Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
تُؤْذِي الْمُؤْمِنَ وَلَا تُجَاوِرُ الْجَاهِل (طب وابن عبد البر في العلم وابو نصر غريب عن ابن عمرو)
4158- Az fıkıh, anlamadan yapılan çok ibadetten ha- yırlıdır. Kişiye anlayarak ibadet ettiği zaman, fıkıh kâfi gelir. Yalnız kendi görüşünü beğendiği zaman o kişinin cehaleti kendisine ye-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 05:08 RÂMÜZÜL EHADÎS
(HADİS ANSİKLOPEDİSİ)
AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
(2.CİLT)
Baskıya Hazırlayan: ARİF PAMUK
YANITLASİL
yuksel24 Mayıs 2024 05:59 ATATÜRK'ÜN SON MESAJI
Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'
Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla
dunyaya açıkladı.
Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102
30 FR. evvel 1409
10 ATATÜRK'ÜN SON MESAJI
Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'
Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla
dunyaya açıkladı.
Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102
30 FR. evvel 1409
10 Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti den alıntı.
Gizli Vasiyetin Esrarı... Atatürk'ün õlmeden önce "Asker menşeli olanları cumhurbaşkanı yapmayın" diye bir vaslyet ettiği belirti len bu bölümde, bu vasiyetin yok oluşu açıklanıyor.
Halid Paşa Cinayeti......... 163-210 Muhalif mebuslardan Halid Paşa'nın Meclisde katledilışının anlatıldığı bu bölümde, devlet terörünün ti pik bir örneği veriliyor.
Harf İnkılabı Niçin Yapıldı?............ 211-286 İslam harflerinin bırakılıp. Lätin harflerinin alınış safhalarının işlendiği bu bölümde, bu inkılâpla Islam kültürünü yok etmenin hedeflendiği anlatılıyor.
287-300
Dünden Bugüne Cami Aleyhtarlığı Cumhurbaşkanı Kenan Evren'ın, okul yapmanın cami yaptırmaktan daha sevap olduğunu ileri sürmesine dikkat çekilen bu bölümde, geçmişteki cami düşmanlığından örnekler veriliyor.
5. CILT
Çerkez Ethem Hain miydi?. Resmi tarih tarafından "hain" olarak tanıtılan Çerkez Ethem'in nasıl vatanperver bir kimse olduğu an- latılan bu kısımda, onun tahriklere kapılmayışı isbat ediliyor.
5-212
Kore Zaferi. ..... 213-302 Bu bölümde, binlerce kilometre uzakta komünistlere karşı savaşan Mehmedciğin başarıları anlatılıyor.
6. CILT
......... 5-68 M. Kemal Paşa'ya muhálií, dindar ve vatanperver bir mebus olan Ali Şükrü Beyin öldürülüşünün an latıldığı bu bölümde, suikasti tertipleyen Topal Osman'ın tahriklere kapıldığı ifade ediliyor.
All Şükrü Bey Niçin Öldürüldü?.
Neler Okuttular?........ 69-232 Cumhuriyetten sonra okutulan ders kitaplarının ele alındığı bu bölümde, kitap muhtevålarının "dinsiz bir nesil yetiştirmeye yönelik olduğu örneklerle isbat ediliyor.
Ateizmin Bayraktarı Abdullah Cevdet.....
233-266 Bu bölümde, dinsizliğin bayraktarlığını yapan Abdullah Cevdet ve fikirleri anlatılarak, onun inkılâpia- ın fikir babalığını yaptığı belirtiliyor.
İş Bankası Hangi Parayla Kuruldu?.... 267-300 Hindistan Müslümanlarının İstiklal Harbi için gönderdikleri paralarla kurulan Iş Bankasının mevzu edildiği bu bölümde, gelen pararın hedefi dışında kullanıldığı açıklanıyor.
Ayasofya Zulmi
7. CİLT
1-104 Sahte bir kararnameyle kapatılan Ayasofya'nın geçmişi, Fatih'in vakliyesi, kapatılış safhası ve açılması yolunda yapılan teşebbüslerin anlatıldığı bu bölümde, milletin hisiyatına tercüman olunuyor.
Yamada Baлия. Milet trådestyle tek parti diktasına son veren DP'nin, askeri bir ihtilälle alaşağı edilmesine medhiye 105-204
düzen yazarların mevzu edildiği bu bölümde, o zamankı basından örnekler veriliyor.
İhtiläl Fetvicılan
İhtilale fetvä veren sözde aydınların tavır ve sözlerinin ele alındığı bu kısımda, onların yüzkarası halleri anlatılıyor. 201-300
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI İman Mayıs 04, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Ben nefs-i emmareyi İngilizce'ye 'zalim' (tyrannical) olarak tercüme ettim. Bu bize zulmeden nefistir. İlginçtir; Mevlana nefs-i emmareden firavun olarak bahseder. Nefs-i emmareyi İngilizce'ye çevirmeye kalkıştığımda endişelenmiştim. Ben kimdim ki, kısır Kur'an ve Arapça bilgimle Kur'ani bir kavramı tercüme etmeye kalkışıyordum! Mevlana'nın kitabını okuduktan sonra, 'Elhamdülillah, tercümem o kadar da fena değilmiş' dedim, çünkü orada nefs-i emmare Firavun olarak tasvir ediliyor.
YANITLASİL
yuksel27 Mayıs 2024 06:20 Ekim 2003 Sayı: 212 Şaban 1424-4.250.000 TL. (KDV dan
Bir kimse nası gücendirmek pahasına, Allah'ı hoşnud ederse, insanların kötülüklerine karşı Allah kafi gelir. Bir kimse de insanları hoşnud etmekle Allah'ı gücendirirse, Allah onu insanlara bırakır. Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 401 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel28 Mayıs 2024 00:40 Bir kimse halkı nazarı itibare almadan Allah'ı hoşnud ederse, Allah ona kafi gelir. Allah'ı gücendirerek mahlukatı hoşnud ederse, Allah o mahlukatı kendisine musallat eder. Ravi: Hz. Amr İbni Şuayb (r.a.) Sayfa: 401 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel28 Mayıs 2024 00:58 Bir kimse geçmiş ve gelecek insanların ilmine malik olmak isterse, Kur'an-ı Kerim'i tahlil etsin. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 401 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır." Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 270 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
rim.» Bundan da anlaşılır ki Cennet'e amel ile girilmeyip Hüdânın rahmetine muhtaç olunur. Nitekim bir hadis-i şerifte de bildirilmiştir.
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) saadet ve iclâl ile şöyle buyurmuştur: Ey ashabım ve ey ümmetim. Sizden hiçbiriniz ameli ile Cen- net'e girmez. Lâkin, şânı yüce Allah'ın rahmeti sebebi ile girer.
O zaman ashab-ı kiram:
Yâ Resûlallah; siz de ameliniz ile Cennet'e girecek misiniz? di- ye sordular. O da saadet ile:
Ben de yaptığım işle, amelim ile girmem. Allahın rahmeti her halde. beni sarmış olsa gerektir. Netekim kın içine giren şeyi, kı- nın sarıp sarmaladığı gibi beni de Allah'ın rahmeti bürümüştür! bu- yurmuşlardır.
YANITLASİL
yuksel30 Mayıs 2024 01:23 ŞERHİ DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVĀRİKI'L-ENVAR
6240- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, yüzleri (suretleri) insan sureti gibi, fakat kalpleri şeytan kalbi olacaktır. Kan akıtacaklar, çirkin hareketlerden çekinmeyecekler. Onlara tabi olursan sana oyun yapacaklar, onlara güvendiğin takdirde sana hiyanette bulunacaklar. Çocukları yüzsüz, gençleri arsız olacak. Yaşlıları ise iyiyi emretmeyecek, münkerden alıkoymayacaklar. Onlarca sünnet bidat, bidat ise sünnet sayılacak. Onlarda emir boş ve bozuk olacak. İşte o zaman Allah onlara aralarından en kötü olanları musallat kılacak. İyileri şerlerinden kurtulmak için dua edecekler, ama dualan kabul edilmeyecek.
edecek, Allah: "Sen yalnız kendine dun gelede duanı kabul edeyim. 6242- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi umuma dua Umum halka gelince ben onlara gazap edeceğim." buyuracak.
YANITLASİL
yuksel30 Mayıs 2024 03:38 -٦٢٤٣- يَأْتِي عَلَيْكُمْ زمان لا ينجو فيه الا من دعا دعاء الفريق رهب من
حذيفة ونعيم بن حماد عنه) 6243. Size öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda içinizden oncak boğulmak üzere olan kişinin duası gibi dua eden kimse kurtulur.
6244- İnsanlara öyle bir zaman gelip çatacak ki, cemaat, mescitlerde halka olup oturacak, fakat bütün gayeleri dünya menfaatı olacak. İşte bu gibilere Allah'ın ihtiyacı yoktur. Binaenaleyh siz onlarla oturmayın.
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ Ramuz ul Ehadis Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Pamuk Yayınları cilt.. 1.sy.174.
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32 Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34 Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35 oscar Yayınları sy. 217.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00 keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01 kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; igfal... aldatma, kandırma, yanıltma. cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11 بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06 İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Ravi: Hz. Saad (r.a.) Sayfa: 399 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri
olur? Cevaplandırır mısınız?
CEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (Ihlás) iki kısma ayrılır:
1 Amelde samimiyet,
2 Sevap beklemede samimiyet.
AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir
adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin sayğı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.
Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve amel işlemek demektir.
SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.
Havariler İså Peygamber'e sorarlar: «Samimi (halis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir? İså Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:
Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.»
Allah'ı sevmenin yolu Resûlullaha (a.s.m.) tabi ol- maktan; söz, hål ve hareketlerimizde onu ölçü almak- tan geçer.
Resûlullahın (a.s.m.) hadislerinin herbiri ise karan- lıkta kalanlara bir ışık, yolunu şaşıranlara bir rehber, ölünceye kadar doğru yolda tutan bir kılavuzdur.
Resûlullahın (a.s.m.) hadisleri ahiret yolcusu olan insanlar için en sağlam birer ölçü, esas ve hayat pren- sipleridir. Bilhassa bunalımda olan çağımız insanlarına bir kurtuluş simidi, huzur ve saadet yollarını gösteren hatasız bir programdır. Hayata hayat, ruh ve nurdur.
Günümüzün insanının onun emir, yasak ve öğütle- rinden istifade edecekleri çok şeyler var. Ruh, kalp ve vicdanlar, onlara gıda, hava ve su kadar muhtaçtır.
***
Camiü's-Sağir, 10,000 civarında hadis-i şerifi ihtiva eden meşhur hadis kitaplarından biridir. Uyanıkken yetmiş defa Resûlullahı (a.s.m.) gören Celaleddin es-Suyuti (1445-1505) tarafından tasnif edilmiştir. Elinizdeki cildlerde, bu eserin, Feyzü'l-Kadir isimli şer- hi esas alınarak günümüze bakan 4000 civarında hadis ele alınmış, bazılarının açıklamaları yapılmıştır.
نفسه ] بو اشارات الاعجاز تفسيرى اسكى حرب عمومنيك مركي سنه سنده، جبهة حريده مأخذ من اولارق كتاب موجود و تاريخي خالده تأليف ابد والمشدر حرب زمانتك ضرور تمدن باشقه [ درت سبيه ] بناء عانت مختصر و محازلی طر زده باز بلمن فاتحه ونصف اول داها محمل، داها مختصر قالمشدر.
اولاً ) او زمانه، ايضاحه مساعده انیمییوردی اسکمی سعید، ایجازلی و قیصه بر تعبیر انله افاده مرام ابد بیوردی .
ثانيا ) غايت ذكى اولان كندى طلبه لرينك درجه فهملرینی دوشونو یوردی . باشقر كران افلامه لرینی دو شو نمیوردی .
ثالثا ) اسكى سعيد ال دقيق وان اینجه اولان نظم قرآنده کی [ ایجاز لی اولان اعجازی ] بیانه ایندیگی ایچونه قیصه و اینجه دو شمندر فقط شیدی ایسه، یکی سعید نظریه مطالعه القدم. الحق، السكى سعيدك بتون خطيئة آتياله برابر شو تفسیر ده کی تدقیقات عاليه ، ونك به شاه أتريدر. ياز بلدیغی وقت دائما شهيد اولمغه حاضر لا نديفي ايجون، خالص بر نیت ایله وبلاغتاك قانونارينه و علوم عربي ناك دستور لرين تطبيق الدرك بازدیفی المجون، هیچ برینی جرح ايده مدم. بلکه جذاب همه بواثری اول بر كفارت الذنوب يا باجعه و بو تفسيري ده نام آخلا یا جقه آدماري بتشديده جك ان شاء الله.
اگر برنجی حرب عمومی کی ما نعلم اول ماسه ايدي، تفسيرك شو برنجي جلدي، اعجاز وجوهندن اولان اعجاز نظمی بی بیان ایتدیگی کی دیگر جزولی و مکتوبارده، متفرقه حقائق تفسیری بی اینه آله ایدی قرآنه معجز البيانه کول به تفسير جامع اولوردی . بلکه ان شاء الله شو جزء تفسير و التمن التي عدد، بلکه یوز اوتوز عدد سوزلی و مکتوبات - ساله لريله برابر مأخذ اولورسه، اياريده بختيار بر هیئت او لکه بر تفسیر قرآنی از سینه ان شن الله
umûminin birinci senesinde, cebhe-i harbde, me'hazsiz olarak kitap mevcûd olmadığı halde te'lif edilmiştir. Harb zamanının zarúretinden başka, "Dört Sebebe" binäen gayet muhtasar ve icazlı bir tarzda yazılmış. Fâtiha ve nisf-1 evvel, daha mücmel, daha muhtasar kalmıştır.
فاقل
Evvelen: O zaman, îzaha müsaade etmiyordu.
Eski Said, îcâzlı ve kısa bir ta'birátla ifåde-i meram ediyordu.
Saniyen: Gayet zeki olan kendi talebelerinin derece-i fehimlerini düşünüyordu. Başkaların anlamalarını düşünmüyordu.
Sâlisen: Eski Saîd, en dakik ve en ince olan nazm-ı Kur'ândaki -îcâzlı olan i'câzı-beyân ettiği için, kısa ve ince düşmüştür. Fakat şimdi ise, Yeni Saîd nazarıyla mütâlaa ettim. Elhak, Eski Saîd'in bütün hatîâtıyla beraber şu tefsîrdeki tedkikät-ı âliyesi, onun bir şäheseridir. Yazıldığı vakit däima şehîd olmaya hazırlandığı için, hâlis bir niyet ile ve belägatin kanunlarına ve ulûm-u Arabiyenin düstûrlarına tatbik ederek yazdığı için, hiçbirini cerh edemedim. Belki Cenâb-ı Hakk bu eseri, ona bir keffâretü'z-zünüb yapacak ve bu tefsîri de tam anlayacak adamları yetiştirecek inşaallâh.
Eğer birinci harb-i umûmî gibi mâni'ler olmasa idi, tefsîrin şu birinci cildi, i'câz vücûhundan olan i'câz-ı nazmiyi beyân ettiği gibi; diğer cüz'ler ve mektublar da, müteferrik hakäik-i tefsîriyeyi içine alsa idi, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân'a güzel bir tefsîr-i câmi' olurdu. Belki inşaallah şu cüz'-i tefsîr ve altmış altı aded, belki yüz otuz aded Sözler ve Mektubât risáleleriyle beraber me'haz olursa, ileride bahtiyar bir hey'et öyle bir tefsîr-i Kur'ânî yazsın inşaallah.
Muhterem Sâdık DÂNA Efendi Hazretleri ile sohbet... (6)
Bir müslümanca yaşama problemi var. İnsanlar neden ele, dile, kalbe sahip olamıyorlar?
"Seyrü Sülük Görmeyince..."
befisler azıyor. N Memlekette maddi refah var. Refah da o azgınlığı ziyadeleştiriyor. Tabii seyrü sülük görmedikten sonra bir insan hadddini bilemez. İstediği kadar abid de olsa zahid de olsa, harama helale dikkat edemeyecek hale gelir. Yegane sebebi bu. Tefrikalar vesairenin de yegáne sebebi bu. Çünkü mideden inenler hep şüpheli. Bundan sonra da gittikçe kontrol guçleşiyor.
-Efendim geçen sayımızdaki sohbette hacla başladık, Muhterem Sami Efendi Üstadımızla be reketlendi. Bu gün müslümanların, bir müslüman ca yaşama problemi var. Yani ele, dile, göze sa hip olamama problemi var. İş hayatında bir takım problemler.. İzin verirseniz bu konu üzerinde soh bet edelim biraz, Bu, İslam'ı yaşama problemi ne reden kaynaklanıyor?
Sadık DANA- Nefisler azıyor. Memlekette maddi refah var. Refah da o azgınlığı ziyadeleşti riyor. Tabii seyrü sülük görmedikten sonra bir in san hadddini bilemez. İstediği kadar abid de olsa zahid de olsa, harama helâle dikkat edemeyecek hale gelir. Yegâne sebebi bu. Tefrikalar vesairenin de yegâne sebebi bu. Çünkü mideden inenler hep şüpheli. Bundan sonra da gittikçe kontrol güçleşi yor. Büyük marketler açılıyor, içinde ne olduğu bi
linmeyen türlü türlü şeyler satılmaya başlanıyor Nahoş şeyler. Yabancı firmalar var, eti dışandan getiriyor. İthal et... Belki domuz eti vardır, kimden kimin haberi var. Avustralya etleri var meselä kilo su 5 riyal Hicaz'da, on senelik et, çürümüş iyice Çok şeyde kullanıyorlar onu, kebabta, çörekte Öbür tarafta başka et var 15 riyal, başka et var 25 riyal, başka et var 50 riyal Hicaz'da. Yabancı yiye cek firmaları o etlerden getiriyor, harman yapıyor, bolca biber-baharat koyuyor, yeni bir lezzet so kuşturuyorlar. Bizim de başımızdan geçti. Bir gün sohbet olacak, hayli misafir gelecek... Et ciddi ola rak kokmuş. Aşçı Hüseyin efendi vardı, dedi ki "mis gibi et". Yıkadı yıkadı, kokusu azaldı, sonra onu güzelce baharatladı, oldu mis. Onu yiyenler doyamadılar. Bunlarınki ondan kat kat berbat Yani insanlar hem kendine sahip olamıyor, hem çoluk çocuğuna sahip olamiyor. Mideye girenler
sevimsiz sevimsiz şey-ler. Bu da tabil ahlakta tesirini gösterir.
-Sonra efendim bir de şu var şimdi, her şey ortada. Dönerler ortada, tavuklar ortada. Alabilen var, alamayan var. Bun da da, hem kul hakkı ka yor, fukaranın ve gari-bin hakkı, hem de bir nefis kalıyor. O güzel ko-kularia eziyet ediliyor ümmet-i Muhammede...
-Muhterem üstadı-mız efendimiz devletha-neye giderken muhak-kak bir şey götürürlerdi. Sünnet-i seniyye bu. Çarşıya uğrayacak, bir şeyler alacak. Büyük bir mendili vardı. Evvelce çarşaf gibi mendiller olurdu. Ekmek dahi alsa, onu dışardan güzekme-yecek şekilde sımsıkı sarar, devlet-haneye öyle götürürdü. Halbuki şim di ekmeğin yüzüne bakan kim, misal olarak.
-Elendim bir tasavvuf ehlinin gönül ålemiyle muamelatı arasında tenasüb olmalı değil mi?
-Esasında fark olmaması lazım... Esasında. Ama bazı noksanlıklar oluyor tabii. Bir kısmını tat-bik ediyor, bir kısmını tatbik etmiyor. Gönül âlemi zayıf düşüyor. Her ders alan, umulduğu gibi bu yoldan istifade edemiyor. Ama dışarıdakilere nis-beten gene de bir fark oluyor.
Nasıl yapmalı efendim? Dışarısı böyle, İs lam'ın düzenlediği bir hayat değil. Yani gözü koru-mak, eli korumak, kalbi korumak için nasıl bir itina göstermeli?
-Allah'a dua etmek. İş hakikaten ona geliyor. Bu devirde hakikaten zor. Siz kendinize hakim ol-sanız bile oğlunuz veya yeğeniniz böyle cazib yerlerin tiryakisi oluyor. Gençleri cezbediyorlar. Halbuki buralarda alınan, 6
yenen her şey şüpheli Efendim siz bir zat-tan bahsetmiştiniz. Ham-di Efendinin meclisine girdiği zaman herkes ona
F aiz bereketi mı bereket cehaletten. giderir. Faiz kalktı başlar. O tabi iki Faiz en zararlı bir şey, hem manen hem maddeten. Kim faize elini atmışsa çürüyüp gitmiştir. Bazı müesseseler var, büyük müesseseler zahiren. Kazandığının onda dokuzunu faize veriyor. Fuzuli yere hammallık yapıyor maddi bakımdan. Manevi bakımdan ayrıca felaket.
hürmet eder, ayağa kal-kar demiştiniz. Reba Molla diye bir zattı gali-ba.
-Evet Rebi Molla idi. Elmalılı Hamdi Efen-diler ve emsali zevat, bu zâtı getirir, baş köşeye oturturlardı. Bir Cemal efendi vardı. Esasında Rum imiş evvelce. Son-ra Rebi Molla'nın halini görmüş, gıbta etmiş, bu ne güzel insan diye. Re-bi Molla geceleri ibadet ediyor sabaha kadar, de-dikodusu yok. İyi kötü tefrik etmeden herkese şefkat kanadı açık. Ha-liyle kaliyle tam bir müs-lüman. Herkes tarafın-dan çok seviliyor. Bu Ce-mal efendi de Rebi Mol-la'nın halini görüp müs-lüman oluyor. Sonra da ihvan oluyor. Ben sor-dum "nasıl oldu?" diye, anlattı. "Bizim komşumuz vardı Rebi Molla, diye. İki ineği vardı. Sütlerini satar, onunla rızıklanırdı. Bir gün bu inekler bizim bahçeye girmiş, oradaki otlardan yemişler. Bunu gören Rebi Molla işçisine ineklerin sütünü bize teslim etmesini tenbih etmiş. Biz kabul etmedik, "o sütler sizin" dedik. Ama Re-bi Molla, ottan gelen gıdalar tahavvülât geçirince-ye kadar o sütleri ne sattırmış, ne de içilmesine müsade etmiş. Biz onun bu haline aşık olduk. On-dan sonra da hem Müslümanlıkla şereflendik, hem de bu yolu bulduk. Onun için istikamet çok mühim. Herkes çocuğunu şehzade gibi büyütüyor. Benim çocuğum aslan, benim çocuğum kaplan. Çocuğa para veriyor hesabını sormuyor. Babam benden beş kuruş aldı, hiç unutmam. O zaman gazete beş kuruştu. Bir ay sonra "Musa al, dedi, şu beş kuruşu senden almıştım". Yani bize böyle itinä ettirdiler elhamdülillah.
Her işin başı istikamet
,
-Hatta efendim, biz karşı tarafa, Çarşamba ya mektebe giderken se fer tasıyla yemek götü-rür-dük, varlıklı bir aile çocuğu olmamıza rağ-
men Rahmetli annemiz akşam dan yemek koyardı, Sefer tasty la götürür, onu açar, soğuk ola rak yerdik. Onun kazandırdığı çok şey oldu bize efendim. In-san nasıl alışıyorsa öyle gidiyor. Sadece ekmeği dışarıdan alır-dik
Herkes evden götürürdü. Memur olsun, tüccar olsun her kesin elinde bir sepet. Şimdi en büyük ayıp elde paket taşımak. Mselă, manav aşağıda, hanım yukardan sesleniyor "Şunu şunu gönder diye. Onu alıp, üç beş basamak çıkıp da evine veremi yor.
-Hatta fiyat da sormuyorlar efendim. Esnaf "sizin için şu ka-dar kafidir" diyor, o da çıkarıp veriyor. Yani portakalı kaça aldı-ğını, elmayı kaça aldığını bilmi-yor. Ayıp gibi geliyor. Halbuki o, sünnet-i seniyyedir. Bir de şu vardı efendim, benim çocukluk hatıram içinde; Siz fiyat olarak hesaplı diye Sirkeci'den porta-kal, elma alırdınız, biz onları Erenköy'e kadar taşırdık ki, ara da üç beş kuruş fark olurdu.
