gibi ve siyasî entrikacısı gibi onun menzilini ve inzivâgâhını basıp hasta halinde salsiz bir sıkıntı vermek, hiçbir kanuna muvâfık gelir mi? Zerre kadar vicdanı bulunan bu hale acıyacak.
Dördüncüsü: Eskişehir Mahkemesinde altı ay tetkikten sonra, sebebi de cemi- yilik, tarikatçilik olduğu yerleri ham bahanesiyle büyük reisin ona şahsi garazı e onun aleyhinde bazı adliyecileri teşvik ettiği halde, cemiyetçilik ve tarikatçilik He Risale-i Nur cihetinde berået ettirip, yalnız Risale-i Nur'un bir küçük parçası lan Tesettür Risale'ni bahane ederek, kànun ile değil de yalnız kanaat-i vicdaniye le yüz şäkirt içinde beş-on şakirde altışar ay ceza verdiler ki; tetkik zamanına ka dar dört buçuk ay mevkuf, yani bir buçuk ay hapis kaldıkları ve on sene sonra De- mali Mahkemesi yine dokuz ay cemiyetçilik ve tarîkatçilik gibi birkaç bahane ile yirmi senelik bütün mektûbât ve telifâtlarını inceden inceye tetkik ile beraber, An- Lara'nın Ağır Ceza Mahkemesine beş sandık kitapları gönderdikleri ve iki sene o kitaplar ve mektuplar, Ankara ve Denizli Mahkemelerinde tetkikten geçtikleri hal- de, o mahkemeler ittifakla cemiyetçilik, tarîkatçilik HAŞİYE vesâir bahaneler cihetinde berået kararı verip o kitap ve mektupları aynen sahiplerine iâde ve Said'i arkadaş- larıyla beraber beräet ettirdikleri halde, "bir siyasî cemiyetçi" nazarıyla ve "entri- kacı bir adam" tarzında onu ittiham etmek ve adliye memurlarını onun aleyhinde tarikat noktasında sevk etmek, ne kadar kanunsuz olduğunu insâniyeti sukut etme- yen bilir.
Beşincisi: Benim ve Risale-i Nur'un mesleğinin esâsı ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat îtibârıyle, bir mâsuma zarar gelmemek için, bana zul- meden cânîlere, değil ilişmek, belki bedduâ ile de mukabele edemiyorum. Hattâ en şidetli bir garaz ile bana zulmeden bâzı fâsık, belki dinsiz zâlimlere hiddet ettiğim halde, değil maddî, belki bedduâ ile de mukabeleden beni o şefkat menediyor. Çün- kü, o zâlim gaddarın, ya peder ve vâlidesi gibi ihtiyar bîçarelere veya evlâdı gibi mâsumlara maddî zarar gelmemek için, o dört-beş mâsumların hatırına binâen o zālim gaddara ilişmiyorum. Bâzan da hakkımı helâl ediyorum. İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki; idare ve âsâyişe katiyen ilişmediğim gibi, bütün arkadaşlarıma o derece lavsiye etmişim ki, üç vilâyetin insaflı zabıtalarının bir kısmı îtiraf etmişler ki, "Bu Nur Şakirtleri mânevî bir zabıtadır; idare ve âsâyişi muhafaza ediyorlar" de- dikleri ve bu hakikate binler şâhit ve yirmi serle hayatıyla tasdikleri ve binler şa- kirtlerin de zabıtaca hiçbir vukuât kaydetmemeleri ile te'yid ettikleri halde, o bîçâre adamın ihtilâlci ve insafsız bir komiteci gibi menzilini basmak ve insafsız adamlar ona ihanet etmek ve mezi inde bir şey bulamamakla beraber, yüz cinayeti bulunan
wägre Nurların esası ve hedefi, îmân-ı tahkiki ve hakikat-i Kur'âniyedir. Onun için, üç mahkeme tan rikal noktasında berhedefi, îmân-ı ve hakiksenede hiçbir adam dememiş: "Said banabeb kat vermiş." mas'uliyer of Hem, bin seneden beri bu milletin ekislamiyete tarikat namını takıp bu Cemiyet ekser ecdâdı bağlandığı bir meslek, sebeb-i dinutie laarruz etukletem, gizli münafıklar halke edenler, tarikatle ittiham edilmezler. Cemi ise, uhuvvet- stiklerine karşı galibane mukabeldeşliktir. Yoksa siyasî cemiyet olmadığına, üç mahkeme hüküm vermişler. O cihette beräet ettirmişler.
Abdest, Gusül, Kadın Halleri, Namaz, İmâmet, Cemâat, Cumâ ve Bayram Namazları ve Yolcuya Ait Meseleler ile Cenâze Namazı Hakkındaki Hükümleri Beyan Eden
Bu nedenle, varılan bu dönüm noktasında, Türk toplumunun kriz-
lerden kurtulması için ahlak güneşinin doğması gerekmektedir. Yok- sa alınabilecek diğer tedbirler kısa vadeli olmaktan öteye geçemeye- cektir. Ahlaki yozlaşmanın önüne geçildiğinde mevcut krizler toplu- mun şoklanması ve yeniden ayağa kalkarak yarınlara emin adımlarla
yürüyebilmesi mümkün olacaktır. Köprü Sayı 86.Bahar 2004.
İnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12 Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ Ramuz ul Ehadis Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Pamuk Yayınları cilt.. 1.sy.174.
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32 Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34 Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35 oscar Yayınları sy. 217.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00 keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01 kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 250 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02 Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 250 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03 Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 250 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06 Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür. Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.) Sayfa: 361 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07 Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 361 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08 İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 361 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21 610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk. bu ayet mensuhtur
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
Herkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; igfal... aldatma, kandırma, yanıltma. cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
nuna yaklaşılan günlerde terörizm tehlikesi ABD gündeminin en tehlikeli sorunu olduğu kanaatine varılmıştı. Hatta Usame Bin Ladin bir konuşmasında Amerikalıla ra görüldüğü yerde saldırılmasının gerekliliği konusunda bir "fetva" vermiş ve sa- ra görüldüğü vepraklarına yaymak konusunda koguleri nukleer starte vaşı Amerika tour konuşma yapmıştı. İstihbaratteniyle deresalar ile ilg Peknoloji transferi, ticari istihbarat ve değişen tehdit nedeniyle devlet dışı aktörlere teknoloji transouk Savaş sonrası dönemi zain içine gir odaklanda HUMINT yeteneğini önemli ölçüde artırma gayreti içine girmiş, çeşitli savaş desteği rolleri için bölge operasyonlarına operatörler sağlamış ve Afganistan, Irak Filipinler, Yemen, Gürcistan gibi ülkelere özel kuvvet askerleri ile birlikte gö rev yapacak terörle mücadele personeli görevlendirmiştir.
Stratejik Sürpriz
20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19, yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21. yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devletin ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birliklerin konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa süre de yapılabilir bir hale geldi.
Stratejik sürprizlere uğramak, sadece istihbaratçıların bilgi verme ve uyarı sin-
yallerinin eksikliğine bağlanamaz. Analiz ve bu bilgilerin bürokraside kabul görme- si ile ilgili süreçler de önemlidir. İstihbaratçının metodolojik sorunları ve algılama problemleri yanında organizasyonel ve bürokratik nedenlerle bu değerlendirmele rin kabul görme sorunu da ele alınmalıdır. İstihbaratçı topladığı bilgileri temel ola- rak ikiye ayırır, doğrular ve yanlışlar ya da istihbarat jargonu ile sinyaller ve gürül tüler, Söz konusu olan stratejik sürpriz ise aldatmalar zaten her şeyi karmaşık ha le getirir. Aldatma ve belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda en azından kısa dö nemli olarak hemen her bilginin yanında bir soru işareti vardır. Bu yüzden analitik
Elanor Hill, Joint Inquiry Staff Statement, Part I, (September 18), 2002, 9. http://fas.org/irp/congress/2002_hr/091802hill.html
Michael Howard, War in European History, Oxford University Press, (New York, 1979), Chs.5-7.5 Roberta Wohlstetter, Pearl Harbor: Warning and Decision, Standford University Press, (Stanford. 1962), 336-8.
"Donald Daniel and Katherine Herbig (Eds), Strategic Military Deception, Pergamon, (New York.
Kur'an, diğer ilahi kitaplar gibi kendi tarihi ve beşerî hitap alanı olan ilahi bir hitap bütünü olarak vahyin son tecellisi ve ifade formudur. Onun meydana getirdiği beşerî doku Müslümanlar, imani model ise Is- lamiyet olarak isimlendirilir.
Kur'an'dan önce indirilen (inzāl) semavi mesajlardan Musa (as.) için olana Tevrat (Al-i Imran, 3/3), Isa (as.) için olana da Incil (Al-i Imrân, 3/3 vd.) adlandırılması yapılmış, Hz. Muhammed'e indirilene de Kur'an ismi verilmiştir
Kur'an kelimesi, 'okumak' (kira'at); 'toplamak' (el-kar'u); 'işaret, gösterge' (el-karine, çoğulu el-karain) ve bitiştirmek, yakınlaştırmak (karene) kelimelerinden gelmiş olabilir. Kelime, baskın görüşe göre 'kı- rä'at' kökünden hemzeli bir mastardır. Buna göre Kur'an sözcüğünün anlamı, "hafızalarda ve sayfalarda bir araya getirilip, yüzünden, özellik- le de ezberden okunan kutsal metin"dir. Ya da Imam Şâfii'nin savundu-
gu üzere, sözcük herhangi bir kökten türemeksizin Hz. Muhammed vahiyler toplamına verilmiş olan özel bir isimdir.
indirilmiş kutsal Tenm anlamına göre ise Kur'an, "Özel bir ulak (vahiy meleği, Cet natcharacılığıyla, mahiyeti akılla irdelenemeyecek bir şekilde Pe all on kalbine yerleştirilen (Bakara. 2/97, Şuari, 26/194), bir yandan haf gam yerleştinilirken (bifz), diğer yandan yazıyla tespit edilmiş buluran tabel, ibadetlerde okunurken (te'abbud) günlük davranışlar yanında ölüm sonrası var oluş hakkında da en üstün metinsel kaynaklık değeri aşıyan, kitap haline gelişi muhtelif merhalelerde kemale ererek iki ka pak arasında (beyne d-def eteyn) bir araya getirilmiş olan, mevcudiyeti ve nüfuzu ilahi güvenceye nail olmuş bulunan (Hicr, 15/9) ve mütevatir olarak nakledilegelmiş olan son ilahi kitapur." (Mâide, 5/3, Ahzab, 33/40).
B. KUR AN VAHYİNİN İNDİRİLİŞİ
Kur'an'ın 'vahiy' tecellisi olan bir kelam olduğunu öncelikle vur- gulamak gerekmektedir. Kur'an, kendisini bir yandan Allah'tan çok özel bir yolla (el-rabyu) Peygamber'ine iletilen bir kelam olarak sunar- ken diğer yandan da kendisinin cin, şeytan, bir beşer, şair, kâhin, med- yum (mecnun) derlemesi olduğu şeklindeki iddiaları da kesin bir dille reddeder
Sen öğüt vermeyi sürdür, çünkü Rabbinin nimetine mazhar ol- muş olan sen, kesinlikle ne kâhinsin ne de cinlerin tasallutuna
detimolojusi tibarıyla, özgün, hızlı ve gizli bir yolla nitelikli ve yük sek değerli bilgiler sunmak anlamına gelen vahiy sözcüğü, Allah'ın, ön Bökerembetere mesajlanı ile gelen vahi sözcugu/117, 160vd. Boga kozmik yasalarını yerleştirmesi (F41632), bal arısına, kendi nesine de keskin bir idrak ve anlayış bahsetmesi (Taha, 20/38) anlamlar deal feri çalışma düzenini esinlemesi (Pucuk Musa'nın a na işaret eden anahtar terimlerden biridir. Vahiy sözcüğünün "Allah'ın. Özel bir sakça elçi aracılığıyla, seçmiş olduğu (istifa) beser elcilere isteklerini Iste,
uğramış birisil (Tür, 52/29 vd.).
(risalar) iletmesi seklindeki terimsel manası da Hz. Muhammed için vurgulanmıştır Mesela, Kuran'da şöyle denilir. senden önce kendilerinden
peygamberler gönderdiğimiz gibi seni de önce nice milletler geçmiş olan bir millete gon-
derdik 10 ki sana vahyettiğiniz kitabı onlara okuyasın (Ra'd, 13/30 427 vd
Hıristiyanlıkta vahiy, Tanrı'nın, kendisini, Isa (as.) vasıtasıyla açı ga vurduğu beşeri bir zuhurdur. Bu itibarla da kelam (Logos) Isa'dır. Kur'an'da ise vahiy, ilahi ebedi direktiflerin, öğütlerin, betimlemelerin, mana ve kelam olarak Hz. Muhammed'e gönderilişini ifade eder. Bu se bepledir ki Kur'an, kendisini 'ebedi kelam' olarak tanımlar (Tevbe. 9/6). Allah'ın kelamı ve muradı ile diyaloğa girmek isteyen kimsenin de önce- likle Kur'an'a yönelmesi, Kur'an ile hem bilinç hem de ahlaki eylemler düzeyinde temas kurmaya çalışması gerekmektedir. Çünkü Allah, bütün çağlara yönelik dileklerini, Kur'an aracılığıyla canlı ve taze tutmaktadır:
Şu Kur'an bana, sizi ve kendisine ulaşan herkesi uyarmam (in- zar için vahyolundu (En'äm, 6/19 vd.).
Olgular dünyasında kemale eren beşeri gerçeklik gözetilerek vahyedilmesi sebebiyle Kur'an, bir kerede iletilmemiş, beşeriyetin geliş me ilkesine koşut olarak yavaş yavaş, parça parça (müneccemen) indi- rilmiştir. Böylece Kur'an, tarihten koparak soyut bir gerçekliğe değil, ta- rihin ve insanlığın kalbine yönlendirilmiştir. Önceki vahiy geleneği ile mukayese edildiğinde de görülecektir ki Kur'an'da, mesela Tevrat'ın Is- railoğullarına indirilişi hakkında Arapçanın inzal kipi kullanılmıştır. Kur'an için ise tedricilik, çokluk, süreklilik vb. anlamları gösteren tenzil kipi kullanılmıştır. Kur'an'ın inişindeki bu özgünlük ise ilginçtir ve Mek- ke müşriklerinin tepkisine yol açmıştır:
Inkara saplanmış o kimseler dediler ki 'Bu Kur'an ona, (parça parça değil de), toptan, bir defada indirilmeli değil miydi? (Pur
kân, 25/32)
Yirmi üç senelik bu tenzil sürecinin başlangıç tarihi olarak u. 610 yılı kaydedilmektedir. Buna göre günlük işlerin oyalayıcı cazibesinden sıyrılıp Mekke yakınlarındaki Hira mağarasında tefekkür, teemmül ve nefsini aındırmaya yönelmiş olan Hz. Muhammed, kırk yaşlarında, ferdi anınma ve taabbüd (tebannüs) anlarının birinde, vahiy meleğinden (er- Rûbu'l-emin, el-Cebrail) ilk vahiyleri alır. Böylece "Mele-i A'la", beşer âlemiyle temas kurar Kaynakların, üzerinde ittifak ettiğine göre Hz. Muhammed'e gelen bu ilk vahiyler, Aläk suresinin ilk beş ayetidir:
kerem sahibidir Kalemle yazmayı öğretendir Insana bilme diklerini öğretendir
Peygamber'e indirilis süreci, Hira mağarasındaki bu temas ile bas van Kur'an'in bundan hemen önce gerçekleşmiş bir inişi daha vardir la bu onun Kadir gecesindeki inzalidir. Buna göre daha önce Levh-i Mah futa (Bonic 85/21) indirilmis bulunan Kur'an, Kadir gecesi'nde de Levh Mahfür dan dünya semasina (veya Beytu'l-Izzete) indirilmiştir. Duhan 44/3: Kadr, 97/1 ve Bakara, 2/185 avetleri, iste Levh-i Mahfüz'dan dünya semasına olan bu toptan inzal olgusuna işaret etmektedir. 3
CAURANIN EZTÜRLENMESI
Kuran'da geçen, "Rabbinden sana ne vahyolunuyorsa ona tabi of Enam,616 vd.) ayetinde gayet açık bir şekilde Hz. Peygamber, ke sin olarak vahye uymakla emrolunmuştur (En'am, 6/106 vd.). Bu birinci aşamada Hz. Peygamber, fiziksel ve zihnî tüm gücüyle Kur'an'ı almaya onu hafızasına ve bilincine yerleştirmeye yönelmiştir. Bu sebeple, Allah Teala, Peygamber'in ilahi mesajları alması anında, hifz ve idrak yoğun- laşmasını bozacak en ufak bir davranışa bile izin vermemiştir.
O sana vahyedileni hemencecik ezberleyesin diye öyle dilini kımıldatıp durma (Kıyamet, 75/16-18, Täha, 20/114).
Ayrıca, Peygamber'in, kendisine gelen vahiyde en küçük bir de ğişiklik yapma yetkisinin dahi bulunmadığını şu ayet, açıkça göster
mektedir
Onu kendiliğimden değiştirmem asla olacak şey değil. Çünkü ben sadece bana vahyedilene tabi olurum (Yūnus, 10/15).
Vahyi, geldiği şekliyle aynen alan Hz. Peygamber ["O (Peygamber), Tell hususunda cimri davranan, vahyi sizden esirgeyen bir zat değildir send die sondan, va sizden miresina yerleştirmiş tir. Vahiy hali kendisinden ayrılınca da vahyedileni, kalbine yazılmışça sinu hafızasında hazır ve nakşedilmiş olarak bulmuştur. Kur'an'ı ezber leme hususunda Hz. Peygamber'in arkadaşları (sahabe) da büyük bir gayret göstermiştir. Bunlar içinde bilhassa Abdullah b. Mesûd. Zevd b Saba, Abdullah b. Abbas, Ubeyy b. Ka'b, Ebû Mûsâ el-Es'ari... gibi
Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 388 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
beşeri planda gerçekleşmesidir. Kaynaklarda zikredildiğine göre Hz inen vahiylerin yazılması için 'vahiy kâtipliği' kurumunu ih das etmiş, bu görev için aralarında raşid halifelerin yanı sıra, Zeyd b. Sa. Peygamber, bit, Abdullah b. Mes'ud, Hâlid b. Velid gibi sahabelerin de bulunduğu kırk kadar kişiyi görevlendirmiş ve ayetlerin, hangi sureye konulacağını onlara söylemiştir. 10 Muhtemelen, Kur'an'ın el-Kitab isminin de yol gös tena oldude unutulma, bozulma (tabri), tebdil), kaybolma gibi olunm tears at havale edilmey zamanın karşı korunmuş, yazı, ezberi; ezber de yazıyı ve lafzı teyit sulukinkotite, Hafiz-ı Hakiki'nin tasarruf elinin bir aleti ve vasıtası of edustur. Kuran'ın yazılmasına gösterilen özen sebebiyledir ki Hz. Pey gamber, Kur'an metniyle karışmasın diye bir süre, kendi sözlerinin (ba- dis) yazılmasını bile yasaklamıştır:
Benden, Kur'an'dan başka hiçbir şeyi yazmayınız! Kım ben- den, Kur'an'dan başka herhangi bir şey yazmışsa onu silsin!12
E KUR AN IN DERLENMESİ (CEM')
Bin dört yüz küsur yıl öncesi düşünüldüğünde, vahyin indi Mekke-Medine toplumunda yazı malzemesinin gerek çeşit gerekse kule lanım ve dayanıklılık bakımından son derece yetersiz olacağı aşikardır. Bu sebeple inen Kur'an ayetleri, vahiy kâtiplerince ince yassı taşlara ( bal), şlenmiş ince deriye (rıkk), hurma dallarına (el-'usub), kürek ke miklerine (el-ektāj), işlenmemiş deri parçalarına (kita'u'l-edim), 13 çok vam ediyor oluşu, ayetlerin genel sıralamasının henüz kesinleşmemiş andede oka parşömen üzerine yazılıyordu. Buna karşın vahyin de bulunması gibi sebeplerle ayet sıralamasında her an bir değişiklik mey dana gelebileceğinden Kur'an'ın bir kitap hâlinde (Mushaf) derlenmest gerçekleşmemişti, 14 olarak sahabenin de tertibi
paralel bilinmektedir Bunlar icinde, Ömer b. Hattab'in, Ali b. Ebi T Bizzat Hz. Peygamber in sürdürdüğü edindiği birtakım özgülükler içeren, özel Mushaflar bu ikili kayıt sistemine
lib'in, Ubeyy b. Ka'b'ın, Abdullah b. Mes'üd'un ve Abdullah b. Abbas'ın özel nüshaları en tanınmış olanlarıdır 15 Hz. Peygamber her sene Rama- zan ayında, o ana değin gelmiş Kur'an ayetlerini, Cebrail ile gözden geçi- riyordu. Bu karşılaştırma (mukabele), Peygamber'in vefat ettiği sene ise iki kez gerçekleşmiştir 16 Ancak Peygamber'in irtihalinden sonra halife se- çilen Hz. Ebu Bekir döneminde, zekâtı vermemekten ötürü irtidat etmiş olan Yemamelilerle yapılan savaşlar, Kur'an'ın bir kitap haline getirilişi- nin gerekçesini oluşturmuştur. Adı geçen harplerde pek çok hafızın şehid düşmesi sebebiyle, Kur'an'dan bir şeylerin kaybolacağı endişesini duyan Hz. Ömer, halife Hz. Ebu Bekir'e gelerek Kur'an'ı dağınık hâlde bulundu- ğu kağıt parçalarından, düz ince taşlardan, kürek kemiklerinden, işlen- memiş deri parçalarından ve insanların hafızalarından alarak iki kapak arasında derlemesinde ısrar eder. Sonuçta, Peygamber'in Cebrail ile ger- çekleştirdiği son Kur'an mukabelesinde (Arza-i Abire) hazır bulunması, vahiy katipliği yapması, Kur'an'ın tamamıru ezberlemesi ve Hz. Peygam- ber'e tercümanlık yapması gibi gerekçelerle Hz. Ebu Bekir tarafından bu işle görevlendirilen Zeyd b. Säbit, Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir'in de des- tekleriyle yazılı parçaları hafızadakilerle, hafızadakileri de yazılı parçalar- la karşılaştırarak Kur'an'ı iki kapak arasında (Beyne'd-def eteyn) bir Mus- haf haline getirir. Hafızadan ve yazıdan kontrol etmek suretiyle gerçek- leştirilen uygulamanın tek istisnası ise Tevbe, 9/128-129 ayetleri ve Ahzab, 33/23 ayetidir. Hem Zeyd'in hem de diğer sahabenin zaten ezbe- rindeki bu ayetler, yazılı olarak sadece -Hz. Peygamber tarafından tanık- lığı, iki kişinin tanıklığına denk düştüğü belirtilen-Huzeyme ibnu's-Sabit
el-Ensârî'nin yanında bulunur ve onun da tanıklığıyla Kur'an'a yazılır. 17
el-Musbaf ismiyle adlandırılan bu ilk derleme, pek tabiidir ki Hz. Osman'ın çoğalttığı Mushaf için de bir ana metin (prototip) işlevi gör- müştür. Hz. Ebu Bekir tarafından cemedilmiş olan bu Mushafa bütün sahabe de onay vermiş ve onun, Hz. Peygamber'e indirilmiş olan vahiy olduğu konusunda icma gerçekleşmiştir. Mesela, Hz. Ali'nin bu konu- daki şu açıklaması oldukça nettir:
Mushaflara hizmet hususunda insanların en çok sevap kaza- nanı-Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun-, Hz. Ebu Bekir'dir.
Çünkü o, Allah'ın kitabını ilk derleyendir, 18
15 Ibn Ebi Dâvûd, Kitabu'l-mesabif, s. 50-81. 16 Buhari, Sabib, "Fedailu'l-Kur'ân", 7.
Mushafin, Hz. Osman döneminde çoğaltılması Kur'an'ın daha FAURA fazla belde ve insana ulaşmasına imkân vermiştir. Azerbaycan ve Erme nistan savaşlarına iştirak etmiş olan Suriye ve Irak askerleri arasında okuyuş farklılıkları sebebiyle ihtilaf baş gösterir. Kureyş lehçesi üzere inzal olunmuş Kur'an hattına uygun farklı okumaların (kiraat) yanı sıra kelimenin eş anlamlısıyla değiştirilerek (tebdil), takdim-tehir yapılarak efsir için açıklayıcı notlar ekleyerek vd. okumalara da izin vermiş olan sir har ruhsatının esprisini bazı kimseler kavrayamamıştı. Bu insan bar sadece kendi beldelerindeki muallim (mukri) sahabe tarafından o retilen kıratlaın doğru, diğer kıratlarınsa yanlış olduğunu düşündü Hz. Osman, zuhur eden bu anlaşmazlığı, daha önce ümmetin onayıne almış bulunan Mushaf üzerinden çözer. O, Zeyd b. Sâbit'in başkanlığın da bir komisyon kurar. Komisyon, Hz. Peygamber'in zevcesi Hafsa'daki Hz. Ebu Bekir ana metnini esas alarak üç ile yedi arasında değişen say larda Mushafı çoğaltır. Çoğaltılan Mushafların yedi tane olduğunu söy leyen görüşe göre bunlardan bir tanesi Medine'de bırakılmış (el-Mush ful-Imâm) diğerleriyse Kufe, Basra, Şam, Mekke, Yemen ve Bahreyn gi bi beldelere gönderilmiştir. 20 Hz. Ali de Hz. Osman'ın, Mushaflan ço ğaltmasına tam onay vermiştir:
Dedi ki Alil: "Ey insanlar, Mushafların çoğaltılması] hususun- da Osman hakkında aşırılık yapmayın ve onun için ancak ve
ancak güzel şeyler söyleyin. Çünkü o, bu konuda yaptıklarını, bizden bir topluluğun da onayıyla yaptı...21 Mushafların çoğaltılması sırasında, yazılışında ihtilafa düşülen hu
suslarda Kureyş lehcesi esas alınmış (bkz. tabiat kelimesinin yazılışı), aync son mukabeleye (Arza-i Abire) en yakın kisinin de tanıklık ve tashih gözetilmiştir. Böylece Hz. Osman, Müslümanları, Hz. Peygamber'den geldiği kesin olarak bilinen kıraatler üzerinde birleştirmiş, Kur'an hattina uygun düşen kıraat farklılıklarının bir fitneye yol açmasını önlemiştir. 22
Zerkeş, el-Burbán, 1 235 να The Ebi Divid, Kuabu l-mesabif, s. 21, 23, 34.
Ibn Ebi David, Kitabu'l-mesabif, s. 25: Suyūti, el-likaη. 1. 59-60 Ibn Eli Dávid, Küabu I-mesabif, s. 22-23.
Kur'an'ın biçimsel dokusu, "sure" ve surelerin alt bölümlerini teş kil eden "ayetlerden oluşmaktadır. Farklı uzunluklardaki 114 sureye mukabil, farklı ölçütler nedeniyle ayet sayısı âlimlerce farklılık arz et- mektedir.
1. Sure
Kelime anlamı itibarıyla sure (çoğulu suver), yüksek rütbe, mev- ki, şeref, binanın kısmı veya katları manasına gelirken, terim olarak Kur'an'ın muhtelif kısım ve tabakalarını teşkil eden parçalarına verilen isim manasında kullanılır. Kur'an'dan ilk inen sureler, içinde cennet ve cehennemin zikredildiği mufassal surelerdir. İnsanlar bütün benlikleriy- le İslam'a yöneldiğindeyse helali ve haramı konu alan sureler inmeye başlamıştır. Hz. Osman'ın çoğalttığı mevcut Mushafların tertibine ba- kıldığında surelerin, Fâtiha müstesna, uzundan kısaya doğru sıralandığı görülür. Sureler birbirlerinden, başlarındaki besmelelerle ayrılır. Bunun tek istisnası, Enfäl suresinin bir devamı mı yoksa ayn bir sure mi olduğu hususunda nebevi bir açıklama gelmemiş olması ya da müşriklere bir uyarı ve ilan-ı harp olmasından ötürü, bir rahmet ve merhamet pasajı olan besmelenin buraya uygun düşmeyeceği düşüncesiyle başına bes- mele yazılmamış olan Tevbe (Bera'e) Suresi'dir.
Sureler isimlerini, içinde geçen kıssadaki kimi şahsiyetlerden (Nuh, Hud, Ibrahim vd.), topluluklardan (Cin, Melaike/Fatır vd.) veya konuların birinden ya da ilk kelimelerden (Kad Semi'a, Sübhän, Lem Yekun) veyahut da başlarındaki Hurûf-ı mukatta'a'dan (Tähä, Yasin vd.) almıştır. Bazen bir su- renin birden fazla ismi bulunabilmektedir: Isrå-Benî İsrail, Insan-Dehr vd. gibi. Fâtiha suresinin ise Esas, Salât, Duâ, Ümmu'l-Kur'ân, Şifa gibi yirmiye yakın ismi vardır. Bazen iki veya daha çok sure grubuna verilen adlar da vardır: Zehrâvân: iki parlak sure (Bakara ve Al-i Imran), Muavvize- tän (Felak ve Nis), Muavvizāt (Ihlas, Felak ve Näs) gibi. Sureler, uzunlukları itibarıyla da adlandırılmıştır. Fâtiha'dan sonraki yedi uzun sureye, 'Seb'i tıväl', ayetleri yüzden fazla veya buna yakın olanlara 'miûn', ayetleri yüzden az olanlara, 'mesânî', daha kısa ve sık sık besmelelerle birbirle rinden ayrılanlara da 'mufassal' sure denilmektedir. Buna göre Kur'-
13 Buhari, Sabib, "Fedailu'l-Kur'ân", 6
Ahmed Ibn Hanbel, Müsned, 1. 57, Zerkeşi, el-Burban, 1. 263.
an'daki en uzun sure, 286 ayetiyle Bakara suresidir, en kısa surelerd üçer ayedik olan Asr, Kevser ve Nasr sureleridir Diğer bir adlandırmaya göre de hicretten önce inen surelere Mer inenlere de Medeni sure denilmiştir. Mekke'n
dışında da olsa hicretten önce indiğinden Mekki olarak nitelenen su ki sure, hicretten sonra ler (Bakara ve Al-i Imran hariç), genellikle kısa olup ifadeleri vurguludur. B ler tuk bazen hurûf-i mukatta'a denilen söz kalıplarıyla bazen de yeme formlarıyla başlar ve daha çok yaratılış, Adem ile Iblis arasındaki kos peygamberlerin ümmetleriyle olan münasebetleri, ahiret hayat, koy met gibi mevzuları işler. Uzun cümlelerden oluşan Medeni döneme sureler ise genellikle miras, cezalar; cihad ve cihada dair hükümler ale hukuku, içtimai yasalar vb. konuları işler.
2. Ayet
Kelime anlamı, açık alamet, işaret, mucize, ibret ve delil manalar na gelen ayet sözcüğünün terim anlamı, surelerin içinde, başı ve sor bulunan, bir ya da birkaç cümleden oluşabilen anlamlı pasajlardır. He ayetin son kelimesine, 'ayıran kelime' manasında kelime-i fâsıla, bu be limenin son harfine ise harf-i fâsıla denir. En uzun ayet, tam bir sayfa ta tan Müdäyene ayeti (Bakara, 2/282), en kısa ayet de "Ve'd-duha "D bukelimesidir. Kur'an'ın son inen ayetleri konusunda farklı gönisa sektir: Bakara, 2/278, 281; Nisa, 4/176; Tevbe, 9/128-129; Mâide, 5.5 bulunmaktadır. Şu ayetlerin, en son ayetleri olma ihtimali daha Nasr, 110/1-3,27
Ayetlerle irtibatlı bir kavram da leri takviye, vb. gayeler için indirilmiştir. İşte, ayetin gelişinin dünye terimidir. Kur'an'ın pek çok haturda tutulmalıdır ki ayet özel bir sebep yahut muayyen bir sahis hak sebeb-i nüzûl (ayetin iniş sebel ayeti, bazı hadiseler, beşerî talep ve sorul yanlış uygulamaların tashihi, başta Hz. arka planı sayılan bu durumlar sebeb-i nüzül olarak adlandırılır. Su de dâen) inen ayetler de vardır ki bunlar salt içerdiği mesaj ve maksatlar kinda inmiş bile olsa onun içerdiği hüküm, açık bir mani Peygamber olmak üzere Mümin sürece, genele samildir. Diğer yandan, harici bir dan ötürü inmiştir. bulunmad sebep olmaksızın (be
Ayetlerin Kur'an bütünlüğü içindeki tertipleri konusunda ittifakla
Ayetlerin tertibi, doğrudan Allah Teala tarafından bildirilmiştir (tevkifi). Yani, elimizde bulunan Mushaf-ı şeriflerdeki surelerin ayetleri, harfiyen Hz. Peygamber'e Cibril'in bildirdiği tarzda yer almıştır ve değiştirilemez. Zira inen her ayetin, hangi surenin hangi kısmına konulacağını bizzat O (Cebrail) bildirmiştir. 28
Ayetlerin surelere yerleştirilmesinde, butünüyle ilahî bir tercihin etkin olduğu görülmektedir. Bu özellikten ötürüdür ki konuları bakımın- dan zahiren birbiriyle uzlaşmaz görülen ayetler yan yana gelebilmiş ve Mekki bir ayet Medeni ayetler içinde, Medeni bir ayet de Mekki ayetler içinde yer alabilmiştir. Özellikle, tarihsel metinler konumundaki kıssalar açısından, mevzu bir yerde topluca ele alınmayarak muhtelif yerlere da- ğıtılmış, kimi zaman da vurgu amacıyla tekrar cihetine gidilmiştir (tekrîr).
H. KUR'ANIN (SLUP OZELLIGE
Kur'an üslubu, okuyucuyu zihnen hep uyanık ve dingin, coşkulu, heyecanlı, düşünen ve sorgulayan bir dünya içinde tutmayı amaçlar. Bu sebeple de Kur'an, teorik bilgiyle pratiğin örneklerini yan yana zikret- miştir. Kıssalar ile peygamber-ümmet ilişkilerinden hemen sonra imana vurgu yaparak ahlaki ilkeler sunmuş, Müminlerin mutlu sonlarının anla- tımının peşinden, gevşemeyi önleyip motivasyonu yüksek tutmak için inançsızlığın ölümcül ve yıkıcı sonuçlarını sergilemiş, ilahî cemal sıfatla- rının odak terimleri olan rahmet ve mağfiretin hemen peşinden, ilahî iz- zet ve intikamla ilgili sıfatları getirmiştir. Kısaca, zıtlıkları harikulade bir biçimde telif etmiştir. Bu, Kur'an'ın teşhisiyle, ilahî bir üslup ve aşkınlı- ğın fırça darbeleridir:
Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan var mı ki? (Bakara, 2/138).
Kur'an böylece, her konuyu belli bir bölümde sunmak gibi mo- noton bir yola girmemiştir. İnsanı, süregelen bir zaman İçinde, imanın ve ahlakın teorisi yanında pratiği, aktüel var oluşun yanı sıra, tarihin uzak ve derin çağıltısı ve felsefesi, içkin olan yaşamın (el-acile) yanında, metafizik olan hakikatin (el-abire), bütün var oluş ve var olanlar ufkunu titreten ve ritmine cezbeden kuşatıcılığı ile iç içe bulundurmuş, emsali
Suyûti, el-tkan, 1 61-62; Yıldırım, Kur'an-ı Kerim ve Kur'an Ilimlerine Giriş, s. 41-42.
gönülmeyen bir bütüncüllük (bolizm) sergilemiştir. Kur'an'ı yüksek bir var oluş bilinciyle okuyan bir kimse, muayyen bir zaman dilimi icinde idea bütün zaman boyutlannı kendi hususi tarihiliği içinde bütün tari- šen your sanu kendi cazibe alanına çekerek değiştiren, giderek bigarip onu yeniden inşa eden bu ruh ve var oluş ateşi, işte Kuran'a özgü bu nazım ve söz düzeninden kaynaklanır.
Her şeyden önce Kur'an ayetleri, son derece özlü ifadelerdir. Sö- zin ve mananın yardımıyla anlaşılacak lafızlar zikredilmemiş (hazf, ih- mál, bunu karşın vurgu yapmak veya dikkat çekmek amacıyla kimi ifa- deler de bağlam sebebiyle zikredilmiş (itnâb); seci' ve şiirde olduğu üzere ölçü ve ahenk kaygısıyla hiçbir kelime ya da harf zikredilmemiştir (a) Yüksek edebi Arapça için söz konusu olan bütün sanatları (teş- bah, meciz, temsil vd.) içeriyor olmasına karşılık, Kur'an, hepsinin top- lammdan yüce bir kelamdır. Bunu vurgulamak amacıyla olsa gerek Tâ- hi Hüseyin, "Kur'an ne şirdir, ne nesir, o Kur'an'dır!" demiştir.
Ku
re
VU
les
et
Ib
iba
JALPANIN KONULARI
ec
ili
K
bo
ni
ler
Kiran berveyden önce Allah merkezli (Theocentrique) bir varlık Bu sadik semasanın merkezinde, bütün isim ve sıfatlarıyla da Allah in varba, O'nun varlık alemiyle olan yaratma Chalk ve îcâd). A Taburen merkezinde, bez konularının başıd var dame (kayyimizel) vb. münasebetleri yer almaktadır. Buna gö- elmiradesi ve kudretiyle bu kozmik âlemi kolayca yaratan, onu de- ik memebeler halinde düzenleyen, özel olarak arzı, insan için yaşanı barada biçimlendiren, ihtiyaçlarının karşılanması için onu diğer cana vecantuz varlıklarla bezeyen, kendi yaratıkları olması münasebe Kyle Jalullah), ginahkar olsun olmasın, bütün insanlara bakıp onlan besleyen (Rahman, Rabim), bura karsılık var olus sürecinin en sonun- da onu, basin bu davranış ve niyetlerinden ötürü sorgulayacak olan Al- bar Kur'an, insanın yaratılışına özel bir önem atfetmistir. Kur'an'da Allaman-Tanrısal itina, ehemmiyet ve seçilmişlik göstergesi ola- rak kendi elleriyle yarattığı (Sad, 38/75), varlık alanında üstleneceği mis- yonu sebebinle onu meleklerden bile üstün kılarak Bakara, 2/34), itaat ve Inyan kuapharyla (faciür-labra) donatığı (Sems, 91/8) belirtilir. Buna malwe mandan tek beklenilen şeyin en genis ve kapsamlı anla- mayla bude ve kulluk (Zariya, 51/56-57) etmek, arzı ilahi irade ve hikmet gusura mamur ve yaşanılabilir bir ver haline getirmek olduğu ve
bunun için insana bir özgürlük alanının (irade-i cüziyye) tanındığı (Kehf, 18/29) Kur'an'ın değişik pasajlarında yer almaktadır.
Iman, ibadet ve ameller de Kur'an'ın temel konularındandır. Kur'an'da iman konusunun ayrılmaz sacayakları olan Allah'a, melekle- re, kitaplara, peygamberlere ve ahiret gününe iman gibi esaslara sıkça vurgu yapılmakta ve tevhid anlayışı da bütün konuların mihverine yer- leştirilmektedir. Bu tevhid anlayışı da insan hayatında salt Allah'a iman etmek, salt O'nun hoşnutluğu için ibadet etmek ve salt O'nun hoşnutlu- ğu doğrultusunda davranmak (tevbid-i külli) şeklinde tezahür etmiştir. Ibadetler ise Kur'an'da, titiz bir hiyerarşi içinde ele alınmıştır. Günlük ibadetlerin (namaz, dua, zikir) yanı sıra ibadetlerde, aylık (oruç) ve yıl- lık ibadetler (zekâtlar), uygun koşullarda gerçekleştirilecek ibadetler (hac)... şeklinde bir sınıflandırma yapılabilir. Günlük ve yıllık, bedenî ve ekonomik (mali) ibadetler olarak namaz (salāt) ve zekât Kur'an'da en çok bahsi geçen iki ibadettir. Bir sureye ad olarak verilmiş (Hacc, 22/27) ve değişik yerlerde de (Bakara, 2/158, 189, 196 vd.) bahsi geçen hac ibadeti, toplumsal, kültürel ve dinî çerçevede güçlü çağrışımları olan bir ibadet olarak dikkat çeker. Kur'an'da çokça geçen ve dinin onayladığı, yapıp etmeleri gösteren salih amel kavramı, Müminlerin bütün yaşamla- ını içine almaktadır. Öylesine ki Kur'an'da iman bahsinden hemen son- ra, salih amel bahsi yer almaktadır.
Bütün idrak ve yetilerimizi kozmik āleme yönelten Kur'an'da gü- neş, ay, yıldızlar, dünya, yedi kat gökler de dahil, bütün bu hayran bıra- kıcı panoramanın bir anlamının ve gayesinın olduğu, -ister mikro, ister- se makro düzeyde olsun- hiçbir şeyin yersiz ve amaçsız (bâtıl, abes) ya- ratılmadığı sıklıkla anlatılmaktadır. Akıl ve kalp, bütün duyarlılıklarıyla bu fenomenlerin arkasındaki aşkın yaratıcı ve düzenleyici yüce kudrete yönlendirilmektedir Her şeyin bir gaye (teleoloji) doğrultusunda var edildiği vurgulanarak 'Allah, evren ve insan' arasındaki derin varoluşsal ilişki dikkatlerimize sunulmaktadır.
Buna bağlı olarak ilahi metinler geleneğine paralel biçimde Kur'an, ahireti, içkin hayatın bir devamı, cennet ve cehennem bölümle riyle ebedi var oluş boyutu olarak sunmaktadır Bundandır ki 'var oluş boyutu'nu sadece dünyevi zamansallıkla sınırlayan, yeni bir boyutta ye- ni bir hayat tecrübesini imkânsız gören tabiatçılar ("Ahireti inkar eden käfir ler şöyle dediler Hayat, sadece bu dünyada yaşadığımız hayattan ibarettir. Ölürüz, ya- şanz. Bizi yalnız zamanın akışı (dehr) yok etmektedir. "(Casiye, 45/24 vd.)), Kur'an'-
bir tabiat betimlemesi yapılmakta da skxa ekştirilmektedir. Özellikle dirilişi (ba's) ve ahireti reddedenle ek olgu vecuzi sistemlerin, nasıl külli ve kuşatıcı ilahi gerçekliğe dela. re tunnisal hakikatten beslenen letet anlatılmaktadır. Iman şemasında olmazsa olmazlardan olan huret, diğer yandan 'gayb kavramının merkezî konularından birisidir Kuran'da, gerçek var oluş ve yaşam diye nitelenen ahiret ("Kuşku yok ki hida havan ta kendisidir... (Ankebût, 29/64)), mahiyeti gereği, bakidir wera byandan daha hayırlıdır (ebka) (Nisa, 4/77; En'âm, 6/32 vd.). Arikiana karşın, varlıklar için en uygun olanı ve itidali gözeten Kuran, Künün iplemesiyle, ahiret merkezli bakış açısıyla dünyayı gö neme hedefini sunmaktadır: ve tek
Allah in sana ihsan ettiği bu servetle ebedî ahiret yurdunu ka- ranmaya gayret göster ama dünyadan da nasibini unutma!
2877)
Karan ın işlediği mühim konulardan bir diğeri ise neredeyse ahi- mele bir söz ve kavram sarmalı oluşturan 'kıyamet'tir. Kıyametin kopu- insanların lecessüs yoğunluğuna paralel olarak Kur'an'da değişik amier alında ve sahneler hâlinde sunulmuştur. Mutlak ğayb alanında ğundan okmin, 31/34), ne vakit gerçekleşeceğine dair Hz. Peygam- bere dala bögi venilmeyen "Sana kıyametin ne zaman geleceğini sorarlar. De ki sera peregre dair bilgi yalnız Rabbimin yanındadır..." (A'raf, 7/187 vd) kineet Kuranda e kyame boyuk blus), el-hakka (kaçınılmaz bü ne geçilmez felaket), büyük haber, pâşiye (dehsetiyle varlıkları bü- (buyuk rara), es-sähha gibi isimlerle zikredilir. Bilhassa da "es-sa'atu karia (dehşeti ve korkusu yürekleri döven, et-tâmmetu'l-kubra kelimesi kullandır. Bu anlamda kıyamet, dünyanın son demini, bu koz- makalemin bitus anni, onun ecelini göstermektedir (Ra'd, 13/2; Lokman. 11/29) Bu sebeple Kur'an'da, kendilerine vemin edilen pek cok koz mik unsurun gunes, ay, gece, gündüz, kusluk vakti, zaman, incir, zey- kent (Mekke) vb yanı sıra güçlü, ahlaki ve varolussal çağrışımları sebebiyle kiyamete de yemin edildiğini görürüz (Kıyâme, 75/1). Kur art in anlatımıyla bir göz vikime gerçekleyecek
olan (Nahl, 16/77; Kamer, 54/50) bu kusatıcı yıkımda, Walian keramik unsurların tam kırpışı kadar, hatta ondan da kısa bir bir çözülüşü gözlenirken (Tekvir, 81/1-8; Infi lan fırlayacağı (sabisa: Enbiyâ, 21/97; teşbasu Ibrahim. 8/15 vd), yer yer Eneric Kryamet karşısında gözlerin sanki yuvalarından de insanı saran dehset sahneleri be kamaşarak afallayacağı (Kıyame
14/42) dile getirilir. Kur'an'ın şu ayetleri kıyameti betimleyici mahiyetiyle son derece anlamlıdır:
Gerçekten kıyamet saatinin depremi müthiş bir olaydır. Onu göreceğiniz gün... çocuğunu emziren anne, dehşetten çocuğu- nu unutup terk eder. Hamile olan her kadın çocuğunu düşürür. Insanları sarhoş olmuş görürsün, hâlbuki gerçekte onlar sarhoş değildirler. Fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir (Haасс, 22/1-2).
Sonuç
Allah'ın ebediliğini (ebků: Täha, 20/73; yebkā: Rahmân, 55/27), O'nun dı- şındaki her şeyin ise sonlu olduğunu (fani Rahmân, 55/26); bu bağlamda kozmik âlemin de gelip geçiciliğini; bakinin ise en hayırlı olduğunu (Nahl, 16/96), bu sebeple bir var oluş ilkesi olarak baki ve hayırlı olana (el- bakiyat es-salibât: Kehf, 18/46) yönelmek gerektiğini merkeze almış olan Kur'an, daha pek çok konuya değinmektedir: Doğum, ölüm, yemek iç- mek, cinsel yaşam, evlilik, boşanma, nafaka, yardımlaşma, savaş, barış, inanç özgürlüğü ve imanda içtenlik, peygamberlerin mucizeleri, kitap ehli, çok tanrıcılık (şirk), cennet ve cehennem... Kur'an, kopmaz bir tu- tamaktır (el-urvetu'l-vuska: Bakara, 2/256; Lokmân, 31/22), tazeliği sona erme- yen aşkınlık goncasıdır, bir kılavuzdur, karanlıkları parçalayan bir ışık kaynağıdır (nür. Bakara, 2/257; Mãide, 5/15-16 vd.). Ve Kur'an, "Onunla uyarı- lıp da kendilerine dönsünler diye, insanlara çok etkin bir iletidir (be- lag)" (İbrâhîm, 14/52). Nihayet Kur'an, Allah'ın, varlıkları düzeltmek ama- cıyla gönderdiği ebedî bir yasadır, yeryüzünü hakikate iletmek için gök- yüzünün kanunudur. 29
Kaynakça
ABDULBAKÎ, Muhammed Fuâd, "âyet", "sûre", el-Mu'cemu'l-mufebres li-elfâzı'l-Kur'âni'l-Kerîm, Dâru'l-Hadîs, Kâhire 1422/2001.
AHMED B. HANBEL, Müsned, Çağrı Yay., İstanbul 1992.
Bir gün, Bediüzzaman, Meclisin Riyaset Divanı solc nunda, kalabalık bir mebus halkası içinde, Mustafa Kema Paşa'nın şu sözlerine muhatab oluyor:
- Sizin gibi kahraman bir hoca bize lâzımdır! Sizi yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağır dık. Geldiniz ve en evvel namaza dair telkinlerde bulun- dunuz, aramıza ihtilaflar soktunuz!>>>
Bediüzzaman gereken cevabı verdikten sonra iki par- mağını ileriye uzatarak şu cevabı verir:
<<- Paşa, Paşa!.. İslâmiyette imandan sonra en yük- sek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin ise hükmü merduttur.»
Bediüzzaman'ın hayatını yazan büyük eserin 93 üncü sahifesinden aynen aldığımız ve Said Nurî'nın şahsen Mustafa Kemal Paşayı kastetmeyip mücerret mânâda sar- fettiği bu söz, Mustafa Kemal Paşa'da menfi bir tepki do- ğurmuyor, aksine teşekküre vesile oluyor.
Bediüzzaman Ankarada bulunduğu müddetçe, Şark Darülfünununun kurulması için uğraştı.
Mebuslardan bir topluluğa şöyle diyor:
Hayatım boyunca bu Darülfünunu tesis için uğraş- tım. Sultan Reşat ve İttihatçılar 20 bin altın lira verdiler. Siz de o kadar verdirin de «Medrese-tüz-Zehra» kurul- sun!
Bu isteğine karşılık 150 bin lira kâğıt para vermeyi
kabul ediyorlar. Fakat Said Nursî kararı bütün mebusla-
ra imzalatmak dileğinde...
Bazı itirazlar geliyor:
Sen yalnız medrese usuliyle gidiyorsun! Garplıların da ilimleri benimsemek ve onlara benzemek lazım!
Tarih 24 Ocak 1993. Gazeteci Uğur Mumcu, Ankara Karlı Sokak'taki evinden çıkıp işine gitmek için arabasına bindi. Ancak saniyeler sonra otomobiline yerleştirilen C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti.
Suikastin hemen ardından olay yeri inceleme altına alındı ama suikastle ilgili hiçbir! delil bulunamadı. Cinaye- tin üzerinden bugün tam onca yıl geçse de olay aydınlatıla- bilmiş değil...
Suikastin ardından Türkiye yeniden sert bir şekilde ku- tuplaştı. Mumcu'nun Atatürkçü olması nedeniyle öldürül- düğünü savunan laikçi kesim sokaklara indi. Suikastı İs-
lami Hareket, İBDA-C ve Hizbullah gibi çeşitli örgütlerin üstlenmesi laiklik paranoyasının boyutunu daha da artırdı. Peki Mumcu sözde "islami örgütler" tarafından ideolojik sebeplerden dolay mı öldürüldü yoksa cinayetin arkasında daha derin sebepler mi vardı?
Bu konuda çeşitli iddialar ileri sürüldü.
1. Uğur Mumcu öldürülmeden 17 gün önce kaleme aldı- ğı köşe yazısında PKK - Barzani - MOSSAD ilişkisini ifşa etmişti. Mumcu, Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel 's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" isimli kitaba dayandırdığı yazısında Mossad'ın PKK'ya 50 milyon dolar para verdiğini yazdı.
İddiaya göre Mumcu bu yazının yayınlanmasından sonra İsrail Büyükelçiliğine çağrıldı ve görüşme sırasında tehdit edildi. Mumcu'nun İsrail - PKK bağlantısını ortaya çıkardığı için öldürüldüğü iddiası bugün en çok konuşulan komplo teorileri arasında.
2. Mumcu Susurluk kazasından çok önce Abdullah Çat- lı ve adamlarıyla ilgili yazılar kaleme kalıyordu. Ayrıca Papa'ya suikast girişiminin perde arkasıyla ilgileniyordu. Papa-Mafya- Ağca isimli bir kitap yazdı. Ağca'nın ülkücü- lerle, mafyayla ve Bulgaristan ile bağlantısını anlattığı için öldürüldüğü öne sürüldü. Katledilmeseydi belki de Susur-
bak kazasted or god dökülen devlet-siyaset-mafya bağlan- mlarını önceden gözler önüne serecekti.
3. Bir diğer iddia Mumcu'nun Abdi İpekçi katillerinin peşine düştüğü ve failleri ortaya çıkarmasına çok az kaldığı için öldürüldüğü yönünde.
4. 1993'te Uğur Mumcu'nun öldürülmesi en çok 28 Şu- batçıların ekmeğine yağ sürdü. Cinayetin ardından Türkiye iki kampa ayrıldı. Suikastin idolojik amaçlarla gerçekleşti- ğini öne sürenler "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganla- nyla ortalığı ayağa kaldırdı. Böylece dört yıl sonra REFAH -YOL hükümetine karşı yapılacak postmodern darbe için zemin oluşturulmuş oldu.
5. Ergenekon sanığı Ümit Oğuztan, polise verdiği ifade- de Uğur Mumcu'nun Celal Talabani'ye gönderilen seri nu- maraları silinmiş silahlar nedeniyle öldürüldüğünü söyledi. Oğuztan, "Albay Kıvrak suikasttan bir gün önce Mumcu'yu uyarmak istedi" dedi. Ancak Albay Kıvrak bu iddiaları ya- lanladı.
2019, İlya İzmir Yayınevi, İzmir - Türkiye 5846 Sayılı Yasaya göre tüm hakları İlya İzmir Yayınevi'ne ait olup kısmen veya tamamen, izin alınamadan basılamaz.
Lilith Yayıncılık İlya İzmir Yayınevi'nin markas
ISBN
978-605-7595-05-8
Baskı
Birinci Baskı, Mayıs 2019 - İZMİR
Basıldığı Yer
İlya İzmir Yayınevi Matbaası
Adres
İlya İzmir Yayın Medya Yapım Dağıtım Pazarlama Sanayi Tic. Ltd. Şti. Refik Tulga Cad. No:11 Çamdibi/İzmir Tel-Pbx: (02323) 462 75 86 - Fax: (0232) 462 32 19
Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu vb-gizli birtakım mihrakların eli olduğundan
ciddi kuşku duyuyor. Söz konusu ölümlere bugüne kadar "tatmin edici"
bir cevap ne yazık ki getirilebilmiş değil...
Araştırmacı yazar Atilla Akar bu kez üzeri örtbas edilmiş, kaza, intihar, hastalık, kalp krizi və görüntüsü verilmiş, fakat her zaman zihinlerde soru işareti bırakmış "esrarlı ölümler"i masaya yatırıyor. Gizli suikastların hangi yollarla yapıldığı ve açık suikastlardan farkını bir "derin savaş" metodu olarak ele alıyor. Türk tarihindeki gizli suikast vakalarına da değinen yazar oldukça etraflı bir şekilde yakın tarihimizde ve günümüzde üzerinde 'Gizli Suikast' kuşkusu olan ölümler inceliyor.
Gizli Suikastlar okudukça sizi hayrete düşürecek, "doğal ölüm" zannettiğiniz olayların aslında öyle olmayabileceğinin ipuçlarını verecek. "Gizli Tarih" alanındaki bu çalışma gene bilinmeyeni, saklananı, üzeri örtüleni gün yüzüne çıkartacak.
Atilla Akar, 1960 İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Basın-Yayın Auksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü'nü 1987 yılında bitiren Akar, gazeteciliğe 1982 yılında Hakimiyet Gazetesi'nde başladı. Stajını Cum huriyet Gazetesi'nde tamamladı. Ardından sırasıyla Hürgün, Yeni Olgu, Tempo, Nokta, Panorama, Sosyal Demokrat Dergi. Akşam, Günaydın, Tak vim, Radikal, Kanal E, TV8, Yeni Binyıl, Hedef, gibi dergi, gazete ve televiz. yonlarda muhabir, editör, köşe yazarı, yayın yönetmeni ve koordinatör olarak çeşitli görevlerde bulundu. Tüm bunların yanısıra muhtelif yayın organların- da çok sayıda makale, deneme, röportaj ve yazı dizileri yeraldı. Halen kendi sitesinden www.atillaakar.com.tr sitesinde İnfial sütunlarında yazmaktadır. Kitapları:
Bir Kuşağın Son Temsilcileri: Eski Tüfek Sosyalistler. 3. Baskı. Babil Y. 2004.
Horzum Labirenti / Kemal Horzum Dosyası. BDS Y. 1990.
Kimlik Bunalımından Yenilenme Sıkıntısına Sosyal Demokrasi. GSD Y. 1993.
Öteki DSP/ Ecevitlerin Gayri Resmi Öyküsü. Metis Y. 2002.
Merkez Efendi Mah. Fazılpaşa Cad. No:8/2 Topkapı/İSTANBUL
Tel: 0 212 612 31 85-576 00 66
Sertifika No: 12156
1. Baskı Mart 2009
Genişletilmiş 2. Baskı Kasım 2009
4. Baskı Mart 2013
5. Baskı Mart 2017
978-975-996-199-2
Kültür Bakanlığı Yayıncılık Sertifika No: 12391
PROFİL: 141
STRATEJİ-ANALİZ: 20
K PROFİLKİTAP
Necip Fazıl Bulvarı Keyap Sitesi G1 Blok No: 112
Yukarı Dudullu - Ümraniye / İstanbul www.profilkitap.com/bilgi@profilkitap.com
Tel: 0 216 365 70 91 (pbx) Faks: 0 216 365 70 94
Profil Kitap Maviağaç Kültür Sanat Yayıncılık Tic.Ltd.Şti markasıdır.
Bu kitabın Türkçe yayın hakları Atilla Akar ve Profil Kitap'a aittir. Yazarın ve yayıncının izni olmadan herhangi bir formda yayınlanamaz, kopyalanamaz ve çoğaltılamaz. Ancak kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
"De ki (Ey Peygamber): 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin; zira Allah çok affedicidir, rahmet kaynağıdır."
Kur'an-ı Kerim 3/31
"Allah ve Peygamberi bir konuda hüküm verdikten sonra artık mümin bir erkek ve kadının kendileriyle ilgili konularda tercih serbestliği yoktur: (bu, hakkı kendinde gö- rerek) Allah'a ve Peygamberine isyan eden kimse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."
Kur'an-ı Kerim 33/36
"Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki insanlardan kim benim (davetimi) duyar ve benimle gönderilen (İslam dinine) iman etmeden ölürse, ister Yahudi olsun ister Hristiyan olsun kesinlikle cehennem ehlinden olur."
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 223 1 İlim, müminin kaybettiği bir şeydir. Nerede bulursa alır. Hz. Enes (r.a.) 223 2 İlim ikidir: kalbde sabit olan ilmi ki nâfi olan da budur. Ilim dilde olursa, bu, kıyamette Allah'ın, kulu aleyhine bir hücceti olur. Hz. Enes (r.a.) 223 3 İlim hazinedir, anahtarı da sualdir. İlmi sualle eşin ki, Allah size merhamet etsin. Böylece dört sınıf me'cur olur: Soran, öğreten, dinliyen ve bunlara karşı muhabbet taşıyan. Hz. Ali (r.a.) 223 4 İlim üçtür. Bundan fazlası fazilettir: Ayeti muhkeme, Sünneti kâime, (amel edilen sünnet), ve farizatün âdile. (Bunlardan çıkarılan ahkam) Hz. İbni Amr (r.anhüma) 223 5 İlim yapmak, amelden hayırlıdır. Dinin kıvamı da verağdadır. Alim, ilmi az da olsa, ilmi ile amel edendir. Hz Ubâde (r.a.) 223 6 İlim, ibadetten efdaldir. Ve dinin kıvamını temin eden şey de verağdır. (Verağ, şüpheli şeylerden kaçmak) Hz. Abbas (r.a.) 223 7 İlim amelden efdaldir. Amelin efdali de ortacasıdır. Allahu Tealanın dini "Kâsî" (ifrat) ile "ğâlî" (tefrit) arasındadır. (İkisi ortası sıratı müstakimdir. Onu bulmak Allahın tevfiki ile olur.) Hasene de iki seyyie arasıdır. (Amelde aşırı gitmek seyyiedir. Çok aşağıda kalmakta seyyiedir) O haseneye ancak Allah'ın tevfiki ile ulaşır. Adamın kendi kafasına göre gidişi ise şerli gidiş olur. Bazı ashabdan 223 8 İlim dindir. Namaz da dindir. Bakınız, ilmi kimden alıyorsunuz ve namazı nasıl kılıyorsunuz? Şu namaz var ya, siz kıyamet gününde bundan sual olunacaksınız. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 223 9 İlim, müminin dostudur. Akıl delili, amel kayyımı (bekçisi), hilm veziri, sabır ser'askeri, rıfk babası, yumuşaklık ta kardeşidir. Hz. Enes (r.a.) 223 10 İlim, islamın hayatı, imanın da direğidir. Bir kimse bir şey öğretse, sevabı kıyamete kadar büyür. Bir adam bir şey öğrenir de onunla amel ederse, bilmediklerini ona öğretmeyi Allah deruhte eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 223 11 İlim, Benim ve Benden evvelki Peygamberlerin mirasıdır. Kim ki Bana varis olursa, Cennette Benimle beraberdir. Hz. Ümmü Hani (r.a.) 223 12 İlmin men'i helal olmaz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 223 13 Sarıklar Arabların tacıdır. "İhtiba" (dizini dikerek oturma) onun duvarıdır. Mü'minin mescidde oturması rıbattır (Cephede nöbet beklemek) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 223 14 Sarıklar Arabın tacıdır. Onlar sarığı terkedince Allah da izzetlerini alır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 223 15 Takke üzerine sarık sarmak, müşriklerle aramızdaki farktır. Onu saran kimseye, her dolaması için, bir nur ihsan olur. Hz Rükane (r.a.) 223 16 Umre, diğer umreye kadar, ikisi arası için kefarettir. Haccı mebrurun da Cennetten başka mükafatı yoktur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 223 17 "Umrâ" kaydı hayat şartı ile verilen şey, (ihsan) caizedir. Hz. Câbir (r.a.)
Arapçada 'Sünnet' kelimesi, yol, güzergah, adet, gidişat, yaşam ve davranış tarzı vb. anlamlarına gelir. Kelime fiul olarak ise yeni bir şekil vermek, yeni bir şey ortaya koymak, iyi veya kötü çığır açmak, bir yola girip yürümek, bir durumu belirlemek, toplum için kural koymak vb. anlamlarında kullanılır. Cahiliyye Arapları bununla bilhassa babaların- dan intikal eden ve kendileri için örnek davranış olan çeşitli örf ve adet- leri kastederdi. Kur'an'da 'Sünnet' kelimesi, "Allah'ın değişmez âdeti' an- lamında 'Sünnetülläh', 'Sünnetü'l-evvelin' vb. şekillerde kullanılmıştır (Ahzab, 33/38; Fäur, 43/43; Gäfir, 40/85; Fetih, 23/23).
Hz. Peygamber ise içerisinde yetiştiği Arap kültürü ve lisanı doğ- rultusunda sünnet kelimesini bir taraftan -iyi veya kötü nitelemeleriyle- sözlük anlamıyla kullanırken diğer taraftan da Kur'an ayetlerinden il- ham alarak farklı içeriklerde de kullanmıştır. Özellikle Kur'an, Hz. Pey- gamber'i buyük bir ahlak sahibi (Kalem, 68/4), Müminler için güzel bir ör- nek olarak takdim etmiş (Ahzab. 33/21) ve onlan Peygamber'e uymaya, ona itaat etmeye çağırmıştır (A'raf, 7/158; Al-i Imran, 3/31-32; Nisä, 4/80, Mäide, 5/92). Bu durum, Hz. Peygamber'in de kendi sünnetinden bahsetmesine temel teşkil etmiştir. Şüphesiz, Kur'an'ın Resulullah'a biçtiği konum ile Hz. Peygamber'in sahabe arasındakı konumu dikkate alınırsa hem bir fikir olarak hem de yaşanmış bir olgu olarak Hz. Peygamber'in sünneti- nin varlığı inkar edilemez. Ancak bu olgu, ilk yıllarda 'Hz. Peygamber'in
Medine toplumu oluşturması, sünnetin gerçekten de bir 'medeniyet projesi' olduğunu göstermeye yeter.
Bu, sadece geçmişte yaşanmış bitmiş bir proje de değildir. Sünne- tin geçmiş asırlarda olduğu gibi modern zamanlarda da bütün Müslü- manlar için ideal bir medeniyet projesi olduğunda da şüphe yoktur. Ye- ter ki sahih bir peygamber tasavvuru geliştirilebilsin, onun öğretileri ge- reğince kavranabilsin, onun sünnet ve hadisleri doğru bir şekilde anla- şılıp uygulanabilsin.
Hz. Peygamber'in risalet vazifesi yalnızca Kur'an vahiylerini tebliğ etmekten ibaret değildi. O, aynı zamanda insanlara indirilen bu vahiyle- ri beyan etmekle de görevliydi (Nahl, 16/44). Bu beyan bazı ayetlerin söz- lü olarak açıklanması şeklinde, bazılarının da nasıl uygulanacağının onun tarafından bizzat gösterilmesi şeklinde gerçekleşiyordu. Diğer bir ifade ile Hz. Peygamber'in görevi, sadece ilahî mesajları tebliğ etmek değil, aynı zamanda onları tebyin ve tatbik etmekti.
Elbette bütün bu görevler esnasında Hz. Peygamber'in belirlediği yeni hükümler de söz konusuydu. Kur'an'da açıkça bulunmadığı hâlde, Kur'an'daki asıllar doğrultusunda sünnetin de getirdiği belli emirler ve yasaklar, ziyade hükümler ve ilave öğretiler mevcuttu. Zira sünnet, Isla- mi yasamada Kur'an'dan sonra ikinci temel kaynağı oluşturmaktaydı. Bu sebepten, Hz. Peygamber'den sahih ve sabit olan bir sünnetin, Kur'an'ın sarih bir hükmüne aykırı düşmesi düşünülemezdi.
C. SÜNNETİN KAYNAĞI
Sünnet, Kur'an nurunun bir yansıması, Kur'an'ın hayata bir açılı- mı, onun yaşanmış bir tefsiri, İslam'ın ise pratik ve örnek tatbikatıdır. Öyle ki Hz. Peygamber, tefsir olunmuş bir Kur'an'ı, yaşayan bir İslam'ı temsil etmekteydi. Nitekim Müminlerin annesi Hz. Â'işe, fıkhı, basireti ve Resulullah ile birlikte yaşaması sayesinde bu manayı anlamış ve onun ahlakından sorulduğunda net ve beliğ bir ifade ile "Onun ahlakı Kur'an idi."3 demiştir. Şâtıbî'nin (ö. 790) de dediği gibi Hz. Â'işe'nin bu anlayışı, Hz. Peygamber'in söz, davranış ve onaylarının Kur'an'a raci ol- duğuna delalet eder. Zira ahlak, bunların hepsini kapsamaktadır.5
Tefsir ve hadis kaynaklarına bakıldığında birçok ayetin Hz. Pey- gamber tarafindan tefsir edildiği görülür. Yine hem Hz. Peygamber in ba- steve fillleri esnasında bazı avetlere atıflarda bulunması, hem de bazı benin daha sonra onun söz ve fiillerini Kur'an ile irtibat kurarak riva vet etmesi Kur'an-sünnet iç içeliğini veya bütünlüğünü gösterir. Bilindig nere har sahabiler rivayetleri tahlil ve tenkit ederken her seyden önce Kuran'a dayanmaktaydı. Zira herhangi bir sünnetin nakli olan rivavetle the Karana muvafik olması onlar nezdinde en vazgeçilmez bir kriterie
Şüphesiz, Hz. Peygamber'in pek çok sünnetinin temelinde Kur'an marde Sannet, bazen Hz. Peygamber'in direkt ve açık bir şekilde her harga borayemen anladığı veya ondan çıkarttığı bir hüküm olabildiği gi hi hazen de Kur'an'ın bütününden hareketle varmış olduğu bir sonuç da olabilir. Özellikle bazı sahabilerin Hz. Peygamber'in herhangi bir uy gulamasının kaynağının Allah'tan gelen bir vahiy olup olmadığını so nuşturması ve ona göre hareket etmesi bu açıdan oldukça önem arz et mektedir. Çünkü o uygulamanın vahye dayanması, sahabe için kabulü gerektiren kesin bir bilgi ifade etmekteydi.
Kutsi hadislerde olduğu gibi Kur'an dışında da Allah ile Resulu arasında ilahi bir iletişim bulunmaktadır. Bu iletişim, bazen Cebrailin grimesi-getirmesi şeklinde, çoğunlukla da Hz. Peygamber'in kalbine doğması, ünham edilmesi veya Hz. Peygamber'e gösterilen rüyalar şek linde cereyan etmektedir. Ömeğin Cebrail, kimsenin tanımadığı bir in san saretinde Hz. Peygamber'e gelmiş, ashabın huzurunda ona, iman balam ve disanın mahiyeti, kıyamet ve onun alametleri hakkında sorular mu. Cebrail, Hz. Peygamber'in verdiği cevapları tasdik ettikten geniştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber de "Bu Cibril dir ve manian dinlerini öğretmek için gelmiştir." diye buyurmuştur.
Hz. Peygamberin birçok uygulamasının kaynağı da onun kivasi dayal chadlandır. Ömeğin, nezrettikleri hâlde haccedemeden ölen yaklarının yerine hac yapıp yapamayacaklarını soran kimselere Hz. Peygamber, onların borçlan bulunması hâlinde nasıl onu ödemeleri ge rekiyorsa bunu da aynı şekilde yerine getirmeleri gerektiğini, çünkü Al lah'a olan borcun ödenmeye daha layık olduğunu söylemiştir.
Resulullah'ın bazı uygulamaları da onun yalnızca bir insan ola- rak- aklına, kişisel görüşüne, zannına ya da tahminine dayanmaktaydı. Hz. Peygamber Medine'ye geldiğinde, hurma ağaçları üzerinde bulu- nan bazı adamların hurmaları aşıladığını görüp de "Onun bir fayda ve- receğini zannetmiyorum, bunu yapmasalar belki daha iyi olur." diye buyurunca onlar da aşılama işini bırakmıştı. Fakat sahabe Hz. Peygam ber'e hurmaların veriminin düştüğünü söylediğinde o, "Ben ancak bir insanım. Size dininizden bir şey emredersem onu alın. Ama kendi görü şümle bir şey emredersem, nihayet ben de bir insanım. Bu onlara fayda veriyorsa yapsınlar. Çünkü ben sadece bir zanda bulundum. Bu zandan dolayı beni eleştirmeyin. Siz kendi dünyanızın işlerini daha iyi bilirsi niz." diye buyurmuştur.
Hz. Peygamber'in birçok uygulamasının temelini, onun kişisel zevki ve mizacının yanı sıra içinde yaşadığı toplumun zevkleri, örfü ve çevre kültürü gibi hususlar teşkil eder. Nitekim Hz. Peygamber, damak zevkine uymadığı ve sevdiği bir yiyecek olmadığı için ikram olunan ke- leri kendisi yememiş ancak huzurunda yiyenlere müsaade etmiştir, to
Hz. Peygamber'in yeme-içme, giyim-kuşam, yatıp-kalkma gibi konularda sevgilerinin tezahürü ve teberrük anlayışları hasebiyle ona benzeme ve taklit eğiliminde olan bazı sahabiler dışında, ashabın çoğu- nun kendi zevk ve tercihleri doğrultusunda gayet serbest hareket etme- si, onların Hz. Peygamber'in bu eylemlerini onun beşeriyetine bağladı- ğının açık bir göstergesidir. Şüphesiz bu konularda da Hz. Peygam- ber'in adap kabilinden birçok ölçü getirdiği, tavsiyelerde ve sakındır- malarda bulunduğu ve bu kurallara ashabın uymaya çalıştığı herkesin malumudur. Ancak bilinen bir husus daha vardır ki Hz. Peygamber as- habına ne standart bir kıyafet belirlemiş ne de belli bir menü çıkarmıştır. Gerek Hz. Peygamber'in gerekse ashabının bu alanlardaki uygulamala- rında harama, israfa, kibre, günaha sevk etmeme gibi ölçüler dışında, örf-ådet ve gelenekler, iklim ve coğrafi şartlar, onların mali düzeyleri, çevre kültürü ve toplum zevkleri temel belirleyiciler olmuştur.
Hz. Peygamber'in birçok uygulamasında, dönemin kültür ve tec- rübesinin etkisi de görülmektedir. Peygamber bilhassa tup, hastalıklar, tedavi yolları, yararlı veya zararlı bitkiler, gıdalar vb. konularla ilgili açık- lamalarının çoğunda o toplumun tecrübesine ve çevre kültürüne dayan-
Aocako, bunlardan İslam'ın özüne uygun olanları aynen kabul bir kasmiru baza değişiklikler ve yeni anlamlar yüklemek suretiyle adapte eeneve çalışmış, İslam'a ters düşen hususları ise reddetmiştir.
Hz. Peygamber'in bazı uygulamaları da ashabıyla yaptığı istişare ve dayanmaktadır. O, vahiy gelmeyen çeşitli konularda Yüce Allah'm ende onlara danis, karar verdiğinde ise Allah'a dayan!" (Al-Imuân buyruğu gereği ashabıyla sık sık istişare ederdi. O, istişare esna gelen teklifleri değerlendirmiş, bazı teklifleri uygun görmezken ise kabul edip ona göre hareket etmistir. Resulullah, namaza ga di bu çardan tutun da savaşa çıkmaya, savaş ve barış usüle ete papalacak muameleye, Hz. A'işe'ye atılan iftiraya varıncaya bir değişik alanlarda ashabıyla istişare etmiştir.
