HADDİNİ BİLMEK

Yorumlar

  1. 1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif

    YANITLASİL

    yuksel16 Şubat 2020 08:31
    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah

    YanıtlaSil
  2. Benden sonra ümmetim üzerine şu üç şeyden korkarım. Devlet reisi ve vekillerinin zulmünden korku duyulması (Hükümde tesir altında kalmak), yıldızların (tesirine) itikad ve kaderi tekzib etme.
    Ravi: Hz. İbni Muhaccir (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 05:06
    Sizin üzerinize şu altı şeyden korkarım. Sefihlerin amirliğinden, kan dökmekten, hükmü satmaktan, sıla-i rahmi kesmekten, Kur'an'ı musiki eğlencesine vesile yapmaktan ve askerlerin çoğalmasından.
    Ravi: Hz. Avf ibni Malik (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 05:08
    Benden sonra ümmetim üzerine şu üç dalaletten korkarım. Hevalara uymak, karın ve şehvetlere uymak ve marifetten sonra gaflete düşmek.
    Ravi: Hz. Eflah (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 05:09
    Cuma namazında hazır olun ve imama da yakın bulunun. Zira insan Cuma'dan geri kalmakla, Cennet ehli olduğu halde, Cennetten geri kalmış olur.
    Ravi: Hz. Semure (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 05:10
    Sekerat (ölüme yaklaşma) halindekilerin yanında hazır olun. Ve onlara "Lâ ilahe İllallah'ı" telkin edin. Ve onları Cennetle de müjdeleyin. Zira erkeklerden ve kadınlardan halim olanlar bile böyle bir durumda şaşkınlık içinde kalır. Ve şeytanın da, Adem oğluna en yakın olduğu zaman bu vakittir. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ölüm meleğinin görülmesi bin kılıç darbesinden daha müthiştir. Gene nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mü'min bir kulun, her bir damarının dolaştığı yerde acı duymadıkça, nefesi çıkmaz.
    Ravi: Hz. Vasile (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 05:12
    Ashabıma, sonra arkadan gelenlere, sonra da onları takib edenlere hürmet ederek, Bana olan hürmetinizi muhafaza ediniz. Daha sonra yalan yayılır. Öyle ki, kişi kendisinden istenilmeden şahidlik yapar ve yemin teklif edilmeden yemin eder.
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 05:13
    Ashabım ve akrabalarıma hürmet ederek Bana hürmetinizi muhafaza ediniz. Kim ki, onlara hürmetle Bana olan hürmetini teyid ederse, Allah da onu dünya ve ahirette korur. Her kim de onlara hürmet etmeyerek, Bana olan hürmetini muhafaza etmezse, Allah ondan yüz çevirir. Ve bir kimseden de Allah yüz çevrir ise onun (azab için) yakalanması yakındır.
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 05:14
    Avret mahallini, hanımın ve cariyen müstesna, ( herkesten) koru.
    Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 05:15
    Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz.
    Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 05:16
    Ölülerinizin kefenlerini güzelleştiriniz. Zira onlar kabirlerinde kefenleri ile övünürler ve birbirlerine ziyarette bulunurlar.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 19 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    Yorum Gönder
    Bu blogdaki popüler yayınlar
    Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Meric Tumluer Said Nursi
    Mayıs 04, 2023
    DEVAMI
    Müslüman
    Temmuz 30, 2023
    DEVAMI
    Blogger tarafından desteklenmektedir
    Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır

    YUKSEL
    Vasiyet ve mustafa
    PROFİLİ ZİYARET EDİN
    Arşivleme
    Kötüye Kullanım Bildir

    YanıtlaSil
  3. DECCAL

    Sözlükte "yalan söylemek, bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak" anlamlarındaki "d-c-1" kökünden türe- yen deccâl sözlükte çok yalan söyle- yen, göz boyayan, sahtekâr demektir. Deccål, kelâm ilmi ile kaynaklarda kıyametin büyük alametlerinden biri

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 07:51
    olarak zikredilmiştir. Deccal'ın doğu tarafından çıkacağı, ilahlık iddia ede- ceği, olağanüstü şeyler sergileyeceği, Mekke ve Medine hariç bütün köy ve kasabalara gireceği, pek çok kişinin, onun fitnesiyle doğru yoldan çıkacağı ve onun peşine takılacağı, ancak gerçek mü'minlerin bu fitneden kurtulacakları rivâyet edilmektedir. (F.K.)

    YanıtlaSil
  4. DOĞRULUK

    İnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)

    DOSTLUK

    Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 08:12
    Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)

    YanıtlaSil
  5. Derin Devlet var mı?
    -Derin Devlet var.
    Bir daha söylüyorum var.
    -ortaya çıkarsana!
    -Kolaysa sen ortaya çıkar.
    şimdiye kadar yokmuydu!

    YanıtlaSil
  6. İMTİHAN

    Din bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)

    307:24. Söz 3.dal, 1. asıl

    Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.

    Söz 4. esas, 3. mesele

    İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua

    İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.

    Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.

    MAL İNAT

    Hodgamlık, hodbinlik hod
    Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
    İsmail Mutlu
    sy. 310.

    YANITLASİL

    yuksel5 Haziran 2024 23:55
    ٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ

    النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)

    686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.

    فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
    Ramuz ul Ehadis
    Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
    Pamuk Yayınları
    cilt.. 1.sy.174.

    YanıtlaSil
  7. KISSALAR VE HİSSELER

    "Devletim yıkılır mı?"

    Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:

    "Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"

    Piri Paşa şöyle cevap verdi:

    "Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"

    "Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.

    "En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...

    217

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 04:32
    Yavuz Bahadıroğlu

    Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:

    "Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...

    "İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...

    "Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."

    Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:

    "Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.

    Haram yemeyen ordu

    Şanlı ordu Mısır'a day

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 04:34
    Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler

    Yavuz Bahadıroğlu

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 04:35
    oscar Yayınları
    sy. 217.

    YanıtlaSil
  8. Ajanlara darbe eğitimi

    Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 10:54
    363

    Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.

    Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.

    Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...

    Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.

    YanıtlaSil
  9. ٦٢٧٧ - يَبْقَى مِنَ الْجَنَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَبْقِيَ ثُمَّ يُنْشِئُ اللَّهُ لَهَا خَلْقًا مِمَّا

    يَشَاء عبد بن حميد م ع حب عن انس)

    6277- Cennetten Allah'ın dilediği kadar bazı yerleri boş kalacak. Sonra tekrar dilediği kadar mahluk yaratacak ve onu dolduracaktır.

    ٦٢٧٨ - يَتْبَعُ الْمَيْتَ ثَلاَثَةٌ اَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى وَاحِدٌ

    وَمَالُهُ وَيَبْقَى عَمَلُهُ (ن حم خ م ت صحيح

    عن انس) يَرْجِعُ أَهْلُهُ 6278- Ölünün ardından üç şey gider: Ehli, malı, ameli. İkisi döner, biri yanında kalır. Ehli ile malı döner, ameli yanında kalır.

    1425

    YanıtlaSil
  10. ورضى الله بركة والقداحة في الدَّارِ بَرَكَةً وَكِيلُوا طَعَامَكُمْ يُبَارَكُ اللَّهُ لَكُمْ

    فيه وسط في المنطق والمقترف عن انس وفيه عنسية ابو سليمان الكوفى متروك)

    967- Evde bulunan şu dört şeyde bereket vardır

    a) Evde bulunan kayunda bereket vardır.

    b) Evde, henüz duvarları yapılmamış olan bir kuyuda da bereket vardır.

    c) Evdeki el değirmeninde de bereket vardır.

    d) Evdeki çakmakta da bereket vardır.

    Buğdaylarınızı (alım, satımı arasında) ölçün ki Allah onu sizin için bereketli kılsın.

    ٩٦٨- أربعَةُ أَبْوَاب مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ مُفَتَحَةٌ فِي الدُّنْيَا الإسكندرية وعَسْقَلان وقروينَ وعَبَّادَانَ وَفَضْلُ جدةَ عَلَى هَؤُلاء كَفَضْلِ بَيْتِ الله الحرام عَلَى سَائِرِ البُيُوتِ رحب في الضعفاء والديلمي والرافعي عن على وفيه عبد

    الملك لاه والخطيب في فضائل قزوين عن على

    968- Dünyada açılmış dört cennet kapısı vardır ki, onlar:

    a) İskenderiye,

    b) Askalan,

    c) Kazvin,

    d) Abadan'dır.

    Bunların üzerine Cidde'nin üstünlüğü, Allah evi (Kobe-i Muazzama'nın) diğer evlere olan üstünlüğü gibidir.

    ٩٦٩ - اَرْبَعُونَ حَصْلَةً أَعْلاهُنَّ مِنْحَةُ الْعَنْزِ لَا يَعْمَلُ عَبْدٌ بِخَصْلَةٍ مِنْهَا رَجَاءَ ثَوَابِهَا وَتَصْدِيقًا بِمَوْعُودِهَا إِلَّا أَدْخَلَهُ اللهُ بِهَا الْجَنَّةَ رحم خ د حب عن ابن

    (عمرو)

    969- Kırk haslet vardır. Bunların en üstün olanı (Allah rızası ve sütü ile kılından faydalanmak için) sağmal keçi vermektir. Kim bu işi Inanarak ve sevabını umarak yaparsa Allah onu mutlaka cennete koyar.

    ۹۷۰ - اَرْبَعُونَ رَجُلاً أُمَّةٌ وَلَمْ يُخْلِصُ اَرْبَعُونَ رَجُلاً فِي الدُّعَاءِ لِمَيِّتِهِمْ

    YanıtlaSil
  11. 30

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    DARAN, Şam karyelerinden birinin ismidir. Ba zat, oranın: fleri gelen tarikat şeyhlerinden ve büyük âlimle. rinden biri idi. Alim, fazıl, zühd ü takvada kâmil bir kimse idi. Asrile. rinden biri illyuk şeyhlerin meşhurlarındandu Hicri tarihe göre: 215

    (M. 830.) senede Allah'ın rahmetine kavuşmuştur. Şeyh Ebu Süleyman Darani Hz. bu gizli sırrı beyan etmek sureti ile: Ümmet-i Muhammed'in işlerini bitirme yolunu kendilerine anlat

    ti.

    Allah rahmet eylesin.

    10. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edildi: «Bir kimse, bana cuma günü YÜZ KERE salavat okursa. onun SEKSEN senelik HATA'sı bağışlanır.»

    Deylemi Rh. bu hadis-i şerifi, Enes'ten r.a. rivayet edildiğini çı kararak anlatmıştır.

    HATA.

    Lafzı, bazı nüshalarda:

    - HATALAR.

    Şeklinde, yani: Çoğul olarak geçmiştir. Ama Sehliye nüshasında metinde gösterdiğimiz gibidir.

    Bazı zatlar:

    SEKSEN.

    Lafzını, uzun müddetten kinaye olarak anlatıldığını söylemişler-

    dir. Yani:

    Çok çok yıllık günahlarını affeder.

    Manasına gelir.

    Bazı zatlar ise, doğrudan doğruya SEKSEN, tabiri üzerinde dur-

    muşlardır: Murad, malum sayılı seksen yıllık günahın affıdır. Çünkü seksen yıla tahsisi, bizzat Resulüllah S.A. efendimiz yapmıştır.

    ** *

    11. Ebu Hüreyre r.a. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyur- duğunu anlattı:

    <<Bana salavat okuyan için, SIRAT üstünde; büyük bir nur olacaktır. Bir kimse SIRAT üstünden geçerken nur ehli olunca.. се- hennem ehli olmaz artık.»

    Bu hadis-i şerifi ve bundan sonra gelecek hadis-i şerifi: İbn-i Ferhun rivayet etti.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu hadis-i şerifiyle, sırattan selâmet- le geçiş sebebini beyan buyurdu. Bunu, ümmetine merhamet olarak

    anlattı. Burada, SIRAT üzerinde biraz quralım.

    SIRAT, cehennem üzerine kurulan bir köprüdür. Kridan ince, ki- lıçtan keskindir. Üç bin senelik yoldur. Bunun: Bin senelik yolu yokuş

    YanıtlaSil
  12. KARA DAVUD

    bin senelik yolu düz, bin senelik yolu da iniştir. Altı da cehennemdir. Mahşerden cennete çıkan, ondan başka yol yoktur.

    Bütün nebiler, resuller, şehidler ve salihler, erkek veya kadır bütün müminler ve tüm mahşer halkı:

    Staden istisnasız herkes oraya uğrayacaktır.» (19/71) (1)

    Avet-i kerimesi ile belirtilen mana icabı oraya gidecektir. Müşriklerin ve kafirlerin cümlesi, onun üzerinden düşüp cehen- nemde ebedi kalacaklardır.

    Allahım, bizi iman zevalinden koru.

    Mümin olan kadın ve erkekler, mertebelerine göre kendilerine ihsan edilen Allah'ın lütfu ile geçerler.

    Bu SIRAT'a ima nvaciptir. Çünkü: Kur'an'la ve mütevatir riva- yetlerle varlığı sabit olmuştur.

    İnandık, iman getirdik.

    Ümidimiz odur ki: Allah-ü Taâlâ, Habib-i Ekrem'i hürmetine cümlemize o SIRAT köprüsünden tez geçmeyi müyesser edecektir.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu hadis-i şerifi ile şu manayı anlatı- yor:

    Bana salavat okuyanlar, SIRAT köprüsüne geldikleri zaman; okumuş oldukları salavat-i şerifeden şer büyük bir nur hâsıl olur. Bu nurla sıratı selametle geçerler.

    SIRAT köprüsünün karanlığı, bütün kara zulmetlerden fazladır.

    Mahşer karanlığı, günah ve masiyetlerin karanlığı kadar olup SIRAT köprüsüne gidildiği zaman, buna cehennem karanlığı da ek- lenir. Böylece: Kat kat zulmet meydana gelir.

    Bütün bu manalar icabıdır ki; Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu

    «Bana salavat okuyan için, sırat üstünde; büyük bir nur ola-

    caktır.»

    Anlatılan mana icabıdır ki, Resulüllah S.A. efendimiz özellikle BÜYÜK NURU sırata tahsis buyurmuştur.

    Yoksa, Resulüllah S.A. efendimize getirilen salavat-ı şerite: Dün- yada, âhirette, kabirde, mahşerde nurdur; kıymet, zinet ve sürur- dur. Bunda hiç bir şüphe yoktur.

    Allahım, bize ve bütün müminlere selâmet ihsan eyle. Amin!.

    Ateşle nur bir arada olmaz. Dünya ateşi ile su birarada olma- yacağı gibi..

    Dünya ateşini su nasıl söndürürse.. âhiret ateşini de nur söndü-

    rür.

    Nitekim, müminler SIRAT üstünden geçmeye başladıkları za- man, cehennem şöyle seslenir:

    -Ey mümin, çabuk geç; nurun ateşimi söndürüyor. Onun böyle dediği sahih rivayetler arasındadır.

    (1) Bu yet metinde değil; şerhde vardır.

    31

    YanıtlaSil
  13. DELAIL I HAYRAT ŞERHİ

    32

    12. Resulillah S.A. efendimiz şöyle buyurdu: «Bir kimse, bana salavat okumayı nu kaybetmiş olur.» Resulüllah S.A. efendimizin, burada: UNUTURSA; cennet yolu.

    «UNUTURSA..»

    Buyurmasından muradı: De TERK EDERSA, kasden salavat okunması terk edilirse.. öy. ledir.

    Bu mana böyledir. Çünkü, Resulüllah: S.A. mirac gecesi; Allah-i The Bu mana böyled: Ummetinden vanılıp unutmak sureti ile, gü Taala dare merin günahlarının bağışlanmasını istedi. Bunun üzerine Allah-u Taalá, Muhammed ümmetinin; hata, nisyan, yani: Yanıla Allahunutarak ve zorla yaptırılan cürümlerini bağışlamayı vaad etti

    Resulüllah S.A. efendimiz bunu: «Ummetimden; yanılıp işlenen ve zorla yaptırılan suçların

    günahı kaldırıldı.» (1) Manasına gelen hadis-i şerifiyle beyan edip açıkladılar.

    Kasden, Resulüllah S.A. efendimize salavat okumayı terk eden kimse.. bunu Resulüllah S.A. efendimize buğuz ve ona inadla yapıp ona tazim etmezse.. sonucu şudur: Cennete hiç giremez; cehennemde ebedi kalır.

    Üstte anlatılan yoidan, salavatı terk eden kimse kâfir olur.

    Ömründe bir defa salavat okuyup; sonra Resulüllah S.A. efendimizin ismini söylediği veya bir başkasından işittiği zaman. gaf- let veya tembellik icabı salavatı ve ona tazimi terk ederse.. cennet yolunda yanıbr.

    Şeklinde bir cümle kurulur ki, bundan murad şudur: Cennete girmekten geri kalır. Sonunda cennete girer; ama aradan nice zaman geçtikten sonra.. Bu yoldan salavatı terk eden kimse, kâfir olmaz; fasik olur. Eğer affa uğramazsa, cennete girmeye geç kalır.

    Müellif merhum, cümleyi şöyle bağlıyor:

    Resulüllah'a salavatı terk eden kimse, cennet yolundan sap- tığına göre; ona salavat okuyan kimse, doğruca cennete gider.

    Yukarıda anlatılan manaların hulâsasını bu cümlede topladı.

    ** 13. Abdürrahman b. Avf'in r.a. bir rivayetinde; Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Cebrail a.s. bana geldi ve şöyle dedi:

    Ya Muhammed, ümmetinden sana kim salavat okursa.. yct- miş bin melek ona salavat okur. Bir kimseye melekler salâvat oku- yunca, o: Cennet ehli arasına girer.>>>

    (1) Bu hadis-i şerif metinde değil: scrhde geçer.

    *

    YanıtlaSil
  14. Ebu Abdillah

    Muhammed b. Abdirrahman

    (Rahmetullahi aleyh)

    DELÂİL-İ HAYRAT ŞERHİ

    KARA DAVUD

    Şerheden KARA DAVUD

    (İzmitî)

    Sadeleştiren ABDULKADİR AKÇİÇEK

    Eseri Tetkik ve Takdim

    VELİ ERTAN

    (Konya Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürlüğünden. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü Öğretim Üyeliğinden Emekli)

    RAHMET YAYINLARI

    (Vükelâ Cad. Nu. 11) Bostancı İstanbul

    (Tel: 58 58 99)

    YanıtlaSil
  15. MERİÇ TUMLUER
    T.İ.E MAKAM BAŞKANLIĞI ÜST DÜZEY YÖNETİCİ.

    1y

    YÜCE TÜRK DEVLETİMİN KURUCUSU EHLİBEYT SEYYİD BÜYÜK ÖNDERİM ASİL.TÜRK GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜNDEN
    50 YIL SONRA AÇIKLANMASI GEREKEN

    HUKUK DIŞI 1 ŞEKİLDE
    34 YILDIR HALEN VE KASTEN GİZLENEN VASİYETİNİN VARLIĞININ T.B.M.M DE TARAFIMDAN AÇIKLANMASI YOLUNDA DAVA ADAMI
    🇹🇷MERİÇ TUMLUER🇹🇷T.İ.E🇹🇷 OLARAK GEREKENLERİ YAPACAĞIM İNŞALLAH...

    YÜCE ALLAHIM CC TANRIM EHLİBEYT SEYYİD GÖREVLİ ASİL TÜRK VASİYİ KORUSUN İNŞALLAH AMİN

    YanıtlaSil
  16. İki garip şey vardır: Biri sefih kimseden çıkan "hikmet sözü" ki onu kabul edin. Diğeri Hakim adamın sefih sözü ki, onu affedin. Zira hiç bir hakim yoktur ki ayağı sürçmesin. Ve hiç bir hakim yoktur ki, tecrübe sahibi olmasın.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)
    Sayfa: 320 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  17. Bir kimse halk kızdığı halde Allah rızasını isterse Allah ondan razı olur. Sonra halkı da ondan razı eder. Kim de Allah'ı gadab ettirerek insanların rızasını isterse, Allah ona gadab eder ve halkı da ona hasım kılar.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
    Sayfa: 409 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  18. Bir kimse halk kızdığı halde Allah'ın rızasını isterse, Allah halktan gelen şer ve fitneye karşı onu korur ve ona yeter. Kim de Allahı gazablandırarak insanların rızasını isterse, onu halka bırakır ve bir şeyine karşımaz.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
    Sayfa: 409 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  19. Bir kimse halk sena etsin diye, Allah'a isyan teşkil eden işler yaparsa, insanlardan evvelce kendisini öven, sonra da zem eden bir kimse olur.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
    Sayfa: 409 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  20. Haya örtüsünü atanı gıybet etmekten mes'uliyet yoktur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 409 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  21. يَكْبَرُونَ الْبَغْضَاءَ لِإِخْوَانِهِمْ فِي صُدُورِهِمْ فَإِذَا لَقُوهُمْ تَخَلَّقُوا لَهُمْ وَالَّذِينَ إِذَا دَعَوْا إِلَى اللَّهِ وَإِلَى رَسُولِهِ كَانُوا بَطَاءً وَإِذَا دَعَوْا إِلَى الشَّيْطَانِ وَامْرَه

    كَانُوا سُرَاعًا (الخرائطي عن الوضين بن عطاء)

    61- "Kıyamet gününde mahlukat içinde Allah'ın en çok buğz ettiği kimseler; yalancı ve kibirli olanlardır. Bir de din kardeşlerine karşı kalplerinde kin besleyenler. Onlarla buluştukları zaman kendilerindenmiş gibi görünürler, fakat yanlarından ayrıldıklarında yine kin beslerler. Bir de o kimselerdir ki, Allah'a ve Rasulü'ne çağrıldıkları zaman tembel davranırlar, şeytana ve buyruğuna çağrıldıklarında ise hemen koşarlar."

    ٦٢ - ابْعُونِي ضُعَفَاتَكُمْ فَإِنَّمَا تُرْزَقُونَ وَتُنْصَرُونَ بِضُعَفَائِكُمْ (د ن ق ل حب

    طب حم ت حسن صحيح عن أبي الدرداء)

    62- "Beni güçsüz olanlarınızın yanında arayınız, çünkü siz güçsüzleriniz sayesinde zafere kavuşturulup rızıklandırılıyorsunuz."

    ٦٣ - ابْكِينَ وَإِيَّا كُنَّ وَنَعِيقُ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ مَهْمَا كَانَ مِنَ الْعَيْنِ وَالْقَلْبِ فَمِنَ الله وَمِنَ الرَّحْمَةِ وَمَا كَانَ مِنَ الْيَدِ وَاللّسَانِ فَمِنَ الشَّيْطَانِ (ابن سعد عن

    ابن عباس

    63- "(Ey kadınlar cemaati!) Ağlayın fakat şeytan anırmasından sakınınız. Çünkü göz ve kalpten olan ağlamak, Allah'tan ve

    rahmettendir. El, dil hareketiyle olan ağlamak ise şeytandandır."

    ٦٤ - اَبْلِغُوا أَهْلَ مَكَّةَ وَالْمُجَاوِرِينَ أَنْ يَحْلُوا بَيْنَ الْحُجَّاجِ وَبَيْنَ الطَّوَافِ

    وَالْحَجَرِ الْأَسْوَدِ وَمَقَامِ إِبْرَاهِيمَ وَالصَّفِ الأَوَّلِ مِنْ عَشْرَ يَبْقَيْنَ مِنْ ذِي

    الْقَعْدَةِ إِلَى يَوْمِ الصَّدْرِ (الديلمي عن انس)

    64- "Mekkelilere ve mücavirlere (yurdunu terk ederek zamanı Harameyn-i Şerifeyn'de ibadetle geçiren) bildirin. Zilkadenin yirminci gününden bayram gününe kadar tavaf etmek, Hacerü'l-Esved'i istilam etmek, Makam-ı İbrahim'i ziyaret etmek ve bir de ilk safta bulunmak gibi hususlarda hacıları yalnız (ve serbest) bıraksınlar."

    YANITLASİL

    yuksel10 Haziran 2024 23:53
    Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.)
    Ravi: Hz. Âişe (r.a.)
    Sayfa: 321 / No: 5
    Ramuz

    YanıtlaSil

  22. ۷۲۸- إِذَا ظَهَرَتِ الْفَاحِشَةُ كَانَتِ الرَّجْفَةُ وَإِذَا جَارَ الْحُكَّامُ قَلَّ الْمَطَرُ وَإِذَا

    غُدِرَ بِأَهْلِ الذِّمَّةِ ظَهَرَ الْعَدُو (عدو الديلمي عن ابن عمر)

    728- Fuhuş yaygınlaşınca deprem olur, hakimler zulme- dince yağmur azalır, zimmet ehline zulüm reva görülünce düş-

    man zahir olur.

    YanıtlaSil
  23. ٦٠ - أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى الْبَلِيعُ الَّذِي يَتَخَلَّلُ بِلِسَانِهِ تَخَلَّلَ الْبَقَرَةِ

    بلسانها (ابو نصر السجزي في الإبانة عن ابن عمرو)

    60- "İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğz ettiği adam (yalanı doğru, doğruyu yalan göstermek için), sığırın geviş getirdiği gibi dilini kullanan, belagat sahibi insandır."

    YanıtlaSil
  24. Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Kim Receb'den bir gün oruç tutarsa, sanki bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim ondan yedi gün oruç tutarsa, ona Cehennem kapıları kapanır. Kim ondan sekiz gün oruç tutarsa, ona Cennetin sekiz kapası açılır. Kim ondan on gün oruç tutarsa, Allah ona istediğini verir. Kim ondan onbeş gün oruç tutarsa, semadan bir münadi şöyle seslenir: "Geçmişin affolundu. Amellere yeniden başla" Kim artırırsa Allah da onu artırır. Receb ayında Allah Teala Nuh (a.s)'ı gemiye bindirdi ve o, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. Onlarla gemi altı ay seyretti. Bunun sonu aşûre günüdür. Ve gemi "Cudi" dağına indirildi. O gün de Nuh (a.s) yanındaki insanlar ve hayvanlar hepsi, Aziz ve Celil olan Allah için, şükür olarak oruçlu idiler. Allah denizi, beni İsrail için aşûre gününde yardı. Ve yine Aşûre gününde Allah (z.c.hz)'leri Adem (a.s)'ın tövbesini ve Yunus (a.s)'ın şehrinin halkının tövbesinide kabul etti. İbrahim (a.s)'da o günde doğdu.
    Ravi: Hz. Said İbni Ebu Raşid (r.a.)
    Sayfa: 288 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  25. Teklif ediyoruz: Cumhurbaşkanlığına, Ge-

    nelkurmay Başkanlığına, diğer kuvvet komu- tanlığına ait yerlerdeki, Yakın Tarihle ilgili bütün belgeler bir araya toplanmalı ve tıpkı "Başbakanlık Arşivi" yahut "Milli Kütüphane" gibi bir "Yakın Tarih Kütüphanesi" kurulma- lıdır. Ayrıca bankaların kasalarında saklı bel- ge ve dokümanlarla, şahısların elindeki belge ve vesikalar da bu kütüphaneye konulmalı. bütün belge ve dokümanlar güzelce tasnif edi- lip, araştırmacıların istifadesine sunulmalı- dır.
    Teklif ediyoruz: Cumhurbaşkanlığına, Ge-

    nelkurmay Başkanlığına, diğer kuvvet komu- tanlığına ait yerlerdeki, Yakın Tarihle ilgili bütün belgeler bir araya toplanmalı ve tıpkı "Başbakanlık Arşivi" yahut "Milli Kütüphane" gibi bir "Yakın Tarih Kütüphanesi" kurulma- lıdır. Ayrıca bankaların kasalarında saklı bel- ge ve dokümanlarla, şahısların elindeki belge ve vesikalar da bu kütüphaneye konulmalı. bütün belge ve dokümanlar güzelce tasnif edi- lip, araştırmacıların istifadesine sunulmalı- dır.
    Teklif ediyoruz: Cumhurbaşkanlığına, Ge-

    nelkurmay Başkanlığına, diğer kuvvet komu- tanlığına ait yerlerdeki, Yakın Tarihle ilgili bütün belgeler bir araya toplanmalı ve tıpkı "Başbakanlık Arşivi" yahut "Milli Kütüphane" gibi bir "Yakın Tarih Kütüphanesi" kurulma- lıdır. Ayrıca bankaların kasalarında saklı bel- ge ve dokümanlarla, şahısların elindeki belge ve vesikalar da bu kütüphaneye konulmalı. bütün belge ve dokümanlar güzelce tasnif edi- lip, araştırmacıların istifadesine sunulmalı- dır.

    YanıtlaSil
  26. Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 111 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  27. SAYFALAR ARASINDA

    "Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"

    Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.

    Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:

    "Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.

    "Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.

    "Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.

    "Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.

    "Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.

    görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.

    "İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.

    "Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.

    "Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-

    çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.

    "Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir

    YanıtlaSil
  28. keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-

    YanıtlaSil
  29. kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."

    YanıtlaSil
  30. YAKIN TARİH

    Ansiklopedisi

    6

    Yeni Nesil

    YanıtlaSil
  31. SAYFALAR ARASINDA

    Tâlan edilen vakıf eserleri

    B IR "Vakıflar Haftası'nı daha ge- ride bıraktık. Hafta boyunca resmi zevätın verdiği yığınla beyanatı dinledik. Bu söylenilenlerden ek seriyeli, "Láf ola, küp dola käbilindendi.

    Resmi zevatın yapması gereken iş. güzel söz söylemekten ziyade, güzel icraat yap makur

    Şu vakıflar mevzuunu ele alalım: Bizler dünyada eşine emsäline rastlanmayan bir vakıf medeniyetine sahibiz. Doç. Dr. Cahit Baliacı'nın arkadaşımız Veysel Kasar'a sõy- lediği gibt, Osmanlı arazisinin üçte ikisi vakıf malıydı.

    Ecdadımız akla gelen her türlü hayır işi içın vakıf yolunu tercih etmişti. Oç kıtada yer alan binlerce cami ve mescit vakıf ürünüyda. Hakeza, kütüphaneler, mektepler, medreseler. kervansaraylar, hastahaneler, sebiller vakıf arandyda

    Düşününüz, fazilet ve şefkat limsáli ecda damız, göçmen kuşlardan tutunuz, kimsesiz gelinlik kızlara varıncaya kadar yardıma muhtaç Allah'ın mahlukunun ihtiyaçlarını gözönünde bulundurmuş ve o muhtaç canlı ların sıkıntısını gidermek için vakıf kurmuş ları

    Hayır sahipleri bir eser yapıp vakfederken. o eserin kıyamete kadar yaşaması için gerekli gelir kaynaklarını da temin etmekteydi.

    Mesela Fatih Sultan Mehmed'in vakfettik- leri eserlerden birisi olan Ayasofya'yı ele ala km. Bu muhterem büyüğümüz, fethin sembolü olan mabedin haşre kadar ayakta kalması İçin gerekli tedbirleri almış, camie gelir kay nağı olacak pek çok emlak vakfetmişti.

    Tek parti tek şef devrinin idarecileri, sayı sız vakıf eserine yaptıkları gibi, Ayasofya'ya karşı da akla havsalaya sığışmayacak davra- nışlarda bulunmuşlardı. Ayasofyaya gelir ge tirecek emlaki ya yıkmış, ya da şahıslara sat- mışlardı. Daha sonra Fatih'in vasiyetini çiğ neyerek Ayasofya'yı müze haline getirmiş lerdi

    Bizde görülen böyle bir tatbikatın dünyada eşi benzeri yoktur. Hür ülkelerde våkılın şart- ları harfi harfine yerine getirilir. Vakıf şart larını bozmaya hiç kimse cüret edemez.

    Vakıf medeniyetini kuran ecdadımız da. vakıfın şartları İçin, "Şartul väkill kenassişäri hükmünü getirmiştir. Yani bir eser vakfede- nin, yani vakıfın koyduğu şartlar şeriat sahibi Allah'ın koyduğu şartlar gibidir. Bu bakımdan Osmanlı devrinde, devlet ve şahıslar, vakıfın şartlarını bozucu hareketlerde bulunmaktan şiddetle kaçınmışlardır.

    Gel görelim ki demokrasinin olmadığı dev- rede idareyt ellerinde bulunduranlar. Ezan-1 Muhammedinin asli şeklini yasaklamak. Kur'an öğrenmeyi ve öğretmeyi yasaklamak gibi icraatlarda bulunmaktan çekinmedikleri gibi, våkılların şartlarını çiğnemekten de per vå elmemişlerdir.

    O tek parti devrinde vakıf eserleri yağma Hasanın böreği misali, yağmalanmış, yakıl

    mış, yıkılmış ve özel şahıslara satılmıştır. Bu dehşetli icraat neticesinde, yüzlerce ca mi, mescit, kütüphane. Darüşşifa yok olmuş. bugün paha biçilemeyecek değerdeki emlak

    ve arazi şahıslara satılmıştır.

    Cahit Baltacı bu gibi icraatlar için şu şekilde çarpıcı bir örnek veriyor: "Fatih camiinin doğu tarafında bir mahalle

    var. Buranın kayıtlarını bulduk. Aslında bu- rası büyük bir daru'şşifanın yeridir. Yeri belli- dir, ama belli bir zaman sonra orası şahıslara temlik edilmiştir. Dükkanlar, evler, apartman- lar yapılmıştır." (8 Aralık '88, Yeni Nesil)

    Şayet ecdâdın vakſettiği, binalar ve arazi ler aynen muhafaza edilmiş olsaydı. bugün devlet, "Okul yaptır!" kampanyası açmak mec- buriyetinde kalmayacaktı. Vatandaş hasta- hane sıkıntısı çekmeyecekti. O vakıf malları- nın geliri ile yeterli cami ve hastahane yapı lacak, eğitim ve sağlık hizmetleri parasız ola- caktı. Ayrıca sokakta, avuç açan, soğuktan ve açlıktan kıvranan fakir fukara kalmayacaktı.

    Vakıf haftasında parlak nutuklar irad et- mek kolay. Asıl maharet vakıf ruhuna sahip çıkmaktır.

    Vakıfların sembolü Ayasofya kan ağlar- ken, o ilgililerin söyledikleri, süslü ve içi boş sözlerden öteye gidemeyecektir.

    Burhan Bozgeyik

    Yeni Nesil

    13 Aralık 1988

    YanıtlaSil
  32. Sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek) Allah'ı anın.

    (Bakara, 2/203)

    BİR AYET

    ŞEYTANI KORKUTAN DUA

    Resûlullah, Veda haccında Arefe günü akşama doğru ümmeti için mağfiret ve rahmet istedi. Öyle çok dua etti ki Allah ona şöyle icabet etti: "(Dediğini) yaptım ve birbirine zulmedenler dışında ümmetinden herkesi affettim." Bunun üzerine Resûlullah, "Ey Rabbim sen zalimi affetmeye ve mazlumdan zulmü kaldırmaya kâdirsin." dedi. O gün akşama kadar bir şey olmadı. (Resûlullah'ın bu duasına cevap verilmedi.) Sabah olunca Allah Resûlü ümmeti için tekrar dua etti. Çok geçmeden de tebessüm etmeye başladı. Ashabdan biri, "Ey Allah'ın Resûlü! Annem baban sana feda olsun. Önceden gülmüyordun, şimdi yüzün gülüyor. Allah seni (daima) güldürsün. Şimdi yüzünü güldüren şey nedir?" diye sordu. Resûlullah ona şöyle cevap verdi: "Allah'ın düşmanı iblisin durumuna güldüm. İzzet ve celal sahibi Allah ümmetimle ilgili duama icabet edip zalimi bile affedince iblis ken- dini 'ah vah' diyerek yere attı, başına topraklar saçtı. Onun korkudan yaptıkları karşısında ben de gülümsedim." (Ibn Hanbel, Müsned, IV,14)

    YanıtlaSil
  33. Ümmetim için en korktuğum şeyler; Âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi ve maneviyatınızı mahveden dünya.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 112 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  34. Güzelin güzeli güzel ahlaktır.
    Ravi: Hz. Hasan (r.a.)
    Sayfa: 112 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  35. Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim)
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  36. Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.)
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  37. Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.)
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  38. Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir)
    Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  39. Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  40. Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür.
    Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  41. Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür.
    Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  42. (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  43. Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.)
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 113 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  44. Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 286 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  45. MÜNEBBİHAT

    tur ve onu bulamaz."

