Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
Aklın; insan, kâinat ve bunlardaki hakikatlere bir ayna mesâbesinde olan Kur'ân-ı Kerîm üzerinde tefekkür ederken elde edeceği netice, tıpkı toprak altından çıkarılan ham mâdenler gibidir. Bu mâdenleri mâmûl hâle getirense, kalptir.
Kalp, hissiyatın/duyguların merkezidir. Kalbin fonksiyonu; aklın sunduğu delilleri birleştirerek, tıpkı kırık bir vazonun parçalarını bir araya getirip aslî şeklini ortaya çıkarmak gibi, hakîkatin kâmil mânâda idrâkini temin eder.
20
Demek ki hakka ve hayra ulaşmanın mükemmel bir şekilde icrâsı, aklın vahiyle terbiye edilmesini ve aklın tükendiği noktada îman olgunluğuna sahip bir kalbin devreye girerek onun eksikliğini teslîmiyetle telafî etmesini gerektirir. Zira aklın da diğer uzuvlar gibi gücü sınırlıdır
Kur'ân-ı Kerîm, gönül ehli mü'minler için teşekkür dünyasının derinliklerine açılan ihtişamlı bir kapıdır. Engin bir tefekkür ufkudur. Yerin-göğün lisânıdır. Rüha gıda olan hikmetli beyanlarıyla sonsuz bir feyiz hazinesidir. İnsana lutfedilen bir beyan mücizesidir.
İslâmi literatürde 1400 küsur seneden beri yazılan binlerce eser, bir "Kitabı anlayarak onda derinleşmek ve bir "Insanı daha yakından tanıyarak O'nda fani olabilmek içindir.
Bir düşünecek olursak, üzerine basıp geçtiğimiz yer, bugüne kadar gelen milyarlarca insanın toprağa dönmüş cesetleriyle doludur. Sanki üst üste çakışmış milyarlarca gölge gibi... Yarın bizler de toprağın sînesine amellerimizle gömülerek bu kesif gölgenin içine süzüleceğiz. Ondan sonra ebedî bir hayat ve sonsuza yolculuk başlayacak. O hâlde biraz durup düşünelim: Ânı, sonsuzla değiştirmek, hangi aklın kârıdır?!
Ne acâyiptir ki insan, son derece şâşaalı ve müzeyyen bir saray görse ona hayran kalır. Onu hatırından çıkaramaz, hayatı boyunca onun güzelliğini anlatıp durur.
Ancak ilâhî bir sanat hârikası olan şu muazzam kâinâtı sürekli görüp durduğu hâlde onun inceliklerini lâyıkıyla düşünmez ve ondan yeterince bahsetmez. Normal bir şeymiş gibi üzerinde durmayıp geçer gider. Tıpkı üzerinden akıp giden bahar yağmurlarından hiçbir nasibi olmayan kayalıklar gibi... Halbuki hayran olduğu o fânî saray, şu muazzam kâinâtın en küçük cisimlerinden biri olan Dünya'nın küçücük bir zerresidir...
mesi içindir. Bir anlamda dinlerin ve dolayısıyla İslâm'in öğre-mesajı da bu dünyada ahlâk ekseninde bir dünya hayatı sürül tilerinin temel esprisini ahlâk oluşturur. Şu halde hangi açıdan bakılırsa bakılsın, dinle ahlâkın yakın bağının olduğu görülür.
na kısaca amel ve aksiyona dönüştürülmesi esastır. Bu nokta-Konuşulan ahlâkî değerlerin davranış bilincine, hayat tarzı-da kişinin iradesi, kişinin hayata bakışı ve sorumluluk duygu-su öne çıkmaktadır.
Bu çalışmada Kur'an ve Sünnet'e göre ahlakın kaynağı ele a-lınmakta, Bediüzzaman'ın fikirlerinde de yararlanılarak ahlaki değerlerin hayat tarzına dönüştürülmesinin önemi örnekleriy-le incelenmektedir.
Religion teaches to be ethical in this world and the message of the religion seeks for a life in this world around the axis of ethics, actually. In this sense, the basic essence of the religions and Islam is constituted of the ethics. Thus, it is very clear that religion and ethics has very close connections.
It is very essential that the discussed ethical values are being practices in life, or are enacted. At this point, the will, world-view and the feeling of responsibility of each individual are the essential factors.
This work tries to examine the origin of the ethics accord-ing to the Qur'an and the Sunna. It also investigates the signif-icance of the transformation of the ethical values to a life-style inspring from the views of Bediüzzaman.
Ariflerin ortak kanaatine göre, Kur'an'ın yedi anlam katı mevcuttur. (Bazı bilgeler, Kur'an'ın manasının sonsuz olduğunu da söyler. 'Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsaydı Rabb'inin sözleri yazmakla tükenmezdi' ilahi haberinden hareketle, Kur'an'ın sonsuz bir anlam denizi olduğunu belirtirler). Yedinci anlam düzeyi sadece Allah'ın ilmindedir, ama diğer katlara, in-san ulaşabilir. Bunun yolu ise, yine Kur'an'ın ve Hz. Peygam-ber'in emrettiği nefisle mücahede, riyazet ve tezkiye ile açılır. Tevil ya da tefsir, manevi bir mertebe, bir makam' gerektirir. Allah kelamının batıni zenginliklerine ulaşabilmek için, insanın manevi bir gezi (seyr-i süluk) gerçekleştirmiş olması gerekir. İnsandan amaç, halifedir, bu ise, insan-ı kamildir. Buna, kimi
W de
Cont
1. Mertebe, basamak, menzil, makam gibi sözcükler, sufilerin, Kur'an'dan yola çıka-rak tedvin ettikleri bir literatürün kelimeleridir. Fark-ı evvel tabir edilen süreç, in-sanın yeryüzünden Allah'a doğru yücelmesidir. Bu yücelmede her uğrağa, yani mertebeye, çeşitli basamaklardan çıkılır. Mertebelerin birkaçından sonra bir maka-ma gelinir. Makam, sufinin manevi seyrinde büründüğü ahvalde bir süre ikamet ettiği yere denir. Allah'a yücelen sufi, bu miracın meyvelerini insanlara iletmek ü-zere, yeniden varlığa döner. Bu sırada, yani inme esnasında uğranılan yere menzil denir. Menzil sözcüğünün anlamını İbn Arabi, 'Allah'ın insana doğru indiği, insa-nın Allah'a indiği yer' olarak belirtir.
2. XIII. Yüzyılın büyük bilgin ve sufilerinden olan Necmeddin-i Kübra, Sa'düddin Ha-muya gibi tasavvuf irfanının önemli isimlerinin derslerine devam etmiş ve tasav-vufa ilişkin son derece değerli eserler kaleme almış bulunan Azizüddin Nesefi, In-san-ı Kamil adlı eserinde (Türkçeye çeviren: A.Avni Konuk, Gelenek Yayınları, Ta-savvuf Klasikleri Dizisi 4. Haziran 2004, İstanbul, s. 69-70) 'insan-ı kamil'i şöyle tarif eder: 'İnsan-ı kamil, şeriat, tarikat ve hakikatte eksiksiz olandır. Onun için
san, Allah'ın yeryüzündeki halifesidir, O'nun mahlukatına meг-hamet ve şefkatle muamele eder: Allah'tan rahmet alır, varlık-lara merhamet verir, yeryüzünü korur, Allah'ın gerçek bir hali-
dört şey kemal düzeyindedir: İyi sözler, güzel eylemler, güzel ahlak ve marifet. dört nitelikte olgunlaşmak, kemale ermektir. Çoğu kimseler bu yola girmiş ama a-Seyr-i sülukta, başlangıçta, tüm salikler ortalama bir yerdedir, Salikin amacı, bu macına ulaşamamıştır. İnsan-ı kamilin çeşitli adları vardır. Şeyh, pişva, hadi, meh.
kutup ve 'zamanın sahibi' sındadır. Ona, cihanın kadehi ve büyük iksir de derler. İsa (as) derler, O'nun gibi ö lüye can verir, onu manen diriltir; Hızır (as) derler, O'nun gibi, sonsuzluk suyunu içmiş, ebediyyetin sırrına ermiştir, Süleyman (as) derler, pek çok dile vakıftır, kuş-ların dilini bilir. İnsan-ı kamil, alemde sürekli olarak vardır ve birden çok değildir. Tüm varlıklar, büyük bir şahıstır ve insan-ı kamil de onun kalbidir. Varlıklar, kalp-siz olmaz. Böyle olunca, insan-ı kamil, alemde, birden çok bulunmaz. Arifler çok-tur, ama alemin kalbi olan zat, birden fazla değildir. Diğer ariflerin mertebeleri farklıdır, her biri bir düzeydedir. Ne zaman ki, alemin biriciği bu dünyadan göç e-der, bir başkası, onun mertebesine erişir ve yerine oturur ki, alem kalpsiz kalma-sın. İyi bil ki, alem, hokkaya benzer ve varlıkların fertleriyle doludur. Bu mevcu-dattan hiçbir şeyin ve hiçbir kimsenin kendinden ve bu hokkadan haberi yoktur, Sadece insan-ı kamil, kendinin ve hokkanın farkındadır. Mülk, melekut ve ceber-rutta hiçbir şey ona örtülü kalmaz. Şeylerin hikmetini görür. İnsan, kainatın özü-dür, özetidir ve varlık ağacının meyvesidir. İnsan-ı kamil ise, insanın meyvesi ve özüdür. Varlıklar, suret ve mana itibariyle insan-ı kamile görünürler. İnsan-ı kamil, aynı zamanda alemi düzenlemekten, insanlar arasında doğruluğun gerçekleşme-sinden, çirkin, fena ve yanlış ilke, kural, yasa ve eylemlerin ortadan kaldırılmasın-dan, insanların Hakka çağrılmasından; Allah'ın büyüklük, yücelik ve birliğini in-sanlara bildirmekten, ahireti övmekten ve özendirmekten, ahiretin sonsuzluğunu ve daimliğini haber vermekten, dünyayı yermekten, dünyanın değişkenlik ve ge-çiciliğini zemmekten, fakrın, insanların gönlüne hoş görünmesini sağlamaktan, in-sanlar zenginlik ve şehvetten kaçınmaya yöneltmekten, cehennemin çirkinliğini ve şiddetini duyurmaktan daha güzel bir eylem sahibi değildir. Esasında bu, nebi-lerin de çağrısıdır. Yüce Allah, Ra'd suresinde (13:7) şöyle buyurmuştur: 'Sen, an-cak bir uyarıcısın ve her toplumun bir rehberi vardır. Şeyh-i Ekber'e göre de, 'mű-kemmel sayıların ilk olan 6, her şeyden önce insan-ı kamil'i sembolize eder. Ebced hesabında 6'ya tekabül eden vav harfi, 'kün' emr-i ilahisinde (her ne kadar yazıda gösterilmemekteyse de) kaf ve nun arasında bulunmakta ve bu sebeple de, Şeyh-i Ekber tarafından Hakk ve halk, ilahi ilke ve zuhuru arasındaki berzah olan 'Ha-kikat-ı Muhammediye'nin temsili kabul edilmelidir. Bu harfin, Arapça'da bağlaç iş vav'ın hakikatinin tezahürlerinden (ya da başka bir ifadeyle, vav sembolizminin taraftan ayırmaya dayanaklarından) olmaktadır.' (Michel Chodkiewicz. Sahilsiz Bir Umman, Gelenek Yayınlarnı. Çeviren: Atila Ataman, İstanbul, Ekim 2003, 2. bsk. s. 127.) İnsan-ı Ka-mile ilişkin, Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç'ın, 'Sufi ve Şiir (İnsan Yayınları, İrfan ve Tasavvuf Dizisi: 53, İstanbul, Mayıs 2004. 2. bsk., s. 176.) adlı kitabında geçen bir beyanım da aktarmamız, konuyu bütünlemesi açısından yerinde olacaktır: 'Insan-1 kamil-i hakiki veya Adem-i hakiki denilen bu premordial insan, Tanrı'nın kendisi-ne ayna olarak aldığı varlık oldu. (...) 'Ben ona kendi ruhumdan üfledim' Kur'an a-yeti ile hem bir Tevrat ayeti hem de bir Hz. Muhammed hadisi olan, 'Allah. Ademl kendi sureti üzere yarattı' sözünü yanyana koyduğumuz zaman bazı sifreler cözü lüyor gibi olmaz mı sizce? Sufiler, daha Hz. Adem madan evvel varolan bu hakikanul kat-i Muham
fesidir. İnsanın, bu mertebeye ulaşabilmesi için manevi bir se-yahat, bir miraç yaşaması gerekir. Bu manevi seyahatin baş-langıcını zühd oluşturur. 'Kötülüğü emreden nefsin tezkiyesi, ancak sürekli ve kararlı bir ibadetle gerçekleşebilir. Bu bakım-dan İslam'ın başlangıç günlerinden itibaren, mükemmel bir model olarak Hz. Muhammed'in (asm) zühd ve takvası, nefisle mücahede yöntemleri, tevekkülü, başkasının derdiyle dertlen-mesi, sürekli Rabb'inin huzurunda bulunmanın gerektirdiği a-dap ve esaslar, sonraki yüzyıllarda oldukça sadık izleyiciler bul-muştur. Özellikle bir ilim ve belagat merkezi olan Basra ve Ku-fe, aynı zamanda zühd hareketinin de bereketli bir çevresine tanıklık eder. İnsanın kul olarak alçakgönüllü bir hayat sürme-si, eylem ve düşüncelerinde tam bir uyum içinde olması, sabır ve şükür ehli bulunması, bir bakıma, kamil bir veli ve nebi o-larak Hz. Peygamber'in bıraktığı mirasa varislik edenleri işaret eder. Bunlar, 'Allah dostu/veli' olarak anılmışlardır ki, en yetkin örneklerine Sahabiler arasında tanık oluruz. Adı aynı zamanda manevi bir makama özel isim olmuş olan Üveysü'l-Karani, bun-ların en kamil örneklerindendir. O, bir anlamda, kendisini in-sanlardan yitirmesiyle, sonradan Melametiyye biçiminde ad-landırılacak olan bir damara da kaynaklık eder. Arif kendisine
3. Arifler, manevi gezilerinde (seyr), Hz. Peygamber'in yaşadığı miracı model olarak alırlar. Miraç, bu bakımdan tasavvufi gelenekte merkezi bir yer işgal eder. Esasın-da, arifler, miracı, 'insanın kendi ruhunda yaptığı gezi' olarak tanımlarlar. Bu, di-key bir yolculuktur, tıpkı miraç gibi, ama, insanın ruhunda bir yerden bir yere ya-pılmaktadır. Nesefi'nin İnsan-ı Kamilinde bu hususta şunlar kayıtlıdır: (Nesefi, a-ge. Sh.73-74) 'Süluk, seyrden ibarettir. Allah için seyr, Allah'a seyr ve Allah'ta seyr düzeyleri bulunur. Allah için seyrin ve Allah'a doğru seyrin sonu vardır ama. Al-lah'ta seyr, sonsuzdur. Allah için ve Allah'a doğru yapılan seyrde, salik, kendi var-lığından geçer, Allah'ın varlığıyla var olur. Ve Allah ile diri, gören, konuşan ve işi-ten hale gelir. Gerçekte salik, varlığı olmadığı halde, var olduğunu sanan kişidir. Varlığını tümüyle Hakk'tan bildiği ve gördüğü anda. Allah için seyri tamamlanır. Bu, Allah'ta seyrin de başlangıcıdır. Salik, bu gezide öylesine ilerler ki, şeylerin ö-zünü görmeye başlar. Bu tahkik bilgisidir. Varlıkların Allah'a nisbeti, ağacın mer-tebelerinden her bir mertebenin çekirdeğe olan nisbeti gibidir. Tasavvuf ehli der ki, senden Allah'a kadar olan yol, arz tarikiyledir. Çünkü varlığın fertlerinden her bir ferdin Allah'a nisbeti, bir kitabın harflerinden her bir harfin mürekkebe nisbe-ti gibidir. Ve bu makamdan demişlerdir ki, varlık birden fazla değildir. O da. Al-lah'ın varlığıdır. O'nun varlığından başka bir vücudun olması imkansızdır.
