Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
yapan ve yaratan Yüce Allah (c.c.) (ki O, güç ve kudretiyle her zaman büyüklük ve yüce-liğini göstermektedir: Celle Celälühü) (bkz. Hak)
Cenab-ı Hak (Celle Sanühü( جناب حق جل شانه Hak Celle Şanühü olan Hz.Allah (c.c.); kendi-si ezeli ve ebedi, sonsuz ve kusursuz gerçek, gerçek sıfatlara sahip olan, her şeyi gerçek olarak yapan ve yaratan (Hak) Yüce Alla (c.c.),(ki O, kendi şanının yüceliğini her za-man göstermektedir: Celle Şanühü)
Cenab-ı Hak Süphanehu ve Teâlâ جناب حق سبحانه و تعالی : Hak Suphanehu ve Teâlâ olan Hz.Allah (c.c.), kendisi ezeli ve ebedi gerçek olup sonsuz ve kusursuz gerçek sıfatlara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak yaratan (Hak) Yüce Allah (c.c.) (ki O, her türlü kusur ve eksiklikten uzak-tır, Süphandır ve kendi sonsuz yüceliğini her zaman göstermektedir: Teâlâ)
Cenab-ı Hak Teâla جناب حق تعالى: Hak Teala olan Hz.Allah (c.c.); kendisi ezeli ve ebedi gerçek olup sonsuz ve kusursuz gerçek sıfat-lara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak yaratan (Hak) Yüce Allah (c.c.) (ki O, kendi sonsuz yüceliğini her zaman göstermektedir: Teâlâ)
Cenab-ı Hak Teâlâ Azze ve Celle جناب حق تعالى عز رجل : Hak Teal Azze ve Celle olan Hz.Allah (c.c.); kendisi ezelî ve ebedi gerçek olup son-suz ve kusursuz gerçek sıfatlara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak yapan ve yara-tan (Hak) Yüce.Allah (c.c.) (ki O,her zaman sonsuz güç ve üstünlük sahibi (Azze) ve yü-celer yücesi (Teâlâ) olduğunu ve sonsuz bü-yüklük ve yücelik saibi (Celle) bulunduğunu göstermektedir.)
Cenab-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes جناب حق تعالی و تقدس : Hak Tealâ ve Tekaddes olan Hz.Allah (c.c.); kendisi ezelî ve ebedi gerçek olup son-suz ve kusursuz gerçek sıfatlara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak yapan ve yara-tan (Hak), Yüceler Yücesi (Tealå) ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak, arınmış ve lekesiz olan (Tekaddes) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri جناب حق تعالی و تقدس حضرتلری : Hak Teâlâ ve Tekaddes olan Hz.Allah (c.c.); kendisi ezelî ve ebedî ger-çek olup sonsuz ve kusursuz gerçek sıfatlara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak ya-pan ve yaratan (Hak), Yüceler Yücesi (Tealâ) ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak, arınmış ve lekesiz (Tekaddes) Hz. Yüce Allah (c.c.)
ve Alim olan Hz. Allah (c.c.); her şeyi tam ve eksiksiz bilen, sonsuz ilim sahibi (Alim), ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi bir-çok gâyeler ve faydalar gözeterek, güzel, ol. çülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hakim-i Mutlak جناب حكيم مطلق:mut-lak şekilde Hakim olan Yüce Allah (c.c.); her şeyi tam ve eksiksiz bilen, sınırsız ve sonsuz (mutlak) ilim sahibi olan (Alim) ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve faydalar gözeterek, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde yapan (Hakim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hakim-i Rahim جناب حکیم رحيم : Hakim ve Rahim olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine çok merhamet gösteren, onları, gözeten, ka-yırıp koruyan (Rahîm) ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve fayda-lar gözeterek, güzel, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan(-Hakim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Halik جناب خالق : Halik olan Hz.Allah (c.c.), her şeyin yaratıcısı ve yapıcısı (Halik) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hâlik-i lemyezel جناب خالق لم يزل : lem yezel Hâlik olan Hz.Allah (c.c.); ölümsüz ve ebedî (lemyezel), her şeyin yaratıcısı ve yapı-cısı (Halik) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hâlik-i Rahim جناب خالق رحيم : Halik ve Rahîm olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine çok merhamet gösteren, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahîm), her şeyin yaratıcısı ve ya-Pıcısı (Hâlik) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hâlik-i Zülcelal جناب خالق ذو الجلال : H lik ve Zülcelâl olan Hz.Allah (c.c.); sonsuz yücelik ve kudret (güç ve kuvvet) sahibi (Zül-celâl), her şeyin yaratıcısı ve yapıcısı (Halik) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hallak-ı âlem جناب خلاق عالم : âlem üze
rinde Hallak olan Hz. Allah (c.c.); kâinatı ve içindeki her şeyi her an sürekli yaratan (Hal-lak) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hallak-ı Rahim جناب خلاق رحیم : Hallak ve Rahîm olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine çok merhamet gösteren, onları gözeten, kayı-rıp koruyan (Rahîm) ve her şeyi her an sürek-li yaratan (Hallak) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hannan u Mennan جناب حنان و منان
Hannan ve Mennan olan Hz. Allah (c.c.); son derece merhametli (Hannan) ve çok iyilikler
Cenab-ı Hayyaki جناب حی Hay ve Baki olan Hz.Allah (c.c.); ölümsüz ve ebedi (Båki) olan, sonsuz hayat sahibi olan ve can taşıyan her varlığa hayat veren (Hay) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hayy- lâyemut جناب حتي لا يموت : Hay ve layemut olan Hz.Allah (c.c.); ölümsüz, ebedi (lâyemut) ve sonsuz hayat sahibi olan ve can taşıyan her varlığa hayat veren (Hay) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hazret-i risaletpenahi جناب حضرت رسالت پناهی : peygamberlik makamının daya-nağı ve koruyucusu (risaletpenahî) ve üstün saygıya lâyık yüce peygamber (Hz.Muham-med a.s.m.)
Cenab-ı Kadir-i Hakim جناب قدير حكيم : Kadir ve Hakim olan Hz.Allah z.Allah (c.c.); her şeye gücü yeten (Kadir), ve hiçbir şeyi tasadüfe bırak-mayıp her şeyi birçok gâyeler ve faydalar gö-zeterek, güzel, ölçülü ve tam yerinde, en uy-gun şekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakîm) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kadir-i Kayyum جناب قدیر قیوم : Kadir ve Kayyum olan Hz.Allah (c.c.); hiç bir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi ayakta tutan (Kayyum), her şeye gücü yeten (Kadir) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kadir-i Mutlak جناب قدير مطلق : mutlak şekilde Kadir olan Hz.Allah (c.c.); sınırsız ve sonsuz (mutlak) güç ve kuvvet sahibi (Kadir) olan Yüce Allah c.c.)
Cenab-ı Kadir-i Zülcelal جناب قدير ذو الجلال : dir ve Zülcelâl olan Hz. Allah (c.c.); sonsuz yücelik ve büyüklük sahibi olan (Zülcelâl) ve her şeye gücü yeten (Kadir) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kebîr-i Kamil جناب كبير كامل : Kebir ve Kamil olan Hz.Allah (c.c.); kusursuz (Kâmil) ve sonsuz büyük ve yüce (Kebir) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kebîr-i Kayyum جناب كبير قيوم : Kebir ve Kayyum olan Hz.Allah (c.c.), sonsuz büyük ve yüce (Kebîr) olan ve var olmak için hiç bir şeye ihtiyacı olmayan ve her şeyi her an var edip ayakta tutan (Kayyum) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kerîm-i Mutlak جناب كريم مطلق : mutlak şekilde Kerim olan Hz.Allah (c.c.); sınırsız ve
Cenab-ı Mucib-ûd daavat
sonsuz (mutlak) iyilik ve ikram sahibi ve ba-ğışlayıcı olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kerim-i Rahim جب كريم رحيم Kerim ve Rahim olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine karşı çok merhametli olan ve onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim), çok iyilik ve ikram edici ve bağışlayıcı (Kerim) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kibriya جناب كبريا : sınırsız büyüklük (kibriya) sahibi Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı lemyezel جناب لم يزل : lemyezel olan Hz.Allah (c.c.); ölümsüz, ezeli ve ebedi (lem-yezel) olan Yüce Allah (c.c.(
Cenab-ı Mâbudu Ezeli جناب معبود أزلي : Ezeli Mabud olan Hz.Allah (c.c.); varlığı ezeli olan ve ibadete gerçekten lâyık (Mâbud) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mahbubul Hakikiجناب محبوب حق gerçek mānāda mahbub olan Hz.Allah (c.c.(; gerçek ve tam mānāsiyle sevilmeye layık gerç (Mahbub) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mâlik-i Zülcelal جناب مالك ذو الجلال Malik ve Zülcelâl olan Hz. Allah (c.c.); sonsuz büyüklük ve kudret sahibi (Zülcelâl) ve her şeyin gerçek sahibi (Malik) olan Yüce Allah
(c.c.( Cenab-ı Malik-ı Zülcelâli ve'l Cemâli ve'l ikram جناب مالك ذو الجلال و الإكرام ve Tekaddes Hazretleri
و تقدس حضرتلری : Malik, Zülcelâl ve Zülcemâl ve Zülikram ve Tekaddes olan Hz.Allah (c.c.), her şeyin gerçek sahibi (Malik); sonsuz güç, yücelik ve büyüklük sahibi (Zülcelâl) ve son-suz güzelliklerin sahibi (Zülcemål), bağış ve ikramı çok olan (zülikram) ve her türlü kusur ve noksanlıktan uzak, arınmış ve lekesiz (Te-Kakaddes) olan Yüce Allah (c.c.(
Cenab-ı Mevla جناب مولا: Mevlâmız olan Hz.Allah (c.c.); bizim ve her şeyin gerçek sa-hibi (Mevlâ) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mucib جناب مجیب Mucib olan Hz. Allah (c.c.), (dünyada veya âhirette) dualara gereken karşılığı veren (Mucib) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mucib-ı Rahim جناب مجيب رحيم : Mucib ve Rahim olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine karşı çok merhametli, onları gözeten, kayı-rıp koruyan (Rahîm), (dünyada veya âhirette) dualara gereken karşılığı veren (Mucîb) Yüce Allah (c.c.(
Allah onlar hakkında verdiği hükmünü uyguladıktan sonra Cebrail
sorar:
Ümmeti Muhammed'in asilerinin hali nicedir?
Cebrail cevap verir:
- Allah'ım onların durumunu en iyi bilen sensin.
Bunun üzerine Allah Cebrail'e şöyle emreder:
Git onların durumu hakkında bilgi edin.
Cebrail cehenneme vardığında cehennemin ortasında ateşten bir minberin üzerinde oturan bekçi Malik'le karşılaşır.
Malik Cebrail'i görünce ona saygı için ayağa kalkıp şöyle der:
Senin buraya gelmene sebep olan şey nedir? Ey Cebrail.
Cebrail şöyle cevap verir:
Ümmeti Muhammed'in günahkârlarının halini öğrenmeye gel-
dim.
Bekçi Malik şöyle der:
Onların durumu çok kötü, yerleri pek dar. Vücutları yandı, etleri böcekler tarafından yendi. Fakat yüzleri ve kalplerinde imanın nuru par-ladığı için bunlar yanmadı.
Cebrail bekçi Malik'e der ki:
Onların üzerindeki örtüyü kaldır da hallerini göreyim. Malik gö-revli meleklere örtüyü kaldırmalarını emreder onlar da kaldırırlar.
Cehennemdekiler Cebrail'i ve onun güzelliğini gördüklerinde azap meleği olmadığını anladılar ve Malik'e sordular:
Bu güne kadar daha güzelini görmediğimiz bu kul kim ola ki.
Malik cevap verir:
Bu Muhammed'e vahiy getiren Cebrail adlı melektir.
Onlar Muhammed ismini duyduklarında çığlık atarak şöyle derler:
Ey Cebrail bizden Muhammed'e selam götür ve günahlarımızın onunla bizi ayırdığını söyle. Bu kötü halimizi de ona bildir.
Cebrail geri dönüp Allah'ın huzuruna vardığında Allah ona sordu:
Ümmeti Muhammed'i nasıl buldun?
Cebrail cevap verdi:
Ya Rabbi, onların durumu çok kötü ve yerleri çok dardır.
Evet ya Rabbi, benden peygamberlerine selam götürmemi ve kötü hallerini kendisine bildirmemi istediler.
Bunun üzerine Allah şöyle buyurur:
Öyleyse git ve peygamberlerine bu durumu bildir.
Cebrail Resulullah (sav)'in yanına gider. Bu sırada o incili beyaz bır çadırın içindedir. Bu çadırın dört bin kapısı vardır ve her bir kapının altın işlemeli iki kanadı vardır.
Cebrail şöyle der:
Ey Muhammed! Asi oldukları için cehennemde azap çeken üm-metinin yanından geliyorum. Onlar sana selam söylediler ve hallerinin çok kötü ve yerlerinin de çok dar olduğunu bildirmemi istediler.
Bu sözleri duyan Resulullah (sav) arşın altına varıp secdeye kapanır ve daha önce benzeri görülmemiş şekilde Allah'a yalvarmaya başlar.
Allah şöyle buyurur:
Ey Muhammed başını yerden kaldır. İstediğin sana verilecek ve şefaatin kabul edilecektir.
Resulullah (sav)'in şöyle der:
- Ya Rabbi ümmetimin günahkârlarını istiyorum. Çünkü sen onlar hakkındaki hükmünü uyguladın ve onlardan intikamını aldın. Onlar hak-kında şefaatimi kabul et.
Allah şöyle buyurur:
Peki, şefaatini kabul ettim. Git ümmetinden "Lailahe illellah" di-yen herkesi cehennemden çıkar.
Bundan sonra Resulullah (sav) cehenneme varır. Cehennemin bek-çisi Malik, Resulullah (sav)'i görünce saygıdan dolayı ayağa kalkar.
Resulullah (sav) sorar:
Ey Malik! Benim günahkâr olan ümmetimin hali nicedir?
Cehennemin kapısını aç ve perdeyi kaldır. Kapının açılması üze rine cehennemdekiler Resulullah (sav)'i görünce hep birlikte şöyle bağ rırlar:
Ey Muhammed! Bize yardım et. Ateş derilerimizi yakıp, ciğer lerimizi dağladı.
Resulullah (sav) onları cehennemden çıkarır. Onlar ateşin yakıp bi. tirdiği kömür gibi olmuşlardır. Onları alıp cennetin kapısının yakınında bulunan hayat nehrine götürür. Orada güzelce yıkanırlar. Temizlendikten sonra yüzleri parlak gözleri sürmeli birer delikanlı/genç kız olarak oradan çıkarlar. Yüzleri ayın on dördü gibidir ve alınlarında şu yazı vardır. "Bun-lar Allah tarafindan azad edilmis olan cehennemliklerdir." Sonra bunlar cennete girerler. Cehennemdeki diğer insanlar Müslümanların çıktığın
gördüklerinde şöyle derler: Ah keşke biz de Müslümanlardan olsaydık ta şimdi buradan çıkmış olsaydık. Allah şu ayeti Kerime ile bunu bildirmektedir:
"İnkâr edenler zaman zaman keşke biz de Müslüman olsaydık, diye arzu ederler."
Resulullah (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Kıyamet günü ölüm besili bir koç şeklinde insanların karşısına getirilir. Cennetliklere bunu tanıyor musunuz diye sorulur. Onlar ölümü gördüklerinde onu tanırlar. Sonra cehennemliklere aynı soru sorulur. Onlar da ölümü gördüklerinde onu tanırlar. Sonra bu koç (ölüm) cennetle cehennem arasında boğazlanır ve cennetliklere şöyle denir:
Artık size ölüm yok. Burada ebediyen kalabilirsiniz.
Cehennemliklere de aynı söz söylenir:
- Artık burada ölüm yoktur. Ebedi olarak kalacaksınız burada.
89 "(Resûlüm) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir."
Ebu Hüreyre (ra) şöyle demiştir:
"Günahkarlar ellerindeki nimete aldanmasınlar. Çünkü onların ö-nünde kendilerini heyecanla bekleyen bir cehennem vardır ki, Allah onun hakkında şöyle buyurmuştur:
كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعِيراً
"Cehennem'in ateşi yavaşladıkça biz onun alevini artırırız."
muş ve bermuceb-i istizan nüsha-i mezkûrenin emsali vechile tab ve neşri makrûn-u müsade-i seniyye-i şehinşahî olduğu gibi nüsha-i maruza dahi tevkif buyurulmasına mebni sâlifüzzikr tezkire savb-1 sâmi-i sadaretpenahîlerine iade kılınmış olmağla ol babta...."
29 Zilhicce 1295 (24 Aralık 1878)
IV. vesika ise Mecelle'nin birinci kitabının rumca tercemesi hak-kındadır. Arz tezkeresi: «Divan-1 Ahkâm-1 Adliyye azasından saa-detlů Yani Fotiyadi Kostaki efendinin bitterceme tab ve temsil et-tirmiş olduğu Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye kitab-ı evveli nushaların-dan huzur-u şevketmevfûr-u hazret-i padişahîye arzolunmak üzere ita eylediği nüsha irsal-i sûy-ı vâlâları kılındığı ve karîn-i müsade-i seniyye-i cenab-ı mülükâne buyurulur ise işbu eser-i maruzunun mazhar-ı tahsin-i mefharet efza-i âli olduğunun kendisine tebşirine iptidar ettirileceği beyanıyla tezekere-i senâverî terkîm kılındı efen-dim."
27 Cemaziyelevvel 1289 (3 Temmuz 1872) M.
İrade-i seniyye: «Resîde-i dest-i tazim olan işbu tezkere-i sâ-miye-i âsafâneleriyle nüsha-i marûza meşmûl-u nigâh-ı dakayik ik-tinah-ı hazret-i şehriyarî buyurulmuş ve istizan olunduğu üzere işbu eserinin mazhar-ı tahsin-i mefharetefzâ-i âli olduğunun mumaileyhe tebşiri müteallak ve şerefsudûr buyurulan emir ve irade-i seniyye-i cenab-ı cihandarî mantuk-u celilinden bulunmuş ve nüsha-i mezkûre dahi tevkif kılınmış olmağla ol babta...>> "
28 Cemaziyulevvel 1289 (4 Temmuz 1872)
Yukarıda gördüğümüz resmî vesikalardan anlaşıldığına göre Mecelle hemen tedvinini takib eden günlerde arapça ve rumcaya terceme edilmiştir. Daha sonraki senelerde ve muhtelif şahıslar ta-rafından diğer lisanlara da tercemesi ve müteaddid baskıları ya-pılmıştır."
79. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 156-157.
80. Aynı yer.
81. Arşiv, Mec. Dos .; A. Cevdet Pş., s. 158.
82. Bk. 1. Georges Macrides Code Penal Ottoman İst. 1883; 2. G. Young Corps de droit Ottoman Oxford, 1906; 3. Vitchen Servicen Code Civil ottoman İst. 1872; 4. G. Sınapian Code Civil Ottoman İst. 1888; 5. The Megelle, London, 1895; 6. el-Mecelle İst. 1305; 7. Salim İbn Rüstem Baz Şerh'ul-Me-celle Beyrut, 1888-1889; 8. Mecellet'ul-Ahkâm'il-Adliyye Beyrut, 1968.
Mecelle Cemiyeti evvelce bahsetiğimiz bazı inkıtalarla beraber sekiz senelik bir çalışma sonunda onaltı kitap hazırlamıştı. Her kanunun tatbiki esnasında ortaya çıkan bazı meseleler vardır. Bu meseleler bazan kanun maddelerinin tavzîh ve tafsili ile bazan da bir ek madde ile hâlledilir. İşte Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin ih-tiva ettiği 1851 maddenin bazılarının mahkemelerdeki tatbikatında da bir kısım aksaklıklar görüldüğünden bu meseleyi hâll için Me-celle Cemiyeti vazifelendirilmiş, dolayısiyle Cemiyet 16. kitaptan sonra yeni kitapların tedvini ile değil mezkûr aksaklıkların izalesi ile uğraşmıştır.
a) KASAME MESELESİ
Bunlardan bir tanesi «Kasâme" meselesidir. Mecelle Cemiye-ti'nin Kasâme ile alakalı müzekkeresinin taşıdığı 3 Ramazan 1293 (22 Eylül 1877) ve 9 Eylül 1292 tarihlerinden anlaşıldığı üzere, Cemiyet Mecelle'nin son kitabı olan Kitab'ul-Kaza'yı bitirdikten he-men sonra bu meseleyi ele almış ve kısa zamanda hâlletmiştir. Me-celle cemiyetinin kasâme hakkındaki esbab-ı mucibe mazbatası şöy-ledir: «Bir vakitten beri kasâme meselelerinden türlü müşkülat zu-hura gelip bundan dolayı Adliye Nezaretince muhaberat-ı mütevâ-liye vuku' bulmakta olduğu hâlde bu müşkülatın håll ve tesviyesi Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin usul-ü muhakemata dair olan kitap-larının itmamına talikan tehir edilmiştir. Bu kere kitab-ı Beyyinat ile Kitab-ı Kaza hitam bulmuş idüğünden bu hususa dahi bir netice verilmek zamanı gelmiş olmasiyla keyfiyyet Cemiyet-i âcizanemizde ariz u amîk mütâlea edildi ve iki fıkrayı havî tanzîm ve leffen tak-dim olunan müzekkerenin mucebile amel olunmak üzere irade-i seniyye isdar buyurulduğu halde müşkilat-ı vakıanın bertaraf ola-cağı anlaşıldı.
83. Kasame İslâm Hukukunda; kaatili meçhul olan ve üzerinde katı eseri bu-lunan bir katilin bulunduğu mahal ahalisinden elli kimsenin vech-i mah-sus üzere yemin etmelerine verilen isimdir. (bk. Istılahat, III, 18).
1248) «Her kim, Allah'a itaat etmeye ahd ederse; ona itaat etsin.. Allah'a asi olmaya ahd ederse; ona asi olmasın..>>>
***
İbadet cinsinden olan şeylere yapılan ahd, yani nezir, mutlaka ya-pılmalıdır. Aksi halde keffareti gerektirir.. Günah nevinden şeylere, ahd yapılmaz.. Şayet Allah adına and içmişse, keffaretini öder.. Bazı imamla-ra, göre, keffaret ödemeye de luzum yoktur.. Ramuz şerhinde böyle..
**
Ravi: Hz. AİŞE.. (r.a.) Menkıbesi, 8. Hadis-i Şerifte..
Kıyamet gününde ilk şefâat eden ve şefàatı kabul buyrulan, ben'. im. (802)
Övünme, yok! (803)
Cennet'in kapılarının halkalarını ilk çakacak ve Allâh da, bana, kapıları açacak ve yanımda, Mü'minlerin Fakirleri olduğu halde, be-ni, Cennet'e koyacaktır!
Övünme, yok!
Öncekilerin ve sonrakilerin (804), Allâh katında (805), en değer-lisi, benim!
(797) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 138, Tirmizi Mace Sünen c. 2, s. 1443 Sünen c. 5, s. 586, İbn-1
(798) Ahmed b. Hanbel Sünen c. 1, s. 30 Müsned c. 1, s. 281, Tirmizî Sünen c. 5, s. 587, Dârimi -
(799) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 281, Darimî Sünen c. 1, s. 30
(800) Tirmizî Sünen c. 5, s. 587
(801) Mâlik Muvatta' c. 1, s. 212, Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 413, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 281, Buhari Sahih c. 7, s. 145, Müslim Sahih c. 1, s. 189, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1440
(802) Müslim Sahih c. 4, s. 1782, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 218, Tirmizi Sünen c. 5, s. 588, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1440, Daremî Sünen c. 1, s. 30
(803) Tirmizî Sünen c. 5, s. 588, İbn-i Mace c. 1, s 30 Sünen c. 2, s. 1440, Darimi Sünen
(804) Tirmizi Sünen c. 5, s. 588, Darimi Sünen c. 1, s. 30
(805) Darimi Sünen c. 1, s. 30
(806) Tirmizi Sünen c. 5, s. 588, Darimi Sünen c. 1, s. 30
و علوم عربیه جه كوزل کورونه و جهاد احتمالله مؤال وهو عوده هر طبقه معمار نه کور
حصه الديني السيناء .
بو آتی ما قبليله نظم و ربط اليدنه مناسبت: قرآن کریم، او کی آیتله تعمیم یابد قدمه موکوه، بو آتی که تخصیص با مشور، اون، بو آیت، اهر تلبین ایمانه اید ناری تخصیصله شرفاريني اعلان و ایمانه كلم بهاری ایمانه تشویقه ایدیور . عبد الله ابن سلام اله الينارمه، دیگر لر ينك عبد الله بن سلام کی اوله لری ایچونه با پیلان تشویقه کبی.
عاصم وكذا قرآن كريمك بتونه اقتداره و رسالت محمد به نك بتون ملت اسره شامل اولد قاريني تصريح ايتمان اوزره هر ایکی ( الَّذِينَ ) ايله ( مُتَّقِين ) نك هو ايكي قسمنة تنصيص ايديال مدر.
وكذا، (يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْب ) صدقنده بولونان إيمانك كنارين بيان الملك ايجون إجمالدن حوكره تقصير له کشور چونکه بوآیت، کتاباره، قیامته صراحتاً رسل و ملائکه به ضمنا دلالت ایدر
قرآن عظیم الشان بوراده [ وَالْمُؤْمِنُونَ بِالْقُرْآنِ ) کی ایجاز لی افاده لری ترك ايد حب ( وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بما أُنزِلَ إِلَيْكَ ) الله الطنابي اختيار ايتمشور شو اطناب، بو مقامی یوکن نکته و لطائفاله تزیین اتمك اليجون اختيار ايد بالمدر.
(1) اسمای موصوله و مبهم دن بولونان ( الذين ) نك بوراده حكمك مداري و مقصدك اساسي ایمانه صنعتی اولدیفه و موصوفى الله سائر صفتاری ایمان صفتنه تابع و آلتنده کوروغمز به دور ومده اولد قلرینه اشار تدر .
(۲) بالكز زمان رن برنده ثبوتی افاده ايدن ( مُؤْمِنُونَ ) کلمه سنه بدل، فعل صیغه سیاله (يُؤْمِنُونَ ) تعبیری، نزول و ظهور تكثر ابتد كجه ايمانك تجدد اینتد یگنه اشار تد..
(۲) ابهامی افاده ايدن (ما) ایمان اجمالينك ما في كلد يكنه. و ايمانك حديث كي باطنی و قرآن کیا ظاهري وجباره شامل اولديغنه اشار تدر.
. ) ٤) (أنزل( اماده ی اعتباريله، قرآن ایمان، قرآنك اللهون : من نزولنه ايمان ديمك اولد يغني كوستريبيور. كذلك، اللهه ايمان الله وجود ینه ایمان آخرت ایمان، آخرتك كلمه من ايمان
ve ulûm-u Arabiyece güzel görünen vecihler, ihtimaller çoğalsın. Ve her asırda her tabaka, fehimlerine göre hisselerini alsınlar.
Bu âyeti makabliyle nazım ve rabt eden münasebet: Kur'ân-ı Kerîm, evvelki ȧyetle ta'mîm yaptıktan sonra, bu âyetle tahsis yapmıştır. Evet, bu âyet, ehl-i kitabdan îmân edenleri tahsîsle şereflerini i'lån ve îmâna gelmeyenleri îmâna teşvik ediyor. Abdullah ibn-i Selâm ele alınarak, diğerlerinin Abdullah ibn-i Selâm (a) gibi olmaları için yapılan teşvik gibi.
Ve kezâ, Kur'ân-ı Kerim'in bütün ümmetlere ve risålet-i Muham-mediyenin bütün milletlere şamil olduklarını tasrih etmek üzere, her iki الَّذِينَ ile مثقينَ 'nin her iki kısmına tansîs edilmiştir.
Vekeza يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ sadefinde bulunan îmânın rükünlerini beyân etmek için, icmâlden sonra tafsile geçmiştir. Çünki bu âyet, kitaplara, kıyâmete sarâhaten; rusül ve meläikeye zımnen delalet eder.
Kur'ân-ı Azimüşşân burada وَالْمُؤْمِنُونَ بِالْقُرْآنِ gibi îcâzlı ifadeleri terk edip وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بما أنزل اليك ile itnabı ihtiyâr etmiştir. Şu itnâb, bu makamı yüksek nükte ve letâifle tezyîn etmek için ihtiyâr edilmiştir.
1- Esmâ-yı mevsûle ve mübhemeden bulunan
الذين 'nin burada hükmün medârı ve maksadın esası îmân sıfatı olduğuna; ve mevsûfu ile sâir sıfatları îmân sıfatına tabi' ve altında görünmez bir durumda olduklarına işarettir.
2- Yalnız zamanların birinde sübûtu ifade eden مؤيتون kelimesine bedel, fiil sîgasıyla يُؤْمِنُون tabiri nüzül ve zuhûr tekerrür
ettikçe îmânın teceddüd ettiğine işarettir. 3- İbhâmı ifade eden (6) îmân-ı icmâlînin kâfî geldiğine; ve îmânın hadîs gibi bâtınî ve Kur'ân gibi zâhirî vahiylere şâmil olduğuna işarettir.
yeğeni, Abdülmecid Nursî'nin (Ünlükul) oğlu Fuad Ünlükul vefat etti.
1950 - Adnan Menderes DP genel başkanlığına seçildi.
KURBAN BAYRAMI
4. GÜN
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
BİR AYET
Eğer Allah'a iman ettiyseniz ve Ona ihlås ile teslim olmuş Müslümanlar iseniz, Ona tevekkül edin.
(Yunus: 84)
09 PAZARTESİ
BİR HADİS
13 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 27 MAYIS 1441
HIZIR: 35
Kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismânî bir vücud-u bâkî vererek Sırat üstünde sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor. Sözler
Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü günde ölmez.
seniyenin kaynağı ve koruyucusudur. Ehl-i Beyt, İslâm âlemi içinde nuranî bir ağaç hükmü-ne geçmiş, iyilik ve güzellikte rehberlik ve mür-şidlik eden Zeyne'l-Abidin, Cafer-i Sadık, Gavs-1 Azam gibi nice nurlu meyveleri vermiştir. Zamanla çoğalan Ehl-i Beyt, İslâmiyetin zayıfla-dığı dönemlerde ümmetin başında bir öncü vazifesi göreceğini gaybı gören nazarıyla müşa-hade eden Resul-i Ekrem (asm) Ehl-i Beyti etra-fında ümmetimi toplamak için Ehl-i Beytini tav-siye etmiştir. Gerçekten Ehl-i Beyt, Resul-i Ekremden (asm) bu yana birer işaret taşı, birer pusula gibi ümmete yol göstermiş, ışık tutmuş, hak ve hakikatin en büyük müdafiileri olmuşlar-dır. Ehl-i imanı arkasına alıp İslâmın hak ve hakkaniyetini kâinata ilân edecek olan Hz. Meh-dî de Ehl-i Beyttendir.
in
a-
11.
***
Ebu Hüreyre'den (ra) rivayetle:
Kıyamet Günü benim şefaatimle en çok mutlu olacak kişi, gönülden halis ve samimî olarak “Lâ ilahe illallah" diyen kimsedir.
uza hakkındaki velilerin kymetli sözlerini aşağıda okuyacaksınız.
Ibn Ataullah kuddise simuh
buyurdu l -Riza Allahü Teala'nın, kul İçin kdir ettiği sesleri, kalbin sükünetle urşlamasıdır. Çünki Allah, onun un, en hi olanı seçmişdir. Böylece takdire rizå göstermiş ve hosrudsuzlukdan kurtulmuş olur. Sehl kuddise sirruh:
-Auflie Allah birbirlerinden razı olunca, Itminán hali ve "Onlar ki handlar ve M işler yaptılar, mutluluk oniann, güzel gelecek onların" (er-Bad 29) ähetinin månåsı ortaya
plar buyurmuştur. Cüneyd Bağdadi kuddise sirruh buyurur:
-Raza: kalblere vasıl olan ilmin, sağlam ve sahih olmasıdır. Kalb, Ilmin hakikati ile yüz yüze gelince, lim onu rizaya yönlendirir. Rıza ve muhabbet, havf ve reca gibi değildir. Bunlar, dünyada da ahirette de kuldan ayılmayan iki haldır. Çünkü cennetde de, nzå ve muhabbetden mustağni kalınamaz
Serly es-Sakati uddise sirruh buyurmuştur ki:
-Su beş şey mukarreblerin (Allah'a yakın olanların)
ahlakundandır: Nefsin sevdiği veya sevmediği mevzularda (konularda) Allah dan razı olmak. Allah'ı samimiyetle sevmek. O'ndan haya etmek, Allah'a ünsiyet etmek ve Onun dışındaki şeylerden uzak durmak
Ebu Türäb kuddise sirruh: -Kalbinde zerre kadar dünya sevgisi bulunan, Allah'ın rızasına nail olamaz, buyurmuşdur.
- Şu beş şey mukarreblerin (Allah'a yakın olanların)
ahläkındandır: Nefsin sevdiği veya sevmediği mevzularda (konularda) Allah'dan razı olmak. Allah'ı samimiyetle sevmek. O'ndan hayå etmek, Allah'a ünsiyet etmek ve O'nun dışındaki şeylerden uzak
durmak.
- Bu ahväl hakkında sizin fikriniz nedir? Zamanın kötülüğü malům. Bir çare-i necât yok mudur? Cevaben buyuruyor ki:
-Ben, her şeyl, Allah'ın, onun Üzerindeki zuhůru nasılsa, onu öylece kabullenirim. Yani hiç itiraz etmeden onu olduğu gibi merkezinde bırakınm."
O günden itibaren kendisine "Merkez Efendi" lakabı takılmışdır. Hazreti All radıyallahu anh buyurmuşdur ki:
- Rıza yaygısına oturan kimseye, Allah'dan hoşuna gitmeyen hiç bir şey gelmez, istek ve sual yaygısına oturan ise, hiç bir şekikle Allah'dan razı olmaz."
Hårts kuddise sirruh buyurur:
- Takdir edilen hükümleri kalbin sükünetle karşılamasıdır.
Cüneyd bu sözü ona, rızanın aslına dikkat çekmek için
söylemişdir. Çünkü rıza, kalbin Inşirahından, kalbin inşirahı da yakin nürundan meydana gelir. Allahü Teâlâ ve tekaddes
hazretleri buyurur:
"Allah'ın göğsünü İslâm'a açdığı kimse, Rabbından bir nür üzere değil mit Allah'ı anmağa karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun, onlar apaçık bir sapıklık İçindedirler." (Zümer, 22)
1 Firtina siddetlendiğinde, rüzgara karşı dururlar ve iki dizleri uzerine "Yarabbi bu kalkıp ellerini na gonderilenin İyiliğini Senden isterim. Onun şerrin-hair venda denin zararından Sana sığınırım, Allahım onu bir Rahnunla göndersuri eyleme. Ya Rabbi onu rahatlık vesilesi kıl ve Hz. ibni Abbas ra
2 onu faydasız kılma." * Ailesi ile temasta bulunduklarında, ellerile teyemmüm ederlerdi.
Hz. Aise ra
3. Bir adamı yüzü koyun ve örtüsüz yatarken görürlerse, ayakları ile
dürterler ve "bu Allah'ın en sevmediği bir yatış şekli" derlerdi.
Hz. Şerid Ibni Suveyd ra
4. Bir kimse ile vedalaşırken o adam elini bırakmadan bırakmaz ve "dinini, emanetini ve amellerin sonuçlarını Allah'a emanet ederim" derdi.
Hz. İbni Omer ra
5 Cenaze kabre konduğunda şöyle derlerdi: "Bismillah ve billah ve fisebilillah ve alâ milleti Resulullah." Hz. ibni Ömer ra
6 Çocuklara ve ailelerine halkın en merhametlisi idi.
Ilx. Enes ra
7 Yeminleri çok kere "Hayır, kalblere tasarruf eden hakkı için" şeklinde olurdu. Hz. Ibri Omer ra
8 En çok yaptıkları duaları şöyle idi: "Ya mukallibel kulüb, sebbit kalbi ala dinike." (Ey kalbleri çeviren Rabbım, kalbimi dinine sabit kıl) Bu husus sorulduğunda şöyle demişlerdi: "Hiç bir kimse yoktur ki, kalbi Allah'ın parmaklarından iki parmak arasında olmasın. Allah kimi dilerse oпи doğrultur, kimi de dilerse onu kaydırır. Hz. Ümumi Seleme ra
9 Arefe günlünde ekser duası şöyle idi: "La ilahe illallahu vahdehu lá şerikeleh, lehül mülkü ve lehül hamdü, blyedihil hayr ve hüve alá külli şey'in kadir."
Hz. ibni Omer r
10* Ekseri orucu Pazartesi ve Perşembe idi. Bu husus kendisinden soruldu-ğunda şöyle buyururlardı: "Ameller Pazartesi ve Perşembe günleri sunulur. Her müslüman mağfiret olunur. Ancak birbirlerini terkeden kişiler müstesna Allah Teald "onları geri bırakın" buyurur.
Hz. Ebu Hureyrе г.д.
11* Orucunun ekserisi Cumartesi ve Pazar günleri idi ve şöyle derdi: Bu günler müşriklerin bayram günüdür. Onlara muhaliy hareket etmeyi se verim
En çok yaptıkları duaları şöyle idi: "Ya mukallibel kulûb, sebbit kalbî alâ dînike.": (Ey kalbleri çeviren Rabbım, kalbimi dinine sabit kıl) Bu husus sorulduğunda şöyle demişlerdi: "Hiç bir kimse yoktur ki, kalbi Allahın parmaklarından iki parmak arasında olmasın. Allah kimi dilerse onu doğrultur, kimi de dilerse onu kaydırır. Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.anha) Sayfa: 542 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Rehin-i ilm-i hakäyikkarin-i fetvåpenahileri olduğu üzere bir mahalle içinde kimesnenin mülkü olmayan hâli yerde maktul bu-lunan kimesnenin kaatili bir veçhile malum olmadığı halde ma-halle-i merkûme ahâlisine kasâme ve diyet lazım gelir. Amma gece bir haneye haramiler girip de birini katl ile firar ettiklerinde ve bu-na mümasil suretlerinde kaatil her ne kadar beyyine ve ikrar ile cabit olmamış ise de mahallince kaatili maruf olduğundan kasâme lazım gelmeyeceği kütüb-ü müteahhirinde musarrah olduğu halde bazı mahallerde buna dikkat edilmeyerek böyle kaatili maruf olan hususlarda dahi kasâmeye lüzum gösterilerek icrası nâkâbil müş-külat zuhur etmekte olmasıyle birinci fıkrada burası muvazzah ve kütüb-ü fıkhıyyeye muvafık surette yazılmıştır.
Fıkra-ı sâniyye iki mesele-i müştehedün fihâyı havî olup birisi budur ki, maktülün veresesi maktûlün bulunduğu mahalle ahâlisin-den başka bir şahs-ı muayyenden mûrisimizi sen katleyledin deyu dava ettikte mahalle-i mezbûre ahalisinden kasâme ve diyet sakıt olur ve bu surette maktûlün bulunduğu mahalle ahalisi veresenin da-vasına şehadet ettiklerinde şehadetleri İmameyn-i Hümâmeyn indin-de makbul olup bu hususta onların içtihadlarının nâsa erfak ve mas-lahata evfak olduğu bazı fukaha tarafından tasrih kılınmış olma-siyle bu hususta onların içtihadları üzere amel olunması muvafık-1 hål u maslahat görülmüştür.
İkinci mesele budur ki maktulün veresesi maktulün bulunduğu mahalle ahalisinden olan bir şahs-ı muayyenden mûrisimizi sen kat-leyledin deyu dava ettikte İmam-ı Azam hazretlerinden zahir-i ri-vayette kasâme sakıt olmaz ise de Abdullah Ibn Mübarek'in İmam-1 Azam Hazretlerinden rivayeti üzere ve İmameynden birer rivayette mahalle-i mezbûre ahalisinden kasâme ve diyet sakıt olacağı ve bu suretle maktûlün bulunduğu mahalle ahalisi veresenin bu davasına şehadet ettiklerinde makbul olduğu dahi kütüb-ü fıkhıyyede mu-sarrah olup bununla amel ise icab-ı vakt u hâle evfak görülmüş ve işbu iki mesele-i müçtehedün fîhâ ber-veçh-i balâ bir fıkraya dercedilmiştir. Binaenalazâlik müzekkere-i ma'rûza ile amel olun-mak üzere emr-i Sultanî isdar buyurulmak babında emr u ferman hazreti men-leh'ul-emrindir ".
3 Ramazan 1293 (22 Eylül 1877) ve 9 Eylül 1292
Ahmed Cevdet
an Aza-i Şûray-1 Devlet Seyfeddin
Emîn'ul-Fetva Esseyyid Halil
84. Düstür (I. Tertip), IV, 383; A. Cevdet Ps., s. 140-141.
Reis-i sani-i Mahkeme-i Temyiz-i Divan-ı Ahkâm Esseyyid Ahmed Hilmi
İlamat-ı Şeriyye Mümeyyizi Muavini Abdüssettar
Esbab-ı mucibe mazbatasının tarihini taşıyan ve üzerinde: «Mu-cibince amel icra olunsun» ibaresi bulunan Cemiyet müzekkeresinde ise şöyle denilmektedir:
Bir mahalle içinde kimesnenin mülkü olmayan hâli yerde mak-tul bulunan kimesnenin kaatili beyyine ya ikrar ile sabit olsa veya-hut maruf ise ol mahalle ahalisine kasâme ve diyet lazım olmaz.
Ve bir de maktûlün varisi maktûlün bulunduğu mahalle aha-lisinin gayrı bir şahs-ı muayyenden murisimizi sen katl ettin deyu dava ettikde ol mahalle ahalisinden kasâme ve diyet sakıt olduğu gibi varis eğer maktûlün bulunduğu mahalle ahalisinden olan bir şahs-ı muayyenden murisimizi sen katl ettin deyu dava ettiği surette dahi ol mahalle ahalisinden kasâme ve diyet sakıt olur ve iki su-rette dahi ol mahalle ahalisi varisin bu davasına şehadet etseler şe-hadetleri kabul olunur.>>"
b) BİLABEYYİNE MAZMUNUYLA AMEL ve HÜKÜM CAIZ OLABİLECEK SURETTE SENEDAT-I ŞERİYYENİN TANZİMİNE DAİR TALİMAT
Mecelle Cemiyeti, meriyyete girmiş olan kitapların muhtevası-nın tetkikinde görülen aksaklıklardan «Kasâme» meselesini hallet-tikten sonra, 15. kitab olan K. el-Beyyinat ve'l-Tahlif'in tatbikatın-daki aksaklık ile meşgul olmuş ve yukarıdaki başlıkla alakalı me-seleyi 4. Cemaziyulûlâ 1296 (26 Nisan 1879) tarihli yirmibeş mad-delik bir talimat ile halletmiştir".
Mecelle Cemiyetinin bu talimatın kanunlaşmasını temin sade-dinde Şeyhulislamlığa hitaben kaleme aldığı mazbata aynen şöyle-dir: «Huzur-u âli-i Hazret-i Meşîhatpenahîye
Hile ve fesaddan salim olacak surette tutulan sicillat-ı mehâkim ile usulüne muvafık ve şüphe-i tezvîr ve tasnîden salim olarak bir mahkeme hâkimi tarafından verilen ilâm ve senedin bila-beyyine maz-muniyle amel ve hüküm caiz olması Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin
85. Düstur (I. Tertip), IV, 363; A. Cevdet Ps., s. 142.
86 . Talimatnamenin metni İçin bk. Arşiv, Mec. Dos.; Düstür, IV, 79-84; DU-rer'ul-Hukkâm, IV, 816-822; Mir'at-ı Mecelle, s. 860-867.
- Onun bir tuğlası altın bir tuğlası gümüştür, harcı misk çimentosu zâferan, kumu ise inci ve yakuttur. Oraya giren sürekli nimet içindedir. Orada sonsuza dek kalır, hiç ölmez. Ne elbiseleri eskir ne de gençliğini kaybeder."
Sonra Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
Üç kişinin duasını Allah geri çevirmez. (Kabul eder.)
1. Adaletli hükümdarın duası
2. İftar ettiği vakit oruçlu kişinin duası
3. Zulüm görmüş olan kimsenin duası mutlaka kabul olur. Çünkü bu kişinin duası bulutların bile üstüne çıkar.
"Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçek-ten kurtuluşa ermiştir."5
İbn Abbas (ra) anlatıyor:
"Cennette "LU'BE" adında bir huri vardır ki, bu huri; misk anber, kâ-für ve zâ'feran olmak üzere dört şeyden yaratılmıştır. Onun hamuru hayat suyu ile yoğrulmuştur. Allah'ın ol demesi ile var olmuştur. Diğer bütün
dualara (daavat) (dünyada veya âhirette) ge reken karşılığı veren (Mucib) Yuce Allah (c.c.)
Cenab-r Muhsin-i Kerim جاب محسین کریم sin ve Kerim olan Hz Allah (c.c.), ikramı, ba-ğışı ve bağışlaması çok (Kerim) ve çok iyilik edici (Muhsin) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab- Muhyi جناب محبى : Muhyi olan Hz.Al-lah (c.c.); sonsuz hayat sahibi olup cansızları ve ölüleri dirilten, can veya ruh veren (Muh-yi) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'im جناب : Mun'im olan Hz. Allah Mun (maddi veya mânevi) gerçek ni'met verici (Mün'im) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'im-i hakiki جناب منعم حقیقی : ha kiki Mün'im olan Hz.Allah (c.c.); (maddi veya månevi) gerçek nimet verici (Mun'im) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'imi Kerim جناب منعم كريم : Mün'im ve Kerim olan Hz.Allah (c.c.); ikra-mı, bağışı ve bağışlaması çok olan (Kerim), (maddi veya månevi) gerçek ni'met verici (Mün'im) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'im-i ve Raham Muhyi ve Rahman'im, Muhyi, Rahman ve Rahim olan Hz.Allah )c.c.); (maddi veya månevi) gerçek ni'met verici (Mün'im), sonsuz hayat sahibi olup cansızları ve ölüleri dirilten, can veya ruh veren (Muhyi), merhameti her şeyi kuşatan (Rahman) ve sevdiklerine karşı çok merha-metli olan, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'imi Muhyi جناب منعم محبی: Mun'im ve Muhyi olan Hz.Allah (c.c.); son-suz hayat sahibi olup cansızları ve ölüleri di-rilten, can veya ruh veren (Muhyi) ve (maddi veya månevi) gerçek ni'met verici (Mün'im) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Murid-i Muhtar جناب مرید مختار : Murid ve Muhtar olan Hz.Allah (c.c.); her şeyden ta-mamen bağımsız olarak dilediğini seçip yap-makta hür olan (Muhtar), sınırsız irade sahibi olup her yaptığını dilediği gibi yapan (Mürid) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Peygamber. sall'Allahu aleyhi ve sellem جناب پیغمبر صلی الله علیه و سلم : Yüce Pey-gamber ki, Allah (c.c.) O'na rahmet eylesin (sallall'Allhu aleyhi) ve O'na selâmet versin,
O'nu korusun ve dileklerine eriştirsin (ve sellem)
Cenab-ı Peygamber sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem جناب پیغمبر صلى الله تعالى عليه و سلم Yuce Peygamber ki, Yüce Allah (c.c.) O'na rahmet eylesin (sall'Allahu Teală aleyhi) ve O'na sela-met versin, onu korusun ve dileklerine eriş-tirsin(ve sellem)
Cenab- Rabbi Izzet جناب رب عزت : izzetli Rab olan Hz.Allah (c.c.); şanı, şerefi ve kudreti (izzet) sonsuz yüce, her şeyin tek ve gerçek sahibi, yaratıcısı olan, her şeyi emir, kanun, terbiye, tedbir ve gözetimi altında tutan, on-ların ihtiyaçların karşılayacak imkânların ya-ratıcısı (Rab) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab- Rabbül alemin جناب رب العالمين : bütun varlık dünyalarının (âlemîn) gerçek ve tek sahibi, yaratıcısı (Rab) olan Yüce Allah (c.c.) (bkz.Rab)
Cenab-ı Rahim جناب رحيم : Rahim olan Hz.Al-lah (c.c.), sevdiklerine karşı çok merhamet-li, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Rahim ve Vedûd (celle sanuhu( جناب رحيم و ودود جل شانه : Rahim ve Vedûd olan (her zaman şanının yüceliğini gösteren: celle șă-nuhu) Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine karşı çok merhametli, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim), kendisine inanıp bağlananlar tara-fından çok sevilen ve onları çok seven (Ve-düd), (her iş ve eserinde) şanının yüceliğini gösteren (celle şanuhu) Yüce Allah c.c.)
Cenab-ı Rahim mutlak جناب رحيم مطلق : mut lak şekilde Rahim olan Hz.Allah (c.c.); son-suz (mutlak) merhametli, sevdiklerine karşı çok acıyıcı, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim) Yüce Allah (c.c.(
Cenab-ı Rahman جناب رحمن : Rahman olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi kuşatan geniş mer-hamet sahibi (rahman) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Rahman-1 Rahim جناب رحمن رحيم : Rah-man ve Rahîm olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi kuşatan geniş merhamet sahibi (Rahman) ve sevdiklerine karşı çok merhametli, çok acıyı-cı, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Rezzak-Kerim جناب رزاق كريم : Rezzak ve Kerîm olan Hz.Allah (c.c.); ikramı ve bağı-
cok olan (Kerim), (maddi ve manevi) rızık verici (Rezzak) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab- Sani Hakim جناب صانع حكيم: Sani ve Hakim olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi san'atı yaratan (Sani'), hiçbir şeyi tasadüfe bırakma yip her şeyi birçok gâyeler ve faydalar göze terek, ölçülü ve tam yerinde, güzel, en uygun sekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-i Sübbuh-u Kuddus جناب سحقدوس: Subbuh ve Kuddüs olan Hz.Allah (c.c.); (ya-rattığı canlı veya cansız varlıklar tarafından) cok tesbih edilen, her türlü kusur veya eksik-likten uzak olduğu bilinip ifade edilen (Süb-buh) ve çok kutsal, yaratılmışlara benzemek ten ve her türlü kusur, eksiklik ve hatadan tamamen uzak, sonsuz mükemmel sıfatların sahibi olan ve yaratırken her şeyi tertemiz yaratan (Kuddus) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Uluhiyet جناب الوهيت : gerçek uluhiyet sıfatına sahip Hz.Allah (c.c.); kayıtsız şartsız emirlerine uyulmaya ve ibadet edilmeye lå-yık olmak sıfatının (uluhiyetin) gerçek sahibi Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Vacib-ül Vücud جناب واجب الوجود : cib-ül Vücüd olan Hz.Allah (c.c.); varlığı ve birliği ezeli, ebedi ve zorunlu olup bunun ter-sinin düşünülmesi sağlıklı akıl için imkânsız olan(Vacib-ül Vücud) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Vacib-ül Vücud ve Tekaddes Hazretle-( جناب واجب الوجود و تقدس حضرتلری : Vacib-ül Vü-cud ve Tekaddes olan Hz.Allah (c.c.); varlığı ve birliği ezeli, ebedi ve zorunlu olup bunun ter-sinin düşünülmesi sağlıklı akıl için imkânsız olan (Vacib-ül Vücud) ve her iş ve her eserinde her türlü kusur ve noksanlıktan uzaklığını ve mükemmelliğini, sonsuz kutsallığını gösteren (Tekaddes) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Vähib-ül ataya جناب واهب العطايا : dile-diği iyilikleri ve bağışları (atâyā) dilediklerine lütfedip bağış olarak veren (Vähib) yüce Allah (cc)
Cenab-ı Vähib-ül hayat جناب واهب الحيات : hayat sahiplerine hayat bahşeden, hayatı lütfedip bağış olarak veren (Vähib) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Vahid-i Ehad جناب واحد أحد: Vahid ve Ehad olan Hz.Allah (c.c.); birliğini bütün käi-natta gösteren (Vähid) ve her bir varlıkta da bir olduğunun belirtilerini ve işaretlerini veren (Ehad) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Varis-i Bais جناب وارث باعث : Varis ve
131
Bäis olan Hz.Allah (c.c.): kainattaki her şe yin gerçek mirasçısı ve sahibi (Väris) olan, ölmüşleri (kıyamette) tekrar dirilten (Bäis) Yüce Allah (c.c.) (bkz.Bais)
Cenab-ı Varis-i Bais ve Hafiz جناب وارث باعث و حفیظ : Varis Bäis ve Hafiz olan Hz.Allah (c.c.); kainattaki her şeyin gerçek sahibi ve mirascısı (Vâris) olan, ölmüşleri (kıyamette) tekrar dirilten (Bäis) ve her şeyin koruyucusu (Hafiz) olan Yüce Allah (c.c.) (bkz. Bäis)
Cenab-ı Zat-ı Kadir جناب ذات قدير : her şeye hak-kında kendi gücü yeterlı (Kadir) zât olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab- Zat Mühy جناب ذات محبى : cansızları ve ölüleri diriltici, can veya ruh verici (Muh-yi) zât olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Zât-ı Mukaddes جناب ذات مقدس: mu-kaddes zåt olan Hz.Allah (c.c.); her türlü ku-sur ve hatadan uzak olan, yaratılmışlara hiç bir bakımdan hiç bir benzerliği bulunmayan ve sonsuz mükemmel sıfatların sahibi (mu-kaddes) zät olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Zülcelal جناب ذو الجلال : Zülcelal olan Hz.Allah (c.c.); sonsuz yücelik ve kudret sahi-bi (Zülcelal) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Zülcelal ve'l kemal جناب ذو الجلال و الكمال : Zülcelal ve Zülkemål olan Hz. Allah (c.c.); sonsuz yücelik ve kudret sahibi (Zül-celål) ve sonsuz mükemmelliklerin sahibi(-Zülkemål) olan Yüce Allah c.c.)
cenah-ı himaye ve refet جناح همایه و رأفت : hi maye ve re'fet kanadı, (mec.), koruma altına alma (himaye) ve acıyıp merhamet gösterme, koruyup esirgeme (re'fet) lütfu
cenah - himayet جناح حمایت : bkzcenah-ı hi-maye)
cenah şefkat جناح شفقت : sefkat kanadı,)-mec.) acıyıp esirgeme ve sevgiyle koruma al-tına alma (şefkat) lütfu
cenah-ı re'fet ve rahmet جناح رافت و رحمت ref'et ve rahmet kanadı; (mec.) acıyıp merha-met gösterme (re'fet) ve merhametle
Allah, Sana, her şeyin İsimlerini bildirmiştir. (815)
Sen, bizim, ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler gel-diğini görmüyormusun? (816)
Rabbının katında bize şefâat et! (817)
Bizi, şu bulunduğumuz müşkil mevki'den kurtarsın!) diyecek-ler. (818)
Adem ise, onlara (Yüce Rabbım, bu gün, öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce, bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de, bun-dan sonra bu derece gazaba gelirdir! (819)
Hem, ben de, sizin düşmüş olduğunuz isyan durumu gibi, müş kil bir duruma düşmüş bulunuyorumdur! (820)
Vaktiyle, O, bana, ağacın meyvasından yemeyi yasaklamıştı da, ben, onu yeyip Kendisine asi olmuştum.
Ben, bu gün, ancak kendimi düşüne bilirim kendimi! (821)
Ben, sizin için şefâat edebilecek halde ve mevkide değilim! (822)
Siz, benden başkasına gidiniz. (823)
Babanızdan sonra Babanız olan (824), Allahın, Tüfan'dan son-ra, yer yüzü halkına gönderdiği ilk Peygamber bulunan (825) Nûh'a gidiniz!) diyecek,
Bunun üzerine, Nûh'a varıp (Ey Nûh! Sen, Tûfan'dan sonra, yer yüzü halkına gönderilen Peygamberlerin ilkisin!
Allah, Seni, şükr edici bir kul olarak adlandırmış (826), seçmiş,
(815) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116
(816) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhart Sahih c. 5, s. 225, Müslim -Sahih c. 1, s. 184-185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 622
(817) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147, 225, Müslim Sahih c. 1, s. 184, Tirmizi Sünen c. 4, s. 622
(818) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147, Müslim Sahih e. 1, s. 180, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(813) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhari Sahih c. 5, s. 225, Müslim-Sahih c. 1, s 184-185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 622-623 (820) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 4
(821) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s 184-185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 622-623
(822) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, Buhari Sahih e 1, s. 180, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442 Sahih c. 5, s. 147, Müslim
(823) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhari Sahih c. 1, s. 185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 623 Sahih c. 5, s. 226, Müslim
(824) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5 (
825) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147, Müslim Sahih c. 1, s. 180, İbn-i Mace Sünen c. 2, s 1442
(826) Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim с. 4, s. 623 Sahih e. 1, s. 185, Tirmizî Sünen
gidiniz. (832) Yüce Allah, Onu, Halil ve Dost edinmiştir!) diyecek. (833)
İbrâhîm'e varacaklar.
(Ey İbrahim! Sen, Allâhın Peygamberi ve yer yüzü halkından Onun Hâlili ve dostusundur!
Rabbın katında, bize şefâat et!
Sen, bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldi-ğini görmüyormusun?) diyecekler.
İbrâhîm ise, onlara (Rabbım, bu gün, öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce, bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de, bundan sonra, bu derece gazaba gelirdir! (834)
Hem ben, asılsız yere üç söz söylemişimdir.) diyecek. (835) On-ları, anlatacak. (836)
(Ben, bu gün, ancak kendimi düşüne bilirim kendimi! (837)
(827) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 4
(828) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
(829) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 4, c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147, Müslim Sahih c. 1, s. 180, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1442
(830) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435
(831) Buhari Sahih c. 5, s. 147, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(832) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 1, s. 185, Müsned c. 2, s. 435, Buharî Sahih c. 5, s. 226, Müslim Tirmizi Sünen c 4, s. 623
(833) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 4
(834) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435-435, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müs-lim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
(835) Buhari Sahih c. 5, s. 226, Tirmizi Sünen c. 4, s. 623
(836) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Müslim Sahih c. 1, s. 185
(837) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buharî Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623 Sahih c. 5, s. 226, Müslim
(0) (أنزل ) مافی به دلالت ايون هيئتي اعتباريل هنوز نازل أو لما بانك تزولى نازل اولانك ترولى قد محققه اولديغة اشارتد.. مع هذا، (يؤمنون ) ده كى استقبال، (أنزل ) نان و احب النير نشئت ايدن نقصانى تلافی ابدر یعنی هنوز نازل اولمانان قسم (انزل ) نن کولى داخلنده دامه ده. (يؤمنون ) نان شمولی آکنده در بو تنزیل مسالهی، قرآنان موعه پاینده وقوع بواشند. بعضاً ما في استقباله مسافر كبير، بعض اده مضارع ما فينان مملکته های بونده بومه لطيف
بر بلاغت واردر شویم که:
بر آدم، کندیسنه کوره هنوز کچه من بر شیشی ماضی به دلالت ایده به صحیفه ایله ایشتی دیگی زمانی ذهنی هیجانه کلی آبدار آشکار که مخاطب بالاز او دارد بلکه آرقه سنده مختلف مسافر برده یان هومه آیری آیری طائفه لی ، صفر بولو غقاله، کندیسنه توجيه ايديا خطا بلری، نداری، الهي فطامه لری. آرقه منده بولونان بتونه او طائفه الراشيدير كي ذهننه كلير
( عَلَيْكَ ) به بدل ( إليك ) لك ذكرى، رسول اكرم عليه الصلاة والسلامك تكليف الديان سالته وظیفه سنی جزء اختيار يسيله حمل و قبول ايمن اولديفنه و بو خدمت جبریل طرفند نه کور والی گنده رسول اكرم عليه الصلاة والسلامك داها يوكله او لدیفنه اشار تدر. چونکه (عالی) ده اختیار او لمديغی کی، واسطه نزولك داها يوكن اولديغنه دلالت ایده.
(الیگ) ده کی ضمیرن اسم ظاهره ترجیح میبی، قرآن و قرآنه عائد خصوصات قصر صنده حضرت محمد عليه الصلاة والسلام بالكز مخاطب اولعب، كلام الله كلامي او لديفة اشار تدر. بو قلامك ایجاز درجه ی، شوذكر ايديكن الطائفين أهلا شيلدى.
(وَمَا أُنزِلَ مِنْ قَبْلِكَ ) بوكي صفته ارده بر تشویق وارد. و او تشويقدن سا معادی اعتداله موحه ايدن امرار و نهيهر طوغويور. بو جمله نك ما قبليه نظمنه دائر (درت الطائف) وارد.
(1) بو جمله تنك ما قبلنه عطفى، مدلولك دليله اولان به عطفید شویده که: ای انسانار با قرآنه یمانه ایتدیگی کی کتب سابقه بوده ایمانه ای دیگری چونکه قرآن، او نارك صدقه دلیل و
5- انول maziye delålet eden hey'eti i'tibariyle, henüz nazil olmayanın nüzülü, nâzil olanın nüzülü kadar muhakkak olduğuna işarettir. Maaházá, يؤيتون 'deki istikbal, أول 'nin maziliğinden neş'et eden noksånı telafi eder. Yani henüz nazil olmayan kısım أقول 'nin şumülü dâhilinde değilse de يؤيون 'nin şumülü altındadır. Bu tenzil mes'elesi, Kur'ân'ın çok yerlerinde vuků bulmuştur. Bazen mázi istikbåle misafir gider, bazen da muzâri mázinin memleketine gelir. Bunda çok latif bir belågat vardır. Şöyle ki:
Bir adam, kendisine göre henüz geçmemiş bir şeyi mâzîye delalet eden bir sîga ile işittiği zaman, zihni heyecana gelir, ayılır. Anlar ki, muhatab yalnız o değildir. Belki arkasında muhtelif mesafelerde pek çok ayrı ayrı täifeler, saflar bulunmakla, kendisine tevcih edilen hitâbları, nidaları, İlâhî hitâbeleri, arkasında bulunan bütün o tâifeler işitir gibi zihnine gelir.
عَلَيْكَ ye bedel إِلَيْكَ 'nin zikri, Resûl-ü Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm'ın teklif edilen risålet vazifesini cüz'-i ihtiyârîsiyle haml ve kabul etmiş olduğuna; ve bu hizmet Cibril tarafından görüldüğünden, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın daha yüksek olduğuna işarettir. Çünki ) على ('da ihtiyâr olmadığı gibi, vâsıta-i nüzülün daha yüksek olduğuna delâlet eder.
إِلَيْكَ 'deki zamirin ism-i zâhire tercih sebebi, Kur'ân ve Kur'ân'a âit hususat hususunda Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm yalnız muhâtab olup, kelâm, Allah'ın kelâmı olduğuna işarettir. Bu kelâmın îcâz derecesi, şu zikredilen letâiften anlaşıldı.
وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ Bu gibi sıfatlarda bir teşvik vardır. Ve o teşvikten sâmi'leri imtisåle sevk
eden emirler ve nehiyler doğuyor. Bu cümlenin mâkabliyle nazmına dair "Dört Letâif" vardır. 1- Bu cümlenin mâkabline atfı, medlûlün delile olan bir atfıdır. Şöyle ki: "Ey insanlar! Kur'ân'a îmân ettiğiniz gibi, kütüb-ü sabıkaya da îmân ediniz. Çünki Kur'ân, onların sıdkına delil ve sâhiddir."
mustarini emanet ederek kadar Juven Onun her hål ve hareketinde güven ve ren un velik defa karşılaşan bir bedeviye bile, "Bu simada "Bu simada yalan ola
- Habeşi tarafından ilk ezanın okunması.
- 1944-Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, Risale-i Nur eserleri hakkında beraet ka-rarı verdi. Başta Bediüzzama olmak üzere o güne kadar hapiste yatan 58 Nur Talebesi aynı günde tahliye edildi.
AREFE GÜNÜ
TEŞRİK TEKBİRLERİNİ
UNUTMAYALIM
15
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
LAAM W Allah iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanları sever.
Bakara Suresi: 195
BİR HADİS
Bana cevâmiü'l-kelim, az sözle çok mana ifade etme kabiliyeti verildi.
Ebu Ya'lâ
Bir elmayı bir adama hakikî rızık olarak vermek, bütün yeryüzünü bütün meyvelerle dolduran o Zât verebilir.
ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.
HAZIRAN
10
SALI
Allah iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanları
sever.
(Bakara: 195)
BİR HADİS
14 1446 ZİLHİCCE
İnsanların en güçlüsü olmak isteyen kimse Allah'a tevekkül etsin.
(C. Sağîr, No: 3658)
RUMI: 28 MAYIS 1441
HIZIR: 36
İnsan zayıftır; belâları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Acizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâl'e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa,
Ümmetimden iki sınıf vardır ki onlara şefaa tim ulaşmaz. Zalim ve katı yürekli idareci. Dinde aşırılığa kaçan ve zorlama tevillerle dinden çıkan kimse.
Taberani'nin Kebirinden
Abdurrahman bin Avf (ra) rivayet ediyor:
Sahabîlerime dil uzatanların dışında herkese şefaat edebilirim.
Ebu Nuaym'ın Hilye'sinden.
..
Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:
Şefaatçiler beştir: Kur'ân, akrabalarla iyi iliş kiler içinde bulunmak, güvenilir olmak, Peygam-beriniz ve onun Ehl-i Beyti.
Deylemi'nin Müsnedü'l-Firdevs'inden.
Ebu Ümâme el-Bâhilî (ra) rivayet ediyor:
Kur'ân'ı okuyunuz. Çünkü Kur'ân Kıyamet Günü okuyanlarına şefaat etmek için gelir. İki parlak sureyi; Bakara ve Âl-i İmran surelerini okuyun. Çünkü onlar Kıyamet Günü iki parça bulut veya iki gölgelik gibi ya da saf bağlamış iki grup kuş gibi okuyanlarını ve hükümleriyle amel
edenleri müdafaa etmek için gelirler. Bakara Su-resini okuyunuz. Çünkü onu okumaya devam etmek bereket, bunu terketmek ise hasrettir. Tem-beller bunu devamlı okumaya güç yetiremezler.
de
Müslim, Müsafirîn: 252.
dem
***
İbni Mes'ud (ra) rivayet ediyor:
Kur'ân şefaat edecek ve şefaati kabul edilecek-tir. Şikayetçi olacak ve şikayeti doğru kabul edi-lecektir. Onu kendisine rehber edeni o Cennete götürecektir. Arkasına atanı ise Cehenneme sü-rükleyecektir.
Taberani'nin Kebir'i ve İbni Hibban'ın Sıhah'ından.
***
İbni Ömer'den (ra) rivayetle:
Kıyamet Günü oruç ve Kur'ân, kula şefaat edecekler. Oruç şöyle diyecek: "Ey Rabbim! Ben onu gündüzleyin yemesinden ve nefsanî istekle-rinden alıkoydum. Hakkında şefaatimi kabul eyle!" Kur'ân da şöyle diyecek: "Ey Rabbim! Ben onu geceleyin uykusundan alıkoydum. Hak-kında şefaatimi kabul eyle!" İkisinin de şefaati kabul edilir.
Bu vicdansız, merhametsiz, hissiz, alık, abus ve nådan insan tipini hangi medeniyet yetiş-tirdi?
Islåm beldelerini bile iki asırdır, batı medeniyeti-nin kah icbari kah taklidi işgali kapladığı için; ortaya çıkan anarşinin bile İslâm medeniye-tiyle alakasını kuramıyoruz.
Zaten onlar değil miydi? Medeniyetler savaşında ayakta kalan tek taraf batı medeniyeti oldu /olacak diyenler!.. İşte yetiştirdikleri insan tipi
O hålde, hatırlatmaya hakkımız var:
BİZİM MEDENİYETİMİZ
Gök kubbede ve altında inşa ettikleri her kubbe-de hoş sadålar bırakan medeniyetimiz...
O kubbeler altında cem olan, cemiyet ve cemaat olan insanımız...
Merhametli, vicdanlı, cömert...
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; kendi
medeniyetimizle yetiştiğimiz ve tahsil gör-düğümüz devirlerde milletçe kıtalara hük-mettiğimizi hatırlattı.
Nesillerimizi kendi medeniyetimize yabancılaş-tırma felaketini, «Tahsil bu!>> diyerek, eğitim yoluyla gerçekleştirdiklerine dikkat çekerek, maarif sistemimizi; medeniyetimizin asil ve asıl fabrika ayarlarına döndürmenin yegâne
çare olduğunu tebárüz ettirdi.
Muhterem Osman Nüri TOPBAŞ Üstadımız, <> zaviyesinden; ya-
YUZAKA
BİZİM MEDENIYETIMIZ
ni medeniyetimizin kurucusu Fahr-i Käināt Efendimiz'in ashabını ve ümmetini tezkiye edişi, onlarda hissiyatı değiştirici ve olgun-laştırıcı hamlelerinde aramakta cevabı ve bu-lup göstermekte. Fedákår, cömert, diğergåm insan tipine en güzel misalleri vermekte.
Mevlana'da maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi, mecăzi ve hakiki ateşleri yandıran ve söndü-ren hakikatler dile gelmekte.
Yazarlarımız, aktüaliteyle harmanlayarak ele al-dılar mevzumuzu.
Cemaat ve cemiyet dokumuza; kemålåt arayı-sı, ferdiyetçilik ve cemiyetçilik dengesi, ya-kın tarih süzgeci gibi bakış noktalarından baktılar. Teslimiyet anlayışımızın istismar edilmemesi için, alınması gereken tedbirleri saydılar.
Yine tecrübeler, håtıralar, nüktelerle dolu bu sa-yımız da...
Ailede başlayan birlik ve beraberliğin dînî ve ah-läki temelleri... Hazret-i Hatice'den alınacak ibretler...
Camide cemaat olduğumuz gibi, iş âleminde de ortak olmak ve birleşmenin ehemmiyeti...
Hak yolundaki çileleri şifå bilmek ve şer yolunda-ki rahatlıkları belȧ görmek...
Öfke belasına, Sünnet'ten çareler...
Ahlåk ve tasavvuf kitaplarımızda yer bulan eski semåvi kitaplardan mervi hikmetler...
Bizim yakın tarihimize, onların mevcut tarihleri-ne yansıyan doğu-batı rekabetinin; kor hålde durduğunu sadece biraz imaj külüyle küllen-diğini gösteren hådiseler...
Medeniyetimizin yetiştirdiği insan tiplerine mi-saller:
Çár-ı yår-ı güzinden, Hasan-ı Basri'ye... Ahmed Yesevi'den Genç Osman'a...
stanbul ve Çanakkale Boğazlan-nın jeopolitik ve stratejik konum-ları sebebiyle buralara hâkim olma mücadelesi başta İngiltere olmak üzere Rusya ve Almanya'nın geleneksel politikalarının esasını oluş-turmuştur.
Türk milletini Anadolu'dan atmak, milletimizin 8. asırdan beri sahip ol-duğu İslam dinini Arabistan Yarıma-dası'na hapsetmek ve Osmanlı Dev-leti'ne son darbeyi vurmak için ger-çekleştirilen Çanakkale Savaşı denile-bilir ki Batı'nın Osmanlıya yönelik en büyük haçlı saldınlarından biridir.
Çanakkale'de çehreleri, renkleri, dilleri ve ırkları değişik çeşitli milletler-den oluşan, vicdanları körelmiş, hiçbir insani ve ahlaki değer tanımayan güçler, milletimizi tarih sahnesinden silmek için bütün güçleriyle üzerimize geldiler. Ne var ki düşmanın gülleleri, mermileri aslan neferlerimizin göğ-sünde sönmüş, Çanakkale Boğazı düşmanlarımıza mezar olmuştur.
Bu ordular karşısında güçlü silahla-rımız yoktu; fakat kalplerimizde güçlü Limanımız vardı. Gönüllerde "Ölürsem şehit, kalırsam gazi" ideali vardı. Bir-birimize sımsıkı bağlıydık. Birlik ve
beraberlik ruhuyla hareket ettik; çün-kü bizler bu topraklarda rengi rengi-
SALİM KÖKLÜ
salim.koklu@tg.com.tr
ne, dili diline, sesi sesine, gönlü gön-lüne kanşmış bir milletiz.
Bizler asırlar boyu sevinçte, keder-de, varlıkta ve yoklukta birlikte ağla-yıp, birlikte gülmüş bir milletiz. Din, ezan, vatan, bayrak ve mukaddesat uğruna doğusuyla batısıyla kuzeyiyle güneyiyle hep birlikte aynı safta mü-cadele ettik. Binlerce evladımızı şehit vererek bu topraklan hep birlikte va-tan edindik. Çanakkale'de kazanılan
Çanakkale, bugün de gönüllerimiz de bir milletin kararlılığının ifadesi
zafer, iman gücünün, birlik ve bera-berliğin zaferidir. Bu inancımızı, birlik ve beraberliğimizi muhafaza ettiğimiz müddetçe inşallah başaramayacağı mız hiçbir iş, üstesinden gelemeyece-ğimiz hiçbir problem yoktur. Bugün de milletçe aynı ruh ve inanca, aynı birlik ve beraberliğe daha çok ihtiya-cımız vardır.
olarak yerini korumaktadır. Çanakka-le kınalı kuzu öykülerinin, Yahya Ça-vuşların, Seyit Onbaşıların, Hasan Çavuşların, Anadolu'dan cephelere koşan binlerce Mehmetçiğin, cephe-ye mermi taşıyan Türk analarının İstiklal ve istikbal mücadelesinin ifadesidir.
Bu vesileyle başta Çanakkale şehit-lerimiz olmak üzere bütün şehitlerini-ze Allahü tealadan rahmet diliyoruz...
www.namazvakti.com www.turktakvin
Birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmek
Çanakkale'de kazanılan zafer, iman gücünün, birlik ve beraberli-ğin zaferidir. Bugün de milletçe aynı inanca, aynı birlik ve beraber-liğe daha çok ihtiyacımız var.
Üç küsür yıldır alenî hâle ge-lip ülke gündemini işgal eden ve 15 Temmuz'la birlikte doruğa çı kan malům mesele sebebiyle, ce-maatler hakkında bir münakaşa-dır aldı gidiyor... Toplumun bir kesiminin iddiası şu: Gelinen bu vahim durum, dînî bir gruba âi-diyyeti olan kişilere devlet imkân-larının sunulmasının sonucunda oluşmuştur. Öyleyse lâik anlayı şa geri dönülmeli ve böyle kişile-re bürokraside yer verilmemelidir!
Diğer bir kesim ise bu teze karşı çıkarak şöyle diyor: FETÖ dînî bir cemaat değildir. Dolayı-sıyla onun günahları bahane edi-lerek, dînî cemaatler tasfiye edil-meye kalkışılmamalıdır!
Görüldüğü üzere birbirine ta-ban tabana zıt olan bu iki tezdeki yaklaşım biçimleri aslında aynıdır. Güzel ülkemin takriben 200 yıldır çatışan iki kesimi, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da genelle-
meci ve toptancı bir tavır içindedir-ler. Mensubiyetlerine göre insanları ya mahkûm ediyor veya aklıyorlar... <<Canım; o kesimin mensupları değil mi, onların hepsi aynı zaten!», «Bi-zimkiler mi, ha onlar başka!» anla-yışı...İlke ve prensiplere göre analiz yaparak ayırımlara gitmek yok!
"İğneyi kendine batır, çuvaldı-zı başkasına!" atasözünü esas ala-rak kendi kesimimiz için nâçizâne bir ayırım yapmaya çalışalım. Bi-ze göre nereye kadar cemaat, ne-reden itibaren ötesi olunduğunu gösteren mikyaslar temelde ikidir:
1. Cemaat liderini, tarîkat şey-hini yanılmaz görmek; buyruklarını sorgulamadan yapıp her söylediğin-de bir hikmet olduğuna inanmak. Fertlerin benliklerini silip eriten ve dînin temel ilkeleriyle ters düşen birçok anlayış, liderin bu şekilde yü celtilmesinden kaynaklanmaktadır.
2. Bağlı olunan cemaat veya tarîkat mensuplarını diğer insan-
lardan ustun gorerek kavırmak. ehliyet ve liyakatlerine bakmadan onları makam-mevki ve yetki sa-hibi yapmaya çalışmak.
Bu iki vasıf; bir kişinin bağlı ol-duğu cemaat veya tarikatte varsa, o kişi de FETÖ benzeri bir grubun mensubudur! Bunun lâmı cimi yok! Ancak hocası veya şeyhi; Allah'la kendisi arasında aracılık eden yanıl-maz ve yüce bir varlık değil de, dini konularda ve «mârifetullah»ta bir öğretici ve rehberden ibaretse, hür fertlerden oluşan cemaat veya tari-kati de eleştiriye açık ve klikçilikten uzaksa, o kişi dînî bir cemaat ve ta-rîkat mensubudur!
Söylediğimiz iki vasfın bulun-madığı bir cemaat veya tarikate, bir sivil toplum kuruluşu üyesi gibi veya mânen tatmin olmak amacıyla giden bir kimsenin; devlette vazifesi almasını tartışmaya açmak abestir. Çünkü bu kişi doğrularını şahıslar-dan değil; ilke ve prensiplerden al-
makta, sorgulama ve muhakemeyi elden bırakmamaktadır. Dolayısıyla ilke ve prensiplerde şaşma gördüğü an, içinde bulunduğu grubu şeyhi veya hocasıyla ters düşse bile uya racak, ıslah ümidini kaybettiği za-man da oradan ayrılabilecektir. Bu itibarla böyle bir kimsenin mensu bu bulunduğu grubun maslahatla rını gözetecek şekilde davranması ve mevzuatın åmir olduğu hiyerarşi dışına çıkarak başkalarından emir alması mevzubahis olmaz.
*
ak, lan sa-
l-a, an
Öyleyse cemaat ve tarikat men-subu kardeşlerimiz hem kendilerini hem de içinde bulundukları yapıla-rı gözden geçirmeliler: Şahıslar mı önde; ilke ve prensipler, yani Kur'an ve Sünnet mi? İşler; «Hocamız/şey-himiz dediyse elbette bir hikmeti vardır!» şeklinde mi gidiyor, yok-sa; «Kur'an ve Sünnet bunu âmirdir, zamanın şartlarıyla uyumlu olan da budur!» gerekçesiyle mi? Hep el üs tünde tutulan aynı kitaplar okunup, aynı istikamette bir beslenme mi oluyor, yoksa çeşitlilik var mı? Bun-dan daha önemlisi; içinde bulunulan yapı ikaz ve ihtarlara açık mı, yok-sa farklı bir fikir dile getiren kişiye; Sus be haddini bilmez! Sen hoca-mızdan/büyüklerden daha mı iyi bi-lirsin?» tavrıyla mı bakıyor? Kısa-
casi cemaat ve tarikat fertlerden mi
oluşuyor, yoksa bütün fertler adına karar veren hocanın/şeyhin kontro-lünde adeta tek bir fert håline gelmiş bir topluluk mu mevzubahis? Fert-ler sorgulama ve muhakeme yapıyor mu, yoksa adanmışlık rühu içinde mensubu bulundukları grubun mas-lahatı için ne pahasına olursa olsun çalışmaya müheyyå hålde mi?.. İlke eyya ve prensipler önde tutuluyor, ikaz ve ihtarlara kapı kapatılmıyor ve klik-çilik yapılmıyorsa endişeye mahal yok. Gerek bilgileri tazelemek ve de-rinleştirmek, gerekse de dini daha yoğun yaşamak için oraya gidilebi-lir. Ancak bunların aksi söz konusu ise orada tehlike vardır. Öyle bir ya-pının sonunda vardığı yer; toplumu bölmek ve yoldan çıkmak olur ki, bu da «cemaat» ve «tarikat» kelime-lerinin mână ve mefhumuyla bağ daşmaz. Zira «cemaat», «topluluk»; tarikat» ise «yol, ådâb, erkän» de-mektir. Dolayısıyla toparlayıcılık ve şeriate uygunluk, cemaat ve tarikat olmanın olmazsa olmaz şartıdır. To-parlayıcı özelliğini yitirmiş ve şerîa te aykırı düşmüş gruplar, cemaat ve tarikat olmaktan çıkmış yapılardır.
Son olarak şu hususa da işa-ret edelim: Üç buçuk yıldır yaşa nan olaylar sebebiyle; grup men-subiyeti olan kişilerin devlette vazife alması, hep cemaat ve tarî-
<<>> ise <<yol,
ådåb, erkân» demektir.
Dolayısıyla toparlayıcılık ve şeriate uygunluk, cemaat ve tarikat olmanın olmazsa olmaz şartıdır. Toparlayıcı özelliğini düşmüş gruplar, cemaat
yitirmiş ve şerîate aykırı
ve tarikat olmaktan
çıkmış yapılardır.
katler üzerinden gündeme geliyor. Halbuki grup ve grupçuluk yal-nız dinle irtibatlı kişilerde olmaz. Masonluk vb. seküler ve hattå din düşmanı gruplarda da söz konusu olabilir. Yine lideri yüceltme ve ya-nılmaz görme eğilimi, siyasi par-tilerle ilgili olarak da ele alınması gereken bir husustur. Hulása dînî, gayr-ı dînî, siyasî, sivil hangi saha-da olursa olsun şahıslar değil; il-ke ve prensipler ölçü alınır, ilke ve prensipler şahısların üstünde tutu-lursa birçok problem hållolur.
Yanlış ve kötülükler bahsinde asıl meseleyi ve problemi gümbürtüye getirip de niyeti masaya koymak, sadece sinsi bir mevzu saptırmasıdır. Çünkü insan mevzu saptırması oluşturabilirse, kendi yaptığı kötülüğe karşı muhtemel menfi mukabeleden güya kendisini kurtarmış olacaktır.
Hikmet ve hakikat dîni olan İslâm; iyi niyeti, ancak doğru olan ve düzgün yapılan ameller bahsinde ele alır. Bozuk olan bir amelin niyetini teraziye hiç koymaz.
Meselâ fıkhen bozulmuş olan bir ibâdeti ya da abdestsiz kılınan bir namazı; Allah katında kabul ettirip kurtaracak hiçbir temiz ve iyi niyet yoktur.
Niyet, kalbin meyvesidir. Kötü amel de, nefsin meyvesidir. Bunları aynı sandığa koyup aynı farz etmek, mikroplu bir mantıktır. Çünkü; nefsin zehirli ve zararlı meyvesini kalbin faydalı meyvesinin arkasına saklayıp da onu mazur ve masum göstermek, nedâmet ve pişmanlığı çok ağır ve çok acı bir çürümedir!
Bir kötülüğü bertaraf etme mevzubahis olduğunda eğer günde me başka bir şey düşürülür de onu ameliyat masasına yatırmak unut-turulursa, o kötülük daha da güçle-nerek devam eder. Mesela bir hasta da kanser mikrobu olmasına rağmen doktor önünde sadece onun sağlam yönleri konuşulur da hiçbir şeyi yok-muş hükmü çıkarılırsa, tedavi devre ye giremez. Netice ise hazin olur. Bu yüzden doktor önünde sadece hasta-lik ve ona sebep olan hususlar konu-
şulur ve asla mevzu kayması yapıl-
Fahr-i Kâinat
Kuru kuruya iyi niyet, sadece låf ü güzaf. Siz, siz olun; değerlendirme masanızda iyi niyet maskesini hiç bulundurmayın! Gerçek iyi niyet, ancak gökte belli. Yerde belli olabilense; sadece ameller ve davranışların hakiki vaziyeti. Durup durup da belli olmayan bir şeyi konuşmanız ve ona göre hüküm vermeniz, tamamen aldatıcı ve yanıltıcı.
Bu ise,
maz; ta ki doğru teşhis, doğru tedavi ve sıhhat gerçekleşsin.
Bir başka misal daha:
Arabanın tekeri patlak olsa, şoför de bu mevzuyu değiştirerek sürekli direksiyonun sağlamlığın-
dan dem vursa ve dese:
«-Kardeşim; direksiyon mü-kemmel, yola çıkılır, gaza basalım!»
<-Fakat teker?
<-Onu karıştırma, ben direksi-yonuma laf dedirtmem.»
«-Ата?»
-Laf dedirtmem direksiyonu-ma dedim, o kadar! Tartışma bit-miştir, yola devam!»
Sonrası ne olur?
Belli.
Bu sebeple;
Peru
Niyetler, konu saptırmak i kullanılan bir tuzak da olmamal
Özetle ey insanoğlu!
Niyet bahsinde şu cümle akin dan hiç çıkmasın:
Kirli amellere maske olan bir niyet, temiz değildir!
Illa;
Amellerin doğruluğu ve temizliğ İlla davranışların düzgünlüği ve iyiliği.
İlla yaşayışta değerli ve faydalı
işler yapabilmek.
İlla ilahi teraziye göre maki liyet, güzellik ve mükemmellik
(mec.)ölmüş ve maddi varlığı kalmamış olan-ların, varlık olarak geride bıraktıkları månevî hâtıraları veya meleklerce alınmış manevi kayıtları
cenb جب : yan taraf
cendere 1 : جندره.bir şeyi sıkmaya veya ezme-ye yarayan ålet, pres 2.dar boğaz 3.(mec.) mâ-nevi baskı, sıkıntı, işkence
cendereye sokmak جندره به صوم : )mec.) ma
nevi baskı altına almak, zora ve sıkıntıya sok-mak
Cenevre جنوره : bir Avrupa ülkesi olan İsviç-re'de, Alp Dağlarının arasındaki Cenevre gö-lünün batı ucundu kurulmuş bir şehir
ceng (cenk( جنگ : savas
cengaver جنگاور : savaşcı, cenkçi; yiğit, kahra-
man
Cengiz (Cengiz Harta ağ'da As-yada kurulan Moğol İmparatorluğunun ku-rucusu ve en büyük hakanı. Asıl adı Timüçin (demirci) idi. Altmış yıl yaşadı (1167-1227). Kısa sürede Moğolistan'ı, Kuzey Çin'i, Ti-bet'i, Güney Sibirya'yı, Kırım'a kadar Hazar Denizi'nin batısını, İran'ın kuzeyini içine alan büyük bir imparatorluk kurdu. Bütün bu ülkelere, etrafa korku ve dehşet salarak hakim oldu. Kendisine direnen ve karşı ko-yan şehirleri, ülkeleri acımasızca yakıp yıktı; çoluk çocuk, kadın-erkek, yaşlı genç herkesi kılıçtan geçirdi. Girdiği her yeri yağmaladı. Yağmaladıklarını askerlerine ve taraftarla-rına dağıttı. Bu metodla kendisine bağlı sa-vaşçı büyük bir ordu kurdu. İmparatorluğu korku, dehşet ve yağmacılıkla ayakta tutma siyasetini güttü. Ölümüne yakın (mi.1227), onların siyasî geleneğine göre, imparatorluk topraklarını oğulları arasında böldü. En bü-yük oğlu Cuci, hayatta olmadığı için torunu Batu Han'a Batı Sibirya, Kıpçak Bölgesi, Ha-rezm ve Karadeniz'in Kuzey bölgesini verdi. Bu topraklar üzerinde kurulan Altın Ordu Hanlığı 276 yıl ayakta kaldıktan sonra yıkıldı (mi.1226-1502). İkinci oğlu Çağatay Han'a, Maveraünnehir ve Doğu Türkistan'ı içine alan Orta Asya bölgesini verdi. Bu bölgede kurulan Çağatay Hanlığı 143 yıl tarih sahne-sinde kaldıktan sonra yıkıldı (mi.1227-1370). Üçüncü oğlu Ögedey Han'a Moğolistan ve Ku-
zey Çin bölgesini verdi. Ögedey, Moğol bey leri tarafından "Büyük Han" (Hanlar Hani yani imparator seçildi. Bu bölgede Cengiz m torunu Kubilay Han adına kurulan Kubilay Hanlığı 110 vil devam etti (mi.1260-1370) ve yerini Çinli Ming Hanedanı aldı. En küçük oğlu Toluy'dan olan torunu Hülagü, İranı ele geçirerek İlhanlılar Devletini kurdu. Bu dev-let 97 yıl ayakta kalabildi (mi.125-1353) (bkz Hülagü)
organları belirginleşmiş anne kar-nındaki yavru (fetüs)
Cennet 1 : جنت.âhirette Allah'ın (c.c.) lütfede
ceği kimselerin ebedi kalacakları ve mükafat görecekleri yer 2.bahçe, (yeşil ve güzel bitki örtüsü altındaki) saklı bahçe. Cennet'in çeşit leri vardır:
cennet-I kazibe-i dünyeviye جنت کاذیه دنیویه lanci (aldatıcı) dünya cenneti
cennet-i kazibel zaile جنت كاذبة الله : geçici ve yalancı cennet
cennet-i Kur'anive جنت قرآنيه Kur'an cenneti, (mec.) çok çeşitli güzellikleri, müjdeleri ve ölümsüz gerçekleriyle insan kalbine ve ruhu na månen cennet sevincini yaşatan Kur'an'ın guzellikleri, çeşitli güzel hakikatleri
cennet-i mânevive جنت معنوی manevi cennet, (mec.) iman sonucu kalb ve ruhta yaşanan manevi haz, sevinç ve mutluluk hali
cennet-i rahmet جنت رحمت: rahmet cenneti. Allah'ın (c) geniş rahmetiyle iman sahiple rine lütfettiği cennet
cennet-i terakki جنت ترقی : terakki (ilerleme ve yükselme) cenneti, (mec.) dünyamızı cennete çevirecek ilerleme ve yükselme
cephane- Rabbani جبخانه ربانی : Allah'ın (c.c.) cephanesi (cephaneliği); (mec.) hem Bedir, hem Huneyn savaşında Hz. Peygamber'in (a.s.m.), düşman ordusu üzerine atmak için avucuna aldığı kum tanelerini, Allah'ın (c.c.) izni ve yardımı ile, mucize eseri olarak, öl-dürücü mermiler haline getiren mübarek eli (bkz.Kur'an,8/17)
lık, hilekârlık 3.mugalata (bkz.mugalata(; tartışmada yanıltıcı konuşma, yanıltmaca, aldatmaca, demagoji; bir konuda lehte ve aleyhteki gerçekleri ve delilleri karşılaştırıp sağlıklı bir sonuca varmak yerine, tek taraflı bir bakışla karşı tarafın leyhinde olabilecek delilleri ve gerçekleri görmezlikten gelerek, aleyhinde olabilecek hataları, olumsuzlukları ve gerçekleri abartarak; hattå yer, zaman ve şartların farklılığını yok farzedip normal ola-nı anormal ve kabul edilemez göstererek ya-nıltıcı, haksız ve saptırıcı sonuçlara götüren
cerbezelik جريزه لك : cerbeze yapmak; yanılt-macalı, kandırmacalı, saptırmacalı konuş-mak; demagoji yapmak (bk.cerbeze,md.3.)
