Benden sonra ümmetim üzerine şu üç şeyden korkarım. Devlet reisi ve vekillerinin zulmünden korku duyulması (Hükümde tesir altında kalmak), yıldızların (tesirine) itikad ve kaderi tekzib etme. Ravi: Hz. İbni Muhaccir (r.a.) Sayfa: 19 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:06 Sizin üzerinize şu altı şeyden korkarım. Sefihlerin amirliğinden, kan dökmekten, hükmü satmaktan, sıla-i rahmi kesmekten, Kur'an'ı musiki eğlencesine vesile yapmaktan ve askerlerin çoğalmasından. Ravi: Hz. Avf ibni Malik (r.a.) Sayfa: 19 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:08 Benden sonra ümmetim üzerine şu üç dalaletten korkarım. Hevalara uymak, karın ve şehvetlere uymak ve marifetten sonra gaflete düşmek. Ravi: Hz. Eflah (r.a.) Sayfa: 19 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:09 Cuma namazında hazır olun ve imama da yakın bulunun. Zira insan Cuma'dan geri kalmakla, Cennet ehli olduğu halde, Cennetten geri kalmış olur. Ravi: Hz. Semure (r.a.) Sayfa: 19 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:10 Sekerat (ölüme yaklaşma) halindekilerin yanında hazır olun. Ve onlara "Lâ ilahe İllallah'ı" telkin edin. Ve onları Cennetle de müjdeleyin. Zira erkeklerden ve kadınlardan halim olanlar bile böyle bir durumda şaşkınlık içinde kalır. Ve şeytanın da, Adem oğluna en yakın olduğu zaman bu vakittir. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ölüm meleğinin görülmesi bin kılıç darbesinden daha müthiştir. Gene nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mü'min bir kulun, her bir damarının dolaştığı yerde acı duymadıkça, nefesi çıkmaz. Ravi: Hz. Vasile (r.a.) Sayfa: 19 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:12 Ashabıma, sonra arkadan gelenlere, sonra da onları takib edenlere hürmet ederek, Bana olan hürmetinizi muhafaza ediniz. Daha sonra yalan yayılır. Öyle ki, kişi kendisinden istenilmeden şahidlik yapar ve yemin teklif edilmeden yemin eder. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 19 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:13 Ashabım ve akrabalarıma hürmet ederek Bana hürmetinizi muhafaza ediniz. Kim ki, onlara hürmetle Bana olan hürmetini teyid ederse, Allah da onu dünya ve ahirette korur. Her kim de onlara hürmet etmeyerek, Bana olan hürmetini muhafaza etmezse, Allah ondan yüz çevirir. Ve bir kimseden de Allah yüz çevrir ise onun (azab için) yakalanması yakındır. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 19 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:14 Avret mahallini, hanımın ve cariyen müstesna, ( herkesten) koru. Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.) Sayfa: 19 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:15 Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz. Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.) Sayfa: 19 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:16 Ölülerinizin kefenlerini güzelleştiriniz. Zira onlar kabirlerinde kefenleri ile övünürler ve birbirlerine ziyarette bulunurlar. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 19 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Müslüman Temmuz 30, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Sözlükte "yalan söylemek, bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak" anlamlarındaki "d-c-1" kökünden türe- yen deccâl sözlükte çok yalan söyle- yen, göz boyayan, sahtekâr demektir. Deccål, kelâm ilmi ile kaynaklarda kıyametin büyük alametlerinden biri
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 07:51 olarak zikredilmiştir. Deccal'ın doğu tarafından çıkacağı, ilahlık iddia ede- ceği, olağanüstü şeyler sergileyeceği, Mekke ve Medine hariç bütün köy ve kasabalara gireceği, pek çok kişinin, onun fitnesiyle doğru yoldan çıkacağı ve onun peşine takılacağı, ancak gerçek mü'minlerin bu fitneden kurtulacakları rivâyet edilmektedir. (F.K.)
İnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12 Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ Ramuz ul Ehadis Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Pamuk Yayınları cilt.. 1.sy.174.
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32 Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34 Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35 oscar Yayınları sy. 217.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
ورضى الله بركة والقداحة في الدَّارِ بَرَكَةً وَكِيلُوا طَعَامَكُمْ يُبَارَكُ اللَّهُ لَكُمْ
فيه وسط في المنطق والمقترف عن انس وفيه عنسية ابو سليمان الكوفى متروك)
967- Evde bulunan şu dört şeyde bereket vardır
a) Evde bulunan kayunda bereket vardır.
b) Evde, henüz duvarları yapılmamış olan bir kuyuda da bereket vardır.
c) Evdeki el değirmeninde de bereket vardır.
d) Evdeki çakmakta da bereket vardır.
Buğdaylarınızı (alım, satımı arasında) ölçün ki Allah onu sizin için bereketli kılsın.
٩٦٨- أربعَةُ أَبْوَاب مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ مُفَتَحَةٌ فِي الدُّنْيَا الإسكندرية وعَسْقَلان وقروينَ وعَبَّادَانَ وَفَضْلُ جدةَ عَلَى هَؤُلاء كَفَضْلِ بَيْتِ الله الحرام عَلَى سَائِرِ البُيُوتِ رحب في الضعفاء والديلمي والرافعي عن على وفيه عبد
الملك لاه والخطيب في فضائل قزوين عن على
968- Dünyada açılmış dört cennet kapısı vardır ki, onlar:
a) İskenderiye,
b) Askalan,
c) Kazvin,
d) Abadan'dır.
Bunların üzerine Cidde'nin üstünlüğü, Allah evi (Kobe-i Muazzama'nın) diğer evlere olan üstünlüğü gibidir.
٩٦٩ - اَرْبَعُونَ حَصْلَةً أَعْلاهُنَّ مِنْحَةُ الْعَنْزِ لَا يَعْمَلُ عَبْدٌ بِخَصْلَةٍ مِنْهَا رَجَاءَ ثَوَابِهَا وَتَصْدِيقًا بِمَوْعُودِهَا إِلَّا أَدْخَلَهُ اللهُ بِهَا الْجَنَّةَ رحم خ د حب عن ابن
(عمرو)
969- Kırk haslet vardır. Bunların en üstün olanı (Allah rızası ve sütü ile kılından faydalanmak için) sağmal keçi vermektir. Kim bu işi Inanarak ve sevabını umarak yaparsa Allah onu mutlaka cennete koyar.
MERİÇ TUMLUER T.İ.E MAKAM BAŞKANLIĞI ÜST DÜZEY YÖNETİCİ.
1y
YÜCE TÜRK DEVLETİMİN KURUCUSU EHLİBEYT SEYYİD BÜYÜK ÖNDERİM ASİL.TÜRK GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜNDEN 50 YIL SONRA AÇIKLANMASI GEREKEN
HUKUK DIŞI 1 ŞEKİLDE 34 YILDIR HALEN VE KASTEN GİZLENEN VASİYETİNİN VARLIĞININ T.B.M.M DE TARAFIMDAN AÇIKLANMASI YOLUNDA DAVA ADAMI 🇹🇷MERİÇ TUMLUER🇹🇷T.İ.E🇹🇷 OLARAK GEREKENLERİ YAPACAĞIM İNŞALLAH...
YÜCE ALLAHIM CC TANRIM EHLİBEYT SEYYİD GÖREVLİ ASİL TÜRK VASİYİ KORUSUN İNŞALLAH AMİN
İki garip şey vardır: Biri sefih kimseden çıkan "hikmet sözü" ki onu kabul edin. Diğeri Hakim adamın sefih sözü ki, onu affedin. Zira hiç bir hakim yoktur ki ayağı sürçmesin. Ve hiç bir hakim yoktur ki, tecrübe sahibi olmasın. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 320 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 00:07 Bir kimse halk kızdığı halde Allah rızasını isterse Allah ondan razı olur. Sonra halkı da ondan razı eder. Kim de Allah'ı gadab ettirerek insanların rızasını isterse, Allah ona gadab eder ve halkı da ona hasım kılar. Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 409 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 00:08 Bir kimse halk kızdığı halde Allah'ın rızasını isterse, Allah halktan gelen şer ve fitneye karşı onu korur ve ona yeter. Kim de Allahı gazablandırarak insanların rızasını isterse, onu halka bırakır ve bir şeyine karşımaz. Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 409 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 00:09 Bir kimse halk sena etsin diye, Allah'a isyan teşkil eden işler yaparsa, insanlardan evvelce kendisini öven, sonra da zem eden bir kimse olur. Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 409 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 00:09 Haya örtüsünü atanı gıybet etmekten mes'uliyet yoktur. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 409 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
61- "Kıyamet gününde mahlukat içinde Allah'ın en çok buğz ettiği kimseler; yalancı ve kibirli olanlardır. Bir de din kardeşlerine karşı kalplerinde kin besleyenler. Onlarla buluştukları zaman kendilerindenmiş gibi görünürler, fakat yanlarından ayrıldıklarında yine kin beslerler. Bir de o kimselerdir ki, Allah'a ve Rasulü'ne çağrıldıkları zaman tembel davranırlar, şeytana ve buyruğuna çağrıldıklarında ise hemen koşarlar."
٦٢ - ابْعُونِي ضُعَفَاتَكُمْ فَإِنَّمَا تُرْزَقُونَ وَتُنْصَرُونَ بِضُعَفَائِكُمْ (د ن ق ل حب
طب حم ت حسن صحيح عن أبي الدرداء)
62- "Beni güçsüz olanlarınızın yanında arayınız, çünkü siz güçsüzleriniz sayesinde zafere kavuşturulup rızıklandırılıyorsunuz."
٦٣ - ابْكِينَ وَإِيَّا كُنَّ وَنَعِيقُ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ مَهْمَا كَانَ مِنَ الْعَيْنِ وَالْقَلْبِ فَمِنَ الله وَمِنَ الرَّحْمَةِ وَمَا كَانَ مِنَ الْيَدِ وَاللّسَانِ فَمِنَ الشَّيْطَانِ (ابن سعد عن
ابن عباس
63- "(Ey kadınlar cemaati!) Ağlayın fakat şeytan anırmasından sakınınız. Çünkü göz ve kalpten olan ağlamak, Allah'tan ve
rahmettendir. El, dil hareketiyle olan ağlamak ise şeytandandır."
الْقَعْدَةِ إِلَى يَوْمِ الصَّدْرِ (الديلمي عن انس)
64- "Mekkelilere ve mücavirlere (yurdunu terk ederek zamanı Harameyn-i Şerifeyn'de ibadetle geçiren) bildirin. Zilkadenin yirminci gününden bayram gününe kadar tavaf etmek, Hacerü'l-Esved'i istilam etmek, Makam-ı İbrahim'i ziyaret etmek ve bir de ilk safta bulunmak gibi hususlarda hacıları yalnız (ve serbest) bıraksınlar."
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 23:53 Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.) Ravi: Hz. Âişe (r.a.) Sayfa: 321 / No: 5 Ramuz
60- "İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğz ettiği adam (yalanı doğru, doğruyu yalan göstermek için), sığırın geviş getirdiği gibi dilini kullanan, belagat sahibi insandır."
Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Kim Receb'den bir gün oruç tutarsa, sanki bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim ondan yedi gün oruç tutarsa, ona Cehennem kapıları kapanır. Kim ondan sekiz gün oruç tutarsa, ona Cennetin sekiz kapası açılır. Kim ondan on gün oruç tutarsa, Allah ona istediğini verir. Kim ondan onbeş gün oruç tutarsa, semadan bir münadi şöyle seslenir: "Geçmişin affolundu. Amellere yeniden başla" Kim artırırsa Allah da onu artırır. Receb ayında Allah Teala Nuh (a.s)'ı gemiye bindirdi ve o, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. Onlarla gemi altı ay seyretti. Bunun sonu aşûre günüdür. Ve gemi "Cudi" dağına indirildi. O gün de Nuh (a.s) yanındaki insanlar ve hayvanlar hepsi, Aziz ve Celil olan Allah için, şükür olarak oruçlu idiler. Allah denizi, beni İsrail için aşûre gününde yardı. Ve yine Aşûre gününde Allah (z.c.hz)'leri Adem (a.s)'ın tövbesini ve Yunus (a.s)'ın şehrinin halkının tövbesinide kabul etti. İbrahim (a.s)'da o günde doğdu. Ravi: Hz. Said İbni Ebu Raşid (r.a.) Sayfa: 288 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
nelkurmay Başkanlığına, diğer kuvvet komu- tanlığına ait yerlerdeki, Yakın Tarihle ilgili bütün belgeler bir araya toplanmalı ve tıpkı "Başbakanlık Arşivi" yahut "Milli Kütüphane" gibi bir "Yakın Tarih Kütüphanesi" kurulma- lıdır. Ayrıca bankaların kasalarında saklı bel- ge ve dokümanlarla, şahısların elindeki belge ve vesikalar da bu kütüphaneye konulmalı. bütün belge ve dokümanlar güzelce tasnif edi- lip, araştırmacıların istifadesine sunulmalı- dır.
Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 111 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Ümmetim için en korktuğum şeyler; Âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi ve maneviyatınızı mahveden dünya. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 112 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:27 Güzelin güzeli güzel ahlaktır. Ravi: Hz. Hasan (r.a.) Sayfa: 112 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:29 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 113 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:30 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Ravi: Hz. Muaz (r.a.) Sayfa: 113 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:32 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 113 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:34 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.) Sayfa: 113 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:35 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 113 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:46 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 113 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:47 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 113 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:50 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.a.) Sayfa: 113 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:51 Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.) Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 113 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Müslüman Temmuz 30, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
"Gülmesi çok olanın heybeti az olur. İnsanları küçüm. seyen küçümsenir. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır. Sözü çok olanın hatası çok olur. Hatası çok olanın hayası az olur. Hayâsı az olanın verâ duygusu az olur. Verâsı az olanın kalbi ölür."
4. Hz. Osman (ra), Yüce Allah'ın (cc) "O duvarın al- tında, ikisine ait bir hazine vardı. Babaları da sâlih bir kimse idi." (Kehf Sûresi, 18/82) mealindeki âyeti hakkında şöyle demiştir:
"Hazine altından bir levhadır. Üzerinde şu yedi satır yazılıdır: Ölümü bilip de gülene şaşarım. Dünyanın fâni olduğunu bilip de ona rağbet edene şaşarım. Her şeyin takdir-i ilâhî sonucu gerçekleştiğini bilip de elde edeme- dikleri için üzülene şaşarım. Hesap gününü bilip de servet biriktirene şaşarım. Cehennemi bilip de günah işleyene şaşarım. Allah'ı (cc) yakinen bilip de O'ndan başkasını zikredene şaşarım. Cenneti yakinen bilip de dünyada rahatlık arayana şaşarım Şeytanı düşman olarak bilip de ona itaat edene şaşarım."
***
5. Hz. Ali'ye (ra); "Gökyüzünden daha ağır, yeryü zünden daha geniş, denizden daha zengin, taştan daha Sert, ateşten daha yakıcı, zemheriden daha soğuk ve ze- hirden daha acı olan şey nedir?" diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:
YANITLASİL
yuksel19 Haziran 2024 01:46 MÜNEBBİHAT
"İffetli kadınlara ahlâksızlık iftirasında bulunmak, gök- yüzünden daha ağırdır. Hak, yeryüzünden daha geniştir. Kanaatkârın kalbi, denizden daha zengindir. Münafığın kalbi, taştan daha serttir. Zâlim hükümdar, ateşten daha yakıcıdır. Alçağa muhtaç olmak, zemheriden daha soğuk- tur. Sabır, zehirden daha acıdır." ["İnsanların arasını boz- ma gayesiyle laf taşıma, zehirden daha acıdır" şeklinde bir rivayet de vardır.]
***
6. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Dünya, evi olmayanın evi, malı olmayanın malıdır. Aklı olmayan onun için mal toplar. Anlayışı olmayan onun hazlarıyla meşgul olur. İlmi olmayan onun sebebiy- le azap görür. Zekâsı olmayan onun için haset eder. Ya- kîni olmayan onun için çalışır."
***
7. Câbir b. Abdullah el-Ensârî (ra), Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
"Cebrail (as), komşu hakkında o kadar tavsiyede bu- lundu ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim. Kadınlar hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onları boşamayı haram kılacağını zannettim. Köleler hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onların azat edileceği bir vakit belirleyeceğini zannettim. Misvak hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, dişleri fırçalamanın farz olduğunu zannettim. Cemaatle namaz hakkında o kadar tavsiyede kabul edeceğini zannettim. Gece namazı hakkında o ka- bulundu ki, Allah'ın (cc) sadece cemaatle kılınan nama dar tavsiyede bulundu ki, geceleyin uyku uyunmaya- cağını zannettim. Allah'ı (cc) zikretme hakkında o kadar
YANITLASİL
yuksel19 Haziran 2024 01:49 Tasavvuf Klasikleri
ibn Hacer El-Askalani
MÜNEBBİHAT
UYARILAR
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Müslüman Temmuz 30, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 327 1 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Her kim ki Benim kazama rıza göstermez ve belama sabretmezse, Benden gayri Rab arasın." Hz. Ebû Hind Ed Dari (r.a.) 327 2 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bir kimse Benim kaza ve kaderime razı olmazsa, Benden başka Rab arasın". Hz. Enes (r.a.) 327 3 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bir kulum ki, vücuduna sıhhat ve afiyet verdim ve onun üzerine rızkını genişlettim de beş senede bir Beni ziyarete gelmedi, muhakkak o mahrumdur. (Kabe ziyareti için) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 327 4 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Ey adem oğlu! Beni zikrettikçe şükürdesin, unuttukça küfürdesin." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 327 5 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Ben kullarımdan mü'min bir kulumu mübtela ettiğimde, Bana hamd eder, şükreder ve ibtila ettiğim şeye sabrederse, muhakkak ki o yatağından, doğduğu günkü gibi, günahlarından temizlenmiş olarak kalkar." Rab, hafaza meleklerine de şöyle buyurur: "Ben kulumu şununla bağladım ve onu mübtela ettim. Öyle ise siz ona hastalıktan önce ne ecir veriyordu iseniz, gene onu kendisine veriniz." Hz. Şeddad İbni Evs (r.a.) 327 6 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Ben bir kimsenin gözlerini ama ettiğimde ona mukabil kendisine Cennet veririm." Hz. Câbir (r.a.) 327 7 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Oruçlar siperdir. Kul onunla Cehennem ateşinden siperlenir. Oruç Bana aittir, ona mükafatı da verecek zatımdır." Hz. Câbir (r.a.) 327 8 Allah Tebareke ve Teala şöyle buyuruyor: "Ben salih kullarıma, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan kalbine gelmedik nimetler hazırladım. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 327 9 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Adem oğlu dehre sövmekle Bana eza ediyor. Dehr, Benim elimdedir. Gece ve gündüzü Ben evirip çeviriyorum." (Feleğe dil uzatmak, Bana küfürdür.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 327 10 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Kulum bir iyilik yapmayı kast edib yapamadığında, bir sevap yazarım. Yaparsa on sevaptan yediyüz sevaba kadar yazarım. Bir kötülüğe kastedene, onu yapmadıkça birşey yazmam. Yaparsa bir seyyie yazarım." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 327 11 Allah ( z.c.hz.) buyuruyor: "Kulum Bana kavuşmaktan hoşlanırsa, Ben de ona kavuşmaktan hoşlanırım. Bana kavuşmak onun hoşuna gitmiyorsa Benim de ona kavuşmak hoşuma gitmez." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 327 12 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Benim mahlukum gibi birşey yapmaya kalkandan daha zalim kim vardır? Yaratsınlar bir tane, Yaratsınlar bir zerre veya yaratsınlar bir arpa." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 327 13 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Adem oğlu ne nezrederse etsin, o yine takdir ettiğimi elde eder. Lakin, daha evvel böyle birşey yapmış değilken nezirle cimriden bir hayır çıkmış olur da onu Bana getirir." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 117 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 117 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Aziz ve Celil olan Allah buyurur: " Kulumun Benim üzerimde ahdi vardır; namazlarını vaktinde dosdoğru eda ederse, ona azab etmiyeceğim ve onu Cennete hesapsız sokacağım." Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 329 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel22 Haziran 2024 11:12 Cennet ehli Cennetteki makamlarına yerleşir ve Cuma'dan Cuma'ya Allah'ı ziyarete giderler. Onlara Arşı Rahman aşikâr olup, Allah'ı görürler. Bu Cennet bahçelerinden birinde olur. Ve herkes derecesine göre bir minbere yerleşir. En aşağısının yerleri misk tepelerindedir. Ve bunlar kendi hallerini diğerlerinden aşağı görmezler. Soruldu ki: "Rabbimizi görecek miyiz?" Buyurudu ki: "Evet, ayın 14'üncü gününde görülmesinde, ya da güneşin görülmesinde nasıl hilâf yoksa, (veya bunları nasıl izdihamsız görüyorsanız) öyle Rabbinizi göreceksiniz." Allah (z.c.hz.) onlara ayrı ayrı muhatap olur. Ve hatta bazılarına dünyadaki bazı sözlerini hatırlatır. Kul: "Yarabbi mağfiret etmemiş miydin?" der. Allah: "Ettim de onunla buraya geldin" buyurur. O esnada iki bulut öyle güzel kokular serper ki, kimse böylesini görmemiştir. O zaman Allah Tealâ buyurur ki: "Haydi kalkın ikram edeceğim şeylerin başına." O zaman kalkıp cennetin çarşılarına gelirler. Bu çarşılarda aklın tasavvur edemiyeceği şeyler vardır. Orada ne para verilir, ne de yüklenilir. Sadece emredilir. İşte orada biz birbirimizle karşılaşacağız. Derecesi üstün olanların elbisesi başka olur. Ve birinin gözüne bu ilişince kendi elbisesi de derhal fevkalâde olur. Çarşılardan yerimize döneriz. Ailelerimiz: "Başka bir şekilde güzelleşip geldiniz" derler. Biz de deriz ki: "Tabii güzelleşip gelmek hakkımızdır. Zira Rabbımızı ziyaretten geliyoruz." Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 118 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel22 Haziran 2024 11:21 Kim ki bir kavmin hayır ve şer amellerinden hoşlanıyorsa, yapmasa da onu işlemiş gibidir. Ravi: Hz. Muhammed İbni Ali (r.a.) Sayfa: 396 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel22 Haziran 2024 11:24 İbadetin hayırlısı fıkıhtır. Ravi: Hz. Saad (r.a.) Sayfa: 281 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
İmdi aşkdan muradımızı belirte- biliriz. Aşk; sevmek... Sevilmesi ge- rekeni sevmek. O'nun rızasını taleb etmek. O'na ve hükmüne teslim ol- mak. Hükmünü nefsimizde yaşamak sonra yaşatmak. Herşeyde daîma O'- nu düşünmek; büyük murakebeyi u- nutmamak. O'nun evi olan kalbe
YANITLASİL
yuksel23 Haziran 2024 05:36 başkalarını yaklaştırmamak, Kalb kapısını ancak ve ancak O'nun rıza- sını alanlara, O'nun izniyle gelenlere, O'nun için çalanlara açmak. (Bu öl- çü ile mahlûkatı sevebildiğimiz ka- dar sevelim) Mahlukâtı;
<<<Yaratılanı sevdim yaratandan ötürü sırrıyle sevmek. Kalb evini her türlü makam, para, şöhret ve şa- his putlarından temizlemek. İşte mu- habbet, işte aşk... İslâm gençliği bu vasıflarıyle tanınmalı. Bunun için, bu vasaifi haiz olması elzemdir. Bu ölçü oldukça ona anarşi yaklaşamaz. Zaten anarşî; kalbe, ihanetin cezası olarak girer. Nitekim orada, Allah sevgi ve rızasıyla buna müstenid o- larak bulunan sevgi ve rızanın dışın- da, bir muhabbet, bir rıza bulunursa anarşî var olmuştur. Bu sebeble de İslâm gençliği Allah'ın rızasını tah- sîle memurdur.
Bu günkü düzen İslâm Gençliği- nin vasıflarına aykırıdır. Böyle bir düzen için kavgaya girmek, İslâm gençliğinin şiarı değildir. Düzeni biz getirmedik. Koruyucusu da biz ola- mayız. Giderse güle güle. Gelirken bizi ağlatarak geldi. Biz yine güle gü le diyoruz. Bizden bu kadar.
kullanacağı sloganları açıklamıştır. M S.P. lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbe kan tarafından yapılan açıklamaya göre parti, bu seçimlerde de bilhassa yine Önce ahlak ve maneviyat sloganını leyecektir. Açıklanan sloganlar arasınde şunlar yer almaktadır:
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr, 59/18)
AHİRET GÜNÜ
Hz. Peygamber'in Safa Tepesi'nde "Haberiniz olsun ki ben şiddetli bir azap öncesinde sizin için gönderilmiş bir uyarıcıyım." (Müslim, İmân, 355) dediği zaman- dan itibaren bir ömür boyu insanları hakkında uyardığı bir gün vardır: Ahiret günü. Geleceği kesin olan bu günün varlığına inanmak mümin olabilmenin vazgeçilmez bir şartıdır. Tüm insanların kabirlerinden çıkacağı, yeniden diri- lişin yaşanacağı, bazı insanların yaya bazı insanların binekli bazılarınınsa yüz üstü sürünerek bir araya geleceği toplanma günüdür o gün. "Bir yığın kemik, bir yığın toz olduğumuz zaman mı yeniden diriltilecekmişiz?" (İsrů, 17/49) diyerek Resûlullah'ı ciddiye almayanların ve bu günün geleceğine inandığı hâlde pervasızca yaşayan insanların aldandıklarını anlayacakları gündür. Herke- sin dünya hayatında yaptıklarının karşılığını göreceği hesap günüdür o gün. Malın mülkün hükümsüz kaldığı, aile, akraba ve dostun fayda sağlamadığı bu gün, kişinin tek sermayesi dünyada işlediği iyilikleri ve salih amelleridir.
Bak. A. Toynbee, Civilisation on trial, Oxford 1949, s. 166-173.
91
Avrupa medeniyeti karşısında Rusya'nın içtimal bünyesinden. Türkiye'nin de psikolojik güçlüklerden ve ilmi bir yol bulunma masından ileri gelen buhranlarına da bu medeniyetin iki mem lekette aynı hazımsızlığı doğurması nazarile bakmak mümkün dür. Nitekim aşırı Garpçılığa karşı Rusya'da uyanan dini ve mil- li tepkiler Türkiye'de de, sosyal bir kanun olarak, kendini hisset tirmiştir. Halbuki görünüşte içtimai bünyesinin sağlamlığı, ahlâk ve meſkûre yüksekliği ile Türkiye'nin medeniyet dâvâsı bir bakı ma daha kolay yürüyecek, ilim ve teknik temeller üzerinde mad- dî-manevî imkânlarımızı kullanmak kâfi gelecekti. Bu da ilim, ahlâk ve mefkûresi sağlam bir kadronun yetiştirilmesi ve mües sir olması sayesinde mümkün olacaktı.
YANITLASİL
yuksel25 Haziran 2024 09:30 Prof. Dr. OSMAN TURAN
Türk cihân hâkimiyeti mefkûresi tarihi
Türk Dünya Nizamının Milli İslâmi ve Insânî Esasları
Allah Pazar ve Pazartesi günü arzı, Salı günü dağları ve dağlardaki faydalı şeyleri, Çarşamba günü ağaçları, medineleri, mamur araziyi ve harap araziyi, Perşembe günü ise göğü yarattı. Cuma günü, üç saat kalana kadar, yıldızları, güneşi ve ayı ve melaikeyi yarattı. Bu üç saatten ilk saatinde ecelleri, ikincide insanların faydalandığı her şeye ülfeti koydu. Son saatte de Adem (a.s.)'ı yarattı. Onu Cennette iskan etti. Ve iblise (meleklere) secde etmelerini emretti. Ve son vakitte de onu Cennetten çıkardı. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 279 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Peygamber Efendimiz bir gün mescide girdiğinde bir kısmı tilavet ve dua ile, bir kısmı ise ilimle meşgul olan iki topluluk görünce, her iki grubun da hayırlı bir işle meşgul olduğunu ifade ettikten sonra "ben muallim olarak gönderildim" buyu- rarak ilimle meşgul olanların yanına oturmuştur. 158 Söz konusu rivayet ve uygulamalar mescitlerin ilim merkezi oluşunu iba- det mekânı olmasından daha güçlü hale getirmektedir.
Bu bağlamda önemli bir örnek de Mescid-i Nebi'nin bir
Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendi- lerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılıp zekât vermeyi vahyettik. Onlar, bize hep kulluk ettiler. (Enbiya, 21/73)
BİR AYET
HZ. ŞUAYB VE NAMAZ AHLAKI
Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Şuayb'ı örnek göstererek namazın, kişinin davranışlarına ahlaki yönde katkı sağladığının altını çizer. Buna göre Hz. Şuayb, Medyen halkına ölçü ve tartıda adaletli olmalarını, haksızlık ederek insanların mallarından çalmamalarını ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak başkalarına zarar vermemelerini öğütler. Bu öğütler karşısında Medyen halkı ona şu soruyu sorar: "Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı şeylerden yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emredi- yor? Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın." (Hüd, 11/87) Hz. Şuayb örnekliğinde, bu ayet namazın ahlaki bakımdan kişiyi kötülük ve haksızlıklardan alıkoyan yönünü anlatır. Zira bir insan namaz kılıyorsa, Allah'ı anıyor ve O'na ibadet ediyorsa, ahlaki anlamda da ona layık bir kul olması gerektiğini, nihayetinde gün gelip Rabbine hesap vermek zorunda olduğunu sık sık hatırlıyor demektir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 121 1 Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının. Hz. Câbir İbni Semure (r.a.) 121 2 Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. Ve "Rüveybida" söz sahibi olur. "Rüveybida kimdir?" diye soruldu. Ammenin işleri hakkında söz sahibi olan sefih kimsedir." buyuruldu. Hz. Avf İbni Malik (r.a.) 121 3 Kıyametin önü sıra deccal ve onun önü sıra da 30 kadar veya daha fazla yalancı gelir. Bu yalancıların alâmetleri soruldu. Buyuruldu ki: "Onlar sizde olmayan adetler getirirler ve diyanetinizi o âdetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 121 4 Kıyametin önü sıra tanıdık kimselere selâm vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derecede ki, kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar ve yalancı şahidler çıkar, gerçek şahidlik gizlenir, muharrirler ise çoğalır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 121 5 Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 121 6 Yeryüzünde Allah'ın evleri mescidlerdir. Ve oraya gelene ikramda bulunmak Allah'ın kendi üzerine aldığı bir haktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 121 7 Cebrail (a.s.) Benî Ademin ihtiyaçlarını yerine getirmeye memur edilmiştir. Kâfir dua ettiğinde Allah buyurur: "Bunun isteğini vererek ağzını kapatın. Duasını işitmek istemiyorum." Hz. Câbir (r.a.) 121 8 Rabbim Tebareke ve Teala hazretleri Kur'an'ı Bana bir vecihle okumak üzere gönderdi. Ben de ümmetime kolaylık olması için iade ettim. İki vecih yapıp gönderdi. Ben yine, ümmetime kolaylık olması için, tekrar iade ettim. Bunun üzerine yedi vecihle okunmak üzere tekrar gönderdi ve: "Reddin için istiyeceğin üç dilek vardır" buyurdu. İki defa, "Allahümmeğfir li ümmetî" dedim. Üçüncüyü ise öyle bir güne bıraktım ki o gün bütün halk ve hatta İbrahim (a.s.) bile Bana gıpta eder. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 332 1 Zekeriya (a.s.)'ın oğlu Yahya (a.s.) Meryem oğlu İsa (a.s.)'a: "Sen Ruhullah, kelimetullahsın, benden hayırlısın" dedi. İsa (a.s.) da dedi ki: "Bilakis, sen benden daha hayırlısın. Seni Allah selamladı, halbuki ben kendimi selamladım." Hz. Hasan (r.a.) 332 2 Lokman (a.s.) oğluna öğüt verirken şöyle dedi: "Ey evladım! Sakın başın, yüzün örtülü gezme. Bu, gece için korkunç, gündüz için zillettir." Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 332 3 Şeytan dedi ki: "Mal sahibi, şu üç şeyin birinden benden salim olmaz ve sabah akşam ona bunlar için vesvese vermeye çalışırım: Malı helal olmıyan yerden edinmesine uğraşırım. Hak olmayan yere harcatmaya çalışırım. Mala karşı içine sevgi ve muhabbet veririm ki, onu yerine harcayamasın." (Allah'ın siyaneti oldumu başka) Hz. Abdurrahman (r.a.) 332 4 İblis Rabbına dedi ki: "Ya Rabbi, Adem (a.s.) Cennetten indirildi. Muhakkak ben biliyorum, kitap ve Peygamber olacak. Onların kitap ve Peygamberleri nedir?" Buyurdu ki: "Rusulleri melaike ve kendilerinden olan Nebilerdir. Kitapları Tevrad, İncil, Zebur ve Furkandır." Dedi ki: "Öyleyse benim kitabım nedir?" "Senin kitabın resim (dövme) dir, kıraatın şiir, elçilerin kahinler, yemeğin, üzerine besmele çekilmeyen şeyler, içeceğin sarhoşluk veren her içki, sıdkın yalan, evin hamam, tuzakların kadınlar, müezzinin çalgılar, mescidlerin de çarşılardır." Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 332 5 İblis Rabbına dedi ki: "İzzetin ve Celalin hakkı için, canları bedenlerinde bulundukça Adem oğlunu iğfal edeceğim." Allah (z.c.hz) de buyurdu ki: "Onlar Benden mağfiret istedikleri müddetçe Ben de onları mağfiret edeceğim." Hz. Ebû Said (r.a.) 332 6 Melaike dedi ki: "Ya Rabbi bu kulun fenalık yapmak istiyor." Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bekleyin, yaparsa bir günah yazın. Terkederse bir sevap yazın. Zira o, o günahı ancak Benim için terketmiştir." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 332 7 Davud (a.s.) oğlu Süleyman (a.s.)'ın annesi Davud oğlu Süleyman (a.s.)'a dedi ki: "Ey evladım! Gece çok uyuma. Zira geceleyin çok uyumak kıyamette insanı fakir bırakır." Hz. Câbir (r.a.) 332 8 İsrail oğulları Musa (a.s.)'a dediler ki: "Rabbim namaz kılıyor mu? Musa (a.s.): "Ey beni İsrail, Allah'dan korkun" dedi. Allah sordu: "Ey Musa (a.s.) kavmin sana ne diyor? Dedi ki, "Bildiğin şey Ya Rabbi. Diyorlar ki: "Rabbin namaz kılıyor mu?" O zaman Allah buyurdu ki: "Öyle ise onlara haber ver ki, Salatım, kullarım için Rahmetimin, gazabım üzerine sebkat etmesidir. Yoksa onlar helak olurdu." Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 278 1 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yarattı. Sonra da arkasını sağı ile mesh etti. Bu mesh ile zürriyet çıkardı ve buyurdu ki: "Bunlar kusur da etseler kendilerini Cennet için yaratmışım. Onlar Cennet ameli yaparlar ve kusurlarına da bakmam." Sonra gene onun sırtını mesh etti. Ondan bir zürriyet daha çıkardı ve: "Bunları Cehennem için yarattım. Ve amelleri de Cehennem ehli amelidir" buyurdu. Bunun üzerine bir adamın: "Amel ne için ya Resulallah?" diye sorması üzerine buyurdu ki, Allah kulu Cennet için yarattığı zaman onu ehli Cennet amelinde kullanır. Öyleki o kimse Cennetliklerin amellerinden bir amel üzere ölür ve Cennete girer. Cehennem için kul yarattığında ise, onu Cehennem ehli amelinde kullanır. Öyleki o kul, Cehennemliklerin amelinden bir amel üzere ölür. Hz Ömer İbni Hattab (r.a.) 278 2 Allah (z.c.hz.)'leri Ademi (a.s.)'ı kendi eliyle Cuma günü yarattı ve ruhundan nefyetti. Ve meleklere ona secde etmeyi emretti de hepsi ettiler. Yalnız şeytan etmedi ki, o cindendir. Ve o şeytan Rabbının emrinden fısk etti. Yani Rabbının emrinden çıktı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 278 3 Allah imanı müsamaha ve haya içinde yarattı. Küfrü de hasislik ve emel içinde yarattı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 278 4 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yeryüzünün her tarafından aldırdığı toprakla yarattı. Zürriyeti de ona göre meydana geldi. Bu sebeble onlardan bazıları siyah, beyaz, esmer, kırmızı, bazısı da bunların arasında, bazısı yumuşak, bazısı sert bazısı ise halis ve temiz oldu. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 278 5 Allah (z.c.hz.)'leri Mekke'yi yarattı ve onu nefse ağır gelen şeylerle ve derecatla bezedi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 278 6 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan birşey yaratmadan bin sene evvel Mekke'yi yarattı ve etrafını meleklerle bürüdü. Ondan sonra onu Medine'ye ulaştırdı. Ondan sonra da Medine'yi, Kudüs'e ulaştırdı (ekledi) Ve ondan bin sene sonra da dünyayı bir kerede yarattı. Hz. Âişe (r.anha) 278 7 Allah (z.c.hz.)'leri üç şeyi eliyle yaptı: Adem (a.s.)'ı eliyle yarattı. Tevratı eliyle yazdı. Ve Cennetin ağaçlarını kudret eliyle dikti. Hz. Haris (r.a.) 278 8 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan melaike-i kiramı nurdan yarattı. Onların içinde sinekten daha ufak melek te vardır. Ve Allah melaikeyi halk edince şöyle buyurdu: "Bin olsun, iki bin olsun" Hz İbni Amr (r.a.) 278 9 Allah (z.c.hz.)'leri toprağı Cumartesi günü, dağları Pazar günü, ağaçları Pazartesi günü, hoşa gitmiyen şeyleri Salı günü, nuru da Çarşamba günü yarattı. O toprakta hayvanatı Perşembe günü yaydı. Adem (a.s.)'ı ise Cuma günü ikindiden sonra son mahluk olarak yarattı. Cuma'nın son saatinde ikindi ile akşam arasında. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 278 10 Allah (z.c.hz.)'leri cinleri üç sınıf üzerine yarattı. Bir sınıf yılanlar, akrepler ve yeryüzü haşeratı gibi, bir sınıf havada rüzgar gibi, bir sınıf da vardır ki, üzerine hesab ve ikab terekküb eder. Allah, insanları da üç sınıf üzerine yaratmıştır: Bir sınıf hayvanlar gibidir. Allah Teala bunlar için şöyle buyurmuştur; "Onların kalbleri vardır, onunla anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla göremezler. İşte bunlar hayvanlar gibidir. Belki daha aşağıdır." Bir sınıf, bedenleri beni Adem bedeni gibi, ruhları ise şeytanların ruhudur. Bir sınıf ise, Allah'ın gölgeliklerinden başka gölgenin olmayacağı günde Onun gölgesinde (barınacak halifesi)dir. Hz. Ebud Derda (r.a.
Tabiinin en hayırlısı, öyle bir Üveysi (Veysel Karani) vardır ki, o annesine sadıktır. Allah'a and verse Allah onun andını geri çevirmez. Onun elinde bir beyazlık vardır. Ona rastlarsanız sizin için istiğfar etmesini isteyin. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 122 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
İki surun arası kırk senedir. Ondan sonra Allah bir yağmur yağdırır ki dereden nebatın bitmesi gibi insanlar hayat bulur. Halbuki, kuyruk sokumundaki tek bir kemik hariç olmak üzere, insandan hiç bir şey kalmamıştır. İşte kıyamet gününde insanlar tekrar ondan halk olunacaktır. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 373 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
A TATÜRK düşmanı gazete Tercӣ- man, 1 Nisan 1970'te yazıyor. "All Rıza Efendi Atatürk'ün sade- ce üvey babası idi. Ali Rıza Efendi Atatürk'ün valideleri Zübeyde hanımla ev- lendiği zaman Zübeyde hanımın ikisi erkek biri kız olmak üzere üç çocuğu vardı. Sü- reyya, Mustafa ve Makbule... Atatürk'ün ağabeysı Süreyya Bey de subay olarak ye- lişmiş, şakağına bir kurşun sıkarak intihar etmiştir... Atatürk'ün asıl babasının adı Bekir'dir. Arnavut Bekir Ağa derlerdi ona. Gümrük kolcusu idi... Bir gümrük kaçak- çısını vurmuş ve hapise düşmüş, orada ve- fat etmiştir."
Evet, Atatürk düşmanı gazete, Atatürk'e dūpedüz iftira ediyor. Bir insanın babası katil de olabilir ve bu olgu çocuğu bağla- maz. Ne var ki yalan dolanla Atatürk'ün ba- basını katıl yapmak, sevgiyi değil derin düşmanlığı vurgulayan kanıtıttır.
Atatürk düşmanı gazete Tercüman, 10 Kasım 1970 günü yazıyor:
"Büyük Allah ile yetinmeyerek, daha doğrusu onu asla anlayıp hissetmeyerek ve yüce Kur'an ulu peygamberin rehberliği kıymetini bilmeyerek Gazi Mustafa Ke- mal'den kah bir Tanrı', kah bir Peygamber' çıkarmaya kalkanlar... Onu hiçbir dine sız- dıramayarak tabutu, sandukası ve heykel- leri etrafında, yeni, acaip ayinler icadına kalkanlar, bu mübarek ay ile 10 Kasım'ın iç-içe gelişine dikkat etsinler. Ruhlarını yı- kasın, thtiras ve kötülükten arınsın ve ha- tadan dönmenin fazilet olduğunu öğren- sinler O'nda uzun süre uğraşarak meyda- na getirmeye çalıştıkları kibiri okşamak İçin 'Atatürk' sıfatını verdiler parmak zoru Ile. Niçin Atatürk? Mustafa Kemal'den önce Türklük yok mu idi? Veya Türklük ondan
mı doğmuştu? Yanlış bir sıfatlı bu (...) Bir mermer yapıt yonttular, yonttular, kah bir sol yumruk, kah bir sille, yahut tekme gibi milletin üzerine giden silüet çıkardılar." Evet, Atatürk düşmanı gazete "Rama-
zanda 10 Kasım" başlığı altında bunları ya- zıyor. Anıtkabir'de saygı duruşuna geçen- lere diyor ki:
Atatürk düşmanı gazete 27 Ağustos 1976'da yazıyor:
"Lozan deyince, siz meşhur Deniz Klü- bünün danslı, şanslı, mehtaplı, maytaplı, pokerli. jokerli gecelerini hatırlarsınız. Biz- se bundan elli küsur sene önce Türk'ün birçok haklarının heba edildiği İsviçre şeh- rini. (...)
Top deyince, siz sahada yuvarlanan ve yirmi iki kişiyi peşinde koşturan meşin yu- varlağı anlarsınız. Biz İstanbul'u döven şa- hiyi. Roma deyince siz Aşk Çeşmesini, Sophla Loren, Gina Lollobrigida, Claudla Cardinale başta bircümle 'Romalı dilberle- ri' düşünürsünüz. Biz Fatih'in ve Yavuz'un yarım kalmış, hedefi açıklanmamış iki se- ſerini ve Roma Kızıl olmasını. (...)
Biz 'Atam' deyince kastımız 'Adem pey- gamberdir', siz 'Atamız' dersiniz, kastınız maymundur."
Evet Atatürk düşmanı gazete "Siz ve Biz" başlıklı yazısında Atatürk düşmanlığına Lozan'la başlayıp Atatürk'e küfürle bitiri- yor.
İlhan Selçuk
22 Nisan 1981
Cumhuriyet
YANITLASİL
yuksel29 Haziran 2024 09:35 YAKIN TARİH
Ansiklopedisi
(10)
Yeni Nesil
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Müslüman Temmuz 30, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
HAYİM NAUM- Bu Yahudi Haham Başı da Lozan's bizim heyette müşavir olarak gitmişti. İngilizler na- mına casusluk yaptığı söyleniyordu. Lozan dönü- şünde Eskişehir'de Mustafa Kemal'le görüşmüştü.
YANITLASİL
yuksel29 Haziran 2024 13:21 YAKIN TARİH Ansiklopedisi
Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 293 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.) Ravi: Hz Ali (r.a.) Sayfa: 293 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Fıkhın azı, ibadetin çoğundan hayırlıdır. Kul, Allah'a halis olarak ibadet ederse, fıkıh ona öğretilir. Cehil olarak da kişiye, aklını beğenmek yeter. İnsanlar iki sınıftır: Mü'min ve cahil. Öyle ise sen mü'mine eza etme, cahille de bulunma. Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.) Sayfa: 336 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor) Ravi: Hz. Ubâde (r.a.) Sayfa: 294 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Ayrıca evrenin ezelî olmadığı ve maddede yaratma gücünün bulunmadığı yolunda ulaşılan yeni bilimsel bilgiler de maddeciliğin temelsizliğini kanıtlar mahiyettedir.
Günümüzde iletişim ve medya ha yatın merkezine oturmuş durumdadır Böyle bir ortamda fıtratı korumada en tesirli cihad, kaliteli, cazip ve fay- dalı muhteva üretmektir. Muhtevanın ve sözünün tesirini artırmak için in- sanlara akılları nispetinde söz söyle- meye çalışmak savunma sanayi için en tesirli ve güncel silahları bulup kullanmak kadar mühim bir şarttır. Peygamber Efendimiz sallallahu aley- hi ve sellem: "Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır” (Müslim, İmare, 167; Ebu Davud, Cihad, 23) bu- yurmuşlardı. Sözün kuvveti, muhata- bın gönlünü cezbetmesinde, görün- tünün kuvveti tefekkürü hareket ge- çirmesindedir.
عن انس) 6392- Deccal'in çıkışından önce yetmiş küsür Deccal çıkacak.
٦٣٩٣ - يَكُونُ بَعْدِي خُلَفَاءُ وَبَعْدَ الْخُلَفَاءِ الْأَمْرَاءُ وَبَعْدَ الْأَمْرَاءِ الْمُلُوكَ وَبَعْدَ الْمُلُوكِ الْجَبَّارَةُ وَبَعْدَ الْجَبَّارَةِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يَمْلَأُ الْأَرْضَ عَدْلاً هُوَ دُونَهُ (نعيم بن حماد عن عبد الْقَحْطَانُ وَالَّذِي بَعَثَى وَمِنْ بَعْدِهِ بِالْحَقِّ ما
الرحمان بن قيس)
6393- Benden sonra halifeler olacak. Halifelerden sonra ümera olacak. Ümeradan sonra melikler olacak. Meliklerden sonra zorbalar olacak. Zorbalardan sonra yeryüzünü adaletle dolduracak ehl-i beytimden bir adam gelecek. Ondan sonra da Kahtan gelecek. Beni, hak ile gönderene yemin ederim ki, o ondan aşağı değildir.
6394- Ramazanda (manası) anlaşılan bir seda olur. Şevvalde anlaşılmaz sesler olacak. Zilka'de'de kabileler harp edecekler. Zilhicce'de hacılar soyulacak. Muharremde göktekiler şöyle seslenecekler: "Allah'ın yaratıkları arasında en seçkin kulu falandır.
6395- Ahir zamanda zalim emirler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı bilginler olacaktır. Kim onlara erişirse onlara müşavir, vergi toplayıcı, haznedar ve emniyet memurları olmasın.
YANITLASİL
yuksel8 Temmuz 2024 00:53 ٦٣٩٦ يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٍ يَحْضُرُونَ السُّلْطَانُ فَيَحْكُمُونَ بِغَير حُكْمِ اللَّهِ وَلَا يَنْهَوْنَهُ فَعَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ ۚ (ابو نعيم والديلمي عن ابن مسعود)
6396- Ahir zamanda sultanın yanında hazır bulunacak kimseler olacak. Allah'ın hükmünün dışında hükmedecekler de onk hehyetmeyecekler. İşte Allah'ın laneti onların üstünedir.
6400- Cuma günü oniki saatten ibarettir. İçinde öyle bir saat vardır ki, müslüman kul, o saatte Allah'tan ne isterse ona mutlaka verir. O saati, ikindinin son saatlerine doğru arayın.
YANITLASİL
yuksel8 Temmuz 2024 00:54 Benden sonra hulefa, hulefadan sonra umera, umeradan sonra melikler, meliklerden sonra Cebabire, Cebabireden sonra ise Ehli Beytimden bir kimse gelir de, O yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan sonra da "Kahtani" gelir. Beni gönderen Zata kasem ederim ki, O, diğerlerinden aşağı değildir. Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Kays (r.a.) Sayfa: 518 /
عن انس) 6392- Deccal'in çıkışından önce yetmiş küsür Deccal çıkacak.
٦٣٩٣ - يَكُونُ بَعْدِي خُلَفَاءُ وَبَعْدَ الْخُلَفَاءِ الْأَمْرَاءُ وَبَعْدَ الْأَمْرَاءِ الْمُلُوكَ وَبَعْدَ الْمُلُوكِ الْجَبَّارَةُ وَبَعْدَ الْجَبَّارَةِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يَمْلَأُ الْأَرْضَ عَدْلاً هُوَ دُونَهُ (نعيم بن حماد عن عبد الْقَحْطَانُ وَالَّذِي بَعَثَى وَمِنْ بَعْدِهِ بِالْحَقِّ ما
الرحمان بن قيس)
6393- Benden sonra halifeler olacak. Halifelerden sonra ümera olacak. Ümeradan sonra melikler olacak. Meliklerden sonra zorbalar olacak. Zorbalardan sonra yeryüzünü adaletle dolduracak ehl-i beytimden bir adam gelecek. Ondan sonra da Kahtan gelecek. Beni, hak ile gönderene yemin ederim ki, o ondan aşağı değildir.
6394- Ramazanda (manası) anlaşılan bir seda olur. Şevvalde anlaşılmaz sesler olacak. Zilka'de'de kabileler harp edecekler. Zilhicce'de hacılar soyulacak. Muharremde göktekiler şöyle seslenecekler: "Allah'ın yaratıkları arasında en seçkin kulu falandır.
6395- Ahir zamanda zalim emirler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı bilginler olacaktır. Kim onlara erişirse onlara müşavir, vergi toplayıcı, haznedar ve emniyet memurları olmasın.
YANITLASİL
yuksel8 Temmuz 2024 00:53 ٦٣٩٦ يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٍ يَحْضُرُونَ السُّلْطَانُ فَيَحْكُمُونَ بِغَير حُكْمِ اللَّهِ وَلَا يَنْهَوْنَهُ فَعَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ ۚ (ابو نعيم والديلمي عن ابن مسعود)
6396- Ahir zamanda sultanın yanında hazır bulunacak kimseler olacak. Allah'ın hükmünün dışında hükmedecekler de onk hehyetmeyecekler. İşte Allah'ın laneti onların üstünedir.
6400- Cuma günü oniki saatten ibarettir. İçinde öyle bir saat vardır ki, müslüman kul, o saatte Allah'tan ne isterse ona mutlaka verir. O saati, ikindinin son saatlerine doğru arayın.
YANITLASİL
yuksel8 Temmuz 2024 00:54 Benden sonra hulefa, hulefadan sonra umera, umeradan sonra melikler, meliklerden sonra Cebabire, Cebabireden sonra ise Ehli Beytimden bir kimse gelir de, O yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan sonra da "Kahtani" gelir. Beni gönderen Zata kasem ederim ki, O, diğerlerinden aşağı değildir. Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Kays (r.a.) Sayfa: 518 / No:
"Her biriniz Allah Teala'ya hüsn-i zannederek hayatını tamam- lasın "36 buyurmuştur. Ve yine diğer bir hadislerinde: "Hüsn-i zan ibadettendir" buyurmuşlardır. 37
d. Tecessüs
"Tecessüs" insanların gizli durumlarını, eksiklerini, ayıpla- rını araştırmaktır. Bu ise dinen haramdır.
"Tecessüs" التَّجَسُّسْ Tefeül" تَفَقُلْ 35 babındandır, " ألجس " "el-cess" kökündendir, "cess": Aslında hastalığı, sağ- lığı anlamak için nabız tutmaktır; el ile nabzı yoklamaktır; ha- ber araştırmak manalarına da gelir. "Tecessus de “ التَّجَسُّسْ " Bilgi edinmek için dikkatle ve gayretle araştırmak demektir ki casus" " جَاسُوسُ " da bu kökten gelir.
Tecessüste bulunmayın (insanların eksiklerini, ayıplarını, gizli hallerini araştırmayın).
Ayet-i kerimede bütün müminler insanların gizli ve özel durumlarını araştırmaktan men edilmiştir. Çünkü insanla- rın ayıplarını, gizli durumlarını araştırmak İslamiyet'te haram kılınmıştır.
Bir de "tehassis " تَحَسُّسْ " Kelimesi vardır ki bu kelime de bir kavim veya bir cemaat -kendileri istemedikleri, razı olmadıkları halde- onların sözlerini gizlice dinlemek mana- sını ifade eder. Böyle bir davranışta bulunmak da haramdır; Kur'an ahlakına zıttır. Ancak "tehassüs" kelimesi az olmak- la birlikte hayırda (iyiliklerde) kullanıldığı da olur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Yakup Peygamber'in oğullarına yaptığı gü- zel nasihati bildiren ayet-i kerimede bu kelime zikredilmiş ve şöyle buyurulmuştur.
"Oğullarım! Gidiniz; Yusuf ve kardeşi hakkında bil- gi derleyiniz. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz, çanka Ankarcılardan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez"
Sonuç olarak Hucurât Suresi'nin, on ikinci ayet-i kerimede zikredilen
" وَلَا تَجَتَسُوا " "Ey iman edenler! "Tecessüste bulunmayın" cümlesinin manası şudur:
Ey müminler! İnsanların ayıplarını, eksiklerini, gizli du- rumlarını araştırmayın; Allah Teâla'nın gizlediğini siz de açığa çıkarmayın. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
"Ey lisanı ile iman edip de henüz kalbine iman girmemiş olan insanlar topluluğu! Müslümanların eksiklerini, ayıplarını araştır- mayın. Kim Müslümanların gizli durumlarını (ayıplarını) araştı- nrsa Allah Teâlâ da o kimsenin eksiklerini ayıplarını takip buyurur ve Allah, öylesi kimseyi evinin içinde bile rezil ve rüsvay eder" 39
Ashab-ı kiramdan Abdurrahman b. Avf (r.a.) şöyle demiş- tir. "Omer b. el-Hattab (r.a.) devlet reisi olduğu zamanda bir gece onunla birlikte Medine-i Münevvere'de gece teftişe çık- tık. Birden karşımızda bir evde ışık göründü; evin kapısı açık- tu; evde kalabalık insanlar olduğu anlaşılıyordu ve yüksek ses- le konuşuyorlardı.
Ömer (r.a.): "Bu ev Rabia b. Ümeyye b. Halef'in evidir, şu anda içki içmekle meşguller, sen ne dersin, ne yapalım?" dedi. Ben de:
"Ya emire'l müminin! Benim kanaatim şudur, dedim:
38 Yusuf, 12/87.
39 Ebu David, "Edeb", 35 Tirmizi. "Birr", 85, Ayrıca bkz. Ibn Mace, "Hudud", 5.
Biz şu anda Allah-ü Teâlânın men ettiği durum üzerinde duruyoruz, çünkü Allah-ü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de:
"Ey iman edenler! Tecessüste bulunmayın." (insanlann ayıplarını, eksiklerini araştırmayın) buyurdu. Biz ise tecessis- te bulunduk (onlann gizli hallerini araştırdık). Benim kana- atim budur" dedim. Bunun üzerine Ömer (r.a.) onları kendi halleri üzere bıraktı ve biz de oradan ayrıldık. 40
Bir kavmin, bir cemaatin veya kişilerin rızası olmadan ve onlar hoşlanmadıkları halde onların sözlerini dinlemek "tecessüs"dür. "Tecessüs" ise dinen haramdır.
"Zandan uzak bulunun; çünkü zan sözün en yalanıdır. İnsan- lann gizli durumlarını, ayıp ve eksiklerini araştırmayın. (Onlar hakkında gizlice haber toplamayın), dünyalık yarışına girmeyin, birbirinize darılıp haset etmeyin; birbirinize öfkelenmeyin; birbiri- nize arka çevirmeyin. Ey Allah'ın kullan! Allah (c.c.)'ın size emret- tiği (gibi) kardeşler olun. Müslüman Müslüman'ın kardeşidir; ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu hakir görmez. Burada Resul-i Ekrem (s.a.s.) -mübarek eliyle göğsüne işaret ederek- tak- va buradadır, takva buradadır, takva buradadır" buyurmuş ve
sonra Kişiye mümin kardeşini hakir görmesi (küçümsemesi) ko- Tuluk olarak yeter. Müslüman'ın (Musluman'a) mah, cant, mamusu haramdır (bu haklar mukaddestir, dokunulmazdır). buyurmuşlardır.
e. Gıybet
Bu ayet-i kerimede haram kılınanların üçüncüsü giybet et- mektir ki o da haramdır. Cenab-ı Hak müminleri, başkalarına su-i zanda bulunmaktan; tecessüsten (başkalarının ayıplarını, eksiklerini araştırmaktan) men ettiği gibi insanları gıyapların- da çekiştirmekten de men etmiş, bunları haram kılmıştır.
Ayet-i kerimede:
*...Bazınız bazınızın gıybetini yapmasın. Sizden biri, öl- müş kardeşinin etini yemeyi sever mi? Elbette onu kerih görür- dünüz. (Gıybet etmek de öyledir ondan sakınınız). Allah'tan korkun, (azabından korunun ki kurtuluşa eresiniz). Allah tevbeleri çok çok kabul eden ve sonsuz rahmet edici olandır" buyurulmuştur.
Gıybet: Kardeşini (gıyabında) onun hoşlanmadığı bir şeyle anmandır".
Soru soran kişi: Ya Resulallah! O söylediğim şey (sıfat) karde- şimde varsa yine gıybet midir? Resulullah (s.a.s.) buyurdu ki:
Eğer söylediğin (kötü şey) kardeşinde var ise onun grybetini et- miş olursun; eğer o şey kardeşinde yoksa ona iftira etmiş olursun
Gıybet etmek haram olduğu gibi, ifk (iftira ve bühtan da) haramdır ve bunlar daha da çirkindir.
Cenab-ı Hakk bu kötülükleri haram kılmış ve bütün mü- minlere bu fenalıklardan sakınmalarını, uzak olmalarını em- retmiştir.
Gıybet etmek haramdır ve büyük günahlardandır. Gıybet eden bir kimsenin, derhal gıybeti terk ederek tevbe etmesi Al- lah yoluna dönmesi gerekir. Gıybetini yaptığı kimse ile de he- lalleşmesi üzerine borçtur.
Ancak bir kısım âlimler demişlerdir ki gıybet yapmış olan kimse, gıybetini yaptığı kimseye durumu bildirip helallik al- ması durumunda büyük kırgınlıklara yol açabilir.
Böyle bir durumun hâsıl olmaması için gıybet eden kimse, gıyabında konuştuğu kimseyi, kimlerin yanında gıybet etti ise onların huzurunda o kimseyi iyilikleriyle anması ve kendisi- nin gıybet etmekte yanıldığını söylemesi gerekir.
İkinci olarak kendisi, gıybetini yaptığı kimse için dua ve is- tiğfarda bulunmalıdır. Örnek olarak şöyle demelidir.
1- Zulme (haksızlığa) uğramış olan bir kimse, ilgili maka- ma muracaat edib, zulmen giderilmesi talebinde bulbingka da olayı (konuyu) olduğu gibi beyan etmesi grybet sayılmaz. Yeter ki hak (doğru) olan ne ise onu olduğu gibi açıklamış az sun. Nitekim hadis-i şerifte Resul-i Ekrem (s.a.s.) bu hususlar- la ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
إِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً . " "...Hak sahibi için söz hakkı vardır. *43 (Olanı olduğu gibi açıklamak kaydıyla).
2- Bir münkeri (kötülüğü) ortadan kaldırmak, marufu (iyiliği) ikame etmek için, muktedir olan makama veya şahsa durumu olduğu gibi bildirmek gıybet sayılmaz. Çünkü mak- sat bir kötülüğün ortadan kalkması ve "nehy-i ani'l münker" yapmaktır.
3- Kişi kendisi için hak ve helal olanı öğrenmek niyetiyle, fetvaya ehil bir âlimden (müftüden) fetva almak üzere konuyu olduğu gibi anlatması ona gıybet sayılmaz.
4- Fısk ve fücuru (kötü alışkanlıkları) ile fena örnek olan kimselerin yanlışlıklarından başkalarının sakınmaları için ola- nı olduğu gibi bildirmek gıybetten sayılmaz. Amaç kötülükleri önlemek, masum insanların fenalıklardan, zararlardan sakın- malarını sağlamak olmalıdır. Mesela; edep ve hayâyı terk etmiş kimselerin o durumlarından sakınılması maksadıyla olanı ol- duğu gibi söylemek gıybet sayılmaz.
5- Gizli kalmış bir hakkın, bir gerçeğin açıklığa kavuşma- sı için bildiklerini -gerektiğinde- şahit olarak yetkililere beyan etmek, anlatmak gıybet sayılmaz.
6- Ehil olmayan kimselerin verdiği -dine ve ilme aykırı fet- vaları- gerçeği tahrif eden müellif veya kitaplar hakkında yapı- lan yanlışlıkları anlatmak, gıybet sayılmaz.
ve Allâh-u Teâlâya hamdolsun ki sahih bulun- muştur. ».نِيَّتُكَ مَطِيَّتُكَ "Niyetin senin merkebin- dir" buyrulur. Yani her zaman iyi niyet üzere ol ki, murâdın hâsıl olsun.