4. Arifi, kendisine marifet ilmi bağışlanmış olan kimse olarak tanımlayabiliriz. Bedi-üzzaman, Yirminci Mektub'un Mukaddime'sinde, marifete ilişkin şunları söyler: 'Kat'iyyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı bil-lahtır. Ve insaniyetin en ali mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı bil-lah içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o ma-rifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-ı beşer için en halis sürur ve kalb-i in-san için en parlak sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.' (Nursi, a-ge. 1. cilt. s. 448.) İbn Arabi, ilmin irfandan üstün olduğunu söyler. Bunun delili olarak da, Kur'an'da Allah'ın, Kendisini Alim olarak ifade etmesini gösterir. Allah'ın isim ve sıfatları arasında Arif yoktur. O halde, der İbn Arabi, ilim, hiyerarşide, ma-
22. BİR ÖZÜR İÇİN CAİZ OLAN ŞEY, O ÖZRÜN ZEVÁ LİYLE BATIL OLUR, (HÜKÜMSÜZ KALIR).
Önce câiz olmuyan, fakat bir özürden dolayı caiz olan şey, mevcut özrün ortadan kalkmasıyla hükümsüz kalır.
Meselá:
a) Vücudundaki bir hastalıktan dolayı su kullanamayan kimse, bu özründen dolayı teyemmüm eder.. Ama mevcud has. talığın giderilmesiyle özür kalkmış olacağından artık su ile ab-dest alınır; teyemmüm edilmez.
Bunun gibi suyu kullanmaya sıhhati müsaid olmakla be raber su bulamıyan kimse bu özründen dolayı teyemmüm eder. Su bulununca da teyemmüm hükümsüz kalır.
b) Şahitlik üzerine şâhitlik.. Asıl şâhid hasta olur veya se-ferde bulunursa, bir özre mebni şehadet üzerine şehadet câiz olur. Ama asıl olan şâhid iyileşir veya seferden dönerse, o za man fer'in yani asıl olmayan şâhidin şehadeti bâtıl olur.
23. MÂNI ZAİL OLDUKTA MEMNÛ' AVDET EDER.
Bir şey'in sıhhat ve cevâzına mâni teşkil eden şey zail ol-dukta, memnû' (men'olunan şey) avdet eder.
Meselâ:
a) İki kız kardeşi bir kişi nikâhı altında bulunduramaz. Şöyle ki (A) ile (B) kız kardeştirler. (C), (A) ile (B) den biri-siyle evlenebilir. Bu câizdir.. Fakat hangisiyle evlenirse, diğeri muvakkaten kendisine haram olur. Farzedelim ki, (C) (A) ile evlendi, bu takdirde, (A), (C) nin (B) ile evlenmesine mâni teşkil eder. (A) ölecek olursa (C), (B) ile evlenebilir. Çünkü mâni zâil olmuştur.
b) Satın alınan bir malda eski aybından başka yeni bir ayıp meydana gelirse artık o malı eski aybından dolayı reddet-mek câiz olmaz. Ancak yeni ayıp kendiliğinden veya bir mü dahale ile giderilirse, o takdirde «mâni' kalktığı için memnu' avdet eder» kaidesince iadesi câiz olur.
Zarar ne kendisinden büyük bir zararla, ne de kendisine müsavi olacak bir zararla giderilmez. Belki, kendisinden hafif bir zararla giderilmeye çalışılır.
«İki serden en hafif olanı ihtiyar olunur.>>
«Büyük zarar, hafif bir zararla giderilir.
Kaideleri bunu açıklar..
Meselâ:
a) Mevcut bir dükkânın yanında veya karşısında başka bir dükkân açılır ve bu sebeple ilk dükkânın alış-verişinde bir azal-ma ve kesad baslar da sahibi zarara girdiğini bevánla açılan dükkânın kapatılmasını isterse, bu dâva reddolunur ve ikinci dükkân kapatılmaz.
b) Açlıktan ölüm derecesine gelen bir kimse, diğerini ölümden kurtaracak kadar mevcut yiyeceğini alıp yiyemez. Çünkü zarar, kendi misliyle izâle olunmaz.
25 ZARAR-I ÂMMI DEFİ İÇİN ZARAR-I HASS İHTİYAR OLUNUR.
Bu kaide, yukarıdaki kaideyle birleşir ve onu açıklar ma-hiyettedir. Demekki, umuma zarar veren bir şey'i - şahsın za-rarına da olsa gidermek lâzımdır.
Meselâ :
a) Birinin evinin balkonu veya duvarı umuma ait yolu daraltıyor, gelip geçenlere zarar veriyorsa, onu yıkıp kaldır-- şahsın zararına da olsa - vâcibdir. mak
b) Fâhiş fiatla satılan bir mala râyiç koymak, yâni satış fiatını tahdit etmek her ne kadar satıcının zararınaysa da, umumun menfaatini dikkate almak bakımından - gerekir.
Adam Horasanlının söylediklerini yaptı malını bıraktığı gibi buldu.
Fakih diyor ki:
Kişi akrabalarına yakın bir yerde oturuyorsa onları ziyaret etmeli ve kendilerine hediye götürmelidir. Eğer hediye verme imkanı yoksa ziyaret uzakta oturuyorsa mektup yazarak ilişkilerini sürdürmelidir. Bu durumda etmeli ve işlerinde onlara yardımcı olmalıdır. Şayet kişi akrabalarından gitme imkânı varsa gidip ziyaret etmesi daha uygun olur.
Bil ki:
Akraba ziyaretinde on tane güzellik vardır:
1. Allah'ın rızasını kazanmak. Çünkü akrabaları ziyaret etmeyi Allah emretmiştir.
2. Akrabaları sevindirmek. Nitekim bir hadiste şöyle geçer: Amellerin en faziletlisi bir mü'mini sevindirmektir.
eder. 3. Meleklerin neselenmesi. Çünkü akraba ziyareti onları da memnun
4. Müslümanların övgüsüne mazhar olmak.
5. İblis (Şeytanı) üzüntü ve kedere boğmak.
6. Ömrün uzaması
7. Rızkının bereketlenmesi
8. Ölüleri sevindirmek. Çünkü babalar ve dedeler akraba olan çocuk-larının birbirini ziyaret etmelerinden mutluluk duyarlar.
9. Akrabalar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirmek. Çünkü bir kimsenin sevinçli veya kederli bir anında akrabalarının kendisini ziyaret edip ona yardımcı olmaları aralarındaki sevgi bağlarını güçlendirir.
10. Öldükten sonra da sevabının artarak devam etmesi. Çünkü akra-baları onun ölümden sonra iyiliklerini hatırlayıp kendisine dua edecek-lerdir.
وترك يتامى فتقوم هي على الايتام حتى يُغنيهمُ اللهُ أَوْ يَمُوتُوا الْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ
وَالرَّجُلُ اتَّخَذَ طَعَامًا فَدَعَا إِلَيْهِ "Üç grup insan kıyamet gününde Rahman'ın arşının gölgesinde bu lunacaklardır:
1. Akrabalarını ziyaret eden kimse. Bu kişinin ömrü uzar, kabri geniş ler ve rızkı bol ve bereketli olur.
2. Kocası ardında yetim çocuklar bırakarak ölmüş olan kadın. Bu ka-dın da yetimlerini büyütene kadar geçimlerini sağlayıp, onları yetiştirirse buna hak kazanır.
3. Bir ziyafet hazırlayıp, yetim ve yoksulları davet eden kişi."
Hz. Hasan (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Bir kimse farz namazlara giderken ve akrabalarını ziyarete giderken
attığı adımlardan Allah katında daha sevap olan hiçbir adım atmamıştır."
Denilir ki:
Beş şey vardır ki, bunlara devam eden kişinin iyilikleri çoğalıp, yüce dağlar gibi olur ve Allah bu kimsenin rızkına bolluk verir.
1. Az olsun çok olsun sadaka vermeye devam edenin.
2. Az veya çok akrabalarını ziyaret edenin.
3. Allah yolunda cihada devam eden kimsenin.
nin. 4. Sürekli abdestli bulunmaya özen gösterip, suyu da israf etmeye-
(تكونون) به مربوطه اسلوبك تغيري ايسه، یعنی قضیہ حملہ برینہ قصہ سرخیه تك بردی،
(تكرتون) ابله (و اذا قبل ) آراسنده برفاج جمله نك مقدر اولديغه بر اماره در تقدیر كلام، شوبله
ال کر کور بالان سویا، دکارى زمان، فتنه لى بقاء بدسوري فنه لى بقاء بند كارى زمان، فساد
ايديولى نصحت ابد بلد فكرى وقت قبول اتمر بولى. فساد با عابك دينار يكى زمانه، برنج اصلاحه
چالشیورز، دیوالی ]
و این او ایندیگی مذکر و غیر مذکر جمال ال آرامندی کی وجود ارتباط به مثال ایله ایضاح ایدیله جاکور وبه که با نام علیه می بریوله اول ایتدیگی زمان، ان اول [ سناك بويورك مني فلاکت کوتوریور ولوده از کجا دیده نیت ابدالی اوانسان و از کچم دیگی تقدیر ده، شد تله زجر و نهی الدیلر. و علیه زمانه ( عموم خلقت نفرت و تمرینه او غزارسال تادیه تهدید ای یلدیگی کی ، ابنای جنگه ظالم
اليمين اولورس ) دبیر شفقت جنسیه به ده دعوت الديار.
اگر اوانسان، سرخوشار کی عذارجی و قفا نه ایسه کندینه یا پیلان نصیحت و زجر و بهیاری مدافعه اینم که مقابله ایدر . و ا نجم مسلهم حقدر . نه سندن همه اعتراضك وار. و نه ده بنم سندن نصیحت ابردیگه
احتراجم وارد تا دیه سر کلگه با شلار.
اگر او انسان ایکی بیوزلی ،ایس بر جهتدن نصیحت اید ناری قاندير. والزامه حاليشير. دیگر جهندن این اصلاح ایدیکی بر انسانم تا دیه مالانی هم کوستر مگه دوام ایدر. و عین زمانده [ اصلاح بنم حقیقی بر صفتم اولوب، بالآخره حاصل اولمن بر صفت دگلدر تا دیه دعواسنی تأکید و تأیید ایدر
بوند به مواره اگر او انسان، مسالمنده اصرار ایاله نصیحه امری قبول ایتجزیه، آنگلا شد ایر که اون اصلاحه هیچ به هاره و هیچ بر دوا بود . بالاگز اونان فادي خلقه سرايت ايم من ايجون، ملكنك مضر وقنا اولد یعنی اعلامه اما لاز مدر که هر کس اوندن تحفظ التين . زیرا او انسان، عقلني چاليشدير مبيور شعور بنی استخدام المیور کی بود که ظاهر اولان بر شیشی حس ایده بیاین.
اشته و مالدہ کی جمله برای آراسنده کی منا ستاره دقت ایدیای سه مذکور ایران جمله لری آراسنده بولونان مناسبت حلقه لری کوزی کورونه مکدر اون آرالرنده او بله فطری بر نظام وار در که ایجاز و اختصارند به ا عن است
ye merbåttur. Uslübun tagviri ise, yas kaziver hamlive verine kaziye- sartivenin ıradı ile arasında birkaç cümlenin mukadder olduğuna bir emaredir. Takdir-ı kelim, söyle olka gerektir. "Yalan söyledikleri zaman, fitneyi ika ediyorlar Fitnevi ikä ettikleri zaman, ifsåd ediyorlar. Nasihat edildikleri vakit, kabul etmiyorlar Fesad yapmayın demldığı zaman, 'Biz ancak islaha çalışıyoruz' diyorlar."
Bu dyetin ihtiva ettiği mezkür ve gayr-i mezkür cümleler arasındaki vech-i irtibat bir misal ile izah edilecektir.
Söyle ki: Bir insan tehlikeli bir yola sülük ettiği zaman, en evvel "Senin bu yolun seni feläkete götürüyor. Bu yoldan vazgeç" diye nasihat edilir. O insan vazgeçmediği takdirde, şiddetle zecir ve nehyedilır Ve aynı zamanda "Umum halkın nefret ve kahrına uğrarsın" diye tehdid edildiği gibi, "Ebnâ-yı cinsine zulmetmiş olursun" diye şefkat-i cinsiyeye de da'vet edilir
Eğer o insan, sarhoşlar gibi inâdcı ve kafasız ise, kendisine yapılan nasihat ve zecir ve nehiyleri müdifaa etmekle mukābele eder. Ve "Benim mesleğim haktır. Ne senin hakk-ı itirazın var. Ve ne de benim senin nasihatlerine ihtiyacım var." diye serkeşliğe başlar.