-Babam karpuz alırdı İstan-bul'dan. Bana taşıtırdı. Nasıl bir çocukmuşum. Bana hammal gibi taşıttırdınız demezdim. Eski ter-biye başka oluyor. Aile nizamı kalmadı. Aile nizamı tam olsa herkes birbirinin noksanlarını ta-mamlar. Çocuk gece 12'de geli yor, neredeydin, diye sorulmu-yor. "yemeği şurada yedim" di-yor, bir de aferin alıyor babasın-dan. Olup gidiyor.
Aile'de yok, okulda yok, sokakta yok, evde yok...
-Evet yok tabil. Zahiren okumuş, bilgisi var ama, ahläken zayıf.
-Sonra efendim bir de sokakta pişen yemek-ler gafletle pişiyor. Ab-destsiz, namazsız, belki temizliğe de dikkat edilmi-
30
yor. Oysa evde olan besmeleyle temiz pişiyor. Tabii insan bunu aldığı zaman ibadeti de farklı oluyor.
-Gayet tabii.
Efendim bilhassa is haya-tinda faizli islemler çoğaldı. Yani neredeyse Peygamberimizin "Öyle bir zaman gelecek ki her-kes faizin tozundan etkilene-cek diye buyurduğu zamanları yaşıyoruz.
-Evet, işte şimdi o zaman.
-Müslüman sanayiciler ve tüccarlar bile faizsiz olmaz gibi bir düşünceye vardılar. Zatı âli-niz de iş hayatından geldiniz. Faizsiz olmaz mı hakikaten? Müslüman farklı bir titizlik göste remez mi?
-Faiz bereketi giderir. Faiz kalktı mı bereket başlar. O tabi iki cehaletten. Falz en zararlı bir şey, hem manen hem madde ten. Kim faize elini atmışsa çürü yüp gitmiştir. Bazı müesseseler var, büyük müesseseler zahiren. Kazandığının onda dokuzunu fa-İze veriyor. Fuzuli yere hammal lık yapıyor maddi bakımdan. Manevi bakımdan ayrıca feläket.
-Sonra efendim şimdi bir de borsa çıktı. Tamamen iş hayatı nın kumarı sanki. Bir noktada gabn-i fahiş, aslından çok yük sek göstererek kandırma oluyor.
- Ama müstehak insanlar buna, ne yapacaksınız.
- Faizli işlemlerde enflasyo na sığınılıyor efendim.
-Faiz enflasyonu getiriyor. Faizli müesseseler olmazsa her-kes aza kanaat eder. Bereket de olur. Faiz oldukça herkes ilk al-dığı malı yüzde yüz kârla sat
Kalbi korumanın çaresi duâda.
mak isitiyor, hatta daha fazla ko-yuyor. Biraz da kâr edeyim, di-yor. Yüzde yüzelliye satmak is tiyor. Alıcı da buluyor. Eskiden bu enflasyon hiç yoktu, Men. deres zamanında filan. Yüzde üç yüzde 5 yükseldiğinde kıyamet kopardı.
-Bir de şundan olabilir sanıyorum efendim, dükkan tez yinatı, süslemeleri had safhada Bu da malın emtianın üzerine biniyor. Meselå, bazı iş merkez lerinde bir dükkan kirası 1 mil-yarı buluyormuş. Tabii bu, oradan alınan her emtiaya bin-miş oluyor.
-Ahmak bir zümre var, onlar da alıyorlar. Çocuklar üzerinde çok titiz olmak lazım. Rahmetli annem üzerimizde çok titizdi. Cenab-ı Hak da muhafaza etti elhamdülillah, haram lokmadan korudu. Her sabah annem sıkı sıkı tenbih ederdi "aman ev-ladım, başkasının bahçesinden bir şey koparma." derdi. Erenköy o zamanlar çok ıssızdı. Meyve ağaçları vardı, üç dönüm beş dönüm. Kimsenin kimseden haberi olmazdı, buna rağmen annem tenbih ederdi. Evimizin arkasındaki köşkün bahçesinde
ev-ladım, başkasının bahçesinden bir şey koparma." derdi. Erenköy o zamanlar çok ıssızdı. Meyve ağaçları vardı, üç dönüm beş dönüm. Kimsenin kimseden haberi olmazdı, buna rağmen annem tenbih ederdi. Evimizin arkasındaki köşkün bahçesinde çam ağaçları vardı. Bir gün bir arkadaşla birlikte Şeytana uy-duk. Ben ağaca falan çıkamaz-dım. Dedim "sen ağaca çık, yukarıdan kozalakları at. Ben de aşağıda toplarım." Sonra da arabaya koyup götüreceğiz. İçini kırıp yiyeceğiz. Cenab-ı Hak kısmet etmedi. Evden çıkanlar oldu. Biz onu bıraktık kaçtık. El-hamdülillah ondan başka hiç bir şey hatırlamıyorum.
-Efendim, Allah sıh-hat afiyet versin, biz sizin-le her ay inşaallah böyle bir sohbet yapmak arzu ediyoruz. Çok güzel hatıralar dinledik. Teşek-kürler ediyoruz.
slam, yeryüzünde ve gökututinde kim (ve nel varsa, istisnusare herkesde fue her şeyle) hayra yönelik letişim kurmayı öğütler, İslam'ın hedeflen arasında yer alan, yeryüzünde kales ve surdürülebilir bir bany ortamaran kurulması ve korunmas ancak sağlıkı bir iletişim düzeni ile termin edilebilir. Temelt ilahi iletişime (vahye) deyanan Islam, evrensel bir din olması itibariyle tuhilig ve İletişime çok büyük önem verir. Diyebiliriz ki, İslän, ideal ve evrensel bir iletişim dinidir
Altınoluk: fstán lietişim Hukuku adlı oldukça fid com bir doktora çalışmanız oldu. Bizi böyle bir çalışmaya sesteden sebep nedir?
Türkmen: Bugüne kadar bu konuda yapılan ciddi tar çalışma yoklu lu boşluğu doldurma açısından böyle tar çalışmayı uygun bulduk. Batı dilerinde 'communicat on Arapça'da "elil lam" kelimesi ile ifade edilen leti pen, çağımızın en popüler temalanından biridir Hayatımı zm her alanında ve her etkinliğinde mutlaka bir iletişim süreci vardır. Hayal, doğrudan iletişim üzerine kurulmuş lur. Allah'ın insana lahsis ettiği doğal yaşam çevresi, adeta bir iletişim ağıdır. İslam'ın ana kaynağı olan Kuran-ı Kerim'de yer alan "Tetlig ett", "list", "Ulaştır", "Haklet", "Bildir", "Duyurl", "Haber verl", "Söylet", "An latt", "Konug", "Short" ve "Oğrent" giti ifade ve üslüblarla värid olan iletişim hitaplarının çokluğu ve çeşitliği, is lami medyanım tanhi getişimine ve huküki boyutlarını ciddi
bir şekilde tekke sevkatmiştir Altınoluk: liv bakıma "Islam'a Göre Medya konu sunu irdelemiş oluyorsunuz Türkmen İslam'a göre medya, hayat nizamının
vazgeçilmez unsurudur. İnsanların gerek birbirleriyle ve gerekse varlık gruplarıyla tetigin süreci içinde hayat sür meleri, ilahi hikmetin atizasıdır, laht hikmete dayalı ole rak tüm insanılan kapsayan iletişim düzeni Kuran Ke rimide (Hucurat 40/13) Tetrato (Karşılıklı olarak bir tonze letişim, tanışın ve bildirişim düzeni içinde hayat süresiniz diye deyimiyle ifade edilmiştir.
Altınetuk lelima göre medya çok önemlidir diyebi ir miyiz?
Türkmen Tata Islám, yeryüzünde ve gökyüzünde kim (ve nej versa, istisnasız herkeste (ve her şeyle) hay re yönelik letişim kurmayı ütler İslamını hedefleri ara sinde yer alan yeryüzlinde kalıcı ve sürdürülebilir bir ba ng ortamının kurulması ve korunması ancak sağlıklı bir Retişim düzeni ile temin ediletilir. Temeli ilahi iletişime (vahye) dayanari Islam, evrensel bir diri olması itibariyle ve letişime çok büyük önem verir. Diyntiviz ki, Is ibm ideal ve evrensel tär iletişim dinidir
Altınoluk Medyanın din va tebliğdeki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkmen: Din tle toplum arasındaki kopenaz bağlıdık çok yorilo letişimin gelişme faktörlerinden biri olmuştur. Özellikle semavi dinlerin yeryüzünde yayılmasında yazık ve sozio letişim vasıtaları hakim rol oynamıştır. 1454 у linda matbaay icad eden J. Gutenbergin, matbaasında bastığı eserin Latinice Mezamir Inelli olduğu ve anılan tarihten itibaren milyonlarca İnci ve dini kitapların çoğaltı lip dünyanın her tarafına dağıtıldığını burada hatırlatmak isterim temevi dinlerin sonuncusu olan İslamın evren sel ve uluslararası bir bakış açısına sahip olma özelliği müslümanları da iletişim teknolojisinden azami derecede yararlanmaya seetmişdir Gerek Kur'an'da ve gerekse sünnet de teli ve istlig metodları üzerinde fazlaca du rulmuş siması anlamlıdır. Çünkü, İslam'ın iletişim düzeni
bütün insanlık âlemini kuşatıcı ve kapsayıcı bir nitelik arzetmektedir.
Altınoluk: İslam'ın ilk devirlərin de iletişimin konumu ve işlevi nasıl di?
Türkmen: İslam'ın ilk devirlerin de iletişim yazılı ve sözlü usullerie gerçekleştiriliyordu. Ancak, yazı bi lenlerin azlığı nedeniyle yazılı iletişim mahdut alanlarda ve sınırlı imkanlar-la yapılabiliyordu. Ömeğin, Hz. Pey-gamber devrinde yazılı iletişim, daha çok Kur'an ayetlerinin tesbiti ve ileti minde kullanılıyordu. İslam'ın ilk dö nemlerinde sözlü iletim metodu ağır liktaydı. Hz. Peygamber'in hitâbeleri, cemaatle kılınan namazlar, içtimai ve siyasi muahedeler, İslâm'a davet için mektup ve elçi teâtileri başlıca ileti-şim vesileleriydi. Zaman içinde sos-yal ve teknik gelişmeler, iletişimin de İnkişafını sağlamıştır.
Altınoluk: Osmanlı'da ilk basın yayın hareketlerinden bahseder misi-niz?
Türkmen: Osmanlıların bilhas sa kuruluş dönemlerindeki haberleş me ve iletişim ihtiyacı daha ziyade dini ve askeri amaçlıydı. Ancak, im-paratorluk içinde özel haberleşme sisteminin sağlıklı işlemesi için ihtiya ca göre posta yolları ve menzilhane ler de vücuda getirilmişti. Posta ve İletişim hizmetleri Tanzimat dönemin de yeniden düzenlenmişti. 1840'lar da Posta Nezareti kurulmuştu. Ha-berleşmeye ve iletişime yeni imkan-lar getiren teknik gelişmeler Osmanlı ülkesine 18. yy itibaren çok yavaş bir seyir izleyerek girmeye başlamıştı. Matbaa, icadından 340 sene sonra Osmanlı ülkesine azınlıklar tarafın dan sokulup işletilmiştir. Müslüman Osmanlılar ise, icadından 273 yıl sonra (1727 tarihinden itibaren) mat-baayı kullanmaya başlamışlardı. 1855'de telgraf, 1866'da demiryolu ulaşımı gelişmə istidadı göstermişti. İletişimin en etkili araçlarından sayı lan gazete ise Osmanlı Devleti'nde 1831 yılından itibaren yayınlanmaya başlamıştır. Açıkça görülüyor ki, ileti-şim teknolojisindeki gelişmelerin Os-manlı Ülkesi'ne girişi çok yavaş bir seyir izlemiştir.
Altınoluk: Cumhuriyet Türki-ye'sinde de bu durum yanılmıyorsam değişmedi.
M
edya problemlerinin hukuki ve ahläki boyutları vardır: Problemlerin hukuki boyutunda "Hukuk tanımazlık"ın mevcûdiyeti yanında, yasal müeyyidelerin caydırıcılık etkisinin zayıflığı da vardır. Caydırıcı etkiye sahip yasal müeyyideler mutlaka vakit geçirilmeden çıkarılmalıdır.
Türkmen: Maalesef, Cumhuri-yet Türkiye'sinin ilk 60-70 yıllık döne-minde de aynı gerilik ve yavaşlığı görmekteyiz. Osmanlı Türkiye'sinde görülen bu durumun nedenleri ayrıca incelenmeye değer bir konudur. An-cak, günümüz Türkiye'sinde islâmi çizgiyi izleyen ve çağdaş iletişim tek-nolojisinin bütün imkanlarından ya-rarlanan islâmi Türk Medyasının ge-lişme boyutları takdire şayandır ve umut vericidir. Bu arada özellikle Anadolu Haber Ajansı, Cihan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı gibi ulusal ve uluslararası etkinliğe sahip ajans-ların ve bir çok ulusal özel televizyon kanallarının ve islâmi hassasiyette yayın yapan medyanın gelişme gös-termesi sevindiricidir.
Altınoluk: İslâmi Medya'nın ge-nel özelliklerini kısaca özetleyebilir misiniz?
Türkmen: Herşeyden önce islâ-mi medya, akideye bağlı bir sorumlu-luk düzenidir. Kapsamlı, şümullü ve aksiyonerdir. İslâmî medyaya ahlâk kuralları hakim olup, ölçülü, dengeli, hür ve bağımsız, kurallı ve metodlu-dur. Ayrıca İslâmi medya sıdk (doğ-ruluk) ve hak (gerçeklik) ilkesine sıkı sıkıya bağlıdır ve delillendirmeye bü-yük önem verir. Bu sayılanlar, islâmi medyanın özelliklerinin başlıcalarıdır.
Altınoluk: Zannedersem kitabı-nızda İslâm'a göre gazetecinin vasıf-ları ve asli görevlerine de geniş yer vermişsiniz...
Türkmen: İslâmi açıdan baktı-ğımızda gazetecilik en önemli ve en
ideal mesleklerden birisidir. Bu ba-kımdan İslam'ın ışığında haberleri toplayıp başkalarına yayacak olan gazetecide bir takım vasıflar aranır ki, bunların başlıcaları şunlardır: İh las ve samimiyet. Sidk ve sadakat. Sabır. Gerçeğe ve insanlığa hizmeti şiar edinmek. Hür ve cesur olmak. Insan haklarının korunmasına, ev-rensel barışın güçlenmesine, içtimai sulh ve tesânüdün sağlanmasına, haber, yorum ve eleştiri hürriyetinin muhafazasına azami derecede gay-ret göstermek. Güven verici ve inan-dırıcı olmak. Tartışmalı konularda karşı tarafın düşüncesine de yer ver-mek. Allah'a, insanlara ve vicdanına karşı sorumluluğuna müdrik olmak. Objektif ve tarafsız olmak. Konuşur-ken ve yazarken kullandığı kelimele-re ve üslüba dikkat etmek.
Altınoluk: İslâm'a göre gazete-cinin asli görevi nedir?
Türkmen: İslâm'a göre gazete-
cinin üç tane önemli ve asli görevi vardır; iyiliği emir ve tavsiye, kötülük ten yasaklama ve uyarma. İnsanlara iyiyi, güzeli ve doğruyu tebliğ etme, toplumu aydınlatmak, hakkı ve haki-katı açıklamak, halkı ve yöneticileri uyarmak.
Altınoluk: Günümüzde sansür konusunda çok şey söyleniyor. İs-lâm'a göre basın ve yayın hürriyeti sınırsız mıdır?
Türkmen: Bilindiği gibi, sansür konusunda dikkate alınacak asıl kri-ter, kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu ahlâkı ve kamu sağlığıdır. Bu asli kriterler, sansüre gerek olup ol-mayacağı hususunda belirleyici rol oynar. Kur'an-ı Kerim'de sansür ve denetimin gerekliliğine dolaylı olarak temas eden âyet Niså Suresinin 83. ayetidir: "Onlara güven ve korkuya dair bir haber gelse, onu hemen yayarlar. Halbuki onu (yaymadan önce) Peygamber'e ve aralarında buyruk sahibi (yetkililere) götürse-lerdi, İçlerinden İşin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne oldu-ğunu (haberin neye delalet ettiği-ni, yayınlanmasında sakınca bulu-nup bulunmadığını daha iyi takdir ederler ve) bilirlerdi..." Açıkça gö rülüyor ki, islâmi medya'da belli şart-larla bir ön denemitin gerekliliğine
garet olunmuştur. Söz gelimi, vatan savunmasına dair sırların açığa vu-rulmasına ilişkin haberlerin yasaklan. masında kamunun yararı vardır. Ote yandan bazı haberler de vardır ki. bunlar doğru oldukları halde toplum hayatı için zararlı sonuçlar doğuraca-hindan yayınlanmaları yasaklanır. Ahlaka aykırı yayınlar, aile hayatına tecavüz teşkil eden yazılar, genel sağlığa aykırı neşriyat, adaletin te-cellisine engel olabilecek yayınlar için durum böyledir. Bütün bu kısıtla-malarda kamunun yararı vardır. Öz-gürlüklerin kamu yararı için kısıtlan-maları her zaman başvurulan bir yol-dur.
Altınoluk: Muzır ve müstehcen yayınlar konusunda İslâmi hükümler nelerdir?
Türkmen: Muzır ve müstehcen hareketler, umumi ahlâka ve genel ādāba saldırı niteliğinde fiillerdir. Bu fillerin yasaklanması ve cezalandırıl-ması toplumların ahlâki, manevi ve kültürel yapısının korunması bakı-mından zorunludur. Muzır ve müs-tehcen fiiller bütün toplumlar için teh-like teşkil eder. Bu bakımdan önlen-mesi için uluslararası işbirliğine ihti-yaç vardır. Çünkü çağımızda bu fiiller daha çok kitlesel iletişim araçlarıyla İşlenebilmektedir. İnsan ve toplum hayatında fıtratı yani "Yaratılış Te-mizliği" ni korumayı amaçlayan İs-lâm dini, muzır ve müstehcen fiillerle mücadele için her türlü tedbiri alma-ya ve amaca uygun fiillerin her türlü-sünü yasaklamıştır. Ulu'l-emr (yöne-ticiler) muzır ve müstehcen müeyyi-deyi uygulamaya yetkilidirler. Çokluk-la ta'zir (seküler) mahiyeti arzeden İletişim suçlarına suçun derecesine göre değişik cezalar verilebilir.
Altınoluk: Sizce Türkiye'de bir medya problemi var mıdır?
Türkmen: Kuşkusuz, Türki-ye'de medya problemi değil, medya-nin problemleri vardır. Üzülerek ifade edelim ki, Türk medyası gerçek anla-mıyla hukukun ve ahlakın denetimi altında değildir. Bugün ülkemizde hu-kukun sahip olduğu özgürlükleri kö-tüye kullanan bazı medya organları asli misyonlarından uzaklaşarak ta-hakkümcü bir zihniyete bürünerek devlet gücüyle boy ölçüşmeye kal-
tumtur Söz gelmi vatan were din acida vu haberlerin yasaklan-thanunyaan vardir. Ote bazı haberler de vardır ki Alan halda toplum sonuçlar doğuraca adet ytyinlanmaları yasaklanır yayınlar, ale hayatına leden yazılar, genel daegriyat, adaletin te-allse engel alabilecek yayınlar dun boyledi. Bütün bu kisitla-Amunun yaran vardır. Oz-Aamu yaran için kısıtlan zaman başvurulan bir yol-
Aninoluk: Muzir ve müstehcen Hande konusunda islami hükümler word?
Takmen: Muzir ve müstehcen Fareketler, umumi ahlâka ve genel adbe saldın niteliğinde fillerdir. Bu yasaklanması ve cezalandırıl toplumların ahlaki, manevi ve el yapısının korunması bakı-mından zorunludur. Muzır ve müs-wler bütün toplumlar için teh tahil eder. Bu bakımdan önlen mess pin uluslararası işbirliğine ihti ya sardır. Çünkü çağımızda bu fiiller aha çok kitlesel iletişim araçlarıyla penebilmektedir. İnsan ve toplum hayatında fıtratı yani "Yaratılış Te-mini korumayı amaçlayan Is-am dini, muzır ve müstehcen fillerle mücadele için her türlü tedbiri alma-ya ve amaca uygun fillerin her türlü sünü yasaklamıştır. Ulu'l-emr (yöne toler) muzır ve müstehcen müeyyi-deyi uygulamaya yetkilidirler. Çokluk-tazir (seküler) mahiyeti arzeden m suçlarına suçun derecesine gåre değişik cezalar verilebilir.
Altınoluk: Sizce Türkiye'de bir medya problemi var mıdır? Türkmen: Kuşkusuz, Türki
yde medya problemi değil, medya mm problemleri vardır. Üzülerek ifade dim ki, Türk medyası gerçek anla myla hukukun ve ahlakın denetimi alinda değildir. Bugün ülkemizde hu-kukun sahip olduğunun okien ko ye kullananduğu özgürlükleri ko misyonlarından uzaklaşarak ta-hakkümcü bir zihniyete bürünerek deviat gücüyle boy ölçüşmeye kal-
kışmaktadırlar. Hatta, bazı medya mensupları fütursuzca bir ifade kulla-narak, Türkiye'de birinci kuvvetin kendileri olduğu söylemini dahi gaze te manşetlerine taşıyabilmektedirler.
Medya problemlerinin hukuki ve ahlaki boyutları vardır: Problemlerin hukuki lık"ın mevcüdiyeti yanında, yasal müeyyidelerin caydırıcılık etkisinin zayıflığı da vardır. Caydırıcı etkiye
sahip yasal müeyyideler mutlaka va kit geçirilmeden çıkarılmalıdır. Bizce konunun ahlâki boyutu
daha çok önem arzetmektedir de gün MEDYA AHLAKI önemli ölçüde tefessüh etmiştir. Basın Ahlak Kural-ları kağıt üzerinde kalmadan sim Fakültelerimize teorik ve pratik yönleriyle MEDYA AHLAKI DERS-LERİ konulmalıdır. Buna şiddetle ih-
İslâmî Medya'ya hâkim Basın-Ahlâk Kuralları var mıdır?
Türkmen: Kur'an ve Hadis hüküm leriyle temellendirilmiş olan 20 kadar Ba-sın Ahlak kuralı vardır. Bu kuralların belli başlıları şunlardır:
1. Bütün insanlar, insan olma haysi-yeti itibariyle seçkin ve saygın varlıklar olup birbirleriyle çok yönlü iletişim kurabil me hakkına sahiptirler (Hucurat, 49/13). Bu sebeple, herkesin haberleşme hak ve hür-riyeti vardır ve bu hak ve özgürlük öncelik-le korunmalıdır.
2. Bütün insanlar, inanç, irade ve davranış özgürlüğüne sahiptir. (Keht, 18/29; Casiye, 45/13; İsra, 17/15). İnsanların dini inançları, fikir ve kanaatleri baskı altında tutulamaz (Bakara, 2/256; Yunus, 10/99, 108; Gâşiye, 88/21-22).
3. Bütün insanlar, düşünme, düşün ceyi geliştirme ve araştırma hürriyetine sahiptir. Düşünme ve araştırma hürriyeti, hiç bir şekilde sınırlandırılamaz. (Yunus, 10/11; A'raf 7/185; Gâşiye, 88/5; Maide, 5/93; Neml, 27/69). Düşünme, araştırma ve basın hürriyeti hiç kimsenin tekelinde değildir.
4. Yayınlarda ahlâka aykırı, çirkin sataşmalara, iftira ve karalamalara, kaba ve bayağı sözlere, hakaretamiz küfür ve kelimelerle küçük düşürücü, aşağılayıcı ve alaya alıcı ifadelere yer verilemez. Hiç kimse ırkı, cinsiyeti, içtimâî seviyesi ve dini inançları nedeniyle tahkir ve tezyif edile mez (Nisa, 4/148; Nur, 24/19, 23; Hucurat, 49/11, 12; Hümeze, 104/1; En'am, 6/108; Kalem, 68/10-11; İbrahim, 14/24-27; Nahl, 16/90).