Allah (z.c.hz.)'leri Adem oğlundan çıkanı dünyaya misal olarak gösterdi. Bu, gaita ve idrardan kinayedir. Yani insandan çıkan şeyler, bundan evvel, çeşitli, temiz yumuşak yemeklerdi ve temiz ve içilmesi hoş içeceklerdi de, bunun akibeti gördüğünüz gibi oldu. İşte dünya da nefis ve hoş manzaralıdır. Nefislerde bu süsünden dolayı bu dünyaya heves eder. Cahil, akibetini düşünmeyip onun dışını ziynetine, ebedi kalıcı zannederek aldanır. Akıllının kalbi ise ona yatmaz. Bilgisi ile ona aldanmaz. Bilir ki o, muvakkat bir fanidir. Bir müddet faydası olsa da, ölüm, dünyada yaşayana çaresiz gelecek ve dünyadan onun alakasını kesecektir. Ravi: Hz. İbni Ubey İbni Kaab (r.a.) Sayfa: 271 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
yuksel9 Temmuz 2024 01:44 Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır." Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 270 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel9 Temmuz 2024 01:46 Kalbler, kendine ihsan edene muhabbet, fenalık yapana ise nefret edecek cibiliyette yaratılmıştır. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 270 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
yuksel9 Temmuz 2024 01:44 Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır." Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 270 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel9 Temmuz 2024 01:46 Kalbler, kendine ihsan edene muhabbet, fenalık yapana ise nefret edecek cibiliyette yaratılmıştır. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 270 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 341 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
Öyle insan vardır ki, hayrın anahtarıdır ve şerrin üstüne kiliddir. Bir kısmı da şerri açarlar ve oldukları yerde şer yaparlar. Ne mutlu o kimseye ki, hayrın anahtarı onun elindedir. Veyl o kimseye ki, şerrin anahtarı onun elindedir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 131 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 300 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Bu beş vakit farzı cemaatle kılmaya devam eden kimse, sırat köprüsünü ilk geçenleren olur ve onu şimşek gibi geçer. Allah, o kimseyi sâbıkların ilk zümresinde haşreder, namazına devam ettiği her gün ve gece içinde bin şehid sevabı alır. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 131 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
dan, nam ve şan arzusun- dan kurtulmalıyız. 97) Aç gözlü (tamâh-
kâr) ve hırslı olmamalıyız. 98) Yalandan küfür-
den kaçar gibi kaçmalıyız. 99) Tekellüften, yap- davranışlardan macık
uzak durmalıyız. 100) Zayıf iradeli, ka-
rarsız, değişken mizaçlı olmamalıyız.
HUZURLU
YAŞAMAK
ICIN
100
89) Kalbimizi kin ve
(Mehmet Dikmen'in "Huzurlu Yaşamak husumet duygusundan İçin 100 Altın Kural" adlı eserinden)
YANITLASİL
yuksel14 Temmuz 2024 08:14 SUR
Aylık fikir ve yorum dergisi Sayı 274. Ocak 1999 • 700 bin tl.
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Müslüman Temmuz 30, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
H Peygamber (ASM) Efen- dimiz, bir gün Hz. Ali'ye şöy- le buyurdular:
Ya Ali! Altıyüz bin ko- yun veya altın mı istersin, yoksa altıyüzbin nasihat mi?
Hz. Ali:
- Altıyüzbin nasihat isterim yâ Resûlallah! cevabını verin- ce, Allah Resûlü şöyle buyurdu:
- Şu 6 nasihata uyarsan, altıyüzbin nasihata uymuş olursun:
1- Herkes nafilelerle meşgul olurken, sen farz- larla meşgul ol. (Onları vacip ve sünnetleri ile mükemmel ifaya çalış.)
2- Herkes dünya ile meşgul olurken, sen din ile meşgul ol. (Hayatını di- ne uygun tanzim et.)
3- Herkes birbirlerinin ayıplarını araştırırken, sen kendi ayıplarınla meş- gul ol.
4- Herkes dünyanın imarına çalışırken, sen ahiretinin imarına çalış.
5- Herkes halka yaklaş- mak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetir- ken, sen hakkın rızasını gözet, kendini Allah'a yaklaştırıcı vasıtalar, vesi- leler ara.
6- Herkes çok amel iş- lerken, sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı ol- masına dikkat et.
E rzincanlı büyük veli Pir Mu- hammed Erzincanî (V. 1464-H. 869) bir yaz günü, sabah namazından sonra, talebe- lerine:
Erzincan'a inmek iste- riz, arzu eden bizle gelsin, bu- yurdular.
40 talebesi ile birlikte Er- zincan'a geldiler. Doğruca Cami- i Kebir'e varıp halvete girdiler. 40 gün halvette kalmak istediler.
Talebeleri onun bu haline şaşırdılar ve kendisine:
Efendim, şimdi hasat mevsimidir. Erbaine girmek, hal- vete çekilmek münasip midir? di- ye hatırlatmada bulundular.
Muhammed Erzincanî Hz.'leri, onlara şu cevabı verdi: Doğru söylersiniz. Şim- di halvet zamanı değildir. Ama Allah Teâlâ, bu beldeye yakın bir zamanda, büyük bir zelzele tak- dir etmiştir. Bu belanın geri çev- rilmesi için, bizlerin münacaat ve
duası lâzımdır. Umulur ki, içi- mizden birinin duası kabul olur da halk da kurtulur.
Cami-i Kebir'de halvet ha- li sürerken, bir ara Muhammed Erzincanî Hz.'leri,
Bize ilham edildi ki: Bu belanın geri çevrilmesi için bizim bu dünyadan göçmemiz gerekli- dir, buyurdu. Sonra talebelerine dönüp:
Kim bizimle beraber şe- hadet şerbeti içmek isterse, cami- de kalsın. Eğer yaşamak arzu edenler varsa, izin veriyoruz dı- şarı çıkabilirler... Bu gece bizle beraber olmasınlar, dedi.
Talebelerinden 7 kişi hariç, camiden dışarı çıktılar. O gece gerçekten çok şiddetli bir zelzele oldu. Cami-i Kebir yıkıldı. 7 tale- besi ile birlikte Muhammed Er- zincanî Hz.'leri de şehid oldular.
Caminin dışında hiçbir yerde bir zarar olmadı. Can ve mal kaybı görülmedi.
ekmeği elimde, koyunu ise kayıplara karışmış olarak gördüm.." diyor. Meziyetleri çok, faziletleri sayısızdı. Başlangıçta Şeyh Ebu Kasım Cürcani (ra) "Allah.. Allah.." yerine "Veys.. Veys.." diye zikrederdi. Onların kadrini bunlar bilir Veysel: "Kim Allah'ı tanır (ve ârif-i billâh olur) ise hiçbir şey ona gizli kalmaz demiştir. Yani Allah, ancak Allah ile tanınabilir. Zira: "Rabbimi, Rabbimle tanıd demilmiştir. Onun için Allah'ı bilen (O'nun ilim sıfatına mazhar olduğundan) he yiseläimet yalnızlıktadır" derdi. "Yalnızlık, vahdette ferd (yalnızlıkta tek) olmakin şeyi bilir.
Vahdet (yalnızlık) O'ndan başkasının hâtır ve hayalde yer tutmamasıdır. Tå ki sel met hâsıl olsun. Şayet yalnızlık (ve hâlvet) sadece surette olursa, sıhhatli olmaz. Çün kü hadiste: "Şeytan yalnız olanladır ve iki kişiden biraz daha uzaktadır." denilmişte "Kalbine dikkat etmelisin." demişti. "Yani sana tavsiyem daima kalbini huzur 1 Hakk'da bulundurmandır. Tâ ki O'na, O'ndan başkası yol bulmasın."
Bir başka sözü: "Yükseklik aradım, tevazuda buldum. Beylik aradım, hayırse verlikte buldum. Mürüvvet aradım, doğrulukta buldum. Şan aradım, fakirlike buldum. Nisbet ve şöhret aradım, takvada buldum. Şeref aradım, kanaatte bul
YANITLASİL
yuksel14 Temmuz 2024 14:37 dum. Rahat aradım Zühd de buldum
O münafıklara, 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler. İyi bilin ki onlar fesatçıların ta kendileridir, fakat bunu anlamak istemezler. (Bakara, 2/11-12)
BİR AYET
DİN İSTİSMARI
İstişmar, fayda sağlamak ve ürün elde etmek demektir. Din istismarı, din
sömürüsü yapmak, dine dair kavramlar ve değerler yoluyla insanları alda- tarak maddi veya manevi çıkar elde etmek yani kendi menfaatleri için dini kullanmak demektir. Din insanları hayra, iyiliğe, güzelliğe, faydalı olana davet eder. İnsanoğlu hayatını İslam yolunda, hakikat uğrunda harcamalı- dır. İnsanın dine hizmet etmeyi bırakıp onu kendi hizmetinde kullanmaya başlamasıyla istismar başlar. Böylece mal, makam, güç, şöhret, itibar gibi birtakım kazanımlar için dini kendi hizmetinde istihdam eder. Dinin ulvi ve kutsal yapısına aykırı bir şekilde, kendini yüceltir, kendini kutsallaştırır, dini de bu yücelik ve kutsallık için kullanmaya başlar. Din istismarı, hukuk karşısında büyük bir suç, ahlaki anlamda büyük bir zafiyettir. Yüce Allah'ın karşısında hesabı sorulacak ve bedeli ödenecek bir günahtır. İslam tarihinde din istismarının ilk ve en tipik örneğini münafıklar oluşturmuşlardır.
Akıllı kişi kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise arzularına uyup bir de Allah'tan (bağışlanma) umandır. (Tirmizi, Sıfatül-kayame, 25)
KIYAMET NE ZAMAN KOPACAK?
Yüce Allah, evrendeki her şeyi belli bir düzen ve ölçü içerisinde yaratmıştır. Bu düzen, O'nun takdir ettiği zamana kadar devam edecek ve bir gün son bulacaktır. Kur'an ve hadislerde dünya hayatının son bulması, "saat" kavra- mıyla ifade edilir. Dilimizde "kıyametin kopuşu" olarak ifade edilen bu zaman, Allah'ın dilemesine bağlı bir olaydır ve O'ndan başka hiç kimsenin bu konu- da bir bilgisi yoktur. Nitekim Kur'an'da, "De ki: Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini kendisinden başkası açıklayamaz." (A'raf, 7/187) buyru- larak Kıyamet'in zamanının hiç kimse tarafından bilinemeyeceği bildirilir. Hz. Peygamber de Kıyamet'in ne zaman kopacağını bilmediğini ifade etmiş Buhari, Iman, 37), zamanını soran kimseye, "Onun için ne hazırladın?" (Buhārī, Edeb, 6) buyurarak bize düşenin, Kıyamet'in zamanını bilmek değil, ona hazırlık apmak olduğuna dikkat çekmiştir. Dolayısıyla hayatı bu şuurla yaşamak ve er zaman ona hazırlıklı olmak mümin için vazgeçilmez bir düstur olmalıdır.
Bu Kur'an, hoşlanmıyan için gayet zordur. Ona ısınana ise gayet kolay gelir. Hadisime gelince, hoşlanmıyan için gayet zor, tâbi olan içinse gayet kolaydır. Bir kimse benim hadisimi dinler, hemen hıfz eder ve tatbik ederse mahşerde Kur'anla haşrolur. Hadisime ehemmiyet vermiyen ise Kur'anı hor görmüş olur. Kim de Kur'anı hor görürse dünya ve ahirette hüsrana düşer. Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.) Sayfa: 133 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Siz öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, fukahası çok, hutebası az, istiyeni az, vereni çok, işte böyle zamanda amel ilimden hayırlıdır. Size öyle bir zaman gelecektir ki, fukahası az, hatibleri çok, istiyeni çok, vereni az. O zamanda ise ilim amelden hayırlıdır. Ravi: Hz. Abdullah İbni Said (r.a.) Sayfa: 135 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Kıyamet koptuğu zaman ki o günün geleceği şüphesizdir.
Ve o dehşetli gün (imansız ve günahkârların) başlarını öne eğerek (müminlerin) başlarını göğe kal- dırıp şereflerini yükseltecektir.
O zaman (bir de bakarsın ki) yeryüzü müthiş bir sarsıntı ile sarsılmış, dağlar didik didik parçalanmış, derken hepsi de (havaya) dağılıp toz olmuştur." (Va- kıa 1-5)
İşte onlar bu şiddet ve dehşetten şaşırıp sarhoş- lar gibi olurlar. Yoksa her hangi bir şarabın ve benzeri maddelerin tesiri ile sarhoş olmuş değillerdir.
<<(Yâ Muhammedi) Senden (kıyamette) dağlar- dan (onların akıbetlerinin ne olacağından) soruyorlar. (Onlara) de ki: "Rabbim onları (kumlar gibi parça parça) kılar, (sonra) bir rüzgâr gönderip onların yerle- rini boş ve dümdüz olarak bırakır. (Orada, dünyada) hiç bir vadi, dere ve tepe göremezsin. O gün mahşere davet eden kimseye tâbi olurlar, ondan hiç bir tarafa, sağa ve sola gidemezler. Sesler (korkudan) Rahman'a (Allah'a) karşı susar. Fısıltıdan başka, veyahut ayak seslerinden başka hiç bir ses işitemezsin.» (Tâhâ; 104, 108)
selâm)'dır. O, Beyt-i Makdis'in yanındaki taşın üzeri- ne çıkar. "Ey çürümüş kemikler, ey darmadağın ol- muş deriler! Geliniz. Ey darmadağın olmuş olan etler! Rabbiniz'e arz olmaya geliniz." der. Onlar da her ta- raftan onun davetine icabet ederler, başka hiç bir tarafa meyi edemezler.
Meal:
<<Güneş karardığı vakit, yahut sarık durulduğu gibi dürüldüğü vakit, yıldızlar (gök yüzünden) dökül- düğü vakit, dağlar (yer yüzünden) yürütüldüğü (ve toz toprak haline) geldiği vakit, (Arapların en kıymetli olan) on aylık hâmile develeri (o günün şiddetinden) muattal (başı boş olarak) bırakıldığı vakit, vahşi hay- vanlar (kısas yapılması için) her taraftan toplandığı vakit denizler birbirine karıştığı ve bir deniz haline geldiği vakit, (yahut cehennemlikleri cezalandırmak için denizler kızdırıldığı vakit), nefisler çiftleştiği vakit (yani çenette sâlihler sâlihlerle, cehennemde asiler asilerle, yahut ruhlar cesetlerle, yahut kitapları ve amelleri ile yahut mü'minlerin nefisleri hurilerle, kâfir- lerin nefisleri şeytanlarla birleştiği vakit), diri olarak gömülen kız çocuklarına hangi suçtan öldürüldükleri sorulduğu vakit, amel sahifeleri açıldığı vakit, (deri etten ayrıldığı gibi), gök yerinden soyulduğu (koparıl- dığı) vakit, cehennem kızdırıldığı vakit, cennet (mat- takîlere) yaklaştırıldığı vakit, (işte o zaman) her nefis,
(hayır ve serden) her ne hazırlamışsa, onu bilir.>> (Tekvir, 1-14)
Bu ayetlerde on iki adet haslet zikredilmiştir. Onlardan altısı kıyametin öncesinde, altısı kıyametten sonradır.
Meal:
<<Kâria denilen ve şiddetiyle kalpleri ürperten, korkutan, kıyamet saati nedir? (O şiddetli ve dehşetli saat olan) kâriayı (kıyamet saatini) sana hangi şey bildirdi? (O, o kadar şiddetlidir ki, hiç kimse onun ve dehşetini tam olarak anlayamaz). O günde insanlar, (çeşitli taraflara) dağılmış olan kelebekler gibi olur. Dağlar atılmış yün gibi olur. O gün sevap tartısı ağır gelen (sevaplarının miktarı ağır gelen) kimse razı ola- cağı bir yaşamadadır (bir hayat sürecektir.) Günahları sevaplarından ağır gelenin yeri yakıcı olan ve "hâvi- ye" denilen bir ateştir. Onu sana ne şey bildirdi? O kızgın bir ateştir.» (Kâria, 1-11)
Denildi ki:
Mü'minlerin amelleri tartılır. Her kimin sevapları
günahlarından ağır gelirse, onun için cennet vardır ve
her kimin günahları sevabından ağır gelirse, onun
için cehennem vardır. O cehenneme girer ve günahı
kadar kısas yapılır; sonra çıkar, cennete girer, yahut
da Allah (c.c.) onu affeder. O'nun ikramı ve fazlı ile
Kâfirler hakkında ise, Allah (c.c.) buyurdu ki: (Meal) «Biz onlar için kıyamet gününde tartma işlemi yapmayız, çünkü onların her şeyleri batıl ve kendileri kesin olarak cehennemliktirler.>>>
Ebû Bekr es-Sıddîk'tan (r.a.) rivayet olunmuş- tur. O elemiştir ki:
<<<Ahirette sevapları ağır gelenlerin ağır gelme se- bepleri ancak dünyada hakka tabi olma sebebiyledir. Bu onların sevaplarını ağırlaştırmıştır. Yarın Hakk'ın konulduğu terazinin ağır gelmesi bir haktır. Kıyamette terazileri hafif gelenlerin sebebi ise, ancak hafif olan dünyada batıla tabi oldukları içindir. Bâtılın konuldu- ğu terazinin yarın hafif gelmesi bir hak ve bir gerçek- tir.
Meal:
<<Belki insan (yaşadığı müddetçe) günahına de- vam etmek (ve ondan dönmemek) istiyor. (Kıyameti uzak görerek ve alay ederek) kıyamet ne zaman (vu- ku bulacak) diye soruyor? Göz (korkusundan) hayre- te düştüğü, ayın ziyası gittiği (ziyaları gitmeleri itiba- riyle) güneşle ay birleştiği (yahut batıdan doğma cihe- tinden güneş ile ay birleştiği) vakit, (işte o zaman), insan: "Kaçma yeri nerede? (nereye kaçalım?) der. Hayır (hiç bir kaçma imkânı yoktur.) O gün kulların kararı, (dönecekleri yer) yalnız senin Rabbinedir (ya- hut O'nun hükmünedir). O günde insana takdim ve
tehir ettiği (yani işlediği veya işlemediği) her şey ken- disine haber verilir. Bütün mazeretleri (ortaya) atsa dahî, belki insan kendisi kendisine şahittir (yani o nefsinden yana çıkıp her ne kadar bütün mazeretleri sayıp dökse, onun nefsinden olan elleri ve ayakları, gözleri ve diğer uzuvları kendi aleyhine şahittirler).>>> (Kıyâme, 5-15)
Meal:
<<Her nefis hayır ve serden her ne işlermişse, onu karşılığını görmek için mutlaka kıyamet saati ge- lecektir. Ben o saati neredeyse kendimden gizliyorum (başkalarına nasıl bildiririm).
Bu vaktin gizlenmesinde, insanları korkutma gi- bi bir hikmet vardır; çünkü onlar kıyametin ne zaman kopacağını bilmedikleri vakit, her an günahları işle- mekten sakınırlar. Ölüm zamanının gizlenmesi de böyledir; çünkü insan ecelini bildiği vakit, o zamana kadar isyanla meşgul olur, öleceği sırada tevbe ve taatle meşgul olmağa başlar.
Bir hadis-i şerif meali: Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular: «Sûr'un iki defa üflenmesi arasında kırk vardır.» Dediler ki: "Yâ Ebû Hüreyre! Kırk gün mü vardır?” Dedi ki: "Söyle- miyorum." Dediler ki: "Kırk yıl mı?" Yine: "Söylemi- yorum,” dedi. Sonra: "Allah (c.c.) gökten bir su
(yağmur) inidirir bakla bittiği gibi onlar da (topraktan) biterler, yani dirilirler." Dedi ki: "İnsanda bir kemik- ten başka çürümeyen hiç bir şey yoktur, o çürüme- yen kemik de, kuyruk sokumu kısmında (gözle gö- rülmeyecek kadar küçük) olan bir kemiktir. Kıyamette halk onlardan meydana gelir, yani onlardan yaratı- lır".>>>
KIYAMET ALÂMETLERİ İLE İLGİLİ OLAN BİR TAKIM HADİS-İ ŞERİF MEALLERİ
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
<>>
İbn Ömer'den rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: «Ahir za- manda en az bulunacak olan helâl para ile güvenilir bir kardeş, bir dosttur.>>>
İbn Mes'ûd'dan (r.a.) rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (s.a.v.), buyurdular ki:
<<Şunları kıyamet alâmetlerindendir: Çocuğun kızgın, yağmurun faydasız olması, havayı serinletecek şekilde yağmur yağmaması, kötü insanların pek fazla
çoğalması, yalancının tasdik edilmesi, hıyanetlik ya- pana güvenilip itimat etmesi, onları (münafıkların) veyahut münafık sıfatlı olan kimselerin idare etmesi, her çarşı ve pazara o yerlerin fasıklarının yükselmesi, (oraları fasıkların idare etmesi), mihrapların süslen- mesi, kalplerin harap olması, erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla iktifa etmeleri, (evlenme ihtiyacı yerine nefsanî arzularını birbirleri ile tatmin etmeleri), dünyanın imar edilmiş olan yerlerinin tahrip edilip harap yerlerinin îmar edilmesi, kalplerin mühürlen- mesi, faiz yemenin meydana çıkması, (galip ve yay- gınlaşması) savaşta saffın gerisinde kalmak isteyen korkak kimselerin meydana çıkması, şarabın içilmesi, polislerin, gıybet edenlerin ve ayıpları araştırıcı olan- ların çoğalması.>>>
İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet edilmiştir:
<<İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, (o za- man) onların yüzleri insan yüzüdür, kalpleri ise şey- tanların kalpleri gibidir. Kan dökücüdürler. Çirkin hiç bir hareketten sakınmazlar. Onlara tabi olursan seni bozarlar (sana zarar verirler). Onlara güvenir ve em- niyet edersen, sana hıyanetlik ederler. Çocukları edepsiz ve ahlâksızdır. Gençleri bozguncudur, yaşlıla- rı marufu emredip münkerden nehy yetmez. Onlara göre sünnet bid'at, bid'at ise sünnettir. Emir sahibi (idareci olanları) azgın (ve zalimdir). İşte bu sıfatlar
meydana çıktığı zaman, Allah (c.c.) onların kötü. olanlarını iyi olanlarına musallat eder. Hayırlı olanları dua eder, (lâkin bu çirkin sıfatlar yüzünden) duaları kabul olunmaz.>>>
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
<>>
Hz. Enes'ten (r.a.) rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki:
<>>
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu işittim: «Sizin üzeri- nize öyle bir zaman gelir ki, o zaman kişi acizlikle gü- nah işleme arasında serbest bırakılır (ya günah işleye- cektir, ya da âciz kalacaktır). Her kim o zamana yeti- şirse, acizliği seçsin (yani günah olan şeyi yapmasın.>>>
şey olacak mıdır Resûlallah!>>> Buyurdular ki: «Evet>>> Dediler ki: «Biz bizim çocuklarımızı onlarını çocukla- rından nasıl ayırt edebiliriz?>> Buyurdular ki: «Utanma ve merhametin azlığı ile tanırsınız. (Yani onların ço- cuklarında utanma ve merhamet olmaz, halbuki mü'min çocuklarında hem haya ve hem de merha- met olur.)>>>
Ebû Musa'dan (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
<> Dediler ki: «Yâ Rasûlallah! Hare nedir?>>>
O da buyurdular ki: «İnsan öldürmektir. Zulüm (haksızlık), haset (istememezlik), cimrilik zuhur eder, galip olup nefsin yanlış (ve bâtıl) olan arzularına tabi olunur. Zan ile hüküm (ve karar) verilir. İlim kaldırılır, cehalet galebe eder, çocuk gadaplı (kızgın ve sert), kış ise sıcak olur. Pek çirkin günahlar, pek fazla olan kö- tülükler aşikâr (olarak işlenir) ve dünya toprakları kandan doyar.>>>
çe kopmaz. Ne zaman ki yukarıda sayılan cinayetler yaygınlaşırsa, artık o zaman gerçek bir müslümanın yetişmesi mümkün olmaz. Belki de bu isyanlar halkı neticede küfre sevk eder.
Sehl İbn Muâz (r.a.), o da babasından rivayet ediyor:
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular: <> Dediler ki: «Yâ Resûlallah! "Sakkarun" nedir?>> Buyurdular ki: «Ahir zamanda meydana gelen bir takım insanlardır ki onlar birbirleri ile karşılaştığı vakit selâmları birbirlerini lânetlemek- tir.>>>
Ebû Zer' (r.a.) Hz. Peygamber'den (s.a.v.) riva- yet ediyor:
Hz. Peygamber buyurdular: «Kıyamet yaklaştığı vakitte taylesan denilen elbiseyi giyme işi, ticaret ve mal çoğalır. Mal sahibine tazim olunur. Çirkin hare- ketler (büyük günahlar) çoğalır. İdare işleri çocukların (ve gençlerin) işi olur. Kadınlar çoğalır. Sultan (devlet başkanı) zulmeder. Kile ve tartı işlerinde noksanlık yapılır. (O zaman) kişinin köpek yavrusu yetiştirmesi, çocuk büyütmesinden (onları yetiştirmesinden) daha
hayırlı olur. Büyüğe tazim olunmaz, küçüğe acınmaz. Zinadan meydana gelen çocuklar çoğalır. (Zira o de- rece yaygınlaşır ki) yol üzerinde erkek kadınla cinsel ilişkide bulunur. O zamandaki en dürüst insan, yolda zina yapanları gördüğü vakit sadece: "Yoldan ayrıl- saydınız (daha iyi olmaz mı idi)" der. Kurt kalpleri üzerine koyun derilerini giyerler. O zamanda en iyi (en doğru, en örnek) olan kimse müdahale eden kim- sedir.>>>
Bir çok hadis-i şeriflerde de açıklandığı gibi, kı- yamet yaklaştığı zaman her türlü kötülük, özellikle zina, cehalet, içki, hiyanetlik, haksız yere insan öl- dürme işi pek fazla çoğalır, yayılır. Artık insanların her ne kadar üzerlerinde koyun derisinden, yününden, kumaşlardan elbiseleri olsa dahi, işledikleri cinayet- lerden dolayı kalpleri kurtların kalbi gibi olur, mer- hamet denilen bir şey kalmaz. Fırsat buldular mı ço- cuk bile olsa parçalarlar. Haya denilen her şey kay- bolur. Yolların ortasında zina yapmaktan çekinmez- ler. Zina suçunu tenkit eden de kalmaz. Sadece: "Bu işi yolların üzerinde yapmayınız." diyerek derecede olan bazıları bulunur ki, onlar da zamanlarının en üstün olanlarıdır.
Peygamberimiz diyor ki:
Bir gün aramızda Kıyamet gününden bahseder- ken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çıkageldi,
"Ne konuşuyorsunuz?" diye sordu. Hazır bu- lunanlar;
"Kıyamet gününden bahsediyorduk" diye ce- vap verdiler. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem:
"Şu on alâmet görülmedikçe kopmayacaktır" dedi ve şunları saydı:
1- Dünyayı (koyu bir) sisin kaplaması,
2- Deccâl'in ortaya çıkışı,
3- (Dindarı dinsizden görür görmez hemen ayırt edecek, acayip) bir yeryüzü hayvanının görülmesi,
4- Güneşin batıdan doğması,
5- İsa'nın (aleyhisselâm) yeryüzüne inmesi,
6- Ye'cûc ve Me'cûc'un ortaya çıkması,
7-8-9 Biri doğuda biri batıda ve biri de Arap ya- rımadasında olmak üzere üç güneş tutulması hadise- sinin görülmesi,
10- Ve sonuncu olarak da bütün insanları önü- ne katarak mahşere sürükleyen bir ateşin Yemen'den çıkması."
Peygamberimiz diyor ki:
İlmin ortadan kalkması (itibardan düşmesi), ca- hilliğin alıp yürümesi, zina ve fuhuşun her tarafı kap- laması, içkiciliğin salgın bir alışkanlık haline gelmesi, elli kadına bir koca düşecek derecede erkeklerin kıt-
laşması Kıyamet alâmetlerindendir. Enes b. Mâlik'ten (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
«Şüphesiz Deccâl'ın çıkmasından önce aldatıcı ve hileli olan yıllar vardır ki, o yıllarda doğru olan kimse yalanlanır, yalancı olan kimse ise tasdik olunur (doğrulanır.) Güvenilir kimse hâin, hâin olan kimse ise emin sayılır. O yıllarda Ruveybiye (iyi ve yüksek değerli işleri yapmaktan aciz olan kimse), amme işle- rinde konuşur." Denildi ki: "Ruveybiye denilen kimse kimdir?" Hz. Peygamber buyururlar ki: “Âmme işleri hakkında konuşan (söz sahibi olan) fâsıktır.»
"O gün Allah'ın düşmanları bir araya toplana- rak Cehennem'e sevk edileceklerdir. Cehennem'in kapısına gelince onların kulakları, gözleri ve derileri aleyhlerinde şahitlik ederek dünyada iken yapmış oldukları günahları bir bir sayacaklardır. Onlar derile- rine; "neden aleyhimize şahitlik ettiniz?" diye sorduk- ları zaman derileri onlara şöyle cevap verecektir; "her şeyi konuşturmak gücü elinde olan Allah bizi dile ge- tirdi. Sizi, ilk başta, hiç yokken var eden O'dur, dönü- şünüz de O'nadır." (Fussilet, 21)
"O gün biz kâfirlerin ağızlarını mühürleriz de el- leri ile ayaklarını dile getirerek dünyada iken yapmış oldukları günahlara şahitlik ettiririz." (Yasin, 65)
"Onların dünyada iken yaptıklarının hiç biri o gün Allah'tan saklanamaz. O zaman Allah;
"Bu gün kayıtsız şartsız hâkimiyet ve hükümdar- lık kimindir?" diye soracak da (ses verecek hiç bir canlı bulunmadığı için) sorusunun cevabını yine ken- disi verecektir;
"Bugün hakimiyet kahredici, bir Allah'ındır" buyuracaktır. O gün herkes zerrece haksızlığa uğra- maksızın dünyada iken yaptığının karşılığını görecek- tir. Şüphesiz ki, Allah hesaba çekendir." (Mü'min, 17)
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Ulu Allah, kıyamet günü gökleri dürerek sağ eli-
ne alır ve buyurur ki;
"Bugün tek hükümdar benim, kendilerini ulu görenler nerede?"
Sonra da yerleri dürerek sol avucuna alır ve yi- ne buyurur ki:
"Bugün yegane hükümdar benim, zorbalar ve kendilerini ulu görenler nerede?" (Müslim)
Peygamberimiz diyor ki:
Kıyamet günü şu konularda sorguya çekilip ce- vap vermek ten âciz kalmadıkça kişinin ayaklan kaya- rak cehennemi boylamaz.
a) Ömrünü nerelerde harcadığından,
b) Amellerini nerelerde işlediğinden,
c) Malını nasıl kazandığından ve nerelerde har- cadığından,
Medine Müslümanlarının yerli halkı Ansar'ın iki bü- nuk kabilesi Evsi ve Hazreçliler, bilhassa Hayber'e sürgun edilen Yahudilerin, Medine kuzeyinde çalışmalarından pek kızgındılar.
Onlar ve başları Ebu Rafi Sellâm bin Ebu El Hukay. ka, guruplara ayrılmışlar, bedevilere, Hazreti Peygamber hakkında söylemedik söz bırakmıyorlardı..
Ansar ve Muhacirler incinmişlerdi.
Henüz, Ebu Rafi ve taife'sinin nasıl bir maksatla, çalışmaya koyulduklarından, Mekke Müşrikleri Medine'- ye taarruz edince, onlar da kışkırttıkları bedevileri kuzey- den saldırtacaklarından, buna gayret sarfettiklerinden habersizdiler..
Hayber Yahudilerinin, bilhassa sürülenlerin arzusu, Müslümanların imhasıydı.. Tekrar Medine'ye gelip, eski ticari saltanatlarını yürütmek ve Filistin için ortaklaşa hazırlıklarına devam etmekti..
Bu insanlar, kendilerini Allah (C.C.) ın yarattığı di- ğer isanlardan ayırmışlardı.. Onlara kendilerine hizmet eden yaratıklar gözüyle bakıyorlardı. Bütün dünyaya ya yılan Yahudiler öyleydiler.
Peygamberlerine yaptıklarını unutmuşlar, hattá Hazreti Allah (C.C.), hâlâ kendilerini vad ettiği toprakla. a geri getirip yerleştirmediği için, haşa, O'na kırgında lar. Halbuki Hazreti Allah (C.C.), vâdinde durmuştu. Fa. katon Hazreti Allah frika sukarmışlar, gündersler icelar, topraklarında terika çıkmışlar, öldünk, nihayet, Hazreti Allah (C.C.) in lanetine uğrayarak, ta
rumar olmuşlardı. Güçlükle şimdi yeryuzunün ötesinde berisinde barınıyorlardı. Fakat akıl ve fikirleri Filistin deydi.
Nihayet onlardan Medine'de olan bir kısmı, Hazre Peygambere karşı da sözlerinde durmamışlardı. Ve su gün cezasına uğratılmışlardı.
Müstumanlar, neticede o hale geldiler ki, Peygam berlerine ve dinlerine dil uzatan Hayber yahudilerine dayanamadılar.
Hazreti Muhammed (S.A.V.) e açıldılar.
O esnada şu âyeti Kerimeler ve devamı nazil oldu
GÖKLERDE NE VAR, YERDE NE VAR. SA (Hepsi) ALLAHI TESBİH (ve ten zih) ЕТМЕК ГEDIR. O, MUTLAK GA- LIPTIR, YEGANE HÜKÜM VE HIK MET SAHİBİDİR,
O, EHLİ KİTAPTAN KUFR EDENLERİ ILK SÜRGÜNDE YURTLARINDAN ÇI KARMIŞTIR. SIZ ÇIKACAKLARINI SANMAMIŞTINIZ, ONLAR DA KALE LERİNİN (Allah'ın azabından) HAKI KATEN MANI OLACAĞINI ZANNEDER- LERDİ. İŞTE ONLARA HESABA KAT- MADIKLARI CİHATTEN ALLAH ( emr-ü azabı) GELİVERDİ, BUNLARIN YÜREKLERİNE KORKU DUŞURDE. ÖYLE Kİ EVLERİNİ HEM KENDI EL LERİYLE HEM MUMINLERİN ELLE RİYLE HARAB EDİYORLARDI ISTE EY AKIL VE BASIRET SAHIPLERI SIZ (Bundan) IBRET ALIN. EGER ALLAH, ONLARIN ÜSTÜNE (bu) SUR
GÜNÜ YAZMAMIŞ OLSAYDI BILE, HIC SUPHESIZ DÜNYADA KENDILERINI YINE (başka surette) SIDDETLE AZAB LANDIRACAKTI. AHIRETTE DE ON- LAR IÇIN ATEŞ AZABI VARDIR. BU NUN SEBEBI SUDUR: ÇUNKU ONLAR HAKIKATEN ALLAHA VE PEYGAM. BERINE MUHALEFET ETTILER, KIM ALLAHA MUHALEFET EDERSE. SUP- HE YOK KI. ALLAH, ÇETİN AZABLI- DIR.
(El-Haşr: 1-4 Meali)
Hazreti Muhammed (S.A.V.), Müminlere böylece, Sureti Allah (C.C.) in buyurduğu emirleri tebliğ edarek Beni Kaynuka gazvesini hatırlatıyor, ilerde sürgüne gi unler olsun, diğerlerinin olsun, cezaya çarptırılacakları- söyleyerek, acılarını gidermek istiyordu. Müminler bir zaman için sevinip yatıştılar,
Fakat bilhassa Hayber'e yerleşen, onları ve tarun yapan halkı ticari esaret altına alanların başında gelen Int Rafi Sellam bin Ebu Hukayk (Hakayık) nın büsbü zin anttığını görünce dayanamadılar..
Esasen Ansar'ı teşkil eden Evs ve Hazreç kabileleri- nin müslümanları, din uğrunda birbirleriyle yarış halin leydiler.
Maselä, Eşref oğlu Kab'ı Evs kabilesi Hazreti Pey- omberien izin istiyerek ve fedailer çıkararak öldürmüş Bu öldürme, Beni Kaynuka Garvesinin çabuk tolimesine yaramıştı. Çünkü Yahudiler kinlenmekten mk, yılmışlardı. Korkmuşlardı.
Şimdi ise, Hayber'deki Yahudi Ebu Rafi üzerinde duan, incelik alan, Hazreç Ansariydi..
Süra üfürüldüğünde onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine gider- ler. "Eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın va dettiğidir. Nebiler gerçekten doğru söylemişler" derler. (Yasin 36/52)
BİR AYET
KABİR: EBEDİYETE AÇILAN KAPI
İslam inancında ölen kişinin gömüldüğü yere kabir veya mezar denir. Bir nut- feden yaratılan ve ölümünün ardından toprağa gömülerek aslında yaratıldığı öze geri döndürülen insan, kabirde Rabbimizin dilediği vakte kadar bekletilecek ve yeniden diriltilecektir. İnancımıza göre ölümle yeniden diriliş arasındaki süreç "kabir hayatı" veya "berzah âlemi" olarak isimlendirilir. İnsanların dünyada iş- ledikleri iyi veya kötü işlerin karşılığının kabirde iken görülmeye başlanacağını ifade eden Peygamberimiz; "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya ce- hennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Sıfatü'l-kıyame, 26) buyurarak cehennem azabından Allah'a sığınmış ve ümmetine de sığınmalarını tavsiye etmiştir. Ölen kişi kabirde görevli melekler tarafından yaratıcısı, imanı ve amelleriyle ilgili sorgulanır. İman ve salih amel sahipleri bu sorulara doğru cevap verir, kabirleri genişletilir ve cennetle müjdelenir. Kâfirler ise bu sorulara cevap veremezler ve onlara cehenneme gidecekleri bildirilir.
Süra üfürüldüğünde onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine gider- ler. "Eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın va dettiğidir. Nebiler gerçekten doğru söylemişler" derler. (Yasin 36/52)
BİR AYET
KABİR: EBEDİYETE AÇILAN KAPI
İslam inancında ölen kişinin gömüldüğü yere kabir veya mezar denir. Bir nut- feden yaratılan ve ölümünün ardından toprağa gömülerek aslında yaratıldığı öze geri döndürülen insan, kabirde Rabbimizin dilediği vakte kadar bekletilecek ve yeniden diriltilecektir. İnancımıza göre ölümle yeniden diriliş arasındaki süreç "kabir hayatı" veya "berzah âlemi" olarak isimlendirilir. İnsanların dünyada iş- ledikleri iyi veya kötü işlerin karşılığının kabirde iken görülmeye başlanacağını ifade eden Peygamberimiz; "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya ce- hennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Sıfatü'l-kıyame, 26) buyurarak cehennem azabından Allah'a sığınmış ve ümmetine de sığınmalarını tavsiye etmiştir. Ölen kişi kabirde görevli melekler tarafından yaratıcısı, imanı ve amelleriyle ilgili sorgulanır. İman ve salih amel sahipleri bu sorulara doğru cevap verir, kabirleri genişletilir ve cennetle müjdelenir. Kâfirler ise bu sorulara cevap veremezler ve onlara cehenneme gidecekleri bildirilir.
Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy. başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.
İMANLI VE GÜZEL AHLAKLI NESİLLER YETİŞTİRMEK
Yüce Rabbimizin insanoğluna lütfettiği en kıymetli nimetlerden biri aile olmaktır. Zira aile güvendir, dayanaktır, sığınaktır. İyilikte yardımlaşmak, el birliğiyle kötülüğe engel olmaktır. Aile aynı zamanda insanı geleceğe ha- zırlayan en önemli kurumdur. İnsan ilk eğitimini ailesinden alır. Karakteri aile ocağında şekillenir. Sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü önce anne babasından öğrenir. Ailede anne ile birlikte babaya da önemli görevler düşmektedir. Babanın sorumluluğu ailesinin maddi ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret değildir. Merhamet eğitimi almış, güzel ahlakla donanmış, değerlerini benimsemiş bir nesil yetiştirmek her babanın öncelikli sorumluluğudur. Günlük hayatın koşuşturması ve geçim telaşı içinde çocuklarımızı ihmal etmeyelim. Dinine, vatanına ve bütün insanlığa faydalı nesiller yetiştirmek için her türlü fedakârlığı gösterelim. Yavrularımızı sevgimizden, ilgimizden Juamızdan mahrum bırakmayalım.
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenlige (Islam'a) girin. Şeyta nun adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apoçık bir düşmanıdır.
ENDÜLÜS EMEVİ HİLAFETİNİN BAŞKENTİ: KURTUBA
İspanyolca adı Córdoba olan şehir, Atlas Okyanusu'nun 200 km. uzağında
ve Vadilkebîr nehrinin kenarında yer alır; Fenikeliler tarafından kurulmuş tur. Tarık b. Ziyad'ın kumandanlarından Mugis er-Rūmi, 711 yılında şehri fetheder. İkinci vali Hür b. Abdurrahman es-Sekafi ise Endülüs'ün bayehri olarak burayı seçer. Kurtuba, tarih boyunca çeşitli ilin dallarında ve özellikle edebiyatta temayüz etmiş pek çok renkli insan yetiştirmiştir. Bunılların önde gelenleri arasında, filozof Seneca, Maliki fakihi İbn Rüşd ve torunu ümkü filozof İbn Rüşd, hadisçi Ahmed b. Ömer el-Kurtubi, hadisçi ve kuraat-nahiw alimi İbn Sa'dûn el-Kurtubî ile muhaddis-müfessir Muhammed b. Alhummerdl el-Kurtubi sayılabilir. Kurtuba, III. Abdurrahman zamanında ühtişamının
zirvesine yükselir. II. Hakem'in yaptırdığı kütüphanede 400.000'e yakın kitap bulunduğu söylenir. X. yüzyılın sonlarında bir ilim merkezi haline gelerek farklı kıtalardan ilim adamlarını kendine çeker.
Nerede olursan ol, Allah'a karşı gelmekten sakın. Bir kötülüğün arkasından hemen iyilik yap ki onu yok etsin... (Tirmizi, Birr, 55)
BİR HAD
RESULULLAH'IN SADIK SAHABİSİ: EBÛ HÜREYRE
Yemen'de doğan, ancak kaynaklarda doğum zamanı hususunda bilgi bulun- mayan Ebû Hüreyre'nin, Müslüman olmadan evvel adının Abdüşems, Abdüamr, Sükeyn, Amr b. Abdüganem olduğu belirtilir. Hz. Peygamber, onun adını Ab- dullah veya Abdurrahman olarak değiştirmiştir. Koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını elbisesinin eteğine koyup onlarla oynadığı için kendisine "Kedicik Babası" anlamındaki "Ebû Hüreyre" denilmiştir. Peygamber mesajının çağların ötesine taşınmasını sağlayan isimlerin başında gelen Ebû Hüreyre, Resûlullah ile birlikteliği boyunca onu bir gölge gibi takip etti. O, Allah Resûlü'nün tüm davra- nışlarının, attığı adımın, aldığı nefesin şahidiydi. Resûl-i Ekrem'i izleyen bir göz olabilmek için gece gündüz demeden yanından hemen hemen hiç ayrılmadı, hizmetinde bulundu. Ebû Hüreyre, en büyük hazine kabul ettiği ve dikkat kesildiği Allah Resûlü'nün her sözünü hafızasına işledi. Pervanesi olduğu Resûlullah'ın fem-i saadetinden çıkan mübarek sözlerini nakletmek üzere hafızasına kaydetti.
زید) السَّاعَةُ إِلَّا عَلَى شَرَارِ النَّاسِ (ابن النجار عن اسامة بن
4379- Zaman şiddetten başka bir şeyi artırmaz. İnsan- larda da cimrilik artar. Kıyamet de kötü ve şerli kimselerden baş- kası üzerine kopmaz (yani şerlilerin üzerine kopacaktır).
4380- Bir millet, sapmış ve saptırıcı dahi olsa, liderleri dürüst ve yol gösterici oldukları müddetçe, katiyyen helak olmaz. Evet, bir millet sapık ve kötü olsa bile, liderleri dürüst ve yol gös- terici oldukları sürece asla helak olmaz.
4381- Ümmetim, iftarlarında yıldızların doğmasını bek- lemedikleri sürece, sünnetim üzere olacaktır. (İftarları hemen vak- tinde bozan insanlar hayır üzerindedirler.)
4382- Birbirinizi sevmedikçe, tam olarak iman etmiş sa- yılmazsınız. Sizi birbirinize sevdirecek şeyi, dikkat edin, size bildiri- yorum. Aranızda selamı yayın. Nefsim yed-i kudretinde olan Al- lah'a yemeni olsun ki, birbirinize merhamet etmedikçe cennete giremezsiniz. "Ey Allah'ın Rasulü! Hepimiz merhametliyiz." dedi- ler. "Öyle belirli kimselere merhamet etmek, merhamet değildir. Asıl merhamet genel olan merhamettir. Genel olan merhamettir." buyurdu.
35- "Sizden, "Allah'a ortak koşmamanız, hırsızlık etmemeniz, zina yapmamanız, çocuklarınızı öldürmemeniz, elleriniz ve ayaklarınız arasına ait bir iftirada bulunmamanız ve marufta bana asi olmamanız üzere" biat alıyorum. Sizden kim bu ahde vefa gösterirse, onun mükafatı Allah'ın üzerinedir. Kirm bunlardan birini bozar da bu nedenden dünyada cezalandırılırsa, bu ceza onun için kefaret ve temizliktir. Ve her kimin yaptığını Allah örtmüşse onun durumu Allah'a aittir. İsterse ona azab eder, isterse mağfiret eder. "24
أبا يعكم "Sizden biat alıyorum" Erkekler arasındaki biatlaşma tokalaşırken olduğu gibi el tutularak yapılır. Kadınlar hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları dediler ki; Mekke'nin fethedildiği gün Resûlüllah (s.a.v.) erkeklerle biatlaşmayı bitirdikten sonra, Safa Tepesi'nde kadınlarla biatlaşmaya başladı. Ömer (ra) o sırada tepenin daha aşağısında idi. Resûlüllah (s.a.v.)'in emriyle kadınların biatını alıyordu. Resûlülah'tan onlara eriştiriyordu. Resûlüllah (s.a.v.), kendilerinin elleriyle kadınların elleri arasında bir kumaş olduğu halde de onlarla biatlaşıyordu. Şöyle de denilmiştir: -ki bunu Kelbî söylemiştir- Resûlüllah biatı onlara koşul koyuyor, Ömer de onlarla musafaha ediyor (tokalaşıyordu). Yine denildi ki Resûlüllah (s.a.v.) bir su dolu tası getirtiyor, elini ona batırıyor, sonra da kadınlar ellerini değdiriyordu. Resûlüllah (s.a.v.)'in eli, asla (yabancı) hiçbir kadının eline değmemiştir.
عَلَى أَنْ لَا تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamanız üzerine." Az da olsa Allah'ın zatında ve sıfatlarında (hiçbir şeyi ortak etmeyeceğinize).
وَلا تَسْرِقُوا "Hırsızlık yapmamanız üzerine." Bu, mallarda hainliğin, ibadetlerde eksikliğin yasaklanmasını da içerir. Çünkü "Hırsızların en hırsızı namazından çalandır." denilir.
وَلا تَزْنُوا "Zina etmemeniz üzerine." Bunun gerçek anlamda zinanın olması olasıdır. Veya Resûlüllah (sav) in الْيَدَانِ تَزْنِيَانِ وَالْعَيْنَانِ تَزْنِيَانِ وَالرِّجْلَانِ تَزْنِيَانِ وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَالِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ "Eller zina eder, gözler zina eder, ayaklar zina eder. (Asıl) zina organı da buna uyar ya da uymaz. "245 buyurmalarına göre zinaya davet eden, yol açan davranışlardır.
وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلادَكُمْ "Çocuklarınızı öldürmemeniz üzerine" Bu öncelikle cahiliye dönemi Araplarının yaptığı kız çocuklarını diri diri gömmeleridir. Sonra her türlü çocuk öldürmeleri ve başka öldürmeler hakkında geneldir.
244 Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 314; Buhârî, Hudûd 14; Müslim, Hudûd 41; Tirmizt, Hudad 12 Nesâî, Biat 17.
Elleriniz ve ayaklarınız arasında bir iftira" ولا تأتُوا بُهْتَانِ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأرْجُلَكُمْ uydurup getirmemeniz üzerine". (Başka bir kadının doğurmuş olduğu çocuğu alip veya kendi doğurduğu ile değiştirip ben doğurdum diyerek kocasına bağlamamak üzere). Böyle söylenmesi, çocuk doğduğunda annesi onu doğurduğunda çocuk elleriyle ayakları arasına düştüğündendir. Bu, zinadan yasaklama değildir. Çünkü zina yasağı daha önce geçti.
وَلا تَعْصُونِي فِي مَعْرُوف "Hiçbir ma'rufta bana isyan etmemeniz üzerine (sizden söz aliyorum. Yani Allah'a tâate uygun (Allah'ın rızasını kazandıran) her iste sönun iyi ve kötülükten sakındıran her emirde olduğu söylenmiştir. Her iyiyi ve takvayı emirde denmiştir. Doğruya yönlendirme içerikli her emre itaat olduğu da söylenmiştir. Yani "Bütün emirlerimde bana karşı gelmeyin" demektir. Ölünün arkasından feryat etme, üst baş yırtma, saç baş yolma, elbiseyi parçalayıp bağımı açma, yüzü tırmalama ve benzeri cahiliye adetlerinden olan şeyler konusunda bunları yapmayın gibi maruf, güzel emirlerde (karşı gelmeyin demek) olduğu da söylenmiştir.
فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ "Sizden kim vefa gösterirse" Yani ahdinde durursa.
فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ onun ecri, sevabı Allah'ın üzerinedir." Yani Allah onun ecir ve sevabını ahirette mutlaka verecektir.
وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا “kim bu yanlış işlerden birine bulaşırsa" Yani dinin meşru emirlerine aykırı bir eylemde bulunursa.
تَأْخِذَ "ve cezaya çarptırılırsa" أخِذَ kelimesi edilen fiil olup "المُؤَاخَذَة /
muâheze" kökündendir.
بهِ فِي الدُّنْيَا، فَهُوَ لَهُ كَفَّارَةً وَطُهُورٌ yaptığı su nedeniyle dünyada (ceza görürse) bu ceza o kimse için bir karşılıktır örtücü ve temizleyicidir." Onun cezasını ve günahlarını karşılayıp (örter ve temizler).
وَمَنْ سَتَرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا "Kimin suçunu dünyada örterse" Insanları ondan haberdar etmemek ve suçluyu cezalandırmamak suretiyle.
فَذَالِكَ "bu da" (O) kişi hakkındaki karar) bırakılmıştır.
36- "Allah mü'min kulunu ancak ummadığı yerden rızıklandırmayı diledi. " أبى الله "Allah kabul etmedi" Yani dilemedi. Zemahşeri el-Kessata وَيَأْبَى الله إلا أن يتم نورة "Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez" (et-Tevbe (9) 32) âyeti hakkında "أبى " kelimesi "لم يُرد / )istemedi)" kelimesi yerinde kullanıldı." demiştir. Ragib el-Isfehani de "الاباء" kelimesinin bir işten şiddetle kaçınma anlamında olduğunu söylemiştir.
أَنْ يَرْزُقَ عَبْدَهُ الْمُؤْمِنَ "Mümin kulunu rızıklandırmayı" Yani Allah'ın, kulu kendine ait kılarak "kulunu" diye buyurmasıyla da bildirildiği üzere Allah'ın yasaklarından sakınan (müttakî) Allah'a dayanıp güvenen (tevekkül eden) kulunu. O kul da her şeyden kesilip Allah'a bağlanan ve yalnız O'na sığınan, nedenlerin yaratıcısına (müsebbib) dayanarak nedenlerle ilgilenmeyen kuldur. " مَنْ انْقَطَعَ إِلَى اللهِ كَفَاهُ الله / Kim her şeyden kesilip yalnız Allah'a bağlanırsa Allah ona yeter. "247 hadisinde bu konu gelecektir. Bu konum Allah'ın has kullarına özgüdür. Onların dünyada rızıklandırılmaları cennetteki durumlarına benzer.
إِلَّا مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ "Ancak hesaba katmadığı yerden (rızıklandırmak istedi(" Yani aklına hiç gelmeyen ve emellerinin ulaşamadığı yerden. وَمَنْ يَتَّقِي اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ "Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir." (et-Talåk (65) 2-3)
Hayır, beklenmeyen yerden geldiğinde daha sevindirici, şer de beklenmeyen yerden geldiğinde daha üzücü olur. Öyleyse takva; o müminin beklemediği yerden rızkı olur. (Allah sevgisi dışındaki) sevginin o kimsenin kalbinden düşmesi onun takva sahibi olduğunu gösterir.
Hadisi Beyhakî, Şuabü'l-îmân'da Ali (r.a.)'den nakletmiştir. Deylemî'deki rivayet Ebû Hureyre (r.a.)'dendir. Fakat Ebû Hureyre (ra( إِلَّا مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُ "Bilmediği yerden" şeklinde nakletmiştir. 248 Bu hadisin senedinde Amr b. Râşid vardır. O meçhul, durumu bilinmeyen bir ravidir.
37- "Allah, bid'at sahibinin amelini (ibadetini), bid'atini bırakıncaya kadar kabul etmez. "249
أَبَى اللَّهُ أَنْ يَقْبَلَ "Allah kabul etmekten kaçınır" يقبل fiili dördüncü babtandır. Yani güzel bir şekilde onu kabul etmeye razı olmaz veya hiç kabul etmez.
246 Beyhaki, Şuabu'l-îmân, II, 73; Deylemî, Firdevsü'l-ahbâr, 1, 511; Ali el-Muttaki, Kenzu'l-ummal, XVI,
se kelimesiba'nın esresi ve / dal'ın sükûnuyladır. Yani sonradan ortaya çıkan bid'at kötülenmiş çirkin bir şeyin (sahibinin işini). O, kişinin kendi arzusuna göre davranması ve sapkınlıktır. Bid'at işle iç içe olduğu sürece onun bu işinin değerinin olmaması anlamındadır.
حتى يذع "bırakıncaya kadar" Yani terk edinceye kadar.
بدعته "bidatini" tevbe etmekle ve hak yolda olan kimselerin inancına dönmek suretiyle (bid'atini bırakıncaya kadar).
Hadiste böyle bir davranışın kabul edilmeyeceğinin söylenmesi, o tutumun baze Hadistel olmadığını da bildirmiş olmaktadır. Nitekim لَا يَقْتُلُ اللَّهُ صَلُوةَ أَحَدِكُمْ إِذَا أخذت حتى يتوضاً "Abdestini bozduğunda abdest alıncaya kadar sizden birinizin namazını Allah kabul etmez. "25" hadisi de böyledir. Efendisinden kaçan kölenin, kocasına serkeşlik eden kadının, içki içen kimsenin namazının kabul edilmemesi de bu anlamdadır.
Bazen de (bu ifade) sevabının eksik verileceğini bildirir. مَنْ صَلَّى فِي ثَوْبٍ قِيْمَتُهُ Bir kimse bir dirhemlik haram " عَشْرَةُ دَرَاهِمَ فِيهِ دِرْهَمْ حَرَامٌ لَمْ يَقْبَلِ اللَّهُ لَهُ صَلَوةَ مَادَامَ عَلَيْهِ bulunan on dirhem değerinde elbiseyle namaz kılsa bu halde bulundukça Allah onun namazını kabul etmez. "251 hadisi de böyledir. Bunu dış deliller ayırt eder.
Hadisi Ibn Mâce, Ibn Ebî Åsım Mehâsinü's-sünne'de, Ebû Nasr es-Siczî, Ibn Neccar Ibn Abbas'tan nakletmiştir. Aynı şekilde Deylemî ve Hatîb el-Bağdâdî de Ibn Abbas'tan nakletmiştir. Ibn Mâce'nin naklettiği hadis لَا يَقْبَلُ اللَّهُ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ صَلوةَ وَلَا صَوْمًا وَلَا صَدَقَةً وَلا حَبًّا وَلَا عُمْرَةً وَلَا جِهَادًا وَلَا صَرْفًا وَلَا عَدْلًا يَخْرُجُ مِنَ الدِّينِ كَمَا تَخْرُجُ الشَّعْرَةُ مِنَ الْعَجين "Bid'atçinin namazını, orucunu, zekatını, haccını, umresini, cihadını, nafile ve farz ibadetini Allah kabul etmez. Ve o kişi, tereyağından kıl çeker gibi dinden çıkar." şeklindedir. 252
أَبَى اللَّهُ أَنْ يَجْعَلَ لِلْبَلَاءِ "Allah belayı kılmak istemedi" "البلاء" kelimesi / be'nin esresiyledir. Üstünlü de câizdir. Elif-i maksûre ile " الْبَلْوَى "البواء" kelimelerinin hepsi aynı anlamda olup keder ve hastalık demektir. Insan bedenini yıprattığı için ona "bela" denmiştir. ve elif-i memdûde ile
سُلطانا "hakim" Üstünlük ve şiddetli baskı ve üzüntü demektir.
عَلَى بَدَنِ عَبْدِهِ "kulunun bedeni üzerinde." Kendi kulunun عبده şeklindeki isim tamlaması, kulu şereflendirmek içindir.
الْمُؤْمِن "mümin. Yani surekli biçimde kulunu belaya uğratmaz. Böyle olması kulu temizlemek ve günahlardan arındırmak için bazen belaların olmasını ortadar kaldırmaz.
Bu hadis, "إذَا أَحَبُّ اللَّهُ عَبْدًا إِبْتَلَاهُ / Allah bir kulu severse onu belalarla sınar, "25 anlamındaki hadisle de çelişmez أَشَدُّ النَّاسِ بَلَاءَ الْأَنْبِيَاءُ ثُمَّ الْأَمْثَلُ "Insanların en şiddetl belaya uğruyanı peygamberler sonra da benzeri kullardır. "2ss hadisinin göstermesiyle burada gerçek anlamda (kamil) mümin kastedilmiştir. Şöyle de denebilir: Kul sıkıntı ile sınandığında, onun itaatine ve ihsanına ve iman gerçeklerinin kalbindeki varlığına göre bu sıkıntı ondan alınır. Öyle ki ondan giderilen belalardan biri başkasına yüklense ona dayanamaz. Veya rabbine karşı aşırı sevgisinden dolayı o belanın hakimiyeti ondan gider. Hatta o bela, beğenilmeyen bir şey değil, tad ve lezzet veren bir şey durumuna gelir.
Hadisi Deylemî, Enes (ra)'ten nakletmiştir. Hadisin senedinde Kasım b. Ibrahim vardır.
39- "Cuma gününde duaların kabul buyrulması umulan vakti, ikindi namazı ile güneşin batması arasında arayınız. Ve o da bu kadardır, buyururken elini kapayıp açtı. "256
إِبْتَغُوا "Arayın" Yani talep edin.
الساعة" saati Bunun gerçeği, özel (24 saatlik) zamandan bir kısım olmasıdır. Gündüzün on iki kısmından bir kısmına saat denir. Ve zamandan takdir edilmemiş herhangi bir kısma da denir.
O özel saat hâlâ var mıdır veya kaldırılmış mıdır sorunu vardır. Eğer devam ediyor dersek -ki doğru olan budur- yalnız tek bir Cuma gününde midir veya her Cuma'da mıdır? Çoğunluk âlimler onun her Cuma'da var olduğu görüşündedir. إن Muhakkak ki yaşadığınız zamanınızin لِرَبِّكُمْ فِي أَيَّامٍ دَهْرِكُمْ نَفَخَاتٍ أَلَا فَتَعَرَّضُوا لَهَا
Beyhaki, Şuabü'l-îmân, VII, 145; Ali el-Müttaki, Kenzü'l-ummal, II, 583.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 173; Dârimi, Rikak 67; Ibn Mâce, Fiten 23; Tirmizi, Zühd 56; Ibn Hibban, Sahih, VII, 160.
Taberâni, el-Mu'cemü'l-kebir, 1, 258; Heysemi, Mecmau'z-zevaid, II, 377. Ayrıca bkz. Tirmizi, Cum'a 354.
günlerinde Rabbinizin rahmet esintileri vardır Dikkat edin! O gunleri arayın bulun!" buyrulmuştur. Cuma gunu de bu günlerdendir. Bu durumda kişinin bütün gün boyunca kalben hazır bulunması, zikir ve duaya devam etmesi ve dunja kuruntularından sıyrılması gerekir. Bu rahmet esintileri saati
ikindi namazı ile güneşin batmass" ما بين صلاة العصر إلى غيبوبة الشمس arasındadır." O anın belirlenmesine ilişkin birçok hadis sabit olmuştur. Bunlardan su hadistir " نها ما duanin kabul saati), imamin / بين ان يجلس الامام على المشير إلى أن يقضى الصَّلاةَ en tercihe şayan olanı, Ebû Bürde'nin (ra) merfü olarak naklettiği minbere oturmasıyla Cuma namazını kılması arasındadır. "
Abdullah b. Selâm (ra) o anın Cuma gününün son vaktinde olduğunu söylemiştir.