Eğer o insan iki yüzlü ise, bir cihetten nasihat edenleri kandırır. Ve ilzáma çalışır. Diğer cihetten de Ben ıslah edici bir insanım" diye mesleğini hak göstermeye
" devam eder. Ve aynı zamanda "Islah, benim hakiki bir sıfatım olup, bil'âhire hâsıl olmuş bir sıfat değildir" diye da'vâsını te'kid ve te'yid eder. Bundan sonra eğer o insan, mesleğinde ısrar ile nasihatleri kabul etmezse, anlaşılır ki, onun ıslahına hiçbir çare ve hiçbir deva yoktur. Yalnız onun fesidı halka sirâyet etmemek için, mesleğinin muzır ve fenă olduğunu i'lån etmek lazımdır ki, herkes ondan tahaffuz etsin. Zîrâ o insan, aklını çalıştırmıyor. şuûrunu istihdâm etmiyor ki, böyle zahir olan bir şeyi hissedebilsin.
İşte bu misåldeki cümlelerin arasındaki münasebetlere dikkat edilirse, mezkůr âyetin cümleleri arasında bulunan münasebet halkaları güzelce görünecektir. Evet, aralarında öyle fitri bir nizam vardır ki. îcâz ve ihtisârından i'câzın yüksek sesleri işıtılır.
bir benzeri ne Tevrat'ta, ne încil'de, ne Zebûr'da, ne de, Furkan'ın diğer süreleri arasında indirilmiştir.
O, Seb'ulmesání (Namazlarda tekrarlanan yedi Ayet) ve bana ve rilmiş olan büyük Kur'an'dır.» (147)
O, Arş altındaki bir Hazine'den indirilmiştir. (148)
Yüce Allah (Namaz sûresi olan Fâtiha'yı, kendimle kulum ara-sında yarıya böldüm.
Kulumun dilediği, onundur, ona verilecektir) buyurdu.
Kul (Elhamdü lillahi Rabbil'âlemin) dediği zaman, yüce Allah (Kulum, bana hamd etti.) buyurur.
Kul (Errahmanirrahim) dediği zaman, yüce Allah (Kulum, bana senâda bulundu.) buyurur.
Kul (Mâliki yevmiddin) dediği zaman, yüce Allah (Kulum, beni temcid etti, ululadı.) buyurur.
Kul (İyyake nåbüdü ve iyyåke nestain) dediği zaman, yüce Allah (Bu, kulumla benim aramdadır. Kulumun dilediği, onundur, ona ve rilecektir.) buyurur.
Kul (İhdinassırâtalmüstakim. Sırâtallezine en'amte aleyhim gay-rilmağdûbi aleyhim veleddållin.) dediği zaman, yüce Allah (İşte, bu da, kulumundur. Kulumun dilediği, onundur. Ona verilecektir.) bu-yurur.» (149)
Bakare ve Ål-i İmran sûrelerini öğreniniz! (150)'
Zehrâveyn'l, yâni Bakare ve Ål-i İmran sûrelerini okuyunuzi
Çünki, onlar, Kıyamet gününde iki bulut veya iki gölge veya ka-nadları gerilmiş iki fırka kuş gibi gelecekler, okuyucularını savuna-caklardır. (151)
Bakare sûresini okuyunuz!
Çünki, Onu okumak, berekettir, terk etmek ise, hasret ve neda-mettir. (152)
Evlerinizde Bakare sûresini okuyunuz!
Çünki, Şeytan, içinde Bakare sûresi okunan eve giremez!» (153)
(147) Tirmizi Sünen c. 5, m. 155-156, Hâkim Müstedrek c. 1, в. 557-558
(148) İbn-i Hace r- Metalibül'Aliye c. 3, s. 300
(149) Malik Muvatta' c. 1, s. 84-85, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, n. 285, Müs llm Sahih c. 1, s. 296 Ebû Davud Sünen c. 1, s. 217, Tirmizi Sünen e. 5, 6. 201, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1243-1244, Nesat Sünen c. 2, a. 136
(150) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 251
(151) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249, Müslim Sahih c. 1, s. 553, Dark-Sünen c. 2, s. 324, Hakim Müstedrek c. 1, s. 560-564
(152) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249, Müslim Sahih c. 1, 8. 553, Hakim -Müstedrek c. 1, s. 564
(153) Tirmizi Sünen c. 5, s. 157, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 561
Kur'ân'ın Hörgücü ve zirvesi de, Bakare sûresidir!» (154) «Her kim, geceleyin Bakare sûresinin sonundaki iki
Ayeti okursa, anlar, ona yeterdir; (155) dirdi. «Yüce Allah, gökleri ve yeri yaratmadan iki bin yıl önce, Kitab'ı vazdı ve Ondan iki Avet indirerek Bakare süresini Onunla sona er-
Onların üç gece okunmadığı eve Şeytan yaklaşır!» (156) «Bakare sûresinin son Avetleri İsrâ gecesinde verildi. (157)
«Yüce Allah, Bakare sûresini iki Avetle bitirdi ki, bu Avetleri, ba-na Ars'ın altındaki bir Hazine'den verdi.
Bunları öğreniniz!
Kadınlarınıza ve çocuklarınıza da, öğretiniz! bunlar hem Namaz
Çünki, , , hem Kur'an, hem de, düadır.» (158) «Bana verilen bu Ayetler, benden önceki Peygamberlerden hiç bi-rine verilmemiştir!» (159)
Cebrail Aleyhisselâm (Müjde! Senden önce hiç bir Peygambere verilmeyen iki Nûr Sana verildi:
Kitabın Fâtiha'sı ile Bakare sûresinin son Ayetleri!
Bunlardan, okuyacağın her Harf'e karşılık Sana, o Harfin gerek-tirdiği sevap verilecektir.) dedi.» (160)
Fâtiha sûresinde şöyle buyrulur:
«Olanca hamd, âlemlerin Rabbı, Rahman, Rahim, Ceza gününün Sahibi Allâh'adır.
(Ey bu Sıfatlarla sıfatlı bulunan Allâh!) Ancak Sana ibådet ede-riz ve ancak Senden yardım dileriz.
tir. Bizi, doğru yola, nimete kavuşturduğun kimselerin yoluna eriş-
Ne gazaba uğramışlarınkine, ne de, sapkınlarınkine! (Amin!) (161)
(154) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 26, Tirmizi Sünen c. 5, s. 157, Darimi -Sünen c. 2, s. 321, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 561, Heysemi - Mecmauazevald c. 6, s. 311
(155) Buhari Sahih c. 6, s. 104, 111, Müslim Sahih c. 1, s. 555, Tirmizi - Sünen c. 5, s. 159, Dâremi Sünen c. 2, s. 323
(156) Tirmizi Sünen c. 5, s. 160, Dârimi Sünen c. 2, 8. 323, Heysemi - Mecma-uzzevaid c. 6, s. 312
(157) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 387
(158) Hâkim Müstedrek c. 1, s. 562
( 159) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 383, Heysemi - Mecmauzzevald c. 6, в. 312
160) Müslim Sahih c. 1, s. 554, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 558-550
Ve evvelki surette âcir ücreti istiyfa edinceyedek me'cûru teslimden ve ikinci surette ecir ücreti istiyfa edinceyedek amelden imtina' edebilir. Ve iki surette dahi âcirin berveçh-i peşin ücreti mutalebe ile müstecir ifadan imtina' ederse fesh-i icareye hakkı vardır.
MADDE 469 İstiyfa-yi menfaat ile ücret lâzım olur.
Meselâ, bir mahalle gitmek üzere isticar olunan beygire rükûb ile oraya varıldıkta âciri ücrete müstehak olur.
MADDE 470 Icare-i sahihada istiyfa-yi menfaata iktidar ile dahi ücret lâzım olur.
Meselâ, bir kimse icare-i sahiha ile isticar eylediği haneyi kabz ettikten sonra sâkin olmasa bile ücret vermesi lâzım gelir.
MADDE 471 Icare-i fâsidede istiyfa-yı menfaata iktidar kâfi olmayıp hakikaten intifa' bulunmadıkça ücret lâzım olmaz.
MADDE 472 Min gayr-i akd ve bila izin bir kimse birinin malını istimal ettiği suretde muadd-ün-lil istiğlâl ise ecr-i misil lâzım olur; değilse lâzım olmaz.
Fakat mal sahibi ücret mutalebe ettikden sonra istimal ederse muadd-ün-lil istiğlâl olmasa dahi ücret itâsı lâzım gelir.
Zira bu halde istimal etmesiyle ücrete razı olmuş olur.
MADDE 478 Ücretin tâcil ve tecili hakkında akıdeyn her ne şart ederlerse ona riayet olunur.
MADDE 474 Te'cil-i bedel şart olunduğu surette ibtida âcirin me-curu teslim ve ecîrin ameli îfâ eylemesi lâzım gelip ücretin ifası ancak mukavele olunan vakt-ı tediyenin inkızasında lâzım olur.
MADDE 475 Tâcil ve tecil şartı olmaksızın akdolunan icare-i mutlakada akd-i icare gerek menâfi-i âyan üzerine olsun ve gerek amel üzerine olsun her halde ibtida âcirin me'cûru teslim ve ecîrin ameli îfâ eylemesi lazım gelir.
MADDE 476 Ücret eğer şehriyye yahut seneviyye gibi bir vakt-i muayyen ile mevkût ise lüzum-ı îfâsı ol vaktin inkızasındadır.
Meselâ, şehriyye ise ayın tamamında seneviyye ise sene hita-mında îfâ olunmak lâzım gelir.
MADDE 477 Ücretin lüzumunda me'cûrun teslimi şarttır.
Ya'ni kira, vakt-i teslimden itibaren işler.
Bu suretde âcir kabl-et-teslim mürür eden müddetin ücretini
alamas Ve eğer kabl-et-teslim müddet-i icare munkazi olur ise üc-retten bir seye müstehik olmaz.
MADDE 178 Me'eur ile intifa' bilkülliyye feut oldukda ücret sa-kal wine
Mesela, hamam tamire muhtaç olup da tamiri esnasında bir milddet munttal kalsa ol müddetin ücretden hissesi såkıt olur. Ke-salik değirmenin suyu kesilip de muattal kalsa suyun inkıtai vak-tinden itibaren leret såkıt olur. Fakat müstecir un öğütmekten gayi bir suretle ol değirmenin evinden intifa ettikte bedel-i icare-den ana isabet eden hisseyi vermesi lazım gelir.
MADDE 179 Bir kimse bir dükkân isticar ve kabzetmişken bir meddet adz ve itaya kesad arız olmakla san'at işlenmedi ve dük-kan kapah kaldı diye ol müddetin kirasını itadan imtina edemez.
MADDE 480 Müddet üzerine bir kayık isticar olunup da esna-уг rahta müddet münkazi olsa sáhile yanaşıncaya dek icare mümted olur. Ve müstecir fazla olan müddetin ecr-i mislini verir.
MADDE 481 Bir kimse hanesini diğer kimesneye meremmet et-mek ve bila ücret sakin olmak üzre verse ve o dahi kendi tarafından meremmet ederek bir milddet sakin olsa áriyet kabilinden olmakla masarif-i tamiriyye ol kimesneye ait olur.
Ve sahib-i hane dahi andan ol müddet için ücret namına bir-sey alamaz.
FASLI SALIS
Ücret için ecîrin mücte'cerunfih'i habs edip edememesi
hakkındadır.
MADDE 482 Terzi ve boyacı ve çamaşırcı gibi amelinde eser olan ecirin veresiye mukavele olunmamış ise ücret için yedinde müste-cerun fihi habsetmeğe selahiyyeti vardır.
Ve bu vechile habsedip de yedinde ol mal telef olsa zâmin ol-maz, fakat ücret dahi alamaz.
MADDE 183 Hammal ve mellâh gibi amelinde eser olmayan eci-rin ücret için müste cerun fihi habsetmeğe selahiyyeti yoktur.
Ve bu halde habs edip de yedinde ol mal telef olsa zâmin olur ve mal sahibi bunda muhayyer olup dilerse mahmül olarak kryme-tini tazmin ettirir ve ücretini verir ve dilerse gayri mahmûl olarak tazmin ettirip ücret vermez.
dan olsaydım.. Diyeceğinden evvel size rızk olarak verdiği. mizden (Allah yolunda) harcayın..
Halbuki Allah hiçbir kimseyi eceli gelince, asla geri bırakmaz. Allah, ne yaparsanız, hakkıyla haberdardır.)
dir. Bu Ayet-i Kerimeler, MUNAFIKUN suresinin, 9. 10. ve 11. âyetleri.
Eizlere, mala ve evlåda dalıp, Allah'ı unutmamayı emreder..
Sonra bizi, can boğaza gelmeden, iyilik ve ihsanda bulunmaya teş. vik eder. Çünkü öbür âlemde bize faydalı olacaklar bunlardır.
۲
وروى البخاري عن ابن عمر رضى الله عنهما قال : أخذ رسول الله صلى الله عليه وسلم بمنكبي ، فقال : كن في الدُّنْيا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيل ، وكان ابن عمر يقول : إِذَا أَمْسَيْتَ فَلَا تَنْتَظِرَ الصَّبَاحَ ، وَإِذَا أَصْبَحْتَ فَلَا تَنْتَظِرِ المَسَاءِ ، وَخَذْ مِنْ صِحْتِكَ لِمَرَضِكَ ، وَمِنْ حَيَاتِكَ لِمَوْتِكَ .
2) BUHARİ, İBN-İ ÖMER'den r.a. naklen rivayet ediyor:
Resûlüllah S.A. omuzumdan tuttu ve şöyle buyurdu: <>>
**
Harf sırasıyla tertib edilen bölümde geçen 893 numaralı Hadis-i Şe-rifin aynıdır. Ravisi de aynı..
وروى الشيخان عن ابن عمر أيضاً أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : ما حَقُّ أَمْرِي مُسْلِمِ لَهُ شَيْه يُوصَى فِيهِ ، يَبِيتُ لَيْلَتَيْنِ إِلَّا وَوَصِيتُهُ مَكْتُوبَةٌ عنده .
۳
3) İBN-İ ÖMER'den r.n. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet edi-yor:
- «Vasiyet edeceği bir şeyi olan müslüman kimseye gerekmez ki, iki gece -üstüste uyuya.. Vasiyetini yazılı olarak yanına -koyarsa- müstesna..>>
Harf nirasına göre tertip edilen bölümde geçen 1040 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır. Ravisi de aynı..
