CANI KORUMAK

Yorumlar

  1. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.

    Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).

    Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-

    YANITLASİL

    yuksel22 Mayıs 2024 13:52
    ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,

    .Κ.)

    BESİR

    YanıtlaSil
  2. Ajanlara darbe eğitimi

    Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 10:54
    363

    Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.

    Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.

    Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...

    Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.

    YanıtlaSil
  3. 210

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    LA ILAHE ILLALLAH kelime-i tehhidi benim hisarımdır. Yani: Kalemdir. Benim hisarıma giren azabımdan emin olur.»

    115. İsim: SADIK. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Hazret-i Resul-ü Mufaddal ve Nebiyy-1 Mübeccel ve cümle ulum ile mükemmel olan Resulüllah S.A. efendimiz söylediği müjdeli ve zor-lu haberlerde dünya ve âhiret işlerinde, mirac işinde, mugayyebattan verdiği haberlerde, kendisinden önce gelenlerin hal ve keyfiyetlerini beyanda, kıyamette vaki olacak halleri açıklamakta hasılı: Söyleyip anlattığı bütün şeylerde doğru ve verdiği haberler, olan vakıa ara uy-gun düştüğünden ism-i şerifine:

    SADIK.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    116. İsim: MUSADDAK. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    İtimad edilir nüshaların çoğunda, bu isim, ütteki okunuş şek-linde gelmiştir. Yani: İsm-i Mef'ul olarak:

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşrif buyurmaaan evvel, semavi kitaplarla, nebilerin ve resullerin dili ile nübüvveti ve risaleti, doğru sözlü olacağı beyan olunduğundan; bu vücud âlemine teşrif buyurduktan sonra da, Yüce Hak, onu doğrulayıp:

    «Kendi hevasından konuşmaz. Çünkü, konuştukları kendisine gelen bir vahiyden başka değildir.» (53/3-4)

    Buyurduğundan; nübüvvetini kabul edenler, onun söylediği bü-tün sözlerde ve verdiği haberlerde kendisini tasdik ettiklerinden ötü-rü, mübarek ismine:

    - MUSADDAK.

    Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Bu isim, bazı nüshalarda:

    MUSADDIK.

    manasına. Okunuşu şeklinde ism-i fail olarak gelmiştir. Yani: Tasdik edici,

    Resulüllah S.A. efendimiz; kendisinden evvel gelen nebilerin ve resullerin nübüvvet ve risaletlerini, kendilerine nazil olan kitapların kelâm-ı ilahi olduğunu, zaruret-i diniyeden sayılan şeylerin hepsine bütün dinlerde iman lazım olduğunu tasdik edip gerçekleyici oldu-ğundan ism-i şerifine:

    YanıtlaSil
  4. KARA DAVUD

    MUSADDIK.

    Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selam eylesin.

    117. Isim: SIDK. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    211

    kök kelime.)

    Resulüllah S.A. efendimiz, cümle kelâmında tam manası ile sadık olup asla şüpheli bir durum yoktur. Bunun için, doğruluğun aynı ma-

    nasina: SIDK. Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin. Bu isimle veri-len mana:

    Mahza adalet kimse.. Şeklinde alınabilir; o zaman mana şöyle olur: Mahza doğruluk, sadakat..

    Kur'an-ı Kerim'de gelen:

    Kendisine geldiği zaman, SIDK'ı yalanladı (39/33)

    Manasındaki:

    - «SIDK».

    Lafzından murad, Resulüllah S.A. efendimiz olduğu bazı müfes-sirler tarafından anlatıldı.

    Allah-ü Taålá, ona salât ve selâm eylesin.

    **

    118. İsim: SEYYİD'ÜL-MÜRSELİN. (Sallallahü Taalá aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salāt ve selām eyle.

    Bu ismin manası şudur: Resullerin efendisi..

    Esasında, ehl-i sünnet vel-cemaat itikadına göre: Resullerin ve nebilerin risalet mansıbında ve nübüvvet cahında birbirlerinden ayrı yanları yoktur. Nitekim, bu manayı, Yüce Hak, Kur'an'da şöyle an-lattı:

    -"...Allah'ın resulleri arasında fark gözetmeyiz.» (2/285)

    Ancak; sevabın çokluğunda, ecrin bolluğunda, derecenin yüksek-liğinde, Yüce Allah'a yakınlık cihetinden birbirlerinden ayrı yanları vardır. Kaldı ki bu manayı da, Yüce Hak, Kur'an-ı Kerim'de şöyle an lattı:

    32) «Onlardan bazısını derece derece bazısından üst ettik.» (43/

    Bu âyette belirtilen mana gereğince, birbirlerinden ayrı olmaları kesin bir durum kazanır.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bütün nebilerin ve resullerin reisi, azimi ve şerifi, kerimi olduğundan; kendisinden evvel gelen nebilerin

    YanıtlaSil
  5. SU-24'ÜN TÜRK-RUS İLİŞKİLERİNE ETKİSİ

    BİLGİ CAGI SAVASI BAŞLADI

    PROF. DR. YAŞAR ONAY

    YanıtlaSil
  6. İÇİNDEKİLER

    7

    m gi. F

    ONSOZ

    GİRİŞ

    13

    EN BASİT ŞEKLİYLE ELEKTRONİK HARP NEDİR.

    ELEKTROMANYETİK SPEKTRUM.....

    ELEKTRONİK HARP NEDİR?

    Elektronik Harp Faaliyetleri Süreci..

    Savaş zamanı elektronik harp faaliyetleri...

    Tarihteki Örnekleri.

    ..17

    22

    23

    ...24

    25

    Mucitler

    27

    Ölüm ışınının etkileri

    28

    İkinci Dünya Savaşı Nazi Almanya'sı.

    34

    HAARP SİSTEMİ.

    36

    37

    ECHELON PROJESI.

    ECHELON NASIL ÇALIŞIR?...

    43

    42

    RUS SİLAHLI KUVVETLERİNİN

    SURİYE'DEKİ ELEKTRONİK HARP KAPASİTESİ

    .46

    USS DONALD COOK VAKASI

    VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ..

    ..51

    SURİYE'NİN RUSYA'NIN ULUSAL

    GÜVENLİĞİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

    54

    Rusya, Ortadoğu'da askeri varlığını genişletiyor!

    62

    Güney Kıbrıs'a yeni üs!.

    62

    Genişleyen radar ağı!...........

    NATO üyeliği endişe kaynağı!.

    63

    Silahsızlanmadan çekilme tehdidi!.

    64

    Rus filosundan Iran ziyareti!.........

    65

    OKUMA PARÇASININ YORUMU

    ..66

    Türk pilotlar endişelenmeli!

    67

    'NİYETLERİN ŞEFFAFLIĞI'...

    'AYNI ANDA 72 FÜZE ATABİLİYOR'.

    68

    68

    'SURİYE ORDUSU PİLOTLARA ATEŞ AÇMAYACAK

    68

    YanıtlaSil
  7. NATO ZOR DURUMDA'....

    ALMANYA, FRANSA VE ÇEK CUMHURİYETİ ŞAŞKINLIK İÇİNDE

    69

    69

    71

    OKUMA PARÇASININ YORUMU

    Rus savaş uçağı nasıl vuruldu?

    74

    Haluk Dural-Milli Merkez Genel Sekreteri, 30.11.2015.......

    74

    Vurulduğu Nokta, Düştüğü Nokta....

    77

    Su-24 Türk hava sahasını ihlal etti mi, etmedi mi?.

    Uçak nasıl ve nereye düştü?.

    OKUMA PARÇASININ YORUMU..

    SURİYE HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ.

    Suriye'nin Hava Savunma Sistemleri:.

    'Kör' operasyon

    91

    Okuma parçası.......

    91

    101

    "BUNLARI BİLMEYENE PİLOT DENEMEZ

    TÜRKİYE'NİN YAKIN RUS SİLAHLANMASI

    105

    108

    110

    112

    117

    AKDENİZ'DE ISINAN SULAR.......

    PUTİN NE YAPMAK İSTİYOR?

    TÜRKİYE-RUSYA SAVAŞ OLASILIĞI

    RUSYA-TÜRKİYE GERİLİMİ

    DÜNYA SAVAŞINI TETİKLER Mİ?

    BU KRİZ SICAK SAVAŞA DÖNÜŞÜR MÜ?

    RUSYA-TÜRKİYE SAVAŞIRSA NE OLUR?

    78

    79

    81

    84

    85

    118

    121

    TÜRK ORDUSU'NUN HARP GÜCÜ

    TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ'NİN

    ELEKTRONİK HARP KABİLİYETİ

    129

    DÜŞÜRÜLEN UÇAK VE RUSYA'NIN KAZANÇLARI.

    131

    TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ'NİN

    ELEKTRONİK HARP KABİLİYETİ

    129

    DÜŞÜRÜLEN UÇAK VE RUSYA'NIN KAZANÇLARI.

    131

    TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ'NİN

    ELEKTRONİK HARP KABİLİYETİ

    141

    AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNİN

    ELEKTRONİK HARP SAVAŞ KAPASİTESİ

    144

    YENİ BİR KAVRAM 5. BOYUTTA SAVAŞ: SİBER SAVAŞLAR

    164

    172

    RUSYA HAKKINDA BİR DEĞERLENDİRME.

    177

    SON SÖZ YERİNE......

    183

    KAYNAKÇA..........

    YanıtlaSil
  8. Osmanlı Edebiyatından Seçmeler - 1

    Söz İncileri

    Osmanlı Şiirinden Seçilmiş Beyitler

    İbrahim AKGÜN

    KURTUBA

    YanıtlaSil
  9. İÇİNDEKİLER

    BU ESER NİÇİN VE KİMİN İÇİN HAZIRLANDI.

    ....15

    17

    ÇALIŞMANIN KAPSAMI VE DÜZENİ

    BEYİTLER-DİZELER-DÖRTLÜKLER..

    .21

    .23

    ANLAMAK - İDRAK ETMEK

    1. Vakıf olagör meâl-i hale.

    23

    2. Bâlâ-rev olan ma'na-yı mücerreddir.

    27

    3. Yürü bir hastaya arz eyle sözünü.

    29

    4. Cân gözü bîdâr gerek

    30

    5. Haricden temâşâ

    32

    BİLEN İLE BİLMEYEN

    .35

    6. Bilenle bilmeyen bir olur mu....

    35

    7. Cehldir âdeme zindân-ı belâ.

    37

    8. Cehl-i mürekkep.

    38

    9. Cahilin hasedi

    39

    10. Kehanetle bilmek

    40

    11. Nâdân ile sohbet..

    41

    12. Taklitte olmak....

    42

    ÇALIŞMAK, GAYRET GÖSTERMEK.

    .45

    13. Ayinesi iştir kişinin..

    45

    14. Bekayı hak bilmek

    46

    15. Bir amel kıl dest ü pâyın var iken.

    49

    16. Çarşu-yı marifette kârımız yoktur.

    49

    17. Gayret göstermek.

    49

    18. Lâf ile yaşamak.

    50

    DEVLET HAYATIMIZ.

    19. Emaneti ehline vermek

    53

    20. Mülkte zelzele gaflettendir.

    55

    21. Maslahat-ı şer'

    61

    22. İkbâline idbârına dil bağlama dehrin.

    53

    62

    7

    ১ ৩১

    YanıtlaSil
  10. 23. Niceleri geldi, neler istediler.

    65

    67

    69

    24. Zabtiye ruhiyle icra-yı hükümet edenin.

    DOST, DERT ORTAĞI.

    25. Dost ile bilişmek....

    69

    26. Hem yârdır anladınsa matlûb.

    73

    DUA, NİYAZ VE TEMENNİ

    .75

    27. Hakk Teâlâ seni güzîde ede..

    75

    DÜNYA HAYATIMIZ..

    .79

    28. Gönül selameti..

    79

    29. Dehr bir bâzârdır.

    83

    30. Hür olmak istersen.

    86

    31. Selamet arıyorsan kenardadır.

    87

    32. Hayal içinde akıp geçmesin ömrün

    89

    EDEP - ERKÂN BİLMEK.

    93

    33. Adap bilmek.

    93

    34. Edeb bir tâc imiş.

    94

    ESERLERİMİZ VE İŞLERİMİZ.

    97

    35. Eserlerimiz ne olduğumuzu gösterir.

    97

    36. Eserden müessiri görmek

    99

    100

    37. Mâmuru viran eylemek

    102

    38. Viranı mâmur eylemek.

    105

    ETTİKLERİMİZ VE BULDUKLARIMIZ.

    39. Kendimize ettiklerimiz.

    105

    40. Meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan.

    106

    GAFLET İÇİNDE YAŞAMAK.

    109

    41. Gâfil geçirme fırsatı.

    109

    42. Gümân tedbir ile yaşamak.

    113

    GÜZEL SANATLAR VE DİL

    115

    43. Lisanın tabiatı ve fesahati..

    115

    8

    YanıtlaSil
  11. 44. Müsti hikmete dair fendir......................

    116

    45. Şi, gazel, kaside

    116

    GÜZELE VE GÜZELLİĞE METHİYE

    119

    46. Haddeden geçmiş nezaket yäl ü bal olmuş sana..

    119

    47. Bir mevsim-i behårına geldik ki âlemin.22

    HAK VE ADALET...

    127

    127

    48. Adidir aslı nizam-ı âlem.

    129

    49. Kenar- Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu.

    130

    50. Kişi hakkı bilmek............

    133

    HAK, BATIL, TEVHİD VE ŞİRK.

    51. Aklınca bir ilâh-ı müşahhas eder murad.

    133

    52. Hüccetle Müslüman olunmaz

    135

    53. Süret-i Hak'tan görünmek. 136

    54. Bir fasık size bir haber getirirse. 138

    HAYALİ, EFSANEVİ VARLIKLAR VE İLİMLER.

    141

    55. Kim vardı diyâr-ı kimyaya

    141

    İLİM, İRFAN, BİLGİ.

    145

    56. Bilgiden sözüme temel atarım

    .145

    57. İlim ilim ilmektir.

    146

    58. İrfandır insanı yücelten. 148

    İNSAN - HOŞÇA BAK ZATINA

    151

    59. Åsafın mikdârını bilmez Süleyman olmayan..........151

    60. Can ulu bir kimsedür.

    154

    61. Çeşm-i insaf gibi kamile mîzân olmaz.

    155

    62. İnsanların hayırlısı

    156

    157

    63. Yere düşmekle cevher....

    159

    İNSANDAN İNSANLIĞA.

    159

    64. Benî adem aza-yı yekdigerend

    161

    65. Milletim ehl-i hakikat..........

    162

    66. Vatan, millet, tarih şuuru.

    9

    YanıtlaSil
  12. İNSAN HALLERİ..

    165

    67. Alışkanlıklarımız..

    ....165

    68. Arz-ı hâlde bulunmak..

    ....165

    69. Talihli olmak.......

    166

    70. Fikr-i muhâl üstünde.

    167

    71. İfrat, tefrit, itidal.....

    ....169

    72. İradesi elinde olmak.

    ....170

    73. Ümit yolcusu yorulmaz..

    .....172

    74. Vesvese

    .....173

    İYİLİĞİ YAYMAK, İRŞAD, İSTİŞARE.

    175

    75. Emr-i bil mâruf, nehy-i anil münker

    .175

    76. İstişare yapmak.

    .177

    77. Sahib-i irşad olmak.

    .177

    İYİ HUY, GÜZEL AHLÂK.

    179

    78. Ahde vefa

    .179

    79. Az yemek, az uyumak.

    .180

    80. Ahlâk-ı milli.

    .180

    81. Fazîletli olmak.

    .181

    82. Himmet etmek..

    182

    83. Affetmek veya intikam almak.

    .183

    84. Kanaat çok yaşasın.

    .184

    85. Şükretmek.

    .185

    KABİLİYET, MARİFET, HÜNER.

    187

    86. Kabiliyet bî tecelli şâmil-i eşya değil.

    .187

    87. Marifet iltifata tâbîdir.

    189

    KENDİNİ BİLMEK

    193

    88. Halkın noksanını almıya dile..

    193

    89. Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz

    195

    KISSA, DARB-I MESEL

    197

    90. Hisse imiş kıssadan ehl-i dile maksûd.

    197

    KÖTÜ HUYLAR (YERİLEN DAVRANIŞLAR)

    199

    91. Benlik davası

    199

    10

    YanıtlaSil
  13. 92. Gıybetin bir sözünü terk edegör..

    200

    93. Gurur, kibir, ekabir...

    201

    94. Hırs ile hülyada geçen zaman.

    202

    95. Riyâdan edelim istiğfår.

    .204

    96. Şöhret åfettir.....

    .205

    97. Tamah etmek

    .205

    98. Zanda bulunmak

    .207

    99. Gaddara mağduru sorsalar.

    .207

    MAL SEVGİSİ, MAKAM SEVDASI.

    211

    100. Cem'-i mâl eylediğin rahat içindir amma.

    211

    101. Bir devlet için çarha temennådan usandık...........214

    MİZÂN, TERAZİ, ÖLÇÜ.

    217

    102. Altun ile mîzânda bir gelse dahi zeng..

    217

    NEFS ILE KAVGA.....

    103. Devreylemedik yer komadık bir nice yıldır.

    .219

    104. Nefs ile cidâl

    .220

    105. Nefsini ilah edinmek.

    .223

    NÜKTE VE HİCİV

    225

    106. Mecnûn ile bir mekteb-i aşk içre okurduk...

    .225

    107. Mürtecidir diye seni ihbar ederim.....

    ..228

    108. Hicvedersem haini zâhid günah ettin

    deme.......229

    219

    ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK

    235

    109. İbret almaz mısın

    ......

    235

    110. Son ziyaretçi, Son yolculuk.

    .239

    111. Din günü ne isterler

    .240

    SABIR - SEBAT GÖSTERMEK.

    243

    112. Devlet aheste gerekdir cari.

    .243

    113. Sabr ile bilindi her müşkül sebak.

    ..244

    114. Sabit kâdem olmak

    .247

    SEVGİ, BAĞLILIK, KORKU, ÜMİT, İMAN.

    .249

    115. Allah sevgisi.

    249

    11

    YanıtlaSil
  14. 116. Allah korkusu.

    .253

    117. Allah'tan ümit kesilmez.

    .254

    118. La tekul üf kavlini inkâr eden........

    .255

    119. Hâk-i reh-i Muhammed muhtarem.

    .255

    120. Cümle yaradılmışa bir gözle bakmayan.

    .257

    SÖZ CEVHERİ - GÜHER-İ KELÂM.

    259

    121. Söz sanatını bilmek

    259

    122. Sözün güzeli.........

    .264

    123. Sözün yenisini söylemek.

    .266

    124. Sırrını söylemek........

    .270

    125. Söz dinlemesini bilmek.

    .272

    126. Yabana konuşmak..

    272

    127. Söyleme cehl ile mâlâyani.

    273

    128. Söz şirâresi, söz fitnesi.

    .275

    TEVEKKÜL ETMEK - TEDBİR ALMAK

    279

    129. Allah'adur tevekkülümüz, i'timâdımız.

    .279

    130. Hakk tecelli eyleyince her işi âsân eder

    .281

    131. Tedbir gibi akıl olmaz...

    .282

    TÖREN SÖZLERİ, LEVHA YAZILARI.

    285

    132. Sinen içre nur-u zikr ile uyandır bir çerağ

    .285

    ÜNLÜ BEYİTLER (BERCESTELER)

    287

    133. Bercesteler.

    287

    YARATILIŞ HİKMETİ (MEKTEB-İ ÂLEM)

    307

    134. Mekteb-i âlem

    .307

    135. Eşyanın tabiatı (olmaz, olamaz)

    310

    136. Tertîb-i âsâr-ı İlâhî böyledir.

    .313

    137. Zamanın hikmeti

    315

    KAYNAKÇA.

    317

    ŞAİRLER LİSTESİ..

    325

    12

    YanıtlaSil
  15. بسامية الرحمن الرحيم

    "Muhakkak Besmele"

    (Hattat: Kadir Sakoğlu)

    YanıtlaSil
  16. 325

    9987. Yillar, insana akıl öğretir.

    9988, Yoksulların boş zamanı olmaz.

    9989 Yoksulluğunda seninle dost olanı unutma!

    9990. Yoksulluktan varsıllğa gitmek çok zordur, ama gerisin geriye dönmek pek kolaydır.

    9991. Yüz kez dinlemek, bir kez görmek denli iyi değildir.

    9992 Yüz tane zanaatı kötü bilmektense, bir tek zanaatı iyi bilmek yeğdir.

    9993. Zaman paradır. (Bizdeki karşılığı: Vakit nakittir.)

    0994. Zaman uçar, gider.

    9995, Zaman ve gel-git, kimseyi beklemez.

    9996, Zamanında atılan bir dikiş, dokuz dikişin yerini tutar.

    9997, Zanaattır, yaşamı kazanan.

    9998. Zehri içmişsen, çanağını çabuk sıyır.

    9999. Zevkler tartışılamaz. (Uluslararası bir atasözüdür.)

    KABARDİN ATASÖZLERİ. Bak: BALKAR-KABARDİN ATASÖZLERİ

    KALMUK ATASÖZLERİ

    10000. Binlerce kimseyi az tanımaktansa, bir kişiyi çok iyi tanımak yeğdir.

    10001. Burun altında ağız bulunduğu için süreklice konuşmak gerekmez.

    10002. Çok bil, az konuş!

    10003. Düşman olmayınca, herkes yiğittir.

    10004. Düşünce körlüğü, göz körlüğünden daha kötüdür.

    10005. İstemedikçe, gözün deveyi bile görmez.

    10006. Korkağın gözleri çift görür.

    10007. Okyanusta çamur yoktur.

    10008. Varlıklı mısın, herkes senin hısımındır, yoksullaştın mı, herkes senin düşmanındır.

    10009. Zehir ürkünç, iftira korkunçtur.

    KAMPUÇYA ATASÖZLERİ. Bak: KHMER (KAMPUÇYA) ATASÖZLERİ

    KANADA ATASÖZLERİ

    10010. Bana soru sorma da yalan söylemeyeyim.

    10011. Biriktirilen kuruş kazanılmıştır.

    10012. Boğanın memesi gibi yararsız.

    YanıtlaSil
  17. 324

    9953. Suçlu değil, suçluluk yargılanmalı.

    9954. Susku, kabulü gösterir. (Osmanlıcası: Sükût, ikrardan gelir.)

    9955. Şakayla, çokluk doğru sözler söylenir.

    9956 Tanrı, insanlara ikiden fazla haslet (güzel huy) vermez.

    9957. Tanrı, kendine yardım edenlere yardımcı olur.

    9958. Tanrı, yeli, kırkılmış kuzuya göre ayarlar.

    9959. Tarih, kendini yineler. (Bizdeki biçimi: Tarih, tekerrürden ibarettir.)

    9960. Tatlı sözler, yabanıl havuca tat vermez.

    9961. Tembellik, tüm kötülüklerin anasıdır.

    9962. Tilki, kendini değil, kapanı suçlandırır.

    9963. Toprak sürmek, şiir söylemekten iyidir.

    9964 Tutumluluktan savurganlığa geçiş kolaydır, güç olan tersidir.

    9965. Ucuza alınan, yitirilmiş para, demektir.

    9966. Unvan ve rütbe önemli değil, eğitim önemlidir.

    9967. Üç taşınma, bir yangına eşittir.

    9968. Üçüncü seferinde olur.

    9969. Varlıklı adamla küllük, ikisi de birbirine benzer; çünkü, biri doldukça kirlenir, öteki varsıllaştıkça çirkefleşir.

    9970. Varlıklı adamla tükürük çanağı, toplandıkça pisleşir.

    9971. Varlıklı ülke, güçlü ülke!

    9972. Veren el toplar.

    9973. Yabancı görürsen, hırsız olabileceğini düşün. (Japonların, tanımadıkları insanlara olan tepkilerini tam olarak belirtir.)

    9974. Yalan atla gider, gerçek yürür, ama gene de tam vaktinde yetişir.

    9975. Yalanın doğduğu yerde gerçeği arama.

    9976. Yanlışı bilmeyen, gerçeği de bilmez.

    9977. Yansılama, gönül okşamaların en içtenidir.

    9978. Yarınki altıdan, bugünkü beş yeğdir.

    9979. Yasa, kişilere saygı göstermez.

    9980. Yasaya uy, ama onun tutsağı olma!

    9981. Yaşam bir gemidir; güneş doğarken yola çıkar, ardında hiç iz bırakmaz.

    9982. Yaşlıysan, çocuklarına boyun eğ!

    9983. Yatağını nasıl yaparsan, içinde öyle yatarsın.

    9984. Yatmaya bir hasır, oturmaya yarısı (yeter).

    9985. Yerine girmemiş çivi çakılmalıdır.

    9986. Yemede hızlı olan, işte de hızlı olur.

    YanıtlaSil
  18. 323

    0018 Olada iki ocak yanarsa, ikisi de titer.

    09 Olmayan haber, iyi haberdir.

    20 Onun ağıma takılan her şey balıktır.

    2021 Onurlu bir ölum, onursuz bir yaşamda daha iyidir. (Pucci'nin "Madama Buterfly" adli operasında geçer.)

    22 Or, pazar yerinde bitmez.

    0021 Ofke senin, düşman senin.

    9024. Once çeltik, sonra şiir (şenlik)!

    0025. Önceden haberli, önceden silahlı olur.

    0926. Örnek, öğütten iyidir.

    0927. Para, insanın cebinde bir yelkendir.

    0928. Para su gibidir, akar.

    0929. Param, ödünç olarak, bir kente ver; kesinlikle, hiç bir zaman, bir adama verme.

    0030. Paranın kulakları yok, ama gene de duyar.

    0031. Paralar da değerinden fazla etmez.

    0032 Pastanı hem yiyip hem de saklayamazsın.

    0933. Sadelik, en son ulaşılan mertebedir.

    9034. Sağlığı koruma, en iyi tedavidir.

    0935. Sağlıklı bir saniye çok yaşamak, bin altından değerlidir.

    9936. Sallanan kazık, kolayca çekip çıkarılır.

    9937. Satırların arasını okumak.

    9938. Savaşı bilmeyen, barışı da bilmez.

    9939, Sefer tasındaki son pirinç tanesini de kovala.

    9940. Sen kendi kapının önünü süpür.

    9941. Sevincini de, üzüntünü de fazla belli etmeyeceksin; ayıptır.

    9942. Seviyorsan çocuğunu, bırak görsün Dünyayı.

    9943. Sıçana bir delik verdim, bir de baktım, mirasçım olmuş!

    9944. Sıkıntısız kazanç olmaz.

    9945. Sıska köpek, sahibini utandırır.

    9946. Sirkeli salata iyidir, karakterli erkek de.

    9947. Sis, yelpaze ile dağıtılamaz.

    9948. Soğuk algınlığını besle, hummayı aç bırak.

    9949. Soğuk çayla soğuk pilāv çekilir de soğuk bakışla buz gibi sözler çekilmez.

    9950. Sorunlarını kılıçla çözenler, kılıçla yok olur.

    9951. Söylemek, yapmaktan kolaydır.

    9952. Söz gümüşse, sükût altındır.

    YanıtlaSil
  19. 322

    9883. Kalabalıkta güvenlik vardır.

    9884. Kalp, kristal bir bardaktır: kırıldı mı, yapıştırılamaz.

    9885. Kan, sudan koyudur.

    9886. Kaplanın bile uyuduğu bir zaman vardır.

    9887. Kaptanı çok olan gemi, kayalara çarpar.

    9888. Kardeşler, evin içinde hırsızlar gibi kavga ederler; ama dışarıda birbirilerini korumak için, kılıçlarını çekerler.

    9889. Karı-koca kavgası ile batı yeli, gecenin bastırmasıyla sona erer.

    9890. Karınca için, birkaç damla yağmur sel gibidir.

    9891. Karşıdaki üç kapı ile yandaki iki kapı: (komşuluk).

    9892. Kavga bittikten sonra, sopa edinmek neye yarar?!

    9893. Kavga etmek için, iki kişi gerekli.

    9894. Kavgaya atılan, çokluk yenilir.

    9895. Kedi, sıçanın yasını tuttuğunda, pek ciddiye alınmaz.

    9896. Kendin yap da senin olsun.

    9897. Kendini yaralayarak becerikli olmayı öğrenirsin.

    9898. Keyfi yerinde olmak, tatlı bir börekten iyidir.

    9899. Kimi kez şakayla çok doğru sözler söylenir.

    9900. Kişinin fırçası, kişiliğin (ruhun) aynası!

    9901. Kitap, ruhun ilacıdır.

    9902. Kiyoto'nun giysisi, Tokyo'nun sofrası.

    9903. Komşusuna küfreden, kendi mezarını kazar.

    9904. Koşan bile okuyabilir.

    9905. Köpek bile yurüyünce, karşısına bir değnek çıkar.

    9906. Köpek, köpeği yemez.

    9907. Kör bir dilenci de, hiç olmazsa, çiçeklerin kokusunu duyar.

    9908. Kötü ruhlu insanın düşleri de kötüdür.

    9909. Kulak duymayınca, yürek dertten kurtulur.

    9910. Kurbağa, içinde yüzdüğü su birikintisini okyanus sanır.

    9911. Kuşlar, çıplak ağaca yuva yapmaz.

    9912. Küçük küçük vuruşlar, büyük meşe ağaçlarını devirir.

    9913. Küçük tencere, tez ısınır.

    9914. Midenin kulakları yoktur.

    9915. Ne denli az söylenirse, onarımı o denli kolay olur.

    9916. Ne denli çoğa sahipsen, o denli çok istersin.

    9917. Ne Tanrı'sı (var yoksulun), ne Buda'sı!

    YanıtlaSil
  20. 321 9850. Herkes tavusun kuyruğunu övünce, leylek bağırdı: "Bacaklarına bakın, hem de ne bet sesi var!"

    9851. Herkese güvenmek, kimseye güvenmemek denli büyük bir kusurdur.

    ydınlatır.

    9852. Hırsızı yakalamak için, hırsız tut.

    9853. Hiçbir şey yapmamak, kötülük yapmak, demektir.

    9854. Hocaya komşu oturan, duayı erken öğrenir.

    9855. İki kafa, bir kafadan ividir.

    9856. Iki kez olan, üç kez de olur.

    9857. İki kişi, arkadaşlık; üç kişi, değil.

    9858. İki taraf için de söylenecek çok söz var.

    9859. İki tavşanı birden kovalayan, ikisini de yakalayamaz.

    9860. İleriye bakmayanı, her yerde feläket bekler.

    9861. İlk kadehte adam, şarap içer; ikinci kadehte şarap, şarap içer; üçüncü kadehte ise şarap, adamı içer.

    9862. İlk karını sana Tanrı, ikincisini insanlar, üçüncüsünü ise şeytan gönderir.

    9863. Insan bulunduğu yere uymalı.

    9864. İnsanoğlu, utkudan az, yenilgiden çok şey öğrenir.

    9865. İstekler torbasının dibi yoktur.

    9866. İşkilden hayaller doğar.

    9867. İşler hiç de sanıldığı gibi zor değildir, onlardan korkanlar yalnızca gözlerdir.

    9868. İvedilik, zarar getirir.

    9869. İyi bir davula sert vurmak gerekmez.

    9870. İyi bir komşu, uzaktaki akrabadan daha iyidir.

    9871. İyi elde her yay doğru ok atar.

    9872. İyi ilaç acıdır.

    9873. İyi işçiler, seyrek olarak varlıklı olur.

    9874. İyi konuşan, iyi yalan söyler.

    9875. İyilik de, kötülük de senin yüreğindedir.

    9876. Kadın saçıyla fil bile bağlanabilir.

    9877. Kadın ve kilim, yeni iken iyidir.

    9878. Kadın ve tencere, eskidikçe iyileşir.

    9879. Kadınlar olmasaydı, ne gece olurdu, ne de gündüz.

    9880. Kadınların dili uç pus uzunluğundadır, ama altı kadem boyunda bir adamı öldürebilir.

    9881. Kadınların düşünceleri, ard düşüncelerdir.

    9882. Kadınlarla işçileri yönetmek zordur.

    YanıtlaSil
  21. 320

    9815. Eteğim, gözyaşından hep ıslaktır.

    9816. Eylemi doğuran düşüncedir.

    9817. Fırsatta uğur vardır.

    9818. Fırtınadan sonra durgunluk gelir.

    9819. Geç hiçten iyidir. (Geç olsun da güç olmasın.)

    9820. Geçmiş, geleceğin aynasıdır.

    9821. Geçmiş, yaşamınızın lâmbasıdır: karanlıkta size yol gösterir, önünüzü aydınlatır

    9822. Gelenekler için tartışma açılmaz.

    9823. Gerçek asker, insan ruhunu (acısını) bilen kişidir.

    9824. Gerçek, kimi kez gerçek gibi görünmez,

    9825. Gerçek sabır, dayanılmaza katlanmaktır.

    9826. Gerçekler, kuşkulardan doğar.

    9827. Gereksinme, buluşun anasıdır.

    9828. Gereksinme, yasa tanımaz.

    9829. Gezerken eş çok önemlidir, ama yaşamda sevecenlik önce gelir. (Tabi wa michizure, yo wa nasake.)

    9830. Gizlice yapılan iyilik, açıkça ödenir.

    9831. Gökyüzünü (cenneti) bir iğne deliğinden görebilirsiniz.

    9832. Görev karşısında, yaşamın sözü mü olur?

    9833. Görüş ayrılığı, yabancılaşmanın başlangıcıdır.

    9834. Gözlenen tencere, geç kaynar.

    9835. Gözü memnun etmek, mideyi memnun etmekten zordur.

    9836. Güç (kudret), hak, demektir.

    9837. Gülümseyen yüze ok atılmaz.

    9838. Güvenmek, en büyük düşmandır.

    9839. Güzel bir yüz, kötü bir yüreği gizleyebilir.

    9840. Güzellik, kalıt (miras) kalmaz.

    9841. Güzellik, yalnızca insanın derisindedir.

    9842. Hakgüderlik kendisine sert davranır, başkalarına hoşgörülü.

    9843. Hava soğuduğunda, gölge veren ağaçları unutuverirsin.

    9844. Havlayan it ısırmaz.

    9845. Hainlik, her zaman dostlukla gizlenir.

    9846. Her kitaba inanan, hiçbir şey okumasın, daha iyidir.

    9847. Her parıldayan, altın değildir.

    9848. Herkes "Hocam!" diyor, ama ben o denli cahil değilim.

    9849. Herkes kendi mesleğine (zanaatına).

    YanıtlaSil
  22. 319

    9780. Çıplak adamın yitireceği şey yoktur.

    9781. Çiçekleri bütün bir yıl yetiştirir, yalnız on gün görürsünüz. 9782. Çirkin kadını, hiç bir ayna yansıtamamıştır.