Ebû Hureyre (ra) ise "Cuma gününün son vaktinde nasıl olabilir? Peygamber )sav( لا يُصادفها عَبْدٌ مُسْلِمٌ وَهُوَ يُصَلِّي فِيهَا "O anda namaz kılarken bir Müslüman kul ona rastlamaz... buyurmuştur. Bunun üzerine Abdullah b. Selâm (ra) da, "Rasûlullah (s.a.v.) "kim vakit namazını beklemek üzere bir yere oturursa o kimse namazdadır..." buyurmadı mı? demiştir. 259
وَهِيَ قَدْرُ هَذَا يَقُولُ قَبَضَهُ "O saat su kadardır. Resûlüllah (s.a.v.) bunu derken elini yumup açtı" Yani Resûlüllah (s.a.v.) şerefli eliyle bu vaktin az olduğuna işaret etmişlerdir. O hafif ve çabucak geçen bir andır.
Hadisi Taberânî, Mu'cemü'l-kebir'de Enes'den (ra) nakletmiştir. Hadis sahihtir.
إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَكَرَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَالَ فِيهِ سَاعَةٌ لَا Buhari deki rivayet Resulullah (s.av) Cuma" يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي يَسْأَلُ اللَّهَ تَعَالَى شَيْاً إِلَّا أَعْطَاهُ إِيَّاهُ gününden söz ettiler. Ve 'O günde bir an vardır ki namazda iken o an ile karşılaşan Müslüman bir kul Allah Teâlâ'dan bir şey dilese, Allah dilediğini ona mutlaka verir buyurdu" şeklindedir.
257 Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsät, III, 180; Heysemi, Mecmau'z-zevâid, X, 399.
258 Ebû Dâvûd, Salât 201; Ibn Huzeyme, Sahih, III, 120.
259 Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 486; Ebû Dâvûd, Salāt 200; Tirmizi, Cum'a 354. Ebu Hureyre (ra) günün son vaktinin kerahat vakti olmasived alt 200 mizumaan klinamayaca Kilimanın canı kastetmektedir. Abdulah ken karşılaşılmasından söz ettiğine göre bu bilfil nan kastedilniku olduğunu hadiste namaz selam (fra) buna cevap olarak o valida olan kişm olabileceğini söylemiştir.
260 Bkz. Buhâri, Cum'a 35.
261 Ibn Ebû Şeybe, Musannef, 1, 358; Ali el-Müttaki, Kenzu'l-ummal, VII, 1164.
ابتدرُوا الأذان "Ezan okumaya) koşunuz." Yani namaz için ezan okumada yarışın ve ona koşuşun. Bu emir mendupluk bildirmek içindir "البار " Kosmak girişmek demektir.
ولا تبتدروا الإمامة "imamlığa atılmayınız" Yani imamlık için öne çıkmayın. Birbirinizle itişe kakışa hucüm etmeyin. Çünkü "müezzin güvenilir insandır. Imam ise kefil olandır. Şundan ki davet, mağfirettir. Halbuki imamlık, irşad, doğru yolu gösterme duasını kazandırmaktadır. Mağfirete ulaşmak (bağışlanma) daha yücedir. Buradan hareketle Nevevi müezzinliğin imamlığa üstün olduğu görüşünü benimsemiştir. Halbuki Peygamber (sav.) ve onun halifeleri, ümmetin işleriyle uğraştıkları için müezzinlik yapmamışlardır. Bundan dolayı Ömer (ra) "Halifelik yapıyor olmasaydım müezzinlik yapardım. Çünkü müezzin namaz vakitlerini gözetip durmaya gereksinim duyar." Şayet (Ömer) müezzinlik yapacak olsaydı (vakitleri kontrol ile uğraşırken) ümmetin işleriyle uğraşmaya zaman kalmazdı, demiştir.
Bu ve benzeri sözler, orada bulunan sahabilere hitaptır. Halbuki hükmü Ümmet hakkında geneldir. Çünkü kanun koyucunun (şariin) tek kişi hakkındaki hükmü, aksini bildiren bir delil olmadıkça tüm toplumu bağlar.
Hadisi Ibn Ebû Şeybe, önde gelen abid âlimlerden biri olan Yahya b. Ebû Kesir Ebû Mansûr el-Yemâniden موسل / mürsel olarak nakletmiştir. مرسل kelimesi "س /sîn" harfinin üstün okunuşuyladır. Esreli (mürsil) şeklinde de olabilir. (Çünkü) Ibn Ebû Şeybe hadisi Enes'den (r.a) ve başkalarından mürsel olarak da nakletmiştir. Bu hadis anlamında başka hadisler de vardır.
41- "Allah katında "Yükseklik" isteyiniz. "Ya Resûlüllah o nedir?" denildi. Buyurdular ki: "Sana karşı câhilane hareket eden kimseyi hilm ile karşılayıp geçersin ve seni mahrum edene de ihsanda bulunursun, "
إِبْتَغُوا "isteyin" Yani ciddiyet ve gücünüz yettiği kadar çalışmakla isteyin. Ragıb el-isfehani "الانتقاء" isteme de gücün yettiği kadar gayretle çalışmaya özgü bir kelimedir" der. "Iftial" (kipindeki haliyle bu kelimenin) var olandan fazla şekilde arzuyu ortaya koymak (anlamına geldiği) ve bunun da isteğin en aşırı şekli olduğu söylenmiştir.
الرَّفْعَةَ عِنْدَ اللَّهِ "Allah katında yükseklik" Yani Allah'ın ikram yurdunda şeref yüksek rütbe ve makam isteyin demektir.
242 Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, XVI, 25.
283 Bkz. Ibn Ebû Şeybe, Musannef, 1, 358.
284 Ibn Adl, el-Kamil fi'd-duafa, VII, 96; Ali el-Müttaki, Kenzu'l-ummal, II, 251.
Ragib "عد kelimesi"yakınlık" anlamı konulmuş bir kelimedir. Bazen yer H konusunda, bazen inançta, bazen deاحياء عند ربهم لذ / onlar diri ve Rablerinin yaninda rızıklanmaktadırlar" (Al-i Imran (2), 169) âyetindeki gibi yakınlık, mertebe ve makam anlamlarında kullanılır" demiştir.
فيل denildi ki Sahabeden bazıları dedi ki.
وما هى يارسول الله rifat nedir ya Resülüllah?" Yani o makamı kazandıran nedir?
/lam harfinin ötresiyle olup تكلف kipinde kalıbındadır.
من جهل "Cahillik edene Yani kabaca ve düşüncesizce davranana.
مايك "sana Yani onun kabaca davranışından kaynaklanan öfke, kızgınlık anında kendini kontrol altında tutmandır. Denildi ki: Hilm; öfke ve kızgınlığın depreştiği anda benliğin ve doğal tepkilerin kontrol altına alınmasıdır.
وتغطي من حرمك "ve senden esirgeyene vermendir" Yani senin hakkın olan şeyi sana vermeyene vermen veya ona iyi davranıp yanına varmandır. Çünkü kötülük yapana iyilik etmek ve onun kötülüğüne yaklaşma ile karşılık vermek, kişinin yücelmesini gerektiren kamil imandandır.
Bu kuşatıcı sözde bazı yararlar; dirlik ve düzenlik vardır. Ondan korunma zırhı kaynaklanır. Bir kul bu iki huyun en üst konumuna ulaşınca kul çok yücelik kadehini içmeyi (kadeh-i mualla'yı) kazanır. Mevlâ katındaki yüce makama girer. Yumuşak huyluluk (hilm) ve cömertliğin (sehânın) alçak konumda olsa bile kulu yücelteceğinde tüm milletler ve dinler ittifak etmişlerdir. Bu iki haslet mutluluğun temeli olup diğer bütün güzel huylar bu ikisinden türemiş ikinci derecede şeylerdir. Hadisi Ibn Ådî, Ebu Abdurrahman b. Ömer'den nakletmiştir. Hadisin
senedinde el-Vezza' b. Nafi' bulunmaktadır. O metrûk bir ravidir.
42- "Büyüklerinizle başlayın. Zira bereket büyüklerinizle beraberdir. "
ابتدوا بالأكابر "Büyüklerinizle başlayın" Yemekten önce elleri yıkarken veya her işte büyüklerle başlayın.
فَإِنَّ الْبَرَكَةَ مَعَ أَكَابِرِكُمْ "Çünkü bereket büyüklerinizle beraberdir." Işlerde deneyimli, sevapları artırmayı gözetip duran büyüklerinizle. Öyleyse görüşlerine uymak için onları izleyip gözetleyin. Onların gidişatına uyun. Büyüklerden maksat yaşça küçük de olsa ilmi açıdan belli bir konumu olan kimselerdir. Allahu Teâlä'nın kemelerine bahsettiği ilime saygılı olmak için bu kimselere değer vermek ve ikram gerekir.
Huzeyfet-ül Yemani'nin Allah O'ndan razı olsun - ri- vayet ettiğine göre; adamın biri, bir gün Peygamberimize Salāt ve selam üzerine olsun gelerek; "Ya Rasulallah, K1- yamet ne zaman kopacak?" diye sordu. Peygamberimiz, adama şu cevabı verdi:
-"Bu konuda kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir. Yalnız Kıyamet'in bazı alametleri vardır ki, başlıcaları şunlardır:
1) Çarşılarda kıtlık, durgunluk başgösterir,
2) Yağmur yağmasına rağmen bitki bitmez,
3) Fāizcilik yaygınlaşır,
4) Zinâ çocukları çoğalır,
5) Zenginlere hürmet edilir,
6) Camilerde fâsıkların sesi duyulur olur,
7) Kötülük taraftarları, hak taraftarlarına üstün gelir."
Adam, Peygamberimize, sözlerinin burasında; "Peki, yâ Rasûlallah, o günleri görürsem nasıl davranmamı emre- dersin?" diye sordu. Peygamberimiz adama; "Dinine sığın ve evinin kilimlerinden biri gibi ol, hiç dışarı çıkma!" buyurdu.
◆ İbn-i Ebû İsa İsfahanî'nin anlattığına göre; bir gün, adamın biri Peygamberimize Salât ve selâm üzerine ol- sun- gelerek; "Yâ Resûlallah, Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sordu. Peygamberimiz bu adama şöyle cevap verdi:
-"Bu konuda kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir. Fakat Kıyamet'in bazı alâmetleri vardır ki, başlıcaları şunlardır:
◆ Amr diyor ki: Bir gün, Medīneli üç kişi Mervan'ın soh- betini dinlemişlerdi. Mervan, bu sohbetinde Kıyamet ala- metlerini anlatırken bu alâmetlerin ilkinin Deccal'in ortaya çıkışı olduğunu belirtti. Bu üç kişi Mervan'ın yanından ay- rıldıktan sonra Abdullah b. Ömer'in yanına varıp kendisine Mervan'ın söylediklerini naklettiler. Bunun üzerine Abdul- lah, onlara: "Ben Peygamberimizin ilk Kıyamet alâmetinin Güneş'in batıdan doğuşu veya Dâbbe adlı bir canavarın or- taya çıkışı olduğunu anlattığını duydum." Abdullah, daha sonra Peygamberimizin hadisini nakletmeye başladı:
-"Güneş'in batıdan doğuşu şöyle olur. Güneş her batı- şından sonra Arş'ın altına giderek secde eder ve tekrar geri dönüp doğmak için izin ister ve ona izin verilir. Fakat Allah onun batıdan doğmasına karar verince yine Arş'ın altına ge- lerek secde eder ve geri dönüp doğmak için izin ister, ama ona aslā izin verilmez. Bunun üzerine tekrar varıp izin ister. ama kendisine yine izin verilmez. Nihayet Güneş kendisine izin verilse bile geç kaldığı için doğuş zamanına yetişemeye- ceğini anlayınca; "Ya Rabbi, insanların benden mahrum kalmalarının sebebi nedir?" diye sorar.
Bu arada gece karanlığı gayet koyu olunca Güneş bir daha gelip doğuş izni ister. O zaman kendisine, "Olduğun yerden doğ, denerek izin verilir."
"... Kıyamet alâmetleri geldiği gün, daha önce inan- mamış veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimse- ye inanması hiçbir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyiniz, biz de beklemedeyiz!" (En'âm süresi, âyet: 158).
◆ Ubeyd b. Umeyr'den nakledildiğine göre; Peygamber Efendimiz - Salât ve selâm üzerine olsun - buyuruyor ki:
-"Deccal ortaya çıkacağı zaman onun yanında yer ala- cak olan bazı taraftarları şöyle diyeceklerdir: "Biz onun ya- lancı olduğunu biliyoruz. Biz kendimize yiyecek bulabilmek ve hayvanlarımıza otlak sağlayabilmek için onun yanında yer alıyoruz. Oysa Allah'ın gazabı inince hepsine birden ine- cektir."
◆ Semure b. Cündüb'ün naklettiğine göre; Peygamber Efendimiz yor: Salât ve selâm üzerine olsun şöyle buyuru-
-"Deccal, sağ gözü kör olarak ortaya çıkar. Doğuştan körleri ve Baras hastalığına yakalananları iyileştirir ve ölü- leri diriltir. İnsanlara, 'Ben sizin Rabbinizim!' der. Kim ona, Sen benim Rabbimsin!' derse onun fitnesine tutulmuş olur. Buna karşılık kim, 'Rabbim Allah'dır.' diyerek ölünceye ka- dar bu inançta direnirse Deccal'in fitnesinden kurtulur.
Deccal, Allah'ın dilediği kadar yeryüzünde hüküm sürer. Sonra Hazret-i İsâ, Hazret-i Muhammed'in Salât ve selâm üzerlerine olsun peygamberliğini tasdik etmiş olarak orta- ya çıkar ve Deccal'i öldürür. İşte o zaman Kıyamet kopar."
◆ Abdullah b. Ömer -Allah O'ndan razı olsun- bir de- fasında; "Bir ev halkı, aralarında kimin kafir ve kimin mü'min olduğunu bilerek aynı sofrada bir araya gelmedikçe Kıyamet kopmaz!" dedi. Dinleyiciler kendisine; "Bu nasıl olacak?" diye sorunca Abdullah sözlerine şöyle devam etti:
Dabbetul-Arz adını taşıyan alamet ortaya çıkınca herkesin alnının secdede yere degen kısmını eli ile ovar. Bu ovma sonunda mü'minin alnında beyaz bir nokta belirir ve bu nokta yayılarak tüm yüzünü ağartır. Kafirin alnında da kara bir nokta belirir ve bu nokta genişleyerek tüm yüzuda
karartır. Öyle ki, o günün insanları çarşılarında alışveriş yapar- ken Ölbirlerine: "Bu malı kaça satıyorsun. ey mü'min?" ve; ken biribinaça alıyorsun, ey kafir?" diye hitab ederler de hiç biri diğerine bu hitabdan dolayı itiraz etmez."
◆ İbn-i Abbas'ın - Allah O'ndan râzı olsun ne göre: "Dabbetü'l - Arz adlı canavar tüylü, kanatlı ve dört ayaklıdır. Tihame tarafındaki vadilerden birinde or- taya çıkar." belirttiği-
◆ İbn-i Ömer'in - Allah O'ndan razı olsun açıklama-
"O söz başlarına geldiği zaman onlara yerden bir Dâb- be (canlı) çıkarırız, o, onlara insanların âyetlerimize iç- tenlikle inanmadıklarını söyler." (Neml sûresi, âyet: 82) meâlindeki âyette iyiliği emredip kötülükten sakındırmayan kimseler kasdedilmektedir."
Ebu Hureyre'nin Allah O'ndan râzı olsun - rivayet ettiğine göre; Peygamber Efendimiz Salât ve selâm üzeri-
ne olsun - şöyle buyuruyor:
-"Güneş battığı yerden doğmadıkça Kıyamet kopmaz. Güneş battığı yerden doğunca herkes iman eder. Fakat o gün daha önce inanmamış veya imanında hiçbir hayır ka- zanmamış olan kimseye inanması hiçbir fayda vermez."
◆ Ebû Evfa'nın Allah O'ndan râzı olsun- rivayet etti- ğine göre; Peygamber Efendimiz - Salat ve selâm üzerine olsun - şöyle buyuruyor:
—"Size öyle bir gece gelecek ki, uzunluğu şimdiki gecele-
rinizin üçü kadar olacaktır. O gecenin geldiğini ilk önce ge- zikretmeye kalkanlar kalkıp zikrini yapar, sonra uyur, bir süre sonra yine kalkıp zikrini yapar ve yine uykuya yatar ve arkasından üçüncü defa kalkıp zikretmeye kalkar.
Adam böyle nöbet nöbet kalkıp zikrederken bir de bakar ki, insanlar biribirlerine, "Bu ne haldir?" diye sorarak dalga dalga meydanlara düşerler ve telaş içinde mescidlere koşar- lar. Bu sırada Güneş'in battığı yerden doğduğunu görürler. Batıdan doğan Güneş, göğün ortasına kadar geldikten son- ra tekrar geri dönerek doğudan doğar. İşte şu âyet bu olaya işaret etmektedir:
"Kıyamet alâmetleri geldiği gün, daha önce inanma- mış veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye inanması hiçbir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyiniz, Biz de beklemedeyiz!" (En'âm sûresi, âyet: 158).
◆ Ebû Hureyre'nin Allah O'ndan razı olsun - rivayet ettiğine göre; Peygamber Efendimiz ne olsun buyuruyor ki: Salât ve selâm üzeri-
-"Peygamberler, değişik analardan doğan kardeşlerdir ve dinleri birdir. Hazret-i İsa'ya en yakın peygamber benim. Çünkü aramızda başka bir peygamber yoktur ve O, benim yerime ümmetimin başına geçecektir.
O yeryüzüne inince domuzu öldürecek, haç'ı parçalaya- cak, cizyeyi yürürlüğe koyacak, savaş araçlarını ortadan kaldırarak o güne kadar egemen olan zulüm yerine adâleti tüm yeryüzüne yayacaktır. Öyle ki, o günlerde arslan deve ile, kaplan sığırla ve kurt koyunla bir arada yaşayabilecek ve çocuklar yılanlarla oyun oynayabileceklerdir."
◆ Abdullah b. Ömer diyor ki: "Hazret-i İsā üzerine olsun yeryüzüne inince kendisini gören Deccal, erin gibi eriyiverir. Arkasından oldur. Bunun yeaine onun yanından ayrılacak olan Yahudiler öldürülün Öyle ki, taş dile gelerek, "EMüsliman arkamda saklan mış bir Yahudi var, gel onu öldür!" diyecektir. Selâm
◆ Ebu Hureyre'nin Allah O'ndan râzı olsun ettiğine göre; Peygamber Efendimiz ne olsun şöyle buyuruyor: rivâyet Salât ve selâm üzeri-
"Yecüc ve Mecüc taifesi, önlerindeki seddi her gün kazmaya devam ederler. Güneş ışığını görecekleri sırada başlarındakı yetkili; "Şimdi geri dönün, yarın kazmaya de- vam edeceksiniz!" der. Yüce Allah da onlar gidince seddi es- ki haline getirir.
İstirahat süreleri dolunca tekrar seddi kazmaya koyu- lurlar. Fakat Güneş ışığını görecekleri sırada yine başların- da duran yetkili onlara; "Şimdi geri dönün, inşaallah yarın kazmaya devam edeceksiniz!" der. Ertesi gün tekrar işleri- nin başına döndükleri zaman seddi bir önceki gün bıraktık- ları durumda bulurlar. Bunun üzerine seddi aşarak insan- ların arasına çıkarlar ve tüm suları yutuverirler. İnsanlar korkularından sığınaklara kapanırlar. Fakat bir süre sonra Yüce Allah boyunlarına bir kurtçuk musallat eder ve bu kurtçuk onların tümünü yok eder."
◆ Ebû Said'in belirttiğine göre; "Yecüc ve Mecüc ortadan kalktıktan sonra Beytullah ziyaret edilecek ve ağaç dikile- cektir."
Abdullah b. Selâm'ın belirttiğine göre; "Yecüc ve Me- cüc istilāsı yüzünden ölecek olan her erkek, arkasında ken- di soyundan gelen bin veya daha fazla kişi bırakarak öle- cektir."
Hasan-1 Basrî'nin Allah'ın rahmeti üzerine olsun naklettiğine göre; Peygamberimiz olsun şöyle buyuruyor: Salât ve selâm üzerine
"Kıyamete yakın karanlık geceler gibi fitneler belirecek ve bu fitneler sırasında insanın vücudu nasıl ölürse kalbi
"De ki: O sizin üzerinize, üstünüzden yahut ayaklan nızın altından azab gönderme ya da sizi grup grup biri- birinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını taddırmaya Kadir'dir." (En'âm sûresi, ayet: 65).
◆ Sahabilerden Ubeyd b. Kaab sun Allah O'ndan râzı ol- bu âyeti açıklarken; "Burada işaret edilen dört olay mutlaka meydana gelecektir. Bunların ikisi Peygamberimi zin vefatından yirmi beş yıl sonra gerçekleşmiş, yani Müslü- manlar çeşitli akımlara kapılarak biribirlerine acı tattırmış- lardır. Bu olayların diğer ikisi olan Güneş tutulması için ye- re batma da mutlaka meydana gelecektir." demiştir.
◆ Diğer bir rivayete göre; yukarıdaki ayet inince Pey- gamberimiz. Salât ve selâm üzerine olsun duâ etti de bu olayların ikisi olan Güneş tutulması ile hayvan kılığına girme cezaları kaldırılmış, fakat diğer ikisi olan çeşitli akım- lara kapılmak ve biribirine düşmek cezaları yürürlükte kal- mıştır.
◆ Mesruk'un belirttiğine göre; adamın biri, bir gün mes- cidde şöyle konuşmuştu: "Kıyamet günü gelince gökten bir duman inerek münafıkların kulaklarını sağır ve gözlerini kör eder. Mü'minler üzerinde de sadece nezleye benzer bir etki bırakır."
Bir süre sonra Abdullah b. Mes'ûd'u - Allah O'ndan râ- zı olsun ziyarete gidince adamın mescidde söylediklerini kendisine anlattım. Beni bir şeye yaslanmış olarak dinleyen Abdullah, sözlerim bitince oturduğu yerde doğrularak şun- ları söyledi:
Ey insanlar, hanginiz bir şeyi biliyorsa. kendisine so- ru sorulunca bildiğini söylesin. Buna karşılık bir şeyi bilme- yen kimse de kendisine soru soranlara, 'Allah bilir.' diye ce-
"De ki: Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum ve ben size kendiliğimden bir külfet yüklemiyorum (Sa'd suresi, âyet: 86).
Bu âyetin sebeb-i nüzulü şudur: Kureyş kabilesi, Pey- gamberimizi - Salāt ve selâm üzerine olsun – yalanlayınca o onlara şöyle bedduâ etti:
-"Allah'ım! Mudaroğulları üzerine baskını artır. Al- lah'ım! Beni, onlara karşı Hazret-i Yûsufun yedi yılı gibi bir yedi yılla destekle."
Peygamberimizin bu bedduâsı üzerine Kureyşliler kıtlığa tutuldular. O kadar açlık çektiler ki, bu yüzden kemik par- çaları ile ölü eti yemek zorunda kaldılar. Hatta açlıktan göz- leri karardığı için kendileri ile gök arasını dumanlı gibi gö- rür oldular. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"O halde gökyüzünden gerçek bir dumanın geleceği günü bekle." (Duhan sûresi, âyet: 10).
◆ İbn-i Ömer Allah O'ndan râzı olsun diyor ki: Ba- bam Hazret-i Ömer Allah O'ndan râzı olsun o sırada Kadisiye'de bulunan Saad b. Ebû Vakkas'a - Allah O'ndan razı olsun "Nedle b. Muaviye'yi derhal Hulvan üzerine gönder." diye emir göndermişti.
Bu emir üzerine Saad, Nedle'yi üç yüz atlı ile birlikte Hul- van üzerine gönderdi. Nedle yanındaki askerlerle birlikte se- fere çıkarak Hulvan'a vardı. Şehre ve yörelerine akınlar dü- zenleyerek birçok ganimetlerle çok sayıda esir ele geçirdiler.
Yanlarındaki esir ve ganimetlerle birlikte geri dönerken
yolda bir dağın üzerinde namaz molası verdiler ve Nede ezan okumaya başladı.
Muhammeden Ezan okurken "Allahu Ekber" devince dagın tepesinden gelen bir ses kendisine "Ya Nedle. O gerçek anlamı ile ba vüktür." diye cevap vermişti. "Eshedü enla ilahe illallah de vince aynı ses kendisine: "Ya Nedle, bu ihlası belirlev cümledir." diye cevap verdi. "Eshedü enne Resülüllah." devince o ses kendisine: "O bize Hazret-i kimsedir." diye cevap "Heyye alessalat" deyince o ses kendisine: "Namaza ya rüyerek gidene ve onu devamlı olarak kılana ne mutlul d ruyeevap verdi. "Heyye alelfelah" deyince de aynı ses ona "Muhammed'in davetine icabet edenler kurtuldu, Muham met ümmetinin bekası buna bağlıdır." diye cevap verdi. "Al lahu Ekber Allahu Ekber. La ilahe illallah" deyince ayrı ses kendisine; "Yâ Nedle, tam anlamı ile ihlaslı oldun ve bu sa yede Allah senin vücudunu Cehennem ateşine haram kıldı dedi.
Ebû Nedle ezanı bitirdikten sonra deminki sesin geldiği yana dönerek şöyle seslendi:
-"Allah'ın rahmeti üzerine olsun. kimsin sen? Melek misin, cin misin, yoksa Allah'ın başka türden bir kulu mu sun? Sesini duyduk, şimdi de bize kendini göster. Ben Al- lah'ın, Resûlullah'ın ve Hattab oğlu Ömer'in temsilcisiyim."
Ebû Nedle'nin bu çağrısı üzerine birden karşısına ak saçlı, ak sakallı, yün hırka giyinmiş yaşlı bir ihtiyar dikile rek; "Selâmun aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü de di. Ebû Nedle ile arkadaşları da ona; "Ve aleykesselamu ver rahmetu kimsin"? diye karşılık verdiler. Bunun üzerine yaş
lı adam şunları söyledi: Ben Zerneb b. Yerala'yım, Allah'ın salih kulu Hazret İsa'nın görevlisiyim. Beni bu dağa yerleştirdi ve kendisi gök ten ininceye kadar hayatta kalmam için Allah'a dua etti Hazret-i Muhammed'i görme fırsatını kaçırdığına göre; bart benden Hazret-i Ömer'e selâm söyleyiniz ve benim adma kendisine; "Yâ Ömer, doğru ol ve yaklaş, çünkü bekledi miz gün yakındır!" deyiniz. Ayrıca kendisine, şimdi size sa
miştir. Yûsuf aleyhisselam'ın cemâlini görmek isteyen, Hazret-i On- man'ın (radıyallahü anh) cemâlini görsün. Fakat Yûsuf güzelliğini görenler fitneye düştüler. Osman bin Affan'ın güzelliğine ba kanlar, ona hürmet ederler. Başka bir hadis-i şerîfte: aleyhisselam'm
#Ben birçok defa Hazret-i Osman'ın yüzemi görmek tedim, Banbirco del. Bir gün Cebrail aleyhisselamma Osman'ın yüz tadinomaistedigimi, fakat mümkün görelmadığını söyledim tamamiyle görmektedi onun yuzun iyice göremedimde Hazret-1 Os "Ya Resilallably Belugu, hasmet biz meeldoritur. Her kadar manin hürmeti, blushededen bizi alilomet ve hace yans evinden mescide gelirken Hazret-i Osman'ın hasmet ve hayası yerdeki ve göklerdeki melekleri utandırır, mahcûb eder" dedi» buyurmuşturd
45. Menkibe: Cabir bin Abdullah ve Enes bin Malik'in (radıyal. lahü anhümå) bildirdikleri bir hadis-i şerifte Resûlullah (sallallahü aley. hi ve sellem):
«Mi'rac gecesi birinci gökte bir mihrab gördüm. Uzunluğu dört mil, eni bir mil ve bir mercân tânesinden idi. O mihrabın içinde Osman bin Affân'ın hüsn-i cemâlinin sûretini gördüm. İkinci gökte bir mihrab da. ha gördüm. Kırk mil uzunluğunda on mil genişliğinde ve bir tane ind. den yapılmıştı. Onun da içinde yine Osman'ın yüzünü gördüm. Üçüncü gökte bir mihrab daha gördüm. Uzunluğu dört yüz mil, genişliği yüz mil idi. Mavi renkli, kıymetli bir taş olan firûzeden yapılmış idi. Yine bu mihrabın içinde Osman bin Affân'ın güzel yüzünün şeklini gördüm. Dör düncü gökte bir mihrab daha vardı. Uzunluğu iki bin mil, genişliği bin mil idi. Yakut tanesinden idi. O mihrabın içinde de Osman'ın güzel yüzü- nü gördüm. Beşinci gökte üçbin mil uzunluğunda, ikibin mil genişliğin de bir mihrab gördüm. Kırmızı yâkuttan yapılmıştı. O mihrabda da Os. man bin Affân'ın hüsn-i cemâlini gördüm. Altıncı gökte dörtbin mil bo- yunda bin mil eninde bir mihrab daha gördüm. Bir tâne Zeberced'den ya- pılmıştı. O mihrabın içinde de Osman'ın güzel yüzünün şeklini gördüm. Yedinci gökte de bir mihrab vardı. Altıncı gökteki mihrabın büyüklü ğünde bir yeşil zümrüd tânesinden yapılmıştı. Osman bin Affân'ım güzel yüzünün şeklini o mihrabda da gördüm. Her an melekler bölük bölük gelir, mihrabın önünde Hazret-i Osman'ın sûretine karşı durur, Allahi Teâlâ'yı senâ ederlerdi: " Yâ Cebrail! Mihrabların içinde bulunan Os man bin Affân sûretleri ne zamândan beri oralara konulmuştur?" de dim. Cebrail aleyhisselâm: "- Allahü Teâlâ'ya yemin ederim ki, Haz ret-i Adem aleyhisselâm yaratılmadan dörtyüz bin sene evvel Hazretl
■46. Menkabe: Ebû Osman Hayri (rahmetullahi aleyh) «Letail» kitabında yazmıştır: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu
- Mi'rac gecesi dünya göküne çıktığım zaman, Osman'ın süretini gördüm. Bu mertebeye ne ile eriştin?> dedim. <- Gece namaz kıl- makla dedi. İkinci göke vardım. Osman bin Affan'm sûretini, orada da gördüm. Bu mertebeye ne ile eriştin?> diye sordum. <- Kur'ân-ı Kerim okumakla dedi. Aynı şekilde bütün göklerde sûretini gördüm. Hepsinde: <- Bu mertebeye ne ile eriştin > diye sordum. Üçüncü gök- te: lhlås sûresini okumaklas dedi. Dördüncü gökte: <- Resûl-i Ek- rem'in akrabasına nasihat etmekle beşinci gökte: <- Mescidde i'tikâf etmekle altıncıda: Hak Teâlâ'dan hayâ etmekle yedinci gökte: -Musibetlere ve belalara sabretmekle cevabını verdi.
47. Menkibe: Hazret-i Osman'a (radıyallahü anh) Zinnûreyn detilmesinden biraz bahsetmiştik. Daha fazla açıklıyalım. Hak Teâlâ, Müså aleyhisselâm'a iki nûr vermişti. Bunlar, Tevratın nuru ile «Yed-i Beyda nın nûru idi (1). Hazret-i Osman'a da iki nûr vermişti. Bu se- beble «Zinnûreyn» derler. Bir de bilindiği gibi Resûlullah'ın (sallallahü nieyhi ve sellem) Rukiyye ve Ümm-i Gülsüm adlı iki kızını birbirinden sonra aldığından «Zinnûreyn» denir. Hazret-i Ali'nin övünmesi Resûl-i Ekrem'in bir kızını aldığındandı. Hazret-i Osman'ın övünmesi, Hazret-i Ali'den (radıyallahü anh) daha fazla olur. Başka bir söz olarak, Haz- ret-i Osman iki kere hicret ettiği için «Zinnûreyn» denilmiştir. Başka bir süne göre iki nûr iki gazâdır. Birisi Bedir, diğeri Hudeybiye'dir. Bedir Eazásında Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
(1) Yed-1 Beyda, beyaz el demektir. Müsá (aleyhisselâm) elini koltuğunun al- tna koyup çıkaraca, mübarek ell etrafa ışık saçar, når verirdi
demek. Böylece, hem kendi nûrunu, hem de benim nûrumu tutarsin tir. Hudeybiye gününde, brat-i ridvan'da:
Iste bu iki elimia birisi de Osman'ın elidir. Böylece bi'at-i ridvin ettim, buyurdular. Resûl-i Ekrem'in:
(Iki mübarek eli birbirine deyince, bir elinden güneş gibi, diğe elinden av gibi iki nûr parladı. Server-i Alem): Bu iki nûr, Osman'ın ni rudur. Benim ebedi olarak Cennette refikimdir, buyurdular.
karin bir söz de, gündüz tuttuğu oruçlarını gece kaldığı na Aki narudur, denildi. divenler de oldu. Biri zahirinin nûru, biri de bâtımının nûrudur, diye da diyenler de Herkesin ittifakı ile Hazret-i danh ch vlendiye idi. Yetimlere, dertlilere, ihtiyara kadınlar imamalara yar dum ederdi. Medîne-i Münevvere'de bir aç veya çıplak kimsenin olduğu duvarda faktri doyurmayınca veya giydirmeyince, kendisi yemen wa dywanadi. Hazret-i Osman, Şeyh-i Kur'ân idi. Yani kendi el yama He dört Kur'ân-ı Kerim yazıp, âlemin dört bir tarafma gönderdi, yirmi kusur sene yatsı namazından sonra dört rekât namaz kılardı. Her re kâtta Fâtiha süresinden sonra, kırk İhlas-ı şerîf okurdu. Sonra dört bin tesbih, tehlil ve duâ okurdu. Bunlardan sonra Kur'ân-ı Kerîmi na. månda hatmederdi. Bir kavle göre bu hatmi, vitr namazında tertib ve tertil ile okurdu. Bu üstünlüklerin üzerine şehadet mertebesine de ka vuştu.
Bir hadis-i şerifte Server-i âlem buyurdular ki:
Mi'rac gecesinde, «- Yâ Rabbi Osman bin Affân senin hesabın İçin hayâ eder dedim. Hak Teâlâ: <- Ey Resûlüm! Bütün mahlûkları he sába çeksem, Osman bin Affân'ı hesaba çekmem! Ondan hesabı kaldır maşam buyurdu.
İşaret: Beş şeyi yapan, bu beş şeyden men' olunmaz. Her kim ha yâ ederse, ondan da hayâ ederler; başkasına rahmet edene, başkaları da rahmet eder. Malını Cennete karşılık veren, Cennete kavuşur. Bat kalarını afv eden, başkalarmın afvına kavuşur. Allahü Teâla'yı tanıyan, bilip kerkan, ona kavuşur, işleri yolunda gider. Bu beş şeyi Osman bin Affan (radıyallahü anh) Hazretleri yapardı.
Nükte: Büyüklük dünyada ve âhirette dört şey ile olur.
Emirü'l-Mü'minin Hazret-i Osman bin Affân (radıyallahi Hazretlerinde bu sekizi de vardır. Yüz güzelliği, malı, cömertliği nu herkes bilir. Resûl-i Ekrem Hazretlerinin yakın a comertliği minlerin emiri idi. Sünneti, Kur'ân-ı Kerimi, Hazret-i Ebû Bekir'i ladığı Kur'ân-ı Kerîm'den altı tâne daha yazdırıp altı vilâyete residir. Böylece kıyamete kadar Kur'ân-ı Azimüşşânı okuyanla vabına ortak oldu. İyi huylu olması, Resûl-i Ekrem'in kerîmesi Gülsüm'ü Hazret-i Osman'a nikah ederken buyurdukları sözleri İbadetinin iyiliği de daha önce bildirilmişti. Siyreti için de şu hâc hålde kâfidir. Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) bir gün Hazret-i O (radıyallahü anh) huzuruna gidiyordu. Yolda bir kadına gözü baktı. Huzûra varınca Hazret-i Osman:
Bana ne oldu? Gözlerinizde zinâ eseri görüyorum, buyur Hüreyre (radıyallahü anh):
Yâ Emîre'l-Mü'minîn! Resûlullah'dan sonra vahy iner m
sordu. Cevabında:
Hayır, vahy inmez, fakat mü'minin firâseti doğrudur. Kesûl-i Ekrem:
Mü'minin firâsetinden kaçınınız. Çünkü, mü'min Allah'ın ile bakar, buyurmuştur dedi.
İşaret: İslâmın devamı dört şey iledir. Bunlar Kırået, Taha det ve Mücâhede'dir. Allahü Teâlâ bu dört şeyi de Hazret-i Osma dıyallahü anh) vermiştir. Bu dört şey sanki onun içindir. Kur'an- herkesin kıråeti, okuması için topladı. Rûme kuyusunu herkesi için satın aldı. Mescid-i Şerifi ibadet için genişletti. Tebük gazâ lâm ordusunu harb aletleriyle techîz etti.
■48. Menkibe: Hazret-i Osman (radıyallahü anh) Rest (sallallahü aleyhi ve sellem) evinde hiç yiyecek kalmadığmı, tâhirâtın renklerinin açlıktan değiştiğini işitti. Resûl-i Ekrem namaz kılıyordu. Bu hali haber alan Hazret-i Osman, Selman- (radıyallahü anh) Hazretlerine:
Niçin daha önce haber vermedin? diye hitabda bulundu bir semiz koyun, bir miktar bal ve bir çuval un getirdi. Hazret-i (radıyallahü anha) evine götürdü.
Eserin bu 4'üncü baskısı eski BALIKESİR Müftüsü, hälsa BIK Müftülüğü yapan üstad MEHMED EMRE tarahadan bayan kadar gözden geçirilerek ıslah ve tekmil edili gerekiyo zenginleştirilmiştir.
Resûlullah'ın (sallallahti aleyhi ve sellem) temiz kerimesi Haz ret-i Fatıma'yı ona vermesidir.
İkincisi:
- Hayber gazásında Resûl-i Ekrem'in, sancağı ona vermesidir.
Üçüncüsü:
- Resfilime bir şey söyleyeceğiniz zamân, önce sadaka verisiz, âyet-i kerimesi ile amel edenin yalnız Hazret-i Ali olmasıdır.»
Rivayet edilmiştir ki: Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) bir dinar altını vardı. Bundan birer dirhem sadaka vermek sûretiyle Resil-i R rem'den on mes'eleyi gizlice sordu. Bu sorular şunlardır:
1 Ya Resûlallah! Hak Teâlâ Hazretlerine nasıl ibådet edeyim? Sidk ve safa ile.
2- Yâ Resûlallah! Cenâb-ı Hak'tan ne isteyeyim? Dünyada ve âhirette afiyet ve mağfiret iste.
3 - Yâ Resûlallah ben ne yapıp, ne işleyeyim? Hak Teâlâ'nın ve Resülünün emirlerini yapmaktır.
4- Yâ Resûlallah! Neyi yapmakla kurtulurum? Helâl yemek ve doğru söylemekle.
5 Yâ Resûlallah! Hak nedir?
Ömrünün sonuna kadar, İslamın ve Kur'ânın emirlerin yap
maktır.
6- Yâ Resûlallah! Şad olmak nedir? Cennettir.
7- Yâ Resûlallah! Rahatlık hangi şeydedir? Cenâb-ı Hakk'ın didârını görmektedir.
8- Yâ Resûlallah! Fesâd nedir?
Hak Teâlâ'ya şirk koşmak, kafir olmaktır.
9- Yâ Resûlallah! Vefâ nedir?
Kelime-i şehadet getirmektir.
(Onuncu soru ve cevabı kitabta bulunamadı).
Nükte: Allahü Teâlâ Hazretleri dilediğini aziz, dilediğiniz eder. (Dilediği kullarımı sûri ve manevi mülk ve saltanat vererek ads eder, dilediklerinden de bunları alır. zelil eder). Resûlullah (sallal lahü aleyhi ve sellem) İslâmiyetin ilk zamanlarında Mekke halkı sr sında o derece idi ki, kime bir söz söylemek istese, kendisinden kaçar lardı. Böylece (hâşa) Resûlullah'ı küçük düşürmek isterlerdi. Hussen Fussilet sûresinin yirmialtıncı âyet-i kerîmesinde Kâfirler Kur'an-ı Ke rim için, onu dinlemeyiniz, lağv ediniz. [Yani bunlar bog sözlerdir, fi- idesizdir, çirkin sözlerdir diyerek yüksek sesle, okuyanı bastıracays kadar bağırınız) buyurulmaktadır. Sonra Hak Teâlâ Resültiniin dere cesini yükselterek:
Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 388 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Ey Muhacirinin fıkara topluluğu! Kıyamet gününde tam bir nura mazhar olmakla müjdelenin. Siz Cennete halkın zenginlerinden (kıyamet günüyle), yarım gün evvel gireceksiniz ki, bu dünya senesi ile beşyüz senedir. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 7 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
شَرٍ وَيَصْرِفُهُ عَنْ كُلِّ خَيْرٍ (طب عن قتادة بن عياش)
G
4383- Kul, içki içmedikçe dininin geniş sahasında olur. İçki içtiği zaman, Allah onun perdesini yırtar. Şeytan, her kötüye sevk etmek, her iyiden men etmek için, onun dostu, kulağı, gözü ve ayağı olur (adeta şeytanın bir esiri olur).
4384- Yeryüzü, Halilürrahmân gibi, (kullara acıyan) kırk abdal kişiden katiyyen hali kalmaz. Onların sayesinde size yağ- mur verilir, onların sayesinde zafere kavuşturulursunuz. Onlardan biri ölür ölmez, derhal Allah yerine başka birini tayin eder.
4389- Kendisinden çocuk meydana gelecek meniyi, ka- yanın üstüne döksen, Allah (c.c.) yaratmak istediğini yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah (c.c.) yaratacağı canı yaratır.
Muhammed b. Fazıl, Ebülkasım Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Va sıtî, İbrahim b. Yusüf, Muhammed b. Fudayl Dabi, Abdüllah b. Velid, Mek. hul Yolu ile gelen rivayette; Huzeyfe'nin r. a. şöyle anlattığı rivayet edildi:
Ey Allah'ın Resulü, kıyamet ne zaman?. Resulüllah S. A. şöyle buyurdu:
«Bu bapta, sorulan sorandan daha bilgili değildir. Ancak onun şarılan vardır.
Çarşı pazarın tekarübü, yani: Kesadı. Yağmur yağar, bitki bitmez. Faiz yiyenler çoğalır. Zinadan hâsıl olan çocuklar zahir olur. Mal sahiplerine tazim olunur. Mescidlerde fasiklerin sesleri yükselir. Münker ehli, hak ehline üstün çıkar.>
Bana ne emredersin ya Resulellah?.
Deyince, şöyle buyurdu:
>>
**
Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Vasıtî, İbrahim, İsa b. Ebi İsa İsfahanî, yolu ile gelen rivayette; Resulüllah'a S. A. şöyle sorulduğu anlatıldı : Ya Resulellah, kıyamet ne zaman?.
Kithammed b. Fazıl, Ebülkasım Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Va siti, İbrahim b. Yusüf, Muhammed b. Fudayl Dabi, Abdüllah b. Velid, Mek. hul Yolu ile gelen rivayette; Huzeyfe'nin r. a. şöyle anlattığı rivayet edildi:
Ey Allah'ın Resulü, kıyamet ne zaman?.
Resulüllah S. A. şöyle buyurdu:
«Bu bapta, sorulan sorandan daha bilgili değildir. Ancak onun şarıları vardır.
Çarşı pazarın tekarübii, yani: Kesadı. Yağmur yağar, bitki bitmez. Faiz yiyenler çoğalır. Zinadan hâsıl olan çocuklar zahir olur. Mal sahiplerine tazim olunur. Mescidlerde fasiklerin sesleri yükselir. Münker ehli, hak ehline üstün çıkar.>
1000 yıldan beri İslâm âleminde ilgiyle okunagelen son derece değerli, faydalı ve uyarıcı iki temel eseri takdim ediyoruz.
TENBİHÜ'L-GAAFİLİN ve BOSTANÜ'L-'ARİFİN
Tercümelerl
TEK CİLT İÇİNDE İKİ DEV ESER
Türkiye'de ilk defa olarak, ilave veya çıkartma yapılmaksızın arapça asıllarına sadık kalınarak ciddî şekilde tercüme edilmiştir. Birinci eser olan TENBİHÜ'L - GAAFİLÎN kitabı baştaki 704 sahifeyi işgal etmekte; 705'inci sahifeden itibaren yeşil mürekkeple basılı kısımda da BOSTANÜ'L- 'ARİFİN kitabının tercümesi yer almaktadır. Önsöz ve takdim yazılarıyla beraber iki eserin tamamı 1032 sahife tutmaktadır.
Kıyamet gününde Allah'ın mahlukatı içinden en çok buğz ettiği kimseler şunlardır: Yalancılar, kibirliler ve din kardeşlerine karşı kalblerinde (gizli) kin besledikleri halde, onlarla buluştuklarında kendilerine (zahiren) iyi muamele yapanlar. Bir de Allah ve Resulüne çağrıldıklarında yavaş davranan, fakat şeytan ve onun emrine çağrıldıklarında ise süratle hareket edenlerdir. Ravi: Hz. Vazin İbni Ata (r.a.) Sayfa: 8 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Ağa olsa, paşa olsa, beğ olsa, Yakasız gömleğe sarılır bir gün.
Karacaoğlan
Padişah olsan da derler: "Er
kişi niyyetine..."
La-Edri
İnsanların öleceklerini yakinen
bilmelerine rağmen ondan gaf- let etmeleri kadar yalana ben- zeyen birşey görmedim.
Vehb bin Münebbih r.a.
Ölmek kaderde va
Ey âdemoğlu! Senin şu yadaki ömrün, sayılı birka günden ibarettir. Bu günler hepsi gelip geçecektir. B kısmı gelip geçmiş olduğun göre, geride kalanını ols ganimet bil.
Yahya bin Muazra
Allah Teâlâ, kuluna, ruhunu bedeninden çıkmasını, çek gam ve kederler nisbetinde ko laylaştırır.
Aliyyü'l-Hawās ra
Ebû Hüreyre (ra) vefatı yak
laştığı zaman ağlamış. Ya nındakiler neden ağladığını sormuşlar. O şu cevabı ver miştir:
"Kardeşlerim, öyle bir sefere çıkıyorum ki, yol çok uzak, azık az, yakīnim zaif, bir de Sırat üzerinden geçerken Cehenneme düşmek korku- su var."
Tenb. Muğt. Terc., 80
Ölüm ile intikam alınmaz.
Türk Atasozu
İnsanların aşktan öldüğü ya- landır.
Shakespeare
Ölüm olmasaydı, hayat bütün güzelliğini kaybederdi.
fe uğramış hristiyanlık. Avrupa'yı taklid hasta- lığına tutulmuş bazı ay- dın geçinen okur yazarla- rımız dine sırt çevirme anlayışını ülkemize aktar- mışlar. Hatta bazıları ileri gidip dindarlara ve dine "savaş" ilan etmişler.
Tabii ki dinimizin hris- tiyanlık değil islamiyet olduğunu bilmeden, İs- lam'ı tanımadan.
Batı âlemine hayran oldukla- n için, oradan gelen herşeyi İyi, Islam dunyasına ait her müesse seyi fena gören-mustakil görüş ve tenkit kabiliyetinden mahrum -ilk Avrupahlaşma taraftarları, ozellikle Turkiye'de vakıf mües sesesi aleyhinde bir cereyan uyandırmaya çalıştılar. Tanzimat devrinde bir aralık vakıfların ta mamıyla kaldırılması hakkında epey kuvvetli bir cereyan mevcut olduğu da nakledilir. Vakıf mü- essesesinin XIX. asırdaki peri- şan vaziyetine bakarak bu mü- esseseyi mahkûm etmek, sübjek- tif ve doğmatik bir teläkkidir". Şunu da hatırlatalım ki her asır insanlarının, zamanlarında mey- dana gelen fenalıkların sebeple rini geçmişlerine isnad ederek suçsuzluklarını isbata kalkışma- ları maalesef alışılmış bir du- rumdur. Halbuki tenkit edilen- lerin bizim dedelerimiz olduğu ve bir gün bizim de tenkit edile ceğimiz unutulmamalıdır. İşte bu sebeplerdendir ki Ebül - Ula Mardin vakıf aleyhindeki aşırı tenkit ve itirazları "dedikodu" olarak nitelendirmektedir. Biz vakfa yapılan itirazları ahlâk ve iktisadi olmak üzere iki ana gu- rupta toplayabiliriz:
Mesele,
Karın Doyurmak mu?
Vakfa yapılan itirazlardan bi- risi, vakıfların toplum içerisinde bir tembeller sınıfı oluşturması şeklindedir. Bu iddiaya göre va- kıf şahsi teşebbüsü yok etmekte ve herkesi tembelliğe sevketmek- tedir. İmäretleri açık gören halk,
artık çahşmamaktadu. Imäretler olmasaydı, halk çalışacaktı ve böylece hem toplum hem de fert yararlanacaktı
Gorunüşte itiraz gayet çekici dir. Ancak gerçek araştırıklığın da durumun böyle olmadığı gö rülur. Once şunu tesbit etmek gerekir; acaba insanı çalışmaya teşvik eden sadece bir lokma ek mek midir? Yani karın doyur mak çalışmanın tek sebebi mi- dir? Böyle bir düşünce materva list bir bakış açısının sonucudur
Herşeyi maddede
arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta
kördür
Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür. Kısaca ka- rın doyurmak çalışmanın tek se bebi değildir. Tek sebep olmadı ğı kabul edilince, bu itiraz gücu- nü kaybeder. Zira bizim milli ve dini terbiyemize göre, herkes başkasına yardımla mükelleftir Fakat hiçbir kimse başkasından yardım beklemez. Bu gerçeği unutmazsak ve hatta zenginlerin sadaka almasının haram olduğu- nu da düşünürsek, sözkonusu
itirazın yerinde olmadığı görule-
cektir. Bir memlekette fakirlere
yardım, ilim ve güzel sanatları
teşvik maksatlarıyla yapılan tah
sis ve tesislerden zarar doğman, bu müesseselerin gayelerine tha net etmesi ve ivi bit sekilde ida re edilmemesine bağlıdu
Devletin Kontrol Hakkı
İktisadi açıdan vapılan nuaz lar söylece özetlenebilir Vakil konusu mallar, mulkiyet remmin den çıktığından tedavül edeme mektedu Halbuki bir malın ge lir temin etmesi ancak tedavulu ile mumkundar Tedavul olma vinca gelir temin etnicz, serve dondurulmus olur. Netice olarak milli servet bundan etkiletit Bu sakat bir usuldur, sebebi de va kifdır.
Vakıf usulü sadece menkul mallarda teşvik edilseydi bu itu raz yerinde olabiludi Halbuki ilerde de göreceğimiz gibi, vak fin konusunu teşkil edecek olan mahn gayrimenkul olması esas dır. Gayrimenkul mallarda ise tedávül asıl değikdir. Ciayrimen kullerden yararlanmanın en gu zel yolu, işletilerek bunlardan ge lir elde etmektir. Vakıf ise, bu is letme fonksiyonunu engellemes belki teşvik eder. Clayeumenkul lerin tedavul etmemesi asiklu Ayrıca menkul mallar içta de te davulun her zaman vararlı oku ğu söylenemez. Bir maha teda vulu hızlı olunca, ihtikär gorol mektedir
Belli eller o malları halka sal tığı için bazan topluma zarar da verirler. En onemlisi de vakil mallar uzerunde devletin kontrol hakkı vardır. Zaruret okluğu za man, vakıf şartlarına riayet ede meyebilir. O halde iktisadf a dan yapılan tiraz verinde de
Kepenekci Sinan Cami min bugun cukunda kalmış hali ve ginę kapısı
Beda memleketlerdeki hara
Naeim sebebi olarak vakıfların
genesi de gerege davan
gi, vakır hukukunun Makanders. Ne male ihmal estil mesine asla mosait değildir Fakat maslahat Ihatkut eigi zaman, hakinin sarlara aykın davranı bilmektedi. Netice olarak, va kil bukuku ayondan ihmali, nki ve haray olmayı teşvik eden bo hukum sookonusu değildir.
Vakla mane ve iktisadfacr dan yapılan itirazların, bu mu esseseyi Islam coplumlarının ta pelles cercevesi kinde tet kik mugimir zaman, asıl sebep daha iyi anlaşılacaktır. Ev
bu wakitles, Islam toprak amacını güden batr blar tarafindan yapılanş ve ten Krem sarülürken vakıfların um ve soysualas han vanverleri nazara veril incolarak, itirazları , XIX asrdaki In kat mektebinin liberal erini ve darvinizmin de sharmadesk tabil bir ka
nun gibi kabul edenlerdir. Bun larm en böyük hatası, pesim D kiri olmaları ve sosyal bir mo essesenim sadece si için doğru olan onun buton havatma ve mahive tine texmil etmeleridir. Halbuki vakır hukuku, gelişen iktisadi şartlara göre uvarlanması mum kun olan hukumleri ihtiva et mektedir. Vakıf müessesesi, di ni ve hukuki bütün gibi, geliştiği İslam maddi ve manevi gun olarak ve toplum umumi hayatıyla Ahengini uzun bir tekamül geçirmiştir. Is lam medeniyetinin yüksek devir lerinde, bu müessese de dini hayrf görevlerini miş, musluman başarıyla ifa et kavimlerin sivasi ve iktisadi gerileyişi onu da ister istemez etkilemiştir.
Vakıf müessesesine karşı batı dan esen tenkit rüzgarlarının Os manh Devletinde de bazı dalga- lanmalar meydana getirdiğini müsahede ediyoruz. Bu dalga- lanmaları iki gurupta toplamak mumkandor: Birincisi, vakıflar- la ilgili hukuki düzenlemelerde görülen ıslah ve tadil hareketle-
gan boshlashe Reede gove
fi, ikincisi ise, ilim aleminde meydana gelen dalgalanma lardir
Gelen tenkitler karşısında bazı Osmani ilum adamları vakfın asıl hükümlerinin asra uygun olarak tatbikini isterken, bazıları da aleyhde fikirler beyan etmis tir
belli bir devre bir hukmu, müesseseler toplumunun şartlarına uy koruyarak Vakıf muamelesi serveti don
Bazı noktaları özetlemek is tiyoruz
durma değildir, belki herhangi bir ämme hizmetine ebediyyen tahsisi demektir. Bu tahsiste de durgunluk değil, hareket sözko nusudur. Osmanlı tarihine bir Röz atılırsa, bugün ämme hiz metleri özelliğini taşıyan sayısız sosval hizmetlerin, vakıf mues sesesi taralından gerçekleştirildi ği görülecektir. Osmanlılar dev- rinde binlerce kişi, kendi para larıyla, hiçbir menfaat bekleme den, devletin bugün ifa etmekte olduğu âmme hizmetlerinin ço ğunu ifa etmek uzere nice dini ve hayri müesseseler vücuda getir- mişlerdir. Anadolu'ya muslu man Türk Yurdu damgasını vu ran da vakıf muessesesidir. Va- kıflar harpier kadar mukaddes bir gaye için tesis edilmişlerdir.
YAVUZ SELIM HANIN VEFATININ SENEYİ DEVRİYESİ MÜNASEBETİYLE
"Sefer-i Ahiretten gayrı Seferümüz Yoktur
"Sure-yi Yasin tilavet eyle! demiş, kendisi de Hasan Can'la beraber bütün sureyi bir kere okumuş, nedimi tekrar okumaya başlamış ve "Selâm” âyetine geldikleri zaman şanlı hastanın ruhu daima sığındığı Rabbine kavuşmuştu
İstanbul'un yedi tepesin- den altıncısı üzerinde, Sultan Sü- leyman'ın hemen bir türbe,bir câmi, bir mektep ve bir imâret yapılmasını emrettiği yerde, Al- lah'ın rahmetine tevdi edilmişti.
Milâdî 1470 yılında Amasya' da dünyaya gelmiş olan Yavuz Sultan Selim, 1520 yılı 21 Eylül Cuma gecesi vefât ettiğinde elli yaşlarında bulunuyordu. 1512 senesinin 24 Nisan günü tahta çıkmış ve vefâtı tarihine kadar 8 sene, 4 ay, 28 gün saltanat sür- müştü. Hâlife ünvanının kendi- si için ilk defa kullanıldığı "Me- lik Müeyyed" câmii'nde oku- nan ilk hutbede hatip o zamana kadar süregelen âdete uyarak Ya- vuz için de "Hâkim-ül- Haremeyn-iş-Şerifeyn" sözlerini kullanınca, pâdişah dinî bir te-
H atip, Yavuz için de "Hâkim-i
Haremeyn-i
Şerifeyn" sözlerini kullanınca kendisi tevazu göstererek, "hâkim" yerine "hâdim” yani hizmetkâr
demesini istemişti
Yavuz Sultan Selim Han (Minyatür)
vazû göstererek, bizzat seslenip "hakim" yerine "hâdim" yâni "hizmetkâr" demesini istemiş ve bu tarihten itibaren de hep bu şe- kilde söylenilmişti.
★★★
Yavuz Sultan Selim'in oğlu, daha sonraları "Muhteşem" ve "Kanunî" lâkabları ile tarihte yer alacak olan Birinci Süley- man, yakınmaların çokluğun- dan ve aslında siyasî mâhiyet ta- şıdıklarını bildiği halde, hatâ iş- lemeyeceğine inandığı babasını, nedimi Hasan Can'ın şahsında yargılattı. Kendisi bir perde ar- kasında duruyor ve yakınmala- rın oluşturduğu suçlamaları sav- cı durumunda bulunan Veziri İbrahim Paşa soruyordu. Bunlar üç maddede toplanıyordu:
1) Merhum ve mağfur-u leyh Yavuz Sultan Selim Han Hazret- leri neyçün Çaldıran meydan
Hukuk Tarihi Öğretim Üyesi Sayın Doç. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ, İslam Huku- kunda ve Osmanlı uygula- masında rüşvet ve hediyenin tarifi ve çeşitlerini Sur'a yaz- dı. Haziran sayımızda yayın- layacağımız bu yazıdan, rüş- vetin tarifinde güçlük çekilen çeşitlerine ait bir bölümü su- nuyoruz:
Rüşvetin üç çeşidi vardır:
1. Alana da verene de yasak ve haram olan rüşvettir. (Karşı- lığında kendisinden bir menfaat veya yardım beklenilen mal. Gayr-i meşrû' menfaat elde et- mek için bir mal veya menfaatin yem olarak kullanılması.)
2. Sadece alana haram olan rüşvettir. (Ciddi manada mal ve-
ya canı tehlikede kalan şansın, can veya malını, belli bir mal ve- rerek kurtarmaktan başka meşru' bir çaresi olmadığı du- rumlarda verdiği rüşvet gibi.)
3. Yine sadece alana haram olan rüşvettir. (Haksız olarak çıkmaza sokulmuş resmi işini, devlet memuru olmayan birisine para vererek hallettirmekte de veren için sorumluluk yoktur. Ancak alan için bu da haram ve yasaktır. Zira müslümana karşı- lıksız yardım esastır.
Bir de veren için de alan için de sorumluluğu olmayan bir uy- gulama vardır. Bu, avukat, ma- li müşavir veya başka alanlar- da uzman olan şahısları belli bir bedel karşılığında kendi işi için koşturmak durumunda verilen bedeldir.
Kureyş'in ileri gelenleri Resul-i Ekrem'i yolundan çevirmek için olan- ca güçleri harcamış, O'na bir sürü kelifte bulundular: "-Ya Muhammed, işte şu kadar mal sana... Bizim ilahlarımızı ayıp-
lamaktan vaçgeç. Onlar hakkında kötü söz söyleme. Bu hem senin, hem de bizim için iyi olur."
"-Nedir o?"
"-Bir sene sen bizim ilahlarımıza ibadet et, bir sene de biz senin ilahına ibadet ederiz. Senin ki hayırlı ise biz de nasibimizi almış oluruz."
Resul-i Ekrem (s.a.v.) bunun üzerine: "-Allah'a şirk koşmaktan Allah'a sığınırım" buyurdu. Ve ardın- dan Kâfirun Suresi nazil oldu. Ondan sonra yolların ayrılması kesin
ve kat'i çizgilerle belirtildi...
Bu hak ve batıl ayırımı kıyamete kadar sürüp gidecektir...
Hz. Ömer (R.A.) Mekke'ye giderken yolda b çobana rastladı. Kendini ona tanıtmadan bir dene- mede bulunmak istedi ve: "A çoban! Şu sürün- den bir koyun bana satmaz mısın? diyerek teklifte bulundu. Çoban: "Ben bunların sahibi değilim. satın alınmış bir köleyim" diye cevap verdi. Hz Ömer (R.A.) ona: "Canım ne var, sen efendine bir koyunu kurtlar yedi desen olmaz mı?" diye- rek yol gösterdi. Çoban hiç beklemeden şu cevab verdi: "İyi ama ya Alalh (c.c) nerede? O bizi gör- müyor mu?" Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) ağ- ladı ve geceyi orada geçirdi. Ertesi gün o köley satın alıp hürriyetine kavuşturdu. Sonra da ona şöy- le dedi: "Söylediğin o güzel söz seni dünyada hürriyetine kavuşturdu. Dilerim ki ahirette de se- ni Cehennem azabından kurtarır."