وروى الشيخان عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : لا يتمنين أحدكم الموت ، إِمَّا تُحْسِنَا فَلَعَلَهُ يَزْدَادُ ، وَإِمَّا مُبِينًا فَلَعَلَهُ يستعيب ، وهذا لفظ البخاري . وفي رواية المسلم : لا يتمدين أحدكم الموت ، وَلَا يَدْعُ بِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيهُ ، وَإِنَّهُ إِذَا مَاتَ أَنقَطَعَ عَمَلُهُ وَإِنَّهُ لَا يَزِيدُ المؤمن عمره إلا خيراً .
٤
4) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet ediyor:
<<>
**
Bu, BUHARI'nin rivayetidir; ki, harf sırasına göre tertib edilen bö lümde geçen 1366 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır. MÜSLİM'deki rivayet ise biraz değişik olarak şöyledir:
- «Hiçbiriniz ölümü temenni etmesin.. Ve o, kendisine gelmeden ön-ce-gelmesi için dua etmesin.. Çünkü öldüğü zaman, ameli kesilir. Halbu-ki mümine ömrü ancak hayırdır...
İman sahibieri öbür ülemde ömürlerinin uzun olmamasına hasret çekeceklerdir. Oradaki bol sevabı görecekler de ondan.. O sevablar bura-da geçen ömürle elde edilicektir.
Ravilerin menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şeriftedir..
الدرس السادس والعشرون
في الدعاء الميت والصدقة عنه والثناء عليه قال الله تعالى : والذين جاءوا مِنْ بَعْدِهِم يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلَا لِلَّذِينَ آمَنُوا ، رَبَّنَا إِنَّكَ روف رحيم .
Endonezya اندونزيا : Güneydoğu Asya ile Avus-turalya kıtası arasında çok sayıda adalar-
E
dan meydana gelen bir İslâm ülkesi (başlı-ca büyük adalar Sumatra, Borneo( Kuzeyi Malezya'ya ait) ve Cava' Celebeş, Batı Gine) Endonezya İkinci Dünya Savaşına kadar Hollanda'nın sömürgesi idi (1602.1943). Bu süre içinde Portekiz, Fransa, İngiltere ve Hollanda arasında adalardan bir kısım el değiştirdi. İslam dini tüccarlar aracılığı ile Endonezya'ya 13.yy. dan itibare yayılma-ya başladı. Endonezya nüfusunun yarısını barındıran Cava adası müslüman oldu. Ca-valılar 1903 yılından itibaren sömürge ida-resinden ayrı belediye idarelerini kurdular. 1918 de Halk Meclisi kuruldu ve kanun yap-ma yetkisini üzerine aldı. Sömürge idare-sinin sona ermesi, İkinci Dünya Savaşında Japonya'nın Endonezya'ya girmesi ile baş-ladı(1943). Japonya savaşta yenik düşünce, adalarda bağımsızlık yolunda mücadele baş-ladı. Önceleri tek tek ayrılıkçı ve bağımsızlık yönünde başlayan iç savaşlar oldu. 1949 yı-lından itibaren birleşik Endonezya Cumhu-riyeti yapısı içinde birleştirilen 1958 yılında adalar Endonezya Cumhuriyeti yapısı içinde birleştirilen Endonezya'nın nüfusu 1970 li yıllarda 120 milyonu buluyordu. Nüfusun yarısı Cava adasında yaşamaktadır. Endo-nezya'da nüfusun çoğunluğu Müslümandır. Bazı yerde Hristiyan ve putlara tapan halk yaşamaktadır. Endonezya'nın başkenti Ca-karta, Cava adasındadır
Endülüs اندلس : Güney İspanya bölgesi. (halife
Hz. Ömer zamanında Mısır, Kuzey Afrikada Bingazi ve Trablusgarb ve Halife Hz. Osman devrinde de Tunus fethedilmişti. Miladi 711 (hicri 92) yılında İslâm ordusu Tarık bin Zi-yad'ın komutası altında İspanyaya geçerek Endülüsü fethetti. Burada kurulan Endülüs Emevî Devleti, Mi. 1031 yılına kadar hüküm sürmüştür. Müslümanlar burada ilim, s ve ekonomide çok üstün bir medeniy dular. Avrupa, bu medeniyetten önemli ölçü
onel abid أن العبيد "ben kulum" (lahi ente Rabbi ve enel alsd) "Allah'ım! Sen benim Rabbansin, ben ise Senin kulunum
enerji انرژی : gu, kuvvet
enerjik ارزیات : guchi, kuvvetli
Enes nes ibn Malik) Hicretten itiba ren on val Ha. Peygamberin (a.s.m) hizme tinde bulunmuştur 2630 hadis nakletmiştir. Hicri 92 (Mi. 711) veya 94 (Mi. 713) yılında yuz yaşında ölmüştür. O, son olen sahabedir (ra)
enfa daha faydalı, çok faydalı
enfal: savaşta düşmandan alınan mallar
enfali ganimet انقال ادیست : ganimet malları, savaşta düşmanlardan alınan mallar
enfusi (ye( انسب : kişinin iç dünyasına ait, şah-si (kişisel, sübjektif, özel)
Engizisyon انگیزیسیون Ortada Katolik Kilisesi ve Katolik krallar tarafından kuru-lan, Katolik inançlarına aykırı davrananları ateşte yakma, işkence gibi ağır cezalar veren özel mahkeme. Bu tür mahkemeler 12.yy-15. yy arasında çok aşırı ve acımasız olmuşlardır. Daha sonraki yüzyıllarda bu mahkemeler za man zaman yeniden kurulmuş ve 19. yy baş larında tamamen kaldırılmıştır
engizisyonane انگیزیسیونانه : engizisyon tarzın
da
enhar آنهار : nehirler, büyük akarsular
enhar kevser أنهار كوثر : kevser nehirleri, kev
ser suları (bak. kevser)
enhar Nur انهار نور : Nur nehirleri (Risale-i Nur kitapları)
enka maddiye انقاضی مادیهmaddienkar, arta kalan maddeler
enkar medeniyet النقاطی بلیت : medeniyetten kalan eserler ve zenginlikler
enmuzec المرج : ornek, misal, model, numu-
ne
enmurec-i kemal المجملunluk örneği
ensal سال : nesiller soylar
ensali ati (ye( أنسال آب : gelecek nesiller
ensar أنصار : yardımcılar, savunucular, Mek-ke'den Medine'ye hicret (göç) eden Peygam-berimiz Hz. Muhammed'e (asm.) ve göçmen olarak gelen sahabilerine her bakımdan yar-dımcı olan ve her zaman onların yanında yer alan Medine'li müslümanlar, Medine'li saha-beler
enseb أنسب : en münasib, en uygun, çok uy-gun
enstitü انستيتو : Lilim ve araştırma kuruluşu 2 meslek eğitimi yapan bazı okullara verilen ad
entari آنتاری : kollu ve ayak bileklerine yakla-şan uzunlukta, tek parçalı elbise
ente انت : )Arapça) sen
entel Baki أنت الباقي ya Rabbi, baki (ölümsüz ve ebedi) olan sensin
entrika أنتريه : hile, tuzak, dolap, düzen, kötü niyetli gizli çalışma ve hazırlık
entrikaci انتريه جي : entrika çeviren, düzenci, turakçı, hileci
enva انواع : neviler, türler, çeşitler, çeşitli var-lık grupları
enva - acaib أنواع عجائب : hayret verici çeşitli türden varlıklar
enva: alem أنواع عالم : dünyada ve käinattaki çeşitli varlık türleri
enva - cemal أنواع جمال : güzelliğin her çeşiti
enva-i cevahir أنواع جواهر : mücevherlerin her çeşidi
eva - cilve أنواع جلوه : )iş ve eserlerle) kendini belli etmenin her türlüsü
enva dalalet انواع صلات : sapıtmanın doğru yoldan ayrılışın) her türlüsü
envaderecat أنواع درجات : çeşitli dereceler
enva-cünud انواع جود: orduların her çeşidi
enva ehli dalalet انواع أهل صلات : sapitmaya düşenlerin (doğru yoldan sapanların) her türlüsü
enva ehli şirk أنواع أهل شود : sirk koşanların (Allah'tan (c.c.) başka varlıkları tanrı edinen-lerin) her çeşidi
enva'-i ehl-i şirk ve küfr ve dalalet أنواع أهل شرك و کفر و حلالت : )enva'-i ehl-i şirk ve enva'-1 ehl-i küfr ve enva'-ı ehl-i dalalet) Allah'a (c.c.) or-tak koşanların (ehl-i şirkin) ve inkarcıların (ehl-i küfrün) ve Allah'ın (c.c.) gösterdiği doğru yoldan sapanların (ehl-i dalaletin) her çeşidi
enverzak أنواع أرزاق : besin maddelerinin her çeşidi, yiyecek ve içeçeklerin her türlüsü
enva eşya أنواع أشياء: herseyin her çeşidi, varlıkların her çeşidi
enva- ezhar أنواع أزهار : ciceklerin her türlüsü
envahacat أنواع حاجات : ihtiyaçların her çe şidi
enva hacet 1: أنواع حاجت.eşitli ihtiyaç 2.tür-lü türlü ihtiyaç 3 ihtiyacın her türlüsü
envahakaik أنواع حقائق : hakikatlerin (gerçek-lerin) her çeşidi
enva harekat أنواع حرکات : çeşitli hareketler
enva hasir أنواع حشر : yeniden diriliş ve bir anda toplanışın her çeşidi
enva'-ı haşir ve nesir أنواع حشر و نشر : hasir ve neşrin her türlüsü, öldükten sonra yeniden dirilişin ve önceki hayatta (dünyada) herke-sin neler yaptığının kayıtlarının ortaya çıkı-şının çeşitli örnekleri
enva havass أنواع حواس : duyguların her çeşidi
enva'- havass ve cihazat أنواع حواس و جهازات : şitli duygular (havass) ve organlar, yetenek-ler gibi donanımlar (cihazat(
enva-hayat أنواع حیات : hayatın her çeşidi (bitkilerin, hayvanların, insanların, cinlerin, meleklerin, vs hayatı)
enva-hayvanat أنواع حيوانات: hayvanların her çeşidi
enva'-i hevam ve haserat أنواع هوام و حشرات : bo ceklerin (hevam) ve zararlı küçük hayvanla-rın (haşerat) her çeşidi
Resulallah (şehadet ederim ki Allah'tan ba ilâh yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed lah'ın elçisidir)" yazılıdır.
Sonra, Rab Teâlâ der: “Ağırlığını (yani am lerinin ağırlığını) hazırla!"
Kul sorar: "Ey Rabbim! Bu defterlerin yan daki bu etiket de ne?"
Rab Teâlâ der: "Sana zulmedilmeyecek!"
Hemen defterler mizanın bir kefesine kon etiket de diğer kefesine. Tartılırlar. Sonunda a terler hafif kalır, etiket ağır basar. Esasen lah'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 50
***
Sırat köprüsü
Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Üç yerde hiç kimse kimseyi hatırlamaz:
(1) Amellerin tartıldığı mizan yanında, iyil kefesi hafif mi, ağır mı geldiğini öğrenince kadar.
(2) Amel defterleri dağıtılıp, "İşte kitabımı ok yun" denildiği zaman. Amel defterinin sağ mi, soluna mı düşeceğini veya arkasından mi ve rileceğini bilinceye kadar.
yakin d küçük bir kızım vardı. su yhissalatü Vesselâm ona acıdı. Ona d dedi: "Gel, oraya gidecer Resul-l cul-i Ekrem Aley! di. Dedi: "Benim Bir adam. Reamk Ekrem (asm) o ölmüş kızı çağırdım ye validenin yanına gelmeyi arzu eder misin?" O dedi: urun! Emredin" dedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalatú Vesselam fer-
TARİHTE BUGÜN
-711-Tarık Bin Ziyad'ın ordusunun İspanya'yı fethi.
-1950-Kore'de komünistlere karşı savaşmak üzere 4500 kişilik bir Türk Tugayı BM'nin emrine verildi. Gidenler arasında Bediüzzamanın talebesi Bayram Yüksel de vardı.
1986 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hulusî Yahyagil vefat etti.
TEMMUZ
25
CUMA
30
1447
MUHARREM
RUMI: 12 TEMMUZ 1441 HIZIR: 81
BİR AYET
Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah'a iman etmişseniz, eğer Ona teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece Ona tevekkül edin.
(Yunus: 84)
BİR HADİS
Eğer siz gereği gibi Allah'a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp, akşam doymuş bir şekilde dönen kuşların rızıklandırıldığı gibi sizler de rızıklandırılırsınız. Tirmizî
Cebennemin üzerine kurulduğunda Sirat Sarahn etrafında birçok çengeller ve di-bulunmaktadır. Allah kullarından dile-rani bunlarla durdurur. Buradan kurtulup mayacağını öğreninceye kadar.
Müsned, 6: 101.
...
Abbastan (ra) rivayetle:
ile abid (çok ibadet eden] Sırat köprü-bir araya geldiklerinde abide, "Cennete gir n ibadetler sayesinde nimetlerinden is-Afet denilir. Alime de. "Burada bekle ve is-bimse için sefaat et. Çünkü sen kime se-dersen kabul edilir" denir. Bunun üzerine amberler gibi şefaat makamına geçer.
Deylemi'nin Müsnedü'l-Firdevs'inden.
...
burrahman rivayet ediyor:
timden bir adam gördüm ki, Sırat Köp-sürünerek ve emekliyerek yol almaya rak ayağa kaldırdı. Böylece Sıratı geçti. du Bana getirdiği salavatlar geldi, elin-
brahim bin Edhem, henüz sultan iken bir gün ava çıkmıştı. Bir ceylânın arkasından koştu. Hayli uzaklaştı. Tam ceylânı köşeye sıkıştırmıştı ki, o nârin ve güzel hayvan hâl lisânıyla;
-Ey Ibrahim! Sen bunun için yaratılmadın. Allah seni, beni av-Jaman için mi yoktan var etti? Hem beni avlasan ne kazana-caksın? Bir cana kıymaktan başka ne elde edeceksin?" dedi.