    3. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:

    "Gülmesi çok olanın heybeti az olur. İnsanları küçüm. seyen küçümsenir. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır. Sözü çok olanın hatası çok olur. Hatası çok olanın hayası az olur. Hayâsı az olanın verâ duygusu az olur. Verâsı az olanın kalbi ölür."

    4. Hz. Osman (ra), Yüce Allah'ın (cc) "O duvarın al- tında, ikisine ait bir hazine vardı. Babaları da sâlih bir kimse idi." (Kehf Sûresi, 18/82) mealindeki âyeti hakkında şöyle demiştir:

    "Hazine altından bir levhadır. Üzerinde şu yedi satır yazılıdır: Ölümü bilip de gülene şaşarım. Dünyanın fâni olduğunu bilip de ona rağbet edene şaşarım. Her şeyin takdir-i ilâhî sonucu gerçekleştiğini bilip de elde edeme- dikleri için üzülene şaşarım. Hesap gününü bilip de servet biriktirene şaşarım. Cehennemi bilip de günah işleyene şaşarım. Allah'ı (cc) yakinen bilip de O'ndan başkasını zikredene şaşarım. Cenneti yakinen bilip de dünyada rahatlık arayana şaşarım Şeytanı düşman olarak bilip de ona itaat edene şaşarım."

    ***

    5. Hz. Ali'ye (ra); "Gökyüzünden daha ağır, yeryü zünden daha geniş, denizden daha zengin, taştan daha Sert, ateşten daha yakıcı, zemheriden daha soğuk ve ze- hirden daha acı olan şey nedir?" diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:

    YanıtlaSil
  46. MÜNEBBİHAT

    "İffetli kadınlara ahlâksızlık iftirasında bulunmak, gök- yüzünden daha ağırdır. Hak, yeryüzünden daha geniştir. Kanaatkârın kalbi, denizden daha zengindir. Münafığın kalbi, taştan daha serttir. Zâlim hükümdar, ateşten daha yakıcıdır. Alçağa muhtaç olmak, zemheriden daha soğuk- tur. Sabır, zehirden daha acıdır." ["İnsanların arasını boz- ma gayesiyle laf taşıma, zehirden daha acıdır" şeklinde bir rivayet de vardır.]

    ***

    6. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:

    "Dünya, evi olmayanın evi, malı olmayanın malıdır. Aklı olmayan onun için mal toplar. Anlayışı olmayan onun hazlarıyla meşgul olur. İlmi olmayan onun sebebiy- le azap görür. Zekâsı olmayan onun için haset eder. Ya- kîni olmayan onun için çalışır."

    ***

    7. Câbir b. Abdullah el-Ensârî (ra), Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

    "Cebrail (as), komşu hakkında o kadar tavsiyede bu- lundu ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim. Kadınlar hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onları boşamayı haram kılacağını zannettim. Köleler hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onların azat edileceği bir vakit belirleyeceğini zannettim. Misvak hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, dişleri fırçalamanın farz olduğunu zannettim. Cemaatle namaz hakkında o kadar tavsiyede kabul edeceğini zannettim. Gece namazı hakkında o ka- bulundu ki, Allah'ın (cc) sadece cemaatle kılınan nama dar tavsiyede bulundu ki, geceleyin uyku uyunmaya- cağını zannettim. Allah'ı (cc) zikretme hakkında o kadar

    YanıtlaSil
  47. Tasavvuf Klasikleri

    ibn Hacer El-Askalani

    MÜNEBBİHAT

    UYARILAR

    YanıtlaSil
  48. SAHIFE 283

    "DAL HARFİ "

    1 * Hastalıklarınızı sadaka ile tedavi edin. Mallarınızı zekât ile koruyun. Zira onlar sizden kötülükleri ve hastalıkları defeder.

    Hz. ibni Omer ra

    2 * Size, sizden evvelki ümmetlerin hastalığı sirayet etti. Haset ile münafe ret geldi. Münaferet kat'ı Rahime sebebdir. Dini yok eder. Saçı değil. Muhammed (s.a.v.) in nefsi yed-i kudretinde olan Allaha yemin ederim ki, iman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinize muhabbet etme- dikçe de iman etmiş sayılmazsınız. Ben, işlediğinizde birbirinizi sevece- ğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayın.

    Hz. Zübeyir ibni Avram r.a.

    3 Iblis Iraka girdi, orada işini gördü. Sonra Şama gitti. Oradan onu Beysana ulaşıncaya kadar kovdular. Sonra Mısıra gitti. Orada yumurt- ladı ve civcivledi. Sonra sultasını (yalanını, dolanını) yaydı.

    Hz. ibni Omer r.a.

    4 Bir adam Cennete girdi ve kölesini kendi derecesinden yüksekte buldu. Dedi ki: "Ya Rabbi bu benim derecemin üstünde." Cenabı Hak "Her ikinizi de amellerine göre mükafatlandırdım" buyurdu.

    Hz. Ebu Hüreyre r.a.

    5 Cennete girdim. Kapısının üzerinde "Sadaka on misline, ödünç önsekize bedeldir" diye yazılı gördüm. Cebrail (a.s.) a sordum. "Ya Cibril, neden sadaka on'a, ödünç vermek onsekize bedeldir?" Buyurdu ki: "Sadaka ihtiyacı olana da olmuyana da gider. Diğeri ise ihtiyacı olana gider." Hz. Ebu Umame ra.

    6 Cennete girdim. Kapı kanatlarında altınla yazılmış şu üç satırı gördüm: Birinci satır: "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" İkinci satır: "Önden gönderdiğimizi bulduk. Yediğimizi kár ettik. Geride bıraktığımızı kaybettik." Üçüncü satır: "Ümmet günahkar, Rab ise mağfiret sahibidir."

    Hz. Enes r.a.

    7 * Kâbeye girmek; haseneye girmek, seyyieden çıkmaktır. Hz. ibni Abbas r.a.

    8 * Mü'minin mü'min min yanına girmesi bahçe gibidir. (Ferahlıkur). Mü'minin kâfirin yanına girmesi ise hüccettir. Mü'minin nuru gök ehli için parlar. Hz. ibni Abbas r..

    9 * Cennetin dereceleri Kur'anın ayetleri kadardır. Her ayet bir dereceye tekabül eder. Ve bu altıbin ikiyüz onaltı ayettir. Ve her derecenin arası yerle gök arası gibidir. Böylece Alayı illiyin'e kadar varılır. Onun yetmiş bin rüknü vardır ki onlar yakuttandır. Öyle bir yakıt ki nurunun aksi günler ve geceler mesafesinde parlar. Hz. Ibni Abbas ra

    10 * Adamın bilerek yediği bir dirhem riba, Allah (z.c.hz.) leri nezarında otuzaltı zinadan beterdir. Hz. Abdullah ibni Hanzalara

    11 * Helálden kazanılmış bir dirhem para ile satın alınacak bal, yağmur suyu ile karıştırılıp içilirse her derde deva olur. Hz. Enes r

    YanıtlaSil
  49. SAHIFE 327

    1. Allah (zc.hz.)leri buyurdu ki: "Her kim ki Benira kazama za gösterme Allahtz.c.hzler buse, Benden gayri Rab arasın." Hind

    2 Allah (z.c.hz)leri buyurdu ki: "Bir kimse Benim kaza ve kaderime razn Hx. Enesta olmazsa, Benden başka Rab arasın."

    3. Allah (z.c.hz.)leri buyurdu ki: "Bir kulum ki, vücuduna sıhhat ve afiyet Allah (chonun üzerine rızkımı genişlettim de beş senede bir Beni Hs. Ebu Hüreyre ra ziyarete gelmedi, Muhakkak o mahrumdur. (Kabe nyareti için.)

    Hz. Eba Hüreyre ra

    4 Allah (z.c.hz.)leri buyuruyor: "Ey adem oğlu! Beni zikrettikçe şükürde sin. Unuttukça küfürdesin."

    5. Allah (z.c.hz.)leri buyuruyor: "Ben kullarımdan mü'min bir kulumu mübtelá ettiğimde, Bana hamd eder, şükreder ve ibtilä ettiğim şeye sabrederse, muhakkak ki io, yatağından, anasından doğduğu günkü şibi, günahlarından temizlenmiş olarak kalkar." Rab, hafaza meleklerine de söyle buyurur: "Ben ku'umu şununla bağladım ve onu mübtelá ettim. Öyle ise siz ona hastalıktan önce ne ecir veriyordu iseniz, gene onn kendisine veriniz."

    Hz. Şeddad ibni Evsra

    6 Allah (z.c.hz.)leri buyuruyor: "Ben bir kimsenin gözlerini ama ettiğimde ona mukabil kendisine Cennet veririm." Hz. Cabir za

    7 Allah (z.c.hz.)leri buyuruyor: "Oruçlar siperdir. Kul onunla Cehennem ateşinden siperlenir. Oruç Bana aittir. Ona mükafatı da verecek za- tımdır." Hs. Cahir ra

    8 Allah Tebareke ve Teală şöyle buyuruyor: "Ben salih kullarıma, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan kalbine gelmedik nimetler hazırladım."

    Hx. Eba Hüreyте гл.

    9 Allah (z.c.hz.)leri buyuruyor: "Adem oğlu dehre sövmekle Bana eza ediyor. Dehr, Benim elimdedir. Gece ve gündüzü Ben evirip çeviriyə- rum." (Feleğe dil uzatmak, Bana küfürdür.) Hz. Ebu Hureyrе га

    10 Allah (z.c.hz.)leri buyuruyor: "Kulum bir iyilik yapmayı kast edib yapamadığında, bir sevap yazarım. Yaparsa on sevaptan yediyüt sevaba kadar yazarım. Bir kötülüğe kastedene, onu yapmadıkça bir şey yazmam. Yaparsa bir seyyie yazarım."

    Hz. Eba Hüreyre га

    11 * Allah (z.c.hz.)leri buyuruyor: "Kulum Bana kavuşmaktan hoşlanırsa Ben de ona kavuşmaktan hoşlanırım. Bana kavuşmak gitmiyorsa Benim de ona kavuşmak hoşuma gitmez." onun hoşuna

    Hz. Ebu Hureyre za

    12 * Allah (z.c.hz.)leri buyuruyor: "Benim mahlükum gibi birşey yapm kalkandan daha zalim kim vardır? Yaratsınlar bir tane. Yaratsınlar bir zerre veya yaratsınlar bir arpa."

    Hz. Ebu Hureyre ra

    13* Allah (zc.hz.)leri buyuruyor: "Adem oğlu ne nezrederse etsin, o yine takdir ettiğimi elde eder. Lakin, daha nevel böyle birşey yap değilken nezirle cimriden bir hayır daha evvel böyle birsetirir.

    YanıtlaSil

  50. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    327 1 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Her kim ki Benim kazama rıza göstermez ve belama sabretmezse, Benden gayri Rab arasın." Hz. Ebû Hind Ed Dari (r.a.)
    327 2 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bir kimse Benim kaza ve kaderime razı olmazsa, Benden başka Rab arasın". Hz. Enes (r.a.)
    327 3 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bir kulum ki, vücuduna sıhhat ve afiyet verdim ve onun üzerine rızkını genişlettim de beş senede bir Beni ziyarete gelmedi, muhakkak o mahrumdur. (Kabe ziyareti için) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    327 4 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Ey adem oğlu! Beni zikrettikçe şükürdesin, unuttukça küfürdesin." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    327 5 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Ben kullarımdan mü'min bir kulumu mübtela ettiğimde, Bana hamd eder, şükreder ve ibtila ettiğim şeye sabrederse, muhakkak ki o yatağından, doğduğu günkü gibi, günahlarından temizlenmiş olarak kalkar." Rab, hafaza meleklerine de şöyle buyurur: "Ben kulumu şununla bağladım ve onu mübtela ettim. Öyle ise siz ona hastalıktan önce ne ecir veriyordu iseniz, gene onu kendisine veriniz." Hz. Şeddad İbni Evs (r.a.)
    327 6 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Ben bir kimsenin gözlerini ama ettiğimde ona mukabil kendisine Cennet veririm." Hz. Câbir (r.a.)
    327 7 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Oruçlar siperdir. Kul onunla Cehennem ateşinden siperlenir. Oruç Bana aittir, ona mükafatı da verecek zatımdır." Hz. Câbir (r.a.)
    327 8 Allah Tebareke ve Teala şöyle buyuruyor: "Ben salih kullarıma, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan kalbine gelmedik nimetler hazırladım. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    327 9 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Adem oğlu dehre sövmekle Bana eza ediyor. Dehr, Benim elimdedir. Gece ve gündüzü Ben evirip çeviriyorum." (Feleğe dil uzatmak, Bana küfürdür.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    327 10 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Kulum bir iyilik yapmayı kast edib yapamadığında, bir sevap yazarım. Yaparsa on sevaptan yediyüz sevaba kadar yazarım. Bir kötülüğe kastedene, onu yapmadıkça birşey yazmam. Yaparsa bir seyyie yazarım." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    327 11 Allah ( z.c.hz.) buyuruyor: "Kulum Bana kavuşmaktan hoşlanırsa, Ben de ona kavuşmaktan hoşlanırım. Bana kavuşmak onun hoşuna gitmiyorsa Benim de ona kavuşmak hoşuma gitmez." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    327 12 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Benim mahlukum gibi birşey yapmaya kalkandan daha zalim kim vardır? Yaratsınlar bir tane, Yaratsınlar bir zerre veya yaratsınlar bir arpa." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    327 13 Allah (z.c.hz.) buyuruyor: "Adem oğlu ne nezrederse etsin, o yine takdir ettiğimi elde eder. Lakin, daha evvel böyle birşey yapmış değilken nezirle cimriden bir hayır çıkmış olur da onu Bana getirir." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil
  51. Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 117 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  52. BİR AYET

    21 Hazvan Cuma

    15 Zhicce 1445

    173

    Şüphesiz inkâr edenler Kur'an'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleriyle devireceklermiş gibi bakar, 'şüphe yok o bir delidir' derler. Oysa Kur'an, âlemler için ancak bir öğüttür. (Kalem, 68/51-52)

    YanıtlaSil

  53. ​Çıplaklık kültürü ve dip alt dalga
    Gazze’de soykırım yaşanırken asla başka bir mevzuya dair yazı-yazılar yazmayacağım demiştim. Ama dün Türkiye’de mukim Filistinli araştırmacı yazar Muin Naim’in çıplaklık kültürü ile ilgili bir yazısını okumuştum. Muin Naim yazısında mealen şunu demişti. Filistin’de bu gün çıplaklık kültürü ön planda olsaydı Batılılar bütün donanmalarıyla Filistin’e yardıma gelirdi. Filistinli insanlar açık saçık olsalardı Batılılar onları korurdu demişti.

    Filistin’de özellikle Gazze şeridinde yeni Kuran hafızları yetişiyor, Kuran bülbülleri yetişiyor. Orada şehadete susamış insanlar var. Bu dünyanın geçici, öte dünyanın kalıcı-ebedî olduğunun şuurunda olan insanlar var. Bu yüzden seküler Batı, Filistinlilere canınız cehenneme diyebilmektedir. Aslında seküler Batı’dan bahsederken Batının büyük bir kısmının Siyonist bir çetenin esiri altında olmasından ötürü seküler yaşama devam ettiğini belirtelim. Batıdaki değerleri ifsad eden bir yapı söz konusu ve bu ifsada karşı Batı’daki insanlar birçok tehlikeyi göze alarak Batı için irşad çalışmalarına başlamışlardır. Filistin’deki direniş Batı’nın irşad yönünü de ortaya çıkardı. Özellikle Amerika Birleşik devletlerinde siyahiler arasında İslam’la müşerref olan insanların sayısı günbegün artıyor. Siyahiler gibi beyazlar da Filistin’in onurlu direnişi karşısında İslam’ı tanımaya bu dinin değerlerini ve ritüellerini tedrici olarak yaşamaya başlamıştır.

    YanıtlaSil
  54. Zira Batılılar için sekülerizm, geldiğimiz noktada gündelik hayatın pratiklerini açıklama ve çözümlemede dışarı bırakılamayan bir kavram olarak yerini korumaktadır. Fakat Siyonistlerin Batı ülkeleri sonucunda Müslüman ülkelere dayattığı sekülerizm bir ifsad projesidir. Cuma günü ibadet gününü Pazar gününe almayı bir kenara bırakalım. Kuran harflerini yasaklamayı bir kenara bırakalım. Siyonistlerin seküler adı altında Müslüman ülkelere özellikle de Türkiye’ye dayattığı büyük fecaatler var. Bunlar arasında bir ifsad hareketi olarak toplumsal cinsiyet eşitliği projesi başta geliyor. LGBT propagandasının ana sponsorları bugün boykot listesine aldığımız firmalardır. Düşünün hafızlık yarışmasında bu firmaların sponsor olduklarını duyan var mı? Ya da bir ibadet yerinin açılması için maddi destek yapan bu firmalardan kaç tane var.

    Batı istedi zinayı, Batı istedi diye kız ve erkek öğrencilerin apartlarda beraber yaşamasını kanıksamış bir durumdayız. Aslında Batı’dan kasıt Siyonistler bunu istiyor.

    YanıtlaSil
  55. Türkiye Merkezli Müslümanlar olarak yakın zamanda 28 Şubat soğuğu yedik. Çil yavrusu gibi dağıldık. Kurumlar, dernekler vakıflar bir bir bizim elimizden ayrıldı. O dönemde İstanbul üniversitesinde öğrenciydim. 28 Şubat soğuğu yemiş bir insan olarak bugün yaşanan çıplaklık kültürünü anlayabilmiş değilim. Nasıl da kısa süre içerisinde çıplaklık kültürüne meyyal bir toplum haline getirildik.

    Yakın zamanda bir okul balosunda mini etekli bir kızın yanında başörtülü annesi ısrarla kızının balonun yapılacağı okula alınmasını istiyor. Okul yöneticileri üstü başı öğrenci şekline uymayan öğrenciyi alamayacaklarını söylüyor. Başörtülü anne yaygara koparıyor. Olaya güvenlik kuvvetleri karışıyor İlçe Milli Eğitim müdürü geliyor. Olay fazla büyümesin diye üstü başı açık saçık olan kızları okul bahçesine alıyor. Daha sonra Milli Eğitim bakanımız Yusuf Tekin, okul yönetimini haklı bulunca herkes gardını alıyor.

    Şimdi demem odur ki erkektir yapar diyen babalar ve ben yaşamadım kızım yaşasın diyen annelere üzülüyorum. İşte bunlar Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye romanında Doğuyu temsil eden Fatih semtinden tramvaya atlayıp Batı’yı temsil eden Harbiye’ye (Şişli) giden ve oradaki mağazaları, tüketim yerlerini gezmeye giden roman kahramanı Neriman gibidir. Bundan dolayı ne kadar Müslüman olsak da sekülerizm her zaman bizim bir tarafımızda bizi esir alacaktır.

    YanıtlaSil
  56. Bugün televizyondan dizilerinden sosyal medyaya her taraftan kadının reklâm malzemesi olarak kullanılması ve aşağılanması söz konusu. Kadınlar bu dizilerden en müstehcen yanlarıyla gösteriliyor. Yatak odasında bile giymeye utandıkları müstehcen elbiselerle kamera karşısına çıkıyorlar. Bu durum onları hiç rahatsız etmiyor mu? Biz ne ara böyle olduk.

    Otobüste, metroda yarı çıplak, dekolte, minilerle gezenlerle doludur. Bu rezilliklerin yaşanmasının zeminini hazırlayanlar kimler? Tabii de bizim boykot listesine aldığımız İsrail ürünleri ve İsrail’e destek çıkan Amerika, İngiliz, Alman, Fransız, İtalyan ürünleri…

    Bir yazıda okumuştum. İnsanı sadece içki sarhoş etmez. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran, dininden uzaklaştıran her şey insanı sarhoş eder.

    Kimliğini arayanlarla kimliğini inşa edenlere Edirneli Şair Hatemînin şu mısrasını ithaf etmeyi faydalı görüyorum.

    “Erişir menzil-i maksuduna aheste giden”

    Haz ve hız çağında merhum Yahya Kemali’de tahattür ederek “ezan sadece semtlerde değil kalblerde de okunsun inşallah.

    YanıtlaSil
  57. Aziz ve Celil olan Allah buyurur: " Kulumun Benim üzerimde ahdi vardır; namazlarını vaktinde dosdoğru eda ederse, ona azab etmiyeceğim ve onu Cennete hesapsız sokacağım."
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
    Sayfa: 329 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  58. Cennet ehli Cennetteki makamlarına yerleşir ve Cuma'dan Cuma'ya Allah'ı ziyarete giderler. Onlara Arşı Rahman aşikâr olup, Allah'ı görürler. Bu Cennet bahçelerinden birinde olur. Ve herkes derecesine göre bir minbere yerleşir. En aşağısının yerleri misk tepelerindedir. Ve bunlar kendi hallerini diğerlerinden aşağı görmezler. Soruldu ki: "Rabbimizi görecek miyiz?" Buyurudu ki: "Evet, ayın 14'üncü gününde görülmesinde, ya da güneşin görülmesinde nasıl hilâf yoksa, (veya bunları nasıl izdihamsız görüyorsanız) öyle Rabbinizi göreceksiniz." Allah (z.c.hz.) onlara ayrı ayrı muhatap olur. Ve hatta bazılarına dünyadaki bazı sözlerini hatırlatır. Kul: "Yarabbi mağfiret etmemiş miydin?" der. Allah: "Ettim de onunla buraya geldin" buyurur. O esnada iki bulut öyle güzel kokular serper ki, kimse böylesini görmemiştir. O zaman Allah Tealâ buyurur ki: "Haydi kalkın ikram edeceğim şeylerin başına." O zaman kalkıp cennetin çarşılarına gelirler. Bu çarşılarda aklın tasavvur edemiyeceği şeyler vardır. Orada ne para verilir, ne de yüklenilir. Sadece emredilir. İşte orada biz birbirimizle karşılaşacağız. Derecesi üstün olanların elbisesi başka olur. Ve birinin gözüne bu ilişince kendi elbisesi de derhal fevkalâde olur. Çarşılardan yerimize döneriz. Ailelerimiz: "Başka bir şekilde güzelleşip geldiniz" derler. Biz de deriz ki: "Tabii güzelleşip gelmek hakkımızdır. Zira Rabbımızı ziyaretten geliyoruz."
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 118 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  59. Kim ki bir kavmin hayır ve şer amellerinden hoşlanıyorsa, yapmasa da onu işlemiş gibidir.
    Ravi: Hz. Muhammed İbni Ali (r.a.)
    Sayfa: 396 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  60. İbadetin hayırlısı fıkıhtır.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 281 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  61. İmdi aşkdan muradımızı belirte- biliriz. Aşk; sevmek... Sevilmesi ge- rekeni sevmek. O'nun rızasını taleb etmek. O'na ve hükmüne teslim ol- mak. Hükmünü nefsimizde yaşamak sonra yaşatmak. Herşeyde daîma O'- nu düşünmek; büyük murakebeyi u- nutmamak. O'nun evi olan kalbe

    YanıtlaSil
  62. başkalarını yaklaştırmamak, Kalb kapısını ancak ve ancak O'nun rıza- sını alanlara, O'nun izniyle gelenlere, O'nun için çalanlara açmak. (Bu öl- çü ile mahlûkatı sevebildiğimiz ka- dar sevelim) Mahlukâtı;

    <<<Yaratılanı sevdim yaratandan ötürü sırrıyle sevmek. Kalb evini her türlü makam, para, şöhret ve şa- his putlarından temizlemek. İşte mu- habbet, işte aşk... İslâm gençliği bu vasıflarıyle tanınmalı. Bunun için, bu vasaifi haiz olması elzemdir. Bu ölçü oldukça ona anarşi yaklaşamaz. Zaten anarşî; kalbe, ihanetin cezası olarak girer. Nitekim orada, Allah sevgi ve rızasıyla buna müstenid o- larak bulunan sevgi ve rızanın dışın- da, bir muhabbet, bir rıza bulunursa anarşî var olmuştur. Bu sebeble de İslâm gençliği Allah'ın rızasını tah- sîle memurdur.

    Bu günkü düzen İslâm Gençliği- nin vasıflarına aykırıdır. Böyle bir düzen için kavgaya girmek, İslâm gençliğinin şiarı değildir. Düzeni biz getirmedik. Koruyucusu da biz ola- mayız. Giderse güle güle. Gelirken bizi ağlatarak geldi. Biz yine güle gü le diyoruz. Bizden bu kadar.

    Getirenler koruyor zaten, Bura-

    C

    YanıtlaSil
  63. Önce ahlâk

    Mil Selånet Partisi seçimlerde

    kullanacağı sloganları açıklamıştır. M S.P. lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbe kan tarafından yapılan açıklamaya göre parti, bu seçimlerde de bilhassa yine Önce ahlak ve maneviyat sloganını leyecektir. Açıklanan sloganlar arasınde şunlar yer almaktadır:

    Önce ahlâk ve maneviyat

    Montaj değil, ağır sanayi

    Köylüyü, İşçiyi, memuru, dargelirliyi, falze, vergiye meyeceğiz.

    Herkese refah

    Uydu değil, llder Türkiye

    Yeniden büyük Türkiye

    Doğru yol, haklı yol MSP Milli g

    rüşe Inananlar birleşelim

    MSP pişman etmez

    Laf değil, hizmet

    Yeni devir: Milli görüş

    Fabrika yapan fabrika

    Mer ile fabrika, herkese ly, herke se refah

    Milli görüş, Milli şuur, Milli ha le

    Oyalama değil, köklü İcraat.

    İnananlara tahakküm devri kapan di: CHP Gazoz, kola, montaj dev ri kapandı: AP

    Yeniden büyük Türkiye yenl de

    vir: MSP

    Denenmiş denenmez

    Solcuya, renksize aldanma

    Bu zafer Inananların zaferidir

    Ve zafer yakındır

    Milli, göçlü, süratli, yaygın kınma

    Kıbrıs'ı Yonan'a vermemek İçin, Ortak Pazar'a uşak olmamak iç MSP:

    YanıtlaSil
  64. 17 1445

    175

    BİR AYET

    Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr, 59/18)

    AHİRET GÜNÜ

    Hz. Peygamber'in Safa Tepesi'nde "Haberiniz olsun ki ben şiddetli bir azap öncesinde sizin için gönderilmiş bir uyarıcıyım." (Müslim, İmân, 355) dediği zaman- dan itibaren bir ömür boyu insanları hakkında uyardığı bir gün vardır: Ahiret günü. Geleceği kesin olan bu günün varlığına inanmak mümin olabilmenin vazgeçilmez bir şartıdır. Tüm insanların kabirlerinden çıkacağı, yeniden diri- lişin yaşanacağı, bazı insanların yaya bazı insanların binekli bazılarınınsa yüz üstü sürünerek bir araya geleceği toplanma günüdür o gün. "Bir yığın kemik, bir yığın toz olduğumuz zaman mı yeniden diriltilecekmişiz?" (İsrů, 17/49) diyerek Resûlullah'ı ciddiye almayanların ve bu günün geleceğine inandığı hâlde pervasızca yaşayan insanların aldandıklarını anlayacakları gündür. Herke- sin dünya hayatında yaptıklarının karşılığını göreceği hesap günüdür o gün. Malın mülkün hükümsüz kaldığı, aile, akraba ve dostun fayda sağlamadığı bu gün, kişinin tek sermayesi dünyada işlediği iyilikleri ve salih amelleridir.

    YanıtlaSil
  65. Bak. A. Toynbee, Civilisation on trial, Oxford 1949, s. 166-173.

    91

    Avrupa medeniyeti karşısında Rusya'nın içtimal bünyesinden. Türkiye'nin de psikolojik güçlüklerden ve ilmi bir yol bulunma masından ileri gelen buhranlarına da bu medeniyetin iki mem lekette aynı hazımsızlığı doğurması nazarile bakmak mümkün dür. Nitekim aşırı Garpçılığa karşı Rusya'da uyanan dini ve mil- li tepkiler Türkiye'de de, sosyal bir kanun olarak, kendini hisset tirmiştir. Halbuki görünüşte içtimai bünyesinin sağlamlığı, ahlâk ve meſkûre yüksekliği ile Türkiye'nin medeniyet dâvâsı bir bakı ma daha kolay yürüyecek, ilim ve teknik temeller üzerinde mad- dî-manevî imkânlarımızı kullanmak kâfi gelecekti. Bu da ilim, ahlâk ve mefkûresi sağlam bir kadronun yetiştirilmesi ve mües sir olması sayesinde mümkün olacaktı.

    YanıtlaSil
  66. Prof. Dr. OSMAN TURAN

    Türk cihân hâkimiyeti mefkûresi tarihi

    Türk Dünya Nizamının Milli İslâmi ve Insânî Esasları

    CİLD: 1

    HER HAKKI MAHFUZDUR

    DÖRDÜNCÜ BASKI

    NAKIŞLAR YAYINEVİ

    Babıâli Cad. No. 14

    Cağaloğlu İSTANBUL

    Tel: 26 82 01

    YanıtlaSil
  67. Allah Pazar ve Pazartesi günü arzı, Salı günü dağları ve dağlardaki faydalı şeyleri, Çarşamba günü ağaçları, medineleri, mamur araziyi ve harap araziyi, Perşembe günü ise göğü yarattı. Cuma günü, üç saat kalana kadar, yıldızları, güneşi ve ayı ve melaikeyi yarattı. Bu üç saatten ilk saatinde ecelleri, ikincide insanların faydalandığı her şeye ülfeti koydu. Son saatte de Adem (a.s.)'ı yarattı. Onu Cennette iskan etti. Ve iblise (meleklere) secde etmelerini emretti. Ve son vakitte de onu Cennetten çıkardı.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 279 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  68. Allah (z.c.hz.) bir kimseyi cehaletle asla aziz etmez ve ilimle de asla hor etmez.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    Sayfa: 371 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  69. 166 1 BİLİŞİM ÇAĞINDA INSAN, DİN VE DİYANET

    Peygamber Efendimiz bir gün mescide girdiğinde bir kısmı tilavet ve dua ile, bir kısmı ise ilimle meşgul olan iki topluluk görünce, her iki grubun da hayırlı bir işle meşgul olduğunu ifade ettikten sonra "ben muallim olarak gönderildim" buyu- rarak ilimle meşgul olanların yanına oturmuştur. 158 Söz konusu rivayet ve uygulamalar mescitlerin ilim merkezi oluşunu iba- det mekânı olmasından daha güçlü hale getirmektedir.

    Bu bağlamda önemli bir örnek de Mescid-i Nebi'nin bir

    PAST

    YanıtlaSil
  70. BİLİŞİM ÇAĞINDA

    INSAN

    DIN VE

    DİYANET

    PROF. DR. ALİ ERBAŞ

    YanıtlaSil
  71. 177

    Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendi- lerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılıp zekât vermeyi vahyettik. Onlar, bize hep kulluk ettiler. (Enbiya, 21/73)

    BİR AYET

    HZ. ŞUAYB VE NAMAZ AHLAKI

    Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Şuayb'ı örnek göstererek namazın, kişinin davranışlarına ahlaki yönde katkı sağladığının altını çizer. Buna göre Hz. Şuayb, Medyen halkına ölçü ve tartıda adaletli olmalarını, haksızlık ederek insanların mallarından çalmamalarını ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak başkalarına zarar vermemelerini öğütler. Bu öğütler karşısında Medyen halkı ona şu soruyu sorar: "Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı şeylerden yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emredi- yor? Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın." (Hüd, 11/87) Hz. Şuayb örnekliğinde, bu ayet namazın ahlaki bakımdan kişiyi kötülük ve haksızlıklardan alıkoyan yönünü anlatır. Zira bir insan namaz kılıyorsa, Allah'ı anıyor ve O'na ibadet ediyorsa, ahlaki anlamda da ona layık bir kul olması gerektiğini, nihayetinde gün gelip Rabbine hesap vermek zorunda olduğunu sık sık hatırlıyor demektir.

    YanıtlaSil

  72. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    121 1 Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının. Hz. Câbir İbni Semure (r.a.)
    121 2 Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. Ve "Rüveybida" söz sahibi olur. "Rüveybida kimdir?" diye soruldu. Ammenin işleri hakkında söz sahibi olan sefih kimsedir." buyuruldu. Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
    121 3 Kıyametin önü sıra deccal ve onun önü sıra da 30 kadar veya daha fazla yalancı gelir. Bu yalancıların alâmetleri soruldu. Buyuruldu ki: "Onlar sizde olmayan adetler getirirler ve diyanetinizi o âdetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    121 4 Kıyametin önü sıra tanıdık kimselere selâm vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derecede ki, kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar ve yalancı şahidler çıkar, gerçek şahidlik gizlenir, muharrirler ise çoğalır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    121 5 Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    121 6 Yeryüzünde Allah'ın evleri mescidlerdir. Ve oraya gelene ikramda bulunmak Allah'ın kendi üzerine aldığı bir haktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    121 7 Cebrail (a.s.) Benî Ademin ihtiyaçlarını yerine getirmeye memur edilmiştir. Kâfir dua ettiğinde Allah buyurur: "Bunun isteğini vererek ağzını kapatın. Duasını işitmek istemiyorum." Hz. Câbir (r.a.)
    121 8 Rabbim Tebareke ve Teala hazretleri Kur'an'ı Bana bir vecihle okumak üzere gönderdi. Ben de ümmetime kolaylık olması için iade ettim. İki vecih yapıp gönderdi. Ben yine, ümmetime kolaylık olması için, tekrar iade ettim. Bunun üzerine yedi vecihle okunmak üzere tekrar gönderdi ve: "Reddin için istiyeceğin üç dilek vardır" buyurdu. İki defa, "Allahümmeğfir li ümmetî" dedim. Üçüncüyü ise öyle bir güne bıraktım ki o gün bütün halk ve hatta İbrahim (a.s.) bile Bana gıpta eder. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)

    YanıtlaSil

  73. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    332 1 Zekeriya (a.s.)'ın oğlu Yahya (a.s.) Meryem oğlu İsa (a.s.)'a: "Sen Ruhullah, kelimetullahsın, benden hayırlısın" dedi. İsa (a.s.) da dedi ki: "Bilakis, sen benden daha hayırlısın. Seni Allah selamladı, halbuki ben kendimi selamladım." Hz. Hasan (r.a.)
    332 2 Lokman (a.s.) oğluna öğüt verirken şöyle dedi: "Ey evladım! Sakın başın, yüzün örtülü gezme. Bu, gece için korkunç, gündüz için zillettir." Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    332 3 Şeytan dedi ki: "Mal sahibi, şu üç şeyin birinden benden salim olmaz ve sabah akşam ona bunlar için vesvese vermeye çalışırım: Malı helal olmıyan yerden edinmesine uğraşırım. Hak olmayan yere harcatmaya çalışırım. Mala karşı içine sevgi ve muhabbet veririm ki, onu yerine harcayamasın." (Allah'ın siyaneti oldumu başka) Hz. Abdurrahman (r.a.)
    332 4 İblis Rabbına dedi ki: "Ya Rabbi, Adem (a.s.) Cennetten indirildi. Muhakkak ben biliyorum, kitap ve Peygamber olacak. Onların kitap ve Peygamberleri nedir?" Buyurdu ki: "Rusulleri melaike ve kendilerinden olan Nebilerdir. Kitapları Tevrad, İncil, Zebur ve Furkandır." Dedi ki: "Öyleyse benim kitabım nedir?" "Senin kitabın resim (dövme) dir, kıraatın şiir, elçilerin kahinler, yemeğin, üzerine besmele çekilmeyen şeyler, içeceğin sarhoşluk veren her içki, sıdkın yalan, evin hamam, tuzakların kadınlar, müezzinin çalgılar, mescidlerin de çarşılardır." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    332 5 İblis Rabbına dedi ki: "İzzetin ve Celalin hakkı için, canları bedenlerinde bulundukça Adem oğlunu iğfal edeceğim." Allah (z.c.hz) de buyurdu ki: "Onlar Benden mağfiret istedikleri müddetçe Ben de onları mağfiret edeceğim." Hz. Ebû Said (r.a.)
    332 6 Melaike dedi ki: "Ya Rabbi bu kulun fenalık yapmak istiyor." Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bekleyin, yaparsa bir günah yazın. Terkederse bir sevap yazın. Zira o, o günahı ancak Benim için terketmiştir." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    332 7 Davud (a.s.) oğlu Süleyman (a.s.)'ın annesi Davud oğlu Süleyman (a.s.)'a dedi ki: "Ey evladım! Gece çok uyuma. Zira geceleyin çok uyumak kıyamette insanı fakir bırakır." Hz. Câbir (r.a.)
    332 8 İsrail oğulları Musa (a.s.)'a dediler ki: "Rabbim namaz kılıyor mu? Musa (a.s.): "Ey beni İsrail, Allah'dan korkun" dedi. Allah sordu: "Ey Musa (a.s.) kavmin sana ne diyor? Dedi ki, "Bildiğin şey Ya Rabbi. Diyorlar ki: "Rabbin namaz kılıyor mu?" O zaman Allah buyurdu ki: "Öyle ise onlara haber ver ki, Salatım, kullarım için Rahmetimin, gazabım üzerine sebkat etmesidir. Yoksa onlar helak olurdu." Hz. Enes (r.a.)