"Dünya böyledir; biri çalışır, çabalar da bir ser- vet elde eder. Başka birisi gelir onu eziyetsiz sarfe- der." (Şeyh Sâdi)
kalpteki nazar ilahiden feyz almaya vesile olacağına, hem de bir kalbi incitmus ne kadar ağır bir vebal olduğuna dikkat çekmiştir. Hak dostlarının en büyük ayna ne kadaretleri de, ilahi hakikatlerden uzak düşmüş hasta ve gåfil kalpleri la ve imanm nuruyla ebedi şifaya kavuşturmak, mü'minlerin mahzun ve mag gönüllerini ise şefkat ve merhametle ihyä etmekten ibarettir.
Takriben 40 sene evvel Hasan Nedvi (1914-1999), İstanbul'a teşrif etmiy Gençlere yaptığı bir sohbette kendisine:
"Ostad, gençliğe ne tavsiyede bulunursunuz?" diye sordular. O da dedi ki: Size iki misal vererek nasihat edeceğim.
Birincisi, Ben 20 sene evvel Suriye'den geçiyordum. Oradaki Müslüman halkın gençleri, daha ziyade ticareti ve esnaflığı tercih etmişlerdi. Fakat Nusayriler ise çocuklarını okutuyorlardı. Ben o zaman Sünní cemaate:
"Çocuklarınızı okutun! Aksi hälde bu devlet elinizden gider!" diyerek ikazda bulundum"
Hakikaten bugün maalesef Hasan Nedvinin işaret ettiği hazin durum gerçek leşmiş durumda
Diğer husus, İmam-ı Rabbani Hazretleri, Ekber Şah zamanında ufak bir grup tu İmam-ı Rabbani, bu gruba Ekber Şah'la mücadeleyi değil, kâmil insan yetiş tirmeyi tavsiye etti. Bir tarafta Ekber Şah'ın devlet kademelerini tutan bir grubu
vardı. Diğer tarafta da halk nezdinde müessir olan İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin talebeleri vardı. Zamanla İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin tesir halkası genişledi. Ekber Şah'ın grubunun gücü azaldı, tesiri dağıldı. Nihayet Ekber Şah'ın torunu ve zamanının sultanı olan Ålemgir Sultan, İmam-ı Rabbanľnin oğlu Muhammed Ma'sum Hazretleri'ne intisap etti. Onun maddi-manevi evladı olan Şeyh Seyfüddin Hazretleri'nin terbiyesi altında kemåle erdi. Şeyh Seyfüddin Hazretleri bu şehza deyi Hindistan'ın Müslüman hükümdarı olarak yetiştirip Ekber Şah'ın çıkardığı bid'at ve sapıklıkların tesirini tamamen sildirmek için hazırladı. Dolayısıyla sizler de enerjinizi sokaklarda slogan atmaya, duvarlara yazı yazmaya değil, kamil bir gençlik yetiştirmeye sarf etmelisiniz!.." dedi.
Rabbimiz, cümlemize lak dostlarının gönül ikliminden rahmet ve fazilet esin- tileri ihsan eylesin. Bu davetimize uzaktan yakından teşrif eden siz kardeşlerimizi, iki cihanda
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 355 1 Davud (a.s.)'ın ve bütün yeryüzü halkının ağlaması, Adem (a.s.)'ın ağlamasına denk değildir. Hz. Süleyman (r.a.) 355 2 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar. Hz. Ebû Said (r.a.) 355 3 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar. Hz. Ebû Bekre (r.a.) 355 4 Eğer bir huri parmaklarından birini dünyaya gösterse (yer-gök ehli) her can sahibi, onun kokusunu duyardı. Hz. Said İbni Amir (r.a.) 355 5 Ehli Cennet kadınlarından bir kadın yeryüzüne baksa, misk kokusundan yeryüzü dolar ve yüzünün nuru güneş ve aynı ziyasını bastırırdı. Hz. Said İbni Amir (r.a.) 355 6 Cennetten bir tırnağın yükleneceği bir şey dünyaya gelse, mağrib ile meşrik arasındakileri tezyin ederdi. Cennet ehlinden bir kişi bileziklerle beraber gözükse, nuru güneşin ziyasını söndürürdü. Güneşin yıldızları söndürdüğü gibi. Hz. Davud İbni Amir (r.a.) 355 7 Dünyadaki bütün varlıklar ümmetimden birinin elinde olsa, sonra o "Elhamdülillah" dese, bu "elhamdülillah" sözü, bütün onlardan daha kıymetli olurdu. Hz. Enes (r.a.) 355 8 Zakkumdan bir damla dünyaya damlasa, dünya halkının geçimini ifsad ederdi. Ya yemeği ondan olanın hali nasıl olur? Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 355 9 Cehennemden bir kıvılcım arzın ortasına düşse, sıcaklığının şiddeti ve pis kokusu şark ile garbı kapladı. Hz. Enes (r.a.) 355 10 On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Ğayy u esâm" denilen mevkiye yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Ğayy u esâm" nedir? Buyurdu ki: "Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 355 11 Sizlerden biri bir yere konduğunda "Eûzü bi kelimâtillahit tâmmati min şerri mâ halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez. Hz. Havle (r.a.)
YanıtlaSil
yuksel27 Temmuz 2024 01:38 10 * On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Gayy-u
esam" denilen mevkie yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Gayy-u esam nedir?" Buyurdu ki; Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebu Umanera. (Gayyaya, namazını zayi edenler ve şehvetlerine uyanlar, esama da müşrik, katil ve zalimler
giderler.)
11 ★ Sizlerden biri bir yere konduğunda "Euzü bi kelimatil tammati min şerril ma halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez.
Öyle zaman gelecek ki, dünyada yalnız fitne, bela ve fesad olacak. Böyle bir zamanda sizin ameliniz bir kale gibidir. Üstü güzelse, altı da güzel olur. Ravi: Hz. Muaviye (r.a.) Sayfa: 139 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Allah'a "Cübbül Hüzün" (Hüzün kuyusu) den istiaze edin. Dediler ki: "Cübbül Hüzün nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, Cehennemde bir vadidir ki, Cehennem, her gün dört yüz defa ondan Allah'a sığınır. Oraya en çok, amellerle mürailik yapan, alimler girer. Muhakkak ki alimlerin Allaha en sevimsiz olanı, Emirleri ziyaret edenleridir. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 254 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
1980-12 Mart dönemi başbakanı Nihat Erim, İstanbul'da öldürüldü.
19
CUMA FRIDAY
TEMMUZ
JULY
Allah'ın kudreti her şeye galiptir ve her işi hikmet
iledir.
Bakara Suresi: 228
BİR HADİS
Üç kişi bir araya geldiklerinde birisi imam olsun. İmamlığa en lâyık olanları Kur'ân'ı en iyi
okuyandır.
Müslim, Mesacid: 289-291
Mü'minler ibâdetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sâir ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir fert, ibâdetinden kazandığından fazla bir sevap, cemaatten kazanıyor. Mesnevî-i Nuriye
dikkat çekici boyutlara ulaşmıştı. Yerli ve yabancı medya kuruluşları, 2011 yılından itibaren İktidar partisinin gösteri, ifade, basın ve internet kullanımıyla ilgili üngürlükleri kısıtladığını vurgulayarak Erdoğan'ın bir 'gizli gündemi olduğunu iddia ediyordu.
ezaman ve kaç kez tum ben? Nereden ve yolculuğum nereye?
Zihnimdeki sualler, beni asırlar Öncesine taşımış, henüz zaman he sabını yapamadığın bir devre go türmüştü. lik insana kodlanımy bir mayaydım, vakti gelince ortaya çık mak üzere sulanan bir zerre... Pe ki, oraya ne zaman sefer etmiştim? Hangi zerrelerin içinden nasıl seçil miştim? Nesiller öncesinde ciddi bir karar ile başlayan måceramın şim diki seyri nereye olacaktı?
KIYMETLİ EMANET
Bir zamanlar melekler, toprağımı almak üzere yeryüzüne Inmişlerdi. O kadar kıymetliydim ki, benden mil yarlarca sene önce var edilen atom
doğmuşlarımın emanet edildiği toprak par geliyorun çauna, ilk önce melek eli değmişti.
Kim bilir kaç asır sonra ayak ba sacağım diyarlardan götürülmüş tü bedenimin mikro-parçaları, yüce ferman ile.. Yeryüzünün canı alım mıştı melekü'l-mevt ile, benim ca nima can olması için
Ağlamıştı yeryüzü, kendinden ko pan için nehir nehir.. Belki hasre tin yakıcılığınaydı gözyaşları; belki de canının yanmasınaydı. Öyle ya, gözyaşı olmadan can parçası olunur muydu hiç? Acaba arzın bir parça sı ölünce mi doğmuştum ben ille
Daha hayat bulmadan mevt (ölüm) ile karşılaşmam da neyin nesi idi? Yoksa ölmeden dirilmem mümkün değil miydi? Hayatımdan önce takdir edilen memâtım (ölü
müm); verilen nefesin kıymetini bij
mek, ömür nimetine ölüm ile a ayar vermek, "ahsenti amelä: amellerin en güzell" için gayret etmek mak sadına binäen miydi?
Toprakla başlayan maceram, nice zaman sonra çamurla buluşmuştu. Sıraya başkaca menziller de konmuş tu: Toprak, su, hava, ateş Çeşitli merhalelerden geçirilen bedenim hangi sırlarla dolmuştu?
Kupkuru bir topraktan gelişim,
üzerime yağan yağmurlarla çamur oluşum ve hamurumun bilmediğim zamanlarda sımsıkı yoğruluşu, bana hangi dersi vermeliydi? Varlık derya- sında kibre dalmamam, benlik ayna sında caka satmamam için mi ayak altında çiğnenen ve hiç ses etmeyen bir maddeyle mazim birleştirilmiş- ti? Atılmış bir damla sudan yaratı lışımı, hiçliğimi asla unutmamam için mi zähiren hor görülen bir mad-
deden başlatılmıştı, beden kalıbım?
Topraktan çamura konmuş, ora dan havaya salınmış ve ateşte pişi rilmiştim! Bir yandan ihtimamla hu- susi safhalardan geçirilmiştim, öte yandan meşakkatli devirlerde uzun uzun bekletilmiştim! Hangi mekte bin talebeliği için özel dersler veri lerek eğitilmiştim?
Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir) Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 141 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Allah huzurunda Devlet başkanı ile herhangi bir vatandaş arasında hukuki bakımdan hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla vatandaşlar aç du- rurken, ya da birçok ihtiyaçları varken. Devlet başkanına köşkler yap- tırmak, milyarlar harcamak, içki alemleri hazırlamak dalkavuklara para ve makam dağıtmak, onun geçeceği yolları süsleyip püslemek sırf kendi rejimlerine itaat ediyorlar diye layık olmayanları işbaşına ge- tirmek, Devlet Başkanı'nı eleştirenlerin işine son verip işkence yap- tırmak. Çünkü Emevi Sultanı halifeleri bütün bunları yapıyorlardı. Bu gibi fiiller gayr-ı İslami, tağuti fiilerdir.
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 250 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02 Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 250 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03 Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 250 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06 Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür. Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.) Sayfa: 361 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07 Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 361 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08 İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 361 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21 610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk. bu ayet mensuhtur
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellemjin zamirine izafe edilen ism-i şerifte Rablik ünvanının kullanılmasının, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) hakkında ne büyük lütuf ve iyilik açıklamak olduğu gizli değildir
Hazin (Rahimehullah) bu ayet-i celile'yi: "Ya Muhammed! Rabbinin sana vahyetmiş olduğu Kur'an'da emrolunduklarına tabi ol! Onlarla amel et, ve kullarıma da tebliğ et! Sana, 'Okudun, öğrendin' diyenlerin sözlerine itibar etme!" şeklinde tefsir etmiştir ki, ayet-i celile'nin sonunda gelen:
) وَأَعْرِضَ عَنِ الْمُشْرِكِينَ ( "Müşriklerden yüz çevir!" kavl-i şerifi de, "Onların arzularına uyma, görüşlerine değer verme!" diye tefsir edilmiştir ki, "İbni Abbas" tefsirinde zikredildiği üzere, burada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) ile alay eden, Velid İbni Muğîre, Âs ibni Vâil, Esved ibni Abd-i Yağûs, Esved ibni Hars, Hars ibni Kays gibi hususî müşrikler kastedilmiştir.
"Müşriklerden yüz çevirme" hükmünün mensuh olup olmadığı hakkın- da müfessirlerin iki görüş üzere ihtilafı mevcuttur:
1-Taberî (Rahimehullah), İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma)dan naklolunan: "Mü- minlere, müşrikleri affetmelerini emreden, "Müşriklerden yüz çevir!" mealin- deki ayetlerin hükmü:
öldürün!" (Tevbe Süresi:5'den) ayet-i kerime'siyle nesholmuş (geçersiz kalmış)tır." rivayetine dayanarak, ayet-i kerime'nin mensuh olduğu görüşünü tercih etmiştir. (Taberî, Tefsir, No:13740, 5/303)
2- Ayet-i kerime'nin muhkem olduğunu kabul edenler, bu görüşlerini birkaç yönden açıklamışlardır:
a) Ayet-i kerime'deki "Yüz çevirme" hükmünü devamlı kabul etmeyip, o an için Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) e yapılmış hususî bir tenbih kabul edenler, ayet-i kerime'nin mensuh olmadığına kaildirler.
Nitekim Fahrurrâzî (Rahimehullah)ın beyan ettiği gibi, o an için müşriklere karşılık vermemeyi emretmek, hiçbir zaman karşılık verilmemesinin emre- dilmesi manasına gelmez. Bu yüzden de ayet-i celile'nin hükmünün neshini kabullenmek gerekmez ki, bu durumda ayet-i kerime muhkemdir.
b) Burada "Onların re'yine iltifat etme, sözlerinden ve şirklerinden kızıp kendini üzme. Çünkü herşey Allah-u Tealâ'nın dilemesiyledir." şeklinde bir mana da, Sâvî (Rahimehullah) tarafından nakledilmiştir ki, buna göre ayet-i celile'den maksat:
"Müşriklerin seviyesine inerek, ortaya koydukları cahilâne tutumlara aynıyla mukabele etmekten vazgeçirmek ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem)i, insanların kabulüne daha yakın, şiddet ve nefretten daha uzak olan yumuşak muamele yoluna yönlendirmek"ten ibaret kabul edilmiş olacağından, bu manaya göre de ayet-i kerime muhkemdir.
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir. Nitekim günümüzde, reddetmeye güç bulamayacak-
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." [Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335).][60]
AÇIKLAMA:
1- Daha önce de açıkladığımız üzere دَجْلِ kelimesi Arapçada "telbis (=giydirme, örtme) manasına gelir. Kizb yani yalan manasına da kullanılır. Çünkü, kizb de gerçeğin örtülmesidir. Deccal bu durumda yalancı demektir. Peygamber olmadığı halde peygamberliğini iddia eden manasında. Bu manada, sapık mezheplerin kurucuları birer Deccal olmaktadır.
2- Yalancı deccallerin çıkacağını haber veren hadisler farklı vecihlerde gelmiştir. Bunların herbirinde, mevzuyu açıklayıcı bazı ziyade unsurlara rastlanmaktadır.
* Ahmed İbnu Hanbel'de Huzeyfe'den gelen bir rivayette, bu yalancıların 24 adet olacağı, bunlardan 4 tanesinin kadın olacağı, herbirinin kendisini resulullah zannedeceği belirtilmiştir.
* Yine Ahmed’de gelen bir rivayette: “...Ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur” ibaresi mevcuttur.
“ Ahmed’in bir diğer ziyadesi, bu yalancılardan sonuncusunun a’ver yani “bir gözü kör” olacağını belirtir.
* Taberâni'nin bir rivayetine göre yalancıların sayısı 70'dir.
İbnu Hacer de ki: "Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler 30 veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır, batıla davette bulunur, fakat peygamberlik iddia etmez." Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.
Bu hususun doğruluğunu, Ahmed İbnu Hanbel'in kaydettiği bir rivayet te'yid eder. Mezkur rivayette, Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu'l-Kevva'a: "Muhakkak ki sen Resulullah'ın haber verdiği yalancılardansın" demiştir.
Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah'ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur. [61]
AKGÜNDÜZ: DİYANET'İN “RİSALELERİ BASIYORUZ" SÖZÜ LAFTA KALDI
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, "Risale-i Nurların şu anda Diyanet camileri dahil, bütün resmi kurumla- ra konulması yasaklanmış. Elimde deliller var. Kim yasakladı? Hangi genelge ile? İçişleri Bakanlığı genelgesiyle mi? Başka tarzda mı?" diye sordu.
"DİYANET İşleri Başkanımızın 'Basıyoruz' sözleri lafta kalıyo diyen Akgündüz, "Unutmayınız, Risale-i Nur'a muhalif olan d dar iktidarlar iktidarda kalamazlar, kendilerini CHP iktidarıyl karıştırmasınlar. Eğer bu yasağı kaldırmazsanız, 2028'de iktida değilsiniz" ifadelerini kullandı
YanıtlaSil
yuksel7 Ağustos 2024 11:08 gündüz'ün X mesajlarında şöyle ifade edildi: "Risale-i Nur'ların şu anda Diyanet cami- leri dahil, bütün resmî kurumlara konul- ması yasaklanmış. Elimde deliller var. Kim yasakladı? Hangi genelge ile? İçişleri Ba- kanlığı genelgesiyle mi? Başka tarzda mı? "Diyanet İşleri Başkanımızın 'Basıyoruz' sözleri lafta kalıyor. Unutmayınız, Risale-i Nur'a muhalif olan dindar iktidarlar ikti- darda kalamazlar, kendilerini CHP iktidarıyla karıştırmasınlar. Eğer bu yasağı kaldırmaz- sanız, 2028'de iktidarda değilsiniz..."
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
Herkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
laşan Kanada Başkenti Ottowa'nın güneyindeki Leitrim. Almanya'daki Bad Aibling ve Japonya'nın güneyinde Misawa istasyonlarıdır. Ayrıca sistem 100'ün üzerinde irili ufaklı uyduyu da kullanmakta ve yönlendir mektedir. Küçük uydular sistem tarafından kullanılmakta ama asıl işlevi yüklenen beş ana uydudur. Bu uydular eliyle sistemin dinlemediği, görmediği, İzleyemediği pek bir şey kalmamaktadır. İletişim imkânlarının neredeyse tamamını tarayabil. mekte ve kontrol altında tutabilmektedir. Telefon, cep telefonu, e-mail'ler, faks, te- le-faks, bilgisayar ve hatta okyanusun altından geçen iletişim hatlarının tamamı iz lenebilmektedir. Echelon'un merkezi ABD'de Fort Mead'dadır. Sekiz "ana üssü" yanı dinleme merkezi mevcuttur. Bunlardan iki tanesi ABD'de, iki tanesi İngiltere'de, iki tanesi Avustralya'dadır. Kanada ve Yeni Zelanda'da da birer tane mevcuttur. BBC'de yayınlanan bir programa göre, NATO ülkelerinin çoğunun bu sistemde ortak katkı- ları vardır. Bu basit alış-veriş zorunluluğu günümüzde tam 50 değişik ülkede yakla şık 175 merkez anlamına gelmektedir. Bu merkezlerin çoğu Amerikalılar çoğunlukla ABD'li askerler, tarafından işletilmektedir. Türkiye'nin de bu sisteme dâhil olduğu ve bulunduğu coğrafi ve stratejik konuma uygun olarak; Ağrı, Antalya, Diyarbakır, Edirne, Adana, İstanbul, İzmir, Kars ve Sinop'ta 9 üs bulundurduğu id- dia edilmektedir
1998 yılı rakamlarına göre Echelon dakikada 2 milyon, günde ise 3 milyar tele- fon görüşmesini izleyebilir veya dinleyebilir. Üstelik bu rakamlar yalnız 1998 yılını ihtiva etmektedir. Bununla beraber. Mercury uydusu ile deniz altı gemi iletişimini bile dinleyebilen bir teknolojisi olan Echelon'un 11 Eylül'de New York'ta susturul- muş olduğu ve muhtemelen bunun ABD istihbaratına sızmış, dünyanın ikinci büyük istihbarat servisinin bir uygulaması olduğu iddia edilmektedir. Echelon, muazzam bir istihbarat akışı sağlayan bir teknoloji kullanmaktadır. Sistemin ana kullanıcısı olan NSA'nın her 12 saatte elde ettiği istihbarat miktarı, ABD Kongresi'nin kitaplı ğına eşittir. Echelon, ortak devletlerin yönlendirdiği ve onların kontrollerinin di şındaki haberleşmeleri izlemektedir. Echelon, istihbarat ve ekonomik casusluk sa- vaşının da ana unsuru olmuştur. Uyuşturucu kaçakçılığı, terörist hareketler, para aklama, sanayi ve ekonomi bilgileri, politik terimler, kişisel notlardan elde edilen kelimeler Echelon'un büyük beynine kaydedilmektedir.
Echelon çerçevesinde INTELSAT (Uluslararası Telekomünikasyon Uyduları) sıkı bir denetime tutulmaktadır. Bu denetleme ABD'de Washington DC-Sugar Grove, Bri tanya'da Cornwal-Morwenstow, Türkiye'de Adana-Pirinçlik, Batı Avustralya'da Geroldton, Yeni Zelanda'da Wathopai ve Japonya'da Yakima'da bulunan istasyonla rın oluşturduğu bir ağ tarafından sağlanmaktadır552, Echelon, anahtar kelimelerin geçtiği, geçebileceği her iletişimi izlemeye ve taramaya başlamaktadır. Sistem, yal
Nedret Ersanel, Siber İstihbarat: Sanal Enm Coşkun, Küresel Gözaltı Elektronik Gizli Dinleme ve Görüntüleme, Ümit Yayıncılık, (Ankara
2000), 98
200
ve Dijital Casusluğun Anatomisi, Hayy Kitap, (Ankara, 2003), Halid Özkul, Gizli Ordular-CIA, Sorun Yayınları, (Istanbul, 2001), 38.
maca haberleşmeleri izlemek için değil, onunla birlikte nakledilen verileri de cirmek için KURATORY. Echelon şebekesinin a dağıtırlar. ORATORY adı verilen bir bilgisayar programı, otomatik olarak sajlar ile sözlükteki sözcükler arasında bağlantı kurmaya olanak sağlamaktadı Uydu-bilgisayar ortak çalışmasının sonucu olarak tarama işlemlerinde önced belirlenen kelimelerden herhangi birine rastladığı anda sistem kayıt etmeye baş Bakta bir yandan konuşmanın yapıldığı çıkış noktasını tespit etmeye çalışmakta bazasına almaktadır. Bu işlemi uydu teknolojisinden yararlanarak yaptığı içi Masik dinleme ve yer bulma metotlarından farklı olarak çok kısa bir süre içind macı gerçekleştirmektedir. Echelon, dünyanın çevresindeki tüm uydulardan kendi uydularının üzerinden edindiği tüm bilgileri toplamakta ve ana üslere gelen bu bilgi yığınları özel olarak üretilen dijital disklerde depolanmaktadır. Disklerd depolanan bilgiler aranan ve hedeflenen istihbarat için oluşturulmuş özel bölünm lerdeki birimlere ilk kaba tasnif için gönderilmektedir. Bu aşamadan sonra yeni bi ayıklama ile işe yarar bilgiler bir üst masaya, önem sırasına ve gizlilik derecesin pire ve kodlanarak gönderilmektedir. Analiz safhasında, yorum ve öneriierin belir
lenmesinden sonra bilgi kullanıcıya iletilmektedir.
Dinleme ve takibe alınan konuşmalarda şu kelimeler ile ilgili konuşmalar oto
matik kayda geçmektedir; ETA, IRA, PKK, enformasyon, terörizm, gerilla, patiama bilgisayar, nükleer silahlar, patlayıcılar, silahlar, suikastlar, uzi, teflon mermiller, ma- ymlar, uranyum, napalm, nükleer, el bombası, gizli servis, terör, özgürlük, internet glivenliği, güvenli internet bağlantıları, 003, audiotel, kimlik, endüstriyel casusluk, Siemens, Shell, ELF, 2600 dergisi, Time, hilal, cihad, müezzin, KLM, elektronik banks hesapları, market, visa, külçe altın, intemet, underground, password, NATO, NASA FBI, Beyaz Saray, IMF, MIT, JITEM, seks, Monica, fetis, klon, Armani, Yasemin, miser pl agi. Ninja, top Secret, GSM, AT&T (Amerikan telefon şirketi), yasa, Zen, Marx. Falkayama, George Soros, pikrik asit, gümüş, kömür, sülfür, nitroselüloz, kokain. NSA, Echelon'un da ciddi teknik sorunları mi her zaman
olduğunu açıklamıştır. İnternet ilet istenildiği kadar kolay bir biçimde yakalanamamaktadır. Fiber tik iletimler (çok büyük hacimli sayısal veriyi ışık sinyalleriyle iletme) çok dahe byk zorluklar çıkarmaktadır. Rastgele yakalanmış iletişimin anlamı bir biçimde i ve çözü cıkarsakta çok böyük bir iş olduğu görülmektedir. Ancaklar Microsystems'in stresinin çok b Whitfield Diffe, NSA'nın yukarıdaki sorunlar ile şifreleme uzmanı akarlarına hizmet eden bir aldatmandieri ipin söylemektedir, Ajansın bizi inandırmak istediği şey, internetin kandid mektedir. "Ajansın bizi india olduğu ve istedikleri şeyi bulunan Redeflerinin
or olmadığı anlamına gelmez: ama bu korkunç istihbaratçıların söyledilerin onların sorunları olduğuna inanması NSA'nın işine gelir. Bu, onların so ya karşılamak gerekirssa".
Bum Haydut Devlet, Yeni Hayat Küphanesi, 2 Bakhtanbul 2908240
1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel16 Şubat 2020 08:31
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
Benden sonra ümmetim üzerine şu üç şeyden korkarım. Devlet reisi ve vekillerinin zulmünden korku duyulması (Hükümde tesir altında kalmak), yıldızların (tesirine) itikad ve kaderi tekzib etme.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Muhaccir (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:06
Sizin üzerinize şu altı şeyden korkarım. Sefihlerin amirliğinden, kan dökmekten, hükmü satmaktan, sıla-i rahmi kesmekten, Kur'an'ı musiki eğlencesine vesile yapmaktan ve askerlerin çoğalmasından.
Ravi: Hz. Avf ibni Malik (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:08
Benden sonra ümmetim üzerine şu üç dalaletten korkarım. Hevalara uymak, karın ve şehvetlere uymak ve marifetten sonra gaflete düşmek.
Ravi: Hz. Eflah (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:09
Cuma namazında hazır olun ve imama da yakın bulunun. Zira insan Cuma'dan geri kalmakla, Cennet ehli olduğu halde, Cennetten geri kalmış olur.
Ravi: Hz. Semure (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:10
Sekerat (ölüme yaklaşma) halindekilerin yanında hazır olun. Ve onlara "Lâ ilahe İllallah'ı" telkin edin. Ve onları Cennetle de müjdeleyin. Zira erkeklerden ve kadınlardan halim olanlar bile böyle bir durumda şaşkınlık içinde kalır. Ve şeytanın da, Adem oğluna en yakın olduğu zaman bu vakittir. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ölüm meleğinin görülmesi bin kılıç darbesinden daha müthiştir. Gene nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mü'min bir kulun, her bir damarının dolaştığı yerde acı duymadıkça, nefesi çıkmaz.
Ravi: Hz. Vasile (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:12
Ashabıma, sonra arkadan gelenlere, sonra da onları takib edenlere hürmet ederek, Bana olan hürmetinizi muhafaza ediniz. Daha sonra yalan yayılır. Öyle ki, kişi kendisinden istenilmeden şahidlik yapar ve yemin teklif edilmeden yemin eder.
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:13
Ashabım ve akrabalarıma hürmet ederek Bana hürmetinizi muhafaza ediniz. Kim ki, onlara hürmetle Bana olan hürmetini teyid ederse, Allah da onu dünya ve ahirette korur. Her kim de onlara hürmet etmeyerek, Bana olan hürmetini muhafaza etmezse, Allah ondan yüz çevirir. Ve bir kimseden de Allah yüz çevrir ise onun (azab için) yakalanması yakındır.
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:14
Avret mahallini, hanımın ve cariyen müstesna, ( herkesten) koru.
Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:15
Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz.
Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:16
Ölülerinizin kefenlerini güzelleştiriniz. Zira onlar kabirlerinde kefenleri ile övünürler ve birbirlerine ziyarette bulunurlar.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Müslüman
Temmuz 30, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
DECCAL
YanıtlaSilSözlükte "yalan söylemek, bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak" anlamlarındaki "d-c-1" kökünden türe- yen deccâl sözlükte çok yalan söyle- yen, göz boyayan, sahtekâr demektir. Deccål, kelâm ilmi ile kaynaklarda kıyametin büyük alametlerinden biri
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 07:51
olarak zikredilmiştir. Deccal'ın doğu tarafından çıkacağı, ilahlık iddia ede- ceği, olağanüstü şeyler sergileyeceği, Mekke ve Medine hariç bütün köy ve kasabalara gireceği, pek çok kişinin, onun fitnesiyle doğru yoldan çıkacağı ve onun peşine takılacağı, ancak gerçek mü'minlerin bu fitneden kurtulacakları rivâyet edilmektedir. (F.K.)
DOĞRULUK
YanıtlaSilİnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12
Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
Derin Devlet var mı?
YanıtlaSil-Derin Devlet var.
Bir daha söylüyorum var.
-ortaya çıkarsana!
-Kolaysa sen ortaya çıkar.
şimdiye kadar yokmuydu!
İMTİHAN
YanıtlaSilDin bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)
307:24. Söz 3.dal, 1. asıl
Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.
Söz 4. esas, 3. mesele
İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua
İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.
Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.
MAL İNAT
Hodgamlık, hodbinlik hod
Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
İsmail Mutlu
sy. 310.
YANITLASİL
yuksel5 Haziran 2024 23:55
٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
Ramuz ul Ehadis
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Pamuk Yayınları
cilt.. 1.sy.174.
KISSALAR VE HİSSELER
YanıtlaSil"Devletim yıkılır mı?"
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32
Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35
oscar Yayınları
sy. 217.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
ورضى الله بركة والقداحة في الدَّارِ بَرَكَةً وَكِيلُوا طَعَامَكُمْ يُبَارَكُ اللَّهُ لَكُمْ
YanıtlaSilفيه وسط في المنطق والمقترف عن انس وفيه عنسية ابو سليمان الكوفى متروك)
967- Evde bulunan şu dört şeyde bereket vardır
a) Evde bulunan kayunda bereket vardır.
b) Evde, henüz duvarları yapılmamış olan bir kuyuda da bereket vardır.
c) Evdeki el değirmeninde de bereket vardır.
d) Evdeki çakmakta da bereket vardır.
Buğdaylarınızı (alım, satımı arasında) ölçün ki Allah onu sizin için bereketli kılsın.
٩٦٨- أربعَةُ أَبْوَاب مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ مُفَتَحَةٌ فِي الدُّنْيَا الإسكندرية وعَسْقَلان وقروينَ وعَبَّادَانَ وَفَضْلُ جدةَ عَلَى هَؤُلاء كَفَضْلِ بَيْتِ الله الحرام عَلَى سَائِرِ البُيُوتِ رحب في الضعفاء والديلمي والرافعي عن على وفيه عبد
الملك لاه والخطيب في فضائل قزوين عن على
968- Dünyada açılmış dört cennet kapısı vardır ki, onlar:
a) İskenderiye,
b) Askalan,
c) Kazvin,
d) Abadan'dır.
Bunların üzerine Cidde'nin üstünlüğü, Allah evi (Kobe-i Muazzama'nın) diğer evlere olan üstünlüğü gibidir.
٩٦٩ - اَرْبَعُونَ حَصْلَةً أَعْلاهُنَّ مِنْحَةُ الْعَنْزِ لَا يَعْمَلُ عَبْدٌ بِخَصْلَةٍ مِنْهَا رَجَاءَ ثَوَابِهَا وَتَصْدِيقًا بِمَوْعُودِهَا إِلَّا أَدْخَلَهُ اللهُ بِهَا الْجَنَّةَ رحم خ د حب عن ابن
(عمرو)
969- Kırk haslet vardır. Bunların en üstün olanı (Allah rızası ve sütü ile kılından faydalanmak için) sağmal keçi vermektir. Kim bu işi Inanarak ve sevabını umarak yaparsa Allah onu mutlaka cennete koyar.
۹۷۰ - اَرْبَعُونَ رَجُلاً أُمَّةٌ وَلَمْ يُخْلِصُ اَرْبَعُونَ رَجُلاً فِي الدُّعَاءِ لِمَيِّتِهِمْ
MERİÇ TUMLUER
YanıtlaSilT.İ.E MAKAM BAŞKANLIĞI ÜST DÜZEY YÖNETİCİ.
1y
YÜCE TÜRK DEVLETİMİN KURUCUSU EHLİBEYT SEYYİD BÜYÜK ÖNDERİM ASİL.TÜRK GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜNDEN
50 YIL SONRA AÇIKLANMASI GEREKEN
HUKUK DIŞI 1 ŞEKİLDE
34 YILDIR HALEN VE KASTEN GİZLENEN VASİYETİNİN VARLIĞININ T.B.M.M DE TARAFIMDAN AÇIKLANMASI YOLUNDA DAVA ADAMI
🇹🇷MERİÇ TUMLUER🇹🇷T.İ.E🇹🇷 OLARAK GEREKENLERİ YAPACAĞIM İNŞALLAH...
YÜCE ALLAHIM CC TANRIM EHLİBEYT SEYYİD GÖREVLİ ASİL TÜRK VASİYİ KORUSUN İNŞALLAH AMİN
İki garip şey vardır: Biri sefih kimseden çıkan "hikmet sözü" ki onu kabul edin. Diğeri Hakim adamın sefih sözü ki, onu affedin. Zira hiç bir hakim yoktur ki ayağı sürçmesin. Ve hiç bir hakim yoktur ki, tecrübe sahibi olmasın.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 320 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 00:07
Bir kimse halk kızdığı halde Allah rızasını isterse Allah ondan razı olur. Sonra halkı da ondan razı eder. Kim de Allah'ı gadab ettirerek insanların rızasını isterse, Allah ona gadab eder ve halkı da ona hasım kılar.
Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 409 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 00:08
Bir kimse halk kızdığı halde Allah'ın rızasını isterse, Allah halktan gelen şer ve fitneye karşı onu korur ve ona yeter. Kim de Allahı gazablandırarak insanların rızasını isterse, onu halka bırakır ve bir şeyine karşımaz.
Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 409 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 00:09
Bir kimse halk sena etsin diye, Allah'a isyan teşkil eden işler yaparsa, insanlardan evvelce kendisini öven, sonra da zem eden bir kimse olur.
Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 409 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 00:09
Haya örtüsünü atanı gıybet etmekten mes'uliyet yoktur.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 409 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
يَكْبَرُونَ الْبَغْضَاءَ لِإِخْوَانِهِمْ فِي صُدُورِهِمْ فَإِذَا لَقُوهُمْ تَخَلَّقُوا لَهُمْ وَالَّذِينَ إِذَا دَعَوْا إِلَى اللَّهِ وَإِلَى رَسُولِهِ كَانُوا بَطَاءً وَإِذَا دَعَوْا إِلَى الشَّيْطَانِ وَامْرَه
YanıtlaSilكَانُوا سُرَاعًا (الخرائطي عن الوضين بن عطاء)
61- "Kıyamet gününde mahlukat içinde Allah'ın en çok buğz ettiği kimseler; yalancı ve kibirli olanlardır. Bir de din kardeşlerine karşı kalplerinde kin besleyenler. Onlarla buluştukları zaman kendilerindenmiş gibi görünürler, fakat yanlarından ayrıldıklarında yine kin beslerler. Bir de o kimselerdir ki, Allah'a ve Rasulü'ne çağrıldıkları zaman tembel davranırlar, şeytana ve buyruğuna çağrıldıklarında ise hemen koşarlar."
٦٢ - ابْعُونِي ضُعَفَاتَكُمْ فَإِنَّمَا تُرْزَقُونَ وَتُنْصَرُونَ بِضُعَفَائِكُمْ (د ن ق ل حب
طب حم ت حسن صحيح عن أبي الدرداء)
62- "Beni güçsüz olanlarınızın yanında arayınız, çünkü siz güçsüzleriniz sayesinde zafere kavuşturulup rızıklandırılıyorsunuz."
٦٣ - ابْكِينَ وَإِيَّا كُنَّ وَنَعِيقُ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ مَهْمَا كَانَ مِنَ الْعَيْنِ وَالْقَلْبِ فَمِنَ الله وَمِنَ الرَّحْمَةِ وَمَا كَانَ مِنَ الْيَدِ وَاللّسَانِ فَمِنَ الشَّيْطَانِ (ابن سعد عن
ابن عباس
63- "(Ey kadınlar cemaati!) Ağlayın fakat şeytan anırmasından sakınınız. Çünkü göz ve kalpten olan ağlamak, Allah'tan ve
rahmettendir. El, dil hareketiyle olan ağlamak ise şeytandandır."
٦٤ - اَبْلِغُوا أَهْلَ مَكَّةَ وَالْمُجَاوِرِينَ أَنْ يَحْلُوا بَيْنَ الْحُجَّاجِ وَبَيْنَ الطَّوَافِ
وَالْحَجَرِ الْأَسْوَدِ وَمَقَامِ إِبْرَاهِيمَ وَالصَّفِ الأَوَّلِ مِنْ عَشْرَ يَبْقَيْنَ مِنْ ذِي
الْقَعْدَةِ إِلَى يَوْمِ الصَّدْرِ (الديلمي عن انس)
64- "Mekkelilere ve mücavirlere (yurdunu terk ederek zamanı Harameyn-i Şerifeyn'de ibadetle geçiren) bildirin. Zilkadenin yirminci gününden bayram gününe kadar tavaf etmek, Hacerü'l-Esved'i istilam etmek, Makam-ı İbrahim'i ziyaret etmek ve bir de ilk safta bulunmak gibi hususlarda hacıları yalnız (ve serbest) bıraksınlar."
YANITLASİL
yuksel10 Haziran 2024 23:53
Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.)
Ravi: Hz. Âişe (r.a.)
Sayfa: 321 / No: 5
Ramuz
YanıtlaSil۷۲۸- إِذَا ظَهَرَتِ الْفَاحِشَةُ كَانَتِ الرَّجْفَةُ وَإِذَا جَارَ الْحُكَّامُ قَلَّ الْمَطَرُ وَإِذَا
غُدِرَ بِأَهْلِ الذِّمَّةِ ظَهَرَ الْعَدُو (عدو الديلمي عن ابن عمر)
728- Fuhuş yaygınlaşınca deprem olur, hakimler zulme- dince yağmur azalır, zimmet ehline zulüm reva görülünce düş-
man zahir olur.
٦٠ - أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى الْبَلِيعُ الَّذِي يَتَخَلَّلُ بِلِسَانِهِ تَخَلَّلَ الْبَقَرَةِ
YanıtlaSilبلسانها (ابو نصر السجزي في الإبانة عن ابن عمرو)
60- "İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğz ettiği adam (yalanı doğru, doğruyu yalan göstermek için), sığırın geviş getirdiği gibi dilini kullanan, belagat sahibi insandır."
Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Kim Receb'den bir gün oruç tutarsa, sanki bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim ondan yedi gün oruç tutarsa, ona Cehennem kapıları kapanır. Kim ondan sekiz gün oruç tutarsa, ona Cennetin sekiz kapası açılır. Kim ondan on gün oruç tutarsa, Allah ona istediğini verir. Kim ondan onbeş gün oruç tutarsa, semadan bir münadi şöyle seslenir: "Geçmişin affolundu. Amellere yeniden başla" Kim artırırsa Allah da onu artırır. Receb ayında Allah Teala Nuh (a.s)'ı gemiye bindirdi ve o, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. Onlarla gemi altı ay seyretti. Bunun sonu aşûre günüdür. Ve gemi "Cudi" dağına indirildi. O gün de Nuh (a.s) yanındaki insanlar ve hayvanlar hepsi, Aziz ve Celil olan Allah için, şükür olarak oruçlu idiler. Allah denizi, beni İsrail için aşûre gününde yardı. Ve yine Aşûre gününde Allah (z.c.hz)'leri Adem (a.s)'ın tövbesini ve Yunus (a.s)'ın şehrinin halkının tövbesinide kabul etti. İbrahim (a.s)'da o günde doğdu.
YanıtlaSilRavi: Hz. Said İbni Ebu Raşid (r.a.)
Sayfa: 288 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
Teklif ediyoruz: Cumhurbaşkanlığına, Ge-
YanıtlaSilnelkurmay Başkanlığına, diğer kuvvet komu- tanlığına ait yerlerdeki, Yakın Tarihle ilgili bütün belgeler bir araya toplanmalı ve tıpkı "Başbakanlık Arşivi" yahut "Milli Kütüphane" gibi bir "Yakın Tarih Kütüphanesi" kurulma- lıdır. Ayrıca bankaların kasalarında saklı bel- ge ve dokümanlarla, şahısların elindeki belge ve vesikalar da bu kütüphaneye konulmalı. bütün belge ve dokümanlar güzelce tasnif edi- lip, araştırmacıların istifadesine sunulmalı- dır.
Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 111 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSil"Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YanıtlaSilkilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
YanıtlaSilYAKIN TARİH
YanıtlaSilAnsiklopedisi
6
Yeni Nesil
Ümmetim için en korktuğum şeyler; Âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi ve maneviyatınızı mahveden dünya.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 112 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:27
Güzelin güzeli güzel ahlaktır.
Ravi: Hz. Hasan (r.a.)
Sayfa: 112 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:29
Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim)
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:30
Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.)
Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:32
Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.)
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:34
Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir)
Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:35
Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:46
Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:47
Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:50
(Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:51
Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.)
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Müslüman
Temmuz 30, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
MÜNEBBİHAT
YanıtlaSiltur ve onu bulamaz."
3. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
"Gülmesi çok olanın heybeti az olur. İnsanları küçüm. seyen küçümsenir. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır. Sözü çok olanın hatası çok olur. Hatası çok olanın hayası az olur. Hayâsı az olanın verâ duygusu az olur. Verâsı az olanın kalbi ölür."
4. Hz. Osman (ra), Yüce Allah'ın (cc) "O duvarın al- tında, ikisine ait bir hazine vardı. Babaları da sâlih bir kimse idi." (Kehf Sûresi, 18/82) mealindeki âyeti hakkında şöyle demiştir:
"Hazine altından bir levhadır. Üzerinde şu yedi satır yazılıdır: Ölümü bilip de gülene şaşarım. Dünyanın fâni olduğunu bilip de ona rağbet edene şaşarım. Her şeyin takdir-i ilâhî sonucu gerçekleştiğini bilip de elde edeme- dikleri için üzülene şaşarım. Hesap gününü bilip de servet biriktirene şaşarım. Cehennemi bilip de günah işleyene şaşarım. Allah'ı (cc) yakinen bilip de O'ndan başkasını zikredene şaşarım. Cenneti yakinen bilip de dünyada rahatlık arayana şaşarım Şeytanı düşman olarak bilip de ona itaat edene şaşarım."
***
5. Hz. Ali'ye (ra); "Gökyüzünden daha ağır, yeryü zünden daha geniş, denizden daha zengin, taştan daha Sert, ateşten daha yakıcı, zemheriden daha soğuk ve ze- hirden daha acı olan şey nedir?" diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:
YANITLASİL
yuksel19 Haziran 2024 01:46
MÜNEBBİHAT
"İffetli kadınlara ahlâksızlık iftirasında bulunmak, gök- yüzünden daha ağırdır. Hak, yeryüzünden daha geniştir. Kanaatkârın kalbi, denizden daha zengindir. Münafığın kalbi, taştan daha serttir. Zâlim hükümdar, ateşten daha yakıcıdır. Alçağa muhtaç olmak, zemheriden daha soğuk- tur. Sabır, zehirden daha acıdır." ["İnsanların arasını boz- ma gayesiyle laf taşıma, zehirden daha acıdır" şeklinde bir rivayet de vardır.]
***
6. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Dünya, evi olmayanın evi, malı olmayanın malıdır. Aklı olmayan onun için mal toplar. Anlayışı olmayan onun hazlarıyla meşgul olur. İlmi olmayan onun sebebiy- le azap görür. Zekâsı olmayan onun için haset eder. Ya- kîni olmayan onun için çalışır."
***
7. Câbir b. Abdullah el-Ensârî (ra), Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
"Cebrail (as), komşu hakkında o kadar tavsiyede bu- lundu ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim. Kadınlar hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onları boşamayı haram kılacağını zannettim. Köleler hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onların azat edileceği bir vakit belirleyeceğini zannettim. Misvak hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, dişleri fırçalamanın farz olduğunu zannettim. Cemaatle namaz hakkında o kadar tavsiyede kabul edeceğini zannettim. Gece namazı hakkında o ka- bulundu ki, Allah'ın (cc) sadece cemaatle kılınan nama dar tavsiyede bulundu ki, geceleyin uyku uyunmaya- cağını zannettim. Allah'ı (cc) zikretme hakkında o kadar
YANITLASİL
yuksel19 Haziran 2024 01:49
Tasavvuf Klasikleri
ibn Hacer El-Askalani
MÜNEBBİHAT
UYARILAR
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Müslüman
Temmuz 30, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
327 1 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Her kim ki Benim kazama rıza göstermez ve belama sabretmezse, Benden gayri Rab arasın." Hz. Ebû Hind Ed Dari (r.a.)
327 2 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bir kimse Benim kaza ve kaderime razı olmazsa, Benden başka Rab arasın". Hz. Enes (r.a.)
327 3 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bir kulum ki, vücuduna sıhhat ve afiyet verdim ve onun üzerine rızkını genişlettim de beş senede bir Beni ziyarete gelmedi, muhakkak o mahrumdur. (Kabe ziyareti için) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
327 4 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Ey adem oğlu! Beni zikrettikçe şükürdesin, unuttukça küfürdesin." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
327 5 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Ben kullarımdan mü'min bir kulumu mübtela ettiğimde, Bana hamd eder, şükreder ve ibtila ettiğim şeye sabrederse, muhakkak ki o yatağından, doğduğu günkü gibi, günahlarından temizlenmiş olarak kalkar." Rab, hafaza meleklerine de şöyle buyurur: "Ben kulumu şununla bağladım ve onu mübtela ettim. Öyle ise siz ona hastalıktan önce ne ecir veriyordu iseniz, gene onu kendisine veriniz." Hz. Şeddad İbni Evs (r.a.)
327 6 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Ben bir kimsenin gözlerini ama ettiğimde ona mukabil kendisine Cennet veririm." Hz. Câbir (r.a.)
327 7 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Oruçlar siperdir. Kul onunla Cehennem ateşinden siperlenir. Oruç Bana aittir, ona mükafatı da verecek zatımdır." Hz. Câbir (r.a.)
327 8 Allah Tebareke ve Teala şöyle buyuruyor: "Ben salih kullarıma, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan kalbine gelmedik nimetler hazırladım. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
327 9 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Adem oğlu dehre sövmekle Bana eza ediyor. Dehr, Benim elimdedir. Gece ve gündüzü Ben evirip çeviriyorum." (Feleğe dil uzatmak, Bana küfürdür.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
327 10 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Kulum bir iyilik yapmayı kast edib yapamadığında, bir sevap yazarım. Yaparsa on sevaptan yediyüz sevaba kadar yazarım. Bir kötülüğe kastedene, onu yapmadıkça birşey yazmam. Yaparsa bir seyyie yazarım." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
327 11 Allah ( z.c.hz.) buyuruyor: "Kulum Bana kavuşmaktan hoşlanırsa, Ben de ona kavuşmaktan hoşlanırım. Bana kavuşmak onun hoşuna gitmiyorsa Benim de ona kavuşmak hoşuma gitmez." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
327 12 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Benim mahlukum gibi birşey yapmaya kalkandan daha zalim kim vardır? Yaratsınlar bir tane, Yaratsınlar bir zerre veya yaratsınlar bir arpa." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
327 13 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Adem oğlu ne nezrederse etsin, o yine takdir ettiğimi elde eder. Lakin, daha evvel böyle birşey yapmış değilken nezirle cimriden bir hayır çıkmış olur da onu Bana getirir." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 117 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 117 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Aziz ve Celil olan Allah buyurur: " Kulumun Benim üzerimde ahdi vardır; namazlarını vaktinde dosdoğru eda ederse, ona azab etmiyeceğim ve onu Cennete hesapsız sokacağım."
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 329 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel22 Haziran 2024 11:12
Cennet ehli Cennetteki makamlarına yerleşir ve Cuma'dan Cuma'ya Allah'ı ziyarete giderler. Onlara Arşı Rahman aşikâr olup, Allah'ı görürler. Bu Cennet bahçelerinden birinde olur. Ve herkes derecesine göre bir minbere yerleşir. En aşağısının yerleri misk tepelerindedir. Ve bunlar kendi hallerini diğerlerinden aşağı görmezler. Soruldu ki: "Rabbimizi görecek miyiz?" Buyurudu ki: "Evet, ayın 14'üncü gününde görülmesinde, ya da güneşin görülmesinde nasıl hilâf yoksa, (veya bunları nasıl izdihamsız görüyorsanız) öyle Rabbinizi göreceksiniz." Allah (z.c.hz.) onlara ayrı ayrı muhatap olur. Ve hatta bazılarına dünyadaki bazı sözlerini hatırlatır. Kul: "Yarabbi mağfiret etmemiş miydin?" der. Allah: "Ettim de onunla buraya geldin" buyurur. O esnada iki bulut öyle güzel kokular serper ki, kimse böylesini görmemiştir. O zaman Allah Tealâ buyurur ki: "Haydi kalkın ikram edeceğim şeylerin başına." O zaman kalkıp cennetin çarşılarına gelirler. Bu çarşılarda aklın tasavvur edemiyeceği şeyler vardır. Orada ne para verilir, ne de yüklenilir. Sadece emredilir. İşte orada biz birbirimizle karşılaşacağız. Derecesi üstün olanların elbisesi başka olur. Ve birinin gözüne bu ilişince kendi elbisesi de derhal fevkalâde olur. Çarşılardan yerimize döneriz. Ailelerimiz: "Başka bir şekilde güzelleşip geldiniz" derler. Biz de deriz ki: "Tabii güzelleşip gelmek hakkımızdır. Zira Rabbımızı ziyaretten geliyoruz."
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 118 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel22 Haziran 2024 11:21
Kim ki bir kavmin hayır ve şer amellerinden hoşlanıyorsa, yapmasa da onu işlemiş gibidir.
Ravi: Hz. Muhammed İbni Ali (r.a.)
Sayfa: 396 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel22 Haziran 2024 11:24
İbadetin hayırlısı fıkıhtır.
Ravi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 281 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
İmdi aşkdan muradımızı belirte- biliriz. Aşk; sevmek... Sevilmesi ge- rekeni sevmek. O'nun rızasını taleb etmek. O'na ve hükmüne teslim ol- mak. Hükmünü nefsimizde yaşamak sonra yaşatmak. Herşeyde daîma O'- nu düşünmek; büyük murakebeyi u- nutmamak. O'nun evi olan kalbe
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel23 Haziran 2024 05:36
başkalarını yaklaştırmamak, Kalb kapısını ancak ve ancak O'nun rıza- sını alanlara, O'nun izniyle gelenlere, O'nun için çalanlara açmak. (Bu öl- çü ile mahlûkatı sevebildiğimiz ka- dar sevelim) Mahlukâtı;
<<<Yaratılanı sevdim yaratandan ötürü sırrıyle sevmek. Kalb evini her türlü makam, para, şöhret ve şa- his putlarından temizlemek. İşte mu- habbet, işte aşk... İslâm gençliği bu vasıflarıyle tanınmalı. Bunun için, bu vasaifi haiz olması elzemdir. Bu ölçü oldukça ona anarşi yaklaşamaz. Zaten anarşî; kalbe, ihanetin cezası olarak girer. Nitekim orada, Allah sevgi ve rızasıyla buna müstenid o- larak bulunan sevgi ve rızanın dışın- da, bir muhabbet, bir rıza bulunursa anarşî var olmuştur. Bu sebeble de İslâm gençliği Allah'ın rızasını tah- sîle memurdur.
Bu günkü düzen İslâm Gençliği- nin vasıflarına aykırıdır. Böyle bir düzen için kavgaya girmek, İslâm gençliğinin şiarı değildir. Düzeni biz getirmedik. Koruyucusu da biz ola- mayız. Giderse güle güle. Gelirken bizi ağlatarak geldi. Biz yine güle gü le diyoruz. Bizden bu kadar.
Getirenler koruyor zaten, Bura-
Önce ahlâk
YanıtlaSilMil Selånet Partisi seçimlerde
kullanacağı sloganları açıklamıştır. M S.P. lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbe kan tarafından yapılan açıklamaya göre parti, bu seçimlerde de bilhassa yine Önce ahlak ve maneviyat sloganını leyecektir. Açıklanan sloganlar arasınde şunlar yer almaktadır:
Önce ahlâk ve maneviyat
Montaj değil, ağır sanayi
Köylüyü, İşçiyi, memuru, dargelirliyi, falze, vergiye meyeceğiz.
Herkese refah
Uydu değil, llder Türkiye
Yeniden büyük Türkiye
Doğru yol, haklı yol MSP Milli g
rüşe Inananlar birleşelim
MSP pişman etmez
Laf değil, hizmet
Yeni devir: Milli görüş
Fabrika yapan fabrika
Mer ile fabrika, herkese ly, herke se refah
Milli görüş, Milli şuur, Milli ha le
Oyalama değil, köklü İcraat.
İnananlara tahakküm devri kapan di: CHP Gazoz, kola, montaj dev ri kapandı: AP
Yeniden büyük Türkiye yenl de
vir: MSP
Denenmiş denenmez
Solcuya, renksize aldanma
Bu zafer Inananların zaferidir
Ve zafer yakındır
Milli, göçlü, süratli, yaygın kınma
Kıbrıs'ı Yonan'a vermemek İçin, Ortak Pazar'a uşak olmamak iç MSP:
17 1445
YanıtlaSil175
BİR AYET
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr, 59/18)
AHİRET GÜNÜ
Hz. Peygamber'in Safa Tepesi'nde "Haberiniz olsun ki ben şiddetli bir azap öncesinde sizin için gönderilmiş bir uyarıcıyım." (Müslim, İmân, 355) dediği zaman- dan itibaren bir ömür boyu insanları hakkında uyardığı bir gün vardır: Ahiret günü. Geleceği kesin olan bu günün varlığına inanmak mümin olabilmenin vazgeçilmez bir şartıdır. Tüm insanların kabirlerinden çıkacağı, yeniden diri- lişin yaşanacağı, bazı insanların yaya bazı insanların binekli bazılarınınsa yüz üstü sürünerek bir araya geleceği toplanma günüdür o gün. "Bir yığın kemik, bir yığın toz olduğumuz zaman mı yeniden diriltilecekmişiz?" (İsrů, 17/49) diyerek Resûlullah'ı ciddiye almayanların ve bu günün geleceğine inandığı hâlde pervasızca yaşayan insanların aldandıklarını anlayacakları gündür. Herke- sin dünya hayatında yaptıklarının karşılığını göreceği hesap günüdür o gün. Malın mülkün hükümsüz kaldığı, aile, akraba ve dostun fayda sağlamadığı bu gün, kişinin tek sermayesi dünyada işlediği iyilikleri ve salih amelleridir.
Bak. A. Toynbee, Civilisation on trial, Oxford 1949, s. 166-173.
YanıtlaSil91
Avrupa medeniyeti karşısında Rusya'nın içtimal bünyesinden. Türkiye'nin de psikolojik güçlüklerden ve ilmi bir yol bulunma masından ileri gelen buhranlarına da bu medeniyetin iki mem lekette aynı hazımsızlığı doğurması nazarile bakmak mümkün dür. Nitekim aşırı Garpçılığa karşı Rusya'da uyanan dini ve mil- li tepkiler Türkiye'de de, sosyal bir kanun olarak, kendini hisset tirmiştir. Halbuki görünüşte içtimai bünyesinin sağlamlığı, ahlâk ve meſkûre yüksekliği ile Türkiye'nin medeniyet dâvâsı bir bakı ma daha kolay yürüyecek, ilim ve teknik temeller üzerinde mad- dî-manevî imkânlarımızı kullanmak kâfi gelecekti. Bu da ilim, ahlâk ve mefkûresi sağlam bir kadronun yetiştirilmesi ve mües sir olması sayesinde mümkün olacaktı.
YANITLASİL
yuksel25 Haziran 2024 09:30
Prof. Dr. OSMAN TURAN
Türk cihân hâkimiyeti mefkûresi tarihi
Türk Dünya Nizamının Milli İslâmi ve Insânî Esasları
CİLD: 1
HER HAKKI MAHFUZDUR
DÖRDÜNCÜ BASKI
NAKIŞLAR YAYINEVİ
Babıâli Cad. No. 14
Cağaloğlu İSTANBUL
Tel: 26 82 01
Allah Pazar ve Pazartesi günü arzı, Salı günü dağları ve dağlardaki faydalı şeyleri, Çarşamba günü ağaçları, medineleri, mamur araziyi ve harap araziyi, Perşembe günü ise göğü yarattı. Cuma günü, üç saat kalana kadar, yıldızları, güneşi ve ayı ve melaikeyi yarattı. Bu üç saatten ilk saatinde ecelleri, ikincide insanların faydalandığı her şeye ülfeti koydu. Son saatte de Adem (a.s.)'ı yarattı. Onu Cennette iskan etti. Ve iblise (meleklere) secde etmelerini emretti. Ve son vakitte de onu Cennetten çıkardı.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 279 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) bir kimseyi cehaletle asla aziz etmez ve ilimle de asla hor etmez.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 371 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
166 1 BİLİŞİM ÇAĞINDA INSAN, DİN VE DİYANET
YanıtlaSilPeygamber Efendimiz bir gün mescide girdiğinde bir kısmı tilavet ve dua ile, bir kısmı ise ilimle meşgul olan iki topluluk görünce, her iki grubun da hayırlı bir işle meşgul olduğunu ifade ettikten sonra "ben muallim olarak gönderildim" buyu- rarak ilimle meşgul olanların yanına oturmuştur. 158 Söz konusu rivayet ve uygulamalar mescitlerin ilim merkezi oluşunu iba- det mekânı olmasından daha güçlü hale getirmektedir.
Bu bağlamda önemli bir örnek de Mescid-i Nebi'nin bir
PAST
BİLİŞİM ÇAĞINDA
YanıtlaSilINSAN
DIN VE
DİYANET
PROF. DR. ALİ ERBAŞ
177
YanıtlaSilOnları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendi- lerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılıp zekât vermeyi vahyettik. Onlar, bize hep kulluk ettiler. (Enbiya, 21/73)
BİR AYET
HZ. ŞUAYB VE NAMAZ AHLAKI
Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Şuayb'ı örnek göstererek namazın, kişinin davranışlarına ahlaki yönde katkı sağladığının altını çizer. Buna göre Hz. Şuayb, Medyen halkına ölçü ve tartıda adaletli olmalarını, haksızlık ederek insanların mallarından çalmamalarını ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak başkalarına zarar vermemelerini öğütler. Bu öğütler karşısında Medyen halkı ona şu soruyu sorar: "Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı şeylerden yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emredi- yor? Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın." (Hüd, 11/87) Hz. Şuayb örnekliğinde, bu ayet namazın ahlaki bakımdan kişiyi kötülük ve haksızlıklardan alıkoyan yönünü anlatır. Zira bir insan namaz kılıyorsa, Allah'ı anıyor ve O'na ibadet ediyorsa, ahlaki anlamda da ona layık bir kul olması gerektiğini, nihayetinde gün gelip Rabbine hesap vermek zorunda olduğunu sık sık hatırlıyor demektir.
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
121 1 Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının. Hz. Câbir İbni Semure (r.a.)
121 2 Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. Ve "Rüveybida" söz sahibi olur. "Rüveybida kimdir?" diye soruldu. Ammenin işleri hakkında söz sahibi olan sefih kimsedir." buyuruldu. Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
121 3 Kıyametin önü sıra deccal ve onun önü sıra da 30 kadar veya daha fazla yalancı gelir. Bu yalancıların alâmetleri soruldu. Buyuruldu ki: "Onlar sizde olmayan adetler getirirler ve diyanetinizi o âdetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
121 4 Kıyametin önü sıra tanıdık kimselere selâm vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derecede ki, kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar ve yalancı şahidler çıkar, gerçek şahidlik gizlenir, muharrirler ise çoğalır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
121 5 Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
121 6 Yeryüzünde Allah'ın evleri mescidlerdir. Ve oraya gelene ikramda bulunmak Allah'ın kendi üzerine aldığı bir haktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
121 7 Cebrail (a.s.) Benî Ademin ihtiyaçlarını yerine getirmeye memur edilmiştir. Kâfir dua ettiğinde Allah buyurur: "Bunun isteğini vererek ağzını kapatın. Duasını işitmek istemiyorum." Hz. Câbir (r.a.)