5. Dinlere hakaret ve saldırı yasak tır. Başka milletleri ve dinlerini, kutsal bil-dikleri değerlerini tahkir ve tezyif edici haber ve yorumlar yayınlanmamalıdır (En'am, 6/108, 68; Nisa, 4/140).
6. Toplumun birliğini, güvenliğini ve İstikrarını tehlikeye düşürebilecek, toplumu ifsad edecek, toplumda isyan ve ayaklan-malara yol açabilecek, milletlerarası ger-ginliklere ve huzursuzluklara neden ola-bilecek her tür haber, yorum ve röportajlar yayınlanmaktan kaçınılmalıdır (Nisa, 4/83;
7. Suçluluğu yargı kararıyla kanıt-lanana kadar, herkes suçsuz sayılacağın-dan, basın yayın yoluyla hiç kimseye suç isnadında bulunulamaz, zan ve faraziyelerle hiç kimse töhmet altında tutu-lamaz. (Hucurat, 49/2; Nisa, 4/112; Nur, 24/23).
8. Saklı kalması kaydıyla verilen bil-gilerle özel hayatın mahremiyetine halel getiren her türlü haber ve yorumun yayını -âmmenin selâmeti ve menfaatı için gerekli ve zorunlu görülenler dışında yasaktır (Hucurat, 49/12; Nur, 24/19; Maide, 5/31).
9. Kişilerin özel hayatına saygı gös-terilmek, yayınlanmması şartiyle verilen haberleri yayınlamamak esastır. Herhangi bir kişiyi eleştirirken onun yüzüne karşı da söylenebilecek uyarılarla yetinmek gerekir (Bakara, 2/27, 177; Al-i İmran, 3/76, 77; Mü'minun 23/8; Hucurat, 49/120).
10. Dini ve ahlaki değerlerin ve aile müessesesinin temel dayanaklarını sarsıcı ve yıpratıcı yayınlar yapılamaz. Her ne suretle olursa olsun, suça özendirici ve gayri meşru eylemleri teşvik edici reklam ve makalelerle, şehvet mesajı taşıyan her nevi yazılı, sözlü ve görüntülü yayınlar yasaktır. (Nur, 24/19; Lokman, 31/6; İsra, 17/32; Tevbe, 9/12; Maide, 5/57).
11. Her ne suretle olursa olsun, Al-lah'ı, Peygamberi, dini ve kutsal değerleri istismar etmek, kötü emellere alet etmek yasaktır (Hucurat, 49/16-17; Tevbe, 9/62, 74 107: Bakara, 2/204, 205, 224; Isra, 17/36)
12. Haberler dürüst ve meşru yollar-la elde edilmelidir. Haber, belge ve görün-tü elde edebilmek için gayrimeşru ve hileli metodların kullanılmasına cevaz verilemez (Nisa, 4/9; Ahzab, 33/70; Hucurat, 49/12; Bakara, 2/9).
13. Basını kullanarak her ne suretle olursa olsun, ahlak dışı yollarla özel men-faatler elde etmek yasaktır (Nisa, 4/29, 30, 85; Ahzab, 33/24).
tiyaç vardır. Medya düzeni-ni meşru bir çerçeve içine almak için ilk yapılacak iş. birinci unsur olan medya ri câlini eğitmek ve yetiştir-mektir. Medyada gerçek anlamda dürüstlüğü sağla mak, ancak insan unsuru-nu eğitmekle mümkündür.
Altınoluk: Yani, Tür-kiye'de medya mevzuatı sizce yeterli değil midir? Türkmen: Yukarıda
bahsettiğimiz gibi, mevzu atın yeterli ve etkili olduğu-nu söyleyemeyiz. Müeyyi-delerin caydırıcılık etkisinin olmaması bir yana, mevcut mevzuattaki hükümler de çoğu zaman kağıt üzerinde kalmakta, yeteri kadar uy gulamaya geçirilememek-tedir. Bakınız, Cumhuriyet tarihi boyunca çıkarılage-len bütün yasa ve tüzükler-de "Umumi terbiyeye ve ahlâka ve milli duygulara mugayir bulunan" her nevi neşriyat menedilmiştir. Fakat bu kağıt üzerin-deki yasaklamaların gerektiği gibi gulanamadığını pratikte görmekteyiz.
Altınoluk: Medya da en çok tar tışılan konulardan birisi olan yalan haberdir. Bu konuda düşünce ve tes-bitleriniz nelerdir?
Türkmen: Doğrusu, medya hak ve özgürlüğünün kötüye kullanılma sından ortaya çıkan en zarar verici sonuç yalan haber neşridir. Bu, esa-sen bütün ülkelerin medyasında gö rülebilen temel bir sorundur.
Yalan haberlerin kapsam ve et-kileri bazen korkunç boyutlarda teza-hür edebilmektedir. Örneğin, bazen bir devletin siyasi veya ekonomik iti-barını olumsuz yönde etkileyebilen yalan haberler görüldüğü gibi, bir hü-kümete ya da resmi makam ve mer-cilere olan saygıyı, güveni ve itimadı sarsabilecek yalan haberler de ya-yınlanabilmektedir. Yalan haber, medya hukukunun ve medya ahlâkı nın en ciddi sorunlarındandır ve her-kesin müştekî ve mutazarrır olduğu bir konudur.
Kanaatimce yalan haberin önü
40
K onunun ahlâkî boyutu daha çok önem arzetmektedir. Bugün MEDYA AHLÂKI önemli ölçüde tefessüh etmiştir. Basın Ahlak Kuralları kağıt üzerinde kalmaktadır. Kanaatimce vakit kaybedilmeden İletişim Fakültelerimize teorik ve pratik yön-leriyle MEDYA AHLÂKI DERSLERİ konul-malıdır. Buna şiddetle ihtiyaç vardır. Medya düzenini meşru bir çerçeve içine almak için il yapılacak iş, birinci unsur olan medya ricâlin eğitmek ve yetiştirmektir. Medyada gerçek anlamda dürüstlüğü sağlamak, ancak insan unsurunu eğitmekle mümkündür.
ne geçebilmenin tek çaresi, haberle-rin kaynakta doğrulanmadan yayın-uylanmasını engellemektir. Diğer bir ifadeyle, haberlerin yayınlanmasını, önceden sıhhatinin kaynakta tahkiki şartına bağlamak sorunun halli için tek yoldur.
Hemen yerinde ifade edelim ki, İslâm Medya Hukuku haberlerin sıh-hatini kaynağında kontrol etmenin önemine ilk işaret eden hukuk siste-midir.
Önemli haberlerin neşrinden önce sıhhatinin kontrolünü öngören Kur'an âyetlerinden birisi Hucurat Suresinin 6. âyetidir. Bu âyette, "Ha-berlerin doğruluğunu araştırınız!..." emri gayet açıktır.
Haberlerin doğruluğunun "Kay-nakta Kontrol"üne işaret eden Neml Suresi'nin içeriği daha da ilginçtir:
Bilindiği üzere, Hz. Süleyman (a.s.) bir gün kuşları təftiş eder. Yok-lamada Hüdhüd kuşunu bulamayın-ca ciddi bir mazeret beyan etmezse onu cezalandıracağını söyler. Der-ken Hüdhüd kuşu Hz. Süleymanın huzuruna çıkar ve "Ey Süleyman, Sana Seb'a Ülkesi ve Kraliçesiyle il-gili çok önemli haberler getirdim" der
ve bazı bilgiler nakleder Hz. Süleyman (a.s.) getiri len haberlerin sıhhatini kaynağından tahkik ot mek için Seb'a Kraliçesi ne yazdığı bir mektubu yi. ne Hüdhüd ile gönderir. Ve haberlerin doğruluğu nu bu suretle kaynağın dan tesbit eder. Bu tahkik olayı Neml Suresinin 20-40. ayetlerinde detaylı olarak anlatılır.
Haberlerin kaynağında tahkiki çok önemlidir. Medya muhabirleri adil, emin, dürüst ve kendi sa-halarında hata yapmaya-cak duyarlılıkta uzman elemanlar olmalıdırlar. En azından, yayınlanacak haberlerin uzmanlarca bir ön denetimden geçirilme sinde fayda vardır. Çün-kü, habercilik mesleğinin yoğun ve stresli olmasın-dan dolayı bazan isten-meyerek telafisi mümkün olmayan hatalar yapılabildiği görül mektedir.
Altınoluk: Medyada tekelleş-me, kartelleşme iddiaları konusunda ne düşünüyorsunuz, tesbitleriniz ne lerdir?
Türkmen: Maalesef, ülkemizde bazı medya kuruluşları kıyasıya bir olumsuz rekabet havasındadırlar; ya-ni kamuoyunu bilgilendirme asli mis-yonu dışında adeta ticari bir kuruluş haline gelmişlerdir. Kamu yararını düşünmeyen ve ticari kazancı ön plana çıkaran bir reyting ve sansas-yon medyası görünümünü almışlar-dır. Bugün medya bazı holdinglerin rant kapısı haline gelmiştir. Hatta bu kişisel çıkar kavgaları kartelleşmeye neden olmuş, özellikle dağıtım ala-nında oluşturulan karteller, basın öz-gürlüğünü önemli ölçüde kısıtlamak-tadır. Ülke yararına olan bazı neşri-yatı bile kendi çıkarları aleyhine gör-meleri halinde dağıtımını engelleye-bilmektedirler. Devletin bu kartellerin oluşmasını engellemesi ve bütün ya-zılı nəşriyatı tüm ülkeye vaktinde ve güvenli bir biçimde dağıtılmasını sağlaması ve kamunun tarafsız ve objektif bir şekilde bilgilenmesine yardımcı olması gerekmektedir.
Senedinin gaye ve hedefleri tesbit eden ikinci maddesinde açık-ça belirtildiği gibi; «İslâmî ilimlerin her dalında araştırma yapmak ve yaptırmak, araştırıcı âlimler yetiştirmek, İslâmı, tarih boyunca hulûl etmiş yabancı adetlerden arınmış bir halde tanıtmak için Kur'ân ve Hadis sahasında tetkikler yapmak, yazılmış olan tetkik ve çalışmaları... kıymetlendirmek, lüzum görülenleri... neşretmek» gibi konularda faaliyet gösteren Vakfımız, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünde «İslâm-Türk Medeniyeti Tarihi kürsüsü öğretim üyesi Dr. Osman Öztürk'ün, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesinde muvaffakiyetle müdafaa ettiği doktora tezinin basılıp yayınları-mız arasında neşredilmesini temin etmekle, gâyesine giren bir işte mutena bir adım attığı kanaatindedir. Konunun «Mecelle» ile il-gili olması bizi şaşırtmamalıdır. Çünkü, evvelâ İslâm Hukuk ilmi, gerek Ayet ve gerekse Hadîslerden çıkarılan ilk ilimlerden biridir. Saniyen, İslâm hukuku ondört asır boyunca Müslümanların yaşa-dığı her yerde ve her cemiyette esasen iyice işlenmiş olmakla be-raber «Mecelle» bu gidişatta en modern ve en sistematik bir ilmi mesâîdir. Sâlisen bu ilmi mesai Osmanlı İmparatorluğu içinde Türk-lerin eliyle gerçekleştirilmiş ve Türk hukuk tarihinde önemli bir mevkiye sahip olmuştur.
Dr. Osman Öztürk'ün bu ilmî çalışmasını neşr etmek sûretiyle Vakfımızın başlattığı ve birbiri arkasına devam ettireceğini um-duğumuz neşriyat faaliyetinin ilmî hayatımız için hayırlı ve fay-dalı olacağı ümidini taşımaktayız.
Osmanlı müesseseleri, araştırma yapmak isteyenler için çok zengin bir malzeme ve son derece bâkir sahalara sahiptir.
Biz bu çalışmamızda; Osmanlılardaki hukuki faaliyetlerin bir kısmına, daha çok tarihi zaviyeden temas etmiş bulunuyoruz. Ken-di devri için çok ileri bir hukuk çalışması olduğu hukuk otorite-lerince kabul edilen «Mecelle-i Ahkam-ı Adilyye», milyonlarca kilo-metrekarelik bir sahada yarım asırdan fazla söz sahibi olurken hak-kında takdir ve tenkid ifadeleri taşıyan pek çok yazı kaleme alın-mış olmakla beraber, meriyyete girişini takib eden bir kaç senelik şerhler mahiyetindeki neşriyatı ve Prof. Ebu'l-Ulâ Beyin «Medeni Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paşa isimli eserini istisna eder-sek; geniş ve ihâtalı bir çalışmaya tesadüf edemeyiz.
İşte bu düşünce iledir ki, Mecelle hakkında gerek tedvin ve kaynak, gerekse tadiller cihetinden küll olarak derli-toplu malûmat ihtiva eden bir çalışma yapılması iyi olur mülahazasıyla bu eser vücud bulmuştur.
Kendileri ile görüştüğüm İstanbul Hukuk Fakültesi'nin bazı öğretim üyelerinin, bilhassa mukayeseli medenî hukuk sahasında böyle bir çalışmanın büyük fayda temin edeceğini ifade etmeleri; çalışmamı hızlandırıcı âmillerden olmuştur.
Tanzimatı müteakip bir çok hukukî mevzuatımızı garptan ik-tibas ederken, büyük devlet adamı ve hukukşinas A. Cevdet Paşa'-nın gayreti ile Meclis-i Vükela'da millî bir hukuk tedvini fikri ka-bul edilmiş ve bunun neticesi teşkil olunan Mecelle Cemiyeti, kök-leri tamamen milli hukukumuza dayalı olan Mecelle-i Ahkâm-1 Ad-liyye'yi meydana getirmiştir. Mecelle, hukukun gayr-ı menkûl ve borçlar hukuku, aynî haklara ve hukuk muhakemeleri usulü saha-larına ait hükümleri ihtiva eder ve ihtiva ettiği mevzulara göre 16 Kitab'a ayrılır. Kitaplar bablara, bablar fasıllara taksim olunur ve bunlar arasında bu bab ve fasıllarla alakalı maddeler yer alır.
Mece'le, tedvini müteaâkib; o gün Osmanlı Devleti hududları dahilinde kalan Mısır, Suriye, Irak, Ürdün ve Filistin (İsrail) gibi pek çok ülkede mer'î olmuş ve diğer müslüman memleketlerde kıs-
men de olsa tatbik olunmuştur. Bu ülkelerin istiklallerini kazan-dıktan sonra bazı tadilat yapmalarına rağmen, hâlâ hukuki mev. zuatlarında Mecelle'nin tesirlerinin mevcudiyetine; çalışmamız es-nasında şahit olmuş bulunuyoruz'. Mezkür ülkelerin alakalı ma-kamları nezdinde yaptığım müracaata, lüzumlu cevabı alamamış ol-mam; bu mevzu etrafında derinleşmeye mâni olmuştur.
Mecelle, İslâm dünyasında bir tedvin çığırı açmış ve onun aç-tığı yolda İslâm Aleminde Mecelle'ye benzer kıymetli çalışmalar yapılmıştır.
Başbakanlık Arşivi, mevzumuzla alakalı pek çok kıymetli vesi-kaları ihtiva etmesine rağmen; tasnifteki büyük noksanlık sebe-biyle bazı mühim vesikaları bulmamıza imkân vermemiştir. Tas-nifin ikmålinden sonra çok muhtemeldir ki, bilhassa Mecelle Cemi-yeti'nin tedvin esnasındaki çalışmalarını tevsik eden zabıtlara tesa-düf etmek mümkün olacaktır. Bu vesikaları Adalet Bakanlığı Arşi-vi'nde de bulmak mümkün olmamıştır.
Eserde geçen bazı vesikaları ifade ve üslûb cihetinden fikir vermesi bakımından lisanını ve ifade tarzını aynen muhafaza et-memize karşılık, pek çoklarını da mümkün olduğu kadar sadeleş-tirme cihetine girdik. Bazı hukuki ıstılahları sadeleştirildiği tak-dirde ifade ettiği mânânın kaybolmasından endişe ettiğimizden; oldukları gibi bırakmak mecburiyetinde kaldık.
Transkripsiyona Türkçeye girmemiş olan kelimelerde yer ve-rilmiştir. Şöyle ki; Mecelle'de geçen arapça tabirler, bir çoklarının, bizde arapların kullanmadığı kalıplarda kullanılması ve bir kısmı-nın da bizde başka bir mana kazanmış olması dolayısiyle, Türkçe-leşmiş addedilerek transkripsiyona dahil edilmemiştir. Esasen bu kelimelerin pek çoğu bugünkü hukuk literatüründe hâlen kullanıl-maktadır. Şahıs isimlerinde ise Ömer, Osman ve Abdullah gibi belki Araplardan çok Türklerce benimsenip kullanılagelmekte olan keli-meler de aynı mülâhaza ile transkiprisyon harici bırakılmıştır. Bun-dan başka Türk oldukları halde eserlerinin ve kendilerinin adları Arap isimlerine benzeyenler için de aynı yol takib edilmiştir.
Ayrıca muhtelif Arap memleketlerinde bulunmuş bir kimse ola-rak avâm veya havâssdan hiç bir Arabın Ebû Bekri Abu Bakr ve Muhammed'i Muhammad şeklinde telaffuz ettiklerine şahit olma-
1. Son günlerde İsrail'in Mecelle'nin tesirinden tamamen uzaklaştığı hakkında matbûatda yer alan haberlerin, ciddiyetten uzak olduğu ve evvelco Me-celle'den alındığı inkâr olunmayan maddelerin, bu sefer taktik değiştirilerek, inkâr suretiyle İsrail mevzûatında yer aldığı hususu 4. Bölümde görü-lecektir.
dığımdan; bu gibi isimleri kendi milli telaffuzlarına en yakın şek-liyle yazmayı tercih ettim.
Mevzûu işlerken, Mecelle'ye yapılan atıfları meçhullükten kur-tarmak ve mücerred iddiaları müşahhas hâle getirmek için, eserin sonuna «Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye nin metnini ilave etmeyi fay-dalı buldum.
Hiç bir zaman noksansız bir çalışma yapmış olduğumu iddia edemem. Ancak bu çalışmam ile çok geniş bir saha olan Osmanlı müesseseleri tarihine bir noktadan faydalı olabildiysem; kendimi bahtiyar addedeceğim.
Nisan 1972 de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne tak-dim ettiğim doktora çalışmam olan bu eserin hazırlanması esna-sında, kıymetli alâkalarını esirgemeyen hocam Prof. M. Tayyib Gök-bilgin beye teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca sık-sık çalışmamın seyri hakkında malûmat almak sûretiyle, mesâime sür'at kazan-dıran diğer hoca, arkadaş ve dostlarıma en samîmî teşekkürlerimi takdim ederim.
The six hundred years long sovereignity of the Ottoman Em-pire, which was one of the representatives of a world empire ideal, was, of course the result of certain essential institutions. Therefore researches in the Ottoman institutions will be very usefull for mo-dern world. It is very clear that if Turkey wants to be developed and strong in future, it will learn a lot from deep researches made in the Ottoman institutions. Anyhow, it would be easier and more advantageous to build institutions of today on the old institutions, which had been erected on strong foundations in the past, than to construct everything anew.
The Majalla-i Ahkâm-ı Adliyya, which is the subject of this research, is a product of the same idea. dea. The struggle between those who wanted to adopt the French Civil Code and those who sugg ted codifying an enterily new national Civil Code based on Sharia (Fiqh) had been won by Ahmed Javdat Pasha, a defender of the idea of codifying a national civil code, and as a result The Majalla was produced.
The codification of The Majalla insured on the one hand the predominance of Islamic Law in Turkey, Egypt, Syria, Iraq, Leba-non and even in Israil for more than half a century; on the other hand it proved that the Islamic Law had the ability to satisfy the needs of modern times. Therefore it had an important significance.
By codifying The Majalla The Ottoman Empire established the domination of a national law, derived from Islamic sources which had been developed step by step in a period extending over twelwe centuries, in a very wide area whereas the idea of a natio-nal law had been lost in favour of European laws during the years that followed the Tanzimat, by the Trade Law of 1850, The Impe-rial Penal Law of 1858, The Law of Procedures of Trade Cases dated 1861, The Sea Trade Law of 1863, The Law of Criminal Pro-cedure dated 1879 and the Law of Civil Procedure dated 1880.
One may see that the source of Ottoman Law is mainly Sharia (Fiqh). The Majalla relies on Sharia Law and it was applied in a wide area as the law of procedures of civil cases, law of immobiles and law of obligations and property.
The Majalla is devided into 16 chapters (kitabs) according to their subjects and it consists of 1851 articles. The codification of this work was entrusted to The Majalla Association (Majalla Jam'iyyati) under the presidentship of Ahmad Javdat Pasha by the direct order of Sultan Abdülaziz in 1868, and the work lasted untill the year 1876 because of the interruptions that occured from time to time and also the changes that took place in the members of the said association. Each of its chapters was issued as an inde-pendent Imperial act decree written down fully; that is to say, each one of the 16 chapters consists of an Imperial decree. The Majalla was put into force one by one and separately.
The Majalla, following its codification, was applied not only in the area of Today's Turkey; but also in many countries, that were under the sovereignty of the Ottoman Empire in those days and have since become indipendent. It still keeps its great influence on the judicial systems of various countries, such as Egypt, Syria, Iraq, Israil, etc.
The movement of the codification of the Majalla is to be con-sidered as a progressive one, if one places it in its historical per-spective. By following the way it had opened a great deal of valu-able work has been produced later in the Islamic World. Of course it is impossible to allege that the codification act of the Majalla was excellent and faultless. Every human action naturally has some defects and shortcomings.
Not only Turkey but many developed countries also have from time to time been obliged do amend not only their ordinary laws but even their constitutions. The Majalla attempted to codify only a part of the Islamic Law. If one takes into consideration the fact of interruption in the activities of The Majalla Association, because of the changes in the presedentship and membership, one can clear-ly see that in those days this codification represented a very prog-ressive legal movement.
Some articles of the Majalla, of which the source is entirely Islamic Law, have the same contents as Kanunnamas, others are different because of the rules they contain. The institutions of the future may come into existence by treating the materials of the present day's essential element; in the same way as the present institutions depend on the materials of the past.
Therefore, I am of the opinion that the future researches in the Majalla, considered as a national codification suitable to our national structure, would fill some of the judicial lacunas of the present laws.
miraclarının nes'esini duyabilen salikler bula bilir
O. Arif i billah olan mürşidi kamil, onunla Hak Teálá arasında vasıta olur ve şurası mu hakkakdır ki. fazilet Allah Teala'nın kudreti dal resindedir. Dilediğine verir. Dilediğine vermez.
Kutburrabbani Erbili hazretleri kuddise sir ruh (Divan-1 Es'ad'da) buyurur:
Vardıkda pir i kämile taş olsa dil yumşağ olur Fir'avn ise nefsin yalan, karıncadan alçağ olur. Oldunsa vakıf aczine, edna amel bir dağ olur. Çürüklerin hep sağ olur, zehrin kamu bal yağ olur. Dağlar yemişli bağ olur cümle cihan bostan sana.
Açıklama:
Bir mürşidi kamile teslim olan kimsenin kö tú halı düzelir. Huysuzlukları, taşkınlıkları ber tahdid Itikadi kuvvetlenir. Evvelce taş misalı olan gönlü huzura kavuşur. Yumuşar. Allahü Teala'yı daha yakındarı tanıdığı için aşkı, şevki artar. Zikrullaha istidat peydah olur.
Insanın. Firavun tablatındaki en büyük düş manı olan nefsi, eski kötülüklerinden sıyrılıb. ahlakı hamide sıfatına tebeddül eder.
Kişi Hak nazarındaki hatalarını bilir, anlar ve tevazu yoluna bürünürse, Allah Teâlâ ve tekad des hazretleri, onun en ehemmiyetsiz gibi görü-nen ameline dağlar gibi cesim büyük sevab ve dereceler verir.
Çürük, gafilane halleri, sağlam, sihhatli olur. Zehir gibi acı halleri, bal ve yağ nasıl leziz ve tatlı ise onlar da öyle şekerli ve leziz olur. Çünkü o hatasını bilmiş, yani Allah Teâlâ'nın kudreti ilähisi önünde küçüklüğünü, acizliğini anlamış ve itiraf etmişdir.