Cercis (Circis) (a.s.( جرجيس عليه السلام : Taberi ta
rihine göre Hz.İsa'dan sonra gelmiş ve Filis-tin'de yaşamış, Hz.İsa'nın şeriatını uygulamış bir peygamber. Yedi sene süresince peygam-berlik görevini yaparken çok eziyetlere ve işkencelere uğramış. Sonunda şehit edilmiş. Kendisine düşmanlık eden inkârcılar ise, Allah (c.c.) tarafından bir ceza olmak üzere ateşle yok edilmişler
cereyan 1 : جریان.akım (elektrik cereyanı, hava cereyanı) 2.çığır, hareket, devrim 3.meydana geliş, oluş, gidiş, gidişat, gelişme
cereyan-ı ahval جريان أحوال : durumların ve olayların meydana gelişi ve gelişmesi
cereyan-ı azim (azime( جريان عظیم : çok büyük
akım, çığır, hareket
cereyan-ı bid'akarane جریان بدعه کارانه : din ha
yatını bozucu yenilik ve değişikliklere taraf-tarlık hareketi; dine zarar verici reformcu hareket
cereyan-1 dalalet جریان ضلالت : dallet cereyanı, dinden sapma ve uzaklaşma hareketi, dinsiz-lik ve inkârcılık hareketi (çığırı, akımı)
huriler ona aşıktırlar. Denize tükürüğünden bir damla düşse deniz tatlı suya dönüşürdü.
Bu hurinin gerdanlığında şöyle yazılıdır:
Benim gibi birine sahip olmak isteyenin Allah'a itaat üzere olmas gerekir."
Mücahit diyor ki:
"Cennetin yeri gümüş, toprağı ise misktir. Ağaçlarının gövdeleri gü müş, dalları inci ve zeberced olup, yaprak ve meyveler bunların altındadır Bu meyveleri ayakta yemek isteyen zorlanmayacağı gibi, oturarak yiyene de yattığı yerden yiyene de bir zorluk yoktur."
Sonra Mücahit şu ayeti okudu.
وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلاً
"(Cennetin) kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine su-nulur."
Yani ayakta olanlar da oturanlar da ulaşabilsin diye meyveler onlara yaklaştırılır.
Ebu Hüreyre (ra) şöyle demiştir:
"Muhammed (sav)'e Kur'anı indiren Allah'a yemin ederim ki, Cennet ehli dünyada iken ihtiyarlamalarının aksine cennette günden güne güzel-leşirler."
Suheybi Rumi'nin rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (sav)'in şöyle buyurmuştur.
"Cennetlikler cennete cehennemlikler de cehenneme girdiğinde bir mūnadi şöyle nida eder:
istiyor. Ey cennet ehli! Allah size verdiği bir sözünü yerine getirmek
Onlar deler ki:
Daha ne olsun ki, Allah sevaplarımızın ağır gelmesini lutfetti, yüzümüzü ak etti ve bizi cehennemden çıkarıp cennetine koydu.
Bunun üzerine perde açılır ve onlar Yüce Allah'ı görürler.
Nefsimi kudretinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, onlara verilen şeyler arasında Allah'ı görmelerinden daha sevimlisi yoktur."
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Bir keresinde Cebrail üzerinde siyah bir noktanın yer aldığı beyaz bir ayna ile Resulullah (sav)'in yanına geldi.
Resulullah (sav) sordu:
Ey Cebrail bu ayna nedir?
Cebrail cevap verdi:
Bu ayna Cuma gününü, üzerindeki siyah nokta ise Cuma günü kopacak olan kıyameti temsil eder." Cebrail devam etti:
"Sen ve ümmetin bu gün sayesinde daha önceki ümmetlere üstünlük sağladınız. Diğer insanlar (Yahudi ve Hristiyanlar) bu konuda size tabi-dirler. Cuma gününün içinde öyle bir saat vardır ki, o anı yakalayabilen bir kimsenin Allah'tan istediği bir iyilik geri çevrilmeyeceği gibi, bir kötülükten Allah'a sığınan kişinin bu isteği de mutlaka kabul edilir."
Sonra Cebrail şunları söyledi:
"Cuma gününün adı bizim nezdimizde "Mezid" günüdür."
Resulullah (sav)'in sordu:
- Mezid günü nedir?
Cebrail şunları anlattı:
Rabbin Allah Firdevs cennetinde bir vadi yarattı. Orada miskten bir tepe vardır. Cuma günü bu tepenin etrafı nurdan yapılmış minberlerle kuşatılır ve bu minberlerin üzerinde Peygamberler oturmaktadır. Ayrıca burası yakut ve zebercedle süslenmiş olan altın minberle kuşatılmış olup, bu minberlerin üstünde de siddikler, şehidler ve Allah'ın salih kulları bulunmaktadır. Cennetteki köşklerde oturanlar da bu tepenin etrafında toplanıp Allah'ı hamd ve sena ederler.
Yirmibeş maddelik talimat layihasının kanunlaştığını ise şu ira-deden anlıyoruz: Resîde-i dest-i tazim olan işbu tezkere-i sâmiye-i âsafâneleriyle evrak-ı melfûfe manzur-u âli-i hazret-i padişahî buyu-rulmuş ve ber-muceb-i istizan lâyiha-i mezkûre ahkâmının düstu-ru'l-amel tutulması müteallak ve şerefsudûr buyurulan irade-i se-niyye-i cenab-ı şehinşahî mantuk-u münîfinden olarak evrak-ı mez-kûre iade kılınmış olmakla ol babta emir ve ferman hazret-i veliy-y'ul-emrindir.>>
20 Cemaziyulevvel 1296 (12 Mayıs 1870)
c) USUL-U MUHAKEME-İ HUKUKİYYE KANUNNAMESİ LAYİHASI
Mecelle Cemiyeti üçüncü olarak Hukuk Muhakemesi usûlüne dair 301 maddelik bir kanun layihası hazırladı ve Şûray-ı Devlet'e tak-dim etti. Fakat bu layiha üzerinde Devlet şurasında yapılan mü-zakere esnasında bazı değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerde Fran-sız Ceza Muhakemesi Usulü esas alındığından Mecelle Cemiyeti buna rıza göstermedi. Zaten bu sırada zuhur eden harp sebebiyle Meclis-i Mebusan da çalışamayınca bu lâyıha kanunlaşamadı ".
Mecelle Cemiyeti'nin Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin tedvini ha-ricinde yaptığı çalışmalar hakkında vesikalara istinaden bulabildiği-miz faaliyetleri bunlardan ibarettir. Muhtemeldir ki, Cemiyetin daha başka çalışmaları da vardır. Fakat yaptığım araştırmalarımda mez-kûr çalışmalarının dışında kalan faaliyetlerini tesbit edemedim.
Mecelle Cemiyetinin çalışmalarının eski kuvvetli kadroya sahip olamaması sebebiyle çok yavaşladığını hissetmiş olacak ki, Sultan II. Abdülhmid A. Cevdet Paşa'dan Cemiyetin ne ile meşgul olduğunu sorar. A. Cevdet Paşa'nın arzında; Cemiyetin daha önceki çalışma-larından bahs ettikten sonra, hâlen haftada bir gün toplandığını ifa-de etmesi" cemiyetin gerçekten iş yapamaz hale geldiğini göster-mektedir.
89. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pş., s. 149.
90. Aynı yer.
91. Tezakir, 40. Tezkereye ilûve, 8. cüz; A. Cevdet Ps., s. 228-229; Layiha metni için bk. Mir'at-ı Mecelle, s. 867-870.
Hz. HÜSEYİN: Peygamber S.A. efendimizin sevgili torunu.. Hz. Fatima ve Hz. Ali'nin r.a. oğulları. Hicretin 4. yılı şaban ayında dün-yana gelmiştir.. Imam-ı Şa'rani Hz. der ki:
Yaya olarak, yirmi beş defa hacca gitti.. Adamları beraberinde giderdi.. Binekleri de vardı; onlar vinse de kendisi binmezdi.. Hicretin 61. yılı Muharrem ayının cumaya raslıyan 10. günü şehid
edildi. Ve.. 55 yaşında şehidlerin efendisi oldu.. Allah ondan razı olsun... ۱۲۵۸ مَنْ وَلِيَ شَيْئًا مِنْ أَمُورِ الْمُسْلِمِينَ لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ فِي حَاجَتُهُ حَتَّى يَنْظُرَ فِي ) رواه الطبراني عن ابن عمر ) حوائجهم .
1258) «Her kim, müslümanların işinden birini üzerine alırsa; Allah-iü Taâlâ onun işine bakmaz.. Taa o, müslümanların işine bakın-caya kadar..>>>
** Müslümanların işlerini askıda bırakın devlet memurları ve daha bü-yükleri bu Hadis-i Şerifin tehdidi altındadırlar..
1262) «Her kim, insanlardan birşey istememeye bana söz verirse; onun için cennete kefil olurum..>>>
**
Burada dilencilikten bahsedilmektedir. Zarurî haller hariç, hiç kimse-den birşey istenemez. Zarurî hallerde ise, insanlar bir vasıta bilinerek istenecek.. **
Ravi: SEVBAN'dan r.a. naklen EBU DAVUD.. Menkıbeleri, 11. ve 299. Hadis-i şerifte..
١٢٦٣ مَنِ اقْتَطَعَ شِبْرًا مِنَ الْأَرْضِ ظُلْمًا ، طَوْقَهُ اللَّهُ إِيَّاهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ سَبْعِ ) عن سعيد بن زيد ، وهو متفق عليه ) أَرَضِينَ .
1263) «Her kim, zulmen yerden bir karış alırsa; Allah-ü Taâlâ kıya-met günü, yedi kat yeri onun boynuna geçirir..>>>
Bilhassa arsa ve arazi işlerinde hırsızlık yapanlar düşünmelidir.. Bu Hadis-i Şerifin sıhhatında imamlar müttefiktir..
**
Ravi: SAID b. ZEYD: Sahabedir. Hem de, cennetle müjdelenen on kişiden biri.. Hz. Ömer'in amcası oğlu ve damadı.. İlk müslümanlardan... Bütün gazalara iştirak etmiştir. Akik'teki kendi evinde Hicretin 51. yılında vefat ettiği zaman, seksen yaşını aşmıştı.. Allah ondan razı ol sun..
Bunun üzerine, Mûsa'ya varacaklar. Ona (Ey Mûså! Sen, Alla. hın Resülüsün!
Allah, Beni, risaletlerile ve Seninle konuşmasile insanlara üstün kılmıştır.
Sen, bizim için, Rabbın katında şefâat et! Ben, bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldi. ğini görmüyormusun?) diyecekler.
Músa ise, onlara (Rabbım, bu gün, öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce, bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de, bundan son ra, bu derece gazaba gelirdir!
Hem ben, öldürmem bana emr edilmemiş bir adamı öldürmü şümdür.
Ben, şimdi, ancak kendimi düşüne bilirim kendimi! (842)
Ben, sizin için şefâat ede bilecek halde ve mevki'de değilim. (843)
Siz, benden başkasına gidiniz. İsa'ya gidiniz!
Çünki, O, anadan doğma körlerin gözünü açar, alaca illetini iyi eder, ölüleri diriltirdi. (844)
O, Allâhın kulu, Resûlü, Kelimesi ve Meryem'e nefh ettiği Rühu dur.) diyecek. (845)
İsa'ya varacaklar ve (Ey İsa! Sen, Allâhın Resûlüsün!
Allahın, Meryem'e ilka ettiği Kelimesi ve Allâh tarafından nefh edilen Rûhusun!
Sen, beşikte insanlarla konuşmuştun!
(838) Ahmed b. Hanbel Milaned c. 1, s. 4, Buhari Sahih c. 5, s. 147, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(839) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizl Sünen c. 4, s. 623
(810) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, n. 4
(811) Buhari Sahih e. 5, s. 147, Ibn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(842) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizi Sünen c. 4, п. 623 (843) Ahmed b. Hanbel Münned c. 1, s. 5, Buhari Sahih c. 5, s. 147. İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(844) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226. Müslim Sahih e. 1, s. 185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 623
845) Buhari - Sahih c. 5, s. 147, ( İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
Sen, bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldi-ğini görmüyormusun?) diyecekler.
İså ise, onlara (Rabbım, bu gün, öyle gazaba gelmiştir ki, ne bun-dan önce, bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de, bundan sonra, bu derece gazaba gelirdir!) diyecek.
Günah, anmayacak. (846)
(Ben, bu gün, ancak kendimi düşüne bilirim kendimi! (847)
Ben, sizin için şefâat ede bilecek halde ve mevki'de değilim. (848)
Siz, benden başkasına gidiniz! (849)
Adem oğullarının Seyyid'ine, Ulu'suna gidiniz!
Çünki, O, Kıyamet günü, toprağı yarılarak kabirlerinden çıkan-ların ilkidir! (850)
Siz, Muhammed Aleyhisselâma gidiniz! (851)
O, geçmiş, geçecek kusurlarını Allâhın, bağışlamış olduğu bir Kul'dur! (852)
Yüce Rabbınız katında, sizin için, O şefâat eder!) diyecek. (853)
Bunun üzerine, bana gelecekler.
(Ey Muhammed! Sen, Allâhın Resûlü ve Peygamberlerin Sonun-cususun!
Allâh, Senin geçmiş ve geçecek bütün günahlarını bağışlamış-tır.
Sen, Rabbın katında, bize şefâat et!
Sen, bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza gelenleri görmüyormusun?) diyecekler.
Ben de, kalkıp Arş'ın altına geleceğim.
Orada, Rabbımın huzurunda secdeye kapanacağım.
Sonra, Allâh, Kendisine aid hamdlerden ve senâların güzellerin-
(846) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
847) Buhari Sahih c. 5, s. 226, Tirmizi Sünen c. 4, s. 623
( (818) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5, Buhari Sahih c. 5, s. 147, İbn-i Mace-Sünen c. 2, s. 1442
(819) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 1, s. 185, Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
(850) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5
(851) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5, c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
(852) Buhari Sahih c. 5, s. 147, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(۲) با خود او عطف، دليلك مدلوله اولان عطور شویله که ای اهل كتاب الجمن اولان اخيرا و کتا باره ایمان ایتدینگر کی حضرت محمد ایله قرآنه ده ایمان ایدیگر. زیرا او نار، حضرت محمدن قلمنی بشیر ایتد کاری کجا، او نارك و كتابارين صدقته اولان دلیلی، حقیقتهاه، روحیه قرآنده و حضرت محمد ده بولو نشد. اویله ایم، قرآنك الله كلامي و حضرت محمد ده رسولی او لدیفنی طریق اولی اله قبول ابدیگر و ایملی گر.
(۲) زمانه معادنده قرآن در نشست ایده اسلامیت، صدا که پنجره در کوکی زمانه سعاده ثابت او المقله، طمار لری او زمانك آب حيات منبع الرندن قوت و حيات آلارم هر طرفه انتشار ایند فکری کی، دان و بود اقلری ده استقبال سمانه قدر اور انارمه عالم بشده مادی و معنوی تمره لرى ينشد بيربور اوت، اسلامیت ماضي ايله استقبه الى قناد لری آلته المسن، كونكه انديره ون
استراحت عموميه لي تأمين ايدييور.
(٤) قرآن کریم، او جمله ده اهل کتابی ایمانه تشویقه اینتقاله، اوزاره برانسیت، به سهولت کوستر بیور شویله که: ای اهل کتاب! اسلامیتی قبول ایتمکده نده به مشقت بوقدر. مزه آغیر قلمه سین زیرا مزه بتون بتونه دینگیزی ترن ایم گزی امرایم دیور آنجه اعتقاد انگزی اکمال و بازنگزده بولونانه اساسات دینیه اوزرینه بنا ایدیگر دیر تکلیفده بولونویور. زيرا قرآن، بتون كتب الفرنك كوز للطريني و اسکى شريعة الرينك قواعد الساسيه لريني جمع انجمن اولد يفندن، امولده معدل و فاكيم لور، یعنی تعديل و تكميل ايديجيدر. بالكي، زمان ومكانك تغير ايمي تأثير يله تحول و تبدله معروضه اولان فروعات قسمنده مؤيدر بونده عقلی و منطقی اولمايان بر جهت يوقدر اوت، مواسم اربعه ده كبير جك، بيرجك وسائر علا جارك تبدلنه لزوم و احتیاج حاصل اولدیفی کی، بر شخصیت با شابين دوره لرنده تعلیم و تربیه کیفیتی تبدل ایدر.
كذلك، حکمت و مصالحتك اقتضای اوزرینه، عمر بشون مرتبه ترین کوره احکام فرعیه ده تبدل وار در . چونکه فرعی حکم کردن بری بر زمانده مصلحت ایکه دیگر بر زمانه کوره حضرت اولور دیا بی علاج به شخصه دوا ایکه، شخص آخره داء اولور. بو کردند که قرآن، فرعی حکم کردن به من نخ این شد. یعنی وقتاری بیتدی نوبت باشقه حکماره کلدی، دیه حکم ایمخدر.
Şöyle ki: "Ey ehl-i kitab! Geçmiş olan Enbiya ve kitaplara îmân ettiğiniz gibi, Hazret-i Muhammed ile Kur'ân'a da îmân ediniz. Zira onlar, Hazret-i Muhammed'in gelmesini tebşîr ettikleri gibi, onların ve kitaplarının sıdkına olan deliller, hakikatiyle, ruhuyla Kur'ân'da ve Hazret-i Muhammed'de (am) bulunmuştur. Öyle ise, Kur'an'ın Allah'ın kelâmı ve Hazret-i Muhammed (a) de resülü olduğunu tarik-i evlå ile kabul ediniz ve etmelisiniz."
3- Zaman-ı saadette Kur'ân'dan neş'et eden İslâmiyet, sanki bir şeceredir. Kökü zaman-ı saadette såbit olmakla, damarları o zamanın âb-ı hayat menba'-larından kuvvet ve hayat alarak her tarafa intişår ettikleri gibi, dal ve budakları da istikbál semâsına kadar uzanarak âlem-i beşere maddi ve ma'nevi semereleri yetiştiriyor. Evet, İslâmiyet, mâzi ile istikbali kanatları altına almış, gölgelendirerek istirahat-i umûmiyeyi te'mîn ediyor.
4- Kur'ân-ı Kerim, o cümlede ehl-i kitabı îmâna teşvik etmekle, onlara bir ünsiyet, bir suhület gösteriyor.
Şöyle ki: "Ey ehl-i kitab! İslâmiyet'i kabul etmekte size bir meşakkat yoktur. Size ağır gelmesin. Zira size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak i'tikādātınızı ikmål ve yanınızda bulunan esäsât-ı dîniye üzerine bina ediniz" diye teklifte bulunuyor. Zira Kur'ân, bütün kütüb-ü sâlifenin güzelliklerini ve eski şeriatlarının kavâid-i esåsiyelerini cem' etmiş olduğundan, usûlde muaddil ve mükemmildir. Yani ta'dil ve tekmil edicidir. Yalnız, zaman ve mekânın tagayyür etmesi te'sîriyle tahavvül ve tebeddüle ma'rûz olan fürûât kısmında müessistir. Bunda akli ve mantıki olmayan bir cihet yoktur. Evet, mevasim-i erbaada giyecek, yiyecek ve sair ilaçların tebeddülüne lüzüm ve ihtiyaç hâsıl olduğu gibi, bir şahsın yaşayış devrelerinde ta'lim ve terbiye keyfiyeti tebeddül eder.
Kezâlik, hikmet ve maslahatın iktizası üzerine, ömr-ü beşerin mertebelerine göre ahkâm-ı fer'iyede tebeddül vardır. Çünki fer'î hükümlerden biri bir zamanda maslahat iken, diğer bir zamana göre mazarrât olur. Veya bir ilaç bir şahsa devâ iken, şahs-ı âhara dâ' olur. Bu sırdandır ki, Kur'ân, fer'î hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani "Vakitleri bitti. Nöbet başka hükümlere geldi" diye hükmetmiştir.
Nur Muhammed (asm) öyle bir mertebeye ulaşacaktı ki, Rabbi likle birlikte kelâmını emanet edecek, onu örnek insan kılacak görevi hakkıyla yerine getirecekti. ona peygamber-ve o da bu en ağır
TARİHTE BUGÜN
1201-Muüslüman tip alimi Ibnü'l Cevzinin vefatı.
1535-Barbaros Hayreddin Paşanın Preveze Zaferi.
1950-Demokrat Parti, ilk ve büyük icraatlarından biri olan, ezanın Arapça okunması yasağını kaldırdı.
2011 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hamza Emek vefat etti.
geliyordu, yağmur ve veriyordu. 1. Hatta, nu muttalib, Resul-i E püvvetten evvel, cedd-i Nebi Abdul-üb hissalatü Vesselâmın küçüklük zamanında müba-Ekrem Aleyhissalâtü
TARİHTE BUGÜN
1868 - Kızılay'ın kuruluşu.
1967 - Bediüzzaman
Said Nursî'nin kardeşi Abdülmecid Nursî vefat etti.
1911 - Bediüzzaman'ın da iştirak ettiği Sultan Reşad'ın Balkan seyahatinde Üsküp'e varıldı.
HAZİRAN
11
ÇARŞAMBA
15 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 29 MAYIS 1441
HIZIR: 37
BİR AYET
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatıcıdır.
(Nisa: 126)
BİR HADİS
İmanın tadına ermek isteyen kimse, insanları sadece Allah rızası için sevsin.
(C. Sağîr, No: 3660)
Bir insan, en evvel, muhabbetini Allah'a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla, Allah'ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlûkâta taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini, tenkîs değil, tezyid eder. Tarihçe-i Hayat
Salih mü'minlerden dostlarınızı çoğaltına Çünkü Kıyamet Günü her bir mü'min için şefoa hakkı vardır.
İbnünneccar'ın Tarib'indr
***
Aişe'den (r.anha) rivayetle:
Hacerü'l-Esved'i hayırlarınıza şahit tutun Çünkü, Kıyamet Günü o şefaat edecek ve şefaa kabul edilecektir. Bir dili, iki dudağı olacak, ken disini selâmlayanların lehinde şahitlik edecektir
Taberani'nin Kebirinden.
***
Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:
Şehit hemen kanının ilk fışkıran damlasıyla birlikte affedilir, iki huriyle evlendirilir. Akraba larından yetmiş kişi hakkında da şefaati kabul edilir. Kişi Allah yolunda düşmana karşı sava şırken ölürse, kendisine Kıyamete kadar yaptığı işten dolayı mükafatı yazılmaya devam edilir Sabah akşam rızkı kendisine getirilir. Yetmiş hu-riyle evlendirilir. Ve kendisine şöyle denilir: "Dur! Hesap bitinceye kadar şefaata devam et!"
Kim ki bir sene bir ücret talep etmeden müez-zinlik yaparsa, Kıyamet Günü çağırılır, Cenne-tin kapısında bekler ve kendisine şöyle denilir: Dilediğin kimseye şefaat et."
İbni Asakir'den.
***
Ebu'd-Derda (ra) rivayet ediyor:
"Lâneti çok yapanlar Kıyamet Günü şefaatçi olamazlar, şehit de olamazlar."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 5345.
***
Vesile
İbni Abbas'dan (ra) rivayetle:
Benim için Allah'tan "Vesile"yi dileyiniz. Dün-ada birisi benim için onu dilerse ben Kıyamet Günü mutlaka onun şahidi ve şefaatçisi olurum.
"Öldükten sonra benim mezarımı yeryüzünde aramayın. Benim gerçek kabrim âriflerin gönüllerindedir!"
Arif gönüller... Kalplerini Hakk'ın nûru ile cilâlamış bahtiyar-lar. Nefsânî arzularını bertaraf etmiş tertemiz ruhlar. Allah Rasû-lü'nün zamana yayılan vârisleri. Peygamber ahlâkı ile nurlanmış gönül kandilleri.
Bütün mesele, hayatı son nefese kadar böyle gönüllerden sır ve hikmet incileri devşirerek yaşayabilmek. Tıpkı Yaman Dede gibi...
Yakın tarihimizin bağrı yanık peygamber âşıklarından olan Ya-man Dede, evvelce bir Ortodoks idi. Hazret-i Mevlâna'nın Mesnevîsini okumak sûretiyle oradan aldığı ilham ile hidâyete mazhar oldu. Bu mazhariyetin minneti içinde hocalık yaptığı imam-hatip lisesi talebe-lerine derdi ki:
"-Bana niçin Mesnevî'yi çokça okuduğumu soruyorsunuz. Niçin okumayayım ki, ben bir Ortodoks olarak yaşarken Hazret-i Mevlânâ ve Mesnevîsi, beni elimden tuttu ve doğru Alemlere Rahmet Fahr-i Kâinat Efendimiz'in vuslat eşiğine götür-dü. O mübarek eşikte sonsuz kurtuluşumuzun sırrı olan aşk-ı Muhammedî'yi kana kana içirdi..."
Onun da ardından, bu fânî âlemde yaşadığı o ebedî aşktan hoş bir sadå kaldı:
Susuz kalsam, yanan çöllerde can versem elem duymam,
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlarda nem duymam,
gayb: 1. Göz önünde olmayan, ala-met ve emåre ile bilinemeyen, hak-kında delil bulunmayan, gizli olan. 2. His ve aklın ötesinde kalan, insan tarafından kavranamayan. 3. Månevi Alem.
H
hacålet: Utanma, mahcubiyet.
hamäkat: Anlama kıtlığı, bönlük, ah-maklık.
hasis: 1. Elinde bulunduğu halde kimse-ye yardım etmeyen, vermeyen; cimri. 2. Adi, alçak, bayağı.
heba: 1. Harcama, boşa gitme. 2 B beyhüde, nåfile. 3. Ince toz.
hedonist: Hazcı. Hayatın gayesini haz mak olarak gören.
hengåm: Devir, zaman, mevsim.
hilkat: Yaratılış.
hodgâm: Hodbin, bencil, sırf kendi mer faatini düşünen.
huşů: 1. Varlığının farkında olamayacal derecede kendini karşısında bulun duğu şeyin heybet ve cazibesine kap-tırma. 2. Alçakgönüllülük gösterme. 3. Allah'ın azameti karşısında kulun nefsini hor ve hakir görmesi, yüreği ürperme ve korku ile dolu olarak Ce-nâb-ı Hakk'a boyun eğmesi.
ibtilă: İmtihan edilmek. Sıkıntılara düçar olmak.
ictinab: Çekinme, sakınma, uzak durma.
iğvå: 1. Doğru yoldan saptırma, baştan çıkarma, saptırma, ayartma, azdırma. 2. Şeytanın ve nefsin insanı kötü yola sevk etmesi.
ilhåd: 1. Gerçek inançtan dönme, cayma. 2. Allah'ın varlığına ve birliğine inan-mama, dinsizlik.
iz'an: 1. Anlayış, kavrayış, akıl. 2. İtaat, söz dinleme, boyun eğme. 3. Terbiye, edep.
izāle: Giderme, yok etme, ortadan kal-dırma.
izhar: Açığa vurma, gösterme, belirtme.
K
kerâhet: 1. İğrenme, nefret etme, tiksin-me. 2. Bir işi zorla mecburiyet yüzün-den yapma. 3. Dini bakımdan haram sayılmamış olmakla beraber, harama yakın sayılan fiil veya şey.
mücâhede: 1. Cihad, İslâm uğruna sa-vaşma. 2. Mücadele, çaba, gayret. 3. Kişinin nefsine karşı gelerek ken-dini terbiye etmesi ve böylece mânevi makamlara ulaşması, nefs ile savaşma.
mücehhez: Donanmış, donatılmış, nok-sanlıkları giderilmek sûretiyle hazır håle getirilmiş.
mücrim: 1. Günahkar. 2. Kabahatli, suçlu.
münbit: Verimli, verimi bol. Ekini güzel yetiştiren.
müntehä: 1. Nihayet bulmuş, son dere-ce, son kerte. 2. Son.
müsāvi: Eşit, denk, birinin ötekinden fark-sız olması, aynı hâl ve derecede olan.
Sizden razı oldum ki, sizi cennetime yerleştirdim ve nimetlerime kavuşturdum. Bundan sonra Allah (cc) tecelli eder ve onlar Allah'ı gö-rürler.
Bu sebeple Müslümanlar için Cuma gününden daha sevimli bir gün yoktur. Çünkü Allah onlara bu günde ikramını ziyadeleştirecek ve tecelli edip görünecektir."
Başka bir hadiste şöyle anlatılmıştır:
Allah meleklerine der ki:
Benim dostlarımı yedirin. Bunun üzerine onlara çeşit çeşit yemek-ler ikram edilir, bu yiyeceklerin her lokması bir önceki lokmadan daha farklı bir lezzet içermektedir.
Yemeği bitirdiklerinde Allah meleklerine der ki:
Onlara su verin. Değişik içecekler getirilir ve içtikleri her yu-dumda ayrı bir lezzet duyarlar.
İçeceklerden de yeteri kadar içtiklerinde Allah şöyle der:
Ben sizin Rabbinizim ve size olan vadimi gerçekleştirdim. Şimdi benden dilediğiniz şeyi isteyin ben de size vereyim.
Onlar iki veya üç defa "Allah'ım senin rızanı istiyoruz" derler.
Allah şöyle buyurur:
- Evet, ben sizden razı oldum. Ama daha fazlası (mezid) da var. Bu gün size daha önce gördüklerinizin hepsinden daha büyük bir ikramda bulunacağım. Bundan sonra perde açılır, Allah'ın dilediği kadar bir süre Allah'ı görürler sonrada secdeye kapanırlar.
Bu hal üzere Allah'ın dilediği kadar kaldıktan sonra Allah kendi-lerine şöyle der:
Başınızı yerden kaldırın. Burası ibadet etme yeri değildir.
Bütün bunlardan sonra onlar daha önce kendilerine verilmiş olan bütün nimetleri unuturlar ve Allah'ı görmek kendileri için her şeyden da-ha sevimli olur.
Sonra geri dönerler. Bu sırada arşın altından beyaz misk tepeciğe doğru bir rüzgâr eser. Bu rüzgâr onların başlarını ve atlarının perçemlerini yalayıp geçer. Ailelerine döndüklerinde, onları bıraktıkları zamankinden daha güzel bir halde bulurlar.
- Siz eski halinizden çok daha güzel bir halde döndünüz.
Fakih der ki:
Burada geçen "perde açılır" ifadesinden maksat onların gözlerindeki Allah'ı görmelerini engelleyen perdedir.
Bazı âlimlere göre; "Allah'a bakarlar" ifadesi ise, daha önce görme-dikleri ikrama bakarlar anlamındadır.
İslam âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre ise bunun anlamı şudur:
Onlar gerçekten Allah'ı görürler. Ama dünyada Allah hakkındaki düşünceleri gibi onu keyfiyet ve şekilden arınmış olarak görürler.'
İkrime anlatıyor:
"Cennet ehlinin erkekleri de kadınları da otuz üç yaşında olacak-lardır. Boyları, ataları Adem'in (as) boyunda olup altmış arşındır. Onlar parlak yüzlü delikanlı ve sürme gözlü genç kızların şeklindedir. Üstlerinde yetmiş farklı elbise vardır. Bu elbiselerin her biri saatte yetmiş renge girer. Cennetteki bir erkek, eşinin yüzüne baktığında da göğüslerine ve ba-caklarına baktığında da orada kendini görür. Aynı şekilde oradaki bir kadın eşinin yüzüne, göğsüne ve bacaklarına baktığında kendini görür. Onlar tükürmezler ve sümkürmezler. Tuvalet ihtiyacı gibi zorluklar ise onlardan tamamen uzaktır."
Bir hadiste şöyle geçer:
"Cennet ehlinden bir kadın avucunu açıp gökyüzünden yere doğru uzatmış olsaydı, yerle gök arası tamamen aydınlanırdı."
Zeyd b. Erkam anlatıyor:
"Ehli kitaptan biri Resulullah (sav)'e gelip şöyle dedi:
Cennetlikler için yeme içme var mı?
Resulullah (sav) cevap verdi:
Tabii ki var. Nefsimi kudretinde bulunduran Allah'a yemin ede-rim ki, cennet ehlinin her birine yüz kişinin yeme, içme ve cinsellik gücü verilmiştir.
Bunun üzerine ehli kitaptan olan kişi şunu sordu:
- Peki, ama yiyip içen kimsenin bunları defetme ihtiyacı olur. Oysa-ki cennet temiz bir yerdir ve orada pislik yoktur.
( من قبلك) فرانده هم کلمه بولو نامور که موقع له مناسبندار اولماسين. ويا خود موقعك باشقر کلمه به مناسبتی داها جون ولسون أون قرآنك هر هانلي ، زنده بولونان کا کہ او موقعك باشنده به نام زرین لی کورونور وآ الرندہ کی مناسبتر من طولالى، أو الرنده كيمز لك برى يوقدر از جمله من قبلك) دامه نه بامه. بو آيتان هر طرفندن و چوب بو دام زنان داشته قونانه لطائفی کورد. زیرا بوایت نبوت حقنده در نبوت مسئله سنده (به مقصد ) وارد بو مقصد لر به نکته و لطائفدن انقطاس اينتشدر. بوبس لطائف ( من قبلك ) نك
صد قنده در
مقصد کرايه: (1) حضرت محمد عليه الصلاة والسلام يولدر (٢) اكمل الرسلده. (۲) خاتم الانبياد (٤) و التى عام در (0) شریعتی سائى شريعت لرك محاسني جمع ايتمين او لمقله او
شريعتارك ناسخيدر.
برنجی مقصدك ( مِنْ قَبْلِكَ ) دن وجه انفهاى ) مسلطري و يوللرى به اولان به جماعت مِنْ قَبْلِكَ ) كلمه سندن ايماء فهم اولونور . بناء عليه حضرت محمد ( من قبلك) ده کی ضميره مرجع اولى او جما عتدن معدود اولمنى اقتضا ايد.. و اونارك مسافكرى اولان نبو تارين و كتابارينك صدقه اولان بتون دليلهاى، حضرت محمد عليه الصلاة والسلامة - التنم و قرآنك اللهد من نازل او لدیفنه بر حجت قاطعه اولدیفی کی اونون معجزه لری ده حضرت محمدن وعواسنه معجزه حکمنہ کچر
ايكنجي مقصدن وجه انفطاری ) اوج قاعده من تظاهر ايدر. (1) سلطانء دائما خلقك. جماعتك، اور دونك مو کنده چیقارلی (۲) نوع بشرده تکمل دار در. بو تکمل قانونی اینجی مربينك وايكنجي مكيمليك، أو لكى مرتيد كردن داها الحمل أولمه منى اقتضا ايدر. (۳) على الاكثر خلفك مهارتی، سلفندن داها زیاده در ایشته بو اوج قاعده دن حضرت محمدن الحمل انبیا اولديغي تظهر ايد.
من قلبك Kur'an'da luçbir kelime bulunmuyor ki, mevkiyle münasebetdar olmasın. Veyahud mevkiinin başka bir kelimeye münasebeti daha çok olsun. Evet, Kur'an'ım herhangi bir yerinde bulunan bir kelime, o mevkiin başında bir tác-ı zerrin gibi görünür. Ve aralarındaki münasebetlerden dolayı, aralarında geçimsızlık yeri yoktur. Ezcümle من قبلك kelimesine bak. Bu åyetin her tarafından uçup bu kelimenin başına konan letȧifi gör. Zirå bu åyet nübüvvet hakkındadır. Nübüvvet meselesinde "Beş Maksad" vardır. Bu maksadlar beş nükte ve letáiften in'ikas etmiştir. Bu beş letif من قبلك nin sadefindedir.
Maksadlar ise: 1- Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm resüldür. 2- Ekmelü'r-Rusüldür. 3- Håtemü'l-Enbiya'dır. 4- Risåleti ämmedir. 5- Şeriatı sâir şeriatların mehåsinini cem' etmiş olmakla, o şeriatların nasihidir.
Birinci maksadın من قبلك den vech-i in'ikâsı: Meslekleri ve yolları bir olan bir cemaat, من قبلك kelimesinden îmâen fehmolunur. Binâenaleyh Hazret-i Muhammed'in (am( من قَبْلِكَ deki zamire merci olması, o cemâatten ma'dûd olmasını iktizá eder. Ve onların meslekleri olan nübüvvetlerine ve kitaplarının sıdkına olan bütün deliller, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risâletine ve Kur'ân'ın Allah'dan nazil olduğuna bir huccet-i kâtıa olduğu gibi, onların mucizeleri de Hazret-i Muhammed'in (aun) da'vâsına bir mu'cize hükmüne geçer.
İkinci maksadın vech-i inʻikâsı: Üç
kaideden tezahür eder. 1- Sultanlar dâimå halkın, cemâatin, ordunun sonunda çıkarlar. 2- Nev'-i beşerde tekemmül vardır. Bu tekemmül kanunu, ikinci mürebbînin ve ikinci mükemmilin, evvelki mürebbilerden daha ekmel olmasını iktizá eder. 3- Alelekser, halefin mahåreti, selefinden daha ziyâdedir. İşte bu üç kaideden Hazret-i Muhammed'in (atum) Ekmel-i Enbiyâ olduğu tezahür eder.
den bana öylelerini feth ve ilham buyuracak ki, onları, benden önce hiç bir kimseye feth ve ilham buyurmuş değildir. (*)
Sonra (Ey Muhammed! Başını kaldır!
Dile! Dileğin verilecek!
Şefâat et! Şefâatın kabul olunacak!) denilecek.
Bunun üzerine, ben de, başımı kaldırıp:
Ya Rab! Ümmetimi! Ümmetimi! (854)
Ya Rab! Ümmetimi! (855)
Ümmetimi!
Ya Rab! Ümmetimi! Ümmetimi!) diyeceğim. (856)
Bunun üzerine (Ey Muhammed! Ümmetinden hisapsız olanları, Cennet kapılarının sağındakinden Cennet'e koy!) denilecek.
Onlar, bu kapıdan başka, öteki kapılarda da, insanlara ortaktır-
lar. Muhammed'in varlığı, Kudret Elinde bulunan Allâha yemin ede-rim ki: Cennet kapılarının iki kanadının arası, Mekke ile Hımyer, Hecer veya Busra arası kadardır! (857)
Şefåat için bana bir hadd çizilecek (858):
(Haydi git! Kimin, kalbinde, bir buğday, yahut arpa tânesi ka-dar iman varsa, onu (859), Cehennemden çıkar (860), Cennet'e koy!) denilecek. (861)
Ben de, o hadd dahilinde insanları, Cehennemden çıkarıp Cen-net'e koyacağım.
Sonra, Rabb'ıma dönerek secdeye kapanacağım.
Alâh, yine dilediği kadar beni secde halinde bırakacak.
Sonra, bana (Ey Muhammed! Başını kaldır!
Söyle! Sözün, tutulsun!
İste! İsteğin, verilsin!
(*) Makam-ı Mahmûd; öyle bir Makam'dır ki: bütün Mahşer halkının hisapları-nin bir an önce görülmesi ve uzayıp giden tevakkuf ızdırabından kurtarıla-rak rahata kavuşturulmaları için Peygamberimiz, o Makam'da Allah'a hamd
edecek, Allâh katında şefåatta bulunacaktır. (İbn-i Esir Nihaye c. 1, s. 437) 854) Ahmed b Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226-227, Müs-(
lim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 624-625
855) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Tirmizi ( Sünen c. 4, s. 624
(856) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436
(857) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 1, s. 185-186, Tirmizi Sünen c. 4, s. 624 Sahih c. 5, s. 227, Müslim.
(853) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 1, s. 181, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442 Sahih c. 5, s. 147, Müslim-
(859) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 144, Müslim Sahih c. 1, s. 183
YA Rabbi! LA lahe DIAllah Allah'dan başka ilah yok!) diyen-lere şefkat için de, bana izin ver!) diyeceğim.
Allah (Bu, Senin için değildir, Sana åld değildir.
Fakat, Izzet ve Kibriyama, Azamet ve Cibriyama yemin ederim ki: LA flahe illallah diyenleri, Cehennemden muhakkak, ben, çıkara-cağım!) buyuracak. (870)
Ümmetimden, Cehennemde, Cehennemliklerin yanında kalanla-ra, Cehennemlikler (Sizin, yüce Allaha hiç bir şeyi şerik koşmaksızın Ibadet etmiş olmanızın, size, ne yararı oldu? Sizi, Allahın azabından kurtara bildi mi sanki?) diyecekler.
Bunun üzerine, yüce Allah İzzet ve Celâlım hakkı için, onları da, Cehennemden azad edeceğim!) buyuracak.
Göndereceklerini, gönderecek.
Onlar, kömür halinde, Cehennemden çıkarılıp Hayat Irmağının içine konulacaklar da, sel uğrağında biten yabanî reyhan tohumları-nın çar çabuk bittiği gibi, yeniden öylece, bitecekler,
Onlar, iki gözlerinin arasına (Bunlar, şânı Aziz olan Allahın Azadlıları) yazısı yazılarak götürülüp Cennet'e konulacaklar.
Cennet halkı, onlara (Bunlar, Cehennemliklerdir!) diyecekler.
Yüce Allah ise (Hayır! Bunlar, Aziz ve Cebbar olan Allâhın Azad-lılarıdır!) buyuracaktır.» (871)
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, hazırlandığı devre göre sistem ve muhteva bakımından bir yenilik arzettiğinden ve devrin yeni zuhur etmiş bir takım hukukî meselelerine hâl çaresi getirmiş olmasından dolayı yalnız bugünkü Türkiye hudutları içinde değil, çok geniş bir sahada tatbik olunmuştur. Bu geniş çaptaki tatbikat sahalarında za-man zaman tatbik sahasının bünyesine uygun bazı tadilata uğramış olan Mecelle, bugün hâlâ bazı devletlerin hukukî mevzuâtında mü-him bir mevki işgal etmektedir.
1. MECELLE'NİN TATBİK OLUNDUĞU ÜLKELER
Mecelle ilk kitabının meriyyete giriş senesi olan H. 1286 (1869) dan itibaren o tarihte Osmanlı Devleti'ne bağlı olan Mısır, Hicaz, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Kıbrıs ve Filistin'de tatbik olunmağa başlanmıştır. Hatta Bulgaristan emareti teşekkül ederken Bulgar-lar Mecelle'yi kendi lisanlarına terceme ederek, kanunlarına esas it-tihaz etmişlerdir. İngilizler ise 1914'de Kıbrıs'ı ilhak ettiklerinde orada tatbik edilmekte olan Mecelle'yi değiştirmeksizin tatbikine devam etmişlerdir ve bugün halâ Kıbrıs Medenî Hukuku'nda Me-celle esas temeli teşkil etmektedir. Ürdün'de ise 64 sayılı Muhake-mât-ı Hukûkiyye Kanunu ve 1928'de yapılan bazı tadilâta rağmen hâ-len birçok Mecelle hükümleri câridir. Pek çok tadilata rağmen Irak'-da Mecelle'nin izlerine hâlen rastlanır. Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin hâlen tatbik olunduğu ülkeler arasında en çok dikkat çeken İsrail olmuştur. İsrail'de Mecelle'nin tatbikatına Osmanlı Devleti himaye-sinde iken başlanmış ve 1922 senesine kadar böylece devam etmiş-
1. A. Cevdet Ps., s. 64.
2. Aynı yer.
3. Intro. To Isl. Law, s. 93.
4. Felsefet'ut-Teşri, s. 70 not 1; Islamic Surveys, II, 152; Intro. To Isl. Law, s. 93; Islamic Law, s. 32.
1265) «Her kim, bir kardeşine bir iste aracılık eder; buna karşı hk bir hedive verince, o da kabul ederse; muhakkak RIBA babında büyük bir kapıya girmiş olur..>>>
RIBA: Faizdir.
Daha önce de, hediye alıp vermek adetleri ise; görülen bir işin so-nunda verilen hediyenin zararı olmaz..
**
Ravi: EBU DAVUD ve İMAM-I AHMED.. Menkıbeleri, 1. ve 11, Hadis-i Şerifte..
١٢٦٦ مَنْ يَكُن فِي حَاجَةٍ أَخِيهِ يَكُن اللهُ فِي حَاجَتِهِ . ( رواه ابن أبي الدنيا )
1266) «Her kim, müslüman kardeşinin bir işini bitirirse; Allah-ii Ta-âlà da onun ihtiyacını bitirir..>>
**
Haliyle yapılan işlerin Allah rızası için olması şarttır..
şünce akımı, önemli belli düşünceleri savun ma ve yayma hareketi
cereyani hikmet جریان حکمت : Allah'ın (cc) hikmetinin cereyanı, Allah'ın (c.c.) iş ve eser-lerinde görettiği gayeler ve faydalar bakımın dan bizce bilinemeyen ezeli planının gerçek leşmesi (bkz hikmet)
cereyan imani جريان إیمانی : iman hareketi, imanı kurtarma ve güçlendirme hareketi cereyan- küfri جریان کفری : inkarcılık akımı, Al lah'ı (c.c.) ve dini tanımama hareketi (çığırı)
cereyan küfriyane جریان کفریانه : inkarcılığa sapma biçiminde akım (hareket, çığır, dev-rim)
cereyan-ı muamele جريان معامله : hareket ve davranış şekilleri
cereyan-ı münafikane جریان منافقانه : )laiklik maskesi altında) münafıkça hareket eden ce-reyan, iki yüzlü düşünce akımı; dinsizliği ve İslam'a karşı düşmanlığını gizleyip niyetini açıkça belli etmeden dini bozma, çarpıtma, saptırma, zayıflatma ve aslından uzaklaştır ma biçimindeki iki yüzlü düşünce akımı, çı-ğırı (devrim)
cereyan-ı müstebidane جریان مستبدانه müstebi-dçe hareket eden cereyan, baskıcı (diktatör ce) yönetim tarzına dayanan düşünce akımı (çığır)
cereyan-ı Nemrudāne جریان نمرودانه : Nemru dça harekete dayanan cereyan; dinsizlik dü şüncesinde çok inatçı ve katı, hoşgörüsüz, yobaz ve niyetini gerçekleştirmede baskıcılığı (diktatörlüğü), zora baş vurmayı metot ola-rak benimseyen akım, çığır, ideoloji
cereyan - nurani 1 : جریان نورانی.Kur'an ve lâm'ın nuru (ışığı) ile aydınlanma ve aydın-latma, bunu yayma ve güçlendirme hareketi 2. Risale-i Nur eserleriyle Kur'an ve İslâm'a hizmet etme hareketi, Nurculuk hareketi
cereyan-1 riba جریان ریا : faizcilik yolu ile kazanç sağlama hareketi, yolu (çığırı)
cereyan-i sûri جریان صوری : görünürdeki (za-hiri) hareket
cereyan- tecelliyat جریان تجلیات : tecellilerin ortaya çıkışı; Allah'ın (c.c.) isimlerinin, Al-lah'ın (c.c.) iş ve eserlerinde kendilerini belli
eden işaretler ve deliller halinde görünmeleri cereyan-ı tecelliyat-ı İlahiye جريان تجليات إلهيه : İlâhî tecellilerin meydana gelişi, Allah'ın
134
de kendilerini belli eden işaretler ve deliller
cesed
halinde görünmeleri
cereyan-ı tecri" جریان تجری : Kur'an' )36/38( ayetinde Güneş hakkında (meälen) "tecri" "akıp gider" sözü ile anlatılan hareket
cereyan-1 umumi جریان عمومی : umumi cereyan; toplumda yaygın düşünce, hareket, akım
cereyan etmek 1: جريان إيتمك.akım halinde ol mak 2.akmak; akıp gitmek 3 meydana gelmek 4.olup bitmek 5.gerçekleşmek 6.geçmek 7.do-laşmak, dönmek, yürümek
cer 1 : جرح.)bir düşünceyi, bir iddiayı) çürüt me 2. yaralama ("bıçaklayıp cerh ediyorlar")
erh etmek 1 : جرح اينمك.)bir iddiayı, bir du-şünceyi) çürütmek, yanlışlığını ispatlamak 2.yaralamak
C
ceride جريده : gazete
ceride-i İslâmiye جريدة إسلاميه : İslâm dini ile il-gili konulara ağırlık veren gazete
ceriha جریحه : yara
Cerir جریر طبری : )bkz.İbn-i Cerir-i Taberî(
cerr جز : )bkz.cer(
cerrah جراح : ameliyat yapan ve yaraları tedavi
eden doktor, operatör
cerrahi (ye( 1 : جراحيه.cerrahlıkla ilgili 2.ameli-
yatla tedavi yapan tıb dalı
cerrar جرار : cerci geçim için para veya erzak toplayan
cesed-i manevi جسد معنوی : manevi beden, ma-nevi yapı
cesed-i misali جسد مثالی : misali beden, misäl ålemindeki varlıklar gibi maddesiz beden, ay-nadaki görüntü gibi veya ruh ve meleklerdeki gibi yer kaplamaz cinsten beden
cetvel 1 : جدول.su ark su yolu 2.çizelge (yan-lış-doğru cetveli) 3.doğru çizgi çizmeye yara-yan araç
cevab جواب : soru, itiraz veya isteğe verilen karşılık
cevabı ali جواب عالی : )ilmi ve manevi değeri) yüksek cevap
cevabı hakgüyane جواب حقگویانه : doğruyu ve gerçeği belirten cevap
cevabı hakiki جواب حقیقی : gerçek cevap, tam ve yerinde cevap
cevab-ı Hazret-i Risaletpenahi جواب حضرت رسالتپناهی : peygamberlik görevinin koruyucu-su ve dayanağı (risaletpenah) olan Hz.Mu-hammed'in (a.s.m.) cevabı, karşılık olarak söylediği mübarek (kutlu) sözü
cevabı icmali جواب إجمالي : kasa cevap özetlen-miş cevap
cevab ilmi جواب علمی : ilmi cevap, ilme (ispat lanmış sağlam bilgiye) dayanan cevap
cevabı kasem جواب قسم : kasemin (yeminin( karşılığı; Kur'an'da, hakkında yemin edilerek önemine dikkat çekilen ve bu yeminden son-ra söylenen önemli söz ve açıklama
cevabı kati جواب قطعی : kesin cevap
cevabı Kur'an )1( حراب قرآنی : Kur'an'ın verdiği cevap
cevabı muvafik جواب موافق uygun cevap
cevabı mücez جواب موجز : ozlu ve lasa cevap
cevabı müskit جواب مسکت : )kuvvetli delillere dayanan) susturucu cevap
cevab red جواب رد : red cevabı kabul etme-meyi ifade eden karşılık
cevab-ı savab (sevab( جواب صواب : doğru cevap
cevab-safi جواب شافی : sifa verici cevap (mec.( problemleri çözücü, akıl, ruh ve vicdanı ra-hatlatıcı cevap
cevab-ül-ahmak es-sükût جواب الأحمق السكوت
ahmaka (akılsıza) cevap susmaktır, karşılık vermemektir
cevaben جوانا : cevap olarak
cevabi جوابی : cevap niteliğinde (mahiyetinde(
cevåd (cevvad( جواد : cok comert, çok ve bol iyi-lik ve ikram sahibi (bkz.Cevvåd, cevvåd-1 melik(
Cevvad جواد : Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) sınırsız iyilik, cömertlik ve ik-ram sahibi
Cevad - Mutlak جواد مطلق : sınırsız iyilik, co mertlik ve ikram sahibi (Allah c.c.)
cevahir 1 : جواهر.cevherler, çok kıymetli ve az bulunan maden veya taşlar, mücevher 2.te-mel maddeler; atomlar 3.(mec.) çok değerli ve önemli gerçekler ve mânālar 4.(mec.) yüksek yetenek ve özellikler 5.(mec.) çok kıymetli
esaslar, prensipler, temel kurallar
cevahir-i aliye جواهر عاليه : yüksek değere sahip cevherler, kıymetli madenler. (mec.) üstün yetenekli, seçkin ve değerli insanlar
cevahir-i ferd(iye( جواهر فردیه : parçalara bölün-meyen cevherler, temel maddeler, atomlar
cevahir-i galiye جواهر غاليه : değerli cevherler, (mec.) değerli sözler, değerli eserler
cevahir-i hidayet جواهر هدایت : hidayet cevher-leri, (mec.) doğru yola götüren çok değerli (İlâhí) sözler, esaslar, temel kurallar
ve zulüm yapmaması yeterli değildi. Bunlara engel olunması da gerekliydi. Aksi hälde bela, musibet ve afetlerin yaygınlaşması da insanlığın ta-
rihsel bir tecrübesiydi.
+856-1Hz. Osmanin (ra)
şehadeti.
1918-1. Dünya Harbi sonrası Rus esaretinden firar eden Bediüzzaman'a, Bulgaristan'da Sofya Ataşemiliterliği tarafından Vatana Avdet Belgesi verildi. Bediüzzaman trenle İstanbul'a hareket etti.
KURBAN BAYRAMI
2. GÜN
17 PAZARTESİ
MONDAY
HAZİRAN
JUNE
Allah halimdir, tevbe etmeniz için size
fırsat tanır.
Bakara Suresi: 225
BİR HADİS
Ümmetim ümmetlerin en hayırlısı kılındı.
Müslim, Mesâcid: 5
Evet vakit yaklaştı. Dünya kazuratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır.
gelmiş. Hem Imam-ı Buhari ve Müstim haber valetti. Yagmur öyle geldi ki, mec salâtü Vesselâm dua Aleyhissalâtü
EARINTE BUGUN
1826 - Yeniçeri Ocağı'nın
yerine Eşkinci Askeri Teşkilatı'nın kurulmasına başlandı.
1830 - Fransa'nın Cezayir'i işgali.
HAZİRAN
12 PERŞEMBE
16 1446
ZİLHİCCE
RUMI: 30 MAYIS 1441
HIZIR: 38
İmsak
BİR AYET
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki
takvaya erişesiniz.
(Bakara: 21)
BİR HADİS
İlim ibadetten üstündür.
Dinin temel direği takvadır.
(C. Sağîr, No: 2755)
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur. Mesnevî-i Nuriye
Allah, Mûsa'ya kendisiyle konuşma, bana zatını görme nimetini verdi. Ve beni şefaat ma-kamı olan Makam-ı Mahmûd ve insanların ba-şına varacakları Kevser Havuzunu vermekl üstün kıldı.
İbni Asakir'den
***
Hz. Mûsa, büyük peygamberlerdendir. Allah ile vasıtasız konuşma nimetine kavuştuğu için "Kelîmullah" diye bilinir. Hz. Mûsa'yı kendisiyle konuşmakla şereflendiren Yüce Allah, Peygam ber Efendimizi de (asm) Miraç Gecesinde zatını göstermekle ve vasıtasız olarak konusmakla şereflendirmiştir. Bilindiği üzere Allah mekân-dan münezzehtir. O, her yerdedir. Bunun için, bizler Peygamber Efendimizin (asm) Miraçta Allah'ı gördüğüne, Onunla konuştuğuna inanı yoruz, fakat bunun nasıl gerçekleştiğini dar aklı mızla kavrayamıyoruz. Burada şunu da belirte-lim: Allah'la konuşma nimeti Hz. Mûsa'nın galip bir vasfıdır. Peygamber Efendimiz de (asm) her ne kadar miraçta olduğu gibi zaman zaman Allah ile vasıtasız konuşmuş ise de bu onun önde gelen özelliklerinden değildir. Ancak
Allah'ı vasıtasız olarak dünya gözü ile görme sadece ona nasip olmuş bir nimettir.
ise ma ba kle
Hadiste ayrıca buna ilâveten Allah'ın Peygam-ber Efendimize (asm) Makam-ı Mahmûd'u ve Kevser Havuzunu vermekle üstün kıldığı bildiri-liyor. Övülmüş makam manasına gelen Makam-1 Mahmud, sefaat ve Cennetin en yüksek maka-mıdır. Bu makam, sadece bir kişiye verilecek bir makamdır. Ve Yüce Allah o makamı Sevgili Pey-gamberimize (asm) verecektir. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilir:
"Ey Resulüm, gece vakti de uyanıp, sadece sana mahsus fazladan bir ibadet olarak teheccüt namazını kıl. Umulur ki Rabbin, seni Makam-1 Mahmûd'a kavuşturur."
Peygamberimiz başka bir hadislerinde de ezan ve kametten sonra ümmetinden kendisi için Allah'tan Makam-ı Mahmûd'u istemeleri tav-siyesinde bulunarak şöyle buyurur:
"Kim ezanı işitince 'Kıyamete kadar devam edecek olan namazın ve şu mükemmel davetin Rabbi olan Allah'ım! Muhammed'e Vesile ve fazileti ver ve onu Makam-ı Mahmud'a ulaştır' derse Kıyamet Gününde kendisine şefaat edil-mesi vacip olur."
Peygamber Efendimizin (asm) bu ve benzeri hadislerinde kendisi icin dua edilmesini, salâvat
Gazeteci, yazar, şair ve siyaset adamı olan Osman Yüksel SERDENGEÇTİ; 1917 senesinde Antalya'nın Akseki İlçesi'nde doğmuştur. Asıl adı Osman Zeki YÜKSEL'dir. Akseki müftülerinden Sâlim YÜKSEL'in oğlu, üçüncü Diyanet İşleri başkanı Ahmet Hamdi AK-SEKİ'nin de yeğenidir. İlkokulu Akseki'de, lise eğitimini Antalya'da tamamlayan Osman Yüksel; felsefe okumayı çok arzulamış, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğ-rafya Fakültesi Felsefe Bölümü'ne kaydolmuştur. Aile ve çevresinin İslâm'a olan yakınlığı vesilesiyle küçük yaşlarda; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yûnus Emre ve Mehmed Akif gibi mutasavvıf, şair ve mütefekkirler-den etkilenmiş olan Osman Yüksel; «Batılı filozofları üniversite yıllarında tanımış; varlık, yokluk, insan ve kâinatla ilgili soruları kendisine bu dönemde sormuş-tur. Ancak felsefeyi ve batılı filozofları tanıdıktan sonra; ne Rousseau'nun vicdan ve hürriyetinin ne Spinoza'nın panteizminin ne Nietzsche'nin ihtiraslarının ne de Bergson'un hayat dolu felsefesinin, kendini Mevlânâ ve Yûnus Emre kadar tatmin edemediğini söylemiştir.>>>
Üniversite son sınıf öğrencisi iken; 1944 Ma-yıs'ında meydana gelen talebe olaylarına karıştığı ge-
rekçesiyle tutuklanmış, bir süre Hüseyin Nihal ATSIZ ile beraber hapis yatmıştır. Yapılan tahkikat netice sinde masum olduğu anlaşılınca beraat etmiş, lakin üniversite eğitimini tamamlamak için yaptığı başvu ru reddedilince, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL'e hitaben yazdığı;
Yüksek makamın alçak vekiline» ifadeleri ile başlayıp; «Beni tuttuğum yoldan Yücel değil ecel gelse döndüremez!... ifadeleriyle sona eren dilekçesi sebe-biyle tekrar tutuklanmıştır. Bu dönem için anlatılır ki;
"Necip Fazıl, Nazım Hikmet ve Osman Yüksel aynı koğuşta yatmaktadır. Necip Fazıl dertlidir; bir oraya, bir buraya volta atar; sigara üstüne sigara ya kar. Serdengeçti gayet neşelidir. Nazım ise her rast geldiğine komünizmi anlatır, durur.
Bir gün yine Nazım karşısındakine komünizmi anlatırken Serdengeçti yanına yaklaşıp;
-Üstat, bu komünizm nedir?» diye sorunca;
Nazım kendinden gayet emin bir şekilde;
-Elini sol cebime at.» der. Serdengeçti hemen atar. Nazım der ki:
<-Ne buldun?»
-İki tane yirmi beş kuruş.»
Nazım;
<<-Birini al!» der, Serdengeçti alır. Nazım gururla;
<<-İşte komünizm bu!» cevabını verir.
Bir gün Nazım'a elli lira gelir; Serdengeçti sor-madan hemen elini Nazım'ın cebine atar ve yarısını almak ister. Nazım hemen müdahale eder;
<<-Hop, hop. Ne oluyor?» diyerek çıkışır.
Serdengeçti;
-Üstat, yarısı benim değil miydi?» deyince Nazım;
<<-O kadar da uzun boylu değil!» karşılığını verir.
Serdengeçti taşı gediğine koyar:
<<-İşte, komünizm dedikleri yirmi beş kuruşluk bir şeymiş.»"
Modernizme, batılılaşmaya, materyalizme karşı olan Osman Yüksel; tek parti döneminin bu yöndeki uygulamalarına şiddetle karşı çıkmıştır. 1947 sene-sinde; İslâm'ı, Türk milliyetini, tarihi ve gelenekleri savunmak adına, kapağına;
<<Allah'a, Millete, Vatana Koşanların Dergisi» iba-resini yazdığı «Serdengeçti Dergisini çıkarmaya baş-ladı. Derginin ilk yıllarında; tek başına, vesâyet rejimi ve kurmaylarıyla mücadele ettiği için halk tarafından, mânâsı; kendini fedâ etmekten çekinmeyen kimse, ölüm eri, fedâi olan; «Serdengeçti» ismiyle özdeşleş-tirilmiş, sonrasında kendisi de bu ismi, soyadı olarak
almıştır. Mücadeleci özelliğinin yanında; yardımlaş-mayı, tabiati, sade yaşamayı seven Osman Yüksel siir ve denemelerinde çoğunlukla vatan, millet, din, ah-jak, gelenek, tarih ve tabiat konularını işlemiştir. Ser-dengeçti namına uygun nazmı ile Türk milletinin ih-tiyaç duyduğu idealist nesle şöyle sesleniyor;
Sinesinde birleşsin sağa sola sapanlar, Kahrolsun Hak dururken zorbalara tapanlar! Çık, nerdesin, zuhur et! Biz seni bekliyoruz. Yıllardır yollarında yorgun emekliyoruz...
Düşüncelerini açıkça ifade etmekten kaçınmamış; espri ve mizah yeteneğini kullanarak karikatürize et-tiği olay, uygulama ve düşünceleri eleştirmiştir. 1952'de Bağrı Yanık adında tek sayfalık mizah gazetesi de çı-karmaya başlamışsa da ilk sayıdan kapatılmıştır. Ser-dengeçti Dergisi'nde 1950'den sonra Ali Fuat BAŞGİL, Necip Fazıl, Mehmet KAPLAN, İsmail Hâmi DANİŞ-MEND, Peyami SAFA gibi isimlerin de makaleleri yer almıştır. Osman Yüksel; yazdıklarından dolayı sıklıkla tutuklanmış, Serdengeçti Dergisi de birçok defa topla-tılmıştır, bu sebeple 1962 yılına kadar toplam 33 sayı çı-karabilmiştir. Ayrıca Serdengeçti Neşriyatı adı altında milli ve mânevî ağırlıklı 30'dan fazla eser yayınlamıştır.
Osman Yüksel SERDENGEÇTİ; 1965 senesinde, Adâlet Partisi'nden Antalya milletvekili olarak mecli-se girmiştir. Esprili ve eleştirici üslûbuyla tanınan Ser-dengeçti, meclisin döner kapılarını görünce;
"Döneklik buranın kapısında başlıyor!" demişti. Kısa sürede eleştirilerinden kendi partisi de nasibini almaya başladı. Adâlet Partisi iktidara gelince geniş bir af çıkarmıştı. Bu afla kātiller, cânîler, hırsızlar hepsi affedildi, serbest bırakıldı. Serdengeçti'nin sözleriyle;
"Yalnız Allah yolunda olanları; «Allah!» dedikle-ri için yallah hapishaneleri boylayanları o nur gibi in-sanları, îmanlı üniversite gençlerini affetmedik. Daha doğrusu affedilmediler. Ben de bu din kardeşlerimi af-fetmeyenleri affetmedim. Onları; millet de, Allah da af-fetmeyecektir." Parti yöneticilerine yaptığı bu eleştiriler sebebiyle, kısa sürede Adâlet Partisi'nden ihraç edildi.
Serdengeçti'nin hissiyatında Ayasofya'nın ay-rı bir yeri vardır. Daha öncesinde «Ayasofya Dâvâsı» adlı bir kitap yazmış bu sebeple tutuklanmıştır. 1968 senesinde hâlen mebus iken milliyetçi ve muhafa-
zakar kimlikle oluşmuş olmasına rağmen meclisin Ayasofya'nın yeniden cami olmasına yönelik herhan gi bir çalışma yapmamasına mână veremez ve radyo dan Ayasofya'ya şöyle seslenir;
"Ey İslamın núru, Türkluğün gururu Ayasofya. Şe refelerinde fetihin, Fatih'ın şerefi ışıl ışıl yanan muhteşem mabed... Neden böyle bir hoş, neden böyle bomboşsun?... Hani minarelerinden göklere yükselen, tå måverädan gelen ezanlar... Hani o ilahi devir, ilahi nizamlar...
Ayasofya ses vermiyor, Ayasofya bir hoş, Ayasofya bomboş... Hani nerde, şu muhteşem minberde, binlerce erin ve gazinin baş koyduğu şu temiz yerde, şimdi han-gi kirli ayaklar dolaşıyor?
Ayasofya, Ayasofya, seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?
Hani nerde, gönüllerden kubbelere, kubbelerden gönüllere akan Kur'an sesleri? Kur'an sesleri dindiril-miş... Müslümanlar sindirilmiş... Allah, Muhammed, Hulefă-i Râşidin'in, bu din ulularının levhaları kubbe-lerden yerlere indirilmiş...
Ayasofya, Ayasofya, seni bu hâle koyan kim? Seni çırılçıplak soyan kim?"
Siyasi hayatı boyunca nev'i şahsına münhasır hâlleri devam etmiş, milletvekilliği yaptığı dönemde kravat takmadığı için çok sayıda uyarı almıştır. Uya-rıları dikkate almayınca genel kurula girişi yasaklan-mıştır. Bu kez beline bağladığı kravat ile içeri girmiş, yakasına takması gerektiğini söyleyenlere ise;
"-Kanunda nereye takılacağı belli değil, istedi-ğim gibi takarım!" cevabını vermiştir. AP sonrasın-da başka bir partiden aday olmuş ise de kendisinin deyimiyle;
<<Sekiz defa mahpus, bir defa mebus» olabilmiştir.
1970'lerden itibaren siyasetten uzaklaşmış, Yeni İstanbul gazetesinde «Selâm» başlığı altında günlük fık-ralar yazmıştır. Serdengeçti nâmıyla bir döneme müh-rünü vuran Osman Yüksel, ömrünü son demlerinde yakalandığı parkinson hastalığının, üzerindeki etkisini;
"-Bir zamanlar Türkiye'yi karıştırıyordum. Şimdi bir bardak çayı karıştıramıyorum." ifadesiyle anlatır. 10 Kasım 1983'te vefat etmiştir. Kabri Ankara'da Ce-beci Asrî Mezarlığı'ndadır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 258 1 Ashabım için bir hatadır vaki olur. Allah (z.c.hz)'leri onların Benimle olan alakasından dolayı kendilerini mağfiret eder. Hz. Muhammed İbni Hanefiyye (r.a.) 258 2 Kıyametin önü sıra öyle günler olur ki, ilim kaldırılır. Cehil iner ve hercümerç ve ölüm çoğalır. Hz. İbni Mes'ud (r.a.) 258 3 Sizinle beni Esfer arasında sulh olur. Sonra onlar, muahedeyi bozarlar ve on iki bin kişilik, seksen fırkalık bir kuvvetle üzerinize yürürler. (Amik ovası hadisesi) Hz. Avf İbni Malik (r.a.) 258 4 Dört fitne olacak: Kan mübah kılınacak, Kan ve mal mübah olacak, Kan, mal ve ırz mübah kılınacak ve dördüncüsü ise deccal fitnesi olacaktır. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.) 258 5 Deccalin önü sıra hud'alı seneler olur ki; yağmur çok yağar, fakat nebat az our. Sadıkler tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur. Denildi ki: "Ya Resulallah, Rüveybiza nedir?" Buyurdu ki, Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir. Hz. Avf İbni Malik (r.a.) 258 6 İnsanlar arasında ihtilaf ve tefrika olacak. Şu ve arkadaşları Hak üzerinde olacaklar. (Hz. Aliyi kastedierek) Hz. Kaab İbni Ucre (r.a.) 258 7 Altı hal vardır ki onlar vaki olduğunda ölümü temenni edebilirsiniz: Sefihlerin beyliği, Hükmün para ile satılması, Kanın istihlaf edilmesi, Zaptiyenin çoğalması, Akrabalığın kesilmesi, Kur'an-ı Kerim'i eğlence yapanların çoğalması ve Onun musiki yerine dinlenilmesi. Öyle ki, adamı mihraba, nağme dinlemek için geçirirler. Halbuki o adamın fıkıhtan haberi bile yoktur. İşte bu durumlarda ölümü istemekte haklı olursunuz. Hz . Abis el Gıfari (r.a.) 258 8 İlimde, birbirinize nâsih olun ve birbirinizden bir şey gizlemeyin. Zira, ilimde hiyanet, malda hiyanetten eşeddir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 258 9 Lohusa kadın kırk gece bekler. Bundan önce temizlik görürse, temiz hükmü giyer. Kırk gün geçerse özürlü addedilir. Yıkanır ve namaza devam eder. Kan fazla gelirse, her namaza bir abdest alır. Hz. İbni Amr (r.anhüma) 258 10 Gökten yardım, zahmete göre, ve sabır da musibete göre iner. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 258 11 Kadın, şu dört şeyi için nikahlanır: Malı, Asaleti, Güzelliği ve Dini. Elin toprak olası, sen din sahibine bak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 258 12 Olanca kuvvetinizle temizlenin. Zira Allah (z.c.hz)'leri islamiyeti nezafet üzere tesis etmiştir. Ve Cennete ancak nazif girer. Hz Ebu Hureyre (r.a
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 76 1 Çocuklarınızın ilk sözü "Lâ ilâhe illallah" olsun. Ölümlerinde de "Lâ ilâhe illallah"ı telkin edin. Böyle olursa bin sene de yaşasa, Allah ondan bir günah sormaz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 76 2 Beni İsrail 71 fırkaya ayrıldı. Ümmetim bundan bir fazladır. Onların içinde dini akılları ile ölçen kimseler kadar zararlısı yoktur. Neticesi, Allah'ın helâl ettiğini haram, haram ettiğini de helâl etmek olur. Hz. Avf İbni Malik (r.a.) 76 3 Din kardeşinin kabına kovandan su boşaltmak sadakatır. Emri bil maruf ve nehyi anil münker yapmak, din kardeşine iltifat etmek, yoldan taş vs. kaldırmak, kılavuzluk etmek de bir sadakadır. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 76 4 Aleni selâm verin, yemek yedirin ve Allah'ın emrettiği gibi kardeş olun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 76 5 Müslümanın en efdali, kendisinin elinen ve dilinden herkesin salim olduğu müslüman, Mü'mini kâmil olanı da ahlâkça iyi olan, namazın efdali kıyamı uzun olan, sadakanın efdali ise eli kısa olanın verdiği sadakadır. Hz. Câbir (r.a.) 76 6 Amellerin en efdali mü'min kardeşinin içine sevinç sokmak, onun borcunu ödemek veya yemek yedirmektir. (ekmek de olsa.) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 76 7 İmanın en efdali; Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek, lisanını Allah'ın yâdında çalıştırmak, kendine hoş geleni başkasına da hoş görmek, istemediğini de başkası için de istememeketir. Ya hayır söyle, ya sus. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.) 76 8 İmanın efdali sabır ve semahattir.(Asıl sabır ilk sadmede yutmak. Acı hapı yuttun bir şey yok. Semahat musameha, hakkının bir kısmını verebilmek.) Hz. Ubeyd İbni Amir (r.a.) 76 9 İmanın efdali, nerede olursan ol, Allah'ın seninle beraber olduğunu bilmekliğindir. Hz. Ubâde İbni Samit (r.a.) 76 10 Arz kıt'alarının efdali, mescidlerdir. Cami ehlinin de en efdali, ilk girib, son çıkandır. İlk cemaate gelen ilk müslüman olan gibidir. Hz. Suheyb (r.a.) 76 11 Cihadın efdali, zalim amir veya hükümdarın önünde hakkı söylemektir. Hz. Ebû Said (r.a.) 76 12 Cihadın efdali, adamın kendi nefsi ve hevası ile mücadelesidir. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 76 13 Faziletlerin efdali, seni yoklamayanı yoklamak, seni mahrum edene vermek, sana kötü muamele edene af ile muamele etmektir.(Üçünde de tecelli eden şey, kükrediği zamanda nefsine karşı gelmektir.) Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)
Cihadın efdali, zalim amir veya hükümdarın önünde hakkı söylemektir. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 76 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel8 Haziran 2025 22:09 Deccalin önü sıra hud'alı seneler olur ki; yağmur çok yağar, fakat nebat az our. Sadıkler tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur. Denildi ki: "Ya Resulallah, Rüveybiza nedir?" Buyurdu ki, Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir. Ravi: Hz. Avf İbni Malik (r.a.) Sayfa: 258 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
cevahir-i nüfus جواهر نفوس : kişi denilen cevher-ler, (mec.) en değerli varlık olan insanlar
cevahir-i servet جواهر ثروت : servet cevherleri; (mec.) yüksek değerli nimetler
cevahir-i tevhidiye جواهر توحيديه : tevhid cev-herleri, (mec.) Allah'ın (c.c.) birliğini belirten kutsal isim ve sıfatlar
cevami جوامع : toplu ve birlikte bulunanlar
cevami-ül kelim جوامع الكلم : özlüsözler, az ke-lime ile çok mânâlar ifade eden sözler, özde-yişler (veciz sözler)
cevanib جوانب : canibler, yanlar, taraflar
cevanib-i saire جوانب سائره : diğer taraflar
cevarih جوارح : vücut organları (el,ayak vs.(
cevasis جواسيس : casuslar, gizli bilgiler elde et-meye çalışanlar
cevasis-i fünun جواسيس فنون:ilim denilen câ-suslar, (mec.) tabiat olaylarının bağlı olduğu (gizli) kanun ve düzenleri araştırıp keşfetme-ye (bulmaya) çanlışan ilimler
Cevat Rıfat Atilhan جواد رفعت آتیلخان : )İstanbul 1892-1968) Siyonizm ve masonluğun zarar ve tehlikelerini görüp bu konuda belgelere da-yanarak 72 eser ve 15 bin kadar yazı ve ma-kale yayınlamış olan asker kökenli bir yazar. (bkz. Siyonizm, masonluk) İstanbul Harbiye Okulu'nu bitirdikten sonra (1912), 1923 yılı-na kadar on bir yıllık gençlik yılları, hep cep-helerde ve savaş içinde geçti. Hayatının kalan yıllarını, her türlü imkânsızlıklara rağmen Siyonizm ve masonlukla mücadeleye adadı. Zaman zaman da hapishanelere girdi, çıktı. Fakat hiç yılmadı ve sürekli aynı dâvâ uğruna yazılar yazdı. Gençleri bilgilendirmeye ve giz-li düşmanları tanıtmaya çalıştı. Cevat Rıfat Bey'in babası Hasan Rıfat Paşa, Osmanlı Dev-leti zamanında Şam valiliği yapmıştı. Dedesi Hurşit Paşa, Bosna-Hersek Beyi idi. Cevat Rıfat Bey, Harb Okulu'nu bitirince ilk askeri görevi, o yıllarda Arnavutluk'ta çıkan isyan ve kargaşayı bastırmak üzere hazırlanan bir-liklere katılmak oldu. Daha sonra çıkan I. ve II. Balkan Savaşları'na (1912-1913) katıldı. Bu savaşlarda Bulgarlar Edirne'yi almışlardı. Edirne kuşatmasında esir düştü ve hayatının iki yılını esirlikte geçirdi. Barış anlaşmasın-dan sonra İstanbul'a döndü. Bu sefer 1914'de başlayan I. Dünya Savaşı'nda, İngiliz kuvvet-
lerine karşı savaşmak uzere yuzbaşı rütbesi ile Sina ve Filistin cephelerinde görev aldı n'in Osmanlı Kendi sorumluluk bölgesinde, Ingilizlerin lehinde casusluk yapan bir kısım Siyonist Ya hudilerle mücadele etti. Siyonizm'inst Ya Devleti için ne derece tehlikeli olduğunu bu rada yaşayarak öğrendi. Bu cephede faaliyet gösteren Siyonist Yahudi casuslarından yaka. ladıklarının bir kısmını Merce meydanında kurşuna dizdirdi. Bu olay Siyonist çevrelerde hiç unutulmadı. Cevat Rifat Bey, savaştan sonra bu casusluk olaylarını kitaplaştırdı ve "Sina cephesinde Yahudi Casusları" adıyla ya yımladı. Bu eseri, hemen hemen butun Baty dillerine çevrilmiştir. İngilizlerle yapılan Sina ve Filistin cephesindeki savaşlara gönullu Si-yonist Yahudilerden kurulu bir tabur, İngiliz birliklerinin safında Osmanlı ordusuna karşı savaşmıştır. Osmanlı Devleti, dört yıl suren I. Dünya Savaşı sonunda, müttefikleri olan Almanya, Avusturya- Macaristan ve Bulga ristan'ın yenilgiyi kabul edip ayrı ayrı ateşkes anlaşmalarını yapıp savaştan çekilmeleri uze-rine, Mondros Ateşkes Anlaşması'nı imzala-yarak savaştan çekilmek zorunda kaldı (30. Ekim.1918). Bu anlaşmadan sonra düşman devletler, Anadolu'nun çeşitli bölgelerini iş-gale başladılar. Bunun üzerine Anadolu'da direniş hareketleri başladı. Cevat Rıfat Bey de Anadolu'yu geçerek Zonguldak ve çevre-sinde sivilleri örgütledi ve bir diren direniş cephesi kurdu. On iki bin kişilik milis (sivil) kuvvetle-rinin komutanı olarak bu bölgeyi Fransızlara karşı korudu. Fransızlar kömür işletmelerin-deki firmalarının haklarını korumak bahane-si ile Zonguldak ve Ereğli'yi işgal etmişlerdi. Cevat Rıfat Bey bunların ileri harekâtını dur-durdu. Bölgeyi güvenlik altına aldı. Bölgeden Anadolu'daki kurtuluş hareketine silah, cep-hane ve takviye kuvvetlerin güvenlik içinde geçmesini sağladı. Bu milis kuvvetlerin bir bölümü I. ve II. İnönü savaşlarına da katıl-mıştır. Cevat Rıfat Bey, on bir yıl süren askeri hizmet yılları içinde 19 madalya aldı. Dört yıl süren Kurtuluş Savaşı'ndan sonra asker-lik görevinden ayrıldı. Kalan ömründe ba-sın-yayın yolu ile mücadelesine devam etti.
Siyonist ve mason çevreler bu yayınlara karşı çeşitli tedbirler aldılar. Fakat durduramadı-lar. Yayımladığı 72 eser arasında, Sina Cep-hesinde Yahudi Casusları, Farmasonluğun Yırtılan Maskesi, İslâmı Saran Tehlike: Siyo-nizm, İstiklâl Harbinde Sarıklı Kahramanlar (71.eseri), Menemen Hadisesinin İç Yüzü,
Bütün Açıklığı ile İnönü Savaşları ve Hakiki Kahramanlar (72.eseri), Tarih Önünde ve lim İşığında 31 Mart Faciası, Gizli Devlet vb. eserler de vardır. Cevat Rıfat Atilhan, basın
yolu ile bir davaya hizmetin şart, ama yeterli olmadığına, siyaset yolu ile de mücadelenin gerekliliğine inanıyordu. 1950'de Demokrat Parti seçim yolu ile iktidara gelmiş, CHP ağır bir yenilgiye uğramıştı. Halk bu seçimde de-mokrasiden yana oy kullanmıştı. Artık tek parti diktatörlüğü dönemi bitmiş, Türkiye demokrasiye ayak basmıştı. İthal ve sözde bir demokrasi değil, kaynağını halk iradesinden alan bir demokrasiye ihtiyaç vardı. Halkın mânevi değerlerini devre dışı bırakan, halk iradesine gereği gibi değer vermeyen, halk-tan kopuk bir demokrasi, göstermelik bir de-mokrasi olurdu. Bu düşünce ile 1951'de İslâm Demokrat Partisi'ni kurdu. Parti yayın organı olarak Büyük Cihad'ı çıkardı. Fakat parti, bir sene sonra Cemiyetler Kanunu'nun 33.mad-desi gerekçe gösterilerek kapatıldı. Bu olay, o zamanlar Türkiyede demokrasi yolunun her-kese açık olmadığını göstermiş oldu. Cevat Rıfat Atilhan, Siyonizm ve Batı emperyalizmi karşısında İslâm dünyasının birliğini savun-du. Onun antisiyonist yayınları ve İslâm bir-liği konusundaki çabaları, İslâm ülkelerinde takdirle karşılandı. 1964 yılında Somali'nin başkenti Mogadişu'da toplanan İslâm Devlet-leri Kongresi'ne Cevat Rıfat Atılhan da davet edilmiş ve kongrenin yürütme kurulu baş-kanlığına seçilmişti. Amerika'da yayınlanan bazı Siyonist yayınlar, Cevat Rıfat Atilhan'ı "Ortadoğu'nun Hitleri" olarak tanıtmışlar-dır. Bu satırların yazarı olan ben, (Bekir Sami Sağbaş) 4.Şubat.1967 cumartesi günü saba-hı Antakya'daki 12 1.Jandarma Er Eğitim Alayı'nda Cevat Bey'in ölümünü bir Yahudi yedek subay olan ve Alay'ın kantin subaylı-ğını yapan İsak Bey'den öğrendim. İsak Bey, onun ölümünü kantinde, kahvaltı saatinde, o zamanlarda tek yayın organı olan devlet radyosunun öğle haberinden saatlerce önce, sevinçli bir haber olarak duyurdu. Bu ölüme niçin bu kadar sevindiğini kendisine sordum. Istanbul'daki Yahudi Cemaatinin onun yayın-larından öteden beri rahatsızlık duyduğunu, bu yayınları durdurmanın çarelerini aradı-ğını, bunlar arasında yayınları durdurması Karşılığında önemli bir miktar para teklifin-de bulunduklarını, fakat kısa aralar dışın-da yayınlarını durduramadıklarını söyleyip "Nihayet artık ondan kurtulduk" dedi. Saat
on üçte bu ölüm haberi, devlet radyosundan duyuruldu. Böylece Yahudi yedek subayın, birkaç saat önce verdiği haber doğrulanmış oldu. Sonradan öğrendiğime göre İstanbul Yahudi Cemaati, Cevat Rıfat Atilhan'ın eser-lerinin yayın hakkını, mirasçılarından dolay-lı ve hileli bir yoldan satın almış, böylece bu eserlerin tekrar basılmasını engellemiştir. O zamandan sonra bu eserlerin tekrar basıldı-ğını görmedik. Hem kendisinin hem de eser-lerinin unutulması bu yolla sağlanmış oldu. (Rahmetullahi aleyhi.)
cevher 1: جوهر.kıymetli taş, mücevher 2.bir şeyin özü, esası, temeli, dayanağı 3.temel madde (atom) 4.(fels.) başka bir varlığa da-yanmadan kendi başına var olan ve varlıkta kalan (varlığını sürdüren) [Bu tarifin, yaratıl-mış varlıklar için kullanılması İslâm'a uygun değildir. Allah'ın (c.c.) Kayyum ismi, var-lıkların her an ve sürekli olarak Allah (c.c.) tarafından yaratılmakta olduklarını, her an Allah'a (c.c.) muhtaç olduklarını ve böylece varlıklarını devam ettirdiklerini, ayakta kal-dıklarını ifade eder. (bkz.Kayyum, Samed)
cevher-i âlî (y( جوهر عاليه : yüksek cevher, (Kur'an hakkında mec.) değeri çok yüksek Kur'an hakikati
cevher-i âlî ve gali جوهر عالی و غالی : üstün (ali( ve değerli (gâlî) cevher, (akıl hakkında mec.)
üstün ve değer biçilemez güç ve yetenek
cevher-i âliye-yi mukaddese جوهر عاليه مقدسه değeri ço yüksek kutsal cevher, (İslâm Birliği hakkında mec.) İslâm dünyasının düşman-larına karşı varlığını koruyabilmesi için çok
tir. Daha sonra Ingilizler burayı işgal etmişler, fakat Mecelle'yi meriyyetten kaldırmayıp, kendi hukuki mevzuatları ile karışık ola-rak tatbikine devam etmişlerdir. İşin daha dikkati çeken tarafı; İsrail müstakil idareye kavuştuktan sonra da Mecelle'yi tamamen meriyyetten uzaklaştırmamıştır. Hatta o kadar gariptir ki, temeli Islam Hukuku olan Mecelle bugün, dünyada müslüman devletlerde değil de Israil'de daha çok tesirini muhafaza etmektedir. Meselâ İsrail Devleti tarafından negredilmiş olan bir kitaptan elde ettiğimiz malumat bize bu mevzuda resmi deliller temin etmektedir. Kitabın giriş kısmında bugünkü İsrail hukukçularının Osmanlı Hukuk sis-temini ve bilhassa Mecelle'yi iyi bilmelerinin icab ettiğine temas edil-mekte, Osmanlı hukukunun ve Mecelle'nin bir çok dava ve meselelerde kendisine baş vurulması icab eden âmir hükümler taşıdığı ifade edilmektedir. Bunu takiben bugünkü mer'î İsrail kanunî mevzuatında bulunan bazı Mecelle maddeleri zikr olunmaktadır". Bunlardan ba-zıları şunlardır:
1. «Hakk-ı mürür, åharın mülkünden geçmek hakkıdır.»
(Mecelle, m. 142)
2. Hakk-ı şirb, bir nehirden nasib-i muayyen-i malûmdur.>>>
(Mecelle, m. 143)
3. Tağrir aldatmaktır.>>>
(Mecelle, m. 164)
4. Gabn-1 fahiş, uruzda nısf-ı uşur ve hayvanatta uşur ve akar-da hums mikdarı veya daha ziyade aldanmaktır.>>>
(Mecelle, m. 165)
5. «Kadim odur ki, evvelini bilir kimse olmaya.»
(Mecelle, m. 166)
6. «Muceb-i akdin icrasına mani olur bir özür zuhur ettikde icare münfesih olur.
Meselâ, düğün için bir aşçı isticar olundukta ehad-i zevceyn fevt olsa icare münfesih olur. Kezalik müsterziin vefatiyle icare mün-fesih olmayıp, amma çocuğun yahut süt ananın vefatiyle münfesih olur.>
(Mecelle, m. 443)
1965 senesinde hazırlanmış olan İsrail Ceza Hukuku Kanununda da Mecelle hükümleri kendisini hissettirmektedir. Meselâ: Bugünkü İsrail Ceza Hukukunda yeralan, sanığın suçluluğu isbatlanıncaya
kadar suçsuz gibi gibi kabul edilmesi ve öyle muamele görmesi pren-sibi; Mecelle'nin 8. maddesini teşkil eden: «Berâet-i zimmet asıldır.» kaidesinin ta kendisidir. Aynı şekilde, beyyine külfetinin sanığa de ğil de ithamda bulunan tarafa düşmesi esasının " Mecelle'deki: «Bey-yine müddeî için ve yemin münkir üzerinedir." maddesinden alın-dığına şüphe yoktur". Halbuki bunların kitapta, İngiliz Ceza Hu-kukundan alındığı iddia edilmektedir".
Ayrıca İsrail Aynî Haklar kanunun pek çok hükümlerinin de Mecelle ahkâmını ihtiva ettiğini de aynı resmî kaynaktan öğreni-yoruz".