Hz. Peygamberin kendi görüşüne dayanan uygulamaları bazen froth talep ve tekliflerine sebep olabiliyordu. Nitekim Hen Spray öncesinde Selman in hendek kazılması önerisini derhal tat- bemiştir. İnsanların çoğalması üzerine, Temim-i Dârî'nin, minber elimesi teklifini reddetmemiş, çevre devletlerin başkanlarına davet mekibu göndermek istediğinde, ashabın Acemlerin mühürsüz mektu bu kalal enmediğini söylemesi üzerine bir mühür edinmiştir. O, bu şe lide stratej, savaş, siyaset ve maslahata uygun gördüğü teklifleri kabul derken bun teklifleri ise geri çeviriyordu. Hz. Ömer'in, Hz. Peygam ber'e hayranlarda ve heyetler geldiğinde giymesi için bir ipek elbise gme incrisini kabul etmemiştir. Hz. Peygamber, sahabeden gelen ta piekiem irthadı dışında kalan hadlerin (yasal cezaların) uygulan albidan bh, busaslarda olursa o talepleri geri çevirmiştir.
Turtle wonibelerden de azami ölçüde yararlanan Resulullahi kende skalana benzememe, b kere Mecustler olmak üzere Yahudilere ve Hıristiyanlara muha me prensibine dayanmaktadır. Zira Hz. Peygamber'in yeni bir kamil bir dinin, mensuplarının inanetan ahlaka, ibadetten tek ederken esas aldığı prensiplerden birisi özgünlük olmuş yeme-içme ve giyim-kuşam adabına kadar diğer din, kultūr bir şey olamazdı. Mesela, ezanın meşru kılınmasından medeniyetleri taklit etmeksizin kendi alternatiflerini olusturmasın
Zadmed, IV 72,98-99; Mistabu dari's-saade, II. 282-2840 1143-1144 Sabin Sünnet Anlayışı, s. 247-248
nağı oluşturmaktadır. Hadislerin, inanç ve itikat alanında bilgi kaynağı olup olmaması hususu ise tartışılan meselelerdendir. Bazı âlimler bunu kabul ederken birçoğu ahad haberlerin (bir veya birkaç kişinin nakletti- ği haber) akaitte delil olamayacağını savunmaktadır. Bu konuda sahabenin Hz. Peygamber'i bizzat dinlemesi ile ağızdan ağıza nakledi- len haberlere dayanılmasını birbirinden ayırt etmek gerekir. Zira Imam Gazâlî'nin yerinde tespitiyle "Resulullah'ın (sas.) sözü, bizzat onun ağ- zından işiten kimse için bir delildir. Fakat bize gelince onun sözü bize ancak haber verenlerin lisanıyla ulaşmaktadır..."1" Ahad haberlerin kati ilim değil de zan ifade etmesi, hükümler konusunda herhangi bir engel teşkil etmezken itikatta delil olarak yeterli görülmemiştir. Bu sebepten sadece bu tür hadislerle belli bir inanç esası belirlenemez, aksine bunlar Kur'an veya mütevatir haberlerle belirlenmiş hususların detaylarını ve- rir. 18 Ancak Hz. Peygamber'in birçok hadisinde Allah, melekler, cennet- cehennem, kıyamet alametleri vb. çeşitli konularda açıklayıcı bilgiler verdiği de inkâr edilemez.
Sünnet ve hadisin, fıkıh alanında delil olması meselesinde mez- hepler arasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Bu noktada, her mezhebin veya imamın kendi usûl ve şartları doğrultusunda bazı hadislerle amel etmemesi, sünnet ve hadisin inkâr edilmesi gibi algılanmamalıdır. Çeşit- li ölçütlerle bazı hadisleri tenkit etmek ile hadis ve sünneti toptan red- detmek ayrı ayrı işlerdir. Elbette imam Ebû Hanîfe, Mâlik ve bazı Mute- zili âlimlerin-isnadları sahih bile olsa- kabul etmediği ya da amel etme- diği hadisler de vardır. Bu gibi konularda, gerek hadisçilerle Hanefiler arasında, gerekse hadisçilerle kelamcılar arasında sözlü ve yazılı birçok tartışma yapılmıştır. Son iki asra gelinceye kadar hiçbir Müslüman fırka veya mezhep, sünnet ve hadisin delil oluşunu toptan reddetmiş değil- dir. Oryantalizm ve modernizmin etkisiyle 'Kur'an İslam'ı' iddiası altın- da son iki asırda ortaya çıkan sünnet ve hadis inkârcılığı ise Hint alt kıta- sında tutunamamış, Mısır'da kısmen tartışılmış ise de ilim ehlince ciddi- ye alınmamıştır.
E. SÜNNETİN BAĞLAYICILIĞI
Sünnetin delil ve kaynak oluşunda ihtilaf yoksa da Hz. Peygam- ber'in herhangi bir uygulamasının bağlayıcı olup olmadığı konusu, sa-
1Ebû Hamid Gazāli, el-Mustasfå min ilmi'l-usûl, Bulak 1322, I. 129. 18 Bkz. Karadāvi, es-Sunnetu masdaran li'l-ma'rifeti ve'l-hadarati.
habeden beri tartışılan en önemli problemlerdendir. Sahabedeki genel eğilim, farz veya mendub, haram ya da mekruh olmasına bakmaksızın istenilen her şeyi yapmaya, hoş görülmeyen tüm hususlardan da kaç- maya çalışmak şeklinde idi. Fakat fakih sahabiler, Hz. Peygamber'in emirlerinin ve yasaklarının bağlayıcı olup olmadığını da gözetmiş ve onun yaptığı veya sakındığı bazı uygulamalarının farz mı, ya da haram mı olduğunu sormuştur. Fukaha'nın, onun kesin direktifleri ile tavsiye nitelikli sözlerini farklı değerlendirdiği zamanlar da olmuştur. Onlar bu hususu, "Sünnettir" veya "Sünnet değildir." şeklinde, bazen de "kesin bir şekilde emretmeksizin", "farz kılınmaksızın" vb. ifadelerle, kendi dö- nemlerinin tabirleriyle dile getirmiştir.
Daha sonraları, gerek fakihler gerekse usûlcüler bunu, "Sünen-i hüdâ" ve "Sünen-i zevâid" veya "Sünnet-i müekkede" ve "Sünnet-i gayr- i müekkede" yahut "Sünnet" ve "Müstehab" vb. isimlerle iki kısımda mütalaa etmiştir. Bu tasniflerdeki birinci terimler, Hz. Peygamber tara- fından çoğunlukla yapılmış ve Müslümanlardan da yapmaları talep edi- len bayram namazları, cemaatle namaz ve ezan gibi kuvvetli sünnetleri karşılarken ikinciler, Hz. Peygamber'in bazen yapıp bazen yapmadığı, ya da yaptığı hâlde yapılmasını talep etmeksizin insanların kendi istek- lerine bıraktığı hususları ifade eder. Bütün bunlar göstermektedir ki sa- habeden itibaren Islam âlimleri Hz. Peygamber'in uygulamalarını sün- net olup olmaması bakımından tartıştığı gibi onları bağlayıcılık açısın- dan da değerlendirmiştir. Buna göre Hz. Peygamber'in her yaptığı dav- ranış sünnet (yapılması istenen) olarak görülmemiş, bazıları müstehab veya mendub (yapılması güzel), bazıları ise mubah (yapılabilir) olarak değerlendirilmiştir.
Bir başka husus da Hz. Peygamber'in neyi, hangi sıfatıyla yaptığı- nın dikkate alınmasıdır. Hz. Peygamber belli bir eylemi, beşer, lider ve peygamber sıfatlarından herhangi birisiyle yapmış olabilir. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in güneş ve çöl kumundan korunmak için sarık sarması, ince beyaz entari giymesi, elleriyle yemesi, iki öğün yemesi gibi davra- nışları ya da tamamen kişisel ve toplumsal tercihleri sebebiyle yaptığı davranışlar sırf Hicaz bölgesine has, oranın iklimi, coğrafi ve ekonomik şartları veya örf ve âdetleri gereğidir. Onun bu tarz hareketleri beşer sı- fatıyla yaptığı davranışlar olarak değerlendirilmelidir. Yine onun gerek savaşlarda komutan gerekse devlet başkanı sıfatıyla ortaya koyduğu ta- limat ve tatbikatı da o günkü şartlar gereğidir ve daha sonraki komutan ve devlet başkanları, aynı amaç ve maslahatları dikkate almak kaydıyla
kendi yarıları doğrultusunda farklı uygulamalar yapabilmiştir. Öldürü len düşman askerinin üzerindeki eşyaların, öldüren Müslüman askere verilmesi, ekilmeyen arazilerin, onları ihya ederilere verilmesi uygula maları bu duruma örnek olarak verilebilir.
Allah'ın Resulü'nün, "peygamber sıfatıyla ortaya koyduğu tasar ruflar ise elbette Müslümanlar için bağlayıcı hükümlerdir. Özellikle na maz, oruç, hac, zekât vb, ibadetlerde, ibadetlerin helalliği ve haramiıgı noktasındaki dini hükümlerde durum böyledir. Acaba burada, Resul-i Ekrem'ün peygamber sıfatıyla söyleyip yaptıkları ile lider vasfıyla söyle yip yaptıkları birbirinden nasıl ayırt edilecektir?
Bunun ancak belli karinelerin bilinmesiyle ayırt edilebileceğini
söyleyen Karadavi bu konuda şu iki noktaya işaret eder:
1. Hadisin konusunun, devletin siyasi, iktisadi, askeri veya idari işleriyle alakalı maslahata dayalı bir iş olması.
2. Söz konusu nassın (delil/hadis) yanı sıra (aynı konuda) başka bir nassın, hatta ona muhalif nassların bulunmasıdır ki bu ihtilafın yer, zaman ve hål farklılığından kaynaklandığı ve bununla genel ve ebedi bir yasama kastedilmeyip özel ve geçici bir maslahata riayet edildiğinin anlaşılması. 19
Biz, belirtilen bu iki hususa şunları da ilave edebiliriz:
3. Genel olarak Hz. Peygamber'in ashabıyla istişare ettiği konular olması.
4. Hz. Peygamber'in herhangi bir kanaat ve kararı karşısında sa- habenin öneri ve alternatifler sunabildiği konular olması.
5. Hz. Peygamber'in talimat veya tatbikatı olmasına rağmen, saha- bi halifelerin farklı uygulamalar yaptığı konular olması.
Özellikle bu sonuncusu belki de en belirleyici kriter olarak adde- dilebilir.
F. SÜNNETİN ANLAŞILMASI
Sünnet ve hadislerin anlaşılması meselesi, geçmişten günümüze dek önemini korumuştur. Bu konuda Hz. Peygamber'i bizzat dinleyip
1 Karadavi, el-Caníbu't-topril fi's-sünne, es-Sunne ve menbecuba, II. 1013. Bünyamin Erul, Sababenin Sünnet Anlayışı, s. 117-118.
izleyen sahabe bile değişik sebeplerle farklı anlayışlar sergilemiştir. Bu noktada zabt, hafıza, kavrayış, muhakeme gücü, mizaç, zevk, karakter, Hz. Peygamber ile beraberlik süresi, yaş, dil, kültür ve çevre farklılığı, sünneti direkt veya vasıtalı olarak almak, bilgi, birikim, yorum ve değer- lendirme farklılığı gibi hususlar sahabenin değişik yaklaşımlarına yol açan en önemli faktörlerdir. Onların sünnet anlayışında zahiri, fıkhi ve ictihadi olmak üzere üç farklı yaklaşım görülmektedir:
1. Hz. Peygamber'in talimatını lafzi, tatbikatını ise şekli olarak an- layan sahabilerin eğilimlerinde duygusal anlama egemendir. Bu sahabi- ler için Hz. Peygamber'in söylediklerine ve yaptıklarına harfiyen uymak yeterlidir. Özellikle Ibn Ömer'in, Hz. Peygamber'den gördüğü her şeyi taklit etme eğilimi, Peygamber'in fiillerini canlandırmak ve aktarmaya yöneliktir. Üstelik Ibn Ömer, bu tür davranışların hepsini sünnet olarak görmemektedir.
Bu eğilimde olan Abdullah b. Ömer, Ebû Sa'id el-Hudrî, Ebû Hürey- re, Enes b. Mâlik, Ebû Zerr, Ebû'd-Derdâ ve benzeri sahabilerin hafızaları ile meşhur olması ve çok sayıda hadis nakletmek suretiyle rivayete ağırlık vermesi onların en dikkat çekici özellikleridir. Netice itibarıyla onlar, bu yaklaşımlarıyla Zahirilerin, sufilerin ve senedini sahih gördüğü rivayetleri tereddütsüz kabul eden bazı salt hadisçilerin selefi haline gelmiştir.
2. Hz. Peygamber'in 'ne demek istediğini' ve 'neyi amaçladığını tespit etmeye çalışan fakih sahabiler ise sünnetlerin kaynağını, bağlayıcı olup olmadığını gözetmiş ve Hz. Peygamber'in beşerî, nebevi ve idari uy- gulamalarını dikkate almıştır. Onlar Hz. Peygamber'in gözettiği illet (ge- rekçe) ve maksatları esas almış, sünnet-süreklilik ilişkisine itibar etmiş,
hadiseleri cereyan ettiği ortam ve bağlam içerisinde değerlendirmiştir.
Sahabeler, rivayetin yanı sıra dirayete de önem vermiş, sünnetleri, fikhi melekeleri ve muhakeme güçleri ile anlamaya ve kavramaya özen göstermiştir. Hz. Â'işe, Ümmü Seleme, Ibn Abbâs, Zeyd b. Sabit ve Ibn Mes'ûd gibi fakih sahabiler, sünneti anlama yönteminin temellerini ata- rak sonraki nesillere önderlik etmiştir.
3. Özellikle sahabi halifelerin yönetimde bulunması, Hz. Peygam- ber'in yönetici vasfını ve bu vasfıyla ortaya koyduğu birçok uygulamayı, daha sağlıklı bir şekilde anlamamıza imkân vermiştir. Dolayısıyla onlar da şartlara ve ihtiyaçlara göre daha serbest hareket edebilmiştir. Onlar, karşılaştığı problemlere kendi ictihadlarıyla çözüm üretebildiği gibi ba-
zen de Hz. Peygamber'in yapmadığı yeni uygulamalara ya da değişik. liklere gidebilmiştir.
Hz. Ebu Bekir'in, "Lâ ilahe illallâh" dedikleri hâlde zekât verme yenlere savaş ilan edebilmesi, Hz. Ömer'in atlardan da zekât almaya baş. laması, Hz. Ömer ve Osman'ın temettü haccını nehyetmesi, Hz. Ali'nin içki cezasını artırması, Mu'aviye'nin Müslümanı kâfire vâris yapması şek- lindeki ictihadları, onların daha geniş bir perspektiften baktığını ve genel prensiplerden hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Onların bu icraat ve ictihadları, hadis ve sünnetlerin zahirine muhalefet gibi görünüyorsa da aslında onlar, idareciler olarak şartları ve maslahatı esas almış, Kur'an ve sünnetin ruhuna uygun yorumlar yaparak bütüncül yaklaşımlar sergile- miş ve Hz. Peygamber'in gözettiği amaca hizmet etmiştir.
Hz. Peygamber'in vefatının üzerinden sadece birkaç yıl geçmiş ol- masına rağmen, ilk halifeler, sünneti nasıl kendi şartlarına ve maslahatla- rına uygun biçimde yorumlayabilmiş ve çözüm üretebilmişse aradan on dört asır geçtikten sonra, günümüz ilim adamları da asırlardır biriken binlerce probleme aynı yaklaşım tarzıyla çözümler getirebilmelidir. 21
Sahabeden sonra ilmî mirası devralan "Tabiun" nesli de hadis ve sünneti hocaları olan sahabenin yaklaşımlarıyla anlamaya, anlatmaya devam etmiştir. İbn Mes'ûd, Hz. Ali gibi sahabe mektebinden gelen Ta- biundan Alkame, İbrâhîm en-Nehâ'î ve Hammad'ın medresesinde yeti- şen Imam Ebû Hanîfe, hadisleri anlamada fakih ve müctehid sahabiler geleneğini başarıyla sürdürmüştür. Ebû Hanîfe ve talebeleri Muham- med eş-Şeybânî ve Ebû Yûsuf gerek hadisleri tercih etmekte gerekse anlama ve yorumlamada Kur'an'a ve akla uygunluk, insana 'insani' de- ğerinin verilmesi, kolay ve maslahata ve maksada uygun olanın tercih edilmesi, örfe uygunluk, zamanla ortaya çıkan gelişmelerin dikkate alınması gibi unsurları gözetmiştir.
Ebû Hanîfe'ye bu hususta en yakın sima hiç şüphesiz Medine'nin büyük imamı Mâlik b. Enes'tir. Onun kıymetli eseri Muvatta da bizzat ri- vayet ettiği hâlde yetmiş beş kadar hadis ile amel etmemesi, onun da birtakım genel prensipleri olduğunun ve isnadlarla yetinmeyip mana ve muhtevaya göre değerlendirme yaptığının delilidir. O, 'Kur'an'ın zahiri- ne uygunluk' ilkesinden başka, 'Medinelilerin ameli' ve 'maslahat' pren- siplerini, hadisleri alma ve anlamada birer ölçüt olarak kullanmıştır.
2 Bünyamin Erul, Sababenin Sünnet Anlayışı, s. 150-443.
"Ehl-i Hadis in en büyük temsilcilerinden Imam Şafi T'nin hadis ve sünnete karşı tutumu ile onun ilminden ve yönteminden oldukça etkile nen Ahmed b. Hanbel'in tutumu benzer niteliktedir. İkisine göre de Hz. Peygamber'den sahih olarak gelen haber sahih ise o sünnettir ve onun la amel edilmelidir.
H. 2.-3. asırdan itibaren tasnif edilmeye başlanan ve bir kısım gü nümüze kadar gelen sünen türü eserler de gerek tertipleri gerek bölüm ve bab başlıkları ve gerekse büyük ölçüde fikhi konulardaki Hz. Pey gamber'in hadislerine tahsis edilmeleri ve ardından da muhteva ile ilgili değerlendirmeler vermesi itibarıyla fikhu'l-hadis (hadislerle fıkıh) türün den çalışmalardır. Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Stünenleri bu cümledendir.
H. 4. asra gelindiğinde ise fikhi hadisler içerisinden tamamen hü kümlere dair en sahih rivayetlerin bir araya getirildiği 'münteka türü eserler telif edilmiştir. Ayrıca, Taberi'nin, Tebzību l-asarı, Ibn Huzeyme ve Ibn Hibban'ın Sabîbleri gibi önemli fıkhu'l-hadis çalışmaları da vardır. Bu cümleden olarak İmam Malik'in hadisler arasına fıkhını serpiştirdiği el-Muvattadı, Imam Şâfi'i'nin ağırlıklı olarak hadislerle fikhını ortaya koy duğu el-Ümm'ü, Şafiilerden Beyhakî'nin es-Stünen'i (el-Kebir) ile Hanefi lerden Tahavî'nin Şerbu maani'l-âsârı, Zahirilerden Ibn Hazm'ın el-Mu- balla bi'l-âsâr gibi mezhep eksenli çalışmalarını da zikredebiliriz.
H. 4. asırdan itibaren başta Buhârî olmak üzere, hadis kaynakları üzerine yazılan şerhlere bakıldığında, hadislerin öncelikle, Arapça dil kuralları ve edebî üslup açısından ele alındığı ve kapalı olan kelimelerin lügat bakımından izah edildiği görülmektedir. Ayrıca rivayetler arasın daki ihtilafların giderilmeye çalışıldığı, bab başlıkları (konu başlığı) ile o babdaki hadislerin ilişkilerinin açıklandığı, hadislerden fikhi hükümler ile çeşitli ahlaki öğütler çıkartıldığı, aynı konudaki başka hadislerin zik- redilip karşılaştırıldığı, hadis kaynağının farklı nüshalarına, nüshalarda- ki farklılıklara işaret edildiği, geçmişte hadis ile ilgili yanlış yorumlar ve ya itirazlar varsa onlara cevap verildiği, rivayetlerin dinin genel prensip- leri doğrultusunda açıklandığı görülmektedir.
Şarihler, şerh ettiği kitabın bütün hadislerini makbul addetmiş ve rivayetleri değerlendirirken eleştirel yaklaşmamıştır. Şafii olan Ibn Ha- cer ile Hanefi olan Aynî'nin Buhârî şerhlerinde olduğu gibi bazıları mez hep eksenli izaha girişmiş ve mezhebinin usûlünü esas almıştır. Elbette hadisler şerh edilirken o asrın ve öncesinin inanç, bilgi ve kültürleri bu faaliyete egemen olmuştur.
Farkı bir hayat tarzına, değişik bir düşünce sistemine sahip olan tasavvuf ehli ise isnada fazla itibar etmeyip metni ve muhtevayı esas al Imıştır. Tasavvufi tecrübeye, sufi hayata, seyr ü sülüka dair pek çok za- yıl, münker ve hatta uydurma hadisler, tasavvuf erbabı nezdinde revaç bulabilmiştir. Onlardan bir kısmı, en ulvi dinî bilgiye keşif ve ilhamla, batini yollarla ulaşılabileceğine inanır. İşte bu yüzden bazıları, isnadı veya aslı dahi bulunmayan bazı hadisleri, keşf, ilham yahut rüya yoluy la sahih görüp kullanabilmiştir. Yine bazı sufiler, hadisleri kendi anla- yışları doğrultusunda tevil etmiş ve şeri delillerin zahirinden uzak, ol- dukça garip, hatta onlara muhalif birçok bâtıni yorum yapabilmiştir.
Diğer taraftan hadis ve sünnetlerin anlaşılmasında sahabeden beri akılcı bir yaklaşımın da varlığı inkâr edilemez. Nitekim Hz. A'işe, Hz. Ömer ve Ibn Abbas gibi bazı sahabilerden gelen rivayetler, onların za- man zaman, işittiği hadisleri anlama veya kabulde aklı esas aldığını gös- termektedir. Onlar, Kur'an'a vukufiyetleri ve Hz. Peygamber'i yakından tanımaları ve güçlü muhakemeleri sayesinde, birçok yanlış anlayışı tas- hih etmiştir. Nitekim Hz. Ali: "Insanlara bildiklerini rivayet edin! Bilme- diklerini de terk edin! (Aksi takdirde) Allah ve Resulü'nün yalanlanması- nı ister misiniz?" derken Ibn Mes'ûd da "Akıllarının almayacağı bir hadisi, herhangi bir topluluğa rivayet etmek, onlardan bazıları için sadece fitne olacaktır." diyerek benzer bir uyarıda bulunmuştur. Hz. Ömer ise amel edilme durumu olmayan hadislerin rivayet edilmesini yasaklamıştır. O, rivayetlerin azaltılmasını, Kur'an'a ağırlık verilmesini tavsiye etmiştir.
Günümüzde sünnet ve hadislerin doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanması hakkında çeşitli ilim adamlarınca yeni yaklaşımlar sergi- lenmiş ve yöntem çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalarda belirtilen baş- lıca esasları şöyle sıralayabiliriz:
6. Hadisteki hakikat ile mecazın ayırt edilmesi, dil ve üsluba dik- kat edilmesi.
7. Gaybi olan ile olmayan hususların birbirinden ayırt edilmesi.
8. Hadis lafızlarının delalet ettiği anlamların iyi tespit edilmesi.2
9. Hz. Peygamber'in hangi sıfatla uygulamada bulunduğunun tes- piti.
10. Hz. Peygamber'in fiillerinden âdet ile ibadetin fark edilmesi.
11. Din ile dünya işlerindeki tasarruflarının birbirinden ayırt edil- mesi.
12. Hadis ve sünnetin tarihsel bağlamının dikkate alınması.
13. Hadis ve sünnetin toplumsal bağlamının dikkate alınması.23
14. Hadis ve sünnetin ortaya çıktığı tabii-fiziki çevre, sosyo-kültü- rel ve iktisadi çevre ve tarihî çevrenin dikkate alınması.24
15. Hadis ve sünnetlerin, İslam'ın genel prensipleri (külli kaide- ler), tarihî gerçekler ve kesinleşmiş bilimsel veriler ışığında değerlendi- rilmesi.
16. Terğib (özendirme) ve terhib (korkutma) içerikli hadislerin amacının, hüküm koyma değil, iyiliğe teşvik etmek ve kötülükten sa- kındırma olduğunun bilinmesi.
17. Hadislerin Arapça dil kurallarına uygun olarak anlaşılması ve
o dönemin kullanımlarının esas alınması.
18. Hadis ve sünnetlerdeki illet ve hikmetlerin tespit edilmesi.
19. Hadisin, sünnet ve siret bütünlüğüne uygunluğunun gözetil-
mesi.
20. Sünnetin bireysel ve toplumsal olan boyutuyla evrensel ve ta- rihsel olan boyutlarının dikkate alınması.
Gerek sünnet ve hadislerin anlaşılmasında gerekse tarih boyunca ve günümüzde yapılan ilgili tartışmalarda zikredilen bu hususların rolü oldukça fazladır. Dolayısıyla inançtan ahlaka, ibadetten muamelata,
Karadavi, Sünneti Anlamada Yöntem, s. 167-257.
Mehmet Görmez, Hadis ve Sünnetin Anlaşılmasında Metodoloji Sorunu, s. 287-294.
24 M. Emin Özafşar, Hadisi Yeniden Düşünmek, s. 303-342.
Bir kavim ahdi bozarsa aralarında katl zuhur eder. Bir kavimde fuhuş zahir olursa onlara ölüm musallat kılınır. Bir kavim de zekatını vermezse Allah onlardan yağmuru tutar (Bereket kalmaz). Ravi: Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.) Sayfa: 389 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Meşveretin hüküm sürdüğü yerde bâtıl hak sûretini giymekle fi- kirleri aldatmaz. (Mh.) 33:1. maka, 8. muk.
Mübtil bâtılı hak nazarıyla alır. (S.) 645:Lemaat
BÂTIN
Allah'ın isimlerinden birisi de Bâtın'dır. (Ş.) 28:2. Şua, 3. mak. Arş, Zahir, Bâtın, Evvel, Ahir isimlerinin halita ve karışığıdır. (M.N.) 91:Hubabın sonu
Bâtın (iç) zâhirden daha âlidir. (M.N.) 152:Zerre'nin başı
BAYRAK
Bediüzzaman, "Bu bayramda bu bayrağı takmak benim hak-
kım" dedi. ($) 455:14. Şua
f'lây-ı kelimetullahın bayrağı olan Hilal Yıldız teâli edecek. (T.H. İç. R.) 1:33
BAYRAM
Bayram namazlarında bir anda "Allahü Ekber" diyen yüzer mil- yon insanın sesleri. (L.) 131:17. Lem'a 9. nota Bayramlarda gaflet istila eder. (L.) 274:28. Lem'a, bir suale cevap Bediüzzaman'ın bayram tebriği mektupları. (K.L.) 156.
BEDİÜZZAMAN
Abdülmuhsin'in Bediüzzaman'la ilgili yazısı. (T.H.) 564:Afy hay. Ağabeyi Molla Abdullah Bediüzzaman'a talebe oldu. (T.H. İç. Reç) 1:12; (T.H.) 35.
Ahmet Atak'ın Bediüzzaman'la ilgili mektubu. (T.H.) 591:Afy hay Alimler Bediüzzaman'ı imtihan ettiler. (T.H.) 36, 37. Ali'nin (r.a.) Ereuzesi'nde Bediüzzaman'a "Kendini muhafaza
et" diyor. (S.T. Ten.) 149:28. Lem'a Ali Ulvi Kurucu'nun Bediüzaman'a bir mektubu. (T.H.) 638.
Ali Ulvi Kurucunun Bediüzzaman'la ilgili yazısı. (T.H.) 7.H Allah Bediüzzaman'ı istikbalde yapacağı hizmete hazırladı. (T.H) 49
Kâfir Cehenneme lâyık bir mahiyet kesb eder. (S.) 32:6. Söz.
Kâfirlere Cehennem yok olmaktan hayırlıdır. (1.1.) 81.
Kâfirlerin cezası âhirete havale edilir. (E.L.) 1:75. Kâfirlerin çocukları ehl-i necattır. (E.L.) 1:59; (K.L.) 75.
Kâfir dünyada cennet hayatı yaşar. (M.N.) 60:Katre. Kâfirin dünyada cezalandırılmamasının sebebi. (M.N.) 180: Şemme, 10. risale; (S.) 667:Lemaat; (S.) 158:14. Söz, zeyl Kâfirler dünyanın imârı için yaratılmıştır. (L.) 124:17. Lem'a 6.
nota; (Μ.Ν.) 134:Zühre, 6. nota 1 Kâfir emânete hıyânet etmiştir. (S.) 33:6. Söz.
Kâfirler hakkında Kur'ân'ın rahmet ciheti. (L.) 83:13. Lem'a 8. işa Kâfirlerin hayat seyirleri ve akibetleri. (S.) 116:11. Söz Kâfirin herbir sanat ve sıfatının kâfır olması lâzım gelmez. (Mn.)
71; (1.1.) 214; (S.) 667:Lemaat
Katre'nin zeyli.
Kâfirler de İslamiyetin rahmetinden istifade eder. (M.N.) 70:
Kâfirler iyiliklerinin mükafatını dünyada görür. (M.N.) 60: Katre, hât Kafirlerin kılıncıyla ſetih, sürür ve ferah istemeyiz. (L.) 108:16.
Lem'a 3. sual
Kafirlerin küfürdeki ittifakları ehemmiyetsizdir. (M.Ν.) 135: Zühre, 6. nota
8. hak. Kafirin iki mânâsı vardır. (Mn.) 72.
Kafir küfür ve inkarıyla ahmakça bir cinayet işler. (S.) 77:10. Söz,
Kim nüfuz sahibi bir kimseye dünyalık umarak tevazu gösterirse Allah ondan dünyada ve ahirette yüzünü çevirir. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 413 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
10 Muharrem, tarihimizin en hazünto hadiselerinden bas nin yaşanmış olduğu bir tarihur Allah Resulü Elenadines (sas), "cennet gençlerinin efendileri" diye vasıflandınig Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin den ikincisi, Efendimizin ng rek sırtında taşıdığı, öpüp okşadığı, kokladığı biricik toru göz bebeği, gönlünün çiçeği, çok sevdiği torunu Hz. Hüsey (ra), Kerbela'da günlerce susuz bırakılıp sonra da hunhara katledilmişti.
Kerbela'nın yıl dönümünde, miladi 680 yılında, hicri 36 yilda yaşanan bu menfur hadisenin yıl dönümünde yapmanız ken, yine ve yeniden acılan tazelemek, vahşeti bütün çıpla ğıyla anlatarak nefreti yeniden körüklemek, gözyaşı dökmek hüznün üzerine hüzün katmak olmamalıdır
Yeni Kerbelaların yaşanmaması, yeni vahşetlerin sergilenme mesi, yepyeni acı ve karanlık tabloların çizilmemesi için, ye niden masum Hüseyin'lerin katledilmesint engellemek içi alınması gereken tedbirlerin, yürütülmesi gereken stratejilerin üzerinde konuşmak gerekir elbette.
Bugün bu tedbirleri yeterince alamamış olmamızdan dalys Kerbelaların yaşandığı bu topraklar üzerinde gün geçmiyor ki yeni Kerbelalar yaşanmasın. Mezhep ve meşrep farkúklare dan, soy-sop kavgalarından kaynaklanan talihsizlikler, aylın lıklar, ayrılıklar, kan dökmeler gerçekleşmesin.
Yerin altı şehit, üstü şahitlerle dolu olan ümmet, coğrafyas her gun yeni şehitlerin acısına tanık olmaktadır bu mile
ceden inceye vereceğimiz bir gun var önümüzde Karin h hususa birçok ayetiyle işaret eder.
Hesabı verilebilir bir hayatı yaşamaya koyulmalı, bizi ome ve Rabbin rızasına götürecek bir azimet ve ruhsatı kendimo azık edinmeliyiz. Bizim Kerbela'dan çıkaracağımız en doeni derslerden biri bu olmalıdır.
Yeni Kerbelaların yaşanmaması için, dünyamızı şefkat ve me hametin, sevgi ve huzurun, hak ve adaletin, hakkaniyetin of men olduğu bir zemin haline getirme gayretine koyulmalyu Zira bize hep ezberletildiği gibi "maraz, merhametien deg asıl maraz/hastalık merhametsizlikten doğuyor. Böyle bilmel böyle iman etmeli ve Kerbela'yı bu düşüncelerle yeniden oku malı, anlamalıyız.
Hz. Hüseyin (ra) ve onun şahsında bütün şuhedayı rahmak yad ediyor, Rabbimizin bütün şehitlerimizin şehadetini kabul buyurmasını niyaz ederken, bizler de, çıkaracağımız dersler ve ibretlerle Rabbimizin bizden razı olacağı bir hayatı Ondan diliyoruz.
Her Müslümanın burnunda burcu burcu tarih kokan ve onları izzet hissiyle mütehassis
eden kayıp Türkiye! Hiläfet ülkesi! Şimdi neredesin? Ey askerleriyle Viyana kapılarına kadar
dayanan ve Roma'yı kuşatma altına alan hilafet devleti! Bir zamanlar senin bir Müslüman aske rinin heybetinden Avrupa titriyordu. Şimdi Bosna-Hersek'te kaçırılan kadınlar ve sırf "Müslü manım" dediği için öldürülen yardıma muhtaç insanlar, İntisap edecek bir hilafet devleti arar- ken, şimdi sen neredesin? Ey hilafet Türkiye'si, senin başına nasıl bir oyun oynadılar da, seni böyle yıkılar ve çobanını öldürüp koyunları yiyen kurtlar gibi, İslâm âlemini de aralarında tak- sim ettiler. Ey Müslüman Türklerin Türkiye'si! Senin başına bu läiklik belasını nasıl sardılar ve seni başörtüsünden, sarıktan ve her türlü İslamî ve şer'i şeâirden mahrum ettiler? Türkiye! Nasıl oluyor da senin topraklarında İslamiyet hakkında konuşanlar, läik kanun- ların pençesi altında en ağır cezalara maruz kalıyorlar? Nasıl oluyor da senin topraklarında İslamiyete dåvet, bazan gericilik, yobazlık, bazan da en büyük suç unsuru olarak görülebiliyor? Bundan yirmi sene kadar önceydi, Islāmbol'u, yani Osmanlı Hiläfet merkezini ilk defa zi-
yaret ediyordum O günleri, Sultan Fatih'in hatıralarına için için göz yaşları döküyor halde gör- müştüm. Halk açık-saçık sokaklarda bir tek tesettürlü kadına rastlamamıştım. Çünkü tesettürlü hanımlar, İslami kıyafetlerinden dolayı eza ve ceza görmemek için kapı arkalarında kalmayı tercih ediyorlardı. Bugün ise Bediüzzaman Said Nursi'yi anma toplantısı için yapılan davete ka himak üzere yine Türkiye'ye gidiyorum. Orada neler görmedim ki? Asla tahmin edemediğim, belki hayalini bile edemediğim şeyler... Evet, aslında ben, vazifem icabı, bir gazeteci olarak Tür kiye'deki İslami faaliyetleri ve hassaten İslam dünyasında görülen yeni hadiseler karşısında Türk halkının tutumunu takip ediyorum. Mesela, Rus sömürgesinden yeni kurtulan İslâm cum- huriyetleri hakkında üstlendiği rolü, Bosna-Hersek meselesine gösterdiği hassasiyeti gibi... Fa kat, Türkiye'de İslamiyete dönüşün bu kadar geniş, bu kadar şahane oluşunu asla beklemiyor- dura Said Nurse'nin Turkiye topraklarına ektiği tohumlar, bugün filizlenmiş, rengarenk Çiçek
ler açmış, muhtelif tad ve kokularda meyveler veriyor. Türkiye'deki bu yeniden diriliş, hem şekilde, hem de özde görülüyor. Meselä Türk kadın vala hain érnek Islami tesettürü, köylerden şehirlere kadar herkesin gözünde, alışılmış man zaralar haline gelmiş. Bu da, Türk halkının İslâmiyete olanı bağlılığının bir tezahürüdür. Evet, Türkiye muhtelif seviyelerde İslamiyeti yaşamaktadır. Buna dadinin bir za generaller- daniyadan insanlara kadar, Bosna-Hersek'teki ve Azerbaycandakı Muslumanların saflarına bandiyoda Oralarda, Sırplara karp, Ermenilere karşı savaşıycan'daki Müslümanların skerlerin buralarda üstlendikleri vazifeler, yeniden dirilişin sadece bir tek tezahürüdür. Mesela Nur talebelerinin kurdukları şirketleri, sõiti
Bediüzzaman askerî bir kıta ile elleri kelepçeli olarak İspar- ta'dan Eskişehir'e götürüldü. (T.H.) 191. Bediüzzaman'ın askerlerle kavga etmesi. (T.H. İç. R.) 1:20.
Bediüzzaman'ın aşırı methi kabul etmezdi. (B.L.) 63.
Bediüzzaman aşiretlere Meşrůtiyeti ders verirken bir velinin İtirazı. (E.L.) 2:106.
Bediüzzaman aşiretlerin arasını düzeltirdi. (T.H. İç. R.) 1:24; (Τ.Η.) 46.
Bediüzzaman'ın atı bir çocuğu yaradı. (T.H. Iç. R.) 1:18; (T.H.) 41. Bediüzzaman'ın attan düşmesi. (K.L.) 194.
Bediüzzaman Avrupa'yı boykot etti. (D.H.Ö.) 16, 24; (Τ.Η.) 61. Bediüzzaman Avrupa feylesoflarının fikirlerini yerle bir etti.
(T.H.) 229:Esk. hayatı
Bediüzzaman'ın Avrupa meſtunlarına sözleri. (S.) 189:17. Söz, Siyah dutun bir meyvesi. (T.H.) 150-187.
Bediüzzaman Barla'ya ne zaman sürüldü? (Τ.Η.) 137.
Bediüzzaman'ın bayram tebriği mektubu. (K.L.) 156.
Bediüzzaman bazan Hanefî mezhebini taklid etti. (E.L.) 2:20 Bediüzzaman'ın bazı medihleri kabul etmesinin sebebi. (B.L.) 73.
Bediüzzaman bazı talebelerini kendisine vekil tayin etti. (E.L.) 2:24, 205.
1 Prbirile karşılaşan iki bilir. imüslümanın gusali biri diğerini yıkıyan i olemurlar.)
iki el На. Елезка
Selam verir kimisafaha eder, mağfiret 2 + Haramdan malı olup da tasadduk edenin sadakası kabul edilmez. Bu Haramdan bir kadının zinadan kazandığını hastalara vermesine ben
ibni Ali ra
Hz.
zer. 3 Fıkın öğrenemeden ibadet edenin hali, gece karanlıkta yapı yapıp da gundğzın yıkan kimsenin haline benzer.
Hz. Aise ra
Cahil için avven her dakika zarardır.) 4. Mü'minin ehli iman arasındaki mevkii, başın bedendeki mevkiine benzer Nasıl baş bedene isabet edenden acı duyarsa, mü'min de ehli
imana gelen beladan müteessir olur.
Hz. Sehl Ibni Saad ra
5. Kendisine sıtma, nöbet vs. gelenin misali ateşe sokulan demir misalidir Günahı, kiri gider temizi kalır.
Hz. Abdurrahman ibni Ezher ra
6. Ulema ile oturmak ibadettir.
7. Seni seven Benim dostumdur, Seni sevmeyen Benim menfurumdur.
Hz. İbni Abbas ra.
(Hz. Ali ra, karşı buyurulmuştur.)
Hz. Selman ra
8 Halka müdána etmek sadakadır. (Müdana: Hos muamele etmek demektir.
Hz. Cabirra.
9. İçkiye idmanlı (devamlı) olan adam puta tapınan gibidir.
Hz. Ebu Hureуте г.а.
10. Ümmetimin bolluk müddeti benden sonra yüz senedir. Denildi ki: "Ya Resulallah bunun bir alameti var mı?" Buyurdu ki, Evet, alámet, yere batmak, taş yağmak, bağlı şeytanların insanlar üzerine serbest kalması ve bir de meshdir. Hz. Ubade ra
11. Merhaba talibi ilme. Zira onun etrafını melekler görür sarar ve kanat- ları ile onu gölgelendirirler. Şöyle ki, birbiri üstünegelirlerve bu şekilde dünya göğüne ulaşıncaya kadar devam ederler. Sebebi de ilme olan muhabbedleridir.
Hz. Safyan ra.
12. Merhaba sana ey Beytullah. Ne büyüksün ve hürmetin ne büyüktür. Lakin hiç şüphe yok ki, mü'min, Allah indinde senden daha muhterem- dir. Hz. Ibni Abbas r.a.
13. Miraç gecesi bir kavme rastladım, dudakları ateşten bir makasla dunyusordu. Kimdir diyerek Cebrailadala atesten bir ki: "Ehli dünyadan herkese iyilik emreden, fakat kendileri yapmayan hatiplerdir. okudukları halde idrak etmezler."
1 * Kullar Allahın kulu, beldeler de Allahın beldesidir. Bir kimse bir yeri Kullardelle oyer onundur. Bir kimsede bir vadide su çukarırsa o su da onundur. 2* Ibadet on cüzdür. Dokuzu sükutta, onuncusu da helalinden el kazan-
Hz. Hasan ra
Hx. Enesra.
candadır.
3 + Arab, yeryüzünde Allahın nurudur. Onların fani olması zulmettir. Arabiar fani olunca nur gider zulmet gelir. Hz. Enes ra
4 * Arabın hepsi Ibrahim oğlu İsmail (as.) evladıdır. Ancak şu dört kabile hariç: Selef, Evza, Hadramut ve Sakif. Hz. Malik ibni Neccar ra
Hz. Ebu Hüreyrera 5 Beyliğin (emirliğin) eveveli nedamet, sonu pişmanlıktır. Kıyamette de
azábtır.
6 İyilik insanlar arasında kesilir, fakat Allahla onu yapan insan arasında kesilmez. Hayvanın yaraladığı hederdir. Ilz. Enes ra
(tazmin lazım gelmez) Kuyu ve maden ocağı kazası hederdir. Hazine aramada beşte bir lazım gelir. (Beytülmal hissesi) Hz. Ebu Hüreуте га
8 Acve (bir hurma nevi) Cennettendir ve onda zehire karşı şifalık vardır.
Küm'e (yenen bir mantar) "men"dendir. (Men: Beni Israile Tih sahra-
sında ikram olunan şey.) Suyu da göze şifadır. Hz. Ebu Hareyre г.д. 9Acve, Sahra (kudüs sahrası) ve Şeceretül Beytül Radvan Cennettendir. Hz. Rafi Ibni Amr ra
10 Vaad borçtur. Veyl adama ki, vaad etti de vaadında durmadı. Veyl o kimseyeki, vzad etti, sonra hulf etti. Veyl o kimseye ki vaad etti, sonra
hulf etti. (Vaadine aykırı hareket etti) Hz. All ra
11 (Fecr suresindeld) "On gün" Kurban ayının ilk on günü "Vitir" arefe günü "şef"" de boğazlama günüdür. (Bayramın birinci günü) Hz. Cabir ra
13 Akika yedi, ondört veya yirmi birinci günde kesilir. (Çocuk doğunca Hz. Abdullah Ibni Büreyde ra
kesilen kurban)
Hx. Eama binti Yesid ra.
14 Akika haktır (borctur) Erkek çocuk için, yaş ve güzellikçe denk iki koyun kaz çocuğu için bir koyun.
15 Ulema yeryüzünün kandilleri, Peygamberlerin halifeleri, Benim ve diğer Peygamberlerin varisleridir. H. All ra
16 Ulema, Allahın kulları üzerinde Peygamberlerin erainleridir. Siz onlar-
dan çekinin ve etmedikçe onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkânı ile i intilat ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır) Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygam
berlere hiyanet etmiş sayılırlar. O zaman bunlardan sakının.
Hz. Hasan ibni Süfyan ra.
17 Ulema, Peygamberlerin varisleridir. Gök ehli onları sever ve öldukle- rinde denizdeki balıklar bile kıyamete kadar onlara istiğfar ederler. Hz. Berar
18 Ulema, Allahın halkı üzerinde eminleridir.
19 * Ulema kılavuz dinin 20 , muttekiler efendilerdir. Bunların meclisinde bulunmak, kuvvetini ziyade eder. Ulema
Hz. Enes ra
Hs. Enes r
Juc kasımdır: Kendi ilmi sebebile halk ca hayat bulur, kendi de hayat bulur. Halkı berhudar eder, kendini mahveder. Ilmi ile kendini kurtarır, halka ise faydası olmaz. Hz. Enes r..
Her kim, O İsimleri (100), ezberler (101), sayarsa (102), Mu- bakkak, Cennete girer: (103)
1. Hüv (Allah) üllezi la ilahe illa hüve'r
2. (Rahman) ür
3. (Rahim) ül -
4. (Melik) ül -
5. (Kuddûs) üs
6. (Selâm) ül-
7. (Mü'min) ül-
8. (Müheymin) ül
9. (Aziz) ül-
32. (Habir) ül-
33.
(Halim) ül-
34. (Azim) ül-
35. (Gafûr) üş
36. (Şekûr) ül-
37. (Aliyy) ül-
38. (Kebir) ül
39. (Hafiz) ül -
40. (Mukit) ül
10. (Cebbar) ül
11. (Mütekebbir) ül -
41. (Hasib) ül -
12. (Halık) ul-
42. (Celil) ül-
13. (Bari) ül -
43. (Kerim) ür
14. (Musavvir) ül -
44. (Rakib) ül 45. (Mücîb) ül
15. (Gaffår) ül-
16. (Kahhår) ül
46. (Vasi) ül-
17. (Vehhab) ür
47. (Hakim) ül-
18. (Rezzak) ul
48. (Vedûd) ül
19. (Fettah) ul
49. (Mecid) ül-
20. (Alim) ül-
50. (Bais) ül-
21. (Kabız) ul
51. (Şehid) ül
22. (Basit) ul-
52. (Hakk) ul-
23 (Hafid) ul-
53. (Vekil) ül -
24. (Rafi) ul-
54. (Kaviyy) ül-
25. (Muizz) ül-
55. (Metin) ül
26. (Müzill) ül
56. (Vellyy) ül-
27. (Semi) ül-
57. (Hamid) ül-
30. (Adl) ül-
31. (Latif) ül-
20 (Hakem) ül-
28 (Basir) ül-
58. (Muhsıyy) ül-
59.
(Mübdi) ül-
60. (Muid) ül-
(35) Ahmed b. Hanbel - Milened c. 2, s. 258, Müslim - Sahih e. 4, s. 2002, Ibn-1
Mice Sünen c. 2, s. 1260 c. 2, s. 1269 Ur Alumed h. Hanbel Müsned c. 2. 3. 259. Buhari Sahih c. 8, s. 103, Müslim - (10m) Müslim (102)
- Sahih c. 4, s. 2002. Ibn-i Mice Sünen c. 2, s. 1209 Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2. s. 258. Buhari Sahih c. 8, s. 169, Tirmizi - Sunen e. 5. s. 531. İbn-i Mace- Sünen с. 2, в. 1269
( a) Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 2, 8. 258. Buhari Sahih c. 8, s. 169, Müslim Eahih c. 4, n. 2003, Tirmizi - Sünen c. 5, s. 531, Ibn-i Mice Sünen c. 2, s. 1269
kirk günde bir defa ekmek yeyip kırk gün yemeyen Osman-ı Halidi'nın sarih thban ve evlådlarına vasıyen ile. ve Isparta'nın meshur ehl-i kalb alımlerınden Topal Şukru'nun zähıren haber vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikatı kardeşlerim da'vå edip, fakat iki ilibās içinde, bu biçare ehemniyetsiz
kardeşleri Said'e bin derece ziyåde hisse vermişler. On seneden beri kanäatlerını ta'dile çalıştığım halde, o bahadır kardeşlerım kanäatlerınde ileri gidiyorlar Evet onlar, On Sekızıncı Mektub'dakı ıkı ehl-i kalb çobanın macerası gıbı, hak bir hakikatı görmüşler, fakat ta'bire muhtaçtır. O hakikat da sudur.
عالسر
Samini
Ummetin bekledij ähırzamanda gelecek ziın üç vazife- sinden en mühimni ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan imän-ı tahkikiyı nesredip, ehl-i imaru daläletten kurtarmak cihetiyle yapılan bu en chemnuyeth vazifeyi. aynen bıtamamuhä Risale-i Nür'da görmüşler, İmam-ı Ali ve
вены, чанонсум
Gavs- A'zam ve Osman-ı Halıdı gıbı zátlar, bu nokta ıçındır ki, o gelecek zátın makanuni Risale-i Nür'un sahs-
ma'neviunde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler Bazen da o saha ma'neviyi bir hådımine vermişler, o
hadime mültefitäne bakmular Bu hakikatten anlaşılıyor ki.
sonra gelecek o mübarek zát. Risale-i Nür'u bir program olarak
جلسة
O zâtın ikinci vazifesi, seríatı icră ve tatbik etmektir Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belkı kuvvetli 'tikad ve thlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife, gayet buvük maddi bir kuvvet ve hakimivet
läzımdır ki, tatbik edilebilsin
O zâtın üçüncü vazifesi, huläfet- Islamivevi
atthad- Islama bina ederek, İsevi rühänilerle unfak edip
din blama hazmet etmektir. Bu üçüncü vazile pek bavuk
bor saltanat ve kuvvetle ve milyonlar fedakarlarla tatbik
Aziz, siddik kardeşlerim! Evvelen: Nür'un fevkalåde hâlis şäkirdleri, müştemelatıyla beraber
neşretmek istedikleri Sikke-i Gaybiye'yi, evliyâ-yı meşhûreden, kırk günde bir defa ekmek yeyip kırk gün yemeyen Osmân-ı Halidi'nin sarih ihbârı ve evládlarına vasiyeti ile; ve Isparta'nın meşhur ehl-i kalb alimlerinden Topal Şükrü'nün záhiren haber vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikati kardeşlerim da'vå edip, fakat iki iltibas içinde, bu biçåre ehemmiyetsiz kardeşleri Said'e bin derece ziyåde hisse vermişler.
On seneden beri kanaatlerini ta'dile çalıştığım halde, o bahadır kardeşlerım kanäatlerinde ileri gidiyorlar.
Evet onlar, On Sekizinci Mektub'daki iki ehl-i kalb çobanın måceråsı gibi, hak bır hakikatı görmüşler, fakat ta'bire muhtaçtır. O hakikat da şudur:
Ümmetin beklediği âhirzamanda gelecek zátın üç vazife- sinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan îmân-ı tahkikiyi neşredip, ehl-i îmânı daläletten kurtarmak cihetiyle yapılan bu en ehemmiyetli vazifeyi, aynen bitamamihä Risale-i Nür'da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-1 A'zam ve Osman-ı Halıdi gibi zátlar, bu nokta ıçındır ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nûr'un şahs-1 ma'nevisinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler.
Bazen da o şahs-ı ma'neviyı bır hadimine vermişler, o hädime mültefitâne bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki.
sonra gelecek o mübarek zât,
Risale-i Núr'u bir program olarak
neşir ve tatbik edecek.
O zâtın ikinci vazîfesi, seriatı icrå ve tatbik etmektir. Bırıncı vazife, maddi kuvvetle değil, belkı kuvvetli i'tikad ve ihlås ve sadakatle olduğu halde; bu ıkıncı vazife, gayet büyuk maddi bir kuvvet ve hâkimiyet
lazımdır ki, tatbik edilebilsın.
O zâtın üçüncü vazifesi, hiläfet-ı İslamiyeyi sttihada Isláma bina ederek, Isevi rühänilerle ittifak edip din-1 Islama hizmet etmektir. Bu üçüncü vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvetle ve milyonlar fedäkärlarla tatbik
68. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov.
"İnsanlar sana kıyametin" kopma "zamanını soruyorlar."
Saat, zamanın cüzlerinden bir cüzdür. "O, hesap görenlerin en çabuğudur." (el-En'am, 6/62) âyetinde geçtiği gibi kıyametin hesabı çok süratli olduğu için "saat"e benzetilerek kıyamet "saat" diye ifade edilir.
Müşrikler alay etmek, sıkıntıya sokmak ve inkâr etmek amacıy- la; Allah Teâlâ Tevrat'ta ve diğer kitaplarda vaktini belli etmediği için yahudiler imtihan etmek için acele gelmesini isteyerek Hz. Peygamber (s.a.)'e kıyametin zamanını soruyorlardı.
"De ki: Onun bilgisi Allah katındadır." Hiçbir mukarreb meleği ve gönderilmiş peygamberi kıyametin vaktine muttali kılmaz.
Şöyle anlatılır: Halifelerden birisi rüyasında ölüm meleğini gördü. "Ömrüm ne kadar kaldı?" diye sordu. O da beş parmağı işaret etti. Bu rüyanın tabirini çok kimseden sordular, belli olmadı. İmam Azam Ebû Hanîfe (r.a.)'ı çağırdılar. O rüyayı şöyle tabir etti: "Kimsenin bilmediği ve bilemeyeceği beş ilme işarettir. Bu beş ilim, şu âyette zikredilmiş- tir; Hak Teâlâ buyurur: "Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır..." (Lokman, 33/34)" Halîfe ona iyi bir elbise verdi, ama o giymedi.
"Ne bilirsin" Onun kopma vaktini sana bildiren şey nedir? Yâni hiç- bir şey onu sana asla bildiremez, sen de onu bilemezsin. Allah Teâlâ bil- dirmeksizin gaybı bilmek, peygamberliğin şartından değildir. "belki de" kıyametin "zamanı yakındır." Ya da kıyamet yakın bir vakitte kopar.
Bu âyette kıyametin çabuk gelmesini isteyenlere bir tehdid, Hz. Peygamber (s.a.)'i sıkıntıya sokmak isteyenleri de susturma vardır.
Ålimler kıyâmet alâmetlerinden bazılarını şöyle sıralamışlardır: Kişinin bir işi yarın yapacağına söz verip günü gelince sözünden cayma- sı. Kötü kimselerin el üstünde tutulup iyi insanların aşağılanması. İlmin ortadan kaldırılıp cehaletin açığa çıkması. Zinā ve günahların yayılması Kötü yoldaki kadınların raks etmesi. Şarap ve her türlü müskirâtın aleni
olarak içilmesi. Ani ölümlerin çoğalması. Camilerde fåsıkların seslerinin yükselmesi Bitkilere faydası olmayan yağmurların yağması.
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Fuhuş ve ahlaksızlık ortaya çıkıp altın ve gümüş paraya tapınılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. 150 Hz. Peygamber (s.a.) kendi zamanında veya ondan jaygınlaşmadıkça, sonraki devirlerde henüz gerçekleşmemiş olan daha bir takım işler ve alametlerden söz etmiştir.
Şiddetli bir sir 160 ve rüzgar estiği zaman Hz. Peygamber (s.a.)'in rengi deği- a vefatını kasdederek: "Kıyamet olmasından korktum 161 buyu- rurdu. Yine: "Gozumü açıp kapattığımda hemen kıyametin kopurus nulacağını zannederim." buyurmuştur. Çünkü her insanın ölümü onun Küçük kıyametidir. Yine bir asırda yaşayan insanların ölmesi de orta kıyamettir. Allah Teala'dan bizi hazırlıklı kılmasını dileriz.
Molla Câmî şöyle demiştir:
Bugünün işine esir olma, yarın için azık biriktir. Ömrünün gündüzü ikindiye erdi; ikindi akşam namazını çekti. Uyku, yakın bir ölümdür; girdap dalgası, yakın ölümdür.
Fakir (Bursevî) der ki:
Uyan, artık kıyamet koptu Çünkü mahlükâtın ömrü bir saattir
64. Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri rahmetinden kov- muş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır.
"Şu muhakkak ki, Allah" sadece haşrı inkâr eden ve peygam- bere inâd eden kâfirleri değil, tüm "kâfirleri" dünyada da âhirette de "rahmetinden koumuş" uzaklaştırmıştır. İşte bu yüzden onlar, her
159. Müsned, VI, 162
160. Buhari, İstiska 25; Müsned, III, 159 161. Ibn Hacer, Fethu'l-Bari, XI, 364
B izi aile üzerinden vurdular! Ve her geçen gün şaşırıyo- ruz değil mi? Afallıyoruz. Çü- rümüşlük, kokuşmuşluk dalga dalga ortaya çıktıkça şaşırıyor, bakakalıyoruz. Büyük kentlerden dağdaki küçük köylere kadar yayılan ahlaki çökün- tü aslında yüz yıllık bir sürecin ürünü.
Bu virüs en çok son 15 yılda pik yaptı. Bunun elbette pek çok sebebi var. Bir kere pek çok çarpıklık bu dönemde ya görülme- di ya da özellikle muhafazakâr kesimdeki rahatlama, rehavet bu çöküntünün konu- şulmasını geciktirdi, sümen altı etti.
Toplum, uzun yıllar sosyal medya ile, dizilerle, yabanca dizi ve sinema plat- formlarıyla oyalandı. İnsanlar, gününün önemli bir bölümünü artık sosyal medya- larda geçirip durduğu yere göre ona buna saldırmaya, sanal ortamlarda dedikodular üretip, siyasi partiler adına silahşorluk et- meye başladı.
Hiç kimse ayıptır, günahtır, hangi ke- simden olursa olsun insanların ayıplarını, kusurlarını araştırıp ortaya saçmayın de- medi. Hemen herkes mevzilerine konuş- lanarak karşı tarafı nasıl ezdik, gömdük, rezil ettik yarışına girdi. Geleneksel medya en çok bu süreçte kan kaybetti!
Büyük, anlı şanlı gazeteciler, televizyon yıldızı meşhur yazarların işi gücü olma- yan, tek işi sabahtan akşama kadar bilgi- sayar başında fitne fesat çıkaran trollerle ahbap olup, sırtlarını sıvazlamaya, onları muhatap almaya başlamasıyla insanlar trollere büyük payeler vermeye, takip edip fenomen yapmaya başladı!
fenomen yapmaya başladı! Bizi ahlak üzerinden vurdular!
Bu mecralar üzerinden hızla yayılan virüs ailenin kılcallarına girip, köydeki Çocuğu ve kadını bile etkisine alıp hip- notize etmeyi başardı. Bilgisayar başın da soyunarak para kazanan kadınlar, o mecralarda tanıştığı erkeklerle, kadınlarla yudū. Mahkeme koridorları sosyal medya taşmaya başladı. Boşanmalar çığ gibi arttı!
Bu 'hayasızca akın' durmadı! Yüzde doksan dokuzu 'Müslüman' deni- len ülkemizde nikâhsız yaşayan, bu nikah- sız ve ahlaksız ilişkiden dünyaya getirilen on binlerce çocuk var! Uzun sürmeyen bu nikâhsız ilişkilerden sonra anne tarafından terk edilen, baba tarafından tanınmayan bu masum çocukların devlete getirdiği o ekonomik maliyeti saymıyoruz bile!
Daha önce de söyledim, şimdi de söylü- yorum. Bu kadınlar tespit edilip doğurgan- lık yetilerine son verilmeli ve kaydı tutul- malıdır!.. Sert tedbirler alınmadığı takdirde bugünlerin daha iyi günlerimiz olduğunu söyleyelim.
Bizi ekonomi üzerinden vurdular! Dünyaca ünlü Amerikalı yazar Joan Steinberg, "Gazap Üzümleri/Aile Çöktü" romanında 1929 ekonomik buhranının yansımalarını Joad ailesi üzerinden ve- riyor. Yoksulluğun, işsizliğin, istenmeyen göç hareketlerinin aile ve toplum hayatını felç ettiğini anlattığı eserde, özellikle şu diyalog bile bize ne çok şey anlatıyor: "Kaç erkek var?"
"Bir tek biz. Üç. Kaç para veriyorsunuz?" "İki buçuk sent."
"Lanet olsun, insan karnını bile doyura- maz!"
"O kadar veriyoruz. Güneyden iki yüz adam geliyor. Bu paraya can atıyorlar." "Ama, Tanrı aşkına, bayım!"
"Haydi, çabuk ol. Ya kabul et ya defol. Tartışacak vaktim yok..." Bu diyalog bilmem ki sizlere ne çağrıştı-
Bizi ekonomi üzerinden vurdular! Dünyaca ünlü Amerikalı yazar Joan Steinberg, "Gazap Üzümleri/Aile Çöktü" romanında 1929 ekonomik buhranının yansımalarını Joad ailesi üzerinden ve- riyor. Yoksulluğun, işsizliğin, istenmeyen göç hareketlerinin aile ve toplum hayatını felç ettiğini anlattığı eserde, özellikle şu diyalog bile bize ne çok şey anlatıyor:
"Kaç erkek var?"
"Bir tek biz. Üç. Kaç para veriyorsunuz?"
"İki buçuk sent."
"Lanet olsun, insan karnını bile doyura- maz!"
"O kadar veriyoruz. Güneyden iki yüz adam geliyor. Bu paraya can atıyorlar."
"Ama, Tanrı aşkına, bayım!"
"Haydi, çabuk ol. Ya kabul et ya defol. Tartışacak vaktim yok..."
Bu diyalog bilmem ki sizlere ne çağrıştı- racak? Az paraya, karın tokluğuna çok iş!
Hayat pahalılığı, alım gücünün düşmesi, işsizlik, kira ve ev fiyatlarının yüzlerce defa katlanarak artması toplumumuzu derinden sarstı. Öyle ki büyük kentlerde iki ailenin aynı daireyi kiralamasından tutunuz, kızlı erkekli aynı evde yaşayan öğrencilerin artması, kirasını ödeyemediği için işini bırakanlar... Ay başını zor getirenler, para- sızlıktan ötürü patlayan aile içi geçimsizlik ve ayrılıklar arttıkça arttı.
Size en cömerd olanı haber vereyim mi? En cömerd Allah'dır. En cömerd Allah'dır. Ben ise Adem oğlunun en cömerdiyim. Onların Benden sonra en sonra en cömerdi ise şu kimselerdik ki: İlim öğrendi ve ilmini yaydı. İşte bu kimse kıyamet gününde tek başına bir ümmet olarak baas olunur. Bir de şu kimsedir ki; Allah yolunda ölünceye kadar nefsini cömerdce harcadı. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 163 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Bana göre, sizin için deccaldan daha ziyade korktuğum şeyi haber vereyim mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp, adamın makamına gösteriş için amel etmesidir. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 163 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Eyvah Arab'a yaklaşan şerden dolayı. Körcesine, kulaksızcasına ve dilsizcesine olan fitneden. O fitne gününde oturan yürüyenden yürüyen de koşandan hayırlıdır. Yazık o fitnede koşan adamlara, kıyamet günü Allah'dan dolayı (görecekleri azabtan) Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 461 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Sulh, müslümanlar arasında caizdir. Yanlız haramı helal ve helali haram yapan sulh müstesna. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 219 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) bir adama, bir müslümanın musibetini bertarafa vesile olacak bir şey nasib ederse, o adamı dünya ve ahiret musibetlerinden korur. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 396 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Temelde vahye dayanan İslâm Hukuku, ferdî ye icti mãi plânda olduğu gibi, milletlerarası münasebetleri dü- zenlemede de her devrin ihtiyacını karşılayacak bir derin- lik ve genişliğe sahiptir. Esasen milletlerarası münasebet- leri hukuka dayandırma fikri; bir ilim olarak ilk defa İslâm- la ortaya çıkmış ve müslüman fakihler hukukun bu şube- sini etraflıca ele alarak incelemişlerdir. İslâm hukukunda bu sahada ortaya konan ve geliştirilen genel prensipler, bugün de milletlerarası münasebetlerin sulh içinde yürü- tülmesi hususunda insanlığın muhtac olduğu temel umde- ler olarak karşımıza çıkmaktadır.
4
Bir doktora çalışması olan elinizdeki bu eserdé; isla mın milletlerarası münasebetlere yaklaşımı ve bu sahada koyduğu temel prensipler etraflı bir şekilde ele alınarak ilmi bir metodia incelenmiş olup, batılı müelliflerin İslâm'ın Milletlerarası munasebetlere yaklaşımı özellikle cihadla ilgili maksatlı ve ilmi tarafsızlığa uymayan görüşlerinin yanlışlığı ortaya konmuştur.
Yine aynı şekilde gerek batı dünyası ve gerek islâm ülkelerinde Dârulislám, Darulharb ve Dârussulh ile ilgili gerçeği aksettirmeyen göruş ve telákkiler, özellikle islâm ülkelerinde bazı çevrelerce oluşturulan ve ilmi olmaktan çok değişik maksatlara dayanan spekülasyonlarla bu fikhi terimler üzerinde meydana gelen bulanık hava aydınlatı- larak mes'eleye açıklık getirilmeye çalışılmıştır.
Diğer taraftan, muslumanlarin gerek milletlerarası ve gerekse husûsi şartlar bakımından içinde bulundukları du- rumla ilgili hükümleri bilmalerinde ve islâm hukukunun ozellikle ülkemizde henuz pek tetkik mevzuu olmamış bu sahasıyla ilgili çalışmalara bır başlangıç olarak genç araş- tırmacı Dr. Ahmed Özel'ın değerli eseriyle önemli bir boş luğu dolduracağı ümidindeyiz
te uğramak anlamına gelir. Bu deyimin orta ya çıkmasına vesile olan olay ise deyimin ye geçmiştir: Kurtlar sofrası, yiyecek bulamamaktan bitap dü yen kurtların bir daire etrafında toplanarak en zayıf olan, yorgun düşen veya uyuyan kurda saldırarak kendinden bir ferdi yeme sini ifade ediyor. İlginç olan ise, kurtların İçgüdüleri ile idare ettiği bu durumunun aklı ile var olan günümüz insanının içine düştüğü durumdan daha dramatik olmayı
Fiziki görünüm dikkate alınarak değer- lendirildiğinde insan vasfına sahip olan herkesi "Insan" olarak kategorize etmenin en yanlış çıkarım, genelleme, değerlendir- me veya sonuç olarak görüleceği bir çağın tanıklarıyız. Bununla birlikte nefes almanın yaşamak için yalnız başına yeterli olmadı ğı, tımaklar yeterince uzun olmadığında tutunulamayan, tomurcukların buz tuttu- ğu, insanlığın köküne kıran girmek üzere olan bir çağın edilgen şahitleriyiz.
Yaşananlan en son nokta olarak değer- lendirsek de hep daha kötüsünün karşımı za çıkması, umudu tüketiyor. Çok şükür ki mensubu olduğumuz İslam dini, insanın
eşrefi mahlükat olduğunu ve insanlığın umudunu diri tutacak olanın yine insan ol- Hunnu her firsatta kulağımıza fısıldamaya
devam ediyor. Bu fısıltının nara haline gel- mesi için insanın elinde bir pusula olması gerekiyor elbette. Çünkü insan yaratılışı gereği ancak bu şekilde istikamette kalip doğru varış noktasına varabiliyor. Ne yazık ki günümüzde yaşananlar net l bir şekilde
insanın ve dolayısıyla dünyanın pusulası- nın şaşmış vaziyette olduğunu gösteriyor. Kurtlar sofrasının adının dahi anılmadığı günlerde insanlık, adına Halil İbrahim sofrası dediğimiz bir sofranın etrafındaydı. O za- manlar hayvanların yaptıkları, insan olarak bizi pek de ilgilendirmiyordu. Medeniyetin insan temelli olduğu, sofrada herkese yer bulunabildiği, bırakın nara atmasını mazlu- mun düşünceli görüntüsünden bile çekinildiği ve hatta bunun uğursuz, kötü bir işaret sa- vıldığı o günler Bu sofrayı kuranların elinde Rahman ve Rahim olanın kusursuz olarak tasarladığı şaşmaz bir pusula vardı. Gün geldi pusula bir kenara bırakıldı Akıl, tabiatı tahakküm altına almak için kullanıldı. İnsan, kendi uydularını tasarla- yip navigasyon sistemlerini akla göre ku- runca dünya yaşanmaz bir yer haline gel- di. Vanlacak adres de o adrese gidilecek yollar da insanı insanlıktan çıkaracak şekil de planlanır oldu. Aldı tek put haline geti ren insan kendini, içgüdüleri ile hareket eden hayvanların, şaşmış pusulaların, din
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 33 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
V asiyetimdir: "Beni yıkadıklan za man saçımı ve sakalımı torunum Unen, Rabbimin huzuruna yakışıklı playm Bir başka rivayet de: "Beni ş görsünler şeklinde. Bu sözün anb, gul bahçesine girmeden önce bkmü tefekkür eden yolun yolcusudur. Olimü, telefonu gibi yakın bilmeyen ve spelleştirmeyen binu böyle bir söz edemes
Hao Emin Çevik ağabeyden bahse dyorum 0,3-4 kelime ile tarif edilecek ssa, bu kelimeler; tebessüm, nezaket. estetik ve disiplin olurdu. 3 2 sahibi (zi- ywet, zufet, zarafet) Sultanlann nefesi Çukurova da da sıcak
Emin ate bata dostudur. Babie dost an ko kat sevgi ve intramı hak eder Imin abi Adana'da vefat etti. Adana ya bir soru: "Ekmeğin krali nerede Pye? Ekmeğin krai Özbekler tarafın San porilir, Buharz'da, Semerkant'ta, Cmbarta. Os ve Otara Pazar'ında sa Her ekmeğin Ganndeki nakış baş kade. Ekmeğin süsünden, nakşından hang koye, hangi şehre ait olduğu an Aum jelkide, Istanbulda Osmanlı regin köşkler de birbirinin kopyası
Betonu, tay ve ekmeği birbirinin ay ytomyrmanın sam nedir?
tesinde sim ve san n ortaya kendal tekrar yoktur Alla yaklaştıkça tekrardan, kop Bitinin aynısı, olan relar bize uzaktan haber verle Eman at de orijinal ve klas to Pedag den vorde
Avtara Melek Girmes Carpinda Goney Jucaciye adında berrak bir vaha Bu grynn içinde, Melek Ge Came bulunur (Inter
men Çev
ve Meh
Değirmenco Abalerin
Guney Zuccadye'de
BİR ARAYA GETİRMEK, DAĞINIKLIĞI GİDERMEK ANLAMINA GELİR. EL CAMI, ALLAH'IN İSİMLERİNDEN BİRİSİDİR. CAMI INSANLAR VARDIR, BİR DE CAMI KURUMLAR, İNSANLARI BİR ARAYA GETIREN. DAĞINIKLIKLARI GİDEREN, TOPLAYAN, BİRLİK VE
BERABERLİĞİ SAĞLAYARAK
99
Cămi sözü, toplamak, bir araya ge tirmek, dağındığı gidermek anlamına gelir. El Camí, Allah'ın isimlerinden bi residir. Cami insanlar vardır, bir de câm kurumlar, insanlan bir araya getiren, dağınıklıklan gideren, toplayan, birlik ve beraberliği sağlayarak dışlamayan Günümüzde cămi olmayı Youtube, Instagram, Twitter ve AVVfler üstlendi Dini kurumlann en büyük sorunu, câmi
olup cem edememektir, cami insanla
in yokluğudur. Her Müslümanın yüre
gi ve mekanı sözlük anlamıyla cem evi
(toplanma yeri) olmalıdır
DIŞLAMAYAN.
Herkesin mesleğinden gönlüne bir yansıma olur Zucaciye işi de kırmama yi gerektirir. Zücaciye işi ile uğraşanlar hem estetikten anlar hem de halden. "Bir insan, etrafındaki 5 insanın ortala masıdır" derier, benden bir ilave: "Insan, etrafında en çok bulunan 5 eşyanın da ortalamasıdı
İçerisinde cem eden, dağınıklıklan bir araya getiren cami bir insan yoksa binlerce metrekarelik kurumlar losr kalır Ömer Faruk Karabucak Efendi (v 2015) küçük yazıhanesinde Adana merkez ve 15 ilçesinin şemsiyesi olurdu Imam Serahsi, kuyunun içinde iken, ta lebelerine 33 ciltlik Mebsut isimli eserini yazdırmıştı. Ömer Faruk Karabucak abi nin yazıhanesinde, Mehmet Değirmen a ve Emin Çevik abinin Güney Zücaciye dükkânında da herkesi cem etmesine saplmaz. Mescid-i Nebevi bir zamanlar cami, mahkeme, medis, hapishane, aş hane, nikah salonu, zekât dağıtım ve be lediye işlerinin görüşüldüğü mekän idi. Mehmet ve Emin Abilerin masa
sında Erkam kitaplan ve Altınoluk hep dururdu. Bu iki abinin masasında ah so yadi ve görevlerini belirten "masa isimli yoktu. Kimlik olarak, Erkam Yayınlan Altınoluk ve cemaatle kiinan namazlar dan başka neye ihtiyaç duyulur ki?