    YanıtlaSil

  74. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    278 1 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yarattı. Sonra da arkasını sağı ile mesh etti. Bu mesh ile zürriyet çıkardı ve buyurdu ki: "Bunlar kusur da etseler kendilerini Cennet için yaratmışım. Onlar Cennet ameli yaparlar ve kusurlarına da bakmam." Sonra gene onun sırtını mesh etti. Ondan bir zürriyet daha çıkardı ve: "Bunları Cehennem için yarattım. Ve amelleri de Cehennem ehli amelidir" buyurdu. Bunun üzerine bir adamın: "Amel ne için ya Resulallah?" diye sorması üzerine buyurdu ki, Allah kulu Cennet için yarattığı zaman onu ehli Cennet amelinde kullanır. Öyleki o kimse Cennetliklerin amellerinden bir amel üzere ölür ve Cennete girer. Cehennem için kul yarattığında ise, onu Cehennem ehli amelinde kullanır. Öyleki o kul, Cehennemliklerin amelinden bir amel üzere ölür. Hz Ömer İbni Hattab (r.a.)
    278 2 Allah (z.c.hz.)'leri Ademi (a.s.)'ı kendi eliyle Cuma günü yarattı ve ruhundan nefyetti. Ve meleklere ona secde etmeyi emretti de hepsi ettiler. Yalnız şeytan etmedi ki, o cindendir. Ve o şeytan Rabbının emrinden fısk etti. Yani Rabbının emrinden çıktı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    278 3 Allah imanı müsamaha ve haya içinde yarattı. Küfrü de hasislik ve emel içinde yarattı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    278 4 Allah (z.c.hz.)'leri Adem (a.s.)'ı yeryüzünün her tarafından aldırdığı toprakla yarattı. Zürriyeti de ona göre meydana geldi. Bu sebeble onlardan bazıları siyah, beyaz, esmer, kırmızı, bazısı da bunların arasında, bazısı yumuşak, bazısı sert bazısı ise halis ve temiz oldu. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    278 5 Allah (z.c.hz.)'leri Mekke'yi yarattı ve onu nefse ağır gelen şeylerle ve derecatla bezedi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    278 6 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan birşey yaratmadan bin sene evvel Mekke'yi yarattı ve etrafını meleklerle bürüdü. Ondan sonra onu Medine'ye ulaştırdı. Ondan sonra da Medine'yi, Kudüs'e ulaştırdı (ekledi) Ve ondan bin sene sonra da dünyayı bir kerede yarattı. Hz. Âişe (r.anha)
    278 7 Allah (z.c.hz.)'leri üç şeyi eliyle yaptı: Adem (a.s.)'ı eliyle yarattı. Tevratı eliyle yazdı. Ve Cennetin ağaçlarını kudret eliyle dikti. Hz. Haris (r.a.)
    278 8 Allah (z.c.hz.)'leri arzdan melaike-i kiramı nurdan yarattı. Onların içinde sinekten daha ufak melek te vardır. Ve Allah melaikeyi halk edince şöyle buyurdu: "Bin olsun, iki bin olsun" Hz İbni Amr (r.a.)
    278 9 Allah (z.c.hz.)'leri toprağı Cumartesi günü, dağları Pazar günü, ağaçları Pazartesi günü, hoşa gitmiyen şeyleri Salı günü, nuru da Çarşamba günü yarattı. O toprakta hayvanatı Perşembe günü yaydı. Adem (a.s.)'ı ise Cuma günü ikindiden sonra son mahluk olarak yarattı. Cuma'nın son saatinde ikindi ile akşam arasında. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    278 10 Allah (z.c.hz.)'leri cinleri üç sınıf üzerine yarattı. Bir sınıf yılanlar, akrepler ve yeryüzü haşeratı gibi, bir sınıf havada rüzgar gibi, bir sınıf da vardır ki, üzerine hesab ve ikab terekküb eder. Allah, insanları da üç sınıf üzerine yaratmıştır: Bir sınıf hayvanlar gibidir. Allah Teala bunlar için şöyle buyurmuştur; "Onların kalbleri vardır, onunla anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla göremezler. İşte bunlar hayvanlar gibidir. Belki daha aşağıdır." Bir sınıf, bedenleri beni Adem bedeni gibi, ruhları ise şeytanların ruhudur. Bir sınıf ise, Allah'ın gölgeliklerinden başka gölgenin olmayacağı günde Onun gölgesinde (barınacak halifesi)dir. Hz. Ebud Derda (r.a.

    YanıtlaSil
  75. 42. Hakkı (gerçeği) batıl ile bulayıp/örtüp de bile bile hakkı gizlemeyin (hakkın üstüne örttüğünüz batılı hak diye göstermeyin).[20]

    43. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû eden (mü’min)lerle birlikte rükû edin.[21]

    44. Siz Kitab’ı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup da, (diğer) insanlara iyilik yapmalarını (ve takvâyı) mı emrediyorsunuz? (Bunun çirkin olduğunu) hiç düşünmüyor musunuz?

    45. (Ey müslümanlar!) Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Şüphesiz bu (şekilde yardım istemek Allah’a) gönülden saygı duyanlardan başkasına zor ve ağır gelir. [krş. 2/153, 186]

    46. Onlar, mutlaka Rablerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini bilirler (de namazlarını yüksünmeden, huşû içinde kılarlar).

    47. Ey İsrâiloğulları! Size bağışladığım (bunca) nimetimi ve bir de (vaktiyle tevhid inancında olmanız dolayısıyla) insanlar arasından siz(in o zamanki ecdadınız)ı tercih ettiğimi (üstün kıldığımı) hatırlayın.

    48. Artık öyle bir günden korkun, ki (o günde azaptan kurtulmak için) hiçbir kimse, bir başkası yerine bir şey ödeyemez. (Allah’ın izni olmadıkça) hiç kimseden şefaat kabul olunmaz; hiç kimseden bedel (fidye) de alınmaz ve (Kur’an geldiği halde) o(na inanmaya)nlara yardım da edilmez. [bk. 2/123]

    YanıtlaSil
  76. 20] İslâm’a uygun olmayan söz ve hareketler batıldır. Eğer hak olan batıla bulanır, ona karıştırılırsa, hak anlaşılmaz, batılın içinde özelliğini kaybeder ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, “batılı da hakla süslemeyin, altında hak var diye batılı cazip göstermeyin” demektir (İbni Teymiyye, s. 52; Elmalılı, I, 285). Yahudiler, Tevrat’taki bazı hükümleri değiştiriyorlar ve kendi uydurdukları batıllara “hak (doğru) bu” diyorlardı.

    [21] Âyet-i kerîmede önce “namaz kılın” denildiği halde tekrar “rükû edenlerle beraber rükû edin” buyurulmasında namazın cemaatle kılınmasına ayrıca önem verilmesi gerektiğine işaret vardır (Beydâvî; Râzî, II, 475; Hazîn, I, 43; Cezîrî, I, 405-406). Yahudiler ve hıristiyanlar namazlarında, kıyamdan sonra doğrudan secdeye giderlerdi. Bu ifade ile onlardan İslâm’ın öngördüğü gibi namaz kılmaları istenmiş olmaktadır. [bk. 3/71; Elmalılı, I, 337]

    YanıtlaSil
  77. feyzu l Furkan Kur'an Kerîm Meali ve Tefsiri
    Bakara Suresi 42.ayet

    YanıtlaSil
  78. 38. "Inin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol göste- ren gelecektir; Benim yolu- ma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyecek- lerdir" dedik. 39. İnkâr eden kimseler ve âyetlerimizi ya- lan sayanlar cehennemlik olanlardır, onlar orada temelli ka- lacaklardır. 40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim ni- meti hatırlayın ve ahdimi yerine ge- tirin ki Ben de yerine getireyim; yoksa Benden korkun. 41. Elinizde bulunan Tevrat'ı tasdîk ederek indir- diğim Kur'ân'a, inanın; onu ilk inkâr edenler siz olma- yın, âyetlerimi hiçbir değere karşılık değiştirmeyin ve yal- nız Ben'den korkun. 42. Hak- kı bâtıla karıştırmayın ve bi- le bile hakkı gizlemeyin. 43. Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte rüků edin.

    YanıtlaSil
  79. 6 -

    edin. 44. Kitabı okuyuersiniz? Dusuhalde kendinizi unutur da başkalarına- 44. İyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz? 45-46. Sabır aşkalarına a Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacak ve onamaz ceklerini umanlar ve hûşû duyanlardan başkasına namazedonte ağır gelir. 47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir za manlar âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 48. Kimsenin kimseden faydalanamıyacağı, kimseden bir şefâat kabul edilmeyeceği, kimse- den bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.

    YanıtlaSil
  80. -6-

    44. Kitab'ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına 44. İyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz? 45-46. Sabır ve nam la Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacak ve ona amaz ceklerini umanlar ve hûşû duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir. 47. Ey Isrâiloğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir za manlar âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 48. Kimsenin kimseden faydalanamıyacağı, kimseden bir şefâat kabul edilmeyeceği, kimsə den bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun. edin.

    DI

    YanıtlaSil
  81. Diyanet İşleri Başkanlığı'nım 15.4.1981 gün ve 1046 sayılı onayına istinaden (Kur'ân-ı Kerim ve Turk- çe Anlamı)'nın Mushaf metni, Di- yanet İşleri Başkanlığı'nca 3 üncü baskısı yapılan Hasan Rıza hattı Mushaf-ı Şerif'in filimlerinden kop- ya edilmiş, Mushafları inceleme Ku- rulu'nca, yönetmelik hükümlerine göre incelenerek 26.3.1981 tarih ve 4 sayılı basım ve tetkik kararı ile 275 tasdik numarası altında (20.000) adet olarak ofset sistemiyle Ankara'da Gaye Matbaacılık Sanayii'nde bastırılmıştır.

    YanıtlaSil
  82. TARIH BOYUNCA İKİYÜZLÜLER

    DERİN ŞECERE

    Tarihî seyir içinde ikiyüzlülük, münafıklık, kalleşlik sık sık takınılan bir tavır olmuştur.

    Hahamlar samimi Yahudiler midir? Yoksa Hz. Musa ile gönderilen

    Tevrat'i menfaatlerine göre tahrif mi etmişlerdir?

    Aziz Paulus yani Sen Pol samimi Hıristiyan mıdır?

    Yoksa Hz. İsa ile gönderilen İncil'i tahrif mi etmiştir?

    Abdullah ibni Sebe İslâm'a

    Rafizi inancını getirenlerden midir?

    Bunların, tarihi seyir içinde hayatları ve icraatları incelendiğinde

    ikiyüzlü bir karakter ortaya koydukları görülmektedir.

    Son asırlardaki Sabetay Sevi, Emmanuel Karasso, Moiz Kohen, David ben Gurion gibi bazı dönme ve Yahudiler de bu gruptandır.

    Hamparsum Boyacıyan, Gabriyel Noradükyan, Agop Dilaçar Martayan, Mıgırdıç Şellefyan gibi bölücü Ermeniler de bu gruptandır.

    Ezber bozan gerçekler zihinleri allak bullak etmektedir. Görünmeyen bir şecere tarihi seyir içinde bizimle yaşamıştır, yaşamaktadır.

    ISBN 978-605-9127-04-2

    9786059127042

    YanıtlaSil
  83. MUSTAFA AKGÜN

    TARIH BOYUNCA İKİYÜZLÜLER DERİN ŞECERE

    PM

    PANAMA

    YanıtlaSil
  84. Mirasta aldanan kazanır.
    Atasözü
    Prof Dr Mahmud Esad Coşan

    YanıtlaSil
  85. Son sözü: "Namaza, namaza (dikkat edin) idareniz altında bulunanlar ve memlükleriniz hususunda Allah'tan korkun." Oldu.
    Ravi: Hz Ali (r.a.)
    Sayfa: 562 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  86. Tabiinin en hayırlısı, öyle bir Üveysi (Veysel Karani) vardır ki, o annesine sadıktır. Allah'a and verse Allah onun andını geri çevirmez. Onun elinde bir beyazlık vardır. Ona rastlarsanız sizin için istiğfar etmesini isteyin.
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 122 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  87. Bir mü'minin öldürülmesi, Allah'ın indinde, dünyanın yıkılmasından daha büyüktür.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 333 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  88. İki surun arası kırk senedir. Ondan sonra Allah bir yağmur yağdırır ki dereden nebatın bitmesi gibi insanlar hayat bulur. Halbuki, kuyruk sokumundaki tek bir kemik hariç olmak üzere, insandan hiç bir şey kalmamıştır. İşte kıyamet gününde insanlar tekrar ondan halk olunacaktır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 373 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  89. SAYFALAR ARASINDA

    Atatürk düşmanlığına Tercüman

    A TATÜRK düşmanı gazete Tercӣ- man, 1 Nisan 1970'te yazıyor. "All Rıza Efendi Atatürk'ün sade- ce üvey babası idi. Ali Rıza Efendi Atatürk'ün valideleri Zübeyde hanımla ev- lendiği zaman Zübeyde hanımın ikisi erkek biri kız olmak üzere üç çocuğu vardı. Sü- reyya, Mustafa ve Makbule... Atatürk'ün ağabeysı Süreyya Bey de subay olarak ye- lişmiş, şakağına bir kurşun sıkarak intihar etmiştir... Atatürk'ün asıl babasının adı Bekir'dir. Arnavut Bekir Ağa derlerdi ona. Gümrük kolcusu idi... Bir gümrük kaçak- çısını vurmuş ve hapise düşmüş, orada ve- fat etmiştir."

    Evet, Atatürk düşmanı gazete, Atatürk'e dūpedüz iftira ediyor. Bir insanın babası katil de olabilir ve bu olgu çocuğu bağla- maz. Ne var ki yalan dolanla Atatürk'ün ba- basını katıl yapmak, sevgiyi değil derin düşmanlığı vurgulayan kanıtıttır.

    Atatürk düşmanı gazete Tercüman, 10 Kasım 1970 günü yazıyor:

    "Büyük Allah ile yetinmeyerek, daha doğrusu onu asla anlayıp hissetmeyerek ve yüce Kur'an ulu peygamberin rehberliği kıymetini bilmeyerek Gazi Mustafa Ke- mal'den kah bir Tanrı', kah bir Peygamber' çıkarmaya kalkanlar... Onu hiçbir dine sız- dıramayarak tabutu, sandukası ve heykel- leri etrafında, yeni, acaip ayinler icadına kalkanlar, bu mübarek ay ile 10 Kasım'ın iç-içe gelişine dikkat etsinler. Ruhlarını yı- kasın, thtiras ve kötülükten arınsın ve ha- tadan dönmenin fazilet olduğunu öğren- sinler O'nda uzun süre uğraşarak meyda- na getirmeye çalıştıkları kibiri okşamak İçin 'Atatürk' sıfatını verdiler parmak zoru Ile. Niçin Atatürk? Mustafa Kemal'den önce Türklük yok mu idi? Veya Türklük ondan

    mı doğmuştu? Yanlış bir sıfatlı bu (...) Bir mermer yapıt yonttular, yonttular, kah bir sol yumruk, kah bir sille, yahut tekme gibi milletin üzerine giden silüet çıkardılar." Evet, Atatürk düşmanı gazete "Rama-

    zanda 10 Kasım" başlığı altında bunları ya- zıyor. Anıtkabir'de saygı duruşuna geçen- lere diyor ki:

    "Atatürk'ün sandukası etrafında, yeni acayip ayinler icadına kalkanlar, ruhları- nızı yıkayın, kötülükten arının, hatadan dönün!..."

    Atatürk düşmanı gazete 27 Ağustos 1976'da yazıyor:

    "Lozan deyince, siz meşhur Deniz Klü- bünün danslı, şanslı, mehtaplı, maytaplı, pokerli. jokerli gecelerini hatırlarsınız. Biz- se bundan elli küsur sene önce Türk'ün birçok haklarının heba edildiği İsviçre şeh- rini. (...)

    Top deyince, siz sahada yuvarlanan ve yirmi iki kişiyi peşinde koşturan meşin yu- varlağı anlarsınız. Biz İstanbul'u döven şa- hiyi. Roma deyince siz Aşk Çeşmesini, Sophla Loren, Gina Lollobrigida, Claudla Cardinale başta bircümle 'Romalı dilberle- ri' düşünürsünüz. Biz Fatih'in ve Yavuz'un yarım kalmış, hedefi açıklanmamış iki se- ſerini ve Roma Kızıl olmasını. (...)

    Biz 'Atam' deyince kastımız 'Adem pey- gamberdir', siz 'Atamız' dersiniz, kastınız maymundur."

    Evet Atatürk düşmanı gazete "Siz ve Biz" başlıklı yazısında Atatürk düşmanlığına Lozan'la başlayıp Atatürk'e küfürle bitiri- yor.

    İlhan Selçuk

    22 Nisan 1981

    Cumhuriyet

    YanıtlaSil
  90. YAKIN TARİH

    Ansiklopedisi

    (10)

    Yeni Nesil

    YanıtlaSil
  91. HAYİM NAUM- Bu Yahudi Haham Başı da Lozan's bizim heyette müşavir olarak gitmişti. İngilizler na- mına casusluk yaptığı söyleniyordu. Lozan dönü- şünde Eskişehir'de Mustafa Kemal'le görüşmüştü.

    YANITLASİL

    yuksel29 Haziran 2024 13:21
    YAKIN TARİH Ansiklopedisi

    9

    Yeni Nesil
    sy. 63.

    YanıtlaSil
  92. şına gelmeyen şeyin de kaderde öyle yazılı olduğunu bilmedikçe ulaşamaz.

    - ٤٣٣٨ ** لِكُلِّ شَيْءٍ زَكَاةً وَزَكَاةُ الْجَسَدِ الصَّوْمُ (هب هـ عن ابي هريرة طب عدم

    هب عن سهل بن سعد)

    4338- Her şeyin bir zekâtı (sadakası) vardır. Cesedin ze- kâtı (sadakası) ise oruçtur.

    مَعْدِنٌ وَمَعْدِنُ التَّقْوَى قُلُوبُ الْعَارِفِينَ (طب لِكُلِّ شَيْءٍ عن ابن - ٤٣٣٩

    عمر) 4339- Her şeyin bir kaynağı vardır. Takvanın kaynağı, ariflerin kalpleridir.

    ٤٣٤٠ - لِكُلِّ شَيْءٍ مِفْتَاحٌ وَمِفْتَاحُ السَّمَوَاتِ قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ (طب عن

    معقل بن يسار عن ابي هريرة

    4340- Her şeyin bir anahtarı vardır. Göklerin anahtarı "Lâ ilâhe illellâh" sözüdür.

    ٤٣٤١ - لِكُلِّ شَيْءٍ صَفْوَةٌ وَصَفْوَةُ الإِيمَانِ الصَّلَوةُ وَصَفْوَةُ الصَّلَوةِ التَّكْبِيرُ

    الأولى (هب عن ابي هريرة

    4341- Her şeyin özü vardır. İmanın özü namazdır. Na- mazın da özü iftitah tekbiridir.

    ٤٣٤٢ - لِكُلِّ قَلْبٍ وَسْوَاسٌ فَإِذَا فَتَقَ الْوَسْوَاسُ حِجَابَ الْقَلْبِ نَطَقَ بِهِ النِّسَانُ وَأُخِذَ بِهِ الْعَبْدُ وَإِذَا لَمْ يُفْتَقِ الْقَلْبُ وَلَمْ يَنْطُقْ بِهِ النِّسَانُ فَلَا حَرَجٍ

    الديلمى كر عن عائشة وفيه محمد بن سليمان قال عق حدث ببواطيل

    4342- Her kalbin bir vesvesesi vardır. Eğer vesvese kalp

    perdesini yırtarsa dil de onu konuşur ve onunla sorumlu tutulur.

    Eğer kalp perdesini yırtamazsa tabii ki dil de onu söylemez ve

    günaha girmez.

    YanıtlaSil
  93. 4334- Her şeyin bir ilerleyişi, bir de geri gidişi vardır. Kabilenin hepsinin fakih olması, dinin ilerleyişinin alametidir. Bir veya iki kuru kafalı kimse hariç bütün kabilenin onu iyi anlaması dır. Dinin geri gidişi, bir veya iki fakih olan kişi hariç, tüm kabile. nin o dini anlamamasıdır. O iki kimsenin de (kabilesi tarafından) sözleri geçmez ve zelil görünmeleridir. İnançları ve gayelerinde hiçbir yardımcı bulamamalarıdır.

    ٤٣٣٥ - لِكُلِّ شَيْءٍ حِلْيَةٌ وَحِلْيَةُ الْقُرْآنِ الصَّوْتُ الْحَسَنُ (عب ك خط ض عن

    انس وابو نعيم عن ابن عباس)

    4335- Her şeyin ziyneti vardır. Kur'an'ın ziyneti güzel ses- tir.

    ٤٣٣٦ - لِكُلِّ شَيْءٍ اَسٌ وَاَسُّ الإِيمَانِ الْوَرَعُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ فَرْعٌ وَفَرْعُ الإِيمَانِ الصَّبْرُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ سَنَامٌ وَسَنَامُ هَذِهِ الْأُمَّةِ عَمَى الْعَبَّاسُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ سِبْطٌ وَسِبْطُ هَذِهِ الْأُمَّةِ الْحَسَنُ وَالْحُسَيْنُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ جَنَاحٌ وَجَنَاحُ هَذِهِ الْأُمَّةِ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ مِجَنِّ وَمِجَنُ هَذِهِ الْأُمَّةِ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ (خط كر عن

    ابن عباس)

    4336- Her şeyin bir esası (temeli) vardır. İmanın temeli veradır. Her şeyin fer'i (dalı) vardır. İmanın fer'i (dalı) sabırdır. Her şeyin bir hörgücü (tepesi) vardır. Bu ümmetin hörgücü am- cam Abbas'tır. Her şeyin bir torunu vardır. Bu ümmetin torunu Hasan ile Hüseyin'dir. Her şeyin bir kanadı vardır. Bu ümmetin kanadı Ebu Bekr ile Ömer'dir. Her şeyin bir kalkanı vardır. Bu Ümmetin kalkanı Ali b. Ebi Tâlib'dir.

    ٤٣٣٧ - لِكُلِّ شَيْءٍ حَقِيقَةٌ وَمَا بَلَغَ عَبْدٌ حَقِيقَةَ الإِيمَانِ حَتَّى يَعْلَمَ أَنَّ مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَهُ وَمَا أَخْطَاتُهُ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَهُ (حم طب ن عن أبي الدرداء)

    4337- Her şeyin bir hakikatı vardır. Kul imanın hakika tına, başına gelen şeyde kendisinin hatası olmadığına (ancak başına gelenin kaderde yazılmış olduğunda, halmadan ötürü ba

    G

    YanıtlaSil
  94. Eğer anne baban, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa bu durumda onlara uyma ama yine de onlara dün- yada iyi davran... (Lokman, 31/15)

    BİR AYET

    OKÇULARIN SERDARI: SA‘D B. EBÛ VAKKĀS

    Çocukluğundan itibaren Mekke'de cesareti, güzel ahlakı ve insanlara say- gısı ile itibar kazanan Sa'd, genç bir delikanlıyken Hz. Peygamber'in pey- gamberliğini onaylamış, Müslüman olmuştur. Annesine düşkünlüğü ile de bilinen Sa'd, İslam'ı kabul etmeyen annesinin baskılarıyla uzun süre mü- cadele etmek zorunda kalmıştır. "Anneciğim, bin tane canın olsa ve bunları tek tek versen, ben yine de dinimden dönmeyeceğim." diyerek kararlılığını dile getirmiştir. Hz. Peygamber'in Mekke ve Medine'de sıkıntı yaşadığı her anda yanında olmaya çalışarak Efendimizin hayır duasını almıştır. Uhud Gazvesi'nde Peygamberimiz, ok kullanmadaki mahareti sebebiyle Sa'd'a okları birer birer uzatarak şöyle dua etmiştir: "Allah'ım! Dua ettiğinde, Sa'd'ın duasını kabul buyur! Atışını da doğrult!" Hz. Peygamber'in bu duasına maz- har olması sebebiyle insanların nezdinde Sa'd, duası kesin kabul edilen biri olarak şöhret bulmuştur.

    YanıtlaSil
  95. Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  96. Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.)
    Ravi: Hz Ali (r.a.)
    Sayfa: 293 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  97. Tevfikin azı, aklın çoğundan hayırlıdır. Dünya hususundaki akıl mazarrat, din hususundaki akıl ise meserrettir.
    Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
    Sayfa: 336 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  98. Fıkhın azı, ibadetin çoğundan hayırlıdır. Kul, Allah'a halis olarak ibadet ederse, fıkıh ona öğretilir. Cehil olarak da kişiye, aklını beğenmek yeter. İnsanlar iki sınıftır: Mü'min ve cahil. Öyle ise sen mü'mine eza etme, cahille de bulunma.
    Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.)
    Sayfa: 336 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  99. Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor)
    Ravi: Hz. Ubâde (r.a.)
    Sayfa: 294 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  100. Ayrıca evrenin ezelî olmadığı ve maddede yaratma gücünün bulunmadığı yolunda ulaşılan yeni bilimsel bilgiler de maddeciliğin temelsizliğini kanıtlar mahiyettedir.

    YanıtlaSil
  101. Günümüzde iletişim ve medya ha yatın merkezine oturmuş durumdadır Böyle bir ortamda fıtratı korumada en tesirli cihad, kaliteli, cazip ve fay- dalı muhteva üretmektir. Muhtevanın ve sözünün tesirini artırmak için in- sanlara akılları nispetinde söz söyle- meye çalışmak savunma sanayi için en tesirli ve güncel silahları bulup kullanmak kadar mühim bir şarttır. Peygamber Efendimiz sallallahu aley- hi ve sellem: "Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır” (Müslim, İmare, 167; Ebu Davud, Cihad, 23) bu- yurmuşlardı. Sözün kuvveti, muhata- bın gönlünü cezbetmesinde, görün- tünün kuvveti tefekkürü hareket ge- çirmesindedir.

    YanıtlaSil
  102. ٦٣٩٢ - يَكُونُ قَبْلَ خُرُوجِ الدَّجَّالِ نِيفُ عَلَى سَبْعِينَ دَجَالاً" (نعيم بن حماد

    عن انس) 6392- Deccal'in çıkışından önce yetmiş küsür Deccal çıkacak.

    ٦٣٩٣ - يَكُونُ بَعْدِي خُلَفَاءُ وَبَعْدَ الْخُلَفَاءِ الْأَمْرَاءُ وَبَعْدَ الْأَمْرَاءِ الْمُلُوكَ وَبَعْدَ الْمُلُوكِ الْجَبَّارَةُ وَبَعْدَ الْجَبَّارَةِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يَمْلَأُ الْأَرْضَ عَدْلاً هُوَ دُونَهُ (نعيم بن حماد عن عبد الْقَحْطَانُ وَالَّذِي بَعَثَى وَمِنْ بَعْدِهِ بِالْحَقِّ ما

    الرحمان بن قيس)

    6393- Benden sonra halifeler olacak. Halifelerden sonra ümera olacak. Ümeradan sonra melikler olacak. Meliklerden sonra zorbalar olacak. Zorbalardan sonra yeryüzünü adaletle dolduracak ehl-i beytimden bir adam gelecek. Ondan sonra da Kahtan gelecek. Beni, hak ile gönderene yemin ederim ki, o ondan aşağı değildir.

    3 تَتَحَارَبُ الْقَبَائِلُ وَفِي ذِي الْحِجَّةِ يُنْتَهَبُ الْحَاجَ وَفِي الْمُحَرَّمِ يُنَادِي مِنَ السَّمَاءِ أَلَا إِنَّ صَفْوَةَ اللَّهِ مِنْ خَلْقِهِ فُلاَنٌ فَاسْمِعُوا لَهُ وَأَطِيعُوا (نعيم عن شهر

    ٦٣٩٤ - يَكُونُ فِي رَمَضَانَ صَوْتٌ وَفِي شَوَّالٍ هَمْهَمَةٌ وَفِي ذِي الْقَعْدَةِ

    بن حوشب مرسلا)

    6394- Ramazanda (manası) anlaşılan bir seda olur. Şevvalde anlaşılmaz sesler olacak. Zilka'de'de kabileler harp edecekler. Zilhicce'de hacılar soyulacak. Muharremde göktekiler şöyle seslenecekler: "Allah'ın yaratıkları arasında en seçkin kulu falandır.

    Onu dinleyin ve ona itaat edin."

    ٦٣٩٥ - يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ اُمَرَاءُ ظَلَمَةٌ وَوُزَرَاءُ فَسَقَةٌ وَقُضَاةٌ حَوَنَةٌ وَفُقَهَاءُ كَذَبَةٌ فَمَنْ أَدْرَكَهُمْ فَلَا يَكُونَنَّ لَهُمْ عَرِيفًا وَلَا جَابِيًا وَلَا خَازِنَا وَلَا

    شَرْطِيًّا (خط عن ابي هريرة)

    6395- Ahir zamanda zalim emirler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı bilginler olacaktır. Kim onlara erişirse onlara müşavir, vergi toplayıcı, haznedar ve emniyet memurları olmasın.

    YanıtlaSil
  103. ٦٣٩٦ يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٍ يَحْضُرُونَ السُّلْطَانُ فَيَحْكُمُونَ بِغَير حُكْمِ اللَّهِ وَلَا يَنْهَوْنَهُ فَعَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ ۚ (ابو نعيم والديلمي عن ابن مسعود)

    6396- Ahir zamanda sultanın yanında hazır bulunacak kimseler olacak. Allah'ın hükmünün dışında hükmedecekler de onk hehyetmeyecekler. İşte Allah'ın laneti onların üstünedir.

    ٦٣٩٧ - يَنْفَعُ مِنَ الْجُذَامِ أَنْ يَأْخُذَ سَبْعَ تَمَرَاتٍ مِنْ عَجْوَةِ الْمَدِينَةِ كُلِّ يَوْمٍ

    يَفْعَلُ ذَلِكَ سَبْعَةَ أَيَّامٍ" (عد وابو نعيم عن عائشة)

    6397- Yedi gün devam etmek üzere, her gün Medine'nin Acve hurmalarından yedi hurma alıp yemek, cüzzama karşı şifa verir.

    ٦٣٩٨ - يُوحِى اللهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَى الْحَفَظَةِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ لَا تَكْتُبُوا عَلَى

    عَبْدِي عِنْدَ ضَجْرِهِ شَيْئًا (الديلمي عن على)

    6398- Allah Azze ve Celle, Kiramen Kâtibin'e şunu vahyeder: "Iztırap halinde bulunan kulumun aleyhine hiçbir şey yazmayın."

    ٦٣٩٩- يُوضَعُ لِلْمُؤْمِنِينَ كَرَاسِيُّ مِنْ نُورٍ يُظَلَلُ عَلَيْهِمْ الْغَمَّامُ وَيَكُونُ

    ذَلِكَ الْيَوْمُ عَلَيْهِمْ كَسَاعَةٍ مِنْ نَهَارٍ (طب عن ابن عمرو)

    6399- Mü'minler için kıyamet gününde nurdan kürsüler kurulur. Üzerlerine de bir bulut gölge olur. O gün sanki onlara, bir

    saat gibi gelecek.

    ٦٤٠٠ - يَوْمَ الْجُمُعَةِ ثِنْتَا عَشْرَةَ سَاعَةً مِنْهَا سَاعَةٌ لَا يُوجَدُ عَبْدٌ مُسْلِمٌ

    يَسْأَلُ اللهُ شَيْئًا إِلَّا أَتَاهُ اللهُ إِيَّاهُ فَالْتَمِسُوهَا آخِرَ سَاعَةٍ بَعْدَ الْعَصْرِ (ن د ك ق

    ض عن جابر)

    6400- Cuma günü oniki saatten ibarettir. İçinde öyle bir saat vardır ki, müslüman kul, o saatte Allah'tan ne isterse ona mutlaka verir. O saati, ikindinin son saatlerine doğru arayın.

    YanıtlaSil
  104. Benden sonra hulefa, hulefadan sonra umera, umeradan sonra melikler, meliklerden sonra Cebabire, Cebabireden sonra ise Ehli Beytimden bir kimse gelir de, O yeryüzünü adaletle doldurur. Ondan sonra da "Kahtani" gelir. Beni gönderen Zata kasem ederim ki, O, diğerlerinden aşağı değildir.
    Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Kays (r.a.)
    Sayfa: 518 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  105. • Fatiha ve Hucurât Surelerinin Meal ve Tefsiri.

    "Her biriniz Allah Teala'ya hüsn-i zannederek hayatını tamam- lasın "36 buyurmuştur. Ve yine diğer bir hadislerinde: "Hüsn-i zan ibadettendir" buyurmuşlardır. 37

    d. Tecessüs

    "Tecessüs" insanların gizli durumlarını, eksiklerini, ayıpla- rını araştırmaktır. Bu ise dinen haramdır.

    "Tecessüs" التَّجَسُّسْ Tefeül" تَفَقُلْ 35 babındandır, " ألجس " "el-cess" kökündendir, "cess": Aslında hastalığı, sağ- lığı anlamak için nabız tutmaktır; el ile nabzı yoklamaktır; ha- ber araştırmak manalarına da gelir. "Tecessus de “ التَّجَسُّسْ " Bilgi edinmek için dikkatle ve gayretle araştırmak demektir ki casus" " جَاسُوسُ " da bu kökten gelir.

    Ayet-i kerimede: “ وَلَا تَجَسَّسُوا " buyurulmuştur.

    Tecessüste bulunmayın (insanların eksiklerini, ayıplarını, gizli hallerini araştırmayın).

    Ayet-i kerimede bütün müminler insanların gizli ve özel durumlarını araştırmaktan men edilmiştir. Çünkü insanla- rın ayıplarını, gizli durumlarını araştırmak İslamiyet'te haram kılınmıştır.