Ibrahim bin Edhem, bu sözleri duyunca, yüreğine öyle bir kor düştü ki, o anda kendisini atından yere attı. Sahrâlara doğru koşma-ya başladı. Bir müddet sonra etrafına baktığında, kocaman sahrâda bir çobandan başkasını göremedi. Hemen yanına
gidip yalvardı:
*-Ne olursun, şu üzerimdeki mücevherleri, padişahlık elbiselerimi ve silâhlarımı benden al da senin giydiğin abayı bana ver! Kimseye de bir şey söyleme!" dedi.
Çobanın şaşkın bakışları arasında abayı giydi ve gözden kayboldu. Sultan Ibrahim bin Edhem, tâc u tahtı terk edip, derviş İbra-him bin Edhem Hazretleri oldu.
Tasavvuf için tâc u tahtı terk et-mek şart değildir. Ömer bin Abdülaziz ve Sultan Fatih gibi zâtları ise, onların ter-biyeleriyle meşgul olan eh-lullah hazerâtı, vazifeyi terk ettirmeden irşad etmiştir.
Bu, şahıstan şahsa değişen bir terbiye metodu meselesidir.
Bir gece yarısıydı. İb-rahim bin Edhem, tahtının üzerinde uyuyakalmış ola-rak yatmaktaydı.
Birden sarayının damında müthiş
bir gürültü-patırtı çıktı. Yüksek sesle bağrışıp çağrışmalar gittikçe çoğaldı ve en nihayet sultanı uyandırdı.
haykırdı:
Sultan İbrahim bin Edhem, hızla yerinden doğrularak dama doğru
"-Kim var orada?! Gecenin bu saatinde damda ne yapıyorsunuz?!!"
Derinden bir cevap geldi:
"-Kaybolan devemizi arıyoruz sultanım!"
İbrahim bin Edhem hiddetle seslendi:
"-Damda deve aranır mı bre ahmaklar?!!"
Bu seferki cevap çok mânidar ve irşad niteliğindeydi:
"-Ey Ibrahim bin Edhem! Sen damda deve aranmayacağını biliyor-sun da; sırtındaki ipekli elbiseler, başındaki taç, elindeki kırbaç ve oturduğun tahtla Hakk'ı arayıp bulamayacağını bilmiyor musun?!!"
lece atılmış oldu. İbrahim bin Edhem'in gönlünde mâneviyâtın ilk kıvılcımı böy
Rasra'da bir yangın çıkmıştı. Mâlik Haz-retleri asasını ve nalınlarını alarak yüksek bir yere çıktı, oradan şehre baktı. Halk meşakkat içindeydi, kimi yanıyor, kimi kaçıyor, kimi de eşyasını kurtarmaya çalışıyordu. Bu manzarayı, mahşere benzeten Malik bin Dinar şöyle dedi: -Yükü hafif olanlar kurtuldu, ağır olanlar mahvoldu!" (Feridüddin Attår, Tezkire, 83)
SON NEFESTE...
Bir hastanın yanındaydım. Baktım eceli yakın, ke-lime-i şahadet getirmesini teklif ettim, ama ne kadar gayret ettiysem de getirmedi. Durmadan;
"-On, on bir!" diyordu. Sonra;
"-Ey Üstad, önümde ateşten bir dağ var! Ne zaman kelime-i şaha-det getirmeye niyet etsem bu ateş bana hücum ediyor." dedi. Tanıyanlara bu kişinin üzerine mesleğini sordum. Dediler ki: Malını ribaya verir, faizini yer, Ölçü ve tartıda hile yapardı. (Feridüddin Attår, Tezkire, 83)
EN KÖTÜ ŞEY
Malik bin Dinar Hazretleri şöyle der:
Bir gün Hasan-1 Basri Hazretleri'ne sordum:
-Dünyada en kötü şey nedir?"
Hasan-1 Basri;
*-Gönlün ölmesidir." buyurdu.
* -Gönül neden ölür?" diye sordum.
-Dünyayı sevmekten (yani dünyanın gelgeç sevdalarına ve nefsâníarzularına râm olmaktan)." buyurdu.
askerî, istihbari bir teşkilat kuran bir örgüt vardır. Maalesef dinî hassasiyetler ve Türkiye'deki aşırı laiklik uygulamaları bu yapının deşifresini önlemiştir.
FETÖ konusunda anlamamız gereken en temel mesele karşı-mızda dinî bir grup olmadığıdır. Örgüt uzun yıllar askerî, istihbari, sivil, ekonomik ve politik bir güç yığmış ve bu gücü 15 Temmuz'da aleni bir saldırıya dönüştürmüş-tür. 15 Temmuz örgütün örtük gü-cünün alenileşmesinin miladıdır ama sonu değildir. Çünkü hibrit savaşlar konvansiyonel savaşlar-dan daha uzun süreli olacaktır. Konvansiyonel savaşlarda düş-man merkezi açık ve bellidir. Ora-ya yönelik saldırılarla düşman merkezi çökertilerek savaş sona erdirilebilir. Oysa hibrit savaşlar-da düşman merkezi belli olmadı-ğından düşmanı yok etmek ya da haj hir anlaşmaya zorlamak
Allah Teala Cennet ehlini Cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya herbiri, yaratıldığından sona ereceği güne kadar ki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder. Ravi: Hz. Ebû Saidil Hudri (r.a.) Sayfa: 30 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
İlim İslâm'ın hayatıdır, imanın direğidir. Bir ilmi öğrenene Allah, eksiksiz mükâfat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini öğretir.
Ehli dünya diyorlar ki: "Bize ahkâm-ı diniyeyi ve haka-İslamiyeyi talim edecek resmî bir dairemiz var. Sen ne lähiyetle neşriyat-ı diniye yapıyorsun? Sen madem nefye mahkûmsun; bu işlere karışmaya hakkın yok."
Elcevap: Hak ve hakikat inhisar altına alınmaz. İman ve Kur'ân nasıl inhisar altına alınabilir? Siz dünyanızın usulünü, Janununu inhisar altına alabilirsiniz. Fakat hakaik-ı imaniye ve esasat-ı Kur'âniye, resmî bir şekilde ve ücret mukabilinde, dünya muamelâtı suretine sokulmaz. Belki bir mevhibe-i İlâ-hiye olan o esrar, halis bir niyetle ve dünyadan ve huzuzat-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir.
Mektubat, On Altıncı Mektub, s. 86
Herbiriniz vârisim ve Nurların muhafızıdır
Aziz, sıddık kardeşlerim!
..Her birinizi derecesine göre birer Said ve birer vârisim ve benim yerimde Nurların birer bekçi muhafızı olarak manevî bir hatıraya binaen kabul ettiğimi haber verdiğim gibi, şim-di de size beyan ediyorum. Madem haddimden çok ziyade
Kazım Kara-bekir Pa-şa'nın ama-i resmî ders Citablarında
...dünden devam...
Kemalizmin ve Kemalist Resmî Târihin iflâsının tescili: "Mutlak Şef", Karabekir Paşa'nın kitabını yaktırıyor!
M USTAFA Kemal, "Her halde muhte rem paşa; neşrettik-leri 'Şarkılı ibret eseri yerine İstiklâl harbinin bir kaç safhasını vatan çocuklarına öğretecek başka bir eser hediye et-selerdi; tarih ve hakikat namına daha büyük bir hizmet görmüş, ef-kän umumiyenin kendi hakların-da, milli mücadeledeki hizmet ve tesirleri hakkında kafaloud
(Sankamış'ta Varlık gazetesi'nde 25 Ağustos 1921 ilà 17 Temmuz 1922 tärihlerinde tefrika edilmiş tir), Erkänıharbiye Vazifeleri Hak-kında (Sarıkamış, 1922), Erkânı-harbiye Vezäifinden İstihbärät (Is tanbul, 1923), Sanayi Projeleri (An-kara, 1923), İktisad Esaslarımız (İz-mir, 1923), Tâlim ve Terbiye Hak-kında Anahtarlar (Ankara, 1923) gibi... (Yakar 2007: 18-19)
O, Mustafa Kemal'in meydan okumasına lüzüm kalmadan, tam da o sıralarda, İstiklal Harbi hak-kında bir eser hazırlamıştı ve ki-tab baskıdaydı: Türkün Ulu Tarihi-ne Büyük Hörmetlerimle: İstiklal Harbimizin Esasları: Yanlış Bilgi
Omur'un (1898-1974) kalemin den öğreniyoruz. Onun tam metin hälinde iktibās ettiğiniz izahatı, kitabın yine onun tarafından 1951'de yapılan ikinci baskısının (İstanbul: Sinan Matbaası, 1951, 192 s.) son sayfalarında (190-192) mündericdir:
Sinan Omur, -kendi matbaasında basılan-Karabekir'in kitabının nasıl yakıldığını anlatıyor
"Bu kitabı nasıl neşrettim ve nasıl imha edildi?
"932 senesinde Feridun Fahri 'Kandemir' tarafından yazılan ve
Peki, şeytanın dokuz dişli bir ördeğin kumundan Tarbawn'ı yaratmasının sebebi nedir?
Cenab- Hak
insana ilmiyle ameli sayesinde yüksek değer vermektedir ve bu hususta
da şöyle buyurmaktadır:
"Kime hikmet verilmiş ise ona çok hayır verilmiş demektir."
(el-Bakara, 269)
Bilindiği üzere; İslamda ilk vaş, Bedir Gazvesi'dir. Bu har bi müslümanlar kazanmıştır. Zafe-rin sonunda esirler de alınmıştır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem-; ashabıyla istişare et tikten sonra, esirlerin fidye kar-şılığında serbest bırakılmalarını emretmiştir. Ancak fidye verecek durumda olmayanlardan her biri nin, on müslüman çocuğa okuma-yazma öğretmeleri halinde onların da serbest kalacağını bildirmiştir. Zeyd bin Sabit -radıyallahu anh, bu şekilde okuma-yazma öğrenen lerdendir.
Bu hadise, Peygamber Efendi miz'in okuma-yazmaya ve ilme ne kadar ehemmiyet verdiğini göster-mektedir. Efendimiz'in şu sözü de bunu te'yid etmektedir:
"Hikmet ve ilim mü'minin yitik malıdır, onu nerede bulursa alır." (Tirmizi, İlim)
Peygamber Efendimiz'in bizzat uygulaması ve bu hadisi; ilim öğ-
sareekinvamanvas ve cin siyetin önemli olmadığını göster-mektedir.
İlmin önemine binäen; Cenab-1 Hak Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyur-maktadır:
"Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir aşılanmış yumurta-dan yarattı. Oku; insana bilme-diklerini belleten, (kalemle) yaz-mayı öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir." (el Alak, 1-5)
Bu ayetler Kur'an'ın ilk nåzil olan åyetleridir. Peygamberimiz Hira Mağarası'nda iken nazil ol-muştur.
Evet Evet bu åyetler;
läh'ın biz kullarına ilk emridir bu. "Oku!" emri ile başlıyor, Al-Cenab-ı Hak bu ayetlerde okuma-yı emrederken; nelerin okunması gerektiğini, bir tefekkür derinliği i-çerisinde bizlerden istemektedir. O da; faydalı bütün ilimlerin yanında, käinâtı ve yaratılışı, hikmetleri ve sırları iyi okumamızı istemektedir.
Ne okuyacağımızdan zi rade nasıl okuyacağımız da a mühimdir. Ayet-i kerime; Allah'ın adını anarak O'ndan yardım dileyerek başlanmasını enrediyor. Besmele, her işimi başında bir anahtardır. Al-hin adı zikredilmeden başla man herhangi bir işte başarıya ulaşılamaz. Okuma işine baş Jurken ise, Allah'ın adını zik rederek başlamamız husůsen emredilmiştir.
Bu hakikatler de bize gös teriyor ki: takvålı olmak şar tyla ilim, okuma ve yazma en yüksek rütbedir. Cenab-ı Hak Hazret-i Ádem'i bu özelliği ile meleklere tercih ederek, yer-yüzünde halife tayin etmiş tir. Bu noktada Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de şöyle bu yurmuştur:
"(Ey Habibim!) Şu zamanı hatırla ve anlat ki:
Rabbin meleklere şöyle demişti:
-Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım!
(Melekler) ise dediler ki:
-Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek biri ni mi varatacaksın? Oysa biz Sen'i överek tesbih ve takdis ediyoruz.
(Rabbin);
-Ben sizin bilmedikleri-nizi bilirim. dedi.
Ademe bütün isimleri öğ retti. Sonra onları da melek-lere gösterip:
-Haydi sözünüzde doğ-ru iseniz, Bana şunları isim leri ile haber verin!» buyurdu.
(Melekler) şöyle dediler:
-Rabbimiz! Sen'i nok san sıfatlardan tenzih ederiz,
bizim Sen'in bize öğrettiğin den başka bir bilgimiz yok tur. Şüphesiz Sen, bilensin. hakimsin.»
(Allah) buyurdus
-Ey Adem! Bunlara, on ları isimleri ile haber ver!
Bu emir üzerine Adem, onlara, isimleri ile haber ve-rince, (Allah);
-Ben size; 'Göklerin ve yerin gayblarını bilirim, si-zin açıkladığınızı da içinizde sakladığınızı da bilirim. de-memiş miydim?» buyurdu."
(el-Bakara, 10-13)
Demek ki,
Cenab-ı Hak insana ilmiy-le ameli sayesinde yüksek de ğer vermektedir ve bu hususta da şöyle buyurmaktadır:
"Kime hikmet verilmiş ise ona çok hayır verilmiş de mektir." (el Bakara, 269)
"Hikmet, ilahi ahlak ile ahlaklanmaktır." Nitekim, Hazret-i Adem'e öğretilen isimlerin, ilahi esmå olduğu da bildirilmiştir.
"Allah'ın emrini tefekkür etmek ve ittibå etmektir."
"Din ve dünyanın salâhı..."
flim tahsilinin şeref ve fazi letini Peygamber Efendimiz'in Ebů Zer radıyallahu anh 'a hitäben söylediği şu mübarek hadisinde de görüyoruz:
"Ey Ebû Zer! Sabahleyin evinden çıkıp Kurandan bir âyet öğrenmen, senin için yüz rekât nåfile namaz kılmaktan daha hayırıdır. Yine sabah-leyin evinden çıkıp kendisiy
le amel edilsin veya edilm ilimden bir bölum öğrenme senin için bin rekat nåfile na mazdan daha hayırıdır." (Ibn-Mace. Mukaddime, 16)
Yukarıdaki äyetler ve ha-disler, ilmin fazileti ve åli min üstünlüğü hakkında ga yet açık delillerdir. llim ehli ve âlimler; ilimleriyle amel ettikleri müddetçe çevrelerini aydınlatarak, bu tavırlarıyla Allahın rızasını kazanacaklar ve yetiştirdikleri talebeler ve bıraktıkları yazılı eserlerle öl-dükten sonra da amel defter-lerinin kapanmamasını sağla-yacaklardır.