    9783. Dağ, fare doğurdu.

    9784. Dalkavukluk da bir geçim yoludur.

    9785. Darda kaldığında, Tanrı'ya başvur!

    9786. Değişik renkli çiçekler birlikte büyürse, çok güzel bir bahçe olur.

    9787. Deliden daha tehlikeli düşman yoktur.

    9788. Demir, tavında dövülür.

    9789. Deney, öğütten iyidir.

    9790. Dengi, dengi ile evlenir.

    9791. Denizde birden çok balık var.

    9792. Dışı seni, içi beni yakar.

    9793. Dik duruyorsanız, gölgenizin kambur oluşuna aldırmayın.

    9794. Diken, köküyle birlikte gider.

    9795. Dilencinin kurumu, hırsız olmamasıdır.

    9796. Dinlersem unuturum, yazarsam anımsarım, görürsem öğrenirim.

    9797. Dirlik-düzenlik olsun, yaşamdaki tek kılavuzun!

    9798. Doğa, hiçbir şeyi boşuna yapmaz.

    9799. Doğruluk, en iyi siyasettir.

    9800. Doğruluk, kutup yıldızı gibi yerli yerinde durur; geri kalan her şey, onun çevresinde döner.

    9801. Domuz kulağından, atlas kese yapamazsın.

    9802. Dostuk bir şemsiyeye benzer, insan onu ancak kötü havalarda ister.

    9803. Duvarın da kulakları var. (Uluslararası bir atasözüdür.)

    9804. Düşlerin tersi çıkar. (Bizdeki inanış da budur.)

    9805. Düşmanını çelimsiz sanarak küçümseme, düşmanını güçlü görerek korkma!

    9806. Efendi nasılsa, uşak da öyledir.

    9807. Eliaçık olmadan önce, doğru olun!

    9808. En cılızlar duvara gider (kurşuna dizilip ezilir).

    9809. En iyi armut, en kötü domuza düşer.

    9810. En iyi balıklar bile, üç günde kokar.

    9811. En iyi dinlenecek adam, en sessiz olanıdır.

    9812. En iyi ilâç gülmektir.

    9813. En iyi salça açlıktır.

    9814. En yüksek dağın bile ayağı (eteği) ovadadır.

    YanıtlaSil
  23. 318

    9748. Bicemi, insanı tanıtır. (Osmanlıcası: Üstüb-i beyan, ayniyle insandır.)

    9749. Bilgisiz düşünce yoktur, düşüncesiz de bilgi.

    9750. Bilimde kısa yollar yoktur.

    9751. Bin asker toplamak kolaysa da onlara bir general bulmak zordur.

    9752. Bin bir güçlükle karşılaşmak istemezsen, doğru yürü!

    9753. Bin kilometrelik yolculuğa bile, ilk adımla başlanır.

    9754. Bir adın nesi var ki?

    9755. Bir beğeni, bin güçlüğe değer.

    9756. Bir dostunuz yemiş bahçenizi geziyorsa, dalgın görünmeniz en büyük inceliktir.

    9757. Bir düşmanınız varsa, yaşamasına engel olmayın, acı çekecektir.

    9758. Bir insan, yedi takla atsa bile, çabalarsa, ayağa kalkabilir.

    9759. Bir iyi söz, üç kış ayını ısıtır.

    9760. Bir kez moda olmuş olan, bir kez daha olabilir.

    9761. Bir kusur görünce, kendininkini düzelt!

    9762. Bir oyunu en çok eleştirenler, onu parasız izleyenlerdir.

    9763. Bir savsaklama yüzünden bir çivi yitip gider; bir çivi yüzünden bir nal yiter; bir nal yüzünden bir bacak yiter; bir bacak yüzünden bir at yiter; bir at yüzünden bir savaş yitirilir; bir savaş yüzünden bir ülke yitirilir.

    9764. Bir taşla iki kuş vurulmaz.

    9765. Birincisi en iyisi (olmalı)!

    9766. Birisi lütüf dağıtıyorsa, niyetini anlamalısın.

    9767. Boğulmak üzere olan adam, saman çöpünden bile medet umar.

    9768. Boranın gücü soğukta görülür, yurtseverin gücü ise yurdun tehlikede bulunduğu saatte belli olur.

    9769. Buda'nın lâmbasını yaktığında, tüm tutkularını yok et!

    9770. Buda'ya cehennemde rastlamak! (Bizdeki karşılıkları: Garip kuşun yuvasım Allah yapar. Kul sıkışmadan Hızır yetişmez.)

    9771. Bulunan saklanır. (Benzeri: Bulunan bulanındır.)

    9772. Buluşma, ayrılmanın başıdır.

    9773. Büyük bir işe giriştiğinde, ayrıntıları düşünmelisin.

    9774. Büyük feläketler, küçük nedenlerden çıkar.

    9775. Büyük incelik, çok kez, bir şey istemiyorum, demektir.

    9776. Çalınmış mal alan, hırsız denli kötüdür.

    9777. Çalışkanlığa yetişebilecek yoksulluk yoktur.

    9778. Çalışmak günü kısaltır, yaşamı uzatır.

    9779. Çay fincanında fırtına koparır.

    YanıtlaSil
  24. 317

    İZLANDA ATASÖZÜ

    9719. Kapını, havuçla sürgüleme!

    JAMAIKA ATASÖZLERİ

    9720. Bekarken iki gözünü aç, evlendikten sonra birini kapatabilirsin. (Benzeri bir Portekiz atasözü var.)

    9721. Küçük kazançlar servet getirir.

    JAPON ATASÖZLERİ

    0722. Aç ve üşümüş olana, Fuji (yanardağı) bile güzel gözükmez.

    9723. Açlik, çalışan adamın kapısından bakar, ama içeriye girmeyi göze alamaz.

    9724. Ağızdan çıkan bir söze, dört nal koşan bir at bile yetişemez.

    9725. Ağızdan çıkar tüm kötülükler!

    9726. Aile kasına köpekler bile karışmaz.

    9727. Akıllı başın ağzında, kilit bulunur.

    9728. Alacaklıların belleği borçlularınkinden güçlüdür.

    9729. Alçak şeyler, alçaklık doğurur.

    9730. Alışkanlık, ikinci bir huydur.

    9731. Altın çalan, hapse tıkılır; toprak çalan, kral olur.

    9732. Ana-babanın izleri silinmez, huy canın altındadır.

    9733. Aslan postu içine bir eşek yakışmaz.

    9734. Aşığın gözüne çiçek bozukları, doğal çizgiler gibi gözükür.

    9735. Aşık, sevdiğinde bin güzeilik Tanrıçası görür.

    9736. Aşırı boyun eğme, henüz bir içten bağlılık sayılamaz.

    9737. At sırtında gezenler, yaya dolaşanların çektiğini bilmez.

    9738. Ateş olmayan yerden, duman çıkmaz.

    9739. Az şeyle yetinen mutludur.

    9740. Baba nasılsa, oğul da öyledir.

    9741. Babaların günahını, çocuklar çeker.

    9742. Bakım, kediyi öldürdü. (Benzeri: Kaygı, kediyi öldürdü.)

    9743. Balık kafasından bile Kami (üstün varlık) olur: iyi inan, iyi yaşa!

    9744. Başkalarını sayarsan, seni de sayarlar.

    9745. Başkasının sofrasına güvenen, genellikle, geç yemek yer.

    9746. Ben, unutmayı unuttum.

    9747. Bencil, her zaman gayr-i memnundur.

    YanıtlaSil
  25. 316

    0683 Tanti, sonunda, biz kendisini en uzakta sandığımız an gelir.

    0684. Tatlı şaraptan yapılan sirke, keskin olur.

    9685 Tava, ibriğe "defol, üstümü kirleteceksin" der.

    0586. Tembellik, tüm kötülüklerin babasıdır.

    9687. Tencere, güveçle alay eder.

    9688. Topal bir kadınla yatmamış olan kişi, Venüs'ü en olgun tadıyla bilmez

    9689. Topalla giden, topallamayı öğrenir.

    9690. Toprak satın alan, kavga satın alır.

    9691. Türk gibi güçlü (yürekli).

    9692. Türk gibi sövmek.

    9693. Türk gibi tütün içmek.

    9694. Türk gibi yemek yemek.

    9695. Ulu ağaçlar, yemişten çok gölge verir.

    9696. Uyuyan, balık tutamaz.

    9697. Uyuyan köpekleri uyandırma!

    9698. Üç kadın ile bir kaz palazından, bir pazar yeri doğar.

    9699. Vakti olan, vakti gelsin, diye beklemesin.

    9700. Varlıklı olmak mutluluk getirmez, ama güvenlik getirir.

    9701. Yalan da olsa, iyi uydurulmuş. (Se non è vero, è bene trovato.)

    9702. Yalancılar, ant içmeğe herkesten çok eğilimlidir.

    9703. Yapı yapan, kesesini boşaltır.

    9704. Yaşamı eğlence sayarsan, o bir eğlencedir; onu acı sayarsan, o bir acıdır.

    9705. Yaşlı bir hekim, genç bir berber.

    9706. Yavaş giden, iyi gider. (Chi va piano, va sano.)

    9707. Yedi dadılı çocuk, kör olur.

    9708. Yerin kulağı var.

    9709. Yeşil otlardan saman olur.

    9710. Yeter, yeterdir; daha çoğu bozar.

    9711. Yoksulların akrabası yoktur.

    9712. Yolsuzluk, elde edemeyeceğin bir şeydir.

    9713. Yolu yitirmektense, sormak iyidir.

    9714. Yutulacak hap acı olmasaydı, onu yaldızlamaya gerek kalmazdı.

    9715. Yüksekten uçan, alçağa düşer.

    9716. Yürekli olmayanın, bacakları olmalı.

    9717. Yüzümüz açık, düşüncelerimiz kapalı olmalı.

    9718. Zaman, sessiz bir testeredir.

    ...

    YanıtlaSil
  26. 315

    0649. Küçük bir taş, büyük bir arabayı devirebilir.

    9630. Meyhaneciye, iyi şarabın var mı? diye sor!

    0651. Mutlu bir gönül, varlıktan daha iyidir.

    9652 Mükemmel, en iyinin düşmanıdır.

    9653. Namuslu adamlar erken evlenir, akıllı adamlar hiç evlenmez.

    0654. Napoli'yi gör de öyle öl! (Vedi Napoli, e poi muori!)

    0655. O tilki daha yakalanmadı, ama tasmasını hazırlıyor.

    46.56. Olgun insan, iyiye sevinir, kötüye acır.

    0657. Olmayacağı isteyerek, olabileceğin en iyisini elde ederiz.

    9658. Ozanlar benzetmelerinde (örneğin: "Güneş gibi parladı", "Güneş gibi apaçık" yollu şeyler diye diye) güneşi o denli kullandılar, ki güneşi tükettiler.

    9659. Papa neredeyse, Roma orasıdır.

    9660. Parasız sağlık, yarı yarıya hastalık, demektir

    9661. Parayı kullanabilen onun efendisidir, kullanamayan uşağı. (Benzeri: Para, uşağın değilse, efendin olur.)

    9662 Parçalanmış bir gemi için her vel terstir.

    9663. Roma'da ikinci olmaktansa, iki evli bir köyde birinci olmak yeğdir. (Roma Imparatoru Julius Caesar'a mal edilir.)

    9664. Roma'ya adım adım varılır.

    9665. Roma'ya hayvan olarak giden, hayvan olarak döner.

    9666. Rüzgâr eken, fırtına biçer.

    9667. Rüzgâra tüküren, kendi yüzüne tükürür.

    9668. Sabırlı adam, iğneyle kuyu kazar.

    9669. Savaş başlarsa, yasa susar.

    9670. Savaş başlayınca, cehennem boşalır.

    9671. Savaş korkuya, korku bağlaşma (ittifak)lara, bağlaşmalarsa savaşa neden olur.

    9672. Sen bana katırını verirsen, ben de sana öküzümü veririm.

    9673. Sevgi, her şeyi savar.

    9674. Sevgi, kendi ülkesini yasasız yönetir.

    9675. Sevgi neredeyse, göz de oradadır.

    9676. Seyrek gelen, hoş gelir.

    9677. Sık sık yeri değiştirilen ağaç, yemiş vermez.

    9678. Soğuk bir kalpten sıcak bir söz çıkmaz.

    9679. Söğütler cılızdır, ama başka ağaçları onlarla bağlarlar.

    9680. Şarabın girdiği yerden, alçakgönüllülük çıkar.

    9681. Talih, hiç olmazsa, bir kez herkesin kapısını çalar.

    9682. Talihli olmak, akıllı olmaktan iyidir.

    YanıtlaSil
  27. 314

    9615. Kadım ve at alırken gözlerini kapa, kendini Tanrı'ya bırak!

    9616. Kadının saçı, öküzün sabanından ağır çeker.

    9617. Kadınlar dönektir.

    9618. Kadınlar her zaman doğruyu söyler. ama tam olarak değil.

    9619. Kafası düşünceli olanın, gözü kör olur.

    9620. Kapalı ağza sinek giremez. (Elde etmek için, istemek gerek. In bocca chiusa non entro mai mosca.)

    9621. Karanlıkta bütün kadınlar birdir; çünkü geceleyin bütün inekler kapkara görüntür

    9622. Kartal için, bir güvercini yenmek, onur değildir.

    9623. Kartal, kurbağalara savaş açmaz.

    9624. Kartallar yalnız uçar.

    9625. Kendini öven, kendini pisletir.

    9626. Kendini umutla besleyen, şişmanlamaz.

    9627. Kendinize güvenmeniz iyidir, güvenmemeniz daha da iyidir.

    9628. Kendisine kötü hizmet edilmesini isteyen, çok hizmetçi tutmalı.

    9629. Kendisini geyik sanan kimse, yanlışını çok geç anlar. hendeği atlamak isteyince.

    9630. Keseyi, ılımlı kazançlar doldurur.

    9631. Kızartırken besili domuzu herkes yağlar, o sırada sıska domuz yanar.

    9632. Kim bilir? (Chi lo sa?)

    9633. Kim bir kadınla ya da bir eşekle yola çıkarsa, öğleyin yetişeceğini sandığı yere akşam yemeğinde güç ulaşır.

    9634. Kim dayanıklıysa, dünya onundur.

    9635. Kimi düşünceler vardır, ki insan onların efendisi olmalıdır, yoksa uşağı olur.

    9636. Kimileri, kilisedeki bir köpek gibi talihlidir.

    9637. Komedi sona erdi: İş bitti. (Finita la commedia.)

    9638. Korkak adamın kılıcında ne sap, ne de yüz bulunur.

    9639. Koyun gibi toplumlar, kurtlara yem olur.

    9640. Kör olmaktansa, tek gözlü olmak yeğdir.

    9641. Kötü bir kitaptan daha kötü bir haydut yoktur.

    9642. Kötü çuval yamalanmaz.

    9643. Kötü haber, önce gelir.

    9644. Kötülük, özgürlüğümüzü elimizden alan bir armağandır.

    9645. Kötülükten sonra, iyi bir zaman gelmeyecek mi?

    9646. Kurban olmak istersen, varlıklı bir kadınlar evlen!

    9647. Kurda tövbe ettiren koyun aptaldır.

    9648. Kuşku, inancı başından savar.

    YanıtlaSil
  28. 313

    9582. Her parlayan şey, altın değildir.

    9583. Her söz, bir yanıt istemez.

    9584. Her şeyden biraz kalır.

    9585. Her şeyi isteyen, her şeyini yitirir.

    9586. Her tanenin kepeği vardır.

    9587. Herkes kendi dünyasının Sezar'ıdır.

    9588. Herkes, kendine yardım eder.

    9589. Herkes Piazza'da yaşamasa da yine güneşi duyumsar

    . 9590. Hiçbir köpek, kuyruk sallayamayacak denli üzgün değildir.

    9591. Hiçbir zaman hiçbir şey için geç değildir.

    9592. Hiç bir zaman olmayan yemişten daha kötüsü yoktur.

    9593. Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.

    9594. Isıran köpek, boşuna havlamaz.

    9595. İlenmeler, geçit resimlerine benzer; başladığı yere döner.

    9596. İlk kadın hizmetçi, ikincisi sultan olarak yaratılmıştır.

    9597. İlk kadın sıpacık, ikincisi güvercindir.

    9598. Insanı sakıngan (uyanık) olmaya götüren düşmanlarıdır.

    9599. İnsanın azmettiği bir şey, yarı olmuş, demektir.

    9600. İnsanın varlığı arttıkça, hırsı da artar.

    9601. İnsanın yaşamı bir anı defteri gibidir, keşke içi de güzel anılarla doldurulabilse!

    9602. İnsanlar, büyük başarılarıyla övündükleri halde, bunlar, planlı davranıştan çok, talihin yapıtıdır.

    9603. İnsanlara güzel günlerin yükünden daha zor bir yük yoktur.

    9604. İstediğini yapamayan, yapabildiğini yapmalıdır.

    9605. İstek nereye giderse, ayaklar da oraya daha çabuk gider.

    9606. İşin yoksa, tanık ol!

    9607. İtalya bunu kendisi yapar. (L'Italia farà da sè İtalya'nın birliğini sağlayacağı sırada İtalyanların pek sevdiği bir atasözü. "İtalya'nın hiç kimseye gereksinimi yok" anlamında.)

    9608. İyi yapılmış, iki kez yapılmış, demektir.

    9609. İyi zaman, yalnızca bir kez gelir,

    9610. İyilik yap da kime olursa olsun.

    9611. İyiye sevinen, kötüye acıyan olgun insandır.

    9612. Kadın bir terazi gibidir: hangi yana çok konursa, o yanı ağır çeker.

    9613. Kadın ile cam, daima tehlikededir.

    9614. Kadın, kitap, at ödünç verilmez.

    YanıtlaSil
  29. 312

    9550. Eski bir kavga, kısa sürede yenilenir.

    9551. Eşeğin anırması, cennete erişmez.

    9552. Eşek, kopuncaya dek, kuyruğunun değerini bilmez.

    9553. Felaket zamanında, mutluluk vaktini anımsamaktan daha büyük acı olamaz. (Nessun maggior dolore Che ricordarsi del tempo felice Nella miseria.)

    9554. Fıçıdan, ancak, içindeki şarap çıkar.

    9555. Fransız kızgınlığı. (Furia francese. Fransızların sertliğini anlatmak için kullanılır.)

    9556. Geç gelene, rahatsız bir yer gösterilir.

    9557. Gençler bilse, yaşlılar yapabilseydi; dünyada yapılamayacak şey kalmazdı. (Benzeri, Fransızcada da var.)

    9558. Gerçeği söyleyen yalancıya inanılmaz.

    9559. Gerçek bir dost, yüz akrabadan iyidir.

    9560. Gerçek değilse, iyi uydurulmuş. (Se non è vero, è bene trovato.)

    9561. Gerçek sevgi, hiçbir zaman külrengi olmaz.

    9562. Gizlenen bir günah, işlenmemiş sayılır.

    9563. Gök gürleyince, hırsız namuslu olur.

    9564. Gömütler (mezarlar), ders alınacak insanlarla dolu.

    9565. Gönüllüce taşınan bir yük, yük değildir.

    9566. Görünen köy, kılavuz istemez.

    9567. Gözler, istedikleri gibi görür.

    9568. Gözüyle gören, yüreğiyle inanır.

    9569. Gülmek için mutlu olmayı beklemeyiniz; yoksa gülümsemeye bile vakit bulamadan ölür, gidersiniz.

    9570. Güvenenden başka, kimse aldanmaz.

    9571. Güvenmek iyidir, ama güvenmemek daha iyidir.

    9572. Güzel bir kadın gülümseyince, birinin cüzdanı ağlar.

    9573. Güzel bir kadına, sınır boyunda bir eve, yol üstünde bir bağa sahip olanın başı gürültüden, dertten kurtulmaz.

    9574. Güzel bir vaat, ancak bir budalayı bağlar.

    9575. Güzel sözler, ama bir de keseni kolla!

    9576. Haksızlığa karşı en iyi deva, onu unutmaktır.

    9577. Halka hizmet edenin, kötü bir efendisi var, demektir.

    9578. Hancı, akşam kızıl, sabah kara, diye sevinir.

    9579. Havlayan köpek ısırmaz.

    9580. Hediye atın ağzına bakılmaz.

    9581. Hemen hemen herkes tartışabilir, ancak güzel söyleşmek herkesin harcı değildir.

    YanıtlaSil
  30. 311

    0517. Büyük acılar sessizdir.

    0518. Büyüklenme atla gelir, yayan gider

    . 0519. Ceza ile iyi daha ivi, kötü daha kötü olur.

    0520. Cihz bir anlaşma, şişman bir yargıdan iyidir.

    0521. Çeviri kadına benzer: güzel olursa sadık olmaz, sadık olursa güzel olmaz.

    9522. Çevirmen, bir haindir. (Traduttore, traditore. Her çeviri, zorunlu olarak, metinden uzaklaşır: dolayısıyla, özgün metnin yazarının düşüncesine ihanet eder, anlamında kullanılır. Özellikle şiir çevirilerinde bu böyledir.)

    0523. Çocuklarla deliler, ateşle oynamamalı.

    0524. Çoğunluğu memnun ederse, latife et.

    0525. Çok dinle, az söyle, daha az yazı yaz.

    9526. Çok fazla yapan, genellikle, az yapar.

    9527. Çok şey vaat edenden, hiçbir şey bekleme!

    9528. Daha iyi, iyinin düşmanıdır.

    9529, Dava yitirilince, söylenen söz çok olur.

    9530. Değişik zamanlar, değişik görenekler.

    9531. Deneyi olan bir kuş, yeni ağ ile tutulmaz.

    9532. Dereyi görmeden, paçaları sıvama!

    0533. Dikeni dağıtırsan, çıplak ayak yürüme!

    9534. Dilenerek alınan şey, pahalıya mal olur.

    9535. Dinlemeyi öğrenirsen, genel konuşmalardan bile yararlanabilirsin.

    9536. Dinleyen insan akıllanır, konuşansa pişman olur.

    9537. Dört ayaklı at bile tökezler.

    9538. Dua eder gibi yaparak, yalnız dudakları oynatmak. (Dir l'orazion della bertuccia

    9539. Durgun su, solucan yetiştirir.

    9540. Duymak istemeyen kadar kötü bir sağır yoktur.

    9541. Dünya, dayancı olanındır.

    9542. Dünya, gene de dönüyor! (E pur, si muove!) (İtalyan matematikçisi, fizikçisi, gökbilimcisi Galileo Galilei'ye (1564-1642) mal edilir.)

    9543. Dünya, kıt zekâ ile yönetilir.

    9544. Dünyada zorlukla karşılaşmak istemeyen insan, doğmak da istememeli.

    9545. Dünyayı her zaman küçük kafalar yönetir.

    9546. Ekmeği var, dişi yok; dişi var, ekmeği yok.

    9547. En iyi dua alma yolu ölümdür.

    9548. En uzun sokak, eve en yakın olanıdır.

    9549. Erkeğe düşünce, kadına anlayış yaraşır.

    YanıtlaSil
  31. 310

    9485. Armağan alan, özgürlüğünü yitirir.

    9486. Atı yitirmektense, eyeri yitirmek yeğdir.

    9487. Ayaklarını kuru, başını sıcak tut da sonuna dek hayvan gibi yaşa!

    9488. Az konuş, çok makarna ye!

    9489. Aza mal olana, az değer verilir.

    9490. Bana güvence veren adamdan Tanrı beni korusun, kendimi koruduğum adamla ise ben başa çıkarım.

    9491. Bana katırını ver, git, öküzümü al.

    9492. Baş serin, ayaklar sıcak.

    9493. Başarılı her erkeğin ardında bir kadın vardır.

    9494. Başın geçmediği yere kuyruk koymak. (Mettere la coda dove non va il capo. "Dönüş yapmak, olaylara göre taktik değiştirmek" anlamında kullanılır. )

    9495. Başkalarının akılsızlığından, akıl öğrenilir.

    9496. Başkalarının köpeklerine ekmek verene, kendi köpeği havlar.

    9497. Belediyeyi kendi yöneten, onurunu yitirir.

    9498. Bir armağanla iki dost edinmek.

    9499. Bir bezelye kabuğundan, ona bir entari ile bir de başlık çıkar.

    9500. Bir dost bulan, bir hazine bulur. (Chi trova un amico, trova un tesaro.)

    9501. Bir fasulye tanesiyle iki güvercin tutmak.

    9502. Bir gerçek dost, yüz akrabadan iyidir.

    9503. Bir insan yüz insan değerinde olabilir, ama yüz insan bir insan değerinde olmayabilir.

    9504. Bir kadını insan, kimi zaman, bir saat beklemek zorunda kalır.

    9505. Bir kez beklesen, on kez de beklesen, kesinlikle, kadın daha sonra gelir.

    9506. Bir söz, bir başkasını çeker.

    9507. Bir şey bilmeyen, hiçbir zaman kuşkuya düşmez.

    9508. Bir yalan, ardından on yenisini sürükler.

    9509. Bir yalan ne denli hızlı olursa olsun, gerçek ona yetişip geçer.

    9510. Bir yasa çıktı mı, kurnazlık yolu da bulunur.

    9511. Birbirine benzeyenler, bir araya gelir.

    9512. Bizim Almanlardan ayrıldığımız, son vidayı nasıl koyacağımızı bilmediğimizdendir.

    9513. Bu, doğru değilse, (en azından) iyi bulunmuş (bir şeydir). (Se non è veroy, è bene trovato.)

    9514. Budalalar, sulanmaksızın büyür.

    9515. Bugünkü yumurta, yarınki tavuktan iyidir.

    0516. Bütün insanlar yalnız doğar.

    YanıtlaSil
  32. 945.3. Bugünün ışını yarına bırakma!

    9154 Çekince (tehlike) içinde karar verebilmek, yarı kurtuluştur.

    155. Çiftçi, tanımadığı şeyi yemez.

    9456. Dikensiz gül olmaz.

    9157, Dikkat, porselen sandığının anasıdır.

    9458. Duyung (vicdan), bilimden daha iyi bir kılavuzdur.

    9159. Erken kalkan, erken yol alır.

    9460. Havlayan köpek ısırmaz.

    9461. İnsan düşünür, Tanrı yöneltir.

    9462. Insan tırmanırken, dağın kafa tutmasına razı olmalı.

    9463. İyilerin ardında bir tahta kapı kapanırsa, önünde bir altın kapı açılır.

    9464. Karayıkım içinde karar verebilmek, yarı kurtuluştur.

    9465. Kuruşa saygı duymayan, liranın değerini bilemez.

    9466. Parlayan her şey, altın değildir.

    9467. Sonu olan bir yol, sonsuzdan iyidir.

    9468. Şehit olmak istersen, varlıklı bir kadınla evlen!

    9469. Uğursuzluk, pek seyrek olarak yalnız gelir.

    9470. Utanç olmayan kimsede, onur da bulunmaz,

    9471. Uzaklara bakan, önündeki çukura düşer.

    9472. Vakit nakittir,

    9473. Yağmurdan sonra, kesinlikle, güneş açar.

    9474. Yalanın bacakları kısadır.

    9475. Zaman, öğüttür.

    9476. Zamanında yapılan iyilik unulmaz.

    9477. Zor durumda kalan şeytan bile, sinek yer.

    İTALYAN ATASÖZLERİ

    309

    9478. Aç eşek, her otu yer,

    9479. Ağır giden, sağlam gider; sağlam giden, uzağa gider. (Chi va piano, va sano; chi va sano, va lontano.)

    9480. Akıllı baş, kısa dil.

    9481. Altın, her şeyi satın alamaz.

    9482. Anlaşılmaz sözler mırıldanmak.

    9483. Anlatılan sırlar, sır değildir.

    9484. Anneciğim, Türkler geliyor! (Mammali Turchi! XVI.yy.dan beri İtalya'da söylenen, Türklerden korkuyu anlatan bir atasözü.)

    YanıtlaSil
  33. 308

    9420. Kuşku, en çok kuşku duyan kişilere zarar verir.

    9421. Mide, gözden önce doyar.

    9422. Okuyup anlamamak, tarlayı sürüp ekememektir.

    9423. Salyangoz, komşularına güveni olmadığından, evini sırtında taşır.

    9424. Sevgisiz yaşam, yazsız yıla benzer.

    9425. Soğuk bir yürekten sıcak bir söz çıkmaz.

    9426. Son gülen, iyi güler. (Benzeri, Fransızcada da vardır.)

    9427. Sonu iyi ise, tümü iyidir.

    9428. Süt annenin işi bitince kovulur,

    9429. Şeytan paranın olduğu yere bir kez gelirse, olmadığı yere iki kez gelir.

    9430. Şişelere yeni şarap gerekli.

    9431. Odunu ormana götürme!

    9432. Okul için değil. yaşam için öğreniyorum.

    9433. Pantalon giyen her adam, erkek değildir.

    9434. Papaza yağmur yağarsa, zangoca da damlar.

    9435. Varlıklının arkadaşı yoktur.

    9436. Varlıklının hısım-akrabası çok olur.

    9437. Yeşil otlar da saman olur.

    9438. Yıldırımdan sonra, yağmur yağar.

    9439. Yitirilmiş bir saat, yitip gitmemiş bir yıla bedeldir.

    9440. Yokluk, yaratır.

    9441. Yoksul doğmak, sonradan yoksul olmaktan iyidir.

    9442. Yüreğe giden yol, mideden geçer.

    9443. Yükselen gençliğin göğsünde aslan yatar.

    İSVİÇRE ATASÖZLERİ

    9444. Açlık, en iyi aşçıdır.

    9445. Aranan şey yakındaysa, uzakta aramak anlamsızdır.

    9446. Ateş olmayan yerden, duman çıkmaz.

    9447. Az düşünen, çok konuşur.

    9448. Baba olmak zor değil, babalık etmek zordur.

    9449. Bahşiş atın dişine bakılmaz,

    9450. Bilgisiz köylünün patatesi büyük olur.

    9451. Bir kez yalan söyleyene inanılmaz.

    9452. Bugün değersiz sayılan, yarın değerli olabilir.

    YanıtlaSil
  34. dehşetll

    is-car de -i-

    İLİMLE YIKAR

    Deccalin bir sıfatı da ilim ile meşgul olmasıdır. Bu belki en dehşetli ve yıkıcı bir sıfattır. Çünkü ilim olması hasebiyle çok insan kendisine itibar eder. Ve elinde yıkıcı bir ilim bulunur. Bu yıkıcı ilimle müsbet ilimlerle boğuşur ve üste de çıkar. İlmi kendi yıkıcılığına alet eder.

    Resulullah Efendimiz (asm) buyurdu ki: "Süf-yan büyük bir âlim olacak, ilimle dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."¹

    Bediüzzaman der ki:

    "Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır, demektir."2

    Yani kuvveti yoktur, kudreti yoktur, güçlü bir kabilesi, aşireti, cesareti, serveti yoktur. Fakat ze-kaveti vardır. Fenni vardır. Siyasî ilmi vardır. Akıl melekesi güçlüdür. Çok alimlerin akıllarını etkisi altına alır, yaptıklarına fetvacı yapar. İlim ile meşgul olan sınıfı susturur. Din derslerini kaldırır. Yerine tabiat ilimlerini münkir bir biçimde koyar. Tabiat, tesadüf ve kendiliğinden oluş nazariyesini okullara koydurarak, kâinatı Allah'ın yarattığı fikrini mağlup etmeye çalışır. Bu sıfatlarıyla öne çıkar.

    ÜMMETİN İÇİNDEN Mİ?

    Resulullah Efendimiz (asm) deccalın dehşetli fitnesinin İslâmlarda olacağını buyurmuş, bütün ümmet o dehşetten istiâze etmiş, tehlikesinden Allah'a sığınmış.

    Ümmeti titreten bir husus da budur. Ümmetin birliğini yıkıcı sıfattır bu. İslam'ların içinden çıkacak, İslam'lardan gözükecek Müslümanlar onu fark et-meyecek, fikirlerini savunacak, ümmet bölünecek, onu kendilerinden sanacak ve sayacak...

    Fitne böyle içeriden gelecek. Dışarıdan değil.

    Bediuzzaman der ki:

    "İslâmların Deccalı ayrıdır. Hatta bir kısım ehl-

    i tahkik, İmam-ı Ali'nin (ra) dediği gibi demişler ki: Onların Deccalı Süfyandır, İslâmlar içinde çı-

    YanıtlaSil
  35. İslam'lardan gözükecek

    meyecek, fikirlerini savunacak, ümmet bölünecek, onu kendilerinden sanacak ve sayacak...

    Fitne böyle içeriden gelecek. Dışarıdan değil.

    Bediuzzaman der ki:

    "İslamların Deccalı ayrıdır. Hatta bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (ra) dediği gibi demişler ki: Onların Deccalı Süfyandır, İslâmlar içinde çı-kacak, aldatmakla iş görecek. Käfirlerin Büyük Deccalı ayrıdır.

    Müslümanların başına iki deccal gelecektir.

    Büyük deccal açıkça inkâr-ı Uluhiyet içinde ola-caktır. Ve insanları inkara zorlayacaktır.

    Süfyan bir sıfattır: Ahirzamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına vesile ola-cağı sahih hadislerle bildirilen dehşetli dinsiz ve münafık bir şahsın sıfatıdır. Hazret-i Ali (ra) Efen-dimiz İslâmların içinden çıkacak deccale "Süfyan" diyor. Süfyan aldatarak, yalan söyleyerek iş ya-pacak. Alameti budur.

    Büyük Deccalın tahribatına gelince Bediüzza-man diyor ki:,

    "Yoksa Büyük Deccalın cebir ve ceberut-u mut-lakına karşı itaat etmeyen şehid olur ve isteme-yerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz."5

    Hiç şüphesiz ahirzamanda şehit olmak güzel bir neticedir. En azından kâfir olmamak veya günahkâr olmamak bile az netice değildir.

    Dipnotlar:

    1- İmam-ı Gazali, İhya-yı Ulumiddin, 1/159.

    2- Şualar, s. 616.

    3- Suyuti, el-Örf ve Vad-i Fi Ahbar-ı Mehdi 2: 233, 334; Ahmed Zeyni Dahlan, el-Fütûhâtü'l-İslâmiye: 294; el-Ber-zenci, el-İşâa' fi Eşrâti's-Saa': 95-99; İbn-i Haceri'l-Heytemi, el-Fetava'l-Hadisiyye: 36; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî: 133-134.

    TAZİYE

    Muhterem ağabeyimiz:

    YanıtlaSil
  36. 212

    DELAL I HAYRAT ŞERHI

    ve resullerin her biri bir kavme gönderilmiş, fakat Resulüllah SA. efendimiz cümle inse ve cinne resul gönderildiğinden; risaleti azim, ecri ve sevabı çok, mirac gecesinde yaklaşması ve kurblyeti ziyade, mahşer günü makam-ı mahmud ile, cennat-1 aliyatta makam-ı vesile Ile mertebesi yüce ve yüksek olduğundan mübarek ismine:

    SEYYİD'UL-MÜRSELİN.

    Denildi. Allah-ü Taálà ona salât ve selâm eylesin.

    119. İsim: İMAM'ÜL-MÜTTAKİN. (Sallallahü Taálâ aleyhi ve sel-

    Iem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salåt ve selâm eyle.

    Bu mübarek ismin kısaca manası şudur: TAKVA sahibi zatların önderi..

    - TAKVA.

    Allah katında, makbul olan güzel bir sıfattır. Takva üzerine, Yü-ce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurdu:

    (49/13) «Allah katında en keremliniz, en fazla müttaki olanınızdır.»

    Takva üç çeşittir: Avama has takva, has zatların takvası, has-ların da hası zatları ntakvası.. Resulüllah S.A. efendimiz, bütün bu takva çeşitlerinde cümleden ziyade tam bir takva sıfatı ile muttasıf idi.. Nitekim, bu manada bizzat Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyur-du:

    «Ben, Allah için en çok müttaki olanınızım.>

    Takva murad edenler; sözde, fiilde ve herhalde Resulüllah S.A. efendimize uyup ittiba etmedikçe, müttakiler zümresine katılmış ol-mazlar. Çünkü, Resulüllah S.A. efendimiz, takva ehlinin imamı, vera' erbabının muktedasıdır. Bunun için, zat-ı latiflerine:

    İMAM'ÜL-MÜTTAKİN.

    Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    120. İsim: KAİD ÜL-GURR'İL-MUHACCELIN. (Sallallahü Tallá

    aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    KAID.

    Kelimesi, önden gidip çeken.. manasını taşır.

    - GURRE.

    Kelimesi ise.. atın alnındakı beyazlığa verilen isimdir.

    MUHACCEL.

    kullanılan bir sıfattır. İse.. atlardan, topuklarına veya dizlerine kadar beyaz olanları için

    YanıtlaSil
  37. KARA DAVUD

    213 Anlatıldığı manada, GURR-U MUHACCEL olan at, erbabi ka-tinda pek makbuldür. Bu sıfatlar, atın: Asil, küheylan, gayet hızlı ve cevvad olduğuna alamettir.

    Resulüllah S.A. efendimizin ümmetinden abdest ve namazla me-gunü abdest aldıkları azaları nurlu ve beyaz olacaktır. Onların bu du-mur olup tan abdest ile namaz kılmaya devam edenlerin, kıyamet rumu, küheylan atlara benzetilip bu ümmete:

    GURR-U MUHACCEL.

    İsmi verildi.