    Bir de "tehassis " تَحَسُّسْ " Kelimesi vardır ki bu kelime de bir kavim veya bir cemaat -kendileri istemedikleri, razı olmadıkları halde- onların sözlerini gizlice dinlemek mana- sını ifade eder. Böyle bir davranışta bulunmak da haramdır; Kur'an ahlakına zıttır. Ancak "tehassüs" kelimesi az olmak- la birlikte hayırda (iyiliklerde) kullanıldığı da olur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Yakup Peygamber'in oğullarına yaptığı gü- zel nasihati bildiren ayet-i kerimede bu kelime zikredilmiş ve şöyle buyurulmuştur.

    36 Muslim, "Cennet", 81, 82; İbn Mace, "Zühd" 14; Ebû Dâvûd, "Cenaiz", 12. 37 Ebû Dâvûd, "Cenaiz", 13.

    YanıtlaSil
  106. Placurill Suresi Meal

    يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَيَأْسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ.

    "Oğullarım! Gidiniz; Yusuf ve kardeşi hakkında bil- gi derleyiniz. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz, çanka Ankarcılardan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez"

    Sonuç olarak Hucurât Suresi'nin, on ikinci ayet-i kerimede zikredilen

    " وَلَا تَجَتَسُوا " "Ey iman edenler! "Tecessüste bulunmayın" cümlesinin manası şudur:

    Ey müminler! İnsanların ayıplarını, eksiklerini, gizli du- rumlarını araştırmayın; Allah Teâla'nın gizlediğini siz de açığa çıkarmayın. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

    "Ey lisanı ile iman edip de henüz kalbine iman girmemiş olan insanlar topluluğu! Müslümanların eksiklerini, ayıplarını araştır- mayın. Kim Müslümanların gizli durumlarını (ayıplarını) araştı- nrsa Allah Teâlâ da o kimsenin eksiklerini ayıplarını takip buyurur ve Allah, öylesi kimseyi evinin içinde bile rezil ve rüsvay eder" 39

    Ashab-ı kiramdan Abdurrahman b. Avf (r.a.) şöyle demiş- tir. "Omer b. el-Hattab (r.a.) devlet reisi olduğu zamanda bir gece onunla birlikte Medine-i Münevvere'de gece teftişe çık- tık. Birden karşımızda bir evde ışık göründü; evin kapısı açık- tu; evde kalabalık insanlar olduğu anlaşılıyordu ve yüksek ses- le konuşuyorlardı.

    Ömer (r.a.): "Bu ev Rabia b. Ümeyye b. Halef'in evidir, şu anda içki içmekle meşguller, sen ne dersin, ne yapalım?" dedi. Ben de:

    "Ya emire'l müminin! Benim kanaatim şudur, dedim:

    38 Yusuf, 12/87.

    39 Ebu David, "Edeb", 35 Tirmizi. "Birr", 85, Ayrıca bkz. Ibn Mace, "Hudud", 5.

    93

    YanıtlaSil
  107. Fuliha ve

    Hucurat Surelerinin Meal ve

    Biz şu anda Allah-ü Teâlânın men ettiği durum üzerinde duruyoruz, çünkü Allah-ü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de:

    "Ey iman edenler! Tecessüste bulunmayın." (insanlann ayıplarını, eksiklerini araştırmayın) buyurdu. Biz ise tecessis- te bulunduk (onlann gizli hallerini araştırdık). Benim kana- atim budur" dedim. Bunun üzerine Ömer (r.a.) onları kendi halleri üzere bıraktı ve biz de oradan ayrıldık. 40

    Bir kavmin, bir cemaatin veya kişilerin rızası olmadan ve onlar hoşlanmadıkları halde onların sözlerini dinlemek "tecessüs"dür. "Tecessüs" ise dinen haramdır.

    Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

    عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهِ عَنْهُ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ: إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ، فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الحَدِيثِ، وَلَا تَحَسَّسُوا ، وَلا تَجَسَّسُوا وَلا تَنَافَسُوا ، وَلاَ تَحَاسَدُوا، وَلَا تَبَاغَضُوا ، وَلَا تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَاناً كَمَا أَمَرَكُمْ المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ، وَلَا يَخْذُلُهُ وَلَا يَحْقِرُهُ التَّقْوَى هَهُنَا، أَلتَّقْوَى هَهُنَا التَّقْوَى هَهُنَا، وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ، بِحَسْبِ أَمْرِي مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ المُسلِمَ، كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ دَمُهُ، وَعِرْضُهُ، وَمَالُهُ ...

    "Zandan uzak bulunun; çünkü zan sözün en yalanıdır. İnsan- lann gizli durumlarını, ayıp ve eksiklerini araştırmayın. (Onlar hakkında gizlice haber toplamayın), dünyalık yarışına girmeyin, birbirinize darılıp haset etmeyin; birbirinize öfkelenmeyin; birbiri- nize arka çevirmeyin. Ey Allah'ın kullan! Allah (c.c.)'ın size emret- tiği (gibi) kardeşler olun. Müslüman Müslüman'ın kardeşidir; ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu hakir görmez. Burada Resul-i Ekrem (s.a.s.) -mübarek eliyle göğsüne işaret ederek- tak- va buradadır, takva buradadır, takva buradadır" buyurmuş ve

    40 Kenzü'l-Ummal, III, 808, (Hadis no: 8827)

    YanıtlaSil
  108. sonra Kişiye mümin kardeşini hakir görmesi (küçümsemesi) ko- Tuluk olarak yeter. Müslüman'ın (Musluman'a) mah, cant, mamusu haramdır (bu haklar mukaddestir, dokunulmazdır). buyurmuşlardır.

    e. Gıybet

    Bu ayet-i kerimede haram kılınanların üçüncüsü giybet et- mektir ki o da haramdır. Cenab-ı Hak müminleri, başkalarına su-i zanda bulunmaktan; tecessüsten (başkalarının ayıplarını, eksiklerini araştırmaktan) men ettiği gibi insanları gıyapların- da çekiştirmekten de men etmiş, bunları haram kılmıştır.

    Ayet-i kerimede:

    *...Bazınız bazınızın gıybetini yapmasın. Sizden biri, öl- müş kardeşinin etini yemeyi sever mi? Elbette onu kerih görür- dünüz. (Gıybet etmek de öyledir ondan sakınınız). Allah'tan korkun, (azabından korunun ki kurtuluşa eresiniz). Allah tevbeleri çok çok kabul eden ve sonsuz rahmet edici olandır" buyurulmuştur.

    Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

    عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ذِكْرُكَ أَخَاكَ قَالَ: " أَتَدْرُونَ مَا الغِيبَةُ ؟ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ قَالَ بِمَا يَكْرَهُ . قَالَ أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِي أَخِي مَا أَقُولُ ، قَالَ : إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ أَغَتَبْتَهُ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ بَهَتَهُ ..

    Ebu Hūreyre (r.a.)'den o şöyle demiştir:

    "Resul-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz gıybet nedir bilir misiniz? diye sordu.

    Dediler ki Allah ve Resulü daha iyi bilir.

    Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurdular:

    41 Müslim, "Birr ve's-Sila", 32

    YanıtlaSil
  109. • Fatiha ve Hucurât Surelerinin Meal ve Tefsiri.

    Gıybet: Kardeşini (gıyabında) onun hoşlanmadığı bir şeyle anmandır".

    Soru soran kişi: Ya Resulallah! O söylediğim şey (sıfat) karde- şimde varsa yine gıybet midir? Resulullah (s.a.s.) buyurdu ki:

    Eğer söylediğin (kötü şey) kardeşinde var ise onun grybetini et- miş olursun; eğer o şey kardeşinde yoksa ona iftira etmiş olursun

    Gıybet etmek haram olduğu gibi, ifk (iftira ve bühtan da) haramdır ve bunlar daha da çirkindir.

    Cenab-ı Hakk bu kötülükleri haram kılmış ve bütün mü- minlere bu fenalıklardan sakınmalarını, uzak olmalarını em- retmiştir.

    Gıybet etmek haramdır ve büyük günahlardandır. Gıybet eden bir kimsenin, derhal gıybeti terk ederek tevbe etmesi Al- lah yoluna dönmesi gerekir. Gıybetini yaptığı kimse ile de he- lalleşmesi üzerine borçtur.

    Ancak bir kısım âlimler demişlerdir ki gıybet yapmış olan kimse, gıybetini yaptığı kimseye durumu bildirip helallik al- ması durumunda büyük kırgınlıklara yol açabilir.

    Böyle bir durumun hâsıl olmaması için gıybet eden kimse, gıyabında konuştuğu kimseyi, kimlerin yanında gıybet etti ise onların huzurunda o kimseyi iyilikleriyle anması ve kendisi- nin gıybet etmekte yanıldığını söylemesi gerekir.

    İkinci olarak kendisi, gıybetini yaptığı kimse için dua ve is- tiğfarda bulunmalıdır. Örnek olarak şöyle demelidir.

    "Ya Rab! Beni ve gıybetini yaptığım kardeşimi mağfiret eyle (bağışla); bizleri affeyle Allahım."

    Ancak altı yerde gıyabi konuşmalar şer'an gıybet sayılmaz. Yeter ki niyet halis ve sahih olsun.

    YanıtlaSil
  110. • Hucurât Suresi Meal ve Tefsiri -

    1- Zulme (haksızlığa) uğramış olan bir kimse, ilgili maka- ma muracaat edib, zulmen giderilmesi talebinde bulbingka da olayı (konuyu) olduğu gibi beyan etmesi grybet sayılmaz. Yeter ki hak (doğru) olan ne ise onu olduğu gibi açıklamış az sun. Nitekim hadis-i şerifte Resul-i Ekrem (s.a.s.) bu hususlar- la ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

    إِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً . " "...Hak sahibi için söz hakkı vardır. *43 (Olanı olduğu gibi açıklamak kaydıyla).

    2- Bir münkeri (kötülüğü) ortadan kaldırmak, marufu (iyiliği) ikame etmek için, muktedir olan makama veya şahsa durumu olduğu gibi bildirmek gıybet sayılmaz. Çünkü mak- sat bir kötülüğün ortadan kalkması ve "nehy-i ani'l münker" yapmaktır.

    3- Kişi kendisi için hak ve helal olanı öğrenmek niyetiyle, fetvaya ehil bir âlimden (müftüden) fetva almak üzere konuyu olduğu gibi anlatması ona gıybet sayılmaz.

    4- Fısk ve fücuru (kötü alışkanlıkları) ile fena örnek olan kimselerin yanlışlıklarından başkalarının sakınmaları için ola- nı olduğu gibi bildirmek gıybetten sayılmaz. Amaç kötülükleri önlemek, masum insanların fenalıklardan, zararlardan sakın- malarını sağlamak olmalıdır. Mesela; edep ve hayâyı terk etmiş kimselerin o durumlarından sakınılması maksadıyla olanı ol- duğu gibi söylemek gıybet sayılmaz.

    5- Gizli kalmış bir hakkın, bir gerçeğin açıklığa kavuşma- sı için bildiklerini -gerektiğinde- şahit olarak yetkililere beyan etmek, anlatmak gıybet sayılmaz.

    6- Ehil olmayan kimselerin verdiği -dine ve ilme aykırı fet- vaları- gerçeği tahrif eden müellif veya kitaplar hakkında yapı- lan yanlışlıkları anlatmak, gıybet sayılmaz.

    43 Buhari, "Hibe" 25; Müslim, "Müsahat", 120.

    энд 97 Ено

    YanıtlaSil
  111. ve Allâh-u Teâlâya hamdolsun ki sahih bulun- muştur. ».نِيَّتُكَ مَطِيَّتُكَ "Niyetin senin merkebin- dir" buyrulur. Yani her zaman iyi niyet üzere ol ki, murâdın hâsıl olsun.

    YanıtlaSil
  112. Allah (z.c.hz.)'leri Adem oğlundan çıkanı dünyaya misal olarak gösterdi. Bu, gaita ve idrardan kinayedir. Yani insandan çıkan şeyler, bundan evvel, çeşitli, temiz yumuşak yemeklerdi ve temiz ve içilmesi hoş içeceklerdi de, bunun akibeti gördüğünüz gibi oldu. İşte dünya da nefis ve hoş manzaralıdır. Nefislerde bu süsünden dolayı bu dünyaya heves eder. Cahil, akibetini düşünmeyip onun dışını ziynetine, ebedi kalıcı zannederek aldanır. Akıllının kalbi ise ona yatmaz. Bilgisi ile ona aldanmaz. Bilir ki o, muvakkat bir fanidir. Bir müddet faydası olsa da, ölüm, dünyada yaşayana çaresiz gelecek ve dünyadan onun alakasını kesecektir.
    Ravi: Hz. İbni Ubey İbni Kaab (r.a.)
    Sayfa: 271 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  113. Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek)
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 340 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  114. Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır."
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 270 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  115. Kalbler, kendine ihsan edene muhabbet, fenalık yapana ise nefret edecek cibiliyette yaratılmıştır.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    Sayfa: 270 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  116. Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 341 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  117. 6887

    A

    Ab-ı Hayat: Hayat suyu

    Aceze: Düşkünler, gücsüzler

    Adem-i liyakat: Liyakatsızlık

    Adem-i müstemirre: Sabit âdet, sürekli âdet

    Ahad-1 ümmet: Ümmetten biri

    Ahar: (1) Başka, diğer '2) ikinci

    Ahbar: (Ha) ile (1) Bilginler (2) İsrail oğulları bilginleri (3) Mürekkeb- ler (H1) ile (I) Haberler (2) Hikâyeler (3) Tarihler

    Ahfad: Torunlar

    Ahlâf: (Ha) (I) ile Antlar, yeminler (2) Yardımcılar (Hi) ile Bizden sonra gelecek olan halefler

    Ahlâf-1 Kirâm: Şerefli halefler

    Akall-1 kalil: En az, azın azı

    Akîm: Kısır, çocuk yapmaz (2) sonu çıkmaz, verimsiz

    Aktar-ı Alem: Alemin dört bucağı

    Alamat-ı Adide: Bir çok alâmetler

    Alâtarik-i tedbir: Tedbir yoluyla

    Alaveçhizzan: Zan üzerine

    A'mal-i Zâhire: Görünen işler

    Anid: İnatçı

    Ara-yı Fâside: Fasid, bozucu oylar, reyler

    Arz-ı Tih: Mısır ile Şam arasında Tur-i Sina'nın bulunduğu yarımada da bir çöl

    Asdika: Doğru ve gerçek dostlar

    Ashab-ı İzam: Büyük ve ulu arkadaşlar

    Ashab-1 Sebt: Yahudi kavmi

    Asım: Temiz, namuslu, günahtan çekinen

    Aslab: (I) Beller (2) Soylar, kuşaklar

    Atâlet: İşsizlik, boş oturma

    A'van: Yardımcılar

    Ayât-ı Beyyinat: Delil, bürhan ayetleri

    A'zâb-ı İsti'cal: Acele, çabuk azab

    A'zâm-ı Ceraim: Büyük suçlar

    Baid: (1) Uzak (2) Beklenmedik, umulmaz

    Bahil: Pinti, cimrî

    B

    YanıtlaSil
  118. 6888

    Bahir: (I) Parlak (2) Güzel, açık, belli

    Bahrî: Denize ait, Denizcilikle ilgili

    Bedel-i Hun: Kan bedeli

    Belde-i Uhrâ: Başka belde

    Berahin-i Katiyye: Kat'î deliller

    Berahin-i Vâzaha: Açık, besbelli bürhanlar

    Berahin-i Uzma: Büyük deliller.

    Berdevam: Süren, sürüp giden, sürekli

    Berri: Karaya ait, kara ile ilgili

    Bilad-ı İslâmiye İslâm beldeleri

    Bi'set: Gönderme, Bir peygamber göndererek halkın dine çağrılması

    Bi'set-i Nebeviye: Hz. Muhammed Peygamberin gönderilmesi

    Buğz-u Fillah Allah için düşmanlık

    Buhl: Pintilik, cimrilik

    Butlan: (I) Haksızlık, boş olma (2) Hükümsüz olma

    Büleğâ: Beliğ kimseler

    Bünüvvet: Oğulluk, evlâtlık

    Büşra: (I) Müjde (2) İncil

    C

    Câlib: Kendine doğru çeken, çekip alıcı, çekici

    Cebabire: (I) Zorlayıcılar (2) Zorbalar, Zulüm edenler

    Cebânet: Korkaklık, yüreksizlik

    Cedd-i A'lâ: Ulu, Şerefli Cedd

    Celadet: Yiğitlik

    Celb-i Menfaat: Menfaatı gerektirme, menfaatı çekme Celi: (I) Açık, meydanda (2) Parlak, aşikâr (3) Bir yazı çeşidi

    Cemadât: Canlılardan ve bitkilerden gayri cisimler

    Cerâim: (I) suçlar (2) suç pahaları

    Cevahir-i Mücerred: Mücerred cevherler, Karışık ve katışık olmayan cevherler

    Cibâyet: (1) toplama, derleme (2) Gelir toplama (3) Vakıf kirası toplama Oife: Leş

    Olhet-i Uhra: Başka cihet (yön)

    D

    Dalâlet: Azma, Doğru yoldan çıkma

    Damen-i Pak: Temiz Etek

    Darüsselâm: (I) İkinci kat cennet (2) Bağdad şehri Defaten: Bir defada, birden

    YanıtlaSil
  119. 6889

    Dehrî: (I) Zaman ve dünyaya ait, onunla ilgili (2) Dünya olaylarının tabiattan olduğuna inanıp, ahirete inanmayan adam.

    Delail: Deliller

    Delail-i din-i Mübin: Açık, belli dinin delilleri

    Delâlet: (I) Yol gösterme, kılavuzluk (2) Delil ve alâmet olma (3) iz,

    işaret (4) Bilinen bir şeyin başka bir şeyi de bildirmesi (uzaktaki dumanın ateşe delâleti)

    Desâis-Desâyis: Desiseler, gizli hileler oyunlar

    Dest-i Emsal: Benzer el

    Durûb-ı Emsâl: Atalar sözü, Ata sözleri

    10

    Ebdan: Bedenler

    Eb-i Evvel: İlk baba (Hz. Adem)

    Eb-i Sâni: İkinci baba (Hz. Nuh)

    Ebras: Vucüdunda hastalıktan ileri gelen, lekeler olan

    Ebvâb-ı Rızk: Rızık kapıları

    Ebyât: Beyitler, iki mısradan meydana gelme manzum parçalar

    Ecanib: Ecnebiler, yabancılar

    Ecel-i Mev'ûd: Normal ölüm

    Ecille-i ümmet: Ümmetin ileri gelenleri

    Eer ü Mesûbat: Allah tarafından verilen mükâfatlar, sevablar

    Ecsam: Cisimler, gövdeler, bedenler

    Eda-yı Ubudiyet: Kulluğun yerine getirilmesi

    Edevat-ı Harbiye: Harple ilgili takımlar

    Edille-i Selâse: Üç deliller

    Edna: (I) Pek aşağı, en bayağı, çok alçak (2) az, pek az

    Edviye: İlaçlar

    Edyan: Dinler

    Edyan-ı Batıla: Hükmünü kaybetmiş dinler

    Edyan-1 Saire: Diğer dinler

    Ef'al-i Kabiha: Çirkin, yakışıksız işler

    Ef'al-i Nâbeca: Uygunsuz işler

    Efkâr-ı Kâside: Tasarlanan fikirler

    Ehass-1 A'za: Uzuvların başlıcası

    Ehass-1 Nâs: İnsanların en seçkini

    Ehl-i A'raf A'raf ehli

    Ekânim-i Selâse: Hiristiyanlığın, baba, oğul ve rûh-ül- Kudüs'ten iba- ret üçlü inanışı

    Hulasat-ül Beyân, Cilt 16, F. 434

    YanıtlaSil
  120. 6890

    Ekl: Bir şey yeme, yenilme

    Ekser-i Evkât: Vakitlerin çoğu

    Ekser-i Süfcha: Zevk ve eğlenceye düşüklerin çoğu

    Elfaz-ı Galize Kaba sözler

    Elsine-i Nâs: İnsanların dili

    Elyak: Çok yakışık lâyık

    Emarat-ı Nifak: İki yüzlülük, münafıklık alâmetleri

    Emavir-i ilâhi: İlâhi emirler

    Emkine: Mahaller, mevkiler, yerler, hâneler, evler, mekânlar

    Emmare: Emreden, emredici, cebreden (Şehvani haller de, günah ve suç işlemede)

    Emr-i Kital: Öldürme emri

    Emr-i Münker: Reddedilen emir

    Emvâl: Mülkler, para ile alınan şeyler

    Emval-i Ganaim: Düşmandan alınan mülkler

    Emvâl-i Metrûke: Terk edilmiş mallar

    Emvat: Ölüler

    Emzice: Tabiatlar, huylar

    Emzice-i İnsaniyye: İnsanlık mizacları

    Enhar-ı Erbaa Dört nehirler

    Enva-i Adide: Bir çok çeşitler

    Enva-i Ceza: Cezanın çeşitleri

    Enva-i Fevakih: Meyvaların çeşitleri

    Enva-i Kabayih: Günahların çeşitleri

    Erâcîf: Yalan sözler, düzmeler, uydurmalar

    Erâzil: Reziller, yüzsüzler,

    Erbab-ı Îkan: Cenâb-ı Hakk'a yakın kimseler

    Erşed: Doğru yola daha yakın olan

    Erzel: (I) Alçak, soysuz (2) en alçak

    Esâfil-i Nâs: Halkın en aşağı, en bayağı takımı

    Esbât: Evlât ve torunlar

    Esfel-i Sâfilin: Cehennem

    Eslaf: Bir memurluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar, yerlerine geçilen kimseler

    Esnâ-yı Salat: Namaz vakti

    Esrar-ı Rubûbiyet: Allah'a ait sırlar

    Esamm: Sağır, işitmez

    Eş'ar: Daha güzel şiir söyleyen Eş'ar: Şiirler

    Eşedd-i Zulüm: Zulmün en şiddetlisi

    Eşhas-1 Sâire: Diğer şahıslar

    YanıtlaSil
  121. 6891

    F

    Eşhür-ü Hücüm: Hücum ayları

    Eşna': En fena, en kötü

    Eşref-i A'za: Organların en şereflisi

    Evâmir: Emirler

    Evca': Ağrñar, sancılar, sızılar

    Evhamat: Esassız şeyler, kuruntular

    Evkat-ı Hamse: Beş vakitler

    Evsaf-1 Celile Büyüklerin vasıfları

    Evsâf-ı lâzime: Lüzumlu vasıflar

    Evsaf-1 Zemime: Fena vasıflar

    Eyyam: Günler, gündüzler

    Eyyam-ı Ma'dude: Sayılmış günler

    Ez'af-ı Muzâafa: Kat kat, pek çok

    Ezhercihet Her cihetten

    Ezmine: Zamanlar

    Fart-1 Hamakat: Ahmaklık aşırılığı

    Fart-1 inhimak: Bir şeyin üzerine fazla düşme taşkınlığı

    Fart-ı Muhabbet: Sevgi de aşırılık

    Fekâhet: Lâtîfecilik, hoşmizaçlık

    Fekâhet-i Fiddin Dinde lâtifecilik

    Fevahiş: Ahlâksız kadınlar

    Fevaid-i Uhra: Diğer faideler

    Fevk: Üst, üst taraf, yukarı

    Fevt: Bir daha ele geçirmemek üzere kaybetme, elden çıkarma, kaçırma

    Feyz-i Kebir Büyük gelişme

    Fezâhat: Rezillik, rüsvalık

    Fezail-i A'mâl: Amellerin faziletleri

    Fezâî: Fezaya ait

    Fırak-ı Dâlle: Sapıtmış, dalâlete düşmüş, iman etmeyen fırkalar

    Fırka-i Nâciyye: Selamet yolunu bulmuş fırka, Müslüman gurubu

    Firkat: Ayrılık

    Fiten: Fitneler

    Fürûğ-u A'mal: Amellerin parlaklığı

    Fürûât: Fer'in cem'i olan Füru'un cem'i

    Fütûr: Zayıflık, gevşeklik

    G

    Gabâvet: Kalın kafalılık anlayışsızlık Gabâvet-i Mücesseme: Büyük aptallık

    YanıtlaSil
  122. 6892

    Gabi: Kalın kafalı, bön

    Gadr: (I) Vefasızlık (2) Acımazlık (3) Haksızlık

    Gala: Pahalılık

    Garât: Yağmalar, çapullar

    Gâr-ı Şerif: Şerefli mağara (Hz. Peygamber'le Hz. Ebu Bekr'in gizlen- dikleri mağara)

    Gayûr: (1) Pek gayretli (2) Kıskanç (3) Hamiyetli (4) Dayanıklı

    Gılzât-ı Kelâm: Sözlerin kabalığı

    Gulüv: (1) Üşüntü, saldırma (2) (Ed) Büyütmenin ikinci derecesi

    taşkın söz

    Gumum: Gamlar, kederler

    Gunâ : Türlü, renk renk

    Gûne: Türlü, gidiş, tarz

    Gunne: Genizden gelen ses

    Gunûde: Uyumuş, uyuklamış

    Gunûde-i hâk-i rahmet: Merhum olmuş, ölmüş

    Gûr: (1) Mezâr. kabir (2) Meşhur pehlivan Rüstem'in lakabı

    Gurâb: Karga

    Gurama': (1). Alacaklılar (2) Düşmanlar (3) Fecrin ilk aydınlığı

    Gurbet: (I) Gariplik, (2) Vatan dışı, yâdel

    Gûrl: Olmamış üzüm, koruk

    Gureba: Garibler

    Guref: Çardaklar, köşkler (Sûre-i Guref; Kur'an'ın 39. suresi)

    Gûr-hane: Türbe

    Gûristan: Kabristan, Mezarlık

    Gûr-ken: Mezar kazan, mezarcı

    Gurm: (I) Borç, diyet gibi şeyleri ödeme (2) Vergi

    Gurrân: Gürleyen

    Gurûb: Bir gök cisminin batında görünmez olması

    Gusâle: Yıkama suyu

    Gusas: Kederler, üzüntüler

    Gusûn: Ağaç dalları, filizler

    Güzîn: Seçilmiş, seçkin

    H

    Habâis-i Nefs: Nefsin kötülükleri

    Habâset-i Tıynet: Yaratılışın kötülükleri

    Habâset: Kötülük, alçaklık

    Hacer: Taş

    Hadd-i şer'i: Şeriata uygun olarak verilen ceza Hadis: Hudûs eden, çıkan, meydana gelen

    YanıtlaSil
  123. Hafif-ül akl Hafif akıllı, kararsız

    6893

    Hâib: (1) Mahrum (2) Ümitsiz, kederli (3) zarar ve ziyana uğrayan

    Halaik: (1) Mahluklar, insanlar (2) Satın alınan kadın hizmetçi

    Hal-i Sabâvet: Çocukluk hali

    Hâlât-ı Garibe: Garib haller

    Halk-1 Ecsâm: Cisimlerin meydana gelişi

    Harâset: Ekincilik, çiftcilik

    Harekât-ı Nâlâyık: Layık olmayan hareket

    Hâsir: Zarara, ziyana uğrayan

    Havass-ı Müdrike: İdrak edilen duygular

    Havâyiç: İhtiyaçlar, gerekli şeyler

    Havsala-i Beşer: İnsanın tâkatı

    Hayr-ı Mahz: Tam hayır

    Hâzık: İşinin ehli, usta

    Hazravat: Yeşillikler

    Hedm: Yıkma, harâbetme

    Hısal-i Hamide: Seçkin huylar

    Hısâl-i Memduha-i Kesir: Çok övülen huylar

    Hidemat-ı Şâkka: Zahmetli, eziyetli işler

    Hikem-i Hâfiyat: Gizli şeylerin sebepleri, hikmetleri

    Hikem-i Mesâlih: İşlerin sebepleri, hikmetleri

    Hin-i Bi'set: Gönderilme zamanı

    Hin-i İcâb: İcâb zamanı

    Hin-i Vasiyyet: Vasiyyet zamanı

    Hin-i Vefat: Vefat zamanı

    Hitta: Memleket, diyar, ülke

    Hiyel: Oyunlar, aldatmalar

    Hiyel-i Fukaha: Fakihlerin aldatmaları

    Hizb-i İlâhi: Allah'ın emrine uyan kimseler

    Hud'a: Oyun, hîle, aldatma

    Hulûl: (I) Gelip çatma (2) Girme

    Hulliyyat: Altın, gümüş, pırlanta gibi zinet eşyaları

    Husûf: Ay tutulması

    Hümûm: Gamlar, kaderler

    Huşunet: (I) Sertlik, kabalık (2) İnatçılık

    Huteba: Hutbe okuyanlar

    Hutûr: Hatıra gelme, akla gelme

    Hutut-u Münhaniye: Eğri hatlar, yollar

    Hüccet-i Kâtia: Keskin delil

    Huzuzât-ı Nefsâni: Nefsânî hazlar

    Hümûmet: Pek ziyade ſhtiyarlık

    Hürre-i Bâliğ: Aklı başına gelen hür kadın

    YanıtlaSil
  124. 6894

    İbâd: (I) Abidler, kullar (2) ibadet edenler

    İbâhe: Mubah kılma, helal kılma

    İbadet-i Evsan: Putlara ibadet

    İbadet-i Mesnûne: Adet edilmiş ibadet

    İbka: (1) Dâim, devamlı (2) yerinde evvelki halinde bırakma (3) sınıf

    geçememe

    İbtina: Bir şeyin üzerine bina etme, kurma, bir şeye dayanma

    İcâb-ı Maslahat: İş icabı

    İcma-ı Ümmet: Büyük fakihlerin, dinle ilgili bir mevzûda birlik olması; Mecaz olarak Bütün halk

    İcmal: İhtisar etme, kısaltma (2) Öz hulasa

    İctisar: Cesaretlenme

    İçtinab: Sakınma, Çekinme, uzaklaşma

    İddihar: (I) Biriktirme (2) Kıtlıkta yüksek fiatla satmak üzere topla yıp saklama

    İfakat: İyi olma, iyiliğe dönme

    İfrâğ: (I) Kalıba dökme (2) Şekillendirme

    İğna: (I) Zengin etme (2) Muhtaç bırakmama

    İğtinam: (I) Yağma ve talan etme (2) Zahmetsiz bir kazanç gözüyle bakma

    İğva: Azdırma, azdırılma, ayartma

    İhdâs: Meydana getirme, ortaya çıkarma

    İnticac: Delil, vesika, şâhit

    İkâr-ı Maasi: Günahların derinleştirilmesi

    İhticacat: Delil, vesîka, şâhit göstermeler

    İktidas: Kutsiyet kazanmak

    İktitâf: Meyve toplama, devşirme

    İlcâât: Mecbûr etmeler, zorlamalar

    İlhah : (I) Üzerine düşmek, zorlama (2) Israr etme, direnme

    İlka: Bırakma, terk, atma

    İlm-i Ledünni: Allah bilgisine ve sırlarına ait olan ilim

    İlzâm: Cevap veremez hale getirme, susturma

    İmrar-ı Hayat: Hayatını geçirme

    İmtidad: (I) Uzama, uzanma (2) Uzay

    Imtisal: (I) İcâb edeni, gerekeni yapma, bir misale göre hareket etme

    (2) Alınan emre boyun eğme

    İnfak: Nafaka verip geçindirme besleme

    Infisâl: (I) Ayrılma, (2) Me'murluktan azledilme, çıkarılma

    Inhiraf: (I) Dönme, sapma (2) Doğru yoldan çıkma (3) Değişme, bo

    YanıtlaSil
  125. zulma (4) Kırıklık (5) Kırılma, gücenme

    inhitat: Düşme (2) yaşlılığa yüz tutma, ihtiyarlık (3) Kuvvetten düşme

    (4) Bir şişin inmesi

    İnhizam: Hizmete uğrama, bozulma, yenilme

    İnkisam: Taksim olma, bölünme

    İnkıyad-ı tam: Tam olarak kendini teslim etme

    İnşirah: (1) Açılma (2) Açıklık, ferahlık

    İntac: Netice verme, neticelendirme (2) Doğurma

    İntifa': Sönme

    İntibah: (I) Uyarma (2) Göz açıklığı (3) Sinirlerin ve uzuvların hare- kete geçmesi

    İntizam: Zam olunma, katılma

    İrâde-i Bâhir: Açık emir

    I'râz: (I) Yüz çevirme (2) Çekinme, Sakınma

    İrkâp: Bindirme, bindirilme

    İrtifa: Yükselme, yükseklik

    İrtihâl: (I) Göçme, göçetme (2) Ölme

    İrtikâb: (I) Kötü bir iş işleme (2) Yiyicilik, rüşvet yeme

    İrtişâ: Rüşvet alma, rüşvetçilik

    İs'af: Birinin isteğini kabûl edip yerine getirme

    İsâl: Buldurulma, vardırma, ulaştırma, ulaştırılma

    İ'sâr: Güçleştirme, Fakirleşme,

    İskât: (I) Sükût ettirme, susturma, (2) Münakaşada cevap veremiye-

    cek hale getirme (3) Kandırma, razı etme

    İsm-i Mevsûl: "O şey ki, o kimse ki" manalarını anlatan kelimeler

    İstiâb: İçine alma, içine sığma (2) Tutma, kaplama

    İstiane Yardım isteme

    İstiaze: (I) "Eûzu bi'llâhi min-eş şeytân-ir-râcîm" veya "neûzü bi-llah" "el-iyâzü bi-llâh" gibi sözler söyliyerek Allah'a sığınma (2) Sığınma

    İstib'âd: Uzak görme, ihtimâl vermeme

    İstibsar: basiretli olma, hesaplı hareket etme

    İsti'câl: acele etme

    İsti'dâd: (I) Kabiliyet (2) Anlayışlılık (3) Akıllılık

    İstifaza: Feyizlenme, feyiz alma

    İstifraş: (I) Odalık alma, odalık yapma (2) yatağa alma, beraber yatma

    İstifsar: Sorma, Sorulma

    İstiğrab: Garib bulma, şaşma

    İstiğrak: (I) Dalma, içine gömülme (2) Kendinden geçip dünyayı u- nutma (3) Boğulma (4) Fazla mübâlağa

    İstihbab: Müstehap görme, bir şeyi iyi, güzel sayma İstihfaf: Ehemmiyet vermeme, küçük görme

    YanıtlaSil
  126. 6896

    İstihkak: Hak kazanma

    İstihrac: (1) Çıkarılma, çıkarma (2) Netice çıkarma (3) Mana çıkar ma anlama

    İstihvaz: Gâlip gelme, zafer kazanma

    İstika': Olmasını bekleme, olacak diye endişeye düşme

    İstikbar: Büyüklenme, kendini büyük görme

    İstilâm: (I) Öpme veya el sürme (2) Kâbe'nin tavafı sırasında "Ha- cer-ül Esved" in elle okşanması ve izdiham dolaysıyle bizzat el sü- rülemiyorsa, okşama işaretinin yapılması

    İstima: (Hemze ile) (I) Birinin ziyaretine gitme

    İstimrar: Sürme, devam etme

    İstimâle: (I) Gönül çekme (2) Teselli etme, avutma

    İsti'mal: Kullanma

    İstimrar: Sürme devam etme

    İstinbat: Bir son veya işten gizli bir mana çıkarma

    İstinfâk: Nafaka peyda etme

    İstinşak: (I) Abdest alırken veya temizlik için buruna su çekme (2)

    Şiddetli koklama

    İstirdad: Geri alma, geri isteme

    İstitaât: Takat, Güç yetme

    İstivâ: (I) Müsavi olma (2) Kaplama, örtme

    İstizâh: Bir şeyin açık olarak bildirilmesini isteme, açıklama isteme

    İstizâh-ı Keyfiyet: Bir şeyin iyi veya kötü olması cihetinin açıklanma- masının istenmesi

    İstizân: (I) İzin isteme (2) Danışma

    İşhâd: Şehadet ettirme, şâhit olarak gösterme

    İştibah: Şüphelenme

    İştira': Satın alma

    İ'tâ: Verme, verilme

    İtab: (Elif ile) Kolsuz, yakasız kadın gömleği İtâb: (Ayın ile) Azarlama, darılma

    İtâb: Azarlama, tersleme

    İťab: Yorma, yorulma

    it'âm: (Elif ile) İkiz doğurma

    İtâm: (Ayın ile) Yemek yedirme, yemek verme, verilme

    İtâle-i lisan: Dil uzatma, sövüp sayma

    İtkan: (I) Muhkem, sağlam kılma (2) İnanma, emin olma

    İtlaf: Telef etme, mahvetme (2) Lüzumsuz yere harcama (3) yoket- me, bozma

    İtlaf-1 Nefis: Nefsini öldürme

    İtmam: Tamamlama, bitirme

    YanıtlaSil
  127. I'tisa: Asâ kullanma, asâya dayanma

    İ'tisam: (I) El ile tutma, tutunma (2) Günahtan sakınma (3) Temiz olma.