"(Ey Muhammed -sallål-lâhu aleyhi ve sellem-!) De ki: Rabbim, benim ilmimi artır!" (Täha, 114)
Rabbim; cümle ilim ehli-ni, ilimleriyle âmil olup, ih-san ve takvȧ üzere yaşamaya muvaffak eylesin. Amin...
Hazret-i Kuran, her devirde, her asırda, kainat sona erene dek hükümleri hep baki kalacak.
eskimeyecek, değiştirilemeyecek şekilde bir mukaddes vahiydir. Ama ne yazık ki ona geçmişte, eskimiş hükümler» gözüyle bakanlar olmuştur. Böyleleri bugün de vardır, gelecekte de olmaya devam edecektir.
Bu; neticesi acıklı bir hüsran olan @kibeti hak edenler, doğrusu kendilerine yazık ediyorlar.
Kur'an-ı Azimüşşar lä'nın kitabıdır. Bunda yoktur:
Çay
phe
"Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakinan lara yol gösteren kitaptır." felka 2) Hazret-i Kur'an'ı ilk açan insan, O'nun yol gösterici bir rehber ve kılavuz ol duğu ve hangi gayeyle gönderildiği hakikatiyle karşılaşır.
Insanın geçici bir süreyle gönderil. diği şu dünya hayatında okuması ge reken üç kitap vardır:
1-Vahiy kitabı Kur'ân-ı Kerim,
2-Käinat kitabı,
3-İnsanın bizzat kendisi.
Cenâb-ı Hak, insanın kendisini ve kainatı Kur'an'ın núruyla okumasını arzu ediyor. Şanlı Kur'an'ı okuyanlar, niyetlerinin samimiyetine göre ondan yararlanırlar. Yürekleri titreyerek oku yanlarla, âyetleri kendi kasdi sapkın fikirlerine destek bulmak maksadıyla okuyanlar hiç bir olur mu?
"Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir. Sonra derileri de kalp-
feri de Allah'ın zikriyle yumuşar bu kitap, Allah'ın insanlar için derdiği bir rehberdir. Allah, onar dilediğini hidayete erdirir. Kimi Allah saptırırsa ona hidayet edec yoktur." (ez-Zamer. 23)
"Kur'an, âlemler için bir öğüt hatırlatmadan başka bir şey değil (el-Kalem, 52) Hazret-i Kur'an, insanla ömürlerini en güzel nasıl geçireb lerde bulunur. ceklerine dair pek çok faydalı tave
Hazret-i Kur'an, insanlara sund muş ilahi bir rahmettir. O, nur saçm aydınlık bir kandildir. Ondan faydas nanlara ne mutlu!
apaçık bir kitap gelmiştir. Allah, ru "Doğrusu size Allah'tan bir aku sını gözetenleri onunla selamet you larına eriştirir ve onları, izni ile ka ranlıklardan aydınlığa çıkarır, onlar doğru yola iletir." (el Maide, 16) Hazret Kur'än; işlerini Hak rızasınca yapario rı huzura eriştirir, ferahlığa kavuşturu latmış darda bırakmamıştır. Kurande O; kendisine başvuranları daima ayde yüz çevirenlere, kendi hevå ve heves
"O häide Allah'ın indirdiği kitap ile aralarında hükmet! Al-lah'ın Sana indirdiği Kur'an'ın bir kısmından Sen'i vazgeçirmele rinden sakın! Onların hevesle rine uyma!.." (el-Maide, 49)
Hazret-i Kur'an Furkan-dır, Yani o şerefli kitap; doğru ile eğ riyi, hak ile båtılı birbirinden ayı ran en ehemmiyetli kıstastır.
"Alemlere uyarıcı olsun di. ye kuluna hak ile båtılın arasını ayıran ölçüyü indiren ne yüce dir!" (el-Furkan. 1) Yanlışın, yanlış olduğunu ancak Kurän belirler. Yanlışlar insanların kendi fikir lerince, hevålarına göre tarif bu labilir ama; Hak kitabımda, yan lışı da doğruyu da yalnızca yüce Yaratıcı belirler.
Hazret-i Kur'ân; doğruluk kı lavuzudur, kalplere şifa, gönülle re en etkili devådır. Ruhlar ancak onunla huzur bulur, doygunluğa erişir:
"De ki; bu, mü'minlere doğ-ruluk rehberi ve şifadır." (Fuss let. 44) Dünya hayatını en kamil bir şekilde yaşamak isteyenler, Hazret-i Kuran'a tabi olmalılar. Aksi, bugün cereyan eden hak sız hukuksuz zulümlerle dolu bir hayatla muhataplıktır:
"Rabbimden size indirilen Kur'an'a uyun!.." (el-A'raf, 3) Bir de şerefli Kuran'a saldıranlar, deserefli Kurarayanlar var. Kendi sapkınlıklarına delil diye
lara elem verici bir arap vanhe
daha var ki, Allah Feäli onlara Bana benzer bir başka dyet länet ediyor. Korkunç bir son be ahiret adina:
"Gerçekten: indirdiğimin bel geleri ve doğru yolu kitapta in gizleyen kimselere hem Allah M sanlara açıkladıktan sonra, onn net eder, hem de bütün länet e denler lånet ederler. Ancak tevbe Onların tevbesini kabul ederim" edip hållerini düzeltenler harty (el Bakars, 159 1
Veyl olsun onlara
bazı hükümlerini kabul edilir Bunlara daveten Kuran'ın bulurken, bazılarımı, Akhmala muyor, bu devirde bunlar uygu lanamaz!» sapkınlığında olanlara da Hazret-i Kurändan cevap var
"Yoksa siz kitabın bir kısmı na inanıp bir kısmını inkar on ediyorsunuz? Sizden öyle davra nanların cezası dünya hayatında ancak rüsvayhk, kıyamet günün de ise en şiddetli azába itilmek tir..." (el Bakars, 85)
Hazret-i Kur'an, Allah azze ve celle 'nin gönderdiği kelam kadimdir:
"Onlar hålå Kur'an'ın Allah kelamı olduğunu ve manasını düşünmeyecekler mit Eğer o, Allah'tan başkası tarafından saydı muhakkak ki içinde birli rini tutmayan çok söz ve ifadeler bulurlardece bir aytiloko Kuranin sadece birdyetini akan rak doğruluğun ice insanlar var müslüman olan nice
Minatın mutlak
ve numarayı görün
Tham eden O sofrenda istide etmek steyen herkese be Kwan verde
kitne aldanm Kur'an Agra, pa
ları eâlimlikten, koralokren nahlardan, her türk den ahkovarok onları karunb norła ayıkımıklara yıkarmak remålar Aleminden wer indirilmiştir. Hanes 4 Kan gavens, fazileth ve ahlash b toplum însă cineken the ave adette gerçekdaystate Reyes sareyte lasandar ne vemen ve hakikatten nakladate zaman zulüm gerçekle
oldir meyenler, välimlerin in kendile idie eden hadiseler, byethorm melt
hayatla muhataplıktır: Aksi, bugün cereyan eden hak sız hukuksuz zulümlerle dolu bir
"Rabbimden size indirilen Kur'an'a uyunl.." (el-Araf. 3) Bir de şerefli Kur'an'a saldıranlar, hükümlerini hiçe sayanlar var. Kendi sapkınlıklarına delil diye van fikirler üretip, bazı yanlı mih-Kur'an âyetlerinden doğru olma raklara yaranmak isteyenler var. Onlar için de âyetler açık ve net:
"Gerçekten; Allah'ın indirdi-ği kitaptan bir şeyi gizleyip de onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındık-ları ancak ateştir. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlarından arındırmaz. On-
nin gönderdiği kelâm-1
"Onlar hålå Kur'ân'ın Allah kelamı olduğunu ve mânâsını düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından ol saydı muhakkak ki içinde birbi-rini tutmayan çok söz ve ifadeler bulurlardı." (en-Nisa, 82) Hazret-i Kur'an'ın sadece bir ayetini okuya-rak doğruluğuna inanan ve sonra müslüman olan nice insanlar var.
Şu bilinsin ki, kainatın mutlak sahibi ve yaratıcısından gelen hü-kümler insanların arayıp da bula-madığı, bir ömür tüketip de ancak elde edebileceği kaidelerdir.
fikir, duygu, irade verildiği ve bu yetenekleriyle insanın en güzeli yaşayabilecek kıvamda olduğu be-lirtilir. İnsan bu kıvama gelirken; Hazret-i Kur'ânda; insana akıl,
Uzaklaştılarsa işle o zarnan zulüm gerçekleşmiştir.
"Allah'ın indirdiği ile hükmet meyenler, zalimlerin ta kendile ridir" (al Maide, 45) Bugün cereyan eden hadiseler, âyetlerin tecelli sidir.
Akıllı kişi, nür-i Kur'ân'ın núruyla nurlanıp, kendisinde ki bu nur ışıklarıyla başkaları nı aydınlatır. Biz dünyada, kabir âleminde ve âhirette: «Kitabım Kur'andır.» diyeceğiz inşaallah. Ama kitabı tanımayan kitapsızla ra ne diyelim, Hazret-i Allah hi dâyet versin yoksa hälleri harap!..
Bütün bir insanlık, son Ne-bînin getirdiği son kitap Hazret i Kur'ân'dan mes'uldür. Hazret-i Kur'ân, Hazret-i Peygamber -aley-hissalâtü vesselâm-'in en büyük múcizesidir. O; kâinat hakikatleri-ni anlatması, geleceği aydınlatma-
hara kullanantar uitar Ona tabe olantar Juran Alastane kanmaslar render sadece Harreta Kuran's redon shorlat Devros modasına, mternetme, sov telkinlerine al danmazlar İşte boylest insanlar bugunim tabiriyle gerçek má nads hút ve örgür insan yani hakiki mishtman-lardu. Dün vanın tindeki her şey, Kur'ana Autolan insana hizmet eder Do
Althea Hazret-i Kuran, Inart vürekler akt her tell tit lolar ve ruh mine alla Ahmad Hasretor Kalmar giren
en doğru yola iletir "Geryekten bu Kur'an, Insan lari ca doğru yola iletir Bildir mükafatın olduğunu da müjdeler." do havich amelleri yapan mil minlere kendileri için pek büyük
Havet Kutan, kvondaine yo asken bir martam /langicam ve sonunu anlatan, ha linde Ostale yen herkese bir ikram vardır Oman Bakikat murlarda kisiler tarihi belgelerle ortaya koyan, bu de plumlarda değişor, dönüşür, gün dahi kestedilmemis kainat ile
"Ey insanlar! Rabbinizilen but re kallende olana taptır. O Hazret-i Kur'ân; içinde, ananlara doğruyu göste butun insanların muhtaç oldu robi robber ve rahmet gelmiş
Hazret-i Kur'an, her devrin dat ve problemlerine care olmuş, hasta ruhlara veni bir canlılık terek adeta gönüllere şifa Hakim: nazil desinde insanların ferdi vecuma buhranlarına yol gös gönüllerin şifası vazifesi mitur Geçmişten bugüne e de sanh Kurän; insan and ve sosyal problemleri rineskant ve kargaşa ma en güzel çözümleri içinde insanlara en güveni trebberdir
Hamet-i Kur'an, bir zikr-i di Ona tibi elanlar, akıl
Hazret-i Kur'an: hayatın baş tu ve huzur veren hayat tarzlarını etmek yat düsturlarını açıklayan, üzün ilgili nice ilmi mücizeleri akıl sa hiplerine sunan, hak ile batıl bir birinden ayıran bir muhtesem ki olduk arı ilmi, itikadi, ictimai, iktisadi hukuki, ahlaki kanunları barındı Ondan istifade edenler, hayır fir. Onda ye kemal bulurlar, Ondan fayda gelanmayanlar; ser ve zeval bulur-bahlar, zulüm icra ederler, hüsrâna düşerler, huzur bulamazlar, hem dünyada hem ahirette rahata ka vuşamazlar,
Hazret-i Kur'ân; her devirde, ve her asırda, kainat sona erene dek hükümleri hep baki kalacak, eski-meyecek, değiştirilemeyecek şekil-de bir mukaddes vahiydir. Ama ne yazık ki ona geçmişte, «eskimiş hükümler gözüyle bakanlar ol muştur. Böyleleri bugün de vardır, gelecekte de olmaya devam ede-cektir. Bu; neticesi acıklı bir hüs-
Bana ahlak dalgası, seni özledim mutluluğum
greşmiştir ilerleyen te wiInsanlar zaman hak ve hakikatta uzaklaştılarsa işte o zama zulurı gerçekleşmiştia "Allah'ın indirdiği ile hukmetmeyenler,
zalimlerin ta kendileridir (el-Maide, 45)
Bugün cereyan eden hadiseler, âyetlerin tecellisidir.
ran olan akıbeti hak edenler, de rusu kendilerine yazık ediyori
Hazret-i Kur'an, ma'minlo sanlara inmistir. Dolayısıyla he müslüman onu okuyup, ögren üzere sadece: «Inandiki demed yaşamakla mükelleftir. Bilindi le iş bitmiyor. Mü'min, inandığ hayata geçirecek ki inandığın bir kıymeti olsun. Kur'ani du turlarla amel edenler. Hazret Kur'an'ın mana derinliklerindes feyiz alanlardır:
"İşte bu Kur'ân, indirdiğ miz mübarek bir kitaptır. Arti Kur'ân'a uyun, (onun emir ve saklarına aykırı davranıştan) (el-Enam, 155) Ve serefli Kur'anin kının ki merhamet olunasını kümlerine aldırış etmeyenlerige
"Ben'im zikrimden (Kur'an dan) yüz çeviren kişi (ler) için ( çim sıkıntısı vardır." (Tahi, ranlarla dolu) dar bir hayat ve buyuruluyor.
Mü'minler, bu yaman çağda, nefsin ve şeytanın tu-zaklarına düşmemek için, İslâm'ın hangi hükmünün na-sıl anlaşılacağı ve hayata nasıl taşınacağı sâikiyle İslâm'ın ana kaynaklarına yöneliyor.