Mecelle'nin kısmen de olsa hâlen İsrail'de mer'i olmasına kar-şılık; Lübnan 1932, Mısır ve Suriye 1949", Irak ise 1953 senesinde" Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye'yi meriyyetten isim olarak kaldırmışlar, fakat yeniden tedvin ettikleri mevzuatta Mecelle'nin izleri tamamen silinip atılamamıştır".
Hatta 1951'de Ürdün'de Aile Hukuku ve 1953 senesinde Suri-
ye'de Suriye Şahsın Hukuku (Syrian Law Of Personel Status) Os-manlı Aile Hukuku'nun yerini alıncaya kadar yalnız Mecelle değil, diğer bir kısım Osmanlı Hukuk mevzuatı da mer'iyyette idi".
Mecelle, Arnavutluk, Bosna ve Hersek'te de 1928 yılına kadar yürürlükte kalmıştır".
11. Aynı eser, s. 23.
12. Mecelle, m. 76.
13. 1968 senesinde Londra'da bulunduğum müddet zarfında tezímle alakalı ola-rak bazı ilim adamları ile görüşmeler yapmıştım. Bu arada kendisi ile gö-rüştüğüm Londra Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. B. Lewis; İngiliz-ler Filistin (İsrail) i ilhak ettiklerinde Mecelle'nin tatbikatında bir deği-şiklik yapmadıklarını esasen buna lüzum da olmadığını söylemişti. Bu ifa-de ve deliller de bizim fikrimizi teyid etmektedir.
14. İsrail'de Hukuk, s. 23.
15. İsrail'de Hukuk, s. 26.
16. el-Fikh'ul-Islami, I, 11; Intro. To Isl. Law, s. 93; Islamic Surveys II, 152; Islamic Law, 32-33.
17. Intro. To Isl. Law, s. 93.
18. el-Fikh'ul-İslami, I, 13.
19. Aynı eser, I, 110, not 2; Islamic Law, s. 32-33.
Peygamberimiz «Bize mirascı olunmaz. Biz, ne bırakırsak, sadaka-dır!» (1)
«Benim Mirascılarım, bir dinar bile bölüşemezler.
Kadınlarımın nefakasından ve mütevellimin masrafından sonra, ne bırakırsam, sadakadır!» buyurmuştur. (2)
Hz. Aişe'nin ve Sahabilerden bazılarının bildirdiklerine göre: Pey-gamberimiz vefat ettiği zaman, miras olarak ne bir dinar, ne bir dir-hem (3), ne bir davar, ne bir deve (4), ne bir erkek köle, ne bir kadın köle bırakmış (5), ne de (vaslyet edilecek malı bulunmadığı için) bir şey vasiyet etmiştir. (6)
Peygamberimizden kalan, ancak, bindiği beyaz bir katırı ile Allâh yolunda vakf etmiş olduğu bir arazi parçasından (7), bir de, kullandı-ğı silahından ibaretti. (8)
Hatta vefatı sırasında zırh gömleği, bir Yahudîde otuz Sa' arpa karşılığında terhin edilmiş bulunuyordu. (9)
Hz. Ebû Bekir, Halife olunca, Peygamberimizin kime vâdi varsa, alacaklının, gelip alacağını alması için Medine'de nidâ ettirdi ve on-ları, Bahreynden gelen mallardan ödedi.
(1) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 314, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 262, Bu-hari Sahih c. 8, s. 3, Müslim Sahih c. 3, s. 1379, Ebû Davud Sünen c. 3, 5, 139, 145
(2) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 314, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 242, Bu-hari Sahih c. 3, s. 197, c. 8, s. 4, Müslim Sahih c. 3, s. 1382, Ebû Davud -Sünen c. 3, s. 144
(3) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 300, 301, c. 6, s. 135-137, Buhari Sahih c. 5, s. 144, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 900
(4) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Ahmed b. Hanbel İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 900 Müsned c. 6, s. 136-137,
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 316-317, Ahmed b. Hanbel c, 6, s. 137, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 900 Müsned c. 1, s. 300-301,
(6) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Ahmed b. Hanbel Mace Sünen c. 2, s. 900 Müsned c. 6, s. 44, İbn-i
(7) Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 4, s. 279, Buhari - Sahih c. 3, s. 220, c. 5, s. 144 (8) Buhari Sahih c. 4, s. 220, c. 5, s. 144
(9) İbn-i Sa'd. Tabakat c. 2, s. 317, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 300-301, Buharl Sahih c. 3, s. 231
وضحى مقصدك وجه نقطی مشهور ، قاعده در له ، واحد جو غال، تسلسل اور کنید کجه کنید. به برده طور ماز. فقط چوار و کثر اولا نار اتحاد این قوانین، استقرار پیدالید. برنده قالي . داماد گشتم. ديمك محمد عليه الصلاة والسلام خاتم الانبيادر مفهوم مخالفيله التمام ایدر کو اوندی موکره پیغمبر حکمی خاتميتنه خاتم و امضا باصدار.
در رنجي مقصدن وجه انعطاری ) (من قبلك ) وامه سنده افاده ایتدیگی کی، حضرت محمد او ناران خلفيدر. و أولى تماما أو حضرتك لفريدر. بناء عليه، خلفك سلفه عائد وظيفه ي تمامي له اوزرینه آلارم اونك برينه قائم اولمرى، أو حضرتك بتون الظرينه نائب و بتونه اقتامين رسول اولد يغني اقتضا البدر اوت بو قاعده حکمته او يفون فطری به قاعده در زیرا زمانه معاد تدن اول انان عالمنك احتوا ابتديگي احتار، ملتهاي آراسنده مادة ومعناً، استعداداً وتربية بك مختلف وكنين مسافر لر واردى. بونك . بونك ايجوند که، تربيه واحده و دعوت منفرده کافی کامپیوردی وقتا که عالم انسانيت زمان سعادتك شمس سعاد تیله اویاندی. ( و مداوله افطار ایله و عنصه الدينك تركيله و تبدیلیه و قوملوك بربرینه اختلاطلريله) اتحاده میل کوستردی و آرالرنده مناقله و مخابره باشلادی. حتی گره ارحمه به مملکت، بلکه بر ولایت، بلکه بر کوی کی اولدی . ب دعوت و بر نبوت، عموم انساناره في كورولدی.
و تشنجي مقصدك وجه انقظامی ) ( مِنْ قَبْلِكَ ) ده کی (من) ابتدا معنا نی افتاده ایدر ع صم ابتدا ایسه، بر انتهای با قار. انتها، عدم احتياجه دلالت ایدر. اویله ایسه، او حضرت خاتم الانبياد.
و عالم انسانيك باشقه به رسوله احتياجي يوقدر.
مِنْ قَبْلِكَ ] كلمه منك بو به لطائف معكس و مظهر اولمه سنه نظر بلاغتجه دلالت ايدن امواره شو در کر: بوبس ، مقصد، بر پهر کی تو آیتار آلتنده جریان ایتمهای آیند نه آینه انتقال نتیجه سنده ( من قبلك ) موضننده اجتماع التمور. اوت، كام نك سطحنده کورونه بر ترشح، بر پا شاهه، قلم نك التنده موضنك بولوند يفته دلالت وايما ايدر. مع هذا، بو مقصد لوك بیانه آیری آیری ايتار تخصيص ايديال مدر.
bir kaidedir ki, bir vähid çoğalsa, teselsül eder.
Gittikçe gider. Bir yerde durmaz. Fakat çoklar ve kesir olanlar ittihåd etse, kuvvetlenir. İstikrar peyda eder.
Yerinde kalır. Daha değişmez. Demek Muhammed Aleyhissalâtü Ves selâm Hâtemü'l-Enbiya'dır. Mefhúm-u muhälifiyle işmâm eder ki, ondan sonra peygamber gelmez.
Hâtemiyetine hâtem ve imza basar.
Dördüncü maksadın vech-i in'ikası: من قبلك kelime-
sinin ifade ettiği gibi, Hazret-i Muhammed (a) onların halefidir. Ve onlar, tamamen o hazretin (am) selefleridir. Binåenaleyh, halefin selefe âit vazîfeyi tamamıyla üzerine alarak onun yerine käim olması, o hazretin (m) bütün seleflerine näib ve bütün ümmetlerine resûl olduğunu iktizá eder. Evet, bu kaide, hikmete uygun fitri bir kaidedir. Zirá zaman-ı saadetten evvel insan åleminin ihtivä ettiği ümmetler, milletler arasında maddeten ve ma'nen, isti'dâden ve terbiyeten pek muhtelif ve geniş mesafeler vardı. Bunun içindi ki, terbiye-i vâhide ve da'vet-i münferide kâfi gelmiyordu. Vakta ki âlem-i insaniyet zaman-ı saadetin şems-i saadetiyle uyandı. Ve müdâvele-i efkâr ile ve an'anelerinin terkiyle ve tebdiliyle ve kavimlerin birbirine ihtilâtlarıyla ittihâda meyil gösterdi. Ve aralarında münåkale ve muhabere başladı. Hatta küre-i arz bir memleket, belki bir vilâyet, belki bir köy gibi oldu. Bir da'vet ve bir nübüvvet, umum insanlara kâfi görüldü.
Beşinci maksadın vech-i in'ikâsı:
مِنْ قَبْلِكَ 'deki ) مِنْ ( ibtida ma'nâsını ifade eder. İbtidâ ise, bir intihâya bakar. İntihâ, adem-i ihtiyâca delâlet eder. Öyle ise, o hazret (atm), Hâtemü'l-Enbiya'dır. Ve âlem-i insaniyetin başka bir resûle ihtiyacı yoktur.
من قبلك kelimesinin bu beş letâife ma'kes ve mazhar olmasına nazar-ı belâgatçe delâlet eden emare şudur ki: Bu beş maksad, bir nehir gibi şu âyetlerin altında cereyân etmekle, âyetten âyete intikāl neticesinde من قبلك havuzunda ictimâ etmiştir. Evet, kelimenin sathında görünen bir tereşşuh, bir yaşlık, kelimenin altında havuzun bulunduğuna delâlet ve îmå eder. Maahâzâ, bu maksadların beyanına ayrı ayrı âyetler tahsis edilmiştir.
Cennetliklerin defi haceti, vücutlarından misk kokusunu andıran ter olarak atılacaktır."
Mu'teb b. Sümmi'nin: "İman edip salih ameller işleyenlere ne mutlu! Varılacak güzel yurt da onlar içindir"" ayetinin tefsiri hakkında şunları söylediği rivayet edilmiştir:
"TÜBA cennette bir ağaçtır. Cennette bu ağacın gölgesinden fayda-lanmayan hiçbir köşk yoktur. Onun çok çeşitli meyveleri vardır. Üzerine melez develer büyüklüğünde kuşlar konar. Cennetliklerden birinin canı kuş yemek istediğinde hemen o kuş tabağına gelir. Onu bir tarafından ye-meye başladığında o tarafı kızarmış olarak yemişse diğer tarafını kebap olarak yer. Sonra tekrar kuş olup uçar, gider."
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyur-muştur:
"Ümmetimden cennete ilk girecek olan grup ayın on dördündeki görüntüsüne benzerler. Onlardan sonra cennete girecek olanlar ise, en parlak yıldızı andırırlar. Daha sonrakiler de derecelerine göredir. Orada büyük abdest ve küçük abdest bozma yoktur. Tükürme ve balgam çıkar-ma da yoktur. Tarakları altın, tütsüleri öd ağacı kokuları ise misktir. On-ların görüntüleri tek tiptir. O da boyu altmış arşın olan ataları Hz. Adem'in şeklidir."
İbn Abbas (ra)'tan rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle bu-yurdu:
"Cennet ehli parlak yüzlüdürler. Saç, kaş ve kirpiklerinden başka tüyleri yoktur. Yani koltuk altları kasıkları tüysüzdür. Boyları Hz. Adem gibi altmış arşındır. Hz. İsa gibi otuz üç yaşındadırlar. Beyaz tenlidirler, üstlerinde yeşil elbiseler vardır."
Cennetliklerden biri sofraya oturduğunda bir kuş gelip şöyle der:
"Ey Allah dostu! Ben selsebil pınarından su içtim ve arşın altındaki cennet bahçelerinde beslendim, ayrıca çok çeşitli meyvelerle gıdalandım, beni yiyebilirsin. Bu kuşun bir yanı pişmiş diğer yanı ise kızarmıştır. Ondan dilediği kadar yer. Allah'ın veli kullarının üstünde her biri farklı renkte olan yetmiş çeşit elbise vardır. Parmaklarında da on farklı yüzük vardır.
"Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılr. Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Ve kendilerine 'siz orada ebedi kalacaksınız' denilir."4
Sekizinci yüzükte şu yılıdır: Siz peygamberlere ve sıddiklara arkadaş oldunuz.
Dokuzuncu yüzükteki yazı şöyledir: Siz hiç ihtiyarlamayacak, hep genç kalacaksınız.
Onuncu yüzükte şu yazı bulunur: Siz komşularına zarar vermeyecek olan kimselerin yanına yerleştirildiniz."5
Fakih diyor ki:
Bu güzellikleri elde etmek isteyen kimsenin şu beş şeye devem etmesi gerekir:
1. Bütün günahlardan uzak durması gerekir. Nitekim bu hususta Al-lah (cc) şöyle buyurmuştur: "Rabbinin makamından korkan ve nefsini
vesilesi sayılmıştı. Hilfu'l-Fudül, nın dahi övünç kaynağı olmus in (asm) de yer aldığı Hilful Fadol ta hareket o kadar etkiliydi ki, ona üye olmak iftihar sadece üyelerinin değil, nesiller boyu torunları-nustu.
TARINTE BUGUN
1918-Beduzzaman
Said Nursi Varşova, Berlin, Viyana üzerinden İstanbul'a geldi.
1953 - Mısır'ın
bağımsızlığına kavuşması.
KURBAN BAYRAMI
3. GÜN
18
SALI
TUESDAY
HAZİRAN
JUNE
AYET
Allah sukreden kullarını
hakkıyla bilir ve
mükafatlarını verir.
Bakara Suresi: 158
BİR HADİS
Önceden gönderilen peygamberlerden biri sadece kendi kavmine gönderilirken ben bütün insanlığa gönderildim.
Buharî, Teyemmüm: 1
Her şey gibi, elbette gençliğin dahi lezzetleri gidecek.
Her şeyi O yaratmıştır; her şeyi hakkıyla bilen de Odur.
(En'am: 101)
BİR HADİS
Takvalı, şüphenin sınırında durup içine girmeyendir.
(C. Sağîr, No: 3844)
Ey ehl-i imân! Bu müthiş düşmanlarınıza karşı zırhınız, Kur'ân tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem'in (asm) Sünnet-i Seniyyesidir. Ve silahınız, istiâze ve istiğfar ve hıfz-ı İlâhiyeye ilticadır. Lem'alar
getirilmesini istemesinin sebebi şahsi menia değildir. Bu noktada dahi ümmetini düşünmek. tedir. Çünkü makamı yükseldikçe ümmetinden daha çok kimseye ve daha çok sayıda günahla rına şefaat edebilecektir. Bu duaları yapan Peygamber Efendimize (asm) salavat getiren kimse bir bakıma kendisi için dua etmiş olmak tadır.
Yine sadece Peygamberimize verilen Kevser Havuzu ise, çok büyük bir havuzdur. Suyu tath berrak ve ferahlatıcıdır. Mü'min kullar bu sudan içecekler, Mahşer meydanının hararetini onunla gidereceklerdir. Kâfirler ve günahkâr kullar ise bu nimetten mahrum kalacaklar, hararet ve ter içerisinde kıvranıp duracaklardır.
***
Enes (ra) rivayet ediyor ki:
Resulullah (asm) bir gün mescitte iken hafif bir uyku kestirmesi yaptı, sonra gülerek başını kaldırdı. Kendisine, "Ey Allah'ın Resulü, niçin gülüyorsunuz?" diye sorulunca, "Bana az önce şu süre nazil oldu" deyip besmele çekti, sonuna kadar Kevser Suresini okudu: "Bismillahirrah-manirrahîm! Ey Muhammed! Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı sanı orta-dan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir"
(Kevser Suresi: 1-3) Resulullah kıraati tamamla-yinca sordu: "Kevser'in ne olduğunu biliyor mu-sunuz?"
Biz, "Allah ve Resulü bilir" dedik. Resulullah (asm) açıkladı: "Bu bir nehirdir, Rabbim onu bana vaadetmiştir, O nehir üzerinde pek çok ha-yırlar var. Bu bir havuzdur da. Kıyamet Günü ümmetim onun başında (su içmek üzere) topla-nacak. Bu havuzdaki maşrapalar gökteki yıldız-lar kadar çoktur. Derken içlerinden bir kul çıka-rılıp atılacak. Ben müdahale edip, 'Ey Rabbim (onu niye atıyorsun) o benim ümmetimdendir?' diyeceğim. Ancak Cenab-ı Hak, 'Bunlar senden sonra ne bid'atler işlediler senin haberin yok.' di-yecek."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 884.
***
Güzel ve kötü ahlâk sahipleri
Cabir (ra) rivayet ediyor:
"Bana en sevgili olanınız, Kıyamet Günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ah-lakça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, Kıyamet Günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğaz-lar ve yüksekten atanlardır."
habul etmeleri ve simf farklılıklarıma, kast re mine karşı çıkmaları ve insanların eşitliğini abul etmeleri sebebiyle de Brahmanizm ve Audiom'in bir mezhebi de olamaz. Buna göre Sih dini demek daha doğru olur. (bkz. Na nak)
honist سونیست Siyonizm akımı taraftarı ance Filistin'de bağımsız bir İsrail (Yahudi) Avleti kurulmasını, sonra yeryüzünde Yahu ideallerinin gerçekleşmesini savunan
syonizm پیونیزم Kudüs'teki Siyon dağının
amdan dolayı "Siyonculuk mananasında, retilmiş bir terim, siyasi ve dini bir düşünce akami. Siyonizmin amacı, önce Filistin'de ba-siz bir İsrail (Yahudi) devletini kurmak, na Yahudiliğin ideallerini adım adım ger ekleştirmektır. Siyonist düşüncenin önderi Theodor Herzl, Siyonizm'i sistemli bir şek ie soktu. "Yahudi Devleti" adlı eserini yazdı (1895). Dünya Yahudi temsilcilerinin katıl-1. Siyonist Kongresi'ni topladı (1897). Bundan sonra kongre toplantıları tekrarlan-à ve Yahudi Devleti'nin gerçekleşmesi için hazırlanan planlar uygulanmaya başladı. Syonizm'in en büyük destekçileri masonlar nmuştur. (bkz. masonluk) Masonluğu kulla-nan Siyonizm, başta İngiltere ve Amerika'nın re diğer Avrupa devletlerinin desteğini ka-sanmaya çalıştı. Eskiden beri Avrupa'da halk, Fahudilere karşı idi. Geçen yüzyılda ekono-mi basın-yayın ve politik alanda güçlenen Yahudiliğe karşı Batı'lı siyaset adamlarının Syonizmi desteklemesinin iki önemli nedeni vardı: Birincisi, Orta Doğu'da İslâm dünya-ve bölgenin doğal kaynaklarını denetim altına alabilmek için İsrail'i üs olarak kullan-mak, ikincisi, İsrail devletinin kurulmasıyla Avrupa'da istenmeyen Yahudi nüfusun gö-ime yol açmak. Siyonistlerin göçü, 19. yy. da belirgin bir hal almaya başladı. Yirminci zyılın başında bir Siyonist heyet, Sultan II. Abdülhamid'in huzuruna çıkarak, Osmanlı Devleti'nin tüm iç ve dış borçlarını ödeme karlığı, Filistin'den toprak istemiştir. Ab-hamid Han, Siyonistlerin bu isteklerini besin bir dille red etmiştir. Bundan sonra Si-mistler, mason localarını kullanarak Abdül-hamid'in tahttan indirilmesinde önemli rol mışlardır. Sultan Abdülhamid'den böylece hem intikan almış, hem de, Filistin toprak-Marina sahip olmalarına en büyük bir engeli urtadan kaldırmış oluyorlardı. Siyonistler,
I. Dünya Savaşı'nda İngilizler'in yanında yer aldılar. Filistin cephesinde İngilizler lehinde casusluk hizmetini de yürüttüler. (bkz. "Fi-listin Cephesi'nde Yahudi Casusları"-Cevat Rıfat Atılhan). Osmanlı Devleti parçalandık-tan sonra Siyonistler, Filistin'de Yahudi Dev-leti'nin kurulması yolundaki çalışmalarını hızlandırdılar. Birleşmiş Milletler'in ilk şekli olan Milletler Cemiyeti, Filistin'de Yahudi Devleti'nin kurulmasına zemin hazırlamak üzere, Filistin'in İngiltere mandasına (hima-yesine) verilmesine karar verdi (1922). Hit-ler'in Almanya'da iktidara gelmesinden sonra Yahudilerle ilgili izlediği ırkçılık ve temizleme politikası, Yahudiler'in Almanya'dan ve diğer Avrupa ülkelerinden Filistin'e göçünü hızlan-dırdı. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler, Filistin'de bir Yahudi Devleti ku-rulmasına karar verdi (1947). Kurulan İsrail devleti İngiltere ve bilhassa Amerika Birleşik Devletlerin'den siyasî büyük destek gördü. Bu destek hålen devam etmektedir. Amerika en büyük ekonomik ve siyasî desteği İsrail'e vermektedir. İsrail'in, Araplarla ve Filistin Müslüman halkı ile devam eden çatışmaları süresince uyguladığı katliamlar, insan hak-ları ihlalleri, yayılma ve işgal hareketleri se-bebiyle Birleşmiş Milletler'de İsrail aleyhinde alınan bütün kararları A. B. D. sürekli veto etmektedir. Son zamanlarda İsrail'in Filistin halkına karşı uyguladığı katlian ve yıkımlar, tam bir insanlık faciası şeklini almıştır. Si-yonizm'in en büyük hedeflerinden biri, Tev-rat'ta geçen "Vaad Edilen Topraklar""da yani, Nil nehrinden Fırat nehrine kadar uzanan topraklarda Büyük İsrail Devletini kurmak-tır. Bunun gerçekleşmesi imkânına iki engel, Suriye ve Irak devletleridir. İsrail, A. B. D. 'yi de harekete geçirip bu iki engeli bir şekilde ortadan kaldırmanın peşindedir. Amerika da, bu vesile ile, Orta Doğu'nun petrol kay-naklarını ele geçirmiş ve Orta Doğu İslâm ül-kelerini denetim altına almış olacaktır. Yirmi birinci yüzyılın başında, 2003 yılının ilk ay-ları, Irak'ın Amerika ve İngiltere tarafından işgali hazırlıklarının bütün hızıyla devam ettiği aylar olmuştur. Kısaca, başta Amerika ve İngilere, Siyonist ideallerinin gerçekleşme-sinde en büyük desteği vermektedir. Çünkü bu iki devletin Orta Doğu'daki menfaatleri ve emelleri ile Siyonizm idealleri birbiriyle uyuş-
kötü arzulardan uzaklaştıran için şüphesiz cennet yegâne bary naktır."
-2. Dünyada aza kanaat etmelidir. Nitekim bir hadiste bu durum şöy le ifade edilmiştir: "Cenneti kazanmanın yolu dünya nimetlerinden uzak durmaktan geçer."
3. Allah'a ibadet etme konusunda aşırı istekli olmalı, yaptığı her iba. detin günahlarının bağışlanmasına leceğini ümit etmelidir. ve cenneti kazanmasına sebep olabi
"Onlar cennet ehlidir. Yaptıklarına karşılık olarak orada ebedi kalacaklardır."3 Şüphe yok ki, cennetlikler elde ettikleri bu nimetleri ibadetlere düşkün olmaları sebebiyle kazanmışlardır.
4. Allah'ın salih kullarını sevmeli ve onlarla oturup kalkmalı, onlara yakın olmaya çalışmalıdır. Çünkü bu değerli kişilerin hem arkadaşlarına hem de din kardeşlerine şefaat etme imkânı olacaktır. Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"Kardeşlerinizi çoğaltın. Zira kıyamet günü her kesin kardeşine şefa-at etme hakkı olacaktır."4
5. Çokça dua etmelidir. Allah'tan kendisine cenneti nasip etmesini istemeli ve son nefesini Müslüman olarak verebilmek için ona yakar-malıdır.
Hukema'dan biri şöyle demiştir:
Sevap kazanma imkânı varken dünyaya meyletmek cahilliktir. Ahi-rette sevap kazandıracağını bile bile amel etme gayreti içinde olmamak acizliktir.
Cennetteki rahatlığı, sadece dünyada iken rahatını terk edenler ya-kalayabilir. Oranın zenginliğini de ancak dünyanın zenginliğinden vaz-geçip az ile yetinmeyi bilenler elde edebilirler.
Şöyle bir olay anlatılır:
Allah'ın zahit kullarından biri sadece sebze ile hayatını devam ettiriyor, ekmek ve tuz kullanmıyordu.
Biri ona sordu:
Niçin sadece sebze yiyorsun da ekmek v.b katık yemiyorsun?
Şu cevabı verdi:
Ben dünyayı cennete hazırlık için kullanıyorum, sen ise, çöplüğe hazırlık için kullanıyorsun. Demek istiyor ki; temiz gıdaları yiyip sonra onları pisliğe dönüştürüyorsun. Ben ise ibadet edebilme gücünü elde ede-yim diye yiyorum. Böylece cenneti kazanmayı umuyorum.
İbrahim b. Edhem hakkında şu olay anlatılmıştır:
Bir keresinde o hamama girmek istemiş, hamamın sahibi ona engel olmuş ve buraya ücretsiz giremezsin demişti.
Bunun üzerine Ibrahim b. Edhem ağlamaya başlayıp şöyle demiş:
"Allah'ım! Şeytanların evine bile ücret ödemeden giremediğime göre Peygamberlerin ve sıddikların evine (cennete) bedel ödemeden nasıl gire-bilirim".
Bazı Peygamberlere şöyle vahyedildiği rivayet edilmiştir:
"Ey Ademoğlu cehennemi pahalıya satın alıyorsun da ucuz olan cen-neti almıyorsun."
Bunun açıklaması şöyledir:
Günahkâr bir kişi kendisi gibi günahkarlara ziyafet verir ve bu uğur-da servetini harcar yine de bu yaptığı kendisine az görünür. İşte bu kimse harcadığı çok miktardaki para ile cehennemi satın almış olur. Yine bu kişi Allah rızası için fakirleri doyurmak üzere birkaç lira harcasa bu paragözü-ne çok gözükür. Halbuki bu az para onu cennete götürecek bir harca-madır.
Ebu Hazim'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Şayet cennete girmek için bir kimsenin dünyada sevdiği şeylerin ta-mamını terk etmesi gerekseydi, cennete girmenin yanında bu basit kalırdı. Cehennemden kurtulmak için de dünyada hoşlanmadığı şeylerin tama
وَ الْآخِرَةِ هُمْ يُوفُونَ ) بوليت شده انار در هشون اثباتی هنده فیه قرآن ده فهم ایگر و باشتر بر - الرده تفصيلاته ذکر ایندیگم [ اون برهانك ] خلاصه منه بوراده اشارت ایده جاگز
شویله که:
قصد و اراده در طوغایه به نظام الحمل واردر و خلقت و یا رادیل شده نام به حکمت حکم فر مار عالمده عبث يوم. فطر نده اسراف يوم. بو شاهداری ترکیه اید نه استقرای تا مدر که هر فن موضوعی بولوند يفي نوعك نظامنه بر شاهد عاد لدر. وكذا، يوم و . يوم و سنه و ساده کی هر نوعده نوعی بر قیامت مکرره واردر و كذا، بشردہ کی استعداد، قیامته بر رمزد. و كذا، بشرن غیر متناهی میل و امالهادی، قیامتی ایستی. و كذا، صانع حكمك رحمت خزينه سندن محل صرفی، آنچه قیامت و مرور. وكذا، صدمه واما نتكلم معروف رسول اكرم عليه الصلاة والسلام صراحتاً اعلام ايدييور. وكذا، قرآن معجز البيان ( وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطوَارًا) (وَمَا رَبُّكَ بِظَلام العبيد) ايتام يله و بواتي ارك امثالي له حشرك وقوعی قطعیت له اثبات ایدیور. ایشته نام اونه بالغ اولان شاهد لي، سعادت ابديه نك آنا ختاری اولوب، او جنتك قابولرینی آچار لی.
( برنجی برهان) اون كائنات، سعادت ابديه لي انتاج ایتمه سر، عقلارى حيرتده براقان الأنانده كورونه البارز ، انا مكمل تو نظام الداتيجي، ضعيف بر صورتدن عبارت قالير. وبتون معنويات و علاقه لى، رابطه الرو نسبتاء هي هدا اولور . او بله آیه او نظامه نظام او له می انجه و انجه سعادت ابديه في انتاج انتظام اولور یعنی او نظامرہ کی معنویات و نکتہ کی آنجہ عالم آخرنده سب المنه جكور . يوقسه بتون معنويات سونى، رابطه لركسيهاي نسبتهار طارم طاغينيق اولور. نظام ده تر اتقوا اولور . حالبوكر او نظامده بولونان قوت، بتون قوتهم او نظامت بر هوا ایدیا میر جاگنی
اعلان الديور.
اینچی برهان) هر بر نوعده، هر بر فرده حکمتاره، مصر اختاره رعایت ایدن و عنایت از لیدن تمثالى اولان حكمت نامه، سعادت ابديه نك وكلمني تبشیر ایر بود. چون که عکس حالده، به اهتانه اقرار و تصدیقه ای دیگری شود امتداری و شوخانه ای اظهارات من لازم امیر چونه او فائده لری او حكم تارك، أو مصالحت امرك هر بريسم، ضدینه انقلاب ایدرلر بو حال اینه سقطه در.
وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ Bu ayet, haşre işarettir. Haşrin isbatı hakkında feyz-i Kur'ândan fehmettiğim ve başka bir risålede tafsilatıyla zikrettiğim "On Burhân"in hulasasına burada işaret edeceğiz.
Şöyle ki:
Kasıd ve irådeden doğan bir nizam-ı ekmel vardır. Ve hilkat ve yaratılışta tam bir hikmet hüküm-fermådır. Ålemde abes yok. Fitratta israf yok. Bu şâhidleri tezkiye eden istikrâ-yı tâmdır ki, her fen, mevzuu bulunduğu nev'in nizamına bir şâhid-i ádildir. Ve keză, yevm ve sene vesaire gibi her nev'de, nev'i bir kıyamet-i mükerrere vardır. Ve kezå, beşerdeki isti dåd, kıyamete bir remizdir. Ve kezå, beşerin gayr-i mütenâhî meyil ve emelleri, kıyameti ister. Ve kezå, Sani'-i Hakim'in rahmet hazinesinin mahall-i sarfı, ancak kıyâmet ve haşirdir. Ve kezå, sıdk ve emânetle ma'rûf Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm sarâhaten i'lân ediyor. Ve kezȧ, Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyân. وقد تلقكة المواراً
ayetleriyle ve bu ayetlerin وَمَا رَبُّكَ بظلام للعبيد
emsâliyle haşrin vukūunu kat'iyetle isbat ediyor. İşte tam ona bâliğ olan şâhidler, saadet-i ebediyenin anahtarı olup, o cennetin kapılarını açarlar.
Birinci Burhân: Evet, kâinât, saadet-i ebediyeyi intâc etmese, akılları hayrette bırakan käinâtta görünen en båriz, en mükemmel şu nizâm, aldatıcı, zayıf bir suretten ibåret kalır. Ve bütün ma'neviyât ve alâkalar, râbıtalar ve nisbetler hep hebå olur. Öyle ise o nizâmın nizâm olması, ancak ve ancak saadet-i ebediyeyi intâc etmekle olur. Yani o nizâmdaki ma'neviyat ve nükteler, ancak âlem-i âhirette sünbüllenecektir. Yoksa bütün ma'neviyât söner, råbıtalar kesilir. Nisbetler darmadağınık olur.
Nizâm da berhevâ olur. Halbuki o nizâmda bulunan kuvvet, bütün kuvvetiyle o nizâmın berhevâ edilmeyeceğini i'lån ediyor.
İkinci Burhân: Her bir nev'de, her bir ferdde hik-metlere, maslahatlara riâyet eden ve inâyet-i ezeliyenin timsâli olan hikmet-i tâmme, saadet-i ebediyenin gelmesini tebşîr ediyor. Çünki aksi halde, bedâhetle ikrår ve tasdik ettiğimiz şu hikmetleri ve şu fâideleri inkâr etmemiz lâzım gelir. Çünki o fâidelerin, o hikmetlerin, o maslahatların her birisi, zıddına inkılâb ederler. Bu hâl ise safsatadır.
Peygamberimiz, hicretin altıncı yılında Hudeybiye Umresinde ba-şının saçını, Hıraş b. Ümeyye b. Fadl'ul'Huzâî'ye kazıttı. (1)
Hıraş, Peygamberimizin başının kazımış olduğu saçlarını, yanı başlarındaki yeşil Semüre ağacının üzerine attı.
Ümmü Umâre'nin bildirdiğine göre halk, ağacın başından o saç ları alıp bölüştüler.
Ümmü Umâre de, halkın aralarına sokulup onlardan bir demet te, kendisi almış, vefâtına kadar yanında bulunmuş ve hastalar, şifa için, suyu ile yıkanmıştır. (2)
Eshab'dan Mâmer b. Abdullah der ki «Resûlullâh Aleyhisselâm (Vedâ Haccında) Mina'da Kurbanı kestiği zaman, kendisini tıraş et-
memi, bana emir buyurdu. (3) Ustura bıçağını alıp başucuna dikildim.
Yüzüme baktı ve bana (Ey Mâmer! Resûlullâh Aleyhisselâm, ku-lağının yumuşağından itibaren başını, elinde usturan olduğu halde, sana teslim etti!) buyurdu.
(Vallâhi, yâ Resûlallah! Hiç şüphesiz, bu vazife, bana Allâh tara-fından ihsan buyrulan bir nîmettir!) dedim.
Resûlullah Aleyhisselâm (Evet! Öyledir!) buyurdu.
Sonra, Resûlullâhın başını tıraş etim.» (4)
Müslümanlar, Peygamberimizin kesilen saçından almak için ha-zırlanmışlardı. (5)
Peygamberimiz, sağ tarafına, elile işaret ederek «Şurayı, all» bu-yurdu. (6)
Berber, Peygamberimizin başının sağ tarafının saçını kesti. (7)
(1) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 3, s. 333, Vâkıdî Megazi c. 2, s. 616, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 98, İbn-i Haldun Tarih c. 2, ks. 2, s. 35
(2) Vakıdi Megazi c. 2, s. 615
3) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 400, Heysemf ( Mecmauzzevaid c. 3, s. 261
(4) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 400, Heysemî Mecmauzzevaid c. 3, s. 261, İbn-i Kayyım Zadülmaad c. 1, s. 279, İbn-i Hacer El'isâbe c. 3, s. 449
(5) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1108
(6) Müslim Sahih c. 2, s. 947
(7) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1108, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 111, Müslim Sahih c. 2, s. 947
Sonra, berbere sol tarafını uzattı. «Tıraş etlə buyurdu.
Berber, orayı da, tıraş edince, Peygamberimiz, Ebû Talha'ya, sol tarafının saçını da, verip «Halk arasında bölüştür!» buyurdu. (10)
Peygamberimiz, başını tıraş ettirdiği zaman, saçından ilk alan, Ebû Talha oldu. (11)
Sahabiler, Peygamberimizin kesilen saçını yere düşürmemek için, çevresini sarmışlar (12), saçının bir tek telini bile, ellerinin İçinden yere düşürmemişlerdi. (13)
Peygamberimizin alnının saçı tıraş edildiği zaman, Halid b. Velid «Yå Resûlallah! Alnının saçını bana ver!
Hiç kimseyi, bu hususta bana tercih etmel Anam, babam, Sana fedâ olsun!» diyerek yalvardı,
Saçlar, kendisine verilince, Halid b. Velid, onu, gözlerine sürdü ve Kalensüvesinin (Külahının) ön kısmına yerleştirdi.
Hz. Ebû Bekir «Halid b. Velid'in Uhud'de, Hendek'te, Hudeybiye'-de ve karşılaştığımız her savaş yerinde bize yaptıklarını gözümün önü-ne getirdim, bir de, Kurban günü Resûlullah Aleyhisselâmın başını tı-raş ettirirken Ona (Yâ Resûlallah! Alın saçını bana ver! Bu hususta hiç kimseyi bana tercih etme babam, anam Sana fedâ olsun!) diye-rek yalvarışına ve Resûlullah Aleyhisselâmın alın saçını alınca, on-ları gözlerine sürüşüne baktım da hayrette kaldım. demiştir.
Hâlid b. Velid'in karşılaşıp ta, bu mübarek saç sâyesinde yenilgi-ye uğratmadığı düşman topluluğu yoktu. (14)
Nitekim, Hâlid b. Velid «Ben, onu hangi tarafa yönelttimse, ora-
sı, feth olundu!» demiştir. (15)
Hâlid b. Velid'in, Yemâme savaşında başından düşen kalensüvesi-nin üzerine son derecede düşmesini ve bu uğurda tehlikeyi göze al-masını hoş görmeyen Eshaba «Ben, bunu, kalensüvenin kıymetinden dolayı yapmayorum.
Fakat, onun içinde Peygamber Aleyhisselâmın saçı bulunduğu İçin, müşriklerin ellerine düşmesini istemiyorum! demiştir. (16)
(8) Müslim Sahih c. 2, s. 948
(9) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1108, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 111, Müslim-Sahih c. 2, п. 948
10) Müslim Sahih e. 2, s. 948, Bağavi Mesabihussünne c. 1, s. 130 (
(11) Buharl Sahih c. 1, s. 51
(12) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 181
(13) Ahmed b. Hanbel'den naklen Ebülfida Sire c. 4, s. 378
Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye Medenî Hukukun şumulüne giren; Şahsın Hukuku, Aile Hukuku, Miras, Ayni Haklar ve Borçlar Hu-kuku'ndan yalnız son ikisini ihtiva ediyordu. Eksik kalan kısımlar ise, daha önce Mecelle Esbab-1 Mucibe Mazbatasında geçtiği üzere davalara bakan hakimler tarafından fıkıh kitaplarına müracaat sû-retiyle ikmal edilecekti.
Zamanla tatbikatta zorluklar ortaya çıktı ve Meclis-i Meb'usan yeni bir Mecelle Cemiyeti teşkili ile eksik kalan kısımların tamam-lanmasına ve ta'dili icab eden maddelerin değiştirilmesine karar ver-di. Böyle bir çalışma; Medenî Kanun çalışması demekti. Bu mevzuda o gün başlıca şu üç fikir üzerinde duruluyordu: 1. Diğer mezhep-lerin görüşlerinden itsifade etmek suretiyle Mecelle tevsi edilmeli. 2. Gerek şark ve gerekse garb hukukundan memleketimizin şartla-rına ve bünyesine uygun iktibaslar yapılmak suretiyle bir Medenî Kanun vücuda getirmeli. 3. Bu mukayeseli iktibası yapabilecek mü-tehassis elemanlarımız yoktur. Bu sebeple münasip bir Garp Medenî Kanununu terceme etmek suretiyle olduğu gibi almalıdır".
Bu üç fikirden birincisi ile ikinci benimsenerek bu işi tahakkuk ettirmek üzere muhtelif tarihlerde çeşitli komisyonlar teşkil edildi. Teşkil sırasına göre bu komisyonlar şunlardır:
a) KANUN-U MEDENİ ve HUKUK-U AİLE KOMİSYONU
Komisyonu teşkil eden zevat:
Reis: Mehmed Necmeddin Bey (Kastamonu Meb'usu ve sabık Adliye Nazırı)
Aza: Ebu'l-ûlâ Bey (Sabık Meşîhat-ı ulyâ Müsteşarı)
>: Sadeddin Bey (Şuray-1 Devlet Tanzimat Dairesi Reisi)
Mustafa Şeref Bey (Ziraat ve Ticaret Nezareti Müste-şarı)
Mustafa Fevzi Efendi (Saruhan Meb'usu)
>:
Muammer Raşid Bey (Şarki Karahisar Meb'usu)
Yusuf Ziya Bey (Ticaret-i Bahriyye Mahkemesi Reisi) Müşavir aza: Dr. (İsim yok) (Hukuk Fakültesi Muallimi)
Katib: (İsim yok) Efendi (Umûr-u Hukûkiyye Müdür Muâvini)
: Mişon Efendi (Hukuk Fakültesi Muallimi) "
Komisyon ilk toplantısını 9 Mayıs 1332 (9 Mayıs 1916) de Ad-liye Nezaretinde yaptı. Adliye Nazır vekili Halil Bey bu toplantıda yaptığı konuşmada; Mecelle'deki eksiklere dikkati çekti.
Komisyon çalışmalarında takib edilecek esaslar şöylece tesbit edildi: 1. Maksadın temini için ahkâm-ı fıkhıyyeden olduğu gibi, ya-bancı milletlerin hukukundan da istifade edilecek. 2. Kanun madde-lerinin lisanı sade, ifadeleri açık olacak. 3. Müzakereler esnasında ihtilaf olursa ekseriyetin reyi kabul edilecek. Eşitlik varsa reisin il-tizam ettiği rey kabul edilecek. 4. Hakk-ı huzûr olarak her toplantı için reise 200, azalara 150 kuruş verilecek".
Komisyon 30 Temmuz 1332 (20 Temmuz 1916) de reis Necmed-din Bey'in başkanlığında Adliye Nezareti binasında yaptığı toplan-tıda; hazırlanacak kanun layihalarının istinad edeceği esasları mü-zakere etti. Bu esasların tesbit ve hazırlanması için; Seyyid Bey'in riyaseti altında, Ebu'l-ûlâ, Seyyid Haşim, Abdurrahman Münib ve Muammer Raşîd beylerden müteşekkil bir tali komisyon kuruldu".
Bu komisyonun çalışmalarına muvazi olarak, diğer komisyon âile hukuku üzerinde çalışıyordu. Buna dair fıkıh esaslarından mül-hem bir proje hazırlandı ve Hukuk-u Aile Kararnamesi ismiyle 25 Ekim 1917'de meriyyete kondu. Erkeğin mutlak boşanma hakkına ve çok evliliğe bazı kayıtlar koyan, müslümanların haricinde hristi-yan ve yahudilerin de evlenme hukukunu tanzime çalışan bu karar-name 19 Haziran 1919'da mütarekeden sonra İstanbul Hükümeti tarafından meriyetten kaldırıldı ".
b) MECELLE TADİL KOMİSYONU
Bu komisyon Kitab'ul-Buyu'dan başlayarak Mecelle'de yer alan mevzulara aid eksikleri, aid oldukları bab ve fasıllara, tekmile tar-
1278) «Müslüman, müslümanın kardeşidir. Zulüm edemez ve -za-lime bırakamaz..
Her kim, kardeşinin işinde olursa; Allah da onun işinde olur.. Her kim, müslümandan bir sıkıntıyı defederse; Aliah-ü Taâlâ kıyamet gününün sıkıntılarından birini ondan alır..
Her kim, müslüman kardeşinin -aybını kapatırsa; Allah-ü Taâlâ da kıyamet günü onun -aybmı kapatır..>>>
**
Kıyamet günü her halimiz açık olacak.. Bir yandan da güneş inecek; beyinleri kaynatacak..
** *
Bu hallerden kurtulmak için, müslüman kardeşlerimizin işlerine ko-şalım.
İmamlar bu Hadis-i Şerifin sıhhatında müttefiktir.
değerinde cevher (kıymetli taş, mücevher), )insan hakkında mec.) dünyada en değerli ve en üstün varlık olan insan ve insandaki ye
tenekler cevher-i ferd جوهر فرد : temel madde, zerre,
atom cevher-l ferid جوهر فريد : eşi ve benzeri olma yan cevher, (insan hakkında mec.) dünyada en üstün ve güzel yaradılışlı olan varlık cevher-i hayat جوهر حیات : hayat cevheri, (mec.)
hayatın temeli, dayanağı (ruh)
cevher-i hakikat جوهر حقیقت : hakikat denilen cevher, (mec.) cevher gibi değerli ve üstün olan hakikat, doğru bilgi
cevher-i imani جوهر ایمانی : iman cevheri, dinin
temeli olan iman (inanç)
cevher-i insaniyet جوهر إنسانيت : insanlık cev-heri, insanı insan yapan en güzel ve yüksek yaradılış özelliği
cevher-i Kur'an جوهر قرآن : Kur'an denilen cevher, (mec.) paha biçilemez değerde olan Kur'an
cevher-i nurani جوهر نورانی : nurlu cevher: 1. (İslâm hakkında mec.) İslâm'ın getirdiği, insanlığı aydınlatıcı üstün hakikatler 2.(akıl hakkında mec.) gerçekleri anlama, bilme ve araştırıp bulma yeteneği olan akıl
cevher-i ruh جوهر روح : ruh cevheri, ruh deni len öz ve hayatın temeli
cevher-i şerlat جوهر شریعت : seriat cevheri, (mec.) çok üstün ve eşsiz değere sahip İslâm
dini
cevher-i tevhid جوهر توحید : tevhid cevheri, (mec.) çok üstün değere sahip Allah'ın (c.c.) birliğine iman (inanç) hakikati
cevher-i yegane جوهر یگانه : esi bulunmaz mü-
cevher, (insan hakkında mec.) çok üstün güç ve yeteneklerle donatılmış olan, en güzel ve en üstün yaradılışlı varlık
cevher-i ziyalı جوهر ضیالی : klicevher; (mec.) akıl ve gönülleri aydınlatan hakikat, yani doğru bilgi
ğerinde
cevher-baha جوهربها : cevher (mücevher) de-
cevherci جوهر جی : mücevherci, kıymetli taşlar-dan anlayan ve alış-verişini yapan kimse
cevhere جوهره : tek cevher
cevheri(ye( جوهریه : esas temel, oz) olana ait ceviz جريز : ceviz ağacının meyvesi
cevizi Hindi جوز هندی : Hindistan cevizi
cevsen جوشن : zırh
Cevsen: "Cevsen-ul Kebir" adını taşıyan dua ve münacaat kitabının kısa adı. Cevsen koruyucu zırh anlamına gelen bir kelimedir
Cevşen-ül Kebir جوشن الكبير : "Koruyucu Büyük Zırh" mânâsına gelen dua ve münacaat kita bı. Her bölümü onar cümleli yüz bölümdür. Çoğu Kur'an'da geçen Allah'ın (c.c.) mubarek isimleri ve sıfatları ile zikir ve tefekkür ki tabı, Kur'an'daki zikirlerin bir özeti gibidir. Hz. Peygamber'in (a.s.m.) dua ve münacaatı olarak günümüze kadar gelmiştir. Savaş'ta Cebrail Aleyhisselâm'ın "zırhını çıkar, bu duayı oku" dediği rivayet olunur. Onun için "Koruyucu Büyük Zırh" (Cevşen-ül Kebir) adı ile bilinmektedir.
cev (v( 1 : جز.feza, uzay, gök boşluğu 2. atmos-fer, Dünya'yı saran hava tabakası
cevv-i feza 1 : جو فضاءatmosfer, Dünya'yı sa-ran hava tabakası 2.uzay boşluğu
cevv-i hava جز هوا : hava tabakası, atmosfer
cevv-i sema 1 : جو سماء.hava tabakası, atmosfer
2.uzay boşluğu
Cevvad (Cevad( جواد : co comert, çok ve bol iyilik ve ikram sahibi; Allah'ın (c.c.) bir ismi
Cevad جواد : bkz.Cevad(
Cevad Kerim جواد كريم : Cevvad ve Kerim; ikramı, bağışı ve bağışlayıcılığı çok olan (Kerîm) ve çok cömert, karşılıksız iyiliklerde bulunan, ni'met ve ihsanı çok olan (Cevad)
(Allah c.c.)
cevvad-ı melik جواد ملك : comert ve iyilik sever hükümdar; (mec.) kullarına karşı çok cömert ve iyiliklerde bulunan kâinatın tek sahibi ve
yöneticisi (Allah c.c.)
Cevvad-ı Mutlak جواد مطلق : sınırsız cömertlik ve iyilik sahibi (Allah c.c.)
cevvadane جوادانه : çok ve bol iyilik ve ikram sahibine yaraşır tarzda
cevval (e( جواله : .cok hareketli, çok canlı 2.çok çalışkan
cevvalane جز الانه : cok hareketli ve canlı şekilde
Nurrahman'dır. El-Mugni adını taşıyan Auran tefsirinin sahibidir. Hanbeli Mezhebi-ne alt fikih sahasında ve tarihle ilgili önemli leri vardır.
eval جوزى Kayyim'el Cevzi, ed-Dimaski, al-Hanbeli) (hi.691-751;mi.1292-1350) Cev-lakabiyle anılan başka alimler bulunduğu banen birbirine karıştırılmaktadır. Ağa-Abdurrahman da, İbn-i Kayyum'el Cevzi larak tanınmaktadır. İbn-i Kayyim'el Cezvi, Sumida doğdu. İlk öğrenimini babasından ktan sonra çeşitli alimlerden dersler aldı.
Arab dili ve edebiyatı, fıkıh, kelâm, hadis öğ rendi. Onun en önde tuttuğu hocası, o devrin en ankü Hanbeli Mezhebi alimlerinden İbn-i Feymiye'dir. Yazdığı eserlerinde başka alim-leri tenkit ettiği halde İbn-i Teymiyeyi ten-lit etmez. Aksine onun fikirlerini savunur. Akah (Islam hukuku) ve fikhın temelleri (fi-kah usulu) konusunda, "İlâmü'l Muvakkı'in". "et-Turuki'l Hükmiye fi's-Siyaseti'ş-Şer'iye", "Ahkamu Ehli'z-Zımme" gibi eserleri; tefsir konusunda "et-Tibyan fi Aksam'il Kur'an", Emsálü'l Kur'an", Beda'ï'u'l-Fevä'id", "Tef-sirü'l Fâtiha" gibi eserleri; hadis konusunda "Tehzíbü Muhtasar-ı Sünen-i Ebû Dâvûd","el Menar gibi eserleri; akaid (İslam'ın temel inançları) konusunda "el-Kasidetü'n-Nüniy-je", "es-Sava'iku'l Münezzele åle'l Cehmiy-ye ve'l Muâttıla", "Hadil Ervah", "er-Rûh", "Miftahu Dâris-Saade" gibi eserleri, ahlâk ve tasavvuf konularında "Medâricü's- Sälikin", "Igasetü'l-Lehfân" gibi eserleri vardır.
'İbn-i Teymiye'nin Ehl-i sünnete uymayan bir çok görüşleri vardır.
Günümüzde bu İbni Teymiye ve İbni Kayyı-mel-Cevzi gibi alimlerden etkilenen ve onun ifrat görüşleri ile hareket eden düşence akım-lan da vardır. Bunların başında Vehhabilik akımı gelir ki bunların en ziyade öne çıkar-dıkları fikirler, tasavvuf mesleğini bütünü ile inkar ve tevessülü, yani makbul zatları vesile ederek dua etmeyi şirk saymalarıdır. Bunun dışında Kur'an ve sünnet içinde geçen mü-teşabih olan ayet ve hadisleri, teşbih (Allah'ı mahlukata benzetme) ve tecsime (Allah'ı cisimleştirme) kaçan yorumları, sarhoşun yaptıklarından mesul olmayacağı, mezhep ve meşrepleri inkar, ifrat ve yanlış fikirleri için-dedir." (S.Risale)
ceyb 1 : جيب.organ veya dokular arasındaki boş-luk (sinüs) 2.cep 3.yaka
ceyb-i kalb جيب قلب : kalbin bir köşesi (mec.( aklın bir köşesi
ceylan جيلان : cift tırnaklı, boynuzlu, çok hızlı ko-şan, gözlerinin güzelliği ile tanınan, eski-den derisi kağıt yerine kullanılan, güzel ve zarif, memeli bir hayvan
Ceylân (Ceylân Çalışkan( )1929-1963( جیلان : Abdülkadir Ceylan Çalışkan 1929 yılında, Emirdağ'da dünyaya geldi. Babası, Üstad Be-diüzzaman'ın "Çalışkanlar Hanedanı" olarak yâdettiği ailenin bir üyesi olan Mehmed Ça-lışkan idi.
1944'ün yaz sonlarında Emirdağ'a gelen Be-diüzzaman'a bütün Çalışkan ailesi yardım ve hizmete koştu. Küçük yaşta Bediüzzaman'a hem månevî bir evlat, hem de talebe oldu. 1948 yılında Afyon Hapsine girenler arasın-daydı. Lähikalarda adı geçen Ceylân Çalışkan hakkında Bediüzzaman'ın övgü dolu sözleri yer alır. "Ceylan kabiliyetli bir genç. Dünya işini de yapar, âhiret işini de. Fakat onu dün-yaya vermeyeceğim" diyen Bediüzzaman bir gün ona, "Ceylan, senin hayatın uhrevidir. Eğer dünyevi olsa pek azdır!" demişti.
Ceylan Çalışkan 1963'de henüz 34 yaşınday-ken, İstanbul'da bir trafik kazası sonucu vefat etti. (Rahmetullahi Aleyh)
ces : 1.asker 2.ordu 3.askerî birlik
ceza جزع : ümitsizlik, üzüntü ve sabırsızlıkla
ağlayıp sızlanma
ceza 1 : جزا.karşılık 2. suç ve günah işleyenlere karşı pişman edici, acı verici veya uslandırıcı uygulama 3. (dlb.) şart cümlesinin ikinci kıs-mi
ceza-i amel جزاء عمل : yapılan işin veya davra-
nışın karşılığı
ceza-üş şart جزاء الشرط : )db) bir şart cüm-esinde (...) ise, (...se) ekinden sonra gelen zümlecik, şarta bağlı olarak çıkan sonuç. [ör-nek: "tembellik edersen zarar edersin" cüm-esi bir şart cümlesidir, (...se) eki şart eki ve ou ekten önce gelen "tembellik eder..." sözü sarta bağlı iş (fi'l-üş şart), (...se) ekinden son-"a gelen "zarar edersin" sözü, şarta bağlı olan sonuç (ceza-üş şart) olur.]
ezaen جزاء : ceza olarak
ezaevi جزا أوى : hükümlü ve tutukluların kal-
lıkları yer, hapishane
cezakellahu min hayrin kesirin جزاك اللهُ مِنْ خَيْر كثير : "Allah (c.c.) onlara çok hayırlı karşılık ve
-1937-Hatay Devleti'nin bağımsızlığı, TBMM'de onaylandı.
1992-Bediüzzamanın talebelerinden Av. Bekir Berk'in vefatı.
HAZİRAN
14
CUMARTESİ
18 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 1 HAZİRAN 1441
HIZIR: 40
BAR AYTET
Gecenin bir böllümünde ve yıldızların batışının ardında da Onu tesbih et
(Tur: 49)
BİR HADİS
Allimlerin mürekkebi şehitlerin kanı ile tartılmış ve ağır gelmiştir.
(C. Sağir, No: 3835)
Kur'ân hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeriattir, hem sâdırlara şifâ, mü'minlere hüdâ ve rahmettir. Mesnevî-i Nûriye
(Cemaatte bulunan bazıları), "Ey Allah'ın Re-sulü! Yüksekten atanlar kimlerdir?" diye sordu.
lar.
"Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan) kim selerdir!" cevabını verdi.
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 1676,
***
Muhammed (asm) ümmetinin azabı
Ebu Mûsa el-Eş'arî'den (ra) rivayetle:
Şu ümmetim merhamete nail olmuştur. Ahi-rette azap görmeyecektir. Onun azabı ancak dünyada ağır imtihanlar, zelzeleler, öldürülme ler ve musibetler şeklinde verilir.
Ebu Davud, Fiten: 7; Müsned, 4: 410, 418.
***
Bu hadis, mü'minlerin günahlarının cezasını büyük ölçüde ahirete gitmeden çektiklerini, çekeceklerini göstermektedir.
Günahsız kul olmaz. Ama Allah, sonsuz mer-hametiyle, tövbe ettikleri takdirde kullarını affe-der. Ayrıca mü'minin günahlarını affettirmeye birçok vesileler doğar. Hastalıklar, belâlar sabre-dildiği takdirde günahları bir bir siler, süpürür-ler. Öyle ki mü'min ayağına batan bir dikenin acısından dahi sevap kazanır.
Sonra mü'min ölüm acısı çeker. Bu da bir kısım günahlarına kefaret olur. Eğer biraz güna-hı daha kalmışsa kabirde azap çeker. Sonra mahşer gününün sıkıntılarıyla da bir kısım günahları affolur. Son durağa kadar günahları-nın cezasını büyük ölçüde çeker. Şayet bütün bunlara rağmen günahı kalmışsa, ancak o zaman Cehenneme girer. Orada günah kir ve paslarından arınır ve Cennete lâyık hale gelir.
90
Öyleyse mü'min dünyada maruz kaldığı belâ ve felâketler karşısında yıkılmamalı, sabır ve tevekkülle karşılamalı, manen kazanç sağlaya-cağını düşünmelidir. Şu hadis de müjde verici-dir:
"Allah bir kulunun iyiliğini dilediği zaman, cezasını belâ ve musibetler maruz bırakarak dünyada verir."
***
Kıyamet Günü fakirler
Hüseyin ibni Ali rivayet ediyor:
İyilik yapmak suretiyle fakirlerin yanında bir yatırımınız bulunsun. Çünkü Kıyamet Günü zenginlik sırası onlarındır.
cezal حرائی : ceza gerektiren, amacı ceza olan, ceza ile ilgili
Cezair-l Bahr-i Muhit جزائر بحر محيط Atlas Ole yanusunda kıyısı bulunan Cezayir Tunus böl gesindeki ülkeler
cezalet 1 : جزالتsöylenen sözlerin konusuna ve gözetilen gåyeye uygun, mână ve ses de ğerleri bakımından uyumlu, tutarlı ve etkili olması 2. bir sistemi, bir bütünü meydana getiren parçalar arasında, gözetilen gâyeler ve sonuçlar bakımından uyum ve tutarlılık, birbirini destekleme ve tamamlama
cezaleti beyan (iye( جزالت بیانیه : ifade ve anlat ma tarzındaki cezalet; bir anlatımda yer alan cümle, cümlecik, kelime ve hatta takıların, aynı hedef ve sonucu destekleyici tarzda bir-birleriyle mânāca bağıntılı, uyumlu, tutarlı ve anlamlı bir bütünlük meydana getirmesi
cezalet-i hikmet جزالت حکمت : hikmetteki ce-zalet; gözetilen gâyeler, faydalar ve tedbirler bakımından yerindelik, uygunluk, bütünlük ve tutarlılık (bkz. cezalet)
cezaleti hilkat جزالت خلقت : hilkattaki cezalet; yaradılışta vücut organları ve donanımla rının karşılıklı birbirini tamamlaması, des-teklemesi ve bir bütünlük (sistem) meydana getirmesi
cezaleti nizam جزالت نظام : )so) san'atında( ses, kelime ve anlatma düzenindeki uyum, bütünlük ve tutarlılık (bkz.cezalet)
cezalet-i san'at جزالت صنعت : sanattaki bütün lük, uyum ve tutarlılık (bkz.cezalet)
cezaletçe جز النجه : cezalet bakımından, bu tünlük, uyum ve tutarlılık bakımından (bkz. cezalet)
cezaletli جز النلي : bütünlüğü, uyumu ve tutarlı lığı olan (bkz.cezalet)
cezair جزائر : cezireler, adalar, yarımadalar
Cezayir جزائر : Akdeniz'de sahili bulunan bir Kuzey Afrika ülkesi. Başkenti Cezayir, dili Arabça, dini İslâm
Cezair-i Bahr-i Muhit جزائر بحر محيط : Okyanus
cerb جذب kendine çekme, çekim
Allah'ın (c.c.) merhamet eseri olarak kulunu manevi çekim ile månevi derecelerde iler let mesinin yolunu açması, yükseltmesi
cezb-i rutubet جذب رطوبت : nem celame
cezbe 1 : جذبه çekme, çekiş 2.Allah (c.c.) sevgi siyle çoşup kendinden geçme, aklı başından gitme durumu
cezbe düşmek جذبه در شمك : cezb içine girmek, çekime kapılmak; Allah'ın (c.c.) sevgisine ka pılıp gitmek, kendinden geçmek ["cezbe du şer zişuur, ger Zülcemal görünse": Allah"in (c.c.) güzellikleri, akıl ve şuur sahibi bir varlı ğa görünse, Allah (c.c.) aşkının cezbine (çeki
mine) girer,aklı başından gider.)
cezbe-i fikir (fikriye جذبة فكر : fikri cezbe, Al lah'ın (c.c.) eserlerine bakıp O'nun sıfat ve mübarek isimlerini anlamaya çalışarak dalıp gitmek
cezbe-i Rahman جذبة رحمن : )mec.) geniş mer hamet sahibi olan Allah'ın (c.c.), kulunu må nen çekip gafletten uzaklaştırması
cezbe-i "ya Hay " جدية باحي : "ya Hay!", "Ey ebedi ve ezeli hayat sahibi ve her canlıya ha yat veren (Allah c.c.)" mânâsındaki zikre da larak kapılıp gitmek
cezbe-i zikir جدية ذكر : zikir cezbesi, Allah'ı (c.c.) isimleriyle zikrederek O'nun sevgisine ve coşkusuna kapılarak dalıp gitmek
cezbedar جذبه دار : cezb edici, çekici
cezbedarane 1 : جذبه دارانه.cekici bir tarzda 2.Allah (c.c.) sevgisi ile coşup kendinden ge-çercesine
cezbe-eda جذبه أدا : cezbe haline getiren
cez edici جذب إيدي : çekici
cezbekar جذبه کار : cez edici, çekici
cezbekarane 1 : جذبه کارانه.cekici bir tarzda 2.Allah (c.c.) sevgisine kapılıp kendisinden geçer gibi
cezbelendirmek جذبه لندير مك : cezbeli hale ge-tirmek, kendinden geçer ve dalıp gider hale getirmek
cezbell جذبه لى : cezbeye kapılan, Allah (c.c.( sevgisine kapılarak kendinden geçer hale gi-ren
cezir (cezr( جزر : Ay'ın çekim kuvvetinin etki siyle denizlerin (önce kabarıp sonra eski ha-line) geri çekilmesi. Suların yükselmesi hali "med", geri çekilmesi "cezir" olarak isimlen dirilir ve buna "med-cezir" (suların yüksel mesi-alçalması) olayı denir
cezire 1 : جزیره.ada 2 yarımada
Cezire جزیره : "Ceziret-ül Arab", "Arab Yarıma dası" deyiminin kısaltılmış şekli
cezire-l vasia جزيرة واسعه : çok geniş yarımada (Arap Yarımadası)
cezire-l zamaniyye جزیره زمانيه : zaman adası, (-mec.) tarih devirleri içinde belli bir zaman dönemi
Ceziret-ül Arab جزيرة العرب : Arap Yarımadası
cezm 1 : جزم.kesin karar 2.kesin inanma ke sinlik
cezm etmek 1 : جزم إيتمك.kesin karar vermek 2.kesin inanmak
cezm ü yakin جزم و یقین : kesin inanç ve sağlam bilgi
ciddi (ye( 1 : حذيه gerçek 2 güvenilen, güven verici 3.ağırbaşlı 4.önemli 5 tehlikeli, ağır
ciddileşmek حدى الشمك : ciddi hal almak
ciddiyet حدیث : ciddilik, ciddi olma hali
ciddiyetle جديتله : ciddi olarak, ciddi şekilde
cife جيئه : les, çirkef, iğrenç
cifir (cifr( جفر : Arab dili alfabesinin( elif-ba( harflerine verilen sayı değerlerini, yazılı bir metindeki kelimelere uygulayarak elde edi-len sayı değerleri toplamından hareketle, geçmiş veya gelecek tarihle ilgili olayların işareti olabilecek bilgileri çıkarma ilmi, "eb-ced" hesabının bir çeşidi. (bkz.ebced) [Bir ör nek: Kur'an'da geçen "beldetün tayyibetün" (34/15): "güzel şehir" mânâsındaki bir sözde geçen harflerin sayı değerleri toplamı 857 dir. Bu da, İstanbul'un fethinin hicri tarihidir.[
cifirce فرجه : cifir ilmine göre, cifir hesabına göre (bkz.cifir)
cifr جفر : )bkz.cifir(
cifren : cifirce, cifir hesabına göre (bkz. cifir)
cifri جفری : cifir hesabıyla ilgili (bkz.cifir(
ciddi 1 : جدى.gerçek 2 güvenilen, güven verici,
sağlam 3.ağırbaşlı 4.önemli 5.gerçek, gerçek-ten 6.sıkı, yoğun 7.tehlikeli, ağır, önemli
ciddiye جذيه : )bkz.ciddi(
ciger-sûz جگر سوز : ciğer yakıcı, bağır yakıcı, (mec.) çok acıklı, çok acı verici
ciğer-sikaf (sükaf( جگر شکان : ciger parçalayıcı, (mec.) çok acıklı
cihad 1 : جهاد.Allah (c.c.) için ve din uğrunda gerektiğinde düşmanla silahlı savaşmak, sal-dırılara karşı savunma 2.Allah (c.c.) ve din uğrunda çalışmak, elden gelen çabayı gös-termek; İslâm dinini tanıtmak, korumak, yaşamak ve yaşatmak için çalışma İslam'ı bilmeyenlere tanıtılması, duyurulması, dinin doğru anlaşılması, korunması, yaşanması ve yaşatılması için (ilim, ahlâk, tebliğ, ibadet gibi) mânevi yolla yapılan sürekli mücadele, gayret ve çalışma 3.insanı günaha ve kötü-lüğe iten istek ve duygulara (nefse) karşı sü-rekli mücadele. İslâm'da Allah (c.c.) yolunda, din uğrunda malını ve canını ortaya koyarak mücadele etmek farzdır. Kur'an, çeşitli âyet-lerde cihadı, inananlarla inanmış görünenleri (münafıkları) ayıran bir ölçü, cehennemden
۱۲۸۲ نِعْمَ الْعَطِيَّةُ كَلَمَةُ حَقٌّ تَسْمَعُها ثم تَحْمِلُها إلى أخ لك مُسْلِيم فتعلمها إياه . ) رواه الطبراني عن ابن عباس )
1282) «Ne güzel hediyedir ki: Bir hak söz duyasın; sonra onu alıp bir müslüman kardeşine götüresin ve o sözü ona öğretesin..>
Böyle bir işi yapmak, mümin kardeşe en güzel armağandır. O hak söz sayesinde hidayeti bulduğunu düşünün.. O zaman, elde edilecek se-vabın haddi hesabı yoktur..
۱۲۸۰ كم من زيارَةِ الهُورِ ، ولكن أَزُورُوها ، فإن لكم فيها غيره .
( رواه الطبراني عن أم سلمة )
1285) «Sizi kabirleri ziyaretten menetmiştim. Ama şimdi onla rı ziyaret ediniz. Zira onlarda, sizin için ibret vardır..
Önceleri kabir alyareti yasaktı.. Bu, birçok sebebe dayanıyordu.. Bir tanesi: Müslümanların ölen akrabaları müşrikti.. Yavaş yavaş misit manlardan vefat eden ve şehid olan çoğalınca bu yasak kalktı..
zında ilave etmek suretiyle tamamlamak ve ta'dili icab eden mad-deleri asrın ihtiyacına en uygun sûrette değiştirmekle vazifeli idi". Komisyonun çalışmaları esnasında bağlı kalacağı prensipler şunlar-dır: 1. Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerde mevcud olan hükümlere muhalif hiç bir şey kabûl edilmeyecek. 2. İslâm hukukçuları ara-sındaki ihtilaflı meselelerde, hangi müctehidin kavli asrın ihtiyacına uygunsa o alınacak. 3. Yeni zuhur eden ihtiyaçlar için yeni hüküm-ler icab ediyorsa, fıkhî hükümlere uygun olmak şartiyle; mevcut hukûkî müesseselerden de istifade edilecek. 4. Daha önce olduğu gibi hakimlere fazla takdir selâhiyeti verilmeyecek".
Komisyonu teşkil eden zevat şunlardı.
Reis: A'yandan Adliyye Nazır-ı esbakı Mustafa Beyefendi Haz-retleri
Aza: Vükelây-ı deâviden Mustafa Fevzi Efendi
>>: Bidayet Mahkemesi reis-i evveli Hulûsi Bey
>>: Üsküdar kadısı Hasan Efendi
>: Mekteb-i Hukuk müderrislerinden Ebu'l-ûlà Bey
:< Mekteb-i Hukuk müderrislerinden Abdurrahman Münib Bey
Adliyye Nezaretinin 9 Muharrem 1340 (12 Eylül 1921) ve 12 Eylül 1337 tarih ve 66 sayılı, Adliye Nazırı Kâzım imzasını taşıyan sadarete hitaben kaleme alınmış bir yazısı ile; yukarıda isimleri ge-çen komisyon vazifelilerine hakk-ı huzûr taleb edilmektedir".
Sadaret ise 14 Muharrem 1340 (17 Eylül 1921) ve 17 Eylül 1337 tarihlerini taşıyan cevabî yazısı ile Adliyye Nezareti tarafın-dan Divan-ı Muhasebat Riyasetine; komisyonun yaptığı işin ehem-miyetine binaen, devlet mâlî sıkıntı içerisinde bulunduğu halde işin aksamamasını temin için taleb edilen hakk-ı huzurun verilmesi emr
edilmektedir.". Buna rağmen aynı dosya içerisindeki bir vesikada bu azalardan; Mustafa Fevzi Efendi, Ebu'l-ûla Bey, Abdurrahman Münib Bey ve Milmi Bey'in her celse için 3, Fuad Efendi'nin ise 2 Osmanlı lirası aldıkları, buna karşılık reis ve diğer azalara hakk-ı huzur verilmediği yazılıdır". Bu tefrikin sebebini ifade eden bir di-ğer vesikaya rastlamadım.
KOMİSYON ÇALIŞMALARI
Mecelle'nin 1. kitabı olan K. el-Buyu'dan başlamak üzere sırayı takîben yapılacak çalışmalarda üç esas takib edildi: 1. Eksikler aid oldukları bab ve fasıllara yerleştirilecek. 2. Ta'dili icab eden mad-deler bir iki kelime değişikliği ile ta'dil edilecek. 3. Lüzumsuz gö-rülen maddeler tamamen çıkarılacak. Bunlar yapılırken neye isti-naden yapıldığını isbat için icabında uzun uzun esbab-ı mucibeler kaleme alınmıştır.
K. EL-BUYU'A YAPILAN İLAVELER
Bab-1
evvelin
>
fasl-1
evveline
3 madde
5
rabiine
hamisine 1
sanînin
>
evveline 2
sanisine 1
rabiin
salisine
1 >
evveline 1 >
hâmisin
hâmisine 2
sâdisin
>
>
>
>
>
A
evveline 2
sânisine 1
rabiine
13 >
1
sabiine
Yapılan ilâveler içerisinde zikre değer bazıları şunlardır: «İcab ve kabûl telefon ve telgraf ile dahi olur. Bu maddenin kaleme alı-nışının esbab-ı mucibesi sadedinde; günün telefon ve telgrafla akid yapmayı zaruri kıldığı, Hanefi ve Malikî mezhebinin fıkıh kitapla-rında a'mâların ve gâiblerin bilmükâtebe akid yapmalarının caiz olu-şunun, bir duvarın arkasında bulunan ile beri tarafta bulunan kim-senin ve bir damın aşağısında bulunan ile üstünde bulunanın ve sa-ğırların bir takım âlât vasıtasıyla akidde bulunmalarının cevazı
Peygamberimizin kesilen saçından, Zevcelerine de, herkesin payı kadar düştü. (17)
İbn-i Sirin der ki «Abide'ye (vefatı 190) (Bizim yanımızda Pey-gamber Aleyhisselâmın Saçı vardır.
Biz, Onu, Enes b. Mâlik (veya Enes b. Mâlik'in ev halkı) tarafın-dan elde ettik.) dedim.
Abide (Peygamber Aleyhisselâmın saçından bir tek Tel'in benim yanımda bulunması, bana, dünyadan ve dünyadakilerden daha sevgi-lidir!) dedi.» (18)
Peygamberimiz, bıyık ve yanaklarından kesilen kıllarla tırnakları-nı yere gömdürmüştür. (19)
Asırlardan beri yurdumuzun bir çok camilerinde mübarek gün ve gecelerde ziyaret oluna gelen Lihye-i şerife (Sakal-ı şerif) ler, her halde, Peygamberimizin Hudeybiye Umresile Vedâ haccında tıraş olun-ca, Eshab arasında bölüşülmüş bulunan Saç telleri olsa gerektir.
(17) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1109, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 174
(18) Buhâri Sahih c. 1, s. 50-51
(19) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1109, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 174
Peygamberimizin bir tane Hibere elbisesi vardı. (1) Hibere; pamuk ve keten ipliğinden dokunan çizgili, yollu Yemen ku-maşına denir. (2)
Peygamberimiz, Hibere elbisesini giymeyi çok severdi. (3)
2. Uman İşi İzar:
Peygamberimizin, Uman işi iki İzar'ı vardı. (4)
Belden aşağısına tutulan fota ve peştemala İzar denir. (5)
Peygamberimizin, kıldan dokunmuş, üzerinde deve semerlerini
andıran bir takım çizgiler bulunan İzarımsı bir fotası daha vardı ki,
bununla, dışarı çıktığı, olurdu. Ebû Bürde der ki «Ziyaretine vardığımız zaman (6), Aişe, bize Mülebbede diye anılan sırınmış, keçeleşmiş bir elbise ile Yemende yapılan kalın bir İzar çıkarıp yemin ederek (Resûlullah Aleyhisselâ-mın Rúhu, işte, bunların içinde alındı!) dedi.» (7)
Peygamberimiz, soğuk kış gecelerinde namazlarını da, dokuma-sı ne pek sert, ne de, pek yumuşak olmayan yün bir fota tutunmuş olarak kılardı. (8)
Peygamberimiz, erkek Mü'minlerin, bellerine tuttukları İzar'ı, ancak, bacağın yarısına, yumuşak etine ve biraz daha aşağısına ka-
(1) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 507, Diyar Bekri Hamis c. 2, s. 173
(2) Asım Efendi Kamûsulmuhit Tercemesi c. 2, s. 237
(3) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 455, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 181, Bu-hari Sahih c. 7, s. 41, Müslim Sahih c. 3, s. 1648, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 51, Nesai Sünen c. 8, s. 203
(4) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 507, Diyar Bekri Hamis c. 2, s. 173
(5) Asım Efendi Kamusulmuhît Tercemesi c. 2, s. 124
(6) Müslim Sahih c. 3, s. 1649
(7) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 453, Buhari Sahih c. 4, s. 47, Müslim Sahih c. 3, s. 1649, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 45, Tirmizî Sünen c. 4, s. 224, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1176, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 508
او هنجی بر همان ایانجی هانی تفسیر اید. فنك ده شهادت ایتدیگی کی، صانع حکیم، هر شیده ان قیصه بولى، ان باقي جهتی ، ان كوزل وال خفيف صورت اختیار این شد. بو اختیار، لا مانده عبيتك بولو غم د يفته دلالت ایدر. بوايه جديته دلالت اید. جدیت ایسه، سعادت ابدی خان کالم میله اولور سعادت ابدی اولماز، بو والعه عدم و عدم صدا بیاید و هرش عبثيته تحول ادر. حالبو که عبث و اعراف کی باطلدن پاک و منزه اول يعنى ( مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ )
كلامي اعلام وتعليم ايدن ذات ذو الجلال، سوزينه ناصل مخالفت ایدر؟ در دیجی برهان) و چنجی برهانی ایضاح ایدر بتونه فنارك شهادتیا له، فطرنده اسراف یو قدر ، اگر انسانه اكبر دينا ان عالمده كى حكمتاری در اکرن عاجزايرك، عالم اصغر دینی این انسانده کی نکتر لی حكمتهاره دقت است. اوت، (فن منافع الاعضا) فك شرح و بیدانه ایتدیگی و جهله، انسانك جمنده هر بریسی به منفعت ايجون تقریباً ایکی بوزكور كميك دارد و هر بریسی بر فائده ايجون التي بين طمار دارد. و حجیرانه خدمت ایدن یگر می درت بین مسام و پنجره دارد. او مخیرانده جاذبه، دافعه، نمیگی مصورة، مولده نامیله، هر بریسی به مصالحت الجون بن قوت چالشیور.
عالم اصغر بويا له اولسه انسان اکبر اوندن کری قالیر می؟ روحه نسبتاً اهميتز اولان جسد، بودرجه اسرافدن اوزامه بولوند به صورتله جوهر روحله آثارنده و املارنده و افطا رنده و معنویات
اشراف اولور ؟
چونکہ سعادت ابديه اولمازسه بتونه معنویات فورور او حقيقتها اسراف مملكته قاجارلي عجبا دنيا لر قدر قیمتهای اولانه بر جوهره مالك والمقله، هم دائما اونك ظرفی و غلافتی محافظه ایتد كون صوكره او جوهری برد نبره بره و و روب خير من احتمالی وار میدر ؟ هانكي عقل قبول ایدر ؟
هم بر شخصیت بنیہ سند کی قوت، اعضا اسنده کی صحت، استعدادندہ کی قابلیت، او شخصیت یا شا پیشنہ و تکلمانہ دلیل اولدیفی کی - آناتك روحنه قدر نفوذ اید نه حقیقت ثابته و دوام ایله یاشا پیشنی ایما ایده انتظامندہ کی قوت کاملہ و تکمینہ کیدن نظامندہ کی کمال، عجبا اختر جسمانی بولی کہ سعادت ابدیہ یہ دلیل اولمازمی؟ زیرا انتظامی اختلالده و بوز و مقدمه قورتارانه، آنجه سعادت ابدیه در و تکمله واسطه اولان ده سعادت ابدیه در و او قوتی انکشاف ایتدیر نرده سعادت ابدیه در.
Fennin de şehådet ettiği gibi, Sani'-i Hakim, her şeyde en kısa yolu, en yakın ciheti, en güzel ve en hafif sûreti ihtiyår etmiştir. Bu ihtiyår, käinátta abesiyetin bulunmadığına delalet eder. Bu ise ciddiyete delâlet eder. Ciddiyet ise, saadet-i ebediyenin gelmesiyle olur. Saadet-i ebediye olmazsa, bu varlık adem sayılır. Ve her şey abesiyete tahavvül eder.
Halbuki abes ve israf gibi bâtıldan påk ve ما خلقت هذا باطلا سبحانك münezzeh olduğunu
kelâmıyla i'lâm ve ta'lim eden Zât-ı Zülcelâl, sözüne nasıl muhalefet eder?
Dördüncü Burhân: Üçüncü Burhânı izah eder. Bütün fenlerin şehadetiyle, fıtratta israf yoktur. Eğer insan-ı ekber denilen ålemdeki hikmetleri idråkten ȧciz isen, âlem-i asgar denilen insandaki nüktelere, hikmetlere dikkat et. Evet, fenn-i menâfiu'l-a'zanın şerh ve beyan ettiği vechile, insanın cisminde, her birisi bir menfaat için takriben iki yüz küsür kemik vardır. Ve her birisi bir fäide için altı bin damar vardır. Ve hüceyrâta hizmet eden yirmi dört bin mesâme ve pencere vardır. O hüceyrâtta cazibe, dâfia, mümsike, musavvire, müvellide nåmıyla, her birisi bir maslahat için beş kuvvet çalışıyor.
Ålem-i asgar böyle olsa, insan-ı ekber ondan geri kalır mı? Ruha nisbeten ehemmiyetsiz olan cesed, bu derece israftan uzak bulunsa, ne suretle cevher-i rúhla åsârında ve emellerinde ve efkârında ve ma'neviyatında israf olur?
Çünki saadet-i ebediye olmazsa, bütün ma'neviyât kurur. O hakikatler israf memleketine kaçarlar. Acaba dünyalar kadar kıymetli olan bir cevhere mâlik olmakla, hem dăimâ onun zarfını ve gılåfını muhafaza ettikten sonra, o cevheri birdenbire yere vurup kırmak ihtimali var mıdır? Hangi akıl kabul eder?
Hem bir şahsın bünyesindeki kuvvet, a'zâsındaki sıhhat, isti'dâdındaki kabiliyet, o şahsın yaşayışına ve tekemmülüne delil olduğu gibi; käinâtın ruhuna kadar
nüfüz eden hakikat-i sâbite ve devam ile yaşayışını îmâ eden intizâmındaki kuvvet-i kâmile ve tekemmülüne giden ni mındaki kemål, acaba haşr-i cismâni yoluyla saadet-i ebediye delil olmaz mı? Zîrâ intizamı ihtilâlden ve bozulmaktan kurtaran, ancak saadet-1 ebediyedir. Ve tekemmüle vasıta olan da saadet-i ebediyedir. Ve o kuvveti inkişaf ettiren de saadet-i ebediyedir.
mina katlanmak zorunda kalsaydı bu da cehennemden kurtulmanın ya-nında basit kalırdı.
Hal böyle iken nasıl olur da kişi isteklerinin binde birinden bile vaz-geçmeksizin cenneti kazanacağını umar. Yine nasıl olur da kişi hoşlan-madığı şeylerin binde birine bile katlanmaksızın cehennemden kurtu-lacağını düşünür.
Yahya b. Muaz er- Razi şöyle diyor:
Dünyadan vazgeçmek zordur, ama cenneti kazanmak daha da zor-dur. Cennetin bedeli de dünyayı terk etmektir.
Enes b. Malik (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyur-
muştur:
Kim üç defa Allah'tan kendisini cennete koymasını isterse cennet der ki:
Allah'ım onu cennetine koy.
"Kim de üç defa Allah'tan kendisini cehennemden korumasını isterse cehennem şöyle der:
Allah'ım onu cehennemden koru.'
Allah'tan dileğimiz; bizi cehennemden koruyup cennetine koyması-dır.
Şayet cennette dostlarımız ve sevdiklerimizle bir arada bulunmaktan başka bir nimet bulunmasaydı bu kadarı bile yeterli olurdu. Halbuki orada bunun ötesinde ne büyük nimetler vardır.
Yine Enes b. Malik (ra)'dan rivayete göre Resulullah (sav) şöyle bu-yurmuştur:
Cennette bir takım çarşılar vardır, ama oralarda alış veriş yapıl-maz. Cennetlikler grup grup bu çarşılarda toplanıp aralarında şu mese-leleri konuşurlar:
Dünya hayatı nasıldı? Allah'a ibadet etmek ne güzeldi! Dünyada bulunan zenginlerin ve fakirlerin hali nasıldı? Ölüm nasıldı? Cenneti elde etme uğruna katlandığımız sıkıntılar nasıldı?"ב
Bail merak ettiğimize sayısız vasfin, sifatin Işte o zaman göreceğ her play, onu (asm) ışığında hayal edebilmeliyiz. eğimiz hayat hålleri şöyle bir tablo ile karşımıza çıkar: usveris.
"Emin kilan "Emin
-1481-Ikinci Bayezid ile Cem Sultan arasında Yenişehir Savaşı yapıldı.
1890 - Erzurum'da Ermeni
ayaklanması.
1943 - Adapazarı zelzelesi.
20 PERŞEMBE
THURSDAY
SIR ATET Her şeyi hakkıyla işiten de, her şeyi hakkıyla bilen de Odur.
- 622 - Bilal-i Habeşî tarafından ilk ezanın okunması.
1944 - Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, Risale-i Nur eserleri hakkında beraet ka-rarı verdi. Başta Bediüzzaman olmak üzere o güne kadar hapiste yatan 58 Nur Talebesi aynı günde tahliye edildi.
HAZİRAN
15 PAZAR
19 1446
ZİLHİCCE
RUMI: 2 HAZİRAN 1441
HIZIR: 41
BİR AYET
De ki: Ona isyan edecek olur-sam hiç kimse beni Allah'ın azabından kurtaramaz; Ondan başka sığınacak birisi de bulamam. (Cin: 22)
BİR HADİS
Yatsı namazını cemaatle kılan gecenin yarısını ibadete geçirmiş gibidir. Sabah namazını cemaatle kılan kimse bütün geceyi ibadete geçirmiş gibidir.
(C. Sağîr, No: 3671)
Mü'minler ibadetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sair ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir fert, ibâdetinden kazandığından fazla bir sevap, cemaatten kazanıyor. Mesnevî-i Nuriye
llahu Tealaya inanan veya inanmayan herkesin kabul ettiği konuların başında ölüm gelir. Zaten bunun için bir Müslüman olarak imanımızın göstergesi, ölümün gerçekleşeceğine kabul etmek değil, ölümden sonrası na inanmaktır
Bir keresinde genç bir dostumun cenaze merasimi son rası, orada bulunan yine bir genç arkadaşıma "Tam da öle cek yaştasın." dediğimde, "O kadar da yaşlı mı görünüyorum" demişti. Halbuki cenaze namazını kaldığınız merhum ile ay nı yaşlardaydık.
Soğuk, soğuk olduğu kadar da uzak gelir bize ölüm Hayatımızın son merhalesi olsa da önemli bir kilometre taş hasat mevsimimizin başıdır ölüm. Ömrümüzün hangi mer halesinde ölürsek ölelim, sorumluluğumuz yaşadığımız o miktarda olacaktır. "Az daha yaşasaydım" mazeretinin bir geçerliliği olmayacak Rabbimizin huzurunda. Çünkü ahírette hesaba tabi tutulurken karşılaşacağımız sorulardan bi risi de "Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı?" sorusudur. Bu yönüyle ölüm, insanlar arasındaki mutlak eşitliği gösteren en önem li unsurdur.
Sadece belli zümrelerin değil, dünya havasını az da olsa teneffüs eden herkesin gideceği yoldur ölüm. Tadı kişiden kişiye farklı olmakla beraber iyi kötü herkes tadacak ölüm şerbetini. Zengini-fakiri, güçlüsü zayıh, ümmeti-peygambe ri... Evet, ölüm ümmet için olduğu gibi Peygamberler için de haktır. Üstad Necip Fazıl, ölümün Peygambere yansıyan yu zünü:
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Prygamber şeklinde tarif eder.
Peygamberimiz (sav.) de, miladi 8 Haziran 632 11 tarihinde vefat etti. 23 yılını ri airde geçinliği 63 sene yaşadı. Sahabe, Efendimiz axin ülecek olmasına inanmakla beraber bu-nu çok zor kabullendi. Efendimiz (sav) de, ölü män kendisi için de hak olduğunu biliyordu. Yüce Mah bu durumu haber veren ayette "Biz senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik" ve "Ty Muhammed Şüphesiz sen öleceksin ve şüp hesiz onlar da ülecektir." buyurur. Allah Resülü, in Hz. Fatıma ya "Senden önce ölmek ne güzel. buyuruyor. Kızımın ölüm acısını tadımadan ken-di ölüm acısını tadmayı güzel görüyor. Rabbine teslimiyetin en güzel ifadesidir bu. Kur'an bun-dan sonraki durum için "Muhammed, ancak bir Peygamberdir. Ündan önce de Peygamberler ge-lip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse geri-sin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse Allah'a hiçbir zarar vere-mez. huyuruyor Yüce Allah. Eski milletler gibi Peygamberimizin tebliğ ettiklerinin ölümü ile ha yattan çekilmemesini emrediyor.
Bugün Hz. Peygamber bedenen aramızda de-ğil. Bize bıraktığı. Allahu Teala'nın muhafazası al tındaki Kuran ve sahip çıkmaya çalıştığınız sün neti, aramızda yaşıyor. Bizler, doğumu ve ölümü
arasındakileri bir bütün olarak alıp, hayatımıza aktarmalar yapmaya çalışırız. Sınırlı olan dünya hayatında, bu hayatın sınırı olan ölüme en iyi şe kilde hazırlık yaparak geçirme gayreti içinde olu-ruz. Allah Resulu'nün ifadesiyle bir han, Yunus Emre'nin ifadesiyle bir pazar olarak görmeye çalı şırız dünyayı. Nihayetinde "Her nefis ölümü tada-caktır." fermanının tecellisini bekleriz, beklemeli-yiz. Ölümden korkarak değil, ölüme hazırlanarak Bunu şair şu mısra ile özetler:
"Ölmek değildir ömrünün en feci işi. Müşkil odur ki, ölmeden evvel ölür kişi."
Bizler, Firavun gibi yaşayıp Hz. Musa gibi, Nemrut gibi yaşayıp Hz. İbrahim gibi, Ebu Leheb gibi yaşayıp Hz. Muhammed gibi bir ecirle kar-şılaşacağımızı ummayalım. Kundak ile kefeni-miz arasındaki geçecek zamanı bilmediğimiz için Rabbimize teslimiyetin hazzını her an hissedelim. Bu gaye, Rabbimize olan vuslatımızı ve nihayetin-de ahiret hasadımızı güzelleştirecektir. Hayat gibi ölüm hakkında da niyetlerimiz doğru, anlayışımız şu söz çerçevesinde olsun:
"Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun! Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun."
