DAVUD A. S.

Yorumlar

  1. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.

    Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).

    Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-

    YANITLASİL

    yuksel22 Mayıs 2024 13:52
    ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,

    .Κ.)

    BESİR

    YanıtlaSil
  2. 584

    HADIS-I ŞERİFLER

    Ravi: Hz. EBUBEKİR'den r.a. naklen IBN-1 ADİYY.. Menkibeleri, 47. ve 191. Hadis-i Şerifte..

    ۱۲۰۱ مَنْ زَارَ قَبْرَ أَبَوَيْهِ أَوْ أَحَدِهِمَا فِي كُلِّ جُمُعَةٍ مَرَّةٌ غُفِرَ لَهُ وَكُتِبَ بَرا .

    ( رواه الحكيم عن أبي هريرة )

    1201) «Her kim, ana babasının ya da birinin kabrini her cuma bir defa ziyaret ederse; bağışlanır ve iyilerden yazılır..>

    Uzakta bulundukları için ziyaret etmeleri mümkün olmayanlar; onların namına sadaka verir, dua okurlarsa aynı sevabı alırlar..

    **

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen TİRMİZI.. Menkibeleri, 5. ve 13. Hadis-i Şerifte..

    ۱۲۰۲ مَنْ زَنَى أَوْ شَرِبَ الْخَمْرَ نَزَعَ اللهُ مِنْهُ الإِيمَانَ ، كَمَا يَخْلَعُ الإِنْسَانُ الْقَمِيصَ ( رواه الحكيم عن أبي هريرة ) مِنْ رَأْسِهِ .

    1202) «Her kim, zina eder; ya da şarap içerse.. Allah ondan imanı so-yar.. Tıpkı insan: Başından gömleğini çıkardığı gibi..>>

    ** Bilhassa zina edildiği ve şarap içildiği anda.. Bir başka Hadis-i Şe-rifin delâletine göre; insan bu işleri yaptığı anda, mümin değildir..

    Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 5. ve 13. Hadis-i Şerifte..

    ) رواه ابن النجار ) ۱۲۰۳ مَنْ زَنَى زُنِي وَلَوْ بِحِيطَانِ دَارِهِ .

    1203) «Zina edene, zina edilir.. İsterse evinin duvarımda olsun..>>>

    Başkasının namusuna dokunanlar, aynı akıbete uğramaktan kurtu-lamazlar.. Şu atasözü meşhurdur:

    Dövme kapı, döverler kapını..

    **

    Ravi: IBN-İ NECCAR.. Menkıbesi 98. Hadis-i şerifte..

    ١٢٠٤ مَنْ رَأَى مُبْتَلَى فَقَالَ : ( الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي عَافَانِي بِمَا ابْتَلَاكَ بِهِ ، وَفَضْلَنِي عَلَى كَثِيرٍ مِمَّنْ خَلَقَ تَفْضِيلاً ) لَمْ يُصِبْهُ ذَلِكَ الْبَلاء .

    ( رواه الترمذى )

    **

    YanıtlaSil
  3. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    585

    (204) «Her kim, MÜPTELÄ-birini görür de; şu duayı yaparsa: Seni MÜPTELA kıldığı şeyden Allah bana afiyet ihsan etti.. Ve yarattığı pek çok şeylere karşı, bana tam bir fazilet ihsan etti.. Allah'a hamd olsun.. O müsibete düçar olmaz..>>>

    MUBTELA: Herhangi bir derde, bir illete tutulmuş kimse.. Bu gibi hallerde Allah'a haıd etmek ve kurtuluş çareleri aramak jcap eder..

    Ravi: TİRMİZİ Menkıbesi 13. Hadis-i şerifte..

    ۱۲۰۰ مَنْ زَهِدَ فِي الدُّنْيَا عَلْمَهُ اللهُ بِلا تعلم ، وَهَدَاهُ بِلَا هِدَايَةَ ، وَجَعَلَهُ بَصِيرًا ، وَكَشَفَ عَنْهُ العَمَى .

    ( رواه أبو نعيم عن على )

    1205) «Her kim dünyada zühd yolunu tutarsa, Allah-iü Taâlâ, bir şe-yi öğrenmeye çalışmadan ona öğretir..

    Hidayet yolunu aramaya lüzum kalmadan hidayet verir.. Ba-siret sahibi kılar ve ondan manevi körlüğü açar..>

    ** Büyük velî Veysel Karanî ve İmam-ı Şafiî'nin manevî hocası Şey-ban-ı Raî hazretleri, bu hadis-i şerifte işaret edilen zatlardandır.

    Ravi: Hz. ALİ'den r.a. naklen EBU NUAYM.. Menkıbeleri, 10. ve 48. Hadis-i Şerifte..

    ١٢٠٦ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَكُونَ أَقْوَى النَّاسِ فَلْيَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ .

    ( رواه ابن أبي الدنيا عن ابن عباس )

    1206) «Her kim, insanların en kuvvetlisi olmakla sevinmek isterse; Allah'a TEVEKKÜL etsin..>>>

    TEVEKKÜL: Allahın bütün emirlerini yerine getirdikten sonra ona güvenmektir..

    **

    Ravi: IBN-1 ABBAS'tan r.a. naklen IBN-1 EB'UD-DÜNYA.. Menki-beleri, 42. ve 117. Hadis-i Şerifte..

    YanıtlaSil
  4. 72

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    Kismet: Taksim demektir.

    Hait: Duvar ve tahta perde ve çit demektir. Cem'i hıytân gelir.

    Marre: Tariki âmmdan mürür ve ubûr edenlerdir.

    Kanat Yerde su icra edecek künk ve kârizdir. Cem'i kanevât

    gelir. Müsennat: Sınır ve su bendi ve su harklarının kenarları demektir.

    Thya: Imar etmektir ki, araziyi ziraata sahib kılmaktır.

    Tahcir: Araziye başka kimesne vaz-ı yed etmemek için etrafına taş ve såir nesne vaz'etmektir.

    Infak: Malı harç ve sarf etmektir.

    Nafaka: Havayice ve taayyüşe sarf olunacak akçe ve zâd ve za-hire makûlesidir.

    Tekabbül: Bir işi taahhüd ve iltizam etmektir.

    Müfavizayn: Akd-i şirket-i müfáza edenlerdir.

    Re'sul-mal: Sermaye demektir.

    Ribh: Fayda ve kår demektir.

    İbzá: Bir kimsenin kârı tamamen kendisine aid olmak üzere di-ğer kimesneye sermaye vermesidir ki, sermayeye bizaa ve veren kimseye mubzi ve alan kimesneye müstebzi denilir.

    1. Bab mülk şirketi hakkında olup üç bölümü ihtiva eder. 1. Bölüm (1060.-1068. m.) Mülk şirketinin tarif ve taksimi. 2. Bö-lüm (1068.1090. m.) Müşterek ayni şeylerin tasarrufu. 3. Bölüm (1001.-1113. m.) Müşterek borçlar hakkındadır.

    2. Bab kısmet hakkında dokuz bölümden teşekkül eder. 1. Bölüm (1114.-1122. m.) Kısmetin tarif ve çeşitleri hakkında. 2. Bölüm (1123.-1131. m.) Kısmetin şartları. 3. Bölüm (1132. - 1138. m.) Kısmet-i cem. 4. Bölüm (1139.-1146. m.) Kısmet-i tefrik. 5. Bö-lüm (1147.-1152. m.) Kısmetin keyfiyyeti. 6. Bölüm (1153.1155. m.) Muhayyerlikler. 7. Bölüm (1156.-1161. m.) Kısmeti fesh ve akdi bozma. 8. Bölüm (1162.1173. m.) Kısmetin hükümleri. 9. Bölüm (1174.-1191. m.) Menfaatleri bölüşmek.

    3. Bab duvar, tahta perde ve çit gibi şeylerle komşular hak-kında dört bölümden meydana gelmiştir: 1. Bölüm (1192.-1197. m.) Emlak ahkâmı hakkında bazı kaideleri izah mahiyetindedir. 2. Bölüm (1198.-1212. m.) Komşuluk muameleleri. 3. Bölüm (1213. - 1223. m.) Yollar ve caddeler. 4. Bölüm (1223.1233. m.) Geçiş ve akış hakları.

    4. Bab ibâhe şirketi hakkında yedi bölümdür. 1. Bölüm (1234. -1247. m.) Mubah olup olmayan şeyler. 2. Bölüm (1248. - 1253. m.) Mubah olan şeylerin istimlåk durumları. 3. Bölüm (1254.-1261. m.) Mubah olan şeylerin umumi hükümleri. 4. Bölüm (1262. - 1269. m.) Sulama ve su içme hakları. 5. Bölüm (1270.-1280. m.) Boş

    YanıtlaSil
  5. 10. KİTAB (K. EL-ŞİRKET)

    73

    ve sahipsiz araziyi işleme. 6. Bölüm (1281.-1291. m.) Boş ve sa-hipsiz arazilerde devletin izni ile kazılan kuyular, çıkarılan sular ve ekilen ağaçların harimi. 7. Bölüm (1292.1307. m.) Ava ve avlanmaya aid hükümler.

    5. Bab müşterek nafakalar hakkında iki bölümden müteşekkil-dir. 1. Bölüm (1308.1320. m.) Müşterek malların tamir ve diğer bazı masrafları. 2. Bölüm (1321.1328. m.) Nehir ve mecraların ayıklanmaları.

    6. Bab akd şirketi hakkında altı bölümdür. 1. Bölüm (1329. -1332. m.) Akd şirketinin tarif ve taksimi. 2. Bölüm (1333.-1337. m.) Akd şirketinin umûmî şartları. 3. Bölüm (1338.1344. m.) Şir-ket-i emvâle mahsus şartlar. 4. Bölüm (1345.1355. m.) Akd şir-ketine aid bazı kaideler. 5. Bölüm (1356.-1364. m.) Müfâvaza şir-ketinin mahiyet ve izahı. 6. Bölüm, İnan şirketi hakkında olup üç kısma ayrılır. 1. Kısım (1365.1384. m.) Şirket-i emvâle aid mese-leler. 2. Kısım (1385.1398. m.) Şirket-i a'male aid meseleler. 3. Kısım (1399.1403. m.) Şirket-i vücûha aid meseleler.

    7. Bab müdarebe hakkında üç bölümü ihtivâ eder. 1. Bölüm (1404.1407. m.) Müdârebenin tarif ve taksimi. 2. Bölüm (1408. -1412. m.) Müdarebenin şartları. 3. Bölüm (1413.1430. m.) Müdâ-rebeye aid hükümler.

    8. Bab müzârea ve müsâkât hakkında iki bölümden teşekkül etmiştir. 1. Bölüm (1431.1440. m.) Müzârea hakkında. 2. Bölüm (1441.1448. m.) Müsâkât hakkındadır.

    YanıtlaSil
  6. KIYAMET GÜNÜNÜN DEHŞET VE ŞİDDETİ

    68 Haberiniz olsun. Övünmek için söylemiyorum, ama ben insanların efen. disiyim. Yine övünmek için söylemiyorum ama ben, yer yarılıp ilk dirile. cek olan kişiyim. Kıyamet günü Livaü'l-hamd benim elimde olacak. Hz Adem ve diğer insanlar onun altında toplanacaklar. Bunu da övünmek için söylemiyorum."

    Sonra Resulullah (sav)'in şöyle devam etti:

    "Kıyamet gününün üzüntü ve sıkıntısı çok şiddetlidir. Bu sıkıntıdan bunalan insanlar Adem'e (as) gidip şöyle derler:

    Ey insanlığın atası! Rabbin katında bize sefaat et de bir an önce aramızda hüküm versin.

    Adem (as) cevap verir:

    Ben bunu yapabilecek konumda değilim. Çünkü ben yaptığım bir hata sebebiyle cennetten çıkarıldım. Dolayısıyla bu gün sadece kendi s kıntımla uğraşabilirim. Fakat size Nuh'a gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü o ilk resûldür.

    Bunun üzerine Nuh'a (as) gidip, derler ki:

    Rabbin katında bize şefaatçi ol da aramızda çabuk hüküm versin,

    Hz. Nuh onlara şu cevabı verir:

    Ben bunu yapabilecek özellikte değilim. Çünkü ben yeryüzündeki bütün canlıların boğulması için beddua etmiştim. Dolayısıyla bu gün an-cak kendim için bir şeyler yapmaya çalışacağım. Fakat size; İbrahim'e gidin! derim. Çünkü Allah onu kendisine dost olarak seçmiştir.

    İnsanlar İbrahim'e (as) gidip, deler ki;

    Aramızda bir an önce hüküm vermesi için Rabbin katında bize şefaatçi olur musun?

    İbrahim (as) şu cevabı verir:

    Ben size şefaat edemem. Çünkü ben dinimi savunmak için bile olsa üç defa yalan söyledim.

    Resulullah (sav)'in onun Allah'ın dinin savunma adına söylediği üç yalan hakkında şunları söyledi:

    Birincisi şu ayette belirtilmiştir. "Yıldızlara şöyle bir baktı. Ben hastayım' dedi."

    İkincisi şu ayette geçmektedir: "Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır.

    Saffat 88-89

    YanıtlaSil
  7. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    69

    Üçüncüsü ise, hanımı için; 'bu benim kız kardeşim' demesidir.

    Bu sözlerinin ardından Hz. İbrahim şöyle der:

    Bu gün ben sadece kendi derdimle ilgilenebilirim. Siz Musa'ya gidin. Çünkü Allah onunla konuştu.

    Ardından onlar Musa (as)'a gidip şöyle derler:

    Aramızda bir an önce hüküm vermesi için Allah katında bize şefaatçi ol!

    Musa (as) der ki:

    Ben bunu yapamam. Çünkü ben haksız yere bir cana kıydım. Bu sebeple kendi derdime yanarım. Siz İsa'ya gidin. Çünkü o Ruhullah'tır.

    Çaresiz İsa'ya (as) gidip şöyle derler:

    Allah katında bize şefaatçi ol ki; aramızdaki hükmünü çabuk

    versin.

    İsa (as) şöyle cevap verir:

    Ben bunu hiç yapamam. Çünkü insanlar Allah'ı bırakıp beni ve annemi Tanrı edindiler. Dolayısıyla ben ancak kendi derdimle ilgilene-bilirim.

    Fakat size şöyle bir soru sorayım:

    Sizden biriniz sahip olduğu sermayeyi bir keseye koyup ağzını mühürlese bu mühür sökülene kadar kesenin içindekilere herhangi bir kimse ulaşabilir mi?

    Onlar:

    Hayır, cevabını verdiler.

    Bunun üzerine İsa (as) şunları söyledi:

    Muhammed'le birlikte Peygamberlik mühürlenmiştir. O son pey-gamberdir. Bu gün bir şeyler yapabilecek olan sadece odur. Çünkü Allah onun gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlamıştır. Siz ona gidin."

    Resûlüllah (sav) daha sonra şöyle devam etti:

    "Bunun üzerine insanlar bana gelirler ben de onlara; "evet şefaat edecek o kişi benim" derim.

    Bunun sonunda Allah dileyip razı olduğu kimseler için şefaat izni ve-rir, Allah'ın beklemesini murad ettiği kimseler de beklemeye devam ederler.

    Enbiya 63

    YanıtlaSil
  8. cazibe-i umumiye-i kainat

    nin bütün vatandaşları kucaklayan ve birles tirici olan genel çekim gücü

    căzibe-i umumiye-i kainat جاذبة عمومية كائنات käinattaki genel çekim (bkz.cazibe-i umumi)

    cazibedar جاذبه دار : cazaibeli, çekici

    cazibedarane جاذبه دارانه : çekici tarzda

    cazibedarlık جاذبه دارلق : çekicilik

    cazibekar جاذبه کار : cazibeli, çekici

    cazibekārane جاذبه کارانه : çekici tarzda

    cazib جاذب : çekici

    cazibiyet جاذبیت : cáziblik, çekicilik

    cazim (e( 1 : حازمه.kesin, kesin kararlı olan 2. Arabça dilbilgisi kuralına göre, bir kelime nin başına gelince o kelimeyi cezimli yapan, yani o kelimeye sesli bir harf eklenmesini en-gelleyen ön ek, hece

    cebanet جبانت : korkaklık

    Cebbar جبار : )Allah'n (c.c.) mübarek ve güzel isimlerinden) 1 her varlığın uymaya mecbur olduğu emir ve kanunları bulunan, her varlı-ga emrini ve dilediğini ister istemez yaptırma gücüne sahip olan 2. eksiklikleri gideren ve düzelten

    cebbar جبار : )insan hakkında) zorba, emir ve istediğini zor ve kuvvet kullanarak yaptıran

    cebbar-ı hodfuruş جبار خود فروش : kendini gös-

    termeye ve beğendirip kabul ettirmeye çalı şan zorba

    cebbarane جبارانه : zorbaca, zor ve kuvvet kul-lanma yolunu seçerek

    cebbarlık جارق : zorbalık, zor ve kuvvet kul-lanma

    ebelda yüksek tepe

    Cebel-i Arafat جبل عرفات : Arafat Dağı

    Cebeli Arefe جبل عرفه : Arafat Dag

    cebel-i aziz جبل عزيز : serefli ve mübarek dağ

    Cebel-i Cudi جبل جودی : Cudi Dağı; tufandan sonra sular çekilmeye başlayınca, Hz. Nuh'un gemisinin oturduğu dağ (bkz.Kur'an.11/44)

    Cebel-i Hira جبل حراء : Hıra Dağı, başka bir adı Cebel-i Nur (Nur Dağı). Hz. Muhammed'e )a.s.m.) ilk vahyin geldiği mağaranın duğu dağ

    Cebeli Kamer جبل قمر : Kamer Dağı, Hilal Dağı, Nil Nehri'nin çıktığı dağ

    cebel-i selamet جبل سلامت : selamet dağı, kur tuluş dağı (mec.İslâmiyet)

    cebr-i kanuni

    114

    Cebellur Tur Dağı, Süveyş ile Akabe Körfezi arasında yer alan, Sina Yarımadasın da bulunan ve Allah'ın (c.c.) vasıtasız olarak, vahiy yolu ile Müsa Peygamber'e (a.s.) hitap ta bulunduğu, emirlerini bildirdiği kutsal dağ (bkz. Kur'an, 20/11-13; 79/16)

    Cebel-l Uhud Medine'nin 5 km ku zeyinde bulunan, doğu-batı yönunde dört bes kilometre uzunluğunda bir dağ. Bu dağın orta kısmında, Medine'ye bakan yüzünde, yarım daire seklinde bir girinti vardır. Bu gi rinti, oldukça geniş bir alan meydana getirir. Bu alanın güneyinde küçük bir akarsu vadi. si bulunur. Bu vådi, güneyde küçük bir tepe olan "Okçular Tepesi" ve "Aynen" (Çifte Pr nar) tepesi arasında yer alır. Hz. Peygamber'le (a.s.m.) Mekke'li puta tapıcılar arasında çı kan ünlü Uhud Savaşı bu alanda meydana

    gelmişti. (mi.Mart 625).(bkz.Gazve-i Uhud) Cebel-ül Kamer جبل القمر : bkz.Cebeli Kamer(

    cebelleşme 1 : جبلشمه.dağ haline gelme, dağ-laşma 2.çekişme, tartışma, uğraşma

    ceberût 1 : جبروت.büyüklük, güçlülük 2. (insan hakkında).zorbalık, baskı, zulüm 3. (Allah'a c.c. ait) sonsuz kuvvet ve büyüklük

    ceberût-u mutlak جبروت مطلق : )insanla ilgili( sınır tanımayan baskıcı yönetim

    ceberutiyet 1 : جبروتيت.Allah (cc) hakkında[ üstün kudret ve büyüklük sahibi olma sıfa-t1.2.(insan hakkında) zorbalık, baskıcılık, zor ve kuvvet kulanma

    ceberutiyet-i mutlaka جبروتيت مطلقه : Allah (c.c.) hakkında) sınırsız ve sonsuz kudret ve büyüklük sahibi olma sıfatı

    cebhe (cephe 1: جبهه.yüz on, on taraf 2.alın 3.yön, taraf 4.savaş alanı

    cebhe-i Adem جبهة آدم : Adem Peygamber'in (a.s.) alnı

    cebhe-i harb جبهة حرب : savaş alanı

    cebin 1 : جبين.alın, cephe 2.korkak, cesaretsiz

    bir 1: جبر zor zorlama, zorlayıcılık, kuvvet kullanma, baskı 2.matematiğin bir dalı

    buluncer جبر : )bkz.cebir(

    cebr-i istibdat جبر استبداد : baskıcı yönetimin zor ve kaba kuvvet kullanması

    cebr-i kanuni جبر قانونی : kanun zoru, kanun mecburiyeti, kanun adına yapılan baskı ve zorlama

    C

    YanıtlaSil
  9. cebr-i kat'i

    115

    cehil (cehl)

    cebr-i katiesin zorlama, kaçınıl-maz zorlayış

    cedd-i zisan حدى ذى شان :san yüce dede veya ata

    cer-keyfiyfi baskı ve zorlama; akıl, vicdan, adalet ve insan haklarına aykırı baskı ve zorlama

    cedid (e) yeni

    cedvel 1 : جدول.su yolu, su kanalı 2. cetvel 3.çi-

    cebri keyfi-i küfri جبر کیفی کفری : inkarcılıktan kaynaklanan keyfi baskı ve zorlama; akıl, vic-dan, adalet ve insan haklarına aykırı olarak inkarcılık adına yapılan baskı ve zorlama

    cebri mutlak جبر مطلاق : sınır tanımayan zor-lama, başka çıkış yolu bırakmayan zorlama

    cebr-i umumi جبر عمومی : umumi herkese ugu-lanan) baskı ve zorlama

    cebr u ceberut-u mutlak جبر و جبروت مطلق : sinir tanımayan (mutlak) baskı (cebr) ve baskıcılık (ceberut), baskıcı yönetim

    cebrü (u) işkence جبر وإشكنجه : baskı ve işken-ce, zor kullanma ve işkence yapma

    cebru şiddet جبر و شدت : cebir ve şiddet, zorla-ma ve güç kullanma

    cer جبر : )bkz.cebir(

    cer جبر : Cebriye Mezhebi (bkz.Cebriye(

    Cebrail جبرائل : vahiy meleği, peygamberlere Allah'tan (c.c.) emir ve vahiy getiren melek

    cebren جبراً : zorlayarak, zor ve kuvvet kulla-narak

    cebretmek جبر ايتمك : zorlamak zor ve kuvvet kullanmak

    cebri جبری : zor, kuvvet ve baskıya dayanan; zorlayıcı

    cebrî جبری : Cebriye mezhebine bağlı (bkz. Cebriye)

    Cebriye جبريه : insanın her hareketini mecbu-ren yaptığını, insanın cüz'î (sınırlı) irade ve hürriyeti bulunmadığını, her şeyin Allah'ın )c.c.) külli (sınırsız) iradesi ile olduğunu iddia eden, Ehl-i Sünnet dışı bir mezheb (bkz.Ehl-i Sünnet)

    cedavil جداول : cedveller, su yolları

    cedavili ekvan جداول أكوان : yaratılanlarların (ekvan) akış kanalları (cedavil); (mec.) yaratı lan varlık ve olayların ortaya çıktıkları yerler ve zamanlar

    ced(d( 1 : جد.dede, ata 2.büyüklük

    cedd-i emced جدى أمجد : en büyük dede, en bü-yük ata; şerefçe en üstün dede veya ata

    cedd-i Nebi جدى نبي : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) ceddi, dedesi, atası

    zelge

    cefa: eziyet, sıkıntı, zahmet

    cefa-ender جفا أندر : cefa içinde, sıkıntı ve zah-

    met içinde

    cefakar جفاکار : cefaya (sıkıntı ve zahmete(

    katlanan

    cefne جفته : sukabı, çanak, tekne

    cehalet 1 : جهالت.cahillik, bilgisizlik 2.Allah'ı

    (c.c.) ve Hz. Peygamber'i (a.s.m.) tanımama ve bilmeme

    cehd جيد : gayret, çaba, çalışma

    cehd-i mü'min جهد مؤمن : imanlı kişinin gayret

    ve çabası

    cehd ü azim جهد و عزم : gayret (cehd) ve kesin kararlılık (azim)

    Cehennem جهنم : kafir ve günahkarların öbür dünyada Allah'ın (c.c.) adaleti ile ceza göre-

    cekleri yer

    cehennem-i cehl جهنم جهل : cahillik (bilgisizlik( cehennemi, (mec.) cehennem gibi acı, eziyet, sıkıntı ve pişmanlıklara sebeb olan bilgisizlik

    cehennem-i cismani جهنم جسمان : maddi varlığı olan cehennem; bedeni yakan cehennem

    cehennem-i dâime جهنم دائمه devamlı olan ce-hennem, ebedi cehennem

    cehennem-i kübra جهنم کبری : büyük cehen-nem, ahiretteki cehennem

    cehennem-i mâanevi (y( جهنم معنوی : manevi cehennem; pişmanlık, günahkarlık, inkârcı-lık ve utançtan dolayı vicdan ve ruhta duyu-

    lan büyük acı ve ıstırap

    cehennemi sugra جهنم صغری : küçük cehen nem, dünyada cehennemi hatırlatan çok yük-sek sıcaklık derecesinde ateş kütlesi (yerin

    merkezindeki mağma, güneş gibi)

    cehennem-i suğra ve kübra جهنم صغری و کبری küçük ve büyük cehennem (bkz.cehennem-i kübra, cehennem-i süğra)

    cehennem ehli جهنم أهلى : cehennemlik (ler(

    cehennemi جهنمی : cehennem gibi

    cehennemlik جهنملك : cezası cehennem olan

    cehennem numun جهنم نمون : cehennem gibi,

    cehennem örneği

    chichcahillik, bilgisizlik

    YanıtlaSil
  10. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Hz. All:

    «Resûlullahı yıkama işinden boşalıncaya kadar, hiç bir uzuv tut-madım ki: Onu, benimle birlikte otuz kişi de, tutup bir yandan, o bir yana çeviriyordu sanki!» (684)

    Fald ise: Resûlullahı kucakladığı zaman (Ya Ali! Aman acele et! Belim kırıldı! (685) Kalbimin damarını kopardın!) demiştir. (686)

    Peygamberimizi, gömlek içinde, su ve Sidr ile (687), üç kerre (688) yıkadılar. (689)

    İlkinde: Yalnız tatlı su ile, ikincisinde su ve Sidr ile, üçüncüsün-de ise, su ve kâfur ile yıkandı. (690)

    Peygamberimizi, böylece yıkadıktan sonra kuruladılar. Sonra da, ölülere yapıla gelen şeyleri, Peygamberimize de, yaptılar. (691)

    Hz. Ali'nin yanında, misk kokusu bulunuyordu. Onunla, koku-lanmasını tavsiye etti. (692) Sidr, Arabistan kirazı denilen ağaçtır ki, yaprağıyla ölü yıkanır.

    (693)

    Peygamberimizin Kefeni ve Kefene Sarılması:

    Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre: Peygamberimizi, gömlek ve sarık hariç (*) pamuktan dokunmuş Sühûliye denilen üç parça beyaz Ye men bezine sardılar (694) ki, bunlar;

    1. İzar,

    2. Lifâfe gibi baştan ayağa kadar bedeni örten örtü ile

    3. Rida

    (684) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 278

    (685) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 281

    (686) Belâzürl Ensabüleşraf c. 1, s. 570, Ebülfida Sire c. 4, 5. 520

    (687) İbn-i Sa'd c. 6, s. 267, Tabakat c. 2, s. 280, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 260, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 570

    (688) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 570 (689) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280, Ahmed b. Hanbel c. 6, s. 267, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 570 Müsned c. 1, s. 260,

    (690) Kastalani Mevahibülledünniye c. 2, s. 497, Halebt İnsanüluyun c. 3, s. 476

    (691) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 260

    (692) Ibn-1 Sa'd Tabakat e. 2, s. 288

    (693) Asım Efendi Kamûsülmuhit Tercemesi c. 2, 8. 385

    (*) Bunlar sünnettir. (Serahal Mebsut c. 2, s. 60)

    (691) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 281-283, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 93, 118, Buharl Sahih c. 2, s. 75, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 571, İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 472

    YanıtlaSil
  11. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    gibi yakasız, yensiz, etrafı dikişle bastırılmamış ve göğüs tarafı açıl-mamış gömlekten ibaretti. (695)

    Peygamberimizi kefene sarma işi de, Hz. Ali, Hz. Abbas, Fadl b. Ab-bas ve Şukran tarafından yapıldı. (696)

    Ölüyü Kefene Sarma ve Kokulama Usûlü:

    1. Lifâfe, uzunlamasına serilir.

    2. Lifâfenin üzerine İzar, yayılır.

    3. Varsa, ölüye gömlek giydirilir.

    4. Ölünün başının saçına, sakalına koku sürülür.

    5. Ölünün secde âzaları olan gözlerine, ağzına, alnına, burnuna, iki ellerine, diz kapaklarına ve ayaklarına kâfur konur.

    6. İzar'ın sol taraftaki ucu, sağ tarafa atılır. Ölünün, başından ayağına kadar bedeni sarılır.

    7. İzar'ın sağ tarafı da, sol tarafına doğru atılarak sarılır.

    8. Lifâfe de, böyle, sol taraftan sağ tarafa, sonra, sağ taraftan da, sol tarafa atılarak sarılır.

    9. Kefenin açılmasından korkulursa, bir kuşakla bağlanır. Fakat, ölü, kabre konulunca, bu bağ, çözülür. (697)

    Peygamberimizin Üzerine Namaz Kılınması:

    Salı günü (698), öğleye doğru (699), yıkama ve kefene sarma işi tamamlanınca, Peygamberimiz, evinde Serir'inin üzerine konuldu. (700)

    Peygamberimizin namazını, önce, Melekler kıldılar (701)

    Hz. Ali «Hiç kimse (Resûlullâh üzerine İmamsız cenaze namazı kılınabilir mi?) diye şüphelenmesin.

    Resûlullah, sizin diri iken de, ölü iken de, İmamınızdır!» dedi ve Peygamberimizin hızasında ayakta durarak :

    «Ey Peygamber! Selâm, Allâhın rahmet ve bereketleri Senin üze-rine olsun!

    Ey Allâhım! Biz, Onun, Kendisine tarafından indirilmiş olanla-rı tebliğ ettiğine ve ümmetine nasihatta bulunduğuna, Allâhın dini-

    (695) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 285

    (696) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 279

    (697) Serahsi Mebsut c. 2, s. 60

    (698) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 314, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 292, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 573, İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 521

    (699) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 291

    (700) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 314, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 288, 291, İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 531

    (701) Kastalani Mevahibülledünniye c. 2, s. 500

    103

    YanıtlaSil
  12. سوره نقره (۲)

    اشارات الاعجار

    ألندن حضار حیفمان باشی اگر آر فداش الشمله قبل ايدركه سقوط تهلكه سندن قور تولسونار. مع الاسم انسان تعاون ترینی اور ان ايده من مشار هم اولمازن طاشار آراسنده کی یاردیم وضعیتند نه درس آلسینار.

    [ سؤال ؟ ] بلاغت و هدايتدن مقصد حقیقتی واضح شكره لوسترون فكرلرى و ذهنارى اختلاف ردن فور تاریق انکه مقر لون لولی انهارده باید قاری اختلافات و كوستر د کاری احتماللی، هم بیان این کاری آیری آیری، بربرینه ا یمایان و جهار التنده حق و حقیقت نه صور تامر

    کوروله بیلیر؟

    الجواب ) معلومد که، قرآن عظیم الشان بالگر بر عهده دیگل، بتون عصر اره نازل اولمشدر هم برطبقه ان اداره مخصوص دگل، بتون طبقات بشره شمولی وار در هم به صنف انساناده عائد دو گل بتون بشرك منظرين را جعدد. بناءً عليه، هركس، هر طبقه، هر زمان، فهمند، استعدادینه کوره قرآنك حقائقندن حصه الا بدلير و حقه دارد. حالبو که نوع بشر درجه اعتبار یله مختلف و ذوقه جهتیله متفاوت وكذا ميل، استحسان، لذت، طبیعت اعتبار لام برينه او باور. مثلا بر طائفتك استحسان ابتدیگی برشی، اون کی طائفہ تك ذوقته مخالفدر. بر قومك میل ایتدیگی بر شید یہ او تہ کی قوم نفرت ایدیور بوشده بناء در که، قرآن کریم گناه بر جزای و يا خير لك مع فاتي حقنده ذکر ایتدیگی انهارده تخصیصات يا مامه عام بر شك ده بیرا قشور که

    هر کس ذوقته کوره فهم اینسین.

    خلاصه ) قرآن معجز البدران، آنترینی، جمله لرینی اویله به شکلده نظم ایمنه و وضع این شده که هر جهتدن احتمال بولاري بولونون. مختلف فهماء واستعدادلي، ذو قارين كوره حصه الديني آل براسيناء. بناء عليه علوم عربي تنك قاعده الرينه موافق و بلاغتك پرنسیبه برینه او يفون و علم اصوله مطابعه اوطعه شرطیله ، بربرینه مخالف اولان مقشر لرك بياناتي و احتماللری، زما ناده، طبقه هره و شماره کوره مراد در و جان در دید حکم ایله باید بونت در خلا میاد که قرآنان اعجاز و جهارند نه بری او در که، قرآن نظمی اویله بر اساو بده در، بتونه عصر لره، طبقه لره انطباقه

    ایده بیلیر.

    YanıtlaSil
  13. عام

    Amm: Umumi

    بلانت

    Belagat: Hale uygun söz söyleme

    بيانات

    Beyanat: Açıklamalar

    بناء

    Binden: Dayanarak

    بِنَاءَ عَلَيْة

    Bindenaleyh: Bunun üzerine

    فية

    Fehim: Anlama, anlayış

    هدايت

    Hidayet: Doğru yolda olma

    خلاصه

    Hulasa: Öz, özet

    الختلانى

    İhtilaf: Farklı olma, anlaşa-mama

    إنطباق

    İntibak: Uyum sağlama

    استحكان

    İstihsan: Beğenme

    مخالف

    Muhalif: Zid

    مختلف

    Muhtelif: Farklı

    مران

    Murad: Arzu

    مطابق

    Mutabik: Uygun

    موافق

    Muvafik: Uygun

    مُقير

    Müfessir: Tefsir eden, açık-layan

    متفاوت

    Mütefavit: Farklı

    نازل

    Nazil: İnen

    راجع

    Raci: Geri dönen

    سقوط

    Sukût: Düşme

    شمول

    Şumat: İçine alma

    طَبَقَاتِ بَشَرْ

    Tabakatı beşer: İnsan tabakaları

    تخصيصات

    Tahsist: Husüsi kılmalar

    تعاون

    Teavün: Yardımlaşıma

    وضع Vaz: Koyma

    وَجِهْ

    vecih: Yüz, yön

    YanıtlaSil
  14. Inte

    elinden çıkar çıkmaz, başını eğer, arkadaşıyla birleşmeye meyleder ki, sukūt tehlikesinden kurtulsunlar.

    Maalesef! Insanlar teåvün sırrını idråk edememişler. Hiç olmazsa taşlar arasındaki yardım vaz'iyetinden ders alsınlar.

    Suâl: Belägat ve hidayetten maksad, hakikati vázıh bir şekilde gösterip fikirleri ve zihinleri ihtiläflardan kurtarmak iken, müfessirlerin bu gibi âyetlerde yaptıkları ihtiläfät ve gösterdikleri ihtimaller, hem beyan ettikleri ayrı ayrı, birbirine uymayan vecihler altında hak ve hakikat ne suretle görülebilir?

    Elcevab: Ma'lûmdur ki, Kur'ân-ı Azimüşşan yalnız bir

    asra değil, bütün asırlara nazil olmuştur. Hem bir tabaka insanlara mahsûs değil, bütün tabakāt-ı beşere şumülü vardır. Hem bir sınıf insanlara ait değil, bütün beşerin sınıflarına ráci'dir. Binåenaleyh, herkes, her tabaka, her zaman, fehmine, isti'dâdına göre Kur'an'ın hakäikinden hisse alabilir ve hissedardır. Halbuki nev'-i beşer derece i'tibariyle muhtelif ve zevk cihetiyle mütefávit ve kezâ meyil, istihsân, lezzet, tabiat i'tibariyle birbirine uymuyor.

    Meselâ bir tâifenin istihsân ettiği bir şey,

    öteki täifenin zevkine muhäliftir. Bir kavmin

    meylettiği bir şeyden öteki kavim nefret ediyor.

    Bu sırra binâendir ki, Kur'ân-ı Kerîm günahların cezası veya hayırların mükafatı hakkında zikrettiği âyetlerde tahsisât yapmamış. Amm bir şekilde bırakmıştır ki, herkes zevkine göre fehmetsin.

    Hulâsa: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, âyetlerini, cümle-lerini öyle bir şekilde nazmetmiş ve vaz' etmiştir ki, her cihetten ihtimal yolları bulunsun. Muhtelif fehimler ve isti'dâdlar, zevklerine göre hisselerini alabilsinler. Binȧenaleyh ulûm-u Arabiyenin kaide-lerine muvafik ve belägatin prensiplerine uygun ve ilm-i usûle mutâbık olmak şartıyla, birbirine muhalif olan müfessirlerin beyânâtı ve ihtimalleri, zamanlara, tabakalara ve fehimlere göre muraddır ve câizdir diye hükmedilebilir. Bu nükteden anlaşıldı ki, Kur'ân'ın i'câz vecihlerinden biri odur ki, Kur'ân'ın nazmı öyle bir üslübdadır, bütün asırlara, tabakalara intibak edebilir.

    YanıtlaSil
  15. Rahip Bahiranin daveti, kervan içir çin çok gelip gider, konup göçerlerdi, ama ndi aralarında "Bahira'd hiç bo garip bir durumdu. Yıllar boyu buraya böyle bir davranışla karşılaşmamışlardı.

    TARINTE BÜGUN

    -1557-Suleymaniye Camii ibadete açıldı.

    1856 - Dolmabahçe Sarayı kullanıma açıldı.

    1933 - TC'ye ait ilk madenî para basıldı.

    1967 - İsrail birlikleri

    Kudüs'e girdi (Altı Gün Savaşları).

    7

    CUMA

    FRIDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    C

    Kudreti her şeye galip olan da, hikmeti her şeyi kuşatan da muhakkak ki Sensin.

    BIR AYET

    Bakara Suresi: 129

    BİR HADİS

    Küçük veya büyük kimden gelirse gelsin, bâtılı reddet. İsterse bu kişi sevdiğin ve akraban biri olsun.

    İbni Asâkir

    Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.

    HİCRÎ: 1 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 25 MAYIS 1440

    Sözler

    HIZIR: 33 - GÜN: 159 KALAN: 207 - GÜN. UZ.: 2 DK

    İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  16. TARINTE BUGUN

    -1711-Şair Nabi'nin vefatı.

    1935-Türkiye'de ilk kez Pazar günü resmi tatil uygulamasına başlandı.

    1941 - Türk Ceza

    Kanunu'nda yapılan

    değişiklikle, Arapça ezan ve kamet okuyanlara ceza öngörüldü.

    1961 - Yurtdışında

    öğrenim görmek serbest bırakıldı.

    HAZİRAN

    02

    PAZARTESİ

    6 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 20 MAYIS 1441 HIZIR: 28

    BİR AYET

    Ona ibadet et ve Ona tevekkül et. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    (Hûd: 123)

    BİR HADİS

    Nerede olursan ol, Allah'tan kork. Kötülüğün peşinden iyilik yap ki, onu silsin. İnsanlarla da iyi geçin.

    (Tirmizî, Birr: 55)

    Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise her şey dosttur.

    Mektubat

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  17. 40 Hadislerden Seçmeler

    Halbuki ahiret daha hayırlı, daha süreklidir. Şüp besiz ki bunlar evvelki sabitelerde, İbrahim ile Mü sa'nın sabifelerinde de vardır" (A'la, 14-19). Ben tekrar sordum: "Ey Allah'ın Resulü, Hz. İbrahim ve Hz. Mûsa'nın (as) subuflarında ne vardi "Bunlarda" dedi, "hep ibretli şeyler vardı, (mesela şöyle denmişti): Ölümü görüp bildiği halde gam sız-kedersiz yaşayana şaşarım, Cehenneme kesin. likle inandığı hâlde gülene şaşarım, içinde yaşay anlarla birlikte dünyanın devamlı değiştiğini görüp de ondan tatmin bulana şaşarım. Kadere inanıp da (baram-helâl ayırımı yapmadan husla mal peşinde) yorulana şaşarım. Ahiret hesabına inanıp da o maksatla çalışmayana şaşarım"

    Kütüb-i Sitte, Hadis No: 862.

    Enes (ra) rivayet ediyor:

    "Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kal bine zenginliğinden koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünya ona hakir gelmeye başlar. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah iki gözünün arasıma (dünyanın) fakirliğini koyar, işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak, dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez."

    Kütüb-i Sitte. Hadis No: 5368.

    YanıtlaSil
  18. Kıyamet Gününün dehşeti ve sıkıntısı

    Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:

    İnsanlar Kıyamet Günü öylesine ter akıtırlar kel, bu terler yerin içinde yetmiş zira'lık derinliğe kadar iner ve bu ter (yer üstünde de birikerek in-sanları konuşamaz hale getirmek üzere ağızla-rina) gem vurur ve kulaklarına kadar ulaşır."

    Kütüb-i Sitte, Hadis No: 5062.

    ***

    İbni Mes'ud'dan (ra) rivayetle:

    Kıyamet Günü ter adamın gırtlağına kadar çıkar. Öyle ki, "Ya Rabbi, Cehenneme göndermek suretiyle de olsa beni bu hâlden kurtar" der.

    Taberanî'nin Kebirinden.

    ***

    İbni Mes'ud (ra) rivayet ediyor:

    Kıyamet Günü ter kâfirin gırtlağına kadar çı-kacak. Öyle sıkılacak ki "Ya Rabbi, Cehenneme göndermekle de olsa beni rahatlat! " diyecek.

    Hatib'in Tarih'inden.

    *

    Cabir'den (ra) rivayetle:

    Ar, Kıyamet Gününde insanı öylesine kaplar ki, Cehennemdeki azabın şiddetini bildiği halde Öyle demek zorunda kalır: "Ya Rabbi, beni Ce-

    YanıtlaSil
  19. İSLÂM, SON VE EVRENSEL BİR DİNDİR. ARTIK İNSANLIK İÇİN YENİ BİR DİN GELMEYECEKTİR. İSLÂM'IN İLKELERİ DE EVRENSELDİR. NASLAR DEDİĞİMİZ AYET VE HADİSLER DEĞİŞMEZ. FAKAT ZAMANIN DEĞİŞMESİ BAZI YENİ YENİ PROBLEMLERİN ÇIKMASI KARŞISINDA NASLARI YORUMLAMA İHTİYACI OLABİLİR VE OLMUŞTUR DA.

    YanıtlaSil
  20. Aylık Mecmua

    Sehmem te Allançacak ile birlikte http www.all

    ALTINOLUK

    Kasım 2018 Say: 393 Kaler Revel 1400-14.00 TL

    Kur'an-ı Kerim ve

    Rasulullah'ın Hukukuna Karşı

    SAPKIN MECRALAR

    Bir Sağduyu Çağrısı

    YanıtlaSil
  21. slam in evrenselliğinden bütün çağ lara hitap eden ve çağın ihtiyaçları-nı karşılayan vasfı anlaşılır. Hakikatte İslâm bütun çağlara hitap eden ve çağların ihtiyaçlarını karşılayan bir din midir? "Evet" bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Başta bu di-nin sahibi âlemlerin yani hem bu dünyanın hem de din gününün (ahiret gününün) sa-hibidir. Her namazda okuduğumuz Kur'an'ın ilk süresi, Fatiha'da Rabbimiz şöyle buyur-maktadır: "Rahmân (ve) rahîm (olan) Allah'ın adıyla. Hamd (övme ve övül-me), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsus-tur. O, rahmândır ve rahîmdir. Ceza gü-nünün malikidir. (Rabbimiz!) Ancak sa-na kulluk ederiz ve yalnız senden me-det umarız. Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulun-duğun kimselerin yolunu; gazaba uğ-ramışların ve sapmışların yolunu değil!" (Fâtiha, 1/1-7).

    Älemlerin Rabbi olan Rabbimiz son gönderdiği dine ismini kendisi vermiş ve sadece ondan razı olacağını bildirmiştir: "Allah nezdinde hak din İslâm'dır." (Al-i Imran, 3/19). "Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böy-le bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır." (Al-i Imrån, 3/85).

    İSLÂM'IN KİTABI KUR'AN-I KERİM'İN EVRENSELLİĞİ

    Rabbimiz Yüce Kitabını bütün insan-lar için yol gösterici ve hidayet rehberi ola-rak gönderdiğini bildirmektedir: "Kur'an, insanlar için yol gösterici ve doğruyu

    yanlıştan ayırıcı olarak indirildi. (Bakar 2/185). "Bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahme kaynağı ve Müslümanlar için bir mü de olarak indirdik." (Nahl, 16/89 ).

    İslam'ın yüce Kitabı Kur'an-ı Kerim'de üç tü lü hitap şekli vardır. Birincisi "Ey insanlar diye başlayan hitap. Kadın olsun erkek o sun insan olan herkese hitap etmekte ve bu âyetlerde Allah Teâlâ insanları, kendisinin birliğine ve son peygamberinin getirdikle rine inanmaya çağırmaktadır. Birkaç âyet meâli şöyledir: "Ey insanlar! Sizi ve siz den öncekileri yaratan Rabbinize kul luk ediniz. Umulur ki, böylece korun-muş (Allah'ın azabından kendinizi kur-tarmış) olursunuz." (Bakara, 2/21). "Ey in-sanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gö-nüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir." (Yunus 10/57).

    İkincisi "Ey İnananlar!" diye başla yan hitap. Bu âyetler inanmış kişilerin yeri-ne getirmeleri gereken yükümlülüklerden bahsetmektedir. Birkaç âyet meâli şöyledir. "Ey iman edenler! Kendisinde artık alış-veriş, dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce, size ver-diğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın. Gerçekleri inkâr edenler elbette zalim-lerdir." (Bakara, 2/254). "Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalik etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmeni-zi isterler..." (Al-i Imrân, 3/118).

    Üçüncüsü inanmayanlara (Yahudi,

    YanıtlaSil
  22. zim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapma-yalım. O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilāhlaştırmasın..." (Al-i Imran, 3/64). "Ey Ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?" (Al-Imrån, 3/70).

    Bu hitaplar belirli bir kavme belirli bir topluluğa değildir. Yeryüzünde hayat oldu-ğu sürece bu üç türlü insan grubundan baş-ka dördüncü bir grubun olması mümkün de-ğildir. Genel hitap, inananlar ve inanmayan-lar olmak üzere üç türlü muhatap vardır.

    İSLÂM'IN PEYGAMBER'İ ÅLEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERİLMİŞTİR!

    Peygamberlik ilk insan ve ilk pey-gamber Adem (a.s.) ile başlamış ve Hz. Muhammed (s.a.v.) ile son bulmuştur. Kur'an bazı peygamberlerin gönderildiği kavimlerin isimlerinden bahsetmektedir. Kur'an genelde peygamber gönderilen ka-vimlerin büyük ve küçüklüğünden de bah-setmez. Sadece Yunus'un (a.s.) gönderildi-ği kavmin büyüklüğü konusunda bilgi ve-rilmektedir. (Saffät, 142-147). Büyük peygam-berlerden olan Hz. Mûsâ ve Hz. İsa da belir-li bir kavme yani İsrail oğullarına gönderil-mişlerdir. (Al-i Imran, 3/45-49; ayrıca bkz. Saf, 61/6; Al-i Imrån, 3/50; Mäide, 5/46).

    Allah'ın gönderdiği peygamberle rin son halkası Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir. "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Rasûlü ve peygamberlerin so-nuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bi-lendir." (Ahzab, 33/41). Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) bütün insanlığa gön derilmiştir: "(Rasûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya, 21/107). "Biz seni bütün insanla-ra ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler." (Sebe, 34/28).

    Rabbimiz, peygamberine hitaben in-sanlara kendisinin peygamber olarak gel-diğini söylemesini istemektedir: "De ki: Ev

    lal! Gerçekten ben sizin hepinize, gök-lerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisi yim..." (Araf, 7/158). "Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil (pey- diği gamber) geldi ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik." (Nisa, 4/174).

    Allah Rasülü bir hadisinde diğer peygamber-lerin belirli bir kavme gönderilirken kendi sinin bütün insanlığa gönderildiğini bildir-mektedir: "(Ben) Tek bir topluma değil tüm insanlığa gönderildim. Peygamberlik benim-le son buldu ben son peygamberim." (Müslim, Mesacid, 5; Tirmizi, Siyer, 5).

    GÜNCELLENME MESELESİ

    İslâm, son ve evrensel bir dindir. Artık insanlık için yeni bir din gelmeyecektir. İslam'ın ilkeleri de evrenseldir. Naslar dedi- is ğimiz âyet ve hadisler değismez. Fakat za-

    lerin çıkması karşısında nasları yorumla-ma ihtiyacı olabilir ve olmuştur da. Osmanlı Anayasası Mecelle'de bu kural şöyle ifade edilmiştir: "Ezmanın tagayyürüyle ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz." (Madde 39). Yani zamanların değişmesiyle hükümlerin değiş-mesi inkâr olunamaz. Belirli bir zaman için söylendiğini düşündüğümüz "İctihat kapısı kapanmıştır" sözü de bir ictihattır. İhtimal ki bu söz Müslümanlar belirli zamanlarda ictihada ehil kimseler yetiştirememiş ola-bilirler ve bu gerekçe ile söylenmiş olabi-lir. Ayrıca Müslümanların dinini her zaman ayakta tutacak onu yorumlayabilecek müc-tehitlere ihtiyaç vardır ve bu dini bir zorun-luluktur da. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "Müminlerin hepsinin toptan sefere çık-maları doğru değildir. Onların her ke-siminde bir qurup dinde (dinî ilimler-

    nika (Tevb

    sih yor her gila iba ğe uk KL ko ko sa a V

    YanıtlaSil
  23. de) geniş bilgi elde etmek ve kavim-leri (savaştan) döndüklerinde onla rı ikaz etmek için geride kalmalıdır..." (Tevbe, 9/122).

    Müctehidin åyet ve hadislerden çıkar dığı yorumlara ictihat diyoruz. İctihat kapı-sa her zaman ehil kişiler için açıktır. Fakat bu yorumlar zamana göre değişir ve bunların her hangi bir kutsallığı da söz konusu de-ğildir. Bunu derken elbette temel inanç ve ibadet konuları bunun dışındadır. Dinin di-ğer konuları olan muamelåt (alım-satım) ve ukübat (hukuk) konularında dikkat edilirse Kur'an ayrıntıya girmeyip genel hükümler koymuştur. Kur'an'ın ayrıntıya girdiği çok az konu vardır. Bunlardan birisi evlenme-bo-şanma ve miras konusudur. Bunlarda niye ayrıntıya girdiği sorulacak olursa şöyle ce-vap verilebilir. Başta bu iki konu toplumların istismarına açık ve insanların en fazla istis-

    ve bizzat kendisi açıklamıştır.

    İslam'ın evrenselliği bir yerde de ay-rıntıya girmemesinde saklıdır. Bilindiği gi-bi Anayasalar ayrıntıya girmez. Eğer bir Anayasa ayrıntıya girerse zamanın değiş mesiyle yeni problemler ortaya çıkacak ce-vap veremeyince sık sık değiştirme ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Ama Kur'an için böyle bir şey söz konusu değildir.

    Sonuç olarak, İslam'ın temel kitabı Kur'an ve onun açıklaması olan Rasülü'nün sünneti temel inanç ve ibadet konularında ayrıntıya girmiştir. Zaten bu konularda icti-hat olmaz naslar bellidir. Bu iki kaynak yani Kur'an ve Sünnet; hukuk, alım satım, yöne-tim gibi konularda ayrıntıya girmemiş müc-tehitler genel ilkelerden hareketle çağın ihi-yaçlarına göre yorum yaparlar.