    İ'tizar: Özür dileme

    itminân-ı Kalb: Kalbden inanmak

    İttiba: Tâbi olma, uyma

    İttihaz: (I) Edinme, edinilme (2) kabul etme (3) Î'tibar etme (4) Kul-

    lanma (5) Kurma, düşünme

    İ'vicac: (I) Eğri büğrü olma, eğilme (2) Doğru hareket etmeme İz'âc: (I) Yerinden koparma (2) Rahatsız etme, can sıkma

    K

    Kabaâyih: Yakışıksız çirkin şeyler

    Kabâyih-i Ef'âl: Hareketlerin çirkinlikleri

    Kabih: Çirkin, yakışıksız, fenâ, ayıp

    Kadeh: Bardak, küçük bardak, İçki bardağı

    Kâffe: Hep, bütün, cümle

    Kâfir-i Mütemerrid: Dikkafalı kâfir

    Kaht: Kıtlık, kuraklık

    Kalil: Az şey, çok olmayan

    Karâbet: Yakınlık, hısımlık

    Karâbet-i Nesebiye: Ayni soydan gelmek sûretiyle meydana gelen asli hısımlık

    Karye: Köy

    Kâsib: Kazanan

    Kavâid-i Arabiye: Arabî kaideler

    Kavanin-i Şer'iyye: Şer'i kanunlar

    Kebâir: Büyük günahlar "Allah'a şirk koşmak, zina etmek, adam öl- dürmek"

    Kerh: İğrenme, tiksinme

    Kesb-i yed: Elinin kudretiyle kazanma

    Kıbel-i ilâhi: İlahi taraf

    Kılâde: Gerdanlık, akarsu

    Killet: (I) Azlık (2) Kıtlık

    Kıssa-i ma'hûde: Zikredilen kıssa

    Kıyas-ı Fukaha: Hakkında açık âyet veya hadis bulunmayan mesele- lere dâir, üzerine âyet ve hadîs olan benzerlerine göre âlim'ler ta- rafından verilen hüküm

    Kish: Kazanç

    Kitle-i Vâhid: Birlik olan kitle

    Kizb-i Mahz: Tam yalan

    Lâ-büdd: Gerekli, gerek, lâzım

    YanıtlaSil
  128. 6898

    Lahik: (I) Yetişip ulaşan (2) Eklenen

    La-ya'kil: Akı başında olmayan, yaptığını bilmez, dalgın

    La-yuadd: Sayılmaz, sayısız, pek çok

    Lâ-yuhsa: Sayılmaz, hesaba gelmez

    Lehviyyat: Oyun, eğlence gibi şeyler

    Lezâiz-i Ahiret: Ahiretin lezzetleri

    Livata: Erkekler arasındaki cinsi sapıklık

    Liynet: Yumuşaklık

    M

    Mâ-i Tahûr: Temiz su

    Mâ-bih-il-Hayât: Hayata vesile olan

    Ma'dud: (I) Sayılı, sayılmış (2) Muayyen, belli

    Ma'dûm: Yok olan, mevcut olmayan

    Ma'füvv: Affolunmuş, suçu bağlanmış

    Mâğmûm : (I) Gamlı, kederli (2) Bulutlu, kapalı, sıkıntılı

    Mahall-i me'men: Güvenilir yer

    Maharim: Haramlar

    Mahmul: Haml olunmuş, yüklenmiş

    Mahlûka: Benimsenen, çalınan kaside, şiir

    Mak'ad-ı aksa: Son oturulacak yer, en büyük toplantı yeri

    Makarr: (I) Karar edilen, durulan yer (2) Oturulan yer (3) Ocak, merkez (4) Pâytaht, Başkent

    Makbûl-üş-şehade: Şahadeti kabul edilmiş, edilen

    Makderet-i İlâhi: İlahi kuvvet

    Makhur: (I) Kahrolmuş, mağlub olmuş (2) Allah'ın gazabına uğramış

    Maalkerahe: Kerahetle, istemiyerek

    Ma'mul: I'mâl edilmiş, yapılmış

    Mansıb-ı Nübüvvet: Peygamberlik hizmeti

    Ma'reke: Savaş meydanı

    Maslûp: Asılarak öldürülmüş

    Masrûf: (I) Sarf olunmuş, harcedilmiş (2) Çevrilmiş, döndürülmüş

    Matrûd: Kovulmuş, vazifesinden çıkarılmış

    Ma'tuf: (I) Eğilmiş (2) yöneltilmiş

    Ma'tûh: Bunamış, bunak

    Maûnet: (I) Yardım (2) azık, yol yiyeceği

    Mazanne: (I) Bir şeyin vücûdunun zannolduğu yer. (2) Ermiş sanılan

    Mazmum: Zammolunmuş, ilave olunmuş

    Ma'zur: Özürlü, özrü olan

    Mebahis: (I) Bir şeyin bahsolunduğu yerler (2) araştırma, araştırma yerleri, münakaşa yerleri

    Me'cûr: Ecir ve sevabı verilmiş olan

    YanıtlaSil
  129. Medyun: Borçlu, verecekli

    Mefatih-i Gayb Gayb anahtarları

    Mefrûşat: Kilim, seccade, koltuk

    Mefrûz: Farz kılınmış

    Mehalik: Helâk olacak yerler, tehlikeli yerler veya işler.

    Me'haz: Bir şeyin alındığı, çıkarıldığı yer; kaynak

    Mekârim: Keremler, cömerdlikler, İyi ahlaklar

    Mekr: Hile

    Me'kûlât: Yiyecekler

    Melbûsat: Libaslar, giyecek şeyler

    Melce': İltica edecek, sığınacak yer

    Melhûz: Mülahaza edilen, düşünülebilen, hatıra gelen

    Me'lûfat: Alışılmışlar

    Me'mûl: Ümit olunan, umulan, beklenilen

    Menâfi': Menfaatler, çıkarlar

    Menâfi-i Kesire: Bol ganimetler, çok menfaatler

    Menafi-i mahsusa: Husûsi menfaatler

    Menâsik-i hace (I) Hacı olmak üzere mekkeye gidenlerin Kâbe'yi zi- yaret etmeleri, Arafat'da vakfeye durma, kurban kesme, ihram giyme muayyen bir yerden bir yere yürüme, gibi yapılan ibadet rü- künleri (2) Bunların yolunu, usûlünü gösteren kitap

    Mensuh: Nesh olunmuş, hükümsüz bırakılmış, hükmü kalıdırılmış

    Merâtib: Rütbeler, dereceler

    Merâtib-i isti'dad: İsti'dad mertebeleri

    Merhûn: (I) Rehn edilmiş ödünç alınan bir şeye karşı, garanti olarak

    verilen şey (2) Muayyen zaman, bir şeye bağlı

    Merkûz: (I) Dikilmiş, saplanmış (2) tabiatında, yaratılışında bulunan

    Merre: Defa, kere

    Mesâbe: Derece, rütbe

    Mesâib: (Ayın ile) zor işler, müşküller

    Mesâil-i Diniyye: Dinle ilgili meseleler

    Mesalih-i Dünyeviyye: Dünya ile ilgili işler

    Meserret: Sevinç, şen

    Mesmu': İşitilmiş, duyulmuş

    Meûnet: Ölmiyecek kadar yiyecek içecek (2) zahmet, meşakkat

    Mevâni': Mânîler, engeller

    Mevrûs: Miras kalmış, ana babadan geçmiş

    Mevsûl: Vaslolunmuş birleşmiş, kavuşmuş

    Meyyit: Ölmüş

    Mezâya-yı insaniye: İnsanlık meziyetleri

    Mihan: Sıkıntılar

    YanıtlaSil
  130. 6900

    Mikât: Mekke yolu üzerinde hacıların ihrama girdikleri yer

    Mişkat: İçine kandil lâmba gibi şeyler koymak için duvarda yapılan o- yuk, hücre

    Muahaze: (I) Azarlama, çıkışma (2) Tenkîd

    Munkab: Cezalandırılmış

    Muahid: (I) Antlaşma yapanlardan her biri (2) İslâm hükümetine bir para ödeyerek kendini himaye ettiren (hiristiyan veya bir başka dinden kimse)

    Muarref: (I) Ta'rif edilmiş, etrafıyla bildirilmiş. (2) bildik, belli, bi- linen

    Muattal: (I) Ta'til edilmiş, bırakılmış (2) boş işsiz

    Muayyebat: Ayıp ve iğrenç şeyler

    Muayyenat-ı askariye Asker erzakı

    Mubah: İşlenmesinde sevap ve günah olmayan şey

    Mucizat-ı zâhire: Görünen mucizeler

    Mufahham: (Ha ile) Kömürleşmiş, kömür hâlini almış

    Mufahham: (Hı ile) Saygı, büyüklük, ululuk kazanmış, i'tibarlı

    Mufazzel: Tafdîl edilmiş, başkalarına üstün tutulmuş.

    Muhakkık: Tahkik eden, soruşturucu

    Muhâl: Mümkün olmayan, olamaz, olmaz

    Muhalled: Tahlid olunan, daimî

    Muharremat Şeriatçe haram ve yasak olan şeyler

    Muhasama: İki taraf arasındaki düşmanlık

    Muhikk: (I) İhkak eden, hakkı yerine getiren (2) haklı, doğru

    Mühlik: Helâk eden, öldüren, öldürücü

    Muhsenat: Haramdan sakınan temiz, namuslu kadınlar

    Muhtasar Kısaltılmış, kısaltma

    Muhtedi': Hilekâr, dalevareci

    Mühtezz: Titreyen, ihtiraz eden

    Muîn: lâne eden, yardımcı

    Mukârin: Bitişik, yaklaşmış, erişmiş

    Mukırr: (I) İkrar eden, doğruyu söyleyen (2) Fıkıhda; (birinin, ken- disinde hakkı olduğunu haber veren kimse)

    Muktedabih: (I) İktidâ edilen, uyulan (2) önde bulunan, kendisine

    uyulan (İmam Reis)

    Munkarız: İnkırâz bulan, biten arkası gelmeyen, sönen, zürriyeti tü-

    kenmiş, kesilmiş olan

    Musâb: (I) İsabet etmiş, rastlamış, üzerine düşmüş (2) musíbete uğramış

    Musâraa: Pehlivanlık, güreşme

    Musirr: İsrar eden, direnen, ayak direyen

    YanıtlaSil
  131. Musib: Isabet eden, rast gelen, yanılmayan

    Muslih: İslah eden, iylleştiren, arabulucu Muti: (I) itaat eden, boyun eğen, (2) bağlı (3) Rahat

    Mu'terif: I'tiraf eden, kendi kusur ve kabahatini gizlemiyerek söyli- yen, anlatan

    Müttehiz: İttihaz eden, kabûl eden, sayan

    Muttali': Öğrenmiş haber almış bilgili, haberli

    Mu'tekid: İ'tikad eden, inanan, dînî bütün

    Mu'tekif: (I) Bir ibadethaneye çekilip namaz niyaz ve ibâdetle meş- gul olan (2) Ramazanda câmi'de i'tikâfa çekilen

    Mu'tezile: Kaderi inkâr edip "kul ettiklerinin yaratıcısıdır" diyen ve Allah sıfatlarını kadim saymakta ehl-i sünnetten ayrılan ve vâsıf bin Atâ yolunda olan kimseler ki, "kaderiyye" de bunun kolların- dandır

    Muzmerat: Gizli, saklı örtülü, dışarı vurulmamış, içde saklı şeyler

    Muztarr: Çaresiz kalmış, zorlanmış

    Mübalât: (I) Kayırma, himaye (2) dikkat, îtinâ (3) dikkat ve düşün- me ile kaygılanma

    Mubassır: Gözetici, bekleyici

    Mübtil: İptal eden, hükümsüz bırakan

    Mücâlese: Birlikte, berâber oturma

    Mücavir: (I) Komşu (2) fekkeye çekilip oturan (3) Yurdunu ve diya- rını terk ederek zamanını Harameyn-i Şerifeyn'de ibâdetle oturan

    Mücazat: (I) Karşılık (2) Bir suça karşı ceza çektirme

    Müdahane: Dalkavukluk

    Müdârât: yüze gülme, dost gibi görünme

    Müdebbir: Tedbir alan, tedbirli düşünce ile hareket eden

    Müedda': (I) Te'diye olunmuş' edâ olunmuş (3) Ma'nâ, mefhum,

    Müfarekat: (I) Ayrılma, uzaklaşma (2) Bir yerden ayrılma (3) Bo-

    şanma

    Müheyya: Hazır, hazırlanmış

    Mükâşefat: Hakikat ehline Allah sırlarının görünmesi, kendileri Allah nûrunu görmeleri. (2) Meydana çıkarma

    Miknet: Kuvvet, kudret

    Mülaki: Buluşan, kavuşan, görüşen

    Mülâzemet: (1) Bir yere veya kimseye sımsıkı bağlanma (2) Gidip gel- me (3) Bir işle devamlı meşgul olma (4) Staj görme

    Mümâselet: Benzeme, benzeyiş

    Mümâşât: (1) Yoldaşlık, beraber gitme (2) suyunca gitme, uysallık gösterme

    YanıtlaSil
  132. 6902

    Mümted: Imtidad eden, umayan, süren; sürekli

    Münacebet: Asıl bulunma, soy temizliğini iddia etme

    Münakehe: Nikahlanma

    Münkatı': (1) Kesilen, kesilmiş (2) Arkası gelmeyen, son bulan (3) ay-

    rılmış Münkerat: Şeriatçe yapılması yasak edilen şeyler

    Münzel: Inzål olunmuş, aşağı indirilmiş

    Mürãi: İki yüzlü kimse

    Mürtefi': Yükselen, yüksek, yüce

    Mürtekib-i kebir: Büyük yakışıksız iş yapanlar, rüşvet yiyenler

    Müsamma': Işitilmiş, duyulmuş

    Müstağfir: İstiğfar eden, günahlarının bağışlanmasını Allah'tan dileyen

    Müstahsen: Güzel sayılmış, beğenilmiş

    Müsteb'ad: Uzak görülen, olacağı sanılmayan

    Müstelzim: İstilzam eden, gerektiren, gereken

    Müsterşid: İrşad edilmesini, doğru yolun gösterilmesini istiyen

    Müsteşar: (1) Kendisiyle müşaverede bulunulan kendisine iş danışılan

    (2) Vekaletlerde vekilden sonraki âmir

    Mütefavit: Birbirinden farklı, çeşitli olan, aralarında fark bulunan

    Müteferri': (1) Teferru' eden bir kökten ayrılan, (2) Bir kökle ilgili olan

    Mütemerrid: Dikbaşlılık eden, dikkafalı

    Mütenassıh: Nasihat kabul eden, öğüt dinleyip uslanan

    Mütenebbih: İntibah eden, uyanan, uyanık uslanan, aklını başına

    toplayan

    Mütteki İttika eden, dayanan, dayanmış

    Müvalât: Dostluk, dostane muamele, karşılıklı muamele, himaye, mua- venet

    Müzahrefat: Süprüntüler, pislikler

    N

    Nâbedid: Görünmez, belirsiz, kayıp

    Nakz-ı Ahd: Yemini bozma

    Nâr-1 Cahîm: Cehennem ateşi

    Nasır Yardım eden

    Nazar-ı istidlâl: Yol gösterme bakışı

    Nedîb: Yara eseri kalan organ

    Nehar Gündüz

    Nehb: Yağma, çapul

    Nekre-gû: Gülünç sözler söyleyen, tuhaf fıkralar, hikâyeler anlatan

    Nesayih-i Beliğ Açık nasihatlar

    YanıtlaSil
  133. Nevâhi: Yasak şeyler

    Nevahid: Turunç memeli kızlar

    Nevâkıs: Noksanlar, eksikler

    Nevâkis: Başlarını daima önüne eğen adamlar

    Nezâfet-i Kâmile: Olgun, temizlik

    Niam-1 Bâkiye Kalan ni'metler

    Nik ü bed: İyi, kötü

    Nikmet Şiddetli ceza

    Ni'met-i Uznia: Çok büyük ihsan, çok büyük saadet

    Nisyan: Unutma

    Nutfe: (1) Döl suyu, sperma, (2) Duru, saf su, (3) Meni

    R

    Nukul: Nakiller, hikâyeler, rivayetler.

    Râsih: (1) Sağlam, temeli kuvvetli, (2) Bilgisi (din bilgisi) çok ge- niş olan

    Recül-ü Kâmil: Olgun erkek

    Refah-i Bâkî': Bâkî rahatlık

    Refakat Refiklik, arkadaşlık

    Remmal: Remil döken, fal açan, kayıptan haber vermek iddiasında bu-- lunarak dolandırıcılık eden (adam)

    Remiy: Atma, tüfek atma

    Revabıt: (1) Bağlar, (2) Münasebetler, (3) Bağlılıklar, (4) Tertipler,

    sıralar, usuller, düzenler

    Rızâ-i Bârî: Allah'ın rızası

    Rikkat-ı Kalp: Kalp inceliği

    Rububiyet: (1) Efendilik, (2) Allah'a âitlik

    Rub'-u Mesken: Oturulacak yerin dörtte biri

    Rüesa: Reisler

    Rütbe-i Ruhani: Ahiretle ilgili olan derece

    S

    Sabâvet: Çocukluk, sabîlik

    Sâibe: Başı boş bırakılmış hayvan

    Sahir: Sihir yapan

    Sail (Sat ile) saldıran

    Sail : (1) (Suâl'den) Sual eden, (2) Dilenci, (3) (Seyelan'dan) akıcı Salâbet-i Diniyye: Din sağlamlığı

    Salavat-ı Mefrûze: Farz olunan, Hz. Muhammed için edilen duâlar

    Sarf-1 Makderet : Kuvvet sarfetme

    Savt-1 Bâlâ : Yüksek ses

    YanıtlaSil
  134. 6904

    Sebk (1) Bir şeyi eritme, kalıba dökme, (2) İbârenin tarz ve tertibi Sebkat: Geçme, ilerleme

    Sefähet: (1) Zevk ve eğlenceye aşırı derecede düşkünlük, (1) Akılsızlık,

    (3) Harvurup harman savurma

    Sefih: Zevk ve eğlenceye düşkün, parasını pulunu isrâf eden akılsız

    Sefk-i Dima' Kan dökme, kan dökücülük

    Sehâfet: (1) Zayıflık, hafiflik, (2) Gevşeklik

    Sehim: Hisse sahibi

    Sehl: Kolay

    Sekâmet Hastalıklı olma

    Sekinet: Rahat, sakinlik

    Sekerât-ı mevt: Can çekişirken gelen baygınlık, dalgımlık

    Semâhat: Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik

    Sevâ-i Tarik: Yol beraberliği

    Sevb (1) Bez, (2) Elbise

    Sia-i Hazz: Hoşlanma rahatlığı

    Sibak: Bir şeyin üst tarafı, geçmişi, (2) Bağ, bağlantı

    Sinn-i bülüğ: Bülüğ yağı

    Siret (1) Bir kimsenin içi, hâli, tavrı, gidişi, ahlâkı, (2) Hal tercümesi

    Siyak: Sözün gelişi, ifâde şekli

    Sudûr: Sâdır olma, meydana çıkarma, olma

    Suûbet: Güçlük, zorluk

    Suret-i Seciyye: Seciyyenin sureti, karakter tarzı

    Surût-i uhra Başka suret, diğer tarz

    Suver-i Muhtelife Çeşitli şekiller

    Süfeha: Sefihler, zevk ve eğlenceye düşkün olanlar

    Sükna: Oturulacak yer

    Sülük (1) Bir yola girme, bir yol tutma, (2) Bir tarikata intisâb etme Sünnet-i Diniye: Dinin nizâmı, Dinde Hz. Muhammed'in sözlerine, işle- rine ve tasviblerine uymak

    T

    Taaffün Çürüyüp kokma

    Taahhüd: (1) Üzerine alma, yapılması için söz verme, (2) Bir işin ya-

    pılması için resmî olarak sözleşme

    Taakkul: (1) Akıl erdirme, zihin yorarak anlama, (2) Hatırlama

    Ta'ahhur (1) Sonraya, geriye kalma, (2) Gecikme

    Taallül: Vesile ve bâhane arama, yalandan bahanelerle bir işten kaçınma Taallüm Öğrenme, ders alarak öğrenme, elde etme

    Taammüm : (1) (Umumdan) umûmî olma, umûmileşme, (2) (İmâme'- den) sarık sarma, (3) (Amm'den) amca olma

    YanıtlaSil
  135. Taannüd: İnat etme, direnme, ayak direme

    Taassubat-ı Bâtıla: Bâtıl taassublar

    Taayyüş Yaşama, geçinme

    Taâvün: Yardım etme

    Tabib-i Hâzik: İşinin ehli olan doktor

    Tâib: Tövbe eden

    Tab'ı Sâlim: Sağlam tabiat, iyi huy

    Ta'cil: Acele ettirme, çabuklaştırma

    1 Ta'dad: (1) Sayma, sayı, (2) Birer birer söyleme, sayıp dökme, sayım

    Tafziz: Gümüş kaplama

    Tagaddi: Gıdalanma, beslenme

    Tâği: Azgın, isyan eden

    Tagayyüb: Kayb olma, görünmeme

    Tagayyurat-ı Garibe: Garib değişmeler

    Tağlib: Bir ilişik ve ilgiden dolayı bir kelimeyi başka bir ma'nayı da içi- ne alacak şekilde kullanma: Baba ile anneye "ebeveyn" denilmesi gibi

    Tahaddür: (Ha ile) (1) Yokuş aşağı inme, (2) Yukarıdan aşağı akıp gitme

    Tahaddür: (Hı ile) Örtünme (kadın hakkında, tesettür gibi)

    Tahallüf: (1) Geride kalma, arkada bırakılma, (2) Uygun gelmeme

    Tahavvül: Değişme, bir hâlden bir hâle girme

    Tahlis: Kurtarma, kurtarılma

    Tahmil (1) Yükleme, yükletme, yükletilme, (2) Bir işi birinin üzerine

    bırakma

    Tahrim: Haram kılma, kılınma

    Tahzir: (Zâl ile) (1) Sakındırma, sakındırılma, (2) Men etme Tahzîr: (Dat ile) (1) Hazırlama, (2) İlaç hazırlama, (3) Yeşillendirme

    Tahzîr: (Z1 ile) Men' etme, önlenilme

    Taife-i Nisa: Kadın kafilesi

    Takarrüb: (1) Yaklaşma, yanaşma, (2) Vakti yakın olma

    Takarrür: (1) Karar bulma, kararlaşma, karar kılma, (2) Yerleşme

    Takbih: Çirkin görme, beğenmeme

    Taksirat: Kusurlar

    Takyid: (1) Şart koşma, (2) Bağlama, (6) Harfe nokta ve hareke

    koyma

    Tams: (se ile) Adet görme, aybaşı

    Tams: (siz ile) Yoketme, belirsiz etme

    Ta'n: Sövme, ayıplama

    Hulûsat-ül Beyân, Cilt 16, F. 435

    YanıtlaSil
  136. 6906

    Tanzifat: Temizlik işleri

    Tarassud: Gözleme, bekleme, dikkatle bakma, gözleme

    Taki: Tarâvetli, taze

    Tarik: Yol

    Tarik-ı Tedric: Basamak hâlindeki yol, derece derece, basamak basa- mak ilerleme

    Tarz-ı Taayuş: Yaşama şekli, yaşama yolu

    Tasaddi: Bir işe girişme, başlama

    Tasadduk: Sadaka olarak verme, verilme

    Tasmim: Tasarlama, kat'i olarak niyetlenme

    Tasrif: (I) İstediği yolda idâre (Allah, Hak.) (2) Gramerde bir keli- menin çekimi

    Tathir: Temizleme

    Tatahhur: Temizlenme

    Tav'an: İsteyerek, kendi isteğiyle

    Tavk-ı Beşer: İhsan gücü

    Ta'zib-i Haps-i Matar: Yağmurun habs edilmesinden ileri gelen azab (yağmursuzlukdan mütevellid ıztırab)

    Ta'zir-i şer'i: Şer'î azarlama, tekdir etme

    Tebaiyet: Tabî' olma, uyma

    Tebeddulât-ı Acibe: Acayip değişiklikler

    Teberrî: Sevmeyip yüz çevirme

    Teb'id: (I) Uzaklaştırma (2) kovma

    Tebşir: Müjde verme

    Tecemmu': Toplama, yığılma

    Tecemmül: Süslenme

    Tedeyyün: (din'den) (I) Dine bağlı olma (2) (deyn'den) Borçlanma

    Tedmir: Yok etme, mahvetme, tepeleme

    Te'dibat-ı Şakka: Zahmetli terbiye etmeleri, meşakkatle yola getirme, terbiye etme

    Teehhül: (I) Ehlileşme (2) Evlenme

    Teemmül: İyice, etraflıca düşünme

    Teennî: (I) Yavaş hareket etme (2) İlerisini düşünerek dikkatli dav- ranma

    Tefavüt: (I) İki şeyin birbirinden farklı olması, (2) İki şey arasında- ki fark

    Tefevvuk: Üste çıkma, yükselme

    Tefevvüh: (I) Ağıza alma, söyleme (2) Münasebetsiz söz söyleme, dil uzatma

    Tefrit: Tersine aşırılık, ortalamanın çok altında kalma, Tefrid: Dünyadan geçip yalnız Allah ile meşğul olmak.

    YanıtlaSil
  137. 6907

    Tefviz-i Umur: İşlerin dağıtımı, havalesi

    Tegavvut: Büyük abdest bozma

    Tehzib: İslâh etme, düzeltme, temizleme

    Tekâlif-i Şakka: Şer'i cevaz bulunmayan ve tekâlif kâidelerine de uy- mayan vergi

    Tekâsül: Üşenme, tenbellik, ilgisizlik

    Tekeffül: Birine kefil olma, kefalet etme, feyz verme

    Telbis: (I) Ayıbını, kusûrunu örterek bir şeyi sahtelendirme (2) sû-

    ret-i haktan görünerek hile edip aldatma (3) Oyun, hile

    Telvis: Bulaştırma, kirletme, pisletme

    Temadi: Sürme, sürüp gitme, uzama

    Temerrüd: Dikbaşlılık, inat, direnme

    Temekkün: Mekanlaşma, yer tutma, yerleşme

    Temessük: (I) Tutunma, sarılma (2) Borç senedi

    Temşiyet: (I) Yürütme, yürütülme (2) Meydana gelmesini kolay-

    laştırma

    Tenezzüh: Gezinti

    Tenfir: (nefret'ten) (I) Nefret ettirme, iğrendirme, tiksindirme, tiksin-

    dirilme, (nefir'den) (2) Savaşa toplama; asker toplama

    Tenkil: (I) Uzaklaştırma (2) İbret olacak bir ceza verme (3) Tepeleme

    Tergib: Arzu ettirme, istek verme, isteklendirme

    Terhib: (Ha ile) Birine "merhaba" deme, hal ve hatır sorma

    Tervic: (I) Kıymet ve itibarını artırma (2) Geçirme (3) tutma, des- tekleme

    Tesdid: (I) Hayırlı işe doğru yöneltme (2) Uzunluğuna doğrultma, doğrultulma

    Teshil: Kolaylaştırma

    Tesliye: Teselli verme, avutma.

    Tesmiye: (I) Ad koyma, isim verme (2) besleme çekme

    Teşe'üm: Uğursuz sayma

    Teşeffi-i Sadr: Öc aldıktan gönlün rahatlaması

    Teşviş: Karıştırma, karma karışık etme

    Tevârüs: (I) Mirasa konma (2) birinden diğerine irsen geçme

    Tevbih: Tekdir, azarlama

    Tevcihat: Rütbe vermeler, verilmiş rütbeler

    Tevkir: Güzel karşılama, ağırlama, ululama

    Tevsik: Sağlamlaştırma, vesikalandırma

    Tezekkür: (I) Hatıra getirme (2) Bir meseleyi konuşma

    Tezviç: Evlendirme

    U Uhde: Söz verme, bir işi üzerine alma (2) Vazîfe (3) Yapma, becerme

    YanıtlaSil
  138. 6908

    Umre: Hac mevsiminin dışında Kâbcyi ve Mekke-i Mükerremenin mü-

    barek yerlerini ziyaret etme

    Ukûl-i Beşer: İnsan akılları

    Umur-u Diu: Din işleri

    Umur-i Mühimme: Ehemmiyetli işler

    Umur-ı Sınaat: Sanat işler

    Ü

    Z

    Übüvvet: Babalık, atalık

    Ümm-ül- Habais: Şarap, içki, habasetlerin anası

    Ümm-ül Maasi Günah anası günahların anası

    Umem-i Salife: Geçmiş Ümmetler

    Ümniyye: (I) Ümit (2) İstek, arzu, (3) Niyet, kuruntu

    Üstâz: Üstad

    V

    Vakt-ı Merhun Beklenen çağ ve zaman

    Vasi: (I) Bir ölünün vasiyetini yerine getirmeye me'mur edilen kim-

    se (2) (İmâmiye mezhebine göre) Hz. Ali (R.A)

    Vech-i Meşru': Kanuna uygun taraf

    Vehle-i ûlâ: (I) İlk başlangıç, birdenbire (2) İrkilme, ürkme

    Vettakdir: Takdir üzere

    Vesâyâ: Vasiyetler, bir kimsenin, öldükten sonra yapılmasını istedi- ği şeyler

    Vildan: (I) Yeni doğmuş çocuklar (2) Kullar, köleler

    Vikâ': (I) Cim'a (2) Savaş, ceng, harb

    Vizr-ü Vebal: Günah ve azab

    Y

    Yed-i Atûfet: Merhamet eli

    Yümn: Uğur, bereket

    Zeer: (I) Önleme, yasak etme (2) Zorlama (3) kovma (4) Eziyet, sık ma

    Zecr-i Azîm: Büyük eziyet

    Zekâvet: (I) Kavrama (2) Çabuk anlama

    Zelle: Sürçüb kayma

    Zeve-i âhar: (Vefat veya boşanmadan sonraki) başka zeve Zevi-l-ukul : Aklı olanlar, insanlar. Tasavvufta, halkı zâhiren, hakkı bâ-

    tinen görenler

    YanıtlaSil
  139. Zihar: (I) Karşılıklı yardımlaşma (2) Huk (eskiden) hocasının karı-

    sını müebbeden mahremi olan bir kadının bakmak caiz olmayan bir uzvuna teşbih eylemesi (cahiliyyet zamanında Araplar ara- sında cârî ve talak envaından ma'dud idi. Şeriat-ı İslâmiye tara- fından bu nevi talak menedilmiş ve zecr için zihar eden kimseye

    kefâret vazolunmuştur)

    Zikr-i Melzûm : Lüzumlu anma

    Zimâm : Yular, hayvan yuları

    Zir-i cenâh: Kanatın altı

    Zî-rahim: Hısımlık, akrabalık

    Zuafâ-yı Avâm : Aşağı tabakanın zayıfları

    Zuhurat: Hesapta olmayan, Umulmadık hadiseler

    Zulmet: Karanlık

    Zu'm: (I) Batıl zan (2) Şüphe

    Zuyûf: Misafirler, konuklar

    YanıtlaSil
  140. HULASAT'ÜL BEYAN Fİ TEFSİR'İL KURAN

    FİHRİST-LÜGATÇE

    YanıtlaSil
  141. Bên güm bên âlim, Dicle kenannda karşıya geçecek bir gem bulamaz. Bu esnada talebelerinden Habib-i Acemi gelir miçin beklediğini sarar. Alima

    "-Karşıya geçmek istiyorum, lakin gemi yok!" der. Arif bin alam Habib-i Acemî îse:

    "-Ey üstad! İlmin çok ise, hasedi gönlünden giden Dünyadan kalben uzaklaş, îptilalanı ganimet tut ve bütün işlem Hak'tam bill. Böyle olduğun takdirde ayağını suya vur ve geç." der. Sözlerinin ardından da ayağını suya basıp karşıya geçer.

    Alim zât, talebesindeki bu hâli görünce ağlar ve kendinden geçerek yere düşer. Kendine gelince der ki:

    "-Habib, benim talebemdir. Su üstünden yürüyerek karşıya geçti, ben ise kıyıda kaldım. Eğer yanın Sırat köprüsünden de cümle halk geçip ben kalırsam hâlim nice olur?!"

    Daha sonra bu alim zât, Habib-i Acemi'yi bulup kendisine bu mertebeyi nasıl elde ettiğini sorar. Habib ise şu veciz karşı-- lığı verir:

    "-Ey üstad! Ben gönül ağartınm; sen ise kağıt karartırsın!.."

    İşte gönülleri Kur'ân ve Sünnet'in bilgisiyle, yâni hikmetle nurlanarak irfana ermiş olanlar, hem kendilerinin hem de etraf- lanında bulunanlanın gönüllerini aydınlatırlar. Ebedî huzur ve saâdetin yolunu gösteren hidâyet kandilleri olurlar. Lakin ilmini bu sathalara intikal ettiremeyen sığ idrakler, takılıp kaldıklanı noktada kendilerini ne kadar bilgili zannetseler de, hayat ve kâinat muammâsındaki ilâhî sırlan çözemezler.

    YanıtlaSil
  142. "Haram yemek kalbi öldürür, helal yemek ise ihyâ eder. Lokma var seni dünya ile, lokma var seni âhiret ile meş- gûl eder. Lokma var, seni Hâlık Teâlâya rağbet ettirir.”

    YanıtlaSil
  143. Kur'ân'da ve hadislerde beyan olu- nan hususlarda ihtilaf yoktur. İhtilaf, Kur'ân ve hadislerde bulunmayan kısımların açıklanmasında ve tatbik edilmesindedir.