    Bu ümmet-i merhume, kıyamet günü Resulüllah S.A. efendimizin ümmeti olduğu, anlatılan abdest azalarının beyazlığından tanınacak-tır. Çünkü:

    GURR-U MUHACCEL.

    Sıfatı ancak, bu ümmete mahsusutur. Bu duruma göre mana şu-

    dur:

    Resulüllah S.A. efendimiz; güzel abdest aldıklarından yüzleri, kolları ve ayakları beyaz, nurlu, aydınlık olan ümmetini doğruca cen-nete götürecektir. Bu mana icabı olarak, kendisine:

    KAID'ÜL-GURR'İL-MUHACCELİN.

    İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Bazıları şöyle dedi:

    MUHACCEL.

    Gümüşten halhal manasınadır. Dünyada secde ettikleri için, kıya-met günü alınları gümüş gibi beyaz ve münevver; yine abdest aldıkla-rı için kolları ve ayakları cennet halhalları ile müzeyyen olacaktır. Sair ümmetlerden bu durumları ile ayırd edileceklerdir. Muhammed S.A. ümmeti oldukları bilinecektir.

    Hasılı:

    Resulüllah S.A. efendimiz, halí anlatıldığı gibi olan mümin olan erkek ve kadınları alıp cennete götüren.

    Manasında, anlatılan isim verilmiştir.

    Burada anlatılan, üç isimle, Resulüllah S.A. efendimize mirac ge-

    cesi isim verilmiştir.

    Bezaz Rh. şöyle rivayet etti:

    Resulüllah S.A. efendimiz hazretleri saadetle şöyle buyurdular:

    «Miraca gittiğim gece, incili nuru parlayan bir köşke ulaş-tım. Oraya varınca bana üç isimle isim verdiler:

    SEYYİD'ÜL - MÜRSELİN, İMAM'ÜL MÜTTAKİN, KAID'ÜL-GURR'İL-MUHACCELİN'sin.

    Dediler.»

    YanıtlaSil
  38. 214

    DELAD I HAYRAT SERHI

    121 HALIL OR RAHMAN (Ballallahil Taälä aleyhi ve sel.

    em)

    Allahım, bu iamin sahihi asta aslat ve selam eyle.

    Resulüllah BA. efendimiz bu isimle, bizzat kendilerini isimlendir miştir

    Buhari ve Müslim'de şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

    Sizin bu arkadaşınıs HALIL OR RAHMAN dir

    HALIL

    Isminin birkaç manası vardır, o manaların hemen hepsi Resu tüllah B. A efendimizde vardır.

    -HALILOL RAHMAN,

    faminin manası şudur:

    Cümle mahluka rahmeti ve nimeti umumi ve şamil olan şanı Yüce Allah'ın katıksız doğru arkadaşı, dostu..

    Resulüllah BA. efendimis; ahlâk Huda ile mütahallik, her hall ile Yüce Hakka kemal derecede dosttur. Onun nimetine şükürde, be IAsına sabırda, emirlerine itaat edip boyun eğmekte daim ve sabittir. Aala Yüce Hakkın dostluğuna halel getirecek bir hal kendisinden sa

    dir olmamıştır. Iate, anlatılan manadaki dostlukta ve sadakatte kamil olduğun dan kendisine:

    HALIL ÜR-RAHMAN.

    Ismi verildi.

    Bir başka mana da şöyledir:

    Resulüilah B.A. efendimiz, bütün işlerini Yüce Hakka samarlamak sureti ile candan ona bağlandığından, ondan başka bir kimseden bir dilekte, talepte hulunmadığından, hatta tam manam ile, Allah'ın sa tından başka her şeyden kesildiği için, lamine:

    HALIL/UR-RAΗΜΑΝ.

    Denildi. Allah- Taála ona salât ve selâm eylesin.

    Nitekim, Ibrahim as. Nemrud'un ateşine atıldığı zaman, Cebrall

    geldi ve sordu:

    -Bir dileğin var mi?.

    İbrahim as ona şöyle dedi:

    -Sana yoktur.

    Bunun üzerine Cebrail a.s. kendisine şöyle dedi:

    O halde Rabbina dua et, iste..

    Buna da Ibrahim a.s. şu cevabı verdi:

    Yüce Allah'ın halimi bilmesi yeter.

    İşbu hali ile o: Yüce Allah'ın satından başka herşeyden tam ma-nası ile ümidini kestiği için, onun adına da: Halilullah.

    tün peygamberlere... Denildi. Allah-ü Taâlânın salavatı, bizim peygamberimize ve bü

    YanıtlaSil
  39. **

    214

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    121. İsim: HALIL'ÜR-RAHMAN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sel-

    lem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selam eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz bu isimle, bizzat kendilerini isimlendir. miştir.

    Buhari ve Müslim'de şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

    Sizin bu arkadaşınız. HALİL'ÜR-RAHMAN'dır.»

    HALIL

    İsminin birkaç manası vardır; o manaların hemen hepsi Resu-lüllah S.A. efendimizde vardır.

    HALİL'ÜL-RAHMAN.

    İsminin manası şudur:

    Cümle mahluka rahmeti ve nimeti umumi ve şamil olan şanı Yüce Allah'ın katıksız doğru arkadaşı, dostu..

    Resulüllah S.A. efendimiz; ahlâk-ı Huda ile mütahallık, her hali ile Yüce Hakka kemal derecede dosttur. Onun nimetine şükürde, be-låsına sabırda, emirlerine itaat edip boyun eğmekte daim ve sabittir.

    Aslå Yüce Hakkın dostluğuna halel getirecek bir hal kendisinden sa-dir olmamıştır.

    İşte, anlatılan manadaki dostlukta ve sadakatte kâmil olduğun-dan kendisine:

    HALİL'ÜR-RAHMAN.

    İsmi verildi.

    Bir başka mana da şöyledir:

    Resulüllah S.A. efendimiz, bütün işlerini Yüce Hakka ısmarlamak sureti ile candan ona bağlandığından, ondan başka bir kimseden bir dilekte, talepte bulunmadığından, hatta tam manası ile, Allah'ın za-tından başka her şeyden kesildiği için, ismine:

    HALIL'UR-RAHMAN.

    Denildi. Allah-ü Taàlà ona salât ve selâm eylesin.

    Nitekim, İbrahim a.s. Nemrud'un ateşine atıldığı zaman, Cebrail

    geldi ve sordu:

    Bir dileğin var mı?.

    İbrahim a.s. ona şöyle dedi:

    Sana yoktur.

    Bunun üzerine Cebrail a.s. kendisine şöyle dedi:

    - O halde Rabbına duâ et, iste..

    Buna da İbrahim a.s. şu cevabı verdi:

    Yüce Allah'ın halimi bilmesi yeter.

    İşbu hali ile o: Yüce Allah'ın zatından başka herşeyden tam ma-nası ile ümidini kestiği için, onun adına da:

    Halilullah.

    Denildi. Allah-ü Taâlânın salavatı, bizim peygamberimize ve bü-tün peygamberlere..

    *

    YanıtlaSil
  40. KARA DAVUD

    122. İsim: BERR. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle. Bu isim, iki şekilde okunur: BİRR ve BERR.

    BİRR.

    Tabiri, hayırlı amellerin cümlesi için kullanılan bir tabirdir.

    BERR.

    215

    Tabiri ise.. hayırlı amellerin cümlesini işleyen kimseler için kul-lanılan bir sıfattır.

    Resulüllah S.A. efendimiz, hayırlı amelleri, bütün çeşidi ile fazi-letli işlerin hepsini yaptığı için; kendisine:

    BERR.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selām evlesin.

    123. Isim: MEBERR. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Burada anlatılan:

    - MEBERR.

    Kelimesi, Arap dili kaidesine göre; mimli masdardır.

    Resulüllah S.A. efendimizin, bütün hayırlı işleri yapmak âdeti idi. Bunları çok çok yaptığı için, kendisine:

    - МЕВЕERR.

    Denildi. Allah-ü Taålå ona salât ve selâm eylesin.

    Bu kelime:

    MÜBİRR.

    Olarak da anlatıldı. Bu okunuşu ile, ism-i fail olarak manalandı-

    rılır.

    Resulüllah S.A. efendimiz akraba ve yakınlarını, hısımlarını, ha-sep ve neseb olarak hemen hepsini görüp gözettiğinden; hemen hepsi-ne çokça iyilikte ve ihsanda bulunduğundan; bulunduğundan; fakirlere, muhtaçlara, yetimlere, dul kadınlara çokça sadaka verip iyilik ettiğinden mübarek ismine:

    MÜBİRR.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Bu isim:

    - MUBERR.

    Olaraktan da anlatıldı. Böyle okununca, ism-i mef'ul manası çı-kar. O zaman mana şöyle olur:

    Allah-ü Taâiâ, Resulüllah S.A. efendimize hayrın cümlesini, fazı-letlerin, iyiliklerin hepsini yağdırıp in'am ve ihsan ettiğinden; ikram-ların bütün çeşidini yaptığından mübarek ismine:

    MÜBERR.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin

    ***

    YanıtlaSil
  41. 210

    DELAIL I HAYRAT ŞERHI

    124. İsim VECIH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Burada anlatılan:

    VECIH

    Lafzını ism-i fall olarak manalandırmak gerekir. Bu durumda:

    Yüzlü, şanlı, şerefli..

    Gibi manaları ifade eder.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bütün nebilerden ve resullerden ve mahlukatın cümlesinden faziletli; şanı cümleden yüce; makamı hep-sinden yüksek olduğu için; sonra.. dünyada ve âhirette bütün mahlu-kat ve mevcudat ona yönelmiş olduğundan mübarek ismine:

    VECIH.

    Denildi. Allah-ü Taala ona salât ve selâm eylesin.

    Allah-ü Talla ona salat ve selâm eylesin.

    125. İsim: NESİ H. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu ismi, ism-1 fall olarak almak mümkündür. Altta anlatılan isimle aynı manaya gelir.

    Allah-ü Talla ona salat ve selâm eylesin.

    126. İsim: NASİ H. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, daima nasihat ederdi. Yani: Müşrik-leri şirk koşmaktan alırdı. Allah'ın kullarını, tevhide ve ibadete çek-meğe gayret ederdi.

    Allah-ü Taâlâ'nın inzal buyurduğu Kur'an'ı, kendisine vahyolun-duğu şekilde, bir artırma, eksiltme yapmadan tebliğ ederdi. Onun ha-ramını haram, helâlini helâl itikad edip gereği ile amele çekmek ister-di. Cümle halkı, ona aykırı hareket etmekten tam olarak almak is-terdi. Fani dünyaya kalben meyil ve mahabbetten kaçırmaya çalışır-dı. Allah'ın rızasına uygun iş ve filller yaptırmaya çalışırdı. Daha zi-yade âhireti kazandırmaya çabalardı. Din, dünya ve âhiretlerine ne-ler faydalı ise.. onları yapmaya teşvik ederdi.

    Hasılı: Cümle halka dalma ve her zaman nasihat ettiğinden mü-barek ismine:

    NESİH ve NASİH.

    Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    **

    YanıtlaSil
  42. 218

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    124. Vecih. Allahü Taåla ona salât ve selâm eylesin.

    125. Nesih. Allahü Taåla ona salāt ve selam eylesin.

    126. Nasih. Allahü Taåla ona salát ve selâm eylesin.

    127. Vekil. Allahü Taåla ona salât ve selâm eylesin.

    128. Mütevekkil. Allah-ü Taâlâ ona salát ve selâm eylesin.

    129. Kefil. Allahü Taala ona salât ve selam eylesin.

    130. Şefik. Allahü Taåla ona salat ve sclâm eylesin.

    131. Mukim'üs-sünnet. Ailahü Taála ona salát ve selân: eylesin.

    132. Mukaddes. Allah-ü Taâlâ ona salöt ve selâm eylesin.

    133. Ruh'ül-kudüs. Allah-ü Taala ona salát ve selåm eylesin.

    134. Ruh'ül-hakk. Allah-ü Taalá ona salāt ve selâm eylesin.

    135. Ruh'ül kıst. Allah-ü Taålå ona salât ve selâm eylesin.

    136. Kafi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    137. Müktefi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm. eylesin.

    138. Bâliğ. Allah-ü Taâlà ona salât ve selâm eylesin.

    139. Mübelliğ. Allah-ü Taâlâ ona salat ve selâm. eylesin.

    140. Şa fi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selám eylesin.

    141. Vasıl. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    142. Mevsul. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    143. Sabık. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    144. Såik. Allalı-ü Taâlâ ona salát ve selâm eylesin.

    145. Iladi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    146. Mühtedi. Allah-ü Taálá ona salât ve selâm eylesin.

    147. Mukaddem. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    148. Aziz. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    149. Fåzıl. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    *

    **

    (Devamı: 231. Sayfad

    YanıtlaSil
  43. KARA DAVUD

    127. İsim: VEKIL. (Sallallahü Taålá aleyhi ve sellem.)

    210

    Allahım, bu isinin sahibi zata salát ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, Allah tarafından kulları üzerine vekil olarak onlaria tasarruf eder.

    Halkı imana davet, doğru yolu onlara delålet, emri nehyi ve ser'i hkumleri tamamen her bakımdan noksansız olarak onlara tebliğ et mek sureti ile kendileri için hayırlı, yararlı işleri öğretmeye devam et ügraden pak zatlarına:

    VEKIL.

    Denildi Allah-u Taálà ona salat ve selam eylesin.

    Bir başka mana da şöyledir:

    Resulüliah S.A. efendimiz, aciz ve zaif ümmetinin dünya ve ahiret islerini, yardım etmek sureti ile, tatlı voldan kolay edici olduğundan ism-i şeriflerine:

    VEKIL.

    Denildi. Allah-ü Taâlà ona salat ve selám eylesin.

    128. İsim: MÜTEVEKKIL, (Sallallahü Taálá aleyhi ve sel-

    Jem.)

    Allahun, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Sübhan olan Yüce Hak, Tevrat-ı şerifte, Resulüllah S.A. efendi miz için şöyle buyurdu:

    Sen benim kulumsun, resulümsün. Sana: MÜTEVEKKIL ismini verdim.

    Böylece, Resulullah S.A. efendimizi, MÜTEVEKKİL olarak isim-lendirmiştir. 1

    Bütün işlerde, hakiki mutasarrıf ancak celal ve ikram sahibi Al-lah olduğundan; Resulüllah S.A. efendimiz, kendi tasarrufunu her ba-kımdan terk etmiştir. Aczini itiraf edip, külli, cüz'i, zahir, batın, dün-ya ve ahirete dair işlerinin tümünde hemen her işini Yüce Hakka bi-rakmıstır; ona ısmarlamıştır. Anlatılan işlerin tümünde itimadı an-cak sübhan olan Yüce Hakka olduğundan; påk zatlarına:

    MÜTEVEKKİL.

    İsmi verildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    129. İsim: KEFİL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.

    Allah'ın habibi, rüz-ü cezanın şefaatçısı Hazret-i Muhammed Mus-tafa S.A. ümmetine, bütün hayırıarı işlemeyi emir ve teşvik buyu-rup, bütün şerlerden geri bıraktırıp her uygunsuz şeyi yasak etmiştir.

    YanıtlaSil
  44. 220

    DELAIL I HAYRAT SERHI

    Dolayısı ile, Resulüllah S.A. efendimizin emrine göre amel işleyip yasak ettiği şeylerden kaçanlar.. işbu emre uyup itaat etmeleri sebebi lle ilahi sevaba ve Allah'ın fazlına nail olarak cennete gireceklerdir.

    İşte, Resulüllah S.A. efendimiz, onların anlatılan yoldan cenne. te gireceklerine zımmen tekeffül etmiş olduğundan mübarek ismine:

    KEFIL

    Denildi. Allah-ü Taåla ona salát ve selâm eylesin.

    O kadar ki, bazı amelde:

    Zaminim, kefilim.

    Dahi buyurmuştur. Nitekim, Resulüllah S.A. efendimiz, bir ha-dis-i şerifinde şöyle buyurdu:

    -Her kim, iki çenesi arasındaki dilini; hayırdan başka söz et. memek için korur, sahip olursa.. iki bacağı arasındakini; haramdan koruyacağına tekeffül ederse.. ben, o kimsenin doğru cennete girece-ğine kefilim.»

    Resulüllah S.A. efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle bu-yurdu:

    -Her kim, anlatılacak bir işte bana söz verirse.. ben de onun doğru cennete gireceğine kefilim. O iş şudur: Allah'tan başka hiç kim-seden bir şey istememek.»

    İşte.. Resulüllah S.A. efendimiz, bu üstün kelâmları ile; KEFİL olduğunu açıkça anlattığından, ismine:

    KEFİL

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    130. İsim: ŞEFİK. (Sallallahü Taálá aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, peygamber gönderildiği bütün insan-lara şefkat ve merhamet etmektedir. Gece gündüz, onlardan küfür ve dalâlette onları imana davet etmek sureti ile hidayete gelmelerine ihtimam gösterip gayret ederek, ebedi cehennmde kalmaktan necat bulup hâlás olmalarına mukayyed olmaktadır.

    Ayrıca, iman şerefi ile müşerref olan ümmetlerini; dünya ve ahi-retin belâ ve meşakkatından, rüsvaylığından azabından emin olup halās bulmaları için yasakları işlemekten almaya çalışmaktadır. Ya-sakları bırakmayıp işleyenlerin; tevbe ve istiğfarla halás ve necatla rına çokça ihtimam ettiği için ism-i şeriflerine: -

    ŞEFİK.

    Denildi. Allah-ü Taálâ ona salât ve selân eylesin.

    **

    YanıtlaSil
  45. KARA DAVUD

    221 131. Isim: MUKIM'ÜS-SÜNNET. (Sallallahü Taâlà alehyi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salat ve selâm eyle.

    Tevrat'ta ve Zebur'da Yuce Hak, Resulüllah S.A. efendimizi bu isimle isimlendirmiştir.

    Resulullah S.A. efendimiz, ilahi emirler sayılan farzları ve vacip-dan uzak, bozuk olmaktan beri, Allah-ü Taålå'nın rızasına ve yüce em-leri tüm şartları ve erkânı ile tam bir sekilde yerine getirip, fesadlar-rine uygun, doğruca eda ve ikamette daim mukim olduğundan ism-1

    påklerine ve üstün namlarına: MUKİM'ÜS-SÜNNET.

    Buyuruldu. Allah-ü Taålà ona salât ve selâm eylesin. SÜNNET

    Lafzından murad, nebilerin ve resullerin âdetleridir.

    Resulüllah S.A. efendimiz, kendisinden evvel gelen nebilerin ve resullerin sünnet-i seniyelerini ve güzel âdetlerini yerine getirici ol-

    duğundan ism-i påklerine ve nam-ı şeriflerine: -MUKIM'US SÜNNET.

    Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    132. Isim MUKADDES. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Arap dili kaidesine göre; bu okunuş şekli ism-i mef'ul manası ifa-de eder.

    Resulüllah S.A. efendimiz, maddi ve manevi cümle kirlerden ve kötü huylardan temizdir. Cümle küçük günahlardan yana da ma-sumdur. Faraza, kendisinden südur eyleyen bir şey olsa dahi:

    -«Allah-ü Taâlâ geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar.» (48/

    2) Manasında Resulüllah S.A. efendimizi tathir edeceği için nur, do-lu zatlarına ve latif isimlerine:

    MUKADDES.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ cna salât ve selâm eylesin.

    *

    **

    133. İsim: RUH'ÜL KUDÜS. (Sallallâhü Taâlâ aleyhi ve

    sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu ismin:

    -RUH'ÜL - KUDS.

    Olarak okunması dahi caizdir.

    YanıtlaSil
  46. 222

    DELAIL 1 HAYRAT ŞERHI

    Resulüllah S.A. efendimizin latif zatları şaibelerden ve kusurdan, cismani bağlardan mücerreddir.

    Beşeri kirlerden yana mukaddes, hayvani tabiåttan yana mutah-hardır.

    İşte.. anlatılan durumların cümlesinden tam manası ile temiz ol-duğundan, sanki taharetin ruhu imiş gibi olduğundan ism-i şerifine: RUH'ÜL KUDÜS.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    134. İsim: RUH'ÜL HAKK. (Sallallahü Taâlá aleyhi ve sel-

    lem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    HAKK'ın RUHU. Manasına gelir. Burada:

    HAKK.

    Lafzından murad, din ve iman olursa, bunu şöyle manalandu mak mümkündür:

    Resulüllah S.A. efendimizin teşrifi ile; tüm dünya ehli küfür ve dalålette iken hidayete mazhar oldular. Resulüllah S.A. efendimiz, bunların tümünü doğru yola irşad eyledi. Bilhassa, dinin ve imanın sütunları onunla kaim olduğundan; böylece, Resulüllah S.A. efendi-miz, dinin ve imanın ruhuymuş gibi ism-i şerifine:

    RUH'ÜL HAKK.

    Denildi. Allah-ü Taálâ ona salât ve selâm eylesin.

    Şayet:

    HAKK.

    Lafzından murad, Yüce Allah'ın adı ise.. o zaman İsa a.s. gibi Al-lah'ın ruhu olmuş olur. Bu manada, lafza-i celâl yerine:

    - HAKK.

    İsminin gelmesi şu manayadır: Resulüllah S.A. efendimizin ru-hu, cümle mahluktan evvel, Yüce Hakkın maddesiz icad eylediği bir bedii cevherdir; onun künhünü Yüce Hak'tan başka kimse bilmez. Sonra..

    Ruh-u Muhammed S.A. en büyük ruh olup ilahi tecellilerin maz-harıdır. Bu manada, pâk isimlerine ve latif namlarına:

    RUH'ÜL HAKK.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    135. İsim RUH'ÜL KIST. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sel-

    lem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    YanıtlaSil
  47. KARA DAVUD

    223

    KIST

    Demek, adalet manasınadır. Bunu şöyle açıklamak mümkündür Butun ålemin nizamı, aralarında olan cümle hallerin adaleti: Re sulullah S.A. efendimizin vurudu iledir. Kendisine nazil olan Kur'an-Aim ve nahi vahy, Rabbani ilham ile ser'l hükümleri icra ve infaz et-tiğinden ism-i şerifine:

    RUHUL KIST.

    Denildi. Allah-ü Taálà ona salat ve selåm eylesin.

    136. İsim: KAFI. (Sallallahü Taalá aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salåt ve selâm eyle.

    Bu isim, Sehliye nüshasında, yukarıda okunduğu gibidir, fakat tenvinli olarak:

    KAFİN.

    Okunuş şekline gelmiştir, sonunda (YA) harfi yoktur. Bazı nüs-hada ise.. tenvinsiz olarak, sonunda (YA) harfi ile gelmiştir:

    KAFİY.

    Okunuşu gibi olmuştur. Gelelim, bu ismin ifade ettiği manaya.... Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine tabi olup ümmeti olanlara;

    dünya ve ahirete dair iktiza eden önemli işlerinde ve yararı dokuna-cak şeylerde kitabı ve şeriatı ile yeterlidir. Başka kitaplara ve başka şeriatlara ihtiyaç duyulmadan ümmetine dünyada, hem de her halde bir merci ve başvurma makamıdır. Onların bütün işlerine yeterlidir Ahirette ise... şefaatı ile, Allah'ın azabından necatlarına ve yüksek dereceye çıkmalarına yeten bir zat olduğundan; ism-i şerifine:

    KAFI.

    Denildi. Allah-ü Taålå ona salāt ve selâm eylesin.

    135. İsim. MÜKTEFİ. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu isim de, yukarıda anlatılan isimde olduğu gibi: Sehliye nüs-hasında (YA) harfi olmadan tenvinli olarak:

    MÜKTEFİN. (Arapça aslına göredir; ehli olanlar anlarlar.)

    Okunuşu şeklinde gelmiştir. Bazı nüshada ise, (YA) harfinin olu-şu ile:

    MÜKTEFİY.

    Olarak gelmiştir.

    Gelelim, bu ismin ifade ettiği manaya..

    Habib-i Huda ve şefi-i ruz-i ceza Muhammed Mustafa S.A. kalb ve kalıbı ile; Allah-ü Taalanın zatından başka herşeye karşı istiğna duymuştur. Bütün rara Ye Allah'a bırakmıştır. Yeryüzü hazi-

    YanıtlaSil
  48. 0784 Başkalarını kendin gibi görme!

    9185 Başkasına kuyu kazan, kendı düşer içine.

    9386. Bir kadının gönlü, on erkeğin gözünden daha çok şey görür.

    9387 Bir kırlangıçla yaz gelmez. (Fransızcada da benzeri var.)

    9388 Biri düşerse, herkes üstüne basıp geçer.

    9389 Cehennem, deniz, elisıkı insan hiç doymak bilmez

    9390. Çitin öbür yanındaki ot, daha güzel görünür.

    9391. Çok yaygara, az istenci gösterir.

    9392. Değirmene önce gelen, ununu önce öğütür.

    9393. Demir, sıcakken döğülür.

    9394. Dikensiz gül olmaz.

    9395. Duman, soğan, kadın ağlatır.

    9396. Edep, aklın dışarıdan görünüşüdür.

    9397. Eldeki serçe, çatıdaki güvercinden iyidir.

    9398. Elimdeki bir kuş, ormandaki on kuşa bedeldir.

    9399. Elma, ağacından ırağa düşmez.

    9400. Erkekler ağlamaz.

    9401. Eski sevgi paslanmaz.

    9402. Eşit dostluklar, yaşam boyu sürer.

    9403. Gençler topluca, yetişkinler ikişer ikişer, yaşlılarsa teker teker yürür.

    9404. Gençliğin güzel bir yüzü, yaşlılığın güzel bir ruhu vardır.

    9405. Gerçek varsıl kesesi dolgun olan değil, sabrı dolgun olandır.

    9406. Gökten çorba yağsa, yoksulun içecek kaşığı olmaz.

    9407. Güçlünün dileği, buyruk gibi gürler.

    9408. Güzel bir gülüş, tüm yaşama bedeldir.

    9409. Hekimin biri öbürüne iş hazırlar.

    9410. Herkesin mutlu olduğuna sevinen, tam mutludur.

    9411. İştah, yemek yerken artar.

    9412. İvedilik eden yanılır.

    9413. lyi duyunç, en iyi baş yastığıdır.

    9414. Kara toprak, ak ekmek verir.

    9415. Kedinin yokluğunda, sıçanlar aslan kesillir.

    9416. Kendini öven, yalnız kalır.

    9417. Komşu kapısından önce, kendi kapının önünü süpür.

    9418. Kör tavuk, yem bulamaz.

    9419. Kul düşünür, Tanrı buldurur.

    YanıtlaSil
  49. 305

    0110 Sağlıklı yaşayacaksan, erken yaşlan

    0120 Savaşı ak saçlar ve silahlar kazanır.

    0321 Savaşın ne olduğunu bilmeyenler, savaşa gitsinler,

    0122. Seni örten, seni ortaya çıkarır.

    0127 Seni seven, sana gözyaşı döktürür; sana düşman olan, seni güldürür.

    0324. Sert ekmeğe, keskin diş ister.

    9125. Sevdiği insanın hatalarını bağışlamayan insanlar, onu da sevmiyor, demektir.

    9126 Sevgi, acı, para: bunlar çok vakit gizli tutulur.

    0327. Sevgi ile evlenen, acı ile yaşar.

    9328. Sıçanlar, kedinin yavrusu ile oynamaz.

    9329. Silahlar konuşurken, yasalar susar.

    9330. Som balığı ile vaazın mevsimi, büyük perhizdir.

    9331. Söylediğimi iyi yap, yaptığımı kötü yapma.

    9332. Su içmek ne kimseyi hasta eder, ne borca sokar, ne de karısını dul bırakır.

    9333. Susan adam filozoftur.

    9334. Suskunluk, aptalın hikmetidir.

    9335. Sarapla başlayan dostluk, bir gece sürer.

    9336. Şeytan. haçın gölgesine bile gizlenebilir.

    9337. Tabuta girince, pencere aranmaz.

    9338. Talihli adamın ilk çocuğu, kız olur.

    9339. Talihsizlik (uğursuzluk) uykuya dalınca, onu uyandırmamak gerekir.

    9340. Tanrı, adamı parasıyla ölçmez.

    9341. Tanrı, akılsızlara ağzı, konuşsunlar diye değil, yemek yesinler diye vermiş.

    9342. Tanrı beni kendimden korusun. (Defianda me Dios de mi.)

    9343. Tanrı der ki: istediğini yap da bedelini öde. (Benzeri: Tanrı şöyle der: istediğin her şeyi al, yalnız borcunu öde.)

    9344. Tanrı insanı, kendisinden korusun!

    9345. Tanrı iyi eder, doktor parayı alır.

    9346. Tanrı'nın anası (Meryem ana), budalalara görünür.

    9347. Tartı ve ölçü, insanı dertten korur.

    9348 Tartışmadan çekinmek, en büyük tartışmayı kazanmaktır.

    9349. Tavşan kaçtıktan sonra, öğüt başlar. (Türkçe benzeri: Araba kırıldıktan sonra, yol gösteren çok olur.)

    9350. Tavuğu tek başına yiyen kimse, atının eyerini de kendisi koymalı.

    9351. Tavukların ötüp horozların sustuğu ev, zavallı bir yerdir.

    9352. Tembel adam, kendine birçok iş yaratır.

    YanıtlaSil
  50. 304

    9285. Kız evlendikten sonra, isteyenler, sürüyle gelir.

    9286. Kilisenin bıraktığını, vergi memuru alır.

    9287. Kitap ile dost, az ve öz olmalı.

    9288. Kocayı tanımak isterseniz, karısının yüzünü inceleyin.

    9289. Komşu kasabadan gelen, her zaman kovulur.

    9290. Komşularının namuslu olmasını istersen, kapını kilitle!

    9291. Konuşma ile yapma arasındaki yol uzundur.

    9292. Koyunu için kadına giden, ineğinden de olur.

    9293. Kötü bir dostun dili, bıçaktan daha keskindir.

    9294. Kötü bir memur, her şeyi alt-üst eder.

    9295. Kurtlarla yaşarsan, ulumayı öğrenirsin.

    9296. Küçük karga, büyük kargaya: "Defol, Fellâh" dedi.

    9297. Malını ölümünden önce dağıtanın alnına bir çekiç indirin.

    9298. Mayısta yağan yağmur, bütün bir yılın rızkını hazırlar.

    9299. Mavi gözler, "Beni sev, yoksa kendimi öldürürüm", kara gözler de, "Beni sev, yoksa seni öldürürüm" der.

    9300. Maymun, ipekli de giyse, gene maymundur.

    9301. Metelik gibi arkadaş yoktur.

    9302. Müziğin yaşadığı yerde, kötülük olmaz.

    9303. Namuslu adam, soyunu-sopunu sormaz.

    9304. Namuslu adamı aldatmak denli kolay bir şey yoktur.

    9305. Ne ekersen, onu biçersin.

    9306. Oğluna, iyi bir ad ve meslek bırak.

    9307. Oğlunu istediğin zaman, kızını ise istediği zaman evlendir.

    9308. Oku hedefe vuramayan kimse, hemen uygun bir bahane (yalan) uydurur. (Türkçe fıkralı benzeri: İşte Hoca Nasrettin de böyle atar!)

    9309. Okumak için başkasına verilen kitap, ya geri gelmez, ya da gelirse işe yaramaz.

    9310. Ödünç yeni giysi almaktansa, eskiyi yamalamak daha iyidir,

    9311. Öğle yemeğini yeğnil, akşam yemeğini daha da yeğnil ye.

    9312. Öğrenmek için gerekirse ağla, daha sonra gülersin.

    9313. Öküz çobanı da olsan, buyurmak güzel şey!

    9314. Öluler, dirilerin gözünü açar.

    9315. Ölüm kokusunu herkes eşitçe hisseder.

    9316. Ölümden korkan, yaşamın zevkini tadamaz.

    9317. Önlem alan bir yaşlı olsan da öğüdü küçümseme.

    9318. Parasını, malını gizleyen olmasaydı, hırsız da olmazdı.

    YanıtlaSil
  51. 303

    4252 İki kişi arasındaki giz, Tanrı'nın gizidır; üç kişi arasındaki giz ise herkesindir.

    4253 Insan "Bizim Atamız" duasını, sırası gelmeden de okuyabilir.

    2254 Insan, yılanı başkasının eliyle delikten çeker.

    2255 Insana babasından para, mal, mülk kalır, ama akıl kalmaz.

    0256. Iplik, en ince yerinden kopar.

    9257. Ispanya'da görünenden başka kötü bir şey yoktur.

    9258. Ispanyol türkü söylerse, ya delidir, ya da hiçbir şeyi yoktur

    . 0259. İspanyolca âşıkların, Italyanca türkülerin, Fransızca diplomatların, Almanca atların. Ingilizce de kazların dilidir.

    9260. İspanyolların gönlüne müzik, gül, şal ve kastanyetle girilir.

    9261. İtalya doğmak, Fransa yaşamak, İspanya ölmek içindir.

    9262. Itle yatan, pireyle kalkar.

    9263. İyi bir dost, yakın akrabadan değerlidir.

    9264. İyi bir komşun varsa, kızını evlendirebilir, şarabını satabilirsin.

    9265. İyi bir savaş yapan, iyi bir barış sağlar.

    9266. İyi haber bildirilir; kötü haber uçar, gelir.

    9267. İyi şarabın telläla gereksinimi yok.

    9268. İyi yaşamak, en iyi öçtür.

    9269. İyiliği yapan susmalı, iyilik gören konuşmalı.

    9270. İyinin değerini, yitirene dek bilemeyiz.

    9271. Kaçmak ile koşmak, aynı şey değil.

    9272. Kadını, gözlerinden değil, kulaklarından seçmeli.

    9273. Kalem, kafanın dilidir.

    9274. Kaptan fırtınayı önleyemez, ama fırtınadan kaçmak görevinir.

    9275. Karını dostun gibi sev, ondan düşmanın gibi ürk.

    9276. Karısı olanın düşmanı da vardır.

    9277. Kaz tüyü, çokluk, aslan pençesinden daha derin yaralar.

    9278 Keçi nerede zıplarsa, süt emen oğlak da orada zıplar.

    9279. Kelepir satışta, ağzınızı kapalı tutun.

    9280. Kendi elinin yapabileceği işi, başka bir elin yapmasını bekleme!

    9281. Kendini koruduğun silâhını, ödünç verme!

    9282. Kendinizi alışkanlıklara kaptırmayın, bunlar hemen yasa hükmünü alır.

    9283. Kesmeyen bıçak, borç vermeyen arkadaş yitirirsen, pek bir şey yitirmiş sayılmazsın.

    9284. Kılıçlar paslanıp pulluk demirleri parıldadığı, hapishaneler boşalıp ambarlar dolduğu, adliye merdivenlerinde otlar bittiği, hekimler hastaya yayan gidip değirmenciler ata bindiği zaman, devlet iyi bir biçimde yönetiliyor, demektir.