Ve İslâm'ın karşıtları... Onlar da bu çağda bir İslâm korkusu oluşturma çabasındalar. Bir tür yol kesicilik misyonunu üstlenmişler. İnsanoğlunun yolu üzerine duracaklar ve Hakk'a gidişi engelleyecekler. Onun için İslâm hakkında akla hayale sığmaz kötüleme kampan-yaları yürütüyorlar. Bir rahmet dinini, şiddetle yanyana göstermeye çabalıyor, Müslümanların zaaflarını, İslâm'a ödetmeye yöneliyorlar.
Bu durumlar karşısında ne yapmalı? İslâm'ı bir bütün halinde ve doğru anlatan yayınlar yapmalı... Kur'an'dan, Rasûlullah Efendimiz'in mübarek sözlerinden ve hayat-larından yola çıkarak, 14 asırlık zengin kültür birikimin-den de istifadeyle İslâm'ı anlatmalı...
Bu, acil bir ihtiyaçtır... Müslümanların İslâm'ı farklı toplum zeminlerine taşıma çabaları, bu ihtiyacı çok daha acil ve hayatî hâle getirmektedir.
Bu kaide de 23. maddede geçen kaideyi açıklar mahiyette-dir. Büyük ve daha tehlikeli zarar daha hafif olan zararla gide-rilmeye çalışılır..
Meselâ
a) Borcunu ödemiyen veya vacib olan nafakayı vermiyen kimse, ödeme imkânına sahipse ödemesi için icbâr edi-lir. Baba, küçük çocuğunun nafakasını vermekten imtina' eder-se hapsolunur.
b) Bir tavuk kıymetli bir taş yutacak olursa bakılır; han-gisinin kıymeti fazlaysa, fazla kıymette olanın sahibi, az kıy-mette olana zarar nisbetini öder.
Fesadı gerektiren iki şey gelip çatıştığında, zararı az olan dikkate alınıp en hafifi sayılarak alınır.. Meselâ birbirine eşit iki belâ ile karşı karşıya gelen kimse bu ikisinden dilediğini se-çip kabullenir. Eşit olmadığ takdirde ise en hafif olanını alır.
Meselâ:
a) Başında yara bulunan kimse bu vaziyette secde edecek olursa, yarası akıntı yapıp tehlike arzederse, baş işaretiyle sec-deleri yerine getirir; fakat namazı terketmez. Çünkü secdeyi terketmek, namazı terketmekten daha hafiftir. Nitekim hay van üzerinde işaretle secde edilir; ama abdestsiz namaz kılın-maz.
28. İKİ ŞERDEN EHVEN OLANI İHTİYAR OLUNUR.
Bu kaide, yukarıdaki kaideye yakındır.. Zarar ve şerri ge-rektiren iki hâdise birden gelip çatarsa en kolay ve zararı az olan tercih edilir..
a) Bir koçun başı kazara bir küpe girip çıkarılması mümkün olmazsa bakılır: hangisinin kıymet ve zararı daha azsa o ihti-yar edilir: Koyunun kıymeti küpünkünden daha fazlaysa küp kırılır ve kıymeti sahibine ödenir. Küpün kıymeti daha fazlay-sa koç boğazlanır ve kıymeti sahibine ödenir..
29. DEF'-İ MEFASİD, CELB-I MENFAATTEN EVLADIR.
Bir şeyde hem zaar, hem de fayda birleşecek olursa, o fayda için mevcud zarar irtikâb edilmez. Bu bakımdan zararı def' etmek evlâ olur. Çünkü şerîatın menhiyatı gidermede gös-terdiği hassasiyet ve îtina, meşrû şeylere karşı gösterilme-miştir.
Meselâ:
a) Cünüplükten dolayı kadına gusül gerektiğinde erkekle-rin göremiyeceği bir yer bulamazsa yıkanmak için guslü gecik-tirir. Çünkü yıkanmak faydalıysa da erkeklerin bir kadını çıp-lak görmesi zararlıdın.
b) Bir kimse mülkinde istediği gibi tasarruf edebilir, baş-kasına zarar vermediği müddetçe..
O halde mülkinde tasarrufundan dolayı başkasına açıktan açığa zarar verecek olursa, bu tasarruftan men'edilir.
30. ZARAR İMKÂN NİSBETİNDE GİDERİLİR.
Meselâ :
a) Az yukarıda da geçtiği gibi imkânı olduğu halde çocu-ğuna nafaka vermiyen bir baba hapsolunur..
b) Hazret-i Peygamber (S.A.V.) «Müslümanlara karşı kılıç çeken kimsenin kanı helal olur.» buyurmuştur. Çünkü o kim-se tuğvan edip mütecâviz hale gelmiş olduğundan bu zararı ancak vücudunu ortadan kaldırmakla gidermek ve ikinci bir kimggnin bir tuována tevessül etmemesini sağlamaktır
Hz. Peygamber'in yaşamını örnek edinir. O, daima, Allah'ın kü li iradesine bağlı, nefsin tutku ve arzularından arınmış, marifet
ve tefekkür dolu bir hayatın sahibidir. Sufi, bu uhrevi ilkelen esas alarak yola koyulur: Nefsini tezkiye edene ve marifet nur
larına müheyya bir hale gelene kadar bu yolda yürür. Bu yolun nihayeti yoktur Gerçi arifler, 'tevhid' makamının, manevi seya. hatte, varılabilecek en üst düzey olduğunu söylerler, ama Aj.
lah'ın mutlak ve sonsuz varlığında tam olarak gaybubet etme nin nihayeti olamaz. Erken dönem zahitlerinin ilginç bir örne ği olarak görülebilecek olan Hasan el-Basri'nin şu ifadeleri, su-fiyi bize net bir biçimde tanımlar niteliktedir: 'Bu dünyanın tüm çekiciliklerine dikkat et. Bir yılan gibi dokunuşta yumu yak, ama zehri öldürücüdür. Onda bir zevk buldun ise, hemen terk et, çünkü, ondan çok azı, sana yol arkadaşlığı edecektir Dünyanın hali birdenbire değişir. Sen, değişene, kalıcı olmaya-na, sana sadık yoldaşlık etmeyene sakın kalbini bağlama. Bir anlamda zühdü de tanımlayan bu ifadeler, O'nun bir mektu bundan alınmıştır. Basra, Hasan gibi daha pek çok zahide ev sahipliği yapmıştır. Fakr ve istiğna vadisinin yıldızlarından biri olan Rabiatu'l-Adeviyye bunlardandır. Keza erken dönemin iki önemli velisini, Cüneyd-i Bağdadi ile Hallac-ı Mansur'u anma-mız gerekmektedir. El-Muhasibi'nin öğrencisi olan Cüneyd-i Bağdadi, 'Yolun Şeyhi' olarak da anılır ve nazari irfan tarihi a-çısından önemle kaydedilmesi gereken bir kişiliktir. İrfani te-fekkürün doruğundadır ve onun nazari bir yapıya kavuşmasın-
da risaleleri ve mektuplarıyla etkili olmuştur. O'nun geniş viz-yonu, İslam irfanının, 'nesnel' dile kavuşmasını sağlamıştır Gerçi sufi sözlüğünün tedvini ve zenginleştirilmesi, daha çok Ibn Arabi'ye nasip olacaktır; ama tüm bu şahsiyetler, Hz. Şeyh-| Ekber'in doğumuna zemin hazırlamıştır, denilebilir. Erdem ve
ahlak vadisinin yıldızları saymakla bitmez. Ama Geylani ve İ-mam-ı Rabbani'yi özellikle anmamız gerekir. Biri, bütün irfani ve ahlaki öğretilerin yolunun mutlaka kendisine uğradığı bir kavşaktır; diğeri ise adından da anlaşılacağı üzere Rabbani bir alimdir.
rifetin üzerindedic Sufi, arif, derviş, veli vb. kelimeler, hilge ya da aziz olarak da düşünülebilie
5. Ibn Arabi, erkeklerin ulaşabildiği tüm manevi makamlara, kadınların da sahip ola bileceğini, sufi erkeklerin seyr-i sülukunun ayrusını kadınların da yaşayabileceği ni belirtir ki, bunun en çarpıcı örneği Rabiatü'l-Adeviyye'dir 8.
Haris el-Muhasibt, er-Riayesiyle, kendisinden sonra gelen pek çok irfan chlini et kilemiş nazari irfan birikimine çok katkıda bulunmuştur. Hicri 165'te Basra'da do Dan el-Muhasibi, adiru, nefsini sürekli murakabe altında tutabilmesinden aur Ke lam, fikılı ve hadis alanında da yetkin bir kişiliktir.
Çağımızda ise, 'kamil insan'ın mükemmel örneği olarak Be-diüzzaman Said Nursi'yi görürüz.
Bediüzzaman'ın ahlaki formasyonunu ve ahlaka ilişkin dü şüncelerini doğru kavrayabilmemizde, insan-ı kamil ve insan-i kadim doktrinlerinin önemli bir işlevi olacaktır. Ahlak, hüsün ihsan ve hakikat formülasyonu gözetilmeksizin sağlıklı bir ze-minde konuşulamaz. Güzellik, İyiliğin; iyilik, gerçekliğin iç bo yutudur. Güzel olan iyidir, iyi olan gerçektir. Bu anlamda, ahla-kın kaynağının İlahi Hakikat olduğunu söyleyebiliriz. Bediüzza-man'ın güzel ahlaka ilişkin düşünceleri, bu formülasyona uyar. O, 'güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiş olan' Nebinin (asm), kamil bir varisidir. Dolayısıyla, O'nun nuru üzerinden, i-lahi niteliklerle ilişki kurulacağı görüşündedir. İnsan, Rahman sureti üzere yaratılmıştır. Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. A-rapça'da ed-dünya, bizim yaşadığımız 'aşağı alem' için kullanı-lır. El-alem ise, yüce alemleri ifade eder. İkisinin de sözlük an-lamı dünya'dır; ama biri arzi diğeri semavi alemi ima eder. Se-mavi alem arzi alemi kuşatmıştır. İnsan, fıtratı itibariyle mü-kerremdir. Gözleri semadadır. Ruhu semadan inmiştir. Ruhun mekaneti, semadır. İnsan, Allah'ın nitelikleriyle donatılmıştır. Merhamet, şefkat, muhabbet, adalet, ahlak, hikmet, tedbir, ba-sar, sem vs. gibi nitelikleri itibariyle insan Rahmani bir doğaya sahiptir. Fakat yaşamın sınav olmasından dolayı, insanda nega-tif ve pozitif kutuplar bulunur. Ya İlahi boyutunu korur veya i-hanet eder. Nebiler ve onların kamil varisleri olan insan-ı ka-mil'ler, 'güzel ahlak'ın korunmasında, insanın fıtratını muhafa-za etmesinde görevlendirilmişlerdir. İnsan-ı kamil için 'veted' (sütun) tabirinin kullanılması da bundandır. Kamil insan, varo-luşun sütunudur. Dünyayı ve içindekilerin doğasını koruma ö-devini yüklenmiştir. Emanet'ten kasıt da gerçekte budur. İnsa-na yüklenmiş olan sorumluluk, hangi manevi düzeyde seyre-derse etsin, doğasına, asli tabiatına ihanet etmeksizin yaşa-maktır. Ahlak dendiği zaman, insanın fıtratına sadakatini ilgi-lendiren bir atıflar dünyasından söz edilmiş olur. Bediüzza-man'ın, 'iman insanı insan eder, belki de insanı sultan eder' sö-zü bunun çarpıcı bir ifadesi olarak okunmalıdır. Sultan'dan ka-sıt halifedir ve kamil insandır. 'Kamil insan'ın en yetkin örneği olarak Efendimiz'e (asm), onun yaşamına bakıldığında ahlak'ın tanımına ilişkin sarih bir alana geçmiş olacağız. Hz. Ayşe vali-demize sorulduğunda, 'O, nasıl, ahlakı nasıldı?' diye, şöyle ce-vap vermişti: "O'nun ahlakı Kur'an'dı." Burada Efendimiz'in Kur'an'la özdeşleştirilmesi, Kur'an'ın, hüsün-ihsan ve hakikat-
hayvanların (hayvanatın) ve bitkilerin (ne enva hayvanat ve nebatat انواع حیوانات و نباتات batatın) her çeşidi
invahissiyat أحزاب حسيات invahissiyat
enva hüsün انواع خسس : guzelliklerin her çe şidi
enva - ibadet أنحواء عبادات : her türlü ibadet
enva- ibadat-ı makbule انواع عبادات مقبوله : mak bul (güzel, beğenilen) ibadetin her çeşidi enva caz أنواع اعجاز : )Kur'an'daki)i'cazın (mucizeli söz söylemenin) her çeşidi
enva icaze Kur'an أحذاء اعجاز قرآن : Kur'an-ı Kerim'in ifadeleriyle gösterdiği her türlü mucize
enva' iftikaratı müseffia أنواع افتقارات مشفیعه Allah'ın (c.c.) şefaatına yol açan çeşitli ihtiyaç ve istekler
enva - ihsan أنواع إحسان : latuf, nimet ve iyili gin her türlüsü
enva ihsanat أنواع إحسانات : latu nimet ve iyiliklerin her çeşidi
enva'-ı ihsan ve inamat أنواع إحسان و إنعامات : şitli ihsan (bağış, lütuf) ve ni'metler
enva-i ihsanatı ilahiye انواع إحسانات إلهيه : Al lah'ın (c.c.) lûtuf ve nimetlerinin her çeşidi
enva ihtiyacat أنواع إحتياجات : cesitli ihtiyaç lar, türlü türlü ihtiyaçlar
enva-i iltifat أنواع الثقات : çeşitli güzel ve gönlü hoş edici davranışlar
enva'-ı işarat-ı gaybiye انواع إشارات غيبيه : gayp tan (Allah (c.c.) tarafından) gelen çeşitli isa retler
enva - kainat انواع کائنات : kainattaki çeşit çeşit varlıklar
enva - kemal انواع كمال : mükemmelliğin her çeşidi, çeşitli müemmel ve üstün vasıf (nite-lik)
enva - Kemat kinds of perfections : perfections rin her variety, various superlative characteristics (ni threads)