Bundan dolayıdır ki onun evvelki en çorak verimsiz ve gafllane amelleri mürşidi kämilin nazarıyla (Cenab-ı Hakk'ın izni ile) yemiş veren bereketli, münbit mahsuldar topraklar gibi olur.
Yukarıdakı sözlerden; mürşidi kämile teslim olmanın lüzumunu, teslimiyetten sonra o kişi-nin mizaç, ahlák ve itikadındakı mühim deği-şikliğe işaret olduğunu öğrenmiş oluyoruz.
Mirsadü'l-İbad kitabında, seyr ü sülükde şeyhe olan ihtiyaç bahsinde şöyle denilmekte dir: (Faslü'l-Hitab'dan)
- Din yolunda sülük etmek ve yakın älemine
30
vasıl olmak için kamil bir seyhi rehber edin. Bağlanacağın şeyh hem velayet sahibi olsun. hem de rabbani bir tasarruf sahibi olsun! Bas kası derdine derman olmaz. Herşeyden nasib siz olmakdansa bir yerde mesafe almak daha iyidir. Elinde putlarla dolaşacak olduktan sonra çadırda uyuman daha evladır.
Mühim bir mektub (Reşahat'den): İbadetin hakikatı, benliği kaybetmek, Alla
hū Teâlâ run azametinden utremek, yalvarmak ve kırık dökük olmakdır. Bu manalar, gönülde Ilahi azameti taraf taraf görmekle doğar. Bu saa det ask ve muhabbete bağlıdır. Ask ve muhab betin zuhůru ise evvellerin ve ähirlerin Efendisi ne uymakla kabildir. Uymak da uymanın yolu nu bilmeğe bağlıdır Elbetteki din ilimlerinin va risleri olan alimlere el uzatmak gerek. Fakat din alimliğini dünya kazancına vesile edinen ve ma kam sahibi olmakdan başka hırsı bulunmayan alimlerden uzak durmak şartıyla... Ve o derviş ler ki, raksederler, musiki dinlerler, ve ne verilir se kabul ederler. Onlardan uzaklaşmak
lazımdır... Sünnet ve cemaat ehli itikadına zıt, tevhid ve
fikir dinlemekden de perhiz etmek şart... İlim tahsilini de, Allah'ın Resülüne uymanın bir za rureti olarak yerine getirmek icab eder vesse lam.
Mevlana Sadeddin Kaşkari kuddise sirruh buyurur:
İnsanın her nefes alışında bir hazine heder olub gider. Her nefesde bilmedilir ki Allah hazır ve nazırdır. Bu şuur insana hakim olunca Al-lah'dan utanma duygusu da beraber gelir ve gaflet gider.
İnsanda gönül birdir. Ve o dünyaya sarkacak olsa Allah'dan mahrum olur. Allah'a yönelirse içinde bir pencere açılır ve o pencereden ilähi feyz güneşinin nuru girer. Bu nur doğudan batı-ya kadar her zerreye hayat verir. Ve yalnız pen ceresiz evler ondan nasibsiz kalır.
kikat nurundan devşirilmişdir. Kur'an ve hadi sin gerektirdiği tazimi evliya kelâmına da gös termek lazımdır. Kendi bahtiyarlığını dileyen kimse evliya kelamına da edeb ve saygı göster melidir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
تُؤْذِي الْمُؤْمِنَ وَلَا تُجَاوِرُ الْجَاهِل (طب وابن عبد البر في العلم وابو نصر غريب عن ابن عمرو)
YanıtlaSil4158- Az fıkıh, anlamadan yapılan çok ibadetten ha- yırlıdır. Kişiye anlayarak ibadet ettiği zaman, fıkıh kâfi gelir. Yalnız kendi görüşünü beğendiği zaman o kişinin cehaleti kendisine ye-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 05:08
RÂMÜZÜL EHADÎS
(HADİS ANSİKLOPEDİSİ)
AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
(2.CİLT)
Baskıya Hazırlayan: ARİF PAMUK
YANITLASİL
yuksel24 Mayıs 2024 05:59
ATATÜRK'ÜN SON MESAJI
Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'
Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla
dunyaya açıkladı.
Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102
30 FR. evvel 1409
10
ATATÜRK'ÜN SON MESAJI
Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'
Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla
dunyaya açıkladı.
Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102
30 FR. evvel 1409
10
Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti den alıntı.
YAKIN TARİH
YanıtlaSilAnsiklopedisi
8
Yeni Nesil
sy. 123.
Gizli Vasiyetin Esrarı... Atatürk'ün õlmeden önce "Asker menşeli olanları cumhurbaşkanı yapmayın" diye bir vaslyet ettiği belirti len bu bölümde, bu vasiyetin yok oluşu açıklanıyor.
YanıtlaSilHalid Paşa Cinayeti......... 163-210 Muhalif mebuslardan Halid Paşa'nın Meclisde katledilışının anlatıldığı bu bölümde, devlet terörünün ti pik bir örneği veriliyor.
Harf İnkılabı Niçin Yapıldı?............ 211-286 İslam harflerinin bırakılıp. Lätin harflerinin alınış safhalarının işlendiği bu bölümde, bu inkılâpla Islam kültürünü yok etmenin hedeflendiği anlatılıyor.
287-300
Dünden Bugüne Cami Aleyhtarlığı Cumhurbaşkanı Kenan Evren'ın, okul yapmanın cami yaptırmaktan daha sevap olduğunu ileri sürmesine dikkat çekilen bu bölümde, geçmişteki cami düşmanlığından örnekler veriliyor.
5. CILT
Çerkez Ethem Hain miydi?. Resmi tarih tarafından "hain" olarak tanıtılan Çerkez Ethem'in nasıl vatanperver bir kimse olduğu an- latılan bu kısımda, onun tahriklere kapılmayışı isbat ediliyor.
5-212
Kore Zaferi. ..... 213-302 Bu bölümde, binlerce kilometre uzakta komünistlere karşı savaşan Mehmedciğin başarıları anlatılıyor.
6. CILT
......... 5-68 M. Kemal Paşa'ya muhálií, dindar ve vatanperver bir mebus olan Ali Şükrü Beyin öldürülüşünün an latıldığı bu bölümde, suikasti tertipleyen Topal Osman'ın tahriklere kapıldığı ifade ediliyor.
All Şükrü Bey Niçin Öldürüldü?.
Neler Okuttular?........ 69-232 Cumhuriyetten sonra okutulan ders kitaplarının ele alındığı bu bölümde, kitap muhtevålarının "dinsiz bir nesil yetiştirmeye yönelik olduğu örneklerle isbat ediliyor.
Ateizmin Bayraktarı Abdullah Cevdet.....
233-266 Bu bölümde, dinsizliğin bayraktarlığını yapan Abdullah Cevdet ve fikirleri anlatılarak, onun inkılâpia- ın fikir babalığını yaptığı belirtiliyor.
İş Bankası Hangi Parayla Kuruldu?.... 267-300 Hindistan Müslümanlarının İstiklal Harbi için gönderdikleri paralarla kurulan Iş Bankasının mevzu edildiği bu bölümde, gelen pararın hedefi dışında kullanıldığı açıklanıyor.
Ayasofya Zulmi
7. CİLT
1-104 Sahte bir kararnameyle kapatılan Ayasofya'nın geçmişi, Fatih'in vakliyesi, kapatılış safhası ve açılması yolunda yapılan teşebbüslerin anlatıldığı bu bölümde, milletin hisiyatına tercüman olunuyor.
Yamada Baлия. Milet trådestyle tek parti diktasına son veren DP'nin, askeri bir ihtilälle alaşağı edilmesine medhiye 105-204
düzen yazarların mevzu edildiği bu bölümde, o zamankı basından örnekler veriliyor.
İhtiläl Fetvicılan
İhtilale fetvä veren sözde aydınların tavır ve sözlerinin ele alındığı bu kısımda, onların yüzkarası halleri anlatılıyor. 201-300
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
İman
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
Ben nefs-i emmareyi İngilizce'ye 'zalim' (tyrannical) olarak tercüme ettim. Bu bize zulmeden nefistir. İlginçtir; Mevlana nefs-i emmareden firavun olarak bahseder. Nefs-i emmareyi İngilizce'ye çevirmeye kalkıştığımda endişelenmiştim. Ben kimdim ki, kısır Kur'an ve Arapça bilgimle Kur'ani bir kavramı tercüme etmeye kalkışıyordum! Mevlana'nın kitabını okuduktan sonra, 'Elhamdülillah, tercümem o kadar da fena değilmiş' dedim, çünkü orada nefs-i emmare Firavun olarak tasvir ediliyor.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel27 Mayıs 2024 06:20
Ekim 2003 Sayı: 212 Şaban 1424-4.250.000 TL. (KDV dan
ALTINOLUK
aylık mecmua
٥٥٩٦ - مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُؤْتَمَنَ الْخَائِنُ وَيُخَوَّنَ الأَمِينُ الخرائطي عن ابم ابن عمرو)
YanıtlaSil5596- Haine güvenilip doğruya ihanet edilmesi de kıya met alametindendir.
Bir kimse nası gücendirmek pahasına, Allah'ı hoşnud ederse, insanların kötülüklerine karşı Allah kafi gelir. Bir kimse de insanları hoşnud etmekle Allah'ı gücendirirse, Allah onu insanlara bırakır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 401 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel28 Mayıs 2024 00:40
Bir kimse halkı nazarı itibare almadan Allah'ı hoşnud ederse, Allah ona kafi gelir. Allah'ı gücendirerek mahlukatı hoşnud ederse, Allah o mahlukatı kendisine musallat eder.
Ravi: Hz. Amr İbni Şuayb (r.a.)
Sayfa: 401 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel28 Mayıs 2024 00:58
Bir kimse geçmiş ve gelecek insanların ilmine malik olmak isterse, Kur'an-ı Kerim'i tahlil etsin.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 401 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır."
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 270 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
rim.» Bundan da anlaşılır ki Cennet'e amel ile girilmeyip Hüdânın rahmetine muhtaç olunur. Nitekim bir hadis-i şerifte de bildirilmiştir.
YanıtlaSilResûl-i Ekrem (S.A.V.) saadet ve iclâl ile şöyle buyurmuştur: Ey ashabım ve ey ümmetim. Sizden hiçbiriniz ameli ile Cen- net'e girmez. Lâkin, şânı yüce Allah'ın rahmeti sebebi ile girer.
O zaman ashab-ı kiram:
Yâ Resûlallah; siz de ameliniz ile Cennet'e girecek misiniz? di- ye sordular. O da saadet ile:
Ben de yaptığım işle, amelim ile girmem. Allahın rahmeti her halde. beni sarmış olsa gerektir. Netekim kın içine giren şeyi, kı- nın sarıp sarmaladığı gibi beni de Allah'ın rahmeti bürümüştür! bu- yurmuşlardır.
YANITLASİL
yuksel30 Mayıs 2024 01:23
ŞERHİ DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVĀRİKI'L-ENVAR
KARA DAVUD
Delâil-i Hayrât Şerhi
Delâil-i Hayrât Yazarı:
ABDULLAH MUHAMMED BİN SÜLEYMAN CEZÚLÍ
Şerheden:
MUHAMMED KARA DAVUD EFENDİ (İzmitî)
Bugünkü Dile Çeviren:
M. FARUK GÜRTUNCA
HUZUR YAYIN-DAĞITIM
PAZARLAMA TİCARET LTD. ŞTİ.
Çatalçeşme Sok. Yücer Han. No: 38/1-2
Tel & Fax: (0212) 513 50 57-513 01 71
Cağaloğlu-İSTANBUL
www.huzuryayinevi.com.tr
sy. 55,56,57.
6239. İnsanlara bir zaman gelecek ki, ümmetimin zamandaki ihtilafında sünnetime sarılan, kıvılcımları avuçlayan gibi olacak.
YanıtlaSil٦٢٤٠ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ وُجُوهُهُمْ وُجُوهُ الْآدَمِنِينَ وَقُلُوبُهُمْ قُلُوبٌ الشَّيَاطِينِ سَفَاكِينَ لِلدِّمَاءِ لَا يَرِعُونَ عَنْ قَبِيحٍ أَنْ تَابَعْتَهُمْ وَآرَبُوكَ وَان الْتَمَنْتَهُمْ خَانُوكَ صَيُّهُمْ عَارِمٍ وَشَابَهُمْ شَاطِرٌ وَشَيْخُهُمْ لَا يَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلَا يَنْهَى عَنْ مُنْكَرِ السُّنَّةُ فِيهِمْ بِدْعَةٌ وَالْبِدْعَةُ فِيهِمْ سُنَّةٌ وَذُو الْأَمْرِ فِيهِمْ غَاوِ فَعِنْدَ ذَلِكَ يُسَلِّطُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ شَرَارَهُمْ فَيَدْعُو خِيَارُهُمْ فَلَا يُسْتَجَابُ
لَهُمْ (خط عن ابن عباس)
6240- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, yüzleri (suretleri) insan sureti gibi, fakat kalpleri şeytan kalbi olacaktır. Kan akıtacaklar, çirkin hareketlerden çekinmeyecekler. Onlara tabi olursan sana oyun yapacaklar, onlara güvendiğin takdirde sana hiyanette bulunacaklar. Çocukları yüzsüz, gençleri arsız olacak. Yaşlıları ise iyiyi emretmeyecek, münkerden alıkoymayacaklar. Onlarca sünnet bidat, bidat ise sünnet sayılacak. Onlarda emir boş ve bozuk olacak. İşte o zaman Allah onlara aralarından en kötü olanları musallat kılacak. İyileri şerlerinden kurtulmak için dua edecekler, ama dualan kabul edilmeyecek.
٦٢٤١ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ مَنْ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ أَصْفَرُ وَلَا أَبْيَضُ لَمْ يَتَهَنَّ
بالعيش" (طب طس ط ض حل عن المقدام)
6241- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zaman da kimin sarısı (altını), beyazı (gümüşü) yoksa yaşama hakkı olmayacak.
٦٢٤٢ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَدْعُو فِيهِ الْمُؤْمِنُ لِلْعَامَّةِ فَيَقُولُ اللَّهُ ادْعُ
لخَاصَّةِ نَفْسِكَ اَسْتَجِبْ لَكَ فَأَمَّا الْعَامَّةُ فَإِنِّي عَلَيْهِمْ سَاخِطٌ (حل عن انس)
edecek, Allah: "Sen yalnız kendine dun gelede duanı kabul edeyim. 6242- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi umuma dua Umum halka gelince ben onlara gazap edeceğim." buyuracak.
YANITLASİL
yuksel30 Mayıs 2024 03:38
-٦٢٤٣- يَأْتِي عَلَيْكُمْ زمان لا ينجو فيه الا من دعا دعاء الفريق رهب من
حذيفة ونعيم بن حماد عنه) 6243. Size öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda içinizden oncak boğulmak üzere olan kişinin duası gibi dua eden kimse kurtulur.
الا ٦٢٤٤ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَتَخَلَّقُونَ فِي مَسَاجِدِهِمْ وَلَيْسَ هُمُهُمْ أَوْ الدُّنْيَا لَيْسَ اللَّهُ فِيهِمْ حَاجَةٌ فَلَا تُجَالِسُوهُمْ (ك عن الس)
6244- İnsanlara öyle bir zaman gelip çatacak ki, cemaat, mescitlerde halka olup oturacak, fakat bütün gayeleri dünya menfaatı olacak. İşte bu gibilere Allah'ın ihtiyacı yoktur. Binaenaleyh siz onlarla oturmayın.
٦٢٤٥ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ أَفْضَلُ أَهْل ذَلِكَ الزَّمَانِ كُلُّ خَفِيفِ الْحَادَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللهُ مَا خَفِيفَ الْحَادٌ قَالَ قَلِيلُ الْعِيَال" (كر عن حذيفة)
6245. "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda en üstün kişi hafifül haz olan kişidir."
"Hafifül haz ne demektir, ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Çocukları az olan kişi demektir" buyurdu.
٦٢٤٦ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَقُومُونَ سَاعَةً لَا يَجِدُونَ امَامًا يُصَلَّى
بهم ره حم طب و ابن سعد عن سلامة بنت الحر)
6246- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, bir saat duracaklar da kendilerine namaz kıldıracak bir imam bulamayacaklar.
٦٢٤٧ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَأْكُلُونَ فِيهِ الرِّبَا فَمَنْ لَمْ يَأْكُلْهُ مِنْهُمْ نَالَهُ
مِنْ غُباره" (حم وابن النجار عن ابي هريرة)
6247- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda bol faiz yiyecekler, içlerinden faiz yemeyenlere bile mutlaka onun tozundan bulaşacak.
٦٢٤٨ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَحْجُ أَغْنِيَاءُ أُمَّنِي لِلنُّزْهَةِ وَأَوْسَطُهُمْ
1417
İMTİHAN
YanıtlaSilDin bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)
307:24. Söz 3.dal, 1. asıl
Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.
Söz 4. esas, 3. mesele
İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua
İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.
Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.
MAL İNAT
Hodgamlık, hodbinlik hod
Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
İsmail Mutlu
sy. 310.
YANITLASİL
yuksel5 Haziran 2024 23:55
٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
Ramuz ul Ehadis
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Pamuk Yayınları
cilt.. 1.sy.174.
KISSALAR VE HİSSELER
YanıtlaSil"Devletim yıkılır mı?"
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32
Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35
oscar Yayınları
sy. 217.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSil"Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00
keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01
kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
YanıtlaSiligfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Okuma Parçası 8: Echelon
YanıtlaSilBektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm
zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite
HADİS MEALİ
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>
Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?
ey Allah'ın elçisi.>>>>
Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:
1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.
2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.
3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.
4 Erkeğin karısına emir kulu olması.
5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.
6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.
7 Babaya karşı cefa edilmesi.
8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.
9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci
10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.
11 İçki içmenin yayılması.
12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda
13 Şarkıcı kadınların türemesi.
14 Şarkı âletlerinin türemesi.
15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.
İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.
Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,
Kitabül Fiten Hadis: 2210
YanıtlaSil
yuksel28 Ağustos 2024 08:44
SUR
Sayı 25
Nisan 1978
10 TL
zamanın milbim şahıslan
İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ
DECCAL
606
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 112-113
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11
بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06
İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
Ravi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
يصبح
YanıtlaSilوكَثِيرُونَ في
SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri
olur? Cevaplandırır mısınız?
CEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (Ihlás) iki kısma ayrılır:
1 Amelde samimiyet,
2 Sevap beklemede samimiyet.
AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir
adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin sayğı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.
Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve amel işlemek demektir.
SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.
Havariler İså Peygamber'e sorarlar: «Samimi (halis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir? İså Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:
Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.»
CAMIÜ'S-SAĞIR
YanıtlaSilMUHTASARI, TERCÜME VE ŞERHİ
Allah'ı sevmenin yolu Resûlullaha (a.s.m.) tabi ol- maktan; söz, hål ve hareketlerimizde onu ölçü almak- tan geçer.
Resûlullahın (a.s.m.) hadislerinin herbiri ise karan- lıkta kalanlara bir ışık, yolunu şaşıranlara bir rehber, ölünceye kadar doğru yolda tutan bir kılavuzdur.
Resûlullahın (a.s.m.) hadisleri ahiret yolcusu olan insanlar için en sağlam birer ölçü, esas ve hayat pren- sipleridir. Bilhassa bunalımda olan çağımız insanlarına bir kurtuluş simidi, huzur ve saadet yollarını gösteren hatasız bir programdır. Hayata hayat, ruh ve nurdur.
Günümüzün insanının onun emir, yasak ve öğütle- rinden istifade edecekleri çok şeyler var. Ruh, kalp ve vicdanlar, onlara gıda, hava ve su kadar muhtaçtır.
***
Camiü's-Sağir, 10,000 civarında hadis-i şerifi ihtiva eden meşhur hadis kitaplarından biridir. Uyanıkken yetmiş defa Resûlullahı (a.s.m.) gören Celaleddin es-Suyuti (1445-1505) tarafından tasnif edilmiştir. Elinizdeki cildlerde, bu eserin, Feyzü'l-Kadir isimli şer- hi esas alınarak günümüze bakan 4000 civarında hadis ele alınmış, bazılarının açıklamaları yapılmıştır.
YA NE
İŞARATÜ'L-İCAZ FÎ MEZANNİ'L-ÎCAZ
YanıtlaSilMÜELLİFİ
BEDİÜZZAMAN SAID NURSI
HAT
AHMED HUSREV EFENDİ
Hayråt Neşriyat
إشارات الإعجاز في مظان الإيجاز
YanıtlaSilمن مؤلفى w بديع الزمان سعيد النورسي
احمد خر و افندی
سمِ اللَّهِ الرَّحمنِ الرَّحِيمِ ، وَ بِهِ نَسْتَعِينُ
YanıtlaSilالشارات الدولي
نفسه ] بو اشارات الاعجاز تفسيرى اسكى حرب عمومنيك مركي سنه سنده، جبهة حريده مأخذ من اولارق كتاب موجود و تاريخي خالده تأليف ابد والمشدر حرب زمانتك ضرور تمدن باشقه [ درت سبيه ] بناء عانت مختصر و محازلی طر زده باز بلمن فاتحه ونصف اول داها محمل، داها مختصر قالمشدر.
اولاً ) او زمانه، ايضاحه مساعده انیمییوردی اسکمی سعید، ایجازلی و قیصه بر تعبیر انله افاده مرام ابد بیوردی .
ثانيا ) غايت ذكى اولان كندى طلبه لرينك درجه فهملرینی دوشونو یوردی . باشقر كران افلامه لرینی دو شو نمیوردی .
ثالثا ) اسكى سعيد ال دقيق وان اینجه اولان نظم قرآنده کی [ ایجاز لی اولان اعجازی ] بیانه ایندیگی ایچونه قیصه و اینجه دو شمندر فقط شیدی ایسه، یکی سعید نظریه مطالعه القدم. الحق، السكى سعيدك بتون خطيئة آتياله برابر شو تفسیر ده کی تدقیقات عاليه ، ونك به شاه أتريدر. ياز بلدیغی وقت دائما شهيد اولمغه حاضر لا نديفي ايجون، خالص بر نیت ایله وبلاغتاك قانونارينه و علوم عربي ناك دستور لرين تطبيق الدرك بازدیفی المجون، هیچ برینی جرح ايده مدم. بلکه جذاب همه بواثری اول بر كفارت الذنوب يا باجعه و بو تفسيري ده نام آخلا یا جقه آدماري بتشديده جك ان شاء الله.
اگر برنجی حرب عمومی کی ما نعلم اول ماسه ايدي، تفسيرك شو برنجي جلدي، اعجاز وجوهندن اولان اعجاز نظمی بی بیان ایتدیگی کی دیگر جزولی و مکتوبارده، متفرقه حقائق تفسیری بی اینه آله ایدی قرآنه معجز البيانه کول به تفسير جامع اولوردی . بلکه ان شاء الله شو جزء تفسير و التمن التي عدد، بلکه یوز اوتوز عدد سوزلی و مکتوبات - ساله لريله برابر مأخذ اولورسه، اياريده بختيار بر هیئت او لکه بر تفسیر قرآنی از سینه ان شن الله
سعيد النورسي
جرخ Cert: Bir fikri çürütme
YanıtlaSilجزو تفسير Cuz-il teatr: Tefsir aiz'ü (Kur'an'ın bir kısmının tefsiri)
دقيق Dakik: İnce
درجة فهد Derece i fehim: Anlama derecesi
الق Elhak: Doğrusu
حقائق تفسيرية Hakaik-i tefstriye: Tefsire dit hakikatler
حرب عمومی Harbi mümi: Dünya savaşı
تطبيقات
Hatiat: Hatalar
هَيْنَ Hey'et: Topluluk, kurul
انجاز icaz: Mucize olma, herkesi dciz bırakma
اعجاز نظبي icaz nazmi: Sözün dizili-şindeki mucizelik
إيجاز İcaz: Az sözle çok şey anlatma
إفادة مركز ifade-i meram: Maksadını ifade etme
إشارات الإعجاز sarati-İcaz: Mucizelik işaretleri
كَفَّارَتْ الذُّنُوبُ
Keffareti'z-zünüb: Günah-ların affına vesile olan bedel
تأثذ
Me'haz: Kaynak
مختصر Muhtasar: Kısa
مجمل
Micmel: Özetlenmiş
متفرق
Müteferrik: Ayn ayn
نظر قرآن
Nazm- Kur'ân: Kur'ân'ın ölçülü bir şekilde dizilmesi
نصف أول Nisf - evvel: İlk yan
تخبيرات Tabirat: Tabirler, ifadeler
تأليف
Telif: Eser yazma
تدقيقات عالية Tedkikat-ı âliye: Yüksek incelemeler
تفسير جامع
Tefsiri cami': Toplayıcı (kapsamlı) tefsir
تنبية
Tenbik: Uyarma
علوم عربية
Ulam-u Arabiye: Arabca ilimler
وجوه
Vich: Yüzler yönler
ضرورت Zaruret: Zorunluluk
ه الله الرحمن الرحيم وبه نستعين
YanıtlaSilTenbih: Bu İşărâtü'l-l'câz tefsiri, eski harb-i
umûminin birinci senesinde, cebhe-i harbde, me'hazsiz olarak kitap mevcûd olmadığı halde te'lif edilmiştir. Harb zamanının zarúretinden başka, "Dört Sebebe" binäen gayet muhtasar ve icazlı bir tarzda yazılmış. Fâtiha ve nisf-1 evvel, daha mücmel, daha muhtasar kalmıştır.