    YanıtlaSil
  52. 302

    9216. Evlendiğin gün ya yaşadın, ya öldün.

    9217. Evlendin mr. kendini denizin dalgalarına attin, demektir.

    9218. Evlenince, uysal of!

    9219. Evlenmek isteyen, gözünü açıp komşularına baksın.

    9220. Evlenmek, yılan dolu bir çuvaldan balık çıkarmağa benzer.

    0221. Geç kalmaktan korkmalı!

    9222. Geleceği görmek istiyorsan, geçmişe bak!

    9223. Genç bir baş, ancak genç omuzlar üstünde durabilir.

    9224. Giysi içinde her kadın güzeldir.

    9225. Gizini rüzgâra bırakan, yabancınınkini de saklamaz.

    9226. Gizini söylediğin adam, özgürlüğünü elinden alır.

    9227. Gökyüzüne tüküren, kendi yüzüne tükürür.

    9228. Göz her şeyi görür, kendinden başka.

    9229. Gözün görmediği, gönlü kırmaz.

    9230. Gözünü dirseğinle temizle.

    9231. Günde bir elma, doktoru uzaklaştırır.

    9232. Güneş parlasa bile, paltonu evde bırakma.

    9233. Güzellik, kısa süren bir tavsiye mektubudur.

    9234. Hasta bir adama en iyi ilaç, ikisi arasındaki uzaklığın çokluğudur.

    9235. Haydan gelen huya gider.

    9236. Hep içinden alınıp içine hiçbir şey konulmazsa, dibine kısa sürede varılır.

    9237. Her insan, kendi özel işinin evlâdıdır.

    9238. Her kötü kişi, kötü akıbetini (sonunu) bekler.

    9239. Her suçun bir cezası vardır.

    9240. Her ülkenin kendi gelenek ve görenekleri var.

    9241. Her yiğidin bir sinek öldürüş biçimi var.

    9242. Herkes, ayağını yorganına göre uzatır.

    9243. Herkes, birinin düşüncesine göre aptaldır.

    9244. Herkes, Tanrı'nın yarattığı gibi, çok kez de daha kötüdür.

    9245. Herkese yardım eden, kimseye yardım etmiyor, demektir.

    9246. Herkesin dostu olmak ile hiç kimsenin dostu olmamak aynı şeydir.

    9247. Hırsız, fırsat yaratır.

    9248. Hırsızdan çalabilen hırsız, sonsuza değin bağışlanır.

    9249. Hırsızlar kavga eder, hırsızlıklar ortaya çıkar.

    9250. Hiç kimseye savaşa gitmesini ya da evlenmesini öğütleme.

    9251. Hoş geldin kötülük, yalnız geldiysen.

    YanıtlaSil
  53. 301

    0181. Bir yüzücünün gerçek uzluğu (mahareti), giysilerinden gözlerini ayırıp ayırmamasıyla bilinir.

    9/82 Birçokları, kesmek istedikleri eli öperler.

    0183. Birkaç sahibi olan eşeği kurtlar yer.

    0184. Bizi Tanrı yarattı, ama biz kendimize şaşıyoruz.

    9185. Borçla alınan domuz, sonsuza dek hırıldar.

    9/86. Budalalar pazara gitmese, çürük mallar satılamazdı.

    9187. Budalalik, en tedavisiz hastalıktır.

    9188. Canin tath isterse, acıyı yutabilmeyi öğren.

    9189. Cehennem, iyi niyetlerle doludur. (Benzeri Fransızcada da var, )

    9190. Çalışmak, insanın değerli vaktini yitirmesidir.

    9191. Çamaşırı, bir de kadını, mum ışığında seçme!

    9192. Çıkar yol göstermeden öğüt vermek, ruhsuz adam yaratmaya benzer.

    9193. Çingene gözleri: kurt gözleri.

    9194. Çocuklarla deliler, doğruyu söyler.

    9195. Çok fazla, torbayı patlatır.

    9196. Çok sık çeşmeye giden testi, ya sapını, ya da ağzını yitirir.

    9197. Çok yaşayan, çok kötülük görür.

    9198. Değirmen, durmakla değil, çalışmakla kazanır.

    9199. Delik, hırsızı baştan çıkarır.

    9200. Doğduğum zaman niçin ağladığımı gün geçtikçe daha iyi anlıyorum.

    9201. Duvarların da kulağı vardır.

    9202. Düşmanlar arasından en küçüğünü seç!

    9203. Düşmanlık, düşmanlıkla ueğil, sevgiyle sonuçlanmalı.

    9204. Düşmanlıklar, şeytanın en iyi besinidir.

    9205. Eğilim (istek) varsa, bir yolu da bulunur, demektir.

    9206. Ekmek olduğunda, üzüntü ve gece saatleri zorluğu azalır.

    9207. Elma, ağaçtan uzağa düşmemiş.

    9208. En karanlık ân, şafak sökmeden önceki ândır.

    9209. Erkeği bir dost gibi sev, ancak bir düşman gibi bil ve sakın.

    9210. Erkek ateştir, kadın çalı-çırpı, şeytan gelip onları üfler.

    9211. Erkekler, daima güzel olanı sevmez.

    9212. Eski dost, en iyi aynadır.

    9213. Eşeğe âşık olan, çiftesine katlanır.

    9214. Ev tamamlandıktan sonra, o evi bırakıp gider.

    9215. Evimdeki tavuk, bacamdaki kartaldan daha değerlidir.

    YanıtlaSil
  54. 100

    9149. Yalancılara çok tanık gerekir.

    9150. Yaldızı bir giysiyi çek, çekiştir, belki kolu elinde kalır.

    9151 Yarı boğulmuş, ya da yarı asılmış birine talih gülmez.

    9152. Yasa, yukarıya doğru yalar.

    9153. Yaşayıp yaşatın!

    9154. Yaşlılık ve yoksulluk çekmek zordur.

    9155. Yeni yiyecek, yeni iştah doğurur.

    9156. Yitik bir yürek, hiç yalan söylemez.

    İSPANYOL ATASÖZLERİ

    9157. Aç bır adam, yüz avukata bedeldir.

    9158. Açlık kapıdan girince, sevgi pencereden kaçar.

    9159. Adama babasından para, mal, mülk kalır; akıl kalmaz.

    9160. Akıllı adam, aptal bir kadın tarafından kolayca aldatılabilir.

    9161. Akıllı adam, büyük acıları küçüğe çevirir, küçükleri de yok eder.

    9162. Akıllı adam, düşüncelerini ve ilkelerini değiştirebilir, budala asla.

    9163. Akıllı adam yolunu şaşırınca, deli sevinir.

    9164. Aksırıp tıksırmaktansa, terlemek yeğdir.

    9165. Alışkanlıklar, önce örümcek teli gibidir, zamanla kablolaşır.

    9166. Altın bir anahtar her kilidi açar, hiçbir kilit altının gücüne karşı koyamaz.

    9167. Arabın evinde Arapça konuşma!

    9168. Aslan yapısında değilsen, tilki kurnazlığında ol!

    9169. At başka şey düşünür, ona eyer vuran başka.

    9170. Barışan düşmanla iki kez kaynatılmış etten hayır gelmez.

    9171. Baskın basanındır.

    9172. Başka insanların dertleri, zavallı eşeği öldürür.

    9173. Başkasının da düşündüğünü düşünmeyen budaladır.

    9174. Batan gemiyi bütün fareler terkeder.

    9175. Bir aptal Latince bilmiyorsa, büyük aptal değildir.

    9176. Bir aptal yoktur, ki bir akıllı tarafından kışkırtılmış olmasın.

    9177. Bir çivi bulunamadığı için, bir ayakkabı yitip gider.

    9178. Bir kapı kapanırsa, yüz tanesi açılır.

    9179. Bir soytarıya ayağını ver, tutsun, elini alsın.

    9180. Bir toplantıda bulunmayan hiçbir zaman kusursuz olmadığı gibi, şimdi için de her zaman bir özür bulunur.

    YanıtlaSil
  55. 4/13 Insan dostsuz mutlu olamaz, ama felakete uğramadıkça, ona güvenemez.

    1114. Insanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, oysa yaşamadıkça yaşlanırlar.

    9/15 lyi kalıplanmak, eski şapkaya can verir.

    9/16 lyt olan, iyilik bulur.

    4117 İyi öngörüş, işi ilerletir.

    91/8. İyi planlama, işi çabuklaştırır.

    9119. İyilik, iğrenmeyi alt eder.

    0120. Karaçalma, ardında bir yara bırakır.

    121. Karga, karganın yumurtasını yemez.

    299

    0122. Karılar konuşurken, köpekler gibi uyur. (Uyku benzetmesi yapanlar için söylenir.)

    9123. Kasıntı, sahibi düşünceye dek ondan ayrılmaz.

    9124. Kendine iyi bakabilen, akıllı adamdır.

    9125. Kimsenin sevgilisi çirkin değildir.

    9126. Kocakarının parası, yüzü gibi çirkin değildir.

    9127. Kötü bir yaşam, kötü bir son.

    9128. Küçük bir kıvılcım, büyük ateş yakar (iş görür).

    9129. Namus durmadan övültür, ama açlıktan ölür.

    9130. Noel, Noel gecesi gençtir, ama Ermiş Stephan gününde artık yaşlanmıştır.

    9131. Önünde çok dert varsa, küçük olanlarını; nimet varsa, büyük olanını seç.

    9132. Pabuç giymek, çarşafa (kefene) sarılmaktan yeğdir.

    9133. Para için evlenme; parayı daha ucuza ödünç vermiyor musun?

    9134. Para, iştahı doyumsatacağı yerde, çoğaltır.

    9135. Paranın kanatları vardır, uçabilir.

    9136. Paskalya gelince, yargılama gelir; tereyağı, süt, yumurta da gelir.

    9137. Payandalanmış ağaç, çok yaşar.

    9138. Savaşta ölenleri, tarih kazanır.

    9139. Sessizlik, çok şeyi yanıtlar.

    9140. Seyrek gel, hizmete gel.

    9141. Sözler havadır, ama görmek inanmaktır.

    9142. Tabak boş kalacağına, balık küçük olsun.

    9143. Tanrı tapınağının olduğu yerde, şeytanın kilisesi vardır.

    9144. Tanrı'nın yardım ettiğine, kimse engel olamaz.

    9145. Tembele her yük ağır gelir.

    9146. Temizlik, güzelliği gölgede bırakır.

    9147. Umut edenler, cehenneme giderler.

    9148. Uzaktaki kuşların (tavukların) tüyleri güzel olur.

    YanıtlaSil
  56. 298

    İSKOÇ ATASÖZLERİ

    9081. Akıl almadan araç gereç alan, onu kısa sürede elinden çıkarır.

    9082. Akıl eksıklığı, bilgı eksikliğinden daha kötüdür.

    9083. Akılsızın bir saatte sorduklarını, akıllı bir yılda yanıtlayamaz. (Ingilizlerce de söylenir)

    9084. Alabildiğini al da çoğu için surat as

    9085. Altın, ahret kapısından başka, her kapıdan içeri girebilir.

    9086. Altını olan, toprak alabilir.

    9087. Balıklarını tutmadan, temizlemeğe kalkma.

    9088. Bardağın doluysa, dengeli tut.

    9089. Bir şeyi kırmaktansa, bükmek daha iyidir.

    9090. Birisi yeter, ikisi çok gelir.

    9091. Budalalar, hep olağanüstü şeyler görür.

    9092. Budalaların tüm düşündükleri boşa çıkar.

    9093. Cüzdanda para, her zaman moda.

    9094. Çok kitap karıştır, az kitap oku!

    9095. Dalgayla, bir de söğüt daıyla çekişmeyenler akıllıdır

    9096. Doğusu, batısı, en iyisi kendi yurdun (baba ocağı).

    9097. En ağırbaşlı adam, bir budaladır.

    9098. Erkekler için koltuklama yapmamak büyük bir yanılgıdır; çünkü güzel sözler söylemeye söylemeye nelerin güzel olduğunu unuturuz.

    9099. Geçimsiz kadını yola getirmekle soğuk demiri dövmek aynı şeydir.

    9100. Gençlikle yaşlılık, hiçbir zaman birbirini çekemez.

    9101. Gerçeği söylemek, insana düşman kazandırır.

    9102. Gerçek. Tanrı'nın kızıdır.

    9103. Gerçek varsıl, cebi dolu olan değil, dayancı olgun olandır.

    9104. Güzel bir gelin, kısa sürede korsasından; bodur bir at, kısa sürede kuyruğundan olur.

    9105. Güzel bir gelin, tezelden giydirilir; tıknefes bir atın teri, tezelden silinir.

    9106. Hayırsız bir kız evlåttan vefalı bir eş beklemek hatadır.

    9107. Hekim iyileştirirse, güneş görür; öldürürse, toprak gizler.

    9108. Her şey seni kızdırır, kedi de gönlünü kırar.

    9109. Herkes, kendi davası uğrunda, kör olur.

    9110. Hiç kimse, dostu olmadan mutlu olamaz; mutsuz olmadan da ona güvenemez.

    9111. Iğrenme yürekten, tiksinme kafadan gelir.

    9112. Incelik (nezaket), güzelliği gölgede bırakır.

    YanıtlaSil
  57. 297

    afé Yurdundan uzak düşen, perişan olursa ırak değildir. aiff Yol ustünde durmadıkça , dilencinin keyfi gelmez

    957 Yuce bir amacın olduktan sonra, çalışmayı bir dinlence say.

    8. Yükümüzü cehenneme indirmeyelim, malımız yaş odundan başka şey değil.

    459 Zafer için her yol mubahtır.

    4060. Zamane-yaşarken- karanlık gecemden mum çaldı da ölünce getirdi, mezarımın üzerinde yaktı.

    0061. Zamanenin beğenileni (makbuli) olmadığımızdan dolayı güven içindeyiz; bizi yükseltmedi, ki yere vurabilsin.

    9062. Zamanımızdaki sofular "hak" ve "batı" ölçüsüdürler; onlar her neyi "inkâr" ederlerse, ben onu "ikrar" ederim.

    9063. Zamanın değişiminden cahilliğin gölgesine sığın; cahilin yaşayışından başka bir boş yer kalmadı.

    9064. Zavallı, bu tanenin ağ (tuzak) olduğunu anlayamamış!

    9065. Zayıflara -olabildiğince- kem gözle bakma; bir ipliğin yardımı, gül demetini dağınıklıktan kurtarabilir.

    9066. Zehirli bir yılan, güvercin doğurmaz.

    9067. Zenci yıkanmakla ak olmaz.

    9068. Zevk meclisinde ölü ağlayıcısını kim ne yapsın?

    9069. Ziyaretçilerinin çokluğundan ölen hastaya deva ne yapsın? (Bu atasözünün bir fıkrası da vardır.)

    9070. Zorbanın baskısı, haklı bir iştir.

    ...

    İRLANDA ATASÖZLERİ

    9071. Ahmak der, ki "Tanrım, sen aptalların yardımcısı ol!"

    9072. Asılmak için doğan bir kimse, sudan korkmamalı. (İngilizlerde de benzeri vardır.)

    9073. Bir adam en çok sevgilisini, en iyi karısını, en uzun annesini sever.

    9074. Boğazınızı ıslatmadan, asla yemeğe başlamayın!

    9075. En iyi otlağı bulan yalnız eşektir.

    9076. Gözler, yalan söylemez.

    9077. İrlanda'da yaz mevsiminin geldiğini, yağmur damlaları ısınınca anlarsınız.

    9078. Kadın satılmaz.

    9079. Ölmektense, bir dakika için, korkak olmak yeğdir.

    9080. Tanrı zamanı yarattı, insanoğlu da kaygıyı.

    YanıtlaSil
  58. 200

    9025. Turbede yakılan mum, mezarı aydınlatama

    9026 Turkmen, cennetin adını duyunca orada yegesen var for? Geg

    9027. Umudum kasa ise, gaşılmaz, çünk, baul devسنانة مسام

    9028 Unu eledim, eleği astım

    9029. Üç yüz kargayı bir taş dağıtır.

    9030 Crünsüzlerin sıkıntıyla, güçlükle ilişkisi yoktur, rüzg

    9031. Vaktiyle üzerinde elmaslar dizili olan ipliği şimdi ne yapayan?

    9032. Varsıllık ve görkem, kimi kez, bir gece bile dayanmaz

    9033. Vefa ne yaptı, ki gönlünde yer bulamıyor?

    9034. Yabancı bir zeka birkaç saatte tanınabilir, ama yabancı bur karakder t için yıllar geçmeli

    9035. Yağmaya sonradan yetişenin payı az olur.

    9036. Yalan, yaraya benzer iyileşse bile, izi kalır.

    9037. Yalnız cahil kimse, aldanmak yüzünden şımarık, azgın olur, skal kame elindeki devleti yönetir.

    9038. Yanmayan mumun pervanesi olmaz.

    9039 Yara alan, elbette, bağırır.

    9040. Yaşam bir denizdir, timsahı olaylardır, vücut bir gemidir, öltüm kayıya varghe

    9041. Yaşam o heykel gibidir, ki parçaları birbirinden ayrıdır, bir araya getirilince bunları bir tek çivi tutar, ama bu çivi bir çekilirse bütün parçalar düşer.

    9042. Yaşam yolunu geçmek için: bir bardak dolusu bilim, bir fıçı dolusu önlem, bir deniz dolusu da sabır ister.

    9043. Yaşamın rahatı başı ile sonundadır, güvenlik yeri ya ana kucağıdır, ya da mezar

    9044. Yazık, daima tanemden av korkuyor! (Kelim-i Hemedani)

    9045. Yazın kimse yelpaze satmaz.

    9046. Yedi başlı ifriti kadınlar sarayına kapatmışlar: "Can kurtaran yok mu" diye dışarı fırlamış.

    9047, Yelpazenin elinde, yelden başka bir şey yoktur.

    9048. Yemiş vermeyen ağaca kimse taş atmaz.

    9049. Yerinde bir şey bırakacak biçimde ölme, insan addan başka bir andag bırakmamalıdır.

    9050. Yılan doğrulmayınca, deliğine girmez.

    9051. Yılanın oğlu da yılan olur.

    9052. Yiğidin bahtından, yaşlıların fikri yeğdir. (Ki ray-i pir ez baht-i cevan beh.)

    9053. Yokluk ülkesi varlık ülkesi gibi dar değildir; ama, orada kim daha önce yer kaparsa, o daha dinç olur.

    9054. Yoksulluk kusur değil, ama nimet de değildir.

    YanıtlaSil
  59. BİR HADİS

    ...Mazlumun bedduasından sakım. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur. (Bubari, Zekat, 63)

    ZULÜM CEZASIZ KALMAZ

    Bir şeyi kendisine ait olmayan yere koymak anlamındaki zulüm kelimesi, terim olarak sınırları çiğneme, batıla sapma, haksızca başkasını zarara sokma vb. anlamlarda kullanılır. Allah Teâlâ bizlere zulmü yasaklamış, adaletli mu-amelede bulunmayı emretmiştir. "Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanmal Allah onları cezalandırmayı, korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor." (Ibrabim, 14/42) ayetiyle de zalimlerin işledikleri zulmün karşı-lıksız bırakılmayacağını vadetmiştir. Bu ayet, zalimler için bir uyarı ve tehdit İçermektedir. Bu tehdidi dikkate almayan zalimler, dünya ve ahirette huzur bulamayacaklardır. Yaptıklarının karşılığı olarak dünyada rezilliğe ahirette ise azaba uğrayacaklardır. "Zulüm, zalim için kıyamet gününde zifiri karanlık olacaktır." (Bubari, Mezalim, 8) hadisi ile de Hz. Peygamber zalimlerin ahiretteki durumlarına işaret etmiştir. Bu sebeple zulme engel olmaya çalışmak ve zalimin karşısında yer almak Allah'a olan imanımızın bir gereğidir.

    YanıtlaSil
  60. 224

    DELAIL. I HAYRAT ŞERHI

    nelerinin tümu, kendisine arz edildiği zaman, asla iltifat edip kabul buyurmamıştır. Allah katını seçip onunla yetinmiştir. Bu mana icabi olarak, ism-i latiflerine:

    MÜKTEF1.

    Denildi. Allah-ü Taálů ona salât ve selâm eylesin.

    138. İsim: BALIG. (Sallallahü Taála aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salāt ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, nebilerin ve resullerin, mukarreb me-leklerin vâsıl oldukları yüce rütbeye, büyük makama çıkma şerefine nail olduğundan, latif isimlerine:

    BALIĞ

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    139. İsim: MÜBELLİG. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Arap dili kaidesine göre, bu:

    - MÜBELLİĞ.

    Lafzı, ism-i faildir. TEBLİĞ EDİCİ, manasını ifade eder.

    Resulüllah S.A. efendimiz; tebliği ile memur olduğu, Kur'an-ı Azi-müşşanla gönderilen ilahi emirleri, Rabbani ilhamları, sübhan olan Yüce Hak'tan gelen vahyi artırma eksiltme yapmadan bütünüyle üm-metine tebliğ etmiştir. Kendisine tabi olarak, gösterdiği irşad yolunca amel edenleri iki cihanın saadetine, azabsız olarak cennete nail edici olduğundan ism-i şerifine:

    MÜBELLİG.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selåm eylesin.

    *

    140. İsim: ŞAFİ. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    hasında: Bu isim, yukarıda okunuşu gibi, fakat tenvinli olarak Sehliye nüs-

    ŞAFIN.

    Diye gelmiştir. Bazı nüshalarda ise.. tenvinsiz fakat sonunda (YA) harfi ile şu okunuşta gelmiştir:

    ŞAFİY.

    Bu Ismin ifade ettiği manaya gelelim.

    YanıtlaSil
  61. KARA DAVUD

    225

    Resulüllah S.A. efendimiz, halkın sinelerinde bulunan küfür, dalalet, cehalet marazlarına; kalblerinde ve azalarında olan afetlere: kötü huylara; düşük vasıflara; fasid fiillere ve kötü amellere karşı ru-hani hazik bir tabibdir. Tevhide ve imana sebeb: kötü huylara, düşük sifatlara, fasid fiillere, çirkin işlere kapılma illetinden halås eden bir kuvvettir. Bunları yaptıktan başka güzel huylar, iyi hasletler, hosa giden fiiller, yararlı amellerin irşadını yapar. Allah'ın izni, ilahi başa-ri ile bütün manevi hastalıklara ruhani ilaç ettiğinden ism-i şerifine:

    ŞAFİ.

    Denildi. Allah-ü Taâlà ona salât ve selâm eylesin.

    Bu anlatılanlardan başka; Resulüllah S.A. efendimiz hastalara, derde müptela olanlara, delilere, cüzzam ve sair zahiri marazlara duâ edip mübarek elini sürmekle Yüce Hak, anlatılan hastalıkların tümü-ne acil şifa Ihsan ettiğinden latif ismine:

    ŞAFI

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    141. İsim: VASIL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    -VASIL.

    İsmini, burada:

    -BALİĞ.

    Manasında almak mümkündür. Kısaca şu demeğe gelir:

    - Yüce Allah'a kavuşan, ona vâsıl olan.. Yani: Onun rahmetine, keremine..

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu dünya âleminde her an Allah'ın rahmetine vâsıl olmuştu. Özellikle, mirac gecesinde:

    «İki yayın birleşimi gibi veya daha yakın oldu.» (53/9)

    Meâline gelen áyet-i kerime ile anlatılan sırra mazhar oldu. Ayık halinde baş gözüyle, şekilsiz olarak, Allah-ü Taâlâ'nın cemalini gördü. Böylelikle, cümleden faziletli olup, yüce rütbeye nail oldu.

    Ahirete ait derecelerden; gerek mahşerde, gerekse cennat-ı aliyat-ta cümle derecelerin alâsına vâsıl olacaktır.

    İşbu anlatılan manalardan ötürü, ism-i şerifine:

    - VASIL

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Bir başka mana da şöyledir:

    Resulüllah S.A. efendimiz, hısım akrabalarına, yakınlarına, ken-disine bağlı kimselere çokça sıla, ederek, onlara gidip geldiğinden; fa-kirlere, zaiflere, dul kadınlara, yetimlere ve ihtiyaç sahiplerine ihsam in'am etmek daima âdeti olduğundan ism-i latiflerine:

    F. 15

    YanıtlaSil
  62. 226

    DELAIL 1 HAYRAT ŞERHİ

    VASIL

    Denildi. Allah-ü Taåla ona salāt ve selâm eylesin.

    142. İsim: MEVSUL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu isim, okunduğu şekliyle ism-i mef'uldür. Manası şudur:

    Celâl ve ikram sahibi, Yüce Allah habibi ve resulü Hazret-i Mu-hammed'i S.A. ilimde ve bütün güzel huylarda, her güzel fiil ve hal-lerde, iki cihanın saadetine ulaştıran yararlı amellerde cümle yaratıl ımışlardan alâ mertebeye ulaştırdığından ism-i şerifine:

    MEVSUL.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Bu isim, Sehliye nüshasında anlatıldığı şekilde gelmiştir. Ancak bazı nüshalarda:

    MUSEL.

    Okunuşu gibi gelmiş; (SAD) harfi ile (LAM) harfi arasına (VAV) konmamıştır. Mana itibarı ile bu, yukarıda anlatıldığı gibidir. Zira bu da, ism-i mef'ul manasını çıkarır.

    Tevrat'ta Resulüllah S.A. efendimiz, ism-i fail manasını çıkaran:

    MUSIL.

    Olarak anlatılmıştır. Bu isimle:

    Ulaştırıcı.

    Demek olur. Buna göre daha açık mana şudur:

    Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine vahyolunan hükümleri ve cümle hayırları ümmetine tebliğ edip ulaştırdığından; kendisine tabi olanları iki cihanın saadetine, üstün cennetlere kavuşturduğun-dan latif isimlerine:

    MUSIL.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    **

    143. İsim: SABIK. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahiuı zata salât ve selâm eyle.

    Fahr-i âlem, seyyid-i veled-i âdem (âlemin şerefi, âdemoğullarının efendisi) Resulüllah S.A. efendimiz cümle mahluktan önce yaratıl-mıştır.

    Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimiz Yüce Hakkı zikir ve tesbihte cümleden ileridir.

    YanıtlaSil
  63. KARA DAVUD

    227 Hayırların cümlesinde, yani: Fazilette ve İzzette, siyadette ve ke ramette bunların dışında kalan hayırların cümlesinde cümle yaratıl-mışlardan fleridir.

    Sonra.. kıyamet günü kabirden kalkmada, kendisine hitab olun-mada ve bu hitaba cevab vermede, secde etmede. Yüce Rabbi zikir ve hamdde, sefaatte, sual olunmada, sıratı geçmede, cennati aliyata gir-ummeti dahi hesap görülmede, sıratı geçmede ve cennat-ı âliyata gir-mede, bizzat kendisi cümle nebilerden ve resullerden ileri olduğundan: mde, Resulüllah S.A. efendimizin hürmetine cümle nebilerin ve re-sullerin ümmetinden önde olduğundan ism-i latiflerine:

    Mu-hal-atıl-

    cak

    SABIK.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    144. İsim SAIK. (Sallallahü Taálů aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve seläm eyle. Bu isim, iki noktalı (YA) harfi ile:

    V)

    1:

    SAYİK. (1)

    Okunuşu şeklindedir.

    Resulüllah S.A. efendimiz, dünya âleminde iken; küfür ve dala-let ehlini bizzat imana davet, tevhide irşad, din-i mübine hidayet ede-rek cennete gönderici olmuştur. Bu fani âlemden ilahi yakınlığa, rah-met-1 sübhaniyeye teşrifinden sonra tebliğ ettikleri Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin yüksek manalarını manevi varisleri olan din ålim-leri taa, kıyamete kadar insanları İrşad ederek doğru yola ve cennet yoluna sevk edeceklerdir. Bunu, Resulüllah S.A. efendimize vekåleten yapacaklardır. Böyle olunca, bizzat Resulüllah S.A. efendimiz onları anlatılan üstün yola sevk etmiş gibi olur.

    Ayrıca, âhirette kendisine tabi olanları cennete, tabi olmayanla-rı da cehenneme sevk edici olduğundan ism-i şeriflerine: - SAIK.

    Denildi. Allah-ü Taålà ona salât ve selâm eylesin.

    145. İsim: HADİ. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, Allah'ın kullarını daveti ile iman yo-luna irşad etmiştir. Cümle şerî hükümleri, ilâhi emirleri ve yasakla-rı açıkça anlatmıştır. Allah'ın rızasına uygun yararlı amelleri, her-kesin kurtu kurtuluşunu sağlayacak yolu kendilerine beyan edip bildirerek

    (1) SAYİK: Şerhte böyledir. Ama, metinde SAİK olarak geçer.

    YanıtlaSil
  64. 228

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    cennetlere çıkan yoi.. bir mürşid olduğundan ism-i pâkine ve nam-1 şerifine:

    HADI. (Bu ismin sonunda (YA) harfi yoktur.)

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    **

    146. İsim: MÜHTEDİ. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu isim, ism-i faildir. Sehliye nüshasında: (YA) harfinin hazfi ile tenvinli olarak:

    - MÜHDİN. (1)

    Okunuşu şeklinde gelmiştir. Bazı nüshada; (YA) harfi ile:

    MUHDIY.

    Gelmiş olup, bazı nüshada ise.. baştaki (MİM) harfinin fethi ile:

    - MEHDİY.

    Olarak gelmiştir. Gelelim bu ismin ifade ettiği manalara..

    Resulüllah S.A. efendimiz ashab-ı kiramına; onlardan iane ve bir şey talep, etmeden armağanlar ve nimetler hediyesi gönderirdi.

    Ashabdan gelen armağanları ve hediyeleri de kabul eder aslå reddet-mezdi. Bu hediyeler, aralarında sevgi sebebi olduğundan Allah için mahabbet håsıl olurdu. Allah için sevgi ise.. amellerin en faziletlisidir.

    Bilhassa, Resulüllah S.A. efendimiz hediyeyi kabul edip hediye verdiğinden ism-i latiflerine:

    - MÜHDİ.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Bu isim, bazı nüshada:

    MÜHDA.

    Olarak gelmiştir; ism-i mef'ul olarak mana alır.

    Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizi kullarının hidayete vâsıl olmalarına sebeb kılıp davet ve irşadı ile onların küfür ve dalâletten halasa, iman nuru ile iki cihanın saadetine nail eylediğinden ötürü, Yüce Hak tarafından kullarına hidayettir. Bunun için ism-i pâkine:

    MÜHDİY.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    147. İsim: MUKADDEM. (Sallallâhü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu isim, Arap dili kaidesine göre: Takdim, babından ism-1 mef'-uldür.

    (1) MUHDIN: Şerhte böyledir. Ancak metinde MÜHTEDIN okunuşu tercih edilmiştir: baş ismi öyle aldık.

    YanıtlaSil
  65. KARA DAVUD

    220

    Resulüllah S.A. efendimizin, bu vücud Alemine tegrifi, her nekadar bütün nebilerden ve resullerden sonra ise de; latif ruhları, cümle mahluktan evvel yaratılmıştır. Nübüvvet ve risaletle gerefyab olma-ları cümleden evveldir. Bunu bizzat Resulüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:

    Adem, su ile çamur arası bir halde iken, ben peygamberdim.»

    Resulüllah S.A. efendimizin bu beyanı ile, nübüvvet ve risalette cümleden evvel olduğu anlatıldığından ism-i şeriflerine:

    MUKADDEM .

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    148. İsim: AZİZ. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selam eyle.

    Bu isim, Arap dili kaidesine göre: Sıfat-ı müşebbehedir; aşağıda anlatılacak manalara gelir.

    Resulüllah S.A. efendimizin vücudu azizdir.. Yani: Cömertlikte, atada, keremde ve ihsanda.. İyilikte ve cemalde yaratılmışlar arasın-da misli olmadığından ism-i şeriflerine:

    AZİZ.

    Buyuruldu. Allah-ü Taâlâ ona salåt ve selâm eylesin.

    Resulüllah S.A. efendimiz, Allah katında ziyade muazzez ve mü-kerremdir. Kendisine izzet ikram edenler, Resulüllah S.A. efendimize ve dine yardımda bulunanlar dahi izzet ve ikram ve yardımları sebe-bi ile Allah katında muazzez ve mükerrem olduklarından ötürü:

    AZİZ.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Burada verilecek bir başka mana da şöyledir:

    Resulüllah S.A. efendimiz, Hatemünnebiyyin'dir. Yani: Nebile-rin sonuncusu.. Dini, cümle dinleri; kitabı, cümle kitapları neshede-rek cümle din üzerine üstün gelmiştir.

    AZİZ.

    İsminin verilmesi de bunun içindir.

    Bir başka mana da şöyledir:

    Resulüllah S.A. efendimizin kendisi, taa kıyamete kadar dini ve ümmeti düşmanları üzerine galip ve daima düşmanları makhur, ken-dileri mansur ve muzaffer olduğundan ism-i şeriflerine:

    AZIZ.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    *

    **

    YanıtlaSil
  66. 230

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    149. İsim: FAZIL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, insanlık kemalâtına ait faziletlerde, tüm faziletli huylar ve faziletli işlerde, cümle ahlâk-ı hamidelerde, lyi hasletlerde hoş amellerde, her tavır ve hareketinde, sükûnunda bu dünya ålmine teşrifinden taa, beka sarayına teşrifine kadar bütün insanlardan ileri olduğundan ism-i şerifine:

    FAZIL.

    Denildi. Bir de şöyle bir mana vermek mümkündür:

    Tüm insanlara in'am, ihsan edici.

    Manasında:

    FAZIL.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    150. İsim: MUFADDAL. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Merhametliler merhametlisi, keremliler keremlisi celâl ve ikram sahibi Yüce Allah sevgili habibi Resulüllah S.A. efendimizi cümle fa-ziletlerde, kemallerde, kerametlerde, üstün dereçelerde, büyük merte-belerde, çok ecirlerde, bol sevap almakta, çok ileri bir yakınlık bul-makta cümle mahluku, melekleri, nebileri ve resulleri üzerine fazilet-li kılıp hepsine tercih etmiştir. Bu manadan ötürü, ism-i şerifine:

    MUFADDAL.

    Denildi. Resulüllah S.A. efendimizin ümmeti için ise; şöyle bu-yurdu:

    -«Siz hayırlı ümmetsiniz.» (3/110)

    Bu anlatılanların tümü, Resulüllah S.A. efendimizin, cümleden hayırlı olduğuna, kesin delildir. Kaldı ki: Resulüllah S.A. efendimizin ümmetinin, cümle ümmetlerden hayırlı olmaları, tabi oldukları alice-nap peygamberin, cümle peygamberlerden hayırlı olmasına bağlıdır.

    En iyi bilen Yüce Allah'tır.

    Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    151. Ísim: FATİH. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata şalât ve selâm eyle.

    Yüce Hak, Resulüllah S.A. efendimizi cümle mahluktan evvel halk etmekle varlığın fatihi olmuştur.

    YanıtlaSil
  67. KARA DAVUD

    231

    علاني

    علاش

    علاش

    ما

    مفتاح الجنة

    علم الإيمان

    عل العالية

    على اشاعة

    علم اليقين

    دليل الخيرات

    مصالح الحَسَنَاتِ

    مُقبل العثرات

    على اشعة

    صفوح عَنَ الزَّلَاتِ

    صَاحِبُ الشَّفَاعَة

    صاحب المقام

    صاحب العلم

    على الله

    مخصوص بالعيد

    مخصوص بالمجد

    162. Sahibülmekami sallallahü aleyhi ve sellem.

    150. Mufaddalün sallallahü aleyhi ve sellem.

    151. Fatihün sallallahü aley-hi ve sellem.

    152. Miftahün aleyhi ve sellem. sallallahü

    153. Miftahürrahm eti sallallahü aleyhi ve sellem.

    154. Mifta h ül cenneti sallallahü aleyhi ve sellem.

    155. Alemülimani sallalla-hü aleyhi ve sellem.

    156. Alemülyakini sallal-lahü aleyhi ve sellem.

    157. Delilülhayrati sallallahü aleyhi ve sellem.

    158. Musahhihülhase-nati sallallahü aleyhi ve sellem.

    159. Mukilülaserati sallallahü aleyhi ve sellem.

    160. Safuhünanizzel-lati sallallahü aleyhi ve sellem.

    161. Sahibüşşefaati sallallahü aleyhi ve sellem.

    163. Sahibülkademi sallallahü aleyhi ve sellem.

    164. Mahsusün bilizzi sallallahü aleyhi ve sellem.

    165. Mahsusün bilmecdi sallallahü aleyhi ve sellem.

    **

    150. Mufaddal. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    151. Fatih. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    152. Miftah. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    153. Miftah''ür rahmet. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    154. Miftah'ül-cennet. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    155. Alem'ül-iman. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    156. Alem'ül-yakin. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    157. Delil'ül-hayrat. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    158. Musahhih'ül-hasenat.

    Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm

    eylesin.

    159. Mukil'ül-aserat. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    160. Safuhün an'iz'zellât. Allahü Taâlâ ona salât ve selâm ey

    lesin.

    (Devamı: 232 Sayfada)

    YanıtlaSil
  68. 232

    DELAIL I HAYRAT ŞERHI

    161. Sahib üs-sefaat. Allahü Taålà ona salát ve selâm cylesin,

    162. Sahib ül-makam. Allahü Taală ona salat ve selâm cylesin.

    163. Sahib'ül-kadem. Allahü Tallà ona salát ve selâm eylesin.

    164. Mahsusün bil-izzi. Allahü Taala ona salát ve selâm eylesin. 105. Mahsusün bil-mecdi. Allahü Taåla ona salât ve selâm eyle.

    ain.