Dipnotlar: 7) Fatır 35/37, 2) Necip Fazıl, Çile, S. 153, 3) L Sarıçam. Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, s. 396; 4) Enbiya 21/34, 5) Zümer 31/30; (6) Riyazti's Solihin, Komisyon, IV, 193:7) Al-Imran 3/144, 8) Enbiya 21/35, 9) Beyatı, Yahya Kemal, Düşünce. 01. 10) Kısakürek, Necip Fazıl, Çile, S. 152
"İnsanlar topluca sırat köprüsüne gelip cehennemin etrafında durur lar. Sonra amellerine göre sırattan geçerler. Onlardan kimi sıratı şimşek gibi geçer, kimi rüzgâr gibi kimi de kuş gibi uçarak geçer.
Bir kısmı oradan yarış atı hızıyla geçerken bazıları deve hızıyla diğer bazıları da normal insan yürüyüşüyle geçer. Parmak uçlarına basarak ge-çenler de vardır. Böylece sırattan geçme işlemi tamamlanmış olur.
Kaygan bir zemine sahip olan sırat, kıldan ince kılıçtan keskin olup üzerinde dikenli teller vardır. İki tarafında melekler bulunur ve bu me-lekler ellerinde bulunan kızarmış demir çengellerle oradan geçen insanları yakalayıp düşürmeye çalışırlar.
Sırattan geçen insanlar arasında sağ salim kurtulanlar olduğu gibi, yaralı olarak kurtulanlar da cehenneme düşenler de vardır.
Bu arada melekler şöyle derler:
Kurtar Allah'ım, kurtar.
Sırattan, son olarak cennete en son girecek olan kişi geçer. Bu kişi sıratı geçtiğinde kendisine cennetten bir kapı açılır.
O cennetin güzelliğini görünce burada kendisine yer olmadığını düşünerek şöyle yalvarır:
- Allah'ım beni buraya yerleştir.
Allah (cc) ona der ki:
- Seni buraya koyarsam daha iyisini istersin. Onun "hayır ya Rabbi izzetin hakkı için daha fazlasını istemem" demesi üzerine oraya yerleş-tirilir. Sonra bu kişiye cennetin mertebeleri gösterilir.
Bunun üzerine o, kendisine verileni küçümseyerek şöyle der:
Allah'ım beni buraya yerleştir.
Allah ona şöyle der:
Eğer seni buraya koyarsam daha fazlasını istersin.
Hayır ya Rabbi izzetin hakkı için fazlasını istemeyeceğim. Bu sözü üzerine orası kendisine verilir. Bundan sonra perde kalkar ve cennetin tabakaları kendisine gösterilir. Dördüncü tabakayı gördüğünde kendisine verilen nimetlerin tamamını küçük görür, fakat susar daha fazla bir şey isteyemez.
Bunun üzerine Allah ona şöyle der:
Başka bir şey istemeyecek misin?
Cevaben der ki:
- O kadar çok şey istedim ki artık utanıyorum.
Allah ona hitaben şöyle der:
Sana dünyanın on katını veriyorum.
İşte cennette en düşük derecede olan kimseye verilecek olan nimet budur."
Abdullah b. Mesud diyor ki:
"Resulullah (sav) bize bunları anlattıktan sonra yan dişleri görünün-ceye kadar güldü.""
Bir hadis şöyledir:
"Dünya kadınlarından cenneti kazananlar dünyada iken yapmış oldukları amelleri sebebiyle hurilerden daha üstündürler."
O huriler ki haklarında Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
عُرُبًا أَتْرَاباً .
فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًاً
إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً
لِأَصْحَابِ الْيَمِينِ
"Gerçekten biz hurileri apayrı biçimde yeni yarattık. Onları, eşlerine düşkün ve yaşıt bakireler kıldık. Bütün bunlar sağdakiler içindir."3
و تشنجی برهان تا اون هر نوع مخاوشانده به نوع قیدانان و به چشید هشون تکرار ایله وقوعه کامکده دوام التمسمى، بيون قيامتك وقوعته و کلبه جگنه اشار تدر بود بر مثال :
اون هفته لی ساعته باعه او ساعتده ثانیه گری، دقیقه گری، اعتباری، کونکری صدایان ابره کردن و ميالاردن، ثانیه کری صدایان ابره، دقیقه لدى صايان ابره نك حركتني اخبار ايديور. دقیقه لری صدایان ابره، ساعتاري صايانه ابره نكه حرکتنی اعلان ایدیو اعتدادری میان ابره ده. کو ناری کوسترن ابره نك حرکتنی حصوله کثیریور و اعلام البديور. ایشته بر نجيناك حركتنهك تمام اولی ايكنجينك حركتك تمام اولا جفنه و ايكنجيناك تمام حرکت اینیسی او چنجینه نه ده اتمام حرکت ایده جگنه اشار ندر.
دندانك بقاعدتني كذلك صانع حكيمك كائنات دينيان بيون به ساعتی وار. بو ساعتك ميلادي، فلقكرن چشید چشید دورانند به عبارتدر ایسته بود و رانار کو ناری، سنه لری ، عمر بشری ) کو ستريبولي بناءً عليه، هر كيجه من موكره صباحك، هر قيد من موكره بهارك حلمی کی حشرك صباحی، او بيون ساعتدن طوغا جفنه دليل واشار تدر.
[ سؤال ؟ ] كائناتده كورونه شو نوعى قيد امتارده اشيا عينيله اعاده ايد يا مييور. حالبوكر بیون قیامتده نه دن اجسام عينيه اعاده ايد باير؟
الجواب ) انسانه بر فردی، باشقه مخلوقاتك به نوعی کبیدر. زیرا انساندہ کی او نور فکی املہ ارین روحنه اویله بر انکشاف، اویله بر انبساط وير شور که انسان بتون زمانلری یوتہ طویر از زیرا اونده کی او يوكن فكر، انسانك ما هيتنى علوى، قيمتنى عمومى، نظرینی کلی، کمالني غير محصور، لذت و
ألمني دائمي في المشدر.
باشقه نو عارك فردلری ایسه بویله دیگلور او زارك ماهيتداری جزوی، قیمت اتری شخصی، نظر لری محدود، كم اللری محصور، لذت و المارى آندر بوند نه فلا شي البوركي، انسانك بر فردی، سائر مخلوقاتك بر نوعی مکنده در او نو عار ده کورونه تو قیر امتهارك و حشر و نشر لرن کيفيتاري ناصاله،
Dakikaları sayan ibre, saatleri sayan ibrenin hareketini i'lån ediyor. Saatleri sayan ibre de, günleri gösteren ibrenin hareketini husůle getiriyor ve i'lâm ediyor. İşte birincinin hareketinin tamam olması, ikincinin hareketinin tamam olacağına; ve ikincinin tamâm-ı hareket etmesi, üçüncünün de itmâm-ı hareket edeceğine işarettir.
Kezâlik, Sâni'-i Hakîm'in käinât denilen büyük bir saati var. Bu saatin milleri, feleklerin çeşit çeşit deverânından ibarettir. İşte bu deverânlar günleri, seneleri, ömrü beşeri, dünyanın bekä müddetini gösteriyorlar. Binâenaleyh, her geceden sonra sabahın, her kıştan sonra baharın gelmesi gibi, haşrin sabahı, o büyük saatten doğacağına delil ve işarettir.
Suâl: Käinåtta görünen şu nev'i kıyâmetlerde eşya aynıyla iade edilmiyor. Halbuki büyük kıyamette neden ecsâm aynıyla iåde edilir?
Elcevab: İnsanın bir ferdi, başka mahlükätın bir nev'i gibidir. Zîrå insandaki o nûr-u fikir, emellerine, ruhuna öyle bir inkişaf, öyle bir inbisât vermiştir ki, insan bütün zamanları yutsa doymaz. Zîrå ondaki o yüksek fikir, insanın mahiyetini ulvi, kıymetini umûmi, nazarını külli, kemâlini gayr-i mahsûr, lezzet ve elemini dâimî kılmıştır.
Başka nev'lerin ferdleri ise böyle değildir. Onların mâhiyetleri cüz'î, kıymetleri şahsı, nazarları mahdûd, kemålleri mahsûr, lezzet ve elemleri înidir. Bundan anlaşılıyor ki, insanın bir ferdi, såir mahlükâtın bir nev'i hükmündedir. O nev'lerde görünen şu kıyametlerin ve haşir ve neşirlerin keyfiyetleri nasılsa. efrâd-1 insaniyede de öyledir.
dar uzata bileceklerini, fakat, topuklara kadar uzatamayacaklarını (9),
Kadınların da, eteklerini, topuklarından bir karış aşağısına in-dirmeleri gerektiğini bildirmiş. (10)
Büyüklük taslamak için İzarlarını yerde sürükleyen erkeklere. Kıyamet gününde, yüce Allahın Rahmet nazarile bakmayacağını ha-ber vermiş (11), Câbir b. Süleym'e «İzarını, yarı bacağına kadar kal-dır!
Bunu, yapamazsan, topuklarına kadar uzat! Yerde sürüklenecek kadar uzatmaktan sakın!
Çünki, bu, gurur alâmetidir.
Allah ise, gururlanmayı sevmez! buyurmuştur. (12)
Bunun için, Abdullah b. Ömer, İzarını, bacaklarının yarısına ka-dar uzatır, gömleğini onun üzerinde, Ridasını da, gömleğinin üzerinde bulundururdu. (13)
3. Rida:
Peygamberimiz, Necran işi, kalın kenarlı Ridasını, Hevazin sava-şı sırasında giymişti. (14)
Rida, belden yukarı kısmına tutulan atkıya denir. (15)
Bu, boyuna veya iki omuz arasına konulan bir nevi omuz atkısı-dır. (16)
Peygamberimizin, giyinip gelen Heyetlerin yanına çıktığı Hadra-mi Ridasının uzunluğu: Dört arşın, eni: İki arşın bir karış (17), kıy meti de: Bir dinardı. (18)
Rengi: Yeşildi. (19)
(9) Müslim Sahih c. 3, s. 1653, Tirmizi Sünen c. 4, s. 247, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1182, Nesaî Sünen c. 8, s. 206-207
(10) Malik Muvatta' c. 2, s. 915, Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 83, Ebû Davud -Sünen c. 4, s. 65, Tirmizi Sünen c. 4, s. 223, İbn-i Mace Nesal Sünen c. 8, s. 209 Sünen c. 2, s. 1185,
(11) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 81, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 44, Müslim Sahih c. 3, s. 1652-1653, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 59, Tirmizi Sünen c. 4, s. 223
(12) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 64, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 56
(13) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 84
(14) İbn-i Sa'd - Tabakat e. 1, s. 458, Buhari - Sahih c. 4, s. 60, c. 7, s. 40, Müslim -( Sahih c. 2, s. 730-731, Tirmizi Sünen c 4, s. 240
15) Asım Efendi Kamusulmuhit Tercemesi c. 2, s. 124
kaydedildiği zikredilmektedir". 125. madde ise düyün kelimesinin ilavesi ile: «Mülk insanın malik olduğu şeydir, gerek ayân ve ge-rek menâfi ve düyün olsun şeklini almıştır". Akidden sonra ileri sürülebilecek şartlar hakkında da şu madde kaleme alındı: «Ba'del akd îrad olunan şurût-u câize asl-ı akde iltihak eder. Lakin şurût-u fâside akde iltihak etmeyip lağv olur". Kat mülkiyyetinin cevazı hakkındaki madde şöylece tesbit edildi: «Hakk-1 teâlinin bey'i caiz-dir. Meselâ, bir kimse muayyen bir bina yapmak üzere dükkânının uluvvunü ahar bir kimseye bey etse sahih olur".
Bab-ı sadisin fasl-1 rabiine ilave edilen on üç madde hakkın-da komisyon azaları arasında görüş farklılığı sebebiyle iki grup te-şekkül etmiş, bu maddelerden bazıları hakkında Şafiî mezhebinin görüşünü benimseyenlere başta reis olmak üzere Ebu'l-ûla, A. Münib ve Ihsan beyler muhalefette bulunmuşlardır".
K. EL-BUYU'DA YAPILAN TADİLLER
K. el-Buyu'da yirmi madde ta'dil edilmiştir. Bunlar: 126., 130., 142., 143., 144., 151., 204., 216., 224, 225., 246., 247., 253., 293., 298., 313., 314., 315., 381., ve 387. maddelerdir". Bu maddelerden malın tarifi mahiyetinde olan 126. madde şöyle ta'dil olunmuştur: Mal, anda münafese ve bezl câri olan şeydir.»" 151. maddenin ise kısaltılarak şöylece kaleme alınmış olduğunu görüyoruz: «Mebi sa-tılan şeydir ve beyden maksad-ı asli odur. 204. madde ise şöylece kaleme alınmıştır: «Mebi ayn ise akiddeki tayin ile taayyün eder. Kanavata tebean suyun bey'i caizdir. Hakk-ı mürür ve hakk-ı şirbin arza tebean bey'ine cevaz veren 216. madde de küçük bir değişik-lik yapılarak münferiden bey'e de cevaz verilmiş ve bu madde şu hâli almıştır: «Hakk-ı mürür ve hakk-ı şirb gibi hukuk-u müekkede-nin arza tebean bey'i caiz olduğu gibi münferiden bey'i dahi caiz-dir.>"
K. EL-BUYU'DAN ÇIKARILAN MADDELER
Yapılan ilave ve tadillerin yanı sıra bazı maddeler lüzumsuz ad-
32. Ceride-i Adliye, sa, 2, s. 94.
33. Aynı eser, s. 93.
34. Aynı eser, s. 95.
35. Aynı eser, sa. 4, s. 190-192.
36. Aynı eser, sa. 10, s. 478-480.
37. Aynı eser, sa. 2, 3, 4, 5, 6, ve müteakib sayılar.
dedilerek ve bazıları da bu ilave ve tadiller esnasında ifade edilmiş olduğundan Mecelle'den çıkarılmıştır".
K. EL-ICARE HAKKINDA ÇALIŞMALAR
K. el-Buyû'a nazaran K. el-İcare'de yapılan değişiklikler daha azdır. Bab-ı saninin fasl-1 evveline iki ve 420., 590., 596., 597., ve 598. maddeler bazı ilaveler, 429., 447., 471., 472., 503., ve 550. mad-delerin ta'dili ve 417. madde ile 418. maddedeki misalin ihraç edil-mesi" şeklinde gördüğümüz komisyon çalışmalarının 7 Temmuz 1340 a kadar Mustafa Fevzi Efendinin riyasetinde, Abdurrahman Münib, Ebu'l-Ula, Es'ad ve Hafız Şevket beylerin iştiraki ile de-vam ettiğini, bu esnada reis Mustafa Fevzî Efendinin hastalanması sebebiyle çalışmaların 25 Ağustos 1340 a kadar tatil edildiğini mü-şahede ediyoruz". Bu tarihten sonraki komisyon çalışamaları hak-kında bir kayda rastlamadığımızdan kuvvetle muhtemeldir ki, K. el-İcare tadilinden sonra komisyon yeni bir çalışma yapmamıştır.
c) USUL-U MUHAKEMAT-I ŞERİYYE VE HUKUKİYYE KOMİSYONU
Bu komisyonun vazifesi; tatbik edilmekte olan, usûl-u Muha-kemat-ı Şer'iyye ve Usûl-u Muhakemat-ı Hukukiyye'nin tevhidini temin edecek kaideleri tesbitten ibarettir". Aynı sene içerisinde teşkil edilen; Ahkâm-ı Şahsiyye, Vacibat ve bu komisyonun çalışma-ları reis ve azalara verilecek ücret hakkında Adliye Vekâleti tara-fından onüç maddelik bir talimatname hazırlandı. Bu talimatname-nin 7. maddesinde; komisyonun haftada en fazla iki defa toplana-cağı ve toplantı müddetinin üç saatten az olmayacağı, her celse için reise on, azalara sekiz lira hakk-ı huzur verileceği kaydedil-mektedir ".
Komisyonu teşkil edenler:
Reis: Necmeddin Molla Bey
Aza: Şakir Bey (Sabık Temyiz reislerinden)
>: Reşîd Bey (Hukuk müdürü)
>: Hasan Hulkî Efendi
>: (İsim yok) Bey (Mülga Temyiz azasından)
40. Aynı eser, sa. 25, s. 899-900, 320-334 maddeler.
NEBI: Kendisinden önce gelen peygamberin şeriatını ihyaya memur peygamber.. MÜRSEL: Kendisinden önce gelen peygamberin şeriatını kaldırıp, yeni bir din kuran peygamberdir.
Şehidlerin önderliği, peygamberlerin; hafızların reisliği de, hem sehidlerin, hem peygamberlerin dışında kalanlara olacaktır..
Ravi: EBU NUAYM.. Menkibesi, 10. Hadis-i Şerifte..
۱۲۹۳ النَّخْلُ وَالشَّجَرُ بَرَكَةٌ عَلَى أَهْلِهِ ، وَعَلَى عَقِيهِمْ بَعْدَهُمْ إِذَا كَانُوا لِلَّهِ ) رواه الطبراني عن الحسن بن على )
شاكرين .
1293) «Hurma ve ağaç, sahiplerine ve onlardan sonra gelenlere be-rekettir. Fakat, Allah'a şükredici oldukları takdirde..>>>>
Ağaç, malum olacağı üzere meyveli ağaçtır.
Ravi: Hz. HASAN b. ALİ'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri 9. ve 220. Hadis-i Şerifte..
kurtulmanın ve cennete gitmenin yolu, Mus-lüman olmanın gereği olarak bildirir ve öne mini belirtir. (bkz. Kur'an, 2/218; 3/142; 4/95; 5/35; 8/72,74, 75; 9/16,20,21,24 41,73,88,111; 16/110; 22/78; 25/52; 29/69; 47/31; 49/15; 61/10,11,12; 66/9)
cihad- asgar ve ekber جهاد اصغر و أكبر : enkü çük (asgar) ve en büyük (ekber) cihad; silahlı ve silahsız mücadele: Allah (c.c.) için, gerekti-ğinde din ve vatan uğrunda düşmanla silahlı savaş (küçük cihad) ve İslam'ı bilmeyenlere tanıtılması, duyurulması, dinin doğru anla şılması, korunması, yaşanması ve yaşatılma-sı için månevi yolla yapılan sürekli mücadele )gayret ve çalışma) ile birlikte insanı günaha ve kötülüğe iten istek ve duygulara (nefse) karşı sürekli mücadele (büyük cihad)
cihad- dini(ye( جهاد دينيه : din uğrunda cihad (mücadele, çalışma)
cihad- ekber جهاد اکبر : en büyük cihad: İslam'ı bilmeyenlere tanıtılması, anlatılması, dinin doğru anlaşılması, korunması, yaşanması ve yaşatılması için (ilim, ahlâk, tebliğ, ibadet gibi) månevi yolla her zaman mücadele (gay-ret ve çalışma) ile birlikte insanı günaha ve kötülüğe iten istek ve duygulara (nefse) karşı sürekli mücadele
cihad - harici جهاد خارجی : harici cihad, ülke ve İslâm toplumu dışında kalanlara karşı cihad: 1.İslam'ı tanıtmak ve korumak için çalışma 2.saldırılara karşı silahlı savunma
cihad - İslamiye جهاد إسلامية : İslamın emri olan
cihad - manevi (ye( جهاد معنویه : manevi cihad; ilim, ahlak, tebliğ, ibadet gibi månevi yolla din uğrunda mücadele, çaba gösterme, çalışma
cihadi (ye( جهاديه : cihadla ilgili (bkz.cihad(
cihan 1 : جهان.kainat 2.dünya 3.bütün insanlar
cihan fani جهان قانی:fani dunya, geçici ve ölümlü dünya
cihan-1 ibret جهان عبرت : ibret dünyası, ders alı-nacak olay ve gerçekler dünyası
cihan-1 ilim جهان علم : ilim dünyası; ilimle ilgile-nen ve ilim sahibi olan bütün insanlar
cihan-1 irfan جهان عرفان : ilim ve kültür dünyası; ilim ve kültür sahibi bütün insanlar
cihan-baha جهان بها : dünyalar kadar değerli, çok değerli
cihan-değer جهان دگر : dünyalar kadar değerli, çok değerli
cihangir dünyaya hukmeden, dunyay eğenenliği altına alan; dünyayı fetheden cihani : جهانی dunya ile ilgili, herkesle ilgili
cihankıymet (cihan-kıymet جهان قیمت : dunya lar kadar değerli, çok değerli
cihanpesend جهان پسند : dünyaca beğenilen herkesçe beğenilen
cihanpesendane 1 : جهان پسندانه.dünyaca beğe nilir tarzda 2.dünyaca takdir edilir şekilde
cihan-şümul (cihanşümul( 1 : جهان شمول.dunya çapında (evrensel), bütün dünyayı ilgilendi ren önemde 2.käinat çapında (evrensel), bu tün kainatı ilgilendiren önemde
cihar جار : dört
Cihar-ı Yarı Güzin جهار برگزین Peygam-ber'e (a.s.m.) en yakın) dört seçkin dost (ar-kadaş), dört büyük ve seçkin sahabe, Pey-gamber'in (a.s.m.) en yakın yardımcıları olan dört halife: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Os-man, Hz. Ali (r.a.)
ciharyar-ı güzin جهار بار گزین : )bkzcihar-ı yår-1 güzin)
cihazat-ı mühimme جهازات مهمه : mühim cihaz-lar, önemli donanımlar (yetenek ve güçler)
cihazat-ı tamiriye جهازات تعمیر یه : tamir cihazla-n, onarım ålet ve araçları
chet 1 : جهت.tarafyan, yön 2.sebep, vesile 3.bakım, bakış 4.yer, nokta, durum, görüş, gö-rüş açısı
chet-i fark جهت فرق : farklı taraf (farklı özellik)
cihet-i ihtimal ve imkan جهت احتمال و إمكان:im kån ve ihtimal ciheti, olması beklenebilirlik (ihtimal) ve olabilirlik (imkân) durumu
cihet-i imkân جهت إمكان : mümkün taraf, ola-bilirlik tarafı
cihet-i imtiyaz جهت إمتياز : ayırt edilmeyi sağlı yan farklı taraf; üstünlük tarafı
cihet-i infikak جهت إنفكاك : infikak ciheti, ayrı olma durumu; birlikte olmama durumu
cihet-i intizam جهت إنتظام : )söz sanatında söy lenen sözün, söz düzeni ve tertibi içindeki yeri ve durumu
cihet-i irtibat جهت ارتباط : )söz sanatı bakımın-dan) söylenen sözün önceki veya sonraki ile ilgisi ve bağlantılı olma durumu
cihet-i irtibat ve intizam جهت ارتباط و انتظام : )söz sanatı bakımından) irtibat ve intizam ciheti, sözün karşılıklı bağlılık ve düzen ve tertip içindeki yer ve durumu
chet-i isnad جهت إسناد : isnad ciheti; dayanma ve ait olma durumu
cihet-i Sübhaniye
chet-i istimdad جهت استمداد : istimdad ciheti, yardım istemek için yönelinecek taraf
cihet-i istifade جهت استفاده : faydalanma yonu
cihet-i ittifak جهت إتفاق : ittifak ciheti, birleşi len nokta; ortak taraf
chet-i kainat جهت كائنات: kainatın (varlıklar dünyasının, evrenin) çeşitli yönlerinden bir yön
chet-i lezzet جهت لذت : lezzet zevk ve haz( alınacak taraf
cihet-i mana جهت معنا : mâna yönü
cihet-i melekütiyet جهت ملکوتیت melekûtiyet ciheti, (Allah'a c.c. ait) mülk ve yönetim altın-da olma durumu
cihet-i muvafakat جهت موافقت : uyuşma tarafı uygunluk yönü
cihet-i münasebet جهت مناسبت : bag ve ilgisi bulunma durumu
cihet-i müşabehet جهت مشابهت : benzerlik yönü
chet-i nazm جهت نظم : )söz sanatı bakımın-dan) söylenen sözün önceki veya sonraki sözlerin düzen ve tertibi (nazm) bakımından yeri ve uyumlu olma durumu
cihet-i nazmu irtibat جهت نظم و ارتباط : )soz san'atı bakımından) sözün bütünlük içindeki tertip ve düzeni (nazm), önceki veya sonraki sözlerle olan bağlantısı ve ilgisi (irtibatı) ba-kımından uyumlu olma durumu
cihet-i nazm ve intizam جهت نظم و انتظم : nazm ve intizam ciheti, (söz san'atı bakımından) söylenen sözün önceki veya sonraki sözlerin düzen ve tertibi (nazm) bakımından uyumlu olma durumu (intizamı(
cihet-i nimet جهت نعمت : nimete bakan taraf
clhet-i nisbet جهت نسبت : nisbet ciheti; (birine veya bir şeye) ait olma durumu; ilişkili ve ilgi-li olma durumu
clhet-i Rahmet جهت رحمت : Allah'ın (c.c.) geniş rahmetini gösteren yönü
cihet-i rüchaniyet جهت رجحانیت : üstünlük ta rafı, sebebi
cihet-i sitte جهت سنه : altı yön sağ-sol, ön-ar-ka, alt-üst) (bkz.cihat-ı sitte)
cihet- Sübhaniye جهت سبحانیه : )insanda) Al lah'ın (c.c.) Süphan sıfatıyla ilgili olan taraf, her türlü kusur ve noksanlıktan uzak (Süp-han) olma sıfatına bakan ruh yönü
"Ümmetim Kıyamet Günü çağırıldıkları vakit abdestin izi olarak (nurdan) bir parlaklıkları ol duğu halde gelirler. Öyleyse kimin imkanı varsa parlaklığını artırsın."
Katab-i Sitte, Hadis No: 3638
...
Mü'minlere yardım edenler
Muaz İbni Esed el-Cühenî rivayet ediyor:
"Kim bir mü'mini bir münafığa (gıybetçiye) karşı himaye ederse, Allah da onun için Kıyamet Günü, etini Cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de Müslümana kötülenme sini dileyerek bir iftira atarsa, Allah onu, Kıya-met Günü, Cehennem köprülerinden birinin üs tünde, söylediğinin (günahından temizlenip) çı kıncaya kadar hapseder."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4326.
...
İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:
"Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zul-metmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ib tiyacını görür. Kim bir Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet Gü nünün sıkıntısından kurtarır. Kim bir Müslü
manı örterse, Allah da onu Kıyamet Günü örter." (Rezin bir rivayette şunu ilave etti: "Kim, hakkı sübut buluncaya kadar mazlumla birlikte otursa, ayakların kaydığı günde Allah onun ayağını Sıratta sabit kılar.")
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 3350.
***
Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:
"Bir kul dünyada bir kulu örterse, Allah Kıya-met Günü onu mutlaka örter."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 3432.
***
Ebu'd-Derda (ra) rivayet ediyor:
Resulullah (asm): "Kim kardeşinın ırzını mü-dafaa ederse, Kıyamet Günü Allah, onun yüzün-den ateşi çevirir."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 3355.
***
Hz. Ebu Bekir ve Ömer (ra)
Abdurrahman ibni Avftan (ra) rivayetle: edici şöyle
Kıyamet Günü geldiğinde bir nida seslenir: "Bu ümmetten hiç kimse amel defterini Ebu Bekir ve Ömer'den önce yukarı kaldırmasın.
ckte gerçek, sabit ve doğ mak gerekmek, bir şeyi gerçek epimek, bir şeye yakinen muttali smak anlamlarında masdar ve ribit, doğru, varlığı kesin alan şey anlamlarında isimdir Hak wimesi genellikle båtılın zıddı ola ok gösterili
Terim olarak hak "gerçeğe mutibk olan hüküm anlamına ge le Bu hükmü tayyan söz, inanç, din e göruşler için de kullanılır. Båtılın
İslam düşüncesinde hak kavra-mi genellikle "dış dünyada gerçek ten mevcut olan, mevcudiyeti säbit ve devamlı olan varlık, gerçeğe uy-gun bilgi, hüküm, sör anlamında kullanilit
Hz. Ömer'in Rasûlullah'a yö-nelttiği, "Biz hak üzerinde, düş manlarımız batıl üzerinde değil midir?" sorusunda "Hak" ke-limesi İslam dini, batıl ise putperestliği ve umümi Inkarcılığı ifade eder.
Kur'an-ı Kerim'de 247 yerde ge-çer
Hak kelimesi Kur'an'daki anlam larıyla hadislerde de genişçe yer al mıştır. Peygamberimizin uzunca bir duasında; "Allah'ım! Sen hak-sin, senin va'din haktır, sana kavuş mak haktır, senin sözün haktır, cen-net haktir, cehennem haktır" buyu rur. (Buhari, Teheccüd, 1)
Hz. Aişe "Peygamber'e hak gel di" ifadesinde "hak" kelimesini va hiy anlamında kullanır.
"Hak sahibine hakkın ver" şeklin deki emir herkese haklara riayet et-me yükümlülüğünü getirir. "Hak sa hibinin konuşma yetkisi vardır" ifa-desi de hak sahibine hakkını kullan-ma, koruma ve isteme yetkisi tanı maktadır.
Fikihta "dinin ve hukuk düzeni nin tanıdığı yetki ve ayrıcalık" anla mi etrafında bir muhtevä kazandığı ve terimleştiği söylenebilir.
Hak kelimesinin çoğulu olan "Hukuk" toplum hayatını ve beşeri ilişkileri cebri müeyyidelerle düze ne koyan kurallar bütünüdür.
Fert ve toplumların her yönüy
FERT VE TOPLUMLARIN HER YÖNÜYLE HAK VE SORUMLULUKLARININ BELİRLENMESİ VE DENGELENMESİ SEMAVİ DİNLERİN DE ANA KONULARINDAN BİRİNİ TEŞKİL ETMİŞTİR. BU SEBEPLE KUR'AN-I KERİM'DE VE HZ. PEYGAMBERİN HADİSLERİNDE HAK KAVRAMINA ÇEŞİTLİ YÖNLERİYLE TEMAS
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
Cenab-ı Hak (Celle Şanühü)
YanıtlaSilyapan ve yaratan Yüce Allah (c.c.) (ki O, güç ve kudretiyle her zaman büyüklük ve yüce-liğini göstermektedir: Celle Celälühü) (bkz. Hak)
Cenab-ı Hak (Celle Sanühü( جناب حق جل شانه Hak Celle Şanühü olan Hz.Allah (c.c.); kendi-si ezeli ve ebedi, sonsuz ve kusursuz gerçek, gerçek sıfatlara sahip olan, her şeyi gerçek olarak yapan ve yaratan (Hak) Yüce Alla (c.c.),(ki O, kendi şanının yüceliğini her za-man göstermektedir: Celle Şanühü)
Cenab-ı Hak Süphanehu ve Teâlâ جناب حق سبحانه و تعالی : Hak Suphanehu ve Teâlâ olan Hz.Allah (c.c.), kendisi ezeli ve ebedi gerçek olup sonsuz ve kusursuz gerçek sıfatlara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak yaratan (Hak) Yüce Allah (c.c.) (ki O, her türlü kusur ve eksiklikten uzak-tır, Süphandır ve kendi sonsuz yüceliğini her zaman göstermektedir: Teâlâ)
Cenab-ı Hak Teâla جناب حق تعالى: Hak Teala olan Hz.Allah (c.c.); kendisi ezeli ve ebedi gerçek olup sonsuz ve kusursuz gerçek sıfat-lara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak yaratan (Hak) Yüce Allah (c.c.) (ki O, kendi sonsuz yüceliğini her zaman göstermektedir: Teâlâ)
Cenab-ı Hak Teâlâ Azze ve Celle جناب حق تعالى عز رجل : Hak Teal Azze ve Celle olan Hz.Allah (c.c.); kendisi ezelî ve ebedi gerçek olup son-suz ve kusursuz gerçek sıfatlara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak yapan ve yara-tan (Hak) Yüce.Allah (c.c.) (ki O,her zaman sonsuz güç ve üstünlük sahibi (Azze) ve yü-celer yücesi (Teâlâ) olduğunu ve sonsuz bü-yüklük ve yücelik saibi (Celle) bulunduğunu göstermektedir.)
Cenab-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes جناب حق تعالی و تقدس : Hak Tealâ ve Tekaddes olan Hz.Allah (c.c.); kendisi ezelî ve ebedi gerçek olup son-suz ve kusursuz gerçek sıfatlara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak yapan ve yara-tan (Hak), Yüceler Yücesi (Tealå) ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak, arınmış ve lekesiz olan (Tekaddes) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri جناب حق تعالی و تقدس حضرتلری : Hak Teâlâ ve Tekaddes olan Hz.Allah (c.c.); kendisi ezelî ve ebedî ger-çek olup sonsuz ve kusursuz gerçek sıfatlara sahip olan, her iş ve eserini gerçek olarak ya-pan ve yaratan (Hak), Yüceler Yücesi (Tealâ) ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak, arınmış ve lekesiz (Tekaddes) Hz. Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hannan u Mennan
YanıtlaSil28
Cenab-ı Hakim-i Alim جناب حكيم عليم: Hakim
ve Alim olan Hz. Allah (c.c.); her şeyi tam ve eksiksiz bilen, sonsuz ilim sahibi (Alim), ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi bir-çok gâyeler ve faydalar gözeterek, güzel, ol. çülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hakim-i Mutlak جناب حكيم مطلق:mut-lak şekilde Hakim olan Yüce Allah (c.c.); her şeyi tam ve eksiksiz bilen, sınırsız ve sonsuz (mutlak) ilim sahibi olan (Alim) ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve faydalar gözeterek, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde yapan (Hakim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hakim-i Rahim جناب حکیم رحيم : Hakim ve Rahim olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine çok merhamet gösteren, onları, gözeten, ka-yırıp koruyan (Rahîm) ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve fayda-lar gözeterek, güzel, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan(-Hakim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Halik جناب خالق : Halik olan Hz.Allah (c.c.), her şeyin yaratıcısı ve yapıcısı (Halik) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hâlik-i lemyezel جناب خالق لم يزل : lem yezel Hâlik olan Hz.Allah (c.c.); ölümsüz ve ebedî (lemyezel), her şeyin yaratıcısı ve yapı-cısı (Halik) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hâlik-i Rahim جناب خالق رحيم : Halik ve Rahîm olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine çok merhamet gösteren, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahîm), her şeyin yaratıcısı ve ya-Pıcısı (Hâlik) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hâlik-i Zülcelal جناب خالق ذو الجلال : H lik ve Zülcelâl olan Hz.Allah (c.c.); sonsuz yücelik ve kudret (güç ve kuvvet) sahibi (Zül-celâl), her şeyin yaratıcısı ve yapıcısı (Halik) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hallak-ı âlem جناب خلاق عالم : âlem üze
rinde Hallak olan Hz. Allah (c.c.); kâinatı ve içindeki her şeyi her an sürekli yaratan (Hal-lak) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hallak-ı Rahim جناب خلاق رحیم : Hallak ve Rahîm olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine çok merhamet gösteren, onları gözeten, kayı-rıp koruyan (Rahîm) ve her şeyi her an sürek-li yaratan (Hallak) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hannan u Mennan جناب حنان و منان
Hannan ve Mennan olan Hz. Allah (c.c.); son derece merhametli (Hannan) ve çok iyilikler
enauuts/riz. ruce Allan (c.c.)
Cenab-ı Hayy-ı Baki
YanıtlaSil129
ve nimetler lütfeden (Mennan) Yüce Allah (c.c.).
Cenab-ı Hayyaki جناب حی Hay ve Baki olan Hz.Allah (c.c.); ölümsüz ve ebedi (Båki) olan, sonsuz hayat sahibi olan ve can taşıyan her varlığa hayat veren (Hay) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hayy- lâyemut جناب حتي لا يموت : Hay ve layemut olan Hz.Allah (c.c.); ölümsüz, ebedi (lâyemut) ve sonsuz hayat sahibi olan ve can taşıyan her varlığa hayat veren (Hay) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Hazret-i risaletpenahi جناب حضرت رسالت پناهی : peygamberlik makamının daya-nağı ve koruyucusu (risaletpenahî) ve üstün saygıya lâyık yüce peygamber (Hz.Muham-med a.s.m.)
enab-ı izzet جناب عزت : sonsuz kudret ve üs-tün şerefi sahibliğinin yüceliği
Cenab-ı Kadir-i Hakim جناب قدير حكيم : Kadir ve Hakim olan Hz.Allah z.Allah (c.c.); her şeye gücü yeten (Kadir), ve hiçbir şeyi tasadüfe bırak-mayıp her şeyi birçok gâyeler ve faydalar gö-zeterek, güzel, ölçülü ve tam yerinde, en uy-gun şekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakîm) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kadir-i Kayyum جناب قدیر قیوم : Kadir ve Kayyum olan Hz.Allah (c.c.); hiç bir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi olarak var olan ve her şeyi ayakta tutan (Kayyum), her şeye gücü yeten (Kadir) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kadir-i Mutlak جناب قدير مطلق : mutlak şekilde Kadir olan Hz.Allah (c.c.); sınırsız ve sonsuz (mutlak) güç ve kuvvet sahibi (Kadir) olan Yüce Allah c.c.)
Cenab-ı Kadir-i Zülcelal جناب قدير ذو الجلال : dir ve Zülcelâl olan Hz. Allah (c.c.); sonsuz yücelik ve büyüklük sahibi olan (Zülcelâl) ve her şeye gücü yeten (Kadir) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kebîr-i Kamil جناب كبير كامل : Kebir ve Kamil olan Hz.Allah (c.c.); kusursuz (Kâmil) ve sonsuz büyük ve yüce (Kebir) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kebîr-i Kayyum جناب كبير قيوم : Kebir ve Kayyum olan Hz.Allah (c.c.), sonsuz büyük ve yüce (Kebîr) olan ve var olmak için hiç bir şeye ihtiyacı olmayan ve her şeyi her an var edip ayakta tutan (Kayyum) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kerîm-i Mutlak جناب كريم مطلق : mutlak şekilde Kerim olan Hz.Allah (c.c.); sınırsız ve
Cenab-ı Mucib-ûd daavat
sonsuz (mutlak) iyilik ve ikram sahibi ve ba-ğışlayıcı olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kerim-i Rahim جب كريم رحيم Kerim ve Rahim olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine karşı çok merhametli olan ve onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim), çok iyilik ve ikram edici ve bağışlayıcı (Kerim) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Kibriya جناب كبريا : sınırsız büyüklük (kibriya) sahibi Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı lemyezel جناب لم يزل : lemyezel olan Hz.Allah (c.c.); ölümsüz, ezeli ve ebedi (lem-yezel) olan Yüce Allah (c.c.(
Cenab-ı Mâbudu Ezeli جناب معبود أزلي : Ezeli Mabud olan Hz.Allah (c.c.); varlığı ezeli olan ve ibadete gerçekten lâyık (Mâbud) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mahbubul Hakikiجناب محبوب حق gerçek mānāda mahbub olan Hz.Allah (c.c.(; gerçek ve tam mānāsiyle sevilmeye layık gerç (Mahbub) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mâlik-i Zülcelal جناب مالك ذو الجلال Malik ve Zülcelâl olan Hz. Allah (c.c.); sonsuz büyüklük ve kudret sahibi (Zülcelâl) ve her şeyin gerçek sahibi (Malik) olan Yüce Allah
(c.c.( Cenab-ı Malik-ı Zülcelâli ve'l Cemâli ve'l ikram جناب مالك ذو الجلال و الإكرام ve Tekaddes Hazretleri
و تقدس حضرتلری : Malik, Zülcelâl ve Zülcemâl ve Zülikram ve Tekaddes olan Hz.Allah (c.c.), her şeyin gerçek sahibi (Malik); sonsuz güç, yücelik ve büyüklük sahibi (Zülcelâl) ve son-suz güzelliklerin sahibi (Zülcemål), bağış ve ikramı çok olan (zülikram) ve her türlü kusur ve noksanlıktan uzak, arınmış ve lekesiz (Te-Kakaddes) olan Yüce Allah (c.c.(
Cenab-ı Mevla جناب مولا: Mevlâmız olan Hz.Allah (c.c.); bizim ve her şeyin gerçek sa-hibi (Mevlâ) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mucib جناب مجیب Mucib olan Hz. Allah (c.c.), (dünyada veya âhirette) dualara gereken karşılığı veren (Mucib) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mucib-ı Rahim جناب مجيب رحيم : Mucib ve Rahim olan Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine karşı çok merhametli, onları gözeten, kayı-rıp koruyan (Rahîm), (dünyada veya âhirette) dualara gereken karşılığı veren (Mucîb) Yüce Allah (c.c.(
Cenab-ı Mucîb-ûd daavat جناب مجيب الدعوات
C
86
YanıtlaSilCEHENEM VE CEHENNEMLİKLERİN ÖZELLİKLERİ
Allah onlar hakkında verdiği hükmünü uyguladıktan sonra Cebrail
sorar:
Ümmeti Muhammed'in asilerinin hali nicedir?
Cebrail cevap verir:
- Allah'ım onların durumunu en iyi bilen sensin.
Bunun üzerine Allah Cebrail'e şöyle emreder:
Git onların durumu hakkında bilgi edin.
Cebrail cehenneme vardığında cehennemin ortasında ateşten bir minberin üzerinde oturan bekçi Malik'le karşılaşır.
Malik Cebrail'i görünce ona saygı için ayağa kalkıp şöyle der:
Senin buraya gelmene sebep olan şey nedir? Ey Cebrail.
Cebrail şöyle cevap verir:
Ümmeti Muhammed'in günahkârlarının halini öğrenmeye gel-
dim.
Bekçi Malik şöyle der:
Onların durumu çok kötü, yerleri pek dar. Vücutları yandı, etleri böcekler tarafından yendi. Fakat yüzleri ve kalplerinde imanın nuru par-ladığı için bunlar yanmadı.
Cebrail bekçi Malik'e der ki:
Onların üzerindeki örtüyü kaldır da hallerini göreyim. Malik gö-revli meleklere örtüyü kaldırmalarını emreder onlar da kaldırırlar.
Cehennemdekiler Cebrail'i ve onun güzelliğini gördüklerinde azap meleği olmadığını anladılar ve Malik'e sordular:
Bu güne kadar daha güzelini görmediğimiz bu kul kim ola ki.
Malik cevap verir:
Bu Muhammed'e vahiy getiren Cebrail adlı melektir.
Onlar Muhammed ismini duyduklarında çığlık atarak şöyle derler:
Ey Cebrail bizden Muhammed'e selam götür ve günahlarımızın onunla bizi ayırdığını söyle. Bu kötü halimizi de ona bildir.
Cebrail geri dönüp Allah'ın huzuruna vardığında Allah ona sordu:
Ümmeti Muhammed'i nasıl buldun?
Cebrail cevap verdi:
Ya Rabbi, onların durumu çok kötü ve yerleri çok dardır.
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil87
Yüce Allah buyurur:
Senden herhangi bir istekleri oldu mu?
Cebrail cevap verdi:
Evet ya Rabbi, benden peygamberlerine selam götürmemi ve kötü hallerini kendisine bildirmemi istediler.
Bunun üzerine Allah şöyle buyurur:
Öyleyse git ve peygamberlerine bu durumu bildir.
Cebrail Resulullah (sav)'in yanına gider. Bu sırada o incili beyaz bır çadırın içindedir. Bu çadırın dört bin kapısı vardır ve her bir kapının altın işlemeli iki kanadı vardır.
Cebrail şöyle der:
Ey Muhammed! Asi oldukları için cehennemde azap çeken üm-metinin yanından geliyorum. Onlar sana selam söylediler ve hallerinin çok kötü ve yerlerinin de çok dar olduğunu bildirmemi istediler.
Bu sözleri duyan Resulullah (sav) arşın altına varıp secdeye kapanır ve daha önce benzeri görülmemiş şekilde Allah'a yalvarmaya başlar.
Allah şöyle buyurur:
Ey Muhammed başını yerden kaldır. İstediğin sana verilecek ve şefaatin kabul edilecektir.
Resulullah (sav)'in şöyle der:
- Ya Rabbi ümmetimin günahkârlarını istiyorum. Çünkü sen onlar hakkındaki hükmünü uyguladın ve onlardan intikamını aldın. Onlar hak-kında şefaatimi kabul et.
Allah şöyle buyurur:
Peki, şefaatini kabul ettim. Git ümmetinden "Lailahe illellah" di-yen herkesi cehennemden çıkar.
Bundan sonra Resulullah (sav) cehenneme varır. Cehennemin bek-çisi Malik, Resulullah (sav)'i görünce saygıdan dolayı ayağa kalkar.
Resulullah (sav) sorar:
Ey Malik! Benim günahkâr olan ümmetimin hali nicedir?
Malik cevap verir:
Onlar çok kötü durumdalar ve yerleri çok dar.
Resulullah (sav) der ki:
88
YanıtlaSilCEHENEM VE CEHENNEMLİKLERİN ÖZELLİKLERÍ
Cehennemin kapısını aç ve perdeyi kaldır. Kapının açılması üze rine cehennemdekiler Resulullah (sav)'i görünce hep birlikte şöyle bağ rırlar:
Ey Muhammed! Bize yardım et. Ateş derilerimizi yakıp, ciğer lerimizi dağladı.
Resulullah (sav) onları cehennemden çıkarır. Onlar ateşin yakıp bi. tirdiği kömür gibi olmuşlardır. Onları alıp cennetin kapısının yakınında bulunan hayat nehrine götürür. Orada güzelce yıkanırlar. Temizlendikten sonra yüzleri parlak gözleri sürmeli birer delikanlı/genç kız olarak oradan çıkarlar. Yüzleri ayın on dördü gibidir ve alınlarında şu yazı vardır. "Bun-lar Allah tarafindan azad edilmis olan cehennemliklerdir." Sonra bunlar cennete girerler. Cehennemdeki diğer insanlar Müslümanların çıktığın
gördüklerinde şöyle derler: Ah keşke biz de Müslümanlardan olsaydık ta şimdi buradan çıkmış olsaydık. Allah şu ayeti Kerime ile bunu bildirmektedir:
رُبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِمِينَ
"İnkâr edenler zaman zaman keşke biz de Müslüman olsaydık, diye arzu ederler."
Resulullah (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Kıyamet günü ölüm besili bir koç şeklinde insanların karşısına getirilir. Cennetliklere bunu tanıyor musunuz diye sorulur. Onlar ölümü gördüklerinde onu tanırlar. Sonra cehennemliklere aynı soru sorulur. Onlar da ölümü gördüklerinde onu tanırlar. Sonra bu koç (ölüm) cennetle cehennem arasında boğazlanır ve cennetliklere şöyle denir:
Artık size ölüm yok. Burada ebediyen kalabilirsiniz.
Cehennemliklere de aynı söz söylenir:
- Artık burada ölüm yoktur. Ebedi olarak kalacaksınız burada.
Şu ayet bu gerçeği bildirmektedir:
وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ
Heysemi, Места', 10/386
Hier 2
Buhari, 4730; Müslim, 2849
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil89 "(Resûlüm) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir."
Ebu Hüreyre (ra) şöyle demiştir:
"Günahkarlar ellerindeki nimete aldanmasınlar. Çünkü onların ö-nünde kendilerini heyecanla bekleyen bir cehennem vardır ki, Allah onun hakkında şöyle buyurmuştur:
كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعِيراً
"Cehennem'in ateşi yavaşladıkça biz onun alevini artırırız."
Allah (cc) her şeyin en iyisini bilendir.
Meryem 39
Isra 97
86
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
muş ve bermuceb-i istizan nüsha-i mezkûrenin emsali vechile tab ve neşri makrûn-u müsade-i seniyye-i şehinşahî olduğu gibi nüsha-i maruza dahi tevkif buyurulmasına mebni sâlifüzzikr tezkire savb-1 sâmi-i sadaretpenahîlerine iade kılınmış olmağla ol babta...."
29 Zilhicce 1295 (24 Aralık 1878)
IV. vesika ise Mecelle'nin birinci kitabının rumca tercemesi hak-kındadır. Arz tezkeresi: «Divan-1 Ahkâm-1 Adliyye azasından saa-detlů Yani Fotiyadi Kostaki efendinin bitterceme tab ve temsil et-tirmiş olduğu Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye kitab-ı evveli nushaların-dan huzur-u şevketmevfûr-u hazret-i padişahîye arzolunmak üzere ita eylediği nüsha irsal-i sûy-ı vâlâları kılındığı ve karîn-i müsade-i seniyye-i cenab-ı mülükâne buyurulur ise işbu eser-i maruzunun mazhar-ı tahsin-i mefharet efza-i âli olduğunun kendisine tebşirine iptidar ettirileceği beyanıyla tezekere-i senâverî terkîm kılındı efen-dim."
27 Cemaziyelevvel 1289 (3 Temmuz 1872) M.
İrade-i seniyye: «Resîde-i dest-i tazim olan işbu tezkere-i sâ-miye-i âsafâneleriyle nüsha-i marûza meşmûl-u nigâh-ı dakayik ik-tinah-ı hazret-i şehriyarî buyurulmuş ve istizan olunduğu üzere işbu eserinin mazhar-ı tahsin-i mefharetefzâ-i âli olduğunun mumaileyhe tebşiri müteallak ve şerefsudûr buyurulan emir ve irade-i seniyye-i cenab-ı cihandarî mantuk-u celilinden bulunmuş ve nüsha-i mezkûre dahi tevkif kılınmış olmağla ol babta...>> "
28 Cemaziyulevvel 1289 (4 Temmuz 1872)
Yukarıda gördüğümüz resmî vesikalardan anlaşıldığına göre Mecelle hemen tedvinini takib eden günlerde arapça ve rumcaya terceme edilmiştir. Daha sonraki senelerde ve muhtelif şahıslar ta-rafından diğer lisanlara da tercemesi ve müteaddid baskıları ya-pılmıştır."
79. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 156-157.
80. Aynı yer.
81. Arşiv, Mec. Dos .; A. Cevdet Pş., s. 158.
82. Bk. 1. Georges Macrides Code Penal Ottoman İst. 1883; 2. G. Young Corps de droit Ottoman Oxford, 1906; 3. Vitchen Servicen Code Civil ottoman İst. 1872; 4. G. Sınapian Code Civil Ottoman İst. 1888; 5. The Megelle, London, 1895; 6. el-Mecelle İst. 1305; 7. Salim İbn Rüstem Baz Şerh'ul-Me-celle Beyrut, 1888-1889; 8. Mecellet'ul-Ahkâm'il-Adliyye Beyrut, 1968.
4. MECELLE CEMİYETİNİN DİĞER
YanıtlaSilÇALIŞMALARI
Mecelle Cemiyeti evvelce bahsetiğimiz bazı inkıtalarla beraber sekiz senelik bir çalışma sonunda onaltı kitap hazırlamıştı. Her kanunun tatbiki esnasında ortaya çıkan bazı meseleler vardır. Bu meseleler bazan kanun maddelerinin tavzîh ve tafsili ile bazan da bir ek madde ile hâlledilir. İşte Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin ih-tiva ettiği 1851 maddenin bazılarının mahkemelerdeki tatbikatında da bir kısım aksaklıklar görüldüğünden bu meseleyi hâll için Me-celle Cemiyeti vazifelendirilmiş, dolayısiyle Cemiyet 16. kitaptan sonra yeni kitapların tedvini ile değil mezkûr aksaklıkların izalesi ile uğraşmıştır.
a) KASAME MESELESİ
Bunlardan bir tanesi «Kasâme" meselesidir. Mecelle Cemiye-ti'nin Kasâme ile alakalı müzekkeresinin taşıdığı 3 Ramazan 1293 (22 Eylül 1877) ve 9 Eylül 1292 tarihlerinden anlaşıldığı üzere, Cemiyet Mecelle'nin son kitabı olan Kitab'ul-Kaza'yı bitirdikten he-men sonra bu meseleyi ele almış ve kısa zamanda hâlletmiştir. Me-celle cemiyetinin kasâme hakkındaki esbab-ı mucibe mazbatası şöy-ledir: «Bir vakitten beri kasâme meselelerinden türlü müşkülat zu-hura gelip bundan dolayı Adliye Nezaretince muhaberat-ı mütevâ-liye vuku' bulmakta olduğu hâlde bu müşkülatın håll ve tesviyesi Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin usul-ü muhakemata dair olan kitap-larının itmamına talikan tehir edilmiştir. Bu kere kitab-ı Beyyinat ile Kitab-ı Kaza hitam bulmuş idüğünden bu hususa dahi bir netice verilmek zamanı gelmiş olmasiyla keyfiyyet Cemiyet-i âcizanemizde ariz u amîk mütâlea edildi ve iki fıkrayı havî tanzîm ve leffen tak-dim olunan müzekkerenin mucebile amel olunmak üzere irade-i seniyye isdar buyurulduğu halde müşkilat-ı vakıanın bertaraf ola-cağı anlaşıldı.
83. Kasame İslâm Hukukunda; kaatili meçhul olan ve üzerinde katı eseri bu-lunan bir katilin bulunduğu mahal ahalisinden elli kimsenin vech-i mah-sus üzere yemin etmelerine verilen isimdir. (bk. Istılahat, III, 18).
598
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
( رواه أبو داود )
١٢٤٦ مَنْ مَاتَ وَعَلَيْه صيام صَامَ عَنْهُ وَلِيُّهُ
1246) «Üzerinde oruç borcu olarak ölen kimsenin yerine, velisi tu. tar..>>
**
Şafiî mezhebine göre, oruç kazasını ölenin varisleri tutarlar..
**
Ravi: EBU DAVUD.. Menkibesi, 11. Hadis-i Şerifte..
١٢٤٧ مَنْ مَرِضَ لَيْلَةً فَصَبَرَ ، وَرَضِيَ بهَا عَنِ اللَّهِ ، خَرَجَ مِنْ ذُنُوبِهِ كَيَوْمَ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ .
( رواه الحكيم عن أبي هريرة )
1247) «Her kim, bir gece hasta olur; sabreder ve dolayısıyla Allah'. tan razı olursa; günahlarından çıkar.. Tıpkı anası onu doğur. duğu gün gibi..>>>
**
Hastalıktan kurtulmak için şifa yollarını aramak, sevab almaya mani değildir. Asıl mani, Allah'tan şikâyettir..
**
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 5. ve 13. Hadis-i Şerifte..
١٢٤٨ مَنْ نَذَرَ أَنْ يُطِيعَ اللَّهَ فَلْيُطِعْهُ ، وَمَنْ نَذَرَ أَنْ يَعْصِيهِ فَلَا يَعْصِهِ .
) روته السيدة عائشة )
1248) «Her kim, Allah'a itaat etmeye ahd ederse; ona itaat etsin.. Allah'a asi olmaya ahd ederse; ona asi olmasın..>>>
***
İbadet cinsinden olan şeylere yapılan ahd, yani nezir, mutlaka ya-pılmalıdır. Aksi halde keffareti gerektirir.. Günah nevinden şeylere, ahd yapılmaz.. Şayet Allah adına and içmişse, keffaretini öder.. Bazı imamla-ra, göre, keffaret ödemeye de luzum yoktur.. Ramuz şerhinde böyle..
**
Ravi: Hz. AİŞE.. (r.a.) Menkıbesi, 8. Hadis-i Şerifte..
١٢٤٩ مَنْ نَسِيَ صَلاةً فَلْيُصَلِّ إِذَا ذَكَرَ ، لَا كَفَّارَةً لَهَا إِلَّا ذَلِكَ ( وَأَقِمِ الصَّلَاةَ ( رواه أنس ) لذكرى ) .
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil599
1249) «Her kim, bir namazı unutursa; hatırladığı zaman kılsın.. Ke-fareti yoktur.. Ancak bu:
-Namazı zikrim için kıl..
Âyet-i Kerimesine bir işarettir..>>>
Böyle bir hal vuku bulduğu zaman tevbe ve istiğfar etmek faydalı-dır. Bu halin tekerrür etmemesine de dikkat etmeli..
* **
Ravi: ENES.. r.a. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..
١٢٥٠ مَنْ نَسِيَ وَهُوَ صَاكُمْ فَأَكَلَ أَوْ شَرِبَ ، فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ ، فَإِنَّمَا أَطْعَمَهُ اللهُ ( رواه الشيخان عن أبي هريرة )
وسقاه .
1250) «Her kim, oruçlu olduğu halde, unutarak yer içerse; orucunu tamamlasın.. Çünkü Allah ona yedirdi ve içirdi..>>>
**
Unutarak yemeler, orucu bozmaz.. Bozuldu zannıyla yiyenler, kefa ret tutmak zorunda kalırlar.. Bir güne, peşpeşe 61 gün..
Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..
مَنْ نَصْرَ أَخَاهُ بِظَهْرِ الْغَيْبِ نَصَرَهُ اللهُ في الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ . ( رواه البيهقي عن أنس ) ١٢٥١
1251) «Her kim, belli etmeden müslüman kardeşine yardım ederse, Allah-ii Taâlâ dünya ve âhirette ona yardım eder..>>>
**
Müslüman kardeşe yapılan yardım gıyabında yapılırsa daha iyi olur. Bilhassa riyadan salim olacağı için..
* **
Ravi: ENES'ten r.a. naklen BEYHEKÎ. Menkıbeleri, 1. ve 12. Hadis-i Şerifte..
١٢٥٢ مَنْ نَظَرَ إِلى أَخِيهِ نَظَرَةً رُدَّ غُفِرَ لَهُ . ( رواه الحكيم عن ابن عمرو )
113
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Kıyamet günü, Peygamberlerin İmamı, Hatibi ve Onların Şefâat Sahibi de, ben, olacağım!
Övünme, yok! (797)
O gün, Adem ve diğer Peygamberlerden hiç biri yoktur ki, benim Sancağımın altında bulunmasın! (798)
Övünme, yok! (799)
Bana, Vesile'yi, dileyiniz.
Bu Vesile, Cennet'de öyle bir derecedir ki, Allâhın kullarından yalnız bir Kul'a lâyıktır.
O kulun da, ben olmamı umarım.
Her kim, bana Vesile'yi dilerse, kendisi, şefâata lâyık olur. (800)
Her Peygamberin, kabul olunan bir düası vardır.
Her Peygamber de, düasını önceden yapmış bulunmaktadır.
Fakat, ben, düamı Kıyamet gününde ümmetime şefâat etmek İçin saklamışımdır. (801)
Kıyamet gününde ilk şefâat eden ve şefàatı kabul buyrulan, ben'. im. (802)
Övünme, yok! (803)
Cennet'in kapılarının halkalarını ilk çakacak ve Allâh da, bana, kapıları açacak ve yanımda, Mü'minlerin Fakirleri olduğu halde, be-ni, Cennet'e koyacaktır!
Övünme, yok!
Öncekilerin ve sonrakilerin (804), Allâh katında (805), en değer-lisi, benim!
Övünme, yok! (806)
Kıyamet gününde, sustukları zaman, İnsanların Hatipleri, ben'-
im!
(797) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 138, Tirmizi Mace Sünen c. 2, s. 1443 Sünen c. 5, s. 586, İbn-1
(798) Ahmed b. Hanbel Sünen c. 1, s. 30 Müsned c. 1, s. 281, Tirmizî Sünen c. 5, s. 587, Dârimi -
(799) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 281, Darimî Sünen c. 1, s. 30
(800) Tirmizî Sünen c. 5, s. 587
(801) Mâlik Muvatta' c. 1, s. 212, Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 413, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 281, Buhari Sahih c. 7, s. 145, Müslim Sahih c. 1, s. 189, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1440
(802) Müslim Sahih c. 4, s. 1782, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 218, Tirmizi Sünen c. 5, s. 588, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1440, Daremî Sünen c. 1, s. 30
(803) Tirmizî Sünen c. 5, s. 588, İbn-i Mace c. 1, s 30 Sünen c. 2, s. 1440, Darimi Sünen
(804) Tirmizi Sünen c. 5, s. 588, Darimi Sünen c. 1, s. 30
(805) Darimi Sünen c. 1, s. 30
(806) Tirmizi Sünen c. 5, s. 588, Darimi Sünen c. 1, s. 30
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilTutuldukları zaman, şefâatcıları , ben'im! (807)
Ye'se ve ümidsizliğe düstükleri zaman (808), Cennetle müjdeleyicileri, ben'im. (810) (809)
Yüce Allah, Kıyamet gününde, bütün insanları rakilerini düz bir yerde, bir araya toplayacak. , öncekilerini, son-
Öyle ki, kendilerini çağıran, sesini, ayrı ayrı hepsine duyura bl-lecek!
Göz, hepsini görebilecek! Güneş, kendilerine yaklaşacak! İnsanların gam ve sıkıntıları, dayanılmaz, çekilmez dereceyi bu-lacak. (811)
Güneş, o gün, kullara, bir veya iki mil kadar yaklaştırılacak, on-ları, eritecek!
Amellerinin derecesine göre Kullar, tere batacaklar! Ter, kiminin aşık kemiklerine, Kiminin dizlerine, Kiminin böğürlerine... kadar çıkacak!
Kimini de, gemleyecek! (812)
O gün, adam var ki, ter, kendisini boğacak dereceye çıkacak ta (Ya Rab! Cehennem'e atmakla da, olsa, beni, rahata erdir!) divecek-tir! (813)
Bunun üzerine, insanlar, birbirlerine (Hâlinizi, görmüyormu-sunuz?
Başınıza geleni, görmüyormusunuz?
Rabbınızın katında, kendinize şefâat edecek birini bulup daha
başınızın çâresine bakmayacakmısınız?) diyecekler. Birbirlerine (Adem'e gidiniz!) deyip Adem'e, varacaklar ve:
(Ey Adem! Sen, insanların Babasısın!
Allâh, Seni, Kudret Elile yaratmış, Rûhundan, Sana ruh nefh etmiş, Meleklere, emir buyurmuş, onlar da, Sana secde etmişlerdir. (814)
(807) Darimi Sünen c. 1, s. 30
(808) Tirmizi Sünen c. 5, s. 585, Darimi Sünen c. 1, s. 30
(809) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5
810) Tirmizi Sünen c. 5, s. 585, Darimi Sünen c. 1, s. 30 (
(811) Ahmed b. Hanbel Müsned c 2, s. 435, Buharî Sahih c. 5, s. 225, Müslim Sahih c. 1, s. 184, Tirmizî Sünen c. 4, s. 622
(812) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 3-4
813) Taberâni'den naklen Süyuti Camiüssağır c. 1, s. 80 (
(814) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhari Sahih c. 5, s. 225, Müslim-Sahih c. 1, s 184, Tirmizi Sünen c. 4, s. 622
119
سورة القره (1)
YanıtlaSilاشارات الاعجار
و علوم عربیه جه كوزل کورونه و جهاد احتمالله مؤال وهو عوده هر طبقه معمار نه کور
حصه الديني السيناء .
بو آتی ما قبليله نظم و ربط اليدنه مناسبت: قرآن کریم، او کی آیتله تعمیم یابد قدمه موکوه، بو آتی که تخصیص با مشور، اون، بو آیت، اهر تلبین ایمانه اید ناری تخصیصله شرفاريني اعلان و ایمانه كلم بهاری ایمانه تشویقه ایدیور . عبد الله ابن سلام اله الينارمه، دیگر لر ينك عبد الله بن سلام کی اوله لری ایچونه با پیلان تشویقه کبی.
عاصم وكذا قرآن كريمك بتونه اقتداره و رسالت محمد به نك بتون ملت اسره شامل اولد قاريني تصريح ايتمان اوزره هر ایکی ( الَّذِينَ ) ايله ( مُتَّقِين ) نك هو ايكي قسمنة تنصيص ايديال مدر.
وكذا، (يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْب ) صدقنده بولونان إيمانك كنارين بيان الملك ايجون إجمالدن حوكره تقصير له کشور چونکه بوآیت، کتاباره، قیامته صراحتاً رسل و ملائکه به ضمنا دلالت ایدر
قرآن عظیم الشان بوراده [ وَالْمُؤْمِنُونَ بِالْقُرْآنِ ) کی ایجاز لی افاده لری ترك ايد حب ( وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بما أُنزِلَ إِلَيْكَ ) الله الطنابي اختيار ايتمشور شو اطناب، بو مقامی یوکن نکته و لطائفاله تزیین اتمك اليجون اختيار ايد بالمدر.
(1) اسمای موصوله و مبهم دن بولونان ( الذين ) نك بوراده حكمك مداري و مقصدك اساسي ایمانه صنعتی اولدیفه و موصوفى الله سائر صفتاری ایمان صفتنه تابع و آلتنده کوروغمز به دور ومده اولد قلرینه اشار تدر .
(۲) بالكز زمان رن برنده ثبوتی افاده ايدن ( مُؤْمِنُونَ ) کلمه سنه بدل، فعل صیغه سیاله (يُؤْمِنُونَ ) تعبیری، نزول و ظهور تكثر ابتد كجه ايمانك تجدد اینتد یگنه اشار تد..
(۲) ابهامی افاده ايدن (ما) ایمان اجمالينك ما في كلد يكنه. و ايمانك حديث كي باطنی و قرآن کیا ظاهري وجباره شامل اولديغنه اشار تدر.
. ) ٤) (أنزل( اماده ی اعتباريله، قرآن ایمان، قرآنك اللهون : من نزولنه ايمان ديمك اولد يغني كوستريبيور. كذلك، اللهه ايمان الله وجود ینه ایمان آخرت ایمان، آخرتك كلمه من ايمان
ديكور .
15
أَسْمَاي موصوله
YanıtlaSilو مبهمه
Esma-yı mevsûle ve müb-
heme: Cümlenin iki yarısını
birbirine bağlayan ve ma'nası belirsiz مَا، مَنْ الَّذِي gibi isimler
Fehim: Anlama, anlayış
Itnab: Sözü uzatma
تية
المتاب
إنهاء ibham: Kapalı bırakma
الجمال
اختيار
إيمان إجمالي
ماقبل
موصوف
نظم
نزول
ربط
J
صراحتاً
ثبوت
İcmal: Özetleme
İhtiyar: Tercih etme
Iman- icmali: Hulása bilgi-lere dayanan imán
Makabl: Ondeki, geçmiş
Mersuf: Bir vasıfla sıfatlanan
Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi
Nüzûl: İnme
Rabt: Bağlama
Rusül: Peygamberler
Sarahaten: Açıkça
Sübut: Varlığı kesin olma
شامل Şamil: İçine alan
تفصيل
تخصيص
تصرخ
كمبيض
علوم غربية
ظاهری
لنور
Tafsil: Açıklama
Tahsis: Hususi kılma
Tarih: Açıkça ifade etme
Teceddüd: Yenilenme
Tensis: Nass (açık hüküm( ortaya koyma
Ulam-u Arabiye: Arabca
ilimler
Zahiri: Görünündeki
Zamnen: Gizli olarak, ima ile
Zuhör: Meydana plema
Bâtınî. İçe ait.
ve ulûm-u Arabiyece güzel görünen vecihler, ihtimaller çoğalsın. Ve her asırda her tabaka, fehimlerine göre hisselerini alsınlar.
YanıtlaSilBu âyeti makabliyle nazım ve rabt eden münasebet: Kur'ân-ı Kerîm, evvelki ȧyetle ta'mîm yaptıktan sonra, bu âyetle tahsis yapmıştır. Evet, bu âyet, ehl-i kitabdan îmân edenleri tahsîsle şereflerini i'lån ve îmâna gelmeyenleri îmâna teşvik ediyor. Abdullah ibn-i Selâm ele alınarak, diğerlerinin Abdullah ibn-i Selâm (a) gibi olmaları için yapılan teşvik gibi.
Ve kezâ, Kur'ân-ı Kerim'in bütün ümmetlere ve risålet-i Muham-mediyenin bütün milletlere şamil olduklarını tasrih etmek üzere, her iki الَّذِينَ ile مثقينَ 'nin her iki kısmına tansîs edilmiştir.
Vekeza يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ sadefinde bulunan îmânın rükünlerini beyân etmek için, icmâlden sonra tafsile geçmiştir. Çünki bu âyet, kitaplara, kıyâmete sarâhaten; rusül ve meläikeye zımnen delalet eder.
Kur'ân-ı Azimüşşân burada وَالْمُؤْمِنُونَ بِالْقُرْآنِ gibi îcâzlı ifadeleri terk edip وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بما أنزل اليك ile itnabı ihtiyâr etmiştir. Şu itnâb, bu makamı yüksek nükte ve letâifle tezyîn etmek için ihtiyâr edilmiştir.
1- Esmâ-yı mevsûle ve mübhemeden bulunan
الذين 'nin burada hükmün medârı ve maksadın esası îmân sıfatı olduğuna; ve mevsûfu ile sâir sıfatları îmân sıfatına tabi' ve altında görünmez bir durumda olduklarına işarettir.
2- Yalnız zamanların birinde sübûtu ifade eden مؤيتون kelimesine bedel, fiil sîgasıyla يُؤْمِنُون tabiri nüzül ve zuhûr tekerrür
ettikçe îmânın teceddüd ettiğine işarettir. 3- İbhâmı ifade eden (6) îmân-ı icmâlînin kâfî geldiğine; ve îmânın hadîs gibi bâtınî ve Kur'ân gibi zâhirî vahiylere şâmil olduğuna işarettir.
4- أتول maddesi itibariyle, Kur'ân'a îmân, Kur'ân'ın Allah'dan nüzülüne îmân demek olduğunu gösteriyor. Kezâlik, Allah'a îmân, Allah'ın vücuduna îmân; âhirete îmân, âhiretin gelmesine îmân demektir.
-767-Imam Azam Eba Hanife vefat etti.
YanıtlaSil- 1930- Askeri Yargıtay kuruldu.
- 1937 - Hatay Devleti'nin bağımsızlığı, TBMM'de onaylandı.
- 1992 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Av. Bekir Berk'in vefatı.
14
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
Allah her şeyi bilir, siz bilmezsiniz.
Bakara Suresi: 216
BİR HADİS
Ver. Sen cimrilik ederek malı tutma ki, senden de mal
esirgenmesin.
Ebu Davud, Zekât: 46
Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşru dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kafidir.
Sözler
HİCRİ: 8 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 1 HAZİRAN 1440
HIZIR: 40 - GÜN: 166 KALAN: 200 - GÜN. UZ: 1
Imsak
Önle
Aksam
İmsak Günes
DK
Günes
İkindi
Yatsı
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
TARIHTE BUGUN
YanıtlaSil632 - Hz. Ebu Bekir (ra) ilk
halife seçildi.
1617 - Sultanahmet
Camii'nin ibadete açılması.
1944 - Bediüzzaman'ın
yeğeni, Abdülmecid Nursî'nin (Ünlükul) oğlu Fuad Ünlükul vefat etti.
1950 - Adnan Menderes DP genel başkanlığına seçildi.
KURBAN BAYRAMI
4. GÜN
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
BİR AYET
Eğer Allah'a iman ettiyseniz ve Ona ihlås ile teslim olmuş Müslümanlar iseniz, Ona tevekkül edin.
(Yunus: 84)
09 PAZARTESİ
BİR HADİS
13 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 27 MAYIS 1441
HIZIR: 35
Kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismânî bir vücud-u bâkî vererek Sırat üstünde sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor. Sözler
Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü günde ölmez.
Taberanî
HAZİRAN
54 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilEbu'd-Derda'dan (ra) rivayetle:
Kim sabah ve akşam bana on defa salavat ge tirirse, Kıyamet Günü şefaatim ona ulaşır.
Taberani'nin Kebirinden
***
Enes (ra) rivayet ediyor:
Cuma günü ve gecesi bana salavat getirin.
Çünkü bunu yapana Kıyamet Günü lehinde şa hitlikte bulunur ve şefaat ederim.
Beyhaki'nin Şi'bü'l-İman'ından.
***
İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:
Kim kabrimi ziyaret ederse, şefaatim ona vacip olur.
İbni Adiyy'in el-Kamil'i ve Beyhaki'nin Şuabü'l-İman'ından.
...
Ali'den (ra) rivayetle:
Şefaatım, ümmetimden Ehl-i Beytimi sevenler içindir.
Hatib'in Tarib'inden.
Ehl-i Beyt, Resul-i Ekrem'in (asm) aile halkı ve neslinden gelenlerdir. Ehl-i Beyt, sünne
Ahiret Hayatı /55
YanıtlaSilge.
den
seniyenin kaynağı ve koruyucusudur. Ehl-i Beyt, İslâm âlemi içinde nuranî bir ağaç hükmü-ne geçmiş, iyilik ve güzellikte rehberlik ve mür-şidlik eden Zeyne'l-Abidin, Cafer-i Sadık, Gavs-1 Azam gibi nice nurlu meyveleri vermiştir. Zamanla çoğalan Ehl-i Beyt, İslâmiyetin zayıfla-dığı dönemlerde ümmetin başında bir öncü vazifesi göreceğini gaybı gören nazarıyla müşa-hade eden Resul-i Ekrem (asm) Ehl-i Beyti etra-fında ümmetimi toplamak için Ehl-i Beytini tav-siye etmiştir. Gerçekten Ehl-i Beyt, Resul-i Ekremden (asm) bu yana birer işaret taşı, birer pusula gibi ümmete yol göstermiş, ışık tutmuş, hak ve hakikatin en büyük müdafiileri olmuşlar-dır. Ehl-i imanı arkasına alıp İslâmın hak ve hakkaniyetini kâinata ilân edecek olan Hz. Meh-dî de Ehl-i Beyttendir.
in
a-
11.
***
Ebu Hüreyre'den (ra) rivayetle:
Kıyamet Günü benim şefaatimle en çok mutlu olacak kişi, gönülden halis ve samimî olarak “Lâ ilahe illallah" diyen kimsedir.
Müsned, 2: 7, 307, 518.
Sadik DANA OLS.)
YanıtlaSilRıza Makâmı
R
uza hakkındaki velilerin kymetli sözlerini aşağıda okuyacaksınız.
Ibn Ataullah kuddise simuh
buyurdu l -Riza Allahü Teala'nın, kul İçin kdir ettiği sesleri, kalbin sükünetle urşlamasıdır. Çünki Allah, onun un, en hi olanı seçmişdir. Böylece takdire rizå göstermiş ve hosrudsuzlukdan kurtulmuş olur. Sehl kuddise sirruh:
-Auflie Allah birbirlerinden razı olunca, Itminán hali ve "Onlar ki handlar ve M işler yaptılar, mutluluk oniann, güzel gelecek onların" (er-Bad 29) ähetinin månåsı ortaya
plar buyurmuştur. Cüneyd Bağdadi kuddise sirruh buyurur:
-Raza: kalblere vasıl olan ilmin, sağlam ve sahih olmasıdır. Kalb, Ilmin hakikati ile yüz yüze gelince, lim onu rizaya yönlendirir. Rıza ve muhabbet, havf ve reca gibi değildir. Bunlar, dünyada da ahirette de kuldan ayılmayan iki haldır. Çünkü cennetde de, nzå ve muhabbetden mustağni kalınamaz
Serly es-Sakati uddise sirruh buyurmuştur ki:
-Su beş şey mukarreblerin (Allah'a yakın olanların)
ahlakundandır: Nefsin sevdiği veya sevmediği mevzularda (konularda) Allah dan razı olmak. Allah'ı samimiyetle sevmek. O'ndan haya etmek, Allah'a ünsiyet etmek ve Onun dışındaki şeylerden uzak durmak
Ebu Türäb kuddise sirruh: -Kalbinde zerre kadar dünya sevgisi bulunan, Allah'ın rızasına nail olamaz, buyurmuşdur.
Bir thayet vardır:
Müsä Muslihüddin kuddise simuh hazretlerine soruyorlar:
Seriyy es-Sakati kuddise sirruh
buyurmuştur ki:
- Şu beş şey mukarreblerin (Allah'a yakın olanların)
ahläkındandır: Nefsin sevdiği veya sevmediği mevzularda (konularda) Allah'dan razı olmak. Allah'ı samimiyetle sevmek. O'ndan hayå etmek, Allah'a ünsiyet etmek ve O'nun dışındaki şeylerden uzak
durmak.
- Bu ahväl hakkında sizin fikriniz nedir? Zamanın kötülüğü malům. Bir çare-i necât yok mudur? Cevaben buyuruyor ki:
-Ben, her şeyl, Allah'ın, onun Üzerindeki zuhůru nasılsa, onu öylece kabullenirim. Yani hiç itiraz etmeden onu olduğu gibi merkezinde bırakınm."
O günden itibaren kendisine "Merkez Efendi" lakabı takılmışdır. Hazreti All radıyallahu anh buyurmuşdur ki:
- Rıza yaygısına oturan kimseye, Allah'dan hoşuna gitmeyen hiç bir şey gelmez, istek ve sual yaygısına oturan ise, hiç bir şekikle Allah'dan razı olmaz."
Hårts kuddise sirruh buyurur:
- Takdir edilen hükümleri kalbin sükünetle karşılamasıdır.
Zünnün Mısri kuddise sirruh
buvurur:
- Riză: "Kaderin acılığını, kalbin sevinçle karşılamasıdır."
Ebû Sald kuddise sirruh'a soruldu:
-Kulun aynı anda hem nizå hem de hoşnutsuzluk göstermesi calz olur mu? O da buyurdu ki:
- "Evet kul Rabbina nza, nefsine ve Allah'la ilişkini kesen herşeye hoşnutsuzluk gösterebilir.
Yahya kuddise sirruh buyurmuşdur kl:
-"Bütün İşler şu iki temele dayanır: Onun senin için, senin de onun için yaptığındır. Ondan gelene razı, kendi yaptığında da ihlaslı olursun.
Şibli kuddise sirruh, Cüneyd hazretlerinin huzurunda: - "La havle velä kuvvete illå
billah" dedi.
Cüneyd:
- Senin bu sözün canının sıkıldığını gösteriyor, dedi. Şibli kuddise sirruh:
- "Doğru söyledin" buyurdu. Cüneyd kuddise sirruh:
- "Can sıkıntısı, takdire rızayı terketmenin işaretidir" dedi.
Cüneyd bu sözü ona, rızanın aslına dikkat çekmek için
söylemişdir. Çünkü rıza, kalbin Inşirahından, kalbin inşirahı da yakin nürundan meydana gelir. Allahü Teâlâ ve tekaddes
hazretleri buyurur:
"Allah'ın göğsünü İslâm'a açdığı kimse, Rabbından bir nür üzere değil mit Allah'ı anmağa karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun, onlar apaçık bir sapıklık İçindedirler." (Zümer, 22)
(Sadık Dánd, Alnnoluk Sohbetleri-Js. 101-105)
AĞUSTOS | 2007 131
ALTING
SAHİFE 542
YanıtlaSil1 Firtina siddetlendiğinde, rüzgara karşı dururlar ve iki dizleri uzerine "Yarabbi bu kalkıp ellerini na gonderilenin İyiliğini Senden isterim. Onun şerrin-hair venda denin zararından Sana sığınırım, Allahım onu bir Rahnunla göndersuri eyleme. Ya Rabbi onu rahatlık vesilesi kıl ve Hz. ibni Abbas ra
2 onu faydasız kılma." * Ailesi ile temasta bulunduklarında, ellerile teyemmüm ederlerdi.
Hz. Aise ra
3. Bir adamı yüzü koyun ve örtüsüz yatarken görürlerse, ayakları ile
dürterler ve "bu Allah'ın en sevmediği bir yatış şekli" derlerdi.
Hz. Şerid Ibni Suveyd ra
4. Bir kimse ile vedalaşırken o adam elini bırakmadan bırakmaz ve "dinini, emanetini ve amellerin sonuçlarını Allah'a emanet ederim" derdi.
Hz. İbni Omer ra
5 Cenaze kabre konduğunda şöyle derlerdi: "Bismillah ve billah ve fisebilillah ve alâ milleti Resulullah." Hz. ibni Ömer ra
6 Çocuklara ve ailelerine halkın en merhametlisi idi.
Ilx. Enes ra
7 Yeminleri çok kere "Hayır, kalblere tasarruf eden hakkı için" şeklinde olurdu. Hz. Ibri Omer ra
8 En çok yaptıkları duaları şöyle idi: "Ya mukallibel kulüb, sebbit kalbi ala dinike." (Ey kalbleri çeviren Rabbım, kalbimi dinine sabit kıl) Bu husus sorulduğunda şöyle demişlerdi: "Hiç bir kimse yoktur ki, kalbi Allah'ın parmaklarından iki parmak arasında olmasın. Allah kimi dilerse oпи doğrultur, kimi de dilerse onu kaydırır. Hz. Ümumi Seleme ra
9 Arefe günlünde ekser duası şöyle idi: "La ilahe illallahu vahdehu lá şerikeleh, lehül mülkü ve lehül hamdü, blyedihil hayr ve hüve alá külli şey'in kadir."
Hz. ibni Omer r
10* Ekseri orucu Pazartesi ve Perşembe idi. Bu husus kendisinden soruldu-ğunda şöyle buyururlardı: "Ameller Pazartesi ve Perşembe günleri sunulur. Her müslüman mağfiret olunur. Ancak birbirlerini terkeden kişiler müstesna Allah Teald "onları geri bırakın" buyurur.
Hz. Ebu Hureyrе г.д.
11* Orucunun ekserisi Cumartesi ve Pazar günleri idi ve şöyle derdi: Bu günler müşriklerin bayram günüdür. Onlara muhaliy hareket etmeyi se verim
Hz. Ummil Seleme ra
En çok yaptıkları duaları şöyle idi: "Ya mukallibel kulûb, sebbit kalbî alâ dînike.": (Ey kalbleri çeviren Rabbım, kalbimi dinine sabit kıl) Bu husus sorulduğunda şöyle demişlerdi: "Hiç bir kimse yoktur ki, kalbi Allahın parmaklarından iki parmak arasında olmasın. Allah kimi dilerse onu doğrultur, kimi de dilerse onu kaydırır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
Sayfa: 542 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
600
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
1252) «Her kim, din kardeşine sevgi nazarı ile bakarsa; bağışla.
Bu sevgi Allah için olmalıdır.
Ravi: IBN-I AMR'dan ra. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 13. ve 465, Hadis-i şerifte
١٢٥٣ مَنْ نَفْسَ (٢) عَنْ غَرِيمِهِ أَوْ تَحَا (۳) عَنْهُ كَانَ فِي ظِلُّ المَرْضِ يَوْمَ القِيامَةِ ( رواه مسلم عن أبي قتادة )
(۲) أي فرج : بأن آخر مطالبه وانتظر .
(۳) ای ابراء من الدين مادام معسراً .
1253) «Her kim, alacaklı bulunduğu kimseye mühlet verir, ya da on-dan silerse; kıyamet günü arş'ın gölgesinde olur..>>
-Ondan silerse...
ஃ
Cümlesi: Sıkıntılı olduğunu bildiği müddet, borcunu ona hatırlatmaz-a, peklinde gerh edilir..
Tercümemine esas aldığımız eserin dip notu da bu yoldadır.
ஃ
Ravi: EBU KATADE'den ra. naklen MÜSLİM.. Menkıbeleri, 5. ve 581. Hadis-i Şerifte...
١٢٥٤ مَنْ وَسَعَ عَلَى عِبَالِهِ فِي يَوْمِ عَاشُورَاء ، وَسُعَ اللهُ عَلَيْهِ فِي سَليه كلها . ( رواه البيهقي عن أبي سعد )
1254) «Her kim, AŞURA günü ev halkına genişlik gösterirse; Allah-ü Taålà yılının tümünde ona bolluk ihsan eder..>>
ஃ
ASURA: Muharrem ayının 10. günüdür. O ayda kıtal haramdır. Bir gün evvelinden başlayarak, veya sonuna bir gün ekleyerek oruç tut-mak sünnettir..
Peygamber 8.A. efendimiz ramazan ayından sonra, ençok bu ayda orug tutardı..
Ravi: EBU BAID'den ra. naklen BEYHEKI.. Menkibeleri, 12. ve 65. Hadis-i Şerifte.
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil601
١٣٥٥ مَنْ وَقَاهُ اللهُ شَرِّ مَا بَيْنَ الحَيَيْهِ ))) ، وَشَرِّ مَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ دَخَلَ الْجَنَّةَ . ( رواه الترمذي عن أبي هريرة )
(٤) تثنية لحى وهما العظمان اللذان تثبت عليهما الأسنان السفلي وما بينهما وهو اللسان.
1255) «Her kimi ki, Allah-ü Taâlâ, İKİ LİHYE'si arasında olanın şerrinden ve iki ayağı arasındakinin şerrinden korursa; cenne-te girer..>>>
*
İKİ LİHYE: Alt üst çene kemiğidir. Onlarda diş biter.. İkisi arasın-da dil vardır.
Tercümemize esas aldığımız eserin tarifi böyle..
Yani: Her kime ki, Allah-ü Taâlâ gıybet ve zina hastalığını verme-miştir; onun yeri cennet olacaktır..
**
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 5. ve 13. Hadis-i şerifte..
١٢٥٦ مَنْ وُلِدَ لَهُ ثَلَاثَةُ أَوْلاَدٍ فَلَمْ يُسَمَّ أَحَدَهُمْ مُحَمَّداً فَقَدْ جَهِلَ .
) رواه الطبراني عن ابن عباس )
1256) «Her kimin ki, üç evlâdı doğar; onların birine, Muhammed adı-nı vermezse; cahillik etmiş olur..>>>
** *
Haliyle çocukların erkek olması şarttır..
**
Ravi: İBN-I ABBAS'tan r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9 ve 42. Hadis-i şerifte..
١٢٥٧ مَنْ وُلِدَ لَهُ وَلَدٌ فَأَذْنَ فِي أُذُنِهِ الْيُمْنَى، وَأَقَامَ فِي أُذُنِهِ الْيُسْرَى ، لم تَضُرُّهُ
( رواه أبو يعلى عن الحسين )
أم الصبيان .
1257) «Her kimin, bir çocuğu doğduğunda, sağ kulağına ezan, so kulağına da kamet okursa; ona ÜMMÜSİBYAN hastalığı za-rar vermez..»
* **
ÜMMÜSİBYAN: Bir rivayete göre çocuk felci, diğer bir rivayete göre; cin çarpmasıdır.
Ravi: Hz. HÜSEYİN'den r.a. naklen EBU YA'LA.. Menkubesi, 121 Hadis-i şerifte..
**
88
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
Rehin-i ilm-i hakäyikkarin-i fetvåpenahileri olduğu üzere bir mahalle içinde kimesnenin mülkü olmayan hâli yerde maktul bu-lunan kimesnenin kaatili bir veçhile malum olmadığı halde ma-halle-i merkûme ahâlisine kasâme ve diyet lazım gelir. Amma gece bir haneye haramiler girip de birini katl ile firar ettiklerinde ve bu-na mümasil suretlerinde kaatil her ne kadar beyyine ve ikrar ile cabit olmamış ise de mahallince kaatili maruf olduğundan kasâme lazım gelmeyeceği kütüb-ü müteahhirinde musarrah olduğu halde bazı mahallerde buna dikkat edilmeyerek böyle kaatili maruf olan hususlarda dahi kasâmeye lüzum gösterilerek icrası nâkâbil müş-külat zuhur etmekte olmasıyle birinci fıkrada burası muvazzah ve kütüb-ü fıkhıyyeye muvafık surette yazılmıştır.
Fıkra-ı sâniyye iki mesele-i müştehedün fihâyı havî olup birisi budur ki, maktülün veresesi maktûlün bulunduğu mahalle ahâlisin-den başka bir şahs-ı muayyenden mûrisimizi sen katleyledin deyu dava ettikte mahalle-i mezbûre ahalisinden kasâme ve diyet sakıt olur ve bu surette maktûlün bulunduğu mahalle ahalisi veresenin da-vasına şehadet ettiklerinde şehadetleri İmameyn-i Hümâmeyn indin-de makbul olup bu hususta onların içtihadlarının nâsa erfak ve mas-lahata evfak olduğu bazı fukaha tarafından tasrih kılınmış olma-siyle bu hususta onların içtihadları üzere amel olunması muvafık-1 hål u maslahat görülmüştür.
İkinci mesele budur ki maktulün veresesi maktulün bulunduğu mahalle ahalisinden olan bir şahs-ı muayyenden mûrisimizi sen kat-leyledin deyu dava ettikte İmam-ı Azam hazretlerinden zahir-i ri-vayette kasâme sakıt olmaz ise de Abdullah Ibn Mübarek'in İmam-1 Azam Hazretlerinden rivayeti üzere ve İmameynden birer rivayette mahalle-i mezbûre ahalisinden kasâme ve diyet sakıt olacağı ve bu suretle maktûlün bulunduğu mahalle ahalisi veresenin bu davasına şehadet ettiklerinde makbul olduğu dahi kütüb-ü fıkhıyyede mu-sarrah olup bununla amel ise icab-ı vakt u hâle evfak görülmüş ve işbu iki mesele-i müçtehedün fîhâ ber-veçh-i balâ bir fıkraya dercedilmiştir. Binaenalazâlik müzekkere-i ma'rûza ile amel olun-mak üzere emr-i Sultanî isdar buyurulmak babında emr u ferman hazreti men-leh'ul-emrindir ".