فاقل
Evvelen: O zaman, îzaha müsaade etmiyordu.
Eski Said, îcâzlı ve kısa bir ta'birátla ifåde-i meram ediyordu.
Saniyen: Gayet zeki olan kendi talebelerinin derece-i fehimlerini düşünüyordu. Başkaların anlamalarını düşünmüyordu.
Sâlisen: Eski Saîd, en dakik ve en ince olan nazm-ı Kur'ândaki -îcâzlı olan i'câzı-beyân ettiği için, kısa ve ince düşmüştür. Fakat şimdi ise, Yeni Saîd nazarıyla mütâlaa ettim. Elhak, Eski Saîd'in bütün hatîâtıyla beraber şu tefsîrdeki tedkikät-ı âliyesi, onun bir şäheseridir. Yazıldığı vakit däima şehîd olmaya hazırlandığı için, hâlis bir niyet ile ve belägatin kanunlarına ve ulûm-u Arabiyenin düstûrlarına tatbik ederek yazdığı için, hiçbirini cerh edemedim. Belki Cenâb-ı Hakk bu eseri, ona bir keffâretü'z-zünüb yapacak ve bu tefsîri de tam anlayacak adamları yetiştirecek inşaallâh.
Eğer birinci harb-i umûmî gibi mâni'ler olmasa idi, tefsîrin şu birinci cildi, i'câz vücûhundan olan i'câz-ı nazmiyi beyân ettiği gibi; diğer cüz'ler ve mektublar da, müteferrik hakäik-i tefsîriyeyi içine alsa idi, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân'a güzel bir tefsîr-i câmi' olurdu. Belki inşaallah şu cüz'-i tefsîr ve altmış altı aded, belki yüz otuz aded Sözler ve Mektubât risáleleriyle beraber me'haz olursa, ileride bahtiyar bir hey'et öyle bir tefsîr-i Kur'ânî yazsın inşaallah.
میرانا
فراوان
العد
نك
لله
میری
ده
Saîdü'n-Nûrsi
Muhterem Sâdık DÂNA Efendi Hazretleri ile sohbet... (6)
YanıtlaSilBir müslümanca yaşama problemi var. İnsanlar neden ele, dile, kalbe sahip olamıyorlar?
"Seyrü Sülük Görmeyince..."
befisler azıyor. N Memlekette maddi refah var. Refah da o azgınlığı ziyadeleştiriyor. Tabii seyrü sülük görmedikten sonra bir insan hadddini bilemez. İstediği kadar abid de olsa zahid de olsa, harama helale dikkat edemeyecek hale gelir. Yegane sebebi bu. Tefrikalar vesairenin de yegáne sebebi bu. Çünkü mideden inenler hep şüpheli. Bundan sonra da gittikçe kontrol guçleşiyor.
-Efendim geçen sayımızdaki sohbette hacla başladık, Muhterem Sami Efendi Üstadımızla be reketlendi. Bu gün müslümanların, bir müslüman ca yaşama problemi var. Yani ele, dile, göze sa hip olamama problemi var. İş hayatında bir takım problemler.. İzin verirseniz bu konu üzerinde soh bet edelim biraz, Bu, İslam'ı yaşama problemi ne reden kaynaklanıyor?
Sadık DANA- Nefisler azıyor. Memlekette maddi refah var. Refah da o azgınlığı ziyadeleşti riyor. Tabii seyrü sülük görmedikten sonra bir in san hadddini bilemez. İstediği kadar abid de olsa zahid de olsa, harama helâle dikkat edemeyecek hale gelir. Yegâne sebebi bu. Tefrikalar vesairenin de yegâne sebebi bu. Çünkü mideden inenler hep şüpheli. Bundan sonra da gittikçe kontrol güçleşi yor. Büyük marketler açılıyor, içinde ne olduğu bi
linmeyen türlü türlü şeyler satılmaya başlanıyor Nahoş şeyler. Yabancı firmalar var, eti dışandan getiriyor. İthal et... Belki domuz eti vardır, kimden kimin haberi var. Avustralya etleri var meselä kilo su 5 riyal Hicaz'da, on senelik et, çürümüş iyice Çok şeyde kullanıyorlar onu, kebabta, çörekte Öbür tarafta başka et var 15 riyal, başka et var 25 riyal, başka et var 50 riyal Hicaz'da. Yabancı yiye cek firmaları o etlerden getiriyor, harman yapıyor, bolca biber-baharat koyuyor, yeni bir lezzet so kuşturuyorlar. Bizim de başımızdan geçti. Bir gün sohbet olacak, hayli misafir gelecek... Et ciddi ola rak kokmuş. Aşçı Hüseyin efendi vardı, dedi ki "mis gibi et". Yıkadı yıkadı, kokusu azaldı, sonra onu güzelce baharatladı, oldu mis. Onu yiyenler doyamadılar. Bunlarınki ondan kat kat berbat Yani insanlar hem kendine sahip olamıyor, hem çoluk çocuğuna sahip olamiyor. Mideye girenler
sevimsiz sevimsiz şey-ler. Bu da tabil ahlakta tesirini gösterir.
YanıtlaSil-Sonra efendim bir de şu var şimdi, her şey ortada. Dönerler ortada, tavuklar ortada. Alabilen var, alamayan var. Bun da da, hem kul hakkı ka yor, fukaranın ve gari-bin hakkı, hem de bir nefis kalıyor. O güzel ko-kularia eziyet ediliyor ümmet-i Muhammede...
-Muhterem üstadı-mız efendimiz devletha-neye giderken muhak-kak bir şey götürürlerdi. Sünnet-i seniyye bu. Çarşıya uğrayacak, bir şeyler alacak. Büyük bir mendili vardı. Evvelce çarşaf gibi mendiller olurdu. Ekmek dahi alsa, onu dışardan güzekme-yecek şekilde sımsıkı sarar, devlet-haneye öyle götürürdü. Halbuki şim di ekmeğin yüzüne bakan kim, misal olarak.
-Elendim bir tasavvuf ehlinin gönül ålemiyle muamelatı arasında tenasüb olmalı değil mi?
-Esasında fark olmaması lazım... Esasında. Ama bazı noksanlıklar oluyor tabii. Bir kısmını tat-bik ediyor, bir kısmını tatbik etmiyor. Gönül âlemi zayıf düşüyor. Her ders alan, umulduğu gibi bu yoldan istifade edemiyor. Ama dışarıdakilere nis-beten gene de bir fark oluyor.
Nasıl yapmalı efendim? Dışarısı böyle, İs lam'ın düzenlediği bir hayat değil. Yani gözü koru-mak, eli korumak, kalbi korumak için nasıl bir itina göstermeli?
-Allah'a dua etmek. İş hakikaten ona geliyor. Bu devirde hakikaten zor. Siz kendinize hakim ol-sanız bile oğlunuz veya yeğeniniz böyle cazib yerlerin tiryakisi oluyor. Gençleri cezbediyorlar. Halbuki buralarda alınan, 6
yenen her şey şüpheli Efendim siz bir zat-tan bahsetmiştiniz. Ham-di Efendinin meclisine girdiği zaman herkes ona
F aiz bereketi mı bereket cehaletten. giderir. Faiz kalktı başlar. O tabi iki Faiz en zararlı bir şey, hem manen hem maddeten. Kim faize elini atmışsa çürüyüp gitmiştir. Bazı müesseseler var, büyük müesseseler zahiren. Kazandığının onda dokuzunu faize veriyor. Fuzuli yere hammallık yapıyor maddi bakımdan. Manevi bakımdan ayrıca felaket.
hürmet eder, ayağa kal-kar demiştiniz. Reba Molla diye bir zattı gali-ba.
-Evet Rebi Molla idi. Elmalılı Hamdi Efen-diler ve emsali zevat, bu zâtı getirir, baş köşeye oturturlardı. Bir Cemal efendi vardı. Esasında Rum imiş evvelce. Son-ra Rebi Molla'nın halini görmüş, gıbta etmiş, bu ne güzel insan diye. Re-bi Molla geceleri ibadet ediyor sabaha kadar, de-dikodusu yok. İyi kötü tefrik etmeden herkese şefkat kanadı açık. Ha-liyle kaliyle tam bir müs-lüman. Herkes tarafın-dan çok seviliyor. Bu Ce-mal efendi de Rebi Mol-la'nın halini görüp müs-lüman oluyor. Sonra da ihvan oluyor. Ben sor-dum "nasıl oldu?" diye, anlattı. "Bizim komşumuz vardı Rebi Molla, diye. İki ineği vardı. Sütlerini satar, onunla rızıklanırdı. Bir gün bu inekler bizim bahçeye girmiş, oradaki otlardan yemişler. Bunu gören Rebi Molla işçisine ineklerin sütünü bize teslim etmesini tenbih etmiş. Biz kabul etmedik, "o sütler sizin" dedik. Ama Re-bi Molla, ottan gelen gıdalar tahavvülât geçirince-ye kadar o sütleri ne sattırmış, ne de içilmesine müsade etmiş. Biz onun bu haline aşık olduk. On-dan sonra da hem Müslümanlıkla şereflendik, hem de bu yolu bulduk. Onun için istikamet çok mühim. Herkes çocuğunu şehzade gibi büyütüyor. Benim çocuğum aslan, benim çocuğum kaplan. Çocuğa para veriyor hesabını sormuyor. Babam benden beş kuruş aldı, hiç unutmam. O zaman gazete beş kuruştu. Bir ay sonra "Musa al, dedi, şu beş kuruşu senden almıştım". Yani bize böyle itinä ettirdiler elhamdülillah.
Her işin başı istikamet
,
-Hatta efendim, biz karşı tarafa, Çarşamba ya mektebe giderken se fer tasıyla yemek götü-rür-dük, varlıklı bir aile çocuğu olmamıza rağ-
men Rahmetli annemiz akşam dan yemek koyardı, Sefer tasty la götürür, onu açar, soğuk ola rak yerdik. Onun kazandırdığı çok şey oldu bize efendim. In-san nasıl alışıyorsa öyle gidiyor. Sadece ekmeği dışarıdan alır-dik
YanıtlaSilHerkes evden götürürdü. Memur olsun, tüccar olsun her kesin elinde bir sepet. Şimdi en büyük ayıp elde paket taşımak. Mselă, manav aşağıda, hanım yukardan sesleniyor "Şunu şunu gönder diye. Onu alıp, üç beş basamak çıkıp da evine veremi yor.
-Hatta fiyat da sormuyorlar efendim. Esnaf "sizin için şu ka-dar kafidir" diyor, o da çıkarıp veriyor. Yani portakalı kaça aldı-ğını, elmayı kaça aldığını bilmi-yor. Ayıp gibi geliyor. Halbuki o, sünnet-i seniyyedir. Bir de şu vardı efendim, benim çocukluk hatıram içinde; Siz fiyat olarak hesaplı diye Sirkeci'den porta-kal, elma alırdınız, biz onları Erenköy'e kadar taşırdık ki, ara da üç beş kuruş fark olurdu.
-Babam karpuz alırdı İstan-bul'dan. Bana taşıtırdı. Nasıl bir çocukmuşum. Bana hammal gibi taşıttırdınız demezdim. Eski ter-biye başka oluyor. Aile nizamı kalmadı. Aile nizamı tam olsa herkes birbirinin noksanlarını ta-mamlar. Çocuk gece 12'de geli yor, neredeydin, diye sorulmu-yor. "yemeği şurada yedim" di-yor, bir de aferin alıyor babasın-dan. Olup gidiyor.
Aile'de yok, okulda yok, sokakta yok, evde yok...
-Evet yok tabil. Zahiren okumuş, bilgisi var ama, ahläken zayıf.
-Sonra efendim bir de sokakta pişen yemek-ler gafletle pişiyor. Ab-destsiz, namazsız, belki temizliğe de dikkat edilmi-
30
yor. Oysa evde olan besmeleyle temiz pişiyor. Tabii insan bunu aldığı zaman ibadeti de farklı oluyor.
-Gayet tabii.
Efendim bilhassa is haya-tinda faizli islemler çoğaldı. Yani neredeyse Peygamberimizin "Öyle bir zaman gelecek ki her-kes faizin tozundan etkilene-cek diye buyurduğu zamanları yaşıyoruz.
-Evet, işte şimdi o zaman.
-Müslüman sanayiciler ve tüccarlar bile faizsiz olmaz gibi bir düşünceye vardılar. Zatı âli-niz de iş hayatından geldiniz. Faizsiz olmaz mı hakikaten? Müslüman farklı bir titizlik göste remez mi?
-Faiz bereketi giderir. Faiz kalktı mı bereket başlar. O tabi iki cehaletten. Falz en zararlı bir şey, hem manen hem madde ten. Kim faize elini atmışsa çürü yüp gitmiştir. Bazı müesseseler var, büyük müesseseler zahiren. Kazandığının onda dokuzunu fa-İze veriyor. Fuzuli yere hammal lık yapıyor maddi bakımdan. Manevi bakımdan ayrıca feläket.
-Sonra efendim şimdi bir de borsa çıktı. Tamamen iş hayatı nın kumarı sanki. Bir noktada gabn-i fahiş, aslından çok yük sek göstererek kandırma oluyor.
- Ama müstehak insanlar buna, ne yapacaksınız.
- Faizli işlemlerde enflasyo na sığınılıyor efendim.
-Faiz enflasyonu getiriyor. Faizli müesseseler olmazsa her-kes aza kanaat eder. Bereket de olur. Faiz oldukça herkes ilk al-dığı malı yüzde yüz kârla sat
Kalbi korumanın çaresi duâda.
mak isitiyor, hatta daha fazla ko-yuyor. Biraz da kâr edeyim, di-yor. Yüzde yüzelliye satmak is tiyor. Alıcı da buluyor. Eskiden bu enflasyon hiç yoktu, Men. deres zamanında filan. Yüzde üç yüzde 5 yükseldiğinde kıyamet kopardı.
-Bir de şundan olabilir sanıyorum efendim, dükkan tez yinatı, süslemeleri had safhada Bu da malın emtianın üzerine biniyor. Meselå, bazı iş merkez lerinde bir dükkan kirası 1 mil-yarı buluyormuş. Tabii bu, oradan alınan her emtiaya bin-miş oluyor.
-Ahmak bir zümre var, onlar da alıyorlar. Çocuklar üzerinde çok titiz olmak lazım. Rahmetli annem üzerimizde çok titizdi. Cenab-ı Hak da muhafaza etti elhamdülillah, haram lokmadan korudu. Her sabah annem sıkı sıkı tenbih ederdi "aman ev-ladım, başkasının bahçesinden bir şey koparma." derdi. Erenköy o zamanlar çok ıssızdı. Meyve ağaçları vardı, üç dönüm beş dönüm. Kimsenin kimseden haberi olmazdı, buna rağmen annem tenbih ederdi. Evimizin arkasındaki köşkün bahçesinde
ev-ladım, başkasının bahçesinden bir şey koparma." derdi. Erenköy o zamanlar çok ıssızdı. Meyve ağaçları vardı, üç dönüm beş dönüm. Kimsenin kimseden haberi olmazdı, buna rağmen annem tenbih ederdi. Evimizin arkasındaki köşkün bahçesinde çam ağaçları vardı. Bir gün bir arkadaşla birlikte Şeytana uy-duk. Ben ağaca falan çıkamaz-dım. Dedim "sen ağaca çık, yukarıdan kozalakları at. Ben de aşağıda toplarım." Sonra da arabaya koyup götüreceğiz. İçini kırıp yiyeceğiz. Cenab-ı Hak kısmet etmedi. Evden çıkanlar oldu. Biz onu bıraktık kaçtık. El-hamdülillah ondan başka hiç bir şey hatırlamıyorum.
YanıtlaSil-Efendim, Allah sıh-hat afiyet versin, biz sizin-le her ay inşaallah böyle bir sohbet yapmak arzu ediyoruz. Çok güzel hatıralar dinledik. Teşek-kürler ediyoruz.
ALTINOLUK
YanıtlaSilaylık mecmua
İSLÂM BİZDEN NE BEKLİYOR?
Allah'ın râzı olacağı Müslümanlık
Sayı: 136
Haziran 1997
Safer 1418
Yuvamız eki ile birlik
Fiyatı: 150.000 T
(KDV dah
Dr. All TÜRKMEN'le bütün boyutlarıyla...
YanıtlaSilİslâm Perspektifinde Medya Gerçeği...
slam, yeryüzünde ve gökututinde kim (ve nel varsa, istisnusare herkesde fue her şeyle) hayra yönelik letişim kurmayı öğütler, İslam'ın hedeflen arasında yer alan, yeryüzünde kales ve surdürülebilir bir bany ortamaran kurulması ve korunmas ancak sağlıkı bir iletişim düzeni ile termin edilebilir. Temelt ilahi iletişime (vahye) deyanan Islam, evrensel bir din olması itibariyle tuhilig ve İletişime çok büyük önem verir. Diyebiliriz ki, İslän, ideal ve evrensel bir iletişim dinidir
Altınoluk: fstán lietişim Hukuku adlı oldukça fid com bir doktora çalışmanız oldu. Bizi böyle bir çalışmaya sesteden sebep nedir?
Türkmen: Bugüne kadar bu konuda yapılan ciddi tar çalışma yoklu lu boşluğu doldurma açısından böyle tar çalışmayı uygun bulduk. Batı dilerinde 'communicat on Arapça'da "elil lam" kelimesi ile ifade edilen leti pen, çağımızın en popüler temalanından biridir Hayatımı zm her alanında ve her etkinliğinde mutlaka bir iletişim süreci vardır. Hayal, doğrudan iletişim üzerine kurulmuş lur. Allah'ın insana lahsis ettiği doğal yaşam çevresi, adeta bir iletişim ağıdır. İslam'ın ana kaynağı olan Kuran-ı Kerim'de yer alan "Tetlig ett", "list", "Ulaştır", "Haklet", "Bildir", "Duyurl", "Haber verl", "Söylet", "An latt", "Konug", "Short" ve "Oğrent" giti ifade ve üslüblarla värid olan iletişim hitaplarının çokluğu ve çeşitliği, is lami medyanım tanhi getişimine ve huküki boyutlarını ciddi
bir şekilde tekke sevkatmiştir Altınoluk: liv bakıma "Islam'a Göre Medya konu sunu irdelemiş oluyorsunuz Türkmen İslam'a göre medya, hayat nizamının
vazgeçilmez unsurudur. İnsanların gerek birbirleriyle ve gerekse varlık gruplarıyla tetigin süreci içinde hayat sür meleri, ilahi hikmetin atizasıdır, laht hikmete dayalı ole rak tüm insanılan kapsayan iletişim düzeni Kuran Ke rimide (Hucurat 40/13) Tetrato (Karşılıklı olarak bir tonze letişim, tanışın ve bildirişim düzeni içinde hayat süresiniz diye deyimiyle ifade edilmiştir.
Altınetuk lelima göre medya çok önemlidir diyebi ir miyiz?
Türkmen Tata Islám, yeryüzünde ve gökyüzünde kim (ve nej versa, istisnasız herkeste (ve her şeyle) hay re yönelik letişim kurmayı ütler İslamını hedefleri ara sinde yer alan yeryüzlinde kalıcı ve sürdürülebilir bir ba ng ortamının kurulması ve korunması ancak sağlıklı bir Retişim düzeni ile temin ediletilir. Temeli ilahi iletişime (vahye) dayanari Islam, evrensel bir diri olması itibariyle ve letişime çok büyük önem verir. Diyntiviz ki, Is ibm ideal ve evrensel tär iletişim dinidir
Altınoluk Medyanın din va tebliğdeki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkmen: Din tle toplum arasındaki kopenaz bağlıdık çok yorilo letişimin gelişme faktörlerinden biri olmuştur. Özellikle semavi dinlerin yeryüzünde yayılmasında yazık ve sozio letişim vasıtaları hakim rol oynamıştır. 1454 у linda matbaay icad eden J. Gutenbergin, matbaasında bastığı eserin Latinice Mezamir Inelli olduğu ve anılan tarihten itibaren milyonlarca İnci ve dini kitapların çoğaltı lip dünyanın her tarafına dağıtıldığını burada hatırlatmak isterim temevi dinlerin sonuncusu olan İslamın evren sel ve uluslararası bir bakış açısına sahip olma özelliği müslümanları da iletişim teknolojisinden azami derecede yararlanmaya seetmişdir Gerek Kur'an'da ve gerekse sünnet de teli ve istlig metodları üzerinde fazlaca du rulmuş siması anlamlıdır. Çünkü, İslam'ın iletişim düzeni
37
ALT
TEMMUZ/97
bütün insanlık âlemini kuşatıcı ve kapsayıcı bir nitelik arzetmektedir.
YanıtlaSilAltınoluk: İslam'ın ilk devirlərin de iletişimin konumu ve işlevi nasıl di?
Türkmen: İslam'ın ilk devirlerin de iletişim yazılı ve sözlü usullerie gerçekleştiriliyordu. Ancak, yazı bi lenlerin azlığı nedeniyle yazılı iletişim mahdut alanlarda ve sınırlı imkanlar-la yapılabiliyordu. Ömeğin, Hz. Pey-gamber devrinde yazılı iletişim, daha çok Kur'an ayetlerinin tesbiti ve ileti minde kullanılıyordu. İslam'ın ilk dö nemlerinde sözlü iletim metodu ağır liktaydı. Hz. Peygamber'in hitâbeleri, cemaatle kılınan namazlar, içtimai ve siyasi muahedeler, İslâm'a davet için mektup ve elçi teâtileri başlıca ileti-şim vesileleriydi. Zaman içinde sos-yal ve teknik gelişmeler, iletişimin de İnkişafını sağlamıştır.
Altınoluk: Osmanlı'da ilk basın yayın hareketlerinden bahseder misi-niz?
Türkmen: Osmanlıların bilhas sa kuruluş dönemlerindeki haberleş me ve iletişim ihtiyacı daha ziyade dini ve askeri amaçlıydı. Ancak, im-paratorluk içinde özel haberleşme sisteminin sağlıklı işlemesi için ihtiya ca göre posta yolları ve menzilhane ler de vücuda getirilmişti. Posta ve İletişim hizmetleri Tanzimat dönemin de yeniden düzenlenmişti. 1840'lar da Posta Nezareti kurulmuştu. Ha-berleşmeye ve iletişime yeni imkan-lar getiren teknik gelişmeler Osmanlı ülkesine 18. yy itibaren çok yavaş bir seyir izleyerek girmeye başlamıştı. Matbaa, icadından 340 sene sonra Osmanlı ülkesine azınlıklar tarafın dan sokulup işletilmiştir. Müslüman Osmanlılar ise, icadından 273 yıl sonra (1727 tarihinden itibaren) mat-baayı kullanmaya başlamışlardı. 1855'de telgraf, 1866'da demiryolu ulaşımı gelişmə istidadı göstermişti. İletişimin en etkili araçlarından sayı lan gazete ise Osmanlı Devleti'nde 1831 yılından itibaren yayınlanmaya başlamıştır. Açıkça görülüyor ki, ileti-şim teknolojisindeki gelişmelerin Os-manlı Ülkesi'ne girişi çok yavaş bir seyir izlemiştir.