    YanıtlaSil
  24. cehl-i azim

    116

    Celaledin

    C

    cehl-i azim جهل عظیم : çok büyük cahillik, çok büyük bilgisizlik

    cehl-i basit جهل بسيط : basit cahillik, sıradan cahillik (bilmezlik), bilgisizlikte direnmeyen, iddiacı olmayan cahillik

    cehl-i mahz جهل محض : tam cahillik, cahilliğin tå kendisi

    cehl-i mutlak جهل مطلق : tam manasıyla cahil-lik, tam cahillik; inkârcılıktaki cahillik

    cehl-i mürekkeb جهل مرکب : kat kat cahillik, bilgisizliğinin farkında olmayan insanın ca-hilliği, katmerli cahillik

    cel جهل : )bkz.cehil(

    cehli dalal جهل و ضلال cahillik, bilgisizlik (cehl) ve doğru yoldan apma (dalål)

    cehlü dalalet جهل و ضلالت cahillik bilgisizlik (cehl) ve doğru yoldan sapma (dalalet)

    cehlistan جهلستان : cahiller yurdu, cahiller ül-kesi

    cehri جهری : açık, sesli, yüksek sesli

    cehriye جهريه : açık, sesli, yüksek sesli zikir ya-pan (tarikat)

    chal جهول : cok cahil

    celadet جلادت : yiğitlik, kahramanlık

    celal جلال : büyüklük, ululuk, yücelik, güçlü-lük, şiddetlilik

    Celal 1 : جلال.)Allah'ın c.c kutlu ve güzel isim-lerinden) sonsuz büyüklük, erişilmez yücelik sahibi 2. son derece şiddetli ve karşı konul-maz güçlülük

    celâl-i azamet جلال عظمت : büyüklükte erişil-mez yücelik ve güçlülük

    celâl-i kudsiyet جلال قدسیت : kutsiyetçe (kut-sallık bakımından) erişilmez yücelik; kusur, noksanlık ve olumsuzluklardan uzaklık bakı-mından son derece yücelik

    cell-i Sübhani جلال سبحانی : Subhan (her tür-

    lü kusur, noksanlık ve olumsuzluktan uzak) olan Allah'ın (c.c.) yüceliği ve büyüklüğü

    celâldârâne جلالدارانه : celalli şekilde; sonsuz büyüklük ve son derece şiddetli güçlülük sa-hibine yaraşır tarzda

    Celâledin-i Harzemşah (Harizmşah جلال الدين

    خوارزم شاه : Orta Çağ'da Asya'da kurulmuş bir İslâm devleti olan Harzemşahlar (Harimşah-lar) Devleti'nin (mi.1157-1231) en ünlü ve son hükümdarı. Onun hükümdarlık yılları on

    YanıtlaSil
  25. cehl-i azim

    116

    Celaledin-i Harzemşah ( Harizmşah)

    bir yıl kadardır (mi.1220-1231). () tarihlerde Harizm bölgesi hükümdarlarına Harizmşah denmekteydi. Harizm veya Harezm, Hazar Denizi'nin doğusunda ve Ceyhun (Amu Der ya) nehrinin iki tarafında kalan yerleri de içine alan bölgenin adıdır. Harizm denilen bu bölge, Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı bir eyaletti. Büyük Selçuklu Devleti'nin buyuk ve son hükümdarı olan Sultan Sencer ölün ce (mi.1157), Harizm eyalet beyi Harizmşah Atsız, Selçuklulara karşı bağımsızlığını ilan etti. Böylece Harizmşahlar Devleti ortaya çıktı. Harizmşahlar Devleti zamanla sınır larını genişletti. Kısa zamanda byük bir im-paratorlu haline geldi. O zaman bu Türk-İs låm imparatorluğunun sınırları, bugünkü İran topraklarını, Azerbaycanı, Tiflis dahil Gürcistanın önemli bir bölümünü, bügünku Özbekistan, Türkmenistan ve Afganistanın yer aldığı bölgeyi, bugünkü Pakistan'ın İndüs nehrine kadar olan yerleri içine almaktaydı. Celaleddin Harzemşah'ın babası Sultan Mu-hammed Harizmşah zamanında (mi.1200-1220), Moğol İmparatoru Cengiz Han'ın Asyada istila hareketi başlamıştı. Moğollar, Harzemşah Devletinin topraklarına girince, bu iki devlet arasında çatışmalar da başladı. Diğer komşu devletlerden de Harzemşah-lar'a karşı saldırılar olmaktaydı. Celaleddin, bütün bu savaş ve çatışmalarda babasının or-dusunda komutan olarak görev aldı. Cengiz Han'ın oğlu Cuci'nın ordusu ile karşılaştıkları bir savaşta ordunun sağ kanat komutanı idi. Bu savaşta Cuci'nin yenilgiye uğratılmasında Celaleddin'in büyük rolü oldu (mi.1218). Ba-bası onu bir ara Gazne valisi olarak görevlen-dirdi. Bu görevi sırasında Moğol ordusu ile tekrar karşılaştı. Pervan yakınlarında Moğol ordusunu bozguna uğrattı. Celâleddin, baba-sı ölünce tahta geçti (mi.1220). Babsının ölü-mü üzerine, ülke içinde yer yer ayaklanmalar başladı. Hatta, Celaleddin'in kardeşleri bile, taht yüzünden düşmanlariyle iş birliği yapıp ayrılıkçı hareketlere destek verdiler. Celâled-din Harzemşah, bir süre bu ayaklanmalarla uğraşmak zorunda kaldı. Celaleddin, Kafkas bölgesinde akınlarda bulunan Gürcülere kar-şı seferler düzenledi. Gürcü güçlerini birkaç defa bozguna uğrattı. Tiflis dahil bir kısım yerleri fethetti. Erzurum ve Mardin emirleri (välileri) kendisine bağlılıklarını bildirdiler. Celaleddin, Ahlat'a kadar gelip şehri kuşat-tı. Celaâleddin Harzemşah'ın batıya doğru

    YanıtlaSil
  26. t

    Celaledin-i Harzemşah (Harizmşah) bu ilerleyişinden endişe duyan ve kendisi

    117

    Celaledin-i Harzemsah (Harizmsahl

    için tehlikeli gören Anadolu Selçuklu Sultanı L.Keykubat, hemen harekete geçti. Mısır Sul-tanı Melik El-Kamil ile ittifak kurdu. Celaled-din Harzemşah'ı Doğu Anadolu'dan atmak içi iki devletin orduları harekete geçti. İki ordu Sivas'ta birleşti. Bu birleşik ordu, Celaled-din'in üzerine yürüdü. Celaleddin, yeterince hazırlık yapmaya ve kuvvetlerini toplamaya vakit bulamadan Erzurumda bu ordu ile kar-şı karşıya geldi. İki taraf arasında Yassıçimen denilen yerde meydana gelen savaşta yenilgi-ye uğradı ve istenilen şartlarda barış yapmak zorunda kaldı (mi.1230). Celaleddin Harzem-sah'ın bu zayıf durumunu fırsat bilen Moğol-lar, Harizm'e doğru saldırıya geçtiler. Daha once Moğol Imparatoru Cengiz Han ölmüştü (1227), Henüz hayatta iken ülkesini dört oğlu arasında bölüştürmüştü. Bunlardan Oge-dey, Büyük Han ünvaniyle babasının tahtina geçmiş ve ilk iş olarak, babasının seçkin ko-mutanlarından biri olan Çermagun Noyan'ı büyük bir ordu ile Celalettin Harzemsah'ın üzerine gönderdi. Bu kuvvetler, Ceyhun neh-rini geçip İran-Irak yönüne doğru ilerlemeye başladı. Celaleddin, Erzurum'daki yenilgiden sonra ordusunu toparlayıp bu saldırıyı dur-durma hazırlığı içinde idi. Bir taraftan da Selçuklu Sultanı I.Keykubat'a ve Mısır'daki Eyyubi Sultanı Melik El Eşref'e haber gönde-rip yardım istedi. Çünkü, Moğol saldırıları ve yayılmaclığına karşı şimdiye kadar Harzem-şahlar Devleti, İslâm dünyasının önünde bir set görevi yapmıştı ve eğer kendi devleti yı-kılırsa, sıra Irak'a, Anadolu'ya ve Suriye'ye ve Mısır'a gelecekti. Bu kalabalık, savaşçı, yağ-macı ve yıkıcı Moğol ordularını ancak İslâm ülkelerinin birleşik orduları durdurabilirdi. Celaleddin Harzemşah'ın birlik ve yardım-laşma çağrısı karşılıksız kaldı. Diğer İslâm ülkeleri, Moğol tehlikesinin ciddiyetini ve boyutunu anlayamadılar. Bu tehlikeyi ken-dileri için uzak gördüler. Celaleddin Harzem-şah, Moğol saldırılarına karşı yalnız bırakıldı. Ülkesini savunmak için kuvvetlerini topar-layamadan, Şırkabut Kalesi önünde baskına uğradı. Askerleri dağıldı. Kendisi az bir kuv-vetle güneye çekildi. Dicle köprüsüne gelin-ce, Moğollarrın ikinci bir baskınına uğradı. Yanındaki kuvvetlerin çoğu öldürüldü. Sağ kalanlar da dağıldı. Celaleddin, Moğolların kendini izlemelerinden kurtulmak için dağla-ra çekildi. Orada Kürtler kendisini yakaladı-

    YanıtlaSil
  27. şah)

    117

    Celaledin-i Harzemşah (Harizmşah)

    lar. O kendisini tanıtınca, içlerinden biri, Ah-lat'ta sen benim kardeşimi öldürdün" diyerek onu hemen öldürdü (mi.1230). Celaleddin Harzemşah'tan sonra Harzemşahlar Devleti kendini toparlayamadı ve dağıldı. Moğol or-duları, Celaleddin'in tahminini doğru çıka-rırcasına Irak'ı ve Anadolu'yu işgal ettiler ve Suriye sınırlarına dayandılar. Cengiz Han'ın torunu Hülágů, ordusu ile Abbasi Halifelik merkezi, İslam dünyasının başkenti Bağdad'a girdi. Bağdad'ta tarihin en büyük yağma ve yıkımını yaptı. Kütüphaneleri, ilmi araştırma merkezlerini yakıp yıktı. Yüzyılların bilgi bi-rikimi ile yazılan eserler Dicle nehrine atıldı. İlim adamları ya öldürüldü veya esir alınıp götürüldü. Şehir baştan başa talan edildi. Son Abbasi Halifesi Musta'sım ve hanedanından herkes kılıçtan geçirildi. Böylece beş asırdan beri devam eden Abbasi Devleti yıkılıp tarih sahnesinden çekildi.

    Denebilir ki. Celalettin Harzemşah'ın öl-dürülmesi ve devletinin yıkılması ile, İslâm dünyasını Ye'cüc ve Me'cüc istilâsından koru-yan set yıkılmış oldu. (bkz. Ye'cüc ve Me'cüc, Zülkarneyn). Bu set, Osmanlı Devleti'nin sona ermesiyle de ikinci defa yıkılmış oldu. Bu seferki Ye'cüc ve Me'cüc'ler, doğudan de-ğil, Kuzey'den ve Batı'dan geldiler. Bütün İs-lâm dünyası, Batı'nın işgaline uğradı. Sonra da İslâm ülkeleri, doğrudan veya dolaylı şe-kilde Batı'nın sömürgesi haline geldi. Bugün bile bu işgal, istila ve sömürge hareketi de-vam etmektedir. İslâm dünyasının her yerin-de kan, yıkım ve göz yaşı hiç durmuyor. İşte Filistin, Irak, Lübnan, Afganistan, Ermesta-nın işgalindeki Azerbaycan toprakları, işte Çeçenistan ve Kafkaslar.

    Celaleddin Harzemşah'ın İslâm dünyasına yaptığı birlik çağrısına bugün hâlâ muhta-cız. Belki de bugün, İslâm Birliği'ne olan ih-tiyacımız o zamankinden daha fazla ve daha âcildir. Tanzimat Devri edebiyatçısı ve şairi Namık Kemal, "Celaleddin Harzemşah" adlı tiyatro eserinde, Calâleddin'inin ağzından kendi İslâm Birliği düşüncesini ve idealini an-latmaya çalıştı. Daha sonra bazı siyasî sebeb-lerle Avrupaya kaçan arkadaşlariyle beraber Londra'da yayımladığı "Hürriyet" adlı gaze-tesinde, İslâm Birliği'nin gereği üzerinde bir seri makale yazdı. (bkz.Namık Kemal). Üstad Bediüzzaman da, eserlerinde İslâm Birliği'nin önemi ve gereği konusunda önemli tesbitler-

    YanıtlaSil
  28. 70

    KIYAMET GÜNÜNÜN DEHŞET VE ŞİDDETİ

    Allah (cc) kulları arasında hüküm vermeyi dilediğinde bir münad şöyle nida eder:

    Muhammed ümmeti nerede?

    Biz (Muhammed ümmeti) dünyadaki ümmetlerin sonuncusuyuw ama ahirette hesabı ilk görülecek olan ümmetiz.-

    Ben ümmetimle birlikte ayağa kalkarım, diğer ümmetler yolumuz açarlar. Biz de abdest uzuvlarımız pırıltı saçarak aralarından geçer gideriz Bu sırada diğer ümmetler bizim hakkımızda şunları söylemektedir.

    "Neredeyse Muhammed ümmetinin tümü Peygamber olarak görev. lendirilecekmiş."

    Resulullah (sav) devam ediyor:

    "Sonra cennetin kapısına gelip açılmasını isterim.

    İçeriden bir ses:

    - Kim o? diye sorar:

    Ben de; "Allah'ın Resûlü Muhammed derim."

    Bunun üzerine kapı açılır ve ben içeriye girip secdeye kapanırım. Secdede iken Allah'a öylesine hamd ederim ki, ne benden önce ne de son ra hiç kimse öyle bir hamdde bulunmuştur.

    Bir ses şöyle der:

    Başını yerden kaldır! Çünkü senin sözün dinlenecek, istediğin ve-rilecek ve şefaatin kabul edilecektir.

    Bunun üzerine başımı secdeden kaldırır ve kalbinde zerre kadar iman taşıyan her kese şefaat ederim." Tabii ki; Allah'tan başka ilah ol-madığına ve Hz. Muhammed'in onun Resûlü olduğuna kesin olarak iman etmiş olmaları şartıyla.

    Bir gün Hz. Ömer mescide girdi. Kâbül-Ahbar'ı insanlarla sohbet ederken görünce ona şöyle dedi:

    - Ey Ka'b bize korku verici bir şeyler anlat!

    Bunun üzerine Ka'bül-Ahbar şunları anlattı:

    Allah'a yemin ederim ki; Allah'ın bir kısım melekleri vardır. Onlar yaratıldıkları günden beri kıyam halindedirler. Bir kere bile eğilmemişler-dir. Diğer bir kısım melekler de vardır ki; onlar daima secde halindedirler.

    Beyhaki, Şuabü'l-Iman, 1488

    YanıtlaSil
  29. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    71

    Secdeden başlarını hiç kaldırmadıkları gibi sura üfürülünceye kadar da o halde kalacaklardır. Onlar hep beraber şu tespihi okurlar:

    سُبْحَانَكَ وَبِحَمْدِكَ مَا عَبَدْنَا حَقَّ عِبَادَتِكَ

    "Sen noksanlıklardan uzaksın Allah'ım! Hamd sana mahsustur. Sana layıkıyla kulluk edemedik Allah'ım."

    Ka'b daha sonra şöyle devam etti:

    Kıyamet günü cehennem büyük bir gürültüyle insanlara yaklaşır. İyice yaklaştığı zaman öylesine gürültü çıkarır ki; bu gürültüyü duyan her kes-Peygamberler ve şehitler de dâhil olmak üzere- yere diz çökerler.

    Peygamberler ve şehitler şöyle derler:

    "Ya Rabbi! Senden sadece kendimiz (kurtuluşumuz) için bir şeyler istiyoruz."

    İbrahim (as) oğulları İsmail ve İshak'ı unutup, kendi derdine düşer ve Allah'ım! "Senin dostun olan İbrahim benim" diye yalvarmaya başlar.

    Ka'b sözlerini şöyle sürdürdü:

    "Ey Ömer! "o gün senin yetmiş Peygamberin ameli kadar amelin olsa yine de kurtulamayacağını düşüneceksin." Bunu duyan insanlar şiddetle ağlamaya başladılar.

    Bu durumu gören Hz. Ömer dedi ki:

    Ey Ka'b biraz da bizi müjdele!

    Ka'b şunları söyledi:

    - Size müjdeler olsun. Allah'ın dininin üç yüz on üç uygulanma şek-li vardır ki, kim samimiyetle bunlardan birini uygularsa Allah onu cenne-tine koyacaktır. Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın rahmetinin büyüklüğünü bilmiş olsaydınız iyi ameller yapma hususunda daha ağır davranırdınız."

    Kardeşim; İyi ameller yapıp, kötü amellerden uzaklaşmak suretiyle bu zor güne hazırlanmalısın. Çünkü sen yakında bu büyük güne kavuşa-caksın ve dünyada iken yaptıklarından ve yapamadıklarından dolayı piş-manlık duyacaksın.

    Bilmiş olasın ki, sen öldüğünde kıyametin kopmuş demektir.

    Nitekim Muğire b. Şu'be bu konuda şöyle demiştir:

    "Kıyamet ne zaman kopacak" diye sorup duruyorsunuz. Bilmiyor musunuz ki, sizden biriniz öldüğü zaman onun kıyameti kopmuş de-mektir.

    YanıtlaSil
  30. KIYAMET GÜNÜNÜN DEHŞET VE ŞİDDETİ

    72 Anlatıldığına göre, Alkame b. Kays, defnedilen bir cenazenin kab. rinin başında durup "bakın işte bu kişinin kıyamet koptu" demiştir .

    Çünkü bir insan öldüğü zaman kıyamet günü meydana gelecek olan bütün olayları görür. Cenneti cehennemi ve melekleri görür. Artık hiçbir amel yapamaz. Dolayısıyla amelleri de sona erdiği için kıyamet günunu yaşıyor gibi olur. Zaten kişi nasıl öldüyse kıyamet koptuğunda o hal üzere diriltilecektir. Son nefesini iyilikle verebilenlere ne mutlu!

    Ebu Bekir el- Vasıti şöyle diyor:

    Üç büyük nimet vardır:

    1. Hayat nimeti

    2. Ölüm nimeti

    3. Kıyamet gününün nimeti

    Hayat nimeti: Ömrü Allah'a itaat ve ibadetle geçirmektir.

    Ölüm nimeti: Son nefesi kelime-i şehadet okuyarak verebilmektir.

    Kıyamet nimeti: O gün müjdeye nail olmaktır. Kabrinden kalkan kişinin bir müjdeci tarafından cennetle müjdelenmesidir.

    Yahya b. Muaz er- Razi hakkında şu olay anlatılır:

    Bir gün onun yanında şu ayet okunmuştu:

    يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَنِ وَفْداً وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَى جَهَنَّمَ وِرْداً

    "Takva sahiplerini heyet halinde (veya binekli olarak) çok merhametli olan Allah'ın huzurunda topladığımız, günahkârları da (yaya ve) susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün.""

    Bu ayetleri dinleyen Yahya b. Muaz şunları söyledi:

    "Ey insanlar! Durun bakalım. Yarın mahşer gününde hep beraber toplanacaksınız. Her taraftan bölük bölük oraya getirileceksiniz. Allah'ın huzurunda tek tek durup yaptıklarınızdan bir bir hesaba çekileceksiniz. Allah dostları toplu olarak Rahman olan Allah'ın huzuruna götürülürken, isyankâr kullar susuz bırakılarak azaba çarptırılacak ve gruplar halinde cehenneme gireceklerdir."

    YanıtlaSil
  31. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    73

    إِذَا دُكَّتِ الْأَرْضُ دَكَّاً دَكَّاً وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّاً

    Bütün bunlar; "yeryüzü parça parça döküldüğü, Rabbinin emri geldiği ve melekler saf saf dizildiği ve cehennem bütün dehşetiyle ortaya getirildiği zaman' vuku bulur.

    Kardeşlerim, yazık size!

    Çünkü o gün elli bin sene kadar uzun olacaktır.

    "O gün, ürperti ve heyecan günüdür."

    "O gün, bütün canlıların sonudur."

    "O gün, kıyamet günüdür."

    "O gün, üzüntü ve pişmanlık günüdür."

    "O gün, büyük bir gündür."

    "O gün, insanların ålemlerin Rabbi olan Allah'ın huzuruna çıkacak-ları gündür."

    "O gün, münakaşa günüdür."

    O gün, hesaba çekilme günüdür.

    "O gün, amellerin tartılacağı gündür."

    "O gün, sorgulanma günüdür."

    "O gün, sarsılma ve bağırışma günüdür."

    "O gün, geleceğinde şüphe olmayan bir gündür."

    "O gün, amellerin ortaya çıktığı bir gündür."

    يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ

    "O gün, kişinin dünyada yaptıklarının karşılığını göreceği gündür."

    "O gün, bütün hile ve aldatmaların ortaya çıktığı gündür."

    يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ

    "O gün, insanların amellerinin karşılığını görmek için dağınık olarak gelecekleri gündür."

    يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ

    Fecr 21-23

    YanıtlaSil
  32. 74

    dür." "O gün, bazı yüzlerin bembeyaz bazılarının ise kapkara olduğu gun.

    KIYAMET GÜNÜNÜN DEHŞET VE ŞİDDETİ

    يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْئاً

    "O gün, hiçbir kimsenin hiç kimseye hiçbir konuda yardım edeme-yeceği bir gündür."

    يَوْمَ لَا يُغْنِي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئاً

    "O gün, hiçbir tuzak ve hilenin işe yaramadığı bir gündür."

    يَوْماً لَا يَجْزِي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِهِ

    شَيْئاً

    "O gün, babaların çocuklarına çocukların da babalarına faydasının olmayacağı bir gündür."

    "O gün, "şiddeti her yere yayılmış bir gündür."

    يَوْماً كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيراً

    يَوْمَ لَا يَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ

    "O gün, zalimlerin özürlerinin kendilerine fayda vermediği gündür. Onlar lanete uğrayacakları gibi kendilerini kötü bir ceza beklemektedir."

    "O gün, her kes gelip kendi canını kurtarmak için uğraşır."2

    يَوْمَ تَاتِي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا

    يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُم بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ

    Insan 7

    Nahl m

    YanıtlaSil
  33. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    75 "Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir, fakat Allah'ın azabı şiddetlidir."

    Mukatil b. Süleyman (ra) anlatıyor:

    "Kıyamet günü insanlar yüz sene kadar boğazlarına kadar tere bat-mış olarak, yüz sene karanlıklar içinde şaşkın olarak, yüz sene de Allah'ın huzurunda mahkemeleşerek beklerler."

    Denilir ki:

    Kıyamet günü elli bin sene uzunluğunda olacaktır. Fakat bu süre gerçek mü'minler için bir saat kadar çabuk geçecektir.

    Akıllı kimseye yakışan bu dünyanın zorluklarına sabredip, vaktini Allah'a itaatle geçirmesidir. Bu sayede kıyametin zorluk ve şiddeti onun için kolaylaşmış olur.

    Doğruya ulaştıran sadece Allah'tır.

    Hacc 2

    YanıtlaSil
  34. 11. Kitab (K. EL-VEKALE)

    K. el-Vekâle 14. Cemaziyelâhir 1291 (29 Temmuz 1874) ve 15 Temmuz 1290 tarihli Cemiyet mazbatası ile daha önce A. Cevdet Paşa'nın azline sebeb olan Hasan Fehmi Efendi'nin yeniden işgal ettiği Şeyhülislâmlık makamına takdim olundu. Mazbatada imzası bulunan Cemiyet azaları, şunlardır":

    Ahmed Cevdet Paşa

    Ahmed Hilmi

    Halil

    Ahmed Hulûsî Efendi

    Seyfeddin

    Cemiyet mazbatası, Meşihatın 16. Cemaziyelahir 1291 (31 Tem-muz 1874) ve 18 Temmuz 1290 tarihli Hasan Fehmi imzasını taşı-yan bir yazısı ile Sadarete arzolunmuş, Sadaret de 19 Cemâziyelâhir 1291 (3 Ağustos 1874) tarihli arz tezkeresi ile durumu padişaha ar-zetmiştir". Nihayet 20 Cemaziyelâhir 1291 (4 Ağustos 1874) tari-hini taşıyan irade-i seniyye ile Mecelle'nin onbirinci kitabı olan K. el-Vekâle meriyete girmiştir.

    K. EL-VEKALE'NİN MUHTEVASI

    Bir mukaddime ile üç babdan müteşekkildir. Mukaddime (1449. -1450. m.) de şu fıkhî ıstılahlar yer alır:

    Vekâlet: Bir kimse işini başkasına tefviz etmek ve ol işde onu kendi yerine ikame eylemektir. Ol kimseye müvekkil ve yerine ikame eylediği kimesneye vekîl ve ol işe müvekkel'un-bih denilir.

    Risâlet: Bir kimse tasarrufta dahli olmaksızın bir kimsenin sözünü diğere tebliğ etmektir. Ol kimseye resûl ve ol kimesneye mürsil ve diğerine mürsel'un-ileyh denilir.

    1. Bab (1451.-1456. m.) Vekâletin rükn ve taksimi.

    2. Bab (1457.-1459. m.) Vekâletin şartı.

    3. Bab vekâlete aid hükümler hakkında altı bölümdür. 1. Bölüm

    (1460.-1467. m.) Vekâlete aid umumi hükümler. 2. Bölüm (1468. -1493. m.) Satın almaya vekålet. 3. Bölüm (1494.1505. m.) Satma-ya vekâlet. 4. Bölüm (1506.1515. m.) Me'mura aid meseleler. 5. Bölüm (1516.-1520. m.) Murâfaaya vekålet. 6. Bölüm (1521.-1530. m) Vekili azl etmeye aid meseleler.

    57. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 115

    58. Aynı yer.

    59. Aym yer.

    YanıtlaSil
  35. 12. KİTAB (K. EL-SULH VE'L-İBRA)

    Onbirinci kitabın meriyyete girişinden sonra üç ay geçmişti ki, Mecelle'nin onikinci kitabı olan K. el-Sulh ve'l-İbra Şeyhulislamlığa takdim olundu. Şeyhulislamlık henüz durumu Sadarete bildirmeden ânî olarak A. Cevdet Paşa vazifeden azl ile Yanya valiliğine tayin edildi ".

    Onikinci kitabın Cemiyet mazbatasında Cevdet Paşa'nın imza-sının bulunmasına karşılık, tarihsiz oluşu belki de onu azlden ev-vel takdim olunmuş göstermek içindir. Bu kitaba dair olan 27 Ra-mazan 1291 (7 Kasım 1874), 25 Teşrinievvel 1290 tarihli Mesihat tezkeresinde Sadarete; K. el-Sulh ve'l-İrba'nın da diğerleri gibi tab ve neşr edilmesi hususu Hasan Fehmi imzası ile arzedilmektedir".

    Sadaretin bu babtaki arz tezkeresi ifade bakımından diğer-lerinden farklı olması dolayısiyle iktibas ediyorum: «Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'nin sulha dair olup resîde-i hitam olan kitabı dahi tezkere-i vâride-i Şeyhulislâmî ve cemiyet-i mahsusasının mazbata-sıyla beraber irsal ve takdim olunmağla bâlâsının hatt-ı ilham-nu-

    60. Cemiyet mazbatasında tarih olmamakla beraber, Meşihat tezkeresinin 27 Ramazan 1291 tarihini taşıması; Onikinci kitabın Ramazan 1291 de Ce-miyet tarafından Meşihata takdim olunduğunu göstermektedir.

    61. Cevdet Paşa bu hadiseye Tezakir'de şöyle temas ediyor: <... Avni Paşa (Sadrazam) ise funûn-u askeriyede mahir olduğu halde umûr-u mülki-yece malumatı olmadığı gibi, bu yolda muktedir bir müsteşarı dahi bu-lunmadığına mebni doksanbir senesi Seferinin 17 sinde Şurayı Devlet riyaseti vekåleti muavinliğe tahvil ile müceddeden ihdas olunan Şüray-1 Devlet riyaseti muavinliği uhdemize tevcih buyruldu ve riyaset vezayifi kâmilen uhde-i fakire verildi. Bab-ı Alide sair umûr-u dahiliyyeye aid olan işlerin dahi mercii idim. Muahharen Kâmil Paşa der-i saadete geldiyse de henüz tashih-i mizaç edemediği cihetle riyasetin yalnız ünvanı anın üze-rinde olup vezáif-i riyaset kämilen fakire muhavvel idi. Ol esnada Me-celle'nin onuncu kitabı tamam olmağla anı tab ve neşrettirdim. Badehu onbir ve onikinci kitaplar dahi itmam olunarak tab ettirilmek üzere iken hilaf-1 me'mül olarak sene-i mezbûre Ramazanının yirmiüçünde Şuray-1 devlet riyaseti muavinliği ilga ile uhdemize Yanya vilayeti tevcih buyu-ruldu. (bk. Tezakir, IV, 131; A. Cevdet Ps., s. 116-117) Yazının devamın-da Cevdet Paşa bu azl sebebini Sadrazam Avni Paşa'nın Sultan Abdülaziz"l hall etmek istemesi ve Cevdet Paşa'nın da buna razı olacağından emin olmadığı endişesi ile bu işi başarana kadar onu İstanbul'dan uzaklaştır-mayı bir zaruret telakki etmesine bağlamaktadır. (bk. Aynı yer.)

    62. Arşiv, Mec. Dos.

    63. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pg., s. 123.

    YanıtlaSil
  36. 586

    HADIS-I ŞERİFLER

    ۱۲۰۷ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَسْتَجِيبَ اللهُ لَهُ عِنْدَ الشَّدَائِدِ وَالْكَرْبِ فَلْيُكْثِرُ الدُّعَاءِ في الرخاء

    ( رواه الترمذي عن أبي هريرة )

    1207) «Dar ve sıkıntılı zamanlarda, her kim, Allah'ı duasını kabul eden bulup sevinmek isterse.. Geniş zamanda çokça dua etsin.»

    *

    Darda kalan herkes, dua eder.. Hatta, bazan dinsizler bile.. Aynı dualar rahat zamanda yapılmadıktan sonra, ne faydası olur?..

    Şunu da unutmamalı ki, asıl dua: Allahın emirlerini tutmaktır..

    ** Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 5. ve 13. Hadis-i Şerifte..

    ۱۲۰۸ مَنْ سَأَلَ اللهَ الْجَنَّةَ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ، قَالَتِ الْجَنَّةُ : ( اللَّهُمَّ أَدْخِلْهُ الْجَنَّةَ ) وَمَنِ اسْتَجَارَ مِنَ النَّارِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ، قَالَتِ النَّارُ : (اللَّهُمَّ أَجِرْهُ مِنَ النَّارِ ) . ( رواه الترمذى )

    1208) «Her kim, üç defa Allah'tan cenneti isterse; cennet şöyle yal-

    varır: Allah'ım, onu cennete koy.. Her kim, üç defa cehennemden kurtulmak isterse; cehennem şöyle der: Allahım onu cehennemden kurtar..>>>

    ***

    Cehennemden kurtulmak ve cennete girmek için sadece dilden iste-mek kâfi gelmez.. Emirleri yerine getirmek ve haramdan kaçmak icab eder..

    Ravi: TİRMİZİ.. Menkıbesi, 13. Hadis-i Şerifte..

    ۱۲۰۹ مَنْ صَامَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ فَقَدْ صَامَ الدَّهْرَ كُلَّهُ . ( رواه أحمد )

    1209) «Bir kimse, her aydan üç gün oruç tutarsa; yılın tümünü oruç lu geçirmiş olur..>>

    Çünkü Allah-ü Taâlâ iyi olan bir amele, on misli sevab verir.. Bu, Ayetle sabittir.. Hesabı gayet kolay..

    Ravi: İMAM-I AHMED.. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..

    YanıtlaSil
  37. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    587

    ۱۲۱۰ مَنْ صَامَ رَمَضَانَ وَأَتْبَعَهُ مِنَّا مِنْ شَوَّالٍ ، كَانَ كَصَوْمِ الدَّهْرِ .

    ( رواه مسلم )

    1210) «Her kim, ramazan ayı orucuna, şevval ayından altı gün ka-tarsa; bir sene oruç sevabı alır..>>>

    ***

    Burada da, evvelki Hadis-i Şerifte işaret ettiğimiz hesab durumu esas alınırsa, netice bu olur..

    Şevval ayının birinci günü bayramdır; o gün oruç tutmak haramdır. Diğer günlerinde tutmalı..

    ** Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..

    ۱۲۱۱ مَنْ صَلَّى الْمِشَاء في جَمَاعَةِ فَكَأَنما قامَ نِصْفَ لَيْلَةٍ، وَمَنْ صَلَّى الصُّبْحَ في جَمَاعَةٍ فَكَأَنَّمَا صَلَّى اللَّيْلَ كُلَّهُ .

    ( رواه مسلم )

    1211) «Her kim, yatsı namazını cemaatle kılarsa; gecenin yarısını ibadetle geçirmiş olur.. Ve her kim, sabah namazını cemaatle kılarsa; gecenin tümünü ibadetle geçirmiş olur..>>>

    ***

    Bu ve diğer Hadis-i Şeriflerin delâletine göre, yatsi ve sabah nama-zını cemaatle kılanlar, bütün geceyi ihya etmiş gibi sevab alırlar..

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şcrifte..

    ۱۲۱۲ مَن صَلَى عَلَى وَاحِدَةٌ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ عَشْرَ صَلَواتِ ، وَحَطَّ عَنْهُ عَشْرَ خطيئاتِ ، وَرَفَعَ لَهُ عَشْرَ دَرَجَاتٍ .

    ( رواه البخاري )

    1212) «Her kim, bana bir defa salavat okursa; Allah-i Taâlâ ona on salâvat okur.. On hatasını siler; on derece yükseltir..>>>>

    **

    Allahın salavatı, affıdır; bağışlamasıdır..

    Boş zamanlarımızı Peygamber S.A. efendimize salāvat okumakla geçirelim..

    **

    Ravi: BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i şerifte..

    ۱۲۱۳ مَنْ ضَارٌ مُسْلِماً ضَارَّ اللَّهُ بِهِ ، وَمَنْ شَاقَ شاق اللهُ عَلَيْهِ . ( رواه الترمذى )

    YanıtlaSil
  38. 104

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    ni üstün kılıncaya ve Kelimesini tamamlayıncaya kadar Allah yolun da savaştığına şehådet ederiz.

    Ey Allahım! Bizleri, Allâhın, Ona indirdiği şeylere uyan kişiler-

    den eylel Ondan sonra da, bize, bu yolda sebat ver! Onunla, aramızı bir-leştir!» diyerek düa ediyor, cemaat ta «Amin! Amin!» diyordu.

    Haşım oğullarının erkekleri, böylece namaz kıldıktan sonra oda-dan çıktılar.

    Sonra, Haşım oğullarının kadınları, oğullarının çocukları kıldılar. (702) onlardan sonra da, Haşim

    Takım takım bir kapıdan giriyor, na Peygamberimizin üzerine namaz çıkıyorlardı. (703) İmamsız olarak kendi başları-kıldıktan sonra o bir kapıdan

    Sonra, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, yanlarında Muhacir ve En-sardan, evin alabileceği kadar kişiler bulunduğu halde, içeri girip saf oldular.

    Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, ilk safda, Peygamberimizin hızasın-da durdular.

    Ey Peygamber! Selâm, Allâhın rahmet ve bereketleri Senin üze-rine olsun! (704)

    Biz, şehadet ederiz ki: Sen, Peygamberlik vazifesini tebliğ et-Ümmete nasihatta bulundun. tin.

    Allahın dinini üstün kılıncaya kadar Allah yolunda savaştın! (705)

    Ey Allâhım! Biz, Onun, Kendisine indirilenleri tebliğ ettiğine ve ümmetine nasihatta bulunduğuna, Allâh, dinini üstün kılıncaya ve Kelimesini tamamlayıncaya kadar Allah yolunda savaştığına, Alla-ha ve Onun birliğine, eşi, ortağı bulunmadığına iman ettiğine şehadet ediyoruz! (706)

    Ey İlâhımız! Resûlullâha indirilmiş olan sözlere bizi uvan kişi lerden eyle! (707)

    O, bizl, biz de, Onu tanıyıncaya kadar (708), Onunla aramızı birleştir. (709)

    (702) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 290-391

    (703) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 8. 288-289

    (704) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, п. 200

    (705) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 574

    (706) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 200

    (

    707) İbn-i Sa'd. Tabakat c. 2, s. 290, Belâzürt (708) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 290 Ensabülegraf c. 1, s. 575

    (709) İbn-i Sa'd - Tabakat c. 2, s. 200, Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 575

    YanıtlaSil
  39. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    105 Cünki, O Resûlullah, Mü'minler hakkında çok şefkatlı ve merha-metlidie

    Biz bu imanımızdan dolayı, ne bir karşılık dileriz, ne de, onun ye-rine hle bir zaman hiç bir baba ve menfeatı satın almayız!» diyerek dida ettiler.

    Cemaat ta, Amin! Amin!» dedi.

    Onlar erktaktan sonra, başkaları girip namaz kıldılar.

    Erkeklerden sonra, kadınlar, kadınlardan sonra, çocuklar (710), cocuklardan sonra da, köleler, namaz kıldılar, (711)

    Cenaze namazının kılınması, çarşamba gecesine kadar devam लार (712)

    Namazdan boşaldıkları zaman, Hz. Ömer:

    Cenazeyi ve cenaze sahiplerini, artık kendi hallerine bırakınızı (Başlarından dağılınıal) diyerek seslendi. (713)

    Peygamberimizin Gömüleceği Yerin Kararlaştırılması:

    Eshab-ı kiram, Peygamberimizi, nereye gömeceklerini de, arala-rında konuştular. (714)

    Kimi «Onu, Mescidinin içine gömelim! Gömünüz!»

    Kimi «Hayır! Eshabının yanına Bakia gömelim! (715) Gömünüz!»

    Kimisi «Mescidde Minber'in yanına gömülsün!» (716)

    Kimisi «Kıble tarafında bulunan Ağlayan Hurma kütüğünün ya-nına gömülsün (717)

    Kimisi de «Resûlullah Aleyhisselâm, nerede namaz kılar idiyse, oraya gömülsün!» dedi. (İbn-1 Kuteybe El'imâme Ves'siyâse c. 1, s. 12)

    Böylece anlaşmazlığa düştüler. (718)

    Hz. Ebû Bekir «Ona ibadet ve senâda bulunmaktan Allâh bizl korusun.

    (710) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 290

    (711) İbn-i Haldun Tarih c. 2, ks. 2, s. 63

    (712) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 574

    (713) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 292

    (714) İbn-i Sa'd c. 1, s. 12 Tabakat c. 2, s. 290, 292, İbn-i Kuteybe El'imâme vesssiyâse

    (715) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 314, Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 292

    (716) Malik Muvatta c. 1, s. 231, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. büleşraf c. 1, s. 574 293, Belázűri Ensa-

    (717) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 574

    (718) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 314, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 292,

    Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 573-574

    YanıtlaSil
  40. سوره بقره (۲)

    اشارات الاعجار

    د الذين يؤمنون بالغيب ] بو جمله نك اولكى حمله الله نضمني السحاب ابتدين مناسبت و جهادی ایم بر بو جمله مؤمناری مدح ایدر، او لکی جمله ده قرآنی مدح اید. شوهر ایکی مدح آراسنده به انقبات وار در که او آونی ایستی او اونی ایستد. چون که ایکنی مدح، برنجی مدحن نتیجه سید و برنجی مدحه و بر ها یه انيدر. وهدايتك ثمره مى و شاهديد.. و عین زمانده هدایته به بار ویجی وظیفه ی کوربیور. چونکه مؤمنهاری مدح ایتمکده، ایمانه حالمان ایچونه به تشویق وار در تشویقه ایسه بر نوع هدا يتدر.

    (الَّذِينَ) ایلہ (مُتَّقِينَ ) آراسنده کی مناسبه کالنجر: بوناکرن بری تخلیه، دیگری تخلیه در تخليه تطهير اتمك و تميز له محمدر. تحليه ايه تزيين ايتمن و سوساندير من معنا اسفه در بونار بر بریله آر قداسه اولوب، بوراده اولدیفی کی دائما بربريني تعقيب الديولي. اونك اليجون قلب تقوا الله سيئه اندن تمیز نیز تمیز لمن همه اونن آردنده ایمان ایله تزیین ابو باسن و سوساندير بالمشور.

    قرآن کریم، تخالی سید آتی اوج مرتبه سیله ذکر این دور برنجیسی شر کی ترن ایکنجیسی معاصی بی تران. انجی، ماسوا الهى ذلك اینمود. تحلیه ایسه هنات ایله اولو. حسنات ده، یا قلب ایله اولور و یا قالب و بدن ايله اولور و یا خود مال ایله اولور اعمال قلبيه نك شمسی، ایماندر. اعمال بد نير نك فهرسته سی، نماز در اعمال واليه نك قطبي، زما ندر.

    [ سؤال ] (الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ ) حال اقتضا اسنه کوره ایجاز ایرده، عینه معنای افاده لیدنه (الْمُؤْمِنُونَ ) کلمه نه نظراً الظنا بدر. اوت، (ال) حرف (الَّذِي) ايله - (مُؤْمِنُونَ ) كلمى (يُؤْمِنُونَ ) فعليها تبدیل اید یا مشدد. بواطنابك ایجازه ترجیح سببی نه در؟

    الجواب ) ( الَّذِينَ ) اسماى مبهمه دن اولد يفندن، اونی تعیین و تميز ايدن بالكز صله سيدر. ديمك بتون قیمت، صدار سنه عائد در. باشقر صفت الرنده هیچ قیمت یوقدر بوایسه، بوداده صله می اولان ايمانه بیون بر عظمت و بر مقاله انسانلاری ایمان اینجگه تشویق ایدر

    ٢٦

    YanıtlaSil
  41. أَعْمَالِ بَدَنِيه

    Amal-i bedeniye: Bedenle yapılan ameller

    أَعْمَالِ قلبية

    Amal-i kalbiye: Kalble yapılan ameller

    اعمال ماليه

    A'mal-i maliye: Mâlla yapı-lan ameller

    برهان اني

    Burhan - inni: Eserden eser sahibine, sonuçtan sebebe varma delili

    آسماي مبهمه

    Esmayı mübheme: Belirsiz isimler

    حَسَنَات

    Hasenat: İyilikler

    المناب

    Itnab: Sözü uzatma

    انصباب

    İnstbab: Birleşme, karışıma

    قطب

    Kutub: Merkez

    معاصى

    Maasi: Günahlar

    ماسواء الله

    Masivullah: Allah'dan başka her şey

    نظم

    Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi

    ثمره

    Semere: Meyve

    سيات

    Seyyiat: Günahlar, kötülük-ler

    صله Sila: "O kimse ki" gibi ism-i mevsûlden sonra gelen ve onu îzah eden cümle

    كنن

    Şems: Güneş

    شرك

    Şirk: Allah'a ortak koşma

    تعيين

    Tayin: Belirleme

    تخلي سيات

    Tahalli-i seyyiât: Günahlar-dan temizlenme

    تقوى

    Takva: Günahlardan sakınma

    تطهير

    Tathir: Temizleme

    تبديل

    Tebdil: Değiştirme

    تمييز

    Temyiz: Ayırd etme

    تزيين

    Tezyin: Süsleme

    YanıtlaSil
  42. الذين يقيون القبي Bu cimlenin evvelki cümle ile nazmını icáb ettiren münasebet vecahlen ise

    Bu cümle mü'minleri medheder, evvelki cümle de Kur'an'ı medheder. Şu her iki medih arasında bir ınsıbáb vardır ki, o onu ister, o onu ister. Çünki ikinci medih, birinci medhin neticesidir. Ve birinci medhe bir burhån-1 innidir. Ve hidayetin semeresi ve şahididir. Ve aynı zamanda hidayete bir yardımcı vazifesi görüyor. Çünki mü'minleri medhetmekte, imåna gelmek için bir teşvik vardır. Teşvik ise bir nevi' hidayettir.

    الدية ile تقنية anasındaki münasebete gelince Bunların biri diğeri تحلية dir tathir etmek ve temizlemektir. تحلي ise tezyin etmek ve süslendirmek ma'násınadır. Bunlar birbiriyle arkadaş olup, burada olduğu gibi daima birbirini ta'kib ediyorlar. Onun için kalb takvå ile seyyiättan temizlenir temizlenmez, hemen onun ardında îmân ile tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir.

    Kur'ân-ı Kerim, tahalli-i seyyiâtı üç mertebesiyle zikretmiştir. Birincisi, şirki terk; ikincisi, meâsiyi terk; üçüncüsü, mâsivåullâhı terk etmektir. تخليه ise hasenât ile olur. Hasenåt da, ya kalb ile olur veya kalıb ve beden ile olur veyahud mal ile olur. A'mål-i kalbiyenin şemsi, îmândır. A'mâl-i bedeniyenin fihristesi, namazdır. A'mål-i mâliyenin kutbu, zekâttır.

    Sual: آلذينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ hål iktizasına göre îcâz ise de, aynı ma'nâyı ifade eden المؤمنون kelimesine nazaran itnâbdır. Evet, ) ال ( harfi الذي ile مؤمنون kelimesi يُؤْمِنون fiiliyle tebdil edilmiştir. Bu itnâbın îcâza tercih sebebi nedir?

    Elcevab: الذين esma-yı mübhemeden olduğundan, onu ta'yîn ve temyiz eden yalnız sılasıdır. Demek bütün kıymet, sılasına aittir. Başka sıfatlarında hiç kıymet yoktur. Bu ise, burada sılası olan îmâna büyük bir azamet vermekle. insanları îmân etmeye teşvik eder.

    YanıtlaSil
  43. de kimsey eyi bırakmadınız, değil mi? Kimse aç kalmasın da.."

    sına yöneldi:

    RYET

    birkaç sefer dolaş Barn gozlerimisahrlerinin uzerinde hizla aştı. Fakat aradığına rastlayamayınca üzgün bakışlarla kervan-

    TARITE BOUN

    -632-Sevgili Peygamberimizin (asm) vefatı.

    1949 - Emekli Sandığının kurulması.

    1951 - Türkiye'de ilk kalp ameliyatı GATA'da yapıldı.

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BİR HADİS

    Kişiyi arkadaşından tanıyın.

    İbni Adiyy

    Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder.

    Sözler

    HİCRÍ: 2 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 26 MAYIS 1440

    HIZIR: 34 - GÜN: 160 KALAN: 206 - GÜN. UZ.: 1 DK

    Davetine uvmavan kimse

    Allah sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Bakara Suresi: 149

    8

    YanıtlaSil
  44. TARİHTE BUGÜN

    1098 - Birinci Haçlı

    seferi: 8 ay süren kuşatma sonunda Antakya Haçlıların eline geçti.

    1277 - Türkçenin resmî dil olarak kabulü.

    1889 - İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.

    1925 - Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.

    2006 - Karadağ kuruldu.

    HAZİRAN

    03

    SALI

    1446

    7 ZİLHİCCE

    RUMI: 21 MAYIS 1441

    HIZIR: 29

    messių

    BİR AYET

    Biz dağları onun emrine verdik ki, akşam sabah onunla beraber tesbih eder, kuşlar da onun etrafında toplanırdı...

    (Sad: 18.)

    BİR HADİS

    Kim ki gönül hoşluğuyla ve kestiği kurbanın sevabını Allah'tan umarak kurban keserse bu onun için Cehennem ateşine karşı

    perde olur. Taberanî

    Kudsî farizayı ve din-i İslâmın kudsî ve semavi kongresi hükmünde olan bu hacc-ı ekberi büyük bir bayramın arefesi noktasında olarak bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Emirdağ Lahikası

    İmsak Günes Dala İkindi the

    YanıtlaSil
  45. بسم الله الحر الحيم

    VEDA HUTBESİ

    (Bu hutbe, M. S. 632 yılında Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz tarafından yüz bin'i aşkın müslümana irad edilmiştir. Hz. Peygamber Allah'a hamd ve senådan sonra şöyle buyurdular:)

    Ey insanlar!

    Sözümü lyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğim. İNSAN-LAR! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız na-sıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddes-tir, her türlü tecavüzden korunmuştur.

    Ashabım:

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bu günkü her hal ve ha-reketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu va-siyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

    ASHABIM! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine ver-sin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin ädetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kal-dırdığım faiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. ASHABIM! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da ta-mamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmutta-lib'in torunu (amcazâdem) Rebia'nın kan davasıdır.

    İnsanlar!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve haki-miyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat siz; bu

    YanıtlaSil
  46. kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyar-sanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bun-lardan da sakınınız!

    İNSANLAR: Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'dan korkmanım tavsiye ederim. Siz kadınları, Tanrı ema-neti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına sös vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, on-ların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerinde-ki hakkınız, onların, aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiç bir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer râzi olmadığınız herhangi bir kimseyi alle yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp sakındırabi-Ursiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir ge-kilde, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.

    Mü'minler:

    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'ân'dır. Mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşini-ze ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helâl değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.

    rinizde hakkı vardır.

    ASHABIM! Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üze-

    İNSANLAR! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını (Kur'ânda) vermiştir. Vårise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşe-Linde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Ba-basından başkasına alt soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisába kalkan nankör. Allah'ın gazabına, meleklerin lånetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İnsanlar!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuk-larısınız, Adem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanı-nız, Ona en çok saygı göstereninizdir. Arabın arap olmayana - Al-lah saygısı ölçüsünden başka bir üstünlüğü yoktur. İNSANLAR! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    - Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun, diye şahadet ederiz.» (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldıra-rak, sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu:) Şahid ol yå Rab! Şahid ol ya Rab! Şahid ol yå Rab!

    YanıtlaSil

  47. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    85 1 Çoğu sekir veren şeyin azından da nehyediyorum. Hz. Amr ibni Sa'd (r.a.)
    85 2 Allah (z.c.hz.) bir şeyi bir kula takdir ettiğinde, onu çevirecek hiçbir şey yoktur. Hz. Muhallet ibni Ukbe (r.a.)
    85 3 Allah (z.c.hz.) kullara nikmet (musibet) murad ettiğinde, çocuklar ölür, kadınlar doğurmaz ve içlerinde rahmete şayan bir kimse yoksa başlarına belâ gelir. Hz. Huzeyfe ibni Yemani (r.a.)
    85 4 Allah (z.c.hz.) bir kulu helâk etmek murad ettiğinde, önce ondan "haya" alınır. O zaman o kimse buğza lâyık olarak Allah'ın huzuruna mülâki olduğunda kendisinden "emanet" alınır. Ve hain tanınır. Böyle olunca "Rahmetten tard" olunur. O zaman lânete lâyık hale gelmiş olur. Ve o zamanda "İslâm hırkası" üzerinden alınır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    85 5 Allah (z.c.hz.) bir ev halkını sevdiğinde, aralarında mülâyemet kaim olur. Hz Cabir (r.a.)
    85 6 Allah (z.c.hz.) bir kavmi sevdiğinde, onlara belâ musallat eder. Sabreden mükâfata nail olur, sızlanan da cezaya. Hz. Muhammed bin Lebid (r.a.)
    85 7 Allah kulunu sevdiğinde, rızkını yetecek kadar verir. Hz. Ali (r.a.)
    85 8 Allah bir kulu sevdiğinde, mescide kayyum eder. Sevmezse hamama hizmetçi eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    85 9 Allah, bir kula hayır murad ettiğinde, onu müptelâ eder. Ve ona meşgul olacak mal ve evlâd bırakmaz. (Kendisi ile meşgul eder.) Hz. Utbe (r.a.)
    85 10 Allah (z.c.hz.) bir Peygambere bir geçimlik verdiğinde ve onu da ahirete aldığında, bu geçimlik, onun yerine geçenindir (halifenin). Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    85 11 Allah (z.c.hz.) kuluna bir nimet verdiğinde, o nimetin eserinin o kul üzerinde zahir olmasını sever. Hz. İmran ibni Hasin (r.a.)
    85 12 Allah (z.c.hz.) hilâfet için kul yarattığında alnını mesh eder. Hz. Enes (r.a.)
    85 13 Allah (z.c.hz.) bir ümmete gadab edip azab vermemiş ise, zahireleri pahalanır, ömürleri kısalır, tüccarları ticaret edemez, yağmurları azalır ve başlarına da şerirleri musallat olur. Hz. Ali (r.a.)
    85 14 Allah (z.c.hz.) hilâfet için kul yarattığında nasiyesini (alnını) mesh eder ve onu sevmiyen göz olmaz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    85 15 Allah (z.c.hz.) ehli arza belâ verdiğinde, camileri ibadetle şenlendirenlere bunu uğratmaz. Hz. Enes (r.a.)
    85 16 Allah (z.c.hz.) Bana bir horozdan bahsetmeme izin verdi. Ayakları arza batmış, boynu Arşı Alânın altında bükülmüş, O horoz diyor ki: "Seni tesbih ederim. Şanın ne büyüktür." Buna cevap verildi ki: "Allah'a yalan yere yemin edenler O'nun azametini bilemez." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil
  48. 76

    OSMANLI HUKUK TARIHINDE MECELLE

    kat-ı hazret-i zillullahi ile tevgih ve tezyini makrun-ı müsadei senty ye-i cenab-ı şehingahi ve emaåline tevfikan tab ve temaillyle negir ve ilanı muvafik-ı emr u ferman-ı hümayun-u hazreti padişahi yurulur ise icabı tera edileceği ifadesiyle tezkerei senkveri terkin olundu efendim.

    5 Şevval 1201 (15 Kasım 1874)

    Sadaret tezkeresinin arzından hemen bir gün sonra yani 6 Bev val 1291 (16 Kasım 1874) tarihini taşıyan irade-i seniyye ile Me celle'nin onikinci kitabı da, Ceydet Paga Yanya'da iken meriyyete girmiş oldu".

    K. EL-SULH VE'L-IBRA'NIN MUHTEVAM

    Bir mukaddime ile dört babdan müteşekkildir. Mukaddimede (1531.-1538. m.) bazı fıkhi tabirler yer almaktadır. Bu tabirler şunlardır:

    Sulh: Bitterůzí nizāı ref'eden bir akiddir ki jeab ve kabul ile münakid olur.

    Musalih: Akd-i sulh eden kimsedir.

    Musalch'un aleyh: Bedel-i sulh demektir.

    Musalch'un-anh: Müddea-bih olan şeydir.

    Ibra-i iskat: Bir kimse diğer kimesnede olan hakkının tama mını ıskat yahut bir miktarını hat ve tenzil ile ol kimeaneyi beri kılmaktır.

    Ibra-i istifa: Bir kimse diğer kimesneden hakkını kabz ve isti fa eylemiş olduğunu itiraf etmekten ibaret olarak bir nevi ikrardır.

    Ibra-i hass: Bir hane yahut bir çiftlik veyahut bir elhetten do layı alacak davası gibi bir hususa müteallik davadan bir kimesneyi ibra etmektir.

    Ibra-i âmm: Kåffe-i deåviden bir kimesneyi ibra etmektir.

    1. Bab (1539.-1544. m.) Sulh akdi ve ibra edenler hakkındadır. 2. Bab (1545.-1547. m.) Müsaleh'un aleyh ile müsalch'un anh'in bazı hâl ve şartlarına dairdir.

    3. Bab musalehun-anh hakkında iki bölümdür. 1. Bölüm (1548.. 1551. m.) ayni şeylerde sulh. 2. Bölüm (1552.-1555. m.) Alacaktan ve sair haklardan sulh olmak hakkındadır.

    4. Bab sulha aid hükümler ve ibra hakkında iki bölümü ihtiva eder. 1. Bölüm (1556.1560. m.) Sulh hükümlerine dair meseleler, 2. Bölüm (1561.-1571. m.) İbra hükümlerine dair olan meseleler.

    64. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pg., . 123.

    65. Aynı yer.

    YanıtlaSil
  49. 13. KİTAB (K. EL-İKRAR)

    12. kitabın tedvininin bitişini takiben Yanya valiliği ile vazife-lendirilen A. Cevdet Paşa 8 Cemaziyulevvel 1292 de (12 Haziran 1875) Maarif nazırlığı vazifesi ile İstanbul'a dönmüş, aynı senenin Zilka'de ayının 2 sinde Adliye nazırlığına tayin olunmuştur. İşte Mecelle'nin 13. kitabı, Cevdet Paşa'nın adliye nazırlığı zamanında hazırlanmış ve 5 Muharrem 1293 (1 Şubat 1876), 20 Kânûn-1 sâni 1291 tarihli Cemiyet mazbatası ile sadarete takdim olunmuştur. K. el-Ikrara aid olan Cemiyet mazbatasında diğer kitapların maz-batalarında olduğu gibi Cemiyet azalarının isimleri yer almamakta sadece Cemiyet-i Mecelle mührünü taşımaktadır".

    Sadrazamlığın 9 Muharrem 1293 (5 Şubat 1876) tarihli arz tezkeresi ile K. el-İkrar'ın da diğer kitaplar gibi imzalanıp mühür-lenerek meriyyete girmesi hususu padişahın tasvibine arzolunmak-tadır".

    Bu arz tezkeresinin takdiminden ancak dört ay sonra yani 8 Cemaziyelevvel 1293 (1 Haziran 1876) de Mecelle'nin 13. kitabı olan K. el-İkrar'ın meriyyete girdiğini bildiren irade-i seniyye isdar olun-muştur". Usûlen sadaretin arz tezkeresinden hemen bir veya bazan da iki gün sonra iradeler isdar olunmakta iken bu kitabın iradesinin bu kadar uzun müddet gecikmiş olması hususunda her hangi bir kanaata varamadım. Yalnız Sultan Abdülaziz'in bu iradeden dokuz gün sonra hal' edilmiş olması daha önceki aylarda da bu hal'e dair çalışmaların mevcudiyeti belki bu gecikmeyi icah ettirmiştir.

    K. EL-IKRARIN MUHTEVASI

    Diğer kitaplarda mevcut olan mukaddime kısmı bu kitapta yok-tur. Kitap dört bab üzere tedvin olunmuştur.

    1. Bab (1572.1578. m.) İkrarın şartları.

    2. Bab (1579.-1586. m.) İkrarın sıhhatinin şekilleri hakkın-

    dadır.

    3. Bab, ikrarın hükümleri hakkındadır, üç bölümü ihtiva eder. 1. Bölüm (1587.1590. m.) Umumî hükümler. 2. Bölüm (1591.-1594. m.) Mülkü nefy ve nâm-ı müstear. 3. Bölüm (1595.1605). m.) Hastanın ikrarı hakkındadır.

    4. Bab (1606.1612. m.) Yazı ile ikrar hakkındadır.

    66. Arşiv. Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 134.

    67. Arşiv. Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 134.

    68. Aynı yer.

    YanıtlaSil
  50. باب صفة النار واهلها

    CEHENEM VE CEHENNEMLİKLERİN ÖZELLİKLERİ

    Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle bu yurmuştur:

    "Cehennem'in üzerinde bin yıl ateş yakıldı ve kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı akkor haline geldi. Sonra bin yıl daha yakıldı, kapkara oldu. Artık o, karanlık bir geceyi andırmaktadır."

    Şu olay Yezid b. Mürsid hakkında anlatılmaktadır:

    O, sürekli ağlar gözyaşları hiç dinmezdi. Kendisine bunun sebebi so-rulunca şöyle dedi:

    "Şayet işlediğim bir günah sebebiyle Allah beni sonsuza dek hamama kapatacağını bildirmiş olsaydı gözyaşlarım hiç durmazdı. Üç bin sene boyunca yakılıp kızdırılmış olan cehenneme kapatacağını haber verdiğine göre, gözyaşlarım nasıl dursun ki?!"

    Mücahit (ra) diyor ki:

    "Şüphesiz cehennemde bir takım kuyular bulunmaktadır. Bu kuyu-larda deveboynu gibi kalın yılanlar ve katır gibi akrepler vardır. Cehen-nemlikler ateşten kurtulmak için bu yılan ve akreplere kaçarlar. Onlar da ağızlarıyla insanları yakalayıp, baştan aşağıya derilerini yüzerler. Onların kurtuluşu yine ateşe kaçmalarıdır."2

    Tirmizi, 2591

    Ibn Ebi Şeybe, Musannef, 34142

    YanıtlaSil
  51. TENBIHUL GAFILIN

    17

    Abdullah b. Cübeyr'in rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (sav)'in şöyle buyuruyor

    "Cehennemde deveboynu gibi kalın yılanlar vardır. Onların ısırığının acum kırk yıl sürer. Yine cehennemde katır gibi akrepler bulunmaktadır ki, onlardan birinin sokması insana kırk yıl acı verir."

    Ibn Mes'ud (ra) anlatıyors

    "Sizin bu dünyada yaktığınız ateş cehennem ateşinin yetmişte biri dir. Şayet o iki kere suya daldırılıp çıkarılsa ondan hiçbir şekilde fayda lanamazdınız.

    Mücahit diyor ki: "Sizin bu ateşiniz cehennem ateşinden Allah'a sığı

    Resulullah (sav) şöyle buyuruyor

    أهْوَنُ أَهْلِ النَّارِ عَذَاباً مَنْ لَهُ نَعْلُ وَشَرَاكَانَ مِنْ نَارٍ يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ كَمَا يَغْلِي الْمِرْجَلُ، مَا يَرَى أَنْ أَحَداً أَشَدَّ مِنْهُ عَذَابًاً وَإِنَّهُ أَهْوَنُهُمْ عَذَاباً

    "Cehennemde azabı en hafif olan kimsenin durumu şudur:

    "Cehennemliklerin azab cihetiyle en hafif olanı, ayağında ateş ten bir nalın ve nalın bağı olan kimsedir ki, ayağındakiler sebebiyle, tıpkı tencerenin kaynaması gibi, başında dimağı kaynar. Öyle ta hammülfersa bir azab duyar ki, azabca insanların en hafifi olduğu halde, kendinden şiddetli azab çeken olmadığını zanneder."