    (Devamı: 251. Sayfada)

    MEDİNE-İ MÜNEVVERE'NİN RESMİDİR

    Resulüllah S.A. efendimiz, Mekke-i Mükerreme'den buraya hic-ret etti. İslâm dinini burada yaydı. Ebedî âleme burada göçtü. Ravza-i Mutahhara buradadır. Allah-ü Taâlâ, bizlere orayı

    ziyaret etmeyi nasib eylesin. Amin!.

    YanıtlaSil
  69. KARA DAVUD

    233

    tur. Cümle hayırları talim ve İrşad etmekle hayırların fatihi olmuş

    Bir başka mana da şöyledir olabilir:

    Dünya tümden küfür ve dalålette iken, sübhan olan Yüce Hak Resulüllah S.A. efendimizin vasıtası ile, hidayet kapısını açtığından. küfür ve dalalet ehlinin sakin oldukları kale ve beldeleri alıp ganimet ettiğinden, ahalisini alıp çıkardıktan sonra oralarını müslümanlara menzil ve mesken ettiğinden ism-i latiflerine:

    FATIH.

    Denildi.

    Ayrıca, dünya ve ahirete dair işlerin müşkillerini çözücü, zorluk larını açıp kolay edici olduğundan ism-i şeriflerine:

    FATIH.

    Buyuruldu. Allah-ü Taàlà ona salât ve selâm eylesin.

    152. Isim: MIFTAH. (Sallallahü Taalá aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Resulüliah S.A. efendimiz cumle hayra vâsıl olmaya, her müş-kilin halline, her zorluğun asanlığına sebebtir. Anlatılan güçlükleri bütün teferruatı ile fethedici olduğundan ism-i şeriflerine:

    MIFTAH.

    Denildi. Allah-ü Taȧlà ona salât ve selâm eylesin.

    153. İsim: MIFTAH'UR RAHMET. (Sallallahü Taala aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Dünyada ve ahirette; ister dünyaya, isterse âhirete, ister zahir. ister batın işlerine dair olsun.. hiç bir kimse rahmete ve nimete nail olamaz. Olursa, ancak Resulüllah S.A. efendimizin eli ile ve ona ta-bi olmakla nail olur.

    İşte, anlatıldığı manada bir rahmete erildiğinden Resulüllah S.A efendimizin zat-ı saadetlerine:

    MIFTAH'ÜR-RAHΜΕΤ.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    *

    YanıtlaSil
  70. Meâl-i Şerifi

    2

    di). A

    10- Doğrusu Biz sizi yeryüzünde, yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!

    net y

    onlan

    11- Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Adem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız Iblis, secde edenlerden ol-madı.

    düşm

    bağı

    uğra

    12- (Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten ya. rattın, onu çamurdan yarattın."

    de b

    13- (Allah) buyurdu: "Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak se-nin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın."

    çıka

    YanıtlaSil
  71. א

    7- A'RAF SÛRESI: 10.

    Cuz: 8

    15 14- (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne ka-dar süre ver."

    15- (Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."

    16- "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de on-lar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."

    17- "Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."

    18- (Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım."

    19- (Sonra Allah, Adem'e hitab etti): "Ey Adem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalim-lerden olursunuz."

    20- Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendile-rine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedi kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.

    etti. 21- Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin

    22- Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indir-di). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cen-net yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rab'leri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"

    23- Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!"

    24- (Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzün-de bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."

    25- "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!" dedi.

    وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الأَرْضِ And olsun ki sizi yeryüzünde yerleştirdik, yerleşik

    YanıtlaSil
  72. 32

    7- A'RAF SÛRESİ: 31

    Cüz

    يَوْمَ القِيمة كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ قُلْ إِنَّمَا حرمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْا ثرَ وَالْبَغَيَ بِغَيرِ الحَيَو وَأَنْ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلطَانًا وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لا تَعْلَمُونَ وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ )

    31- Ey Ademoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.

    32- De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?" De ki: "Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız onlara mahsustur". İşte böylece biz âyetleri bi-len bir topluluğa uzun uzun açıklıyoruz.

    33- De ki: "Rabb'im, sadece fuhşiyatı, onun açık ve gizli olanını, günahları, haksız yere isyanı, haklarında hiç bir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi yasaklamıştır".

    34- Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân ertele-yebilirler, ne de öne alabilirler.

    خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدِ Her mescid yanında zinetinizi tutunuz. Yani gerek tavaf ve gerek namaz halinde elbisenizi üzerinize alınız, en güzel hâl ve durum-da bulununuz, çirkin yerlerini açmak insanın en büyük ayıbı ve rüsvaylığı olduğundan, esasen elbise, insanın bir zineti, süsüdür. Bu da yukarda açıklandığı üzere en az avret yerlerini örtmekten "rîş" (güzellik ve öğünme elbi-sesi) derecesine kadar farklıdır ve en hayırlısı takva giysisidir. Bunun için setr-i avret (avret yerlerini örtmek) insana her zaman farz olduğu gibi, özellikle na-mazda ve tavafta da farzdır. Ve bir müslümanın namazda mümkün olan en

    YanıtlaSil
  73. Cuz: N

    7. A'RAF SÜRESİ: 31-32

    33 güzel durum ve şekilde bulunması sünnettir ki, cemaat ile namazda safların in-tizamı ve câmiye giriş çıkış ve oturuş duruşta edep ve hayå, vakar ve ağırbaşlılık da bu zinet ve güzel süret anlayışının işaretin de dahil olur. Nitekim önceki ayetlerdeki yüzleri doğrultma anlayışında da bu intizam işareti vardır. Aynı şekilde âyetin işaret ve eğiliminden şu da anlaşılır ki, bir islâm şehrinin güzellik bakımından tanzim ve teşkilatında câmi ve câmi civarları en güzel yer-leri ve zinet merkezi noktaları edinilmelidir. Bununla beraber bütün bunların içinde mescitlerin asıl süsü, ibadet ile mamurluğu ve ibadetle ilgilenen kimsele-rin hål ve tavırlarıdır. Fenalar, en güzel yerleri kirletir ve çirkinleştirir. İyiler, en kötü yerleri bile temizler, güzelleştirir. Bunun için asıl istenen insanların iyiliği ve güzelliği olduğundan buyurulmuştur ki: طلوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدِ "Her mes cide gidişinizde güzel giysilerinizi giyiniz" وكلوا واشربوا ve yiyiniz, içiniz, bunun-la beraber ولا تسرفرا israf da etmeyiniz. Haramı helal kılmak veya helalı haram yapmak veya yemek ve içmekte, süs eşyasında hırs ve ifrat etmek gibi bir şekilde orta hal sınırını geçmeyiniz. Çünki انه لا يُحب المسرفين O, yani Allah israf edenleri sevmez, işlerine razı olmaz, bu muhakkak. Bunun nüzul sebebinde çıplak tavaf âdetinden başka bir de şu rivayet ediliyor ki: Amiroğulları, hacc günlerinde yemek ve yağlı yemezler, ancak bayılıp düşmeyecek kadar kût mik-tarı (ölmeyecek kadar yiyecek bir şey) yerlerdi ve bu şekilde haclarını ulular-lardı.. Müslümanlar da böyle yapmak istemişler bu âyet nazil olmuştur. Demişler ki bu âyette tıbbın yarısı özetlenmiştir. Biz bunu bir kaç bakımdan anlıyoruz: Birincisi: Tıp gerçi başlıca hastalıkların ilim ile tedavi sanatında özetlenir. Fakat her ikisinden gaye sıhhattır. Şu halde sıhhati koruma baştan

    sona tıbbın en büyük şartını ve gayesini teşkil ettiğinden, tıbbın bir yarısı sıhhati koruma, diğer bir yarısı da hastalıkları tedavi demektir. Bu âyet ise sıhhati koru-ma (hıfzı's- sıhha)nın esasla ilgili şartlarını özetlemiştir.

    قُلْ مَنْ حَرَّم زينه الله التي الخرج لعباده De ki: Allah'ın kulları için çıkardığı zineti (mesela pamuk, keten gibi bitkilerden, yün ve ipek gibi hayvanlardan, zırh vb. gibi madenlerden çıkan ve insanları süsleyen giysiler gibi Allah zinetlerini). والطبيبات من الرزق Verızık türünden temiz ve lezzetli şeyleri: (kısmet olup lezzet ve iştahla faydalanılacak, hoş hoş, temiz temiz çeşitli yiyecek ve içecekleri) kim haram kılmış? Bu bir inkarî istifham (soru)dır. Yani Allah'ın çıkardığı bu zinet-leri ve tertemiz şeyleri haram kılmak kimsenin haddi değildir. Şu halde bu âyet yenecek ve giyilecek ve çeşitli süs eşyalarında aslolanın mubahlık olduğuna de-lildir. İbnü Abbas ve birçok tefsir bilgini zineti, giyilecek şeyler ile tefsir etmişlerdir. Fakat diğer bir görüşe göre israf olmamak üzere çeşitli zinetlerin

    YanıtlaSil
  74. 7- A'RAF SÛRESİ: 117-122

    Cüz: 9

    96 bir rivayeti vardır. Fakat gerçek manāda vahiy olması daha açıktırفاذاً ه derleyip toplayıp yutuyor. Böylece فقال ويَطلُ مَا كَانُوا يَنَ hakikat olduğu بانو Birakır bırakmaz, bir de ne görsünler, asa, onların uydurmalarını gibi ortaya çıktı, sabit oldu ve onların bütün yaptıkları batıl olup gitti. Gitti de تغليرا هنالك والقلبوا صاغرين Firavun ve adamları mağlup oldular ve küçük düştüler, kendilerini küçük düşüren bir yenilgiye uğradılar. Çünküوالقى السحاجنsihirbazlar, o ümit bağladıkları usta sihirciler yıkılıp secdelere ka-pandılar ve gerçeğin etkisiyle imana geldiler, kendilerini tutamayıp yüzü koyur Harun'un Rabbine, (yani Musa ile Harun'un davet ettikleri Rabbe,) iman et. yere kapandılar. قالوا امنا برب العالمين رب موسى وهرون "Alemlerin Rabbine, Musa ile tik." dediler. Zira bu olayın, sihir sınırının üstünde ve ondan bambaşka ilâhî bir iş olduğunu iyice anladılar ve Hz. Musa'nın Allah tarafından gönderilmiş bir hak peygamber olduğuna hemen karar verip ona iman getirdiler. Rivayet olun-duğuna göre; sihirbazların iman etmesiyle İsrailoğulları'nın da pek çoğu iman ettiler.

    Alimler demişlerdir ki, bu âyet ilmin fazileti hakkında en büyük deliller-dendir. Çünkü diğerleri bilgisizliklerinden dolayı "Bu bir sihirdir." denilince şüpheye düştüler, halbuki bu sihirbazlar sihrin sınırını ve ne demek olduğunu bilmeleri ve konuya vakıf bulunmaları sayesinde Hz. Musa'nın asâsı ile meyda-na gelen olayın sihirden bambaşka birşey olduğunu, bunun göz boyacılığı ve in-san gücüyle olabilecek bir şey olmadığını hemen anlayıp, bunun ilâhî bir mu-cize olması lazım geldiğini anında farkettiler. Eğer bu hususta bilgileri ve maharetleri olmasaydı ve sihrin özüne hakkiyle vakıf olmasalardı, o zaman ken-di kendilerine "Belki bu bizden daha iyi biliyormuş, onun için bizim bilme-diğimiz ve yapamayacağımız bir sihir yapmıştır." diyebilirlerdi. Fakat böyle de-mediler ve bu hususta hiç şüphe ve tereddüde düşmediler ve kendilerini tutamayarak derhal küfürden imana geçtiler. Şu halde sihir ilminde bile ihtisas bu kadar faydalı sonuçlar verirse, Hakk'ın birliği itikadında ve tevhid inancında ihtisas, insanlığın gelişmesine ne kadar yüksek faydalar sağlar bir düşünmeli.

    Bu şekilde küçük düşen Firavun, davet ettiği ve pek mühim menfaatler vaad eylediği sihirbazların bu kadar kalabalık halk önünde Hz. Musa'nın pey-gamberliğini tasdik edivermelerini görünce, bunun kamuoyunda Hz. Musa le-hine çok güçlü bir delil kabul edileceğinden korktuğu için buna bir çare düşünmek ve bir şeytanlık yapmak istedi ve derhal halkın zihnine bazı şüpheler sokarak fikirlerini bulandırmak için sihirbazları azarlayıp tehdit etti. Jú Dedi ki

    YanıtlaSil
  75. 9

    Cüz: 9

    7- A'RAF SÜRESİ: 143

    129

    leyana geldi deقال رب أرى أنظر اليك Ey Rabbim, bana göster kendini, bakıp göreyim seni dedi. Yani perdeyi kaldır, bana bizzat tecelli et de didarını görmeyi nasibeyle diye yalvardi قال لن ترانى Rabbi ona dedi ki, beni katiyyen göremeyeceksinولكن انظ velikin dağa bak, "eğer yerinde durabi-lirse sen de beni göreceksin. Bunun üzerine تكما تجلى ربه المجبل Rabbi, dağa tecelli edince, ki bu bir izafi tecellidir yani, zatındaki bütün azamet ve kudret-i mutlakası ile değil, azamet ve kudretinden bir lemha zuhur, emir ve iradesinden bir parçasının dağa çarpmasıyla جمله دكا onu hurdahaş eyledi, unufak yapıp yerle bir etti. Hamze, Kisaî, Halef-i Aşir kırâetlerinde okunduğuna göre, "dümdüz ediverdi", yani, dağ gidip, yeri dümdüz oluverdi, hörgüçsüz bir deve gibi oluverdi.

    "Dekk": Esasen "dakk" gibi bir şeyi ezip unufak etmek mânâsına masdar olup bunun ismi mefülü olan "medkuk" mânâsına da gelir ki, burada mânâ böyledir. دكان ise hörgüçsüz deve veya دکه gibi tepe ve sırt demektir. Bi-rinci mânâya göre dağ hiç kalmamış, ikincisine göre de küçük bir sırt, küçücük bir tepe haline gelmiş demek olur. Meşhur olan kavle göre bu dağ Tûr-ı sîna idi, fakat diğer bir dağ olduğu da nakledilmiştir. Bunun "Zebiyr" dağı veya Medyen'deki "Erriyn" dağı veya büsbütün yok olup gitmiş olan bir başka dağ olduğu da söylenmiştir ki, Hz. Musa'nın üzerinde bulunduğu dağ değil, karşıdan baktığı bir dağ demek olur.

    Hasılı Rabb'inin tecellisine dağ dayanamadı "dekk" yahut "dekka" oldu, رخ موسى صعنا Musa da şiddetle baygın düştü. Söz konusu bu tecelli ile iki olay meydana geldi: Biri dağın parçalanıp ufalanması, diğeri de Musa'nın bayılıp yere düşmesi. Demek ki Musa, dağ dolayısıyla olan bir izafi tecelliye bile da-yanamayıp bayıldı, tam ve mutlak bir zatî tecelli olsaydı, bütün dünya ve muh-temelen bütün kâinat bir anda yok olacaktı. İşte لن ترانى "Sen beni katiyyen göremeyeceksin." buyurulmasının esas hikmeti de bu idi. Yoksa haddizatında Allah tecelliden kaçınmış ve lutufta cimrilik etmiş değildir, hâşâ, O'nda buhul ve cimrilik yoktur, mesele tecelliye tahammüldedir. Bu fenâ âleminde O'nu görmeye tahammül olunamaz. O halde bu ilâhî kelâmdan, ölüm ve fenâ âleminin sona erdiği bekâ âleminde, yani ahirette dahi Allah'ı görmenin mümkün olmadığını anlamaya kalkışmak doğru değildir.

    ثلما انان Ne zaman ki, Musa ayıldı قال سبحانك Seni tenzih ederim, Sen sübhansın Ey Rabbim, dedi. Fani gözlerle görünmekten gerçekten de münez-zehsin. ثبت اليك Sana tevbe ettim, çünkü iznine uygun olmayan bir dilekte bu-

    YanıtlaSil
  76. C9

    7- A'RAF SÜRESİ: 172

    169

    kat edilirse burada başka önemli bir nokta vardır. Asıl mesele insanların yalnizca iç dünya ve dış dünyadaki delillerden hareketle Allah inancına kavuşmaları değil, insanın yaratılış olayının bilfiil bu delillerden biri olması, her insanın, bizzat kendi varlığıyla ve cinsinin varlığıyla Rabbin varlığına ve bir-liğine sahitlik etmekte oluşu, kendi varlığının Rabbin varlığına delil oluşudur.

    Henüz bu şahitliği kendisi aklı ve dili ile yapmamış olsa bile, bizzat yaratılışıyla bunu deruhte etmiş oluşudur. Başka bir deyişle insanlar için Allah'ı tanıma, Rabbin birliğine inanma, hakka boyun eğme meselesi, yani iman ve İslâm mese-Jesi, yalnızca bilimsel delillerle elde edilecek sırf nazari bir bilgi meselesi ol-mayıp, kendi fıtratında yaratılıştan var olan ve şuhud-i nefsî (iç gözlem) denilen kendi içini duyma ve genel olarak kendisinin kendisi olduğunu tanıma şuuru ile birlikte kendi varlığında, daha doğrusu varlığının özünde gerçekleşmiş olan ke-sin bir tanımadır. Şu kadar ki, kendi varlığının farkında olma gibi açık seçik değildir, kendini tanımanın altında yatan bir gizli şuurdur ki, açık bilinç ile duy-ulup farkına varılması dikkatini kendi içinde keskinleştirmeye veya içten ve dıştan gelen bir uyarıcıya muhtaç olan bir farkına varmadır. Zira insanın böyle sezgi yoluyla duymuş olup da bilinç yoluyla farkına varamadığı bir takım derin olguları vardır ki, bir veya mükerrer uyarıcılar sayesinde onun farkına varır. İşte Allah inancının temeli olan içimizdeki ilâhî sezgi de mutlak anlamıyla "benlik õtesi" bilinci gibi, böyle şuhudî bir tanımadır. Nefis fıtratı içinde merkezleşmiş bir içgüdüdür(1), Daha sonra bu şahitliği eda ve ifa etmeyen, yani ikrar edip ye-rine getirmeyen, hatırlatma ve uyarılara rağmen inkâr ve küfürde ısrar edenler, ya kendi vicdanına karşı direnmiş ya da fıtratı bozulmuş, kendilerinde ya-ratılıştan ihsan edilen bu tabiat kalmamış olan, yani kavlen veya fiilen bu ahdi bozmuş ve kendilerine yazık etmiş olan zavallılardır. Nitekim Fransız filozofu Auguste Comte, insan üç hâl geçirir: "Birinci devirde ilâhî, ikinci devirde tabi-atüstü, üçüncü devirde de tabiî olur." dediği zaman önce bu fıtratı hissedip itiraf ediyor, sonra da kendinde o fıtratın bozulmuş ve bozukluğun kesinleşmiş olduğunu ilan eylemiştir ki, bu durum onun bütün insanlığı görmesinde değil,

    yalnızca kendi nefsindeki değişmeyi ve fıtrat bozukluğunu görerek, bütün insan-ları da haksız yere kendine kıyas etmesindendir. Halbuki terakki ve tekamül,

    (1) Burada şundan gaflet edilmemelidir ki, Allah'ı bilmenin şuûri nefiste fitraten merkezleşmiş ol-ması, Allah'ın zatının beşer varlığında merkůz olması demek değildir. İlahi varlığın etkisinin

    merküz olması demektir. Binaenaleyh bundan hulul veya ittihad galatına düşülmemek için kelamcılar bu konuda istidlali ilim deyimini daha uygun görmüş ve önceki görüşü benimseyip tercih eylemişlerdir. (Müellif)

    YanıtlaSil
  77. 7- A'RAF SÛRESİ: 172

    Cüz: 9

    170 fıtratın bozulmasında değil, gelişmesinde ve inkişaf etmesindedir. Zaten fitratin bozulması تكلف من بعدهم خلف "Sonra onların yerini dejenere olmuş bir nesil denilen Allah'ı tanıma duygusunun, öyle bir fıtrî bilgi ve insanın buna şahitlik aldı." âyetinde de görüldüğü gibi, bir gerilemedir. Şimdi mesele "marifetullah etme görevini yüklenmiş bir fıtrî şahit olması açısından ele alınınca, bu misakin sirf tekvini (yaratılışla ilgili olmayıp, aynı zamanda emri ve kelâmı, yani söze bağlı bir özelliği de bulunduğunda şüphe etmemek gerekir. Zira mesele yalnızca ilk yaratılış anını ilgilendirmiyor, aynı zamanda hayatta olduğu müddetçe bunu insanın kendi içinde hissetmesi olgusunu da ilgilendiriyor. Mesele bilinç ve içgözlem ile de yakından ilgilidir. Yalnızca yaratılışa ait tekvini bir olay olsa idi, daha sonra bu sehadeti eda etmeyen hiç kimse bulunmamak gerekirdi. Ve nefse ait şahitliğin söz konusu olduğu her hangi bir bilinç olayı ise her hal ü kârda lafzî kelâm ile değilse de, nefsî kelâm ile ilgili olmaktan uzak kalmazdı.

    Çünkü ruh, bir ilâhî emir olduğundan bütün ruhsal olayları ve bilinçle algılanabilen şeyleri, farkına varılabilen olaylardan sayılmak gerekir. Her şuurda ruhsal bir tebliğ vardır ki, kelâmın da özü odur. Şuur ile ilgili olmayan oluş ve sezgilerde bu tebliğ yoktur. Bundan dolayı bir ruhun, bir şuur gücünü yaratması, aynı zamanda onu kendisine duyurması, yani ifadeye zorlamasını da gerektirir. Şu halde söz konusu misak tekvinî olmakla beraber, ruhsal ve sözel özelliği de haiz olduğundan, buna mukavele demek de doğru olur. Ancak bu hi-tap lafzî kelâm ile değil, meleklere olduğu gibi, nefsî kelâm ile yapılmış bir te-bliğ şeklinde algılanmalıdır. Alış bir tekvin, şahit getirme ise ruh üflemeyle ilgi-

    li bir tekvin ve tebliğ الست برتكم "Rabbiniz değil miyim?" hitabı benlik ötesinden bir takrir, buna karşı بلى "Evet Rabbimizsin" de bu tekvin, şahit getirme ve tak-rire mutlak bir boyun eğme, ruhsal bir kabullenme ve gereğini yerine getirmeyi taahhüt etmedir. Her insanın, insanlığının özünü oluşturan "ben" ve "ben değil" bilincinin içinde işte bu taahhut yatmaktadır. الست برتكم "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" hitabının başında وتنا "dedik ki" veya قائلاً "diyerek" şeklinde bir müteallâkın bulunmayıp bunun mukadder (gizli) bırakılması da bunun bir lafzi kelâm değil, nefsî kelâm olduğuna işaret eder. Sonra bilinmektedir ki, şer'î ve hukukî anlamda bir sözleşme akdinin hakikatı bir icap ile bir kabulün arasındaki bağlantıdır. Bu icap ve kabulün, her zaman lafzî kelâm ile olması da şart değildir. Asıl akit, iki kişinin bir maksatta birleşmesi, fikir birliği etmesidir. Ta-raflardan rızaya, yani itirazın terkine delalet eden her hangi bir hareket de icap ve kabul olabilir. Şu halde bu misak, sırf akıl ve istidlal gücünün tekvinî anlam-da dahi olsa şeriat ve hukuk açısından geçerli olan hakiki bir akit ve misak de-

    YanıtlaSil
  78. Cüz: 9

    7- A'RAF SÜRESİ: 172

    171 mektir. Ancak bu bakımdan söz konusu mukaveleye, mukavele diyebilmek yine de temsili ve mecazi bir anlam taşır. Fakat açıkladığımız mână ile bu tekvinin ruhi olması ve bir nefsi kelam özelliğini de taşıması bakımından buna mukavele adı verilmesi dahi hakikat olur. Nitekim ilk devir tefsir alimleri de bunu bir tem-sil değil, bir hakikat olarak rivayet ve izah etmişlerdir. Bundan dolayال Ju formülü sadece bir temsil değil, aynı zamanda bir

    hakikattir. Gelelim bu misakın ne vakit meydana geldiğine: Bu hususta da üç görüş

    vardır:

    1- Birçokları zürriyetin, baba sulbünden ilk yaradılışında ve daha ana rah-mine konulmadan önce meydana geldiğini söylemişlerdir ki, bunlar âyetteki şahit tutma ve hitaba mazhar olma zamanının bu zaman olduğunu söylemişlerdir. Bu "ahiz" (olma) zamanı, zürriyetin sulbden ana rahmine kon-duğu zaman değil, zürriyetin baba sulbünde varlık alanına çıkması, ilk meydana gelmesi demek olduğunu savunmuşlardır. Gerçekten de zürriyet, nesil ve evlad demek olmakla birlikte, bunun asıl mânâsı gayet küçük karınca demek olan "zerr"den veya saçılmak mânâsı gayet küçük karınca demek olan "zerr"den veya saçılmak mânâsına "zürur"dan alınmış olarak üreme suyu içindeki canlı zerre-ciklerdir ki, hem tekli anlamıyla, hem çoğul anlamıyla kullanılır. Şu halde bu görüşe göre, bu şahid tutma (işhad) ve "elestü" hitabı, babanın sulbünden çıkan bu zerrelere, ilk çıktıkları sırada, yani yaratılır yaratılmaz yapılmıştır. Bu da bu zürriyetin bütün insan varlığını kapsayan bir canlı, yani büyümeye aday bir in-sancık olduğunu kabul etmekle mümkün olur. Lakin bizim açımızdan bu böyle değildir. Ve hatta ثم انشانَاء خلفًا اخر "Biz onu şekilden şekile sokarak yarattık." (Müminun 22/14) ve benzeri Kur'ân âyetlerine de zahiren ters düşmektedir. O zerrecikler bilfiil insan değil, bilkuvve bir insancık sayılabilir, ancak döllenme sonucunda bir insan olabilmeye aday bir hücrenin ve belki henüz hayvani hayat haline gelmemiş bitkisel hayatta bulunan bir tohumcuğun, bundan insan ya-ratılacaktır ihtimaline binaen, insan sayılması ve insan yerine konulması bizce doğru değildir. Buna henüz insanî ruh bile üflenmemiştir. O halde bunların ken-di nefislerine şahit tutulmaları ve hitaba muhatap olmaları uzak bir temsil ihti-malinden başka bir anlam ifade etmez. Bu arada bazıları daha da ileri giderek, demişlerdir ki, zürriyetler üzerindeki bu misak, kendi babalarının değil, ta Adem aleyhisselamın sulbünden çıkarıldıkları zaman yapılmıştır. Çünkü bu mânâda ri-vayet olunmuş bazı hadisler vardır ki, bunlardan birinin özet olarak anlamı şudur: Allah Teâlâ Adem aleyhisselamın zahr(sırt)ından kıyamete kadar yarata-

    YanıtlaSil
  79. 7- A'RAF SÛRESİ: 172

    Cüz: 9

    172 cağı zürriyeti çıkardı ve onlaratابریگ "Ben Rabbiniz değil miyim?" dedi, on. lar da "evet Rabbimizsin" dediler ve o gün takdir kalemi kıyamete kadar olacak şeyleri yazdı, bitirdi. Yani حف القلم بما هو كائن إلى يوم القيمة "Kıyamete kadar ne ka dar insan gelecekse hepsi Adem'in sulbünden çıkan zürriyetlerle yazılıp takdir edildi ve bundan böyle beşerde üreme ilâhî bir kanun oldu. "(1) Bütün insanlar zincirleme olarak o zürriyetlerden gelecek من سلالة من ماء مهين onların sülalesi zürriyetlerden olacak ve bunun dışında Adem'in yaratıldığı gibi başka âdemler, kıyamete kadar bir daha yaratılmayacak. Adem'in sulbünden çıkan zürriyetler-den her biri böyle kendi sülaleleri olacak olan zürriyetleri de zincirleme olarak ve üreme özelliğini de bir potansiyel kuvvet halinde kazanmış olarak yaratan ve terbiye eden yüce yaratıcının hükmüne ve kanununa zorunlu bir şekilde uymuş bulunarak meydana gelecekler. Nihayet O'nun birliğini ve Rab'lığını tanıyıp iti. raf eylemek üzere bir terbiye, bir özellik kazanmak suretiyle belli bir taahhüde ve misaka bağlanmışlardır. Bunun için bir kısım tefsir âlimleri, âyetteki misakı da hadisi şerifteki bu misaktan ibaret gibi anlamışlar ve misak vaktinin Adem'in sulbünden zuhura geldikleri sırada olduğuna hükmeylemişlerdir. Lakin hadiste من بنى ادم من ظهورهم ذريتهم وأشهدهم على أنفسهم Adem in sirtindan ayette ise" من ظهر ادم "Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini (almış) ve onları kendilerine şahit tutmuş." (A'raf, 7/172) buyurulmuştur. Ayrı ayrı mânâlar ifade eden bu değişik kelimelere iyice dikkat edildiği zaman aradaki farkı görmemek mümkün değildir. Hadis, beşerin üreme kanununun ilk uygulama alanına konduğu zaman meydana gelen ilk zürriyet kapsamında bir potansiyel kuvvet olarak gerçekleşmeye başlayan türün toptan misakını açıklıyor. Ayet ise bu kanun uyarınca bilfiil meydana gelen zürriyetin her birinin kendine mahsus olan ferdî misakını ifade ediyor. Bundan dolayı hadis, âyetin ayrıntılı olarak açıkladığı kanunun başlangıç şeklini, âyet de hadisin zımmen (kapalı bir şekilde) ve toplu-ca ifadesinin her nesilde ayrıntılı olarak nasıl meydana geldiğini açıklayıp ifade etmektedir. Bunun için âyet ile hadis, karşılıklı olarak birbirini izah etmekle be-raber ifade ettikleri şey tıpatıp birbirinin aynı ve eşiti değildir. Genel olarak ve topluca insan türünün misakı Adem'in sulbünden başlamış, fakat ayrıntılı olarak kişilerin misakı da bilfiil kendi babalarının sulbünden başlamıştır. Yani Zeyd'in misakı, Amr'ın misakı değildir, anaların ve babaların misakları da evlatların misakı değildir. Fakat tür olarak birbirine benzer ve hepsi de bir köke bağlı ve aynı rablık ilkesine racidirler. Aslında taahhüdün mahiyeti de bu terbiyenin

    (1) Keşfü'l-hafa, 1, 398 (1071)

    YanıtlaSil
  80. Cüz: 9

    7- A'RAF SÛRESİ: 172

    173 O'nun koyduğu hükümlere boyun eğmek, birliğini ve rablığını itiraf ve ilan ey-lemektedir ki, İslâm budur. Şu halde bu ayet gereğince herkesin kişisel taahhüdünün başlangıcını, türün taahhüdünün başlangıcı olan Adem'in sulbünden saymak doğru değildir. Bir de türün bütün fertleriyle toptan varlığı, sirf vücud-i zihni (zihni varlık) kabilinden olduğu ve bu bakımdan Adem ismi türün bir temsilcisi sayılması açısından hadisteki ruhi misak Adem'le birlikte bütün beşer türünün bir misakı diye ifade edenler de olmuştur. Nitekim Ka'b-i Kurazi'den böyle bir rivayet de vardır. Bu rivayetten, haksız yere ruhların te-nasühü (reankarnasyon) fikrine sapanlar da olmuştur. Halbuki âyet, tenasüh fik-rinin tamamiyle karşısındadır. mürebbisi, bu kanunun koyucusu olan yüce yaratıcının nimetine şükürdür.

    2. İbnü Atıyye'nin ifadesine göre, bazıları da bu misak ve teahhüdün za-manının, büluğa erme çağı olduğuna kail olmuşlardır. Zira bir zürriyetin nefsine tamamiyle şahitliği, kendisinden zürriyet çıkmaya başladığını gördüğü buluğ za-manında meydana gelir. Ve tam anlamıyla kendini tanımaya başlaması da o va-kittir. Ayette ise "ahz" (alma) ve "işhad" (şahit getirme) söz konusu edilmiştir. Bundan dolayı bulůğa ermeyenlerin henüz taahhütleri yok demektir. Ve âyetten bu mânâyı anlamak hususunda iki vecih vardır: Birisi واشْهَدَهُمْ عَلَى انْفُسِهِمْ zamirle ri zürriyete irca olunmakla beraber, zürriyete tam ve kamil veled, "ahze" de ıstıfa-yı bâliğ (ergenin seçmesi) mânâsı vermek ve bu suretle ahz ve işhad za-manını birleştirmek veya "ahz" zamanı ile "işhad" zamanını ayırıp, misakın ev-velini, "ahz" vaktinden "işhad" vaktine kadar devam eden bir süre içinde başlamış ve "işhad" vakti olan bülüğ zamanında taahhüdüyle tamam olmuş diye anlamaktır. İkincisi bu zamirleri zürriyete değil, "Beni Adem"e irca etmektir ki, bu suretle âyetin mânâsı, Ademoğulları'ndan her biri sulblerinden zürriyetlerin çıkmaya başladığı ve bu suretle nefislerini duyup kendilerine karşı kendi öz gerçeklerine ve Allah'ın nimetleriyle terbiyesine şahid oldukları sırada bu bülüğlarıyla »بلی diye Allah'ın nimetini ve terbiyesini kabul edip, O'nun rablığına boyun eğip, birliğini tasdik ile Allah'ı tanımayı ve O'na kulluk etmeyi taahhüt ettiler. Bülüğ hükmü gelince "baliğ olmayız ve bu zevki duymayız de-mediler" demek olur. Bu güzel bir mânâdır, fakat bülüğ vakti bu misakın akti ve taahhüdü zamanı değil, bilfiil icrası zamanı olduğunu da unutmamak lazım ge-lir.