Altınoluk: Cumhuriyet Türki-ye'sinde de bu durum yanılmıyorsam değişmedi.
M
edya problemlerinin hukuki ve ahläki boyutları vardır: Problemlerin hukuki boyutunda "Hukuk tanımazlık"ın mevcûdiyeti yanında, yasal müeyyidelerin caydırıcılık etkisinin zayıflığı da vardır. Caydırıcı etkiye sahip yasal müeyyideler mutlaka vakit geçirilmeden çıkarılmalıdır.
Türkmen: Maalesef, Cumhuri-yet Türkiye'sinin ilk 60-70 yıllık döne-minde de aynı gerilik ve yavaşlığı görmekteyiz. Osmanlı Türkiye'sinde görülen bu durumun nedenleri ayrıca incelenmeye değer bir konudur. An-cak, günümüz Türkiye'sinde islâmi çizgiyi izleyen ve çağdaş iletişim tek-nolojisinin bütün imkanlarından ya-rarlanan islâmi Türk Medyasının ge-lişme boyutları takdire şayandır ve umut vericidir. Bu arada özellikle Anadolu Haber Ajansı, Cihan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı gibi ulusal ve uluslararası etkinliğe sahip ajans-ların ve bir çok ulusal özel televizyon kanallarının ve islâmi hassasiyette yayın yapan medyanın gelişme gös-termesi sevindiricidir.
Altınoluk: İslâmi Medya'nın ge-nel özelliklerini kısaca özetleyebilir misiniz?
Türkmen: Herşeyden önce islâ-mi medya, akideye bağlı bir sorumlu-luk düzenidir. Kapsamlı, şümullü ve aksiyonerdir. İslâmî medyaya ahlâk kuralları hakim olup, ölçülü, dengeli, hür ve bağımsız, kurallı ve metodlu-dur. Ayrıca İslâmi medya sıdk (doğ-ruluk) ve hak (gerçeklik) ilkesine sıkı sıkıya bağlıdır ve delillendirmeye bü-yük önem verir. Bu sayılanlar, islâmi medyanın özelliklerinin başlıcalarıdır.
Altınoluk: Zannedersem kitabı-nızda İslâm'a göre gazetecinin vasıf-ları ve asli görevlerine de geniş yer vermişsiniz...
Türkmen: İslâmi açıdan baktı-ğımızda gazetecilik en önemli ve en
38
ideal mesleklerden birisidir. Bu ba-kımdan İslam'ın ışığında haberleri toplayıp başkalarına yayacak olan gazetecide bir takım vasıflar aranır ki, bunların başlıcaları şunlardır: İh las ve samimiyet. Sidk ve sadakat. Sabır. Gerçeğe ve insanlığa hizmeti şiar edinmek. Hür ve cesur olmak. Insan haklarının korunmasına, ev-rensel barışın güçlenmesine, içtimai sulh ve tesânüdün sağlanmasına, haber, yorum ve eleştiri hürriyetinin muhafazasına azami derecede gay-ret göstermek. Güven verici ve inan-dırıcı olmak. Tartışmalı konularda karşı tarafın düşüncesine de yer ver-mek. Allah'a, insanlara ve vicdanına karşı sorumluluğuna müdrik olmak. Objektif ve tarafsız olmak. Konuşur-ken ve yazarken kullandığı kelimele-re ve üslüba dikkat etmek.
YanıtlaSilAltınoluk: İslâm'a göre gazete-cinin asli görevi nedir?
Türkmen: İslâm'a göre gazete-
cinin üç tane önemli ve asli görevi vardır; iyiliği emir ve tavsiye, kötülük ten yasaklama ve uyarma. İnsanlara iyiyi, güzeli ve doğruyu tebliğ etme, toplumu aydınlatmak, hakkı ve haki-katı açıklamak, halkı ve yöneticileri uyarmak.
Altınoluk: Günümüzde sansür konusunda çok şey söyleniyor. İs-lâm'a göre basın ve yayın hürriyeti sınırsız mıdır?
Türkmen: Bilindiği gibi, sansür konusunda dikkate alınacak asıl kri-ter, kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu ahlâkı ve kamu sağlığıdır. Bu asli kriterler, sansüre gerek olup ol-mayacağı hususunda belirleyici rol oynar. Kur'an-ı Kerim'de sansür ve denetimin gerekliliğine dolaylı olarak temas eden âyet Niså Suresinin 83. ayetidir: "Onlara güven ve korkuya dair bir haber gelse, onu hemen yayarlar. Halbuki onu (yaymadan önce) Peygamber'e ve aralarında buyruk sahibi (yetkililere) götürse-lerdi, İçlerinden İşin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne oldu-ğunu (haberin neye delalet ettiği-ni, yayınlanmasında sakınca bulu-nup bulunmadığını daha iyi takdir ederler ve) bilirlerdi..." Açıkça gö rülüyor ki, islâmi medya'da belli şart-larla bir ön denemitin gerekliliğine
garet olunmuştur. Söz gelimi, vatan savunmasına dair sırların açığa vu-rulmasına ilişkin haberlerin yasaklan. masında kamunun yararı vardır. Ote yandan bazı haberler de vardır ki. bunlar doğru oldukları halde toplum hayatı için zararlı sonuçlar doğuraca-hindan yayınlanmaları yasaklanır. Ahlaka aykırı yayınlar, aile hayatına tecavüz teşkil eden yazılar, genel sağlığa aykırı neşriyat, adaletin te-cellisine engel olabilecek yayınlar için durum böyledir. Bütün bu kısıtla-malarda kamunun yararı vardır. Öz-gürlüklerin kamu yararı için kısıtlan-maları her zaman başvurulan bir yol-dur.
Altınoluk: Muzır ve müstehcen yayınlar konusunda İslâmi hükümler nelerdir?
Türkmen: Muzır ve müstehcen hareketler, umumi ahlâka ve genel ādāba saldırı niteliğinde fiillerdir. Bu fillerin yasaklanması ve cezalandırıl-ması toplumların ahlâki, manevi ve kültürel yapısının korunması bakı-mından zorunludur. Muzır ve müs-tehcen fiiller bütün toplumlar için teh-like teşkil eder. Bu bakımdan önlen-mesi için uluslararası işbirliğine ihti-yaç vardır. Çünkü çağımızda bu fiiller daha çok kitlesel iletişim araçlarıyla İşlenebilmektedir. İnsan ve toplum hayatında fıtratı yani "Yaratılış Te-mizliği" ni korumayı amaçlayan İs-lâm dini, muzır ve müstehcen fiillerle mücadele için her türlü tedbiri alma-ya ve amaca uygun fiillerin her türlü-sünü yasaklamıştır. Ulu'l-emr (yöne-ticiler) muzır ve müstehcen müeyyi-deyi uygulamaya yetkilidirler. Çokluk-la ta'zir (seküler) mahiyeti arzeden İletişim suçlarına suçun derecesine göre değişik cezalar verilebilir.
Altınoluk: Sizce Türkiye'de bir medya problemi var mıdır?
Türkmen: Kuşkusuz, Türki-ye'de medya problemi değil, medya-nin problemleri vardır. Üzülerek ifade edelim ki, Türk medyası gerçek anla-mıyla hukukun ve ahlakın denetimi altında değildir. Bugün ülkemizde hu-kukun sahip olduğu özgürlükleri kö-tüye kullanan bazı medya organları asli misyonlarından uzaklaşarak ta-hakkümcü bir zihniyete bürünerek devlet gücüyle boy ölçüşmeye kal-
tumtur Söz gelmi vatan were din acida vu haberlerin yasaklan-thanunyaan vardir. Ote bazı haberler de vardır ki Alan halda toplum sonuçlar doğuraca adet ytyinlanmaları yasaklanır yayınlar, ale hayatına leden yazılar, genel daegriyat, adaletin te-allse engel alabilecek yayınlar dun boyledi. Bütün bu kisitla-Amunun yaran vardır. Oz-Aamu yaran için kısıtlan zaman başvurulan bir yol-
YanıtlaSilAninoluk: Muzir ve müstehcen Hande konusunda islami hükümler word?
Takmen: Muzir ve müstehcen Fareketler, umumi ahlâka ve genel adbe saldın niteliğinde fillerdir. Bu yasaklanması ve cezalandırıl toplumların ahlaki, manevi ve el yapısının korunması bakı-mından zorunludur. Muzır ve müs-wler bütün toplumlar için teh tahil eder. Bu bakımdan önlen mess pin uluslararası işbirliğine ihti ya sardır. Çünkü çağımızda bu fiiller aha çok kitlesel iletişim araçlarıyla penebilmektedir. İnsan ve toplum hayatında fıtratı yani "Yaratılış Te-mini korumayı amaçlayan Is-am dini, muzır ve müstehcen fillerle mücadele için her türlü tedbiri alma-ya ve amaca uygun fillerin her türlü sünü yasaklamıştır. Ulu'l-emr (yöne toler) muzır ve müstehcen müeyyi-deyi uygulamaya yetkilidirler. Çokluk-tazir (seküler) mahiyeti arzeden m suçlarına suçun derecesine gåre değişik cezalar verilebilir.
Altınoluk: Sizce Türkiye'de bir medya problemi var mıdır? Türkmen: Kuşkusuz, Türki
yde medya problemi değil, medya mm problemleri vardır. Üzülerek ifade dim ki, Türk medyası gerçek anla myla hukukun ve ahlakın denetimi alinda değildir. Bugün ülkemizde hu-kukun sahip olduğunun okien ko ye kullananduğu özgürlükleri ko misyonlarından uzaklaşarak ta-hakkümcü bir zihniyete bürünerek deviat gücüyle boy ölçüşmeye kal-
kışmaktadırlar. Hatta, bazı medya mensupları fütursuzca bir ifade kulla-narak, Türkiye'de birinci kuvvetin kendileri olduğu söylemini dahi gaze te manşetlerine taşıyabilmektedirler.
Medya problemlerinin hukuki ve ahlaki boyutları vardır: Problemlerin hukuki lık"ın mevcüdiyeti yanında, yasal müeyyidelerin caydırıcılık etkisinin zayıflığı da vardır. Caydırıcı etkiye
sahip yasal müeyyideler mutlaka va kit geçirilmeden çıkarılmalıdır. Bizce konunun ahlâki boyutu
daha çok önem arzetmektedir de gün MEDYA AHLAKI önemli ölçüde tefessüh etmiştir. Basın Ahlak Kural-ları kağıt üzerinde kalmadan sim Fakültelerimize teorik ve pratik yönleriyle MEDYA AHLAKI DERS-LERİ konulmalıdır. Buna şiddetle ih-
39
ALTINOLUK TEMMUZ/97
İslâmî Medya'ya hâkim Basın-Ahlâk Kuralları var mıdır?
YanıtlaSilTürkmen: Kur'an ve Hadis hüküm leriyle temellendirilmiş olan 20 kadar Ba-sın Ahlak kuralı vardır. Bu kuralların belli başlıları şunlardır:
1. Bütün insanlar, insan olma haysi-yeti itibariyle seçkin ve saygın varlıklar olup birbirleriyle çok yönlü iletişim kurabil me hakkına sahiptirler (Hucurat, 49/13). Bu sebeple, herkesin haberleşme hak ve hür-riyeti vardır ve bu hak ve özgürlük öncelik-le korunmalıdır.
2. Bütün insanlar, inanç, irade ve davranış özgürlüğüne sahiptir. (Keht, 18/29; Casiye, 45/13; İsra, 17/15). İnsanların dini inançları, fikir ve kanaatleri baskı altında tutulamaz (Bakara, 2/256; Yunus, 10/99, 108; Gâşiye, 88/21-22).
3. Bütün insanlar, düşünme, düşün ceyi geliştirme ve araştırma hürriyetine sahiptir. Düşünme ve araştırma hürriyeti, hiç bir şekilde sınırlandırılamaz. (Yunus, 10/11; A'raf 7/185; Gâşiye, 88/5; Maide, 5/93; Neml, 27/69). Düşünme, araştırma ve basın hürriyeti hiç kimsenin tekelinde değildir.
4. Yayınlarda ahlâka aykırı, çirkin sataşmalara, iftira ve karalamalara, kaba ve bayağı sözlere, hakaretamiz küfür ve kelimelerle küçük düşürücü, aşağılayıcı ve alaya alıcı ifadelere yer verilemez. Hiç kimse ırkı, cinsiyeti, içtimâî seviyesi ve dini inançları nedeniyle tahkir ve tezyif edile mez (Nisa, 4/148; Nur, 24/19, 23; Hucurat, 49/11, 12; Hümeze, 104/1; En'am, 6/108; Kalem, 68/10-11; İbrahim, 14/24-27; Nahl, 16/90).
5. Dinlere hakaret ve saldırı yasak tır. Başka milletleri ve dinlerini, kutsal bil-dikleri değerlerini tahkir ve tezyif edici haber ve yorumlar yayınlanmamalıdır (En'am, 6/108, 68; Nisa, 4/140).
6. Toplumun birliğini, güvenliğini ve İstikrarını tehlikeye düşürebilecek, toplumu ifsad edecek, toplumda isyan ve ayaklan-malara yol açabilecek, milletlerarası ger-ginliklere ve huzursuzluklara neden ola-bilecek her tür haber, yorum ve röportajlar yayınlanmaktan kaçınılmalıdır (Nisa, 4/83;
Ahzab, 33/60; Nur, 24/11-16; En'am, 6/108; Is-ra, 17/53; Tevbe, 9/6; Hud, 11/116-117; Maide, 5/63; Bakara, 2/217; Araf, 7/56).
7. Suçluluğu yargı kararıyla kanıt-lanana kadar, herkes suçsuz sayılacağın-dan, basın yayın yoluyla hiç kimseye suç isnadında bulunulamaz, zan ve faraziyelerle hiç kimse töhmet altında tutu-lamaz. (Hucurat, 49/2; Nisa, 4/112; Nur, 24/23).
8. Saklı kalması kaydıyla verilen bil-gilerle özel hayatın mahremiyetine halel getiren her türlü haber ve yorumun yayını -âmmenin selâmeti ve menfaatı için gerekli ve zorunlu görülenler dışında yasaktır (Hucurat, 49/12; Nur, 24/19; Maide, 5/31).
9. Kişilerin özel hayatına saygı gös-terilmek, yayınlanmması şartiyle verilen haberleri yayınlamamak esastır. Herhangi bir kişiyi eleştirirken onun yüzüne karşı da söylenebilecek uyarılarla yetinmek gerekir (Bakara, 2/27, 177; Al-i İmran, 3/76, 77; Mü'minun 23/8; Hucurat, 49/120).
10. Dini ve ahlaki değerlerin ve aile müessesesinin temel dayanaklarını sarsıcı ve yıpratıcı yayınlar yapılamaz. Her ne suretle olursa olsun, suça özendirici ve gayri meşru eylemleri teşvik edici reklam ve makalelerle, şehvet mesajı taşıyan her nevi yazılı, sözlü ve görüntülü yayınlar yasaktır. (Nur, 24/19; Lokman, 31/6; İsra, 17/32; Tevbe, 9/12; Maide, 5/57).
11. Her ne suretle olursa olsun, Al-lah'ı, Peygamberi, dini ve kutsal değerleri istismar etmek, kötü emellere alet etmek yasaktır (Hucurat, 49/16-17; Tevbe, 9/62, 74 107: Bakara, 2/204, 205, 224; Isra, 17/36)
12. Haberler dürüst ve meşru yollar-la elde edilmelidir. Haber, belge ve görün-tü elde edebilmek için gayrimeşru ve hileli metodların kullanılmasına cevaz verilemez (Nisa, 4/9; Ahzab, 33/70; Hucurat, 49/12; Bakara, 2/9).
13. Basını kullanarak her ne suretle olursa olsun, ahlak dışı yollarla özel men-faatler elde etmek yasaktır (Nisa, 4/29, 30, 85; Ahzab, 33/24).
tiyaç vardır. Medya düzeni-ni meşru bir çerçeve içine almak için ilk yapılacak iş. birinci unsur olan medya ri câlini eğitmek ve yetiştir-mektir. Medyada gerçek anlamda dürüstlüğü sağla mak, ancak insan unsuru-nu eğitmekle mümkündür.
YanıtlaSilAltınoluk: Yani, Tür-kiye'de medya mevzuatı sizce yeterli değil midir? Türkmen: Yukarıda
bahsettiğimiz gibi, mevzu atın yeterli ve etkili olduğu-nu söyleyemeyiz. Müeyyi-delerin caydırıcılık etkisinin olmaması bir yana, mevcut mevzuattaki hükümler de çoğu zaman kağıt üzerinde kalmakta, yeteri kadar uy gulamaya geçirilememek-tedir. Bakınız, Cumhuriyet tarihi boyunca çıkarılage-len bütün yasa ve tüzükler-de "Umumi terbiyeye ve ahlâka ve milli duygulara mugayir bulunan" her nevi neşriyat menedilmiştir. Fakat bu kağıt üzerin-deki yasaklamaların gerektiği gibi gulanamadığını pratikte görmekteyiz.
Altınoluk: Medya da en çok tar tışılan konulardan birisi olan yalan haberdir. Bu konuda düşünce ve tes-bitleriniz nelerdir?
Türkmen: Doğrusu, medya hak ve özgürlüğünün kötüye kullanılma sından ortaya çıkan en zarar verici sonuç yalan haber neşridir. Bu, esa-sen bütün ülkelerin medyasında gö rülebilen temel bir sorundur.
Yalan haberlerin kapsam ve et-kileri bazen korkunç boyutlarda teza-hür edebilmektedir. Örneğin, bazen bir devletin siyasi veya ekonomik iti-barını olumsuz yönde etkileyebilen yalan haberler görüldüğü gibi, bir hü-kümete ya da resmi makam ve mer-cilere olan saygıyı, güveni ve itimadı sarsabilecek yalan haberler de ya-yınlanabilmektedir. Yalan haber, medya hukukunun ve medya ahlâkı nın en ciddi sorunlarındandır ve her-kesin müştekî ve mutazarrır olduğu bir konudur.
Kanaatimce yalan haberin önü
40
K onunun ahlâkî boyutu daha çok önem arzetmektedir. Bugün MEDYA AHLÂKI önemli ölçüde tefessüh etmiştir. Basın Ahlak Kuralları kağıt üzerinde kalmaktadır. Kanaatimce vakit kaybedilmeden İletişim Fakültelerimize teorik ve pratik yön-leriyle MEDYA AHLÂKI DERSLERİ konul-malıdır. Buna şiddetle ihtiyaç vardır. Medya düzenini meşru bir çerçeve içine almak için il yapılacak iş, birinci unsur olan medya ricâlin eğitmek ve yetiştirmektir. Medyada gerçek anlamda dürüstlüğü sağlamak, ancak insan unsurunu eğitmekle mümkündür.
ne geçebilmenin tek çaresi, haberle-rin kaynakta doğrulanmadan yayın-uylanmasını engellemektir. Diğer bir ifadeyle, haberlerin yayınlanmasını, önceden sıhhatinin kaynakta tahkiki şartına bağlamak sorunun halli için tek yoldur.
Hemen yerinde ifade edelim ki, İslâm Medya Hukuku haberlerin sıh-hatini kaynağında kontrol etmenin önemine ilk işaret eden hukuk siste-midir.
Önemli haberlerin neşrinden önce sıhhatinin kontrolünü öngören Kur'an âyetlerinden birisi Hucurat Suresinin 6. âyetidir. Bu âyette, "Ha-berlerin doğruluğunu araştırınız!..." emri gayet açıktır.
Haberlerin doğruluğunun "Kay-nakta Kontrol"üne işaret eden Neml Suresi'nin içeriği daha da ilginçtir:
Bilindiği üzere, Hz. Süleyman (a.s.) bir gün kuşları təftiş eder. Yok-lamada Hüdhüd kuşunu bulamayın-ca ciddi bir mazeret beyan etmezse onu cezalandıracağını söyler. Der-ken Hüdhüd kuşu Hz. Süleymanın huzuruna çıkar ve "Ey Süleyman, Sana Seb'a Ülkesi ve Kraliçesiyle il-gili çok önemli haberler getirdim" der
ve bazı bilgiler nakleder Hz. Süleyman (a.s.) getiri len haberlerin sıhhatini kaynağından tahkik ot mek için Seb'a Kraliçesi ne yazdığı bir mektubu yi. ne Hüdhüd ile gönderir. Ve haberlerin doğruluğu nu bu suretle kaynağın dan tesbit eder. Bu tahkik olayı Neml Suresinin 20-40. ayetlerinde detaylı olarak anlatılır.
YanıtlaSilHaberlerin kaynağında tahkiki çok önemlidir. Medya muhabirleri adil, emin, dürüst ve kendi sa-halarında hata yapmaya-cak duyarlılıkta uzman elemanlar olmalıdırlar. En azından, yayınlanacak haberlerin uzmanlarca bir ön denetimden geçirilme sinde fayda vardır. Çün-kü, habercilik mesleğinin yoğun ve stresli olmasın-dan dolayı bazan isten-meyerek telafisi mümkün olmayan hatalar yapılabildiği görül mektedir.
Altınoluk: Medyada tekelleş-me, kartelleşme iddiaları konusunda ne düşünüyorsunuz, tesbitleriniz ne lerdir?
Türkmen: Maalesef, ülkemizde bazı medya kuruluşları kıyasıya bir olumsuz rekabet havasındadırlar; ya-ni kamuoyunu bilgilendirme asli mis-yonu dışında adeta ticari bir kuruluş haline gelmişlerdir. Kamu yararını düşünmeyen ve ticari kazancı ön plana çıkaran bir reyting ve sansas-yon medyası görünümünü almışlar-dır. Bugün medya bazı holdinglerin rant kapısı haline gelmiştir. Hatta bu kişisel çıkar kavgaları kartelleşmeye neden olmuş, özellikle dağıtım ala-nında oluşturulan karteller, basın öz-gürlüğünü önemli ölçüde kısıtlamak-tadır. Ülke yararına olan bazı neşri-yatı bile kendi çıkarları aleyhine gör-meleri halinde dağıtımını engelleye-bilmektedirler. Devletin bu kartellerin oluşmasını engellemesi ve bütün ya-zılı nəşriyatı tüm ülkeye vaktinde ve güvenli bir biçimde dağıtılmasını sağlaması ve kamunun tarafsız ve objektif bir şekilde bilgilenmesine yardımcı olması gerekmektedir.
ALTINOLUK - TEMMUZ/97
İzmir: Tel
ALTINOLUK
YanıtlaSilaylık mecmua
PEYGAMBER HASRETİ
Velâdet-i Nebî (s.a.)