3 Ramazan 1293 (22 Eylül 1877) ve 9 Eylül 1292
Ahmed Cevdet
an Aza-i Şûray-1 Devlet Seyfeddin
Emîn'ul-Fetva Esseyyid Halil
84. Düstür (I. Tertip), IV, 383; A. Cevdet Ps., s. 140-141.
MECELLECEMİYETİNİN DİĞR ÇALIŞMALARI
YanıtlaSil89
Müsteşar-1 Müfettiş-i Evkaf Ömer Hilmi
Kadi-i Daru-Hilafet'il-Aliyye Ahmed Halid
Reis-i sani-i Mahkeme-i Temyiz-i Divan-ı Ahkâm Esseyyid Ahmed Hilmi
İlamat-ı Şeriyye Mümeyyizi Muavini Abdüssettar
Esbab-ı mucibe mazbatasının tarihini taşıyan ve üzerinde: «Mu-cibince amel icra olunsun» ibaresi bulunan Cemiyet müzekkeresinde ise şöyle denilmektedir:
Bir mahalle içinde kimesnenin mülkü olmayan hâli yerde mak-tul bulunan kimesnenin kaatili beyyine ya ikrar ile sabit olsa veya-hut maruf ise ol mahalle ahalisine kasâme ve diyet lazım olmaz.
Ve bir de maktûlün varisi maktûlün bulunduğu mahalle aha-lisinin gayrı bir şahs-ı muayyenden murisimizi sen katl ettin deyu dava ettikde ol mahalle ahalisinden kasâme ve diyet sakıt olduğu gibi varis eğer maktûlün bulunduğu mahalle ahalisinden olan bir şahs-ı muayyenden murisimizi sen katl ettin deyu dava ettiği surette dahi ol mahalle ahalisinden kasâme ve diyet sakıt olur ve iki su-rette dahi ol mahalle ahalisi varisin bu davasına şehadet etseler şe-hadetleri kabul olunur.>>"
b) BİLABEYYİNE MAZMUNUYLA AMEL ve HÜKÜM CAIZ OLABİLECEK SURETTE SENEDAT-I ŞERİYYENİN TANZİMİNE DAİR TALİMAT
Mecelle Cemiyeti, meriyyete girmiş olan kitapların muhtevası-nın tetkikinde görülen aksaklıklardan «Kasâme» meselesini hallet-tikten sonra, 15. kitab olan K. el-Beyyinat ve'l-Tahlif'in tatbikatın-daki aksaklık ile meşgul olmuş ve yukarıdaki başlıkla alakalı me-seleyi 4. Cemaziyulûlâ 1296 (26 Nisan 1879) tarihli yirmibeş mad-delik bir talimat ile halletmiştir".
Mecelle Cemiyetinin bu talimatın kanunlaşmasını temin sade-dinde Şeyhulislamlığa hitaben kaleme aldığı mazbata aynen şöyle-dir: «Huzur-u âli-i Hazret-i Meşîhatpenahîye
Hile ve fesaddan salim olacak surette tutulan sicillat-ı mehâkim ile usulüne muvafık ve şüphe-i tezvîr ve tasnîden salim olarak bir mahkeme hâkimi tarafından verilen ilâm ve senedin bila-beyyine maz-muniyle amel ve hüküm caiz olması Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin
85. Düstur (I. Tertip), IV, 363; A. Cevdet Ps., s. 142.
86 . Talimatnamenin metni İçin bk. Arşiv, Mec. Dos.; Düstür, IV, 79-84; DU-rer'ul-Hukkâm, IV, 816-822; Mir'at-ı Mecelle, s. 860-867.
باب صفة الجنة واهلها
YanıtlaSilCENNET VE CENNETLİKLERİN ÖZELLİKLERİ
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:
"Bir gün Resulullah (sav)'e sorduk:
Cennet neden yaratıldı?
Cevap verdi:
Sudan yaratıldı.
Biz tekrar sorduk.
Cennetin binası neden örülmüştür?
Resulullah (sav) anlatmaya başladı:
- Onun bir tuğlası altın bir tuğlası gümüştür, harcı misk çimentosu zâferan, kumu ise inci ve yakuttur. Oraya giren sürekli nimet içindedir. Orada sonsuza dek kalır, hiç ölmez. Ne elbiseleri eskir ne de gençliğini kaybeder."
Sonra Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
Üç kişinin duasını Allah geri çevirmez. (Kabul eder.)
1. Adaletli hükümdarın duası
2. İftar ettiği vakit oruçlu kişinin duası
3. Zulüm görmüş olan kimsenin duası mutlaka kabul olur. Çünkü bu kişinin duası bulutların bile üstüne çıkar.
Bunu bilen ve gören Allah şöyle buyurur:
TENBİHÜ'L GÂFİLİN
YanıtlaSil91
"İzzetim ve celalime and olsun ki, geç de olsa sana mutlaka yardım edeceğim.""
Ebu Hüreyre'den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav)'in şöyle buyurmuştur:
"Cennette öyle bir ağaç vardır ki, bir kimse binekli olduğu halde yüz sene gölgesinde yürür de yine de onu bitiremez."
Şu ayet bunu anlatır:
وَظِلَّ مَمْدُودٍ
"(Cennet'te) uzamış gölgeler vardır."2
Yine cennette öyle nimetler vardır ki, onları daha önce hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş ve hiçbir beşerin aklından geçmemiştir.
Şu ayetle anlatılmak istenen budur:
فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُم مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
"Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar sak-landığını hiç kimse bilemez."3
Cennetteki bir kulaçlık yer dünya ve içindekilerden daha değerlidir.
Şu ayete bakın:
فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ
"Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçek-ten kurtuluşa ermiştir."5
İbn Abbas (ra) anlatıyor:
"Cennette "LU'BE" adında bir huri vardır ki, bu huri; misk anber, kâ-für ve zâ'feran olmak üzere dört şeyden yaratılmıştır. Onun hamuru hayat suyu ile yoğrulmuştur. Allah'ın ol demesi ile var olmuştur. Diğer bütün
'Tirmizi, 2525
Våkia 30
Secde 17
Buhari, 4881; Müslim, 2826
Ali Imran 185
Cenab-ı Muhsin-i Kerîm
YanıtlaSil130
Cenab-ı Rezzak-ı Kerim
dualara (daavat) (dünyada veya âhirette) ge reken karşılığı veren (Mucib) Yuce Allah (c.c.)
Cenab-r Muhsin-i Kerim جاب محسین کریم sin ve Kerim olan Hz Allah (c.c.), ikramı, ba-ğışı ve bağışlaması çok (Kerim) ve çok iyilik edici (Muhsin) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab- Muhyi جناب محبى : Muhyi olan Hz.Al-lah (c.c.); sonsuz hayat sahibi olup cansızları ve ölüleri dirilten, can veya ruh veren (Muh-yi) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'im جناب : Mun'im olan Hz. Allah Mun (maddi veya mânevi) gerçek ni'met verici (Mün'im) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'im-i hakiki جناب منعم حقیقی : ha kiki Mün'im olan Hz.Allah (c.c.); (maddi veya månevi) gerçek nimet verici (Mun'im) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'imi Kerim جناب منعم كريم : Mün'im ve Kerim olan Hz.Allah (c.c.); ikra-mı, bağışı ve bağışlaması çok olan (Kerim), (maddi veya månevi) gerçek ni'met verici (Mün'im) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'im-i ve Raham Muhyi ve Rahman'im, Muhyi, Rahman ve Rahim olan Hz.Allah )c.c.); (maddi veya månevi) gerçek ni'met verici (Mün'im), sonsuz hayat sahibi olup cansızları ve ölüleri dirilten, can veya ruh veren (Muhyi), merhameti her şeyi kuşatan (Rahman) ve sevdiklerine karşı çok merha-metli olan, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Mün'imi Muhyi جناب منعم محبی: Mun'im ve Muhyi olan Hz.Allah (c.c.); son-suz hayat sahibi olup cansızları ve ölüleri di-rilten, can veya ruh veren (Muhyi) ve (maddi veya månevi) gerçek ni'met verici (Mün'im) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Murid-i Muhtar جناب مرید مختار : Murid ve Muhtar olan Hz.Allah (c.c.); her şeyden ta-mamen bağımsız olarak dilediğini seçip yap-makta hür olan (Muhtar), sınırsız irade sahibi olup her yaptığını dilediği gibi yapan (Mürid) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Peygamber جناب پیغمبر : Yüce Peygam-ber (Hz.Muhammed a.s.m.)
Cenab-ı Peygamber. sall'Allahu aleyhi ve sellem جناب پیغمبر صلی الله علیه و سلم : Yüce Pey-gamber ki, Allah (c.c.) O'na rahmet eylesin (sallall'Allhu aleyhi) ve O'na selâmet versin,
O'nu korusun ve dileklerine eriştirsin (ve sellem)
Cenab-ı Peygamber sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem جناب پیغمبر صلى الله تعالى عليه و سلم Yuce Peygamber ki, Yüce Allah (c.c.) O'na rahmet eylesin (sall'Allahu Teală aleyhi) ve O'na sela-met versin, onu korusun ve dileklerine eriş-tirsin(ve sellem)
Cenab- Rabbi Izzet جناب رب عزت : izzetli Rab olan Hz.Allah (c.c.); şanı, şerefi ve kudreti (izzet) sonsuz yüce, her şeyin tek ve gerçek sahibi, yaratıcısı olan, her şeyi emir, kanun, terbiye, tedbir ve gözetimi altında tutan, on-ların ihtiyaçların karşılayacak imkânların ya-ratıcısı (Rab) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab- Rabbül alemin جناب رب العالمين : bütun varlık dünyalarının (âlemîn) gerçek ve tek sahibi, yaratıcısı (Rab) olan Yüce Allah (c.c.) (bkz.Rab)
Cenab-ı Rabbül izzet جناب رب العزت : )bkz.Ce nab-ı Rabb-i izzet)
Cenab-ı Rahim جناب رحيم : Rahim olan Hz.Al-lah (c.c.), sevdiklerine karşı çok merhamet-li, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Rahim ve Vedûd (celle sanuhu( جناب رحيم و ودود جل شانه : Rahim ve Vedûd olan (her zaman şanının yüceliğini gösteren: celle șă-nuhu) Hz.Allah (c.c.); sevdiklerine karşı çok merhametli, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim), kendisine inanıp bağlananlar tara-fından çok sevilen ve onları çok seven (Ve-düd), (her iş ve eserinde) şanının yüceliğini gösteren (celle şanuhu) Yüce Allah c.c.)
Cenab-ı Rahim mutlak جناب رحيم مطلق : mut lak şekilde Rahim olan Hz.Allah (c.c.); son-suz (mutlak) merhametli, sevdiklerine karşı çok acıyıcı, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim) Yüce Allah (c.c.(
Cenab-ı Rahman جناب رحمن : Rahman olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi kuşatan geniş mer-hamet sahibi (rahman) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Rahman-1 Rahim جناب رحمن رحيم : Rah-man ve Rahîm olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi kuşatan geniş merhamet sahibi (Rahman) ve sevdiklerine karşı çok merhametli, çok acıyı-cı, onları gözeten, kayırıp koruyan (Rahim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Rezzak-Kerim جناب رزاق كريم : Rezzak ve Kerîm olan Hz.Allah (c.c.); ikramı ve bağı-
Cenab-ı Sani'- Hakim
YanıtlaSilcenani
cok olan (Kerim), (maddi ve manevi) rızık verici (Rezzak) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab- Sani Hakim جناب صانع حكيم: Sani ve Hakim olan Hz.Allah (c.c.); her şeyi san'atı yaratan (Sani'), hiçbir şeyi tasadüfe bırakma yip her şeyi birçok gâyeler ve faydalar göze terek, ölçülü ve tam yerinde, güzel, en uygun sekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakim) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-i Sübbuh-u Kuddus جناب سحقدوس: Subbuh ve Kuddüs olan Hz.Allah (c.c.); (ya-rattığı canlı veya cansız varlıklar tarafından) cok tesbih edilen, her türlü kusur veya eksik-likten uzak olduğu bilinip ifade edilen (Süb-buh) ve çok kutsal, yaratılmışlara benzemek ten ve her türlü kusur, eksiklik ve hatadan tamamen uzak, sonsuz mükemmel sıfatların sahibi olan ve yaratırken her şeyi tertemiz yaratan (Kuddus) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Uluhiyet جناب الوهيت : gerçek uluhiyet sıfatına sahip Hz.Allah (c.c.); kayıtsız şartsız emirlerine uyulmaya ve ibadet edilmeye lå-yık olmak sıfatının (uluhiyetin) gerçek sahibi Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Vacib-ül Vücud جناب واجب الوجود : cib-ül Vücüd olan Hz.Allah (c.c.); varlığı ve birliği ezeli, ebedi ve zorunlu olup bunun ter-sinin düşünülmesi sağlıklı akıl için imkânsız olan(Vacib-ül Vücud) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Vacib-ül Vücud ve Tekaddes Hazretle-( جناب واجب الوجود و تقدس حضرتلری : Vacib-ül Vü-cud ve Tekaddes olan Hz.Allah (c.c.); varlığı ve birliği ezeli, ebedi ve zorunlu olup bunun ter-sinin düşünülmesi sağlıklı akıl için imkânsız olan (Vacib-ül Vücud) ve her iş ve her eserinde her türlü kusur ve noksanlıktan uzaklığını ve mükemmelliğini, sonsuz kutsallığını gösteren (Tekaddes) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Vähib-ül ataya جناب واهب العطايا : dile-diği iyilikleri ve bağışları (atâyā) dilediklerine lütfedip bağış olarak veren (Vähib) yüce Allah (cc)
Cenab-ı Vähib-ül hayat جناب واهب الحيات : hayat sahiplerine hayat bahşeden, hayatı lütfedip bağış olarak veren (Vähib) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Vahid-i Ehad جناب واحد أحد: Vahid ve Ehad olan Hz.Allah (c.c.); birliğini bütün käi-natta gösteren (Vähid) ve her bir varlıkta da bir olduğunun belirtilerini ve işaretlerini veren (Ehad) Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Varis-i Bais جناب وارث باعث : Varis ve
131
Bäis olan Hz.Allah (c.c.): kainattaki her şe yin gerçek mirasçısı ve sahibi (Väris) olan, ölmüşleri (kıyamette) tekrar dirilten (Bäis) Yüce Allah (c.c.) (bkz.Bais)
Cenab-ı Varis-i Bais ve Hafiz جناب وارث باعث و حفیظ : Varis Bäis ve Hafiz olan Hz.Allah (c.c.); kainattaki her şeyin gerçek sahibi ve mirascısı (Vâris) olan, ölmüşleri (kıyamette) tekrar dirilten (Bäis) ve her şeyin koruyucusu (Hafiz) olan Yüce Allah (c.c.) (bkz. Bäis)
Cenab-ı Zat-ı Kadir جناب ذات قدير : her şeye hak-kında kendi gücü yeterlı (Kadir) zât olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab- Zat Mühy جناب ذات محبى : cansızları ve ölüleri diriltici, can veya ruh verici (Muh-yi) zât olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Zât-ı Mukaddes جناب ذات مقدس: mu-kaddes zåt olan Hz.Allah (c.c.); her türlü ku-sur ve hatadan uzak olan, yaratılmışlara hiç bir bakımdan hiç bir benzerliği bulunmayan ve sonsuz mükemmel sıfatların sahibi (mu-kaddes) zät olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Zülcelal جناب ذو الجلال : Zülcelal olan Hz.Allah (c.c.); sonsuz yücelik ve kudret sahi-bi (Zülcelal) olan Yüce Allah (c.c.)
Cenab-ı Zülcelal ve'l kemal جناب ذو الجلال و الكمال : Zülcelal ve Zülkemål olan Hz. Allah (c.c.); sonsuz yücelik ve kudret sahibi (Zül-celål) ve sonsuz mükemmelliklerin sahibi(-Zülkemål) olan Yüce Allah c.c.)
cenah 1: جناح.taraf, yan 2.kanat
cenah-ı himaye جناح حمايه (mec.) : koruyucu kanat,
cenah-ı himaye ve refet جناح همایه و رأفت : hi maye ve re'fet kanadı, (mec.), koruma altına alma (himaye) ve acıyıp merhamet gösterme, koruyup esirgeme (re'fet) lütfu
cenah - himayet جناح حمایت : bkzcenah-ı hi-maye)
cenah şefkat جناح شفقت : sefkat kanadı,)-mec.) acıyıp esirgeme ve sevgiyle koruma al-tına alma (şefkat) lütfu
cenah-ı re'fet ve rahmet جناح رافت و رحمت ref'et ve rahmet kanadı; (mec.) acıyıp merha-met gösterme (re'fet) ve merhametle
altına alma lütfu
YanıtlaSilcenanî 1: جنانی.kalbe ait, gönüle ait, kalbdeki, gönüldeki 2. yaradılıştaki 3. benim kalbim
tına alma (şefkat) lütfu
YanıtlaSilcenah-ı re'fet ve rahmet جناح رأفت و رحمت :
ref'et ve rahmet kanadı; (mec.) acıyıp merha-met gösterme (re'fet) ve merhametle koruma altına alma lütfu
cenanî 1: جنانی.kalbe ait, gönüle ait, kalbdeki, gönüldeki 2. yaradılıştaki 3. benim kalbim
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilAllah, Sana, her şeyin İsimlerini bildirmiştir. (815)
Sen, bizim, ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler gel-diğini görmüyormusun? (816)
Rabbının katında bize şefâat et! (817)
Bizi, şu bulunduğumuz müşkil mevki'den kurtarsın!) diyecek-ler. (818)
Adem ise, onlara (Yüce Rabbım, bu gün, öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce, bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de, bun-dan sonra bu derece gazaba gelirdir! (819)
Hem, ben de, sizin düşmüş olduğunuz isyan durumu gibi, müş kil bir duruma düşmüş bulunuyorumdur! (820)
Vaktiyle, O, bana, ağacın meyvasından yemeyi yasaklamıştı da, ben, onu yeyip Kendisine asi olmuştum.
Ben, bu gün, ancak kendimi düşüne bilirim kendimi! (821)
Ben, sizin için şefâat edebilecek halde ve mevkide değilim! (822)
Siz, benden başkasına gidiniz. (823)
Babanızdan sonra Babanız olan (824), Allahın, Tüfan'dan son-ra, yer yüzü halkına gönderdiği ilk Peygamber bulunan (825) Nûh'a gidiniz!) diyecek,
Bunun üzerine, Nûh'a varıp (Ey Nûh! Sen, Tûfan'dan sonra, yer yüzü halkına gönderilen Peygamberlerin ilkisin!
Allah, Seni, şükr edici bir kul olarak adlandırmış (826), seçmiş,
(815) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116
(816) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhart Sahih c. 5, s. 225, Müslim -Sahih c. 1, s. 184-185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 622
(817) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147, 225, Müslim Sahih c. 1, s. 184, Tirmizi Sünen c. 4, s. 622
(818) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147, Müslim Sahih e. 1, s. 180, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(813) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhari Sahih c. 5, s. 225, Müslim-Sahih c. 1, s 184-185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 622-623 (820) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 4
(821) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s 184-185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 622-623
(822) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, Buhari Sahih e 1, s. 180, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442 Sahih c. 5, s. 147, Müslim
(823) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhari Sahih c. 1, s. 185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 623 Sahih c. 5, s. 226, Müslim
(824) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5 (
825) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147, Müslim Sahih c. 1, s. 180, İbn-i Mace Sünen c. 2, s 1442
(826) Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim с. 4, s. 623 Sahih e. 1, s. 185, Tirmizî Sünen
130
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilSenin düanı kabul buyurup yer yüzünde kâfirlerden yurd tutan hiç bir kimse bırakmamıştır! (827) 121
Rabbın katında, bize şefâat et!
Bizim, ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldiğini görmüyormusun?) diyecekler.
Nuh da (Rabbim, bu gün, öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan once, bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de, bundan sonra, bu derece gazaba gelirdir!
Hem benim bir düam vardır ki, onu, kavmım aleyhinde yapmış bulunuyorumdur.
Ben, bu gün, ancak, kendimi düşüne bilirim kendimi! (828) Ben, sizin için şefâat edebilecek halde ve mevki'de değilim. (829)
Siz, benden başkasına (830), Halil'ür'Rahman'a (831), İbrâhîm'e
gidiniz. (832) Yüce Allah, Onu, Halil ve Dost edinmiştir!) diyecek. (833)
İbrâhîm'e varacaklar.
(Ey İbrahim! Sen, Allâhın Peygamberi ve yer yüzü halkından Onun Hâlili ve dostusundur!
Rabbın katında, bize şefâat et!
Sen, bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldi-ğini görmüyormusun?) diyecekler.
İbrâhîm ise, onlara (Rabbım, bu gün, öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce, bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de, bundan sonra, bu derece gazaba gelirdir! (834)
Hem ben, asılsız yere üç söz söylemişimdir.) diyecek. (835) On-ları, anlatacak. (836)
(Ben, bu gün, ancak kendimi düşüne bilirim kendimi! (837)
(827) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 4
(828) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
(829) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 4, c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147, Müslim Sahih c. 1, s. 180, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 1442
(830) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435
(831) Buhari Sahih c. 5, s. 147, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(832) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 1, s. 185, Müsned c. 2, s. 435, Buharî Sahih c. 5, s. 226, Müslim Tirmizi Sünen c 4, s. 623
(833) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 4
(834) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 435-435, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müs-lim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
(835) Buhari Sahih c. 5, s. 226, Tirmizi Sünen c. 4, s. 623
(836) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Müslim Sahih c. 1, s. 185
(837) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buharî Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623 Sahih c. 5, s. 226, Müslim
سوره بقره (1)
YanıtlaSil(0) (أنزل ) مافی به دلالت ايون هيئتي اعتباريل هنوز نازل أو لما بانك تزولى نازل اولانك ترولى قد محققه اولديغة اشارتد.. مع هذا، (يؤمنون ) ده كى استقبال، (أنزل ) نان و احب النير نشئت ايدن نقصانى تلافی ابدر یعنی هنوز نازل اولمانان قسم (انزل ) نن کولى داخلنده دامه ده. (يؤمنون ) نان شمولی آکنده در بو تنزیل مسالهی، قرآنان موعه پاینده وقوع بواشند. بعضاً ما في استقباله مسافر كبير، بعض اده مضارع ما فينان مملکته های بونده بومه لطيف
بر بلاغت واردر شویم که:
بر آدم، کندیسنه کوره هنوز کچه من بر شیشی ماضی به دلالت ایده به صحیفه ایله ایشتی دیگی زمانی ذهنی هیجانه کلی آبدار آشکار که مخاطب بالاز او دارد بلکه آرقه سنده مختلف مسافر برده یان هومه آیری آیری طائفه لی ، صفر بولو غقاله، کندیسنه توجيه ايديا خطا بلری، نداری، الهي فطامه لری. آرقه منده بولونان بتونه او طائفه الراشيدير كي ذهننه كلير
( عَلَيْكَ ) به بدل ( إليك ) لك ذكرى، رسول اكرم عليه الصلاة والسلامك تكليف الديان سالته وظیفه سنی جزء اختيار يسيله حمل و قبول ايمن اولديفنه و بو خدمت جبریل طرفند نه کور والی گنده رسول اكرم عليه الصلاة والسلامك داها يوكله او لدیفنه اشار تدر. چونکه (عالی) ده اختیار او لمديغی کی، واسطه نزولك داها يوكن اولديغنه دلالت ایده.
(الیگ) ده کی ضمیرن اسم ظاهره ترجیح میبی، قرآن و قرآنه عائد خصوصات قصر صنده حضرت محمد عليه الصلاة والسلام بالكز مخاطب اولعب، كلام الله كلامي او لديفة اشار تدر. بو قلامك ایجاز درجه ی، شوذكر ايديكن الطائفين أهلا شيلدى.
(وَمَا أُنزِلَ مِنْ قَبْلِكَ ) بوكي صفته ارده بر تشویق وارد. و او تشويقدن سا معادی اعتداله موحه ايدن امرار و نهيهر طوغويور. بو جمله نك ما قبليه نظمنه دائر (درت الطائف) وارد.
(1) بو جمله تنك ما قبلنه عطفى، مدلولك دليله اولان به عطفید شویده که: ای انسانار با قرآنه یمانه ایتدیگی کی کتب سابقه بوده ایمانه ای دیگری چونکه قرآن، او نارك صدقه دلیل و
شاهد در.
عطف
YanıtlaSilجزء اختيارى
حمل
هَيْئَتْ
إيجاز
امتثال
استقبال
كلام
كتب سابقه
لطائف
مع هذا
ماضی مَدْلُولٌ
مختلف
مضارع
نازل
نھی نَفْتَتْ
Auf: Bağlama yükleme
Cüz-i ihtiyari: Kulun tercihi
Haml: Yükleme
Heyet: Cümlenin her bir parçası
Icaz: Az sözle çok şey an-latma
İmtisal: Uyma
İstikbal: Gelecek
Kelam: Söz, ifade
Kütübü sabıka: Geçmiş kitaplar
Letif: Güzellikler, incelikler
Maahaza: Bununla beraber
Mazi: Geçmiş
Medlal: Delil getirilen
Muhtelif: Farklı
Muzari: Geniş ve şimdiki zaman
Nazil: nen
Nehiy: Yasaklama
Neş'et: Ortaya çıkma
ندا Nida: Seslenme
نزول Nüzûl: İnme
رسالت
Risalet: Peygamberlik
سمع Sami : İşiten
شمول
تكليف
Şumal: İçine alma
Teklif: Yükümlü kılma
تلافي Telafi: Zaran giderme
تنزيل
توجية
وَاسِطَةِ نُزُولٌ
Tenzil: İndirme
Tevcih: Yöneltme
Vasıta-i müzûl: İnme vasıtası
re-i Bakara, 4
YanıtlaSil5- انول maziye delålet eden hey'eti i'tibariyle, henüz nazil olmayanın nüzülü, nâzil olanın nüzülü kadar muhakkak olduğuna işarettir. Maaházá, يؤيتون 'deki istikbal, أول 'nin maziliğinden neş'et eden noksånı telafi eder. Yani henüz nazil olmayan kısım أقول 'nin şumülü dâhilinde değilse de يؤيون 'nin şumülü altındadır. Bu tenzil mes'elesi, Kur'ân'ın çok yerlerinde vuků bulmuştur. Bazen mázi istikbåle misafir gider, bazen da muzâri mázinin memleketine gelir. Bunda çok latif bir belågat vardır. Şöyle ki:
Bir adam, kendisine göre henüz geçmemiş bir şeyi mâzîye delalet eden bir sîga ile işittiği zaman, zihni heyecana gelir, ayılır. Anlar ki, muhatab yalnız o değildir. Belki arkasında muhtelif mesafelerde pek çok ayrı ayrı täifeler, saflar bulunmakla, kendisine tevcih edilen hitâbları, nidaları, İlâhî hitâbeleri, arkasında bulunan bütün o tâifeler işitir gibi zihnine gelir.
عَلَيْكَ ye bedel إِلَيْكَ 'nin zikri, Resûl-ü Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm'ın teklif edilen risålet vazifesini cüz'-i ihtiyârîsiyle haml ve kabul etmiş olduğuna; ve bu hizmet Cibril tarafından görüldüğünden, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın daha yüksek olduğuna işarettir. Çünki ) على ('da ihtiyâr olmadığı gibi, vâsıta-i nüzülün daha yüksek olduğuna delâlet eder.
إِلَيْكَ 'deki zamirin ism-i zâhire tercih sebebi, Kur'ân ve Kur'ân'a âit hususat hususunda Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm yalnız muhâtab olup, kelâm, Allah'ın kelâmı olduğuna işarettir. Bu kelâmın îcâz derecesi, şu zikredilen letâiften anlaşıldı.
وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ Bu gibi sıfatlarda bir teşvik vardır. Ve o teşvikten sâmi'leri imtisåle sevk
eden emirler ve nehiyler doğuyor. Bu cümlenin mâkabliyle nazmına dair "Dört Letâif" vardır. 1- Bu cümlenin mâkabline atfı, medlûlün delile olan bir atfıdır. Şöyle ki: "Ey insanlar! Kur'ân'a îmân ettiğiniz gibi, kütüb-ü sabıkaya da îmân ediniz. Çünki Kur'ân, onların sıdkına delil ve sâhiddir."
o, "güzel ahlak adı-ale erdirme görevine
YanıtlaSilmustarini emanet ederek kadar Juven Onun her hål ve hareketinde güven ve ren un velik defa karşılaşan bir bedeviye bile, "Bu simada "Bu simada yalan ola
- Habeşi tarafından ilk ezanın okunması.
- 1944-Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, Risale-i Nur eserleri hakkında beraet ka-rarı verdi. Başta Bediüzzama olmak üzere o güne kadar hapiste yatan 58 Nur Talebesi aynı günde tahliye edildi.
AREFE GÜNÜ
TEŞRİK TEKBİRLERİNİ
UNUTMAYALIM
15
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
LAAM W Allah iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanları sever.
Bakara Suresi: 195
BİR HADİS
Bana cevâmiü'l-kelim, az sözle çok mana ifade etme kabiliyeti verildi.
Ebu Ya'lâ
Bir elmayı bir adama hakikî rızık olarak vermek, bütün yeryüzünü bütün meyvelerle dolduran o Zât verebilir.
Sözler
HIZIR: 41 - GÜN: 167 KALAN: 199 - GÜN. UZ.: 0 DK
HİCRİ: 9 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 2 HAZİRAN 1440
Öğle İkindi Aksam Yatsı
1773-17Unün kuruluşa
YanıtlaSil-1915-Conkbayın zaferi.
- 1960-Celal Bayar
ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.
HAZIRAN
10
SALI
Allah iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanları
sever.
(Bakara: 195)
BİR HADİS
14 1446 ZİLHİCCE
İnsanların en güçlüsü olmak isteyen kimse Allah'a tevekkül etsin.
(C. Sağîr, No: 3658)
RUMI: 28 MAYIS 1441
HIZIR: 36
İnsan zayıftır; belâları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Acizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâl'e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa,
vicdanı azap içinde kalır. Sözler
56 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilEbu Ümame (ra) rivayet ediyor:
Ümmetimden iki sınıf vardır ki onlara şefaa tim ulaşmaz. Zalim ve katı yürekli idareci. Dinde aşırılığa kaçan ve zorlama tevillerle dinden çıkan kimse.
Taberani'nin Kebirinden
Abdurrahman bin Avf (ra) rivayet ediyor:
Sahabîlerime dil uzatanların dışında herkese şefaat edebilirim.
Ebu Nuaym'ın Hilye'sinden.
..
Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:
Şefaatçiler beştir: Kur'ân, akrabalarla iyi iliş kiler içinde bulunmak, güvenilir olmak, Peygam-beriniz ve onun Ehl-i Beyti.
Deylemi'nin Müsnedü'l-Firdevs'inden.
Ebu Ümâme el-Bâhilî (ra) rivayet ediyor:
Kur'ân'ı okuyunuz. Çünkü Kur'ân Kıyamet Günü okuyanlarına şefaat etmek için gelir. İki parlak sureyi; Bakara ve Âl-i İmran surelerini okuyun. Çünkü onlar Kıyamet Günü iki parça bulut veya iki gölgelik gibi ya da saf bağlamış iki grup kuş gibi okuyanlarını ve hükümleriyle amel
Ahiret Hayatı/57
YanıtlaSilJa
edenleri müdafaa etmek için gelirler. Bakara Su-resini okuyunuz. Çünkü onu okumaya devam etmek bereket, bunu terketmek ise hasrettir. Tem-beller bunu devamlı okumaya güç yetiremezler.
de
Müslim, Müsafirîn: 252.
dem
***
İbni Mes'ud (ra) rivayet ediyor:
Kur'ân şefaat edecek ve şefaati kabul edilecek-tir. Şikayetçi olacak ve şikayeti doğru kabul edi-lecektir. Onu kendisine rehber edeni o Cennete götürecektir. Arkasına atanı ise Cehenneme sü-rükleyecektir.
Taberani'nin Kebir'i ve İbni Hibban'ın Sıhah'ından.
***
İbni Ömer'den (ra) rivayetle:
Kıyamet Günü oruç ve Kur'ân, kula şefaat edecekler. Oruç şöyle diyecek: "Ey Rabbim! Ben onu gündüzleyin yemesinden ve nefsanî istekle-rinden alıkoydum. Hakkında şefaatimi kabul eyle!" Kur'ân da şöyle diyecek: "Ey Rabbim! Ben onu geceleyin uykusundan alıkoydum. Hak-kında şefaatimi kabul eyle!" İkisinin de şefaati kabul edilir.
Müsned, 2: 174.
***
YUZAKI
YanıtlaSilC
AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ
Kalpteki Üç Taht... Can, Mal ve
Evlât
İmtihanı...
STIN-GAZZE
MARDIN
Hakk'a Dost Eyleyen Sır:
FEDÂKÂRLIK
244
Gazze hadisesi bütün tahsil âlemine bir ayna tutmuştur:
YanıtlaSilZâlimlere ve onları destekleyenlere bakıyoruz. Müşterek vasıfları: Sırf dünyevî tahsil ile doktoralar, çifte fakülteler bitirmek...
Evlâtlarımızın böyle bir zâlim veya zâlim destekçisi olmasından Allâh'a sığınmalı ve bunun tedbiri olarak da, mâneviyatlarına îtinâ göstermeliyiz.
Geçtiğimiz aylarda, mâneviyat olmadan sadece dünyevî tahsilin nasıl neticeler verdiğine dair bir hâdise gördük:
Küçücük bebekleri, para kazanma uğruna ölüme terk eden bir çete ile karşılaştık.
Ne yazık!
Tıp tahsili yapmış, hastahâne açmış, fakat çocuk cellâdı olmuş!
Hukuk tahsili yapmış, fakat vicdânî hisleri dumûra uğramış kimseler de, bu cinayet şebekesine ortak olmuş!
1-
Bri-
Bu sebeple dünyevî tahsil ile uhrevî tahsili mezcetmek zaruri dir.
Huyca Gül Olmak
YanıtlaSilErenlerin deurânına, Uzaklardan bakmamalı. Dalıp aşkın ummânına, Asla geri çıkmamalı.
Düşünceni benlik sarsa, Kapılma hiç kine, hırsa, Huyca gül olmak da varsa, Kor ateşler yakmamalı.
Sarınca aşkın mânâsı, Diner gönül fırtınası, Kalp olur kalbin aynası, Másivâyı takmamalı.
Kalpte çalsın aşkın sazı, Dön Rabbine et niyazı, Dosttan fiske gelse bazı, Eğrilere çekmemeli.
Seherlerin şebnemi ol, Damla damla yüreğe dol, Yürüyünce tükenir yol, Hiç geriye bakmamalı.
Gül uyanır bülbül için, Bülbül yaşar, tek gül için, Sevda bilmez gönül için, Nefse boyun bükmemeli.
Kenetleyip dost elleri, Deste deste sar gülleri, Hoş tutarak gönülleri, Köprüleri yıkmamalı.
Doğru kişi yâren olsun, Hasletin hep veren olsun, Heyben hayırlarla dolsun, Şer tohumu ekmemeli.
Fitren ihtiyaçtır sevda, Hastaya ilâçtır sevda, Ummanda kulaçtır sevc Çırpınarak çıkmamalı.
Bağlanarak candan câr Sevda lâzımdır insana, Günbeyli'yle yana yana Ol sevdadan bıkmamal
GÜNBEYLİ (Mahmut TOPBAŞLI) mahtophashi@hotmail.com
Sözüm Geçmiyor
Söyleye söyleye bıktım usandım, Nefs-i emmâre ye sözüm geçmiyor!.. Belki bir gün olur uslanır sandım. «Nefs-i emmâre ye sözüm geçmiyor!..
Daim bâtıl ile alışverişte, Hile yapar, tuzak kurar her işte... Hälä ısrar eder aynı görüşte. Nefs-i emmâre ye sözüm geçmiyor!..
Düşünde define bulsa sevinir, Iblisten âferin alsa sevinir... Gönül şehrim harap olsa sevinir. Nefs-i emmâre»ye sözüm geçmiyor!..
Ne sözünde sebat, ne ahde vefâ, Hep onun yüzünden çektiğim cefâ... Yalvardım, yakardım günde kaç defa. Nefs-i emmâre ye sözüm geçmiyor!..
Gurbetteyim garip gönlüm yaralı, Ölsem bile olmayacak oralı... Gerekçesi, mazereti sıralı, «Nefs-i emmâre ye sözüm geçmiyor!..
Güzellikler gülümsedi karşıda, Çirkefleşti sokaklarda, çarşıda... Gel gidelim dedim kâmil mürşide, «Nefs-i emmâre ye sözüm geçmiyor!..
«Sabır dedim sene bitti, ay bitti, Yaşadığım şehir bitti, köy bitti... Diye diye şu dilimde tüy bitti. «Nefs-i emmâre ye sözüm geçmiyor!..
Abdullah GÜLCEMAL alsbullah_gulcemal@hotmail.com
17 Bim 2016
Kuymetli Okuyuculaumız,
YanıtlaSilHer medeniyet, kendi insan tipini yetiştirir.
Günümüzde, doğuda, batida, sokakta, idarede, bir şeyler yapan ve yapmayan bu insan tipi hangi medeniyetin mahsülü?
Suriye'yi yıllardır kana bulayan cellåt, Avrupa'da tip tahsili yaptı. Kendisı bir göz doktoru fakat yol açtığı faciaları göremiyor.
Hadi o, babadan aldığı veråsetle böyle zulmedi-yor diyelim. Ya ona yardım edenler?
Orta Doğu'yu bir strateji oyunu plåtformuymuş gibi hissiz ve vicdansız bir soğukkanlılıkla kana bulayanlar?
Göz yumanlar?
Rahatımızı kaçırmasınlar diye, mültecilerin Ak-deniz'de boğulmasını seyredenler?
Bu vicdansız, merhametsiz, hissiz, alık, abus ve nådan insan tipini hangi medeniyet yetiş-tirdi?
Islåm beldelerini bile iki asırdır, batı medeniyeti-nin kah icbari kah taklidi işgali kapladığı için; ortaya çıkan anarşinin bile İslâm medeniye-tiyle alakasını kuramıyoruz.
Zaten onlar değil miydi? Medeniyetler savaşında ayakta kalan tek taraf batı medeniyeti oldu /olacak diyenler!.. İşte yetiştirdikleri insan tipi
O hålde, hatırlatmaya hakkımız var:
BİZİM MEDENİYETİMİZ
Gök kubbede ve altında inşa ettikleri her kubbe-de hoş sadålar bırakan medeniyetimiz...
O kubbeler altında cem olan, cemiyet ve cemaat olan insanımız...
Merhametli, vicdanlı, cömert...
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; kendi
medeniyetimizle yetiştiğimiz ve tahsil gör-düğümüz devirlerde milletçe kıtalara hük-mettiğimizi hatırlattı.
Nesillerimizi kendi medeniyetimize yabancılaş-tırma felaketini, «Tahsil bu!>> diyerek, eğitim yoluyla gerçekleştirdiklerine dikkat çekerek, maarif sistemimizi; medeniyetimizin asil ve asıl fabrika ayarlarına döndürmenin yegâne
çare olduğunu tebárüz ettirdi.
Muhterem Osman Nüri TOPBAŞ Üstadımız, <> zaviyesinden; ya-
YUZAKA
BİZİM MEDENIYETIMIZ
ni medeniyetimizin kurucusu Fahr-i Käināt Efendimiz'in ashabını ve ümmetini tezkiye edişi, onlarda hissiyatı değiştirici ve olgun-laştırıcı hamlelerinde aramakta cevabı ve bu-lup göstermekte. Fedákår, cömert, diğergåm insan tipine en güzel misalleri vermekte.
Mevlana'da maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi, mecăzi ve hakiki ateşleri yandıran ve söndü-ren hakikatler dile gelmekte.
Yazarlarımız, aktüaliteyle harmanlayarak ele al-dılar mevzumuzu.
Cemaat ve cemiyet dokumuza; kemålåt arayı-sı, ferdiyetçilik ve cemiyetçilik dengesi, ya-kın tarih süzgeci gibi bakış noktalarından baktılar. Teslimiyet anlayışımızın istismar edilmemesi için, alınması gereken tedbirleri saydılar.
Yine tecrübeler, håtıralar, nüktelerle dolu bu sa-yımız da...
Ailede başlayan birlik ve beraberliğin dînî ve ah-läki temelleri... Hazret-i Hatice'den alınacak ibretler...
Camide cemaat olduğumuz gibi, iş âleminde de ortak olmak ve birleşmenin ehemmiyeti...
Hak yolundaki çileleri şifå bilmek ve şer yolunda-ki rahatlıkları belȧ görmek...
Öfke belasına, Sünnet'ten çareler...
Ahlåk ve tasavvuf kitaplarımızda yer bulan eski semåvi kitaplardan mervi hikmetler...
Bizim yakın tarihimize, onların mevcut tarihleri-ne yansıyan doğu-batı rekabetinin; kor hålde durduğunu sadece biraz imaj külüyle küllen-diğini gösteren hådiseler...
Medeniyetimizin yetiştirdiği insan tiplerine mi-saller:
Çár-ı yår-ı güzinden, Hasan-ı Basri'ye... Ahmed Yesevi'den Genç Osman'a...
Bizim medeniyetimizle mütenasip bir sesle...
Yüzakıyla...
İ
YanıtlaSilBugünlere kolay gelinmedi -4-
stanbul ve Çanakkale Boğazlan-nın jeopolitik ve stratejik konum-ları sebebiyle buralara hâkim olma mücadelesi başta İngiltere olmak üzere Rusya ve Almanya'nın geleneksel politikalarının esasını oluş-turmuştur.
Türk milletini Anadolu'dan atmak, milletimizin 8. asırdan beri sahip ol-duğu İslam dinini Arabistan Yarıma-dası'na hapsetmek ve Osmanlı Dev-leti'ne son darbeyi vurmak için ger-çekleştirilen Çanakkale Savaşı denile-bilir ki Batı'nın Osmanlıya yönelik en büyük haçlı saldınlarından biridir.
Çanakkale'de çehreleri, renkleri, dilleri ve ırkları değişik çeşitli milletler-den oluşan, vicdanları körelmiş, hiçbir insani ve ahlaki değer tanımayan güçler, milletimizi tarih sahnesinden silmek için bütün güçleriyle üzerimize geldiler. Ne var ki düşmanın gülleleri, mermileri aslan neferlerimizin göğ-sünde sönmüş, Çanakkale Boğazı düşmanlarımıza mezar olmuştur.
Bu ordular karşısında güçlü silahla-rımız yoktu; fakat kalplerimizde güçlü Limanımız vardı. Gönüllerde "Ölürsem şehit, kalırsam gazi" ideali vardı. Bir-birimize sımsıkı bağlıydık. Birlik ve
beraberlik ruhuyla hareket ettik; çün-kü bizler bu topraklarda rengi rengi-
SALİM KÖKLÜ
salim.koklu@tg.com.tr
ne, dili diline, sesi sesine, gönlü gön-lüne kanşmış bir milletiz.
Bizler asırlar boyu sevinçte, keder-de, varlıkta ve yoklukta birlikte ağla-yıp, birlikte gülmüş bir milletiz. Din, ezan, vatan, bayrak ve mukaddesat uğruna doğusuyla batısıyla kuzeyiyle güneyiyle hep birlikte aynı safta mü-cadele ettik. Binlerce evladımızı şehit vererek bu topraklan hep birlikte va-tan edindik. Çanakkale'de kazanılan
Çanakkale, bugün de gönüllerimiz de bir milletin kararlılığının ifadesi
zafer, iman gücünün, birlik ve bera-berliğin zaferidir. Bu inancımızı, birlik ve beraberliğimizi muhafaza ettiğimiz müddetçe inşallah başaramayacağı mız hiçbir iş, üstesinden gelemeyece-ğimiz hiçbir problem yoktur. Bugün de milletçe aynı ruh ve inanca, aynı birlik ve beraberliğe daha çok ihtiya-cımız vardır.
olarak yerini korumaktadır. Çanakka-le kınalı kuzu öykülerinin, Yahya Ça-vuşların, Seyit Onbaşıların, Hasan Çavuşların, Anadolu'dan cephelere koşan binlerce Mehmetçiğin, cephe-ye mermi taşıyan Türk analarının İstiklal ve istikbal mücadelesinin ifadesidir.
Bu vesileyle başta Çanakkale şehit-lerimiz olmak üzere bütün şehitlerini-ze Allahü tealadan rahmet diliyoruz...
www.namazvakti.com www.turktakvin
Birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmek
Çanakkale'de kazanılan zafer, iman gücünün, birlik ve beraberli-ğin zaferidir. Bugün de milletçe aynı inanca, aynı birlik ve beraber-liğe daha çok ihtiyacımız var.
Üç küsür yıldır alenî hâle ge-lip ülke gündemini işgal eden ve 15 Temmuz'la birlikte doruğa çı kan malům mesele sebebiyle, ce-maatler hakkında bir münakaşa-dır aldı gidiyor... Toplumun bir kesiminin iddiası şu: Gelinen bu vahim durum, dînî bir gruba âi-diyyeti olan kişilere devlet imkân-larının sunulmasının sonucunda oluşmuştur. Öyleyse lâik anlayı şa geri dönülmeli ve böyle kişile-re bürokraside yer verilmemelidir!
YanıtlaSilDiğer bir kesim ise bu teze karşı çıkarak şöyle diyor: FETÖ dînî bir cemaat değildir. Dolayı-sıyla onun günahları bahane edi-lerek, dînî cemaatler tasfiye edil-meye kalkışılmamalıdır!
Görüldüğü üzere birbirine ta-ban tabana zıt olan bu iki tezdeki yaklaşım biçimleri aslında aynıdır. Güzel ülkemin takriben 200 yıldır çatışan iki kesimi, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da genelle-
meci ve toptancı bir tavır içindedir-ler. Mensubiyetlerine göre insanları ya mahkûm ediyor veya aklıyorlar... <<Canım; o kesimin mensupları değil mi, onların hepsi aynı zaten!», «Bi-zimkiler mi, ha onlar başka!» anla-yışı...İlke ve prensiplere göre analiz yaparak ayırımlara gitmek yok!
"İğneyi kendine batır, çuvaldı-zı başkasına!" atasözünü esas ala-rak kendi kesimimiz için nâçizâne bir ayırım yapmaya çalışalım. Bi-ze göre nereye kadar cemaat, ne-reden itibaren ötesi olunduğunu gösteren mikyaslar temelde ikidir:
1. Cemaat liderini, tarîkat şey-hini yanılmaz görmek; buyruklarını sorgulamadan yapıp her söylediğin-de bir hikmet olduğuna inanmak. Fertlerin benliklerini silip eriten ve dînin temel ilkeleriyle ters düşen birçok anlayış, liderin bu şekilde yü celtilmesinden kaynaklanmaktadır.
2. Bağlı olunan cemaat veya tarîkat mensuplarını diğer insan-
lardan ustun gorerek kavırmak. ehliyet ve liyakatlerine bakmadan onları makam-mevki ve yetki sa-hibi yapmaya çalışmak.
Bu iki vasıf; bir kişinin bağlı ol-duğu cemaat veya tarikatte varsa, o kişi de FETÖ benzeri bir grubun mensubudur! Bunun lâmı cimi yok! Ancak hocası veya şeyhi; Allah'la kendisi arasında aracılık eden yanıl-maz ve yüce bir varlık değil de, dini konularda ve «mârifetullah»ta bir öğretici ve rehberden ibaretse, hür fertlerden oluşan cemaat veya tari-kati de eleştiriye açık ve klikçilikten uzaksa, o kişi dînî bir cemaat ve ta-rîkat mensubudur!
Söylediğimiz iki vasfın bulun-madığı bir cemaat veya tarikate, bir sivil toplum kuruluşu üyesi gibi veya mânen tatmin olmak amacıyla giden bir kimsenin; devlette vazifesi almasını tartışmaya açmak abestir. Çünkü bu kişi doğrularını şahıslar-dan değil; ilke ve prensiplerden al-
makta, sorgulama ve muhakemeyi elden bırakmamaktadır. Dolayısıyla ilke ve prensiplerde şaşma gördüğü an, içinde bulunduğu grubu şeyhi veya hocasıyla ters düşse bile uya racak, ıslah ümidini kaybettiği za-man da oradan ayrılabilecektir. Bu itibarla böyle bir kimsenin mensu bu bulunduğu grubun maslahatla rını gözetecek şekilde davranması ve mevzuatın åmir olduğu hiyerarşi dışına çıkarak başkalarından emir alması mevzubahis olmaz.
YanıtlaSil*
ak, lan sa-
l-a, an
Öyleyse cemaat ve tarikat men-subu kardeşlerimiz hem kendilerini hem de içinde bulundukları yapıla-rı gözden geçirmeliler: Şahıslar mı önde; ilke ve prensipler, yani Kur'an ve Sünnet mi? İşler; «Hocamız/şey-himiz dediyse elbette bir hikmeti vardır!» şeklinde mi gidiyor, yok-sa; «Kur'an ve Sünnet bunu âmirdir, zamanın şartlarıyla uyumlu olan da budur!» gerekçesiyle mi? Hep el üs tünde tutulan aynı kitaplar okunup, aynı istikamette bir beslenme mi oluyor, yoksa çeşitlilik var mı? Bun-dan daha önemlisi; içinde bulunulan yapı ikaz ve ihtarlara açık mı, yok-sa farklı bir fikir dile getiren kişiye; Sus be haddini bilmez! Sen hoca-mızdan/büyüklerden daha mı iyi bi-lirsin?» tavrıyla mı bakıyor? Kısa-
casi cemaat ve tarikat fertlerden mi
oluşuyor, yoksa bütün fertler adına karar veren hocanın/şeyhin kontro-lünde adeta tek bir fert håline gelmiş bir topluluk mu mevzubahis? Fert-ler sorgulama ve muhakeme yapıyor mu, yoksa adanmışlık rühu içinde mensubu bulundukları grubun mas-lahatı için ne pahasına olursa olsun çalışmaya müheyyå hålde mi?.. İlke eyya ve prensipler önde tutuluyor, ikaz ve ihtarlara kapı kapatılmıyor ve klik-çilik yapılmıyorsa endişeye mahal yok. Gerek bilgileri tazelemek ve de-rinleştirmek, gerekse de dini daha yoğun yaşamak için oraya gidilebi-lir. Ancak bunların aksi söz konusu ise orada tehlike vardır. Öyle bir ya-pının sonunda vardığı yer; toplumu bölmek ve yoldan çıkmak olur ki, bu da «cemaat» ve «tarikat» kelime-lerinin mână ve mefhumuyla bağ daşmaz. Zira «cemaat», «topluluk»; tarikat» ise «yol, ådâb, erkän» de-mektir. Dolayısıyla toparlayıcılık ve şeriate uygunluk, cemaat ve tarikat olmanın olmazsa olmaz şartıdır. To-parlayıcı özelliğini yitirmiş ve şerîa te aykırı düşmüş gruplar, cemaat ve tarikat olmaktan çıkmış yapılardır.
Son olarak şu hususa da işa-ret edelim: Üç buçuk yıldır yaşa nan olaylar sebebiyle; grup men-subiyeti olan kişilerin devlette vazife alması, hep cemaat ve tarî-
<<>> ise <<yol,
ådåb, erkân» demektir.
Dolayısıyla toparlayıcılık ve şeriate uygunluk, cemaat ve tarikat olmanın olmazsa olmaz şartıdır. Toparlayıcı özelliğini düşmüş gruplar, cemaat
yitirmiş ve şerîate aykırı
ve tarikat olmaktan
çıkmış yapılardır.
katler üzerinden gündeme geliyor. Halbuki grup ve grupçuluk yal-nız dinle irtibatlı kişilerde olmaz. Masonluk vb. seküler ve hattå din düşmanı gruplarda da söz konusu olabilir. Yine lideri yüceltme ve ya-nılmaz görme eğilimi, siyasi par-tilerle ilgili olarak da ele alınması gereken bir husustur. Hulása dînî, gayr-ı dînî, siyasî, sivil hangi saha-da olursa olsun şahıslar değil; il-ke ve prensipler ölçü alınır, ilke ve prensipler şahısların üstünde tutu-lursa birçok problem hållolur.
0000
YanıtlaSilEy insanoğlu!
Niyet bahsinde şu cümle aklından hiç çıkmasın:
Kirli amellere maske olan bir niyet, temiz değildir!
İllâ amellerin doğruluğu ve temizliği. İllâ davranışların düzgünlüğü ve iyiliği.
Yanlış ve kötülükler bahsinde asıl meseleyi ve problemi gümbürtüye getirip de niyeti masaya koymak, sadece sinsi bir mevzu saptırmasıdır. Çünkü insan mevzu saptırması oluşturabilirse, kendi yaptığı kötülüğe karşı muhtemel menfi mukabeleden güya kendisini kurtarmış olacaktır.
YanıtlaSilHikmet ve hakikat dîni olan İslâm; iyi niyeti, ancak doğru olan ve düzgün yapılan ameller bahsinde ele alır. Bozuk olan bir amelin niyetini teraziye hiç koymaz.
YanıtlaSilMeselâ fıkhen bozulmuş olan bir ibâdeti ya da abdestsiz kılınan bir namazı; Allah katında kabul ettirip kurtaracak hiçbir temiz ve iyi niyet yoktur.
Niyet, kalbin meyvesidir. Kötü amel de, nefsin meyvesidir. Bunları aynı sandığa koyup aynı farz etmek, mikroplu bir mantıktır. Çünkü; nefsin zehirli ve zararlı meyvesini kalbin faydalı meyvesinin arkasına saklayıp da onu mazur ve masum göstermek, nedâmet ve pişmanlığı çok ağır ve çok acı bir çürümedir!
YanıtlaSilNefsin ve şeytanın gizli bir tak
YanıtlaSiltiğidir.
Çünkü bu:
Kötülüğü koruyucu bir davra
mıştır.
Çünkü
Bir kötülüğü bertaraf etme mevzubahis olduğunda eğer günde me başka bir şey düşürülür de onu ameliyat masasına yatırmak unut-turulursa, o kötülük daha da güçle-nerek devam eder. Mesela bir hasta da kanser mikrobu olmasına rağmen doktor önünde sadece onun sağlam yönleri konuşulur da hiçbir şeyi yok-muş hükmü çıkarılırsa, tedavi devre ye giremez. Netice ise hazin olur. Bu yüzden doktor önünde sadece hasta-lik ve ona sebep olan hususlar konu-
şulur ve asla mevzu kayması yapıl-
Fahr-i Kâinat
Kuru kuruya iyi niyet, sadece låf ü güzaf. Siz, siz olun; değerlendirme masanızda iyi niyet maskesini hiç bulundurmayın! Gerçek iyi niyet, ancak gökte belli. Yerde belli olabilense; sadece ameller ve davranışların hakiki vaziyeti. Durup durup da belli olmayan bir şeyi konuşmanız ve ona göre hüküm vermeniz, tamamen aldatıcı ve yanıltıcı.
Bu ise,
maz; ta ki doğru teşhis, doğru tedavi ve sıhhat gerçekleşsin.
Bir başka misal daha:
Arabanın tekeri patlak olsa, şoför de bu mevzuyu değiştirerek sürekli direksiyonun sağlamlığın-
dan dem vursa ve dese:
«-Kardeşim; direksiyon mü-kemmel, yola çıkılır, gaza basalım!»
<-Fakat teker?
<-Onu karıştırma, ben direksi-yonuma laf dedirtmem.»
«-Ата?»
-Laf dedirtmem direksiyonu-ma dedim, o kadar! Tartışma bit-miştir, yola devam!»
Sonrası ne olur?
Belli.
Bu sebeple;
Peru
Niyetler, konu saptırmak i kullanılan bir tuzak da olmamal
Özetle ey insanoğlu!
Niyet bahsinde şu cümle akin dan hiç çıkmasın:
Kirli amellere maske olan bir niyet, temiz değildir!
Illa;
Amellerin doğruluğu ve temizliğ İlla davranışların düzgünlüği ve iyiliği.
İlla yaşayışta değerli ve faydalı
işler yapabilmek.
İlla ilahi teraziye göre maki liyet, güzellik ve mükemmellik
İlla Cenâb-ı Hakkın razı olmas
Ya Rab!
Nasib et!
Amin!.."
C
YanıtlaSilcenaze-i mâneviye جنازة معنويه : månevi
(mec.)ölmüş ve maddi varlığı kalmamış olan-ların, varlık olarak geride bıraktıkları månevî hâtıraları veya meleklerce alınmış manevi kayıtları
cenb جب : yan taraf
cendere 1 : جندره.bir şeyi sıkmaya veya ezme-ye yarayan ålet, pres 2.dar boğaz 3.(mec.) mâ-nevi baskı, sıkıntı, işkence
cendereye sokmak جندره به صوم : )mec.) ma
nevi baskı altına almak, zora ve sıkıntıya sok-mak
Cenevre جنوره : bir Avrupa ülkesi olan İsviç-re'de, Alp Dağlarının arasındaki Cenevre gö-lünün batı ucundu kurulmuş bir şehir
ceng (cenk( جنگ : savas
cengaver جنگاور : savaşcı, cenkçi; yiğit, kahra-
man
Cengiz (Cengiz Harta ağ'da As-yada kurulan Moğol İmparatorluğunun ku-rucusu ve en büyük hakanı. Asıl adı Timüçin (demirci) idi. Altmış yıl yaşadı (1167-1227). Kısa sürede Moğolistan'ı, Kuzey Çin'i, Ti-bet'i, Güney Sibirya'yı, Kırım'a kadar Hazar Denizi'nin batısını, İran'ın kuzeyini içine alan büyük bir imparatorluk kurdu. Bütün bu ülkelere, etrafa korku ve dehşet salarak hakim oldu. Kendisine direnen ve karşı ko-yan şehirleri, ülkeleri acımasızca yakıp yıktı; çoluk çocuk, kadın-erkek, yaşlı genç herkesi kılıçtan geçirdi. Girdiği her yeri yağmaladı. Yağmaladıklarını askerlerine ve taraftarla-rına dağıttı. Bu metodla kendisine bağlı sa-vaşçı büyük bir ordu kurdu. İmparatorluğu korku, dehşet ve yağmacılıkla ayakta tutma siyasetini güttü. Ölümüne yakın (mi.1227), onların siyasî geleneğine göre, imparatorluk topraklarını oğulları arasında böldü. En bü-yük oğlu Cuci, hayatta olmadığı için torunu Batu Han'a Batı Sibirya, Kıpçak Bölgesi, Ha-rezm ve Karadeniz'in Kuzey bölgesini verdi. Bu topraklar üzerinde kurulan Altın Ordu Hanlığı 276 yıl ayakta kaldıktan sonra yıkıldı (mi.1226-1502). İkinci oğlu Çağatay Han'a, Maveraünnehir ve Doğu Türkistan'ı içine alan Orta Asya bölgesini verdi. Bu bölgede kurulan Çağatay Hanlığı 143 yıl tarih sahne-sinde kaldıktan sonra yıkıldı (mi.1227-1370). Üçüncü oğlu Ögedey Han'a Moğolistan ve Ku-
132
YanıtlaSilcennet-i ittihad
zey Çin bölgesini verdi. Ögedey, Moğol bey leri tarafından "Büyük Han" (Hanlar Hani yani imparator seçildi. Bu bölgede Cengiz m torunu Kubilay Han adına kurulan Kubilay Hanlığı 110 vil devam etti (mi.1260-1370) ve yerini Çinli Ming Hanedanı aldı. En küçük oğlu Toluy'dan olan torunu Hülagü, İranı ele geçirerek İlhanlılar Devletini kurdu. Bu dev-let 97 yıl ayakta kalabildi (mi.125-1353) (bkz Hülagü)
organları belirginleşmiş anne kar-nındaki yavru (fetüs)
Cennet 1 : جنت.âhirette Allah'ın (c.c.) lütfede
ceği kimselerin ebedi kalacakları ve mükafat görecekleri yer 2.bahçe, (yeşil ve güzel bitki örtüsü altındaki) saklı bahçe. Cennet'in çeşit leri vardır:
1. Dâr-ul Celâl
2. Dâr'us-Selâm (bkz.Kur'an, 6/127;10/25)
3. Cennet-ül Me'va (bkz.Kur'an, 32/19;53/15; 79/41)
4. Cennet-ül Huld (bkz. Kur'ran, 25/15)
5. Cennet-ün Naîm(bkz.Kur'an,9/21;82/13; 56/89; 70/38)
6. Cennet-ül-Firdevs (bkz.Kur'an, 18/107,108; 23/13)
7. Cennet-ül-Adn (bkz. Kur'an, 9/72; 13/23, 24; 16/31; 18/31; 19/61,62, 63; 20/76; 35/33, 34, 35; 38/50, 51,52, 53, 54; 40/8; 61/12; 98/8)
8. Cennet-ül Vesîle (hadiste geçen, "El-Vesile-
tu menziletun fi-l cenneti: Vesile, cennette bir konaklama yeridir" sözü buna işarettir.)
Cennet-i a'la جنت أعلا : en yüksek cennet
Cennet-i bâkiye جنت باقيه : ebedî cennet, son-suza kadar varlığı devamlı kalacak olan cen-net
cennet-i cânânجنت جانان Allah'ın (c.c.) sevgi-sine lâyık olanların cenneti
cennet-i daime جنت دائمه : ebedi cennet, son-suza kadar sürekli ve devamlı kalacak olan cennet
cennet-i ebediye جنت أبديه : ebedi cennet de-vamlılığı sonsuz olan cennet
Cennet-i Firdevs جنت فردوس : Firdevs Cenneti (bkz.cennet)
cennet i hususiye جنت خصوصیه : hususi cennet, bir kimsenin özel cenneti
cennet-i ittihad جنت إتحاد : ittihad cenneti, (mec.) dünyamızı cennete çevirecek birlik ve beraberlik
cennet-i kazibe
YanıtlaSil133
cereyan-ı efkår
cennet-i kazibe جنت کاذبه yalancı aldatıcı)
cennet
cennet-I kazibe-i dünyeviye جنت کاذیه دنیویه lanci (aldatıcı) dünya cenneti
cennet-i kazibel zaile جنت كاذبة الله : geçici ve yalancı cennet
cennet-i Kur'anive جنت قرآنيه Kur'an cenneti, (mec.) çok çeşitli güzellikleri, müjdeleri ve ölümsüz gerçekleriyle insan kalbine ve ruhu na månen cennet sevincini yaşatan Kur'an'ın guzellikleri, çeşitli güzel hakikatleri
cennet-i mânevive جنت معنوی manevi cennet, (mec.) iman sonucu kalb ve ruhta yaşanan manevi haz, sevinç ve mutluluk hali
cennet-i rahmet جنت رحمت: rahmet cenneti. Allah'ın (c) geniş rahmetiyle iman sahiple rine lütfettiği cennet
cennet-i terakki جنت ترقی : terakki (ilerleme ve yükselme) cenneti, (mec.) dünyamızı cennete çevirecek ilerleme ve yükselme
Cennet-ül Firdevs جنت الفردوس : bkz.Cennet-i
Firdevs)
Cennet-ül Me'va جنت الماوى : Meva Cenneti (bkz.cennet)
cennet-abad جنت آباد : ebedilik cenneti, sonsu-za kadar kalınacak yer olan cennet
cennet-asa جنت آسا : cennet gibi
cennet-misal جنت مثال: cennet misali, cennet
gibi güzel
cennetnümun جنت نمون cennet gibi, cennet
gibi güzel
cenub جنوب : güney
cephane جبخانه : mermi, ateşli silahlarla kulla-nılan patlayıcı madde, mühimmat
cephane- Rabbani جبخانه ربانی : Allah'ın (c.c.) cephanesi (cephaneliği); (mec.) hem Bedir, hem Huneyn savaşında Hz. Peygamber'in (a.s.m.), düşman ordusu üzerine atmak için avucuna aldığı kum tanelerini, Allah'ın (c.c.) izni ve yardımı ile, mucize eseri olarak, öl-dürücü mermiler haline getiren mübarek eli (bkz.Kur'an,8/17)
cephe جبهه : )bkz.cebhe(
Cephei harb جبهة حرب : harb cephesi savaş
alanı
cer )۲( 1 : جز.geçim, geçimlik (para, yiyecek vs.) 2.çekmek (lâm-ı cer لام جر : kelimenin so-nunu esre yapan, yani (i) olarak okutan (1)
harfi) (vasıta-rواسطة ج : geçim vasıtası(
cerahat جراحت : )yaradan akan) irin
rald cerideler, gazeteler
cerbeze 1 : حربزه.güzel konuşma 2.kurnaz-
lık, hilekârlık 3.mugalata (bkz.mugalata(; tartışmada yanıltıcı konuşma, yanıltmaca, aldatmaca, demagoji; bir konuda lehte ve aleyhteki gerçekleri ve delilleri karşılaştırıp sağlıklı bir sonuca varmak yerine, tek taraflı bir bakışla karşı tarafın leyhinde olabilecek delilleri ve gerçekleri görmezlikten gelerek, aleyhinde olabilecek hataları, olumsuzlukları ve gerçekleri abartarak; hattå yer, zaman ve şartların farklılığını yok farzedip normal ola-nı anormal ve kabul edilemez göstererek ya-nıltıcı, haksız ve saptırıcı sonuçlara götüren
duşunmaksız ve satiricis
cerbeze-alûd ریزه آلود : cerbezeli, cerbezeye batmış (bkz.cerbeze, md.3.)
cerbezeli خربزه لی : cerbeze yapan; yanıltmaca-lı, kandırmacalı konuşan, demogoji yapan(-bk.cerbeze,md.3.)
cerbezelik جريزه لك : cerbeze yapmak; yanılt-macalı, kandırmacalı, saptırmacalı konuş-mak; demagoji yapmak (bk.cerbeze,md.3.)
Cercis (Circis) (a.s.( جرجيس عليه السلام : Taberi ta
rihine göre Hz.İsa'dan sonra gelmiş ve Filis-tin'de yaşamış, Hz.İsa'nın şeriatını uygulamış bir peygamber. Yedi sene süresince peygam-berlik görevini yaparken çok eziyetlere ve işkencelere uğramış. Sonunda şehit edilmiş. Kendisine düşmanlık eden inkârcılar ise, Allah (c.c.) tarafından bir ceza olmak üzere ateşle yok edilmişler
cereyan 1 : جریان.akım (elektrik cereyanı, hava cereyanı) 2.çığır, hareket, devrim 3.meydana geliş, oluş, gidiş, gidişat, gelişme
cereyan-ı ahval جريان أحوال : durumların ve olayların meydana gelişi ve gelişmesi
cereyan-ı azim (azime( جريان عظیم : çok büyük
akım, çığır, hareket
cereyan-ı bid'akarane جریان بدعه کارانه : din ha
yatını bozucu yenilik ve değişikliklere taraf-tarlık hareketi; dine zarar verici reformcu hareket
cereyan-1 dalalet جریان ضلالت : dallet cereyanı, dinden sapma ve uzaklaşma hareketi, dinsiz-lik ve inkârcılık hareketi (çığırı, akımı)
cereyan - efkar جریان افکار : fikir cereyanı, du
CC
92
YanıtlaSilCENNET VE CENNETLİKLERİN ÖZELLİKLERİ
huriler ona aşıktırlar. Denize tükürüğünden bir damla düşse deniz tatlı suya dönüşürdü.
Bu hurinin gerdanlığında şöyle yazılıdır:
Benim gibi birine sahip olmak isteyenin Allah'a itaat üzere olmas gerekir."
Mücahit diyor ki:
"Cennetin yeri gümüş, toprağı ise misktir. Ağaçlarının gövdeleri gü müş, dalları inci ve zeberced olup, yaprak ve meyveler bunların altındadır Bu meyveleri ayakta yemek isteyen zorlanmayacağı gibi, oturarak yiyene de yattığı yerden yiyene de bir zorluk yoktur."
Sonra Mücahit şu ayeti okudu.
وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلاً
"(Cennetin) kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine su-nulur."
Yani ayakta olanlar da oturanlar da ulaşabilsin diye meyveler onlara yaklaştırılır.
Ebu Hüreyre (ra) şöyle demiştir:
"Muhammed (sav)'e Kur'anı indiren Allah'a yemin ederim ki, Cennet ehli dünyada iken ihtiyarlamalarının aksine cennette günden güne güzel-leşirler."
Suheybi Rumi'nin rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (sav)'in şöyle buyurmuştur.
"Cennetlikler cennete cehennemlikler de cehenneme girdiğinde bir mūnadi şöyle nida eder:
istiyor. Ey cennet ehli! Allah size verdiği bir sözünü yerine getirmek
Onlar deler ki:
Daha ne olsun ki, Allah sevaplarımızın ağır gelmesini lutfetti, yüzümüzü ak etti ve bizi cehennemden çıkarıp cennetine koydu.
Bunun üzerine perde açılır ve onlar Yüce Allah'ı görürler.
Ravi diyor ki:
Insan 14
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil93
Nefsimi kudretinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, onlara verilen şeyler arasında Allah'ı görmelerinden daha sevimlisi yoktur."
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Bir keresinde Cebrail üzerinde siyah bir noktanın yer aldığı beyaz bir ayna ile Resulullah (sav)'in yanına geldi.
Resulullah (sav) sordu:
Ey Cebrail bu ayna nedir?
Cebrail cevap verdi:
Bu ayna Cuma gününü, üzerindeki siyah nokta ise Cuma günü kopacak olan kıyameti temsil eder." Cebrail devam etti:
"Sen ve ümmetin bu gün sayesinde daha önceki ümmetlere üstünlük sağladınız. Diğer insanlar (Yahudi ve Hristiyanlar) bu konuda size tabi-dirler. Cuma gününün içinde öyle bir saat vardır ki, o anı yakalayabilen bir kimsenin Allah'tan istediği bir iyilik geri çevrilmeyeceği gibi, bir kötülükten Allah'a sığınan kişinin bu isteği de mutlaka kabul edilir."
Sonra Cebrail şunları söyledi:
"Cuma gününün adı bizim nezdimizde "Mezid" günüdür."
Resulullah (sav)'in sordu:
- Mezid günü nedir?
Cebrail şunları anlattı:
Rabbin Allah Firdevs cennetinde bir vadi yarattı. Orada miskten bir tepe vardır. Cuma günü bu tepenin etrafı nurdan yapılmış minberlerle kuşatılır ve bu minberlerin üzerinde Peygamberler oturmaktadır. Ayrıca burası yakut ve zebercedle süslenmiş olan altın minberle kuşatılmış olup, bu minberlerin üstünde de siddikler, şehidler ve Allah'ın salih kulları bulunmaktadır. Cennetteki köşklerde oturanlar da bu tepenin etrafında toplanıp Allah'ı hamd ve sena ederler.
Allah onlara der ki:
Benden isteyin bakalım.
Bunun üzerine onlar şöyle derler:
Senin rızanı isteriz.
Allah şöyle buyurur:
Müslim, 181
MECELLECEMİYETİNİN DİĞR ÇALIŞMALARI
YanıtlaSil91
vechile irade-i seniyye-i padişahî müteallak ve şerefsudûr buyuru-lur ise hükm-ü celîlinin infazına mübaderet olunacağı beyaniyle tez-kere-i senâverî terkim kılındı efendim.» **
19 Cemaziyulevvel 1296 (11 Mayıs 1879)
Hayreddin
Yirmibeş maddelik talimat layihasının kanunlaştığını ise şu ira-deden anlıyoruz: Resîde-i dest-i tazim olan işbu tezkere-i sâmiye-i âsafâneleriyle evrak-ı melfûfe manzur-u âli-i hazret-i padişahî buyu-rulmuş ve ber-muceb-i istizan lâyiha-i mezkûre ahkâmının düstu-ru'l-amel tutulması müteallak ve şerefsudûr buyurulan irade-i se-niyye-i cenab-ı şehinşahî mantuk-u münîfinden olarak evrak-ı mez-kûre iade kılınmış olmakla ol babta emir ve ferman hazret-i veliy-y'ul-emrindir.>>
20 Cemaziyulevvel 1296 (12 Mayıs 1870)
c) USUL-U MUHAKEME-İ HUKUKİYYE KANUNNAMESİ LAYİHASI
Mecelle Cemiyeti üçüncü olarak Hukuk Muhakemesi usûlüne dair 301 maddelik bir kanun layihası hazırladı ve Şûray-ı Devlet'e tak-dim etti. Fakat bu layiha üzerinde Devlet şurasında yapılan mü-zakere esnasında bazı değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerde Fran-sız Ceza Muhakemesi Usulü esas alındığından Mecelle Cemiyeti buna rıza göstermedi. Zaten bu sırada zuhur eden harp sebebiyle Meclis-i Mebusan da çalışamayınca bu lâyıha kanunlaşamadı ".
Mecelle Cemiyeti'nin Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin tedvini ha-ricinde yaptığı çalışmalar hakkında vesikalara istinaden bulabildiği-miz faaliyetleri bunlardan ibarettir. Muhtemeldir ki, Cemiyetin daha başka çalışmaları da vardır. Fakat yaptığım araştırmalarımda mez-kûr çalışmalarının dışında kalan faaliyetlerini tesbit edemedim.
Mecelle Cemiyetinin çalışmalarının eski kuvvetli kadroya sahip olamaması sebebiyle çok yavaşladığını hissetmiş olacak ki, Sultan II. Abdülhmid A. Cevdet Paşa'dan Cemiyetin ne ile meşgul olduğunu sorar. A. Cevdet Paşa'nın arzında; Cemiyetin daha önceki çalışma-larından bahs ettikten sonra, hâlen haftada bir gün toplandığını ifa-de etmesi" cemiyetin gerçekten iş yapamaz hale geldiğini göster-mektedir.
89. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pş., s. 149.
90. Aynı yer.
91. Tezakir, 40. Tezkereye ilûve, 8. cüz; A. Cevdet Ps., s. 228-229; Layiha metni için bk. Mir'at-ı Mecelle, s. 867-870.
92. A. Cevdet Ps., s. 153-154.
602
YanıtlaSilHADİS-İ ŞERİFLER
Hz. HÜSEYİN: Peygamber S.A. efendimizin sevgili torunu.. Hz. Fatima ve Hz. Ali'nin r.a. oğulları. Hicretin 4. yılı şaban ayında dün-yana gelmiştir.. Imam-ı Şa'rani Hz. der ki:
Yaya olarak, yirmi beş defa hacca gitti.. Adamları beraberinde giderdi.. Binekleri de vardı; onlar vinse de kendisi binmezdi.. Hicretin 61. yılı Muharrem ayının cumaya raslıyan 10. günü şehid
edildi. Ve.. 55 yaşında şehidlerin efendisi oldu.. Allah ondan razı olsun... ۱۲۵۸ مَنْ وَلِيَ شَيْئًا مِنْ أَمُورِ الْمُسْلِمِينَ لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ فِي حَاجَتُهُ حَتَّى يَنْظُرَ فِي ) رواه الطبراني عن ابن عمر ) حوائجهم .
1258) «Her kim, müslümanların işinden birini üzerine alırsa; Allah-iü Taâlâ onun işine bakmaz.. Taa o, müslümanların işine bakın-caya kadar..>>>
** Müslümanların işlerini askıda bırakın devlet memurları ve daha bü-yükleri bu Hadis-i Şerifin tehdidi altındadırlar..
Ravi: IBN-İ ÖMER'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 7. ve 9. Hadis-i Şerifte.. ١٢٥٩
مَنْ أَنَاكُمْ وَأَمْرُكُمْ جَمِيع يُرِيدُ أَنْ يُفَرِّقَ جَمَاعَتَكُمْ فَاقْتُلُوهُ . (رواه مسلم)
1259) «İşiniz toplu bir halde iken, her kim cemaatınızı dağıtmak kas-dı ile size gelirse.. Onu öldürünüz..>>
Müslüman toplululğun içine sırf fesad kasdı ile girenler ayrık otu gibidir. En kısa zamanda kökünü kazımak gerekir..
***
Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..
( رواه معاوية )
١٢٦٠ مَنْ يُرِدِ اللهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقَهُ فِي الدِّينِ .
1260) «Her kime ki, Allah-ü Taâlâ hayır diler; onu dinde FAKIH kılar..>>>
**
FAKİH: Hayrını, şerrini iyi bilen kimsedir.
* **
Ravi: MUAVİYE.. (r.a.) Menkıbesi, 799. Hadis-i şerifte..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil603
١٢٦١ مَنْ لاَ يَرْحَمَ النَّاسِ لَا يَرْحَمهُ اللهُ . ( رواه الترمذي عن أبي سعيد )
1261) «İnsanlara merhamet etmeyene, Allah rahmet eylemez..>>
**
Onun, Allahın rahmetinden uzak olduğu, içinde şefkat ve merhamet hislerinin bulunmayışından bellidir.
* **
Ravi: EBU SAID'den r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 13. ve 65. Hadis-i Şerifte..
١٢٦٢ مَنْ يَتَكَفَلُ لِي أَنْ لاَ يَسْأَلَ النَّاسِ شَيْئًا ؟ وَأَتَكَفَلُ لَهُ بِالْجَنَّةِ
( رواه أبو داود عن ثوبان )
1262) «Her kim, insanlardan birşey istememeye bana söz verirse; onun için cennete kefil olurum..>>>
**
Burada dilencilikten bahsedilmektedir. Zarurî haller hariç, hiç kimse-den birşey istenemez. Zarurî hallerde ise, insanlar bir vasıta bilinerek istenecek.. **
Ravi: SEVBAN'dan r.a. naklen EBU DAVUD.. Menkıbeleri, 11. ve 299. Hadis-i şerifte..
١٢٦٣ مَنِ اقْتَطَعَ شِبْرًا مِنَ الْأَرْضِ ظُلْمًا ، طَوْقَهُ اللَّهُ إِيَّاهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ سَبْعِ ) عن سعيد بن زيد ، وهو متفق عليه ) أَرَضِينَ .
1263) «Her kim, zulmen yerden bir karış alırsa; Allah-ü Taâlâ kıya-met günü, yedi kat yeri onun boynuna geçirir..>>>
Bilhassa arsa ve arazi işlerinde hırsızlık yapanlar düşünmelidir.. Bu Hadis-i Şerifin sıhhatında imamlar müttefiktir..
**
Ravi: SAID b. ZEYD: Sahabedir. Hem de, cennetle müjdelenen on kişiden biri.. Hz. Ömer'in amcası oğlu ve damadı.. İlk müslümanlardan... Bütün gazalara iştirak etmiştir. Akik'teki kendi evinde Hicretin 51. yılında vefat ettiği zaman, seksen yaşını aşmıştı.. Allah ondan razı ol sun..
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilBen, sizin için gefat ede bilecek halde ve mevki'de değilim. (038)
Biz, benden başkasına gidiniz!
Músa'ya gidinizi (839)
Çünki, yüce Allah, Onunla konuşmuş (840), Ona, Tevrat'ı, ver-miştir.) diyecek. (841)
Bunun üzerine, Mûsa'ya varacaklar. Ona (Ey Mûså! Sen, Alla. hın Resülüsün!
Allah, Beni, risaletlerile ve Seninle konuşmasile insanlara üstün kılmıştır.
Sen, bizim için, Rabbın katında şefâat et! Ben, bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldi. ğini görmüyormusun?) diyecekler.
Músa ise, onlara (Rabbım, bu gün, öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce, bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de, bundan son ra, bu derece gazaba gelirdir!
Hem ben, öldürmem bana emr edilmemiş bir adamı öldürmü şümdür.
Ben, şimdi, ancak kendimi düşüne bilirim kendimi! (842)
Ben, sizin için şefâat ede bilecek halde ve mevki'de değilim. (843)
Siz, benden başkasına gidiniz. İsa'ya gidiniz!
Çünki, O, anadan doğma körlerin gözünü açar, alaca illetini iyi eder, ölüleri diriltirdi. (844)
O, Allâhın kulu, Resûlü, Kelimesi ve Meryem'e nefh ettiği Rühu dur.) diyecek. (845)
İsa'ya varacaklar ve (Ey İsa! Sen, Allâhın Resûlüsün!
Allahın, Meryem'e ilka ettiği Kelimesi ve Allâh tarafından nefh edilen Rûhusun!
Sen, beşikte insanlarla konuşmuştun!
(838) Ahmed b. Hanbel Milaned c. 1, s. 4, Buhari Sahih c. 5, s. 147, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(839) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizl Sünen c. 4, s. 623
(810) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, n. 4
(811) Buhari Sahih e. 5, s. 147, Ibn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(842) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizi Sünen c. 4, п. 623 (843) Ahmed b. Hanbel Münned c. 1, s. 5, Buhari Sahih c. 5, s. 147. İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(844) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226. Müslim Sahih e. 1, s. 185, Tirmizi Sünen c. 4, s. 623
845) Buhari - Sahih c. 5, s. 147, ( İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
PEYGAMBERİMİZİN VEFĀTI
YanıtlaSilBize, Rabbın Katında şefâat et!
Sen, bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldi-ğini görmüyormusun?) diyecekler.
İså ise, onlara (Rabbım, bu gün, öyle gazaba gelmiştir ki, ne bun-dan önce, bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de, bundan sonra, bu derece gazaba gelirdir!) diyecek.
Günah, anmayacak. (846)
(Ben, bu gün, ancak kendimi düşüne bilirim kendimi! (847)
Ben, sizin için şefâat ede bilecek halde ve mevki'de değilim. (848)
Siz, benden başkasına gidiniz! (849)
Adem oğullarının Seyyid'ine, Ulu'suna gidiniz!
Çünki, O, Kıyamet günü, toprağı yarılarak kabirlerinden çıkan-ların ilkidir! (850)
Siz, Muhammed Aleyhisselâma gidiniz! (851)
O, geçmiş, geçecek kusurlarını Allâhın, bağışlamış olduğu bir Kul'dur! (852)
Yüce Rabbınız katında, sizin için, O şefâat eder!) diyecek. (853)
Bunun üzerine, bana gelecekler.
(Ey Muhammed! Sen, Allâhın Resûlü ve Peygamberlerin Sonun-cususun!
Allâh, Senin geçmiş ve geçecek bütün günahlarını bağışlamış-tır.
Sen, Rabbın katında, bize şefâat et!
Sen, bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza gelenleri görmüyormusun?) diyecekler.
Ben de, kalkıp Arş'ın altına geleceğim.
Orada, Rabbımın huzurunda secdeye kapanacağım.
Sonra, Allâh, Kendisine aid hamdlerden ve senâların güzellerin-
(846) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
847) Buhari Sahih c. 5, s. 226, Tirmizi Sünen c. 4, s. 623
( (818) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5, Buhari Sahih c. 5, s. 147, İbn-i Mace-Sünen c. 2, s. 1442
(819) Ahmed b. Hanbel Sahih c. 1, s. 185, Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
(850) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5
(851) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5, c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226, Müslim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 623
(852) Buhari Sahih c. 5, s. 147, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(853) med b. Hanbel Müsned c. 1, s. 5
123
سوره بقره (1)
YanıtlaSilاشارات الاعجار
(۲) با خود او عطف، دليلك مدلوله اولان عطور شویله که ای اهل كتاب الجمن اولان اخيرا و کتا باره ایمان ایتدینگر کی حضرت محمد ایله قرآنه ده ایمان ایدیگر. زیرا او نار، حضرت محمدن قلمنی بشیر ایتد کاری کجا، او نارك و كتابارين صدقته اولان دلیلی، حقیقتهاه، روحیه قرآنده و حضرت محمد ده بولو نشد. اویله ایم، قرآنك الله كلامي و حضرت محمد ده رسولی او لدیفنی طریق اولی اله قبول ابدیگر و ایملی گر.
(۲) زمانه معادنده قرآن در نشست ایده اسلامیت، صدا که پنجره در کوکی زمانه سعاده ثابت او المقله، طمار لری او زمانك آب حيات منبع الرندن قوت و حيات آلارم هر طرفه انتشار ایند فکری کی، دان و بود اقلری ده استقبال سمانه قدر اور انارمه عالم بشده مادی و معنوی تمره لرى ينشد بيربور اوت، اسلامیت ماضي ايله استقبه الى قناد لری آلته المسن، كونكه انديره ون
استراحت عموميه لي تأمين ايدييور.
(٤) قرآن کریم، او جمله ده اهل کتابی ایمانه تشویقه اینتقاله، اوزاره برانسیت، به سهولت کوستر بیور شویله که: ای اهل کتاب! اسلامیتی قبول ایتمکده نده به مشقت بوقدر. مزه آغیر قلمه سین زیرا مزه بتون بتونه دینگیزی ترن ایم گزی امرایم دیور آنجه اعتقاد انگزی اکمال و بازنگزده بولونانه اساسات دینیه اوزرینه بنا ایدیگر دیر تکلیفده بولونویور. زيرا قرآن، بتون كتب الفرنك كوز للطريني و اسکى شريعة الرينك قواعد الساسيه لريني جمع انجمن اولد يفندن، امولده معدل و فاكيم لور، یعنی تعديل و تكميل ايديجيدر. بالكي، زمان ومكانك تغير ايمي تأثير يله تحول و تبدله معروضه اولان فروعات قسمنده مؤيدر بونده عقلی و منطقی اولمايان بر جهت يوقدر اوت، مواسم اربعه ده كبير جك، بيرجك وسائر علا جارك تبدلنه لزوم و احتیاج حاصل اولدیفی کی، بر شخصیت با شابين دوره لرنده تعلیم و تربیه کیفیتی تبدل ایدر.
كذلك، حکمت و مصالحتك اقتضای اوزرینه، عمر بشون مرتبه ترین کوره احکام فرعیه ده تبدل وار در . چونکه فرعی حکم کردن بری بر زمانده مصلحت ایکه دیگر بر زمانه کوره حضرت اولور دیا بی علاج به شخصه دوا ایکه، شخص آخره داء اولور. بو کردند که قرآن، فرعی حکم کردن به من نخ این شد. یعنی وقتاری بیتدی نوبت باشقه حکماره کلدی، دیه حکم ایمخدر.
امام ترميه
YanıtlaSilAmfer'iye: Esasa dit olmayan hükümler
عالم بشر
Atem-i beşer: İnsan ålemi
جمع
Cem: Toplama
25 DA: Hastahk
آهل كتاب
Ehl-i kitab: Hristiyan ve yahüdiler
ترومات
Fürdat: Dallar, şubeler, ayıntılar
اعتقادات
frikadar: İnançlar
إعمال
Ikmat: Tamamlama
انتشار
Intisar: Yayılma
قواعد آسايبية
Kandid-i esasiye: Esas kaideler
كتب سالفه
Kütüb-in salife: Gepuis kitaplar
معروض
Ma'ruz: Bir şeyin te'sirinde kalan
مدرن
Mazarrat: Zarar
مواسید اربعه
Merasim-i erbaa: Dört mevsim
شیخ
Nesih: Hükümden kaldırma
ثمره
Semere: Meyve
صدقى
Sidk: Doğruluk
سهولت
Suhalet: Kolaylık
شخص آخر
Şahs - dhar: Diğer şalıs
تعديل
Tail: Düzeltme, değiştirme
تغير
Tagayyür: Başkalaşma
تحول
Tahavvül: Halden håle girme
طريق أولى
Tarik-i evla: Birinci yol
تبذل
Tebeddül: Değişme
تبشير
Tebsir: Müjdeleme
تكبيل
Tekmil: Tamamlama
أنيسيت
Ünsiyet: Alışıklık
2- Yahud o atıf, delilin medlüle olan atfıdır.
YanıtlaSilŞöyle ki: "Ey ehl-i kitab! Geçmiş olan Enbiya ve kitaplara îmân ettiğiniz gibi, Hazret-i Muhammed ile Kur'ân'a da îmân ediniz. Zira onlar, Hazret-i Muhammed'in gelmesini tebşîr ettikleri gibi, onların ve kitaplarının sıdkına olan deliller, hakikatiyle, ruhuyla Kur'ân'da ve Hazret-i Muhammed'de (am) bulunmuştur. Öyle ise, Kur'an'ın Allah'ın kelâmı ve Hazret-i Muhammed (a) de resülü olduğunu tarik-i evlå ile kabul ediniz ve etmelisiniz."
3- Zaman-ı saadette Kur'ân'dan neş'et eden İslâmiyet, sanki bir şeceredir. Kökü zaman-ı saadette såbit olmakla, damarları o zamanın âb-ı hayat menba'-larından kuvvet ve hayat alarak her tarafa intişår ettikleri gibi, dal ve budakları da istikbál semâsına kadar uzanarak âlem-i beşere maddi ve ma'nevi semereleri yetiştiriyor. Evet, İslâmiyet, mâzi ile istikbali kanatları altına almış, gölgelendirerek istirahat-i umûmiyeyi te'mîn ediyor.
4- Kur'ân-ı Kerim, o cümlede ehl-i kitabı îmâna teşvik etmekle, onlara bir ünsiyet, bir suhület gösteriyor.