    Amr b. Ås (ra) anlatıyor:

    "Cehennemlikler cehennem bekçisi olan meleği (Malik) çağırırlar. Kırk yıl sonra onlara şu cevap gelir: "Siz orada (ebediyen) kalacaksı-

    Sonra onlar Allah'a şöyle yalvarırlar:

    رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ

    Ahmed, Müsned, 4/191

    Bulunamadı

    Buhart, Rikak 8, Müslim, Iman 363.1 (ar)); Tirmizi, Cehennem 1a, (2607)

    Zuhruf 77

    YanıtlaSil
  52. 118

    Celaleddin-i Rumi

    de bulunmuştur. İslam ülkelerinde inançlı ve aydın insanlar ve halk arasında İslâm Birliği düşüncesi gittikçe güç kazanmaktadır. Batı dünyası da, bu düşüncenin güçlenmemesi ve destek bulmaması için elinden gelen çab çabayı göstermektedir. 20.yy sonlarında Sovyetler Bloku'nun dağılmasından sonra, dünyada komünizm tehlikesi kalmayınca, yerine yeni bir tehlike icad edildi: İslâm. Bu düşüncenin destek bulması için İslâm'a bir sıfat eklendi: "Radikal İslâm" (aşırı veya kökten dincilik). Bunun felsefi alt yapısı da hazırlandı. Buna medeniyetler arası (aslında dinler arası) ça-tışma dendi ve bunun kaçınılmaz olduğu savunuldu. İslâm, adı üzerine barış dinidir. Dünyada savaşı ve bozgunculuğu, anarşiyi istemez. Şavaşı ancak meşru savunma ola-rak kabul eder. Buna rağmen dünyada barış istiyenlerin sesleri, savaş isteyenler kadar gür çıkmamaktadır. Çünkü savaş, çok defa güçlülerin menfaat ve politikaları olmaya devam etmektedir. İslâm dünyasına düşen görev, İslam'ı doğru anlamak ve anlatmak-tır. İslâm dünyası, öncelikle kendi birliğinin zorunluluğunu kabul edip bunun gereklerini yerine getirmek zorundadır. Aksi halde, geç-mişte olduğu gibi şimdi ve gelecekte Ye'cüc ve Mecüc'ler eksik olmayacak ve bunlar dünyayı sahipsiz görerek istilā için bahane bulmakta zorluk çekmeyeceklerdir.

    Celaleddin-i Rumi جلال الدین رومی : )Mevlana

    Celaleddin-i Rumi) Asıl adı Muhammed Celaleddin'dir. Konya'daki türbesinin mezar kitabesinde: "Belh'li Hüseyin oğlu Muham-med'in oğlu Muhammed" şeklinde ismi ya-zılıdır. Mevlâna Celaleddin'in doğum tarihi kesin bilinmemekle beraber genelde mi.1207 olarak kabul edilmektedir. Doğum yeri olan Belh şehri, o zamanlarda, bugünkü Afganis-tan'ın kuzey sınırları içinde kalan bölgede bulunan önemli bir şehirdi. Bugünkü Belh ise, o devirdeki şehre göre çok küçük kalır. Şimdi ona yakın yerde Mezar-ı Şerif şehri vardır. Belh, o devirde Harizmşahlar devle-ti'nin hakimiyetinde bulunan bir İslâm şeh-riydi. Celaleddin'in babası Bahaeddin Veled, Belh'de tanınmış büyük bir din âlimi idi. "Sul-tan-ul Ülema" (Alimlerin Sultanı) ünvanıyla anılmaktaydı. Celaleddin, çocukluk çağın-da eğitimini babasından ve babasının yakın dostlarının gözetiminde aldı. Biraz büyüyün-ce, babasının ders verdiği medreseye gitmeye başladı. Belh'den ailece göç ettikleri zaman

    YanıtlaSil
  53. 118

    Celaleddin-i Rumi

    on dört yaşlarında idi. Bu göçün sebebi, önce ailece hacca gitmek, sonra, Cengiz ve Hula-gü belasından uzak bir İslam ülkesine yer-leşmekti (bkz.Cengiz, Hulagu). Hac dönüşü, Anadolu Selçuklu Devleti'nin baş şehrine ya kın bir şehir olan Larende'ye (Karaman) gelip yerleştiler. Celaleddin, on sekiz yaşlarında iken, burada evlendirildi. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykübat'ın dâveti üzerine ailece Konya'ya gelip yerleştiler. Kendileri-ne bir medrese tahsis edildi. Mevlâna'nın babası Bahaeddin Veled, Konya'da iki yıl bu medresede müderris (ders hocalığı) görevi ni yürüttükten sonra seksen beş yaşlarında dört yaşlarında olan oğlu oldu. Yerine, yirmi dört yaşla Celaleddin Muhammed (Mevlâna) görevlen dirildi. Babasının Belh'deki yakın dostu ve müridi (öğrencisi) olan Seyyid Burhaneddin, bu sıralarda Konya'ya gelmişti. Şeyhinin oğlu Celaleddin ile yakından ilgilendi. Onun dini ilimleri yeterince bildiğini gördü, fakat bunu yeterli bulmadı. Onun tarikat ve tasavvuf yolunda da yetişmesini, bu mânevi makam-larda da ilerleyip olgunlaşmasını istedi. Bu konuda ona rehberlik etti ve böylece Celaled-din, Seyyid Bürhaneddin'in müridi oldu. Bu, dokuz yıl sürdü. Şeyhi kendisine, "Benim gö-revim bu noktada bitiyor. Bundan daha ileri-si benim işim değildir. Sen kendine başka bir rehber bulacaksın", yolunda telkinlerde bulu-narak Konya'dan ayrıldı. Bu sırada Konya'ya başka bir derviş daha geldi. Mevlânâ ile kar-şılaştı. Tanışıp görüştüler. Bu gelen, Tebriz'li Şemseddin'di (Şems-i Tebrizî). O da, uzun zamandan beri kendine yeni bir mürşid, bir rehber arayışı içinde idi. Tebrizli Şemseddin ve Mevlâna Celaleddin, aradıklarını birbirin-de buldular. Hem dost, hem birbirlerine mür-şid (rehber) ve mürid (öğrenci) oldular. Kar-şılıklı ve baş başa sohbet, tefekkür, zikir ve fikir çalışmalarına başladılar. Bu hal aylarca sürdü. Bu süre boyunca Mevlânâ Celâleddin, medresedeki ders ve vaazlarını, talebelerini bıraktı. Bu durum, halkta ve öğrencilerinde hoşnutsuzluk ve şikâyetlere sebep oldu. Teb-riz'li derviş Şemseddin, bunun sorumlusu olarak suçlandı. Bunun üzerine Tebrizli Şems ortadan kayboldu ve gizlice Konya'dan ayrıl-dı. Mevlâna yalnız kaldı. Oğlunu onu arama-ya gönderdi. Mektup yazarak dönmesini rica etti. Uzun arayışlar sonunda oğlu Veled onu Şam'da buldu. Onu Konya'ya dönmeye ikna etti. Birlikte Konya'ya geri döndüler. Tebriz'li

    YanıtlaSil
  54. mi

    ce

    r

    a-

    P

    a

    e

    a

    119

    Celaleddin-i Rumi

    Sems'in bu ikinci dönüşünden bir süre sonra şikayetler yine başladı. Şems, tekrar ortadan kayboldu. Fakat artık izine hiç rastlanmadı. Bazı kaynaklar bu ikinci kayboluşu bir cinayete

    kurban gitmekle açıklar. Mevlâna'nın manevi yükselme ve olgunlaşmasının son basamak-larına bu Şems-i Tebrizî'nin rehberliği ile ger-cekleşti. Mevlâna, ondan sonra tasavvufi şiir-Jer yazmaya, dostlarıyla sohbetlere ve derslere başladı. O artık Allah (c.c.) sevgisi ve coşkusu ile dolu bir süfi olmuştu. Gece gündüz söyler, sohbet eder, anlatırdı. Konuşmaları, şiirleri. sohbetleri, kendisinden sonra halifesi olarak makamına geçen Hüsameddin Çelebi ve oğlu Sultan Veled tarafından yazıya geçirilip kitap-lastırıldı. Bu sekilde yazma ve kitaplaştırma çalışmaları sonunda 25 618 beyitten meydana gelen ve 6 cilt tutan Mesnevi, yine şiir (gazel ve rubai) seklinde yazılmış olan, 30 000 den fazla beyitten meydana gelen ve 21 divandan oluşan Divan-ı Kebir (Büyük Şiir Kitabı), Mev-lána'nın vaaz ve öğütlerinden derlenen, 76 bö-Jümden oluşan Fihî Mafih (Ne varsa Ordadır) adlı eser, Arapça ve Farsça yazılmış 7 hutbeden meydana gelen Mecâlis-i Seb'a, devrin ileri gelenlerine, devlet adamlarına, dostlarına ve müritlerine Mevlâna'nın yazdığı 147 mektubu içine alan Mektubat (Mektuplar) adlı eser, hep bu şekilde kitap haline gelen Mevlânâ Celâled-din'in (k.s.) eserleridir.

    "Mevlână Celâleddin-i Rumi" deyiminin Türkçe karşılığı "Anadolu'lu Celâleddin Efendimiz" demektir. Belh doğumlu (Belhi) olmakla beraber, çocukluk hayatı dışında bütün hayatı Anadolu'da (Konya'da) geçen Mevlânâ Celaleddin, ölünceye kadar burada kaldı. Eserlerini burada verdi, müridlerini burada yetiştirdi, burada evlenip çoluk çocuk sahibi oldu. Medresesi ve türbesi de burada-dır. O gerçekten ve haklı olarak Anadolu'nun bir büyük evlâdı, Anadolu'lu (yani Rumî) ol-muştur. O zaman Anadolu'ya "Diyar-ı Rum" (Rum Ülkesi) denmekteydi. Rumi, Anado-lu'lu mânâsındadır.

    "Mevlâna" demek "Efendimiz" yâni, büyüğü-müz, rehberimiz mânâsında saygı ifade eder. Mevlâna'nın hayatını ve görüşlerini anlatan-lar, onun büyük bir sûfi (tasavvufçu) oldu-ğunu belirtir ve "Vahdet-i Vücûd" (Varlığın Birliği) görüşünü benimsediğini ileri sürerler (bkz. Tasavvuf, Vahdet-i Vücûd). Fakat felse-fecilerin anladığı "Vahdet-i Vücûd" görüşü

    YanıtlaSil
  55. C

    Celaleddin-i Rumíile tasavvufçuların, buna taban tabana zıd olan, "Vahdet-i Vücûd" anlayışları arasında-ki temel farkı ya görmez veya görmezlikten gelirler. Diğer büyük süfiler (tasavvufçular) gibi, Mevlâna'ya Vahdet-i Vücûd'çu (monist) deyip farklı taraflara çekenler, "Şeriat ölçü lerini zaman zaman aşıp geçiyordu" diyebil-mektedirler. Şeriat ölçüleri, Kur'an ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sünnetidir. Onların bu iddialarını Mevlânâ'nın şu sözleri, o günden bugüne yalanlayıp durmaktadır: "Yaşadığım müddetçe Kur'an'ın hizmetkârıyım. Hz.Mu-hammed'in (a.s.m.) yolunun tozuyum. Birisi, benim sözlerimden başka bir söz nakleder-se o kimseden de, o sözden de bizarım." Ve yine, "Vahdet-i Vücûd" görüşünden hareket-le, (hâşa) insanı, Tanrı'nın bir görüntüsüdür diye ilâhlaştıranlara Mevlânâ'nın şu sözü de yeterli bir cevaptır: "Ben kulum, bir zayıf kul. Kulluğumu gereği gibi yerine getiremediğim için mahcûbum, başımı öne eğdim. Her köle âzât edilince sevinir. Ya Rabbi, ben sana kul olduğum için seviniyorum."

    Bazı büyük süfilerin coşkunluk anlarında, kontrolü kaybettikleri zaman söyledikleri bazı sözler, meselâ "Ene'l Hak" (Ben Tanrıyım) gibi sözleri gösterip bunu insanı, (aslında kendi benliklerini) tanrılaştırma bahanesi olarak kullananlara Mevlâna'nın cevabı şudur: "Hani duvardan bir ses duyarsın ya, bilirsin ki duvar-dan gelmiyor o ses, duvarı söyleten biri var. Ermişler (evliya) da böyledir işte. Onlarda kıl kadar bir varlık bile kalmamıştır (kendilerini hiç yerine (koyarlar). Allah'ın (c.c.) sonsuz gü-cünün elinde bir kalkana benzerler. Kalkanın hareketi kendiliğinden değildir. Kalkan der ki: "Ben arada yokum, hareketim Allah'ın (c.c.) gücünün hareketinin eseridir. "Ene'l Hak" (Ben Tanrıyım) demenin anlamı da budur işte." (Fihî Mafih'ten).

    Bu da Mevlâna'nın bir sözüdür: "Nefsin hevâ ve hevesine uyan, rahatına düşkün olan, bir şeyden çabuk usanıp vazgeçen, kendisinden emin olmayan, zahmetlere katlanamayan, yalnız dünya hayatını isteyen kişi, gerçeğin il-mine varamaz. Allah'ın (c.c.) ihsanına şükre-den, O'nun takdir ettiğini yüce bilen, nefsin aşağılık hazlarından, kendini beğenmekten Allah'a (c.c.) sığınan kişi ise, bu ilme kavu-şur." (Mesnevî, cilt 3, Başlangıç Bölümü).

    Mevlânâ, hayatının son günlerinde hasta ya-tağında, baş ucunda toplananlara şunu vasi-

    YanıtlaSil
  56. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    106

    Biz, Resûlullâh Aleyhisselâmın kabrini aramızdan çıkarıp B kadar götürmeyi de, hoş bulmayızı» dedi.

    «Öyle ise, Ey Ebû Bekir! Senin görüşün nedir? diye 719)

    ( Hz. Ebû Bekir «Kendisinden işitip te, unutmadığım Hadi Resûlullah (A.S.)

    (Allah, blr Peygamberin Ruhunu, gömülmesini istedigi yorio başkasında almaz!) buyurdu.» dedi. (720)

    Peygamberimizin, bu hususta:

    Bir Peygamber'in rûhu, gömüleceği yerden başkasında al maz! (721)

    «Hiç bir Peygamber'e, nerede vefat etmişse, oradan başka yerde kabir kazılmaz!» (722)

    Hiç bir Peygamber, içinde can verdiği yerden başkasında go mülmemiştir. buyurduğu da, rivayet edilmiştir, (723)

    Eshab, Hz. Ebû Bekir'e Öyle ise, Resûlullah, nereye gömülecek?. diye sordular.

    Hz. Ebû Bekir «Üzerinde vefat etmiş olduğu yere!» dedi. (724) «Vallahi, biz, senin hükmüne râzıyız. Sen, sözünle ikna ettin dediler. (İbn-i Kuteybe-El'imâme vesslyåse s. 12)

    Böylece, Hz. Aişe'nin evinde Peygamberimizin yattığı döşeğin el tının kabir olmak üzre kazılması kararlaştı. (725)

    Hz. Aişe'nin Gerçekleşen Rü'yası

    Hz. Aişe, rü'yasında, gökten üç Ay'ın evine düştüğünü görme, bunu, babası Hz. Ebû Bekir'e anlatmıştı. (726)

    Hz. Ebû Bekir «Sen, bunu, neye yordun?» diye sormuştu.

    Hz. Aişe «Resûlullâh Alehisselâmın bir oğlu olacağına yordum!» deyince, Hz. Ebû Bekir, susmuş. (727), sonra da «Eğer, rü'yan så-dıksa, yer yüzü halkının en hayırlısı olan üçü, senin evine gömülecek-tir! demişti. (728)

    (719) İbn-i Kuteybe El'imâme vessiyâse c. 1, s. 12

    (720) Tirmizi Sünen c. 3, s. 338

    (721) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 314, İbn-i Mace Sünen c. 1, 8. 521

    (722) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 7

    (723) Malik Muvatta c. 1, s. 231

    (724) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 292

    (725) İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 174 (

    726) İbn-i Sa'd Tabakat c, 2, s. 293, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 572-573 (727) İbn-i Sa'd Tabakat

    c. 2, s. 293-294 (728) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 573

    YanıtlaSil
  57. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    107 Peygamberimiz vefat ettiği zaman, Hz. Ebû Bekir, Hz. Aişe'ye (729) «Bu, senin rüyada gördüğün üç Ay'dan birisi olup onların en hayırlısı idi. (730)

    Ay'larının en hayırlı olanı, vefat ettirilip götürüldü!» dedi. (731)

    Sonradan, Hz. Ebû Bekir'le Hz. Ömer'in de, Hz. Aişe'nin evinde Peygamberimizin yanına gömülmeleri, Hz. Aişe'nin rü'yasını tama-miyle gerçekleştirmiştir.

    En sağlam rivâyete göre: Peygamberimizle Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in kabirleri aşağıda görüldüğü üzere Peygamberimizinki Kıbleye doğru biraz ileride olup Hz. Ebû Bekir'in başı, Peygamberi-mizin omuzları hızasında, Hz. Ömer'in başı da, Hz. Ebû Bekir'in omuz-ları hızasında bulunmakta idi.

    Peygamberimizin Kabrinin Ravza-1 Mutahhara'daki Duruşu:

    Kıble (Cenub)

    النبي صلى الله عليه وسلم

    Şark (Doğu)

    أبو بكر رضى الله عنه

    Garb (Batı)

    عمر رضى الله عنه

    Şimal (Kuzey)

    (Semhûdi-Vefâül vefa. c. 2, s. 550-551)

    Peygamberimizin Kabrinin Kim Tarafından ve Ne Şekilde Kazıldığı?

    Medine'de iki türlü kabir kazıcı olup onlardan biri, kabrin Lahd tarzında olanını, diğeri de Şakk tarzında olanını kazardı. (732)

    Tabakat c. 2, s. 294, Belâzüri Ensabüleşraf s. 1, s. 573

    (729) İbn-i Sa'd

    (730) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 573

    (731) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 294

    (732) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 295

    YanıtlaSil
  58. سوره نقره (۲)

    اشارات الاعجار

    اما ( مُؤْمِنُونَ ) كلم منه بدل، فعل صیغه سیاله ( يُؤْمِنُونَ ) تك ترجيحي، ايمان فعلاني خيال نظرين كو يترقب كيفيتك تصویر ابد يلمه سنه، داخلی و خارجی دليلدك تجلسله اعانك استمرار ودوام ايله تجدد ايتمنه اشار تدر، اون، دلائلك ظهوری نسبتنده ایمان زیاده بشیر، تجد داد. دايت

    ( بالغيب ) یعنی نفاقي، اخلاص قلب ایله ایمان ایدیولی و یا ایمان ادیان شیار غائب او طفله برابر ایمان ايد بیورلی و یا خود غائبه و یا عالم غیبه ایمان ایدیولر.

    ایمان، رسول اكرم عليه الصلاة والسلامة تبليغ ابتديگي ضروريات دينيه لي تفصيلاً . و ضرورياتك

    غير يني اجمالاً تصديقه اتمكدن حاصل اولان بر نور در.

    سؤال ؟ ) عوام ناسدن حقائقه دینه یی تغییر ایدن آنجه یوزده به در

    الجواب ) تعبير اتم مى بیلمه منه دلیل اولا واز اون چوقه دفعه لسانه، انسانك تصور اتند به اینجه لرینی تعبیر دن عاجز اولدیغی کی قلبندہ کی و وجدانندہ کی اینجه کرده انسانك عقلنہ کو رونز . حتى بلاغت داهیارنده تاکی کی برذات، امرئ القيس و يا باشقه بر بدونينك ابراز ایتدیگی بلاغت اینجه لرینی قادرا ما شده. مع هذا، إيمانك وار اولوب او لما ديفي صور غوایله آثلا شیایی. مثلا عالمی بر آدمه بتون جهتهری ایله اجزا سيله، قدر تنده و تصرفنده بولونان من انعك يارا تريفي بو عالمك، بر جهنده صانعي او لعب او لما ديفي حقنده به صورغو يا بلديفى زمان هم به جهنده دگلدر، اولا و از دید ؟؟ بر فیدر چونکہ نفی جهتنك، يعنى صانعز أولا ما يا جغتك اونك وجداننده ثابت اولديغنه

    دلالت ایدر

    ايمان، سعد تفتازانينك تفسيرين كوره جذاب حقك ايسته دیگی قولنك قلبنه، جزو اختيارينك حرفند ن موكره القا ایتدیگی بر نور در دینیا مشدر اویله ايه ايمان، شمس از ليدن وجدان بشره احسان ايديلم برنور و بر شما عدد كه، وجدانه ايچ يوزيني تماميله اشيق لا ندير.. و بو سایه ده بتون کائنات ایله برانسيت برامنیت پیدا اولور و هر شيله كسب معارفه ايدر. و انسانك قلبنده اویله بر قوه معنویه حصوله کلیر که انسان او قوت ایله هر مصيبته، هر حادثه به قارشو مقاومت ایده بیاید و اویله بر وسعت و كنيش الك ويدركه انسان او وسعتلهم كيمن وكله جك زماناري

    يوتا بيلير.

    YanıtlaSil
  59. عالم غَيْب

    Atem-i gayb: Görünmeyen ålem

    عامي

    Ami: Sıradan halktan biri

    عوام ناش

    Avam nas: Sıradan insanlar

    جزء المتباري

    Cilz-i ihtiyari: Kulun tercihi

    داخلی Dahil: ice dit

    دليل Delail: Deliller

    دلالت Delalet: Delil olma

    آجروم Ecza: Parçalar

    خارجی Harici: Disa dit

    حصول Husûl: Meydana gelme

    ابراز İbraz: Gösterme

    اجمالاً

    İcmalen: Özetle

    إلقا İlka: Koyma, bırakma, yerleştirme

    استفراز

    İstimrar: Sürekli olma

    كنب معارفه

    Kesh-i muârefe: Tanışma

    كيفيت

    Keyfiyet: Nitelik

    قُوَّةٍ مَعْنَوِيَهِ

    Kuvve-i ma'neviye: Ma'nevi kuvvet, moral

    مع هذا

    Maahaza: Bununla beraber

    نى

    Nefiy: İnkår

    تفاق

    Nifak: Münafıklık

    صانع

    Sani: San'atla yaratan (Allah)

    تفصيلاً

    Tafsilen: Açıklamalı olarak

    تصورات

    Tasavvurat: Zihinde şekillen-dirmeler

    تبليغ Tebliğ: Ulaştırma, bildirme

    Teceddüd: Yenilenme

    أنسيت

    Ünsiyet: Alışıklık

    ضروريات

    Zaruriyat-ı diniye: Dinin

    دينيه

    açık hükümleri

    ظهور

    Zuhur: Meydana çıkma

    YanıtlaSil
  60. Ama مؤية kelimesine bedel, fiil sigasıyla

    أيلوة 'nin tercihi, îmân fiilini hayal nazarına gösterip keyfiyetin tasvir edilmesine, dâhili ve hârici delillerin tecellisiyle îmânın istimrâr ve devam ile teceddüd etmesine işarettir. Evet, deláilin zuhůru nisbetinde Imân ziyâdeleşir, teceddüd eder.

    بالتب Yani nifaksız, ihlås-ı kalb ile îmân ediyorlar.

    Veya îmân edilen şeyler gäib olmakla beraber îmân ediyorlar. Veyahud gäibe veya ålem-i gayba îmân ediyorlar.

    İmân, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın tebliğ ettiği zarúriyât-ı diniyeyi tafsilen; ve zarûriyâtın gayrısını icmålen tasdik etmekten hâsıl olan bir nûrdur.

    Suâl: Avâm-1 nästan hakäik-i diniyeyi ta'bir eden ancak yüzde birdir.

    Elcevab: Ta'bir etmemesi, bilmemesine delil olamaz. Evet, çok def'a lisân, insanın tasavvurâtından incelerini ta'birden aciz olduğu gibi, kalbindeki ve vicdanındaki inceler de insanın aklına görünmez.

    Hatta belågat dâhilerinden Sekkâkî gibi bir zât, İmrüü'l-Kays veya başka bir bedevinin ibraz ettiği belågat incelerini kavramamıştır. Maaháză, îmânın var olup olmadığı sorgu ile anlaşılır. Meselâ âmî bir adama, bütün cihetleri ile, eczâsıyla, kudretinde ve tasarrufunda

    bulunan Sâni'in yarattığı bu âlemin, bir cihette Sâni'i olup olmadığı hakkında bir sorgu yapıldığı zaman, "Hiçbir cihette değildir, olamaz" dese, kâfidir. Çünki nefiy cihetinin, yani Sâni siz olamayacağının onun vicdanında sabit olduğuna delâlet eder.

    Îmân, Sa'd-i Taftâzânî'nin tefsirine göre, "Cenâb-1 Hakk'ın istediği kulunun kalbine, cüz'-i ihtiyârının sarfından sonra ilkä ettiği bir nûrdur" denilmiştir. Öyle ise îmân, Şems-i Ezelî'den vicdân-ı beşere ihsân edilen bir nûr ve bir şuâ'dır ki, vicdanın iç yüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede bütün kâinât ile bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur. Ve her şeyle kesb-i muârefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i ma'neviye husûle gelir ki, insan o kuvvet ile her musibete, her hâdiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki, insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir.

    YanıtlaSil
  61. Bu arada o kad nis en azerinin gözleri üzerine kilitlenmiş, onu süzup duruyordu. Bakışların adar üzerinde yoğunlaştırmıştı ki, dışarıdan bakanlar Bahira'nın dalıp gittiği-sanabilirlerdi. Fakat o gözler, nur simalı Muhammed'in (asm) her hareketini ince ayrıntısına kadar izleme gayreti içinde "fıldır fildır" hareket halindeydi urdu ve karnını doyurmaya başladı.

    -632-Hz. Ebu Bekir (ra) ilk halife seçildi.

    1617-Sultanahmet

    Camii'nin ibadete açılması.

    1944 - Bediüzzaman'ın

    yeğeni, Abdülmecid Nursî'nin (Ünlükul) oğlu Fuad Ünlükul vefat etti.

    1950- Adnan Menderes DP genel başkanlığına seçildi.

    9

    PAZAR

    SUNDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    AYET Onu tesbih eder ve yalnız Ona secde ederler.

    A'raf Suresi: 206

    BİR HADİS

    İnsanların en âcizi, duadan âciz olandır. İnsanların en cimrisi, selâmı esirgeyendir.

    Taberanî

    Cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

    Sözler

    HİCRI: 3 ZİLHİCCE 1445 - RUMÎ: 27 MAYIS 1440

    HIZIR: 35 - GÜN: 161 KALAN: 205 - GÜN. UZ.: 1 DK

    YanıtlaSil
  62. -M.0.781-Tarihte ilk kez bir guneş tutulması Çin'de kayıtlara geçti.

    1876 - Sultan Abdülaziz'in şehit edilmesi.

    1889 - Cihan pehlivanı Koca Yusuf'un vefatı.

    HAZİRAN

    04

    ÇARŞAMBA

    8 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 22 MAYIS 1441 HIZIR: 30

    Sizin leyali-i aşere olan mübarek o geçmiş gecelerinizi ve kudsî bayramınızı ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Emirdağ Lahikası

    BİR AYET

    Ey iman edenler! Rukü edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz. (Hac: 77)

    BİR HADİS Allah, Arefe Gününün akşamında Arafat'a çıkan hacılarla meleklerine karşı iftihar eder.

    Müslim

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    Akşam

    Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    03.29

    05.26

    17.06

    22.27

    ISPARTA

    03

    05

    30

    1301

    53

    20

    23

    Yatsı

    22 00

    İSTANBUL

    13.07

    İkindi

    20.39

    44

    16

    YanıtlaSil
  63. 42 \ Hadislerden Seçmeler

    henneme göndermen, içinde bulunduğum hâlden daha iyidir.

    Hakim'in Müstedrek ind

    ***

    Ölüm de öldürülecek

    Ebu Said (ra) rivayet ediyor:

    Kıyamet Günü ölüm beyaz bir koç şeklinde ge tirilip Cennet ve Cehennem ortasında durdur lur. Sonra insanların gözü önünde boğazlanu Sevincinden ölen birisi olsaydı o anda Cenne ehli sevincinden dolayı ölürdü. Eğer üzüntüsün den dolayı ölen olsaydı, Cehennem ehli kederle rinden ölürlerdi.

    Buhari, Tefsir-i Sure: 19

    ***

    İnsanın hayatta en çok korkup titrediği hususların başında ölüm gelir. İnsan tatlı haya tını acılaştıracak ölümün kollarına kendini atmak istemez. Ebedî yaşamak emelindedir. Ama bu kaçınılmaz sona boyun eğmek zorunda kalır. Bu dünyanın kanunu böyle konulmuş.

    Ahirette ise Allah, kullarının bu en büyük arzusunu gerçekleştirmiş olacak, ölümü bir koc şekline getirip hepsinin gözü önünde boğazlat-tıracaktır. Bundan sonra artık mü'min ebediyete dek Cennette, kâfir de Cehennemde kalacaktır.

    YanıtlaSil
  64. Ahiret Hayatı/43

    Ölüm korkusu, endişesi kalmayacak. Bu durum mü'mini öyle bir sevince garkedecektir ki, Pey-gamber Efendimiz (asm) bu sevinci, "O anda biri sevincinden ölseydi, Cennet ehli sevincin-den ölürdü." buyurarak anlatır. Kâfirler için ise bu öyle bir üzüntü kaynağıdır ki, bunu da Pey-gamber Efendimiz (asm), "Eğer üzüntüsünden dolayı ölen olsaydı, Cehennem ehli kederlerin-den ölürlerdi." buyurarak anlatmıştır. Çünkü kâfir ebediyen azap göreceğini bildiği için kah-rolacak, fakat elinden birşey gelmeyecektir. Hatta Nebe Suresinde anlatıldığı gibi hayvanlar gibi toprak olmayı isteyecek ama muvaffak ola-mayacaktır. Cehenneme girdiğinde de azabın şiddeti karşısında ölmeyi isteyecek, ama öleme-yecektir.

    1-et e

    i

    ***

    Şefaat

    Hz. Osman (ra) rivayet ediyor:

    Kıyamet Günü ilk şefaat edecek olanlar, pey-gamberler, sonra âlimler, sonrada şehitlerdir.

    Hatibin Tarih'inden.

    ***

    Ebu Said'den (ra) rivayetle:

    Ben Kıyamet Günü Ademoğullarının efendi-siyim. Bunda hiçbir övünme yok. Hamd Sancай

    YanıtlaSil
  65. BİZ, HER ŞEYİ BİR KİTAPTA YAZMIŞIZDIR

    إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ (۸) وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ (9) وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (١٠) إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ ﴿۱۱﴾ إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَأَثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ ﴿۱۲﴾

    8. Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halka-lar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafa-ları yukarı kalkıktır.

    9. Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler.

    10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

    11. Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böy-lesini, bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele.

    YanıtlaSil
  66. 272

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 8

    12. Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) sayıp yazmışızdır.

    "Biz, " kahır ve celalimizin gereği olarak "onların" Mekke halkının çoğunun "boyunlarına” büyük ve ağır "halkalar geçirdik." veya yarattık. "O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır." Ve gözleri aşağı çevrilmiştir.

    "أغلالا" kelimesi kelimesinin çoğuludur. O ise azap ve işken ce için demirden veya başka bir şeyden yapılan, kendisiyle elin boyuna bağlandığı bukağıdır. Kuhistan: "الغُل" eli boyuna bağlayıp başın hareket etmesine mâni olan demir halkadır." der. el-Müfredat ta ise şöyle der: "الغلل" kelimesinin asıl anlamı, bir şeye zırh giydirmek ve onu ortalamak-tır. Ağaçların arasından akan suya "الغل" denilmesi buradandır. "المل" kelimesi ise kendisiyle bağlanılarak organları ortasına alan şey için kul lanılır. Cimri kimseye هُوَ مَغْلُولُ الْيَدِ )O)eli bağlıdır/kelepçelidir)" denir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Yahûdîler, Allah'ın eli bağlıdır (sıkıdır), dediler. Hay elleri bağlanasıcalar!" (el-Maide, 5/64)

    “الْأَذْقَانُ" kelimesi “ذَقَنْ" kelimesinin çoğuludur. Çeneler demektir. Yani bu halkalar onların çenelerine kadar uzanır. Öyle ki bu halka ve zin-cirler onların çenelerine bağlanmıştır ve başlarını hareket ettirmeye, sağa-sola çevirmeye izin vermez. Halkanın çeneye ulaşması ya halkanın göğüsle çene arasını dolduracak şekilde kalın ve geniş olmasıdır ki bu durumda halka çeneye ulaşır ve başı yukarı kaldırır. Yahut elleri boyuna toplayan gerdanlığın iki tarafının birleştiği yerde çenenin altında halkası vardır. Bu gerdanlık ile halkadan çeneye doğru dışarıdan elin bağını birleştiren kazığın başı o halkaya girdirilir. Bu yüzden o kişinin başını hareket ettirmesine izin vermez.

    الْإِقْمَاحُ" gözü aşağı çevirerek başı yukarı kaldırmaktır. Deve su içip kandığı için, havuzun suyu soğuk olduğu için ya da suyun tadı nahoş olduğu için havuzdan başını kaldırınca "فَمُحَ الْبَعِيرُ قُمُوحًا فَهُوَ قَامِحٌ فَمُحَ" denir "أَقْمَحْتُ الْبَعِيرَ" devenin başını arkaya bağladım demektir. Halka darlığın dan dolayı başı yukarı kaldırılmış olarak bırakınca "أَقْمَحَهُ الْغُلُ" denir

    YanıtlaSil
  67. Cüz: 22

    Rūhu'l-Beyân

    273

    Bazıları der ki: Ayetin lafzı mazi/geçmiş zaman ise de bu durum, O inkar edenlerin boyunlarına وَجَعَلْنَا الأغلال في أعناق الذينَ كَفَرُوا demir halkalar takarız." (Sebe, 34/33) âyetinde olduğu gibi onlara âhirette yapılacak muameleye işarettir. Bundan dolayı fukaha: 'Kölesinin boynuna halka takmak mekruh görülmüştür. Çünkü bu cehennem ehline verilen bir cezâdır.' demişlerdir.

    Fakih (Ebü'l-Leys) der ki: "Bizim zamanımızda kölenin kaçmasından korkulduğunda böyle yapmak âdet olmuştur. Bağlamak ise mekruh değil-dir. Çünkü bağlamak, âsî ve azgınlar hakkında müslümanların sünnetidir. Bu husus böyledir.

    Cumhur der ki: Âyette kafirlerin çoğunun inkârda kararlılıkları, ondan vazgeçmemeleri, hakka iltifat etmemeleri ve boyunlarını haktan yana çevir-memeleri hâlini; başlarına demir halkalar geçirilen, bu halkalar çenelerine kadar ulaşan, başları yukarıda, gözleri aşağıda oldukları halde kalakalmış kimselerin haline temsil ve teşbih edilmiştir. İşte bu kafirler hakka dönüp iltifat etmezler. Boyunlarını ve başlarını haktan yana eğmezler. Neredeyse hakkı hiç göremezler ve onun tarafına bakamazlar.

    Râğıb der ki: "Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır." ifadesi, kafirleri deveye temsil ve teşbih etmektir. Yine onları hakka boyun eğmekten doğru yolu kabul etmek için iz'an ve vicdandan ve Allah yolunda infaktan yüz çevirmekle vasfetmektir.

    Mesnevî'de der ki:

    Allah "boyunlarına halkalar geçirdik...

    Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır." buyurdu.

    Bu zincirler, bize dıştan değildir.

    Bu, gizli bir bağdır ama demirden beter.

    Demir bağı, ancak balta kırar...

    Demir bağı kırmak, kaldırmak ne de olsa yine mümkündür.

    Fakat görünmez bağa kimse çare bulamaz.

    Bir adamı arı sokarsa

    Tabiatı, derhal o kötülüğü gidermek için uğraşmaya başlar.

    Bu da arı sokmasıdır ama, senden meydana gelmedir.

    Böyle olunca da gam kuvvetlenir, illet bir türlü geçmez.

    YanıtlaSil
  68. Cüz: 22

    Rühu'l-Beyân

    275

    İmam (Razî) der ki: "Avet ve delilleri düşünmeye mâni olan şey iki kısımdır: Birinci kısım nefislerinde, kendilerinde olan âyetleri düşünmeye engeldir. Bu, takıldığı kişinin kendini ve bedenini göremeyecek şekilde başını kalkık vaziyete getiren demir halkaya benzetilmiştir. İkinci kısım ufuklarda/dış dünyadaki âyetleri düşünmeye engeldir. Bu durum ise kişiyi her yönden kuşatan sedde benzetilmiştir. Çünkü demir halkalarla elle-ri boynuna bağlanan ve başı yukarı kalkık durumda olan kişi enfüste/iç Alemde olan âyetleri ayırt edemediği gibi her yönden sedlerle kuşatılan kişinin de nazarı ufuklara/dış âleme ilişmez ve ufuklardaki ayetleri ayırt edemez. Bu iki musîbete düçar olan ise âyetleri düşünmekten tamamen mahrum olur. Çünkü delil ve âyetleri ne kadar çok olsa da enfüs ve åfåk/iç ve dış âlem ile sınırlıdır. Nitekim Allah Teâlâ: "İnsanlara ufuklar-da ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz." (Fussilet, 41/53) buyurmuştur.

    İşte son iki âyet, onların Allah Teâlâ'nın enfüs ve åfåktaki âyetlerine hidâyet olunmadıklarına işarettir.

    Muhakkıklar şöyle demiştir: Öndeki sed/engel, tûl-i emel ve ebediyet tamahıdır. Arkadaki sed ise geçmiş kusurlardan gafil olmak; onlara az pişmanlık duymak, az istiğfar etmektir. Bu iki sed kimi kuşatmış olursa, gözü kudret delillerini görmekten yoksun olur, felâh ve hidâyet yolunu göremez.

    Mesnevî'de der ki:

    "Arkalarından bir set çektik de onları kapattık,"

    Bu hale uğrayan, önündeki, ardındaki mâniayı görmez.

    O dikilen seddin sahra rengi vardır.

    Onun kaza ve kaderin seddi olduğunu bilmez.

    Senin sevgilin, asıl sevgilinin yüzünü örtmekte...

    Mürşidin, asıl mürşidin, sözünü dinlemene mâni olmaktadır.

    Rivâyet edilir ki Ebû Cehil, Hz. Peygamber (a.s.)'i namazda görürse onun mübarek başını neûzübillāh- kıracağına ve Arapları ondan kurta-racağına dair Lât ve Uzza'nın adına yemin etti. Bir gün O mübarek pey-gamberin Kâbe hareminde namaz kılarken gördü. O mel'un bir taş aldı ve O mübarek insanın yanına geldi. Taşı vurmak üzere elini kaldırdığında eli boynuna dolaştı, taş eline yapıştı, boynunda kaldı. Ümitsiz olarak geri

    YanıtlaSil
  69. 276

    36. Yasin Süresi

    Ayet: 9-10

    döndü. Beni Mahzûn kabilesi büyük çabalarla elini boynundan ayırdılar Bunun üzerine "Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik..." ayeti nazil oldu.

    Bir başka Mahzumlu olan Velid bin Mugîre şöyle dedi: Ben gideyim ve bu taşla Muhammed'i öldüreyim neûzübillah. Peygamberimiz'in yanın da gözü görmez oldu: O'nun sesini işitiyordu, ancak kimseyi görmüyordu Arkadaşlarının yanına döndü. Kendisine seslenene kadar onları görmedi. Onlara durumu haber verdi. Bunun üzerine onun hakkında bu âyet nåzil oldu. Buna göre bu iki âyetteki çoğul zamiri, fail onlardan bir kişi olduğu halde "Falanoğulları şöyle yaptılar." demek gibi olur.

    Şöyle rivayet edilmiştir: Bu âyet, düşmandan korkan kimse için iyi bir zırhtır. Bu âyeti düşmanın yüzüne okursa, Allah Teâlâ o düşma nın şerrini ondan engeller ve Hz. Peygamber'e yaptığı gibi düşmana karşı gizler/görünmez kılar. Kâfirler Hz. Peygamber'i öldürmek istedi-ler. Üzerine hücum etmek üzere evinin kapısına geldiler. Allah Rasûlü, Ali (r.a.)'ı kendi yatağına yatırdı ve dışarı çıktı. Önlerinden geçtiğin de "Önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık, artık göremezler." âyetini okuyordu. Düşmanlar onu gör mediler, örtü/engel içinde kaldılar. Hz. Peygamber önlerinden geçti ve Medine'ye yöneldi. Bu hicretin başlangıcıydı. Keşfü'l-esrar'da böyle geçmektedir.

    İnsânü'l-uyûn'da der ki: "Hz. Peygamber (s.a.) hicret gecesi mübarek hânelerinden çıkınca yerden bir avuç toprak aldı ve kendisini öldürmek üzere kapıda bekleyen topluluğun yüzüne saçtı ve Yâsîn sûresinin başından itibaren "Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler." âyetine kadar okudu. Böylece Allah Teâlâ onların gözlerini perdeledi ve Peygamber (s.a.)'i göremediler.

    وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿١٠﴾

    10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

    YanıtlaSil
  70. Rūhu'l-Beyân

    Cüz: 22

    277 "Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir," yani Mekke halkının çoğu yanında senin onları uyarman ve uyarmaman eşittir. Bu ifade istifham olmadığı halde istifham gibi getirilmiştir.

    "İnanmazlar." Çünkü kadîm olan ilim, tercihleri sebebiyle onların küfür üzerinde ölmelerine hükmetmişti.

    Bu ifade kendinden öncesini te'kid eden, "bir" olmaktaki kapalılığı (icmal) açıklayan yeni bir başlangıçtır. Keşfü'l-esrûr'da der ki: "Yani, Allah Teâlâ kimi böyle bir sapıklıkla saptırırsa artık ona uyarı fayda vermez."

    Rivâyete göre Ömer b. Abdülaziz (r.h.) Kaderiyye mezhebine mensup Giylan'ı çağırdı ve ona: "Ey Giylân! Duyduğuma göre sen kader hakkında olur olmaz şeyler konuşuyormuşsun." dedi. Giylân: "Ey mü'minlerin emiri, onlar benim hakkımda yalan söylüyorlar." dedi. Ömer b. Abdulaziz: "Ey Giylân! Yâsîn sûresinin başından onuncu âyetin sonuna kadar oku." dedi. Giylân (bu âyetleri okuyunca): "Ey mü'minlerin emîri, Allah'a yemin olsun ki sanki bu günden önce ben bu âyetleri hiç okumamışım. Ey mü'minlerin emîri, seni şahid tutuyorum ki ben daha önce kader konusunda söyledik-lerimden tevbe ettim." dedi. Bunun üzerine Ömer b. Abdulaziz: "Allah'ım! Şayet doğru söylüyorsa tevbesini kabul eyle, tevbesinde sabit kıl. Eğer yalan söylüyorsa kendisine merhamet etmeyecek birisini ona musallat eyle ve onu mü'minlere ibret kıl!" dedi. Râvî der ki: Hişam b. Abdülmelik, onu yakaladı, ellerini ve ayaklarını kesti. İbn Fir'avn: "Ben onu Dımeşk kapı-sında asılmış olarak gördüm." demiştir.

    Bu hikaye göstermektedir ki Kaderiyye fırkası her kulun kendi işini kendisinin yarattığını iddia edenlerdir. Küfür ve masiyetlerin Allah Teâlâ'nın takdiri ile olduğunu kabul etmezler. İmam Mutarrazî el-Muğrib'de der ki: "Kaderiyye cebir görüşünde olan fırkadır. Bunlar her işi Allah'ın takdirine nisbet ederler, çirkin işleri Allah Teâlâ'ya nisbet ederler. Allah Teâlâ bun-dan pek yüce ve münezzehtir.

    Kâfirlere göre uyarının varlığının yokluğu gibi olduğu beyan edilince bunun ardından bu uyarıdan kimin etkileneceği beyan edildi ve şöyle buy-ruldu:

    YanıtlaSil
  71. 36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 11-12

    278

    إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ ۚ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ

    وأجر كريم (۱۱)

    11. Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böy-lesini, bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele.

    "Sen ancak" düşünmek yahut öğüt almak sûretiyle "zikre (Kur'an'a) uyan" şeytanın adımlarına uymakta ısrar etmeyen "ve görmeden Rahman'dan korkan" yâni cezasını görmediği halde veya gelip çatma dan önce ceza kendisinden gâib olduğu halde ya da insanların gözünden ırak tek başına olduğu halde Allah Teâlâ'nın cezalandırmasından korkan ve sadece Allah'ın rahmetine güvenip aldanmayan "kimseyi uyarabilirsin." Yani senin uyarın ancak ona fayda verir.

    Çünkü Allah Rahîm ve Gaffår (çok merhametli ve bağışlayıcı) olduğu gibi Müntakim ve Kahhar (İntikam alan ve kahreden)'dır. Allah Teâlà: "Rablerinin azabı(na karşı) emin olunamaz." (el-Mearic, 70/28) buyur-duktan sonra onun gazabından ve azabından nasıl emin olunur ki? Rahmetinden dolayı nimeti çok olan zâtın, peşpeşe gelen nimetlerini ken-disinden kesileceği endişesiyle ondan daha fazla korkulur. Böylece korku ile beraber kahrı ifade eden şeylerin zikredilmesi aşikâr olduğu halde korku ile birlikte Rahmân isminin zikredilmesinin sebebi ortaya çıkmış oldu.

    et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de der ki: "...görmeden Rahmân'dan kor kan" yani gaybî bir nur ile küfür ve isyanın sonunun vahameti müşâhede edilir. O zaman hakkın şâhidleriyle îmanın tadının kemâli ve irfan rütbesi-nin yüksekliği gerçekleşir."

    "İşte böylesini," Kur'an'a uyan ve Rahman'dan korkanı, günahları için büyük "bir mağfiret ve" sâlih amelleri için "güzel bir mükafatla" değeri takdir edilemeyecek olan cennet ve orada Allah Teâlâ'nın zikrine uyma ve Rahmân'dan korkma özelliklerini kendinde toplayan kulları için cennette hazırladığı nimetlerle "müjdele."

    "فَبَشِّرْهُ" deki "fa" müjdeyi sıraya koymak veya ondan önce geçen zikre (Kur'ân'a) uyma ve Rahman'dan korkma emrinin üzerine müjdeyi emret-mek içindir.

    YanıtlaSil
  72. Rūhu'l-Beyân

    279

    Cus: 22

    Fakir (Bursevî) der ki: Allah Teâlâ burada müjdeyi iki şeye dayanan iki şeyin sonucu kılmıştır. Kur'an hakkında düşünmek veya öğütten etki-lenmek îmana götürür, îman da mağfirete götürür. Çünkü Allah Teālā şirk dışında dilediği kullarının günahlarını bağışlar (bk. en-Nisa, 4/48). Haşyet (Allah korkusu) hasenâta/iyilikler, hasenât da güzel mükafata götürür. Allah Teâlâ "Yaptıklarına karşılık olarak (verilir)." (es-Secde, 32/17) buyurmaktadır.

    Bazıları der ki uyarı ancak zikir ehline tesir eder. Cünkü onlar mezkûrun/zikredilenin azametinin müşâhedesindedirler. Sadık bir kimse-nin mev'izasının/öğüdünün bereketi onların Allah'a olan ta'zim ve saygı-larını artırır. Bu mânâ arttıkca kulluk da artar. Yorgunluk zail olur ve Rab ile ünsiyet hâsıl olur.

    Bilesin ki cennet; cemâl ve ünsiyet yurdu, ilahi latif bir tenezzüldür. Cehennem ise celâl ve ceberût yurdudur. Ebedî ve sonsuz olarak Rab ismi cennet ehli ile Cebbâr ismi cehennem ehli ile beraberdir. Allah Teâlâ "İşte şunlar cennet içindir, ben aldırış etmem. Şunlar da cehennem içindir, ben buna da aldırış etmem. "11 buyurmuştur. Allah Teâlâ bun-lara aldırış etmez. Çünkü muvahhidler hakkında veya müşrikler hakkında Allah Teâlâ'nın rahmeti gazabını geçmiştir. İkinciler hakkında rahmetten maksad yoktan var etme rahmetidir. Çünkü bu rahmet kullardan meydana gelip gazaba sebep olan şeyden (küfür, inkar ve isyandan) öncedir. Bundan dolayı Allah Teâlâ bu iki grubun yaptıklarına aldırış etmez. Şayet bu aldırış etmemekten maksad bazılarının vehmettiği şey olsaydı günahlarından dola-yı kimse cezalandırılmaz, Hak Teâlâ kendi zâtını gazab etmekle vasfetmez ve kimseyi şiddetle tutup yakalamazdı. Bütün bunlar Allah Teâlâ'nın aldırış etmesinden ve yakalanan kimselere önem vermesindendir. el-Fütühâtü'l-Mekkiyye'de böyle geçmektedir.

    إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَأَثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ ع أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ (۱۲)

    12. Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (levh-i mahfûz'da) sayıp yazmışızdır.

    11. Müsned, V, 239.

    YanıtlaSil
  73. 280

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 12

    "Şüphesiz ölüleri ancak biz" kudretimizin kemāli makamından ola-rak, ölümlerinden sonra yeniden "diriltiriz" ve onları amellerine göre cezalandırırız. İste o zaman insanlardan müjdelenen ve uyarılanlar için ikramın ve intikamın kemali zahir olur.

    Burada çoğul siygasının kullanılması, ta'zim için ve Allah Teâlâ nin sıfatların çok olması sebebiyledir. Bazıları ölülerin diriltilmesinde melek lerin payı olduğu için burada çoğul siygasının kullanıldığını söylemiştir. Ancak (biz)" sözünün delalet ettiği hasr/tahsis bu görüşe ters düşer. el-Bahr'da "Allah Teâlâ te'kidi tekrarlamak için zamiri tekrar etmiştir denilmiştir.

    "الإحياء )diriltmek)" bir şeyi his ve hareketi olan bir canlı haline getir-mektir. Ölü ise ruhu bedeninden çıkarılan kimsedir. Peygamberimiz (s.a.) her şımarık zengine ve zālim sultana da 'ölü' demiştir. Bu Hz. Peygamber (s.a.)'in şu sözünde ifade edilmiştir: "Dört şey kalbi öldürür: Günah üstü ne günah işlemek, kadınlarla çok sohbet/beraberlik edip konuşmak, ahmakla tartışıp atışmak ve ölülerle beraber oturmak/düşüp kalkmak Peygamberimiz (s.a.)'e: "Ey Allah'ın Rasûlü, ölülerle oturmak nedir?" diye soruldu. Peygamberimiz (s.a.): "Zenginlik sebebiyle şımarmış varlıklı kişilerle ve zālim sultanlarla (düşüp kalkmaktır)." buyurdu. "12

    et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de der ki: "Üzerlerine yağdırdığımız ikbal ve yakınlık yağmuru ile kasvet/katılık sebebiyle ölen kalpleri diriltiriz." Buna göre diriltmek hidayetten mecazdır.

    "Onların yaptıkları her işi" yani işledikleri hayır ve şerri "bıraktıkla-rı her izi" öğrettikleri ilim, telif ettikleri kitap, yaptıkları vakıf, binâ ettikleri mescid, kervansaray, yol ve köprüler ile diğer hayır şekilleri gibi onların iyiliklerini; bazı zâlimlerin aylık ve yıllık olarak müslümanlara yükledikleri onların mal kaybına sebep olacak ağır ve haksız vergi ve vazifeler, Allah'ı anmaktan alıkoymaya sebep olduğu halde ihdâs edilen müzik, oyun ve eğlenceler gibi kötülükleri "yazarız." Yâni levh-i mahfuzda korur ve tespit ederiz. Nitekim âyetin son tarafı buna delâlet eder. Ya da bizim elçilerimiz olan kirâmen kâtibîn (şerefli yazıcılar) yazar. "Yazma"nın Allah Teâlâ ya isnâd edilmesi ancak korkutmak içindir. Çünkü yazma işini emreden O'dur.

    12. Deylemi, Hadis no: 1510.

    YanıtlaSil
  74. Cüz: 22

    Rûhu'l-Beyân

    281

    Yazma' yeniden diriltmeden önce olduğu halde, bizzat kasdedilme-yip yeniden diriltme işi için kasdedildiği için âyette sonraya bırakılmıştır. Çünkü diriltme ve yeniden yaratma olmasaydı yazmanın hiçbir faydası ortaya çıkmazdı.

    Bir şeyin izi, onun varlığına delalet eden bir şeyin meydana gelmesidir. Şeyh Sa'dî der ki:

    Köprü, mescid, han ve misafirhâne Yapıp bırakan kimseler ölmemişlerdir.

    Ardından yadigar kalmayan kimsenin

    Varlık ağacı meyve vermez.

    Hayırlı eserler bırakmadan giden kimseye, Ölümünden sonra Fatiha okumak caiz değildir.

    Allah Teâlâ'nın "O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı" yani yaptığı amelleri ve geriye bıraktığı eserleri/izleri "ne varsa bildi-rilir." (el-Kıyâme, 75/13) kavli de bu âyete benzer.

    Mesnevî'de der ki:

    Ey yiğit! Kim kötü bir adet koysa,

    Ondan sonra halk körlüğünden o âdete uysa.

    Bütün o âdeti işleyenlerin günahı, o âdeti ilk koyana da yazılır.

    Çünkü o baştır, öbürleri kuyruk.

    Şu halde âdil yöneticilere düşen insanların din ve dünyalarında açık zararı olan uygulamaları kaldırmaktır. Aksi halde(kötülük ve zulme) râzı olan onu yapan gibidir. Herkes yaptığının karşılığını görecektir.

    Amelin mükâfâtından gafil olma;

    Buğday buğdaydan, arpa arpa tohumundan biter.

    Şöyle buyurmuş mânevî yolun pîri Mevlânâ:

    Ey birader ne ekersen onu biçersin.

    Bazı müfessirler der ki: Ayetteki "izler" cami ve mescidlere gidenle-rin ayak izleridir. Belki de kasdedilen bu ayak izlerinin de yazılan eserler cümlesinden olduğudur. Nitekim el-İrşad'da böyle geçmektedir. Rivâyete göre ashabdan (r.a.) evleri Mescid-i Nebevî'ye uzak olan bir cemaat evle-rini mescidin yakınına taşımak istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber

    YanıtlaSil
  75. 282

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 12

    (a.s.) "Allah sizin adımlarınızı yazar ve onlar için size sevab verir. Evlerinizden ayrılmayın!"13 buyurdu. İster iyilik ister kötülük için olsun Allah Teâlâ atılan adımları karşılıksız bırakmaz. Bir hadiste şöyle buyrul muştur: "Namazda insanlardan ecir ve sevabı en büyük olan kademe kademe yürüme mesafesi en uzak olandır. Namazı imamla beraber kılıncaya kadar bekleyenin ecir ve sevabı namazı kılıp sonra uyuyanın sevabından daha büyüktür. "14

    Evi camiye yakın olan kimsenin evine yakın olan camide namaz kılma-sının mı yoksa daha uzak bir mescide gitmesinin mi efdal olduğu konusun-da ihtilaf edilmiştir. Bir grup âlim: 'Atılan adımların çokluğu ile hâsıl olan çok sevaptan dolayı uzak olana gitmesi daha faziletlidir.' demiştir. Bazı âlimler ise kişinin evine yakın olan câmide namaz kılması daha faziletli dir. Çünkü bir hadiste: "Câmiye komşu olanın namazı ancak o câmide olur. "15 buyrulmuştur. Mescidin hakkını ihyâ etmek ve mescide komşuluk hakkını edâ etmek için evine yakın olan mescidde kılmalıdır. Eğer kişinin yakınında cemaati olmayan bir mescid olur da, bu kişinin orada namaz kılmasıyla cemaat toplanırsa, namazı bu yakın mescidde kılması efdaldir. Çünkü böyle yapılarak cemaatle mescid imar ve ihyâ edilmiş olur. Ancak kişi yakın mescidde yalnız başına kılacaksa, bu durumda uzak câmide kıl-ması efdaldir. Eğer evinde kıldığında cemaatle, camide kıldığında tek başı-na kılacaksa evinde kılması efdaldir. Bazıları caminin komşunun her yön den kırk ev uzaklığa kadar olan evler olduğunu söylemiştir. Ezanı işitebilen herkesin caminin komşusu olduğu da söylenmiştir.

    Mecmau'l-fetâvâ'da der ki: "Kişinin yakınında iki cami varsa onlardan daha eski olanında kılar. Çünkü eski caminin daha çok hürmeti vardır. Camiler eşit iseler, hangisi yakınsa onda kılar. Şayet kişi fakih/alim bir kimse ise kendisinin gitmesiyle cemaatinin çoğalması için cemaati az olana gider. Kişi fakîh/alim değilse muhayyerdir."

    Farz namazlar ve teravih namazı gibi cemaatle kılınan namazları camide kılmak daha fazîletlidir. Bu namazları evde cemaatle kılanların sevabı camide cematle kılanların sevabından azdır. Çünkü bunda dînin şeâirini/alametlerini izhar vardır. Nitekim evde tek başına namaz kılanla-

    13. Müslim, Mesacid 280

    14. Buhari, Ezan 31. Müslim, Mesacid 277.

    15. Münāvi, VI, 431.

    YanıtlaSil
  76. Rühu'l-Beyân

    283

    Cüz: 22

    nn sevabı evde cemaatle namaz kılanların sevabından asağıdır. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Kişinin cemaatle kıldığı namaz, evinde ve çarşı-pazarda (yalnız olarak) kıldığı namazdan yirmi beş kat, 16 bir rivayette ise yirmi yedi kat daha üstündür. "17 Çünkü bir gün bir gecedeki farz namazlar on yedi rekattır. Revatib 18 sünnetler ise on rekattır. Toplam yirmi yedi rekattır.

    Ulemânın çoğuna göre cemaat vacibdir. Bazıları sünnet-i müekkede olduğunu söylemiştir. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "İçimden öyle geçi-yor ki, bir adama insanlara imam olmasını emredeyim, ben de gidip cemaatten geri kalan adamlara bakayım ve onların evlerini yakayım. "19 Bu hadis cemaate gelmeyen kişinin evini başına yakmanın câiz olduğuna delalet eder. Çünkü Rasûlullah (s.a.)'in mâsiyete/günah işlemeye niyet-lenmesi câiz değildir. Çünkü bu günahtır. Vâcibi ya da müekked sünnetin terkinde bu kişinin evinin yakılması câiz olursa farzı terk edilmesi hakkında ne düşünürsün!

    Bir hadîste şöyle buyrulmuştur: "Karanlıklarda camilere yürüyüp (cemaatle namaza) gideni kıyamette tam nur ile müjdeleyin. "20 Burada her karanlığın değil şiddetli karanlığın cemaati terk etmek için mâzeret olduğuna işaret vardır. Hadîsin lafzının mutlak olarak kullanılması, efdal olanı arayanın bariz bir mâzeret olması dışında her ne sûrette olursa olsun cemaatten geri kalmaması gerektiğini îmâ etmektedir.

    Cemaatten geri kalmayı mübah kılan özürler şunlardır: Teyemmümü mübah kılan hastalık, kişinin el ve ayağının çaprazlama kesik olması, kişi-nin felçli olması, yürümeye muktedir olamaması, âmâ olması, yağmur, çamur, şiddetli soğuk, sahih olan görüşe göre şiddetli karanlık, kezâ sul-tandan ya da başka zālim ve zorbalardan korkmak.

    Allah bizi ve sizi bütün ömründe emrini yerine getirenlerden eylesin.

    "Biz," ister insanın yaptığı bir şey ister başkası, her ne olursa olsun "her şeyi apaçık bir kitapta" olmuş ve olacak her şeyi izhar edip gösteren

    16. Ebû Dâvûd, Salat 49-50; Tirmizi, Salat 51, 165; İbn Mace, Mesacid 14.

    17. Buhâri, Ezan 30; Müslim, Mesacid 249.

    18. Revâtib sünnetler: Beş vakit farz namazlarla birlikte kılınan sünnet namazlardır.

    19. Buhari, Ezan 29; Müslim, Mesacid 251.

    20. Ebû Dâvûd, Salat 49-50; Tirmizi, Salat 51, 165; İbn Mace, Mesacid 14

    YanıtlaSil
  77. 284

    36. Yasin Sûresi

    Ayet: 12

    şanı yüce bir asılda, yani levh-i mahfuzda "sayıp yazmışızdır." Zabt ve beyan etmişizdir.

    Şeyhzade der kii"nın asıl mânâsı saymak demektir. Sonra mecaz olarak beyan ve koruma/muhafaza mânâsında kullanılmıştır. Çünkü saymak beyan ve koruma için olur, el-Müfredat'ta derisa taşları)" kelimesinden türemiştir. Bu menin saymak mânâsında kullanılması, bizim parmaklarla saydığımız gibi onların da çakıl taşlarıyla saymaları sebebiyledir.

    Levh-i mahfûza uyulup tabi olunduğu için "imâm" denilmiştir. Rağıb der ki: "İmâm" kendisine uyulan demektir. Bu söz ve işinde kendisine uyulan insan, kitap veya başka bir şey olsun, hak yolda veya bâtıl yolda olsun farketmez. Çoğulu "أئمة "dir. Her insan topluluğunu imamları/önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde..." (el-İsra, 17/71) âyetinde "imâm" kendisine uydukları kimse demektir. Bunun onların kitapları oldu-ğu da söylenmiştir. "Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (leuh-i mahfuz'da) sayıp yazmışızdır." âyetinde "imâm"ın levh-i mahfuza işaret olduğu da söylenmiştir."

    "Sayıp yazmak"ta hem terğîb hem de terhîb (teşvik ve sakındırma) vardır. Çünkü "el-Muhsi", her varlığı hallerinden hiçbir hal kendisinden gizli kalmadığı gibi zerrelerinden hiçbir zerre gizli kalmayacak şekilde bütün ayrıntılarıyla bilen; eşyanın hesabını ve sayılabilen her şeyi bilip kuşatandır. Allah Teâlâ'nın "el-Muhsi" olduğunu bilen kimsenin hiç bir durumda gaf-let etmesi doğru olmaz. Bilakis her zaman, her nefes, her hareket ve her duruşta O'nu gözetip murākabe eder.

    Bu ismin özelliği kalbleri emre âmåde kılmaktır. Kim bu ismi yirmi parça ekmeğin her bir parçasına yirmişer kere okursa halk onun emrine âmåde olur. Eğer "Halkı emrine âmâde kılmanın faydası nedir?" dersen, şöyle cevap veririm: Bunun faydası, zararı def etmek veya faydayı elde etmektir. Menfaat ve faydanın en büyüğü ise ta'lim/ilim öğretmek ve irşaddır.

    Bazı büyükler, tasarrufu terk etmeyi ve bir tür hîle/çareye başvur-mak süretiyle halk tarafına iltifatı bırakmayı tercih etmişlerdir. Çünkü Allah Teâlâ dilediğini yapar. En önemlisi emre boyun eğecek ve hakka itaat edecek şekilde nefs-i emmâreyi emrine âmåde kılmaktır. Nefsi üzerinde

    YanıtlaSil
  78. Cüz: 22

    Rûhu'l-Beyân

    285 hakimiyeti olmayan kimse, zâhirde kendisine itaat edilen birisi de olsa hakikatte zelil olur.

    et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de der ki: "Kulların bize yaklaşmak için yaptığı her şeyi apaçık bir kitapta yazmışızdır. Yani onun eserlerini/izlerini ve nurlarını sevdiklerimizin kalblerinin levh-i mahfūzunda sabit kılmışızdır."

    Bilesin ki insân-ı kâmilin kalbi, açık bir kitap (imâm-ı mübîn) ve ilâhi bir levh-i mahfuzdur. O kalpte idraki beşer sınırında olan ve keşfi külli aklın kudretinde bulunan nice melekût nurları nakşedilmiş ve ceberût sırları yerleştirilmiştir. Bu durum kalbde her iki cihana âid zerre kadar bir sûret kalmayacak şekilde kalbin tasfiye ve temizlenmesinden sonra hâsıl olur. Tasfiyenin mânâsı, varlığı hakîkî olanın (mütehakkak) ortaya çıkması için vehmedileni (mütevehhemi) izāle etmektir. Mütevehhem ve mütehakkakı bilip birbirinden ayırmayan mütehakkaktan mahrum olur.

    Molla Câmî der ki:

    Bir köpek ağzında kemik gidiyordu. Yolu bir akarsuya vardı. Su son derece saf ve berraktı. Kemiğin aksi o suda göründü. Zavallı köpek zannetti ki Suda bir başka kemik var. Ağzını açıp da ona koşunca, Ağzındaki kemik suya düştü. Yok olanı var zannetti,

    Bu yüzden olan var olan, kaybetti.

    Akıllı olana lâzım olan hakîkatin sûretinin, varlığın hakikatinin görü-nüp ortaya çıkması, ıyan ve şuhûd (müşâhede) kemål üzere hâsıl olması için kalb aynasını cilâlamaktır. Yüce Allah'tan bizi saf ve temiz kul-larından kılmasını, bulanıklıklardan ve sürçmelerden korumasını niyaz ederiz. Çünkü her ilim ve amelden maksûdun gayesi ve emelin nihâyeti O'dur.

    YanıtlaSil

  79. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    121 1 Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının. Hz. Câbir İbni Semure (r.a.)
    121 2 Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. Ve "Rüveybida" söz sahibi olur. "Rüveybida kimdir?" diye soruldu. Ammenin işleri hakkında söz sahibi olan sefih kimsedir." buyuruldu. Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
    121 3 Kıyametin önü sıra deccal ve onun önü sıra da 30 kadar veya daha fazla yalancı gelir. Bu yalancıların alâmetleri soruldu. Buyuruldu ki: "Onlar sizde olmayan adetler getirirler ve diyanetinizi o âdetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    121 4 Kıyametin önü sıra tanıdık kimselere selâm vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derecede ki, kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar ve yalancı şahidler çıkar, gerçek şahidlik gizlenir, muharrirler ise çoğalır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    121 5 Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    121 6 Yeryüzünde Allah'ın evleri mescidlerdir. Ve oraya gelene ikramda bulunmak Allah'ın kendi üzerine aldığı bir haktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    121 7 Cebrail (a.s.) Benî Ademin ihtiyaçlarını yerine getirmeye memur edilmiştir. Kâfir dua ettiğinde Allah buyurur: "Bunun isteğini vererek ağzını kapatın. Duasını işitmek istemiyorum." Hz. Câbir (r.a.)
    121 8 Rabbim Tebareke ve Teala hazretleri Kur'an'ı Bana bir vecihle okumak üzere gönderdi. Ben de ümmetime kolaylık olması için iade ettim. İki vecih yapıp gönderdi. Ben yine, ümmetime kolaylık olması için, tekrar iade ettim. Bunun üzerine yedi vecihle okunmak üzere tekrar gönderdi ve: "Reddin için istiyeceğin üç dilek vardır" buyurdu. İki defa, "Allahümmeğfir li ümmetî" dedim. Üçüncüyü ise öyle bir güne bıraktım ki o gün bütün halk ve hatta İbrahim (a.s.) bile Bana gıpta eder. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)

    YanıtlaSil

  80. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    502 1 Ey tüccar cemaati, bu alış verişe manasız söz ve yemin karışır, muamelenize sadaka da girsin. Hz. Kays İbni Ebu Gazve (r.a.)
    502 2 Ey delikanlılar topluluğu, sizden kim evlenmek elinden geliyorsa evlensin. Zira bu, gözü haramdan korur ve ırz için de en iyi muhafazadır. Kimin de gücü yetmezse oruç tutsun. Zira bu onun için enemedir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    502 3 Ey mü'minlerin kadınları, tehlil, tesbih ve takdis'e devam edin. Gaflet etmeyin ki rahmeti unutursunuz. Parmaklarınızla sayın. Bunlar sorguya çekileceklerdir ve tesbihe şehadet edeceklerdir. Hz. Hani İbni Osman (r.a.)
    502 4 Ey kara haberciler, ey kara haberciler, ey kara haberciler. Sizin üzerinize korktuğum şeylerin en korkuncu riya ve gizli şehvettir. Hz. Abdullah İbni Zeyd (r.a.)
    502 5 Ya Vabisa, geldin Bana iyilik ve günahtan soruyorsun. Neyi yapmandan için rahat oluyorsa o iyidir. Ne ki nefsinde tereddüt ve ihtilaç uyandırıyor o günahtır; sana insanlar fetva verse de. Hz. Vabisa (r.a.)
    502 6 Ya Vasiba (r.a.), kalbinden fetva al. İyilik, kalbin mutmain olduğu ve nefsin itminan bulduğu şeydir. Günah ise, nefsini tırmalayan ve kalbe tereddüd uyandıran şeydir. İnsanlar sana fetva verse de "o doğrudur" deseler de. Hz. Vabisa (r.a.)
    502 7 Ey yahudi, insan hepsinden, her ikisinin menisinden yaratılır. Erkek menisi kalındır. Ondan kemik ve sinir yaratılır. Kadının mutfesi ince nutfedir. Ondan et ve kan yaratılır. Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    502 8 Adam keşke doğduğu yerin dışında, garib olarak ölseydi. Zira bir adam garib ölürse, o öldüğü yerle memleketi arasındaki mesafe Cennette ölçülür. (Kendine ona göre yer verilir.) Hz. İbni Amr (r.a.)
    502 9 İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, adam malın kendisine nereden geldiğine, helaldan mı, haramdan mı geldiğine aldırmayacak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    502 10 İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, ümmetim ihtilafı sırasında Benim sünnetime tutunan eliyle ateş tutan bir kimse gibi olacaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    502 11 İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalbleri şeytan kalbidir. Kan dökücülerdir. Çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlaksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise marufu emretmez, münkeri nehyetmez olur. Sünnet aralarında bid'at, bid'at ise aralarında sünnet gibidir. İdarecileri sapıktır. İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar. Hayırlıları dua eder, fakat duaları kabul olmaz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma

    YanıtlaSil

  81. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    250 1 Yerin her tarafı kıyamette mahvolur. Yalnız, namaz kılınıp, secde edilen yerler hariç. Ve bu yerler de birbirine eklenir. (Üzerinde namaz kılanlara şefaat edecekler, vazifesi bitince, Cennete intikal ederler.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    250 2 Cennetin kokusu beşyüz yıllık yerden duyulur. Bunu; yaptığını başa kakan, anaya-babaya asi olan ve içkiye idmanlı (devamlı) olan duyamaz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    250 3 Müminleri merhamet, muhabbet ve yardımlaşmada tek bir vücud gibi görürsün. Nasıl bir aza rahatsız olunca diğerlerini ateş ve uykusuzluk alırsa, bu da öyledir. Hz. Numan İbni Beşir (r.a.)
    250 4 Siz Bana kıyamette, abdest azaları nurlu bir halde geleceksiniz. Bu hal, yalnız ümmetimde görülür ve onların dışında hiçbir ümmete nasib olmaz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    250 5 Bir evde çöp olursa, o evde bereket kaldırılır. Hz. Enes (r.a.)
    250 6 Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    250 7 Âmâya (âmâdır diye) selam vermemek, hıyanettir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    250 8 Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim. Hz. Câbir (r.a.)
    250 9 Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin. Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    250 10 Evlen. İffetine iffet katarsın. Ancak, şu beş türlü kadını alma; "Şehbere, Lehbere, Nehbere, Haydere ve Lefut." Ey Allah'ın Resulü! Söylediğinden bir şey anlamadım" dendi. Buyurdu ki: Siz Arablar değilmisiniz? Şehbere, zayıf uzun boylu, Lehbere yüzsüz çakır, Nehbere hoşa gitmiyecek kadar kısa, Heydere koca karı, ve Lefut ise, senden başkasından çocuğu olan kadındır. Hz. Zeyd İbni Haris (r.a.)
    250 11 Mehir olarak, demirden bir yüzük mukabilinde olsa da yine evlen. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
    250 12 Kadınlarla evlenin. Zira onlar mal getirir. (Nikah kısmet açar) Hz. Âişe (r. anha)
    250 13 Kız-oğlan-kız alınız. Onların ağızları tatlıdır. Çok çocuk yaparlar, aza da kanaat ederler. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    250 14 Evlenin. Ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar ederim. Hristiyanların rahipleri gibi olmayın. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)

    YanıtlaSil
  82. 290

    YAKIN TARİH

    SAYFALAR ARASINDA

    Atatürk'ün şeceresi Yunanlılarda

    K ÜLTÜR ve Turizm Bakanlığı. Atatürk'ün şeceresine açıklık getirmek maksadıyla bir ki-tapçık yayınladı.

    Kültür Eserleri Dizisinde 102 numara ile çıkan ve 10 bin baskısı yapılan kitap-çıkta. Atatürk'ün incelenerek, bunlar-dan halen yaşamakta olanların ellerin-de bulunan belgeler açıklarıyor.

    Atatürk'ün şeceresi hakkında "belge-lere dayalı olarak elde edilmiş, yeteri ka-dar bilgilere sahip olunmadığı" ifade edi-len kitapçıkta, bunun sebebi şöyle izah ediliyor:

    "Bunlardan birisi, konuyu aydınlat-maya yarayacak resmi belgelerden yur-dumuzda olanalrın, araştırıcılar için. kolaylıkla incelenmeye açık bulunma-sıdır; bunun yanında. Atatürk'ün doğdu-ğu Selanik'teki Osmanlı Nüfus Tapu ve ō-teki resmi kayıtların Balkan Savaşın-dan sonra Yunanlılarca ele geçirilip. a-kıbetinin ne olduğunun bilinmemesidir. İkincisi de. Atatürk'ün ailesinden olup. halen aramızda yaşayanların da bu ko-nuda hareketli olmayışıdır."

    Türk milletinin Atatürk'ün özel ha-yatı, kişiliği ve ailesini öğrenme arzu-sunda olduğunu kaydeden "Atatürk'ün Soykütüğü üzerine bir çalışma"nın ya-zarı Burhan Göksel, Türk çocuğu bu bilgi susuzluğunu gidermek için, adeta çırpın-maktadır. Bu soruların cevabını verebi-lecek kaynağı da, bulamamaktadır." gō-rüşlerine yer veriyor.

    Atatürk'ün karakteri, şahsiyeti ve bil-hassa 'allesi' hakkında elinde en ufak belge veya bilgi olan her Türk'ün, bunları

    ortaya koyması istenen kitapçıkta, elde edilen bilgi birikiminin değerlendirilip aktarılması gerektiği kaydediliyor.

    Atatürk'ün annesi Zebeyde Hanımın, Konya-Karaman bölgesinden Rumeli'ye göçeden bir Yörük olduğu kaydedilen ki-tapçıkta. Atatürk'ün babasının Rıza E-fendi olduğu önce sürülüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları arasında çı-kan kitapçıkta. Zübeyde Hanımın ikinci deſa evlendiğinden söz edilmiyor.

    Kitapçıkta. Ali Rıza Efendinin nesli-nin. Atatürk ve Makbule Hanım'la sona erdığı, ancak Atatürk'ün "Kırmızı Hafız" lakabıyla anılan amcası Hafız Mehmet Emin Efendinin torunlarının hayatta olduğu kaydediliyor.

    "Atatürk'ü soyu ile, sopu ile ve onların ataları ve torunları yönleriyle, tam ve köklü bir Türk ailesi olduğu hakkında. doğru ve kesin bilgilere ulaşacağımıza Inanmaktayım," ifadeleri de. kitapçıkta yer alıyor.

    "Atatürk'ün Soykütüğü Üzerine Bir Çalışma"da. Atatürk'e baba tarafından kan bağlılığı olan amcası torunu Nesirin Hanım ve eşi Feridun Söğütlügil ve anne-si Vüsat Erbatur'dan belgeler yayınlanı-yor. Atatürk'ün annesi Zbeyde Hanım'ın anasının adının Ayşe, babasının Feyzul-lah Efendi, Zübeyde Hanım'ın iki erkek kardeşi olduğu, Mustafa Kemal'in Mak-bule ve Neaciye'den başka Ahmet, Ömer. Fatma adlı üç kardeşinin daha dünyaya geldiğı, ancak çocuk yaşlarında öldükle-ri de, kitapta yer alan ifadeler arasında.

    YanıtlaSil
  83. İHTİKARCI BAŞBAKAN

    Kurul'a girdi. Sonra izin çıktı. Çalış-malara başladım. Bu arada ismini a-çıklamak istemediğim arşiv yetkili-style de ahbab olmuştuk.

    "Çalışmalarım sırasında görmeme Izin verilmeyen bazı mektuplar ve bel-geler vardı. Yetkili, bir gün kasadan beyaz bir zarf çıkarttı ve İşte bu. Ata-türk'ün gizli vasiyetidir' dedi. Bana vermesinin yasak olduğunu, ancak 1-çeriğini anlatabileceğini söyledi. Ken-disi şimdi o görevden ayrıldığı için söyleyebilirim. Gerçi o sırrın onlara kalmasını istemişti, ama ben bu ko-nuda tüm bilgi ve belgeleri bir araya getirmeye çalıştığım için anlatıyorum. Evet, Atatürk'ün açıklanmayan gizli

    Gizli vasiyet korkusu

    Bilhassa Yunan basınında Ata-türk'ün gizli bir vasiyetinin oldu-ğuna dair siyasî çevrelerden sız-dırılan bazı haberler vardı ve bu haber kupürleri de Çankaya tara-fından bir zarfta toplanmıştı.

    vasiyeti denebilecek o mektubun içinde şu üç nokta yer alıyordu:

    "'Cumhuriyet idaresi Türkiye'ye en uygun rejimdır. değiştirmeyin.'

    'Ankara'yı başkent olmaktan çı-kartmayın.'

    "'Cumhurbaşkanlığına asker kö-kenli birini seçmeyin.' " (Nokta, 17 Ocak 1988. s.27)

    ATATÜRK'ÜN BAYAR'A TEKLİFİ

    B

    URADA vasiyetin daha çok üçüncü maddesi dikkat çe-kiciydi. Bozdağ'a göre, Ata-türk "Asker kökenliden cumhurbaşkanı seçmeyin" demekle

    285

    kesin olarak İnönü'yü kastetmişti. Bu-nun başka bir izahı olamazdı. Çünkü. Atatürk, İnönüyü istemiyordu. Ancak Inönü'nün meclis ve ordu içindeki gücü nedeniyle endişeliydi. Bozdağ ne Bayar'ın hatıralarında, ne de başka bir yerde yayınlanmayan bir hadiseyi Ilk defa Nokta'ya şu şekilde açıkla-mıştı:

    "Celal Bayar, Inönü'nün yerine baş-vekil olduktan sonra da Atatürk, Mec-listeki İnönü yandaşlarından kurtul-mak istiyordu. Bir gün Bayar'ı çağırdı ve dedi ki. Yeni bir Meclis teşekkül ettirebilir misin? Ismet Paşa'yı tutma-yan bir Meclis. Bu işin üstesinden ge-lebilir misin, buna muktedir misin?'

    RECEP PEXER Ziraat Mektebinde Miastala Kemal Paşa Karargahın-da o da bulu nuyordu. Ve Atatürk'ün yanından hiç ayrıl mayan kim-selerdendi.

    Celal Bayar'ın cevabı 'Muktedirim' o-luyordu. Ancak bu cevap Atatürk'ü pek tatmin etmiyor ve Celal Bayar'ın muk-tedirliğinden endişeye düşüyordu. Ni-tekim sonraları Meclis'te İnönü'nün etkinliği görülecektir. Atatürk'ün Ino-nü karşısında önlem almaya yönelik tavrı konusunda önemli bir örnek de büyük kopuş sırasındakı Atatürk, Fev-zi Çakmak görüşmesidir. Çiftlik gezi-si akşamı İnönü'nün Atatürk'e karş çok sert, sınırları zorlayan ve umur-samaz tavrı Atatürk'ü ciddi cidd düşündürmüştür. Bu adam nesine gü veniyor da bana böyle kafa tutuyor di ye. Sonunda Atatürk bunu İnönü'nü orduya güvenmesine bağlamıştı. V

    YanıtlaSil
  84. 1

    Celaleddin-i Süyüti

    yet etmekteydi: "Ben size gizli veya açık her halinizde Allah'tan (c.c.) korkmayı, az yeme yi, az uyumayı, az konuşmayı, günahlardan sakınmayı, oruç ve namaza devam etmeyi, şehvetten kaçınmayı, sefihlerden uzak dur mayı, olgun ve bilgin Igin kişilerle birlikte olmayı vasiyet ederim. Şunu biliniz ki, "Insanların en hayırlısı, insanlara faydası olandır." (hadis).

    Mevlâna, ölüm hakkında da şunu söyleri "Mezar, ebedi hayatın bir kapısıdır. Ba Batma yı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneş'le Ay'a batmaktan ne ziyan gelir. Sana batma görünür ama, o aslında yeniden bir doğuş tur. Mezar hapishane gibi görünür ama, as-lında rühun hapisten kurtuluşudur" (dünya kayıtlarından, maddi şartlardan, zaman ve mekândan bağımsız hale gelmesidir.).

    Mevlâna'ya göre ne yalnız kalb, ne yalnız akıl insanı gerçeklere ulaştırabilir. Filozoflar yal-nız akıllarına güvendiler, aklı temel aldılar ama, gerçeklerden uzak kaldılar. Akıl ve kalb birlikte el ele verirse insan gerçeğe ulaşabilir:

    "Bilen, duyan gönül (ve akıl) bunu nasıl bil-mez?

    Gece ile gündüz, sahipsiz olarak kendi ken-dine nasıl gelip nasıl gider diye nasıl sormaz sın?

    Şu akılsıza bak! Evin bir ustası olması mı daha akla uygun, olmaması mı?

    Bir yazının yazıcısı olması mı akla daha uyar, olmaması mı?

    C harfine benzeyen ağız, yazanı (yapanı) ol-madan nasıl olur?

    Mum, yakan olunca mı yanar, olmayınca mı?

    Güzel bir san'at, kör ve çolak bir adamın elin-den mi çıkar, yoksa gören ve usta birinin elin-den mi?

    Eğer sen başını perde altına sokar veya gözü-nü yumarsan Güneş ne söner de ne de işin-den geri kalır (sadece dünyayı kendine zindan edersin)" (Mesnevî, cilt 6, beyit: 357-384)

    Yunus Emre (mi.1238-1320), Hacı Bektaş-1 Veli (mi.1210-1271), Sadreddin-i Konevi (mi.1210-1274) gibi Anadolu'da yaşamış büyük veliler, Mevlânâ ile aynı dönemde yaşamışlar, Mevlâna'yı takdir ve sevgiyle karşılamışlardır. Ünlü büyük süfi Muhyiddin-i Arabi (mi.1165-1240) de bu dönemlerde yaşamış, Konya'ya gelmiş, bir süre Konya'da kalmış ve Konya'da evlenmiştir. Ünlü sûfi Sadreddin-i Konevi

    C

    YanıtlaSil
  85. Celaleddur & Soyol (Konya'h Sadreddin) Mevlana'nm avey ogh olup onun terbiyet ve gözetimi altunda yetir

    Mevlana, farklılıkları kucaklavan gems ba hoggortive sahipte Bunu şu soru çok iyi ifade etmektedir: "Pergel gibi bir ayağınla serial s tunde sağlamea durarak, diger ayagunla yet miş iki milleti dolaşıyorum." Demek ki, Mev lanatdaki geniş hoşgörü şeriata (dine) aykım bir davranışa götüren bir hoşgöru değildiu

    Mevlana sade ve kanaatkår bir hayat sürmüş tilr. Der ki "Bizim dostlarımıadan kim, dün yaya ait bir ser istemek için el, avuc acarsa ondan yüz çeviririz. Çünku biz istek kapısını dostlarımıza kapamışız. Bize almayı değil, vermeyi öğrettiler." Hanımı bir gün kendisi ne: "Evde yiyecek bir lokma kalmadı" demesi üzerine Mevlana: "Aman ne mübarek ev! Tip kı Peygamber (a.s.m.) evi gibi" diye karşılık verir.

    Mevlână Celaleddin (k.s.), bu dünyadan ebe diyete göç edip Mevla'sına kavuştuğu zaman (mi.17 Aralık 1273) yetmiş yaşına yaklaşıyor du. Cenaze namazı için, onu ebedi yolculuğu na uğurlamak istiyenler, müritleri, devletin ileri gelenleri, her mezhep ve tarikattan Mus lüman halk toplanmıştı. Bunlar arasında uza len ve göz yaşı döken Müsevi ve Hristiyan bazı din adamları ve bağlıları onun tabutunun ar kasında yürümüşlerdir. Mevlâna'nın ölümün den sonra mezarı üzerine bir türbe yapılmış ve ziyarete açılmıştır. (Rahmetullahi aleyh). Mevlână, hayatta iken Mevlevi tarikatını kur muş değildir. Bu tarikat, ölümünden sonra oğlu Sultan Veled ve diğer halifeleri tarafından şekillendirilmiştir.

    Celaleddin-i Süyati جلال الدین سیوطی : )hi.849

    911; mi.1445-1505) Mısır'lı müctehid, hadis ve fıkıh âlimi. Hadis, tefsir, fıkıh, Arabça dilbilgisi, sözlük, edebî sanatlar (meâni, be yan, bedi v.b.), tarih, ahlâk, tıp gibi çeşitli alanlarda önemli eserleri vardır. Hadis ala-nında Câmi-ul Kebir ve Câmi-us Sağır; dört Sunnî mezhebin fıkıh metod ve esaslarını (fıkıh usülünü) içine alan ve medreselerde ders kitabı olarak okutulan Cem-ül Cevami; Celâleyn Tefsiri olarak bilinen tefsiri en çok bilinen eserleridir. Hadis ve fıkıh alanında takdir edilen yüksek ve derin bilgisi sebebiy le "imam" (önder) läkabıyla birlikte İmam-ı Süyûtî veya İmam-ı Celaleddin-i Süyûti ola rak anılmaktadır. Süyûtî, sekiz yaşında hafız

    YanıtlaSil
  86. Celal Bayar (1883-1986)

    121

    oldu. Yirmi iki yaşında iken; Celaleddin Mis-ri'nin, İsra süresine kadar yazıp bitiremeden õlmesi sebebiyle yarım bıraktığı Kur'an tefsi-rini yazıp tamamladı. İkisinin de ismi Celä-leddin olduğu için bu tefsire Celäleyn Tefsi-ri (İki Celal'in Tefsiri) adı verildi. Onlardan sonra yazılan tefsirlerden pek çoğu, açıklama notlarında bu tefsir kaynak olarak gösteril-mektedir.

    Celal Bayar )1883-1986( جلال بایار : Bursa'nın

    Gemlik ilçesine bağlı Umurbey köyünde dün-yaya gelmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin üçün cü Cumhurbaşkanıdır. Cumhuriyetin ilanı ve Tek Parti dönemi, çok partili hayata geçiş, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi gibi çok büyuk çal-kantıların yaşandığı bir dönemde yaşamıştır. M.Kemal'in en güvendiği adamlarından biri-dir. M.Kemal'in son başbakanlığını yapmıştır. Çok partili hayata geçişin etkin simaları ara-sında yer almıştır. Celal Bayar 22 Mayıs 1986 tarihinde, 103 yaşında İstanbul'da öldu.

    cellet جلالت : .büyüklük, yücelik 2.şiddetli ve karşı konulamaz güçlülük

    celli(y( 1: جلاليه.büyüklük, yücelik ve güçlü-

    lükle ilgili 2. Allah'ın (c.c.) Celâl ismine ait; karşı konulamaz kuvvet, şiddet ve büyüklüğe sahibi olan Allah'a (c.c.) işaret eden

    celalli 1: جلالی.büyük, erişilemez, yüksek 2.karşı konulamaz kuvvete, şiddete ve bü-yüklüğe sahip olana (Allah'a c.c.) işaret eden

    celb 1: جلب.ekme, kendine çekme 2.getirme, götürme 3.elde etme 4.resmî yazılı çağrı

    celb-i dikkat جلب دقت : dikkat çekme

    celb-i ervah جلب أرواح : ruhları çağırma, ruhları

    çağırıp getirme

    celb-i ervah-ı tayyibe جلب أرواح طيبه : iyi ruhları

    çağırıp getirme

    celb-i nef جلب نفع : fayda elde etme, fayda sağlama

    celb-i rizik جلب رزق : rizik elde etme

    celb-i savt جلب صوت : uzakta bulunanların se-sini alıp yakına getirme, yakınlaştırma; uzak-tan sesli haberleşme, sesli yayın

    celb-i savt, sûret vesaire جلب صوت صورت و سائره

    : uzakta bulunanların seslerini (savt), resim veya görüntülerini (sûret) ve benzerlerini alıp yakına getirme, yakınlaştırma; sesli, gö-rüntülü vb. haberleşme veya yayın yapma

    celb-i sûret جلب صورت : uzakta bulunanların

    YanıtlaSil
  87. 121

    Celil

    resim veya görüntülerini alıp yakına getirme, görüntülü haberleşme, görüntülü yayın

    celb-i süret ve savt جلب صورت و صوت : uzakta bulunan şeylerin resim, görüntü (süret) ve seslerini (savt) alıp yakına getirme, görüntü-lu ve sesli yayın ve haberleşme

    celbül menafi جلب المنافع : faydalar elde etme, menfaatler sağlama

    celbekar جلبه کار : celb edici, kendine çekici

    celbekarane جلبه کارانه : celb edici tarzda, ken-dine çeker tarzda

    celb etmek 1 : جلب إيتمك.çekmek kendine çek-mek 2.elde etmek 3.getirmek, götürmek

    celbname جلب نامه : resmi celb yazısı, yazılı resmi çağrı

    celb olunmak جلب اولونمق : çekilmek, getiril-mek, götürülmek; elde edilmek

    Celcelutiye جلجلونيه : Hz. Ali (ra) tarafından, Hz. Peygamber'den (a.s.m.) aldığı derslerden faydalanarak yazılmış Süryānice kaside (şiir)

    celevat جلوات : cilveler; görüntüler, belirme-ler, beliren şekiller

    celevat-ı cemâl (iv( جلوات جماليه : cemål tecel-lileri; Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimle-rinin iş ve eserlerindeki çeşitli yansımaları, kendilerini gösterme, tanıtma ve belli etme şekilleri (tecellileri)

    celevat-1 envar جلوات أنوار : nurlu tecelliler, par-lak görüntüler, (mec.) Allah'a (c.c.) ait isim-lerin iş ve eserlerde görünen çeşitli parlak yansımaları kendilerini gösterme, tanıtma ve belli etme şekilleri (celevat)

    celevat-i esma جلوات أسماء : isimlerin tecelli-leri; Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimle-rinin, Allah'ın (c.c.) iş ve eserlerindeki çeşitli yansımaları, kendilerini gösterme, tanıtma ve belli etme şekilleri (tecellileri)

    celevat-i rahmet جلوات رحمت rahmet tecellile-

    ri; Allah'ın (c.c.) her şeyi kuşatan geniş mer-hamet olan Allah'ın (c.c.) iş ve eserlerindeki çeşitli yansımaları, kendilerini gösterme, ta-nıtma ve belli etme şekilleri (tecellileri)

    celevat-sifat جلوات صفات : sifatların tecellileri; Allah'ın (c.c.) sıfatlarının, Allah'ın (c.c.) iş ve eserlerindeki çeşitli yansımaları, kendilerini gösterme, tanıtma ve belli etme şekilleri (te-cellileri)

    celi (y( ليه : acık, belli, ortada, görünen

    Cell büyük, ulu, yüce; kudretli

    YanıtlaSil
  88. 78

    CEHENEM VE CEHENNEMLİKLERİN ÖZELLİKLERİ

    "Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız."

    Dünyanın yaşının iki katı kadar bir süre geçtikten sonra onlara Allah tarafından şöyle cevap verilir:

    قَالَ اخْسَؤُوا فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

    "Alçaldıkça alçalın orada. Bana karşı konuşmayın artık,

    Amr b. As devamla şunları söyledi:

    "Allah'a yemin ederim ki, bundan sonra onların hiç biri bir kelime bile konuşamaz. Artık sadece ateşin gürültüsüne karışmış olarak inler ve böğürme sesleri duyulur ve bu sesler eşeğin anırmasını andırır."3

    Katâde şöyle demiştir:

    "Ey insanlar! Cehennemden kaçış var mı? Ya da içinizde ona dayana bilecek olanınız var mı?

    Ey kavmim! Sizin için en kolay olan Allah'a kulluk etmenizdir. Öy leyse ona itaat edin."

    Anlatılmıştır ki, cehennemlikler bin sene feryâdü figan ederler ama boşuna.

    Sonra derler ki:

    Biz dünyada iken sabrettiğimizde sıkıntılardan kurtuluyorduk. Bu-nun üzerine bin yıl sabrederler, fakat azaplarında bir hafifleme olmaz.

    O zaman şöyle derler:

    سَوَاءٌ عَلَيْنَا أَجَزِعْنَا أَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَحِيصٍ

    "Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığı nacak bir yer yoktur."4

    Bundan sonra bin yıl boyunca cezalarının hafifletilip, susuzluklarının giderilesi için Allah'tan yağmur isterler.

    Allah (cc) Cebrail'e; "onlar ne istiyorlar?" diye sorar.

    Cebrail (as) der ki:

    'Mü'minûn 107

    Mü'minûn 108

    Hakim, Müstedrek, 3492

    * Ibrahim 21

    YanıtlaSil
  89. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    79

    Ya Rabbi, sen daha iyi bilirsin ama yağmur istiyorlar. Bunun üze-rine gökyüzünde kızıl bir bulut belirir. Onlar yağmur yağacak zanne-derler. Fakat buluttan katır büyüklüğünde akrepler düşer. Onlardan biri-nin ısırmasının acısı bin sene geçmez.

    Sonra bin yıl boyunca yine yağmur yağması için dua ederler. Nihayet kara bir bulut gözükür. Onlar, 'işte bu yağmur bulutu' derler. Fakat bulut-tan deveboynu kalınlığında yılanlar düşer. Onlardan biri bir insanı soktu-ğunda acısı bin yıl devam eder."

    Şu ayeti kerime ile anlatılmak istenen budur:

    زِدْنَاهُمْ عَذَاباً فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ

    "Yapmakta oldukları bozgunculuklar (küfredip, isyankâr olmala-rı) sebebiyle azaplarını kat kat artıracağız.""

    Allah'ın azabından kurtulup sevabına ulaşmak isteyen kimseye; dün-yanın zorluklarına katlanıp Allah'a itaat etmesi ve nefsinin arzu ve istek-lerinden uzak durmak suretiyle Allah'ın yasaklarından sakınması gerekir. Çünkü bir hadiste belirtildiği gibi cennetin etrafı zorluk ve çilelerle ku-şatılmış, cehennemin etrafi da nefsin arzu ve istekleriyle donatılmıştır.

    Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

    "Allah (cc) Cebrail (as)'ı huzuruna çağırıp ona cennete gitmesini söyleyip, şöyle dedi:

    Git! Cenneti ve cennetlikler için hazırladığım nimetleri gör!

    Cebrail (as) Cennet'e gidip döndükten sonra şunları söyledi:

    Ya Rabbi izzetin hakkı için söylüyorum ki, bu nimetleri işiten herkes kesinlikle oraya girmek isteyecektir.

    Sonra cennet nefsin hoşlanmayacağı zorluk ve çilelerle kuşatıldı.

    "Allah (cc) Cebrail'e (as) git! Cennete tekrar bak! dedi.

    Cebrail (as) tekrar bakıp geri döndüğünde şöyle dedi:

    Ya Rabbi izzetin hakkı için söylüyorum. Oraya kimsenin gireme-yeceğini düşündüm."

    Daha sonra Allah Teâlâ Cebrail'den (as) cehenneme gitmesini ve orada cehennemlikleri bekleyen tehlikeleri görmesini istedi.

    Nahl 88

    Müslim, 2823

    YanıtlaSil
  90. 14. KİTAB (K. EL-D'AVA)

    K. el-İkrar'ın takdiminden sonra henüz üç ay bile geçmemişti ki, Mecelle'nin 14. kitabı da 27 Rebiulevvel 1293 (22 Nisan 1876) ve 10 Nisan 1292 tarihlerini taşıyan ve aynı klasik ifadeleri ihtiva eden cemiyet mazbatası ile Sadarete takdim olundu. Bu seferki maz-batada Ahmed Cevdet, Ahmed Hilmi, Halil, Ahmed Halid, Seyfeddin, Ömer Hilmi, Ahmed Hulûsi ve Abdussettar Efendiler'in isimleri yer almakta idi".

    15 Rebiulâhir 1293 (10 Mayıs 1876) tarihli sadaret tezkeresi ile padişaha arzedilen K. el-Da'vâ, bu sefer de muhtemelen Sultan V. Murad'ın tahta çıkışı ve devlet işlerinin karışık bir durumda bulun-duğu zamana tesadüf etmesi sebebiyle olacak ki, iki aya yakın bir gecikme ile 8 Cemaziyulâhir 1293 (31 Haziran 1876) tarihli irade-i seniyye ile kanunlaştı ".

    K. EL-D'AVA'NIN MUHTEVASI

    Bir mukaddime ile iki babı ihtiva etmektedir. Mukaddime (1613.1615. m.) Da'vâya aid bazı fıkhî tabir ve ıstılahları ihtiva eder.

    Dava: Bir kimse diğer kimesneden huzûr-u hakimde hakkını taleb etmektir. Ol kimseye müddeî ve ol kimesneye müddea-aleyh denilir.

    Müddea: Müddeînin dava eylediği şeydir ki, müddea-bih dahi denilir.

    Tenakuz: Müddeîden kendi davasına münakız yani davasının butlanını mucib bir söz sebkat eylemiş olmaktır.

    1. Bab, davanın şartları, hükümleri ve reddi hakkında dört bö-lümden teşekkül etmiştir. 1. Bölüm (1616.-1630. m.) Davanın sıh-hatinin şartları. 2. Bölüm (1631.1633. m.) Davanın reddi. 3. Bö-lüm (1634.-1646. m.) Hasım olup olmayanlar. 4. Bölüm (1647.-1659. m.) Tenakuz hakkındadır.

    2. Bab (1660.-1675. m.) Murûr-u zamandan bahseder.

    69. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pa., s. 135.

    70. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 136.

    YanıtlaSil
  91. 15. KİTAB (K. EL-BEYYİNAT VE'L-TAHLIF)

    Ondördüncü kitabın meriyyete girişini bildiren iradeden yirmi gün sonra, kitabın muhtevası hakkında bazı malumatı ihtiva eden 27 Cemaziyelahir 1293 (19 Temmuz 1876), 7 Temmuz 1292 tarihle-rini ve Cemiyet-i Mecelle mührünü taşıyan bir mazbata ile K. el-Bey-yinat ve'l-Tahlif sadarete takdim olundu. Mazbatada zikredilen bazı bilgileri kısaca veriyorum: 1) Yemin hakkında Nizamiye mahke-meleri için bir nizam olmaması sebebiyle, onların bu kitaptaki ye-mine aid hükümlere şiddetle ihtiyacı vardır. 2) Alış-veriş hakkında şahit dinlenilmesi Ticaret Kanunnamesinde mevcut olmasına rağ-men nasıl dinlenileceğine dair bir nizam henüz yoktur. Dolayısıyla Nizamiye mahkemeleri bu hususta bu kitaptan faydalanacaklardır. Mazbataya, kitabın neşr edildikten sonra Adliye Nezareti vasıta-siyle Nizamiye mahkemelerine mazbatada zikredilen hususların bil-dirilmesi arzusu ile son verilmektedir".

    11 Receb 1293 (2 Ağustos 1876) tarihli Sadaret tezkeresi ile durum aynen padişaha arzolunmuş ve bir aylık bir gecikmeden son-ra, 13 Şaban 1293 (3 Eylül 1876) tarihli irade-i seniyye ile kanun-laşmıştır".

    K. EL-BEYYİNAT VE'L-TAHLİFİN MUHTEVASI

    Bir mukaddime ile dört babdan meydana gelmiştir. Mukaddime (1676.1683. m.) Bazı fıkhî tabir ve ıstılahları ihtiva eder. Bu tabir ve ıstılahlar şunlardır:

    Beyyine: Hüccet-i kaviyye demektir.

    Tevâtür: Kizb üzre ittifakları aklen caiz olmayan cemaatin ha-

    beridir.

    Mülk-i mutlak: İrs ve şirâ gibi esbab-ı mülkten biriyle mukay-yed olmayan mülkiyettir. Ve böyle bir sebeb ile mukayyed olan mülkiyete dahi mülk bi-sebebin denilir.

    71. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 136-137.

    72. Aynı yer.

    YanıtlaSil
  92. 590

    HADİS-1 ŞERİFLER

    ۱۲۲۰ مَنْ صَوَّرَ صُوراً فَإِنَّ اللَّهَ مُعَذِّبُهُ ، حَتَّى يَنْفُخَ فيها الرُّوحَ وَلَيْسَ بِنَافخ فيها أبدا .

    ( رواه ابن عباس )

    1220) «Her kim, bir suret yaparsa; Allah onun azab edicisi olacak. tır.. Böylece, hep ona ruh üflemesini isteyecektir... Halbu. ki ona ruh üfleyecek gücü katiyyen kendinde bulamaz..»

    **

    SURET: Heykel ve benzeri şeylerdir. Bilhassa canlılara ait olanlar.. Hele yaratıcılık iddiasına yeltenenlerin vay haline..

    Ravi: İBN-1 ABBAS.. Menkıbesi, 42. Hadis-i şerifte..

    ( رواه ابن عدی ) ۱۲۲۱ مَنْ قادَ أَعْمَى أَرْبَعِينَ خَطْوَةً وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ .

    1221) «Her kim, bir âmâyı kırk adım yürütürse; cennet ona vacip olur..>>

    Dinimiz daima düşkünlere yardımı emreder.. Ne şartlar altında olur-sa olsun; her düşküne yardım etmek vazifemizdir.

    **

    Ravi: İBN-İ ADİYY.. Menkıbesi, 47. Hadis-i şerifte..

    من قال ( سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ » فى كُلَّ يَوْمِ مَائَةَ مَرَّةٍ حُطَّتْ خَطَايَاهُ ( رواه الشيخان عن أبي هريرة ) وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ البَحْرِ .

    1222) «Her kim, bir günde yüz defa:

    - Allah SÜBHAN'dır ve hamd ona mahsustur.. Derse, hataları silinir.. İsterse deniz köpüğü kadar olsun..>

    **

    SUBHAN: Noksan sıfatlardan münezzeh ve kemål sıfatları ile mut-tasıf, manâlarına gelir..

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..

    ۱۲۲۳ منْ قامَ رَمَضَانَ إيمانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنْبِهِ .

    ( رواه البخاري )

    YanıtlaSil
  93. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    591

    1223) «Her kim, ramazan orucunu inanarak ve sevabını Allah'tan bi-lerek tutarsa; geçmiş günahları bağışlanır..>>

    **

    Bu Hadis-i Şerifte bilhassa tutulan oruçların riyadan uzak olmasına İşaret edilmektedir..

    **

    *

    **

    *

    Ravi: BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i Şerifte..

    ١٢٢٤ مَنْ قَرَأَ سُورَةَ الكَهْفِ فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ أَضَاء لَهُ مَا بَيْنَ الْجُمُعَتَينِ . ( رواه البيهقي عن أبي سعيد )

    1224) «Her kim, cuma günü KEHF sûresini okursa; iki cuma ara-sında, kendisine nur olur..>>>>

    KEHF: Kur'an-ı Kerimin 18. suresidir. Anadoluda âdettir; her cuma günü namazdan evvel okunur..

    Ravi: EBU SAID'den r.a. naklen BEYHEKI. Menkıbeleri, 12. ve 87. Hadis-i Şerifte.. **

    ( رواه البيهقي ) ١٢٢٥ مَنْ قَرَأ ( سُورَةَ البَقَرَةِ ( تُوجَ بِتَاجِ مِنَ الجَنَّةِ .

    1225) «Her kim, BAKARA sûresini okursa; kendisine cennette bir taç giydirilir..>>

    BAKARA: Kur'an-ı Kerim'in 2. ve en uzun suresidir. Hiç olmazsa, haftada bir defa okumalıdır.

    **

    Ravi: BEYHEKI.. Menkıbesi, 12. Hadis-i Şerifte..

    ( رواه أبو نعيم ) ١٢٢٦ مَنْ قَرَأ ( يس ) في لَيْلَةٍ أَصْبَحَ مَغْفُوراً لَهُ .

    1226) «Her kim, akşam YASİN OKURSA; sabaha bağışlanmış ola-rak çıkar..>>

    YASİN: Kur'an-ı Kerim'in 36. suresidir. Her gece okumalıdır.

    Ravi: EBU NUAYM.. Menkibesi 10. Hadis-i şerifte..

    YanıtlaSil
  94. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    100

    Kabrin Lahd tarzanda, kabrin Kıble tarafı, yandan kazılarak al-tı cenaze girecek kadar oyulur.

    Kabrin Peygamberimiz, kabir tarzı hakkında: «Lahd, yapınızı Şakk, yap mayınız!

    Çünki, Lahd, bizim içindir,

    Şakk, ise, bizden başkaları İçindir. buyurmuştur. (734)

    Ebû Ubeyde b. Cerrah, Mekkelilerinkini Şakk tarzında, Ebû Tal-ha da, Medinelllerinkini Lahd tarzında kazardı.

    Peygamberimizin kabrinin Lahd tarzında mı, yoksa, Şakk tarzın-da mı yaptırılması hususunda da, Eshab arasında anlaşmazlık çıktı. Muhacirler «Mekkeliler gibi, Şakk yaptırınız!»

    Ensar ise «Bizim toprağımızda kazdığımız gibi, Lahd yapınız!» de-diler. (735)

    Bunun üzerine, Hz. Abbas, iki kişi çağırdı.

    Onlardan birisine «Sen, Ebû Ubeyde'ye git!»

    Diğerine de «Sen de, Ebû Talha'ya git!» dedi.

    Sonra da «Allahım! Resûlün için hayırlısını, tercih buyur!» di-yerek düa etti. (736)

    Bunlardan, önce gelen, Peygamberimizin kabrini, kendi usûlüne göre yapacaktı. (737)

    Ebû Talha'nın adamı, Ebû Talha'yı bulup getirdi. (738)

    Ebû Talha, gelince «Vallâhi, Peygamber Aleyhisselâm için, Lahd'-in daha hayırlı olacağını umuyorum." dedi. (739)

    Peygamberimizin döşeği kaldırılarak altı Lahd tarzında kazıldı (740)

    Bilal-i Habesi'nin Mescid Cemâatını Ağlatması:

    Bilal-i Habeşi, Peygamberimizin vefatından sonra ve gömülme sinden önce ezan okurken (Eşhedü enne Muhammeder'Resûlullâh) dediği zaman, Mescid, ağıttan çalkandı.

    (733) Käsâni Bedâylüssanayi c. 1, s. 318

    (731) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 359, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 213

    (735) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 298

    (736) Ibn-1 fshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 313-314, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, 8. 298, Belâzüri Ensabülegraf c. 1, в. 573

    (737) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 298

    (738) İbn-i Ishak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 314, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 298, Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 573 (739) İbn-i Sa'd Tabakat

    c. 2, s. 298 (740) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam Sire, c. 4, s. 314, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 292-203, Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 573

    YanıtlaSil
  95. FEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    109

    Peygamberimiz, kabre gömüldükten sonra, Bilal-i Habeşi, ezan okumayı bıraktı. (741)

    Peygamberimiz Kabre Ne Zaman Konuldu ve Kabre Kimler İndi?

    Peygamberimiz, çarşamba gecesi yarılandığı sırada, kabre konul-

    muştur. (742) Hz. Aişe «Resûlullah Aleyhisselâmın (743), nereye (744) gömül-düğünü, çarşamba gecesi (745), gece yarısı (746), gecenin de, sonuna doğru (747) kürek seslerini işitinceye kadar öğrenemedik.» demiştir. )

    (748 Peygamberimizin kabrine, Hz. Ali, Fadl b. Abbas, Kusem b. Ab-bas ve Peygamberimizin âzadlısı Şukran indiler. (749)

    Evs b. Havli, Hz. Ali'ye «Ey Ali! Allah aşkına, Resûlullâhın hiz-metinden bizi de, nasiblendir!» diye and verdi.

    Hz. Ali «In öyle ise!» dedi.

    O da, kabrin içine indi. (750)

    Peygamberimizin kabrine, Hz. Abbas ile Üsâme b. Zeyd'in indi-ği de, rivayet edilir. (751)

    Kabrin Tabanına Eski Bir Örtünün Serilmesi:

    Medine arzı nemli ve çoraktı. (752) Hayber ganîmetinden kalma (753), doşan, eskimeye yüz tutmuş (754), saçaklı kırmızı bir örtü (yorgan kabrin tabanına serildi. (755)

    (741) Kastalant Mevahibülledünniye c. 2, s. 494

    (742) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 314, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 110, İbn-i Haldun Tarih c. 2, ks. 2, s. 63

    (743) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 6, s. 62, 242 Sire c. 4, s. 314, Ahmed b. Hanbel Müsned

    (744) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 242

    (745) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 6, s. 62, 242 Sire c. 4, s. 314, Ahmed b. Hanbel Müsned

    (746) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 314

    (747) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 62, 242

    (748) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 6, s. 62, 242 Sire, c. 4, s. 314, Ahmed b. Hanbel Müsned

    (749) İbn-i İshak, İbn-i Hişam dülferid c. 2, s. 174 Sire c. 4, s. 314-315, İbn-i Abd-i Rabbih Ik-

    (750) İbni İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 315

    (751) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 301

    752) İbn-i Sa'd ( Tabakat c. 2, s. 299, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 575

    (753) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 575

    (754) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 299

    (755) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 315, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 290 Belâzürî Ensabülegraf c. 1, s. 575

    YanıtlaSil
  96. YA

    اشارات الاعجاز

    سورة القره (۲)

    وكذا عمان، شمس از لبدن احسان ابد يلعن بر نور اولدیغی کی سعادت ابدیه در ده بریاریا تور و او باريتي الله وهواننده بولونان بتون ام هريك واستعداد لرمنك تخوماری، كرة طورا کی نشو و نما به باشلار و بو سایه ده ابد میل کنه طوغری حرکت ایدر، کیدر .

    ( و يقيمون الصلوة ) بو حمله نك اولى جمله ایله با غلیلافی و مناسبتی کومه کبی آشکار در لکه

    بدنی عبادت و طاعه دنه غمازه تخصیصی، نمازك بتون حسناته فهرست و تورناك اولدیفنه اشار تدر اون ناملكه فاتحه قرآن انسان کا خانه فهرسته در نمازده حسناته فهرسته در زمان و سائر حقيقتارى ماوی اولدیغی کی ادراکی و ادراکز چونکه نماز - صوم، حج، مخلوقاتك اختياري و فطري عبداد تارينك نمونه الرينه ده شامل در. مثلا سجده ده، ركوعده، قيا مده اولان ملائكه نك عبداد تاريخي، هم طاسه و آغاج و حيوان امرك او عباد داره بازه بین دور و وريني الديران به عباد تدر .

    [ سؤال ؟ ) ( يُقيمونَ ) نك فعل صيغه سيله . ذکرنده نه حکمت وارد ؟

    الجواب ] روح حيات ويرن نمازك او كنيس حركتني و علم اسلامه با یه امن اولان او انتباه روحانی بی مخاطبه اخطار اید مب كوستر مكرر. و اوكوزل وضعيتي و او منتظم حالتی خیراله کو تو روب تصویر انتقاله سا معادن نمازه میدانی ایقاظ ايد وب آرتير مقدر اوت طاغینین بر وضعیتده بولوزانه افرادی بیون بر سوینچله اجتماعه سوقه ایتدیرن سس کی و معلوم بر آلت کی، عالمك صحراسنده طاغيل من ان انارى جماعته دعوت ايدن اذان محمد ينك اوطاتلى سيل، عبادته وجماعته ع حرم

    بر میل و برشوقه حصوله كالي.

    سؤال ؟ ) ( يُصَلُّونَ ) كلم منه بدل ، اطنا بلى ( يُقيمون الصلوة ) نك ذكرنده به حکمت وار در ؟

    الجواب تا نمازده لازم اولان تعدیل ارحمان، مداومت، محافظه کبی، اقامه نك معند الريني مراعات اینم که اثار ندر. ار قداس نماز، قول ایله الله آراسنده يوكن بر نسبت و علوی به مناسبت و نزیه به خدمتدر که هر روحى جلب و جذب اتمك، نمازك شأنندندر نمازك ارماني، - فتوحات میگیرنك شرح ایندیگی کی - اویله اسراری حا ويدركه، هر وجدانك محبتنى جلب ايمن

    YanıtlaSil
  97. ايكاز

    Asikar: Açık

    جلب Celb: Çekme

    جذب Cezb: Çekme

    آفران Efrad: Ferdler

    آنتراز Esrar: Sırlar

    فطرى Furi: Hususi yaratılış icabı

    حالت Halet: Hususi hál

    حسنات Hasenat: İyilikler

    حاوى Havi: İçine alan

    المتاب Itnab: Sözü uzatma

    اجتماع İctima : Toplanma

    إدراك İdrak: İyice anlama, anlayış

    الختيارى İhtiyari: Tercih ederek

    إقامه İkame: Yerine koyma

    إنتباه روحاني

    intibah-1 rûhânî: Ruhtaki uyanış

    مداومت Müdavemet: Devamlılık, süreklilik

    مركعات Miraat: Uyma, gözetme

    نَشْرُونَمَا

    Nesv ü nemâ: Gelişme ve çoğalma

    سامع

    Sami : İşiten

    صيغه

    Siga: Kelimenin türetilme-siyle ortaya çıkan şekillerden her biri

    شامل

    Şamil: İçine alan

    شَيْسٍ أَزْكي

    Şems-i ezeli: Ezeli güneş (Allah)

    تعديل أركان

    Tadili erkân: Namazı hakkını vererek kılma

    تخصيص

    Tahsis: Hususi kılma

    تصوير Tasvir: Resmederek ta'rif etme

    علوى

    Ulvi: Yüce

    YanıtlaSil
  98. Ve keză îmån, Şems-i Ezeli'den ihsån edilmiş bir nûr olduğu gibi, saadet-i ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltı ile vicdanında bulunan bütün emellerinin ve isti'dådlarının tohumları, bir şecere-i tûbá gibi neşv ü nemaya başlar. Ve bu sayede ebed memleketine doğru hareket eder, gider.

    Bu cümlenin evvelki cümle ile ويقيمون الصلوة

    bağlılığı ve münasebeti gün gibi aşikardır. Lakin bedeni ibâdet ve tâatlerden namazın tahsisi, namazın bütün hasenâta fihrist ve örnek olduğuna işarettir. Evet, nasıl ki Fâtiha Kur'ân'a, insan kâinâta fihristedir. Namaz da hasenáta fihristedir. Çünki namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri håvi olduğu gibi; idrākli ve idråksiz mahlükâtın ihtiyârî ve fıtri ibadetlerinin numů-nelerine de şâmildir. Meselâ secdede, rükû'da, kıyâmda olan melåikenin ibâdetlerini, hem taş ve ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibâdettir.

    Sual: يُقِيمُونَ 'nin fiil sîgasıyla zikrinde ne hikmet vardır?

    Elcevab: Ruha hayat veren namazın o geniş hareketini ve âlem-i İslâma yayılmış olan o intibah-ı rûhânîyi muhâtaba ihtâr edip göstermektir. Ve o güzel vaz'iyeti ve o muntazam hâleti hayâle götürüp tasvir etmekle, sâmi'lerin namaza meylini îkāz edip artırmaktır. Evet, dağınık bir vaz'iyette bulunan efradı büyük bir sevinçle ictimâa sevk ettiren ses gibi ve ma'lûm bir âlet gibi, âlemin sahrâsında dağılmış insanları cemâate da'vet eden ezân-1 Muhammedî'nin (a) o tatlı sesiyle, ibâdete ve cemâate bir meyil ve bir şevk husûle gelir.

    Sual: يُصَلُّونَ kelimesine bedel, itnâblı يُقِيمُونَ الصلوة 'nin zikrinde ne hikmet vardır?

    Elcevab: Namazda lâzım olan ta'dîl-i erkân, müdâvemet,

    muhafaza gibi, ikāmenin ma'nålarını mürâât etmeye işarettir. Arkadaş! Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nisbet ve ulvî bir münasebet ve nezîh bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek, namazın şe'nindendir. Namazın erkânı, -Fütûhât-ı Mekkiye'nin şerh ettiği gibi- öyle esrârı hâvîdir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek,

    YanıtlaSil
  99. TARİHTE BUGÜN

    1086 - Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın vefatı.

    1878 - Kıbrıs'ın

    Anavatandan ayrılması.

    1911 - Bediüzzaman Said Nursî'nin İstanbul'a gelerek Sultan Reşad'ın Rumeli seyahatine katılması.

    1954-Risale-i Nur

    hakkında olumlu bilirkişi raporu veren Yusuf Ziya Yörükhan vefat etti.

    AREFE GÜNÜ

    TEŞRİK TEKBİRLERİNİ

    UNUTMAYALIM

    HAZİRAN

    05

    PERŞEMBE

    91446

    ZİLHİCCE

    RUMI: 23 MAYIS 1441

    HIZIR: 31

    BİR AYET

    Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

    (Kevser: 2)

    BİR HADİS

    Arefe günü oruç tutmak biri geçmişte, biri gelecekte olmak üzere iki senenin; Aşura günü oruç tutmak ise geçmiş bir senenin günahlarını affettirir.

    Müsned

    Dünyanın en mübarek dağı olan Cebel-i Arafat ve orada her iklimden gelen hacıların tekbir ve ibadetleri... Mektubat

    YanıtlaSil
  100. -Ipe ezzeлаз maiyin Rakat dogru cevap vereceğine dair Lat ve Uz Birden o nurlu y

    rine yemin etti hichir yüze gölge düşmüş, bakışlar buğulanmıştı. "Bana o iki isim üze-tirerek bir şey sorma. Vallahi, onlardan duyduğum nefreti başka

    na yemin etmeni istiyorum" dedi.

    TARINTE BUGUN

    -1773-ITU-nun kuruluşu.

    - 1915-Conkbayırı zaferi.

    - 1960 - Celal Bayar ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.

    10

    PAZARTESİ

    MONDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    Kevser Suresi: 2

    Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

    BIR AYET

    BİR HADİS

    Allah'ı, emirlerine uyarak yücelt ki, Allah da seni aziz kılsın.

    Deylemî

    Her şey, Cenab-ı Hakk'ın takdiriyledir.

    Sözler

    HİCRÍ: 4 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 28 MAYIS 1440

    HIZIR: 36-GÜN: 162 KALAN: 204 - GÜN. UZ.: 1 DK

    YanıtlaSil
  101. 44 \ Hadislerden Seçmeler

    elimde olacaktır. Bunda hiçbir övünme yok Adem, ne de onun dışındaki hiçbir peygam yoktur ki, sancağımın altında olmasın. Ik se edecek ve şefaati ilk kabul edilecek olan berin Bunda da hiçbir övünme yok.

    Müslim, Fezail: 3; Ebu Davud, sünne

    ...

    Übey ibni Ka'b (ra) rivayet ediyor:

    Kıyamet Günü geldiğinde ben peygamberiem önderi, sözcüsü olacağım ve şefaatları elim olacak. Bunda övünmek yok.

    Tirmizi, Menakıb: 1: İbni Mace, Zühd: 31

    ...

    Abdullah ibni Ömer (ra) rivayet ediyor:

    Kıyamet Günü insanlar küme küme, bet ümmet peygamberinin peşinde (ileri, geri) dor üştürürler (ve büyük peygamberlere): Ey falan. sefaat et, ey falan, sefaat et, derler. En sonu se faat dileği Nebî sallallahü aleyhi ve sellem'e erisip nihayet bulur. Bu şefaat vak'ası Allahu Тей-lâ'nın peygamberi Muhammed Mustafa'y Makam-1 Mahmud'a gönderdiği gün vuku bulur. (Ve herkes o gün Muhammed Mustafa'yı tebcil eder.)

    Sabib-i Bubart, Hadis No: 1712.

    YanıtlaSil
  102. Ebu Hüreyre (ra

    Biz bir davette Resulullah ile beraberdik. Ona sofrada hayvanın ön budu(ndan bir parça) jeram edildi. Bud hoşuna giderdi. Ondan bir parça isirdi ve: "Ben Kıyamet Günü ademoğlu-mun efendisiyim! Acaba bunun neden olduğunu biliyor musunuz? (Açıklayayım): "Allah o gün, Encekileri ve sonrakileri tek bir düzlükle toplar. Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı, insanların ta-bammül edemeyecekleri ve takat getiremeyecek-leri dereceye ulaşır. Öyle ki insanlar: "içinde bu-lunduğumuz şu hâli görmüyor musunuz, sizlere şefaat edecek birini görmüyor musunuz?" de-meye başlarlar. Birbirlerine: "Babanız Adem var!" derler ve ona gelerek:

    "Ey Adem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. (Bütün isimleri sana öğretti). Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Seni Cennete yerleş-tirdi. [Allah katında itibarın, makamın var.] Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu hâlimizi, başımıza şu geleni gör-müyor musun?" derler.

    Adem Aleyhisselâm da: "Bugün Rabbim çok Öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenmedi. Bun-dan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen

    YanıtlaSil
  103. Hikmetli foyles

    "Hiçbir bela yoktur ki ondan daha kötüse olmasın."

    Hazreti-Ebû Bekr (Radıyallabu Anh)

    "Ben bazı salih insanları şöyle derlerken işitim: Biz revbe edinceye kadar ölmek istemiyoruz ama ölünceye kadar da tevbe etmiyoruz

    Hasen-i Basri (Radıyallahu Anh)

    "Sadık dost, arkadaşının ayıbını görünce ihtår eder, ifşa etmez."

    Imam-ı Şibli (Rahmetullahi Aleyb)

    "Ilim yolunda bulunmak büyük cibattır. llim ile amel etmek ondan büyük cihattu. Iblås ile amel etmek ondan daha büyük cihattır. Cenab-ı Hakk cümlesini ihsan eylesin,"

    Mahmûd Efendi Hazretleri (Kuddive Sirrubů)

    "Dün geçmişte kalmış bir kıssadır. Bugün ise amel zamanıdır. Yarını düşünmek ise emeldir."

    Fudayl ibni İyaz (Kuddise Sirrubů)

    "Akıllı insan düşündüğü her şeyi söylemez, fakat söylediği her şeyi düşünür.

    Mevlâna Celaleddin-i Rumi (Kuddise Sirruhů)

    "Bir surü için, o sürü köpeğinin kurtla arkadaşlık etmesinden

    daha büyük bir bela yoktur."

    Molla Cami (Rahmetullahi Aleyb)

    H

    YanıtlaSil
  104. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    122 1 Cebrail (a.s.) firavunun ağzına toprak tıkıyordu. "Lâ ilâhe illallah" deyip de mağfiret görmesin diye. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    122 2 Allah (z.c.hz.) üzerine, dünyaya ait yükselttiği şeyi düşürmek haktır. Hz. Enes (r.a.)
    122 3 Tabiinin en hayırlısı, öyle bir Üveysi (Veysel Karani) vardır ki, o annesine sadıktır. Allah'a and verse Allah onun andını geri çevirmez. Onun elinde bir beyazlık vardır. Ona rastlarsanız sizin için istiğfar etmesini isteyin. Hz. Ömer (r.a.)
    122 4 Tedavide kullandığınız şeylerin en hayırlıları Ledûd (ağız ağrılarında), enfiye, hacamat, müshil ve ismit (sürme)''. İsmit gözü açar ve kirpikleri besler. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    122 5 Bir adamın din kardeşi için gıyabında yaptığı dua müstecab olur. Ve dua edenin başında bir melek "amin" der. Ve "Sana da bir o kadar" diye söyler. (Diğer bir hadiste, Meleğin "amini" geri dönmez buyurulmaktadır) Hz. Ebud Derda (r.a.)
    122 6 Allah (z.c.hz.) ile mahlûku arasında nurani veya zulmani yetmiş bin hicab vardır. Kim bu hicabı aşan bir şey hissederse mahv olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    122 7 Allah (z.c.hz.)'nin zikri şifa, insanların zikri ise derttir. Hz. Mekhul (r.a.)
    122 8 Aklın başı insanlarla sevgi tesis etmektir. Sakalının hafif olması insan için saadettendir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    122 9 Allah (z.c.hz.) kulunun: "Rabbiğfirlî zünûbî" demesinden hoşlanır. Ve buyurur ki: "Kulum Benden başkasının günahlarını afv edemiyeceğini biliyor." Hz. Ali (r.a.)
    122 10 Rabbınız Celle Şânuhû Rahimdir. Kim ki bir iyilik yapmak ister de yapamaz ise ona bir sevap yazılır. Yaparsa, 10 ilâ 700 misli veya daha fazla sevab yazılır. Kim bir kötülük yapmak ister de yapmaz ise bir sevab, yaparsa bir günah yazılır. Allah isterse onu da affeder. Allah'ın muamelesinde helâk olacak adam, mahvolmaya lâyık olan adamdır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma

    YanıtlaSil
  105. Hikmetli foyles

    "Hiçbir bela yoktur ki ondan daha kötüse olmasın."

    Hazreti-Ebû Bekr (Radıyallabu Anh)

    "Ben bazı salih insanları şöyle derlerken işitim: Biz revbe edinceye kadar ölmek istemiyoruz ama ölünceye kadar da tevbe etmiyoruz

    Hasen-i Basri (Radıyallahu Anh)

    "Sadık dost, arkadaşının ayıbını görünce ihtår eder, ifşa etmez."

    Imam-ı Şibli (Rahmetullahi Aleyb)

    "Ilim yolunda bulunmak büyük cibattır. llim ile amel etmek ondan büyük cihattu. Iblås ile amel etmek ondan daha büyük cihattır. Cenab-ı Hakk cümlesini ihsan eylesin,"

    Mahmûd Efendi Hazretleri (Kuddive Sirrubů)

    "Dün geçmişte kalmış bir kıssadır. Bugün ise amel zamanıdır. Yarını düşünmek ise emeldir."

    Fudayl ibni İyaz (Kuddise Sirrubů)

    "Akıllı insan düşündüğü her şeyi söylemez, fakat söylediği her şeyi düşünür.

    Mevlâna Celaleddin-i Rumi (Kuddise Sirruhů)

    "Bir surü için, o sürü köpeğinin kurtla arkadaşlık etmesinden

    daha büyük bir bela yoktur."

    Molla Cami (Rahmetullahi Aleyb)

    H

    YanıtlaSil

    Yuksel2 Haziran 2025 05:09
    Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    122 1 Cebrail (a.s.) firavunun ağzına toprak tıkıyordu. "Lâ ilâhe illallah" deyip de mağfiret görmesin diye. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    122 2 Allah (z.c.hz.) üzerine, dünyaya ait yükselttiği şeyi düşürmek haktır. Hz. Enes (r.a.)
    122 3 Tabiinin en hayırlısı, öyle bir Üveysi (Veysel Karani) vardır ki, o annesine sadıktır. Allah'a and verse Allah onun andını geri çevirmez. Onun elinde bir beyazlık vardır. Ona rastlarsanız sizin için istiğfar etmesini isteyin. Hz. Ömer (r.a.)
    122 4 Tedavide kullandığınız şeylerin en hayırlıları Ledûd (ağız ağrılarında), enfiye, hacamat, müshil ve ismit (sürme)''. İsmit gözü açar ve kirpikleri besler. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    122 5 Bir adamın din kardeşi için gıyabında yaptığı dua müstecab olur. Ve dua edenin başında bir melek "amin" der. Ve "Sana da bir o kadar" diye söyler. (Diğer bir hadiste, Meleğin "amini" geri dönmez buyurulmaktadır) Hz. Ebud Derda (r.a.)
    122 6 Allah (z.c.hz.) ile mahlûku arasında nurani veya zulmani yetmiş bin hicab vardır. Kim bu hicabı aşan bir şey hissederse mahv olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    122 7 Allah (z.c.hz.)'nin zikri şifa, insanların zikri ise derttir. Hz. Mekhul (r.a.)
    122 8 Aklın başı insanlarla sevgi tesis etmektir. Sakalının hafif olması insan için saadettendir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    122 9 Allah (z.c.hz.) kulunun: "Rabbiğfirlî zünûbî" demesinden hoşlanır. Ve buyurur ki: "Kulum Benden başkasının günahlarını afv edemiyeceğini biliyor." Hz. Ali (r.a.)
    122 10 Rabbınız Celle Şânuhû Rahimdir. Kim ki bir iyilik yapmak ister de yapamaz ise ona bir sevap yazılır. Yaparsa, 10 ilâ 700 misli veya daha fazla sevab yazılır. Kim bir kötülük yapmak ister de yapmaz ise bir sevab, yaparsa bir günah yazılır. Allah isterse onu da affeder. Allah'ın muamelesinde helâk olacak adam, mahvolmaya lâyık olan adamdır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma

    YanıtlaSil

  106. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    503 1 İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, yanında altın ve gümüşü olmayan rahat etmez. Hz. Mikdam (r.a.)
    503 2 İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, mü'min o zaman müminlere dua edecek te Allah (z.c.hz.) şöyle buyuracak: "Kendi nefsine dua et sana icabet edeyim, umuma gelince Ben onlara gazablıyım." Hz. Enes (r.a.)
    503 3 Sizin üzerinize bir zaman gelir ki, boğulmaya maruz adam gibi dua etmeyen yakayı kurtaramaz. Hz. Huzeyfe (r.a.)
    503 4 İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, Camilerde halka halinde toplanırlar, gayeleri dünyevi olur. Allah'ın onlara ihtiyacı yoktur. Bunların arasına girmeyin. Hz. Enes (r.a.)
    503 5 İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki o zamanki halkın efdali "hafifül haz" olanıdır. Denildi ki; "Ya Resulallah hafifül haz nedir?" Buyurdu ki, çoluk çocuğu az olanlardır. Hz. Huzeyfe (r.a.)
    503 6 İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, bir saat düşünürlerde kendilerine namaz kıldıracak imam bulamazlar. Hz. Selame binti Hür (r.a.)
    503 7 İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, o zaman da onlar riba yerler, yemeyene de tozu bulaşır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    503 8 İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, zenginler tenezzüh için, orta halliler ticaret için, onların kur'aları riya ve gösteriş için, fakirler ise dilenmek için hac ederler. Hz. Enes (r.a.)
    503 9 Ümmetim üzerine bir zaman gelir ki fukaha bir birini çekemez. Tekelerin birbirlerini kıskandığı gibi, birbirlerini kıskanırlar. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    503 10 Sizin üzerinize bir zaman gelir ki, adam acizlikle facirlik arasında muhayyer kalır. Kim bu zamana ulaşırsa aczi, fücura tercih etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    503 11 İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, adamın imanı soyulur da haberi olmaz. Halbuki o gömleğinin soyulduğu gibi soyulmuştur. Hz. Ebud Derda (r.a.)
    503 12 İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki onda ulema, köpekler öldürülür gibi öldürülür. Keşke o zaman ulema birlik olsaydı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    YanıtlaSil
  107. Fakihlerinize ve abidlerinize danışın. Şahsi fikir ile amel etmeyiniz. (Hz. Ali r.a sormuş: Hakkında açık bir emir veya yasak bulamadığımız bir iş gelip çattığında ne yapalım.?)
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)
    Sayfa: 251 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  108. 36. Yasin

    Ayet: 13

    286

    BİZ GERÇEKTEN SİZE GÖNDERİLMİŞ ELÇİLERİZ

    لا وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ ﴿۱۳﴾ إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ قَالُوا (١٤) مَا أَنْتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَمَا أَنْزَلَ الرَّحْمَنُ مِنْ شَيْءٍ إِنْ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ ﴿١٥﴾ قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ ﴿١٦﴾ وَمَا عَلَيْنَا إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ ﴿۱۷﴾ قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ ﴿۱۸﴾ قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِنْ ذُكِرْتُمْ بَلْ لا ط أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ﴿۱۹﴾ وَجَاءَ مِنْ أَقْصَا الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ ﴿۲۰﴾ اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْئَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ ﴿۲۱﴾ وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿۲۲﴾ اتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ آلِهَةً ط إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَنُ بِضُرٍ لَا تُغْنِ عَنِّى شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنْقِذُونِ ﴿۲۳) إِنِّي إِذَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ ﴿٢٤﴾ إِنِّي أَمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ ﴿٢٥)

    13. Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani onlara elçiler gelmişti.

    14. İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar: Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz! dediler.

    YanıtlaSil
  109. Rühu'l-Beyan

    Cuz: 22

    287

    15. Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insan-sınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.

    16. (Elçiler) dediler ki: Rabbimiz biliyor; biz gerçekten si-ze gönderilmiş elçileriz.

    17. "Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah'ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir" dediler.

    18. (Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük do-kunur, dediler.

    19. Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mu-dur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.

    20. Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz!" dedi.

    21. "Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir."

    22. "Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibådet etmeyecek-mişim! Halbuki, hepiniz O'na döndürüleceksiniz."

    23. "O'ndan başka ilahlar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların (putların) şefâati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramaz-lar."

    24. "İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömül-müş olurum."

    25. "Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni dinleyin."

    "Onlara, şu şehir halkını" Antakya halkını "misal getir: Hani onla-ra" Antakya halkına "elçiler"; yani Îsā (a.s.)'ın elçileri "gelmişti." Sanki burada şöyle denilmiştir: 'Elçilerin geldikleri zamanı misal getir; ya da elçi-lerin geldikleri vakti onlara an/zikret.'

    YanıtlaSil
  110. bil örmüs. Bahçeyi

    288

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 13-14

    et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de geçtiği üzere Allah Teâlâ bu (13.) âyetten 29. âyetin sonuna kadar dostlarına olan türlü lütuflarına ve düşmanlarına olan çeşitli kahrlarına işaret etmektedir.

    Allah Teâlâ Peygamberlerin efendisi (s.a.)'e bu sehir halkının kıssasını Mekke müşriklerine hatırlatmak suretiyle bu şehir halkının kafirlerinin başı-na gelen azabın onlara da gelmesinden sakınmaları için onları uyarmasını emretmiştir.

    el-İrşad'da der ki: "Darb-ı mesel/misal getirme iki şekilde kullanılır: Birincisi, tuhaf bir durumu, yine onun gibi olan diğer bir durumla karşılaştır ma konusunda kullanılır. Buna göre mânâ: 'İnkar ve peygamberleri yalan-lamada ısrar konusunda şehir halkını Mekke halkına misal getir' demektir. Yani onların hâlini bunların haliyle karşılaştır. İkincisi bir benzeriyle karşı-laştırma kasdı olmaksızın tuhaf bir durumu insanlara zikretme ve açıklama konusunda kullanılır. Buna göre mânâ: 'Tuhaf olmada mesel/misal gibi olan bu şehir halkının kıssasını onlara zikret ve açıkla' demektir.

    Âyette geçen "şehir" Rum şehirlerinden Antakya'dır. "Avâsım (müs-tahkem sınır şehirleri)" denilen beldelerin başkentidir. Kaynak suları ve kayadan büyük surları vardır. İçinde beş dağ vardır. Çevresi on iki mildir. Nitekim el-Kâmûs'ta böyle geçmektedir.

    İmam Süheylî der ki: "أنطاكية )Antakya)" kelimesi Antakis halkına nisbet edilmiştir. Antakis ise bu şehri bina eden kimsedir. Sonra kelime değiştirilmiştir. et-Tekmile'de bu şehir halkının kıssasının mülükü't-tavāif (tavāif-i mülük)²¹zamanında olduğu söylenir.

    Bahrü'l-ulûm'da şöyle der: "Antakya Peygamberimiz (s.a.)'in şeha-detiyle ateş/cehennem şehirlerindendir. Çünkü Peygamberimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Dört şehir cennet şehirlerindendir. Bunlar Mekke, Medîne, Beytü'l-Makdis (Kudüs) ve Yemen'in San'a şehridir. Dört şehir de ates/cehennem şehirlerindendir. Bunlar Antakya, Ammûriyye, Kostantîniyye ve Yemen'in Zafâr şehridir. "22 Zafâr, Yemen'de San'a yakınlarında bir beldedir. "الجزء" denilen ve göze benzetilen siyahlı beyazlı inci bu beldeye nisbet edilir."

    Antakya hristiyanların patriklerinin bulunduğu dört şehirden biridir. Bu şehirler Antakya, Kudüs, İskenderiyye ve Rumiyye (Roma)'dir. Bunlardan sonra Konstantîniyye gelir.

    21. Abbāsī devletinin yıkılmasından sonra İslam dünyasında kurulan küçük devletler.

    22. Deylemi, Hadis no: 1512.

    YanıtlaSil
  111. Cüs: 22

    Rūhu'l-Beyan

    289

    Haridetü'l-acâib'de der ki: "Büyük Roma, büyük bir şehirdir. İçinde Üç yüz arşın uzunluğunda büyük bir kilise vardır. Kilisenin direkleri kalıp döküm ve bakırdandır. Ayrıca direkler sarı bakırla kaplanmıştır. Yine burada Beytü'l-makdis seklinde yapılmış bir kilise daha vardır. Bu şehirde hin hamam ve bin otel/han vardır. Roma özellikleri ve güzellikleri anlatı lamayacak kadar büyük bir şehirdir. Roma-Frenklerin Fransa şehri gibi onların payitahtı, idârî ve dînî merkezleridir. Roma'nın fethedilmesi kıyamet alametlerindendir.

    إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ (١٤)

    14. İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar: Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz! dediler.

    "İşte o zaman biz, onlara" Yahya ve Yunus adında "iki elçi gönder-miştik." Yani şehir halkına iki elçi, yani Yahya ve Yūnus'u gönderdiğimiz vakit "Onları yalanladılar." Yani İbn Abbas (r.a.)'ın dediği gibi ve aşağıda geleceği üzere o iki elçi onlara vardılar, onları hakka davet ettiler. Onlar ise hiç gecikmeden ve düşünmeden risâlet/peygamberlik hususunda o ikisini yalanladılar, onları dövdüler ve hapsettiler.

    Elçilerin gönderilmesi Allah Teâlâ'nın emriyle olduğu için gönderme işi Allah'a nisbet edilmiş, böylece elçiler Allah'ın elçileri olmuştur. Şu fıkhi mesele de bunu te'yid eder: Müvekkilin kendisine 'Kendi görüşüne göre hareket et' demek suretiyle müvekkilin izniyle vekil olan kimsenin vekil tayin ettiği kimse, vekilin değil müvekkilin vekili olur. İlk vekilin kendisini azletme-siyle azlolunmaz. Esas müvekkilin kendisini azlettiği zaman azlolunur.

    "Bunun üzerine" Şem'ûn es-Safâ adında "üçüncü bir elçi gönder-dik." O iki elçiyi onunla takviye ettik. Burada mef 'ülün (iki elçi) hazfedil-mesi, kendisinden önceki ifadeler ona delâlet ettiği içindir. Bir de burada maksadtakviye için gönderilen üçüncü elçiyi (Şem'ûn'u) zikretmek ve ken-disiyle hakkın aziz, bâtılın zelil olduğu elçinin latîf tedbirini (başvurduğu çareyi) beyan etmektir.

    denilir. "ارْض عَزاز" "sert yer demektir. "تعزز الحم "et sertleşti" demektir. Yağmur yeri keçe gibi yapıp sertleştirdiği zaman عَزَّزَ الْمَطَرُ الْأَرْضَ"

    YanıtlaSil
  112. 290

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 14

    ""sanki ulaşılması zor olan sert ve sarp bir yerde hasıl oldu demek-tir. Tâcü'l-masâdır'da der ki: "التعزي والع endirmek demektir.

    "انكُمْ لِمُعَزَّزْ بِكُمْ seklindeki İbn Ömer (r.a.)'ın sözü olarak nakledilen( rivayette 'Size (fetvā) ağırlaştırılmış, size ağırı yüklenmiş demektir. 23

    Üçüncü elçi Şem'ûn es-Safa'dır. Ona "Şem'ün es-Sahra" da denir. Havârilerin reisidir. Îsâ (a.s.) göğe kaldırıldıktan sonra onun halifesi olmuş tur. et-Tekmile'de der ki: "Gönderilen bu üç elçi hakkında ihtilaf edilmiş tir. Bunların doğrudan Allah tarafından gönderilen nebî ve rasuller olduğu da söylenmiştir. Meryem oğlu Îsā (a.s.)'ın mezkûr şehir halkına gönderdiği havâriler oldukları da söylenmiştir. Ancak Îsā (a.s.)'ın onları göndermesi Allah'ın emriyle olduğundan Allah Teâlâ gönderme işini kendine izafe etmiş tir." Buradan havârilerin ne Îsâ (a.s.) zamanında ne de Îsâ (a.s.) göğe kaldııı-dıktan sonra peygamber olmadıkları anlaşılmaktadır. Peygamberimiz in(s.a.): "Benimle onun (yâni Îsā) arasında peygamber yoktur. "24 hadîsinde de buna işaret vardır. Gerçi bu hadiste müstakil bir şeriatla gelen bir peygam-ber olmadığının kasdedilmiş olması da muhtemeldir. Ancak bu, geçmiş bir şerîatı uygulayan bir peygamber olmasına ters düşmez.

    "Onlar:" yâni hepsi "Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz!" dedi-ler." Önceden meydana gelen inkâr sebebiyle sözlerini te'kid ederek söy-lediler. Çünkü hepsinin sözü/dâvâsı aynı olduğu için önce gönderilen iki elçinin yalanlanması üçüncü elçinin de yalanlanması demektir.

    Keşfü'l-esrûr'da der ki: "Kıssa şöyledir: Alemlerin Rabbi, Îsâ (a.s.)'a şöyle vahyetti: "Ben seni semâya çıkartacağım, havârileri birer birer, ikişer ikişer şehirlere gönder de insanları hak dine davet etsinler." Îsā (a.s.) onları topladı; reisleri ve büyükleri Şem'ûn'du. Onları birer birer, ikişer ikişer belli bir kavime gönderdi ve şehirlerinin ismini belirledi. Onlara dedi ki: "Ben semâya gidince, siz belirlediğim yere gidin ve dâvette bulunun. Eğer o kav-min dilini bilmezseniz, gittiğiniz yolda elinde şarap kadehi olan bir melek karşınıza gelir. O nurlu şaraptan için, o zaman o kavmin dilini bilirsiniz." İki kişiyi Antakya şehrine gönderdi." Onlar putperest idiler.

    Tefsir ehlinin çoğu der ki: Îsā (a.s.) göğe kaldırılmadan önce onlara iki elçi gönderdi. Onlara o şehre gitmeleri emredince, elçiler: "Ey Allah'ın peygamberi! Biz o milletin dilini bilmiyoruz." dediler. Îsâ (a.s.) onlar için Allah'a duâ etti. Elçiler oldukları yerde uyuya kaldılar. Uyandıklarında

    23. Beyhaki, es-Sünenü'l-kübra, V, 204, nr. 9777.

    24. Buhari, Enbiya 48; Müslim, Fedäil 145.

    YanıtlaSil
  113. Cüz: 22

    Rûhu'l-Beyân

    291

    melekler onları yüklenip Antakya şehrine bırakmıştı. Elçilerden her biri diğeriyle o kavmin diliyle konuşmaya başladı. Şehre yaklaştıklarında kuzu-larını otlatan yaşlı bir adam gördüler. O kimse ağaçları yontarak putlar yapan Habibü'n-Neccar idi (Neccar marangoz demektir). Bu zât sahib-i Yasîn; yâni Yâsîn sûresinde bahsedilen kimsedir. Çünkü Allah Teâlâ onu Yasin sûresinde 20. âyette "Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi." (Yasin, 36/20) diye zikretmiştir.

    İki elçi bu zâta selam verdiler. Habibü'n-Neccâr: "Siz kimsiniz?" diye sordu. Onlar da kendilerinin Îsâ (a.s.)'ın elçileri olduklarını haber verdiler. "Sizi hak dine davet etmeye, doğru yolu ve påk dini göstermeye geldik. Hak din tevhid ve tek olan Allah'a ibadet etmektir." dediler. Yaşlı biri, "Sizin bu sözün doğruluğuna dair bir mûcizeniz var mı?" diye sordu. "Evet" dediler. "Biz Allah'ın izniyle hastalara şifa verir, doğuştan kör olanları ve abraşları/alaca hastalığına yakalananları iyileştiririz." dediler. Îså (a.s.)'ın duâsı ile peygamberlere verilen bazı mücizeler bu elçilere de verilmişti. Yaşlı adam dedi ki: "Benim bir oğlum var, delidir veya uzun zamandır hastadır. Hastalığı tabiplerin verdiği ilacı kabul etmiyor. Onu görmenizi istiyorum." Onları aldı, evine götürdü. Allah Teâlâ'ya dua ettiler, hastayı mesh edip sıvazladılar. Hasta Allah'ın izniyle sapasağlam kalktı.

    Geldin, iki gözümde yer ettin.

    Bir nefeste hasta olan gönle şifâ verdin

    Habibü'n-Neccar hemen îman etti ve bu haber yayıldı. İki elçinin elin-den birçok insan şifa buldu. Elçilerin haberi ismi Bahnatis, Antiyakus veya Şelahin olan Rum kralına kadar ulaştı. Kral onları çağırttı, onlar da onun yanına vardılar. Kral onların durumunu sordu. Elçiler: "Biz Îsā (a.s.)'ın elçileriyiz. Seni bir tek Allah'a ibadete çağırıyoruz." dediler. Kral: "Bizim ilâhlarımızdan başka bir rabbimiz mi var?" diye sordu. İki elçi: "Evet, seni ve ilâhlarını yaratan işte O'dur. O'na îman eden cennete, inkâr eden ise cehenneme girer ve orada ebedi azap görür." dediler. Bunun üzerine kral öfkelendi. Elçileri dövdürdü ve hapse attırdı.

    Bu haber Îså (a.s.)'a ulaştı. Îsā (a.s.) da o iki elçiyi görmek/onlara yardım etmek üzere üçüncü olarak Şem'ûn'u gönderdi. Bazılarının dediği gibi bundan sonra da göğe kaldırıldı. Şem'ün kimliğini gizleyerek, yani durumunu ve elçi olduğunu bildirmeden şehre vardı. Kralın yakın çevre-siyle yakınlık ve dostluk kurdu. Nihayet ona ünsiyet edip sevdiler ve onun vaziyetini krala bildirdiler. Kral da ona ünsiyet edip onu sevdi. Şem'ûn

    YanıtlaSil
  114. önüne li Allah'tal lunmuştu. Fakat be bir adamın Dan Dahrani culavan adama diye

    durutma

    k vernis. (M451

    292

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 14

    krala onun dinindenmis qibi gösteriyor, onunla birlikte putların huzuruna giderek ibadet edip yakarıyordu. Kral ise Sem'ûn'un kendi dindaşların dan olduğunu sanıyordu. Tıpkı Şeyh Sa'dî'nin Somenat şehrindeki putun kissasında anlattığı, kimliğini qizleyerek kiliseye giren ve durumun nasıl olduğunu anlamak isteyen şu kimsenin dediği gibi:

    Putçuğun elini bir kez öptüm, Ona da lânet olsun putperestlere de Birkaç gün kâfir taklidi yaptım, Zend'in hükümleriyle Brahman sayıldım

    Bir gün Şem'ün krala: "Duydum ki seni ilâhından başka bir ilâha dâvet eden iki adamı zindana atmışsın. Onları çağırtsan da ben de onları din lesem senin adına onlarla tartışsam ne dersin?" dedi. Bunun üzerine kral elçileri çağırttı. Bazı rivâyetlerde Şem'ûn Antakya'ya varınca önce hapis haneye uğradı. İki arkadaşının yanına vardı ve onlara: "Size ancak yumu-şaklık ve lütuf ile davrandığınızda itaat edileceğini bilmediniz mi?" dedi.

    Câhilin intikam sevdâsına düşmüş olduğunu görürsen Şunu bil ki selâmet yumuşak davranmakta, teslim olmaktadır

    Arkadaşlarına dedi ki: "İkinizin misali şu kadının durumuna benzer: Bu kadın uzun süre çocuk doğurmamış, sonra bir erkek çocuk doğurmuş ve onun çabucak yetişip büyümesi için acele etmiştir. Onun içinde vaktinden önce ona ekmek yedirmiş, ekmek ise boğazına düğümlenmiş ve çocuk ölmüştür. İşte sizin dâvet vaktinden önce kralı davet etmeniz de böyledir.

    Krala yakınlık sağladıktan sonra o iki elçi ile tartışmak üzere onları çağırt-masını taleb ederek krala gitti. İki elçi huzura gelince Şem'ün onlara: "Sizi kim gönderdi?" diye sordu. Elçiler: "Bizi her şeyi yaratan ve hiçbir ortağı olmayan Allah gönderdi." dediler. Şem'ûn: "O'nu (Allah'ı) kısaca tanıtın." dedi. Onlar da: "O dilediğini yapar, istediği gibi hükmeder." dediler. Şem'ûn: "Bu iddia ettiğiniz şey hakkında deliliniz nedir?" diye sordu. Elçiler: "Kral ne isterse yaparız" dediler. Bunun üzerine göz çukuru olmayan, silme kör bir çocuk getirildi. Yani çocuğun göz çukuru alnından ayırt edilemiyordu. Elçiler Allah a duâ ettiler. Nihayet çocuğun alnında göz çukurları yarılıp belirdi. Sonra elçiler yerden fındık büyüklüğünde iki çamur aldılar, çocuğun alnında açılan bu göz çukurlarına koydular. Çamurlar çocuğun bakıp gördüğü iki göz haline geldi.

    Kral bu duruma çok şaşırdı ve hayret etti. Şem'ûn krala: "Sen de ilâhından istesen de böyle bir şey yapsa, bu hem senin hem de ilâhın için

    YanıtlaSil
  115. Rūhu'l-Beyân

    293

    Cüz: 22

    bir şeref olur, ne dersin?" dedi. Kral: "Benim senden qizlim saklım yoktur. Bizim İlâhımız görmez, işitmez, zarar ve fayda vermez" dedi. Sonra kral

    Sem'ûn'a söyle dedi: "Surada bir hafta önce vefat eden bir cocuk var. Babası sahip olduğu bir araziye gitmiş. Çocuğun ailesi babasının gelmesini bekliyor. Çocuğun defnedilmesi için benden izin istediler. Ben de onlara babası gelinceye kadar defni tehir etmelerini emrettim. İkinizin rabbi bu çocuğu diriltebilir mi?" dedi ve bu ölü çocuğun getirilmesini emretti. İki elçi açıktan, Şem'ûn da gizlice Allah'a dua ettiler. Ölü çocuk Allah'ın izniyle dirilip kalktı. Oradakilere şöyle dedi: "Canım bedenden ayrılınca, beni yedi ateş vâdîsine bıraktılar; çünkü kafir olarak ölmüştüm. Ben sizi içinde bulun-duğunuz bu şirkten sakındırıyorum. Allah'a îman edin. İşte gökyüzü kapıla-rını görüyorum, açılmış. İsa peygamber arşın altında durmuş, bu arkadaş-lara/dostlara şefâat ediyor ve şöyle diyor: "Ey Rabbim! Onlara yardım et. Çünkü onlar benim elçilerimdir. Sonunda Allah beni diriltti. Ben Allah'tan başka ilah olmadığına Îsā (a.s.)'ın O'nun ruhu ve kelimesi olduğuna, şu üç kişinin de Allah'ın elçileri olduğuna şehadet ediyorum." dedi.

    Kral: "Kim bu üç kişi?" diye sorunca çocuk "Şem'ûn ve bu ikisi" diye cevap verdi. Kral bu duruma şaşırdı. Şem'ün çocuğun sözlerinin kralı etkile-diğini görünce işin aslını ve kendisinin de Îsā (a.s.) tarafından Antakya halkına gönderilen bir elçi olduğunu haber verdi. Krala öğüt ve nasihatte bulundu.

    Kuşeyrî'nin anlattığına göre kral ileri gelen adamlarının azgınlarından çekindiği için gizlice îman etti. Kavmi ise küfürde ısrar etti. Elçileri taşlayarak öldürdüler. 'Bunların sözleri/dāvāları aynı' diyerek Habibü'n-Neccâr'ı ve diril-tilen çocuğun babasını da öldürdüler. Çünkü o da îman etmişti. Sonra Allah Teâlâ onlara Cebrail (a.s.)'ı gönderdi. Cebrail (a.s.) onlara korkunç bir sayha ile seslendi. Onların hepsi ölüp gittiler. Kıssanın tamamı ileride gelecektir.

    Vehb b. Münebbih ve Ka'bu'l-ahbâr kralın da inkâr ettiğini ve küfür-de ısrarcı olduğunu, onun ve kavminin elçilere işkence etmek ve onları öldürmekte birleştiklerini söylemiştir. Söz dinlememe ve inâdda devam etmelerinin, münakaşayı büyüklenmeye götürmelerinin anlatılması da bunu te'yid etmektedir. Bazılarının dediği gibi kral ve kavminin bir kısmı îman etmiş olsaydı elçilere arka çıkmaları ve yardım etmeleri gerekirdi. Bu hususta ya kabul görürler veya şehid olan Habîbü'n-Neccar gibi öldürü-lürlerdi. Böyle bir şey nakledilmemiştir. Bir de insanlar idarecilerinin dini üzeredir. Hele güçlü bir delil ortaya çıktıktan sonra.

    YanıtlaSil
  116. örmüş. Bahçeyi sulayan

    294

    36. Yasin Süresi

    Ayet: 15-16-17-18

    قَالُوا مَا أَنْتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَمَا أَنْزَلَ الرَّحْمَنُ مِنْ شَيْءٍ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ (١٥)

    15. Elçilere dediler ki: "Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz."

    İman etmeyen Antakya halkı üçüne birden hitap ederek "Elçilere dediler ki: "Siz de ancak bizim gibi birer insansınız."

    Sözün muhatapları olan elçiler zâten beşer olduklarını bilmiyor değil-lerdi ve bunu inkâr da etmiyorlardı. Fakat kafirler, elçilerin beşer olamaya-cağına inandıkları için onlar beşer olduklarını inkâr eden kimseler yerine konuldular. Kafirler insan olmakla risâlet/elçilik arasında zıtlık olduğuna inandıklarından onları insan olduklarını inkar eden kimseler saydılar. Dolayısıyla bu beşer olma hükmünü tersyüz ettiler ve "Siz de ancak bizim gibi birer insansınız." dediler. Yani siz yalnız beşersiniz/insansınız. Sizde iddia ettiğiniz elçilik vasfı yoktur. O halde elçiliğin size tahsisini gerektire-cek sizin bize bir üstünlüğünüz söz konusu değildir. Şayet Rahman beşere elçiler gönderecek olsaydı o elçileri beşerden daha üstün bir cinsten yapar-dı. Onların iddiasına göre bu üstün cins ise meleklerdi.

    "Rahmân, herhangi bir şey" semavi bir vahiy ve vahyi tebliğ eden bir elçi "indirmedi." Bu durumda siz nasıl elçi oldunuz? Öyleyse size itâat etmemiz bize nasıl gerekli/zorunlu olur?

    Bu söz önce zikredilen söze ilâvedir. Çünkü bu söz de inkârı gerekli kılar. "Siz" Rahman'ın elçisi olma iddiasında "ancak yalan söylüyorsunuz."

    قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ (١٦)

    16. (Elçiler) dediler ki: "Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."

    "(Elçiler) dediler ki: "Siz bizi yalanlasanız da "Rabbimiz” huzûrî ilmi ile "biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."

    YanıtlaSil
  117. Cüz: 22

    Rühu'l-Beyân

    295

    Elçiler Allah'ın ilmini şahid gösterdiler ki bu te'kid konusunda yemin yerine geçer. Ayrıca bunda onları Allah'ın ilmine karşı çıkmaktan sakın-dırma da vardır. Elçiler onların inkârlarının şiddetli olduğunu görünce söz-Jerine pekiştirme için olan "lâm" harfini de eklemişlerdir.

    وَمَا عَلَيْنَا إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ (۱۷)

    17. "Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah'ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir" dediler.

    "Bizim" Rabbimiz tarafından "vazifemiz, açık bir şekilde Allah'ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir" yani doğru-luğuna şahid olan mucizelerle açık ve aşikâr bir tebliğ ile O'nun elçiliğini tebliğ etmekten ibarettir "dediler." Çünkü iddiayı isbat etmek için açık delil gereklidir. Biz bu elçiliği tebliğ sorumluluğundan çıkmış bulunuyoruz. Artık bu konuda Rabbimiz tarafından bize bir muaheze/kınama yoktur. Sizi îman etmeye zorlamaya da doğru olduğumuzu kalplerinize koymaya da gücümüz yetmez. İman ederseniz ne âlâ, aksi halde üzerinize azab inecektir.

    Bu sözde şu îmâ vardır. Onların hakkı inkâr etmeleri, hakkın durumu-nun ve doğruluğunun gizli/kapalı oluşundan değildir. Sırf kendi inadları ve Câhiliyye taassubu yüzündendir.

    قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا

    عَذَابٌ أَلِيمٌ (۱۸)

    18. (Bunun üzerine onlar:) "Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun si-zi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur." dediler.

    Çıkış yolları daralıp ileri sürecekleri mazeretleri kalmayınca "(Bunun üzerine onlar:) "Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz" dediler.

    "الطير" kelimesinin asıl mânâsı kuşları hayra yormak/uğur saymak demektir. Çünkü Araplar kişinin sol tarafından gelip sağ tarafına doğru giden

    YanıtlaSil
  118. örmüş. Bahçey

    296

    Ayet: 18

    36. Yasin Süresi

    kuşun hayra sebep olduğunu, sağ tarafından gelip sol tarafına giden kuşun ise şerre sebep olduğunu iddia ederlerdi. Nitekim bu husus Neml süresinde (27/47) geçmişti. Sonra bu kelime uğursuz sayılan herşey için kullanılmıştır.

    Yani onlar, cahillerin âdeti üzere siz bize uğursuzluk getirdiniz, dediler. Çünkü onlar her türlü şer ve vebâle sebep olsa da kendi nefsânî arzularına uygun olan her şeyi uğurlu sayarlardı. Dünya ve âhiret mutluluğunu peşin den getirse bile nefsânî arzularına uygun olmayanı uğursuz sayarlardı.

    Nakşibendî der ki: "Sizin gelmenizle biz uğursuzluğa uğradık/ayağı nız uğursuz geldi. Çünkü siz bizim yurdumuza geldiğinizden beri yağmur yağmadı. Bu kötülük ancak sizin tarafınızdan/yüzünüzden bize gelip çattı. Aramızdan çıkın, selâmetle kendi vatanlarınıza dönün. Dâvetinize son verin. Bunu bir daha ağzınıza almayın."

    Hz. Peygamber (s.a.) uğur, hayır ve bereket ummayı (tefe'ül) sever, uğursuz saymayı kerih görürdü. Bu ikisi arasındaki fark şudur: Uğurlu say-mak Allah'a hüsn-i zanda bulunmak yoluyla hayır ve iyilik beklemektir. Uğursuzluk ise Allah'tan başkasına inanıp güvenmek yoluyladır.

    Bir haberde şöyle gelmiştir: Peygamberimiz (s.a.) hicret için Medine'ye yöneldiğinde Büreyde b. Eslem ile karşılaştı. O'na: "Ey genç! Sen kim-sin? diye sordu. O da: "Büreyde" deyince Peygamberimiz (s.a.) Ebû Bekr (r.a.)'a dönerek: "İşimiz serinledi/soğudu, ve kolaylaştı." buyurdu. Hz. Peygamber (s.a.)'in "Kışın oruç tutmak soğuk ganimettir. "25 sözü de bu kabildendir. Sonra Peygamberimiz (s.a.) "Sen kimin oğlusun?" diye sordu. O da: "Eslem'in oğlu" dedi. Peygamberimiz (s.a.) Ebû Bekr (r.a.)'a: "Onların (müşriklerin) hilelerinden selâmet bulduk/kurtulduk." buyurdu. 26

    Fıkıhta der ki: Baykuş veya başka bir kuş öttüğünde bir kişi: 'Hasta ölecek' dese (ve ölümü baykuştan bilirse) kâfir olur. Yine kişi yolculuğa çıkıp geri dönse ve: 'Saksağan öttü diye geri dönüyorum' dese bazılarına göre kafir olur. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Her kulun kalbine uğur-suzluk fikri girecektir. Kişi bunu hissettiği zaman şöyle desin:

    أَنَا عَبْدُ اللَّهِ مَا شَاءَ اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ لَا يَأْتِي بِالْحَسَنَاتِ إِلَّا اللَّهُ وَلَا يُذْهِبُ بِالسَّيِّئَاتِ إِلَّا اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْ قَدِيرٌ

    25. Münāvī, VI, 226.

    26. İbnü'l-Esir, en-Nihaye, I, 115.

    YanıtlaSil
  119. Cùn 22

    Rahul Beyan

    277

    Ben Allah'ın kuluyum. Allah'ın dilediği olur. Güç kuvvet yalnız Allah'ındır. İyilikleri ancak Allah getirir. Kötülükleri de ancak Allah bertaraf eder. Ben Allah Teála'nın herşeye kadır olduğuna şehadet ederim." Sonra yoluna devam etsin."

    Denilir ki: Her kimi dinen yasaklanan uğursuzluk inancı, arzu ettiği bir hacetini yapmaktan alıkoyarsa, uğursuz saydığı ve hoşlanmadığı o köti yey başına gelir. Nitekim Ikdü'd dürer'de böyle geçmektedir.

    "Eğer bu işten vazgeçmezseniz" Vallāhi bu sözünüzü bırakmaz, bize söylemekten susmazsanız ve dāvānızdan vazgeçmezseniz "andolsun sizi taşlarız." Taşa tutarız. "Ve bizden size mutlaka Jena bir kötülük doku nur," dert/elem veren bir azab ulaşır. Yani size bir-iki taş atmakla yetin mez bilakis öldürünceye kadar taşlamaya devam ederiz. "dediler." İşte elem verici azap budur. Ya da andolsun taşlama sebebiyle bizden size elen verici bir azab dokunur.

    Bazıları buradaki "الرجم" kelimesini, sövmek ve hakaret etmek olarak tefsir etmişlerdir. Buna göre månå 'Biz sövmekle yetinmeyiz, bilakis söv memiz dövmeye ve fiziki şiddet ve işkenceye kadar uzanır' demektir.

    Hikaye edilir ki bir debbağ/derici, attarlar/güzel koku satanların çar-şısına uğradı da bayılıp yere düştü. Çarşı esnafı adamın başına toplandı. Güzel kokularla elden gelen tedaviyi uyguladılar, fakat adamcağız ayılmadı. Hatta daha da ağırlaştı. Kimse adamın neden bayıldığını anlayamadı. Sonra adamın yakınlarına durum haber verildi. Kardeşi yeninde bir miktar köpek pisliğiyle geldi. Bu pisliği ezdi. Pisliğin kokusu burnuna ulaşınca adam ayılıp kalktı. İşte kafirlerin håli de böyledir. Nitekim Mesnevi'de şöyle der:

    Öğüt verenler, ona amberle veya gülsuyuyla Kapı açılması için İlaç yapıyorlar Pislere, temizler yaramaz; Uygun ve layık olmazlar, ey güvenilir kişiler! Vahyin güzel kokusuyla, kendilerini kaybettiklerinde Feryadları şuydu: "Sizinle uğursuzlandık. Bizim eziyetimiz ve hastalığımız, bu sözlerdir. Sizin vaazınız, fål olarak bizim için İyi değildir Açıkça öğüde başlarsanız,

    YanıtlaSil
  120. 298

    36. Yasin Sûresi

    Ayet: 18-19

    Biz o anda sizi taşlayacağız Biz boş şeylerle ve eğlencelerle semirdik, Kendimizi nasihate alıştırmadık Bizim gıdamız yalan, lâf ve düzendir. Bu tebliğiniz bizim için mide bulantısıdır Öğüt miskinin yaramadığı kişiler, Şüphesiz kötü kokuya alışkındır Hak, şirk koşanlara pis demiştir Önceden pislik içinde doğdukları için Pislikte doğmuş olan kurt, Hiçbir zaman ambere alışamaz

    قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِنْ ذُكِرْتُمْ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ﴿۱۹﴾

    19. Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizin-le beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.

    Antakya halkına gönderilen "Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz"un sebebi bizim tarafımızdan değil "sizinle beraberdir."

    Bu uğursuzluk sizin kötü inancınız ve çirkin amellerinizdir.

    "Size nasihat ediliyorsa" yâni mutluluğunuzu temin edecek konuda size öğüt veriliyor ve korkutuluyorsanız "bu uğursuzluk mudur?" Yani eğer size öğüt verilirse bizi uğursuz sayarsınız ya da taşlamak ve fena bir kötülük dokundurmakla tehdid edersiniz, öyle mi?

    "Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz." Bu ifade, öğüt ve nasihatin uğursuzluğa sebep olması veya onların tehdidde bulunmasını doğru kılması mânâsından sözü çevirmek içindir. Yani iş sizin söylediğiniz gibi değildir. Bilakis siz isyanda ileri gitmeyi ve isyan konusunda haddi aşmayı âdet edinmiş bir kavimsiniz. İşte bu yüzden uğursuzluk size geldi. Ya da siz zulüm ve düşmanlıkta aşırı giden bir topluluksunuz. İşte bu yüzden ikram edilmesi ve kendileriyle teberrük olunması gereken kimseleri tehdîd ettiniz ve uğursuz saydınız.

    Bu topluluk hakikatte nefis ve sıfatlarıdır. Çünkü nefis tab'a muvafakat ve Hakk'a muhalefet etme konusunda aşırı gitmiştir. Böyle bir nefsin elin-

    YanıtlaSil
  121. Rûhu'l-Beyân

    299

    Cüz: 22

    de olan herkes tehlikelere düşmeye aldırış etmez. Bir de kendi qirdiği şer yollarına sürekli diğer insanları da çağırır.

    Mizaç ve karakteri bozuk olan, Hiç kimsenin sağlıklı olmasını istemez

    Nefsinden kurtulup onu tezkiye edenin hem kendisi hem de ona tâbi olanlar kurtulur. Bundan dolayı peygamberler ve veliler hep insanlara öğüt ve nasihat vermişler, insanları hatalarını, aşırılıklarına karşı uyarmışlardır. Onları geçmişlerinin yanlış yolundan çevirmişlerdir. Ancak öğüt yalnız mü'minlere fayda verir.

    Hikâye edilir ki, Gulam Halil süfîleri Bağdat halifesine jurnalledi. 'Onlar zındıktır. Onları öldürürsen büyük sevap alırsın' dedi. Halife onları huzuruna çağırttı. İçlerinde Cüneyd, Şiblî ve Nûrî de vardı. Onların boyunlarının vurul-masını emretti. Boyunları vurulacakken Ebü'l-Hüseyn Nûrî öne atıldı. Cellat, Ebü'l-Hüseyn'e: "Sen neye atıldığını biliyor musun?" dedi. O da: "Evet" dedi. Cellat: "Neden acele ediyorsun?" deyince Ebü'l-Hüseyn: "Arkadaşlarım bir saat fazla yaşasın diye onları kendime tercih ederim." dedi. Cellat hayret etti. Durumu halifeye bildirdi. Halife ve yanındakiler de bu duruma şaştılar.

    Halife kadıya onların halini araştırmasını emretti. Kadı "Sizden birisi gelsin onunla konuşayım" dedi. Ebü'l-Hüseyn Nûrî kadının huzuruna çıktı. Kadı ona bazı fıkhî meseleler sordu. Ebü'l-Hüseyn sağına baktı, soluna baktı, sonra bir müddet başını önüne eğdi. Ardından sorulan tüm soruları cevapladı. Sonra şöyle demeye başladı: "İmdi Allah'ın öyle kulları vardır ki kalktıkları zaman Allah ile kalkarlar. Konuştukları zaman Allah ile konu-şurlar." Ebü'l-Hüseyn öyle mânidar bir konuşma yaptı ki kadıyı ağlattı. Sonra kadı ona neden sağa sola baktığını sordu. Ebü'l-Hüseyin şöyle cevap verdi: "Bana bazı meseleler sordun. Ben ise onların cevabını bilmiyordum. Bu soruların cevaplarını sağımdaki meleğe sordum, "Bilmiyorum" dedi. Solumdaki meleğe sordum o da "Bilmiyorum" dedi. Kalbime sordum, kal-bim bana Rabbimden naklen haber verdi. Ben de onları cevap olarak sana söyledim." dedi. Kadı halîfeye: "Eğer bunlar zındık iseler yeryüzünde hiç müslüman yok demektir." diye haber gönderdi.

    Halife onları çağırdı ve "Bir isteğiniz var mı?" diye sordu. Şöyle dedi-ler: "İsteğimiz, bizi unutmandır. Ne kabul ederek şereflendir, ne de red-

    YanıtlaSil
  122. bir adammam Armüs Bahcevi sulayan adama diy

    Jik vermiş (Mus

    300

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 19-20

    dederek uzaklaştır. Zira bizim için senin reddetmen kabul etmen gibidir. Halife çok ağladı, onlara gereken saygıyı gösterdi ve gönderdi. Halife ve kadının mîzacında adalet ve insaf olduğundan, zorunlu olarak hak tarafına meylettiler; gerçek süfîler hakkında zulüm yolunu seçmediler.

    Allah Teâlâ bizi ve sizi sahih bir delil ile ortaya çıktıktan sonra sarih/açık olan hakka muhalefet etmekten korusun.

    وَجَاءَ مِنْ أَقْصَا الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا لا الْمُرْسَلِينَ (٢٠)

    20. Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak gel-di. "Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz!" dedi.

    "Derken şehrin öbür ucundan" Antakya'nın en uzak yerinden "bir adam koşarak geldi."

    " رَجُلٌ" kelimesinde gelen şahsın yiğit ve celâdetli biri olduğuna işâret vardır. Bu kelimenin nekre olarak getirilmesi, bu zâtın bilinmeyen birisi olduğu için değil, şanını yüceltmek içindir. Elbette bu kişi Allah Teâlâ nez-dinde mâlumdur. Bu zâtın evi şehrin en uzak kapısının yanındaydı. Onun şehrin en uzak yerinden gelmesi, elçilerin açık bir şekilde Allah'ın buyruk-larını tebliğ ettiklerini açıklar. Öyle ki onların dâveti şehrin ta en uzağına kadar ulaşmış ve bu zat da îman etmiştir. Şehrin surları on iki mil idi.

    el-Müfredat'ta geçtiği üzere "اَلسَّعْى" koşmaksızın hızlı yürümektir. Şehrin öbür ucundan koşarak gelen adam ile ulemâ nezdinde "sâhib-i Yasin (Yâsîn sûresinde zikri geçen kimse)" diye meşhur olan Habib b. Neccâr kasdedilmiştir. Bunun sebebi daha önce geçmişti. Bazı tarih kitaplarında onun İskender-i Rûmî'nin neslinden olduğu yazılıdır. Ona Habîbü'n-neccâr (Marangoz Habib) isminin verilmesi şehir halkının putlarını tahtadan imal ettiği içindir.

    Fakir (Bursevî) der ki: "Habîbü'n-neccâr'ın elçiler vâsıtasıyla îman etmiş olması durumu âşıkardır. Cumhur da bu görüştedir. Peygamberimiz (a.s.)'ın "Ümmetlerin en önde gidenleri üç kimsedir. Onlar göz açıp kapayıncaya kadar bile Allah'ı inkar etmemişlerdir. Bunlar Ali b. Ebi

    YanıtlaSil
  123. Rûhu'l-Beyân

    Cüz: 22

    301

    Tálib, Sahib-i Yâsîn (Habibü'n-neccâr) Fir'aun ailesinden îman eden zattır: "21 Bu hadisin mânâsı bunlar putlara secde etmemişler ve şeriatın asıllarından olan hiçbir hükmü ihlal etmemişlerdir. Put îmal etmek onla-ra secde etmeyi gerektirmez. Süheylî'nin et-Ta'rîf inde geçtiği gibi çok açık olan onun marangoz olduğudur. Marangoz olması, put îmal etmesini gerektirmez.

    Aralarında altı yüz sene olmasına rağmen Habibü'n-neccâr'ın Rasû-lullah (s.a.)'e îman edenlerden olduğu da söylenmiştir. Onun îman etme-sinin sebebi Allah'ın kitabını (İncili) bilen âlimlerden olmasıydı. İncil'de Peygamberimiz (s.a.)'in vasıflarını ve gönderileceği vakti görmüş ve ona îman etmiştir. (Hz. İsa'dan sonra) Peygamberimiz (s.a.) gönderilmeden başka bir peygambere de îman etmemiştir. Ya da Peygamber (s.a.)'den başka daha gönderilmeden kendisine inanılan bir peygamber yoktur.

    Süyûtî'nin dediği gibi Peygamberimiz (s.a.) gönderilmeden önce Habîbü'n-neccâr'dan başkaları da O'na iman etmiştir. Mekke ve çev-resinde tevhîd inancını ilk olarak ortaya koyan Kus b. Sâide'dir. Bir hadîste şöyle buyrulmuştur: "Allah Kuss'a rahmet etsin. Ben kıyamette onun tek başına bir ümmet olarak diriltileceğini umuyorum. #28 Hz. Hatice (r.a.)'ın amcaoğlu Varaka b. Nevfel, Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'de Peygamberimiz (s.a.) gönderilmeden ona inananlardandır.

    Tübba' da Peygamberimiz (s.a.) gönderilmeden O'na îman eden ve tevhid inancını ortaya koyanlardandır. Tübba'ın kıssası şöyledir: Tübba' ordusuyla birlikte (ileride Peygamberimiz (s.a.)'in hicret edeceği) Medine'den geçiyordu. Komutasında yüz otuz bin süvari, yüz on üç bin piyade asker vardı. Tubba'a tabilerinden ilim ve hikmet sahibi dört yüz kişinin oradan ayrılmamak üzere aralarında sözleştikleri haber verildi. Tübba' onlara bunun hikmetini sordu. Onlar da bu yerin şerefinin ileri-de ortaya çıkacak Muhammed isimli kimse sebebiyle olduğunu, burasının O'nun ikamet yeri olacağını ve O'nun buradan çıkmayacağını söylediler. Tübba' orada onlardan her biri için bir ev yaptırdı. Kendilerine birer cariye satın aldı. Bu câriyeleri âzâd edip onlarla evlendirdi. Onlara bol ihsanlarda bulundu. Bir mektup yazıp mühürledi ve onlardan büyük bir âlime verdi. Eğer Muhammed (s.a.)'in devrine ulaşırsa bu mektubu Hz. Muhammed

    27. Zemahşeri, Keşşaf, III, 319; Beyrut ts. (I-IV).

    28. Beyhaki, Deläil, II, 113.

    YanıtlaSil
  124. 302

    36. Yasin Süresi

    Ayet: 20-21

    (s.a.)'e vermesini emretti. O mektupta Tübba' Peygamberimiz (s.a.) e ve onun dinine îman ettiği yazıyordu. Tübba' Rasûlullah (s.a.) o beldeye geldi ğinde konaklayacağı bir ev yaptırdı. Bu evin Ebû Eyyüb (r.a.)'ın evi olduğu, onun kendisine bu mektubun verildiği o büyük alimin evlatlarından olduğu söylenir. Bu yüzden Peygamberimiz (s.a.) ancak onun evine inmiştir.

    Mezkur mektup bahsedilen alimin çocuklarından birisinin eliyle bi'setin başlarında veya hicret sırasında Mekke ile Medine arasında olduğu sırada Rasûlullah (s.a.)'e ulaşmıştır. Mektup kendisine okununca Peygamberimiz (s.a.) üç kere "Merhaba sâlih kardeş Tübba'a" buyurmuştur. Tübba Peygamberimiz (s.a.) gönderilmeden bin yıl önce O'na iman etmiştir.

    Evs ve Hazrec kabilelerinin o âlim ve hikmet sahibi kimselerin çocuk larından olduğu söylenir.

    Anlatılır ki İslâm'dan önce Yemen'in San'a şehrinde bir mezar kazı-lıp orada çürümemiş iki kadın cesedi bulunmuştur. Bu kadınların başla-rının yanında üzerinde şunların altın harflerle yazılı olduğu gümüşten bir levha bulunmuştur: "Bu, Tübba'ın kızları fülâne ve fülânenin kabridir. Onlar Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ettikleri ve O'na ortak koşmadıkları halde ölmüşlerdir." Buna göre bu kızlardan önce de nice salih insanlar yaşamış ve vefat etmişlerdir. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Allah'tan başka ilâh olmadığını bildiği halde ölen cennete girer. "29 Hadîste 'îman ettiği halde veya söylediği halde' buyrulmaması Allah'ı bir-leyen herkesin cennette olduğunu bize bildirmek içindir. Kus b. Sâide ve benzerleri dönemlerinde kendisine ve sahibine îman edecekleri bir şeriatı olmayan kimseler gibi, îman ile vasfedilmemiş bile olsalar şefaatsiz cennete girerler. Şu halde Kus mü'min değil, muvahhiddir. Nitekim el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'de böyle geçmektedir.

    Şöyle anlatılır: Habibü'n-Neccâr'ın şehrin bir köşesinde, halktan çok uzak bir yerde bir evi vardı. Her günkü kazandığının yarısını sadaka olarak verir, yarısını da çoluk çocuğunun ihtiyaçları için harcardı. Allah'a gizlice ibâdet ederdi. Hâlinden kimse haberdar değildi. Hz. İsa'nın elçilerini incit-tikleri ve eziyet ettikleri gün evinden aceleyle geldi ve imanını açıktan dile getirdi. Rivâyete göre Antakya halkı darağaçları kurdular. Îman eden kırk kişi ile birlikte o elçilerin boğazlarından delik deldiler. Boğazlarına ip geçi-rip darağacına astılar. Bu haber Habibü'n-Neccâr'a ulaştığında, -abdalların

    29. Münāvi, VI, 226.

    YanıtlaSil
  125. Cüz: 22

    Rühu'l-Beyân

    303

    dağda yaşayıp halktan uzakta kalmaları gibi bir mağarada Allah'a ibadet ediyordu. Acele ile evinden geldi ve: "Ey kaumim!" size hak ile gönderilen "bu elçilere uyunuz!" dedi. " Bu söz açıklama için olan başlangıç cümlesi dir (isti'naf-ı beyanî). Sanki "O adam koşarak geldiğinde ve onların toplan dıkları yere ulaştığında, elçileri öldürmek için onların başına toplandıklarını gördüğünde ne dedi?" denilmiş, bunun üzerine "Şöyle dedi: Ey kavmim..." diye cevap verilmiştir.

    Onların gönüllerini yumuşatmak, öğüt ve nasihatini kabule meylettir-mek, bir de onlar için yalnız hayır istediğini ve onlara kötülük istemekle itham olunmadığına işaret etmek üzere onlara "Ey kaumim" diye hitap etmiştir. Bazıları Habibü'n-neccar'ın kavmi arasında vera ve ahlakının düz-günlüğü ile meşhur olduğunu söylemiştir.

    Habibü'n-neccâr kavmini elçilere uymaya teşvik etmek için onların elçilik unvanına işaret etmiştir.

    Katâde şöyle demiştir: "Geldiğinde, ilk olarak elçileri gördü ve şöyle dedi: "Siz yaptığınız bu davet karşılığında ücret istiyor musunuz?" Şu ceva-bı verdiler: "Biz hiçbir ücret istemiyoruz ve Hak kelimesini yüceltmek ve Allah'ın dinini ızhar etmekten gayrı maksadımız yoktur." Bunun üzerine Habib kavmine şöyle dedi:" اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ ﴿۲۱﴾

    21. "Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir."

    Öğüt nasihat ve risâleti tebliğ karşılığında: "Sizden herhangi bir ücret" ve mal 'istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidaye-te" dînin ve dünyanın hayrına "ermiş kimselerdir."

    Hak yola hidâyet olunmuş kimse, bu hayra başkasını da ulaştıran kim-sedir. Eğer o kimse dâvet konusunda töhmet altında değilse, elçi olmasa da ona tabi olmak gerekir. Kaldı ki âyette bahsedilenler hem elçi hem de hidayete ermiş kimselerdir.

    Mânânın onsuz da tamam olduğu bir nükteyle sözü bitirmek demek olan îğali kabul eden kimselere göre bu âyet îğâle misaldir. "Çünkü onlar

    YanıtlaSil
  126. 36. Yasin Sûresi

    Ayet: 21-22-23

    304

    hidayete ermis kimselerdir." sözü olmasa da mânâ tamam olur. Cünkü elçinin hidayete ermiş olduğunda şüphe yoktur. Ancak bu sözde halkın elçilere uymasına fazladan bir teşvik vardır.

    el-İrsad'da der ki: "Tâbi olun/uyun" sözünün tekrar edilmesi te kid içindir. Ayrıca bu sözün tekrarı elçilerin dünyevi maksad ve menfaatlerden münezzeh olma, dünya ve dinin hayına erişme konusunda halkı elcilere uymaya teşvik ederek onların güzel vasıflarını ortaya koymaya vesile edin-mek içindir.

    Burada ayrıca müteşeyyihler/sahte ve yalancı şeyhler yerilmektedir. Onlar yalan ve yaldızlı sözleriyle kendilerinin bâtıllarına meyleden ahmak ve zayıf kimselerden pek çok mal toplarlar. Nitekim et-Te'vilâtu'n-Nakşibendiyye'de böyle geçmektedir.

    Sa'di, Bostan'da der ki:

    Nefis ve hevå kervanın yolunu aslan yiğitler keser;

    Halkın varlık/enâniyet elbisesini bunlar çıkarırlar.

    Görünüşte bu kadar sararıp solmuşlardır, bu kadar zayıflamışlardır.

    Ama varlık ve enâniyeti yok etmekte Mūsa'nın asâsına benzerler

    Habibü'n-neccâr onlara nasihat edince onlar: "Sen bizim dinimi-ze muhalefet ediyor bu elçilere mi uyuyorsun?" dediler. Bunun üzerine Habibü'n-neccâr şöyle dedi:

    وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (۲۲)

    22. "Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibâdet etmeyecek-mişim! Halbuki, hepiniz O'na döndürüleceksiniz."

    "Bana ne olmuş ki," benim ileri sürecek ne mazeretim var ki "beni yaratana" yok iken var edip ortaya çıkarana, türlü lütuf ve keremiyle beni terbiye edene "ibâdet etmeyecekmişim!"

    “الْفَطَرُ" kelimesinin izahı Fatır süresinin başında geçmişti. Kendisine nasihatte bulunma ve kendisi için istediğini onlar için de istediğini göster-mek sûretiyle nasihatte samimi olduğunu ortaya koymak irşadda inceliktir.

    YanıtlaSil
  127. Rûhu'l-Beyân

    305

    Cüz: 22

    Maksad kendilerini yaratan Allah'a ibadeti bırakıp başka ilahlara ibadet ettik-Jeri için onları kınamaktır. Nitekim âyetin devamı bunu haber vermektedir:

    "Halbuki, hepiniz O'na döndürüleceksiniz." Bu ifâde tehdidde mübalağadır. Yani ey kavmim yeniden diriltildikten sonra yaptıklarınızın karşılığını görmek ve hesaba çekilmek için başkasına değil, sadece Allah Teâlâ ya döndürüleceksiniz.

    Fethu'r-Rahmân'da der ki: "Habibü'n-neccâr yaratılmayı kendine, döndürülmeyi onlara nisbet etti. Çünkü fıtrat nimetin eseri olup bu nimet Habib'in üzerinde daha belirgindir. Döndürülmekte ise bir zorla yaptırma mânâsı vardır ki bu da onlara daha lâyıktır.

    Ariflerden birisi der ki: "Ubûdiyet/kulluk fıtrat/yaratılış ile karılmıştır. Ma'rifet hilkat ve fıtratın üzerindedir. Bu mânâ Peygamberimiz (s.a.)'in "Her doğan fıtrat üzere doğar." sözünden alınmıştır. Şayet marifet fıtrat ile karılmış olsaydı Peygamberimiz (s.a.) "Ancak onun ana babası onu yahûdî, mecûsî veya hıristiyan yaparlar. "30 buyurmazdı. Bilakis marifet hiçbir illet ve kesb olmaksızın bedîhi olarak Allah Teâlâ'nın cemal ve celâlini keşfetmekle ilgilidir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Andolsun biz İbrahim'e daha önce rüşdünü vermiştik." (el-Enbiya, 21/51)

    Bâzıları der ki: Hâlis kul başka değil, fıtratı görerek amel edendir. Ondan daha yüce olan ise Fâtırı/yaratanı görerek amel edendir.

    Habibü'n-neccâr yine önceki hitap şekline dönerek sözü kendine nasi-hat sûretinde ibraz ederek şöyle dedi:

    اتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ آلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَنُ بِضُرٍ لَا تُغْنِ عَنِّى شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنْقِذُونِ (۲۳)

    23. "O'ndan başka ilahlar mı edineyim? O çok esirge-yici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların (put-ların) şefâati bana hiçbir fayda vermez, beni kurta-ramazlar."

    30. Buhârí, Cenaiz 80, 93; Müslim, Kader, 22-25

    YanıtlaSil
  128. 36. Yasin Süresi

    Ayet: 23-24-25

    306

    "O'ndan" beni yaratan Allah Teâlâ dan "başka ilahlar" batıl ilahlar. yani putlar "mı edineyim?" Bu ifade ilâh edinmeyi mutlak olarak red ve inkâr etmektir. Yani ben Allah'tan başka ilahlar edinmem demektir. Sonra bu edin memenin sebebini ortaya koymak üzere söze başlayarak şöyle dedi:

    "O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların" yani o ilahların “şefâati bana hiçbir fayda vermez" Çünkü onların şefâat hakkı yoktur ki fayda versin. Onlar yardım ve destekle "beni" o zarardan ve istenmeyen durumdan "kurtaramazlar." "الضر" her türlü kötülük ve isten-meyen şeyin ismidir. "Beni kurtaramazlar” ifadesi, onların acziyeti ve güçlerinin tükenmesi konusunda mübālağa için tahsisten sonra tâmim; yani özelleştirdikten sonra yapılan bir genellemedir.

    İmam Süheylî der ki: Anlatıldığına göre Habîbü'n-neccâr'da cüzam hastalığı vardı. Elçilerden bir havârî duâ etti ve şifâ buldu. İşte bundan dola-yı Habib: "O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse..." dedi.

    Daha önce geçtiği gibi bazıları hasta olanın Habib'in oğlu olduğunu söylemiştir. Ancak ikisinin de hasta olmasında mâni yoktur da denilebilir. Ya da oğlunun hasta olması kendisinin hasta olması hükmündedir. Bundan dolayı da zararı kendisine nisbet etmiştir. Buradaki zararın kavmin zarar görmesi de muhtemeldir. Çünkü kavmin bir çok hastalarının elçilerin elin-den şifa bulduğu rivayet edilmiştir. Habib yine daha önceki üslüb üzere onların gönüllerini hakka meylettirmek ve kendilerine yapılan ihsânı tanıt-mak için incelikte bulunarak zararı kendisine nisbet etmiştir.

    إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ ﴿٢٤﴾

    24. "İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömül-müş olurum."

    "İşte o zaman" Allah'tan başka ilahlar edindiğim zaman "ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum." Çünkü fayda ve zarar vereme-yen bir şeyi kendinden başka kudret sahibi olmayan ve O'nun hayrından başka hayır bulunmayan yaratıcıya ortak koşmak azıcık idrak ve temyiz sahibi olan kimseye gizli kalmayacak açık bir sapıklıktır.

    YanıtlaSil
  129. Cüz: 22

    Rûhu'l-Beyân

    307

    إِنِّي أَمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ ﴿٢٥﴾

    25. "Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni dinleyin."

    "Şüphesiz ben," sizi yaratan ve çeşitli nimetlerle terbiye eden "Rabbinize inandım" Habibü'n-neccâr onların Rablerinin de kendisinin ¡bâdet ettiği zat olup onların da Rablerine ibâdet etmeleri gerektiğini bil-meleri için: "Ben Rabbime inandım" dememiş; "Ben Rabbinize inandım" demiştir. "Ben Rabbime inandım" deseydi belki onlar "Sen rabbine ibadet ediyorsun, biz de rabbimize ibadet ediyoruz." derlerdi. Onların rableri ise ilahları/putlarıdır.

    "Beni dinleyin" vaaz ve nasihatim konusunda bana icâbet edin, sözü-mü kabul edin. Nitekim namazda da "سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَهُ )Allah kendisine hamd edeni işitti/işitir)"; yani kabul eder, denir.

    Burada hitap kâfirleredir. Habib dindeki salābetini/sebâtını ve öldü-rülmeye aldırış etmediğini göstermek için onlara böyle söylemiştir. Rab kelimesine "Rabbinize" şeklinde onlara aid zamire izâfe edilmesi, hakkı ortaya koymak ve onların putları ilâh edinmelerinin bâtıl olduğunu tenbih etmek içindir. Nitekim el-İrşad'da böyle geçmektedir.

    Habib'in sözünü pekiştirerek söylemesi arzu, istek ve neşe ile kendi-sinden çıktığını ortaya koymak içindir.

    Habib onlara nasîhatini bitirince üzerine atladılar, bağırsakları arka-sından çıkacak kadar onu tepeleyerek linç ettiler. Sonra cesedi bir kuyuya atıldı. Bu İbn Mes'ûd (r.a.)'ın sözüdür. Süddî ise onu recmettiklerini, yani öldürene kadar taşladıklarını söylemiştir.

    Habib taşlanırken "Rabbim, kavmimi hidâyet et" diyordu. Bu, onun hilminin kemâline; halka olan şefkatinin fazlalığına delildir. Bu şunun gibi-dir: Ebû Bekir Sıddik, onu incittikleri ve Hakk'ın dininden bâtıl dine davet ettiklerinde Teymoğulları için şöyle demişti: "Allah'ım! Teymoğullarını hidayet et! Çünkü onlar bilmiyorlar. Bana haktan bâtıla dönmemi emre-diyorlar." demiştir. Ebû Bekir'in Allah'ın kullarına karşı şefkat ve merha-metinin kemali, peygamberlik denizinden bir avuç sudur. Peygamberimiz (s.a.) bir hadiste: "Allah Teâlâ benim göğsüme ne döküp boşalttıysa ben

    YanıtlaSil
  130. bir adamı görmüs. Ra

    45)

    308

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 25-26

    de onu Ebû Bekr'in göğsüne boşalttım, "31 buyurmuştur. Hz. Mustafa (a.s.)'ın halka karsı olan ahlakı öyle idi ki, kafirler kendisini öldürmek iste diklerinde ve mübarek dişini kırdıklarında, nübüvvet mührünün üzerine pis lik attıklarında, O âlemin en şefkatlisi olan Peygamber, şefkat elini onların başı üzerine koymuş ve: “Allah'ım! Kaumime hidayet et! Çünkü onlar bilmiyorlar 32 buyurmuştur.

    Mesnevî'de der ki:

    Peygamberler, kötülüğe tahammül etmekte tabiatlarını öldürdü;

    Onlardan bir tahammülsüzlük olursa kendilerinden değil

    Allah'tandır.

    Ey Müslüman, amaç yolunda edep,

    Her edepsize tahammül etmektir.

    Hasan Basrî der ki: Habib'in boynuna bir delik açıp onu şehrin surla-

    rının arka tarafına astılar. Onu başından aşağı iki ayağına kadar testerey-le biçtikleri de söylenmiştir. Onun Res kuyusuna atıldığı da söylenmiştir. Kabri Antakya çarşısındadır.

    Denilir ki: Elçileri öldürmekten alıkoyup meşgul etmek için Habîbü'n-Neccâr sözü uzattı. Nihayet "Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni din leyin." deyince hemen üzerine atıldılar ve onu öldürdüler. Onlar Habib'i öldürürken elçiler kaçıp kurtuldu. Nitekim Şeyhzâde'nin Hâşiye'sinde böyle geçmektedir. Kezâ Kâşifi de böyle demiştir. Bir rivâyete göre şöy-ledir: Selâmete çıktılar ve Habib öldürüldü. Bir başka rivâyete göre elçiler, melik ve mü'minler öldürüldüler. Ebü'l-Leys tefsîrinde elçilerin üçünü de öldürdüklerini söylemiştir.

    Mesnevî'de der ki:

    Bu saltanat ahmakların olunca,

    "Peygamberleri öldürüyorlar" (Al-i İmrân, 3/112) gerekli olur.



    31. Aclûni, II, 565.

    32. Bk. Buhârî, Enbiya 54

    YanıtlaSil
  131. En büyük keramet çalışmaktır.

    Hacı Bektaş-ı Veli

    Ma

    Bir an kayboldun gibi!

    Yaşadım kıyameti Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

    Erdem Bayazıt

    ২৩০

    SÖZÜN ÖZÜ

    SÖZÜN ÖZÜ

    Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.

    Şeyh Edebali

    و

    Vatan, bize kılıcımızın ekmeğidir.

    Namık Kemal

    Maziye ihanet edenler atiye de ihanet etmiş olurlar.

    Arif Nihat Asya

    Politika ve harp tarihi kılıcın zaferiyle doludur. Fakat kültür ve medeniyet tarihini yapan kalbin zaferidir.

    Peyami Safa

    YanıtlaSil
  132. GÜNÜN

    DUASI

    "Allah'ım! Beni bağışla, bana hidayet nasip eyle, bana rızık ber, beni afiyette daim eyle ve bana merhamet et." (Müslim, Zikir ve Duů, 35)

    MEVLİD-İ NEBİ HAFTASI

    Mevlid-i Nebi Haftası, 1989 yı-lında Diyanet İşleri Başkanlığının tamamen kendi inisiyatifiyle ve Türkiye'deki ilahiyat birikimiyle istişare ederek planladığı ve uy-gulamaya koyduğu bir haftadır. Bu hafta, kanunların verdiği yet-kiyle ortaya çıkmış; 30 yıl boyunca tefekkür dünyamıza hayat vermiş; "Hz. Peygamber'i anmaktan anlama-ya" düsturuyla gelişmiş; Peygambe-rimizin örnekliğini toplumumuzun her kesimine ve gönül coğrafyamıza anlatmayı, günümüz problemlerine nebevi referanslarla çözüm üretme-yi amaçlayan, milletimizin yakın tarihinde yer etmiş bir haftadır.

    Diğer yandan söz konusu hafta, dini/taabbudi değil, ilmî, irfani ve kültürel bir haftadır.

    Başkanlığımız, hafta münase-betiyle toplumumuz, gönül coğ-rafyamız ve bütün insanlık için önem arz eden ve sorun haline gelen bir konuyu tema olarak belirlemekte ve bu çerçevede pek çok etkinlik gerçekleştirmektedir. Bu etkinliklerle İslam'ın rahmet yüklü mesajlarının ve Peygam-ber Efendimiz (s.a.s.)'in on dört asırlık eşsiz örnekliğinin, önder-liğinin ve rehberliğinin toplumun tüm kesimlerine ulaştırılmasını sağlamaktadır.

    SÖZÜN ÖZÜ

    Seugi dostlara saygılı olmakla güçlenir.

    Hz. Ali (r.a.)

    Hakkın olacak işler,

    Boştur kamu teşvişler,

    Ol hikmetini işler,

    Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.

    Erzurumlu İbrahim Hakkı

    YanıtlaSil
  133. Toprağa Verme ve Hilafet Sorunu/929

    güç ve imkân bulunmamaktadır. Bugün benim yerime bu işi daha iyi yerine getirebi-lecek birinin görevlendirilmesini isterdim."

    1943. Böylece Allah'ın lütfu ve yardımı sayesinde, Resulullah (as) için büyük anlam ifade eden bazı dilek ve temenniler gerçekleşmiş oldu.

    1944. Gerçekten de o şöyle bir açıklamada bulunmuştu:

    "Biz, kamuya ait bir görevi, ona talip olan kimselere vermeyiz."738 Resulullah (as)'la çok yakın ilişkileri olan ve İslâm öğretisini en güzel bir şekilde tem-sil eden şahsiyetlerin, asgarî düzeyde de olsa parlaklıklarından bir şey yitirmemeleri gerekirdi. Daha önce de gördüğümüz gibi, sahabenin önde gelenlerinden bazıları, Ha-lifeliği kendileri için istemişler, bir kısmı ise asla böyle bir şeyi arzu etmemişlerdi. 1945. Resulullah (as), aynı zamanda bütün ırklar arasında mükemmel bir eşitlik bulundu-ğunu açıklayarak, bireyler arasındaki yegâne üstünlüğün ise sadece takva konusunda söz konusu olabileceğini açıklamıştı.79 En yetenekli kimselerden biri olsa bile, hali-feliğe Resulullah (as)'ın yakın bir akrabasının seçilmesi, yerleştirilmeye çalışılan bu yeni anlayışa gölge düşürecekti. Şunu hatırlatalım ki, Ebû Bekir, kuşkusuz Kureyşli-lere mensup olmakla birlikte, kabilesi olan Benû Teym, Kusay'ın soyundan gelme-diği için onlara soğuk duran, hatta Kureyş'in pek itibar etmediği 40 bir aileye mensup idi. Daha sonraları Müslümanlar, kölelikten yeni azât edilmiş ve Mısır'da Memluk, Hindistan'da Gulâmân gibi hanedanların kurucusu olan hükümdarlara en küçük bir tereddüt göstermeksizin itaat etmişlerdir. Resulullah (as) gerçekçi biri idi ve sürekli olarak yenilenmeyi tercih ediyordu. Belâzurî'ye göre741 Resulullah (as), Medine'den askeri seferler amacıyla 25 kez çıkmış ve sürekli aynı kişi olmamak üzere, yokluğu boyunca kendi yerine bir naip görevlendirmişti. Bunlar arasında, aslen Güney Arabis-tanlı olan Medine'deki Hazreçliler, Evsliler, Mekkeliler, Gıfârlılar, henüz azat edilmiş köleler ve hattâ âmâlar bulunmaktaydı. Resulullah (as)'ın akrabalarından geçici ola-rak ona vekâlet edenlere ise oldukça enderdir. Kölelerden (Kuzey Arabistan'ın) Kelb kabilesine mensup azatlı Zeyd ibn Harise'yi sayabiliriz. Âmâ bir sahabe olan İbn Ümmü Mektûm ise, bu göreve oldukça geç bir dönemde, yani H. 10. yılın sonlarına doğru, Resulullah (as)'ın vefatından sadece üç ay önce tayin edilmişti. Biz, Resulullah'ın: "Başkanlar Kureyş'tendir" şeklindeki meşhur hadisini hangi amaçla ve kimler için

    738 Ebû Dâvûd, 23: 2; Buhârî, 37: 1, No: 2 vd.

    739 Hucurât: 49/13.

    740 Bir şair, bu kabile hakkında alay yollu şöyle söylemekteydi: "İşler özellikle Teymlerin yokken karara bağ-lanır, onlar orada bulunsalar bile, onların görüşleri alınmaz," (bk. Mecelletu'l-Hac, Mekke 1378 H., XII, 10, s. 605).

    741 Ensab, 1, § 648-767.

    YanıtlaSil
  134. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah

    İslâm Peygamberi

    Hayatı ve Eserleri

    Çeviren

    Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yazgan

    YanıtlaSil
  135. 592

    HADIS-1 ŞERİFLER

    ۱۲۲۷ مَنْ قَرَأَ ( يس ) ابْتِغَاء وَجْهِ اللهُ ، غَفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ، فَاقْرَأُوهَا عِنْدَ موتاكم . ) رواه البيهقي عن معقل بن يسار )

    1227) «Her kim, Allah rızası için YASİN okursa; geçmiş günahlan

    bağışlanır.. -Bilhassa onu ölülerinizin yanında okuyunuz..>

    Bilhassa cuma akşamları okuyup ölülerin ruhlarına bağışlamak, çok sevaptır..

    Ravi: MAKAL b. YESAR'dan r.a. naklen BEYHEKI.. Menkibeleri 12. ve 1059. Hadis-i şerifte..

    ۱۲۲۸ مَنْ قَرَأَ ( الدُّخَانَ ) في كلُّ لَيْلَةِ جُمَعَةٍ ، أَوْ يَوْمِ جُمُعَةٍ ، بَنَى اللَّهُ لَهُ بيتا في الجنة . ( رواه الطبراني عن أبي أمامة )

    1228) «Bir kimse, her cuma gecesi veya günü DUHAN suresini okur-sa; Allah cennette ona bir ev yapar..>>>

    DUHAN: Kur'an-ı Kerim'in 44. suresidir.

    Ravi: EBU UMAME'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri 9. ve 22. Hadis-i Şerifte..

    ۱۲۲۹ مَنْ قَرَأَ سُورَةَ ( الوَاقِعَة ) في كل ليلة لم تُصبه فاقة أبداً .

    ) رواه البيهقي عن ابن مسعود )

    1229) «Her kim, VAKIA sûresini her gece okursa; ona hiç fakirlik gelmez..>>>>

    VAKIA: Kur'an-ı Kerim'in 56. suresidir. Özellikle akşamla yatsı arasında okunmalıdır. ***

    Ravi: IBN-İ MESUD'dan r.a. naklen BEYHEKI.. Menkıbeleri 12. ve 47. Hadis-i Şerifte..

    ۱۲۳۰ مَنْ قَرَأَ إِذَا سَلَّمَ الإِمَامُ يَوْمَ الجمعةِ قَبْلَ أَنْ يَثْنَى رِجْلَيْهِ فَائِحَةَ الكِتَابِ ، وَقُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ ، وَقُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ، وَقُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ، سَبْعًا سبعاً ، غَفَرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأْخَرَ .

    ( رواء أبو الأسعد القشيرى عن أنس )

    YanıtlaSil
  136. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    593

    1230) «Her kim, cuma günü imam selâm verdikten sonra, daha diz-lerini bozmadan FATİHA, İHLAS ve MUAVVEZETEYN su-relerini yedişer defa okursa; Allah-ü Taâlâ geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar..>>>

    Burada zikri geçen süreler Kur'an-ı Kerim'in 1. 112. 113. ve 114. sû-releridir.

    Bağışlanacağı haber verilen günahlar, daha ziyade küçük günahlar-dır. Büyük günahlar, durumuna göre tevbe ve helâllık ister..

    Ravi: ENES'ten ra. naklen EB'ÜL-ESAD'ÜL-KUŞEYRİ'dir. Men-kıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..

    EBÜL ESADÜL KUŞEYRİ: KİTAB'ÜL-ERBAIN'in sahibidir.. Bu Hadis-i Şerif oradan alınmıştır. Menavi Foyz'ül-kadir, isimli eserinde bu zattan kısaca bahseder..

    Allah rahmet eylesin..

    ۱۲۳۱ مَنْ قَرَأَ الْقُرْآنَ فَلْيَسْأَلِ اللَّهَ بِهِ ، فَإِنَّهُ سَيَجِي أَقْوَامُ يَقْرَأُونَ الْقُرْآنَ ( رواه الترمذي عن عمران ) يَسْأَلُونَ بِهِ النَّاسَ .

    1231) «Her kim Kur'an-ı Kerim'i okursa; Allah'tan birşey istemeye onu vesile etsin.. Çünkü birtakım kavimler gelecek; onu oku-yup insanlardan birşey istemeye vesile edecekler..>>>

    * Kur'an-ı Kerimi dilencilik vasıtası yapanlar titremelidir.. **

    Ravi: IMRAN'dan r.a. naklen TİRMİZI.. Menkıbeleri, 13. ve 256. Hadis-i Şerifte.. **

    ۱۲۳۲ مَنْ قَضَى لأخِيهِ المُسْلِمِ حَاجَةً كَانَ لَهُ مِنَ الْأَجْرِ كَمَنْ حَجَّ وَاعْتَمَر .

    ( رواه الخطيب عن أنس )

    1232) «Her kim, müslüman kardeşinin bir işini görürse; kendisine ve-rilecek ecir, HAC ve UMRE yapanın ecri gibidir..>>>

    ** **

    *

    HAC: Malum olan farz hac'dır. Hac vaktinde Kâbe'yi tavaf.. UM-RE: Hac vaktinin gayrı günlerde kâbe'yi tavaf..

    **

    Ravi: ENES'ten r.a. naklen HATİB.. Menkıbeleri, 1. ve 64. Hadis-i Şerifte..

    Hadis-i Şerifler, F: 38

    YanıtlaSil
  137. 80

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    Zil-yed: Bir ayne bilfiil vaz-1 yed eden yahut tasarruf-u mülläk ile tasarrufu sabit olan kimsedir.

    Hâric: Ber vech-i bâlá vaz-1 yed ve tasarruftan beri olan kim-sedir.

    Tahlif: Ahad-1 hasmeyne yemin vermektir.

    Tahalüf: Hesmeynden ikisine dahi yemin vermektir.

    Tahkim-i hal: Yani hâl-i hazırı hakem kılmak, istishab kabilin-dendir.

    İstishab: Ademi maznun olmayan bir emr-i muhakkakın bakası ile hüküm etmektir.

    1. Bab, şehadet hakkında sekiz bölümden teşekkül eder. 1. Bö-lüm (1684.-1686. m.) Şehadetin tarif ve nisabı. 2. Bölüm (1687.. 1695. m.) Şehadetin nasıl yapılacağı. 3. Bölüm (1696.-1705. m.) Şehadetin ana şartları. 4. Bölüm (1706.-1711. m.) Şehadetin davaya uygunluğu. 5. Bölüm (1712.-1715. m.) Şahidlerin ihtilafları. 6. Bö-lüm (1716.-1727. m.) Şehadetlerin tezkiyesi. 7. Bölüm (1728.. 1731. m.) Şahitlerin şehadetten caymaları. 8. Bölüm (1732.-1735. m.) Tevâtür hakkındadır.

    2. Bab, Hucec-i hattiyye (hatti hüccetler) ve karine-i kâtıa (kat'i karîne) hakkında iki bölümden meydana gelmiştir. 1. Bö-lüm (1736.-1739. m.) Hucec-i hattıyye. 2. Bölüm (1740.-1741. m.) Karine-i kâtıa hakkındadır.

    3. Bab (1742.-1753. m.) Tahlif (iki hasımdan birine yemin teklif etmek) hakkındadır.

    4. Bab, tercih-i beyyinat (kuvvetli delillerin tercihi) ve teha-lüf (hasımlardan her ikisine de yemin vermek) hakkında dört bö-lümü içine alır. 1. Bölüm (1754.1755. m.) Tenazu bil-eydi (müte-addid kimselerin bir mala sahib olmak hususunda niza etmeleri). 2. Bölüm (1756.1770. m.) tercih-i beyyinat. 3. Bölüm (1771-1777. m.) Söz kimin olduğuna ve tahkîm-i hâl (hâli hakem kabul etmek). 4. Bölüm (1778.-1783. m.) tehålüf hakkındadır.

    Kitab'ul-beyyinat ve'l-Tahlif'in münderecâtında, Nizamiye ve Ti-caret Mahkemelerinde de riayet olunmasını bildiren bir vesikaya araştırmalarım esnasında rastladım."

    73. Düstur (I. Tertip), IV, 384-385; Mir'at-ı Mecelle s. 858-859.

    YanıtlaSil
  138. 16. Kitab (K. EL-KAZA)

    K. el-Kaza, henüz onbeşinci kitap kanunlaşmadan 15 Recep 1293 (6 Ağustos 1876) ve 24 Temmuz 1292 tarihli, «Cemiyet-i Me-celle» mührünü taşıyan bir mazbata ile sadarete takdim olunmuş ve 25 Şaban 1293 (15 Eylül 1876) tarihli sadaret arz tezkeresi ile durum padişaha arzolunmuştur. Arzdan hemen bir gün sonra yani 26 Şaban 1293 (16 Eylül 1876) tarihli irade-i seniyye ile son ki-tap da kanunlaşmış oldu.

    Mecelle'nin 1.-14. kitapları Sultan Abdülaziz (1861-1876) in, 15. ve 16. kitapları da Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) in ira-deleri ile meriyyete girmiştir.

    K. EL-KAZA'NIN MUHTEVASI

    Bir mukaddime ile dört babı ihtiva eder. Mukaddime (1784. -1791. m.) de Bazı fıkhí tabirler yer alır.

    Kaza: Hüküm ve hakimlik manalarına gelir.

    Hakim Beynennas vuku bulan dava ve muhasamayı ahkâm-1 meşrûasına tevfikan fasl ve hasm için taraf-1 sultaniden nasb ve tayin buyurulan zattır.

    Hüküm: Hâkimin muhasamayı kat ve hasmeylemesidir. Bu dahi iki kısımdır. Kısm-ı evvel, hâkimin: «Hükmettim, iddia olu-nan şey var demek gibi sözler ile mahkûm'unbihi mahkûm'-un-aleyhe ilzam etmesi yani lâzım kılmasıdır. İşte buna ka-za-i ilzam ve kaza-i istihkak denilir. Kısm-1 sâni, «Hakkın yoktur, münazeadan memnu'suns demek gibi sözler ile ha-kimin müddeîyi münâzeadan men etmesidir. Buna dahi ka-za-i terk denilir.

    Mahkûm'un-bih: Hâkimin mahkûm'un aleyhe ilzam eylediği şey-dir ki, kaza-i ilzamda müddeînin hakkını ifa etmesi ve kaza-i terkde müddeînin münâzeadan vaz geçmesidir.

    Mahkûm'un aleyh Aleyhine hükm olunan kimsedir.

    74. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pg., s. 139-140.

    О. Н. Т. Mecelle - F: 6

    YanıtlaSil
  139. 80

    CEHENEM VE CEHENNEMLİKLERİN ÖZELLİKLERİ

    Cebrail Cehennem'e gidip döndükten sonra şöyle dedi:

    Ya Rabbi, izzetin hakkı için söylüyorum. Bunları duyduktan sonra kimse oraya girmek istemeyecektir.

    hiç Sonra cehennemin etrafi nefse hoş gelen şeylerle donatıldı.

    Allah Cebrail'e tekrar cehenneme gidip bakmasını söyledi.

    Cebrail bu sefer geri döndüğünde şunları söyledi:

    Ya Rabbi izzet ve celalin hakkı için söylüyorum. Hiç kimsenin oraya girmekten kurtulamayacağını düşündüm.""

    Resulullah (sav)'in (sav) şöyle buyurdu:

    "Cehennem hakkında ne söylerseniz söyleyin, o sizin düşundü ğünüzden daha şiddetli ve çetindir."

    Rivayete göre Meymûn b. Mihran şöyle demiştir:

    وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ

    "Muhakkak cehennem, onların hepsine vadolunan yerdir. Anlamındaki ayet inince, Selmanı Fârisi elini başına koyup oradan kaçarcasına uzaklaştı ve üç gün kendine gelemedi."4

    Enes b. Malik anlatıyor:

    Bir gün Cebrail (as) her zaman gelmeye alışık olduğu bir vakitte rengi atmış olarak Resulullah (sav)'e geldi.

    Resulullah (sav)'in ona dedi ki:

    - Niçin seni rengin solmuş bir halde görüyorum.

    Cebrail şöyle cevap verdi:

    - Allah'ın cehennemi tutuşturanlara onu körüklemeleri için emir verdiği bir zamanda sana geldim. Cennet, cehennem ve kabir azabının hak olduğuna inanmakla birlikte Allah'ın əzabının büyüklüğünü bilen kimseye yakışan o azaptan kendisini güvende hissedene kadar neşe ve mutluluk duymamasıdır."

    Bunun üzerine Resulullah (sav), Cebrail'e; "bana cehennemi anlat!" dedi.

    Cebrail (as) peki olur dedi ve şunları anlattı:

    Tirmizi, 2560

    Zehebi, Siyer, 4/406

    Hier 43

    Kurtubi, Tefsir, 10/31

    YanıtlaSil
  140. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    81

    Allah (cc) cehennemi yaratınca bin yıl süreyle onu yaktı ve kıp-kırmızı oldu. Sonra bin yıl boyunca tekrar yaktı cehennem akkor haline geldi. Sonra bin yıl daha yaktı. Nihayet kapkara oldu. Artık o, koru ve alevi hiç sönmeyen karanlık ve simsiyah bir yerdir.

    Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, onun ateşinden iğne ucu kadar dünyaya sıçrasa dünyadaki bütün varlıklar yok olurdu.

    Yine seni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, cehennemliklerden birinin elbisesi yer ile gök arasında bir yere asılmış olsa onun kötü kokusu ve sıcaklığından dolayı yeryüzündeki bütün varlıklar yok olurdu.

    Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah-'ın kitabında anlattığı cehennemin zincirlerinden bir arşın kadarı dünya-daki bir dağın üzerine konsa, yerin yedi kat dibine kadar bütün yeryüzü eriyip yok olurdu.

    Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, dün-yanın batısında bir kişi azap görse, azabının şiddetinden dolayı doğu-sundaki bütün insanlar yanıp kül olurdu.

    Cehennemin ateşi çok sıcaktır. Uçurumu derindir. Süsleri demir hal-kalardır. Meşrubatı kaynar su ve irindir. Giysileri ateş parçalarıdır. Erkek ve kadınlar için ayrı bölmeleri bulunan yedi kapısı vardır.

    Resulullah (sav) sordu:

    Onun kapıları bizim kapılarımız gibi mi?

    Cebrail (as) cevap verdi:

    Hayır değil. Onlar alt alta açılırlar ve her bir kapı arasında yetmiş yıllık mesafe vardır. Her kapı bir öncekinden yetmiş kat daha sıcaktır. Allah'ın düşmanları buraya götürülecekler. Onlar cehennemin kapısına vardıklarında zebaniler onları zincirle ve demirden halkalarla karşılarlar. Zincirler ağızlarından sokulup arkalarından çıkarılır, sol kolları boyunla-rına bağlanır, sağ elleri ise kalplerinin üzerinde durur. Her insan bir şey-tanla birlikte zincirlenip yüz üstü sürüklenir, melekler onlara demir tok-maklarla vururlar ve "Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istedik-lerinde, oraya geri döndürülürler."

    Resulullah (sav)'in Cebrail'e yine sordu:

    Bu kapılardan kimler girecek?

    Hace 22

    YanıtlaSil
  141. Celil

    122

    Celil جليل]Allah'm (cc) mubarek ve güzel isimlerinden) 1 sonsuz yücelik, büyüklük sa şiddet ve kuvvet sahibi

    Celil - Cemal جليل جمال : Celil ve Cemål; sonsuz güzellik sahibi (Cemål) ve sonsuz yücelik sa hibi (Celil) (Allah c.c.)

    Celili Layezal جليل لا يزال : Celil ve Lâyezel: ebedi, ölümsüz (Layezal) ve sonsuz yücelik büyüklük ve karşı konulamaz güç ve kuvvet sahibi (Celil) (Allah c.c.)

    Celili Mutlak جليل مطلق : sonsuz yücelik bü yüklük ve karşı konulamaz kuvvet sahibi (Al-lah c.c.)

    Celili pürkemal حلیل پرکمال : sınırsız mükem mellik (pürkemål) ve sonsuz yücelik, büyuk lük ve karşı konulamaz güç ve kuvvet sahibi (Celil) (Allah c.c.)

    Celili Zülcemal جليل ذو الجمال : Celil ve Zul cemål, sonsuz güzelliklerin sahibi (Zülcemål) ve sonsuz yücelik, büyüklük ve karşı konula-maz güç ve kuvvet sahibi (Celil) (Allah c.c.)

    celil-üş şân (celilüssan şanı yüce cellad جلاد : olum cezası verilenlere bu cezayı uygulamakla görevli kimse

    cellad - sehhar جلاد سخار : büyu ile aldatıp öl-düren cellat

    Celle Celalühü جل جلاله Islam'da "Allah" adı söyleneceği zaman, "Her yerde ve her zaman büyüklük ve yüceliğini gösteren, Yüceler Yü-cesi Allah" månásında "Allah Celle Celâlühü" denir. Kısaltılmış yazılışı, (c.c.) şeklindedir. Bu deyim yerine, "Allah Celle Şânuhu", yâni, "Her yerde ve her zaman şanının yüceliği ni gösteren Allah" veya "Allahu Teâlä", yâni, "Yüceler Yücesi Allah" şeklinde deyimler de kullanılır.

    celse جلسه : oturum, toplantı halinde görüş me; duruşma

    celse-i muhakeme جلسه محاکمه : )mahkemede( dâva duruşması

    cm (cm( جمع : toplama, bir araya getirme; luk biriktirme; yığma (bkz.cemi'; cemm)

    cem-i ezdad جمع أضداد : zıdları bir araya ge-tirme

    cem-i hakaik جمع حقائق : )butün hakikatleri kendinde toplama

    cem'-i kutbiyet ve ferdiyet ve gavsiyet جمع

    cemaat-i muvahhidin ve musallin

    قطبت و فردی و غولیت kutbiyet, ferdiyet ve gav siyet denilen ermişliği (evliyalığı) en üst dere birleşmesi, üçüne sahip olma (bkz.kutbiyet, ferdiyet, gavsiyet)

    cem'-i kuvvet جمع قوت : kuvveti tek elde top lama

    cem-imal جمع مال : mal toplama, servet edin me

    cem-i ziddeyn جمع صدين : iki ziddin bir arada bulunması, iki zıddın birliği; birbiriyle çe lişen, birbirine zid olan iki düşüncenin, ika hükmün (iki yargının, iki önermenin) aynı anda doğru olması (Bu akıl ve mantık kural larına aykırı olur, bir sayının hem tek, hem çift sayı olması gibi(

    Cem-ül Cevami جمع الجوامع : Celaleddin-i Sü yûti'nin, fıkhın metod ve temel kurallarını (fıkıh usûlünü) açıkladığı ünlü eseri. Bu eser, medreselerde okutulan klasik bir ders kitabı olmuştur. (bkz.Celaleddin-i Süyüti)

    cemaat 1 : جماعت.toplum; topluluk 2. teşkilatı (örgütlü) topluluk 3.månevi bağları kuvvetli ve aralarındaki münasebetleri (ilişkileri) sık ve yoğun olan topluluk 4. bir imamın arkasın-da namaz kılan topluluk 5. bir mezhebe bağlı topluluk

    cemaat-i ali جماعت عالی : manevi yüksek değer-lere sahip cemaat (topluluk)

    cemaat-ı askeriye جماعت عسکری : asker toplu-luğu, askeri birlikler

    cemaat-i azime جماعت عظیمه : çok buyük top-luluk

    cemaat-ı azîme-i İslamiye جماعت عظيمة إسلامية çok büyük müslüman topluluk

    cemaat-ı beşeriye جماعت بشریه : insan toplulu-ğu

    cemaat-ı insaniye جماعت إنسانيه : insan toplulu-ğu, insan toplumu

    cemaat-ı İslâmiye جماعت إسلاميه : Islam toplu-mu

    cemaat-ı kesire جماعت کثیره : kalabalık toplu-

    cemaat-ı kübra جماعت کبری : ibadet halinde en büyük cemaat. 2.en büyük topluluk

    cemaat-ı meşhure جماعت مشهوره : ünlü toplu-luk

    cemaat-ı muvahhidin ve musallin جماعت موحدین و مصلین : Allah'ın (c.c.) birliğine ina-

    YanıtlaSil
  142. cemaat mübareke

    nanlar (muvahhidin) ve namaz kılanlar (mu sallin) cemaati (topluluğu)

    cemaat mübareke جماعت مبارک mübarek (kutlu) topluluk

    cemaat mükellefin جماعت مكلفين : yukamlo jagu ve sorumluluğu bulunan topluluk

    cemaat mü'minin جماعت مؤمنین : ma'minler (iman sahibi insanlar) topluluğu

    cemaat müsebbiha جماعت مسبحه : Allah'ı (c.c.) zikreden, tesbih eden topluluk (bkz.tes bih,zikir)

    cemaat-ı Müslimin 1: جماعت مسلمین.Maslo manlar cemaati 2. Müslüman topluluk (bkz. cemaat)

    cemaat-i müstemia جماعت مستمعه : dinleyici topluluğu

    cemaat-i müteavine جماعت متعاونه : birbirleriy le karşılıklı yardımlaşma içinde olan topluluk

    cemaat-ı mütesanide جماعت متسانده : birbirle riyle dayanışma içinde olan topluluk

    cemaat- nuraniye جماعت نورانیه : iman ve Kur'an nuru ile aydınlanmış topluluk

    cemaat-ı ruhaniye-i mücahidin جماعت روحانية مجاهدين : ruhi ve manevi değerlere bağlı müca

    hidler; Allah (c.c.) yolunda mücadele edenler, çalışanlar topluluğu

    cemaat-ı sahabe جماعت صحابه : sahabe toplulu-ğu, Hz. Peygamber'le (a.s.m.) beraber bulun-muş, İslam dinini O'ndan öğrenmiş Müslü man topluluk

    cemaat-ı salihin جماعت صالحین : salihler cema atı, dine bağlı ve günahlardan uzak duran iyi insanlar topluluğu

    cemaat-ı şüheda جماعت شهدى : sehitler toplu luğu

    cemaat-i uzma جماعت عظمی çok buyük top luluk

    cemaati جماعتی : cemaate ait, cemaatle ilgili (bkz.cemaat)

    cemadat جمادات : cansızlar; cisimler, ruhsuz varlıklar

    cemadiyet جمادیت : cansızlık, ruhsuzluk

    cemahir 1 : جماهير.cumhuriyetler 2.cemaatler, topluluklar, guruplar

    cemahir-i enbiya جماهير أنبيا : peygamber grup-ları

    cemahir-l enblya, evliya ve etkiya (etkıya) جماهير أنبياء ، أولياء و أتقياء : peygamberler, evliya |

    123

    cemal i l'caz

    ve günahlardan son derece sakınan (etkiya) mübarek insan cemaatleri (toplulukları)

    cemahir-i müttefika جماهير منطقة : birleik.cum huriyetler

    Cemahiri Müttefika Amerika جماهير متفقة أمريقا :Amerika Birleşik Cumhuriyetleri (ce

    mahir), Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.(

    Cemahir-i Müttefika-i İslamiye جماهير منفقة إسلاميه : Birleşik Islâm Cumhuriyetleri, Birle şik İslâm Devletleri

    cemal 1 : جمال güzellik 2. yüz güzelliği

    Cemal جمال : )Allah'a ce ait sifat) ezeli ve ebedi, sonsuz güzellik 2. (mec.) ezeli ve ebedi, sonsuz güzelliklerin sahibi (Allah c.c.)

    cemali adalet جمال عدالت : adaletteki güzellik

    cemal-i ba-kemali Rabbaniye حمال باکمال ربانيه : sonsuz mükemmellik sahibi Rabb'ın sınırsız güzellikleri

    cemali baki جمال باقی : baki güzellik, sonsuza kadar kalıcı, sona ermez, son bulmaz, bit mez, sonsuz güzellik

    Cemal-i Baki جمال باقی : Baki olanın (Allah'ın c.c.) güzelliği; Baki olan (ebedi, ölümsüz ve sonsuz olan) Allah'ın (c.c.) sonsuz güzelliği

    cemal-i bimisal جمال بی مثال : örneği ve benzeri olmayan sonsuz güzellik

    cemal-i esma جمال أسماء : )Allah'a (c.c.) ait( kutlu isimlerin güzelliği (güzellikleri)

    cemål-i ezeli جمال ازلی : ezeli cemål, başlangıcı olmayan, hep var olan sonsuz güzellik

    Cemal-i Ezeli جمال ازلی : ezeli olan Allah'ım (c.c.(

    sonsuz güzelliği

    cemal-i falk جمال فائق : üstün güzellik

    cemål-i faik ve ekmel جمال فائق و اکمل : en m kemmel (ekmel) ve üstün (faik) guzellik

    cemal-i fitrat جمال فطرت : varlıkların yaradılış larındaki güzellik

    cemal-i hakiki جمال حقیقی : gerçek güzellik

    cemal-i hazin جمال حزين : )llahi) özlem acısını uyandıran güzellik

    cemål-i hikmet جمال حکمت : hikmetin güzel-ligi; (Allah'a c.c. ait) her iş ve eserde gåye ve faydalar güdülmesi, her şeyin en uygun, ye-rinde ve gerekli tedbirler alınarak yapılma-sındaki güzellik

    cemål-i hüsün جمال حسن : iyiliğin guzelliği; ih-san, yilik, ni'met ve lütuftaki güzellik

    cemal-licaz جمال إعجاز : i'caz güzelligi; mucize

    YanıtlaSil
  143. 110

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Peygamberimiz, onun üzerinde namaz kılardı. (756)

    Peygamberimizin Kabrinin Üzerinin Düzlenip Sulanması ve Tuğla İle Çevirilmesi :

    Peygamberimiz, kabre konulduktan sonra üzeri kapatılıp düz-lendi.

    Bilal-ı Habeşi, baş tarafından ve sağ yanından başlayarak (757) kabrin üzerine kırba ile su serpti (758)

    Kabrin üzeri, dokuz sıra tuğla dikilerek çevirildi. (759)

    Sonradan, kabrin üzerine kırmızı kum serildi. (760)

    Peygamberimizin İçinde Kabrinin Bulunduğu Mescid'i Nebevî'den Bir Görüntü.

    (756) Ebülfida Sire c. 4, s. 713

    (757) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 575-576

    (758) İbn-i Sa'd - Tabakat c. 2, s. 306, Belâzürî Ensabüleşraf c. 1, s. 576, Ebül-fida Sire c. 4, s. 540

    (759) Beyhakiden naklen Ebülfida Sîre c. 4, s. 535, Kastalani Mevahibülledün-niye c. 2, s. 500

    (760) Belâzüri. Ensabüleşraf c. 1, s. 576

    YanıtlaSil
  144. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Hz. Fatıma'nın Hz. Ali'ye ve Enes b. Malik'e Sitemlenmesi:

    HE. FAtima, Hz. Ali'ye «Ey Hasan'ın babasıl Resûlullah Aleyhis-selamı, gömdünüz mü?» diye sordu.

    Hz. All «Evet!» dedi.

    Hz. Fâtıma «O'nun üzerine toprak saçmağa, gönlünüz, nasıl râzı oldu?!

    Halbuki, O, Rahmet ve Merhamet Peygamberi idi!» dedi.

    Hz. Ali «Evet! Öyledir. Fakat, Allahın emri, geri kalmaz ki!

    İnsan, yaratılmış olduğu toprağa, gömüle gelmiştir!» dedi. (761)

    Hz. Fâtıma, Enes b. Malik'e de, Peygamberimizi gömüp dönerken Ey Enes! Resûlullah Aleyhisselâmı, toprağa gömüp dönmenize (762), Onun üzerine toprak saçmanıza, gönlünüz, nasıl râzı olabildi?!» de-dl. (763)

    Peygamberimizi gömüp dönenler, gönüllerinde elem ve ıztıraptan başka bir şey duymamakta idiler. (764)

    Peygamberimiz İçin Mersiyeler Söylenmesi :

    Peygamberimizin vefatı üzerine bir çok Mersiyeler söylendi.

    Hz. Fâtıma, söylediği Mersiyelerinde şöyle dedi:

    «Gök yüzünün ufukları, tozlandı!

    Güneş, dürülüp ışığını gaybetti.

    Gecesi, gündüzü, karanlıklara gömüldü.

    Peygamberden sonra, yer yüzü, Ona duyduğu teessür ve şiddetli ızdıraptan dolayı bir kum yığını hâline geldil

    Varsın, Ona, Doğunun ve Batının şehirleri ağlasın!

    Mudarlar ve bütün Yemen kabileleri Ona ağlasın!

    Ona, yüce dağlar, ovalar, Örtülü Beytullâh ve Rükünler de, ağla-sın!

    Ey Peygamberler Hâtemi olan (Babam)!

    Furkan'ı, indiren, Sana getirdi Salât-ü selâm!» (765)

    (761) Halebî İnsanüluyun c. 3, s. 493

    (762) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 204

    (763) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 311, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 204 Buharî Sahih c. 5, s. 144, İbn-i Mâce c. 1, s. 41 Sünen c. 1, s. 522, Daremî Sünen

    (764) İbn-i Sa'd Tabakat e 2, s. 274, İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 522

    (765) İbn-i Seyyid Uyunüleser c. 2, s. 340

    1. T. Medine Devri XI/F: E

    113

    YanıtlaSil
  145. ۲۹

    سوره بقره (۲)

    اشارات الاعجار

    كذا نمازن شانندند. نماز، خالقه ذو الجلال طرفند به هر یگر می درت ساعت ظرفنده تعیین ایدیالمه وقتلرده معنوی حضورینه با بیلان به دعوندر بود عونك شانند ندركه هر قلب كمال شوق و اشتياقله بو دعوته اجابت اينسين. ومعراج وارى اولان او يوكن منطانة مظهر اولسون

    نماز، قلبارده عظمت الهتيه بي تثبيت و ادامه وعقلهرى او توجيه ابتدير مقاله عدالت الهيه نكه قانونه اطاعت و نظام وباني به امتثال ابتديرموك ايجون بطانه الهی بر وسیله در. فانا انسانه مدنی اول دیفی جهته، شخصی و اجتماعی حیاتی فور تار من اینونه او قانون الهی به محتواجد . او وسیله به مراعات التمرين و يا تنبلل كله نمازی ترك ايدن و يا خود قیمتی بیرامی بین نه قدر جاهل، نه درجه خاسر، نه قدر خر لى اولديغي بالآخرة أقلار، اما ايس ايشدن كبير.

    ( وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ ) بوكلامك ما قبليله نظمی ایجاب التدير من مناسبت ايسه: نماز ( عماد الدين ) حديث شریفی موججه دینه دیرگی و قوامی اولدیغی کی زکات ده اسلامك منظره ی یعنی کو پروسیدر دیمک برسی دینی دیگری آمایشی محافظه این الھی ایکیا اسامد ولی

    بونك يكون بربريله با غلا نشار در.

    نکات ايله صد قرنك لايق اولد قاري مو قطار بني بوطنه اینجون (برقاج شرط) واردر (1) صدقه بي وير مكره اسراف او لمامی (۲) باشقه سندسه العب باشقه نه ويرون صور تبله خلقت مالندن او لما يوب، كندى مالندن اولری (۲) منتاله انعامك بوز و لما مي . (٤) فقير اولمعه فور قوسیله صدقه نك ترك ايديامه مسی . (0) صدقه نك بالكذ ماله و باره یه منحصر او لما ريفي بیا نمیده، علم، فکر، قوت عمل کی شیار ده ده محتاج اولا ناره صدقه تك ويريلمي .

    (1) صدقہ بی آلان آدم، او صدقه ی سفاهنده دگل، حاجات ضروریه سنده

    حرف ايمي لازمدر.

    قرآن کریم بوشر طاری، بونکه لری از انداره صدقه او لارقه احسان و احساس ايتمان ايجون ( يُرَكُونَ ) ويا ( يَتَصَدَّقُونَ ) و يا خود ( يُؤْتُونَ الزَّكوة ) كي ايجاز لي بر افاده لي ترك ايدوب ( وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ ) کی اطنا باي بر جمله بي اختيار ايتمشور.

    YanıtlaSil
  146. عَظَمَتِ الحِيه

    Azamet-i İlahiye: Allah'ın büyüklüğü

    بالآخرة

    Bilahire: Sonra, sonradan

    حاجات

    Hacat - zaruriye: Zorunlu

    ضرورية

    ihtiyaçlar

    حكايز

    Hasir: Zarar eden

    المنان

    Itnab: Sozu uzatma

    اجابت

    İcabet: Cevab verme

    إيجاز

    icaz: Az sozle çok şey an-latma

    إدامة

    idame: Devam ettirme

    احساس

    İhsas: Hissettinne

    امتثال

    İmtisal: Uyma

    إِنْعام

    in âm: Nimet verme

    كَمَالْ شَوْقُ وَ

    Kemal-i şevk ve iştiyāk:

    اشتياق

    Tam bir sevk ve istek

    قوان

    Kıvam: Ayakta tutan

    ما قبل

    Makabl: Ondeki, geçmiş

    معراج وارى

    Mirac-vari: Mi rác gibi

    موجب

    Mucib: Gerektiren

    مناجات

    Münacat: Yakanş

    مخصر

    Münhasır: Mahsús kılınmış

    مراعات

    Müraat: Uyma, gözetme

    نظام رباني

    Nizam-ı Rabbâni: Rabbani düzen

    سَفَاهَتْ

    Sefahet: Akılsızca günahlara dalma

    تَأْنْ

    Şen: Hal, vasıf

    تعيين

    Ta'yin: Belirleme

    تثبيت

    Tesbit: Sabit kilma, yerles-tirme

    توجيه

    Tevcih: Yoneltme

    YanıtlaSil
  147. 39 Sleak

    keză namazın şe'nindendir. Namaz, Halık-ı Zülcelal tarafından her yirmi dört saat zarfında ta'yin edilen vakitlerde ma'nevi huzuruna yapılan bir da'vettır. Bu da'vetin se'nindendir ki, her kalb, kemål-i şevk ve iştiyakla bu da'vete icåbet etsin. Ve mi'rácvări olan o yüksek münâcâta mazhar olsun.

    Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idåme ve akılları ona tevcih ettirmekle adâlet-i İlähiyenin kanununa itaat ve nizâm-ı Rabbaniye imtisäl ettirmek için yegane llähi bir vesiledir. Zaten insan medeni olduğu cihetle, şahsi ve ictimai hayatını kurtarmak için, o kanun-u llähiye muhtaçtır. O vesileye mürååt etmeyen veya tenbellikle namazı terk eden veyahud kıymetini bilmeyen, ne kadar câhil, ne derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu bil'ähire anlar, ama iş işten geçer.

    Bu kelâmin makabliyle و منا در كناهه ينقلون nazmını icâb ettiren münasebet ise: Namaz بماء الذين hadis-i şerifi mûcibince, dinin direği ve kıvamı olduğu gibi; zekât da İslam'ın kantarası, yani köprüsüdür. Demek birisi dini, diğeri asayişi muhafaza eden lláhi iki esastırlar. Bunun için birbiriyle bağlanmışlardır.

    Zekât ile sadakanın layık oldukları mevki'lerini bulmak için birkaç şart vardır: 1- Sadakayı vermekte israf olmaması

    2- Başkasından alıp başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp, kendi malından olması

    3- Minnetle in'ämın bozulmaması 4- Fakir olmak korkusuyla sadakanın terk edilmemesi 5- Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle, ilim, fikir, kuvvet, amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi 6- Sadakayı alan adam, o sadakayı sefähette değil, hácât-ı zarûriyesinde sarf etmesi lazımdır.

    Kur'ân-ı Kerim bu şartları, bu nükteleri insanlara sadaka olarak ihsân ve ihsås etmek için

    يؤتون الزكوة veyahud يَتَصَدَّقُونَ veya يُرَكُونَ gibi îcâzlı bir ifadeyi terk edip gibi itnabli وَ مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ bir cümleyi ihtiyâr etmiştir.

    YanıtlaSil
  148. Inandığı şu delikanlının ağzından test et miyordu. Sordukça sordu ve aldığı cevap ய tme imkanı bulduğu için yerinde dura pların kitaptakiyle uyuştuğunu gördük-çe kendini bambaşka âlemlerde hissetm tmeye başladı.

    TARIHTE BUGUN 1868-Kızılay in kuruluşu.

    -1967-Bediüzzaman Said Nursî'nin kardeşi Abdülmecid Nursî vefat etti.

    1911 - Bediüzzaman'ın da iştirak ettiği Sultan Reşad'ın Balkan seyahatinde Üsküp'e varıldı.

    11

    SALI

    TUESDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BIR AYET

    Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.

    Al-i İmran Suresi: 139

    BİR HADİS

    Müslümanların yolu üzerinden onlara sıkıntı verecek şeyleri kaldır.

    Müslim, Birr: 131

    Mahlukatın en mükerremi, belki en âlâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvandan daha ziyade bozuk olur.

    Lem'alar

    HİCRİ: 5 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 29 MAYIS 1440

    İmsak

    Õäle

    Aksam

    İmsak

    Günes

    HIZIR: 37 - GÜN: 163 KALAN: 203 -

    GÜN. UZ.: 1 DK

    Günes

    İkindi

    Yatsı

    Öğle

    İkindi

    C

    Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  149. TARİHTE BUGÜN

    1475-Fatih Sultan Mehmet'in Kırım'ı fethi.

    1944 - Normandiya çıkarması.

    1965 - Milli Emniyet Hizmetleri Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı (MIT) adını aldı.

    KURBAN BAYRAMINIZI TEBRİK EDER, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİZ

    HAZİRAN

    06 CUMA

    10 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 24 MAYIS 1441

    HIZIR: 32

    BIR AYET

    "Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur."

    (Tevbe: 129)

    BİR HADİS

    Allah katında günlerin en büyüğü Kurban Bayramının birinci ve ikinci günüdür

    Ebu Davud

    Cuma gününe rast gelen bu bayram, çok kıymettar olan haccü'l-ekber olduğundan, hacca bu se gidenler çok kazanmışlar. Cenab-ı Hak bizi de onların hayırlı dualarına hissedar eylesin. Åmin

    YanıtlaSil
  150. 46\Hadislerden Seçmeler

    sefaate benim yüzüm yok, çünkü, Cennette iken Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmisa Ben, bu yasağa asi oldum. [Ben Cennette iken is lediğim günah sebebiyle Cennetten çıkarıldım Bugün günahlarım affedilirse bu bana yeter Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin Nub Aleyhisselâma gidin!" diyecek.

    İnsanlar Nub Aleyhisselâma gelecekler: "Ey Nub! sen yeryüzü ahalisine gönderilen resullerin ilkisin. Allah seni çok şükreden bir kul (abden şe küra) diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu bâli görmüyor musun? Başımıza gelenleri gör müyor musun? Rabbin nezdinde bizim için şe faatte bulunmaz mısın?" diyecekler.

    Nub Aleyhisselâm da şöyle diyecek: "Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kadar öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelen-meyecek! Benim bir dua hakkım vardı. Ben onu kavmimin aleyhine (beddua olarak) yaptım. Nef-sim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. İb rahim Aleyhisselâma gidin!" diyecek. İnsanlar

    İbrahim Aleyhisselâma gelecekler: "Ey Ibra-bim! Sen Allah'ın peygamberi ve arz ahalisi içinde yegane Halilisin. Bize Rabbin nezdinde sefaat et! İçinde bulunduğumuz şu bali görmü-yor musun?" diyecekler.

    YanıtlaSil
  151. Ahiret Hayatı / 47

    is

    en, 1

    1.

    2

    İbrahim Aleyhisselâm onlara: "Rabbim bugün çok öfkeli. Bundan önce bu kadar öfkelenmemişti, bundan sonra da bu kadar öfkelenmeyecek. (Şe-faat etmeye kendimde yüz de bulamıyorum. Çünkü ben) üç kere yalan söyledim!" deyip, bu yalanlarını birer birer sayacak. Sonra sözlerine şöyle devam edecek: "Nefsim! Nefsim! Nefsim! Ben-den başkasına gidin! Mûsa Aleyhisselâma gidin!"

    İnsanlar, Hz. Mûsa Aleyhisselâma gelecekler ve: "Ey Mûsa! Sen Allah'ın peygamberisin. Allah seni, risaletiyle ve hususî kelâmıyla insanlardan üstün kıldı. Bize Allah nezdinde şefaatte bulun! İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun?" diyecekler.

    Hz. Mûsa da: "Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok. Çünkü) ben, öl-dürülmesi ile emrolunmadığım bir cana kıydım. 1... Bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeterlidir.] Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Hz. İsa Aleyhisselâma gidin!" diyecek.

    İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: "Ey İsa, sen Allah'ın peygamberisin ve Meryem'e attığı bir ke-lâmısın ve kendinden bir ruhsun. Üstelik sen be-şikte iken insanlara konuşmuştun. Rabbin nez-

    YanıtlaSil
  152. Sebnem Kadın ve Aile Dergisi

    De ki: Ey nefislerine karşı haksızlık yapmakta aşırı giden kullarım!

    Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.

    Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

    (ez-Zümer, 53)

    YanıtlaSil
  153. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın." (Lokman, 33)

    "...Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azaba uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır..." (el-A'raf, 156)

    ***

    Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- şöyle demiştir:

    "Kıyamet günü sadece bir kişi cennete girecek diye îlân edilse, o kişinin ben olacağımı ümit ederim. Yine bir tek kişinin cehenneme gireceği bildirilse, bu kez de o kişinin ben olduğum endişesini yaşarım."

    YanıtlaSil
  154. önetici seçiminde akrabalık, dos Ortaklık, soy-sop gibi hususlar değil, ehliyet ön planda tutulmalıdır. Hz peygamber (sav) eskiden köle olanlardan vali, kõle çocuklarından ordu komutanı tayin etmiştir.

    edecek

    -Padişah; akıllı, bilgin ve işleri düzelten vezir seçecek -Ulemaya, sülehaya, dua ehline tazim ve ikram eyleyecek

    olacak:

    Halkı tarafından sevilmek için beş nesne ile muttasıf

    a- Büyüklere ikram eyler

    b- Zayıflara merhamet eyler

    c-Düşmanların zararlarını def eyler

    d-Mazlumlara yardım eder

    eyler. Ayrıca:

    e- Gelen ve gidenlerin (yolculann) yollarını emin

    günahkar olmamalıdır

    -Vakar, sabır ve hilim sahibi olmalı, aceleci ve

    -Zevk ve sefaya dalmamalıdır.

    -Rey ve tedbir, İstişare ve istihare ehli olmalıdır Hz Ömer Basra valisi Ebu Musa el-Eş'ari'ye yazdığı

    mektupta ona şu tavsiyelerde bulunmuş ve bir yöneticinin hareket tarzını gayet güzel ve veciz bir

    şekilde dile getirmiştir: "Hastaları ziyaret et, cenazelere katıl, halka kapını

    aç, ihtiyaçlarıyla bizzat ilgilen. Sen sadece onlardan birisin. Şu kadar var ki; Cenab-ı Hak seni onların yükü en ağır olanı kılmıştır. Sen ve ailenin yeme, Içme ve giyim kuşamda halkta benzeri görülmeyen bir gösterişte olduğunuz haberi bana ulaştı. Seni hayvanlar seviyesine düşmekten sakındırırım. Hayvanlar otlak bir vadiye daldıklarında semizlenmekten başka kaygıları olmaz.

    Eğer yönetici saparsa yönettikleri de sapar. Insanların en kötüsü halkın kendisi yüzünden saptığı yöneticidir. Hz. Ebubekir, Yezid b. Ebi Süfyan'ı Şam'a görevli olarak gönderdiğinde ona yaptığı tavsiyelerden birisi de şuydu: Yönettiğin Insanlara hayırlı İşleri vaat et, söz verdiğin şeyleri yerine getir, onlara çok söz verme, çünkü sözün bir kısmı diğerini unutturur."

    Yalan, riya, entrika, tehdit, iftira, hoş fakat boş vaatlere dayalı, ortalığın toz duman olduğu, gözün gözü görmediği, bir curcuna atmosferinde yapılan seçim kampanyalarında lylyle kötünün, güzel ile çirkinin, dürüst ile sahtekârın ayırt edilmesi zordur. Bütün mesele şamata ve gürültülere kulak asmadan objektif bir şekilde davranmak, seçenlerin ve seçileceklerin ağır mesuliyetini ve bunun ahiretteki hesabını düşünerek hareket

    etmektir. Devlet adamı gelecek seçimi değil, gelecek nesilleri düşünen adamdır. Bu türlü devlet adamlarını bulup geleceğimizi onlara emanet etmek hem kendimiz, hem gelecek nesiller, hem dünyamız, hem de ahiretimiz İçin son derece önemlidir.

    YanıtlaSil
  155. Kur'an-ı Kerim okumak gibi dini değerler; başta abdest, na-az, dirayet, sabır mânevî bir erapinin ilk basamağıdır. Son fhalara doğru karşılaşacakla-uza hayret edecek, boşa geçen nanlara acıyacaksınız.

    Din ulu bir kaledir!

    Cenâb-ı Allah ile; O'nun lütuf ayetiyle, rahmet ve mağfire-buluşmak saadettir. Efendi-Hazreti Muhammed Kuran nların üzerine sekînet ve ğın indiğini, Allah'ın rah-nonları kapladığını ve erin etraflarını kuşattığını ermiştir.

    çarpıntılarının şifası Ku-erim'dir. Helali haramı, yanlışı, güzeli çirkini, iret birlikteliğini elbet öğreneceğiz. Mesela erim "Allah tövbe eden-diyor, o zaman hemen eğiz. "Allah kibirli ve ıları sevmez" diyor, o ve gururdan vazgeçe-

    maksadıyla Kur'an-ı ak başlı başına se-onuda yapılacak iğ-dilmemelidir. Müs-Kur'an-ı Kerim'in uşması, onu anla-amel etmesi arzu-ü olmakla birlikte m özel şartlarının to

    Tefekk

    MAHMUT SAMİ KİRAZO

    Mâzîyi bir hatırla; Evvelsi günler ve dün, Sanmayasın ki bitmez, Elbet bitecek, birgün!

    Yaşantını sorgula, Doğru mu çok, yalan mı? Farkında mısın acep, Biten mi çok, kalan mı?

    Yarınla oyalanma, Giden gün, geri dönmez! Bugünü değerlendir, Belki yarın da gelmez!

    "Gönlünün sessiz sesi", Çok zaman gelmez dile! Tabii ki anlayamaz, Dost görünenler bile!

    Sabrın sonu selâmet, Çekmek kolay mı çile? Kibirliden fayda yok, Emek verme nâfile!

    Hâlis ses; Arş'a çıkar, Dertsiz olan inlemez! Halden anlamak; Erdem! Gönül ferman dinlemez!

    YanıtlaSil
  156. IRAZOĞLU

    Hakikati unutup, Nefsine uymayasın! Dil yâresi onulmaz, "Kul Hakkı" almayasın!

    mı?

    Elin dizin dosdoğru, Yüzün gözün pir olsun, Mânân maddene hâkim, Özün sözün bir olsun!

    z!

    !

    İki peşpeşe "Ah"a Hayatı bağlayana, Kendine çelme takıp, Düşünce ağlayana!

    "Keşke"lerle "tühler"le, Hep ömrü geçenlere! "Hak" dururken bâtılı, Çok yazık seçenlere!

    Sahtelerin lâfıyla, Tevâzûdan sıyrılma, Rabbin'e ilticâ et, Doğru yoldan ayrılma!

    En şerefli mahlûksun, Sen gerçekten kul isen! Dostunu Emin'den seç, Kıymetli bir çul isen!

    Helâl kazan ve harca! Tâc edilirsin başa, Mevlâ'ya teslim olup, Hizmet aşkıyla yaşa!

    Hamd edip şükr ederek, Rıza'ya erebilmek, Mutluluğun zirvesi: Cemâl'i görebilmek!

    *Âmîn Âmîn Yâ Muîn... Velhamdü Lillâhi Rabbilâlemîn...

    &R

    YanıtlaSil
  157. cemal-i İlâhi

    derecesinde güzel, özlü, doğru ve yerinde söz söyleme san'atındaki güzellik

    cemal-illahi جمال إلهى : Allah'a (c.c.) ait güzel-lik

    cemål-i İslam جمال إسلام : Islam dinindeki gü-zellik

    cemal-i kemal جمال كمال : kemäldeki güzellik; sonsuz mükemmellik ve kusursuzluğun gü-zelliği

    cemal-i kudsi جمال قدسی : kutsi guzellik; her türlü kusur ve eksiklikten uzak, yaradılmış-larınkine hiç bir bakımdan benzemeyen (Al-lah'a c.c ait) güzellik (bkz.cemål-i mukaddes)

    cemal-i layezali جمال لا يزالي : sonsuz ve ebedi olan, gelip geçici olmayan güzellik.

    Cemal-i Lâyezali جمال لا يزالي : sonsuz ve ebedi olana ait (Allah'a c.c.ait) güzellik

    cemal-i manevi جمال معنوی : manevi güzellik cemal-i masnuat جمال مصنوعات : sanatlı yaratıl

    mış varlıklardaki güzellik

    Cemal-i mukaddes جمال مقدس : kutsal güzellik, her türlü kusur ve eksiklikten uzak, yaratıl-mışlarınkine hiçbir bakımdan benzemeyen (Allah'a c.c.ait olan) kutsal güzellik (bkz. cemål-i kutsî)

    emal-i mutlak جمال مطلق : sinirsiz, sonsuz gü-zellik

    cemal-i mücella جمال مجلاً : parlak güzellik

    cemal-i mücerred جمال مجرد : yaratılmışların kine hiçbir bakımdan benzemeyen, nasıl ol-duğu akılla kavranamayan, her türlü kusur ve noksanlıktan uzak, mânevi, ezeli ve ebe-di, gerçek ve sınırsız (mücerred)olan (Allah'a (c.c.) ait) güzellik

    cemål-i münezzeh جمال منزه : her türlü kusur ve noksanlıktan uzak mânevi güzellik

    cemal-i naks جمال نقش : sanatlı süslemelerdeki güzellik

    cemål-i rahimiyet جمال رحیمیت : sevdiklerine acıyıp onları kayırma ve korumanın, gözetip esirgemenin (rahimiyetin) güzelliği

    cemål-i rahmet جمال رحمت : rahmetin güzelli ği, Allah'ın (c.c.) her şeyi kuşatan geniş mer-hametindeki güzelliği

    cemâl-i rahmet ve hikmet جمال رحمت و حکمت : Allah'ın (c.c.) rahmet ve hikmetindeki güzel-lik; her şeyi kuşatan merhametindeki ve her in ve her işin birçok faydalar ve gâyeler

    124

    cemalperverâne

    gözetilerek, ölçülü, uygun ve yerli yerinde ya-pılmasındaki güzellik

    cemal-i Rububiyet جمال ربوبیت : )Allah'a c.c. ait( Rab sıfatiyle varlıkların ihtiyaçlarının karşı lanması ve terbiye edilmelerindeki guzellik

    cemâl-i rububiyet جمال ربوبیت : rububiyetteki güzellik; Allah'ın (c.c.), her şeyin gerçek sa hibi olması ve her şeyi kanun, emir, tedbir, terbiye ve gözetimi altında bulundurması (rububiyet) sıfatiyle yaptıklarının güzelliği

    cemal-i san'at جمال صنعت : san'attaki güzellik cemal-i sermedi جمال سرمدی : geçici olmayan, ebedi ve sonsuz olan güzellik

    Cemal-i Sermedi جمال سرمدی : varlığı ezeli ve ebedi (sermedi) olanın (Allah'ın c.c.) sonsuz güzelliği

    cemål-i süret جمال صورت : yüz güzelliği dış gö rünüşteki güzellik

    cemål-i sûret ve sehavet جمال صورت و سخاوت şekil ve görünüş (süret) ve cömertçe davranış (sehavet) güzelliği

    cemal-i şefkat جمال شفقت : şefkattaki güzellik, acıyıp korumadaki güzellik

    cemal-i suaat جمال شعاعات : ışıklardaki güzellik

    cemal-i vahdet جمال وحدت Allah'ın (c.c.) kai-natta kendini gösteren birliğindeki güzellik

    cemal-i zahir جمال ظاهر : apaçık olan ve görü-nen güzellik

    cemali zat(ye( حمال ذاتيه : ata ait güzellik, (birinin veya bir şeyin) kendi varlığına ait güzellik

    cemal-i zāti (zātiye جمال ذاتی zata mahsus olan güzellik, (birinin) kendi öz varlığına ait güzellik

    Cemâleddin-i Efgani جمال الدين أفغاني : )Seyyid

    Muhammed bin Safder) (mi.1838-1897): Is-lâm Birliği akımının ateşli bir temsilcisi; Af-gan'lı siyaset adamı, gazeteci ve ilim adamı (bkz.Efgani)

    cemâlî (ye( 1 : جماليه.güzellikle ilgili 2. Allah'ın (c.c.) Cemâl ismiyle ilgili 3. Allah'a (c.c.) ait güzelliklerle ilgili

    cemalli جمالی : güzel, birçok güzelliklere sahip

    cemalperest جمالپرست : güzelliğe tutkun, gü zelliğe düşkün

    cemalperestlik جمالپرستلك : güzelliğe tutkun-luk, güzelliğe düşkünlük

    cemalperveräne جمالپرورانه : güzellikleri çok sever ve ister tarzda

    C

    YanıtlaSil
  158. cemälullah

    125

    cemalullah جمال الله : Allah'ın (c.c.) cemâli, Al-lah'ın (c.c.) yüce zâtına ait güzellik

    cemâlühů (azze cemalihu( عز حمالة : "Onun )Allah'ın c.c.) zâtının güzelliği çok yücedir" mânâsında saygı ifadesi

    cemaziyelahir جمادى الآخر : Arabça'da yılın on iki ayından altıncısı: 1.muharrem 2.safer 3.rebi levvel 4.rebiülähir 5.cemâziyelevvel 6.cemâ ziyelâhir 7.receb 8.şaban 9.ramazan 10.şev-val 11.zilkade 12.zilhicce (hac yapılan ay)

    cemed 1 : جمد.buz 2.kar

    emel جمل : deve

    Cemel Vakası حمل وقعه سی : Hz. Ali'nin halifelik

    görevinin başlangıcında, Hz.Ali ile Hz. Aişe ve bazı büyük sahabeler (r.a.) arasında derin gö-rüş ayrılığının doğması ve araya bazı müna-fıkların (ayrılıkçı ve bozguncuların) girmesi sonucunda meydana gelen savaş. Bu savaşta Hz.Aişe devesi üzerinde hazır bulunuyordu. Savaş en yoğun şekli ile bu deve çevresinde meydana gelmiş, her iki taraf da çok şehit vermişti. Bu sebeple "Deve Olayı" mânâsına gelen "Cemel Vak'ası" deyimi, bu savaşın adı olmuştur. (bkz. Vak'a-i Cemel)

    cemi (cemi, cem( جمع : .butun toplam 2.)dlb.) çoğul 3.(mat.) toplama işlemi (bkz. cem', cemm)

    cem'-i ahlâk-ı âlive جمع اخلاق عاليه : yüksek ah-lakın bütünü

    cemi a'sar جمع اعصار : bütün asırlar, bütün yüzyıllar

    cem-iecza جمع أجزا : bütün cüz'ler, ayrı kısım-lar, ayrı parçalar

    cem-i efrad جمع أفراد : fertlerin butünü, bütün

    fertler

    cemi'-i evsaf-ı kemaliye جمع أوصاف كماليه kemål vasıfların bütünü, kusursuzluk ve üs-tünlük sıfatlarının (niteliklerin) bütünü

    cem-i enva 1 : جمع أنواع.bütün çeşitler 2.türle-rin bütünü, bütün canlı varlık türleri 3.bütün varlk türleri, bütün varlık çeşitleri

    cem'-i enva' ve eskal جمع أنواع و اشکال : bütün türler(enva') ve şekiller(eşkal)

    cem-i enbiya جمع أنبيا : bütün peygamberler

    cem-i fünun جمع فنون : bütün fenler, bütün ilimler ve teknikler (teknoloji)

    cem'-i fünun-u ekvan جمع فنون أكوان : dünyadaki çeşitli olay ve varlıkları inceleyen bütün ilimler

    cemli insanlar جمع إنسائلر : bütün insanlar

    Cemil-i alelitlak

    cem'i kuvvet جمعت : butun kuvvet, bütün

    güç

    cem'-i mahsulat جمع محصولات : ürunlerin butü

    nü, bütün ürünler

    cem'-i mâneviyat ve revabıt ve niseb جمع معنویت و روابط : bütün manevi değerler (måne viyat), bütün manevi bağlar (revabıt), bütün

    ölçüler ve değerler(niseb)

    cem-i matumat جمع مطعومات : yiyeceklerin bü-

    tünü, bütün yiyecekler

    cem'-i mucizat جمع معجزات : butun mucizeler

    cemi'-i müminler جمع مؤمینٹر : bütun mumin-

    ler, bütün iman sahipleri, bütün inançlı in-sanlar

    cem'-i nimetler جمع عمر : butün ni'metler, bütün iyilik ve lütuflar

    cemi nekais جمع نقائص : butün noksanlıklar ve kusurlar

    cem-i niam جمع نعم : bütün ni'metler, bütün

    iyilikler, lütuflar

    cem'-i revabıt ve levazimat جمع روابط و لوازمات bütün bağ ve bağlılıklar (revabıt) ve gerekler (levazımat(

    cem'-i sıfat kemaliye جمع صفات کمالیه : butun kemål sıfatları; bütün mükemmelik, kusur-suzluk sıfatları (vasıfları, özellikleri)

    cem'i tecelliyat جمع تجلیات : tecellilerin bütü-nü, bütün tecelliler, [Allah'ın (c.c.) iş ve esrle-rinde kendini gösteren) bütün belirtiler

    cem-i tecelliyet جمع تجلیت : belirtilerin bütü-nü

    cemi zerrat جمع ذرات : zerrelerin (atom ve moleküllerin) bütünü, bütün zerreler, bütün atomlar ve moleküller

    cem'-i zerrat-ı kainat جمع ذرات كائنات : butun käinatın, bütün varlıklar dünyasının zerreleri (atomları ve molekülleri)

    cem'-i zerrat ve mürekkebat ve keyfiyat ve

    batan : جمع ذرات و مرکبات و کیفیات و احوال ahval zerreler (atomlar) ve birleşik maddeler (mü-rekkebat) ve her türlü özellik ve nitelikler (keyfiyat) ve durumlar (ahval)

    Cemile( جميله güzel

    Cemil جميل : )Allah'ın (cc.) güzel ve mübarek isimlerinden) güzellikleri sınırsız ve sonsuz olan

    Cemilialelitlak جميل على الإطلاق : her bakımdan

    YanıtlaSil
  159. 82

    CEHENEM VE CEHENNEMLİKLERİN ÖZELLİKLERİ

    Cebrail şu cevabı verdi:

    Cehennemin en alt tabakasında; münafıklar, Firavn'un halkı ve kâfir olan sofra sahipleri bulunur. Burasının adı: HÂVİYE'dir.

    İkinci tabakada; müşrikler bulunur. Burasının adı: CAHÎM'dir.

    Üçüncü tabakada; Sabiîler yer alır. Burasının adı: SEKAR'dır.

    Dördüncü tabakada; İblis ile onun yolundan gidenler ve Mecusiler kalır. Burasının adı: LEZA'dır.

    Beşinci tabakada; Yahudiler bulunur. Burasının adı: HUTAME'dir.

    Altıncı tabakada; Hristiyanlar kalır. Burasının adı: SEÎR'dir.

    Buraya gelince Cebrail (as) Resulullah (sav)'inden utandığı için sustu. Bunun üzerine Resulullah (sav)'in yedinci katta kimlerin kaldığını söylemeyecek misin? Diye sordu:

    Cebrail şöyle cevap verdi:

    Bu katta senin ümmetinden günah işleyip de tövbe etmeden ölenler kalacak. Bunu duyan Resulullah (sav) düşüp bayıldı.

    Cebrail'in (as) başını kucağına alması üzerine ayıldı ve şunları söy-

    ledi:

    Benim ümmetimin içinden de cehenneme girecek kişiler var mı?

    - Ey Cebrail başıma gelen felaket çok büyük ve üzüntüm çok fazla.

    Cebrail (as) bu soruya şu cevabı verdi:

    Evet, senin ümmetinden büyük günah işleyenler cehenneme gire-cekler. Bu cevabı işiten Resulullah (sav) ağlamaya başlayınca Cebrail de ağlamaya başladı.

    Bu olaydan sonra Resulullah (sav) evine kapandı. Sadece namazlara çıkıyor ve hiç kimse ile konuşmuyordu. Bazen de namazda kendisini bir ağlama tutuyor ve Allah'a yalvarmaya başlıyordu.

    Üçüncü gün Hz Ebu Bekir Resulullah (sav)'in kapısına gelip izin isteyerek şöyle dedi:

    Selam rahmet evinde yaşayanların üzerine olsun. Allah Resûlünün yanına girmem için izin var mı?

    Kimse cevap vermeyince ağlayarak geri döndü.

    Aynı şekilde Hz. Ömer gelip içeri girmek için izin istedi, ama o da içeriden cevap alamayınca ağlayarak oradan uzaklaştı.

    Sonra Selman-ı Farisi kapıya gelip içeri girmek için izin istedi. Fakat o da cevap alamadı. Bunun üzerine kimi zaman ağlayarak kimi zaman da

    YanıtlaSil
  160. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    83

    düşüp kalkarak Hz. Fatıma'nın evine gelip kapıda durdu. Hz. Ali evde yoktu. Hz. Fatıma'ya selam verdikten sonra şöyle dedi:

    "Ey Allah Resûlünün kızı! Allah'ın Resûlü evine kapandı. Namaz haricinde hiç dışarı çıkmaz oldu. Ne kimse ile konuşuyor, ne de kimseyi

    yanına kabul ediyor." Bunun üzerine Hz Fatıma siyah abasına bürünüp yola koyuldu ve Resûlüllah'ın kapısına gelip selam verdi. Bu sırada Resulullah (sav)'in başı secdede ağlıyordu.

    Hz. Fatıma içeriye şöyle seslendi:

    - Ey Allah'ın Resûlü! Ben kızın Fatma.

    Bunun üzerine Resûlüllah secdeden kafasını kaldırıp şöyle dedi:

    "Gözümün nuru Fatıma'ya ne oldu da uzun zamandır yanıma gelme-di. Ona kapıyı açın."

    Kapı açılıp içeri girdi. Resulullah (sav)'in halini görünce hıçkırarak ağlamaya başladı. Çünkü Hz. Peygamberin benzi sararmış, ağlama ve üzüntüden dolayı yüzü bir deri bir kemik kalmıştı. Bu durumu gören Fatı-ma'ya Resûlellah sana ne oldu?" diye sordu:

    Resulullah (sav) şunları anlattı:

    - Ey Fatıma! Cebrail bana gelip cehennemin tabakalarını anlattı ve cehennemin en üst tabakasına ümmetimin günahkârlarının gireceğini haber verdi. Üzüntü ve ağlama sebebim işte budur.

    Hz Fatıma sordu:

    Oraya nasıl girecekler?

    Resulullah (sav)'in cevap verdi:

    Onları melekler cehenneme sevk edecekler, fakat onların yüzleri siyah değildir, gözleri morarmamıştır, ağızları mühürlenmemiştir ve ken-dilerine bir şeytan eşlik etmediği gibi boyunlarına zincirden halkalar da geçirilmemiştir.

    Hz. Fatıma diyor ki:

    Ey Allah'ın Resûlü! Melekler onları cehenneme nasıl götürecek-ler? diye sordum.

    Resulullah (sav)'in bu soruyu şu şekilde cevaplandırdı:

    Erkekler sakallarından tutulup sürüklenirler, kadınlarsa bukleleri ve perçemlerinden çekilirler. Ümmetimden öyle yaşlı kimseler vardır ki, onlar sakallarından tutulup cehenneme atılırken şöyle bağırırlar:

    YanıtlaSil
  161. 82

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    Mahkûm'un leh: Lehine hükm olunan kimsedir.

    Tahkim: Hasmeynin husûmet ve davalarını fası için rızaları ile åhar kimseyi hâkim ittihaz etmelerinden ibarettir. Ol kim-seye hakem ve muhakkem denilir.

    Vekil-i musahhar: Mahkemeye ihzar olunamayan müddea-aleyhe hâkim tarafından nasb olunan vekildir.

    1. Bab, hakimler hakkında dört bölümden müteşekkildir. 1 Bö-lüm (1792.-1794, m.) Hakimin evsafı. 2. Bölüm (1795-1799. m.) Hakimin adabı. 3. Bölüm (1800.-1814. m.) Hakimin vazifeleri. 4. Bölüm (1815.-1828. m.) Muhakeme şekil ve usûlü hakkındadır.

    2. Bab, hüküm hakkında iki bölümden meydana gelmiştir. 1. Bölüm (1829.-1832. m.) Hükmün şartları. 2. Bölüm (1833.-1836. m.) Gıyabi hüküm hakkındadır.

    3. Bab (1837.-1840. m.) Davanın hükümden sonra görülmesi hakkındadır.

    4. Bab (1841.1851. m.) Tahkîme aid meseleler hakkındadır.

    Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye bir taraftan tedvin olunurken diğer taraftan da tab' ve neşr işleri ikmâl edilerek, usûlüne uygun şekilde arz edildikten sonra her kitab için ayrı ayrı irade-i seniyye isdar olunmuştur."

    75. Bu arz ve iradeler için bk. ekdeki 1-10 nolu vesikalar.

    YanıtlaSil
  162. 3. MECELLE'NİN YABANCI LİSANLARA TERCEME OLUNMASI

    Ahmed Cevdet Paşa bir taraftan Mecelle'nin hazırlanması ve tab edilmesi ile uğraşırken diğer taraftan da iradesi alınan kitap-ların muhtelif lisanlara tercemesi ve bu tercemelerin iradelerinin temini ile uğraşmıştır. Bu hususta bulabildiğim resmi yazışmaları satırlarım arasına almayı faydalı buluyorum.

    1. Vesika Mecelle'nin mukaddime ve I. kitabının arapçaya ter-cemesi hakkındadır: «Derdest-i cem ve te'lif olan Ahkâm-ı Adliy-ye'nin mukaddimesiyle kitab-ı evveli ber-mucib-i irade-i seniyye tab ve temsil olunmuştu. Bu kere cemiyet-i mahsusası marifetiyle ara-bîye nakil ve terceme ettirilip zat-ı vâlâ-i fetvâpenâhî ile bazı fu-hûlîn-i fukahây-ı kiram taraflarına birer nüshası gönderilerek 18-lah ve ikmal edilmiş olmasıyla muvafık-ı irade-i aliyye-i hazret-i sadaretpenâhîleri buyurulduğu takdirde bunun dahi tab ve temsil etirilmesi babında... 5 Receb 1286 (11 Ekim 1869) Ahmed Cevdet (Mühür). Buna dair olan sadaret arz tezkeresi: «Derdest-i cem ve te'lif olan Ahkâm-ı Adliyye'nin ber-mûceb-i seniyye tab ve temsil olunan mukaddimesiyle kitab-ı evveli cemiyyet-i mahsûsası mari-fetiyle bu kere arabiye nakil ve terceme ettirilerek zat-ı vâlâ-i fet-vâpenahî ile bazı fuhûlîn-i fukaha taraflarından islah ve ikmal edil-miş olan nüsha-i mübeyyezası Divan-ı Ahkâm-ı Adliyye nazırı dev-letlû paşa hazretlerinin takrîriyle beraber arz ve takdim kılınmış olmağla nüsha-i mezkûrenin dahi tab ettirilmesi hakkında her ne veçhile emir ve ferman-ı cenab-ı şehinşâhî şerefsunûh ve sudûr bu-yurulursa ona göre hareket olunacağı beyaniyle tezkere-i senâverî terkîm kılındı efendim.» 7 Receb 1286 (13 Ekim 1869) İrade-i seniyye ise şöyledir: «Resîde-i dest-i izaz olan işbu tezkere-i samiye-i sadaretpenahileriyle mezkûr nüsha ve takrîr manzur-u âli-i hazret-i padişahî buyurulmuş ve bermûceb-i istizan nusha-i mezkûrenin tab etirilmesi şerefsunûh ve sudûr buyurulan emir ve irade-i seniyye-i cenab-ı mülükâne mantuk-u münifinden olarak mar-ruzzikr nüsha ve takrir gine savb-1 sâmi-i hidivilerine iade kılın-mış olmağla ol babta...» 8 Receb 1286 (14 Ekim 1869) "

    76. Arşiv, Mec. Dos.

    YanıtlaSil
  163. 594

    HADIS-1 ŞERİFLER

    ۱۲۳۳ مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ الله هي المُلْيَا ، فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ . ) رواه أبو موسى الأشعرى ، وهو متفق عليه )

    1233) «Her kim, Allah kelimesi yüce -ila-i kelimetullah- olsun, diye dövüşürse.. O, Allah yolundadır..>>>

    Burada döğüşmek yalnız kılıç çekmek, manâsına gelmez.. Bütün şe killeriyle Allah yoluna davet usulleridir.

    Bu yolda yapılan bütün çalışmalar Allah için olacak; dünyalık şey-ler için değil..

    Ravi: EBU MUSA.. Menkıbesi, 125. Hadis-i şerifte.. İmamlar, bu Hadis-i Şerifin sıhhatinde müttefiktir..

    ١٢٣٤ مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النَّدَاء : اللهمَّ رَبِّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ ، وَالصَّلَاةِ القائمة ، آتِ سَيْدَنَا مُحَمَّداً الوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ ، وَابْعَثْهُ مَقَاماً محموداً الذي وَعَدْتَهُ ؛ حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ

    ( رواه جابر )

    1234) «Her kim ezan esisini duyduğu zaman, şu duayı yaparsa; kıya-met günü şefaatim ona helâl olur: Allahım, ey bu tam dâvetin ve kaim olan namazın Rabbi.. Efendimiz Muhammed'e VESİLE ve fazilet ihsan eyle.. Ve onu vaadettiğin makam-ı mahmud'a çıkar..>>>

    VESİLE: Cennetin en yüksek makamı olarak anlatılır.. Sünnet olan, bu duayı ezan bittikten sonra okumaktır.

    *

    Ravi: Cabir.. Menkıbesi, 12. Hadis-i Şerifte..

    ١٢٣٥ مَنْ كَانَ لَهُ وَجْهَانِ في الدُّنْيَا كَانَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لِسَانَانِ مِنْ نَارٍ .

    ) رواه أبو داود عن عمار )

    1235) «Her kimin ki, dünyada iki yüzü vardır; kıyamet günü ateşten iki dili olur..>>»

    **

    İki yüzlülük münafıklığın nişanıdır.

    **

    Ravi: AMMAR'dan r.a. naklen EBU DAVUD.. Menkıbeleri, 11. ve 58. Hadis-i Şerifte..

    **

    YanıtlaSil
  164. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    595

    ١٢٣٦ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُحْسِنُ إِلَى جَارِهِ ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَاتَقُلْ خَيْراً أَوْ لَيَصْمُتْ .

    ( رواه الشيخان )

    1236) «Her kim, Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa; misafirine ik-ram etsin..

    Her kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa; komşusuna iyi-lik etsin.

    Her kim, Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa; hayır desin; ya da sussun..>

    Ramuz şerhinde şöyle bir not var:

    Bu Hadis-i Şerif, en güzel huyları özünde toplayan üç işi birara-da saydı..

    Ravi: BUHARÎ ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte.. ۱۲۳۷ مَنْ كَرُمَ أَصْلُهُ ، وَطَابَ مَوْلِدُهُ ، حَسُنَ تَحْضَرُهُ (۱). (رواه ابن النجار )

    (1) أى مجلس حضوره فلا ينطق إلا بخير .

    1237) «Her kimin aslı kerim, doğumu temiz olursa; meclisi de güzel olur..>>

    Çünkü böyle bir kimse takva sahibidir. Kendisi ile oturan yalnız ha-yır dinler..

    * ** Ravi: IBN-1 NECCAR.. Menkıbesi, 98. Hadis-i şerifte..

    ۱۲۳۸

    مَنْ كَظَمَ غَيْظًا وَهُوَ يَقْدِرُ عَلَى إِنْفَاذِهِ ، مَلَا اللَّهُ قَلْبَهُ أَمْنَا وَ إِيمَانًا .

    ) رواه ابن أبي الدنيا عن أبي هريرة )

    1238) «Her kim, öfkesinin gereğini yapmaya güçlü iken vazgeçerse; Allah kalbine iman ve emniyet doldurur..>>>>

    lır. Bir başka Hadis-i şerifte bu huyun sahibi, kahraman olarak anlatı-

    * **

    Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen IBN-I EB'UD-DÜNYA.. Men-kıbeleri, 5. ve 117. Hadis-i Şerifte..

    YanıtlaSil
  165. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    114

    Hz. Fátima, Peygamberimizin kabrinin toprağından alıp (766), kokladıktan (767) ve gözlerine sürdükten sonra (768):

    *Ahmed Aleyhisselâmın toprağını koklayanın hâli, ne mi olur?:

    Ömür boyunca, güzel koku, koklamamak!

    Benim üzerime öyle musibetler döküldü ki,

    Onlar, gündüzlerin üzerine dökülseydi, gece olurlardı belki!» de-dl. (769)

    Hz. All (770),

    Peygamberimizin Ameleri Hz. Ervå bint-i Abdulmuttalip,

    Hz. Atike bint-i Abdulmuttalip,

    Hz. Safiyye bint-i Abdulmuttalip, (771)

    Eshab-ı Kiramdan Hz. Ebû Bekir. (772)

    Hz. Ömer (773),

    Peygamberimizin Amcasının oğlu Ebú Süfyan b. Hâris b. Abdul-muttalip (774),

    Ensar Şairlerinden Hassan b. Såbit (775),

    Ka'b b. Málik (776),

    Şair Ebû Züeyb'ül'Hüzeli (777),

    Peygamberimizin akrabalarından Hind bint-i Hâris b. Abdulmut-talip,

    Hind bint-1 Üsâse,

    Åtike bint-i Zeyd,

    Peygamberimizin Dadısı Ümmü Eymen (778)..

    Peygamberimiz için Mersiyeler söyleyerek duydukları derin acılarını, candan sevgi ve saygılarını dile getirdiler.

    (766) Ebülferec İbnül'Cevzi Vefa c. 2, s. 813, Kastalanl Mevahibülledünniye

    c. 2, s. 501, Diyar Bekri Hamis c. 2, s. 173

    (767) Diyar Bekri Hamis c. 2, s. 173

    (768) Ebülferec İbn-ül'Cevzi Vefa c. 2, s. 803, Kastalani Mevahib. c. 2, s. 501

    (709) Ebülferec, İbn-ül'Cevzi Vefa c. 2, s. 803, İbn-i Seyyid Uyunüleser c. 2, 8. 340, Kastalani Mevahibülledünniye c. 2, s. 501, Diyar Bekri c. 2, s. 173 Hamis

    (770) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 592-593

    (771) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 325-330

    (772) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 319-320, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 592

    (773) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 592

    (774) İbn-i Seyyid Uyunüleser c. 2, 5. 340-341

    (775) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 317-322, İbn-1 Sa'd - Tabakat c. 2, 321-324, Belâzürl Ensabüleşraf c. 1, s. 593 (776) İbn-i Sa'd

    (777) Süheyll Tabakat c. 2, s. 324-325 Ravdulünf c. 7, s. 591-592

    (778) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 330-333

    YanıtlaSil
  166. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Peygamberimizin Kabrinde Manevi Bir Diriliğe Sahip Bulunduğu ve Verilen Salâtü Selamların Kendisine Sunulduğu:

    Peygamberimiz Günlerinizden efdal ve üstünü, cuma günüdür. Adem Aleyhisselâm, o günde yaratılmış ve o günde vefat ettiril-miştir.

    sûr, o günde üfürülecek ve bütün canlılar, o gün, ölecektir. Cuma gününde, benim üzerime Salât-ü Selâm getirmeyi çoğaltı-niz.

    Çünki, sizin, Salât-ü Selamlarınız, bana sunulur.» buyurdu.

    Ya Resûlallah! Kabrinizde çürümüş bir kemik haline gelmiş bu-lunurken, bizim Salát-ü Selámlarımız, Sana nasıl sunulur?!» diye sordular.

    Peygamberimiz «Biliniz ki: Allah, Peygamberleri (Onlara Se-lamlar olsun!) cesedlerini yeyip çürütmeyi, yer'e, haram kılmıştırı (779)

    «Allahın Peygamberi, diridir ve rızıklanırdır!» (780)

    «Bir kimse, bana selâm verince, muhakkak, Allah, bana rûhumu iade eder. Ben de, onun selâmına karşılık veririm.» buyurmuştur. (781)'

    Buna göre: Peygamberimizin, yüce Makamlarda bulunan rûhu, kabrindeki bedenile ilişkisini devam ettirmektedir.

    Peygamberimiz, başka bir Hadislerinde de «Allahın, yer yüzünde gezen Melekleri vardır ki; ümmetim tarafından getirilen Salât-ü Se-lamları, bana ulaştırırlar!» (782)

    «Sağlığım, sizin için hayırlıdır: Siz, benimle konuşursunuz, ben de, sizinle konuşurum.

    Vefatım da, sizin için hayırlıdır: Amelleriniz, bana arz olunur. Hayırlı amellerinizi gördüm mü, ondan dolayı, Allâha hamd ede-rim.

    Kötü amellerinizi gördüm mü, sizin için, Allahdan mağfiret ve yarlığama dilerim.» buyurmuştur. (783)

    (778) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, n. 8, İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 524, Nesal Sünen c. 3, s. 91-92, Håkim Müstedrek c. 4, s. 560, Ebülferec İbn'ül'CevzíVefa c. 2, s. 809, İbn-i Kayyım Zadülmaad c. 1, s. 122

    (780) İbn-i Mace Sünen e, 1, s. 524

    781) Ebû Davuddań naklen Süyuti Camlussağır c. 2, s. 148 (

    782) Ahmed b. Hanbel Müsned 3666 ıncı Hadis, Nesaf Sünen c. 3, s. 43 (

    Ebülferec İbn'ül'Cevzi Vefa c. 2, s. 806

    783) Bezzar'dan naklen Heysemi Mecmauzzevaid c. 9, s. 24, İbn-1 Hacer Meta-( libül'aliye c. 4, s. 22-23

    YanıtlaSil
  167. اشارات الاعجار

    سور القره (1)

    (1) تبعیضی افاده ايدن ( من ) اسرافك ردينه (٢) ( هما انك تقديمي، صدقونك كندى الندن اولدیفنه (۲) [ رزقنا ) منتك او لما منه، جونكه ويرن اللهدر قول ايه بر واسطه در (٤) رزقك [ نا] به اولان استادى، فقر لكدن قور قولما منه (٥) رزقك عام ومطلعه والارق ذكر او يامي، صدقرنك علم وفكر لى شياره ده شامل او لمرسنه (٦) نفقه ماده ی الانك سفاهته دگل، حاجات ضرور به سنه حرف ایتمنه اشار تار در.

    بتون معاونت و يارديم نو عامر بني حاوی اولان زمان حقنده صحیح اولارقہ رسول اکرم عليه الصلاة والسلامين ( الزَّكَاةَ فَنَظَرَةُ الْإِسْلَامِ ( حديث شريفي مرويدر. یعنی مسلمان ارك بر برینم یار دی الری آنچه نکات کو پروسی اور زندہ کچمک که با پیداید. زیرا با ردیم و اسطری، زماندر ان انگرن هیئت اجتماعیه سنده انتظام و آسایشی تأمین ایدن کوپرو، زما ندر عالم بشرده حیات اجتماعيه نك حياتي معاونتدن طوغار. ان انارك ترقياتنه انقل اولان عصيد الاردن اختلا للردن، اختلا فلر دن ميدانه كله فلا كتكرك ترياقي، علاجي، معاونتدر.

    اوت، نطاتك و جوبی ایله ربانك حرمتنده بیون به حکمت، يوكن به مصالحت کنیسه به رحمت دار در اون، اگر تاریخی بر نظر له صحیفه عالمه با قاجعه اولورسان و او صحيفه بي لكه النديمن بشرك مساويته وخطالرین دقت ایدر ساله، هیئت اجتماعیه ده کورونه اختلاللي فادار و بتون اخلاه رذیله نه ایکی ظالم دره طو ر یعنی کور و رسان بو ایکی کام نا بریسی، (بن طوعه اولایم ده، باشقه ی آچلفند نه کولورسه تولون ، بطانه!) ایکنجیسی، (من زحمتهار ايجنده بوغولكه، بن نعمتهار

    إنسانيتي زلزله لره معروفه . عالم انسانیتی بر ا مقاله بیقيل مفه يا قلا ديران برنجی کام یی سیلدیری، آنجه

    ولذ تكر ايجنده راحت ايده يم .)

    زماندر

    نوع بشری عمومی خلا کناره سور و طارین و بولشویک له گه سوقه ايد حب ترقیاتی و آسایشی محولين ایکنجی کمر بی کو کند نه کوب آنان، حرمت ربادر.

    YanıtlaSil
  168. عالم بشر

    Atem-i bezer: İnsan ålemi

    Amm: Umimi

    بولقويك

    Bolsevik: Komunist

    Fesad: Bozukluk

    حيات الجماعية

    Hayat - ictimaiye: Sosyal hayat

    هيتي الجماعية

    Heyet-i ictimaiye: Sosyal yapı

    خوت

    Hurmet: Haram olma

    حرمت ریا

    Hurmet-i riba: Faizin haram olması

    الميلاف

    İhtilaf: Farkı olma, anlaşa-mama

    اختلال

    İhtilat: Karşıklık, ayaklanma

    اشتان

    İsnad: Dayandırma

    معروض

    Mariz: Bir şeyin te'sirinde kalan

    Maslahat: Fayda

    مروى

    Mervi: Rivayet edilen

    تاوى

    Mesari: Kötülükler

    معاونت

    Muavenet: Yardımlaşma

    مطلق

    Mutlak: Belirsiz

    نظر

    Nazar: Bakış

    نوع بشر

    Nev-i beser: İnsan nevi

    ريا

    Riba: Faiz

    Sahih: Doğru

    مقامة

    Sefahet: Akılsızca günahlara dalma

    شايل

    Samil: İçine alan

    تقدية

    Takdim: One geçirme

    تعيش

    Tebiz: "Bir kısım ma'nası"

    ifade etme

    ترقيات

    Terakkiyat: Yükselmeler

    تزيان

    Tiryak: İlaç panzehir

    وجوب

    Vuca: Zaniri olma

    Zikir: Anma

    YanıtlaSil
  169. 1- Teb'izi ifade eden () israfın reddine 2- ) ينا('nın takdimi, sadakanın kendi malından olduğuna 3- ) رفت ( minnetin olmamasına, -Çünki veren Allah'dır, kul ise bir vasıtadır-4- Rızkın (E)'ya olan isnådı, fakirlikten korkulmamasına 5- Rızkın âmm ve mutlak olarak zikredilmesi, sadakanın ilim ve fikir gibi şeylere de şamil olmasına 6- Nafaka maddesi, alanın sefähete değil, hâcât-ı zarûriyesine sarf etmesine işaretlerdir.

    Bütün muâvenet ve yardım nev'lerini hâvî olan zekât hakkında, sahih olarak Resûl-ü Ekrem Aleyhis-الركوة قنطرة الإسلام salari Vesselâm'dan hadis-i şerîfi mervidir. Yani Müslümanların birbirine yardımları, ancak zekât köprüsü üzerinden geçmekle yapılır. Zirâ yardım vâsıtası, zekâttır. İnsanların hey'et-i ictimaiyesinde intizăm ve asayişi te'mîn eden köprü, zekâttır. Ålem-i beşerde hayat-ı ictimaiyenin hayatı, muåvenetten doğar. İnsanların terakkıyâtına engel olan isyanlardan, ihtilällerden, ihtilaflardan meydana gelen felâketlerin tiryâkı, ilacı, muâvenettir.

    Evet, zekâtın vücûbu ile ribânın hurmetinde büyük bir hikmet, yüksek bir maslahat, geniş bir rahmet vardır. Evet, eğer tarihi bir nazarla sahîfe-i âleme bakacak olursan ve o sahîfeyi lekelendiren beşerin mesâvîsine ve hatalarına dikkat edersen, hey'et-i ictimaiyede görünen ihtiläller, fesâdlar ve bütün ahlâk-ı rezîlenin iki kelimeden doğduğunu görürsün. Bu iki kelimenin birisi, "Ben tok olayım da, başkası açlığından ölürse ölsün, bana ne!" İkincisi, "Sen zahmetler içinde boğul ki, ben ni'metler ve lezzetler içinde rahat edeyim."

    Alem-i insaniyeti zelzelelere ma'rûz bırakmakla yıkılmaya yaklaştıran birinci kelimeyi sildiren, ancak zekâttır.

    Nev'-i beşeri umûmî felâketlere sürükleyen ve bolşevikliğe sevk edip terakkıyâtı ve âsâyişi mahveden ikinci kelimeyi kökünden kesip atan, hurmet-i ribâdır.

    YanıtlaSil
  170. Oglun olamaz. Onun babasının hayatta olmaması lazım." "Doğru. Kardeşin min

    TARINTE BUGUN

    1826 - Yeniçeri Ocağı'nın yerine Eşkinci Askerî Teşkilatı'nın kurulmasına başlandı.

    1830 - Fransa'nın Cezayir'i işgali.

    12

    ÇARŞAMBA WEDNESDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    Şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder.

    Tanımazsan gelir, tanısan gider.

    Sözler

    HİCRİ: 6 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 30 MAYIS 1440

    Vater

    oğlu. Benim himayemde." "Babasına

    BIR AYET

    Allah herşeyi hakkıyla işiten ve hakkıyla bilendir.

    Bakara Suresi: 256

    BİR HADİS namaz kılarak mescidlerin hakkını verin.