Kutlu Olsun
Sayı: 137
Temmuz 1997
R. Evvel 1418
Yuvamız eki ile birlikte
Fiyatı: 225.000 TL
(KDV dahill
İSLAMİ İLİMLER ARAŞTIRMA VAKFI NEŞRİYATI-1
YanıtlaSil26
Osmanlı Hukuk Tarihinde
MECELLE
Dr. Osman Öztürk
ISLAMI İLİMLER ARAŞTIRMA VAKFI NEŞRİYATI
YanıtlaSil١٩٧٤
Osmanlı Hukuk Tarihinde
MECELLE
Dr. Osman ÖZTÜRK
İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü Öğretim Üyesi
Istanbul 1973
Tevzi Yeri:
YanıtlaSilİSLAMİ İLİMLER ARAŞTIRMA VAKFI
Laleli, Ordu Caddesi, 210/2 İstanbul
Telefon: 26 36 91
IRFAN MATBAASI
İstanbul
1973
TAKDİM
YanıtlaSilÖNSÖZ
A SUMMARY
1. İslâm Hukuku
2. Fetvålar
3. Örfi Hukuk
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
Osmanlı Devletinde Hukuk Kaynakları
XVII
XIX
BİRİNCİ BÖLÜM
Tanzimat Sonrası Osmanlı Devleti'nin Huküki
Veçhesine Umumi Bir Bakış
1. 18. Asrın Sonundan Tanzimata Kadar Girişilen Bazı Yenilik Hare-ketleri
2. Tanzimatın Hukuk Sahasında Getirdiği Yenilikler
3. İslahat Fermanı'nın Hukuk Sahasında Getirdiği Yenilikler
4. Tanzimat'tan Sonraki Kanun Yapma Çalışmaları
5. Tanzimat'tan Sonra İndas Olunan Bazı Mahkemeler
İKİNCİ BÖLÜM
Mecelle'nin Ortaya Çıkışı
1
1
5
7
10
10
11
13
13
16
17
1. Mecelle'yi Doğuran Amiller
17
2. Mecelle Tedvininin Lüzumu Hakkındaki Münakaşalar
18
3. Mecelle Cemiyeti'nin Teşekkülü
19
4. Ahmed Cevdet Ps. ve Mecelle Cemiyeti Azaları
20
Ahmed Cevdet Paşa
20
Ahmed Hilmi Efendi
Filibe'li Halil Efendi
Ahmed Hulûsi Efendi
Kara Halil Efendi
Ahmed Halid Efendi
23
Seyfeddin İsmail Efendi
24
25
26
26
27
IV
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
Alñeddin Efendi (Ibni Abidin-zâde)
Ömer Hilmi Efendi
Muhammed Emin Efendi
Ömer Hulüsi Efendi
Yunus Vehbi Efendi
Abdüssettar Efendi
Abdüllatif Şükrü Efendi
Iså Rüht Efendi.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
28
28
29
29
30
30
31
31
Mecelle Cemiyeti'nin Çalışmaları
32
1. Mecelle'nin Sistematiği
32
2. Tedvin ve Meriyyete Giriş Mecelle Esbâb-ı Mücibe Mazbatası
32
33
1. Kitab (K. el-Buyů')
40
2. Kitab (K. el-İcare)
47
3. Kitab (K. el-Kefale)
53
4. Kitab (K. el-Havale)
55
5. Kitab (K. el-Rehn ve K. el-Vedia)
59
6. Kitab (K. el-Emânât)
62
7. Kitab (K. el-Hibe)
63
S. Kitab (K. el-Gasb ve'l-İtlaf)
64
9. Kitab (K. el-Hacr ve'l-İkrah ve'l-Şuf'a)
66
10. Kitab (K. el-Şirket)
71
11. Kitab (K. el-Vekâle)
74
12. Kitab (K. el-Sulh ve'l-İbra)
75
13. Kitab (K. el-İkrar)
77
14. Kitab (K. el-Da'va)
78
15. Kitab (K. el-Beyyinat ve'l-Tahlif
79
16. Kitab (K. el-Kaza)
3. Mecelle'nin Yabancı Lisanlara Terceme Olunması
4. Mecelle Cemiyeti'nin Diğer Çalışmaları
a) Kasâme Meselesi
b) Bilåbeyyine Mazmůnuyla Amel ve Hüküm Caiz Olabilecek Sene-dat-ı Şer'iyyenin Tanzimine Dair Talimat
c) Usûl-u Muhakeme-i Hukûkıyye Kanunnamesi Lâyihası
5. Mecelle Cemiyeti'nin Lâğvı
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Mecelle'nin Tatbiki, İlğası ve Bıraktığı İzler
81
83
87
87
89
91
92
93
1. Mecelle'nin Tatbik Olunduğu Ülkeler
93
2. Mecelle Ta'dil Çalışmaları.
96
a) Kanun-u Medeni ve Hukük-u Äile Komisyonu
96
b) Mecelle Ta'dil Komisyonu
97
d) Ahkam-ı Şahsiyye Komisyonu
c) Usûl-u Muhakemât-ı Şeriyye ve Hukukiyye Komisyonu
101
102
IÇINDEKİLER
YanıtlaSilV
0) Kanun-u Medent Uknd ve Vacibat Komisyoспи
100
1. Mecelle'nin Meriyyetten Kaldırılması
107
4. Mecelle'nin Osmanlı Türk Hukukundaki Mevkii
5. Mecelle Hakkında Muhtelif Görüşler
108
a) Kaynak Bakımından Mecelle
10%
b) Muhtová Bakımından Mecelle
110
111
c) Sistem Bakımından Mecelle
113
6. Mecelle Jerhleri.
7. Islam Aleminde Mocelle'ye Muvázi Cahymalor
110
a) Mecelle'den Önce
b) Mecelle'den Honra
115
119
BEŞİNCİ BÖLÜM
Mecelle ve Kanunnamelerin Karşılıklı Durumu
121
1. Mecelle'nin Kaynakları.
121
2. Kavhid-1 Külliyye
122
3. Kanunnamelerin Kaynakları
133
4. KanunnAmelerle Mecelle Arasında Bir Münasebet. Düşünülebilir mi?
135
Karma Index
130
Ventkalar
147
Mecelle Alikam-ı Adilyye (metin)
MUKADDIME
155
157
İki makaleyi håvidir
MAKALE-I OLA
Ilm-i filchin ta'rif ve talosimi beyanındadır
MAKALE-1 BANIYE
Kavald-1 fikhiyye beyanındadır
KITAB-I EVVEL
KITAB'ÜL-BOYO
Büyü haldanda olup bir mukaddime ile yedi baba münkasimdir
MUKADDİME
Büyü'a müteallik ıstılahat-ı fıkhlyye beyanındadır
BAB-I EVVEL
Akd-i bey'e müteallik mesåll beyanında olup beş faslı hävidir
Faal- evvel: Rükn-ü bey hakkındadır
157
158
165
160
Faal-ı sani: Kabülün icaba muvafık olmasının lüzumu beyanındadır.
171
Fasl-1 salis: Meclis-i bey' hakkındadır.
Fast-ı rabi: Şartla bey' hakkındadır.
Faal-ı hamis: kaale-i bey' hakkındadır
172
172
173
VI
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
BAB-I SANI
Mobi'e müteallik mesåll beyanında olup dört fasla münkasimdir
Fasl-1 evvel: Mebl'in şurût ve evsafı hakkındadır..
Fasl-1 sâni: Bey'l caiz olup olmayan şeyler beyanındadır 174 175
Faslı salis: Mebl'in keyfiyyet-1 bey'ine müteallik mevad beyanındadır. Fasl-i rabi': Sarahaten zikrolunmaksızın bey'de dahil olup olmayan şeyler
beyanındadır
BAB-I SALIS
Semene müteallik mesåll beyanında olup iki faslı hävidir
Fasl-1 evvel: Semenin evsaf ve ahvaline müterettib olan mevåd beya-nındadır
Fasl-i sâni: Våde ile satış hakkında olan mevad beyanındadır 180 181
BAB-I RABİ'
Ba'd-el-ald semen ve müsemmende tasarrufa müteallik mesail beyanında olup iki fasla münkasimdir
Fasl-1 evvel: Ba'd-el-akd ve kabl-el-kabz bayiin semende ve müşterinin mebi'de hakk-ı tasarrufları beyanındadır
176
179
182
Fasl-1 sâni: Ba'd-el-ald semen ve mebi'in tezyid ve tenzili beyanındadır 182
BAB-I HAMIS
Teslim ve tesellüme müteallik mesail beyanında olup altı faslı hävidir
Fasl-1 evvel: Teslim ve tesellümün hakikat ve keyfiyyeti beyanındadır 184
Fasl-1 sâni: Meblin hakk-ı habsine dair mevad beyanındadır. 185
Fasl-1 salis: Mekân-ı teslim hakkındadır.
Fasl-1 rabi': Teslimin meûneti ya'ni külfeti ve levazım-ı tamamiyeti be-yanındadır
186
186
Fasl-ı hamis: Helak-i meble müterettib olan mevåd beyanındadır. 157
Fasl-1 sådis: Sevm-i şira' ve sevm-i nazar hakkındadır. 188
BAB-I SADİS
Hıyarât beyanında olup yedi fası hävidir
Fasl-1 evvel: Hıyâr-ı şart beyanındadır 153
Fasl-1 sâni: Hıyâr-ı vasıf beyanındadır 189 190
Fasl-1 sålis: Hıyâr-ı nakd beyanındadır
Fasl-1 rabi: Hıyâr-ı ta'yin beyanındadır 100
Fasl-ı hamis: Hıyar-ı rü'yet beyanındadır 191
Fasl-1 sådis: Hıyâr-ı ayb beyanındadır 192
Fasl-ı sabi: Gahn ve tağrir beyanındadır 196
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilBAB-I SABI'
Mebi'in enva' ve ahkâmı beyanında olup altı fasla münkasimdir
Faslı evvel: Bey'in envåı beyanındadır
Fasl-i sâni: Envå-ı büyüun ahkâmı beyanındadır
Fasl-t salis: Selem hakkındadır
Fasl-1 rabi: İstisna' beyarındadır
Faslı hamis: Bey-i marizin ahkâmı beyanındadır
Fasl-1 sádis: Bey-ül-vefå hakkındadır
KİTAB-I SANI
KİTAB'ÜL-ICARAT
İcárát hakkında olup bir mukaddime lle sekiz babı şamildir
MUKADDİME
İcâreye müteallik ıstılahat beyanındadır
BAB-I EVVEL
Zevábit-i umümiyye beyanındadır
BAB-I SANI
Akd-1 icareye müteallik mesäil beyanında olup dört faslı håvidir
Fasl-1 evvel: Rükn-ü icareye dair olan mesail beyanındadır
Fasl-1 sâni: İcarenin şerait-i in'ikadı ve nefâzı hakkındadır
Fasl-1 sålis: Sıhhat-i icårenin şeraiti hakkındadır
Faslı rabi: İcârenin butlan ve fesadı hakkındadır
BAB-I SALIS
Ücrete müteallik mesäil beyanında olup üç faslı havidir
VII
196
197
198
199
199
200
202
203
205
207
207
208
Fasl-1 evvel: Bedel-i icare hakkındadır
209
Fasl-ı sani: Ücretin sebeb-i Hizumuna ve âcirin ücrete keyfiyyet-i istihka-kına dair olan mesail beyanındadır
209
Fasl-1 salis: Ücret için ecirin müste'cer-un-fihi habs edip edememesi hakkındadır
211
BAB-I RABI'
Müddet-i icareye müteallik mesåll beyanındadır
BAB-I HAMİS
Hıyarât hakkında olup üç faslı håvidir
Fasl-1 evvel: Hıyår-ı şart beyanındadır
Fasl-1 sâni: Hıyâr-ı rü'yet hakkındadır
Fasl-1 sålls: Hıyâr-ı ayb hakkındadır
212
213
215
215
OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
YanıtlaSilBAB-I SADIS
Me'cfûrun envä ve ahkânı beyanında olup dört faslı hávidir
Faal- evvel: Icare-i akara müteallik mesall beyanındadır
Fasl-1 sâni: Icare-i urûz hakkındadır
Fasl- sålts: Icare-i hayvan hakkındadır
Faslı rabi: Icare-i Ademi beyanındadır
BAB-I SAΒΙ
Ba'd-el-akd acir ve müste'cirin vazife ve salahiyyetlerine dair olup üç faslı hâvidir
Faal- evvel: Teslim-i me'eûr hakkındadır.
217
218
210
221
224
Fast-ı sâni: Ba'd-el-akd äkideynin me'cürda tasarruflarına dairdir 224
Fasi-1 sålis: Red ve inde-i me'cûre müteallik mevåd beyanındadır 225
BAB-I SAMIN
Zamânat beyanında olup üç faslı håvidir
Fasl-1 evvel: Zaman-ı menfaat hakkındadır
Faslı sâní: Müste'cirin zamanı hakkındadır 227
Fasl-1 salis: Ecfrin zamanı hakkındadır
226
KITAB-I SALIS
KİTAB'ÜL-KEFALE
Kefalet hakkında olup bir mukaddime ile üç bâbi håvidir
MUKADDİME
Kefalete dair olan ıstılahat-ı fıkhiyye beyanındadır
BAB-I EVVEL
Akd-i kefalet hakkında olup iki faslı håvidir
Fasl-1 evvel: Rükn-ü kefalet hakkındadır
Fasl-1 sâni: Şerait-i kefalet beyanındadır
230
230
BAB-I SANİ
Kefaletin ahkamı beyanında olup üç faslı hâvidir
Fasl-1 evvel: Kefalet-i minecceze ve muallûka ve muzafenin hükmü be-
yanındadır
228
229
232
Fasl-1 sâni: Kefalet binnefsin hükmü beyanındadır 233
Fasl-1 sålis: Kefalet bil-målin ahkamı beyanındadır 234
BAB-I SALIS
Kefaletden berået hakkında olup üç faslı havidir
Fasl-1 evvel: Ba'zı zevabıt-ı umumiyye beyanındadır 236
Fasl-ı sani: Kefalet binnefsden beraet hakkındadır 236
Fasl-ı sâlis: Kefalet bil-malden beraet hakkındadır 237
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilKİTAB-I RABI
KITAB'ÜL-HAVALE
Havale hakkında olup bir mulkaddime He ili babi hävidir
MUKADDİME
Havaleye dair olan ba'zı ıstılahat beyanındadır
BAB-I EVVEL
Akd-i havale beyanında olup iki fasla münkasimdir
Fasl-1 evvel: Rükn-ü havale beyanındadır
Faslı sâni: Şerait-i havale beyanındadır.
BAB-I SANI
Ahkam-ı havale beyanındadır
KITAB-I HAMIS
KİTAB'ÜL-REHN
Rehin hakkında olup bir mukaddime ile dört bäbı şämildir
MUKADDİME
Rehne dair olan ıstılahat-ı fıkhiyye beyanındadır
BAB-I EVVEL
Akd-i rehne dair olan mesåll beyanındadır
Fasl-1 evvel: Rükn-ü rehne dair olan mesail beyanındadır
Fasl-ı sâni: İn'ıkad-ı rehnin şartları beyanındadır.
Fasl-ı sâlis: Merhûnun zevâid-i muttasılası ve akd-i rehinden sonra våki olan tebdil ve ziyade hakkındadır.
BAB-I SANI
Rähin ve mürtehine müteallik ba'zi mesail beyanındadır
BAB-I SALIS
Merhûna müteallik mesåll beyanında olup iki fasla münkasimdir
Fasl-1 evvel: Merhûünun meûnet ve masarifi beyanındadır
Fasl-1 sâni: Rehn-i müsteår hakkındadır.
BAB-I RABI'
Rehnin ahkânı beyanında olup dört fasla münkasimdir
IX
280
280
240
241
243
243
244
244
245
245
246
Fasl-1 evvel: Rehnin ahkâm-ı umůmiyyesi beyanındadır
246
Fasl-1 sâni: Rähin ve mürtehinin rehinde tasarrufları hakkındadır 248
Fasl-1 sålis: Yed-1 adilde olan rehnin ahkamı beyanındadır.
249
Fasl-1 råbi: Bey-i rehin hakkındadır.
249
KITAB-I SADIS
KİTAB'ÜL-EMANAT
Emânat hakkında olup bir mukaddime lle üç babı müştemildir
MUKADDİME
Emânâta müteallik ıstılahat-1 fıkhiyye beyanındadır
251
X
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
BAB-I EVVEL
Emânâta dair bazı ahkâm-ı mümiyye beyanındadır
BAB-I SANI
Vedía hakkında olup iki faslı şåmildir
Fasl-1 evvel: Akd ve şurût-u Ida'a müteallik mesail beyanındadır
Fasl-1 sâni: Vedlanın ahkamı ve zamanı beyanındadır
BAB-I SALIS
Ariyet hakkında olup iki faslı şamildir
Faal-t evvel: Akd ve şurût-u fåreye müteallik mesäil beyanındadır
Fasi-i sâni: Ariyetin ahkam ve zamanatı beyanındadır
KİTAB-I SABİ
KİTAB'ÜL-HIBE
Hibe hakkında olup bir mukaddime ile iki babı şämildir
MUKADDİME
Hibeye dair olan ıstılahat-ı fıklıyye beyanındadır
BAB-I EVVEL
Akd-1 hibeye müteallik mesail beyanında olup iki faslı şåmildir
Faslı evvel: Rükn ve kabz-ı hibeye dair olan mesâil beyanındadır
Fasi-i sâni: Şerait-i hibe beyanındadır
BAB-I SANI
Ahkam-ı hibe beyanında olup iki faslı şâmildir
Fasl-1 evvel: Hibeden rücu' hakkındadır
Fasl-1 sâni: Hibe-i mariz hakkındadır
251
.253
254
258
259
263
263
265
266
.268
KİTAB-I SAMİN
KİTAB'ÜL-GASB VE'L ITLAF
Gasb ve itlåf hakkında olup bir mukaddime ile iki baba münkasimdir
MUKADDİME
Ba'zı ıstılahat-ı fıkhiyye beyanındadır
BAB-I EVVEL
Gasb hakkında olup üç faslı hâvidir
269
Fasl-1 evvel: Gasbın ahkâmı beyanındadır.
270
Fasl-1 sâni: Gasb-ı akara müteallik ba'zı mesail beyanındadır 272
Fasl-ı salis: Gasıb-ül-ğasıbın hükmü beyanındadır
273
BAB-I SANİ
İtlåf beyanında olup dört faslı hâvidir
Fasl-1 evvel: Mübagereten itläf hakkındadır 274
Fasl-i sâni: Tesebbüben itläf hakkındadır.
275
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilFasl-ı salis: Tarik-1 âmmde ihdas olunan şeylere dairdir. 276 277
Fasl-1 rabi': Cinayet-1 hayvan hakkındadır.
KITAB-I TASI
KİTAB'ÜL-HACR VE'L-İKRAH
VE'L-ŞUF'A
Haer ve ikrah ve şuf'a beyanında olup bir mukaddime ile üç babı håvidir
MUKADDİME
Haer ve ikrah ve şuf'aya miteallik ıstılahat-ı fıkhiyye beyanındadır
BAB-I EVVEL
Hacre müteallik mesáil beyanında olup dört fasla münkasimdir
Fasl-1 evvel: Sunûf ve ahkam-ı mahcürin beyanındadır.
Fasl-1 sâni: Sagir ve mecnün ve ma'tûha müteallik mesäil beyanındadır 281
Fasl-1 salis: Sefih-i mahcûr hakkındadır.
Fasl-1 rabi': Medyûn-u mahcür hakkındadır.
BAB-I SANI
İkraha müteallik mesail beyanındadır
BAB-I SALİS
Şuľa beyanında olup dört fasla münkasimdir
Fasl-1 evvel: Merâtib-i şuf'a beyanındadır
Fasl-1 sâni: Şerait-i şuf'a beyanındadır
Fasl-1 salis: Taleb-i şuf'a beyanındadır
Fasl-1 rabi': Hükm-ü şuf'a beyanındadır
KİTAB-I AŞİR
KİTAB'ÜL-ŞİRKET
Envû-ı şirkete dair olup bir mukaddime lle sekiz bâbı hâvidir
MUKADDİME
Ba'zı ıstılahat-ı fikhlyye beyanındadır
BAE-I EVVEL
Şirket-i mülk beyanında olup üç faslı müştemildir
XI
279
280
284
285
286
287
288
290
291
292
Fasl-ı evvel: Şirket-i mülkün ta'rif ve taksimi beyanındadır
Fasl-1 sâni: A'yan-ı müştereke'nin keyfiyyet-i tasarrufu beyanındadır 294
293
Fasl-1 sålis: Düyün-u müştereke beyanındadır 298
Lähika
301
BAB-I SANİ
Kısmet beyanında olup dokuz faslı müştemildir
Fasl-1 evvel: Kısmetin ta'rif ve taksimi hakkındadır 301
Fasl-1 sâni: Şerait-i kısmet beyanındadır 303
XII
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
Faal-i sális: Kismet-i cem' beyanındadır
304
Fast-1 rabi': Kismet-i tefrik beyanındadır
306
Faslı hamis: Keyfiyyet-i kısmet beyanındadır 307
Faalt sådis: Hiyârât beyanındadır
308
Fasl-ı sabi': Kısmetin fesh ve ikaalesi beyanındadır
309
309
311
Fasl-1 samin: Ahkam-ı Kısmet beyanındadır
Faslı tasi: Muhayee beyanındadır
BAB-I SALIS
Lytan ve cirâna müteallik mesåll beyanında olup dört faslı hävidir
Fasl-1 evvel: Ahkam-ı emlake dair ba'zı kavaid beyanındadır
Fasl-i sâni: Muamelût-ı civariyye hakkındadır 315
Faslı salis: Tarikler hakkındadır
314
Faslı rabi': Hakk-ı mürür ve mecrů ve mesil beyanındadır 318 319
BAB-I RABI
Şirket-i Ibaha beyanında olup yedi faslı hâvidir
Fasl-1 evvel: Mubah olup olmayan şeyler beyanındadır
Fasl-1 sâni: Mubah olan şeylerin keyfiyyet-i istimlaki beyanındadır 321
Fasl-1 sûlis: Mubah olan şeylerin ahkam-ı umumiyyesi beyanındadır 322 323
Faslı rabi': Hakk-ı şirb ve şefe beyanındadır 324
Faslı hamis: thya-ı mevat hakkındadır
Fasl-1 sådis: Arazi-i mevātda izn-i sultani ile hafrolunan kuyuların ve
325
icra olunan suların ve gars olunan ağaçların harimi beyanındadır 326
Fasl-ı sabi': Ahkam-ı sayda dair olan mesail beyanındadır
BAB-I HAMIS
Nafakat-ı müştereke beyanında olup iki faslı håvidir
Fasl-1 evvel: Emval-i müşterekenin ta'miratı ve diğer ba'zı masarifatı beyanındadır
Fasl-1 sâni: Nehir ve mecraların kery ve ıslahı hakkındadır 329 332
BAB-I SADIS
Şirket-i akd beyanında olup altı faslı hävidir
Fasl-1 evvel: Şirket-i akdin ta'rif ve taksimi beyanındadır 333
Fasl-1 sâni: Şirket-i akdin şerait-i umûmiyyesi beyanındadır 334
Fasl-ı salis: Şirket-i emvalin şerait-i mahsûsası beyanındadır 335
Faslı rabi': Şirket-i akde müteallik ba'zı zevabıt hakkındadır 336
Fasl-ı hamis: Şirket-i mufavaza beyanındadır .338
Fasl-ı sådis: Şirket-i inân hakkında olup üç mebhası håvidir .339
Mebhas-1 evvel: Şirket-i emvale dair olan mesail beyanındadır 339
Mebhas-ı sâni: Şirket-i a'mâle dair olan mesail beyanındadır 342
Mebhas-ı sålis: Şirket-i vücuha dair olan mesall beyanındadır 345
327
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilBAB-I SABI'
Mudarebe hakkında olup üç faslı havidir
Fasl-1 evvel: Mudárebenin ta'rif ve taksimi beyanındadır
Fasl-1 sâni: Mudarebenin şurûtu beyanındadır
Fasl-1 salis: Mudûrebenin ahkamı beyanındadır
BAB-I SAMİN
Müzaren ve müsäkaat beyanında olup iki fasla münkasimdir
Fasl-1 evvel: Muzárea beyanındadır
Fasl-1 sâni: Müsåkaat beyanındadır
KITAB-I HADİ AŞER
KİTAB'ÜL-VEKALE
Vekålet hakkında olup bir mukaddime ile üç babı
müştemildir
MUKADDİME
Ba'zı ıstılahat-ı fıkhiyye beyanındadır
BAB-I EVVEL
Vekåletin rükn ve taksimi beyanındadır
BAB-I SANİ
Şurût-u vekalet beyanındadır
BAB-I SALİS
Vekäletin ahkâmı beyanında olup altı faslı müştemildir
346
346
347
349
351
352
352
354
Fasl-1 evvel: Vekâletin ahkam-ı umumiyyesi beyanındadır
354
Fasl-1 sâni: Şiraya vekâlet beyanındadır
356
Fasl-1 salis: Bey'e vekålet hakkındadır
360
Fasl-1 råbi': Me'mura dair olan mesail beyanındadır
361
Fasl-ı hamis: Husûmete ya'ni murāfaaya vekålet hakkındadır
363
Fasl-1 sådis: Azl-i vekile dair olan mesail beyanındadır
364
KİTAB-I SANİ AŞER
KİTAB'ÜLSULH VE'L-İBRA'
Sulh ve ibra' hakkında olup bir mukaddime ile dört
babı müştemildir
MUKADDİME
Ba'zı ıstılahat-ı fıkhiyye beyanındadır
BAB-I EVVEL
Akd-i sulh ve ibra edenler hakkındadır
BAB-I SANI
Musáleh-ün-aleyh ile musåleh-ün-anhin ba'zı ahval ve
şurūtu beyanındadır
365
366
367
XIV
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
BAB-I SALIS
Musalch-ün-anh hakkında olup iki faslı müştemildir
Fasl-1 evvel: Sulh an'll-a'yan hakkındadır
368 Fasl-1 sâni: Deynden ya'ni alacakdan ve hukuk-u saireden sulh olmak beyanındadır
369
BAB-I RABI'
Ahkâm-ı sulh ve ibra beyamında olup iki faslı müştemildir
Fasl-1 evvel: Ahkam-ı sulha dair olan mesail beyanındadır
370
Fasl-ı sani: Ahkam-ı ibraya dair olan mesail beyanındadır 370
KİTAB-I SALİS-İ AŞER
KİTAB'ÜL İKRAR
İkrar hakkında olup dört babı müştemildir
BAB-I EVVEL
İkrarın şeraiti beyanındadır
BAB-I SANİ
İkrarın vücuh-u sıhhati beyanındadır
BAB-I SALIS
İkrarın ahkânı beyanında olup üç faslı müştemildir
Fasl-1 evvel: Ahkam-ı umümiyye beyanındadır.