Şöyle ki: "Ey ehl-i kitab! İslâmiyet'i kabul etmekte size bir meşakkat yoktur. Size ağır gelmesin. Zira size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak i'tikādātınızı ikmål ve yanınızda bulunan esäsât-ı dîniye üzerine bina ediniz" diye teklifte bulunuyor. Zira Kur'ân, bütün kütüb-ü sâlifenin güzelliklerini ve eski şeriatlarının kavâid-i esåsiyelerini cem' etmiş olduğundan, usûlde muaddil ve mükemmildir. Yani ta'dil ve tekmil edicidir. Yalnız, zaman ve mekânın tagayyür etmesi te'sîriyle tahavvül ve tebeddüle ma'rûz olan fürûât kısmında müessistir. Bunda akli ve mantıki olmayan bir cihet yoktur. Evet, mevasim-i erbaada giyecek, yiyecek ve sair ilaçların tebeddülüne lüzüm ve ihtiyaç hâsıl olduğu gibi, bir şahsın yaşayış devrelerinde ta'lim ve terbiye keyfiyeti tebeddül eder.
Kezâlik, hikmet ve maslahatın iktizası üzerine, ömr-ü beşerin mertebelerine göre ahkâm-ı fer'iyede tebeddül vardır. Çünki fer'î hükümlerden biri bir zamanda maslahat iken, diğer bir zamana göre mazarrât olur. Veya bir ilaç bir şahsa devâ iken, şahs-ı âhara dâ' olur. Bu sırdandır ki, Kur'ân, fer'î hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani "Vakitleri bitti. Nöbet başka hükümlere geldi" diye hükmetmiştir.
Nur Muhammed (asm) öyle bir mertebeye ulaşacaktı ki, Rabbi likle birlikte kelâmını emanet edecek, onu örnek insan kılacak görevi hakkıyla yerine getirecekti. ona peygamber-ve o da bu en ağır
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1201-Muüslüman tip alimi Ibnü'l Cevzinin vefatı.
1535-Barbaros Hayreddin Paşanın Preveze Zaferi.
1950-Demokrat Parti, ilk ve büyük icraatlarından biri olan, ezanın Arapça okunması yasağını kaldırdı.
2011 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hamza Emek vefat etti.
KURBAN BAYRAMINIZI
TEBRİK EDER, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİZ
HİCRÌ: 10 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 3 HAZİRAN 1440
İmsak Güneş
Öğle
16
PAZAR
SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET
Birbirinizin malını aranızda haksız sebeplerle yemeyin.
Bakara Suresi: 188
BİR HADİS
Yeryüzü bana temiz ve her tarafı mescid kılındı.
Müslim, Mesâcid: 5
Bu zamanda ehl-i İslâm'ın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalaletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir.
Lem'alar
HIZIR: 42 - GÜN: 168 KALAN: 198 - GÜN. UZ.: 0 DK
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İkindi
Akşam Yatsı
geliyordu, yağmur ve veriyordu. 1. Hatta, nu muttalib, Resul-i E püvvetten evvel, cedd-i Nebi Abdul-üb hissalatü Vesselâmın küçüklük zamanında müba-Ekrem Aleyhissalâtü
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1868 - Kızılay'ın kuruluşu.
1967 - Bediüzzaman
Said Nursî'nin kardeşi Abdülmecid Nursî vefat etti.
1911 - Bediüzzaman'ın da iştirak ettiği Sultan Reşad'ın Balkan seyahatinde Üsküp'e varıldı.
HAZİRAN
11
ÇARŞAMBA
15 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 29 MAYIS 1441
HIZIR: 37
BİR AYET
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatıcıdır.
(Nisa: 126)
BİR HADİS
İmanın tadına ermek isteyen kimse, insanları sadece Allah rızası için sevsin.
(C. Sağîr, No: 3660)
Bir insan, en evvel, muhabbetini Allah'a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla, Allah'ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlûkâta taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini, tenkîs değil, tezyid eder. Tarihçe-i Hayat
58 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilEnes (ra) rivayet ediyor:
Salih mü'minlerden dostlarınızı çoğaltına Çünkü Kıyamet Günü her bir mü'min için şefoa hakkı vardır.
İbnünneccar'ın Tarib'indr
***
Aişe'den (r.anha) rivayetle:
Hacerü'l-Esved'i hayırlarınıza şahit tutun Çünkü, Kıyamet Günü o şefaat edecek ve şefaa kabul edilecektir. Bir dili, iki dudağı olacak, ken disini selâmlayanların lehinde şahitlik edecektir
Taberani'nin Kebirinden.
***
Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:
Şehit hemen kanının ilk fışkıran damlasıyla birlikte affedilir, iki huriyle evlendirilir. Akraba larından yetmiş kişi hakkında da şefaati kabul edilir. Kişi Allah yolunda düşmana karşı sava şırken ölürse, kendisine Kıyamete kadar yaptığı işten dolayı mükafatı yazılmaya devam edilir Sabah akşam rızkı kendisine getirilir. Yetmiş hu-riyle evlendirilir. Ve kendisine şöyle denilir: "Dur! Hesap bitinceye kadar şefaata devam et!"
Taberani'nin Evsat'ından.
Ebu'd-Derda'dan (ra) rivayetle:
YanıtlaSilŞehit yakınlarından yetmiş kişiye şefaat eder.
Ebu Davud, Cihad: 26.
***
Enes (ra) rivayet ediyor:
Kim ki bir sene bir ücret talep etmeden müez-zinlik yaparsa, Kıyamet Günü çağırılır, Cenne-tin kapısında bekler ve kendisine şöyle denilir: Dilediğin kimseye şefaat et."
İbni Asakir'den.
***
Ebu'd-Derda (ra) rivayet ediyor:
"Lâneti çok yapanlar Kıyamet Günü şefaatçi olamazlar, şehit de olamazlar."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 5345.
***
Vesile
İbni Abbas'dan (ra) rivayetle:
Benim için Allah'tan "Vesile"yi dileyiniz. Dün-ada birisi benim için onu dilerse ben Kıyamet Günü mutlaka onun şahidi ve şefaatçisi olurum.
İbni Ebu Şeybe ve Taberanî'nin Evsat'ından.
**
Aylık Mecmua
YanıtlaSilALTINOLUK
Eylül 2017 - Says 379 Zimicce 1438 12.00 TL
İşte Mü'minin "Amentü" Bütünlüğü
La ilahe illallah Muhammedün Rasûlullah
W
28
Rasûlullah'a Bakış
İMAN MESELESİ
Hazret-i Mevlâna'nın Gönül Deryasında
YanıtlaSilSIR VE HİKMET İNCİLERİ
9H1
Hazret-i Mevlânâ buyuruyor ki:
"Öldükten sonra benim mezarımı yeryüzünde aramayın. Benim gerçek kabrim âriflerin gönüllerindedir!"
Arif gönüller... Kalplerini Hakk'ın nûru ile cilâlamış bahtiyar-lar. Nefsânî arzularını bertaraf etmiş tertemiz ruhlar. Allah Rasû-lü'nün zamana yayılan vârisleri. Peygamber ahlâkı ile nurlanmış gönül kandilleri.
Bütün mesele, hayatı son nefese kadar böyle gönüllerden sır ve hikmet incileri devşirerek yaşayabilmek. Tıpkı Yaman Dede gibi...
Yakın tarihimizin bağrı yanık peygamber âşıklarından olan Ya-man Dede, evvelce bir Ortodoks idi. Hazret-i Mevlâna'nın Mesnevîsini okumak sûretiyle oradan aldığı ilham ile hidâyete mazhar oldu. Bu mazhariyetin minneti içinde hocalık yaptığı imam-hatip lisesi talebe-lerine derdi ki:
"-Bana niçin Mesnevî'yi çokça okuduğumu soruyorsunuz. Niçin okumayayım ki, ben bir Ortodoks olarak yaşarken Hazret-i Mevlânâ ve Mesnevîsi, beni elimden tuttu ve doğru Alemlere Rahmet Fahr-i Kâinat Efendimiz'in vuslat eşiğine götür-dü. O mübarek eşikte sonsuz kurtuluşumuzun sırrı olan aşk-ı Muhammedî'yi kana kana içirdi..."
Onun da ardından, bu fânî âlemde yaşadığı o ebedî aşktan hoş bir sadå kaldı:
Susuz kalsam, yanan çöllerde can versem elem duymam,
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlarda nem duymam,
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Rasûlâllâh!..
ISBN 978-605-8
Lügatçe
YanıtlaSilA
âb-ı hayat: 1. Ebediyet suyu, damlaları ölümsüzlüğe ulaştıran su, hayatsu-yu, bengi su. 2. İlâhî aşk. 3. Evliyânın
sözü, sohbeti.
abûs: Somurtkan, ekşi, asık (çehre veya böyle çehreli kimse).
båd-1 saba: Doğudan esen hafif, hoş rüz-går.
âgâh: Bilgili, haberli, uyanık, ärif.
bünyâd: 1. Asıl, esas, temel. 2. Biná, yapı.
ahd: Söz vermek.
ahsen: Daha güzel, çok güzel, en güzel.
akil (k kalın okunur): Akıllı kimse.
âmāde: Hazır, hazırlanmış, emir bekle-yen, emrehazır, müheyyä.
asfiya: 1. Samimi, temiz kalpli, tuttu-ğu yol doğru olan kimseler. 2. Gerçek dostlar, azizler.
âsûde: Rahat, gailesiz, dinç.
âsumân: Gök, semå.
âşină: 1. Tanıdık, bildik, yabancı olma-yan. 2. Bilgi sahibi, anlayacak kadar bilen, vakıf.
2. Tembellik.
ayân: Belli, açık, meydanda.
atâlet: 1. İşsizlik, boş durma, çalışmama.
âzâ: 1. Vücudu meydana getiren uzuv-lar, organlar. 2. Bir bütünün parçaları.
3. Üye.
adâvet: Düşmanlık.
akide: Itikad, îman, dînî inanış.
âti: Gelecek, istikbal.
âbâd: Mâmur, şen, bayındır.
B
bizár: Rahatsız, bıkmış, usanmış, şika yetçi, küskün.
bidayet: Başlama, başlangıç, ilk.
bâtın: 1. İç, iç yüz. 2. Görünmeyen taraf, sır. 3. İç mână, açık ve görünür mână-
nın içindeki asıl mână.
bikes: Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz,
dostsuz.
bitab: bitkin, yorgun
bediî: 1. Güzellik, güzel. 2. Estetik.
behîmî: Hayvanca, hayvani (his).
buud: 1. Uzaklık. 2. Bir cismin uzunluk, genişlik ve derinliği.
berzah: Ölülerin ruhlarının kıyamete ka-dar bulunacağı yer.
C
cidal: Sözle mücadele, kavga, çekişme.
cismânî: Bedenle ilgili.
câri: 1. Cereyån eden, akan, akıcı. 2. Geçer-li, müteber, yürürlükte. 3. Tedävül eden.
cezb, cezbe: 1. Rûhi heyecan ve coşkun-luk. 2. Tasavvufta Allah Teälä'nın ku-lunu kendine çekmesi ve bundan do-
ğan månevi hål, vecd håli.
cûş u hurûşa gelmek: Aşırı heyecan, coş-kunluk yaşamak. (cüş: Kaynama, hurûş:
Çağıldama)
comadát: Cansız varlıklar
YanıtlaSilcürüf Bir şeyin artığı, posası.
D
dalalet: Sapıtma, hidayetten, doğru yol dan ayrılma, azma, bâtıla meyletme.
dari beka: Ebediyet yurdu, ahiret.
delålet: 1. Alamet, işaret. 2. Yol göster-me, kılavuzluk etme.
derhåtır etmek: Hatırda tutmak.
derûn: 1. İç, içeri, dahil. 2. Kalp, gönül.
dide: Göz.
dirayet: Zeka, bilgi, kavrayış.
düçar: Giriftar olmuş, mübtela olmuş, tutulmuş.
E
efdal: 1. Çok faziletli, yüksek derecede. 2. Tercihe şâyan.
esfel-i såfilin: Aşağıların en aşağısı, ce-hennem.
emare: Alâmet, nişan, iz, eser, ipucu.
F
fem: Ağız.
fücûr: 1. Günah, zinā. 2. Günahkarlık, ahlakça düşkünlük.
G
galebe: 1. Galip gelme, yenme. 2. Üstün-lük. 3. Fazlalık, ekseriyet.
gayb: 1. Göz önünde olmayan, ala-met ve emåre ile bilinemeyen, hak-kında delil bulunmayan, gizli olan. 2. His ve aklın ötesinde kalan, insan tarafından kavranamayan. 3. Månevi Alem.
H
hacålet: Utanma, mahcubiyet.
hamäkat: Anlama kıtlığı, bönlük, ah-maklık.
hasis: 1. Elinde bulunduğu halde kimse-ye yardım etmeyen, vermeyen; cimri. 2. Adi, alçak, bayağı.
heba: 1. Harcama, boşa gitme. 2 B beyhüde, nåfile. 3. Ince toz.
hedonist: Hazcı. Hayatın gayesini haz mak olarak gören.
hengåm: Devir, zaman, mevsim.
hilkat: Yaratılış.
hodgâm: Hodbin, bencil, sırf kendi mer faatini düşünen.
huşů: 1. Varlığının farkında olamayacal derecede kendini karşısında bulun duğu şeyin heybet ve cazibesine kap-tırma. 2. Alçakgönüllülük gösterme. 3. Allah'ın azameti karşısında kulun nefsini hor ve hakir görmesi, yüreği ürperme ve korku ile dolu olarak Ce-nâb-ı Hakk'a boyun eğmesi.
ibtilă: İmtihan edilmek. Sıkıntılara düçar olmak.
ictinab: Çekinme, sakınma, uzak durma.
iğvå: 1. Doğru yoldan saptırma, baştan çıkarma, saptırma, ayartma, azdırma. 2. Şeytanın ve nefsin insanı kötü yola sevk etmesi.
ilhåd: 1. Gerçek inançtan dönme, cayma. 2. Allah'ın varlığına ve birliğine inan-mama, dinsizlik.
iltică: 1. Sığınma, barınma. 2. Güvenme, dayanma.
inâyet: 1. Dikkat, gayret, özenme. 2. La-tuf, ihsan, iyilik.
incizáb: Cezbedilme, çekilme.
intibah: 1. Uyanma, uyanıklık. 2. Göza-çıklığı. 3. Sinirlerin ve uzuvların hara-kete gelmesi, uyanması.
îsår: 1. İkram. 2. Kendisi muhtaç olduğu hålde nefsinden ferågat edip bir baş-kasını tercih etme.
istidat: 1. Bir şeyin kabulüne, kazanıl masına olan tabii meyil, kabiliyet. 2. Akıllılık. 3. Anlayışlılık.
istiğrak: 1. Dalma, içine gömülme. 2. Kendinden geçip dünyayı unutma. 3. Boğulma.
istihză: Alaya alma, eğlenme, zevklen-me, ince alay.
Lügatçe
YanıtlaSilişări: İşaretle ilgili. Tasavvufi tevil.
iz'an: 1. Anlayış, kavrayış, akıl. 2. İtaat, söz dinleme, boyun eğme. 3. Terbiye, edep.
izāle: Giderme, yok etme, ortadan kal-dırma.
izhar: Açığa vurma, gösterme, belirtme.
K
kerâhet: 1. İğrenme, nefret etme, tiksin-me. 2. Bir işi zorla mecburiyet yüzün-den yapma. 3. Dini bakımdan haram sayılmamış olmakla beraber, harama yakın sayılan fiil veya şey.
kesäfet: 1. Yoğunluk, sıklık, kalabalık. 2. Şeffaf olmama, bulanıklık.
kesif: 1. Yoğun, sık. 2. Şeffaf olmayan.
kesret: 1. Çokluk, bolluk, fazlalık. 2. Vahdetin zıddı, kalabalık.
kifaf-1 nefs: Nefsi körleme.
kifâyet: Käfi miktarda olma, yetme.
L
latîf: 1. Hoş, yumuşak, nârin. 2. Cismâni olmayan, rûhânî. 3. Esmâyı hüsnådan, Allah'nin isimlerinden.
lebbeyk: Buyurun, emredin efendim.
ledünnî: Allah bilgisine ve sırlarına ait, O'nunla alakalı.
letäif: Latifeler. İnsanda gittikçe latif-leşen, nurlanan rûhun tavırları; kalp, ruh, sır, hafi, ahfå.
M
mahbûb: Sevilen, sevgili.
mahfi: Gizli, saklı.
mahkeme-i kübrå: Büyük mahkeme, ölümden sonra çıkılacak ilâhî mahkeme.
mahviyet: 1. Beşerî ve dünyevi noksan-lıklardan kurtulma hāli. 2. Tevázů.
mâlâyanî: Mânâsız, faydasız, boş söz.
mazrûf: 1. Zarf, mahfaza içinde olan, zarf-lanmış bulunan. 2. İç, asıl, muhtevä.
mebrûr: Hayırlı, makbül.
meläike-i mukarrabin: Allah'ın zâtına yaklaştırdığı Cebrail gibi melekler.
melâmet: 1. Kınama, suçlama, ayıplama. 2. Çıkışma, azarlama.
mevhibe: Vergi, ihsan, bağış.
mezbele: Süprüntu yeri, süprüntulük, çöpluk.
misak: Sözleşme, yemin, and, ahid.
mizan: 1. Terazi. 2. Ölçü-tartı âleti. 3. Åhirette günah ve sevapların, iyilik ve kötülüklerin tartılacağı terazi, má-nevi ölçü âleti.
muamelât: Muameleler, davranışlar; iş, alışveriş vs. süretiyle yaşanan her tür-lü beşeri münasebetler.
muhabbetullah: Allah sevgisi.
muhtelif: Aynı çeşitten olmayan, birbiri-ne uymayan, türlü türlü, farklı.
mukaddes: Takdis olunmuş, kutsanmış, mübarek, kutlu, kudsi, aziz, görklü.
muktedir: İktidarlı, güçlü, kuvvetli, iş becerir, elinden iş gelir.
murakabe: Gözetme, gözleme, denetle-me, kontrol.
musahhar: Åmåde, hizmet eden
mûteber: 1. İtibarlı, itibarı olan, değeri, kıymeti bulunan, hatırı sayılır. 2. Gü-venilir. 3. Geçerliliği olan. 4. Makbul.
mûtena: 1. Îtinālı, özenilmiş, dikkate de-ğer. 2. Seçkin. 3. Mühim, önemli.
mutmain: Emin, kani, müsterih, şüphesi olmayan.
mücâhede: 1. Cihad, İslâm uğruna sa-vaşma. 2. Mücadele, çaba, gayret. 3. Kişinin nefsine karşı gelerek ken-dini terbiye etmesi ve böylece mânevi makamlara ulaşması, nefs ile savaşma.
mücehhez: Donanmış, donatılmış, nok-sanlıkları giderilmek sûretiyle hazır håle getirilmiş.
mücrim: 1. Günahkar. 2. Kabahatli, suçlu.
münbit: Verimli, verimi bol. Ekini güzel yetiştiren.
müntehä: 1. Nihayet bulmuş, son dere-ce, son kerte. 2. Son.
müsāvi: Eşit, denk, birinin ötekinden fark-sız olması, aynı hâl ve derecede olan.
SIR ve HİKMET İNCİLERİ
YanıtlaSilN
nådan: 1. Haddini bilmez, kaba, nobran, ters. 2. Bilmez, câhil.
nahiv: Dilbilgisi.
nail: Emeline erişen, gayesine ulaşan, ba-şaran, muvaffak olan, yetişen, erişen.
nåkıs: Noksan, tam olmayan, eksik.
nazargah: Bakılan yer, bakma yeri. Ba-kışları üzerine çeken yer.
nåzenin: Narin, ince yapılı.
nebåtát: Nebåtlar, bitkiler.
necåset: 1. Pislik, murdarlık. 2. Ters, kazůrat.
necât: Kurtulma, kurtuluş.
nefha: 1. Üfürme, nefes. 2. Güzel koku. 3. Rüzgarın bir kere esmesi.
nefs-i emmåre: Kulu, Rabbinden uzaklaş-tırarak kötülükleri işlemeye tahrik eden en süfli durumdaki isyankår nefis.
neş'et: 1. Meydana gelme, ileri gelme. 2. Çıkma, yetişme.
nifak: 1. Münafıklık, iki yüzlülük, ara bo-zukluğu. 2. Müslüman görünüp kafir olma.
nikab: Peçe, örtü.
nümüne-i imtisal: Misal alınacak örnek.
R
rakik: 1.Çok ince, yufka, nazik, närin. 2. Yumuşak kalpli, yufka yürekli; ince hisli.
râm: Teslim olmuş, boyun eğmiş, emrine girmiş, itaat etmiş; muti, tâbi.
rayiha: Koku, güzel koku.
refik-i ålå: En yüce dost
revă: Yakışır, uygun, yerinde, layık.
revan: 1. Yürüyen, giden, akan. 2. Gidici.
riäyet: 1. İtibar, sayma, saygı, hürmet; gözetme. 2. Ağırlama, ikram. 3. Uygun davranış.
rikkat: 1. Incelik, yufkalık. 2. Incelik, ne-zāket. 3. Ifadede incelik. 4. Merhamet etme.
risålet: Peygamberlik.
riyazat: Nefsi terbiye etmek için yapılan tâlimler. Az yiyip içme, az uyuma, çok ibådet etme, nefse muhalefet etme, ahlâkı güzelleştirme.
rücû: 1. Dönme, geri dönme. 2. Cayma, sözünden dönme.
rükün: 1. Esas, temel direk. 2. Bir ibåde tin farz olan kısımlarından her biri.
rüsvay: Ayıplı, ayıplanan, rezil, kepaze, hor, hakir.
S
sa'y: 1. Koşma, çalışma. 2. Hac ve umre ibadetlerinde, Safå ve Merve tepeleri arasında 7 kez gidip gelinerek yapılan ibådet.
savm-1 visal: Bir günden fazla iftar et-meden oruç tutmak.
sefih: 1. Kendi malını alabildiğine israf ederek kullanan. 2. Zevk, eğlence ve süse karşı aşırı derecede düşkün olan. 3. Rezil, âdî. 4. İradesiz.
selef-i sâlihîn: Ehl-i sünnet ve'l-cemaa-tin ilk rehberleri.
sermest: Sarhoş, kendinden geçmiş.
seyr-i bedâyî: Görülmemiş hårikulāde güzelliklerin temâşâsı, izlenmesi.
seyr-i sülük: Tarikatte takip olunan usûl. Tarikate giren kimsenin Hakk'a vuslat için yaptığı manevi yolculuk.
sîm: 1. Gümüş. 2. Gümüş para.
sirâyet: 1. Birinden diğerine geçme, bu-laşma. 2. Geçme, intikal. 3. Yayılma, dağılma. 4. Salgınlık.
sûfi: 1. Tasavvuf erbabı, mutasavvıf. 2. Sofu.
süfli: 1. Aşağıda bulunan. 2. Aşağılık, ādi, bayağı, değersiz.
sünûhat: Kalbe gelen mânalar, doğuşlar.
$
şåd: Sevinç, mesrur, neşeli, bahtiyar, mutlu.
şehvănî: Şehvetle ilgili, şehvete ait, şeh-vet uyandıran.
Ligatse
YanıtlaSilsûle: Alev, ateş topu.
T
tázím: Hürmet, saygı, yüceltme.
taaccüb etmek: Şaşırmak.
taassup: Aşırı taraftarlık, körükörüne bağlılık, båtılda ısrar.
taat: Boyun eğme, emre uyma, itaat: Alla-h'a kulluk etme, ibadet; zühd ve takva.
tákat: Güç, kudret, vüs'at, tahammül.
teaffün: Kokuşma kötü koku yayma. Çü rüyerek bozulma.
telif: 1. Uzlaştırma, uyuşmalarını sağla-ma. 2. Eser yazma. 3. Yazılmış eser.
temåyül: 1. Bir tarafa doğru eğilme, meyletme. 2. Bir kimse veya şeye ta-raftar olma, ilgi duyma.
terakki: 1. Artma, ilerleme, yükselme. 2. Daha iyi håle gelme.
teressübât: Suyun dibine çökme, durul-ma, çökelme, tortu.
terkib: 1. Birkaç şeyin birleşerek meyda-na getirdikleri yeni şey, sentez. 2. Bu şekilde yeni bir şey meydana getirme. 3. Tamlama, takım.
teşri': Kanun yapma vazifesi ve kuvveti, yasama.
tevzi: 1. Dağıtma. 2. Herkese payına dü-şeni dağıtma, üleştirme.
tezellül: Hiçliğini bilmek, boyun eğmek.
tezkiye: Nefsi, her türlü kötü sıfatlardan ve menfi temâyüllerden temizleme, aklama ve güzel ahlâk ile tezyin etme.
tezyin: Ziynetlendirme, süsleme.
tıynet: Yaradılış, tabiat, maya
tulûat: 1. Doğmalar, doğuşlar. 2. Kalbe doğan fikirler.
türab: 1. Toprak. 2. Toz.
U
uhrevi: Ahirete ait, Ahiretle alakalı.
ukba: Ahiret.
ulühiyet: llahlık, tanrılık.
uzlet: Insanlardan uzak durma, bir köşe ye çekilme, inzivă.
Ü
ünsiyet: Yakınlık, dostluk kurmak, ülfet.
üzengi: Eyerde ayak konulan altı düz, demir halka.
V
våkıf: 1. Vakfeden, vakıf kuran. 2. Ha-berdar olan, bilen, en ince noktalara kadar bilgisi olan.
vâsıl: Ulaşan, kavuşan, yetişen.
vecd: 1. Kendini kaybedercesine ilähi aşka dalma. 2. Şiddetli dînî duygu ve heyecan håli.
vecîbe: Vacib olan, gereken, yerine ge-tirilmesi borç hükmünde bulunan iş, boyun borcu.
velûd: Doğurgan, verimli.
verå: Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma, takvå, ittika.
vukuf: 1. Anlama, bilme, haberli olma. 2. Durma. 3. Bir hålde bulunma.
vuslat: Bir şeye ulaşma, erişme, kavuş-ma, visal.
Z
zahir: 1. Görünen, meydanda olan, belli, açık, aşikâre. 2. Dış görünüş. 3. Tabii, şüphesiz.
zâil: Zeval bulan, yok olan.
zâviye: 1. Köşe, açı. 2. Küçük tekke.
zâyî: 1. Kayıp, yitik. 2. Elden çıkmış, te-lef olmuş.
zebûn: Güçsüz, zayıf, aciz.
zer: Altın, akçe, para.
ubûr: Geçme.
94
YanıtlaSilCENNET VE CENNETLİKLERİN ÖZELLİKLERİ
Sizden razı oldum ki, sizi cennetime yerleştirdim ve nimetlerime kavuşturdum. Bundan sonra Allah (cc) tecelli eder ve onlar Allah'ı gö-rürler.
Bu sebeple Müslümanlar için Cuma gününden daha sevimli bir gün yoktur. Çünkü Allah onlara bu günde ikramını ziyadeleştirecek ve tecelli edip görünecektir."
Başka bir hadiste şöyle anlatılmıştır:
Allah meleklerine der ki:
Benim dostlarımı yedirin. Bunun üzerine onlara çeşit çeşit yemek-ler ikram edilir, bu yiyeceklerin her lokması bir önceki lokmadan daha farklı bir lezzet içermektedir.
Yemeği bitirdiklerinde Allah meleklerine der ki:
Onlara su verin. Değişik içecekler getirilir ve içtikleri her yu-dumda ayrı bir lezzet duyarlar.
İçeceklerden de yeteri kadar içtiklerinde Allah şöyle der:
Ben sizin Rabbinizim ve size olan vadimi gerçekleştirdim. Şimdi benden dilediğiniz şeyi isteyin ben de size vereyim.
Onlar iki veya üç defa "Allah'ım senin rızanı istiyoruz" derler.
Allah şöyle buyurur:
- Evet, ben sizden razı oldum. Ama daha fazlası (mezid) da var. Bu gün size daha önce gördüklerinizin hepsinden daha büyük bir ikramda bulunacağım. Bundan sonra perde açılır, Allah'ın dilediği kadar bir süre Allah'ı görürler sonrada secdeye kapanırlar.
Bu hal üzere Allah'ın dilediği kadar kaldıktan sonra Allah kendi-lerine şöyle der:
Başınızı yerden kaldırın. Burası ibadet etme yeri değildir.
Bütün bunlardan sonra onlar daha önce kendilerine verilmiş olan bütün nimetleri unuturlar ve Allah'ı görmek kendileri için her şeyden da-ha sevimli olur.
Sonra geri dönerler. Bu sırada arşın altından beyaz misk tepeciğe doğru bir rüzgâr eser. Bu rüzgâr onların başlarını ve atlarının perçemlerini yalayıp geçer. Ailelerine döndüklerinde, onları bıraktıkları zamankinden daha güzel bir halde bulurlar.
Eşleri de onlara şöyle der:
Nuaym, Fiten, 1820
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil95
- Siz eski halinizden çok daha güzel bir halde döndünüz.
Fakih der ki:
Burada geçen "perde açılır" ifadesinden maksat onların gözlerindeki Allah'ı görmelerini engelleyen perdedir.
Bazı âlimlere göre; "Allah'a bakarlar" ifadesi ise, daha önce görme-dikleri ikrama bakarlar anlamındadır.
İslam âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre ise bunun anlamı şudur:
Onlar gerçekten Allah'ı görürler. Ama dünyada Allah hakkındaki düşünceleri gibi onu keyfiyet ve şekilden arınmış olarak görürler.'
İkrime anlatıyor:
"Cennet ehlinin erkekleri de kadınları da otuz üç yaşında olacak-lardır. Boyları, ataları Adem'in (as) boyunda olup altmış arşındır. Onlar parlak yüzlü delikanlı ve sürme gözlü genç kızların şeklindedir. Üstlerinde yetmiş farklı elbise vardır. Bu elbiselerin her biri saatte yetmiş renge girer. Cennetteki bir erkek, eşinin yüzüne baktığında da göğüslerine ve ba-caklarına baktığında da orada kendini görür. Aynı şekilde oradaki bir kadın eşinin yüzüne, göğsüne ve bacaklarına baktığında kendini görür. Onlar tükürmezler ve sümkürmezler. Tuvalet ihtiyacı gibi zorluklar ise onlardan tamamen uzaktır."
Bir hadiste şöyle geçer:
"Cennet ehlinden bir kadın avucunu açıp gökyüzünden yere doğru uzatmış olsaydı, yerle gök arası tamamen aydınlanırdı."
Zeyd b. Erkam anlatıyor:
"Ehli kitaptan biri Resulullah (sav)'e gelip şöyle dedi:
Cennetlikler için yeme içme var mı?
Resulullah (sav) cevap verdi:
Tabii ki var. Nefsimi kudretinde bulunduran Allah'a yemin ede-rim ki, cennet ehlinin her birine yüz kişinin yeme, içme ve cinsellik gücü verilmiştir.
Bunun üzerine ehli kitaptan olan kişi şunu sordu:
- Peki, ama yiyip içen kimsenin bunları defetme ihtiyacı olur. Oysa-ki cennet temiz bir yerdir ve orada pislik yoktur.
Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
Kaynağı bulunamadı
Ibn Ebi Şeybe, Musannef, 33987
سوره نقره (1)
YanıtlaSilانتشارات الدعاء
( من قبلك) فرانده هم کلمه بولو نامور که موقع له مناسبندار اولماسين. ويا خود موقعك باشقر کلمه به مناسبتی داها جون ولسون أون قرآنك هر هانلي ، زنده بولونان کا کہ او موقعك باشنده به نام زرین لی کورونور وآ الرندہ کی مناسبتر من طولالى، أو الرنده كيمز لك برى يوقدر از جمله من قبلك) دامه نه بامه. بو آيتان هر طرفندن و چوب بو دام زنان داشته قونانه لطائفی کورد. زیرا بوایت نبوت حقنده در نبوت مسئله سنده (به مقصد ) وارد بو مقصد لر به نکته و لطائفدن انقطاس اينتشدر. بوبس لطائف ( من قبلك ) نك
صد قنده در
مقصد کرايه: (1) حضرت محمد عليه الصلاة والسلام يولدر (٢) اكمل الرسلده. (۲) خاتم الانبياد (٤) و التى عام در (0) شریعتی سائى شريعت لرك محاسني جمع ايتمين او لمقله او
شريعتارك ناسخيدر.
برنجی مقصدك ( مِنْ قَبْلِكَ ) دن وجه انفهاى ) مسلطري و يوللرى به اولان به جماعت مِنْ قَبْلِكَ ) كلمه سندن ايماء فهم اولونور . بناء عليه حضرت محمد ( من قبلك) ده کی ضميره مرجع اولى او جما عتدن معدود اولمنى اقتضا ايد.. و اونارك مسافكرى اولان نبو تارين و كتابارينك صدقه اولان بتون دليلهاى، حضرت محمد عليه الصلاة والسلامة - التنم و قرآنك اللهد من نازل او لدیفنه بر حجت قاطعه اولدیفی کی اونون معجزه لری ده حضرت محمدن وعواسنه معجزه حکمنہ کچر
ايكنجي مقصدن وجه انفطاری ) اوج قاعده من تظاهر ايدر. (1) سلطانء دائما خلقك. جماعتك، اور دونك مو کنده چیقارلی (۲) نوع بشرده تکمل دار در. بو تکمل قانونی اینجی مربينك وايكنجي مكيمليك، أو لكى مرتيد كردن داها الحمل أولمه منى اقتضا ايدر. (۳) على الاكثر خلفك مهارتی، سلفندن داها زیاده در ایشته بو اوج قاعده دن حضرت محمدن الحمل انبیا اولديغي تظهر ايد.
عَلَى الأَكْثَر
YanıtlaSilAlel-ekser: Çoğunlukla
عامه
Amme: Umum
بِنَاءٌ عَلَيْهِ
Bindenaleyh: Bunun uzerine
أَعْمَلُ الرَّسُل
Ekmelir-rusül: Resüllerin en mükemmeli
از جمله
Ezcümle : Omek olarak
فَهِمْ
Fehim: Anlama, anlayış
تلف
Halef: Birinin yerine geçen
خاتم الأنبيا
Hatemü'l-enbiya: Peygam-berlerin sonuncusu
تحجبت قاطعة
Huccet-i kātıa: Kesin delil
إيماء
İmden: İşaret ederek
إنعكاس
in 'ikas: Yansıma
لطائف
Letif: Güzellikler, incelikler
معدود
Madud: Sayılan
تحكين
Mehasin: Gizellikler
مرجع
Merci : Muracaat makamı
مكيل
Mükemmil: Mükemmelleşti-ren, tamamlayan
موتي
Mürebbi: Terbiye edici
ناسخ
Nasih: Hikumden kaldıran
نكته
Nübüvvet: Peygamberlik
Nükte: Ince ma'na
صَدَفْ
Sadef: İnci kabuğu
سلف
Selef: Önceki (görevli(
تاج زرین
Tac-zerrin: Altın tâς
تظاهر
Tezahür Goninme
وَجْهِ إِنْعِكَاسُ
Vechi in'ikās: Yansıma
معدود
YanıtlaSilMadud: Sayılan
محاسن
Mehasin: Güzellikler
مرجع
Merci : Müracaat makamı
مُكَيْل
Mükemmil: Mükemmelleşti-ren, tamamlayan
مرتب
Mürebbi: Terbiye edici
ناسخ
Nasih: Hükümden kaldıran
نُبُوتْ
Nübüvvet: Peygamberlik
Nükte İnce ma'nâ
صَدَفْ
Sadef: İnci kabuğu
سلف
Selef: Önceki görevli(
تاج زرين
Tac-zerrin Altın tâç
تَظَاهُرْ
Tezahür Görünme
وَجْهِ اِنْعِكَاسْ
vechi in 'ikas: Yansına
yönü
من قلبك Kur'an'da luçbir kelime bulunmuyor ki, mevkiyle münasebetdar olmasın. Veyahud mevkiinin başka bir kelimeye münasebeti daha çok olsun. Evet, Kur'an'ım herhangi bir yerinde bulunan bir kelime, o mevkiin başında bir tác-ı zerrin gibi görünür. Ve aralarındaki münasebetlerden dolayı, aralarında geçimsızlık yeri yoktur. Ezcümle من قبلك kelimesine bak. Bu åyetin her tarafından uçup bu kelimenin başına konan letȧifi gör. Zirå bu åyet nübüvvet hakkındadır. Nübüvvet meselesinde "Beş Maksad" vardır. Bu maksadlar beş nükte ve letáiften in'ikas etmiştir. Bu beş letif من قبلك nin sadefindedir.
YanıtlaSilMaksadlar ise: 1- Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm resüldür. 2- Ekmelü'r-Rusüldür. 3- Håtemü'l-Enbiya'dır. 4- Risåleti ämmedir. 5- Şeriatı sâir şeriatların mehåsinini cem' etmiş olmakla, o şeriatların nasihidir.
Birinci maksadın من قبلك den vech-i in'ikâsı: Meslekleri ve yolları bir olan bir cemaat, من قبلك kelimesinden îmâen fehmolunur. Binâenaleyh Hazret-i Muhammed'in (am( من قَبْلِكَ deki zamire merci olması, o cemâatten ma'dûd olmasını iktizá eder. Ve onların meslekleri olan nübüvvetlerine ve kitaplarının sıdkına olan bütün deliller, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risâletine ve Kur'ân'ın Allah'dan nazil olduğuna bir huccet-i kâtıa olduğu gibi, onların mucizeleri de Hazret-i Muhammed'in (aun) da'vâsına bir mu'cize hükmüne geçer.
İkinci maksadın vech-i inʻikâsı: Üç
kaideden tezahür eder. 1- Sultanlar dâimå halkın, cemâatin, ordunun sonunda çıkarlar. 2- Nev'-i beşerde tekemmül vardır. Bu tekemmül kanunu, ikinci mürebbînin ve ikinci mükemmilin, evvelki mürebbilerden daha ekmel olmasını iktizá eder. 3- Alelekser, halefin mahåreti, selefinden daha ziyâdedir. İşte bu üç kaideden Hazret-i Muhammed'in (atum) Ekmel-i Enbiyâ olduğu tezahür eder.
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil124
den bana öylelerini feth ve ilham buyuracak ki, onları, benden önce hiç bir kimseye feth ve ilham buyurmuş değildir. (*)
Sonra (Ey Muhammed! Başını kaldır!
Dile! Dileğin verilecek!
Şefâat et! Şefâatın kabul olunacak!) denilecek.
Bunun üzerine, ben de, başımı kaldırıp:
Ya Rab! Ümmetimi! Ümmetimi! (854)
Ya Rab! Ümmetimi! (855)
Ümmetimi!
Ya Rab! Ümmetimi! Ümmetimi!) diyeceğim. (856)
Bunun üzerine (Ey Muhammed! Ümmetinden hisapsız olanları, Cennet kapılarının sağındakinden Cennet'e koy!) denilecek.
Onlar, bu kapıdan başka, öteki kapılarda da, insanlara ortaktır-
lar. Muhammed'in varlığı, Kudret Elinde bulunan Allâha yemin ede-rim ki: Cennet kapılarının iki kanadının arası, Mekke ile Hımyer, Hecer veya Busra arası kadardır! (857)
Şefåat için bana bir hadd çizilecek (858):
(Haydi git! Kimin, kalbinde, bir buğday, yahut arpa tânesi ka-dar iman varsa, onu (859), Cehennemden çıkar (860), Cennet'e koy!) denilecek. (861)
Ben de, o hadd dahilinde insanları, Cehennemden çıkarıp Cen-net'e koyacağım.
Sonra, Rabb'ıma dönerek secdeye kapanacağım.
Alâh, yine dilediği kadar beni secde halinde bırakacak.
Sonra, bana (Ey Muhammed! Başını kaldır!
Söyle! Sözün, tutulsun!
İste! İsteğin, verilsin!
(*) Makam-ı Mahmûd; öyle bir Makam'dır ki: bütün Mahşer halkının hisapları-nin bir an önce görülmesi ve uzayıp giden tevakkuf ızdırabından kurtarıla-rak rahata kavuşturulmaları için Peygamberimiz, o Makam'da Allah'a hamd
edecek, Allâh katında şefåatta bulunacaktır. (İbn-i Esir Nihaye c. 1, s. 437) 854) Ahmed b Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 5, s. 226-227, Müs-(
lim Sahih c. 1, s. 185, Tirmizî Sünen c. 4, s. 624-625
855) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Tirmizi ( Sünen c. 4, s. 624
(856) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436
(857) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 436, Buhari Sahih c. 1, s. 185-186, Tirmizi Sünen c. 4, s. 624 Sahih c. 5, s. 227, Müslim.
(853) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 1, s. 181, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442 Sahih c. 5, s. 147, Müslim-
(859) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 144, Müslim Sahih c. 1, s. 183
(860) Müslim Sahih c. 1, s. 183
(861) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 144
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilBefânt dile! Şefâatın kabul edilsint) denilecek.
Ben de, başımı kaldırarak Rabbıma, Kendisinin, bana öğrettiği
bir hand ile hamd edeceğim,
Sonra, sefâatta bulunacağım.
Rabbım, bana bir hadd çizecek. (862)
(Haydi git! Kimin, kalbinde, hardal tânesi kadar iman varsa, onu, Cehennemden çıkar. (863) Cennet'e koy!) denilecek.
Ben de, gidip kimin, kalbinde, o kadar iman bulursam, onu (864), Cehennemden çıkarıp Cennet'e koyacağım! (865)
Sonra, Rabbima dönerek aynı hamdlerle hamd edeceğim.
Sonra, Onun için, secdeye kapanacağım.
Bana tekrar (Ey Muhammed! Başını kaldırı
Söyle! Sözün, tutulsun!
İstel İsteğin, verilsin!
Şefâat dile! Şefâatın kabul olunsun!) denilecek.
Ben de (Ya Rabb! Ümmetimi! Ümmetimi!) diyeceğim.
Bana (Git, kalbinde, hardal tânesinden çok, çok, çok daha az Iman bulunan kim varsa, onu da, Cehennemden çıkar (866) Cennet'e koy!) denilecek.
Ben de, gidip kimin kalbinde, azıcık iman bulursam, onu, Cen-net'e koyacağım! (867)
Sonra, dördüncü kez, Rabb'ıma dönerek aynı hamd'ü'senålarla Ona hamd edeceğim.
Secdeye kapanacağım.
Bana (Ey Muhammed! Başını kaldırı
Söyle! Sözün, dinlensin!
İste! İsteğin verilsin!
Şefâat dile! Şefâatın kabul edilsin!) denilecek.
Ben, gidip bunu da, yapacağım. (868)
(Ya Rabbi! Cehennem'de Kur'an'ın habs ettiklerinden, yani Ce-hennemde temelli kalmaları gerekenlerden başka kimse kalmadıl (869)
(802) Ahmed b. Hanbel Müned c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147, Müslim Sahih e. 1, s. 181, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442
(863) Müslim Sahih c. 1, s. 183
(834) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 144
(855) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, 144, Buhari Sahih c. 5, s. 147, MJ lim Sabih c. 1, s. 181, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1442-1443
(866) Müslim Sahih c. 1, s. 183
(867) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 144
(868) Müslim Sahih c. 1, s. 183
(809) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 116, Buhari Sahih c. 5, s. 147 Müslim Sahih c. 1, s. 131, Ibn-i Mace Sünen c. 2, s. 1443
125
CEVEL
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YA Rabbi! LA lahe DIAllah Allah'dan başka ilah yok!) diyen-lere şefkat için de, bana izin ver!) diyeceğim.
Allah (Bu, Senin için değildir, Sana åld değildir.
Fakat, Izzet ve Kibriyama, Azamet ve Cibriyama yemin ederim ki: LA flahe illallah diyenleri, Cehennemden muhakkak, ben, çıkara-cağım!) buyuracak. (870)
Ümmetimden, Cehennemde, Cehennemliklerin yanında kalanla-ra, Cehennemlikler (Sizin, yüce Allaha hiç bir şeyi şerik koşmaksızın Ibadet etmiş olmanızın, size, ne yararı oldu? Sizi, Allahın azabından kurtara bildi mi sanki?) diyecekler.
Bunun üzerine, yüce Allah İzzet ve Celâlım hakkı için, onları da, Cehennemden azad edeceğim!) buyuracak.
Göndereceklerini, gönderecek.
Onlar, kömür halinde, Cehennemden çıkarılıp Hayat Irmağının içine konulacaklar da, sel uğrağında biten yabanî reyhan tohumları-nın çar çabuk bittiği gibi, yeniden öylece, bitecekler,
Onlar, iki gözlerinin arasına (Bunlar, şânı Aziz olan Allahın Azadlıları) yazısı yazılarak götürülüp Cennet'e konulacaklar.
Cennet halkı, onlara (Bunlar, Cehennemliklerdir!) diyecekler.
Yüce Allah ise (Hayır! Bunlar, Aziz ve Cebbar olan Allâhın Azad-lılarıdır!) buyuracaktır.» (871)
Sakın terk-i Edeb'den, Kûy-i Mahbûb-i Huda'dır bul Nazargah-ı İlâhidir, Makam-ı Mustafa'dır bu!
Felek'te Måh-ı nev, Bâbüsselâm'ın sine çâkidir, Bunun Kandil'i Čevzâ, matla-1 Nûr-i ziyadır bu!
Habib-i Kibriya'nın Håbgâhıdır, fazilette Tefevvukkerde-i Arş-1 Cenâb-ı Kibriya'dır bu!
Bu hâk'in pertevinden oldu deycûr-i adem zâil, Ama'dan açtı mevcûdât çeşmin Tûtya'dır bul
Murâat-ı Edeb şartiyle gir Nabi! Bu Dergâh'a, Mataf-ı Kudsiyan'dır, cilvegâh-1 Enbiyâdır bu!
(879) Müalim Sahih c. 1, a. 183-184
(871) Ahmed b. Hanbel Müned c. 3, s. 144
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilYA RESULALLAH!
Nuûtun, Vird-1 Esmå vü Müsemmâ Yâ Resûlallah! Kudûmunla müzeyyen evc-i âlâ Yâ Resûlallah!
Müşerref Gözler'in ey Nûr-i âzam Rü'yetullah'la, Bunun, gözlerde cârî feyzi hâlâ Yâ Resûlallâh!
Ne Cevher Cevher'in: Envâr-ı Tur, Esrâr-ı Mansûr'a Veren mânâyı Zâtın oldu mahza Yâ Resûlallah!
Tecelli eylemekçin Sırr-ı Vahdet halk olundun, Hak, Senin Mir'ât-ı Zâtında hüveydâ Yâ Resûlallâh!
Sen ol subh-i tecelligâh-i nûrânûr-ı Vahdet'sin, Ki hiç hükmünde kaldı Tûr-i Sînâ Yâ Resûlallah!
Tamamlar İsm-i påk'in (*) Levha-i Düstûr-i Tevhîd'i, Olunmuş tâ Ezelden böyle imla Yâ Resûlallah!
Ulüvv-i şânını îlân için Ehl-i Semâvât'a Temevvüc eyledi âyât-ı İsrâ Yâ Resûlallah!
Makam-ı hås-ı Mahmûd bahş olunmuş Zât-ı vâlâna, Hemen Sen'sin Kelim-i hâs-ı Mevlâ Yâ Resûlallah!
Vücûd-i akdesin fahr ettirendir hâki, Eflâke Gelir dâim nida: Yâsîn-ü Tâhâ! Yâ Resûlallâh!
Beşersin şüphesiz, amma ki mâyen, hilkatın başka, Över Hulk-ı azîm'in Hak teâlâ Yâ Resûlallah!
Değil Asım kulun, Hassan da olsam, vasfa sığmazsını Seni kalben temâşa oldu evlâ Yâ Resûlallah!
(*) Pâk'ın yerine has'ın da denilebilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
YanıtlaSilMECELLE'NİN TATBİKİ, İLĞASI ve BIRAKTIĞI İZLER
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, hazırlandığı devre göre sistem ve muhteva bakımından bir yenilik arzettiğinden ve devrin yeni zuhur etmiş bir takım hukukî meselelerine hâl çaresi getirmiş olmasından dolayı yalnız bugünkü Türkiye hudutları içinde değil, çok geniş bir sahada tatbik olunmuştur. Bu geniş çaptaki tatbikat sahalarında za-man zaman tatbik sahasının bünyesine uygun bazı tadilata uğramış olan Mecelle, bugün hâlâ bazı devletlerin hukukî mevzuâtında mü-him bir mevki işgal etmektedir.
1. MECELLE'NİN TATBİK OLUNDUĞU ÜLKELER
Mecelle ilk kitabının meriyyete giriş senesi olan H. 1286 (1869) dan itibaren o tarihte Osmanlı Devleti'ne bağlı olan Mısır, Hicaz, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Kıbrıs ve Filistin'de tatbik olunmağa başlanmıştır. Hatta Bulgaristan emareti teşekkül ederken Bulgar-lar Mecelle'yi kendi lisanlarına terceme ederek, kanunlarına esas it-tihaz etmişlerdir. İngilizler ise 1914'de Kıbrıs'ı ilhak ettiklerinde orada tatbik edilmekte olan Mecelle'yi değiştirmeksizin tatbikine devam etmişlerdir ve bugün halâ Kıbrıs Medenî Hukuku'nda Me-celle esas temeli teşkil etmektedir. Ürdün'de ise 64 sayılı Muhake-mât-ı Hukûkiyye Kanunu ve 1928'de yapılan bazı tadilâta rağmen hâ-len birçok Mecelle hükümleri câridir. Pek çok tadilata rağmen Irak'-da Mecelle'nin izlerine hâlen rastlanır. Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin hâlen tatbik olunduğu ülkeler arasında en çok dikkat çeken İsrail olmuştur. İsrail'de Mecelle'nin tatbikatına Osmanlı Devleti himaye-sinde iken başlanmış ve 1922 senesine kadar böylece devam etmiş-
1. A. Cevdet Ps., s. 64.
2. Aynı yer.
3. Intro. To Isl. Law, s. 93.
4. Felsefet'ut-Teşri, s. 70 not 1; Islamic Surveys, II, 152; Intro. To Isl. Law, s. 93; Islamic Law, s. 32.
5. Felsefet'ut-Teşri, s. 70.
604
YanıtlaSilHADIS-I SERIFLER
( رواه ابن الأكوع ) ١٣٦٤ مَنْ يقل على ما لم أقل فيقبوا مَقْعَدَهُ مِنَ ا
1264) «Her kim, söylemediğini bana istinaden söylerse; cehen. nemde yerini hazırlasın..>>
Bu Hadis-i Şerif, uydurma hadis yapanlar için buyrulmuştur...
Ravi: IBN-I EKVA: SELEME., Sahabe.. Rıdvan biatına katılanlar dan.. Pek cesurdu.. Hicretin 74. yılında vefat etmiştir.. Vakidi'ye göre 80 yaşında..
Allah ondan razı olsun..
١٢٦٥ من شفع لأخيه شَفَاعَةٌ فَأَهْدَى لَهُ هَدية فقبلها ، فقدانى بابا عظيما مِنْ
( رواه أحمد وأبو داود )
أبواب الربا .
1265) «Her kim, bir kardeşine bir iste aracılık eder; buna karşı hk bir hedive verince, o da kabul ederse; muhakkak RIBA babında büyük bir kapıya girmiş olur..>>>
RIBA: Faizdir.
Daha önce de, hediye alıp vermek adetleri ise; görülen bir işin so-nunda verilen hediyenin zararı olmaz..
**
Ravi: EBU DAVUD ve İMAM-I AHMED.. Menkıbeleri, 1. ve 11, Hadis-i Şerifte..
١٢٦٦ مَنْ يَكُن فِي حَاجَةٍ أَخِيهِ يَكُن اللهُ فِي حَاجَتِهِ . ( رواه ابن أبي الدنيا )
1266) «Her kim, müslüman kardeşinin bir işini bitirirse; Allah-ii Ta-âlà da onun ihtiyacını bitirir..>>
**
Haliyle yapılan işlerin Allah rızası için olması şarttır..
**
Ravi: IBN-İ EB'UD-DÜNYA.. Menkıbesi, 117. Hadis-i Şerifte..
١٢٦٧ مَنْ بَشَرَ عَلَى مُعْسِيرٍ ، بَشِّرَ اللَّهُ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ .
( رواه ابن ماجه عن أبي هريرة )
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil605
1267) «Her kim, darda olana kolaylık gösterirse; Allah-ü Taâlâ dün-ya ve âhirette ona kolaylık verir...
Burada bilhassa borcunu ödeyemeyecek durumda olan sıkıntılı kim-pelere işaret edilmektedir.
Ravi: EBU HUREYRE'den ra. naklen IBN-1 MACE... Menkibeleri, 5. ve 68. Hadis-i şerifte..
( رواه أحمد عن معاوية )
١٢٦٨ الْمُؤذِّنُونَ أَطْوَلُ النَّاسِ أَعْنَافًا يَوْمَ القيامة
1268) «Müezzinler, kıyamet günü insanlarm en uzun boyunlu olan-larıdır.
Búrada müezzinlerin yüksek derecelerine işaret edilmektedir.
ஃ
Ravi: MUAVİYE'den r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkibeleri, 1. ve 799. Hadis-i Şerifte..
١٣٦٩ المُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بعضاً . ( رواه الشيخان عن أبي موسى )
1269) «Mümin, mümin İçin, birbirine kuvvet olan duvar gibidir..>>
Yardımlaşmada ve düşmanlara karşı savaşta böyle olmalıyız..
Ravi: EBU MUSA'dan r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menkibe-leri, 2. 5. ve 125. Hadis-i şerifte..
۱۲۷۰ المُؤمِنُ أَخُو المُؤمِنِ لَا يَدَعُ نَصِيحَتَهُ عَلى كل حال . (رواه ابن النجار )
1270) «Mümin, müminin kardeşidir; her halde ona nasihatı terk etmemelidir..>
Din kardeşlerine nasihatı terk eden, onların iyiliklerini istemeyen de-mektir.. *
Ravi: IBN-1 NECCAR.. Menkıbesi, 98. Hadis-i Şerifte..
cereyan-ı hikmet
YanıtlaSilşünce akımı, önemli belli düşünceleri savun ma ve yayma hareketi
cereyani hikmet جریان حکمت : Allah'ın (cc) hikmetinin cereyanı, Allah'ın (c.c.) iş ve eser-lerinde görettiği gayeler ve faydalar bakımın dan bizce bilinemeyen ezeli planının gerçek leşmesi (bkz hikmet)
cereyan imani جريان إیمانی : iman hareketi, imanı kurtarma ve güçlendirme hareketi cereyan- küfri جریان کفری : inkarcılık akımı, Al lah'ı (c.c.) ve dini tanımama hareketi (çığırı)
cereyan küfriyane جریان کفریانه : inkarcılığa sapma biçiminde akım (hareket, çığır, dev-rim)
cereyan-ı muamele جريان معامله : hareket ve davranış şekilleri
cereyan-ı münafikane جریان منافقانه : )laiklik maskesi altında) münafıkça hareket eden ce-reyan, iki yüzlü düşünce akımı; dinsizliği ve İslam'a karşı düşmanlığını gizleyip niyetini açıkça belli etmeden dini bozma, çarpıtma, saptırma, zayıflatma ve aslından uzaklaştır ma biçimindeki iki yüzlü düşünce akımı, çı-ğırı (devrim)
cereyan-ı müstebidane جریان مستبدانه müstebi-dçe hareket eden cereyan, baskıcı (diktatör ce) yönetim tarzına dayanan düşünce akımı (çığır)
cereyan-ı Nemrudāne جریان نمرودانه : Nemru dça harekete dayanan cereyan; dinsizlik dü şüncesinde çok inatçı ve katı, hoşgörüsüz, yobaz ve niyetini gerçekleştirmede baskıcılığı (diktatörlüğü), zora baş vurmayı metot ola-rak benimseyen akım, çığır, ideoloji
cereyan - nurani 1 : جریان نورانی.Kur'an ve lâm'ın nuru (ışığı) ile aydınlanma ve aydın-latma, bunu yayma ve güçlendirme hareketi 2. Risale-i Nur eserleriyle Kur'an ve İslâm'a hizmet etme hareketi, Nurculuk hareketi
cereyan-1 riba جریان ریا : faizcilik yolu ile kazanç sağlama hareketi, yolu (çığırı)
cereyan-i sûri جریان صوری : görünürdeki (za-hiri) hareket
cereyan- tecelliyat جریان تجلیات : tecellilerin ortaya çıkışı; Allah'ın (c.c.) isimlerinin, Al-lah'ın (c.c.) iş ve eserlerinde kendilerini belli
eden işaretler ve deliller halinde görünmeleri cereyan-ı tecelliyat-ı İlahiye جريان تجليات إلهيه : İlâhî tecellilerin meydana gelişi, Allah'ın
134
de kendilerini belli eden işaretler ve deliller
cesed
halinde görünmeleri
cereyan-ı tecri" جریان تجری : Kur'an' )36/38( ayetinde Güneş hakkında (meälen) "tecri" "akıp gider" sözü ile anlatılan hareket
cereyan-1 umumi جریان عمومی : umumi cereyan; toplumda yaygın düşünce, hareket, akım
cereyan-ı zındıka (zendeka( جریان زندقه : zende-ka cereyanı, dinsizlik akımı (çığırı(
cereyan etmek 1: جريان إيتمك.akım halinde ol mak 2.akmak; akıp gitmek 3 meydana gelmek 4.olup bitmek 5.gerçekleşmek 6.geçmek 7.do-laşmak, dönmek, yürümek
cer 1 : جرح.)bir düşünceyi, bir iddiayı) çürüt me 2. yaralama ("bıçaklayıp cerh ediyorlar")
erh etmek 1 : جرح اينمك.)bir iddiayı, bir du-şünceyi) çürütmek, yanlışlığını ispatlamak 2.yaralamak
C
ceride جريده : gazete
ceride-i İslâmiye جريدة إسلاميه : İslâm dini ile il-gili konulara ağırlık veren gazete
ceriha جریحه : yara
Cerir جریر طبری : )bkz.İbn-i Cerir-i Taberî(
cerr جز : )bkz.cer(
cerrah جراح : ameliyat yapan ve yaraları tedavi
eden doktor, operatör
cerrahi (ye( 1 : جراحيه.cerrahlıkla ilgili 2.ameli-
yatla tedavi yapan tıb dalı
cerrar جرار : cerci geçim için para veya erzak toplayan
cesamet جسامت : irilik, hacimlilik, büyüklük
sesamete جسامتجه : irilike, büyüklükçe
cesaret جسارت : cesurluk, korkusuzluk, yürek-lilik, yiğitlik
cesaret-i fevkalade جسارت فوق العاده : olağanus tü cesaret
cesaret-i fitriye جسارت فطریه : yaradılışta veril-miş cesaret
cesaret-i îmâniye جسارت إيمانيه imandan gelen cesaret
cesareti milliye جسارت مليه : milli cesaret; mil-letçe gösterilen cesur davranış, yiğitlik, kah-ramanca davranış
cesaret i secaat جسارت و شجاعت : cesurluk ve yiğitlik, kahramanlık(
cesed 1 : جسدbeden, vücud cisimden yapıl-
cesed-i hayvani
YanıtlaSil135
cevahir-i hidayet
mış (maddi) beden 2.ölü beden, ruhsuz be den 3.cisim
cesedi hayvani جسد حیوانی : hayvandaki be-den, canlı beden
cesed-i hilkat جسد خلقت : yaratılmış beden,)-mec.) yaratılmış maddi varlık yapısı.
cesedi insan (iye( جسد إنسانية : insan bedeni
cesed-i manevi جسد معنوی : manevi beden, ma-nevi yapı
cesed-i misali جسد مثالی : misali beden, misäl ålemindeki varlıklar gibi maddesiz beden, ay-nadaki görüntü gibi veya ruh ve meleklerdeki gibi yer kaplamaz cinsten beden
cesed-i mübarek جسد مبارك : mübarek (kutlu) beden, (Hz.Muhammed'in a.s.m. bedeni)
cesed-i necmi جسد نجمی : yıldızlarınkine ben-zer nurlu ve fakat çok hafif ve yoğunluğu ol-mayan beden
cesedi جدی : bedene ait
cesedli جدلی : cisimden bedeni olan, bedenli
cesedsiz جسدسز : cisimden bedeni olmayan,
bedensiz
cesim(e( جسیمه : kocaman, iri, büyük
cessas 1 : جناسincelikleri ve çok küçük ayrın-tıları kaçırmayan 2.casuslluk yapan, gizli bilgi toplayan
cesur جسور : cesaretli, korkusuz, yürekli, yiğit cesurâne جسورانه : cesurca, yiğitçe, korkusuzca
cesurca جسورجه : yiğitçe, korkusuzca
cetvel 1 : جدول.su ark su yolu 2.çizelge (yan-lış-doğru cetveli) 3.doğru çizgi çizmeye yara-yan araç
cevab جواب : soru, itiraz veya isteğe verilen karşılık
cevabı ali جواب عالی : )ilmi ve manevi değeri) yüksek cevap
cevabı hakgüyane جواب حقگویانه : doğruyu ve gerçeği belirten cevap
cevabı hakiki جواب حقیقی : gerçek cevap, tam ve yerinde cevap
cevab-ı Hazret-i Risaletpenahi جواب حضرت رسالتپناهی : peygamberlik görevinin koruyucu-su ve dayanağı (risaletpenah) olan Hz.Mu-hammed'in (a.s.m.) cevabı, karşılık olarak söylediği mübarek (kutlu) sözü
cevabı icmali جواب إجمالي : kasa cevap özetlen-miş cevap
cevab ilmi جواب علمی : ilmi cevap, ilme (ispat lanmış sağlam bilgiye) dayanan cevap
cevabı kasem جواب قسم : kasemin (yeminin( karşılığı; Kur'an'da, hakkında yemin edilerek önemine dikkat çekilen ve bu yeminden son-ra söylenen önemli söz ve açıklama
cevabı kati جواب قطعی : kesin cevap
cevabı Kur'an )1( حراب قرآنی : Kur'an'ın verdiği cevap
cevabı muvafik جواب موافق uygun cevap
cevabı mücez جواب موجز : ozlu ve lasa cevap
cevabı müskit جواب مسکت : )kuvvetli delillere dayanan) susturucu cevap
cevab red جواب رد : red cevabı kabul etme-meyi ifade eden karşılık
cevab-ı savab (sevab( جواب صواب : doğru cevap
cevab-safi جواب شافی : sifa verici cevap (mec.( problemleri çözücü, akıl, ruh ve vicdanı ra-hatlatıcı cevap
cevab-ül-ahmak es-sükût جواب الأحمق السكوت
ahmaka (akılsıza) cevap susmaktır, karşılık vermemektir
cevaben جوانا : cevap olarak
cevabi جوابی : cevap niteliğinde (mahiyetinde(
cevåd (cevvad( جواد : cok comert, çok ve bol iyi-lik ve ikram sahibi (bkz.Cevvåd, cevvåd-1 melik(
Cevvad جواد : Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) sınırsız iyilik, cömertlik ve ik-ram sahibi
Cevad - Mutlak جواد مطلق : sınırsız iyilik, co mertlik ve ikram sahibi (Allah c.c.)
cevahir 1 : جواهر.cevherler, çok kıymetli ve az bulunan maden veya taşlar, mücevher 2.te-mel maddeler; atomlar 3.(mec.) çok değerli ve önemli gerçekler ve mânālar 4.(mec.) yüksek yetenek ve özellikler 5.(mec.) çok kıymetli
esaslar, prensipler, temel kurallar
cevahir-i aliye جواهر عاليه : yüksek değere sahip cevherler, kıymetli madenler. (mec.) üstün yetenekli, seçkin ve değerli insanlar
cevahir-i ferd(iye( جواهر فردیه : parçalara bölün-meyen cevherler, temel maddeler, atomlar
cevahir-i galiye جواهر غاليه : değerli cevherler, (mec.) değerli sözler, değerli eserler
cevahir-i hidayet جواهر هدایت : hidayet cevher-leri, (mec.) doğru yola götüren çok değerli (İlâhí) sözler, esaslar, temel kurallar
C
ve zulüm yapmaması yeterli değildi. Bunlara engel olunması da gerekliydi. Aksi hälde bela, musibet ve afetlerin yaygınlaşması da insanlığın ta-
YanıtlaSilrihsel bir tecrübesiydi.
+856-1Hz. Osmanin (ra)
şehadeti.
1918-1. Dünya Harbi sonrası Rus esaretinden firar eden Bediüzzaman'a, Bulgaristan'da Sofya Ataşemiliterliği tarafından Vatana Avdet Belgesi verildi. Bediüzzaman trenle İstanbul'a hareket etti.
KURBAN BAYRAMI
2. GÜN
17 PAZARTESİ
MONDAY
HAZİRAN
JUNE
Allah halimdir, tevbe etmeniz için size
fırsat tanır.
Bakara Suresi: 225
BİR HADİS
Ümmetim ümmetlerin en hayırlısı kılındı.
Müslim, Mesâcid: 5
Evet vakit yaklaştı. Dünya kazuratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır.
Mesnevî-i Nuriye
HİCRỈ: 11 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 4 HAZİRAN 1440
HIZIR: 43 - GÜN: 169 KALAN: 197 - GÜN. UZ.: 1 DK
gelmiş. Hem Imam-ı Buhari ve Müstim haber valetti. Yagmur öyle geldi ki, mec salâtü Vesselâm dua Aleyhissalâtü
YanıtlaSilEARINTE BUGUN
1826 - Yeniçeri Ocağı'nın
yerine Eşkinci Askeri Teşkilatı'nın kurulmasına başlandı.
1830 - Fransa'nın Cezayir'i işgali.
HAZİRAN
12 PERŞEMBE
16 1446
ZİLHİCCE
RUMI: 30 MAYIS 1441
HIZIR: 38
İmsak
BİR AYET
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki
takvaya erişesiniz.
(Bakara: 21)
BİR HADİS
İlim ibadetten üstündür.
Dinin temel direği takvadır.
(C. Sağîr, No: 2755)
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur. Mesnevî-i Nuriye
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Günes
Öğle
İkindi Aksam
Yatsı
Makam-ı Mahmûd ve Kevser Havuzu
YanıtlaSilCabir'den (ra) rivayetle:
Allah, Mûsa'ya kendisiyle konuşma, bana zatını görme nimetini verdi. Ve beni şefaat ma-kamı olan Makam-ı Mahmûd ve insanların ba-şına varacakları Kevser Havuzunu vermekl üstün kıldı.
İbni Asakir'den
***
Hz. Mûsa, büyük peygamberlerdendir. Allah ile vasıtasız konuşma nimetine kavuştuğu için "Kelîmullah" diye bilinir. Hz. Mûsa'yı kendisiyle konuşmakla şereflendiren Yüce Allah, Peygam ber Efendimizi de (asm) Miraç Gecesinde zatını göstermekle ve vasıtasız olarak konusmakla şereflendirmiştir. Bilindiği üzere Allah mekân-dan münezzehtir. O, her yerdedir. Bunun için, bizler Peygamber Efendimizin (asm) Miraçta Allah'ı gördüğüne, Onunla konuştuğuna inanı yoruz, fakat bunun nasıl gerçekleştiğini dar aklı mızla kavrayamıyoruz. Burada şunu da belirte-lim: Allah'la konuşma nimeti Hz. Mûsa'nın galip bir vasfıdır. Peygamber Efendimiz de (asm) her ne kadar miraçta olduğu gibi zaman zaman Allah ile vasıtasız konuşmuş ise de bu onun önde gelen özelliklerinden değildir. Ancak
2
Ahiret Hayatı/61
YanıtlaSilAllah'ı vasıtasız olarak dünya gözü ile görme sadece ona nasip olmuş bir nimettir.
ise ma ba kle
Hadiste ayrıca buna ilâveten Allah'ın Peygam-ber Efendimize (asm) Makam-ı Mahmûd'u ve Kevser Havuzunu vermekle üstün kıldığı bildiri-liyor. Övülmüş makam manasına gelen Makam-1 Mahmud, sefaat ve Cennetin en yüksek maka-mıdır. Bu makam, sadece bir kişiye verilecek bir makamdır. Ve Yüce Allah o makamı Sevgili Pey-gamberimize (asm) verecektir. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilir:
"Ey Resulüm, gece vakti de uyanıp, sadece sana mahsus fazladan bir ibadet olarak teheccüt namazını kıl. Umulur ki Rabbin, seni Makam-1 Mahmûd'a kavuşturur."
Peygamberimiz başka bir hadislerinde de ezan ve kametten sonra ümmetinden kendisi için Allah'tan Makam-ı Mahmûd'u istemeleri tav-siyesinde bulunarak şöyle buyurur:
"Kim ezanı işitince 'Kıyamete kadar devam edecek olan namazın ve şu mükemmel davetin Rabbi olan Allah'ım! Muhammed'e Vesile ve fazileti ver ve onu Makam-ı Mahmud'a ulaştır' derse Kıyamet Gününde kendisine şefaat edil-mesi vacip olur."
Peygamber Efendimizin (asm) bu ve benzeri hadislerinde kendisi icin dua edilmesini, salâvat
h
a
YanıtlaSilSERDENGEÇTİ
Gazeteci, yazar, şair ve siyaset adamı olan Osman Yüksel SERDENGEÇTİ; 1917 senesinde Antalya'nın Akseki İlçesi'nde doğmuştur. Asıl adı Osman Zeki YÜKSEL'dir. Akseki müftülerinden Sâlim YÜKSEL'in oğlu, üçüncü Diyanet İşleri başkanı Ahmet Hamdi AK-SEKİ'nin de yeğenidir. İlkokulu Akseki'de, lise eğitimini Antalya'da tamamlayan Osman Yüksel; felsefe okumayı çok arzulamış, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğ-rafya Fakültesi Felsefe Bölümü'ne kaydolmuştur. Aile ve çevresinin İslâm'a olan yakınlığı vesilesiyle küçük yaşlarda; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yûnus Emre ve Mehmed Akif gibi mutasavvıf, şair ve mütefekkirler-den etkilenmiş olan Osman Yüksel; «Batılı filozofları üniversite yıllarında tanımış; varlık, yokluk, insan ve kâinatla ilgili soruları kendisine bu dönemde sormuş-tur. Ancak felsefeyi ve batılı filozofları tanıdıktan sonra; ne Rousseau'nun vicdan ve hürriyetinin ne Spinoza'nın panteizminin ne Nietzsche'nin ihtiraslarının ne de Bergson'un hayat dolu felsefesinin, kendini Mevlânâ ve Yûnus Emre kadar tatmin edemediğini söylemiştir.>>>
Üniversite son sınıf öğrencisi iken; 1944 Ma-yıs'ında meydana gelen talebe olaylarına karıştığı ge-
76 YUZAKI
a
Imocahudbula@yandex.com
YanıtlaSilrekçesiyle tutuklanmış, bir süre Hüseyin Nihal ATSIZ ile beraber hapis yatmıştır. Yapılan tahkikat netice sinde masum olduğu anlaşılınca beraat etmiş, lakin üniversite eğitimini tamamlamak için yaptığı başvu ru reddedilince, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL'e hitaben yazdığı;
Yüksek makamın alçak vekiline» ifadeleri ile başlayıp; «Beni tuttuğum yoldan Yücel değil ecel gelse döndüremez!... ifadeleriyle sona eren dilekçesi sebe-biyle tekrar tutuklanmıştır. Bu dönem için anlatılır ki;
"Necip Fazıl, Nazım Hikmet ve Osman Yüksel aynı koğuşta yatmaktadır. Necip Fazıl dertlidir; bir oraya, bir buraya volta atar; sigara üstüne sigara ya kar. Serdengeçti gayet neşelidir. Nazım ise her rast geldiğine komünizmi anlatır, durur.
Bir gün yine Nazım karşısındakine komünizmi anlatırken Serdengeçti yanına yaklaşıp;
-Üstat, bu komünizm nedir?» diye sorunca;
Nazım kendinden gayet emin bir şekilde;
-Elini sol cebime at.» der. Serdengeçti hemen atar. Nazım der ki:
<-Ne buldun?»
-İki tane yirmi beş kuruş.»
Nazım;
<<-Birini al!» der, Serdengeçti alır. Nazım gururla;
<<-İşte komünizm bu!» cevabını verir.
Bir gün Nazım'a elli lira gelir; Serdengeçti sor-madan hemen elini Nazım'ın cebine atar ve yarısını almak ister. Nazım hemen müdahale eder;
<<-Hop, hop. Ne oluyor?» diyerek çıkışır.
Serdengeçti;
-Üstat, yarısı benim değil miydi?» deyince Nazım;
<<-O kadar da uzun boylu değil!» karşılığını verir.
Serdengeçti taşı gediğine koyar:
<<-İşte, komünizm dedikleri yirmi beş kuruşluk bir şeymiş.»"
Modernizme, batılılaşmaya, materyalizme karşı olan Osman Yüksel; tek parti döneminin bu yöndeki uygulamalarına şiddetle karşı çıkmıştır. 1947 sene-sinde; İslâm'ı, Türk milliyetini, tarihi ve gelenekleri savunmak adına, kapağına;
<<Allah'a, Millete, Vatana Koşanların Dergisi» iba-resini yazdığı «Serdengeçti Dergisini çıkarmaya baş-ladı. Derginin ilk yıllarında; tek başına, vesâyet rejimi ve kurmaylarıyla mücadele ettiği için halk tarafından, mânâsı; kendini fedâ etmekten çekinmeyen kimse, ölüm eri, fedâi olan; «Serdengeçti» ismiyle özdeşleş-tirilmiş, sonrasında kendisi de bu ismi, soyadı olarak
žakár kimlikle olu Averofi'nin vanir
YanıtlaSilalmıştır. Mücadeleci özelliğinin yanında; yardımlaş-mayı, tabiati, sade yaşamayı seven Osman Yüksel siir ve denemelerinde çoğunlukla vatan, millet, din, ah-jak, gelenek, tarih ve tabiat konularını işlemiştir. Ser-dengeçti namına uygun nazmı ile Türk milletinin ih-tiyaç duyduğu idealist nesle şöyle sesleniyor;
Sinesinde birleşsin sağa sola sapanlar, Kahrolsun Hak dururken zorbalara tapanlar! Çık, nerdesin, zuhur et! Biz seni bekliyoruz. Yıllardır yollarında yorgun emekliyoruz...
Düşüncelerini açıkça ifade etmekten kaçınmamış; espri ve mizah yeteneğini kullanarak karikatürize et-tiği olay, uygulama ve düşünceleri eleştirmiştir. 1952'de Bağrı Yanık adında tek sayfalık mizah gazetesi de çı-karmaya başlamışsa da ilk sayıdan kapatılmıştır. Ser-dengeçti Dergisi'nde 1950'den sonra Ali Fuat BAŞGİL, Necip Fazıl, Mehmet KAPLAN, İsmail Hâmi DANİŞ-MEND, Peyami SAFA gibi isimlerin de makaleleri yer almıştır. Osman Yüksel; yazdıklarından dolayı sıklıkla tutuklanmış, Serdengeçti Dergisi de birçok defa topla-tılmıştır, bu sebeple 1962 yılına kadar toplam 33 sayı çı-karabilmiştir. Ayrıca Serdengeçti Neşriyatı adı altında milli ve mânevî ağırlıklı 30'dan fazla eser yayınlamıştır.
Osman Yüksel SERDENGEÇTİ; 1965 senesinde, Adâlet Partisi'nden Antalya milletvekili olarak mecli-se girmiştir. Esprili ve eleştirici üslûbuyla tanınan Ser-dengeçti, meclisin döner kapılarını görünce;
"Döneklik buranın kapısında başlıyor!" demişti. Kısa sürede eleştirilerinden kendi partisi de nasibini almaya başladı. Adâlet Partisi iktidara gelince geniş bir af çıkarmıştı. Bu afla kātiller, cânîler, hırsızlar hepsi affedildi, serbest bırakıldı. Serdengeçti'nin sözleriyle;
"Yalnız Allah yolunda olanları; «Allah!» dedikle-ri için yallah hapishaneleri boylayanları o nur gibi in-sanları, îmanlı üniversite gençlerini affetmedik. Daha doğrusu affedilmediler. Ben de bu din kardeşlerimi af-fetmeyenleri affetmedim. Onları; millet de, Allah da af-fetmeyecektir." Parti yöneticilerine yaptığı bu eleştiriler sebebiyle, kısa sürede Adâlet Partisi'nden ihraç edildi.
Serdengeçti'nin hissiyatında Ayasofya'nın ay-rı bir yeri vardır. Daha öncesinde «Ayasofya Dâvâsı» adlı bir kitap yazmış bu sebeple tutuklanmıştır. 1968 senesinde hâlen mebus iken milliyetçi ve muhafa-
zakar kimlikle oluşmuş olmasına rağmen meclisin Ayasofya'nın yeniden cami olmasına yönelik herhan gi bir çalışma yapmamasına mână veremez ve radyo dan Ayasofya'ya şöyle seslenir;
YanıtlaSil"Ey İslamın núru, Türkluğün gururu Ayasofya. Şe refelerinde fetihin, Fatih'ın şerefi ışıl ışıl yanan muhteşem mabed... Neden böyle bir hoş, neden böyle bomboşsun?... Hani minarelerinden göklere yükselen, tå måverädan gelen ezanlar... Hani o ilahi devir, ilahi nizamlar...
Ayasofya ses vermiyor, Ayasofya bir hoş, Ayasofya bomboş... Hani nerde, şu muhteşem minberde, binlerce erin ve gazinin baş koyduğu şu temiz yerde, şimdi han-gi kirli ayaklar dolaşıyor?
Ayasofya, Ayasofya, seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?
Hani nerde, gönüllerden kubbelere, kubbelerden gönüllere akan Kur'an sesleri? Kur'an sesleri dindiril-miş... Müslümanlar sindirilmiş... Allah, Muhammed, Hulefă-i Râşidin'in, bu din ulularının levhaları kubbe-lerden yerlere indirilmiş...
Ayasofya, Ayasofya, seni bu hâle koyan kim? Seni çırılçıplak soyan kim?"
Siyasi hayatı boyunca nev'i şahsına münhasır hâlleri devam etmiş, milletvekilliği yaptığı dönemde kravat takmadığı için çok sayıda uyarı almıştır. Uya-rıları dikkate almayınca genel kurula girişi yasaklan-mıştır. Bu kez beline bağladığı kravat ile içeri girmiş, yakasına takması gerektiğini söyleyenlere ise;
"-Kanunda nereye takılacağı belli değil, istedi-ğim gibi takarım!" cevabını vermiştir. AP sonrasın-da başka bir partiden aday olmuş ise de kendisinin deyimiyle;
<<Sekiz defa mahpus, bir defa mebus» olabilmiştir.
1970'lerden itibaren siyasetten uzaklaşmış, Yeni İstanbul gazetesinde «Selâm» başlığı altında günlük fık-ralar yazmıştır. Serdengeçti nâmıyla bir döneme müh-rünü vuran Osman Yüksel, ömrünü son demlerinde yakalandığı parkinson hastalığının, üzerindeki etkisini;
"-Bir zamanlar Türkiye'yi karıştırıyordum. Şimdi bir bardak çayı karıştıramıyorum." ifadesiyle anlatır. 10 Kasım 1983'te vefat etmiştir. Kabri Ankara'da Ce-beci Asrî Mezarlığı'ndadır.
Kasım 2007-Sayı: 261-Şevval-Zade 1428-6.50 YTL
YanıtlaSilALTINOLUK
aylık mecmua
Kur'an gizli şirke karşı uyarıyor
"Hevâsını
tanrı edineni gördün mü ?”
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte... http://www.altinoluk.com
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
258 1 Ashabım için bir hatadır vaki olur. Allah (z.c.hz)'leri onların Benimle olan alakasından dolayı kendilerini mağfiret eder. Hz. Muhammed İbni Hanefiyye (r.a.)
258 2 Kıyametin önü sıra öyle günler olur ki, ilim kaldırılır. Cehil iner ve hercümerç ve ölüm çoğalır. Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
258 3 Sizinle beni Esfer arasında sulh olur. Sonra onlar, muahedeyi bozarlar ve on iki bin kişilik, seksen fırkalık bir kuvvetle üzerinize yürürler. (Amik ovası hadisesi) Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
258 4 Dört fitne olacak: Kan mübah kılınacak, Kan ve mal mübah olacak, Kan, mal ve ırz mübah kılınacak ve dördüncüsü ise deccal fitnesi olacaktır. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.)
258 5 Deccalin önü sıra hud'alı seneler olur ki; yağmur çok yağar, fakat nebat az our. Sadıkler tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur. Denildi ki: "Ya Resulallah, Rüveybiza nedir?" Buyurdu ki, Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir. Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
258 6 İnsanlar arasında ihtilaf ve tefrika olacak. Şu ve arkadaşları Hak üzerinde olacaklar. (Hz. Aliyi kastedierek) Hz. Kaab İbni Ucre (r.a.)
258 7 Altı hal vardır ki onlar vaki olduğunda ölümü temenni edebilirsiniz: Sefihlerin beyliği, Hükmün para ile satılması, Kanın istihlaf edilmesi, Zaptiyenin çoğalması, Akrabalığın kesilmesi, Kur'an-ı Kerim'i eğlence yapanların çoğalması ve Onun musiki yerine dinlenilmesi. Öyle ki, adamı mihraba, nağme dinlemek için geçirirler. Halbuki o adamın fıkıhtan haberi bile yoktur. İşte bu durumlarda ölümü istemekte haklı olursunuz. Hz . Abis el Gıfari (r.a.)
258 8 İlimde, birbirinize nâsih olun ve birbirinizden bir şey gizlemeyin. Zira, ilimde hiyanet, malda hiyanetten eşeddir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
258 9 Lohusa kadın kırk gece bekler. Bundan önce temizlik görürse, temiz hükmü giyer. Kırk gün geçerse özürlü addedilir. Yıkanır ve namaza devam eder. Kan fazla gelirse, her namaza bir abdest alır. Hz. İbni Amr (r.anhüma)
258 10 Gökten yardım, zahmete göre, ve sabır da musibete göre iner. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
258 11 Kadın, şu dört şeyi için nikahlanır: Malı, Asaleti, Güzelliği ve Dini. Elin toprak olası, sen din sahibine bak. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
258 12 Olanca kuvvetinizle temizlenin. Zira Allah (z.c.hz)'leri islamiyeti nezafet üzere tesis etmiştir. Ve Cennete ancak nazif girer. Hz Ebu Hureyre (r.a
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
76 1 Çocuklarınızın ilk sözü "Lâ ilâhe illallah" olsun. Ölümlerinde de "Lâ ilâhe illallah"ı telkin edin. Böyle olursa bin sene de yaşasa, Allah ondan bir günah sormaz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
76 2 Beni İsrail 71 fırkaya ayrıldı. Ümmetim bundan bir fazladır. Onların içinde dini akılları ile ölçen kimseler kadar zararlısı yoktur. Neticesi, Allah'ın helâl ettiğini haram, haram ettiğini de helâl etmek olur. Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
76 3 Din kardeşinin kabına kovandan su boşaltmak sadakatır. Emri bil maruf ve nehyi anil münker yapmak, din kardeşine iltifat etmek, yoldan taş vs. kaldırmak, kılavuzluk etmek de bir sadakadır. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
76 4 Aleni selâm verin, yemek yedirin ve Allah'ın emrettiği gibi kardeş olun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
76 5 Müslümanın en efdali, kendisinin elinen ve dilinden herkesin salim olduğu müslüman, Mü'mini kâmil olanı da ahlâkça iyi olan, namazın efdali kıyamı uzun olan, sadakanın efdali ise eli kısa olanın verdiği sadakadır. Hz. Câbir (r.a.)
76 6 Amellerin en efdali mü'min kardeşinin içine sevinç sokmak, onun borcunu ödemek veya yemek yedirmektir. (ekmek de olsa.) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
76 7 İmanın en efdali; Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek, lisanını Allah'ın yâdında çalıştırmak, kendine hoş geleni başkasına da hoş görmek, istemediğini de başkası için de istememeketir. Ya hayır söyle, ya sus. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)
76 8 İmanın efdali sabır ve semahattir.(Asıl sabır ilk sadmede yutmak. Acı hapı yuttun bir şey yok. Semahat musameha, hakkının bir kısmını verebilmek.) Hz. Ubeyd İbni Amir (r.a.)
76 9 İmanın efdali, nerede olursan ol, Allah'ın seninle beraber olduğunu bilmekliğindir. Hz. Ubâde İbni Samit (r.a.)
76 10 Arz kıt'alarının efdali, mescidlerdir. Cami ehlinin de en efdali, ilk girib, son çıkandır. İlk cemaate gelen ilk müslüman olan gibidir. Hz. Suheyb (r.a.)
76 11 Cihadın efdali, zalim amir veya hükümdarın önünde hakkı söylemektir. Hz. Ebû Said (r.a.)
76 12 Cihadın efdali, adamın kendi nefsi ve hevası ile mücadelesidir. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
76 13 Faziletlerin efdali, seni yoklamayanı yoklamak, seni mahrum edene vermek, sana kötü muamele edene af ile muamele etmektir.(Üçünde de tecelli eden şey, kükrediği zamanda nefsine karşı gelmektir.) Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)
Cihadın efdali, zalim amir veya hükümdarın önünde hakkı söylemektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 76 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel8 Haziran 2025 22:09
Deccalin önü sıra hud'alı seneler olur ki; yağmur çok yağar, fakat nebat az our. Sadıkler tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur. Denildi ki: "Ya Resulallah, Rüveybiza nedir?" Buyurdu ki, Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir.
Ravi: Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
Sayfa: 258 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
KERBELÂ ÇIĞLIĞI Mizan kurulanda, hesap gününde, Söyleyeceklerim çoktur, ya sizin? Yemin olsun gören gözler önünde, Seferde ihmalim yoktur, ya sizin?
YanıtlaSilEmânetçi kimdir? Emânet nedir?
Gül için dikene metânet nedir? Sadâkat nedir? İhânet nedir?
Bu suâle yüzüm aktır, ya sizin?
Bu yolda önderim Hak Peygamberim, Göz ışığım, kurtarıcım, rehberim, Dedemin yolunda dönmez neferim; Bu bendeki îman köktür, ya sizin?
Kızıl alevdi gün, Kerbelâ tandır, Nefes kordan alev, ölüm ayandım Şehidlerin şâhı, Hüseyin candır;
<<»EHL-İ BEYT in Rabbi tektir, ya sizin
Yezid artan kinle, mü'min avında Korkunun kılıcı paslanır kında, Şehadet nişânım ulu dîvanda; Yanağımı delen oktur, ya sizin?
İniltim rüzgâra, sözüm kuşlara, Dere, tepe, ova, kuma, taşlara, Yansa da bedenim hep ataşlara; Alnım açık, başım diktir; ya sizin.