121 8 Rabbim Tebareke ve Teala hazretleri Kur'an'ı Bana bir vecihle okumak üzere gönderdi. Ben de ümmetime kolaylık olması için iade ettim. İki vecih yapıp gönderdi. Ben yine, ümmetime kolaylık olması için, tekrar iade ettim. Bunun üzerine yedi vecihle okunmak üzere tekrar gönderdi ve: "Reddin için istiyeceğin üç dilek vardır" buyurdu. İki defa, "Allahümmeğfir li ümmetî" dedim. Üçüncüyü ise öyle bir güne bıraktım ki o gün bütün halk ve hatta İbrahim (a.s.) bile Bana gıpta eder. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
332 1 Zekeriya (a.s.)'ın oğlu Yahya (a.s.) Meryem oğlu İsa (a.s.)'a: "Sen Ruhullah, kelimetullahsın, benden hayırlısın" dedi. İsa (a.s.) da dedi ki: "Bilakis, sen benden daha hayırlısın. Seni Allah selamladı, halbuki ben kendimi selamladım." Hz. Hasan (r.a.)
332 2 Lokman (a.s.) oğluna öğüt verirken şöyle dedi: "Ey evladım! Sakın başın, yüzün örtülü gezme. Bu, gece için korkunç, gündüz için zillettir." Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
332 3 Şeytan dedi ki: "Mal sahibi, şu üç şeyin birinden benden salim olmaz ve sabah akşam ona bunlar için vesvese vermeye çalışırım: Malı helal olmıyan yerden edinmesine uğraşırım. Hak olmayan yere harcatmaya çalışırım. Mala karşı içine sevgi ve muhabbet veririm ki, onu yerine harcayamasın." (Allah'ın siyaneti oldumu başka) Hz. Abdurrahman (r.a.)
332 4 İblis Rabbına dedi ki: "Ya Rabbi, Adem (a.s.) Cennetten indirildi. Muhakkak ben biliyorum, kitap ve Peygamber olacak. Onların kitap ve Peygamberleri nedir?" Buyurdu ki: "Rusulleri melaike ve kendilerinden olan Nebilerdir. Kitapları Tevrad, İncil, Zebur ve Furkandır." Dedi ki: "Öyleyse benim kitabım nedir?" "Senin kitabın resim (dövme) dir, kıraatın şiir, elçilerin kahinler, yemeğin, üzerine besmele çekilmeyen şeyler, içeceğin sarhoşluk veren her içki, sıdkın yalan, evin hamam, tuzakların kadınlar, müezzinin çalgılar, mescidlerin de çarşılardır." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
332 5 İblis Rabbına dedi ki: "İzzetin ve Celalin hakkı için, canları bedenlerinde bulundukça Adem oğlunu iğfal edeceğim." Allah (z.c.hz) de buyurdu ki: "Onlar Benden mağfiret istedikleri müddetçe Ben de onları mağfiret edeceğim." Hz. Ebû Said (r.a.)
332 6 Melaike dedi ki: "Ya Rabbi bu kulun fenalık yapmak istiyor." Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bekleyin, yaparsa bir günah yazın. Terkederse bir sevap yazın. Zira o, o günahı ancak Benim için terketmiştir." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
332 7 Davud (a.s.) oğlu Süleyman (a.s.)'ın annesi Davud oğlu Süleyman (a.s.)'a dedi ki: "Ey evladım! Gece çok uyuma. Zira geceleyin çok uyumak kıyamette insanı fakir bırakır." Hz. Câbir (r.a.)
332 8 İsrail oğulları Musa (a.s.)'a dediler ki: "Rabbim namaz kılıyor mu? Musa (a.s.): "Ey beni İsrail, Allah'dan korkun" dedi. Allah sordu: "Ey Musa (a.s.) kavmin sana ne diyor? Dedi ki, "Bildiğin şey Ya Rabbi. Diyorlar ki: "Rabbin namaz kılıyor mu?" O zaman Allah buyurdu ki: "Öyle ise onlara haber ver ki, Salatım, kullarım için Rahmetimin, gazabım üzerine sebkat etmesidir. Yoksa onlar helak olurdu." Hz. Enes (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
278 1 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yarattı. Sonra da arkasını sağı ile mesh etti. Bu mesh ile zürriyet çıkardı ve buyurdu ki: "Bunlar kusur da etseler kendilerini Cennet için yaratmışım. Onlar Cennet ameli yaparlar ve kusurlarına da bakmam." Sonra gene onun sırtını mesh etti. Ondan bir zürriyet daha çıkardı ve: "Bunları Cehennem için yarattım. Ve amelleri de Cehennem ehli amelidir" buyurdu. Bunun üzerine bir adamın: "Amel ne için ya Resulallah?" diye sorması üzerine buyurdu ki, Allah kulu Cennet için yarattığı zaman onu ehli Cennet amelinde kullanır. Öyleki o kimse Cennetliklerin amellerinden bir amel üzere ölür ve Cennete girer. Cehennem için kul yarattığında ise, onu Cehennem ehli amelinde kullanır. Öyleki o kul, Cehennemliklerin amelinden bir amel üzere ölür. Hz Ömer İbni Hattab (r.a.)
278 2 Allah (z.c.hz.)'leri Ademi (a.s.)'ı kendi eliyle Cuma günü yarattı ve ruhundan nefyetti. Ve meleklere ona secde etmeyi emretti de hepsi ettiler. Yalnız şeytan etmedi ki, o cindendir. Ve o şeytan Rabbının emrinden fısk etti. Yani Rabbının emrinden çıktı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
278 3 Allah imanı müsamaha ve haya içinde yarattı. Küfrü de hasislik ve emel içinde yarattı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
278 4 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yeryüzünün her tarafından aldırdığı toprakla yarattı. Zürriyeti de ona göre meydana geldi. Bu sebeble onlardan bazıları siyah, beyaz, esmer, kırmızı, bazısı da bunların arasında, bazısı yumuşak, bazısı sert bazısı ise halis ve temiz oldu. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
278 5 Allah (z.c.hz.)'leri Mekke'yi yarattı ve onu nefse ağır gelen şeylerle ve derecatla bezedi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
278 6 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan birşey yaratmadan bin sene evvel Mekke'yi yarattı ve etrafını meleklerle bürüdü. Ondan sonra onu Medine'ye ulaştırdı. Ondan sonra da Medine'yi, Kudüs'e ulaştırdı (ekledi) Ve ondan bin sene sonra da dünyayı bir kerede yarattı. Hz. Âişe (r.anha)
278 7 Allah (z.c.hz.)'leri üç şeyi eliyle yaptı: Adem (a.s.)'ı eliyle yarattı. Tevratı eliyle yazdı. Ve Cennetin ağaçlarını kudret eliyle dikti. Hz. Haris (r.a.)
278 8 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan melaike-i kiramı nurdan yarattı. Onların içinde sinekten daha ufak melek te vardır. Ve Allah melaikeyi halk edince şöyle buyurdu: "Bin olsun, iki bin olsun" Hz İbni Amr (r.a.)
278 9 Allah (z.c.hz.)'leri toprağı Cumartesi günü, dağları Pazar günü, ağaçları Pazartesi günü, hoşa gitmiyen şeyleri Salı günü, nuru da Çarşamba günü yarattı. O toprakta hayvanatı Perşembe günü yaydı. Adem (a.s.)'ı ise Cuma günü ikindiden sonra son mahluk olarak yarattı. Cuma'nın son saatinde ikindi ile akşam arasında. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
278 10 Allah (z.c.hz.)'leri cinleri üç sınıf üzerine yarattı. Bir sınıf yılanlar, akrepler ve yeryüzü haşeratı gibi, bir sınıf havada rüzgar gibi, bir sınıf da vardır ki, üzerine hesab ve ikab terekküb eder. Allah, insanları da üç sınıf üzerine yaratmıştır: Bir sınıf hayvanlar gibidir. Allah Teala bunlar için şöyle buyurmuştur; "Onların kalbleri vardır, onunla anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla göremezler. İşte bunlar hayvanlar gibidir. Belki daha aşağıdır." Bir sınıf, bedenleri beni Adem bedeni gibi, ruhları ise şeytanların ruhudur. Bir sınıf ise, Allah'ın gölgeliklerinden başka gölgenin olmayacağı günde Onun gölgesinde (barınacak halifesi)dir. Hz. Ebud Derda (r.a.
Mirasta aldanan kazanır.
YanıtlaSilAtasözü
Prof Dr Mahmud Esad Coşan
Son sözü: "Namaza, namaza (dikkat edin) idareniz altında bulunanlar ve memlükleriniz hususunda Allah'tan korkun." Oldu.
YanıtlaSilRavi: Hz Ali (r.a.)
Sayfa: 562 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Tabiinin en hayırlısı, öyle bir Üveysi (Veysel Karani) vardır ki, o annesine sadıktır. Allah'a and verse Allah onun andını geri çevirmez. Onun elinde bir beyazlık vardır. Ona rastlarsanız sizin için istiğfar etmesini isteyin.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 122 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Bir mü'minin öldürülmesi, Allah'ın indinde, dünyanın yıkılmasından daha büyüktür.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 333 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
İki surun arası kırk senedir. Ondan sonra Allah bir yağmur yağdırır ki dereden nebatın bitmesi gibi insanlar hayat bulur. Halbuki, kuyruk sokumundaki tek bir kemik hariç olmak üzere, insandan hiç bir şey kalmamıştır. İşte kıyamet gününde insanlar tekrar ondan halk olunacaktır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 373 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSilAtatürk düşmanlığına Tercüman
A TATÜRK düşmanı gazete Tercӣ- man, 1 Nisan 1970'te yazıyor. "All Rıza Efendi Atatürk'ün sade- ce üvey babası idi. Ali Rıza Efendi Atatürk'ün valideleri Zübeyde hanımla ev- lendiği zaman Zübeyde hanımın ikisi erkek biri kız olmak üzere üç çocuğu vardı. Sü- reyya, Mustafa ve Makbule... Atatürk'ün ağabeysı Süreyya Bey de subay olarak ye- lişmiş, şakağına bir kurşun sıkarak intihar etmiştir... Atatürk'ün asıl babasının adı Bekir'dir. Arnavut Bekir Ağa derlerdi ona. Gümrük kolcusu idi... Bir gümrük kaçak- çısını vurmuş ve hapise düşmüş, orada ve- fat etmiştir."
Evet, Atatürk düşmanı gazete, Atatürk'e dūpedüz iftira ediyor. Bir insanın babası katil de olabilir ve bu olgu çocuğu bağla- maz. Ne var ki yalan dolanla Atatürk'ün ba- basını katıl yapmak, sevgiyi değil derin düşmanlığı vurgulayan kanıtıttır.
Atatürk düşmanı gazete Tercüman, 10 Kasım 1970 günü yazıyor:
"Büyük Allah ile yetinmeyerek, daha doğrusu onu asla anlayıp hissetmeyerek ve yüce Kur'an ulu peygamberin rehberliği kıymetini bilmeyerek Gazi Mustafa Ke- mal'den kah bir Tanrı', kah bir Peygamber' çıkarmaya kalkanlar... Onu hiçbir dine sız- dıramayarak tabutu, sandukası ve heykel- leri etrafında, yeni, acaip ayinler icadına kalkanlar, bu mübarek ay ile 10 Kasım'ın iç-içe gelişine dikkat etsinler. Ruhlarını yı- kasın, thtiras ve kötülükten arınsın ve ha- tadan dönmenin fazilet olduğunu öğren- sinler O'nda uzun süre uğraşarak meyda- na getirmeye çalıştıkları kibiri okşamak İçin 'Atatürk' sıfatını verdiler parmak zoru Ile. Niçin Atatürk? Mustafa Kemal'den önce Türklük yok mu idi? Veya Türklük ondan
mı doğmuştu? Yanlış bir sıfatlı bu (...) Bir mermer yapıt yonttular, yonttular, kah bir sol yumruk, kah bir sille, yahut tekme gibi milletin üzerine giden silüet çıkardılar." Evet, Atatürk düşmanı gazete "Rama-
zanda 10 Kasım" başlığı altında bunları ya- zıyor. Anıtkabir'de saygı duruşuna geçen- lere diyor ki:
"Atatürk'ün sandukası etrafında, yeni acayip ayinler icadına kalkanlar, ruhları- nızı yıkayın, kötülükten arının, hatadan dönün!..."
Atatürk düşmanı gazete 27 Ağustos 1976'da yazıyor:
"Lozan deyince, siz meşhur Deniz Klü- bünün danslı, şanslı, mehtaplı, maytaplı, pokerli. jokerli gecelerini hatırlarsınız. Biz- se bundan elli küsur sene önce Türk'ün birçok haklarının heba edildiği İsviçre şeh- rini. (...)
Top deyince, siz sahada yuvarlanan ve yirmi iki kişiyi peşinde koşturan meşin yu- varlağı anlarsınız. Biz İstanbul'u döven şa- hiyi. Roma deyince siz Aşk Çeşmesini, Sophla Loren, Gina Lollobrigida, Claudla Cardinale başta bircümle 'Romalı dilberle- ri' düşünürsünüz. Biz Fatih'in ve Yavuz'un yarım kalmış, hedefi açıklanmamış iki se- ſerini ve Roma Kızıl olmasını. (...)
Biz 'Atam' deyince kastımız 'Adem pey- gamberdir', siz 'Atamız' dersiniz, kastınız maymundur."
Evet Atatürk düşmanı gazete "Siz ve Biz" başlıklı yazısında Atatürk düşmanlığına Lozan'la başlayıp Atatürk'e küfürle bitiri- yor.
İlhan Selçuk
22 Nisan 1981
Cumhuriyet
YANITLASİL
yuksel29 Haziran 2024 09:35
YAKIN TARİH
Ansiklopedisi
(10)
Yeni Nesil
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Müslüman
Temmuz 30, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
HAYİM NAUM- Bu Yahudi Haham Başı da Lozan's bizim heyette müşavir olarak gitmişti. İngilizler na- mına casusluk yaptığı söyleniyordu. Lozan dönü- şünde Eskişehir'de Mustafa Kemal'le görüşmüştü.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel29 Haziran 2024 13:21
YAKIN TARİH Ansiklopedisi
9
Yeni Nesil
sy. 63.
Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 293 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.)
YanıtlaSilRavi: Hz Ali (r.a.)
Sayfa: 293 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Fıkhın azı, ibadetin çoğundan hayırlıdır. Kul, Allah'a halis olarak ibadet ederse, fıkıh ona öğretilir. Cehil olarak da kişiye, aklını beğenmek yeter. İnsanlar iki sınıftır: Mü'min ve cahil. Öyle ise sen mü'mine eza etme, cahille de bulunma.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 336 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Tevfikin azı, aklın çoğundan hayırlıdır. Dünya hususundaki akıl mazarrat, din hususundaki akıl ise meserrettir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 336 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ubâde (r.a.)
Sayfa: 294 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Ayrıca evrenin ezelî olmadığı ve maddede yaratma gücünün bulunmadığı yolunda ulaşılan yeni bilimsel bilgiler de maddeciliğin temelsizliğini kanıtlar mahiyettedir.
YanıtlaSilGünümüzde iletişim ve medya ha yatın merkezine oturmuş durumdadır Böyle bir ortamda fıtratı korumada en tesirli cihad, kaliteli, cazip ve fay- dalı muhteva üretmektir. Muhtevanın ve sözünün tesirini artırmak için in- sanlara akılları nispetinde söz söyle- meye çalışmak savunma sanayi için en tesirli ve güncel silahları bulup kullanmak kadar mühim bir şarttır. Peygamber Efendimiz sallallahu aley- hi ve sellem: "Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır” (Müslim, İmare, 167; Ebu Davud, Cihad, 23) bu- yurmuşlardı. Sözün kuvveti, muhata- bın gönlünü cezbetmesinde, görün- tünün kuvveti tefekkürü hareket ge- çirmesindedir.
YanıtlaSil٣٩٢ - يَكُونُ قَبْلَ خُرُوجِ الدَّجَّالِ نِيفُ عَلَى سَبْعِينَ دَجَالاً" (نعيم بن حماد
YanıtlaSilعن انس) 6392- Deccal'in çıkışından önce yetmiş küsür Deccal çıkacak.
٦٣٩٣ - يَكُونُ بَعْدِي خُلَفَاءُ وَبَعْدَ الْخُلَفَاءِ الْأَمْرَاءُ وَبَعْدَ الْأَمْرَاءِ الْمُلُوكَ وَبَعْدَ الْمُلُوكِ الْجَبَّارَةُ وَبَعْدَ الْجَبَّارَةِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يَمْلَأُ الْأَرْضَ عَدْلاً هُوَ دُونَهُ (نعيم بن حماد عن عبد الْقَحْطَانُ وَالَّذِي بَعَثَى وَمِنْ بَعْدِهِ بِالْحَقِّ ما
الرحمان بن قيس)
6393- Benden sonra halifeler olacak. Halifelerden sonra ümera olacak. Ümeradan sonra melikler olacak. Meliklerden sonra zorbalar olacak. Zorbalardan sonra yeryüzünü adaletle dolduracak ehl-i beytimden bir adam gelecek. Ondan sonra da Kahtan gelecek. Beni, hak ile gönderene yemin ederim ki, o ondan aşağı değildir.
3 تَتَحَارَبُ الْقَبَائِلُ وَفِي ذِي الْحِجَّةِ يُنْتَهَبُ الْحَاجَ وَفِي الْمُحَرَّمِ يُنَادِي مِنَ السَّمَاءِ أَلَا إِنَّ صَفْوَةَ اللَّهِ مِنْ خَلْقِهِ فُلاَنٌ فَاسْمِعُوا لَهُ وَأَطِيعُوا (نعيم عن شهر
٦٣٩٤ - يَكُونُ فِي رَمَضَانَ صَوْتٌ وَفِي شَوَّالٍ هَمْهَمَةٌ وَفِي ذِي الْقَعْدَةِ
بن حوشب مرسلا)
6394- Ramazanda (manası) anlaşılan bir seda olur. Şevvalde anlaşılmaz sesler olacak. Zilka'de'de kabileler harp edecekler. Zilhicce'de hacılar soyulacak. Muharremde göktekiler şöyle seslenecekler: "Allah'ın yaratıkları arasında en seçkin kulu falandır.
Onu dinleyin ve ona itaat edin."
٦٣٩٥ - يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ اُمَرَاءُ ظَلَمَةٌ وَوُزَرَاءُ فَسَقَةٌ وَقُضَاةٌ حَوَنَةٌ وَفُقَهَاءُ كَذَبَةٌ فَمَنْ أَدْرَكَهُمْ فَلَا يَكُونَنَّ لَهُمْ عَرِيفًا وَلَا جَابِيًا وَلَا خَازِنَا وَلَا
شَرْطِيًّا (خط عن ابي هريرة)
6395- Ahir zamanda zalim emirler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı bilginler olacaktır. Kim onlara erişirse onlara müşavir, vergi toplayıcı, haznedar ve emniyet memurları olmasın.
YANITLASİL
yuksel8 Temmuz 2024 00:53
٦٣٩٦ يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٍ يَحْضُرُونَ السُّلْطَانُ فَيَحْكُمُونَ بِغَير حُكْمِ اللَّهِ وَلَا يَنْهَوْنَهُ فَعَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ ۚ (ابو نعيم والديلمي عن ابن مسعود)
6396- Ahir zamanda sultanın yanında hazır bulunacak kimseler olacak. Allah'ın hükmünün dışında hükmedecekler de onk hehyetmeyecekler. İşte Allah'ın laneti onların üstünedir.
٦٣٩٧ - يَنْفَعُ مِنَ الْجُذَامِ أَنْ يَأْخُذَ سَبْعَ تَمَرَاتٍ مِنْ عَجْوَةِ الْمَدِينَةِ كُلِّ يَوْمٍ
يَفْعَلُ ذَلِكَ سَبْعَةَ أَيَّامٍ" (عد وابو نعيم عن عائشة)
6397- Yedi gün devam etmek üzere, her gün Medine'nin Acve hurmalarından yedi hurma alıp yemek, cüzzama karşı şifa verir.
٦٣٩٨ - يُوحِى اللهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَى الْحَفَظَةِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ لَا تَكْتُبُوا عَلَى
عَبْدِي عِنْدَ ضَجْرِهِ شَيْئًا (الديلمي عن على)
6398- Allah Azze ve Celle, Kiramen Kâtibin'e şunu vahyeder: "Iztırap halinde bulunan kulumun aleyhine hiçbir şey yazmayın."
٦٣٩٩- يُوضَعُ لِلْمُؤْمِنِينَ كَرَاسِيُّ مِنْ نُورٍ يُظَلَلُ عَلَيْهِمْ الْغَمَّامُ وَيَكُونُ
ذَلِكَ الْيَوْمُ عَلَيْهِمْ كَسَاعَةٍ مِنْ نَهَارٍ (طب عن ابن عمرو)
6399- Mü'minler için kıyamet gününde nurdan kürsüler kurulur. Üzerlerine de bir bulut gölge olur. O gün sanki onlara, bir
saat gibi gelecek.
٦٤٠٠ - يَوْمَ الْجُمُعَةِ ثِنْتَا عَشْرَةَ سَاعَةً مِنْهَا سَاعَةٌ لَا يُوجَدُ عَبْدٌ مُسْلِمٌ
يَسْأَلُ اللهُ شَيْئًا إِلَّا أَتَاهُ اللهُ إِيَّاهُ فَالْتَمِسُوهَا آخِرَ سَاعَةٍ بَعْدَ الْعَصْرِ (ن د ك ق
ض عن جابر)
6400- Cuma günü oniki saatten ibarettir. İçinde öyle bir saat vardır ki, müslüman kul, o saatte Allah'tan ne isterse ona mutlaka verir. O saati, ikindinin son saatlerine doğru arayın.
YANITLASİL
yuksel8 Temmuz 2024 00:54
Benden sonra hulefa, hulefadan sonra umera, umeradan sonra melikler, meliklerden sonra Cebabire, Cebabireden sonra ise Ehli Beytimden bir kimse gelir de, O yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan sonra da "Kahtani" gelir. Beni gönderen Zata kasem ederim ki, O, diğerlerinden aşağı değildir.
Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Kays (r.a.)
Sayfa: 518 /
٣٩٢ - يَكُونُ قَبْلَ خُرُوجِ الدَّجَّالِ نِيفُ عَلَى سَبْعِينَ دَجَالاً" (نعيم بن حماد
YanıtlaSilعن انس) 6392- Deccal'in çıkışından önce yetmiş küsür Deccal çıkacak.
٦٣٩٣ - يَكُونُ بَعْدِي خُلَفَاءُ وَبَعْدَ الْخُلَفَاءِ الْأَمْرَاءُ وَبَعْدَ الْأَمْرَاءِ الْمُلُوكَ وَبَعْدَ الْمُلُوكِ الْجَبَّارَةُ وَبَعْدَ الْجَبَّارَةِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يَمْلَأُ الْأَرْضَ عَدْلاً هُوَ دُونَهُ (نعيم بن حماد عن عبد الْقَحْطَانُ وَالَّذِي بَعَثَى وَمِنْ بَعْدِهِ بِالْحَقِّ ما
الرحمان بن قيس)
6393- Benden sonra halifeler olacak. Halifelerden sonra ümera olacak. Ümeradan sonra melikler olacak. Meliklerden sonra zorbalar olacak. Zorbalardan sonra yeryüzünü adaletle dolduracak ehl-i beytimden bir adam gelecek. Ondan sonra da Kahtan gelecek. Beni, hak ile gönderene yemin ederim ki, o ondan aşağı değildir.
3 تَتَحَارَبُ الْقَبَائِلُ وَفِي ذِي الْحِجَّةِ يُنْتَهَبُ الْحَاجَ وَفِي الْمُحَرَّمِ يُنَادِي مِنَ السَّمَاءِ أَلَا إِنَّ صَفْوَةَ اللَّهِ مِنْ خَلْقِهِ فُلاَنٌ فَاسْمِعُوا لَهُ وَأَطِيعُوا (نعيم عن شهر
٦٣٩٤ - يَكُونُ فِي رَمَضَانَ صَوْتٌ وَفِي شَوَّالٍ هَمْهَمَةٌ وَفِي ذِي الْقَعْدَةِ
بن حوشب مرسلا)
6394- Ramazanda (manası) anlaşılan bir seda olur. Şevvalde anlaşılmaz sesler olacak. Zilka'de'de kabileler harp edecekler. Zilhicce'de hacılar soyulacak. Muharremde göktekiler şöyle seslenecekler: "Allah'ın yaratıkları arasında en seçkin kulu falandır.
Onu dinleyin ve ona itaat edin."
٦٣٩٥ - يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ اُمَرَاءُ ظَلَمَةٌ وَوُزَرَاءُ فَسَقَةٌ وَقُضَاةٌ حَوَنَةٌ وَفُقَهَاءُ كَذَبَةٌ فَمَنْ أَدْرَكَهُمْ فَلَا يَكُونَنَّ لَهُمْ عَرِيفًا وَلَا جَابِيًا وَلَا خَازِنَا وَلَا
شَرْطِيًّا (خط عن ابي هريرة)
6395- Ahir zamanda zalim emirler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı bilginler olacaktır. Kim onlara erişirse onlara müşavir, vergi toplayıcı, haznedar ve emniyet memurları olmasın.
YANITLASİL
yuksel8 Temmuz 2024 00:53
٦٣٩٦ يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٍ يَحْضُرُونَ السُّلْطَانُ فَيَحْكُمُونَ بِغَير حُكْمِ اللَّهِ وَلَا يَنْهَوْنَهُ فَعَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ ۚ (ابو نعيم والديلمي عن ابن مسعود)
6396- Ahir zamanda sultanın yanında hazır bulunacak kimseler olacak. Allah'ın hükmünün dışında hükmedecekler de onk hehyetmeyecekler. İşte Allah'ın laneti onların üstünedir.
٦٣٩٧ - يَنْفَعُ مِنَ الْجُذَامِ أَنْ يَأْخُذَ سَبْعَ تَمَرَاتٍ مِنْ عَجْوَةِ الْمَدِينَةِ كُلِّ يَوْمٍ
يَفْعَلُ ذَلِكَ سَبْعَةَ أَيَّامٍ" (عد وابو نعيم عن عائشة)
6397- Yedi gün devam etmek üzere, her gün Medine'nin Acve hurmalarından yedi hurma alıp yemek, cüzzama karşı şifa verir.
٦٣٩٨ - يُوحِى اللهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَى الْحَفَظَةِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ لَا تَكْتُبُوا عَلَى
عَبْدِي عِنْدَ ضَجْرِهِ شَيْئًا (الديلمي عن على)
6398- Allah Azze ve Celle, Kiramen Kâtibin'e şunu vahyeder: "Iztırap halinde bulunan kulumun aleyhine hiçbir şey yazmayın."
٦٣٩٩- يُوضَعُ لِلْمُؤْمِنِينَ كَرَاسِيُّ مِنْ نُورٍ يُظَلَلُ عَلَيْهِمْ الْغَمَّامُ وَيَكُونُ
ذَلِكَ الْيَوْمُ عَلَيْهِمْ كَسَاعَةٍ مِنْ نَهَارٍ (طب عن ابن عمرو)
6399- Mü'minler için kıyamet gününde nurdan kürsüler kurulur. Üzerlerine de bir bulut gölge olur. O gün sanki onlara, bir
saat gibi gelecek.
٦٤٠٠ - يَوْمَ الْجُمُعَةِ ثِنْتَا عَشْرَةَ سَاعَةً مِنْهَا سَاعَةٌ لَا يُوجَدُ عَبْدٌ مُسْلِمٌ
يَسْأَلُ اللهُ شَيْئًا إِلَّا أَتَاهُ اللهُ إِيَّاهُ فَالْتَمِسُوهَا آخِرَ سَاعَةٍ بَعْدَ الْعَصْرِ (ن د ك ق
ض عن جابر)
6400- Cuma günü oniki saatten ibarettir. İçinde öyle bir saat vardır ki, müslüman kul, o saatte Allah'tan ne isterse ona mutlaka verir. O saati, ikindinin son saatlerine doğru arayın.
YANITLASİL
yuksel8 Temmuz 2024 00:54
Benden sonra hulefa, hulefadan sonra umera, umeradan sonra melikler, meliklerden sonra Cebabire, Cebabireden sonra ise Ehli Beytimden bir kimse gelir de, O yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan sonra da "Kahtani" gelir. Beni gönderen Zata kasem ederim ki, O, diğerlerinden aşağı değildir.
Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Kays (r.a.)
Sayfa: 518 / No:
• Fatiha ve Hucurât Surelerinin Meal ve Tefsiri.
YanıtlaSil"Her biriniz Allah Teala'ya hüsn-i zannederek hayatını tamam- lasın "36 buyurmuştur. Ve yine diğer bir hadislerinde: "Hüsn-i zan ibadettendir" buyurmuşlardır. 37
d. Tecessüs
"Tecessüs" insanların gizli durumlarını, eksiklerini, ayıpla- rını araştırmaktır. Bu ise dinen haramdır.
"Tecessüs" التَّجَسُّسْ Tefeül" تَفَقُلْ 35 babındandır, " ألجس " "el-cess" kökündendir, "cess": Aslında hastalığı, sağ- lığı anlamak için nabız tutmaktır; el ile nabzı yoklamaktır; ha- ber araştırmak manalarına da gelir. "Tecessus de “ التَّجَسُّسْ " Bilgi edinmek için dikkatle ve gayretle araştırmak demektir ki casus" " جَاسُوسُ " da bu kökten gelir.
Ayet-i kerimede: “ وَلَا تَجَسَّسُوا " buyurulmuştur.
Tecessüste bulunmayın (insanların eksiklerini, ayıplarını, gizli hallerini araştırmayın).
Ayet-i kerimede bütün müminler insanların gizli ve özel durumlarını araştırmaktan men edilmiştir. Çünkü insanla- rın ayıplarını, gizli durumlarını araştırmak İslamiyet'te haram kılınmıştır.
Bir de "tehassis " تَحَسُّسْ " Kelimesi vardır ki bu kelime de bir kavim veya bir cemaat -kendileri istemedikleri, razı olmadıkları halde- onların sözlerini gizlice dinlemek mana- sını ifade eder. Böyle bir davranışta bulunmak da haramdır; Kur'an ahlakına zıttır. Ancak "tehassüs" kelimesi az olmak- la birlikte hayırda (iyiliklerde) kullanıldığı da olur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Yakup Peygamber'in oğullarına yaptığı gü- zel nasihati bildiren ayet-i kerimede bu kelime zikredilmiş ve şöyle buyurulmuştur.
36 Muslim, "Cennet", 81, 82; İbn Mace, "Zühd" 14; Ebû Dâvûd, "Cenaiz", 12. 37 Ebû Dâvûd, "Cenaiz", 13.
Placurill Suresi Meal
YanıtlaSilيَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَيَأْسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ.
"Oğullarım! Gidiniz; Yusuf ve kardeşi hakkında bil- gi derleyiniz. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz, çanka Ankarcılardan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez"
Sonuç olarak Hucurât Suresi'nin, on ikinci ayet-i kerimede zikredilen
" وَلَا تَجَتَسُوا " "Ey iman edenler! "Tecessüste bulunmayın" cümlesinin manası şudur:
Ey müminler! İnsanların ayıplarını, eksiklerini, gizli du- rumlarını araştırmayın; Allah Teâla'nın gizlediğini siz de açığa çıkarmayın. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
"Ey lisanı ile iman edip de henüz kalbine iman girmemiş olan insanlar topluluğu! Müslümanların eksiklerini, ayıplarını araştır- mayın. Kim Müslümanların gizli durumlarını (ayıplarını) araştı- nrsa Allah Teâlâ da o kimsenin eksiklerini ayıplarını takip buyurur ve Allah, öylesi kimseyi evinin içinde bile rezil ve rüsvay eder" 39
Ashab-ı kiramdan Abdurrahman b. Avf (r.a.) şöyle demiş- tir. "Omer b. el-Hattab (r.a.) devlet reisi olduğu zamanda bir gece onunla birlikte Medine-i Münevvere'de gece teftişe çık- tık. Birden karşımızda bir evde ışık göründü; evin kapısı açık- tu; evde kalabalık insanlar olduğu anlaşılıyordu ve yüksek ses- le konuşuyorlardı.
Ömer (r.a.): "Bu ev Rabia b. Ümeyye b. Halef'in evidir, şu anda içki içmekle meşguller, sen ne dersin, ne yapalım?" dedi. Ben de:
"Ya emire'l müminin! Benim kanaatim şudur, dedim:
38 Yusuf, 12/87.
39 Ebu David, "Edeb", 35 Tirmizi. "Birr", 85, Ayrıca bkz. Ibn Mace, "Hudud", 5.
93
Fuliha ve
YanıtlaSilHucurat Surelerinin Meal ve
Biz şu anda Allah-ü Teâlânın men ettiği durum üzerinde duruyoruz, çünkü Allah-ü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de:
"Ey iman edenler! Tecessüste bulunmayın." (insanlann ayıplarını, eksiklerini araştırmayın) buyurdu. Biz ise tecessis- te bulunduk (onlann gizli hallerini araştırdık). Benim kana- atim budur" dedim. Bunun üzerine Ömer (r.a.) onları kendi halleri üzere bıraktı ve biz de oradan ayrıldık. 40
Bir kavmin, bir cemaatin veya kişilerin rızası olmadan ve onlar hoşlanmadıkları halde onların sözlerini dinlemek "tecessüs"dür. "Tecessüs" ise dinen haramdır.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهِ عَنْهُ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ: إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ، فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الحَدِيثِ، وَلَا تَحَسَّسُوا ، وَلا تَجَسَّسُوا وَلا تَنَافَسُوا ، وَلاَ تَحَاسَدُوا، وَلَا تَبَاغَضُوا ، وَلَا تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَاناً كَمَا أَمَرَكُمْ المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ، وَلَا يَخْذُلُهُ وَلَا يَحْقِرُهُ التَّقْوَى هَهُنَا، أَلتَّقْوَى هَهُنَا التَّقْوَى هَهُنَا، وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ، بِحَسْبِ أَمْرِي مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ المُسلِمَ، كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ دَمُهُ، وَعِرْضُهُ، وَمَالُهُ ...
"Zandan uzak bulunun; çünkü zan sözün en yalanıdır. İnsan- lann gizli durumlarını, ayıp ve eksiklerini araştırmayın. (Onlar hakkında gizlice haber toplamayın), dünyalık yarışına girmeyin, birbirinize darılıp haset etmeyin; birbirinize öfkelenmeyin; birbiri- nize arka çevirmeyin. Ey Allah'ın kullan! Allah (c.c.)'ın size emret- tiği (gibi) kardeşler olun. Müslüman Müslüman'ın kardeşidir; ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu hakir görmez. Burada Resul-i Ekrem (s.a.s.) -mübarek eliyle göğsüne işaret ederek- tak- va buradadır, takva buradadır, takva buradadır" buyurmuş ve
40 Kenzü'l-Ummal, III, 808, (Hadis no: 8827)
sonra Kişiye mümin kardeşini hakir görmesi (küçümsemesi) ko- Tuluk olarak yeter. Müslüman'ın (Musluman'a) mah, cant, mamusu haramdır (bu haklar mukaddestir, dokunulmazdır). buyurmuşlardır.
YanıtlaSile. Gıybet
Bu ayet-i kerimede haram kılınanların üçüncüsü giybet et- mektir ki o da haramdır. Cenab-ı Hak müminleri, başkalarına su-i zanda bulunmaktan; tecessüsten (başkalarının ayıplarını, eksiklerini araştırmaktan) men ettiği gibi insanları gıyapların- da çekiştirmekten de men etmiş, bunları haram kılmıştır.
Ayet-i kerimede:
*...Bazınız bazınızın gıybetini yapmasın. Sizden biri, öl- müş kardeşinin etini yemeyi sever mi? Elbette onu kerih görür- dünüz. (Gıybet etmek de öyledir ondan sakınınız). Allah'tan korkun, (azabından korunun ki kurtuluşa eresiniz). Allah tevbeleri çok çok kabul eden ve sonsuz rahmet edici olandır" buyurulmuştur.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ذِكْرُكَ أَخَاكَ قَالَ: " أَتَدْرُونَ مَا الغِيبَةُ ؟ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ قَالَ بِمَا يَكْرَهُ . قَالَ أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِي أَخِي مَا أَقُولُ ، قَالَ : إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ أَغَتَبْتَهُ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ بَهَتَهُ ..
Ebu Hūreyre (r.a.)'den o şöyle demiştir:
"Resul-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz gıybet nedir bilir misiniz? diye sordu.
Dediler ki Allah ve Resulü daha iyi bilir.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurdular:
41 Müslim, "Birr ve's-Sila", 32
• Fatiha ve Hucurât Surelerinin Meal ve Tefsiri.
YanıtlaSilGıybet: Kardeşini (gıyabında) onun hoşlanmadığı bir şeyle anmandır".
Soru soran kişi: Ya Resulallah! O söylediğim şey (sıfat) karde- şimde varsa yine gıybet midir? Resulullah (s.a.s.) buyurdu ki:
Eğer söylediğin (kötü şey) kardeşinde var ise onun grybetini et- miş olursun; eğer o şey kardeşinde yoksa ona iftira etmiş olursun
Gıybet etmek haram olduğu gibi, ifk (iftira ve bühtan da) haramdır ve bunlar daha da çirkindir.
Cenab-ı Hakk bu kötülükleri haram kılmış ve bütün mü- minlere bu fenalıklardan sakınmalarını, uzak olmalarını em- retmiştir.
Gıybet etmek haramdır ve büyük günahlardandır. Gıybet eden bir kimsenin, derhal gıybeti terk ederek tevbe etmesi Al- lah yoluna dönmesi gerekir. Gıybetini yaptığı kimse ile de he- lalleşmesi üzerine borçtur.
Ancak bir kısım âlimler demişlerdir ki gıybet yapmış olan kimse, gıybetini yaptığı kimseye durumu bildirip helallik al- ması durumunda büyük kırgınlıklara yol açabilir.
Böyle bir durumun hâsıl olmaması için gıybet eden kimse, gıyabında konuştuğu kimseyi, kimlerin yanında gıybet etti ise onların huzurunda o kimseyi iyilikleriyle anması ve kendisi- nin gıybet etmekte yanıldığını söylemesi gerekir.
İkinci olarak kendisi, gıybetini yaptığı kimse için dua ve is- tiğfarda bulunmalıdır. Örnek olarak şöyle demelidir.
"Ya Rab! Beni ve gıybetini yaptığım kardeşimi mağfiret eyle (bağışla); bizleri affeyle Allahım."
Ancak altı yerde gıyabi konuşmalar şer'an gıybet sayılmaz. Yeter ki niyet halis ve sahih olsun.
• Hucurât Suresi Meal ve Tefsiri -
YanıtlaSil1- Zulme (haksızlığa) uğramış olan bir kimse, ilgili maka- ma muracaat edib, zulmen giderilmesi talebinde bulbingka da olayı (konuyu) olduğu gibi beyan etmesi grybet sayılmaz. Yeter ki hak (doğru) olan ne ise onu olduğu gibi açıklamış az sun. Nitekim hadis-i şerifte Resul-i Ekrem (s.a.s.) bu hususlar- la ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
إِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً . " "...Hak sahibi için söz hakkı vardır. *43 (Olanı olduğu gibi açıklamak kaydıyla).
2- Bir münkeri (kötülüğü) ortadan kaldırmak, marufu (iyiliği) ikame etmek için, muktedir olan makama veya şahsa durumu olduğu gibi bildirmek gıybet sayılmaz. Çünkü mak- sat bir kötülüğün ortadan kalkması ve "nehy-i ani'l münker" yapmaktır.
3- Kişi kendisi için hak ve helal olanı öğrenmek niyetiyle, fetvaya ehil bir âlimden (müftüden) fetva almak üzere konuyu olduğu gibi anlatması ona gıybet sayılmaz.
4- Fısk ve fücuru (kötü alışkanlıkları) ile fena örnek olan kimselerin yanlışlıklarından başkalarının sakınmaları için ola- nı olduğu gibi bildirmek gıybetten sayılmaz. Amaç kötülükleri önlemek, masum insanların fenalıklardan, zararlardan sakın- malarını sağlamak olmalıdır. Mesela; edep ve hayâyı terk etmiş kimselerin o durumlarından sakınılması maksadıyla olanı ol- duğu gibi söylemek gıybet sayılmaz.
5- Gizli kalmış bir hakkın, bir gerçeğin açıklığa kavuşma- sı için bildiklerini -gerektiğinde- şahit olarak yetkililere beyan etmek, anlatmak gıybet sayılmaz.
6- Ehil olmayan kimselerin verdiği -dine ve ilme aykırı fet- vaları- gerçeği tahrif eden müellif veya kitaplar hakkında yapı- lan yanlışlıkları anlatmak, gıybet sayılmaz.
43 Buhari, "Hibe" 25; Müslim, "Müsahat", 120.
энд 97 Ено
ve Allâh-u Teâlâya hamdolsun ki sahih bulun- muştur. ».نِيَّتُكَ مَطِيَّتُكَ "Niyetin senin merkebin- dir" buyrulur. Yani her zaman iyi niyet üzere ol ki, murâdın hâsıl olsun.
YanıtlaSilAllah (z.c.hz.)'leri Adem oğlundan çıkanı dünyaya misal olarak gösterdi. Bu, gaita ve idrardan kinayedir. Yani insandan çıkan şeyler, bundan evvel, çeşitli, temiz yumuşak yemeklerdi ve temiz ve içilmesi hoş içeceklerdi de, bunun akibeti gördüğünüz gibi oldu. İşte dünya da nefis ve hoş manzaralıdır. Nefislerde bu süsünden dolayı bu dünyaya heves eder. Cahil, akibetini düşünmeyip onun dışını ziynetine, ebedi kalıcı zannederek aldanır. Akıllının kalbi ise ona yatmaz. Bilgisi ile ona aldanmaz. Bilir ki o, muvakkat bir fanidir. Bir müddet faydası olsa da, ölüm, dünyada yaşayana çaresiz gelecek ve dünyadan onun alakasını kesecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ubey İbni Kaab (r.a.)
Sayfa: 271 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek)
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 340 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel9 Temmuz 2024 01:44
Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır."
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 270 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel9 Temmuz 2024 01:46
Kalbler, kendine ihsan edene muhabbet, fenalık yapana ise nefret edecek cibiliyette yaratılmıştır.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 270 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek)
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 340 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel9 Temmuz 2024 01:44
Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır."
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 270 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel9 Temmuz 2024 01:46
Kalbler, kendine ihsan edene muhabbet, fenalık yapana ise nefret edecek cibiliyette yaratılmıştır.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 270 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 341 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
isimler: Abdullah, Abdurrahman ve el-Hâris isimleridir.
YanıtlaSil١٧٤ - أَحَبُّ الْجِهَادِ إِلَى اللَّهِ كَلِمَةُ حَقٍ تُقَالُ لإِمَامٍ جَائِرٍ (حم طب ق عـــن
ابي امامة)
174- Allah'ın en çok sevdiği cihad, zalim hükümdarın yüzüne haykırılan doğru sözdür.
١٧٥ - أَحَبُّ الطَّعَامِ إِلَى اللهِ مَا كَثُرَتْ عَلَيْهِ الْأَيْدِي (حب طب ع عد طــــس
هب ض عن جابر بن عبد الله)
175- Allah nazarında en sevimli yemek, üzerinde ellerin çoğaldığı sofradır.
57
Öyle insan vardır ki, hayrın anahtarıdır ve şerrin üstüne kiliddir. Bir kısmı da şerri açarlar ve oldukları yerde şer yaparlar. Ne mutlu o kimseye ki, hayrın anahtarı onun elindedir. Veyl o kimseye ki, şerrin anahtarı onun elindedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 131 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 300 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Bu beş vakit farzı cemaatle kılmaya devam eden kimse, sırat köprüsünü ilk geçenleren olur ve onu şimşek gibi geçer. Allah, o kimseyi sâbıkların ilk zümresinde haşreder, namazına devam ettiği her gün ve gece içinde bin şehid sevabı alır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 131 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
51) Ferasetli (sezişi kuvvetli, uyanık) olmalı- yız.
YanıtlaSil52) Yaptığımız İyilikle- re Allah'ın lütfu bilerek se-
vinmeliyiz.
53) Uluvv-i himmet ve yüksek ideal sahibi olmalı- yız.
54) Hikmeti bulduğu- muzda hemen almalıyız.
55) Elimizdeki nimetle rin verenini bilmeli ve de
ğerini şükürle göstermeliy iz.
56) Kusur ve ayıp örtü cü olmalıyız.
SUR Ocak 1999.55
YANITLASİL
yuksel14 Temmuz 2024 08:12
KITAP
57) İyilikte minnetsiz olmalı, iyiliği başa kaka- rak kimseye eziyet verme- meliyiz.
58) Va'dine sadık, sö- züne bağlı olmalıyız.
59) Kadir, kıymet bilir olmalıyız, insanlara sevi- yelerine göre davranmalı-
yız. 60) Herkese karşı lütuf- kâr olmalıyız.
61) Dinî ve manevî de- ğerlerine sımsıkı bağlı, sa- labet sahibi olmalıyız.
62) Maddî ve manevî haklarımızı korumakta ce- sur ve şecaatli olmalıyız.
63) Salahat (iyi hal) sahibi olmalıyız.
64) Masum (günahtan kaçınır) olmalıyız.
65) Kibarlık ve incelik (zerafet) sahibi olmalıyız. 66) Sır saklayıcı (ke-
tum) olmalıyız. 67) Emanete riâyet-
kâr olmalıyız. 68) İlahi takdire rıza
göstermeliyiz.
69) Fazilet (erdem) sa- hibi olmalıyız.
70) Aşk ehli olmalıyız.
71) Huşu ve haşyet içinde olmalı, fenalık işle- mek konusunda Allah'tan korkmalıyız.
72) Hayırhâh olmalı,
SUR Ocak 1999.56
HUZURLU YAŞAMAK İÇİN 100 ALTIN KURAL
herkes için sade- ce iyilik dileme- liyiz.
73) Herkese hüsn-ü zanla
bakmalıyız. 74) Cömert olmalıyız.
75) Hayırla- ra karşı istekli (giptalı imrenir) olmalı
yız.
76) Olaylar karşısında ha-
zımlı ve tedbirli olmalıyız.
77) Nefsimize hâkim olmalıyız.
78) Meselelerimizi bi- lenlere sormalı, İstişare ile
karar vermeliyiz. 79) Zikir ehli olmalı, Allah tealayı bir an bile
unutmamalıyız. 80) İsar hasletine sahip
olmalıyız. 81) Namusumuza düş-
kün olduğumuz gibi, kim- senin namusuna da göz
dikmemeliyiz.
82) İkramperver, ko- nuksever olmalıyız.
83) İhtiyaç sahiplerinin yardımına karz-ı hasenle koşmalıyız.
84) Riyadan uzak dur- malıyız.
85) İçinde nifak duy-
gusu taşımaktan, insanlar arasında fitneyi uyandır- maktan son derece sakın-
malıyız. 86) Alaycı olmaktan,
insanlarla dalga geçmek-
ten (istihza) kaçınmalıyız. 87) Kimse hakkında
su-i zan etmemeliyiz. 88) Diyalog ve uzlaş-
olan mücadele yolunu ter- ketmeliyiz.
arındırmalıyız.
90) Insanlara hased et- memeli, kimseyi kıskan- mamalıyız.
91) Insanları arkala- rından çekiştirmemeli, gıy-
betlerini yapmamalıyız.
92) Insanlar arasında söz taşımaktan son derece sakınmalıyız.
93) Kibirli olmaktan, kendimizi herkesten üstün görmekten uzak durmalı-
yız. 94) Kendimizi beğen-
me, hatasız görme (ucup) duygusuna kapılmamalı- yız.
yız. 96) Şöhret duygusun-
95) İnatçı olmamalı-
dan, nam ve şan arzusun- dan kurtulmalıyız. 97) Aç gözlü (tamâh-
kâr) ve hırslı olmamalıyız. 98) Yalandan küfür-
den kaçar gibi kaçmalıyız. 99) Tekellüften, yap- davranışlardan macık
uzak durmalıyız. 100) Zayıf iradeli, ka-
rarsız, değişken mizaçlı olmamalıyız.
HUZURLU
YAŞAMAK
ICIN
100
89) Kalbimizi kin ve
(Mehmet Dikmen'in "Huzurlu Yaşamak husumet duygusundan İçin 100 Altın Kural" adlı eserinden)
YANITLASİL
yuksel14 Temmuz 2024 08:14
SUR
Aylık fikir ve yorum dergisi Sayı 274. Ocak 1999 • 700 bin tl.
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Müslüman
Temmuz 30, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
40) Verdiğimiz sözde durmalı, ahdimize riayet etmeliyiz.
YanıtlaSil41) Eski dostluklara ve- falı olmalıyız.
42) Kötülüğe karşı di- rençli, nefsine karşı yiğit (fütüvvet ehli) olmalıyız.
43) Mürüvvet ehli (ci- vanmert) olmalıyız.
44) Vekarlı, ağırbaşlı ve ciddi olmalıyız.
45) İzzet-i nefis sahibi, yani onurlu olmalıyız.
Ama gururlu olmamalıyız. 46) Övülmekten hoş- lanmamalıyız.
47) Tenkid ve yerll- mekten de yıkılmamalı-
yız.
48) Insanlara karşı idareli ve uyumlu davran- malıyız.
49) Metanetlil, daya-
nıklı ve güçlü olmalıyız. 50) Akıllı olmalı, mu- hakemeli davranmalıyız.
19) Dilimizi gereksiz sözlerden korumalıyız.
YanıtlaSil20) Hilim sahibi, yani soğukkanlı olmalı, olaylar karşısında hiddet ve heye- canımızı yenmeliyiz.
21) Insanlara rıfk ile, nezaket ve yumuşaklıkla muamele etmeliyiz.
22) Acılara dayanıklı, telaşsız ve sabırlı olmalı- yız.
23) Hata ve kusurları bağışlayıcı ve affedici ol- malıyız.
24) Insanlara karşı hoşgörülü ve müsamahalı olmalıyız.
25) Herkese karşı ada- letli olmalıyız.
26) İhsan sahibi, iyilik- sever olmalıyız.
27) Hayırda gayretli, engelleri aşmakta hami- yetli olmalıyız.
28) Haya sahibi, kötü- lük işlemekten utanır ol- malıyız.
29) Muhabbet ve sev- giyle dolu olmalıyız.
30) Insan- hayvan her canlıya şefkat göstermeli-
yiz.
31) Çaresizlerin haline kalben üzülmeli, merha- metle yardımlarına koş- malıyız.
32) Doğruluk ve sada- kattan ayrılmamalıyız.
33) Akrabalarımızla iyi münasebetler kurmalı, sı- la-i rahme dikkat etmeli- yiz.
34) Yardımsever (in- fak ve tasadduk ehli) olma- lıyız. 35) Görgülü ve geçimli
olmalı; toplumda muaşe- ret kaidelerine riayet etme- liyiz.
36) Dostluk kurmaya önem vermeli, dostlukları korumakta dikkatli olmalı
yız. 37) Tedbirimizi aldık-
tan sonra, neticeyi Al- lah'tan beklemeli, ona te-
vekkül etmeliyiz. 38) Azimli ve kararlı
olmalıyız. 39) iffetli olmalıyız.
40) Verdiğimiz sözde durmalı, ahdimize riayet etmeliyiz.
41) Eski dostluklara ve- falı olmalıyız.
42) Kötülüğe karşı di- rençli, nefsine karşı yiğit (fütüvvet ehli) olmalıyız.
43) Mürüvvet ehli (ci- vanmert) olmalıyız.
44) Vekarlı, ağırbaşlı ve ciddi olmalıyız.
45) İzzet-i nefis sahibi, yani onurlu olmalıyız.
Ama gururlu olmamalıyız. 46) Övülmekten hoş- lanmamalıyız.
47) Tenkid ve yerll- mekten de yıkılmamalı-
yız.
48) Insanlara karşı idareli ve uyumlu davran- malıyız.
49) Metanetlil, daya-
nıklı ve güçlü olmalıyız. 50) Akıllı olmalı, mu- hakemeli davranmalıyız.
yuksel14 Temmuz 2024 08:10
YanıtlaSilKitap
Huzurlu Yaşamak İçin
100 Altın Kural
1) Allah'a isyandan korkmalı, kötülüklerden kaçmalı, takva sahibi ol- malıyız.
2) Haddimizi bilmeli, edepli olmalıyız.
3) Inancımızda ve amellerimizde samimi ve İhlaslı olmalıyız.
4) İlahî emirlere riâyet- kâr ve kanunlara itaatli olmalıyız.
5) İstikamet yolundan ayrılmamalıyız.
6) Sözüne ve işine iti- mad edilir olmalıyız.
SUR
ARAŞTIRMA
SUR Ocak 1999.54
yaşamalıyız.
8) Çalışmakta gayretli, ama elde ettiğimiz netice- de de kanaatli olmalıyız.
9) Ülfetli olmalı, in- sanlarla kaynaşmalıyız.
10) Aldığımız emanet- leri korumakta emniyetli olmalıyız.
11) Gerçekleri kabulde her zaman insaflı olmalı- yız.
12) Doğruları itirafta, hakkı teslimde hakperest olmalıyız.
13) Düşünmeden, araştırmadan acele karar vermemeli; temkin ve te- enni ile hareket etmeliyiz.
14) Büyüklerimize tâ- zim göstermeli, saygılı ol- malıyız.
15) Olayları hep hayra yormalı, hayata bakışta İyimser olmalıyız.
16) Hiçbir meselede düşüncesizce hareket et- memeli; yaptıklarımızı ya- pacaklarımızı tefekkür ve muhakeme süzgecinden geçirmeliyiz.
17) Alçakgönüllü, te- vazu sahibi olmalıyız.
7) Her hususta ölçülü, tutumlu olmalı, İktisadlı
YANITLASİL
yuksel14 Temmuz 2024 08:11
HUZURLU YAŞAMAK İÇİN 100 ALTIN KURAL
18) Yaptığımız işte se- bat göstermeli, sonucunu alana kadar sabırla devam etmeliyiz.
Peygamberimizin
YanıtlaSilAltı Nasihatı
z. Ali (r.a) den:
H Peygamber (ASM) Efen- dimiz, bir gün Hz. Ali'ye şöy- le buyurdular:
Ya Ali! Altıyüz bin ko- yun veya altın mı istersin, yoksa altıyüzbin nasihat mi?
Hz. Ali:
- Altıyüzbin nasihat isterim yâ Resûlallah! cevabını verin- ce, Allah Resûlü şöyle buyurdu:
- Şu 6 nasihata uyarsan, altıyüzbin nasihata uymuş olursun:
1- Herkes nafilelerle meşgul olurken, sen farz- larla meşgul ol. (Onları vacip ve sünnetleri ile mükemmel ifaya çalış.)
2- Herkes dünya ile meşgul olurken, sen din ile meşgul ol. (Hayatını di- ne uygun tanzim et.)
3- Herkes birbirlerinin ayıplarını araştırırken, sen kendi ayıplarınla meş- gul ol.
4- Herkes dünyanın imarına çalışırken, sen ahiretinin imarına çalış.
5- Herkes halka yaklaş- mak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetir- ken, sen hakkın rızasını gözet, kendini Allah'a yaklaştırıcı vasıtalar, vesi- leler ara.
6- Herkes çok amel iş- lerken, sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı ol- masına dikkat et.
(Ahmed Cami, Miftahun-Necat'tan)
SUR/Temmuz 91 35
Bir Gençlik Özlüyorum...
YanıtlaSilBir gençlik özlüyorum; haksızlıktan dâvâcı. Yerine göre vakûr, sırasında kavgacı.
Bir gençlik özlüyorum: dili ok gibi doğru, Gönlünde Hak'tan başka birşey yok gibi doğru. İradeli ömrünü, zaferlerle süsleyen.
Dâvâsının uğrunda her derdi göğüsleyen.
34 SUR/Temmuz 91
YANITLASİL
yuksel14 Temmuz 2024 09:09
DİN-FELSEFE
Allah'ın Yarattıklarına Karşı İnsaflı Olun!
Ahmet Rifai (Hz.) ve Yaralı Köpek
Kıyamet günü Rabbimizin bana: "Ey Ahmed! Bu
köpeğe neden acımadın. Onu, uğrattığım musibetten niçin kurtarmadın. Aynı hâle seni düşürmem ihtima- lini niçin düşünmedin?" diye sormasından korktum.
cariPolaylar
YanıtlaSilMUSİBETLERE PARATÖNER OLANLAR
E rzincanlı büyük veli Pir Mu- hammed Erzincanî (V. 1464-H. 869) bir yaz günü, sabah namazından sonra, talebe- lerine:
Erzincan'a inmek iste- riz, arzu eden bizle gelsin, bu- yurdular.
40 talebesi ile birlikte Er- zincan'a geldiler. Doğruca Cami- i Kebir'e varıp halvete girdiler. 40 gün halvette kalmak istediler.
Talebeleri onun bu haline şaşırdılar ve kendisine:
Efendim, şimdi hasat mevsimidir. Erbaine girmek, hal- vete çekilmek münasip midir? di- ye hatırlatmada bulundular.
Muhammed Erzincanî Hz.'leri, onlara şu cevabı verdi: Doğru söylersiniz. Şim- di halvet zamanı değildir. Ama Allah Teâlâ, bu beldeye yakın bir zamanda, büyük bir zelzele tak- dir etmiştir. Bu belanın geri çev- rilmesi için, bizlerin münacaat ve
duası lâzımdır. Umulur ki, içi- mizden birinin duası kabul olur da halk da kurtulur.
Cami-i Kebir'de halvet ha- li sürerken, bir ara Muhammed Erzincanî Hz.'leri,
Bize ilham edildi ki: Bu belanın geri çevrilmesi için bizim bu dünyadan göçmemiz gerekli- dir, buyurdu. Sonra talebelerine dönüp:
Kim bizimle beraber şe- hadet şerbeti içmek isterse, cami- de kalsın. Eğer yaşamak arzu edenler varsa, izin veriyoruz dı- şarı çıkabilirler... Bu gece bizle beraber olmasınlar, dedi.
Talebelerinden 7 kişi hariç, camiden dışarı çıktılar. O gece gerçekten çok şiddetli bir zelzele oldu. Cami-i Kebir yıkıldı. 7 tale- besi ile birlikte Muhammed Er- zincanî Hz.'leri de şehid oldular.
Caminin dışında hiçbir yerde bir zarar olmadı. Can ve mal kaybı görülmedi.
SUR Haziran 1999.41
Tezkiretü'l-Evliyâ
YanıtlaSil64
ekmeği elimde, koyunu ise kayıplara karışmış olarak gördüm.." diyor. Meziyetleri çok, faziletleri sayısızdı. Başlangıçta Şeyh Ebu Kasım Cürcani (ra) "Allah.. Allah.." yerine "Veys.. Veys.." diye zikrederdi. Onların kadrini bunlar bilir Veysel: "Kim Allah'ı tanır (ve ârif-i billâh olur) ise hiçbir şey ona gizli kalmaz demiştir. Yani Allah, ancak Allah ile tanınabilir. Zira: "Rabbimi, Rabbimle tanıd demilmiştir. Onun için Allah'ı bilen (O'nun ilim sıfatına mazhar olduğundan) he yiseläimet yalnızlıktadır" derdi. "Yalnızlık, vahdette ferd (yalnızlıkta tek) olmakin şeyi bilir.
Vahdet (yalnızlık) O'ndan başkasının hâtır ve hayalde yer tutmamasıdır. Tå ki sel met hâsıl olsun. Şayet yalnızlık (ve hâlvet) sadece surette olursa, sıhhatli olmaz. Çün kü hadiste: "Şeytan yalnız olanladır ve iki kişiden biraz daha uzaktadır." denilmişte "Kalbine dikkat etmelisin." demişti. "Yani sana tavsiyem daima kalbini huzur 1 Hakk'da bulundurmandır. Tâ ki O'na, O'ndan başkası yol bulmasın."
Bir başka sözü: "Yükseklik aradım, tevazuda buldum. Beylik aradım, hayırse verlikte buldum. Mürüvvet aradım, doğrulukta buldum. Şan aradım, fakirlike buldum. Nisbet ve şöhret aradım, takvada buldum. Şeref aradım, kanaatte bul
YANITLASİL
yuksel14 Temmuz 2024 14:37
dum.
Rahat aradım Zühd de buldum
O münafıklara, 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler. İyi bilin ki onlar fesatçıların ta kendileridir, fakat bunu anlamak istemezler. (Bakara, 2/11-12)
YanıtlaSilBİR AYET
DİN İSTİSMARI
İstişmar, fayda sağlamak ve ürün elde etmek demektir. Din istismarı, din
sömürüsü yapmak, dine dair kavramlar ve değerler yoluyla insanları alda- tarak maddi veya manevi çıkar elde etmek yani kendi menfaatleri için dini kullanmak demektir. Din insanları hayra, iyiliğe, güzelliğe, faydalı olana davet eder. İnsanoğlu hayatını İslam yolunda, hakikat uğrunda harcamalı- dır. İnsanın dine hizmet etmeyi bırakıp onu kendi hizmetinde kullanmaya başlamasıyla istismar başlar. Böylece mal, makam, güç, şöhret, itibar gibi birtakım kazanımlar için dini kendi hizmetinde istihdam eder. Dinin ulvi ve kutsal yapısına aykırı bir şekilde, kendini yüceltir, kendini kutsallaştırır, dini de bu yücelik ve kutsallık için kullanmaya başlar. Din istismarı, hukuk karşısında büyük bir suç, ahlaki anlamda büyük bir zafiyettir. Yüce Allah'ın karşısında hesabı sorulacak ve bedeli ödenecek bir günahtır. İslam tarihinde din istismarının ilk ve en tipik örneğini münafıklar oluşturmuşlardır.