    YanıtlaSil
  144. 40 Soru Cevap

    Osman Nûri Topbaş

    GENC kitaplije

    UERKAM YAYINLARI

    YanıtlaSil
  145. -

    na şif-

    ISGAL HAREKETİ OLACAKTI

    Güler, "FETÖ'cü hainlerin, şayet başarılı olsalar- dı Güneydoğu'daki sınırları terör örgütü PKK'ya, Suriye'deki sınırımızı da PKK/YPG'ye açacakla- rından en ufak bir şüphem yok. FETÖ elebaşını ülkemize getireceklerdi. O gece tarihi değişti- ren halkımız her ne olursa olsun bu hain- lerin başarılı olmasına geçit ver- meyecekti" dedi

    YanıtlaSil
  146. ...Kulları içinden ancak bilenler, Allah'ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar. Şüphesiz Allah üstündür, çokça bağışlayıcıdır. (Fatur. 15/28)

    İYİ PAYLAŞMA ERDEMİ

    -2000 10 once geleneğinde bilgi, Kur'an-ı Kerim'in çizdiği çerçeveye uygun larrer Mislüman için aranması gereken değerli bir yitik olarak tanım- Tannis veılmaya çalışılacak bir ideal olarak resmedilmiştir. Dolayısıyla bitej pratigeriönüştürülmeli, ilim, üretken bir sosyal mekanizmanın parçası pak maddi kalıplara hapsedilmeden, erdem ve kolektif şuurla bütün- leştirilmelidir. Bilginin yaygınlaştırılması bu açıdan son derece önemlidir. Allah Resûlü (sus), kendi döneminde ders halkaları oluşturmakta, insanlara bu derslerinde ahlak ve erdemi aşılamanın yanında, dinleyenlerin dağar- cıklarını pek çok fıkhi ve sosyal konu ile ilgili bilgiyle de zenginleştirmek- teydi. Bu sebeple Allah Resûlü (sas), "Allah, bizden bir söz işitip, onu işittiği gibi başkasına ulaştıran kişinin yüzünü ak etsin. Kendisine (bilgi) ulaştırılan nice kimseler vardır ki, onu işiten (ve kendisine aktaran) kimseden daha iyi şekilde bu bilgiyi kavrayabilir." (Tirmizi, Ilim, 7) demektedir.

    YanıtlaSil
  147. لا تجد من انفسنا اذا نحن خلونا قال فذكره) 166- "Evet, ben onun bâtınını (içini) okuyorum. Siz ise dışını okuyorsunuz" buyurdu. Ashab: "İçin dıştan farkı nedir?" diye sordular. Allah'ın Rasulü: "Ben onu anlamını düşünerek okuyup içindekiyle amel ediyorum. Siz ise onu okuyorsunuz ve böylesiniz (eliyle işaret etti ve yana doğru hareket ettirerek, düşünmeden çabucak okuyorsunuz)" buyurdu. Ravi der ki: "Peygamber (s.a.v.) bu hadisi, ashabın: "Ey Allah'ın Rasulü! Biz senin Kur'an okumandan öyle haz duyuyoruz ki, senden ayrılınca, o hazzı içimizde bulamıyoruz" sözleri üzerine buyurdu.

    ١٦٧ - اِجْمَلُوا فِي طَلَبِ الدُّنْيَا فَإِنَّ اللهَ قَدْ تَكَفَّلَ بِارْزَاقِكُمْ وَكُلِّ مُيَسَّرٌ لَهُ عَمَلَهُ الَّذِى كَانَ عَامِلاً اسْتَعِينُوا الله عَلَى أَعْمَالِكُمْ فَإِنَّهُ يَمْحُو مَا يَشَاءُ

    ق كر عن ابن عمر) وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ*

    167- Dünyalığı istemekte iyi hareket edin. Allah rızkınıza kefil olmuştur. Herkes yapmakta olduğu işe muvaffak kılınmaktadır. İşlerinizde Allah'tan yardım isteyin. O, dilediğini siler ve isbat eder. Ümmü'l-Kitab (Levh-i Mahfuz) onun katındadır."

    ١٦٨ - اَجِيبُوا الدَّاعِيَ وَلاَ تَرُدُّوا الْهَدِيَّةَ وَلَا تَضْرِبُوا الْمُسْلِمِينَ (حم خ في

    الادطب هب والشيرازي عن ابن مسعود 168- Davetçinin davetini kabul edin, hediyeyi reddetmeyin, müslümanları dövmeyin.

    ١٦٩ - أَحَبُّ الْأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ الصَّلَوةُ لِوَقْتِهَا ثُمَّ بِرُّ الْوَالِدَيْنِ ثُمَّ الْجِهَادُ فِي

    سبيل الله رحم خ م د ن حب عن ابن مسعود)

    169- Allah'a amellerin en sevimlisi vaktinde namaz kılmak, ana-babaya itaat ve ikram etmek, sonra Allah yolunda savaşmaktır.

    ۱۷۰ - أَحَبُّ الْأَعْمَالَ إِلَى اللَّهُ مَنْ أَطْعَمَ مِسْكِينًا مِنْ جُوعٍ أَوْ دَفْعَ عَنْهُ مَغْرَمًا أَوْ كَشَفَ عَنْهُ كَرْبًا (طب عن الحكم بن عمير)

    YanıtlaSil
  148. 170- Allah'a amellerin en sevimlisi şudur: Yoksulun açlığını gidermek veya borcunu ödemek, yahut da üzüntüsünü bertaraf etmektir.

    ۱۷۱ - أَحَبُّ الْأَعْمَالَ إِلَى اللهِ إِيمَانٌ بِاللَّهِ ثُمَّ صِلَةُ الرَّحِمِ ثُمَّ الْأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيُ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأَبْغَضُ الْأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ الْأَشْرَاكُ بِاللَّهِ ثُمَّ

    قَطِيعَةُ الرَّحِمِ (ع عن قتادة)

    171- Allah'a, amellerin en sevimlisi, Allah'a iman etmek, sonra akrabayı ziyaret etmek, sonra marufu emredip münkerden nehyetmek, Allah'ın en hoşlanmadığı ameller ise Allah'a şirk koşmak, sonra akrabadan uzak durup ilgiyi kesmektir.

    ۱۷۲ - اَحَبُّ الْبِلادِ إِلَى اللَّهِ مَسَاجِدُهَا وَأَبْغَضُ الْبِلَادِ إِلَى اللَّهِ أَسْوَاقُهَا (حم

    ك عن جبير بن مطعم طب حب عن ابي هريرة

    172- Ülkelerde Allah'ın en çok sevdiği şey, o ülkelerin mescitleridir, en buğz ettiği şey ise o ülkelerin (günah işlenen) çarşı ve pazarlarıdır.

    ۱۷۳ - اَحَبُّ الْأَسْمَاءِ إِلَى اللهِ عَبْدُ اللهِ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ وَالْحَارِثُ (ع عن انس)

    173- Allah'ın en çok sevdiği isimler: Abdullah, Abdurrahman ve el-Hâris isimleridir.

    ١٧٤ - أَحَبُّ الْجِهَادِ إِلَى اللَّهِ كَلِمَةُ حَقٍ تُقَالُ لإِمَامٍ جَائِرٍ (حم طب ق عـــن

    ابي امامة)

    174- Allah'ın en çok sevdiği cihad, zalim hükümdarın yüzüne haykırılan doğru sözdür.

    ١٧٥ - أَحَبُّ الطَّعَامِ إِلَى اللهِ مَا كَثُرَتْ عَلَيْهِ الْأَيْدِي (حب طب ع عد طــــس

    هب ض عن جابر بن عبد الله)

    175- Allah nazarında en sevimli yemek, üzerinde ellerin çoğaldığı sofradır.

    57

    YanıtlaSil
  149. Allah'a hamd ile başlanılmayan her önemli iş noksandır/bereketsizdir. (İbn Mâce, Nikâh, 19)

    BİR HADİS

    LİVA-İ HAMD

    Liva-i hamd, 'övgü' anlamındaki hamd ile 'sancak' manasına gelen liva

    kelimelerinden müteşekkildir; övgü/hamd sancağı anlamına gelmektedir. İslami gelenekte kıyamet günü hesap öncesi müminlerin altında toplana- cakları ve Hz. Muhammed'e (sas) verilecek sancak liva-i hamd olarak isim- lendirilmektedir. Hadis kaynaklarında yer alan “Övünmek için söylemiyo- rum. Kıyamet gününde hamd sancağı benim elimde olacaktır." hadisinde liva-i hamd kavram olarak geçmektedir. (Tirmizî, Sünen "Menākıb", 1) Liva-i hamd ve kıyamet ile ilgili rivayetler içerik olarak Hz. Peygamber'in bütün insanlığa ve kendi ümmetine yönelik şefâat-i kübra/büyük-genel şefaat makamında bulunmasını, merhamet ve koruyuculuğunu ön plana çıkartmaktadır. Liva-i hamd, kıyamet günü Resûlullah'a verilecek hususi özellikler içerisinde yer almaktadır. Rabbimiz, bizleri onun ümmeti olmaktan ve kıyamette liva-i hamd altında yer almaktan mahrum bırakmasın.

    YanıtlaSil
  150. Benden sonra yakında, muzlim gecelerin karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacak. O fitnelerde adam sabah mümin, akşam kafir, akşam mümin, sabah kafir olacak. Denildi ki: "O zaman ne yapalım?" Buyurdu ki: "Evlerinize girin kendinizi unutturun." Denildi ki: "Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?" Buyurdu ki: "Elinize sahip olun. Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun. Zira öyle zamanda islam, adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hâlıkına küfreder. Neticede de kendisine Cehennem vacib olur."
    Ravi: Hz. Cündeb el Beceli (r.a.)
    Sayfa: 299 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  151. Allah (z.c.hz.) tarafından hükümete isyan ve akraba ile alakayı kesmek gibi, cezası hem dünyada peşin olarak verilen, hem de ahirette ukubete layık bir iş yoktur.
    Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
    Sayfa: 381 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  152. Öyle insan vardır ki, hayrın anahtarıdır ve şerrin üstüne kiliddir. Bir kısmı da şerri açarlar ve oldukları yerde şer yaparlar. Ne mutlu o kimseye ki, hayrın anahtarı onun elindedir. Veyl o kimseye ki, şerrin anahtarı onun elindedir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 131 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  153. Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 300 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  154. Bu beş vakit farzı cemaatle kılmaya devam eden kimse, sırat köprüsünü ilk geçenleren olur ve onu şimşek gibi geçer. Allah, o kimseyi sâbıkların ilk zümresinde haşreder, namazına devam ettiği her gün ve gece içinde bin şehid sevabı alır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 131 / No: 2
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  155. Kitap

    Huzurlu Yaşamak İçin

    100 Altın Kural

    1) Allah'a isyandan korkmalı, kötülüklerden kaçmalı, takva sahibi ol- malıyız.

    2) Haddimizi bilmeli, edepli olmalıyız.

    3) Inancımızda ve amellerimizde samimi ve İhlaslı olmalıyız.

    4) İlahî emirlere riâyet- kâr ve kanunlara itaatli olmalıyız.

    5) İstikamet yolundan ayrılmamalıyız.

    6) Sözüne ve işine iti- mad edilir olmalıyız.

    SUR

    ARAŞTIRMA

    SUR Ocak 1999.54

    yaşamalıyız.

    8) Çalışmakta gayretli, ama elde ettiğimiz netice- de de kanaatli olmalıyız.

    9) Ülfetli olmalı, in- sanlarla kaynaşmalıyız.

    10) Aldığımız emanet- leri korumakta emniyetli olmalıyız.

    11) Gerçekleri kabulde her zaman insaflı olmalı- yız.

    12) Doğruları itirafta, hakkı teslimde hakperest olmalıyız.

    13) Düşünmeden, araştırmadan acele karar vermemeli; temkin ve te- enni ile hareket etmeliyiz.

    14) Büyüklerimize tâ- zim göstermeli, saygılı ol- malıyız.

    15) Olayları hep hayra yormalı, hayata bakışta İyimser olmalıyız.

    16) Hiçbir meselede düşüncesizce hareket et- memeli; yaptıklarımızı ya- pacaklarımızı tefekkür ve muhakeme süzgecinden geçirmeliyiz.

    17) Alçakgönüllü, te- vazu sahibi olmalıyız.

    7) Her hususta ölçülü, tutumlu olmalı, İktisadlı

    YanıtlaSil
  156. HUZURLU YAŞAMAK İÇİN 100 ALTIN KURAL

    18) Yaptığımız işte se- bat göstermeli, sonucunu alana kadar sabırla devam etmeliyiz.

    19) Dilimizi gereksiz sözlerden korumalıyız.

    20) Hilim sahibi, yani soğukkanlı olmalı, olaylar karşısında hiddet ve heye- canımızı yenmeliyiz.

    21) Insanlara rıfk ile, nezaket ve yumuşaklıkla muamele etmeliyiz.

    22) Acılara dayanıklı, telaşsız ve sabırlı olmalı- yız.

    23) Hata ve kusurları bağışlayıcı ve affedici ol- malıyız.

    24) Insanlara karşı hoşgörülü ve müsamahalı olmalıyız.

    25) Herkese karşı ada- letli olmalıyız.

    26) İhsan sahibi, iyilik- sever olmalıyız.

    27) Hayırda gayretli, engelleri aşmakta hami- yetli olmalıyız.

    28) Haya sahibi, kötü- lük işlemekten utanır ol- malıyız.

    29) Muhabbet ve sev- giyle dolu olmalıyız.

    30) Insan- hayvan her canlıya şefkat göstermeli-

    yiz.

    31) Çaresizlerin haline kalben üzülmeli, merha- metle yardımlarına koş- malıyız.

    32) Doğruluk ve sada- kattan ayrılmamalıyız.

    33) Akrabalarımızla iyi münasebetler kurmalı, sı- la-i rahme dikkat etmeli- yiz.

    34) Yardımsever (in- fak ve tasadduk ehli) olma- lıyız. 35) Görgülü ve geçimli

    olmalı; toplumda muaşe- ret kaidelerine riayet etme- liyiz.

    36) Dostluk kurmaya önem vermeli, dostlukları korumakta dikkatli olmalı

    yız. 37) Tedbirimizi aldık-

    tan sonra, neticeyi Al- lah'tan beklemeli, ona te-

    vekkül etmeliyiz. 38) Azimli ve kararlı

    olmalıyız. 39) iffetli olmalıyız.

    40) Verdiğimiz sözde durmalı, ahdimize riayet etmeliyiz.

    41) Eski dostluklara ve- falı olmalıyız.

    42) Kötülüğe karşı di- rençli, nefsine karşı yiğit (fütüvvet ehli) olmalıyız.

    43) Mürüvvet ehli (ci- vanmert) olmalıyız.

    44) Vekarlı, ağırbaşlı ve ciddi olmalıyız.

    45) İzzet-i nefis sahibi, yani onurlu olmalıyız.

    Ama gururlu olmamalıyız. 46) Övülmekten hoş- lanmamalıyız.

    47) Tenkid ve yerll- mekten de yıkılmamalı-

    yız.

    48) Insanlara karşı idareli ve uyumlu davran- malıyız.

    49) Metanetlil, daya-

    nıklı ve güçlü olmalıyız. 50) Akıllı olmalı, mu- hakemeli davranmalıyız.

    51) Ferasetli (sezişi kuvvetli, uyanık) olmalı- yız.

    52) Yaptığımız İyilikle- re Allah'ın lütfu bilerek se-

    vinmeliyiz.

    53) Uluvv-i himmet ve yüksek ideal sahibi olmalı- yız.

    54) Hikmeti bulduğu- muzda hemen almalıyız.

    55) Elimizdeki nimetle rin verenini bilmeli ve de

    ğerini şükürle göstermeliy iz.

    56) Kusur ve ayıp örtü cü olmalıyız.

    SUR Ocak 1999.55

    YanıtlaSil
  157. KITAP

    57) İyilikte minnetsiz olmalı, iyiliği başa kaka- rak kimseye eziyet verme- meliyiz.

    58) Va'dine sadık, sö- züne bağlı olmalıyız.

    59) Kadir, kıymet bilir olmalıyız, insanlara sevi- yelerine göre davranmalı-

    yız. 60) Herkese karşı lütuf- kâr olmalıyız.

    61) Dinî ve manevî de- ğerlerine sımsıkı bağlı, sa- labet sahibi olmalıyız.

    62) Maddî ve manevî haklarımızı korumakta ce- sur ve şecaatli olmalıyız.

    63) Salahat (iyi hal) sahibi olmalıyız.

    64) Masum (günahtan kaçınır) olmalıyız.

    65) Kibarlık ve incelik (zerafet) sahibi olmalıyız. 66) Sır saklayıcı (ke-

    tum) olmalıyız. 67) Emanete riâyet-

    kâr olmalıyız. 68) İlahi takdire rıza

    göstermeliyiz.

    69) Fazilet (erdem) sa- hibi olmalıyız.

    70) Aşk ehli olmalıyız.

    71) Huşu ve haşyet içinde olmalı, fenalık işle- mek konusunda Allah'tan korkmalıyız.

    72) Hayırhâh olmalı,

    SUR Ocak 1999.56

    HUZURLU YAŞAMAK İÇİN 100 ALTIN KURAL

    herkes için sade- ce iyilik dileme- liyiz.

    73) Herkese hüsn-ü zanla

    bakmalıyız. 74) Cömert olmalıyız.

    75) Hayırla- ra karşı istekli (giptalı imrenir) olmalı

    yız.

    76) Olaylar karşısında ha-

    zımlı ve tedbirli olmalıyız.

    77) Nefsimize hâkim olmalıyız.

    78) Meselelerimizi bi- lenlere sormalı, İstişare ile

    karar vermeliyiz. 79) Zikir ehli olmalı, Allah tealayı bir an bile

    unutmamalıyız. 80) İsar hasletine sahip

    olmalıyız. 81) Namusumuza düş-

    kün olduğumuz gibi, kim- senin namusuna da göz

    dikmemeliyiz.

    82) İkramperver, ko- nuksever olmalıyız.

    83) İhtiyaç sahiplerinin yardımına karz-ı hasenle koşmalıyız.

    84) Riyadan uzak dur- malıyız.

    85) İçinde nifak duy-

    gusu taşımaktan, insanlar arasında fitneyi uyandır- maktan son derece sakın-

    malıyız. 86) Alaycı olmaktan,

    insanlarla dalga geçmek-

    ten (istihza) kaçınmalıyız. 87) Kimse hakkında

    su-i zan etmemeliyiz. 88) Diyalog ve uzlaş-

    olan mücadele yolunu ter- ketmeliyiz.

    arındırmalıyız.

    90) Insanlara hased et- memeli, kimseyi kıskan- mamalıyız.

    91) Insanları arkala- rından çekiştirmemeli, gıy-

    betlerini yapmamalıyız.

    92) Insanlar arasında söz taşımaktan son derece sakınmalıyız.

    93) Kibirli olmaktan, kendimizi herkesten üstün görmekten uzak durmalı-

    yız. 94) Kendimizi beğen-

    me, hatasız görme (ucup) duygusuna kapılmamalı- yız.

    yız. 96) Şöhret duygusun-

    95) İnatçı olmamalı-

    dan, nam ve şan arzusun- dan kurtulmalıyız. 97) Aç gözlü (tamâh-

    kâr) ve hırslı olmamalıyız. 98) Yalandan küfür-

    den kaçar gibi kaçmalıyız. 99) Tekellüften, yap- davranışlardan macık

    uzak durmalıyız. 100) Zayıf iradeli, ka-

    rarsız, değişken mizaçlı olmamalıyız.

    HUZURLU

    YAŞAMAK

    ICIN

    100

    89) Kalbimizi kin ve

    (Mehmet Dikmen'in "Huzurlu Yaşamak husumet duygusundan İçin 100 Altın Kural" adlı eserinden)

    YanıtlaSil
  158. SUR

    Aylık fikir ve yorum dergisi Sayı 274. Ocak 1999 • 700 bin tl.

    YanıtlaSil
  159. Peygamberimizin

    Altı Nasihatı

    z. Ali (r.a) den:

    H Peygamber (ASM) Efen- dimiz, bir gün Hz. Ali'ye şöy- le buyurdular:

    Ya Ali! Altıyüz bin ko- yun veya altın mı istersin, yoksa altıyüzbin nasihat mi?

    Hz. Ali:

    - Altıyüzbin nasihat isterim yâ Resûlallah! cevabını verin- ce, Allah Resûlü şöyle buyurdu:

    - Şu 6 nasihata uyarsan, altıyüzbin nasihata uymuş olursun:

    1- Herkes nafilelerle meşgul olurken, sen farz- larla meşgul ol. (Onları vacip ve sünnetleri ile mükemmel ifaya çalış.)

    2- Herkes dünya ile meşgul olurken, sen din ile meşgul ol. (Hayatını di- ne uygun tanzim et.)

    3- Herkes birbirlerinin ayıplarını araştırırken, sen kendi ayıplarınla meş- gul ol.

    4- Herkes dünyanın imarına çalışırken, sen ahiretinin imarına çalış.

    5- Herkes halka yaklaş- mak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetir- ken, sen hakkın rızasını gözet, kendini Allah'a yaklaştırıcı vasıtalar, vesi- leler ara.

    6- Herkes çok amel iş- lerken, sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı ol- masına dikkat et.

    (Ahmed Cami, Miftahun-Necat'tan)

    SUR/Temmuz 91 35

    YanıtlaSil
  160. Bir Gençlik Özlüyorum...

    Bir gençlik özlüyorum; haksızlıktan dâvâcı. Yerine göre vakûr, sırasında kavgacı.

    Bir gençlik özlüyorum: dili ok gibi doğru, Gönlünde Hak'tan başka birşey yok gibi doğru. İradeli ömrünü, zaferlerle süsleyen.

    Dâvâsının uğrunda her derdi göğüsleyen.

    34 SUR/Temmuz 91

    YANITLASİL

    yuksel14 Temmuz 2024 09:09
    DİN-FELSEFE

    Allah'ın Yarattıklarına Karşı İnsaflı Olun!

    Ahmet Rifai (Hz.) ve Yaralı Köpek

    Kıyamet günü Rabbimizin bana: "Ey Ahmed! Bu

    köpeğe neden acımadın. Onu, uğrattığım musibetten niçin kurtarmadın. Aynı hâle seni düşürmem ihtima- lini niçin düşünmedin?" diye sormasından korktum.

    YanıtlaSil
  161. cariPolaylar

    MUSİBETLERE PARATÖNER OLANLAR

    E rzincanlı büyük veli Pir Mu- hammed Erzincanî (V. 1464-H. 869) bir yaz günü, sabah namazından sonra, talebe- lerine:

    Erzincan'a inmek iste- riz, arzu eden bizle gelsin, bu- yurdular.

    40 talebesi ile birlikte Er- zincan'a geldiler. Doğruca Cami- i Kebir'e varıp halvete girdiler. 40 gün halvette kalmak istediler.

    Talebeleri onun bu haline şaşırdılar ve kendisine:

    Efendim, şimdi hasat mevsimidir. Erbaine girmek, hal- vete çekilmek münasip midir? di- ye hatırlatmada bulundular.

    Muhammed Erzincanî Hz.'leri, onlara şu cevabı verdi: Doğru söylersiniz. Şim- di halvet zamanı değildir. Ama Allah Teâlâ, bu beldeye yakın bir zamanda, büyük bir zelzele tak- dir etmiştir. Bu belanın geri çev- rilmesi için, bizlerin münacaat ve

    duası lâzımdır. Umulur ki, içi- mizden birinin duası kabul olur da halk da kurtulur.

    Cami-i Kebir'de halvet ha- li sürerken, bir ara Muhammed Erzincanî Hz.'leri,

    Bize ilham edildi ki: Bu belanın geri çevrilmesi için bizim bu dünyadan göçmemiz gerekli- dir, buyurdu. Sonra talebelerine dönüp:

    Kim bizimle beraber şe- hadet şerbeti içmek isterse, cami- de kalsın. Eğer yaşamak arzu edenler varsa, izin veriyoruz dı- şarı çıkabilirler... Bu gece bizle beraber olmasınlar, dedi.

    Talebelerinden 7 kişi hariç, camiden dışarı çıktılar. O gece gerçekten çok şiddetli bir zelzele oldu. Cami-i Kebir yıkıldı. 7 tale- besi ile birlikte Muhammed Er- zincanî Hz.'leri de şehid oldular.

    Caminin dışında hiçbir yerde bir zarar olmadı. Can ve mal kaybı görülmedi.

    SUR Haziran 1999.41

    YanıtlaSil
  162. Tezkiretü'l-Evliyâ

    64

    ekmeği elimde, koyunu ise kayıplara karışmış olarak gördüm.." diyor. Meziyetleri çok, faziletleri sayısızdı. Başlangıçta Şeyh Ebu Kasım Cürcani (ra) "Allah.. Allah.." yerine "Veys.. Veys.." diye zikrederdi. Onların kadrini bunlar bilir Veysel: "Kim Allah'ı tanır (ve ârif-i billâh olur) ise hiçbir şey ona gizli kalmaz demiştir. Yani Allah, ancak Allah ile tanınabilir. Zira: "Rabbimi, Rabbimle tanıd demilmiştir. Onun için Allah'ı bilen (O'nun ilim sıfatına mazhar olduğundan) he yiseläimet yalnızlıktadır" derdi. "Yalnızlık, vahdette ferd (yalnızlıkta tek) olmakin şeyi bilir.

    Vahdet (yalnızlık) O'ndan başkasının hâtır ve hayalde yer tutmamasıdır. Tå ki sel met hâsıl olsun. Şayet yalnızlık (ve hâlvet) sadece surette olursa, sıhhatli olmaz. Çün kü hadiste: "Şeytan yalnız olanladır ve iki kişiden biraz daha uzaktadır." denilmişte "Kalbine dikkat etmelisin." demişti. "Yani sana tavsiyem daima kalbini huzur 1 Hakk'da bulundurmandır. Tâ ki O'na, O'ndan başkası yol bulmasın."

    Bir başka sözü: "Yükseklik aradım, tevazuda buldum. Beylik aradım, hayırse verlikte buldum. Mürüvvet aradım, doğrulukta buldum. Şan aradım, fakirlike buldum. Nisbet ve şöhret aradım, takvada buldum. Şeref aradım, kanaatte bul

    YANITLASİL

    yuksel14 Temmuz 2024 14:37
    dum.
    Rahat aradım Zühd de buldum

    YanıtlaSil
  163. O münafıklara, 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler. İyi bilin ki onlar fesatçıların ta kendileridir, fakat bunu anlamak istemezler. (Bakara, 2/11-12)

    BİR AYET

    DİN İSTİSMARI

    İstişmar, fayda sağlamak ve ürün elde etmek demektir. Din istismarı, din

    sömürüsü yapmak, dine dair kavramlar ve değerler yoluyla insanları alda- tarak maddi veya manevi çıkar elde etmek yani kendi menfaatleri için dini kullanmak demektir. Din insanları hayra, iyiliğe, güzelliğe, faydalı olana davet eder. İnsanoğlu hayatını İslam yolunda, hakikat uğrunda harcamalı- dır. İnsanın dine hizmet etmeyi bırakıp onu kendi hizmetinde kullanmaya başlamasıyla istismar başlar. Böylece mal, makam, güç, şöhret, itibar gibi birtakım kazanımlar için dini kendi hizmetinde istihdam eder. Dinin ulvi ve kutsal yapısına aykırı bir şekilde, kendini yüceltir, kendini kutsallaştırır, dini de bu yücelik ve kutsallık için kullanmaya başlar. Din istismarı, hukuk karşısında büyük bir suç, ahlaki anlamda büyük bir zafiyettir. Yüce Allah'ın karşısında hesabı sorulacak ve bedeli ödenecek bir günahtır. İslam tarihinde din istismarının ilk ve en tipik örneğini münafıklar oluşturmuşlardır.

    YanıtlaSil
  164. Miladi Hicri Rumi
    Gün 15 9 15
    Ay Temmuz Şevval Temmuz
    Yıl 2016 1437 1432
    Önceki
    Cuma
    Sonraki

    YanıtlaSil
  165. Miladi Hicri Rumi
    Gün 15 22 15
    Ay Kasım (T. Sânî) Şevval Teşrin-i Sani
    Yıl 3016 2468 2432
    Önceki
    Cuma
    Sonraki

    YanıtlaSil
  166. Arapçada "icat etmek, örneği olmaksızın yapıp ortaya koymak, inşa et- mek" anlamlarına gelen “bdʻa” kökünden türeyen bid'at, “daha önce benzeri bulunmayıp sonradan ortaya çıkan şey" demektir. Terim olarak Asr-1 Saa- det'ten sonra ortaya çıkan, şerî bir delile dayanmayan inanç, ibadet, fikir ve davranışlardır. Geniş kapsamlı olarak bid'at Hz. Peygamber'den sonra ortaya çıkan her şeydir. Bu geniş tarife göre, dinî mahiyette görülen amel ve davranışlardan başka günlük hayatla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan yeni fikirler, uygulama ve âdetler de bidʻat sayılmıştır. Resûl-i Ekrem, İslam'da güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açana o çığıra uyanlar bulunduğu sürece sevap verileceğini, kötü bir çığır (sünnet-i seyyie) açana da aynı şekilde gü- nah yazılacağını ifade etmiş, Hz. Ömer de teravih namazını topluca kılanları görünce, “Bu ne güzel bir bidʻattır” (Buhârî, Terâvîh, 1) demiştir. Bid'at çıkarmaya ibtida', çıkaran veya işleyen kimseye de mübtedi' denir.

    BİR AYET

    BİDAT

    YanıtlaSil
  167. Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir)
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 141 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  168. M. KUTUB SORUYOR:

    Hayatın akışı içinde her şeyin "tekamül ettiği" insanlığın yaşama ma- cerası boyunca değişmez hiç bir de- ğer kesiminin bulunmadığı düşüncesi doğru mudur?

    Yoksa durmadan değişen "kalıp ve görünüşlerin" ardındaki "ana cev- her" değişmez mi kalmaktadır?

    Yirminci yüzyılda yaşanan ha- yat tarzı, insanlığın daha önceki hiç bir devirde tanımadığı ve tamame yepyeni olarak karşımıza çıkan bir yaşama biçimi midir?

    Batı medeniyetinin anladığı ma- nası ile dine, ahlâk değerlerine ve köklü gelenek sisteminin tümüne sa- vaş açtığı görülen "tekamül nazariye si" tecrübe verilerine dayanan ilmf bir teori midir, yoksa okumuşlarla birlikte halk yığınlarını da önüne katarak sürükleyen salgın bir "yut - turmaca" dalgası mıdır?

    O halde, in anoğlunun hayat ma- cerasi içinde tekamülün gerçek yeri. nedir?

    YanıtlaSil
  169. DÜNYANIN DERIN DEVLETİ ILLUMINATI

    Yeni Dünya Düzeni, Tanrı İmparatorluğu

    Ortadoğu'da dengeler tamamen değişecek ve 7 ülke işgal edilip Büyük İsrail Devleti kurulacak. Bu 7 ülkeden 1'i kesinlikle Türkiye olacaktır." İddiasındaki İlluminati Örgütüyle ilgili aşağıdaki soruların da cevaplarını bulacaksınız.

    • Kuran-ı Kerimde adı geçen 9'lu çete kimlerdi?

    • Tapınak Şövalyeleri Sapık mıydı?

    • İsa'nın kanı nasıl Gül'e dönüştü?

    • İlluminati'yi Yöneten 13 Aile Kimler?

    • Piramidin tepesindeki göz: neyi temsil eder?

    • Lücifer, Dewil, Iblis, Deccal, Baphomet kimin diğer adı?

    • 2 Milyar İnsan niçin Öldürülecek?

    • Dünyanın kaynakları kimlerin elinde? Nasıl kar ediyorlar?

    • Kâbe Bombalanıp, Mescid-i Aksa Yıkılacak mı?

    • Kıyameti koparacak 112'inci Kehanet Ne?

    • Türkiye'de Hangi Renk Darbe Yapılacak?

    • Çizgi Filmlerde Çocuklarımıza ne mesaj veriliyor?

    ⚫25. Kare Tekniği ve subliminal mesajların asıl hedefi ne?

    • 2020 Yılında Çiçek hastalığından Türkiye'de kaç milyon insan ölecek?

    • Genetik Kodlarımız Çözülüyor mu?

    • Rockefeller Ailesine neden Ölüm İmparatorluğu deniyor?

    • Kürtaj sonucu öldürülen 95 milyon bebeğin organları ne yapılıyor?

    • Türk Merkez Bankasının gizlenen hissedarı Rothschild'ler mi?

    • Masonlar - Tapınakçılar - Kurukafa ve Kemikler- Bohemian Grove-

    Yuvarlak Masa Teşkilatı- CFR- Opus Dei - Bilderberg - Trilateral Komisyonu neden kuruldu?

    Kendinizi ve Sevdiklerinizi Nasıl Keyacaksınız?

    YanıtlaSil
  170. medya imparatorluğu

    Hamit Karali

    Medya İmparatorluğu, 11 yılı aşkın titiz bir medya taraması sonucunda hazırlanan, alanında ilk kabul edilebilecek özelliklere sahip tarihsel bir çalışmadır. Yaklaşık 500 somu örnekle medyayı tüm yönleriyle sorgulayan Medya İmparatorluğu, ortaya çok çarpıcı sonuçlar çıkarmış ve akıllarda soru işareti bırakan bir çok konuya gazetecilerin dilinden gereker cevapları vermiştir:

    - Liderler arasında kuryelik yapan gazeteci kim?

    Ağır iddia: Her gazetede bir ajan var! Haberlerle üç darbe nasıl hazırlandı?

    Medyanın 28 Şubat sürecinde aldığı rol neydi?

    Eski istihbaratçı Bülent Orakoğlu'na göre 28 Şubat'ın gerçek sebepleri...

    28 Şubat'ın kilit isimlerinden Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya'nın varisleri tartışmalı işadami Korkmaz Yigit'i nasıl anlattı?

    Basın gücü hangi ihaleleri kazandırdı?

    - Reyting uğruna evlere pompalanan şiddet ne tür

    trajedilere yol açtı?

    - Habercinin zorbalığı ve sönen hayatlar...

    YanıtlaSil
  171. BİR MOSSAD TARİHİ

    KARANLIKTAKİ ADAM EFRAIM HALEVY

    Bu kitabı okumadan Ortadoğu ve dünyada ne olup bittiğini tan olarak anlayamazsınız.

    Orgeneral Charles Guthrie Eski İngiltere Savunma Bakanı

    İsrail gizli servisi MOSSAD, pek çok kişi tarafından dünyanın en güçlü istihbarat servislerinden biri olarak görülmektedir. Peki bu ne kadar doğrudur? Abartı mıdır, yoksa gerçek midir?

    1961 yılında MOSSAD'a giren ve 1998 ile 2002 yılları arasında başkanlığını yapan Efraim Halevy hem bu sorunun cevabını hem de Ortadoğu, Türkiye, Filistin, 11 Eylül, Irak'ın işgali gibi çeşitli olaylar hakkında değerlendirmelerde bulunuyor:

    MOSSAD'ın sistemi nasıl çalışır ve uluslararası arenada rolü nedir?

    MOSSAD bugün Hamas'ın lideri olan Halid Meşal'i niçin öldürmeye yönelik bir girişimde bulundu?

    İsrail-Ürdün Barış Anlaşması sürecindeki müzakereler ve bunların bölgenin istikrarı açısından önemi nedir? MOSSAD 11 Eylül saldırılarından önce ne biliyordu ve bu

    bilgileri kimlerle paylaştı? Öcalan'ı Türk yetkililere CIA ve MOSSAD mi teslim etti?

    Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi kimlerin işine gelmez?

    Türkiye neden sadece Türklerin değildir?

    YanıtlaSil
  172. DÜNYAYI YÖNETEN GÜÇ

    İSTİHBARAT

    BİLİMİ

    SAİT YILMAZ

    İstihbarat, bir bilim alanı olarak, bugün hak ettiği yerden oldukça uzaktadır. Bunun temel nedenlerinin başında, istihbaratın yakın zamana kadar daha çok karar vericile- rin desteklenmesine yönelik bir süreç olarak görülmesi ve bu alandaki akademik çalışmaların ancak 1970'lerden sonra başlaması gelmektedir. QUES

    İstihbaratçıların bir bilim adamı kimliğine bürünerek bu alanda eserler vermelerinin önündeki engeller yanında, akademisyenlerin, de bu alana nüfuz etme ve ilgili kaynaku bulma zorlukları birbirini besleyen iki olumsuzluk olmaya devam etmektedir. Bununla beraber, değişen dünyaya ayak uydurmaktan öte yeniliklerin önünde gitmek, yeni bilimsel çalışmalar ile kullandığı teknik ve yöntemlerini sürekli revize etmek zorunda olan istihbaratçılar, bilimsel çalışmalar ile iç içe olmak zorundadırlar. Bu aynı zamanda istihbarat alanında bağımsız ve gizli vasıta ve yöntemler edinmenin de ön koşuludur. ING 109qgs)micals

    ベロ

    Ülkemizde de istihbarat alanında akademik çalışmalara yoğun bir ilgi olduğunun uzun zamandır farkındayız Elinizdeki kitap, istihbaratın bir bilim olarak anlaşılma- sına yönelik, bu alandaki çalışmaları teşvik etmek amacı ile hazırlanmış önemli bir referans kaynağıdır.