136
YanıtlaSilcevahir-i insaniyet
cevahir-i insaniyet جواهر إنسانيت : insanlık cev-herleri, (mec.) insanlığın yüksek değerleri
cevahir-i nüfus جواهر نفوس : kişi denilen cevher-ler, (mec.) en değerli varlık olan insanlar
cevahir-i servet جواهر ثروت : servet cevherleri; (mec.) yüksek değerli nimetler
cevahir-i tevhidiye جواهر توحيديه : tevhid cev-herleri, (mec.) Allah'ın (c.c.) birliğini belirten kutsal isim ve sıfatlar
cevami جوامع : toplu ve birlikte bulunanlar
cevami-ül kelim جوامع الكلم : özlüsözler, az ke-lime ile çok mânâlar ifade eden sözler, özde-yişler (veciz sözler)
cevanib جوانب : canibler, yanlar, taraflar
cevanib-i saire جوانب سائره : diğer taraflar
cevarih جوارح : vücut organları (el,ayak vs.(
cevasis جواسيس : casuslar, gizli bilgiler elde et-meye çalışanlar
cevasis-i fünun جواسيس فنون:ilim denilen câ-suslar, (mec.) tabiat olaylarının bağlı olduğu (gizli) kanun ve düzenleri araştırıp keşfetme-ye (bulmaya) çanlışan ilimler
Cevat Rıfat Atilhan جواد رفعت آتیلخان : )İstanbul 1892-1968) Siyonizm ve masonluğun zarar ve tehlikelerini görüp bu konuda belgelere da-yanarak 72 eser ve 15 bin kadar yazı ve ma-kale yayınlamış olan asker kökenli bir yazar. (bkz. Siyonizm, masonluk) İstanbul Harbiye Okulu'nu bitirdikten sonra (1912), 1923 yılı-na kadar on bir yıllık gençlik yılları, hep cep-helerde ve savaş içinde geçti. Hayatının kalan yıllarını, her türlü imkânsızlıklara rağmen Siyonizm ve masonlukla mücadeleye adadı. Zaman zaman da hapishanelere girdi, çıktı. Fakat hiç yılmadı ve sürekli aynı dâvâ uğruna yazılar yazdı. Gençleri bilgilendirmeye ve giz-li düşmanları tanıtmaya çalıştı. Cevat Rıfat Bey'in babası Hasan Rıfat Paşa, Osmanlı Dev-leti zamanında Şam valiliği yapmıştı. Dedesi Hurşit Paşa, Bosna-Hersek Beyi idi. Cevat Rıfat Bey, Harb Okulu'nu bitirince ilk askeri görevi, o yıllarda Arnavutluk'ta çıkan isyan ve kargaşayı bastırmak üzere hazırlanan bir-liklere katılmak oldu. Daha sonra çıkan I. ve II. Balkan Savaşları'na (1912-1913) katıldı. Bu savaşlarda Bulgarlar Edirne'yi almışlardı. Edirne kuşatmasında esir düştü ve hayatının iki yılını esirlikte geçirdi. Barış anlaşmasın-dan sonra İstanbul'a döndü. Bu sefer 1914'de başlayan I. Dünya Savaşı'nda, İngiliz kuvvet-
C
cevahir-i insaniyet
YanıtlaSil136
Cevat Rifat Atilhan
lerine karşı savaşmak uzere yuzbaşı rütbesi ile Sina ve Filistin cephelerinde görev aldı n'in Osmanlı Kendi sorumluluk bölgesinde, Ingilizlerin lehinde casusluk yapan bir kısım Siyonist Ya hudilerle mücadele etti. Siyonizm'inst Ya Devleti için ne derece tehlikeli olduğunu bu rada yaşayarak öğrendi. Bu cephede faaliyet gösteren Siyonist Yahudi casuslarından yaka. ladıklarının bir kısmını Merce meydanında kurşuna dizdirdi. Bu olay Siyonist çevrelerde hiç unutulmadı. Cevat Rifat Bey, savaştan sonra bu casusluk olaylarını kitaplaştırdı ve "Sina cephesinde Yahudi Casusları" adıyla ya yımladı. Bu eseri, hemen hemen butun Baty dillerine çevrilmiştir. İngilizlerle yapılan Sina ve Filistin cephesindeki savaşlara gönullu Si-yonist Yahudilerden kurulu bir tabur, İngiliz birliklerinin safında Osmanlı ordusuna karşı savaşmıştır. Osmanlı Devleti, dört yıl suren I. Dünya Savaşı sonunda, müttefikleri olan Almanya, Avusturya- Macaristan ve Bulga ristan'ın yenilgiyi kabul edip ayrı ayrı ateşkes anlaşmalarını yapıp savaştan çekilmeleri uze-rine, Mondros Ateşkes Anlaşması'nı imzala-yarak savaştan çekilmek zorunda kaldı (30. Ekim.1918). Bu anlaşmadan sonra düşman devletler, Anadolu'nun çeşitli bölgelerini iş-gale başladılar. Bunun üzerine Anadolu'da direniş hareketleri başladı. Cevat Rıfat Bey de Anadolu'yu geçerek Zonguldak ve çevre-sinde sivilleri örgütledi ve bir diren direniş cephesi kurdu. On iki bin kişilik milis (sivil) kuvvetle-rinin komutanı olarak bu bölgeyi Fransızlara karşı korudu. Fransızlar kömür işletmelerin-deki firmalarının haklarını korumak bahane-si ile Zonguldak ve Ereğli'yi işgal etmişlerdi. Cevat Rıfat Bey bunların ileri harekâtını dur-durdu. Bölgeyi güvenlik altına aldı. Bölgeden Anadolu'daki kurtuluş hareketine silah, cep-hane ve takviye kuvvetlerin güvenlik içinde geçmesini sağladı. Bu milis kuvvetlerin bir bölümü I. ve II. İnönü savaşlarına da katıl-mıştır. Cevat Rıfat Bey, on bir yıl süren askeri hizmet yılları içinde 19 madalya aldı. Dört yıl süren Kurtuluş Savaşı'ndan sonra asker-lik görevinden ayrıldı. Kalan ömründe ba-sın-yayın yolu ile mücadelesine devam etti.
Siyonist ve mason çevreler bu yayınlara karşı çeşitli tedbirler aldılar. Fakat durduramadı-lar. Yayımladığı 72 eser arasında, Sina Cep-hesinde Yahudi Casusları, Farmasonluğun Yırtılan Maskesi, İslâmı Saran Tehlike: Siyo-nizm, İstiklâl Harbinde Sarıklı Kahramanlar (71.eseri), Menemen Hadisesinin İç Yüzü,
cevaz
YanıtlaSilBütün Açıklığı ile İnönü Savaşları ve Hakiki Kahramanlar (72.eseri), Tarih Önünde ve lim İşığında 31 Mart Faciası, Gizli Devlet vb. eserler de vardır. Cevat Rıfat Atilhan, basın
yolu ile bir davaya hizmetin şart, ama yeterli olmadığına, siyaset yolu ile de mücadelenin gerekliliğine inanıyordu. 1950'de Demokrat Parti seçim yolu ile iktidara gelmiş, CHP ağır bir yenilgiye uğramıştı. Halk bu seçimde de-mokrasiden yana oy kullanmıştı. Artık tek parti diktatörlüğü dönemi bitmiş, Türkiye demokrasiye ayak basmıştı. İthal ve sözde bir demokrasi değil, kaynağını halk iradesinden alan bir demokrasiye ihtiyaç vardı. Halkın mânevi değerlerini devre dışı bırakan, halk iradesine gereği gibi değer vermeyen, halk-tan kopuk bir demokrasi, göstermelik bir de-mokrasi olurdu. Bu düşünce ile 1951'de İslâm Demokrat Partisi'ni kurdu. Parti yayın organı olarak Büyük Cihad'ı çıkardı. Fakat parti, bir sene sonra Cemiyetler Kanunu'nun 33.mad-desi gerekçe gösterilerek kapatıldı. Bu olay, o zamanlar Türkiyede demokrasi yolunun her-kese açık olmadığını göstermiş oldu. Cevat Rıfat Atilhan, Siyonizm ve Batı emperyalizmi karşısında İslâm dünyasının birliğini savun-du. Onun antisiyonist yayınları ve İslâm bir-liği konusundaki çabaları, İslâm ülkelerinde takdirle karşılandı. 1964 yılında Somali'nin başkenti Mogadişu'da toplanan İslâm Devlet-leri Kongresi'ne Cevat Rıfat Atılhan da davet edilmiş ve kongrenin yürütme kurulu baş-kanlığına seçilmişti. Amerika'da yayınlanan bazı Siyonist yayınlar, Cevat Rıfat Atilhan'ı "Ortadoğu'nun Hitleri" olarak tanıtmışlar-dır. Bu satırların yazarı olan ben, (Bekir Sami Sağbaş) 4.Şubat.1967 cumartesi günü saba-hı Antakya'daki 12 1.Jandarma Er Eğitim Alayı'nda Cevat Bey'in ölümünü bir Yahudi yedek subay olan ve Alay'ın kantin subaylı-ğını yapan İsak Bey'den öğrendim. İsak Bey, onun ölümünü kantinde, kahvaltı saatinde, o zamanlarda tek yayın organı olan devlet radyosunun öğle haberinden saatlerce önce, sevinçli bir haber olarak duyurdu. Bu ölüme niçin bu kadar sevindiğini kendisine sordum. Istanbul'daki Yahudi Cemaatinin onun yayın-larından öteden beri rahatsızlık duyduğunu, bu yayınları durdurmanın çarelerini aradı-ğını, bunlar arasında yayınları durdurması Karşılığında önemli bir miktar para teklifin-de bulunduklarını, fakat kısa aralar dışın-da yayınlarını durduramadıklarını söyleyip "Nihayet artık ondan kurtulduk" dedi. Saat
137
YanıtlaSilcevher-i cihanbaha
on üçte bu ölüm haberi, devlet radyosundan duyuruldu. Böylece Yahudi yedek subayın, birkaç saat önce verdiği haber doğrulanmış oldu. Sonradan öğrendiğime göre İstanbul Yahudi Cemaati, Cevat Rıfat Atilhan'ın eser-lerinin yayın hakkını, mirasçılarından dolay-lı ve hileli bir yoldan satın almış, böylece bu eserlerin tekrar basılmasını engellemiştir. O zamandan sonra bu eserlerin tekrar basıldı-ğını görmedik. Hem kendisinin hem de eser-lerinin unutulması bu yolla sağlanmış oldu. (Rahmetullahi aleyhi.)
cevaz جواز : )din veya kanuna göre) sakınca-
sızlık
cevaz-ı kanuni جواز قانونی : kanuni müsaade, ka-nuna göre sakıncasızlık izni
cevaz-ı katl جواز قتل : öldürme izni
cevaz-i şerî جواز شرعی : dinin müsadesi, dince sakıncasızlık izni
cevelan جولان : dolaşma, dönüp dolaşma, gez-me, gezinme, gezinti
cevelangah جولانگاه : gezinti yeri
cef جوف : .boşluk; oyuk 2.orta, yarı 3.karın, iç
cevher 1: جوهر.kıymetli taş, mücevher 2.bir şeyin özü, esası, temeli, dayanağı 3.temel madde (atom) 4.(fels.) başka bir varlığa da-yanmadan kendi başına var olan ve varlıkta kalan (varlığını sürdüren) [Bu tarifin, yaratıl-mış varlıklar için kullanılması İslâm'a uygun değildir. Allah'ın (c.c.) Kayyum ismi, var-lıkların her an ve sürekli olarak Allah (c.c.) tarafından yaratılmakta olduklarını, her an Allah'a (c.c.) muhtaç olduklarını ve böylece varlıklarını devam ettirdiklerini, ayakta kal-dıklarını ifade eder. (bkz.Kayyum, Samed)
cevher-i âlî (y( جوهر عاليه : yüksek cevher, (Kur'an hakkında mec.) değeri çok yüksek Kur'an hakikati
cevher-i âlî ve gali جوهر عالی و غالی : üstün (ali( ve değerli (gâlî) cevher, (akıl hakkında mec.)
üstün ve değer biçilemez güç ve yetenek
cevher-i âliye-yi mukaddese جوهر عاليه مقدسه değeri ço yüksek kutsal cevher, (İslâm Birliği hakkında mec.) İslâm dünyasının düşman-larına karşı varlığını koruyabilmesi için çok
önemli kutsal temel ve dayanak
cevher-i beyanî جوهر بیانیede san'at cevhe-
ri; söz san'atı bakımından değeri yüksek ve
hârika (eşsiz) özellik
cevher-i cihanbaha جوهر جهان بها : dünyalar
CC
606
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
۱۲۷۱ الْمُتَحَابُّونَ فِي اللهِ عَلَى كَرَاسِي مِنْ يَا قُوتِ حَوْلَ الْعَرْشِ .
( رواه الطبراني )
1271) «Allah için birbirini sevenler, arş'ın etrafındaki yakuttan kür. süler üzerindedirler..>>>
Herkim, din kardeşini Allah için severse; mutlaka o kürsülerden birine oturacaktır..
Ravi: TABERANI.. Menkıbesi, 9. Hadis-i şerifte..
( رواه الطبراني )
المُتَمَسكُ بِسُنتى عِنْدَ فَسَادٍ أمتى لَهُ أَجْرَ شَهِيدٍ .
۱۲۷۲
1272) «Ümmetimin fesadı zamanında, sünnetimi yapana; şehid se-vabı verilecektir.>>>
**
Bilhassa bu zamanda.. Allah müslüman kardeşlerimizin yardımcısı olsun..
**
Ravi: TABERANI.. Menkıbesi, 9. Hadis-i şerifte..
) رواه الشيخان عن ابن مسعود )
۱۲۷۳ المَرْءِ مَعَ مَنْ أَحَبُّ .
1273) «Kişi, sevdiği ile beraberdir..>>>
Yani: Kıyamet günü.. Seven sevdiğinin yanında olur.. Bakalım; ki-min yolundayız; öbür âlemde onunla olacağız..
Ravi: İBN-İ MESUD'dan r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. 5. ve 47. Hadis-1 Şerifte..
١٢٧٤ الْمُسْتَشَارُ مُؤْتَمَنَ ، فَإِذَا اسْتُشِيرَ فَلْيُشِرْ بِمَا هُوَ صَانِعُ لِنَفْسِهِ
( رواه الطبراني عن على )
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil607
1274) «Istişare edilen kimse, güvenilir kimsedir. Kendisiyle is-tişare edildiği zaman, nefsine yaptığı işi göstersin..>>
Yani: Kendisi için hoş görmediğini, başkalarına da hoş göstermesin..
**
**
Ravi: Hz. ALİ'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 48. Hadis-i şerifte..
١٢٧٥ الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ وَالْمُؤْمِنُ مَنْ أَمَنَهُ النَّاسُ عَلَى دمائهِمْ ، وَأَمْوَالِهِمْ ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ .
) رواه أحمد عن أبي هريرة )
1275) «Müslüman odur ki: Müslümanlar elinden ve dilinden sela-mette ola.
Mümin odur ki: İnsanlar kanlarından ve mallarından emin olalar..
Muhacir odur ki: Allah'ım yasak ettiği şeyden kaçar..>>
Bu vasıfları kendimizde arayalım: Çevremiz bizden emin mi?.. Kötü-lüklerden kaçıyor muyuz?..
**
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen IMAM-I AHMED.. Menki-beleri, 1. ve 5. Hadis-i şerifte..
١٢٧٦ الْمُسْلِمُونَ إِخْوَةٌ ، لَا فَضْلَ لِأَحَدٍ عَلَى أَحَدٍ إِلا بالتقوى .
) رواه الطبراني عن حبيب بن خراش )
1276) «Müslümanlar bir kardeştir. Birinin diğerine üstünlüğü yok-tur.. Ancak takva hali hariç..>>>>
**
Çünkü bir Ayet-i Kerimede şöyle buyrulur:
(En keriminiz, ençok takva haline sahib olanınızdır.)
**
Ravi: HABIB b. HIRAŞ'dan r.a. naklen TABERANI.. Menkibesi, 9. Hadis-i Şerifte..
04
YanıtlaSilOBMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
tir. Daha sonra Ingilizler burayı işgal etmişler, fakat Mecelle'yi meriyyetten kaldırmayıp, kendi hukuki mevzuatları ile karışık ola-rak tatbikine devam etmişlerdir. İşin daha dikkati çeken tarafı; İsrail müstakil idareye kavuştuktan sonra da Mecelle'yi tamamen meriyyetten uzaklaştırmamıştır. Hatta o kadar gariptir ki, temeli Islam Hukuku olan Mecelle bugün, dünyada müslüman devletlerde değil de Israil'de daha çok tesirini muhafaza etmektedir. Meselâ İsrail Devleti tarafından negredilmiş olan bir kitaptan elde ettiğimiz malumat bize bu mevzuda resmi deliller temin etmektedir. Kitabın giriş kısmında bugünkü İsrail hukukçularının Osmanlı Hukuk sis-temini ve bilhassa Mecelle'yi iyi bilmelerinin icab ettiğine temas edil-mekte, Osmanlı hukukunun ve Mecelle'nin bir çok dava ve meselelerde kendisine baş vurulması icab eden âmir hükümler taşıdığı ifade edilmektedir. Bunu takiben bugünkü mer'î İsrail kanunî mevzuatında bulunan bazı Mecelle maddeleri zikr olunmaktadır". Bunlardan ba-zıları şunlardır:
1. «Hakk-ı mürür, åharın mülkünden geçmek hakkıdır.»
(Mecelle, m. 142)
2. Hakk-ı şirb, bir nehirden nasib-i muayyen-i malûmdur.>>>
(Mecelle, m. 143)
3. Tağrir aldatmaktır.>>>
(Mecelle, m. 164)
4. Gabn-1 fahiş, uruzda nısf-ı uşur ve hayvanatta uşur ve akar-da hums mikdarı veya daha ziyade aldanmaktır.>>>
(Mecelle, m. 165)
5. «Kadim odur ki, evvelini bilir kimse olmaya.»
(Mecelle, m. 166)
6. «Muceb-i akdin icrasına mani olur bir özür zuhur ettikde icare münfesih olur.
Meselâ, düğün için bir aşçı isticar olundukta ehad-i zevceyn fevt olsa icare münfesih olur. Kezalik müsterziin vefatiyle icare mün-fesih olmayıp, amma çocuğun yahut süt ananın vefatiyle münfesih olur.>
(Mecelle, m. 443)
1965 senesinde hazırlanmış olan İsrail Ceza Hukuku Kanununda da Mecelle hükümleri kendisini hissettirmektedir. Meselâ: Bugünkü İsrail Ceza Hukukunda yeralan, sanığın suçluluğu isbatlanıncaya
6. Israil'de hukuk, s. 3.
7. Intro. To Isl. Law, 8. 96, not 1.
8. Aynı eser, s. 93; Islamic Law, s. 32.
9. İsrail'de hukuk, s. 5.
10. Aynı eser, a. 6-7.
MECELLE'NİN TATBİKİ, İLĞASI ve BIRAKTIĞI İZLER
YanıtlaSil95
kadar suçsuz gibi gibi kabul edilmesi ve öyle muamele görmesi pren-sibi; Mecelle'nin 8. maddesini teşkil eden: «Berâet-i zimmet asıldır.» kaidesinin ta kendisidir. Aynı şekilde, beyyine külfetinin sanığa de ğil de ithamda bulunan tarafa düşmesi esasının " Mecelle'deki: «Bey-yine müddeî için ve yemin münkir üzerinedir." maddesinden alın-dığına şüphe yoktur". Halbuki bunların kitapta, İngiliz Ceza Hu-kukundan alındığı iddia edilmektedir".
Ayrıca İsrail Aynî Haklar kanunun pek çok hükümlerinin de Mecelle ahkâmını ihtiva ettiğini de aynı resmî kaynaktan öğreni-yoruz".
Mecelle'nin kısmen de olsa hâlen İsrail'de mer'i olmasına kar-şılık; Lübnan 1932, Mısır ve Suriye 1949", Irak ise 1953 senesinde" Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye'yi meriyyetten isim olarak kaldırmışlar, fakat yeniden tedvin ettikleri mevzuatta Mecelle'nin izleri tamamen silinip atılamamıştır".
Hatta 1951'de Ürdün'de Aile Hukuku ve 1953 senesinde Suri-
ye'de Suriye Şahsın Hukuku (Syrian Law Of Personel Status) Os-manlı Aile Hukuku'nun yerini alıncaya kadar yalnız Mecelle değil, diğer bir kısım Osmanlı Hukuk mevzuatı da mer'iyyette idi".
Mecelle, Arnavutluk, Bosna ve Hersek'te de 1928 yılına kadar yürürlükte kalmıştır".
11. Aynı eser, s. 23.
12. Mecelle, m. 76.
13. 1968 senesinde Londra'da bulunduğum müddet zarfında tezímle alakalı ola-rak bazı ilim adamları ile görüşmeler yapmıştım. Bu arada kendisi ile gö-rüştüğüm Londra Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. B. Lewis; İngiliz-ler Filistin (İsrail) i ilhak ettiklerinde Mecelle'nin tatbikatında bir deği-şiklik yapmadıklarını esasen buna lüzum da olmadığını söylemişti. Bu ifa-de ve deliller de bizim fikrimizi teyid etmektedir.
14. İsrail'de Hukuk, s. 23.
15. İsrail'de Hukuk, s. 26.
16. el-Fikh'ul-Islami, I, 11; Intro. To Isl. Law, s. 93; Islamic Surveys II, 152; Islamic Law, 32-33.
17. Intro. To Isl. Law, s. 93.
18. el-Fikh'ul-İslami, I, 13.
19. Aynı eser, I, 110, not 2; Islamic Law, s. 32-33.
20. Intro. To Isl. Law, s. 93.
PEYGAMBERİMİZİN TERİKESİ ve BORÇLARININ ÖDENMESİ
YanıtlaSilPeygamberimiz «Bize mirascı olunmaz. Biz, ne bırakırsak, sadaka-dır!» (1)
«Benim Mirascılarım, bir dinar bile bölüşemezler.
Kadınlarımın nefakasından ve mütevellimin masrafından sonra, ne bırakırsam, sadakadır!» buyurmuştur. (2)
Hz. Aişe'nin ve Sahabilerden bazılarının bildirdiklerine göre: Pey-gamberimiz vefat ettiği zaman, miras olarak ne bir dinar, ne bir dir-hem (3), ne bir davar, ne bir deve (4), ne bir erkek köle, ne bir kadın köle bırakmış (5), ne de (vaslyet edilecek malı bulunmadığı için) bir şey vasiyet etmiştir. (6)
Peygamberimizden kalan, ancak, bindiği beyaz bir katırı ile Allâh yolunda vakf etmiş olduğu bir arazi parçasından (7), bir de, kullandı-ğı silahından ibaretti. (8)
Hatta vefatı sırasında zırh gömleği, bir Yahudîde otuz Sa' arpa karşılığında terhin edilmiş bulunuyordu. (9)
Hz. Ebû Bekir, Halife olunca, Peygamberimizin kime vâdi varsa, alacaklının, gelip alacağını alması için Medine'de nidâ ettirdi ve on-ları, Bahreynden gelen mallardan ödedi.
(1) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 314, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 262, Bu-hari Sahih c. 8, s. 3, Müslim Sahih c. 3, s. 1379, Ebû Davud Sünen c. 3, 5, 139, 145
(2) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 314, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 242, Bu-hari Sahih c. 3, s. 197, c. 8, s. 4, Müslim Sahih c. 3, s. 1382, Ebû Davud -Sünen c. 3, s. 144
(3) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 300, 301, c. 6, s. 135-137, Buhari Sahih c. 5, s. 144, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 900
(4) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Ahmed b. Hanbel İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 900 Müsned c. 6, s. 136-137,
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 316-317, Ahmed b. Hanbel c, 6, s. 137, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 900 Müsned c. 1, s. 300-301,
(6) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Ahmed b. Hanbel Mace Sünen c. 2, s. 900 Müsned c. 6, s. 44, İbn-i
(7) Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 4, s. 279, Buhari - Sahih c. 3, s. 220, c. 5, s. 144 (8) Buhari Sahih c. 4, s. 220, c. 5, s. 144
(9) İbn-i Sa'd. Tabakat c. 2, s. 317, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 300-301, Buharl Sahih c. 3, s. 231
PEYGAMBERİMİZİN TERİKESİ ve BORÇLARININ ÖDENMESİ
YanıtlaSil129
Hz. Ali de, Peygamberimizin vefatından sonra «Resûlullah Aleyhis-selâmın, kime bir vadi veya borcu varsa, bana gelsin!» diyerek nida ettirdi.
Sağ oldukça, her yıl, adam gönderip Kurban kesim günü Mina'da Akabe yanında böylece nidâ ettirmeğe devam etti.
Allahın kullarından gelip haklı haksız her isteyenin, istediğini verdi.
Hz. Ali'den sonra, vefat edinceye kadar Hz. Hasan, Ondan sonra da, şehadetine kadar Hz. Hüseyin, böyle yaptı. (10)
(10) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 318-319
1. T. Medine Devri XI/F: S
اشارات الاعجار
YanıtlaSilسوره بقره (1)
وضحى مقصدك وجه نقطی مشهور ، قاعده در له ، واحد جو غال، تسلسل اور کنید کجه کنید. به برده طور ماز. فقط چوار و کثر اولا نار اتحاد این قوانین، استقرار پیدالید. برنده قالي . داماد گشتم. ديمك محمد عليه الصلاة والسلام خاتم الانبيادر مفهوم مخالفيله التمام ایدر کو اوندی موکره پیغمبر حکمی خاتميتنه خاتم و امضا باصدار.
در رنجي مقصدن وجه انعطاری ) (من قبلك ) وامه سنده افاده ایتدیگی کی، حضرت محمد او ناران خلفيدر. و أولى تماما أو حضرتك لفريدر. بناء عليه، خلفك سلفه عائد وظيفه ي تمامي له اوزرینه آلارم اونك برينه قائم اولمرى، أو حضرتك بتون الظرينه نائب و بتونه اقتامين رسول اولد يغني اقتضا البدر اوت بو قاعده حکمته او يفون فطری به قاعده در زیرا زمانه معاد تدن اول انان عالمنك احتوا ابتديگي احتار، ملتهاي آراسنده مادة ومعناً، استعداداً وتربية بك مختلف وكنين مسافر لر واردى. بونك . بونك ايجوند که، تربيه واحده و دعوت منفرده کافی کامپیوردی وقتا که عالم انسانيت زمان سعادتك شمس سعاد تیله اویاندی. ( و مداوله افطار ایله و عنصه الدينك تركيله و تبدیلیه و قوملوك بربرینه اختلاطلريله) اتحاده میل کوستردی و آرالرنده مناقله و مخابره باشلادی. حتی گره ارحمه به مملکت، بلکه بر ولایت، بلکه بر کوی کی اولدی . ب دعوت و بر نبوت، عموم انساناره في كورولدی.
و تشنجي مقصدك وجه انقظامی ) ( مِنْ قَبْلِكَ ) ده کی (من) ابتدا معنا نی افتاده ایدر ع صم ابتدا ایسه، بر انتهای با قار. انتها، عدم احتياجه دلالت ایدر. اویله ایسه، او حضرت خاتم الانبياد.
و عالم انسانيك باشقه به رسوله احتياجي يوقدر.
مِنْ قَبْلِكَ ] كلمه منك بو به لطائف معكس و مظهر اولمه سنه نظر بلاغتجه دلالت ايدن امواره شو در کر: بوبس ، مقصد، بر پهر کی تو آیتار آلتنده جریان ایتمهای آیند نه آینه انتقال نتیجه سنده ( من قبلك ) موضننده اجتماع التمور. اوت، كام نك سطحنده کورونه بر ترشح، بر پا شاهه، قلم نك التنده موضنك بولوند يفته دلالت وايما ايدر. مع هذا، بو مقصد لوك بیانه آیری آیری ايتار تخصيص ايديال مدر.
عَدَمِ اخْتِيَاج
YanıtlaSilAdem-i ihtiyac: İhtiyacı olmama
عَنْعَنه
An'ane: Adet, gelenek
دَعْوَتِ مُنْفَرِدَه
Da'vet-i münferide: Tek başına da'vet
قطرى
Fitri: Hususi yaratılış icabı
خاتة
Hatem: Mühür
حاتميت
Hatemiyet: Son olma vasfi
ابتدا
İbtida: Başlangıç
اجتماع
ictima : Toplanma
اختلال
İhtilat: Kaynaşıma, karışma
احتوا
İhtiva: İçine alma
انتها İntiha: Son bulma, son
انتقال
İntikal: Geçme
إخمام
İşmam: Koklatma, hisset-tirme
الجان
İttihad: Birleşme
قائ Kaim: Ayakta duran, vücûdda kalan
كثير Kesir: Cok
مَعْكَن
Makes: Yansına yeri
مع هذا
Maahaza: Bununla beraber
مظهر
Mazhar: Üzerinde gösteren
مَفْهُومُ مخالف
Mesham-u muhalif: Sözden anlaşılan ma'nanın zıddı
مخابره
Muhabere: Haberleşme
مُدَاوَلَهُ أَنْكَارُ
Müdavele-i efkâr: Fikir alışverişi
مناقلة
Münakale: Gidiş-geliş, ulaşım
تائب
Naib: Vekil, yerine geçen
سطح
Satıh: Yüzey
شَفْسٍ سَعَادَتْ
Şems-i saadet: Saadet güneşi
تخصيص
Tahsis: Hususi kılma
تربية واحده
Terbiye-i vâhide: Bir tek terbiye
ترخ
Teresuh: Sızma
تكل
Teselsül: Ard arda gelme
Üçüncü maksadın vech-i in'ikası: Meşhur
YanıtlaSilbir kaidedir ki, bir vähid çoğalsa, teselsül eder.
Gittikçe gider. Bir yerde durmaz. Fakat çoklar ve kesir olanlar ittihåd etse, kuvvetlenir. İstikrar peyda eder.
Yerinde kalır. Daha değişmez. Demek Muhammed Aleyhissalâtü Ves selâm Hâtemü'l-Enbiya'dır. Mefhúm-u muhälifiyle işmâm eder ki, ondan sonra peygamber gelmez.
Hâtemiyetine hâtem ve imza basar.
Dördüncü maksadın vech-i in'ikası: من قبلك kelime-
sinin ifade ettiği gibi, Hazret-i Muhammed (a) onların halefidir. Ve onlar, tamamen o hazretin (am) selefleridir. Binåenaleyh, halefin selefe âit vazîfeyi tamamıyla üzerine alarak onun yerine käim olması, o hazretin (m) bütün seleflerine näib ve bütün ümmetlerine resûl olduğunu iktizá eder. Evet, bu kaide, hikmete uygun fitri bir kaidedir. Zirá zaman-ı saadetten evvel insan åleminin ihtivä ettiği ümmetler, milletler arasında maddeten ve ma'nen, isti'dâden ve terbiyeten pek muhtelif ve geniş mesafeler vardı. Bunun içindi ki, terbiye-i vâhide ve da'vet-i münferide kâfi gelmiyordu. Vakta ki âlem-i insaniyet zaman-ı saadetin şems-i saadetiyle uyandı. Ve müdâvele-i efkâr ile ve an'anelerinin terkiyle ve tebdiliyle ve kavimlerin birbirine ihtilâtlarıyla ittihâda meyil gösterdi. Ve aralarında münåkale ve muhabere başladı. Hatta küre-i arz bir memleket, belki bir vilâyet, belki bir köy gibi oldu. Bir da'vet ve bir nübüvvet, umum insanlara kâfi görüldü.
Beşinci maksadın vech-i in'ikâsı:
مِنْ قَبْلِكَ 'deki ) مِنْ ( ibtida ma'nâsını ifade eder. İbtidâ ise, bir intihâya bakar. İntihâ, adem-i ihtiyâca delâlet eder. Öyle ise, o hazret (atm), Hâtemü'l-Enbiya'dır. Ve âlem-i insaniyetin başka bir resûle ihtiyacı yoktur.
من قبلك kelimesinin bu beş letâife ma'kes ve mazhar olmasına nazar-ı belâgatçe delâlet eden emare şudur ki: Bu beş maksad, bir nehir gibi şu âyetlerin altında cereyân etmekle, âyetten âyete intikāl neticesinde من قبلك havuzunda ictimâ etmiştir. Evet, kelimenin sathında görünen bir tereşşuh, bir yaşlık, kelimenin altında havuzun bulunduğuna delâlet ve îmå eder. Maahâzâ, bu maksadların beyanına ayrı ayrı âyetler tahsis edilmiştir.
96
YanıtlaSilCENNET VE CENNETLİKLERİN ÖZELLİKLERİ
Cennetliklerin defi haceti, vücutlarından misk kokusunu andıran ter olarak atılacaktır."
Mu'teb b. Sümmi'nin: "İman edip salih ameller işleyenlere ne mutlu! Varılacak güzel yurt da onlar içindir"" ayetinin tefsiri hakkında şunları söylediği rivayet edilmiştir:
"TÜBA cennette bir ağaçtır. Cennette bu ağacın gölgesinden fayda-lanmayan hiçbir köşk yoktur. Onun çok çeşitli meyveleri vardır. Üzerine melez develer büyüklüğünde kuşlar konar. Cennetliklerden birinin canı kuş yemek istediğinde hemen o kuş tabağına gelir. Onu bir tarafından ye-meye başladığında o tarafı kızarmış olarak yemişse diğer tarafını kebap olarak yer. Sonra tekrar kuş olup uçar, gider."
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyur-muştur:
"Ümmetimden cennete ilk girecek olan grup ayın on dördündeki görüntüsüne benzerler. Onlardan sonra cennete girecek olanlar ise, en parlak yıldızı andırırlar. Daha sonrakiler de derecelerine göredir. Orada büyük abdest ve küçük abdest bozma yoktur. Tükürme ve balgam çıkar-ma da yoktur. Tarakları altın, tütsüleri öd ağacı kokuları ise misktir. On-ların görüntüleri tek tiptir. O da boyu altmış arşın olan ataları Hz. Adem'in şeklidir."
İbn Abbas (ra)'tan rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle bu-yurdu:
"Cennet ehli parlak yüzlüdürler. Saç, kaş ve kirpiklerinden başka tüyleri yoktur. Yani koltuk altları kasıkları tüysüzdür. Boyları Hz. Adem gibi altmış arşındır. Hz. İsa gibi otuz üç yaşındadırlar. Beyaz tenlidirler, üstlerinde yeşil elbiseler vardır."
Cennetliklerden biri sofraya oturduğunda bir kuş gelip şöyle der:
"Ey Allah dostu! Ben selsebil pınarından su içtim ve arşın altındaki cennet bahçelerinde beslendim, ayrıca çok çeşitli meyvelerle gıdalandım, beni yiyebilirsin. Bu kuşun bir yanı pişmiş diğer yanı ise kızarmıştır. Ondan dilediği kadar yer. Allah'ın veli kullarının üstünde her biri farklı renkte olan yetmiş çeşit elbise vardır. Parmaklarında da on farklı yüzük vardır.
Alhmed, 4/367
Ra'd 29
Buhari, 3327; Müslim, 2834
TENBİHÜ'L GÂFİLİN
YanıtlaSil97
Birinci yüzükte şöyle yazılıdır: "Sabrettiğinize karşılık size selam olsun."
İkinci yüzükte şu yazı vardır: "Oraya (cennete) emniyet ve sela-metle girin.""
Üçüncü yüzükte ise şöyle yazılmıştır: "İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur."3
Dördüncü yüzükteki yazı şöyledir: Üzüntü ve kederler sizden kaldı-rılmıştır.
Beşinci yüzükte şu yazı vardır: Size takılar ve süslü elbiseler giy-dirdik.
Altıncı yüzükteki yazı şöyledir: Sizi ceylan gözlü hurilerle evlen-dirdik.
Yedinci yüzükte bulunan yazı şudur:
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ الْأَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْأَعْيُنُ وَأَنْتُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
"Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılr. Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Ve kendilerine 'siz orada ebedi kalacaksınız' denilir."4
Sekizinci yüzükte şu yılıdır: Siz peygamberlere ve sıddiklara arkadaş oldunuz.
Dokuzuncu yüzükteki yazı şöyledir: Siz hiç ihtiyarlamayacak, hep genç kalacaksınız.
Onuncu yüzükte şu yazı bulunur: Siz komşularına zarar vermeyecek olan kimselerin yanına yerleştirildiniz."5
Fakih diyor ki:
Bu güzellikleri elde etmek isteyen kimsenin şu beş şeye devem etmesi gerekir:
1. Bütün günahlardan uzak durması gerekir. Nitekim bu hususta Al-lah (cc) şöyle buyurmuştur: "Rabbinin makamından korkan ve nefsini
Ra'd 24
Hicr 46
Zuhruf 72
Zuhruf 71
Tirmizi, 2458
vesilesi sayılmıştı. Hilfu'l-Fudül, nın dahi övünç kaynağı olmus in (asm) de yer aldığı Hilful Fadol ta hareket o kadar etkiliydi ki, ona üye olmak iftihar sadece üyelerinin değil, nesiller boyu torunları-nustu.
YanıtlaSilTARINTE BUGUN
1918-Beduzzaman
Said Nursi Varşova, Berlin, Viyana üzerinden İstanbul'a geldi.
1953 - Mısır'ın
bağımsızlığına kavuşması.
KURBAN BAYRAMI
3. GÜN
18
SALI
TUESDAY
HAZİRAN
JUNE
AYET
Allah sukreden kullarını
hakkıyla bilir ve
mükafatlarını verir.
Bakara Suresi: 158
BİR HADİS
Önceden gönderilen peygamberlerden biri sadece kendi kavmine gönderilirken ben bütün insanlığa gönderildim.
Buharî, Teyemmüm: 1
Her şey gibi, elbette gençliğin dahi lezzetleri gidecek.
Lem'alar
HİCRİ: 12 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 5 HAZİRAN 1440
HIZIR: 44-GÜN: 170 KALAN: 196 - GÜN. UZ.: 0 DK
AINTE
YanıtlaSil-1550-Suleymaniye Camii'nin temeli atıldı.
1643 - Avustralya'nın keşfi.
1854 - Silistre Müdafaası.
1872 - Namık Kemal, İbret gazetesi'ni yayımladı.
1952 - Fikir İşçileri Kanunu kabul edildi.
1987 - Cemil Meriç'in vefatı.
BIR AYET
HAZİRAN
13
CUMA
17 1446
ZİLHİCCE
RUMI: 31 MAYIS 1441
HIZIR: 39
Her şeyi O yaratmıştır; her şeyi hakkıyla bilen de Odur.
(En'am: 101)
BİR HADİS
Takvalı, şüphenin sınırında durup içine girmeyendir.
(C. Sağîr, No: 3844)
Ey ehl-i imân! Bu müthiş düşmanlarınıza karşı zırhınız, Kur'ân tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem'in (asm) Sünnet-i Seniyyesidir. Ve silahınız, istiâze ve istiğfar ve hıfz-ı İlâhiyeye ilticadır. Lem'alar
İmsak
Öğle
Akşam
Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Güneş
İkindi
62 \ Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilgetirilmesini istemesinin sebebi şahsi menia değildir. Bu noktada dahi ümmetini düşünmek. tedir. Çünkü makamı yükseldikçe ümmetinden daha çok kimseye ve daha çok sayıda günahla rına şefaat edebilecektir. Bu duaları yapan Peygamber Efendimize (asm) salavat getiren kimse bir bakıma kendisi için dua etmiş olmak tadır.
Yine sadece Peygamberimize verilen Kevser Havuzu ise, çok büyük bir havuzdur. Suyu tath berrak ve ferahlatıcıdır. Mü'min kullar bu sudan içecekler, Mahşer meydanının hararetini onunla gidereceklerdir. Kâfirler ve günahkâr kullar ise bu nimetten mahrum kalacaklar, hararet ve ter içerisinde kıvranıp duracaklardır.
***
Enes (ra) rivayet ediyor ki:
Resulullah (asm) bir gün mescitte iken hafif bir uyku kestirmesi yaptı, sonra gülerek başını kaldırdı. Kendisine, "Ey Allah'ın Resulü, niçin gülüyorsunuz?" diye sorulunca, "Bana az önce şu süre nazil oldu" deyip besmele çekti, sonuna kadar Kevser Suresini okudu: "Bismillahirrah-manirrahîm! Ey Muhammed! Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı sanı orta-dan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir"
Ahiret Hayatı / 63
YanıtlaSil(Kevser Suresi: 1-3) Resulullah kıraati tamamla-yinca sordu: "Kevser'in ne olduğunu biliyor mu-sunuz?"
Biz, "Allah ve Resulü bilir" dedik. Resulullah (asm) açıkladı: "Bu bir nehirdir, Rabbim onu bana vaadetmiştir, O nehir üzerinde pek çok ha-yırlar var. Bu bir havuzdur da. Kıyamet Günü ümmetim onun başında (su içmek üzere) topla-nacak. Bu havuzdaki maşrapalar gökteki yıldız-lar kadar çoktur. Derken içlerinden bir kul çıka-rılıp atılacak. Ben müdahale edip, 'Ey Rabbim (onu niye atıyorsun) o benim ümmetimdendir?' diyeceğim. Ancak Cenab-ı Hak, 'Bunlar senden sonra ne bid'atler işlediler senin haberin yok.' di-yecek."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 884.
***
Güzel ve kötü ahlâk sahipleri
Cabir (ra) rivayet ediyor:
"Bana en sevgili olanınız, Kıyamet Günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ah-lakça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, Kıyamet Günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğaz-lar ve yüksekten atanlardır."
Aylık Mecmua
YanıtlaSilALTINOLUK
2017 Says: 377 Şevval 1438 12.00 TL
Ebediyet Yolculuğunda
YOL AZIĞINI UNUTMA
Tek Derdimiz Kul Olmaktır.
YanıtlaSilOsman Taş
Tek derdimiz kul olmaktır Allah'a, Bütün mevki-makam, mal sizin olsun.
Dünya'ya sarılan ermez felaha,
Mahşerde od olan pul sizin olsun.
Ne çok güvenirsin bu gün varına, Çıkacağın garanti mi yarına! Eğer yanmamışsa aşkın narına, Gönül sizin olsun, kül sizin olsun.
Basireti olmayan görmez yakını, Vefası olmayan bilmez kökünü! Her fırsatta yetimlerin hakkını, Yemekten korkmayan kul sizin olsun.
Kirli servet ile sürenler sefa, Hakkın divanında çekerler cefa! Garibin derdine olmazsa şifa, Arı sizin olsun, bal sizin olsun.
Bağbana kızarak gülzarı yakan, Cananı incitip hatırın yıkan! Bülbülü ağlatıp dikene bakan, Edepsiz- hayasız gül sizin olsun.
Sevdaya düşmeyen, olurmuş çorak, Yanlış menzillere çekermiş kürek, Maksadı maksuda kalırmış ırak, Hakka götürmeyen yol sizin olsun.
Osman'ım da, ser veririm yoluna, Kadir Mevla'm, yardım eyle kuluna. Bizi erdirmezse dost menziline, Leyla sizin olsun, çöl sizin olsun...
yonist
YanıtlaSil1027
habul etmeleri ve simf farklılıklarıma, kast re mine karşı çıkmaları ve insanların eşitliğini abul etmeleri sebebiyle de Brahmanizm ve Audiom'in bir mezhebi de olamaz. Buna göre Sih dini demek daha doğru olur. (bkz. Na nak)
honist سونیست Siyonizm akımı taraftarı ance Filistin'de bağımsız bir İsrail (Yahudi) Avleti kurulmasını, sonra yeryüzünde Yahu ideallerinin gerçekleşmesini savunan
syonizm پیونیزم Kudüs'teki Siyon dağının
amdan dolayı "Siyonculuk mananasında, retilmiş bir terim, siyasi ve dini bir düşünce akami. Siyonizmin amacı, önce Filistin'de ba-siz bir İsrail (Yahudi) devletini kurmak, na Yahudiliğin ideallerini adım adım ger ekleştirmektır. Siyonist düşüncenin önderi Theodor Herzl, Siyonizm'i sistemli bir şek ie soktu. "Yahudi Devleti" adlı eserini yazdı (1895). Dünya Yahudi temsilcilerinin katıl-1. Siyonist Kongresi'ni topladı (1897). Bundan sonra kongre toplantıları tekrarlan-à ve Yahudi Devleti'nin gerçekleşmesi için hazırlanan planlar uygulanmaya başladı. Syonizm'in en büyük destekçileri masonlar nmuştur. (bkz. masonluk) Masonluğu kulla-nan Siyonizm, başta İngiltere ve Amerika'nın re diğer Avrupa devletlerinin desteğini ka-sanmaya çalıştı. Eskiden beri Avrupa'da halk, Fahudilere karşı idi. Geçen yüzyılda ekono-mi basın-yayın ve politik alanda güçlenen Yahudiliğe karşı Batı'lı siyaset adamlarının Syonizmi desteklemesinin iki önemli nedeni vardı: Birincisi, Orta Doğu'da İslâm dünya-ve bölgenin doğal kaynaklarını denetim altına alabilmek için İsrail'i üs olarak kullan-mak, ikincisi, İsrail devletinin kurulmasıyla Avrupa'da istenmeyen Yahudi nüfusun gö-ime yol açmak. Siyonistlerin göçü, 19. yy. da belirgin bir hal almaya başladı. Yirminci zyılın başında bir Siyonist heyet, Sultan II. Abdülhamid'in huzuruna çıkarak, Osmanlı Devleti'nin tüm iç ve dış borçlarını ödeme karlığı, Filistin'den toprak istemiştir. Ab-hamid Han, Siyonistlerin bu isteklerini besin bir dille red etmiştir. Bundan sonra Si-mistler, mason localarını kullanarak Abdül-hamid'in tahttan indirilmesinde önemli rol mışlardır. Sultan Abdülhamid'den böylece hem intikan almış, hem de, Filistin toprak-Marina sahip olmalarına en büyük bir engeli urtadan kaldırmış oluyorlardı. Siyonistler,
I. Dünya Savaşı'nda İngilizler'in yanında yer aldılar. Filistin cephesinde İngilizler lehinde casusluk hizmetini de yürüttüler. (bkz. "Fi-listin Cephesi'nde Yahudi Casusları"-Cevat Rıfat Atılhan). Osmanlı Devleti parçalandık-tan sonra Siyonistler, Filistin'de Yahudi Dev-leti'nin kurulması yolundaki çalışmalarını hızlandırdılar. Birleşmiş Milletler'in ilk şekli olan Milletler Cemiyeti, Filistin'de Yahudi Devleti'nin kurulmasına zemin hazırlamak üzere, Filistin'in İngiltere mandasına (hima-yesine) verilmesine karar verdi (1922). Hit-ler'in Almanya'da iktidara gelmesinden sonra Yahudilerle ilgili izlediği ırkçılık ve temizleme politikası, Yahudiler'in Almanya'dan ve diğer Avrupa ülkelerinden Filistin'e göçünü hızlan-dırdı. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler, Filistin'de bir Yahudi Devleti ku-rulmasına karar verdi (1947). Kurulan İsrail devleti İngiltere ve bilhassa Amerika Birleşik Devletlerin'den siyasî büyük destek gördü. Bu destek hålen devam etmektedir. Amerika en büyük ekonomik ve siyasî desteği İsrail'e vermektedir. İsrail'in, Araplarla ve Filistin Müslüman halkı ile devam eden çatışmaları süresince uyguladığı katliamlar, insan hak-ları ihlalleri, yayılma ve işgal hareketleri se-bebiyle Birleşmiş Milletler'de İsrail aleyhinde alınan bütün kararları A. B. D. sürekli veto etmektedir. Son zamanlarda İsrail'in Filistin halkına karşı uyguladığı katlian ve yıkımlar, tam bir insanlık faciası şeklini almıştır. Si-yonizm'in en büyük hedeflerinden biri, Tev-rat'ta geçen "Vaad Edilen Topraklar""da yani, Nil nehrinden Fırat nehrine kadar uzanan topraklarda Büyük İsrail Devletini kurmak-tır. Bunun gerçekleşmesi imkânına iki engel, Suriye ve Irak devletleridir. İsrail, A. B. D. 'yi de harekete geçirip bu iki engeli bir şekilde ortadan kaldırmanın peşindedir. Amerika da, bu vesile ile, Orta Doğu'nun petrol kay-naklarını ele geçirmiş ve Orta Doğu İslâm ül-kelerini denetim altına almış olacaktır. Yirmi birinci yüzyılın başında, 2003 yılının ilk ay-ları, Irak'ın Amerika ve İngiltere tarafından işgali hazırlıklarının bütün hızıyla devam ettiği aylar olmuştur. Kısaca, başta Amerika ve İngilere, Siyonist ideallerinin gerçekleşme-sinde en büyük desteği vermektedir. Çünkü bu iki devletin Orta Doğu'daki menfaatleri ve emelleri ile Siyonizm idealleri birbiriyle uyuş-
YanıtlaSilmaktadır
skolastik
1 : سفولاستيك.)skola, yani, okul sö-
98
YanıtlaSilCENNET VE CENNETLİKLERİN ÖZELLİKLERİ
kötü arzulardan uzaklaştıran için şüphesiz cennet yegâne bary naktır."
-2. Dünyada aza kanaat etmelidir. Nitekim bir hadiste bu durum şöy le ifade edilmiştir: "Cenneti kazanmanın yolu dünya nimetlerinden uzak durmaktan geçer."
3. Allah'a ibadet etme konusunda aşırı istekli olmalı, yaptığı her iba. detin günahlarının bağışlanmasına leceğini ümit etmelidir. ve cenneti kazanmasına sebep olabi
Nitekim Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
"İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur. 2
Bir başka ayet ise şöyledir:
أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
"Onlar cennet ehlidir. Yaptıklarına karşılık olarak orada ebedi kalacaklardır."3 Şüphe yok ki, cennetlikler elde ettikleri bu nimetleri ibadetlere düşkün olmaları sebebiyle kazanmışlardır.
4. Allah'ın salih kullarını sevmeli ve onlarla oturup kalkmalı, onlara yakın olmaya çalışmalıdır. Çünkü bu değerli kişilerin hem arkadaşlarına hem de din kardeşlerine şefaat etme imkânı olacaktır. Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"Kardeşlerinizi çoğaltın. Zira kıyamet günü her kesin kardeşine şefa-at etme hakkı olacaktır."4
5. Çokça dua etmelidir. Allah'tan kendisine cenneti nasip etmesini istemeli ve son nefesini Müslüman olarak verebilmek için ona yakar-malıdır.
Hukema'dan biri şöyle demiştir:
Sevap kazanma imkânı varken dünyaya meyletmek cahilliktir. Ahi-rette sevap kazandıracağını bile bile amel etme gayreti içinde olmamak acizliktir.
Naziat 40-41
Zuhruf 72
Ahkaf 14
Bu hadis mevzudur. Bk. Tenzihüşşeria, 2/314
TENBIHÜL GAFİLİN
YanıtlaSil99
Cennetteki rahatlığı, sadece dünyada iken rahatını terk edenler ya-kalayabilir. Oranın zenginliğini de ancak dünyanın zenginliğinden vaz-geçip az ile yetinmeyi bilenler elde edebilirler.
Şöyle bir olay anlatılır:
Allah'ın zahit kullarından biri sadece sebze ile hayatını devam ettiriyor, ekmek ve tuz kullanmıyordu.
Biri ona sordu:
Niçin sadece sebze yiyorsun da ekmek v.b katık yemiyorsun?
Şu cevabı verdi:
Ben dünyayı cennete hazırlık için kullanıyorum, sen ise, çöplüğe hazırlık için kullanıyorsun. Demek istiyor ki; temiz gıdaları yiyip sonra onları pisliğe dönüştürüyorsun. Ben ise ibadet edebilme gücünü elde ede-yim diye yiyorum. Böylece cenneti kazanmayı umuyorum.
İbrahim b. Edhem hakkında şu olay anlatılmıştır:
Bir keresinde o hamama girmek istemiş, hamamın sahibi ona engel olmuş ve buraya ücretsiz giremezsin demişti.
Bunun üzerine Ibrahim b. Edhem ağlamaya başlayıp şöyle demiş:
"Allah'ım! Şeytanların evine bile ücret ödemeden giremediğime göre Peygamberlerin ve sıddikların evine (cennete) bedel ödemeden nasıl gire-bilirim".
Bazı Peygamberlere şöyle vahyedildiği rivayet edilmiştir:
"Ey Ademoğlu cehennemi pahalıya satın alıyorsun da ucuz olan cen-neti almıyorsun."
Bunun açıklaması şöyledir:
Günahkâr bir kişi kendisi gibi günahkarlara ziyafet verir ve bu uğur-da servetini harcar yine de bu yaptığı kendisine az görünür. İşte bu kimse harcadığı çok miktardaki para ile cehennemi satın almış olur. Yine bu kişi Allah rızası için fakirleri doyurmak üzere birkaç lira harcasa bu paragözü-ne çok gözükür. Halbuki bu az para onu cennete götürecek bir harca-madır.
Ebu Hazim'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Şayet cennete girmek için bir kimsenin dünyada sevdiği şeylerin ta-mamını terk etmesi gerekseydi, cennete girmenin yanında bu basit kalırdı. Cehennemden kurtulmak için de dünyada hoşlanmadığı şeylerin tama
سوره بقره (1)
YanıtlaSilاشارات الاعمار
وَ الْآخِرَةِ هُمْ يُوفُونَ ) بوليت شده انار در هشون اثباتی هنده فیه قرآن ده فهم ایگر و باشتر بر - الرده تفصيلاته ذکر ایندیگم [ اون برهانك ] خلاصه منه بوراده اشارت ایده جاگز
شویله که:
قصد و اراده در طوغایه به نظام الحمل واردر و خلقت و یا رادیل شده نام به حکمت حکم فر مار عالمده عبث يوم. فطر نده اسراف يوم. بو شاهداری ترکیه اید نه استقرای تا مدر که هر فن موضوعی بولوند يفي نوعك نظامنه بر شاهد عاد لدر. وكذا، يوم و . يوم و سنه و ساده کی هر نوعده نوعی بر قیامت مکرره واردر و كذا، بشردہ کی استعداد، قیامته بر رمزد. و كذا، بشرن غیر متناهی میل و امالهادی، قیامتی ایستی. و كذا، صانع حكمك رحمت خزينه سندن محل صرفی، آنچه قیامت و مرور. وكذا، صدمه واما نتكلم معروف رسول اكرم عليه الصلاة والسلام صراحتاً اعلام ايدييور. وكذا، قرآن معجز البيان ( وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطوَارًا) (وَمَا رَبُّكَ بِظَلام العبيد) ايتام يله و بواتي ارك امثالي له حشرك وقوعی قطعیت له اثبات ایدیور. ایشته نام اونه بالغ اولان شاهد لي، سعادت ابديه نك آنا ختاری اولوب، او جنتك قابولرینی آچار لی.
( برنجی برهان) اون كائنات، سعادت ابديه لي انتاج ایتمه سر، عقلارى حيرتده براقان الأنانده كورونه البارز ، انا مكمل تو نظام الداتيجي، ضعيف بر صورتدن عبارت قالير. وبتون معنويات و علاقه لى، رابطه الرو نسبتاء هي هدا اولور . او بله آیه او نظامه نظام او له می انجه و انجه سعادت ابديه في انتاج انتظام اولور یعنی او نظامرہ کی معنویات و نکتہ کی آنجہ عالم آخرنده سب المنه جكور . يوقسه بتون معنويات سونى، رابطه لركسيهاي نسبتهار طارم طاغينيق اولور. نظام ده تر اتقوا اولور . حالبوكر او نظامده بولونان قوت، بتون قوتهم او نظامت بر هوا ایدیا میر جاگنی
اعلان الديور.
اینچی برهان) هر بر نوعده، هر بر فرده حکمتاره، مصر اختاره رعایت ایدن و عنایت از لیدن تمثالى اولان حكمت نامه، سعادت ابديه نك وكلمني تبشیر ایر بود. چون که عکس حالده، به اهتانه اقرار و تصدیقه ای دیگری شود امتداری و شوخانه ای اظهارات من لازم امیر چونه او فائده لری او حكم تارك، أو مصالحت امرك هر بريسم، ضدینه انقلاب ایدرلر بو حال اینه سقطه در.
عبث
YanıtlaSilAbes: Faydasız
بالغ
Balig: Erisen
بارز
Bariz: Belli açık
بداهت
Bedahet: Apaçık olma
برهوا
Ber-heva: Havaya uçmuş, kaybolmus
آمانت
Emanet: Güvenme, güven
خَيْضِ قرآن
Feyzi Kur'an: Kur'an'ın ma'nevi zevk ve bereketi
فطْرَتْ
Fitrat: Kişiye has yaratılış
غَيْرِ متناهي
Gayr-i mütenâhî: Nihayet-
siz
خلاصه
Hulasa: Oz, özet
حكم قوما
Hüküm fermå: Hüküm süren
افراز
İkrar: Dil ile söyleme
عِنَايَتِ أَزَليهِ
İnayet-i ezeliye: Başlangıcı olmayan Allah'ın yardını
إنتاج
İntac: Netice verme
اَسْتِقْرَاي تام
İstikra-yı tâm: Çok sayıda numunelerden yola çıkarak genelleme yapma
معروف
Ma'ruf: Taniman
محل صرف
Mahalli sarf: Harcama yeri
مصارف
Maslahat: Fayda
نِظَامِ أَكْمَلْ
Nizam-ekmel: En mükem-mel düzen
رابطه
Rabita: Bağ
رمز
Remiz: İnce işaret
صراحتاً
Sarahaten: Açıkça
تفصيلات
Tafsilat: Açıklamalar
تنشير
Tebsir: Müjdeleme
تركيه
Tezkiye: Temizleme
وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ Bu ayet, haşre işarettir. Haşrin isbatı hakkında feyz-i Kur'ândan fehmettiğim ve başka bir risålede tafsilatıyla zikrettiğim "On Burhân"in hulasasına burada işaret edeceğiz.
YanıtlaSilŞöyle ki:
Kasıd ve irådeden doğan bir nizam-ı ekmel vardır. Ve hilkat ve yaratılışta tam bir hikmet hüküm-fermådır. Ålemde abes yok. Fitratta israf yok. Bu şâhidleri tezkiye eden istikrâ-yı tâmdır ki, her fen, mevzuu bulunduğu nev'in nizamına bir şâhid-i ádildir. Ve keză, yevm ve sene vesaire gibi her nev'de, nev'i bir kıyamet-i mükerrere vardır. Ve kezå, beşerdeki isti dåd, kıyamete bir remizdir. Ve kezå, beşerin gayr-i mütenâhî meyil ve emelleri, kıyameti ister. Ve kezå, Sani'-i Hakim'in rahmet hazinesinin mahall-i sarfı, ancak kıyâmet ve haşirdir. Ve kezå, sıdk ve emânetle ma'rûf Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm sarâhaten i'lân ediyor. Ve kezȧ, Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyân. وقد تلقكة المواراً
ayetleriyle ve bu ayetlerin وَمَا رَبُّكَ بظلام للعبيد
emsâliyle haşrin vukūunu kat'iyetle isbat ediyor. İşte tam ona bâliğ olan şâhidler, saadet-i ebediyenin anahtarı olup, o cennetin kapılarını açarlar.
Birinci Burhân: Evet, kâinât, saadet-i ebediyeyi intâc etmese, akılları hayrette bırakan käinâtta görünen en båriz, en mükemmel şu nizâm, aldatıcı, zayıf bir suretten ibåret kalır. Ve bütün ma'neviyât ve alâkalar, râbıtalar ve nisbetler hep hebå olur. Öyle ise o nizâmın nizâm olması, ancak ve ancak saadet-i ebediyeyi intâc etmekle olur. Yani o nizâmdaki ma'neviyat ve nükteler, ancak âlem-i âhirette sünbüllenecektir. Yoksa bütün ma'neviyât söner, råbıtalar kesilir. Nisbetler darmadağınık olur.
Nizâm da berhevâ olur. Halbuki o nizâmda bulunan kuvvet, bütün kuvvetiyle o nizâmın berhevâ edilmeyeceğini i'lån ediyor.
İkinci Burhân: Her bir nev'de, her bir ferdde hik-metlere, maslahatlara riâyet eden ve inâyet-i ezeliyenin timsâli olan hikmet-i tâmme, saadet-i ebediyenin gelmesini tebşîr ediyor. Çünki aksi halde, bedâhetle ikrår ve tasdik ettiğimiz şu hikmetleri ve şu fâideleri inkâr etmemiz lâzım gelir. Çünki o fâidelerin, o hikmetlerin, o maslahatların her birisi, zıddına inkılâb ederler. Bu hâl ise safsatadır.
PEYGAMBERİMİZİN HUDEYBİYE UMRESİLE VEDÅ HACCINDA KESTİRDİĞİ SAÇLARININ BÖLÜŞÜLMESİ
YanıtlaSilPeygamberimiz, hicretin altıncı yılında Hudeybiye Umresinde ba-şının saçını, Hıraş b. Ümeyye b. Fadl'ul'Huzâî'ye kazıttı. (1)
Hıraş, Peygamberimizin başının kazımış olduğu saçlarını, yanı başlarındaki yeşil Semüre ağacının üzerine attı.
Ümmü Umâre'nin bildirdiğine göre halk, ağacın başından o saç ları alıp bölüştüler.
Ümmü Umâre de, halkın aralarına sokulup onlardan bir demet te, kendisi almış, vefâtına kadar yanında bulunmuş ve hastalar, şifa için, suyu ile yıkanmıştır. (2)
Eshab'dan Mâmer b. Abdullah der ki «Resûlullâh Aleyhisselâm (Vedâ Haccında) Mina'da Kurbanı kestiği zaman, kendisini tıraş et-
memi, bana emir buyurdu. (3) Ustura bıçağını alıp başucuna dikildim.
Yüzüme baktı ve bana (Ey Mâmer! Resûlullâh Aleyhisselâm, ku-lağının yumuşağından itibaren başını, elinde usturan olduğu halde, sana teslim etti!) buyurdu.
(Vallâhi, yâ Resûlallah! Hiç şüphesiz, bu vazife, bana Allâh tara-fından ihsan buyrulan bir nîmettir!) dedim.
Resûlullah Aleyhisselâm (Evet! Öyledir!) buyurdu.
Sonra, Resûlullâhın başını tıraş etim.» (4)
Müslümanlar, Peygamberimizin kesilen saçından almak için ha-zırlanmışlardı. (5)
Peygamberimiz, sağ tarafına, elile işaret ederek «Şurayı, all» bu-yurdu. (6)
Berber, Peygamberimizin başının sağ tarafının saçını kesti. (7)
(1) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 3, s. 333, Vâkıdî Megazi c. 2, s. 616, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 98, İbn-i Haldun Tarih c. 2, ks. 2, s. 35
(2) Vakıdi Megazi c. 2, s. 615
3) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 400, Heysemf ( Mecmauzzevaid c. 3, s. 261
(4) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 400, Heysemî Mecmauzzevaid c. 3, s. 261, İbn-i Kayyım Zadülmaad c. 1, s. 279, İbn-i Hacer El'isâbe c. 3, s. 449
(5) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1108
(6) Müslim Sahih c. 2, s. 947
(7) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1108, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 111, Müslim Sahih c. 2, s. 947
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HAC. SAÇLARININ BÖLÜŞÜLMESİ
YanıtlaSilPeygamberimiz, Ebû Talhat'ül'Ensâri'yi çağırdı (8)
Kesilen saçları, ona verdi. (9)
Sonra, berbere sol tarafını uzattı. «Tıraş etlə buyurdu.
Berber, orayı da, tıraş edince, Peygamberimiz, Ebû Talha'ya, sol tarafının saçını da, verip «Halk arasında bölüştür!» buyurdu. (10)
Peygamberimiz, başını tıraş ettirdiği zaman, saçından ilk alan, Ebû Talha oldu. (11)
Sahabiler, Peygamberimizin kesilen saçını yere düşürmemek için, çevresini sarmışlar (12), saçının bir tek telini bile, ellerinin İçinden yere düşürmemişlerdi. (13)
Peygamberimizin alnının saçı tıraş edildiği zaman, Halid b. Velid «Yå Resûlallah! Alnının saçını bana ver!
Hiç kimseyi, bu hususta bana tercih etmel Anam, babam, Sana fedâ olsun!» diyerek yalvardı,
Saçlar, kendisine verilince, Halid b. Velid, onu, gözlerine sürdü ve Kalensüvesinin (Külahının) ön kısmına yerleştirdi.
Hz. Ebû Bekir «Halid b. Velid'in Uhud'de, Hendek'te, Hudeybiye'-de ve karşılaştığımız her savaş yerinde bize yaptıklarını gözümün önü-ne getirdim, bir de, Kurban günü Resûlullah Aleyhisselâmın başını tı-raş ettirirken Ona (Yâ Resûlallah! Alın saçını bana ver! Bu hususta hiç kimseyi bana tercih etme babam, anam Sana fedâ olsun!) diye-rek yalvarışına ve Resûlullah Aleyhisselâmın alın saçını alınca, on-ları gözlerine sürüşüne baktım da hayrette kaldım. demiştir.
Hâlid b. Velid'in karşılaşıp ta, bu mübarek saç sâyesinde yenilgi-ye uğratmadığı düşman topluluğu yoktu. (14)
Nitekim, Hâlid b. Velid «Ben, onu hangi tarafa yönelttimse, ora-
sı, feth olundu!» demiştir. (15)
Hâlid b. Velid'in, Yemâme savaşında başından düşen kalensüvesi-nin üzerine son derecede düşmesini ve bu uğurda tehlikeyi göze al-masını hoş görmeyen Eshaba «Ben, bunu, kalensüvenin kıymetinden dolayı yapmayorum.
Fakat, onun içinde Peygamber Aleyhisselâmın saçı bulunduğu İçin, müşriklerin ellerine düşmesini istemiyorum! demiştir. (16)
(8) Müslim Sahih c. 2, s. 948
(9) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1108, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 111, Müslim-Sahih c. 2, п. 948
10) Müslim Sahih e. 2, s. 948, Bağavi Mesabihussünne c. 1, s. 130 (
(11) Buharl Sahih c. 1, s. 51
(12) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 181
(13) Ahmed b. Hanbel'den naklen Ebülfida Sire c. 4, s. 378
(14) Vakıdi Megazi c. 3, a. 1109
(15) İbn-i Eair Üsdülgabe c. 2, s. 111
( 16) Bedrüddinül'ayni Umdetülkarl c. 3, s. 37
131
2. MECELLE TA'DİL ÇALIŞMALARI
YanıtlaSilMecelle-i Ahkâm-1 Adliyye Medenî Hukukun şumulüne giren; Şahsın Hukuku, Aile Hukuku, Miras, Ayni Haklar ve Borçlar Hu-kuku'ndan yalnız son ikisini ihtiva ediyordu. Eksik kalan kısımlar ise, daha önce Mecelle Esbab-1 Mucibe Mazbatasında geçtiği üzere davalara bakan hakimler tarafından fıkıh kitaplarına müracaat sû-retiyle ikmal edilecekti.
Zamanla tatbikatta zorluklar ortaya çıktı ve Meclis-i Meb'usan yeni bir Mecelle Cemiyeti teşkili ile eksik kalan kısımların tamam-lanmasına ve ta'dili icab eden maddelerin değiştirilmesine karar ver-di. Böyle bir çalışma; Medenî Kanun çalışması demekti. Bu mevzuda o gün başlıca şu üç fikir üzerinde duruluyordu: 1. Diğer mezhep-lerin görüşlerinden itsifade etmek suretiyle Mecelle tevsi edilmeli. 2. Gerek şark ve gerekse garb hukukundan memleketimizin şartla-rına ve bünyesine uygun iktibaslar yapılmak suretiyle bir Medenî Kanun vücuda getirmeli. 3. Bu mukayeseli iktibası yapabilecek mü-tehassis elemanlarımız yoktur. Bu sebeple münasip bir Garp Medenî Kanununu terceme etmek suretiyle olduğu gibi almalıdır".
Bu üç fikirden birincisi ile ikinci benimsenerek bu işi tahakkuk ettirmek üzere muhtelif tarihlerde çeşitli komisyonlar teşkil edildi. Teşkil sırasına göre bu komisyonlar şunlardır:
a) KANUN-U MEDENİ ve HUKUK-U AİLE KOMİSYONU
Komisyonu teşkil eden zevat:
Reis: Mehmed Necmeddin Bey (Kastamonu Meb'usu ve sabık Adliye Nazırı)
Aza: Ebu'l-ûlâ Bey (Sabık Meşîhat-ı ulyâ Müsteşarı)
>: Sadeddin Bey (Şuray-1 Devlet Tanzimat Dairesi Reisi)
>: Seyyid Bey (İzmir Meb'usu)
>: Seyyid Haşim Bey (Burdur Meb'usu)
>: Ali Bey (I'lamat-ı Şer'iyye Müdiri)
21. Medeni Hukuk, s. 58-59.
MECELLE TA'DİL ÇALIŞMALARI
YanıtlaSil97
D: Abdurrahman Münib Bey (Beyoğlu Sulh Hâkimi)
Mustafa Şeref Bey (Ziraat ve Ticaret Nezareti Müste-şarı)
Mustafa Fevzi Efendi (Saruhan Meb'usu)
>:
Muammer Raşid Bey (Şarki Karahisar Meb'usu)
Yusuf Ziya Bey (Ticaret-i Bahriyye Mahkemesi Reisi) Müşavir aza: Dr. (İsim yok) (Hukuk Fakültesi Muallimi)
Katib: (İsim yok) Efendi (Umûr-u Hukûkiyye Müdür Muâvini)
: Mişon Efendi (Hukuk Fakültesi Muallimi) "
Komisyon ilk toplantısını 9 Mayıs 1332 (9 Mayıs 1916) de Ad-liye Nezaretinde yaptı. Adliye Nazır vekili Halil Bey bu toplantıda yaptığı konuşmada; Mecelle'deki eksiklere dikkati çekti.
Komisyon çalışmalarında takib edilecek esaslar şöylece tesbit edildi: 1. Maksadın temini için ahkâm-ı fıkhıyyeden olduğu gibi, ya-bancı milletlerin hukukundan da istifade edilecek. 2. Kanun madde-lerinin lisanı sade, ifadeleri açık olacak. 3. Müzakereler esnasında ihtilaf olursa ekseriyetin reyi kabul edilecek. Eşitlik varsa reisin il-tizam ettiği rey kabul edilecek. 4. Hakk-ı huzûr olarak her toplantı için reise 200, azalara 150 kuruş verilecek".
Komisyon 30 Temmuz 1332 (20 Temmuz 1916) de reis Necmed-din Bey'in başkanlığında Adliye Nezareti binasında yaptığı toplan-tıda; hazırlanacak kanun layihalarının istinad edeceği esasları mü-zakere etti. Bu esasların tesbit ve hazırlanması için; Seyyid Bey'in riyaseti altında, Ebu'l-ûlâ, Seyyid Haşim, Abdurrahman Münib ve Muammer Raşîd beylerden müteşekkil bir tali komisyon kuruldu".
Bu komisyonun çalışmalarına muvazi olarak, diğer komisyon âile hukuku üzerinde çalışıyordu. Buna dair fıkıh esaslarından mül-hem bir proje hazırlandı ve Hukuk-u Aile Kararnamesi ismiyle 25 Ekim 1917'de meriyyete kondu. Erkeğin mutlak boşanma hakkına ve çok evliliğe bazı kayıtlar koyan, müslümanların haricinde hristi-yan ve yahudilerin de evlenme hukukunu tanzime çalışan bu karar-name 19 Haziran 1919'da mütarekeden sonra İstanbul Hükümeti tarafından meriyetten kaldırıldı ".
b) MECELLE TADİL KOMİSYONU
Bu komisyon Kitab'ul-Buyu'dan başlayarak Mecelle'de yer alan mevzulara aid eksikleri, aid oldukları bab ve fasıllara, tekmile tar-
22. Ceride-i Adliyye, sa. 149, s. 65
23. Aynı eser, s. 67-68.
24. Aynı eser, sa. 150, s. 128.
25. Türk Medeni Huk., s. 69.
О. Н. Т. Мecelle F: 7
608
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
HABIB b. HIRAŞ: EL-ANSARI.. Sahabe.. Ibn-i Hacer'e göre: Bu Hadis-i Şerifi bizzat Peygamber S.A. efendimizden dinlemiştir.. Allah ondan razı olsun..
۱۲۷۷ الْمَعْرُوفُ بَابٌ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ ، وَهُوَ يَدْفَعُ مَصَارِعَ السُّوء .
( رواه أبو الشيخ عن ابن عمر )
1277) «İyilik, cennet kapılarından bir kapıdır. İnsanı kötüye uğramalardan korur..>>>
*
O halde daima dinimizin emrettiği iyi şeyleri yapalım..
**
Ravi: 1BN-1 ÖMER'den r.a. naklen EBÜŞŞEYH.. Menkıbeleri, 7. ve 59. Hadis-i Şerifte..
۱۲۷۸ الْمُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ ، لا يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةٍ أَخِيهِ كَانَ الله في حَاجَتِهِ ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسلم كُرْبَةٌ ، فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةٌ مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللهُ يَوْمَ القِيَامَةِ .
( متفق عليه )
1278) «Müslüman, müslümanın kardeşidir. Zulüm edemez ve -za-lime bırakamaz..
Her kim, kardeşinin işinde olursa; Allah da onun işinde olur.. Her kim, müslümandan bir sıkıntıyı defederse; Aliah-ü Taâlâ kıyamet gününün sıkıntılarından birini ondan alır..
Her kim, müslüman kardeşinin -aybını kapatırsa; Allah-ü Taâlâ da kıyamet günü onun -aybmı kapatır..>>>
**
Kıyamet günü her halimiz açık olacak.. Bir yandan da güneş inecek; beyinleri kaynatacak..
** *
Bu hallerden kurtulmak için, müslüman kardeşlerimizin işlerine ko-şalım.
İmamlar bu Hadis-i Şerifin sıhhatında müttefiktir.
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil609
۱۲۷۹ المَاءِ طَهُورٌ ، إلا إن تغير ربحه ، أَوْ طَعْمُهُ ، أَوْ لَوْنُهُ ، بنجاسة تحدث فيه
( رواه البيهقي )
1279) «Su temizdir. Onu kirletecek bir pislik içine düşer de kokusu, tadı ve rengi değişirse müstesna..>
*
**
Herhangi bir suyun temiz olup olmadığı bu üç yoldan anlaşılır.. Ay-rica tahlil ettirmek de faydalıdır.
Ravi: BEYHEKI.. Menkıbesi, 12. Hadis-i şerifte..
حرف النون
)ن(
NUN - HARFİ İLE BAŞLAYAN HADİS-İ ŞERİFLER
۱۲۸۰ نَضْرَ اللهُ أَمْرَها ، سَمِعَ مِنَّا شَيْئًا فَبَلَغَهُ كَمَا سَمِعَهُ ، فَرُبِّ مُبَاغِ أَوْعَى مِنْ ) رواه أحمد عن ابن مسعود )
سامع .
1280) «Allah-ü Taâlâ; bizden duyduğu şeyi, duyduğu gibi anlatanın nurunu artırsın..
Anlatanların pek çoğu dinleyenden daha doludur..>>>
Peygamber S.A. efendimiz; burada Hadis-i Şerif ravilerine dua et-mektedir. Biz de dua edelim.. Onlar olmasaydı; bugün halimiz nice olur-du..
** *
Ravi: İBN-İ MESUD'dan r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkıbele-ri, 1. ve 47. Hadis-i şerifte..
۱۲۸۱ نَظَرُ الرَّجُلِ إِلى أَخِيهِ عَلَى شَوْقٍ خَيْرٌ مِنَ اعْتِكَافِهِ سَنَةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا. ( رواه الحكيم عن ابن عمرو )
1281) «Bir kimsenin müslüman kardeşine şevk üzere nazar etmes bu mescidimde bir yıl itikâftan hayırlıdır..>>>
Hadis-i Şerifler, F:
cevher-i ferd
YanıtlaSil138
Cevzi
değerinde cevher (kıymetli taş, mücevher), )insan hakkında mec.) dünyada en değerli ve en üstün varlık olan insan ve insandaki ye
tenekler cevher-i ferd جوهر فرد : temel madde, zerre,
atom cevher-l ferid جوهر فريد : eşi ve benzeri olma yan cevher, (insan hakkında mec.) dünyada en üstün ve güzel yaradılışlı olan varlık cevher-i hayat جوهر حیات : hayat cevheri, (mec.)
hayatın temeli, dayanağı (ruh)
cevher-i hakikat جوهر حقیقت : hakikat denilen cevher, (mec.) cevher gibi değerli ve üstün olan hakikat, doğru bilgi
cevher-i imani جوهر ایمانی : iman cevheri, dinin
temeli olan iman (inanç)
cevher-i insaniyet جوهر إنسانيت : insanlık cev-heri, insanı insan yapan en güzel ve yüksek yaradılış özelliği
cevher-i Kur'an جوهر قرآن : Kur'an denilen cevher, (mec.) paha biçilemez değerde olan Kur'an
cevher-i nurani جوهر نورانی : nurlu cevher: 1. (İslâm hakkında mec.) İslâm'ın getirdiği, insanlığı aydınlatıcı üstün hakikatler 2.(akıl hakkında mec.) gerçekleri anlama, bilme ve araştırıp bulma yeteneği olan akıl
cevher-i ruh جوهر روح : ruh cevheri, ruh deni len öz ve hayatın temeli
cevher-i şerlat جوهر شریعت : seriat cevheri, (mec.) çok üstün ve eşsiz değere sahip İslâm
dini
cevher-i tevhid جوهر توحید : tevhid cevheri, (mec.) çok üstün değere sahip Allah'ın (c.c.) birliğine iman (inanç) hakikati
cevher-i yegane جوهر یگانه : esi bulunmaz mü-
cevher, (insan hakkında mec.) çok üstün güç ve yeteneklerle donatılmış olan, en güzel ve en üstün yaradılışlı varlık
cevher-i ziyalı جوهر ضیالی : klicevher; (mec.) akıl ve gönülleri aydınlatan hakikat, yani doğru bilgi
ğerinde
cevher-baha جوهربها : cevher (mücevher) de-
cevherci جوهر جی : mücevherci, kıymetli taşlar-dan anlayan ve alış-verişini yapan kimse
cevhere جوهره : tek cevher
cevheri(ye( جوهریه : esas temel, oz) olana ait ceviz جريز : ceviz ağacının meyvesi
cevizi Hindi جوز هندی : Hindistan cevizi
cevsen جوشن : zırh
Cevsen: "Cevsen-ul Kebir" adını taşıyan dua ve münacaat kitabının kısa adı. Cevsen koruyucu zırh anlamına gelen bir kelimedir
Cevşen-ül Kebir جوشن الكبير : "Koruyucu Büyük Zırh" mânâsına gelen dua ve münacaat kita bı. Her bölümü onar cümleli yüz bölümdür. Çoğu Kur'an'da geçen Allah'ın (c.c.) mubarek isimleri ve sıfatları ile zikir ve tefekkür ki tabı, Kur'an'daki zikirlerin bir özeti gibidir. Hz. Peygamber'in (a.s.m.) dua ve münacaatı olarak günümüze kadar gelmiştir. Savaş'ta Cebrail Aleyhisselâm'ın "zırhını çıkar, bu duayı oku" dediği rivayet olunur. Onun için "Koruyucu Büyük Zırh" (Cevşen-ül Kebir) adı ile bilinmektedir.
cev (v( 1 : جز.feza, uzay, gök boşluğu 2. atmos-fer, Dünya'yı saran hava tabakası
cevv-i feza 1 : جو فضاءatmosfer, Dünya'yı sa-ran hava tabakası 2.uzay boşluğu
cevv-i hava جز هوا : hava tabakası, atmosfer
cevv-i sema 1 : جو سماء.hava tabakası, atmosfer
2.uzay boşluğu
Cevvad (Cevad( جواد : co comert, çok ve bol iyilik ve ikram sahibi; Allah'ın (c.c.) bir ismi
Cevad جواد : bkz.Cevad(
Cevad Kerim جواد كريم : Cevvad ve Kerim; ikramı, bağışı ve bağışlayıcılığı çok olan (Kerîm) ve çok cömert, karşılıksız iyiliklerde bulunan, ni'met ve ihsanı çok olan (Cevad)
(Allah c.c.)
cevvad-ı melik جواد ملك : comert ve iyilik sever hükümdar; (mec.) kullarına karşı çok cömert ve iyiliklerde bulunan kâinatın tek sahibi ve
yöneticisi (Allah c.c.)
Cevvad-ı Mutlak جواد مطلق : sınırsız cömertlik ve iyilik sahibi (Allah c.c.)
cevvadane جوادانه : çok ve bol iyilik ve ikram sahibine yaraşır tarzda
cevval (e( جواله : .cok hareketli, çok canlı 2.çok çalışkan
cevvalane جز الانه : cok hareketli ve canlı şekilde
cevvaliyet 1 : جواليت. hareketlilik, canlılık 2.ça-
lışkanlık
cevi (y( 1 : (جوی (یه.atmosfer (hava tabakası( ile ilgili 2.gök tarafından gelen
Cevzi جوزی : )Ebul Ferec Abdurrahman İbn-i Cevzî) (hi. 508-597; mi. 1114-1201)) Esas adı
139
YanıtlaSilNurrahman'dır. El-Mugni adını taşıyan Auran tefsirinin sahibidir. Hanbeli Mezhebi-ne alt fikih sahasında ve tarihle ilgili önemli leri vardır.
eval جوزى Kayyim'el Cevzi, ed-Dimaski, al-Hanbeli) (hi.691-751;mi.1292-1350) Cev-lakabiyle anılan başka alimler bulunduğu banen birbirine karıştırılmaktadır. Ağa-Abdurrahman da, İbn-i Kayyum'el Cevzi larak tanınmaktadır. İbn-i Kayyim'el Cezvi, Sumida doğdu. İlk öğrenimini babasından ktan sonra çeşitli alimlerden dersler aldı.
Arab dili ve edebiyatı, fıkıh, kelâm, hadis öğ rendi. Onun en önde tuttuğu hocası, o devrin en ankü Hanbeli Mezhebi alimlerinden İbn-i Feymiye'dir. Yazdığı eserlerinde başka alim-leri tenkit ettiği halde İbn-i Teymiyeyi ten-lit etmez. Aksine onun fikirlerini savunur. Akah (Islam hukuku) ve fikhın temelleri (fi-kah usulu) konusunda, "İlâmü'l Muvakkı'in". "et-Turuki'l Hükmiye fi's-Siyaseti'ş-Şer'iye", "Ahkamu Ehli'z-Zımme" gibi eserleri; tefsir konusunda "et-Tibyan fi Aksam'il Kur'an", Emsálü'l Kur'an", Beda'ï'u'l-Fevä'id", "Tef-sirü'l Fâtiha" gibi eserleri; hadis konusunda "Tehzíbü Muhtasar-ı Sünen-i Ebû Dâvûd","el Menar gibi eserleri; akaid (İslam'ın temel inançları) konusunda "el-Kasidetü'n-Nüniy-je", "es-Sava'iku'l Münezzele åle'l Cehmiy-ye ve'l Muâttıla", "Hadil Ervah", "er-Rûh", "Miftahu Dâris-Saade" gibi eserleri, ahlâk ve tasavvuf konularında "Medâricü's- Sälikin", "Igasetü'l-Lehfân" gibi eserleri vardır.
'İbn-i Teymiye'nin Ehl-i sünnete uymayan bir çok görüşleri vardır.
Günümüzde bu İbni Teymiye ve İbni Kayyı-mel-Cevzi gibi alimlerden etkilenen ve onun ifrat görüşleri ile hareket eden düşence akım-lan da vardır. Bunların başında Vehhabilik akımı gelir ki bunların en ziyade öne çıkar-dıkları fikirler, tasavvuf mesleğini bütünü ile inkar ve tevessülü, yani makbul zatları vesile ederek dua etmeyi şirk saymalarıdır. Bunun dışında Kur'an ve sünnet içinde geçen mü-teşabih olan ayet ve hadisleri, teşbih (Allah'ı mahlukata benzetme) ve tecsime (Allah'ı cisimleştirme) kaçan yorumları, sarhoşun yaptıklarından mesul olmayacağı, mezhep ve meşrepleri inkar, ifrat ve yanlış fikirleri için-dedir." (S.Risale)
ceyb 1 : جيب.organ veya dokular arasındaki boş-luk (sinüs) 2.cep 3.yaka
cezakellahu min havrin kesirin
139
YanıtlaSilcezakellahu min hayrin kesirin
ceyb-i kalb جيب قلب : kalbin bir köşesi (mec.( aklın bir köşesi
ceylan جيلان : cift tırnaklı, boynuzlu, çok hızlı ko-şan, gözlerinin güzelliği ile tanınan, eski-den derisi kağıt yerine kullanılan, güzel ve zarif, memeli bir hayvan
Ceylân (Ceylân Çalışkan( )1929-1963( جیلان : Abdülkadir Ceylan Çalışkan 1929 yılında, Emirdağ'da dünyaya geldi. Babası, Üstad Be-diüzzaman'ın "Çalışkanlar Hanedanı" olarak yâdettiği ailenin bir üyesi olan Mehmed Ça-lışkan idi.
1944'ün yaz sonlarında Emirdağ'a gelen Be-diüzzaman'a bütün Çalışkan ailesi yardım ve hizmete koştu. Küçük yaşta Bediüzzaman'a hem månevî bir evlat, hem de talebe oldu. 1948 yılında Afyon Hapsine girenler arasın-daydı. Lähikalarda adı geçen Ceylân Çalışkan hakkında Bediüzzaman'ın övgü dolu sözleri yer alır. "Ceylan kabiliyetli bir genç. Dünya işini de yapar, âhiret işini de. Fakat onu dün-yaya vermeyeceğim" diyen Bediüzzaman bir gün ona, "Ceylan, senin hayatın uhrevidir. Eğer dünyevi olsa pek azdır!" demişti.
Ceylan Çalışkan 1963'de henüz 34 yaşınday-ken, İstanbul'da bir trafik kazası sonucu vefat etti. (Rahmetullahi Aleyh)
ces : 1.asker 2.ordu 3.askerî birlik
ceza جزع : ümitsizlik, üzüntü ve sabırsızlıkla
ağlayıp sızlanma
ceza 1 : جزا.karşılık 2. suç ve günah işleyenlere karşı pişman edici, acı verici veya uslandırıcı uygulama 3. (dlb.) şart cümlesinin ikinci kıs-mi
ceza-i amel جزاء عمل : yapılan işin veya davra-
nışın karşılığı
ceza-üş şart جزاء الشرط : )db) bir şart cüm-esinde (...) ise, (...se) ekinden sonra gelen zümlecik, şarta bağlı olarak çıkan sonuç. [ör-nek: "tembellik edersen zarar edersin" cüm-esi bir şart cümlesidir, (...se) eki şart eki ve ou ekten önce gelen "tembellik eder..." sözü sarta bağlı iş (fi'l-üş şart), (...se) ekinden son-"a gelen "zarar edersin" sözü, şarta bağlı olan sonuç (ceza-üş şart) olur.]
ezaen جزاء : ceza olarak
ezaevi جزا أوى : hükümlü ve tutukluların kal-
lıkları yer, hapishane
cezakellahu min hayrin kesirin جزاك اللهُ مِنْ خَيْر كثير : "Allah (c.c.) onlara çok hayırlı karşılık ve
yetişkin kabul et
YanıtlaSilTARINTE BUGUN
Trend buraydi. Gu Günlük hayatı, am
ncasi
yaş civarındaydı. O artik toplumun
Ebu Talib
a
ebi
-325-İznik Konsülü
toplantısı.
- 1097 - Haçlı Seferlerinin ilki sırasında İznik, Selçuklu Türkleri tarafından alındı.
1788 - Büyük âlim Şems-i Bitlis'in vefatı.
1961 - Kuveyt, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan etti.
KURBAN BAYRAMI
4. GÜN
19
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET
Kullarının üzerinde kudret ve tasarruf
sahibi Odur.
En'am Suresi: 18
BİR HADİS
Ümmetime hiçbir ümmete
verilmeyen bir şey verildi: Musibet ânında "Innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" demek.
Taberanî
Bir mesele hakkında ispat edenin sözü, nefyedenin sözüne müreccahtır.
Sözler
HİCRÎ: 13 ZİLHİCCE 1445 - RUMÎ: 6 HAZİRAN 1440
HIZIR: 45 - GÜN: 171 KALAN: 195 - GÜN. UZ.: 1 DK
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil-767-Imam-Azam Ebü
Hanife vefat etti.
-1930-Askeri Yargıtay kuruldu.
-1937-Hatay Devleti'nin bağımsızlığı, TBMM'de onaylandı.
1992-Bediüzzamanın talebelerinden Av. Bekir Berk'in vefatı.
HAZİRAN
14
CUMARTESİ
18 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 1 HAZİRAN 1441
HIZIR: 40
BAR AYTET
Gecenin bir böllümünde ve yıldızların batışının ardında da Onu tesbih et
(Tur: 49)
BİR HADİS
Allimlerin mürekkebi şehitlerin kanı ile tartılmış ve ağır gelmiştir.
(C. Sağir, No: 3835)
Kur'ân hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeriattir, hem sâdırlara şifâ, mü'minlere hüdâ ve rahmettir. Mesnevî-i Nûriye
64\Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSil(Cemaatte bulunan bazıları), "Ey Allah'ın Re-sulü! Yüksekten atanlar kimlerdir?" diye sordu.
lar.
"Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan) kim selerdir!" cevabını verdi.
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 1676,
***
Muhammed (asm) ümmetinin azabı
Ebu Mûsa el-Eş'arî'den (ra) rivayetle:
Şu ümmetim merhamete nail olmuştur. Ahi-rette azap görmeyecektir. Onun azabı ancak dünyada ağır imtihanlar, zelzeleler, öldürülme ler ve musibetler şeklinde verilir.
Ebu Davud, Fiten: 7; Müsned, 4: 410, 418.
***
Bu hadis, mü'minlerin günahlarının cezasını büyük ölçüde ahirete gitmeden çektiklerini, çekeceklerini göstermektedir.
Günahsız kul olmaz. Ama Allah, sonsuz mer-hametiyle, tövbe ettikleri takdirde kullarını affe-der. Ayrıca mü'minin günahlarını affettirmeye birçok vesileler doğar. Hastalıklar, belâlar sabre-dildiği takdirde günahları bir bir siler, süpürür-ler. Öyle ki mü'min ayağına batan bir dikenin acısından dahi sevap kazanır.
Ahiret Hayatı/65
YanıtlaSilRe
Sonra mü'min ölüm acısı çeker. Bu da bir kısım günahlarına kefaret olur. Eğer biraz güna-hı daha kalmışsa kabirde azap çeker. Sonra mahşer gününün sıkıntılarıyla da bir kısım günahları affolur. Son durağa kadar günahları-nın cezasını büyük ölçüde çeker. Şayet bütün bunlara rağmen günahı kalmışsa, ancak o zaman Cehenneme girer. Orada günah kir ve paslarından arınır ve Cennete lâyık hale gelir.
90
Öyleyse mü'min dünyada maruz kaldığı belâ ve felâketler karşısında yıkılmamalı, sabır ve tevekkülle karşılamalı, manen kazanç sağlaya-cağını düşünmelidir. Şu hadis de müjde verici-dir:
"Allah bir kulunun iyiliğini dilediği zaman, cezasını belâ ve musibetler maruz bırakarak dünyada verir."
***
Kıyamet Günü fakirler
Hüseyin ibni Ali rivayet ediyor:
İyilik yapmak suretiyle fakirlerin yanında bir yatırımınız bulunsun. Çünkü Kıyamet Günü zenginlik sırası onlarındır.