Miladi Hicri Rumi
YanıtlaSilGün 15 9 15
Ay Temmuz Şevval Temmuz
Yıl 2016 1437 1432
Önceki
Cuma
Sonraki
YANITLASİL
yuksel15 Temmuz 2024 08:58
Miladi Hicri Rumi
Gün 15 22 15
Ay Kasım (T. Sânî) Şevval Teşrin-i Sani
Yıl 3016 2468 2432
Önceki
Cuma
Sonraki
Akıllı kişi kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise arzularına uyup bir de Allah'tan (bağışlanma) umandır. (Tirmizi, Sıfatül-kayame, 25)
YanıtlaSilKIYAMET NE ZAMAN KOPACAK?
Yüce Allah, evrendeki her şeyi belli bir düzen ve ölçü içerisinde yaratmıştır. Bu düzen, O'nun takdir ettiği zamana kadar devam edecek ve bir gün son bulacaktır. Kur'an ve hadislerde dünya hayatının son bulması, "saat" kavra- mıyla ifade edilir. Dilimizde "kıyametin kopuşu" olarak ifade edilen bu zaman, Allah'ın dilemesine bağlı bir olaydır ve O'ndan başka hiç kimsenin bu konu- da bir bilgisi yoktur. Nitekim Kur'an'da, "De ki: Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini kendisinden başkası açıklayamaz." (A'raf, 7/187) buyru- larak Kıyamet'in zamanının hiç kimse tarafından bilinemeyeceği bildirilir. Hz. Peygamber de Kıyamet'in ne zaman kopacağını bilmediğini ifade etmiş Buhari, Iman, 37), zamanını soran kimseye, "Onun için ne hazırladın?" (Buhārī, Edeb, 6) buyurarak bize düşenin, Kıyamet'in zamanını bilmek değil, ona hazırlık apmak olduğuna dikkat çekmiştir. Dolayısıyla hayatı bu şuurla yaşamak ve er zaman ona hazırlıklı olmak mümin için vazgeçilmez bir düstur olmalıdır.
Bu Kur'an, hoşlanmıyan için gayet zordur. Ona ısınana ise gayet kolay gelir. Hadisime gelince, hoşlanmıyan için gayet zor, tâbi olan içinse gayet kolaydır. Bir kimse benim hadisimi dinler, hemen hıfz eder ve tatbik ederse mahşerde Kur'anla haşrolur. Hadisime ehemmiyet vermiyen ise Kur'anı hor görmüş olur. Kim de Kur'anı hor görürse dünya ve ahirette hüsrana düşer.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
Sayfa: 133 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Siz öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, fukahası çok, hutebası az, istiyeni az, vereni çok, işte böyle zamanda amel ilimden hayırlıdır. Size öyle bir zaman gelecektir ki, fukahası az, hatibleri çok, istiyeni çok, vereni az. O zamanda ise ilim amelden hayırlıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Said (r.a.)
Sayfa: 135 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
KIYAMET ALAMETLERİ
YanıtlaSilKIYAMETLE İLGİLİ BAZI AYET-İ KERÎMELERİN MEALLERİ
Ulu Allah buyuruyor ki:
Kıyamet koptuğu zaman ki o günün geleceği şüphesizdir.
Ve o dehşetli gün (imansız ve günahkârların) başlarını öne eğerek (müminlerin) başlarını göğe kal- dırıp şereflerini yükseltecektir.
O zaman (bir de bakarsın ki) yeryüzü müthiş bir sarsıntı ile sarsılmış, dağlar didik didik parçalanmış, derken hepsi de (havaya) dağılıp toz olmuştur." (Va- kıa 1-5)
15
Kıyamet Alametleri
YanıtlaSilMeal:
<>> (Hac, 3)
İşte onlar bu şiddet ve dehşetten şaşırıp sarhoş- lar gibi olurlar. Yoksa her hangi bir şarabın ve benzeri maddelerin tesiri ile sarhoş olmuş değillerdir.
<<(Yâ Muhammedi) Senden (kıyamette) dağlar- dan (onların akıbetlerinin ne olacağından) soruyorlar. (Onlara) de ki: "Rabbim onları (kumlar gibi parça parça) kılar, (sonra) bir rüzgâr gönderip onların yerle- rini boş ve dümdüz olarak bırakır. (Orada, dünyada) hiç bir vadi, dere ve tepe göremezsin. O gün mahşere davet eden kimseye tâbi olurlar, ondan hiç bir tarafa, sağa ve sola gidemezler. Sesler (korkudan) Rahman'a (Allah'a) karşı susar. Fısıltıdan başka, veyahut ayak seslerinden başka hiç bir ses işitemezsin.» (Tâhâ; 104, 108)
Mahşer yerine halkı davet eden İsrafil (aleyhis-
16
İmam-ı Suyuti
YanıtlaSilselâm)'dır. O, Beyt-i Makdis'in yanındaki taşın üzeri- ne çıkar. "Ey çürümüş kemikler, ey darmadağın ol- muş deriler! Geliniz. Ey darmadağın olmuş olan etler! Rabbiniz'e arz olmaya geliniz." der. Onlar da her ta- raftan onun davetine icabet ederler, başka hiç bir tarafa meyi edemezler.
Meal:
<<Güneş karardığı vakit, yahut sarık durulduğu gibi dürüldüğü vakit, yıldızlar (gök yüzünden) dökül- düğü vakit, dağlar (yer yüzünden) yürütüldüğü (ve toz toprak haline) geldiği vakit, (Arapların en kıymetli olan) on aylık hâmile develeri (o günün şiddetinden) muattal (başı boş olarak) bırakıldığı vakit, vahşi hay- vanlar (kısas yapılması için) her taraftan toplandığı vakit denizler birbirine karıştığı ve bir deniz haline geldiği vakit, (yahut cehennemlikleri cezalandırmak için denizler kızdırıldığı vakit), nefisler çiftleştiği vakit (yani çenette sâlihler sâlihlerle, cehennemde asiler asilerle, yahut ruhlar cesetlerle, yahut kitapları ve amelleri ile yahut mü'minlerin nefisleri hurilerle, kâfir- lerin nefisleri şeytanlarla birleştiği vakit), diri olarak gömülen kız çocuklarına hangi suçtan öldürüldükleri sorulduğu vakit, amel sahifeleri açıldığı vakit, (deri etten ayrıldığı gibi), gök yerinden soyulduğu (koparıl- dığı) vakit, cehennem kızdırıldığı vakit, cennet (mat- takîlere) yaklaştırıldığı vakit, (işte o zaman) her nefis,
17
Kıyamet Alametleri
YanıtlaSil(hayır ve serden) her ne hazırlamışsa, onu bilir.>> (Tekvir, 1-14)
Bu ayetlerde on iki adet haslet zikredilmiştir. Onlardan altısı kıyametin öncesinde, altısı kıyametten sonradır.
Meal:
<<Kâria denilen ve şiddetiyle kalpleri ürperten, korkutan, kıyamet saati nedir? (O şiddetli ve dehşetli saat olan) kâriayı (kıyamet saatini) sana hangi şey bildirdi? (O, o kadar şiddetlidir ki, hiç kimse onun ve dehşetini tam olarak anlayamaz). O günde insanlar, (çeşitli taraflara) dağılmış olan kelebekler gibi olur. Dağlar atılmış yün gibi olur. O gün sevap tartısı ağır gelen (sevaplarının miktarı ağır gelen) kimse razı ola- cağı bir yaşamadadır (bir hayat sürecektir.) Günahları sevaplarından ağır gelenin yeri yakıcı olan ve "hâvi- ye" denilen bir ateştir. Onu sana ne şey bildirdi? O kızgın bir ateştir.» (Kâria, 1-11)
Denildi ki:
Mü'minlerin amelleri tartılır. Her kimin sevapları
günahlarından ağır gelirse, onun için cennet vardır ve
her kimin günahları sevabından ağır gelirse, onun
için cehennem vardır. O cehenneme girer ve günahı
kadar kısas yapılır; sonra çıkar, cennete girer, yahut
da Allah (c.c.) onu affeder. O'nun ikramı ve fazlı ile
cennete girer.
İmam-ı Suyuti
YanıtlaSilKâfirler hakkında ise, Allah (c.c.) buyurdu ki: (Meal) «Biz onlar için kıyamet gününde tartma işlemi yapmayız, çünkü onların her şeyleri batıl ve kendileri kesin olarak cehennemliktirler.>>>
Ebû Bekr es-Sıddîk'tan (r.a.) rivayet olunmuş- tur. O elemiştir ki:
<<<Ahirette sevapları ağır gelenlerin ağır gelme se- bepleri ancak dünyada hakka tabi olma sebebiyledir. Bu onların sevaplarını ağırlaştırmıştır. Yarın Hakk'ın konulduğu terazinin ağır gelmesi bir haktır. Kıyamette terazileri hafif gelenlerin sebebi ise, ancak hafif olan dünyada batıla tabi oldukları içindir. Bâtılın konuldu- ğu terazinin yarın hafif gelmesi bir hak ve bir gerçek- tir.
Meal:
<<Belki insan (yaşadığı müddetçe) günahına de- vam etmek (ve ondan dönmemek) istiyor. (Kıyameti uzak görerek ve alay ederek) kıyamet ne zaman (vu- ku bulacak) diye soruyor? Göz (korkusundan) hayre- te düştüğü, ayın ziyası gittiği (ziyaları gitmeleri itiba- riyle) güneşle ay birleştiği (yahut batıdan doğma cihe- tinden güneş ile ay birleştiği) vakit, (işte o zaman), insan: "Kaçma yeri nerede? (nereye kaçalım?) der. Hayır (hiç bir kaçma imkânı yoktur.) O gün kulların kararı, (dönecekleri yer) yalnız senin Rabbinedir (ya- hut O'nun hükmünedir). O günde insana takdim ve
19
Kıyamet Alametleri
YanıtlaSiltehir ettiği (yani işlediği veya işlemediği) her şey ken- disine haber verilir. Bütün mazeretleri (ortaya) atsa dahî, belki insan kendisi kendisine şahittir (yani o nefsinden yana çıkıp her ne kadar bütün mazeretleri sayıp dökse, onun nefsinden olan elleri ve ayakları, gözleri ve diğer uzuvları kendi aleyhine şahittirler).>>> (Kıyâme, 5-15)
Meal:
<<Her nefis hayır ve serden her ne işlermişse, onu karşılığını görmek için mutlaka kıyamet saati ge- lecektir. Ben o saati neredeyse kendimden gizliyorum (başkalarına nasıl bildiririm).
Bu vaktin gizlenmesinde, insanları korkutma gi- bi bir hikmet vardır; çünkü onlar kıyametin ne zaman kopacağını bilmedikleri vakit, her an günahları işle- mekten sakınırlar. Ölüm zamanının gizlenmesi de böyledir; çünkü insan ecelini bildiği vakit, o zamana kadar isyanla meşgul olur, öleceği sırada tevbe ve taatle meşgul olmağa başlar.
Bir hadis-i şerif meali: Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular: «Sûr'un iki defa üflenmesi arasında kırk vardır.» Dediler ki: "Yâ Ebû Hüreyre! Kırk gün mü vardır?” Dedi ki: "Söyle- miyorum." Dediler ki: "Kırk yıl mı?" Yine: "Söylemi- yorum,” dedi. Sonra: "Allah (c.c.) gökten bir su
20
İmam-ı Suyuti
YanıtlaSil(yağmur) inidirir bakla bittiği gibi onlar da (topraktan) biterler, yani dirilirler." Dedi ki: "İnsanda bir kemik- ten başka çürümeyen hiç bir şey yoktur, o çürüme- yen kemik de, kuyruk sokumu kısmında (gözle gö- rülmeyecek kadar küçük) olan bir kemiktir. Kıyamette halk onlardan meydana gelir, yani onlardan yaratı- lır".>>>
KIYAMET ALÂMETLERİ İLE İLGİLİ OLAN BİR TAKIM HADİS-İ ŞERİF MEALLERİ
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
<>>
İbn Ömer'den rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: «Ahir za- manda en az bulunacak olan helâl para ile güvenilir bir kardeş, bir dosttur.>>>
İbn Mes'ûd'dan (r.a.) rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (s.a.v.), buyurdular ki:
<<Şunları kıyamet alâmetlerindendir: Çocuğun kızgın, yağmurun faydasız olması, havayı serinletecek şekilde yağmur yağmaması, kötü insanların pek fazla
21
Kıyamet Alametleri
YanıtlaSilçoğalması, yalancının tasdik edilmesi, hıyanetlik ya- pana güvenilip itimat etmesi, onları (münafıkların) veyahut münafık sıfatlı olan kimselerin idare etmesi, her çarşı ve pazara o yerlerin fasıklarının yükselmesi, (oraları fasıkların idare etmesi), mihrapların süslen- mesi, kalplerin harap olması, erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla iktifa etmeleri, (evlenme ihtiyacı yerine nefsanî arzularını birbirleri ile tatmin etmeleri), dünyanın imar edilmiş olan yerlerinin tahrip edilip harap yerlerinin îmar edilmesi, kalplerin mühürlen- mesi, faiz yemenin meydana çıkması, (galip ve yay- gınlaşması) savaşta saffın gerisinde kalmak isteyen korkak kimselerin meydana çıkması, şarabın içilmesi, polislerin, gıybet edenlerin ve ayıpları araştırıcı olan- ların çoğalması.>>>
İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet edilmiştir:
<<İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, (o za- man) onların yüzleri insan yüzüdür, kalpleri ise şey- tanların kalpleri gibidir. Kan dökücüdürler. Çirkin hiç bir hareketten sakınmazlar. Onlara tabi olursan seni bozarlar (sana zarar verirler). Onlara güvenir ve em- niyet edersen, sana hıyanetlik ederler. Çocukları edepsiz ve ahlâksızdır. Gençleri bozguncudur, yaşlıla- rı marufu emredip münkerden nehy yetmez. Onlara göre sünnet bid'at, bid'at ise sünnettir. Emir sahibi (idareci olanları) azgın (ve zalimdir). İşte bu sıfatlar
İmam-ı Suyuti
YanıtlaSilmeydana çıktığı zaman, Allah (c.c.) onların kötü. olanlarını iyi olanlarına musallat eder. Hayırlı olanları dua eder, (lâkin bu çirkin sıfatlar yüzünden) duaları kabul olunmaz.>>>
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
<>>
Hz. Enes'ten (r.a.) rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki:
<>>
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu işittim: «Sizin üzeri- nize öyle bir zaman gelir ki, o zaman kişi acizlikle gü- nah işleme arasında serbest bırakılır (ya günah işleye- cektir, ya da âciz kalacaktır). Her kim o zamana yeti- şirse, acizliği seçsin (yani günah olan şeyi yapmasın.>>>
<>> Dediler ki: «Öyle bir
23
Kıyamet Alametleri
YanıtlaSilşey olacak mıdır Resûlallah!>>> Buyurdular ki: «Evet>>> Dediler ki: «Biz bizim çocuklarımızı onlarını çocukla- rından nasıl ayırt edebiliriz?>> Buyurdular ki: «Utanma ve merhametin azlığı ile tanırsınız. (Yani onların ço- cuklarında utanma ve merhamet olmaz, halbuki mü'min çocuklarında hem haya ve hem de merha- met olur.)>>>
Ebû Musa'dan (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
<> Dediler ki: «Yâ Rasûlallah! Hare nedir?>>>
O da buyurdular ki: «İnsan öldürmektir. Zulüm (haksızlık), haset (istememezlik), cimrilik zuhur eder, galip olup nefsin yanlış (ve bâtıl) olan arzularına tabi olunur. Zan ile hüküm (ve karar) verilir. İlim kaldırılır, cehalet galebe eder, çocuk gadaplı (kızgın ve sert), kış ise sıcak olur. Pek çirkin günahlar, pek fazla olan kö- tülükler aşikâr (olarak işlenir) ve dünya toprakları kandan doyar.>>>
Kıyamet gerçek müslümanlar yaşadığı müddet-
İmam-ı Suyuti
YanıtlaSilçe kopmaz. Ne zaman ki yukarıda sayılan cinayetler yaygınlaşırsa, artık o zaman gerçek bir müslümanın yetişmesi mümkün olmaz. Belki de bu isyanlar halkı neticede küfre sevk eder.
Sehl İbn Muâz (r.a.), o da babasından rivayet ediyor:
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular: <> Dediler ki: «Yâ Resûlallah! "Sakkarun" nedir?>> Buyurdular ki: «Ahir zamanda meydana gelen bir takım insanlardır ki onlar birbirleri ile karşılaştığı vakit selâmları birbirlerini lânetlemek- tir.>>>
Ebû Zer' (r.a.) Hz. Peygamber'den (s.a.v.) riva- yet ediyor:
Hz. Peygamber buyurdular: «Kıyamet yaklaştığı vakitte taylesan denilen elbiseyi giyme işi, ticaret ve mal çoğalır. Mal sahibine tazim olunur. Çirkin hare- ketler (büyük günahlar) çoğalır. İdare işleri çocukların (ve gençlerin) işi olur. Kadınlar çoğalır. Sultan (devlet başkanı) zulmeder. Kile ve tartı işlerinde noksanlık yapılır. (O zaman) kişinin köpek yavrusu yetiştirmesi, çocuk büyütmesinden (onları yetiştirmesinden) daha
Kıyamet Alametleri
YanıtlaSilhayırlı olur. Büyüğe tazim olunmaz, küçüğe acınmaz. Zinadan meydana gelen çocuklar çoğalır. (Zira o de- rece yaygınlaşır ki) yol üzerinde erkek kadınla cinsel ilişkide bulunur. O zamandaki en dürüst insan, yolda zina yapanları gördüğü vakit sadece: "Yoldan ayrıl- saydınız (daha iyi olmaz mı idi)" der. Kurt kalpleri üzerine koyun derilerini giyerler. O zamanda en iyi (en doğru, en örnek) olan kimse müdahale eden kim- sedir.>>>
Bir çok hadis-i şeriflerde de açıklandığı gibi, kı- yamet yaklaştığı zaman her türlü kötülük, özellikle zina, cehalet, içki, hiyanetlik, haksız yere insan öl- dürme işi pek fazla çoğalır, yayılır. Artık insanların her ne kadar üzerlerinde koyun derisinden, yününden, kumaşlardan elbiseleri olsa dahi, işledikleri cinayet- lerden dolayı kalpleri kurtların kalbi gibi olur, mer- hamet denilen bir şey kalmaz. Fırsat buldular mı ço- cuk bile olsa parçalarlar. Haya denilen her şey kay- bolur. Yolların ortasında zina yapmaktan çekinmez- ler. Zina suçunu tenkit eden de kalmaz. Sadece: "Bu işi yolların üzerinde yapmayınız." diyerek derecede olan bazıları bulunur ki, onlar da zamanlarının en üstün olanlarıdır.
Peygamberimiz diyor ki:
Bir gün aramızda Kıyamet gününden bahseder- ken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çıkageldi,
İmam-ı Suyuti
YanıtlaSilbize:
"Ne konuşuyorsunuz?" diye sordu. Hazır bu- lunanlar;
"Kıyamet gününden bahsediyorduk" diye ce- vap verdiler. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem:
"Şu on alâmet görülmedikçe kopmayacaktır" dedi ve şunları saydı:
1- Dünyayı (koyu bir) sisin kaplaması,
2- Deccâl'in ortaya çıkışı,
3- (Dindarı dinsizden görür görmez hemen ayırt edecek, acayip) bir yeryüzü hayvanının görülmesi,
4- Güneşin batıdan doğması,
5- İsa'nın (aleyhisselâm) yeryüzüne inmesi,
6- Ye'cûc ve Me'cûc'un ortaya çıkması,
7-8-9 Biri doğuda biri batıda ve biri de Arap ya- rımadasında olmak üzere üç güneş tutulması hadise- sinin görülmesi,
10- Ve sonuncu olarak da bütün insanları önü- ne katarak mahşere sürükleyen bir ateşin Yemen'den çıkması."
Peygamberimiz diyor ki:
İlmin ortadan kalkması (itibardan düşmesi), ca- hilliğin alıp yürümesi, zina ve fuhuşun her tarafı kap- laması, içkiciliğin salgın bir alışkanlık haline gelmesi, elli kadına bir koca düşecek derecede erkeklerin kıt-
27
laşması Kıyamet alâmetlerindendir. Enes b. Mâlik'ten (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
YanıtlaSil«Şüphesiz Deccâl'ın çıkmasından önce aldatıcı ve hileli olan yıllar vardır ki, o yıllarda doğru olan kimse yalanlanır, yalancı olan kimse ise tasdik olunur (doğrulanır.) Güvenilir kimse hâin, hâin olan kimse ise emin sayılır. O yıllarda Ruveybiye (iyi ve yüksek değerli işleri yapmaktan aciz olan kimse), amme işle- rinde konuşur." Denildi ki: "Ruveybiye denilen kimse kimdir?" Hz. Peygamber buyururlar ki: “Âmme işleri hakkında konuşan (söz sahibi olan) fâsıktır.»
KIYAMET ALAMETLERİ
YanıtlaSilİMAM-I SUYUTİ
KIYAMET GÜNÜ ALLAH'IN HİTABESİ
YanıtlaSilUlu Allah buyuruyor ki:
"O gün Allah'ın düşmanları bir araya toplana- rak Cehennem'e sevk edileceklerdir. Cehennem'in kapısına gelince onların kulakları, gözleri ve derileri aleyhlerinde şahitlik ederek dünyada iken yapmış oldukları günahları bir bir sayacaklardır. Onlar derile- rine; "neden aleyhimize şahitlik ettiniz?" diye sorduk- ları zaman derileri onlara şöyle cevap verecektir; "her şeyi konuşturmak gücü elinde olan Allah bizi dile ge- tirdi. Sizi, ilk başta, hiç yokken var eden O'dur, dönü- şünüz de O'nadır." (Fussilet, 21)
"O gün biz kâfirlerin ağızlarını mühürleriz de el- leri ile ayaklarını dile getirerek dünyada iken yapmış oldukları günahlara şahitlik ettiririz." (Yasin, 65)
"Onların dünyada iken yaptıklarının hiç biri o gün Allah'tan saklanamaz. O zaman Allah;
158
Imam-ı Suyuti
YanıtlaSil"Bu gün kayıtsız şartsız hâkimiyet ve hükümdar- lık kimindir?" diye soracak da (ses verecek hiç bir canlı bulunmadığı için) sorusunun cevabını yine ken- disi verecektir;
"Bugün hakimiyet kahredici, bir Allah'ındır" buyuracaktır. O gün herkes zerrece haksızlığa uğra- maksızın dünyada iken yaptığının karşılığını görecek- tir. Şüphesiz ki, Allah hesaba çekendir." (Mü'min, 17)
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Ulu Allah, kıyamet günü gökleri dürerek sağ eli-
ne alır ve buyurur ki;
"Bugün tek hükümdar benim, kendilerini ulu görenler nerede?"
Sonra da yerleri dürerek sol avucuna alır ve yi- ne buyurur ki:
"Bugün yegane hükümdar benim, zorbalar ve kendilerini ulu görenler nerede?" (Müslim)
Peygamberimiz diyor ki:
Kıyamet günü şu konularda sorguya çekilip ce- vap vermek ten âciz kalmadıkça kişinin ayaklan kaya- rak cehennemi boylamaz.
a) Ömrünü nerelerde harcadığından,
b) Amellerini nerelerde işlediğinden,
c) Malını nasıl kazandığından ve nerelerde har- cadığından,
d) Vücudunu nerelerde yıprattığından.
159
İLK HAYBER BASKINI
YanıtlaSilMedine Müslümanlarının yerli halkı Ansar'ın iki bü- nuk kabilesi Evsi ve Hazreçliler, bilhassa Hayber'e sürgun edilen Yahudilerin, Medine kuzeyinde çalışmalarından pek kızgındılar.
Onlar ve başları Ebu Rafi Sellâm bin Ebu El Hukay. ka, guruplara ayrılmışlar, bedevilere, Hazreti Peygamber hakkında söylemedik söz bırakmıyorlardı..
Ansar ve Muhacirler incinmişlerdi.
Henüz, Ebu Rafi ve taife'sinin nasıl bir maksatla, çalışmaya koyulduklarından, Mekke Müşrikleri Medine'- ye taarruz edince, onlar da kışkırttıkları bedevileri kuzey- den saldırtacaklarından, buna gayret sarfettiklerinden habersizdiler..
Hayber Yahudilerinin, bilhassa sürülenlerin arzusu, Müslümanların imhasıydı.. Tekrar Medine'ye gelip, eski ticari saltanatlarını yürütmek ve Filistin için ortaklaşa hazırlıklarına devam etmekti..
Bu insanlar, kendilerini Allah (C.C.) ın yarattığı di- ğer isanlardan ayırmışlardı.. Onlara kendilerine hizmet eden yaratıklar gözüyle bakıyorlardı. Bütün dünyaya ya yılan Yahudiler öyleydiler.
Peygamberlerine yaptıklarını unutmuşlar, hattá Hazreti Allah (C.C.), hâlâ kendilerini vad ettiği toprakla. a geri getirip yerleştirmediği için, haşa, O'na kırgında lar. Halbuki Hazreti Allah (C.C.), vâdinde durmuştu. Fa. katon Hazreti Allah frika sukarmışlar, gündersler icelar, topraklarında terika çıkmışlar, öldünk, nihayet, Hazreti Allah (C.C.) in lanetine uğrayarak, ta
100 BUYUK ESER
YanıtlaSilrumar olmuşlardı. Güçlükle şimdi yeryuzunün ötesinde berisinde barınıyorlardı. Fakat akıl ve fikirleri Filistin deydi.
Nihayet onlardan Medine'de olan bir kısmı, Hazre Peygambere karşı da sözlerinde durmamışlardı. Ve su gün cezasına uğratılmışlardı.
Müstumanlar, neticede o hale geldiler ki, Peygam berlerine ve dinlerine dil uzatan Hayber yahudilerine dayanamadılar.
Hazreti Muhammed (S.A.V.) e açıldılar.
O esnada şu âyeti Kerimeler ve devamı nazil oldu
GÖKLERDE NE VAR, YERDE NE VAR. SA (Hepsi) ALLAHI TESBİH (ve ten zih) ЕТМЕК ГEDIR. O, MUTLAK GA- LIPTIR, YEGANE HÜKÜM VE HIK MET SAHİBİDİR,
O, EHLİ KİTAPTAN KUFR EDENLERİ ILK SÜRGÜNDE YURTLARINDAN ÇI KARMIŞTIR. SIZ ÇIKACAKLARINI SANMAMIŞTINIZ, ONLAR DA KALE LERİNİN (Allah'ın azabından) HAKI KATEN MANI OLACAĞINI ZANNEDER- LERDİ. İŞTE ONLARA HESABA KAT- MADIKLARI CİHATTEN ALLAH ( emr-ü azabı) GELİVERDİ, BUNLARIN YÜREKLERİNE KORKU DUŞURDE. ÖYLE Kİ EVLERİNİ HEM KENDI EL LERİYLE HEM MUMINLERİN ELLE RİYLE HARAB EDİYORLARDI ISTE EY AKIL VE BASIRET SAHIPLERI SIZ (Bundan) IBRET ALIN. EGER ALLAH, ONLARIN ÜSTÜNE (bu) SUR
PEYGAMBERIN SAVAŞLARI
YanıtlaSil165
GÜNÜ YAZMAMIŞ OLSAYDI BILE, HIC SUPHESIZ DÜNYADA KENDILERINI YINE (başka surette) SIDDETLE AZAB LANDIRACAKTI. AHIRETTE DE ON- LAR IÇIN ATEŞ AZABI VARDIR. BU NUN SEBEBI SUDUR: ÇUNKU ONLAR HAKIKATEN ALLAHA VE PEYGAM. BERINE MUHALEFET ETTILER, KIM ALLAHA MUHALEFET EDERSE. SUP- HE YOK KI. ALLAH, ÇETİN AZABLI- DIR.
(El-Haşr: 1-4 Meali)
Hazreti Muhammed (S.A.V.), Müminlere böylece, Sureti Allah (C.C.) in buyurduğu emirleri tebliğ edarek Beni Kaynuka gazvesini hatırlatıyor, ilerde sürgüne gi unler olsun, diğerlerinin olsun, cezaya çarptırılacakları- söyleyerek, acılarını gidermek istiyordu. Müminler bir zaman için sevinip yatıştılar,
Fakat bilhassa Hayber'e yerleşen, onları ve tarun yapan halkı ticari esaret altına alanların başında gelen Int Rafi Sellam bin Ebu Hukayk (Hakayık) nın büsbü zin anttığını görünce dayanamadılar..
Esasen Ansar'ı teşkil eden Evs ve Hazreç kabileleri- nin müslümanları, din uğrunda birbirleriyle yarış halin leydiler.
Maselä, Eşref oğlu Kab'ı Evs kabilesi Hazreti Pey- omberien izin istiyerek ve fedailer çıkararak öldürmüş Bu öldürme, Beni Kaynuka Garvesinin çabuk tolimesine yaramıştı. Çünkü Yahudiler kinlenmekten mk, yılmışlardı. Korkmuşlardı.
Şimdi ise, Hayber'deki Yahudi Ebu Rafi üzerinde duan, incelik alan, Hazreç Ansariydi..
buyuk eser
YanıtlaSil11
HAZRETİ PEYGAMBERİN SAVASLARI
203
YanıtlaSilSüra üfürüldüğünde onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine gider- ler. "Eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın va dettiğidir. Nebiler gerçekten doğru söylemişler" derler. (Yasin 36/52)
BİR AYET
KABİR: EBEDİYETE AÇILAN KAPI
İslam inancında ölen kişinin gömüldüğü yere kabir veya mezar denir. Bir nut- feden yaratılan ve ölümünün ardından toprağa gömülerek aslında yaratıldığı öze geri döndürülen insan, kabirde Rabbimizin dilediği vakte kadar bekletilecek ve yeniden diriltilecektir. İnancımıza göre ölümle yeniden diriliş arasındaki süreç "kabir hayatı" veya "berzah âlemi" olarak isimlendirilir. İnsanların dünyada iş- ledikleri iyi veya kötü işlerin karşılığının kabirde iken görülmeye başlanacağını ifade eden Peygamberimiz; "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya ce- hennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Sıfatü'l-kıyame, 26) buyurarak cehennem azabından Allah'a sığınmış ve ümmetine de sığınmalarını tavsiye etmiştir. Ölen kişi kabirde görevli melekler tarafından yaratıcısı, imanı ve amelleriyle ilgili sorgulanır. İman ve salih amel sahipleri bu sorulara doğru cevap verir, kabirleri genişletilir ve cennetle müjdelenir. Kâfirler ise bu sorulara cevap veremezler ve onlara cehenneme gidecekleri bildirilir.
203
YanıtlaSilSüra üfürüldüğünde onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine gider- ler. "Eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın va dettiğidir. Nebiler gerçekten doğru söylemişler" derler. (Yasin 36/52)
BİR AYET
KABİR: EBEDİYETE AÇILAN KAPI
İslam inancında ölen kişinin gömüldüğü yere kabir veya mezar denir. Bir nut- feden yaratılan ve ölümünün ardından toprağa gömülerek aslında yaratıldığı öze geri döndürülen insan, kabirde Rabbimizin dilediği vakte kadar bekletilecek ve yeniden diriltilecektir. İnancımıza göre ölümle yeniden diriliş arasındaki süreç "kabir hayatı" veya "berzah âlemi" olarak isimlendirilir. İnsanların dünyada iş- ledikleri iyi veya kötü işlerin karşılığının kabirde iken görülmeye başlanacağını ifade eden Peygamberimiz; "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya ce- hennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Sıfatü'l-kıyame, 26) buyurarak cehennem azabından Allah'a sığınmış ve ümmetine de sığınmalarını tavsiye etmiştir. Ölen kişi kabirde görevli melekler tarafından yaratıcısı, imanı ve amelleriyle ilgili sorgulanır. İman ve salih amel sahipleri bu sorulara doğru cevap verir, kabirleri genişletilir ve cennetle müjdelenir. Kâfirler ise bu sorulara cevap veremezler ve onlara cehenneme gidecekleri bildirilir.
AYET
YanıtlaSilYavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy. başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.
İMANLI VE GÜZEL AHLAKLI NESİLLER YETİŞTİRMEK
Yüce Rabbimizin insanoğluna lütfettiği en kıymetli nimetlerden biri aile olmaktır. Zira aile güvendir, dayanaktır, sığınaktır. İyilikte yardımlaşmak, el birliğiyle kötülüğe engel olmaktır. Aile aynı zamanda insanı geleceğe ha- zırlayan en önemli kurumdur. İnsan ilk eğitimini ailesinden alır. Karakteri aile ocağında şekillenir. Sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü önce anne babasından öğrenir. Ailede anne ile birlikte babaya da önemli görevler düşmektedir. Babanın sorumluluğu ailesinin maddi ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret değildir. Merhamet eğitimi almış, güzel ahlakla donanmış, değerlerini benimsemiş bir nesil yetiştirmek her babanın öncelikli sorumluluğudur. Günlük hayatın koşuşturması ve geçim telaşı içinde çocuklarımızı ihmal etmeyelim. Dinine, vatanına ve bütün insanlığa faydalı nesiller yetiştirmek için her türlü fedakârlığı gösterelim. Yavrularımızı sevgimizden, ilgimizden Juamızdan mahrum bırakmayalım.
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenlige (Islam'a) girin. Şeyta nun adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apoçık bir düşmanıdır.
YanıtlaSilENDÜLÜS EMEVİ HİLAFETİNİN BAŞKENTİ: KURTUBA
İspanyolca adı Córdoba olan şehir, Atlas Okyanusu'nun 200 km. uzağında
ve Vadilkebîr nehrinin kenarında yer alır; Fenikeliler tarafından kurulmuş tur. Tarık b. Ziyad'ın kumandanlarından Mugis er-Rūmi, 711 yılında şehri fetheder. İkinci vali Hür b. Abdurrahman es-Sekafi ise Endülüs'ün bayehri olarak burayı seçer. Kurtuba, tarih boyunca çeşitli ilin dallarında ve özellikle edebiyatta temayüz etmiş pek çok renkli insan yetiştirmiştir. Bunılların önde gelenleri arasında, filozof Seneca, Maliki fakihi İbn Rüşd ve torunu ümkü filozof İbn Rüşd, hadisçi Ahmed b. Ömer el-Kurtubi, hadisçi ve kuraat-nahiw alimi İbn Sa'dûn el-Kurtubî ile muhaddis-müfessir Muhammed b. Alhummerdl el-Kurtubi sayılabilir. Kurtuba, III. Abdurrahman zamanında ühtişamının
zirvesine yükselir. II. Hakem'in yaptırdığı kütüphanede 400.000'e yakın kitap bulunduğu söylenir. X. yüzyılın sonlarında bir ilim merkezi haline gelerek farklı kıtalardan ilim adamlarını kendine çeker.
Nerede olursan ol, Allah'a karşı gelmekten sakın. Bir kötülüğün arkasından hemen iyilik yap ki onu yok etsin... (Tirmizi, Birr, 55)
YanıtlaSilBİR HAD
RESULULLAH'IN SADIK SAHABİSİ: EBÛ HÜREYRE
Yemen'de doğan, ancak kaynaklarda doğum zamanı hususunda bilgi bulun- mayan Ebû Hüreyre'nin, Müslüman olmadan evvel adının Abdüşems, Abdüamr, Sükeyn, Amr b. Abdüganem olduğu belirtilir. Hz. Peygamber, onun adını Ab- dullah veya Abdurrahman olarak değiştirmiştir. Koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını elbisesinin eteğine koyup onlarla oynadığı için kendisine "Kedicik Babası" anlamındaki "Ebû Hüreyre" denilmiştir. Peygamber mesajının çağların ötesine taşınmasını sağlayan isimlerin başında gelen Ebû Hüreyre, Resûlullah ile birlikteliği boyunca onu bir gölge gibi takip etti. O, Allah Resûlü'nün tüm davra- nışlarının, attığı adımın, aldığı nefesin şahidiydi. Resûl-i Ekrem'i izleyen bir göz olabilmek için gece gündüz demeden yanından hemen hemen hiç ayrılmadı, hizmetinde bulundu. Ebû Hüreyre, en büyük hazine kabul ettiği ve dikkat kesildiği Allah Resûlü'nün her sözünü hafızasına işledi. Pervanesi olduğu Resûlullah'ın fem-i saadetinden çıkan mübarek sözlerini nakletmek üzere hafızasına kaydetti.
٣٠ - كَانَ وَجْهُهُ مِثْلَ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ وَكَانَ مُسْتَدِيرًا" (م عن جابر بن سمرة
YanıtlaSil30- Yüzü güneş ve ay gibi parlak ve yuvarlaktı.
٣١ - كَانَ أَحَبُّ الْأَلْوَانِ إِلَيْهِ الْحَضْرَةُ (طس وابن السنى وابو نعيم عن انس)
31- En çok sevdiği renk yeşil idi.
٣٢- كَانَ أَبْغَضُ الْخُلُقِ إِلَيْهِ الْكَذِبَ (هب عن عائشة)
32- En çok nefret ettiği huy yalandı.
٣٣ - كَانَ أَحَبُّ التَّمْرِ إِلَيْهِ الْعَجْوَةُ (ابو نعيم عن ابن عباس)
33- En çok sevdiği hurma Medine'nin (acve) hurmasıydı.
٣٤- كَانَ أَحَبُّ الشَّيَابِ إِلَيْهِ الْقَمِيصِ د ت ك عن ام سلمة)
34- En çok sevdiği elbise gömlekti.
٣٥ - كَانَ أَحَبُّ الشَّاةِ إِلَيْهِ مُقَدَّمَهَا * ابن السنى وابو نعيم ق عن مجاهد مرسلا)
35- Koyunun en çok ön kısmını severdi.
٣٦ - كَانَ أَحَبُّ الْعِرَاقِ إِلَيْهِ ذِرَاعِيَ الشَّاةِ* رحم د وابو نعيم وابن السنى عن ابن (مسعود)
elbise idi.
36- En çok lezzet aldığı et, koyunun ön kolları idi.
٣٧ - كَانَ أَحَبُّ الشَّيَابِ الَيْهِ الْحِبْرَةَ (خ م د ن عن انس)
37- En çok sevdiği elbise, Yemen bezinden yapılan (renkli)
۳۸- كَانَ أَحَبُّ الدِّينِ إِلَيْهِ مَا دَاوَمَ عَلَيْهِ صَاحِبُهُ (خ م عن عائشة)
38- En çok sevdiği ibadet, sahibinin devamlı yaptığı ameldi.
٣٩- كَانَ أَحَبُّ الرَّيَاحِينَ الَيْهِ الْفَاغِيَةَ (طس هب عن انس)
39- En hoşlandığı koku kına çiçeği idi.
AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
YanıtlaSilراموز الاحاديث
RAMUZ'ÜL EHADİS
HADİS ANSİKLOPEDİSİ
2. CİLD
PAMUK YAYINCILIK
زید) السَّاعَةُ إِلَّا عَلَى شَرَارِ النَّاسِ (ابن النجار عن اسامة بن
YanıtlaSil4379- Zaman şiddetten başka bir şeyi artırmaz. İnsan- larda da cimrilik artar. Kıyamet de kötü ve şerli kimselerden baş- kası üzerine kopmaz (yani şerlilerin üzerine kopacaktır).
٤٣٨٠ - لَنْ تَهْلِكَ الأُمَّةُ وَإِنْ كَانَتْ ضَالَّةً مُضِلَّةً إِذَا كَانَتِ الْأَئِمَّةُ هَادِيَةً
مَهْدِيَّةٌ وَلَنْ تَهْلِكَ الأُمَّةُ إِذَا كَانَتْ ضَالَّةً مُسِيئَةً إِذَا كَانَتِ الْأُمَّةُ هَادِيَةً مَهْدِيَّةٌ
خط عن ابن عمر)
4380- Bir millet, sapmış ve saptırıcı dahi olsa, liderleri dürüst ve yol gösterici oldukları müddetçe, katiyyen helak olmaz. Evet, bir millet sapık ve kötü olsa bile, liderleri dürüst ve yol gös- terici oldukları sürece asla helak olmaz.
النجوم (طب تَزَالُ أُمَّتِي عَلَى سُنَّتِي مَا لَمْ يَنْتَظِرُوا بِفِطْرِهِمْ طُلُوعَ ٤٣٨١ - لَنْ *
عن أبي الدرداء)
4381- Ümmetim, iftarlarında yıldızların doğmasını bek- lemedikleri sürece, sünnetim üzere olacaktır. (İftarları hemen vak- tinde bozan insanlar hayır üzerindedirler.)
٤٣٨٢ - لَنْ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا اَوَلاَ اَدُلُّكُمْ عَلَى مَا تَحَابُّونَ عَلَيْهِ أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تَرَاحَمُوا قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كُلُّنَا رَحِيمٌ قَالَ إِنَّهُ لَيْسَ بِرَحْمَةِ أَحَدِكُمْ خَاصَّةً وَلَكِنَّ رَحْمَةَ الْعَامَّةِ
رَحْمَةَ الْعَامَّةِ (طب ك عن ابي موسى)
4382- Birbirinizi sevmedikçe, tam olarak iman etmiş sa- yılmazsınız. Sizi birbirinize sevdirecek şeyi, dikkat edin, size bildiri- yorum. Aranızda selamı yayın. Nefsim yed-i kudretinde olan Al- lah'a yemeni olsun ki, birbirinize merhamet etmedikçe cennete giremezsiniz. "Ey Allah'ın Rasulü! Hepimiz merhametliyiz." dedi- ler. "Öyle belirli kimselere merhamet etmek, merhamet değildir. Asıl merhamet genel olan merhamettir. Genel olan merhamettir." buyurdu.
1043
فَاجْرَهُ عَلَى اللَّهِ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا، فَأُخِذَ بِهِ فِي الدُّنْيَا، فَهُوَ لَهُ كَفَّارَةٌ وَطُهُورٌ وَمَنْ سَتَرَهُ اللَّهُ فَذَالِكَ إِلَى اللَّهِ إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ
YanıtlaSil35- "Sizden, "Allah'a ortak koşmamanız, hırsızlık etmemeniz, zina yapmamanız, çocuklarınızı öldürmemeniz, elleriniz ve ayaklarınız arasına ait bir iftirada bulunmamanız ve marufta bana asi olmamanız üzere" biat alıyorum. Sizden kim bu ahde vefa gösterirse, onun mükafatı Allah'ın üzerinedir. Kirm bunlardan birini bozar da bu nedenden dünyada cezalandırılırsa, bu ceza onun için kefaret ve temizliktir. Ve her kimin yaptığını Allah örtmüşse onun durumu Allah'a aittir. İsterse ona azab eder, isterse mağfiret eder. "24
أبا يعكم "Sizden biat alıyorum" Erkekler arasındaki biatlaşma tokalaşırken olduğu gibi el tutularak yapılır. Kadınlar hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları dediler ki; Mekke'nin fethedildiği gün Resûlüllah (s.a.v.) erkeklerle biatlaşmayı bitirdikten sonra, Safa Tepesi'nde kadınlarla biatlaşmaya başladı. Ömer (ra) o sırada tepenin daha aşağısında idi. Resûlüllah (s.a.v.)'in emriyle kadınların biatını alıyordu. Resûlülah'tan onlara eriştiriyordu. Resûlüllah (s.a.v.), kendilerinin elleriyle kadınların elleri arasında bir kumaş olduğu halde de onlarla biatlaşıyordu. Şöyle de denilmiştir: -ki bunu Kelbî söylemiştir- Resûlüllah biatı onlara koşul koyuyor, Ömer de onlarla musafaha ediyor (tokalaşıyordu). Yine denildi ki Resûlüllah (s.a.v.) bir su dolu tası getirtiyor, elini ona batırıyor, sonra da kadınlar ellerini değdiriyordu. Resûlüllah (s.a.v.)'in eli, asla (yabancı) hiçbir kadının eline değmemiştir.
عَلَى أَنْ لَا تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamanız üzerine." Az da olsa Allah'ın zatında ve sıfatlarında (hiçbir şeyi ortak etmeyeceğinize).
وَلا تَسْرِقُوا "Hırsızlık yapmamanız üzerine." Bu, mallarda hainliğin, ibadetlerde eksikliğin yasaklanmasını da içerir. Çünkü "Hırsızların en hırsızı namazından çalandır." denilir.
وَلا تَزْنُوا "Zina etmemeniz üzerine." Bunun gerçek anlamda zinanın olması olasıdır. Veya Resûlüllah (sav) in الْيَدَانِ تَزْنِيَانِ وَالْعَيْنَانِ تَزْنِيَانِ وَالرِّجْلَانِ تَزْنِيَانِ وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَالِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ "Eller zina eder, gözler zina eder, ayaklar zina eder. (Asıl) zina organı da buna uyar ya da uymaz. "245 buyurmalarına göre zinaya davet eden, yol açan davranışlardır.
وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلادَكُمْ "Çocuklarınızı öldürmemeniz üzerine" Bu öncelikle cahiliye dönemi Araplarının yaptığı kız çocuklarını diri diri gömmeleridir. Sonra her türlü çocuk öldürmeleri ve başka öldürmeler hakkında geneldir.
244 Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 314; Buhârî, Hudûd 14; Müslim, Hudûd 41; Tirmizt, Hudad 12 Nesâî, Biat 17.
245 Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 412.
Elleriniz ve ayaklarınız arasında bir iftira" ولا تأتُوا بُهْتَانِ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأرْجُلَكُمْ uydurup getirmemeniz üzerine". (Başka bir kadının doğurmuş olduğu çocuğu alip veya kendi doğurduğu ile değiştirip ben doğurdum diyerek kocasına bağlamamak üzere). Böyle söylenmesi, çocuk doğduğunda annesi onu doğurduğunda çocuk elleriyle ayakları arasına düştüğündendir. Bu, zinadan yasaklama değildir. Çünkü zina yasağı daha önce geçti.
YanıtlaSilوَلا تَعْصُونِي فِي مَعْرُوف "Hiçbir ma'rufta bana isyan etmemeniz üzerine (sizden söz aliyorum. Yani Allah'a tâate uygun (Allah'ın rızasını kazandıran) her iste sönun iyi ve kötülükten sakındıran her emirde olduğu söylenmiştir. Her iyiyi ve takvayı emirde denmiştir. Doğruya yönlendirme içerikli her emre itaat olduğu da söylenmiştir. Yani "Bütün emirlerimde bana karşı gelmeyin" demektir. Ölünün arkasından feryat etme, üst baş yırtma, saç baş yolma, elbiseyi parçalayıp bağımı açma, yüzü tırmalama ve benzeri cahiliye adetlerinden olan şeyler konusunda bunları yapmayın gibi maruf, güzel emirlerde (karşı gelmeyin demek) olduğu da söylenmiştir.
فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ "Sizden kim vefa gösterirse" Yani ahdinde durursa.
فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ onun ecri, sevabı Allah'ın üzerinedir." Yani Allah onun ecir ve sevabını ahirette mutlaka verecektir.
وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا “kim bu yanlış işlerden birine bulaşırsa" Yani dinin meşru emirlerine aykırı bir eylemde bulunursa.
تَأْخِذَ "ve cezaya çarptırılırsa" أخِذَ kelimesi edilen fiil olup "المُؤَاخَذَة /
muâheze" kökündendir.
بهِ فِي الدُّنْيَا، فَهُوَ لَهُ كَفَّارَةً وَطُهُورٌ yaptığı su nedeniyle dünyada (ceza görürse) bu ceza o kimse için bir karşılıktır örtücü ve temizleyicidir." Onun cezasını ve günahlarını karşılayıp (örter ve temizler).
وَمَنْ سَتَرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا "Kimin suçunu dünyada örterse" Insanları ondan haberdar etmemek ve suçluyu cezalandırmamak suretiyle.
فَذَالِكَ "bu da" (O) kişi hakkındaki karar) bırakılmıştır.
إِلَى اللَّهِ إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ "Allah'a (kalmıştır). Dilerse onu cezalandırır" عَذْبَ fiilil التعذيب kalıbındandır.
وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ "dilerse onu bağışlar" Ahirette bir iyilik ve güzellik olarak.
Hadisi Ahmed b. Hanbel, Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Ebû Dâvûd Ubåde )ra) dan nakletmiştir. "عبادة" şeddesiz " ب /ba" ile ve ilk harfinin ötresiyledir.
٣٦ - أَبَى اللَّهُ أَنْ يَرْزُقَ عَبْدَهُ الْمُؤْمِنَ إِلَّا مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ
Levamiu'l-Ukül
YanıtlaSil36- "Allah mü'min kulunu ancak ummadığı yerden rızıklandırmayı diledi. " أبى الله "Allah kabul etmedi" Yani dilemedi. Zemahşeri el-Kessata وَيَأْبَى الله إلا أن يتم نورة "Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez" (et-Tevbe (9) 32) âyeti hakkında "أبى " kelimesi "لم يُرد / )istemedi)" kelimesi yerinde kullanıldı." demiştir. Ragib el-Isfehani de "الاباء" kelimesinin bir işten şiddetle kaçınma anlamında olduğunu söylemiştir.
أَنْ يَرْزُقَ عَبْدَهُ الْمُؤْمِنَ "Mümin kulunu rızıklandırmayı" Yani Allah'ın, kulu kendine ait kılarak "kulunu" diye buyurmasıyla da bildirildiği üzere Allah'ın yasaklarından sakınan (müttakî) Allah'a dayanıp güvenen (tevekkül eden) kulunu. O kul da her şeyden kesilip Allah'a bağlanan ve yalnız O'na sığınan, nedenlerin yaratıcısına (müsebbib) dayanarak nedenlerle ilgilenmeyen kuldur. " مَنْ انْقَطَعَ إِلَى اللهِ كَفَاهُ الله / Kim her şeyden kesilip yalnız Allah'a bağlanırsa Allah ona yeter. "247 hadisinde bu konu gelecektir. Bu konum Allah'ın has kullarına özgüdür. Onların dünyada rızıklandırılmaları cennetteki durumlarına benzer.
إِلَّا مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ "Ancak hesaba katmadığı yerden (rızıklandırmak istedi(" Yani aklına hiç gelmeyen ve emellerinin ulaşamadığı yerden. وَمَنْ يَتَّقِي اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ "Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir." (et-Talåk (65) 2-3)
Hayır, beklenmeyen yerden geldiğinde daha sevindirici, şer de beklenmeyen yerden geldiğinde daha üzücü olur. Öyleyse takva; o müminin beklemediği yerden rızkı olur. (Allah sevgisi dışındaki) sevginin o kimsenin kalbinden düşmesi onun takva sahibi olduğunu gösterir.
Hadisi Beyhakî, Şuabü'l-îmân'da Ali (r.a.)'den nakletmiştir. Deylemî'deki rivayet Ebû Hureyre (r.a.)'dendir. Fakat Ebû Hureyre (ra( إِلَّا مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُ "Bilmediği yerden" şeklinde nakletmiştir. 248 Bu hadisin senedinde Amr b. Râşid vardır. O meçhul, durumu bilinmeyen bir ravidir.
٣٧ - أَبَى اللَّهُ أَنْ يَقْبَلَ عَمَلَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ حَتَّى يَدَعَ بِدْعَتَهُ
37- "Allah, bid'at sahibinin amelini (ibadetini), bid'atini bırakıncaya kadar kabul etmez. "249
أَبَى اللَّهُ أَنْ يَقْبَلَ "Allah kabul etmekten kaçınır" يقبل fiili dördüncü babtandır. Yani güzel bir şekilde onu kabul etmeye razı olmaz veya hiç kabul etmez.
246 Beyhaki, Şuabu'l-îmân, II, 73; Deylemî, Firdevsü'l-ahbâr, 1, 511; Ali el-Muttaki, Kenzu'l-ummal, XVI,
177; Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, 1, 33.
247 Taberânî, Mu'cemü'l-evsat, II, 346.
248 Bkz. Ali el-Muttaki, Kenzu'l-ummal, 1, 294; Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, 1, 33.
249 Ibn Mâce, Mukaddime 7; Hatip el-Bağdadî, Târihu Bağdat, XIII, 185; Ali el-Müttaki, Kenzu'l- ummal, 1, 383.
se kelimesiba'nın esresi ve / dal'ın sükûnuyladır. Yani sonradan ortaya çıkan bid'at kötülenmiş çirkin bir şeyin (sahibinin işini). O, kişinin kendi arzusuna göre davranması ve sapkınlıktır. Bid'at işle iç içe olduğu sürece onun bu işinin değerinin olmaması anlamındadır.
YanıtlaSilحتى يذع "bırakıncaya kadar" Yani terk edinceye kadar.
بدعته "bidatini" tevbe etmekle ve hak yolda olan kimselerin inancına dönmek suretiyle (bid'atini bırakıncaya kadar).
Hadiste böyle bir davranışın kabul edilmeyeceğinin söylenmesi, o tutumun baze Hadistel olmadığını da bildirmiş olmaktadır. Nitekim لَا يَقْتُلُ اللَّهُ صَلُوةَ أَحَدِكُمْ إِذَا أخذت حتى يتوضاً "Abdestini bozduğunda abdest alıncaya kadar sizden birinizin namazını Allah kabul etmez. "25" hadisi de böyledir. Efendisinden kaçan kölenin, kocasına serkeşlik eden kadının, içki içen kimsenin namazının kabul edilmemesi de bu anlamdadır.
Bazen de (bu ifade) sevabının eksik verileceğini bildirir. مَنْ صَلَّى فِي ثَوْبٍ قِيْمَتُهُ Bir kimse bir dirhemlik haram " عَشْرَةُ دَرَاهِمَ فِيهِ دِرْهَمْ حَرَامٌ لَمْ يَقْبَلِ اللَّهُ لَهُ صَلَوةَ مَادَامَ عَلَيْهِ bulunan on dirhem değerinde elbiseyle namaz kılsa bu halde bulundukça Allah onun namazını kabul etmez. "251 hadisi de böyledir. Bunu dış deliller ayırt eder.
Hadisi Ibn Mâce, Ibn Ebî Åsım Mehâsinü's-sünne'de, Ebû Nasr es-Siczî, Ibn Neccar Ibn Abbas'tan nakletmiştir. Aynı şekilde Deylemî ve Hatîb el-Bağdâdî de Ibn Abbas'tan nakletmiştir. Ibn Mâce'nin naklettiği hadis لَا يَقْبَلُ اللَّهُ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ صَلوةَ وَلَا صَوْمًا وَلَا صَدَقَةً وَلا حَبًّا وَلَا عُمْرَةً وَلَا جِهَادًا وَلَا صَرْفًا وَلَا عَدْلًا يَخْرُجُ مِنَ الدِّينِ كَمَا تَخْرُجُ الشَّعْرَةُ مِنَ الْعَجين "Bid'atçinin namazını, orucunu, zekatını, haccını, umresini, cihadını, nafile ve farz ibadetini Allah kabul etmez. Ve o kişi, tereyağından kıl çeker gibi dinden çıkar." şeklindedir. 252
۳۸- أَبَى اللَّهُ أَنْ يَجْعَلَ لِلْبَلاءِ سُلْطَانًا عَلَى بَدَنِ عَبْدِهِ الْمُؤْمِنِ
38- "Allah, mü'min kulunun bedeni üzerinde, belayı sultan (hakim) kılmayı istemedi. "253
أَبَى اللَّهُ أَنْ يَجْعَلَ لِلْبَلَاءِ "Allah belayı kılmak istemedi" "البلاء" kelimesi / be'nin esresiyledir. Üstünlü de câizdir. Elif-i maksûre ile " الْبَلْوَى "البواء" kelimelerinin hepsi aynı anlamda olup keder ve hastalık demektir. Insan bedenini yıprattığı için ona "bela" denmiştir. ve elif-i memdûde ile
20 Abymed b. Hanbel, Müsned, 11, 318; Buhârí, Hiyel 2; Ebû Dâvûd, Tahåret 31; Tirmizi, Tahåret 56,
Beyhaki, es-Sünenü'l-kübrâ, 1, 229.
251 Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 98.
252 Ibn Mâce, Mukaddime 7.
253 Deylemi, Firdevsü'l-ahbâr, 1, 512; Ali el-Müttaki, Kenzü'l-ummal | 246
سُلطانا "hakim" Üstünlük ve şiddetli baskı ve üzüntü demektir.
YanıtlaSilعَلَى بَدَنِ عَبْدِهِ "kulunun bedeni üzerinde." Kendi kulunun عبده şeklindeki isim tamlaması, kulu şereflendirmek içindir.
الْمُؤْمِن "mümin. Yani surekli biçimde kulunu belaya uğratmaz. Böyle olması kulu temizlemek ve günahlardan arındırmak için bazen belaların olmasını ortadar kaldırmaz.
Bu hadis, "إذَا أَحَبُّ اللَّهُ عَبْدًا إِبْتَلَاهُ / Allah bir kulu severse onu belalarla sınar, "25 anlamındaki hadisle de çelişmez أَشَدُّ النَّاسِ بَلَاءَ الْأَنْبِيَاءُ ثُمَّ الْأَمْثَلُ "Insanların en şiddetl belaya uğruyanı peygamberler sonra da benzeri kullardır. "2ss hadisinin göstermesiyle burada gerçek anlamda (kamil) mümin kastedilmiştir. Şöyle de denebilir: Kul sıkıntı ile sınandığında, onun itaatine ve ihsanına ve iman gerçeklerinin kalbindeki varlığına göre bu sıkıntı ondan alınır. Öyle ki ondan giderilen belalardan biri başkasına yüklense ona dayanamaz. Veya rabbine karşı aşırı sevgisinden dolayı o belanın hakimiyeti ondan gider. Hatta o bela, beğenilmeyen bir şey değil, tad ve lezzet veren bir şey durumuna gelir.
Hadisi Deylemî, Enes (ra)'ten nakletmiştir. Hadisin senedinde Kasım b. Ibrahim vardır.
٣٩ - ابْتَغُوا السَّاعَةَ الَّتِي تُرْجَى فِي الْجُمُعَةِ مَا بَيْنَ صَلاةِ الْعَصْرِ إِلَى غَيْبُوبَةِ الشَّمْسِ وَهِيَ قَدْرُ هَذَا يَقُولُ قَبَضَهُ
39- "Cuma gününde duaların kabul buyrulması umulan vakti, ikindi namazı ile güneşin batması arasında arayınız. Ve o da bu kadardır, buyururken elini kapayıp açtı. "256
إِبْتَغُوا "Arayın" Yani talep edin.
الساعة" saati Bunun gerçeği, özel (24 saatlik) zamandan bir kısım olmasıdır. Gündüzün on iki kısmından bir kısmına saat denir. Ve zamandan takdir edilmemiş herhangi bir kısma da denir.
الَّتِي تُرْجَى "umulan" " تُرْجَى /umulur" kelimesi "الرجاء dandır. فِي الْجُمُعَةِ "Cuma gününde"
O özel saat hâlâ var mıdır veya kaldırılmış mıdır sorunu vardır. Eğer devam ediyor dersek -ki doğru olan budur- yalnız tek bir Cuma gününde midir veya her Cuma'da mıdır? Çoğunluk âlimler onun her Cuma'da var olduğu görüşündedir. إن Muhakkak ki yaşadığınız zamanınızin لِرَبِّكُمْ فِي أَيَّامٍ دَهْرِكُمْ نَفَخَاتٍ أَلَا فَتَعَرَّضُوا لَهَا
Beyhaki, Şuabü'l-îmân, VII, 145; Ali el-Müttaki, Kenzü'l-ummal, II, 583.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 173; Dârimi, Rikak 67; Ibn Mâce, Fiten 23; Tirmizi, Zühd 56; Ibn Hibban, Sahih, VII, 160.
Taberâni, el-Mu'cemü'l-kebir, 1, 258; Heysemi, Mecmau'z-zevaid, II, 377. Ayrıca bkz. Tirmizi, Cum'a 354.
günlerinde Rabbinizin rahmet esintileri vardır Dikkat edin! O gunleri arayın bulun!" buyrulmuştur. Cuma gunu de bu günlerdendir. Bu durumda kişinin bütün gün boyunca kalben hazır bulunması, zikir ve duaya devam etmesi ve dunja kuruntularından sıyrılması gerekir. Bu rahmet esintileri saati
YanıtlaSilikindi namazı ile güneşin batmass" ما بين صلاة العصر إلى غيبوبة الشمس arasındadır." O anın belirlenmesine ilişkin birçok hadis sabit olmuştur. Bunlardan su hadistir " نها ما duanin kabul saati), imamin / بين ان يجلس الامام على المشير إلى أن يقضى الصَّلاةَ en tercihe şayan olanı, Ebû Bürde'nin (ra) merfü olarak naklettiği minbere oturmasıyla Cuma namazını kılması arasındadır. "
Abdullah b. Selâm (ra) o anın Cuma gününün son vaktinde olduğunu söylemiştir.