373
374
376
Fasl-1 sâni: Nefy-i mülk ve nam-ı müsteår beyanındadır 377
Fasl-ı salis: İkrar-ı mariz beyanındadır
BAB-I RABI'
İkrar bil-kitabe beyanındadır
KİTAB-I RABİ-İ AŞER
KİTAB'ÜL-DA'VA
Da'va hakkında olup bir mukaddime lle iki babı müştemildir
MUKADDİME
Ba'zı ıstılahat-ı fıkhiyye beyanındadır
BAB-I EVVEL
Da'vanın şurût ve ahkâmına ve def-i da'vaya dair olup
dört faslı hâvidir
Fasl-1 evvel: Da'vanın şurût-u sıhhati beyanındadır 383
Fasl-1 sâni: Def-i da'va hakkındadır 386
Fasl-1 sålis: Hasm olup olmayanlar beyanındadır 387
Fasl-1 råbi': Tenâkuz beyanındadır 390
378
381
383
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilBAB-I SANİ
Mürür-u zaman hakkındadır
KİTAB-I HAMİS-1 AŞER
KİTAB'ÜL-BEYYİNAT VE'L-TAHLIF
Beyyinat ve tahlif hakkında olup bir mukaddime ile dört babı müştemildir
MUKADDİME
Ba'za ıstılahat-ı fıkhiyye beyanımdadır
BAB-I EVVEL
Şehadet hakkında olup sekiz fası müştemildir
XV
393
397
Fasl-1 evvel: Şehadetin ta'rif ve nisabı beyanındadır
398
Faslı sani: Şehadetin keyfiyyet-i edası beyanındadır
398
Faslı salis: Şehadetin şurût-u esasiyyesi beyanındadır
Fasl-1 råbi: Şehadetin da'vâya muvafakatı beyanındadır
Fasl-ı hamis: Şahidlerin ihtilafları beyanındadır
400
401
403
Fasl-ı sadis: Tezkiye-i şuhüd hakkındadır
404
Teznib: Tahlif-i şuhüd hakkındadır
406
Fasl-ı sabi': Şahidlerin şehadetden rücüu hakkındadır
406
Fasl-1 samin: Tevatür hakkındadır
407
BAB-I SANI
Hücee-1 hattiyye ve karine-i kaatıa beyanında olup iki fasla münkasimdir
Fasl-1 evvel: Hücec-i hattiyye beyanındadır
Fasl-1 sâní: Karine-i kaatia beyanındadır
BAB-I SALİS
Tahlif beyanındadır
Lähika
BAB-I RABİ'
Tercih-i beyyinat ve tehålüfe dair olup dört faslı müştemildir
Fasl-1 evvel: Tenázu' bil-eydi beyanındadır
Fasl-1 sâni: Tercih-i beyyinat hakkındadır.
Fasl-ı sális: Söz kimin olduğuna ve tahkim-i håle dairdir
Fasl-1 rabi': Tehålüfe dairdir
KİTAB-I SÅDİS-İ AŞER
KİTAB'ÜL-KAZA
Kaza hakkında olup bir mukaddime ile dört båbı müştemildir
MUKADDİME
Ba'zı ıstılahat-1 fıkhiyye beyanındadır
407
408
408
410
410
411
413
415
417
XVI
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
BAB-I EVVEL
418
Hükkâma dair olup dört faslı hüvidir
418
Fasl-1 evvel: Hakimin evsafı beyanındadır
418
Fasl-1 sâni: Hâkimin adabı beyanındadır
419
Fasl-1 sålis: Hâkimin vezaifi beyanındadır
421
Fasl-1 rabi': Suret-1 muhakemeye dairdir
BAB-I SANI
Hükme dair olup iki faslı müştemildir
Fasl-1 evvel: Hükmün şurûtu beyanındadır
423
Fasl-1 sâni: Hükm-i ğıyabi beyanındadır
423
BAB-I SALİS
Da'vânın ba'd-el-hükm rü'yeti hakkındadır
424
BAB-I RABİ'
Tahkime dair mesail beyanındadır
425
Tashih
426
Bibliyografya ve Kısaltmalar
427
Diğer Kısaltmalar
432
TAKDIM
YanıtlaSilSenedinin gaye ve hedefleri tesbit eden ikinci maddesinde açık-ça belirtildiği gibi; «İslâmî ilimlerin her dalında araştırma yapmak ve yaptırmak, araştırıcı âlimler yetiştirmek, İslâmı, tarih boyunca hulûl etmiş yabancı adetlerden arınmış bir halde tanıtmak için Kur'ân ve Hadis sahasında tetkikler yapmak, yazılmış olan tetkik ve çalışmaları... kıymetlendirmek, lüzum görülenleri... neşretmek» gibi konularda faaliyet gösteren Vakfımız, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünde «İslâm-Türk Medeniyeti Tarihi kürsüsü öğretim üyesi Dr. Osman Öztürk'ün, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesinde muvaffakiyetle müdafaa ettiği doktora tezinin basılıp yayınları-mız arasında neşredilmesini temin etmekle, gâyesine giren bir işte mutena bir adım attığı kanaatindedir. Konunun «Mecelle» ile il-gili olması bizi şaşırtmamalıdır. Çünkü, evvelâ İslâm Hukuk ilmi, gerek Ayet ve gerekse Hadîslerden çıkarılan ilk ilimlerden biridir. Saniyen, İslâm hukuku ondört asır boyunca Müslümanların yaşa-dığı her yerde ve her cemiyette esasen iyice işlenmiş olmakla be-raber «Mecelle» bu gidişatta en modern ve en sistematik bir ilmi mesâîdir. Sâlisen bu ilmi mesai Osmanlı İmparatorluğu içinde Türk-lerin eliyle gerçekleştirilmiş ve Türk hukuk tarihinde önemli bir mevkiye sahip olmuştur.
Dr. Osman Öztürk'ün bu ilmî çalışmasını neşr etmek sûretiyle Vakfımızın başlattığı ve birbiri arkasına devam ettireceğini um-duğumuz neşriyat faaliyetinin ilmî hayatımız için hayırlı ve fay-dalı olacağı ümidini taşımaktayız.
İslâmî İlimler Araştırma Vakfı Mütevellî Heyeti
ÖNSÖZ
YanıtlaSilOsmanlı müesseseleri, araştırma yapmak isteyenler için çok zengin bir malzeme ve son derece bâkir sahalara sahiptir.
Biz bu çalışmamızda; Osmanlılardaki hukuki faaliyetlerin bir kısmına, daha çok tarihi zaviyeden temas etmiş bulunuyoruz. Ken-di devri için çok ileri bir hukuk çalışması olduğu hukuk otorite-lerince kabul edilen «Mecelle-i Ahkam-ı Adilyye», milyonlarca kilo-metrekarelik bir sahada yarım asırdan fazla söz sahibi olurken hak-kında takdir ve tenkid ifadeleri taşıyan pek çok yazı kaleme alın-mış olmakla beraber, meriyyete girişini takib eden bir kaç senelik şerhler mahiyetindeki neşriyatı ve Prof. Ebu'l-Ulâ Beyin «Medeni Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paşa isimli eserini istisna eder-sek; geniş ve ihâtalı bir çalışmaya tesadüf edemeyiz.
İşte bu düşünce iledir ki, Mecelle hakkında gerek tedvin ve kaynak, gerekse tadiller cihetinden küll olarak derli-toplu malûmat ihtiva eden bir çalışma yapılması iyi olur mülahazasıyla bu eser vücud bulmuştur.
Kendileri ile görüştüğüm İstanbul Hukuk Fakültesi'nin bazı öğretim üyelerinin, bilhassa mukayeseli medenî hukuk sahasında böyle bir çalışmanın büyük fayda temin edeceğini ifade etmeleri; çalışmamı hızlandırıcı âmillerden olmuştur.
Tanzimatı müteakip bir çok hukukî mevzuatımızı garptan ik-tibas ederken, büyük devlet adamı ve hukukşinas A. Cevdet Paşa'-nın gayreti ile Meclis-i Vükela'da millî bir hukuk tedvini fikri ka-bul edilmiş ve bunun neticesi teşkil olunan Mecelle Cemiyeti, kök-leri tamamen milli hukukumuza dayalı olan Mecelle-i Ahkâm-1 Ad-liyye'yi meydana getirmiştir. Mecelle, hukukun gayr-ı menkûl ve borçlar hukuku, aynî haklara ve hukuk muhakemeleri usulü saha-larına ait hükümleri ihtiva eder ve ihtiva ettiği mevzulara göre 16 Kitab'a ayrılır. Kitaplar bablara, bablar fasıllara taksim olunur ve bunlar arasında bu bab ve fasıllarla alakalı maddeler yer alır.
Mece'le, tedvini müteaâkib; o gün Osmanlı Devleti hududları dahilinde kalan Mısır, Suriye, Irak, Ürdün ve Filistin (İsrail) gibi pek çok ülkede mer'î olmuş ve diğer müslüman memleketlerde kıs-
XX
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
men de olsa tatbik olunmuştur. Bu ülkelerin istiklallerini kazan-dıktan sonra bazı tadilat yapmalarına rağmen, hâlâ hukuki mev. zuatlarında Mecelle'nin tesirlerinin mevcudiyetine; çalışmamız es-nasında şahit olmuş bulunuyoruz'. Mezkür ülkelerin alakalı ma-kamları nezdinde yaptığım müracaata, lüzumlu cevabı alamamış ol-mam; bu mevzu etrafında derinleşmeye mâni olmuştur.
Mecelle, İslâm dünyasında bir tedvin çığırı açmış ve onun aç-tığı yolda İslâm Aleminde Mecelle'ye benzer kıymetli çalışmalar yapılmıştır.
Başbakanlık Arşivi, mevzumuzla alakalı pek çok kıymetli vesi-kaları ihtiva etmesine rağmen; tasnifteki büyük noksanlık sebe-biyle bazı mühim vesikaları bulmamıza imkân vermemiştir. Tas-nifin ikmålinden sonra çok muhtemeldir ki, bilhassa Mecelle Cemi-yeti'nin tedvin esnasındaki çalışmalarını tevsik eden zabıtlara tesa-düf etmek mümkün olacaktır. Bu vesikaları Adalet Bakanlığı Arşi-vi'nde de bulmak mümkün olmamıştır.
Eserde geçen bazı vesikaları ifade ve üslûb cihetinden fikir vermesi bakımından lisanını ve ifade tarzını aynen muhafaza et-memize karşılık, pek çoklarını da mümkün olduğu kadar sadeleş-tirme cihetine girdik. Bazı hukuki ıstılahları sadeleştirildiği tak-dirde ifade ettiği mânânın kaybolmasından endişe ettiğimizden; oldukları gibi bırakmak mecburiyetinde kaldık.
Transkripsiyona Türkçeye girmemiş olan kelimelerde yer ve-rilmiştir. Şöyle ki; Mecelle'de geçen arapça tabirler, bir çoklarının, bizde arapların kullanmadığı kalıplarda kullanılması ve bir kısmı-nın da bizde başka bir mana kazanmış olması dolayısiyle, Türkçe-leşmiş addedilerek transkripsiyona dahil edilmemiştir. Esasen bu kelimelerin pek çoğu bugünkü hukuk literatüründe hâlen kullanıl-maktadır. Şahıs isimlerinde ise Ömer, Osman ve Abdullah gibi belki Araplardan çok Türklerce benimsenip kullanılagelmekte olan keli-meler de aynı mülâhaza ile transkiprisyon harici bırakılmıştır. Bun-dan başka Türk oldukları halde eserlerinin ve kendilerinin adları Arap isimlerine benzeyenler için de aynı yol takib edilmiştir.
Ayrıca muhtelif Arap memleketlerinde bulunmuş bir kimse ola-rak avâm veya havâssdan hiç bir Arabın Ebû Bekri Abu Bakr ve Muhammed'i Muhammad şeklinde telaffuz ettiklerine şahit olma-
1. Son günlerde İsrail'in Mecelle'nin tesirinden tamamen uzaklaştığı hakkında matbûatda yer alan haberlerin, ciddiyetten uzak olduğu ve evvelco Me-celle'den alındığı inkâr olunmayan maddelerin, bu sefer taktik değiştirilerek, inkâr suretiyle İsrail mevzûatında yer aldığı hususu 4. Bölümde görü-lecektir.
ÖNSÖZ
YanıtlaSilXXI
dığımdan; bu gibi isimleri kendi milli telaffuzlarına en yakın şek-liyle yazmayı tercih ettim.
Mevzûu işlerken, Mecelle'ye yapılan atıfları meçhullükten kur-tarmak ve mücerred iddiaları müşahhas hâle getirmek için, eserin sonuna «Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye nin metnini ilave etmeyi fay-dalı buldum.
Hiç bir zaman noksansız bir çalışma yapmış olduğumu iddia edemem. Ancak bu çalışmam ile çok geniş bir saha olan Osmanlı müesseseleri tarihine bir noktadan faydalı olabildiysem; kendimi bahtiyar addedeceğim.
Nisan 1972 de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne tak-dim ettiğim doktora çalışmam olan bu eserin hazırlanması esna-sında, kıymetli alâkalarını esirgemeyen hocam Prof. M. Tayyib Gök-bilgin beye teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca sık-sık çalışmamın seyri hakkında malûmat almak sûretiyle, mesâime sür'at kazan-dıran diğer hoca, arkadaş ve dostlarıma en samîmî teşekkürlerimi takdim ederim.
Erenköy, Ağustos 1973
0. Ö.
A SUMMARY
YanıtlaSilThe six hundred years long sovereignity of the Ottoman Em-pire, which was one of the representatives of a world empire ideal, was, of course the result of certain essential institutions. Therefore researches in the Ottoman institutions will be very usefull for mo-dern world. It is very clear that if Turkey wants to be developed and strong in future, it will learn a lot from deep researches made in the Ottoman institutions. Anyhow, it would be easier and more advantageous to build institutions of today on the old institutions, which had been erected on strong foundations in the past, than to construct everything anew.
The Majalla-i Ahkâm-ı Adliyya, which is the subject of this research, is a product of the same idea. dea. The struggle between those who wanted to adopt the French Civil Code and those who sugg ted codifying an enterily new national Civil Code based on Sharia (Fiqh) had been won by Ahmed Javdat Pasha, a defender of the idea of codifying a national civil code, and as a result The Majalla was produced.
The codification of The Majalla insured on the one hand the predominance of Islamic Law in Turkey, Egypt, Syria, Iraq, Leba-non and even in Israil for more than half a century; on the other hand it proved that the Islamic Law had the ability to satisfy the needs of modern times. Therefore it had an important significance.
By codifying The Majalla The Ottoman Empire established the domination of a national law, derived from Islamic sources which had been developed step by step in a period extending over twelwe centuries, in a very wide area whereas the idea of a natio-nal law had been lost in favour of European laws during the years that followed the Tanzimat, by the Trade Law of 1850, The Impe-rial Penal Law of 1858, The Law of Procedures of Trade Cases dated 1861, The Sea Trade Law of 1863, The Law of Criminal Pro-cedure dated 1879 and the Law of Civil Procedure dated 1880.
One may see that the source of Ottoman Law is mainly Sharia (Fiqh). The Majalla relies on Sharia Law and it was applied in a wide area as the law of procedures of civil cases, law of immobiles and law of obligations and property.
XXIV
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
The Majalla is devided into 16 chapters (kitabs) according to their subjects and it consists of 1851 articles. The codification of this work was entrusted to The Majalla Association (Majalla Jam'iyyati) under the presidentship of Ahmad Javdat Pasha by the direct order of Sultan Abdülaziz in 1868, and the work lasted untill the year 1876 because of the interruptions that occured from time to time and also the changes that took place in the members of the said association. Each of its chapters was issued as an inde-pendent Imperial act decree written down fully; that is to say, each one of the 16 chapters consists of an Imperial decree. The Majalla was put into force one by one and separately.
The Majalla, following its codification, was applied not only in the area of Today's Turkey; but also in many countries, that were under the sovereignty of the Ottoman Empire in those days and have since become indipendent. It still keeps its great influence on the judicial systems of various countries, such as Egypt, Syria, Iraq, Israil, etc.
The movement of the codification of the Majalla is to be con-sidered as a progressive one, if one places it in its historical per-spective. By following the way it had opened a great deal of valu-able work has been produced later in the Islamic World. Of course it is impossible to allege that the codification act of the Majalla was excellent and faultless. Every human action naturally has some defects and shortcomings.
Not only Turkey but many developed countries also have from time to time been obliged do amend not only their ordinary laws but even their constitutions. The Majalla attempted to codify only a part of the Islamic Law. If one takes into consideration the fact of interruption in the activities of The Majalla Association, because of the changes in the presedentship and membership, one can clear-ly see that in those days this codification represented a very prog-ressive legal movement.
Some articles of the Majalla, of which the source is entirely Islamic Law, have the same contents as Kanunnamas, others are different because of the rules they contain. The institutions of the future may come into existence by treating the materials of the present day's essential element; in the same way as the present institutions depend on the materials of the past.
Therefore, I am of the opinion that the future researches in the Majalla, considered as a national codification suitable to our national structure, would fill some of the judicial lacunas of the present laws.
AYIN SOHBETİ
YanıtlaSilmiraclarının nes'esini duyabilen salikler bula bilir
O. Arif i billah olan mürşidi kamil, onunla Hak Teálá arasında vasıta olur ve şurası mu hakkakdır ki. fazilet Allah Teala'nın kudreti dal resindedir. Dilediğine verir. Dilediğine vermez.
Kutburrabbani Erbili hazretleri kuddise sir ruh (Divan-1 Es'ad'da) buyurur:
Vardıkda pir i kämile taş olsa dil yumşağ olur Fir'avn ise nefsin yalan, karıncadan alçağ olur. Oldunsa vakıf aczine, edna amel bir dağ olur. Çürüklerin hep sağ olur, zehrin kamu bal yağ olur. Dağlar yemişli bağ olur cümle cihan bostan sana.
Açıklama:
Bir mürşidi kamile teslim olan kimsenin kö tú halı düzelir. Huysuzlukları, taşkınlıkları ber tahdid Itikadi kuvvetlenir. Evvelce taş misalı olan gönlü huzura kavuşur. Yumuşar. Allahü Teala'yı daha yakındarı tanıdığı için aşkı, şevki artar. Zikrullaha istidat peydah olur.
Insanın. Firavun tablatındaki en büyük düş manı olan nefsi, eski kötülüklerinden sıyrılıb. ahlakı hamide sıfatına tebeddül eder.
Kişi Hak nazarındaki hatalarını bilir, anlar ve tevazu yoluna bürünürse, Allah Teâlâ ve tekad des hazretleri, onun en ehemmiyetsiz gibi görü-nen ameline dağlar gibi cesim büyük sevab ve dereceler verir.
Çürük, gafilane halleri, sağlam, sihhatli olur. Zehir gibi acı halleri, bal ve yağ nasıl leziz ve tatlı ise onlar da öyle şekerli ve leziz olur. Çünkü o hatasını bilmiş, yani Allah Teâlâ'nın kudreti ilähisi önünde küçüklüğünü, acizliğini anlamış ve itiraf etmişdir.
Bundan dolayıdır ki onun evvelki en çorak verimsiz ve gafllane amelleri mürşidi kämilin nazarıyla (Cenab-ı Hakk'ın izni ile) yemiş veren bereketli, münbit mahsuldar topraklar gibi olur.
Yukarıdakı sözlerden; mürşidi kämile teslim olmanın lüzumunu, teslimiyetten sonra o kişi-nin mizaç, ahlák ve itikadındakı mühim deği-şikliğe işaret olduğunu öğrenmiş oluyoruz.
Mirsadü'l-İbad kitabında, seyr ü sülükde şeyhe olan ihtiyaç bahsinde şöyle denilmekte dir: (Faslü'l-Hitab'dan)
- Din yolunda sülük etmek ve yakın älemine
30
vasıl olmak için kamil bir seyhi rehber edin. Bağlanacağın şeyh hem velayet sahibi olsun. hem de rabbani bir tasarruf sahibi olsun! Bas kası derdine derman olmaz. Herşeyden nasib siz olmakdansa bir yerde mesafe almak daha iyidir. Elinde putlarla dolaşacak olduktan sonra çadırda uyuman daha evladır.
Mühim bir mektub (Reşahat'den): İbadetin hakikatı, benliği kaybetmek, Alla
hū Teâlâ run azametinden utremek, yalvarmak ve kırık dökük olmakdır. Bu manalar, gönülde Ilahi azameti taraf taraf görmekle doğar. Bu saa det ask ve muhabbete bağlıdır. Ask ve muhab betin zuhůru ise evvellerin ve ähirlerin Efendisi ne uymakla kabildir. Uymak da uymanın yolu nu bilmeğe bağlıdır Elbetteki din ilimlerinin va risleri olan alimlere el uzatmak gerek. Fakat din alimliğini dünya kazancına vesile edinen ve ma kam sahibi olmakdan başka hırsı bulunmayan alimlerden uzak durmak şartıyla... Ve o derviş ler ki, raksederler, musiki dinlerler, ve ne verilir se kabul ederler. Onlardan uzaklaşmak
lazımdır... Sünnet ve cemaat ehli itikadına zıt, tevhid ve
fikir dinlemekden de perhiz etmek şart... İlim tahsilini de, Allah'ın Resülüne uymanın bir za rureti olarak yerine getirmek icab eder vesse lam.
Mevlana Sadeddin Kaşkari kuddise sirruh buyurur:
İnsanın her nefes alışında bir hazine heder olub gider. Her nefesde bilmedilir ki Allah hazır ve nazırdır. Bu şuur insana hakim olunca Al-lah'dan utanma duygusu da beraber gelir ve gaflet gider.
İnsanda gönül birdir. Ve o dünyaya sarkacak olsa Allah'dan mahrum olur. Allah'a yönelirse içinde bir pencere açılır ve o pencereden ilähi feyz güneşinin nuru girer. Bu nur doğudan batı-ya kadar her zerreye hayat verir. Ve yalnız pen ceresiz evler ondan nasibsiz kalır.
Mevlâna Câmi kuddise sirruh buyurdular. - Evliyanın kudsi kelimeleri Muhammedi ha
kikat nurundan devşirilmişdir. Kur'an ve hadi sin gerektirdiği tazimi evliya kelâmına da gös termek lazımdır. Kendi bahtiyarlığını dileyen kimse evliya kelamına da edeb ve saygı göster melidir.
Gene buyurdular:
ALTINOLUK AĞUSTOS 93