    Bunun için:

    3- Birçok tefsir âlimleri, bu misakın başlangıcının, zürriyetin baba

    YanıtlaSil
  81. 7- A'RAF SÜRESİ: 172

    Cüz:9

    174

    sulbünden çıkıp ana rahmine düşmesiyle başlamış ve orada alak (kan pihtası), den geçerek yaratılışı belirgin hale gelip ثم انشانه خلق الحر "Sonra onu başka bir mudğa (bir çiğnem et), izam (kemik) ve etlenme aşamalarından ve terbiyelerin. yaratılışla meydana getirdik." uyarınca ruh üflenerek insan şeklini aldığı zaman taahhüdünün meydana gelmesiyle tamam olmuş olduğunu ve büluğ za-mani gelince de bu taahhüdün bilfiil icrası vaktinin gelmiş olacağını, yani teklif beyan olunduğu üzere her ferdin insani şahsiyeti, hukuki ehliyeti bu misak ile ve vazifenin başlangıç zamanı bulunduğunu söylemişlerdir. Fıkıh Usulü'nde tekemmül eder. Bülüğdan başlayarak da görevler ve sorumluluklar teveccüh bu taahhüt zamanından başlar ve bülüğ zamanına kadar gelişmesini tamamlayıp eyler. Bunun ilk hukukî sonucu hayat hakkıdır. Çocuk ana karnına düştüğü an-dan itibaren ana-babasına ve topluma onun hayat hakkını gözetmek bir vazife olur. Bundan dolayıdır ki, düşük yapmak bir suçtur. Ve bunun içindir ki, çocuk düşürmeye sebep olanların diyet ödemeleri gerekir. Ana karnındaki cenîne ins (miras) ve vasiyet sahih ve geçerlidir ve söz konusu cenînin büluğuna kadar le-hine olan bütün tasarruflar da yine geçerlidir. Bundan evvel, yani çocuk ana rahmine düşmeden önce ise zürriyetin insani şahsiyeti ve hakları belli değildir. Ancak baba sulbünde zuhura gelmesiyle birlikte müphem ve şüpheli birtakım hakları vardır. Mesela, azil, din açısından mekruhtur. Şimdi âyetin içine aldığı bazı imaları da hesaba katarak meâlini şöyle ele almalıyız: وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى انْفُسِهِمْ za mirleri zürriyete raci' olmakla birlikte babaları olan Ademoğulları'na veya hep-sine de rucûu ihtimali vardır ve الست برتكم "sizin Rabb'iniz değil miyim?" sorusu-nun anlattığı minnet mânâsı, sözün gelişi dolayısıyla bu uyarı şu anlamları hatıra getirmektedir: Bilindiği üzere insan, insan olmadan önce kendini duy-mazken, sonra duyar ve tanımaya başlar "ben benim" der. İşte bunu diyebilmek, onu ona veren Rabb'ine gizli bir duygu ile boyun eğmeyi ve kendi içinde O'na şahitlik etmeyi gerektirir. İnsanın bütün varlığıyla kendi benliğini tanıması ve müşahede etmesi de bülûğa erdiği andan başlar. Ademoğulları'ndan bir babanın sulbünden bir zürriyetin alındığı anda Rabb'inin bu hükmüne öyle bir zevkle boyun eğmesi ve uyması, O'nun rablığının işine öyle bir şahitliği vardır ki, bu anda bütün heyecanıyla nefsini duyarken adeta kendinden geçer de Rabb'ının verdiği nimetin zevkine gark olur. Kendisinin baba sulbündeki halini kendisine hatırlatan bu anda, o babanın nefsinde Rabbinin "Ben sizin Rabbiniz değil miy-

    im?" hitabına "evet Rabbimizsin" demekten başka hakim bir duygu yoktur. Ve her insan bülüğ anında bu zevki ve heyecanı kendinde duyar ve müşahede eder. Bunu müşahede edebilmesi de daha önce Rabbinin emrine uyup insanlık ruhunu

    YanıtlaSil
  82. 2:9

    7- A'RAF SÜRESİ: 172-173

    Cüz: 9

    ), in-bir n f

    175 almasının bir sonucudur. Şimdi babadaki bu zevk ve nesve de hakikatte ondan alınan zürriyet dolayısıyla kendini hatırlayıp Rabb'ine taahhüdünü yerine getir-mesi içindir. O zürriyetin baba sulbünde ilahi yaratma ile belirlenip sperma hücreciklerinin yine Allah'ın yönlendirmesi altında bir birleşme sonucunda şevkle ana rahmine geçmek için harekete geçirilmesi yüzündendir. Her insan aslında böyle bir zürriyet iken Rabb'ının terbiyesine uyarak ana rahminde takdir edilen rızıklarla beslenip alak ve mudğa aşamalarından geçerek belli bir şekle büründürülmüş ve en sonunda "sonra onu başka bir yaratışla yarattık" gereğince sirf Rabbani bir emir olan ruh üflenmek suretiyle kendisine mahsus bir yapıya ve şahsiyete sahip kılınmıştır. İşte Rabbinin hitabını kendi nefsinde duyup kendi varlığına karşı yaratıcısını itiraf etmiş O'nun birliğine ve rablığına şahitlik etme görevini üstlenmiş bir kişi olarak insan şahsiyeti kazanmıştır. "Ben sizin Rabbi-niz değil miyim?" hitabına "evet Rabbimizsin" demiştir. Her insan yaratılıştan gelen bir bilinçle böyle bir taahhüdün altındadır. Kendini tanıma nimetinin gereği, kişinin haddini bilmesi ve kendisini yaratana şahitlik ederek O'nun hükmüne boyun eğmesidir. Şu halde kendini tanımanın tekemmül ettiği bülüğ çağından itibaren Allah'a karşı bu şehadet görevini ve kulluğunu yerine getirme-si insanın vazifesidir.

    شهدا Biz şahitlik ettik, yani Ademoğullarının sulbünden alınıp kendi özüne karşı şahit olabilir gerçek bir insan fıtratı verilen her zürriyetin üzerinde yaratılıştan böyle bir taahhüt bulunduğuna Biz azimuşşan şahitlik ettik: شهد الله Allah sahitlik etti ki, kendisinden başka" أنه لا إله إلا هُوَ وَالْمَلئِكَةُ وأولوا العلم قائما بالقسط tanrı yoktur. Buna meleklerle birlikte ilim sahibi olanlar da adalet ve hakkani-yetle şahitlik ettiler." (Al-i İmran, 3/18) âyetinin hükmü gereğince şahitlik ettik. O şahitlik alma, "elest" ve "bela" vaktini onlara âyetimizde hatırlattık ki, ان تقولوا يوم الْقِيمَةِ أَنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ ey kafirler, kıyamet gününde, işin sonucu bütün boyutlarıyla ortaya çıkınca, biz bundan kesinlikle gafil idik demeyesiniz. Kendi nefsimizi duymak, ruh ve şuur sahibi olmak, hakkı kabul etmeyi ve ken-dimiz üzerinde Sen'in rablığını ve birliğini tasdik eylemenin bir taahhüt olduğunu ve kendimizi duymanın, kendi varlığımızın Senin varlığına, birliğine ve Rablığına bir şahit bulunduğunu gerçek bir bilinçle açıkça duymuyorduk, gizli olan bu taahhüdü bize açıkça hatırlatıp anlatma lütfunda bulunmadın diye itiraz etmiyesiniz. أَوْ تَقُولُوا إِنَّمَا أَشْرَكَ آبَاؤُنَا مِنْ قَبْلُ Veya şirki daha önce atalarımız yaptı, onu biz değil, fakat onlar çıkardılar. وكنا ذُرِّيَّة مِنْ بَعْدِهِم Ve biz onlardan gelen bir zürriyet idik. Kendimizden haberimiz yok, yol ve delil bilmez, ata-larımızın istedikleri yere sürüklenmiş atılmış, şuursuz, aciz, buna mecbur kalmış

    YanıtlaSil
  83. 176

    7- A'RAF SÜRESİ: 173-176

    Cüz: 9

    kimseler idik, günah bizim değil, onlarındır. Bu günah mecburi olarak bizim üzerimizde kalmış olan bir mirastir انتهلكنا بما فَعَلَ المُبْطِلُ "Simdi o iptalcilerin yaptıkları günah ve suçla bizi sorumlu tutup helâk mi edeceksin, demeyesi. niz." Zira size o kıyamet günü gelmeden haber verildi ki, her zürriyetin kendi başına bir taahhüdü vardır. Evvela zürriyetler babalarının sulbünden alındı, çıkarıldı, ayrıldı, onlardan ayrı bir fitrat ve görev verildi. Öyle sırf zürriyet ola-rak şuursuz bırakılmadı. Kendi nefisleri kendilerine duyuruldu. Kendilerinden de başka zürriyetler çıkarıldı ve bu suretle kendiniz kendinize karşı, Rabbinizin "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" hitabına doğrudan doğruya şahit oldunuz lâkin şahitliğinizi yerine getirmediniz ve şirke gittiniz. Şu halde sizler baba-larınızın taahhüdünden değil, bizzat kendi taahhüdünüzden ve kendi suçunuzdan sorumlu olacaksınız كذلك تُفَضْلُ الآيات İşte Biz ayetlerimizi böyle açıklar, ayrıntılarıyla böyle ortaya koyarız, ve bu ayrıntılı açıklamayı, o taklitçiler belki gerçeğe dönerler diye yaparız. Ey Resulüm, onlara hatırlat.

    وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبا الذي ve kendilerine şu alçağın kıssasını da oku kiانينَاهُ آيَاتِنَا فَانْسَلَخَ هاo alçağa âyetlerimizi vermiştik, ilmî ve dinî haysiyeti vardı. İşte o alçak, âyetlerimizden sıyrıldı çıktı da فاتبعه الشيطان onu şeytan kendisine uy-durdu نَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ o da sapıklardan biri oldu. وكوشتنا لرفعناه بها Ve eğer dile-seydik hiç şüphesiz Biz onu o âyetlerle yükseltirdik ولكنه أخلد إلى الأرض واتبع قرية Lâkin o alçak, yere saplandı, dünya ve sefalete meyletti, kendi heva ve heve-sine uydu da o âyetlerden sıyrıldı, dinden çıktı, alçaldıkça alçaldı. Demek ki, yükselmesine ilâhî irade meydan vermedi, kendi haline bırakıldı da bu düşüşten kurtulamadı. Bunun Hz. Musa zamanında İsrailoğulları âlimlerinden Bel'am b. Ebr veya Ken'anîler'den Bel'am b. Baura namında birisi olduğuna veya Araplar'dan Ümeyye b. Ebissalti Sakafı hakkında nazil olduğuna dair bir kaç ri-vayet vardır. Bel'am'ın bazı ilâhî kitaplara bilgisi vardı, duası makbul bir veli iken Arz-ı Mukaddes'e girme meselesinde Hz. Musa'nın veya Yuşa'nın aksine dünya sevgisi ile zorbalara arka çıkmıştı. Ümeyye b. Ebissalt da bazı din kitap-larını okumuş ve bir peygamberin geleceğine inanmıştı, o gelecek peygamberin kendisi olması ümidine kapılmıştı. O sırada Hz. Muhammed'e peygamberlik verilince hasedinden dolayı küfre sapmıştır. Diyebiliriz ki, asıl kıssa Bel'am olduğu halde nüzul sebebi Ümeyye olmuştur. Fakat âyet şunu gösteriyor ki, kıssadan maksat herhangi bir şahsın tarifi değil, onun halini dile getirmek ve ka-

    rakterini söz konusu etmektir. Madem ki, o heva ve hevesine uydu, dinden sıyrılıp çıktı ve insanlık bakımından alçaldı, işte نَسْكُلُهُ كَمَثَل الكلب artık onun temsili bir köpek temsili gibidir انْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَنْهَتْ أَوْ تَتْرُكُهُ يُنْهَتْ sen onu sevketsen

    YanıtlaSil
  84. Cüz: 9

    7- A'RAF SÛRESİ: 176-179

    177

    de kehler, bıraksan da kehler, yani onu yorsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur, hiçbir zaman istiraptan, acıdan kurtula-maz. Köpeğin en aşağılık hali de başka hiçbir hayvanda bulunmayan bu so-luyuştur. İşte o kimsenin halindeki düşüş, köpeğin mesel olmuş olan bu aşağılık hali gibidir. Yani alçalmanın en son kertesidir سواء عليهم النذرتهم أم لم تنذره "Onları uyarsan da, uyarmasan da birdir." (Bakara/5 ذلك مثل القوم الذين كذبوا بايات Iste bu mesel âyetlerimizi inkâr eden o kavmin meselesidir, ki onlar, خلف ورثوا الكتاب يَأخُنُون عرض هذا الأدنى "Tevrat'ı miras alan ve onu şu alçak dünyanın çıkarları-sen onlara bu kıssayı anlat ki, belki biraz düşünürler. İçlerinde bundan ders na değişen o bozuk nesildir." O inkârcı kavimdir قصص القصص لعلهم يتفكرونste alacaklar bulunur. Yani sen, bu ihtimali de hesaba katarak anlat Bak ne çirkin mesele mazhar القَوْمُ الذين o kavim ki, كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَأَنْفُسَهُمْ كَانُوا يَظْلِمُونَ âyetle rimizi inkâr ettiler ve üstelik kendi kendilerine zulmediyorlardı. Kendile-rinde azıcık düşünce olanlar, kendilerinin bu çirkin hallerini ve bu çirkin mesel-مَنْ يَهْدِى اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِى وَمَنْ يُضْلِلْ فَأُولَئِكَ lerini bir kere düşünüp de utanmaz mi? Fakat هُمُ النَّاسِرين Allah kimi hidayete erdirirse hidayeti bulan o olur. Kimi de dala-lette bırakırsa, hüsrana düşenler de işte onlardır.

    Gerçekten de وكند ذَرَأَنَا لِجَهَنَّمَ كَثيراً مِنَ الجن والانس yemin olsun ki cinlerden ve insanlardan bir çoğunu da cehennem için yarattık, ki bunlar hüsranlarına haklarında ezeli hüküm verilmiş mahluklardır. Lakin sırf cebir tarikiyle ve ken-dilerinin yaptıkları ve sebep oldukları şeyler hesaba katılmadan ve dikkate alınmadan cehennemlik olmuş değillerdir. Aslında başlangıçta "ahseni takvim", yani en güzel biçimde yaratılmış, şuur fıtratını taahhüt etmiş iken sonra "esfeli safiline" düşmüş ve cebren kurtarılmalarına ilâhî meşiyetin ilgisiz kalmış olması bakımındandır. Allah Teâlâ ezeli ilmiyle biliyordu ki, bunlar ileride irade ve hürriyet sahibi oldukları zaman taahhütlerini yerine getirmeyecekler ve görevle-rini yapmayacaklar, fıtratlarındaki emaneti, şühudu ve marifeti ve diğer güçleri-ni hak yolunda kullanmayacaklardır أخلد إلى الأرض وأتبع هويه "Alçaklığa saplanı kalacaklar ve heveslerine uyacaklardır." İşte o zaman Allah, onların kalplerin ve ruhsal melekelerini mühürleyecek, hakkı duymak kabiliyetleri kapanacal bundan böyle onlara öyle bir yaratılış ve huy verecek ki, artık sırf cehennemli olacaklar. Allah bunun böyle olacağını, son durumlarının cehenneme varacağın bile bile onları yarattığı için ta başlangıçta, sonu cehennemlik birçok halk ya ratmış oluyordu. Bu ise Allah Teâlâ'nın onları doğrudan doğruya cehennem zorlaması değil, cennete zorlaması, sonu bir taraftan cennete, bir taraftan c henneme giden, kârlı olabileceği gibi, zararı da olan bir hayata, kâr yolur

    YanıtlaSil
  85. 178

    7- A'RAF SÜRESİ: 179

    Cüz: 9

    taahhüt ettirerek atması fakat taahhütlerinin yerine getirilmesini kendilerine bırakması ve onların üstlerine yüklemesidir. Şüphe yok ki, bu taahhüdün yerine getirilmeyeceğini bile bile o yüklemeyi yapmak, sonuç olarak onların lehine değil, aleyhlerine olan bir durumdur. Allah dileseydi onları taahhütlerini yap. maya zorlayabilirdi ya da hiç yaratmazdı. O zaman da yokluk ve zorunluluk kendileri hakkında hayat ve hür seçimden daha hayırlı olurdu. Bu onlar açısından belki hoşlanılmayan bir seydir, ama sonuç bakımından daha hayırlı olduğu kesindir. Bunu Allah neden dilemedi? Bu nokta sırf O'nun iradesine bağlıdır ve hiçbir şekilde münakaşa edilebilir bir şey değildir. O'nun iradesine müdahele olunamaz. O ne mecburdur, ne de sorumludur. لا يُثْلُ عَمَّا يَفْعَلُ "Yaptığından sorumlu değildir." (Enbiya 21/23), başına buyruk ve ortaksızdır. O'na bir şeyi vacip kılabilecek veya iradesine sınır koyabilecek hiçbir şey yok-tur. (En'âm Süresi'nde 25. âyetin tefsirine ve yine aynı sürenin 112. âyetinin Cin ve İns hakkındaki açıklamasına bakınız.)

    Burada mutlak zorunluluk (cebr-i mahz) olmadığına dikkat çekilerek buyu-ruluyor ki, لهم قلوب onların kalbleri vardır. Kendilerine duyacak bir kalb veril-memiş ve fıtrattaki misaka bağlanmamış değillerdir. Lakin لا يُنْتَهُونَ بِهَا bu kalb-lerle fıkıh etmezler, yani işi derinden derine anlamazlar. Kendi vicdanında duy-ulması ve farkına varılması gereken şeye dikkat etmezler, gereği gibi duyup an-lamazlar, ولهم اعين gözleri de vardır. Lakin لا يبصرون بها bunlarla görülecek şeyi görmezler, ولهم اذان kulakları da vardır. Lakin لا يُسْمَعُونَ بها bunlarla işitmezler, işitilecek şeyi dinleyip duymazlar. Hasılı Allah'ın akıl ve duygu kuv-vetlerini insan gibi ve gerektiği şekilde kullanmazlar. أولئك كالأنعام İşte bunlar en'âm (hayvan) gibidirler. Gönüllerinde, gözlerinde ve kulaklarında insanlığa mahsus olan mânâ ve şuur bulunmaz. Hayvan gibi sadece bir gövde ve ses ile insan olunur sanırlar ve yalnızca görünüş ile ilgilenirler. Veya bütün duyguları ve idrakleri münhasıran bu dünya hayatındaki geçim sebeplerine yöneliktir. بل هم اضل Belki bunlar hayvandan da daha aşağı, daha şaşkındırlar. Çünkü en'âm denilen aşağı canlılar, yaratılıştan ve doğuştan gelen amaçlarından sap-mazlar, seçebilecekleri kadar menfaat ve mazarratlarını seçerler, onları elde et-meye gücü yettiği kadar çaba gösterir, tehlikelerden korunmaya çalışır. Hiçbir uzvunu yaratılış gayesinin dışında kullanmaz, ileri gitmese de geri de kalmaz, yaratılışını değiştirmez. Onlar ise aksine gelişmeye ve ebedi mutluluğa aday olan yaratılışlarından gereği gibi yararlanmazlar, yararlanmak şöyle dursun onun bozulmasına sebep olurlar da ebedi azaba götüren bir yola girerler. وأوليك هم

    YanıtlaSil
  86. a

    7- A'RAF SÜRESİ: 179-180

    179

    Cüz: 9

    Veiste onlar o gafillerin ta kendileridir. Tam anlamıyla gafil diye iste bunlara denilir. Zira beyinleri ve kalbleri var, fakat suurları yoktur. Nefislerine ve taahhüdü duymazlar, aldırmazlar. Kendi iç gözlemleriyle, fikh-ı nefsi denilen karşı şahit olmuşlardır da kendi özlerinden haberleri olmaz, fıtratlarındaki misak kendi iç dikkatleriyle duymadıkları gibi, dışarıdan gözlerine sokulan âyetlerin, duymazlar. Vücud var, vicdan namına bir şeyleri yoktur. Dini, bir vehim: kitabı, kitabın ve kulaklarına okunan hak kelamının verdiği haberlerin şahitliğiyle de bir eğlence; ilâhî kelâmı, bir musiki diye karşılarlar. ilahi işlerle dünya işleri arasındaki inceliğin farkına varmaz, kimin kulu olduklarını, neye veya kime tap-acaklarını bilmezler. Gönülleri boş heva, gözleri şekil ve resim, kulakları an-lamsız sesler, müsemmasız isimler peşinde dolaşır durur. Kendilerine kalb, göz, kulak verip yaratan, yaratılıştan kendilerini rablık misakına taahhüt ettiren, Semi (işiten), Basîr (gören) ve eşi-benzeri olmayan Allah Teâlâya türlü türlü şirkler koşarlar, gafletlerinden dolayı Allah'ı anmazlar, anarlarsa bile O'nun münezzeh şanına layık olmayan isim, sıfat ve özelliklerle anarlar. وكله الاسماء المني Halbuki Allah'ın esma-i hüsnası (güzel isimleri) vardır. En güzel isimler O'nundur. Gerçi Allah zatında birdir (ehaddir) ve zatının ismi Allah'dır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve benzeri bulunabilecek şekilde bir birlik-le değil, eşi ve benzeri bulunmayan üstün bir birlikle birdir. Zatında yalnızca vahid değil, ehaddir: Cemâl ve celâliyle, bütün sıfatlarındaki kemaliyle vahid ve her şeyin Rabb'i olan bir Samed'dir. Bundan dolayı zati, izafi, sübutî, selbi, fiili ve manevî özellikleri ve bu özellikleri dile getiren isimleri vardır. İlâhî hitapta yer alan "Biz, şehadet ettik, yarattık." gibi çoğul kiplerindeki azamet ve ihtişam, işte ilâhî sıfat ve isimlerin bir araya gelmesinden doğan azamet ve yüceliği dile getirir ki, Allah yüce ismi, bütün bu sıfat ve isimlerin hepsini içine alan bir yüce isimdir. Allah ismi, Allah'ın kendisi gibi, eşi ve benzeri olmayan bir isimdir. Sıfat ve isimlerin çokluğu, zatın çokluğunu gerektirmeyeceğinden o isim ve sıfatların her biri Allah'ın eşsiz özelliklerinden birine delalet eder. Adem'e öğretilen de isimlerin en güzelleridir. Daha doğrusu en güzel isimler Allah'a mahsustur. فَادْعُوهُ بهَا Öyleyse ey müminler, O'na o isimlerle dua ediniz, O'nu onlarla çağırınız veya O'nu bu güzel isimlerle adlandırıp anınız. وَذَرُوا الَّذِينَ يُلْحَقُونَ في الشتاء Ve O'nun isimlerinde ilhad (yani yamukluk) edenleri terk ediniz. Mesela bedevilerin يَا أَبَا المَكارِمِ ، يَا أَبْبَضَ الوَجْهِ ، يَانْجِيُّ "Ey ikram ve yüceliklerin ba-bası, ey akyüzlü, ey kurtarıcı!" demeleri gibi, yanlış düşünceye ve kötü zanna sebebiyyet verecek bozuk ifadelerden ve hadd-i zatında herhangi bir en üst düzeydeki kemali de ifade etmeyen isimlerden uzak durunuz. Veya "Rahmân"

    YanıtlaSil
  87. 180

    7- A'RAF SÜRESİ: 180-181

    Cüz: 9

    ismini tanımak istemeyen müşrikler gibi, sapık düşünceyle esma-i hüsnanın (güzel isimlerin) bazılarından yan çizmek isteyen, mesela Kur'ân'da yer alan عزيز وانتقام، مُتَكَيّرٌ، جَبَّارٌ Güçlü, intikam alan, büyüklük sahibi, zorlu" gibi azamet ve sonsuz kudret ifade eden ilahi isimlerin güzelliğine itiraz etmeye kalkışan, ya da Allah'a mahsus olan esma-i hüsnayı Allah'dan başkasına da aynen itlak edip vermeye kalkan, veyahut Arap müşriklerinin yaptığı gibi, Allah'ın isimlerinden bazısını alıp müennes sigasıyla Allah isminden el-Lât, el-Aziz isminden el-Uzza şeklinde kendi putlarına isim koydukları gibi bir çeşit isim türetme yoluna sa-pan, mesela şuna buna "müzik ilâhı, gençliğin ilâhı, futbol ilâhı vs. vs. "ilâhe, mabud, mabude, rezzak, hallak diyen dinsizlere bakmayınız, onlara uymayınız, onların inkârlarını kendilerine bırakınız. Onlar سيجزونَ ما كَانُوا يَعْمَلُونَ yaptıklarının cezasını göreceklerdir. Cehennem için yaratılmış olan böyle gafillere, böyle dinsizlere karşılık وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أَمَّةً يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ yarattığımız kimselerden öyle bir bir ümmet, öyle üstün bir cemaat de vardır ki, hakka sarılarak rehber. lik ederler ve yol gösterirler ve hakkiyle adalet eylerler. Şu halde bunların oy birliğiyle ortaya koydukları kararlara uymak, arkalarından gitmek hidayettir ve bütün bunlar Allah'ın âyetlerindendir.

    وَالَّذِينَ كَذَّبُوا يَا يَاتِنَا

    سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ وَأَمْلَى لَهُمْ إِنَّ كيد ع سَبِينَ أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جَنَّة إِنْ هُوَ الَا نَذِيرٌ مُبِينُ أَوَلَمْ يَنْظُرُوا فِي مَلَكُوتِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ وَأَنْ عَسَى أَن يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اجَلُهُمْ فَأَتِي حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ مَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلا هَادِيَ لَهُ وَيَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ يَسْتَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسِيها قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّي لَا يُجَلَيْهَا

    YanıtlaSil
  88. 6:2 חום a

    Cuz: 9

    7- A'RAF SÛRESİ: 182-184

    لوقتهَا إِلَّا هُوَ تَقُلْتُ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا نَأْتِيَكُمْ الابتَهُ يَتَلُونَكَ كَانَكَ حَتَّى عَنْهَا قُلْ أَنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ اللَّهِ ولكن أكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلَا ضَرَا الأَمَا شَاءَ اللَّهُ وَلَوْ كُنْتُ أَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرُ وَمَا مَسَّنِيَ السُّوءُ إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ )

    181

    Meâl-i Şerifi

    182- Ayetlerimizi inkâr edenlere gelince, Biz onları, bilemiyecekleri yönlerden derece derece düşüşe yuvarlayacağız.

    183- Ayrıca Ben onlara mühlet de veririm. Fakat Benim oyuna getirip helâk edişim pek çetindir.

    184- Onlar arkadaşlarında herhangi bir cinnet bulunmadığını hiç düşünmediler mi? O, açık bir uyarıcıdan başka biri değildir.

    185- Allah'ın göklerdeki ve yerdeki mülkiyet ve tasarrufuna, Allah'ın yaratmış olduğu herhangi bir şeye ve ecellerinin gerçekten yaklaşmış ol-ması ihtimaline hiç bakmadılar mı? Artık bu Kur'ân'dan sonra başka han-gi söze inanacaklar.

    186- Allah kimi saptırırsa onu yola getirecek bir kimse yoktur. O, on-ları kendi hâllerine bırakır ve kendi azgınlıkları içinde yuvarlanıp giderler.

    187- Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabb'imin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O'ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayana-cak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi bili-

    YanıtlaSil
  89. 182

    7- A'RAF SÛRESİ: 182-184

    Cüz: 9

    yormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

    188- De ki, ben kendi kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir men-faat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir pey. gamberden başka biri değilim.

    سَتَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ O inkârcılara bilmiyecekleri bir taraftan istidrac yaparız.

    "İstidrac", aslında derece derece çıkarmak veya indirmek demek olup, bir kimseyi arzusuna göre bir noktaya kadar tedricen götürüp haberi olmayacak bir şekilde felakete atmak anlamına bir deyim olmuştur ki, o kimse onu kendi ya-rarına bir terakki, hayırlı bir gelişme zanneder, gerçekte onun için o durum, bir anlamda uçuruma sürüklenmek demektir. Allah Teâlâ'nın istidrac yapması da uzun süre bir kimse hakkında hayırlı olmayan nimetler verip onun da bunu lütuf olarak görmesi ve kendi tuttuğu yolun kendisi için hayır olduğunu sanması, bundan dolayı da gitgide gurur, kibir ve taşkınlığını arttırması ve en sonunda da bütünüyle hayal kırıklığına uğrayıp en acı ve en feci bir şekilde hakkında azab hükmünün gerçekleşmesidir ki, bu çok çetin bir azap olur. Dış yüzüyle lutuf gibi görülen o nimetler, işin iç yüzü açısından gerçekten bir kahırdır. İşte bun-dan dolayı buna bir keyd (hile, oyun) adı verilmiştir. Bu bir zavallının başvurduğu bir hile bir keyd değildir, Kadir-i Mutlak olan Allah'ın, o kulun azabını şiddetlendirmek için lütuf şeklinde ortaya koyduğu bir kahır ve hesaba çekme yöntemidir. Görülüyor ki, bu istidracta manevî bir zorlama vardır. Fakat kulun inkârına bağlı bir ayrıntı ve o inkârın bir cezası olan, yani kulun kendi hür iradesi ile yaptığı bir seçime ilişkin olan ve ömrün belli bir noktasından başlayan bir zorlama (cebr) şekli olduğundan, esas itibarıyla bir mutlak cebr değildir.

    Bir defa olsun düşünmediler mi أولم يَتَفَكَّرُوا ما يصاحبِهِمْ مِنْ جَنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ ki, arkadaşlarında, yani ne zamandan beri bir arkadaş olarak görüşüp konuştukları ve her bakımdan çok iyi tanıdıkları ve dostluğundan yararlanıp durdukları Muhammed'in şahsında cinnet namına bir şey yoktur. O bir uyarıcıdan başka biri değildir.

    YanıtlaSil
  90. MAK

    ne

    M

    Süper güç olarak bilinen; esasında süper yüzsüz birkaç ülke ve onların oldukça pişkin liderleri âde-ta, İslâm ülkelerinin ya da ülke idaresinin tepesine çullanıyor, ekmeğini elinden alıyor.



    Kimsede çıt yok.

    Neden?

    Ya diyet borçları ya da göbek bağları var bu adamlara.

    Fr

    Cihan âlemin gözü önünde, hak hukuk çatır çatır ihlâl ediliyor; İslâm ülkesi olarak bilinen ülkelerin kahraman ilan edilen yöneticilerinde kayda değer bir hareket yok; dalkavukluk ise, çok!

    î

    a

    Yıllardır, Doğu Türkistan'da baskı, zülüm, katliam var. Türklüğü hiç kimseye bırakmayanlarda çıt yok!

    Myanmar Müslümanları eziliyor üzülüyor, katle-diliyor; olanlara kimin sesi çıkıyor? Bu insanların, mübarek Ramazan ayında, otla yaptıkları bir tabak yemekle (!) bir ailenin oruç tuttuğunu kim gördü, kim gündeme getirdi?

    Dokunmayın dünyama.

    Bu insanların tek suçu, Müslüman olmaları!

    Süper ahlâksızlar, Müslümanları muhasara etmiş durumda.

    Büyük addedilen küçük herifler, bir empati yap-sinlar ve kendilerini, çocuklarını -hayalen de olsa-Gazze harabeleri arasında, farz etsinler.

    Ekmeksiz, susuz, uykusuz ve bîilâç Gazze'li olmak

    YanıtlaSil
  91. AKALE

    üz e-ne

    ne demekmiş görsünler.

    Ne güzel söylemiş, atalarımız:

    "Tok açın hâlinden bilmez."

    Bu adamların derdi ne aş, ne ekmek; planları, Müslümanı bitirmek.

    Bir avuç aktivist (ki, bunların çoğu gayrimüslim), kelle koltukta, Gazze için deryalara döküldü.

    u

    Yine İslâm ülkelerinde, işe yarar bir ses yok.

    r า

    Washington'da, bir restoranda, devlet başkanı-nın akşam yemeğinde protestocu bir kadın çığlık çığlığa, "Filistin satılık değildir" diye feryat ederken, sessiz film izler gibi, susanlara yuh olsun.

    Kadın ruhu, bunlardan çok ileri.

    -

    Onlar, bunca dönen dolaplara, bunca siyasî bas-kılara, bunca kuşatma manevralarına rağmen tep-ki vermeyenlere hitap eden; "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" sözünün manasına masa-dak oldular.

    Susun bakalım, susun.

    Bugün Gazze, yarın başka bir belde...

    Bediüzzaman'ın, "Hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir" sözü, bugün itibarıyla, memleketlerinde taş üstünde taş kalmayan, ama imanları muhasara edilemeyen Gazze halkında te-cellî ediyor.

    Efendiler!

    Bakmak değil, görmek lâzım dönen bunca dolabı.

    turhancelkan@hotmail.com

    YanıtlaSil
  92. 295

    8995 Sarhoşluk, sarı dağınıklığı ile olmaz .

    1996. Sedef, içinde inci bulunmadığı vakit, açık olur.

    1997. Selamet sahildedir.

    6998. Sen fil, o sinek olsa, senden korkandan kork.

    8999. Sermayesiz adam, dükkân kaygısında bulunmaz.

    9000. Sevgi gelince, yiğitlik bir işe yaramaz; sazlığı ateş alınca, aslan kaçar.

    0001. Sevgili bugün bizimle dost ise, yarın düşmandır.

    0002. Sıçan deliğe girmekle kalmaz, ardından kabağı da sürükler.

    003. Sıkıntılı insana her yandan taş gelir.

    2004. Soluğunu tutamayan, dalgıçlık edemez.

    0005. Sonsuz rahat yanında ne denli küçüğüz!

    0006. Söz ağzımdan çıktı mı, bana egemen olur; ağzımdan çıkmadıkça, ben ona egemenim.

    9007. Söz gümüşse, sükût altındır.

    9008. Söz ve vefa ikliminin su ve havası pek kötüdür; ey gönül! bu iklimde bulunduğun sürece hasta olman gerek. (Kelim-i Hemedani)

    9009. Sözümde yergi bulunmaması, yeteneksizliğimden değildir; yaşam suyuna zehir karıştırmak, elimden gelmez. (Kelim-i Hemedani)

    9010. Sudan ayrılan balığın ateşten korkusu olmaz.

    9011. Sus! çünkü kurtuluş ondadır.

    9012. Susalım, hasta uykuda!

    9013. Susamışın aklından suyun çıkması olanaksızdır.

    9014. Susan dilim, durumun belirtilmesini akan gözyaşıma bıraktı; daha konuşmaya başlamayan çocuk gibi, söylemem ağlayışımdan başka bir şey değil.

    9015. Susuzlukla birlikte suya bakmamak nasıl olabilir?

    9016. Süprüntü, selin önünü alamaz.

    9017. Şahların gözleriyle kulakları çoktur,

    9018. Şimdi seni gördüm, ayrılığınla neler gördüğümü niçin söyliyeyim? (Kelim-i Hemedani)

    9019. Talihsiz olanı, deve sırtında giderken bile, köpek ısırır.

    9020. Tanrı insana sağlam bir akıl, güçlü bir bilgi, sevimli bir huy, dayancalı bir din, güzel bir niyet verirse; buna eren adamın O'na her zaman şükretmesi gerekir.

    9021. Taşı düşünce, yüzük değerden düşer.

    9022. Tembellik, insanı köle eder.

    9023. Tok göze göre, başak ile harman birdir.

    9024. Tutulmayan hırsız, beyden doğrudur. (Dozde negerefte, şah est.)

    YanıtlaSil
  93. 294

    8964. Müftünün şarabını kadı içer.

    8965. Mührün yüzü, ad için, daima kara olur.

    8966. Namuslu insanların bir tek sözü olur.

    8967. Nasıl indireceğini bilmediğin birisini dama çıkarma, nasıl indireceğini bilen bile bir eşeği dama çıkarma, çünkü eşeğin yeri dam değildir.

    8968. Ne aslanın dostluğu, ne Arabın yüzü.

    8969. Ne ekersen, onu biçersin.

    8970. Ne şiş yansın, ne kebap.

    8971. Nice kimseler vardır, ki büyük tanıdığı şeylerin küçüklüğünü ancak o şeyden ayrıldıktan sonra anlarlar.

    8972. Olacaksan, kötülük değil, erdem budalası ol.

    8973. Olsa ile bulsayı bir yere ekseler. yel ile yuf biter.

    8974. Onun gönlünde benim zaten bir yerim yoktu; benden ona nasıl toz konduğuna şaşarım. (Kelim-i Hemedani)

    8975. Ortada "mümeyyiz" (ayırtman) olmayınca, "imtiyaz"ın (ayrıcalık) ne yararı olar?

    8976. Ödünç aldığı şeyi kendi isteğiyle bırakanın içi esen olur.

    8977. Öğretmenin aşağılamaları, babanın övgülerinden daha iyidir.

    8978. Öğüt veren, deliyle başa çıkamaz.

    8979. Ölümden başka kimse beni bayındır hale getirme kaygısında değildir.

    8980. Önce taam, sonra kelâm!

    8981. Öncesiz mutluluk çalışıp kazanmakla bulunamaz.

    8982. Özgürlük vermek, minnettarlıktan çekinmedir.