Güney Züccaciye, Altınoluk abo ne işlerinden, hediye kitap dağıtımına dostlann muhabbet etmesinden sorun lanın çözülmesine kadar dükkan değil de vakıf merkazi gibiydi. Metafizik derlec sadece fiziğin meta'u (Ötesi, uzaklan) olmaz ki. Dünyada meta matematik, meta kimya, meta coğrafya, olduğu gibi meta zúcadye dükkanı da vardır Somuncu habanın firni da meta form dr Guney Züccaciye'de hakka ve halka hlemet ana is, alim satim ek a gbs go
rünündu
Haci Emin Çevik shimiz ve cümle geçmişlerimize Fatiha
Devletler hukukunun İslâm muhiti dışında ortaya çıkış ve tekev- vünü, hukukun diğer şubelerine nisbetle daha yeni sayılır. Bugünkü devletler hukuku sistemi, XVI. asırdan itibaren Avrupa'da doğmaya başlamış ve ancak XX. asrın başlarında diğer dünya devletlerini de tatbik sahası içine alarak cihanşümül bir vasıf kazanabilmiştir. İs- lâm Åleminde ise, devletler hukukunun ortaya çıkışı ve tekevvünü Fıkhın diğer şubeleriyle birlikte olmuştur. Bu sahada İslâm Hukuku, Batı hukuk sistemine nisbetle en az sekiz asırlık bir önceliğe sahip- tir. Ortaçağ boyunca önemli ölçüde İslâm kültür ve medeniyeti ile temas halinde bulunan Batı'nın, devletler hukuku sahasında İslâm hukukunun tesirine kapalı kalacağı düşünülemez. Son bir iki asır bo- yunca ise, durum ters bir seyre bürünmüş, Batı'nın siyasi, iktisadi ve kültürel nüfuz ve baskısına maruz kalan İslam ülkeleri, iç hukuk- ta olduğu gibi devletler hukuku alanında da büyük ölçüde Batı hu- kuk sisteminin tesir sahasına girmiştir.
Bu hukuk alanında İslâm'ın gətirdiği temel prensipler, bugün de devletlerarası hayatın sulh içinde tanzimi için esaslı hayat umdeleri olarak önem taşımaktadır. İslām devletler hukuku üzerine yapılacak tetkikler, gerek devletler umumi ve gerekse devletler hususi hukuku sahalarında bugün hakim bulunan birçok teorinin müslüman hukuk- cular tarafından asırlarca önce bilindiğini ve ele alınıp tartışıldığını gösterecektir. Son zamanlarda bu alanda dikkat çekici çalışmalar yapılmıştır. Ancak görebildiğimiz kadarıyla bu husustaki eserlerde Dâr (ülke) meselesine yapılan temaslar oldukça kısa ve talidir. Bu meseleyle ilgili tam manāda müstakil bir eser de, bildiğimiz ka- darıyla henüz yoktur. Araştırma mevzuunu tesbitte en önemli sebep- lerden birisi budur. Diğer taraftan, İslâm hukukunda «dâr meselesi,
bugün müslümanların beynəlmiləl ve hususi şartlar bakımından için. de bulundukları durum karşısında da önem kazanmakta olup, bazı Cevrelerce de istismar edilen bir mevzudur. Bunun yanında, iyi ni yetli kimselerin de meseleyi bazı noktalarda yanlış mütâla ettikleri görülmektedir. Bunlar da mevzunun seçiminde diğer amiller olarak ortaya çıkmaktadır.
Ele alınan konunun bir devletler hukuku meselesi olması sebe biyle, Giriş kısmında bugünkü modern devletler hukuku ve İslâm devletler hukuku hakkında genel bir bilgi verilmesi uygun görülmüş. tür. Birinci Bölümde, özellikle «dâr» in tesbit ve taksiminde devlet- lerarası münasebetlerin ilgisi bakımından, İslâm'ın devletlerarası münasebetlere dair hükümleri ana hatlarıyla belirtilmiştir. Araştırma- nın temelini teşkil eden İkinci Bölüm, İslâm hukukunda «dâr>> mese- lesi etraflica ele alınmaya çalışılmış, fakihlerin görüş və mütālalan ortaya konulmuştur. Üçüncü Bölümde ise, devletin ülkesi (dâr) üze- rinde häkimiyeti ve hukuk nizamının tatbiki meselesine temas edile- rek känünlar ihtiläfıyla ilgili hükümlere yer verilmiştir. Sonuç kıs- mında da umumi bir değerlendirme yapılarak varılan neticeler kay- dedilmiştir. İstifade edilen kaynaklar başlıca umumi fıkıh kitabları olmakla
birlikte, devletler hukuku sahasındaki yeri və orijinalitesi bakımın- dan eş-Şeybāni (v. 189/796)'nın «es Siyeru'l Kebir» adlı eserine es Serahsi (v. 483/1090)'nin yaptığı «Şerhu's - Siyeri'l - Kebir isim- Il şərhi başlıca temel kaynaktır. Umumi fıkıh kitablarında «Siyer» ve «Cihad» bölümleri dışında, mevzuyla ilgili meselelerin diğer yerler- de de ele alınmış olması sebebiyle, her mezhebin belli başlı bazı te- məl kitabları baştan sona taranarak gözden geçirilmiştir. Bu arada, matbu eserlerde rastlanılmayan az da olsa bazı önemli bilgilerin yaz- ma kaynaklarda görüldüğü kayda değer. Bunlar arasında el Cessâs (v. 370/981)'in «Şerhu Muhtasari't Tahâvi», ed - Debbūsi (v. 430/ 1039) nin «el - Esrårs, el - Halvāni (v. 448/1050)'nin «el - Mebsût» ve Radiyuddin es - Serahsi (v. 544/1149)'nin «el - Muhit» adlı eseriyle bazı «Fetávás ları sayabiliriz. Kısmen de olsa istifade edilen, el Mâverdi (v. 450/1058) ve Kadı Ebû Ya'la el - Hanbeli (v. 458/1066) Cevziyye Ahkamu's Sultaniyye isimli eserleri ile İbn Kayyim el Cevziyye (v. 751/1350)'nin önemli eseri «Ahkamu Ehll'z - Zimme⟫yi zikretmek gerekir.
Bizim için konu icabı birinci dereceden kaynak sayılmayan mud air calışmalar arasında Vehbe Mustafa ezka Zuhalinin Asarul
2674- Kabrin sıkması, mü'minin affedilmemiş olan her günahına kefforettir Zekeriyya'nın oğlu Yahya'yı kabir arpa ekmeği yemesi sebebi ile sıktıkça sıkmıştır
٢٦٧٥ - الصَّيَافَةُ ثَلاثَةُ أَيَّامٍ فَما زاد فهو صدقة (حم وعبد بن حميد ع عن
ابي سعيد)
2675- Ziyafet uç gündur. Ondan fazlası sadakadır.
٢٦٧٦ - الصَّيَافَةُ ثَلاث ليال حَقِّ لازمٌ فَمَا سِوَى ذَلِكَ فَهُوَ صَدَقَةٌ الباوردي وابن قانع طب والخرائطي عن غالب عن ابيه) 2676. Ziyafetin üç gecesi (ev sahibine) vazgeçilmez be
borçtur Ondan fazlası sadaka sayılır. ٢٦٧٧ - الصيف يأتي برزقه وَيَرْتَحِلُ بِذُنُوبِ الْقَوْمِ يُمَحِّصَ عَنْهُمْ ذُنُوبُهُمْ
ر ابن السني عن أبي الدرداء ابو عبد الرحمن عن أبي ذر ) 2677. Misalir rizki gelir, ey halkının günahlarini temizleyerek ayrılıp gider.
" (الديلمي عن ابن عمر) 2678. Mühür, Arş'ta asılı durur. Hürmet ortadan kalktığında gandlar hatalara curet gostitia asılı durur. Hürmet oradande Allah onu handerir. Kalbi muhur gösteri masiyetler irtikap ettikleri duşunemez
rinde, gerek tebaaları arasındaki münasebetlerde tatbik edilecek kaj deleri, uluslararası topluluk yerine büyük ölçüde bizzat devletler tek tarafı olarak düzenlemektedirler".
Karşılıklı münasebetlerinde bugün dünya devletlerinin uymakta oldukları devletler hukuku sistemi, esas itibariyle kaynağını Batı Avru pa'dan alır. Başlangıçta yalnız Avrupa hristiyan devletleri arasındaki münasebetlere tatbik edilen bu hukuk, daha sonra zamanla diğer dev. letleri de tatbik sınırları içine alarak bugünkü duruma gelmiştir, Bu hukuk, mahiyet ve karakteri itibariyle, müstakil häkimiyet sahibi dey. letlerin rıza ve muvafakatıyla meydana gelmiş kaideleri ihtiva eder. Devletlerin dahili hukuku, toplum üzerinde hâkimiyet sahibi bir otorite tarafından tatbik imkânı bulduğu halde, devletlerarası münasebetleri tanzim eden devletler hukuku, ancak bu kaideleri uyulması gereken hukuk nizamı kabul eden üyelerin, yani devletlerin kendi arzu ve mu- vafakatlarıyla tatbik imkânı bulabilmektedir. Milletlerarası hukukun esası olan devletlerin birarada varlığı, siyasi bir teşkilatlanmayı gerek. li kılmadığı için, devletler hukuku otorite ve müeyyideden mahrum bu- lunmaktadır. Devletlerarası işbirliği de böyle bir teşkilatlanmayı gerek- tirmemektedir. Böyle olunca, bir arada yaşama ve işbirliği esasına da- yanan ve siyası teşkilattan mahrum bulunan devletlerarası hukukun müeyyidesi kuvvet olmaktadır. Dünya sulhünün muhafazası hukuki
müeyyideden çok, büyük devletler arasındaki kuvvet dengesine dayan-
maktadır.
Tatbik imkânının ancak üyelerin rıza ve muvafakatıyla olması key- fiyeti, devletler hukukunun mesned ve mahiyeti hususunda muhtelif telakkilerin vücuduna yolaçmış olup, bazı hukukçu ve filozoflar dev- letler hukukunun hukuki mahiyetini inkâra kadar varmışlardır. Bazı müellifler devletler hukuku esaslarını müsbet ahlâk kaideleri telâkki etmiş, bazıları da onları hakiki bir hukuk karakterinden mahrum ka- buletmişlerdir.
Sevig. V. Raşit, Kanunlar İhtilafı, İstanbul 1971, s. 181
(4) Göğer, Erdoğan, Dev, Hususi Hukukunda Çağdaş Akımlar, Ank. 1970,
85
(2) (3) A. g. 6, 103-104; Alsan, Z. Mesud, Yeni Devletler Hukuku, c. 1, Ankara 1950, s. 10-11
(5) Alsan, age, 11.43. Bu itirazlarda bilhassa devletler hukukunun tatbik kayfiyetinden mahrum olması hususunda bir hakikat payı olsa bile, buniyadevletler hukukunun hukuki mahiyetinden çok onun pozitif mahiyetiyle ilgili olduğu, bununla birlikte devletler hukukunun müey
Batı menşeli ve bugün dünya devletlerinin karşılıklı münasebetler de uyulmasını kabul ettikleri devletler hukukunun mahiyet ve müey- yidesi hakkında bu söylenenler, müslüman bir devletin diğer devletler- le münasebetlerinde tatbik edeceği İslâm Devletler Hukuku için geçer- li değildir. İleride temas edileceği gibi, hukuki mahiyet ve müeyyide- leri bakımından İslâm Devletler Hukuku modern devletler hukuku sis- teminden ayrı hususiyete sahiptir. Burada, devletlerarası hukukun ta- rihi gelişimi, Batı Devletler Hukuku sisteminin teşekkülü ve tatbikatta bugünkü cihanşümul vaziyete nasıl geldiğine kısaca temas edilecektir.
Devletlerin münasebetlerinde uyguladıkları kaideler manasına dev- letler hukukunun varlığı, yeryüzünde en az birden fazla devletin aynı anda mevcut oluşu kadar eskidir. Fakat bu eski devirlerde, bir hukuk mefuhumu olmadığı gibi, devletlerarası bir hukuk da mevcut değildi.
Bütün dünyaya şamil bir uluslararası hayat våkı'asının olmadığı ilk çağlarda, bugünkü manada bir devletler hukukunun varlığı sözko- nusu değildir. O zamanlar hem toplum hayatında hem de milletlerarası hayatta kuvvet, tek hakimdi. Karşılıklı münasebetlerin azlığı, kendile rinden olmayanlara karşı daimi düşmanlık da milletlerin kendi arala- rında uyacakları bir hukuk sisteminin teşekkülünü imkânsızlaştırıyor- du. Çin, Hind ve Yakındoğu'da uluslararası alanda bazı münasebet- lerin kurulduğu, birbirine yakın toplumların bazı sulh münasebetlerine giriştikleri ve bu münasebetlerde bir takım esaslara uydukları vaki ise de, bu kaideler hukuki bir mahiyet ve mesnede sahip değildi. Yunan ve Roma'da da bugünkü anlamda bir devletler hukukuna rastlanılmaz. Zira hem Yunanlılar hem Romalılar başka milletleri aşağı görmekte, onları hakimiyet ve esaret altına almayı tabii teläkki etmekteydiler. Roma devleti, henüz hakimiyeti altına almadığı milletlerle eşit haklar içinde münasebetlere girmeği kabul etmezdi. Yunanlılar da kendi ca-
yideden büsbütün mahrum bulunmadığı, dünya efkarı umumiyesi ve tarih önünde mesuliyet düşüncesinin devletlerin hareketlerinde hu kuk kaidelerine az çok uymalarını sağlamada önemli bir rol oynadığı (bk. Alsan, 44,46), ileri sürülmektedir. Fakat, acil Menfaat karşısında silik ve menfi bir mahiyet arzeden tarihi mes'uliyet ve çoğuzaman al- datılması ve aksi istikametlere yöneltilmesi mümkün olan efkår-ı umü- miyenin güçlü devletlere karşı gerçek bir müeyyide teşkil etmediğini de olaylar göstermektedir. Uygulamada, devletlerarası daha çok denge ve kuvvete dayanmaktadır. münasebetler
(6) Hamidullah, İslam'ın Hukuk İlmine Yardımları, İstanbul 1382/1962, 6. 75, Bilsel, Cemil. Devletler Hukuku Giriş. İst. 1940, s. 187
miaları dışında bulunan miletleri barbar sayar, esaretleri altiza mialan dau görürlerdi. Bununla birlikte Roma ve Yunan'da, d milletlerle münasebetlerde tatbik edilen bazı kaidelere rastlanmakta .
dır Ortaçağ boyunca bir ilim ve sistem olarak devletler hukukuna rastlanmadığı şeklindeki mütálaa, İslâm muhiti dışında kalan verke İçin geçerlidir. Modern devletler hukuku Batı menşeli olduğundan, onun tarihinden bahsedilirken Batı devletler hukuku sisteminin teşek kül ettiği muhit ve zaman gözönünde tutulmaktadır. Gerçekten, Orta çağ boyunca Batı âleminde bir devletler hukukunun varlığı müşahede edilmemektedir. Roma'nın yıkılışından sonra, Barbarların istilâsı v Cermen krallıklarımın zalimce harp ve yağmalarının oluşturduğu bir vasatta, devletler hukukunun teşekkülü beklenemezdi. Daha sonra De rebeyliğin doğuşu, uzun bir müddet devletlerin teşekkülüne engel oldu Devlet mefhumunun gücünü kaybettiği bu zemin, devletler hukukunun oluşmasına da müsait değildi. Diğer taraftan Papalık ve İmparatorluk arasında asırlarca süren üstünlük ve tahakküm mücadelesinin yolaçtı ğı karışıklık da bu hukukun teşekkülüne mani idi."
Devletler hukukunun varlığı; devletlerin varlığı, birbirleriyle dãi mi ve normal münasebetler kurmaları, aynı toplumun üyeleri olarak
birbirlerini kabulleri ve ayı hak ve vazifelere ehil görmelerine bağı dır. Batı'da bu vasat ve şartların oluşması ancak yeni zamanların baş larına rastlar." Büyük ve milli devletlerin teşekkülü, yeni keşiflar, uluslararası ticaretin gelişmesi, merkezi otoritelerin teşekkülüyle vü cut bulan hakimiyet fikri, içtimal, siyası ve ilmi birçok gelişmelere yolaçan Reform ve Rönesans hareketleri, Yeni zamanlarda milletler arası hayatın gelişmesine müessir olmuştur. Bu âmiller yanında, dev letler hukukunun doğuşu, bilhassa bu dönemde yetişen devletler hak ku müelliflerinin ve bunlar arasında ilk plânı işgal eden İspanyol met tebinin (Vitoria 1483-1546, Menchace 1512-1569, Ayala 1548-584, Suarez 1548-1617) sayesinde mümkün olabilmiştir. Bu istikametteki gayretler
( 8)188-192, Alsan, age, 12,74-75, 137-138, Hamidullah, Is. Dev
Grotius ile tam olgunluğa ermiş, devletlerarası münasebetleri müsta kil bir esasa bağlayarak izah işi onunla tamamlanmıştır." Başlangıçta cihanşümul vasfı olmayan ve Avrupa hristiyan millet
leri arasında bir umumi hukuk olarak doğan şimdiki modern devletler hukukunun tatbik sahası hususunda, Avrupalı müellifler din, kita ve medeniyet gibi bir takım kıstaslar ileri sürmüşlerdir.
Devletler hukukunun hristiyan milletlerin müşterek hukuk şuurun- dan doğduğu ve yalnız onlarda bu hukukun tatbikini mümkün kılacak müşterek şuur bulunduğu iddiasıyla, bu hukukun münhasıran hristiyan devletlere tatbiki savunulmuştur. Yine, bu hukukun Avrupa devletleri arasında teşekkül ettiği, buna bağlı olarak da ondan faydalanma ve onu tatbikin yalnız Avrupalılara mahsus bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu sebeple de Avrupa Devletler Hukukus veya «Avrupa Amme Huku kus tabirleri kullanılmıştır. İngiliz devletler hukuku alimi Lorimer'in İleri sürdüğü medeniyet kriterine göre ise, insanlık medeni, barbar ve vahşi olmak üzere üç guruba ayrılır. Medeni milletler, nazari ve müs bet devletler hukukunun tamamıyla tatbikatına mazhardırlar. Barbar- lar, müsbet devletler hukukunun ancak bir kısmından istifade ederler.
Vahşilerin ise devletler hukukundan istifadeye hiç hakları yoktur. Bu taksimde, Osmanlı Devleti barbarlar kısmında düşünülüyordu. Neti- cede devletler hukukunun tatbikedildiği devletler topluluğu 19. asrın ikinci yarısına kadar hristiyan devletlere münhasır kaldı. Bunlar; bü- tün Avrupa hristiyan devletleriyle 18. asrın sonu ve 19, asrın başların- da istiklâllerini kazanan bazı Amerika devletlerinden ibaretti."
Hristiyan milletler kendi devletler hukukundan istifadenin yalnız kendilerine mahsus olduğuna inanırlarken, 1856 yılında müslüman Os- manlı Devleti'ni kendi milletler topluluğuna kabul etmelerine insäni ve ne dinî bir säikle değil, tamamen pratik siyasetin gereklerine dayanı- yordu. Nitekim Japonya ve diğer hristiyan olmayan milletler bu hu-
kunun babası olarak şöhret bulmuştur. Bir kısmı De Mare liberum-
(Serbest Denize dair) adıyla 1609'da basılan De Jure praedae (Gand-
im Hukuku) adlı eseri 1808 yılında basıldı. Ona asıl şöhretini kazan-
dıran eseri ise, De jure belli ac Pacis (Harp ve Sulh Hukuku) olup, 1625 de basılmıştır. (bk. Crozat, 237; Bilsel, 211; Alsan, 80). (15) Bilsel, 100-110; Alsan, 59; Sevig. M. Raşit, Devletler Umumi Hukuku, Istanbul 1958, 23
(16) Bilsel, 111; Alsan, 50, Turnagil, A. Reşid, Islamiyet ve Milletler Huku- Iru, İstanbul 1977, 16; Nomer, Ergin. Teb'a ile Yabancının Hukuki Müsavatı, İstanbul 1962, 25
ardından Çin, Siyam, Af. susta daha çok bek devletler topluluğuna kabulü ocak 19. asrın son beklediler. Japonya ve onun ganistan ve İrandaşlarında mümkün olabilmiştir.kosmanlıların bu top. lariga kabul edildikten sonra bile devletler hukukundan istifade ettiril mediğini olaylar göstermiştir. Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletleri topluluğuna kabul edilmesinin ardındaki maksadı, devletler hukuku esaslarını ve muahedeleri vesile ederek içişlerine karışma, müdahalede bulunma ve ona istedikleri vecibeleri yüklemelerinden anlamak müm kündür. Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletler câmiasına kabul edilişin den sonra, devletler hukukundan istifade ettirilmediği kendi itiraflarıy la sabittir, 1878-1883 yılları arasında hristiyan olmayan milletler ve özellikle Osmanlılara tatbik edilecek hukuk meselesinin Devletler Hu kuku Enstitüsü'nde görüşüldüğü birçok toplantıda, Osmanlılara bu hu- kuku tatbikin kabul edilmesinin bir hata olduğu bile söylenmiştir. Bu kanaatin daha sonraları bile muhafaza edildiği görülmektedir. Th. D. Woolsey 1889'da hala devletler hukukunun, yalnız hristiyan milletlerin kendi aralarındaki münasebetlerde mer'i tutulmasının mecburi olduğu nu kabul ve tasdik ettikleri kaideler olduğunda ısrar ediyordu. 1881 yılında Amerika senatosuna verilen bir raporda, Hristiyan dünyasının İslam dünyası ile olan münasebeti devletler hukuku prensiplerine da yanmaz, medenl hristiyan milletler tarafından uygulandığı şekilde dev- letler hukuku onlar arasında mevcut eľkârın ortaklığından ve ortak bir menşe'den ileri gelmektedir deniyordu.
Netice olarak, 1856'dan evvel Avrupa'da modern manada devletler hukuku yoktu. Bu manada mevcut olan ve uygulanan, herkes tarafın dan kabul edildiği şekilde yalnız hristiyan milletler arasındaki umumi bir hukuk idi. İlk defa 1856 yılında, hristiyan olmayan bir devlet ola- rak Türkiye Avrupa milletleri umumi hukukundan istifadeye layık gö rülmüş, bu da hristiyan milletlerin umumi hukukunun uluslararası bir hale gelmesinin gerçek başlangıcı olmuştur.
(18) Hamidullah, Is. Dev. İdaresi, 54
(19) Turnagil, 14-15; Nomer, 25; Sevig, M., age, 24 (20) Bilsel, 109, Sevig, M., Dev. Hus. Huk., I, cilt, Ist. 1937, 2-3
( 21) Alsan, 403 - 404, All Mansur, Düvellyyi'l Amm, el - Kähire 1390/1971 (22) Sević, M., Dev. Um. Huk., 23
eş-Şeriatu'l-İslamiyye ve 1 - Kanunu'd , 60
(23 24) ( Turnagil, 14; Hamidullah, age
) Bilsel, 109 ., 54
(28) Hamidullah, a.g.e., a. IX
(25) 64-59 . Yılmaz, Yabancıların Hukuki Durumu, IV. bası, İstanbul 1971
Cennet ameli "sıdk"tır. Kul doğruluk yaptığında, ihsan sahibi olur. İhsan sahibi olunca da imanı kemale erer. İmanı kemale erince de Cennete girer. "Yalan" ise Cehennem amelidir. Kul yalan söylediğinde facir olur. Facir olduğunda da kafirlerin işini yapmış olur. Kafir işi yapınca da Cehenneme girer. Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.) Sayfa: 319 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
srail'in Lübnan'da telsiz ve I çağı cihazlanını uzaktan patlatmasıyla telefon başta olmak üzere üretilen bütün akıllı cihazların ne kadar tehlikeli bir silaha dönüştürülebileceğini öğrendik
Telsiz ve çağı cihazlarını uzaktan patlatabilen karanlık güçler cebimizdeki akıllı telefonu da kapalı tken dinleyebilir, patlatabilir
Bu uzaktan kontrollo siber terör saldırısıyla şunu da gördük, Boykot ettiğimiz küresel yelurtler de lurail kadar tehlikeli ve aomasz
Zaten apktan destek vererek Çocukları öldür destek bizden diyecek kadar insanıktan uzak olduklarını Gazze'deki soylunmda
gösterdiler. ** Haber bize 2022 Şubat ayında medyada yayınlanan bir haberi hatırlatı
hipsteuronews. com/2022-0203aphone
telefonlara, bir İsrailli firmanın daha cama, yazılımla suadeat ortosa sakti
O dönem birçok gazetede de sayımlanan ve sonra üzerinde epey konuşuları haber söyleydi
IPhone yanlarındaki guvenlik açığından faydalanarak telefonlara sızan skinci bir Istalli şirket olduğu ortaya çıktı
Daha önce NSO Group izimli firmanın Pegasus
yanlımıyla iPhone telefonlara kullanılanın haberi olmadan suzarak içersindeki bilgilere, kamera ve mikrofona eriştiği tespit edilmişti
Reuters In 5 ismaz
kaynağa dayandırdığı haberinde QuaDream isimli
daba kuçük ve düşük profilli bu şirketin daha hükümetlere bu casus yazılımı sattığı ileri sünuldu
Her la ralup şirket de 2021 yılında kullanıcılanın herhangi bir linki tıklamasına ya da
mesaja cevap vermesine ihtiyaç kalmadan tamamen uzaktanı sızmayı başarmış
Kaynaklara göre her iku şirkette oldukça karmaşık olan ve "safe tıklama olarak adlandınlan siber korsanlik
tekniğini kullanmış. Uzmanlar bu durumun telefonların aslında şuketlerin
kabul ettiğinden çok daha fazla suistimale açık olduğunu gösterdiğini belirtti.
NSO Group ve
QuaDream'in yaptığı
sızmaları analiz eden uzmanlar şirketlerin birbirine çok benzeyen yöntemler kullandığını tespit etti
Sukenn faaliyetlerini anlatan herhangi bie Internet she bulunmaken konuyla ilg bigsi bulunan bir kaynak حوليnian callan yerle herhangi bir bagyi sosyal meda danda summasirun stendiğim aktach
Qua Dream 2016 yılında eda be subay olan lan Dabelancin NSO çalışanı olan Gu Geva ve Nemea Reznik
Sakıllı telefonları we geyimes What Telegram ve Signal gibi uygulamalar teminden yapılan mesajlaşmalara erişmek için ana casas yolum clan Relga'l kullanpoe
Regiin sunduğu hizmetler arasoda telefon görüşmelerinl canı olarak kaydetmek, on ve arka kamerou ve mikrofon akat hale getirmek de
Nacak Qua Dream In mosterdemandets birinin Singapur met olduğun oktaren Suudi Arabistan ve Meksikahkemelerin bet iko yanlim da kullandığın beirm
Bu da 2021 linda çıkan başka be haber
Handa merkell Sne Hath Savunuculan (FLD) insan haklan kuruluşunun raporunda * Filisali akstin cep wlefonunda NSO Group'a all Pegasus casus van bespla wkdg belirtil
Casus yanamın konusu Filistinil aktivistlerin telefonlarına Tem 2020 v Nisan 2021 tarihleri arasında sukiendi ifade edikli
Soudi garvteci Cemal
Kaşkı cinayetode de
adi geyen NSO Group'a ait Pegasus casus yaalme ukoslararası kamuoyunda sak gündeme gelinişt
İsrail’in Lübnan’da telsiz ve çağrı cihazlarını uzaktan patlatmasıyla telefon başta olmak üzere üretilen bütün akıllı cihazların ne kadar tehlikeli bir silaha dönüştürülebileceğini öğrendik.
Telsiz ve çağrı cihazlarını uzaktan patlatabilen karanlık güçler cebimizdeki akıllı telefonu da kapalı iken dinleyebilir, patlatabilir.
Bu uzaktan kontrollü siber terör saldırısıyla şunu da gördük; Boykot ettiğimiz küresel şirketler de İsrail kadar tehlikeli ve acımasız.
Zaten açıktan destek vererek, “Çocukları öldür destek bizden” diyecek kadar insanlıktan uzak olduklarını Gazze’deki soykırımda gösterdiler. **
Haber bize 2022 Şubat ayında medyada yayınlanan bir haberi hatırlattı.
(https://tr.euronews.com/2022/02/03/iphone-telefonlara bir İsrailli firmanın daha casus yazılımla sızdığı ortaya cıktı) O dönem birçok gazetede de yayınlanan ve sonra üzerinde epey konuşulan haber şöyleydi:
“İPhone yazılımındaki güvenlik açığından faydalanarak telefonlara sızan ikinci bir İsrailli şirket olduğu ortaya çıktı.
Daha önce NSO Group isimli firmanın Pegasus yazılımıyla iPhone telefonlara kullanıcılarının haberi olmadan sızarak içerisindeki bilgilere, kamera ve mikrofona eriştiği tespit edilmişti.
Reuters’in 5 isimsiz kaynağa dayandırdığı haberinde QuaDream isimli daha küçük ve düşük profilli bir şirketin daha hükümetlere bu casus yazılımı sattığı ileri sürüldü. Her iki rakip şirket de 2021 yılında kullanıcıların herhangi bir linki tıklamasına ya da mesaja cevap vermesine ihtiyaç kalmadan tamamen uzaktan sızmayı başarmış.
Kaynaklara göre her iki şirkette oldukça karmaşık olan ve “sıfır tıklama” olarak adlandırılan siber korsanlık tekniğini kullanmış.
Uzmanlar bu durumun telefonların aslında şirketlerin kabul ettiğinden çok daha fazla suistimale açık olduğunu gösterdiğini belirtti.
NSO Group ve QuaDream’in yaptığı sızmaları analiz eden uzmanlar şirketlerin birbirine çok benzeyen yöntemler kullandığını tespit etti.
ZorlaErişim (ForcedEntry) olarak sınıflandırılan bu sızma yöntemi teknik olarak en sofistike korsanlıklardan biri olarak gösteriliyor. Apple kasım ayında NSO Group aleyhinde dava açarak şirketin teknoloji devinin kullanım sözleşmesini ihlal ettiğini ileri sürmüştü. NSO ise herhangi bir yanlış yapmadıklarını savunuyor. Casus yazılım şirketleri yüksek teknolojili ürünlerini hükümetlerin terör tehditlerini engellemesi için sattıklarını savunsa da insan hakları grupları ve gazeteciler bu yazılımların sivil toplumu, siyasi muhalifleri sindirmek ve seçimlere müdahale etmek için kullanıldığını defalarca belgelemişti.
Şirketin faaliyetlerini anlatan herhangi bir internet sitesi bulunmazken konuyla ilgili bilgisi bulunan bir kaynak şirket çalışanlarının çalıştıkları yerle ilgili herhangi bir bilgiyi sosyal medya dışında tutmasının istendiğini aktardı.
QuaDream, 2016 yılında eski bir subay olan Ilan Dabelstein ve iki eski NSO çalışanı olan Guy Geva ve Nimro Reznik tarafından kuruldu. Şirketin akıllı telefonları ele geçirmek, WhatsApp, Telegram ve Signal gibi uygulamalar üzerinden yapılan mesajlaşmalara erişmek için ana casus yazılımı olan Reign’i kullanıyor. Reign’in sunduğu hizmetler arasında telefon görüşmelerini canlı olarak kaydetmek, ön ve arka kamerayı ve mikrofonu aktif hale getirmek de bulunuyor.
Kaynaklar QuaDream’in ilk müşterilerinden birinin Singapur hükümeti olduğunu aktarırken Suudi Arabistan ve Meksika hükümetlerinin her iki yazılımı da kullandığını belirtti. **
Bu da 2021 yılında çıkan başka bir haber;
(https://tr.euronews.com/2021/11/08/ İsrailli casus yazılımla Filistinli aktivistlerin cep telefonunun hacklendiği-ortaya çıktı.) İrlanda merkezli “Sınır Hattı Savunucuları” (FLD) insan hakları kuruluşunun raporunda, 6 Filistinli aktivistin cep telefonunda NSO Group’a ait Pegasus casus yazılımının tespit edildiği belirtildi.
Casus yazılımın söz konusu Filistinli aktivistlerin telefonlarına Temmuz 2020 ve Nisan 2021 tarihleri arasında yüklendiği ifade edildi.
Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde de adı geçen NSO Group’a ait Pegasus casus yazılımı uluslararası kamuoyunda sık sık gündeme gelmişti.
**
Gazze’nin bugününü ve geleceğini yok eden İsrail’in ve siyonist küresel şirketlerin hukuk tanımazlığına devletler daha ne kadar göz yumacak?
# Çağrı Cihazı # Lübnan # İsrail # siber saldırı # Yaşar Süngü # iphone Yorumlar
Merhaba, sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynak oluşturur. Lütfen diğer kullanıcılara ve farklı görüşlere saygı gösterin. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı dil kullanmayın.
Kışkırtılmış erkek ve kadın kimlikleri! Bir vakitler, “kışkırtılmış erkek kimliği”nden bahsederdim.
Bizim toplumda “erkek çocukları” bambaşka bir yere konurdu.
“Erkek adamın erkek çocuğu olur!”, kız çocuklarını küçümseyen bir övgü cümlesiydi.
Erkek çocuklarını övmeler, erkek çocuk ile övünmeler, hep gördüğümüz hallerdendi.
“Senin oğlan da iyi çapkın ha, değişik değişik kızlar görüyorum kolunda!” yollu “iltifatlarla” göğüsleri kabaran baba, “Senin kız bir oğlanla geziyor!” lâfını duyduğunda deliye dönerdi.
“Erkeğin elinin kiri!” cümlesini çok işitmişimdir.
Erkek dediğin biraz da çapkın olmalıymış!
Lâf!..
İffetin kadını erkeği mi olur!
X
İlk gençlik yıllarımdan bu yana, böylesine “çarpık” yaklaşımları hep eleştirmişimdir.
Böyle…
“Namus, ahlâk, dürüstlük” meselelerinde erkek için kötü olan, kadın için de kötüdür!..
İffet herkes için vazgeçilmezdir.
Erkeği kadını olmaz.
O zamanlarda böyle düşünürdüm.
Sonra…
Müslüman oldum.
Daha önce “geleneksel Müslüman”lardandım, Rabbim bunu aşmayı nasip etti.
O zaman gördüm ki, harama bulaşmamak da değil, yaklaşmamak emrediliyor.
“Çağdaş” denilen yaşam tarzı, meselelere, Müslüman gözlüğü ile bakmıyor, “ilişki çeşitliliğini” kutsuyor, Cennet inancı olmadığı için, “Bütün zevkler bu dünyada!” diyor ve insanlığı “hedonizm” yani “zevkperestlik” bataklığına sürüklüyor.
Alıştığını bulamayan, her türlü pisliği yapmaya amadedir!
Kışkırtılmış bireyler, zevk arayışlarını karşılayacak maddi imkâna sahip olmayınca, delirmiş gibi sağa sola saldırır.
Batının gelişmiş denilen devletleri, “sömürge” topraklardan çaldıklarının bir kısmını vatandaşlarına dağıtarak “sahte refah” sağlarama bunun da sonu felâket olur.
x
Hollanda misali.
“Zevk” denilenlerin her türlüsünü tadan bireyler, öylesine büyük bunalımlara düşmüşler ki…
Sağlık” görevlileri var, gidiyorsun oraya, vurduruyorsun!..
Devlet kontrolünde, zehirleniyorsun!
Hollanda, uyuşturucudan arındırılmış bir toplum hedefinin ulaşılamaz olduğu görüşünden hareketle, bu işe “hoşgörü” ile yaklaşmayı bir “politika” olarak benimsemiş.
Devlet kontrolünde “zevk ve eğlence için” uyuşturucu kullanımı!..
Uyuşturucunun yasal olması, teşvik anlamına geliyor aynı zamanda.
"Bu işin sonu nereye varır?"derseniz; batının gelişmiş denilen, müreffeh denilen devletlerindeki “întihar oranlarına” bir göz atınız lütfen.
Korkunç!..
Hayatın bir “disiplini” olmalı.
Gün saatlere bölünmeli.
Bizde, “namaz” önemli ölçüde “güvenlik” sağlıyor.
Beş vakit namazını düzenli olarak kılanların hayatları “disiplin” altına girmiş oluyor ve ne yazık ki, bunu yapanların oranı gittikçe azalıyor.
Öte yandan…
“Mahalle baskısı” denilen ve etkisi gittikçe azalan gerçekliğe “olumsuzluk” yükleyenler çok ama, işin aslı pek de öyle değil.
İnsanların birbirlerini ayıplaması, günahların “gizli saklı” işlenmesini sağlıyor bir miktar.
“Allah’ın bildiğini kuldan gizlemem!” diye bir klişe var.
Çok yanlış.
Bu anlayış, insanları “çıplaklığa” sürüklüyor.
“Allah bizde hangi organların olduğunu bildiğine göre, bunları kuldan gizlemenin de mânâsı yok!”
“Manevi Vatan”ları bitirdikten sonra, bizi “tek” merkeze bağlayacaklar!..
Aslında, insanlık âlemi olarak bağlıyız da, iyice bağlayacaklar!
X
Buna erkekler ve kadınlar, hep birlikte karşı çıkmalıyız!..
Çıkmalıyız da…
Erkekler top kafalı olmuş!
“Aileye sahip çıkmalarını beklediğimiz” ev hanımlarınınönemli bölümü de, “sapkınların” kol gezdiği kimi gündüz kuşağı programlarına kilitlenmiş, vakit öldürüyor!
28 Şubat'tan kısa bir süre önce, Çevik Bir ve Mehmet Ağar'ın katıldığı toplantıda hangi kararlar alındı? Cumhuriyet tarihine damgasını vuran gizli toplantıda başka kimler vardı?
Hüseyin Kıvrıkoğlu'na düzenlenen suikast girişimini soruşturan Eyüp Aşık'ı Genelkurmay'a çağırıp, "Bu işi araştırmayı bırakın!" talimatı veren komutan kimdi? Ordudaki saflaşmanın perde arkasında hangi mücadele yatıyordu?
Mesut Yılmaz, Çevik Bir'den gelen "Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller'i hapse atmak için neden vakit kaybediyorsunuz!" tehdidine karşı ne yaptı?
Mehmet Ağar. "Söyleyin Mehmet'e, bir ülkede iki ordu olmaz!" haberini gönderen komutana ne cevap verdi? Emniyetle Genelkurmay arasındaki gerilimde neler yaşandı?
27 Nisan muhtırasından sonra Bakan Hüseyin Çelik'le görüşen Yaşar Büyükanıt, "Bu muhtırayı sadece hükümete karşı yayınlanmış bir muhtıra olarak görmeyin!" derken neyi ima etti?
Şamil Tayyar, ilk kez yayınlanan belgelerle, 28 Şubat'tan 27 Nisan'a uzanan süreçte yaşanan iktidar kavgasını tartışmaya açıyor...
111. Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da va'dettiği gerçek bir sözdür. Kim Allah'tan daha çok sözünde durabilir? O halde O'nunla yaptığınız bu alış verişi- nize sevinin. Gerçekten bu, büyük başarıdır.
112. Tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, seya- hat edenler, rükû edenler, secde edenler, ma'rufu emredip münkerden men edenler ve Allah'ın sınırla-
Rivayet edildiğine göre Medine halkından yetmiş veya yetmiş dön Kişi Rivayetan Ensår. Mekke' de Akabe gecesinde Rasulullah'a biat er tikleri vakit Abdullah b. Reváha:
"-Ya Rasülallah! Rabbin için ve kendin için dilediğin şartı koş." de di. Rasûlullah (a.s.).
tum." buyurdu.
--Rabbim için, O'na ibadet etmenizi ve O'na hiçbir şeyi şirk koşmamanızı şart koştum. Kendim için de canlarınızı ve mallarınızı koruyup savunduğunuz gibi beni koruyup savunmanızı şart koş
Abdullah b. Reváha:
"-Biz bunu yaparsak, bize ne var?" diye sordu. Rasûlullah (s.a.),
-Cennet. cevabını verdi.
Orada bulunan Ensår: "Karlı bir alış-veriş! Biz bu anlaşmayı ne fesh ederiz, ne de bozarız." dediler. 268 İşte bunun üzerine bu âyet nāzil oldu
Ezel gününde seninle alış veriş yaptık Bu alış verişi bozmak uygun değildir
"Allah," münafık ve kafirlerden değil cihāda başlayan "müminler den canlarını ve" Hak yolunda infak ettikleri "mallarını cennet kendi lerinin olmak üzere yāni mallan ve canlan mukabilinde cenneti hak etmek üzere "satın almıştır." Çünkü münafıklarda ve kafirlerde bu als veriş akdini yapma kabiliyeti yoktur.
Hasan (Basri) demiştir ki: Allah Teala'nın her mümin ile yaptığı şu kârlı alış veriş akdine iyi kulak verin. Vallāhi, yeryüzünde bu alış verişe girmeyecek hiçbir mümin yoktur.
288. Beyhaki, Delhil, II. 451
Allah Teala'nın müminlerle yaptığı bu sözleşme, âyette mâli takasa benzetilerek mübayaa (satış sözleşmesi) olarak adlandırılmıştır. İbn Me lek, Şerhu'l-Meşarık adlı eserinde şöyle der: "Rasûlullah cihetinden
Yine bilesin ki ecel, hükme bağlanmıştır ve kesinleşmiştir. Rızık, laştırılmıştır ve bellidir. Nasib olmayan elde edilemez. Herkesin belir- men payı ise kendisine ulaşır. "Her can ölümü tadacaktır." (el-Enbi- 11/35/ Ezelde takdir edilen bir şey, mutlaka gerçekleşir. "Cennet ki- un gölgeleri altındadır. En büyük doyma ve kanma, ölüm ka cların minden içmededir. Ayakları Allah yolunda tozlanan bir kimseye, lah ateşi haram kılar.
Bir dinar infak eden kimseye yedi yüz dinar, bir başka rivayette yedi yüz bin dinar sevabı yazılır, 290 Şehidler Allah katında gerçek diridirler. Onların ruhları, yeşil
kaşların karınlarındadır. Cennette diledikleri yerde ikamet ederler, 291 Shidin bütün günahları ve hataları bağışlanır. 292 Ailesinden ve ço raklarından yetmiş kişiye şefaat eder. 293 Kıyamet günündeki o "en yük korku dan emin olur. Ölümün sıkıntısını ve mahşerin korku e dehşetini duymaz. 294 Öldürülme acısını hissetmez.
Cihad esnasında yiyen ve uyuyan kimse, hazarda oruç tutan ve gecesini ibadetle geçiren insanlardan daha faziletlidir. Allah yolunda tzülük yapan (nöbet tutan) kimsenin gözleri ateş yüzü görmez. 255 slåm hududunda nöbet bekleyen bir askerin (murabıtın) salih ameli- in mükafaatı kıyamete kadar devam eder. 296 Bin gün, onun bir gü
tüne denk olamaz. 297 Onun rızkı şehidinki gibi işler, asla kesilmez. 298
Bir gün nöbet beklemek, dünyadan ve içindekilerden daha hayır
Nöbet bekleyen asker kabir fitnesinden ve azabından emin
Our Allah ona kıyamet gününde "varılacak güzel yer"i ihsan eder.
Durum böyle olunca, her akıllı insanın bu mertebeyi elde etmeye çalışması, ömrünü onu talep uğrunda geçirmesi, paçaları sıvayıp var gü Cüyle cihada atılması, Allah'ın iradesine boyun eğmeyen her türlü inat çılara karşı topluca sefere çıkması, İslâm ordularını ve seriyyelerini tec hiz etmesi, bunun için yardım ve bağış yapması, mallarını, karşılığını kat kat verecek ve onları temizleyecek olan yüce Zat'a borç vermesi, ticaret malı konumundaki canını bekletip geciktirmeden alıcısına (yani yüce Allah'a) teslim etmesi, gerek hafif ve gerekse ağır olarak Allah yolunda savaşa çıkması, Allah'ın düşmanlan dinlerinden çıkıp İslâm'a girinceye kadar veya imanlarını zillet ve hakaret altında bırakarak cizye verinceye kadar yahut canlan bedenlerinden sökülüp atılıncaya kadar, başları taç
larından çekilip alınıncaya kadar, onlarla gerek piyade ve gerekse süvari olarak cihada yönelmesi gerekir. Käfirlerin toplulukları, her ne kadar sayıca çok olsa da aslında par- ça parçadır. Allah'ın iradesine boyun eğmeyenlerin orduları (savaş) bilgi yönünden önde ve daha techizli olsalar da, bozguna uğramaya ve helak edilmeye mahkumdur. Fiziki görüntüleri erkek görünümünde ve büyük cüsseli olsa da küfür yolunun erkeklerinin sebat ve sabırları, kadınların- kinin yerine koyulmuş ve horlanmışlardır. Baksana Allah Teâlâ bir müs-
lümanın onlardan ikisine galip gelmesini sağlamıştır.
Öyleyse artık gerek piyade ve gerekse süvari olarak İslâm düş manlarının üzerine süratle gidip hücüm etmemiz, onlara baskın yap- mamız lazımdır. Esir durumda ve sıkıntı içerisinde olanları kurtarmak için çalışmamız, her tehlikeli ve (Allah katında) sevimli şeyi ganimet bilmemiz, kuvvet ve metanet sahibi müminlerin elleriyle şirkin hamile- rini ve yardımcılarını helak etmemiz gerekir. Perdeleri yırtılan küfrün dāvetçilerine keskin kılıçlarla saldırmamız, müşriklerin ve kafirlerin kanlarıyla günahlarımızın kir, kötülük ve felaketlerinden temizlenme miz gerekli olmuştur. İşte o zaman, cennetin kapıları açılır, döşekleri kabarır, kadehleri konulur, eşlerine düşkün ve onlarla yaşıt olan huri- leri ortaya çıkarılır.
O yiğitler ki (meşhur) Meşref kılıçlarlarıyla düşmanın boynunu uçurdular. Ölümün acı tadı, onlara tatlı geldi. Onlar şu fâni hayatı, bāki hayata karşılık satılar. Öyle bir şehadet pınarına erdiler ki on
dan sonra asla susamadılar. Ticaretleri çok kârlı oldu. Bahtiyarların nbahtiyarı oldular. Satış akitlerinde kârlı çıkanlar ancak ve ancak onlardır. Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinirler ve mutlu olur-
Yalnızca sana ey Allah'ım, zayıf ellerimizi açarız. Bizi de onlardan amanı, kıyamet gününde bizi onlardan ayı bir kenara koymamanı di Seni bizden râzı edecek şehadeti bize nasib etmek, bellerimizi bü- ken, bize sıkıntı veren günahlarımızı bağışlamak, yoluna arzettiğimiz rlanmızı katından bir rahmet, lütuf ve ihsan ile kabul buyurmak sure- le bizi lütfunla rızıklandırmanı dileriz. Senin keremin, bizi umut ve emelleri boşa çıkmış bir halde geri çevirmekten çok yücedir. Sen mer- ametlilerin en merhametlisisin!
Abdülvahid b. Zeyd (k.s.)'un şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir gün meclisimizde savaşa çıkmak için hazır bir vaziyette bulunuyorduk. Ben arkadaşlarıma Kur'ân'dan iki âyet okumalarını emrettim. Meclisimizde bulunan bir kişi:
*-Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet kendileri- in olmak üzere satın almıştır..." âyetini okudu.
O anda on beş yaşlarında bir çocuk ayağa kalktı. Babası ölmüştü ve Vendisine çok miktarda mal bırakmıştı ve şöyle dedi:
"Ey Abdülvahid b. Zeyd, Allah: "Allah, müminlerden canlanımı emallarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır" buyuru yor değil mi?" dedi. Ben de:
"Evet evladım." dedim. Çocuk:
maluma (Allah'a) sattım gitti." dedi. Ben ona: -Ben seni sahid tutuyorum, cennet benim olmak üzere canımı ve --Kilicin rin adına
keskinliği bundan daha siddetlidir. Sen bir sabisin. Ben se- Dedim. Bunun üzerine çocuk: sabredememenden ve savaştan aciz kalmandan korkarım."
"-Ey Abdulvahid! Ben Allah ile cennet karşılığında anlaşma yapa- cağım sonra da aciz kalacağım, öyle mi? Allah şahidim olsun ki ben. onunla kesinlikle satış akdi yaptım." cevabını verdi.
Abdulvahid der ki:
*-(Çocuğun bu sözleri karşısında) nefislerimiz gözümüzde o kadar küçüldü ki, kendi kendimize: "Bir sabî akledebiliyor da biz edemiyoruzar dedik.
Çocuk, atı, silahı ve nafakası hariç bütün malını çıkarıp verdi. Sefe re çıkma günü gelip çattığında yanımıza gelen ilk kişi o oldu ve: "es-Se lâmü aleyke ya Abdelvähid!" dedi. Ben de: "Ve aleyke's-selâm, inşallah kazançlı bir alış veriş olur." dedim.
Daha sonra arkadaşlarla birlikte yola çıktık. Çocuk da bizimle birlik-
te yola çıktı. Gündüzleri oruç tutuyor, geceleri de ibadetle geçiriyordu.
Bize ve hayvanlarımıza hizmet ediyor, uyuduğumuz zaman bize bekçilik yapıyordu.
Nihayet bu şekilde Rum diyarına gelmiş ve (bir ara mola vermiştik). Çocuk birden:
"-Vah Aynâ-i Mardiyye'ye (ceylan gözlü hoşlanılan kadın) olan şev- kime vah!" diyerek yanımıza geldi. Arkadaşlarım:
"-Herhalde bu çocuk vesveseye kapıldı, aklı karıştı." dediler. Ben
"-Evladım! Aynâ-i Mardiyye de nedir?" diye sordum. Çocuk şunlan anlattı:
"-Biraz uyumuştum. Rüyamda gördüm ki yanıma birisi gelip bana
"-Aynâ-i Mardiyye'ye git!" dedi ve beni içerisinde suyu hiç bozul- mayan bir nehrin bulunduğu bir bahçeye sürdü. Nehrin kenarında üzer lerinde anlatamayacağım güzel ve yeni elbiseler olan kadınlar vardı. On lar beni görünce sevindiler ve:
"-Bu Aynâ-i Mardiyye'nin kocası!" dediler. Ben de:
-Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" diye sordum. Onlar: "Biz onun hizmetçileri ve câriyeleriyiz, ileri doğru
112. Tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, seya- hat edenler, rükü edenler, secde edenler, ma'rufu emredip münkerden men edenler ve Allah'ın sınırla- rını koruyanlar... İşte o müminleri müjdele.
"Tevbe edenler" Bir önceki âyette zikredilen mücahidler gibi tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler... de cennetliktir, mânâsınadır. Bu takdire göre Allah'ın cennet vaadi, hem mücahidler hem de cihada karşı çıkmamak ve onu terk etmeyi kastetmemek şartıyla cihad etme miş olan diğer müminler için geçerlidir.
Âyetteki "tevbe edenler" lle şirkten, münafıklıktan ve küçük-büyük her türlü günahtan tevbe edenler kastedilmektedir. Tevbe aslında "dön mek" demektir. Kulun tevbe etmesi demek, cezayı (gerektiren şeyler den, Allah'in) af ve rahmetini (celbeden şeylere) dönmesi demektir. Tevbenin derhal yapılması gerekir. Aymasculere dönme terk edilen günahın günah olduğunun bilinmesi lazımdır.
Allah Teâlâ ya samîmi olarak, ihlasla "ibadet edenler,"
İbådet samimi niyetle yapılırsa iyidir Yoksa içinde beyin olmayan deriden ne çıkar İbadet. Allah Teâla'ya ta'zim ve saygıyı gösteren bir fiili yerine ge tirmek demektir.
Anlatılır ki İmam-ı Azam (rh.a.) yirmi yıl yatsı abdesti ile sabah na- mazı kıldı. Hiçbir zaman yere yan gelip uzanmadı. Gece elbisesi yoktu. Başı açık oturdu, ayağını uzatmadı.
Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Mahlukatın Allah'a en sevimsi- zi sıhhatli olduğu halde (kalbi Hak'tan) boş olanıdır "301
Kuşeyri (k.s.) demiştir ki: "İbadet edenler" her yönden Allah'a bo- yun eğen kimselerdir. Onları ne dünya nimetleri ne de âhiretin büyük nimetleri kul köle edinebilir. Kul ancak sonradan olanların (hadis) hep- sinden tecerrüd etmedikçe gerçek mânâda Allah'ın kulu olamaz.
"Hamdedenler" yani verdiği nimetlere karşılık Allah'a hamd ü se- nâda bulunan, nimetlerine karşı O'na şükreden, üstün sıfatları ve isimle- ri ile O'nu medhedenler.
Bazı âlimler hamdi genelleyip insanların hem uhrevi hem de dünye- vi nimetlere karşı hamdetmeleri gerektiğini söylemiştir. Ayrıca dünyada ailesine, kendisine ya da malına gelen şiddet ve musibetlere dahi ham- detmesini gerekli görmüşlerdir. Başa gelen sıkıntı ve musibetler de ger çekte nimettir Çünkü bunlar kula pek çok mükafatlar kazandırır. Hatta çocukların ölüm anında katlandığı şiddetli sıkıntılar dahi sabırlı velîye se- vap olarak döner. Sahih bir rivayette geldiğine göre Rasûlullah (s.a.): "Başa gelen iyi kötü her hale Allah'a hamdolsun. "302 buyurmuşlar dır. Nitekim Minhácü'l-abidin'de bu şekilde geçmektedir.
301. Deylemi, Hadis No: 1459 302. Bk. Süyüti, ed-Dürru'l-mensür, IV, 297
600
lu Bilinmesi gereken hususlardan birisi de şudur: Allah Teala'nın bir ku tevhid akidesine muvaffak kılması, o kul için büyük bir nimettir. Öyley
inde söyle värid olmuştur: "Şüphesiz Allah, bir şeye tecelli ettiği za o şey Allah'a itaat edip boyun eğer, "304 "Secde edenler," za de nefisleriyle ubûdiyyet yaygısı üzerine, bâtında ise rubübiyyeti mü- hade esnasında kalpleriyle secde edenlerdir.
et-Te'vilâtü'n-Necmiyye' e'de ise şöyle: "Rükü edenler," kendi var- la kyam makamından, Mevcudlarıyla kıyam makamına kendi var Secde edenler, keder ve hüzünden, keder ve hüzünün olmadığı det eşiğine düşenlerdir.
Kadim olan Allah'ın sıfatları tecelli edince Hadis olanın vasıflarını yakar yandırır
"Ma'rufu" yani imanı ve tâati "emredip münkerden" şirkten ve grahlardan "men edenler."
Haddâdî der ki: Ayette geçen "ma'ruf" sünnet, "münker" ise hd amr.
İbn Melek "Bid'atın her türlüsü dalalettir."305 hadisiyle ilgili ola- şunlan söylemiştir: Yani, Hz. Peygamber'in (a.s.) yapmadığı her ye- haslet dalalettir. Çünkü dalālet, doğru yolu terk edip başka yola git- eter. Doğru yol ise şeriattir. Ancak bid'at-i hasene bu hükme girmez. ekim Hz. Ömer (r.a.) teravihin cemaatle kılınması hakkında "Ne gü- bid'at!" demiştir.
İslâm âlimleri bid'atı beş sınıfa ayırmışlardır:
1. Vacib olan bid'at: Mülhidlerin ve başkalarının İslâm hakkında or- a attıkları şüpheleri reddetmek amacıyla deliller ortaya koymak gibi.
2. Mendüb olan bid'at: Kitap yazmak, medreseler bina etmek ve benzerleri.
3. Mübah olan bid'at: Yiyecek ve benzeri şeylerin çeşitlerinde artış apmak.
45. Mekrüh ve haram olan bid'at ki bunlar bellidir.
Fakir (Bursevi) der ki: lim tahsili için inşa edilen bir bina, ya zahiri mi tahsil etmek için inşa edilir ya da båtın ilmi öğretmek için. Medrese Inşa etmek bid'at-i hasene olduğuna göre tekke ve zaviye (hänkah) inşa etmek de bid'at-i hasene olmalıdır. Üstelik tekke ve zaviye inşa etmek. orada elde edilen ilmin, marifetullah'ın şerefinden dolayı, daha şereflidir.
"Mekke ve Medine'de tekke ve zăviye yok, Rum diyarındaki ve di ğer yerlerdeki tekke ve zaviyeler de ne oluyor?" diyen ve tekkeleri ya- saklayan, zikir cemiyetlerine katılmak, halvet ve riyazat yoluyla ıslahı hål etmek amacıyla oralara gidip gelmeye engel olan kimse, söylediği bu sözü cahilliğinden ve ahmaklığından dolayı söylemiş, yasaklayan da dalaletinden ve bedbahtlığından dolayı yasaklamıştır. Herkesin målūmu olduğu üzere böyle bir kimse iyiliği emreden kötülüğü nehyeden değil. tam aksidir. Günümüzde (müellifin yaşadığı XVIII. yüzyıl) ellerinde hiçbir delil ve burhanları olmadığı halde (tekke ve zaviyelere) dil uzatan kötü niyetli insanlar çoğalmıştır. Yardım ancak Allah'tan dilenir.
Kuşeyri demiştir ki: Âyette geçen "emredenler ve nehyedenler," halkı Allah Teälä'ya davet eden, onları Allah'tan başkasından uyarıp sa- kındıran, birbirlerine Allah'a yönelmeyi, Allah'tan başkası ile meşgüliye- ti terk etmeyi tavsiye eden kimselerdir.
Sonra âyette "emredenler" ifadesiyle "nehyedenler" ifadesi arası- na "vau (ve)" harfi girmiştir. Bunun sebebi, iyiliği emretmenin ve kötü- lükden men etmenin bir tek haslet hükmünde olduğunu, biri olmadan diğerine itibar edilmeyeceğini göstermek içindir. Buna göre âyette mü minler hakkında sayılan sekizinci vasıf "Allah'ın sınırlarını koruyan lar" sözü olur Sekizinci sıfatın "münkerden men edenler" ifadesi ol- duğu da söylenmiştir.
Kurtubî der ki: Bu kullanım bazı Araplara aid fasih bir lügattir. Ni- tekim "Rabbi ona... dul, ve bakire eşler verir." (et-Tahrim, 66/5). "Onlar... ve sekizincileri köpekleridir, diyecekler." (el-Kehf, 18/22) *... ve onun (cennetin) kapıları daha önce açıldığında... ve". Zümer, 39/73) âyetlerinde de aynı durum sözkonusudur. Çünkü cennetin kapısı sekizdir. Dürretü'l-gavvas adlı eserinde Hanım başta olmak üzere bazı âlimler bu görüşü benimsemiştir.
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
Haddadi der ki: Ayetteki "Allah'ın sınırlarını koruyanlar" sıfatı. kullanın Allah'a itaat, O'nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durma özelliklerini en mükemmel güzellikte ortaya koymaktadır. Çünkü Allah Teälä emir ve nehiy konusundaki sınırlarını belirtmiş, kullarını teş vik ettiği ve muhayyer bıraktığı şeyleri açıklamış ve Allah'ın rızasına uy gun olması bakımından hangisinin daha evlå olduğunu beyan etmiştir. Kul Allah Teälä'nın farz kıldığı şeyleri yerine getirip O'nun istediği şeyle rin nihayetine ulaştığı zaman "Allah'ın sınırlarını koruyanlar"dan olur.
Halef b. Eyyüb'dan rivayet edildiğine göre o, gecenin bir kısmında karısına çocuğunu emzirmeyi bırakmasını emretmiş ve "Allah'ın çocuk için tayin ettiği iki senelik emzirme süresi tamam oldu." demiştir. Kendisi- ne: "Bıraksaydın da bu gece de emzirseydi." denilince o: "Allah Teâlâ'nın: "Allah'ın sınırlarını koruyanlar" kavli nerede kaldı?!" cevabını vermiştir.
"İşte" sayılan bu faziletlere sahip olan "o müminleri müjdele."
Burada zamir kullanılabilecek yerde "müminler" kelimesi kullanıl
mıştır. Bu, müminlerin sahip oldukları imanın kendilerini buna davet et- tiğine ve kamil müminin böyle olduğuna dikkat çekmek içindir.
Müminlerin ne ile müjdeleneceğinin âyette zikredilmemesine gelin- ce bu, müjdelenecek şeyin büyüklüğünü ifade etmek içindir. Sanki şöyle söylenmiştir: Onları, akılların alamayacağı, sözlerin ifade edemeyeceği derecede yüce ve büyük şeylerle müjdele. Müjdelerin en büyüğü ise se lâmet yurdu olan cennette Allah Teâla'yı görmektir.
Bilesin ki her amelin kendisine münasip (âhirette) özel bir mükafatı vardır. Mesela orucun mükafatı (cennet nimetlerinden) yemek ve içmek- tir. Nitekim Allah Teâlâ: "Geçmiş günlerde (dünyada) yaptığınız iş lerden ötürü äfiyetle yeyin, İçin." (el-Hakka, 69/24) buyurmuştur. Diğer amelleri sen buna kıyas et. Güzel bir hal elde edebilmek için var gücünle çalış. Allah bizi ve sizi nzasını kazanma yollarına muvaffak eylesin.
1. Tevbe eden kimsenin, fâsıklarla olan ilişkisini tamamen kesmesi sah zatlarla birlikte olması ve nerede olurlarsa olsunlar onların meclis
e devam etmesi.
2. kalbiyle dönüş apbğı zaman, bütün uzuvların yaratılış gayesine boyun eğdiği müşaha- edilir. Bir ağacın kökü iyi olduğu zaman dalı meyva verir.
3. Ondan dünya sevincinin gitmesi. Çünkü Allah'a yönelen kimse Onun dışındaki bir şeyle sevinmez. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.) sü- hüzün ve tefekkür halinde idi.
4. Tevbe eden kimsenin gönlünü, Allah'ın kendisi için kefil olduğu konusunda değil, Allah Teâlâ'nın emrettiği şeylerle meşgul etmesi. Allah Teālā bir (hadis-i kudside) buyurmuştur ki: "Ey Ademoğlu! Ben en önce topraktan, ardından da nutfeden yarattım. Seni yoktan aratmak beni yorup acze düşürmedi de yaşadığın surede sana ek- mek vermek mi beni yoracak?"
Tevbe eden kimsede bu alâmetler bulunduğu zaman, müslümanla- onu sevmeleri lazımdır. Çünkü Allah onu sevmiştir. Müslümanların anca Allah'ın onu tevbesinde sabit kılması için dua etmeleri, daha ön- ce işlediği günahları sebebiyle onu ayıplamamaları, onunla birlikte
oturmaları, ona ikramda bulunmaları gerekir. Öte yandan tevbe eden inse de verdiği sözü bozmaktan ve günahlara geri dönmekten sakın- malıdır.
Yahya b. Muâz: "Tevbeden sonra yapılan bir günah, tevbeden ön- japlan yetmiş günahtan daha çirkindir." demiştir.
Kuşeuri (k.s.) dr ki demiştir ki: Tevbe edenler sınıf sınıftır. Bazıları var-
Tededen, Allah'ın lütfunu müsâhedeye döner. Bazıları da var ki kendi- işlediği zelleden, ibadet ve tâate döner. Bazıları da nefsini müşa- De ve hemcinslerine ihsandan. Rabb'inin hakikatlerinde istiğrak haline döner.
devam et!" dediler. İleri doğru devam ettim. Birden kendimi bir bahçe perisinde tadı değişmeyen bir süt ırmağının kenarında buldum. Bahçe- de her türlü ziynet eşyası ve kadınlar vardı. Kadınlan görünce, güzellik Jerine tutuldum. Onlar beni görünce sevindiler ve
"Vallahi bu, Aynâ-i Mardiyye'nin kocası!" dediler. Ben
"Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" di ye sordum. Onlar selamımı aldılar ve: "Ey Allah'ın velisi, biz onun hiz metçileri ve câriyeleriyiz. Sen önüne doğru ilerle!" dediler. Ben de iler ledim. Kendimi birden bir şarap ırmağının kenarında buldum. Vadinin (nehrin) kenarında, geride bıraktığım güzellikleri bana unutturan kadın- lar vardı. Ben:
"Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" de dim. Onlar:
"Hayır, biz onun hizmetçileri ve câriyeleriyiz. Önüne doğru devam et." dediler. Ben de devam ettim. Birden kendimi süzme baldan bir baş ka ırmağın kenarında buldum. Beyaz inciden yapılmış bir çardağa ulaş tım. Çardağın kapısında bir câriye, üzerinde de anlatmaktan aciz oldu ğum güzel ziynet eşyası ve elbiseler vardı. Beni görünce sevindi ve:
"-Ey Aynâ-i Mardiyye! İşte kocan geldi." diye çadıra seslendi.
Ben çadıra yaklaştım, içeri girdim. Aynâ-i Mardiyye, inci ve yakut süslemeli altından bir divan üzerinde oturuyordu. Görür görmez ona tr tuldum. Bana:
"Merhaba ey Allah'ın velisi! Yanımıza gelme vaktin yaklaştı." diyor du. Onu kucaklamak için yaklaştım.
sallah." dedi. Ben de o anda uyandım, ey Abdulvahid. Ona kavuşmaya "Acele etme, sabırlı ol! Çünkü beni kucaklama vaktin hente gebr d. Çünkü sende salt olar. Bu gece yanımızda iftar sabırsızlanıyorum."
man seriyyesi karşımıza çıktı. Çocuk onlara saklırdı. Savchem, dokur Abdülvahid der ki: "Çocukla konuşmanuz bitmemişti ki bir dus
1. Tevbe eden kimsenin, fasıklarla olan ilişkisini tamamen kesmest Salih zatlarla birlikte olması ve nerede olurlarsa olsunlar onların meclis Jerine devam etmesi.
vaplığı zaman, bütün uzuvların yaratılış gayesine boyun eğdiği müşaha de edilir. Bir ağacın kökü iyi olduğu zaman dalı meyvə verdiy dönüş
3. Ondan dünya sevincinin gitmesi. Çünkü Allah'a yönelen kimse O'nun dışındaki bir şeyle sevinmez. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.) sü rekli hüzün ve tefekkür halinde idi.
4. Tevbe eden kimsenin gönlünü, Allah'ın kendisi için kefil olduğu nik konusunda değil, Allah Teâla'nın emrettiği şeylerle meşgul etmesi. Allah Teâlâ bir (hadis-i kudsîde) buyurmuştur ki: "Ey Ademoğlu! Ben seni önce topraktan, ardından da nutfeden yarattım. Seni yoktan yaratmak beni yorup acze düşürmedi de yaşadığın sürede sana ek mek vermek mi beni yoracak?"
Tevbe eden kimsede bu alametler bulunduğu zaman, müslümanla mm onu sevmeleri lazımdır. Çünkü Allah onu sevmiştir. Müslümanların aynca Allah'ın onu tevbesinde sabit kılması için dua etmeleri, daha ön- ce işlediği günahları sebebiyle onu ayıplamamaları, onunla birlikte oturmaları, ona ikramda bulunmaları gerekir. Öte yandan tevbe eden kimse de verdiği sözü bozmaktan ve günahlara geri dönmekten sakın malıdır.
Yahyâ b. Muâz: "Tevbeden sonra yapılan bir günah, tevbeden ön ce yapılan yetmiş günahtan daha çirkindir." demiştir.
hadeden, Allah'ın lütfunu müşahedeye döner, Bazıları da var ki kendi Kuşeyri (k.s.) demiştir ki: Tevbe edenler sınıf sınıftır. Bazıları var ne ve hemcinslerine ihsandan, Rabb'inin hakikatlerinde istiğrak haline döner.
-Bi " الْحَمْدُ لله على دين الإسلام وعلى توفيق الايمان " :e mimin daima pe Islam dinini ihsan eden, bizi imana muvaffak kılan Allah'a ham- jolsun" demelidir. Nitekim (tâbiîn âlimlerinden) Mücahid, "Allah şük redenleri daha iyi bilmez mi?" (el-En'âm, 6/53) âyetini, "Allah, tevhid aesi nimetine şükredenleri daha iyi bilmez mi" şeklinde tefsir etmiş-
Bunu öğrendikten sonra, "Bizzat din, keza İslâm ve iman aslında kendileri nimet değildir, öyleyse bunlara karşılık nasıl hamdedilir?!" di ven kimsenin bu sözü seni aldatmasın!
Kuşeyrî der ki: "Hamdedenler" öyle kimselerdir ki, Allah'ın kudre- aile meydana gelen şeylere asla itiraz etmezler, Allah için yapılması ge- reken ibadet ve tâatlerde de asla isteksizlik göstermezler.
"Seyahat edenler" İbn Abbas'tan (r.anhümâ)'dan rivayet edildiği- ne göre, Kur'ân'da zikredilen her seyahat ile oruç kastedilmektedir. Bir hadiste: "Ümmetimin, seyahati oruçtur." 303 buyurulmuştur.
Şair de şöyle demiştir:
Onu gece gündüz namaz kılarken, gündüzünü de Oruçlu olarak Allah'ı çokça zikrederken görürsün.
Oruç, seyahate benzetilmiştir. Çünkü seyahat eden kimse canının stediği her şeyi yapamadığı gibi, oruç da insanı nefsânî arzularından alı- koyar. Aynı şekilde seyahat eden kimse seyahat sayesinde bilmediği ve görmediği yerlere ulaştığı gibi oruç tutan kimse de nefsânî bir riyāzat olan oruç sayesinde mülk ve melekûtun sırlarına vakıf olur.
Ariflerden birisi şöyle söylemiştir: "Orucun seyahate benzetilmesin deki nükte sudbirisi solet eden kimse, yeryüzünde dolaşıp hangi belde de ikamet etmeyi guzel gorurse orada ikamet eder. Hoşuna gite cen nete qirdiği zaman kendisine: "Dilediğin kapıdan qir! Hangi oda ve köşk hoşuna giderse oraya yerles." denilir. O da, yeryüzündeki seyya- bir beldeye geçer. Aynı hun yaptığı gibi cennetin dilediği yerindeki köşklerini ve evlerini gezer.
Hasan Basrî demiştir ki: "Seyahat edenler," helaller konusunda kendilerini tutan (azıyla iktifa eden), haramları ise tamamen terk eden kimselerdir. Vallahi ortalıkta öyle insanlar var ki kendilerini helalden tu tuyorlar, fakat haramı hiç terk etmiyorlar. Allah'ın gazabı daima onların üzerine olacaktır.
Kuşeyrî de bu konuda şunları söyler: "Seyahat edenler", Allah'tan başkası ile birlikte olmaktan saim (oruçlu), Allah'tan yine Allah ile yeti- nen ve iktifa eden kimselerdir.
et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de denilir ki: "Seyahat edenler," kendile rini Allah'tan alıkoyan şeyleri terk ederek Allah'a doğru seyr edenlerdir (seyr ilallah).
Atâ demiştir ki: "Seyahat edenler"den maksad Allah yolunda ci- had eden gâzilerdir. Onlar, kâfirlerin diyarına ulaşıncaya kadar pek çok menzil ve merhale kat'ederler ve karşılaştıkları kâfirlerle Allah yolunda savaşırlar.
İkrime der ki: Onlar, ilim tahsili için bir yerden diğerine seyahat eden ilim tâlibleridir. Nitekim Câbir (r.a.), tek bir hadis için Medine'den Mısır'a yolculuk yapmıştır. Bu yüzden bir kimse seyahat yapmadıkça (ilimde) kâmil sayılmaz, hicret etmeden de maksuduna ulamaz.
Alimler demişlerdir ki: İttiba silsilesiyle kendisine ulaştığı, kalbindeki perdeyi açan bir üstāzı olmayan herkes, bu yolda babası olmayan bir to- run, nesebi olmayan bir evlatlık durumundadır.
Namazda "rükû edenler, secde edenler" Namazdan kinâye olarak rükü ve secdenin zikredilmesi, onlarda ibadet yönünün namazın diğer rü- künlerine nisbetle daha belirgin olmasındandır. Çünkü namazın rükünle rinden olan kıyam ve kuûd, insanlar tarafından namaz dışında da âdet olduğu üzere yerine getirilir. Rükû ve secde ise farklıdır. Onlar insanların tabî olarak yaptıkları hâl ve hareketler değil, ancak ibadet kasdıyla yap tıklan hal ve hareketlerdir. Dolayısıyla bu iki rukün, namaza mahsus ol- ma yönünden namazın diğer rukünlerine göre üstünlüğe sahiptir.
Kuşeyrî der ki: “Rükû edenler," tecelli kudretinin altında sönüp sakinleşmek süretiyle bütün hallerinde Allah'a boyun eğenlerdir. Bir ha
Nesefi ise et-Teysir isimli tefsirinde bu konuda şunları söyler: Mu- hakkık âlimlere göre bu sözün aslı esası yoktur. Sekiz sayısında, söyle- nenleri gerektirecek bir özellik bulunmamaktadır. Böyle bir kullanım. sayıların peşpeşe gelmesi hasebiyledir. Nitekim "Allah,... melik, mu- kaddes, esenlik veren, güvenlik veren, gözetip koruyan, aziz, is- tediğini zorla yaptıran, çok uludur." (el-Haşr, 59/23) âyetindeki seki- anci sıfatın başına vav harfi gelmemiştir, yine "Şunların hiçbirisine taat etme: Yemin edip duran, aşağılık..." (el-Kalem, 68/10-13) âye- inde de sekizincide vav harfi gelmemiştir.
"Allah'ın sınırlarını koruyanlar" yani, Allah'ın açıklayıp tayin aip belirlediği hakikatleri ve hükümleri yerine getirmek ve insanlanı da buna teşvik etmek suretiyle Allah'ın sınırlarını koruyanlar.
Kuşeyrî der ki: Onlar, Allah'ın durmalarını istediği yerde duran ve hareket etmelerini istediğinde hareket eden, sâkin olmalarını istediği za- man säkin olan, Allah ile beraber olup nefeslerini muhafaza eden kim- selerdir.
Sonra şer'î mükellefiyetler, âyette zikedilenlerle sınırlı değildir. Bila- kis şer'î mükellefiyetlerin bir çok sınıf ve kısımları vardır. Onlar ayrıntılı olarak ancak ciltler dolusu kitaplarda açıklanabilir. Onun için Allah Te- älä diğer şer'î mükellefiyet kısımlarını kısaca "Allah'ın sınırlarını koru- yanlar" sözüyle zikretmiştir.
Fakihler şer'î mükellefiyetleri açıklama sadedinde (fıkıh kitaplarında) anlattıkları şeylerin yeterli olduğunu zannettiler. Halbuki durum böyle değildir. Çünkü mükelleflerin fiilleri iki kısımdır:
1. Organların fiilleri.
2. Kalplerin fiilleri.
bunlar fıkıh kitaplarında çok nadir olarak bulunmaktadır. Bazı bahisleri Fıkıh kitapları sadece uzuvların amelleriyle ilgili mükellefiyet kısım kelam kitaplarında işlenmiş, diğer bazı bahisleri ise İmâm Gazali ve nicerenan sadece ezaneleriyle ilgili mükellefiyetler aniser emsali alimler ahlâk ilminde açıklamışlardır. Bunların tamamı Allah Te ala'nın "Allah'ın sınırlarını koruyanlar" kavlinde münderictir.
He. Alden Rivayer Olunan, Nehcil Belağa ve Gurar el Hikem'den Alınma Bazı Hikmetli Sözler
Alimlerin vefatı, dinde gedik açar."
lim meclisi (içinde gezinilen) bahçe gibidir"
im sultanlığının zevāli yoktur."
lim, her rütbenin üzerinde bir rütbedir"
min yok olması, ilim sahibinin/ alimin ölümünden daha ehven bir durumdur
Kitaplan toplamak bir şey değildir, onların içeriklerini korumaya bak" "Müminin ganimeti, nerede olursa olsun bir hikmet bulmasıdır.
"Ümmetin efendileri fakihlerdir."
"Alimden bilmediğini öğren ve bildiğini bilmeyene öğret. Bunu yapar isen, bilmediğini öğrenmiş,
öğrendiğinden de yararlanmış olursun." "Alimin sürçmesi, geminin delinmesine benzer; hem kendisini, hem de beraberindekileri gark eder "Yüce Allah, alimlerden ahit almadıkça, cahillerden öğrenmek için ahit almadı."
"Bir şeyi sorduğunda öğrenmek için sor, üzmek ve hata bulmak için sorma. Zira öğrenen cahil, alim gibidir, başkasını üzen âlim ise cahile benzer."
"Cahil, daima ya ifrat, ya da tefrit halindedir."
"Her kaba, bir şeyler konuldukça hacmi küçülür. Ama ilim kabına (akıla) ne kadar ilim doldursan, hacmi o kadar genişler."
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
Hz. Allden Rivayet Olunan, Nehcül-Belağa ve Ğurar el-Hikem'den Alınma Bazı Hikmetli Sozler
Alimlerin vefatı, dinde gedik açar."
m meclisi (İçinde gezinilen) bahçe gibidir!
m sultanlığının zevāli yoktur"
im, her rütbenin uzerinde bir rütbedir!
Timin yok olması, ilim sahibinin/ alimin ölümünden daha ehven bir durumdur "Kaplan toplamak bir şey değildir, onların içeriklerini korumaya bak!"
"Müminin ganimeti, nerede olursa olsun bir hikmet bulmasıdır!
Ümmetin efendileri fakihlerdir"
ümden bilmediğini öğren ve bildiğini bilmeyene öğret. Bunu yapar isen, bilmedigini organis sendiğinden de yararlanmış olursun min sürçmesi, geminin delinmesine benzer, hem kendisini, hem de berabendenten gaf sted
"Tike Allah, âlimlerden ahit almadıkça, cahillerden öğrenmek için ahit almadı! pay sorduğunda öğrenmek için sor, üzmek ve hata bulmak için sorma. Zira grenen cahil, atins gadir başkasını üzen alim ise cahile benzer Call daima ya ifrat, ya da tefrit halindedir."
erkaba, bir şeyler konuldukça hacmi küçülür. Ama ilim kabinia (akılla) ne kadar ilim doldursan, nacimi adar genişler
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11 بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06 İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Ravi: Hz. Saad (r.a.) Sayfa: 399 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Daha önce temas edildiği gibi, menşe itibariyle bir Avrupa ve Hris- tiyan hukuku olarak gelişen Avrupa devletler hukuku sistemi, 19. asrın başlarından itibaren dünyanın yeni şartları karşısında Avrupalı ve hristiyan olmayan ülkeleri de tatbik sahası içine almıştır. Böylece ta- biatı ve tatbik sahası bakımından değişikliklere maruz kalarak evren- selliğe doğru bir gelişme kaydetmiştir. Bugün bütün dünyada uluslar arası münasebetlerde uyulması kabul edilen modern devletler hukuku sistemi, gerçekte kaynağını Batı Avrupa'dan alır. Onun tarihinden bah- sederken de müellifler Yunan site devletlerinden başlayarak ardından Roma devrine ve sonra da modern zamanlara geçerek, Ortaçağ boyun- ca devletler hukukuna ne yer ne de lüzum olduğunu ileri sürerler." Batılı müelliflerle onlara katılan bazı Doğulu müelliflerin, devletler hu- kuku fikrinin yeni olduğu ve son zamanlarda Avrupa'da teşekkül ettiği- ne dair hükümleri genelde doğrudur. Bu konuda İslâm târihi muhiti dı- şında ve o muhitten uzak kalındığı sürece, bu hüküm bizce de münaka- şa ve tartışma götürmez. Gerçekte bu muhit dışında devletlerarası ni- zâm biliniyor değildi, ne eski Yunan ve Roma devirlerinde, ne Yahudi- lik ve Hristiyanlığın ilk dini asırları boyunca."
İslâm Hukuk doktrininde milletlerarası münasebetler Avrupa'dan çok daha evvel idråk edilmiş olup, İslâm, devletler hukukunu Batı Alemine Grotius'lardan çok evvel telkin ve tedris etmiş bulunmakta- dır. Batı'da devletler hukukuna az-çok taalluk eden meseleler üzerine yazılan ilk eserler XVI. asra tesadüf etmektedir. Müslüman müellif-
(27) Khadduri, Majid, International Law, 371
(28) Hamidullah, Is. Dev İdaresi, 52; Is Huk 11. Yardımları, 98 (29) Draz, M. Abdullah, Dirásetu'l İslamiyye., Kuveyt 1973, 140
( 30 ) Crozat, 202 31) Sevig, V. Raşit, Türk ve Yab Mahk. Yetkisi, İst. 1963, 51 (
ler ise, bu husustaki eserlerini ilk Batılı hristiyan müelliflerden asırlar. ca evvel meydana getirmiş, devletler hukuk meselelerini incelemiş ve . Umumi fıkıh kitaplarının hepsinde olduğu gibi, en ndi eserinde «Kitabu's-Siyer adıyla müstakil bir bölüm mevcuttur
tartışmışlardır adi eserinde kalam Devletler Huku Hanife (v. 150/767) dieser ya Ma ve bu bahsi talebelerine okutan Ebu Hanife (v. 150/767)'dir. O Lalebeleri de kendi görüş ve araştırmalarını ilave ederek siyer» mem zuunda eserler te'lif etmişlerdir. eş-Şeybâni (v. 189/796)'nin es-Si yeru's Sağir ve daha sonra es-Serahsî (v. 483/1090) tarafından şerhe dilen es-Sigeru'l-Kebirsi şu veya bu şekilde bize ulaşmıştır. el-Evzál (v. 157/774)'nin Ebû Hanife'nin görüşlerini tenkidine karşılık Ebû Yü suf (v. 182/798) da ser-Redd alâ Siyeri'l-Evzi'îs adıyla bize kadar ula şan bir eser te'lif etmiştir." İmâm eş-Şafii (v. 204/819)'nin bu esere yazdığı reddiye Siyeru'l-Evzd'i» başlığı altında «el-Ümm» ün bir bölü mününü meydana getirir. el-Vakıdi (v. 207/823)'nin de «siyer üzerine
bir kitab yazdığı tahmin edilmektedir. Zira bu eserin İmâm eş-Şafi'i tarafından yapılmış tenkidi «Siyeru'l-Vakıdi» başlığı altında «el-Ümm
(32) Turnagil, 28; Crozal, 200
(33) Hamidullah, Is, Dev. İdaresi, 10; Is. Huk, İlmine Yardımları, 8; es- Serahsi Armağanı, 18; Tug. Salih, Isl. Ülk. Anayasa Hareketleri, Ist.
1969, 25: Mecmu'u'l-Fikh ve siyer bölümü için bk. Y. Ziya Kavakı, Suriye Roma Kodu ve İslâm Hukuku, Ankara 1975, s. 67 v.d.
(34) Subh! es-Salih, İbn Kayyim'in Ahkamu Ehli'z-Zimme (Dimaşk 1961)
eserinin mukaddimesi, I, 6; Ebu'l-Vefa el-Efgâni, Ebû Yūsuf'un er-Redd
ala Siyeri'l-Evzāi (Mısır 1357) eserinin başında, s. 2; Hamidullah, Is Dev. İdaresi, 10; Ibn Kayyim'in mezkur eserinin başında, I, 83; es-Se rahsi Armağanı, Ank. İlahiyat Fak, yay., Ankara 1965, s. 17 (35) Bunlardan Hasan b. Ziyad, Zufer ve Vakinin eserleri bize kadar gel- memişlerdir. bk. es-Serahsi Armağanı, 17; er-Redd alå Siyer'il-Evzal
de el-Efgani'nin notu, s. 2)
(30) Geniş bilgi için bk. Hamidullah, is. Dev. İdaresi, 10; es-Serahst Arma ganı, 17, 20. es-Serahsi'nin Şerhu's-Styeri'l-Kebiri Haydarabad (c Hin 1135-1330) ve Kahire'de (c. I-V, 1971) neşredilmiştir. Kahire neh rinin ilk üç cildi eksik halde 1958-1960 yillarda da basılmıştır. Meh arappa anah Ayntabl (1238/1823) tarallarında da basilien bu ser 1241 Bulindan yaklaşık bir asır önce degreestar cc. I-II, Istanbul (Slyer-1 Kebir İslam Devletler Hukuku, I. cilt İstanbul 1980, çeviri: M. 14. Bu serin yeni harflerle tone basılmaktadı Said Şimşek ve İbrahim Sarmış). 17: (37)
Hamidullah, Islamda Devlet İdaresi, 10; es-Serahsi el-Efgáni, age, s. 4 Armağanı.
de mevcuttur. İmâm Mâlik (v. 179/795) de «Kitâbu's-Siyer» adıyla bir eser te'lif etmişse de bugün mevcut değildir." Zeydiyye mezhebi kay- nakları, Muhammed b. Abdillah Nefs Zekiyye (v. 145/762) nin de bir «Siyer yazdığını kaydederler.40
Ortaçağ boyunca, müslümanlarla Avrupalılar arasında komşuluk, karşılıklı münasebetler ve bilhassa Haçlı seferleri ve Endülüs yoluyla, devletler hukuku sahasında İslâm'ın koyduğu esaslar Batı'ya intikal etmiştir." Ortaçağ'da İslâm dünyasının ilim ve kültürde Batı'ya tesir- leri üzerinde durmak bizi asıl mevzudan uzaklaştırır. Ancak şunu be- lirtmeden geçmek mümkün değildir ki; Batı'da doktrin planında devlet- ler hukukunun daha önce sözü geçen Bello, Ayala, Vitoria ve Gentiles gibi ilk müellifleri Rönesans'ın yetiştirmeleri olup, hepsi de Batı üze- rinde İslâm tesirinin en çok olduğu İspanya ve İtalya gibi yerlerden çıkmışlardır."
Modern Batı devletler hukukuna en azından teşekkülü boyunca İs- lâm'ın tesirini nadiren kabul eden Batılı müellifler de bulunmaktadır." İslâm Harb Hukuku, hristiyan kavimler ve hatta şövalyelerin âdet ve kaideleri üzerinde tesirini göstermiştir." Despagnet, İslâm'ın uluslar- arası münasebetlere nüfuz ve tesirinin, İslâm karşısında hristiyan mil- letetlerin birleşmesi şeklinde menfi ve müslüman harp kanunları vası- tasıyla müsbet manåda olmak üzere iki şekilde olduğunu kaydeder. 45 İslâm Hukukunun Avrupa harb hukukunun tekâmülüne kesin olarak te- sir ettiğini belirten Hans Kruse şöyle der: Şeybânî'nin beyânlarının Grotius'un De jure belli ac pacis» (Harp ve sulh hukuku) adlı eserinin üçüncü kitabının ilgili bölümlerinde kaydedilen müşâhedelerle üstün- körü de olsa şöyle bir karşılaştırılması gösterir ki, Avrupa'daki müs- bet devletler hukuku, sekiz asrı aşan bir zaman sonra dahi İslâm Hu- kuku'nun dolu bulunduğu hümanizmin yüksek seviyesine henüz ulaşa-
(38) Hamidullah, İslamda Devlet İdaresi, 10; es-Serahsi Armağanı, 17, 18. el-Evza'i ve el-Vakıdî'nin sözü edilen eserleri için bk. el-Ümm (c. I-VII, Bûlak 1321-1325): «Kitabu Siyeri'l-Evzâ'i (c. VII, 303-336) ve Slyeru'l- Vakıdi (c. IV, 176-205).
(39) Hamidullah, Is. Dev. İdaresi, 10; es-Serahsi Armağanı, 18
(40) es-Serahsi Armağanı, 18
(41) Ali Mansur, 35-36
(42) Hamidullah, İslam'da Devlet İdaresi, 55
(43) A.g.e., 56 (Nys, Walker ve Taube'ı zikrederek)
mamıştır. Müslümanların devletler hukukunun gelişmesine yardımları, memiş derecede olduğu söylenebilir." edilirse, bu yardımın
Viardot, müslümanların diğer yerlerde olduğu gibi İspanya'da da ve mal emniyeti, din hürriyeti gibi gayrımüsahistle şöyle der: Montesquieu, Aramızda, zaferin mağlup lardan bahisle hürriyeti, kanunları, mallkuun milletletleri bırakmasına yolaçan devletler hukukunu hristiyanlığa borc Jük der. Ben, Montesquieu'nün aksini söyleyeceğimden özür dilerim; Juyulade Hristiyanlığın kendileri hakkında, Yeni Dünya milletleri hak kında olduğu kadar bile, hâlâ kesinlikle uymadığı bu yeni devletler hu kukunu daha önce hristiyanlar hakkında tatbik etmişlerdi. Araplara bu noktada borçlu olunan hakkı teslim için, onların o zamanlar yeni bir inancın ilk coşkunluğu ve zaferin ilk câzibesi içinde olduklarını da ha tırlatmak gerekir. «l'Esprit des Lois» (Kanunların Ruhu)'nun meşhur müellifinin haklı olarak övdüğü bu yeni devletler hukukunu, hristiyan. lar ancak felsefe devrinde tatbik etmişlerdir.>"
Devletler hukuku tarihinde İslâm'ın mevkiine temas eden M. Ha- midullah da, Batı sisteminin kaynak ve mesnedi sayılan Roma siste. minde modern devletler hukukunun taşıdığı mana ve mefhuma rastlan- madığını, hristiyan milletlerin 19. asrın son yarısına gelinceye kadar kendi devletler hukukundan istifadenin yalnız kendilerine mahsus ol duğuna inanırlarken hristiyanlığın da bu hususta lüzumlu değişikliği yapmış olamayacağını savunur. Ona göre, modern devirlerle Roma arasındaki halkayı İslâm meydana getirmektedir ve Batıda devletler hukuku anlamında yankı meydana getiren değişikliğin kaynağı da bura- sıdır. 51
(46) Kruse, İslâm Devletler Hukukunun Ortaya Çıkışı, çev. Y. Z. Kavakcı, Isl. Tetk. Ens. Dergisi, c. IV, cüz. 3-4'den ayrı basım, İstanbul 1971, s. 68. (47) Turnagil, 121
(48) Yazarın bu sözünü Müslümanlar şeklinde tavzih gerekir.. (49) Viardot, L., Histoire des Arabes et des Mores d'Espagne, c. III, Paris 1851, II, 22
Hadisteki zamirin o topluluğa ait olması uzak bir görüş olsa da olasıdır. Böyle olunca musibet, camileri çeşitli ibadetle imar edenlere hürmeten blütün topluluktan uzaklaştınr لولا شُيُوخٌ رُكْعَ وَاطْفَالٌ رَضْعٌ لَصُبْ عَلَيْكُمُ البلاء صبا "Beli bükk Inbyarlar, emzikli bebeler olmasa belä üzerinize yağdırılırdı. hadisı de bunu göstermektedir.
Levamiu'l-Ukül
Bu hadisi Ibn Adiy ve Deylemi, Enes (ra)'tan naklettiler. Aynı hadisi Beyhäkt (Şuabü'l-imanda) ve Ebû Nuaym da rivayet etmişlerdir
342- "Allah bir beldeyi yok etmek dilediğinde, orada zinayı açığa çıkarır إذا أراد الله بشرية "Allah bir belde için dilediğinde Yani وَامْثَلِ الْقَرْيَة O belde (halkına) sor." ayetindeki tanıma göre oranın halkına.
ملاك "helak, yok olma Çokça adam ölmesi, veba, fakirlik, zillet gibi şeylerle...
Nitekim Hakim'in rivayet ettiği إذا كثر الزنا كثرَ الْقَتْلُ رَوَقَعَ الطَّاعُونُ "Zina çoğaldığında adam öldürme çoğalır ve vebá salgını ortaya çıkar hadisi de bunu gösterir. Böyledir, çünkü zınaya verilen
had cezası ölümdür. O belde halkı arasında hadler uygulanmadığında, Allah oranın halkına cinleri musallat eder de onlan öldürürler.
Bezzar'ın nakletmiş olduğu bir hadiste: إذا ظهر الزَّنَا فِي قَوْمِ ظَهْرَ فِيهِمُ الْلفقر المسكنة
"Bir toplulukta zina ortalığa çıkınca fakirlik ve miskinlik de baş gösterir. buyrulmuştur.
Rasülullah (s.a.v) hadiste daha korku verici olması için ملاك kelimesini nekre (belirsiz) kipte kullandı.
أظهر فيها "orada ortaya çıkarır." Yani aleni hale getirir.
el-Camius's-sagir'deki rivayette فيها kelimesi yerine فيهم / onların arasında kelimesi yer almaktadır.
الزنا "zinayı Yani zina filinin aşikare yapılmasını... زنا kelimesi Velif-i maksure iledir
dokunur. Aleni olduğunda ise özel ve genele zarar verir.
Böyledir. Çünkü günah gizli olduğu zaman sadece onu işleyene zararı
udiste özellikle zina fiili söylendi. Çünkü zina soylan ve insan neslini bozar. da yaratmışların esnikle helal en şereflisidir (eşref-i mahlükat). Bu nedenle hiçbir dinde olmamıştır.
ve zinadan duyulan zevk Tamamini kapsadığından, Allah onların cezasını genele helak olarak Brivayette de Uj kelimesi yerine tek noktalı harf olan "be" ile jer amaktadır.
shads Deylemi, Ebu Hureyre (ra)'tan nakletmiştir. Bu rivayeti anlamca eyen başka hadisler de bulunmaktadır.
343- "Allahu Teala hilafet için bir kul yaratmak dilediğinde, kudret eliyle onun
mesh eder
- إذا أراد الله أن يخلق "Allah bir kul yaratmak istediğinde" yani bir yaratık, bir الله حلق
للحدة "halifelik için" devlet başkanlığı veya yöneticilik için...
مع شابات onun anlını eliyle sıvazlar" el-Hatib el-Bağdadi'nin nakletmiş mayette بيب "sag eliyle" kelimesi geçmektedir.
Hadiste özellikle alın, yüz (nasiye) söylenmiştir. Çünkü onunla insanın tamamı Bu, kendisine itaat edilsın diye ona heybet, azamet vermekten ibarettir. rade bir istiäre ya da teşbihtir.
Zemahşeri demiştir ki, Rasülullah (s.a.v) hilafet ile devlet başkanlığı ve metre gücünü kastetmiştir. Allah'ın bir kimseyi sultanlığa odaklaması akkundür (güçle hükmetmektir). Çünkü peygamberliğe halifelik, en büyük devlet başkanını), onun vekillerini kapsar. Alimleri kapsar. Dolayısıyla Allahu dri koruması, din hükümlerini yayması ve mülhitlerden, zındıklardan, offerden ve müşriklerden olan İslam düşmanlarını kahretmesi İçin bir insanı lendirmek istediğinde, ona saygınlık ve heybet verir. Onun sözünü zerafet, kje azamet bakımından kabul gören ve uyulan bir söz yapar. Böylece o the br şeye karar verdiğinde insanlar onu benimserler. Bir konuda hüküm drde onu kabul ederler. Emr-i bil marüf nehy-i anil münker yaptığında (İyiliği andp kötülüğu yasakladığında) insanlar onun sözüne uyarlar. Dolayısıyla Allah tim sultanlik için belirlemiş ise artık o iş olmuş
bitmiştir. Hartb el-Bagdadlı, Tarihu Medinet Bagdad, X, 147, All el-
Amal Kenzul-ummal. II. 897.
[1/195]
Mutal Fenzú Hummål. VI Tarihu . B Medineti Bagdad, X, 147.
Hadisteki zamirin o topluluğa ait olması uzak bir görüş olsa da olasıdır. Böyle olunca musibet, camileri çeşitli ibadetle imar edenlere hürmeten bütün Beli bokak" لولا شيوع رفع و اطفال رضع لضب عَلَيْكُمُ البلاء صبا .Cooluluktan uzaklaştur Inbyarlar, emzikli bebeler olmasa bela üzerinize yağdırılırdı. göstermektedir. hadisi de bunu
Bu hadisi Ibn Adiy ve Deylemi, Enes (ra)'tan naklettiler. Aynı hadisi Beyhäkt (Şuabü'l-imanda) ve Ebû Nuaym da rivayet etmişlerdir.
342- "Allah bir beldeyi yok etmek dilediğinde, orada zinayı açığa çıkanır, إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَرْيَةٍ "Allah bir belde için dilediğinde" Yani وانثل القرية "belde (halkına) sor." ayetindeki tanıma göre oranın halkına.
ملاكا "helak, yok olma Çokça adam ölmesi, veba, fakirlik, zillet gibi şeylerle... Nitekim Häkim'in rivayet ettiği إذا كثر الزنا كثر الْقَتْلُ وَوَقَعَ الطَّاعُونُ "Zina çoğaldığında adam öldürme çoğalır ve vebå salgını ortaya çıkar hadisi de bunu gösterir.
Böyledir, çünkü zinaya verilen had cezası ölümdür. O belde halkı arasında hadler uygulanmadığında, Allah oranın halkına cinleri musallat eder de onların öldürürler.
Bezzar'ın nakletmiş olduğu bir hadiste : إذا ظهر الزنا في قَوْمِ ظهر فيهم الفقر المسكنة "Bir toplulukta zina ortalığa çıkınca fakirlik ve miskinlik de baş gösterir. buyrulmuştur.
Rasülullah (s.a.v) hadiste daha korku verici olması için ملاك kelimesini nekre (belirsiz) kipte kullandı.
أظهر فيها "orada ortaya çıkarır." Yani aleni hale getirir.
el-Câmius's-sağir'deki rivayette فيها kelimesi yerine فيهم / onların arasında
kelimesi yer almaktadır. الزنا "zinayı" Yani zina fiilinin aşikare yapılmasını... زنا kelimesi Velif-i maksure
iledir.
Böyledir. Çünkü günah gizli olduğu zaman sadece onu işleyene zararı dokunur. Aleni olduğunda ise özel ve genele zarar verir.
Hadiste Özellikle zina fiili söylendi. Çünkü zina soyları ve insan neslini bozar yaratılmışların en şereflisidir (eşref-i mahlükat). Bu insanı da ana kesinlikle helal olmamıştır. nedenle hiçbir dinde
461
Ceza, amel (iş, davranış) cinsinden olduğundan ve zinadan duyulan zevk bedenin tamamını kapsadığından, Allah onların cezasını genele helak olarak kilmiştir. Bir rivayette de kelimesi yerine tek noktalı harf olan "be" ile را kelimesi yer almaktadır.
destekleyen başka hadisler de bulunmaktadır. nakletmiştir. Bu rivayeti anlamca
343- "Allahu Teala hilafet için bir kul yaratmak dilediğinde, kudret eliyle onun Allah in bir alnını mesh eder.
kulu halife olarak
إِذَا أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَخْلُقَ خَلْقًا "Allah bir kul yaratmak istediğinde" yani bir yaratık, bir adam...
takdir etme
şekli
للخلافة "halifelik için" devlet başkanlığı veya yöneticilik için...
مَسْحَ نَاصِبَتَهُ بِيَدِهِ onun anlını eliyle sıvazlar" el-Hatib el-Bağdadi'nin nakletmiş
olduğu rivayette پیمينه "sağ eliyle" kelimesi geçmektedir.
Hadiste özellikle alın, yüz (nasiye) söylenmiştir. Çünkü onunla insanın tamamı anlatılır. Bu, kendisine itaat edilsin diye ona heybet, azamet vermekten ibarettir. Bu ifade bir istiâre ya da teşbihtir.
Zemahşerî demiştir ki; Rasülullah (s.a.v) hilafet ile devlet başkanlığı ve hükmetme gücünü kastetmiştir. Allah'ın bir kimseyi sultanlığa odaklaması tahakkümdür (güçle hükmetmektir). Çünkü peygamberliğe halifelik, en büyük imamı (devlet başkanını), onun vekillerini kapsar. Alimleri kapsar. Dolayısıyla Allahu Teâlâ dini koruması, din hükümlerini yayması ve mülhitlerden, zındıklardan, kafirlerden ve müşriklerden olan Islam düşmanlarını kahretmesi için bir insanı görevlendirmek istediğinde, ona saygınlık ve heybet verir. Onun sözünü zerafet, tatlılık ve azamet bakımından kabul gören ve uyulan bir söz yapar. Böylece o kimse bir şeye karar verdiğinde insanlar onu benimserler. Bir konuda hüküm verdiğinde onu kabul ederler. Emr-i bil marûf nehy-i anil münker yaptığında (iyiliği emredip kötülüğü yasakladığında) insanlar onun sözüne uyarlar. Dolayısıyla Allah her kimi sultanlık için belirlemiş ise artık o iş olmuş bitmiştir.
[1/195]
Ali el-Muttaki, Kenzü'l-ummål, II, 897.
Ibn Adiy, taki, Kenz- umma I, 1984; Hatib el-Bagdadi, Tarihu Medineti Bagdad, X, 1947; Ali el- *
1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel16 Şubat 2020 08:31
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
ON DÖRDÜNCÜ ŞUA
YanıtlaSil325
gibi ve siyasî entrikacısı gibi onun menzilini ve inzivâgâhını basıp hasta halinde salsiz bir sıkıntı vermek, hiçbir kanuna muvâfık gelir mi? Zerre kadar vicdanı bulunan bu hale acıyacak.
Dördüncüsü: Eskişehir Mahkemesinde altı ay tetkikten sonra, sebebi de cemi- yilik, tarikatçilik olduğu yerleri ham bahanesiyle büyük reisin ona şahsi garazı e onun aleyhinde bazı adliyecileri teşvik ettiği halde, cemiyetçilik ve tarikatçilik He Risale-i Nur cihetinde berået ettirip, yalnız Risale-i Nur'un bir küçük parçası lan Tesettür Risale'ni bahane ederek, kànun ile değil de yalnız kanaat-i vicdaniye le yüz şäkirt içinde beş-on şakirde altışar ay ceza verdiler ki; tetkik zamanına ka dar dört buçuk ay mevkuf, yani bir buçuk ay hapis kaldıkları ve on sene sonra De- mali Mahkemesi yine dokuz ay cemiyetçilik ve tarîkatçilik gibi birkaç bahane ile yirmi senelik bütün mektûbât ve telifâtlarını inceden inceye tetkik ile beraber, An- Lara'nın Ağır Ceza Mahkemesine beş sandık kitapları gönderdikleri ve iki sene o kitaplar ve mektuplar, Ankara ve Denizli Mahkemelerinde tetkikten geçtikleri hal- de, o mahkemeler ittifakla cemiyetçilik, tarîkatçilik HAŞİYE vesâir bahaneler cihetinde berået kararı verip o kitap ve mektupları aynen sahiplerine iâde ve Said'i arkadaş- larıyla beraber beräet ettirdikleri halde, "bir siyasî cemiyetçi" nazarıyla ve "entri- kacı bir adam" tarzında onu ittiham etmek ve adliye memurlarını onun aleyhinde tarikat noktasında sevk etmek, ne kadar kanunsuz olduğunu insâniyeti sukut etme- yen bilir.
Beşincisi: Benim ve Risale-i Nur'un mesleğinin esâsı ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat îtibârıyle, bir mâsuma zarar gelmemek için, bana zul- meden cânîlere, değil ilişmek, belki bedduâ ile de mukabele edemiyorum. Hattâ en şidetli bir garaz ile bana zulmeden bâzı fâsık, belki dinsiz zâlimlere hiddet ettiğim halde, değil maddî, belki bedduâ ile de mukabeleden beni o şefkat menediyor. Çün- kü, o zâlim gaddarın, ya peder ve vâlidesi gibi ihtiyar bîçarelere veya evlâdı gibi mâsumlara maddî zarar gelmemek için, o dört-beş mâsumların hatırına binâen o zālim gaddara ilişmiyorum. Bâzan da hakkımı helâl ediyorum. İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki; idare ve âsâyişe katiyen ilişmediğim gibi, bütün arkadaşlarıma o derece lavsiye etmişim ki, üç vilâyetin insaflı zabıtalarının bir kısmı îtiraf etmişler ki, "Bu Nur Şakirtleri mânevî bir zabıtadır; idare ve âsâyişi muhafaza ediyorlar" de- dikleri ve bu hakikate binler şâhit ve yirmi serle hayatıyla tasdikleri ve binler şa- kirtlerin de zabıtaca hiçbir vukuât kaydetmemeleri ile te'yid ettikleri halde, o bîçâre adamın ihtilâlci ve insafsız bir komiteci gibi menzilini basmak ve insafsız adamlar ona ihanet etmek ve mezi inde bir şey bulamamakla beraber, yüz cinayeti bulunan
wägre Nurların esası ve hedefi, îmân-ı tahkiki ve hakikat-i Kur'âniyedir. Onun için, üç mahkeme tan rikal noktasında berhedefi, îmân-ı ve hakiksenede hiçbir adam dememiş: "Said banabeb kat vermiş." mas'uliyer of Hem, bin seneden beri bu milletin ekislamiyete tarikat namını takıp bu Cemiyet ekser ecdâdı bağlandığı bir meslek, sebeb-i dinutie laarruz etukletem, gizli münafıklar halke edenler, tarikatle ittiham edilmezler. Cemi ise, uhuvvet- stiklerine karşı galibane mukabeldeşliktir. Yoksa siyasî cemiyet olmadığına, üç mahkeme hüküm vermişler. O cihette beräet ettirmişler.
Piskle-i Nur Hülliyatından
YanıtlaSilŞualar
Bediüzzaman SAID NURSI
Risale-i Nur Küllegatemben
YanıtlaSilŞualar
Müellifi:
Bediüzzaman SAID NURSI
sy. 325.
Önsöz
YanıtlaSilFİHRİSTLER
İÇİNDEKİLER
3
BİRİNCİ BÖLÜM
DİNİN ESASLARI-İNANILMASI ZARURI OLAN
13
TEMEL İTİKAD MESELELERİ-
19
Dînin Esasları Olan İtikādi (İnançla İlgili) Konular
Kıyamete Kadar Geçerli Olacak İslam Dîninin Temel İnanç Esasları.
20
21
Allâh-u Teâlâ'ya ve Sıfatlarına İman.
22
Selbî ve Sübûtî Sıfatlar
23
Altı Selbi Sıfatın İzahı
24
Sekiz Sübûtî Sıfatın İzahı..
29
Allah-u Teâlâ'nın Görülmesi
Allah-u Te âlâ'nın Arş'a İstivâsı ve Diğer Müteşâbihâtın İzâhı
Ehl-i Sünnet'e Göre Müteşâbih Ayet-i Kerîmeler ve Hadis-i Şerîfler.
30
36
Allâh-u Teâlâ'nın İsimleri.
47
Meleklere Îman
58
Kitaplara Îman
61
Kur'ân-ı Kerîm'in Tarifi
64
Peygamberlere Îman
64
Peygamberlerin Sıfatları
65
Ahirete Îman
72
Kadere Îman
74
Haşra ve Neşre Îman.
Münker-Nekîr Meleklerinin Kabirdeki Sualleri
Kabir Azabı Haktır..
Sür ve Sûr'a Üfürülmesi Haktır.
Mizân Haktır
Havz-u Kevser Haktır
Sırat Köprüsü Haktır.
77
79
80
8
82
84
8
810
FİHRİSTLER
YanıtlaSilCennet ve Cehennem Haktır.
Şefaat Haktır.
86
Büyük Günah İnsanı Dinden Çıkarmaz
88
Mi'rac Haktır.
88
Ölüm ve Sevap-Günah İlişkisi.
91
Sahâbe ve Ehl-i Beyt..
... 99
Hazret-i Ebû Bekr (Radıyallahu Anh).
101
Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh).
106
Hazret-i Osman (Radıyallahu Anh).
106
Hazret-i Ali (Radıyallâhu Anh)
107
Aşere-i Mübeşşere - Cennetle Müjdelenen On Sahâbî
108
İmâmet (Halîfelik) Bahsi
109
Halife Olacak Kişide Aranan Vasıflar.
111
.112
Evliyânın Kerâmeti Haktır.
.113
Îman Artmaz ve Eksilmez.
..115
Făcir veya Adil Her Müslümanın Arkasında Namaz Kılınır.
.116
Fâcir veya Adil Her Müslümanın Cenâze Namazı Kılınır.
.117
Kul, Havf (Korku) ve Recâ (Ümit) Arasında Olmalıdır.
.119
Allâh-u Teâlâ Adem (Aleyhisselâm)dan ve Zürriyetinden Söz Almıştır..
120
İKİNCİ BÖLÜM
EF'ÂL-İ MÜKELLEFÎN (MÜKELLEF KİMSELERİN FİİLLERİ)
BİRİNCİ KISIM
TAHARET-ABDEST - GUSÜL - TEYEMMÜM
Efâl-i Mükellefin
"Farz"ın Tarifi ve Kısımları
"Vâcib"in Tarifi ve Hükmü..
"Sünnet"in Tarifi ve Kısımları
"Müstehabb"ın Tarifi
"Helâl"in Tarifi
"Mübah"ın Tarifi...
"Mekruh"un Tarifi ve "Kerâhet"in Türleri.
123
129
129
130
130
131
132
132
132
811
FİHRİSTLER
YanıtlaSil132
"Haram"ın Tarifi ve Kısımları.........
133
Tahäret/Temizlik
134
Suların Kısımları
134
Mutlak Suyun Tarifi
135
Mukayyet Suyun Tarifi
136
Mutlak Suyun Kısımları ve Hükümleri.
141
Artık Suların Hükümleri
142
Kuyularla İlgili Meseleler.
143
Necåsetlerle İlgili Meseleler.
Pis Şeyleri Temizleme Yolları
Su lle Yapılacak Temizlik
Silme Yoluyla Yapılacak Temizlik.
147
148
150
150
Yakma Yoluyla Yapılacak Temizlik
151
Ovalama ve Kazıma Yoluyla Temizlik
Kurutma Yoluyla Yapılacak Temizlik
152
İstihåle Yoluyla (Kimyevî Değişiklikle) Oluşan Temizlik.
152
Şeriata Uygun Kesim İle Temizleme.
153
İstincâ ve İstibrâya Dair Bazı Meseleler.
153
Özür Sahibi Olmakla İlgili Meseleler.
157
Abdestle İlgili Meseleler.
162
Abdestin Farzları
164
Abdestin Sünnetleri.
Abdestin Alınış Şekli
Abdesti Bozan Şeyler.
Mestler Üzerine Meshetmek
Sargı Üzerine Mesh Yapmak.
Gusülle İlgili Meseleler...
168
181
182
190
198
199
Guslün Farzları..
201
Guslün Sünnetleri.
Guslün Müstehapları.
Guslü Gerektiren Durumlar
204
208
Cünüplere, Hayızlı ve Nifaslı (Loğusa)lara Haram Olan Şeyler.
209
213
812
Mudille (Adetini Şaşıran) Kadın...
YanıtlaSilFİHRİSTLER
Teyemmüm
Teyemmümün Sebepleri.
feyemmümün Sünnetleri
218
222
222
227
Teyemmümü Bozan Durumlar.
İKİNCİ BÖLÜM
EFAL-İ MÜKELLEFİN (MÜKELLEF KİMSELERİN FİLLERİ)
İKİNCİ KISIM
KADINLARIN ÖZEL HALLERİ HAYIZ - İSTİHAZA-NIFAS
Hayızla Alakalı Bir Takım Terimler..
İstiháza (Özür Kanı)..
Fásit kabul edilen istihâza kanı yedi türlüdür.
Mu'tâde (Adeti Sabit) Kadın
Mübtedie (İlk Defa Hayız Gören) Kadın.
229
233
233
237
238
238
239
Sürekli Kan Gören Kadın.
245
Nifas (Loğusalık)
250
Düşük Yapan Kadınla İlgili Meseleler.
252
Hayızlı veya Loğusa Kadının Yapıp Yapamayacağı Şeyler.
Ləğusa kadın için geçerli olmayıp hayızlı kadın için
257
geçerli olan hükümler ise şunlardır.
262
Adetini Unutmuş Kadın
270
"Hayızlı Kadın Namaz Kılar, Oruç Tutar" veya "Namaz Kılamaz, Oruç Tutar" Diyen Sapık Fikirli Kişilere Reddiyeler.
274
İKİNCİ BÖLÜM
EF'ÂL-İ MÜKELLEFÎN (MÜKELLEF KİMSELERİN FİİLLERİ)
ÜÇÜNCÜ KISIM
NAMAZ - CEMAAT - İMAMET MESCİTLERİN HÜKÜMLERİ.
Namazın Dindeki Yeri.
Namaz Çeşitleri.
Farz Namazlar.
Farz-ı Ayn Olan Namazlar
813
279
283
29
29
29
FİHRİSTLER
YanıtlaSil295
Farz-ı Ayn Namazların Rekátları
Farz Kifaye Olan Namazlar.
Vācip Namazlar ve Rekátları
296
296
297
Sünnet Namazlar ve Rekátları
298
Nafile Namazlar..
298
Teheccüd namazı (gece namazı)
299
Duha (kuşluk) namazı.
299
Tehiyyetü'l-mescid namazı
300
Istihâre namazı
Abdest veya gusülden sonra kılınan şükür namazı
302
303
Regâib gecesi namazı...
306
Mí'rác gecesi namazı
Beräet gecesi namazı.
307
Kadir gecesi namazı
308
Yolculuk namazı,
309
Tesbih namazı
310
Tevbe namazı
Hácet namazı
Katil (idam) namazı
313
314
315
Istiskā namazı..
316
Küsüf namazı
316
Husůf namazı
316
Namazın Şartları
317
1- Necâsetten tahåret (maddî pislikten temizlenmek)
317
2- Hadesten tahåret (mânevî pislikten temizlenmek).
318
3- Setr-i avret (avret mahallini örtmek)
319
4- İstikbal-i kıble (kıbleye yönelmek).
327
5- Namazın edâsında vakte riâyet.
329
Namaz kılmanın câiz olmadığı vakitler.
335
6- Namaz için ņiyet etmek.
338
7- İftitah (namaza başlama) tekbîri.
341
Namazın Kılınışı
342
814
FİHRİSTLER
YanıtlaSilNamazın Rukünleri.
1- Namazda kıyam (ayakta durmak)..
2- Namazda kıraat (Kur'ân-ı Kerîm okumak).
Kırâatin sünnet ve mekruhları..
Zelletü'l-kārī (namazda Kur'ân okuyan kimsenin hatâ etmesi) hakkındaki hükümler.
344
344
351
353
Kur'an-ı Kerim öğrenmek, okumak ve dinlemek.
357
3. Namazda ruků (eğilmek)
368
4- Namazda secde (başını yere koymak).
370
372
5. Namazda ka'de-i âhire (son oturuş).
374
Namazın Vâcipleri
377
Ta'dil-i erkânın tarifi ve müctehidlere göre hükmü.
Namazın Sünnetleri..
383
386
Namazda sarık sarmanın fazîletleri.
400
Namazın Edepleri.
404
Namazın Mekruhları
409
Baş açık namaz kılmanın mekruh oluşu hakkında ulemânın beyanları.
423
Namazı Bozan Şeyler.
433
Vitir Namazı.
443
Ezan ve Kämet Mesâili
445
Cemâatle Namaz
452
Namazın Cemâatle Kılınışı
457
İmâmetle Alâkalı Meseleler
458
473
Müdrik İle İlgili Meseleler.
475
Lähik İle İlgili Meseleler
476
Mesbuk İle İlgili Meseleler.
480
483
Namazda Saf Düzeni..
Mescitlerle İlgili Hükümler..
İKİNCİ BÖLÜM
EF'ÂL-İ MÜKELLEFÎN (MÜKELLEF KİMSELERİN FİLLERİ)
DÖRDÜNCÜ KISIM
KAZA NAMAZLARI - YOLCUNUN NAMAZI VE SEFERE AİT
815
FIHRİSTLER
YanıtlaSilHÜKÜMLER SEHIV SECDESÍ TILAVET SECDESİ İLE
ALAKALI MENKLELER 507
Kaza Namazları
Kazaya kalmış namazların fidyesi
Meyyitin (Ölünün) Arshndan İskat- Salat Meselesim 521 524
511
520
Namazlar Arasında Tertip
Yolcunun Namazı ve Sefere Ait Hükümler.
526
Mukim Olanım Yoleu Sayılıp Dört Rekâtı Farzları İki Rekāt Kılması İçin Vedi Şart Vardır
533
Seferde Namazı Kısaltmak İçin Gerekli Olan Mesafe...
534
Sehiv Seedesi
545
Tilavet Secdesi lle Alakalı Meseleler
559
İKİNCİ BÖLÜM
EF AL-İ MÜKELLEFİN (MÜKELLEF KİMSELERİN FİİLLERİ)
BEŞİNCİ KISIM
CUMA-BAYRAM-TERAVIH-KORKU VE CENAZE NAMAZLARI...573
577
Cuma Namazi.....
Cumanın Vācip Olmasının Şartları.
582
Cumanın Edasının Şartları
585
Cumanın Sünnet Müstehab ve Mendupları
599
Bayram Namazları.......
603
Teravih Namazı
614
Korku Namazı.....
623
Cenaze lle İlgili Meseleler.
625
Ölmek Üzere Olana Karşı Vazifelerimiz
626
Ölen Kişiye Karşı Vazifelerimiz
628
Cenazenin yıkanması
629
Cenazelerin kefenlenmesi
634
Cenâze Namazı
637
Cenâze namazının kılınışı
638
Cenaze duası hakkında värid olan bazı rivayetler.
638
Fihristler.
651-816
816
İNANÇ ESASLARI
YanıtlaSilAbdest, Gusül, Kadın Halleri, Namaz, İmâmet, Cemâat, Cumâ ve Bayram Namazları ve Yolcuya Ait Meseleler ile Cenâze Namazı Hakkındaki Hükümleri Beyan Eden
ÎMAN - İSLÂM İLMİHÂLİ
HAZIRLAYAN:
AHMET MAHMUT ÜNLÜ
(Cübbeli Hoca Efendi)
Bu nedenle, varılan bu dönüm noktasında, Türk toplumunun kriz-
YanıtlaSillerden kurtulması için ahlak güneşinin doğması gerekmektedir. Yok- sa alınabilecek diğer tedbirler kısa vadeli olmaktan öteye geçemeye- cektir. Ahlaki yozlaşmanın önüne geçildiğinde mevcut krizler toplu- mun şoklanması ve yeniden ayağa kalkarak yarınlara emin adımlarla
yürüyebilmesi mümkün olacaktır.
Köprü Sayı 86.Bahar 2004.
DOĞRULUK
YanıtlaSilİnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12
Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
Derin Devlet var mı?
YanıtlaSil-Derin Devlet var.
Bir daha söylüyorum var.
-ortaya çıkarsana!
-Kolaysa sen ortaya çıkar.
şimdiye kadar yokmuydu!
İMTİHAN
YanıtlaSilDin bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)
307:24. Söz 3.dal, 1. asıl
Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.
Söz 4. esas, 3. mesele
İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua
İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.
Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.
MAL İNAT
Hodgamlık, hodbinlik hod
Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
İsmail Mutlu
sy. 310.
YANITLASİL
yuksel5 Haziran 2024 23:55
٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
Ramuz ul Ehadis
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Pamuk Yayınları
cilt.. 1.sy.174.
KISSALAR VE HİSSELER
YanıtlaSil"Devletim yıkılır mı?"
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32
Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35
oscar Yayınları
sy. 217.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSil"Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00
keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01
kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
1. Cahil en büyük kötülüğü kendine yapar. 2. Akıllı düşman dan değil, cahil dosttan kork.
YanıtlaSil3. Akılları pazara çıkarmışlar, cahil yine kendi aklını almış.
4. Akıllı insan tez ihtiyarlar (çok düşündüğünden)
5. Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler 6. Aklını eşeğe verme, çeker arpa tarlasına
7. Aklınla gör, kalbinle işit.
8. Cahil inatçı olur, merkep gibi, inadından yorulmaz.
9. Cahilin iddiası, alimi kocatır.
10. Cahil olduğunu bilen, cahilliğini bırakmaya çalışır.
11. Cahil kalmamak için alimi görmek gerekir.
12. Cahil sana saray verse alma, başına yıkar.
13. Cahile "en büyük alim kim" demişler, "tabiki benim" demiş.
14. Kın, kıskançlık, cahilde yuva yapar.
15. Cahile cahilliğini göster, kendin kör ol.
a
1
Ocak 1987/R.Ahir-C.Evvel 1407/Mektup 7
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 250 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02
Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03
Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06
Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür.
Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07
Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 361 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08
İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.)
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Devlet İdaresi 609
YanıtlaSilansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21
610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
bu ayet mensuhtur
Cüz: 7 Sure: 6
YanıtlaSilRUHU'L-FURKAN
En'am Suresi
Ayet: 106
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:39
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:40
RÛHU'L - FURKĀN TEFSİRİ
Hazrat-ü Mevlânâ eş-Şeyh Mahmud en-Nakşibendî el-Müceddidî el-Hâlidî el-Ûfî (Kuddise Sirruhû)
Ahıska
yayınevi
cilt. 11.
sy.111.
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
YanıtlaSilHerkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:46
DERİN DEVLET
Devletin Gizli İradeleri
ATİLLA AKAR
Röportaj: Murat Kaplan
BEYAZ
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:48
siyah beyaz
sy. 204.
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
YanıtlaSiligfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Okuma Parçası 8: Echelon
YanıtlaSilBektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm
zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite
HADİS MEALİ
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>
Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?
ey Allah'ın elçisi.>>>>
Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:
1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.
2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.
3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.
4 Erkeğin karısına emir kulu olması.
5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.
6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.
7 Babaya karşı cefa edilmesi.
8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.
9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci
10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.
11 İçki içmenin yayılması.
12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda
13 Şarkıcı kadınların türemesi.
14 Şarkı âletlerinin türemesi.
15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.
İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.
Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,
Kitabül Fiten Hadis: 2210
YanıtlaSil
yuksel28 Ağustos 2024 08:44
SUR
Sayı 25
Nisan 1978
10 TL
zamanın milbim şahıslan
İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ
DECCAL
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilnuna yaklaşılan günlerde terörizm tehlikesi ABD gündeminin en tehlikeli sorunu olduğu kanaatine varılmıştı. Hatta Usame Bin Ladin bir konuşmasında Amerikalıla ra görüldüğü yerde saldırılmasının gerekliliği konusunda bir "fetva" vermiş ve sa- ra görüldüğü vepraklarına yaymak konusunda koguleri nukleer starte vaşı Amerika tour konuşma yapmıştı. İstihbaratteniyle deresalar ile ilg Peknoloji transferi, ticari istihbarat ve değişen tehdit nedeniyle devlet dışı aktörlere teknoloji transouk Savaş sonrası dönemi zain içine gir odaklanda HUMINT yeteneğini önemli ölçüde artırma gayreti içine girmiş, çeşitli savaş desteği rolleri için bölge operasyonlarına operatörler sağlamış ve Afganistan, Irak Filipinler, Yemen, Gürcistan gibi ülkelere özel kuvvet askerleri ile birlikte gö rev yapacak terörle mücadele personeli görevlendirmiştir.
Stratejik Sürpriz
20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19, yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21. yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devletin ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birliklerin konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa süre de yapılabilir bir hale geldi.
Stratejik sürprizlere uğramak, sadece istihbaratçıların bilgi verme ve uyarı sin-
yallerinin eksikliğine bağlanamaz. Analiz ve bu bilgilerin bürokraside kabul görme- si ile ilgili süreçler de önemlidir. İstihbaratçının metodolojik sorunları ve algılama problemleri yanında organizasyonel ve bürokratik nedenlerle bu değerlendirmele rin kabul görme sorunu da ele alınmalıdır. İstihbaratçı topladığı bilgileri temel ola- rak ikiye ayırır, doğrular ve yanlışlar ya da istihbarat jargonu ile sinyaller ve gürül tüler, Söz konusu olan stratejik sürpriz ise aldatmalar zaten her şeyi karmaşık ha le getirir. Aldatma ve belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda en azından kısa dö nemli olarak hemen her bilginin yanında bir soru işareti vardır. Bu yüzden analitik
Elanor Hill, Joint Inquiry Staff Statement, Part I, (September 18), 2002, 9. http://fas.org/irp/congress/2002_hr/091802hill.html
Michael Howard, War in European History, Oxford University Press, (New York, 1979), Chs.5-7.5 Roberta Wohlstetter, Pearl Harbor: Warning and Decision, Standford University Press, (Stanford. 1962), 336-8.
"Donald Daniel and Katherine Herbig (Eds), Strategic Military Deception, Pergamon, (New York.
1982), 10.
-66-
KAYNAKLAR ve ÖĞRETİ
YanıtlaSilKUR'AN
A GIRIS
Kur'an, diğer ilahi kitaplar gibi kendi tarihi ve beşerî hitap alanı olan ilahi bir hitap bütünü olarak vahyin son tecellisi ve ifade formudur. Onun meydana getirdiği beşerî doku Müslümanlar, imani model ise Is- lamiyet olarak isimlendirilir.
Kur'an'dan önce indirilen (inzāl) semavi mesajlardan Musa (as.) için olana Tevrat (Al-i Imran, 3/3), Isa (as.) için olana da Incil (Al-i Imrân, 3/3 vd.) adlandırılması yapılmış, Hz. Muhammed'e indirilene de Kur'an ismi verilmiştir
Kur'an kelimesi, 'okumak' (kira'at); 'toplamak' (el-kar'u); 'işaret, gösterge' (el-karine, çoğulu el-karain) ve bitiştirmek, yakınlaştırmak (karene) kelimelerinden gelmiş olabilir. Kelime, baskın görüşe göre 'kı- rä'at' kökünden hemzeli bir mastardır. Buna göre Kur'an sözcüğünün anlamı, "hafızalarda ve sayfalarda bir araya getirilip, yüzünden, özellik- le de ezberden okunan kutsal metin"dir. Ya da Imam Şâfii'nin savundu-
gu üzere, sözcük herhangi bir kökten türemeksizin Hz. Muhammed vahiyler toplamına verilmiş olan özel bir isimdir.
YanıtlaSilindirilmiş kutsal Tenm anlamına göre ise Kur'an, "Özel bir ulak (vahiy meleği, Cet natcharacılığıyla, mahiyeti akılla irdelenemeyecek bir şekilde Pe all on kalbine yerleştirilen (Bakara. 2/97, Şuari, 26/194), bir yandan haf gam yerleştinilirken (bifz), diğer yandan yazıyla tespit edilmiş buluran tabel, ibadetlerde okunurken (te'abbud) günlük davranışlar yanında ölüm sonrası var oluş hakkında da en üstün metinsel kaynaklık değeri aşıyan, kitap haline gelişi muhtelif merhalelerde kemale ererek iki ka pak arasında (beyne d-def eteyn) bir araya getirilmiş olan, mevcudiyeti ve nüfuzu ilahi güvenceye nail olmuş bulunan (Hicr, 15/9) ve mütevatir olarak nakledilegelmiş olan son ilahi kitapur." (Mâide, 5/3, Ahzab, 33/40).
B. KUR AN VAHYİNİN İNDİRİLİŞİ
Kur'an'ın 'vahiy' tecellisi olan bir kelam olduğunu öncelikle vur- gulamak gerekmektedir. Kur'an, kendisini bir yandan Allah'tan çok özel bir yolla (el-rabyu) Peygamber'ine iletilen bir kelam olarak sunar- ken diğer yandan da kendisinin cin, şeytan, bir beşer, şair, kâhin, med- yum (mecnun) derlemesi olduğu şeklindeki iddiaları da kesin bir dille reddeder
Sen öğüt vermeyi sürdür, çünkü Rabbinin nimetine mazhar ol- muş olan sen, kesinlikle ne kâhinsin ne de cinlerin tasallutuna
detimolojusi tibarıyla, özgün, hızlı ve gizli bir yolla nitelikli ve yük sek değerli bilgiler sunmak anlamına gelen vahiy sözcüğü, Allah'ın, ön Bökerembetere mesajlanı ile gelen vahi sözcugu/117, 160vd. Boga kozmik yasalarını yerleştirmesi (F41632), bal arısına, kendi nesine de keskin bir idrak ve anlayış bahsetmesi (Taha, 20/38) anlamlar deal feri çalışma düzenini esinlemesi (Pucuk Musa'nın a na işaret eden anahtar terimlerden biridir. Vahiy sözcüğünün "Allah'ın. Özel bir sakça elçi aracılığıyla, seçmiş olduğu (istifa) beser elcilere isteklerini Iste,
uğramış birisil (Tür, 52/29 vd.).
(risalar) iletmesi seklindeki terimsel manası da Hz. Muhammed için vurgulanmıştır Mesela, Kuran'da şöyle denilir. senden önce kendilerinden
peygamberler gönderdiğimiz gibi seni de önce nice milletler geçmiş olan bir millete gon-
derdik 10 ki sana vahyettiğiniz kitabı onlara okuyasın (Ra'd, 13/30 427 vd
15
YanıtlaSilHıristiyanlıkta vahiy, Tanrı'nın, kendisini, Isa (as.) vasıtasıyla açı ga vurduğu beşeri bir zuhurdur. Bu itibarla da kelam (Logos) Isa'dır. Kur'an'da ise vahiy, ilahi ebedi direktiflerin, öğütlerin, betimlemelerin, mana ve kelam olarak Hz. Muhammed'e gönderilişini ifade eder. Bu se bepledir ki Kur'an, kendisini 'ebedi kelam' olarak tanımlar (Tevbe. 9/6). Allah'ın kelamı ve muradı ile diyaloğa girmek isteyen kimsenin de önce- likle Kur'an'a yönelmesi, Kur'an ile hem bilinç hem de ahlaki eylemler düzeyinde temas kurmaya çalışması gerekmektedir. Çünkü Allah, bütün çağlara yönelik dileklerini, Kur'an aracılığıyla canlı ve taze tutmaktadır:
Şu Kur'an bana, sizi ve kendisine ulaşan herkesi uyarmam (in- zar için vahyolundu (En'äm, 6/19 vd.).
Olgular dünyasında kemale eren beşeri gerçeklik gözetilerek vahyedilmesi sebebiyle Kur'an, bir kerede iletilmemiş, beşeriyetin geliş me ilkesine koşut olarak yavaş yavaş, parça parça (müneccemen) indi- rilmiştir. Böylece Kur'an, tarihten koparak soyut bir gerçekliğe değil, ta- rihin ve insanlığın kalbine yönlendirilmiştir. Önceki vahiy geleneği ile mukayese edildiğinde de görülecektir ki Kur'an'da, mesela Tevrat'ın Is- railoğullarına indirilişi hakkında Arapçanın inzal kipi kullanılmıştır. Kur'an için ise tedricilik, çokluk, süreklilik vb. anlamları gösteren tenzil kipi kullanılmıştır. Kur'an'ın inişindeki bu özgünlük ise ilginçtir ve Mek- ke müşriklerinin tepkisine yol açmıştır:
Inkara saplanmış o kimseler dediler ki 'Bu Kur'an ona, (parça parça değil de), toptan, bir defada indirilmeli değil miydi? (Pur
kân, 25/32)
Yirmi üç senelik bu tenzil sürecinin başlangıç tarihi olarak u. 610 yılı kaydedilmektedir. Buna göre günlük işlerin oyalayıcı cazibesinden sıyrılıp Mekke yakınlarındaki Hira mağarasında tefekkür, teemmül ve nefsini aındırmaya yönelmiş olan Hz. Muhammed, kırk yaşlarında, ferdi anınma ve taabbüd (tebannüs) anlarının birinde, vahiy meleğinden (er- Rûbu'l-emin, el-Cebrail) ilk vahiyleri alır. Böylece "Mele-i A'la", beşer âlemiyle temas kurar Kaynakların, üzerinde ittifak ettiğine göre Hz. Muhammed'e gelen bu ilk vahiyler, Aläk suresinin ilk beş ayetidir:
Yaratan Rabbinin adıyla oku! Insanı, Irahmin cidarınal yapışan döllenmiş yumurtadan (alak) yaratan... Oku! Rabbin sonsuz Zerkäni. Menäbilu 7-irfan, 1 53-62, Sobhi es-Salih, Mebabis, 49-62
Buhari, Sahih, "Bed'u'l-vahy", 1. Soyúti, el-thân, 1. 23-24
kerem sahibidir Kalemle yazmayı öğretendir Insana bilme diklerini öğretendir
YanıtlaSilPeygamber'e indirilis süreci, Hira mağarasındaki bu temas ile bas van Kur'an'in bundan hemen önce gerçekleşmiş bir inişi daha vardir la bu onun Kadir gecesindeki inzalidir. Buna göre daha önce Levh-i Mah futa (Bonic 85/21) indirilmis bulunan Kur'an, Kadir gecesi'nde de Levh Mahfür dan dünya semasina (veya Beytu'l-Izzete) indirilmiştir. Duhan 44/3: Kadr, 97/1 ve Bakara, 2/185 avetleri, iste Levh-i Mahfüz'dan dünya semasına olan bu toptan inzal olgusuna işaret etmektedir. 3
CAURANIN EZTÜRLENMESI
Kuran'da geçen, "Rabbinden sana ne vahyolunuyorsa ona tabi of Enam,616 vd.) ayetinde gayet açık bir şekilde Hz. Peygamber, ke sin olarak vahye uymakla emrolunmuştur (En'am, 6/106 vd.). Bu birinci aşamada Hz. Peygamber, fiziksel ve zihnî tüm gücüyle Kur'an'ı almaya onu hafızasına ve bilincine yerleştirmeye yönelmiştir. Bu sebeple, Allah Teala, Peygamber'in ilahi mesajları alması anında, hifz ve idrak yoğun- laşmasını bozacak en ufak bir davranışa bile izin vermemiştir.
O sana vahyedileni hemencecik ezberleyesin diye öyle dilini kımıldatıp durma (Kıyamet, 75/16-18, Täha, 20/114).
Ayrıca, Peygamber'in, kendisine gelen vahiyde en küçük bir de ğişiklik yapma yetkisinin dahi bulunmadığını şu ayet, açıkça göster
mektedir
Onu kendiliğimden değiştirmem asla olacak şey değil. Çünkü ben sadece bana vahyedilene tabi olurum (Yūnus, 10/15).
Vahyi, geldiği şekliyle aynen alan Hz. Peygamber ["O (Peygamber), Tell hususunda cimri davranan, vahyi sizden esirgeyen bir zat değildir send die sondan, va sizden miresina yerleştirmiş tir. Vahiy hali kendisinden ayrılınca da vahyedileni, kalbine yazılmışça sinu hafızasında hazır ve nakşedilmiş olarak bulmuştur. Kur'an'ı ezber leme hususunda Hz. Peygamber'in arkadaşları (sahabe) da büyük bir gayret göstermiştir. Bunlar içinde bilhassa Abdullah b. Mesûd. Zevd b Saba, Abdullah b. Abbas, Ubeyy b. Ka'b, Ebû Mûsâ el-Es'ari... gibi
Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 388 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
BLANA
YanıtlaSilΤα olmuştur Veraticry
beşeri planda gerçekleşmesidir. Kaynaklarda zikredildiğine göre Hz inen vahiylerin yazılması için 'vahiy kâtipliği' kurumunu ih das etmiş, bu görev için aralarında raşid halifelerin yanı sıra, Zeyd b. Sa. Peygamber, bit, Abdullah b. Mes'ud, Hâlid b. Velid gibi sahabelerin de bulunduğu kırk kadar kişiyi görevlendirmiş ve ayetlerin, hangi sureye konulacağını onlara söylemiştir. 10 Muhtemelen, Kur'an'ın el-Kitab isminin de yol gös tena oldude unutulma, bozulma (tabri), tebdil), kaybolma gibi olunm tears at havale edilmey zamanın karşı korunmuş, yazı, ezberi; ezber de yazıyı ve lafzı teyit sulukinkotite, Hafiz-ı Hakiki'nin tasarruf elinin bir aleti ve vasıtası of edustur. Kuran'ın yazılmasına gösterilen özen sebebiyledir ki Hz. Pey gamber, Kur'an metniyle karışmasın diye bir süre, kendi sözlerinin (ba- dis) yazılmasını bile yasaklamıştır:
Benden, Kur'an'dan başka hiçbir şeyi yazmayınız! Kım ben- den, Kur'an'dan başka herhangi bir şey yazmışsa onu silsin!12
E KUR AN IN DERLENMESİ (CEM')
Bin dört yüz küsur yıl öncesi düşünüldüğünde, vahyin indi Mekke-Medine toplumunda yazı malzemesinin gerek çeşit gerekse kule lanım ve dayanıklılık bakımından son derece yetersiz olacağı aşikardır. Bu sebeple inen Kur'an ayetleri, vahiy kâtiplerince ince yassı taşlara ( bal), şlenmiş ince deriye (rıkk), hurma dallarına (el-'usub), kürek ke miklerine (el-ektāj), işlenmemiş deri parçalarına (kita'u'l-edim), 13 çok vam ediyor oluşu, ayetlerin genel sıralamasının henüz kesinleşmemiş andede oka parşömen üzerine yazılıyordu. Buna karşın vahyin de bulunması gibi sebeplerle ayet sıralamasında her an bir değişiklik mey dana gelebileceğinden Kur'an'ın bir kitap hâlinde (Mushaf) derlenmest gerçekleşmemişti, 14 olarak sahabenin de tertibi
paralel bilinmektedir Bunlar icinde, Ömer b. Hattab'in, Ali b. Ebi T Bizzat Hz. Peygamber in sürdürdüğü edindiği birtakım özgülükler içeren, özel Mushaflar bu ikili kayıt sistemine
barbel, Müned, 157: Suyuti, el-ltkân, 1. 160. Zerkini, Mendibil, 1. 246. Dávid, Kääbu l-mesabif, s. 4. Sehn, 1, 246-227
19
YanıtlaSilKAYNAKLAR ÖRETri
lib'in, Ubeyy b. Ka'b'ın, Abdullah b. Mes'üd'un ve Abdullah b. Abbas'ın özel nüshaları en tanınmış olanlarıdır 15 Hz. Peygamber her sene Rama- zan ayında, o ana değin gelmiş Kur'an ayetlerini, Cebrail ile gözden geçi- riyordu. Bu karşılaştırma (mukabele), Peygamber'in vefat ettiği sene ise iki kez gerçekleşmiştir 16 Ancak Peygamber'in irtihalinden sonra halife se- çilen Hz. Ebu Bekir döneminde, zekâtı vermemekten ötürü irtidat etmiş olan Yemamelilerle yapılan savaşlar, Kur'an'ın bir kitap haline getirilişi- nin gerekçesini oluşturmuştur. Adı geçen harplerde pek çok hafızın şehid düşmesi sebebiyle, Kur'an'dan bir şeylerin kaybolacağı endişesini duyan Hz. Ömer, halife Hz. Ebu Bekir'e gelerek Kur'an'ı dağınık hâlde bulundu- ğu kağıt parçalarından, düz ince taşlardan, kürek kemiklerinden, işlen- memiş deri parçalarından ve insanların hafızalarından alarak iki kapak arasında derlemesinde ısrar eder. Sonuçta, Peygamber'in Cebrail ile ger- çekleştirdiği son Kur'an mukabelesinde (Arza-i Abire) hazır bulunması, vahiy katipliği yapması, Kur'an'ın tamamıru ezberlemesi ve Hz. Peygam- ber'e tercümanlık yapması gibi gerekçelerle Hz. Ebu Bekir tarafından bu işle görevlendirilen Zeyd b. Säbit, Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir'in de des- tekleriyle yazılı parçaları hafızadakilerle, hafızadakileri de yazılı parçalar- la karşılaştırarak Kur'an'ı iki kapak arasında (Beyne'd-def eteyn) bir Mus- haf haline getirir. Hafızadan ve yazıdan kontrol etmek suretiyle gerçek- leştirilen uygulamanın tek istisnası ise Tevbe, 9/128-129 ayetleri ve Ahzab, 33/23 ayetidir. Hem Zeyd'in hem de diğer sahabenin zaten ezbe- rindeki bu ayetler, yazılı olarak sadece -Hz. Peygamber tarafından tanık- lığı, iki kişinin tanıklığına denk düştüğü belirtilen-Huzeyme ibnu's-Sabit
el-Ensârî'nin yanında bulunur ve onun da tanıklığıyla Kur'an'a yazılır. 17
el-Musbaf ismiyle adlandırılan bu ilk derleme, pek tabiidir ki Hz. Osman'ın çoğalttığı Mushaf için de bir ana metin (prototip) işlevi gör- müştür. Hz. Ebu Bekir tarafından cemedilmiş olan bu Mushafa bütün sahabe de onay vermiş ve onun, Hz. Peygamber'e indirilmiş olan vahiy olduğu konusunda icma gerçekleşmiştir. Mesela, Hz. Ali'nin bu konu- daki şu açıklaması oldukça nettir:
Mushaflara hizmet hususunda insanların en çok sevap kaza- nanı-Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun-, Hz. Ebu Bekir'dir.
Çünkü o, Allah'ın kitabını ilk derleyendir, 18
15 Ibn Ebi Dâvûd, Kitabu'l-mesabif, s. 50-81. 16 Buhari, Sabib, "Fedailu'l-Kur'ân", 7.
17 Buharf, Sahih, "Fedailu'l-Kur'ân", 4, Zerkini, Menabil, 1 253. Suyûti, el-Itkdn, 1. 59-60; Zerkäni, Menabil, 1 253.
Mushafin, Hz. Osman döneminde çoğaltılması Kur'an'ın daha FAURA fazla belde ve insana ulaşmasına imkân vermiştir. Azerbaycan ve Erme nistan savaşlarına iştirak etmiş olan Suriye ve Irak askerleri arasında okuyuş farklılıkları sebebiyle ihtilaf baş gösterir. Kureyş lehçesi üzere inzal olunmuş Kur'an hattına uygun farklı okumaların (kiraat) yanı sıra kelimenin eş anlamlısıyla değiştirilerek (tebdil), takdim-tehir yapılarak efsir için açıklayıcı notlar ekleyerek vd. okumalara da izin vermiş olan sir har ruhsatının esprisini bazı kimseler kavrayamamıştı. Bu insan bar sadece kendi beldelerindeki muallim (mukri) sahabe tarafından o retilen kıratlaın doğru, diğer kıratlarınsa yanlış olduğunu düşündü Hz. Osman, zuhur eden bu anlaşmazlığı, daha önce ümmetin onayıne almış bulunan Mushaf üzerinden çözer. O, Zeyd b. Sâbit'in başkanlığın da bir komisyon kurar. Komisyon, Hz. Peygamber'in zevcesi Hafsa'daki Hz. Ebu Bekir ana metnini esas alarak üç ile yedi arasında değişen say larda Mushafı çoğaltır. Çoğaltılan Mushafların yedi tane olduğunu söy leyen görüşe göre bunlardan bir tanesi Medine'de bırakılmış (el-Mush ful-Imâm) diğerleriyse Kufe, Basra, Şam, Mekke, Yemen ve Bahreyn gi bi beldelere gönderilmiştir. 20 Hz. Ali de Hz. Osman'ın, Mushaflan ço ğaltmasına tam onay vermiştir:
YanıtlaSilDedi ki Alil: "Ey insanlar, Mushafların çoğaltılması] hususun- da Osman hakkında aşırılık yapmayın ve onun için ancak ve
ancak güzel şeyler söyleyin. Çünkü o, bu konuda yaptıklarını, bizden bir topluluğun da onayıyla yaptı...21 Mushafların çoğaltılması sırasında, yazılışında ihtilafa düşülen hu
suslarda Kureyş lehcesi esas alınmış (bkz. tabiat kelimesinin yazılışı), aync son mukabeleye (Arza-i Abire) en yakın kisinin de tanıklık ve tashih gözetilmiştir. Böylece Hz. Osman, Müslümanları, Hz. Peygamber'den geldiği kesin olarak bilinen kıraatler üzerinde birleştirmiş, Kur'an hattina uygun düşen kıraat farklılıklarının bir fitneye yol açmasını önlemiştir. 22
Zerkeş, el-Burbán, 1 235 να The Ebi Divid, Kuabu l-mesabif, s. 21, 23, 34.
Ibn Ebi David, Kitabu'l-mesabif, s. 25: Suyūti, el-likaη. 1. 59-60 Ibn Eli Dávid, Küabu I-mesabif, s. 22-23.
21
YanıtlaSilRATNARLAR OCRETt
G. KURAN IN BOLUMLERİ
Kur'an'ın biçimsel dokusu, "sure" ve surelerin alt bölümlerini teş kil eden "ayetlerden oluşmaktadır. Farklı uzunluklardaki 114 sureye mukabil, farklı ölçütler nedeniyle ayet sayısı âlimlerce farklılık arz et- mektedir.
1. Sure
Kelime anlamı itibarıyla sure (çoğulu suver), yüksek rütbe, mev- ki, şeref, binanın kısmı veya katları manasına gelirken, terim olarak Kur'an'ın muhtelif kısım ve tabakalarını teşkil eden parçalarına verilen isim manasında kullanılır. Kur'an'dan ilk inen sureler, içinde cennet ve cehennemin zikredildiği mufassal surelerdir. İnsanlar bütün benlikleriy- le İslam'a yöneldiğindeyse helali ve haramı konu alan sureler inmeye başlamıştır. Hz. Osman'ın çoğalttığı mevcut Mushafların tertibine ba- kıldığında surelerin, Fâtiha müstesna, uzundan kısaya doğru sıralandığı görülür. Sureler birbirlerinden, başlarındaki besmelelerle ayrılır. Bunun tek istisnası, Enfäl suresinin bir devamı mı yoksa ayn bir sure mi olduğu hususunda nebevi bir açıklama gelmemiş olması ya da müşriklere bir uyarı ve ilan-ı harp olmasından ötürü, bir rahmet ve merhamet pasajı olan besmelenin buraya uygun düşmeyeceği düşüncesiyle başına bes- mele yazılmamış olan Tevbe (Bera'e) Suresi'dir.
Sureler isimlerini, içinde geçen kıssadaki kimi şahsiyetlerden (Nuh, Hud, Ibrahim vd.), topluluklardan (Cin, Melaike/Fatır vd.) veya konuların birinden ya da ilk kelimelerden (Kad Semi'a, Sübhän, Lem Yekun) veyahut da başlarındaki Hurûf-ı mukatta'a'dan (Tähä, Yasin vd.) almıştır. Bazen bir su- renin birden fazla ismi bulunabilmektedir: Isrå-Benî İsrail, Insan-Dehr vd. gibi. Fâtiha suresinin ise Esas, Salât, Duâ, Ümmu'l-Kur'ân, Şifa gibi yirmiye yakın ismi vardır. Bazen iki veya daha çok sure grubuna verilen adlar da vardır: Zehrâvân: iki parlak sure (Bakara ve Al-i Imran), Muavvize- tän (Felak ve Nis), Muavvizāt (Ihlas, Felak ve Näs) gibi. Sureler, uzunlukları itibarıyla da adlandırılmıştır. Fâtiha'dan sonraki yedi uzun sureye, 'Seb'i tıväl', ayetleri yüzden fazla veya buna yakın olanlara 'miûn', ayetleri yüzden az olanlara, 'mesânî', daha kısa ve sık sık besmelelerle birbirle rinden ayrılanlara da 'mufassal' sure denilmektedir. Buna göre Kur'-
13 Buhari, Sabib, "Fedailu'l-Kur'ân", 6
Ahmed Ibn Hanbel, Müsned, 1. 57, Zerkeşi, el-Burban, 1. 263.
Zerkeşi, el-Burban, 1 244-245, Suyûti, el-ikan, 1. 63) Cerrahoğlu, Tefsir Usülil, s. 56.
an'daki en uzun sure, 286 ayetiyle Bakara suresidir, en kısa surelerd üçer ayedik olan Asr, Kevser ve Nasr sureleridir Diğer bir adlandırmaya göre de hicretten önce inen surelere Mer inenlere de Medeni sure denilmiştir. Mekke'n
YanıtlaSildışında da olsa hicretten önce indiğinden Mekki olarak nitelenen su ki sure, hicretten sonra ler (Bakara ve Al-i Imran hariç), genellikle kısa olup ifadeleri vurguludur. B ler tuk bazen hurûf-i mukatta'a denilen söz kalıplarıyla bazen de yeme formlarıyla başlar ve daha çok yaratılış, Adem ile Iblis arasındaki kos peygamberlerin ümmetleriyle olan münasebetleri, ahiret hayat, koy met gibi mevzuları işler. Uzun cümlelerden oluşan Medeni döneme sureler ise genellikle miras, cezalar; cihad ve cihada dair hükümler ale hukuku, içtimai yasalar vb. konuları işler.
2. Ayet
Kelime anlamı, açık alamet, işaret, mucize, ibret ve delil manalar na gelen ayet sözcüğünün terim anlamı, surelerin içinde, başı ve sor bulunan, bir ya da birkaç cümleden oluşabilen anlamlı pasajlardır. He ayetin son kelimesine, 'ayıran kelime' manasında kelime-i fâsıla, bu be limenin son harfine ise harf-i fâsıla denir. En uzun ayet, tam bir sayfa ta tan Müdäyene ayeti (Bakara, 2/282), en kısa ayet de "Ve'd-duha "D bukelimesidir. Kur'an'ın son inen ayetleri konusunda farklı gönisa sektir: Bakara, 2/278, 281; Nisa, 4/176; Tevbe, 9/128-129; Mâide, 5.5 bulunmaktadır. Şu ayetlerin, en son ayetleri olma ihtimali daha Nasr, 110/1-3,27
Ayetlerle irtibatlı bir kavram da leri takviye, vb. gayeler için indirilmiştir. İşte, ayetin gelişinin dünye terimidir. Kur'an'ın pek çok haturda tutulmalıdır ki ayet özel bir sebep yahut muayyen bir sahis hak sebeb-i nüzûl (ayetin iniş sebel ayeti, bazı hadiseler, beşerî talep ve sorul yanlış uygulamaların tashihi, başta Hz. arka planı sayılan bu durumlar sebeb-i nüzül olarak adlandırılır. Su de dâen) inen ayetler de vardır ki bunlar salt içerdiği mesaj ve maksatlar kinda inmiş bile olsa onun içerdiği hüküm, açık bir mani Peygamber olmak üzere Mümin sürece, genele samildir. Diğer yandan, harici bir dan ötürü inmiştir. bulunmad sebep olmaksızın (be
*Yadem. Kuran-ı Kerim ve Kur'an limlerine Suyuti, ellikan, 1. 23, 26-28.
23
YanıtlaSilRAYNAKLAROCRET
benimsenen görüş şudur:
Ayetlerin Kur'an bütünlüğü içindeki tertipleri konusunda ittifakla
Ayetlerin tertibi, doğrudan Allah Teala tarafından bildirilmiştir (tevkifi). Yani, elimizde bulunan Mushaf-ı şeriflerdeki surelerin ayetleri, harfiyen Hz. Peygamber'e Cibril'in bildirdiği tarzda yer almıştır ve değiştirilemez. Zira inen her ayetin, hangi surenin hangi kısmına konulacağını bizzat O (Cebrail) bildirmiştir. 28
Ayetlerin surelere yerleştirilmesinde, butünüyle ilahî bir tercihin etkin olduğu görülmektedir. Bu özellikten ötürüdür ki konuları bakımın- dan zahiren birbiriyle uzlaşmaz görülen ayetler yan yana gelebilmiş ve Mekki bir ayet Medeni ayetler içinde, Medeni bir ayet de Mekki ayetler içinde yer alabilmiştir. Özellikle, tarihsel metinler konumundaki kıssalar açısından, mevzu bir yerde topluca ele alınmayarak muhtelif yerlere da- ğıtılmış, kimi zaman da vurgu amacıyla tekrar cihetine gidilmiştir (tekrîr).
H. KUR'ANIN (SLUP OZELLIGE
Kur'an üslubu, okuyucuyu zihnen hep uyanık ve dingin, coşkulu, heyecanlı, düşünen ve sorgulayan bir dünya içinde tutmayı amaçlar. Bu sebeple de Kur'an, teorik bilgiyle pratiğin örneklerini yan yana zikret- miştir. Kıssalar ile peygamber-ümmet ilişkilerinden hemen sonra imana vurgu yaparak ahlaki ilkeler sunmuş, Müminlerin mutlu sonlarının anla- tımının peşinden, gevşemeyi önleyip motivasyonu yüksek tutmak için inançsızlığın ölümcül ve yıkıcı sonuçlarını sergilemiş, ilahî cemal sıfatla- rının odak terimleri olan rahmet ve mağfiretin hemen peşinden, ilahî iz- zet ve intikamla ilgili sıfatları getirmiştir. Kısaca, zıtlıkları harikulade bir biçimde telif etmiştir. Bu, Kur'an'ın teşhisiyle, ilahî bir üslup ve aşkınlı- ğın fırça darbeleridir:
Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan var mı ki? (Bakara, 2/138).
Kur'an böylece, her konuyu belli bir bölümde sunmak gibi mo- noton bir yola girmemiştir. İnsanı, süregelen bir zaman İçinde, imanın ve ahlakın teorisi yanında pratiği, aktüel var oluşun yanı sıra, tarihin uzak ve derin çağıltısı ve felsefesi, içkin olan yaşamın (el-acile) yanında, metafizik olan hakikatin (el-abire), bütün var oluş ve var olanlar ufkunu titreten ve ritmine cezbeden kuşatıcılığı ile iç içe bulundurmuş, emsali
Suyûti, el-tkan, 1 61-62; Yıldırım, Kur'an-ı Kerim ve Kur'an Ilimlerine Giriş, s. 41-42.
24
YanıtlaSilKannyn Tapes ha bir çeşit ziyafet hali
Imastir
bu
(K
gönülmeyen bir bütüncüllük (bolizm) sergilemiştir. Kur'an'ı yüksek bir var oluş bilinciyle okuyan bir kimse, muayyen bir zaman dilimi icinde idea bütün zaman boyutlannı kendi hususi tarihiliği içinde bütün tari- šen your sanu kendi cazibe alanına çekerek değiştiren, giderek bigarip onu yeniden inşa eden bu ruh ve var oluş ateşi, işte Kuran'a özgü bu nazım ve söz düzeninden kaynaklanır.
Her şeyden önce Kur'an ayetleri, son derece özlü ifadelerdir. Sö- zin ve mananın yardımıyla anlaşılacak lafızlar zikredilmemiş (hazf, ih- mál, bunu karşın vurgu yapmak veya dikkat çekmek amacıyla kimi ifa- deler de bağlam sebebiyle zikredilmiş (itnâb); seci' ve şiirde olduğu üzere ölçü ve ahenk kaygısıyla hiçbir kelime ya da harf zikredilmemiştir (a) Yüksek edebi Arapça için söz konusu olan bütün sanatları (teş- bah, meciz, temsil vd.) içeriyor olmasına karşılık, Kur'an, hepsinin top- lammdan yüce bir kelamdır. Bunu vurgulamak amacıyla olsa gerek Tâ- hi Hüseyin, "Kur'an ne şirdir, ne nesir, o Kur'an'dır!" demiştir.
Ku
re
VU
les
et
Ib
iba
JALPANIN KONULARI
ec
ili
K
bo
ni
ler
Kiran berveyden önce Allah merkezli (Theocentrique) bir varlık Bu sadik semasanın merkezinde, bütün isim ve sıfatlarıyla da Allah in varba, O'nun varlık alemiyle olan yaratma Chalk ve îcâd). A Taburen merkezinde, bez konularının başıd var dame (kayyimizel) vb. münasebetleri yer almaktadır. Buna gö- elmiradesi ve kudretiyle bu kozmik âlemi kolayca yaratan, onu de- ik memebeler halinde düzenleyen, özel olarak arzı, insan için yaşanı barada biçimlendiren, ihtiyaçlarının karşılanması için onu diğer cana vecantuz varlıklarla bezeyen, kendi yaratıkları olması münasebe Kyle Jalullah), ginahkar olsun olmasın, bütün insanlara bakıp onlan besleyen (Rahman, Rabim), bura karsılık var olus sürecinin en sonun- da onu, basin bu davranış ve niyetlerinden ötürü sorgulayacak olan Al- bar Kur'an, insanın yaratılışına özel bir önem atfetmistir. Kur'an'da Allaman-Tanrısal itina, ehemmiyet ve seçilmişlik göstergesi ola- rak kendi elleriyle yarattığı (Sad, 38/75), varlık alanında üstleneceği mis- yonu sebebinle onu meleklerden bile üstün kılarak Bakara, 2/34), itaat ve Inyan kuapharyla (faciür-labra) donatığı (Sems, 91/8) belirtilir. Buna malwe mandan tek beklenilen şeyin en genis ve kapsamlı anla- mayla bude ve kulluk (Zariya, 51/56-57) etmek, arzı ilahi irade ve hikmet gusura mamur ve yaşanılabilir bir ver haline getirmek olduğu ve
Meleklerine iman
YanıtlaSilMayıs 31. 2024
25
KAINABLAROČAnt
bunun için insana bir özgürlük alanının (irade-i cüziyye) tanındığı (Kehf, 18/29) Kur'an'ın değişik pasajlarında yer almaktadır.
Iman, ibadet ve ameller de Kur'an'ın temel konularındandır. Kur'an'da iman konusunun ayrılmaz sacayakları olan Allah'a, melekle- re, kitaplara, peygamberlere ve ahiret gününe iman gibi esaslara sıkça vurgu yapılmakta ve tevhid anlayışı da bütün konuların mihverine yer- leştirilmektedir. Bu tevhid anlayışı da insan hayatında salt Allah'a iman etmek, salt O'nun hoşnutluğu için ibadet etmek ve salt O'nun hoşnutlu- ğu doğrultusunda davranmak (tevbid-i külli) şeklinde tezahür etmiştir. Ibadetler ise Kur'an'da, titiz bir hiyerarşi içinde ele alınmıştır. Günlük ibadetlerin (namaz, dua, zikir) yanı sıra ibadetlerde, aylık (oruç) ve yıl- lık ibadetler (zekâtlar), uygun koşullarda gerçekleştirilecek ibadetler (hac)... şeklinde bir sınıflandırma yapılabilir. Günlük ve yıllık, bedenî ve ekonomik (mali) ibadetler olarak namaz (salāt) ve zekât Kur'an'da en çok bahsi geçen iki ibadettir. Bir sureye ad olarak verilmiş (Hacc, 22/27) ve değişik yerlerde de (Bakara, 2/158, 189, 196 vd.) bahsi geçen hac ibadeti, toplumsal, kültürel ve dinî çerçevede güçlü çağrışımları olan bir ibadet olarak dikkat çeker. Kur'an'da çokça geçen ve dinin onayladığı, yapıp etmeleri gösteren salih amel kavramı, Müminlerin bütün yaşamla- ını içine almaktadır. Öylesine ki Kur'an'da iman bahsinden hemen son- ra, salih amel bahsi yer almaktadır.
Bütün idrak ve yetilerimizi kozmik āleme yönelten Kur'an'da gü- neş, ay, yıldızlar, dünya, yedi kat gökler de dahil, bütün bu hayran bıra- kıcı panoramanın bir anlamının ve gayesinın olduğu, -ister mikro, ister- se makro düzeyde olsun- hiçbir şeyin yersiz ve amaçsız (bâtıl, abes) ya- ratılmadığı sıklıkla anlatılmaktadır. Akıl ve kalp, bütün duyarlılıklarıyla bu fenomenlerin arkasındaki aşkın yaratıcı ve düzenleyici yüce kudrete yönlendirilmektedir Her şeyin bir gaye (teleoloji) doğrultusunda var edildiği vurgulanarak 'Allah, evren ve insan' arasındaki derin varoluşsal ilişki dikkatlerimize sunulmaktadır.
Buna bağlı olarak ilahi metinler geleneğine paralel biçimde Kur'an, ahireti, içkin hayatın bir devamı, cennet ve cehennem bölümle riyle ebedi var oluş boyutu olarak sunmaktadır Bundandır ki 'var oluş boyutu'nu sadece dünyevi zamansallıkla sınırlayan, yeni bir boyutta ye- ni bir hayat tecrübesini imkânsız gören tabiatçılar ("Ahireti inkar eden käfir ler şöyle dediler Hayat, sadece bu dünyada yaşadığımız hayattan ibarettir. Ölürüz, ya- şanz. Bizi yalnız zamanın akışı (dehr) yok etmektedir. "(Casiye, 45/24 vd.)), Kur'an'-
khalde gerçe
YanıtlaSilbir tabiat betimlemesi yapılmakta da skxa ekştirilmektedir. Özellikle dirilişi (ba's) ve ahireti reddedenle ek olgu vecuzi sistemlerin, nasıl külli ve kuşatıcı ilahi gerçekliğe dela. re tunnisal hakikatten beslenen letet anlatılmaktadır. Iman şemasında olmazsa olmazlardan olan huret, diğer yandan 'gayb kavramının merkezî konularından birisidir Kuran'da, gerçek var oluş ve yaşam diye nitelenen ahiret ("Kuşku yok ki hida havan ta kendisidir... (Ankebût, 29/64)), mahiyeti gereği, bakidir wera byandan daha hayırlıdır (ebka) (Nisa, 4/77; En'âm, 6/32 vd.). Arikiana karşın, varlıklar için en uygun olanı ve itidali gözeten Kuran, Künün iplemesiyle, ahiret merkezli bakış açısıyla dünyayı gö neme hedefini sunmaktadır: ve tek
Allah in sana ihsan ettiği bu servetle ebedî ahiret yurdunu ka- ranmaya gayret göster ama dünyadan da nasibini unutma!
2877)
Karan ın işlediği mühim konulardan bir diğeri ise neredeyse ahi- mele bir söz ve kavram sarmalı oluşturan 'kıyamet'tir. Kıyametin kopu- insanların lecessüs yoğunluğuna paralel olarak Kur'an'da değişik amier alında ve sahneler hâlinde sunulmuştur. Mutlak ğayb alanında ğundan okmin, 31/34), ne vakit gerçekleşeceğine dair Hz. Peygam- bere dala bögi venilmeyen "Sana kıyametin ne zaman geleceğini sorarlar. De ki sera peregre dair bilgi yalnız Rabbimin yanındadır..." (A'raf, 7/187 vd) kineet Kuranda e kyame boyuk blus), el-hakka (kaçınılmaz bü ne geçilmez felaket), büyük haber, pâşiye (dehsetiyle varlıkları bü- (buyuk rara), es-sähha gibi isimlerle zikredilir. Bilhassa da "es-sa'atu karia (dehşeti ve korkusu yürekleri döven, et-tâmmetu'l-kubra kelimesi kullandır. Bu anlamda kıyamet, dünyanın son demini, bu koz- makalemin bitus anni, onun ecelini göstermektedir (Ra'd, 13/2; Lokman. 11/29) Bu sebeple Kur'an'da, kendilerine vemin edilen pek cok koz mik unsurun gunes, ay, gece, gündüz, kusluk vakti, zaman, incir, zey- kent (Mekke) vb yanı sıra güçlü, ahlaki ve varolussal çağrışımları sebebiyle kiyamete de yemin edildiğini görürüz (Kıyâme, 75/1). Kur art in anlatımıyla bir göz vikime gerçekleyecek
olan (Nahl, 16/77; Kamer, 54/50) bu kusatıcı yıkımda, Walian keramik unsurların tam kırpışı kadar, hatta ondan da kısa bir bir çözülüşü gözlenirken (Tekvir, 81/1-8; Infi lan fırlayacağı (sabisa: Enbiyâ, 21/97; teşbasu Ibrahim. 8/15 vd), yer yer Eneric Kryamet karşısında gözlerin sanki yuvalarından de insanı saran dehset sahneleri be kamaşarak afallayacağı (Kıyame
14/42) dile getirilir. Kur'an'ın şu ayetleri kıyameti betimleyici mahiyetiyle son derece anlamlıdır:
YanıtlaSilGerçekten kıyamet saatinin depremi müthiş bir olaydır. Onu göreceğiniz gün... çocuğunu emziren anne, dehşetten çocuğu- nu unutup terk eder. Hamile olan her kadın çocuğunu düşürür. Insanları sarhoş olmuş görürsün, hâlbuki gerçekte onlar sarhoş değildirler. Fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir (Haасс, 22/1-2).
Sonuç
Allah'ın ebediliğini (ebků: Täha, 20/73; yebkā: Rahmân, 55/27), O'nun dı- şındaki her şeyin ise sonlu olduğunu (fani Rahmân, 55/26); bu bağlamda kozmik âlemin de gelip geçiciliğini; bakinin ise en hayırlı olduğunu (Nahl, 16/96), bu sebeple bir var oluş ilkesi olarak baki ve hayırlı olana (el- bakiyat es-salibât: Kehf, 18/46) yönelmek gerektiğini merkeze almış olan Kur'an, daha pek çok konuya değinmektedir: Doğum, ölüm, yemek iç- mek, cinsel yaşam, evlilik, boşanma, nafaka, yardımlaşma, savaş, barış, inanç özgürlüğü ve imanda içtenlik, peygamberlerin mucizeleri, kitap ehli, çok tanrıcılık (şirk), cennet ve cehennem... Kur'an, kopmaz bir tu- tamaktır (el-urvetu'l-vuska: Bakara, 2/256; Lokmân, 31/22), tazeliği sona erme- yen aşkınlık goncasıdır, bir kılavuzdur, karanlıkları parçalayan bir ışık kaynağıdır (nür. Bakara, 2/257; Mãide, 5/15-16 vd.). Ve Kur'an, "Onunla uyarı- lıp da kendilerine dönsünler diye, insanlara çok etkin bir iletidir (be- lag)" (İbrâhîm, 14/52). Nihayet Kur'an, Allah'ın, varlıkları düzeltmek ama- cıyla gönderdiği ebedî bir yasadır, yeryüzünü hakikate iletmek için gök- yüzünün kanunudur. 29
Kaynakça
ABDULBAKÎ, Muhammed Fuâd, "âyet", "sûre", el-Mu'cemu'l-mufebres li-elfâzı'l-Kur'âni'l-Kerîm, Dâru'l-Hadîs, Kâhire 1422/2001.
AHMED B. HANBEL, Müsned, Çağrı Yay., İstanbul 1992.
BUHARI, Sabibu'l-Buhârî, el-Mektebetu'l-Islâmiyye, Mısır, ty.
CERRAHOĞLU, İsmail, Tefsir Usûlü (Ilm-i usûli't-tefsîr), Ankara Üniver- sitesi İlahiyat Fakültesi Yay., Ankara 1971.
IBN EBI DÂVÛD, Kitâbu'l-mesabif, tahk. Arthur Jeffery, Matbaatu'r-Rah- mâniyye, 1. baskı, 1355/1936.
Zerkāni, Menabil, 1. 10.
IBN HACER, Fethu'l-bârî, Dâru'l-Ma'rife, Beyrut, ty.
YanıtlaSilNEVEVÎ, Şerhu’n-Nevevî li sabîh-i Müslim, el-Matbaatu'l-Mısıyye, Marn
SUBHÎ ES-SÂLIH, Mebâhis fĩ ulûmi'l-Kur'ân, Dâru'l-llm li'l-Melâyın
baskı, Beyrut 1977.
SUYÛTÎ, el-İtkân fĩ ulûmi'l-Kur'ân, Matbaatu Mustafâ el-Bâbî el-Hile ve Evlâduh, 3. baskı, Mısır 1370/1951.
YILDIRIM, Suat, Kur'an-ı Kerim ve Kur'an İlimlerine Giriş, Ensar Ne , İstanbul 1983.
yat ZERKÂNÎ, Menâbilu'l-irfân fi ulûmi'l-Kur'ân, Matbaatu Îsâ el-Babie
Halebî, ts.
ZERKEŞÎ, el-Burhân fĩ ulûmi'l-Kur'ân, tahk. Muhammed Ebûl-Fad râhîm, Dâru'l-Ma'rife, Beyrut 1391/1972.
Islama Giris
YanıtlaSilEVRENSEL MESAJLAR
SON DEVRİN DİN MAZLUMLARI
YanıtlaSil12
Bir gün, Bediüzzaman, Meclisin Riyaset Divanı solc nunda, kalabalık bir mebus halkası içinde, Mustafa Kema Paşa'nın şu sözlerine muhatab oluyor:
- Sizin gibi kahraman bir hoca bize lâzımdır! Sizi yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağır dık. Geldiniz ve en evvel namaza dair telkinlerde bulun- dunuz, aramıza ihtilaflar soktunuz!>>>
Bediüzzaman gereken cevabı verdikten sonra iki par- mağını ileriye uzatarak şu cevabı verir:
<<- Paşa, Paşa!.. İslâmiyette imandan sonra en yük- sek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin ise hükmü merduttur.»
Bediüzzaman'ın hayatını yazan büyük eserin 93 üncü sahifesinden aynen aldığımız ve Said Nurî'nın şahsen Mustafa Kemal Paşayı kastetmeyip mücerret mânâda sar- fettiği bu söz, Mustafa Kemal Paşa'da menfi bir tepki do- ğurmuyor, aksine teşekküre vesile oluyor.
Bediüzzaman Ankarada bulunduğu müddetçe, Şark Darülfünununun kurulması için uğraştı.
Mebuslardan bir topluluğa şöyle diyor:
Hayatım boyunca bu Darülfünunu tesis için uğraş- tım. Sultan Reşat ve İttihatçılar 20 bin altın lira verdiler. Siz de o kadar verdirin de «Medrese-tüz-Zehra» kurul- sun!
Bu isteğine karşılık 150 bin lira kâğıt para vermeyi
kabul ediyorlar. Fakat Said Nursî kararı bütün mebusla-
ra imzalatmak dileğinde...
Bazı itirazlar geliyor:
Sen yalnız medrese usuliyle gidiyorsun! Garplıların da ilimleri benimsemek ve onlara benzemek lazım!
Son Devrin Din Mazlumları
YanıtlaSil(2. Baskı)
YAZAN:
NECIP FAZIL
KISAKÜREK
UĞUR MUMCU SUIKASTİ
YanıtlaSil24 Ocak 1993
Tarih 24 Ocak 1993. Gazeteci Uğur Mumcu, Ankara Karlı Sokak'taki evinden çıkıp işine gitmek için arabasına bindi. Ancak saniyeler sonra otomobiline yerleştirilen C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti.
Suikastin hemen ardından olay yeri inceleme altına alındı ama suikastle ilgili hiçbir! delil bulunamadı. Cinaye- tin üzerinden bugün tam onca yıl geçse de olay aydınlatıla- bilmiş değil...
Suikastin ardından Türkiye yeniden sert bir şekilde ku- tuplaştı. Mumcu'nun Atatürkçü olması nedeniyle öldürül- düğünü savunan laikçi kesim sokaklara indi. Suikastı İs-
233
TARİHTE UNUTULMAZ SUIKASTLAR
YanıtlaSillami Hareket, İBDA-C ve Hizbullah gibi çeşitli örgütlerin üstlenmesi laiklik paranoyasının boyutunu daha da artırdı. Peki Mumcu sözde "islami örgütler" tarafından ideolojik sebeplerden dolay mı öldürüldü yoksa cinayetin arkasında daha derin sebepler mi vardı?
Bu konuda çeşitli iddialar ileri sürüldü.
1. Uğur Mumcu öldürülmeden 17 gün önce kaleme aldı- ğı köşe yazısında PKK - Barzani - MOSSAD ilişkisini ifşa etmişti. Mumcu, Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel 's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" isimli kitaba dayandırdığı yazısında Mossad'ın PKK'ya 50 milyon dolar para verdiğini yazdı.
İddiaya göre Mumcu bu yazının yayınlanmasından sonra İsrail Büyükelçiliğine çağrıldı ve görüşme sırasında tehdit edildi. Mumcu'nun İsrail - PKK bağlantısını ortaya çıkardığı için öldürüldüğü iddiası bugün en çok konuşulan komplo teorileri arasında.
2. Mumcu Susurluk kazasından çok önce Abdullah Çat- lı ve adamlarıyla ilgili yazılar kaleme kalıyordu. Ayrıca Papa'ya suikast girişiminin perde arkasıyla ilgileniyordu. Papa-Mafya- Ağca isimli bir kitap yazdı. Ağca'nın ülkücü- lerle, mafyayla ve Bulgaristan ile bağlantısını anlattığı için öldürüldüğü öne sürüldü. Katledilmeseydi belki de Susur-
234
TARİHTE UNUTULMAZ SUIKASTLAR
YanıtlaSilbak kazasted or god dökülen devlet-siyaset-mafya bağlan- mlarını önceden gözler önüne serecekti.
3. Bir diğer iddia Mumcu'nun Abdi İpekçi katillerinin peşine düştüğü ve failleri ortaya çıkarmasına çok az kaldığı için öldürüldüğü yönünde.
4. 1993'te Uğur Mumcu'nun öldürülmesi en çok 28 Şu- batçıların ekmeğine yağ sürdü. Cinayetin ardından Türkiye iki kampa ayrıldı. Suikastin idolojik amaçlarla gerçekleşti- ğini öne sürenler "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganla- nyla ortalığı ayağa kaldırdı. Böylece dört yıl sonra REFAH -YOL hükümetine karşı yapılacak postmodern darbe için zemin oluşturulmuş oldu.
5. Ergenekon sanığı Ümit Oğuztan, polise verdiği ifade- de Uğur Mumcu'nun Celal Talabani'ye gönderilen seri nu- maraları silinmiş silahlar nedeniyle öldürüldüğünü söyledi. Oğuztan, "Albay Kıvrak suikasttan bir gün önce Mumcu'yu uyarmak istedi" dedi. Ancak Albay Kıvrak bu iddiaları ya- lanladı.
235
TARIH DIZISI
YanıtlaSilTARİHTE UNUTULMAZ SUİKASTLAR
SERKAN ZENGİN
Lilith YATINEVI
Lilith YAYINEVİ
YanıtlaSilYAKIN TARİH DİZİSİ
Adı Yazarı
© Copyright
Tarihte Unutulmaz Suikastlar Serkan Zengin
2019, İlya İzmir Yayınevi, İzmir - Türkiye 5846 Sayılı Yasaya göre tüm hakları İlya İzmir Yayınevi'ne ait olup kısmen veya tamamen, izin alınamadan basılamaz.
Lilith Yayıncılık İlya İzmir Yayınevi'nin markas
ISBN
978-605-7595-05-8
Baskı
Birinci Baskı, Mayıs 2019 - İZMİR
Basıldığı Yer
İlya İzmir Yayınevi Matbaası
Adres
İlya İzmir Yayın Medya Yapım Dağıtım Pazarlama Sanayi Tic. Ltd. Şti. Refik Tulga Cad. No:11 Çamdibi/İzmir Tel-Pbx: (02323) 462 75 86 - Fax: (0232) 462 32 19
ilyayayinevi@gmail.com www.ilyayayinevi.com.tr
"Şüpheli Ölümler'in" perdesi aralanıyor!
YanıtlaSilTürkiye tarihinde el değmemiş konulardan biri de gizli suikastlardır.
Toplumun önemli bir kesimi normal görünen birçok ölümün arkasında
-Turgut Özal, Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Recep Yazıcıoğlu, Alparslan
Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu vb-gizli birtakım mihrakların eli olduğundan
ciddi kuşku duyuyor. Söz konusu ölümlere bugüne kadar "tatmin edici"
bir cevap ne yazık ki getirilebilmiş değil...
Araştırmacı yazar Atilla Akar bu kez üzeri örtbas edilmiş, kaza, intihar, hastalık, kalp krizi və görüntüsü verilmiş, fakat her zaman zihinlerde soru işareti bırakmış "esrarlı ölümler"i masaya yatırıyor. Gizli suikastların hangi yollarla yapıldığı ve açık suikastlardan farkını bir "derin savaş" metodu olarak ele alıyor. Türk tarihindeki gizli suikast vakalarına da değinen yazar oldukça etraflı bir şekilde yakın tarihimizde ve günümüzde üzerinde 'Gizli Suikast' kuşkusu olan ölümler inceliyor.
Gizli Suikastlar okudukça sizi hayrete düşürecek, "doğal ölüm" zannettiğiniz olayların aslında öyle olmayabileceğinin ipuçlarını verecek. "Gizli Tarih" alanındaki bu çalışma gene bilinmeyeni, saklananı, üzeri örtüleni gün yüzüne çıkartacak.
Yazar Hakkında
YanıtlaSilAtilla Akar, 1960 İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Basın-Yayın Auksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü'nü 1987 yılında bitiren Akar, gazeteciliğe 1982 yılında Hakimiyet Gazetesi'nde başladı. Stajını Cum huriyet Gazetesi'nde tamamladı. Ardından sırasıyla Hürgün, Yeni Olgu, Tempo, Nokta, Panorama, Sosyal Demokrat Dergi. Akşam, Günaydın, Tak vim, Radikal, Kanal E, TV8, Yeni Binyıl, Hedef, gibi dergi, gazete ve televiz. yonlarda muhabir, editör, köşe yazarı, yayın yönetmeni ve koordinatör olarak çeşitli görevlerde bulundu. Tüm bunların yanısıra muhtelif yayın organların- da çok sayıda makale, deneme, röportaj ve yazı dizileri yeraldı. Halen kendi sitesinden www.atillaakar.com.tr sitesinde İnfial sütunlarında yazmaktadır. Kitapları:
Bir Kuşağın Son Temsilcileri: Eski Tüfek Sosyalistler. 3. Baskı. Babil Y. 2004.
Horzum Labirenti / Kemal Horzum Dosyası. BDS Y. 1990.
Kimlik Bunalımından Yenilenme Sıkıntısına Sosyal Demokrasi. GSD Y. 1993.
Öteki DSP/ Ecevitlerin Gayri Resmi Öyküsü. Metis Y. 2002.
Kıyamet Komplosu / Küresel Kaosun Kriptoları. 5. Baskı. Timaş Y. 2002.
Derin Dünya Devleti/ Gizli Doktrinin Küresel Efendileri. 9. Baskı.Timaş Y. 2003.
Komploların Yüzyılı, Yüzyılın Komploları. 3. Baskı.Timaş Y. 2003.
Suikastlar / Paylarına Ölüm Düşen Adamlar. 3. Baskı. Timaş Y. 2004.
Büyük Ortadoğu Kuşatması / Yeni Dünya Düzeninin Ortadoğu Ayağı. 4. Baskı. Timaş Y. 2004.
Casuslar / Derin Savaşın Sıra dışı Neferleri. 2.Baskı. Timaş Y. 2005.
Kamikaze Operasyonu / Roman. Timaş Y. 2006.
İtiraf Ediyorum "Paranoyak"ım! / Komplo Yazıları. Mephisto Y. 2006.
Kriminal Komplo / Roman. Profil Yayıncılık. 2007.
Mafya / Yeraltının Kriminal Efendileri. 2. Baskı. Timaş Yayınları. 2008. Derin Devlet / Devletin Gizli İradeleri. Siyah Beyaz Yayınları. İst. 2008.
Gizli Suikastler-Şüpheli Ölümler Profil Yayınları 2. Baskı 2009
Türkiye Komplolar ve Provokasyonlar Tarihi / Derin Yapının Parmak İzleri, Profil Yayınları, 2009
Gizli Suikastlar Şüpheli Ölümler ATİLLA AKAR
YanıtlaSil© Atilla Akar
YanıtlaSil24
© Profil Kitap
Yazar Atilla Akar
Kitabın Adı / Gizli Suikastlar
Genel Koordinatör / Münir Üstün
Editör/Elif Avcı
Kapak Tasarım / Kenan Özcan
İç Tasarım / Adem Şenel
Baskı-Cilt / Kayhan Matbaacılık San. Tic. Ltd. Şti.
Merkez Efendi Mah. Fazılpaşa Cad. No:8/2 Topkapı/İSTANBUL
Tel: 0 212 612 31 85-576 00 66
Sertifika No: 12156
1. Baskı Mart 2009
Genişletilmiş 2. Baskı Kasım 2009
4. Baskı Mart 2013
5. Baskı Mart 2017
978-975-996-199-2
Kültür Bakanlığı Yayıncılık Sertifika No: 12391
PROFİL: 141
STRATEJİ-ANALİZ: 20
K PROFİLKİTAP
Necip Fazıl Bulvarı Keyap Sitesi G1 Blok No: 112
Yukarı Dudullu - Ümraniye / İstanbul www.profilkitap.com/bilgi@profilkitap.com
Tel: 0 216 365 70 91 (pbx) Faks: 0 216 365 70 94
Profil Kitap Maviağaç Kültür Sanat Yayıncılık Tic.Ltd.Şti markasıdır.
Bu kitabın Türkçe yayın hakları Atilla Akar ve Profil Kitap'a aittir. Yazarın ve yayıncının izni olmadan herhangi bir formda yayınlanamaz, kopyalanamaz ve çoğaltılamaz. Ancak kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilÖnsöz
Gizli Suikast Nedir? Hangi Yöntemlerle Yapılır?.
9
17
Bu Topraklarda "Gizli Suikast" Geleneği Sanıldığından Eskidir! .25
Üzerinde "Gizli Suikast" Şüphesi Olan Ölümler ve Olaylar:.
Kara Vasıf: Eski "İttihatçı"nın Tren Altında Kalarak Ölümü!
Türk Milliyetçisi Mustafa Çokay;
Hastalıktan mı Öldü Zehirlendi mi?.
Vali Nevzat Tandoğan: "Ankara Cinayeti"nin
Gölgesindeki İntihar!
Sütlüce'deki Fabrikada Esrarengiz Patlama ve
Enver Paşa'nın Kardeşi Nuri Killigil'in Ölümü
38
.39
..42
.45
.51
Yaşar Kutluay; Bir İlahiyatçının Garip Kayboluş ve Ölüm Öyküsü......54
Dündar Taşer: Geri Manevra Yapan Ekmek
Kamyonunun Altında Kalan İhtilalci. 57
Yazar-Petrol Araştırmacısı Raif Karadağ; Otel Odasında Ölüm..
MİT'teki Zihniyeti Değiştirmeye Çalışırken "Kalp Krizi"nden
Ölen Müsteşar Bahattin Özülker.
Ibrahim Telemen: Otel Odasında Esrarengiz İntihar!
59
..62
.65
5
ABD Lehine Casusluk Yaptığına Hükmedilen ve Hapiste "Sekte-i Kalp"ten Ölen MİT'çi Turan Çağlar.
YanıtlaSil67
KKTC Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Oğlu
Raif Denktaş'ın Trafik Kazasında Ölümü.
Kaçakçı ve Ağca'yı Yönlendirdiği Söylenen Bekir Çelenk: Cezaevinde Kalp Krizi!
70
Ülkücü Militan Samet Aslan: Cezaevinde İntihar!
73
Tuğgeneral Zeki Durlanık: Azerbaycan'da
"Kalp Yetmezliği"nden Ölüm!
79
Albay Vicdan Başaran'ın "Kalp Krizi"nden Şüpheli Ölümü.
.80
82
Komutanlara "Zehirli Kahve"nin Son Anda Farkına Varıldı!
.86
Eski Maliye Bakanı Adnan Kahveci:
Trafikte Ters Yönde Ailece Ölüm!
88
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Ani Ölümü ve Şüpheler. 91
Orgeneral Eşref Bitlis: "Buzlanma" Neticesi Düşen Uçak! 117
"Ataköy Kontu" Yasef Öztürk ve ANAP Milletvekili
127
Yılmaz Hocaoğlu'nun Trafik Kazasında Ölümü
Aydın Menderes: Bir Ailenin Garip Kaderi ve
Trafik Kazasıyla Gelen Felç!
129
"Başbuğ" Alparslan Türkeş'in Kalp Krizinden Ani Ölümü
135
Susurluk "Kazalar Zinciri"nin İlk Halkası:
MİT Görevlisi Ertuğrul Berkman...
Susurluk Raportörü Akman Akyürek'in
"Trafik Kazası" Görünümlü Ölümü............
6
142
146
Susurluk Komisyonu Sözcüsü ve Fazilet Partisi Milletvekili Bedri İnce Tahtacı: "Yağmur Dolayısıyla Kayganlaşan Yolda Kaza"!.
YanıtlaSil158
İskenderpaşa Cemaati Lideri Prof. Dr. Esat Coşan: Avustralya'da Trafik Kazası.
164
Cengiz Çelik: "Telekulak Çetesi"nden
Susurluk'a Uzanan Yolda Kaza...
168
Abdullah Çatlı'nın Ortağı Efraim Barut:
Mersedes'in Önüne Çıkan Çuval.
.170
"Aykırı" Vali Recep Yazıcıoğlu'nun "Trafik Kazası"yla
Son Bulan Yaşamı.
172
Albay Kazım Çillioğlu: "İntihar" Görünümlü Ölüm!
176
Sabancı'nın Ani Rahatsızlığı: "Sakıp Ağa"
Öldürülmüş Olabilir mi?
181
"Su Profesörü" Ali İhsan Bağış'ın Kuşkulu Ölümü
190
Kripto Uzmanlarının Çanakkale Yolunda Şüpheli Ölümü.
195
ASELSAN'da Zincirleme ve Şaibeli Mühendis İntiharları!.
200
Test Pilotu Şener Koltuk'un Ölümü ve
TAl'deki Esrarengiz Ölümler.
.209
Isparta'ya Düşen Atlasjet Uçağı:
Bir "Toplu Gizli Suikast" Örneği..
.212
219
Engin Işıksal: Isparta Kazası ve
CERN'in Gölgesindeki Kalp Krizi.
Engin Karagöz: MİT Lojmanlarında Garip Intihar..
.221
Hrant Dink Cinayetiyle Bağlantılı Esrarengiz Ölümler.
222
Sır Dolu JİTEM Ölümleri: Albay Abdülkerim Kırca,
YanıtlaSilTuğgeneral
İsmet Yediyıldız, Yüzbaşı İsmail Öztoprak
..224
Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay'ın "Garip" İntiharı
.226
Analiz: Muhsin Yazıcıoğlu'nun
"Muammalı" Helikopter "Kaza"sı!. Sonsöz.
232
251
gaye insan Hz.
YanıtlaSilMuhammed
SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Kutlu Doğum Özel Baskışı
3. Basku
mavi
GAYE INSAN HZ MUHAMMED SAVI
YanıtlaSil"De ki (Ey Peygamber): 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin; zira Allah çok affedicidir, rahmet kaynağıdır."
Kur'an-ı Kerim 3/31
"Allah ve Peygamberi bir konuda hüküm verdikten sonra artık mümin bir erkek ve kadının kendileriyle ilgili konularda tercih serbestliği yoktur: (bu, hakkı kendinde gö- rerek) Allah'a ve Peygamberine isyan eden kimse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."
Kur'an-ı Kerim 33/36
"Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki insanlardan kim benim (davetimi) duyar ve benimle gönderilen (İslam dinine) iman etmeden ölürse, ister Yahudi olsun ister Hristiyan olsun kesinlikle cehennem ehlinden olur."
Müslim, 1, İman 70, Had No: 153, 1, 134.
kısaltmalar
YanıtlaSila.g.e.
: Adi geçen eser
a. y.
Ayı yer.
b.
Ibn.
bkz.
Bakınız.
bt.
Bint,
Cilt,
(e.)
: Celle celalühi
h.
Hiert.
6.
: Ölümü,
Hz.
Hazreti.
İsl.Arş.Der.:
İslami Araştırmalar Dergisi.
(k.s)
: Kaddesallahu sirrahu
m.
: Miladi.
M.Ö.L.F.Y.:
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları
Neşr.
: Neşreden.
(s.)
: Sallallahu aleyhi vesellem
Tah.
: Sayfa.
tere.
: Tahkik Eden
: Tercüme eden,
trsz.
: Tarihsiz.
yay.
: Yayınlar
içindekiler
YanıtlaSilSUNUŞ/7
I- Hz. Muhammed'in Yaşadığı Coğrafyanın İslam Öncesi Kültürel Durumu / 11
II- Hz. Muhammed'in Şahsiyeti ve Ahlaki Nitelikleri / 21
A - Hz. Muhammed (s.) Edep ve Hayada En Mükemmel İnsandı / 23
B-Hz. Muhammed (s.) İnsanların En Doğru Sözlüsüydü / 27
C- Hz. Muhammed (s.) Çocuklarına Karşı Çok Şefkatliydi / 31
D - Hz. Muhammed (s.) Hanımlarına Karşı Çok İlgili ve Nezaketliydi / 34
E - Hz. Muhammed (s.) Akrabalık İlişkilerini Her Zaman Gözetirdi / 38
FHz. Muhammed (s.) Müminlere Karşı Çok Merhametliydi / 42
G - Hz. Muhammed (s.) İnsanların En Cömerdiydi / 45
H - Hz. Muhammed (s.) İnsanların En Cesaretlisiydi / 48
I - Hz. Muhammed (s.) İnsanların En Takvalısıydı / 52
İ - Hz. Muhammed (s.) İnsanların En Sabırlısıydı / 62
J - Hz. Muhammed (s.) Çok Tefekkür Ederdi / 69
K- Hz. Muhammed (s.) Helal Kazanca Çok Önem Verirdi/74
5
GAYE İNSAN HZ. MUHAMMED (SAV)
YanıtlaSilIII- Kur'an-ı Kerim'in Öncelikli Konusu Olan İman Alanıyla İlgili Hz. Muhammed'in (s.) Emir ve Tavsiyeleri/83
A- İman Kurtuluş Vesilesidir / 99
B- İman Taklidi Olmayıp Bilgi Temelli Olmalıdır / 101
C- Hz. Muhammed'in (s.) Peygamberliği Kabul Edilmeden İman Tamam Olmaz / 102
D- İmanla Küfür Aynı Kalpte Bulunamaz / 104
E- Kâfirlerin Salih Amellerinin Hiçbir Değeri Yoktur / 105
F - Allah'a Karşı İşlenen En Büyük Suç Şirktir / 107
G- İmandan Küfre Dönüş Olan İrtidat En Büyük Günahtır / 109
H- İman Konusunda Bidatlerden Kaçınmak Gerekir/112
I - Salih Ameller İmanı Güçlendirir / 115
İ - Günahlara Çokça Dalmak İmanı Tehlikeye Sokar / 117
K- İmanda İkrah Olmaz / 137
L- Ahirette Kurtuluşa Erebilmek İçin İmanlı Ölmek Esastır / 140
IV- Hz. Muhammed'in Görevleri/147
A- Bir Öğretmen ve Eğitimci Olarak Resulullah/148
B- Kur'an-ı Kerim'in Açıklayıcısı Olarak Resulullah / 151
C- Örnek Alınacak Kişi Olarak Resulullah / 152
D- Hüküm Koyucu Olarak Resulullah/154
E- Kadı ve Yargıç Olarak Resulullah / 155
F-Yönetici Olarak Resulullah / 156
G-Soru Mercii Olarak Resulullah/159
H- Bir Davetçi Olarak Resulullah/161
V Hz. Peygambere Karşı Ahlaki Sorumluluklarımız/165 Sonuç / 170
Bibliyografya / 171
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
223 1 İlim, müminin kaybettiği bir şeydir. Nerede bulursa alır. Hz. Enes (r.a.)
223 2 İlim ikidir: kalbde sabit olan ilmi ki nâfi olan da budur. Ilim dilde olursa, bu, kıyamette Allah'ın, kulu aleyhine bir hücceti olur. Hz. Enes (r.a.)
223 3 İlim hazinedir, anahtarı da sualdir. İlmi sualle eşin ki, Allah size merhamet etsin. Böylece dört sınıf me'cur olur: Soran, öğreten, dinliyen ve bunlara karşı muhabbet taşıyan. Hz. Ali (r.a.)
223 4 İlim üçtür. Bundan fazlası fazilettir: Ayeti muhkeme, Sünneti kâime, (amel edilen sünnet), ve farizatün âdile. (Bunlardan çıkarılan ahkam) Hz. İbni Amr (r.anhüma)
223 5 İlim yapmak, amelden hayırlıdır. Dinin kıvamı da verağdadır. Alim, ilmi az da olsa, ilmi ile amel edendir. Hz Ubâde (r.a.)
223 6 İlim, ibadetten efdaldir. Ve dinin kıvamını temin eden şey de verağdır. (Verağ, şüpheli şeylerden kaçmak) Hz. Abbas (r.a.)
223 7 İlim amelden efdaldir. Amelin efdali de ortacasıdır. Allahu Tealanın dini "Kâsî" (ifrat) ile "ğâlî" (tefrit) arasındadır. (İkisi ortası sıratı müstakimdir. Onu bulmak Allahın tevfiki ile olur.) Hasene de iki seyyie arasıdır. (Amelde aşırı gitmek seyyiedir. Çok aşağıda kalmakta seyyiedir) O haseneye ancak Allah'ın tevfiki ile ulaşır. Adamın kendi kafasına göre gidişi ise şerli gidiş olur. Bazı ashabdan
223 8 İlim dindir. Namaz da dindir. Bakınız, ilmi kimden alıyorsunuz ve namazı nasıl kılıyorsunuz? Şu namaz var ya, siz kıyamet gününde bundan sual olunacaksınız. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
223 9 İlim, müminin dostudur. Akıl delili, amel kayyımı (bekçisi), hilm veziri, sabır ser'askeri, rıfk babası, yumuşaklık ta kardeşidir. Hz. Enes (r.a.)
223 10 İlim, islamın hayatı, imanın da direğidir. Bir kimse bir şey öğretse, sevabı kıyamete kadar büyür. Bir adam bir şey öğrenir de onunla amel ederse, bilmediklerini ona öğretmeyi Allah deruhte eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
223 11 İlim, Benim ve Benden evvelki Peygamberlerin mirasıdır. Kim ki Bana varis olursa, Cennette Benimle beraberdir. Hz. Ümmü Hani (r.a.)
223 12 İlmin men'i helal olmaz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
223 13 Sarıklar Arabların tacıdır. "İhtiba" (dizini dikerek oturma) onun duvarıdır. Mü'minin mescidde oturması rıbattır (Cephede nöbet beklemek) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
223 14 Sarıklar Arabın tacıdır. Onlar sarığı terkedince Allah da izzetlerini alır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
223 15 Takke üzerine sarık sarmak, müşriklerle aramızdaki farktır. Onu saran kimseye, her dolaması için, bir nur ihsan olur. Hz Rükane (r.a.)
223 16 Umre, diğer umreye kadar, ikisi arası için kefarettir. Haccı mebrurun da Cennetten başka mükafatı yoktur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
223 17 "Umrâ" kaydı hayat şartı ile verilen şey, (ihsan) caizedir. Hz. Câbir (r.a.)
SÜNNET
YanıtlaSilA. SÜNNET KAVRAMI
Arapçada 'Sünnet' kelimesi, yol, güzergah, adet, gidişat, yaşam ve davranış tarzı vb. anlamlarına gelir. Kelime fiul olarak ise yeni bir şekil vermek, yeni bir şey ortaya koymak, iyi veya kötü çığır açmak, bir yola girip yürümek, bir durumu belirlemek, toplum için kural koymak vb. anlamlarında kullanılır. Cahiliyye Arapları bununla bilhassa babaların- dan intikal eden ve kendileri için örnek davranış olan çeşitli örf ve adet- leri kastederdi. Kur'an'da 'Sünnet' kelimesi, "Allah'ın değişmez âdeti' an- lamında 'Sünnetülläh', 'Sünnetü'l-evvelin' vb. şekillerde kullanılmıştır (Ahzab, 33/38; Fäur, 43/43; Gäfir, 40/85; Fetih, 23/23).
Hz. Peygamber ise içerisinde yetiştiği Arap kültürü ve lisanı doğ- rultusunda sünnet kelimesini bir taraftan -iyi veya kötü nitelemeleriyle- sözlük anlamıyla kullanırken diğer taraftan da Kur'an ayetlerinden il- ham alarak farklı içeriklerde de kullanmıştır. Özellikle Kur'an, Hz. Pey- gamber'i buyük bir ahlak sahibi (Kalem, 68/4), Müminler için güzel bir ör- nek olarak takdim etmiş (Ahzab. 33/21) ve onlan Peygamber'e uymaya, ona itaat etmeye çağırmıştır (A'raf, 7/158; Al-i Imran, 3/31-32; Nisä, 4/80, Mäide, 5/92). Bu durum, Hz. Peygamber'in de kendi sünnetinden bahsetmesine temel teşkil etmiştir. Şüphesiz, Kur'an'ın Resulullah'a biçtiği konum ile Hz. Peygamber'in sahabe arasındakı konumu dikkate alınırsa hem bir fikir olarak hem de yaşanmış bir olgu olarak Hz. Peygamber'in sünneti- nin varlığı inkar edilemez. Ancak bu olgu, ilk yıllarda 'Hz. Peygamber'in
31
YanıtlaSilKAYNAKLAR ÖĞRET
Medine toplumu oluşturması, sünnetin gerçekten de bir 'medeniyet projesi' olduğunu göstermeye yeter.
Bu, sadece geçmişte yaşanmış bitmiş bir proje de değildir. Sünne- tin geçmiş asırlarda olduğu gibi modern zamanlarda da bütün Müslü- manlar için ideal bir medeniyet projesi olduğunda da şüphe yoktur. Ye- ter ki sahih bir peygamber tasavvuru geliştirilebilsin, onun öğretileri ge- reğince kavranabilsin, onun sünnet ve hadisleri doğru bir şekilde anla- şılıp uygulanabilsin.
Hz. Peygamber'in risalet vazifesi yalnızca Kur'an vahiylerini tebliğ etmekten ibaret değildi. O, aynı zamanda insanlara indirilen bu vahiyle- ri beyan etmekle de görevliydi (Nahl, 16/44). Bu beyan bazı ayetlerin söz- lü olarak açıklanması şeklinde, bazılarının da nasıl uygulanacağının onun tarafından bizzat gösterilmesi şeklinde gerçekleşiyordu. Diğer bir ifade ile Hz. Peygamber'in görevi, sadece ilahî mesajları tebliğ etmek değil, aynı zamanda onları tebyin ve tatbik etmekti.
Elbette bütün bu görevler esnasında Hz. Peygamber'in belirlediği yeni hükümler de söz konusuydu. Kur'an'da açıkça bulunmadığı hâlde, Kur'an'daki asıllar doğrultusunda sünnetin de getirdiği belli emirler ve yasaklar, ziyade hükümler ve ilave öğretiler mevcuttu. Zira sünnet, Isla- mi yasamada Kur'an'dan sonra ikinci temel kaynağı oluşturmaktaydı. Bu sebepten, Hz. Peygamber'den sahih ve sabit olan bir sünnetin, Kur'an'ın sarih bir hükmüne aykırı düşmesi düşünülemezdi.
C. SÜNNETİN KAYNAĞI
Sünnet, Kur'an nurunun bir yansıması, Kur'an'ın hayata bir açılı- mı, onun yaşanmış bir tefsiri, İslam'ın ise pratik ve örnek tatbikatıdır. Öyle ki Hz. Peygamber, tefsir olunmuş bir Kur'an'ı, yaşayan bir İslam'ı temsil etmekteydi. Nitekim Müminlerin annesi Hz. Â'işe, fıkhı, basireti ve Resulullah ile birlikte yaşaması sayesinde bu manayı anlamış ve onun ahlakından sorulduğunda net ve beliğ bir ifade ile "Onun ahlakı Kur'an idi."3 demiştir. Şâtıbî'nin (ö. 790) de dediği gibi Hz. Â'işe'nin bu anlayışı, Hz. Peygamber'in söz, davranış ve onaylarının Kur'an'a raci ol- duğuna delalet eder. Zira ahlak, bunların hepsini kapsamaktadır.5
3 Müslim, "Müsafirin", 139, 1. 513.
Karadāvi, Sünneti Anlamada Yöntem, s. 95.
Ebü İshak Şatıbi, el-Muvafakat, IV. 12-3.
32
YanıtlaSilTefsir ve hadis kaynaklarına bakıldığında birçok ayetin Hz. Pey- gamber tarafindan tefsir edildiği görülür. Yine hem Hz. Peygamber in ba- steve fillleri esnasında bazı avetlere atıflarda bulunması, hem de bazı benin daha sonra onun söz ve fiillerini Kur'an ile irtibat kurarak riva vet etmesi Kur'an-sünnet iç içeliğini veya bütünlüğünü gösterir. Bilindig nere har sahabiler rivayetleri tahlil ve tenkit ederken her seyden önce Kuran'a dayanmaktaydı. Zira herhangi bir sünnetin nakli olan rivavetle the Karana muvafik olması onlar nezdinde en vazgeçilmez bir kriterie
Şüphesiz, Hz. Peygamber'in pek çok sünnetinin temelinde Kur'an marde Sannet, bazen Hz. Peygamber'in direkt ve açık bir şekilde her harga borayemen anladığı veya ondan çıkarttığı bir hüküm olabildiği gi hi hazen de Kur'an'ın bütününden hareketle varmış olduğu bir sonuç da olabilir. Özellikle bazı sahabilerin Hz. Peygamber'in herhangi bir uy gulamasının kaynağının Allah'tan gelen bir vahiy olup olmadığını so nuşturması ve ona göre hareket etmesi bu açıdan oldukça önem arz et mektedir. Çünkü o uygulamanın vahye dayanması, sahabe için kabulü gerektiren kesin bir bilgi ifade etmekteydi.
Kutsi hadislerde olduğu gibi Kur'an dışında da Allah ile Resulu arasında ilahi bir iletişim bulunmaktadır. Bu iletişim, bazen Cebrailin grimesi-getirmesi şeklinde, çoğunlukla da Hz. Peygamber'in kalbine doğması, ünham edilmesi veya Hz. Peygamber'e gösterilen rüyalar şek linde cereyan etmektedir. Ömeğin Cebrail, kimsenin tanımadığı bir in san saretinde Hz. Peygamber'e gelmiş, ashabın huzurunda ona, iman balam ve disanın mahiyeti, kıyamet ve onun alametleri hakkında sorular mu. Cebrail, Hz. Peygamber'in verdiği cevapları tasdik ettikten geniştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber de "Bu Cibril dir ve manian dinlerini öğretmek için gelmiştir." diye buyurmuştur.
Hz. Peygamberin birçok uygulamasının kaynağı da onun kivasi dayal chadlandır. Ömeğin, nezrettikleri hâlde haccedemeden ölen yaklarının yerine hac yapıp yapamayacaklarını soran kimselere Hz. Peygamber, onların borçlan bulunması hâlinde nasıl onu ödemeleri ge rekiyorsa bunu da aynı şekilde yerine getirmeleri gerektiğini, çünkü Al lah'a olan borcun ödenmeye daha layık olduğunu söylemiştir.
thenos Sababeye Yönelnigi Eleştiriler.
7.
AM 1: 212, 240, 279, 345, 359.
Mub
YanıtlaSilSALLALL/
L.
33
Resulullah'ın bazı uygulamaları da onun yalnızca bir insan ola- rak- aklına, kişisel görüşüne, zannına ya da tahminine dayanmaktaydı. Hz. Peygamber Medine'ye geldiğinde, hurma ağaçları üzerinde bulu- nan bazı adamların hurmaları aşıladığını görüp de "Onun bir fayda ve- receğini zannetmiyorum, bunu yapmasalar belki daha iyi olur." diye buyurunca onlar da aşılama işini bırakmıştı. Fakat sahabe Hz. Peygam ber'e hurmaların veriminin düştüğünü söylediğinde o, "Ben ancak bir insanım. Size dininizden bir şey emredersem onu alın. Ama kendi görü şümle bir şey emredersem, nihayet ben de bir insanım. Bu onlara fayda veriyorsa yapsınlar. Çünkü ben sadece bir zanda bulundum. Bu zandan dolayı beni eleştirmeyin. Siz kendi dünyanızın işlerini daha iyi bilirsi niz." diye buyurmuştur.
Hz. Peygamber'in birçok uygulamasının temelini, onun kişisel zevki ve mizacının yanı sıra içinde yaşadığı toplumun zevkleri, örfü ve çevre kültürü gibi hususlar teşkil eder. Nitekim Hz. Peygamber, damak zevkine uymadığı ve sevdiği bir yiyecek olmadığı için ikram olunan ke- leri kendisi yememiş ancak huzurunda yiyenlere müsaade etmiştir, to
Hz. Peygamber'in yeme-içme, giyim-kuşam, yatıp-kalkma gibi konularda sevgilerinin tezahürü ve teberrük anlayışları hasebiyle ona benzeme ve taklit eğiliminde olan bazı sahabiler dışında, ashabın çoğu- nun kendi zevk ve tercihleri doğrultusunda gayet serbest hareket etme- si, onların Hz. Peygamber'in bu eylemlerini onun beşeriyetine bağladı- ğının açık bir göstergesidir. Şüphesiz bu konularda da Hz. Peygam- ber'in adap kabilinden birçok ölçü getirdiği, tavsiyelerde ve sakındır- malarda bulunduğu ve bu kurallara ashabın uymaya çalıştığı herkesin malumudur. Ancak bilinen bir husus daha vardır ki Hz. Peygamber as- habına ne standart bir kıyafet belirlemiş ne de belli bir menü çıkarmıştır. Gerek Hz. Peygamber'in gerekse ashabının bu alanlardaki uygulamala- rında harama, israfa, kibre, günaha sevk etmeme gibi ölçüler dışında, örf-ådet ve gelenekler, iklim ve coğrafi şartlar, onların mali düzeyleri, çevre kültürü ve toplum zevkleri temel belirleyiciler olmuştur.
Hz. Peygamber'in birçok uygulamasında, dönemin kültür ve tec- rübesinin etkisi de görülmektedir. Peygamber bilhassa tup, hastalıklar, tedavi yolları, yararlı veya zararlı bitkiler, gıdalar vb. konularla ilgili açık- lamalarının çoğunda o toplumun tecrübesine ve çevre kültürüne dayan-
Buhâri, "Et'ime", 10, IV. 200.
Buhari, "Libās", 1, VII. 33.
Aocako, bunlardan İslam'ın özüne uygun olanları aynen kabul bir kasmiru baza değişiklikler ve yeni anlamlar yüklemek suretiyle adapte eeneve çalışmış, İslam'a ters düşen hususları ise reddetmiştir.
YanıtlaSilHz. Peygamber'in bazı uygulamaları da ashabıyla yaptığı istişare ve dayanmaktadır. O, vahiy gelmeyen çeşitli konularda Yüce Allah'm ende onlara danis, karar verdiğinde ise Allah'a dayan!" (Al-Imuân buyruğu gereği ashabıyla sık sık istişare ederdi. O, istişare esna gelen teklifleri değerlendirmiş, bazı teklifleri uygun görmezken ise kabul edip ona göre hareket etmistir. Resulullah, namaza ga di bu çardan tutun da savaşa çıkmaya, savaş ve barış usüle ete papalacak muameleye, Hz. A'işe'ye atılan iftiraya varıncaya bir değişik alanlarda ashabıyla istişare etmiştir.
Hz. Peygamberin kendi görüşüne dayanan uygulamaları bazen froth talep ve tekliflerine sebep olabiliyordu. Nitekim Hen Spray öncesinde Selman in hendek kazılması önerisini derhal tat- bemiştir. İnsanların çoğalması üzerine, Temim-i Dârî'nin, minber elimesi teklifini reddetmemiş, çevre devletlerin başkanlarına davet mekibu göndermek istediğinde, ashabın Acemlerin mühürsüz mektu bu kalal enmediğini söylemesi üzerine bir mühür edinmiştir. O, bu şe lide stratej, savaş, siyaset ve maslahata uygun gördüğü teklifleri kabul derken bun teklifleri ise geri çeviriyordu. Hz. Ömer'in, Hz. Peygam ber'e hayranlarda ve heyetler geldiğinde giymesi için bir ipek elbise gme incrisini kabul etmemiştir. Hz. Peygamber, sahabeden gelen ta piekiem irthadı dışında kalan hadlerin (yasal cezaların) uygulan albidan bh, busaslarda olursa o talepleri geri çevirmiştir.
Turtle wonibelerden de azami ölçüde yararlanan Resulullahi kende skalana benzememe, b kere Mecustler olmak üzere Yahudilere ve Hıristiyanlara muha me prensibine dayanmaktadır. Zira Hz. Peygamber'in yeni bir kamil bir dinin, mensuplarının inanetan ahlaka, ibadetten tek ederken esas aldığı prensiplerden birisi özgünlük olmuş yeme-içme ve giyim-kuşam adabına kadar diğer din, kultūr bir şey olamazdı. Mesela, ezanın meşru kılınmasından medeniyetleri taklit etmeksizin kendi alternatiflerini olusturmasın
Zadmed, IV 72,98-99; Mistabu dari's-saade, II. 282-2840 1143-1144 Sabin Sünnet Anlayışı, s. 247-248
nağı oluşturmaktadır. Hadislerin, inanç ve itikat alanında bilgi kaynağı olup olmaması hususu ise tartışılan meselelerdendir. Bazı âlimler bunu kabul ederken birçoğu ahad haberlerin (bir veya birkaç kişinin nakletti- ği haber) akaitte delil olamayacağını savunmaktadır. Bu konuda sahabenin Hz. Peygamber'i bizzat dinlemesi ile ağızdan ağıza nakledi- len haberlere dayanılmasını birbirinden ayırt etmek gerekir. Zira Imam Gazâlî'nin yerinde tespitiyle "Resulullah'ın (sas.) sözü, bizzat onun ağ- zından işiten kimse için bir delildir. Fakat bize gelince onun sözü bize ancak haber verenlerin lisanıyla ulaşmaktadır..."1" Ahad haberlerin kati ilim değil de zan ifade etmesi, hükümler konusunda herhangi bir engel teşkil etmezken itikatta delil olarak yeterli görülmemiştir. Bu sebepten sadece bu tür hadislerle belli bir inanç esası belirlenemez, aksine bunlar Kur'an veya mütevatir haberlerle belirlenmiş hususların detaylarını ve- rir. 18 Ancak Hz. Peygamber'in birçok hadisinde Allah, melekler, cennet- cehennem, kıyamet alametleri vb. çeşitli konularda açıklayıcı bilgiler verdiği de inkâr edilemez.
YanıtlaSilSünnet ve hadisin, fıkıh alanında delil olması meselesinde mez- hepler arasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Bu noktada, her mezhebin veya imamın kendi usûl ve şartları doğrultusunda bazı hadislerle amel etmemesi, sünnet ve hadisin inkâr edilmesi gibi algılanmamalıdır. Çeşit- li ölçütlerle bazı hadisleri tenkit etmek ile hadis ve sünneti toptan red- detmek ayrı ayrı işlerdir. Elbette imam Ebû Hanîfe, Mâlik ve bazı Mute- zili âlimlerin-isnadları sahih bile olsa- kabul etmediği ya da amel etme- diği hadisler de vardır. Bu gibi konularda, gerek hadisçilerle Hanefiler arasında, gerekse hadisçilerle kelamcılar arasında sözlü ve yazılı birçok tartışma yapılmıştır. Son iki asra gelinceye kadar hiçbir Müslüman fırka veya mezhep, sünnet ve hadisin delil oluşunu toptan reddetmiş değil- dir. Oryantalizm ve modernizmin etkisiyle 'Kur'an İslam'ı' iddiası altın- da son iki asırda ortaya çıkan sünnet ve hadis inkârcılığı ise Hint alt kıta- sında tutunamamış, Mısır'da kısmen tartışılmış ise de ilim ehlince ciddi- ye alınmamıştır.
E. SÜNNETİN BAĞLAYICILIĞI
Sünnetin delil ve kaynak oluşunda ihtilaf yoksa da Hz. Peygam- ber'in herhangi bir uygulamasının bağlayıcı olup olmadığı konusu, sa-
1Ebû Hamid Gazāli, el-Mustasfå min ilmi'l-usûl, Bulak 1322, I. 129. 18 Bkz. Karadāvi, es-Sunnetu masdaran li'l-ma'rifeti ve'l-hadarati.
37
YanıtlaSilKAYNAKLAR Oбаст
habeden beri tartışılan en önemli problemlerdendir. Sahabedeki genel eğilim, farz veya mendub, haram ya da mekruh olmasına bakmaksızın istenilen her şeyi yapmaya, hoş görülmeyen tüm hususlardan da kaç- maya çalışmak şeklinde idi. Fakat fakih sahabiler, Hz. Peygamber'in emirlerinin ve yasaklarının bağlayıcı olup olmadığını da gözetmiş ve onun yaptığı veya sakındığı bazı uygulamalarının farz mı, ya da haram mı olduğunu sormuştur. Fukaha'nın, onun kesin direktifleri ile tavsiye nitelikli sözlerini farklı değerlendirdiği zamanlar da olmuştur. Onlar bu hususu, "Sünnettir" veya "Sünnet değildir." şeklinde, bazen de "kesin bir şekilde emretmeksizin", "farz kılınmaksızın" vb. ifadelerle, kendi dö- nemlerinin tabirleriyle dile getirmiştir.
Daha sonraları, gerek fakihler gerekse usûlcüler bunu, "Sünen-i hüdâ" ve "Sünen-i zevâid" veya "Sünnet-i müekkede" ve "Sünnet-i gayr- i müekkede" yahut "Sünnet" ve "Müstehab" vb. isimlerle iki kısımda mütalaa etmiştir. Bu tasniflerdeki birinci terimler, Hz. Peygamber tara- fından çoğunlukla yapılmış ve Müslümanlardan da yapmaları talep edi- len bayram namazları, cemaatle namaz ve ezan gibi kuvvetli sünnetleri karşılarken ikinciler, Hz. Peygamber'in bazen yapıp bazen yapmadığı, ya da yaptığı hâlde yapılmasını talep etmeksizin insanların kendi istek- lerine bıraktığı hususları ifade eder. Bütün bunlar göstermektedir ki sa- habeden itibaren Islam âlimleri Hz. Peygamber'in uygulamalarını sün- net olup olmaması bakımından tartıştığı gibi onları bağlayıcılık açısın- dan da değerlendirmiştir. Buna göre Hz. Peygamber'in her yaptığı dav- ranış sünnet (yapılması istenen) olarak görülmemiş, bazıları müstehab veya mendub (yapılması güzel), bazıları ise mubah (yapılabilir) olarak değerlendirilmiştir.
Bir başka husus da Hz. Peygamber'in neyi, hangi sıfatıyla yaptığı- nın dikkate alınmasıdır. Hz. Peygamber belli bir eylemi, beşer, lider ve peygamber sıfatlarından herhangi birisiyle yapmış olabilir. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in güneş ve çöl kumundan korunmak için sarık sarması, ince beyaz entari giymesi, elleriyle yemesi, iki öğün yemesi gibi davra- nışları ya da tamamen kişisel ve toplumsal tercihleri sebebiyle yaptığı davranışlar sırf Hicaz bölgesine has, oranın iklimi, coğrafi ve ekonomik şartları veya örf ve âdetleri gereğidir. Onun bu tarz hareketleri beşer sı- fatıyla yaptığı davranışlar olarak değerlendirilmelidir. Yine onun gerek savaşlarda komutan gerekse devlet başkanı sıfatıyla ortaya koyduğu ta- limat ve tatbikatı da o günkü şartlar gereğidir ve daha sonraki komutan ve devlet başkanları, aynı amaç ve maslahatları dikkate almak kaydıyla
kendi yarıları doğrultusunda farklı uygulamalar yapabilmiştir. Öldürü len düşman askerinin üzerindeki eşyaların, öldüren Müslüman askere verilmesi, ekilmeyen arazilerin, onları ihya ederilere verilmesi uygula maları bu duruma örnek olarak verilebilir.
YanıtlaSilAllah'ın Resulü'nün, "peygamber sıfatıyla ortaya koyduğu tasar ruflar ise elbette Müslümanlar için bağlayıcı hükümlerdir. Özellikle na maz, oruç, hac, zekât vb, ibadetlerde, ibadetlerin helalliği ve haramiıgı noktasındaki dini hükümlerde durum böyledir. Acaba burada, Resul-i Ekrem'ün peygamber sıfatıyla söyleyip yaptıkları ile lider vasfıyla söyle yip yaptıkları birbirinden nasıl ayırt edilecektir?
Bunun ancak belli karinelerin bilinmesiyle ayırt edilebileceğini
söyleyen Karadavi bu konuda şu iki noktaya işaret eder:
1. Hadisin konusunun, devletin siyasi, iktisadi, askeri veya idari işleriyle alakalı maslahata dayalı bir iş olması.
2. Söz konusu nassın (delil/hadis) yanı sıra (aynı konuda) başka bir nassın, hatta ona muhalif nassların bulunmasıdır ki bu ihtilafın yer, zaman ve hål farklılığından kaynaklandığı ve bununla genel ve ebedi bir yasama kastedilmeyip özel ve geçici bir maslahata riayet edildiğinin anlaşılması. 19
Biz, belirtilen bu iki hususa şunları da ilave edebiliriz:
3. Genel olarak Hz. Peygamber'in ashabıyla istişare ettiği konular olması.
4. Hz. Peygamber'in herhangi bir kanaat ve kararı karşısında sa- habenin öneri ve alternatifler sunabildiği konular olması.
5. Hz. Peygamber'in talimat veya tatbikatı olmasına rağmen, saha- bi halifelerin farklı uygulamalar yaptığı konular olması.
Özellikle bu sonuncusu belki de en belirleyici kriter olarak adde- dilebilir.
F. SÜNNETİN ANLAŞILMASI
Sünnet ve hadislerin anlaşılması meselesi, geçmişten günümüze dek önemini korumuştur. Bu konuda Hz. Peygamber'i bizzat dinleyip
1 Karadavi, el-Caníbu't-topril fi's-sünne, es-Sunne ve menbecuba, II. 1013. Bünyamin Erul, Sababenin Sünnet Anlayışı, s. 117-118.
39
YanıtlaSilizleyen sahabe bile değişik sebeplerle farklı anlayışlar sergilemiştir. Bu noktada zabt, hafıza, kavrayış, muhakeme gücü, mizaç, zevk, karakter, Hz. Peygamber ile beraberlik süresi, yaş, dil, kültür ve çevre farklılığı, sünneti direkt veya vasıtalı olarak almak, bilgi, birikim, yorum ve değer- lendirme farklılığı gibi hususlar sahabenin değişik yaklaşımlarına yol açan en önemli faktörlerdir. Onların sünnet anlayışında zahiri, fıkhi ve ictihadi olmak üzere üç farklı yaklaşım görülmektedir:
1. Hz. Peygamber'in talimatını lafzi, tatbikatını ise şekli olarak an- layan sahabilerin eğilimlerinde duygusal anlama egemendir. Bu sahabi- ler için Hz. Peygamber'in söylediklerine ve yaptıklarına harfiyen uymak yeterlidir. Özellikle Ibn Ömer'in, Hz. Peygamber'den gördüğü her şeyi taklit etme eğilimi, Peygamber'in fiillerini canlandırmak ve aktarmaya yöneliktir. Üstelik Ibn Ömer, bu tür davranışların hepsini sünnet olarak görmemektedir.
Bu eğilimde olan Abdullah b. Ömer, Ebû Sa'id el-Hudrî, Ebû Hürey- re, Enes b. Mâlik, Ebû Zerr, Ebû'd-Derdâ ve benzeri sahabilerin hafızaları ile meşhur olması ve çok sayıda hadis nakletmek suretiyle rivayete ağırlık vermesi onların en dikkat çekici özellikleridir. Netice itibarıyla onlar, bu yaklaşımlarıyla Zahirilerin, sufilerin ve senedini sahih gördüğü rivayetleri tereddütsüz kabul eden bazı salt hadisçilerin selefi haline gelmiştir.
2. Hz. Peygamber'in 'ne demek istediğini' ve 'neyi amaçladığını tespit etmeye çalışan fakih sahabiler ise sünnetlerin kaynağını, bağlayıcı olup olmadığını gözetmiş ve Hz. Peygamber'in beşerî, nebevi ve idari uy- gulamalarını dikkate almıştır. Onlar Hz. Peygamber'in gözettiği illet (ge- rekçe) ve maksatları esas almış, sünnet-süreklilik ilişkisine itibar etmiş,
hadiseleri cereyan ettiği ortam ve bağlam içerisinde değerlendirmiştir.
Sahabeler, rivayetin yanı sıra dirayete de önem vermiş, sünnetleri, fikhi melekeleri ve muhakeme güçleri ile anlamaya ve kavramaya özen göstermiştir. Hz. Â'işe, Ümmü Seleme, Ibn Abbâs, Zeyd b. Sabit ve Ibn Mes'ûd gibi fakih sahabiler, sünneti anlama yönteminin temellerini ata- rak sonraki nesillere önderlik etmiştir.
3. Özellikle sahabi halifelerin yönetimde bulunması, Hz. Peygam- ber'in yönetici vasfını ve bu vasfıyla ortaya koyduğu birçok uygulamayı, daha sağlıklı bir şekilde anlamamıza imkân vermiştir. Dolayısıyla onlar da şartlara ve ihtiyaçlara göre daha serbest hareket edebilmiştir. Onlar, karşılaştığı problemlere kendi ictihadlarıyla çözüm üretebildiği gibi ba-
40
YanıtlaSilBLAMACIY
zen de Hz. Peygamber'in yapmadığı yeni uygulamalara ya da değişik. liklere gidebilmiştir.
Hz. Ebu Bekir'in, "Lâ ilahe illallâh" dedikleri hâlde zekât verme yenlere savaş ilan edebilmesi, Hz. Ömer'in atlardan da zekât almaya baş. laması, Hz. Ömer ve Osman'ın temettü haccını nehyetmesi, Hz. Ali'nin içki cezasını artırması, Mu'aviye'nin Müslümanı kâfire vâris yapması şek- lindeki ictihadları, onların daha geniş bir perspektiften baktığını ve genel prensiplerden hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Onların bu icraat ve ictihadları, hadis ve sünnetlerin zahirine muhalefet gibi görünüyorsa da aslında onlar, idareciler olarak şartları ve maslahatı esas almış, Kur'an ve sünnetin ruhuna uygun yorumlar yaparak bütüncül yaklaşımlar sergile- miş ve Hz. Peygamber'in gözettiği amaca hizmet etmiştir.
Hz. Peygamber'in vefatının üzerinden sadece birkaç yıl geçmiş ol- masına rağmen, ilk halifeler, sünneti nasıl kendi şartlarına ve maslahatla- rına uygun biçimde yorumlayabilmiş ve çözüm üretebilmişse aradan on dört asır geçtikten sonra, günümüz ilim adamları da asırlardır biriken binlerce probleme aynı yaklaşım tarzıyla çözümler getirebilmelidir. 21
Sahabeden sonra ilmî mirası devralan "Tabiun" nesli de hadis ve sünneti hocaları olan sahabenin yaklaşımlarıyla anlamaya, anlatmaya devam etmiştir. İbn Mes'ûd, Hz. Ali gibi sahabe mektebinden gelen Ta- biundan Alkame, İbrâhîm en-Nehâ'î ve Hammad'ın medresesinde yeti- şen Imam Ebû Hanîfe, hadisleri anlamada fakih ve müctehid sahabiler geleneğini başarıyla sürdürmüştür. Ebû Hanîfe ve talebeleri Muham- med eş-Şeybânî ve Ebû Yûsuf gerek hadisleri tercih etmekte gerekse anlama ve yorumlamada Kur'an'a ve akla uygunluk, insana 'insani' de- ğerinin verilmesi, kolay ve maslahata ve maksada uygun olanın tercih edilmesi, örfe uygunluk, zamanla ortaya çıkan gelişmelerin dikkate alınması gibi unsurları gözetmiştir.
Ebû Hanîfe'ye bu hususta en yakın sima hiç şüphesiz Medine'nin büyük imamı Mâlik b. Enes'tir. Onun kıymetli eseri Muvatta da bizzat ri- vayet ettiği hâlde yetmiş beş kadar hadis ile amel etmemesi, onun da birtakım genel prensipleri olduğunun ve isnadlarla yetinmeyip mana ve muhtevaya göre değerlendirme yaptığının delilidir. O, 'Kur'an'ın zahiri- ne uygunluk' ilkesinden başka, 'Medinelilerin ameli' ve 'maslahat' pren- siplerini, hadisleri alma ve anlamada birer ölçüt olarak kullanmıştır.
2 Bünyamin Erul, Sababenin Sünnet Anlayışı, s. 150-443.
Meleklerine iman
YanıtlaSil41
"Ehl-i Hadis in en büyük temsilcilerinden Imam Şafi T'nin hadis ve sünnete karşı tutumu ile onun ilminden ve yönteminden oldukça etkile nen Ahmed b. Hanbel'in tutumu benzer niteliktedir. İkisine göre de Hz. Peygamber'den sahih olarak gelen haber sahih ise o sünnettir ve onun la amel edilmelidir.
H. 2.-3. asırdan itibaren tasnif edilmeye başlanan ve bir kısım gü nümüze kadar gelen sünen türü eserler de gerek tertipleri gerek bölüm ve bab başlıkları ve gerekse büyük ölçüde fikhi konulardaki Hz. Pey gamber'in hadislerine tahsis edilmeleri ve ardından da muhteva ile ilgili değerlendirmeler vermesi itibarıyla fikhu'l-hadis (hadislerle fıkıh) türün den çalışmalardır. Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Stünenleri bu cümledendir.
H. 4. asra gelindiğinde ise fikhi hadisler içerisinden tamamen hü kümlere dair en sahih rivayetlerin bir araya getirildiği 'münteka türü eserler telif edilmiştir. Ayrıca, Taberi'nin, Tebzību l-asarı, Ibn Huzeyme ve Ibn Hibban'ın Sabîbleri gibi önemli fıkhu'l-hadis çalışmaları da vardır. Bu cümleden olarak İmam Malik'in hadisler arasına fıkhını serpiştirdiği el-Muvattadı, Imam Şâfi'i'nin ağırlıklı olarak hadislerle fikhını ortaya koy duğu el-Ümm'ü, Şafiilerden Beyhakî'nin es-Stünen'i (el-Kebir) ile Hanefi lerden Tahavî'nin Şerbu maani'l-âsârı, Zahirilerden Ibn Hazm'ın el-Mu- balla bi'l-âsâr gibi mezhep eksenli çalışmalarını da zikredebiliriz.
H. 4. asırdan itibaren başta Buhârî olmak üzere, hadis kaynakları üzerine yazılan şerhlere bakıldığında, hadislerin öncelikle, Arapça dil kuralları ve edebî üslup açısından ele alındığı ve kapalı olan kelimelerin lügat bakımından izah edildiği görülmektedir. Ayrıca rivayetler arasın daki ihtilafların giderilmeye çalışıldığı, bab başlıkları (konu başlığı) ile o babdaki hadislerin ilişkilerinin açıklandığı, hadislerden fikhi hükümler ile çeşitli ahlaki öğütler çıkartıldığı, aynı konudaki başka hadislerin zik- redilip karşılaştırıldığı, hadis kaynağının farklı nüshalarına, nüshalarda- ki farklılıklara işaret edildiği, geçmişte hadis ile ilgili yanlış yorumlar ve ya itirazlar varsa onlara cevap verildiği, rivayetlerin dinin genel prensip- leri doğrultusunda açıklandığı görülmektedir.
Şarihler, şerh ettiği kitabın bütün hadislerini makbul addetmiş ve rivayetleri değerlendirirken eleştirel yaklaşmamıştır. Şafii olan Ibn Ha- cer ile Hanefi olan Aynî'nin Buhârî şerhlerinde olduğu gibi bazıları mez hep eksenli izaha girişmiş ve mezhebinin usûlünü esas almıştır. Elbette hadisler şerh edilirken o asrın ve öncesinin inanç, bilgi ve kültürleri bu faaliyete egemen olmuştur.
12
YanıtlaSilFarkı bir hayat tarzına, değişik bir düşünce sistemine sahip olan tasavvuf ehli ise isnada fazla itibar etmeyip metni ve muhtevayı esas al Imıştır. Tasavvufi tecrübeye, sufi hayata, seyr ü sülüka dair pek çok za- yıl, münker ve hatta uydurma hadisler, tasavvuf erbabı nezdinde revaç bulabilmiştir. Onlardan bir kısmı, en ulvi dinî bilgiye keşif ve ilhamla, batini yollarla ulaşılabileceğine inanır. İşte bu yüzden bazıları, isnadı veya aslı dahi bulunmayan bazı hadisleri, keşf, ilham yahut rüya yoluy la sahih görüp kullanabilmiştir. Yine bazı sufiler, hadisleri kendi anla- yışları doğrultusunda tevil etmiş ve şeri delillerin zahirinden uzak, ol- dukça garip, hatta onlara muhalif birçok bâtıni yorum yapabilmiştir.
Diğer taraftan hadis ve sünnetlerin anlaşılmasında sahabeden beri akılcı bir yaklaşımın da varlığı inkâr edilemez. Nitekim Hz. A'işe, Hz. Ömer ve Ibn Abbas gibi bazı sahabilerden gelen rivayetler, onların za- man zaman, işittiği hadisleri anlama veya kabulde aklı esas aldığını gös- termektedir. Onlar, Kur'an'a vukufiyetleri ve Hz. Peygamber'i yakından tanımaları ve güçlü muhakemeleri sayesinde, birçok yanlış anlayışı tas- hih etmiştir. Nitekim Hz. Ali: "Insanlara bildiklerini rivayet edin! Bilme- diklerini de terk edin! (Aksi takdirde) Allah ve Resulü'nün yalanlanması- nı ister misiniz?" derken Ibn Mes'ûd da "Akıllarının almayacağı bir hadisi, herhangi bir topluluğa rivayet etmek, onlardan bazıları için sadece fitne olacaktır." diyerek benzer bir uyarıda bulunmuştur. Hz. Ömer ise amel edilme durumu olmayan hadislerin rivayet edilmesini yasaklamıştır. O, rivayetlerin azaltılmasını, Kur'an'a ağırlık verilmesini tavsiye etmiştir.
Günümüzde sünnet ve hadislerin doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanması hakkında çeşitli ilim adamlarınca yeni yaklaşımlar sergi- lenmiş ve yöntem çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalarda belirtilen baş- lıca esasları şöyle sıralayabiliriz:
1. Sünnetin, Kur'an ışığında anlaşılması, hadisin, Kur'an'ın sarih ayetine aykırı olmaması.
2. Bir konudaki bütün hadislerin toplanması, birlikte değerlendi- rilmesi.
3. Çelişkili görünen hadislerin uzlaştırılması ya da bunlardan biri- nin tercih edilmesi.
4. Hadislerin söyleniş sebepleri, şartlar ve maksatların dikkate alınması.
5. Hadisteki değişken vasıta ile sabit hedefin birbirinden ayırt edilmesi ve araç ile amacın fark edilmesi.
Meleklerine iman
YanıtlaSil43
KAPNAKLAR OCR
6. Hadisteki hakikat ile mecazın ayırt edilmesi, dil ve üsluba dik- kat edilmesi.
7. Gaybi olan ile olmayan hususların birbirinden ayırt edilmesi.
8. Hadis lafızlarının delalet ettiği anlamların iyi tespit edilmesi.2
9. Hz. Peygamber'in hangi sıfatla uygulamada bulunduğunun tes- piti.
10. Hz. Peygamber'in fiillerinden âdet ile ibadetin fark edilmesi.
11. Din ile dünya işlerindeki tasarruflarının birbirinden ayırt edil- mesi.
12. Hadis ve sünnetin tarihsel bağlamının dikkate alınması.
13. Hadis ve sünnetin toplumsal bağlamının dikkate alınması.23
14. Hadis ve sünnetin ortaya çıktığı tabii-fiziki çevre, sosyo-kültü- rel ve iktisadi çevre ve tarihî çevrenin dikkate alınması.24
15. Hadis ve sünnetlerin, İslam'ın genel prensipleri (külli kaide- ler), tarihî gerçekler ve kesinleşmiş bilimsel veriler ışığında değerlendi- rilmesi.
16. Terğib (özendirme) ve terhib (korkutma) içerikli hadislerin amacının, hüküm koyma değil, iyiliğe teşvik etmek ve kötülükten sa- kındırma olduğunun bilinmesi.
17. Hadislerin Arapça dil kurallarına uygun olarak anlaşılması ve
o dönemin kullanımlarının esas alınması.
18. Hadis ve sünnetlerdeki illet ve hikmetlerin tespit edilmesi.
19. Hadisin, sünnet ve siret bütünlüğüne uygunluğunun gözetil-
mesi.
20. Sünnetin bireysel ve toplumsal olan boyutuyla evrensel ve ta- rihsel olan boyutlarının dikkate alınması.
Gerek sünnet ve hadislerin anlaşılmasında gerekse tarih boyunca ve günümüzde yapılan ilgili tartışmalarda zikredilen bu hususların rolü oldukça fazladır. Dolayısıyla inançtan ahlaka, ibadetten muamelata,
Karadavi, Sünneti Anlamada Yöntem, s. 167-257.
Mehmet Görmez, Hadis ve Sünnetin Anlaşılmasında Metodoloji Sorunu, s. 287-294.
24 M. Emin Özafşar, Hadisi Yeniden Düşünmek, s. 303-342.
Islanma Giriş
YanıtlaSilEVRENSEL MESAJLAR
DYYANETLERİ BAŞKANI
Islama Giris
YanıtlaSilEVRENSEL MESAJLAR
Bir kavim ahdi bozarsa aralarında katl zuhur eder. Bir kavimde fuhuş zahir olursa onlara ölüm musallat kılınır. Bir kavim de zekatını vermezse Allah onlardan yağmuru tutar (Bereket kalmaz).
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)
Sayfa: 389 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Meşveretin hüküm sürdüğü yerde bâtıl hak sûretini giymekle fi- kirleri aldatmaz. (Mh.) 33:1. maka, 8. muk.
YanıtlaSilMübtil bâtılı hak nazarıyla alır. (S.) 645:Lemaat
BÂTIN
Allah'ın isimlerinden birisi de Bâtın'dır. (Ş.) 28:2. Şua, 3. mak. Arş, Zahir, Bâtın, Evvel, Ahir isimlerinin halita ve karışığıdır. (M.N.) 91:Hubabın sonu
Bâtın (iç) zâhirden daha âlidir. (M.N.) 152:Zerre'nin başı
BAYRAK
Bediüzzaman, "Bu bayramda bu bayrağı takmak benim hak-
kım" dedi. ($) 455:14. Şua
f'lây-ı kelimetullahın bayrağı olan Hilal Yıldız teâli edecek. (T.H. İç. R.) 1:33
BAYRAM
Bayram namazlarında bir anda "Allahü Ekber" diyen yüzer mil- yon insanın sesleri. (L.) 131:17. Lem'a 9. nota Bayramlarda gaflet istila eder. (L.) 274:28. Lem'a, bir suale cevap Bediüzzaman'ın bayram tebriği mektupları. (K.L.) 156.
BEDİÜZZAMAN
Abdülmuhsin'in Bediüzzaman'la ilgili yazısı. (T.H.) 564:Afy hay. Ağabeyi Molla Abdullah Bediüzzaman'a talebe oldu. (T.H. İç. Reç) 1:12; (T.H.) 35.
Ahmet Atak'ın Bediüzzaman'la ilgili mektubu. (T.H.) 591:Afy hay Alimler Bediüzzaman'ı imtihan ettiler. (T.H.) 36, 37. Ali'nin (r.a.) Ereuzesi'nde Bediüzzaman'a "Kendini muhafaza
et" diyor. (S.T. Ten.) 149:28. Lem'a Ali Ulvi Kurucu'nun Bediüzaman'a bir mektubu. (T.H.) 638.
Ali Ulvi Kurucunun Bediüzzaman'la ilgili yazısı. (T.H.) 7.H Allah Bediüzzaman'ı istikbalde yapacağı hizmete hazırladı. (T.H) 49
FIHRIST/73
Bir Hazinenin Anahtarı RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
YanıtlaSilFİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
Kafirin Cehennemde ebedi kalması adalettir. (S.) 429:26. Söz, 1. mebhas; (L.) 87:13. Lem'a 12. işa; (1.1.) 80; ($.) 194:11. Şua, 8. mes. (As. M.) 44: 8. mese. hül.; (M.) 47:12. Mektup, 1. sual Kâfirin Cehennem ile ülfet peyda etmesi. (1.1.) 81.
YanıtlaSilKâfir Cehenneme lâyık bir mahiyet kesb eder. (S.) 32:6. Söz.
Kâfirlere Cehennem yok olmaktan hayırlıdır. (1.1.) 81.
Kâfirlerin cezası âhirete havale edilir. (E.L.) 1:75. Kâfirlerin çocukları ehl-i necattır. (E.L.) 1:59; (K.L.) 75.
Kâfir dünyada cennet hayatı yaşar. (M.N.) 60:Katre. Kâfirin dünyada cezalandırılmamasının sebebi. (M.N.) 180: Şemme, 10. risale; (S.) 667:Lemaat; (S.) 158:14. Söz, zeyl Kâfirler dünyanın imârı için yaratılmıştır. (L.) 124:17. Lem'a 6.
nota; (Μ.Ν.) 134:Zühre, 6. nota 1 Kâfir emânete hıyânet etmiştir. (S.) 33:6. Söz.
Kâfirler hakkında Kur'ân'ın rahmet ciheti. (L.) 83:13. Lem'a 8. işa Kâfirlerin hayat seyirleri ve akibetleri. (S.) 116:11. Söz Kâfirin herbir sanat ve sıfatının kâfır olması lâzım gelmez. (Mn.)
71; (1.1.) 214; (S.) 667:Lemaat
Katre'nin zeyli.
Kâfirler de İslamiyetin rahmetinden istifade eder. (M.N.) 70:
Kâfirler iyiliklerinin mükafatını dünyada görür. (M.N.) 60: Katre, hât Kafirlerin kılıncıyla ſetih, sürür ve ferah istemeyiz. (L.) 108:16.
Lem'a 3. sual
Kafirlerin küfürdeki ittifakları ehemmiyetsizdir. (M.Ν.) 135: Zühre, 6. nota
8. hak. Kafirin iki mânâsı vardır. (Mn.) 72.
Kafir küfür ve inkarıyla ahmakça bir cinayet işler. (S.) 77:10. Söz,
1. mebhasın sonu. Kâfire kafir dememek. (Mn.) 71, 72.
FIHRIST/412
Kâfirin istikbali bir günü ellibin senedir. (M.) 306:26. Mektup,
Kim nüfuz sahibi bir kimseye dünyalık umarak tevazu gösterirse Allah ondan dünyada ve ahirette yüzünü çevirir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 413 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Kerbela
YanıtlaSil10 Muharrem, tarihimizin en hazünto hadiselerinden bas nin yaşanmış olduğu bir tarihur Allah Resulü Elenadines (sas), "cennet gençlerinin efendileri" diye vasıflandınig Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin den ikincisi, Efendimizin ng rek sırtında taşıdığı, öpüp okşadığı, kokladığı biricik toru göz bebeği, gönlünün çiçeği, çok sevdiği torunu Hz. Hüsey (ra), Kerbela'da günlerce susuz bırakılıp sonra da hunhara katledilmişti.
Kerbela'nın yıl dönümünde, miladi 680 yılında, hicri 36 yilda yaşanan bu menfur hadisenin yıl dönümünde yapmanız ken, yine ve yeniden acılan tazelemek, vahşeti bütün çıpla ğıyla anlatarak nefreti yeniden körüklemek, gözyaşı dökmek hüznün üzerine hüzün katmak olmamalıdır
Yeni Kerbelaların yaşanmaması, yeni vahşetlerin sergilenme mesi, yepyeni acı ve karanlık tabloların çizilmemesi için, ye niden masum Hüseyin'lerin katledilmesint engellemek içi alınması gereken tedbirlerin, yürütülmesi gereken stratejilerin üzerinde konuşmak gerekir elbette.
Bugün bu tedbirleri yeterince alamamış olmamızdan dalys Kerbelaların yaşandığı bu topraklar üzerinde gün geçmiyor ki yeni Kerbelalar yaşanmasın. Mezhep ve meşrep farkúklare dan, soy-sop kavgalarından kaynaklanan talihsizlikler, aylın lıklar, ayrılıklar, kan dökmeler gerçekleşmesin.
Yerin altı şehit, üstü şahitlerle dolu olan ümmet, coğrafyas her gun yeni şehitlerin acısına tanık olmaktadır bu mile
64
106
YanıtlaSilBİZİ KİM BEČENECEK
ceden inceye vereceğimiz bir gun var önümüzde Karin h hususa birçok ayetiyle işaret eder.
Hesabı verilebilir bir hayatı yaşamaya koyulmalı, bizi ome ve Rabbin rızasına götürecek bir azimet ve ruhsatı kendimo azık edinmeliyiz. Bizim Kerbela'dan çıkaracağımız en doeni derslerden biri bu olmalıdır.
Yeni Kerbelaların yaşanmaması için, dünyamızı şefkat ve me hametin, sevgi ve huzurun, hak ve adaletin, hakkaniyetin of men olduğu bir zemin haline getirme gayretine koyulmalyu Zira bize hep ezberletildiği gibi "maraz, merhametien deg asıl maraz/hastalık merhametsizlikten doğuyor. Böyle bilmel böyle iman etmeli ve Kerbela'yı bu düşüncelerle yeniden oku malı, anlamalıyız.
Hz. Hüseyin (ra) ve onun şahsında bütün şuhedayı rahmak yad ediyor, Rabbimizin bütün şehitlerimizin şehadetini kabul buyurmasını niyaz ederken, bizler de, çıkaracağımız dersler ve ibretlerle Rabbimizin bizden razı olacağı bir hayatı Ondan diliyoruz.
Bizikim Beğenecek Bede
YanıtlaSilDR BURHAN ISLIYEN
ليل
El-Muhtaru'l-İslâmî
YanıtlaSilİslambol Mektubu
Ruhun dönüşü
Her Müslümanın burnunda burcu burcu tarih kokan ve onları izzet hissiyle mütehassis
eden kayıp Türkiye! Hiläfet ülkesi! Şimdi neredesin? Ey askerleriyle Viyana kapılarına kadar
dayanan ve Roma'yı kuşatma altına alan hilafet devleti! Bir zamanlar senin bir Müslüman aske rinin heybetinden Avrupa titriyordu. Şimdi Bosna-Hersek'te kaçırılan kadınlar ve sırf "Müslü manım" dediği için öldürülen yardıma muhtaç insanlar, İntisap edecek bir hilafet devleti arar- ken, şimdi sen neredesin? Ey hilafet Türkiye'si, senin başına nasıl bir oyun oynadılar da, seni böyle yıkılar ve çobanını öldürüp koyunları yiyen kurtlar gibi, İslâm âlemini de aralarında tak- sim ettiler. Ey Müslüman Türklerin Türkiye'si! Senin başına bu läiklik belasını nasıl sardılar ve seni başörtüsünden, sarıktan ve her türlü İslamî ve şer'i şeâirden mahrum ettiler? Türkiye! Nasıl oluyor da senin topraklarında İslamiyet hakkında konuşanlar, läik kanun- ların pençesi altında en ağır cezalara maruz kalıyorlar? Nasıl oluyor da senin topraklarında İslamiyete dåvet, bazan gericilik, yobazlık, bazan da en büyük suç unsuru olarak görülebiliyor? Bundan yirmi sene kadar önceydi, Islāmbol'u, yani Osmanlı Hiläfet merkezini ilk defa zi-
yaret ediyordum O günleri, Sultan Fatih'in hatıralarına için için göz yaşları döküyor halde gör- müştüm. Halk açık-saçık sokaklarda bir tek tesettürlü kadına rastlamamıştım. Çünkü tesettürlü hanımlar, İslami kıyafetlerinden dolayı eza ve ceza görmemek için kapı arkalarında kalmayı tercih ediyorlardı. Bugün ise Bediüzzaman Said Nursi'yi anma toplantısı için yapılan davete ka himak üzere yine Türkiye'ye gidiyorum. Orada neler görmedim ki? Asla tahmin edemediğim, belki hayalini bile edemediğim şeyler... Evet, aslında ben, vazifem icabı, bir gazeteci olarak Tür kiye'deki İslami faaliyetleri ve hassaten İslam dünyasında görülen yeni hadiseler karşısında Türk halkının tutumunu takip ediyorum. Mesela, Rus sömürgesinden yeni kurtulan İslâm cum- huriyetleri hakkında üstlendiği rolü, Bosna-Hersek meselesine gösterdiği hassasiyeti gibi... Fa kat, Türkiye'de İslamiyete dönüşün bu kadar geniş, bu kadar şahane oluşunu asla beklemiyor- dura Said Nurse'nin Turkiye topraklarına ektiği tohumlar, bugün filizlenmiş, rengarenk Çiçek
ler açmış, muhtelif tad ve kokularda meyveler veriyor. Türkiye'deki bu yeniden diriliş, hem şekilde, hem de özde görülüyor. Meselä Türk kadın vala hain érnek Islami tesettürü, köylerden şehirlere kadar herkesin gözünde, alışılmış man zaralar haline gelmiş. Bu da, Türk halkının İslâmiyete olanı bağlılığının bir tezahürüdür. Evet, Türkiye muhtelif seviyelerde İslamiyeti yaşamaktadır. Buna dadinin bir za generaller- daniyadan insanlara kadar, Bosna-Hersek'teki ve Azerbaycandakı Muslumanların saflarına bandiyoda Oralarda, Sırplara karp, Ermenilere karşı savaşıycan'daki Müslümanların skerlerin buralarda üstlendikleri vazifeler, yeniden dirilişin sadece bir tek tezahürüdür. Mesela Nur talebelerinin kurdukları şirketleri, sõiti
müesseseleri ele alacak olursak, verdikl
Hüseyin Âşur
İslâm Düşüncesinin 20. Asırda
YanıtlaSilYeniden Yapılanması ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSI
MİLLETLERARASI SEMPOZYUM
Prof. Dr. Şerif MARDİN
Prof. Dr. Abdülvedud ÇELEBİ
Prof. Dr. Abdurrahim ES-SAYİH
Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE
Prof. Dr. İbrahim CANAN
Dr. Colin TURNER
Ahmed BEHCET
Muhammed Rüşdi UBEYD
Necmeddin ŞAHİNER
Ümit ŞİMŞEK
Prof. Dr. Anna MASALA
Prof. Dr. Adem TATLI
Prof. Dr. İmadüddin HALIL
Prof. Dr. Şener DİLEK
Doç. Dr. Ursula SPULER
Doç. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ
Hüseyin AŞUR
Edib Ibrahim DEBBAG
Mary WELD
25. YIL
Sala MÜRSEL
Bediüzzaman Ankara'dan ayrıldıktan sonra Van'da inzivaya
YanıtlaSilBediüzzaman'ın Ankara'da gördükleri. (T.H.) 132,
çekildi. (T.H.) 131.
Bediüzzaman'ın annesi. (T.H.) 31.
Bediüzzaman'ın asabiyeti. (B.L.) 53. Bediüzzaman'ın asayişi korumaya verdiği chemmiyet. (E.L.)
deliyor. (B.L.) 135.
2:137, 168, 215; (T.H.) 590:Isp. hay; (L.) 259:26. Lem'a 15. rica Bediüzzaman askeriyenin Risale-i Nura sahip çıkacağını müj-
Bediüzzaman askerî bir kıta ile elleri kelepçeli olarak İspar- ta'dan Eskişehir'e götürüldü. (T.H.) 191. Bediüzzaman'ın askerlerle kavga etmesi. (T.H. İç. R.) 1:20.
Bediüzzaman'ın aşırı methi kabul etmezdi. (B.L.) 63.
Bediüzzaman aşiretlere Meşrůtiyeti ders verirken bir velinin İtirazı. (E.L.) 2:106.
Bediüzzaman aşiretlerin arasını düzeltirdi. (T.H. İç. R.) 1:24; (Τ.Η.) 46.
Bediüzzaman'ın atı bir çocuğu yaradı. (T.H. Iç. R.) 1:18; (T.H.) 41. Bediüzzaman'ın attan düşmesi. (K.L.) 194.
Bediüzzaman Avrupa'yı boykot etti. (D.H.Ö.) 16, 24; (Τ.Η.) 61. Bediüzzaman Avrupa feylesoflarının fikirlerini yerle bir etti.
(T.H.) 229:Esk. hayatı
Bediüzzaman'ın Avrupa meſtunlarına sözleri. (S.) 189:17. Söz, Siyah dutun bir meyvesi. (T.H.) 150-187.
Bediüzzaman Barla'ya ne zaman sürüldü? (Τ.Η.) 137.
Bediüzzaman'ın bayram tebriği mektubu. (K.L.) 156.
Bediüzzaman bazan Hanefî mezhebini taklid etti. (E.L.) 2:20 Bediüzzaman'ın bazı medihleri kabul etmesinin sebebi. (B.L.) 73.
Bediüzzaman bazı talebelerini kendisine vekil tayin etti. (E.L.) 2:24, 205.
etmiyor. (K.L.) 98.
FIHRIST/76
Bediüzzaman beddua Bediüzzaman'ın "Bediüzzaman" imzasını kullanması. (H.Ş.) 107.
SMIFE 3
YanıtlaSil1 Prbirile karşılaşan iki bilir. imüslümanın gusali biri diğerini yıkıyan i olemurlar.)
iki el На. Елезка
Selam verir kimisafaha eder, mağfiret 2 + Haramdan malı olup da tasadduk edenin sadakası kabul edilmez. Bu Haramdan bir kadının zinadan kazandığını hastalara vermesine ben
ibni Ali ra
Hz.
zer. 3 Fıkın öğrenemeden ibadet edenin hali, gece karanlıkta yapı yapıp da gundğzın yıkan kimsenin haline benzer.
Hz. Aise ra
Cahil için avven her dakika zarardır.) 4. Mü'minin ehli iman arasındaki mevkii, başın bedendeki mevkiine benzer Nasıl baş bedene isabet edenden acı duyarsa, mü'min de ehli
imana gelen beladan müteessir olur.
Hz. Sehl Ibni Saad ra
5. Kendisine sıtma, nöbet vs. gelenin misali ateşe sokulan demir misalidir Günahı, kiri gider temizi kalır.
Hz. Abdurrahman ibni Ezher ra
6. Ulema ile oturmak ibadettir.
7. Seni seven Benim dostumdur, Seni sevmeyen Benim menfurumdur.
Hz. İbni Abbas ra.
(Hz. Ali ra, karşı buyurulmuştur.)
Hz. Selman ra
8 Halka müdána etmek sadakadır. (Müdana: Hos muamele etmek demektir.
Hz. Cabirra.
9. İçkiye idmanlı (devamlı) olan adam puta tapınan gibidir.
Hz. Ebu Hureуте г.а.
10. Ümmetimin bolluk müddeti benden sonra yüz senedir. Denildi ki: "Ya Resulallah bunun bir alameti var mı?" Buyurdu ki, Evet, alámet, yere batmak, taş yağmak, bağlı şeytanların insanlar üzerine serbest kalması ve bir de meshdir. Hz. Ubade ra
11. Merhaba talibi ilme. Zira onun etrafını melekler görür sarar ve kanat- ları ile onu gölgelendirirler. Şöyle ki, birbiri üstünegelirlerve bu şekilde dünya göğüne ulaşıncaya kadar devam ederler. Sebebi de ilme olan muhabbedleridir.
Hz. Safyan ra.
12. Merhaba sana ey Beytullah. Ne büyüksün ve hürmetin ne büyüktür. Lakin hiç şüphe yok ki, mü'min, Allah indinde senden daha muhterem- dir. Hz. Ibni Abbas r.a.
13. Miraç gecesi bir kavme rastladım, dudakları ateşten bir makasla dunyusordu. Kimdir diyerek Cebrailadala atesten bir ki: "Ehli dünyadan herkese iyilik emreden, fakat kendileri yapmayan hatiplerdir. okudukları halde idrak etmezler."
SAHIFE 222
YanıtlaSil1 * Kullar Allahın kulu, beldeler de Allahın beldesidir. Bir kimse bir yeri Kullardelle oyer onundur. Bir kimsede bir vadide su çukarırsa o su da onundur. 2* Ibadet on cüzdür. Dokuzu sükutta, onuncusu da helalinden el kazan-
Hz. Hasan ra
Hx. Enesra.
candadır.
3 + Arab, yeryüzünde Allahın nurudur. Onların fani olması zulmettir. Arabiar fani olunca nur gider zulmet gelir. Hz. Enes ra
4 * Arabın hepsi Ibrahim oğlu İsmail (as.) evladıdır. Ancak şu dört kabile hariç: Selef, Evza, Hadramut ve Sakif. Hz. Malik ibni Neccar ra
Hz. Ebu Hüreyrera 5 Beyliğin (emirliğin) eveveli nedamet, sonu pişmanlıktır. Kıyamette de
azábtır.
6 İyilik insanlar arasında kesilir, fakat Allahla onu yapan insan arasında kesilmez. Hayvanın yaraladığı hederdir. Ilz. Enes ra
(tazmin lazım gelmez) Kuyu ve maden ocağı kazası hederdir. Hazine aramada beşte bir lazım gelir. (Beytülmal hissesi) Hz. Ebu Hüreуте га
8 Acve (bir hurma nevi) Cennettendir ve onda zehire karşı şifalık vardır.
Küm'e (yenen bir mantar) "men"dendir. (Men: Beni Israile Tih sahra-
sında ikram olunan şey.) Suyu da göze şifadır. Hz. Ebu Hareyre г.д. 9Acve, Sahra (kudüs sahrası) ve Şeceretül Beytül Radvan Cennettendir. Hz. Rafi Ibni Amr ra
10 Vaad borçtur. Veyl adama ki, vaad etti de vaadında durmadı. Veyl o kimseyeki, vzad etti, sonra hulf etti. Veyl o kimseye ki vaad etti, sonra
hulf etti. (Vaadine aykırı hareket etti) Hz. All ra
11 (Fecr suresindeld) "On gün" Kurban ayının ilk on günü "Vitir" arefe günü "şef"" de boğazlama günüdür. (Bayramın birinci günü) Hz. Cabir ra
12 Namazda aksırmak, esnemek, uyuklamak, hayz istifra ve burun kana- ması şeytandandır.
Hz. Adlyy r.a. dedesinden.
13 Akika yedi, ondört veya yirmi birinci günde kesilir. (Çocuk doğunca Hz. Abdullah Ibni Büreyde ra
kesilen kurban)
Hx. Eama binti Yesid ra.
14 Akika haktır (borctur) Erkek çocuk için, yaş ve güzellikçe denk iki koyun kaz çocuğu için bir koyun.
15 Ulema yeryüzünün kandilleri, Peygamberlerin halifeleri, Benim ve diğer Peygamberlerin varisleridir. H. All ra
16 Ulema, Allahın kulları üzerinde Peygamberlerin erainleridir. Siz onlar-
dan çekinin ve etmedikçe onlara taarruz etmeyin. Onlar hükümet erkânı ile i intilat ve dünyaya karışmadıkça (Deyleminin lafzında şu ibare vardır) Sultanla ihtilat eder ve dünyaya karışırlarsa o vakit Peygam
berlere hiyanet etmiş sayılırlar. O zaman bunlardan sakının.
Hz. Hasan ibni Süfyan ra.
17 Ulema, Peygamberlerin varisleridir. Gök ehli onları sever ve öldukle- rinde denizdeki balıklar bile kıyamete kadar onlara istiğfar ederler. Hz. Berar
18 Ulema, Allahın halkı üzerinde eminleridir.
19 * Ulema kılavuz dinin 20 , muttekiler efendilerdir. Bunların meclisinde bulunmak, kuvvetini ziyade eder. Ulema
Hz. Enes ra
Hs. Enes r
Juc kasımdır: Kendi ilmi sebebile halk ca hayat bulur, kendi de hayat bulur. Halkı berhudar eder, kendini mahveder. Ilmi ile kendini kurtarır, halka ise faydası olmaz. Hz. Enes r..
ZİKİR VE PEYGAMBERİMİZİN ALLAH'I ZİKR EDİŞİ
YanıtlaSil365
Allah, tek'tir, tek'i severdir. (99)
Her kim, O İsimleri (100), ezberler (101), sayarsa (102), Mu- bakkak, Cennete girer: (103)
1. Hüv (Allah) üllezi la ilahe illa hüve'r
2. (Rahman) ür
3. (Rahim) ül -
4. (Melik) ül -
5. (Kuddûs) üs
6. (Selâm) ül-
7. (Mü'min) ül-
8. (Müheymin) ül
9. (Aziz) ül-
32. (Habir) ül-
33.
(Halim) ül-
34. (Azim) ül-
35. (Gafûr) üş
36. (Şekûr) ül-
37. (Aliyy) ül-
38. (Kebir) ül
39. (Hafiz) ül -
40. (Mukit) ül
10. (Cebbar) ül
11. (Mütekebbir) ül -
41. (Hasib) ül -
12. (Halık) ul-
42. (Celil) ül-
13. (Bari) ül -
43. (Kerim) ür
14. (Musavvir) ül -
44. (Rakib) ül 45. (Mücîb) ül
15. (Gaffår) ül-
16. (Kahhår) ül
46. (Vasi) ül-
17. (Vehhab) ür
47. (Hakim) ül-
18. (Rezzak) ul
48. (Vedûd) ül
19. (Fettah) ul
49. (Mecid) ül-
20. (Alim) ül-
50. (Bais) ül-
21. (Kabız) ul
51. (Şehid) ül
22. (Basit) ul-
52. (Hakk) ul-
23 (Hafid) ul-
53. (Vekil) ül -
24. (Rafi) ul-
54. (Kaviyy) ül-
25. (Muizz) ül-
55. (Metin) ül
26. (Müzill) ül
56. (Vellyy) ül-
27. (Semi) ül-
57. (Hamid) ül-
30. (Adl) ül-
31. (Latif) ül-
20 (Hakem) ül-
28 (Basir) ül-
58. (Muhsıyy) ül-
59.
(Mübdi) ül-
60. (Muid) ül-
(35) Ahmed b. Hanbel - Milened c. 2, s. 258, Müslim - Sahih e. 4, s. 2002, Ibn-1
Mice Sünen c. 2, s. 1260 c. 2, s. 1269 Ur Alumed h. Hanbel Müsned c. 2. 3. 259. Buhari Sahih c. 8, s. 103, Müslim - (10m) Müslim (102)
- Sahih c. 4, s. 2002. Ibn-i Mice Sünen c. 2, s. 1209 Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2. s. 258. Buhari Sahih c. 8, s. 169, Tirmizi - Sunen e. 5. s. 531. İbn-i Mace- Sünen с. 2, в. 1269
( a) Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 2, 8. 258. Buhari Sahih c. 8, s. 169, Müslim Eahih c. 4, n. 2003, Tirmizi - Sünen c. 5, s. 531, Ibn-i Mice Sünen c. 2, s. 1269
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil365
81. (Müntakım) ül -
61. (Muhyi) 'yül -
82. (Afüvv) ür-
62. (Mümit) ül-
83. (Raûf) ül
03. (Hayy) ül- (Kayyûm) ül -
84. (Mahkülmülk) üz-
64.
65,
(Vacid) ül-
85. (Zülcelal-i vel'ikrâm) ül
66
. (MAcid) ül-
86. (Muksıt) ül -
67.
(Vahid) üs-
87. (Câmi) ül -
68. (Samed) ül-
88. (Ganiyy) ül -
69. (Kadir) ül-
89. (Muğni) yyül
70. (Muktedir) ül
90. (Mani) üd -
71 . (Mukaddim) ül -
91. (Dârr) ün
72. (Muahtır) ül -
92. (Nafi) un
73. (Evvel) ül-
93. (Nûr) ül)
74. (Ahir) uz- 75. (Zahir) ül-
94. (Hadi) yyül
76. (Båtın) ul-
95. (Bedi) ul-
77. (Våll) yül-
96. (Båkı) yyül
97. (Varis) ür
78. (Müteâli) yül -
79. (Berr) üt-
98. (Reşîd) üs
80 (Tevvåb) ül-
99. (Sabûr) ü.
buyurdu.» (104)
Ibn-1 Mice'nin Sünen'inde sıralananlara göre Tirmizi'nin Sünen'- Inde aynen bulunmayan İlahi İsimler şunlardır:
1. (Barr)ül-
14. (Fâtır) us
2. (Cemil) ül-
15. (Sâmi) ul-
3. (Kahir) ül
4. (Karib) ür-
18. (Mûti) yyül
5. (Råşid) ür- 6. (Rabb) ül-
17. (Kari) yyül
18. (Ebed) ül-
7. (Mübin) ül- 8.
19. (Allm) üs
(Burhân) üş-
20. (Sadık) ul
9. (Şedid) ül-
21.
(Münir) üt 22.
10. (Valı) ül
(Tamm) ül
11. (Kalm) üd
23.
(Kadim) ül
12. (Daim) ül- 13. (Hafız) ul-
24. (Vitr) ül-
25. (Ehad) ü.
(104) Tirmiel - Slinen e. 5, 8. 530-531, İbn-i Máce、Sinen c. 2, 8. 1260-1270
بسم الله الرحمن الرحيم
YanıtlaSilHz. MUHAMMED (A.S.) ve İSLÂMİYET
İSLÂM TARİHİ
YanıtlaSilHz. MUHAMMED (A.S.)
ve İSLÂMİYET
MEDİNE DEVRİ 11
Yazan:
M. ASIM KÖKSAL
(Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dînî Eserleri İnceleme Kurulu Âza Muavinliğinden emekli)
MISVÄK
Neşriyat ve Dağıtım İşletmesi
546
YanıtlaSilKÜTÜB-I SITTE MUHTASARI
18.CILT
Büyük İslam İlmihali, Ö. Nasuhi Bilmen, 7,367; 9,224
C
el-Câmî, Mâmer Ibnu Raşid, 1,150; 8,98.
el-Câmî, Ibnu'l-Baytar, 7,379; 8,93.
Câmî, Ibnu Vehb, 8,200.
Câmiu'l-Beyani'l-İlmi ve Fadlihi, Ibn-i Abdilberr, 1,49, 94, 399; 12,418.
el-Câmiu'l-Kebir, Ebu Ca'fer Üşrûşenî, 15,488.
el-Câmiu's-Sağır, Suyûti, 7,520; 8,70; 9,437; 11,182,356; 12,418; 14,481.
el-Camiu's-Sahih, Dârîmî, 4,374.
el-Câmiu'l-Usûl, Ebu's-Seâdât Ibnu'l Esîr, 1,247; 5,388; 8,77; 13,444,502; 16,440.
Cem'u'l-Cevâmî, Suyûtî, 1,275; 2,96.
el-Cerh Ve't-Ta'dil, Ibnu Ebi Hatim, 1,259,376. Cinlerin Esrarı, İmam-ı Şîbli, 4,352.
D
ed-Delåîl, Ebu Nuaym, 12,403,451 Deläîl, Beyhâkî, 15,420.
Delilu'l-Mesâlik lla Muvattai Imam-ı Malik, Muhammed Habibullah es- Sinkîyti, 1,158.
Duha'l-Islam, Ahmed Emîn, 1,373.
ed-Dürerü'l-Kamîne, Ibn Hâcer, 11,248.
ed-Dürerü'l-Mensûr, Suyûtî, 3,483; 4,363.
E
Ebu Davud Şerhi, Hattabî, 8,528.
Ebu's-Suûd, 9,85.
el-Edebü'l-Müfred, Buhari, 2,451; 7,286; 10,197; 11,144; 12,325 Dipnot, 51 el-Efråd, Dârakutnî, 7,468.
Elmalılı H.Yazır, 9,82, 86.
el-Emsål, Askerî, 5,129; 7,242.
el-Esma Ve'l-Lügât, Nevevî, 1,63.
el-Esma Ve7s-Sıfat, Beyhäki, 1,373; 7,112.
18.CILT
YanıtlaSilKAYNAKLAR VE KİTAPLAR
547
Esraru'l-Merfu'a, Aliyyu'l-Kârî, 1,477,478; 2,75,76,139, Enoba, Ibnu Hacer, 14, 10. al-Evsat, Taberâni, 2,396; 7,222; 8,208 ol-Ezkar, Erdebili, 11,472; 12,28.
F
el-Faik, Zemahşerî, 10,60; 13,451; 14,371.
el-Feteva, Bağavi, 2,29. Feteva, Ibnu Hacer, 13,411.
Fetevaa-Hindiyye, 1,299,12,324,326 Dipnot. Feleva's-Sagir, Ibnu Kâdı Sîmavi, 6,441.
Feteva Ve'l-Imam, el-Kaffal, 2,29.
Fethu'l-Bârı, Ibnu Hacer el-Askelâni, 1,203; 4,488; 7,552; 10,292,14,135, 15,111.
Fethu'l-Kadir, Kemål b. Hümam, 1,396; 2,92; 16,592.
el-Fethu'l-Kebir Hakkında bilgi, 1,278.
Fethu'l-Muğis, Zehebî, 2,48.
Fethu'l-Vedûd, Sindi, 9,40; 11,355; 13,335; 14,94.
el-Fevâidu'l-Behiyye, Leknevî, 1,389.
Feyzu'l-Bân, Keşmiri, 1,387.
Feyzul-Kadir, 12,323.
Fezailu'l-Kur'ân, Ebu Ubeyde, 6,331,332.
Fikhu Ehli'l-Iråk ve Hadisûhum, Kevseri, 1,388.
el-Fisal Fi'l-Milel Ve'l-Ehvå Ve'n-Nihal, İbnu Hazm, 1,373.
Fitnetu'l-Kübra, Ibnu Sirîn, 1,478. el-Fur'u Mine'l-Kafi, 15,572.
Futuhat-ı Mekkiyye, Ibnu'l-Arabi, 4,63; 13,413.
G
Garanik Meselesinin İstistmarcıları, (A.Ü.I.F.Dergisi) Prof.Dr.Ismail
Cerrahoğlu, 9,87
Garibeyn, Herevi, 8,398; 16,171.
Garibu'l-Hadîs, Ebu Ubeyd, 12,513.
Garaibu Malik, Darâkutní, 13,502. Garibu's-Sahihayn, Hafız Ziyâu'l-Makdisi, 1,179.
548
YanıtlaSilKÜTÜB-I SITTE MUHTASARI
H
18.CILT
Hadīscilerle Kelamcılar Arasındaki Münakaşalar, Talat Koçyiğit, 1,165.
Hacc Rehberi, Diyanet İşı. Yay. 5,313.
Hak Dini Kur'ân Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, 13,389. Hatemu'l-Enbiya, A.H.Berki-O. Keskioğlu, 9,85,86.
Hatemu'l-Enbiya Hazretlerine Isnad Olunan En Çirkin İftiranın Reddiyesi, A.H.Aksekili, 9,80.
el-Havii Li'l-Feteva, Suyûtî, 9,106.
Hedy, Ibnu Kayyům, 12, 153.
Hedyu's-Sari, Hafız İbnu Hacer, 1,374.
el-Hidâye, Ayni, 7,552; 8,362,374; 10,427; 11,26,191; 15,44,201.
Hilye, Ebu Nuaym, 1,445.
Hilyetü'l-Ebdal, Ibnu Arabi, 13,414
Hindiyye, 12,323 Dipnot.
Hüccetü'l-İslâm, 7,534.
Huccetullahi'l-Baliğa, Şah Veliyyullah-i Dehlevi, 1,157; 7,26; 10,318.
Hulbiyât, es-Subki el-Kebir, 11,537.
Hutbe-i Şâmiye, Bediüzzaman Said Nursî, 17,531 Dipnot.
Hz. Peygamber'in Sünnetinde Terbiye, Prof.Dr.İbrahim Canan, 11,381.
i
İhtilafu'l-Hadis, 10,463.
İslamda Çevre Sağlığı, Prof.Dr.İbrahim Canan, 10,388; 12,245 Dipnot.
Islamda Çocuk Hakları, Prof. Dr. İbrahim Canan, 10,188.
Ihya-i Ulumi'd-Din, I, Gazzali, 1,399; 5,130; 10,310; 11,381; 15,22,207. Ilmâm Şerhi, Ibnu Dakiki'l-Id, 1,399; 5,130; 10,169; 11,381
Istilah-ı Fıkhiyye Kamusu, 17,185.
Istilahât-ı Fıkhiyye Kamusu, Ö.Nasuhi Bilmen, 2,293; 6,183,210; 7,149,154;
11,237,403; 13,328-329; 14,202; 15,106,161. el-lber, Hafız Zehebi, 1,371.
Ibnu Hibban'ın Sahihi, 11,95.
Ibnu Dakiku'l-Id, 5,20.
Ibnu Kesir Tefsiri, 4,463.
Ibnu Mâce, 11,536.
el-İhtilaf Fi'l-Lafz, Ibnu Kuteybe, 1,371.
İhtisaru Ulûmu'l-Hadis, İbn-i Kesir, 1,393,
el-İhtiyar, 6,260; 7,473.
18.CİLT
YanıtlaSilKAYNAKLAR VE KİTAPLAR
M
551
Makâlâtu'l-Kevseri, Kevseri, 1,393.
el-Mākāsıd, 11,485.
el-Marifet, Beyhakî, 5,184; 10,480.
Ma'rifetü Esâmi İrdafu'n-Nebi, Ibnu Mende, 10.205
Ma'rifetu Ulumi'l-Hadîs, Hakim, 2,117.
Me'acimu't-Teberâni, 1,262.
el-Mealimu's-Sünen, Hattabi, 1,229; 7,540,544; 9.11. Meânî'l-Ahbar, Ebu Bekr el Kelābāzi, 9,81: 12,441.
Meânî'l-Äsâr, Tahavi, 7,473.
el-Mebsut, Serahsi, 7,373; 12,387.
el-Mebârîk, 14,434.
el-Mecmû, Şeyh Ebu Hamid, 6,337.
Mecmûu'l-Imam-ı Zeyd, Zeyd b. Ali Zeyneläbidin b. Hüseyin b. Ali b.Ebi Tâlib, 1,146.
el-Medhal, Beyhäki, 1,484.
el-Medhal, Ibnu'l-Hac el-Maliki, 10,117.
el-Medhal llâ Mârifeti Kitâbi'l-İklil, Hâkim en-Neysābūrī, 1,179.
Mefatihu'l-Gayb, Râzî, 9,84.
el-Megāzi, Ibnu Ishak, 1,143; 7,168; 8,56.
Megâzi (Vâkîdi), 12,132; 14,148.
Meğâzi'l-Ümevî, Ibnu Hâcer, 12,84.
Mehâsinu'l-Istilah ve Tadmînu Kitâbi İbni's-Salah, el-Hafız el-Bulkini, 1.480.
el-Makâsidu'l-Hasene, Sehavi, 16,160.
Men Lå Yakdaruhu'l-Fakih, 15,572.
el-Merasil, Ebu Dâvud, 8,90.
el-Mesâbih, Bağaví, 2,89.
Mesâbihu's-Sünne, Hüseyin Ibnu Mes'ud el-Bağavi, 1,274.
Mesâhîf, İbni Ebi Dâvud, 4,489; 9,127.
el-Metalibu'l-Äliye, Ibnu Hâcer el-Askalai, 1,282.
el-Mevâhibu'l-Ledünniye, Abdülbaki, 11,330,331,332,370.
el-Mevzuat, Ibnu'l-Cevzî, 1,169. 16, 184.
Mevzuatu'l-Ulûm, Taşköprülüzâde, Miftahu Künüzü's-Sünne, 1,307.
el-Milel Ve'n-Nihal, Ebu Muhammed Ibnu Hazm, 7,341.
el-Milhafi'r-Redi Ala Ibnu Talha, el Kemal Ibnu'l-Adim, 7,531. Mirkat, Aliyyu'l-Kan', 3,129; 4,434; 7,83,460 Dipnot, 552; 8,136,384,5274
9,95,406,475, 10, 126, 11,197,205; 13,78,141,423,424; 14,89, 15,204
Mirkât'u's-Su'ûd, Suyûtî, 7, 169; 11,327; 13,411. el-Mizân, Allame Şârâni, 2, 104. Mizanu'l-ltidal, ez-Zehebi, 1,586,377; 2,10. Mecmau'l-Bihar, 8,390.
KÜTÜB-I SITTE MUHTASARI
YanıtlaSil552
18.CILT
Modem Dünyanın Bunalımı, Rene Guenon, 16, 145, 146.
Muallim Mirdas, 1,451,452.
Mu'cemu'l-Buldân, 4,537; 7,531, 8,185,541.
Mu'cemu'l-Buldan, Yakut el-Hamevi, 9,86; 10,519. Mu'cemu'l-Evsat, Taberani, 4,156: 5,285, 11,186
el-Mu'cemu'l-Kebir, Taberani, 1,146, 7,208, 9,464, 10,60,141; 13,228, 16,82
Mu'cemu's-Sağir, Taberani, 10,60,264.
el-Muğni, İbn-i Kudâme, 9, 188, 199, 16,380.
el-Muğrib, Mutamzi, 6,269, 7,111.
el-Muhaddisu'l-Fasıl Beyner Ravi Ve'l-Val; El-Kadı Ebu Muhammed el- Hasen Ibnu Abdirrahman Ibn-i Hallad, 1,479.
el-Muhalla, Ibn Hazm, 1,48,227.
Muhalla, ez-Zahiri, 7,300.
Muhasebetü'n-Nefs, Ibnu Ebid-Dünya, 8,203-204.
Muhibbut-Taberi, 9,336.
Muhtasar Hadis Tarihi, Muhammed Hamidullah, 1,31.
el-Muhkem, 8,93.
Muhtelifu'l-Hadis el-Câmi, Abdürrezzak Ibnu Hümâm, 1,118.
Muhtasar-ı Şerhi's-Sünne, 14,83.
Mukaddime, Ibnu Haldun, 5,267. Musannafu Abdirrezzak, Ibnu Hümâm es-San'ani, 1,149; 4,527; 7,228; 8,200;
10,175.
Musannaf, Ibnu Ebi Şeybe, 4,173.
Musannafu Bakiy Ibnu Mahled İbn-i Yezid el Kurtübi, 1,149.
Musannafu Ebi Abdullahi İbn-i Muhammed İbn Ebi Şeybe, 1,148. Masannafu Ebi Seleme Hammadi Ibn-i Seleme, Ibn-i Dinar, 1,148.
Musannafu Ebi Süfyan Veki İbnü'l Cerrah er-Rü'ası, 1,148.
Musannafu, Ibn-i Ebi Şeybe, 1,519.
Musannaf, Şu'be Ibnu'l-Haccac, 1,118.
el-Muvatta, Imam Malik, 1,150-151; 4,328,474; 5,5,6; 7,217,385,418,510; 8,20,245,382; 11,252; 12,19,62.
Muvatta Şerhi, İbnü Sehnun, 10,519.
Muvatta Şerhi, Zürkānī, 7,555; 14,212.
Mūzıh, Hatibu'l-Bağdadi, 2,17.
Müdevvene, I. Malik, 5,316; 11,415,416.
el-Müfhim, Kurtübi, 7,53,435,478; 11,535; 14,85; 16,327.
el-Müfredat, el-Gafiki, 9,79; 11,274.
Müfredatu'l-Kur'ân, Rağıp el-lsfehani, 4,154. Müncid, 8,125 Dipnot; 10,317.
el-Münteka, 15,487.
Müslim Şerhi, Nevevī, 6,269,347; 7,478,484,496,512,515; 9,507; 14,553. Müslüman İlim Öncüleri Ansiklopedisi, 11,243.
18.CİLT
YanıtlaSilKAYNAKLAR VE KİTAPLAR
553
Müsned, Ahmed b. Hanbel, 1,28; 4,173,232,261,425,483; 7,335, 9,82, 11,170.
Müsned, Ebu Ya'lu el-Mevsili, 5,131. Müsned, Abd Ibn Humeyd, 9,161. Müsned, Bezzar, 12,384,440.
Müsned, Ebu Bekr İbnu Ebi Şeybe, 8,108.
el-Müsned, Ebu Ya'la el-Mevsilī, 1,147.
Müsned Dârîmi, 11,515.
Müsned, Ishak Ibnu Râhuye, 8,321.
Müsnedü'l-Firdevs, Deylemi, 9,216; 11,536.
el-Müsned, Talk Ibnu Ali, 1,376.
Müsned-i Kebîr, Müsedded, 7,87. Müsnedü Zeyd, 8,57.
Müstahrec, Ebu Nuaym, 5,498.
Müstedrek, Hâkim, 5,391; 7,21,72; 11,221; 16,90. Müşkilu'l-Äsar, Tahavi, 1,497; 7,225; 11,125; 12,441. Müşkilü'l-Vasīt, Ibnu Salah, 7,221.
N
Nasbu'r-Râye, Hafız Zeylei, 1,387,396; 10,460.
Nazımu'd-Dürer Fi İlmi'l-Eser, el-lråki, 1,497.
en-Näsih Ve'l-Mensuh, Ibnu Şahin, 11,108,111.
Nazmu'l-Mütenâsir Mine'l-Hadîsi'l-Mütevatir, Kettânî, 1,309.
en-Neseb, ez-Zübeyr İbnu Bekkår, 5,213.
Nesai, 9,82.
Neylü'l-Evtar, Şevkâni, 1,396; 2,105; 5,331; 7,382; 8,399,449;
9,95,158,170,298; 10,50,516,548; 11,100,325,431; 12,18; 14,168,497.
Nesãî Şerhi, Suyûtî, 14,351. en-Nihaye, İbnu'l-Esîr, 1,294;5, 17, 142;7,123,168,175,210,217,311,374,
476,501554,538,8,144, 149, 182Dipnot,222,265,398,481,520; 9,8,130, 340 : 10,56,79,254,287,301;11,71,92,111,128,208,279, 330,359,463; 12,15,61,77,288,314,492, 13,6,297,443,544; 14,45, 134,162,401;
5,60,61,74,127,143,146,152,204,340,434; 16,91.
en-Nihaye, el-Ezherî, 8,268. en-Nihaye Evi'l-Fiten Ve'l-Melâhim, İbn-i Kesir, 13,353.
Nuhbetu'l-Fiker, Ibnu Hacer, 2,85.
Nur Äleminin Bir Anahtarı, Bediüzzaman Said Nursî, 11,222. en-Nüket alâ Mukaddimeti Ibn-i Salah, Ibnu Hacer, 1,394.
18.CİLT
YanıtlaSilKAYNAKLAR VE KİTAPLAR
555
Sübülü's-Selâm, Ibnu İsmail el-Emin, 6,2687,370,388: 9,99, 10,468,469,549 11,152; 14,77; 15,47; 16,83.
es-Sünenü'l-Kübra, Beyhäki, 8,232,350 Sünen, Tirmizî, 9,242. Sünen, Ebu Dâvut, 14,104. es-Sünenü'l-Kübra, Nesãî, 7,472,496. es-Sünne ve Mekânetuha Fi Teşrii'l-İslam, 1,123
Şerhu'l-Müslim, Nevevī, 10,491.
Şemailu't-Tirmizî, 7,496.
Şemhudi, Belâzuri, 17,257.
Şerh-i Akaid, 15,10.
Şerh-i Tuhfetu'l-Ahvazi, 7,519.
Şerhu'l-Ahkâm, Abdü'l-Hakk, 16,119.
Şerhu Ma'ani'l-Asâr, Tahāvi, 11,145.
Şerh-i Makasıd, Taftazanî, 15,10.
Şerhu'l-Mişkat, 14,106.
Şerhu'l-Muvatta, Zürkani, 1,162.
Şerhu'l-Mühezzeb, Nevevî, 1,394; 5,316,316.
Şerhu'l-Müsned, İbnu'l-Esîr, 5,316; 7,21; 8,230.
Şerhu's-Sağir, Rafi, 5,316.
Şerhu's-Sünne, Aliyyü'l-Kari', 6,272.
Şerhu's-Sünne, Ibnu Raslan, 11,256; 14,128.
Şerhu's-Sünne, Bağavî, 5,324; 6,268; 7,521; 8,48,51; 12,17;
14,34,127,162,544; 15,101; 16,184 Şerhu's-Sünne, Hafız Lalkāi, 1,371.
Şerhu't-Tirmizî, Irâkî, 8,527; 9,190; 11,92.
Şerhut-Tirmizî, Ibnu'l-Arabi, 15,345.
eş-Şifâ, Kâdı İyaz, 2,265; 9,85, 15,11. Şu'abu'l-Iman, Beyhaki, 4,483; 7,242; 16,116.
Şurūtu'l-Eimmeti'l-Kâzimî, 1,248. Şurûtu'l-Eimmeti'lHamse, Hazimî, 1,388.
Şurûtu'l-Eimmeti's-Sitte, Makdīsi, 1,175. Surutu'l-Eimmeti's-Sute, Madisi adı Hafız Muhammed Ibnu Tahir el-
Makdisi, 1,246.
18.CİLT
YanıtlaSilKAYNAKLAR VE KİTAPLAR
557
Tehzibu'l-Ahkam, Tüsi, 15,565,572. Tehzību'l-Esma, Nevevî, 14,267.
Tehzību'l-Kemal, Mizzi, 13,49.
Tehzību'l-Luğa, el-Ezheri, 6,175.
Tehzibüsüne bivad Ibnu Kayyım el-Cevziyye, 1.232.
Tehzību't-Tehzīb, Ibnu Hacer, 1,234,376,484. el-Telhisu'l-Habir, Ibnu Hacer, 2,91; 14,77.8
Telhisü's-Sünen, Münziri, 9,438.
Telvih, Alaaddin Moğoltay, 12,26.
et-Temhid Lima Fi Muvatta Mine'l-Meâni Ve'l-Esanîd, Ibnu Abdilberr, 1,162. Te'nibu'lxHatıb, Allâme, Kevserî, 1,371,486.
et-Tenkid, Ibn-i Abdilberr, 13,40.
Tenviru'l-Halaik, Celaleddin es-Suyûtî, 1,162.
et-Terâtibu'l-Idâriye, Kettâni, 1,496.
et-Tibbu'n-Nebevi, İbni Kayyîm, 10,331.
et-Tergib Ve't-Terhib, Münziri, 2,104; 6,253; 14,79. et-Tergib Ve't-Terhib Hakkında Bilgi, 1,283.
Tertibu'l-Medarik, Kadı lyaz, 1,391.
Tevcihu'n-Nazar, Tâhir el-Cezâîrî, 1,479.
Teysiru'l-Vüsül ila Câmiu'l-Usûl, Ibnu Deybe, 4,328; 7,276,429- 430,487,517,528,543,552; 8,16,25,45,69,135,245, 290,555 Dipnot, 1
5,61,135
et-Tıbyân, Nevevî, 4,446.
Tirmizî Şerhi, Azim Abâdî. 10,181. et-Tezkire, Kurtubî, 14,316,318,418.
Tezkiretu'l-Huffaz, ez-Zehebî, 1,263,380,485; 2,42.
et-Tib, Ebu Nuaym, 8,156,157; 11,187,462. Tıbbı Nebevi, Zehebî, 11,236,237,243.
Tıb Tarihi, Dr.Galip Ata, 11,229.
Tıb Tarihi, Dr.Süheyl Ünver, 11,233.
Tirmizî Şerhi Mubarekfuri, 9,267,438. Tirmizî Şerhi el-Ärıza, Ibnu'lArabî, 9,264,515.
Türkiyede Nüfus Meselesi, Prof.Dr.Sebahattin Zaim, 15,512.
U
Ulumu'l-Hadis, el-Hakim en-Neysabûri, 1,479.
Umdetu'l-Kârî, Aynî, 1,387; 11,414.
el-Ümm, Imam-ı Şafii, 2,467; 7379; 10,485; 11,106, 13, 159, 14,92,
558
YanıtlaSilKÜTÜB-I SİTTE MUHTASARI
18.CİLT
Ü
Üsdu'l-Gabe, Izzeddin el-Cezeri, 1,287; 4,112,287,354,547; 7,469. Üsdü'l-Gabe, Ibnu'l-Esir, 12,72; 15,287,491; 17,91.
V
Vasfu'llman Ve Şûabuhu, Ibnu Hibban, 2,241.
el-Veciz, 7,217.
el-Vesaiku's-Siyasiye, Muhammed Hamidullah, 1,417; 5,149; 13,198.
el-Vişâh, Suyūti, 3,307.
el-Vūlāt Ve'l-Kuzât, Kindî, 1,373.
Z
Zecrü'n-Nâs Ala Inkar-ı Eser-i Ibnu Abbas, Muhammed Abdülhayy Leknevi, 6,379.
Zehrü'r-Rüba, Suyûtî, 8,479.
Zevaidu'l-Mesanid, 9,464.
Zeylü'l-Garîbîn, Ebu Musa el-Medînî, 11,109.
ez-Zeylu'l-Mümehhed al'l-Kavli'l-Müsedded, Ibnu Hacer, 1,169.
Zeylü'r-Ravzateyn, Ebu Şamme, 14,319.
Ziyadetü'l-Câmi, 1,278.
Prof. Dr. İBRAHİM CÂNAN
YanıtlaSilKutub-i Sitte
MUHTASARI TERCÜME VE ŞERHİ
18. CİLT
AKAG
BASIM YAYIN PAZARLAMA AŞ Hükümet Cad. No. 8/C Tel: 312 13 94 Ulus-Ankara
Prof. Dr. İBRAHİM CÂNAN
YanıtlaSilKutub-i Sitte
MUHTASARI TERCÜME VE ŞERHİ
18. CİLT
AKCAG
BASIM YAYIN PAZARLAMA AŞ Hükümet Cad. No. 8/C Tel: 312 13 94 Ulus-Ankara
و ترمقالة انا راية
YanıtlaSilAziz, siddik kardeşlerim!
AS
Evvelen: Nür'un fevkaläde hälis säkırdleri, müştemelatıyla beraber nestetmek istedikleri Sikke-i Gaybiye'yı, evhyä-yı meşhüreden,
kirk günde bir defa ekmek yeyip kırk gün yemeyen Osman-ı Halidi'nın sarih thban ve evlådlarına vasıyen ile. ve Isparta'nın meshur ehl-i kalb alımlerınden Topal Şukru'nun zähıren haber vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikatı kardeşlerim da'vå edip, fakat iki ilibās içinde, bu biçare ehemniyetsiz
kardeşleri Said'e bin derece ziyåde hisse vermişler. On seneden beri kanäatlerını ta'dile çalıştığım halde, o bahadır kardeşlerım kanäatlerınde ileri gidiyorlar Evet onlar, On Sekızıncı Mektub'dakı ıkı ehl-i kalb çobanın macerası gıbı, hak bir hakikatı görmüşler, fakat ta'bire muhtaçtır. O hakikat da sudur.
عالسر
Samini
Ummetin bekledij ähırzamanda gelecek ziın üç vazife- sinden en mühimni ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan imän-ı tahkikiyı nesredip, ehl-i imaru daläletten kurtarmak cihetiyle yapılan bu en chemnuyeth vazifeyi. aynen bıtamamuhä Risale-i Nür'da görmüşler, İmam-ı Ali ve
вены, чанонсум
Gavs- A'zam ve Osman-ı Halıdı gıbı zátlar, bu nokta ıçındır ki, o gelecek zátın makanuni Risale-i Nür'un sahs-
ma'neviunde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler Bazen da o saha ma'neviyi bir hådımine vermişler, o
hadime mültefitäne bakmular Bu hakikatten anlaşılıyor ki.
sonra gelecek o mübarek zát. Risale-i Nür'u bir program olarak
جلسة
O zâtın ikinci vazifesi, seríatı icră ve tatbik etmektir Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belkı kuvvetli 'tikad ve thlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife, gayet buvük maddi bir kuvvet ve hakimivet
läzımdır ki, tatbik edilebilsin
O zâtın üçüncü vazifesi, huläfet- Islamivevi
atthad- Islama bina ederek, İsevi rühänilerle unfak edip
din blama hazmet etmektir. Bu üçüncü vazile pek bavuk
bor saltanat ve kuvvetle ve milyonlar fedakarlarla tatbik
neur ve tatbik edecek.
Aziz, siddik kardeşlerim! Evvelen: Nür'un fevkalåde hâlis şäkirdleri, müştemelatıyla beraber
YanıtlaSilneşretmek istedikleri Sikke-i Gaybiye'yi, evliyâ-yı meşhûreden, kırk günde bir defa ekmek yeyip kırk gün yemeyen Osmân-ı Halidi'nin sarih ihbârı ve evládlarına vasiyeti ile; ve Isparta'nın meşhur ehl-i kalb alimlerinden Topal Şükrü'nün záhiren haber vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikati kardeşlerim da'vå edip, fakat iki iltibas içinde, bu biçåre ehemmiyetsiz kardeşleri Said'e bin derece ziyåde hisse vermişler.
On seneden beri kanaatlerini ta'dile çalıştığım halde, o bahadır kardeşlerım kanäatlerinde ileri gidiyorlar.
Evet onlar, On Sekizinci Mektub'daki iki ehl-i kalb çobanın måceråsı gibi, hak bır hakikatı görmüşler, fakat ta'bire muhtaçtır. O hakikat da şudur:
Ümmetin beklediği âhirzamanda gelecek zátın üç vazife- sinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan îmân-ı tahkikiyi neşredip, ehl-i îmânı daläletten kurtarmak cihetiyle yapılan bu en ehemmiyetli vazifeyi, aynen bitamamihä Risale-i Nür'da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-1 A'zam ve Osman-ı Halıdi gibi zátlar, bu nokta ıçındır ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nûr'un şahs-1 ma'nevisinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler.
Bazen da o şahs-ı ma'neviyı bır hadimine vermişler, o hädime mültefitâne bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki.
sonra gelecek o mübarek zât,
Risale-i Núr'u bir program olarak
neşir ve tatbik edecek.
O zâtın ikinci vazîfesi, seriatı icrå ve tatbik etmektir. Bırıncı vazife, maddi kuvvetle değil, belkı kuvvetli i'tikad ve ihlås ve sadakatle olduğu halde; bu ıkıncı vazife, gayet büyuk maddi bir kuvvet ve hâkimiyet
lazımdır ki, tatbik edilebilsın.
O zâtın üçüncü vazifesi, hiläfet-ı İslamiyeyi sttihada Isláma bina ederek, Isevi rühänilerle ittifak edip din-1 Islama hizmet etmektir. Bu üçüncü vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvetle ve milyonlar fedäkärlarla tatbik
Risale-i Núr Külliyatı'ndan
YanıtlaSilSİKKE-İ TASDİK-İ GAYBİ MECMÛASI
Müellifi
Bediüzzaman Said Nûrsî
Ahmed Husrev Altınbaşak hattı orijinal nüshanın tıpkı basınıdır
Altulupuk Nopriyat
تمايز Bahadır: Yigit, kahra- man
YanıtlaSilيقيما Bitamamiha: Tanamıyla
جهت
Cihet: Yon
غَوْنِ أَعْظَمْ
Gavs- A'zam: En buyuk tasarruf sahibi veli (Abdulkadir-i Geylání ks)
قادة
Hadim: Hizmetçi
عالم
Halis: Samimi
يلاقي
Hilafet-i İslamiye:
إسلامية
Peygamber vekili olarak ålem-i İslâma reislik etme
انتقان
frikad: İnanç
الخلاص
ihlas: Allah zásuı esas tutma, samimiyet
اليان
ftibas: Birbirinden ayıra- mama
إيمان تحقيق
Iman - tahkiki: Araştır ma ile kuvvetlenmiş îmån
عيسوى Iseri rahani: Dindar
روحاني
hristiyan
fathad: Birleşme
Keşfen: Perdeli hakikati görerek
تلقيتاته
Milteftane: Îltifat ederek
Müstemelät: İçinde bulu nanlar
ماق
Sadakat: Samimi baghhk
خلص معنوی
جزيل Siddiler Çok doğru olan
تعميل
Sahsi ma'neri: Bir topluluğun ifade etrigi manevi kaulle
Tadi Düzeltine
قليل Tatbik: Uygulama
ظاهر Zahiren Contutje gore
عزيز Azta: Serelli
YanıtlaSilتمايز Bahadır: Vigit, kahna
man
يتكيها Bitamamiha: Tamannyla
جهت Cihet: Yon
غَوْدِ أَعْظَمْ Gays - Azam: En
buyük tasamıf sahibi veli
(Abdulkadir- Geylani ks)
عادة Hadim: Hizmetçi
بالض Halis: Samimi
يلاقي Hilafet-i İslamiye:
Peygamber vekili olarak alem-i İslâma reislik etme
إنتقاء 'tikad: Inang
الخلاص İhlas: Allah azásı esas tutma, samimiyet
الجان İtibas: Birbirinden ayıra
إيمان تحقيقى Iman - tahkiki: Araştır
ma ile kuvvetlenmiş iman
عیسوی Iseri rahani: Diundar
روحاني instiyan
العمان İttihad: Birleşme
Gi Kesfen: Perdeli hakikati
görerek ملتيتان Müttefitane: İltifat ederek
مشتلات Müştemelat: İçinde bruke nanlar
صداقت Sadakat: Samimi bağlılık
يذيق Siddik: Cok doğru olan
شخص معنوی Sahs-ma'nevi. Be topluluğun yade manevi kalik
عوام
YanıtlaSilCihet: Yon
أَهْرٍ صَلَالَتْ Ehl-i dallet: Haktan
sapanlar هل سبيكة Ehl-i siyaset: Styúsiler
الين Elhasıl: Netice olarak
آزمان Erham: Kuruntular
علته Galebe: Ustün gelme
Haml: Yükleme
إنتلان İnkılab: Donизте
قضاياي Kazaya-yi makbûle:
J Buyuk zátların delilsiz kabul edilen hükümleri
معي Muannid: İnadı
مجدد Müceddid: Yenileyen (her asın vazifeli imamı)
مخير Mütehayyir: Hayrette
kalan, şaşırımış
متمرة Mütemerrid: Inåd eden
نظر Nazar: Bakis
تشر Nesir: Yayma
پیشدار Pisdar: Oncu
شقوط Sukit: (Kıymetten( düşme
شَعْشَعَه Sasaa: Parlaklık
ma'nayı bırakıp başka bir ma'ná vermek, yonun- lama
يقينيت Yakiniyet-i bürhaniye:
بزمانيه Net delillerle sağlam ve
kesin bilme عن غالب Zann-galib: Gerege
yakın zan
عزيز Aziz: Serefli
YanıtlaSilبهادر Bahadır: Yigit, kahra-
يقيها Bitamamiha: Tamamıyla
بهت Cihet: You
غَوْثِ أَعْطَهُ
Gavs- A'zam: En
buyük tasarruf sahibi veli (Abdulkadir-i Geylani ks)
قادة Hadim: Hizmetçi
خالص Halis: Samimi
خلافت
Hilafet-i İslamiye:
اسلامية Peygamber vekili olarak ålem-i İslâma reislik etme
انتقاذ
itikad: İnanç
الخلاص İhlas: Allah rızasıı esas tutma, samimiyet
التبان İltibas: Birbirinden ayıra- mama
إيمان تحقيقي Iman-ı tahkiki: Araştır- ma ile kuvvetlenmiş îmân
عيسوى Iseri rahani: Dindar
روحاني liristiyan
المحان İttihad: Birleşme
كففًا Keşfen: Perdeli hakikati görerek
ملتفتانه
Müttefitane: İltifat ederek
مشتملات Müştemelät: İçinde bulu- nanlar
صداقت Sadakat: Samimi bağlılık
صرخ Sarih: Ank
صديق Siddik: Cok doğru olan
شخص معنوی Şahs- manevi: Bir topluluğun ifade ettiği ma'nevi kişilik
تعديل Tail: Duzeltme
تطبيق Tatbik: Uygulama
zahiren. Görünüşe göre
KÜTÜB-I SİTTE MUHTASARI
YanıtlaSil18 CİLT
Feraiz (varislerin pay hakları) ilmine teşvik: 17,343, Feraizin ahkamı ve varisler. 13,312,
Ümmetten çekilip alınacak ilk ilim feraizdir: 17,343, Feraset, alimlerimize göre nedir?: 4,41.
Ferç şehvetinin kötülüğü: 16,330.
Ferd hadesler: 2,137.
Fertana ve Kureyne Abdullah Ibnu Hatal'ın iki cariyesi: 12,240.
Fesevi: 1,257-58.
Fetanet ve şişmanlık: 4,228-29.
Fetih Süresi: 4,245-46,
Fetih gazvesi: 12,222.
Fetih gazvesi ramazan ayında olmuştur: 12,225.
Fetih sûresindeki müjdeler: 5,185-88.
Resulüllah (s.a.v.)'in fethedilen yerde üç gün ikamet etmesi: 5,132, Hz.lsa (a.s.) ile Hz. Muhammed (s.a.v.) arasındaki fetret dönemi ne
kadardır?: 14,259.
Fetvå ile amel eden mukallide sorumluluk yoktur: 16,123. Nefsin fetvası müftinin fetvasına tercih edilir mi?: 10,13.
Resulüllah'ın (s.a.v.) bilmeden fetva verenlere bedduası: 10,516.
Fevat, ihsar ve fidye: 6,101-119.
Resulüllah (s.a.v.)'tan sonra Fey'in nereye harcanacağı: 5,145-46,
Fey taksimi: 5,229-30.
FEZAİL BÖLÜMÜ: 12,336-40.
Bazı peygamberlerin fazileti: 12,341.
Faziletçe eşitlik halinde, yaşlı olana öncelik tanınır: 14,208.
Fezare gazvesi: 12,145.
Fezâne gazvesi: 12,145.
Fil hadisesi: 15,349.
Hangi durumda savaştan kaçan firaridir: 5,104-106.
Firavun'un öldürdüğü müslüman aile: 17,545.
Firavun'un suda boğulurken iman edip etmediği: 4,26-27-28.
FİTNELER, HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ: 13,353; 17,518.
Fitne bir kere çıktı mı sonu gelmez: 13,450-51.
Fitnede gençler rol oynar: 13,462-63.
Fitnede herkese ferdi olarak terettüp edecek vazifeler: 13,375. Fitnede müdafa- nefis: 13,386,387.
Fitnede sabır: 13,375.
Fitnede sahabenin tutumu: 13,520.
Fitnede tesebbüt (Dikkatli, sabırlı olma): 17,5628.
Fitneden kimler salim olabilir: 17,532.
Fitne, fikri gruplaşmadır: 13,452.
Fitne hadiselerini sahabeler çıkarmadı: 13,520-21-22.
Fitne hususunda islamın fetvası: 13,441.
Fitne-irşad münasebeti: 3,381.
Fitneye karşı fiili ve tatbiki plândaki tedbirler: 1,435-36.
Fitne-isyan: 6,198.
Fitne Hz.Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17,156.
70
Fitnenin çeşitleri: 13,394-95.
18 CAT
YanıtlaSilMEFHUMLAR FIHRISTI
71
Fane pallak vermce yapılacak lavsiye 13,385.00 Fane sebebiyle zamanın fenalaşması 17,545
Fanenin geklidi cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13,471-72-73 Fanenin girmediği ev kalmaz 13,400-67
Fanenin vasıflan 13,447-48
Fane sırasında müslümanlaın takib edeceği siyaset: 13,373
Fane yavaş geliş 13,440-40.
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır 13.481
Faneye kanşmanın yasak olması: 13,370-71
Fitneye kanşan sahåbeler: 13,527-28
Fitneyi ihbar: 13,300.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13,300-01, 17,520.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13,450-57.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13,378-79-80.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13,454-55.
Fitne zamanında irtidat artar: 13,450-00.
Fitne zamanında kerahet: 13,301.
Fitne zamanı kati vak'alan artar: 13,463-64.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermememesi: 13,366.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13,383-84 Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet mali) helal addedilir 13,466.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13,392-93.
Fitne zamanında terk-i diyår etmek: 13,380-81. Fitne zamanında yalan artar: 13,452.
Fitne zamanında zenginlik artar: 13,460-61.
Fitnecileri yalnız bırakmak: 13,377-78.
Allah'a karşı sıdk içinde olana fitne zarar vermez: 14,238-39-42.
Demirbaş fitne: 13,395.
Dört büyük fitne: 13,419.
İctimai kargaşa olarak fitne: 13,356-57.
Ismen zikredilen fitneler: 13,398-99.
Ismen zikredilmeyen fitneler: 13,418.
Kıyamete kadar hakim olacak fitne: 13,426.
Medine'ye fitnenin çokca yağması: 13,428.
Resulüllah (s.a.v.) bizleri dahili fitneye karşı uyarmıştır. 15,422-23.
Resulüllah (s.a.v.) kıyamete kadar gelecek olan fitne başlarını haber
vermiştir. 15,428-29.
Sahåbe ve fitne hareketleri: 13,519-20. Sahâbe ve Tabiin arasında çıkan kavga ve ihtilaf: 13,482-83-84.
Ümmeti helak edecek bela, fitnedir. 15,422.
Zamanla vukua' gelecek fitne ve hevalardan zikredilenler: 13,394-95-96.
Fiyat kızıştırmaya dair. 3,62.
Fiyat söylerken yüksek değil satmak istenilen fiat söylemelidir: 17,252.
Fıkıh olmayan ibadette hayır yoktur. 15,185.
18. CILT
YanıtlaSilMEFHUMLAR FİHRİSTİ
71
Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13,365-66.
Fitne sebebiyle zamanın fenalaşması: 17,545.
Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13,471-72-73.
Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13,466-67.
Fitnenin vasıfları: 13,447-48.
Fitne sırasında müslümanların takib edeceği siyaset: 13,373.
Fitne yavaş gelişir: 13,448-49.
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır. 13,461.
Fitneye karışmanın yasak olması: 13,370-71. Fitneye karışan sahâbeler: 13,527-28.
Fitneyi ihbar: 13,360.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13,390-91; 17,529.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13,456-57.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13,378-79-80.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13,454-55.
Fitne zamanında irtidat artar: 13,459-60.
Fitne zamanında kerahet: 13,391.
Fitne zamanı katl vak'aları artar: 13,463-64.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermememesi: 13,366.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13,383-84.
Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13,466.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13,392-93.
Fitne zamanında terk-i diyâr etmek: 13,380-81.
Fitne zamanında yalan artar: 13,452.
Fitne zamanında zenginlik artar: 13,460-61.
Fitnecileri yalnız bırakmak: 13,377-78.
Allah'a karşı sıdk içinde olana fitne zarar vermez: 14,238-39-42.
Demirbaş fitne: 13,395.
Dört büyük fitne: 13,419.
İctimai kargaşa olarak fitne: 13,356-57. Ismen zikredilen fitneler: 13,398-99.
Ismen zikredilmeyen fitneler: 13,418.
Kıyamete kadar hakim olacak fitne: 13,426.
Medine'ye fitnenin çokca yağması: 13,428.
Resulüllah (s.a.v.) bizleri dahili fitneye karşı uyarmıştır. 15,422-23.
vermiştir: 15,428-29.
Resulüllah (s.a.v.) kıyamete kadar gelecek olan fitne başlarını haber
Sahâbe ve fitne hareketleri: 13,519-20.
Sahâbe ve Tabiin arasında çıkan kavga ve ihtilaf: 13,482-83-84.
Ümmeti helak edecek bela, fitnedir. 15,422.
Zamanla vukua' gelecek fitne ve hevalardan zikredilenler: 13,394-95-96.
Fiyat kızıştırmaya dair: 3,62.
Fiyat söylerken yüksek değil satmak istenilen fiat söylemelidir. 17,252.
Fıkıh olmayan ibadette hayır yoktur: 15,185.
Prof. Dr. İBRAHİM CÂNAN
YanıtlaSilKütübi Sitte
MUHTASARI TERCÜME VE ŞERHİ
18. CİLT
AKÇAĞ
BASIM YAYIN PAZARLAMA AŞ Hükümet Cad. No. 8/C Tel: 312 13 94 Ulus- Ankara
619
YanıtlaSilKIYÂMETİN ZAMANI ALLAH KATINDADIR
يَسْتَلْكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ ۖ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللَّهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا ﴿٦٣﴾ إِنَّ اللَّهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا ﴿٦٤﴾ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا ﴿٦٥﴾ يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا أَطَعْنَا اللَّهَ وَأَطَعْنَا الرَّسُولَا (٦٦) وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءَنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا (٦٧) رَبَّنَا أَتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا ﴿٦٨﴾
63. İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.
64. Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri rahmetinden kov- muş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır.
65. (Onlar) orada ebedî olarak kalacaklar, (kendileri- ni koruyacak) ne bir dost ne de bir yardımcı bula- caklardır.
66. Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allâh'a itâat etseydik, Peygamber'e de itâat etseydik! derler.
67. Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uy- duk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler.
620
YanıtlaSil33. Ahzab Süresi
Ayet: 63-64
68. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov.
"İnsanlar sana kıyametin" kopma "zamanını soruyorlar."
Saat, zamanın cüzlerinden bir cüzdür. "O, hesap görenlerin en çabuğudur." (el-En'am, 6/62) âyetinde geçtiği gibi kıyametin hesabı çok süratli olduğu için "saat"e benzetilerek kıyamet "saat" diye ifade edilir.
Müşrikler alay etmek, sıkıntıya sokmak ve inkâr etmek amacıy- la; Allah Teâlâ Tevrat'ta ve diğer kitaplarda vaktini belli etmediği için yahudiler imtihan etmek için acele gelmesini isteyerek Hz. Peygamber (s.a.)'e kıyametin zamanını soruyorlardı.
"De ki: Onun bilgisi Allah katındadır." Hiçbir mukarreb meleği ve gönderilmiş peygamberi kıyametin vaktine muttali kılmaz.
Şöyle anlatılır: Halifelerden birisi rüyasında ölüm meleğini gördü. "Ömrüm ne kadar kaldı?" diye sordu. O da beş parmağı işaret etti. Bu rüyanın tabirini çok kimseden sordular, belli olmadı. İmam Azam Ebû Hanîfe (r.a.)'ı çağırdılar. O rüyayı şöyle tabir etti: "Kimsenin bilmediği ve bilemeyeceği beş ilme işarettir. Bu beş ilim, şu âyette zikredilmiş- tir; Hak Teâlâ buyurur: "Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır..." (Lokman, 33/34)" Halîfe ona iyi bir elbise verdi, ama o giymedi.
"Ne bilirsin" Onun kopma vaktini sana bildiren şey nedir? Yâni hiç- bir şey onu sana asla bildiremez, sen de onu bilemezsin. Allah Teâlâ bil- dirmeksizin gaybı bilmek, peygamberliğin şartından değildir. "belki de" kıyametin "zamanı yakındır." Ya da kıyamet yakın bir vakitte kopar.
Bu âyette kıyametin çabuk gelmesini isteyenlere bir tehdid, Hz. Peygamber (s.a.)'i sıkıntıya sokmak isteyenleri de susturma vardır.
Ålimler kıyâmet alâmetlerinden bazılarını şöyle sıralamışlardır: Kişinin bir işi yarın yapacağına söz verip günü gelince sözünden cayma- sı. Kötü kimselerin el üstünde tutulup iyi insanların aşağılanması. İlmin ortadan kaldırılıp cehaletin açığa çıkması. Zinā ve günahların yayılması Kötü yoldaki kadınların raks etmesi. Şarap ve her türlü müskirâtın aleni
Cus 22
YanıtlaSilRühu'l-Beyan
621
olarak içilmesi. Ani ölümlerin çoğalması. Camilerde fåsıkların seslerinin yükselmesi Bitkilere faydası olmayan yağmurların yağması.
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Fuhuş ve ahlaksızlık ortaya çıkıp altın ve gümüş paraya tapınılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. 150 Hz. Peygamber (s.a.) kendi zamanında veya ondan jaygınlaşmadıkça, sonraki devirlerde henüz gerçekleşmemiş olan daha bir takım işler ve alametlerden söz etmiştir.
Şiddetli bir sir 160 ve rüzgar estiği zaman Hz. Peygamber (s.a.)'in rengi deği- a vefatını kasdederek: "Kıyamet olmasından korktum 161 buyu- rurdu. Yine: "Gozumü açıp kapattığımda hemen kıyametin kopurus nulacağını zannederim." buyurmuştur. Çünkü her insanın ölümü onun Küçük kıyametidir. Yine bir asırda yaşayan insanların ölmesi de orta kıyamettir. Allah Teala'dan bizi hazırlıklı kılmasını dileriz.
Molla Câmî şöyle demiştir:
Bugünün işine esir olma, yarın için azık biriktir. Ömrünün gündüzü ikindiye erdi; ikindi akşam namazını çekti. Uyku, yakın bir ölümdür; girdap dalgası, yakın ölümdür.
Fakir (Bursevî) der ki:
Uyan, artık kıyamet koptu Çünkü mahlükâtın ömrü bir saattir
إِنَّ اللَّهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا ﴿٦٤﴾
64. Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri rahmetinden kov- muş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır.
"Şu muhakkak ki, Allah" sadece haşrı inkâr eden ve peygam- bere inâd eden kâfirleri değil, tüm "kâfirleri" dünyada da âhirette de "rahmetinden koumuş" uzaklaştırmıştır. İşte bu yüzden onlar, her
159. Müsned, VI, 162
160. Buhari, İstiska 25; Müsned, III, 159 161. Ibn Hacer, Fethu'l-Bari, XI, 364
بسم الله الرحمن الرحيم
YanıtlaSilİstanbul 1438/2017
Ismail Hakkı BURSEVI
YanıtlaSilRÛHU'L-BEYÂN
- Kur'an Meâli ve Tefsiri -
15. Cilt
ERKAM YAYINLARI
M. AYBİKE SİNAN
YanıtlaSilmeryemaybike@gmail.com
@aybikesinan
Ailenin çöküşü....
B izi aile üzerinden vurdular! Ve her geçen gün şaşırıyo- ruz değil mi? Afallıyoruz. Çü- rümüşlük, kokuşmuşluk dalga dalga ortaya çıktıkça şaşırıyor, bakakalıyoruz. Büyük kentlerden dağdaki küçük köylere kadar yayılan ahlaki çökün- tü aslında yüz yıllık bir sürecin ürünü.
Bu virüs en çok son 15 yılda pik yaptı. Bunun elbette pek çok sebebi var. Bir kere pek çok çarpıklık bu dönemde ya görülme- di ya da özellikle muhafazakâr kesimdeki rahatlama, rehavet bu çöküntünün konu- şulmasını geciktirdi, sümen altı etti.
Toplum, uzun yıllar sosyal medya ile, dizilerle, yabanca dizi ve sinema plat- formlarıyla oyalandı. İnsanlar, gününün önemli bir bölümünü artık sosyal medya- larda geçirip durduğu yere göre ona buna saldırmaya, sanal ortamlarda dedikodular üretip, siyasi partiler adına silahşorluk et- meye başladı.
Hiç kimse ayıptır, günahtır, hangi ke- simden olursa olsun insanların ayıplarını, kusurlarını araştırıp ortaya saçmayın de- medi. Hemen herkes mevzilerine konuş- lanarak karşı tarafı nasıl ezdik, gömdük, rezil ettik yarışına girdi. Geleneksel medya en çok bu süreçte kan kaybetti!
Büyük, anlı şanlı gazeteciler, televizyon yıldızı meşhur yazarların işi gücü olma- yan, tek işi sabahtan akşama kadar bilgi- sayar başında fitne fesat çıkaran trollerle ahbap olup, sırtlarını sıvazlamaya, onları muhatap almaya başlamasıyla insanlar trollere büyük payeler vermeye, takip edip fenomen yapmaya başladı!
Bizi ahlak üzerinden vurdular!
Du mecralar üzerinden hızla yayılan
girip, köydeki
hip-
ahbap olup,
YanıtlaSilmuhatap almaya başlamasıyla insanlar
trollere büyük payeler vermeye, takip edip
fenomen yapmaya başladı! Bizi ahlak üzerinden vurdular!
Bu mecralar üzerinden hızla yayılan virüs ailenin kılcallarına girip, köydeki Çocuğu ve kadını bile etkisine alıp hip- notize etmeyi başardı. Bilgisayar başın da soyunarak para kazanan kadınlar, o mecralarda tanıştığı erkeklerle, kadınlarla yudū. Mahkeme koridorları sosyal medya taşmaya başladı. Boşanmalar çığ gibi arttı!
Bu 'hayasızca akın' durmadı! Yüzde doksan dokuzu 'Müslüman' deni- len ülkemizde nikâhsız yaşayan, bu nikah- sız ve ahlaksız ilişkiden dünyaya getirilen on binlerce çocuk var! Uzun sürmeyen bu nikâhsız ilişkilerden sonra anne tarafından terk edilen, baba tarafından tanınmayan bu masum çocukların devlete getirdiği o ekonomik maliyeti saymıyoruz bile!
Daha önce de söyledim, şimdi de söylü- yorum. Bu kadınlar tespit edilip doğurgan- lık yetilerine son verilmeli ve kaydı tutul- malıdır!.. Sert tedbirler alınmadığı takdirde bugünlerin daha iyi günlerimiz olduğunu söyleyelim.
Bizi ekonomi üzerinden vurdular! Dünyaca ünlü Amerikalı yazar Joan Steinberg, "Gazap Üzümleri/Aile Çöktü" romanında 1929 ekonomik buhranının yansımalarını Joad ailesi üzerinden ve- riyor. Yoksulluğun, işsizliğin, istenmeyen göç hareketlerinin aile ve toplum hayatını felç ettiğini anlattığı eserde, özellikle şu diyalog bile bize ne çok şey anlatıyor: "Kaç erkek var?"
"Bir tek biz. Üç. Kaç para veriyorsunuz?" "İki buçuk sent."
"Lanet olsun, insan karnını bile doyura- maz!"
"O kadar veriyoruz. Güneyden iki yüz adam geliyor. Bu paraya can atıyorlar." "Ama, Tanrı aşkına, bayım!"
"Haydi, çabuk ol. Ya kabul et ya defol. Tartışacak vaktim yok..." Bu diyalog bilmem ki sizlere ne çağrıştı-
+
+
lik yetilerin
YanıtlaSilmalıdır!.. Sert tedbirle
bugünlerin daha iyi günlerimiz old
söyleyelim.
Bizi ekonomi üzerinden vurdular! Dünyaca ünlü Amerikalı yazar Joan Steinberg, "Gazap Üzümleri/Aile Çöktü" romanında 1929 ekonomik buhranının yansımalarını Joad ailesi üzerinden ve- riyor. Yoksulluğun, işsizliğin, istenmeyen göç hareketlerinin aile ve toplum hayatını felç ettiğini anlattığı eserde, özellikle şu diyalog bile bize ne çok şey anlatıyor:
"Kaç erkek var?"
"Bir tek biz. Üç. Kaç para veriyorsunuz?"
"İki buçuk sent."
"Lanet olsun, insan karnını bile doyura- maz!"
"O kadar veriyoruz. Güneyden iki yüz adam geliyor. Bu paraya can atıyorlar."
"Ama, Tanrı aşkına, bayım!"
"Haydi, çabuk ol. Ya kabul et ya defol. Tartışacak vaktim yok..."
Bu diyalog bilmem ki sizlere ne çağrıştı- racak? Az paraya, karın tokluğuna çok iş!
Hayat pahalılığı, alım gücünün düşmesi, işsizlik, kira ve ev fiyatlarının yüzlerce defa katlanarak artması toplumumuzu derinden sarstı. Öyle ki büyük kentlerde iki ailenin aynı daireyi kiralamasından tutunuz, kızlı erkekli aynı evde yaşayan öğrencilerin artması, kirasını ödeyemediği için işini bırakanlar... Ay başını zor getirenler, para- sızlıktan ötürü patlayan aile içi geçimsizlik ve ayrılıklar arttıkça arttı.
Hasılı aile çöküyor!
Ahlak firarda...
Ve bu sorunlara çözüm aranıyor...
Size en cömerd olanı haber vereyim mi? En cömerd Allah'dır. En cömerd Allah'dır. Ben ise Adem oğlunun en cömerdiyim. Onların Benden sonra en sonra en cömerdi ise şu kimselerdik ki: İlim öğrendi ve ilmini yaydı. İşte bu kimse kıyamet gününde tek başına bir ümmet olarak baas olunur. Bir de şu kimsedir ki; Allah yolunda ölünceye kadar nefsini cömerdce harcadı.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 163 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Bana göre, sizin için deccaldan daha ziyade korktuğum şeyi haber vereyim mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp, adamın makamına gösteriş için amel etmesidir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 163 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Eyvah Arab'a yaklaşan şerden dolayı. Körcesine, kulaksızcasına ve dilsizcesine olan fitneden. O fitne gününde oturan yürüyenden yürüyen de koşandan hayırlıdır. Yazık o fitnede koşan adamlara, kıyamet günü Allah'dan dolayı (görecekleri azabtan)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 461 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Sulh, müslümanlar arasında caizdir. Yanlız haramı helal ve helali haram yapan sulh müstesna.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 219 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) bir adama, bir müslümanın musibetini bertarafa vesile olacak bir şey nasib ederse, o adamı dünya ve ahiret musibetlerinden korur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 396 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Temelde vahye dayanan İslâm Hukuku, ferdî ye icti mãi plânda olduğu gibi, milletlerarası münasebetleri dü- zenlemede de her devrin ihtiyacını karşılayacak bir derin- lik ve genişliğe sahiptir. Esasen milletlerarası münasebet- leri hukuka dayandırma fikri; bir ilim olarak ilk defa İslâm- la ortaya çıkmış ve müslüman fakihler hukukun bu şube- sini etraflıca ele alarak incelemişlerdir. İslâm hukukunda bu sahada ortaya konan ve geliştirilen genel prensipler, bugün de milletlerarası münasebetlerin sulh içinde yürü- tülmesi hususunda insanlığın muhtac olduğu temel umde- ler olarak karşımıza çıkmaktadır.
YanıtlaSil4
Bir doktora çalışması olan elinizdeki bu eserdé; isla mın milletlerarası münasebetlere yaklaşımı ve bu sahada koyduğu temel prensipler etraflı bir şekilde ele alınarak ilmi bir metodia incelenmiş olup, batılı müelliflerin İslâm'ın Milletlerarası munasebetlere yaklaşımı özellikle cihadla ilgili maksatlı ve ilmi tarafsızlığa uymayan görüşlerinin yanlışlığı ortaya konmuştur.
Yine aynı şekilde gerek batı dünyası ve gerek islâm ülkelerinde Dârulislám, Darulharb ve Dârussulh ile ilgili gerçeği aksettirmeyen göruş ve telákkiler, özellikle islâm ülkelerinde bazı çevrelerce oluşturulan ve ilmi olmaktan çok değişik maksatlara dayanan spekülasyonlarla bu fikhi terimler üzerinde meydana gelen bulanık hava aydınlatı- larak mes'eleye açıklık getirilmeye çalışılmıştır.
Diğer taraftan, muslumanlarin gerek milletlerarası ve gerekse husûsi şartlar bakımından içinde bulundukları du- rumla ilgili hükümleri bilmalerinde ve islâm hukukunun ozellikle ülkemizde henuz pek tetkik mevzuu olmamış bu sahasıyla ilgili çalışmalara bır başlangıç olarak genç araş- tırmacı Dr. Ahmed Özel'ın değerli eseriyle önemli bir boş luğu dolduracağı ümidindeyiz
İSLÂM HUKUKUNDA Milletlerarası Münasebetler ve ÜLKE KAVRAMI
YanıtlaSilDr. Ahmed Özel
MARİFET YAYINLARI
Kurtlar sofra Pusula
YanıtlaSilD
EYİM olatak
Kurtlar sofra
sına düşmek
merhametsiz insanla
in arasında olmak ve
Murat Cahid
KUVVET
muratech@hotmail.com anlamından daha öte
te uğramak anlamına gelir. Bu deyimin orta ya çıkmasına vesile olan olay ise deyimin ye geçmiştir: Kurtlar sofrası, yiyecek bulamamaktan bitap dü yen kurtların bir daire etrafında toplanarak en zayıf olan, yorgun düşen veya uyuyan kurda saldırarak kendinden bir ferdi yeme sini ifade ediyor. İlginç olan ise, kurtların İçgüdüleri ile idare ettiği bu durumunun aklı ile var olan günümüz insanının içine düştüğü durumdan daha dramatik olmayı
Fiziki görünüm dikkate alınarak değer- lendirildiğinde insan vasfına sahip olan herkesi "Insan" olarak kategorize etmenin en yanlış çıkarım, genelleme, değerlendir- me veya sonuç olarak görüleceği bir çağın tanıklarıyız. Bununla birlikte nefes almanın yaşamak için yalnız başına yeterli olmadı ğı, tımaklar yeterince uzun olmadığında tutunulamayan, tomurcukların buz tuttu- ğu, insanlığın köküne kıran girmek üzere olan bir çağın edilgen şahitleriyiz.
Yaşananlan en son nokta olarak değer- lendirsek de hep daha kötüsünün karşımı za çıkması, umudu tüketiyor. Çok şükür ki mensubu olduğumuz İslam dini, insanın
eşrefi mahlükat olduğunu ve insanlığın umudunu diri tutacak olanın yine insan ol- Hunnu her firsatta kulağımıza fısıldamaya
devam ediyor. Bu fısıltının nara haline gel- mesi için insanın elinde bir pusula olması gerekiyor elbette. Çünkü insan yaratılışı gereği ancak bu şekilde istikamette kalip doğru varış noktasına varabiliyor. Ne yazık ki günümüzde yaşananlar net l bir şekilde
insanın ve dolayısıyla dünyanın pusulası- nın şaşmış vaziyette olduğunu gösteriyor. Kurtlar sofrasının adının dahi anılmadığı günlerde insanlık, adına Halil İbrahim sofrası dediğimiz bir sofranın etrafındaydı. O za- manlar hayvanların yaptıkları, insan olarak bizi pek de ilgilendirmiyordu. Medeniyetin insan temelli olduğu, sofrada herkese yer bulunabildiği, bırakın nara atmasını mazlu- mun düşünceli görüntüsünden bile çekinildiği ve hatta bunun uğursuz, kötü bir işaret sa- vıldığı o günler Bu sofrayı kuranların elinde Rahman ve Rahim olanın kusursuz olarak tasarladığı şaşmaz bir pusula vardı. Gün geldi pusula bir kenara bırakıldı Akıl, tabiatı tahakküm altına almak için kullanıldı. İnsan, kendi uydularını tasarla- yip navigasyon sistemlerini akla göre ku- runca dünya yaşanmaz bir yer haline gel- di. Vanlacak adres de o adrese gidilecek yollar da insanı insanlıktan çıkaracak şekil de planlanır oldu. Aldı tek put haline geti ren insan kendini, içgüdüleri ile hareket eden hayvanların, şaşmış pusulaların, din
diju kutsalliidarın, dunya zevklerinin peşin
de koşarken buldo
onlar tarafından eziye
U
d
Y
n
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 33 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
CÂMİ ÇOK CAMİ İNSAN YOK
YanıtlaSil66
ADEM SAHIN
CAMI SÖZÜ, TOPLAMAK
V asiyetimdir: "Beni yıkadıklan za man saçımı ve sakalımı torunum Unen, Rabbimin huzuruna yakışıklı playm Bir başka rivayet de: "Beni ş görsünler şeklinde. Bu sözün anb, gul bahçesine girmeden önce bkmü tefekkür eden yolun yolcusudur. Olimü, telefonu gibi yakın bilmeyen ve spelleştirmeyen binu böyle bir söz edemes
Hao Emin Çevik ağabeyden bahse dyorum 0,3-4 kelime ile tarif edilecek ssa, bu kelimeler; tebessüm, nezaket. estetik ve disiplin olurdu. 3 2 sahibi (zi- ywet, zufet, zarafet) Sultanlann nefesi Çukurova da da sıcak
Emin ate bata dostudur. Babie dost an ko kat sevgi ve intramı hak eder Imin abi Adana'da vefat etti. Adana ya bir soru: "Ekmeğin krali nerede Pye? Ekmeğin krai Özbekler tarafın San porilir, Buharz'da, Semerkant'ta, Cmbarta. Os ve Otara Pazar'ında sa Her ekmeğin Ganndeki nakış baş kade. Ekmeğin süsünden, nakşından hang koye, hangi şehre ait olduğu an Aum jelkide, Istanbulda Osmanlı regin köşkler de birbirinin kopyası
Betonu, tay ve ekmeği birbirinin ay ytomyrmanın sam nedir?
tesinde sim ve san n ortaya kendal tekrar yoktur Alla yaklaştıkça tekrardan, kop Bitinin aynısı, olan relar bize uzaktan haber verle Eman at de orijinal ve klas to Pedag den vorde
Avtara Melek Girmes Carpinda Goney Jucaciye adında berrak bir vaha Bu grynn içinde, Melek Ge Came bulunur (Inter
men Çev
ve Meh
Değirmenco Abalerin
Guney Zuccadye'de
BİR ARAYA GETİRMEK, DAĞINIKLIĞI GİDERMEK ANLAMINA GELİR. EL CAMI, ALLAH'IN İSİMLERİNDEN BİRİSİDİR. CAMI INSANLAR VARDIR, BİR DE CAMI KURUMLAR, İNSANLARI BİR ARAYA GETIREN. DAĞINIKLIKLARI GİDEREN, TOPLAYAN, BİRLİK VE
BERABERLİĞİ SAĞLAYARAK
99
Cămi sözü, toplamak, bir araya ge tirmek, dağındığı gidermek anlamına gelir. El Camí, Allah'ın isimlerinden bi residir. Cami insanlar vardır, bir de câm kurumlar, insanlan bir araya getiren, dağınıklıklan gideren, toplayan, birlik ve beraberliği sağlayarak dışlamayan Günümüzde cămi olmayı Youtube, Instagram, Twitter ve AVVfler üstlendi Dini kurumlann en büyük sorunu, câmi
olup cem edememektir, cami insanla
in yokluğudur. Her Müslümanın yüre
gi ve mekanı sözlük anlamıyla cem evi
(toplanma yeri) olmalıdır
DIŞLAMAYAN.
Herkesin mesleğinden gönlüne bir yansıma olur Zucaciye işi de kırmama yi gerektirir. Zücaciye işi ile uğraşanlar hem estetikten anlar hem de halden. "Bir insan, etrafındaki 5 insanın ortala masıdır" derier, benden bir ilave: "Insan, etrafında en çok bulunan 5 eşyanın da ortalamasıdı
İçerisinde cem eden, dağınıklıklan bir araya getiren cami bir insan yoksa binlerce metrekarelik kurumlar losr kalır Ömer Faruk Karabucak Efendi (v 2015) küçük yazıhanesinde Adana merkez ve 15 ilçesinin şemsiyesi olurdu Imam Serahsi, kuyunun içinde iken, ta lebelerine 33 ciltlik Mebsut isimli eserini yazdırmıştı. Ömer Faruk Karabucak abi nin yazıhanesinde, Mehmet Değirmen a ve Emin Çevik abinin Güney Zücaciye dükkânında da herkesi cem etmesine saplmaz. Mescid-i Nebevi bir zamanlar cami, mahkeme, medis, hapishane, aş hane, nikah salonu, zekât dağıtım ve be lediye işlerinin görüşüldüğü mekän idi. Mehmet ve Emin Abilerin masa
sında Erkam kitaplan ve Altınoluk hep dururdu. Bu iki abinin masasında ah so yadi ve görevlerini belirten "masa isimli yoktu. Kimlik olarak, Erkam Yayınlan Altınoluk ve cemaatle kiinan namazlar dan başka neye ihtiyaç duyulur ki?
Güney Züccaciye, Altınoluk abo ne işlerinden, hediye kitap dağıtımına dostlann muhabbet etmesinden sorun lanın çözülmesine kadar dükkan değil de vakıf merkazi gibiydi. Metafizik derlec sadece fiziğin meta'u (Ötesi, uzaklan) olmaz ki. Dünyada meta matematik, meta kimya, meta coğrafya, olduğu gibi meta zúcadye dükkanı da vardır Somuncu habanın firni da meta form dr Guney Züccaciye'de hakka ve halka hlemet ana is, alim satim ek a gbs go
rünündu
Haci Emin Çevik shimiz ve cümle geçmişlerimize Fatiha
ve 3 ihlas ieramyla
ÖNSÖZ
YanıtlaSilDevletler hukukunun İslâm muhiti dışında ortaya çıkış ve tekev- vünü, hukukun diğer şubelerine nisbetle daha yeni sayılır. Bugünkü devletler hukuku sistemi, XVI. asırdan itibaren Avrupa'da doğmaya başlamış ve ancak XX. asrın başlarında diğer dünya devletlerini de tatbik sahası içine alarak cihanşümül bir vasıf kazanabilmiştir. İs- lâm Åleminde ise, devletler hukukunun ortaya çıkışı ve tekevvünü Fıkhın diğer şubeleriyle birlikte olmuştur. Bu sahada İslâm Hukuku, Batı hukuk sistemine nisbetle en az sekiz asırlık bir önceliğe sahip- tir. Ortaçağ boyunca önemli ölçüde İslâm kültür ve medeniyeti ile temas halinde bulunan Batı'nın, devletler hukuku sahasında İslâm hukukunun tesirine kapalı kalacağı düşünülemez. Son bir iki asır bo- yunca ise, durum ters bir seyre bürünmüş, Batı'nın siyasi, iktisadi ve kültürel nüfuz ve baskısına maruz kalan İslam ülkeleri, iç hukuk- ta olduğu gibi devletler hukuku alanında da büyük ölçüde Batı hu- kuk sisteminin tesir sahasına girmiştir.
Bu hukuk alanında İslâm'ın gətirdiği temel prensipler, bugün de devletlerarası hayatın sulh içinde tanzimi için esaslı hayat umdeleri olarak önem taşımaktadır. İslām devletler hukuku üzerine yapılacak tetkikler, gerek devletler umumi ve gerekse devletler hususi hukuku sahalarında bugün hakim bulunan birçok teorinin müslüman hukuk- cular tarafından asırlarca önce bilindiğini ve ele alınıp tartışıldığını gösterecektir. Son zamanlarda bu alanda dikkat çekici çalışmalar yapılmıştır. Ancak görebildiğimiz kadarıyla bu husustaki eserlerde Dâr (ülke) meselesine yapılan temaslar oldukça kısa ve talidir. Bu meseleyle ilgili tam manāda müstakil bir eser de, bildiğimiz ka- darıyla henüz yoktur. Araştırma mevzuunu tesbitte en önemli sebep- lerden birisi budur. Diğer taraftan, İslâm hukukunda «dâr meselesi,
10/İslam Hukukunda Ülke Kavramı
YanıtlaSilbugün müslümanların beynəlmiləl ve hususi şartlar bakımından için. de bulundukları durum karşısında da önem kazanmakta olup, bazı Cevrelerce de istismar edilen bir mevzudur. Bunun yanında, iyi ni yetli kimselerin de meseleyi bazı noktalarda yanlış mütâla ettikleri görülmektedir. Bunlar da mevzunun seçiminde diğer amiller olarak ortaya çıkmaktadır.
Ele alınan konunun bir devletler hukuku meselesi olması sebe biyle, Giriş kısmında bugünkü modern devletler hukuku ve İslâm devletler hukuku hakkında genel bir bilgi verilmesi uygun görülmüş. tür. Birinci Bölümde, özellikle «dâr» in tesbit ve taksiminde devlet- lerarası münasebetlerin ilgisi bakımından, İslâm'ın devletlerarası münasebetlere dair hükümleri ana hatlarıyla belirtilmiştir. Araştırma- nın temelini teşkil eden İkinci Bölüm, İslâm hukukunda «dâr>> mese- lesi etraflica ele alınmaya çalışılmış, fakihlerin görüş və mütālalan ortaya konulmuştur. Üçüncü Bölümde ise, devletin ülkesi (dâr) üze- rinde häkimiyeti ve hukuk nizamının tatbiki meselesine temas edile- rek känünlar ihtiläfıyla ilgili hükümlere yer verilmiştir. Sonuç kıs- mında da umumi bir değerlendirme yapılarak varılan neticeler kay- dedilmiştir. İstifade edilen kaynaklar başlıca umumi fıkıh kitabları olmakla
birlikte, devletler hukuku sahasındaki yeri və orijinalitesi bakımın- dan eş-Şeybāni (v. 189/796)'nın «es Siyeru'l Kebir» adlı eserine es Serahsi (v. 483/1090)'nin yaptığı «Şerhu's - Siyeri'l - Kebir isim- Il şərhi başlıca temel kaynaktır. Umumi fıkıh kitablarında «Siyer» ve «Cihad» bölümleri dışında, mevzuyla ilgili meselelerin diğer yerler- de de ele alınmış olması sebebiyle, her mezhebin belli başlı bazı te- məl kitabları baştan sona taranarak gözden geçirilmiştir. Bu arada, matbu eserlerde rastlanılmayan az da olsa bazı önemli bilgilerin yaz- ma kaynaklarda görüldüğü kayda değer. Bunlar arasında el Cessâs (v. 370/981)'in «Şerhu Muhtasari't Tahâvi», ed - Debbūsi (v. 430/ 1039) nin «el - Esrårs, el - Halvāni (v. 448/1050)'nin «el - Mebsût» ve Radiyuddin es - Serahsi (v. 544/1149)'nin «el - Muhit» adlı eseriyle bazı «Fetávás ları sayabiliriz. Kısmen de olsa istifade edilen, el Mâverdi (v. 450/1058) ve Kadı Ebû Ya'la el - Hanbeli (v. 458/1066) Cevziyye Ahkamu's Sultaniyye isimli eserleri ile İbn Kayyim el Cevziyye (v. 751/1350)'nin önemli eseri «Ahkamu Ehll'z - Zimme⟫yi zikretmek gerekir.
Bizim için konu icabı birinci dereceden kaynak sayılmayan mud air calışmalar arasında Vehbe Mustafa ezka Zuhalinin Asarul
İSLÂM HUKUKUNDA Milletlerarası Münasebetler ve ÜLKE KAVRAMI
YanıtlaSil• Dârulislâm
• Dârulharb
• Dârussulh, vd.
Dr. Ahmed ÖZEL
MARIFET YAYINLARI
CL Defne Hon No: 27
٢٦٧٣ - الصرار في الوصية من الكبائر" (ابن جرير عن ابن عباس) 2673. Vasiyette zarar vermek, büyük günahlardandır.
YanıtlaSil٢٦٧٤ - الصَّمَةُ فِى الْقَبْرِ كَفَّارَةٌ لِكُلِّ مُؤْمِن لِكُلِّ ذَنْبٍ بَقِيَ عَلَيْهِ لَمْ يُغْفِرُ لَهُ وذلك أَن يَحْيَى بْنَ زَكَرِيَّا ضَمَّهُ الْقَبْرُ ضَمَّةٌ فِي اكلة شعير" (الرافعي عن
معاد)
2674- Kabrin sıkması, mü'minin affedilmemiş olan her günahına kefforettir Zekeriyya'nın oğlu Yahya'yı kabir arpa ekmeği yemesi sebebi ile sıktıkça sıkmıştır
٢٦٧٥ - الصَّيَافَةُ ثَلاثَةُ أَيَّامٍ فَما زاد فهو صدقة (حم وعبد بن حميد ع عن
ابي سعيد)
2675- Ziyafet uç gündur. Ondan fazlası sadakadır.
٢٦٧٦ - الصَّيَافَةُ ثَلاث ليال حَقِّ لازمٌ فَمَا سِوَى ذَلِكَ فَهُوَ صَدَقَةٌ الباوردي وابن قانع طب والخرائطي عن غالب عن ابيه) 2676. Ziyafetin üç gecesi (ev sahibine) vazgeçilmez be
borçtur Ondan fazlası sadaka sayılır. ٢٦٧٧ - الصيف يأتي برزقه وَيَرْتَحِلُ بِذُنُوبِ الْقَوْمِ يُمَحِّصَ عَنْهُمْ ذُنُوبُهُمْ
ر ابن السني عن أبي الدرداء ابو عبد الرحمن عن أبي ذر ) 2677. Misalir rizki gelir, ey halkının günahlarini temizleyerek ayrılıp gider.
٢٦٧٨ - الطابع معلق بالعرش فاذا التهكت الْحُرْمَةُ وَاجْتَرَأَوا عَلَى الْخَطَايَا وعمل بالمعاصي بعث الله الطابع فَيَطْبَعُ عَلَى الْقَلْبِ فَلَا يَعْقُلْ بَعْدَ ذَلِك شينا
" (الديلمي عن ابن عمر) 2678. Mühür, Arş'ta asılı durur. Hürmet ortadan kalktığında gandlar hatalara curet gostitia asılı durur. Hürmet oradande Allah onu handerir. Kalbi muhur gösteri masiyetler irtikap ettikleri duşunemez
642
AHMED ZİYAŰDDİN GÜMÜŞHANEVİ
YanıtlaSilراموز الاحاديث
RAMUZ'ÜL EHADİS
HADİS ANSİKLOPEDİSİ
1. CİLD
PAMUK YAYINCILIK
BEKİR BÜYÜKARKIN
YanıtlaSilSON AKIN
Dry Bask
HY
HAKAN YAYINEVİ
Ankara Caddesi No. 60, Sirkeci - Istanbul
15 Temmuz Darbesi anısı
YanıtlaSil14/İslam Hukukunda Ülke Kavramı
YanıtlaSilrinde, gerek tebaaları arasındaki münasebetlerde tatbik edilecek kaj deleri, uluslararası topluluk yerine büyük ölçüde bizzat devletler tek tarafı olarak düzenlemektedirler".
Karşılıklı münasebetlerinde bugün dünya devletlerinin uymakta oldukları devletler hukuku sistemi, esas itibariyle kaynağını Batı Avru pa'dan alır. Başlangıçta yalnız Avrupa hristiyan devletleri arasındaki münasebetlere tatbik edilen bu hukuk, daha sonra zamanla diğer dev. letleri de tatbik sınırları içine alarak bugünkü duruma gelmiştir, Bu hukuk, mahiyet ve karakteri itibariyle, müstakil häkimiyet sahibi dey. letlerin rıza ve muvafakatıyla meydana gelmiş kaideleri ihtiva eder. Devletlerin dahili hukuku, toplum üzerinde hâkimiyet sahibi bir otorite tarafından tatbik imkânı bulduğu halde, devletlerarası münasebetleri tanzim eden devletler hukuku, ancak bu kaideleri uyulması gereken hukuk nizamı kabul eden üyelerin, yani devletlerin kendi arzu ve mu- vafakatlarıyla tatbik imkânı bulabilmektedir. Milletlerarası hukukun esası olan devletlerin birarada varlığı, siyasi bir teşkilatlanmayı gerek. li kılmadığı için, devletler hukuku otorite ve müeyyideden mahrum bu- lunmaktadır. Devletlerarası işbirliği de böyle bir teşkilatlanmayı gerek- tirmemektedir. Böyle olunca, bir arada yaşama ve işbirliği esasına da- yanan ve siyası teşkilattan mahrum bulunan devletlerarası hukukun müeyyidesi kuvvet olmaktadır. Dünya sulhünün muhafazası hukuki
müeyyideden çok, büyük devletler arasındaki kuvvet dengesine dayan-
maktadır.
Tatbik imkânının ancak üyelerin rıza ve muvafakatıyla olması key- fiyeti, devletler hukukunun mesned ve mahiyeti hususunda muhtelif telakkilerin vücuduna yolaçmış olup, bazı hukukçu ve filozoflar dev- letler hukukunun hukuki mahiyetini inkâra kadar varmışlardır. Bazı müellifler devletler hukuku esaslarını müsbet ahlâk kaideleri telâkki etmiş, bazıları da onları hakiki bir hukuk karakterinden mahrum ka- buletmişlerdir.
Sevig. V. Raşit, Kanunlar İhtilafı, İstanbul 1971, s. 181
(4) Göğer, Erdoğan, Dev, Hususi Hukukunda Çağdaş Akımlar, Ank. 1970,
85
(2) (3) A. g. 6, 103-104; Alsan, Z. Mesud, Yeni Devletler Hukuku, c. 1, Ankara 1950, s. 10-11
(5) Alsan, age, 11.43. Bu itirazlarda bilhassa devletler hukukunun tatbik kayfiyetinden mahrum olması hususunda bir hakikat payı olsa bile, buniyadevletler hukukunun hukuki mahiyetinden çok onun pozitif mahiyetiyle ilgili olduğu, bununla birlikte devletler hukukunun müey
Giris/15
YanıtlaSilBatı menşeli ve bugün dünya devletlerinin karşılıklı münasebetler de uyulmasını kabul ettikleri devletler hukukunun mahiyet ve müey- yidesi hakkında bu söylenenler, müslüman bir devletin diğer devletler- le münasebetlerinde tatbik edeceği İslâm Devletler Hukuku için geçer- li değildir. İleride temas edileceği gibi, hukuki mahiyet ve müeyyide- leri bakımından İslâm Devletler Hukuku modern devletler hukuku sis- teminden ayrı hususiyete sahiptir. Burada, devletlerarası hukukun ta- rihi gelişimi, Batı Devletler Hukuku sisteminin teşekkülü ve tatbikatta bugünkü cihanşümul vaziyete nasıl geldiğine kısaca temas edilecektir.
Devletlerin münasebetlerinde uyguladıkları kaideler manasına dev- letler hukukunun varlığı, yeryüzünde en az birden fazla devletin aynı anda mevcut oluşu kadar eskidir. Fakat bu eski devirlerde, bir hukuk mefuhumu olmadığı gibi, devletlerarası bir hukuk da mevcut değildi.
Bütün dünyaya şamil bir uluslararası hayat våkı'asının olmadığı ilk çağlarda, bugünkü manada bir devletler hukukunun varlığı sözko- nusu değildir. O zamanlar hem toplum hayatında hem de milletlerarası hayatta kuvvet, tek hakimdi. Karşılıklı münasebetlerin azlığı, kendile rinden olmayanlara karşı daimi düşmanlık da milletlerin kendi arala- rında uyacakları bir hukuk sisteminin teşekkülünü imkânsızlaştırıyor- du. Çin, Hind ve Yakındoğu'da uluslararası alanda bazı münasebet- lerin kurulduğu, birbirine yakın toplumların bazı sulh münasebetlerine giriştikleri ve bu münasebetlerde bir takım esaslara uydukları vaki ise de, bu kaideler hukuki bir mahiyet ve mesnede sahip değildi. Yunan ve Roma'da da bugünkü anlamda bir devletler hukukuna rastlanılmaz. Zira hem Yunanlılar hem Romalılar başka milletleri aşağı görmekte, onları hakimiyet ve esaret altına almayı tabii teläkki etmekteydiler. Roma devleti, henüz hakimiyeti altına almadığı milletlerle eşit haklar içinde münasebetlere girmeği kabul etmezdi. Yunanlılar da kendi ca-
yideden büsbütün mahrum bulunmadığı, dünya efkarı umumiyesi ve tarih önünde mesuliyet düşüncesinin devletlerin hareketlerinde hu kuk kaidelerine az çok uymalarını sağlamada önemli bir rol oynadığı (bk. Alsan, 44,46), ileri sürülmektedir. Fakat, acil Menfaat karşısında silik ve menfi bir mahiyet arzeden tarihi mes'uliyet ve çoğuzaman al- datılması ve aksi istikametlere yöneltilmesi mümkün olan efkår-ı umü- miyenin güçlü devletlere karşı gerçek bir müeyyide teşkil etmediğini de olaylar göstermektedir. Uygulamada, devletlerarası daha çok denge ve kuvvete dayanmaktadır. münasebetler
(6) Hamidullah, İslam'ın Hukuk İlmine Yardımları, İstanbul 1382/1962, 6. 75, Bilsel, Cemil. Devletler Hukuku Giriş. İst. 1940, s. 187
(7) Alsan, age., 11,134 v.d.
16/İslam Hukukunda Ülke Kavramı
YanıtlaSilmiaları dışında bulunan miletleri barbar sayar, esaretleri altiza mialan dau görürlerdi. Bununla birlikte Roma ve Yunan'da, d milletlerle münasebetlerde tatbik edilen bazı kaidelere rastlanmakta .
dır Ortaçağ boyunca bir ilim ve sistem olarak devletler hukukuna rastlanmadığı şeklindeki mütálaa, İslâm muhiti dışında kalan verke İçin geçerlidir. Modern devletler hukuku Batı menşeli olduğundan, onun tarihinden bahsedilirken Batı devletler hukuku sisteminin teşek kül ettiği muhit ve zaman gözönünde tutulmaktadır. Gerçekten, Orta çağ boyunca Batı âleminde bir devletler hukukunun varlığı müşahede edilmemektedir. Roma'nın yıkılışından sonra, Barbarların istilâsı v Cermen krallıklarımın zalimce harp ve yağmalarının oluşturduğu bir vasatta, devletler hukukunun teşekkülü beklenemezdi. Daha sonra De rebeyliğin doğuşu, uzun bir müddet devletlerin teşekkülüne engel oldu Devlet mefhumunun gücünü kaybettiği bu zemin, devletler hukukunun oluşmasına da müsait değildi. Diğer taraftan Papalık ve İmparatorluk arasında asırlarca süren üstünlük ve tahakküm mücadelesinin yolaçtı ğı karışıklık da bu hukukun teşekkülüne mani idi."
Devletler hukukunun varlığı; devletlerin varlığı, birbirleriyle dãi mi ve normal münasebetler kurmaları, aynı toplumun üyeleri olarak
birbirlerini kabulleri ve ayı hak ve vazifelere ehil görmelerine bağı dır. Batı'da bu vasat ve şartların oluşması ancak yeni zamanların baş larına rastlar." Büyük ve milli devletlerin teşekkülü, yeni keşiflar, uluslararası ticaretin gelişmesi, merkezi otoritelerin teşekkülüyle vü cut bulan hakimiyet fikri, içtimal, siyası ve ilmi birçok gelişmelere yolaçan Reform ve Rönesans hareketleri, Yeni zamanlarda milletler arası hayatın gelişmesine müessir olmuştur. Bu âmiller yanında, dev letler hukukunun doğuşu, bilhassa bu dönemde yetişen devletler hak ku müelliflerinin ve bunlar arasında ilk plânı işgal eden İspanyol met tebinin (Vitoria 1483-1546, Menchace 1512-1569, Ayala 1548-584, Suarez 1548-1617) sayesinde mümkün olabilmiştir. Bu istikametteki gayretler
( 8)188-192, Alsan, age, 12,74-75, 137-138, Hamidullah, Is. Dev
Idarest, 41-43, 52-53 Bilsel, 206-207; Alsan, 13, 80 (9)
( 10) Bilsel, 193 v.d.
(12) Alsan, 15, 140
(11) bk Age, 17-18, 200
(13) Crozat, C. Devletler Umumi Hukuku, Istanbul 1950, s. 204
Girls/17
YanıtlaSilGrotius ile tam olgunluğa ermiş, devletlerarası münasebetleri müsta kil bir esasa bağlayarak izah işi onunla tamamlanmıştır." Başlangıçta cihanşümul vasfı olmayan ve Avrupa hristiyan millet
leri arasında bir umumi hukuk olarak doğan şimdiki modern devletler hukukunun tatbik sahası hususunda, Avrupalı müellifler din, kita ve medeniyet gibi bir takım kıstaslar ileri sürmüşlerdir.
Devletler hukukunun hristiyan milletlerin müşterek hukuk şuurun- dan doğduğu ve yalnız onlarda bu hukukun tatbikini mümkün kılacak müşterek şuur bulunduğu iddiasıyla, bu hukukun münhasıran hristiyan devletlere tatbiki savunulmuştur. Yine, bu hukukun Avrupa devletleri arasında teşekkül ettiği, buna bağlı olarak da ondan faydalanma ve onu tatbikin yalnız Avrupalılara mahsus bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu sebeple de Avrupa Devletler Hukukus veya «Avrupa Amme Huku kus tabirleri kullanılmıştır. İngiliz devletler hukuku alimi Lorimer'in İleri sürdüğü medeniyet kriterine göre ise, insanlık medeni, barbar ve vahşi olmak üzere üç guruba ayrılır. Medeni milletler, nazari ve müs bet devletler hukukunun tamamıyla tatbikatına mazhardırlar. Barbar- lar, müsbet devletler hukukunun ancak bir kısmından istifade ederler.
Vahşilerin ise devletler hukukundan istifadeye hiç hakları yoktur. Bu taksimde, Osmanlı Devleti barbarlar kısmında düşünülüyordu. Neti- cede devletler hukukunun tatbikedildiği devletler topluluğu 19. asrın ikinci yarısına kadar hristiyan devletlere münhasır kaldı. Bunlar; bü- tün Avrupa hristiyan devletleriyle 18. asrın sonu ve 19, asrın başların- da istiklâllerini kazanan bazı Amerika devletlerinden ibaretti."
Hristiyan milletler kendi devletler hukukundan istifadenin yalnız kendilerine mahsus olduğuna inanırlarken, 1856 yılında müslüman Os- manlı Devleti'ni kendi milletler topluluğuna kabul etmelerine insäni ve ne dinî bir säikle değil, tamamen pratik siyasetin gereklerine dayanı- yordu. Nitekim Japonya ve diğer hristiyan olmayan milletler bu hu-
(14) Alsan, 14. Grotius (Hugo de Groot) 1583-1645. Batı'da devletler huku-
kunun babası olarak şöhret bulmuştur. Bir kısmı De Mare liberum-
(Serbest Denize dair) adıyla 1609'da basılan De Jure praedae (Gand-
im Hukuku) adlı eseri 1808 yılında basıldı. Ona asıl şöhretini kazan-
dıran eseri ise, De jure belli ac Pacis (Harp ve Sulh Hukuku) olup, 1625 de basılmıştır. (bk. Crozat, 237; Bilsel, 211; Alsan, 80). (15) Bilsel, 100-110; Alsan, 59; Sevig. M. Raşit, Devletler Umumi Hukuku, Istanbul 1958, 23
(16) Bilsel, 111; Alsan, 50, Turnagil, A. Reşid, Islamiyet ve Milletler Huku- Iru, İstanbul 1977, 16; Nomer, Ergin. Teb'a ile Yabancının Hukuki Müsavatı, İstanbul 1962, 25
(17) Nomer, ago, 25
18/İslam Hukukunda Ülke Kavramı
YanıtlaSilardından Çin, Siyam, Af. susta daha çok bek devletler topluluğuna kabulü ocak 19. asrın son beklediler. Japonya ve onun ganistan ve İrandaşlarında mümkün olabilmiştir.kosmanlıların bu top. lariga kabul edildikten sonra bile devletler hukukundan istifade ettiril mediğini olaylar göstermiştir. Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletleri topluluğuna kabul edilmesinin ardındaki maksadı, devletler hukuku esaslarını ve muahedeleri vesile ederek içişlerine karışma, müdahalede bulunma ve ona istedikleri vecibeleri yüklemelerinden anlamak müm kündür. Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletler câmiasına kabul edilişin den sonra, devletler hukukundan istifade ettirilmediği kendi itiraflarıy la sabittir, 1878-1883 yılları arasında hristiyan olmayan milletler ve özellikle Osmanlılara tatbik edilecek hukuk meselesinin Devletler Hu kuku Enstitüsü'nde görüşüldüğü birçok toplantıda, Osmanlılara bu hu- kuku tatbikin kabul edilmesinin bir hata olduğu bile söylenmiştir. Bu kanaatin daha sonraları bile muhafaza edildiği görülmektedir. Th. D. Woolsey 1889'da hala devletler hukukunun, yalnız hristiyan milletlerin kendi aralarındaki münasebetlerde mer'i tutulmasının mecburi olduğu nu kabul ve tasdik ettikleri kaideler olduğunda ısrar ediyordu. 1881 yılında Amerika senatosuna verilen bir raporda, Hristiyan dünyasının İslam dünyası ile olan münasebeti devletler hukuku prensiplerine da yanmaz, medenl hristiyan milletler tarafından uygulandığı şekilde dev- letler hukuku onlar arasında mevcut eľkârın ortaklığından ve ortak bir menşe'den ileri gelmektedir deniyordu.
Netice olarak, 1856'dan evvel Avrupa'da modern manada devletler hukuku yoktu. Bu manada mevcut olan ve uygulanan, herkes tarafın dan kabul edildiği şekilde yalnız hristiyan milletler arasındaki umumi bir hukuk idi. İlk defa 1856 yılında, hristiyan olmayan bir devlet ola- rak Türkiye Avrupa milletleri umumi hukukundan istifadeye layık gö rülmüş, bu da hristiyan milletlerin umumi hukukunun uluslararası bir hale gelmesinin gerçek başlangıcı olmuştur.
(18) Hamidullah, Is. Dev. İdaresi, 54
(19) Turnagil, 14-15; Nomer, 25; Sevig, M., age, 24 (20) Bilsel, 109, Sevig, M., Dev. Hus. Huk., I, cilt, Ist. 1937, 2-3
( 21) Alsan, 403 - 404, All Mansur, Düvellyyi'l Amm, el - Kähire 1390/1971 (22) Sević, M., Dev. Um. Huk., 23
eş-Şeriatu'l-İslamiyye ve 1 - Kanunu'd , 60
(23 24) ( Turnagil, 14; Hamidullah, age
) Bilsel, 109 ., 54
(28) Hamidullah, a.g.e., a. IX
(25) 64-59 . Yılmaz, Yabancıların Hukuki Durumu, IV. bası, İstanbul 1971
Sünnet hududunda yapılan az amel, bid'at dairesinde yapılan çok amelden hayırlıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 319 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
Cennet ameli "sıdk"tır. Kul doğruluk yaptığında, ihsan sahibi olur. İhsan sahibi olunca da imanı kemale erer. İmanı kemale erince de Cennete girer. "Yalan" ise Cehennem amelidir. Kul yalan söylediğinde facir olur. Facir olduğunda da kafirlerin işini yapmış olur. Kafir işi yapınca da Cehenneme girer.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 319 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
İlme sahip ol. Muhakkak ki ilim, mü'minin dostu, hilim veziri, akıl rehberi, amel muhafızı, rıfk babası, mülayemet kardeşi, sabır da askerinin kumandanıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 319 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
ikinci İsra
YanıtlaSil37,983
srail'in Lübnan'da telsiz ve I çağı cihazlanını uzaktan patlatmasıyla telefon başta olmak üzere üretilen bütün akıllı cihazların ne kadar tehlikeli bir silaha dönüştürülebileceğini öğrendik
Telsiz ve çağı cihazlarını uzaktan patlatabilen karanlık güçler cebimizdeki akıllı telefonu da kapalı tken dinleyebilir, patlatabilir
Bu uzaktan kontrollo siber terör saldırısıyla şunu da gördük, Boykot ettiğimiz küresel yelurtler de lurail kadar tehlikeli ve aomasz
Zaten apktan destek vererek Çocukları öldür destek bizden diyecek kadar insanıktan uzak olduklarını Gazze'deki soylunmda
gösterdiler. ** Haber bize 2022 Şubat ayında medyada yayınlanan bir haberi hatırlatı
hipsteuronews. com/2022-0203aphone
telefonlara, bir İsrailli firmanın daha cama, yazılımla suadeat ortosa sakti
O dönem birçok gazetede de sayımlanan ve sonra üzerinde epey konuşuları haber söyleydi
IPhone yanlarındaki guvenlik açığından faydalanarak telefonlara sızan skinci bir Istalli şirket olduğu ortaya çıktı
Daha önce NSO Group izimli firmanın Pegasus
yanlımıyla iPhone telefonlara kullanılanın haberi olmadan suzarak içersindeki bilgilere, kamera ve mikrofona eriştiği tespit edilmişti
Reuters In 5 ismaz
kaynağa dayandırdığı haberinde QuaDream isimli
daba kuçük ve düşük profilli bu şirketin daha hükümetlere bu casus yazılımı sattığı ileri sünuldu
Her la ralup şirket de 2021 yılında kullanıcılanın herhangi bir linki tıklamasına ya da
mesaja cevap vermesine ihtiyaç kalmadan tamamen uzaktanı sızmayı başarmış
Kaynaklara göre her iku şirkette oldukça karmaşık olan ve "safe tıklama olarak adlandınlan siber korsanlik
tekniğini kullanmış. Uzmanlar bu durumun telefonların aslında şuketlerin
kabul ettiğinden çok daha fazla suistimale açık olduğunu gösterdiğini belirtti.
NSO Group ve
QuaDream'in yaptığı
sızmaları analiz eden uzmanlar şirketlerin birbirine çok benzeyen yöntemler kullandığını tespit etti
Zorla Erişim
harhang beyanly
YanıtlaSilCasus
yanhum irketleri
sovumsa da
hakları gruplan
YASAR w gazeteciler SUNGU bu amilmilanes
sevill toplam
siyasi muhallens kodirmek
we seçimdere müdahale etm
kangını delalarca
Sukenn faaliyetlerini anlatan herhangi bie Internet she bulunmaken konuyla ilg bigsi bulunan bir kaynak حوليnian callan yerle herhangi bir bagyi sosyal meda danda summasirun stendiğim aktach
Qua Dream 2016 yılında eda be subay olan lan Dabelancin NSO çalışanı olan Gu Geva ve Nemea Reznik
Sakıllı telefonları we geyimes What Telegram ve Signal gibi uygulamalar teminden yapılan mesajlaşmalara erişmek için ana casas yolum clan Relga'l kullanpoe
Regiin sunduğu hizmetler arasoda telefon görüşmelerinl canı olarak kaydetmek, on ve arka kamerou ve mikrofon akat hale getirmek de
Nacak Qua Dream In mosterdemandets birinin Singapur met olduğun oktaren Suudi Arabistan ve Meksikahkemelerin bet iko yanlim da kullandığın beirm
Bu da 2021 linda çıkan başka be haber
Handa merkell Sne Hath Savunuculan (FLD) insan haklan kuruluşunun raporunda * Filisali akstin cep wlefonunda NSO Group'a all Pegasus casus van bespla wkdg belirtil
Casus yanamın konusu Filistinil aktivistlerin telefonlarına Tem 2020 v Nisan 2021 tarihleri arasında sukiendi ifade edikli
Soudi garvteci Cemal
Kaşkı cinayetode de
adi geyen NSO Group'a ait Pegasus casus yaalme ukoslararası kamuoyunda sak gündeme gelinişt
Gazne nin budnung we
geleceğini yok eden brail'in
we sionist kunessel kethori
hukuk tarumaalgina chevletler
daha ne kadar gou vamacak
İsrail’in Lübnan’da telsiz ve çağrı cihazlarını uzaktan patlatmasıyla telefon başta olmak üzere üretilen bütün akıllı cihazların ne kadar tehlikeli bir silaha dönüştürülebileceğini öğrendik.
YanıtlaSilTelsiz ve çağrı cihazlarını uzaktan patlatabilen karanlık güçler cebimizdeki akıllı telefonu da kapalı iken dinleyebilir, patlatabilir.
Bu uzaktan kontrollü siber terör saldırısıyla şunu da gördük; Boykot ettiğimiz küresel şirketler de İsrail kadar tehlikeli ve acımasız.
Zaten açıktan destek vererek, “Çocukları öldür destek bizden” diyecek kadar insanlıktan uzak olduklarını Gazze’deki soykırımda gösterdiler.
**
Haber bize 2022 Şubat ayında medyada yayınlanan bir haberi hatırlattı.
(https://tr.euronews.com/2022/02/03/iphone-telefonlara bir İsrailli firmanın daha casus yazılımla sızdığı ortaya cıktı)
O dönem birçok gazetede de yayınlanan ve sonra üzerinde epey konuşulan haber şöyleydi:
“İPhone yazılımındaki güvenlik açığından faydalanarak telefonlara sızan ikinci bir İsrailli şirket olduğu ortaya çıktı.
Daha önce NSO Group isimli firmanın Pegasus yazılımıyla iPhone telefonlara kullanıcılarının haberi olmadan sızarak içerisindeki bilgilere, kamera ve mikrofona eriştiği tespit edilmişti.
Reuters’in 5 isimsiz kaynağa dayandırdığı haberinde QuaDream isimli daha küçük ve düşük profilli bir şirketin daha hükümetlere bu casus yazılımı sattığı ileri sürüldü.
YanıtlaSilHer iki rakip şirket de 2021 yılında kullanıcıların herhangi bir linki tıklamasına ya da mesaja cevap vermesine ihtiyaç kalmadan tamamen uzaktan sızmayı başarmış.
Kaynaklara göre her iki şirkette oldukça karmaşık olan ve “sıfır tıklama” olarak adlandırılan siber korsanlık tekniğini kullanmış.
Uzmanlar bu durumun telefonların aslında şirketlerin kabul ettiğinden çok daha fazla suistimale açık olduğunu gösterdiğini belirtti.
NSO Group ve QuaDream’in yaptığı sızmaları analiz eden uzmanlar şirketlerin birbirine çok benzeyen yöntemler kullandığını tespit etti.
ZorlaErişim (ForcedEntry) olarak sınıflandırılan bu sızma yöntemi teknik olarak en sofistike korsanlıklardan biri olarak gösteriliyor.
Apple kasım ayında NSO Group aleyhinde dava açarak şirketin teknoloji devinin kullanım sözleşmesini ihlal ettiğini ileri sürmüştü. NSO ise herhangi bir yanlış yapmadıklarını savunuyor.
Casus yazılım şirketleri yüksek teknolojili ürünlerini hükümetlerin terör tehditlerini engellemesi için sattıklarını savunsa da insan hakları grupları ve gazeteciler bu yazılımların sivil toplumu, siyasi muhalifleri sindirmek ve seçimlere müdahale etmek için kullanıldığını defalarca belgelemişti.
Şirketin faaliyetlerini anlatan herhangi bir internet sitesi bulunmazken konuyla ilgili bilgisi bulunan bir kaynak şirket çalışanlarının çalıştıkları yerle ilgili herhangi bir bilgiyi sosyal medya dışında tutmasının istendiğini aktardı.
QuaDream, 2016 yılında eski bir subay olan Ilan Dabelstein ve iki eski NSO çalışanı olan Guy Geva ve Nimro Reznik tarafından kuruldu.
Şirketin akıllı telefonları ele geçirmek, WhatsApp, Telegram ve Signal gibi uygulamalar üzerinden yapılan mesajlaşmalara erişmek için ana casus yazılımı olan Reign’i kullanıyor.
Reign’in sunduğu hizmetler arasında telefon görüşmelerini canlı olarak kaydetmek, ön ve arka kamerayı ve mikrofonu aktif hale getirmek de bulunuyor.
Kaynaklar QuaDream’in ilk müşterilerinden birinin Singapur hükümeti olduğunu aktarırken Suudi Arabistan ve Meksika hükümetlerinin her iki yazılımı da kullandığını belirtti.
**
Bu da 2021 yılında çıkan başka bir haber;
(https://tr.euronews.com/2021/11/08/ İsrailli casus yazılımla Filistinli aktivistlerin cep telefonunun hacklendiği-ortaya çıktı.)
İrlanda merkezli “Sınır Hattı Savunucuları” (FLD) insan hakları kuruluşunun raporunda, 6 Filistinli aktivistin cep telefonunda NSO Group’a ait Pegasus casus yazılımının tespit edildiği belirtildi.
Casus yazılımın söz konusu Filistinli aktivistlerin telefonlarına Temmuz 2020 ve Nisan 2021 tarihleri arasında yüklendiği ifade edildi.
Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde de adı geçen NSO Group’a ait Pegasus casus yazılımı uluslararası kamuoyunda sık sık gündeme gelmişti.
**
Gazze’nin bugününü ve geleceğini yok eden İsrail’in ve siyonist küresel şirketlerin hukuk tanımazlığına devletler daha ne kadar göz yumacak?
#
Çağrı Cihazı
#
Lübnan
#
İsrail
#
siber saldırı
#
Yaşar Süngü
#
iphone
Yorumlar
Merhaba, sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynak oluşturur. Lütfen diğer kullanıcılara ve farklı görüşlere saygı gösterin. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı dil kullanmayın.
Yorumunuzu buraya yazın
Henüz yorum bulunmuyor
İlk yorumu siz yapın.
Kapat
Play Video
Kışkırtılmış erkek ve kadın kimlikleri!
YanıtlaSilBir vakitler, “kışkırtılmış erkek kimliği”nden bahsederdim.
Bizim toplumda “erkek çocukları” bambaşka bir yere konurdu.
“Erkek adamın erkek çocuğu olur!”, kız çocuklarını küçümseyen bir övgü cümlesiydi.
Erkek çocuklarını övmeler, erkek çocuk ile övünmeler, hep gördüğümüz hallerdendi.
“Senin oğlan da iyi çapkın ha, değişik değişik kızlar görüyorum kolunda!” yollu “iltifatlarla” göğüsleri kabaran baba, “Senin kız bir oğlanla geziyor!” lâfını duyduğunda deliye dönerdi.
“Erkeğin elinin kiri!” cümlesini çok işitmişimdir.
Erkek dediğin biraz da çapkın olmalıymış!
Lâf!..
İffetin kadını erkeği mi olur!
X
İlk gençlik yıllarımdan bu yana, böylesine “çarpık” yaklaşımları hep eleştirmişimdir.
Böyle…
“Namus, ahlâk, dürüstlük” meselelerinde erkek için kötü olan, kadın için de kötüdür!..
İffet herkes için vazgeçilmezdir.
Erkeği kadını olmaz.
O zamanlarda böyle düşünürdüm.
Sonra…
Müslüman oldum.
Daha önce “geleneksel Müslüman”lardandım, Rabbim bunu aşmayı nasip etti.
O zaman gördüm ki, harama bulaşmamak da değil, yaklaşmamak emrediliyor.
Kıyısında, köşesinde dolaşırsan ayağın kayabilir!..
Bulaşıcı hastalık taşıyan birinden, tedbiren uzak durmak gibi bir şey.
Bunun kadını erkeği yok, “virüs” herkese bulaşabilir.
“Çağdaş” denilen yaşam tarzı, meselelere, Müslüman gözlüğü ile bakmıyor, “ilişki çeşitliliğini” kutsuyor, Cennet inancı olmadığı için, “Bütün zevkler bu dünyada!” diyor ve insanlığı “hedonizm” yani “zevkperestlik” bataklığına sürüklüyor.
YanıtlaSilSonra da…
“İhtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlı!” deyip bunalımlardan bunalımlara itiyor.
Alışmış kudurmuştan beterdir.
Alıştığını bulamayan, her türlü pisliği yapmaya amadedir!
Kışkırtılmış bireyler, zevk arayışlarını karşılayacak maddi imkâna sahip olmayınca, delirmiş gibi sağa sola saldırır.
Batının gelişmiş denilen devletleri, “sömürge” topraklardan çaldıklarının bir kısmını vatandaşlarına dağıtarak “sahte refah” sağlarama bunun da sonu felâket olur.
x
Hollanda misali.
“Zevk” denilenlerin her türlüsünü tadan bireyler, öylesine büyük bunalımlara düşmüşler ki…
Çareyi “uyuşturucu” dünyasına sığınmakta bulmuşlar.
Devlet, uyuşturucu kullanımıyla başa çıkamayınca, köprülerin altında ceset toplamaktan bıkınca, çareyi “yasal uyuşturucu merkezleri” kurmakta bulmuş.
Sağlık” görevlileri var, gidiyorsun oraya, vurduruyorsun!..
YanıtlaSilDevlet kontrolünde, zehirleniyorsun!
Hollanda, uyuşturucudan arındırılmış bir toplum hedefinin ulaşılamaz olduğu görüşünden hareketle, bu işe “hoşgörü” ile yaklaşmayı bir “politika” olarak benimsemiş.
Devlet kontrolünde “zevk ve eğlence için” uyuşturucu kullanımı!..
Uyuşturucunun yasal olması, teşvik anlamına geliyor aynı zamanda.
"Bu işin sonu nereye varır?"derseniz; batının gelişmiş denilen, müreffeh denilen devletlerindeki “întihar oranlarına” bir göz atınız lütfen.
Korkunç!..
Hayatın bir “disiplini” olmalı.
Gün saatlere bölünmeli.
Bizde, “namaz” önemli ölçüde “güvenlik” sağlıyor.