    Oturmadan önce iki rekât

    İbni Ebu Şeybe

    HIZIR: 38 - GÜN: 164 KALAN: 202 - GÜN. UZ.: 2 DK

    ستان مايقdi Neam Vati

    YanıtlaSil
  171. sewe unans церишбеwed no igi

    -1557-Suleymaniye Camii ibadete açıldı.

    - 1856 - Dolmabahçe Sarayı kullanıma açıldı.

    1933 - TC'ye ait ilk madenî para basıldı.

    1967 - İsrail birlikleri

    Kudüs'e girdi (Altı Gün Savaşları).

    KURBAN BAYRAMI

    2. GÜN

    HAZIRAN

    07

    CUMARTESİ

    11 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 25 MAYIS 1441

    HIZIR: 33

    Bu yirmi sene kırk bayramımı münzevî, yalnız geçirdim.

    BİR AYET

    Iman edip güzel işler yapanları, muhakkak ki Allah, altından ırmaklar akan Cennetlere koyar.

    Şüphesiz Allah dilediğini yapar. (Hac: 14)

    BİR HADİS

    Ben kurban gününde bayram yapmakla emrolundum. Allah onu bu ümmete

    vermiştir. (Nesâî)

    Emirdağ Lahikası

    YanıtlaSil
  172. 48 \ Hadislerden Seçmeler

    dinde bize sefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hâli görmüyor musun?" diyecekler!

    Hz. İsa Aleyhisselâm da: “Bugün Rabbim çok öfkeli. Daha önce bu kadar öfkelenmedi, bun dan böyle de hiç bu kadar öfkelenmeyecek!" di yecek. -Hz. İsa şahsıyla ilgili bir günah zikret meksizin-(Bir başka rivayette): ["Beni, Allah'tan ayrı bir ilâh edindiler. Bugün bana mağfiret edi lirse bu bana yeter."] Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Muhammed aleyhissa lâtü vesselâma gidin!" diyecek.

    İnsanlar Muhammed'e (asm) gelecekler-bir diğer rivayette: "Bana gelirler!" denmiştir- ve "Ey Muhammed! Sen Allah'ın peygamberisin, bütün peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geç miş, gelecek bütün günahlarını mağfiret bu yurdu. Bize Rabbin nezdinde şefaatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun?" diyecekler.

    Bunun üzerine ben Arş'ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye kapanacağım. Derken Allah, benden önce hiç kimseye açmadığı medh ü senaları benim için açacak [Ben onlarla Rab-bime medh ü senalarda bulunacağım).

    Sonra, 'Ey Muhammed başını kaldır ve iste! (İstediğin) sana verilecek! Şefaat talep et! Şefaatin yerine getirilecek!' denilecek.

    YanıtlaSil
  173. Ahiret Hayatı/49

    Ben de başımı kaldıracağım ve Ey Rabbim immetim! Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim üm-metim!' diyeceğim.

    Bunun üzerine Ey Muhammed! Ümmetinden, üzerinde hesap olmayanları Cennet kapıların-dan sağdaki kapıdan içeri al! Esasen onlar diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar!' denilecek."

    1!

    Resulullah sonra şöyle buyurdular: "Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun. Cennet kapısının kanatlarından iki kanadının arasındaki mesafe Mekke ile Hacer arasındaki Eveya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadar-ndır."

    Hz. İbrahim Aleyhisselâmın kıssasıyla ilgili bir rivayette şu ziyade var: [Hz. İbrahim, (insanlar, sefaat etmesi için kendine geldikleri zaman, Al-lah'a şefaat talebinde bulunmasına mâni olan üç günahı olarak yıldızlar hakkında sarfettiği "İşte bu Rabbim" (En'am: 76) sözünü, atalarının putları hakkında sarfettiği "Belki de bu (putları karma) işini onların en büyüğü yapmıştır" (En-biya: 63) sözünü ve bir de: "Ben gerçekten has-layım" (Saffat: 89) sözünü zikretti."]

    Kütüb-i Sitte, Hadis No: 5092.

    ***

    YanıtlaSil
  174. Bugün hastalıkların pek çoğu psikolojik sebeplerden kaynaklanıyor. Kazananda da buhran var, kazanamayanda da. Hiç asr-ı saâdette psikiyatrik bir vaka görüyor muyuz? Ben buhran geçiriyorum diyerek Allah Rasûlü'ne gelen bir sahâbe biliyor muyuz? Dengemi, muvâzenemi kaybettim diyen bir tek sahâbî var mı? Velhâsıl gerçek servet, huzur ve saâdet, Allah Rasûlü'ne muhabbetle râm olabilmektir.

    YanıtlaSil
  175. “Râbıta nedir?” diye soranlara, “Muhabbeti taze tutabilmektir." diyorum. Muhabbeti gönüllerde pörsütmemek lâzım. Hz. Ebû Bekir عنه ein Peygamber و Efendimiz'e olan muhabbet, fedakârlık ve alâkası, O'nda fânî olması, râbıtaya en güzel misaldir.

    YanıtlaSil
  176. 596

    HADİS-I ŞERİFLER

    ۱۲۳۹ مَنْ كانَتْ عِنْدَهُ مَظلَمَةٌ لأخيه فليتحلله منها ، فإنه ليس ثم دينار وَلاَ دِرْهَمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُؤْخَذُ لِأَخِيهِ مِنْ حَسَنَاتِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أَخِذُ من سَيِّئَاتِ أَخِيهِ فَطَرِحَتْ عَلَيْهِ .

    ( رواه البخاري )

    1239) «Her kimde, kardeşine yaptığı bir zulüm varsa; ondan helâl. lık alsın.. Zira orada -âhirette altın ve gümüş yoktur ki, kardeşine İyilikleri verilmeden evvel onlardan verilsin.. Şayet İyilikleri olmazsa, kardeşinin kötülükleri alınır; üzerine yük. lenir..>>

    **

    Kul hakkı istiğfar ve tevbe ile bağışlanmaz.. Ya helallık alınacak; ya da hakkı olan affedecek..

    **

    Ravi: BUHARI.. Menkıbesi 2. Hadis-i Şerifte..

    ١٢٤٠ مَنْ لَعِقَ العَسَلَ ثَلَاثَ غَدَوَاتٍ (٢) كلَّ شَهْرٍ . لم يُصِبْهُ عَظِيمٌ مِنَ البَلاء .

    ) رواه ابن ماجه عن أبي هريرة )

    (۲) الغداة أول النهار والجمع غدوات كصلاة وصلوات والغدوة ما بين صلاة الصبح

    وطلوع الشمس وجمعها غدى كمدية ومدى

    1240) «Bir,kimse, her ay, üç sabah bal yerse; büyük bir hastalık ona isabet etmez.. ***

    Bal şifalı bir gıdadır; bu, âyetle sabittir..

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen İBN-İ MACE.. Menkıbeleri, 5. ve 68. Hadis-i Şerifte..

    ١٢٤١ مَنْ لم تَنْهَهُ صَلَاتُهُ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ لم يَزْدَدْ مِنَ اللهِ إلا بعداً .

    ( رواه الطبراني عن ابن عباس )

    1241) «Her kimin namazı ki, kendisini FAHŞA ve MÜNKER'den al-mıyor; Allah'tan yalnız uzaklığı artar..>>>>

    ***

    lir. FAHŞA ve MÜNKER: Zina dahil, bütün kötülükler, manasına ge

    Bu şekilde; yani, kötülüklere daldığı halde namaz kılan; namazın manâsını anlayarak kılmıyor demektir.

    **

    Ravi: İBN-I ABBAS'tan r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 42. Hadis-i Şerifte..

    YanıtlaSil
  177. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    597

    ١٢٤٢ مَنْ لم يَرْحَمْ صَغِيرَنَا ، وَيَعْرِفُ حَقٌّ كَبِيرِنَا فَلَيْسَ مِنَّا .

    ( رواه البخاري عن ابن عمر )

    1242) «Her kim ki, küçüğümüze şefkatli olmaz; büyüğümüzün de hakkını tanımaz, bizden değildir.>>>

    * Derler ki: Büyüklere saygı, ilmi artırır..

    ** Ravi: IBN-İ ÖMER'den r.a. naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 2. ve 7. Hadis-i Şerifte..

    ( رواه أبو الشيخ )

    ١٣٤٣ مَنْ لَم يُوصِ لم يُؤْذَنْ لَهُ فِي الكلام مع الموتى .

    1243) «Her kim, vasiyet etmeden ölürse, ona ölülerle konuşma izni verilmez..>>>

    *

    Sünnet olan odur ki: İnsan, her akşam başucunda vasiyeti yazılı ola-rak yata..

    Ravi: EBÜŞŞEYH.. Menkıbesi, 59. Hadis-i Şerifte..

    ١٣٤٤ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي يَعْمَلُ عَمَلَ قَوْمِ لُوطٍ نَقَلَهُ اللهُ إِلَيْهِمْ حَتَّى يُحْشَرَ مَعَهُم .

    ( رواه الخطيب عن أنس )

    1244) «Ümmetimden her kim, Lut kavmi işini yaparak ölürse; Allah onu, onlara katar.. Ta ki, onlarla beraber dirile..> *

    Bilhassa, bu şeni ve deni hareketi yapıp tevbe etmeden ölenler için buyrulmuştur. **

    **

    Ravi: ENES'ten r.a. naklen HATİB.. Menkıbeleri, 1. ve 64. Hadis-i Şerifte..

    ١٢٤٥ مَنْ مَاتَ بُكْرَةً فَلَا يَقِيلَنَّ إِلَّا فِي قَبْرِهِ ، وَمَنْ مَاتَ عَشِيَّةً فَلَا بَدِينَ إِلَّا فِي قَبْرِهِ (۱).

    ( رواه الطبراني عن ابن عمر )

    (1) أى فينبغى الإسراع بدفنه .

    1245) «Her kim sabah üzeri ölürse; öğlene kabrinde olmalıdır. Ve her kim, öğlenden sonra ölürse; gece kabrinde olmalıdır.>>>

    ** *

    **

    Mecburi bir durum olmadığı takdirde, ölüleri çabuk defnetmek ye-rinde olur..

    ** Ravi: İBN-1 ÖMER'den naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 7. ve 9. Hadis-i Şerifte..

    YanıtlaSil
  178. 84

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    II. vesika Mecelle'nin ikinci kitabı olan K. el-İcare'nin arapça tercemesine dairdir. Mecelle cemiyetinin bu husustaki tezkeresi şöy-ledir: «Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin Kitab'ul-İcare'si dahi Şuray-1 Devlet aza-i sabıkasından faziletlû Emin Efendi ile Halepli Vekil oğlu izzetlů Fethullah Efendi taraflarından lisan-ı arabîye terceme olunarak verilen iki nüsha komisyonda tetkik ve tashih olunduktan sonra ikisinden muhreç olmak üzere müceddeden terkîm olunan nüs-ha-i mübeyyaza leffen arzolunmağla emsali veçhile bunun dahi tab ve neşri babında...>>>

    21 Receb 1290 (14 Eylül 1873) ve 1 Eylül 1289

    Ahmed Cevdet

    Esseyyid Halil

    Seyfeddin

    Esseyyid Ahmed Hilmi

    Ahmed Halid

    Esseyyid Ahmed Hulûsî

    Durumu Bab-1 Fetvâ aşağıdaki yazı ile sadarete bildirmiştir:

    >>

    6 Şaban 1290 (29 Eylül 1873)

    Bu husustaki irade-i seniyye ise şöyledir: <Maruz-u çâker-i kemîneleridir ki

    YanıtlaSil
  179. 84

    CEHENEM VE CEHENNEMLİKLERİN ÖZELLİKLERİ

    "İhtiyarlık ne kötü zayıflık ne kötü."

    Yine ümmetimden nice gençler vardır ki, sakalından tutulup cehen-neme atılırken feryadü figan ederek şöyle derler:

    "Eyvah gençliğim, eyvah güzelliğim."

    Ümmetimden nice kadınlar vardır ki, perçemlerinden tutulup ce-henneme atılırken şöyle yakınırlar:

    "Eyvahlar olsun şu halime. Rezil rüsva oldum, bütün gizli hallerim ortaya döküldü."

    Bu şekilde melekler onları cehenneme götürürler. Cehennem bekçisi olan Malik adlı melek onları gördüğünde meleklere sorar:

    Bunlar kimdir? Bana gelen şaki kullar arasında bunlardan daha iyi durumda olan yok. Çünkü bunların yüzleri kararmamış, gözleri morar-mamış, ağızları mühürlenmemiş, yanlarında şeytan yok ve boyunlarına zincir vurulmamış.

    Melekler şöyle derler:

    Bunları sana bu şekilde getirmemiz bize emredildi.

    Malik gelenlere şöyle seslenir:

    Ey eşkıya topluluğu! Siz kimsiniz?

    Bir başka haberde bu olay şu şekilde anlatılır:

    Bu kimseleri melekler cehenneme götürürken onlar "Yetiş ya Mu-hammed, bizi kurtar" diye bağırırlar. Fakat cehennemin bekçisi olan me-leği gördüklerinde onun heybetinden ürküp Muhammed ismini unu-turlar.

    Cehennemin bekçisi onlara sorar:

    - Siz kimsiniz, Kimin ümmetindensiniz?

    Onlar cevap verirler:

    Biz kendilerine Kur'an indirilmiş olan ve Ramazan orucunu tutan-lardanız.

    Cehennemin bekçisi Malik der ki:

    Kur'an-ı Kerim Muhammed ümmetinden başkasına inmedi ki. Bunun üzerine onlar Muhammed ismini duyar duymaz çığlık atarak şöyle deler:

    İşte biz Muhammed ümmetiyiz.

    Malik onlara der ki:

    YanıtlaSil
  180. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    85 -Peki, Kur'an-ı Kerim'de sizi Allah'a isyan etmekten alıkoyacak hü-kümler yok muydu?

    Böylece cehennemin kıyısına varırlar. Cehennemin ateşini ve zeba-nileri gördüklerinde cehennemin bekçisi olan Malik'e şöyle derler:

    Ey Malik bize izin ver de şu kötü halimize ağlayalım. Malik'in izin vermesi üzerine önce gözyaşları tükeninceye kadar ağlarlar. Daha sonra da kan ağlarlar.

    Bunu gören Malik şöyle der:

    Keşke bu ağlamayı dünyada iken gerçekleştirmiş olsaydınız ne gü-zel olurdu. Şayet dünyada iken Allah korkusundan dolayı ağlamış olsay-dınız şimdi cehenneme girmezdiniz.

    Sonra Malik zebanilere şu emri verir:

    Bunları atın cehenneme.

    Cehenneme atılır atılmaz hep birlikte "Lailahe illellah" diye bağı-rırlar. Bunun üzerine ateş onlardan uzaklaşır.

    Cehennem bekçisi ateşe emreder:

    Ey ateş onları yakala!

    Ateş der ki:

    Onlar "Lailahe illellah" derken onları yakalayamam.

    Malik ateşe emrederek der ki:

    Onları yakalayacaksın, çünkü arşın Rabbi olan Allah böyle emret-ti.

    Bunun üzerine ateş onları yakalayıp içine alır. Ateş kimilerinin ayak-larına kadar yakarken kimilerinin dizlerine, bazılarının beline diğer bir kısmının da boğazına kadar yükselir.

    Ateş yüzlerine kadar yükselince cehennem bekçisi Malik ateşe şöyle

    der:

    Onların yüzlerini yakma! Çünkü o yüzler dünyada iken nice defa Allah'a secde etmişlerdir. Onların kalplerini de yakma! Çünkü o kalpler Ramazan aylarında Allah için ne kadar çok susuz kalmışlardır. Bu hal üzere Allah'ın dilediği kadar bir süre kalırlar.

    Daha sonra Allah'a şöyle yalvarırlar:

    Ey merhametlilerin en merhametlisi olan, çokça acıyan ve bolca nimet veren Rabbimiz bize acı.

    YanıtlaSil
  181. Cemil-i Bäki

    cemm

    126

    sınırsız ve sonsuz güzellikler sahibi (Allah cc.)

    Cemil Baki جميل باقی : ebedi ve ölümsüz olan )Baki) ve sonsuz güzelliklere sahib olan (Ce-mil) (Allah c.c.)

    Cemil-i Bimisal میلی مثال:sive benzeri bu sahib olan (Cemil) (Allah c.c.)

    Cemil-i Lemyezel جميل لم يزل : geçici ve ölümlü olmayıp ebedi ve sonsuza kadar kalıca (Lem yezel) olan ve sonsuz güzelliklere sahib olan (Cemil)(Allah c.c.)

    Cemil-i Mutlak جميل مطلق : sonsuz ve sınırsız (mutlak) güzelliklerin sahibi (Allah c.c.)

    Cemil-i Zülcelal جميل ذو الجلال : sonsuz yücelik ve güç sahibi (Zülcelal), sonsuz ve sınırsız gü-zelliklerin sahibi (Cemil) (Allah c.c)

    Cemil-i Zülkemal جميل ذو الكمال sonsuz mü-kemmellik ve üstün sıfatlara (niteliklere) sahip (Zülkemål) ve güzellikleri sınırsız ve sonsuz olan (Allah c.c.)

    cemilane 1 : جمیلانه güzellikler sahibine yara şır tarzda 2 güzel şekilde

    cem'iyat جمعيات : cemiyetler, topluluklar; teş kilatlı (örgütlü) topluluklar, dernekler

    cem'iyat- avamiye جمعيات عوامیه : halk tabaka-sına ait cemiyetler, dernekler, kuruluşlar

    cem'iyat-ı dünyeviye جمعيات دنیویه : dünya ha-yatı ile ilgili işlerle uğraşan cemiyetler, der nekler

    cem'iyatı hayriyye جمعيات خیریه : hayır der-nekleri, iyilik ve yardımlaşma işleriyle uğra şan dernekler

    cemiyet 1 : جمعیت.toplum 2.topluluk 3.der-nek, teşkilatlı (örgütlü) topluluk 4.kurul 5.birlik; bütünlük 6.cemaat

    cem'iyet-i ahbab جمعيت أحباب : dostlar ti, birbirini seven dostlar topluluğu

    cemiyet-i ahrar 1: جمعيت أحرار.hür insanlar ropluluğu 2.hürriyetçiler derneği veya partisi cem'iyet-i azīme جمعیت عظیمه : çok büyük ce-

    miyet, çok büyük topluluk

    cem'iyet-i beşer (iye( جمعیت بشريه : insan top lumu, insan topluluğu; bütün insanlar

    cem'i yet-i diniye جمعیت دينيه : dini cemiyet, dine hizmet için kurulan cem'iyet, dernek

    cem'iyet-i hatir جمعیت خاطر : düşünce, akıl ve dikkati dağıtmayıp bir yerde toplama ve canlı

    tutma

    cem'iyet-i hayatiye جمعیت ان bir çok şeyle ilgileri, bağ ve bağıntıları bulunan hayat

    cem'iyet-i hayriyeجمعیت خ hayır derneği iyilik ve yardım işleriyle uğraşan dernek

    cem'iyet-i ilmiye جمعilim cemiyeti,

    cem'iyet-i İslamiye جمعيت إسلامية : Islám toplu

    mu

    cem'iyet-i kainat جمعیت کا : kainat denen yaral yaratılmış varlıklar topluluğu

    cem'ivet-i kutive جمعیت قدس kutlu ve mu-barek topluluk

    cem'iyet-i milli (ye( 1 : جمعیت ملیه milli cemiyet millet denilen topluluk 2. milletçe benimse nen ve desteklenen dernek, cemiyet

    cemiyet-i Muhammedi جمعیت محمدی : Hz. Mu hammed'e (a.s.m.) inanan ve bağlı olanlar derneği, Müslümanlar Derneği veya toplulu ğu

    cem'iyet-i mütehayyele جمعیت متخیله : gerçek olmayıp hayalde tasarlanmış cem'iyet, hayal ürünü dernek

    cem'iyet-i Nakşiye جمعیت نقشه : Naksi Tarika-tına bağlı cemaat (topluluk), Nakşiler toplu-luğu (bkz.Nakşilik(

    cem'iyet-i nuraniye جمعیت نورانیه : iman ve Kur'an nuruyla (akıl ve gönülleri) aydınlan-mış topluluk

    cem'iyet-i siyasiye جمعیت سیاسه : siyasi cemi-yet, parti

    cemiyet-i sura جمعیت شوری : danışma kurulu, bilgi gerektiren belli bir konuda danışılan topluluk

    cemiyet-i uzma جمعیت عظما : çok buyuk top luluk

    cemiyecem'iyet-i ülema (ulema( جمعیت علماء : din åli-meri topluluğu

    cemiyetli جمعیتلی : kuşatıcı kapsayıcı ve top-layıcı olan; farklı birçok şeyi, çeşitli derecesiy le birlikte kendinde toplayan

    cemiyetçi جمعیتجی : cemiyet (dernek) kuran, insanları teşkilat (örgüt) altında toplayan

    veya böyle bir örgüt içinde çalışan

    cemiyetcilik جمعيتجلك : cemiyet (dernek) ku-rarak örgütlü çalışmalar yapmak

    cem : cokluk 2.toplam, bütün, hepsi (bkz.cemi')

    C

    YanıtlaSil
  182. cemm-i gafir

    127

    Calle Col

    comm-igafirüyük topluluk 2.bü-غفير yük çoğunluk 3.çoğunluğun hepsi

    enab جناب "уйсе", "yüce zat" mânâsında, büyüklüğü belirtmek üzere saygı ifadesi ola-rak bir isimle birlikte kullanılan terim

    Cenab-ı Adil Hakim جناب عادل حكيم Adil ve Hakim olan Hz.Allah (c.c.); tam ve gerçek adalet sahibi olan (Adil) ve hiçbir şeyi tasadü-fe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve fay-dalar gözeterek, ölçülü ve tam yerinde, güzel, en uygun sekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakim) Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Adl-i Hakim-i Kerîm جناب عدل حكيم كريم Adl, Hakim ve Kerîm olan Hz.Allah (c.c.);

    tam ve gerçek adalet sahibi olan (Adl) ve hic-bir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gayeler ve faydalar gözeterek, güzel, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yara-tan ve yapan (Hakim), lütuf ve bağışı bol olan (Kerîm) Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Alimi Hakim جناب علیم حکم: Alim ve Hakim olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi tam bilen (Alim) ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve faydalar gözeterek, gü-zel, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakîm) Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Alim-i Mutlak جناب عليم مطلق : mutlak şekilde Alim olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi tam ve eksiksiz bilen, sınırsız ve sonsuz (mutlak) ilim sahibi (Alîm) olan Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Baki-i Zülcelal جناب باقئ ذو الجلال : Baki ve

    Zülcelâl olan Hz.Allah (c.c.); ölümsüz ve ebe-di (Baki), sonsuz büyüklük ve sonsuz güç ve yücelik sahibi (Zülcelâl) olan Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Bâri'-i Musavvir جناب باری مصوّر : Bari

    ve Musavvir olan Hz.Allah (c.c.); önceden hiç bir örnek veya model olmadan her şeyi yok-tan yaratan ve her şeyi çevresiyle uyumlu, bütünlük içindeki yeriyle dengeli ve ölçülü yapan (Bâri') ve her varlığa ayrı bir şekil ve özellik veren (Musavvir) Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Celîl-i Zülcemal جناب جليل ذو الجمال :

    Celil ve Zülcemâl olan Hz.Allah (c.c.); sonsuz güzellikler sahibi (Zülcemâl), sonsuz yüce ve sonsuz güçlü (Celil) olan Yüce Allah (c.c.)

    Er : جناب أرحم الراحمين Cenab-- Erhamürrahimîn

    hamürrahimîn (merhametlilerin en merha-metlisi) olan Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Fa'al-i Hakim جناب فعال حكم : Fa'al ve

    YanıtlaSil
  183. 127

    Cenab-ı Hak (Celle Celâlühü)

    Hakim olan Hz.Allah (c.c.); yaratıp yapma işi sürekli olan (Fa'al), ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve fayda-lar gözeterek, güzel, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakîm) Yüce Allah(c.c.)

    Cenab-ı Fatır جناب فاطر : Fatır olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi yoktan ve örneksiz yaratan Yüce Allah c.c.)

    Cenab-ı Fâtır-ı Hakim جناب فاطر حکیم : Fatır ve Hakim olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi yoktan ve örneksiz yaratan (Fâtır), ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve faydalar gözeterek, güzel, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan(Hakîm) Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Fâtır-ı Kerim جناب فاطر كريم : Fatır ve Kerîm olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi yoktan ve örneksiz yaratan (Fâtır), lütfu, bağışı ve ba-ğışlaması çok olan (Kerîm) Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Feyyaz-ı hakiki جناب فياض حقيقى : hakiki Feyyaz olan Hz. Allah (c.c.); sınırsız ve sonsuz (mutlak) gerçek bolluk, bereket ve ilim sahibi olup dilediği miktarını dilediğine nasib eden (Feyyaz) Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Feyyazı Mutlak جناب فياض مطلق : mut lak şekilde Feyyaz olan Hz.Allah (c.c.); sınır-sız ve sonsuz (mutlak) bolluk, bereket ve ilim sahibi olup dilediği miktarını dilediğine nasib eden (Feyyaz) Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Ganiyy-i Mutlak جناب غنى مطلق : mutlak şekilde Ganî olan Hz.Allah (c.c.); hiç bir şeye hiç bir şekilde muhtaç olmayan, sınırsız ve sonsuz (mutlak) zenginliklere sahip (Ganî) olan Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Hafizi Alim جناب حفظ علم : Hafiz ve Alîm olan Hz. Allah (c.c.); her şeyi tam ve ek-siksiz bilen, sonsuz ilim sahibi (Alîm) ve her şeyi koruması altında bulunduran (Hafiz) Yüce Allah (c.c.)

    Cenab-ı Hak(k( جناب حق : Hak olan Hz.Allah (c.c.); varlığı ezeli ve ebedî gerçek(Hak), son-suz ve kusursuz gerçek (hak) sıfatlara sahip, kendisi (zâtı) ve sıfatları değişime uğrama-yan, nasılsa hep aynı kalan ve var olan her şeyi gerçek olarak yaratan, gerçek olan tek İlâh, Yüce Allah (c.c.) (bkz.Hak)

    Cenab-ı Hak (Celle Cellühü( جناب حق جل جلاله : Hak olan Hz.Allah (c.c.); kendisi ezelî ve ebe-di, sonsuz ve kusursuz gerçek (Hak), gerçek (hak) sıfatlara sahip, her şeyi gerçek olarak

    CCC

    YanıtlaSil
  184. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Peygamberimize Salevät Getirmenin Gerekliği ve Nasıl Salevât Getirileceği?

    Yüce Allah, Kur'ân-ı Keriminde:

    «Gerçekten, Allâh ve Melekleri, Peygamber'e Salât ederler. Ey iman edenler! Siz de, Ona salat ediniz! Selâm verinizin buyur

    muştur. (784) Eshabdan Ka'b b. Ucre der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, yanım.

    za çıkınca, Kendisine (Yâ Resûlallah! Sana, nasıl sålât-ü selâm ge tirmek gerektiğini öğrendik amma, Sana, Salåt-ü Selamı nasıl geti receğiz?) dedik.

    Resûlullah Aleyhisselâm (Allâhümme salli alâ Muhammedin ve Alå ål-i Muhammed'in kemå selleyte alâ âl-i İbrâhîm İnneke Hami-dün Mecid

    Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammedin ke-må bârekte alâ âl-i İbrahim. İnneke Hamidün Mecîd.

    Ey Allahım! İbrahim'in âline salât buyurduğun, dünyada, Ahl-rette onların şan ve şereflerini yücelttiğin gibi, Muhammed'e ve all-ne de salât buyur, Onların da, dünyada ve Ahirette şan ve şereflerini

    yücelt! Muhakkak ki, Sen, hamd edilmeğe lâyıksındır, yücesindir!

    Ey Allâhım! İbrahim'in âline bereket verdiğin gibi, Muham-med'e ve âline de, bereket ver.

    Muhakkak ki, Sen, hamd edilmeğe lâyıksındır, yücesindir!) de-yiniz!» buyurdu.» (785)

    Peygamberimize Salátü Selâm Getirene Yüce Allahın Mukabelesi:

    Abdurrahman b. Avf der ki «Resûlullâh Aleyhisselâm, Vakf Hur-malıklarına doğru çıkıp gidince, Kendisini takib ettim.

    Resûlullah Aleyhisselâm, hurmalığa girer girmez, Kıbleye yö-neldi. Secdeye kapandı.

    Secdeyi, o kadar uzattı ki, Aziz ve Celil olan Allâhım, secdede Onun rūhunu kabz ettiğini sandım.

    Bakmak için yakınına varıp oturdum.

    Resûlullah, secdeden başını kaldırdı ve (Kim o?) diye sordu. (Abdurrahman!) dedim.

    (Ey Abdurrahmân! Senin, burada ne işin var?) diye sordu.

    (784) Ahzab Süresi: 56

    (785) Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 4, s. 241, Buhari Sahih c. 7, s. 156, Müslim. Sahih e 1, s. 305

    116

    YanıtlaSil
  185. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    117 (Yâ Resûlallah! Sen, secdeye kapandın, bir kerre secde ettin. Yü-ce Allâhın, secdede Senin ruhunu kabz etmiş olmasından korktuml) dedim.

    Resûlullah (Cebrail Aleyhisselâm, bana gelip (Aziz ve Celil Allah: Sana Salat getirene, Ben de, salat getiririm!

    Sana selâm verene, Ben de, selåm veririm!) buyuruyor, dedi.

    Bunun için, yüce Allaha şükrâne olarak secde ettim.) buyurdu.» (786)

    Peygamberimizin Ahiretteki Makam ve Derecesinin Yüceliği:

    Peygamberimiz, buyururlar ki «Kıyamet günü (787), Sûr'un son üfürülüşünden sonra, yerden başını kaldıracakların (788), toprağı yarılarak kabirlerinden çıkacakların ilki, ben'im!

    Övünme, yok! (789)

    Çıkar çıkmaz, bana Cennet elbiselerinden (*) bir elbise giydiri-lecek.

    Sonra da, Arş'ın sağında duracağım ki, yaratıklardan, o Makam'-da, benden başka hiç kimse duracak değildir. (790)

    Kıyamet gününde Adem oğullarının Seyyid'i, Ulu'su, ben'im. (791)

    Övünme, yok! (792)

    Livåül'hamd (Hamd Sancağı) (793), bana verilecek. Benim elim-de bulunacak. (794)

    Kıyamet günü, Hamd Sancağını, ben taşıyacağım. (795)

    Övünme, yok! (796)

    (785) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 191

    (787) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1440

    (783) Buhari Sahih c. 6, s. 34, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1429

    (789) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5, Müslim Sahih c. 4, s. 1782, Ebû Da-vud Sünen c. 4, s. 218, Tirmizi Sünen c. 5, s. 587, İbn-i Mace c. 2, s. 1440 Sünen

    (*) Yeşil (Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 456)

    (790) Tirmizi Sünen c. 5, s. 535

    (791) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5, Müslim Sahih c. 4, s. 1782, Ebû Da-vud Sünen c. 4, s. 218, Tirmizî Sünen c. 5, s. 587, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1440

    (792) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5, Tirmizi Mace Sünen c. 2, s. 1440 Sünen c. 5, s. 587, fbni-

    793) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 144, Tirmizi Sünen c. 5, s. 587

    ( (794) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 144, Tirmizi Sünen c. 5, s. 587

    (795) Tirmizi Sünen c. 5, s. 588, Dåremî Sünen c. 1, s. 30

    (796) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 144

    YanıtlaSil
  186. سوره نقره (4)

    اشارات الاعمار

    ار قداسه هیئت اجتماعي تك حياتي فورويان انتظامك ان سون شرطى انسانان طبقه لدى الزنده بو شامه قالما ملیدر. خواص قسمی عوامدن زنگیه کمی فقراد نه خط موصوله یی که جلد در جوده اوز اقلا شمامه ای لا زمور بو طبقه اگر آراننده مواصله بي تأمين ايدن زکات و معاونند.

    حالبوكر وجوب زکات ایله حرمت رباید مراعات احمد کارندند، طبقه که آرامی کنید که کر کیناشیر خط مواصله كسيلي. صله رحم قالمان .

    بو یوزدند که، آشاغی طبقه من یوفاری طبقه به احترام، اطاعت، محبت پرينه اختلال صد الری حد با غیر تهاری، کینه و نفرت واويلالرى بوكلير. كذلك، يوكن طبقه من آشاغی طبقه به مرحمت، احسان، تلطيف برين ظلم اتشكري، تحكماء، شيمشن کی تحقیر بر يا غييور.

    مع الاسف طبقه خواصدہ کی مزینالی، تواضع و ترجمه سبب ایکن، تکبر و غروره باعث اولويور. طبقہ فقراده کی عجز و فقير لك، احسان و مرحمتی موجب ایکن، اسارت و سفالتي انتاج البديور اگر بو سویله دکاریم به شاهد ايسترسن، عالم مدنيته بامه، ایسته دیگه قدر شاهد ار موجود د خلاصه، طبقه انسانيه آراسنده مص الحرنك تأميني و مناسبتك تأسيسى، آنجه و آنجه اركان اسلاميه دن اولان زمان و زمانك يا ور ولری اولان صدقه و تبرعاتك هيئت اجتماعيه جه بوکان به دستور اتخاذ اید یا مسیله اولور .

    وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ) قرآن كريم، بو آیت کی حومه ایناکرده تركيبارك، كلا وارك محتمل بولوند قاری احتماللردن، و جهلردن بر احتمالی و یا بر و جهنی بر اماره ایله تعیین اینه مطاله، نظم کلامی مرسل و مطلع برا مشدور. بوده اعجازی انتاج الدن ایجازه منشأ اولارق لطیف بر سردر شویله که:

    بلاغت، مقتضای حاله مطابقتدن عبارتندر. قرآنك مخاطباري مختلف عصر لرده متفاوت طبقه الردر. بو طبقه الره مراعاتاً محاوره و مطاله بي او عصر لره تشمیل ایمان اوزره، چونه پر کرده تصمیم ایچون حذف یا پیور جوقه بر پرده نظم كلامي مطلع براقييوركه، اهل بلاغت

    YanıtlaSil
  187. عوام

    Avam: Sıradan halk

    باعث

    Bais: Sebeb olan, sebeb

    Hased: Çekememezlik

    خَيْل مواصلة

    Hatt-muvāsala: Kavuşma hatti

    خواص

    Havas: Seçkin tabaka

    حذف

    Hazf: Aradan çıkarma

    المتراز

    İhtiram: Hürmet etme

    إنتاج

    İntac: Netice verme

    İttihaz: Edinme

    منْقا

    Mense: Kaynak

    موجب

    Mucib: Gerektiren

    محاوره

    Muhavere: Karşılıklı konuşma

    مقتضاي حال

    Mukteza-yı hâl: Hâlin gereği

    مصالحة

    Musalaha: Barışma

    مطابقت

    Mutabakat: Uygunluk

    مكالمة

    Mikaleme: Karşılıklı konuşma

    مراعات

    Müraat: Uyma, gözetme

    مرسل

    Mürsel: Bir hükümle suur-landırılmamış

    متفاوت

    Mitefavit: Farklı

    نَظْمِ كَلَامٌ

    Nazm-ı kelâm: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi

    سَفَالَتْ

    Sefalet: Perişanlık, yoksulluk

    صِلَهُ رَحِمْ

    Sıla-i rahim: Akraba ile alákayı sürdürme

    تعميم

    Tamim: Umûmileştirme

    تبرعات

    Teberruat: Bağışlar

    تكثر

    Tekebbür: Kibirlenme

    ترة

    Terahhum: Merhamet etme, acıma

    تشيل

    Tesmi: İçine alma

    واويلا

    Vaveyla: Feryad, çığlık

    وُجُوبُ زَكَأَتْ

    Viicab-u zekât: Zekâtın farz olması

    YanıtlaSil
  188. and

    Süred Balant,

    Arkadas! Hey'et-i ictimaiyenin hayatını koruyan intizamın en büyük şartı, insanların tabakaları aralarında boşluk kalmamalıdır. Havas kısmı avamdan, zengin kısmı fukaradan hatt- muväsalayı kesecek derecede uzaklaşmamaları lazımdır. Bu tabakalar arasında muvâsaleyi te'min eden zekât ve muâvenettir.

    Halbuki vücüb-u zekât ile hurmet-i ribaya müraật etmediklerinden, tabakalar arası gittikçe gerginleşir.

    Hatt-1 muvåsala kesilir. Sıla-i rahim kalmaz.

    Bu yüzdendir ki, aşağı tabakadan yukarı tabakaya ihtiram, itaat, muhabbet yerine ihtiläl sadaları, hased bağırtıları, kin ve nefret våveyläları yükselir.

    Kezālik, yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsån, taltif yerine zulüı ateşleri, tahakkümler, şimşek gibi tahkirler yağıyor.

    Maalesef tabaka-i havásdaki meziyetler, tevăzu' ve terahhuma sebeb iken, tekebbür ve gurura bâis oluyor. Tabaka-i fukaradaki acz ve fakirlik, ihsån ve merhameti mûcib iken, esåret ve sefâleti intâc ediyor.

    Eğer bu söylediklerime bir şahid istersen, ålem-i medeniyete bak, istediğin kadar şahidler mevcüddur.

    Hulása, tabaka-i insaniye arasında musalahanın te'mini ve münasebetin te'sîsi, ancak ve ancak erkän-ı Islamiyeden olan zekât ve zekâtın yavruları olan sadaka ve teberruâtın hey'et-i ictimaiyece yüksek bir düstür ittiház edilmesiyle olur.

    والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بما أنزل إليك وما الزلَ مِنْ قَبْلِكَ وَ بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

    Kur'ân-ı Kerim, bu âyet gibi

    çok âyetlerde terkiblerin, kelâmların muhtemel bulundukları

    ihtimållerden, vecihlerden bir ihtimalini veya bir vechini bir emare ile ta'yîn etmemekle, nazm-ı kelâmı mürsel ve

    mutlak bırakmıştır. Bu da i'câzı intâc eden îcâza menşe' olarak latif bir sırdır. Şöyle ki:

    Belágat, muktezâ-yı hâle mutabakattan ibârettir. Kur'ân'ın muhâtabları muhtelif asırlarda mütefåvit tabakalardır. Bu tabakalara mürââten muhâvere ve mükâlemeyi o asırlara teşmil etmek üzere, çok yerlerde ta'mim için hazf yapıyor. Çok yerlerde nazm-1 kelâmı mutlak bırakıyor ki, ehl-i belågat

    YanıtlaSil
  189. rudiyi 1 Len ishlyoum nim onda sezdiklerimi seze

    Onların katuluklerinden yeğenini sakınmalısın. Ben ek olurlarsa ona muhakkak zarar vermeye çalışırlar. Ce

    -1530-Suleymaniye Camii'nin temeli atıldı.

    1643 - Avustralya'nın

    keşfi.

    1854 - Silistre Müdafaası.

    1872 - Namık Kemal, İbret gazetesi'ni yayımladı.

    1952 - Fikir İşçileri Kanunu kabul edildi.

    1987 - Cemil Meriç'in vefatı.

    13

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    HAZİRAN JUNE

    BIR AYET

    Allah'in kudreti her

    şeye galiptir ve her işi hikmet iledir.

    Bakara Suresi: 228

    BİR HADİS

    İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan verin.

    İbni Mâce, Rükün: 4

    Mevt, ancak, ruhun ceset kafesinden çıkmasıyla tebdil-i mekân etmesinden ibarettir.

    İşaratül-İcaz

    HİCRİ: 7 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 31 MAYIS 1440

    HIZIR: 39 - GÜN: 165 KALAN: 201 - GÜN. UZ.: 0 DK

    YanıtlaSil
  190. e yaralılar ve TAMINTE BUGUN

    ne i Rabbanidir ki, içine taş ve ve bomba olur. Ve ve toprak girse, gülle ve ane-i Rahmanidir ki, hangi derde temas etse,

    -632-Sevgili

    Peygamberimizin (asm) vefatı.

    1949 - Emekli Sandığının kurulması.

    1951 - Türkiye'de ilk kalp ameliyatı GATA'da yapıldı.

    KURBAN BAYRAMI

    3. GÜN

    HAZİRAN

    08

    PAZAR

    12 1446

    ZİLHİCCE

    RUMI: 26 MAYIS 1441

    HIZIR: 34

    Sözler, 16. Söz

    İmsak Günes

    BIR AYET

    Inananların, imanlarını kat kat arttırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakîm olandır.

    (Fetih: 4)

    BİR HADİS

    Ramazan ve Kurban bayram-larını "Lâ ilahe illallah"lar ile, "Allâhü ekber"lerle, "Elham-dülillâh"larla, "Sübhanallah"-

    larla süsleyiniz.

    (C. Sağîr, No: 2310)

    Hacc-ı şerif, bilasâle herkes için, bir mertebe-i külliyede bir ubûdiyettir.

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  191. 50\Hadislerden Seçmeler

    Enes (ra) rivayet ediyor:

    "Kıyamet Gününde, insanlar birbirlerine gire. cekler. Hz. Adem Aleyhisselâma gelip, "Evlatla rına şefaat et!" diye talepte bulunacaklar. O ise "Benim şefaat yetkim yok. Siz İbrahim Aleyhisse lâma gidin! Çünkü o Halilullah'tır" diyecek.

    İnsanlar Hz. İbrahim'e gidecekler. Ancak da, "Ben yetkili değilim! Ancak Hz. İsa'ya gidin Çünkü o Ruhullah'tır ve O'nun kelamıdır!" diye cek.

    Bunun üzerine O'na gidecekler. O da, "Bell buna yetkili değilim. Lakin Muhammed'e (asm) gidin!" diyecek. Böylece bana gelecekler.

    Ben onlara, "Ben şefaate yetkiliyim!" diyece ğim. Gidip Rabbimin huzuruna çıkmak için izin talep edeceğim. Bana izin verilecek. Önünde durup, Allah'ın ilham edeceği ve şu anda muk-tedir olamayacağım hamdlerle Allah'a medh !! senada bulunacak, sonra da Rabbime secdeve kapanacağım.

    Rab Teâlâ, "Ey Muhammed! Başını kaldır! Di lediğini söyle, söylediğine kulak verilecek. Ne arzil ediyorsan iste, talebin yerine gelecektir! Şefaatte bulun, şefaatin kabul edilecektir!" buyuracak.

    Ben de, "Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi is-tiyorum!" diyeceğim. Rab Teâlâ, "(Çabuk onların

    YanıtlaSil
  192. Ahiret Hayatı/51

    yanina) git! Kimlerin kalbinde buğday veya arpa danesi kadar iman varsa onları ateşten çıkar!" diyecek. Ben de gidip bunu yapacağım! Sonra Rabbime dönüp, önceki hamd u senalarla hamd ve senalarda bulunacağım, secdeye kapanaca-ğım. Bana, öncekinin aynısı söylenecek. Ben de, "Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine, "Var, kimlerin kalbinde hardal da-nesi kadar iman varsa onları da ateşten çıkar!" denilecek. Ben derhal gidip bunu da yapacak ve Rabbimin yanına döneceğim. Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana, evvelki gibi, "Başını kal-dır!" denilecek. Ben de kaldırıp, "Ey Rabbim! Üm-metim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine, "Var, kalbinde hardal danesinden daha az miktarda imanı olanları da ateşten çıkar!" denilecek. Ben gidip bunu da yapacağım. Sonra dördüncü sefer Rabbime dönecek, o hamdlerle hamd u senada bulunacağım, sonra secdeye kapanacağım. Bana, "Ey Muhammed başını kaldır ve (diledi-ğini) söyle, sana kulak verilecektir! Dile, talebin verilecektir! Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir!" denilecek. Ben de, "Ey Rabbim! Bana Lâ ilahe il-lallah diyenlere şefaat etmem için izin ver!" di-yeceğim.

    Rab Teâlâ: "Bu hususta yetkin yok! -veya: Bu bususta sana izin yok!- Lakin izzetim, celâlim.

    YanıtlaSil
  193. 52 | Hadislerden Seçmeler

    kibriyam ve azametim hakkı için La ilahe illalla diyenleri de ateşten çıkaracağım!" buyuracak

    Katab-i Sitte, Hadis No: 509

    ...

    Enes ibni Malik (ra) rivayet ediyor ki:

    Kıyamet Günü bulul ettiğinde (umumi s rette) ben sefaat ederim. Bunun üzerine ben: Rabbi! Gönlünde hardal danesi kadar ima olanları Cennet'e koy, diye niyaz ederim, bun faat ederim.

    Cennete girerler. Sonra ben: Yâ Rabbi! Hard danesinden az İmanı olanları da koy, diye

    Sahih-i Buhari, Hadis No: 21

    ***

    Enes (ra) rivayet ediyor:

    (Bir gün), "ey Allah'ın Resulü! Kıyamet Gu bana şefaat edin!" dedim. "İnşaallah yapa ğım!" buyurdular. Ben tekrar: "Sizi nerede a yıp bulayım?" dedim. "Beni ilk aradığın zame sırat üzerinde ara!" buyurdular. "Size (orac rastlayamazsam?" dedim. "Mizan'ın yanı beni ara!" buyurdular. "Orada da size rastlay mazsam?" dedim. "Öyeyse beni havzın yanı ara! Zira ben üç mevkinin dışına çıkmam!" yurdular.

    Kütüb-i Sitte, Hadis No: 500

    YanıtlaSil
  194. Ahiret Hayatı/53

    İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:

    Ben şefaat etmek ile ümmetimin yarısının Cennete girmesi arasında bir tercih yapmam bu-susunda serbest bırakıldım. Ben şefaati tercih ettim. Çünkü o daha umumî ve maksadı daha çok karşılayıcıdır. Siz şefaatin takva sahibi mü'minlere mi edileceğini sanıyorsunuz? Hayır, bilakis o günahkâr, manen kirlenmiş çok hata işleyenler içindir.

    İbni Mace, Zühd: 37.

    ***

    Enes (ra) rivayet ediyor:

    Her peygamberin kabul edilecek bir duası var-dır. Onlar bu duayı yaptılar ve kabul edildi. Ben ise duamı Kıyamet Günü ümmetime şefaat ola-rak sakladım.

    İbni Mace, Zühd: 37; Buhari, Tevhid: 31.

    ***

    İbni Abbas (ra) rivayet ediyor:

    Kim ki, ümmetime iletmek üzere kırk hadis ez-berlerse, Kıyamet Günü ben onun şefaatçisi ve şahidi olurum.

    İbni Adiyy'in el-Kamil'inden.

    ***

    YanıtlaSil
  195. ALTINOLUK

    (kan 2020 Nater 1442 185011

    416

    www.altinoluk.com

    Bebnem ve Altınçocuk ile birlikte...

    SİYER-İ NEBÎ

    ÖMÜRLÜK MÜFREDAT

    YanıtlaSil
  196. Osman Nüri TOPBAŞ

    Gönül Bahçesinden

    OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ İLE SİYER-İ NEBİ ÜZERİNE....

    SİYER-İ NEBÎ KUR'ÂN'IN FİİLÎ TEFSİRİDİR

    ALTINOLUK: Allah Rasûlü Efendimiz'in hayatını öğrenmek, bilmek ve oradan dersler çıkarmak, bir müslüman için neden zaruridir?

    OSMAN NÜRİ TOPBAŞ: Çünkü müslümanın dünya ve ähiret saådeti, Rasûlullah Efendimiz'i kalben tanımaya ve O'nun izinde bir hayat

    yaşamaya bağlıdır

    Efendimizin sireti; saf ve berrak bir ayna gibidir. Her insan o aynada iç ve dış dünyasını, häl ve amelini, ahlak ve davranışlarını seyredip kendi durumunu mizân edebilir. Bu aynada

    gördüklerine göre hälini islah etmek, her mü'minin vazifesidir.

    Rasûlullah'in ahlâk-ı hamidesi, ilähi terbiye neticesi verilmiş müstesnä bir nimettir. Efendimiz ümmi bir peygamberdi. O'nun yegane muallimi Cenab-ı Hak'tı. O, hiçbir beşerden ders almadı, fakat bütün beşeriyetin muallimi oldu. Bugünkü psikoloji, pedagoji, sosyal-antropoloji vs. insana hitap eden ve insan rühunu tahlil eden ne kadar ilim varsa, onların hepsinde, Efendimiz zirveyi teşkil etti. Onun toplumunda ne bir psikolojik rahatsızlık, ne bir ekonomik kriz, ne de bir sosyal buhran vardı. Bütün muhaddisler, müfessirler,

    YanıtlaSil
  197. cellilerden Tesellilere...

    AŞADIKLARIMIZ

    satırları dünyanın Bourları yazdığım sırada duen devletlerinin desteğiyle Gazze'de yürüt-mekte olduğu katliam devam ediyordu. Ne yazık ki artık Gazze'deki can kayıpları; haber bültenlerinde fazla detaya girme-den, sadece vurulan adresler ve can kay bı sayısı verilerek geçiştirilmeye başlandı. Müslümanların ölmesine ne kolay alıştık...

    Evet, alıştık çünkü zaten alışkınız. Ha-lep'te sivil halkın yaşadığı yerleşim yerle-rine bombaların atılmasıyla; milyonlarca insanın yerlerinden, yurtlarından çıkıp yollara dökülmesinin üzerinden ne kadar zaman geçti?

    90'lı yıllar, Bosna Hersek halkının, yine Avrupa'nın sessizce desteklemesiyle Sırp soykırımına maruz kaldığı yıllardı. Geçmişe doğru gittikçe bu liste uzar gider. Doğu Tür-kistan'da, Arakan'da, Keşmir'de, Kafkaslarda, Cezayir'de, Kıbrıs'ta, Anadolu'da...

    Bizler de birçoğumuz katliamlardan sağ kurtulmuş, nice acılar yaşamış ailelerin so yundan geldik. Kimimiz Balkanlardan, ki-mimiz Kırımdan... Anadolu'ya göç ettik.

    Ne yazık ki acılar unutuldu. Torun-lar, büyük anne-babalarının yaşadıklarını bilmiyor. Dedelerimizden Mustafa Asım UÇAROK Hocaefendi de Kafkaslardan göç etmiş bir ailenin çocuğuydu. Babaannemiz-den duymuştuk: Ermeni-Rus mezalimin-den kurtulmak için; ailenin kadın, çocuk ve yaşlıları kafileler hâlinde Anadolu'ya gelmiş-ler. Erkeklerin birçoğu; ailelerini gönderdik-ten sonra tekrar cepheye dönerek, düşmanı mümkün olduğu kadar durdurmaya çalış-mışlar. Onların fedakârlığı olmasa, belki ül-kemizin sınırları çok daha farklı çizilecekti.

    Birinci Dünya Savaşı'ndan çıktığımız zaman; emperyal devletler, Osmanlı yur-dunu diledikleri kesime peşkeş çekebile-ceklerini düşünüyordu.

    14

    AOCAK 2024

    YanıtlaSil
  198. Filistinlilerin dramı da he nüz Osmanlı Devleti'nin bir top rağı iken, Ingiliz dışişleri bakanı Balfour'un bu bölgeyi yahudi lere va'detmesiyle başladı. Hal buki Birinci Dünya Savaşı sıra sında, Ingiltere; o sırada Osmanlı yönetiminde olan bu topraklar-da yaşayan Filistinliler de dâhil Arap halklarına da gelecek için vaatlerde bulunmuş ve onları Os-manlı'ya karşı bağımsızlıkları-ni (1) ilan etmeye teşvik etmiş-ti. Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in Osmanlı'ya ihånet etmesini sağ-lamak için; bütün Orta Doğu'nun Araplara verileceğini, Filistin de dahil büyük bir Arap devletinin kurulacağını va'detmişti.

    Balfour Deklarasyonu diye bilinen belge; hiç ümit etmedik-leri bir zamanda, yahudilere bir ülke va'dederek tarihi hádiselerin yönünü belirledi. Balfour Deklå-rasyonu; o sırada Birleşik Kral-lık vatandaşı yahudilerin liderle-rinden Lord Walter Rothschild'e gönderilen bir mektuba ekli o-larak yollanmıştı. Lord Rothsc-hild, Siyonizm'in en önde gelen savunucusu ve İngiltere Siyonist Federasyonu'nun da başkanıydı.

    OCAK 2024

    O sırada Osmanlı Devleti'ne ait olan bir toprağı; hem Arapla-ra hem yahudilere söz veren In-giltere, böylece bitmeyen bir sa-vaşın fitilini ateşledi.

    Esasen 75 yıldır İslam coğ rafyasının göbeğinde yaşanan zulüm ve katliamın sebebi; Os-manlı'nın yıkılması ve hilåfetin kaldırılmasından bu yana başsız kalan müslümanların toprakla-rının, düşman güçler tarafından küçük ülkelere bölünmesidir.

    Görünüşte bu topraklar üze rinde adı; Lübnan, Ürdün, Su-riye, Irak, Mısır isminde birçok devlet vardır. Ama bunların ne kendi başlarına bir gücü vardır, ne de bir araya gelip ortak bir irade beyan edebilirler. Çünkü batının böl-yönet siyaseti; düş-

    15

    YanıtlaSil
  199. manını böyle etkisiz, güçsüz ve dışarıdan emirlerle yönlendirile-bilen küçük bölgelere ayırmak-tan ibarettir.

    Aynı siyasetin icabı olarak, 1917'de İngiltere'nin Mescid-i Akså ve çevresini işgal etmesiy-le başlayan süreç, bölgeye yahu-dilerin göç ettirilmesiyle hedefi-ne ulaştı. Bilindiği gibi; bölgede kurdurulan İsrail devleti, Birleş-miş Milletler tarafından hemen tanındı ve koruma altına alındı.

    Küçücük bir alana, yoğun bir yahudi göçünün sağlanma-sıyla sun'î bir İsrail Devleti'nin kurdurulması; bugün yaşanan ve dünyanın en uzun süren, en çözülemez siyasi düğümü olan <<İsrail-Filistin Meselesine yol açtı. Hiçbir zaman bir barış an-laşması yapılmadığı için, sonraki yıllarda daha fazla savaş ve çatış-ma yaşanmaya devam etti.

    Filistin'in işgali, nasıl haç-lı zihniyetinin İslâm coğrafyası üzerinde oynadığı oyunların bir parçası ise, bizim ülkemiz üze-rinde de benzer emeller vardı ve hâlen de vardır. Haçlı ittifa-kına kalsa; ülkemizin kuzey ve batı sahillerini Rumlara, güney ve doğu kesimlerini Ermeni'ye teslim edeceklerdi. Türklere keçi otlatacak kadar, birkaç dağınık dağlık bölge bırakacaklardı. Yani durumumuz, bugünkü Filistin'in durumundan farklı olmayacaktı. Allah-Zülcelâl- Hazretleri hesap-larını bozdu. Anadolu halkının direnişi vesile oldu, Allah -azze ve celle- Hazretleri onları birbi-rine düşürdü.

    İstiklâl gazisi dedemden, sa-vaş yıllarına ait hâtıraları dinler-dim.

    O yıllarda dedem, medrese talebesi iken, cepheye gönüllü o-larak gitmiş. Hocaları da onları teşvik etmiş ve hatta;

    "-Biz bu ilimleri niye oku-duk? Amel etmek için değil mi?

    YanıtlaSil
  200. Yeni nesillerimizi yetiştirirken en çok da devamlı bir savaşta olduğumuzu öğretmemiz gerekiyor. Savaş bazen, bazı cephelerde ısınır; bombalar patlar, canlar yanar, kanlar dökülür. Bazen de soğuk usûllerle sinsice devam eder. Orada da sabır imtihanı vardır.

    Boykotla, şuurla, uyanık olmakla, tavizsizlikle, sebatla duruşumuzu devam ettirme imtihanımız bitmiyor.

    Eğer buralar düşmanın eline geçerse dinimizi nasıl yaşaya-cağız? Ya Allah zafer nasip eder ya da şehid oluruz!" diyerek on-larla birlikte cepheye gitmişler. Ancak nedense onlara; cephane, tayın vs. verilmemiş. Demişti ki:

    "-Şiddetli yokluk vardı. Bazı arkadaşlar açlığa dayanamayıp; ot, yaprak gibi şeyler yerlerdi. Ye-dikleri dokunurdu, açlıktan daha beter olurlardı. Ben ise yetim bü-yüdüm, açlığa alışkındım. Bil-mediğim şeyi yemezdim. Sab-rederdim."

    O sırada hoca dedemiz çok hızlı koştuğu için, cepheler ara-sında haber götürüp getiriyor-muş. Bakmış ki hocalarından ve talebe arkadaşlarından bir tek kendisi sağ kalmış. Süngü harp-lerinde çoğu arkadaşı şehid düş-müş. Bunda kasıt olup olmadığı-nı bilmiyorum.

    Savaştan sonra da başka bir mücadele başlamış. Bu sefer de gizlice talebe yetiştirdiği için ta-kibata uğramış. Lâik cumhuri-yeti eleştirdiği iddiasıyla, İstik-lål mahkemelerinde yargılanmış. İnsaflı hakime denk gelmiş. İdam edilmek nasip değilmiş, Kur'ân'a hizmet etmek nasip olmuş. De-mokrat Parti'nin kurulmasından sonra biraz rahat yüzü görmüş

    YanıtlaSil

Yorum Gönder