    C

    YanıtlaSil
  173. zehirlenmeler ve en sonunda zehir işe yaradı. Atatürk'ün doktorları ve kabinesindeki kişilerin büyük oranda mason olmaları, işlerine çok yaradı. Atatürk, 7 Ekim 1938'de ilk komaya girdi ve 15 Ekim 1938'de öldü.

    YanıtlaSil
  174. DERIN

    SUIKASTLAR

    ABDULLAH ÇATLI, TURGUT ÖZAL, ASELSAN, CEM ERSEVER, SADDAM HÜSEYİN MUHSİN YAZICIOĞLU, PAPA II. JOHN POUL, ADNAN KAHVECİ, CHE, İZAK RABİN TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA TARİHİ DEĞİŞTİREN SUIKASTLARIN PERDE ARKASI

    İSMAİL ÇORBACI

    YanıtlaSil
  175. DERİN DEVLET

    Tanımlanamayan Güç

    "Almanya'da Baider Mainhoff, İtalya'da Kızıl Tugaylar üyelerini bir gecede çökertmek nasıl bir derin devlet operasyonu?

    Amerika Başkanı Kennnedy hangi derin devletlerin yaptığı ittifak sonucu öldü? Susurluk kazası kimin eseri?

    Sir perdesi hala aralanmamış Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Necip Hablemitoğlu vb. cinayetler hangi istihbarat örgütünün operasyonu?

    Dünyanın en iyi yapılanmış derin devleti hangisi? PKK ve Abdullah Öcalan hangi derin devletin kucağında büyüdü?

    Derin devletler niçin mafyaya ihtiyaç duyarlar?

    Aklınızı kurcalayan, merak ettiğiniz tüm bu soruların cevaplarını deneyimli gazeteci Ömer Lütfi Mete ve eski istihbaratçı Mahir Kaynak veriyor.

    YanıtlaSil
  176. DERIN DEVLET

    Tanımlanamayan Güç

    Ömer Lütfi Mete / Mahir Kaynak

    YanıtlaSil
  177. DERİN DEVLET

    zısı gerçekleşmemiştir. Musul'da başarısız olmuştur maalesef. Pet- rol denen olgunun Batı için oluşturduğu önem, Mustafa Ke- mal'in kendisinin ve devletinin gücünü dengelemiş ve bu iş dü- zeltilememiştir. Her neyse, neticede o da bir beşerdir. Onun da hataları vardır. Ama derin devleti olan bir ülke yönetmiştir.

    • Peki, Nüzhet Haşim Sinanoğlu dışında bu tip derin devlet fa- aliyetleri yapan, hem ülke içinde hem dışında birkaç isim vere- bilir miyiz?

    Tabii ismen bilemiyorum. Ama bir iki örnekle de sınırlı oldu- ğuna ihtimal vermiyorum. Şunu söyleyebiliriz. Kısıtlı imkânlar içinde, her şeyin az olduğu bir dönemde en azından vizyonu gö- rebiliyoruz. Mesela 1928 yılında, Emanullah Han Afganistan devlet başkanı olduğu zaman, askeri ilişkilerimiz de eşzamanlı olarak başlamıştı. Oraya askeri uzmanlarımızı göndermiştik. Bu askerlerimizin Afgan ordusunu kurduğu da bilinmektedir. Musta- fa Kemal, uzmanları oraya göndermeden önce yaptığı konuşma- da şöyle der: "Afganistan suni bir devlettir. Bugün Peştun ağırlık- lı olan bu devletin merkezi yapısı, yarın zulme kapı açabilir ve oradaki Peştun çoğunluk Türk unsurlarına saldırabilir. Böyle bir gün geldiğinde sizin göreviniz sadece Afgan ordusunu yönetmek değildir. Peştun milliyetçiliği azdığında, buna direnecek Türk li- derler yetiştireceksiniz." Şimdi bu vizyon Atatürk'ün 1978'leri öngördüğünün tipik kanıtıdır. Ayrıca şunu da biliyorum. Trablus- garp'ta Enver Paşa'yla yaptıkları, derin devlet icraatıdır aslında. Yani on yedi tane adam İtalyan işgali altındaki Trablusgarp'a gi- derek Osmanlının aciz kaldığı bir dönemde ülkeyi ayağa kaldır- maya çabalamıştır. Ömer Muhtar bu on yedi kişinin başlattığı hareketin devamıdır. Kaddafi, Türk düşmanlığı yüzünden bura- dan başlatmamıştır hikâyeyi. Yoksa Şeyh Sunusi ile iletişim ku- rarak Enver Paşa'nın yanında Mustafa Kemal, Kel Ali, Fuat Bul- ca, Eşref Edip, Eşref Kuşçubaşı, Sencer Kuşçubaşı gibi tam on ye- di kahraman vardır. Mustafa Kemal orada gözünden yaralanır

    YanıtlaSil
  178. DERIN DEVLET

    Tedavi olmak için Avusturya'ya görürülür. Gazi'nin hayatındaki en parlak sahnelerden biridir bu. Geri zekâlı Atatürkçüler bu olayı gelerler. Niye? Çünkü orada Enver birinci adamdır, Ata- türk ikmet adamdu. Halbuki Atatürk orada yüzbaşıdır ve Binga- at'de sokak sokak çarpışırken yaralanmıştır. Bir insana bundan daha büyük gazilik payesi nereden gelir? Bir komutan elindeki revolveriyle sokakta savaşmıştır. Bu muhteşem bir olaydır. Bu de- rin devlet uzantısıdır. Derin devlet, devlet zaafa uğramadan ken- dini ortaya koymalı. Zaaf belirmeden gerekeni yapmalı. O yüz- den devlet zaafa uğradıktan sonra bir şey yapmak derin devletin değil, derin çetelerin işidir. Ama öyle olur ki, derin devletin gü- cü yetmez, devletin zaafa düşmemesini başaramaz, işte o zaman mülkün ne kadarını kurtarabilirim derdine düşer. Trablusgarp olayı budur. Enver Paşa, Harbiye Nazırı İbrahim Hakkı Paşa'ya gidip, "Trablusgarp'ı bir tek kurşun atmadan kaybettik. Bu, Os- manlı için bir rezillik. Biz burada bir operasyon yapmak istiyoruz" diyor. Harbiye Nazırı birçok itirazı dile getiriyor. "Fransa ne der?" kompleksi içindeki bir Osmanlı görevlisi İbrahim Hakkı Paşa. Enver Paşa, "Bize biraz para verin" talebinde bulunuyor. Başka bir şey de istemiyor. İbrahim Hakkı Paşa, "Düvel-i Muazzama baskı yaparsa, biz sizi asi ilan ederiz" diyor. Nitekim de asi ilan edilmişlerdir. Düvel-i Muazzama -bu arada her iki taraf da İtal ya'yı kendi yanına çekmeye çalışıyor İtalya'yı kaybetmemek İçin Bab-ı Ali'ye baskı yapar ve 1911'in sonlarında bunları asi ilan eder. Yani eşkıya olmuşlardır. İtalya yakalanan her Osmanlı askerinin idam edileceğini duyurur. Bunu üzerine Enver Bey üze rinde kendi resminin olduğu bir para bastırır ve Libya Türk Cumhuriyeti'ni kurar. Adına hutbe okutur. Niçin? Asi ilan edil- memek için. Amerika'daki New York Times gazetesinden gelen muhabirler şöyle yazarı "İnsanlık tarihinde kahramanlığın, secar atin hala bir anlamı varsa, Türk destanını bütün dünyanın izla mesini öneririm." Orada Şeyh Sunusi'nin kendi müritlerinden oluşan bey on binlik bir kuvvet, 175 bine kadar çıkan Italyand

    ae.

    YanıtlaSil
  179. DERIN DEVLET

    14

    may zekâ, güvenliğinden sorumlu olduğu halkın değil en az yüzde otuzluk bir kitlesini -başörtülü ve taktığı başörtüsünden dolayı ir- ticacı damgasını yemiş ve haksızlığa uğramış vatandaşlarımızı kast ediyorum- yüzde beşlik bir kısmını bile karşısına almayı göğüsle- yemez. Böyle bir şeye teşebbüs edemez. Derin devletin görevi böy- le bir gelişmeyi önlemektir. Ortada bir fitne oluşacak, vatandaşla- rının önemli bir kısmı başörtüsü taktıkları ya da başka bir sebep- ten ötürü ülkenin gözbebeği olan kurumu hor görmeye ve bu ku- rumdan korkmaya başlayacak. Böyle bir ihtimal doğduğu zaman derin devlet var olsaydı, bizzat başörtüsü özgürlüğünü savunma işine girişirdi. Aklı başında bir derin devlet şüphesiz böyle davra- nırdı. Maalesef bizde var olan şey derin çetelerdir. Ben bu duru- mu şöyle tanımlıyorum. Atatürk ölmüş, derin devlet de onunla gömülmüştür. Ha, bunu söylerken de Atatürk'ün her eylemine mucize gözüyle bakan biri hiç değilim. Ama öyle görüyorum ki, Atatürk'ten sonra gelen devlet kadrolarının sevapları bile Ata- türk'ün yanlışları kadar devlet idraki açısından anlamlı değildir.

    • Bir derin devlet nasıl yapılanır ve üyeleri kimlerdir? Tabii geniş bir meslek grubu derin devletin elemanları arasın-

    da yer alabilir, ama derin devlet her devre göre farklı yapılanma içerisinde olabilir. Bizim derin devlet dediğimiz şey Gladio'dur, vaktiyle NATO'dur. NATO örgütüdür, dolayısıyla bunun yerli kat sayısı her zaman tartışmalıdır. O zaman NATO'nun derin devleti Amerikan derin devletidir. Hiç şüphe yok. Türkiye'deki de Amerikan derin devletinin bir şubesi olmuştur. Özel Harp Da- iresi ne kadar NATO konsepti dışında, ne kadar içinde bilmiyo rum. Kâğıt üzerinde NATO konsepti dışında olabilir. Normalde NATO üyesi bir ülkenin herhangi bir askeri birliğini bir başka NATO üyesi ülke denetleyebilir. Dolayısıyla ve herhalde Özel Harp Dairesi NATO dışında bir yapıdır. Eğer bağımsızlıktan söz ediyorsak, Ozel Harp Dairesi'nin NATO'ya açık olmayan bir ya- pt olması lazım. Akla hemen şu soru gelecektir? Buna ne kadar

    YanıtlaSil
  180. DERİN DEVLET

    tahammül edecektir sizin büyük müttefikiniz ABD? Eder mi, Al- lah bilir! Bu konularda nelerin döndüğü hakkında bir fikrim yok, ama böyle hikâyeler duymuşumdur. Bazılarının kenarından geç- tim. Bolu dağında karanlıkta tipiye kapıldığı için kaybolan bir al- bay hikâyesi vardır. Olay kurcalandığında ilginç hikâyeler çık- maktadır. Amerikalıların muhtemelen çok mahrem bir Türk as- keri alanının üzerinde helikopterle uçuş yapmalarını ve dolayı- sıyla fotoğraf çekmelerini sağlamak için oynanmış bir oyundur bu. Derin devletin yaptığı iş, çağlara ve görünür devletin yapısı- na göre farklı olmaktadır. Sovyetler zamanında Rus derin devle- ti ilginçtir. Yine Rusçu bir devlettir, hâlbuki Sovyetler sözde mil- liyet sorununu aşma adına kurulmuş, geliştirilmiş bir yönetimdir. Ama Sovyet istihbarat servisi olabildiğince ustaca bir Rusçuluk merkezinden hareket etmiştir. Bir yerlere kadar gayri Rus unsur- ları da kullanmışlardır. Ve böylece kendilerinde "Rusçuluk esas değildir" gibi bir resmi inanç oluşturmuşlardır. Ama Azeri, Erme- ni, Özbek bilir ki, Rus derin devleti sapına kadar Rusçudur. Ne var ki, "Rusçu değil" rolü oynamaktadır. Bu rolü gündelik çıkarı için benimser görünür. KGB, partiyi bile güdümüne alabilmiştir. Çünkü son dönemlere doğru yaklaştıkça gizli servisin tuttuğu ka- yıtlar yüzünden herkes bir şekilde ümüğünü KGB'ye bağlamış haldedir. Kirli çamaşır çetelesi tutulan bir örgüt varsa devletin içinde, o örgüt normalde devletin sahibi olur.

    • Derin devlet görünürdeki devlete bağlı olarak mı çalışır, yok- sa bağımsız mı hareket eder? Hesap verdiği mevkii kimdir?

    Derin devlet her halükarda -derin çete değilse- meşru devle- tin emrindedir. Derin devlet sadece istihbari faaliyet yapan gü- venlik kurumlarından ibaret değildir. Derin devlet birkaç istih- barat güvenlik biriminin ortak çatısı olabilir, ama derin devlet her halükârda, derin çete olmadığı sürece meşru siyasal erke bağ- lıdır. Peki, bizde böyle mi oluyor? Bana göre yüzde 90 böyle ol- muyor, derin devlet aksine siyasal erki kendisine bağlıyor. Bu,

    YanıtlaSil
  181. Akıllı kişi kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise arzularına uyup bir de Allah'tan (bağışlanma) umandır. (Tirmizi, Sıfatül-kayame, 25)

    KIYAMET NE ZAMAN KOPACAK?

    Yüce Allah, evrendeki her şeyi belli bir düzen ve ölçü içerisinde yaratmıştır. Bu düzen, O'nun takdir ettiği zamana kadar devam edecek ve bir gün son bulacaktır. Kur'an ve hadislerde dünya hayatının son bulması, "saat" kavra- mıyla ifade edilir. Dilimizde "kıyametin kopuşu" olarak ifade edilen bu zaman, Allah'ın dilemesine bağlı bir olaydır ve O'ndan başka hiç kimsenin bu konu- da bir bilgisi yoktur. Nitekim Kur'an'da, "De ki: Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini kendisinden başkası açıklayamaz." (A'raf, 7/187) buyru- larak Kıyamet'in zamanının hiç kimse tarafından bilinemeyeceği bildirilir. Hz. Peygamber de Kıyamet'in ne zaman kopacağını bilmediğini ifade etmiş Buhari, Iman, 37), zamanını soran kimseye, "Onun için ne hazırladın?" (Buhārī, Edeb, 6) buyurarak bize düşenin, Kıyamet'in zamanını bilmek değil, ona hazırlık apmak olduğuna dikkat çekmiştir. Dolayısıyla hayatı bu şuurla yaşamak ve er zaman ona hazırlıklı olmak mümin için vazgeçilmez bir düstur olmalıdır.

    YanıtlaSil

  182. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    303 1 Yakında ümmetimden bazı kimseler gelir. Alimlerini müşkül meselelerle yanıltırlar. Bunlar ümmetimin şerlileridir. Hz. Sevban (r.a.)
    303 2 Yakında seninle Aişe (r.anha) arasında bir hadise olacak(bunu Hz. Ali (r.a.)'a söylemişti). Hz.Ali (r.a.) dedi ki: "Öyle ise Ya Rasulallah, ben onların en fenasıyım." Buyurdu ki: "Hayır. Lakin bu hadise olduğunda sen onu evine(mahalli emanına) teslim et (cemel vakası). Hz. Ebû Rafi' (r.a.)
    303 3 Benden sonra ümmetimden bir kavim gelir. Kur'an'ı okur, dini ilimlerden de malumatları olur. Şeytan onlara gelir: "Dünyalığınızı düzeltmek için hükümete sokulsanızya. Siz yine dininizde onlara uymazsınız." der. Nasıl çalıdan dikenden başka bir şey alınmazsa, onlara sokulmaktan günahtan başka birşey elde edilmez. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    303 4 Yakında bazı emirler gelecek. Siz onların bazı işlerini beğenecek bazılarından ise hoşlanmayacaksınız. Kim onlarla mücadele ederse necat bulur. Kim onlardan ayrılırsa selamet bulur, kim de onlara karışırsa helak olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    303 5 Benden sonra bir takım umera gelecek ki, onlar benim yolumda gitmezler. Adetimi adet etmezler. Onlardan bir takımının kalbleri, insan suretinde şeytan kalbidir. Hz.Huzeyfe (r.a.) dedi ki: "O hadiseye yetişirsem nasıl yapayım" Buyurdu ki: "Emîri azama itaat et. Sırtına vurup lokmanı alsa da(Hz.Osman r.a. fitnesi). Hz. Huzeyfe (r.a.)
    303 6 Sizin üzerinize bazı umera peydah olur. Namazı vakitlerinden geciktirir ve bidat çıkarırlar. İbni Mesud (r.a.) dedi ki: "Onlara yetişirsem ne yapayım?" Buyurdu ki: "Ey Ümmü abdin oğlu, benden nasıl yapacağını soruyorsun. Allah'a isyan edene itaat yoktur". Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    303 7 Ahir zamanda ümmetimden bir takım insanlar meydana gelir ki, kendimizin de, babalarımızın da işitmediği şeyleri anlatırlar. Sizler ve babalarınız bunlardan kendilerinizi çekin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    303 8 Ümmetimin sonunda bir takım kadınlar peydah olur ki, erkekler gibi eğerlere binerler ve mescidin kapısında inerler. Onlar giyinik çıplaklardır. Başlarını da zayıf devenin hörgücü gibi yaptırırlar. Bunları telin edin. Zira onlar mel'undurlar. Eğer sizden sonra gelecek ümmet olsaydı, bunlar da o gelecek ümmete hizmetçi olurlardı. Nasıl ki, sizden önceki ümmetlerin kadınlarının sizlere hizmetçi oldukları gibi. Hz. İbni Amr (r.a.)
    303 9 Benden sonra yakında, bazı umera gelecek, birbirini öldürecekler.(mevki makam için) Hz. Ammar (r.a.)
    303 10 Yakında madenler çıkacak ve onun peşine düşenler insanların şerlileri olacak. Beni süleym'den biri
    303 11 Ahir zamanda lûtî denilen bir taife çıkar ve üç sınıf olur: Bir sınıfı yüze bakmak ve konuşmakla, diğeri musafaha ve kucaklaşmakla yetinirler. Bir sınıfı da bu işi bilfiil yaparlar. Allah'ın laneti bunların üzerine olsun. Meğer ki tevbe ederler. Tevbe edenin tevbesini Allah kabul eder. Hz. Enes (r.a.)

    YanıtlaSil

  183. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    302 1 İnsanların seyyidi Adem (a.s.), Arabın seyyidi Hz. Muhammed (s.a.s.), Rumun seyyidi Süheyb (r.a.), Acemin seyyidi Selman (r.a.), Habeşin seyyidi Bilal (r.a.), dağların seyyidi Tur-i Sina, ağaçların seyyidi sidre, ayların seyyidi haram ayları, günlerin seyyidi Cuma, kelamın seyyidi Kur'an, Kuran'ın seyyidi Bakara suresi, Bakaranın seyyidi Ayetel kürsi'dir. Ve onda beş kelime vardır ki, her bir kelimede elli bereket bulunur. Hz. Ali (r.a.)
    302 2 Dünya ve ahirette içilecek şeylerin seyyidi su, dünya ve ahirette yemeklerin seyyidi ise et ve pirinçtir. Hz. Suheyb (r.a.)
    302 3 Seferde kavmin seyyidi onlara hizmet edendir. Hizmette onlara sebkat edenin faziletini, şehitlik müstesna kimse hiçbir şeyde bulamaz. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
    302 4 Cennet ehlinin hanımlarının seyyideleri İmran kızı Meryem'den sonra Fatıma, Hatice ve firavun ailesi Asiye'dir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    302 5 Ümmetime, yakında geçmiş ümmetlerin hastalığı isabet eder: Dünya nimetinden neşelenmek(batıl ile ferahlanmak ve tekebbür) tuğyan ve kin, mal ve evlat çoğaltma, haksız düşmanlık, husumet ve haddi aşan bir hased (ki neticesi mukateledir). Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    302 6 Ümmetime yakında, ahir zamanda, kader meselesinden bir kapı açılır. Ve onu hiçbir şey kapamaz. Onu açanlara rastlarsanız, kendilerini şu mealdeki ayetle karşılarsanız size kafi gelir: "Arzda ve nefislerinizde her kime isabet eden bir musibet yoktur ki, kitapta tesbit edilmiş olmasın." Hz. Süleym İbni Cabir (r.a.)
    302 7 Ümmetim içinde bir takım kavimler olacak ki, fakihleri ince ve karışık meseleleri ele alacaklar. İşte onlar, ümmetimin şerlileridir. Hs. Sevban (r.a.)
    302 8 Ahir zamanda, eğlencenin ve çenginin meydan aldığı içkinin de mübah addolunduğu zaman yere batma, taş yağma zuhur edecek ve insan kılığından çıkma olacaktır. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
    302 9 Yakında ümmetim içinde bazı kimseler olacak ki, çeşitli yemekler yiyecekler, çeşitli içecekler içecekler ve renk renk elbiseler giyecekler ve sözü de dilini döndürüp konuşacaklar. İşte bunlar ümmetimin şerlileridir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    302 10 Ahir zamanda zalim hükümdarların avanesi olur ki, onlar sabah Allah'ın gazabında yürürler, akşamda Allah'ın buğzu içinde dolaşırlar. Sakın onların sırdaşlarından olmayın. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    302 11 Benden sonra yakında birtakım sultanlar peydah olur. Kapılarında fitneler develerin yatakları gibidir. Kimseye bir hayır göstermezler. Bir şey verirlerse, ancak onların dinlerinden bir taviz kopararak verirler. Hz. Abdullah İbni Hars (r.a.)
    302 12 Benden sonra yakında ümmetimden bir taife zuhur eder ki, Kur'an'ı okurlar ama boğazlarını geçmez. Dinden de okun yaydan çıktığı gibi çıkarlar ve avdet de etmezler. Onlar, halkın ve mahlukatın en şerlisidirler. Alametleri de yüzünü gözünü traş etmeleridir. Hz. Ebû Zerr (r.a.)

    YanıtlaSil

  184. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    301 1 Ümmetime yakında bir zaman gelir ki, Kuran okuyacak çok, fakihler az olur. İlim kabz olunur. Kargaşalık çoğalır. Ondan sonra bir zaman gelir ki, ümmetimden bir takım adamlar Kur'an okurlar ama bu, gırtlaklarını geçmez. Bundan sonra yine öyle bir zaman gelir ki, müşrik müminle aynı mevzuda söylediğinin mislinde mücadele eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    301 2 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki; o zamanda adam acz ve fucur arasında muhayyer kalacak. Kim bu zamana yetişirse fucura aczi tercih etsin. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    301 3 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki; camilerde halka halka oturacaklar, ancak dünya üzerine muhabbet edecekler. (Bunlara rastlarsanız) onlara katılmayın. Zira Allah (z.c.hz)'lerinin o kimselerle alakası yoktur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    301 4 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, Kur'an'ın merasimi ve müslümanlığın da adı kalacak. Onlar müslüman ismi alırlar, halbuki kendileri müslümanlıktan insanların en uzağıdırlar. Camileri süslü olur, hidayet bakımından ise viran olur. O zamanın alimleri, gök kubbesi altındaki alimlerin en şerlisi olup, fitne onlardan başlar ve yine onlara döner ( kabak da onların başına patlar.) Hz. Muaz (r.a.)
    301 5 İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, camilerde onlardan binden fazla adam namaz kılacak da içlerinde hâzâ mümin bulunmayacak. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    301 6 Ahir zamanda bir kavim çıkacak, yaşları genç, akılları hafif olacak. Sözleri ise halkın en iyi sözlüsü olacak. Kur'an okuyacak ama hançerelerinden aşağı geçmeyecek. Ve onlar islamiyetten okun yaydan çıkması gibi, bir iz kalmamasına çıkacaklar. Kendilerine rastladığınızda onları öldürün. Zira kıyamet gününde Allah katında onları öldüren için nice ecir vardır. Hz. Ali (r.a.)
    301 7 Allah nazarında günlerin seyyidi Cuma'dır. O, kurban ve Ramazan bayramı gününden de kıymetlidir. Onda beş haslet vardır; Allah o günde Hz. Adem (a.s.)'ı yarattı. O cennetten arza o gün indirildi. O günde vefat etti. Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, bir kul o saatte Allah'dan bir şey istedi mi Allah onu kendisine mutlaka ihsan eder. Ancak istediği günah veya sıla-i rahmi kesen birşey değilse. Kıyamette Cuma günü kopacaktır. Hiç bir melek-i mukarreb, sema, arz, rüzgar, dağ ve taş yoktur ki, bu sebeble Cuma gününden korkmuş olmasın. Hz. Saad İbni Ubâde (r.a.)

    YanıtlaSil

  185. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    300 1 Yakında dört fitne olacak. Kanın mübah sayıldığı fitne ,kanın mübah ve malın helal sayıldığı fitne, kanın mübah malın ve namusun helal sayıldığı fitne (dördüncüsü Deccal fitnesidir) Hz. İmran (r.a.)
    300 2 Yakında başınıza bazı emirler gelecek , rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lakin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya çalıştıklarında onlarla mukatele edin. kim bu yolda öldürülürse o şehiddir. Hz. Ebû Sülale (r.a.)
    300 3 Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Said (r.a.)
    300 4 Allah'dan ilm-i nâfi isteyin ve faide vermeyen ilimden Allah'a sığının. Hz. Câbir (r.a.)
    300 5 ALLAH'dan dünya ve ahirette af, afiyet ve yakîn isteyin. Zira yakînden sonra kula, afiyet kadar hayırlı bir şey verilmedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    300 6 Allah'ın fazlından isteyin. Zira O istenmekten bıkmaz. İbadetin efdali de gamm ve hemmden kurtuluşu beklemektir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    300 7 Düşük çocuklara da isim koyun. Allah onunla mizanınızı ağırlaştırır. Zira onlar kıyamet günü gelir de şöyle derler: "Ey rabbimiz beni zayi ettiler ve bana isim vermediler. Hz. Enes (r.a.)
    300 8 Fena ahlak, sirkenin balı ifsad etmesi gibi, ameli bozar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    300 9 Bakara suresinde bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin seyyididir. Bir yerde okundu mu şeytan orada tutunamayıp mutlaka çıkar. Bu "ayetül kürsi" dir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    300 10 Kuran'da bir sure vardır ki otuz ayettir. Sahibine (devamlı okuyana) affedilinceye kadar şefeat edecektir. O "Tebarekellezî biyedihil mülk"dür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    300 11 Yakında ilim taleb eden kimseler gelecek. Onları gördüğünüzde: "Allah'ın rasulunün tavsiyesi ile merhaba" deyin ve onlara istedikleri fetvayı(bilgiyi) verin. Hz. Ebû Said (r.a.)
    300 12 Benden sonra yakında bir kavim gelecek, benim hadisimden soracaklar. Onlara ancak ezberlediklerinizi söyleyiniz. Kim kasten bana yalan isnad ederse cehennemde yerine hazırlansın. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    300 13 Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o vakitte şu üç şeyden daha hayırlı bir şey olmayacak: "Helal para, kendisi ile ülfet edilen din kardeşi, amel edilen bir sünnet. Hz. Huzeyfe (r.a.)

    YanıtlaSil

  186. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    299 1 Benden sonra, yakında sizin üzerinize bazı umera gelecek. İyi görmediğinizi amel edecekler ve fena gördüklerinizi de yapacaklar. Bunlar emriniz değildir. Hz. Ubâde (r.a.)
    299 2 Yakında fitne, fesad ve ihtilaf olacak. "Ne yapalım?" dediler. Buyurdu ki: (Hz. Osman (r.a.)'ı göstererek) günün emiri olan bu zata ve ashabına tabi olun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    299 3 Benden sonra birtakım emirler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi Cehenneme atılacaklar. Hz. Muaviye (r.a.)
    299 4 Benden sonra yakında, muzlim gecelerin karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacak. O fitnelerde adam sabah mümin, akşam kafir, akşam mümin, sabah kafir olacak. Denildi ki: "O zaman ne yapalım?" Buyurdu ki: "Evlerinize girin kendinizi unutturun." Denildi ki: "Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?" Buyurdu ki: "Elinize sahip olun. Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun. Zira öyle zamanda islam, adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hâlıkına küfreder. Neticede de kendisine Cehennem vacib olur." Hz. Cündeb el Beceli (r.a.)
    299 5 Yakında fitneler olacak. Dediler ki: "Ne emredersin Ya Resulallah?" Buyurdu ki: Şam'a bakın. Hz. Bekr İbni Hakim (r.a.)
    299 6 Yakında Benim üzerime hadis rivayet eden raviler gelecek. Siz o hadisleri Kur'an'a arzedin. Uyarsa alın, uymazsa bırakın. Hz. Ali (r.a.)
    299 7 Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kafir olur. Ancak, Allah'ın kendisini ilimiyle ihya ettikleri müstesna. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    299 8 Yakında sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harundan biri ile gerçeklenir. Ve bu yedi sene devam eder. Denildi ki: "Ya Resulallah, o gün insanların imamı kimdir?" Buyurdu ki: "İmam, Benim evladımdan, kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan bir kimsedir. Tavrı beni İsrail ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    299 9 Yakında, hadiseler, tefrika, fırka ve ihtilaflar olacak. O günde katil olmaktan kurtulup maktul olabilirsen ol. Hz. Halid İbni Urfe (r.a.)

    YanıtlaSil

  187. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    298 1 Yakında siz Rumlarla emin bir sulh yapacaksınız. Sonra siz gaza edeceksiniz. Onlar da gerinizde sizin gaza ettiğinize düşman olacaklar. O harpten muzaffer çıkacak ve ganimet alacaksınız. Sonra yeşil bir ovaya konacaksınız. Orada bir Rum neferi salibini kaldıracak ve diyecek ki: "Haç galib geldi" Ona müslümanlardan biri karşı koyup kendisini öldürecek. Bunun üzerine Rumlar muahedeyi bozacak ve gadredecekler. Büyük muharebeler olacak. Sizin için toplanacaklar ve seksen sancak halinde üstünüze gelecekler. Her bir sancak altında onbin (onikibin) kişi olarak. (Amik ovasında önlenecek olan hadise) Hz. Zu Mihmer (r.a.)
    298 2 Yakında size Horasan tarafından siyah bayraklılar gelecek. Kar üzerinde emekliyerek olsa da onlara iltihak ediniz. Zira onların arasında Allah'ın halifesi "Mehdi" vardır. Hz. Sevban (r.a.)
    298 3 Sizin için dünya feth olunacak. Evlerinizi kabe ziynetlenir gibi süsleyeceksiniz. Lakin bu günkü şu haliniz o günden hayırlıdır. Hz. Ebû Huzeyfe (r.a.)
    298 4 Size dünya feth olunacak. Eğer bir menzilde muhayyer kılınırsanız Şam denilen şehre bakın. Zira orası Melhamelerde müslümanların toplandığı yerdir. Onun kalbgâhı da "Ğûta" denilen yer olacaktır. Sahabelerin bazılarından
    298 5 Yakında İskenderiye ve Kazvin ümmetime feth olunacaktır. Bu ikisi Cennet kapılarından iki kapıdır. Kim ki, bunlardan ikisinde veya birinde, yalnız bir gece nöbet tutarsa, günahlarından annesinden doğduğu gün gibi sıyrılmış olur. Hz. Ali (r.a.)
    298 6 Benden sonra büyük şehirler zabtedecek ve çarşılarında meclisler kuracaksınız. O zaman bunların hakkını verin. Yani, selamı alın, nâmahremden gözünüzü çekin. Mazlumun hakkını verin ve ona yardımcı olun. Âmâya da yol gösterin. Hz. Vahşi İbni Harb (r.a.)
    298 7 Yakında bir takım umerâ peydah olacak. Onların bazı şeylerini iyi, bazı şeylerini ise fena göreceksiniz. İyiyi iyi, fenayı fena görenler iyi, lakin (fenayı iyi görenler) razı olup ona tabi olanlar, fesada uğrayanlardır. Dediler ki: "Onlarla mukatele etmiyelim mi?" Buyurdu ki: "Namazlarını kıldıkları müddetçe hayır, ilişmeyin." Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
    298 8 Bazı umera gelecek, namazı bir sebeble vaktinden geciktirecekler. Siz (evinizde vaktinde kılın) cemaate de gelip onlarla nafile kılın. Hz. Ubâde (r.a.)
    298 9 Abbas evladı yakında bayrak sahibi olacak. Onlara tabi olan doğruyu bulmuş olur, muhalefet eden ise helak olur. Hakkı tutup kaldırdıkları müddetçe o bayrak ellerinen asla çıkmayacaktır. (Adalete tabi olsalar kıyamete kadar giderlerdi.) Hz. Âişe (r.anha)
    298 10 Yakında bir fitne olacak ki, insan kardeşinden ve babasından ayrılacak ve bu fitne kıyamete kadar insanların kalblerinde yayılıp duracak. Hatta o fitnelerde belaya uğramış çilekeş bir adam, zâniyenin zinası sebebiyle ayıblandığı gibi ayıblanacak. Hz. İbni Amr (r.a.

    YanıtlaSil

  188. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    297 1 Şu altı haslet hayırdandır: Allah'ın düşmanlariyle kılıçla cihad etmek, yaz gününde oruç tutmak, musibet esnasında iyi sabır etmek, haklı olduğu halde mücadeleyi terketmek, bulutlu günde namazı erken kılmak, kış günlerinde abdesti güzel almak. Hz. Ebû Malik (r.a.)
    297 2 Altı şey haramdandır: Emirin rüşvet alması ki, bu sayılanların hepsinin en fenasıdır. Köpek parası, kısrak aşım parası, zinakarın aldığı para, kan alanın kazancı, kahinin kazancı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    297 3 Altı şey amelleri mahveder: Halkın ayıbı ile meşgul olmak, kalb katılığı, dünya sevgisi, haya azlığı, uzun emel, zalimin zulmüne devam etmesi. Hz. Adiyy (r.a.)
    297 4 Dehr içinde altı günün orucu mekruhtur: Şaban'ın son günü oruçlu olarak Ramazana erişmek. Misafirin, hastanın, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadının, oruca gücü yetmiyen çok yaşlı kimsenin, çok zayıf olduğu için oruç tutarsa öleceğinden korkan kimsenin oruç tutması da mekruhtur. Hz. Enes (r.a.)
    297 5 Altı sınıf Cehenneme hesapsız girer: Zulmü sebebiyle Umera, lrkçılık asabiyeti sebebilye Arab, kibirleri sebebiyle rençber, yalanı sebebiyle tüccar, hasedi sebebiyle Ulema, hasisliği sebebiyle zengin. (Cehenneme hesapsız girecek dereceye kadar gelebilirler) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    297 6 Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Hz. Ali (r.a.)
    297 7 Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplıyacak. Dediler ki: "Ya Resulallah, bize ne emredersin?" Buyurdu ki: "Siz Şam'a gitmeye bakın. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    297 8 Yakında, Benden sonra ümmetim içkiyi içecekler, içki ismi vermeksizin (içki saymaksızın) ve onu içmiye yardımcıları da emirleri olacak. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
    297 9 İnsanın elbisesini çıkarırken "Besmele" çekmesi, cinlerin gözü ile Adem oğlunun avreti arasında perde olur. Hz. Enes (r.a.)