Beş vakit namazını düzenli olarak kılanların hayatları “disiplin” altına girmiş oluyor ve ne yazık ki, bunu yapanların oranı gittikçe azalıyor.
Öte yandan…
“Mahalle baskısı” denilen ve etkisi gittikçe azalan gerçekliğe “olumsuzluk” yükleyenler çok ama, işin aslı pek de öyle değil.
İnsanların birbirlerini ayıplaması, günahların “gizli saklı” işlenmesini sağlıyor bir miktar.
“Allah’ın bildiğini kuldan gizlemem!” diye bir klişe var.
Çok yanlış.
Bu anlayış, insanları “çıplaklığa” sürüklüyor.
“Allah bizde hangi organların olduğunu bildiğine göre, bunları kuldan gizlemenin de mânâsı yok!”
gibi bir anlayış.
İşte, sokakların, caddelerinhalini görüyorsunuz... Rezalet!..
Yazıya “kışkırtışmış erkek kimliği” bahsinden girmiştik.
YanıtlaSilŞimdilerde iş tamamen terse döndü.
Bir olumsuzluğa tepki, bir başka olumsuzluğa yol açtı.
Şimdi, kışkırtılmış kadın kimliğinden bahsetmek gerekiyor.
“Ayaklarının üstünde duran kadın!” hedefi, erkeğe karşı silahlanmanın şifresi olarak ortaya konuluyor.
Erkek ve kadın, yuva kurduklarında bir elmanın iki yarısıdırlar.
Çocuklar, ancak “anne ile babanın” rol çatışması, nefis kavgası içine girmedikleri ailelerde mutlu, huzurlu, güvende olurlar.
“Yok” diyor, şimdilerde her yere “sızmış” FemiFaşist- Kapitalizm uşağı tipler…
“Çocuk dediğin yük! Kadına biçilen ‘annelik rolü’nü reddediyoruz!”
Bunlardan birinin bulunduğu ortamda, “Evinin rızkını temin etmek öncelikle erkeğin vazifesidir!” dediğinizde anında tepki alıyorsunuz.
Öfkeden deli gibi bakan gözlerle, “Hiç de bile”yi yapıştırıyorlar!..
Erkek nefreti!
Söylediklerinin hepsi buraya çıkıyor.
Çıkıyor ama, kendilerini nefret ettikleri erkeklere benzetmekte de çok ısrarlılar.
Her halleri, hareketleri ile “erkeksi” olmaya çalışıyorlar ve ortaya erkekle kadın arasında garip bir tip çıkıyor.
O garip tipi de, “üçüncü cins” olarak meşrulaştırmaya “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kılıfıyla, toplumu tamamen tüketmeye çalışıyorlar!..
Kadın erkeğin yaptığı her işi yapabilir!”
YanıtlaSilBöyle diyorlar.
İcabında yapabilir ama niçin yapsın?
Mesela…
Düşman ordusu saldırdığında, geri plânda zafer kazandıran Anadolu kadını, niçin düşmanla göğüs göğüse çarpışmak için öne atılsın?
Bunun bir sırası yok mu, gençler varken yaşlılar öne sürülür mü?
Genç erkekler varken kadınlar öne sürülür mü?
X
Yok, bunlara anlatamazsın.
Memleketlerdeki “aile” yapılarının çökertilmesi, “Manevi Vatan”ların parçalanması projesi, tıkır tıkır işliyor.
Hindistan’daki G-20 Zirvesi’nin sloganını hatırlayın:
Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek!”
X
“Manevi Vatan”ları bitirdikten sonra, bizi “tek” merkeze bağlayacaklar!..
Aslında, insanlık âlemi olarak bağlıyız da, iyice bağlayacaklar!
X
Buna erkekler ve kadınlar, hep birlikte karşı çıkmalıyız!..
Çıkmalıyız da…
Erkekler top kafalı olmuş!
“Aileye sahip çıkmalarını beklediğimiz” ev hanımlarınınönemli bölümü de, “sapkınların” kol gezdiği kimi gündüz kuşağı programlarına kilitlenmiş, vakit öldürüyor!
KIT'A DUR!
YanıtlaSil28 ŞUBAT TAN 27 NİSAN'A İKTİDAR KAVGASI
28 Şubat'tan kısa bir süre önce, Çevik Bir ve Mehmet Ağar'ın katıldığı toplantıda hangi kararlar alındı? Cumhuriyet tarihine damgasını vuran gizli toplantıda başka kimler vardı?
Hüseyin Kıvrıkoğlu'na düzenlenen suikast girişimini soruşturan Eyüp Aşık'ı Genelkurmay'a çağırıp, "Bu işi araştırmayı bırakın!" talimatı veren komutan kimdi? Ordudaki saflaşmanın perde arkasında hangi mücadele yatıyordu?
Mesut Yılmaz, Çevik Bir'den gelen "Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller'i hapse atmak için neden vakit kaybediyorsunuz!" tehdidine karşı ne yaptı?
Mehmet Ağar. "Söyleyin Mehmet'e, bir ülkede iki ordu olmaz!" haberini gönderen komutana ne cevap verdi? Emniyetle Genelkurmay arasındaki gerilimde neler yaşandı?
27 Nisan muhtırasından sonra Bakan Hüseyin Çelik'le görüşen Yaşar Büyükanıt, "Bu muhtırayı sadece hükümete karşı yayınlanmış bir muhtıra olarak görmeyin!" derken neyi ima etti?
Şamil Tayyar, ilk kez yayınlanan belgelerle, 28 Şubat'tan 27 Nisan'a uzanan süreçte yaşanan iktidar kavgasını tartışmaya açıyor...
ISBN: 978-975-263-895-2
15 TL
KIT'A DUR!
YanıtlaSil28 ŞUBAT'TAN 27 NİSAN'A İKTİDAR KAVGASI
ilk kez yayınlanan belgelerle!
Şamil Tayyar
TIMAS
터
CAN VE MAL KARŞILIĞINDA CENNET
YanıtlaSilإِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَيَةِ وَالْأَنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (۱۱۱) التَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْأَمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ
عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللَّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ (۱۱۲)
111. Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da va'dettiği gerçek bir sözdür. Kim Allah'tan daha çok sözünde durabilir? O halde O'nunla yaptığınız bu alış verişi- nize sevinin. Gerçekten bu, büyük başarıdır.
112. Tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, seya- hat edenler, rükû edenler, secde edenler, ma'rufu emredip münkerden men edenler ve Allah'ın sınırla-
rını koruyanlar... İşte o müminleri müjdele.
9. Teube Süresi
YanıtlaSilAyet 111
586
Rivayet edildiğine göre Medine halkından yetmiş veya yetmiş dön Kişi Rivayetan Ensår. Mekke' de Akabe gecesinde Rasulullah'a biat er tikleri vakit Abdullah b. Reváha:
"-Ya Rasülallah! Rabbin için ve kendin için dilediğin şartı koş." de di. Rasûlullah (a.s.).
tum." buyurdu.
--Rabbim için, O'na ibadet etmenizi ve O'na hiçbir şeyi şirk koşmamanızı şart koştum. Kendim için de canlarınızı ve mallarınızı koruyup savunduğunuz gibi beni koruyup savunmanızı şart koş
Abdullah b. Reváha:
"-Biz bunu yaparsak, bize ne var?" diye sordu. Rasûlullah (s.a.),
-Cennet. cevabını verdi.
Orada bulunan Ensår: "Karlı bir alış-veriş! Biz bu anlaşmayı ne fesh ederiz, ne de bozarız." dediler. 268 İşte bunun üzerine bu âyet nāzil oldu
Ezel gününde seninle alış veriş yaptık Bu alış verişi bozmak uygun değildir
"Allah," münafık ve kafirlerden değil cihāda başlayan "müminler den canlarını ve" Hak yolunda infak ettikleri "mallarını cennet kendi lerinin olmak üzere yāni mallan ve canlan mukabilinde cenneti hak etmek üzere "satın almıştır." Çünkü münafıklarda ve kafirlerde bu als veriş akdini yapma kabiliyeti yoktur.
Hasan (Basri) demiştir ki: Allah Teala'nın her mümin ile yaptığı şu kârlı alış veriş akdine iyi kulak verin. Vallāhi, yeryüzünde bu alış verişe girmeyecek hiçbir mümin yoktur.
288. Beyhaki, Delhil, II. 451
Allah Teala'nın müminlerle yaptığı bu sözleşme, âyette mâli takasa benzetilerek mübayaa (satış sözleşmesi) olarak adlandırılmıştır. İbn Me lek, Şerhu'l-Meşarık adlı eserinde şöyle der: "Rasûlullah cihetinden
Rūhu'l-Beyân
YanıtlaSil593
Yine bilesin ki ecel, hükme bağlanmıştır ve kesinleşmiştir. Rızık, laştırılmıştır ve bellidir. Nasib olmayan elde edilemez. Herkesin belir- men payı ise kendisine ulaşır. "Her can ölümü tadacaktır." (el-Enbi- 11/35/ Ezelde takdir edilen bir şey, mutlaka gerçekleşir. "Cennet ki- un gölgeleri altındadır. En büyük doyma ve kanma, ölüm ka cların minden içmededir. Ayakları Allah yolunda tozlanan bir kimseye, lah ateşi haram kılar.
Bir dinar infak eden kimseye yedi yüz dinar, bir başka rivayette yedi yüz bin dinar sevabı yazılır, 290 Şehidler Allah katında gerçek diridirler. Onların ruhları, yeşil
kaşların karınlarındadır. Cennette diledikleri yerde ikamet ederler, 291 Shidin bütün günahları ve hataları bağışlanır. 292 Ailesinden ve ço raklarından yetmiş kişiye şefaat eder. 293 Kıyamet günündeki o "en yük korku dan emin olur. Ölümün sıkıntısını ve mahşerin korku e dehşetini duymaz. 294 Öldürülme acısını hissetmez.
Cihad esnasında yiyen ve uyuyan kimse, hazarda oruç tutan ve gecesini ibadetle geçiren insanlardan daha faziletlidir. Allah yolunda tzülük yapan (nöbet tutan) kimsenin gözleri ateş yüzü görmez. 255 slåm hududunda nöbet bekleyen bir askerin (murabıtın) salih ameli- in mükafaatı kıyamete kadar devam eder. 296 Bin gün, onun bir gü
tüne denk olamaz. 297 Onun rızkı şehidinki gibi işler, asla kesilmez. 298
Bir gün nöbet beklemek, dünyadan ve içindekilerden daha hayır
Nöbet bekleyen asker kabir fitnesinden ve azabından emin
Our Allah ona kıyamet gününde "varılacak güzel yer"i ihsan eder.
Buhle Chad. 22. 112: Müslim, Cihad, 20; Ebû Dâvud. Cihad, 69 Ibn Hibban, Sahih, X, 504
21. Tirmizi, Cihad. 13: Darimi, Cihad. 18 770. Heysel Mermeuzzevaid V. 293
Ebü Davud, Cihad, 26 4.
Heysemi, Mecmeuzzevaid V. 293 The Heyseml,
age., V, 287 Heuseml, a.q.e.. V. 289
Heyseml, a.g.e. V. 289 Heemi, age.. Th Buhari Cihad V. 289
73 Mecmeuzzeväid V. 289
594
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 111
Durum böyle olunca, her akıllı insanın bu mertebeyi elde etmeye çalışması, ömrünü onu talep uğrunda geçirmesi, paçaları sıvayıp var gü Cüyle cihada atılması, Allah'ın iradesine boyun eğmeyen her türlü inat çılara karşı topluca sefere çıkması, İslâm ordularını ve seriyyelerini tec hiz etmesi, bunun için yardım ve bağış yapması, mallarını, karşılığını kat kat verecek ve onları temizleyecek olan yüce Zat'a borç vermesi, ticaret malı konumundaki canını bekletip geciktirmeden alıcısına (yani yüce Allah'a) teslim etmesi, gerek hafif ve gerekse ağır olarak Allah yolunda savaşa çıkması, Allah'ın düşmanlan dinlerinden çıkıp İslâm'a girinceye kadar veya imanlarını zillet ve hakaret altında bırakarak cizye verinceye kadar yahut canlan bedenlerinden sökülüp atılıncaya kadar, başları taç
larından çekilip alınıncaya kadar, onlarla gerek piyade ve gerekse süvari olarak cihada yönelmesi gerekir. Käfirlerin toplulukları, her ne kadar sayıca çok olsa da aslında par- ça parçadır. Allah'ın iradesine boyun eğmeyenlerin orduları (savaş) bilgi yönünden önde ve daha techizli olsalar da, bozguna uğramaya ve helak edilmeye mahkumdur. Fiziki görüntüleri erkek görünümünde ve büyük cüsseli olsa da küfür yolunun erkeklerinin sebat ve sabırları, kadınların- kinin yerine koyulmuş ve horlanmışlardır. Baksana Allah Teâlâ bir müs-
lümanın onlardan ikisine galip gelmesini sağlamıştır.
Öyleyse artık gerek piyade ve gerekse süvari olarak İslâm düş manlarının üzerine süratle gidip hücüm etmemiz, onlara baskın yap- mamız lazımdır. Esir durumda ve sıkıntı içerisinde olanları kurtarmak için çalışmamız, her tehlikeli ve (Allah katında) sevimli şeyi ganimet bilmemiz, kuvvet ve metanet sahibi müminlerin elleriyle şirkin hamile- rini ve yardımcılarını helak etmemiz gerekir. Perdeleri yırtılan küfrün dāvetçilerine keskin kılıçlarla saldırmamız, müşriklerin ve kafirlerin kanlarıyla günahlarımızın kir, kötülük ve felaketlerinden temizlenme miz gerekli olmuştur. İşte o zaman, cennetin kapıları açılır, döşekleri kabarır, kadehleri konulur, eşlerine düşkün ve onlarla yaşıt olan huri- leri ortaya çıkarılır.
O yiğitler ki (meşhur) Meşref kılıçlarlarıyla düşmanın boynunu uçurdular. Ölümün acı tadı, onlara tatlı geldi. Onlar şu fâni hayatı, bāki hayata karşılık satılar. Öyle bir şehadet pınarına erdiler ki on
11
YanıtlaSilRūhu'l-Beyân
595
dan sonra asla susamadılar. Ticaretleri çok kârlı oldu. Bahtiyarların nbahtiyarı oldular. Satış akitlerinde kârlı çıkanlar ancak ve ancak onlardır. Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinirler ve mutlu olur-
Yalnızca sana ey Allah'ım, zayıf ellerimizi açarız. Bizi de onlardan amanı, kıyamet gününde bizi onlardan ayı bir kenara koymamanı di Seni bizden râzı edecek şehadeti bize nasib etmek, bellerimizi bü- ken, bize sıkıntı veren günahlarımızı bağışlamak, yoluna arzettiğimiz rlanmızı katından bir rahmet, lütuf ve ihsan ile kabul buyurmak sure- le bizi lütfunla rızıklandırmanı dileriz. Senin keremin, bizi umut ve emelleri boşa çıkmış bir halde geri çevirmekten çok yücedir. Sen mer- ametlilerin en merhametlisisin!
Abdülvahid b. Zeyd (k.s.)'un şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir gün meclisimizde savaşa çıkmak için hazır bir vaziyette bulunuyorduk. Ben arkadaşlarıma Kur'ân'dan iki âyet okumalarını emrettim. Meclisimizde bulunan bir kişi:
*-Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet kendileri- in olmak üzere satın almıştır..." âyetini okudu.
O anda on beş yaşlarında bir çocuk ayağa kalktı. Babası ölmüştü ve Vendisine çok miktarda mal bırakmıştı ve şöyle dedi:
"Ey Abdülvahid b. Zeyd, Allah: "Allah, müminlerden canlanımı emallarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır" buyuru yor değil mi?" dedi. Ben de:
"Evet evladım." dedim. Çocuk:
maluma (Allah'a) sattım gitti." dedi. Ben ona: -Ben seni sahid tutuyorum, cennet benim olmak üzere canımı ve --Kilicin rin adına
keskinliği bundan daha siddetlidir. Sen bir sabisin. Ben se- Dedim. Bunun üzerine çocuk: sabredememenden ve savaştan aciz kalmandan korkarım."
9. Tevbe Sûresi
YanıtlaSilAyet: 111
596
"-Ey Abdulvahid! Ben Allah ile cennet karşılığında anlaşma yapa- cağım sonra da aciz kalacağım, öyle mi? Allah şahidim olsun ki ben. onunla kesinlikle satış akdi yaptım." cevabını verdi.
Abdulvahid der ki:
*-(Çocuğun bu sözleri karşısında) nefislerimiz gözümüzde o kadar küçüldü ki, kendi kendimize: "Bir sabî akledebiliyor da biz edemiyoruzar dedik.
Çocuk, atı, silahı ve nafakası hariç bütün malını çıkarıp verdi. Sefe re çıkma günü gelip çattığında yanımıza gelen ilk kişi o oldu ve: "es-Se lâmü aleyke ya Abdelvähid!" dedi. Ben de: "Ve aleyke's-selâm, inşallah kazançlı bir alış veriş olur." dedim.
Daha sonra arkadaşlarla birlikte yola çıktık. Çocuk da bizimle birlik-
te yola çıktı. Gündüzleri oruç tutuyor, geceleri de ibadetle geçiriyordu.
Bize ve hayvanlarımıza hizmet ediyor, uyuduğumuz zaman bize bekçilik yapıyordu.
Nihayet bu şekilde Rum diyarına gelmiş ve (bir ara mola vermiştik). Çocuk birden:
"-Vah Aynâ-i Mardiyye'ye (ceylan gözlü hoşlanılan kadın) olan şev- kime vah!" diyerek yanımıza geldi. Arkadaşlarım:
"-Herhalde bu çocuk vesveseye kapıldı, aklı karıştı." dediler. Ben
"-Evladım! Aynâ-i Mardiyye de nedir?" diye sordum. Çocuk şunlan anlattı:
"-Biraz uyumuştum. Rüyamda gördüm ki yanıma birisi gelip bana
"-Aynâ-i Mardiyye'ye git!" dedi ve beni içerisinde suyu hiç bozul- mayan bir nehrin bulunduğu bir bahçeye sürdü. Nehrin kenarında üzer lerinde anlatamayacağım güzel ve yeni elbiseler olan kadınlar vardı. On lar beni görünce sevindiler ve:
"-Bu Aynâ-i Mardiyye'nin kocası!" dediler. Ben de:
-Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" diye sordum. Onlar: "Biz onun hizmetçileri ve câriyeleriyiz, ileri doğru
9. Teube Sûresi
YanıtlaSil598
Ayet: 111-112
düşman askerini öldürdü. Kendisi de (ölenlerin) onuncusu oldu. Yanına düşman kan revan içerisindeydi. Ağız dolusu gülüyordu. Nihayet dün yadan göçtü.
Şair ne kadar da güzel söylemiş:
Ey bakası olmayan dünyaya sarılan, Aldanmış ve aldatıcı olarak akşamlayıp sabahlayan kişi!
Dünyayı kucaklamayı terketmen gerekmez miydi?! Firdeus (cennetinde) bakireleri kucaklayabilmen için.
Ebedi cennetlerde sakin olmayı istiyorsan, (Cehennem) ateşinden emin olmaman gerekir.
التَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ
الْأَمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ
لحُدُودِ اللهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ (۱۱۲)
112. Tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, seya- hat edenler, rükü edenler, secde edenler, ma'rufu emredip münkerden men edenler ve Allah'ın sınırla- rını koruyanlar... İşte o müminleri müjdele.
"Tevbe edenler" Bir önceki âyette zikredilen mücahidler gibi tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler... de cennetliktir, mânâsınadır. Bu takdire göre Allah'ın cennet vaadi, hem mücahidler hem de cihada karşı çıkmamak ve onu terk etmeyi kastetmemek şartıyla cihad etme miş olan diğer müminler için geçerlidir.
Âyetteki "tevbe edenler" lle şirkten, münafıklıktan ve küçük-büyük her türlü günahtan tevbe edenler kastedilmektedir. Tevbe aslında "dön mek" demektir. Kulun tevbe etmesi demek, cezayı (gerektiren şeyler den, Allah'in) af ve rahmetini (celbeden şeylere) dönmesi demektir. Tevbenin derhal yapılması gerekir. Aymasculere dönme terk edilen günahın günah olduğunun bilinmesi lazımdır.
9. Teube Süresi
YanıtlaSilAyet: 112
Allah Teâlâ ya samîmi olarak, ihlasla "ibadet edenler,"
İbådet samimi niyetle yapılırsa iyidir Yoksa içinde beyin olmayan deriden ne çıkar İbadet. Allah Teâla'ya ta'zim ve saygıyı gösteren bir fiili yerine ge tirmek demektir.
Anlatılır ki İmam-ı Azam (rh.a.) yirmi yıl yatsı abdesti ile sabah na- mazı kıldı. Hiçbir zaman yere yan gelip uzanmadı. Gece elbisesi yoktu. Başı açık oturdu, ayağını uzatmadı.
Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Mahlukatın Allah'a en sevimsi- zi sıhhatli olduğu halde (kalbi Hak'tan) boş olanıdır "301
Kuşeyri (k.s.) demiştir ki: "İbadet edenler" her yönden Allah'a bo- yun eğen kimselerdir. Onları ne dünya nimetleri ne de âhiretin büyük nimetleri kul köle edinebilir. Kul ancak sonradan olanların (hadis) hep- sinden tecerrüd etmedikçe gerçek mânâda Allah'ın kulu olamaz.
"Hamdedenler" yani verdiği nimetlere karşılık Allah'a hamd ü se- nâda bulunan, nimetlerine karşı O'na şükreden, üstün sıfatları ve isimle- ri ile O'nu medhedenler.
Bazı âlimler hamdi genelleyip insanların hem uhrevi hem de dünye- vi nimetlere karşı hamdetmeleri gerektiğini söylemiştir. Ayrıca dünyada ailesine, kendisine ya da malına gelen şiddet ve musibetlere dahi ham- detmesini gerekli görmüşlerdir. Başa gelen sıkıntı ve musibetler de ger çekte nimettir Çünkü bunlar kula pek çok mükafatlar kazandırır. Hatta çocukların ölüm anında katlandığı şiddetli sıkıntılar dahi sabırlı velîye se- vap olarak döner. Sahih bir rivayette geldiğine göre Rasûlullah (s.a.): "Başa gelen iyi kötü her hale Allah'a hamdolsun. "302 buyurmuşlar dır. Nitekim Minhácü'l-abidin'de bu şekilde geçmektedir.
301. Deylemi, Hadis No: 1459 302. Bk. Süyüti, ed-Dürru'l-mensür, IV, 297
600
lu Bilinmesi gereken hususlardan birisi de şudur: Allah Teala'nın bir ku tevhid akidesine muvaffak kılması, o kul için büyük bir nimettir. Öyley
11
YanıtlaSilRūhu'l-Beyân
603
inde söyle värid olmuştur: "Şüphesiz Allah, bir şeye tecelli ettiği za o şey Allah'a itaat edip boyun eğer, "304 "Secde edenler," za de nefisleriyle ubûdiyyet yaygısı üzerine, bâtında ise rubübiyyeti mü- hade esnasında kalpleriyle secde edenlerdir.
et-Te'vilâtü'n-Necmiyye' e'de ise şöyle: "Rükü edenler," kendi var- la kyam makamından, Mevcudlarıyla kıyam makamına kendi var Secde edenler, keder ve hüzünden, keder ve hüzünün olmadığı det eşiğine düşenlerdir.
Kadim olan Allah'ın sıfatları tecelli edince Hadis olanın vasıflarını yakar yandırır
"Ma'rufu" yani imanı ve tâati "emredip münkerden" şirkten ve grahlardan "men edenler."
Haddâdî der ki: Ayette geçen "ma'ruf" sünnet, "münker" ise hd amr.
İbn Melek "Bid'atın her türlüsü dalalettir."305 hadisiyle ilgili ola- şunlan söylemiştir: Yani, Hz. Peygamber'in (a.s.) yapmadığı her ye- haslet dalalettir. Çünkü dalālet, doğru yolu terk edip başka yola git- eter. Doğru yol ise şeriattir. Ancak bid'at-i hasene bu hükme girmez. ekim Hz. Ömer (r.a.) teravihin cemaatle kılınması hakkında "Ne gü- bid'at!" demiştir.
İslâm âlimleri bid'atı beş sınıfa ayırmışlardır:
1. Vacib olan bid'at: Mülhidlerin ve başkalarının İslâm hakkında or- a attıkları şüpheleri reddetmek amacıyla deliller ortaya koymak gibi.
2. Mendüb olan bid'at: Kitap yazmak, medreseler bina etmek ve benzerleri.
3. Mübah olan bid'at: Yiyecek ve benzeri şeylerin çeşitlerinde artış apmak.
45. Mekrüh ve haram olan bid'at ki bunlar bellidir.
Thesil Küsul 16. Ibn Mace. Ikame. 152 Walim, lydeyyn, 22, Müslim. Cuma, 43
9. Teube Süresi
YanıtlaSil604
Ayet: 112
Fakir (Bursevi) der ki: lim tahsili için inşa edilen bir bina, ya zahiri mi tahsil etmek için inşa edilir ya da båtın ilmi öğretmek için. Medrese Inşa etmek bid'at-i hasene olduğuna göre tekke ve zaviye (hänkah) inşa etmek de bid'at-i hasene olmalıdır. Üstelik tekke ve zaviye inşa etmek. orada elde edilen ilmin, marifetullah'ın şerefinden dolayı, daha şereflidir.
"Mekke ve Medine'de tekke ve zăviye yok, Rum diyarındaki ve di ğer yerlerdeki tekke ve zaviyeler de ne oluyor?" diyen ve tekkeleri ya- saklayan, zikir cemiyetlerine katılmak, halvet ve riyazat yoluyla ıslahı hål etmek amacıyla oralara gidip gelmeye engel olan kimse, söylediği bu sözü cahilliğinden ve ahmaklığından dolayı söylemiş, yasaklayan da dalaletinden ve bedbahtlığından dolayı yasaklamıştır. Herkesin målūmu olduğu üzere böyle bir kimse iyiliği emreden kötülüğü nehyeden değil. tam aksidir. Günümüzde (müellifin yaşadığı XVIII. yüzyıl) ellerinde hiçbir delil ve burhanları olmadığı halde (tekke ve zaviyelere) dil uzatan kötü niyetli insanlar çoğalmıştır. Yardım ancak Allah'tan dilenir.
Kuşeyri demiştir ki: Âyette geçen "emredenler ve nehyedenler," halkı Allah Teälä'ya davet eden, onları Allah'tan başkasından uyarıp sa- kındıran, birbirlerine Allah'a yönelmeyi, Allah'tan başkası ile meşgüliye- ti terk etmeyi tavsiye eden kimselerdir.
Sonra âyette "emredenler" ifadesiyle "nehyedenler" ifadesi arası- na "vau (ve)" harfi girmiştir. Bunun sebebi, iyiliği emretmenin ve kötü- lükden men etmenin bir tek haslet hükmünde olduğunu, biri olmadan diğerine itibar edilmeyeceğini göstermek içindir. Buna göre âyette mü minler hakkında sayılan sekizinci vasıf "Allah'ın sınırlarını koruyan lar" sözü olur Sekizinci sıfatın "münkerden men edenler" ifadesi ol- duğu da söylenmiştir.
Kurtubî der ki: Bu kullanım bazı Araplara aid fasih bir lügattir. Ni- tekim "Rabbi ona... dul, ve bakire eşler verir." (et-Tahrim, 66/5). "Onlar... ve sekizincileri köpekleridir, diyecekler." (el-Kehf, 18/22) *... ve onun (cennetin) kapıları daha önce açıldığında... ve". Zümer, 39/73) âyetlerinde de aynı durum sözkonusudur. Çünkü cennetin kapısı sekizdir. Dürretü'l-gavvas adlı eserinde Hanım başta olmak üzere bazı âlimler bu görüşü benimsemiştir.
606
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 112-113
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
Haddadi der ki: Ayetteki "Allah'ın sınırlarını koruyanlar" sıfatı. kullanın Allah'a itaat, O'nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durma özelliklerini en mükemmel güzellikte ortaya koymaktadır. Çünkü Allah Teälä emir ve nehiy konusundaki sınırlarını belirtmiş, kullarını teş vik ettiği ve muhayyer bıraktığı şeyleri açıklamış ve Allah'ın rızasına uy gun olması bakımından hangisinin daha evlå olduğunu beyan etmiştir. Kul Allah Teälä'nın farz kıldığı şeyleri yerine getirip O'nun istediği şeyle rin nihayetine ulaştığı zaman "Allah'ın sınırlarını koruyanlar"dan olur.
Halef b. Eyyüb'dan rivayet edildiğine göre o, gecenin bir kısmında karısına çocuğunu emzirmeyi bırakmasını emretmiş ve "Allah'ın çocuk için tayin ettiği iki senelik emzirme süresi tamam oldu." demiştir. Kendisi- ne: "Bıraksaydın da bu gece de emzirseydi." denilince o: "Allah Teâlâ'nın: "Allah'ın sınırlarını koruyanlar" kavli nerede kaldı?!" cevabını vermiştir.
"İşte" sayılan bu faziletlere sahip olan "o müminleri müjdele."
Burada zamir kullanılabilecek yerde "müminler" kelimesi kullanıl
mıştır. Bu, müminlerin sahip oldukları imanın kendilerini buna davet et- tiğine ve kamil müminin böyle olduğuna dikkat çekmek içindir.
Müminlerin ne ile müjdeleneceğinin âyette zikredilmemesine gelin- ce bu, müjdelenecek şeyin büyüklüğünü ifade etmek içindir. Sanki şöyle söylenmiştir: Onları, akılların alamayacağı, sözlerin ifade edemeyeceği derecede yüce ve büyük şeylerle müjdele. Müjdelerin en büyüğü ise se lâmet yurdu olan cennette Allah Teâla'yı görmektir.
Bilesin ki her amelin kendisine münasip (âhirette) özel bir mükafatı vardır. Mesela orucun mükafatı (cennet nimetlerinden) yemek ve içmek- tir. Nitekim Allah Teâlâ: "Geçmiş günlerde (dünyada) yaptığınız iş lerden ötürü äfiyetle yeyin, İçin." (el-Hakka, 69/24) buyurmuştur. Diğer amelleri sen buna kıyas et. Güzel bir hal elde edebilmek için var gücünle çalış. Allah bizi ve sizi nzasını kazanma yollarına muvaffak eylesin.
بسم الله الرحمن الرحيم
YanıtlaSilİstanbul 1438/2017
İsmail Hakkı BURSEVİ
YanıtlaSilRÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
11
YanıtlaSilRühu'l-Beyân
599
Tevbenin kabul edildiğinin dört alāmeti vardır:
1. Tevbe eden kimsenin, fâsıklarla olan ilişkisini tamamen kesmesi sah zatlarla birlikte olması ve nerede olurlarsa olsunlar onların meclis
e devam etmesi.
2. kalbiyle dönüş apbğı zaman, bütün uzuvların yaratılış gayesine boyun eğdiği müşaha- edilir. Bir ağacın kökü iyi olduğu zaman dalı meyva verir.
3. Ondan dünya sevincinin gitmesi. Çünkü Allah'a yönelen kimse Onun dışındaki bir şeyle sevinmez. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.) sü- hüzün ve tefekkür halinde idi.
4. Tevbe eden kimsenin gönlünü, Allah'ın kendisi için kefil olduğu konusunda değil, Allah Teâlâ'nın emrettiği şeylerle meşgul etmesi. Allah Teālā bir (hadis-i kudside) buyurmuştur ki: "Ey Ademoğlu! Ben en önce topraktan, ardından da nutfeden yarattım. Seni yoktan aratmak beni yorup acze düşürmedi de yaşadığın surede sana ek- mek vermek mi beni yoracak?"
Tevbe eden kimsede bu alâmetler bulunduğu zaman, müslümanla- onu sevmeleri lazımdır. Çünkü Allah onu sevmiştir. Müslümanların anca Allah'ın onu tevbesinde sabit kılması için dua etmeleri, daha ön- ce işlediği günahları sebebiyle onu ayıplamamaları, onunla birlikte
oturmaları, ona ikramda bulunmaları gerekir. Öte yandan tevbe eden inse de verdiği sözü bozmaktan ve günahlara geri dönmekten sakın- malıdır.
Yahya b. Muâz: "Tevbeden sonra yapılan bir günah, tevbeden ön- japlan yetmiş günahtan daha çirkindir." demiştir.
Kuşeuri (k.s.) dr ki demiştir ki: Tevbe edenler sınıf sınıftır. Bazıları var-
Tededen, Allah'ın lütfunu müsâhedeye döner. Bazıları da var ki kendi- işlediği zelleden, ibadet ve tâate döner. Bazıları da nefsini müşa- De ve hemcinslerine ihsandan. Rabb'inin hakikatlerinde istiğrak haline döner.
Cua: 11
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
597
devam et!" dediler. İleri doğru devam ettim. Birden kendimi bir bahçe perisinde tadı değişmeyen bir süt ırmağının kenarında buldum. Bahçe- de her türlü ziynet eşyası ve kadınlar vardı. Kadınlan görünce, güzellik Jerine tutuldum. Onlar beni görünce sevindiler ve
"Vallahi bu, Aynâ-i Mardiyye'nin kocası!" dediler. Ben
"Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" di ye sordum. Onlar selamımı aldılar ve: "Ey Allah'ın velisi, biz onun hiz metçileri ve câriyeleriyiz. Sen önüne doğru ilerle!" dediler. Ben de iler ledim. Kendimi birden bir şarap ırmağının kenarında buldum. Vadinin (nehrin) kenarında, geride bıraktığım güzellikleri bana unutturan kadın- lar vardı. Ben:
"Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" de dim. Onlar:
"Hayır, biz onun hizmetçileri ve câriyeleriyiz. Önüne doğru devam et." dediler. Ben de devam ettim. Birden kendimi süzme baldan bir baş ka ırmağın kenarında buldum. Beyaz inciden yapılmış bir çardağa ulaş tım. Çardağın kapısında bir câriye, üzerinde de anlatmaktan aciz oldu ğum güzel ziynet eşyası ve elbiseler vardı. Beni görünce sevindi ve:
"-Ey Aynâ-i Mardiyye! İşte kocan geldi." diye çadıra seslendi.
Ben çadıra yaklaştım, içeri girdim. Aynâ-i Mardiyye, inci ve yakut süslemeli altından bir divan üzerinde oturuyordu. Görür görmez ona tr tuldum. Bana:
"Merhaba ey Allah'ın velisi! Yanımıza gelme vaktin yaklaştı." diyor du. Onu kucaklamak için yaklaştım.
sallah." dedi. Ben de o anda uyandım, ey Abdulvahid. Ona kavuşmaya "Acele etme, sabırlı ol! Çünkü beni kucaklama vaktin hente gebr d. Çünkü sende salt olar. Bu gece yanımızda iftar sabırsızlanıyorum."
man seriyyesi karşımıza çıktı. Çocuk onlara saklırdı. Savchem, dokur Abdülvahid der ki: "Çocukla konuşmanuz bitmemişti ki bir dus
Cua: 11
YanıtlaSilRühu'l Beyan
500
Tevbenin kabul edildiğinin dört alameti vardır
1. Tevbe eden kimsenin, fasıklarla olan ilişkisini tamamen kesmest Salih zatlarla birlikte olması ve nerede olurlarsa olsunlar onların meclis Jerine devam etmesi.
vaplığı zaman, bütün uzuvların yaratılış gayesine boyun eğdiği müşaha de edilir. Bir ağacın kökü iyi olduğu zaman dalı meyvə verdiy dönüş
3. Ondan dünya sevincinin gitmesi. Çünkü Allah'a yönelen kimse O'nun dışındaki bir şeyle sevinmez. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.) sü rekli hüzün ve tefekkür halinde idi.
4. Tevbe eden kimsenin gönlünü, Allah'ın kendisi için kefil olduğu nik konusunda değil, Allah Teâla'nın emrettiği şeylerle meşgul etmesi. Allah Teâlâ bir (hadis-i kudsîde) buyurmuştur ki: "Ey Ademoğlu! Ben seni önce topraktan, ardından da nutfeden yarattım. Seni yoktan yaratmak beni yorup acze düşürmedi de yaşadığın sürede sana ek mek vermek mi beni yoracak?"
Tevbe eden kimsede bu alametler bulunduğu zaman, müslümanla mm onu sevmeleri lazımdır. Çünkü Allah onu sevmiştir. Müslümanların aynca Allah'ın onu tevbesinde sabit kılması için dua etmeleri, daha ön- ce işlediği günahları sebebiyle onu ayıplamamaları, onunla birlikte oturmaları, ona ikramda bulunmaları gerekir. Öte yandan tevbe eden kimse de verdiği sözü bozmaktan ve günahlara geri dönmekten sakın malıdır.
Yahyâ b. Muâz: "Tevbeden sonra yapılan bir günah, tevbeden ön ce yapılan yetmiş günahtan daha çirkindir." demiştir.
hadeden, Allah'ın lütfunu müşahedeye döner, Bazıları da var ki kendi Kuşeyri (k.s.) demiştir ki: Tevbe edenler sınıf sınıftır. Bazıları var ne ve hemcinslerine ihsandan, Rabb'inin hakikatlerinde istiğrak haline döner.
Cie 11
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
601
-Bi " الْحَمْدُ لله على دين الإسلام وعلى توفيق الايمان " :e mimin daima pe Islam dinini ihsan eden, bizi imana muvaffak kılan Allah'a ham- jolsun" demelidir. Nitekim (tâbiîn âlimlerinden) Mücahid, "Allah şük redenleri daha iyi bilmez mi?" (el-En'âm, 6/53) âyetini, "Allah, tevhid aesi nimetine şükredenleri daha iyi bilmez mi" şeklinde tefsir etmiş-
Bunu öğrendikten sonra, "Bizzat din, keza İslâm ve iman aslında kendileri nimet değildir, öyleyse bunlara karşılık nasıl hamdedilir?!" di ven kimsenin bu sözü seni aldatmasın!
Kuşeyrî der ki: "Hamdedenler" öyle kimselerdir ki, Allah'ın kudre- aile meydana gelen şeylere asla itiraz etmezler, Allah için yapılması ge- reken ibadet ve tâatlerde de asla isteksizlik göstermezler.
"Seyahat edenler" İbn Abbas'tan (r.anhümâ)'dan rivayet edildiği- ne göre, Kur'ân'da zikredilen her seyahat ile oruç kastedilmektedir. Bir hadiste: "Ümmetimin, seyahati oruçtur." 303 buyurulmuştur.
Şair de şöyle demiştir:
Onu gece gündüz namaz kılarken, gündüzünü de Oruçlu olarak Allah'ı çokça zikrederken görürsün.
Oruç, seyahate benzetilmiştir. Çünkü seyahat eden kimse canının stediği her şeyi yapamadığı gibi, oruç da insanı nefsânî arzularından alı- koyar. Aynı şekilde seyahat eden kimse seyahat sayesinde bilmediği ve görmediği yerlere ulaştığı gibi oruç tutan kimse de nefsânî bir riyāzat olan oruç sayesinde mülk ve melekûtun sırlarına vakıf olur.
Ariflerden birisi şöyle söylemiştir: "Orucun seyahate benzetilmesin deki nükte sudbirisi solet eden kimse, yeryüzünde dolaşıp hangi belde de ikamet etmeyi guzel gorurse orada ikamet eder. Hoşuna gite cen nete qirdiği zaman kendisine: "Dilediğin kapıdan qir! Hangi oda ve köşk hoşuna giderse oraya yerles." denilir. O da, yeryüzündeki seyya- bir beldeye geçer. Aynı hun yaptığı gibi cennetin dilediği yerindeki köşklerini ve evlerini gezer.
Sovori, ed-Dürru'l-mensûr, IV. 297-298
602
YanıtlaSil9. Teube Süresi
Ayet: 112
Hasan Basrî demiştir ki: "Seyahat edenler," helaller konusunda kendilerini tutan (azıyla iktifa eden), haramları ise tamamen terk eden kimselerdir. Vallahi ortalıkta öyle insanlar var ki kendilerini helalden tu tuyorlar, fakat haramı hiç terk etmiyorlar. Allah'ın gazabı daima onların üzerine olacaktır.
Kuşeyrî de bu konuda şunları söyler: "Seyahat edenler", Allah'tan başkası ile birlikte olmaktan saim (oruçlu), Allah'tan yine Allah ile yeti- nen ve iktifa eden kimselerdir.
et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de denilir ki: "Seyahat edenler," kendile rini Allah'tan alıkoyan şeyleri terk ederek Allah'a doğru seyr edenlerdir (seyr ilallah).
Atâ demiştir ki: "Seyahat edenler"den maksad Allah yolunda ci- had eden gâzilerdir. Onlar, kâfirlerin diyarına ulaşıncaya kadar pek çok menzil ve merhale kat'ederler ve karşılaştıkları kâfirlerle Allah yolunda savaşırlar.
İkrime der ki: Onlar, ilim tahsili için bir yerden diğerine seyahat eden ilim tâlibleridir. Nitekim Câbir (r.a.), tek bir hadis için Medine'den Mısır'a yolculuk yapmıştır. Bu yüzden bir kimse seyahat yapmadıkça (ilimde) kâmil sayılmaz, hicret etmeden de maksuduna ulamaz.
Alimler demişlerdir ki: İttiba silsilesiyle kendisine ulaştığı, kalbindeki perdeyi açan bir üstāzı olmayan herkes, bu yolda babası olmayan bir to- run, nesebi olmayan bir evlatlık durumundadır.
Namazda "rükû edenler, secde edenler" Namazdan kinâye olarak rükü ve secdenin zikredilmesi, onlarda ibadet yönünün namazın diğer rü- künlerine nisbetle daha belirgin olmasındandır. Çünkü namazın rükünle rinden olan kıyam ve kuûd, insanlar tarafından namaz dışında da âdet olduğu üzere yerine getirilir. Rükû ve secde ise farklıdır. Onlar insanların tabî olarak yaptıkları hâl ve hareketler değil, ancak ibadet kasdıyla yap tıklan hal ve hareketlerdir. Dolayısıyla bu iki rukün, namaza mahsus ol- ma yönünden namazın diğer rukünlerine göre üstünlüğe sahiptir.
Kuşeyrî der ki: “Rükû edenler," tecelli kudretinin altında sönüp sakinleşmek süretiyle bütün hallerinde Allah'a boyun eğenlerdir. Bir ha
Can: 11
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
605
Nesefi ise et-Teysir isimli tefsirinde bu konuda şunları söyler: Mu- hakkık âlimlere göre bu sözün aslı esası yoktur. Sekiz sayısında, söyle- nenleri gerektirecek bir özellik bulunmamaktadır. Böyle bir kullanım. sayıların peşpeşe gelmesi hasebiyledir. Nitekim "Allah,... melik, mu- kaddes, esenlik veren, güvenlik veren, gözetip koruyan, aziz, is- tediğini zorla yaptıran, çok uludur." (el-Haşr, 59/23) âyetindeki seki- anci sıfatın başına vav harfi gelmemiştir, yine "Şunların hiçbirisine taat etme: Yemin edip duran, aşağılık..." (el-Kalem, 68/10-13) âye- inde de sekizincide vav harfi gelmemiştir.
"Allah'ın sınırlarını koruyanlar" yani, Allah'ın açıklayıp tayin aip belirlediği hakikatleri ve hükümleri yerine getirmek ve insanlanı da buna teşvik etmek suretiyle Allah'ın sınırlarını koruyanlar.
Kuşeyrî der ki: Onlar, Allah'ın durmalarını istediği yerde duran ve hareket etmelerini istediğinde hareket eden, sâkin olmalarını istediği za- man säkin olan, Allah ile beraber olup nefeslerini muhafaza eden kim- selerdir.
Sonra şer'î mükellefiyetler, âyette zikedilenlerle sınırlı değildir. Bila- kis şer'î mükellefiyetlerin bir çok sınıf ve kısımları vardır. Onlar ayrıntılı olarak ancak ciltler dolusu kitaplarda açıklanabilir. Onun için Allah Te- älä diğer şer'î mükellefiyet kısımlarını kısaca "Allah'ın sınırlarını koru- yanlar" sözüyle zikretmiştir.
Fakihler şer'î mükellefiyetleri açıklama sadedinde (fıkıh kitaplarında) anlattıkları şeylerin yeterli olduğunu zannettiler. Halbuki durum böyle değildir. Çünkü mükelleflerin fiilleri iki kısımdır:
1. Organların fiilleri.
2. Kalplerin fiilleri.
bunlar fıkıh kitaplarında çok nadir olarak bulunmaktadır. Bazı bahisleri Fıkıh kitapları sadece uzuvların amelleriyle ilgili mükellefiyet kısım kelam kitaplarında işlenmiş, diğer bazı bahisleri ise İmâm Gazali ve nicerenan sadece ezaneleriyle ilgili mükellefiyetler aniser emsali alimler ahlâk ilminde açıklamışlardır. Bunların tamamı Allah Te ala'nın "Allah'ın sınırlarını koruyanlar" kavlinde münderictir.
segi ve anlayisto soran bir dil than eptir
YanıtlaSilHe. Alden Rivayer Olunan, Nehcil Belağa ve Gurar el Hikem'den Alınma Bazı Hikmetli Sözler
Alimlerin vefatı, dinde gedik açar."
lim meclisi (içinde gezinilen) bahçe gibidir"
im sultanlığının zevāli yoktur."
lim, her rütbenin üzerinde bir rütbedir"
min yok olması, ilim sahibinin/ alimin ölümünden daha ehven bir durumdur
Kitaplan toplamak bir şey değildir, onların içeriklerini korumaya bak" "Müminin ganimeti, nerede olursa olsun bir hikmet bulmasıdır.
"Ümmetin efendileri fakihlerdir."
"Alimden bilmediğini öğren ve bildiğini bilmeyene öğret. Bunu yapar isen, bilmediğini öğrenmiş,
öğrendiğinden de yararlanmış olursun." "Alimin sürçmesi, geminin delinmesine benzer; hem kendisini, hem de beraberindekileri gark eder "Yüce Allah, alimlerden ahit almadıkça, cahillerden öğrenmek için ahit almadı."
"Bir şeyi sorduğunda öğrenmek için sor, üzmek ve hata bulmak için sorma. Zira öğrenen cahil, alim gibidir, başkasını üzen âlim ise cahile benzer."
"Cahil, daima ya ifrat, ya da tefrit halindedir."
"Her kaba, bir şeyler konuldukça hacmi küçülür. Ama ilim kabına (akıla) ne kadar ilim doldursan, hacmi o kadar genişler."
dirdigini bilirim. Çünkü Yüce Allah bana,
a
HZ. ALİ ATLASI
YanıtlaSilYaşadığı yerlerin fotoğrafları, haritalar ve savaş şemaları desteği ile Hz. Ali'nin hayatı
Sâmi b. Abdillah b. Ahmed el-Mağlût
Çeviri: Hüseyin Yıldız
606
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 112-113
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11
بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06
İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
Hz. Allden Rivayet Olunan, Nehcül-Belağa ve Ğurar el-Hikem'den Alınma Bazı Hikmetli Sozler
YanıtlaSilAlimlerin vefatı, dinde gedik açar."
m meclisi (İçinde gezinilen) bahçe gibidir!
m sultanlığının zevāli yoktur"
im, her rütbenin uzerinde bir rütbedir!
Timin yok olması, ilim sahibinin/ alimin ölümünden daha ehven bir durumdur "Kaplan toplamak bir şey değildir, onların içeriklerini korumaya bak!"
"Müminin ganimeti, nerede olursa olsun bir hikmet bulmasıdır!
Ümmetin efendileri fakihlerdir"
ümden bilmediğini öğren ve bildiğini bilmeyene öğret. Bunu yapar isen, bilmedigini organis sendiğinden de yararlanmış olursun min sürçmesi, geminin delinmesine benzer, hem kendisini, hem de berabendenten gaf sted
"Tike Allah, âlimlerden ahit almadıkça, cahillerden öğrenmek için ahit almadı! pay sorduğunda öğrenmek için sor, üzmek ve hata bulmak için sorma. Zira grenen cahil, atins gadir başkasını üzen alim ise cahile benzer Call daima ya ifrat, ya da tefrit halindedir."
erkaba, bir şeyler konuldukça hacmi küçülür. Ama ilim kabinia (akılla) ne kadar ilim doldursan, nacimi adar genişler
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
606
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 112-113
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11
بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06
İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
Ravi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
II-DEVLETLER HUKUKU TARİHİNDE ISLAM'IN YERİ
YanıtlaSilDaha önce temas edildiği gibi, menşe itibariyle bir Avrupa ve Hris- tiyan hukuku olarak gelişen Avrupa devletler hukuku sistemi, 19. asrın başlarından itibaren dünyanın yeni şartları karşısında Avrupalı ve hristiyan olmayan ülkeleri de tatbik sahası içine almıştır. Böylece ta- biatı ve tatbik sahası bakımından değişikliklere maruz kalarak evren- selliğe doğru bir gelişme kaydetmiştir. Bugün bütün dünyada uluslar arası münasebetlerde uyulması kabul edilen modern devletler hukuku sistemi, gerçekte kaynağını Batı Avrupa'dan alır. Onun tarihinden bah- sederken de müellifler Yunan site devletlerinden başlayarak ardından Roma devrine ve sonra da modern zamanlara geçerek, Ortaçağ boyun- ca devletler hukukuna ne yer ne de lüzum olduğunu ileri sürerler." Batılı müelliflerle onlara katılan bazı Doğulu müelliflerin, devletler hu- kuku fikrinin yeni olduğu ve son zamanlarda Avrupa'da teşekkül ettiği- ne dair hükümleri genelde doğrudur. Bu konuda İslâm târihi muhiti dı- şında ve o muhitten uzak kalındığı sürece, bu hüküm bizce de münaka- şa ve tartışma götürmez. Gerçekte bu muhit dışında devletlerarası ni- zâm biliniyor değildi, ne eski Yunan ve Roma devirlerinde, ne Yahudi- lik ve Hristiyanlığın ilk dini asırları boyunca."
İslâm Hukuk doktrininde milletlerarası münasebetler Avrupa'dan çok daha evvel idråk edilmiş olup, İslâm, devletler hukukunu Batı Alemine Grotius'lardan çok evvel telkin ve tedris etmiş bulunmakta- dır. Batı'da devletler hukukuna az-çok taalluk eden meseleler üzerine yazılan ilk eserler XVI. asra tesadüf etmektedir. Müslüman müellif-
(27) Khadduri, Majid, International Law, 371
(28) Hamidullah, Is. Dev İdaresi, 52; Is Huk 11. Yardımları, 98 (29) Draz, M. Abdullah, Dirásetu'l İslamiyye., Kuveyt 1973, 140
( 30 ) Crozat, 202 31) Sevig, V. Raşit, Türk ve Yab Mahk. Yetkisi, İst. 1963, 51 (
20/İslam Hukukunda Ülke Kavramı
YanıtlaSiller ise, bu husustaki eserlerini ilk Batılı hristiyan müelliflerden asırlar. ca evvel meydana getirmiş, devletler hukuk meselelerini incelemiş ve . Umumi fıkıh kitaplarının hepsinde olduğu gibi, en ndi eserinde «Kitabu's-Siyer adıyla müstakil bir bölüm mevcuttur
tartışmışlardır adi eserinde kalam Devletler Huku Hanife (v. 150/767) dieser ya Ma ve bu bahsi talebelerine okutan Ebu Hanife (v. 150/767)'dir. O Lalebeleri de kendi görüş ve araştırmalarını ilave ederek siyer» mem zuunda eserler te'lif etmişlerdir. eş-Şeybâni (v. 189/796)'nin es-Si yeru's Sağir ve daha sonra es-Serahsî (v. 483/1090) tarafından şerhe dilen es-Sigeru'l-Kebirsi şu veya bu şekilde bize ulaşmıştır. el-Evzál (v. 157/774)'nin Ebû Hanife'nin görüşlerini tenkidine karşılık Ebû Yü suf (v. 182/798) da ser-Redd alâ Siyeri'l-Evzi'îs adıyla bize kadar ula şan bir eser te'lif etmiştir." İmâm eş-Şafii (v. 204/819)'nin bu esere yazdığı reddiye Siyeru'l-Evzd'i» başlığı altında «el-Ümm» ün bir bölü mününü meydana getirir. el-Vakıdi (v. 207/823)'nin de «siyer üzerine
bir kitab yazdığı tahmin edilmektedir. Zira bu eserin İmâm eş-Şafi'i tarafından yapılmış tenkidi «Siyeru'l-Vakıdi» başlığı altında «el-Ümm
(32) Turnagil, 28; Crozal, 200
(33) Hamidullah, Is, Dev. İdaresi, 10; Is. Huk, İlmine Yardımları, 8; es- Serahsi Armağanı, 18; Tug. Salih, Isl. Ülk. Anayasa Hareketleri, Ist.
1969, 25: Mecmu'u'l-Fikh ve siyer bölümü için bk. Y. Ziya Kavakı, Suriye Roma Kodu ve İslâm Hukuku, Ankara 1975, s. 67 v.d.
(34) Subh! es-Salih, İbn Kayyim'in Ahkamu Ehli'z-Zimme (Dimaşk 1961)
eserinin mukaddimesi, I, 6; Ebu'l-Vefa el-Efgâni, Ebû Yūsuf'un er-Redd
ala Siyeri'l-Evzāi (Mısır 1357) eserinin başında, s. 2; Hamidullah, Is Dev. İdaresi, 10; Ibn Kayyim'in mezkur eserinin başında, I, 83; es-Se rahsi Armağanı, Ank. İlahiyat Fak, yay., Ankara 1965, s. 17 (35) Bunlardan Hasan b. Ziyad, Zufer ve Vakinin eserleri bize kadar gel- memişlerdir. bk. es-Serahsi Armağanı, 17; er-Redd alå Siyer'il-Evzal
de el-Efgani'nin notu, s. 2)
(30) Geniş bilgi için bk. Hamidullah, is. Dev. İdaresi, 10; es-Serahst Arma ganı, 17, 20. es-Serahsi'nin Şerhu's-Styeri'l-Kebiri Haydarabad (c Hin 1135-1330) ve Kahire'de (c. I-V, 1971) neşredilmiştir. Kahire neh rinin ilk üç cildi eksik halde 1958-1960 yillarda da basılmıştır. Meh arappa anah Ayntabl (1238/1823) tarallarında da basilien bu ser 1241 Bulindan yaklaşık bir asır önce degreestar cc. I-II, Istanbul (Slyer-1 Kebir İslam Devletler Hukuku, I. cilt İstanbul 1980, çeviri: M. 14. Bu serin yeni harflerle tone basılmaktadı Said Şimşek ve İbrahim Sarmış). 17: (37)
Hamidullah, Islamda Devlet İdaresi, 10; es-Serahsi el-Efgáni, age, s. 4 Armağanı.
Giriş/21
YanıtlaSilde mevcuttur. İmâm Mâlik (v. 179/795) de «Kitâbu's-Siyer» adıyla bir eser te'lif etmişse de bugün mevcut değildir." Zeydiyye mezhebi kay- nakları, Muhammed b. Abdillah Nefs Zekiyye (v. 145/762) nin de bir «Siyer yazdığını kaydederler.40
Ortaçağ boyunca, müslümanlarla Avrupalılar arasında komşuluk, karşılıklı münasebetler ve bilhassa Haçlı seferleri ve Endülüs yoluyla, devletler hukuku sahasında İslâm'ın koyduğu esaslar Batı'ya intikal etmiştir." Ortaçağ'da İslâm dünyasının ilim ve kültürde Batı'ya tesir- leri üzerinde durmak bizi asıl mevzudan uzaklaştırır. Ancak şunu be- lirtmeden geçmek mümkün değildir ki; Batı'da doktrin planında devlet- ler hukukunun daha önce sözü geçen Bello, Ayala, Vitoria ve Gentiles gibi ilk müellifleri Rönesans'ın yetiştirmeleri olup, hepsi de Batı üze- rinde İslâm tesirinin en çok olduğu İspanya ve İtalya gibi yerlerden çıkmışlardır."
Modern Batı devletler hukukuna en azından teşekkülü boyunca İs- lâm'ın tesirini nadiren kabul eden Batılı müellifler de bulunmaktadır." İslâm Harb Hukuku, hristiyan kavimler ve hatta şövalyelerin âdet ve kaideleri üzerinde tesirini göstermiştir." Despagnet, İslâm'ın uluslar- arası münasebetlere nüfuz ve tesirinin, İslâm karşısında hristiyan mil- letetlerin birleşmesi şeklinde menfi ve müslüman harp kanunları vası- tasıyla müsbet manåda olmak üzere iki şekilde olduğunu kaydeder. 45 İslâm Hukukunun Avrupa harb hukukunun tekâmülüne kesin olarak te- sir ettiğini belirten Hans Kruse şöyle der: Şeybânî'nin beyânlarının Grotius'un De jure belli ac pacis» (Harp ve sulh hukuku) adlı eserinin üçüncü kitabının ilgili bölümlerinde kaydedilen müşâhedelerle üstün- körü de olsa şöyle bir karşılaştırılması gösterir ki, Avrupa'daki müs- bet devletler hukuku, sekiz asrı aşan bir zaman sonra dahi İslâm Hu- kuku'nun dolu bulunduğu hümanizmin yüksek seviyesine henüz ulaşa-
(38) Hamidullah, İslamda Devlet İdaresi, 10; es-Serahsi Armağanı, 17, 18. el-Evza'i ve el-Vakıdî'nin sözü edilen eserleri için bk. el-Ümm (c. I-VII, Bûlak 1321-1325): «Kitabu Siyeri'l-Evzâ'i (c. VII, 303-336) ve Slyeru'l- Vakıdi (c. IV, 176-205).
(39) Hamidullah, Is. Dev. İdaresi, 10; es-Serahsi Armağanı, 18
(40) es-Serahsi Armağanı, 18
(41) Ali Mansur, 35-36
(42) Hamidullah, İslam'da Devlet İdaresi, 55
(43) A.g.e., 56 (Nys, Walker ve Taube'ı zikrederek)
(44) Bilsel, 198; Seviğ, M.R., Dev. Um. Huk., 33
(45) Bilsel, 198. Sözkonusu menfi tesir için bk. İs. Dev. İdaresi, 55
22/İslam Hukukunda Ülke Kavramı
YanıtlaSilmamıştır. Müslümanların devletler hukukunun gelişmesine yardımları, memiş derecede olduğu söylenebilir." edilirse, bu yardımın
Viardot, müslümanların diğer yerlerde olduğu gibi İspanya'da da ve mal emniyeti, din hürriyeti gibi gayrımüsahistle şöyle der: Montesquieu, Aramızda, zaferin mağlup lardan bahisle hürriyeti, kanunları, mallkuun milletletleri bırakmasına yolaçan devletler hukukunu hristiyanlığa borc Jük der. Ben, Montesquieu'nün aksini söyleyeceğimden özür dilerim; Juyulade Hristiyanlığın kendileri hakkında, Yeni Dünya milletleri hak kında olduğu kadar bile, hâlâ kesinlikle uymadığı bu yeni devletler hu kukunu daha önce hristiyanlar hakkında tatbik etmişlerdi. Araplara bu noktada borçlu olunan hakkı teslim için, onların o zamanlar yeni bir inancın ilk coşkunluğu ve zaferin ilk câzibesi içinde olduklarını da ha tırlatmak gerekir. «l'Esprit des Lois» (Kanunların Ruhu)'nun meşhur müellifinin haklı olarak övdüğü bu yeni devletler hukukunu, hristiyan. lar ancak felsefe devrinde tatbik etmişlerdir.>"
Devletler hukuku tarihinde İslâm'ın mevkiine temas eden M. Ha- midullah da, Batı sisteminin kaynak ve mesnedi sayılan Roma siste. minde modern devletler hukukunun taşıdığı mana ve mefhuma rastlan- madığını, hristiyan milletlerin 19. asrın son yarısına gelinceye kadar kendi devletler hukukundan istifadenin yalnız kendilerine mahsus ol duğuna inanırlarken hristiyanlığın da bu hususta lüzumlu değişikliği yapmış olamayacağını savunur. Ona göre, modern devirlerle Roma arasındaki halkayı İslâm meydana getirmektedir ve Batıda devletler hukuku anlamında yankı meydana getiren değişikliğin kaynağı da bura- sıdır. 51
(46) Kruse, İslâm Devletler Hukukunun Ortaya Çıkışı, çev. Y. Z. Kavakcı, Isl. Tetk. Ens. Dergisi, c. IV, cüz. 3-4'den ayrı basım, İstanbul 1971, s. 68. (47) Turnagil, 121
(48) Yazarın bu sözünü Müslümanlar şeklinde tavzih gerekir.. (49) Viardot, L., Histoire des Arabes et des Mores d'Espagne, c. III, Paris 1851, II, 22
(50) İslam'da Devlet İdaresi, 52 ve v.d.
(51) A.g.e., 57
460
YanıtlaSilHadisteki zamirin o topluluğa ait olması uzak bir görüş olsa da olasıdır. Böyle olunca musibet, camileri çeşitli ibadetle imar edenlere hürmeten blütün topluluktan uzaklaştınr لولا شُيُوخٌ رُكْعَ وَاطْفَالٌ رَضْعٌ لَصُبْ عَلَيْكُمُ البلاء صبا "Beli bükk Inbyarlar, emzikli bebeler olmasa belä üzerinize yağdırılırdı. hadisı de bunu göstermektedir.
Levamiu'l-Ukül
Bu hadisi Ibn Adiy ve Deylemi, Enes (ra)'tan naklettiler. Aynı hadisi Beyhäkt (Şuabü'l-imanda) ve Ebû Nuaym da rivayet etmişlerdir
342- "Allah bir beldeyi yok etmek dilediğinde, orada zinayı açığa çıkarır إذا أراد الله بشرية "Allah bir belde için dilediğinde Yani وَامْثَلِ الْقَرْيَة O belde (halkına) sor." ayetindeki tanıma göre oranın halkına.
ملاك "helak, yok olma Çokça adam ölmesi, veba, fakirlik, zillet gibi şeylerle...
Alenen zinanın bir belde için helak alameti
Bk. Ebû Ya'la, Müsned, XI, 287, Taberani, Mu'cemu'l-evsat, VII, 134.
٣٤٢ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَرْيَةٍ هَلَاكًا أَظْهَرَ فِيهَا الزَّنَا
Nitekim Hakim'in rivayet ettiği إذا كثر الزنا كثرَ الْقَتْلُ رَوَقَعَ الطَّاعُونُ "Zina çoğaldığında adam öldürme çoğalır ve vebá salgını ortaya çıkar hadisi de bunu gösterir. Böyledir, çünkü zınaya verilen
had cezası ölümdür. O belde halkı arasında hadler uygulanmadığında, Allah oranın halkına cinleri musallat eder de onlan öldürürler.
Bezzar'ın nakletmiş olduğu bir hadiste: إذا ظهر الزَّنَا فِي قَوْمِ ظَهْرَ فِيهِمُ الْلفقر المسكنة
"Bir toplulukta zina ortalığa çıkınca fakirlik ve miskinlik de baş gösterir. buyrulmuştur.
Rasülullah (s.a.v) hadiste daha korku verici olması için ملاك kelimesini nekre (belirsiz) kipte kullandı.
أظهر فيها "orada ortaya çıkarır." Yani aleni hale getirir.
el-Camius's-sagir'deki rivayette فيها kelimesi yerine فيهم / onların arasında kelimesi yer almaktadır.
الزنا "zinayı Yani zina filinin aşikare yapılmasını... زنا kelimesi Velif-i maksure iledir
dokunur. Aleni olduğunda ise özel ve genele zarar verir.
Böyledir. Çünkü günah gizli olduğu zaman sadece onu işleyene zararı
Süyüti, Camulahádis, 10, 274,
Hakim, Müstedrek, IV, 549,
Bezzår, Müsned, I, 220, Beyhaki, Şuabu'l-imän, VI, 15, Heysemi, Mecmau'z-zevaid, V, 355
udiste özellikle zina fiili söylendi. Çünkü zina soylan ve insan neslini bozar. da yaratmışların esnikle helal en şereflisidir (eşref-i mahlükat). Bu nedenle hiçbir dinde olmamıştır.
YanıtlaSilve zinadan duyulan zevk Tamamini kapsadığından, Allah onların cezasını genele helak olarak Brivayette de Uj kelimesi yerine tek noktalı harf olan "be" ile jer amaktadır.
shads Deylemi, Ebu Hureyre (ra)'tan nakletmiştir. Bu rivayeti anlamca eyen başka hadisler de bulunmaktadır.
٣٤٣ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَخْلُقَ خَلْقًا لِلْخِلَافَةِ مَسَحَ نَاصِيَنَةَ بندِهِ
343- "Allahu Teala hilafet için bir kul yaratmak dilediğinde, kudret eliyle onun
mesh eder
- إذا أراد الله أن يخلق "Allah bir kul yaratmak istediğinde" yani bir yaratık, bir الله حلق
للحدة "halifelik için" devlet başkanlığı veya yöneticilik için...
مع شابات onun anlını eliyle sıvazlar" el-Hatib el-Bağdadi'nin nakletmiş mayette بيب "sag eliyle" kelimesi geçmektedir.
Hadiste özellikle alın, yüz (nasiye) söylenmiştir. Çünkü onunla insanın tamamı Bu, kendisine itaat edilsın diye ona heybet, azamet vermekten ibarettir. rade bir istiäre ya da teşbihtir.
Zemahşeri demiştir ki, Rasülullah (s.a.v) hilafet ile devlet başkanlığı ve metre gücünü kastetmiştir. Allah'ın bir kimseyi sultanlığa odaklaması akkundür (güçle hükmetmektir). Çünkü peygamberliğe halifelik, en büyük devlet başkanını), onun vekillerini kapsar. Alimleri kapsar. Dolayısıyla Allahu dri koruması, din hükümlerini yayması ve mülhitlerden, zındıklardan, offerden ve müşriklerden olan İslam düşmanlarını kahretmesi İçin bir insanı lendirmek istediğinde, ona saygınlık ve heybet verir. Onun sözünü zerafet, kje azamet bakımından kabul gören ve uyulan bir söz yapar. Böylece o the br şeye karar verdiğinde insanlar onu benimserler. Bir konuda hüküm drde onu kabul ederler. Emr-i bil marüf nehy-i anil münker yaptığında (İyiliği andp kötülüğu yasakladığında) insanlar onun sözüne uyarlar. Dolayısıyla Allah tim sultanlik için belirlemiş ise artık o iş olmuş
bitmiştir. Hartb el-Bagdadlı, Tarihu Medinet Bagdad, X, 147, All el-
Amal Kenzul-ummal. II. 897.
[1/195]
Mutal Fenzú Hummål. VI Tarihu . B Medineti Bagdad, X, 147.
لوامع العقول شرح راموز الأحاديث للكمشخانوي
YanıtlaSilRâmûzü'l-châdîs Şerhi LEVAMI'U'L-'UKÜL
ZEKA PARILTILARI Hadis-i Serifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddin Gümüshânevi
(1813-1893)
Editör Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
I. Cilt
460
YanıtlaSilLevamiu'l-Ukül
Hadisteki zamirin o topluluğa ait olması uzak bir görüş olsa da olasıdır. Böyle olunca musibet, camileri çeşitli ibadetle imar edenlere hürmeten bütün Beli bokak" لولا شيوع رفع و اطفال رضع لضب عَلَيْكُمُ البلاء صبا .Cooluluktan uzaklaştur Inbyarlar, emzikli bebeler olmasa bela üzerinize yağdırılırdı. göstermektedir. hadisi de bunu
Bu hadisi Ibn Adiy ve Deylemi, Enes (ra)'tan naklettiler. Aynı hadisi Beyhäkt (Şuabü'l-imanda) ve Ebû Nuaym da rivayet etmişlerdir.
٣٤٢ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَرْيَةٍ هَلَاكًا أَظْهَرَ فِيهَا الزِّنَا
342- "Allah bir beldeyi yok etmek dilediğinde, orada zinayı açığa çıkanır, إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَرْيَةٍ "Allah bir belde için dilediğinde" Yani وانثل القرية "belde (halkına) sor." ayetindeki tanıma göre oranın halkına.
ملاكا "helak, yok olma Çokça adam ölmesi, veba, fakirlik, zillet gibi şeylerle... Nitekim Häkim'in rivayet ettiği إذا كثر الزنا كثر الْقَتْلُ وَوَقَعَ الطَّاعُونُ "Zina çoğaldığında adam öldürme çoğalır ve vebå salgını ortaya çıkar hadisi de bunu gösterir.
Böyledir, çünkü zinaya verilen had cezası ölümdür. O belde halkı arasında hadler uygulanmadığında, Allah oranın halkına cinleri musallat eder de onların öldürürler.
Bezzar'ın nakletmiş olduğu bir hadiste : إذا ظهر الزنا في قَوْمِ ظهر فيهم الفقر المسكنة "Bir toplulukta zina ortalığa çıkınca fakirlik ve miskinlik de baş gösterir. buyrulmuştur.
Rasülullah (s.a.v) hadiste daha korku verici olması için ملاك kelimesini nekre (belirsiz) kipte kullandı.
أظهر فيها "orada ortaya çıkarır." Yani aleni hale getirir.
el-Câmius's-sağir'deki rivayette فيها kelimesi yerine فيهم / onların arasında
kelimesi yer almaktadır. الزنا "zinayı" Yani zina fiilinin aşikare yapılmasını... زنا kelimesi Velif-i maksure
iledir.
Böyledir. Çünkü günah gizli olduğu zaman sadece onu işleyene zararı dokunur. Aleni olduğunda ise özel ve genele zarar verir.
949 Bk. Ebû Yala, Müsned, XI, 287; Taberani, Mu'cemu'l-evsat, VII, 134.
950 Süyüti, Câmiu'l-ahādīs, II, 274.
951 Hakim, Müstedrek, IV, 549.
952 Bezzår, Müsned, II, 220; Beyhaki, Şuabu'l-îmân, VI, 15; Heysemi, Mecmau'z-zeväid, V, 355.
Alenen zinanın bir belde için helak alameti
Hadiste Özellikle zina fiili söylendi. Çünkü zina soyları ve insan neslini bozar yaratılmışların en şereflisidir (eşref-i mahlükat). Bu insanı da ana kesinlikle helal olmamıştır. nedenle hiçbir dinde
YanıtlaSil461
Ceza, amel (iş, davranış) cinsinden olduğundan ve zinadan duyulan zevk bedenin tamamını kapsadığından, Allah onların cezasını genele helak olarak kilmiştir. Bir rivayette de kelimesi yerine tek noktalı harf olan "be" ile را kelimesi yer almaktadır.
destekleyen başka hadisler de bulunmaktadır. nakletmiştir. Bu rivayeti anlamca
٣٤٣ - إِذَا أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَخْلُقَ خَلْقًا لِلْخِلَافَةِ مَسَحَ نَاصِيَتَهُ بِيَدِهِ
343- "Allahu Teala hilafet için bir kul yaratmak dilediğinde, kudret eliyle onun Allah in bir alnını mesh eder.
kulu halife olarak
إِذَا أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَخْلُقَ خَلْقًا "Allah bir kul yaratmak istediğinde" yani bir yaratık, bir adam...
takdir etme
şekli
للخلافة "halifelik için" devlet başkanlığı veya yöneticilik için...
مَسْحَ نَاصِبَتَهُ بِيَدِهِ onun anlını eliyle sıvazlar" el-Hatib el-Bağdadi'nin nakletmiş
olduğu rivayette پیمينه "sağ eliyle" kelimesi geçmektedir.
Hadiste özellikle alın, yüz (nasiye) söylenmiştir. Çünkü onunla insanın tamamı anlatılır. Bu, kendisine itaat edilsin diye ona heybet, azamet vermekten ibarettir. Bu ifade bir istiâre ya da teşbihtir.
Zemahşerî demiştir ki; Rasülullah (s.a.v) hilafet ile devlet başkanlığı ve hükmetme gücünü kastetmiştir. Allah'ın bir kimseyi sultanlığa odaklaması tahakkümdür (güçle hükmetmektir). Çünkü peygamberliğe halifelik, en büyük imamı (devlet başkanını), onun vekillerini kapsar. Alimleri kapsar. Dolayısıyla Allahu Teâlâ dini koruması, din hükümlerini yayması ve mülhitlerden, zındıklardan, kafirlerden ve müşriklerden olan Islam düşmanlarını kahretmesi için bir insanı görevlendirmek istediğinde, ona saygınlık ve heybet verir. Onun sözünü zerafet, tatlılık ve azamet bakımından kabul gören ve uyulan bir söz yapar. Böylece o kimse bir şeye karar verdiğinde insanlar onu benimserler. Bir konuda hüküm verdiğinde onu kabul ederler. Emr-i bil marûf nehy-i anil münker yaptığında (iyiliği emredip kötülüğü yasakladığında) insanlar onun sözüne uyarlar. Dolayısıyla Allah her kimi sultanlık için belirlemiş ise artık o iş olmuş bitmiştir.
[1/195]
Ali el-Muttaki, Kenzü'l-ummål, II, 897.
Ibn Adiy, taki, Kenz- umma I, 1984; Hatib el-Bagdadi, Tarihu Medineti Bagdad, X, 1947; Ali el- *
Muttaki, Kenzü'l-ummål, VI, 8.
Hatib el-Bagdadi, Târīhu Medineti Bagdad, X, 147.