Ebû Hureyre (ra) ise "Cuma gününün son vaktinde nasıl olabilir? Peygamber )sav( لا يُصادفها عَبْدٌ مُسْلِمٌ وَهُوَ يُصَلِّي فِيهَا "O anda namaz kılarken bir Müslüman kul ona rastlamaz... buyurmuştur. Bunun üzerine Abdullah b. Selâm (ra) da, "Rasûlullah (s.a.v.) "kim vakit namazını beklemek üzere bir yere oturursa o kimse namazdadır..." buyurmadı mı? demiştir. 259
وَهِيَ قَدْرُ هَذَا يَقُولُ قَبَضَهُ "O saat su kadardır. Resûlüllah (s.a.v.) bunu derken elini yumup açtı" Yani Resûlüllah (s.a.v.) şerefli eliyle bu vaktin az olduğuna işaret etmişlerdir. O hafif ve çabucak geçen bir andır.
Hadisi Taberânî, Mu'cemü'l-kebir'de Enes'den (ra) nakletmiştir. Hadis sahihtir.
إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَكَرَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَالَ فِيهِ سَاعَةٌ لَا Buhari deki rivayet Resulullah (s.av) Cuma" يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي يَسْأَلُ اللَّهَ تَعَالَى شَيْاً إِلَّا أَعْطَاهُ إِيَّاهُ gününden söz ettiler. Ve 'O günde bir an vardır ki namazda iken o an ile karşılaşan Müslüman bir kul Allah Teâlâ'dan bir şey dilese, Allah dilediğini ona mutlaka verir buyurdu" şeklindedir.
٤٠ - ابْتَدِرُوا الْأَذَانَ وَلَا تَبْتَدِرُوا الإِمَامَةَ
40- "Ezana koşunuz, Imamlığa atılmayınız. "361
257 Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsät, III, 180; Heysemi, Mecmau'z-zevâid, X, 399.
258 Ebû Dâvûd, Salât 201; Ibn Huzeyme, Sahih, III, 120.
259 Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 486; Ebû Dâvûd, Salāt 200; Tirmizi, Cum'a 354. Ebu Hureyre (ra) günün son vaktinin kerahat vakti olmasived alt 200 mizumaan klinamayaca Kilimanın canı kastetmektedir. Abdulah ken karşılaşılmasından söz ettiğine göre bu bilfil nan kastedilniku olduğunu hadiste namaz selam (fra) buna cevap olarak o valida olan kişm olabileceğini söylemiştir.
260 Bkz. Buhâri, Cum'a 35.
261 Ibn Ebû Şeybe, Musannef, 1, 358; Ali el-Müttaki, Kenzu'l-ummal, VII, 1164.
Levamiu'l-Ukul
YanıtlaSilابتدرُوا الأذان "Ezan okumaya) koşunuz." Yani namaz için ezan okumada yarışın ve ona koşuşun. Bu emir mendupluk bildirmek içindir "البار " Kosmak girişmek demektir.
ولا تبتدروا الإمامة "imamlığa atılmayınız" Yani imamlık için öne çıkmayın. Birbirinizle itişe kakışa hucüm etmeyin. Çünkü "müezzin güvenilir insandır. Imam ise kefil olandır. Şundan ki davet, mağfirettir. Halbuki imamlık, irşad, doğru yolu gösterme duasını kazandırmaktadır. Mağfirete ulaşmak (bağışlanma) daha yücedir. Buradan hareketle Nevevi müezzinliğin imamlığa üstün olduğu görüşünü benimsemiştir. Halbuki Peygamber (sav.) ve onun halifeleri, ümmetin işleriyle uğraştıkları için müezzinlik yapmamışlardır. Bundan dolayı Ömer (ra) "Halifelik yapıyor olmasaydım müezzinlik yapardım. Çünkü müezzin namaz vakitlerini gözetip durmaya gereksinim duyar." Şayet (Ömer) müezzinlik yapacak olsaydı (vakitleri kontrol ile uğraşırken) ümmetin işleriyle uğraşmaya zaman kalmazdı, demiştir.
Bu ve benzeri sözler, orada bulunan sahabilere hitaptır. Halbuki hükmü Ümmet hakkında geneldir. Çünkü kanun koyucunun (şariin) tek kişi hakkındaki hükmü, aksini bildiren bir delil olmadıkça tüm toplumu bağlar.
Hadisi Ibn Ebû Şeybe, önde gelen abid âlimlerden biri olan Yahya b. Ebû Kesir Ebû Mansûr el-Yemâniden موسل / mürsel olarak nakletmiştir. مرسل kelimesi "س /sîn" harfinin üstün okunuşuyladır. Esreli (mürsil) şeklinde de olabilir. (Çünkü) Ibn Ebû Şeybe hadisi Enes'den (r.a) ve başkalarından mürsel olarak da nakletmiştir. Bu hadis anlamında başka hadisler de vardır.
٤١ - ابْتَغُوا الرِّفْعَةَ عِنْدَ اللهِ قِيلَ وَمَا هِيَ يَارَسُولَ اللهِ قَالَ تَحَلَّمْ عَمَّنْ جَهِلَ عَلَيْكَ وَتُعْطِي
مَنْ حَرَمَكَ
41- "Allah katında "Yükseklik" isteyiniz. "Ya Resûlüllah o nedir?" denildi. Buyurdular ki: "Sana karşı câhilane hareket eden kimseyi hilm ile karşılayıp geçersin ve seni mahrum edene de ihsanda bulunursun, "
إِبْتَغُوا "isteyin" Yani ciddiyet ve gücünüz yettiği kadar çalışmakla isteyin. Ragıb el-isfehani "الانتقاء" isteme de gücün yettiği kadar gayretle çalışmaya özgü bir kelimedir" der. "Iftial" (kipindeki haliyle bu kelimenin) var olandan fazla şekilde arzuyu ortaya koymak (anlamına geldiği) ve bunun da isteğin en aşırı şekli olduğu söylenmiştir.
الرَّفْعَةَ عِنْدَ اللَّهِ "Allah katında yükseklik" Yani Allah'ın ikram yurdunda şeref yüksek rütbe ve makam isteyin demektir.
242 Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, XVI, 25.
283 Bkz. Ibn Ebû Şeybe, Musannef, 1, 358.
284 Ibn Adl, el-Kamil fi'd-duafa, VII, 96; Ali el-Müttaki, Kenzu'l-ummal, II, 251.
Ragib "عد kelimesi"yakınlık" anlamı konulmuş bir kelimedir. Bazen yer H konusunda, bazen inançta, bazen deاحياء عند ربهم لذ / onlar diri ve Rablerinin yaninda rızıklanmaktadırlar" (Al-i Imran (2), 169) âyetindeki gibi yakınlık, mertebe ve makam anlamlarında kullanılır" demiştir.
YanıtlaSilفيل denildi ki Sahabeden bazıları dedi ki.
وما هى يارسول الله rifat nedir ya Resülüllah?" Yani o makamı kazandıran nedir?
/lam harfinin ötresiyle olup تكلف kipinde kalıbındadır.
من جهل "Cahillik edene Yani kabaca ve düşüncesizce davranana.
مايك "sana Yani onun kabaca davranışından kaynaklanan öfke, kızgınlık anında kendini kontrol altında tutmandır. Denildi ki: Hilm; öfke ve kızgınlığın depreştiği anda benliğin ve doğal tepkilerin kontrol altına alınmasıdır.
وتغطي من حرمك "ve senden esirgeyene vermendir" Yani senin hakkın olan şeyi sana vermeyene vermen veya ona iyi davranıp yanına varmandır. Çünkü kötülük yapana iyilik etmek ve onun kötülüğüne yaklaşma ile karşılık vermek, kişinin yücelmesini gerektiren kamil imandandır.
Bu kuşatıcı sözde bazı yararlar; dirlik ve düzenlik vardır. Ondan korunma zırhı kaynaklanır. Bir kul bu iki huyun en üst konumuna ulaşınca kul çok yücelik kadehini içmeyi (kadeh-i mualla'yı) kazanır. Mevlâ katındaki yüce makama girer. Yumuşak huyluluk (hilm) ve cömertliğin (sehânın) alçak konumda olsa bile kulu yücelteceğinde tüm milletler ve dinler ittifak etmişlerdir. Bu iki haslet mutluluğun temeli olup diğer bütün güzel huylar bu ikisinden türemiş ikinci derecede şeylerdir. Hadisi Ibn Ådî, Ebu Abdurrahman b. Ömer'den nakletmiştir. Hadisin
senedinde el-Vezza' b. Nafi' bulunmaktadır. O metrûk bir ravidir.
٤٢ - ابْتَدِؤُا بِالْأَكَابِرِ فَإِنَّ الْبَرَكَةَ مَعَ أَكَابِرِكُمْ
42- "Büyüklerinizle başlayın. Zira bereket büyüklerinizle beraberdir. "
ابتدوا بالأكابر "Büyüklerinizle başlayın" Yemekten önce elleri yıkarken veya her işte büyüklerle başlayın.
فَإِنَّ الْبَرَكَةَ مَعَ أَكَابِرِكُمْ "Çünkü bereket büyüklerinizle beraberdir." Işlerde deneyimli, sevapları artırmayı gözetip duran büyüklerinizle. Öyleyse görüşlerine uymak için onları izleyip gözetleyin. Onların gidişatına uyun. Büyüklerden maksat yaşça küçük de olsa ilmi açıdan belli bir konumu olan kimselerdir. Allahu Teâlä'nın kemelerine bahsettiği ilime saygılı olmak için bu kimselere değer vermek ve ikram gerekir.
ats Bkz. Ibn Hiban, Sahih, 11, 319; Hakim, Müstedrek, 1, 131; Ebû Nuaym, Hilyatü'l-evijā, Vill, 172
لوامع العقول شرح راموز الأحاديث
YanıtlaSilللكمشخانوي
Râmûzü'l - ehâdîs Şerhi
LEVAMİ'U'L-'UKÜL
ZEKA PARILTILARI Hadis-i Şerifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî (1813-1893)
Editör Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
I. CİLT
GÜMÜŞEV
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilA. NAMAZ VE ÖNEMİ
27
33
1. NAMAZ, YÜCE ALLAH İLE KONUŞMADIR..
2. NAMAZ, İMAN ALAMETİDİR.
37
41
45
3. NAMAZ, MÜMİN İÇİN MANEVİ YÜKSELİŞTİR...
4. NAMAZ, KULUN RABBİNE EN YAKIN OLDUĞU ANDIR..
5. NAMAZ, ŞÜKÜR VESİLESİDİR.
47
51
6. NAMAZ, DÜNYA VE AHİRET SAADETİDİR.
7. NAMAZIN ÖDÜLÜ CENNETTİR.
55
57
B. NAMAZ İBADETİNİN FAYDALARI.
1. BİREYSEL (FERDI) YARARLARI
59
a. Namaz, Allah'a Yaklaştırır.
59
63
65
73
78
80
86
91
99
b. Namaz, Rabbi Hatırlatır.
c. Namaz, Günahlardan ve Çirkinliklerden Uzak Tutar
d. Namaz, Rızkın Bol ve Bereketli Olmasını Sağlar.
e. Namaz, Bela ve Musibetlere Karşı Korur.
f. Namaz, Günahların Affına Vesile Olur.
g. Namaz, Maddî-Manevî Şifadır:
h. Namaz, Ruhu ve Duyguları Eğitir.
2. TOPLUMSAL (İCTİMAÎ) YARARLARI.
GIZLİ DÜNYA DEVLETİ"NİN GENEL ŞEMASI Dolar Üzerindeki Pramidin 13 Kademesinden Her Birinin Manası
YanıtlaSilLUZIFER: MASON LAHININ GÖZÜ
RT
3 KABBALIST EN ÜST KOMUTA IDARESİ
13'LER MECLİSİ
SANIIEDRIN
EN ÜST YÖNETİM MEXTISI
UCU
33'LER MECLİSİ
300'LER KULÜBÜ
GÖRÜLEN
B'NAI B'RITH BILDERBERG
BÜYÜK KISMI
GİZLİ OLAN
KADEMELER
ARA KOORDINASYON VE YÖNETİM KADEMESI
13 KADEME
BÜYÜK ŞARK LOCASI TEŞKİLATI
FRANSIZ MASON LOCASI
KOMÜNİZM
KOMUNIZM-RUSYA
İNGİLİZ
MASON LOCASI
İSKOÇ LOCASI TEŞKİLATI: 1 - 33°
MASON LOC CASI ALMAN MASON LOO CAS
HALKIN İÇİNE GİREN VE YUKARININ
YORK LOCASI TEŞKİLAT
LIONS DINER
ROTARY
YMCA
HIC GÖRÜNMEYENLER
EAİRLERİNİ
ALT KADEMELER
UYGULAYAN
MAVİ LOCALAR
SACAKLAR
ÖNLÜKSÜZ MASONLAR (İyi İnsanlar)
HALK
INSANLIK
BÜTÜN İNSANLIK
"ROCKEFELLER'İN ÜÇ AYAKLI KOMİSYONU
YanıtlaSilDIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ CFR
BİLGİ BANKALARI
Brookings Institบก
Rand Corporallon Hudson Institute
Harvard Uluslararam
Bişidier Merkezi Colombia Uluslararası
Bişkiler Okulu
Georgetown Stratej ve Uluslarara
Araştırmalar Merkezi Worldwatch Institute
MITRE Corporallon Masschusetts Teknoloji
Enste
Aspen Institute Hoover Institute
VAKIFLAR
Rockefeller Vakh
Rockateller Kardeşler Birliği Rockefeller Alle Brigi
Ford Vakh
Camagie Endowment Yirminci Yüzyıl Vakh
Russell Saga Vakh Coca Cola Vakh
Burden Vakfı
MANHATTAN ROCKEFELLER ALT GRUBU
BILDERBERG KONFERANSI
BASIN
New York Times
CBS
Los Angeles Times
Tune Inc Foreign Allairs
Foreign Policy
Chicago Sun-Times
ÜÇLÜ KOMİSYON
SİYASİ PARTİLER VE LOBİLER
Democratic Advisory Counal Common Cause
ICNEP
Committee on the Presnt Danger
United Nations Association Cuncil of the Americas
Committee for Economic Development Conference Board
Council for Public interest Law
Leaque of Women Voters Birleşmiş Milletler Derneği
Tehlikeleri Önleme Komisyonu
CUMHURBAŞKANLIK GENEL SEKRETERLIĞI
GÜVENLİK KONSEYİ
HUKUK KURULUŞLARI
Coudert Bros
Wilmer Culler Pickering Dilworth Kalish Paxton Levy
Simpson Thatcher Bartlett
Cafford Wanke Glass O Melveny and Myers
Hukuk ve Sosyal Siyaset Merkezi
BAŞK YARD. DAİRESİ
TİCARİ BİRLİK BÜROKRASİSİ
AFL-CIO
Amerikan Yol İşçileri Birliği
Otomobil İşçilen Birg
ÖZEL İSTİHBARAT SERVISI
INTERPOL IBM
Coca Cola Field Enterprises
Exxon Corp Bechtel corp
Sears Roebuck Hewlett, Packard
John Deere and Co
Caterpillar Corp
Pan American Airlines
Trans-world Airlines
Xerox
Standard Oil of Califormia
Chase Manhattan Bank Cummins Engine
International Volunteers Service Siyasi Araştırmalar Merkezi
Transnational Institute
HÜKÜMET
SAVUNMA DAİRESİ
HAZINE DAIRESI
Kaynak: C.O.D.E' nin Siyaset Sözlüğünden
KIYAMET ALAMETLERİ
YanıtlaSil761
KIYAMET ALÂMETLERİ
Huzeyfet-ül Yemani'nin Allah O'ndan razı olsun - ri- vayet ettiğine göre; adamın biri, bir gün Peygamberimize Salāt ve selam üzerine olsun gelerek; "Ya Rasulallah, K1- yamet ne zaman kopacak?" diye sordu. Peygamberimiz, adama şu cevabı verdi:
-"Bu konuda kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir. Yalnız Kıyamet'in bazı alametleri vardır ki, başlıcaları şunlardır:
1) Çarşılarda kıtlık, durgunluk başgösterir,
2) Yağmur yağmasına rağmen bitki bitmez,
3) Fāizcilik yaygınlaşır,
4) Zinâ çocukları çoğalır,
5) Zenginlere hürmet edilir,
6) Camilerde fâsıkların sesi duyulur olur,
7) Kötülük taraftarları, hak taraftarlarına üstün gelir."
Adam, Peygamberimize, sözlerinin burasında; "Peki, yâ Rasûlallah, o günleri görürsem nasıl davranmamı emre- dersin?" diye sordu. Peygamberimiz adama; "Dinine sığın ve evinin kilimlerinden biri gibi ol, hiç dışarı çıkma!" buyurdu.
◆ İbn-i Ebû İsa İsfahanî'nin anlattığına göre; bir gün, adamın biri Peygamberimize Salât ve selâm üzerine ol- sun- gelerek; "Yâ Resûlallah, Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sordu. Peygamberimiz bu adama şöyle cevap verdi:
-"Bu konuda kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir. Fakat Kıyamet'in bazı alâmetleri vardır ki, başlıcaları şunlardır:
TENBIHU'L-GAFILIN
YanıtlaSil1) Sık sık kıtık olur,
2) Günahkarlar pervâsızlaşır,
3) İnsaflılar sıkıntıya düşer,
4) Namaz külfet sayılır,
5) Zekât angarya sayılır,
6) Emånet ganimet sayılır,
7) Kur'ân okuyucuları alabildiğine rağbet görür,
8) Çoluk, çocuk yetkili mevkilere getirilir,
9) Kadın saltanatı belirir,
10) Köleler müşavir seçilir."
◆ Amr diyor ki: Bir gün, Medīneli üç kişi Mervan'ın soh- betini dinlemişlerdi. Mervan, bu sohbetinde Kıyamet ala- metlerini anlatırken bu alâmetlerin ilkinin Deccal'in ortaya çıkışı olduğunu belirtti. Bu üç kişi Mervan'ın yanından ay- rıldıktan sonra Abdullah b. Ömer'in yanına varıp kendisine Mervan'ın söylediklerini naklettiler. Bunun üzerine Abdul- lah, onlara: "Ben Peygamberimizin ilk Kıyamet alâmetinin Güneş'in batıdan doğuşu veya Dâbbe adlı bir canavarın or- taya çıkışı olduğunu anlattığını duydum." Abdullah, daha sonra Peygamberimizin hadisini nakletmeye başladı:
-"Güneş'in batıdan doğuşu şöyle olur. Güneş her batı- şından sonra Arş'ın altına giderek secde eder ve tekrar geri dönüp doğmak için izin ister ve ona izin verilir. Fakat Allah onun batıdan doğmasına karar verince yine Arş'ın altına ge- lerek secde eder ve geri dönüp doğmak için izin ister, ama ona aslā izin verilmez. Bunun üzerine tekrar varıp izin ister. ama kendisine yine izin verilmez. Nihayet Güneş kendisine izin verilse bile geç kaldığı için doğuş zamanına yetişemeye- ceğini anlayınca; "Ya Rabbi, insanların benden mahrum kalmalarının sebebi nedir?" diye sorar.
Bu arada gece karanlığı gayet koyu olunca Güneş bir daha gelip doğuş izni ister. O zaman kendisine, "Olduğun yerden doğ, denerek izin verilir."
Abdullah, sözlerini şu âyeti okuyarak bağladı:
KIYAMET ALAMETLERİ
YanıtlaSil763
يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ أَيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ أُمَنَتْ مِنْ قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انْتَظِرُوا إِنَّا مُنْتَظِرُونَ
"... Kıyamet alâmetleri geldiği gün, daha önce inan- mamış veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimse- ye inanması hiçbir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyiniz, biz de beklemedeyiz!" (En'âm süresi, âyet: 158).
◆ Ubeyd b. Umeyr'den nakledildiğine göre; Peygamber Efendimiz - Salât ve selâm üzerine olsun - buyuruyor ki:
-"Deccal ortaya çıkacağı zaman onun yanında yer ala- cak olan bazı taraftarları şöyle diyeceklerdir: "Biz onun ya- lancı olduğunu biliyoruz. Biz kendimize yiyecek bulabilmek ve hayvanlarımıza otlak sağlayabilmek için onun yanında yer alıyoruz. Oysa Allah'ın gazabı inince hepsine birden ine- cektir."
◆ Semure b. Cündüb'ün naklettiğine göre; Peygamber Efendimiz yor: Salât ve selâm üzerine olsun şöyle buyuru-
-"Deccal, sağ gözü kör olarak ortaya çıkar. Doğuştan körleri ve Baras hastalığına yakalananları iyileştirir ve ölü- leri diriltir. İnsanlara, 'Ben sizin Rabbinizim!' der. Kim ona, Sen benim Rabbimsin!' derse onun fitnesine tutulmuş olur. Buna karşılık kim, 'Rabbim Allah'dır.' diyerek ölünceye ka- dar bu inançta direnirse Deccal'in fitnesinden kurtulur.
Deccal, Allah'ın dilediği kadar yeryüzünde hüküm sürer. Sonra Hazret-i İsâ, Hazret-i Muhammed'in Salât ve selâm üzerlerine olsun peygamberliğini tasdik etmiş olarak orta- ya çıkar ve Deccal'i öldürür. İşte o zaman Kıyamet kopar."
◆ Abdullah b. Ömer -Allah O'ndan razı olsun- bir de- fasında; "Bir ev halkı, aralarında kimin kafir ve kimin mü'min olduğunu bilerek aynı sofrada bir araya gelmedikçe Kıyamet kopmaz!" dedi. Dinleyiciler kendisine; "Bu nasıl olacak?" diye sorunca Abdullah sözlerine şöyle devam etti:
TENBIHU'L-GAFILIN
YanıtlaSilDabbetul-Arz adını taşıyan alamet ortaya çıkınca herkesin alnının secdede yere degen kısmını eli ile ovar. Bu ovma sonunda mü'minin alnında beyaz bir nokta belirir ve bu nokta yayılarak tüm yüzünü ağartır. Kafirin alnında da kara bir nokta belirir ve bu nokta genişleyerek tüm yüzuda
karartır. Öyle ki, o günün insanları çarşılarında alışveriş yapar- ken Ölbirlerine: "Bu malı kaça satıyorsun. ey mü'min?" ve; ken biribinaça alıyorsun, ey kafir?" diye hitab ederler de hiç biri diğerine bu hitabdan dolayı itiraz etmez."
◆ İbn-i Abbas'ın - Allah O'ndan râzı olsun ne göre: "Dabbetü'l - Arz adlı canavar tüylü, kanatlı ve dört ayaklıdır. Tihame tarafındaki vadilerden birinde or- taya çıkar." belirttiği-
◆ İbn-i Ömer'in - Allah O'ndan razı olsun açıklama-
sına göre: وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةٌ مِنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لاَ يُوقِنُونَ
"O söz başlarına geldiği zaman onlara yerden bir Dâb- be (canlı) çıkarırız, o, onlara insanların âyetlerimize iç- tenlikle inanmadıklarını söyler." (Neml sûresi, âyet: 82) meâlindeki âyette iyiliği emredip kötülükten sakındırmayan kimseler kasdedilmektedir."
Ebu Hureyre'nin Allah O'ndan râzı olsun - rivayet ettiğine göre; Peygamber Efendimiz Salât ve selâm üzeri-
ne olsun - şöyle buyuruyor:
-"Güneş battığı yerden doğmadıkça Kıyamet kopmaz. Güneş battığı yerden doğunca herkes iman eder. Fakat o gün daha önce inanmamış veya imanında hiçbir hayır ka- zanmamış olan kimseye inanması hiçbir fayda vermez."
◆ Ebû Evfa'nın Allah O'ndan râzı olsun- rivayet etti- ğine göre; Peygamber Efendimiz - Salat ve selâm üzerine olsun - şöyle buyuruyor:
—"Size öyle bir gece gelecek ki, uzunluğu şimdiki gecele-
KIYAMET ALAMETLERİ
YanıtlaSil765
rinizin üçü kadar olacaktır. O gecenin geldiğini ilk önce ge- zikretmeye kalkanlar kalkıp zikrini yapar, sonra uyur, bir süre sonra yine kalkıp zikrini yapar ve yine uykuya yatar ve arkasından üçüncü defa kalkıp zikretmeye kalkar.
Adam böyle nöbet nöbet kalkıp zikrederken bir de bakar ki, insanlar biribirlerine, "Bu ne haldir?" diye sorarak dalga dalga meydanlara düşerler ve telaş içinde mescidlere koşar- lar. Bu sırada Güneş'in battığı yerden doğduğunu görürler. Batıdan doğan Güneş, göğün ortasına kadar geldikten son- ra tekrar geri dönerek doğudan doğar. İşte şu âyet bu olaya işaret etmektedir:
يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انْتَظِرُوا إِنَّا مُنْتَظِرُونَ )
"Kıyamet alâmetleri geldiği gün, daha önce inanma- mış veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye inanması hiçbir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyiniz, Biz de beklemedeyiz!" (En'âm sûresi, âyet: 158).
◆ Ebû Hureyre'nin Allah O'ndan razı olsun - rivayet ettiğine göre; Peygamber Efendimiz ne olsun buyuruyor ki: Salât ve selâm üzeri-
-"Peygamberler, değişik analardan doğan kardeşlerdir ve dinleri birdir. Hazret-i İsa'ya en yakın peygamber benim. Çünkü aramızda başka bir peygamber yoktur ve O, benim yerime ümmetimin başına geçecektir.
O yeryüzüne inince domuzu öldürecek, haç'ı parçalaya- cak, cizyeyi yürürlüğe koyacak, savaş araçlarını ortadan kaldırarak o güne kadar egemen olan zulüm yerine adâleti tüm yeryüzüne yayacaktır. Öyle ki, o günlerde arslan deve ile, kaplan sığırla ve kurt koyunla bir arada yaşayabilecek ve çocuklar yılanlarla oyun oynayabileceklerdir."
TENBIHU'L-GAFILIN
YanıtlaSil◆ Abdullah b. Ömer diyor ki: "Hazret-i İsā üzerine olsun yeryüzüne inince kendisini gören Deccal, erin gibi eriyiverir. Arkasından oldur. Bunun yeaine onun yanından ayrılacak olan Yahudiler öldürülün Öyle ki, taş dile gelerek, "EMüsliman arkamda saklan mış bir Yahudi var, gel onu öldür!" diyecektir. Selâm
◆ Ebu Hureyre'nin Allah O'ndan râzı olsun ettiğine göre; Peygamber Efendimiz ne olsun şöyle buyuruyor: rivâyet Salât ve selâm üzeri-
"Yecüc ve Mecüc taifesi, önlerindeki seddi her gün kazmaya devam ederler. Güneş ışığını görecekleri sırada başlarındakı yetkili; "Şimdi geri dönün, yarın kazmaya de- vam edeceksiniz!" der. Yüce Allah da onlar gidince seddi es- ki haline getirir.
İstirahat süreleri dolunca tekrar seddi kazmaya koyu- lurlar. Fakat Güneş ışığını görecekleri sırada yine başların- da duran yetkili onlara; "Şimdi geri dönün, inşaallah yarın kazmaya devam edeceksiniz!" der. Ertesi gün tekrar işleri- nin başına döndükleri zaman seddi bir önceki gün bıraktık- ları durumda bulurlar. Bunun üzerine seddi aşarak insan- ların arasına çıkarlar ve tüm suları yutuverirler. İnsanlar korkularından sığınaklara kapanırlar. Fakat bir süre sonra Yüce Allah boyunlarına bir kurtçuk musallat eder ve bu kurtçuk onların tümünü yok eder."
◆ Ebû Said'in belirttiğine göre; "Yecüc ve Mecüc ortadan kalktıktan sonra Beytullah ziyaret edilecek ve ağaç dikile- cektir."
Abdullah b. Selâm'ın belirttiğine göre; "Yecüc ve Me- cüc istilāsı yüzünden ölecek olan her erkek, arkasında ken- di soyundan gelen bin veya daha fazla kişi bırakarak öle- cektir."
Hasan-1 Basrî'nin Allah'ın rahmeti üzerine olsun naklettiğine göre; Peygamberimiz olsun şöyle buyuruyor: Salât ve selâm üzerine
"Kıyamete yakın karanlık geceler gibi fitneler belirecek ve bu fitneler sırasında insanın vücudu nasıl ölürse kalbi
TENBIHU'L-GAFILIN
YanıtlaSilقُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ
"De ki: O sizin üzerinize, üstünüzden yahut ayaklan nızın altından azab gönderme ya da sizi grup grup biri- birinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını taddırmaya Kadir'dir." (En'âm sûresi, ayet: 65).
◆ Sahabilerden Ubeyd b. Kaab sun Allah O'ndan râzı ol- bu âyeti açıklarken; "Burada işaret edilen dört olay mutlaka meydana gelecektir. Bunların ikisi Peygamberimi zin vefatından yirmi beş yıl sonra gerçekleşmiş, yani Müslü- manlar çeşitli akımlara kapılarak biribirlerine acı tattırmış- lardır. Bu olayların diğer ikisi olan Güneş tutulması için ye- re batma da mutlaka meydana gelecektir." demiştir.
◆ Diğer bir rivayete göre; yukarıdaki ayet inince Pey- gamberimiz. Salât ve selâm üzerine olsun duâ etti de bu olayların ikisi olan Güneş tutulması ile hayvan kılığına girme cezaları kaldırılmış, fakat diğer ikisi olan çeşitli akım- lara kapılmak ve biribirine düşmek cezaları yürürlükte kal- mıştır.
◆ Mesruk'un belirttiğine göre; adamın biri, bir gün mes- cidde şöyle konuşmuştu: "Kıyamet günü gelince gökten bir duman inerek münafıkların kulaklarını sağır ve gözlerini kör eder. Mü'minler üzerinde de sadece nezleye benzer bir etki bırakır."
Bir süre sonra Abdullah b. Mes'ûd'u - Allah O'ndan râ- zı olsun ziyarete gidince adamın mescidde söylediklerini kendisine anlattım. Beni bir şeye yaslanmış olarak dinleyen Abdullah, sözlerim bitince oturduğu yerde doğrularak şun- ları söyledi:
Ey insanlar, hanginiz bir şeyi biliyorsa. kendisine so- ru sorulunca bildiğini söylesin. Buna karşılık bir şeyi bilme- yen kimse de kendisine soru soranlara, 'Allah bilir.' diye ce-
KIYAMET ALAMETLERİ
YanıtlaSil769
vap versin. Yüce Allah, Peygamberine rine olsun şöyle buyurdu: - Salât ve selâm üze-
قُلْ مَا اسْتَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ
"De ki: Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum ve ben size kendiliğimden bir külfet yüklemiyorum (Sa'd suresi, âyet: 86).
Bu âyetin sebeb-i nüzulü şudur: Kureyş kabilesi, Pey- gamberimizi - Salāt ve selâm üzerine olsun – yalanlayınca o onlara şöyle bedduâ etti:
-"Allah'ım! Mudaroğulları üzerine baskını artır. Al- lah'ım! Beni, onlara karşı Hazret-i Yûsufun yedi yılı gibi bir yedi yılla destekle."
Peygamberimizin bu bedduâsı üzerine Kureyşliler kıtlığa tutuldular. O kadar açlık çektiler ki, bu yüzden kemik par- çaları ile ölü eti yemek zorunda kaldılar. Hatta açlıktan göz- leri karardığı için kendileri ile gök arasını dumanlı gibi gö- rür oldular. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٌ }
"O halde gökyüzünden gerçek bir dumanın geleceği günü bekle." (Duhan sûresi, âyet: 10).
◆ İbn-i Ömer Allah O'ndan râzı olsun diyor ki: Ba- bam Hazret-i Ömer Allah O'ndan râzı olsun o sırada Kadisiye'de bulunan Saad b. Ebû Vakkas'a - Allah O'ndan razı olsun "Nedle b. Muaviye'yi derhal Hulvan üzerine gönder." diye emir göndermişti.
Bu emir üzerine Saad, Nedle'yi üç yüz atlı ile birlikte Hul- van üzerine gönderdi. Nedle yanındaki askerlerle birlikte se- fere çıkarak Hulvan'a vardı. Şehre ve yörelerine akınlar dü- zenleyerek birçok ganimetlerle çok sayıda esir ele geçirdiler.
Yanlarındaki esir ve ganimetlerle birlikte geri dönerken
Tenbihu'l-Gafilîn /F. 49
TENBIHU'L-GAFL
YanıtlaSilyolda bir dağın üzerinde namaz molası verdiler ve Nede ezan okumaya başladı.
Muhammeden Ezan okurken "Allahu Ekber" devince dagın tepesinden gelen bir ses kendisine "Ya Nedle. O gerçek anlamı ile ba vüktür." diye cevap vermişti. "Eshedü enla ilahe illallah de vince aynı ses kendisine: "Ya Nedle, bu ihlası belirlev cümledir." diye cevap verdi. "Eshedü enne Resülüllah." devince o ses kendisine: "O bize Hazret-i kimsedir." diye cevap "Heyye alessalat" deyince o ses kendisine: "Namaza ya rüyerek gidene ve onu devamlı olarak kılana ne mutlul d ruyeevap verdi. "Heyye alelfelah" deyince de aynı ses ona "Muhammed'in davetine icabet edenler kurtuldu, Muham met ümmetinin bekası buna bağlıdır." diye cevap verdi. "Al lahu Ekber Allahu Ekber. La ilahe illallah" deyince ayrı ses kendisine; "Yâ Nedle, tam anlamı ile ihlaslı oldun ve bu sa yede Allah senin vücudunu Cehennem ateşine haram kıldı dedi.
Ebû Nedle ezanı bitirdikten sonra deminki sesin geldiği yana dönerek şöyle seslendi:
-"Allah'ın rahmeti üzerine olsun. kimsin sen? Melek misin, cin misin, yoksa Allah'ın başka türden bir kulu mu sun? Sesini duyduk, şimdi de bize kendini göster. Ben Al- lah'ın, Resûlullah'ın ve Hattab oğlu Ömer'in temsilcisiyim."
Ebû Nedle'nin bu çağrısı üzerine birden karşısına ak saçlı, ak sakallı, yün hırka giyinmiş yaşlı bir ihtiyar dikile rek; "Selâmun aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü de di. Ebû Nedle ile arkadaşları da ona; "Ve aleykesselamu ver rahmetu kimsin"? diye karşılık verdiler. Bunun üzerine yaş
lı adam şunları söyledi: Ben Zerneb b. Yerala'yım, Allah'ın salih kulu Hazret İsa'nın görevlisiyim. Beni bu dağa yerleştirdi ve kendisi gök ten ininceye kadar hayatta kalmam için Allah'a dua etti Hazret-i Muhammed'i görme fırsatını kaçırdığına göre; bart benden Hazret-i Ömer'e selâm söyleyiniz ve benim adma kendisine; "Yâ Ömer, doğru ol ve yaklaş, çünkü bekledi miz gün yakındır!" deyiniz. Ayrıca kendisine, şimdi size sa
Fakih EBU'L - LEYS SEMERKANDÎ
YanıtlaSilEBU'L - LEYS'DEN SOHBETLER
TENBIHU'L - GÂFİLÎN
(GAFİLLERE UYARI)
Çeviri SALIH UÇAN
ÇELİK YAYINEVİ
Divanyolu Caddesi Ticarethane Sokak No: 59
34 410 Cağaloğlu-İstanbul
Tel: +90 (0212) 513 73 19 - +90 (0212) 511 28 11
Faks: +90 (0212) 51128 12
DÖRT BÜYÜK HALIFE
YanıtlaSilmiştir. Yûsuf aleyhisselam'ın cemâlini görmek isteyen, Hazret-i On- man'ın (radıyallahü anh) cemâlini görsün. Fakat Yûsuf güzelliğini görenler fitneye düştüler. Osman bin Affan'ın güzelliğine ba kanlar, ona hürmet ederler. Başka bir hadis-i şerîfte: aleyhisselam'm
#Ben birçok defa Hazret-i Osman'ın yüzemi görmek tedim, Banbirco del. Bir gün Cebrail aleyhisselamma Osman'ın yüz tadinomaistedigimi, fakat mümkün görelmadığını söyledim tamamiyle görmektedi onun yuzun iyice göremedimde Hazret-1 Os "Ya Resilallably Belugu, hasmet biz meeldoritur. Her kadar manin hürmeti, blushededen bizi alilomet ve hace yans evinden mescide gelirken Hazret-i Osman'ın hasmet ve hayası yerdeki ve göklerdeki melekleri utandırır, mahcûb eder" dedi» buyurmuşturd
45. Menkibe: Cabir bin Abdullah ve Enes bin Malik'in (radıyal. lahü anhümå) bildirdikleri bir hadis-i şerifte Resûlullah (sallallahü aley. hi ve sellem):
«Mi'rac gecesi birinci gökte bir mihrab gördüm. Uzunluğu dört mil, eni bir mil ve bir mercân tânesinden idi. O mihrabın içinde Osman bin Affân'ın hüsn-i cemâlinin sûretini gördüm. İkinci gökte bir mihrab da. ha gördüm. Kırk mil uzunluğunda on mil genişliğinde ve bir tane ind. den yapılmıştı. Onun da içinde yine Osman'ın yüzünü gördüm. Üçüncü gökte bir mihrab daha gördüm. Uzunluğu dört yüz mil, genişliği yüz mil idi. Mavi renkli, kıymetli bir taş olan firûzeden yapılmış idi. Yine bu mihrabın içinde Osman bin Affân'ın güzel yüzünün şeklini gördüm. Dör düncü gökte bir mihrab daha vardı. Uzunluğu iki bin mil, genişliği bin mil idi. Yakut tanesinden idi. O mihrabın içinde de Osman'ın güzel yüzü- nü gördüm. Beşinci gökte üçbin mil uzunluğunda, ikibin mil genişliğin de bir mihrab gördüm. Kırmızı yâkuttan yapılmıştı. O mihrabda da Os. man bin Affân'ın hüsn-i cemâlini gördüm. Altıncı gökte dörtbin mil bo- yunda bin mil eninde bir mihrab daha gördüm. Bir tâne Zeberced'den ya- pılmıştı. O mihrabın içinde de Osman'ın güzel yüzünün şeklini gördüm. Yedinci gökte de bir mihrab vardı. Altıncı gökteki mihrabın büyüklü ğünde bir yeşil zümrüd tânesinden yapılmıştı. Osman bin Affân'ım güzel yüzünün şeklini o mihrabda da gördüm. Her an melekler bölük bölük gelir, mihrabın önünde Hazret-i Osman'ın sûretine karşı durur, Allahi Teâlâ'yı senâ ederlerdi: " Yâ Cebrail! Mihrabların içinde bulunan Os man bin Affân sûretleri ne zamândan beri oralara konulmuştur?" de dim. Cebrail aleyhisselâm: "- Allahü Teâlâ'ya yemin ederim ki, Haz ret-i Adem aleyhisselâm yaratılmadan dörtyüz bin sene evvel Hazretl
HAZRET-1 OSMAN
YanıtlaSil215
man'in bu mübarek süretleri yedi gökte bulunan mihrablarda vardı. Hazret-i Osman'ın salih amellerinin ve hayırlı işlerinin bereketinden
buyurmuştur. Bu sålih amellerin:
Birincisi : Her gila oruç tutması idi.
Ikincisi: Gece hiç yatmaması, bütün gecelerde namaz kılması idi.
Üçüncüsü: Fakirleri giydirirdi.
Dördüncüsü: Açları doyururdu.
Beşincisi: Ihlås sûresini çok okurdu.
Altıncası: Kalbinde Müslümanlara karşı hiçbir kini, hasedi, sû-i fani yoktu.
Yedincisi: Her acıya, belaya, musíbete sabır eder, gadabını yener. kimseye şikâyet etmezdi.
■46. Menkabe: Ebû Osman Hayri (rahmetullahi aleyh) «Letail» kitabında yazmıştır: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu
- Mi'rac gecesi dünya göküne çıktığım zaman, Osman'ın süretini gördüm. Bu mertebeye ne ile eriştin?> dedim. <- Gece namaz kıl- makla dedi. İkinci göke vardım. Osman bin Affan'm sûretini, orada da gördüm. Bu mertebeye ne ile eriştin?> diye sordum. <- Kur'ân-ı Kerim okumakla dedi. Aynı şekilde bütün göklerde sûretini gördüm. Hepsinde: <- Bu mertebeye ne ile eriştin > diye sordum. Üçüncü gök- te: lhlås sûresini okumaklas dedi. Dördüncü gökte: <- Resûl-i Ek- rem'in akrabasına nasihat etmekle beşinci gökte: <- Mescidde i'tikâf etmekle altıncıda: Hak Teâlâ'dan hayâ etmekle yedinci gökte: -Musibetlere ve belalara sabretmekle cevabını verdi.
47. Menkibe: Hazret-i Osman'a (radıyallahü anh) Zinnûreyn detilmesinden biraz bahsetmiştik. Daha fazla açıklıyalım. Hak Teâlâ, Müså aleyhisselâm'a iki nûr vermişti. Bunlar, Tevratın nuru ile «Yed-i Beyda nın nûru idi (1). Hazret-i Osman'a da iki nûr vermişti. Bu se- beble «Zinnûreyn» derler. Bir de bilindiği gibi Resûlullah'ın (sallallahü nieyhi ve sellem) Rukiyye ve Ümm-i Gülsüm adlı iki kızını birbirinden sonra aldığından «Zinnûreyn» denir. Hazret-i Ali'nin övünmesi Resûl-i Ekrem'in bir kızını aldığındandı. Hazret-i Osman'ın övünmesi, Hazret-i Ali'den (radıyallahü anh) daha fazla olur. Başka bir söz olarak, Haz- ret-i Osman iki kere hicret ettiği için «Zinnûreyn» denilmiştir. Başka bir süne göre iki nûr iki gazâdır. Birisi Bedir, diğeri Hudeybiye'dir. Bedir Eazásında Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
(1) Yed-1 Beyda, beyaz el demektir. Müsá (aleyhisselâm) elini koltuğunun al- tna koyup çıkaraca, mübarek ell etrafa ışık saçar, når verirdi
DÖRT BÜYÜK HALIFE
YanıtlaSildemek. Böylece, hem kendi nûrunu, hem de benim nûrumu tutarsin tir. Hudeybiye gününde, brat-i ridvan'da:
Iste bu iki elimia birisi de Osman'ın elidir. Böylece bi'at-i ridvin ettim, buyurdular. Resûl-i Ekrem'in:
(Iki mübarek eli birbirine deyince, bir elinden güneş gibi, diğe elinden av gibi iki nûr parladı. Server-i Alem): Bu iki nûr, Osman'ın ni rudur. Benim ebedi olarak Cennette refikimdir, buyurdular.
karin bir söz de, gündüz tuttuğu oruçlarını gece kaldığı na Aki narudur, denildi. divenler de oldu. Biri zahirinin nûru, biri de bâtımının nûrudur, diye da diyenler de Herkesin ittifakı ile Hazret-i danh ch vlendiye idi. Yetimlere, dertlilere, ihtiyara kadınlar imamalara yar dum ederdi. Medîne-i Münevvere'de bir aç veya çıplak kimsenin olduğu duvarda faktri doyurmayınca veya giydirmeyince, kendisi yemen wa dywanadi. Hazret-i Osman, Şeyh-i Kur'ân idi. Yani kendi el yama He dört Kur'ân-ı Kerim yazıp, âlemin dört bir tarafma gönderdi, yirmi kusur sene yatsı namazından sonra dört rekât namaz kılardı. Her re kâtta Fâtiha süresinden sonra, kırk İhlas-ı şerîf okurdu. Sonra dört bin tesbih, tehlil ve duâ okurdu. Bunlardan sonra Kur'ân-ı Kerîmi na. månda hatmederdi. Bir kavle göre bu hatmi, vitr namazında tertib ve tertil ile okurdu. Bu üstünlüklerin üzerine şehadet mertebesine de ka vuştu.
Bir hadis-i şerifte Server-i âlem buyurdular ki:
Mi'rac gecesinde, «- Yâ Rabbi Osman bin Affân senin hesabın İçin hayâ eder dedim. Hak Teâlâ: <- Ey Resûlüm! Bütün mahlûkları he sába çeksem, Osman bin Affân'ı hesaba çekmem! Ondan hesabı kaldır maşam buyurdu.
İşaret: Beş şeyi yapan, bu beş şeyden men' olunmaz. Her kim ha yâ ederse, ondan da hayâ ederler; başkasına rahmet edene, başkaları da rahmet eder. Malını Cennete karşılık veren, Cennete kavuşur. Bat kalarını afv eden, başkalarmın afvına kavuşur. Allahü Teâla'yı tanıyan, bilip kerkan, ona kavuşur, işleri yolunda gider. Bu beş şeyi Osman bin Affan (radıyallahü anh) Hazretleri yapardı.
Nükte: Büyüklük dünyada ve âhirette dört şey ile olur.
Dünyåda:
1 - Yüz güzelliği,
2- Mal ve comertlik,
3 Kavm ve akraba,
HAZRET-I OSMAN
YanıtlaSilVelâyet ve kemål ile olur. 4
Ahirette:
1 İyi ibadet,
2 İyi huy,
3 İyi sünnet,
4 İyi siyret ile olur.
Emirü'l-Mü'minin Hazret-i Osman bin Affân (radıyallahi Hazretlerinde bu sekizi de vardır. Yüz güzelliği, malı, cömertliği nu herkes bilir. Resûl-i Ekrem Hazretlerinin yakın a comertliği minlerin emiri idi. Sünneti, Kur'ân-ı Kerimi, Hazret-i Ebû Bekir'i ladığı Kur'ân-ı Kerîm'den altı tâne daha yazdırıp altı vilâyete residir. Böylece kıyamete kadar Kur'ân-ı Azimüşşânı okuyanla vabına ortak oldu. İyi huylu olması, Resûl-i Ekrem'in kerîmesi Gülsüm'ü Hazret-i Osman'a nikah ederken buyurdukları sözleri İbadetinin iyiliği de daha önce bildirilmişti. Siyreti için de şu hâc hålde kâfidir. Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) bir gün Hazret-i O (radıyallahü anh) huzuruna gidiyordu. Yolda bir kadına gözü baktı. Huzûra varınca Hazret-i Osman:
Bana ne oldu? Gözlerinizde zinâ eseri görüyorum, buyur Hüreyre (radıyallahü anh):
Yâ Emîre'l-Mü'minîn! Resûlullah'dan sonra vahy iner m
sordu. Cevabında:
Hayır, vahy inmez, fakat mü'minin firâseti doğrudur. Kesûl-i Ekrem:
Mü'minin firâsetinden kaçınınız. Çünkü, mü'min Allah'ın ile bakar, buyurmuştur dedi.
İşaret: İslâmın devamı dört şey iledir. Bunlar Kırået, Taha det ve Mücâhede'dir. Allahü Teâlâ bu dört şeyi de Hazret-i Osma dıyallahü anh) vermiştir. Bu dört şey sanki onun içindir. Kur'an- herkesin kıråeti, okuması için topladı. Rûme kuyusunu herkesi için satın aldı. Mescid-i Şerifi ibadet için genişletti. Tebük gazâ lâm ordusunu harb aletleriyle techîz etti.
■48. Menkibe: Hazret-i Osman (radıyallahü anh) Rest (sallallahü aleyhi ve sellem) evinde hiç yiyecek kalmadığmı, tâhirâtın renklerinin açlıktan değiştiğini işitti. Resûl-i Ekrem namaz kılıyordu. Bu hali haber alan Hazret-i Osman, Selman- (radıyallahü anh) Hazretlerine:
Niçin daha önce haber vermedin? diye hitabda bulundu bir semiz koyun, bir miktar bal ve bir çuval un getirdi. Hazret-i (radıyallahü anha) evine götürdü.
Şemsüddin Ahmed Efendi
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZİN SEÇTİĞİ VE SEVDİĞİ
DÖRT BÜYÜK HALIFE
(Menâkıb-i Çehar Yâr-ı Güzin)
Eserin bu 4'üncü baskısı eski BALIKESİR Müftüsü, hälsa BIK Müftülüğü yapan üstad MEHMED EMRE tarahadan bayan kadar gözden geçirilerek ıslah ve tekmil edili gerekiyo zenginleştirilmiştir.
BEDİR YAYINEVI
Posta Kutuan 1000
ISTANBUL
1804 - 1974
1394-1974
YanıtlaSilDÖRT BÜYÜK HALIFE
YanıtlaSilResûlullah'ın (sallallahti aleyhi ve sellem) temiz kerimesi Haz ret-i Fatıma'yı ona vermesidir.
İkincisi:
- Hayber gazásında Resûl-i Ekrem'in, sancağı ona vermesidir.
Üçüncüsü:
- Resfilime bir şey söyleyeceğiniz zamân, önce sadaka verisiz, âyet-i kerimesi ile amel edenin yalnız Hazret-i Ali olmasıdır.»
Rivayet edilmiştir ki: Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) bir dinar altını vardı. Bundan birer dirhem sadaka vermek sûretiyle Resil-i R rem'den on mes'eleyi gizlice sordu. Bu sorular şunlardır:
1 Ya Resûlallah! Hak Teâlâ Hazretlerine nasıl ibådet edeyim? Sidk ve safa ile.
2- Yâ Resûlallah! Cenâb-ı Hak'tan ne isteyeyim? Dünyada ve âhirette afiyet ve mağfiret iste.
3 - Yâ Resûlallah ben ne yapıp, ne işleyeyim? Hak Teâlâ'nın ve Resülünün emirlerini yapmaktır.
4- Yâ Resûlallah! Neyi yapmakla kurtulurum? Helâl yemek ve doğru söylemekle.
5 Yâ Resûlallah! Hak nedir?
Ömrünün sonuna kadar, İslamın ve Kur'ânın emirlerin yap
maktır.
6- Yâ Resûlallah! Şad olmak nedir? Cennettir.
7- Yâ Resûlallah! Rahatlık hangi şeydedir? Cenâb-ı Hakk'ın didârını görmektedir.
8- Yâ Resûlallah! Fesâd nedir?
Hak Teâlâ'ya şirk koşmak, kafir olmaktır.
9- Yâ Resûlallah! Vefâ nedir?
Kelime-i şehadet getirmektir.
(Onuncu soru ve cevabı kitabta bulunamadı).
Nükte: Allahü Teâlâ Hazretleri dilediğini aziz, dilediğiniz eder. (Dilediği kullarımı sûri ve manevi mülk ve saltanat vererek ads eder, dilediklerinden de bunları alır. zelil eder). Resûlullah (sallal lahü aleyhi ve sellem) İslâmiyetin ilk zamanlarında Mekke halkı sr sında o derece idi ki, kime bir söz söylemek istese, kendisinden kaçar lardı. Böylece (hâşa) Resûlullah'ı küçük düşürmek isterlerdi. Hussen Fussilet sûresinin yirmialtıncı âyet-i kerîmesinde Kâfirler Kur'an-ı Ke rim için, onu dinlemeyiniz, lağv ediniz. [Yani bunlar bog sözlerdir, fi- idesizdir, çirkin sözlerdir diyerek yüksek sesle, okuyanı bastıracays kadar bağırınız) buyurulmaktadır. Sonra Hak Teâlâ Resültiniin dere cesini yükselterek:
Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 388 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Ey Muhacirinin fıkara topluluğu! Kıyamet gününde tam bir nura mazhar olmakla müjdelenin. Siz Cennete halkın zenginlerinden (kıyamet günüyle), yarım gün evvel gireceksiniz ki, bu dünya senesi ile beşyüz senedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 7 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
٤٣٨٣ - لَنْ يَزَالَ الْعَبْدُ فِي فُسْحَةٍ مِنْ دِينِهِ مَا لَمْ يَشْرَبِ الْخَمْرَ فَإِذَا شَرِبَهَا خَرَقَ اللَّهُ عَنْهُ سَتْرَهُ وَكَانَ الشَّيْطَانُ وَلِيَّهُ وَسَمْعَهُ وَبَصَرَهُ وَرِجْلَهُ يَسُوقُهُ إِلَى كُلِّ
YanıtlaSilشَرٍ وَيَصْرِفُهُ عَنْ كُلِّ خَيْرٍ (طب عن قتادة بن عياش)
G
4383- Kul, içki içmedikçe dininin geniş sahasında olur. İçki içtiği zaman, Allah onun perdesini yırtar. Şeytan, her kötüye sevk etmek, her iyiden men etmek için, onun dostu, kulağı, gözü ve ayağı olur (adeta şeytanın bir esiri olur).
٤٣٨٤ - لَنْ تَخْلُوَ الْأَرْضُ مِنْ اَرْبَعِينَ رَجُلاً مِثْلَ خَلِيلِ الرَّحْمَنِ فَبِهِمْ تُسْقَوْنَ وَبِهِمْ تُنْصَرُونَ مَا مَاتَ مِنْهُمْ اَحَدٌ اِلاَّ اَبْدَلَ اللهُ مَكَانَهُ آخَرَ (طس عن انس -
وحسن)
4384- Yeryüzü, Halilürrahmân gibi, (kullara acıyan) kırk abdal kişiden katiyyen hali kalmaz. Onların sayesinde size yağ- mur verilir, onların sayesinde zafere kavuşturulursunuz. Onlardan biri ölür ölmez, derhal Allah yerine başka birini tayin eder.
٤٣٨٥ - لَنْ تَزَالُ الْخِلافَةَ فِي وَلَدِ عَمّى صِنْوَ أَبِي الْعَبَّاسِ حَتَّى يُسَلِّمُوهَا إِلَى
الدَّجَّالِ (الديلمي عن ام سلمة)
4385- Hilafet, Deccal'a teslim edilinceye dek (vakti ge- linceye kadar), o amcam Abbas'ın neslinde olacaktır.
٤٣٨٦ - لَنْ يَزَالَ هَذَا الدِّينُ عَزِيزًا مَنِيعًا ظَاهِرًا عَلَى مَنْ نَاوَاهُ حَتَّى يَمْلِكَ
اِثْنَا عَشَرَ كُلُّهُمْ مِنْ قُرَيْشٍ (طب عن جابر بن سمرة)
4386- Hepsi Kureyş'ten olan on iki kişi söz sahibi olduk-
ça, bu din aziz, dimdik, hasmına galip bir halde duracaktır.
٤٣٨٧ - لَنْ يَجْمَعَ اللهُ عَلَى هَذِهِ الأُمَّةِ سَيْفَ الدَّجَّالِ وَسَيْفَ الْمَلْحَمَةِ
(نعيم في الفتن عن معاذ)
4387- Bu ümmetin üstünde Deccal ile Melhame'nin (çe- tin harp) kılıcı birleşmeyecektir.
٤٣٨٨ - لَيَفِرُّ النَّاسُ مِنَ الدَّجَّالِ فِي الْجِبَالِ ( عن ام شريك)
YanıtlaSil4388- Elbette insanlar Deccal'den dağlara kaçacaklar.
٤٣٨٩ - لَوْ أَنَّ الْمَاءَ الَّذِي يَكُونُ مِنْهُ الْوَلَدُ أَهْرَقَتْهُ عَلَى صَخْرَةٍ لاخْرَجَ اللهُ مِنْهَا وَلَدًا وَلَيُخْلِفَنَّ اللَّهُ تَعَالَى نَفْسًا هُوَ خَالِقُهَا (حم ض وابن ابى عاصم عن ثمامة - *
بن عبد الله بن انس عن جده
4389- Kendisinden çocuk meydana gelecek meniyi, ka- yanın üstüne döksen, Allah (c.c.) yaratmak istediğini yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah (c.c.) yaratacağı canı yaratır.
٤٣٩٠ - لَوْ أَنَّ بُكَاءَ دَاوُدَ وَبُكَاءَ جَمِيعِ اَهْلِ الْأَرْضِ يَعْدِلُ بِبُكَاءِ آدَمَ مَا
عَدَلَهُ (كر عن سليمان حم عد حل عن ابن بريدة حل عن ابن عباس)
4390- Dâvûd (a.s.)'ın ve bütün yeryüzü halkının ağlama- sı, Adem (a.s.)'ın ağlamasına denk değildir.
٤٣٩١ - لَوْ اَنَّ اَهْلَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ اِشْتَرَكُوا فِي دَمِ مُؤْمِنٍ لاَ كَبَّهُمُ اللهُ فِي
النَّارِ (ت غريب عن ابي سعيد وابى هريرة معا)
4391- Eğer gök ve yer ehli bir mü'minin kasten kanını a- kıtmasında birleşseler, mutlaka Allah onların hepsini cehenneme yüzüstü atıverir.
٤٣٩٢ - لَوْ اَنَّ اَهْلَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ اجْتَمَعُوا عَلَى قَتْلِ مُسْلِمٍ لَكَبَّهُمُ اللَّهُ
جَمِيعًا عَلَى وُجُوهِهِمْ فِي النَّارِ (طب خط عن ابي بكرة)
4392- Eğer gök ve yer ehli bir müslümanın öldürülme- sinde birleşse, Allah hepsini yüzükoyun cehenneme atıverir.
٤٣٩٣ - لَوْ اَنَّ حُورَاءَ اِطَّلَعَتْ اِصْبِعًا مِنْ أَصَابِعَهَا لَوَجَدَ رِيحَهَا كُلُّ ذِي
روح الحسن بن سفيان طب كر عن سعيد بن عامر)
RÂMÜZÜL EHADÎS (HADİS ANSİKLOPEDİSİ)
YanıtlaSilAHMED ZİYÂÜDDÎN GÜMÜŞHANEVÎ
(2.CİLT)
Baskıya Hazırlayan: ARİF PAMUK
PAMUK YAYINCILIK Büyük Reşit Paşa cad. 16 A Laleli-İstanbul Tel-fax: (0212) 5222683 Tel: 5286004
sy. 1044,1045.
KIYAMET ALÂMETİ
YanıtlaSilFAKİH anlatıyor:
Muhammed b. Fazıl, Ebülkasım Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Va sıtî, İbrahim b. Yusüf, Muhammed b. Fudayl Dabi, Abdüllah b. Velid, Mek. hul Yolu ile gelen rivayette; Huzeyfe'nin r. a. şöyle anlattığı rivayet edildi:
Ey Allah'ın Resulü, kıyamet ne zaman?. Resulüllah S. A. şöyle buyurdu:
«Bu bapta, sorulan sorandan daha bilgili değildir. Ancak onun şarılan vardır.
Çarşı pazarın tekarübü, yani: Kesadı. Yağmur yağar, bitki bitmez. Faiz yiyenler çoğalır. Zinadan hâsıl olan çocuklar zahir olur. Mal sahiplerine tazim olunur. Mescidlerde fasiklerin sesleri yükselir. Münker ehli, hak ehline üstün çıkar.>
Bana ne emredersin ya Resulellah?.
Deyince, şöyle buyurdu:
>>
**
Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Vasıtî, İbrahim, İsa b. Ebi İsa İsfahanî, yolu ile gelen rivayette; Resulüllah'a S. A. şöyle sorulduğu anlatıldı : Ya Resulellah, kıyamet ne zaman?.
Şöyle buyurdu:
<>
*
**
KIYAMET ALĀMETİ
YanıtlaSilFAKİH anlatıyor:
*
**
Kithammed b. Fazıl, Ebülkasım Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Va siti, İbrahim b. Yusüf, Muhammed b. Fudayl Dabi, Abdüllah b. Velid, Mek. hul Yolu ile gelen rivayette; Huzeyfe'nin r. a. şöyle anlattığı rivayet edildi:
Ey Allah'ın Resulü, kıyamet ne zaman?.
Resulüllah S. A. şöyle buyurdu:
«Bu bapta, sorulan sorandan daha bilgili değildir. Ancak onun şarıları vardır.
Çarşı pazarın tekarübii, yani: Kesadı. Yağmur yağar, bitki bitmez. Faiz yiyenler çoğalır. Zinadan hâsıl olan çocuklar zahir olur. Mal sahiplerine tazim olunur. Mescidlerde fasiklerin sesleri yükselir. Münker ehli, hak ehline üstün çıkar.>
Bana ne emredersin ya Resulellah?.
Deyince, şöyle buyurdu:
>
**
«Dinini kurtarmaya bak; ya da, evinde serilip kal.»
YanıtlaSil**
*
ve
ir
Ya Resulellah, kıyamet ne zaman?.
Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Vasıtî, İbrahim, İsa b. Ebi İsa İsfahan yolu ile gelen rivayette; Resulüllah'a S. A. şöyle sorulduğu anlatıldı :
Şöyle buyurdu:
meti ondur:
«Bu hususta sorulan, sorandan daha bilgili değil. Ancak, kıyametin ald
1 Zamanın çabuklaşması.
. 2. Facirin açığa çıkması.
3. İnsaflının aciz kalması.
4. Namazın bir yük sayılması.
5. Zekâtın kul borcuna benzetilmesi.
6. Emanetin ganimet malı gibi olması.
7. Kurra'nın mal toplama heveslisi olması.
8
. O zaman çocukların beğlik devridir.
9. Kadınların saltanat devridir.
10. Cariyelerle müşavere edilir.>>>
«Dinini kurtarmaya bak; ya da, evinde serilip kal.»
YanıtlaSil**
*
ve
ir
Ya Resulellah, kıyamet ne zaman?.
Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Vasıtî, İbrahim, İsa b. Ebi İsa İsfahan yolu ile gelen rivayette; Resulüllah'a S. A. şöyle sorulduğu anlatıldı :
Şöyle buyurdu:
meti ondur:
«Bu hususta sorulan, sorandan daha bilgili değil. Ancak, kıyametin ald
1 Zamanın çabuklaşması.
. 2. Facirin açığa çıkması.
3. İnsaflının aciz kalması.
4. Namazın bir yük sayılması.
5. Zekâtın kul borcuna benzetilmesi.
6. Emanetin ganimet malı gibi olması.
7. Kurra'nın mal toplama heveslisi olması.
8
. O zaman çocukların beğlik devridir.
9. Kadınların saltanat devridir.
10. Cariyelerle müşavere edilir.>>>
İKİ BÜYÜK İSLÂM ŞÄHESERİ
YanıtlaSil1000 yıldan beri İslâm âleminde ilgiyle okunagelen son derece değerli, faydalı ve uyarıcı iki temel eseri takdim ediyoruz.
TENBİHÜ'L-GAAFİLİN ve BOSTANÜ'L-'ARİFİN
Tercümelerl
TEK CİLT İÇİNDE İKİ DEV ESER
Türkiye'de ilk defa olarak, ilave veya çıkartma yapılmaksızın arapça asıllarına sadık kalınarak ciddî şekilde tercüme edilmiştir. Birinci eser olan TENBİHÜ'L - GAAFİLÎN kitabı baştaki 704 sahifeyi işgal etmekte; 705'inci sahifeden itibaren yeşil mürekkeple basılı kısımda da BOSTANÜ'L- 'ARİFİN kitabının tercümesi yer almaktadır. Önsöz ve takdim yazılarıyla beraber iki eserin tamamı 1032 sahife tutmaktadır.
NEŞREDEN BEDİR YAYINEVİ
Önsöz: Mehmed Şevket Eygi
Tedkik, Takdim ve Takriz Yazıları:
Ömer Kirazlı - Veli Ertan - Mehmet Emre
Ahmet Serdaroğlu
٤٣٨٦ - لَنْ يَزَالَ هَذَا الدِّينُ عَزِيزًا مَنِيعًا ظَاهِرًا عَلَى مَنْ نَاوَاهُ حَتَّى يَمْلِكَ
YanıtlaSilاِثْنَا عَشَرَ كُلُّهُمْ مِنْ قُرَيْشٍ (طب عن جابر بن سمرة)
4386- Hepsi Kureyş'ten olan on iki kişi söz sahibi olduk-
ça, bu din aziz, dimdik, hasmına galip bir halde duracaktır.
Kıyamet gününde Allah'ın mahlukatı içinden en çok buğz ettiği kimseler şunlardır: Yalancılar, kibirliler ve din kardeşlerine karşı kalblerinde (gizli) kin besledikleri halde, onlarla buluştuklarında kendilerine (zahiren) iyi muamele yapanlar. Bir de Allah ve Resulüne çağrıldıklarında yavaş davranan, fakat şeytan ve onun emrine çağrıldıklarında ise süratle hareket edenlerdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Vazin İbni Ata (r.a.)
Sayfa: 8 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Büre Ho Ads
YanıtlaSil1 Fâtiha
2 Alak
3 Műzzemmil
4 Müddessir
5 Kalem
6 Tebbet
7 Duha
8 Inşirah
9 Tekvir
10 A'la
11 Asr
12 Abese
13 Sebe'
14 Adiyat
15
Kevser
16 Karia 17
Kıyame
18 Kamer
19 Mürselät
20 Cin
21 Mülk
22 Nebe'
23 Naziāt
24 Infitår
25 Insân
26 Zilzal
27 Tin
28 Gâşiye
29 Tekāsür
30 Fil
31
Kureyş
32 Hümeze
33 Kadr
34 Lokmân
35 Fussilet
36 Şūrā
37
Secde
38 İnşikak
39 Kâfirûn
40 Felak
41 Nås
42 İhlas
43 Saffat
44 Zuhruf
45 Dühân
46 Câsiye
47 Hakka
48 Meâric
49 Såd
50 Mutaffifin
51 Necm
52 Kaf
53 Meryem
54 Ta-Ha
55 Väkia
56 Zümer
57 Gäfir (Mü'min)
RE SÜRELERİN
YanıtlaSilNe Süre Ads
58 Zäriyāt
59 Kehf
60 Nuh
61 Tür
62 Rúm
63 Leyl
64 Fecr
65 Şems
66 Bürûc
67 Beled
68 Tänk
69 Fåtır
70 Enbiya
71 Furkan
72 Şuară
73 Neml
74 Kasas
75 Mü'minûn
76 Isrå
77 Rahman
78 Ahkaf
79 Yasin
80 Yūnus
81 Hûd
82 Yūsuf
83 Hicr
84 Ibrahim
85 Ra'd
86 Hac
87 A'raf
88 En'âm
89 Ankebüt
90 Nahl
91 Bakara
92 Tegäbün
93 Enfal
94 Muhammed
95 Mãûn
96 Cum'a
97 Ål-i Imran
98 Saf
99 Beyyine
100 Haşr
101 Ahzāb
102 Nisa
103 Hadid
104 Talak
105 Nûr
106 Mücadele
107 Münafikun
108 Feth
109 Mâlde
110 Hucurât
111 Tahrim
112 Mümtehine
113 Tevbe
114 Nasr
KURAN'IN ANLAŞILMASINA DOĞRU - Lügatlı Tefsîrî Meal
YanıtlaSilNÜZUL SIRASINA GÖRE SÜRELERİN FİHRİSTİ
Sayin
Ölüm Hakkında
YanıtlaSilRenkli Düşünceler
Kabirleri ziyaret ediniz, çünkü kabir ziyareti sizlere åhireti ha- tırladır.
Hadis-i şerif meäli
Ölüm eski birşeydir, amma her insana yeni görünür.
Turgenyev
Ölüm, ne hükümdar tanır, ne soytarı, herkesi aynı iştahla yutar.
Victor Hugo
Ölüm, bazan ceza, bazan bir armağan, çoğu zaman da bir lütuftur.
Seneca
Mü'minin, ölüm zamanında al- nının terlemesi, gözlerinin yaş dökmesi, burun deliklerinin ka- barması, Allah'ın rahmetine nail oluşunun alåmetidir.
Selman-ı Farisi r.a.
Bütün günler ölüme gider, son gün varır.
Montaigne
Lâyemût değilsin, başıboş de- ğilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gireceğini bil, öyle hazır- lan...
Bediüzzaman
Ölmek değildir ömrümüzün en feci İşi,
Müşkül budur ki, ölmeden evvel ölür kişi.
Yahya Kemâl Beyatlı
Ölüm hiçbir şeydir, asıl, yenil- miş ve şerefsiz yaşamak, her gün ölmektir.
Napoleon
Şerefli bir ölüm, şerefsiz bir ömürden daha iyidir.
Ayakta ölmek, dizüstü yaşa- maktan iyidir.
Roosevelt
Korkaklar, ecelleri gelmeden birkaç kere ölürler, cesurlar ölümü bir kere tadarlar.
Shakespeare
Ölüm, daima gözünün önünde olsun, o zaman asla âdi endi- şelere düşmezsin ve hiçbir şe- yi fazla hırsla arzu etmezsin.
Epiktetos
Ölümün bizi nerede bekledi- ği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim.
Montaigne
Ölüme gülen, iyi bir insandır.
Muhammed Ikbål
Gerçeklere uyarak yaşamayı gaye edinenler, ölümden çe- kinmemelidirler.
M. Gandi
Ağa olsa, paşa olsa, beğ olsa, Yakasız gömleğe sarılır bir gün.
Karacaoğlan
Padişah olsan da derler: "Er
kişi niyyetine..."
La-Edri
İnsanların öleceklerini yakinen
bilmelerine rağmen ondan gaf- let etmeleri kadar yalana ben- zeyen birşey görmedim.
Vehb bin Münebbih r.a.
Ölmek kaderde va
Ey âdemoğlu! Senin şu yadaki ömrün, sayılı birka günden ibarettir. Bu günler hepsi gelip geçecektir. B kısmı gelip geçmiş olduğun göre, geride kalanını ols ganimet bil.
Yahya bin Muazra
Allah Teâlâ, kuluna, ruhunu bedeninden çıkmasını, çek gam ve kederler nisbetinde ko laylaştırır.
Aliyyü'l-Hawās ra
Ebû Hüreyre (ra) vefatı yak
laştığı zaman ağlamış. Ya nındakiler neden ağladığını sormuşlar. O şu cevabı ver miştir:
"Kardeşlerim, öyle bir sefere çıkıyorum ki, yol çok uzak, azık az, yakīnim zaif, bir de Sırat üzerinden geçerken Cehenneme düşmek korku- su var."
Tenb. Muğt. Terc., 80
Ölüm ile intikam alınmaz.
Türk Atasozu
İnsanların aşktan öldüğü ya- landır.
Shakespeare
Ölüm olmasaydı, hayat bütün güzelliğini kaybederdi.
Gogol
Beyitler
Tacitus
SUR Şubat 1993 * 22
Biter
YanıtlaSilKalkılır bir yerde, kalır oyuncak; Kurgular biter.
Ölüm... O geldi mi ne var korkacak? Korkular biter.
Fikir, açmaz artık beyinde kuyu; Burgular .biter.
Unuturuz hayat adlı uykuyu, Uykular biter.
Biter, herşey biter; ses, şekil ve renk: Kokular biter.
Kabir sualiyle kapanır kepenk, Sorgular biter.
Necip Fazıl
SUR 7
Ahmet VURAL
YanıtlaSilAvrupa dine sırt çevir-
miş. İlerlemesine mani
olarak dini görmüş. Ama
hangi din? Tabii ki tahri-
fe uğramış hristiyanlık. Avrupa'yı taklid hasta- lığına tutulmuş bazı ay- dın geçinen okur yazarla- rımız dine sırt çevirme anlayışını ülkemize aktar- mışlar. Hatta bazıları ileri gidip dindarlara ve dine "savaş" ilan etmişler.
Tabii ki dinimizin hris- tiyanlık değil islamiyet olduğunu bilmeden, İs- lam'ı tanımadan.
VAKIF MUESSESESI
YanıtlaSilVakıfları Kaldırmak Batı'nın Fikri
Doç.Dr.Ahmed Akgúndüz
Batı âlemine hayran oldukla- n için, oradan gelen herşeyi İyi, Islam dunyasına ait her müesse seyi fena gören-mustakil görüş ve tenkit kabiliyetinden mahrum -ilk Avrupahlaşma taraftarları, ozellikle Turkiye'de vakıf mües sesesi aleyhinde bir cereyan uyandırmaya çalıştılar. Tanzimat devrinde bir aralık vakıfların ta mamıyla kaldırılması hakkında epey kuvvetli bir cereyan mevcut olduğu da nakledilir. Vakıf mü- essesesinin XIX. asırdaki peri- şan vaziyetine bakarak bu mü- esseseyi mahkûm etmek, sübjek- tif ve doğmatik bir teläkkidir". Şunu da hatırlatalım ki her asır insanlarının, zamanlarında mey- dana gelen fenalıkların sebeple rini geçmişlerine isnad ederek suçsuzluklarını isbata kalkışma- ları maalesef alışılmış bir du- rumdur. Halbuki tenkit edilen- lerin bizim dedelerimiz olduğu ve bir gün bizim de tenkit edile ceğimiz unutulmamalıdır. İşte bu sebeplerdendir ki Ebül - Ula Mardin vakıf aleyhindeki aşırı tenkit ve itirazları "dedikodu" olarak nitelendirmektedir. Biz vakfa yapılan itirazları ahlâk ve iktisadi olmak üzere iki ana gu- rupta toplayabiliriz:
Mesele,
Karın Doyurmak mu?
Vakfa yapılan itirazlardan bi- risi, vakıfların toplum içerisinde bir tembeller sınıfı oluşturması şeklindedir. Bu iddiaya göre va- kıf şahsi teşebbüsü yok etmekte ve herkesi tembelliğe sevketmek- tedir. İmäretleri açık gören halk,
artık çahşmamaktadu. Imäretler olmasaydı, halk çalışacaktı ve böylece hem toplum hem de fert yararlanacaktı
Gorunüşte itiraz gayet çekici dir. Ancak gerçek araştırıklığın da durumun böyle olmadığı gö rülur. Once şunu tesbit etmek gerekir; acaba insanı çalışmaya teşvik eden sadece bir lokma ek mek midir? Yani karın doyur mak çalışmanın tek sebebi mi- dir? Böyle bir düşünce materva list bir bakış açısının sonucudur
Herşeyi maddede
arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta
kördür
Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür. Kısaca ka- rın doyurmak çalışmanın tek se bebi değildir. Tek sebep olmadı ğı kabul edilince, bu itiraz gücu- nü kaybeder. Zira bizim milli ve dini terbiyemize göre, herkes başkasına yardımla mükelleftir Fakat hiçbir kimse başkasından yardım beklemez. Bu gerçeği unutmazsak ve hatta zenginlerin sadaka almasının haram olduğu- nu da düşünürsek, sözkonusu
itirazın yerinde olmadığı görule-
cektir. Bir memlekette fakirlere
yardım, ilim ve güzel sanatları
teşvik maksatlarıyla yapılan tah
sis ve tesislerden zarar doğman, bu müesseselerin gayelerine tha net etmesi ve ivi bit sekilde ida re edilmemesine bağlıdu
Devletin Kontrol Hakkı
İktisadi açıdan vapılan nuaz lar söylece özetlenebilir Vakil konusu mallar, mulkiyet remmin den çıktığından tedavül edeme mektedu Halbuki bir malın ge lir temin etmesi ancak tedavulu ile mumkundar Tedavul olma vinca gelir temin etnicz, serve dondurulmus olur. Netice olarak milli servet bundan etkiletit Bu sakat bir usuldur, sebebi de va kifdır.
Vakıf usulü sadece menkul mallarda teşvik edilseydi bu itu raz yerinde olabiludi Halbuki ilerde de göreceğimiz gibi, vak fin konusunu teşkil edecek olan mahn gayrimenkul olması esas dır. Gayrimenkul mallarda ise tedávül asıl değikdir. Ciayrimen kullerden yararlanmanın en gu zel yolu, işletilerek bunlardan ge lir elde etmektir. Vakıf ise, bu is letme fonksiyonunu engellemes belki teşvik eder. Clayeumenkul lerin tedavul etmemesi asiklu Ayrıca menkul mallar içta de te davulun her zaman vararlı oku ğu söylenemez. Bir maha teda vulu hızlı olunca, ihtikär gorol mektedir
Belli eller o malları halka sal tığı için bazan topluma zarar da verirler. En onemlisi de vakil mallar uzerunde devletin kontrol hakkı vardır. Zaruret okluğu za man, vakıf şartlarına riayet ede meyebilir. O halde iktisadf a dan yapılan tiraz verinde de
40 SUR/Ekim 89
Kepenekci Sinan Cami min bugun cukunda kalmış hali ve ginę kapısı
YanıtlaSilBeda memleketlerdeki hara
Naeim sebebi olarak vakıfların
genesi de gerege davan
gi, vakır hukukunun Makanders. Ne male ihmal estil mesine asla mosait değildir Fakat maslahat Ihatkut eigi zaman, hakinin sarlara aykın davranı bilmektedi. Netice olarak, va kil bukuku ayondan ihmali, nki ve haray olmayı teşvik eden bo hukum sookonusu değildir.
Vakla mane ve iktisadfacr dan yapılan itirazların, bu mu esseseyi Islam coplumlarının ta pelles cercevesi kinde tet kik mugimir zaman, asıl sebep daha iyi anlaşılacaktır. Ev
bu wakitles, Islam toprak amacını güden batr blar tarafindan yapılanş ve ten Krem sarülürken vakıfların um ve soysualas han vanverleri nazara veril incolarak, itirazları , XIX asrdaki In kat mektebinin liberal erini ve darvinizmin de sharmadesk tabil bir ka
nun gibi kabul edenlerdir. Bun larm en böyük hatası, pesim D kiri olmaları ve sosyal bir mo essesenim sadece si için doğru olan onun buton havatma ve mahive tine texmil etmeleridir. Halbuki vakır hukuku, gelişen iktisadi şartlara göre uvarlanması mum kun olan hukumleri ihtiva et mektedir. Vakıf müessesesi, di ni ve hukuki bütün gibi, geliştiği İslam maddi ve manevi gun olarak ve toplum umumi hayatıyla Ahengini uzun bir tekamül geçirmiştir. Is lam medeniyetinin yüksek devir lerinde, bu müessese de dini hayrf görevlerini miş, musluman başarıyla ifa et kavimlerin sivasi ve iktisadi gerileyişi onu da ister istemez etkilemiştir.
Vakıf müessesesine karşı batı dan esen tenkit rüzgarlarının Os manh Devletinde de bazı dalga- lanmalar meydana getirdiğini müsahede ediyoruz. Bu dalga- lanmaları iki gurupta toplamak mumkandor: Birincisi, vakıflar- la ilgili hukuki düzenlemelerde görülen ıslah ve tadil hareketle-
gan boshlashe Reede gove
fi, ikincisi ise, ilim aleminde meydana gelen dalgalanma lardir
Gelen tenkitler karşısında bazı Osmani ilum adamları vakfın asıl hükümlerinin asra uygun olarak tatbikini isterken, bazıları da aleyhde fikirler beyan etmis tir
belli bir devre bir hukmu, müesseseler toplumunun şartlarına uy koruyarak Vakıf muamelesi serveti don
Bazı noktaları özetlemek is tiyoruz
durma değildir, belki herhangi bir ämme hizmetine ebediyyen tahsisi demektir. Bu tahsiste de durgunluk değil, hareket sözko nusudur. Osmanlı tarihine bir Röz atılırsa, bugün ämme hiz metleri özelliğini taşıyan sayısız sosval hizmetlerin, vakıf mues sesesi taralından gerçekleştirildi ği görülecektir. Osmanlılar dev- rinde binlerce kişi, kendi para larıyla, hiçbir menfaat bekleme den, devletin bugün ifa etmekte olduğu âmme hizmetlerinin ço ğunu ifa etmek uzere nice dini ve hayri müesseseler vücuda getir- mişlerdir. Anadolu'ya muslu man Türk Yurdu damgasını vu ran da vakıf muessesesidir. Va- kıflar harpier kadar mukaddes bir gaye için tesis edilmişlerdir.
SUR/Ekim 89 41
YAVUZ SELIM HANIN VEFATININ SENEYİ DEVRİYESİ MÜNASEBETİYLE
YanıtlaSil"Sefer-i Ahiretten gayrı Seferümüz Yoktur
"Sure-yi Yasin tilavet eyle! demiş, kendisi de Hasan Can'la beraber bütün sureyi bir kere okumuş, nedimi tekrar okumaya başlamış ve "Selâm” âyetine geldikleri zaman şanlı hastanın ruhu daima sığındığı Rabbine kavuşmuştu
İstanbul'un yedi tepesin- den altıncısı üzerinde, Sultan Sü- leyman'ın hemen bir türbe,bir câmi, bir mektep ve bir imâret yapılmasını emrettiği yerde, Al- lah'ın rahmetine tevdi edilmişti.
YanıtlaSilMilâdî 1470 yılında Amasya' da dünyaya gelmiş olan Yavuz Sultan Selim, 1520 yılı 21 Eylül Cuma gecesi vefât ettiğinde elli yaşlarında bulunuyordu. 1512 senesinin 24 Nisan günü tahta çıkmış ve vefâtı tarihine kadar 8 sene, 4 ay, 28 gün saltanat sür- müştü. Hâlife ünvanının kendi- si için ilk defa kullanıldığı "Me- lik Müeyyed" câmii'nde oku- nan ilk hutbede hatip o zamana kadar süregelen âdete uyarak Ya- vuz için de "Hâkim-ül- Haremeyn-iş-Şerifeyn" sözlerini kullanınca, pâdişah dinî bir te-
H atip, Yavuz için de "Hâkim-i
Haremeyn-i
Şerifeyn" sözlerini kullanınca kendisi tevazu göstererek, "hâkim" yerine "hâdim” yani hizmetkâr
demesini istemişti
Yavuz Sultan Selim Han (Minyatür)
vazû göstererek, bizzat seslenip "hakim" yerine "hâdim" yâni "hizmetkâr" demesini istemiş ve bu tarihten itibaren de hep bu şe- kilde söylenilmişti.
★★★
Yavuz Sultan Selim'in oğlu, daha sonraları "Muhteşem" ve "Kanunî" lâkabları ile tarihte yer alacak olan Birinci Süley- man, yakınmaların çokluğun- dan ve aslında siyasî mâhiyet ta- şıdıklarını bildiği halde, hatâ iş- lemeyeceğine inandığı babasını, nedimi Hasan Can'ın şahsında yargılattı. Kendisi bir perde ar- kasında duruyor ve yakınmala- rın oluşturduğu suçlamaları sav- cı durumunda bulunan Veziri İbrahim Paşa soruyordu. Bunlar üç maddede toplanıyordu:
1) Merhum ve mağfur-u leyh Yavuz Sultan Selim Han Hazret- leri neyçün Çaldıran meydan
SUR/Ekim 89 43
TV'nin Sevilen Sunucusu Cenk Koray:
YanıtlaSil- "Rüşvet, Tamamen Önlenebilir"
TV'nin sevilen sunucusu Cenk Koray, SUR'un rüşvet- le ilgili sorularına verdi: cevap
Sur: Toplumda rüşvetin yay- gın olmasını neye bağlı- yorsunuz?
Koray: Ekonomik bozukluğa tabii ki. Bunun getirdiği ah- laki bozukluğa ve onun da getir- -, diği dinden uzaklaşmaya.
Sur: Zecrî tedbirlerin azlığı, rüşvetin yaygınlığının bir sebebi olabilir mi?
Koray: Onun hiç bir faydası olmaz. Temel olarak bunun se- bebi ahlaki çöküştür. Dinden uzaklaşmadır.
Sur: Sizce rüşvet nasıl ve ne kadar önlenebilir?
Koray:Rüşvet tamamen önle- nebilir. Bunun iki tane yolu var- dır. Birisi, rüşvet alan insanları
a
ekonomik olarak doyurmak la-
zımdır. Yani bir gümrük memu-
ru 107 bin lira maaş alıyorsa ve
bir adam gümrükten girerken
önüne bir milyon koyuyorsa, bu
adam bunu alır, yani zorlanır.
İkincisi de din bilgilerinin, Al-
lah'ın yasaklarının insanlara öğ
retilmesi gerekir. Bu ikisi birleş-
tiği zaman rüşvet ortadan kal-
kar. Yani manevi tedbirler ge-
rekiyor.
Rüşvetin Üç Çeşidi
YanıtlaSilHukuk Tarihi Öğretim Üyesi Sayın Doç. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ, İslam Huku- kunda ve Osmanlı uygula- masında rüşvet ve hediyenin tarifi ve çeşitlerini Sur'a yaz- dı. Haziran sayımızda yayın- layacağımız bu yazıdan, rüş- vetin tarifinde güçlük çekilen çeşitlerine ait bir bölümü su- nuyoruz:
Rüşvetin üç çeşidi vardır:
1. Alana da verene de yasak ve haram olan rüşvettir. (Karşı- lığında kendisinden bir menfaat veya yardım beklenilen mal. Gayr-i meşrû' menfaat elde et- mek için bir mal veya menfaatin yem olarak kullanılması.)
2. Sadece alana haram olan rüşvettir. (Ciddi manada mal ve-
ya canı tehlikede kalan şansın, can veya malını, belli bir mal ve- rerek kurtarmaktan başka meşru' bir çaresi olmadığı du- rumlarda verdiği rüşvet gibi.)
3. Yine sadece alana haram olan rüşvettir. (Haksız olarak çıkmaza sokulmuş resmi işini, devlet memuru olmayan birisine para vererek hallettirmekte de veren için sorumluluk yoktur. Ancak alan için bu da haram ve yasaktır. Zira müslümana karşı- lıksız yardım esastır.
Bir de veren için de alan için de sorumluluğu olmayan bir uy- gulama vardır. Bu, avukat, ma- li müşavir veya başka alanlar- da uzman olan şahısları belli bir bedel karşılığında kendi işi için koşturmak durumunda verilen bedeldir.
SUR/Mayıs 1988
SUR
YanıtlaSilYıl: 13
Sayı: 146
Mayıs 1988
ARAMIZDAKİ CASUS RÜŞVET
Hafi'den Tablolar
YanıtlaSilMustafa Necati Bursalı
O, Gönül Sultanıydı
Bir gün Bişr-ı Hafı Bağdad sokakların- da ağır ağır ilerliyordu. Birisi yanına yak- laşıp seslendi:
diye sitem ettiği zaman sen bana duâ et. Çünku senin o anda yapacağın duâ be- nimkinden çok daha makbuldür...
Ey sevdalara gark olmuş pîr!.. Ben Ibrahim bin Edhem'in yolunda gitmek is- tiyorum. Ne dersin?
Bişr Hazretleri adama dönüp baktı ve dedi:
Yapamazsın bunu..
Neden?
Şundan ki, İbrahim bin Edhem ya- şıyor, konuşmuyordu; sen konuşuyor, fakat yaşamıyorsunl..
Adam cevap veremeden başını alıp bir başka sokağa dalıverdi..
Bir gün Bilalı Havvas bir yolculukta idi. Arkadaş olduğu zatın Hızır (Aleyhisse- lâm) olduğuna kanaat getirdi ve dedi:
Allah ızası için bana kim olduğunน- zu söyleyiniz!..
O zat cevap verdi:
Hızır'ım!
Beriki sordu:
İmam-ı Şafif hakkında ne dersin?
Kutuplardandır!
Imam-ı Ahmed bin Hanbel?
Sıddıklardandır!.. Bişr-i hakkında ne dersin?
Onunla Allah arasına giremem!.. İşte Bişr, öyle bir mânâ eri ve gönül sultanıydı...
Bir gece rüyasında Allah'ın Resûlu'nu gördü. Käinatın Efendisi ona hitap bu- yurdular:
Ey Bişrl Aziz ve Celil olan Allah seni niçin yüksek tuttu bilir misin?
Allah ve Resûlu bilir!..
Sünnetime uydun, kardeşlerine na- sihat verdin, Ehl-i Beytimi sevdin.. Onun İçin merteben yükseldi..
Bir başka gün de, fakir bir Müslüman
ona geldi ve dedi:
Çoluk çocuğumun geçim durumu çok perişan, bana duâ etmez misiniz?
Şöyle buyurdu:
A kardeş! Çoluk çocuğun sana "ev- de un yok, tuz yok, şu yok, bu yok!.."
O buyurur:
Ahmaka bakmak göze azab, cimri- ye bakmak gönüle işkence...
Konuşmak hoşuna gidince sus, susmak hoşuna gidince de konuş!..
Hacca gidecek sofiler bir gün onun hu-
zuruna geldiler ve dediler: Sana yoldaş olmak istiyoruz, kabul
eder misin?
Bişr-i Hafi Hazretleri ılık bir bakış fırla-
tip: Üç şartla, dedi; size yoldaş
olurum!..
1 2 Erzak götürmeyeceğiz, Kimseden bir şey istemeyeceğiz,
3 Verirlerse almayacağız!..
Nedir o şartlar?
Sofiler hayret ettiler:
- Azıksız nesnesiz nasıl yola çıkanz?
Buyurdu ki:
Siz mütevekkil insanlar değilsiniz,
sizinle yoldaş olunmaz!..
O buyurur:
- Hiçbir insan tanımadım ki şehvet mübtelâsı olsun da dininden uzaklaşarak
zillete düşmesin...
Kulun Allah ile münasebeti azalınca
kalbi ızdıraba duçar edilir!.. Bişr-i Hazretleri son anlarını yaşıyordu.
Huzuruna bir fakir geldi ve dedi:
Ey sevdalara gark olmuş pîr! Bana
bir şey ihsan etl..
Yüce Şeyh'in verecek bir şeyi de yok-
tu. Derhal sırtındaki gömleği çıkarıp:
Al, dedi; bütün dünyalığım bundan ibaret. Onu da sana veriyorum!..
Kendisi aba içinde can verdi.. O, o ka dar takva ve verâ sahibi idi ki, butün öm- rünce şimşekler gibi yanmıştı.. Kâh gece-
ler boyu kıyamda durur, kah gönül deni-
zinden inciler saçar, kâh gözyaşı ırmağını çağlatırdı.. Derdi ki:
Ölümden korkanın gönlünde sup
he vardır. Mu'min ölümden korkmaz
Çünkü ölüm, âşıkı maşuka ulaştıncı ye
gâne vasıtadır...
BELİRLENEN KESİN ÇİZGİ
YanıtlaSilKureyş'in ileri gelenleri Resul-i Ekrem'i yolundan çevirmek için olan- ca güçleri harcamış, O'na bir sürü kelifte bulundular: "-Ya Muhammed, işte şu kadar mal sana... Bizim ilahlarımızı ayıp-
lamaktan vaçgeç. Onlar hakkında kötü söz söyleme. Bu hem senin, hem de bizim için iyi olur."
"-Nedir o?"
"-Bir sene sen bizim ilahlarımıza ibadet et, bir sene de biz senin ilahına ibadet ederiz. Senin ki hayırlı ise biz de nasibimizi almış oluruz."
Resul-i Ekrem (s.a.v.) bunun üzerine: "-Allah'a şirk koşmaktan Allah'a sığınırım" buyurdu. Ve ardın- dan Kâfirun Suresi nazil oldu. Ondan sonra yolların ayrılması kesin
ve kat'i çizgilerle belirtildi...
Bu hak ve batıl ayırımı kıyamete kadar sürüp gidecektir...
Rumi
YanıtlaSil1400
22
Şubat
Yıın 66. Günü Kalan Gün: 299
Kasım 120 Hamsin 36
Ağaçlara su yürüme zamanı
Günün uzaması 3 dk.
Ağacı çok olan köyün meza- rı az olur (Atasözü)
HİCRET
"Yaşlılara saygı göstermek, Allah Teâlâ'ya ta'zimden- dir." (Ebu Davut / edeb-20)
15 C.Ahir 1405
SÜRÜDEN KOYUN SATIN ALMAK İSTEYEN HZ. ÖMER (R.A.)
YanıtlaSilHz. Ömer (R.A.) Mekke'ye giderken yolda b çobana rastladı. Kendini ona tanıtmadan bir dene- mede bulunmak istedi ve: "A çoban! Şu sürün- den bir koyun bana satmaz mısın? diyerek teklifte bulundu. Çoban: "Ben bunların sahibi değilim. satın alınmış bir köleyim" diye cevap verdi. Hz Ömer (R.A.) ona: "Canım ne var, sen efendine bir koyunu kurtlar yedi desen olmaz mı?" diye- rek yol gösterdi. Çoban hiç beklemeden şu cevab verdi: "İyi ama ya Alalh (c.c) nerede? O bizi gör- müyor mu?" Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) ağ- ladı ve geceyi orada geçirdi. Ertesi gün o köley satın alıp hürriyetine kavuşturdu. Sonra da ona şöy- le dedi: "Söylediğin o güzel söz seni dünyada hürriyetine kavuşturdu. Dilerim ki ahirette de se- ni Cehennem azabından kurtarır."
"Dünya böyledir; biri çalışır, çabalar da bir ser- vet elde eder. Başka birisi gelir onu eziyetsiz sarfe- der." (Şeyh Sâdi)
Sözün azı sahibi için güzeldir."(Hadis-i Şerif)
YanıtlaSilKırım'ın Türkler Tarafından Fethi (1475) KOZAN'IN KURTULUŞU (1920)
İMAM HATİP TAKVİMİ
Donen Niel Tophas
YanıtlaSilkalpteki nazar ilahiden feyz almaya vesile olacağına, hem de bir kalbi incitmus ne kadar ağır bir vebal olduğuna dikkat çekmiştir. Hak dostlarının en büyük ayna ne kadaretleri de, ilahi hakikatlerden uzak düşmüş hasta ve gåfil kalpleri la ve imanm nuruyla ebedi şifaya kavuşturmak, mü'minlerin mahzun ve mag gönüllerini ise şefkat ve merhametle ihyä etmekten ibarettir.
Takriben 40 sene evvel Hasan Nedvi (1914-1999), İstanbul'a teşrif etmiy Gençlere yaptığı bir sohbette kendisine:
"Ostad, gençliğe ne tavsiyede bulunursunuz?" diye sordular. O da dedi ki: Size iki misal vererek nasihat edeceğim.
Birincisi, Ben 20 sene evvel Suriye'den geçiyordum. Oradaki Müslüman halkın gençleri, daha ziyade ticareti ve esnaflığı tercih etmişlerdi. Fakat Nusayriler ise çocuklarını okutuyorlardı. Ben o zaman Sünní cemaate:
"Çocuklarınızı okutun! Aksi hälde bu devlet elinizden gider!" diyerek ikazda bulundum"
Hakikaten bugün maalesef Hasan Nedvinin işaret ettiği hazin durum gerçek leşmiş durumda
Diğer husus, İmam-ı Rabbani Hazretleri, Ekber Şah zamanında ufak bir grup tu İmam-ı Rabbani, bu gruba Ekber Şah'la mücadeleyi değil, kâmil insan yetiş tirmeyi tavsiye etti. Bir tarafta Ekber Şah'ın devlet kademelerini tutan bir grubu
vardı. Diğer tarafta da halk nezdinde müessir olan İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin talebeleri vardı. Zamanla İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin tesir halkası genişledi. Ekber Şah'ın grubunun gücü azaldı, tesiri dağıldı. Nihayet Ekber Şah'ın torunu ve zamanının sultanı olan Ålemgir Sultan, İmam-ı Rabbanľnin oğlu Muhammed Ma'sum Hazretleri'ne intisap etti. Onun maddi-manevi evladı olan Şeyh Seyfüddin Hazretleri'nin terbiyesi altında kemåle erdi. Şeyh Seyfüddin Hazretleri bu şehza deyi Hindistan'ın Müslüman hükümdarı olarak yetiştirip Ekber Şah'ın çıkardığı bid'at ve sapıklıkların tesirini tamamen sildirmek için hazırladı. Dolayısıyla sizler de enerjinizi sokaklarda slogan atmaya, duvarlara yazı yazmaya değil, kamil bir gençlik yetiştirmeye sarf etmelisiniz!.." dedi.
Rabbimiz, cümlemize lak dostlarının gönül ikliminden rahmet ve fazilet esin- tileri ihsan eylesin. Bu davetimize uzaktan yakından teşrif eden siz kardeşlerimizi, iki cihanda
Uluslararası
YanıtlaSilİmam-ı Rabbani Sempozyumu
Tebliğleri
HUDAYI VAKFI YAYINLARI
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
355 1 Davud (a.s.)'ın ve bütün yeryüzü halkının ağlaması, Adem (a.s.)'ın ağlamasına denk değildir. Hz. Süleyman (r.a.)
355 2 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar. Hz. Ebû Said (r.a.)
355 3 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar. Hz. Ebû Bekre (r.a.)
355 4 Eğer bir huri parmaklarından birini dünyaya gösterse (yer-gök ehli) her can sahibi, onun kokusunu duyardı. Hz. Said İbni Amir (r.a.)
355 5 Ehli Cennet kadınlarından bir kadın yeryüzüne baksa, misk kokusundan yeryüzü dolar ve yüzünün nuru güneş ve aynı ziyasını bastırırdı. Hz. Said İbni Amir (r.a.)
355 6 Cennetten bir tırnağın yükleneceği bir şey dünyaya gelse, mağrib ile meşrik arasındakileri tezyin ederdi. Cennet ehlinden bir kişi bileziklerle beraber gözükse, nuru güneşin ziyasını söndürürdü. Güneşin yıldızları söndürdüğü gibi. Hz. Davud İbni Amir (r.a.)
355 7 Dünyadaki bütün varlıklar ümmetimden birinin elinde olsa, sonra o "Elhamdülillah" dese, bu "elhamdülillah" sözü, bütün onlardan daha kıymetli olurdu. Hz. Enes (r.a.)
355 8 Zakkumdan bir damla dünyaya damlasa, dünya halkının geçimini ifsad ederdi. Ya yemeği ondan olanın hali nasıl olur? Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
355 9 Cehennemden bir kıvılcım arzın ortasına düşse, sıcaklığının şiddeti ve pis kokusu şark ile garbı kapladı. Hz. Enes (r.a.)
355 10 On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Ğayy u esâm" denilen mevkiye yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Ğayy u esâm" nedir? Buyurdu ki: "Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
355 11 Sizlerden biri bir yere konduğunda "Eûzü bi kelimâtillahit tâmmati min şerri mâ halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez. Hz. Havle (r.a.)
YanıtlaSil
yuksel27 Temmuz 2024 01:38
10 * On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Gayy-u
esam" denilen mevkie yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Gayy-u esam nedir?" Buyurdu ki; Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebu Umanera. (Gayyaya, namazını zayi edenler ve şehvetlerine uyanlar, esama da müşrik, katil ve zalimler
giderler.)
11 ★ Sizlerden biri bir yere konduğunda "Euzü bi kelimatil tammati min şerril ma halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez.
YanıtlaSil
Allah'a sığının: Belanın zorlamasından, şekavetin erişmesinden, kaderin fena olmasından ve düşmanın sevinmesinden.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 255 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Allah'a sığının: Belanın zorlamasından, şekavetin erişmesinden, kaderin fena olmasından ve düşmanın sevinmesinden.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 255 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Öyle zaman gelecek ki, dünyada yalnız fitne, bela ve fesad olacak. Böyle bir zamanda sizin ameliniz bir kale gibidir. Üstü güzelse, altı da güzel olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaviye (r.a.)
Sayfa: 139 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Allah'a "Cübbül Hüzün" (Hüzün kuyusu) den istiaze edin. Dediler ki: "Cübbül Hüzün nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, Cehennemde bir vadidir ki, Cehennem, her gün dört yüz defa ondan Allah'a sığınır. Oraya en çok, amellerle mürailik yapan, alimler girer. Muhakkak ki alimlerin Allaha en sevimsiz olanı, Emirleri ziyaret edenleridir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 254 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
sistemini getiren yeni
YanıtlaSilSeçim Kanunu kabul edildi.
1980-12 Mart dönemi başbakanı Nihat Erim, İstanbul'da öldürüldü.
19
CUMA FRIDAY
TEMMUZ
JULY
Allah'ın kudreti her şeye galiptir ve her işi hikmet
iledir.
Bakara Suresi: 228
BİR HADİS
Üç kişi bir araya geldiklerinde birisi imam olsun. İmamlığa en lâyık olanları Kur'ân'ı en iyi
okuyandır.
Müslim, Mesacid: 289-291
Mü'minler ibâdetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sâir ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir fert, ibâdetinden kazandığından fazla bir sevap, cemaatten kazanıyor. Mesnevî-i Nuriye
HİCRỈ: 13 MUHARREM 1446 - RUMI: 6 TEMMUZ 1440
HIZIR: 75 - GÜN:
201 KALAN: 165 - GÜN. KIS.: 2 DK
dikkat çekici boyutlara ulaşmıştı. Yerli ve yabancı medya kuruluşları, 2011 yılından itibaren İktidar partisinin gösteri, ifade, basın ve internet kullanımıyla ilgili üngürlükleri kısıtladığını vurgulayarak Erdoğan'ın bir 'gizli gündemi olduğunu iddia ediyordu.
YanıtlaSilSIRLI ZERRE!
YanıtlaSilDR. BETÜL NEFİSE İNAL Betulnelise @hotmail.com
ezaman ve kaç kez tum ben? Nereden ve yolculuğum nereye?
Zihnimdeki sualler, beni asırlar Öncesine taşımış, henüz zaman he sabını yapamadığın bir devre go türmüştü. lik insana kodlanımy bir mayaydım, vakti gelince ortaya çık mak üzere sulanan bir zerre... Pe ki, oraya ne zaman sefer etmiştim? Hangi zerrelerin içinden nasıl seçil miştim? Nesiller öncesinde ciddi bir karar ile başlayan måceramın şim diki seyri nereye olacaktı?
KIYMETLİ EMANET
Bir zamanlar melekler, toprağımı almak üzere yeryüzüne Inmişlerdi. O kadar kıymetliydim ki, benden mil yarlarca sene önce var edilen atom
doğmuşlarımın emanet edildiği toprak par geliyorun çauna, ilk önce melek eli değmişti.
Kim bilir kaç asır sonra ayak ba sacağım diyarlardan götürülmüş tü bedenimin mikro-parçaları, yüce ferman ile.. Yeryüzünün canı alım mıştı melekü'l-mevt ile, benim ca nima can olması için
Ağlamıştı yeryüzü, kendinden ko pan için nehir nehir.. Belki hasre tin yakıcılığınaydı gözyaşları; belki de canının yanmasınaydı. Öyle ya, gözyaşı olmadan can parçası olunur muydu hiç? Acaba arzın bir parça sı ölünce mi doğmuştum ben ille
Daha hayat bulmadan mevt (ölüm) ile karşılaşmam da neyin nesi idi? Yoksa ölmeden dirilmem mümkün değil miydi? Hayatımdan önce takdir edilen memâtım (ölü
müm); verilen nefesin kıymetini bij
mek, ömür nimetine ölüm ile a ayar vermek, "ahsenti amelä: amellerin en güzell" için gayret etmek mak sadına binäen miydi?
Toprakla başlayan maceram, nice zaman sonra çamurla buluşmuştu. Sıraya başkaca menziller de konmuş tu: Toprak, su, hava, ateş Çeşitli merhalelerden geçirilen bedenim hangi sırlarla dolmuştu?
Kupkuru bir topraktan gelişim,
üzerime yağan yağmurlarla çamur oluşum ve hamurumun bilmediğim zamanlarda sımsıkı yoğruluşu, bana hangi dersi vermeliydi? Varlık derya- sında kibre dalmamam, benlik ayna sında caka satmamam için mi ayak altında çiğnenen ve hiç ses etmeyen bir maddeyle mazim birleştirilmiş- ti? Atılmış bir damla sudan yaratı lışımı, hiçliğimi asla unutmamam için mi zähiren hor görülen bir mad-
deden başlatılmıştı, beden kalıbım?
Topraktan çamura konmuş, ora dan havaya salınmış ve ateşte pişi rilmiştim! Bir yandan ihtimamla hu- susi safhalardan geçirilmiştim, öte yandan meşakkatli devirlerde uzun uzun bekletilmiştim! Hangi mekte bin talebeliği için özel dersler veri lerek eğitilmiştim?
(Devam Edecek..)
Dipnot: 1) Bkz. el-Mülk, 2. Bu süre
nin ilgili åyet-i kerimelerinin meäli şöyle
dir: "Mutlak hükümranlık elinde olan
Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her
şeye gücü yeter. O ki, hanginizin daha
güzel davranacağını sınamak için ölü
mü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak gá
liptir, çok bağışlayıcıdır." (el-Mülk, 1-2
Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 141 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
1. Cahil en büyük kötülüğü kendine yapar. 2. Akıllı düşman dan değil, cahil dosttan kork.
YanıtlaSil3. Akılları pazara çıkarmışlar, cahil yine kendi aklını almış.
4. Akıllı insan tez ihtiyarlar (çok düşündüğünden)
5. Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler 6. Aklını eşeğe verme, çeker arpa tarlasına
7. Aklınla gör, kalbinle işit.
8. Cahil inatçı olur, merkep gibi, inadından yorulmaz.
9. Cahilin iddiası, alimi kocatır.
10. Cahil olduğunu bilen, cahilliğini bırakmaya çalışır.
11. Cahil kalmamak için alimi görmek gerekir.
12. Cahil sana saray verse alma, başına yıkar.
13. Cahile "en büyük alim kim" demişler, "tabiki benim" demiş.
14. Kın, kıskançlık, cahilde yuva yapar.
15. Cahile cahilliğini göster, kendin kör ol.
a
1
Ocak 1987/R.Ahir-C.Evvel 1407/Mektup 7
Allah huzurunda Devlet başkanı ile herhangi bir vatandaş arasında hukuki bakımdan hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla vatandaşlar aç du- rurken, ya da birçok ihtiyaçları varken. Devlet başkanına köşkler yap- tırmak, milyarlar harcamak, içki alemleri hazırlamak dalkavuklara para ve makam dağıtmak, onun geçeceği yolları süsleyip püslemek sırf kendi rejimlerine itaat ediyorlar diye layık olmayanları işbaşına ge- tirmek, Devlet Başkanı'nı eleştirenlerin işine son verip işkence yap- tırmak. Çünkü Emevi Sultanı halifeleri bütün bunları yapıyorlardı. Bu gibi fiiller gayr-ı İslami, tağuti fiilerdir.
YanıtlaSilÖMER B.ABDÜLAZİZ
Ocak 1987/R.Ahir-C. Evvel 1407/Mektup 23
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 250 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02
Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03
Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06
Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür.
Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07
Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 361 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08
İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.)
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Devlet İdaresi 609
YanıtlaSilansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21
610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
bu ayet mensuhtur
Cüz: 7 Sure: 6
YanıtlaSilRUHU'L-FURKAN
En'am Suresi
Ayet: 106
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellemjin zamirine izafe edilen ism-i şerifte Rablik ünvanının kullanılmasının, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) hakkında ne büyük lütuf ve iyilik açıklamak olduğu gizli değildir
Hazin (Rahimehullah) bu ayet-i celile'yi: "Ya Muhammed! Rabbinin sana vahyetmiş olduğu Kur'an'da emrolunduklarına tabi ol! Onlarla amel et, ve kullarıma da tebliğ et! Sana, 'Okudun, öğrendin' diyenlerin sözlerine itibar etme!" şeklinde tefsir etmiştir ki, ayet-i celile'nin sonunda gelen:
) وَأَعْرِضَ عَنِ الْمُشْرِكِينَ ( "Müşriklerden yüz çevir!" kavl-i şerifi de, "Onların arzularına uyma, görüşlerine değer verme!" diye tefsir edilmiştir ki, "İbni Abbas" tefsirinde zikredildiği üzere, burada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) ile alay eden, Velid İbni Muğîre, Âs ibni Vâil, Esved ibni Abd-i Yağûs, Esved ibni Hars, Hars ibni Kays gibi hususî müşrikler kastedilmiştir.
"Müşriklerden yüz çevirme" hükmünün mensuh olup olmadığı hakkın- da müfessirlerin iki görüş üzere ihtilafı mevcuttur:
1-Taberî (Rahimehullah), İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma)dan naklolunan: "Mü- minlere, müşrikleri affetmelerini emreden, "Müşriklerden yüz çevir!" mealin- deki ayetlerin hükmü:
Müşrikleri bulduğunuz yerde" ) ... فاقتلوا المشركين حيث وجدتموهم ... (٥) )
öldürün!" (Tevbe Süresi:5'den) ayet-i kerime'siyle nesholmuş (geçersiz kalmış)tır." rivayetine dayanarak, ayet-i kerime'nin mensuh olduğu görüşünü tercih etmiştir. (Taberî, Tefsir, No:13740, 5/303)
2- Ayet-i kerime'nin muhkem olduğunu kabul edenler, bu görüşlerini birkaç yönden açıklamışlardır:
a) Ayet-i kerime'deki "Yüz çevirme" hükmünü devamlı kabul etmeyip, o an için Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) e yapılmış hususî bir tenbih kabul edenler, ayet-i kerime'nin mensuh olmadığına kaildirler.
Nitekim Fahrurrâzî (Rahimehullah)ın beyan ettiği gibi, o an için müşriklere karşılık vermemeyi emretmek, hiçbir zaman karşılık verilmemesinin emre- dilmesi manasına gelmez. Bu yüzden de ayet-i celile'nin hükmünün neshini kabullenmek gerekmez ki, bu durumda ayet-i kerime muhkemdir.
b) Burada "Onların re'yine iltifat etme, sözlerinden ve şirklerinden kızıp kendini üzme. Çünkü herşey Allah-u Tealâ'nın dilemesiyledir." şeklinde bir mana da, Sâvî (Rahimehullah) tarafından nakledilmiştir ki, buna göre ayet-i celile'den maksat:
"Müşriklerin seviyesine inerek, ortaya koydukları cahilâne tutumlara aynıyla mukabele etmekten vazgeçirmek ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem)i, insanların kabulüne daha yakın, şiddet ve nefretten daha uzak olan yumuşak muamele yoluna yönlendirmek"ten ibaret kabul edilmiş olacağından, bu manaya göre de ayet-i kerime muhkemdir.
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir. Nitekim günümüzde, reddetmeye güç bulamayacak-
111
Cüz: 7 Sure: 6
YanıtlaSilRUHU'L-FURKAN
En'am Suresi
Ayet: 106
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:39
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:40
RÛHU'L - FURKĀN TEFSİRİ
Hazrat-ü Mevlânâ eş-Şeyh Mahmud en-Nakşibendî el-Müceddidî el-Hâlidî el-Ûfî (Kuddise Sirruhû)
Ahıska
yayınevi
cilt. 11.
sy.111.
YALANCILARIN ZUHURU
YanıtlaSilـ5031 ـ1ـ عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتّى يَنْبَعِثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ قِريباً مِنْ ثََثِينَ، كُلُّهُمْ يَزْعَمُ أنَّهُ رَسُولُ اللّهِ[. أخرجه أبو داود والترمذي .
1. (5031)- Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." [Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335).][60]
AÇIKLAMA:
1- Daha önce de açıkladığımız üzere دَجْلِ kelimesi Arapçada "telbis (=giydirme, örtme) manasına gelir. Kizb yani yalan manasına da kullanılır. Çünkü, kizb de gerçeğin örtülmesidir. Deccal bu durumda yalancı demektir. Peygamber olmadığı halde peygamberliğini iddia eden manasında. Bu manada, sapık mezheplerin kurucuları birer Deccal olmaktadır.
2- Yalancı deccallerin çıkacağını haber veren hadisler farklı vecihlerde gelmiştir. Bunların herbirinde, mevzuyu açıklayıcı bazı ziyade unsurlara rastlanmaktadır.
* Ahmed İbnu Hanbel'de Huzeyfe'den gelen bir rivayette, bu yalancıların 24 adet olacağı, bunlardan 4 tanesinin kadın olacağı, herbirinin kendisini resulullah zannedeceği belirtilmiştir.
* Yine Ahmed’de gelen bir rivayette: “...Ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur” ibaresi mevcuttur.
“ Ahmed’in bir diğer ziyadesi, bu yalancılardan sonuncusunun a’ver yani “bir gözü kör” olacağını belirtir.
* Taberâni'nin bir rivayetine göre yalancıların sayısı 70'dir.
İbnu Hacer de ki: "Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler 30 veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır, batıla davette bulunur, fakat peygamberlik iddia etmez." Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.
Bu hususun doğruluğunu, Ahmed İbnu Hanbel'in kaydettiği bir rivayet te'yid eder. Mezkur rivayette, Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu'l-Kevva'a: "Muhakkak ki sen Resulullah'ın haber verdiği yalancılardansın" demiştir.
Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah'ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur. [61]
AKGÜNDÜZ: DİYANET'İN “RİSALELERİ BASIYORUZ" SÖZÜ LAFTA KALDI
YanıtlaSilProf. Dr. Ahmet Akgündüz, "Risale-i Nurların şu anda Diyanet camileri dahil, bütün resmi kurumla- ra konulması yasaklanmış. Elimde deliller var. Kim yasakladı? Hangi genelge ile? İçişleri Bakanlığı genelgesiyle mi? Başka tarzda mı?" diye sordu.
"DİYANET İşleri Başkanımızın 'Basıyoruz' sözleri lafta kalıyo diyen Akgündüz, "Unutmayınız, Risale-i Nur'a muhalif olan d dar iktidarlar iktidarda kalamazlar, kendilerini CHP iktidarıyl karıştırmasınlar. Eğer bu yasağı kaldırmazsanız, 2028'de iktida değilsiniz" ifadelerini kullandı
YanıtlaSil
yuksel7 Ağustos 2024 11:08
gündüz'ün X mesajlarında şöyle ifade edildi: "Risale-i Nur'ların şu anda Diyanet cami- leri dahil, bütün resmî kurumlara konul- ması yasaklanmış. Elimde deliller var. Kim yasakladı? Hangi genelge ile? İçişleri Ba- kanlığı genelgesiyle mi? Başka tarzda mı? "Diyanet İşleri Başkanımızın 'Basıyoruz' sözleri lafta kalıyor. Unutmayınız, Risale-i Nur'a muhalif olan dindar iktidarlar ikti- darda kalamazlar, kendilerini CHP iktidarıyla karıştırmasınlar. Eğer bu yasağı kaldırmaz- sanız, 2028'de iktidarda değilsiniz..."
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
YanıtlaSilHerkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:46
DERİN DEVLET
Devletin Gizli İradeleri
ATİLLA AKAR
Röportaj: Murat Kaplan
BEYAZ
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:48
siyah beyaz
sy. 204.
Meşveret, doğru bir rehberdir, her işte meşveret gerektir Mesveretsiz iş yapanın işinin sonu çoğunlukla yanlıştırı
YanıtlaSilDostunu görmek istersen oğul, darda gör,zorda gör,kavgada gör, hele bir de menfaatine dokunda gör.
YanıtlaSilŞeyh Edebali
"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."
YanıtlaSil(Şuara, 26/88-89.)
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
YanıtlaSiligfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Okuma Parçası 8: Echelon
YanıtlaSilBektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm
zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSillaşan Kanada Başkenti Ottowa'nın güneyindeki Leitrim. Almanya'daki Bad Aibling ve Japonya'nın güneyinde Misawa istasyonlarıdır. Ayrıca sistem 100'ün üzerinde irili ufaklı uyduyu da kullanmakta ve yönlendir mektedir. Küçük uydular sistem tarafından kullanılmakta ama asıl işlevi yüklenen beş ana uydudur. Bu uydular eliyle sistemin dinlemediği, görmediği, İzleyemediği pek bir şey kalmamaktadır. İletişim imkânlarının neredeyse tamamını tarayabil. mekte ve kontrol altında tutabilmektedir. Telefon, cep telefonu, e-mail'ler, faks, te- le-faks, bilgisayar ve hatta okyanusun altından geçen iletişim hatlarının tamamı iz lenebilmektedir. Echelon'un merkezi ABD'de Fort Mead'dadır. Sekiz "ana üssü" yanı dinleme merkezi mevcuttur. Bunlardan iki tanesi ABD'de, iki tanesi İngiltere'de, iki tanesi Avustralya'dadır. Kanada ve Yeni Zelanda'da da birer tane mevcuttur. BBC'de yayınlanan bir programa göre, NATO ülkelerinin çoğunun bu sistemde ortak katkı- ları vardır. Bu basit alış-veriş zorunluluğu günümüzde tam 50 değişik ülkede yakla şık 175 merkez anlamına gelmektedir. Bu merkezlerin çoğu Amerikalılar çoğunlukla ABD'li askerler, tarafından işletilmektedir. Türkiye'nin de bu sisteme dâhil olduğu ve bulunduğu coğrafi ve stratejik konuma uygun olarak; Ağrı, Antalya, Diyarbakır, Edirne, Adana, İstanbul, İzmir, Kars ve Sinop'ta 9 üs bulundurduğu id- dia edilmektedir
1998 yılı rakamlarına göre Echelon dakikada 2 milyon, günde ise 3 milyar tele- fon görüşmesini izleyebilir veya dinleyebilir. Üstelik bu rakamlar yalnız 1998 yılını ihtiva etmektedir. Bununla beraber. Mercury uydusu ile deniz altı gemi iletişimini bile dinleyebilen bir teknolojisi olan Echelon'un 11 Eylül'de New York'ta susturul- muş olduğu ve muhtemelen bunun ABD istihbaratına sızmış, dünyanın ikinci büyük istihbarat servisinin bir uygulaması olduğu iddia edilmektedir. Echelon, muazzam bir istihbarat akışı sağlayan bir teknoloji kullanmaktadır. Sistemin ana kullanıcısı olan NSA'nın her 12 saatte elde ettiği istihbarat miktarı, ABD Kongresi'nin kitaplı ğına eşittir. Echelon, ortak devletlerin yönlendirdiği ve onların kontrollerinin di şındaki haberleşmeleri izlemektedir. Echelon, istihbarat ve ekonomik casusluk sa- vaşının da ana unsuru olmuştur. Uyuşturucu kaçakçılığı, terörist hareketler, para aklama, sanayi ve ekonomi bilgileri, politik terimler, kişisel notlardan elde edilen kelimeler Echelon'un büyük beynine kaydedilmektedir.
Echelon çerçevesinde INTELSAT (Uluslararası Telekomünikasyon Uyduları) sıkı bir denetime tutulmaktadır. Bu denetleme ABD'de Washington DC-Sugar Grove, Bri tanya'da Cornwal-Morwenstow, Türkiye'de Adana-Pirinçlik, Batı Avustralya'da Geroldton, Yeni Zelanda'da Wathopai ve Japonya'da Yakima'da bulunan istasyonla rın oluşturduğu bir ağ tarafından sağlanmaktadır552, Echelon, anahtar kelimelerin geçtiği, geçebileceği her iletişimi izlemeye ve taramaya başlamaktadır. Sistem, yal
Nedret Ersanel, Siber İstihbarat: Sanal Enm Coşkun, Küresel Gözaltı Elektronik Gizli Dinleme ve Görüntüleme, Ümit Yayıncılık, (Ankara
2000), 98
200
ve Dijital Casusluğun Anatomisi, Hayy Kitap, (Ankara, 2003), Halid Özkul, Gizli Ordular-CIA, Sorun Yayınları, (Istanbul, 2001), 38.
PROF.DR. SAİT YILMAZ
YanıtlaSilmaca haberleşmeleri izlemek için değil, onunla birlikte nakledilen verileri de cirmek için KURATORY. Echelon şebekesinin a dağıtırlar. ORATORY adı verilen bir bilgisayar programı, otomatik olarak sajlar ile sözlükteki sözcükler arasında bağlantı kurmaya olanak sağlamaktadı Uydu-bilgisayar ortak çalışmasının sonucu olarak tarama işlemlerinde önced belirlenen kelimelerden herhangi birine rastladığı anda sistem kayıt etmeye baş Bakta bir yandan konuşmanın yapıldığı çıkış noktasını tespit etmeye çalışmakta bazasına almaktadır. Bu işlemi uydu teknolojisinden yararlanarak yaptığı içi Masik dinleme ve yer bulma metotlarından farklı olarak çok kısa bir süre içind macı gerçekleştirmektedir. Echelon, dünyanın çevresindeki tüm uydulardan kendi uydularının üzerinden edindiği tüm bilgileri toplamakta ve ana üslere gelen bu bilgi yığınları özel olarak üretilen dijital disklerde depolanmaktadır. Disklerd depolanan bilgiler aranan ve hedeflenen istihbarat için oluşturulmuş özel bölünm lerdeki birimlere ilk kaba tasnif için gönderilmektedir. Bu aşamadan sonra yeni bi ayıklama ile işe yarar bilgiler bir üst masaya, önem sırasına ve gizlilik derecesin pire ve kodlanarak gönderilmektedir. Analiz safhasında, yorum ve öneriierin belir
lenmesinden sonra bilgi kullanıcıya iletilmektedir.
Dinleme ve takibe alınan konuşmalarda şu kelimeler ile ilgili konuşmalar oto
matik kayda geçmektedir; ETA, IRA, PKK, enformasyon, terörizm, gerilla, patiama bilgisayar, nükleer silahlar, patlayıcılar, silahlar, suikastlar, uzi, teflon mermiller, ma- ymlar, uranyum, napalm, nükleer, el bombası, gizli servis, terör, özgürlük, internet glivenliği, güvenli internet bağlantıları, 003, audiotel, kimlik, endüstriyel casusluk, Siemens, Shell, ELF, 2600 dergisi, Time, hilal, cihad, müezzin, KLM, elektronik banks hesapları, market, visa, külçe altın, intemet, underground, password, NATO, NASA FBI, Beyaz Saray, IMF, MIT, JITEM, seks, Monica, fetis, klon, Armani, Yasemin, miser pl agi. Ninja, top Secret, GSM, AT&T (Amerikan telefon şirketi), yasa, Zen, Marx. Falkayama, George Soros, pikrik asit, gümüş, kömür, sülfür, nitroselüloz, kokain. NSA, Echelon'un da ciddi teknik sorunları mi her zaman
olduğunu açıklamıştır. İnternet ilet istenildiği kadar kolay bir biçimde yakalanamamaktadır. Fiber tik iletimler (çok büyük hacimli sayısal veriyi ışık sinyalleriyle iletme) çok dahe byk zorluklar çıkarmaktadır. Rastgele yakalanmış iletişimin anlamı bir biçimde i ve çözü cıkarsakta çok böyük bir iş olduğu görülmektedir. Ancaklar Microsystems'in stresinin çok b Whitfield Diffe, NSA'nın yukarıdaki sorunlar ile şifreleme uzmanı akarlarına hizmet eden bir aldatmandieri ipin söylemektedir, Ajansın bizi inandırmak istediği şey, internetin kandid mektedir. "Ajansın bizi india olduğu ve istedikleri şeyi bulunan Redeflerinin
or olmadığı anlamına gelmez: ama bu korkunç istihbaratçıların söyledilerin onların sorunları olduğuna inanması NSA'nın işine gelir. Bu, onların so ya karşılamak gerekirssa".
Bum Haydut Devlet, Yeni Hayat Küphanesi, 2 Bakhtanbul 2908240