    YanıtlaSil

  189. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    296 1 Ben ve duası kabul olunmak şanından olan her Peygamber, şu yedi sınıf insana lanet etmiştir: Allah'ın kitabına ilavede bulunan. Allah'ın kaderini tezkib eden. Allah'ın haram kıldığını helal sayan. Ehli beytim hakkında Allah'ın haram kıldığını helal sayan. Sünnetimi küçümseyerek terk eden. Ganimette hak gözetmeyen. Mevkiini suistimal ederek, Allah'ın aziz ettiğini zelil ve zelil ettiğini aziz eden. Hz. Amr İbni Şeğavi (r.a.)
    296 2 Allah, kıyamet gününde, yedi kimsenin yüzüne bakmaz, onları tezkiye etmez ve onları alemlerle birlikte ilk girenlerle beraber Cehenneme sokar; meğer tevbe ederler, meğer tevbe ederler, meğer tevbe ederler. Kim de tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder. Bu yedi sınıf kimse şunlardır: Elini nikah eden, erkek erkeğe yakınlaşan (fail ve mef'ul) içkiye devamlı olan, ana babasını yardım istiyecek kadar döven, lanet edilinceye kadar komşusuna eza eden, komşusunun karısı ile zina eden. Hz. Enes (r.a.)
    296 3 Yedi şey vardır ki, ecri, kul öldükten sonra da kabrinde olduğu halde, kendi hesabına yazılmakta devam eder: Bir ilim öğretmek, bir ark açmak, bir kuyu kazmak, hurma ağacı yetiştirmek, mescid yaptırmak, mushaf miras bırakmak, ölümünden sonra kendisine istiğfar edecek salih evlad bırakmak. Hz. Enes (r.a.)
    296 4 Yedi yerde namaz caiz olmaz: Beytullahın üstünde, kabristanda, mezbelede, mezbahada, hamamda, deve yatan yerde, cadde ortasında. Hz. Ömer (r.a.)
    296 5 Yedi haslet vardır ki, onlar bütün hayırları toplamıştır: İslamiyeti ve ehlini sevmek, onlarla hem meclis olmak. Emin olmamak lazım dır ki, şer üzerinde olan bir adam ola ki hayra döner ve hayır üzerinde ölür. Yine emin olmamalıdır ki, hayır üzerinde olan bir adam da şerre döne ve şer üzerinde öle. Binaenaleyh, senin kendi nefsin hakkında bildiklerin (kusurların) seni başkalarıyla meşgul olmaktan alıkoysun. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    296 6 Altı meclis vardır ki, onlardan birinde bulunan mümini Allah tekeffül eder: Mescidde cemaatte bulunma, hasta ziyaretinde bulunma, cenazede bulunma, müslümanın kendi evinde oturması, tazim ettiği ve saygı duyduğu adil hükümdarın yanında bulunma ve ona yardım etme. Hz. İbni Amr (r.a.)
    296 7 Altı şey kıyamet alametlerindendir: Benim ölümüm, Kudüsün fethi, bir adama bir dinar (altın para) verildiği halde azımsaması, her müslümanın evinde ateşi duyulan fitne, koyun boynuzu kıvrımları gibi insanlar arasında ölüm çokluğu, Rumun gadri. Şöyle ki; her biri oniki bin kişilik seksen sancakla müslümanların üzerine yürümeleri. (Amik ovasında vukua gelecek hadise) Hz. Muaz (r.a.)
    296 8 Ey ümmet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz: Peygamberinizin vefatı. Aranızda malın artması. Öyle ki, bir adama onbin dirhem (gümüş para) verilecek de yine öfkelenecek. Sizden her erkeğin evine bir fitne. Koyun boynuzu kıvrımları gibi ölüm çokluğu, Beni esferle aranızdaki sulh. Öyle ki, kadının hamileliği süresi gibi dokuz ay toplanırlar, sonra söze gadirlik yaparlar. Medine'nin fethi. Denildi ki: "Hangi Medine?" Buyurdu ki, Kostantaniyye (Roma'nın fethi) Hz. İbni Amr (r.a.)

    YanıtlaSil

  190. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    295 1 Ulemadan sor Hukema ile ihtilat et ve büyüklerle hem meclis ol. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    295 2 İllim taleb etmeye koşun. Sâdık bir kimseden işitilecek bir Hadisi şerif, dünya ve onun üzerindeki altın ve gümüşten daha hayırlıdır. Hz. Câbir (r.a.)
    295 3 İki saat vardır ki, onda gök kapısı açılır ve o esnada yapılan dualar nadiren reddedilr: Namaza durulurken ve saffı harp teşkil edilince. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
    295 4 Allah yolunda bir saat harpte bulunmak, elli defa hacca gitmekten hayırlıdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    295 5 Bir alimin, minderine oturarak, bir saat ilimle meşgul olması, bir abidin yetmiş sene ibadet etmesinden hayırlı olabilir. Hz. Câbir (r.a.)
    295 6 Sam, Arabın babasıdır. Ham, Habeşlilerin, Yafes de Rumların babasıdır. Hz. Semure (r.a.)
    295 7 Bir müslümana sövmek fısk, mukatele etmek ise küfürdür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    295 8 Onlara yağmur gönderir gibi fitne gönderen Allah (z.c.hz)'lerini tesbih ederim. Hz. Bilal (r.a.)
    295 9 Subhanellah! Bu gece ne fitneler inzal olundu ve ne hazineler feth olundu. Hücredeki kadınları kaldırın, ibadete kalksınlar. Dünyada giyinik olan nice kadınlar ahirette çıplak olurlar. Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
    295 10 "Subhanellah" demek, her kötü şeyden Allah'ı tenzih etmektir. Hz. Talha (r.a.)
    295 11 "Subhanellahi velhamdülillahi velâ ilâhe illallahu Vallahu Ekber" tesbihleri, müslümanın günahının yanında, Adem oğlunun yarasını yiyen "êkile" kurdu gibidir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    295 12 Subhanallah! Sen ona takat getiremezsin, güç yetiremezsin. Şöyle söyleseydin ya: "Allahümme Rabbenâ âtinâ fiddünya haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr." (Efendimiz (s.a.s.) bir adamı ziyarete gitmiş. Adam zayıflıktan kuş yavrusuna dönmüş. Buyurmuş ki: "Sen Allah'dan afiyet istemez miydin? Demiş ki, "Ben Allah'a, ahirette vereceğin azabı bu dünyada ver diye dua ederim." Bunun üzerine yukarıdaki hadisi şerif vârid olmuştur.) Hz. Enes (r.a.)
    295 13 (Ümmü Hani'ye buyuruldu) Allah'ı yüz tesbihle tesbih et. Zira o tesbihler senin için İsmail (a.s) evladından azad ettiğin yüz köleye bedeldir. Allah'a yüz hamd ile hamdet. Zira o Hamdler senin için, eğerlenip Allah yolunda üzerine binilerek gaza edilen yüz ata denktir. Allah'ı yüz tekbirle tekbir et. Zira onlar senin için işaretlenmiş, kabul olunmuş yüz deveye muadildir. Allah'a yüz tehlil ile tehlil getir. Zira o tehliller yerle gök arasını doldurur. Bundan fazlasını yapan hariç hiçbir kimsenin bundan daha faziletli bir ameli, o gün Allah Tealaya sunulmaz. Hz. Ümmü Hani (r.anha)

    YanıtlaSil

  191. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    294 1 Aziz ve Celil olan Rabbimden diledim ki, Ümmetimden evlendiğim ve evlendirdiğim kimseler Cennette Benimle beraber olsunlar. Allah (z.c.hz)'leri bu dileğimi kabul etti. Hz. Abdullah İbni Ebu Evfa (r.a.)
    294 2 Rabbimden diledim ki, evlendireceğimi Cennetlik bir adama vereyim ve alacağımı da Cennetlik alayım, kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    294 3 Cebrail (a.s)'a dedim ki, Rabbimi görür müsün? Dedi ki: "Benimle O'nun arasında nurdan yetmiş bin hicap vardır. En ednasını görsem yanarım." Hz. Enes (r.a.)
    294 4 Rabbimden kadın tarafından hısımlarım için Cenneti diledim. Kat'i olarak kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    294 5 (Allah'dan sabır istiyen bir kimseye) Allah'dan bela istiyorsun. Evvela afiyet iste, (Sabır bela ile gelir.) Hz. Muaz (r.a.)
    294 6 Musa (a.s) altı şeyden sual eyledi: Zanneder ki o hasletler kendisi içindi. Yedinci bir suali ise, kendisini düşünerek sormamıştı. Dedi ki: "Ya Rabbi, Kullarının hangisi daha müttekidir?" Allah Buyurdu ki: "Allah'ı zikreden ve Onu unutmayan." Dedi ki: "Hangi kulun daha hidayettedir?" Buyurdu ki: "Hangi kulum Hudaya (inzal olunan vahye) tabi ise o." Dedi ki: "Hangi kulun daha (ahkem)dir?" Buyurdu ki: "İnsanlara hükmederken kendine hükmettiği gibi olan." Dedi ki: "Hangi kulun daha ilim sahibidir?" Buyurdu ki: "İlimden doymıyan ve nâsın ilmini de kendi ilmi üzerine toplıyan alimdir." Dedi ki: "Hangi kulun daha azizdir?" Buyurdu ki: "Kısmetine razı olan." Dedi ki: "Kularının hangisi en fakirdir?" Buyurdu ki: "Sahibi sefer olan." Resulallah buyurdu ki: "Zenginlik mal zenginliği değil, kalb zenginliğidir. Allah, bir kulu için hayır murad ettiğinde onun gönlünü zengin eder, ve kalbine kanaat verir. Allah, bir kul hakkında da şer murad ettiğinde onun ihtiyacını iki gözü arasına kor. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    294 7 Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor) Hz. Ubâde (r.a.)
    294 8 Musa (a.s.)'dan yahudiler sordular, gene sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler, ta ki küfre düştüler. Hristiyanlar da İsa (a.s)'dan sordular da sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler ve neticede onlar da küfre düştüler. Muhakkak ki Benden size hadisler söylenecektir. Size Benim hadislerim geldiğinde Allah'ın kitabını okuyun, Onunla karşılaştırın. Allah'ın kitabına uygunsa, onu Ben söylemişimdir. Allah'ın kitabına uymuyor ise, onu Ben söylememişimdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma

    YanıtlaSil

  192. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    293 1 Oğullarınızı ve kızlarınızı evlendirin. Kızları altın ve gümüşle süsleyin, ve elbiseleri güzel olsun. Ve kendilerine rağbet edilmesi içinde onlara güzel hediyelerle ihsanda bulunun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    293 3 Kur'an-ı Kerim'i seslerinizle ziynetlendiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    293 4 Bayram namazlarınızı tehlil, tekbir, tahmid ve takdislerle ziynetlendiriniz. Hz. Enes (r.a.)
    293 5 Meclislerinizi Bana selat ve selam getirmekle ziynetlendiriniz. Zira Bana selavat getirmeniz kıyamette size nur olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    293 6 Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu. Hz. Enes (r.a.)
    293 7 Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu. Hz. Enes (r.a.)
    293 8 Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir." Hz. Ömer (r.a.)
    293 9 Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Hz. Ali (r.a.)
    293 10 Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.) Hz Ali (r.a.)

    YanıtlaSil

  193. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    292 1 "Alim-i Billah" olanın bir rekatı, "Cahil-i Billah" olanın bin rekatından daha hayırlıdır. Hz. Ali (r.a.)
    292 2 Medine'deki bir Ramazan, diğer beldelerdeki bin Ramazandan hayırlıdır. Medine de bir Cuma, diğer yerlerdeki bin Cumadan hayırlıdır. Hz. Bilal İbni Hars (r.a.)
    292 3 Cennetin kokusu beşyüz yıllık yerden duyulur. Cennetin bu kokusunu ahiret ameli ile dünyayı taleb eden kimse duyamaz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    292 4 Rabbın rızası, babanın rızasındadır. Rabbın gazabı, babanın gazabındadır. Hz. İbni Amr (r.a.)
    292 5 Cenub rüzgarı Cennettendir. O, Allah'ın kitabında zikrettiği (Tevabih) rüzgarıdır. Onda insanlara fayda vardır. Şimal rüzgarı ise Cehennemden çıkar. Cennetten geçer ve ondan bir rayiha alır, serinlik ondandır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    292 6 İbadete tamaın iyi, Allah artırsın. Fakat bir daha yapma. (Birgün Hz. Ebu Bekir (r.a) safa girmeden rükua gitmişti) Hz. Ebû Bekir (r.a.)
    292 7 Kabirleri ziyaret et, Onlarla ahireti hatırlarsın. Mevtayı yıka, zira ruhsuz cesedi yıkamak insana beliğ bir derstir. Cenaze namazını kıl, belki bu sana hüzün verir. Muhakkak ki hüzünlü kimseler, kıyamet gününde, Allah'ın gölgeliklerinde bulunurlar, ve hayra sahip olurlar. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    292 8 (Vefat eden) ihvanlarınızı ziyaret edin. Onlara selam verin ve uzak kalmayın. Onda size ibret vardır. Hz. Âişe (r.anha)
    292 9 Mevtanıza, henüz canı üstünde iken "Lailahe illallah"ı telkin ediniz. (Bu kabir telkininden daha efdaldir) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    292 10 Sadaka-i fıtr; hür, köle, erkek, kadın müslümanlardan herbirine vaciptir. Hurmadan bir sa', arpadan bir sa' Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    292 11 Sadaka-i fıtr, oruç tutan kimse için, manasız ve şehvete ait sözlerinden temizliktir. Miskinlere (fakirlere) de nafakadır. Kim ki bunu bayram namazından önce öderse makbul olur. Sonra öderse lalettayin bir sadaka gibi olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    292 12 Şehidleri, kanları ile defnediniz, Zira, Allah yolunda alınan yaraların kanı, kan renginde, koksu ise misk kokusunda olarak mahşere gelecektir. Hz. Abdullah İbni Sa'lebe (r.a.)

    YanıtlaSil

  194. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    291 1 Allah Benim hulefama rahmet eylesin. Denildi ki: "Senin halifelerin kimlerdir Ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Benim sünnetimi ihya edenler ve onu insanlara öğretenlerdir." Hz. Hasan (r.a.)
    291 2 Sâili, hiç olmazsa, yanık bir parça ile çevirin. Hz. Ebû Becid el Ensarı (r.a.)
    291 3 Ey Aişe onu geri çevir. Vallahi dileseydim Allah Teala Bana dağları altın ve gümüş olarak akıtırdı. (Hz. Aişe validemize zengin bir kadın gelmiş ve Peygamberimizin yatağını görünce kendisine iyi bir döşek göndermiş. Onun üzerine yukarıdaki hadisi şerif varid olmuştur.) Hz. Âişe (r.anha)
    291 4 Allah'ın Benim, ümmetim ve Ümmü Abdin oğlu (Abdullah İbni Mesud r.a) için hoş gördüğüne Ben de razıyım ve Allah'ın, Benim, ümmetim ve Ümmü Abidin oğlu için hoş görmediklerini Ben de kerih görürüm. (Razı değilim.) Hz. Ebud Derda (r.a.)
    291 5 Şu adamın burnu yere sürtsün ki (hor olsun), yanında Ben anılayım da Bana selavat getirmesin. Şu adamın burnu yere sürtsün ki, Ramazan'a erişsinde sonra mağfiret olmadan çıksın. Şu adamın burnu yere sürtsün ki, annesi ve babası yanında ihtiyarlamış olsun da Cenneti kazanamasın. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    291 6 Üç kimseden kalem ref olundu: Uykuda olan kimseden uyanıncaya kadar, Hasta olan kimseden iyi oluncaya kadar, Çocuktan büyüyünceye kadar. Hz. Âişe (r.anha)
    291 7 "Had" (ceza) hususunda kalem; Küçükten büyüyünceye kadar, uykuda olandan uyanıncaya kadar, mecnun ise iyileşinceye kadar ve bir de bunamış olandan kaldırılmıştır. Hz. Sevban (r.a.)
    291 8 Verağ sahibi bir adamın iki rekatı, karışık amellinin bin rekatından hayırlıdır. Hz. Enes ra.
    291 9 Gecenin son bölümünün ortasında, Adem oğlunun kıldığı iki rekat namaz, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır. Ümmetime zor olacağını bilmeseydim, onlara "teheccüdü" mecburi kılardım. Hz. Hasan (r.a.)
    291 10 "Duhadan" iki rekat, Allah yolunda kabul olunmuş bir hac ve bir umreye bedeldir. Hz. Enes ra.
    291 11 Sarıkla kılınan iki rekat namaz sarıksız kılınan yetmiş rekat namazdan efdaldir. Hz. Enes (r.a.)
    291 12 Evli adamın iki rekatı, bekarın sekseniki rekatından hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
    291 13 Misvak kullanıldıktan sonra kılınan iki rekat namaz, misvaksız yetmiş rekattan efdaldir. Gizlide olan dua, aşikare olan yetmiş duadan efdaldir. Gizlide verilen sadaka ise aşikare verilen yetmiş sadakadan efdaldir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil

  195. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    290 1 Allah o erkeğe rahmet eylesin ki, gece (teheccüde) kalkar, namaz kılar. Sonar ailesini de uyandırır da onlar da namaz kılarlar. Allah o kadına da Rahmet eyliye ki, teheccüde kalkar, namaz kılar, sonra kocasını da uyandırır. O da namaz kılar. Hz. Hasan (r.a.)
    290 2 Allah o kula rahmet eyliye ki, Benim sözümü duydu da onu hıfzetti. Nice fıkıh alimi vardır ki fakih değildir. Nice fıkıh hamili de vardır ki; kendisinden daha iyi anlıyana onu tebliğ eder. Üç şeyde müminin kalbi hiyanet etmez. Allah için amelde ihlasda, müslümanların başına olana hayırhahlık meselesinde; müslüman cemaatine mülazemette. Hz. Numan İbni Beşir (r.a.)
    290 3 Allah Ensara, Ensarın oğullarına ve Ensarın oğullarının oğullarına da Rahmet eyliye. Hz. Kesir İbni Abdullah (r.a.)
    290 4 Allah o kula rahmet eylesin ki, helalinden kazandı, itidalli harcadı ve fazlasını fakirlik ve ihtiyaç günü olan kıyamet günü için önceden gönderdi. Hz. Âişe ra
    290 5 Allah o kula rahmet eylesin ki, kendisinde, ırz ve mal bakımından hukuku olan din kardeşine, ölmeden önce geldi de helalleşmek taleb etti. Zira orada altın ve gümüş yoktur. Eğer hasenatı varsa (insanın) hasenatından alınır. Eğer hasenatı yoksa onların günahlarından kendisine yüklenir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    290 6 Allah, Himyerlilere (yemende) rahmet eyliye. Ağızları selam, elleri taam, kendileri de ehli emin ve imandır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    290 7 Allah, ehli kıbleden dilini tutana rahmet eyleye. Öyle ki elinden gelen en güzel sözden başka bir şey söylemiyor. Hz. Hişam (r.a.)
    290 8 Allah o kula rahmet eylesin ki, söyledi, ganimet buldu, veya sustu, selamet buldu. Hz. Hasan (r.a.)
    290 9 Allah o kimseye rahmet eyleye ki, dilini müslümanların ırzlarından çekti. Bilin ki şefaatim, taan edene ve lanet edene helal olmaz. Hz. Âişe (r.anha)
    290 10 Allah o kimseye rahmet eyleye ki, bir veya iki farz öğrendi ve onunla amel etti. Veya o ikisi ile amel edeceklere onları öğretti. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    290 11 Allah o kimseye rahmet eyleye ki, lisanını muhafaza etti, zamanını tanıdı ve gidişatında müstakim oldu. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    290 12 Allah rahmet etsin kardeşim Yahya (a.s)'a, O küçükken iki çocuk kendisini oyuna çağırdıklarında: "Ben oyun için mi yaratıldım" buyurdu. (Yahya a.s) O küçük iken bir oyun için böyle söylerse, yetişkinin günah işlemesindeki hali nice olur? Hz. Muaz (r.a.)
    290 13 Kazvin'deki ihvanıma Allah rahmet eyliye. Kazvin'deki ihvanıma Allah rahmet eyliye. Kazvin'deki ihvanıma Allah rahmet eyliye. Dediler ki: "Ya Resulallah Kazvin nedir?" Buyurdu ki, Kazvin, Deylem arazisinden bir yerdir. O bu gün Deylemliler elindedir. Amma ileride ümmetime feth olunacak ve ümmetimden birçoklarına ribat (cephe) olacaktır. Kim o güne erişirse Kazvin cephesinin şerefinden nasibini alsın. Zira o gazada öyle kimseler şehid düşecek ki, onlar "Bedir şehidleri" ayarında olacaktır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma

    YanıtlaSil

  196. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    289 1 Receb "Haram" aylarındandır ve onun günleri altıncı semanın kapıları üzerinde yazılıdır. Bir kimse onda bir gün oruç tutar ve bu orucunu Allah'ın takvası içinde ikmal ederse, o kapı ve günler dile gelerek şöyle derler: "Ya Rabbi onu mağfiret et." Şayet orucunu takva üzere tamamlamazsa istiğfar etmezler ve: "Nefsin sana oyun etti" derler. Hz. Ebû Said (r.a.)
    289 2 Receb Allah'ın, Şaban benim, Ramazan da ümmetimin ayıdır. Hz. Hasan (r.a.)
    289 3 (Sizden biri hasta olursa kendisi veya din kardeşi şu duayı okusun): "Semada ismi takdis edilen, emri yerde gökte dinlenen Rabbimiz! Rahmetini gökte olduğu gibi yerde de kıl. Günahlarımızı ve hatalarımızı affeyle. Muhakkak ki Sen temizlerin, tabiblerin Rabbısın, Bize Rahmetinden Rahmet, bu ağrı üzerine şifa hazinenden şifa buyur." derse Allah'ın izni ile iyileşir. Hz. Ebud Derda (r.a.)
    289 4 Ümmetimden öyle adamlar vardır ki, onlardan biri gecenin bir kısmında kalkar da onun üzerinde (Şeytanın akşamdan bağladığı) düğüm varken, kendine ibadet için tedbir yapar ve abdest alırsa, ellerini yıkadığında bir düğüm çözülür. Yüzünü yıkadığında yine bir düğüm çözülür. Dirseklerine kadar kollarını yıkadığında bir düğüm daha çözülür. Başını mesh ettiğinde yine bir düğüm çözülür. Ayaklarını yıkadığında bir düğüm daha çözülür. Başını mesh ettiğinde yine bir düğüm çözülür. Ayaklarını yıkadığında da bir düğüm çözülür. Allah teala hicabın arkasında olanlara (melaikeye) o zaman şöyle buyurur: "Bakın şu kuluma, Benden istemek için nasıl nefsinin çaresine bakıyor. Şu kulum ne isterse onundur." Hz. Ukbe İbni Amir (r.a.)
    289 5 Allah (z.c.hz)'leri Ebu Bekir (r.a)'e rahmet eyliye. Bana kızını verdi. Beni hicret yeri Medine'ye getirdi. Bilal'i malından azad etti. Bana İslamda faydalı olan mal, Ebubekir'in (r.a) Bana fayda veren malı oldu. Allah Ömer'e (r.a)'de Rahmet eyliye. Acı olsa da Hakkı söyler ve Hakkı söylemesi ona dost bırakmaz. Allah Osman'a (r.a) da Rahmet eyliye. Melekler ondan haya ederler. Tebük gazasında askeri techiz etti ve mescidimizi genişletti ki şimdi bizi alıyor. Allah Ali (r.a)'ye de Rahmet eyliye. Hak da onunladır. "Yarabbi nerede olursa olsun Hakkı ona döndür." Hz. Ali (r.a.)

    YanıtlaSil

  197. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    288 1 (Ebu Zer tarafından "Rabbini gördün mü ya Resulallah" diye sorulduğunda şöyle buyuruldu) Nur olarak gördüm. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    288 2 İnsan ve cin şeytanlarının Hz. Ömer (r.a)'dan kaçtıklarını gördüm. H.z. Aişe (r.a.)
    288 3 Müminin rüyası Peygamberliğin kırk altı cüzünden biridir. Hz. Enes (r.a.)
    288 4 Müminin rüyası Peygamberliğin kırk cüzünden biridir ve söylenmedikçe, o bir kuşun ayağında asılı gibi durur. Söylenince de düşer. (Tahakkuk eder) Onun için rüyayı akıllı ve dost bir adama anlatın. Hz. Ebû Rezin (r.a.)
    288 5 Salih müslümanın rüyası, Peygamberliğin yetmiş cüzünden biridir. Hz. Ebû Said (r.a.)
    288 6 Müminin rüyası, uykusunda Rabbinin kendisine söylediği bir sözdür. Hz. Ubâde (r.a.)
    288 7 Safları sıklaştırın. Aralarını yakın tutun ve omuzdan hiza alın. Hz. Enes (r.a.)
    288 8 Bir gün fisebilillah gözcülük etmek, Allah yolunda olmıyan yerlerdeki bin günden hayırlıdır. Hz. Osman (r.a.)
    288 9 Bir gün fisebilillah gözcülük etmek, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır. Cennette yay kadar bir yer de yine dünya ve oradakilerden hayırlıdır. Hz. Selman (r.a.)
    288 10 Fisebilillah bir gün nöbet beklemek, bir ay oruç ve kıyamdan hayırlıdır. Kim Allah yolunda nöbette iken ölürse, kabir fitnesinden kurtulur. Ve onun salih amelleri de kıyamete kadar yazılmakta devam eder. Hz. Selman (r.a.)
    288 11 Nice "Ebced" harflerini öğrenenler vardır ki müneccimlik yapmışlardı ve kıyamet gününde de Allah indinde hiç bir nasibleri olmayacaktır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    288 12 Nice fıkıh alimi vardır ki "Fakih" değildir. İlminden hayır görmeyen kimse cehlinden zarar görür. Kur'an'ı, seni haramdan nehyettikçe oku. Eğer seni haramdan alıkoymuyorsa sen Onu okuyor değilsin. Hz. İbni Amr (r.a.)
    288 13 Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Kim Receb'den bir gün oruç tutarsa, sanki bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim ondan yedi gün oruç tutarsa, ona Cehennem kapıları kapanır. Kim ondan sekiz gün oruç tutarsa, ona Cennetin sekiz kapası açılır. Kim ondan on gün oruç tutarsa, Allah ona istediğini verir. Kim ondan onbeş gün oruç tutarsa, semadan bir münadi şöyle seslenir: "Geçmişin affolundu. Amellere yeniden başla" Kim artırırsa Allah da onu artırır. Receb ayında Allah Teala Nuh (a.s)'ı gemiye bindirdi ve o, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. Onlarla gemi altı ay seyretti. Bunun sonu aşûre günüdür. Ve gemi "Cudi" dağına indirildi. O gün de Nuh (a.s) yanındaki insanlar ve hayvanlar hepsi, Aziz ve Celil olan Allah için, şükür olarak oruçlu idiler. Allah denizi, beni İsrail için aşûre gününde yardı. Ve yine Aşûre gününde Allah (z.c.hz)'leri Adem (a.s)'ın tövbesini ve Yunus (a.s)'ın şehrinin halkının tövbesinide kabul etti. İbrahim (a.s)'da o günde doğdu. Hz. Said İbni Ebu Raşid (r.a.)

    YanıtlaSil

  198. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    287 1 Rabbimi Firdevsten bir makamda, başında gözü kamaştıran taç bulunan bir genç şeklinde gördüm. (Rüya ve tecelli) Hz. Muaz İbni Afsa (r.a.)
    287 2 Bir çok siyah koyun gördüm ki, aralarına pek çok beyaz koyun girdi. Dediler ki: "Ne ile Tevil ettin ya Resulallah?" Buyurdu ki, Acemler, dininizde ve nesebinizde size katılacaklar. Eğer iman ülker yıldızında asılı olsaydı, acemden bazı kimseler onu elde ederdi. Ve bu suretle insanlar onları mesud görürlerdi. (Arabdan başkasına acem tabir edilir) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    287 3 Rüyamde Ehli Cennetten iki kadın gördüm. Biri konuşuyor, diğeri konuşamıyordu. Konuşana sordum, sen konuşuyorsun bu konuşamıyor. Dedi ki: "Bana gelince, ben vasiyet ettim. Bu vasiyetsiz öldü. Kıyamete kadar konuşamaz." Hz Enes(r.a.)
    287 4 Başı dağınık kara bir kadının Medine'den çıktığını gördüm. Müheyyea'ya gitti. Onu, vebanın Medine'den oraya gitmesi ile tevil ettim. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    287 5 Bir genç kız ile genç bir erkeği beraber gördüm. Onları şeytandan emin görmedim. (Bir erkek ile bir kadının yalnız bir yerde beraber bulunmaları haramdır) Hz. Ali (r.a.)
    287 6 Dinin başı nasihattır. Allah için, dini için, Resulu için, kitabı için ve bütün müslümanların umerası için "Hayırhah" bulunmaktır. Hz. Sevban (r.a.)
    287 7 Allah'a imandan sonra, aklın başı, insanlarla muhabbetli bulunmaktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    287 8 Dinden sonra, aklın başı; insanlarla muhabbetli olmak ve iyiye, kötüye, herkese hayır yapmaktır. Hz. Ali (r.a.)
    287 9 Küfrün başı, şark tarafındadır. Kibir ve tefahur at ve deve sahiplerinde ve çiftçilerdedir, sekinet de koyun sahiplerindedir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    287 10 Bu islamiyet işinin başı müslümanlıktır. Kim müslüman olursa selameti bulur. Onun direği namaz, zirvesinin başı da cihaddır. Ki, buna ancak onların efdal olanı nail olur. Hz. Muaz (r.a.)
    287 11 Miraca götürüldüğüm gece, Cennette bir seviyeden yüksek yapılmış köşkler gördüm. Dedim ki: "Ya Cebrail bunlar kimin içindir? Buyurdu ki: "Öfkesini yutanlar ve insanları affedenler içindir. Ve Allah muhsinleri sever. Hz. Enes (r.a.)
    287 12 Miraca götürüldüğüm gece Musa (a.s.)'ı gördüm. Esmer, uzun boylu, kıvırcık saçlı idi. Sanki o Şemua adamlarındandı (temizlikte). İsa (a.s.)'ı da gördüm. O, orta yapıda, rengi beyazla kırmızı arası, saçı da düz, gürdü, ve kıvırcık değildi. Ateşin Hazini (bekçisi) olan Malik'i ve deccalı da gördüm. Hz. İbni Abbas ra.
    287 13 Cennet ve Cehennemi gördüm ve onlardaki hayır ve şerrin büyüklüğü gibi başka birşey görmedim. Hz. Enes (r.a.)

    YanıtlaSil

  199. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    286 1 Ümmetimden mülhem olan arifleri bırakın. Cennete de, Cehenneme de kondurmayın Sahibine bırakın. Taki Allah kıyamet gününde onlar hakkındaki hükmünü versin. Hz. Ali (r.a.)
    286 2 Ben sizi bıraktığım kadar siz de beni bırakın. Sizden evvelkiler, işte bunun için, çok sual sormak ve Peygamberleri ile ihtilafa düşmek sebebiyle helak oldular. Size neyi emrettimse, elinizden geldiği kadar onu yapınız. Neyi menettimse onu bırakınız. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    286 3 İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak müslümanların efdali mazhar olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    286 4 Ana karnındaki yavrunun boğazlanması, anasının boğazlanması ile tahakkuk eder. (Diri çıkarsa bir bıçakta ona yetiştireceksin) Hz. Câbir (r.a.)
    286 5 Tüylenmiş yavrunun kesilmesi, anasının kesilmesi ile tahakkuk eder. Mevcut kanı aksın diye ayrıca boğazlanır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    286 6 Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür. Hz. Muaz (r.a.)
    286 7 Öyle büyük bir günah vardır ki, insanlar ondan dolayı Allah'dan mağfiret dahi istemezler. Bu da "Dünya Sevgisi"dir. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)
    286 8 Alimin günahı bir günahtır. Cahilinki iki günahtır. Alim, günaha düşmesiyle azab olunur. Cahil ise hem günaha düştüğü, hem de öğrenmediği için azab olunur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    286 9 Gözün kör olması günahlara mağfirettir. Kulağın sağır olması da günahlara mağfirettir. İnsanın vücudundan kaybettiği her şey günahına sebebi mağfirettir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    286 10 Annem Beni doğurduğunda kendisinden bir nur zahir oldu. Ve o nurla "Basrâ"nın köşkleri ışıklandı. Hz. Ebul acfa (r.a.)
    286 11 Annem gördü ki, kendisinden bir nur zahir olmuş ve onunla Şamın köşkleri aydınlanmıştı. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    286 12 Aklın başı, Allah'a imandan sonra haya ve iyi ahlaktır. Hz. Enes (r.a.)
    286 13 Sidrenin yanında Cebrail (a.s.)'ı gördüm. Altıyüz kanadı vardı ve kanadlarının tüylerinden inci ve yakutlar saçılıyordu. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    286 14 Rabbimi uykumda gördüm. Bir yeşillikte ve zülfü bol bir genç şeklinde idi. Ayağında altından ayakkabılar ve yüzünde altın bir nikab vardı. Hz. Ümmü Tufeyl (r.a.

    YanıtlaSil

  200. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    285 1 Allah yolunda harcadığın para vardır. Köle azadı için kullandığın para vardır. Miskinlere tasadduk ettiğin para vardır. Ailene infak ettiğin para vardır. Bunların ecir bakımından en büyüğü, ailene infak ettiğindir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    285 2 Para vardır, nefsine infak etmişsindir. Para vardır, ana babana harcamışsındır. Para vardır, oğlun için sarfetmişsindir. Para vardır, zevcene harcamışsındır. Para vardır, Allah yolunda harcamışsındır. İşte bu sonuncusu sevab bakımından en güzeldir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    285 3 Rabbı Allah, dini İslam, Resulü Muhammed (s.a.s.) olduğuna razı olan kimse, imanın tadını tatmış olur. Hz. Abbas (r.a.)
    285 4 Gafiller arasında Allah'ı zikreden kimse, Cephede arkadaşları kaçtığı halde kendisi sebat eden gibidir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    285 5 Tenhada Allah'ı zikreden kimse, küffar ile saflar arasında tek başına mübareze eden gibidir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    285 6 Ramazanda Allah'ı zikreden mağfiret olunur. Ve o ayda Allah'dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez. Hz. Câbir (r.a.)
    285 7 Bu şeytandandır. Sizden biri hoşuna gitmiyen bir rüya görürse onu kimseye söylemesin ve Şeytandan Allah'a sığınsın. ( Bir adam şöyle dedi: "Ya Resulallah! Ben rüyamda başımın kesildiğini gördüm. O düşüyordu ben de onu takip ediyordum." Bunun üzerine yukarıdaki hadis varid oldu.) Hz. Câbir (r.a.)
    285 8 O adamın şeytan kulağına işemiştir. (Sabaha kadar uyuyan bir adamdan bahsedildiğinde yukarıdaki hadis varid olmuştur) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    285 9 O imanın ta kendisidir. (Vesveseden şikayet edilince böyle buyurdu.) Hz Enes (r.a.)
    285 10 Kıyamet gününde müslümanların oniki yaşına kadar olan çocukları arşın altındadırlar. Şefaat ederler ve şefaatleri kabul olunur. Onüçüne ulaşanların ise lehine yahut aleyhinedir. (Yani buluğa erenler hesap verirler) Hz. Ebû Umame r.e
    285 11 Müslümanın kestiği helaldir. Besmele dese de demese de, Kasden bırakmadıkça, av da böyle. Hz. Raşid İbni Saad (r.a.)
    285 12 Şereflerinizi mallarınızla koruyun. Dediler ki: "Bu nasıl olur?" Buyurdu ki, şairlere ve dilinden korktuğunuz kimselere malınızdan vermek suretiyle. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder