Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
تُؤْذِي الْمُؤْمِنَ وَلَا تُجَاوِرُ الْجَاهِل (طب وابن عبد البر في العلم وابو نصر غريب عن ابن عمرو)
4158- Az fıkıh, anlamadan yapılan çok ibadetten ha- yırlıdır. Kişiye anlayarak ibadet ettiği zaman, fıkıh kâfi gelir. Yalnız kendi görüşünü beğendiği zaman o kişinin cehaleti kendisine ye-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 05:08 RÂMÜZÜL EHADÎS
(HADİS ANSİKLOPEDİSİ)
AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
(2.CİLT)
Baskıya Hazırlayan: ARİF PAMUK
YANITLASİL
yuksel24 Mayıs 2024 05:59 ATATÜRK'ÜN SON MESAJI
Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'
Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla
dunyaya açıkladı.
Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102
30 FR. evvel 1409
10 ATATÜRK'ÜN SON MESAJI
Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'
Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla
dunyaya açıkladı.
Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102
30 FR. evvel 1409
10 Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti den alıntı.
Harf İnkılabı Niçin Yapıldı?............ 211-286 İslam harflerinin bırakılıp. Lätin harflerinin alınış safhalarının işlendiği bu bölümde, bu inkılâpla Islam kültürünü yok etmenin hedeflendiği anlatılıyor.
287-300
Dünden Bugüne Cami Aleyhtarlığı Cumhurbaşkanı Kenan Evren'ın, okul yapmanın cami yaptırmaktan daha sevap olduğunu ileri sürmesine dikkat çekilen bu bölümde, geçmişteki cami düşmanlığından örnekler veriliyor.
5. CILT
Çerkez Ethem Hain miydi?. Resmi tarih tarafından "hain" olarak tanıtılan Çerkez Ethem'in nasıl vatanperver bir kimse olduğu an- latılan bu kısımda, onun tahriklere kapılmayışı isbat ediliyor.
5-212
Kore Zaferi. ..... 213-302 Bu bölümde, binlerce kilometre uzakta komünistlere karşı savaşan Mehmedciğin başarıları anlatılıyor.
6. CILT
......... 5-68 M. Kemal Paşa'ya muhálií, dindar ve vatanperver bir mebus olan Ali Şükrü Beyin öldürülüşünün an latıldığı bu bölümde, suikasti tertipleyen Topal Osman'ın tahriklere kapıldığı ifade ediliyor.
All Şükrü Bey Niçin Öldürüldü?.
Neler Okuttular?........ 69-232 Cumhuriyetten sonra okutulan ders kitaplarının ele alındığı bu bölümde, kitap muhtevålarının "dinsiz bir nesil yetiştirmeye yönelik olduğu örneklerle isbat ediliyor.
Ateizmin Bayraktarı Abdullah Cevdet.....
233-266 Bu bölümde, dinsizliğin bayraktarlığını yapan Abdullah Cevdet ve fikirleri anlatılarak, onun inkılâpia- ın fikir babalığını yaptığı belirtiliyor.
İş Bankası Hangi Parayla Kuruldu?.... 267-300 Hindistan Müslümanlarının İstiklal Harbi için gönderdikleri paralarla kurulan Iş Bankasının mevzu edildiği bu bölümde, gelen pararın hedefi dışında kullanıldığı açıklanıyor.
Ayasofya Zulmi
7. CİLT
1-104 Sahte bir kararnameyle kapatılan Ayasofya'nın geçmişi, Fatih'in vakliyesi, kapatılış safhası ve açılması yolunda yapılan teşebbüslerin anlatıldığı bu bölümde, milletin hisiyatına tercüman olunuyor.
Yamada Baлия. Milet trådestyle tek parti diktasına son veren DP'nin, askeri bir ihtilälle alaşağı edilmesine medhiye 105-204
düzen yazarların mevzu edildiği bu bölümde, o zamankı basından örnekler veriliyor.
İhtiläl Fetvicılan
İhtilale fetvä veren sözde aydınların tavır ve sözlerinin ele alındığı bu kısımda, onların yüzkarası halleri anlatılıyor. 201-300
Gizli Vasiyetin Esrarı... Atatürk'ün õlmeden önce "Asker menşeli olanları cumhurbaşkanı yapmayın" diye bir vaslyet ettiği belirti len bu bölümde, bu vasiyetin yok oluşu açıklanıyor.
Halid Paşa Cinayeti......... 163-210 Muhalif mebuslardan Halid Paşa'nın Meclisde katledilışının anlatıldığı bu bölümde, devlet terörünün ti pik bir örneği veriliyor.
Harf İnkılabı Niçin Yapıldı?............ 211-286 İslam harflerinin bırakılıp. Lätin harflerinin alınış safhalarının işlendiği bu bölümde, bu inkılâpla Islam kültürünü yok etmenin hedeflendiği anlatılıyor.
287-300
Dünden Bugüne Cami Aleyhtarlığı Cumhurbaşkanı Kenan Evren'ın, okul yapmanın cami yaptırmaktan daha sevap olduğunu ileri sürmesine dikkat çekilen bu bölümde, geçmişteki cami düşmanlığından örnekler veriliyor.
5. CILT
Çerkez Ethem Hain miydi?. Resmi tarih tarafından "hain" olarak tanıtılan Çerkez Ethem'in nasıl vatanperver bir kimse olduğu an- latılan bu kısımda, onun tahriklere kapılmayışı isbat ediliyor.
5-212
Kore Zaferi. ..... 213-302 Bu bölümde, binlerce kilometre uzakta komünistlere karşı savaşan Mehmedciğin başarıları anlatılıyor.
6. CILT
......... 5-68 M. Kemal Paşa'ya muhálií, dindar ve vatanperver bir mebus olan Ali Şükrü Beyin öldürülüşünün an latıldığı bu bölümde, suikasti tertipleyen Topal Osman'ın tahriklere kapıldığı ifade ediliyor.
All Şükrü Bey Niçin Öldürüldü?.
Neler Okuttular?........ 69-232 Cumhuriyetten sonra okutulan ders kitaplarının ele alındığı bu bölümde, kitap muhtevålarının "dinsiz bir nesil yetiştirmeye yönelik olduğu örneklerle isbat ediliyor.
Ateizmin Bayraktarı Abdullah Cevdet.....
233-266 Bu bölümde, dinsizliğin bayraktarlığını yapan Abdullah Cevdet ve fikirleri anlatılarak, onun inkılâpia- ın fikir babalığını yaptığı belirtiliyor.
İş Bankası Hangi Parayla Kuruldu?.... 267-300 Hindistan Müslümanlarının İstiklal Harbi için gönderdikleri paralarla kurulan Iş Bankasının mevzu edildiği bu bölümde, gelen pararın hedefi dışında kullanıldığı açıklanıyor.
Ayasofya Zulmi
7. CİLT
1-104 Sahte bir kararnameyle kapatılan Ayasofya'nın geçmişi, Fatih'in vakliyesi, kapatılış safhası ve açılması yolunda yapılan teşebbüslerin anlatıldığı bu bölümde, milletin hisiyatına tercüman olunuyor.
Yamada Baлия. Milet trådestyle tek parti diktasına son veren DP'nin, askeri bir ihtilälle alaşağı edilmesine medhiye 105-204
düzen yazarların mevzu edildiği bu bölümde, o zamankı basından örnekler veriliyor.
İhtiläl Fetvicılan
İhtilale fetvä veren sözde aydınların tavır ve sözlerinin ele alındığı bu kısımda, onların yüzkarası halleri anlatılıyor. 201-300
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI İman Mayıs 04, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Ben nefs-i emmareyi İngilizce'ye 'zalim' (tyrannical) olarak tercüme ettim. Bu bize zulmeden nefistir. İlginçtir; Mevlana nefs-i emmareden firavun olarak bahseder. Nefs-i emmareyi İngilizce'ye çevirmeye kalkıştığımda endişelenmiştim. Ben kimdim ki, kısır Kur'an ve Arapça bilgimle Kur'ani bir kavramı tercüme etmeye kalkışıyordum! Mevlana'nın kitabını okuduktan sonra, 'Elhamdülillah, tercümem o kadar da fena değilmiş' dedim, çünkü orada nefs-i emmare Firavun olarak tasvir ediliyor.
YANITLASİL
yuksel27 Mayıs 2024 06:20 Ekim 2003 Sayı: 212 Şaban 1424-4.250.000 TL. (KDV dan
Bir kimse nası gücendirmek pahasına, Allah'ı hoşnud ederse, insanların kötülüklerine karşı Allah kafi gelir. Bir kimse de insanları hoşnud etmekle Allah'ı gücendirirse, Allah onu insanlara bırakır. Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 401 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel28 Mayıs 2024 00:40 Bir kimse halkı nazarı itibare almadan Allah'ı hoşnud ederse, Allah ona kafi gelir. Allah'ı gücendirerek mahlukatı hoşnud ederse, Allah o mahlukatı kendisine musallat eder. Ravi: Hz. Amr İbni Şuayb (r.a.) Sayfa: 401 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel28 Mayıs 2024 00:58 Bir kimse geçmiş ve gelecek insanların ilmine malik olmak isterse, Kur'an-ı Kerim'i tahlil etsin. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 401 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır." Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 270 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
rim.» Bundan da anlaşılır ki Cennet'e amel ile girilmeyip Hüdânın rahmetine muhtaç olunur. Nitekim bir hadis-i şerifte de bildirilmiştir.
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) saadet ve iclâl ile şöyle buyurmuştur: Ey ashabım ve ey ümmetim. Sizden hiçbiriniz ameli ile Cen- net'e girmez. Lâkin, şânı yüce Allah'ın rahmeti sebebi ile girer.
O zaman ashab-ı kiram:
Yâ Resûlallah; siz de ameliniz ile Cennet'e girecek misiniz? di- ye sordular. O da saadet ile:
Ben de yaptığım işle, amelim ile girmem. Allahın rahmeti her halde. beni sarmış olsa gerektir. Netekim kın içine giren şeyi, kı- nın sarıp sarmaladığı gibi beni de Allah'ın rahmeti bürümüştür! bu- yurmuşlardır.
YANITLASİL
yuksel30 Mayıs 2024 01:23 ŞERHİ DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVĀRİKI'L-ENVAR
6240- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, yüzleri (suretleri) insan sureti gibi, fakat kalpleri şeytan kalbi olacaktır. Kan akıtacaklar, çirkin hareketlerden çekinmeyecekler. Onlara tabi olursan sana oyun yapacaklar, onlara güvendiğin takdirde sana hiyanette bulunacaklar. Çocukları yüzsüz, gençleri arsız olacak. Yaşlıları ise iyiyi emretmeyecek, münkerden alıkoymayacaklar. Onlarca sünnet bidat, bidat ise sünnet sayılacak. Onlarda emir boş ve bozuk olacak. İşte o zaman Allah onlara aralarından en kötü olanları musallat kılacak. İyileri şerlerinden kurtulmak için dua edecekler, ama dualan kabul edilmeyecek.
edecek, Allah: "Sen yalnız kendine dun gelede duanı kabul edeyim. 6242- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi umuma dua Umum halka gelince ben onlara gazap edeceğim." buyuracak.
YANITLASİL
yuksel30 Mayıs 2024 03:38 -٦٢٤٣- يَأْتِي عَلَيْكُمْ زمان لا ينجو فيه الا من دعا دعاء الفريق رهب من
حذيفة ونعيم بن حماد عنه) 6243. Size öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda içinizden oncak boğulmak üzere olan kişinin duası gibi dua eden kimse kurtulur.
6244- İnsanlara öyle bir zaman gelip çatacak ki, cemaat, mescitlerde halka olup oturacak, fakat bütün gayeleri dünya menfaatı olacak. İşte bu gibilere Allah'ın ihtiyacı yoktur. Binaenaleyh siz onlarla oturmayın.
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ Ramuz ul Ehadis Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Pamuk Yayınları cilt.. 1.sy.174.
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32 Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34 Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35 oscar Yayınları sy. 217.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00 keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01 kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 250 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02 Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 250 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03 Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 250 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06 Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür. Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.) Sayfa: 361 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07 Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 361 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08 İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 361 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk. Ve yine biz Resûlüllah'ın: «Meryem'in oğlu İsa (a.s) nın ilâhlık derecesine çıkarıldığı gibi, beni de medihte fazla ileri gitmeyin. Ben sadece bir kulum. Bana, Allah'ın kulu ve Resûlü deyin. buyurduğunu biliyoruz. Sizden birinizin şöyle dediği kulağıma geldi: Ömer ölürse falan'a biat edeceğim. Kimse, Ebû Bekre (ra) yapılan biat, ansızın, oldu bittiye getirildi, diyerek, ileri geri konu. sup fitne çıkarmasın. Evet, Ebû Bekre (r.a) yapılan biat ansızın oldu. Ama Allah, bu sebeple doğacak bir çok fitneye fırsat verdirmedi. Ayrıca da, bu gün dahi içinizde herkesin itaat edeceği Ebû Bekr (r.a) gibisi var mı? Resülüllah'ın Rabbime kavuştuğu gün All (r.a), Zübeyr (r.a) ve bera- berindekiler, Resûlüllah'ın kızı Fatıma'nın evinde bulunuyorlardı. Ensa- rın hepsi de, Benî Sâide sakifesinde toplanmışlardı, Muhacirler de, Ebû Bekr'in yanına geldiler. Ben kendisine:
- Ya Ebà Bekr! Haydi, kardeşlerimiz Ensarın yanına gidelim.» dedim. Onların bulunduğu yere müteveccihen yola çıktık. Yolda bize, sözlerine itimat edilir, iki kişi rastgeldi. Bize:
<<-Böyle nereye, ey Muhacirler?» dediler. Ben: <<<- Kardeşlerimiz Ensarın bulunduğu yere.» dedim.
-Onların yanlarına varılacak zaman değil. Kendi işinize bakın ey
muhacirler!» dediler. Ben:
<- Vallahi onların yanına gideceğiz." dedim. Yolumuza devam ede- rek, Beni Sålde sakîfesinde Ensarın yanına vardık. Bir de baktık ki, on-
lar toplanmışlar, aralarında da her tarafı örtülü yatan biri var.
-Bu kim?» diye sordum.
-Sa'd b. Ubade.» dediler.
Nesi var? dedim.
-Hasta. dediler.
Oturduğumuz zaman içlerinden biri kalkarak, Allah'a hamd ve sena ettikten sonra :
<-Biz, Allah'ın, yardımcılar» ismini verdiği kimseleriz. İslâmın ordusuyuz. Sizse ey muhacirler! Peygamberimizin yakınlarısınız. İçiniz. den bir gurup gelip bizim devletimizi ellerine geçirip gaspetmek istedi- ler.» dedi. Ebû Bekr (r.a) sesini çıkarmayınca, ben cevap vermek istedim. Kafamda güzel bir cevap hazırladım. Hiddetimi gizleyerek, Ebû Bekr'in yanında tam söze başlıyacaktım ki, Ebû Bekr:
<-Hele dur, ya Ömer.» dedi. Ben de onu kızdırmak istemedim. Ebû Bekr (r.a) konuştu. Ebû Bekr daha soğukkanlı ve daha veciz konu şurdu. Benim düşündüklerimin hepsini büyük bir bedâhetle konuştu. Ve şöyle devam etti:
ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21 610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk. bu ayet mensuhtur
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." [Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335).][60]
AÇIKLAMA:
1- Daha önce de açıkladığımız üzere دَجْلِ kelimesi Arapçada "telbis (=giydirme, örtme) manasına gelir. Kizb yani yalan manasına da kullanılır. Çünkü, kizb de gerçeğin örtülmesidir. Deccal bu durumda yalancı demektir. Peygamber olmadığı halde peygamberliğini iddia eden manasında. Bu manada, sapık mezheplerin kurucuları birer Deccal olmaktadır.
2- Yalancı deccallerin çıkacağını haber veren hadisler farklı vecihlerde gelmiştir. Bunların herbirinde, mevzuyu açıklayıcı bazı ziyade unsurlara rastlanmaktadır.
* Ahmed İbnu Hanbel'de Huzeyfe'den gelen bir rivayette, bu yalancıların 24 adet olacağı, bunlardan 4 tanesinin kadın olacağı, herbirinin kendisini resulullah zannedeceği belirtilmiştir.
* Yine Ahmed’de gelen bir rivayette: “...Ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur” ibaresi mevcuttur.
“ Ahmed’in bir diğer ziyadesi, bu yalancılardan sonuncusunun a’ver yani “bir gözü kör” olacağını belirtir.
* Taberâni'nin bir rivayetine göre yalancıların sayısı 70'dir.
İbnu Hacer de ki: "Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler 30 veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır, batıla davette bulunur, fakat peygamberlik iddia etmez." Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.
Bu hususun doğruluğunu, Ahmed İbnu Hanbel'in kaydettiği bir rivayet te'yid eder. Mezkur rivayette, Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu'l-Kevva'a: "Muhakkak ki sen Resulullah'ın haber verdiği yalancılardansın" demiştir.
Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah'ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur. [61]
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
Herkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; igfal... aldatma, kandırma, yanıltma. cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11 بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06 İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Ravi: Hz. Saad (r.a.) Sayfa: 399 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
1057- "Cihadin en faziletis, adamın kendi nefsi ve hevası ile mücadelesidir أفضل الجهاد "Cihadin en faziletlisi ve hasletin/huyun (en faziletlisi(. أن تحامد الرجل "adamın mucadele etmesidir" Adam denmesi söz gelimidir "kendi nefsiyle" Allah'ın zatı konusunda.
وهورا "ve hevasi ile onu arzuladığı şeylerden tutmakla ve ona zevkli şeylerde sürüp gitmeye engel olmakla, onu Allah'ın emirlerini yapmaya ve yasaklardan kaçınmaya zorlamakla
Işte bu, en büyük cihatır, Nefsin tutkusu, senin düşmanının en büyüğüdür. Bu ve nefsin, sana en yakın düşmandır. Çünkü bunlar, senin iki yanın arasındadır Allah da şöyle buyurur:
يا أَيُّهَا الَّذينَ آمَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِن الْكَفَّارِ "Ey iman edenler! Kâfirlerden
yakınınızda olanlara karşı savaşın" (et-Tevbe 9/123) Senin yanında nefsinden daha käfır olanı yoktur. Çünkü bu nitelik, Allah'ın nimetine nankörlük eden her nefiste vardır. Nefsinle, bu şekilde bir cihadı gerçekleştirdiğin zaman, sana sadece düşmanlaria cihat etmek kalır ki; o savaşta öldürülürsen, Rableri katında rızıklanan dinlerden olursun. Hayatıma yemin olsun ki; nefisle cihad, çok çetindir. Bundan daha çetin bir şey yoktur. Çünkü nefis, sevilen bir şeydir. Nefsin çağırdığı şeyler de sevimlidir. Durum bunun aksi olduğu zaman ve sevilen şeye aykırı hareket edildiği zaman cihad zorlaşır. Dünya ve din düşmanları ise böyle değildir.
Bu nedenle Gazäll şöyle demiştir: Cihadın en çetini, insanın arzu ettiği ve alıştığı şeyden ayılmasına karşı sabrıdır. Çünkü alışkanlık, beşinci tabiatıdır ki, şehvetlere eklenince, Allah'ın ordusuna karşı şeytanın ordularından iki ordu ortaya çıkar Din etkeni, bunu zaptetmeye güçlü olmaz. Bu nedenle bu, en fazileti cihattır.
Hadisi, Ibnü'n-Neccår, Ebû Zerr'den nakletmiştir.
Deylemi'nin ve Ebû Nu'aym'ın el-Hilye'de Ebû Zerr'den rivayeti şöyledir: أفضل الجهاددِ أَنْ تُجَاهِدَ نَفْسَكَ وَهَوَاكَ فِي ذَاتِ اللَّهُ "En faziletli cihad, Allah için, nefsinle ve tutkularınla mücadele etmendir"
iletisi 1058- "Faziletlerin en faziletlisi, sana gelmeyene gitmen ve seni aramayanı araman, sana vermeyene vermen, sana haksızlık edeni bağışlamandır."
etlerin
أفضل الْفَضَائِلِ "Faziletlerin en faziletlisi" الفضائل kelimesi فضيلة nin oğuludur.
IV, 746. Bk. Hakim et-Tirmizi, Nevádiru-usůl, II, 234. Ahad Habe, Mined, 1,438, Tablicemia Hikebir, XX, 188, Haraiti, Mekanmur ahlak, 1, 2
011
Suyût, Camiuliahādīs, V, 196, Ali el-Muttaki, Kenzü'l-ummāl , IV, 930. Ebo Nam, Hayeru Feriya, 249, Suytalk, Hummal, V, 930 Ali el-Muttaki, Kenzü Humil
Ehli Cennet, kendi isimleri, babalarının ve kabilelerinin isimleri ile bellidir. Kıyamet gününe kadar onların adedlerinde çoğaltılma ve azaltılma olmaz. Ehli Cehennem de yine kendi isimleri, babalarının ve kabilelerinin isimleri ile bellidir. Kıyamet gününe kadar onların adedlerinde de çoğaltılma ve azaltılma olmaz. Bazan saaded ehli şekavet yoluna sapar da onlar için "İşte bunlar (şakilerin) ta kendileridir" denir. Derken saaded onlara yetişir ve onları şekavet yolundan çıkarır. Bazen de şekavet ehli saadet yolunda yürürler de onlar için "Bunlar (sâcidlerin) ta kendileridir" denir. Derken şekavet onları yakalar ve saadet yolundan çkarır. O halde herkes ne için yaratılmışsa, o kendisine kolaşlaştırılır. Ravi: Hz. Abdullah İbni Düsr (r.a.) Sayfa: 155 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Halk için iyi veya kötü, bir hükümet lazımdır. Amma iyisi taksimde adalet yapar, ganimeti aranızda eşit taksim eder. Facire gelince; mü'min onda mübtela kılınır. Halbuki facir hükümet bile "herc"den daha hayırlıdır. Denildi ki; "Herc nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, öldürme ve yalandır (anarşi) Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 464 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Gerek yere batmak, suret değiştirmek ve gerekse taş yağmak zaruridir. Dediler ki; "Ya Resulallah bu ümmete mi?" Buyurdu ki evet, onlar şarkıcı cariyeler edindiklerinde, zinayı helal saydıklarında, riba yediklerinde, Harem (Mekke)de avlanmayı ve ipek giymeyi helal saydıklarında ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 464 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Sevvalin başında Bayram Namazını kıldılar ve ayni gin Bent Sell Kabel üzerine yürüdüler. Bir su ko
narına kondular, kimseye rastlamadılar ve din cağı Hazret-i All tagimigh
ŞELIM - BIN - UMEYR SERIYYESI
Thu tek isimli bir yahudi... Yüzyirmi yaşına var Boyayla birlar olduğu halde, tek gayretl, din nattaa Allah karşı harekete getirmeye Peygemberler Peygamberi hakkında sõulema. Allah Resülü Selim Bin
Umeyr'i memur attiler. Salim, vape kılıcını lanetlinin ciğer üstüne dayad ve yahudinin arkasından çıkt. Yahudinin tuttu. Yakın'a gelip on evine tegndian uzatilmagan meluncangry
Şevvalin başında Bayram Namazını kıldılar ve aynı gün Beni Selim Kabilesi üzerine yürüdüler. Bir su ka-
narına kondular, kimseye rastlamadılar ve döndüler. San- cağı Hazret-i Ali taşımıştı.
SELIM - BIN - UMEYR SERIYYESI
Ebu Ufek isimli bir yahudi... Yüzyirmi yaşına var- mış...Bu yaşta bir ihtiyar olduğu halde, tek gayretl, din düşmanlarını Allahın Resûlüne karşı harekete getirmeye çalışmak... Peygamberler Peygamberi hakkında sövleme diği hezeyan bırakmıyor. Allahın Resülü Salim Bin
Umeyri memur ettiler. Salim, varıp yahudiyl buldu ve kılıcını länetlinin ciğeri üstüne dayadı ve dürttü Kılıç yahudinin arkasından çıkı. Yahudinin çığlığı her farafı tuttu. Yakın'art gellp onu evine taşıdılar Daha yatağına uzatılmadan melunun canı cehennemi boyladı.
İ slâm büyüklerinden İmam-ı Kas- talani'nin kaleme aldığı ve büyük şair Baki'nin Osmanlıcaya çе- virdiği bu dünya çapındaki eseri bugünkü dilimize aktarırken ölçüle- rimiz şunlardır: Metin ve mânaya hudutsuz bir hürmet ve sadakat için- de, bazı faydasız noktaları ve tek. rarları çıkarmak, bu arada kalemi- mizden birkaç tefsir damlası dökü- lecek olursa onları kerre içinde gös. termek, sadece bahisleri başlıklan- dırmak ve bunlardan gayri hiçbir tertip ve mânaya dokunmaksızın eseri olanca cevheri ve istiklâliyle belirtmek... Okuyucularımızın, Kainatın Efendi- sine ait bu eseri, benzerleri arasın. da en eminlerden biri tanımalarını diler ve bu mukaddes mevzu karsı- sında haşyetle susmak ve eseri tat- mava çalışmak tavsiyesinden baska
• Olum olmasaydı, hayat butün güzelliğini kaybederdi.
Gogol
Ölüm, müminin canmı Rabbine hediye etmesidir.
Hadis
• Ölüm eski birşeydir, ama her insana yeni görünür.
Turgenyev
Hadis
• Kabirleri ziyaret ediniz. Kabir ziyareti sizlere ahireti hatırlatır.
Sana nasihat edici olarak ölüm yeter.
Hadis
Salahaddin-i Eyyübi:
Bana uzunca Bir Değnek Getirin!.
İslamın müdafaası için Haçlı Ordulan na karşı iman dolu göğsünü aziz bir fedåkır- lıkla siper eden büyük kumandan Salahaddin-i Eyyübi, hayatının son dakika larını yaşadığı ölüm döşeğinde şöyle bir ri- cada bulunmuştu:
Şurada benim kefenim saklıdır Onu çıkarın ve bu sırığın ucuna takın. Merak ve heyacanla bu isteği de yeri ne getirdiler, kefeni sırığın ucuna taktılar. Ayak ucunda sırığın ucunda beyaz bir ke
fen dalgalandığını gören büyük kahraman, bu defa şu vasiyeti yaptı:
- Bana uzunca bir değnek getirin!.. Başucunda bekleyenler bu isteğın ma- nasını anlayamadılarsa da isteğini yeririe ge- tirip uzunca bir değnek getirdiler.
- Şimdi bu sırığı alıp Şam'ın bütün sokaklarında gezdirin ve her geçtiğiniz yerde şöyle seslenin.
Bir zamanların, Haçlı Ordularına kah- ramanca karşı koyan Salahaddin-i Eyyübi'si yün yorganın altından güçlükle çıkardığı eliyle köşedeki dolaba işaret etti:
"Ey ahali! Hükümdarımız Salahaddin | Eyyübiyi bilirsiniz ya... İşte o, sahip oldu ğu bunca servet ve hazinelerin hepsini bu rada bırakıp gidiyor. Şu sırığın ucundaki iki arşınlık kefenden başka birşey götüremiyor
İŞ BU SÖZE HAK TANIKTIR, BU CAN BU GÖVDEYE KONUKTUR,
Elini, bedeninden ağrı gören yerine koy. Üç defa besmele çek ve yedi defa: "Eûzü billahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru" de. Ravi: Hz. Osman İbni Ebil Asi (r.a.) Sayfa: 311 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Kâfirin vücudu Cehennemde büyüyecek. Öyle ki, azı dişi Uhud dağı gibi, derisi yetmiş arşın kalınlığında, pazuları Beyza dağı gibi, uyluğu Varakan dağı gibi olur. Cehennemde oturduğu yer ise Benimle Rebeze arası kadardır. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 311 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Çalışkan ve başarılı bir insanın en büyük zevki, yaptıklarını anlatmakte Bunu da ayıp sayarlar.
İşvereni kimse sevmez. Çünkü insanlar, aldıkları paraya değil, işittikleri zara bakar.
***
İşini seven inişte, sevmeyen yokuşta ilerleyen araba gibidir. Her iki yo lun sonunda kabir vardır.
***
sayılır. Her işin gönlüne göre olmasını isteyen, Allah'ın hakimiyetini anlamamy
***
Kadınların iş hayatına atılması, Yeni dünyanın belirli çizgileridir.Gitmeş. ba tıdan doğarsa şaşmayın.
Çok acaiptir. Müslümanların ekserisi bankaya para yatırıyor, hem de faize karşı çıkıyor. Halbuki bankanın yerine geçecek ve faizle mücadele edecek tedbir, şirketlerdir. Kimse de buna yaklaşmıyor.
*
Peygamberler ve evliyalar, helâl olan pek çok şeyden kendilerini geri çek mişler. Çünkü işimize gelen helal'ları yapma yerine, cemiyeti ayakta tutacak he hl'lara öncelik vermek, aklın ve imanın gücüne alamettir.
başqayguin hava durumunu öğrenebiliriz. Fakat içimizdeki fırtınaların ne man başlayıp, ne zaman dineceğini tahmin etmemiz çok zor.
***
lyi insan yetiştiremiyenler, insanlar için pek çok şey hazırlıyor. Evler, & rabalar, yakacak, yiyecek ve giyecek.. Artık tekamül bir yana itildi. terakkive hizmet olunuyor. Pek çok hizmet ehli Müslüman da terekki peşinde koşuyor. Ne büyük tezat!.
Ey nefsim! Deme: "Zaman dėğişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış. hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur." Çünki ölüm değişmiyor. Firak, be- kaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-i insani değişmiyor,ziyadeleşiyor.Be- şer yolculuğu kesilmiyor, sür'at peyda ediyor.
(arih, bu denli büyük bir rol oyńи- yor milletlerin kaderinde. Türki ye'deki bütün ilimlere bir bakın. bunlardan yalnız tarih yanlış ya- zıldı. Ona düşman olundu. Bir top- Jumun tarihi ne kadar çelişkiler i- cinde olursa, o toplum, o kadar sorunlarla karşı karşıya ve sömü- rülmeye mahkumdur. Hala Sultan Abdülhamid «Kızıl sultan» olarak okutulur. Niçin? Tarihin gerçek yatağındaki seyrini değiştirmek icin.
Emperyalist dünya, tarihin bu gücünü hem iyi anladı, hem de iyi kullandı. Bunu başarabilmek için de, diğer dünya ülkelerine ya ta- rihlerini unutturdu, veya onların tarihini de kendisi yazdı. Bunu ya- parken de sureta orta çağ kilise fe- odalizmini yıktıklarını gösterdiler. Zavallı Üçüncü Dünya ülkeleri ve bu arada islam dünyası, batının bu korkunç fikirleriyle son derece usta bir şekilde asimile edildi. Gü- ya kilise feodalizminin kültürünü yıktılar... Yıktılar ama, yerine çok daha cani olan burjuva kültürünü yerlestirdil bl
Tarihin geçmişine bakıp, onun gelecekte ne tarafa akacağını kestirecek. Bu manada, bir toplumun geçmişi bilinirse ge- lecekte nereye doğru kayacağı tah- min edilir.
Bilindiği gibi kaleler, dış düşmana karşı memleketi korur. İç düşman ise, kale kapılarını düşmana açar veya gizli yolları onlara gösterir. İç düşman ikidir:
1- Bizi günaha iten, içten gelen itmeler. Şehvet, hırs, kin, menfaat, garaz gi
bi. 2-İslamiyeti öğrenmiş fakat anlamamış, dolayısı ile İslami hayatı ölçülü ya- şamayan müslümanlar. Bunlar cehalet kulesinde, fitne, mevziinde yatıp, iftira kur- şunları atar.
İç düşmanlar kaleyi içten fetheder, surlar tarihi hatıra gibi kalır.
O zaman düşünmeliyiz:
Düşmanımız kadar cesur değilsek, davamıza düşmanız demektir! İslamiyeti öğrenmek, anlamak ve yaşamak için cesur olmak, gerektiğini bil- mek ve pek çok tehlikeyi göze almak lazım!
Diyanet İşleri Başkanı TAYYAR ALTIKULAÇ IN KÜRTAJ HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI
özetinin kamuoyuna duyurulmasına zaruret hasıl olmuştur. Bu özet şöyle- dir.
"İslam dinine göre öre çeşitli neden- lerle çocuk istemediği durumlarda, ka- rı-kocanın ortak istekleri ile gebeliği önleyici tedbirlere başvurmak caiz gö- rülmüştür.
Gebeliğe müdahale etmeye gelince dinen meşru bir zaruret olmadıkça ge- beliğin hangi döneminde olursa olsun ceninin hayatına müdahale etmek (ya- ni çocuğu aldırmak, düşürmek veya düşmesine sebebiyet vermek) cinayet sayılmış, bu suçu işleyenler için mane- vi sorumluluk yanında İslam fıkhında cezai müexyidelerdende söz edilmiştir.
Sağlık Bakanlığınca hazırlanan ve kürtajla ilgili olan yasa tasasırı hakkın- da basınımızda zaman zaman çeşitli haberlerin ve değerlendirme yazılarının yayınlandığı malumdur.
Bu haberler arasında yer yer baş kanlığımızın açıklaması olarak kamu oyuna takdim edilen görüşler de yer al mıştır. Hemen belirtmek isterim ki, kur-
tajla ilgili yasa tasarısı hakkında bugü ne kadar basına herhangi bir açıklama- mız olmamıştır. Bu konuda yapılan iş, sadece Sağlık Bakanlığının isteği üzeri- ne kürtaj konusunda İslam dininin gö rüşünün bu Bakanlığa uzun bir rapor içinde sunulmasından ibarettir.
Ancak bazı basın organlarında Baş kanlığımızın göruşu imiş gibi yayınla nan ve kamu oyunun yanlış değerlen- dirmelerine neden olan haberler üzeri- ne kürtaj konusunda Başkanlığın Din İşleri Yüksek Kurulunca hazırlanan ve Sağlık Bakanlığına sunulan raporun bir
SUR AYLIK MECMUA
Dinen meşru olan mazeret ise ge- nel anlamda ana sağlığı ile ilgilidir. Hasta olan annenin, gebelik halinde te- davisinin mumkün olmaması ve tedavi- nin geçikmesi durumunda annenin ha- yatının tehlike arzetmesi, hiç şüphesiz cenine midahale için meşru bir neden sayılabilecektir.
Doğumun anne hayatını kesinlikle tehlikeye sokacağı biliniyorsa, bu du- rumda da gebelik müddetine bakılmak- sızın annenin hayatını kurtarnak için çocuğun alınması elbette caiz olacak, yani iki hayattan birinin tercih edilme si durumunda annenin kurtarılması yo- lu seçilecektir.
Dinen meşru sayılabilecek zaruret halleri ile ilgili örnekleri, tıb ilminin ge- lişmeleri ışığında çoğaltmak ta müm- kündür.
Ancak bu zaruret hallerinden hiç birisi söz konusu değilken -gebeliğin hangi safhasında olursa olsun ceninin aldırılması (kürtaj) tecviz edilmemiş- tir."
Kamuoyuna saygı ile duyurulur. Diyanet İşleri Başkanı
Ümmetim dünyaya ehemmiyet verdiğinde, islamın azamet ve heybeti kendisinden alınır. Marufu emr ve münkerden nehyi terkettiğinde vahyin bereketinden mahrum kalır. Ümmetim birbirine kötü sözler söylediklerinde ise Allahın gözünden düşer. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 55 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Bilgisizler içinde bir bilgin, ölüler içinde bir diri demektir.
(Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ne kadar okursan oku, bilgine yaraşır biçimde davranmazsan cahilsin. Bilgisi- göre davranmayan kimse, üzerine kitap yüklenmiş hayvandan başka bir şey de
(Sadi)
Gençken bilgi ağacını dikelim ki yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun.
(Chesterfield)
Bilgini de saatın gibi, iç cebinde sakla ve yalnızca ona sahip olduğunu göster mek için onu sık sık ortaya çıkarma.
(Chesterfield)
Bilgi bir hazineyse uygulanması da bu hazineyi açan anahtardır.
resülü" demiştir Şinasi. İlk defa böyle bir cüretkår laf kullanılmıştır. Halbuki dinin, şeriatın käidelerine aykırı birtek mecaz, imaj bile bulunamaz edebiyatı- mızda. Ama zenginlikte Karun'a, deryalara benzetilir, şairin hayali ne kadar zenginse o seviyede över muhatabını... Onun kılıcının dünyayı ikiye biçeceğini söyler... Bunlar ayrı... Fakat adamlara tapmayı, ulühiyyet havası vermeyi ifade edecek birşey bulunmaz. Reşit Paşa hakkında Şinasi'nin bu kasîdesinden sonra edebiyatımızda Reşit Paşa'ya övgüler faslı başlıyor. Tanzimat döneminde daha son- ra Mithat Paşa'ya övgüler faslı var... Efendim, Servet-l Fünün'dan sonra ittihatçılar (Enver P. Talat Paşa vb.)'a övgüler var. Fakat asıl övgücü edebiyat korkunç şekilde Ata- türk'le başlıyor. Atatürk çevresinde başlı- yor. Bütün bir devrin adamları, bunların içinde edebi bakımdan çok zayıflar başta olmak üze re Atatürk'e onu ilâhlaştıran, insan üstü göste- ren, dinî çerçevede onun oturduğu yeri Kâbe gösteren, onu ilâh gibi gösteren birçok şiire maalesef rastlıyoruz. Behçet Kemal, "Zübey- de Hatun Mustafa Ånesi" şeklinde, Mevlid'i bile taklit etmiş. Şiir gücü, iz'ânı filan yok ya, taklit ederek yapmış. Buna benzer şiir, şiirse eğer- pek çoktur. Benim "Temellerin Duruş-
ması" kitabımda metin olarak bulabilirsiniz. Atatürk'ün yanında, İsmet Paşa'ya da tevcih olunan şiirler vardır. Generallere, me- nerallere, şuna, buna... Yani insanlar Islamiyet'i unutunca kulluklarını da unutuyor- lar. Allah'ın kulu olduğumuz gerçeğinden çıkıp da "Bizi ancak falan kişi kurtarır, filan kişi kurtarır" gibi safsatalara girdik miydi, tablatıyla bunlar kaçınılmaz oluyor. Binae- naleyh, maalesef en büyük övgüler Mustafa Kemal'e yapılmıştır. Lenin'e bu ölçüde yapılıp yapılmadığını bilemiyorum, ama yapılmıştır. Stalin daha zālimdi, ona da bir hayli yapılmış- tır. Hitler'e yapılmıştır... Ancak buralar Avru- pa'dır. Unutmayınız ki, Almanya, İtalya Avru- pa'dır. Bunlar övülse bile bizimkilerin câhil öl- çülerinde övmezler. Meselâ bir Behçet Kemål, bir Kemlettin Kamu, bir Akagündüz ölçüsünde basit ve zayıf kimselerin Hitler'l, Mussolini'yi övdüğünü zannetmiyorum. Bunu bilfiil tetkik etmemiş olmakla beraber... Şunu söylemek istiyorum. Orası Avrupa'dır, münev- ver bir kamuoyu vardır. Onlara karşı bir yazar pek fazla yüzsüzlüğe gidemez. Bizde kamuo- yunu yok farzettikleri, halkı da hiçe saydık- ları İçin ağızlarına gelen övgüyü, şişirmeyl, dalkavukluğu yapmışlar. İşte bana sorduğu-
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 12 5 Ümmetim üzerine şirk ve gizli şehvetten korkarım. Denildi ki: "Ya Resulallah, ümmetin Senden sonra şirk eder mi?" Buyurdu ki: "Evet, ama onlar ne güneşe, ne aya, ne taşa ve ne de puta taparlar. Lakin onlar insanlara amellerle riyakarlık yaparlar. Gizli şehvete gelince: Onlardan biri oruçlu olarak sabahlar, sonra ona, hevai arzularından bir şehvet arız olur. Ve isteğine uyarak orucunu terk eder. Hz. Şeddat İbni Evs (r.a.) 12 12 (Ey ümmetim) Cennet ehlinin dörtte biri olmaya razı olur musunuz? Cennet ehlinin üçte biri olmaya razı olur musunuz? Cennet ehlinin yarısı olmaya razı olur musunuz? Muhakkak ki Cennete ancak Müslüman kimse girer. Sizler ehli şirkin içinde sadece siyah bir öküzün cildi üzerindeki beyaz bir tüy, veya kırmızı bir öküzün cildi üzerindeki kara bir tüy kadarsınız. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 16 1 Şu yedi büyük günahtan kaçınınız: Allah'a şirk koşmaktan, adam öldürmekten, harpten kaçmaktan, yetim malı yemekten, faiz yemekten, namuslu kadınlara iftiradan, hicretten sonra bekar kalmaktan. Hz. Sehl ibni Ebu Hayseme (r.a.) 16 14 Amellerin Allah Teala'ya en sevimli olanı, Allah'a imandır. Sonra sıla-i rahim, sonra da emr'i bil Maruf ve Nehyi anil münker yapmaktır. Allah Teala'nın en çok buğz ettiği ameller ise, Allah'a şirk koşmak, sonra sıla-i rahimi kesmektir. Hz. Katade (r.a.) 31 12 Şeytan sabaha eriştiğinde askerlerini etrafa gönderirken onlara şöyle der: "Kim bir müslümanı haktan saptırırsa, ona taç giydiririm." Sonra askerlerinden biri ona gelir ve şöyle der: "Ben, birisinin karısını boşayıncaya kadar yanından ayrılmadan çalıştım." Bunun üzerine şeytan: "Mümkündür ki, o tekrar evlensin." Diğer biri gelir ve şöyle der: "Bu gün birisini ana ve babasına isyan ettirinceye kadar başından ayrılmadan uğraştım." Bunun üzerine şeytan: "Umulur ki, o kimse onlara iyilik yapsında iyilerden olsun" der. Başka birisi gelir ve şöyle der: "Ben, bir insanı Allah'a şirk koşuncaya kadar saptırmaya devam ettim." Bunun üzerine şeytan: " İşte aradığım sensin, sen" der ve tacı ona giydirir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 37 5 Yatağına geldiğinde "Kul yâ eyyühel kâfirûn" suresini oku, sonra onun üzerine de uyu. Zira bu şirkten beri olmaktır. Hz. Ferve (r.a.) 42 16 Bir köle efendisinden önce Şirk diyarından çıkarsa o hürdür. (Lakin ondan sonra çıkarsa efendisine iade olunur. Kadın şirk diyarından kocasından önce müslüman olup) çıkarsa dilediği kimse ile evlendirilir. Kocasından sonra çıkarsa ona iade edilir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
S yollarda boralleşme, maddiyatın hayata olması ile birlikte ülkemizi bir seks çıl griğı sardı: Müstuhcen gazete, dergi ve ki yanına bir de televizyon kanalları katıldı. Ar anlarımız çocukken olguşlaşmanın kucağına kler kızların peşinde, kızlar ise erkak yolu
sarsılmaya başladı Çoğu kimsenin gözü kere takıldı. Bu durum psikiyatrist mua anesini nasıl etkiler7
30 yaşında genç erkek, kederli ve süzgün bakış dox yüz hatları ile "Bir iş seyahati için Av- mpaya gitmiştim. Şeylana uydum. Şimdi AIDS aldum korkusu içindeyim. Son 2 ayda 2 kg za- yladım üstelik diyordu. Evet, birkaç dakikalık ge pak uğruna hayatını zehir etmişti bu kardeşimiz karku içinde geçiriyor, her an bir hastalığa
ma şüphesiyle çırpınıyordu Taa memur geng? Yine kötü bir kadından belso luğu denilen zührevi hastalığı kapmıştı Tam 1
maaşını devlel ve özel hastanelerde harcadı Seviyeci doktorlar "Artık İyileştin, bak tahlille lem deseler de kendini hasta goruyordu Fla mamış bir türlü Onun üzerine "psikolojik et Kakalmıştır" deyip bona gönderilmişti. O da haya alistaden bu ilişkinin acısı içinde kıvranıyordu
Bir Sairin Vefatı
Ya o iradesi zayıl dolikank? Televizyondaki müs lehcen bir sahne ile tahrik olmuş, oradaki gibi işkinin
kolayca kurulacağı zannına kapılarak bir genç hanı ma sarkıntılık etmişti Arkasından karakollar, dayak lar derken záton zayıl olan iradesinin üstüne bir de
sinirli, gergin bir yapı yerleşmişti 15 yaşındakı doükanlının yaşadıklarını da unuta
miyorum. Bedeninden taşan cinsi enerjiyi soks 1üccarlarının tahriki sayesinde arkadaşı, hemcinsi ile gidermeye çalışmış, bünyesini sapıklığa yöneltmiş Sonunda da bütün hayatını etkileyecek psikolojik protilemlere mübtolă olmuştu.
Bir başka genç ise tahrikler sonucu genelove git maye loşebbüs etmiş, her defasında da midesi bula narak gen dönmüştü. Artık o cinsellikten nefret etme eşiğindeydi lleride evlendiğinde bu kötü tecrübenin izlerini alması zaman alacaktı
Bir diğeri, ise genelevde başanlı olamamış, pro lesyonel fahişənin aşağılama ve hakaretine maruz kalmıştı. Şimdi kendinin erkuk olmadığını düşünüyor bunalımdan bunalıma ginyordu Bir genç hanım ise geçmişine yanıp duruyordu
"Cinsel özgürlük sloganlarına kapılmıştı. Bir süre geçtikten sonra görmüştü kü bu hayatın cazip yanı yoktur, gayri meşrü kadınlar erkeklor elinde oyun caktır "Eger diyordu, "Evli ve namusiu olan kadın lar bir erkeğin kölesi iseler Feministler öyle di yordu, özgür ve serbest hanımlar birçok erkeğin kölesi ve zevk aracı durumundadırlar"
Cinsellik, ancak meşrü olduğunda güzeldir. Me kanik bir olay değil, his sevgi ve saygı ile örülüdür Günümüzde de hayvani goçici bir zovk haline dönüş türülmüştür. Bunun da sonucunda sapık ilişkilera yo nolme, ansi saldınların artması, iktidarsızlık gibi cinsi problemlerle dolu nesillerin meydana çıkması kaçınıl
maz olmuştur Bu korkunç gidişe "dur" diyen çıkmayacak mi?
tahcen bir sahne ile tahnk olmuş, oradaki gibi ilişkinin kolayca kurulacağı zannına kapılarak bir genç hanı ma sarkıntılık etmişti. Arkasından karakollar, dayak- lar derken zåten zayıf olan iradesinin üstüne bir de sinirli, gergin bir yapı yerleşmişti.
•Doç. Dr. Sefa SAYGILI
15 yaşındaki delikanlının yaşadıklarını da unuta- mıyorum. Bedaninden taşan cinsi enerjiyi seks tüccarlanının tahriki sayesinde arkadaşı, hemcinsi ila gidermeye çalışmış, bünyesini sapıklığa yöneltmişti Sonunda da bütün hayatını etkileyecek psikolojik problemlere mübiulă olmuştu.
S on yıllarda liberalleşme, maddiyatın hayala häkim olması ile birlikte ülkemizi bir seks çıl gınlığı sardı: Müstehcen gazete, dergi ve ki- tapların yanına bir de televizyon kanalları katıldı. Ar insanlarımız çocukken olguşlaşmanın kucağına diyor, erkekler kızların peşinde, kızlar ise erkek yolu galuyor
Bir başka genç ise tahrikler sonucu geneleve git meye tuşebbüs etmiş, her defasında da midesi bula- narak geri dönmüştü. Artık o cinsellikten nefret etme eşiğindeydi leride evlendiğinde bu kötü tecrübenin izlerini atması zaman alacaklı
Aleler sarsılmaya başladı. Çoğu kimsenin gözü evlilik dışı ilişkilere takıldı. Bu durum psikiyatrist mua- yenehanesini nasıl etkiler? 30 yaşında genç erkek, kederli ve süzgün bakış
Bir diğeri, ise genelevde başarılı olamamış, pro- lusyonel fahişenin aşağılama ve hakaretine maruz kalmıştı. Şimdi kendinin erkek olmadığını düşünüyor, bunalımdan bunalıma giriyordu.
Bir genç hanım ise geçmişine yanıp duruyordu. "Cinsel özgürlük sloganlarına kapılmıştı. Bir süre geçtikten sonra görmüştü kü bu hayatın cazip yanı yoktur, gayri meşrü kadınlar erkekler elinde oyun. caktır. "Eğer diyordu, "Evil ve namuslu olan kadın- lar bir erkeğin kölesi isoler- Feministior öyle di- yordu, özgür ve serbest hanımlar birçok erkeğin
kölesi ve zevk aracı durumundadırlar"
Cinsellik, ancak meşrü olduğunda güzeldir. Mo- kanik bir olay değil, his sevgi ve saygı ile örülüdür Günümüzde de hayvani geçici bir zevk haline dönüş türülmüştür. Bunun da sonucunda sapık ilişkilere yö nelme, cinsi saldırıların artması, iktidarsızlık gibi cinsi problemlerle dolu nesillerin meydana çıkması kaçınıl
maz olmuştur
lan, donuk yüz hatlan ile: "Bir iş seyahati için Av rupa'ya gitmiştim. Şeytana uydum. Şimdi AIDS moldum korkusu İçindeyim. Son 2 ayda 2 kg za- pladım üstelik" diyordu. Evet, birkaç dakikalık ge pa zevk uğruna hayatını zehir etmişti bu kardeşimiz. Günlerini korku içinde geçiriyor, her an bir hastalığa
rakalanma şüphesiyle çırpınıyordu. Ya o memur genç? Yine kötü bir kadından bolso luğu denilen zührevi hastalığı kapmıştı. Tam 1
bere madeinien zohrevzel hastanelerde harcadi in temiz" deseler de kendini hasta görüyordu. Ra- Bevliyncı doktorlar "Artık İyileştin, bak tahlille alamamıştı bir türlü Onun üzerine "psikolojik et-
altust edin bu ilişkinin acısı içinde kıvranıyordu. kalmıştır deyip bana gönderilmişti. O da haya-
Ab- dülhamid Hän, 31 Ağustos 1876 S Perşembe günü tahta çıkmış ve bu cülüs ile devlet
İdaresi, haçlı emperyalizmine "dur!" diyebilen zatın eline geçmiştir.
Bu padişah, Abdülmecid'in sıra ile tahta çıkan dört oğlundan ikincisidir (1) 21
Eylül 1842 (Hicri: 15 Şubat 1258) Çarşamba günü doğmuş (2) ve otuz dört yaşının içinde
ağabeyi Beşinci Murad'ın tahttan indirilmesi üzerine Osmanoğulla n'nın otuz dördüncüsü olarak dovlet idaresini eline almıştır. Annesi, Sultan Mecidin ikin-
ai haremi olan Tir-i Müjgân Kadı nelendidir. Abdülhamid Hån he- nüz on bir yaşında iken annesi vefat etmiş ve Şehzade Abdül- hamid Efendi, Sultan Mecid'in di- ğer eşi Perestů Kadınelendi ta- rafından büyütülmüştür. Bir asra yakın zamandanberi yurt içinde ve dışında pek háyâsızca neşri- yat yapılmış, bu arada adinin ba- yağısı bir iddia ile anasına dahi dil uzatılmış, Sultan Hamid'in Er- meni asıllı bir çev giden doğduğı
iddia edilmiştir.
Bu menfur id- diaya İbnülemin Mahmud Kemäl Inal "hezeyan" diyor. İsmail Ha- mi Danişmend'e göre ise bu iddia
"herzeden daha bayağı ve sarsatacan vana ayr iftira dır. Ziya Şakir de aynı iddiaya temasla bunun "en büyük alçaklık" olduğunu kaydediyor. Necip
Fazıl Kısakürek'e göre ise, "Abdülhamid hakkın- daki kasd o kadar büyük, köklü ve plânlıdır ki, onu her ne pahasına ve hangi usulle olursa olsun çürütmek İçin el atılmadık vasıta bırakılmamıştır" ve bu arada annesi hakkındaki iddiayı ortaya atanlar "ruhları piç ucuz kahraman" dır. Nazım H.Polat da aynı iddiadan bahisle bu iftirayı ileri sürenlere "siya- sel pazarına nifak tohumları saçmak ve bu yolla gayelerine erişmek isteyenler" diyor. Dünya görü- şü ile Sultan İkinci Abdülhamid'e dost olmayan Ord. Prof. Enver Ziya Karal ise "Annesinin Ermeni olduğu yolunda tarihlerde görülen kayıtların ger- çek ile bir alakası olmayıp İftira mahsulüdür" di-
yor ki, Enver Ziya Karal'ın bu şehadeti mühimdir! Sultan Hamid'in üveyana elinde büyümesine rağmen pek mazbut bir gençlik hayatı geçirdiğinde bütün muteber kaynaklar ittifak etmiştir. Bu mazbut hayat içinde tahsil ve terbiyesini başarı ile sürdüren, Sultan Hamid'in tahsil ve terbiye bütün hayatı boyun-
nid Hân'ı, doğumunun ca her icraatında açıkça de rahmetle anıyoruz. görülmüştürs 31 Ağustos 1876'da
n
n
tahta çıkan Abdülhamid'in saltanatı otuz iki sene, ye- di ay yirmi yedi gündür. Bu uzun saltanat yıllarında Abdülhamid Hân, düşmanlarımızın "Hasta Adam" gözüyle baktıkları Osmanlı devletinin batışını, takip ettiği isabetli politika ile otuz üç yıl geçiktirmiş ve "Hasta Adam" in mirasını bekleyenlerin iştahla- rını kursaklarında bırakmıştır! Bu mevzůda pek çok şehådet vardır. Bazılarını sayfamızın mü- saadesi nisbetinde nakledece- ğiz. Dahiliye Nâzırı Ahmed Rəşid (Rey): "Kelimenin bütün mânasıyla afifidi, yâni, kimse- nin ırzına ve kesesine göz dik- tiği görülmemiştir. Hayat-ı res- miyesinde yorulmaz denecek kadar çalışkan, hayat-ı hususi- yesinde nümune-i imtisal ola- cak derecede perhizkardı; Sir Henry F.Woods, "Osmanlı Bah- riyesinde 40 yıl, adlı hâtıratında: "Abdülhamid taht- tan düşürülmemiş olsaydı, Av- runa devletlerinin halen yara- larını sarmaya çalıştığı o bü- yük åfet (Birinci Cihan Savaşı) meydana gelmiş olmayacaktı. Aksini farzetsek bile Abdülha- mid, büyük bir İhtimalle Türki- ye'nin tarafsız kalmasını sağlayarak memleketine bir zafer hediye etmiş olacaktı. Bunu iddia etmek- le kähin sayılmamalıyım" diyor. İsmail Hami Daniş- mend ise "Kronoloji" sinde şunları yazıyor: "Eğer Fatih, Yavuz ve Kanuni on beşinci ve on altıncı asırlarda gelmeyip de, Sultan Hamid'in zamanın- da gelmiş olsalardı ne yapabilirlerdi? Bu büyük padişahın şahsiyyetini tesbit İçin böyle bir sualin cevabını çok iyi düşünmek gerektir. Herhalde ta- rih, can çekişme devrine gelmiş Osmanlı impara- torluğunu otuz üç sene yaşatmış olan Sultan İkinci Hamid'i daima hürmet ve rahmetle yad ede- cektir." "Mufassal Osmanlı Tarihi"nde de deniliyor ki. "Pek nazik ve terbiyeli idi. Hoşlanmadığı kim- selere bile güleryüz gösterir, hoşlanmadığını belli etmezdi. Hafızası kuvvetli olup bir kerre gördüğü- nü veya sesini duyduğunu bir daha unutmazdı. Karşısındakinin duygu ve düşüncelerini anlamak- ta ve bunları ona söylemekte mahirdi. Herkesin gönlünü alıp kendisine bağlamayı bilir, dindar, hayratı sever, İçki kullanmaz, her türlü sefaletten
Zevk, nefis, para, ikti- dar izm... putlarını sayar- ken, anlaşılması zor bir alanda söz etmenin kolay olmadığını biliyoruz. In- sanlık tarihi kadar eski ve bugün hayatımızın her yanında yer alan put ve putçuluğu bir SUR sayısıy le kalıcı çözüme ulaştırma İddiasında elbette değiliz. Lakin böylesine eksik bir soruşturmayı bile, insan- ların hür düşüncelerini tehdit eden en büyük mâniaya dikkatleri çeke- ceği için fevkalåde önemli buluyoruz.
P
WINDO
Hangi açıdan bakarsak bakalım insanlık, tarih boyunca en büyuk kötülüğu kendi kendi ne ve bizzat put ve putçuluk konusunda yapagelmiştir. Gerçi putların toplumu örgütleme biçimine ve bilhassa ilkel hürriyet anlayışına sahip toplumlarda ortak bağ oluşturmaya yardımı ol mustur. Ancak bunun karşılığında pekçok değerlerini de kirlet miştir. En büyük faydası ise tıpkı nefis ve şeytanın insanın tekämülünde oynadığı rol gibidir...
Putlar yoklukla sonsuz arasındaki bir zaman ve bölgede Al- lah'ın mühlet verdiği sürece yaşamışlar ve yaşacaklardır. Öyleyse putlar ölümsüz değildir. Nitekim eskiye ait hiçbir put bugün ge- çerliliğini sürdürememiştir. Ancak bukalemun gibi şekil değiştir miştir.
Bugün de bir değişiklik devresi yaşanmaktadır. Zira gelişen İletişim araçları karşısında klasik putlar ve putçuluk büyük bir sar- sıntı geçirmektedir. Eskiden putçuluğu değerlendirmek için ara- dan belirli bir sürenin geçmesi beklenirdi. Oysa bugün başta te- levizyon olmak üzere kitle iletişim araçları, putçuluğun gelişimini fert ve toplum üzerindeki etkisini anında gözler önüne serme ve kıyas imkânı vermektedir. Görüntünün yazıyı bastırdığı, eski konuşmaların yerini çok sesli televizyon ekranlarının aldığı bu günlerde, putların kontrol ettiği eski korku ve umutlar yeniden değerlendirilmektedir. Özellikle de silinmiş, baskı altında tutul muş, saklanmış olayların gün ışığına çıkarılması konuya yeni bo yutlar kazandırmıştır.
Bugün maddi ve manevi temizlik anlayışı da yeni boyutlar ka- zanmıştır. Malum; temizliğin ölçüsü, kirliliğin yokluğu gibi hayali bir şarta değil, mevcut şartlar İçinde artıklardan arınabilme kaa- biliyetine bağlıdır. İnsanımızın bu kaabiliyete ulaşmasını umuyor ve artık çevre temizliği, yeşil çevre gibi sloganların yanında bu- gün "putçuluktan arınma düşüncesinin geliştirilmesi zamanı gelmiştir diyoruz. Buna hazırlık için işlemeye çalıştığımız bu sayı da sizi, hür düşünce ufkunu kirleten putları çeşitli yönleriyle ele alan yazarlarımızla başbaşa bırakıyoruz.
Put ve putçulukla alakalı 3 tåne tabir var: Birin- cisi sanemperestlik. Yani tam putperestlik. Bir diğeri heykelperestlik. Yani bu asırda putperestliğin aldığı modern şekil. Üçüncüsü de sûretperestlik. Açın gazete- leri, baştan başa bu sûretperestliği görürsünüz. Herkes "resmim çıktı" diye övünüyor. Hadise gayet açık.
İslâm hukukunda riyâya yol açan ve riyânın bir nevi mücessem şekli olan sanem- perestlik (putperestlik) de, asrımızdaki modern putpe- restliğe denk olan heykelpe- restlik de, gayr-i meşrů dâireye girdiği takdirde sûretperestlik de Kur'an tara- fından yasaklanmıştır. Hatta Bediüzzaman'ın ifade- siyle putperestliği Kur'ân şiddetle reddettiği gibi, put- perestliğin bir nevi taklidi olan heykelperestliği ve sûretperestliği de Kur'ân menediyor, yasaklıyor. İslâm hukukundaki durum bundan ibaret. Müsaadenizle, putçuluk ve putperestlik hakkında 3 önemli noktayı belirtmek isti- yorum.
Birincisi: 20. asrın bir özelliği üzerinde duracağım. 20. asır, ister Avrupa'da, is- ter Komünist Blok'ta ve ma- alesef isterse Islåm âleminde olsun (İslâm ålemi derken Türkiye de, Irak da, Mısır da buna dahil. Mısır'da Abdünnâsır, Irak'ta Saddam Hüse- yin, bilmem nerede başka birisi... Şa- hıslar farketmez!), bütün dünyada putperestliğin modern şekli olan hey- kelperestlik hastalığına tutulmuştur. Bunun sebebi nedir? Bu asırda, Be- diüzzaman'ın ifadesiyle enâniyet, (benlik), kendini satma, kibir, gurur o derece dizginini eline almış ki, çok in- sanlar kendilerini birer küçük Fi'avun gibi görüyorlar. Ve birer küçük Nem- rut hükmüne geçmişler. İşte ehl-i gaf- let ve ehl-i delålet ve gururlu olan ehl- i enâniyet nazarında, kendilerine kı- yaslayarak İslâm büyüklerinin bir kı- sım meşhürlarını da hâşă- enâniyetle itham ettiklerinden dolayı
bu asırda türbe ve makamla ra karşı aşırı muhabbet İslâm âlimleri tarafından ho görülmemiş. Çünkü ehl dalålet ve ehl-i küfür, birer Fir'avun ve Nemrut hükme ne geçmişler. Kendi heykel lerini dikiyorlar. Dolayısıyla Müslümanlar'ın türbe, ma- kam ve büyük zätların kabir lerine karşı gösterdikleri hür meti kendilerine kıyaslayarak sanki bir enåniyet, gurur ve putçuluk hadisesi gibi değer lendiriyorlar.
Şunu özellikle ifade edeyim. ki, Cumhuriyet'in ilk döne minde türbelere, zaviyelere ve belli makamlara karşı yü rütülen tahribat hareketinin altında bu yatmaktadır. Bu işi yürütenler kendi heykellerini diktikleri gibi, İslâm ålimlerinin kabir ve makam- larını bir heykel gibi kabul ederek hücüm etmişlerdir. Çünkü birer Nemrut, birer Fir'avun kesilince karşıla- rında kendilerine rakip alabilecek hiçbir şahsiyet, -is- terse tarihte olsun- tamamen yok edilmiştir. Bu, çok önemli bir nokta.
Kur'an tara- an'ın ifade- ği gibi, put- erestliği ve yasaklıyor.
Hukuku ve Osmanlı Uzmanı Doç.
20. asırda neden böyle oldu? Neden heykelcilik, putçuluk hakim oldu? Yine Bediüzza- man'ın tesbitiyle, bunlar Al- lah'ı tanımadıkları için çok şeyhlere ve çok zátlara bir nevi rubůbiyet vasfını ver- mişlerdir. Dolayısıyla putpe- restliğin başka bir nevi olan heykelperestlerin ve süretperestlerin, gâyet müt hiş bir riyākârlık månâsında olan şan ve şeref peşinde koşmaları, 20. asrın en önemli özellikleri arasında. Bu hådise mühim bir nokta. Benim kanaatime göre Rusya'daki Lenin ve Stalin heykelleri bu mânåda olduğu gibi, Yugoslavya'daki Ti- to'nun heykelleri de bu månådadır. İster Islåm âleminde, ister Türkiye'de... Zikrettiğimiz tarzda heykelleri görmek müm- kündür. Ve bunu söylemek kimse- ye hakaret de değildir. Özellikle ifade edeyim. 20. asır, putperestli ğin modern şekli olan heykelpe- restlik asrı olmuştur ve Kur'ân, putperestlik gibi heykelperestliği de şiddetle reddetmektedir. Ikinci nokta, acaba bu heykelpe
restlik ve putperestliğin kaynağı nedir? Bediüzza- man'ın ifadesiyle ister gölgeli, istər gölgesiz bütün süretlerin 3 tane temel kaynağı var. Birincisi zulümdür. Yani bir insan zulmeder, o zülmünü ölümünden sonra da devam ettirmek üzere "ölürsem bu insanlar hiç olmazsa korkuluğumdan korksunlar!" diye zulmü taş şekline getirir, heykelleştirir. Bu çok önemli... Le- ninin, Stalin'in heykelleri buna misåldir, Mao 'nun hey- kelleri buna misåldir. İslâm âlemindeki bir kısım hey- keller bunun misälidir. Milyonlarca insanı mahvetmiş- lerdir. Ölümünden sonra da heykelinden veya korkulu- ğundan korksunlar diye, heykelperestliğe önem ver- mişlerdir.
Bir diğer önemli kaynak (bu sadece 20. asır değil, bütün tarih için geçerlidir), heykelperestliğin sebebi gösteriş ve riyadır. Bediüzzaman buna "riya-yı müte- cessid" diyor. Avrupa kralları sırf gösteriş olsun diye, saraylarının her tarafına, bahçesine, içine, dışına hey- kelcikler yapmışlardır. Bu asırdaki bir kısım heykeller de, zulmün yanında riyanın da etkisiyle dikilmiştir.
Üçüncüsü ise, günümüzdeki süretperestlikte bu var; heves, arzu ve nefsin gayr-i meşrů duygularıdır. En basit misalini geçenlerde gittiğim Viyana'da müşähede ettim. Meşhür Avusturya imparatorlarından kalma en önemli hatıra, saraylarının bahçelerinde, meşrü ya da gayr-i meşrů tarzda yaşadıkları kadınla- rın heykelleridir. Yani, nefislerinin hevå ve arzusunu heykelleştirme yoluna gitmişlerdir. İslâmiyet şiddetle buna karşı olduğu için, Osmanlı'yla diğer devletleri mukayese etmek istiyorum. 17. asırda İstanbul'da Avusturya sefiri olan bir değerli şarkiyatçı şöyle diyor: "Eğer siz İstanbul'la Avrupa'nın Paris'ini, Lond- ra'sını, Viyana'sını dolaşırsanız, Osmanlı'yla Avru- pa kralları arasında şu farkı görürsünüz: Osman- lı'nın payitahtı olan İstanbul'da padişahların arzu ve istekleri neticesinde kurulan camileri, mescitle- ri, hamamları, çeşmeleri görürsünüz. Çünkü onlar- da hakim olan, dinleridir. Avrupa'nın başşehirlerin- de ise tamamen belden aşağı heves ve arzuların taşlaşmış şekli demek olan heykelleri, putları, be- raber oldukları kadınların heykellerini ve buna bağlı olarak keyf için yaptıkları sarayları görürsü- nüz." Ne acıdır ki Osmanlı Tanzimat'tan sonra biraz buna meyil ettiği için yıkılmıştır.
Üçüncü bir noktaya gelmek istiyo- rum. Bu, aynı zamanda bir müjdədir. 20. asır, putperestliğin modern şek- li olan heykelperestlik asrıydı. 21. asır da, müjde veriyorum, heykelpe- restliğin yıkılış asrı olacaktır! Nite- kim Rusya'da yıkıldı, Çin'de yıkılmak üzere, Irak'ta da yıkılacak, Türkiye'de de... Yani 21. asır başlangıçta, 20. asırda işlenen putperestlik kadar ådi bir iş olan heykelperestliğin yıkılış devri olacak. Diğer bir nokta da şu. 1950'lere kadar türbeler kapalı kalmış- tı. Türkiye'de, eğer siz Diyarbakır'daki Veysel Karâni hazretlerinin veya Konya'daki Mevlână Celaleddin-i
Su asırda enâniyet o derece dizginini eline almış ki Çok insanlar birer küçük Fir'avn., ve birer küçük nemrud hükmüne geçmişler. İşte ehl-i gaflet ve ehl-i dalålet ve bu mağrur ehl-i enäniyet nazarında kıyas-i bi'n-nefs olarak.. e'ȧzım-ı İslamiye'nin nămdarlarını - hâşȧ- enåniyetle itham ettiklerinden, hem o ehl-i gaflet ve dalålet kendileri Allah'ı tanımadıkları için çok şeyle re, çok zatlara birer nevi Rubůbiyet tahayyül ettikleri bir hengâmda ve sanemperestliğin başka bir nev'i olan heykelperestlerin ve süretperestlerin gâyet müthiş bir riyākarlık ma'nåsında olan şan ve şeref peşinde koş tukları bir zamanda e'azımı İslamiye'nin türbelerine cahilâne ve müfritäne bir sürette avåmların takdis de recesinde hürmetleri.. elbette hikmet-i şer'iyye nokta sında kader münasip görmedi ki bu muharripleri ehl-i Sünnet'e teslit etti. Onlarla ta'dil edecek
(Osmanlıca Mektubat, 28. Mektup)
Sanem-perestliği şiddetle Kur'ân men'ettiği gibi, sanem-perestliğin bir nevi taklidi olan suret-perostliği de men'eder. Medeniyet ise, süretleri kendi mehåsininden sayıp Kur'ân'a muāraza etmek istemiş Halbuki: Gölgeli gölgesiz suretler, ya bi zulm-ü müte haccir veya bir riyā-yı mütecessid veya bir heves-i mü tecessimdir ki, beşeri zulme ve riyaya ve hevâya, he vesi kamçılayıp teşvik eder.
(Sözler, Yirmibeşinci Söz)
Rumi hazretlerinin türbesine gider, orada dua eder- seniz bu nüshacılık olur, tefecilik olur, yobazlık olur. Ölüden medet umma olur. Ama 20. asır sanempe- restleri demek olan heykelperestler, sırf din kokusu var diye sevmeyip tenkit ettikleri, gericilikle itham et tikleri bu adetin ve huyun daha kötüsünü işliyorlar, farkında değiller. Şimdi Türkiye'de, öğretim üyesin- den tutun, paşasına kadar, tahsilsız köylü değil, tah silllierine kadar, gidiyorlar bir heykelin karşısına, "medet ummaya geldik, söz veriyoruz!" diye yal varıyorlar. Ben buna, modern nüshacılık, modern yo- bazlık diyorum! Yani, eğer Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin manevi makamından medet bekleyen bir insanı siz gerici ve nüshacı olarak itham ederse niz, tamamen heykel ve taştan ibaret olan bir insanın makamına karşı gösterdiğiniz bu davranış tam bir yobazlıktır. Tam bir gericiliktir. Bu sebeple BBC Radyo- su, "Dünyanın 100 komik olayı" di- ye bir ropörtaj serisi neşretti. Bunlar- dan birisi olarak ta, bizim Türkiye'de 19 Mayıs bayramı münasebetiyle Samsun'da bir generalin, büstün karşısında selām durması gösteril- mişti. Yani şimdi bu, bir insana hür- met değildir. Bir tapmadır. Adına is- ter çağdaşlık deyin, ister gericilik, is- ter yobazlık deyin, değişmez. Böyle demekle bir insana hakareti de kas- detmiyoruz. Ama meselenin, våkıanın aslı, esası budur. .
• YAN GEL RIFKI BEYI - Evim, dolanım, markım, köpeğim, ve işim var. "Bir de heykelimi diktirebilsem....
Putlar ve Putçular
Mehmet Şevket EYGİ
H er insanın putu, şeytanı vardır. Putu kendi "ben"idir. Onu yener ve kırarsa hakkıyla müslüman olur. Ben'ini yenemezse daima tehlikededir. Putperestlerin, müşriklerin taştan, ma- denden, tahtadan yontup boyadıkları putların foyası- nı çıkartmak kolaydır. At putu pislik çukuruna, bak kendisini kurtarabiliyor mu? Şair "sanemler serte- ser tunç/Bakarlar korkunç korkunç" diyor. Tung putlar artık korkunç olmaktan çıktılar, gülünç oldular. Asıl korkunç putlar insan benliğinde gizli olan mecăzi putlardır.
Din âlimleri şirki ikiye ayırıyorlar. Büyük şirk, Al- lah'a ortak koşmak, O'ndan başka ilahlar edinmektir ki, küfrün eşeddidir. Küçük şirk ise Allah'tan başkası- na iltifat etmek, bir şeyi ondan başkasından bilmek- tir. "Bu yemek beni doyurdu, bu su benim susuz- luğumu giderdi" demek küçük şirktir.
Ilhamını kadim Yunan ve Roma paganizminden alan Batı medeniyeti ve kültürü insanlığı yeni bir put peresliğin kucağına itmişti. Garbın potasında eriyen- ler şimdi paraya makinalara, tekniğe perestiş ediyor- lar. Samirinin, kuyruğu çekililince böğüren altın bu
zağası bugünün dolarları, markları, altınları kadar tehlikeli vo sapittirici değildi. Nitekim Hz. Musa, Türdan inmiş ve buzağıyı yakıp kül etmiştir. Yazık ki, modern altın buzağıya karşı bir Musa yoktur. hadisi şerifte ahir zamanda gelecek gafil bir
topluluk için "onların dinleri paraları, kıbleleri kan lanıdır" buyuruluyor. Acaba bu topluluk kimlerden mütəşəkkilir? Aynaya baksalar kendilerini tanırlar. Zamanımızda insanlığın bir kısmı Rahman'a İbadəti bıraktılar. Şeytan'a tapmaya başladılar. Şey. tan'a yahut şeytanlara. Her ferdin şeytanı olduğu gi bi, toplumların da şeytanları vardır. Ankara'daki Ogüst måbedini görmüş, yahut duymuşsunuzdur. Bu måbed, Vahid ve Kahhar olan Allah'a ibådet etmek İçin değil, Sezar'a ve Sezar dininin putlarına tapın mak için yapılmıştır. Eski Romalılar başlarındaki Se. zarlara (Kayzerlere) tapınırlardı. Sezar måbedlerine giderler, Sezarın månevi huzurunda bel bükerler, ona sanki bir İlâhmış gibi taabbüd ederlerdi. Hacı- bayram'daki Ogüst måbedine gidip bakınız şimdi ne haklədir? Dört duvarı kalmış, içindeki putlar yok ol- muş, artık Sezar'ı ne bilen, ne de ona tapınan kal- miş Yanıbaşındaki Hacıbayram Camii'nde günde beş kere ezanı okunuyor Tevhid Dininin.
Bugünküler de öyle olacaktır. Benim neslim nice put gördü. Stalin, Mao, Enver Hoca ve benzerlerinin haykelleri çöplüklere atıldı. Putların akıbeti hep böy- ledir.
Putlu kadim dinler günümüzde hålå devam edi- yor. İnsanlığın bir kısmının ådətidir, putunu kendi ya- par, kendi tapar. Tevhid Peygamber'i Isa Aleyhisselâm'ın dinini bile neye çevirdiler.
Pozitif ilimlerde âlim olmak, dünyevi bilgilerde Üstad olmak da kimisini putlara tapmaktan alıkoymu- yor. Nice biyoloji bilgini var ki, ya putperest, ya tanrı- tanımaz. Adamın vücudundaki zerreler kendi lisanla- nyla "Birdir O, Birdir O!" diye zikr ü tesbih ile meşgul- ler, herif ise yoktur deyip duruyor. Zehi gaflet!
Bundan 40 yıl kadar önce Hindastan'ın Ankara sefarethanesi, Gandhi hakkında bir broşür bastırmış tı. Yarısı Türkçe, yarısı Fransızca. İşte onun Fransız- ca kısmında Gandhi'nin şu sözü yer alıyordu: "Putla- ra tapmak haktır, çünkü onlar Allah ile kullar arasın- da aracıdırlar
Bu cümle, risalenin Türkçe bölümünde yer almı- yordu. Bu satırları okuduktan sonra Gandhi'yi sildim attım. Biz Müslümanlar putçuluğa, putlara çok kıza- ız, haklı bir öfke duyarız Güzel de, bir de içimizdeki mecăzi putları kırıp atabilsek. Benlik, dünya sevgisi, para pul aşkı, tapu senetleri muhabbeti ve daha ne- ler. Efendi, gerçek muvahhid olabilmek için içini tat hir etl
Eğer birşey se- vilip ona itaat edilirken, Allah'ın emrinden ayn- larak İslamiyet'e zit ha- reketler içine giriliyorsa, o şey put olur.
Insanın pek çok kabiliyetleri arasında sevmek ve itaat etmek kabiliyeti de vardır. Bunun için Müslümaı Allah'ı, Allah'ın sevdiklerini ve Allah'ı sevenleri seve cek. Bunu yapamazsa, sevilmemesi gereken şeyleı sever, dalålete gider.
Müslüman ya Allah'a itaat edecek veya başk şeylere itaat etmek zorunda kalacaktır
Allah'a itaat etmek sünnet-i seniyyeye uymaktır.
İslâmiyet nasıl bir yaşamak tarzı ise, başka bat ka hayat tarzları da vardır. Bunun için peygamberlerin bütünü "Lá ilähe
lallah", yani, Allah'tan başka ilah yoktur, tevhiding ısrar etmişlerdir.
Asr-ı saadette müşrikler kelime-i şehådet getir getirmez, bütün haram- ları terk edip, bütün helälleri yapmaya başla- mıştır. ..
Öyle ise kelime-i şehadet (veya kelime-i tevhid) getiren bir müs- lüman, bunların açık mânålarını bilip iman et- mekle beraber, hemen tatbikat sahasına koy- mak zorundadır. Mesela, "La ilahe illal- lah", yani, Allah'tan baş- ka ilah yoktur diyen şa- hıs, Allah'tan başka şeye itaat etmeyeceğini de il etmiş demektir.
Yani, "La ilahe illallah", nefsime değil, Allal itaat edeceğim.
"La ilahe illallah: Arkadaşıma uymuyacağı komşumu taklit etmeyeceğim, okulun tesirinde k mayacağım, televizyondaki hayatı benimsemeyed ğim, resmi ideolojilere köle olmayacağım, İslamiye uyup, İslam'ı yaşayacağım."
"La ilahe illallah: Kötü alışkanlıkları terk ede ğim, hiç değilse haramı haram bilip, onlardan kur manın gayreti içine gireceğim."
"La ilahe illallah: Nefsimin istediğini de İslâm'ın istediğini yapacağım."
Meselå, iki delikanlı gidiyor. Bunlara soruyor "Nereye gidiyorsunuz?" Biri diyor ki, "Bira içe
ğim. Diğeri ise câmiye gideceğini söylüyor. Bira ceğe diyoruz ki:
ISLAMİYET'in emri olduğu için Görülüyor ki, iki genç ten biri CANINA, diğeri de ISLAM'a uyuyor. (Burdaki canla nefis aynı mänädadır).
Bir insan canının istediğini yaparken, harama gi- nyorsa, bu haramı da seve seve yapıyorsa, o zaman putu dışarda aramamak lazım.
Kur'ân-ı Kerim inzal buyurulduğunda sürekli imâna dair åyetler gelmiş.
Käbe'deki putlar duruyor...
Imâna dair âyetler, gönüllerdeki putları deviriyor. Bunun için Ayşe (ra) buyuruyor ki:
"Eğer İmâna dair åyetler gelmeden içki, ku- mar, faiz gibi yasaklar gelseydi, biz onlardan uzaklaşmada zorluk çekerdik."
İçki haram edildiğinde, hiç bir sahabe. "Ben şu kadar zamandır İçiyorum, alışmışım, bırakamam" dememiştir. Hemen içkiye tövbe etmiş. Çünkü onun itaat edeceği putu kal- madığında, İslamiyet'e uymuş, İslam'ın emrini yerine getirmiştir. Insanların put deyince akıllarına sadece şekil lerin, biçimlerin gelmesi gayet tehlikelidir. Bugün Suudi Arabistan'da belki put adına birşey yok. Fakat Islamiyet'i seve seve yaşayan kaç kişi var? Islám ekonomisi tatbik edilmiyor. Çünkü paranın, mevkiin, şeh-
vetin putlaştırıldığını pek çok Müslüman bilmez Bunun için iki Cihan Serveri buyurmuştur ki: "Bir sürünün içine iki aç kurt girdiğinde ne kadar tah-
ribat yaparsa, menfaatine düşkün Müslüman da İslamiyet'e o kadar zarar verir." Bir Müslüman hem İslamiyet'e zarar verecek,
hem de putçuluğa düşman olacak. Bu tenakuz, ce- haletin zehirli meyvasıdır.
Her Müslüman gönül kulesinin başından haykır- malıdır:
-Ya Rabbi, Müslümana ve İslâmiyet'e zara- rım olmasın, beni koru!
Rab, mürebbi, terbiye aynı köktendir.
Bir insan ne ile terbiye oluyorsa, onun rabbi odur. Amerikan, Fransız ahlakıyla ahlâklanan Müslü- manlar, RAB kelimesinin mânāsını anlamamıştır. Netice olarak:
Her Müslüman evvelä kendi iç dünyasındaki putları devirmeli ki, sonra dıştaki putlara bakma- ya sıra gelsin. Zaten içindeki putları devireme- yenler, dıştaki putları hiç bir zaman deviremez.
H ocam, putçu- luk nedir; bir adam veya zihniyet nasıl putlaştırı- lır?
Efendim, zannedi- yorum put, insanoğlunun İçinde var olan birşey. Bunu başlangıçtan, tari- hin en eski zamanların- dan beri insanlarda eğilim olarak görmekteyiz. Umu- miyetle insanoğlu tapmak istediklerini mücessem bir Tanrı, yani insan şeklinde düşünüyor. İslamiyet'in büyüklüğü, bunlara yasak koyuşunun sebebi, mücer- red Allah anlayışını getirmektir. İslâmiyet, insanlara tapma fiilini böylelikle ortadan kaldırmıştır.
Insanlara tapmak, fiilen menfaat için olduğun dan, putlara tapmaktan daha kötüdür. Temsili putla- ra tapma, bir yerde daha mücerred, daha ivazsız bir- şey... Mesela Mısırlılar'ın İsis'e, Osiris'e tapınmaları nisbeten daha mücerred birşey... Afrodit, Zeus... Yani demek istiyorum ki, insanlara tapmak bunların en ilkeli. Da- ha sonra bir merhale putlara tapma ve ni- hayet asıl gerçeğe varıyoruz: Uluhlyyete tapmak. Tek varlığa tapmak.
Demek oluyor ki insana tapmak, insan zekasının, seviyesi- nin, kültürünün en aşağı basamağını teşkil ediyor. Fakat garip şeydir, insanlara tapma fiili zamanımız- da da yaşıyor, yarın da yaşayacağa benzi- yor. Insanlar kendile- rinin kul olduğunu, kendileri gibi başkala- rının da kul olduğunu idråk edemedikçe zannediyorum bu il- kellik devam edecek. Çünkü bunun altında çıkarcılık vardır.
Gelelim insanların kendilerine tapması meselesi- ne... Bizim asıl yenmek, devirmek istediğimiz put, kendimizdir, kendi nefsimizdir.
Kendi kendimize tapmaya nefis diyoruz. "Nefis" kelimesi Fransızca'da, Ingilizce'de yoktur. Avrupa dil- lerinde yoktur. Yalnız bizim İslam felsefesinde ve Islâm dininde mevcuttur. Bizde nefis, son derece ilg çekici tarzda yerilmiştir. Nefsi yermek, insanın kend kendine tapmasını önlemektir. Peygamber Elendi miz (sav) in Medine'den sonraki meşhür sözünü
buyük cihadı vardır. Küçük cihad diye, diş savaşı kastediyor Yani kafirlerle yaptığı büyük savaşları bile ko. çümseyerek onlara kü. çük savaş diyor. Yani, clhad-ı sağir. Asıl cihāda, yani nefisle olan mücâhedeye de clhâd- kebîr diyor. Binåenaleyh Peygamber Efendimiz (sav) in izindemirinde olarak Peyekilde konuşuyoruz. Yani felsefemize, dünya gö rüşümüze bu girmiştir. Nefsiyle mücadele etmeyene aşağı yukarı biz adam diye bakmayız. Nefsiyle mücadele etmeyen, kaba olmak durumundadır. Mağrur olmak durumundadır. Mütahakkim, diktatör olmak durumundadır. Nefsine hâkim olamayan adam, müsrif olacaktır. Dünya zevklerine kapılacak- tır. Böyle olunca da başkalarına tapacaktır. Yani işle rini yoluna koymak için paraya tapacaktır. Parayı kendisine sağlaya- cak adama tapacak- tır. Eğer kendisinde iktidar hırsı varsa, kendisini iktidara ge- tirecek olan başba- kana, parti reisine tapacaktır. Binaena- leyh, tapmanın kö- künde, nefis vardır. Hocam siz, önemli bir edebi- yatçımızsınız aynı zamanda. Biraz da edebiyatımızda putçuluktan bahse- der misiniz? Bir defa edebiya-
tımızda eski dönem- de putlaştırma anla- mında şiirler yoktur. Kasideler vardır, bü- yükleri övmek için- dir. Bu da zamanın revacından ileri ge- lir. Kasidegûnun, yani kaside söyle- yen şahsın pazarı yoktur, şiirini satarak yaşamaz. Binäenaleyh şairin şiir yazmaya devam edebilmesi için birisi tarafından desteklenmesi lazımdır. O da padişah olabilir en faz- la... Padişahlara kasideler yazılmıştır, ancak bunlar- da padişahı putlaştırma temâyülüne rastlayamayız. Överler, aşırı övgülere de rastlarız ama hiçbir zaman onlara ulühiyyet, aşırı kudret izâfe eden, onları şu veya bu şekilde insanların üstüne çıkaran şeye rast- lamayız. Kaside bir mânâda ådettir, töredir. Arap ve İran edebiyatında da vardır, bir gelenektir.
Tanzimat'ta ilk defa Şinasi'nin Raşit şa'yı övmesine rastlıyoruz. Burada ölçüle dışına çıkılmıştır. Reşit Paşa'ya "medeni resûlü" demiştir Şinasi. İlk defa böyle cür'etkår laf kullanılmıştır.
Halbuki dinin, şeriatın käidelerine ay birtek mecaz, imaj bile bulunamaz edebiy mızda. Ama zenginlikte Karun'a, deryalı benzetilir, şairin hayali ne kadar zenginse seviyede över muhatabını... Onun kılıcı dünyayı ikiye biçeceğini söyler... Bunlar ayı Fakat adamlara tapmayı, ulühiyyet hav vermeyi ifade edecek birşey bulunmaz. Re Paşa hakkında Şinasî'nin bu kasidesinc sonra edebiyatımızda Reşit Paşa'ya övgi faslı başlıyor. Tanzimat döneminde daha so ra Mithat Paşa'ya övgüler faslı var... Efend Servet-I Fünün'dan sonra ittihatçılar (En P. Talat Paşa vb.)'a övgüler var. Fakat a övgücü edebiyat korkunç şekilde A türk'le başlıyor. Atatürk çevresinde baş yor. Bütün bir devrin adamları, bunların için edebi bakımdan çok zayıflar başta olmak üz re Atatürk'e onu ilâhlaştıran, insan üstü gös ren, dinî çerçevede onun oturduğu yeri Ka gösteren, onu ilâh gibi gösteren birçok şi maalesef rastlıyoruz. Behçet Kemal, "Zübe de Hatun Mustafa Anesi" şeklinde, Mevli bile taklit etmiş. Şiir gücü, iz'ânı filan yok) taklit ederek yapmış. Buna benzer şiir, şiir eğer pek çoktur. Benim "Temellerin Duru ması" kitabımda metin olarak bulabilirsiniz. Atatürk'ün yanında, İsmet Paşa'ya tevcih olunan şiirler vardır. Generallere, m nerallere, şuna, buna... Yâni insanl Islamiyet'i unutunca kulluklarını da unutuy lar. Allah'ın kulu olduğumuz gerçeğind çıkıp da "Bizi ancak falan kişi kurtarır, fil kişi kurtarır" gibi safsatalara girdik miy tablatıyla bunlar kaçınılmaz oluyor. Bina naleyh, maalesef en büyük övgüler Musta Kemal'e yapılmıştır. Lenin'e bu ölçüde yapı yapılmadığını bilemiyorum, ama yapılmışı Stalin daha zālimdi, ona da bir hayli yapılm tır. Hitler'e yapılmıştır... Ancak buralar Av pa'dır. Unutmayınız ki, Almanya, İtalya Avı pa'dır. Bunlar övülse bile bizimkilerin câhil çülerinde övmezler. Meselâ bir Behç Kemål, bir Kemlettin Kamu, bir Akagünd ölçüsünde basit ve zayıf kimselerin Hitle Mussolini'yi övdüğünü zannetmiyorum. Bu bilfiil tetkik etmemiş olmakla beraber... Şu söylemek istiyorum. Orası Avrupa'dır, müne ver bir kamuoyu vardır. Onlara karşı bir yaz pek fazla yüzsüzlüğe gidemez. Bizde kamu yunu yok farzettikleri, halkı da hiçe sayd ları İçin ağızlarına gelen övgüyü, şişirme dalkavukluğu yapmışlar. İşte bana sorduğ
Bir insan, bir insanı sovebilir. Ama bu sevgi, memleketin te- rakkisine mâni olmamalıdır. Bir insanı sevmek pahasına o memleketin geri kalmasına göz yummak, vatanperverlik değil- dir Bu konuyla alakalı, kimseye hakaret sayılmayabilecek bir fikra:
Zamanın birinde Afrikalı bir profesör Hindistan'a araştırma yapmak için gidiyor. Hindistanlı bir ilim adamıyla beraber, do- laştıktan sonra, seyahat icap ediyor, trende sohbet ederek gidi- yorlar. Åniden imdat freni basılıyor ve tren "pat" diye duruyor. Afrikalı profesör soruyor: Ne oldu, bir kază mı var? "Bilmi- yorum" cevabını alıyor. Biraz bekliyorlar. Fakat trenin kalkaca- ğı yok. 15-20 dakika, yarım saat... Diğer yolcular gibi kendileri- nin de merakı artıyor. Ne var, ne yok die dışarı çıkıyorlar ki, bir kalabalık, trenin önünde birikmiş, sessizlik häkim... Hayırdır, diyorlar, varıyorlar. Hindistan ilim adamı gâyet sakindir, öteki ise fevkalåde heyecanlıdır. Acaba bir kază mı oldu, kaç kişi öl- dü felan diye. Afrikalı profesörle Hindistanlı profesör arasında aynen şu konuşma geçiyor: Yahu, siz ne kadar heyecan- Sızsınız, bu kalabalık nedir? Önemli değil, biz her zaman karşılaşıyoruz bu hadiselerle.... Ne olmuş, ne var? - Bu kalabalığın sebebi şudur: Trenin raylarının arasına bir inek oturmuş... Kaldırsınlar gidelim! Hayır, o bizim totemi- miz, Tanrımız! Peki, ne olacak şimdi? İneğin keyfine ka- lırsa burada 2-3 saat tren duracak, bekleyecek miyiz? - Evet, kesinlikle yasak! Yahu nasıl olur, ineği yavaşça ke- nara çeksinler? Hayır, Tanrı'nın keyfine bağlıdır, kalkmaz- sa olmaz, gidemeyiz.
Şudur, budur derken epey münakaşadan sonra Afrikalı pro- fesör birden bire tartışmaya keser ve başını iki elinin arasına alarak sıkı sıkı düşünmeye başlar. Hindistanlı profesörün dik- katini çeker: Ne oldu, niye münakaşadan vazgeçtiniz? di- ye sorar. Afrikalı profesörün cevabı çok enteresandır: Siz çok şanslısınız, tenkit ettiğim için özür dilerim, ineğinize şükr edin, sizin toteminiz canlı, birgün gelecek kalkacak, fakat bizimki cansız totem; Allah etmesin ya trenin önünde bizim cansız Tanrı'mız olsaydı ebediyyen tren hareket et- meyecekti!
Merasal Fevzi Çakmak ve onun gibi yüksek bürokratların yardımıyla İsmet İnönü Cumhurbaşkanı seçildi.
İnönü, Cumhurbaşkanı olur olmaz, pullara, paralara kendi fotoğrafını bastırıp devlet dairelerine de yine kendi fotoğrafları- nı astırdı.
Celal Bayar ve arkadaşları da, İnönü'nün anti-Kema- Ilzm'ine karşı cephe aldılar. Bu güce dayanamayan İnönü, Celal Bayar'dan daha fazla Kemâlist görünmek gereğini duy- du. Fakat, Demokrat Parti zamanında da İnönü'nün resimleri- ni taşıyan panolar devam etti.
1940'lı yılların sonunda İnönü'nün idaresinden canı yanan Osman Yüksel Serdengeçti birgün, Ankara'nın Ulus pasta- nesinde aldığı pulları zarfa yapıştırırken herhalde pulun tutkalı İyi değilmiş ki yapışmamış. Osman Yükselde pulun üstüne yumruğunu indirerek:
"Makamına yapıştığın gibi yapışsana!" diye bağırmış. Tabii memurlar dehşetle Osman Yüksel'e bakmaktan başka birşey yapamamışlar. Zaten Osman Yüksel'in ömrü hapisha- nelerde geçiyordu. Başka ne yapabilsin ki...
çalışmaya Beysa Devlet Kütüpha nesi'nde rastladim Yazan Hüseyin GE ZER tarafından soz'de belirtildig uzere kitap "Atam zın büyük ruhu na!.." diye ithaf ed miş Büyük ebadi bu kocaman heykel k bi yazarının, daha bi rinci bölümde, yle 7. sayfadaki değer. lendirmelerinden tu paragrafı aynen As bas ediyorum. "Αλε bir din olan, zama nin gelişmesiyle ahkamda gelişme olması gerektiğini oneren İslamiyet gi bi gerçekçi ve lleri- ci bir din, zamania bu hükmü gereği kalmadığını göre rek- değiştirebilirdi. Bu olmadı. Çünkü büyük liderler dev- resinin kapanma- sıyla birlikte bu akılcı kurumu kendi felsefesinin üstün ilkelerini yitirmeye, şekil içinde katılaş maya yüz tuttu. De gil çağa göre yeni leşmek, hemen he men her konuda değişmelere, yeni leşmelere lik karşı çıkan o oldu. Tutu culuğun bayrağını o çekti. Bu gelişme ye uygun olarak da, artık hiçbir gerek çesi kalmadığı hal de her türlü tasviri put saymakta, länetlemekte de vam etti." Sözkonusu "heykel cl kitabın yazan da ha ileri giderek. Efendimiz (sav)in Buhr.rde geçen "Dünyada bir süret yapana, kıyamel ze
üflemesi (hayat vermesi) teklif edilecek, fakat o bunu asla yapamayacaktır" hadis-i sahihiyle alay etme cür'etini göstererek, kitabanın 9. sayfasında şöyle yazmış: "Sanatçı, 'Yarın âhirette bunun şek- lini benzettin, haydi bakalım, canını da ver diye- cekler sana' endişesinden kurtuluyordu."
Görüyor musunuz klåsik heykelci hayat anlayışı- na sahip yazarın ukalālığını? Şu zihniyete bakın! Put mu dikiyorsun, heykeltraşlık mı oynuyorsun, yoksa Müslüman milletin inancıyla alay mı ediyorsun? Yok- sa adam mı kandırıyorsun? Üç kuruşluk maddi men- faat için serd edilecek dalkavukluk gereği, yüce dini- miz İslamiyet'e sataşmak, işte bu "devrim yobazla- ı"nın birinci özelliğidir. Kendi kuş beyinleriyle, İslâmi prensipleri hesaba çekmeye yeltenirler sıkılmadan! Çok şükür müsterihiz, bunlardan bir avuç 85'lik kaldı, o kadar... En fazla 10 sene zonra Zincirlikuyu Me- zarlığı'ndalar! (Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazından sonra!)
Hemen belirtelim ki, tabuların balta balta yıkıldığı günümüzde, daha birçok tabu ankaribüzzaman ters- yüz edilmeyi beklemektedir. Yaşayan tarihçilerimiz, bu heyecanlı inkılapların çoğunu 21. asra girmeden göreceğimizi müjdeliyor. Pek måruf bir tarihçı yazar dostumuzun şu açıklamalarına dikkat edelim: "Solda 2. Cumhuriyet tartışması, senelerdir beklenen bir doğumun sancısıdır. 'Değmesin yağlı boya' kabi- linden putlaşmış bazı kişi ve zihniyetleri hála mü- dafaa eden üç-beş bunaktan başka kimse kalma- dı. Şimdi filancacılık veya falanca ülküsü dediniz mi dinsizi de, dindarı da; çağdaşı da, çağdışısı da size klinik vak'a gözüyle bakıyor, acıyor. Herşey gibi Türkiye'nin de tabanı değişti artık..."
Bin yıldan fazla İslam'ın bayraktarlığını yapan bu kahraman milletimiz, putçuluğa hiçbir zaman pas vermez! Çünkü, 1400 sene evvel cihânı nurlandırıp putları ve putperestlik zihniyetini parça parça eden bir Peygamber (sav)'in ümmetiyiz elhamdülillah. Ne Nemrut'lar, Fir'avun'lar tanımışız! Bakınız, 17. asır da meydana gelen şu hadise, milli bünyemizin putçu luğa ve heykele nasıl hasım olduğunu gösteren çar pıcı bir misaldir:
Kanuni Sultan Süleyman'la beraber Mohaç Seferi'ne iştirak eden ve Frenk läkabıyla anılan İbra- him Paşa, Budapeşte'de görüp hoşuna giden birkaç heykeli dönüşte beraberinde Istanbul'a getirir. Bunla rı Sultan Ahmed'deki kendi sarayına ve İstanbul'un bazı yerlerine diker. Bu "putçu" icraatı halk hemen protesto eder ve şairlerimizden biri İbrahim Paşa'yı şöyle taşlar: "Bir Halil evvel gelip esnāmı kılmıştı şikest / Sen Halil'im şimdi geldin halkı kıldın put- perest". Yâni: Halilüllah (Allah'ın dostu) olarak bili- nen Hz. İbrahim (as), senden önce gelip nasıl putları kırdıysa, ikinci bir İbrahim olarak sen de geldin, Frenk memleketlerinden topladığın putları İslâm şeh-
ri olan İstanbul'a dikerek halkı putperest kıldın! Türk milletinin, mukaddesat nåmına putperestli-
ğe karşı koyuşunun neticesine bakınız ki, 1882'de Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Okulu) açı- lıp heykel resmen öğretim konusu olana kadar, yurt
dışından acilen gətirtilip Türk vatandaşı yapılan Yer- vant Oskan (1855-1914)'dan başka yurdumuzda tek heykelci yoktu. Bu tarihten 1923'e kadar sadece 4 heykelci yetişebilmiştir. İhsan ÖZSOY, Mahir TOM- RUK, Nijad SİREL...
27 Mayıs 1960 inkılâbından sonra Milliyet Gaze- tesi, "Heykell bulunmayan İllere heykel diktirmek" üzere kampanya başlattı. O zamanın parasıyla 429 855 lira toplandı ve Türk heykeltraşları arasında yarışma açıldı. (3) Mart-14 Mayıs 1964). Bütün mem- leket heykellerle "farklı" bir manzaraya büründü. Bu- nu istismar edip köşeyi dönenlerin bugün bile önüne geçilemiyor. "Atatürk büstü" dikip altına "Ne mutlu Türk'üm diyene!" yazarak işinin icabına bakanlar türedi. Bir milyona mal ettirdiği büstü, 50 milyon lira gösterip zengin olanları gazeteler haber yaptı. Bu şe- kilde köşeyi dönenlerin yanında bazıları da sağolsun- lar, "Büst ödeneği" diye devletten aldıkları parayı israf etmeyerek okullarına mescit, kütüphane, labora- tuar vb, hizmetler götürdüler.
Türkiye'ye heykel dikmek ve heykeltraş yetiştir- mek için getirilen yabancılar hakkında bir araştırma yapılsa, meselenin altından ne Çapanoğulları çıkar! Belgelerin çoğu Ankara'daki Cumhuriyet arşivinde, "çok gizli" odalarda...
Yurdumuzdaki heykellerin büyük kısmını ecnebi-
ler dikmiştir. 1937'de Türkiye'ye davet edilen Rudolf Belling'e, Türk heykeltıraşları yetiştirme görevi veril- mişti. Çeşitli illerimizin meşhur meydanlarındaki Ata- türk heykelleri İtalyan veya Avusturyalı heykeltraşlara aittir. Samsun, Afyon ve Konya Atatürk heykellerini Krippel; Ankara atlı ve İzmir atlı Atatürk heykellerini Conanıca dikmiştir.
Torunları tarafından heykelleştirilip toprakta ke- mikleri sızlayanlar daha acı bir dert: İstanbul'da Fâtih Sultan Mehmed, Barbaros Hayrettin Paşa, Yūnus Emre, Mevlâna vb.; Nevşehirde Damat İbrahim Paşa; Kars'ta Gazi Muhittin Paşa; Ziraat Banka- sinca dikilen Mimar Sinan ve Mithat Paşa heykelle- ri...
Ve biz yaşayanların ruhunu, kalbini, uhrevî has-
salarını sızlatan putlar, heykeller: Enâniyet putu, pa- ra putu, kadın putu, güzellik veya yakışıklılık putu, TV putu, makam ve şöhret putu... Allah, asıl bunların şerrinden muhafaza eylesin. Diğerleri nasıl olsa yıkı- lıyor, yıkılacak!
Latif bir teväfuk... Putçulukla ilgili bu sayımız, cahiliyye devri insanlarının taptığı putlara ve bilumum putçuluğa en büyük ve şiddetli darbeyi indiren İki Cihan Nebîsi Hz. Muhammed Mustafa (sav)'nın 8 Eylül (11 Rebiülevvel) akşamı dünyayı teşrîf yıldönü- müne (Mevlid Kandili) teväfuk etti. Käinatın kendi yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Son Peygamber (sav)'e binler salåt ü selâm okuyoruz. Bu arada, 14 asır sonraki putçularla olan iman-küfür mücadelemi- ze bütün ruhu cânımızla devam edeceğimizi bir kere daha ilån ediyor, Efendimiz (sav)'den şefâat diliyo- ruz
54 11 Rebia kabilesi izzet bulduğu zaman İslam zillete düçar olur. Halbuki, Mudar ve Yemen kabileleri izzet bulduğu müddetçe Allah Teala İslam'a ve ehline izzet vermekte, şirki ve ehlini ise noksanlaştırmakta devam edecektir. H. Şeddad İbni Evs (r.a.) 78 12 Uykuya yatınca "Kulya Eyyühel Kâfirun" oku. Bu insanı şirkten çıkarır. Hz. Enes (r.a.) 94 5 Allah (z.c.hz.) Cehennem ehlinin azâbı en az olanına der ki: "Arz üzerindeki bütün şeyler senin olsaydı, bu günkü vaziyetin için onları feda eder miydin?" O da: "Evet" der. "Ben senden, sen Ademin sulbünde iken, bu istediğimden çok ehven bir şey istedim. Ben sana illâ şirk etme dedim. Sen şirkten ayrılmadın." diyecek. Hz. Enes (r.a.) 110 2 Riyanın azı da şirktir. Allah'ın dostlarına düşmanlık edenler, Allah'a ilânı harb etmiş gibidirler. Allah ebrarı, ahfiyayı ve etkiyayı sever. Onlar öyle kimselerdir ki, kaybolurlarsa bulunmazlar, hazır olurlarsa aranmazlar ve bilinmezler. Onların kalbleri hidayet kandilleridir. Karanlık yerlerden çıkarlar. Hz. Muaz (r.a.) 113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.) 115 5 Kulların amelleri, Pazartesi ve Perşembe günleri Allah'a arz olunur. Ve şirk etmeyenlerin günahı afv olunur. Birbirlerine karşı dargınlığı olanlarınki kalır. Hz. Talha İbni Ubeydullah (r.a.)
134 4 Riyanın azı da şirktir. Kim Allahın bir dostuna düşmanlık ederse, Allah'a harp açmış olur. Muhakkak ki, Allah, Ebrar, Etkiya ve Ahfiyayı sever. Onlar öyle kimselerdir ki: gözden uzak olunca aranmazlar. Hazır bulundukları zaman çağrılmazlar ve tanınmazlar. Bunlar hidayet nurlarıdır. Ve karanlık yerlerden çıkarlar. Hz. Muaz (r.a.) 145 6 Ben Rabbimden ümmetim için şefaat diledim. Onu bana verdi. Bu, şirk koşmıyan her mü'mine nasib olacaktır. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 146 5 Rabbimden müşriklerin çocuklarını diledim. Onları bana verdi. Cennet ehline hizmetçi olarak. Zira bunlar fitreten islamdırlar. Ve babalarının düştüğü şirke henüz düşmediler. Hz. Enes (r.a.) 146 6 Ümmetim için mü'minden de, müşrikten de korkmam. Zira mü'min zarar yapmaz. İmanı onu bundan men eder. Müşrikin ise şirk başının belasıdır. Ve lakin dili bilgili münafıktan korkarım. Marufu konuşur, münkeri yapar. (Bunlar ümmeti şaşırtırlar) Hz. Ali (r.a.) 163 6 Bana göre, sizin için deccaldan daha ziyade korktuğum şeyi haber vereyim mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp, adamın makamına gösteriş için amel etmesidir. Hz. Ebû Said (r.a.)
184 5 Ey insanlar! Şirkten sakının. Zira bu, karıncanın ayak tıpırtısından daha gizlidir. "Nasıl sakınalım Ya Resulallah?" diye sordular. Buyurdu ki: "Allahümme inna ne'ûzu bike en nüşrike bike şey'en na'lemuhû ve nestağfirüke lima la na'lem." (Yarabbi! Bilerek şirk yapmaktan sana sığınır ve bilmiyerek yaptıklarımızdan da mağfiretini isteriz.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 189 4 İslam, Allah'a şirk etmeksizin, Ona ibadet etmekliğin, namazı kılmaklığın, zekatı vermekliğin, orucu tutmaklığın, hacca gitmekliğin, emri bil- maruf ve nehy-i anilmünkerle emretmekliğin ve ehline selam vermekliğindir. Bunlardan birini terketmek, İslamiyet sehiminden birini terketmek demektir. Kim ki hepsini bırakırsa, müslümanlığa arkasını çevirmiş bir adam olur.
190 4 Ameller, Allahın indinde yedi türlüdür: iki amel vardır ki karşılığını vacib kılar. Diğer iki amel misli misline, bir amel on misli, bir amel yedi yüz misli kazandırır. Bir amel de vardır ki sevabını Allahdan başkası bilmez. Vacib kılan iki amele gelince, bir kimse ki, Allaha halisane ibadet eder ve Ona hiç bir şeyi şerik koşmadan kavuşursa, ona Cennet vacib olur. Bir kimse de, Allaha şirk koşarak mülaki olur ise, ona da Cehennem vacib olur. Bir kimse ki bir kötülük işler, misli ile cezalanır. (Ve iyiliğe niyet eder, yapamazsa, yine bir misli sevab alır) Bir kimes de bir iyilik işlerse on misli ile mükafatlanır. Ve bir kimse malını Allah yolunda infak ederse, nafakası, dirhemi yedi yüz dirhem, dinarı da yedi yüz dinar olacak şekilde katlanır. Oruç ise Allahu Teala içindir ki onu işliyenin sevabını Allah'dan başka kimse bilmez.
215 17 Bir adamın mevkii dolayısıyla amelde bulunmak gizli şirk olur. Hz. Ebû Said (r.a.) 221 3 Şumlanmak şirktir, şumlanmak şirktir, şumlanmak şirktir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 221 5 Zulüm üçtür; Bir zulüm vardır ki Allah onu bırakmaz. Birini mağfiret eder, diğerini ise mağfiret etmez. Mağfiret etmediği zulüm şirktir. Allah onu mağfiret etmez. Allah'ın mağfiret ettiği zulüm ise, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki zulümdür. Bırakmadığı zülum ise kısastır. Bazılarının hakkını bazılarından almasıdır. Hz. Enes (r.a.) 228 5 Kebair (büyük günahlar): Allah'a şirk koşmak, (na-hak yere) insan öldürmek, ana-babaya isyan ve size en büyüğünü haber vereyim mi: Yalan söz söylemek ve yalan yere şahidlik etmektir. Hz. Abdullah İbni Bekir İbni Enes (r.a.) 228 6 Kebair: Allah'a şirk koşmak, ana-babaya isyan, insan öldürmek ve yalan yere yemindir.
228 7 Kebair dokuzdur: En büyüğü Allah'a şirk koşmak, na-hak yere insan öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, iffetli kimseye zina isnadında bulunmak, cepheden kaçmak, ana babaya isyan, sizin dirinizin ve ölünüzün kıblesi olan Beytül Harama konan yasakları ayak altına almaktır. Hz. Ubeyd İbni Umayr (r.a.) 228 8 Büyük günahlar yedidir: Allah'a şirk koşmak, hak yol ile olan müstesna, Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmek, namuslu kadına iftira etmek, cepheden kaçmak, faiz yemek, yetim malı yemek, hicretten sonra cahiliye bedeviliğine dönmek. Hz. Ebû Said (r.a.) 228 9 Büyük günahlar: Allah'a şirk koşmak, Allah'ın iyiliğinden ye'se düşmek ve Allah Azze ve Cellenin rahmetinden ümidini kesmektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 228 10 Kebair; Allah'a şirk, namuslu kadına iftira, mü'min kimseyi öldürme, muharebe gününde cepheden kaçma, yetim malı yeme, müslüman ana-babaya isyan, ölü ve diri olarak kıblemiz olan Kabeye hürmetsizlik etmektir.
246 8 Yürümekte bulunduğum sırada semadan bir ses işittim. Bakışımı yukarı çevirdim. Hirada bana gelen melek, sema ile arz arasında bir kürsü üzerinde oturmuştu. Ondan korktum da hemen geri döndüm. "Beni örtün, Beni örtün" dedim. Allah Teala: "Ey örtülere bürünen; kalk, korkut, Rabbına tekbir getir, elbiseni temizle, şirkten uzaklaş" mealindeki ayetleri nazil etti. Ondan sonra vahiyler hıfz olundu. Ve peşi peşi sıra geldi. Hz. Câbir (r.a.) 255 10 Cennet kapıları Pazartesi ve Perşembe günleri açılır. Ve Allah (z.c.hz) leri kendisine hiç bir şeyi şirk koşmayan her müslüman kula, o iki günde mağfiret eder. Ancak, kardeşiyle araları gılli gışli olanlar mağfiret edilmez ve şöyle denilir: "Şu ikisinin araları düzelene kadar onları bırakın" Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 279 4 Beş şeyin kefareti yoktur: Allah'a şirk koşmak, nâhak yere adam öldürmek. Mümini dehşete koymak, harp gününde cepheden kaçmak ve hakkı olmadığı malı almak için yalan yere yemin etmek. Hz. Ebû
299 8 Yakında sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harundan biri ile gerçeklenir. Ve bu yedi sene devam eder. Denildi ki: "Ya Resulallah, o gün insanların imamı kimdir?" Buyurdu ki: "İmam, Benim evladımdan, kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan bir kimsedir. Tavrı beni İsrail ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 305 3 Ümmetimin şerlileri, kendine mümtaz mevki veren, kendinin dince mevkiini beğenen ve amelinde mürailik yapan, hüccetinde muhasama eden kimselerdir. Riyanın azı da şirktir. Hz. Abdurrahman İbni Sabit (r.a.) 329 1 Allah (z.c.hz.) buyurur: "Bir adam bilse ki Ben kudret sahibiyim, günahları affederim. O şirk etmedikçe, Ben onu affederim, aldırmam."
419 4 Allah'dan başkası üzerine yemin eden şirk etmiştir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 424 14 Bir kimse sabah içki içerse akşama kadar Allah'a şirk koşmuş gibi olur. Eğer içkiyi gece içerse sabah oluncaya kadar Allah'a şirk koşmuş gibi olur. Kim onu sarhoş oluncaya kadar içerse, Allah onun kırk gün namazını kabul etmez. Kim damarlarında içkiden bir şey varken ölürse, cahiliyye ölümü ile ölmüş olur. Hz. İbni Mükender (r.a.) 428 1 Bir kimse riya ederek namaz kılsa şirk etmiştir. Bir kimse riya ederek oruç tutsa şirk etmiştir. Bir kimse riya ederek sadaka verse şirk etmiştir. Hz. Şeddad (r.a.) 457 1 Muhammed (s.a.v)in nefsi yed-i kudretinde Olana kasem ederim ki, muhakkak Ben, sizin ehli Cennetin yarısını teşkil edeceğinizi ümid ediyorum. Bu cennete müslim bir nefisten başkasının girmemesindendir. Halbuki siz şirk ehline göre siyah öküzün cildindeki beyaz tüyler gibisiniz, veya kırmızı öküzün cildindeki siyah kıllar gibi. Hz. İbni Mes'ud
458 7 Beni Hak ile gönderene kasem ederim ki; Bu dünya tükenmez, ehline yere batmak, suret değiştirmek ve taş yağmadıkça, "Bu ne vakit olacak ya Rasulallah" dediler. Buyurdu ki; ne vakit kadınlar eğer üstüne oturacak, çengiler artacak, yalan şehadetler yapılacak. İçki aşikare olacak, namaz kılanlar ehli şirkin kabları olan altın ve gümüşten kaplarla su içecekler, ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla iktifa edecekler. Bu günlerde siz kendinizi çekin ve başınıza taş yağmasına hazırlıklı olun ve korkun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 501 6 Ya Muaz (r.a.), Allah'ın senin elinde ehli şirkten bir adamı hidayete sevk etmesi, senin bir çok kızıl develere malik olmandan hayırlıdır. Hz. Muaz (r.a.) 509 8 Kıyamet gününde, Cehennemden bir boyun uzanır. Bu der ki: "Benim hakkım şu üç sınıftır; İnatçı, zalim Allah'a şirk koşanlar, haksız yere adam öldürenler."
Ümmetim için mü'minden de, müşrikten de korkmam. Zira mü'min zarar yapmaz. İmanı onu bundan men eder. Müşrikin ise şirk başının belasıdır. Ve lakin dili bilgili münafıktan korkarım. Marufu konuşur, münkeri yapar. (Bunlar ümmeti şaşırtırlar) Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 146 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
"Gökte çakıyor haber, Geber, çelik put geber! Doğrul yeni seferber,
YanıtlaSil
yuksel1 Ekim 2024 08:06 "Menfaat üzerine dö- nen siyaset, canavardır!"
Bediüzzaman
YanıtlaSil
yuksel1 Ekim 2024 08:07 Vehbi VAKKASOĞLU
Çağdaş (Sahte) Tanrılar, Tatmin Etmiyor!
Bir Takım Heykeller İndirilirken, Görünmeyen Putlar Yerlerine Dikiliveriyor!
YanıtlaSil
yuksel1 Ekim 2024 08:09 CANABI IHAK BUYURUYOR Kİ
"Onlar, Allah'ı bırakıp da kendilerine ne zararı, ne de faydası dokunmayan şeylere taparlar. Ve 'Bunlar Allah katında bizim şe faatçilerimizdir' derler. Sen de ki 'Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na bildiriyorsunuz? Allah, onların ortak koş tukları şeylerden münezzeh ve yücedir." Yênûs, 18
"De ki: 'Söyleyin bana Allah kulağınızı ve gözlerinizi alıp kalplerinizi mühürlese, Allah'dan başka onu size geri getirecek olan iläh kimdir?" Bak, ayetlerimizi çeşitli şekillerde nasıl açıklıyo ruz, sonra onlar yüz çeviriyorlar."
En'âm, 46
"Nefsinin arzusunu kendisine mäbud edinip onun her emrine uyan kimseyi gör- dün mü? Sen onu bundan alıkoyacak bir muhafız mısın?"
Furkan, 43
"Onlara, 'Allah'ı bırakıp da taptıklarınız nere- de?" denir. Şimdi size veya kendilerine bir yar- dımları dokunabiliyor mu? O putlar da, o azgın- lar da, Iblis'in ordulan da hep birden tepetaklak Cehenneme atılırlar. Orada birbirleriyle çekişip
dururken derler ki Allah'a yemin olsun, ba apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünk Alemlerin Rabb'ine denk tutuyorduk. Bizi anak buyüklerimiz olan o mücrimler saptırdı Ak bir şefaatçimiz var, ne de candan bir dosu muz... Keşke dünyaya bir daha döntup de mü'minlerden olsaydıktı Muhakkak ki, bunda büyük bir ibret vardır. Yine de insanlanı çoğu iman etmemişlerdir."
Şuară, 92-1
"Ey insanlar; size bir misal getirildi. Şim di onu dinleyin: Sizin Allah'ı bırakıp da tap uklarınızın hepsi biraraya gelse, bir sinck bile yaratamazlar. Sinek onlardan birący ka pacak olsa onu da geri alamazlar. İsteyen de Aciz, istenen de..."
Hace, 73
"Onların Allah'ı bırakıp da taptıklanı şerikle re sövmeyin ki, onlar da cahillikle hadlerini app Allah'a sövmesinler. Her millete kendi işlediğini biz böylece hoş gösterdik. Sonra hepsinin döne ceği yer, Rabb'lerinin huzurudur, yapmakta ol duklarını kendilerine o haber verecektir."
En'âm, 108
"Şöhret, ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır."
Haberiniz olsun ki ateş, muhakkak ki sefihler için yaratılmıştır. Ve onlar da kadınlardır. Ancak kocasına itaat eden müstesna. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 168 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 212 1 Dünyada Zühd, helali haram etmek ve malı ziyan etmekte değildir. Zühd odur ki, Allah'ın elindekine kendi elindekinden fazla bağlanmaktır. Musibetin sevabına talib olmaklığın, musibeti çekmekte iken de varsa, zahidsin. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 212 3 Zühd, Allah'ın sevdiğini sevmen, Allah'ın sevmediğini de sevmemen ve dünyanın helalinin de haramı gibi sana ağır gelmesidir. (Hacetinden fazla helali). Zira, dünyanın helali hesab, haramı ise azabdır. Zühd, kendi nefsine merhametin gibi, bütün müslümanlara da merhamet etmen, haram sözden kaçındığın gibi faydasız sözden de kaçınman, çok kokmuş bir ölüden kaçtığın gibi, çok yemekten de kaçman, dünyanın servet ve zinetinden ateşten kaçar gibi kaçman ve dünyada emelini kısa tutmandır. İşte Zühd dediğin de budur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 212 4 Dul ve miskinlerin hizmetine koşan kimse, fisebilillah cihad eden, yahud gece kaim, gündüz saim olan gibidir. Hz Ebu Hureyre (r.a.) 212 5 Annesinin- babasının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse, fisebilillah çalışıyor demektir. Ailesinin veya çocuklarının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse de gene fisebilillah çalışıyor demektir. Kendi nefsinin ihtiyacını gidermek ve insanlara muhtaç olmamak için çalışan da yine fisebilillah çalışıyor gibidir. Hilede, hud'ada olan ise şeytan çalışıyor demektir. Hz. Enes (r.a.) 212 6 Hayra koşanlarla, itidal üzerine gidenler Cennete hesabsız giderler. Nefsine zulmedenler ise, kolay bir hesab gördükten sonra Cennete girer. Hz. Ebud Derda (r.a.) 212 7 Peygamberlerin icabetine önden uyan şu üç kişidir: Musa (a.s)'a, Yuşa bin Nun, İsa (a.s)'a Sahibi Yasin (Habibi Neccar) ve Hz. Muhammed (a.s)'a Ali İbni Ebi Talib. Hz. İbni Abbas (r.a.) 212 8 Yırtıcı hayvan haramdır. Hz. Ebû Said (r.a.) 212 9 İslamiyete önden icabet eden dört kişi vardır; Ben arabların ilkiyim, Suheyb Rumun, Selman Farsın ve Bilal de Habeşin ilkidir. Hz. Enes (r.a.) 212 10 Secde yedi aza üzerindedir: İki el, iki ayak, bir alın ve iki diz. Beytullahı gördüğünde, Safa ve Merve'de, Arafat'ta, Müzdelife'de, şeytan taşlamada ve namaza başlandığında eller kaldırılır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Nurlanmanın anahtarı ve basiret sahibi olmanın başlangıcı tefekkür dür. İlim marifet ve anlayışlar tefekkür sayesinde elde edilebilir. Akıl uf. kunun tefekkür güneşi, idrak aynasını cilálandırır. Marifet semalarında fik ri şimşekler çaktırır. Afaki ve enfüsi fetihlere zemin hazırlar. Tefekkürün, ne kadar değerli bir haslet olduğunu anlamak için, büyük mütefekkürleri, dinlemek lazım. Onların, nadide eserlerine fikren dalmak, ilham aldıkları kaynağa yaklaşmak gerek. O kaynak ki, menbaından fezeyan etmiş uum- manlarıyla, insan havsalasına kanalize edilmiş Vahyi İlahi'dir. Kur'an-ı ke rim'dir. Arz'ın halifesinin akıl ufkuna bir güneş gibi doğmuş. Tefekkürün, insana has bir kavram olduğunu, ayet-i beyyinatlarıyla ilän etmiştir. İşte, ifadesi Kur'an-ı, hedefi Rabbani olan bu tefekkürün acı tatlı meyveleri var dır. Önemine binden, bu hususun da bilinmesi gerekir. Nasıl, eserden mü essire, sanattan sanatkára ve nakıştan nakkaşa uzanan bir tefekkür yolcu- luğu var. Onunla mahlukattan Halik'a varılır, şayet imanın, marifetullah, çizgisinde ihlásla araştırma yapan ilahi aşka dalarsa. Birde bunun altında, şeytanın askerleri dialektik materyalizmin ustaları vardır. Şeytani zekála rıyla düşünce haznelerinde şekillendirdikleri formülleştirilmiş felsefik ya- lanları, mantık kurallarıyla savunan ateistler. Käinatı, küfür hesabına ko nuşturtmak isteyen materyalistler. Bu güruh, çeşitli kelime oyunlarıyla ba tıl şeyleri hakkıyla tasvir edip, saf zihinleri idlál eden küfürbazlar. Bunlar felsefenin etek gözlü filozoflarıdır. Cehennem zakkumu niteliğinde ki fi- fikirleri, yine bir düşüncenin mahsuludur. Ama, küfrü temsil ediyor. Onun için, bunlara karşı dikkatli olmak ve serdettikleri saçmalıkları iman haki- katlarıyle tesirsiz hale getirmek gerekir. Bu da Kur'an'a sarılıp sahip çık makla olur. Tefekkürün, gerçek maná ve mahiyetiyle istimål şekli, yuka- rıda ifade ettiğimiz marifetullah'ı netice verenidir. O, adamı mehafetulla ha ve muhabbetullah'a götürür. Cenab-ı Hak bile, bilinmekliğini buna bağ lamıştır. İnsanlığın idrakine sunduğu ayetler, O'nu anlatıyor. Semavat ve arzdaki ayetler Onu anlatıyor. Ne var ki, bütün bunlardan Allah'ın varlığı nı, birliğini, azamet ve kudretini tanımak için tefekkür şarttır. Tefekkürle
imana ulaşan ve kuvvetli bir yakın ile aAllah (c.c.) bulan, bir müminin se
vinci, Arşimed'in "buldum" dediği sevinç ile mukayese edilemez. Çünkü.
imanın galeyanıyla, nefsin feryadı bir değildir. Mevlana'nın "Sebi Aruz"
düğün gecesi, ifade ettiği ölüm anı ile, Sokrat'ın baldıran zehiri içerek ter
diyar etmesi de bir değildir. Ya o Hallac's Mansur'un "Enel Hak" sözün jes ötürü katledilmesinden sonra, kanının Kelime-i Şahadet yazması, Ca le'nin ölüm korkusuudan "dünya dönmüyür" demesi neyi simgeliyor. In walık tarihi ne acaipliklerle doludur. Bunların üzerinde düşünmek ve ib met lalmak lazım. Zamanımıza kadar gelen şu insanlık camiasının seyir def terini karıştıralım ve üzerinde düşünelim: Ilk insanın dünya'ya ayak bastığından itibaren, fikir mücadelesinin
de başladığını görüyoruz. Habil ile Kabil'in ilk çedelleşmesi ve insanlığın toğalmasıyla büyük boyutlara ulaşmasını iki katogoriye aymmak suretiy- hulása edebiliriz. Biri küfrü ve dalaleti simgelerken, diğeri de iman vehi dayeti temsil ediyor. Zamanımıza kadar ayni mihväl üzere seyreden insan tarihi, bu iki yolun yolcularıyla gelmiştir. Bir tarafta dalalet erbabı, indi fikirlerin etrafında kutuplaşan filozof ve taslakları. Bunlardan, her gelen bir öncekini beğenmemiş ve onun fikrini çürütmekle vakit geçirmiş Serdettikleri gfikirlerde kitaplara konu olup, zihinleri bulandırmaktan ve karşılıklı cedelleşmekten başka bir işe yaramamamış. Sadece, Hak yol- dan sapanlara, küfrünü savunmak için malzeme olmuştur. Ama bunların larşısında ve üstünde söyledikleri ve işledikleriyle Hakkı anlatmış ve ya- şamış Peygamberler ve Veliler vardır. Vahye dayanan fikirleriyle, kendi sünden öncekini nakzetmek değil tasdik etmiş. Serdettikleriyle de, kalple reve fiili hayata birlikte hükmetmiş, ittihat ve huzuru sağlamışlar. Bu hu usta, Kainatın fahri ve insanlığın medarı iftiharı Hz. Muhammed (S.A.V.) en büyük örnektir. O, ilahi fermanlarla, eşyanın hakikatına nüfuz ederek, dünyaya örnek bir cemaat teşekkül ettirmiştir. Çeşitli ırk ve milletlere mensup kişileri, muhabbetle, sevgiyle kaynaştırıp kardeş yapması, sadece onda görülmüştür. İslâm fikriyatıyla teşekkül eden bu beraberliğin zuhu- randan doğan İslam devleti, insanlık camiasına bir ayna olmuştur. Bu ay- sanın nurlu simaları, cihan imparatorluklarının manevi mimarları olmuş ar. Mutlak nizam islamın fikriyatıyla, insanlık camiasına ışık açmışlar. maddi ve manevi alanda keşifler de bulunmuşlardır. Mesela, eserlerinde il miremizleriyle Edison'un kendisine "Üstadım" dediği Muhiddin-i Arabi, Amerikalı'nın aya ismini verdiği, astronomik ziyc'leriyle meşhur Uluğ bey Avrupa'nın "Avacanne" olarak bize tanıttığı İbni Sina ki, tip tarihinin ba bau hemen ilk akla gelenlerdir. Daha neler var ki, bir makalenin hacmina maz. İşte bütün bunlar gösteriyor ki, hakiki manada tefekkür vahye da Janan tefekkürdür. Gerçek mütefekkürler de bu kaynaktan beslenirlerdir. evar efekkürdür. Gercek tefekkürlere hastetiz. Halbuki karnama detamamız da böyle mit diyetini muhafaza etmektedir. A te yaparsın aynağa dönmenin zamanı geldi geçiyor. Çünkü, teknolojinin ismış, göklerin fethiyle uğraşan, kalbi hayatı perişan insanlık teskin ol ki, İslam âlemi, dininden kopuşunun sancılarını başka sistem ideolojiler muyor. Sebebi ise, maddi terakkinin yanında, manevi terakkinin aynı ol de dindirmeye çabalıyor. Artık bu duruma son verip,öze ve zirvesine
çüde olmayışıdır. Onun için de, insanlık atmosferinden asrın idrakine hukmedecek kurtarıcı mesajlar sunan, düşünürler de yok. Ama bu duru mun da böyle gideceğine inanmıyoruz. Hatta, bazı ümit verici kıpırdanış lar zuhur etmeye başlamıştır. Tek ve son kurtuluş çaresi İslam olduğu an laşılır hale gelmiştir.
Şimdi bu hararetli ve hareketli devre de bütün müslümanlara. Islam fikriyatı açısından şuurlanmak düşüyor. Eğer akıl ve idraklar İslamı anla ma babında devreye konulursa, ruhlar da itminan hasıl olur, ameller isrik. rar kazanır. O zaman da, kalbi hayatın inkişafından, İslâmi tefekkür do ğar. Mü'min kişinin zihninde fikri şimşekler çakar. Çünkü, Yüce Halık'inin azameti ve yüce kudreti karşısında vecde gelmiştir. Artık, Bediüzzamar gi bi kurtarıcı mesajlar verir. Bu durumun böyle olduğuna İslâm tarihi şa hittir. İnanıyoruz ki, yine insanlığın kurtuluşuna vesile olacak mesajlar. Kur'an derslerin fikriyatıyla temayüz etmiş mü'min kafalardan fışkıra caktır. Hali hazırda da böyle bir durumun sancıları çekiliyor. inşaallah. mutlu doğum yakındır. Ne var ki, başka çıkar yol ve kurtuluş çaresi de, yoktur. Netice de kalblere huzur ve sükun, ruhlara itminan ve inşirah. şahsi ve içtimai hayatlara da istikrar ve güven bahsedecek manevi medeni yet mutlaka inkişaf edecektir. Asrın üstadının dediği. (Ümit var olunuz.is
tikbal de en gür seda İslamın sedası olacaktır.) gerçeği bir gün tahakkuk e decektir. Çünkü, Mevlâmızın vadi ilähisi vardır (Kafirler istemese de, Al lah)(c.c.) nurunu tamamlayacaktır. Evet, Cenab-ı Hak vadinde hulfetmez, ama, mü'min de Elest bezminde verdiği sözünde hulf etmemelidir. İçine düş tuğü perişan halin mukayesesini yapmalıdır. Kur'an-ı Kerim. (Yerin ve gö ğün yaradılışında gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesine düşünen a kıl sahipleri için, Allahın varlığını birliğini, azamet ve kudretini göste rir. Jayetler vardır) (1) derken o, ne düşünüyor. Bu ayet kendisine inzal o- lunduğu zaman Peygamberimiz (SA.V.) in gözlerinden akan yaşlar cey- hun olmuş sakalını ve secde mahallimi ıslatmış ve ümmeti için de şöyle bu yurmustur. (Bu ayeti okuyup da düşünmeyenlerin veyl olsun. Ey bu bedduaya müstahak olmak istemeyen müslüman, bu sıfat senin st- fatın bununla nefsini tezyin et. Şu ayeti kerimenin övdüğü guruba da hil ol. (Onlar, ayakta iken, oturur iken, yanları üstüne yanları üstüne yatar ken. Allahı anarlar, göklerin ve yerin yaradılışını düşünürler: Rabbimiz sen boşuna yaratmadın derler, bizi ateşin azabından koru.) (2) Ever, imandan sonra en büyük hakikat olan mnamazını bu hal içinde icra et. Kırık dökük halinin ve perişan kalbinin ab-ı hayatı olan namaz sathi olmasın. Fiili ve kavli duaların kalbi inkisarına derman olsun. Gel, siyaset çamuruna bulaş tırdığın aklını. İslami tefekkür deterjanıyla yıka. Manevi burkuntularını. badet iksiriyle teskin et. Yunus Emrelere Ibrahim Ethemlere yoldaş olur sun. (Siz insanlığın içinden çıkarılmış en hayırlı Ümmetsiniz), fermanı i lahisine muhatap olursun.
Yabancı istihbarat kuruluşlarının Kutsal Kase'si Türkiye'dir. Kutsal Kase Türkiye, çok acıdır ama bir casus cennetidir. ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa, İran ve benzeri ülkelerin casusları Türkiye söz konusu olduğunda, almış oldukları eğitimlerinin "gizlilik" gibi teknik düzeydeki temel hususları bir kenara bırakarak, pervasızca "icra-i faaliyet" gösterebilmektedirler.
"CIA ve KGB kızdıkları bazı ülkelerde, doğruluğu hakkında kesin bilgilere sahip olunmayan belgeleri, o ülkelerde tiraji yüksek olmayan gazetelere ulaştırırlar ve ülkeyi birbirine katarlar. Belge gercekmiş, değilmiş kimse üzerinde durmazdı önceleri... Bu belgeyi alanlar da 'Bu belgeyi bana neden verdiler? Amaçları nedir?' diye en ufak bir sorgulama yapmadan yazar... O ülkelerde bunlar hep oldu..."
Ali Kuzu'nun kaleminden yabancılar için Kutsal Kase olarak görülen ülkemiz üzerinde oynanan tüm oyunlardan haberdar olacaksınız.
Ekim 1991'de 23 Londra'daki dünyaca məşhur Bri- lish Museum'a yaptı
ğımız ziyarette, içinde
"Son Fir'avn'un bulun-
duğu bölüme girdik. Vücudumda bir ürperme hissettim. Bölümde onlarca mumyali ceset ve bir tane çıplak ceset (mumyalanmamış) vardı. Bu cesedin Son Fir'avn'a ait olduğunu öğrenince derhal tarihl ve din bilgiler aklıma geldi. Miláttan 3000 yıl evvel Fir'avun ve askerlerinin Hz. Musă (as) ve askerlerini kovalarken Kizilde niz'in ikiye ayrılmasıyla Hz. Musá ve askerlerinin kurtulmas Fir'avun ve askerlerinin suda bo ğulması...
"Bakara Süresinin 50'ncı âyetinde, "Denizi yarıp sizi kur- tarmış ve gözlerinizin önünde Fir'avun ailesini batırmışdık" buyuruluyor. "Yünus Süresi'nden 90, 91
ve 92. âyet mealleri şöyle "İsrailoğulları'nı denizden ge- çirdik, Fir'avun ve askerleri, haksızlık ve düşmanlıkla ardla rina düştüler. Fir'avun boğula cağı anda, İsrailoğulları'nın İnandığından başka Rab olma dığına inandım, artık ben de O'na teslim olanlardanım' dedi."
"Ona: Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiş- tin, dendi." "Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için bugün sadece senin cese- dini kurtaracağız, dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir."
ye varmalıyız.
3000 Yıllık Mücize !
Son Fir'avun
"İsra Süresi hin 103 Ayetinde, "Fir'avun bunun üzerine onları memleketten sürmek İstedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğ
Firavun'un 3000 yıllık cesedinin İngiliz araş tırmacılar tarafından bulunduğu yerin, hadise nin meydana geldiği Kızıldeniz kıyısı olması son derece dikkat çekicidir. Evet, bir cesedin 3000 yıl muhafaza edilmes
İŞTE İBRETI-Bu ve 53. sayfamızdaki fotoğraf, 23 Ekim 1991'de British Museum (Londra)'da çekildi. Rabbimizin kudretine elbette ağır gelmez. An- cak bizler, o secde vaziyetindeki cesedden ibrel almalı ve Rabbimizin kudreti karşısında secde
BAŞSAĞLIĞI
Sabahatin ÖZÇELİK
Cezayir'de cunta, Azerbaycan'da Ermeni, Filistin'de Yahudi vahşetlyle şehit olan ve ve yurdumuzda çığ faciası, Zonguldak felâketi, Erzincan depremi, Nevruz katliamı sebebiyle vefat eden kardeşlerimize Rabb'imizden rahmet, yakınları- na ve bütün müslümanlara başsağlığı dileriz.
Haftalik "Newsweek" dergisi (19 Mart 1990 Sayfa: 50) "Yanlış Baba" başlığı ile ja habere yer veriyordu:
IDANT
Uitsluitend verkrijghear in tram, bus en metrostations Tevens te gebruiken als dagkaart mits verticaal gestempera Het reductietaniel geldt voor kinderen van 4 s/m 11 houders PAS 65, handen Deze tarieven gelden voor jeugd van 12:17 18 jaar "
Uitsluitend verkrijgbaar bij de NS Tevens te gebruiken als uumetkaart
Atti çizili satırda sunlar yazındır: Bu indirom, 4-11 yaş aras çocuklar, 65 yay pasos sahipleri ve köpekler için geçerlidir.
Onande bulundurularak spermlerin iki ayrı bölmede muhafaza altına alındığını ve sicillerinin tutulduğunu söy lediler. Delil yetersizliğinden annenin şikâyeti neticesiz kaldı ve dosya rafa kaldırıl P
Kanserli bir hastanın karısı, başlatılması kararlaş titilan Kemoterapi seansla rinin netice vermemesi ihti malini düşünerek, ondan bir çocuk sahibi olmaya karar verdi. Bir sperm bankası (Idant Corporation Lab) de anlaştı. Banka, kocasınin
spermlerini alacak, dondura
rak muhafaza edecek ve ko
camn ölmesi halinde bu
spermleri kadının döl yatağı
na enjekte ederek ondan ço
cuk sahibi olmasını sağlaya
Köpekle çocuğun eşit bak lara sahip bulunduğu Batı da bu kadar küçuk yanlışlıklar olacak artık
ABD
Serap Küçücük
cakri Kemoterapi ve diğer müda haleler netice vermedi, adam öldü. Karısı, sperm bankası nın yetkililerine müracaat ederek kocasının spermieri nin kendisine aşılanmasını ta lep etti Mevcut teknolojnin tüm
imkanları seferber edilerek ölen kocasının spermleri ka dına aşılandı Anne, mutlu bir hamilelik döneminden sonra çocuk sahibi oldu. Ancak, an ne ve baba beyaz oldukları halde, çocuk siyah yani zen ci dunyaya geldi
I DANT Şirketine ait sperm bankasında, tupler içerisinde bekletilen "donmus spermier"...
Anne, spermlerin karıştırıl dığı gerekçesiyle Idant Şirke ti'ni mahkemeye verdi. Şirket yetkilileri, kesinlikle böyle bir karışıklığın mümkün ola mayacağını, her ihtimal göz
Hz. İsa'dan sonra yaşanan senaryo aynen Hz. Muhammed'in vefatın- dan sonra da sahnelendi. Din değiştirip müslüman olduğunu iddia eden İbn-i Sebe adlı Yahudi önce İran, Hint, Yahudi geleneklerini İslam'a sokmaya çalıştı. Ardından İslam Tarihi'ndeki ilk ihtilaf ve savaşı çıkardı. Hz. Osman'ın katledilmesini organize etti. Aziz Paul'ün Hz. İsa'yı tanrı ilan etmesi gibi "Sen bir ilahsın" diyerek Hz. Ali'yi Allah ilan etti. Ye- men Yahudisi Gafiki de bu bölücü hareketlerinde ona yardım etti.
Yahudilerin Dünya üzerinde bu denli güçlü ve etkili olmalarının nedeni, sağlam bir emir komuta zincirine sahip olmalarıdır. Bu sistemin en büyük özelliği gizlill- ğidir. Her birim yalnızca kendisine verilen emirleri yerine getirir. Kurulan hücre sistemi sayesinde, her birimin yalnızca en üst kademesindekiler, bir üst ör- gütle bağlantı içine girebilirler. Sistemin tümünü bilenler ise yalnızca en üstteki Kabballst Hahamlardır.
Bu sayede Siyonizm, çoğu insanı, bazen kendileri de farkına varmadığı halde, kendi seda, Siyonim.coda çalıştırabilmektedir.
"... And olsun insanlar içinde, müminlere en şiddetli düşman ola- rak Yahudileri ve (Allah'a) ortak koşanları bulursun."
(Kur'an, Maide Suresi, 82)
Kur'an, insanların ve toplumların yapılarını anlatırken yahudilere ayrı bir yer vermiştir. Kuran'da yahudilerden ve onların karakterlerinden bah- seden çok sayıda ayet vardır. Bu ayetlerde Yahudilerin fert ve toplum olarak karakter ve yapıları net bir şekilde tahlil edilmiştir.
YAHUDİLER KENDİLERİNİ DİĞER MİLLETLERDEN ÜSTÜN GÖRÜRLER
"...Yahudiler: Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz' dedi. De ki: Peki ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır.'" (Maide 18)
TEVRAT'I DEĞİŞTİRMİŞLERDİR
"Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra az bir değer karşılığında satmak için, "Bu Allah katındandır" diyenlere, artık vay elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına." (Bakara 79)
YAHUDİLER DİNE KİN VE HINÇ DUYARLAR
"Kimi Yahudiler kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar ve dillerini eğip bükerek dine bir kin ve hınç besleyerek, 'Dinledik ve karşı geldik' derler..." (Nisa, 46)
Onlar size eziyetten başka kesinlikle bir zarar veremezler (All Im ran 111)
KENDİ FİKİRLERİNE TERS DÜŞEN PEYGAMBERLERİ YA- LANLAYIP ÖLÜDÜRLER
"Andolsun, biz Yahudilerden kesin bir söz almış ve onlara peygamber ler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şey le bir peygamber gelse, bir bölümünü yalanlarlar bir bölümünü de öldür düler." (Maide 70)
YAHUDİLER KENDİLERİNE YASAKLANAN ŞEYLERİ YAPAR- LAR
"Onlar kendisinden sakındırıldıkları şeyi yapmada ısrar edip başkaldırın ca..." (Araf 166)
BOZGUNCULUK YAPARLAR
"...Yahudiler ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse, Allah onu söndürmüştür. Yer yüzünde bozgunculuğa çaba harcarlar. Allah ise bozguncuları sevmez." (Maide 64)
ALLAH'IN GAZABINA UĞRAMIŞLARDIR
"...Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu kuşkusuz Allah'ın ayetlerini tanımamazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi, bu isyan etmeleri lanı haksız yere çiğnemelerindendi." (Bakara 61) ve sinar-
İNANANLARIN EN ŞİDDETLİ DÜŞMANLARIDIR
"And olsun insanlar içinde, müminlere en şiddetli düşman olarak Yahu dileri ve müşrikleri bulursun." (Ma (Maide 82)
CİMRİDİRLER
"Yoksa onların mülkten bir paylan mı var? Eğer böyle olsaydı insanla
KENDİ DİNLERİNE DÖNDÜRMEYE ÇALIŞIRLAR "Dediler ki: Yahudi olun ki hidayete eresiniz." (Bakara 135)
VERDİKLERİ SÖZLERDEN DÖNERLER
"Hani İsrailoğullarından (yahudilerden), 'Allah'tan başkasına kulluk et- meyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davra- nın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin' diye kesin söz almıştık. Sonra siz, az bir bölümünüz dışında yüz çevirdi- niz ve (hala) çevirmektesiniz." (Bakara, 83)
HAKSIZLIKLA İNSANLARIN MALLARINI YERLER
"Ey iman edenler! Gerçek şu ki, Yahudi bilginlerinden ve hahamların- dan çoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıko- yarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah'ın yolunda harcamayanlar ise, onlara da acıklı bir azabı müjdele." (Tevbe 34)
ZULÜM YAPARLAR VE ALLAH YOLUNDAN ALIKOYARLAR
"Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah'ın yolundan alıkoy- maları nedeniyle kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıl- dık." (Nisa 160)
YAHUDİ BİLGİNLERİNİ TANRI EDİNDİLER
"Onlar Allah'ı bırakıp bilginleri ve hahamlarını ilahlar edindiler... Oysa onlar, tek olan bir ilaha ibadet etmekten başkasıyla emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur, O bunların şirk koşmakta oldukları şeylerden yücedir." (Tevbe 31)
KENDİLERİNİ İLAH GİBİ GÖRÜRLER
"Yahudiler 'Üzeyir Allahın oğludur' dediler... Bu onların ağızlarıyla söy- lemeleridir; onlar bundan önceki küfredenlerin sözlerini taklit ediyorlar..." (Tevbe 30)
YAHUDİLER YAHUDİ OLMAYANLARIN DÜŞMANIDIRLAR
"Kitap Ehlinden bir bölümü, dedi ki: İman edenlerin üzerine inene gün- düzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. Belki onlar da dö- nerler." (Al-i Imran 72)
"Ve sizin dininize uyanlardan başkasına inanıp, güvenmeyin'derler..."
Yahudiler koyu ırkçılıkları, kibirleri ve sapkın dini görüşleri yüzünden tarih boyunca karışıklık, bozgunculuk ve fesadın kaynağı olmuşlardır. Ku- ran Yahudilerin yeryüzünde özellikle iki defa bozgunculuk çıkaracaklarını anlatıyor:
"Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve oldukça ki- birli bir yükselişle muhakkak kibirlenip yükseleceksiniz. O iki- den ilk vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzeri- nize gönderdik de sizi evlerin arasına kadar girip araştırdılar. Bu yerini getirilmesi gereken bir sözdü." (İsra 4,5)
Gerçekten en güçlü olduklarını sandıkları ve en dejenere hale geldikleri sırada Yahudiler, ardarda gelen savaşlarla mağlup olmuş, Arap Yarıma- dası'ndan dünyanın birçok yerine sürülmüşlerdir. Fakat Yahudiler, tarih içinde yeniden güçlendiler. Filistin'de bir Yahudi devleti kurmayı başardı- lar. Allah onlara bir güç ve imkan verdi:
"Sonra onlara karşı size tekrar güç ve kuvvet verdik ve size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık." (İsra 6)
Fakat Yahudiler bu güçlerini yeniden bozgunculuk için kullandılar. Ya- hudiler işgal ettikleri topraklarda yaptıkları katliamlarla, paravan örgütle- rini kullanarak dünya çapında körükledikleri savaş, karışıklık ve dejene- rasyonla Kuran'da anlatılan zalim karakterlerini yeniden ortaya koydular. Nitekim Kur'an Yahudilerin tekrar yeryüzünde kötülüğe çaba harcayacak- larını belirtmiştir. Fakat yaptıkları bu sefer de karşılıksız kalmayacaktır:
"Eğer iyilik ederseniz kendi kendinize iyilik etmiş olursunuz, eğer kötülük ederseniz o da aleyhinizedir. Sonuncu vaad geldi- ği zaman yine öyle kullar göndeririz ki, yüzlerinizi kötü duruma soksunlar birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)'e gir- sinler ve ele geçirdiklerini darmadağan etsinler." (İsra 7)
Ey halk, taharete riayet edip namaza devam edin. Malımızın zekâtını verin, zekât vermeyenin namazı da yoktur. Namazı olmayanın ise orucu, hacci, cihadı ve dini yok demekdir.
yuksel8 Ekim 2024 07:40 Yahudilerin, Hazret-i Îsâ'yı öldürmek istemeleri!.. 8 Ekim 2024 02:00 | Güncelleme :8 Ekim 2024 00:19 A - A + Yahûdîler, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı tutup asmak veyâ öldürmek istediklerinde yanında bulunan İncîl-i şerîfi de yok ettiler.
Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın, dünkü makâlemizde bahsettiğimiz havârîlerinden Yehûda (Judas), Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın yerini, maalesef birkaç kuruş karşılığında, onu öldürmeye karâr veren İsrâîloğullarına (Yahûdîlere) haber verdi. Yehûda, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı yakalamak üzere Yahûdîlerle birlikte eve girince, Allahü teâlâ, onu, Hazret-i Îsâ aleyhisselâma benzetti. Yahûdîler de, onu, Hazret-i Îsâ aleyhisselâm diye yakaladılar, haça (çarmıha) gerip asarak öldürdüler. Allahü teâlâ, Hazret-i Îsâ’yı göğe kaldırdı. Hazret-i Îsâ aleyhisselâm, bu sırada 33 (otuz üç) yaşındaydı.
Yahûdîler, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı tutup asmak veyâ öldürmek istediklerinde yanında bulunan İncîl-i şerîfi de yok ettiler. O zaman İncîl, henüz dünyâya yayılmamış, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın dîni olan İsevîlik, henüz yerleşmemişti. Çünkü Îsâ aleyhisselâm, ancak iki buçuk, üç sene kadar dîni teblîğ edebilmişti. Bu sebeple, İncîl’in bir nüshasının daha yazılmış olması ihtimâli yoktu. Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın Eshâbı, hem çok az, hem de ekserîsi câhillerden olduğu için, onlarda yazılı bir nüsha olması imkânı da yoktu. Hazret-i Îsâ aleyhisselâmdan başkasının da ezberinde değildi.
Yahûdîlerin ileri gelenlerinden ve Îsevîlerin en büyük düşmânlarından olan, ama Îsevîliği kabûl ettiği yalanını uyduran “Paul=Pavlos”, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın dînini değiştirdi, bozdu. Tevhîdi (tek Allah inancını) teslîse (üç tanrı inancına), Îsevîliği de Hıristiyânlığa çevirdi. Böylece hakîkî Îsevîlik yok olup, yerini bozuk olan Hıristiyânlığa bıraktı.
Îsevîlikte tek Allah’a inanmak esâsı vardı. Ahkâm, yâni emirler ve yasaklar pek azdı. Hazret-i Îsâ aleyhisselâm, “Ben, Benî İsrâîl Peygamberlerinin getirdikleri ve şimdi bozulmaya başlayan, tek Allaha inanan hak dîni izhâr için geldim” diyordu.
Îsevîlik, tek Allaha inanma dîni olan Hazret-i İbrâhîm aleyhisselâm ve Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın dînlerinin aynısıdır. Îsâ aleyhisselâm kendi vaazlarını yazmadı. Allahü teâlânın gönderdiği İncîl de kayboldu. Bugün Hıristiyânların ellerinde bulunan “Kitâb-ı Mukaddes”, Tevrât’tan alınan kısımlar “Ahd-i Atîk=Eski Ahid” ile, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın sonradan yazdıkları İncîller ve “Resûller” tâbir edilen şâkirdlerin risâlelerinden, mektuplarından yâni “Yeni Ahid”den meydâna getirilmiştir. Bu dört yazarın kitapları, birbirini tutmaz. Aynı hâdise hakkında birbirinden farklı yazılar yazmışlardır. Diğer havârîlerin yazdıkları İncîller toplattırılıp yaktırılmıştır.
Yakılan bu İncîller arasında bulunan ve içinde Hazret-i Muhammed aleyhisselâmın geleceğini uzun uzadıya anlatan “Barnabas İncîli” de yok olmuştur.
Bugün insâflı Hıristiyân dîn adamları bile, şimdiki Hıristiyânların ellerindeki İncîl’in artık Allah kelâmı olarak kabûl edilemeyeceğini itirâf etmektedirler.
SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri
olur? Cevaplandırır mısınız?
CEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (Ihlás) iki kısma ayrılır:
1 Amelde samimiyet,
2 Sevap beklemede samimiyet.
AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir
adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin sayğı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.
Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve amel işlemek demektir.
SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.
Havariler İså Peygamber'e sorarlar: «Samimi (halis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir? İså Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:
Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.»
SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri
olur? Cevaplandırır mısınız?
CEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (Ihlás) iki kısma ayrılır:
1 Amelde samimiyet,
2 Sevap beklemede samimiyet.
AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir
adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin sayğı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.
Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve amel işlemek demektir.
SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.
Havariler İså Peygamber'e sorarlar: «Samimi (halis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir? İså Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:
Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.»
Allah'ı sevmenin yolu Resûlullaha (a.s.m.) tabi ol- maktan; söz, hål ve hareketlerimizde onu ölçü almak- tan geçer.
Resûlullahın (a.s.m.) hadislerinin herbiri ise karan- lıkta kalanlara bir ışık, yolunu şaşıranlara bir rehber, ölünceye kadar doğru yolda tutan bir kılavuzdur.
Resûlullahın (a.s.m.) hadisleri ahiret yolcusu olan insanlar için en sağlam birer ölçü, esas ve hayat pren- sipleridir. Bilhassa bunalımda olan çağımız insanlarına bir kurtuluş simidi, huzur ve saadet yollarını gösteren hatasız bir programdır. Hayata hayat, ruh ve nurdur.
Günümüzün insanının onun emir, yasak ve öğütle- rinden istifade edecekleri çok şeyler var. Ruh, kalp ve vicdanlar, onlara gıda, hava ve su kadar muhtaçtır.
***
Camiü's-Sağir, 10,000 civarında hadis-i şerifi ihtiva eden meşhur hadis kitaplarından biridir. Uyanıkken yetmiş defa Resûlullahı (a.s.m.) gören Celaleddin es-Suyuti (1445-1505) tarafından tasnif edilmiştir. Elinizdeki cildlerde, bu eserin, Feyzü'l-Kadir isimli şer- hi esas alınarak günümüze bakan 4000 civarında hadis ele alınmış, bazılarının açıklamaları yapılmıştır.
Evet sabıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi; "Vema ra meyte iz raheyte sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hük münde onları inhizama sevketmesi; "Ven şakke'l kamer" nassı ile aynı avucunun parmağıy la Kamer'i iki parça etmesi; ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir or- duya içirmesi; ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mu cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir. Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'da- ya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas et- se derman olur. Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-ı Kainat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile bi- at edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
تُؤْذِي الْمُؤْمِنَ وَلَا تُجَاوِرُ الْجَاهِل (طب وابن عبد البر في العلم وابو نصر غريب عن ابن عمرو)
YanıtlaSil4158- Az fıkıh, anlamadan yapılan çok ibadetten ha- yırlıdır. Kişiye anlayarak ibadet ettiği zaman, fıkıh kâfi gelir. Yalnız kendi görüşünü beğendiği zaman o kişinin cehaleti kendisine ye-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 05:08
RÂMÜZÜL EHADÎS
(HADİS ANSİKLOPEDİSİ)
AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
(2.CİLT)
Baskıya Hazırlayan: ARİF PAMUK
YANITLASİL
yuksel24 Mayıs 2024 05:59
ATATÜRK'ÜN SON MESAJI
Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'
Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla
dunyaya açıkladı.
Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102
30 FR. evvel 1409
10
ATATÜRK'ÜN SON MESAJI
Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'
Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla
dunyaya açıkladı.
Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102
30 FR. evvel 1409
10
Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti den alıntı.
YAKIN TARİH
YanıtlaSilAnsiklopedisi
8
Yeni Nesil
sy. 123.
Harf İnkılabı Niçin Yapıldı?............ 211-286 İslam harflerinin bırakılıp. Lätin harflerinin alınış safhalarının işlendiği bu bölümde, bu inkılâpla Islam kültürünü yok etmenin hedeflendiği anlatılıyor.
YanıtlaSil287-300
Dünden Bugüne Cami Aleyhtarlığı Cumhurbaşkanı Kenan Evren'ın, okul yapmanın cami yaptırmaktan daha sevap olduğunu ileri sürmesine dikkat çekilen bu bölümde, geçmişteki cami düşmanlığından örnekler veriliyor.
5. CILT
Çerkez Ethem Hain miydi?. Resmi tarih tarafından "hain" olarak tanıtılan Çerkez Ethem'in nasıl vatanperver bir kimse olduğu an- latılan bu kısımda, onun tahriklere kapılmayışı isbat ediliyor.
5-212
Kore Zaferi. ..... 213-302 Bu bölümde, binlerce kilometre uzakta komünistlere karşı savaşan Mehmedciğin başarıları anlatılıyor.
6. CILT
......... 5-68 M. Kemal Paşa'ya muhálií, dindar ve vatanperver bir mebus olan Ali Şükrü Beyin öldürülüşünün an latıldığı bu bölümde, suikasti tertipleyen Topal Osman'ın tahriklere kapıldığı ifade ediliyor.
All Şükrü Bey Niçin Öldürüldü?.
Neler Okuttular?........ 69-232 Cumhuriyetten sonra okutulan ders kitaplarının ele alındığı bu bölümde, kitap muhtevålarının "dinsiz bir nesil yetiştirmeye yönelik olduğu örneklerle isbat ediliyor.
Ateizmin Bayraktarı Abdullah Cevdet.....
233-266 Bu bölümde, dinsizliğin bayraktarlığını yapan Abdullah Cevdet ve fikirleri anlatılarak, onun inkılâpia- ın fikir babalığını yaptığı belirtiliyor.
İş Bankası Hangi Parayla Kuruldu?.... 267-300 Hindistan Müslümanlarının İstiklal Harbi için gönderdikleri paralarla kurulan Iş Bankasının mevzu edildiği bu bölümde, gelen pararın hedefi dışında kullanıldığı açıklanıyor.
Ayasofya Zulmi
7. CİLT
1-104 Sahte bir kararnameyle kapatılan Ayasofya'nın geçmişi, Fatih'in vakliyesi, kapatılış safhası ve açılması yolunda yapılan teşebbüslerin anlatıldığı bu bölümde, milletin hisiyatına tercüman olunuyor.
Yamada Baлия. Milet trådestyle tek parti diktasına son veren DP'nin, askeri bir ihtilälle alaşağı edilmesine medhiye 105-204
düzen yazarların mevzu edildiği bu bölümde, o zamankı basından örnekler veriliyor.
İhtiläl Fetvicılan
İhtilale fetvä veren sözde aydınların tavır ve sözlerinin ele alındığı bu kısımda, onların yüzkarası halleri anlatılıyor. 201-300
Gizli Vasiyetin Esrarı... Atatürk'ün õlmeden önce "Asker menşeli olanları cumhurbaşkanı yapmayın" diye bir vaslyet ettiği belirti len bu bölümde, bu vasiyetin yok oluşu açıklanıyor.
YanıtlaSilHalid Paşa Cinayeti......... 163-210 Muhalif mebuslardan Halid Paşa'nın Meclisde katledilışının anlatıldığı bu bölümde, devlet terörünün ti pik bir örneği veriliyor.
Harf İnkılabı Niçin Yapıldı?............ 211-286 İslam harflerinin bırakılıp. Lätin harflerinin alınış safhalarının işlendiği bu bölümde, bu inkılâpla Islam kültürünü yok etmenin hedeflendiği anlatılıyor.
287-300
Dünden Bugüne Cami Aleyhtarlığı Cumhurbaşkanı Kenan Evren'ın, okul yapmanın cami yaptırmaktan daha sevap olduğunu ileri sürmesine dikkat çekilen bu bölümde, geçmişteki cami düşmanlığından örnekler veriliyor.
5. CILT
Çerkez Ethem Hain miydi?. Resmi tarih tarafından "hain" olarak tanıtılan Çerkez Ethem'in nasıl vatanperver bir kimse olduğu an- latılan bu kısımda, onun tahriklere kapılmayışı isbat ediliyor.
5-212
Kore Zaferi. ..... 213-302 Bu bölümde, binlerce kilometre uzakta komünistlere karşı savaşan Mehmedciğin başarıları anlatılıyor.
6. CILT
......... 5-68 M. Kemal Paşa'ya muhálií, dindar ve vatanperver bir mebus olan Ali Şükrü Beyin öldürülüşünün an latıldığı bu bölümde, suikasti tertipleyen Topal Osman'ın tahriklere kapıldığı ifade ediliyor.
All Şükrü Bey Niçin Öldürüldü?.
Neler Okuttular?........ 69-232 Cumhuriyetten sonra okutulan ders kitaplarının ele alındığı bu bölümde, kitap muhtevålarının "dinsiz bir nesil yetiştirmeye yönelik olduğu örneklerle isbat ediliyor.
Ateizmin Bayraktarı Abdullah Cevdet.....
233-266 Bu bölümde, dinsizliğin bayraktarlığını yapan Abdullah Cevdet ve fikirleri anlatılarak, onun inkılâpia- ın fikir babalığını yaptığı belirtiliyor.
İş Bankası Hangi Parayla Kuruldu?.... 267-300 Hindistan Müslümanlarının İstiklal Harbi için gönderdikleri paralarla kurulan Iş Bankasının mevzu edildiği bu bölümde, gelen pararın hedefi dışında kullanıldığı açıklanıyor.
Ayasofya Zulmi
7. CİLT
1-104 Sahte bir kararnameyle kapatılan Ayasofya'nın geçmişi, Fatih'in vakliyesi, kapatılış safhası ve açılması yolunda yapılan teşebbüslerin anlatıldığı bu bölümde, milletin hisiyatına tercüman olunuyor.
Yamada Baлия. Milet trådestyle tek parti diktasına son veren DP'nin, askeri bir ihtilälle alaşağı edilmesine medhiye 105-204
düzen yazarların mevzu edildiği bu bölümde, o zamankı basından örnekler veriliyor.
İhtiläl Fetvicılan
İhtilale fetvä veren sözde aydınların tavır ve sözlerinin ele alındığı bu kısımda, onların yüzkarası halleri anlatılıyor. 201-300
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
İman
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
Ben nefs-i emmareyi İngilizce'ye 'zalim' (tyrannical) olarak tercüme ettim. Bu bize zulmeden nefistir. İlginçtir; Mevlana nefs-i emmareden firavun olarak bahseder. Nefs-i emmareyi İngilizce'ye çevirmeye kalkıştığımda endişelenmiştim. Ben kimdim ki, kısır Kur'an ve Arapça bilgimle Kur'ani bir kavramı tercüme etmeye kalkışıyordum! Mevlana'nın kitabını okuduktan sonra, 'Elhamdülillah, tercümem o kadar da fena değilmiş' dedim, çünkü orada nefs-i emmare Firavun olarak tasvir ediliyor.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel27 Mayıs 2024 06:20
Ekim 2003 Sayı: 212 Şaban 1424-4.250.000 TL. (KDV dan
ALTINOLUK
aylık mecmua
٥٥٩٦ - مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُؤْتَمَنَ الْخَائِنُ وَيُخَوَّنَ الأَمِينُ الخرائطي عن ابم ابن عمرو)
YanıtlaSil5596- Haine güvenilip doğruya ihanet edilmesi de kıya met alametindendir.
Bir kimse nası gücendirmek pahasına, Allah'ı hoşnud ederse, insanların kötülüklerine karşı Allah kafi gelir. Bir kimse de insanları hoşnud etmekle Allah'ı gücendirirse, Allah onu insanlara bırakır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 401 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel28 Mayıs 2024 00:40
Bir kimse halkı nazarı itibare almadan Allah'ı hoşnud ederse, Allah ona kafi gelir. Allah'ı gücendirerek mahlukatı hoşnud ederse, Allah o mahlukatı kendisine musallat eder.
Ravi: Hz. Amr İbni Şuayb (r.a.)
Sayfa: 401 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel28 Mayıs 2024 00:58
Bir kimse geçmiş ve gelecek insanların ilmine malik olmak isterse, Kur'an-ı Kerim'i tahlil etsin.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 401 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır."
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 270 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
rim.» Bundan da anlaşılır ki Cennet'e amel ile girilmeyip Hüdânın rahmetine muhtaç olunur. Nitekim bir hadis-i şerifte de bildirilmiştir.
YanıtlaSilResûl-i Ekrem (S.A.V.) saadet ve iclâl ile şöyle buyurmuştur: Ey ashabım ve ey ümmetim. Sizden hiçbiriniz ameli ile Cen- net'e girmez. Lâkin, şânı yüce Allah'ın rahmeti sebebi ile girer.
O zaman ashab-ı kiram:
Yâ Resûlallah; siz de ameliniz ile Cennet'e girecek misiniz? di- ye sordular. O da saadet ile:
Ben de yaptığım işle, amelim ile girmem. Allahın rahmeti her halde. beni sarmış olsa gerektir. Netekim kın içine giren şeyi, kı- nın sarıp sarmaladığı gibi beni de Allah'ın rahmeti bürümüştür! bu- yurmuşlardır.
YANITLASİL
yuksel30 Mayıs 2024 01:23
ŞERHİ DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVĀRİKI'L-ENVAR
KARA DAVUD
Delâil-i Hayrât Şerhi
Delâil-i Hayrât Yazarı:
ABDULLAH MUHAMMED BİN SÜLEYMAN CEZÚLÍ
Şerheden:
MUHAMMED KARA DAVUD EFENDİ (İzmitî)
Bugünkü Dile Çeviren:
M. FARUK GÜRTUNCA
HUZUR YAYIN-DAĞITIM
PAZARLAMA TİCARET LTD. ŞTİ.
Çatalçeşme Sok. Yücer Han. No: 38/1-2
Tel & Fax: (0212) 513 50 57-513 01 71
Cağaloğlu-İSTANBUL
www.huzuryayinevi.com.tr
sy. 55,56,57.
6239. İnsanlara bir zaman gelecek ki, ümmetimin zamandaki ihtilafında sünnetime sarılan, kıvılcımları avuçlayan gibi olacak.
YanıtlaSil٦٢٤٠ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ وُجُوهُهُمْ وُجُوهُ الْآدَمِنِينَ وَقُلُوبُهُمْ قُلُوبٌ الشَّيَاطِينِ سَفَاكِينَ لِلدِّمَاءِ لَا يَرِعُونَ عَنْ قَبِيحٍ أَنْ تَابَعْتَهُمْ وَآرَبُوكَ وَان الْتَمَنْتَهُمْ خَانُوكَ صَيُّهُمْ عَارِمٍ وَشَابَهُمْ شَاطِرٌ وَشَيْخُهُمْ لَا يَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلَا يَنْهَى عَنْ مُنْكَرِ السُّنَّةُ فِيهِمْ بِدْعَةٌ وَالْبِدْعَةُ فِيهِمْ سُنَّةٌ وَذُو الْأَمْرِ فِيهِمْ غَاوِ فَعِنْدَ ذَلِكَ يُسَلِّطُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ شَرَارَهُمْ فَيَدْعُو خِيَارُهُمْ فَلَا يُسْتَجَابُ
لَهُمْ (خط عن ابن عباس)
6240- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, yüzleri (suretleri) insan sureti gibi, fakat kalpleri şeytan kalbi olacaktır. Kan akıtacaklar, çirkin hareketlerden çekinmeyecekler. Onlara tabi olursan sana oyun yapacaklar, onlara güvendiğin takdirde sana hiyanette bulunacaklar. Çocukları yüzsüz, gençleri arsız olacak. Yaşlıları ise iyiyi emretmeyecek, münkerden alıkoymayacaklar. Onlarca sünnet bidat, bidat ise sünnet sayılacak. Onlarda emir boş ve bozuk olacak. İşte o zaman Allah onlara aralarından en kötü olanları musallat kılacak. İyileri şerlerinden kurtulmak için dua edecekler, ama dualan kabul edilmeyecek.
٦٢٤١ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ مَنْ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ أَصْفَرُ وَلَا أَبْيَضُ لَمْ يَتَهَنَّ
بالعيش" (طب طس ط ض حل عن المقدام)
6241- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zaman da kimin sarısı (altını), beyazı (gümüşü) yoksa yaşama hakkı olmayacak.
٦٢٤٢ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَدْعُو فِيهِ الْمُؤْمِنُ لِلْعَامَّةِ فَيَقُولُ اللَّهُ ادْعُ
لخَاصَّةِ نَفْسِكَ اَسْتَجِبْ لَكَ فَأَمَّا الْعَامَّةُ فَإِنِّي عَلَيْهِمْ سَاخِطٌ (حل عن انس)
edecek, Allah: "Sen yalnız kendine dun gelede duanı kabul edeyim. 6242- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi umuma dua Umum halka gelince ben onlara gazap edeceğim." buyuracak.
YANITLASİL
yuksel30 Mayıs 2024 03:38
-٦٢٤٣- يَأْتِي عَلَيْكُمْ زمان لا ينجو فيه الا من دعا دعاء الفريق رهب من
حذيفة ونعيم بن حماد عنه) 6243. Size öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda içinizden oncak boğulmak üzere olan kişinin duası gibi dua eden kimse kurtulur.
الا ٦٢٤٤ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَتَخَلَّقُونَ فِي مَسَاجِدِهِمْ وَلَيْسَ هُمُهُمْ أَوْ الدُّنْيَا لَيْسَ اللَّهُ فِيهِمْ حَاجَةٌ فَلَا تُجَالِسُوهُمْ (ك عن الس)
6244- İnsanlara öyle bir zaman gelip çatacak ki, cemaat, mescitlerde halka olup oturacak, fakat bütün gayeleri dünya menfaatı olacak. İşte bu gibilere Allah'ın ihtiyacı yoktur. Binaenaleyh siz onlarla oturmayın.
٦٢٤٥ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ أَفْضَلُ أَهْل ذَلِكَ الزَّمَانِ كُلُّ خَفِيفِ الْحَادَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللهُ مَا خَفِيفَ الْحَادٌ قَالَ قَلِيلُ الْعِيَال" (كر عن حذيفة)
6245. "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda en üstün kişi hafifül haz olan kişidir."
"Hafifül haz ne demektir, ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Çocukları az olan kişi demektir" buyurdu.
٦٢٤٦ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَقُومُونَ سَاعَةً لَا يَجِدُونَ امَامًا يُصَلَّى
بهم ره حم طب و ابن سعد عن سلامة بنت الحر)
6246- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, bir saat duracaklar da kendilerine namaz kıldıracak bir imam bulamayacaklar.
٦٢٤٧ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَأْكُلُونَ فِيهِ الرِّبَا فَمَنْ لَمْ يَأْكُلْهُ مِنْهُمْ نَالَهُ
مِنْ غُباره" (حم وابن النجار عن ابي هريرة)
6247- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda bol faiz yiyecekler, içlerinden faiz yemeyenlere bile mutlaka onun tozundan bulaşacak.
٦٢٤٨ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَحْجُ أَغْنِيَاءُ أُمَّنِي لِلنُّزْهَةِ وَأَوْسَطُهُمْ
1417
Derin Devlet var mı?
YanıtlaSil-Derin Devlet var.
Bir daha söylüyorum var.
-ortaya çıkarsana!
-Kolaysa sen ortaya çıkar.
şimdiye kadar yokmuydu!
İMTİHAN
YanıtlaSilDin bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)
307:24. Söz 3.dal, 1. asıl
Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.
Söz 4. esas, 3. mesele
İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua
İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.
Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.
MAL İNAT
Hodgamlık, hodbinlik hod
Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
İsmail Mutlu
sy. 310.
YANITLASİL
yuksel5 Haziran 2024 23:55
٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
Ramuz ul Ehadis
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Pamuk Yayınları
cilt.. 1.sy.174.
KISSALAR VE HİSSELER
YanıtlaSil"Devletim yıkılır mı?"
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32
Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35
oscar Yayınları
sy. 217.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSil"Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00
keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01
kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
1. Cahil en büyük kötülüğü kendine yapar. 2. Akıllı düşman dan değil, cahil dosttan kork.
YanıtlaSil3. Akılları pazara çıkarmışlar, cahil yine kendi aklını almış.
4. Akıllı insan tez ihtiyarlar (çok düşündüğünden)
5. Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler 6. Aklını eşeğe verme, çeker arpa tarlasına
7. Aklınla gör, kalbinle işit.
8. Cahil inatçı olur, merkep gibi, inadından yorulmaz.
9. Cahilin iddiası, alimi kocatır.
10. Cahil olduğunu bilen, cahilliğini bırakmaya çalışır.
11. Cahil kalmamak için alimi görmek gerekir.
12. Cahil sana saray verse alma, başına yıkar.
13. Cahile "en büyük alim kim" demişler, "tabiki benim" demiş.
14. Kın, kıskançlık, cahilde yuva yapar.
15. Cahile cahilliğini göster, kendin kör ol.
a
1
Ocak 1987/R.Ahir-C.Evvel 1407/Mektup 7
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 250 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02
Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03
Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06
Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür.
Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07
Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 361 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08
İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.)
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Devlet İdaresi 609
YanıtlaSilansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
610 Müslümanlık
YanıtlaSilInkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk. Ve yine biz Resûlüllah'ın: «Meryem'in oğlu İsa (a.s) nın ilâhlık derecesine çıkarıldığı gibi, beni de medihte fazla ileri gitmeyin. Ben sadece bir kulum. Bana, Allah'ın kulu ve Resûlü deyin. buyurduğunu biliyoruz. Sizden birinizin şöyle dediği kulağıma geldi: Ömer ölürse falan'a biat edeceğim. Kimse, Ebû Bekre (ra) yapılan biat, ansızın, oldu bittiye getirildi, diyerek, ileri geri konu. sup fitne çıkarmasın. Evet, Ebû Bekre (r.a) yapılan biat ansızın oldu. Ama Allah, bu sebeple doğacak bir çok fitneye fırsat verdirmedi. Ayrıca da, bu gün dahi içinizde herkesin itaat edeceği Ebû Bekr (r.a) gibisi var mı? Resülüllah'ın Rabbime kavuştuğu gün All (r.a), Zübeyr (r.a) ve bera- berindekiler, Resûlüllah'ın kızı Fatıma'nın evinde bulunuyorlardı. Ensa- rın hepsi de, Benî Sâide sakifesinde toplanmışlardı, Muhacirler de, Ebû Bekr'in yanına geldiler. Ben kendisine:
- Ya Ebà Bekr! Haydi, kardeşlerimiz Ensarın yanına gidelim.» dedim. Onların bulunduğu yere müteveccihen yola çıktık. Yolda bize, sözlerine itimat edilir, iki kişi rastgeldi. Bize:
<<-Böyle nereye, ey Muhacirler?» dediler. Ben: <<<- Kardeşlerimiz Ensarın bulunduğu yere.» dedim.
-Onların yanlarına varılacak zaman değil. Kendi işinize bakın ey
muhacirler!» dediler. Ben:
<- Vallahi onların yanına gideceğiz." dedim. Yolumuza devam ede- rek, Beni Sålde sakîfesinde Ensarın yanına vardık. Bir de baktık ki, on-
lar toplanmışlar, aralarında da her tarafı örtülü yatan biri var.
-Bu kim?» diye sordum.
-Sa'd b. Ubade.» dediler.
Nesi var? dedim.
-Hasta. dediler.
Oturduğumuz zaman içlerinden biri kalkarak, Allah'a hamd ve sena ettikten sonra :
<-Biz, Allah'ın, yardımcılar» ismini verdiği kimseleriz. İslâmın ordusuyuz. Sizse ey muhacirler! Peygamberimizin yakınlarısınız. İçiniz. den bir gurup gelip bizim devletimizi ellerine geçirip gaspetmek istedi- ler.» dedi. Ebû Bekr (r.a) sesini çıkarmayınca, ben cevap vermek istedim. Kafamda güzel bir cevap hazırladım. Hiddetimi gizleyerek, Ebû Bekr'in yanında tam söze başlıyacaktım ki, Ebû Bekr:
<-Hele dur, ya Ömer.» dedi. Ben de onu kızdırmak istemedim. Ebû Bekr (r.a) konuştu. Ebû Bekr daha soğukkanlı ve daha veciz konu şurdu. Benim düşündüklerimin hepsini büyük bir bedâhetle konuştu. Ve şöyle devam etti:
Bu åyet mensuhtur.
Devlet İdaresi 609
YanıtlaSilansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21
610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
bu ayet mensuhtur
Cüz: 7 Sure: 6
YanıtlaSilRUHU'L-FURKAN
En'am Suresi
Ayet: 106
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:39
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:40
RÛHU'L - FURKĀN TEFSİRİ
Hazrat-ü Mevlânâ eş-Şeyh Mahmud en-Nakşibendî el-Müceddidî el-Hâlidî el-Ûfî (Kuddise Sirruhû)
Ahıska
yayınevi
cilt. 11.
sy.111.
YALANCILARIN ZUHURU
YanıtlaSilـ5031 ـ1ـ عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتّى يَنْبَعِثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ قِريباً مِنْ ثََثِينَ، كُلُّهُمْ يَزْعَمُ أنَّهُ رَسُولُ اللّهِ[. أخرجه أبو داود والترمذي .
1. (5031)- Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." [Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335).][60]
AÇIKLAMA:
1- Daha önce de açıkladığımız üzere دَجْلِ kelimesi Arapçada "telbis (=giydirme, örtme) manasına gelir. Kizb yani yalan manasına da kullanılır. Çünkü, kizb de gerçeğin örtülmesidir. Deccal bu durumda yalancı demektir. Peygamber olmadığı halde peygamberliğini iddia eden manasında. Bu manada, sapık mezheplerin kurucuları birer Deccal olmaktadır.
2- Yalancı deccallerin çıkacağını haber veren hadisler farklı vecihlerde gelmiştir. Bunların herbirinde, mevzuyu açıklayıcı bazı ziyade unsurlara rastlanmaktadır.
* Ahmed İbnu Hanbel'de Huzeyfe'den gelen bir rivayette, bu yalancıların 24 adet olacağı, bunlardan 4 tanesinin kadın olacağı, herbirinin kendisini resulullah zannedeceği belirtilmiştir.
* Yine Ahmed’de gelen bir rivayette: “...Ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur” ibaresi mevcuttur.
“ Ahmed’in bir diğer ziyadesi, bu yalancılardan sonuncusunun a’ver yani “bir gözü kör” olacağını belirtir.
* Taberâni'nin bir rivayetine göre yalancıların sayısı 70'dir.
İbnu Hacer de ki: "Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler 30 veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır, batıla davette bulunur, fakat peygamberlik iddia etmez." Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.
Bu hususun doğruluğunu, Ahmed İbnu Hanbel'in kaydettiği bir rivayet te'yid eder. Mezkur rivayette, Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu'l-Kevva'a: "Muhakkak ki sen Resulullah'ın haber verdiği yalancılardansın" demiştir.
Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah'ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur. [61]
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
YanıtlaSilHerkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:46
DERİN DEVLET
Devletin Gizli İradeleri
ATİLLA AKAR
Röportaj: Murat Kaplan
BEYAZ
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:48
siyah beyaz
sy. 204.
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
YanıtlaSiligfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Okuma Parçası 8: Echelon
YanıtlaSilBektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm
zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite
HADİS MEALİ
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>
Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?
ey Allah'ın elçisi.>>>>
Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:
1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.
2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.
3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.
4 Erkeğin karısına emir kulu olması.
5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.
6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.
7 Babaya karşı cefa edilmesi.
8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.
9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci
10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.
11 İçki içmenin yayılması.
12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda
13 Şarkıcı kadınların türemesi.
14 Şarkı âletlerinin türemesi.
15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.
İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.
Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,
Kitabül Fiten Hadis: 2210
YanıtlaSil
yuksel28 Ağustos 2024 08:44
SUR
Sayı 25
Nisan 1978
10 TL
zamanın milbim şahıslan
İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ
DECCAL
606
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 112-113
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11
بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06
İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
Ravi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
din en
YanıtlaSiletlisi
Je ve
Marla
adele
ektir
1057- "Cihadin en faziletis, adamın kendi nefsi ve hevası ile mücadelesidir أفضل الجهاد "Cihadin en faziletlisi ve hasletin/huyun (en faziletlisi(. أن تحامد الرجل "adamın mucadele etmesidir" Adam denmesi söz gelimidir "kendi nefsiyle" Allah'ın zatı konusunda.
وهورا "ve hevasi ile onu arzuladığı şeylerden tutmakla ve ona zevkli şeylerde sürüp gitmeye engel olmakla, onu Allah'ın emirlerini yapmaya ve yasaklardan kaçınmaya zorlamakla
Işte bu, en büyük cihatır, Nefsin tutkusu, senin düşmanının en büyüğüdür. Bu ve nefsin, sana en yakın düşmandır. Çünkü bunlar, senin iki yanın arasındadır Allah da şöyle buyurur:
يا أَيُّهَا الَّذينَ آمَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِن الْكَفَّارِ "Ey iman edenler! Kâfirlerden
yakınınızda olanlara karşı savaşın" (et-Tevbe 9/123) Senin yanında nefsinden daha käfır olanı yoktur. Çünkü bu nitelik, Allah'ın nimetine nankörlük eden her nefiste vardır. Nefsinle, bu şekilde bir cihadı gerçekleştirdiğin zaman, sana sadece düşmanlaria cihat etmek kalır ki; o savaşta öldürülürsen, Rableri katında rızıklanan dinlerden olursun. Hayatıma yemin olsun ki; nefisle cihad, çok çetindir. Bundan daha çetin bir şey yoktur. Çünkü nefis, sevilen bir şeydir. Nefsin çağırdığı şeyler de sevimlidir. Durum bunun aksi olduğu zaman ve sevilen şeye aykırı hareket edildiği zaman cihad zorlaşır. Dünya ve din düşmanları ise böyle değildir.
Bu nedenle Gazäll şöyle demiştir: Cihadın en çetini, insanın arzu ettiği ve alıştığı şeyden ayılmasına karşı sabrıdır. Çünkü alışkanlık, beşinci tabiatıdır ki, şehvetlere eklenince, Allah'ın ordusuna karşı şeytanın ordularından iki ordu ortaya çıkar Din etkeni, bunu zaptetmeye güçlü olmaz. Bu nedenle bu, en fazileti cihattır.
Hadisi, Ibnü'n-Neccår, Ebû Zerr'den nakletmiştir.
Deylemi'nin ve Ebû Nu'aym'ın el-Hilye'de Ebû Zerr'den rivayeti şöyledir: أفضل الجهاددِ أَنْ تُجَاهِدَ نَفْسَكَ وَهَوَاكَ فِي ذَاتِ اللَّهُ "En faziletli cihad, Allah için, nefsinle ve tutkularınla mücadele etmendir"
أَفْضَلُ الْفَضَائِلِ أَنْ تَصِلَ مَنْ قَطَعَكَ، وَتُعْطِيَ مَنْ حَرَمَكَ، وَتَصْفَحَ عَمَّنْ ظَلَمَكَ ١٠٥٨ -
iletisi 1058- "Faziletlerin en faziletlisi, sana gelmeyene gitmen ve seni aramayanı araman, sana vermeyene vermen, sana haksızlık edeni bağışlamandır."
etlerin
أفضل الْفَضَائِلِ "Faziletlerin en faziletlisi" الفضائل kelimesi فضيلة nin oğuludur.
IV, 746. Bk. Hakim et-Tirmizi, Nevádiru-usůl, II, 234. Ahad Habe, Mined, 1,438, Tablicemia Hikebir, XX, 188, Haraiti, Mekanmur ahlak, 1, 2
011
Suyût, Camiuliahādīs, V, 196, Ali el-Muttaki, Kenzü'l-ummāl , IV, 930. Ebo Nam, Hayeru Feriya, 249, Suytalk, Hummal, V, 930 Ali el-Muttaki, Kenzü Humil
Ehli Cennet, kendi isimleri, babalarının ve kabilelerinin isimleri ile bellidir. Kıyamet gününe kadar onların adedlerinde çoğaltılma ve azaltılma olmaz. Ehli Cehennem de yine kendi isimleri, babalarının ve kabilelerinin isimleri ile bellidir. Kıyamet gününe kadar onların adedlerinde de çoğaltılma ve azaltılma olmaz. Bazan saaded ehli şekavet yoluna sapar da onlar için "İşte bunlar (şakilerin) ta kendileridir" denir. Derken saaded onlara yetişir ve onları şekavet yolundan çıkarır. Bazen de şekavet ehli saadet yolunda yürürler de onlar için "Bunlar (sâcidlerin) ta kendileridir" denir. Derken şekavet onları yakalar ve saadet yolundan çkarır. O halde herkes ne için yaratılmışsa, o kendisine kolaşlaştırılır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Düsr (r.a.)
Sayfa: 155 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Halk için iyi veya kötü, bir hükümet lazımdır. Amma iyisi taksimde adalet yapar, ganimeti aranızda eşit taksim eder. Facire gelince; mü'min onda mübtela kılınır. Halbuki facir hükümet bile "herc"den daha hayırlıdır. Denildi ki; "Herc nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, öldürme ve yalandır (anarşi)
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 464 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Gerek yere batmak, suret değiştirmek ve gerekse taş yağmak zaruridir. Dediler ki; "Ya Resulallah bu ümmete mi?" Buyurdu ki evet, onlar şarkıcı cariyeler edindiklerinde, zinayı helal saydıklarında, riba yediklerinde, Harem (Mekke)de avlanmayı ve ipek giymeyi helal saydıklarında ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 464 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
RAGIP GÜZEL
YanıtlaSil3. BASKI
KONUŞMA SANATI
Camii yolculuğu hatirasi
DİL BELASI
Celik YAYINEVİ
BENI SELIM SERIYYESI
YanıtlaSilSevvalin başında Bayram Namazını kıldılar ve ayni gin Bent Sell Kabel üzerine yürüdüler. Bir su ko
narına kondular, kimseye rastlamadılar ve din cağı Hazret-i All tagimigh
ŞELIM - BIN - UMEYR SERIYYESI
Thu tek isimli bir yahudi... Yüzyirmi yaşına var Boyayla birlar olduğu halde, tek gayretl, din nattaa Allah karşı harekete getirmeye Peygemberler Peygamberi hakkında sõulema. Allah Resülü Selim Bin
Umeyr'i memur attiler. Salim, vape kılıcını lanetlinin ciğer üstüne dayad ve yahudinin arkasından çıkt. Yahudinin tuttu. Yakın'a gelip on evine tegndian uzatilmagan meluncangry
BENI SELIM SERIYYESI
YanıtlaSilŞevvalin başında Bayram Namazını kıldılar ve aynı gün Beni Selim Kabilesi üzerine yürüdüler. Bir su ka-
narına kondular, kimseye rastlamadılar ve döndüler. San- cağı Hazret-i Ali taşımıştı.
SELIM - BIN - UMEYR SERIYYESI
Ebu Ufek isimli bir yahudi... Yüzyirmi yaşına var- mış...Bu yaşta bir ihtiyar olduğu halde, tek gayretl, din düşmanlarını Allahın Resûlüne karşı harekete getirmeye çalışmak... Peygamberler Peygamberi hakkında sövleme diği hezeyan bırakmıyor. Allahın Resülü Salim Bin
Umeyri memur ettiler. Salim, varıp yahudiyl buldu ve kılıcını länetlinin ciğeri üstüne dayadı ve dürttü Kılıç yahudinin arkasından çıkı. Yahudinin çığlığı her farafı tuttu. Yakın'art gellp onu evine taşıdılar Daha yatağına uzatılmadan melunun canı cehennemi boyladı.
Lmevahib-ul-Lediniyye
YanıtlaSilNIMETLERE
CİLD
1
İmam-ı Kastalâni'den özleştiren ve sadeleştiren,
Adıdeğmez
Bab-ı âlide SABAH Neşriyatı
1967
EL MEVAHİB-ÜL
YanıtlaSilLEDÜNİYYE
Gönül Nimetleri
Imam-ı Kastalâni den özleştiren ve sadeleştiren ADIDEĞMEZ
Bu eser FAZİLET MATBAACILIK Mürettiphanesinde tertip edilmiştir,
YanıtlaSilTAKDİM
YanıtlaSilİ slâm büyüklerinden İmam-ı Kas- talani'nin kaleme aldığı ve büyük şair Baki'nin Osmanlıcaya çе- virdiği bu dünya çapındaki eseri bugünkü dilimize aktarırken ölçüle- rimiz şunlardır: Metin ve mânaya hudutsuz bir hürmet ve sadakat için- de, bazı faydasız noktaları ve tek. rarları çıkarmak, bu arada kalemi- mizden birkaç tefsir damlası dökü- lecek olursa onları kerre içinde gös. termek, sadece bahisleri başlıklan- dırmak ve bunlardan gayri hiçbir tertip ve mânaya dokunmaksızın eseri olanca cevheri ve istiklâliyle belirtmek... Okuyucularımızın, Kainatın Efendi- sine ait bu eseri, benzerleri arasın. da en eminlerden biri tanımalarını diler ve bu mukaddes mevzu karsı- sında haşyetle susmak ve eseri tat- mava çalışmak tavsiyesinden baska
söylenmeye değer söz olmadığını bil-
diririz.
Tevfik Haktan...
ADIDEĞMEZ
sy. 51.
YanıtlaSilHer nefs ölümü tadacaktır
YanıtlaSilİnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar.
Hadis
• Olum olmasaydı, hayat butün güzelliğini kaybederdi.
Gogol
Ölüm, müminin canmı Rabbine hediye etmesidir.
Hadis
• Ölüm eski birşeydir, ama her insana yeni görünür.
Turgenyev
Hadis
• Kabirleri ziyaret ediniz. Kabir ziyareti sizlere ahireti hatırlatır.
Sana nasihat edici olarak ölüm yeter.
Hadis
Salahaddin-i Eyyübi:
Bana uzunca Bir Değnek Getirin!.
İslamın müdafaası için Haçlı Ordulan na karşı iman dolu göğsünü aziz bir fedåkır- lıkla siper eden büyük kumandan Salahaddin-i Eyyübi, hayatının son dakika larını yaşadığı ölüm döşeğinde şöyle bir ri- cada bulunmuştu:
Şurada benim kefenim saklıdır Onu çıkarın ve bu sırığın ucuna takın. Merak ve heyacanla bu isteği de yeri ne getirdiler, kefeni sırığın ucuna taktılar. Ayak ucunda sırığın ucunda beyaz bir ke
fen dalgalandığını gören büyük kahraman, bu defa şu vasiyeti yaptı:
- Bana uzunca bir değnek getirin!.. Başucunda bekleyenler bu isteğın ma- nasını anlayamadılarsa da isteğini yeririe ge- tirip uzunca bir değnek getirdiler.
- Şimdi bu sırığı alıp Şam'ın bütün sokaklarında gezdirin ve her geçtiğiniz yerde şöyle seslenin.
Bir zamanların, Haçlı Ordularına kah- ramanca karşı koyan Salahaddin-i Eyyübi'si yün yorganın altından güçlükle çıkardığı eliyle köşedeki dolaba işaret etti:
"Ey ahali! Hükümdarımız Salahaddin | Eyyübiyi bilirsiniz ya... İşte o, sahip oldu ğu bunca servet ve hazinelerin hepsini bu rada bırakıp gidiyor. Şu sırığın ucundaki iki arşınlık kefenden başka birşey götüremiyor
İŞ BU SÖZE HAK TANIKTIR, BU CAN BU GÖVDEYE KONUKTUR,
Sun Haziran 87/10
BİR GÜN OLA, ÇIKA GİDE,, KAFESTEN KUŞ AÇMUŞ GİBİ
Yunus Emre
SURAN
YanıtlaSilYıl: 12 Sayı: 135 Haziran 1987
Huzurlu Yaşamanın Sırr Son Nefeste Ateist Falcılık ve Kehânet Evrim ve İdeoloji Süper Zenginlik Rusya'da İslâm
Ölümsüz Gerçek
Zaman denizinde yüzen hayat gemimiz, Ergeç sahile vuracaktır. Saniye şaşmadan dönen dünyamız, Bir gün gelip duracaktır.
Elini, bedeninden ağrı gören yerine koy. Üç defa besmele çek ve yedi defa: "Eûzü billahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru" de.
YanıtlaSilRavi: Hz. Osman İbni Ebil Asi (r.a.)
Sayfa: 311 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Kâfirin vücudu Cehennemde büyüyecek. Öyle ki, azı dişi Uhud dağı gibi, derisi yetmiş arşın kalınlığında, pazuları Beyza dağı gibi, uyluğu Varakan dağı gibi olur. Cehennemde oturduğu yer ise Benimle Rebeze arası kadardır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 311 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
İlim Allah'ın sıfatı Insan beynini yaratan Allah İlminden bize de vermiştir. Öyle ise İlim bir bütündür.
YanıtlaSilCamideki ilim başka
Okuldaki başka olamaz
SUR AYLIK MECMUA
YanıtlaSilTEFSİR
kce
HUKUK
Tarih
Tasawwuf
FIKIH
Ingilizce
Felsefe
Matematik
HADİS
Astronomi
Mantık
SİYER
Amenica Kimya
Coğrafya
İlim Allah'ın sıfatı İnsan beynini yaratan Allah İlminden bize de vermiştir. Öyle ise İlin bir bütündür. Camidoki ilim başka Okuldaki başka olamaz
Cüzü
izik
Arapça
(67)
YIL 6 EKİM. 1981 35.. TL.
20 T.L.
YanıtlaSilSayı: 56
Sur
Kasım 1980
AYLIK MECMUA
IRAN'LA IRAK ARASINDA MEYDANA GELEN SAVAŞ HE
PIMIZI OZDU.
FERTLER AİLELER, MİLLETLER ARASINDA KAVGALAR VE SAVAŞLAR OLMAMASI İÇİN TEKAMUL ETMEYE MUHTACIZ. DIŞ DÜŞMANLAR, MUSLOMANLARI YEMEĞE HAZIRLA- NIRKEN, İÇTEKİ SAVAŞLAR (RESİMDE GORULDUĞU GİBİ) NICE MASUMLARIN CANINI YAKMAKTA VE DÜŞMANA DAVETİYE ÇI KARMAKTADIR.
HAYAT AYNASINDA OKUNAN VECİZELER
YanıtlaSilFahri KAZANKAYA
Menfeatimi düşünmüyorum diyen yalan veya yanlış söylemiş olur. Menfeatini, İslam esasları dahilinde ele alan, şqurlu müslümandır.
Bence, para çalmak gibi; zaman, şeref, mevki, itibar, şöhret çalan insan- lar da vardır.
***
Parasını çalıştıramıyanın, parasını çalıştırıp, ona kâr vermek; sadakaların en güzelidir.
***
Kendi işimde çalışırım, dilediğim zaman gider, dilediğim zaman yatarım di yen kimse; bir bakıma, nefsine secde ediyor, sayılır.
Artık, hiç kimsenin ücreti yeterli değildir. Çünkü israf başını almış gidi- yor. Hiç bir ücret onun peşinden yetişemez.
**
Arkadaşlarınızla beraber bir iş yaparken dikkatli olunuz. Zira sizin başarı- nızı kıskanacak ilk insan, arkadaşınız olacaktır.
Kıskançlık öyle sinsi bir hastalıktır ki, onun mikrobunu görmek mikroskoplar yapılamadı ve yapılamaz da...
için
ONBİR
Çalışkan ve başarılı bir insanın en büyük zevki, yaptıklarını anlatmakte Bunu da ayıp sayarlar.
YanıtlaSilİşvereni kimse sevmez. Çünkü insanlar, aldıkları paraya değil, işittikleri zara bakar.
***
İşini seven inişte, sevmeyen yokuşta ilerleyen araba gibidir. Her iki yo lun sonunda kabir vardır.
***
sayılır. Her işin gönlüne göre olmasını isteyen, Allah'ın hakimiyetini anlamamy
***
Kadınların iş hayatına atılması, Yeni dünyanın belirli çizgileridir.Gitmeş. ba tıdan doğarsa şaşmayın.
Çok acaiptir. Müslümanların ekserisi bankaya para yatırıyor, hem de faize karşı çıkıyor. Halbuki bankanın yerine geçecek ve faizle mücadele edecek tedbir, şirketlerdir. Kimse de buna yaklaşmıyor.
*
Peygamberler ve evliyalar, helâl olan pek çok şeyden kendilerini geri çek mişler. Çünkü işimize gelen helal'ları yapma yerine, cemiyeti ayakta tutacak he hl'lara öncelik vermek, aklın ve imanın gücüne alamettir.
başqayguin hava durumunu öğrenebiliriz. Fakat içimizdeki fırtınaların ne man başlayıp, ne zaman dineceğini tahmin etmemiz çok zor.
***
lyi insan yetiştiremiyenler, insanlar için pek çok şey hazırlıyor. Evler, & rabalar, yakacak, yiyecek ve giyecek.. Artık tekamül bir yana itildi. terakkive hizmet olunuyor. Pek çok hizmet ehli Müslüman da terekki peşinde koşuyor. Ne büyük tezat!.
ONİKİ
20 T.L.
YanıtlaSilSayı: 59
Subat 1981
Sur
AYLIK MECMUA
Ey nefsim! Deme: "Zaman dėğişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış. hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur." Çünki ölüm değişmiyor. Firak, be- kaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-i insani değişmiyor,ziyadeleşiyor.Be- şer yolculuğu kesilmiyor, sür'at peyda ediyor.
ZARİFOĞLU
YanıtlaSil?
Zulumdur dinlenen, başlarsa eğilmiş Gömleğin üstüne kadar çıkmış kalbteki kara leke
Dikilsen dağların ötesini tutar elin Bir iki tank çer çöp gözüne olmuş perde
Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde
O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer Perişan bir kaç evde kimbilir velilerin dilinde
Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
Bir deli akıl çırpınıyor aramızda Rızık korkusu can korkusu baş mesele
Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
*Başını eğmiş, zalimleri dinlersin Dersin 'lokmam ellerinde'
Filistin bir sınav kağıdı Her mü'min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine
mavera
YanıtlaSil00
100
8/82
Eylûl 1982 / Sayı 70/100 Lira
DOÇ. DR. İHSAN SÜREYYA'YA SORI
YanıtlaSil(arih, bu denli büyük bir rol oyńи- yor milletlerin kaderinde. Türki ye'deki bütün ilimlere bir bakın. bunlardan yalnız tarih yanlış ya- zıldı. Ona düşman olundu. Bir top- Jumun tarihi ne kadar çelişkiler i- cinde olursa, o toplum, o kadar sorunlarla karşı karşıya ve sömü- rülmeye mahkumdur. Hala Sultan Abdülhamid «Kızıl sultan» olarak okutulur. Niçin? Tarihin gerçek yatağındaki seyrini değiştirmek icin.
Emperyalist dünya, tarihin bu gücünü hem iyi anladı, hem de iyi kullandı. Bunu başarabilmek için de, diğer dünya ülkelerine ya ta- rihlerini unutturdu, veya onların tarihini de kendisi yazdı. Bunu ya- parken de sureta orta çağ kilise fe- odalizmini yıktıklarını gösterdiler. Zavallı Üçüncü Dünya ülkeleri ve bu arada islam dünyası, batının bu korkunç fikirleriyle son derece usta bir şekilde asimile edildi. Gü- ya kilise feodalizminin kültürünü yıktılar... Yıktılar ama, yerine çok daha cani olan burjuva kültürünü yerlestirdil bl
Tarihin geçmişine bakıp, onun gelecekte ne tarafa akacağını kestirecek. Bu manada, bir toplumun geçmişi bilinirse ge- lecekte nereye doğru kayacağı tah- min edilir.
YanıtlaSilHABERİN OLSUN!
YanıtlaSil"Sünnet-i Seniyye kalesine giren, kurtulur!"
Bilindiği gibi kaleler, dış düşmana karşı memleketi korur. İç düşman ise, kale kapılarını düşmana açar veya gizli yolları onlara gösterir. İç düşman ikidir:
1- Bizi günaha iten, içten gelen itmeler. Şehvet, hırs, kin, menfaat, garaz gi
bi. 2-İslamiyeti öğrenmiş fakat anlamamış, dolayısı ile İslami hayatı ölçülü ya- şamayan müslümanlar. Bunlar cehalet kulesinde, fitne, mevziinde yatıp, iftira kur- şunları atar.
İç düşmanlar kaleyi içten fetheder, surlar tarihi hatıra gibi kalır.
O zaman düşünmeliyiz:
Düşmanımız kadar cesur değilsek, davamıza düşmanız demektir! İslamiyeti öğrenmek, anlamak ve yaşamak için cesur olmak, gerektiğini bil- mek ve pek çok tehlikeyi göze almak lazım!
BES
Oak 1981
YanıtlaSilSayı: 58
Sur
20 T.L.
AYLIK MECMUA
Şehid olmuş arkasında kalanlar Mucahidler Afgan'da ilerliyor... Namlusundan yeni çıkmış kurşunlar Bebeklerin yüreğinde terliyor...
AFGANISTAN DESTANI
Küfrün karla yağan bombalarınа Bağrını açan bu iman erleri, Dönemedi henüz yuvalarına Kartallarla paylaşıyor evleri
Haykırıyorlar cihana bu dağdan İran'a, Moro'ya, Yemen'e, Şam'a: Vurun emir çıktı yüce divandan; Zafer müjdesi kalmasın akşama!..
Sesler dalga dalga cihara tuttu Artık bundan sonra biz konuşuruz!.. Bugün doğan güneş değil umuttu Gerekirse dünyayla vuruşuruz!..
Bu yol ki, Allah'a varır şüphesiz Bulutlara sırdaş olan dağlardan; Insanlara haber getireceğiz. Saadetle yaşanılmış çağlardan.
Küfür korksun, varacağız muhakkak Biz de şimşeklerin vardığı hıza. Yüzbinlerce şehid kanıyla yazdık. Kainat şahittir destanımıza!..
Çok sürmez dünyaya sancağı dikiş Bırakılmaz küfüre bu intikam... Kulağıma şehid ol yavrum, demiş Mağarada doğurduğu gün anam.
Diyanet İşleri Başkanı TAYYAR ALTIKULAÇ IN KÜRTAJ HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI
YanıtlaSilözetinin kamuoyuna duyurulmasına zaruret hasıl olmuştur. Bu özet şöyle- dir.
"İslam dinine göre öre çeşitli neden- lerle çocuk istemediği durumlarda, ka- rı-kocanın ortak istekleri ile gebeliği önleyici tedbirlere başvurmak caiz gö- rülmüştür.
Gebeliğe müdahale etmeye gelince dinen meşru bir zaruret olmadıkça ge- beliğin hangi döneminde olursa olsun ceninin hayatına müdahale etmek (ya- ni çocuğu aldırmak, düşürmek veya düşmesine sebebiyet vermek) cinayet sayılmış, bu suçu işleyenler için mane- vi sorumluluk yanında İslam fıkhında cezai müexyidelerdende söz edilmiştir.
Sağlık Bakanlığınca hazırlanan ve kürtajla ilgili olan yasa tasasırı hakkın- da basınımızda zaman zaman çeşitli haberlerin ve değerlendirme yazılarının yayınlandığı malumdur.
Bu haberler arasında yer yer baş kanlığımızın açıklaması olarak kamu oyuna takdim edilen görüşler de yer al mıştır. Hemen belirtmek isterim ki, kur-
tajla ilgili yasa tasarısı hakkında bugü ne kadar basına herhangi bir açıklama- mız olmamıştır. Bu konuda yapılan iş, sadece Sağlık Bakanlığının isteği üzeri- ne kürtaj konusunda İslam dininin gö rüşünün bu Bakanlığa uzun bir rapor içinde sunulmasından ibarettir.
Ancak bazı basın organlarında Baş kanlığımızın göruşu imiş gibi yayınla nan ve kamu oyunun yanlış değerlen- dirmelerine neden olan haberler üzeri- ne kürtaj konusunda Başkanlığın Din İşleri Yüksek Kurulunca hazırlanan ve Sağlık Bakanlığına sunulan raporun bir
SUR AYLIK MECMUA
Dinen meşru olan mazeret ise ge- nel anlamda ana sağlığı ile ilgilidir. Hasta olan annenin, gebelik halinde te- davisinin mumkün olmaması ve tedavi- nin geçikmesi durumunda annenin ha- yatının tehlike arzetmesi, hiç şüphesiz cenine midahale için meşru bir neden sayılabilecektir.
Doğumun anne hayatını kesinlikle tehlikeye sokacağı biliniyorsa, bu du- rumda da gebelik müddetine bakılmak- sızın annenin hayatını kurtarnak için çocuğun alınması elbette caiz olacak, yani iki hayattan birinin tercih edilme si durumunda annenin kurtarılması yo- lu seçilecektir.
Dinen meşru sayılabilecek zaruret halleri ile ilgili örnekleri, tıb ilminin ge- lişmeleri ışığında çoğaltmak ta müm- kündür.
Ancak bu zaruret hallerinden hiç birisi söz konusu değilken -gebeliğin hangi safhasında olursa olsun ceninin aldırılması (kürtaj) tecviz edilmemiş- tir."
Kamuoyuna saygı ile duyurulur. Diyanet İşleri Başkanı
Tayyar ALTIKULAÇ
27
AYLIK MECMUA
YanıtlaSil68
SUR
ÇİÇEĞİ YARATAN
BAHARI DA YARATMIŞTIR
MIDEYİ YARATAN
ONUN İHTİYACINA
CEVAP VERMEKTEDİR
VE,
OLD GIDALAR VÜCUDUMUZA GİRİP
INSAN DA OLUP
TEKRAR
HER GÜN DİRİLİRKEN
DİRİLECEKTIR
HAYATIN
HESABINI
VERECEKTİR
YIL-6 KASIM-1981
Ümmetim dünyaya ehemmiyet verdiğinde, islamın azamet ve heybeti kendisinden alınır. Marufu emr ve münkerden nehyi terkettiğinde vahyin bereketinden mahrum kalır. Ümmetim birbirine kötü sözler söylediklerinde ise Allahın gözünden düşer.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 55 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Bir seyyie yaptığın zaman onun yanında hemen bir hasene yap; gizli ise gizli, açık ise açık.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 55 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Bilgisizler içinde bir bilgin, ölüler içinde bir diri demektir.
YanıtlaSil(Hz. Muhammed (S.A.V.)
Ne kadar okursan oku, bilgine yaraşır biçimde davranmazsan cahilsin. Bilgisi- göre davranmayan kimse, üzerine kitap yüklenmiş hayvandan başka bir şey de
(Sadi)
Gençken bilgi ağacını dikelim ki yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun.
(Chesterfield)
Bilgini de saatın gibi, iç cebinde sakla ve yalnızca ona sahip olduğunu göster mek için onu sık sık ortaya çıkarma.
(Chesterfield)
Bilgi bir hazineyse uygulanması da bu hazineyi açan anahtardır.
(Aristo)
SUR
YanıtlaSilAYLIK MECMUA
EN GÜZEL YERLERDE EN BUYUK GUNAHLAR İŞLENİYOR
GUNAN İŞLEYENLERE KARŞI SEVAP ISLEYEN DE OLMALI YURDUMUZ VİRAN OLMASIN
ASIRLARCA ONCE
EFES, TRUVA,
BERGAMA GIal
KOLONİLERDE İŞLENEN GÜNAHLAR FELAKETE DAVETİYE ÇIKARDI VİRAN OLDULAR
69
YIL-6 ARALIK 1981
Ölçülerin
YanıtlaSilşına çıkılmıştır. Reşit Paşa'ya "medeniyet
resülü" demiştir Şinasi. İlk defa böyle bir cüretkår laf kullanılmıştır. Halbuki dinin, şeriatın käidelerine aykırı birtek mecaz, imaj bile bulunamaz edebiyatı- mızda. Ama zenginlikte Karun'a, deryalara benzetilir, şairin hayali ne kadar zenginse o seviyede över muhatabını... Onun kılıcının dünyayı ikiye biçeceğini söyler... Bunlar ayrı... Fakat adamlara tapmayı, ulühiyyet havası vermeyi ifade edecek birşey bulunmaz. Reşit Paşa hakkında Şinasi'nin bu kasîdesinden sonra edebiyatımızda Reşit Paşa'ya övgüler faslı başlıyor. Tanzimat döneminde daha son- ra Mithat Paşa'ya övgüler faslı var... Efendim, Servet-l Fünün'dan sonra ittihatçılar (Enver P. Talat Paşa vb.)'a övgüler var. Fakat asıl övgücü edebiyat korkunç şekilde Ata- türk'le başlıyor. Atatürk çevresinde başlı- yor. Bütün bir devrin adamları, bunların içinde edebi bakımdan çok zayıflar başta olmak üze re Atatürk'e onu ilâhlaştıran, insan üstü göste- ren, dinî çerçevede onun oturduğu yeri Kâbe gösteren, onu ilâh gibi gösteren birçok şiire maalesef rastlıyoruz. Behçet Kemal, "Zübey- de Hatun Mustafa Ånesi" şeklinde, Mevlid'i bile taklit etmiş. Şiir gücü, iz'ânı filan yok ya, taklit ederek yapmış. Buna benzer şiir, şiirse eğer- pek çoktur. Benim "Temellerin Duruş-
ması" kitabımda metin olarak bulabilirsiniz. Atatürk'ün yanında, İsmet Paşa'ya da tevcih olunan şiirler vardır. Generallere, me- nerallere, şuna, buna... Yani insanlar Islamiyet'i unutunca kulluklarını da unutuyor- lar. Allah'ın kulu olduğumuz gerçeğinden çıkıp da "Bizi ancak falan kişi kurtarır, filan kişi kurtarır" gibi safsatalara girdik miydi, tablatıyla bunlar kaçınılmaz oluyor. Binae- naleyh, maalesef en büyük övgüler Mustafa Kemal'e yapılmıştır. Lenin'e bu ölçüde yapılıp yapılmadığını bilemiyorum, ama yapılmıştır. Stalin daha zālimdi, ona da bir hayli yapılmış- tır. Hitler'e yapılmıştır... Ancak buralar Avru- pa'dır. Unutmayınız ki, Almanya, İtalya Avru- pa'dır. Bunlar övülse bile bizimkilerin câhil öl- çülerinde övmezler. Meselâ bir Behçet Kemål, bir Kemlettin Kamu, bir Akagündüz ölçüsünde basit ve zayıf kimselerin Hitler'l, Mussolini'yi övdüğünü zannetmiyorum. Bunu bilfiil tetkik etmemiş olmakla beraber... Şunu söylemek istiyorum. Orası Avrupa'dır, münev- ver bir kamuoyu vardır. Onlara karşı bir yazar pek fazla yüzsüzlüğe gidemez. Bizde kamuo- yunu yok farzettikleri, halkı da hiçe saydık- ları İçin ağızlarına gelen övgüyü, şişirmeyl, dalkavukluğu yapmışlar. İşte bana sorduğu-
nuzun cevabı budur.
★
SUR
YanıtlaSilAyhk Fikir ve Yorum Dergisi Sayı: 198 Eylül 1992 8.000.- TL.
PUT
VE PUTÇULUK
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
12 5 Ümmetim üzerine şirk ve gizli şehvetten korkarım. Denildi ki: "Ya Resulallah, ümmetin Senden sonra şirk eder mi?" Buyurdu ki: "Evet, ama onlar ne güneşe, ne aya, ne taşa ve ne de puta taparlar. Lakin onlar insanlara amellerle riyakarlık yaparlar. Gizli şehvete gelince: Onlardan biri oruçlu olarak sabahlar, sonra ona, hevai arzularından bir şehvet arız olur. Ve isteğine uyarak orucunu terk eder. Hz. Şeddat İbni Evs (r.a.)
12 12 (Ey ümmetim) Cennet ehlinin dörtte biri olmaya razı olur musunuz? Cennet ehlinin üçte biri olmaya razı olur musunuz? Cennet ehlinin yarısı olmaya razı olur musunuz? Muhakkak ki Cennete ancak Müslüman kimse girer. Sizler ehli şirkin içinde sadece siyah bir öküzün cildi üzerindeki beyaz bir tüy, veya kırmızı bir öküzün cildi üzerindeki kara bir tüy kadarsınız. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
16 1 Şu yedi büyük günahtan kaçınınız: Allah'a şirk koşmaktan, adam öldürmekten, harpten kaçmaktan, yetim malı yemekten, faiz yemekten, namuslu kadınlara iftiradan, hicretten sonra bekar kalmaktan. Hz. Sehl ibni Ebu Hayseme (r.a.)
16 14 Amellerin Allah Teala'ya en sevimli olanı, Allah'a imandır. Sonra sıla-i rahim, sonra da emr'i bil Maruf ve Nehyi anil münker yapmaktır. Allah Teala'nın en çok buğz ettiği ameller ise, Allah'a şirk koşmak, sonra sıla-i rahimi kesmektir. Hz. Katade (r.a.)
31 12 Şeytan sabaha eriştiğinde askerlerini etrafa gönderirken onlara şöyle der: "Kim bir müslümanı haktan saptırırsa, ona taç giydiririm." Sonra askerlerinden biri ona gelir ve şöyle der: "Ben, birisinin karısını boşayıncaya kadar yanından ayrılmadan çalıştım." Bunun üzerine şeytan: "Mümkündür ki, o tekrar evlensin." Diğer biri gelir ve şöyle der: "Bu gün birisini ana ve babasına isyan ettirinceye kadar başından ayrılmadan uğraştım." Bunun üzerine şeytan: "Umulur ki, o kimse onlara iyilik yapsında iyilerden olsun" der. Başka birisi gelir ve şöyle der: "Ben, bir insanı Allah'a şirk koşuncaya kadar saptırmaya devam ettim." Bunun üzerine şeytan: " İşte aradığım sensin, sen" der ve tacı ona giydirir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
37 5 Yatağına geldiğinde "Kul yâ eyyühel kâfirûn" suresini oku, sonra onun üzerine de uyu. Zira bu şirkten beri olmaktır. Hz. Ferve (r.a.)
42 16 Bir köle efendisinden önce Şirk diyarından çıkarsa o hürdür. (Lakin ondan sonra çıkarsa efendisine iade olunur. Kadın şirk diyarından kocasından önce müslüman olup) çıkarsa dilediği kimse ile evlendirilir. Kocasından sonra çıkarsa ona iade edilir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
BuKorkunç Gidişi Kim Durduracak?
YanıtlaSilSEKS
ÇILGINLIĞI |
Doç. Dr. Sefa SAYGILI
S yollarda boralleşme, maddiyatın hayata olması ile birlikte ülkemizi bir seks çıl griğı sardı: Müstuhcen gazete, dergi ve ki yanına bir de televizyon kanalları katıldı. Ar anlarımız çocukken olguşlaşmanın kucağına kler kızların peşinde, kızlar ise erkak yolu
sarsılmaya başladı Çoğu kimsenin gözü kere takıldı. Bu durum psikiyatrist mua anesini nasıl etkiler7
30 yaşında genç erkek, kederli ve süzgün bakış dox yüz hatları ile "Bir iş seyahati için Av- mpaya gitmiştim. Şeylana uydum. Şimdi AIDS aldum korkusu içindeyim. Son 2 ayda 2 kg za- yladım üstelik diyordu. Evet, birkaç dakikalık ge pak uğruna hayatını zehir etmişti bu kardeşimiz karku içinde geçiriyor, her an bir hastalığa
ma şüphesiyle çırpınıyordu Taa memur geng? Yine kötü bir kadından belso luğu denilen zührevi hastalığı kapmıştı Tam 1
maaşını devlel ve özel hastanelerde harcadı Seviyeci doktorlar "Artık İyileştin, bak tahlille lem deseler de kendini hasta goruyordu Fla mamış bir türlü Onun üzerine "psikolojik et Kakalmıştır" deyip bona gönderilmişti. O da haya alistaden bu ilişkinin acısı içinde kıvranıyordu
Bir Sairin Vefatı
Ya o iradesi zayıl dolikank? Televizyondaki müs lehcen bir sahne ile tahrik olmuş, oradaki gibi işkinin
kolayca kurulacağı zannına kapılarak bir genç hanı ma sarkıntılık etmişti Arkasından karakollar, dayak lar derken záton zayıl olan iradesinin üstüne bir de
sinirli, gergin bir yapı yerleşmişti 15 yaşındakı doükanlının yaşadıklarını da unuta
miyorum. Bedeninden taşan cinsi enerjiyi soks 1üccarlarının tahriki sayesinde arkadaşı, hemcinsi ile gidermeye çalışmış, bünyesini sapıklığa yöneltmiş Sonunda da bütün hayatını etkileyecek psikolojik protilemlere mübtolă olmuştu.
Bir başka genç ise tahrikler sonucu genelove git maye loşebbüs etmiş, her defasında da midesi bula narak gen dönmüştü. Artık o cinsellikten nefret etme eşiğindeydi lleride evlendiğinde bu kötü tecrübenin izlerini alması zaman alacaktı
Bir diğeri, ise genelevde başanlı olamamış, pro lesyonel fahişənin aşağılama ve hakaretine maruz kalmıştı. Şimdi kendinin erkuk olmadığını düşünüyor bunalımdan bunalıma ginyordu Bir genç hanım ise geçmişine yanıp duruyordu
"Cinsel özgürlük sloganlarına kapılmıştı. Bir süre geçtikten sonra görmüştü kü bu hayatın cazip yanı yoktur, gayri meşrü kadınlar erkeklor elinde oyun caktır "Eger diyordu, "Evli ve namusiu olan kadın lar bir erkeğin kölesi iseler Feministler öyle di yordu, özgür ve serbest hanımlar birçok erkeğin kölesi ve zevk aracı durumundadırlar"
Cinsellik, ancak meşrü olduğunda güzeldir. Me kanik bir olay değil, his sevgi ve saygı ile örülüdür Günümüzde de hayvani goçici bir zovk haline dönüş türülmüştür. Bunun da sonucunda sapık ilişkilera yo nolme, ansi saldınların artması, iktidarsızlık gibi cinsi problemlerle dolu nesillerin meydana çıkması kaçınıl
maz olmuştur Bu korkunç gidişe "dur" diyen çıkmayacak mi?
"Ya Allah... Bismillah... Allâhu Ekber!"
Bu Korkunç Gidişi Kim Durduracak?
YanıtlaSilSEKS
ÇILGINLIĞI
tahcen bir sahne ile tahnk olmuş, oradaki gibi ilişkinin kolayca kurulacağı zannına kapılarak bir genç hanı ma sarkıntılık etmişti. Arkasından karakollar, dayak- lar derken zåten zayıf olan iradesinin üstüne bir de sinirli, gergin bir yapı yerleşmişti.
•Doç. Dr. Sefa SAYGILI
15 yaşındaki delikanlının yaşadıklarını da unuta- mıyorum. Bedaninden taşan cinsi enerjiyi seks tüccarlanının tahriki sayesinde arkadaşı, hemcinsi ila gidermeye çalışmış, bünyesini sapıklığa yöneltmişti Sonunda da bütün hayatını etkileyecek psikolojik problemlere mübiulă olmuştu.
S on yıllarda liberalleşme, maddiyatın hayala häkim olması ile birlikte ülkemizi bir seks çıl gınlığı sardı: Müstehcen gazete, dergi ve ki- tapların yanına bir de televizyon kanalları katıldı. Ar insanlarımız çocukken olguşlaşmanın kucağına diyor, erkekler kızların peşinde, kızlar ise erkek yolu galuyor
Bir başka genç ise tahrikler sonucu geneleve git meye tuşebbüs etmiş, her defasında da midesi bula- narak geri dönmüştü. Artık o cinsellikten nefret etme eşiğindeydi leride evlendiğinde bu kötü tecrübenin izlerini atması zaman alacaklı
Aleler sarsılmaya başladı. Çoğu kimsenin gözü evlilik dışı ilişkilere takıldı. Bu durum psikiyatrist mua- yenehanesini nasıl etkiler? 30 yaşında genç erkek, kederli ve süzgün bakış
Bir diğeri, ise genelevde başarılı olamamış, pro- lusyonel fahişenin aşağılama ve hakaretine maruz kalmıştı. Şimdi kendinin erkek olmadığını düşünüyor, bunalımdan bunalıma giriyordu.
Bir genç hanım ise geçmişine yanıp duruyordu. "Cinsel özgürlük sloganlarına kapılmıştı. Bir süre geçtikten sonra görmüştü kü bu hayatın cazip yanı yoktur, gayri meşrü kadınlar erkekler elinde oyun. caktır. "Eğer diyordu, "Evil ve namuslu olan kadın- lar bir erkeğin kölesi isoler- Feministior öyle di- yordu, özgür ve serbest hanımlar birçok erkeğin
kölesi ve zevk aracı durumundadırlar"
Cinsellik, ancak meşrü olduğunda güzeldir. Mo- kanik bir olay değil, his sevgi ve saygı ile örülüdür Günümüzde de hayvani geçici bir zevk haline dönüş türülmüştür. Bunun da sonucunda sapık ilişkilere yö nelme, cinsi saldırıların artması, iktidarsızlık gibi cinsi problemlerle dolu nesillerin meydana çıkması kaçınıl
maz olmuştur
lan, donuk yüz hatlan ile: "Bir iş seyahati için Av rupa'ya gitmiştim. Şeytana uydum. Şimdi AIDS moldum korkusu İçindeyim. Son 2 ayda 2 kg za- pladım üstelik" diyordu. Evet, birkaç dakikalık ge pa zevk uğruna hayatını zehir etmişti bu kardeşimiz. Günlerini korku içinde geçiriyor, her an bir hastalığa
rakalanma şüphesiyle çırpınıyordu. Ya o memur genç? Yine kötü bir kadından bolso luğu denilen zührevi hastalığı kapmıştı. Tam 1
bere madeinien zohrevzel hastanelerde harcadi in temiz" deseler de kendini hasta görüyordu. Ra- Bevliyncı doktorlar "Artık İyileştin, bak tahlille alamamıştı bir türlü Onun üzerine "psikolojik et-
altust edin bu ilişkinin acısı içinde kıvranıyordu. kalmıştır deyip bana gönderilmişti. O da haya-
"Ya Allah... Bismillah...
Bu korkunç gidişe "dur" diyen çıkmayacak mi?
Allâhu Ekber!"
Bir Sairin M
Ya o iradesi zayıf delikanlı? Televizyondaki müs-
Ab- dülhamid Hän, 31 Ağustos 1876 S Perşembe günü tahta çıkmış ve bu cülüs ile devlet
YanıtlaSilİdaresi, haçlı emperyalizmine "dur!" diyebilen zatın eline geçmiştir.
Bu padişah, Abdülmecid'in sıra ile tahta çıkan dört oğlundan ikincisidir (1) 21
Eylül 1842 (Hicri: 15 Şubat 1258) Çarşamba günü doğmuş (2) ve otuz dört yaşının içinde
ağabeyi Beşinci Murad'ın tahttan indirilmesi üzerine Osmanoğulla n'nın otuz dördüncüsü olarak dovlet idaresini eline almıştır. Annesi, Sultan Mecidin ikin-
ai haremi olan Tir-i Müjgân Kadı nelendidir. Abdülhamid Hån he- nüz on bir yaşında iken annesi vefat etmiş ve Şehzade Abdül- hamid Efendi, Sultan Mecid'in di- ğer eşi Perestů Kadınelendi ta- rafından büyütülmüştür. Bir asra yakın zamandanberi yurt içinde ve dışında pek háyâsızca neşri- yat yapılmış, bu arada adinin ba- yağısı bir iddia ile anasına dahi dil uzatılmış, Sultan Hamid'in Er- meni asıllı bir çev giden doğduğı
iddia edilmiştir.
Bu menfur id- diaya İbnülemin Mahmud Kemäl Inal "hezeyan" diyor. İsmail Ha- mi Danişmend'e göre ise bu iddia
"herzeden daha bayağı ve sarsatacan vana ayr iftira dır. Ziya Şakir de aynı iddiaya temasla bunun "en büyük alçaklık" olduğunu kaydediyor. Necip
Fazıl Kısakürek'e göre ise, "Abdülhamid hakkın- daki kasd o kadar büyük, köklü ve plânlıdır ki, onu her ne pahasına ve hangi usulle olursa olsun çürütmek İçin el atılmadık vasıta bırakılmamıştır" ve bu arada annesi hakkındaki iddiayı ortaya atanlar "ruhları piç ucuz kahraman" dır. Nazım H.Polat da aynı iddiadan bahisle bu iftirayı ileri sürenlere "siya- sel pazarına nifak tohumları saçmak ve bu yolla gayelerine erişmek isteyenler" diyor. Dünya görü- şü ile Sultan İkinci Abdülhamid'e dost olmayan Ord. Prof. Enver Ziya Karal ise "Annesinin Ermeni olduğu yolunda tarihlerde görülen kayıtların ger- çek ile bir alakası olmayıp İftira mahsulüdür" di-
yor ki, Enver Ziya Karal'ın bu şehadeti mühimdir! Sultan Hamid'in üveyana elinde büyümesine rağmen pek mazbut bir gençlik hayatı geçirdiğinde bütün muteber kaynaklar ittifak etmiştir. Bu mazbut hayat içinde tahsil ve terbiyesini başarı ile sürdüren, Sultan Hamid'in tahsil ve terbiye bütün hayatı boyun-
nid Hân'ı, doğumunun ca her icraatında açıkça de rahmetle anıyoruz. görülmüştürs 31 Ağustos 1876'da
YanıtlaSiln
n
tahta çıkan Abdülhamid'in saltanatı otuz iki sene, ye- di ay yirmi yedi gündür. Bu uzun saltanat yıllarında Abdülhamid Hân, düşmanlarımızın "Hasta Adam" gözüyle baktıkları Osmanlı devletinin batışını, takip ettiği isabetli politika ile otuz üç yıl geçiktirmiş ve "Hasta Adam" in mirasını bekleyenlerin iştahla- rını kursaklarında bırakmıştır! Bu mevzůda pek çok şehådet vardır. Bazılarını sayfamızın mü- saadesi nisbetinde nakledece- ğiz. Dahiliye Nâzırı Ahmed Rəşid (Rey): "Kelimenin bütün mânasıyla afifidi, yâni, kimse- nin ırzına ve kesesine göz dik- tiği görülmemiştir. Hayat-ı res- miyesinde yorulmaz denecek kadar çalışkan, hayat-ı hususi- yesinde nümune-i imtisal ola- cak derecede perhizkardı; Sir Henry F.Woods, "Osmanlı Bah- riyesinde 40 yıl, adlı hâtıratında: "Abdülhamid taht- tan düşürülmemiş olsaydı, Av- runa devletlerinin halen yara- larını sarmaya çalıştığı o bü- yük åfet (Birinci Cihan Savaşı) meydana gelmiş olmayacaktı. Aksini farzetsek bile Abdülha- mid, büyük bir İhtimalle Türki- ye'nin tarafsız kalmasını sağlayarak memleketine bir zafer hediye etmiş olacaktı. Bunu iddia etmek- le kähin sayılmamalıyım" diyor. İsmail Hami Daniş- mend ise "Kronoloji" sinde şunları yazıyor: "Eğer Fatih, Yavuz ve Kanuni on beşinci ve on altıncı asırlarda gelmeyip de, Sultan Hamid'in zamanın- da gelmiş olsalardı ne yapabilirlerdi? Bu büyük padişahın şahsiyyetini tesbit İçin böyle bir sualin cevabını çok iyi düşünmek gerektir. Herhalde ta- rih, can çekişme devrine gelmiş Osmanlı impara- torluğunu otuz üç sene yaşatmış olan Sultan İkinci Hamid'i daima hürmet ve rahmetle yad ede- cektir." "Mufassal Osmanlı Tarihi"nde de deniliyor ki. "Pek nazik ve terbiyeli idi. Hoşlanmadığı kim- selere bile güleryüz gösterir, hoşlanmadığını belli etmezdi. Hafızası kuvvetli olup bir kerre gördüğü- nü veya sesini duyduğunu bir daha unutmazdı. Karşısındakinin duygu ve düşüncelerini anlamak- ta ve bunları ona söylemekte mahirdi. Herkesin gönlünü alıp kendisine bağlamayı bilir, dindar, hayratı sever, İçki kullanmaz, her türlü sefaletten
uzak durur, basit ve sade bir hayat yaşardı. Mem-
23
Artıklardan Arınabilme Kabiliyeti
YanıtlaSilZevk, nefis, para, ikti- dar izm... putlarını sayar- ken, anlaşılması zor bir alanda söz etmenin kolay olmadığını biliyoruz. In- sanlık tarihi kadar eski ve bugün hayatımızın her yanında yer alan put ve putçuluğu bir SUR sayısıy le kalıcı çözüme ulaştırma İddiasında elbette değiliz. Lakin böylesine eksik bir soruşturmayı bile, insan- ların hür düşüncelerini tehdit eden en büyük mâniaya dikkatleri çeke- ceği için fevkalåde önemli buluyoruz.
P
WINDO
Hangi açıdan bakarsak bakalım insanlık, tarih boyunca en büyuk kötülüğu kendi kendi ne ve bizzat put ve putçuluk konusunda yapagelmiştir. Gerçi putların toplumu örgütleme biçimine ve bilhassa ilkel hürriyet anlayışına sahip toplumlarda ortak bağ oluşturmaya yardımı ol mustur. Ancak bunun karşılığında pekçok değerlerini de kirlet miştir. En büyük faydası ise tıpkı nefis ve şeytanın insanın tekämülünde oynadığı rol gibidir...
Putlar yoklukla sonsuz arasındaki bir zaman ve bölgede Al- lah'ın mühlet verdiği sürece yaşamışlar ve yaşacaklardır. Öyleyse putlar ölümsüz değildir. Nitekim eskiye ait hiçbir put bugün ge- çerliliğini sürdürememiştir. Ancak bukalemun gibi şekil değiştir miştir.
Bugün de bir değişiklik devresi yaşanmaktadır. Zira gelişen İletişim araçları karşısında klasik putlar ve putçuluk büyük bir sar- sıntı geçirmektedir. Eskiden putçuluğu değerlendirmek için ara- dan belirli bir sürenin geçmesi beklenirdi. Oysa bugün başta te- levizyon olmak üzere kitle iletişim araçları, putçuluğun gelişimini fert ve toplum üzerindeki etkisini anında gözler önüne serme ve kıyas imkânı vermektedir. Görüntünün yazıyı bastırdığı, eski konuşmaların yerini çok sesli televizyon ekranlarının aldığı bu günlerde, putların kontrol ettiği eski korku ve umutlar yeniden değerlendirilmektedir. Özellikle de silinmiş, baskı altında tutul muş, saklanmış olayların gün ışığına çıkarılması konuya yeni bo yutlar kazandırmıştır.
Bugün maddi ve manevi temizlik anlayışı da yeni boyutlar ka- zanmıştır. Malum; temizliğin ölçüsü, kirliliğin yokluğu gibi hayali bir şarta değil, mevcut şartlar İçinde artıklardan arınabilme kaa- biliyetine bağlıdır. İnsanımızın bu kaabiliyete ulaşmasını umuyor ve artık çevre temizliği, yeşil çevre gibi sloganların yanında bu- gün "putçuluktan arınma düşüncesinin geliştirilmesi zamanı gelmiştir diyoruz. Buna hazırlık için işlemeye çalıştığımız bu sayı da sizi, hür düşünce ufkunu kirleten putları çeşitli yönleriyle ele alan yazarlarımızla başbaşa bırakıyoruz.
Ahmet VURAL
göre "put" ve "pulçuluk"
YanıtlaSilnedir?
SL
DELAILÜ'L-HAYRAT
Put ve putçulukla alakalı 3 tåne tabir var: Birin- cisi sanemperestlik. Yani tam putperestlik. Bir diğeri heykelperestlik. Yani bu asırda putperestliğin aldığı modern şekil. Üçüncüsü de sûretperestlik. Açın gazete- leri, baştan başa bu sûretperestliği görürsünüz. Herkes "resmim çıktı" diye övünüyor. Hadise gayet açık.
İslâm hukukunda riyâya yol açan ve riyânın bir nevi mücessem şekli olan sanem- perestlik (putperestlik) de, asrımızdaki modern putpe- restliğe denk olan heykelpe- restlik de, gayr-i meşrů dâireye girdiği takdirde sûretperestlik de Kur'an tara- fından yasaklanmıştır. Hatta Bediüzzaman'ın ifade- siyle putperestliği Kur'ân şiddetle reddettiği gibi, put- perestliğin bir nevi taklidi olan heykelperestliği ve sûretperestliği de Kur'ân menediyor, yasaklıyor. İslâm hukukundaki durum bundan ibaret. Müsaadenizle, putçuluk ve putperestlik hakkında 3 önemli noktayı belirtmek isti- yorum.
Birincisi: 20. asrın bir özelliği üzerinde duracağım. 20. asır, ister Avrupa'da, is- ter Komünist Blok'ta ve ma- alesef isterse Islåm âleminde olsun (İslâm ålemi derken Türkiye de, Irak da, Mısır da buna dahil. Mısır'da Abdünnâsır, Irak'ta Saddam Hüse- yin, bilmem nerede başka birisi... Şa- hıslar farketmez!), bütün dünyada putperestliğin modern şekli olan hey- kelperestlik hastalığına tutulmuştur. Bunun sebebi nedir? Bu asırda, Be- diüzzaman'ın ifadesiyle enâniyet, (benlik), kendini satma, kibir, gurur o derece dizginini eline almış ki, çok in- sanlar kendilerini birer küçük Fi'avun gibi görüyorlar. Ve birer küçük Nem- rut hükmüne geçmişler. İşte ehl-i gaf- let ve ehl-i delålet ve gururlu olan ehl- i enâniyet nazarında, kendilerine kı- yaslayarak İslâm büyüklerinin bir kı- sım meşhürlarını da hâşă- enâniyetle itham ettiklerinden dolayı
SEMERKAND
YanıtlaSilbu asırda türbe ve makamla ra karşı aşırı muhabbet İslâm âlimleri tarafından ho görülmemiş. Çünkü ehl dalålet ve ehl-i küfür, birer Fir'avun ve Nemrut hükme ne geçmişler. Kendi heykel lerini dikiyorlar. Dolayısıyla Müslümanlar'ın türbe, ma- kam ve büyük zätların kabir lerine karşı gösterdikleri hür meti kendilerine kıyaslayarak sanki bir enåniyet, gurur ve putçuluk hadisesi gibi değer lendiriyorlar.
Şunu özellikle ifade edeyim. ki, Cumhuriyet'in ilk döne minde türbelere, zaviyelere ve belli makamlara karşı yü rütülen tahribat hareketinin altında bu yatmaktadır. Bu işi yürütenler kendi heykellerini diktikleri gibi, İslâm ålimlerinin kabir ve makam- larını bir heykel gibi kabul ederek hücüm etmişlerdir. Çünkü birer Nemrut, birer Fir'avun kesilince karşıla- rında kendilerine rakip alabilecek hiçbir şahsiyet, -is- terse tarihte olsun- tamamen yok edilmiştir. Bu, çok önemli bir nokta.
Kur'an tara- an'ın ifade- ği gibi, put- erestliği ve yasaklıyor.
Hukuku ve Osmanlı Uzmanı Doç.
20. asırda neden böyle oldu? Neden heykelcilik, putçuluk hakim oldu? Yine Bediüzza- man'ın tesbitiyle, bunlar Al- lah'ı tanımadıkları için çok şeyhlere ve çok zátlara bir nevi rubůbiyet vasfını ver- mişlerdir. Dolayısıyla putpe- restliğin başka bir nevi olan heykelperestlerin ve süretperestlerin, gâyet müt hiş bir riyākârlık månâsında olan şan ve şeref peşinde koşmaları, 20. asrın en önemli özellikleri arasında. Bu hådise mühim bir nokta. Benim kanaatime göre Rusya'daki Lenin ve Stalin heykelleri bu mânåda olduğu gibi, Yugoslavya'daki Ti- to'nun heykelleri de bu månådadır. İster Islåm âleminde, ister Türkiye'de... Zikrettiğimiz tarzda heykelleri görmek müm- kündür. Ve bunu söylemek kimse- ye hakaret de değildir. Özellikle ifade edeyim. 20. asır, putperestli ğin modern şekli olan heykelpe- restlik asrı olmuştur ve Kur'ân, putperestlik gibi heykelperestliği de şiddetle reddetmektedir. Ikinci nokta, acaba bu heykelpe
6-25-E
DELAILÜ'L-HAYRAT
restlik ve putperestliğin kaynağı nedir? Bediüzza- man'ın ifadesiyle ister gölgeli, istər gölgesiz bütün süretlerin 3 tane temel kaynağı var. Birincisi zulümdür. Yani bir insan zulmeder, o zülmünü ölümünden sonra da devam ettirmek üzere "ölürsem bu insanlar hiç olmazsa korkuluğumdan korksunlar!" diye zulmü taş şekline getirir, heykelleştirir. Bu çok önemli... Le- ninin, Stalin'in heykelleri buna misåldir, Mao 'nun hey- kelleri buna misåldir. İslâm âlemindeki bir kısım hey- keller bunun misälidir. Milyonlarca insanı mahvetmiş- lerdir. Ölümünden sonra da heykelinden veya korkulu- ğundan korksunlar diye, heykelperestliğe önem ver- mişlerdir.
YanıtlaSilBir diğer önemli kaynak (bu sadece 20. asır değil, bütün tarih için geçerlidir), heykelperestliğin sebebi gösteriş ve riyadır. Bediüzzaman buna "riya-yı müte- cessid" diyor. Avrupa kralları sırf gösteriş olsun diye, saraylarının her tarafına, bahçesine, içine, dışına hey- kelcikler yapmışlardır. Bu asırdaki bir kısım heykeller de, zulmün yanında riyanın da etkisiyle dikilmiştir.
Üçüncüsü ise, günümüzdeki süretperestlikte bu var; heves, arzu ve nefsin gayr-i meşrů duygularıdır. En basit misalini geçenlerde gittiğim Viyana'da müşähede ettim. Meşhür Avusturya imparatorlarından kalma en önemli hatıra, saraylarının bahçelerinde, meşrü ya da gayr-i meşrů tarzda yaşadıkları kadınla- rın heykelleridir. Yani, nefislerinin hevå ve arzusunu heykelleştirme yoluna gitmişlerdir. İslâmiyet şiddetle buna karşı olduğu için, Osmanlı'yla diğer devletleri mukayese etmek istiyorum. 17. asırda İstanbul'da Avusturya sefiri olan bir değerli şarkiyatçı şöyle diyor: "Eğer siz İstanbul'la Avrupa'nın Paris'ini, Lond- ra'sını, Viyana'sını dolaşırsanız, Osmanlı'yla Avru- pa kralları arasında şu farkı görürsünüz: Osman- lı'nın payitahtı olan İstanbul'da padişahların arzu ve istekleri neticesinde kurulan camileri, mescitle- ri, hamamları, çeşmeleri görürsünüz. Çünkü onlar- da hakim olan, dinleridir. Avrupa'nın başşehirlerin- de ise tamamen belden aşağı heves ve arzuların taşlaşmış şekli demek olan heykelleri, putları, be- raber oldukları kadınların heykellerini ve buna bağlı olarak keyf için yaptıkları sarayları görürsü- nüz." Ne acıdır ki Osmanlı Tanzimat'tan sonra biraz buna meyil ettiği için yıkılmıştır.
Üçüncü bir noktaya gelmek istiyo- rum. Bu, aynı zamanda bir müjdədir. 20. asır, putperestliğin modern şek- li olan heykelperestlik asrıydı. 21. asır da, müjde veriyorum, heykelpe- restliğin yıkılış asrı olacaktır! Nite- kim Rusya'da yıkıldı, Çin'de yıkılmak üzere, Irak'ta da yıkılacak, Türkiye'de de... Yani 21. asır başlangıçta, 20. asırda işlenen putperestlik kadar ådi bir iş olan heykelperestliğin yıkılış devri olacak. Diğer bir nokta da şu. 1950'lere kadar türbeler kapalı kalmış- tı. Türkiye'de, eğer siz Diyarbakır'daki Veysel Karâni hazretlerinin veya Konya'daki Mevlână Celaleddin-i
PC
• SEVIN
Bediüzzaman Diyor ki:
YanıtlaSilSu asırda enâniyet o derece dizginini eline almış ki Çok insanlar birer küçük Fir'avn., ve birer küçük nemrud hükmüne geçmişler. İşte ehl-i gaflet ve ehl-i dalålet ve bu mağrur ehl-i enäniyet nazarında kıyas-i bi'n-nefs olarak.. e'ȧzım-ı İslamiye'nin nămdarlarını - hâşȧ- enåniyetle itham ettiklerinden, hem o ehl-i gaflet ve dalålet kendileri Allah'ı tanımadıkları için çok şeyle re, çok zatlara birer nevi Rubůbiyet tahayyül ettikleri bir hengâmda ve sanemperestliğin başka bir nev'i olan heykelperestlerin ve süretperestlerin gâyet müthiş bir riyākarlık ma'nåsında olan şan ve şeref peşinde koş tukları bir zamanda e'azımı İslamiye'nin türbelerine cahilâne ve müfritäne bir sürette avåmların takdis de recesinde hürmetleri.. elbette hikmet-i şer'iyye nokta sında kader münasip görmedi ki bu muharripleri ehl-i Sünnet'e teslit etti. Onlarla ta'dil edecek
(Osmanlıca Mektubat, 28. Mektup)
Sanem-perestliği şiddetle Kur'ân men'ettiği gibi, sanem-perestliğin bir nevi taklidi olan suret-perostliği de men'eder. Medeniyet ise, süretleri kendi mehåsininden sayıp Kur'ân'a muāraza etmek istemiş Halbuki: Gölgeli gölgesiz suretler, ya bi zulm-ü müte haccir veya bir riyā-yı mütecessid veya bir heves-i mü tecessimdir ki, beşeri zulme ve riyaya ve hevâya, he vesi kamçılayıp teşvik eder.
(Sözler, Yirmibeşinci Söz)
Rumi hazretlerinin türbesine gider, orada dua eder- seniz bu nüshacılık olur, tefecilik olur, yobazlık olur. Ölüden medet umma olur. Ama 20. asır sanempe- restleri demek olan heykelperestler, sırf din kokusu var diye sevmeyip tenkit ettikleri, gericilikle itham et tikleri bu adetin ve huyun daha kötüsünü işliyorlar, farkında değiller. Şimdi Türkiye'de, öğretim üyesin- den tutun, paşasına kadar, tahsilsız köylü değil, tah silllierine kadar, gidiyorlar bir heykelin karşısına, "medet ummaya geldik, söz veriyoruz!" diye yal varıyorlar. Ben buna, modern nüshacılık, modern yo- bazlık diyorum! Yani, eğer Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin manevi makamından medet bekleyen bir insanı siz gerici ve nüshacı olarak itham ederse niz, tamamen heykel ve taştan ibaret olan bir insanın makamına karşı gösterdiğiniz bu davranış tam bir yobazlıktır. Tam bir gericiliktir. Bu sebeple BBC Radyo- su, "Dünyanın 100 komik olayı" di- ye bir ropörtaj serisi neşretti. Bunlar- dan birisi olarak ta, bizim Türkiye'de 19 Mayıs bayramı münasebetiyle Samsun'da bir generalin, büstün karşısında selām durması gösteril- mişti. Yani şimdi bu, bir insana hür- met değildir. Bir tapmadır. Adına is- ter çağdaşlık deyin, ister gericilik, is- ter yobazlık deyin, değişmez. Böyle demekle bir insana hakareti de kas- detmiyoruz. Ama meselenin, våkıanın aslı, esası budur. .
NC CIĞLIKLARI
• YAN GEL RIFKI BEYI - Evim, dolanım, markım, köpeğim, ve işim var. "Bir de heykelimi diktirebilsem....
YanıtlaSilPutlar ve Putçular
Mehmet Şevket EYGİ
H er insanın putu, şeytanı vardır. Putu kendi "ben"idir. Onu yener ve kırarsa hakkıyla müslüman olur. Ben'ini yenemezse daima tehlikededir. Putperestlerin, müşriklerin taştan, ma- denden, tahtadan yontup boyadıkları putların foyası- nı çıkartmak kolaydır. At putu pislik çukuruna, bak kendisini kurtarabiliyor mu? Şair "sanemler serte- ser tunç/Bakarlar korkunç korkunç" diyor. Tung putlar artık korkunç olmaktan çıktılar, gülünç oldular. Asıl korkunç putlar insan benliğinde gizli olan mecăzi putlardır.
Din âlimleri şirki ikiye ayırıyorlar. Büyük şirk, Al- lah'a ortak koşmak, O'ndan başka ilahlar edinmektir ki, küfrün eşeddidir. Küçük şirk ise Allah'tan başkası- na iltifat etmek, bir şeyi ondan başkasından bilmek- tir. "Bu yemek beni doyurdu, bu su benim susuz- luğumu giderdi" demek küçük şirktir.
Ilhamını kadim Yunan ve Roma paganizminden alan Batı medeniyeti ve kültürü insanlığı yeni bir put peresliğin kucağına itmişti. Garbın potasında eriyen- ler şimdi paraya makinalara, tekniğe perestiş ediyor- lar. Samirinin, kuyruğu çekililince böğüren altın bu
"Onların dinleri para
zağası bugünün dolarları, markları, altınları kadar tehlikeli vo sapittirici değildi. Nitekim Hz. Musa, Türdan inmiş ve buzağıyı yakıp kül etmiştir. Yazık ki, modern altın buzağıya karşı bir Musa yoktur. hadisi şerifte ahir zamanda gelecek gafil bir
YanıtlaSiltopluluk için "onların dinleri paraları, kıbleleri kan lanıdır" buyuruluyor. Acaba bu topluluk kimlerden mütəşəkkilir? Aynaya baksalar kendilerini tanırlar. Zamanımızda insanlığın bir kısmı Rahman'a İbadəti bıraktılar. Şeytan'a tapmaya başladılar. Şey. tan'a yahut şeytanlara. Her ferdin şeytanı olduğu gi bi, toplumların da şeytanları vardır. Ankara'daki Ogüst måbedini görmüş, yahut duymuşsunuzdur. Bu måbed, Vahid ve Kahhar olan Allah'a ibådet etmek İçin değil, Sezar'a ve Sezar dininin putlarına tapın mak için yapılmıştır. Eski Romalılar başlarındaki Se. zarlara (Kayzerlere) tapınırlardı. Sezar måbedlerine giderler, Sezarın månevi huzurunda bel bükerler, ona sanki bir İlâhmış gibi taabbüd ederlerdi. Hacı- bayram'daki Ogüst måbedine gidip bakınız şimdi ne haklədir? Dört duvarı kalmış, içindeki putlar yok ol- muş, artık Sezar'ı ne bilen, ne de ona tapınan kal- miş Yanıbaşındaki Hacıbayram Camii'nde günde beş kere ezanı okunuyor Tevhid Dininin.
Dünkü Sezarlar, Ogüstler tarihin tozlu arşivlerine kaldırılcı
Bugünküler de öyle olacaktır. Benim neslim nice put gördü. Stalin, Mao, Enver Hoca ve benzerlerinin haykelleri çöplüklere atıldı. Putların akıbeti hep böy- ledir.
Putlu kadim dinler günümüzde hålå devam edi- yor. İnsanlığın bir kısmının ådətidir, putunu kendi ya- par, kendi tapar. Tevhid Peygamber'i Isa Aleyhisselâm'ın dinini bile neye çevirdiler.
Pozitif ilimlerde âlim olmak, dünyevi bilgilerde Üstad olmak da kimisini putlara tapmaktan alıkoymu- yor. Nice biyoloji bilgini var ki, ya putperest, ya tanrı- tanımaz. Adamın vücudundaki zerreler kendi lisanla- nyla "Birdir O, Birdir O!" diye zikr ü tesbih ile meşgul- ler, herif ise yoktur deyip duruyor. Zehi gaflet!
Bundan 40 yıl kadar önce Hindastan'ın Ankara sefarethanesi, Gandhi hakkında bir broşür bastırmış tı. Yarısı Türkçe, yarısı Fransızca. İşte onun Fransız- ca kısmında Gandhi'nin şu sözü yer alıyordu: "Putla- ra tapmak haktır, çünkü onlar Allah ile kullar arasın- da aracıdırlar
Bu cümle, risalenin Türkçe bölümünde yer almı- yordu. Bu satırları okuduktan sonra Gandhi'yi sildim attım. Biz Müslümanlar putçuluğa, putlara çok kıza- ız, haklı bir öfke duyarız Güzel de, bir de içimizdeki mecăzi putları kırıp atabilsek. Benlik, dünya sevgisi, para pul aşkı, tapu senetleri muhabbeti ve daha ne- ler. Efendi, gerçek muvahhid olabilmek için içini tat hir etl
an, kıbleleri karılarıdır."
B ir şey nasıl put olabilir?
YanıtlaSilEğer birşey se- vilip ona itaat edilirken, Allah'ın emrinden ayn- larak İslamiyet'e zit ha- reketler içine giriliyorsa, o şey put olur.
Insanın pek çok kabiliyetleri arasında sevmek ve itaat etmek kabiliyeti de vardır. Bunun için Müslümaı Allah'ı, Allah'ın sevdiklerini ve Allah'ı sevenleri seve cek. Bunu yapamazsa, sevilmemesi gereken şeyleı sever, dalålete gider.
Müslüman ya Allah'a itaat edecek veya başk şeylere itaat etmek zorunda kalacaktır
Allah'a itaat etmek sünnet-i seniyyeye uymaktır.
İslâmiyet nasıl bir yaşamak tarzı ise, başka bat ka hayat tarzları da vardır. Bunun için peygamberlerin bütünü "Lá ilähe
lallah", yani, Allah'tan başka ilah yoktur, tevhiding ısrar etmişlerdir.
Asr-ı saadette müşrikler kelime-i şehådet getir getirmez, bütün haram- ları terk edip, bütün helälleri yapmaya başla- mıştır. ..
Öyle ise kelime-i şehadet (veya kelime-i tevhid) getiren bir müs- lüman, bunların açık mânålarını bilip iman et- mekle beraber, hemen tatbikat sahasına koy- mak zorundadır. Mesela, "La ilahe illal- lah", yani, Allah'tan baş- ka ilah yoktur diyen şa- hıs, Allah'tan başka şeye itaat etmeyeceğini de il etmiş demektir.
Yani, "La ilahe illallah", nefsime değil, Allal itaat edeceğim.
"La ilahe illallah: Arkadaşıma uymuyacağı komşumu taklit etmeyeceğim, okulun tesirinde k mayacağım, televizyondaki hayatı benimsemeyed ğim, resmi ideolojilere köle olmayacağım, İslamiye uyup, İslam'ı yaşayacağım."
"La ilahe illallah: Kötü alışkanlıkları terk ede ğim, hiç değilse haramı haram bilip, onlardan kur manın gayreti içine gireceğim."
"La ilahe illallah: Nefsimin istediğini de İslâm'ın istediğini yapacağım."
Meselå, iki delikanlı gidiyor. Bunlara soruyor "Nereye gidiyorsunuz?" Biri diyor ki, "Bira içe
ğim. Diğeri ise câmiye gideceğini söylüyor. Bira ceğe diyoruz ki:
Neden bira İçeceksin?
- CANIM istedi, diyor.
Diğerine soruyoruz:
CEVAPLAR: 1)
Neden câmiye gidi- yorsun?
YanıtlaSilISLAMİYET'in emri olduğu için Görülüyor ki, iki genç ten biri CANINA, diğeri de ISLAM'a uyuyor. (Burdaki canla nefis aynı mänädadır).
Bir insan canının istediğini yaparken, harama gi- nyorsa, bu haramı da seve seve yapıyorsa, o zaman putu dışarda aramamak lazım.
Kur'ân-ı Kerim inzal buyurulduğunda sürekli imâna dair åyetler gelmiş.
Käbe'deki putlar duruyor...
Imâna dair âyetler, gönüllerdeki putları deviriyor. Bunun için Ayşe (ra) buyuruyor ki:
"Eğer İmâna dair åyetler gelmeden içki, ku- mar, faiz gibi yasaklar gelseydi, biz onlardan uzaklaşmada zorluk çekerdik."
İçki haram edildiğinde, hiç bir sahabe. "Ben şu kadar zamandır İçiyorum, alışmışım, bırakamam" dememiştir. Hemen içkiye tövbe etmiş. Çünkü onun itaat edeceği putu kal- madığında, İslamiyet'e uymuş, İslam'ın emrini yerine getirmiştir. Insanların put deyince akıllarına sadece şekil lerin, biçimlerin gelmesi gayet tehlikelidir. Bugün Suudi Arabistan'da belki put adına birşey yok. Fakat Islamiyet'i seve seve yaşayan kaç kişi var? Islám ekonomisi tatbik edilmiyor. Çünkü paranın, mevkiin, şeh-
vetin putlaştırıldığını pek çok Müslüman bilmez Bunun için iki Cihan Serveri buyurmuştur ki: "Bir sürünün içine iki aç kurt girdiğinde ne kadar tah-
ribat yaparsa, menfaatine düşkün Müslüman da İslamiyet'e o kadar zarar verir." Bir Müslüman hem İslamiyet'e zarar verecek,
hem de putçuluğa düşman olacak. Bu tenakuz, ce- haletin zehirli meyvasıdır.
Her Müslüman gönül kulesinin başından haykır- malıdır:
-Ya Rabbi, Müslümana ve İslâmiyet'e zara- rım olmasın, beni koru!
Rab, mürebbi, terbiye aynı köktendir.
Bir insan ne ile terbiye oluyorsa, onun rabbi odur. Amerikan, Fransız ahlakıyla ahlâklanan Müslü- manlar, RAB kelimesinin mânāsını anlamamıştır. Netice olarak:
Her Müslüman evvelä kendi iç dünyasındaki putları devirmeli ki, sonra dıştaki putlara bakma- ya sıra gelsin. Zaten içindeki putları devireme- yenler, dıştaki putları hiç bir zaman deviremez.
5) e, 6 d. 7d
H ocam, putçu- luk nedir; bir adam veya zihniyet nasıl putlaştırı- lır?
YanıtlaSilEfendim, zannedi- yorum put, insanoğlunun İçinde var olan birşey. Bunu başlangıçtan, tari- hin en eski zamanların- dan beri insanlarda eğilim olarak görmekteyiz. Umu- miyetle insanoğlu tapmak istediklerini mücessem bir Tanrı, yani insan şeklinde düşünüyor. İslamiyet'in büyüklüğü, bunlara yasak koyuşunun sebebi, mücer- red Allah anlayışını getirmektir. İslâmiyet, insanlara tapma fiilini böylelikle ortadan kaldırmıştır.
Insanlara tapmak, fiilen menfaat için olduğun dan, putlara tapmaktan daha kötüdür. Temsili putla- ra tapma, bir yerde daha mücerred, daha ivazsız bir- şey... Mesela Mısırlılar'ın İsis'e, Osiris'e tapınmaları nisbeten daha mücerred birşey... Afrodit, Zeus... Yani demek istiyorum ki, insanlara tapmak bunların en ilkeli. Da- ha sonra bir merhale putlara tapma ve ni- hayet asıl gerçeğe varıyoruz: Uluhlyyete tapmak. Tek varlığa tapmak.
Demek oluyor ki insana tapmak, insan zekasının, seviyesi- nin, kültürünün en aşağı basamağını teşkil ediyor. Fakat garip şeydir, insanlara tapma fiili zamanımız- da da yaşıyor, yarın da yaşayacağa benzi- yor. Insanlar kendile- rinin kul olduğunu, kendileri gibi başkala- rının da kul olduğunu idråk edemedikçe zannediyorum bu il- kellik devam edecek. Çünkü bunun altında çıkarcılık vardır.
Gelelim insanların kendilerine tapması meselesi- ne... Bizim asıl yenmek, devirmek istediğimiz put, kendimizdir, kendi nefsimizdir.
Kendi kendimize tapmaya nefis diyoruz. "Nefis" kelimesi Fransızca'da, Ingilizce'de yoktur. Avrupa dil- lerinde yoktur. Yalnız bizim İslam felsefesinde ve Islâm dininde mevcuttur. Bizde nefis, son derece ilg çekici tarzda yerilmiştir. Nefsi yermek, insanın kend kendine tapmasını önlemektir. Peygamber Elendi miz (sav) in Medine'den sonraki meşhür sözünü
buyük cihadı vardır. Küçük cihad diye, diş savaşı kastediyor Yani kafirlerle yaptığı büyük savaşları bile ko. çümseyerek onlara kü. çük savaş diyor. Yani, clhad-ı sağir. Asıl cihāda, yani nefisle olan mücâhedeye de clhâd- kebîr diyor. Binåenaleyh Peygamber Efendimiz (sav) in izindemirinde olarak Peyekilde konuşuyoruz. Yani felsefemize, dünya gö rüşümüze bu girmiştir. Nefsiyle mücadele etmeyene aşağı yukarı biz adam diye bakmayız. Nefsiyle mücadele etmeyen, kaba olmak durumundadır. Mağrur olmak durumundadır. Mütahakkim, diktatör olmak durumundadır. Nefsine hâkim olamayan adam, müsrif olacaktır. Dünya zevklerine kapılacak- tır. Böyle olunca da başkalarına tapacaktır. Yani işle rini yoluna koymak için paraya tapacaktır. Parayı kendisine sağlaya- cak adama tapacak- tır. Eğer kendisinde iktidar hırsı varsa, kendisini iktidara ge- tirecek olan başba- kana, parti reisine tapacaktır. Binaena- leyh, tapmanın kö- künde, nefis vardır. Hocam siz, önemli bir edebi- yatçımızsınız aynı zamanda. Biraz da edebiyatımızda putçuluktan bahse- der misiniz? Bir defa edebiya-
YanıtlaSiltımızda eski dönem- de putlaştırma anla- mında şiirler yoktur. Kasideler vardır, bü- yükleri övmek için- dir. Bu da zamanın revacından ileri ge- lir. Kasidegûnun, yani kaside söyle- yen şahsın pazarı yoktur, şiirini satarak yaşamaz. Binäenaleyh şairin şiir yazmaya devam edebilmesi için birisi tarafından desteklenmesi lazımdır. O da padişah olabilir en faz- la... Padişahlara kasideler yazılmıştır, ancak bunlar- da padişahı putlaştırma temâyülüne rastlayamayız. Överler, aşırı övgülere de rastlarız ama hiçbir zaman onlara ulühiyyet, aşırı kudret izâfe eden, onları şu veya bu şekilde insanların üstüne çıkaran şeye rast- lamayız. Kaside bir mânâda ådettir, töredir. Arap ve İran edebiyatında da vardır, bir gelenektir.
Tanzimat'ta ilk defa Şinasi'nin Raşit şa'yı övmesine rastlıyoruz. Burada ölçüle dışına çıkılmıştır. Reşit Paşa'ya "medeni resûlü" demiştir Şinasi. İlk defa böyle cür'etkår laf kullanılmıştır.
YanıtlaSilHalbuki dinin, şeriatın käidelerine ay birtek mecaz, imaj bile bulunamaz edebiy mızda. Ama zenginlikte Karun'a, deryalı benzetilir, şairin hayali ne kadar zenginse seviyede över muhatabını... Onun kılıcı dünyayı ikiye biçeceğini söyler... Bunlar ayı Fakat adamlara tapmayı, ulühiyyet hav vermeyi ifade edecek birşey bulunmaz. Re Paşa hakkında Şinasî'nin bu kasidesinc sonra edebiyatımızda Reşit Paşa'ya övgi faslı başlıyor. Tanzimat döneminde daha so ra Mithat Paşa'ya övgüler faslı var... Efend Servet-I Fünün'dan sonra ittihatçılar (En P. Talat Paşa vb.)'a övgüler var. Fakat a övgücü edebiyat korkunç şekilde A türk'le başlıyor. Atatürk çevresinde baş yor. Bütün bir devrin adamları, bunların için edebi bakımdan çok zayıflar başta olmak üz re Atatürk'e onu ilâhlaştıran, insan üstü gös ren, dinî çerçevede onun oturduğu yeri Ka gösteren, onu ilâh gibi gösteren birçok şi maalesef rastlıyoruz. Behçet Kemal, "Zübe de Hatun Mustafa Anesi" şeklinde, Mevli bile taklit etmiş. Şiir gücü, iz'ânı filan yok) taklit ederek yapmış. Buna benzer şiir, şiir eğer pek çoktur. Benim "Temellerin Duru ması" kitabımda metin olarak bulabilirsiniz. Atatürk'ün yanında, İsmet Paşa'ya tevcih olunan şiirler vardır. Generallere, m nerallere, şuna, buna... Yâni insanl Islamiyet'i unutunca kulluklarını da unutuy lar. Allah'ın kulu olduğumuz gerçeğind çıkıp da "Bizi ancak falan kişi kurtarır, fil kişi kurtarır" gibi safsatalara girdik miy tablatıyla bunlar kaçınılmaz oluyor. Bina naleyh, maalesef en büyük övgüler Musta Kemal'e yapılmıştır. Lenin'e bu ölçüde yapı yapılmadığını bilemiyorum, ama yapılmışı Stalin daha zālimdi, ona da bir hayli yapılm tır. Hitler'e yapılmıştır... Ancak buralar Av pa'dır. Unutmayınız ki, Almanya, İtalya Avı pa'dır. Bunlar övülse bile bizimkilerin câhil çülerinde övmezler. Meselâ bir Behç Kemål, bir Kemlettin Kamu, bir Akagünd ölçüsünde basit ve zayıf kimselerin Hitle Mussolini'yi övdüğünü zannetmiyorum. Bu bilfiil tetkik etmemiş olmakla beraber... Şu söylemek istiyorum. Orası Avrupa'dır, müne ver bir kamuoyu vardır. Onlara karşı bir yaz pek fazla yüzsüzlüğe gidemez. Bizde kamu yunu yok farzettikleri, halkı da hiçe sayd ları İçin ağızlarına gelen övgüyü, şişirme dalkavukluğu yapmışlar. İşte bana sorduğ
nuzun cevabı budur.
İki Süper Nükte
YanıtlaSilBir insan, bir insanı sovebilir. Ama bu sevgi, memleketin te- rakkisine mâni olmamalıdır. Bir insanı sevmek pahasına o memleketin geri kalmasına göz yummak, vatanperverlik değil- dir Bu konuyla alakalı, kimseye hakaret sayılmayabilecek bir fikra:
Zamanın birinde Afrikalı bir profesör Hindistan'a araştırma yapmak için gidiyor. Hindistanlı bir ilim adamıyla beraber, do- laştıktan sonra, seyahat icap ediyor, trende sohbet ederek gidi- yorlar. Åniden imdat freni basılıyor ve tren "pat" diye duruyor. Afrikalı profesör soruyor: Ne oldu, bir kază mı var? "Bilmi- yorum" cevabını alıyor. Biraz bekliyorlar. Fakat trenin kalkaca- ğı yok. 15-20 dakika, yarım saat... Diğer yolcular gibi kendileri- nin de merakı artıyor. Ne var, ne yok die dışarı çıkıyorlar ki, bir kalabalık, trenin önünde birikmiş, sessizlik häkim... Hayırdır, diyorlar, varıyorlar. Hindistan ilim adamı gâyet sakindir, öteki ise fevkalåde heyecanlıdır. Acaba bir kază mı oldu, kaç kişi öl- dü felan diye. Afrikalı profesörle Hindistanlı profesör arasında aynen şu konuşma geçiyor: Yahu, siz ne kadar heyecan- Sızsınız, bu kalabalık nedir? Önemli değil, biz her zaman karşılaşıyoruz bu hadiselerle.... Ne olmuş, ne var? - Bu kalabalığın sebebi şudur: Trenin raylarının arasına bir inek oturmuş... Kaldırsınlar gidelim! Hayır, o bizim totemi- miz, Tanrımız! Peki, ne olacak şimdi? İneğin keyfine ka- lırsa burada 2-3 saat tren duracak, bekleyecek miyiz? - Evet, kesinlikle yasak! Yahu nasıl olur, ineği yavaşça ke- nara çeksinler? Hayır, Tanrı'nın keyfine bağlıdır, kalkmaz- sa olmaz, gidemeyiz.
Şudur, budur derken epey münakaşadan sonra Afrikalı pro- fesör birden bire tartışmaya keser ve başını iki elinin arasına alarak sıkı sıkı düşünmeye başlar. Hindistanlı profesörün dik- katini çeker: Ne oldu, niye münakaşadan vazgeçtiniz? di- ye sorar. Afrikalı profesörün cevabı çok enteresandır: Siz çok şanslısınız, tenkit ettiğim için özür dilerim, ineğinize şükr edin, sizin toteminiz canlı, birgün gelecek kalkacak, fakat bizimki cansız totem; Allah etmesin ya trenin önünde bizim cansız Tanrı'mız olsaydı ebediyyen tren hareket et- meyecekti!
Merasal Fevzi Çakmak ve onun gibi yüksek bürokratların yardımıyla İsmet İnönü Cumhurbaşkanı seçildi.
İnönü, Cumhurbaşkanı olur olmaz, pullara, paralara kendi fotoğrafını bastırıp devlet dairelerine de yine kendi fotoğrafları- nı astırdı.
Celal Bayar ve arkadaşları da, İnönü'nün anti-Kema- Ilzm'ine karşı cephe aldılar. Bu güce dayanamayan İnönü, Celal Bayar'dan daha fazla Kemâlist görünmek gereğini duy- du. Fakat, Demokrat Parti zamanında da İnönü'nün resimleri- ni taşıyan panolar devam etti.
1940'lı yılların sonunda İnönü'nün idaresinden canı yanan Osman Yüksel Serdengeçti birgün, Ankara'nın Ulus pasta- nesinde aldığı pulları zarfa yapıştırırken herhalde pulun tutkalı İyi değilmiş ki yapışmamış. Osman Yükselde pulun üstüne yumruğunu indirerek:
"Makamına yapıştığın gibi yapışsana!" diye bağırmış. Tabii memurlar dehşetle Osman Yüksel'e bakmaktan başka birşey yapamamışlar. Zaten Osman Yüksel'in ömrü hapisha- nelerde geçiyordu. Başka ne yapabilsin ki...
in
el
Dir
11-
ra
0
in
$1
or
or
10
a
۱۲
n
Z
çalışmaya Beysa Devlet Kütüpha nesi'nde rastladim Yazan Hüseyin GE ZER tarafından soz'de belirtildig uzere kitap "Atam zın büyük ruhu na!.." diye ithaf ed miş Büyük ebadi bu kocaman heykel k bi yazarının, daha bi rinci bölümde, yle 7. sayfadaki değer. lendirmelerinden tu paragrafı aynen As bas ediyorum. "Αλε bir din olan, zama nin gelişmesiyle ahkamda gelişme olması gerektiğini oneren İslamiyet gi bi gerçekçi ve lleri- ci bir din, zamania bu hükmü gereği kalmadığını göre rek- değiştirebilirdi. Bu olmadı. Çünkü büyük liderler dev- resinin kapanma- sıyla birlikte bu akılcı kurumu kendi felsefesinin üstün ilkelerini yitirmeye, şekil içinde katılaş maya yüz tuttu. De gil çağa göre yeni leşmek, hemen he men her konuda değişmelere, yeni leşmelere lik karşı çıkan o oldu. Tutu culuğun bayrağını o çekti. Bu gelişme ye uygun olarak da, artık hiçbir gerek çesi kalmadığı hal de her türlü tasviri put saymakta, länetlemekte de vam etti." Sözkonusu "heykel cl kitabın yazan da ha ileri giderek. Efendimiz (sav)in Buhr.rde geçen "Dünyada bir süret yapana, kıyamel ze
YanıtlaSilgününde yapm
olduğu sürete ruh
üflemesi (hayat vermesi) teklif edilecek, fakat o bunu asla yapamayacaktır" hadis-i sahihiyle alay etme cür'etini göstererek, kitabanın 9. sayfasında şöyle yazmış: "Sanatçı, 'Yarın âhirette bunun şek- lini benzettin, haydi bakalım, canını da ver diye- cekler sana' endişesinden kurtuluyordu."
YanıtlaSilGörüyor musunuz klåsik heykelci hayat anlayışı- na sahip yazarın ukalālığını? Şu zihniyete bakın! Put mu dikiyorsun, heykeltraşlık mı oynuyorsun, yoksa Müslüman milletin inancıyla alay mı ediyorsun? Yok- sa adam mı kandırıyorsun? Üç kuruşluk maddi men- faat için serd edilecek dalkavukluk gereği, yüce dini- miz İslamiyet'e sataşmak, işte bu "devrim yobazla- ı"nın birinci özelliğidir. Kendi kuş beyinleriyle, İslâmi prensipleri hesaba çekmeye yeltenirler sıkılmadan! Çok şükür müsterihiz, bunlardan bir avuç 85'lik kaldı, o kadar... En fazla 10 sene zonra Zincirlikuyu Me- zarlığı'ndalar! (Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazından sonra!)
Hemen belirtelim ki, tabuların balta balta yıkıldığı günümüzde, daha birçok tabu ankaribüzzaman ters- yüz edilmeyi beklemektedir. Yaşayan tarihçilerimiz, bu heyecanlı inkılapların çoğunu 21. asra girmeden göreceğimizi müjdeliyor. Pek måruf bir tarihçı yazar dostumuzun şu açıklamalarına dikkat edelim: "Solda 2. Cumhuriyet tartışması, senelerdir beklenen bir doğumun sancısıdır. 'Değmesin yağlı boya' kabi- linden putlaşmış bazı kişi ve zihniyetleri hála mü- dafaa eden üç-beş bunaktan başka kimse kalma- dı. Şimdi filancacılık veya falanca ülküsü dediniz mi dinsizi de, dindarı da; çağdaşı da, çağdışısı da size klinik vak'a gözüyle bakıyor, acıyor. Herşey gibi Türkiye'nin de tabanı değişti artık..."
Bin yıldan fazla İslam'ın bayraktarlığını yapan bu kahraman milletimiz, putçuluğa hiçbir zaman pas vermez! Çünkü, 1400 sene evvel cihânı nurlandırıp putları ve putperestlik zihniyetini parça parça eden bir Peygamber (sav)'in ümmetiyiz elhamdülillah. Ne Nemrut'lar, Fir'avun'lar tanımışız! Bakınız, 17. asır da meydana gelen şu hadise, milli bünyemizin putçu luğa ve heykele nasıl hasım olduğunu gösteren çar pıcı bir misaldir:
Kanuni Sultan Süleyman'la beraber Mohaç Seferi'ne iştirak eden ve Frenk läkabıyla anılan İbra- him Paşa, Budapeşte'de görüp hoşuna giden birkaç heykeli dönüşte beraberinde Istanbul'a getirir. Bunla rı Sultan Ahmed'deki kendi sarayına ve İstanbul'un bazı yerlerine diker. Bu "putçu" icraatı halk hemen protesto eder ve şairlerimizden biri İbrahim Paşa'yı şöyle taşlar: "Bir Halil evvel gelip esnāmı kılmıştı şikest / Sen Halil'im şimdi geldin halkı kıldın put- perest". Yâni: Halilüllah (Allah'ın dostu) olarak bili- nen Hz. İbrahim (as), senden önce gelip nasıl putları kırdıysa, ikinci bir İbrahim olarak sen de geldin, Frenk memleketlerinden topladığın putları İslâm şeh-
ri olan İstanbul'a dikerek halkı putperest kıldın! Türk milletinin, mukaddesat nåmına putperestli-
ğe karşı koyuşunun neticesine bakınız ki, 1882'de Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Okulu) açı- lıp heykel resmen öğretim konusu olana kadar, yurt
dışından acilen gətirtilip Türk vatandaşı yapılan Yer- vant Oskan (1855-1914)'dan başka yurdumuzda tek heykelci yoktu. Bu tarihten 1923'e kadar sadece 4 heykelci yetişebilmiştir. İhsan ÖZSOY, Mahir TOM- RUK, Nijad SİREL...
YanıtlaSil27 Mayıs 1960 inkılâbından sonra Milliyet Gaze- tesi, "Heykell bulunmayan İllere heykel diktirmek" üzere kampanya başlattı. O zamanın parasıyla 429 855 lira toplandı ve Türk heykeltraşları arasında yarışma açıldı. (3) Mart-14 Mayıs 1964). Bütün mem- leket heykellerle "farklı" bir manzaraya büründü. Bu- nu istismar edip köşeyi dönenlerin bugün bile önüne geçilemiyor. "Atatürk büstü" dikip altına "Ne mutlu Türk'üm diyene!" yazarak işinin icabına bakanlar türedi. Bir milyona mal ettirdiği büstü, 50 milyon lira gösterip zengin olanları gazeteler haber yaptı. Bu şe- kilde köşeyi dönenlerin yanında bazıları da sağolsun- lar, "Büst ödeneği" diye devletten aldıkları parayı israf etmeyerek okullarına mescit, kütüphane, labora- tuar vb, hizmetler götürdüler.
Türkiye'ye heykel dikmek ve heykeltraş yetiştir- mek için getirilen yabancılar hakkında bir araştırma yapılsa, meselenin altından ne Çapanoğulları çıkar! Belgelerin çoğu Ankara'daki Cumhuriyet arşivinde, "çok gizli" odalarda...
Yurdumuzdaki heykellerin büyük kısmını ecnebi-
ler dikmiştir. 1937'de Türkiye'ye davet edilen Rudolf Belling'e, Türk heykeltıraşları yetiştirme görevi veril- mişti. Çeşitli illerimizin meşhur meydanlarındaki Ata- türk heykelleri İtalyan veya Avusturyalı heykeltraşlara aittir. Samsun, Afyon ve Konya Atatürk heykellerini Krippel; Ankara atlı ve İzmir atlı Atatürk heykellerini Conanıca dikmiştir.
Torunları tarafından heykelleştirilip toprakta ke- mikleri sızlayanlar daha acı bir dert: İstanbul'da Fâtih Sultan Mehmed, Barbaros Hayrettin Paşa, Yūnus Emre, Mevlâna vb.; Nevşehirde Damat İbrahim Paşa; Kars'ta Gazi Muhittin Paşa; Ziraat Banka- sinca dikilen Mimar Sinan ve Mithat Paşa heykelle- ri...
Ve biz yaşayanların ruhunu, kalbini, uhrevî has-
salarını sızlatan putlar, heykeller: Enâniyet putu, pa- ra putu, kadın putu, güzellik veya yakışıklılık putu, TV putu, makam ve şöhret putu... Allah, asıl bunların şerrinden muhafaza eylesin. Diğerleri nasıl olsa yıkı- lıyor, yıkılacak!
Latif bir teväfuk... Putçulukla ilgili bu sayımız, cahiliyye devri insanlarının taptığı putlara ve bilumum putçuluğa en büyük ve şiddetli darbeyi indiren İki Cihan Nebîsi Hz. Muhammed Mustafa (sav)'nın 8 Eylül (11 Rebiülevvel) akşamı dünyayı teşrîf yıldönü- müne (Mevlid Kandili) teväfuk etti. Käinatın kendi yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Son Peygamber (sav)'e binler salåt ü selâm okuyoruz. Bu arada, 14 asır sonraki putçularla olan iman-küfür mücadelemi- ze bütün ruhu cânımızla devam edeceğimizi bir kere daha ilån ediyor, Efendimiz (sav)'den şefâat diliyo- ruz
SUR
YanıtlaSilAylık Fikir ve Yorum Dergisi
Sayı: 198 Eylül 1992 8,000.- TL.
1310211
VE PUTÇULUK
TUR DAV
SUR
YanıtlaSilAylık Fikir ve Yorum Dergisi
Sayı: 198 Eylül 1992 8.000 TL
PUT
VE PUTÇULUK
54 11 Rebia kabilesi izzet bulduğu zaman İslam zillete düçar olur. Halbuki, Mudar ve Yemen kabileleri izzet bulduğu müddetçe Allah Teala İslam'a ve ehline izzet vermekte, şirki ve ehlini ise noksanlaştırmakta devam edecektir. H. Şeddad İbni Evs (r.a.)
YanıtlaSil78 12 Uykuya yatınca "Kulya Eyyühel Kâfirun" oku. Bu insanı şirkten çıkarır. Hz. Enes (r.a.)
94 5 Allah (z.c.hz.) Cehennem ehlinin azâbı en az olanına der ki: "Arz üzerindeki bütün şeyler senin olsaydı, bu günkü vaziyetin için onları feda eder miydin?" O da: "Evet" der. "Ben senden, sen Ademin sulbünde iken, bu istediğimden çok ehven bir şey istedim. Ben sana illâ şirk etme dedim. Sen şirkten ayrılmadın." diyecek. Hz. Enes (r.a.)
110 2 Riyanın azı da şirktir. Allah'ın dostlarına düşmanlık edenler, Allah'a ilânı harb etmiş gibidirler. Allah ebrarı, ahfiyayı ve etkiyayı sever. Onlar öyle kimselerdir ki, kaybolurlarsa bulunmazlar, hazır olurlarsa aranmazlar ve bilinmezler. Onların kalbleri hidayet kandilleridir. Karanlık yerlerden çıkarlar. Hz. Muaz (r.a.)
113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.)
115 5 Kulların amelleri, Pazartesi ve Perşembe günleri Allah'a arz olunur. Ve şirk etmeyenlerin günahı afv olunur. Birbirlerine karşı dargınlığı olanlarınki kalır. Hz. Talha İbni Ubeydullah (r.a.)
134 4 Riyanın azı da şirktir. Kim Allahın bir dostuna düşmanlık ederse, Allah'a harp açmış olur. Muhakkak ki, Allah, Ebrar, Etkiya ve Ahfiyayı sever. Onlar öyle kimselerdir ki: gözden uzak olunca aranmazlar. Hazır bulundukları zaman çağrılmazlar ve tanınmazlar. Bunlar hidayet nurlarıdır. Ve karanlık yerlerden çıkarlar. Hz. Muaz (r.a.)
YanıtlaSil145 6 Ben Rabbimden ümmetim için şefaat diledim. Onu bana verdi. Bu, şirk koşmıyan her mü'mine nasib olacaktır. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
146 5 Rabbimden müşriklerin çocuklarını diledim. Onları bana verdi. Cennet ehline hizmetçi olarak. Zira bunlar fitreten islamdırlar. Ve babalarının düştüğü şirke henüz düşmediler. Hz. Enes (r.a.)
146 6 Ümmetim için mü'minden de, müşrikten de korkmam. Zira mü'min zarar yapmaz. İmanı onu bundan men eder. Müşrikin ise şirk başının belasıdır. Ve lakin dili bilgili münafıktan korkarım. Marufu konuşur, münkeri yapar. (Bunlar ümmeti şaşırtırlar) Hz. Ali (r.a.)
163 6 Bana göre, sizin için deccaldan daha ziyade korktuğum şeyi haber vereyim mi? O, gizli şirktir ki, kişinin kalkıp, adamın makamına gösteriş için amel etmesidir. Hz. Ebû Said (r.a.)
184 5 Ey insanlar! Şirkten sakının. Zira bu, karıncanın ayak tıpırtısından daha gizlidir. "Nasıl sakınalım Ya Resulallah?" diye sordular. Buyurdu ki: "Allahümme inna ne'ûzu bike en nüşrike bike şey'en na'lemuhû ve nestağfirüke lima la na'lem." (Yarabbi! Bilerek şirk yapmaktan sana sığınır ve bilmiyerek yaptıklarımızdan da mağfiretini isteriz.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
YanıtlaSil189 4 İslam, Allah'a şirk etmeksizin, Ona ibadet etmekliğin, namazı kılmaklığın, zekatı vermekliğin, orucu tutmaklığın, hacca gitmekliğin, emri bil- maruf ve nehy-i anilmünkerle emretmekliğin ve ehline selam vermekliğindir. Bunlardan birini terketmek, İslamiyet sehiminden birini terketmek demektir. Kim ki hepsini bırakırsa, müslümanlığa arkasını çevirmiş bir adam olur.
190 4 Ameller, Allahın indinde yedi türlüdür: iki amel vardır ki karşılığını vacib kılar. Diğer iki amel misli misline, bir amel on misli, bir amel yedi yüz misli kazandırır. Bir amel de vardır ki sevabını Allahdan başkası bilmez. Vacib kılan iki amele gelince, bir kimse ki, Allaha halisane ibadet eder ve Ona hiç bir şeyi şerik koşmadan kavuşursa, ona Cennet vacib olur. Bir kimse de, Allaha şirk koşarak mülaki olur ise, ona da Cehennem vacib olur. Bir kimse ki bir kötülük işler, misli ile cezalanır. (Ve iyiliğe niyet eder, yapamazsa, yine bir misli sevab alır) Bir kimes de bir iyilik işlerse on misli ile mükafatlanır. Ve bir kimse malını Allah yolunda infak ederse, nafakası, dirhemi yedi yüz dirhem, dinarı da yedi yüz dinar olacak şekilde katlanır. Oruç ise Allahu Teala içindir ki onu işliyenin sevabını Allah'dan başka kimse bilmez.
YanıtlaSil215 17 Bir adamın mevkii dolayısıyla amelde bulunmak gizli şirk olur. Hz. Ebû Said (r.a.)
YanıtlaSil221 3 Şumlanmak şirktir, şumlanmak şirktir, şumlanmak şirktir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
221 5 Zulüm üçtür; Bir zulüm vardır ki Allah onu bırakmaz. Birini mağfiret eder, diğerini ise mağfiret etmez. Mağfiret etmediği zulüm şirktir. Allah onu mağfiret etmez. Allah'ın mağfiret ettiği zulüm ise, kulun kendisi ile Rabbi arasındaki zulümdür. Bırakmadığı zülum ise kısastır. Bazılarının hakkını bazılarından almasıdır. Hz. Enes (r.a.)
228 5 Kebair (büyük günahlar): Allah'a şirk koşmak, (na-hak yere) insan öldürmek, ana-babaya isyan ve size en büyüğünü haber vereyim mi: Yalan söz söylemek ve yalan yere şahidlik etmektir. Hz. Abdullah İbni Bekir İbni Enes (r.a.)
228 6 Kebair: Allah'a şirk koşmak, ana-babaya isyan, insan öldürmek ve yalan yere yemindir.
228 7 Kebair dokuzdur: En büyüğü Allah'a şirk koşmak, na-hak yere insan öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, iffetli kimseye zina isnadında bulunmak, cepheden kaçmak, ana babaya isyan, sizin dirinizin ve ölünüzün kıblesi olan Beytül Harama konan yasakları ayak altına almaktır. Hz. Ubeyd İbni Umayr (r.a.)
YanıtlaSil228 8 Büyük günahlar yedidir: Allah'a şirk koşmak, hak yol ile olan müstesna, Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmek, namuslu kadına iftira etmek, cepheden kaçmak, faiz yemek, yetim malı yemek, hicretten sonra cahiliye bedeviliğine dönmek. Hz. Ebû Said (r.a.)
228 9 Büyük günahlar: Allah'a şirk koşmak, Allah'ın iyiliğinden ye'se düşmek ve Allah Azze ve Cellenin rahmetinden ümidini kesmektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
228 10 Kebair; Allah'a şirk, namuslu kadına iftira, mü'min kimseyi öldürme, muharebe gününde cepheden kaçma, yetim malı yeme, müslüman ana-babaya isyan, ölü ve diri olarak kıblemiz olan Kabeye hürmetsizlik etmektir.
246 8 Yürümekte bulunduğum sırada semadan bir ses işittim. Bakışımı yukarı çevirdim. Hirada bana gelen melek, sema ile arz arasında bir kürsü üzerinde oturmuştu. Ondan korktum da hemen geri döndüm. "Beni örtün, Beni örtün" dedim. Allah Teala: "Ey örtülere bürünen; kalk, korkut, Rabbına tekbir getir, elbiseni temizle, şirkten uzaklaş" mealindeki ayetleri nazil etti. Ondan sonra vahiyler hıfz olundu. Ve peşi peşi sıra geldi. Hz. Câbir (r.a.)
YanıtlaSil255 10 Cennet kapıları Pazartesi ve Perşembe günleri açılır. Ve Allah (z.c.hz) leri kendisine hiç bir şeyi şirk koşmayan her müslüman kula, o iki günde mağfiret eder. Ancak, kardeşiyle araları gılli gışli olanlar mağfiret edilmez ve şöyle denilir: "Şu ikisinin araları düzelene kadar onları bırakın" Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
279 4 Beş şeyin kefareti yoktur: Allah'a şirk koşmak, nâhak yere adam öldürmek. Mümini dehşete koymak, harp gününde cepheden kaçmak ve hakkı olmadığı malı almak için yalan yere yemin etmek. Hz. Ebû
299 8 Yakında sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harundan biri ile gerçeklenir. Ve bu yedi sene devam eder. Denildi ki: "Ya Resulallah, o gün insanların imamı kimdir?" Buyurdu ki: "İmam, Benim evladımdan, kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan bir kimsedir. Tavrı beni İsrail ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
YanıtlaSil305 3 Ümmetimin şerlileri, kendine mümtaz mevki veren, kendinin dince mevkiini beğenen ve amelinde mürailik yapan, hüccetinde muhasama eden kimselerdir. Riyanın azı da şirktir. Hz. Abdurrahman İbni Sabit (r.a.)
329 1 Allah (z.c.hz.) buyurur: "Bir adam bilse ki Ben kudret sahibiyim, günahları affederim. O şirk etmedikçe, Ben onu affederim, aldırmam."
419 4 Allah'dan başkası üzerine yemin eden şirk etmiştir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
YanıtlaSil424 14 Bir kimse sabah içki içerse akşama kadar Allah'a şirk koşmuş gibi olur. Eğer içkiyi gece içerse sabah oluncaya kadar Allah'a şirk koşmuş gibi olur. Kim onu sarhoş oluncaya kadar içerse, Allah onun kırk gün namazını kabul etmez. Kim damarlarında içkiden bir şey varken ölürse, cahiliyye ölümü ile ölmüş olur. Hz. İbni Mükender (r.a.)
428 1 Bir kimse riya ederek namaz kılsa şirk etmiştir. Bir kimse riya ederek oruç tutsa şirk etmiştir. Bir kimse riya ederek sadaka verse şirk etmiştir. Hz. Şeddad (r.a.)
457 1 Muhammed (s.a.v)in nefsi yed-i kudretinde Olana kasem ederim ki, muhakkak Ben, sizin ehli Cennetin yarısını teşkil edeceğinizi ümid ediyorum. Bu cennete müslim bir nefisten başkasının girmemesindendir. Halbuki siz şirk ehline göre siyah öküzün cildindeki beyaz tüyler gibisiniz, veya kırmızı öküzün cildindeki siyah kıllar gibi. Hz. İbni Mes'ud
458 7 Beni Hak ile gönderene kasem ederim ki; Bu dünya tükenmez, ehline yere batmak, suret değiştirmek ve taş yağmadıkça, "Bu ne vakit olacak ya Rasulallah" dediler. Buyurdu ki; ne vakit kadınlar eğer üstüne oturacak, çengiler artacak, yalan şehadetler yapılacak. İçki aşikare olacak, namaz kılanlar ehli şirkin kabları olan altın ve gümüşten kaplarla su içecekler, ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla iktifa edecekler. Bu günlerde siz kendinizi çekin ve başınıza taş yağmasına hazırlıklı olun ve korkun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
YanıtlaSil501 6 Ya Muaz (r.a.), Allah'ın senin elinde ehli şirkten bir adamı hidayete sevk etmesi, senin bir çok kızıl develere malik olmandan hayırlıdır. Hz. Muaz (r.a.)
509 8 Kıyamet gününde, Cehennemden bir boyun uzanır. Bu der ki: "Benim hakkım şu üç sınıftır; İnatçı, zalim Allah'a şirk koşanlar, haksız yere adam öldürenler."
Ümmetim için mü'minden de, müşrikten de korkmam. Zira mü'min zarar yapmaz. İmanı onu bundan men eder. Müşrikin ise şirk başının belasıdır. Ve lakin dili bilgili münafıktan korkarım. Marufu konuşur, münkeri yapar. (Bunlar ümmeti şaşırtırlar)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 146 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
• Necip Fazıl
YanıtlaSilO'nun ümmetinden ol!
"Gökte çakıyor haber, Geber, çelik put geber! Doğrul yeni seferber,
• Necip Fazıl
YanıtlaSilO'nun ümmetinden ol!
"Gökte çakıyor haber, Geber, çelik put geber! Doğrul yeni seferber,
YanıtlaSil
yuksel1 Ekim 2024 08:06
"Menfaat üzerine dö- nen siyaset, canavardır!"
Bediüzzaman
YanıtlaSil
yuksel1 Ekim 2024 08:07
Vehbi VAKKASOĞLU
Çağdaş (Sahte) Tanrılar, Tatmin Etmiyor!
Bir Takım Heykeller İndirilirken, Görünmeyen Putlar Yerlerine Dikiliveriyor!
YanıtlaSil
yuksel1 Ekim 2024 08:09
CANABI IHAK BUYURUYOR Kİ
"Onlar, Allah'ı bırakıp da kendilerine ne zararı, ne de faydası dokunmayan şeylere taparlar. Ve 'Bunlar Allah katında bizim şe faatçilerimizdir' derler. Sen de ki 'Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na bildiriyorsunuz? Allah, onların ortak koş tukları şeylerden münezzeh ve yücedir." Yênûs, 18
"De ki: 'Söyleyin bana Allah kulağınızı ve gözlerinizi alıp kalplerinizi mühürlese, Allah'dan başka onu size geri getirecek olan iläh kimdir?" Bak, ayetlerimizi çeşitli şekillerde nasıl açıklıyo ruz, sonra onlar yüz çeviriyorlar."
En'âm, 46
"Nefsinin arzusunu kendisine mäbud edinip onun her emrine uyan kimseyi gör- dün mü? Sen onu bundan alıkoyacak bir muhafız mısın?"
Furkan, 43
"Onlara, 'Allah'ı bırakıp da taptıklarınız nere- de?" denir. Şimdi size veya kendilerine bir yar- dımları dokunabiliyor mu? O putlar da, o azgın- lar da, Iblis'in ordulan da hep birden tepetaklak Cehenneme atılırlar. Orada birbirleriyle çekişip
dururken derler ki Allah'a yemin olsun, ba apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünk Alemlerin Rabb'ine denk tutuyorduk. Bizi anak buyüklerimiz olan o mücrimler saptırdı Ak bir şefaatçimiz var, ne de candan bir dosu muz... Keşke dünyaya bir daha döntup de mü'minlerden olsaydıktı Muhakkak ki, bunda büyük bir ibret vardır. Yine de insanlanı çoğu iman etmemişlerdir."
Şuară, 92-1
"Ey insanlar; size bir misal getirildi. Şim di onu dinleyin: Sizin Allah'ı bırakıp da tap uklarınızın hepsi biraraya gelse, bir sinck bile yaratamazlar. Sinek onlardan birący ka pacak olsa onu da geri alamazlar. İsteyen de Aciz, istenen de..."
Hace, 73
"Onların Allah'ı bırakıp da taptıklanı şerikle re sövmeyin ki, onlar da cahillikle hadlerini app Allah'a sövmesinler. Her millete kendi işlediğini biz böylece hoş gösterdik. Sonra hepsinin döne ceği yer, Rabb'lerinin huzurudur, yapmakta ol duklarını kendilerine o haber verecektir."
En'âm, 108
"Şöhret, ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır."
Bediüzzaman
Haberiniz olsun ki ateş, muhakkak ki sefihler için yaratılmıştır. Ve onlar da kadınlardır. Ancak kocasına itaat eden müstesna.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 168 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
212 1 Dünyada Zühd, helali haram etmek ve malı ziyan etmekte değildir. Zühd odur ki, Allah'ın elindekine kendi elindekinden fazla bağlanmaktır. Musibetin sevabına talib olmaklığın, musibeti çekmekte iken de varsa, zahidsin. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
212 3 Zühd, Allah'ın sevdiğini sevmen, Allah'ın sevmediğini de sevmemen ve dünyanın helalinin de haramı gibi sana ağır gelmesidir. (Hacetinden fazla helali). Zira, dünyanın helali hesab, haramı ise azabdır. Zühd, kendi nefsine merhametin gibi, bütün müslümanlara da merhamet etmen, haram sözden kaçındığın gibi faydasız sözden de kaçınman, çok kokmuş bir ölüden kaçtığın gibi, çok yemekten de kaçman, dünyanın servet ve zinetinden ateşten kaçar gibi kaçman ve dünyada emelini kısa tutmandır. İşte Zühd dediğin de budur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
212 4 Dul ve miskinlerin hizmetine koşan kimse, fisebilillah cihad eden, yahud gece kaim, gündüz saim olan gibidir. Hz Ebu Hureyre (r.a.)
212 5 Annesinin- babasının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse, fisebilillah çalışıyor demektir. Ailesinin veya çocuklarının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse de gene fisebilillah çalışıyor demektir. Kendi nefsinin ihtiyacını gidermek ve insanlara muhtaç olmamak için çalışan da yine fisebilillah çalışıyor gibidir. Hilede, hud'ada olan ise şeytan çalışıyor demektir. Hz. Enes (r.a.)
212 6 Hayra koşanlarla, itidal üzerine gidenler Cennete hesabsız giderler. Nefsine zulmedenler ise, kolay bir hesab gördükten sonra Cennete girer. Hz. Ebud Derda (r.a.)
212 7 Peygamberlerin icabetine önden uyan şu üç kişidir: Musa (a.s)'a, Yuşa bin Nun, İsa (a.s)'a Sahibi Yasin (Habibi Neccar) ve Hz. Muhammed (a.s)'a Ali İbni Ebi Talib. Hz. İbni Abbas (r.a.)
212 8 Yırtıcı hayvan haramdır. Hz. Ebû Said (r.a.)
212 9 İslamiyete önden icabet eden dört kişi vardır; Ben arabların ilkiyim, Suheyb Rumun, Selman Farsın ve Bilal de Habeşin ilkidir. Hz. Enes (r.a.)
212 10 Secde yedi aza üzerindedir: İki el, iki ayak, bir alın ve iki diz. Beytullahı gördüğünde, Safa ve Merve'de, Arafat'ta, Müzdelife'de, şeytan taşlamada ve namaza başlandığında eller kaldırılır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
TEFEKKUR
YanıtlaSilMustafa Uluçay
Nurlanmanın anahtarı ve basiret sahibi olmanın başlangıcı tefekkür dür. İlim marifet ve anlayışlar tefekkür sayesinde elde edilebilir. Akıl uf. kunun tefekkür güneşi, idrak aynasını cilálandırır. Marifet semalarında fik ri şimşekler çaktırır. Afaki ve enfüsi fetihlere zemin hazırlar. Tefekkürün, ne kadar değerli bir haslet olduğunu anlamak için, büyük mütefekkürleri, dinlemek lazım. Onların, nadide eserlerine fikren dalmak, ilham aldıkları kaynağa yaklaşmak gerek. O kaynak ki, menbaından fezeyan etmiş uum- manlarıyla, insan havsalasına kanalize edilmiş Vahyi İlahi'dir. Kur'an-ı ke rim'dir. Arz'ın halifesinin akıl ufkuna bir güneş gibi doğmuş. Tefekkürün, insana has bir kavram olduğunu, ayet-i beyyinatlarıyla ilän etmiştir. İşte, ifadesi Kur'an-ı, hedefi Rabbani olan bu tefekkürün acı tatlı meyveleri var dır. Önemine binden, bu hususun da bilinmesi gerekir. Nasıl, eserden mü essire, sanattan sanatkára ve nakıştan nakkaşa uzanan bir tefekkür yolcu- luğu var. Onunla mahlukattan Halik'a varılır, şayet imanın, marifetullah, çizgisinde ihlásla araştırma yapan ilahi aşka dalarsa. Birde bunun altında, şeytanın askerleri dialektik materyalizmin ustaları vardır. Şeytani zekála rıyla düşünce haznelerinde şekillendirdikleri formülleştirilmiş felsefik ya- lanları, mantık kurallarıyla savunan ateistler. Käinatı, küfür hesabına ko nuşturtmak isteyen materyalistler. Bu güruh, çeşitli kelime oyunlarıyla ba tıl şeyleri hakkıyla tasvir edip, saf zihinleri idlál eden küfürbazlar. Bunlar felsefenin etek gözlü filozoflarıdır. Cehennem zakkumu niteliğinde ki fi- fikirleri, yine bir düşüncenin mahsuludur. Ama, küfrü temsil ediyor. Onun için, bunlara karşı dikkatli olmak ve serdettikleri saçmalıkları iman haki- katlarıyle tesirsiz hale getirmek gerekir. Bu da Kur'an'a sarılıp sahip çık makla olur. Tefekkürün, gerçek maná ve mahiyetiyle istimål şekli, yuka- rıda ifade ettiğimiz marifetullah'ı netice verenidir. O, adamı mehafetulla ha ve muhabbetullah'a götürür. Cenab-ı Hak bile, bilinmekliğini buna bağ lamıştır. İnsanlığın idrakine sunduğu ayetler, O'nu anlatıyor. Semavat ve arzdaki ayetler Onu anlatıyor. Ne var ki, bütün bunlardan Allah'ın varlığı nı, birliğini, azamet ve kudretini tanımak için tefekkür şarttır. Tefekkürle
imana ulaşan ve kuvvetli bir yakın ile aAllah (c.c.) bulan, bir müminin se
vinci, Arşimed'in "buldum" dediği sevinç ile mukayese edilemez. Çünkü.
imanın galeyanıyla, nefsin feryadı bir değildir. Mevlana'nın "Sebi Aruz"
düğün gecesi, ifade ettiği ölüm anı ile, Sokrat'ın baldıran zehiri içerek ter
42
diyar etmesi de bir değildir. Ya o Hallac's Mansur'un "Enel Hak" sözün jes ötürü katledilmesinden sonra, kanının Kelime-i Şahadet yazması, Ca le'nin ölüm korkusuudan "dünya dönmüyür" demesi neyi simgeliyor. In walık tarihi ne acaipliklerle doludur. Bunların üzerinde düşünmek ve ib met lalmak lazım. Zamanımıza kadar gelen şu insanlık camiasının seyir def terini karıştıralım ve üzerinde düşünelim: Ilk insanın dünya'ya ayak bastığından itibaren, fikir mücadelesinin
YanıtlaSilde başladığını görüyoruz. Habil ile Kabil'in ilk çedelleşmesi ve insanlığın toğalmasıyla büyük boyutlara ulaşmasını iki katogoriye aymmak suretiy- hulása edebiliriz. Biri küfrü ve dalaleti simgelerken, diğeri de iman vehi dayeti temsil ediyor. Zamanımıza kadar ayni mihväl üzere seyreden insan tarihi, bu iki yolun yolcularıyla gelmiştir. Bir tarafta dalalet erbabı, indi fikirlerin etrafında kutuplaşan filozof ve taslakları. Bunlardan, her gelen bir öncekini beğenmemiş ve onun fikrini çürütmekle vakit geçirmiş Serdettikleri gfikirlerde kitaplara konu olup, zihinleri bulandırmaktan ve karşılıklı cedelleşmekten başka bir işe yaramamamış. Sadece, Hak yol- dan sapanlara, küfrünü savunmak için malzeme olmuştur. Ama bunların larşısında ve üstünde söyledikleri ve işledikleriyle Hakkı anlatmış ve ya- şamış Peygamberler ve Veliler vardır. Vahye dayanan fikirleriyle, kendi sünden öncekini nakzetmek değil tasdik etmiş. Serdettikleriyle de, kalple reve fiili hayata birlikte hükmetmiş, ittihat ve huzuru sağlamışlar. Bu hu usta, Kainatın fahri ve insanlığın medarı iftiharı Hz. Muhammed (S.A.V.) en büyük örnektir. O, ilahi fermanlarla, eşyanın hakikatına nüfuz ederek, dünyaya örnek bir cemaat teşekkül ettirmiştir. Çeşitli ırk ve milletlere mensup kişileri, muhabbetle, sevgiyle kaynaştırıp kardeş yapması, sadece onda görülmüştür. İslâm fikriyatıyla teşekkül eden bu beraberliğin zuhu- randan doğan İslam devleti, insanlık camiasına bir ayna olmuştur. Bu ay- sanın nurlu simaları, cihan imparatorluklarının manevi mimarları olmuş ar. Mutlak nizam islamın fikriyatıyla, insanlık camiasına ışık açmışlar. maddi ve manevi alanda keşifler de bulunmuşlardır. Mesela, eserlerinde il miremizleriyle Edison'un kendisine "Üstadım" dediği Muhiddin-i Arabi, Amerikalı'nın aya ismini verdiği, astronomik ziyc'leriyle meşhur Uluğ bey Avrupa'nın "Avacanne" olarak bize tanıttığı İbni Sina ki, tip tarihinin ba bau hemen ilk akla gelenlerdir. Daha neler var ki, bir makalenin hacmina maz. İşte bütün bunlar gösteriyor ki, hakiki manada tefekkür vahye da Janan tefekkürdür. Gerçek mütefekkürler de bu kaynaktan beslenirlerdir. evar efekkürdür. Gercek tefekkürlere hastetiz. Halbuki karnama detamamız da böyle mit diyetini muhafaza etmektedir. A te yaparsın aynağa dönmenin zamanı geldi geçiyor. Çünkü, teknolojinin ismış, göklerin fethiyle uğraşan, kalbi hayatı perişan insanlık teskin ol ki, İslam âlemi, dininden kopuşunun sancılarını başka sistem ideolojiler muyor. Sebebi ise, maddi terakkinin yanında, manevi terakkinin aynı ol de dindirmeye çabalıyor. Artık bu duruma son verip,öze ve zirvesine
43
çüde olmayışıdır. Onun için de, insanlık atmosferinden asrın idrakine hukmedecek kurtarıcı mesajlar sunan, düşünürler de yok. Ama bu duru mun da böyle gideceğine inanmıyoruz. Hatta, bazı ümit verici kıpırdanış lar zuhur etmeye başlamıştır. Tek ve son kurtuluş çaresi İslam olduğu an laşılır hale gelmiştir.