    8983. Para, Tanrı değil, iş bitirendir.

    8984. Para ve mal yerine, bir parça güzellik yeğdir.

    8985. Parasız çalışmak, boş oturmaktan iyidir.

    8986. Parlayan her şey, altın değildir.

    8987. Pervane yandıysa, meclis mumunun günahı yoktur.

    8988. Piliçler güzün sayılır. (Güz gelende piliçlerin biri kesilir, biri ölür, üçüncüsünü kartal kapar.)

    8989. Rüzgâr, meyveli ağacı kırar.

    8990. Sabahımızı gördük, karanlık gecelerimizi sorma!

    8991. Safra başına vurdu.

    8992. Sağ el sol ele muhtaç olmaya!

    8993. Sağ göz sol göze muhtaç olmaya!

    8994. Sarhoşluğumdan hiç bir gönül şişesi kırılmadı, ben bu gönül kırıcılara neden tutkun olayım? (Kelim-i Hemedani)

    YanıtlaSil
  94. 293

    6933. Kendi aybını bilmek, gaybını (görünmeyeni ) bilmekten iyidir.

    8934. Kendini beğenmeyen insan olmaz, başkasını işaret ederken bile, öteki uç parmağınızla kendinizi gösterirsiniz,

    8935. Kendisini köye sokmazlar, o ise imamın evini sorar.

    8936. Kervan yürür, it ürür.

    8937. Kesilmiş dal, baharın geldiğini göstermez.

    8938. Kesilmiş kafa olmak, kesilmiş kanat olmaktan yüz kat hayırlıdır.

    8939. Kırılan cam onarılamaz.

    8940. Kıskanç insan, asla rahat edemez.

    8941. Kim eşek olursa, biz semeriyiz. (Her ki har başed, ma palaneş hestim.)

    8942. Kimin bağı varsa, yüreğinde dağı var.

    8943. Kişi, huyunu ölünceye dek bırakamaz.

    8944. Komşu tavuğu, kaz görünür.

    8945. Konuk konuğu sevmez, ev sahibiyse ikisini de.

    8946. Köpeksiz köyde değneksiz dolaşmak.

    8947. Kötü kadın, erkeğe evi cehennem eder.

    8948. Kulak kaşımak için bir parmak yeter.

    8949. Kurban biziz, oysa o çırpınıyor, bu, işitilmiş şey midir? (Kelim-i Hemedani)

    8950. Kurt yavrusu, insanlarla birlikte büyüse de gene kurt olur. (Şeyh Sadi bunu bir şiirinde kullandı.)

    8951. Kuru yanında yaş da yanar. (Areş ki gereft hoşk-u ter misuzed.)

    8952. Mabudu para olan adamın mushafı sikke yazısıdır.

    8953. Mademki gül devşirmek istiyorsun, bahçıvanla dostluk kurmalısın.

    8954. Mademki hedef neresi olduğunu bilmezsum, niçin ok atarsın?

    8955. Mahşerde yine bizden ne isteyecekler? Varı-yoğu yağma edilen, armağan götüremez.

    8956. Maksat senin güzelliğindedir, diğerleri bahanedir. (Maksud husni tost, degerha bahane est.)

    8957. Manastırın da, Kâbe'nin de taşındaki kıvılcım bir türlüdür.

    8958. Maslahat bitirici yalan, kavga koparıcı gerçekten yeğdir. (Duruğ-i maslahat amiz, beh az raste fitne engiz.)

    8959. Mayalı olan, gösteriş meraklısı olamaz.

    8960. Mert adam, tükürdüğünü yalamaz.

    8961. Muharreme rastlayan Nevruz gibi!

    8962. Mushafın kaynağı olmamakla, anlamı eğri olmaz. (Kelim-i Hemedani)

    8963. Mutluluk göğün altında değildir; mutluluğu çok istersen, onun dışına çık!

    YanıtlaSil
  95. 292

    8906. Insanın gölgesine sığındığı en büyük varlık, dildir.

    8907. Insanın ne denli akıllı olduğu sekiz şeyle ortaya çıkar: yumuşaklık, insanın kendini bilerek koruması, büyüklere saygı göstererek onları hosnut etmenin yolunu bilmesi, insanın gizini kime emanet edeceğini bilmesi, izlediği bir in tatlı dille saklayabilmesi, toplanma yerlerinde kendisinden sorulmayan bir üzerine söz söylememesidir.

    yey 8908. İstediğim durağa doğru yanlışlıkla olsun bir adım atamadım; sanki bir kılavuz, beni aylaklık yoluna götürür, durdururdu,

    8909. İstediğin dumansız mum ise, bu evde yoktur.

    8910. İsteklerini yerine getirerek bastıracağını sanan kimse, yangını samanla söndürmeye giden aptala benzer.

    8911. İş, sırası ile olur. (Kâr ba nevbetest.)

    8912. İşim bayram ayı gibi gönülden gam defetmektir; Muharrem ayı gibi halkın derdini tazelemem. (Kelim-i Hemedani)

    8913. İt ağzını kemik tutar. (Deheni seg be lukme duhte beh.)

    8914. İyi örmek, kötülere yaramaz.

    8915. İzlemek. cehennemden daha yakıcıdır.

    8916. Kadın bir kaledir, erkek de içindeki köle.

    8917. Kafes, hapsedilmiş kuşun gözüne karanlık görünür, her yanı pencere olmuş, ne yararı var?

    8918. Kafesteki kuş nereye kaçarsa kaçsın, her yer ona cennet görünür.

    8919. Kalbini verdin mi, geri alamazsın.

    8920. Kalp akçenin harcanması için, gece gündüze yeğ tutulur.

    8921. Kan yutar, Şiraz şarabı sanır!

    8922. Kara saçlarla ak bulutlardan değil de ak saçlarla kara bulutlardan kork.

    8923. Karadan üstün bir renk yoktur. (Balater ez siyahi rengi diger nebaşed.)

    8924. Karanlık oda için bir mum yüz levhadan yeğdir.

    8925. Karga, kemik yemekle, devlet kuşu olamaz.

    8926. Karşısında bir yüz olmadıkça, aynada akis görünmez.

    8927. Kasabın evinde her gün kurban bayramı!

    8928. Kaş yapayım derken, göz çıkarır,

    8929. Katmerli cahillik o denli yayılmıştır, ki sinekler kendilerini devlet kuşu sanır.

    8930. Kavram (mazmun) çalan arkadaşlardan (yâran) başka söz müşterisi göremiyorum! (Kelim-i Hemedani)

    8931. Kedi bütün gece düşünde kuyruk görür.

    8932. Kedi ete erişmezse, "murdardır" der. (Gorbe desteş be gust, nemiresed miguyed bu midehed.)

    YanıtlaSil
  96. 291

    8877. Hekimlerin nazına çıkar yol bulunmaz, yoksa her derde derman bulunur.

    8878. Her ceviz yuvarlaktır, ama yuvarlak olan her şey ceviz değildir.

    8880 Her kim, ki der aşığım, gönlüme ateş düşer, çünkü korkarım. ki canımın aşığı odur

    8879. Her derdin dermanı vardır.

    8881. Her kötü, iyilerden yararlanamaz; zehir. İsa'nın eliyle verilse de içeni öldürür. 8882. Her neresi çeşme başı ise, kervan konağıdır. (Sadi ve Kelim-i Hemedani)

    8883. Her öğüt acıdır.

    8884. Her yerde şiirim nefretle taşlanıyor; bu sineğin öyle konup durması, sözümün tatlılığındandır. (Kelim-i Hemadani)

    8885. Herkes, evinde ağadır.

    8886. Herkesin alınyazını takdir kalemi yazmışsa, bir kātibin yazısında bunca ayrım nedir?

    8887. Herkesin. malik olduğunu sandığından çok dört şeyi vardır: günah, borç, yıl. düşman.

    8888. Herkesin saygınlığı, insanlara olan yararına göredir.

    8889. Hırsız, çaldığını saklamağa çalışır; oysa, bir takım utanmazlar-başkalarının yapıtlarından- çaldıklarını ünlü olma pazarına çıkarmak isterler!

    8890. Hırsız hep aymazın arkasına düşer.

    8891. Hiç kimse senin gizine, senden çok sevgi gösteremez.

    8892. Horozun çok olduğu yerde, sabah geç olur.

    8893. Humma ateşine yelpazenin etkisi yoktur.

    8894. Hükümdarlar, şarap sarhoşluğu gibi, saltanat sarhoşluğuna tutulurlar: bu sarhoşluktan yalnız bilginlerin öğüdü ve feylesofların eğitimiyle ayrılırlar. Hükümdarların ödevi bilginlerin sözünü dinlemek, dediklerini yapmak; bilginlerin ödevi de dilleriyle hükümdarları doğrultmak, hikmetleriyle eğitmektir.

    8895. Hükümdarların dört şeyden korunmaları gerekir. öfke, kıskançlık, yalan, küfür.

    8896. Isfahan, cihanın yarısıdır. (Isfahan, nisf-i cihan.)

    8897. İçki sunan sarhoş olunca, kadeh hızla dönemez.

    8898. İçki sunanın öfkesine uğrayan sarhoşun hali nice olur?

    8899. İki dost için iğne deliği geniştir, iki düşman için bütün dünya dardır.

    8900. Insan, dilediği aşamaya yalnız üç şeyden birini göze almakla erişebilir: kişisel olarak üzüntüye, malca zarara uğramak ya da dince bir feragati göze almak!

    8901. Insan gülünce, bu başkaları için der; insan ağlayınca, bu kendi hesabınadır.

    8902. Insan, hayvanlar arasında dört şeyle seçilir: hikmet, iffet, akıl, adalet; bu dört şey, dünyada ne varsa, hepsini içine alır.

    8903. İnsan için en büyük rahat, alınyazısına boyun, eğmektir.

    8904. Insan için en yararlı şey, ilgilenmediği şey üzerine söz söylememesidir.

    8905. Insan için en yararlı şeylerden biri, kendi aklına göre değerini bilmesidir.

    YanıtlaSil
  97. 290

    8851 Garip davranışlar, ancak gençlikte olur. (Bes tavr-i acib lauma

    8852. Gece yatağımda bile olgunluk kazanmaktan geri kalmans, ipek kumak bana susma dersi verir

    8853 Gelenek ve görenek adamlarına uyan, ak sakallı olur; sana yol gösterecek Hux bu kervandan geri kalmandır.

    RX54. Gemi denizde yalnız tayfalar eliyle hareket eder, ama futinaların başındaki kaptan atlatır. Gemi yığın yığın yolcularla dolar, tayfalan da olursa, bakmaktan kurtulamaz.

    8855. Gençlik günahları, yaşlılığın yüzünü çirkinleştirir.

    8856 Gölgeden korkacak bir beynimiz olduğu halde, güneşi ele geçirmek sevdava bulunuruz!

    8857. Gönlünü bir de yurt bağıyla bağlama: gökyüzünün dışına çıkamamak tutukla yeterlidir.

    8858. Gönül alıcı bir söz, tüm kışını ısıtır.

    8859. Gönül! Çaba gösterirsen, gereksinme derdinden dolayı ölüm isteme, ki isteğin bu türlüsü -dilencilikten başka bir şey değildir. (Intihar düşüncesine karşı çıkıyor

    8860. Görünüşteki güzelliği hiçe alma; dünya can düşmanı olduğu halde şendir, güleryüzlüdür.

    8861. Gözün görmeyi sona erdirdiği her şey, gönülden çıkıp gider.

    8862. Gözünü yumarsan, ev köşesiyle çöl bir olur.

    8863. Güç olmayınca, ölüm yaşama yeğ tutulur: kesilmiş kafa olmak, kesilmiş kanat olmaktan yüz kat hayırlıdır.

    8864. Gül, dikensiz olmaz.

    8865. Gül kokusunu ucuzlat, gül bahçesi uzakta değil.

    8866. Gülün yakası yırtıldı, kokusunu nasıl saklayabilir?

    8867. Gündüzüm karanlıksa, güneşin kusurundandır.

    8868. Güneşte kalmayan, gölgenin zevkini bilmez.

    8869. Hacı hacıyı Mekke'de bulur.

    8870. Halkı avlamak için çok tane gerekir; sofu, tespihini yüz tane yapmışsa, hak elindedir.

    8871. Halkı körlerden oluşan kente gösteriş umuduyla ne gidersin?

    8872. Halkın dünya için birbiriyle edegeldiği kavga esassızdır, okul çocuklarının birbiriyle ettiği çekişmeye benzer.

    8873. Hastasız hekime benzer.

    8874. Hastayı her gören: "Yakında şifa bulursunuz" der.

    8875. Havadan gelen, havaya gider.

    8876. Hayırlı iş, her zaman, sahibinin evine döner.

    YanıtlaSil
  98. 289

    5CM Dünya, bir köpeğin ağzına düşen o kemik parçasıdır, ki köpek o kemikle duydujju et kokusu yüzünden eti bulmak için kemiği kemire kemire ağzını kanatır

    8825. Dilnyada doğruluk gibi iyi bir dost yoktur, o Tanrı yardımıyla kolay kazanılır, hayra onder olur, tam bir arkadaş gibi yalnız iyilik yolunu gösterir.

    4826. Dünyada dostluktan daha iyi bir şey yoktur. $827. Dünyada güzellerden pek çok ceta gördüğüm için, huri cefası korkusundan

    gonlumde cennet isteği yoktur. (Kelim-i Hemedani) 8528. Dunyada yaşayan herkesçe elde edilmesi, saklanması gereken şeyler arasında bilim, varlık, iyilik vardır.

    8829. Dunyanın durumunu iki kez görmeğe dayanılmaz, onun için, dünyadan her kim gitmişse, bir daha yüzünü çevirip bakmamıştır.

    $830. Edebi, delilerden öğrenirler. (Türkçe karşılıkları: Edebi, edepsizden öğren. Akil, edepsizden edep öğrenir.)

    8831. Eğilen başı, kılıç kesmez.

    8832. Eğitimin başı, giz saklamaktır, giz, güvenilir birine verilirse, yitirilmiş olmaz: çünkü böyle biri gizi açığa vurmaz.

    $833. Ekmeği yağa düşmüş.

    8834. El altındaki köpek, uzaktaki kardeşten daha iyidir.

    8835. El aybını sana söyleyen, senin aybını da ele söyler. (Herki aybi degeran pişe to averd-u şimord, beyakin aybi to pişe degeran hahed bord.)

    8836. El elden üstündür.

    8837. Eleştirme kolaydır, ama sanat güçtür.

    8838. Elmasa değdiği için iplik değerli olmaz.

    8839. Elması alan, ipliğini geri vermez.

    8840. Erdemle yaşayan, saygıyla karşılanır, ama asla kıskanılmaz.

    8841. Erliğini sına, ondan sonra avrat al. (Merdi biyazma, angeh zen kon.)

    8842. Esenlik istersen, Türkçe öğren!

    8843. Ev sahibi, baş köşede oturmaktan zevk almaz.

    8844. Ev var iken, mescide kandil haramdır, (Çerağike be hane revast, be mescid haram est: Eve gerekli olan kandil, camiye adanmaz.)

    8845. Evimde ne var, ki kapısına kilit asayım?

    8846. Evin kapısı yoksa, kilide de gereksinmesi yoktur.

    8847. Evliliğin ilk ayı balayı ise, ikinci ayı da pelin ayıdır.

    8848. Ey kadeh, gözün aydın, şarap ortaya kondu.

    8849. Ey su kuşu, sen yaptın bu işi, al şu çil kuruşu, sevindirdin garip dervişi. (Aferin ey mürg-i ab, dervişi şadan kün er.)

    8850. Feleğin armağanları alış-verişten başka bir şey değildir; bir lokma ekmek verinceye dek adamın dişini alır.

    YanıtlaSil
  99. 288

    8794. Boş sözden çekin; çünkü sonu pişmanlıktır.

    8795. Boş şişeyi niçin koltuğumda tutup durayım?

    8796. Bu ikivüzlüler ülkesinde bir tekke bulunmaz, ki batakhaneye çıkar yolu olmam

    8797. Bu incirin kuşu değildir.

    8798. Bu yabanıl evde bana güvenilir bir yer bulunamadı; her nereye gitsem, mum gibi, başım tehlikededir. (Kelim-i Hemedani)

    8799. Bülbül kafeste, gül bahçesi isteği ile öter.

    8800. Bütün aydın kalpler bir tespihin taneleridir: bizim gönüllerimizde olan şey. birbirimizden saklı değildir.

    8801. Cennet Ademoğullarının hakkıdır; gönlünü hoş tut, çünkü babadan kalma bu bağ evlåda vakfedilmiştir.

    8802. Cennetle cehennem ne şuradadır, ne burada; insanın ruhundadır, ruhunda.

    8803. Çan, kervandan kırgın (gücenik) olsa da elinden ne gelir?

    8804. Çerçöp denize varsa da yeşeremez.

    8805. Çerçöpe bile ateş düşse, acımaktan yüreğim yanar.

    8806. Çirkinin, ayna karşısına geçmemesi yeğdir.

    8807. Çocuğa göre, elde helva bulunmak, "hatim" (hafız) olmaktan iyidir.

    8808. Çocuk, çok yüz bulunca, çok yüzsüz olur.

    8809. Damlaya damlaya göl olur. (Katre katre cem gerded vangehi derya şeved.)

    8810. Davulun sesi, uzaktan hoş gelir. (Avaz-i duhol, şeniden ez dur hoşest)

    8811. Değerden düşmek istemezsen, kimseyi değerden düşürmeğe kalkışma.

    8812. Deli ile düşüp kalkan, deli olur. (Ziya Paşa: Divanelerin hemdemi divane gerektir)

    8813. "Deve gördün mü?" deseler, "köşeğini de görmedim" de. (Şotor didi nedidi. Köşek ya da köçek: Deve yavrusu.)

    8814. Deveye sormuşlar: "Boynun niye eğri?" diye. "Nerem doğru ki..." demiş.

    8815. Dışlarını temiz gördüğün adamların içleri, aynanın arkası gibidir.

    8816. Divane (deli) viranesinden arlanmaz.

    8817. Dizgin dizgine.

    8818. Domuzdan bir kıl yararlıdır. (Ez hers muî ganimet est.)

    8819. Dört gözle bakar.

    8820. Dumanın etkisi görülmezse, sakınca yok; ona utangaç olarak kabul olmamak erdemi yeterlidir. (Kelim-i Hemedani)

    8821. Durgun su, pis koku yaymağa başlar.

    8822. Durmadan değişen ikiyüzlü feleğin, bizim kararsızlığımızı bir kararda bırakışına şaşılır.

    8823. Dünya, acı su gibidir; onu içen, yalnız susuzluğunu arttırır.

    YanıtlaSil
  100. 287 476.1. Altum sarrafa sor, mücevheri kuyumcuya. (Alının değerini sarrafa, mücevherin değerini kuyumcuya sor.)

    8764. Aman dileyene, kılıç kalkmaz.

    8765. Artık uykudan baş kaldırır, sabah oldu!

    8766. Ateşin kızdırdığı demir, kor rengini alır.

    8767. Ateşli silahla olan yara iyileşebilir, ama dil yarası asla onulmaz,

    8768. Atılan ok, geri dönmez.

    8769. Avcinin elinden ağ (tuzak) gidince, taneyi ne yapsın?

    $770. Ayıbıma göz dikmeyen varsa iğnedir.

    8771. Bağırıp çağırmakla ev yapılsaydı, eşek çoktan koca bir kent kurardı.

    8772. Bahçede her ağacın kaderi, verdiği meyve ile orantılıdır.

    8773. Bahçıvanın başına gül taktığı görülmemiştir.

    8774. Bahtıma mı güleyim, sevgilinin vefasına mı; kendime mi ağlayayım, gönlümün tutsaklığına mı?

    8775. Balık baştan kokar.

    8776. Barış görüşmeleri yapabildiğin sürece, savaşın kapısını çalma!

    8777. Becerikli öğrencinin, ustasına nazı geçer.

    8778. Ben bu iki eli, iki dünyadan da çekmişimdir.

    8779. Ben, ki koparılmış gülü bile koklamak istemem, başkasının avına göz diker miyim?

    8780. Ben ne söylerim, tamburam ne söyler.

    8781. Ben olmazsam, dünya olmasın, ne çıkar? (Türkçe karşılığı: Benden sonra Tufan!)

    8782. Bilen, bildiğini bilen bir kimse akıllıdır.

    8783. Bilgili adam, ilkin kendi kendini eğittikten sonra, başkalarını da bilgisinden yararlandırmalı.

    8784. Bilginin işi cahile acımaktır, görenin yüreği köre acır.

    8785. Bilim adamlarının en iyi ve güzel huyu, anlayışsızların karşısında susmaktır.

    8786. Bilim ancak işle tamamlanır. Bilim ağaç, iş meyve gibidir. Bilgin işle bilimden yararlanır, işle bilimden yaralanmadıkça bilgin sayılmaz.

    8787. Bir kapı kapanırsa, yüz kapı açılır.

    8788. Bir kez açığa vurulan sır, bir daha saklanamaz.

    8789. Bir peygamberin dininde bunca mezhep bulunmak nedendir? Bu bilmeceyi yetmiş iki ulustan hiç kimse çözememiştir.

    8790. Bir tezene (mızrap) ile iki saz çalan adam gördün mü?

    8791. Biz evrenin başlangıcından habersiziz, bu eski kitabın önü ve sonu düşmüştür.

    8792. Bizi böyle bırakma; ya salıver, ya bağla!

    8793. Bizim ekinimizin üzerinden asker geçti.

    YanıtlaSil
  101. 286

    8734. Yuvayı, dişi kuş yapar. (Men make houses, women make homes. )

    8735. Yürekliler bir kez ölür, korkaklar bin kez.

    8736. Zahmetsiz rahmet olmaz. (No gains without pains: Zahmet çekmeden, kazanç olmaz)

    8737. Zaman, kimseyi beklemez.

    8738. Zaman sana uymazsa, sen zamana uy.

    8739. Zamanla her şey değişir.

    8740. Zamanım koltuk değneği, Herkül'ün sopasından çok iş görür.

    8741. Zarar, mala geleceğine, cana gelsin!

    8742. Zararın neresinden dönülse, kardır.

    8743. Zevkler ve renkler tartışılmaz. (There is no arguing about tastes: Zevklerin tartışması olmaz. Benzeri Fransızcada da vardır.)

    8744. Zincirin gücü, en zayıf halkası kadardır.

    8745. Zorla güzellik olmaz. (You can take a horse to the water, but you can't make him drink: Bir au suya götürebilirsin, ama su içiremezsin.)

    8746. Zorluk arayan, zorluk bulur.

    8747. Züğürt tesellisi! (Cold comfort.)

    İNGUŞ ATASÖZLERİ. Bak: ÇEÇEN-İNGUŞ ATASÖZLERİ

    İRAN (FARS) ATASÖZLERİ

    8748. Aç, kendini aslana vurur.

    8749. Ağ sudan çıkmayınca, balığın kendi durumundan haberi olmaz.

    8750. Ağlamak için de ruhsal bir durum gereklidir.

    8751. Ağlamayan çocuğa, anası meme vermez.

    8752. Ahmaklar, babalarıyla öğünür.

    8753. Ak akçe, kara gün içindir.

    8754. Akıl, özvarlığı yola getirmekte hep beceriksizdir; öğüt veren, deliyle başa çıkamaz.

    8755. Akıllı, delinin eylemlerine karşı çıkar mı?

    8756. Akıllı görünmek için harcanan çaba, akıllı olmaya engeldir.

    8757. Akıllılık arayan kimseye akıllı denilebilir, ama onu bulduğunu sanan delidir.

    8758. Akrep öfkesinden dolayı sokmaz, tabiatı böyledir.

    8759. Al alma (elma)ya taş atan çok olur.

    8760. Alçak, büyüklere yaklaşmakla onur kazanamaz.

    8761. Alçak, iktidar sahibi olunca, düşkünleri ezer.

    8762. Alışıldıktan sonra, kafes de yuva olabilir.

    YanıtlaSil

  102. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    340 1 Bir adama parmakla işaret edilmek, vebal cihetinden kafidir. Dediler ki: "Ya Resulallah, hayır olsada mı? Buyurdu ki: "Hayır olsa da bu onun için şerdir. Ancak Allah'ın merhamet ettiği müstesna. Eğer şer ise o zaten şerdir." Hz. İmran (r.a.)
    340 2 Bir adama günah cihetinden, her işittiğini başkasına söylemesi kafidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    340 3 Bir kimseyle mücadeleye devam etmekliğin, günah cihetinden sanar kafidir. Hz. İbn Abbas (r.a.)
    340 4 Arkadaşın seni tasdik ettiği halde senin ona yalan söylemekliğin, hıyanet cihetinden kafidir. Hz. Süfyan İbni Esed (r.a.)
    340 5 İnsan için dünya ve ahiret saadeti olarak, kendisine din ve dünya işinde itimad edilmek kafidir. Hz. Enes (r.a.)
    340 6 İnsana vâiz olarak ölüm, zenginlik olarak da yakîn (kuvvetli iman) kafidir. Hz. Ammar (r.a.)
    340 7 İnsana yalan cihetinden her işittiğini başkasına söylemesi kafidir. Hasislik için de: "Hakkımın zerre kadarından vazgeçmem" demesi kafidir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    340 8 Adama şer cihetinden, misafir gittiği yerde önüne konulanı beğenmemesi kafidir. Hz. Câbir (r.a.)
    340 9 İnsana ilim cihetinden Allah korkusu yeter. Kişiye cahillik bakımından da kendini beğenmesi yeter. Hz. Mesruk (r.a.)
    340 10 "Lâ ilâhe illallah" ehlinden dilinizi tutun. Onları bir günah sebebiyle tekfir etmeyin. Kim "Lâ ilâle illallah" ehlini tekfir ederse onun kendisi küfre daha yakındır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    340 11 Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek) Hz. Câbir (r.a.)
    340 12 Her doğan çocuk İslamiyet fıtratı üzerine doğar. Lisanı gönlündekine tercüman oluncaya kadar. Lisanı gönlündekine tercüman olunca, ya şükreden ya da küfreden biri olur. Hz. Câbir (r.a.)
    340 13 Her ölünün amel defteri mühürlenir. Lakin Allah yolunda murabıt olarak ölenin kesilmez. Zira onun ameli kıyamete kadar ona fayda verir ve o kabir fitnesinden de emin olur. (Kabirde melekler de ona suale gelmezler.) Hz. Fudale (r.a.)
    340 14 Her çocuk akikası mukabilinde rehinde gibidir. Onun için yedinci günü akika kesilir. Başı tıraş edilir ve ismi verilir. (Saçının ağırlığınca gümüş sadaka verilir. ) Hz. Semure (r.a.)
    340 15 Her sebeb ve neseb kıyamet günü kesilecek. Benim sebebim ve nesebim müstesna. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    340 16 Her müskir (sekir vereci her şey) hamırdır. Ve her müskir haramdır. Kim bu dünyada içki içer de tevbe etmeden ona idmanlı (devamlı) olarak ölürse ahirette Cennet şarabı içemez. Hz. İbni Ömer (r.anhüma

    YanıtlaSil

  103. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    382 1 Ölen her bir müslümanın cenazesinde, hiç bir şeyi Allah'a şerik koşmayan kırk kişi bulunursa, Allah o adam hakkında onları şefaatçi kılar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    382 2 Hiç bir adam yoktur ki, kendine büyüklük versin ve kibirli yürüsünde, Allah'a mülaki olduğunda, Onu gadablı bulmasın. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    382 3 Bir adamın Allah yolunda yüzü tozlanırsa, Allah Teala onun yüzünü kıyamet gününde emin kılar. Ayakları Allah yolunda tozlanan adamın da, kıyamet gününde ayaklarını, Allah Cehennemden emin kılar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    382 4 Bir müslüman sabah namazından sonra onbir defa ihlas okursa, kendisine Cennette burç ihsan olunur. Hz. Ebû Abdurrahman (r.a.)
    382 5 Bir adam akrabasının, yakınının kabrine gider, selam verir ve onun yanında oturursa, selamını alır ve onunla yanındaki kalkıncaya kadar ünsiyet eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    382 6 Bir kimse gemiye bindiğinde: "Bismillahil Melikirahmani mecrâhâ ve mürsêhê inne Rabbî le ğafûrur Rahîm. Ve mâ gaderullâhe hakka gadrihi." (ayetin tamamı okunacak)" derse, Allah ona o gemiden çıkıncaya kadar boğulmaktan eman verir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    382 7 Bir adamı sıtma tutsa ve üç gün ard arda su dökünse de her gusülde: "Bismillahi Allahümme innî innemâ iğteseltü iltimâse şifâike ve tasdîka nebiyyike" derse ondan kurtulur. Hz. Mekhul (r.a.)
    382 8 Allah (z.c.hz.) bir kavme yağmuru rahmetinden, kıtlığı ise gadabından verir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    382 9 Zikirde "Lâ ilâhe illallah" dan, dualarda "istiğfar" dan efdali yoktur. Hz. İbni Amr (r.a.)
    382 10 Kalblerde ayın bulutu gibi bulut vardır. Bulut kalkınca ay nasıl parlarsa ve bulut galib gelince ay nasıl kararırsa, kalb de öyledir. Hz. Ali (r.a.)
    382 11 Mü'mine isabet eden hiç bir hastalık ve ağrı yoktur ki, o müminin günahına kefaret olmasın. Hatta ayağına batan diken ve ayağının yaralanması bile. Hz. Âişe (r.anha)
    382 12 Bir adam yoktur ki anasının, babasının yüzüne merhamet nazarı ile baksında kendisine makbul ve mebrur bir hac sevabı yazılmasın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    382 13 Bir adam yoktur ki, çocuğuna Kur'an öğretsin de, kıyamette kendisine insanların mislini görmediği taçlar ve hulleler giydirilmiş olmasın. Hz. Eban (r.a.)

    YanıtlaSil
  104. 4892- İlim tahsil ederken ölen kimsenin, peygamberlerle kendi arasında yalnız peygamberlik farkı olur.

    ٤٨٩٣ - مَنْ أَجْرَى اللهُ عَلَى يَدَيْهِ فَرَجًا لِمُسْلِم فرج الله عنه كرب الدُّنْيا وَالآخِرَةِ" (خط كر عن على)

    4893- Allah kimi, müslüman kardeşinin üzüntüsünü gi-dermeye muvaffak kılarsa, ondan dünya ve ahiret üzüntülerini bertaraf etmiş demektir.

    ٤٨٩٤ - مَنْ أَحَبَّ اللَّهِ وَأَبْغَضَ اللَّهِ وَاعْطَى لِلَّهِ وَمَنَعَ اللَّهِ فَقَدْ اسْتَكْمَل الإيمان (د طب هب ض عن ابي امامة)

    4894- Kim Allah için sever, Allah için nefret eder, Allah için verir, Allah için men ederse, imanı tastamam kemale ermiş olur.

    ٤٨٩٥ - مَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللهِ اَحَبَّ اللَّهُ لِقَائَهُ وَمَنْ كَرِهَ لِقَاءَ اللَّهِ كَرِهَ اللَّهُ لِقَائَهُ

    ط حم خ م ت ن حب والدارمي عن انس عن عبادة حم خ م ت ن عن عائشة خ م عن أبي موسى حم م ن عن ابي هريرة ن طب عن معوية

    4895- Kim Allah'a kavuşmak isterse Allah da ona ka-vuşmak ister. Kim Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.

    ٤٨٩٦ - مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُكْثِرَ اللهُ خَيْرَ بَيْتِهِ فَلْيَتَوَضَّأُ إِذَا حَضَرَ غِدَانُهُ وَإِذَا رفع هب هـ عن انس (ضعيف)

    4896- Kim evinin bereketinin artmasını isterse, sofra ku-rulurken de kaldınlırken de ellerini yıkasın.

    ٤٨٩٧ - مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَرْتَعَ فِي رِيَاضِ الْجَنَّةِ فَلْيُكْثِرُ ذِكْرَ اللَّهِ (ش ض عن معاذ)

    4897- Kim cennet bahçelerinde oynayıp eğlenmek ister-se, Allah'ı çok zikretsin.

    ٤٨٩٨ - مَنْ أَحَبَّ دُنْيَاهُ أَضَرَّ بِآخِرَتِهِ وَمَنْ أَحَبَّ آخِرَتَهُ أَضَرَّ بِدُنْيَاهُ إِلَّا

    1156

    YanıtlaSil
  105. 234

    DELAIL I HAYRAT ŞERHİ

    154. Isim: MIFTAH'UL CENNET. (Sallallahü Taala aley-

    hi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz, cennat-ı aliyata cümleden evvel vara-caktır. Cennet kapısının halkasını tahrik edip açılmasını diledikte İçeriden:

    KİMSİN?.

    Diye sorulacaktır. Resulüllah S.A. efendimiz

    Muhammedim.

    Buyurunca, içeriden tekrar bir ses gelecektir:

    Öncelikle sana açma emrini aldım; sana açarım. Senden ev. vel hiç kimseye açmam.

    Kapı açılınca, Resulüllah S.A. efendimiz, ümmeti ile içeri gire-cektir.

    Resulüllah S.A. efendimizin vücudları cennat-1 aliyatın kapıları-nın açılması için bir sebeb ve âlet olduğundan ism-i şeriflerine:

    - MIFTAH'ÜLCENNET.

    Denildi.

    Bir başka mana da şöyledir:

    Resulüllah S.A. efendimizin peygamberliğine inanmadıkça, hiç bir kimse cennete giremez. Zira, Hazret-i Ådem'den a.s. Resulüllah S.A. efendimize kadar gelen nebiler ve resuller tümden, Resulüllah S.A. efendimizin peygamberliğini tasdik etmişlerdir. Nebilere ve resullere indirilen kitaplar içinde; Resulüllah S.A. efendimizin peygamberliği açıkça beyan olunmuştur. Kendilerine tabi olan ümmetleri; gerek pey-gamberlerinin dili ile, gerekse kendilerine gelen kitapta:

    Åhir zamanda Muhammed S.A. adlı bir peygamber gelecektir. Cümlesi ile, Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetini ve risaleti-ni tasdik ederlerdi.

    Resulüllah S.A. efendimizi tasdik etmek, cennete girmeye sebep-tir. Bu manada, Resulüllah S.A. efendimizin varlığı miftah (anahtar) gibi olduğundan mübarek ismine:

    MIFTAH'ÜL CENNET.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    Sonra..

    Resulüllah S.A. efendimizin zat-ı şerifleri: MİFTAH'ÜL - CENNET olduğu indirilen kitaplarda anlatılmıştır. Bu sebeple: Cümle ehl-i ki-tabın bilginleri katında, Resulüllah S.A. efendimizin: MİFTAH'ÜL -CENNET olduğu sabit ve malumdur.

    BU MANADA BİR HİKÂYE..

    Şeyh Ebu Hafs Amr b. Ebi Hasan Nisaburi Rh. REVNAK'ÜL-ME-CALİS adlı kitabında şöyle anlattı:

    YanıtlaSil
  106. KARA DAVUD

    235 Resulüllah S.A. efendimiz, Rum Gazasından dönerken bir mahal-de konaklamışlardı.

    Ashab-ı kiramdan Halid b. Velid r.a. bir haceti için ayrılmıştı. O

    gelmeden, Resulüllah S.A. efendimiz, ashabı ile oradan kalkıp gitti. Halid b. Velid geldiği zaman, asakir-i muvahhidini bulamadı. Bu-lamadığı için de şaşırdı. Çünkü orası korkulu bir yerdi. Kendi kendi-

    ne şöyle dedi:

    Acaba ne tarafa gittiler, bir alamet görebilir miyim?.

    Sonra, yüksekçe bir dağın tepesine çıktı.

    Acaba ne yana gittiler?.

    Diyerek etrafa bakınırken, aniden bir SAVMAA (1) gördü. O sav-maanın etrafına çokça insanlar toplanmıştı. Yine kendi kendine:

    Acaba bunlar neden toplanmıştır? bir haberini alayım.

    Diyerek, içlerine girdi. Orada bulunanların birinden sordu:

    Bu toplantının sebebi nedir?.

    O kimse şöyle anlattı:

    Bu savmaada bir rahib vardır. Yılda bir kere bize vaaz ve na-sihat eder. Biz yetmiş bin kadar adamlarız. Buraya cem olduk. Az son-ra çıkıp bize vaaz ve nasihat edecektir. Biz de bir sene onun vaazını tutarız, gereği ile amel ederiz.

    Bunun üzerine Halid r.a. kendi kendine şöyle dedi:

    Doğrusu şu ki, Rahip çıkıncaya kadar durup sözlerini dinle-yeyim. Bakalım neler söyler?.

    Böyle deyip gözetirken, savmaadan bir genç rahibin çıktığını gör-dü. Deriler giyinmiş ve boğazına da zincirler takmıştı.

    O topluluğa doğru gelince, hepsi ayağa kalktı. Ziyadesi ile tazim ettiler.

    Ona pek ziyade tazim ettiler; tezellüllen önünde eğildiler. Hülāsa: Ona çok çok tevkir ve tekrim ettiler.