Ebu Nuaym'ın Hilye'sinden.
***
Nisan 2000 Sayı: 242. R. Evvel 1427-5.50 YTL
YanıtlaSilALTINOLUK
aylık mecmua
Muhammed'e
-Sallallahu aleyhi ve sellem-
404
Aşıkız Muhammed'e
Ol Rasûl-i emcede
Koyma bizi firkate
Aman Allah'ım aman
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte... http://www.altinoluk.com
Günün sözü:
YanıtlaSilKuantum Özge der ki:
"Elbet bir gün maskeler düşer. Gerçekler ortaya çıkar."
cezal
YanıtlaSil140
cezb ve celb etmek
mükafat versin anlamında dua
cezal حرائی : ceza gerektiren, amacı ceza olan, ceza ile ilgili
Cezair-l Bahr-i Muhit جزائر بحر محيط Atlas Ole yanusunda kıyısı bulunan Cezayir Tunus böl gesindeki ülkeler
cezalet 1 : جزالتsöylenen sözlerin konusuna ve gözetilen gåyeye uygun, mână ve ses de ğerleri bakımından uyumlu, tutarlı ve etkili olması 2. bir sistemi, bir bütünü meydana getiren parçalar arasında, gözetilen gâyeler ve sonuçlar bakımından uyum ve tutarlılık, birbirini destekleme ve tamamlama
cezaleti beyan (iye( جزالت بیانیه : ifade ve anlat ma tarzındaki cezalet; bir anlatımda yer alan cümle, cümlecik, kelime ve hatta takıların, aynı hedef ve sonucu destekleyici tarzda bir-birleriyle mânāca bağıntılı, uyumlu, tutarlı ve anlamlı bir bütünlük meydana getirmesi
cezaleti harika جزالت خارقه : harika (görülme miş ve eşsiz) cezalet (bkz. cezalet)
cezalet-i hikmet جزالت حکمت : hikmetteki ce-zalet; gözetilen gâyeler, faydalar ve tedbirler bakımından yerindelik, uygunluk, bütünlük ve tutarlılık (bkz. cezalet)
cezaleti hilkat جزالت خلقت : hilkattaki cezalet; yaradılışta vücut organları ve donanımla rının karşılıklı birbirini tamamlaması, des-teklemesi ve bir bütünlük (sistem) meydana getirmesi
cezalet-i nazm(iye جزالت نظمه : sozlerin terti-bindeki ähenk (uyum), bütünlük ve tutarlılık (bak. cezalet)
cezaleti nizam جزالت نظام : )so) san'atında( ses, kelime ve anlatma düzenindeki uyum, bütünlük ve tutarlılık (bkz.cezalet)
cezalet-i san'at جزالت صنعت : sanattaki bütün lük, uyum ve tutarlılık (bkz.cezalet)
cezaletçe جز النجه : cezalet bakımından, bu tünlük, uyum ve tutarlılık bakımından (bkz. cezalet)
cezaletli جز النلي : bütünlüğü, uyumu ve tutarlı lığı olan (bkz.cezalet)
cezair جزائر : cezireler, adalar, yarımadalar
Cezayir جزائر : Akdeniz'de sahili bulunan bir Kuzey Afrika ülkesi. Başkenti Cezayir, dili Arabça, dini İslâm
Cezair-i Bahr-i Muhit جزائر بحر محيط : Okyanus
cerb جذب kendine çekme, çekim
Allah'ın (c.c.) merhamet eseri olarak kulunu manevi çekim ile månevi derecelerde iler let mesinin yolunu açması, yükseltmesi
cezb-i rutubet جذب رطوبت : nem celame
cezbe 1 : جذبه çekme, çekiş 2.Allah (c.c.) sevgi siyle çoşup kendinden geçme, aklı başından gitme durumu
cezbe düşmek جذبه در شمك : cezb içine girmek, çekime kapılmak; Allah'ın (c.c.) sevgisine ka pılıp gitmek, kendinden geçmek ["cezbe du şer zişuur, ger Zülcemal görünse": Allah"in (c.c.) güzellikleri, akıl ve şuur sahibi bir varlı ğa görünse, Allah (c.c.) aşkının cezbine (çeki
mine) girer,aklı başından gider.)
cezbe-i fikir (fikriye جذبة فكر : fikri cezbe, Al lah'ın (c.c.) eserlerine bakıp O'nun sıfat ve mübarek isimlerini anlamaya çalışarak dalıp gitmek
cezbe-i Rahman جذبة رحمن : )mec.) geniş mer hamet sahibi olan Allah'ın (c.c.), kulunu må nen çekip gafletten uzaklaştırması
cezbe-i "ya Hay " جدية باحي : "ya Hay!", "Ey ebedi ve ezeli hayat sahibi ve her canlıya ha yat veren (Allah c.c.)" mânâsındaki zikre da larak kapılıp gitmek
cezbe-i zikir جدية ذكر : zikir cezbesi, Allah'ı (c.c.) isimleriyle zikrederek O'nun sevgisine ve coşkusuna kapılarak dalıp gitmek
cezbedar جذبه دار : cezb edici, çekici
cezbedarane 1 : جذبه دارانه.cekici bir tarzda 2.Allah (c.c.) sevgisi ile coşup kendinden ge-çercesine
cezbe-eda جذبه أدا : cezbe haline getiren
cez edici جذب إيدي : çekici
cezbekar جذبه کار : cez edici, çekici
cezbekarane 1 : جذبه کارانه.cekici bir tarzda 2.Allah (c.c.) sevgisine kapılıp kendisinden geçer gibi
cezbelendirmek جذبه لندير مك : cezbeli hale ge-tirmek, kendinden geçer ve dalıp gider hale getirmek
cezbell جذبه لى : cezbeye kapılan, Allah (c.c.( sevgisine kapılarak kendinden geçer hale gi-ren
cezbetmek جذبتمك : kendine çekmek
cezb ve celb etmek جذب و جلب إيتمك : çekip ge
cezbettirmek
YanıtlaSiltirmek (veya götürmek)
cezbettirmek جذبترمك : çekime kaptırmak
cezebat 1 : جذبات.çekimler, çekme halleri 2.cezbeler, (sevgiden ileri gelen) coşkulu hal-ler
cell: book
cezir (cezr( جزر : Ay'ın çekim kuvvetinin etki siyle denizlerin (önce kabarıp sonra eski ha-line) geri çekilmesi. Suların yükselmesi hali "med", geri çekilmesi "cezir" olarak isimlen dirilir ve buna "med-cezir" (suların yüksel mesi-alçalması) olayı denir
cezire 1 : جزیره.ada 2 yarımada
Cezire جزیره : "Ceziret-ül Arab", "Arab Yarıma dası" deyiminin kısaltılmış şekli
cezire-l vasia جزيرة واسعه : çok geniş yarımada (Arap Yarımadası)
cezire-l zamaniyye جزیره زمانيه : zaman adası, (-mec.) tarih devirleri içinde belli bir zaman dönemi
Ceziret-ül Arab جزيرة العرب : Arap Yarımadası
cezm 1 : جزم.kesin karar 2.kesin inanma ke sinlik
cezm etmek 1 : جزم إيتمك.kesin karar vermek 2.kesin inanmak
cezm ü yakin جزم و یقین : kesin inanç ve sağlam bilgi
aliz جيليز : çok zayıf; güçsüz
cibal جبال : cebeller, dağlar
cibal-i sahika جبال شاهقه : yüksek dağlar
cibali جبالی : dağlardaki, dağlarla ilgili
cibill : fitrat, yaratılma, temel yapı
cibilli جبلی : fitri, yaradılıştan gelen, yaratılış
taki
cibilliyet بلیت : fitrat, yaradılış, yaradılıştaki özellik
cibilliyeten جبلية : fitraten, yaratılıştan, yaratı lıştan gelen özellik sebebiyle
Cibril جبريل : Cebrail (a.s.), vahiy meleği, pey-gamberlere Allah'tan (c.c.) vahiy getiren me-lek
Cibril-i Emin جبريل أمين : tam güvenlikli vahiya
meleği Cebrail (a.s.), Allah'tan (c.c.) aldığı vahyi el eksiksiz, tam, olduğu gibi getiren, gü venli vahiy meleği Cebrail
cidal جدال : mücadele, savaş, kavga 2. tartış-ma, çekişme
141
cidden جدا : ciddi olarak, gerçekten
cihad
ciddi (ye( 1 : حذيه gerçek 2 güvenilen, güven verici 3.ağırbaşlı 4.önemli 5 tehlikeli, ağır
ciddileşmek حدى الشمك : ciddi hal almak
ciddiyet حدیث : ciddilik, ciddi olma hali
ciddiyetle جديتله : ciddi olarak, ciddi şekilde
cife جيئه : les, çirkef, iğrenç
cifir (cifr( جفر : Arab dili alfabesinin( elif-ba( harflerine verilen sayı değerlerini, yazılı bir metindeki kelimelere uygulayarak elde edi-len sayı değerleri toplamından hareketle, geçmiş veya gelecek tarihle ilgili olayların işareti olabilecek bilgileri çıkarma ilmi, "eb-ced" hesabının bir çeşidi. (bkz.ebced) [Bir ör nek: Kur'an'da geçen "beldetün tayyibetün" (34/15): "güzel şehir" mânâsındaki bir sözde geçen harflerin sayı değerleri toplamı 857 dir. Bu da, İstanbul'un fethinin hicri tarihidir.[
cifirce فرجه : cifir ilmine göre, cifir hesabına göre (bkz.cifir)
cifr جفر : )bkz.cifir(
cifren : cifirce, cifir hesabına göre (bkz. cifir)
cifri جفری : cifir hesabıyla ilgili (bkz.cifir(
ciddi 1 : جدى.gerçek 2 güvenilen, güven verici,
sağlam 3.ağırbaşlı 4.önemli 5.gerçek, gerçek-ten 6.sıkı, yoğun 7.tehlikeli, ağır, önemli
ciddiye جذيه : )bkz.ciddi(
ciger-sûz جگر سوز : ciğer yakıcı, bağır yakıcı, (mec.) çok acıklı, çok acı verici
ciğer-sikaf (sükaf( جگر شکان : ciger parçalayıcı, (mec.) çok acıklı
cihad 1 : جهاد.Allah (c.c.) için ve din uğrunda gerektiğinde düşmanla silahlı savaşmak, sal-dırılara karşı savunma 2.Allah (c.c.) ve din uğrunda çalışmak, elden gelen çabayı gös-termek; İslâm dinini tanıtmak, korumak, yaşamak ve yaşatmak için çalışma İslam'ı bilmeyenlere tanıtılması, duyurulması, dinin doğru anlaşılması, korunması, yaşanması ve yaşatılması için (ilim, ahlâk, tebliğ, ibadet gibi) mânevi yolla yapılan sürekli mücadele, gayret ve çalışma 3.insanı günaha ve kötü-lüğe iten istek ve duygulara (nefse) karşı sü-rekli mücadele. İslâm'da Allah (c.c.) yolunda, din uğrunda malını ve canını ortaya koyarak mücadele etmek farzdır. Kur'an, çeşitli âyet-lerde cihadı, inananlarla inanmış görünenleri (münafıkları) ayıran bir ölçü, cehennemden
610
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
Bu nazar Allah için olmalı ve fani bir arzu karışmamalıdır. Sonra sevab değil, hata yazılır..
**
Ravi: IBN-I AMR'dan r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 13. ve 465. Hadis-i şerifte..
۱۲۸۲ نِعْمَ الْعَطِيَّةُ كَلَمَةُ حَقٌّ تَسْمَعُها ثم تَحْمِلُها إلى أخ لك مُسْلِيم فتعلمها إياه . ) رواه الطبراني عن ابن عباس )
1282) «Ne güzel hediyedir ki: Bir hak söz duyasın; sonra onu alıp bir müslüman kardeşine götüresin ve o sözü ona öğretesin..>
Böyle bir işi yapmak, mümin kardeşe en güzel armağandır. O hak söz sayesinde hidayeti bulduğunu düşünün.. O zaman, elde edilecek se-vabın haddi hesabı yoktur..
**
**
Ravi: IBN-1 ABBAS'tan r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 42. Hadis-i şerifte..
) رواه الديلمي عن ابن عباس )
۱۲۸۳ نِعْمَ سِلاَحُ المُؤْمِنِ الصَّبْرُ والدُّعاء .
1283) «Sabır ve dua, müminin ne güzel silâhıdır..>>>
**
İman sahibi, her halinde dua etmeli ve bütün sıkıntılara karşı sabır-lı olmalı..
*
Ravi: IBN-I ABBAS'tan r.a. naklen DEYLEMI.. Menkıbeleri, 4. ve 42. Hadis-i Şerifte..
١٢٨٤ نِعْمَتَانِ مَعْبُونَ فِيهما كَثِيرٌ من النَّاسِ : الصَّحَةُ وَالْفَرَاغُ .
( رواه البخاري )
1284) «İki nimet var ki, insanların birçoğu onlarda aldanmıştır: Sağ-lık ve boş zaman..>>>
* **
Yani: Boş zamanlarını ve sağlıklarını heba edenler..
** *
Ravi: BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i şerifte..
*
*
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil611
۱۲۸۰ كم من زيارَةِ الهُورِ ، ولكن أَزُورُوها ، فإن لكم فيها غيره .
( رواه الطبراني عن أم سلمة )
1285) «Sizi kabirleri ziyaretten menetmiştim. Ama şimdi onla rı ziyaret ediniz. Zira onlarda, sizin için ibret vardır..
Önceleri kabir alyareti yasaktı.. Bu, birçok sebebe dayanıyordu.. Bir tanesi: Müslümanların ölen akrabaları müşrikti.. Yavaş yavaş misit manlardan vefat eden ve şehid olan çoğalınca bu yasak kalktı..
Ravi: ÜMMÜ SELEME'den ra, naklen TABERANL, Menkıbeleri, 9. ve 107. Hadis-i Şerifte..
١٣٨٦ نَوْرُوا مَنَازِلَكُم بِالصَّلَاةِ ، وَقِرَاءَةِ الْقُرْآن . (رواه البيهقي عن أنس )
1286) «Evlerinizi namaz kılmak ve Kur'an okumakla nurlandırımız.
O, ne güzel evdir ki: İçinde namaz kılınır ve Kur'an sesleri duyulur..
Ravi: ENES'ten ra. naklen BEYHEKI.. Menkibeleri, 1. ve 12. Ha dis-i şerifte..
۱۲۸۷ نَوْمُ الصَّائم عِبَادَةٌ ، وَصَمْتُهُ تَسْبِيح ، وَعَمَلَهُ مُضَاعَفُ ، وَدُعَاؤُهُ مُسْتَجَابٌ، وَذَنْبُهُ مَغْفُورٌ .
( رواه الطبراني عن عبد الله )
1287) «Oruçlunun uykusu ibadet, sükûtu tesbih, ameli kat kat, dua-sı makbul ve günahı bağışlanmıştır..>>>
Bu oruçlu, aynı zamanda bütün duygularını kötülükten alan kimse-dir. Mübarek olsun..
Ravi: TABERANI'dir. ABDULLAH'tan r.a. naklen alıyor.. Bu zatın hangi ABDULLAH olduğu pek taarih edilmemişse de, IBN-1 ABBAS ol-
duğunu tahmin ediyoruz. Menkubeleri, 9. ve 42. Hadis-i Şerifte..
98
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
zında ilave etmek suretiyle tamamlamak ve ta'dili icab eden mad-deleri asrın ihtiyacına en uygun sûrette değiştirmekle vazifeli idi". Komisyonun çalışmaları esnasında bağlı kalacağı prensipler şunlar-dır: 1. Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerde mevcud olan hükümlere muhalif hiç bir şey kabûl edilmeyecek. 2. İslâm hukukçuları ara-sındaki ihtilaflı meselelerde, hangi müctehidin kavli asrın ihtiyacına uygunsa o alınacak. 3. Yeni zuhur eden ihtiyaçlar için yeni hüküm-ler icab ediyorsa, fıkhî hükümlere uygun olmak şartiyle; mevcut hukûkî müesseselerden de istifade edilecek. 4. Daha önce olduğu gibi hakimlere fazla takdir selâhiyeti verilmeyecek".
Komisyonu teşkil eden zevat şunlardı.
Reis: A'yandan Adliyye Nazır-ı esbakı Mustafa Beyefendi Haz-retleri
Aza: Vükelây-ı deâviden Mustafa Fevzi Efendi
>>: Bidayet Mahkemesi reis-i evveli Hulûsi Bey
>>: Üsküdar kadısı Hasan Efendi
>: Mekteb-i Hukuk müderrislerinden Ebu'l-ûlà Bey
:< Mekteb-i Hukuk müderrislerinden Abdurrahman Münib Bey
>: Mahkeme-i Temyiz azasından Avramaki Efendi
>: Mahkeme-i Temyiz azasından İhsan Beyefendi
:< Evkaf-ı Hümayûn kâdi-i sabıkı el-yevm Mahkeme-i İs-tinaf azasından Atıf Efendi
>: Der-saadet İstînaf Mahkemesi azalığından mütekaîd Hil-mi Bey
Kâtib: İmâre kadi-i sabıkı Fuad Efendi.
: Umûr-u Cezâiyye Kalemi ketebesinden Selahaddin Efendi".
Adliyye Nezaretinin 9 Muharrem 1340 (12 Eylül 1921) ve 12 Eylül 1337 tarih ve 66 sayılı, Adliye Nazırı Kâzım imzasını taşıyan sadarete hitaben kaleme alınmış bir yazısı ile; yukarıda isimleri ge-çen komisyon vazifelilerine hakk-ı huzûr taleb edilmektedir".
Sadaret ise 14 Muharrem 1340 (17 Eylül 1921) ve 17 Eylül 1337 tarihlerini taşıyan cevabî yazısı ile Adliyye Nezareti tarafın-dan Divan-ı Muhasebat Riyasetine; komisyonun yaptığı işin ehem-miyetine binaen, devlet mâlî sıkıntı içerisinde bulunduğu halde işin aksamamasını temin için taleb edilen hakk-ı huzurun verilmesi emr
26. Arşiv, Bab-ı All Ev. Odası, 640/19/43.
27. Medeni Hukuk, s. 49-50.
28. Arşiv, Bab-ı Ali Ev. Odası Dosya No: 351906.
29. Aynı yer.
MECELLE TA'DİL ÇALIŞMALARI
YanıtlaSil99
edilmektedir.". Buna rağmen aynı dosya içerisindeki bir vesikada bu azalardan; Mustafa Fevzi Efendi, Ebu'l-ûla Bey, Abdurrahman Münib Bey ve Milmi Bey'in her celse için 3, Fuad Efendi'nin ise 2 Osmanlı lirası aldıkları, buna karşılık reis ve diğer azalara hakk-ı huzur verilmediği yazılıdır". Bu tefrikin sebebini ifade eden bir di-ğer vesikaya rastlamadım.
KOMİSYON ÇALIŞMALARI
Mecelle'nin 1. kitabı olan K. el-Buyu'dan başlamak üzere sırayı takîben yapılacak çalışmalarda üç esas takib edildi: 1. Eksikler aid oldukları bab ve fasıllara yerleştirilecek. 2. Ta'dili icab eden mad-deler bir iki kelime değişikliği ile ta'dil edilecek. 3. Lüzumsuz gö-rülen maddeler tamamen çıkarılacak. Bunlar yapılırken neye isti-naden yapıldığını isbat için icabında uzun uzun esbab-ı mucibeler kaleme alınmıştır.
K. EL-BUYU'A YAPILAN İLAVELER
Bab-1
evvelin
>
fasl-1
evveline
3 madde
5
rabiine
hamisine 1
sanînin
>
evveline 2
sanisine 1
rabiin
salisine
1 >
evveline 1 >
hâmisin
hâmisine 2
sâdisin
>
>
>
>
>
A
evveline 2
sânisine 1
rabiine
13 >
1
sabiine
Yapılan ilâveler içerisinde zikre değer bazıları şunlardır: «İcab ve kabûl telefon ve telgraf ile dahi olur. Bu maddenin kaleme alı-nışının esbab-ı mucibesi sadedinde; günün telefon ve telgrafla akid yapmayı zaruri kıldığı, Hanefi ve Malikî mezhebinin fıkıh kitapla-rında a'mâların ve gâiblerin bilmükâtebe akid yapmalarının caiz olu-şunun, bir duvarın arkasında bulunan ile beri tarafta bulunan kim-senin ve bir damın aşağısında bulunan ile üstünde bulunanın ve sa-ğırların bir takım âlât vasıtasıyla akidde bulunmalarının cevazı
30. Aynı yer.
31. Aynı yer.
>
>
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil132
Peygamberimizin kesilen saçından, Zevcelerine de, herkesin payı kadar düştü. (17)
İbn-i Sirin der ki «Abide'ye (vefatı 190) (Bizim yanımızda Pey-gamber Aleyhisselâmın Saçı vardır.
Biz, Onu, Enes b. Mâlik (veya Enes b. Mâlik'in ev halkı) tarafın-dan elde ettik.) dedim.
Abide (Peygamber Aleyhisselâmın saçından bir tek Tel'in benim yanımda bulunması, bana, dünyadan ve dünyadakilerden daha sevgi-lidir!) dedi.» (18)
Peygamberimiz, bıyık ve yanaklarından kesilen kıllarla tırnakları-nı yere gömdürmüştür. (19)
Asırlardan beri yurdumuzun bir çok camilerinde mübarek gün ve gecelerde ziyaret oluna gelen Lihye-i şerife (Sakal-ı şerif) ler, her halde, Peygamberimizin Hudeybiye Umresile Vedâ haccında tıraş olun-ca, Eshab arasında bölüşülmüş bulunan Saç telleri olsa gerektir.
(17) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1109, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 174
(18) Buhâri Sahih c. 1, s. 50-51
(19) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1109, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 174
PEYGAMBERİMİZİN GİYDİĞİ ELBİSELER
YanıtlaSil1. libere Elbisesi :
Peygamberimizin bir tane Hibere elbisesi vardı. (1) Hibere; pamuk ve keten ipliğinden dokunan çizgili, yollu Yemen ku-maşına denir. (2)
Peygamberimiz, Hibere elbisesini giymeyi çok severdi. (3)
2. Uman İşi İzar:
Peygamberimizin, Uman işi iki İzar'ı vardı. (4)
Belden aşağısına tutulan fota ve peştemala İzar denir. (5)
Peygamberimizin, kıldan dokunmuş, üzerinde deve semerlerini
andıran bir takım çizgiler bulunan İzarımsı bir fotası daha vardı ki,
bununla, dışarı çıktığı, olurdu. Ebû Bürde der ki «Ziyaretine vardığımız zaman (6), Aişe, bize Mülebbede diye anılan sırınmış, keçeleşmiş bir elbise ile Yemende yapılan kalın bir İzar çıkarıp yemin ederek (Resûlullah Aleyhisselâ-mın Rúhu, işte, bunların içinde alındı!) dedi.» (7)
Peygamberimiz, soğuk kış gecelerinde namazlarını da, dokuma-sı ne pek sert, ne de, pek yumuşak olmayan yün bir fota tutunmuş olarak kılardı. (8)
Peygamberimiz, erkek Mü'minlerin, bellerine tuttukları İzar'ı, ancak, bacağın yarısına, yumuşak etine ve biraz daha aşağısına ka-
(1) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 507, Diyar Bekri Hamis c. 2, s. 173
(2) Asım Efendi Kamûsulmuhit Tercemesi c. 2, s. 237
(3) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 455, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 181, Bu-hari Sahih c. 7, s. 41, Müslim Sahih c. 3, s. 1648, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 51, Nesai Sünen c. 8, s. 203
(4) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 507, Diyar Bekri Hamis c. 2, s. 173
(5) Asım Efendi Kamusulmuhît Tercemesi c. 2, s. 124
(6) Müslim Sahih c. 3, s. 1649
(7) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 453, Buhari Sahih c. 4, s. 47, Müslim Sahih c. 3, s. 1649, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 45, Tirmizî Sünen c. 4, s. 224, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1176, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 508
(8) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 455
اشارات الاتجار
YanıtlaSilسورة الفرد (1)
او هنجی بر همان ایانجی هانی تفسیر اید. فنك ده شهادت ایتدیگی کی، صانع حکیم، هر شیده ان قیصه بولى، ان باقي جهتی ، ان كوزل وال خفيف صورت اختیار این شد. بو اختیار، لا مانده عبيتك بولو غم د يفته دلالت ایدر. بوايه جديته دلالت اید. جدیت ایسه، سعادت ابدی خان کالم میله اولور سعادت ابدی اولماز، بو والعه عدم و عدم صدا بیاید و هرش عبثيته تحول ادر. حالبو که عبث و اعراف کی باطلدن پاک و منزه اول يعنى ( مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ )
كلامي اعلام وتعليم ايدن ذات ذو الجلال، سوزينه ناصل مخالفت ایدر؟ در دیجی برهان) و چنجی برهانی ایضاح ایدر بتونه فنارك شهادتیا له، فطرنده اسراف یو قدر ، اگر انسانه اكبر دينا ان عالمده كى حكمتاری در اکرن عاجزايرك، عالم اصغر دینی این انسانده کی نکتر لی حكمتهاره دقت است. اوت، (فن منافع الاعضا) فك شرح و بیدانه ایتدیگی و جهله، انسانك جمنده هر بریسی به منفعت ايجون تقریباً ایکی بوزكور كميك دارد و هر بریسی بر فائده ايجون التي بين طمار دارد. و حجیرانه خدمت ایدن یگر می درت بین مسام و پنجره دارد. او مخیرانده جاذبه، دافعه، نمیگی مصورة، مولده نامیله، هر بریسی به مصالحت الجون بن قوت چالشیور.
عالم اصغر بويا له اولسه انسان اکبر اوندن کری قالیر می؟ روحه نسبتاً اهميتز اولان جسد، بودرجه اسرافدن اوزامه بولوند به صورتله جوهر روحله آثارنده و املارنده و افطا رنده و معنویات
اشراف اولور ؟
چونکہ سعادت ابديه اولمازسه بتونه معنویات فورور او حقيقتها اسراف مملكته قاجارلي عجبا دنيا لر قدر قیمتهای اولانه بر جوهره مالك والمقله، هم دائما اونك ظرفی و غلافتی محافظه ایتد كون صوكره او جوهری برد نبره بره و و روب خير من احتمالی وار میدر ؟ هانكي عقل قبول ایدر ؟
هم بر شخصیت بنیہ سند کی قوت، اعضا اسنده کی صحت، استعدادندہ کی قابلیت، او شخصیت یا شا پیشنہ و تکلمانہ دلیل اولدیفی کی - آناتك روحنه قدر نفوذ اید نه حقیقت ثابته و دوام ایله یاشا پیشنی ایما ایده انتظامندہ کی قوت کاملہ و تکمینہ کیدن نظامندہ کی کمال، عجبا اختر جسمانی بولی کہ سعادت ابدیہ یہ دلیل اولمازمی؟ زیرا انتظامی اختلالده و بوز و مقدمه قورتارانه، آنجه سعادت ابدیه در و تکمله واسطه اولان ده سعادت ابدیه در و او قوتی انکشاف ایتدیر نرده سعادت ابدیه در.
عبثيت
YanıtlaSilAbesiyet: Fåidesizlik
عدم Adem: Yokluk
عالم آصْغر
آقاز
جاذبه
دافعه
فَنْ مَنَافِعُ
Alem-i asgar: En küçük alem
Asar: Eserler
Cazibe: Çekme kuvveti
Dafia: Defetme kuvveti
Fenn-i menafiu'l-a'za:
الأم Organların faydalarından ve nasıl çalıştıklarından bahseden ilim, fizyoloji
حقِيقَتِ ثابته
إعلام
إدراك
اختلال
Hakikat-i sabite: Sabit, değişmez hakikat
Ilam: Bildirme
İdrak: İyice anlama, anlayış
İhtilal: Karışıklık, ayaklanma
الختياز İhtiyar: Tercih etme
انكشاف
إِنْسانِ أَكْبَر
انتظام
İnkişaf: Açılma, açığa çıkma
İnsanı ekber: En büyük insan (kainat)
İntizam: Düzen, düzgünlük
مالك Malik: Sahib
مامه
مصوره
متنكه
مولده
نفوذ
Mesame: Derideki gözenek
Musavvire: Suret veren (kuvve)
Mümessike: Tutan kuvvet
Mivellide: Üreme kuvvesi
Niüfüz: İçine sızma
شرخ Şerh: Açıklama
تحول
تكمل
وَجِهْ
ذَاتِ ذُو الجلال
Tahavvül: Halden håle girme
Tekemmiil: Mükemmelleşme
Vecih: Yüz, yön
Zat - Zülcelal: Haşmet sahibi zát (Allah)
Üçüncü Burhân: İkinci Burhånı tefsir eder.
YanıtlaSilFennin de şehådet ettiği gibi, Sani'-i Hakim, her şeyde en kısa yolu, en yakın ciheti, en güzel ve en hafif sûreti ihtiyår etmiştir. Bu ihtiyår, käinátta abesiyetin bulunmadığına delalet eder. Bu ise ciddiyete delâlet eder. Ciddiyet ise, saadet-i ebediyenin gelmesiyle olur. Saadet-i ebediye olmazsa, bu varlık adem sayılır. Ve her şey abesiyete tahavvül eder.
Halbuki abes ve israf gibi bâtıldan påk ve ما خلقت هذا باطلا سبحانك münezzeh olduğunu
kelâmıyla i'lâm ve ta'lim eden Zât-ı Zülcelâl, sözüne nasıl muhalefet eder?
Dördüncü Burhân: Üçüncü Burhânı izah eder. Bütün fenlerin şehadetiyle, fıtratta israf yoktur. Eğer insan-ı ekber denilen ålemdeki hikmetleri idråkten ȧciz isen, âlem-i asgar denilen insandaki nüktelere, hikmetlere dikkat et. Evet, fenn-i menâfiu'l-a'zanın şerh ve beyan ettiği vechile, insanın cisminde, her birisi bir menfaat için takriben iki yüz küsür kemik vardır. Ve her birisi bir fäide için altı bin damar vardır. Ve hüceyrâta hizmet eden yirmi dört bin mesâme ve pencere vardır. O hüceyrâtta cazibe, dâfia, mümsike, musavvire, müvellide nåmıyla, her birisi bir maslahat için beş kuvvet çalışıyor.
Ålem-i asgar böyle olsa, insan-ı ekber ondan geri kalır mı? Ruha nisbeten ehemmiyetsiz olan cesed, bu derece israftan uzak bulunsa, ne suretle cevher-i rúhla åsârında ve emellerinde ve efkârında ve ma'neviyatında israf olur?
Çünki saadet-i ebediye olmazsa, bütün ma'neviyât kurur. O hakikatler israf memleketine kaçarlar. Acaba dünyalar kadar kıymetli olan bir cevhere mâlik olmakla, hem dăimâ onun zarfını ve gılåfını muhafaza ettikten sonra, o cevheri birdenbire yere vurup kırmak ihtimali var mıdır? Hangi akıl kabul eder?
Hem bir şahsın bünyesindeki kuvvet, a'zâsındaki sıhhat, isti'dâdındaki kabiliyet, o şahsın yaşayışına ve tekemmülüne delil olduğu gibi; käinâtın ruhuna kadar
nüfüz eden hakikat-i sâbite ve devam ile yaşayışını îmâ eden intizâmındaki kuvvet-i kâmile ve tekemmülüne giden ni mındaki kemål, acaba haşr-i cismâni yoluyla saadet-i ebediye delil olmaz mı? Zîrâ intizamı ihtilâlden ve bozulmaktan kurtaran, ancak saadet-1 ebediyedir. Ve tekemmüle vasıta olan da saadet-i ebediyedir. Ve o kuvveti inkişaf ettiren de saadet-i ebediyedir.
100
YanıtlaSilCENNET VE CENNETLİKLERİN ÖZELLİKLERİ
mina katlanmak zorunda kalsaydı bu da cehennemden kurtulmanın ya-nında basit kalırdı.
Hal böyle iken nasıl olur da kişi isteklerinin binde birinden bile vaz-geçmeksizin cenneti kazanacağını umar. Yine nasıl olur da kişi hoşlan-madığı şeylerin binde birine bile katlanmaksızın cehennemden kurtu-lacağını düşünür.
Yahya b. Muaz er- Razi şöyle diyor:
Dünyadan vazgeçmek zordur, ama cenneti kazanmak daha da zor-dur. Cennetin bedeli de dünyayı terk etmektir.
Enes b. Malik (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyur-
muştur:
Kim üç defa Allah'tan kendisini cennete koymasını isterse cennet der ki:
Allah'ım onu cennetine koy.
"Kim de üç defa Allah'tan kendisini cehennemden korumasını isterse cehennem şöyle der:
Allah'ım onu cehennemden koru.'
Allah'tan dileğimiz; bizi cehennemden koruyup cennetine koyması-dır.
Şayet cennette dostlarımız ve sevdiklerimizle bir arada bulunmaktan başka bir nimet bulunmasaydı bu kadarı bile yeterli olurdu. Halbuki orada bunun ötesinde ne büyük nimetler vardır.
Yine Enes b. Malik (ra)'dan rivayete göre Resulullah (sav) şöyle bu-yurmuştur:
Cennette bir takım çarşılar vardır, ama oralarda alış veriş yapıl-maz. Cennetlikler grup grup bu çarşılarda toplanıp aralarında şu mese-leleri konuşurlar:
Dünya hayatı nasıldı? Allah'a ibadet etmek ne güzeldi! Dünyada bulunan zenginlerin ve fakirlerin hali nasıldı? Ölüm nasıldı? Cenneti elde etme uğruna katlandığımız sıkıntılar nasıldı?"ב
İbni Mes'ud (ra) rivayet ediyor:
Tirmizi, 2572
Kaynağı bulunamadı.
TENBIHÜL GAFİLİN
YanıtlaSil101
يَرِدُ النَّاسُ جَمِيعًا الصراط، وَوُرُودُهُمْ قِيامُهُمْ حَوْلَ النَّارِ، ثُمَّ يَمَرُّونَ عَلَى الصِّرَاطِ بِأَعْمَالِهِمْ، فَمِنْهُمْ مَنْ يَمُرُّ مِثْلَ الْبَرْقِ، وَمِنْهُم مَنْ يَمُرُّ مِثْلَ الرِّيحِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَمُرُّ مِثْلَ الطَّيْرِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْرُ كَأَجُودِ الْخَيْلِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَمُرُّ كَاجُودِ الْابْلِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَمُرُّ كَعَدُو الرجل، حتى إِنَّ آخَرُهُمْ رَجُلٌ يَمُرُّ عَلَى مَوْضِعِ إِبْهَا مَى قَدَمَيْهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَمُرُّ فَيَتَكَفَّاً بِهِ الصِّرَاطُ، وَالصِّرَاطُ دَحَضْ مَزِلَّةٌ، حَدَّةً كَحَدٌ السَّيْفِ، عَلَيْهِ حَسَكٌ كَحَسَكِ الْقَتَادِ، عَلَى حَافِتَيْهِ مَلائِكَةُ مَعَهُمْ كَلَالِيبُ مِنْ نَارِ، يَخْطَفُونَ بِهَا النَّاسَ، فمن بين مار ناج، ومن بين مخدوش ناج، ومن بين مكدوس في النار وَالْمَلائِكَةُ يَقُولُونَ: رب سلم سلم. فَمَرَّ رَجُلٌ، وَهُوَ آخِرٌ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً، فَإِذَا جَازَ الصِّرَاطَ رُفِعَ لَهُ بَابٌ مِنَ الْجَنَّةِ، فَلَا يَدْرِي أَلَهُ فِي الْجَنَّةِ مَقْعَدٌ، فَإِذَا نَظَرَ إِلَيْهِ قَالَ: رَبِّ اَنْزِلْنِي هَاهُنَا، فَيَقُولُ لَهُ: فَلَعَلَّكَ إِنْ أَنْزَلْتَكَ هُنَا تَسْأَلْنِي غَيْرَهُ، فَيَقُولُ: لا، وَعِزَّتِكَ. فَيَنْزِلُهُ، ثُمَّ يُرْفَعُ لَهُ فِي الْجَنَّةِ مَنَازِلُ، فَيَتَحافَرُ إِلَيْهِ مَا أُعْطِيَ مِمَّا يَرَى، فَيَقُولُ: رَبِّ انْزِلْنِي هُنَاكَ. فَيَنْزِلُهُ، ثُمَّ يَرْفَعُ لَهُ فِي الْجَنَّةِ حَتَّى الرَابِعَةَ، فَإِذَا كَانَتِ الرابِعَةُ، رَفَعَ لَهُ، فَيُتَحَاقَرُ إِلَيْهِ كُلُّ شَيْءٍ أُعْطِيَ، فَيَسْكُتُ، فَلَا يُسْأَلُ شَيْئًا، فَيَقُولُ لَهُ: اَلاَ تَسْأَلُ؟ فَيَقُولُ : سَأَلْتُ حَتَّى اسْتَحْيَيْتُ. فَيَقُولُ
yaparken hayal ettiğimizde, karşısındakini onun
YanıtlaSilBail merak ettiğimize sayısız vasfin, sifatin Işte o zaman göreceğ her play, onu (asm) ışığında hayal edebilmeliyiz. eğimiz hayat hålleri şöyle bir tablo ile karşımıza çıkar: usveris.
"Emin kilan "Emin
-1481-Ikinci Bayezid ile Cem Sultan arasında Yenişehir Savaşı yapıldı.
1890 - Erzurum'da Ermeni
ayaklanması.
1943 - Adapazarı zelzelesi.
20 PERŞEMBE
THURSDAY
SIR ATET Her şeyi hakkıyla işiten de, her şeyi hakkıyla bilen de Odur.
En'am Suresi: 13
BİR HADİS
En büyük hata, dilin çok çok yalan söylemesidir.
İbni Adiyy
HAZİRAN JUNE
Madem O (Allah) var, sana bakar, sana herşey var.
HİCRĪ: 14 ZİLHİCCE 1445 - RUMÎ: 7 HAZİRAN 1440
Lem'alar
HIZIR: 46 - GÜN: 172 KALAN: 194 - GÜN. UZ.: 1 DK
Öğle İkindi Aksam Yatsı
İmsak Günes
Öğle
İkindi Aksam
Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 622 - Bilal-i Habeşî tarafından ilk ezanın okunması.
1944 - Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, Risale-i Nur eserleri hakkında beraet ka-rarı verdi. Başta Bediüzzaman olmak üzere o güne kadar hapiste yatan 58 Nur Talebesi aynı günde tahliye edildi.
HAZİRAN
15 PAZAR
19 1446
ZİLHİCCE
RUMI: 2 HAZİRAN 1441
HIZIR: 41
BİR AYET
De ki: Ona isyan edecek olur-sam hiç kimse beni Allah'ın azabından kurtaramaz; Ondan başka sığınacak birisi de bulamam. (Cin: 22)
BİR HADİS
Yatsı namazını cemaatle kılan gecenin yarısını ibadete geçirmiş gibidir. Sabah namazını cemaatle kılan kimse bütün geceyi ibadete geçirmiş gibidir.
(C. Sağîr, No: 3671)
Mü'minler ibadetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sair ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir fert, ibâdetinden kazandığından fazla bir sevap, cemaatten kazanıyor. Mesnevî-i Nuriye
Imeak Güne
V
1
66\Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilCabir (ra) rivayet ediyor:
"Davud oğlu Süleyman'ın annesi şöyle dem tir: "Evlâdım, geceleyin çok uyuma. Çünkü gece leyin çok uyumak insanı Kıyamet Günü fakir b rakır."
Tirmizî, Zühd: 2; İbni Mace, Zühd: 19; 24
***
Enes (ra) rivayet ediyor:
Fakirlik insanların gözünde bir leke, Kıyamel Günü Allah katında ise bir süstür.
Deylemi'nin Müsnedü'l-Firdevs'inden.
***
Mü'minlerin arasını düzeltmek
Enes'den (ra) rivayetle:
Allah'tan korkun ve birbirinizin arasını dü-zeltin. Çünkü Allah Kıyamet Günü mü'minlerin arasını adaletiyle düzeltecektir.
Hakim'in Müstedrek'i ve Ebu Ya'la'nın Müsned'inden.
...
Ahiret Hayatı / 67
YanıtlaSilMü'minlerin nuru
Ya'la bin Münye'den (ra):
mis ece br
Kıyamet Günü Cehennem mü'mine, “Çabuk geç ey mü'min! Yoksa nurun alevlerimi söndü-recek" diye seslenir.
24.
Taberanî'nin Kebir'i ve Ebu Nuaym'ın Hilye'sinden.
***
Saçtaki aklar nur olacak
Amr İbni Şu'ayb (an ebihi an ceddihi)
"Saçtaki akları yolmayın. Zira bir kimse Müs-lüman iken tek bir kıl bile ağarmış olsa, bu Kı-yamet Günü onun için mutlaka bir nur olur."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 2132.
***
Abdest alanlar ve secde edenler
Abdullah ibni Busr'dan (ra) rivayetle:
Kıyamet Günü ümmetimin alnı secdeden do-layı beyaz, el ve ayakları ise abdestten dolayı parlaktır.
Tirmizi, Cuma: 74; Müsned, 4: 189.
ÖLÜM VE Efendimiz'in Vefati
YanıtlaSilA
Yunus Özdamar
llahu Tealaya inanan veya inanmayan herkesin kabul ettiği konuların başında ölüm gelir. Zaten bunun için bir Müslüman olarak imanımızın göstergesi, ölümün gerçekleşeceğine kabul etmek değil, ölümden sonrası na inanmaktır
Bir keresinde genç bir dostumun cenaze merasimi son rası, orada bulunan yine bir genç arkadaşıma "Tam da öle cek yaştasın." dediğimde, "O kadar da yaşlı mı görünüyorum" demişti. Halbuki cenaze namazını kaldığınız merhum ile ay nı yaşlardaydık.
Soğuk, soğuk olduğu kadar da uzak gelir bize ölüm Hayatımızın son merhalesi olsa da önemli bir kilometre taş hasat mevsimimizin başıdır ölüm. Ömrümüzün hangi mer halesinde ölürsek ölelim, sorumluluğumuz yaşadığımız o miktarda olacaktır. "Az daha yaşasaydım" mazeretinin bir geçerliliği olmayacak Rabbimizin huzurunda. Çünkü ahírette hesaba tabi tutulurken karşılaşacağımız sorulardan bi risi de "Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı?" sorusudur. Bu yönüyle ölüm, insanlar arasındaki mutlak eşitliği gösteren en önem li unsurdur.
Sadece belli zümrelerin değil, dünya havasını az da olsa teneffüs eden herkesin gideceği yoldur ölüm. Tadı kişiden kişiye farklı olmakla beraber iyi kötü herkes tadacak ölüm şerbetini. Zengini-fakiri, güçlüsü zayıh, ümmeti-peygambe ri... Evet, ölüm ümmet için olduğu gibi Peygamberler için de haktır. Üstad Necip Fazıl, ölümün Peygambere yansıyan yu zünü:
Peyga Peygan auce de besit buyura Peyga Peyn yam
m güzel şey, budur perde ardından haber.
YanıtlaSilHiç güzel olmasaydı ölür müydü Prygamber şeklinde tarif eder.
Peygamberimiz (sav.) de, miladi 8 Haziran 632 11 tarihinde vefat etti. 23 yılını ri airde geçinliği 63 sene yaşadı. Sahabe, Efendimiz axin ülecek olmasına inanmakla beraber bu-nu çok zor kabullendi. Efendimiz (sav) de, ölü män kendisi için de hak olduğunu biliyordu. Yüce Mah bu durumu haber veren ayette "Biz senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik" ve "Ty Muhammed Şüphesiz sen öleceksin ve şüp hesiz onlar da ülecektir." buyurur. Allah Resülü, in Hz. Fatıma ya "Senden önce ölmek ne güzel. buyuruyor. Kızımın ölüm acısını tadımadan ken-di ölüm acısını tadmayı güzel görüyor. Rabbine teslimiyetin en güzel ifadesidir bu. Kur'an bun-dan sonraki durum için "Muhammed, ancak bir Peygamberdir. Ündan önce de Peygamberler ge-lip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse geri-sin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse Allah'a hiçbir zarar vere-mez. huyuruyor Yüce Allah. Eski milletler gibi Peygamberimizin tebliğ ettiklerinin ölümü ile ha yattan çekilmemesini emrediyor.
Bugün Hz. Peygamber bedenen aramızda de-ğil. Bize bıraktığı. Allahu Teala'nın muhafazası al tındaki Kuran ve sahip çıkmaya çalıştığınız sün neti, aramızda yaşıyor. Bizler, doğumu ve ölümü
arasındakileri bir bütün olarak alıp, hayatımıza aktarmalar yapmaya çalışırız. Sınırlı olan dünya hayatında, bu hayatın sınırı olan ölüme en iyi şe kilde hazırlık yaparak geçirme gayreti içinde olu-ruz. Allah Resulu'nün ifadesiyle bir han, Yunus Emre'nin ifadesiyle bir pazar olarak görmeye çalı şırız dünyayı. Nihayetinde "Her nefis ölümü tada-caktır." fermanının tecellisini bekleriz, beklemeli-yiz. Ölümden korkarak değil, ölüme hazırlanarak Bunu şair şu mısra ile özetler:
"Ölmek değildir ömrünün en feci işi. Müşkil odur ki, ölmeden evvel ölür kişi."
Bizler, Firavun gibi yaşayıp Hz. Musa gibi, Nemrut gibi yaşayıp Hz. İbrahim gibi, Ebu Leheb gibi yaşayıp Hz. Muhammed gibi bir ecirle kar-şılaşacağımızı ummayalım. Kundak ile kefeni-miz arasındaki geçecek zamanı bilmediğimiz için Rabbimize teslimiyetin hazzını her an hissedelim. Bu gaye, Rabbimize olan vuslatımızı ve nihayetin-de ahiret hasadımızı güzelleştirecektir. Hayat gibi ölüm hakkında da niyetlerimiz doğru, anlayışımız şu söz çerçevesinde olsun:
"Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun! Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun."
Dipnotlar: 7) Fatır 35/37, 2) Necip Fazıl, Çile, S. 153, 3) L Sarıçam. Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, s. 396; 4) Enbiya 21/34, 5) Zümer 31/30; (6) Riyazti's Solihin, Komisyon, IV, 193:7) Al-Imran 3/144, 8) Enbiya 21/35, 9) Beyatı, Yahya Kemal, Düşünce. 01. 10) Kısakürek, Necip Fazıl, Çile, S. 152
102
YanıtlaSilCENNET VE CENNETLİKLERİN ÖZELLİKLERİ
اللهُ تَعَالَى: لَكَ مِثْلَ الدُّنْيَا وَعَشَرَةَ أَمْثَالِهَا. فَهَذَا أَوْضَعُ أَهْلِ الْجَنَّةِ منزلاً
قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ: كَانَ النَّبِيُّ اللهِ لَا يَتَحَدَّثُ بِذَالِكَ إِلا ضحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ
"İnsanlar topluca sırat köprüsüne gelip cehennemin etrafında durur lar. Sonra amellerine göre sırattan geçerler. Onlardan kimi sıratı şimşek gibi geçer, kimi rüzgâr gibi kimi de kuş gibi uçarak geçer.
Bir kısmı oradan yarış atı hızıyla geçerken bazıları deve hızıyla diğer bazıları da normal insan yürüyüşüyle geçer. Parmak uçlarına basarak ge-çenler de vardır. Böylece sırattan geçme işlemi tamamlanmış olur.
Kaygan bir zemine sahip olan sırat, kıldan ince kılıçtan keskin olup üzerinde dikenli teller vardır. İki tarafında melekler bulunur ve bu me-lekler ellerinde bulunan kızarmış demir çengellerle oradan geçen insanları yakalayıp düşürmeye çalışırlar.
Sırattan geçen insanlar arasında sağ salim kurtulanlar olduğu gibi, yaralı olarak kurtulanlar da cehenneme düşenler de vardır.
Bu arada melekler şöyle derler:
Kurtar Allah'ım, kurtar.
Sırattan, son olarak cennete en son girecek olan kişi geçer. Bu kişi sıratı geçtiğinde kendisine cennetten bir kapı açılır.
O cennetin güzelliğini görünce burada kendisine yer olmadığını düşünerek şöyle yalvarır:
- Allah'ım beni buraya yerleştir.
Allah (cc) ona der ki:
- Seni buraya koyarsam daha iyisini istersin. Onun "hayır ya Rabbi izzetin hakkı için daha fazlasını istemem" demesi üzerine oraya yerleş-tirilir. Sonra bu kişiye cennetin mertebeleri gösterilir.
Bunun üzerine o, kendisine verileni küçümseyerek şöyle der:
Allah'ım beni buraya yerleştir.
Allah ona şöyle der:
Eğer seni buraya koyarsam daha fazlasını istersin.
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil103
O der ki:
Hayır ya Rabbi izzetin hakkı için fazlasını istemeyeceğim. Bu sözü üzerine orası kendisine verilir. Bundan sonra perde kalkar ve cennetin tabakaları kendisine gösterilir. Dördüncü tabakayı gördüğünde kendisine verilen nimetlerin tamamını küçük görür, fakat susar daha fazla bir şey isteyemez.
Bunun üzerine Allah ona şöyle der:
Başka bir şey istemeyecek misin?
Cevaben der ki:
- O kadar çok şey istedim ki artık utanıyorum.
Allah ona hitaben şöyle der:
Sana dünyanın on katını veriyorum.
İşte cennette en düşük derecede olan kimseye verilecek olan nimet budur."
Abdullah b. Mesud diyor ki:
"Resulullah (sav) bize bunları anlattıktan sonra yan dişleri görünün-ceye kadar güldü.""
Bir hadis şöyledir:
"Dünya kadınlarından cenneti kazananlar dünyada iken yapmış oldukları amelleri sebebiyle hurilerden daha üstündürler."
O huriler ki haklarında Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
عُرُبًا أَتْرَاباً .
فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًاً
إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً
لِأَصْحَابِ الْيَمِينِ
"Gerçekten biz hurileri apayrı biçimde yeni yarattık. Onları, eşlerine düşkün ve yaşıt bakireler kıldık. Bütün bunlar sağdakiler içindir."3
Müslim, 187
Bu hadisin senedi zayıftır.
Väkia 35-38
سوره بقره (1)
YanıtlaSilاشارات الاعجاز
و تشنجی برهان تا اون هر نوع مخاوشانده به نوع قیدانان و به چشید هشون تکرار ایله وقوعه کامکده دوام التمسمى، بيون قيامتك وقوعته و کلبه جگنه اشار تدر بود بر مثال :
اون هفته لی ساعته باعه او ساعتده ثانیه گری، دقیقه گری، اعتباری، کونکری صدایان ابره کردن و ميالاردن، ثانیه کری صدایان ابره، دقیقه لدى صايان ابره نك حركتني اخبار ايديور. دقیقه لری صدایان ابره، ساعتاري صايانه ابره نكه حرکتنی اعلان ایدیو اعتدادری میان ابره ده. کو ناری کوسترن ابره نك حرکتنی حصوله کثیریور و اعلام البديور. ایشته بر نجيناك حركتنهك تمام اولی ايكنجينك حركتك تمام اولا جفنه و ايكنجيناك تمام حرکت اینیسی او چنجینه نه ده اتمام حرکت ایده جگنه اشار ندر.
دندانك بقاعدتني كذلك صانع حكيمك كائنات دينيان بيون به ساعتی وار. بو ساعتك ميلادي، فلقكرن چشید چشید دورانند به عبارتدر ایسته بود و رانار کو ناری، سنه لری ، عمر بشری ) کو ستريبولي بناءً عليه، هر كيجه من موكره صباحك، هر قيد من موكره بهارك حلمی کی حشرك صباحی، او بيون ساعتدن طوغا جفنه دليل واشار تدر.
[ سؤال ؟ ] كائناتده كورونه شو نوعى قيد امتارده اشيا عينيله اعاده ايد يا مييور. حالبوكر بیون قیامتده نه دن اجسام عينيه اعاده ايد باير؟
الجواب ) انسانه بر فردی، باشقه مخلوقاتك به نوعی کبیدر. زیرا انساندہ کی او نور فکی املہ ارین روحنه اویله بر انکشاف، اویله بر انبساط وير شور که انسان بتون زمانلری یوتہ طویر از زیرا اونده کی او يوكن فكر، انسانك ما هيتنى علوى، قيمتنى عمومى، نظرینی کلی، کمالني غير محصور، لذت و
ألمني دائمي في المشدر.
باشقه نو عارك فردلری ایسه بویله دیگلور او زارك ماهيتداری جزوی، قیمت اتری شخصی، نظر لری محدود، كم اللری محصور، لذت و المارى آندر بوند نه فلا شي البوركي، انسانك بر فردی، سائر مخلوقاتك بر نوعی مکنده در او نو عار ده کورونه تو قیر امتهارك و حشر و نشر لرن کيفيتاري ناصاله،
افراد انسانیه ده ده اویله در.
La
YanıtlaSilBekä: Varlıkta kalma
بناة علية
Bindenaleyh: Bunun üzerine
برهان
Burhan: Delil
دوران
Dererin: Domip dolanma
آجاء
Ecaam: Cisimler
القرار الثانية
had insaniye İnsan ferdleri
Eleme An
ذلك
Felek: Cark, zamama hadiseleri
غیر منصور
Gayri mahsür: Suursız
كثير
Hazir: Olileri dirilterek toplama
حَشِرٌ ونَشِرُ
Hazir ve nestr: Toplayıp dağıtma
حصول
Husat: Meydana gelme
اعاده
fader Geri döndürme
المباز İhbar: Haber verme
البساط
Inbisat: Yayılma, genişleme
إتمام حركت
Imam-ı hareket: Hareketi tamamlama
كيفيت
Keyfiyet: Nitelik
كذلك
Kezalik: Bunun gibi
على
Kallt: Umami
محدود
Mahdad: Sınırlı
ماهیت
Mahiyet: Bir şeyin ne olduğu
مخلوقات
Mahlakat: Yaratılımışlar
منصور
Mahsur: Sınırlanan
تر
Nazar: Bakış
صانع حبية
Sant - Hakim: Çok hikmet sahibi olup san'atla yaratan (Allah)
علوى
Ulot: Yuce
وفرغ
Vaka: Meydana gelme
Nev TÜR çeşit
YanıtlaSilSare-i Bakara, 4
YanıtlaSilBeşinci Burhân: Evet, her nevi' mahlükätta bir nevi
kıyametin ve bir çeşit haşrin tekrar ile vuküa gelmekte devam etmesi, büyük kıyametin vuküuna ve geleceğine işarettir. Buna bir misål:
Evet, haftalık saate bak. O saatte saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri sayan
ibrelerden ve millerden, saniyeleri sayan ibre, dakikaları sayan ibrenin hareketini ihbår ediyor.
Dakikaları sayan ibre, saatleri sayan ibrenin hareketini i'lån ediyor. Saatleri sayan ibre de, günleri gösteren ibrenin hareketini husůle getiriyor ve i'lâm ediyor. İşte birincinin hareketinin tamam olması, ikincinin hareketinin tamam olacağına; ve ikincinin tamâm-ı hareket etmesi, üçüncünün de itmâm-ı hareket edeceğine işarettir.
Kezâlik, Sâni'-i Hakîm'in käinât denilen büyük bir saati var. Bu saatin milleri, feleklerin çeşit çeşit deverânından ibarettir. İşte bu deverânlar günleri, seneleri, ömrü beşeri, dünyanın bekä müddetini gösteriyorlar. Binâenaleyh, her geceden sonra sabahın, her kıştan sonra baharın gelmesi gibi, haşrin sabahı, o büyük saatten doğacağına delil ve işarettir.
Suâl: Käinåtta görünen şu nev'i kıyâmetlerde eşya aynıyla iade edilmiyor. Halbuki büyük kıyamette neden ecsâm aynıyla iåde edilir?
Elcevab: İnsanın bir ferdi, başka mahlükätın bir nev'i gibidir. Zîrå insandaki o nûr-u fikir, emellerine, ruhuna öyle bir inkişaf, öyle bir inbisât vermiştir ki, insan bütün zamanları yutsa doymaz. Zîrå ondaki o yüksek fikir, insanın mahiyetini ulvi, kıymetini umûmi, nazarını külli, kemâlini gayr-i mahsûr, lezzet ve elemini dâimî kılmıştır.
Başka nev'lerin ferdleri ise böyle değildir. Onların mâhiyetleri cüz'î, kıymetleri şahsı, nazarları mahdûd, kemålleri mahsûr, lezzet ve elemleri înidir. Bundan anlaşılıyor ki, insanın bir ferdi, såir mahlükâtın bir nev'i hükmündedir. O nev'lerde görünen şu kıyametlerin ve haşir ve neşirlerin keyfiyetleri nasılsa. efrâd-1 insaniyede de öyledir.
134
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
dar uzata bileceklerini, fakat, topuklara kadar uzatamayacaklarını (9),
Kadınların da, eteklerini, topuklarından bir karış aşağısına in-dirmeleri gerektiğini bildirmiş. (10)
Büyüklük taslamak için İzarlarını yerde sürükleyen erkeklere. Kıyamet gününde, yüce Allahın Rahmet nazarile bakmayacağını ha-ber vermiş (11), Câbir b. Süleym'e «İzarını, yarı bacağına kadar kal-dır!
Bunu, yapamazsan, topuklarına kadar uzat! Yerde sürüklenecek kadar uzatmaktan sakın!
Çünki, bu, gurur alâmetidir.
Allah ise, gururlanmayı sevmez! buyurmuştur. (12)
Bunun için, Abdullah b. Ömer, İzarını, bacaklarının yarısına ka-dar uzatır, gömleğini onun üzerinde, Ridasını da, gömleğinin üzerinde bulundururdu. (13)
3. Rida:
Peygamberimiz, Necran işi, kalın kenarlı Ridasını, Hevazin sava-şı sırasında giymişti. (14)
Rida, belden yukarı kısmına tutulan atkıya denir. (15)
Bu, boyuna veya iki omuz arasına konulan bir nevi omuz atkısı-dır. (16)
Peygamberimizin, giyinip gelen Heyetlerin yanına çıktığı Hadra-mi Ridasının uzunluğu: Dört arşın, eni: İki arşın bir karış (17), kıy meti de: Bir dinardı. (18)
Rengi: Yeşildi. (19)
(9) Müslim Sahih c. 3, s. 1653, Tirmizi Sünen c. 4, s. 247, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1182, Nesaî Sünen c. 8, s. 206-207
(10) Malik Muvatta' c. 2, s. 915, Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 83, Ebû Davud -Sünen c. 4, s. 65, Tirmizi Sünen c. 4, s. 223, İbn-i Mace Nesal Sünen c. 8, s. 209 Sünen c. 2, s. 1185,
(11) Abdurrezzak Musannef c. 11, s. 81, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 44, Müslim Sahih c. 3, s. 1652-1653, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 59, Tirmizi Sünen c. 4, s. 223
(12) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 64, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 56
(13) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 84
(14) İbn-i Sa'd - Tabakat e. 1, s. 458, Buhari - Sahih c. 4, s. 60, c. 7, s. 40, Müslim -( Sahih c. 2, s. 730-731, Tirmizi Sünen c 4, s. 240
15) Asım Efendi Kamusulmuhit Tercemesi c. 2, s. 124
(16) Bedrüddin Ayni Umdetülkari c. 21, s. 301
(17) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 458
(18) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 461
(19) Ebülferec İbnü'lCevzi Vefa c. 2, s. 568
PEYGAMBERİMİZİN GİYDİĞİ ELBİSELER
YanıtlaSil135
Peygamberimizin bu Ridası, Halifeler devrinde dürülüp bir bohça İçinde Halifeler katında bulundurulurdu.
Halifeler, Ramazan ve Kurban bayramlarında onu giyerlerdi. (20)
4. Suhar İşi Elbise :
Peygamberimizin Suhar işi iki elbisesi vardı. (21) Suhar, Uman'da bir kasabadır. (22)
5. Suhar İşi Kamis (Gömlek):
Peygamberimizin Suhar işi gömleği de, vardı. (23)
Suhar kasabasında yapılan gömlek, Suhârî diye anılır. (24)
Peygamberimizin en çok sevdiği elbise, Kamis (Gömlek) idi. (25)
Kamis, yalnız pamuk ipliği ile dokunmuş bezden yapılan gömle-ğe denir. (26)
Peygamberimizin gömleklerinin boyları ve kolları kısa idi. (27) Kol uzunluğu, bileğe kadardı. (28)
Habeş Necaşîsinin Peygamberimize gönderdiği hediyeler arasında bir de, gömlek vardı. (29)
6. Suhûli Kamis:
Peygamberimizin, tek kat pamuk ipliğinden dokunmuş bezden yapılmış gömleği de, vardı. (30)
Suhûl, Yemen kariyelerinden olup orada tek kat pamuk ipliğin-den dokunmuş bezden yapılan elbiselere Suhûliye denir. (31)
(20) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 458
(21) Belűzüri Ensabülegraf c. 1, s. 507, Diyar Bekri Hamis c. 2, s. 173
(22) Yakut Mucemülbüldan c. 3, s. 393
(23) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 507, Diyar Bekri Hamis c. 2, s. 173
(24) Yakut Mucemülbüldan c. 3, s. 393
(25) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 456, Buhari Sahih c. 7, s. 41, Tirmizi Sünen c. 4, s. 237-238, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1183
(26) Firuzâbâdi Kamusulmuhit c. 2, s. 327
(27) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 458, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1184
(28) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 458
(29) İbn-i Habib Kitabülmuhabber s. 76
(30) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 507, Diyar Bekri Hamis c. 2, s. 173
(31) Yakut Mucemülbüldan c. 3, s. 195
100
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
kaydedildiği zikredilmektedir". 125. madde ise düyün kelimesinin ilavesi ile: «Mülk insanın malik olduğu şeydir, gerek ayân ve ge-rek menâfi ve düyün olsun şeklini almıştır". Akidden sonra ileri sürülebilecek şartlar hakkında da şu madde kaleme alındı: «Ba'del akd îrad olunan şurût-u câize asl-ı akde iltihak eder. Lakin şurût-u fâside akde iltihak etmeyip lağv olur". Kat mülkiyyetinin cevazı hakkındaki madde şöylece tesbit edildi: «Hakk-1 teâlinin bey'i caiz-dir. Meselâ, bir kimse muayyen bir bina yapmak üzere dükkânının uluvvunü ahar bir kimseye bey etse sahih olur".
Bab-ı sadisin fasl-1 rabiine ilave edilen on üç madde hakkın-da komisyon azaları arasında görüş farklılığı sebebiyle iki grup te-şekkül etmiş, bu maddelerden bazıları hakkında Şafiî mezhebinin görüşünü benimseyenlere başta reis olmak üzere Ebu'l-ûla, A. Münib ve Ihsan beyler muhalefette bulunmuşlardır".
K. EL-BUYU'DA YAPILAN TADİLLER
K. el-Buyu'da yirmi madde ta'dil edilmiştir. Bunlar: 126., 130., 142., 143., 144., 151., 204., 216., 224, 225., 246., 247., 253., 293., 298., 313., 314., 315., 381., ve 387. maddelerdir". Bu maddelerden malın tarifi mahiyetinde olan 126. madde şöyle ta'dil olunmuştur: Mal, anda münafese ve bezl câri olan şeydir.»" 151. maddenin ise kısaltılarak şöylece kaleme alınmış olduğunu görüyoruz: «Mebi sa-tılan şeydir ve beyden maksad-ı asli odur. 204. madde ise şöylece kaleme alınmıştır: «Mebi ayn ise akiddeki tayin ile taayyün eder. Kanavata tebean suyun bey'i caizdir. Hakk-ı mürür ve hakk-ı şirbin arza tebean bey'ine cevaz veren 216. madde de küçük bir değişik-lik yapılarak münferiden bey'e de cevaz verilmiş ve bu madde şu hâli almıştır: «Hakk-ı mürür ve hakk-ı şirb gibi hukuk-u müekkede-nin arza tebean bey'i caiz olduğu gibi münferiden bey'i dahi caiz-dir.>"
K. EL-BUYU'DAN ÇIKARILAN MADDELER
Yapılan ilave ve tadillerin yanı sıra bazı maddeler lüzumsuz ad-
32. Ceride-i Adliye, sa, 2, s. 94.
33. Aynı eser, s. 93.
34. Aynı eser, s. 95.
35. Aynı eser, sa. 4, s. 190-192.
36. Aynı eser, sa. 10, s. 478-480.
37. Aynı eser, sa. 2, 3, 4, 5, 6, ve müteakib sayılar.
38. Aynı eser, sa, 2, s. 93.
39. Aynı eser, sa. 5, s. 237-239.
MECELLE TA'DİL ÇALIŞMALARI
YanıtlaSil101
dedilerek ve bazıları da bu ilave ve tadiller esnasında ifade edilmiş olduğundan Mecelle'den çıkarılmıştır".
K. EL-ICARE HAKKINDA ÇALIŞMALAR
K. el-Buyû'a nazaran K. el-İcare'de yapılan değişiklikler daha azdır. Bab-ı saninin fasl-1 evveline iki ve 420., 590., 596., 597., ve 598. maddeler bazı ilaveler, 429., 447., 471., 472., 503., ve 550. mad-delerin ta'dili ve 417. madde ile 418. maddedeki misalin ihraç edil-mesi" şeklinde gördüğümüz komisyon çalışmalarının 7 Temmuz 1340 a kadar Mustafa Fevzi Efendinin riyasetinde, Abdurrahman Münib, Ebu'l-Ula, Es'ad ve Hafız Şevket beylerin iştiraki ile de-vam ettiğini, bu esnada reis Mustafa Fevzî Efendinin hastalanması sebebiyle çalışmaların 25 Ağustos 1340 a kadar tatil edildiğini mü-şahede ediyoruz". Bu tarihten sonraki komisyon çalışamaları hak-kında bir kayda rastlamadığımızdan kuvvetle muhtemeldir ki, K. el-İcare tadilinden sonra komisyon yeni bir çalışma yapmamıştır.
c) USUL-U MUHAKEMAT-I ŞERİYYE VE HUKUKİYYE KOMİSYONU
Bu komisyonun vazifesi; tatbik edilmekte olan, usûl-u Muha-kemat-ı Şer'iyye ve Usûl-u Muhakemat-ı Hukukiyye'nin tevhidini temin edecek kaideleri tesbitten ibarettir". Aynı sene içerisinde teşkil edilen; Ahkâm-ı Şahsiyye, Vacibat ve bu komisyonun çalışma-ları reis ve azalara verilecek ücret hakkında Adliye Vekâleti tara-fından onüç maddelik bir talimatname hazırlandı. Bu talimatname-nin 7. maddesinde; komisyonun haftada en fazla iki defa toplana-cağı ve toplantı müddetinin üç saatten az olmayacağı, her celse için reise on, azalara sekiz lira hakk-ı huzur verileceği kaydedil-mektedir ".
Komisyonu teşkil edenler:
Reis: Necmeddin Molla Bey
Aza: Şakir Bey (Sabık Temyiz reislerinden)
>: Reşîd Bey (Hukuk müdürü)
>: Hasan Hulkî Efendi
>: (İsim yok) Bey (Mülga Temyiz azasından)
40. Aynı eser, sa. 25, s. 899-900, 320-334 maddeler.
41. Aynı eser, sa. 25, s. 902-911
42. Aynı eser, sa. 26, s. 1017
43. Aynı eser, sa 10, s. 463
44. Aynı eser, s. 463
45. Aynı eser, sa. 10, s. 464
612
YanıtlaSilHADIS-1 ŞERİFLER
( رواه أبو نعيم عن سلمان )
۱۲۸۸ نَوْمٌ عَلَى عِلْمٌ خَيْرٌ مِنْ صَلَاةَ عَلى جمل .
1288) «İlme dayanan uyku, cehalete dayanan namazdan hayırlıdır.»
Derler ki:
İmam-ı Şafil Hz. uyku saatlerinde birkaç bin fıkıh meselesi çözer-di..
Ravi: SELMAN'dan r.a. naklen EBU NUAYM.. Menkıbeleri, 10. ve 510. Hadis-i Şerifte..
۱۲۸۹ النائحَةُ : إِذَا لَمْ تَتُبْ قَبْلَ مَوْتِهَا، تُقَامُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَعَلَيْهَا سِرْبَال (1) مِنْ ( رواه مسلم ) قَطِرَانِ ، وَدِرْع من جَرَب .
(1) أى قميص . وكذا الدرع ، فالجمع بينهما تفنن .
1289) «NAIHA tevbe etmeden öldüğü takdirde, kıyamet günü üze-rinde, katrandan bir gömlek ve uyuz-yapan- zir zırhla kal-kacaktır..>>>
**
NAIHA: Cahiliyet devrinin hususî mahiyette tutulan ağlayıcısı ve maniler söyliyecisidir.
Ölülerin ardından destanlar yazan kimseler de, bu bölüme girer. Kahramanlık destanları müstesna..
***
Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..
( رواه ابن سعد عن أبي هريرة )
الناس ولد آدم ، وآدمُ مِنْ تُرَابٍ . ۱۲۹۰
1290) «İnsanlar, ADEM'in çocuğudur. Adem de topraktan -yara-tıldı...
**
Bu Hadis-i Şerifi, maymun dölü olduğunu iddia edenlere okumalı..
Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen İBN-1 SAAD.. Menkıbeleri, 5. ve 630. Hadis-i şerifte..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil613
۱۲۹۱ النَّاسِ رَجُلان : عالم وَمُتَعَلَّمُ ، وَلا خير فما سِوَاهُما . ) رواه الطبرانى)
1291) «İnsanlar iki zümredir: Öğrenen ve öğreten.. Başkalarında ha-yır yoktur..>>>
**
Haliyle başkaları cahillerdir.
***
Ravi: TABERANI. Menkıbesi, 9. Hadis-i şerifte..
١٣٩٢ النَّبِيُّونَ وَالْمُرْسَلُونَ سَادَةُ أَهْلِ الْجَنَّةِ ، وَالشُّهَدَاء (۳) قُوَّادُ أَهْلِ الْجَنَّةِ ، ( رواه أبو نعيم )
وحَمَلَةَ الْقُرْآنِ عُرَفَاهِ (۳) أَهْلِ الْجَنَّةِ .
(۲) أي يقودونهم إلى محل الخير .
(۳) أى رؤساء على غير الأنبياء والشهداء
1292) «NEBİ ve MÜRSEL'ler ehl-i cennetin efendileridir. Şehidler, ehl-i cennetin önderidir. Kur'an hafızları, ehl-i cennetin reisleridir.<>>
**
NEBI: Kendisinden önce gelen peygamberin şeriatını ihyaya memur peygamber.. MÜRSEL: Kendisinden önce gelen peygamberin şeriatını kaldırıp, yeni bir din kuran peygamberdir.
Şehidlerin önderliği, peygamberlerin; hafızların reisliği de, hem sehidlerin, hem peygamberlerin dışında kalanlara olacaktır..
Ravi: EBU NUAYM.. Menkibesi, 10. Hadis-i Şerifte..
۱۲۹۳ النَّخْلُ وَالشَّجَرُ بَرَكَةٌ عَلَى أَهْلِهِ ، وَعَلَى عَقِيهِمْ بَعْدَهُمْ إِذَا كَانُوا لِلَّهِ ) رواه الطبراني عن الحسن بن على )
شاكرين .
1293) «Hurma ve ağaç, sahiplerine ve onlardan sonra gelenlere be-rekettir. Fakat, Allah'a şükredici oldukları takdirde..>>>>
Ağaç, malum olacağı üzere meyveli ağaçtır.
Ravi: Hz. HASAN b. ALİ'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri 9. ve 220. Hadis-i Şerifte..
142
YanıtlaSilcihad- asgar ve ekber
cihazat
kurtulmanın ve cennete gitmenin yolu, Mus-lüman olmanın gereği olarak bildirir ve öne mini belirtir. (bkz. Kur'an, 2/218; 3/142; 4/95; 5/35; 8/72,74, 75; 9/16,20,21,24 41,73,88,111; 16/110; 22/78; 25/52; 29/69; 47/31; 49/15; 61/10,11,12; 66/9)
cihad- asgar ve ekber جهاد اصغر و أكبر : enkü çük (asgar) ve en büyük (ekber) cihad; silahlı ve silahsız mücadele: Allah (c.c.) için, gerekti-ğinde din ve vatan uğrunda düşmanla silahlı savaş (küçük cihad) ve İslam'ı bilmeyenlere tanıtılması, duyurulması, dinin doğru anla şılması, korunması, yaşanması ve yaşatılma-sı için månevi yolla yapılan sürekli mücadele )gayret ve çalışma) ile birlikte insanı günaha ve kötülüğe iten istek ve duygulara (nefse) karşı sürekli mücadele (büyük cihad)
cihad- dini(ye( جهاد دينيه : din uğrunda cihad (mücadele, çalışma)
cihad- ekber جهاد اکبر : en büyük cihad: İslam'ı bilmeyenlere tanıtılması, anlatılması, dinin doğru anlaşılması, korunması, yaşanması ve yaşatılması için (ilim, ahlâk, tebliğ, ibadet gibi) månevi yolla her zaman mücadele (gay-ret ve çalışma) ile birlikte insanı günaha ve kötülüğe iten istek ve duygulara (nefse) karşı sürekli mücadele
cihad - harici جهاد خارجی : harici cihad, ülke ve İslâm toplumu dışında kalanlara karşı cihad: 1.İslam'ı tanıtmak ve korumak için çalışma 2.saldırılara karşı silahlı savunma
cihad - İslamiye جهاد إسلامية : İslamın emri olan
cihad - manevi (ye( جهاد معنویه : manevi cihad; ilim, ahlak, tebliğ, ibadet gibi månevi yolla din uğrunda mücadele, çaba gösterme, çalışma
cihadi (ye( جهاديه : cihadla ilgili (bkz.cihad(
cihan 1 : جهان.kainat 2.dünya 3.bütün insanlar
cihan fani جهان قانی:fani dunya, geçici ve ölümlü dünya
cihan-1 ibret جهان عبرت : ibret dünyası, ders alı-nacak olay ve gerçekler dünyası
cihan-1 ilim جهان علم : ilim dünyası; ilimle ilgile-nen ve ilim sahibi olan bütün insanlar
cihan-1 irfan جهان عرفان : ilim ve kültür dünyası; ilim ve kültür sahibi bütün insanlar
cihan-baha جهان بها : dünyalar kadar değerli, çok değerli
cihan-değer جهان دگر : dünyalar kadar değerli, çok değerli
cihangir dünyaya hukmeden, dunyay eğenenliği altına alan; dünyayı fetheden cihani : جهانی dunya ile ilgili, herkesle ilgili
cihankıymet (cihan-kıymet جهان قیمت : dunya lar kadar değerli, çok değerli
cihanpesend جهان پسند : dünyaca beğenilen herkesçe beğenilen
cihanpesendane 1 : جهان پسندانه.dünyaca beğe nilir tarzda 2.dünyaca takdir edilir şekilde
cihan-şümul (cihanşümul( 1 : جهان شمول.dunya çapında (evrensel), bütün dünyayı ilgilendi ren önemde 2.käinat çapında (evrensel), bu tün kainatı ilgilendiren önemde
cihar جار : dört
Cihar-ı Yarı Güzin جهار برگزین Peygam-ber'e (a.s.m.) en yakın) dört seçkin dost (ar-kadaş), dört büyük ve seçkin sahabe, Pey-gamber'in (a.s.m.) en yakın yardımcıları olan dört halife: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Os-man, Hz. Ali (r.a.)
ciharyar-ı güzin جهار بار گزین : )bkzcihar-ı yår-1 güzin)
cihat 1 : جهات.chetler, taraflar, yönler 2.gö-rüşler, görüş açıları 3.sebepler 4.yerler, mekânlar 5.noktalar, durumlar
chat- erbaa جهات أربعة : dört yön (kuzey, gü-
ney, doğu, batı)
cihat- hidayet جهات هدایت : hidayete ileten ci-hetler, doğru ve kurtuluş yoluna iletici yönler
chat-ı münasebat جهات مناسبات münasebet yönleri, ilgi ve bağlılık tarafları
cihat-ı nazmiye جهات نظميه : sözün bütünlüğü-nü sağlayan düzenle ilgili yönler (taraflar)
cihat-i selase جهات ثلاثه : cihet, üç yön, üç nokta, üç bakım(dan)
cihat-i sitte جهات سته : altı yön altı taraf: alt-üst, sağ-sol, ön-arka
cihaz 1 : جهاز.donanım 2.âlet, araç 3.organ
cihazı basit جهاز بسيط : basit cihaz, basit yapı-da organ
cihazı insaniye جهاز إنسانيه : insana ait organ, insandaki organ
cihazı mahsus جهاز مخصوص : hususi cihaz, özel organ veya yetenek, belli türden canlıya ait belli ve sınırlı bir iş ve görev yapan organ veya yetenek
cihazat جهازات : cihazlar donanımlar, åletler, organlar, yetenekler, güçler
cihazat-i acibe
YanıtlaSil143
cihazat- acibe جهازات عجیبه : hayret verici ci hazlar; hayret verici organlar, yetenekler ve güçler, hayret verici donanımlar
cihazat - bedeniye جهازات بدنيه : bedendeki ci hazlar, bedendeki organlar
cihazat-ı harbiye جهازات حربيه : harb cihazları, savaş araç ve gereçleri, savaş donanımları
cihazat-ı hayvaniye جهازات حيوانيه : hayvandaki cihazlar, hayvandaki organlar ve güçler
cihazat-ı insaniye جهازات إنسانيه : insandaki ci-hazlar, insandaki organlar, yetenekler ve güç ler
cihazat kesire جهازات كثيره : pek çok cihazlar, pek çok donanımlar (duygular, organlar, ye-tenekler ve güçler)
clhazat-ı maneviye جهازات معنويه : manevi ci hazlar, manevi donanımlar (duygular, akıl, irade, vicdan gibi yetenekler ve güçler)
cihazat-ı muharribe جهازات مخربه : harb araçla-rı, yıkıcı araçlar
cihazat-ı mühimme جهازات مهمه : mühim cihaz-lar, önemli donanımlar (yetenek ve güçler)
cihazat-ı tamiriye جهازات تعمیر یه : tamir cihazla-n, onarım ålet ve araçları
chet 1 : جهت.tarafyan, yön 2.sebep, vesile 3.bakım, bakış 4.yer, nokta, durum, görüş, gö-rüş açısı
chet-i fark جهت فرق : farklı taraf (farklı özellik)
cihet-i ihtimal ve imkan جهت احتمال و إمكان:im kån ve ihtimal ciheti, olması beklenebilirlik (ihtimal) ve olabilirlik (imkân) durumu
cihet-i imkân جهت إمكان : mümkün taraf, ola-bilirlik tarafı
cihet-i imtiyaz جهت إمتياز : ayırt edilmeyi sağlı yan farklı taraf; üstünlük tarafı
cihet-i infikak جهت إنفكاك : infikak ciheti, ayrı olma durumu; birlikte olmama durumu
cihet-i intizam جهت إنتظام : )söz sanatında söy lenen sözün, söz düzeni ve tertibi içindeki yeri ve durumu
cihet-i irtibat جهت ارتباط : )söz sanatı bakımın-dan) söylenen sözün önceki veya sonraki ile ilgisi ve bağlantılı olma durumu
cihet-i irtibat ve intizam جهت ارتباط و انتظام : )söz sanatı bakımından) irtibat ve intizam ciheti, sözün karşılıklı bağlılık ve düzen ve tertip içindeki yer ve durumu
chet-i isnad جهت إسناد : isnad ciheti; dayanma ve ait olma durumu
cihet-i Sübhaniye
chet-i istimdad جهت استمداد : istimdad ciheti, yardım istemek için yönelinecek taraf
cihet-i istifade جهت استفاده : faydalanma yonu
cihet-i ittifak جهت إتفاق : ittifak ciheti, birleşi len nokta; ortak taraf
chet-i kainat جهت كائنات: kainatın (varlıklar dünyasının, evrenin) çeşitli yönlerinden bir yön
chet-i lezzet جهت لذت : lezzet zevk ve haz( alınacak taraf
cihet-i mana جهت معنا : mâna yönü
cihet-i melekütiyet جهت ملکوتیت melekûtiyet ciheti, (Allah'a c.c. ait) mülk ve yönetim altın-da olma durumu
cihet-i muvafakat جهت موافقت : uyuşma tarafı uygunluk yönü
cihet-i münasebet جهت مناسبت : bag ve ilgisi bulunma durumu
cihet-i müşabehet جهت مشابهت : benzerlik yönü
chet-i nazm جهت نظم : )söz sanatı bakımın-dan) söylenen sözün önceki veya sonraki sözlerin düzen ve tertibi (nazm) bakımından yeri ve uyumlu olma durumu
cihet-i nazmu irtibat جهت نظم و ارتباط : )soz san'atı bakımından) sözün bütünlük içindeki tertip ve düzeni (nazm), önceki veya sonraki sözlerle olan bağlantısı ve ilgisi (irtibatı) ba-kımından uyumlu olma durumu
cihet-i nazm ve intizam جهت نظم و انتظم : nazm ve intizam ciheti, (söz san'atı bakımından) söylenen sözün önceki veya sonraki sözlerin düzen ve tertibi (nazm) bakımından uyumlu olma durumu (intizamı(
cihet-i nimet جهت نعمت : nimete bakan taraf
clhet-i nisbet جهت نسبت : nisbet ciheti; (birine veya bir şeye) ait olma durumu; ilişkili ve ilgi-li olma durumu
clhet-i Rahmet جهت رحمت : Allah'ın (c.c.) geniş rahmetini gösteren yönü
cihet-i rüchaniyet جهت رجحانیت : üstünlük ta rafı, sebebi
cihet-i sitte جهت سنه : altı yön sağ-sol, ön-ar-ka, alt-üst) (bkz.cihat-ı sitte)
cihet- Sübhaniye جهت سبحانیه : )insanda) Al lah'ın (c.c.) Süphan sıfatıyla ilgili olan taraf, her türlü kusur ve noksanlıktan uzak (Süp-han) olma sıfatına bakan ruh yönü
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-1037-İbni Sina'nın vefatı.
1921 - Adapazarı'nın
kurtuluşu.
1921 - Zonguldak'ın
kurtuluşu.
1934 - Soyadı Kanunu kabul edildi.
1946 - Rize Çay Fabrikası'nın temeli atıldı.
Kuzey yarımkürede Yaz
Gündönümü
21
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Her işi hikmetle yapan ve herşeyden haberdar olan da Odur.
En'am Suresi: 18
BİR HADİS
Sevabı en fazla olan hasta ziyareti, kısa tutulanıdır.
Bezzar
Kendine gel. İnsaniyete layık bir surette yüksel.
HİCRİ: 15 ZİLHİCCE 1445 - RUMI: 8 HAZİRAN 1440
ابرة
Sözler
HIZIR: 47 - GÜN: 173 KALAN: 193 - GÜN. UZ.: 0 DK
İmsak Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
1201-Muslüman tıp alimi İbnu'l Cevzi'nin vefatı.
YanıtlaSil1535 - Barbaros Hayreddin Paşanın Preveze Zaferi.
1950-Demokrat Parti, ilk ve büyük icraatlarından biri olan, ezanın Arapça okunması yasağını kaldırdı.
2011 - Bediüzzaman'ın
talebelerinden Hamza Emek vefat etti.
HAZİRAN
16
PAZARTESİ
20 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 3 HAZİRAN 1441
HIZIR: 42
BİR AYET
Allah'ın size öğrettiği bilgi ile eğittiğiniz avcı hayvanların, sizin için yakaladıklarını yiyin ve ava gönderirken üzerlerine Allah'ın ismini
anın. (Maide: 4)
BİR HADİS Allah'ın rızası gözetilmeden sevap kazanılmaz. Niyetsiz hiçbir amel olmaz.
(C. Sağîr, No: 3847)
68\Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilEbu Hüreyre (ra) rivayet ediyor.
"Ümmetim Kıyamet Günü çağırıldıkları vakit abdestin izi olarak (nurdan) bir parlaklıkları ol duğu halde gelirler. Öyleyse kimin imkanı varsa parlaklığını artırsın."
Katab-i Sitte, Hadis No: 3638
...
Mü'minlere yardım edenler
Muaz İbni Esed el-Cühenî rivayet ediyor:
"Kim bir mü'mini bir münafığa (gıybetçiye) karşı himaye ederse, Allah da onun için Kıyamet Günü, etini Cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de Müslümana kötülenme sini dileyerek bir iftira atarsa, Allah onu, Kıya-met Günü, Cehennem köprülerinden birinin üs tünde, söylediğinin (günahından temizlenip) çı kıncaya kadar hapseder."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4326.
...
İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:
"Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zul-metmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ib tiyacını görür. Kim bir Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet Gü nünün sıkıntısından kurtarır. Kim bir Müslü
Ahiret Hayatı/69
YanıtlaSilmanı örterse, Allah da onu Kıyamet Günü örter." (Rezin bir rivayette şunu ilave etti: "Kim, hakkı sübut buluncaya kadar mazlumla birlikte otursa, ayakların kaydığı günde Allah onun ayağını Sıratta sabit kılar.")
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 3350.
***
Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:
"Bir kul dünyada bir kulu örterse, Allah Kıya-met Günü onu mutlaka örter."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 3432.
***
Ebu'd-Derda (ra) rivayet ediyor:
Resulullah (asm): "Kim kardeşinın ırzını mü-dafaa ederse, Kıyamet Günü Allah, onun yüzün-den ateşi çevirir."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 3355.
***
Hz. Ebu Bekir ve Ömer (ra)
Abdurrahman ibni Avftan (ra) rivayetle: edici şöyle
Kıyamet Günü geldiğinde bir nida seslenir: "Bu ümmetten hiç kimse amel defterini Ebu Bekir ve Ömer'den önce yukarı kaldırmasın.
İbni Asakir'den.
Aylık Mecmua
YanıtlaSilFeburn to Altraçacak the hiriate...
www.altioslek
ALTINOLUK
Mart 2019- Says: 397 C.Ahir Romp 1440-15.00TLالض
Gençlerin Kalp Alemi!..
Sanal Dünya Esaretinden, Gerçek Mekânlara Hicret
Hakka Sadakât Hukûka Riâyet
YanıtlaSil***
ckte gerçek, sabit ve doğ mak gerekmek, bir şeyi gerçek epimek, bir şeye yakinen muttali smak anlamlarında masdar ve ribit, doğru, varlığı kesin alan şey anlamlarında isimdir Hak wimesi genellikle båtılın zıddı ola ok gösterili
Terim olarak hak "gerçeğe mutibk olan hüküm anlamına ge le Bu hükmü tayyan söz, inanç, din e göruşler için de kullanılır. Båtılın
İslam düşüncesinde hak kavra-mi genellikle "dış dünyada gerçek ten mevcut olan, mevcudiyeti säbit ve devamlı olan varlık, gerçeğe uy-gun bilgi, hüküm, sör anlamında kullanilit
Hz. Ömer'in Rasûlullah'a yö-nelttiği, "Biz hak üzerinde, düş manlarımız batıl üzerinde değil midir?" sorusunda "Hak" ke-limesi İslam dini, batıl ise putperestliği ve umümi Inkarcılığı ifade eder.
Kur'an-ı Kerim'de 247 yerde ge-çer
Hak kelimesi Kur'an'daki anlam larıyla hadislerde de genişçe yer al mıştır. Peygamberimizin uzunca bir duasında; "Allah'ım! Sen hak-sin, senin va'din haktır, sana kavuş mak haktır, senin sözün haktır, cen-net haktir, cehennem haktır" buyu rur. (Buhari, Teheccüd, 1)
Hz. Aişe "Peygamber'e hak gel di" ifadesinde "hak" kelimesini va hiy anlamında kullanır.
"Hak sahibine hakkın ver" şeklin deki emir herkese haklara riayet et-me yükümlülüğünü getirir. "Hak sa hibinin konuşma yetkisi vardır" ifa-desi de hak sahibine hakkını kullan-ma, koruma ve isteme yetkisi tanı maktadır.
Fikihta "dinin ve hukuk düzeni nin tanıdığı yetki ve ayrıcalık" anla mi etrafında bir muhtevä kazandığı ve terimleştiği söylenebilir.
Hak kelimesinin çoğulu olan "Hukuk" toplum hayatını ve beşeri ilişkileri cebri müeyyidelerle düze ne koyan kurallar bütünüdür.
Fert ve toplumların her yönüy
FERT VE TOPLUMLARIN HER YÖNÜYLE HAK VE SORUMLULUKLARININ BELİRLENMESİ VE DENGELENMESİ SEMAVİ DİNLERİN DE ANA KONULARINDAN BİRİNİ TEŞKİL ETMİŞTİR. BU SEBEPLE KUR'AN-I KERİM'DE VE HZ. PEYGAMBERİN HADİSLERİNDE HAK KAVRAMINA ÇEŞİTLİ YÖNLERİYLE TEMAS
EDİLDİĞİ GÖRÜLÜR.
ALTINCLER