YanıtlaSilŞimdi bu hararetli ve hareketli devre de bütün müslümanlara. Islam fikriyatı açısından şuurlanmak düşüyor. Eğer akıl ve idraklar İslamı anla ma babında devreye konulursa, ruhlar da itminan hasıl olur, ameller isrik. rar kazanır. O zaman da, kalbi hayatın inkişafından, İslâmi tefekkür do ğar. Mü'min kişinin zihninde fikri şimşekler çakar. Çünkü, Yüce Halık'inin azameti ve yüce kudreti karşısında vecde gelmiştir. Artık, Bediüzzamar gi bi kurtarıcı mesajlar verir. Bu durumun böyle olduğuna İslâm tarihi şa hittir. İnanıyoruz ki, yine insanlığın kurtuluşuna vesile olacak mesajlar. Kur'an derslerin fikriyatıyla temayüz etmiş mü'min kafalardan fışkıra caktır. Hali hazırda da böyle bir durumun sancıları çekiliyor. inşaallah. mutlu doğum yakındır. Ne var ki, başka çıkar yol ve kurtuluş çaresi de, yoktur. Netice de kalblere huzur ve sükun, ruhlara itminan ve inşirah. şahsi ve içtimai hayatlara da istikrar ve güven bahsedecek manevi medeni yet mutlaka inkişaf edecektir. Asrın üstadının dediği. (Ümit var olunuz.is
tikbal de en gür seda İslamın sedası olacaktır.) gerçeği bir gün tahakkuk e decektir. Çünkü, Mevlâmızın vadi ilähisi vardır (Kafirler istemese de, Al lah)(c.c.) nurunu tamamlayacaktır. Evet, Cenab-ı Hak vadinde hulfetmez, ama, mü'min de Elest bezminde verdiği sözünde hulf etmemelidir. İçine düş tuğü perişan halin mukayesesini yapmalıdır. Kur'an-ı Kerim. (Yerin ve gö ğün yaradılışında gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesine düşünen a kıl sahipleri için, Allahın varlığını birliğini, azamet ve kudretini göste rir. Jayetler vardır) (1) derken o, ne düşünüyor. Bu ayet kendisine inzal o- lunduğu zaman Peygamberimiz (SA.V.) in gözlerinden akan yaşlar cey- hun olmuş sakalını ve secde mahallimi ıslatmış ve ümmeti için de şöyle bu yurmustur. (Bu ayeti okuyup da düşünmeyenlerin veyl olsun. Ey bu bedduaya müstahak olmak istemeyen müslüman, bu sıfat senin st- fatın bununla nefsini tezyin et. Şu ayeti kerimenin övdüğü guruba da hil ol. (Onlar, ayakta iken, oturur iken, yanları üstüne yanları üstüne yatar ken. Allahı anarlar, göklerin ve yerin yaradılışını düşünürler: Rabbimiz sen boşuna yaratmadın derler, bizi ateşin azabından koru.) (2) Ever, imandan sonra en büyük hakikat olan mnamazını bu hal içinde icra et. Kırık dökük halinin ve perişan kalbinin ab-ı hayatı olan namaz sathi olmasın. Fiili ve kavli duaların kalbi inkisarına derman olsun. Gel, siyaset çamuruna bulaş tırdığın aklını. İslami tefekkür deterjanıyla yıka. Manevi burkuntularını. badet iksiriyle teskin et. Yunus Emrelere Ibrahim Ethemlere yoldaş olur sun. (Siz insanlığın içinden çıkarılmış en hayırlı Ümmetsiniz), fermanı i lahisine muhatap olursun.
1- Ali Imran sures avel 190
Y
191
44
20 T.L
YanıtlaSilSayı :55
EKIM
1980
Sur
AYLIK MECMUA
P.K. 882
ADRES:
İSTANBUL Tel: 26 64 49
ALİ KUZU
YanıtlaSilHEDEF TÜRKİYE KUTSAL KASE
Yabancı istihbarat kuruluşlarının Kutsal Kase'si Türkiye'dir. Kutsal Kase Türkiye, çok acıdır ama bir casus cennetidir. ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa, İran ve benzeri ülkelerin casusları Türkiye söz konusu olduğunda, almış oldukları eğitimlerinin "gizlilik" gibi teknik düzeydeki temel hususları bir kenara bırakarak, pervasızca "icra-i faaliyet" gösterebilmektedirler.
"CIA ve KGB kızdıkları bazı ülkelerde, doğruluğu hakkında kesin bilgilere sahip olunmayan belgeleri, o ülkelerde tiraji yüksek olmayan gazetelere ulaştırırlar ve ülkeyi birbirine katarlar. Belge gercekmiş, değilmiş kimse üzerinde durmazdı önceleri... Bu belgeyi alanlar da 'Bu belgeyi bana neden verdiler? Amaçları nedir?' diye en ufak bir sorgulama yapmadan yazar... O ülkelerde bunlar hep oldu..."
Ali Kuzu'nun kaleminden yabancılar için Kutsal Kase olarak görülen ülkemiz üzerinde oynanan tüm oyunlardan haberdar olacaksınız.
İçindekiler
YanıtlaSilKutsal Kâse Nedir?....
11
Casusların Kutsal Kâsesi Türkiye.
11
İlk Türk Gizli Servisi...
15
Mim Mim Grubu
17
Milli Emniyet Hizmeti.
18
CIA'dan Para Alan Milli Teşkilatımız.
20
Haçlı Seferini Başlatıyorlar.
23
İlk Üs İncirlik'ti
24
Düşen U-2 Kriz Yarattı
25
Türkiye Böyle Aldatıldı
26
6-7 Eylül Olayları..
27
Gladyo Kolejleri....
28
27 Mayıs Askeri Darbesi.
29
Türkiye'de ABD Üsleri.
32
Terörün Azdığı Yıllar
33
Meğer CIA Altımızı Oymuş
34
Orduda Tasfiyeler Başlıyor
35
Balyoz Hareketi
36
İsrail Başkonsolosu Öldürüldü.
36
12 Eylül'e Bir Adım Kala...
37
Kanlı 1 Mayıs'ın Ardında CIA Var.
Ecevit'in Dikkate Alınmayan Mektubu.
İktidarların Çeteleşmesi
Kahramanmaraş Katliamı
Alparslan Türkeş'i Kimse Dinlemiyor.
12 Eylül Darbesi
CIA'nın Türkiye'deki Çocukları.
Türkiye CIA'nın Av Alanı
38
39
41
42
44
45
45
47
5
Türkiye Kilit Olke
YanıtlaSilCIA Örtülü Eylemlerine Hız Verecek
5 Nisan Krizi NSA'nın İşi
Türkiye'de de Gizli Operasyon Olabilir.
400 Milyon Dolarlık Rüşvet
BND
(Bundesnachrichtendienst).........
BND'nin Türkiye Operasyonları
Paravan Bir Örgüt: NGO
47
4
50
51
53
54
56
59
KGB Türkiye'nin Belalısı
60
Yalan Haberler Bölümü
KGB'nin Türkiye Operasyonlarıl
61
63
Bizim Kaşınan Gorill.......
64
KGB'nin Kırlangıçları
66
Türk Diplomatlara Operasyon
Türkiye'deki Mossad Üssü
67
68
Çok Gizli Anlaşma.
Türkiye, Mossad'ın İlgi Alanında
70
Trident Operasyonu
72
Türkiye ve İsrail'in Ortak Çıkarları
....73
Hain İşbirliği......
74
İsrail'in Barzani Güçlerine Yardımı
76
Asala-Mossad İlişkisi.....
Mossad-CIA-Savak Üçlüsü.
77
İç Savaşın Ardında Mossad Var
Mossad Kürt Subayları Eğitti.....
78
....79
Ayıdan Post, Mossad'dan Dost Olmaz.
Mossad'ın ABD'li Dostu Abramowitz
Türkiye'nin Bölünmesine Çanak Tutmak.
Güneydoğu Mossad'a Emanet
Ankara'nın Bombalanması.
Apo'yu Mossad mi Teslim Etti?
Hedef Türkiye'nin Güneydoğusu.
GAP, İsrail'in Kara Sevdası
Karanlıklar Prensi.
Ya Toprak Vereceksiniz, Ya Savaşacaksınız.
Böl-Parçala Yut....
Türkiye-İran Savaşına Doğru
Çiller'in İsrail Gezisi..
6 Trilyonluk Fantom Kazığı
İstanbul'un Gülü........
81
82
82
84
86
...89
... 90
94
96
... 98
100
101
103
104
6
106
108
Çiller, CIA Ajanı mı?
YanıtlaSil109
CIA Timleri Ankara'da.
111
Para Aldılar, Savaşmadılar.
112
Türk İstihbarat Timleri Silopi'de
113
TSK-CIA Gerginliği.
115
Özel İstihbaratçılar Altı Yıl Birlikte Çalıştı.
116
Çuvalın Ardında CIA Var
117
Musul, Türkiye'ye Verilmeli
119
CIA'ya Gümrükler Serbestti
120
Personel Azaltıldı
121
Protokol Yapılmış
121
Kırmızı Pasaportlu ABD TIR'ları
122
İncirlik'ten Sevkiyat Nereye Yapıldı?
125
CIA Raporundaki İddia
126
İran'ın Nükleer Kaplarına El Kondu
126
Gümrükte Bekletiliyor.
127
Mossad'ın Oyunları.
128
Mossad: Türkiye Kuzey Irak'a Girecek.
Mossad Türkiye'yi Neye Karşı Uyardı?
130
131
Mossad 11 Kripto Göndermiş
132
Hizb-Ut Tahrir'de Mossad İzi.
134
MIT, Mossad, CIA Operasyonda!
135
Büyük Balık İstanbul'da Yakalandı
137
İranlı Casus Mossad ile Görüşmüş
138
Hayalet Gemi Operasyonu
139
Askeri Depodan Çalındı...
140
Rus Gazeteci İstanbul'a Kaçtı.
140
CIA Türk Bilim Adamlarını Takip Etmiş
141
Mossad, Türkiye'de Bürokratları
Tehdit Etmiş!
141
Karikatür Krizinin Ardında Mossad Var
143
Hotel California Operasyonu.
145
İstanbul'dan Kalkan Sır Uçaklar.
Bu, Bir CIA Kargosuydu
147
147
İşkence Uçağı İstanbul'a da Uğramış.
Seyir Defteri
148
149
Avrupa Konseyi Soruşturma Başlattı
149
Türkiye'den Esir Nakli......
150
CIA Sorgu Evleri.
151
İstanbul Eylemcisi 'Saffet' Yakalandı
153
İlk Durak: Antalya
153
Her Çeşit Görev
155
Diyarbakır'da CIA Bürosu.
YanıtlaSilKüstah CIA Ajanı Jeffrey
CIA Ajanları Gaziantep'te.
Zanlıları CIA da Sorguluyor.
Hedef İsrail'miş!
155
156
157
158
159
İkiz Ziyaretlerin Perde Arkası
Müjde İkizimiz Oldu!..
CIA Başkanını Şok Eden Fotoğraflar Yaralı Askerlerin Kulaklarını Kesmişler
160
161
161
162
163
Gizli Anlaşma
Casus Uydular Devrede.
164
CIA'ya Türkiye Öpücüğü!
165
CIA Başkanı Ankara'da.....
167
Bolu ve Hakkâri'yi İstemişlerdi.
168
169
PKK Pazarlık Konusu
BND Başkanı Ankara'da.
170
Gün Gün Diplomasi Seferi
171
CIA Camiye Sızdı!
172
CIA Hangi Silahların Peşinde
173
Suriye Operasyonu.
174
Cem Uzan'ı Mossad Kaçırmış
175
Mossad'ın Uzan'dan İstediği
177
İşadamı Kılığında Mossad Ajanları
178
Suikastler
.181
Hedefte İslamcılar Var..
181
Mumcu'nun Ölümüne
Neden Olan Son Yazısı...
184
Anlaşmalı Suikast Girişimi....
PKK-MİT İlişkisini Yazamadan Öldürüldü.
186
Apo'nun Kayınpederi MİT Elemanı
188
Eşref Bitlis'i CIA mı Öldürdü?
Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal.
188
189
Eşref Bitlis'in Planı........
190
Karanlık Dönemin Perde Arkası.
191
Turgut Özal'ın Ölmesi Gerekiyordu
Uğur Mumcu, Tasfiye Edildi
Eşref Bitlis Suikasta Kurban Gitti
Mumcu'yu CIA ve Mossad Ortak mı Öldürdü?
CIA ve Mossad'ın Kurbanları
Sabancılar'a Esrarengiz Suikast
Saldırıyı DHKP-C Üstlendi
192
193
194
195
196
197
199
8
200
Sabancı Suikastında BND Parmağı
YanıtlaSilUmut Operasyonu.
CIA'nın Suikast Tatbikatı
Gaffar Okkan Suikastı
200
202
212
214
MİT'den İadeli Taahhütlü
216
Üzeyir Garih Öldürüldü
217
Cinayetin Ardında Mossad Var.
217
Uyarı Eylemleri.
219
MİT Kayıp Mühendisi Arıyor
221
Gizli Projede Çalışıyorlardı
222
Ölümler Aydınlatılamadı
223
İntihar Eden Mühendisler F16'ları Çözmüş.
224
Anılar... Anılar... Anılar....
.227
Casuslar Savaşı
227
Kod Adı: Merlin Operasyonu..
228
CIA'dan İran'a Nükleer Yardım.
230
CIA'dan Fiyasko Üstüne Fiyasko
232
CIA Ölümcül Hata Yaptı.....
Türkiye Planların Ortasında Kaldı
İran'da Nükleer Silah Var mı?
233
235
237
İran'a Saldırmak Kolay Değil.
Eski CIA Ajanı Fuller
Washington Kürtleri Destekliyor.
CIA Ajanı Sam Faddis.
Türk Komutan Bizden Rahatsızdı
Ankara'ya Kadar Gidebilirdik.
CIA Diyarbakır'da Ava Çıkmış
Kürdistan Bağımsız Olmalı
239
242
242
243
244
245
246
247
Öyle Bir Savaş Olacak ki...
248
Türkiye ile ABD Savaşabilir.
249
Türkiye Zehir Hattı Yapıldı
251
Silopi'de Emekli Ajanlar Şirketi!
251
Black Hawk Security
253
Merkez Habur Karargâhı
254
Her şey Askeri Kurallara Göre
255
Arşivler ve Raporlar.
.257
CIA Gizli Arşivleri Açıklandı
257
Türkiye'de Gizli Operasyonlar.
258
CIA, Harekâtı Öğrenmiş.
260
Amerikan Silah Ambargosu.
261
Kıbrıs'ta Yüzde 35 Bize Yeter
261
Büyükelçiden Darbe Uyarısı
262
9
Türkiye Parçalanacak!
YanıtlaSilCIA'nın Gizli 'Kürdistan' Raporu
CIA'nın 1990 yılındaki Türkiye raporu
CIA'nın Tutturdukları ve
Tutturamadıkları?
Gizli Washington Anlaşması.
262
264
266
267
268
269
Türkiye'yi 23'e Böldüler...
271
İşte Listedeki Azınlıklar..
Psikolojik Savaşın Bir Adımı..
271
272
Rand Corporation Raporu
274
Çadırdaki Krizi CIA Çıkarmış
274
Kaddafi'ye Suikast.
275
CIA Şefine Sipariş
275
28 Şubat Sürecini Tetikleyen Diyalog
CIA'nın Türkiye Hakkındaki
276
İlginç Raporu
.279
Elektronik Sistemler.
279
Uçakları Düşürmek Çok Kolay
282
Türkiye İzleniyor.
283
Echelon Operasyonları.
Dikkat! Cebinizde CIA var.
284
Türkiye'deki Gizli Üsler...
286
Katil Program Peşimizde!
286
Truva Atı'yla Dünyaya Sızılmaktadır
290
CIA Türkçe Bilen Ajan Arıyor
293
Ajanlar Hangi Alanlarda Görev Alacak!
294
CIA Numaralarına Ne Kadar Benziyor
Mehmetçiğin Kanı Ardında Mossad
295
Parmağı
297
Sanki Tiyatro Oyunu
Türkiye'nin İşgal Edilmesi Planı
..301
Ankara'nın Bombalanması
.305
Gazi Olaylarını Kim Tertipledi.
307
Hedef Ülke Türkiye....
Beş Genel Kurmay Başkanı....
309
Metal Fırtına'ya Hazırlamak.
..311
Çuvalcı Komutandan Madalya
313
15 Temmuz Kanlı Darbe
Rumlar Neye Hazırlanıyordu?
314
317
Mermili Mesaj....
Akıncı Üssü'nde Toplantı.
319
.....321
323
324
Kimseye Söyleme
YanıtlaSil325
İncirlik Üssü
326
Masada Marmaris Planları.
327
Son Emir, İlk Kurşun
.329
Bunun Sonunda Şehadet Var
331
Cumhurbaşkanının Uçağı
332
Zodyaklarla Öcalan'ı Kaçıracaklardı.
333
Putin Şah-Mat Yaptı.
...335
Stratfor Neyin Peşindeydi?....
339
Amaçları Erdoğan'ı Yakalatmak
341
CIA Erdoğan'ı Alıp
İğne Yapacaktı. Sonra.....
343
MİT Darbeyi Biliyordu
347
Türkiye'yi İşgal Edeceklerdi
.349
İngilizlerden İşgal Planı..
350
Kartalın Başı Kopartıldı
.353
Türk Pilotları Hain Olamaz.
354
Çalınmış Makamlar
355
Zayıf Bir TSK Gerekiyor.
356
Komuta Kademesi Hatalı
357
Kaynakça
.359
ALİ KUZU
YanıtlaSilHEDEF TÜRKİYE KUTSAL KASE
Ж KARİYER DEVELOPER
VANDO
YanıtlaSilEkim 1991'de 23 Londra'daki dünyaca məşhur Bri- lish Museum'a yaptı
ğımız ziyarette, içinde
"Son Fir'avn'un bulun-
duğu bölüme girdik. Vücudumda bir ürperme hissettim. Bölümde onlarca mumyali ceset ve bir tane çıplak ceset (mumyalanmamış) vardı. Bu cesedin Son Fir'avn'a ait olduğunu öğrenince derhal tarihl ve din bilgiler aklıma geldi. Miláttan 3000 yıl evvel Fir'avun ve askerlerinin Hz. Musă (as) ve askerlerini kovalarken Kizilde niz'in ikiye ayrılmasıyla Hz. Musá ve askerlerinin kurtulmas Fir'avun ve askerlerinin suda bo ğulması...
"Bakara Süresinin 50'ncı âyetinde, "Denizi yarıp sizi kur- tarmış ve gözlerinizin önünde Fir'avun ailesini batırmışdık" buyuruluyor. "Yünus Süresi'nden 90, 91
ve 92. âyet mealleri şöyle "İsrailoğulları'nı denizden ge- çirdik, Fir'avun ve askerleri, haksızlık ve düşmanlıkla ardla rina düştüler. Fir'avun boğula cağı anda, İsrailoğulları'nın İnandığından başka Rab olma dığına inandım, artık ben de O'na teslim olanlardanım' dedi."
"Ona: Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiş- tin, dendi." "Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için bugün sadece senin cese- dini kurtaracağız, dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir."
ye varmalıyız.
3000 Yıllık Mücize !
Son Fir'avun
"İsra Süresi hin 103 Ayetinde, "Fir'avun bunun üzerine onları memleketten sürmek İstedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğ
Firavun'un 3000 yıllık cesedinin İngiliz araş tırmacılar tarafından bulunduğu yerin, hadise nin meydana geldiği Kızıldeniz kıyısı olması son derece dikkat çekicidir. Evet, bir cesedin 3000 yıl muhafaza edilmes
İŞTE İBRETI-Bu ve 53. sayfamızdaki fotoğraf, 23 Ekim 1991'de British Museum (Londra)'da çekildi. Rabbimizin kudretine elbette ağır gelmez. An- cak bizler, o secde vaziyetindeki cesedden ibrel almalı ve Rabbimizin kudreti karşısında secde
BAŞSAĞLIĞI
Sabahatin ÖZÇELİK
Cezayir'de cunta, Azerbaycan'da Ermeni, Filistin'de Yahudi vahşetlyle şehit olan ve ve yurdumuzda çığ faciası, Zonguldak felâketi, Erzincan depremi, Nevruz katliamı sebebiyle vefat eden kardeşlerimize Rabb'imizden rahmet, yakınları- na ve bütün müslümanlara başsağlığı dileriz.
duk."
SUR
YanıtlaSilSayı: 193 Nisan 1992 8.000,-TL.
TOR
DAV
MÜSLÜMANIN İSLÂMİYETE ZARARI OLUR MU?
• Son Fravun
• Manevi Deprem ve Sonu
• Sende mi Sezaryan?
Fatih'in Ayak İzleri
• Çocuklar Üzerine
Oynanan Kumar
• İstanbul Efendileri
DUNYA
YanıtlaSilBatı Yakan'ndan Bir Kesit:
"Bu Çocuk Benim Değil!.."
Haftalik "Newsweek" dergisi (19 Mart 1990 Sayfa: 50) "Yanlış Baba" başlığı ile ja habere yer veriyordu:
IDANT
Uitsluitend verkrijghear in tram, bus en metrostations Tevens te gebruiken als dagkaart mits verticaal gestempera Het reductietaniel geldt voor kinderen van 4 s/m 11 houders PAS 65, handen Deze tarieven gelden voor jeugd van 12:17 18 jaar "
Uitsluitend verkrijgbaar bij de NS Tevens te gebruiken als uumetkaart
Atti çizili satırda sunlar yazındır: Bu indirom, 4-11 yaş aras çocuklar, 65 yay pasos sahipleri ve köpekler için geçerlidir.
Onande bulundurularak spermlerin iki ayrı bölmede muhafaza altına alındığını ve sicillerinin tutulduğunu söy lediler. Delil yetersizliğinden annenin şikâyeti neticesiz kaldı ve dosya rafa kaldırıl P
Kanserli bir hastanın karısı, başlatılması kararlaş titilan Kemoterapi seansla rinin netice vermemesi ihti malini düşünerek, ondan bir çocuk sahibi olmaya karar verdi. Bir sperm bankası (Idant Corporation Lab) de anlaştı. Banka, kocasınin
spermlerini alacak, dondura
rak muhafaza edecek ve ko
camn ölmesi halinde bu
spermleri kadının döl yatağı
na enjekte ederek ondan ço
cuk sahibi olmasını sağlaya
Köpekle çocuğun eşit bak lara sahip bulunduğu Batı da bu kadar küçuk yanlışlıklar olacak artık
ABD
Serap Küçücük
cakri Kemoterapi ve diğer müda haleler netice vermedi, adam öldü. Karısı, sperm bankası nın yetkililerine müracaat ederek kocasının spermieri nin kendisine aşılanmasını ta lep etti Mevcut teknolojnin tüm
imkanları seferber edilerek ölen kocasının spermleri ka dına aşılandı Anne, mutlu bir hamilelik döneminden sonra çocuk sahibi oldu. Ancak, an ne ve baba beyaz oldukları halde, çocuk siyah yani zen ci dunyaya geldi
I DANT Şirketine ait sperm bankasında, tupler içerisinde bekletilen "donmus spermier"...
Anne, spermlerin karıştırıl dığı gerekçesiyle Idant Şirke ti'ni mahkemeye verdi. Şirket yetkilileri, kesinlikle böyle bir karışıklığın mümkün ola mayacağını, her ihtimal göz
SUR/Haziran 90 15
SUR
YanıtlaSilAraştırmacı Halife A
NE GUZEL ŞEY HÜRRİYET!
Sayı: 171 Haziran 1990 2500 TL.
CAM KAPISININ
LONE DIAHTAR
SOKMA VASAK
TUR
DAV
HURÄFELER
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilİnsanın hataları..
Allah'ın emri üzere yaşamak.
Sapıklığınartması.
Sapıklığın normal olması...
18
Doymak bilmeyen bir nefis.
..21
Allah'ı bilmek derken..
.24
Müslümanlık nedir?.
.27
Dinlerin gelme nedeni..
.30
Allah varlığını görebilmek.
.33
Binaların artması, zinanın artması...
.36
İbadetten kaçacak bahanelerin çoğalması.
..39
Ölümü başkaları için artık diler hale gelmek.
.42
Allah'tan korkmanın yerine, başka şeylerden korkmak..
.45
Şirki, "Allah'a eş koşmak" yı normal görmek..
.47
Kötü dileklerde bulunmak, dilemek..
.49
Doğruların yanlış olması, yanlışların doğru kabul edilmesi.
..52
Kâbe'ye olan saygısızlığın normal görülmesi..
57
Kuran'daki ayetleri inkâr edecek şekilde kibirlenmek..
..59
Doğru bilginin kalkması, kötü ve yanlış bilginin üstün olması.
.61
Allah emirlerinin değiştirilerek, kabul edilmesi.
.64
Dinin hor görülmesi.
5
11
13
15
.67
Allah kelamının anılmasının azalması......
YanıtlaSilAşırı bolluk bereket olması ama sürekli şikâyet edilmesi..
Şükrün olmaması.
Doğruluğun hakir görülmesi.
70
74
76
79
Allah, her şekilde kendi varlığını gösterir.
...81
Nefsin terbiyesindeki zorluklar..
84
Nefsin bizden hesap sorması.
.87
Insan, kendini nasıl sevecek.
91
Yanlışların doğru olarak kabul edilmesi.
.94
Yanlış olan, yalan ve zinanın normal hale gelmesi.
...97
Şeytanın insandaki gücü nedir?..
100
Şeytan, gerçekte nefsin çirkin kısmına yardım eder..
İnsanın, Allah sevgisinden gelen gücü, şeytanı yener..
103
106
İnsan, yaratıldığını bilmeli..
İnsanın kendi varlığını görmesi.
Yaratılanların, Allah varlığını zikretmesi.
Kıyametin, kopma sebeplerinden bazıları..
Kıyamet, her insanın nefsinde farklılık gösterecektir.
İnsan, ilk kıyameti ölümle tadar..
Allah'ı inkâr, aslında insanın gideceği yerin biletidir..
Allah, sistemi otomatik oluşturmuştur..
Akılsızlar, kendi cezasını kendisi çeker.
Kul, cezayı kendisi çeker.
108
110
113
115
118
121
124
126
128
131
Binalarınçoğalması..
133
Malların artması..
135
Aç gözlülüğün normal olması...
normal bir şey gibi görülmesi.
Zinanın, flört adı altında, insana zararsız olarak,
138
Günahın, normal olarak algılanması.
141
143
Günahların ne olduğunun bilinmemesi.
YanıtlaSil146
150
Kişinin, kendi doğrularının ortaya çıkması.
Allah varlığının unutulması.
153
Korkuların hortlaması.
155
Dinlerin geçerliliğini kaybettiğinin savunulması.
157
Din dışındaki inanışların artması.
160
Allah varlığının sadece kelimelerde kalması.
162
Yardımınkalkması.
164
Yalanınsavunulması.
167
Mala ve mülke tapma...
169
Insanın, her şeyin kendi eseri olduğuna inanması.
.172
Gizli şirki normal görmek.
176
Sadece madde için çalışmak.
178
181
Kendi varlığını mağrurluk içinde zikretmek..
185
Haram ve kul hakkı olan her şeyin normal olarak görülmesi.
188
Kul hakkını tanımamak.
Her şeyi, insanın, kendisinin kazandığını söylemesi.
190
Benliğinetapmak.
192
Allah dışında bazı şeyleri fazla sevmek..
195
Kadere ve Allah varlığına inanmamak.
198
Allah'ın yarattığı hiçbir şeye inanmadan yaşamak.
200
İbadetin gereksiz olduğunu savunmak..
.203
"Kalbim temiz gerisini boş ver" diyerek, ibadetten geri kalmak.......205
Dönmelerin İslam'ı bozmaya çalışmaları
YanıtlaSilHz. İsa'dan sonra yaşanan senaryo aynen Hz. Muhammed'in vefatın- dan sonra da sahnelendi. Din değiştirip müslüman olduğunu iddia eden İbn-i Sebe adlı Yahudi önce İran, Hint, Yahudi geleneklerini İslam'a sokmaya çalıştı. Ardından İslam Tarihi'ndeki ilk ihtilaf ve savaşı çıkardı. Hz. Osman'ın katledilmesini organize etti. Aziz Paul'ün Hz. İsa'yı tanrı ilan etmesi gibi "Sen bir ilahsın" diyerek Hz. Ali'yi Allah ilan etti. Ye- men Yahudisi Gafiki de bu bölücü hareketlerinde ona yardım etti.
MASONLUK
YanıtlaSilVE KAPİTALİZM
sy. 426.
YanıtlaSilSİYONİZMİN EMİR KOMUTA ZİNCİRİ
YanıtlaSil3 Kabbalist
Sanhedrin
Bilderberg
B'nai B'rith
MASONLUK
LIONS
ROTARY
DINERS
Yahudilerin Dünya üzerinde bu denli güçlü ve etkili olmalarının nedeni, sağlam bir emir komuta zincirine sahip olmalarıdır. Bu sistemin en büyük özelliği gizlill- ğidir. Her birim yalnızca kendisine verilen emirleri yerine getirir. Kurulan hücre sistemi sayesinde, her birimin yalnızca en üst kademesindekiler, bir üst ör- gütle bağlantı içine girebilirler. Sistemin tümünü bilenler ise yalnızca en üstteki Kabballst Hahamlardır.
Bu sayede Siyonizm, çoğu insanı, bazen kendileri de farkına varmadığı halde, kendi seda, Siyonim.coda çalıştırabilmektedir.
129
KUR'AN'DA YAHUDİLER
YanıtlaSil"... And olsun insanlar içinde, müminlere en şiddetli düşman ola- rak Yahudileri ve (Allah'a) ortak koşanları bulursun."
(Kur'an, Maide Suresi, 82)
Kur'an, insanların ve toplumların yapılarını anlatırken yahudilere ayrı bir yer vermiştir. Kuran'da yahudilerden ve onların karakterlerinden bah- seden çok sayıda ayet vardır. Bu ayetlerde Yahudilerin fert ve toplum olarak karakter ve yapıları net bir şekilde tahlil edilmiştir.
YAHUDİLER KENDİLERİNİ DİĞER MİLLETLERDEN ÜSTÜN GÖRÜRLER
"...Yahudiler: Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz' dedi. De ki: Peki ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır.'" (Maide 18)
TEVRAT'I DEĞİŞTİRMİŞLERDİR
"Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra az bir değer karşılığında satmak için, "Bu Allah katındandır" diyenlere, artık vay elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına." (Bakara 79)
YAHUDİLER DİNE KİN VE HINÇ DUYARLAR
"Kimi Yahudiler kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar ve dillerini eğip bükerek dine bir kin ve hınç besleyerek, 'Dinledik ve karşı geldik' derler..." (Nisa, 46)
125
MASONLUK KAPITALIZM
YanıtlaSilYAHUDİLER İNANANLARA EZİYET EDERLER
Onlar size eziyetten başka kesinlikle bir zarar veremezler (All Im ran 111)
KENDİ FİKİRLERİNE TERS DÜŞEN PEYGAMBERLERİ YA- LANLAYIP ÖLÜDÜRLER
"Andolsun, biz Yahudilerden kesin bir söz almış ve onlara peygamber ler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şey le bir peygamber gelse, bir bölümünü yalanlarlar bir bölümünü de öldür düler." (Maide 70)
YAHUDİLER KENDİLERİNE YASAKLANAN ŞEYLERİ YAPAR- LAR
"Onlar kendisinden sakındırıldıkları şeyi yapmada ısrar edip başkaldırın ca..." (Araf 166)
BOZGUNCULUK YAPARLAR
"...Yahudiler ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse, Allah onu söndürmüştür. Yer yüzünde bozgunculuğa çaba harcarlar. Allah ise bozguncuları sevmez." (Maide 64)
ALLAH'IN GAZABINA UĞRAMIŞLARDIR
"...Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu kuşkusuz Allah'ın ayetlerini tanımamazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi, bu isyan etmeleri lanı haksız yere çiğnemelerindendi." (Bakara 61) ve sinar-
İNANANLARIN EN ŞİDDETLİ DÜŞMANLARIDIR
"And olsun insanlar içinde, müminlere en şiddetli düşman olarak Yahu dileri ve müşrikleri bulursun." (Ma (Maide 82)
CİMRİDİRLER
"Yoksa onların mülkten bir paylan mı var? Eğer böyle olsaydı insanla
ra
çekirdeğin sırtındaki küçücük bir
53)
tomurcuğu bile vermezlerdi." (Nisa
126
Kuran'da Yahudiler
YanıtlaSilKENDİ DİNLERİNE DÖNDÜRMEYE ÇALIŞIRLAR "Dediler ki: Yahudi olun ki hidayete eresiniz." (Bakara 135)
VERDİKLERİ SÖZLERDEN DÖNERLER
"Hani İsrailoğullarından (yahudilerden), 'Allah'tan başkasına kulluk et- meyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davra- nın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin' diye kesin söz almıştık. Sonra siz, az bir bölümünüz dışında yüz çevirdi- niz ve (hala) çevirmektesiniz." (Bakara, 83)
HAKSIZLIKLA İNSANLARIN MALLARINI YERLER
"Ey iman edenler! Gerçek şu ki, Yahudi bilginlerinden ve hahamların- dan çoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıko- yarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah'ın yolunda harcamayanlar ise, onlara da acıklı bir azabı müjdele." (Tevbe 34)
ZULÜM YAPARLAR VE ALLAH YOLUNDAN ALIKOYARLAR
"Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah'ın yolundan alıkoy- maları nedeniyle kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıl- dık." (Nisa 160)
YAHUDİ BİLGİNLERİNİ TANRI EDİNDİLER
"Onlar Allah'ı bırakıp bilginleri ve hahamlarını ilahlar edindiler... Oysa onlar, tek olan bir ilaha ibadet etmekten başkasıyla emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur, O bunların şirk koşmakta oldukları şeylerden yücedir." (Tevbe 31)
KENDİLERİNİ İLAH GİBİ GÖRÜRLER
"Yahudiler 'Üzeyir Allahın oğludur' dediler... Bu onların ağızlarıyla söy- lemeleridir; onlar bundan önceki küfredenlerin sözlerini taklit ediyorlar..." (Tevbe 30)
YAHUDİLER YAHUDİ OLMAYANLARIN DÜŞMANIDIRLAR
"Kitap Ehlinden bir bölümü, dedi ki: İman edenlerin üzerine inene gün- düzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. Belki onlar da dö- nerler." (Al-i Imran 72)
"Ve sizin dininize uyanlardan başkasına inanıp, güvenmeyin'derler..."
127
MASONLUK ve KAPİTALİZM
YanıtlaSil(Al-i Imran 73)
Yahudiler koyu ırkçılıkları, kibirleri ve sapkın dini görüşleri yüzünden tarih boyunca karışıklık, bozgunculuk ve fesadın kaynağı olmuşlardır. Ku- ran Yahudilerin yeryüzünde özellikle iki defa bozgunculuk çıkaracaklarını anlatıyor:
"Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve oldukça ki- birli bir yükselişle muhakkak kibirlenip yükseleceksiniz. O iki- den ilk vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzeri- nize gönderdik de sizi evlerin arasına kadar girip araştırdılar. Bu yerini getirilmesi gereken bir sözdü." (İsra 4,5)
Gerçekten en güçlü olduklarını sandıkları ve en dejenere hale geldikleri sırada Yahudiler, ardarda gelen savaşlarla mağlup olmuş, Arap Yarıma- dası'ndan dünyanın birçok yerine sürülmüşlerdir. Fakat Yahudiler, tarih içinde yeniden güçlendiler. Filistin'de bir Yahudi devleti kurmayı başardı- lar. Allah onlara bir güç ve imkan verdi:
"Sonra onlara karşı size tekrar güç ve kuvvet verdik ve size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık." (İsra 6)
Fakat Yahudiler bu güçlerini yeniden bozgunculuk için kullandılar. Ya- hudiler işgal ettikleri topraklarda yaptıkları katliamlarla, paravan örgütle- rini kullanarak dünya çapında körükledikleri savaş, karışıklık ve dejene- rasyonla Kuran'da anlatılan zalim karakterlerini yeniden ortaya koydular. Nitekim Kur'an Yahudilerin tekrar yeryüzünde kötülüğe çaba harcayacak- larını belirtmiştir. Fakat yaptıkları bu sefer de karşılıksız kalmayacaktır:
"Eğer iyilik ederseniz kendi kendinize iyilik etmiş olursunuz, eğer kötülük ederseniz o da aleyhinizedir. Sonuncu vaad geldi- ği zaman yine öyle kullar göndeririz ki, yüzlerinizi kötü duruma soksunlar birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)'e gir- sinler ve ele geçirdiklerini darmadağan etsinler." (İsra 7)
Ey halk, taharete riayet edip namaza devam edin. Malımızın zekâtını verin, zekât vermeyenin namazı da yoktur. Namazı olmayanın ise orucu, hacci, cihadı ve dini yok demekdir.
YanıtlaSilYanıtlaSil
Yuksel4 Ekim 2024 23:13
Hatemü'l-Enkiya
HAZRETİ
MUHAMMED VE HAYATI
ALİ HİMMET BERKİ
OSMAN KESKİOĞLU
الْقِيَمَةِ فَأْتُوهُمْ وَزُورُوهُمْ وَالَّذِي
YanıtlaSilYanıtlaSil
yuksel8 Ekim 2024 07:40
Yahudilerin, Hazret-i Îsâ'yı öldürmek istemeleri!..
8 Ekim 2024 02:00 | Güncelleme :8 Ekim 2024 00:19
A -
A +
Yahûdîler, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı tutup asmak veyâ öldürmek istediklerinde yanında bulunan İncîl-i şerîfi de yok ettiler.
Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın, dünkü makâlemizde bahsettiğimiz havârîlerinden Yehûda (Judas), Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın yerini, maalesef birkaç kuruş karşılığında, onu öldürmeye karâr veren İsrâîloğullarına (Yahûdîlere) haber verdi. Yehûda, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı yakalamak üzere Yahûdîlerle birlikte eve girince, Allahü teâlâ, onu, Hazret-i Îsâ aleyhisselâma benzetti. Yahûdîler de, onu, Hazret-i Îsâ aleyhisselâm diye yakaladılar, haça (çarmıha) gerip asarak öldürdüler. Allahü teâlâ, Hazret-i Îsâ’yı göğe kaldırdı. Hazret-i Îsâ aleyhisselâm, bu sırada 33 (otuz üç) yaşındaydı.
Yahûdîler, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı tutup asmak veyâ öldürmek istediklerinde yanında bulunan İncîl-i şerîfi de yok ettiler. O zaman İncîl, henüz dünyâya yayılmamış, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın dîni olan İsevîlik, henüz yerleşmemişti. Çünkü Îsâ aleyhisselâm, ancak iki buçuk, üç sene kadar dîni teblîğ edebilmişti. Bu sebeple, İncîl’in bir nüshasının daha yazılmış olması ihtimâli yoktu. Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın Eshâbı, hem çok az, hem de ekserîsi câhillerden olduğu için, onlarda yazılı bir nüsha olması imkânı da yoktu. Hazret-i Îsâ aleyhisselâmdan başkasının da ezberinde değildi.
Yahûdîlerin ileri gelenlerinden ve Îsevîlerin en büyük düşmânlarından olan, ama Îsevîliği kabûl ettiği yalanını uyduran “Paul=Pavlos”, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın dînini değiştirdi, bozdu. Tevhîdi (tek Allah inancını) teslîse (üç tanrı inancına), Îsevîliği de Hıristiyânlığa çevirdi. Böylece hakîkî Îsevîlik yok olup, yerini bozuk olan Hıristiyânlığa bıraktı.
YanıtlaSilÎsevîlikte tek Allah’a inanmak esâsı vardı. Ahkâm, yâni emirler ve yasaklar pek azdı. Hazret-i Îsâ aleyhisselâm, “Ben, Benî İsrâîl Peygamberlerinin getirdikleri ve şimdi bozulmaya başlayan, tek Allaha inanan hak dîni izhâr için geldim” diyordu.
Îsevîlik, tek Allaha inanma dîni olan Hazret-i İbrâhîm aleyhisselâm ve Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın dînlerinin aynısıdır. Îsâ aleyhisselâm kendi vaazlarını yazmadı. Allahü teâlânın gönderdiği İncîl de kayboldu. Bugün Hıristiyânların ellerinde bulunan “Kitâb-ı Mukaddes”, Tevrât’tan alınan kısımlar “Ahd-i Atîk=Eski Ahid” ile, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın sonradan yazdıkları İncîller ve “Resûller” tâbir edilen şâkirdlerin risâlelerinden, mektuplarından yâni “Yeni Ahid”den meydâna getirilmiştir. Bu dört yazarın kitapları, birbirini tutmaz. Aynı hâdise hakkında birbirinden farklı yazılar yazmışlardır. Diğer havârîlerin yazdıkları İncîller toplattırılıp yaktırılmıştır.
Yakılan bu İncîller arasında bulunan ve içinde Hazret-i Muhammed aleyhisselâmın geleceğini uzun uzadıya anlatan “Barnabas İncîli” de yok olmuştur.
Bugün insâflı Hıristiyân dîn adamları bile, şimdiki Hıristiyânların ellerindeki İncîl’in artık Allah kelâmı olarak kabûl edilemeyeceğini itirâf etmektedirler.
يصبح
YanıtlaSilوكَثِيرُونَ في
SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri
olur? Cevaplandırır mısınız?
CEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (Ihlás) iki kısma ayrılır:
1 Amelde samimiyet,
2 Sevap beklemede samimiyet.
AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir
adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin sayğı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.
Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve amel işlemek demektir.
SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.
Havariler İså Peygamber'e sorarlar: «Samimi (halis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir? İså Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:
Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.»
يصبح
YanıtlaSilوكَثِيرُونَ في
SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri
olur? Cevaplandırır mısınız?
CEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (Ihlás) iki kısma ayrılır:
1 Amelde samimiyet,
2 Sevap beklemede samimiyet.
AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir
adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin sayğı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.
Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve amel işlemek demektir.
SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.
Havariler İså Peygamber'e sorarlar: «Samimi (halis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir? İså Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:
Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.»
CAMIÜ'S-SAĞIR
YanıtlaSilMUHTASARI, TERCÜME VE ŞERHİ
Allah'ı sevmenin yolu Resûlullaha (a.s.m.) tabi ol- maktan; söz, hål ve hareketlerimizde onu ölçü almak- tan geçer.
Resûlullahın (a.s.m.) hadislerinin herbiri ise karan- lıkta kalanlara bir ışık, yolunu şaşıranlara bir rehber, ölünceye kadar doğru yolda tutan bir kılavuzdur.
Resûlullahın (a.s.m.) hadisleri ahiret yolcusu olan insanlar için en sağlam birer ölçü, esas ve hayat pren- sipleridir. Bilhassa bunalımda olan çağımız insanlarına bir kurtuluş simidi, huzur ve saadet yollarını gösteren hatasız bir programdır. Hayata hayat, ruh ve nurdur.
Günümüzün insanının onun emir, yasak ve öğütle- rinden istifade edecekleri çok şeyler var. Ruh, kalp ve vicdanlar, onlara gıda, hava ve su kadar muhtaçtır.
***
Camiü's-Sağir, 10,000 civarında hadis-i şerifi ihtiva eden meşhur hadis kitaplarından biridir. Uyanıkken yetmiş defa Resûlullahı (a.s.m.) gören Celaleddin es-Suyuti (1445-1505) tarafından tasnif edilmiştir. Elinizdeki cildlerde, bu eserin, Feyzü'l-Kadir isimli şer- hi esas alınarak günümüze bakan 4000 civarında hadis ele alınmış, bazılarının açıklamaları yapılmıştır.
YA NE
Evet sabıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi; "Vema ra meyte iz raheyte sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hük münde onları inhizama sevketmesi; "Ven şakke'l kamer" nassı ile aynı avucunun parmağıy la Kamer'i iki parça etmesi; ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir or- duya içirmesi; ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mu cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir. Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'da- ya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas et- se derman olur. Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-ı Kainat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile bi- at edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..
YanıtlaSilO, bütün resullerin sevuid
mukarrob