    O Rahip yerine gidip oturduktan sonra, şöyle dedi:

    Dağılın, ben bu sene size vaaz etmeyeceğim. Varın, yurdunu-za gidin.

    Rahibin bu sözlerine karşılık orada bulunan cemaat ağlaşarak şöyle dedi:

    Bir senedenberi senin vaazını bekliyoruz. Her birimiz, şu ka-dar uzak yollardan ve mesafelerden geldik. Nice zahmetler çekerek gel-dik. Bize vaaz etmeyip mahzun etmene sebep nedir?.

    O topluluğun bu sözüne karşılık, Rahip şöyle dedi:

    (1) SAVMAA: Papazların, tek başına kalıp münzevi oldukları yere verilen bir isimdir.

    YanıtlaSil
  107. 236

    DELAIL I HAYRAT ŞERHI

    İçinizde Muhammed'in S.A. ashabından bir kimse vardır; çün kü benim nutkum tutuldu. Mademki içinizde Muhammedi olan kişi vardır, siz onu bulup çıkarmayınca, ben size vaaz etmem.

    O cemaat hep birden:

    Bulalım.

    Dedikten sonra, sıkı bir aramaya giriştiler; ama bulamadılar.

    Halid'i ra. bulamayışlarının sebebi: Elbisesi onların elbisesine benzemesi idi. Sonra, üzerinde bulunan harb Aletlerini daha önce dağ-da çıkarıp gizlemişti. Onların dillerini de bilirdi; onlara kendi dilleri ile konuşurdu.

    Hasılı..

    Onlar, Resulüllah S.A. efendimizin ashabından Halid'i r.a. bula-mayınca, şaşırıp mahzun oldular. Onların bu haline bakan Rahip şöy le dedi:

    Hepiniz oturun; sükût durun; ben onu size bulurum.

    O cemaatın hepsi oturup sükût ettiler. Sonra Rahip şöyle dedi:

    Ey Muhammedi, ben senin nerede olduğunu bilmem; ancak Allah-ü Taålå bilir. Şimdi, dinini seversen; dinin ve peygamberin Haz-ret-i Muhammed S.A. hürmetine ayağa kalk.

    Onun bu sözüne karşılık, ben düşündüm: Eğer ayağa kalkarsam, bu kadar halk içinde bana necat ve selåmet ihtimali yoktur. O kadar ki, beni parça parça ederler. Bu düşünce ile kalkmadım.

    O Rahip aynı kelâmı tekrar etti:

    Dinini ve peygamberini seversen kalk.

    Deyince, ben içimden:

    Ne olursa olsun; dine ve Resulüllah S.A. yoluna bin canım ol-sa dahi hepsi defa olsun.

    Deyip kalktım. O cemaat öldürmek kasdı ile üzerime hücum et-ti. Bu durumu gören Rahip şöyle dedi:

    Ondan el çekin; geri çekilin. Çünkü, yetmiş bin kişinin bir ki-şiyi öldürmesi mürüvvet değildir.

    Bunun üzerine o topluluk benden el çekip geri çekildiler. Bunun üzerine Rahip:

    Bana yaklaş.

    Deyip beni çağırdı. Yakınına varınca, bana:

    - Beri gel.

    Diye davet etti. Yakınına vardım. Taa, oturduğu basamağa çıkıp karşısında durdum. Bundan sonra, Rahip bana şöyle sordu:

    - Sen, Resulün arkadaşlarının büyüklerinden misin? yoksa kü-çüklerinden misin?.

    Onun bu sorusuna şöyle cevap verdim:

    YanıtlaSil
  108. KARA DAVUD

    237 Ne büyüklerindenim, ne de küçüklerindenim; orta mertebede olanlardanim.

    Tekrar sordu:

    Bir şey bilir misin?.

    Cevap verdim.

    Din işlerime yetecek kadar bilirim.

    Bunun üzerine Rahip şöyle dedi:

    Sana sual sorsam cevap verebilir misin?.

    Buna da şu cevabı verdim:

    Bilirsem cevap veririm; bilmezsem, dinde lazım olmayanları bilmemek bizim dinimizde ayıp değildir. Çünkü, her âlimden üstün bir alim vardır.

    Bundan sonra, Rahip şöyle sordu

    İşittim ki, sizin peygamberiniz, Hazret-i Muhammed S.A. şu haberi vermiş

    Yüce Hak, cennat-ı aliyatta her ne yarattı ise.. onun bir ben-zerini dünyada yarattı.

    Bir başka haberinde ise.. şöyle anlatmıştır:

    Allah-ü Azimüşşan cennette bir tuba ağacı yarattı. Onun kökü bir; ama cennat-ı aliyatta, her köşkün, her sarayın, her evin İçinde o tuba ağacının dallarından bir dal vardır.»

    Yukarıda anlatılan habere göre; altta anlatılanın misalini dünya da bulamadım. Onun için, inanmam. Dünyada bunun misali var mıdır?. Bilir misin?.

    Onun bu sorusuna şöyle cevap verdim:

    Evet bilirim. Onun misali dünyada vardır.

    Yüce Hak, güneşi yarattı. Güneş doğup gök ortasına geldiği va-kit; yer ortasındaki dağ, ova ve bunların üzerinde ne varsa.. oraya güneş girer; aydınlatır.

    Bana şöyle dedi:

    Bu konuşmanla pek güzel cevap verdin. Peygamberin S.A. ha-berini isbat ettin. Ancak, senin ilmin mi çoktur; yoksa Ebu Bekr'in ra. ilmi mi çoktur?.

    Şöyle dedim:

    Eğer sen, Ebu Bekr'i r.a. görseydin; onun ilim ve hazakat ha-zinesine muttali olurdun.

    Bundan sonra Rahip:

    Sana bir şey sorayım mı?.

    Deyince, şöyle dedim.

    Dilediğini sor.

    Rahip şöyle sordu:

    Hazret-i Muhammed S.A. şöyle buyurdu:

    -Cennette dört ırmak akar; biri şarap, biri bal, biri süt, biri de sudur. Bu dört ırmak arasında fasıla ve hicap yoktur; dördü de ay-nı yerden akar. Ama, birbirlerine karışmazlar.»

    YanıtlaSil
  109. 238

    DELAIL 1 HAYRAT ŞERHİ

    Bunun da dünyada misalini bulamadığım için, tasdik etmem: bunun dünyada misali var mıdır?

    Onun bu sorusuna şöyle cevap verdim:

    muhalif dort su yarattı. Onların biri kulağından gelir; acıdır. Biri Bunun misali vardır. Yüce Hak insanın dimağında birbirine gözünden gelir; tuzludur. Biri burnundan gelir: kokmuştur. Biri ağ-zindan gelir: tatlıdır. Asıl maddeleri dimač iken, birbirine asla karış-mazlar.

    Bunu dinledikten sonra bana şöyle dedi:

    Güzel cevap verdin. Misalini bulmakla Peygamber'in S.A. sö zünü ve kavlini isbat eyledin. Senin ilmin mi çoktur; yoksa Ömer'ül-Faruk'un ra. ilmi mi çoktur?

    Onun Hazret-i Ömer r.a. hakkındaki sorusuna Hazret-i Ebubekir r.a. için verdiğim cevabı verdim.

    Bundan sonra Rahip tekrar sordu:

    Muhammed'in S.A. şöyle buyurduğunu işittim:

    Cennette tahtlar vardır; onların yüksekliği beşer yüz yıllık yoldur. Sahibi onun üzerine çıkmayı murad ettiği zaman eğilir; sa-hibini üzerine alır; sonra kalkar.>>>

    Ben, bu haberin de misalini dünyada aradım; ama bulamadım. Misali olmadığı için tasdik etmedim. Bunun dünyadaki misalini bilir misin?.

    Onun bu sorusuna da şu cevabı verdim:

    Evet bilirim. Sen deveyi görmez misin?. Nekadar yüksektir.

    Ona binmek mümkün değildir. Ama bir çocuk onun yularından tutup-çektiği zaman, boynunu aşağı eğer. Çocuk boynuna bindiği zaman, başını kaldırıp arkasına bindirir. Sonra, Hazret-i Süleyman a.s. aske-ri ile birlikte bir yere gitmek istediği zaman; rüzgâr, bulundukları sa-rayın altına girip kaldırır. Öğlene kadar bir aylık, akşama kadar da bir aylık, böylelikle bir günde iki aylık yola götürürdü. Bu haber si-zin kitabınızda yok mudur?.

    Bu cevabıma da şöyle dedi:

    Güzel cevap verdin. Peygamber kelâmını isbat eyledin. Sen mi âlimsin?. Yoksa, Osman Zinnureyn mi?.

    Onun Hazret-i Osman hakkındaki sorusuna da, Hazret-i Ebu Be-kir ve Hazret-i Ömer için verdiğim cevabı verdim. Allah onlardan ra-zi olsun.

    Bundan sonra Rahip şöyle sordu:

    «Cennet ehli cennette yiyip içerler; ancak ne dışarı çıkarlar;

    ne de istifrağ ederler. Böyle bir şeye ihtiyaç duymazlar.>>> Bunun dünyada misalini bulamadım; bunun için de, tasdik et-medim. Sen bunun misalini bilir misin?.

    Şöyle dedi:

    Evet bilirim. Yüce Hak, ana karnında çocuğu yarattığı zaman; çocuk dört veya beş aylık olduğunda ona can ihsan eder. Doğup dün-

    YanıtlaSil
  110. KARA DAVUD

    239

    yaya çıkıncaya kadar, her ne istiha ederse: anasında o şeye karşı bir istah halk eder. Ana onu yediği zaman, karnındaki çocuğa da gida olur. Onun, çıkmaya ve istifrağ etmeye de ihtiyacı olmaz.

    Bu cevabıma da şöyle dedi:

    Güzel cevap verdin; Peygamberin S.A. kelâmını isbat eyledin.

    Sonra devam etti:

    Senin ilmin mi çoktur; yoksa Ali b. Ebi Talib'in mi?.

    Onun bu sorusuna şöyle dedim:

    Eğer sen, Hz. All b. Ebi Talib r.a. ve sair sahabeyi görseydin; ilim hazinelerine muttali olurdun.

    Bundan sonra, o Rahip bir şey daha sormak istedi. Ona şöyle de-

    dim:

    Ey Rahip, insaf et; sen bana dört şey sordun. Ben de sana bir şey sorayım; bana cevap ver. Sonra bana nekadar sual sorarsan sor.

    Rahip şöyle dedi:

    Bana ne sormak istersen sor.

    Bunun üzerine ben, şöyle sordum:

    Cennetin anahtarı nedir?. Bana haber ver.

    Bunun üzerine Rahip şöyle dedi:

    Hazret-i İsa'ya a.s. ve Meryem'e inanmaktır.

    Bundan sonra şöyle dedim:

    - Hazret-i İsa'yı a.s. ve Meryem'i r.a. seversen doğru söyle; cen-netin anahtarı nedir?.

    Rahip bu soruma karşı sükût etti; cevap vermedi. Orada bulunan cemaat şöyle dedi:

    Ey Rahip, sen buna dört soru sordum; duraklamadan cevap verdi. O sana bir şey sordu; neden sustun, cevap vermedin?.

    Onların bu sözüne karşı Rahip şöyle dedi:

    Cevabı bilirim; ama söylesem hiç biriniz razı olmazsınız. Ama buna doğru cevap vermekten başka çare de yoktur. Kendisinde ölüm

    korkusu olduğu halde:

    Peygamberini seversen kalk.

    Diye and verince kalktı. Şu anda o bana, hiç bir korkulu halim olmadığı ahlde:

    Hazret-i İsa'yı a.s. ve Meryem'i seversen doğru söyle; cennetin anahtarı nedir?.

    Diye sordu. Bu durumda, bana lâzım ve vacib olan odur ki: Tevil-li ve yanlış söylemeyeyim; ne olduğunu doğru söyleyeyim. Ancak, o anahtarı doğru söylediğim zaman, hiç biriniz razı olmazsınız; kabul etmezsiniz. Belki de, ölümüme kasd edip üzerime hücum edersiniz. İşte, bunun için sükût ederim.

    Bunun üzerine, orada toplanan cemaat şöyle dedi:

    Biz neden razı olmayalım. Bizim burada toplanmamızdan ga-ye; cennete girmenin yolunu öğrenip selâmetle cennete girmektir. Bu durumda, cennetin anahtarı olmayınca, oraya nasıl girilir?. Şimdi

    YanıtlaSil
  111. 240

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    doğrusunu söyle; açıkla. Ta ki, hepimiz bilelim, onu tahsil edelin: cennete girelim.

    Bundan sonra Rahip şöyle dedi:

    Cennetin anahtarı, bunun peygamberi olan Muhammed S.A. Hazretleridir. Çünkü, onun peygamberliğini tasdik etmedikçe cennete

    girilmez. Tıpkı, anahtar olmayınca bir evden içeri girilemiyeceği gibi. Rahib'in bu doğru cevabı üzerine, orada bulunan cemaat söyle

    dedi:

    Ya, demek ki biz boş yere bu zahmetleri çekip perhizler ede-riz. Çünkü. Muhammed S.A. cennetin anahtarı olup onun nübüvvet ve risaletini tasdik ve kabul ile cennete girilir.. Şimdi hepimiz, Resu Jüllah S.A. efendimizin nübüvvetini tasdik ederiz: ŞEHADET EDERİZ Kİ, ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR; ŞEHADET EDERİZ Kİ, MUHAMMED ALLAH'IN KULU VE RESULÜDÜR.

    Böyle dedikten sonra, hepsi iman şerefi ile müşerref oldu.

    Bize İslâm dinini verdiği için, imanda başarı ihsan eylediği için Allah'a hamd olsun.

    Allahım, son nefesimizi imanla kapa; bize cennete girmeyi nasib eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz hürmetine.. Senin rahmetinle.. Ya Han-nan, Ya Mennan, Ya Deyyan..

    Sonra..

    Ulema, Resulüllah S.A. efendimizin ism-i şerifi ve nam-1 latifi

    için:

    MIFTAH'ÜL CENNET.

    Buyurulduğuna nükte beyan edip dediler ki:

    Miftahda (anahtarda) açtığı kilidin içinde bulunan perdelerı-ne uygun dişler ve gedikler olur. Böylece, o perdelerden o dişler gedik-lere geçer; kilidi açar.

    Resulüllah S.A. efendimizin zat-ı şeriflerine:

    MIFTAH.

    Tabiri kullanılınca, gedikleri de şunlar olur: Yüce Hakka sağ-lam itikadı, şer'i amelleri, güzel fiilleri, beğenilen ahlâkı, hoş âdetleri...

    Şimdi.. marna yukarıda anlatıldığı gibi olunca: Doğruca cennete girmeyi, iki cihan saadetine nail olmayı, kabrin selâmetini ve oranın cennet bahçelerinden bir bahçe olmasını isteyenler; manşer günü ar-şın gölgesinde nebiler, resuller, sıddıklar, şehidler, salihlerle arkadaş olup türlü nimetlere erdikten başka, sıratı kolaylıkla geçmeyi murad edenler Resulüllah S.A. efendimize tabi olmalıdırlar. Meselâ: İtikad-da, şer'i amellerde, Resulüllah S.A. efendimizin güzel âdetlerinde, gü zel huylarında..

    Bir kimsede, Resulüllah S.A. efendimize itaat ve inkıyad olunca, dişleri kendisine uygun bulunan anahtara benzetilir. Ki o zaman, an-latılan nimetlere vásıl olur.

    şılıklı uygunluk meydana gelir. Hasılı: Resulüllah S.A. efendimize, her halinde tam uyulursa, kar-

    YanıtlaSil
  112. KARA DAVUD

    241

    Durumu anlatılana uyan kimsenin azapsız itapsız, meşakkatsiz cennete gireceğine işaret vardır.

    Ulemanın dediği buraya kadardı. Allah onlara rahmet eylesin.

    155. İsim: ALEM'ÜL-İMAN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A.efendimiz, insanların kalbinden küfrü ve dalâle-ti izale edip iman hidayetine irsad ve sebeb olmak babında koca bic dag gibidir. Cümlesi ondan iman ve tevhid almaktadırlar. Bu mana icabı olarak zat-ı şeriflerine:

    ALEM'ÜL-İMAN.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin

    Ayrı bir manada:

    - ALEM.

    Láfzı, şu demeğe gelir:

    Alâmet.. Nişan.

    Bu durumu şöyle açmak mümkündür:

    Resulüllah S.A. efendimize tazim, tekrim, mahabbet ona uyan-Iarın kalblerinde iman olduğunu anlatan alâmettir. Bunun için, Re-sulüllah S.A. efendimizin zat-ı şeriflerine:

    ALEM'ÜL-İMAN.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    156. İsim: ALEM'ÜL- YAKİN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Nebiyy-i Muhterem Habib-i Ekrem Resulüllah S.A. efendimiz: Yü-

    ce Hakkın varlığına, birliğine ve zatiye, fiiliye, sübutiye, selbiye sıfatı-na, iman edilmesi gereken şeylerin hepsinden şekki, şüpheyi, boş ha-yali, bozuk vehimleri tamamen izale edip yakin halinde tasdik ve kalb itminanına irşad ve delâlet etmekte kuvvetli bir sebeptir. Bu kuvve-tinde sabit ve daim olmakta yüce dağa benzetilmiştir.

    Resulüllah S.A. efendimizin irşadını alanlar yakin derecesinde iman ve sağlam itikad tahsil ettiklerinden; ona tabi olup tam manası ile tazim ve tekrim edenlerin kalblerinde iman ve yakin bulunduğuna alâmet olduğundan zat-ı şeriflerine:,

    ALEM'ÜL-YAKİN.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    **

    F. 16

    YanıtlaSil
  113. 242

    DELAIL-I HAYRAT ŞERHI

    157. İsim: DELIL'ÜL-HAYRAT. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve se

    lem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Resulüllah S.A. efendimiz: şanlı ümmetine hayır ve hasenatta d Iil olur, onları irşad eder. Bu hayır ve hasenat; itikada, söze ve fil dair işler olabilir.

    Bundan başka; Resulüllah S.A. efendimiz ümmetine hayır ka zandırmada, hayır kazanma yoluna ulaşmayı temin babında çok a zulu olduğundan zat-ı latiflerine:

    DELİL ÜL-HAYRAT.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    158. İsim: MUSAHHİH'ÜL-HASENAT. (Sallallahü Taâlâ aleyhi

    sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Cümle hasenatın makbul olması için; Resulüllah S.A. efendimizi peygamberliğini tasdik, getirdiğini kabul, yolu olan İslâm yoluna gi rip ona tabi olmak şarttır.

    Mümin ve muvahhid olmayı arzu eden kimse; Resulüllah S.A efendimizin peygamberliğini tasdik etmedikçe bu yolda hiç bir hase nesi makbul olmaz; mümin ve muvahhid de olamaz.

    Resulüllah S.A. efendimiz, ümmetini İslâm dinine ve doğru yola irşad edip kendisine itaat ve tabi kılmakla iyilikleri sahih ve mak bul ettirici olduğundan; ism-i şerifine, nam-ı påkine:

    - MUSAHHİH'ÜL-HASENAT.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.

    **

    159. İsim: MUKİL'ÜL-ASERAT. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sel-

    :m.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu isim, İKALE babından ism-i faildir:

    Bozup izale eden.

    Manalarına gelir. Ancak, buradaki manası:

    Affedici..

    Demeğe gelir.

    ASÜRAT. (1)

    (1) ASÜRAT: Şerhte bu okunuşta tarif edilmekte ise de, metinde: ASERAT.

    Olarak gösterilmektedir.

    YanıtlaSil
  114. KARA DAVUD

    Lafzının manası ise:

    Sürçmeler..

    Demeğe gelir.

    243

    Alemin şerefi, âdemoğullarının efendisi Resulüllah S.A. Hazretle-Jeri, cinayetleri: dolayısı ile muahezeye ve itaba layık oldukları halde 11 insanların kendisine karşı işledikleri sürçmeleri, hataları, kötülük-hataları af, kötülükleri ve cinayetleri bağışlayıp geçmek daima adet-i

    şerifeleri idi. İşte: MUKİL'ÜSASERAT.

    Denmesinin bir manası budur. Bir başka mana ise şöyledir:

    Sübharı olan Yüce Hak, ümmetinin günahlarını, ayıplarını, yan-ışlarını ve hatalarını onun hürmeti ve şefaatı ile affettiğinden; bütün bu olanlar, onun şefaatı sebebi ile olduğundan ism-i şeriflerine:

    MUKİL'US-ASERAT.

    Denildi. Allah-ü Taåla ona salât ve selam eylesin.

    160. İsim: SAFUHÜN AN'İZ-ZELLAT. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve

    sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu ism-i şerif, bundan önce geçer::

    Mukil'ül Aserat. (Asürat.)

    İsminde anlatılan manayadır. Ancak, bunun şümulü daha geniş tir. O şümullü manası ile şu demeğe gelir:

    Resulüllah S.A. efendimiz, kayıtsız olarak, hakkında yaptık-ları hatalardan bütünüyle affedip vazgeçer. Bu vasfından dolayı ism-1 şerifine:

    SAFUHÜN AN'İZZELLAT.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesu.

    lem.) 161. İsim: SAHİB'ÜŞ-ŞEFAAT. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sel-

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    -ŞEFAAT.

    Lafzının başında geçen (EL) harf-i tarif, Arap dili kaidesine göre: And içindir. Durum böyle olunca;

    - ŞEFAAT.

    Lafzı ile BÜYÜK ŞEFAAT, murad edilir. İşbu şefaat, ruz-ü ceza-da; herkesin bir an evvel hesabı görülmesi için Resulüllah'ın S.A. ya-pacağı şefaattir. Bunun geniş manası: SEYYİD ismi (118. isim) anlatılırken geçmiştir.

    - ŞEFAAT.

    YanıtlaSil
  115. 285

    Saline anthue Alles da vi

    www evenine ge

    angeline kazak gelirse, sensitiris Hemswinly)

    Yanvar hoyama beklenmedik bir biçimde geldin (Fou cittee an

    kye (Fine feathers make fire binds

    Yemek için yaşanmar, yaşamak için yenir.

    Ten bir aşka haşlamadan, eskisine son vermek gerek

    4. Yenilerini almadan eski ayakkaplarını atan, çıplak ayakla kalır.

    75 Venusini pişirmek yerine, eski çorbayı ısıtmak daha kolay ve çabuktur

    Yenn kalağı var. (Walls have ears: Duvarların kalağı vardır. Türkçe. Arapça. Fransizce ve bencerieri olan uluslararası bir atasözüdür.)

    Yerinde bulunmayan, hep haksızdır.

    Yeryüzünde cehennem diye bir şey varsa, karamsar adamın yüreğinde bulunur

    Yanın ardığı adam, ipten korkar

    130. Yank-petik paltonun içindeki, namuslu bir adam olabilir.

    KOT Yok zaman, bir daha bulunmaz

    6722 Yokosultak, arkadaşlıktan hoşlanır

    6723 Yoksulluktan utanmak, varsıllıkla övünmek denli aşağı bir duygudur.

    1724 Yolda kopan topal, yolsuz koşanı geride bırakır.

    1725. Yolu sormak, yitip gitmekten daha iyidir.

    1726. Yolundan sapmayan, uzağa gider.

    1727. Yukarıdaki yaşlı hanım, kazlarının tüylerini bugün pek kötü yoluyor, karla ilgili bir stand (The old lady up in the sky, was picking here geese pretty hard to-day)

    1726 Yumurta bir saatlik, balık on saatlik, ekmek bir günlük, şarap bir yılık, kadın on beş yıllık, dost ve arkadaş da otuz yıllık olmalı.

    1729. Yumurta çalan, tavuğu da çalar (Aslında İngiliz ozanı Alfred Tennyson'a ait olan bu dodryiz, anzada haline gelmiştir: He who will steal the egg, will steal the hen.)

    1730. Yumurtadan çıkmadan civcivleri sayma.

    1731. Yumuşak (yuvagi atın çiftesi pek olur. (Still waters run deep)

    4732. Yuvarlak delikte dört köşe mangal. (Squarepeg in a round hole)

    1733. Yuvarlanan tay, yosun tutmaz. (A rolling stone, gathers no moss.)

    YanıtlaSil
  116. 285

    Fatak yerine, ambar dola olsun, daha iyi

    Matar, toprağı semizletir (Snow which lies fattens the ground.)

    Yavarvast et, hiria yerine getir

    Yavaşça acele edin!

    Yararı nasılsa, kitabı da öyledir

    istemeyeni sürükler Yargs, Instveni götürür, isten

    700 Yan gelirse, ben kazanırım, tura gelirse, sen yitirirsin (Heads I win, tails you lose.)

    Yazın yağan kar gibi hoş, ama beklenmedik bir biçimde geldin. (You came as masonably as snow in summer.)

    Ye kürküm, ye! (Fine feathers make fine birds.)

    12. Yemek için yaşanmaz, yaşamak için yenir.

    Yeni bir aşka başlamadan, eskisine son vermek gerek.

    4714 Yenilerini almadan eski ayakkaplarını atan, çıplak ayakla kalır.

    415 Yenisini pişirmek yerine, eski çorbayı ısıtmak daha kolay ve çabuktur.

    16. Yerin kulağı var. (Walls have ears: Duvarların kulağı vardır. Türkçe, Arapça, Fransızca vh. benzerleri olan uluslararası bir atasözüdür.)

    17. Yerinde bulunmayan, hep haksızdır.

    4718. Yeryüzünde cehennem diye bir şey varsa, karamsar adamın yüreğinde bulunur.

    8719. Yılanın ısırdığı adam, ipten korkar.

    $720. Yırtık-pırtık paltonun içindeki, namuslu bir adam olabilir.

    $721 Yitik zaman, bir daha bulunmaz.

    8722. Yoksulluk, arkadaşlıktan hoşlanır.

    8723. Yoksulluktan utanmak, varsıllıkla övünmek denli aşağı bir duygudur.

    8724. Yolda koşan topal, yolsuz koşanı geride bırakır.

    8725. Yolu sormak, yitip gitmekten daha iyidir.

    8726. Yolundan sapmayan, uzağa gider.

    8727. Yukarıdaki yaşlı hanım, kazlarının tüylerini bugün pek kötü yoluyor, karla ilgili bir atasözüdür. (The old lady up in the sky, was picking here geese pretty hard to-day.)

    8728. Yumurta bir saatlik, balık on saatlik, ekmek bir günlük, şarap bir yıllık, kadın on beş yıllık, dost ve arkadaş da otuz yıllık olmalı.

    8729. Yumurta çalan, tavuğu da çalar. (Aslında İngiliz ozanı Alfred Tennyson'a ait olan bu özdeyiş, atasözü haline gelmiştir: He who will steal the egg, will steal the hen.)

    8730. Yumurtadan çıkmadan civcivleri sayma.

    8731. Yumuşak (yavaş) atın çiftesi pek olur. (Still waters run deep.)

    8732. Yuvarlak delikte dört köşe mangal. (Squarepeg in a round hole.)

    8733. Yuvarlanan taş, yosun tutmaz. (A rolling stone, gathers no moss.)

    YanıtlaSil
  117. 284

    8702. Widdecombe'dakiler kazlarını yolup, yolup, yolup duruyorlar: karla ilgili bir atasözüdür. (Widdecombe folks are picking their geese faster, faster, faster.) 8673. Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin. (When in Rome do as the

    8674. Ya herrü, ya merrü. (To make a spoon or spoil a horn. -Zorlu bir durum karşısında, "Ne olursa olsun!" gibi kötü olasılığın da göze alındığını anlatır Romans do.)

    8675. Ya iyi oynayın, ya da hiç oynamayın!

    8676. Ya kuzgun leşe, ya devlet başa.

    8677. Yabancılar içinde susmak, daha iyidir.

    8678. Yağmur yağmaz, sağanak gelir. (It never rains, but it pours.)

    8679. Yağmurdan kaçarken, doluya tutulmak. (Out of the frying pan into the fire:

    Tavadan atlayıp ateşe düşmek.)

    8680. Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.

    8681. Yalın şeylerden, ancak sıradan insanlar hoşlanır.

    8682. Yalnız giden, çok yol alır.

    8683. Yangına ateşle (körükle) gitmek.

    8684. Yanlış ağaca havlamak. (Yanlış kapı çalmak.)

    8685. Yalnız çıkar, yalan söylemez.

    8686. Yapılan iş, sözcüklerden daha sesli konuşur.

    8687. Yapılmaya değer olan her şey, en iyi biçimde yapılmalı.

    8688. Yaraların en iyi merhemi zamandır.

    8689. Yarası olan gocunur! (If the cap fits, wear it!)

    8690. Yardıma gereksinmen varsa, dosta da vardır.

    8691. Yarı bilgisiz, hepten bilgisizden daha kötüdür.

    8692. Yarım ekmek, hiç yoktan iyidir.

    8693. Yarım hoca dinden eder, yarım hekim candan.

    8694. Yarını bekleyen, bugünü yaşayamaz.

    8695. Yasak meyveden tatlısı yoktur.

    8696. Yaşam boyu koşulmaz. (Nobody runs forever.)

    8697. Yaşam kavgası. (Strugglefor life.)

    8698. Yaşamda kazandığın tüm başarılarımı, her zaman, her şeyde bir çeyrek önce davranışıma borçluyum.

    8699. Yaşamın gizi şudur:Beğendiğinizi yapmayın, ama yaptığınızı beğenin.

    8700. Yaşamın ne olduğunu biz daha anlayamadan, yarısı geçip gitmiştir bile.

    8701. Yaşlı kadının altını, çirkin değildir.

    8702. Yaşlı kuş, sapanla tutulmaz.

    YanıtlaSil
  118. 244

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    Resulüllah S.A. efendimizin SEFAAT-I KÜBRA rivayeti İsminin başında geçen (EL) harf-i tarifin ahd için olduğunu,

    teyid Şayet bu isimde geçen (EL) harf-i tarifi Arap dili kaidesince cins ve tekid eder. için olursa o zaman:

    Cümle şefaat. Manası çıkar. Meselá: Büyük şefaatle sefaat edeceği gibi, cennete almak için sayısı belirsiz kimselere sefaat edecektir. Nitekim, Resu-lüllah S.A. efendimiz, bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:

    «Şanı büyük Allah, ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesapsız ve azapsız cennete koyacaktır.»

    Başka bir rivayette ise.. şöyle buyuruldu:

    «Hesapsiz ve azapsız olarak, kendilerine cennet ihsan olunan yetmis binin her birine yetmiş bin kul, sırf Allah-ü Taâlâ'nın fazlı ve keremi ile bağışlanır; cennete konur.>>>

    Hriz: Bu arada, Resulüllah S.A. efendimizin şu şefaatlerini de sayabi.

    Cehennem azabını hak ettikleri halde: onların cehenneme girme-meleri için, Resulüllah S.A. efendimiz şefaat edecektir.

    Cehenneme giren asi mümin ve müminelerin cehennemden çık Bazılarının da, cennat-1 aliyatta derecelerinin yüksek olması için malarına şefaat edecektir.

    Bazı taat ehlinin irtikåb ettikleri kusurların affı için şefaat ede şefaat edecektir.

    cektir. tir. Hesap durağında, hesapların kolav görülmesi için şefaat edecek-

    Ameller tartıldığı zaman, hayır tarafı hafif olanların bu hayır tarafı ağır gelmesi için şefaat edecektir.

    Küffardan ebedi cehennemde kalanlardan bazısının azabı hafif olsun, diye şefaat edecektir. Bunun için, Resulüllah S.A. efendimizin amcası Ebu Leheb'i anlatabiliriz. Meselâ: Pazartesi gecesinde ve gün-düzünde onun azabı hafifletilir; iki parmağı arasından soğuk su içer. Buna sebeb olan mana, NUR (53. İsim) ismi anlatılırken, Resulüllah S.A. efendimizin doğum bahsinde geçmiştir. Ayrıca, Resulüllah S.A.

    efendimizin amcası Ebu Talib'in, hafifletilen azabını da sayabiliriz.

    Ebu Talib'in hafifletilen azabındaki hikmet şudur:

    Resulüllah S.A. efendimiz sekiz yaşında iken dedesi Abdülmutta-lib vefat etti. Vefat edeceği zaman, Kureyş'in ileri gelenlerini, diğer kabilelerin ileri gelenlerini topladı. Riyasetini, oğlu Ebu Talib'e bi-raktığını vasiyet edip onu veliahd ilân etti. Ebu Talib'e de şöyle dedi:

    Sana Muhammed'i S.A. emanet ediyorum. Onu bütün çocuk-larından daha aziz ve kereınli gör. Aslå hatırını rencide edecek bir iş te bulunma. Eğer benim rızamı istersen, bana yaptığın gibi ona tam manası ile tazimde ve saygıda ol.

    Bu durumu, tekrar tekrar söyleyip sonra vefat etti.

    YanıtlaSil
  119. u,

    KARA DAVUD

    rildi. 245 Vefatından sonra, vasiyeti gereğince riyaset, oğlu Ebu Talib'e ve-Ebu Talib, Resulüllah S.A. efendimizin büyük amcası idi. Babası,

    Abdülmuttalib'in kendisine ettiği vasiyet ve tenbih gereğince; Resu-Tüllah S.A. efendimizi vanına aldı. Ona, kendi çocuklarından daha fazla muhabbet gösterdi, tazim ve tekrim üzere oldu. Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik geldikten sonra, Ebu Tallb imana gelmedi. ama taziminde ve tekriminde de kusur etmedi. Bu hususta kendisin-bir şey soranlara: Resulüllah let iddiasında haklı olduğunu, haber verirdi. Ayrıca, Resulüllah S efendimize karşı inatlaşanların eza ve cefa etmelerine müsaade et-mezdi. Aksine; onları, bu gibi işlere girişmekten zorla alıkoyardı. Re-sulüllah S.A. efendimize bir kötülük etmelerine engel olurdu. Daima Resulüllah S.A. efendimizi himayesine alır; ziyafetine oturturdu.

    Ebu Talib vefat edeceği zaman; Resulüllah S.A. efendimiz; onun yanına varıp saadetle şöyle buyurdu:

    -«Ey amcam, imana gel; kendini Allah'ın azabından kurtar.» Resulüllah S.A. efendimizin bu teklifine karşılık Ebu Talib şöyle

    dedi:

    Gözümün nuru Muhammed, söylediğinin hak olduğunu, doğ-ru konuştuğunu bilirim. Lakin İslâm dinine girip halkı kendime:

    Babasının dinini terk etti.

    Dedirtmem.

    Resulüllah S.A. efendimiz, Ebu Talib'in o sözüne karşılık şöyle buyurdu:

    «Ey amcam, senin bana hizmetin ve iyiliğin pek çoktur. Son pişmanlık fayda vermez. Cehennem ateşine de güç yetmez. Küfür üze-re öldükten sonra, kurtulmak çaresi olmaz. Gel, kimse duymadan gizli iman getir. Bunu kimseye haber vermem. Yüce Hakka da niyaz eder; ondan, gizli imanının kabulünü dilerim. Yeter ki, sen kendini cehennem ateşinden kurtarasın.>>>

    Resulüllah S.A. efendimizin bu teklifine de Ebu Talib şöyle dedi:

    Bu halimle öldüğümde cehenneme gireceğim; iman getirdi-ğimde de halās olacağım. Ne var ki, cehenneme girerim:

    Babasının dinini terk etmiş

    Dedirtmem.

    Ebu Talib'in bu sözüne karşılık, Resulüllah S.A. efendimiz tek-rar nasihat etmek istediği zaman, Cebrail geldi; şu âyet-i kerimeyi bildirdi:

    «Gerçek şu ki, sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; ancak, Allah dilediğine hidayet nasib eder.» (28/56)

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, bildi ki: Bu işin çaresi yoktur; vazgeçti. Az sonra, Ebu Talib küfür üzerine vefat etti.

    Onun vefatından sonra, cehennem ateşi ile azab olunacağına çok mahzun oldu. Tekrar Cebrail geldi. Yüce Hak'tan selâm getirdi ve şöyle dedi:

    YanıtlaSil

Yorum Gönder