enva'i keramet ve gaybi icaz أنواع کرامت و غیبی اعجاز : )enva-1 keramet ve enva'-ı gaybi icaz( çeşitli keramet (bak. keramet) ve Allah (cc.) tarafından lutfedilen (gaybi) insan gücünü aşan çeşitli anlatım tarzı ve san'atı (i'caz)
enva' keramet انواع کرامت : kerametlerin her çeşidi (bak. keramet)
enva - kesire أنواع كثيره : çok sayıda farklı var lık türleri
كفر و ضلالت و شو و مهالك : çeşitli inkar (kufür( enva' küfür ve dalälet ve şer ve mehalik انواع doğru yoldan sapma ve saptırma (dalalet), kötülük (şer) ve tehlikeli işler (mehälik)
enva- küfür أنواع كفر : inkarcılığın her çeşidi enva'ı külliye-i mucizat أنواع كلية معجزات : bir çok olaylarla ilgili çeşitli mucizeler
envalezaiz أنواع لذائذ : çeşitli zevk ve lezzetler enva'-I lütuf ve ihsan أنواع لطف و إحسان : lütuf ve ihsanın her çeşidi, iyilik ve bağışın her tür-lusu
çevre-yaratık yaratık türleri: her tür yaratık
envai mahlükat أنواع مخلوقات : çeşitli yaradıl. mış varlıkların her çeşidi
envai masnuat أنواع مصنوعات : ceşitli sanath yaratılmış varlıklar
enva - mat'umat أنواع مطعومات : çeşitli besinler ve yiyecekler
enva'-ı mat'umati leziziye أنواع مطعومات لزیزیه çeşitli lezzetli yemekler
enva'-ı mat'umat-i maneviye أنواع مطعومات معنو به : (mec.) çeşitli månevi ihtiyaçları karşılayan hakikatler
enva-i mehalik أنواع مهالك :ölüm tehlikesi olan çok yerler, çeşitli ölüm tehlikeleri
enva - mehasin أنواع محاسن : çeşit çeşit güzel-likler
enva' meläike ve ruhaniyet انواع ملائکه و روحانیت : )enva-1 meläike ve enva'-ı ruhaniyet( çok çeşitli melekler (enva'-ı meläike) ve çeşitli ruh cinsinden varlıklar (enva'-ı ruhaniyat)
enva'-ı merhamet انواع مرحمت : her türlü mer-hamet, Allah'ın (c.c.) türlü türlü merhameti
enva'- mevcudat أنواع موجودات : çeşit çeşit var-lıklar
enva'-ı mevlüdat ve etfal ve yavrucuklar أنواع مولودات و اطفال و باورجقلر : )enva-ı mevlûdat ve enva'-1 etfal ve enva'-ı yavrucuklar) her tür-den yavrular (enva'-ı mevlûdat) ve çocuklar (etfal) ve küçücük yavrular
envaimet أنواع موت : ölümlerin her çeşidi, çeşitli varlık türlerinin farklı ölüm şekilleri
enva - mucizat أنواع معجزات : mucizelerin her çeşidi
Hz. Muhammed'in (a.s.m.) çeşitli mucizeleri enva'- muhabbet أنواع محبت:
esitli sevgi enva-i murassaat انواع مرضعات cesit çeşit süs-lemeler
enva'- namadud أنواع مع: sayısız türler. sayısız varlık türleri
envanakisأنواع نقش : cesit çeşit sanatlı süsle melerin her çeşidi
enva'-i nebatat ve hayvanat أنواع نباتات و حیوانات her çeşit bitki ve hayvanlar
: انواع نعم و إحسانات envas nlam ve ihsanat (enva'-1 niam ve enva'-1 ihsanat) çeşit çeşit nimetler (enva'-1 niam) ve çeşitli yardım ve bağışlar, iyilikler (enva'-ı ihsanat)
enva - niam türleri evet: nimetlerin her çeşidi
enva-i niam-1 Ilahiye أنواع نعم إلهيه : Allah'ın (c.c.) çeşitli nimetleri
enva-i nimet أنواع نعمت : çeşitli nimetler
enva - rahmet انواع رحمت : çeşit çeşit merha met
enva'-ı rahmet ve şefkat انواع رحمت و شفقت : )enva'-ı rahmet ve enva'-ı şefkat) her türlü rahmet ve şefkat; her türlü merhamet (en( va'-ı rahmet) ve her türlü koruyucu ve kayırı
cı sevgi (enva'-ı şefkat)
enva-riba Faizin çeşitleri: faizin her çeşidi
enva - saadet أنواع سعادت : mutluluğun her çe-şidi
enva - sagire أنواع صغيره : küçük varlık türleri
enva - salihin أنواع صالحين : Allah'ın (cc) çeşitli sålih kulları, günahlara bulaşmamış iyi kulları
enva - san'at أنواع صنعت : sanatın her çeşidi
enva - semerat Meyve çeşitleri: çeşitli meyveler
enva sikke انواع سکه : )sahibini tanıtan) ce şitli
mühür veya damga
enva - sekavet 1 : أنواع شقارت her çeşit sıkıntılı ve kötü durum 2.her türlü günah ve isyana itici durum
enva - sirk أنواع شرك : her türlü şirk, Allah'a (c.c.) ortak koşmanın her çeşidi, Allah'tan (c.c.) baska varlıklara tanrı diye tanımanın her türlüsü
enva tabiin أنواع تابعين sahabeleri izleyen ve onlara tabi olan müslümanların çeşitli sınıf-ları (bak. tåbiin)
enva'- tahabbübat ve taarrüfat Tebrik türleri
231
envar- bahr-ı muhit
1- تعرفت tahabbübat ve enva'-1 taarrü fat) Allah'ın (c.c.) (güzel eserleri ve ni'metle-riyle akıl ve duyarlılık sahibi kullarına) çeşitli şekilde kendini sevdirmesi (enva- tahabbü bat) ve çeşitli şekillerde kendini tanıttırması (enva-1 taarrüfat)
enva'-ı tazarruat-i hazine أنواع تضرعات حزينه :: çeşitli şekilde (Allah'a cc) hüzünlü yalvarışlar enva - tecelliyat أنواع تجليات : çeşitli tecelliler, kendini tanıtıcı belirtiler
enva'-i tecelliyat-i esma أنواع تجليات أسماء : lah'a (c.c.) ait) isimlerin, çeşitli şekillerde kendini gösterip tanıtan belirtiler
Rabbaniye Tesbihat Çeşitleri
Rab için çeşitli tesbihler, varlıkların sahibi ve terbiyecisinin zatında, sıfatlarında, işlerinde kusursuzluğunu belirtmenin her çeşidi
enva'-ı zevil hayat ve zevil-ervah أنواع دوالحبات و ذوى الأرواح : )envaı zevil hayat ve enva'i ze vil-ervah) canlı türleri(enva'ı zevil hayat) ve ruh sahibi varlık türleri(enva'ı- zevil ervah)
enva - zinet أنواع زینت : çeşit çeşit sanatlı süsler
enva'-i zinet ve mehasin أنواع زینت و محاسن : )en va'-1 zinet ve enva'-ı mehasin) çeşit çeşit süs takıları (enva'-ı zinet) ve çeşit çeşit güzellikler (enva'-1 mehasin)
enva'-i zinet ve letafet انواع زینت و لطافت : en va'-ı zinet ve enva'-ı letäfet) çeşit çeşit süs takıları ve çok hoş çeşitli güzellikler (enva'-1 letäfet)
enva - zulm (zulüm( أنواع ظلم : çeşitli haksızlık ve acımasız eziyetler
envaen أنواعا : tür olarak, çeşit olarak, grup olarak, topluluk olarak
Şunu iyi söylediniz ki, ona cennet var, bunu kötü söylediniz ki, ona cehennem var. Siz yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz.
3) «BUHARI ve MÜSLİM, ENES'ten r.a. naklen rivayet ediyor: Ashab bir cenazeye gitti; orada onu havırla tezkiye ettiler.. Bunun üzerine Peygamber S.A. efendimiz:
<>
Buyurunca, Hz. Ömer r.a. şöyle sordu:
Ne vacib oldu?..
Peygamber S.A. efendimiz şöyle anlattı:
<
Iman sahiplerine düşer ki, lehinde şehadet edecekleri artıra.. Çünkü ölen bir mümine kırk kişi lehte şahitlik ederse; Allah onu bağışlar..
Ravilerin menkıbesi, 1. 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Yirmi Yedinci Ders: Kabirleri ziyaret etmenin erkekler için hoş görülmesi, kabirleri tek başına ziyaret etmenin, üzerlerine bina yapmanın, onlara doğru namaz kılmanın ve üzerlerine oturmanın haram olması. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Her nefis ölümü tadacaktır. Mükafatınız ancak kıyamet günü verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete konulursa, o, muradına ermiştir. Dünya hayatı ancak kısa bir zaman diliminden ibarettir.
YİRMİYEDİNCİ DERS
Aldanmanın zevkleri.
KABİR ZİYARETLERİNİN ERKEKLERE MÜSTEHAB OLDUĞU KİREÇLE SIVAMANIN VE ÜZERİNE BİNA YAPMANIN, ONA DOĞRU NAMAZ KILMANIN VE ÜZERİNDE OTURMANIN YASAK OLDUĞU
1) Allah-ü Taâlà söyle buyurdu: lıkları) muhakkak kıyamet günü tastamam verilecektir. (O vakit)
MADDE 484 Bir kimse gerek yevm gibi kasir olsun ve gerek si nin gibi tavil olsun ma'lum olan müddet üzerine mal ve mülkünü âhara icar edebilir.
MADDE 485 Müddet-i icarenin ibtidası hin-i akidde tesmiye ya'ni zikr ve ta'yin olunan vakitden i'tibar olunur.
Hin-i akidde ibtida-ı müddet tesmiye olunmaz isc MADDE 486 vakt-i akidden i'tibar olunur.
MADDE 487 Bir senelik olmak üzre her aylığı şu kadar kuruşa olarak bir akarın icarı caiz olduğu gibi şehriyyesi beyan olunmak-sızın bir senelik olmak üzre şu kadar kuruşa icarı dahi sahih olur.
MADDE 488 Ayın ibtidasında iken icare gerek bir aylık olsun ve gerek ziyade olsun şehriyye olarak mukavele olunursa aylık olmak üzre mün'akid olur. Bu suretde ay otuz günden nakıs olsa dahi ta-mam aylık i'tası lazım gelir.
MADDE 489 Ayın birazı geçmişken bir aylık olmak üzere muka-vele olunduğu suretde bir ay otuz gün olmak üzre i'tibar olunur.
MADDE 490 Ayın birazı geçmişken şu kadar aylık olarak muka-vele olunursa evvelki nâkıs ay en sonraki aydan otuz gün olmak üzre itmam olunup ücret-i yevmiye hesabiyle ifa olunur. Ve ara yerdeki aylar ğurre ile hisab ve itibar kılınır.
MADDE 491 Ayın birazı geçmişken kaç aylık olduğu beyan olun-maksızın her aylığı şu kadar kuruşa olmak üzre mukavele olun-duğu suretde ibtidaki nâkıs ay otuz gün itibar olunmak lâzım gele-ceği gibi diğer aylar dahi ol veçhile otuz gün olmak üzre itibar olunur.
MADDE 492 Ayın ibtidasında iken bir senelik olarak akd-i icare olundukda sene oniki ay olmak üzre itibar olunur.
MADDE 493 Ayın birazı geçmişken icare bir senelik olarak ak-dolundukda bir ay eyyam olarak i'tibar olunup diğer on biri ğurre i'tibariyle hisab olunur.
MADDE 494 – Κaç aylık olduğu zikrolunmaksızın her aylığı şu ka-dar kuruşa olmak üzre bir akar icar olunsa akid sahih olur.
Fakat birinci ay tamam oldukda ikinci ve daha sonraki ayların
birinci gecesiyle birinci gilnünde acir ve müste'cirden her biri ica-reyi feshedebilir. Amma evvelki gecesiyle günü geçdikden sonra fes-hedemez.
Ve eğer chad-i âkıdeyn böyle esna-yı şehrde fesh ettim dese ol ayın nihayetinde münfesih olur.
Ve eğer esna-yı şehide şehr-i âti ibtidasından itibaren fesh ettim dese şehr-i âti hulülünde münfesih olur. Ve eğer iki ya ziyade aylık peşin verilmişse hiç birisi ol ayların icaresini fesh edemez.
MADDE 495 Bir kimse bir gün işlemek üzre bir ecir tutduğu su-retde tuli-i şemsden asr'a kadar yahut ğurûb-i şemse kadar işle mek hususunda örf-i belde neyse ona göre amel olunur.
MADDE 496 Biri meselâ on gün işlemek üzre bir dülger isticar etse akdi vely eden günler itibar olunur.
Ve eğer yazın on gün işlemek üzre deyu isticar etse kangi ayın kaçıncı gününden i'tibaren işliyeceğini beyan etmedikçe sahih olmaz.
BAB SAHTE
Hıyarât hakkında olup üç faslı havidir.
FASL-I EVVEL
Hıyar-ı şart beyanındadır.
MADDE 497 Bey'de olduğu gibi icarede dahi hiyarı şart cari olarak ehad-i tarafeyn yahut ikisi birden şu kadar gün muhayyer olmak üzre icar ve isticar caiz olur.
MADDE 498 Muhayyer olan kimse müddet-i hıyarında dilerse icareyi fesh eder ve dilerse müciz olur.
MADDE 499 Gerek fesh gerek icazet (302) ve (303) ve (304) maddelerde beyan olunduğu üzre kavlen olduğu gibi filen dahi olur.
Binaenaleyh âcir muhayyer olduğu suretde me'cûrda temellü-kün levazımından olan bir vechile tasarruf etmesi fesh-i fi'lidir. Ve müstecir muhayyer olduğu suretde me'curda müste'cirinin ta-sarrufu gibi tasarruf etmesi icâzet-i fi'liyyedir.
MADDE 500 Muhayyer olan kimse icareyi fesh yahut infaz etme-den müddet-i huyar mürur ederse hıyarı sakıt olarak icare lâzım olur.
MADDE 501 Müddet-i hıyar vakt-i akidden itibar olunur.
Elif Lam Mim. Allahü IA ilahe IMA Hüvel Hayyul Kaууйт.» (167) Jeinde Allahin fsm-1 Azam'ı vardır. (168)
Ayetülkürsi'de şöyle buyrulur:
«Allâh ki, O'ndan başka hiç bir ilah yoktur.
Diridir, Zatile ve kemålile kaimdir,
O'nu, ne uyuklama tutar, ne de uyku.
Göklerde ne var, yerde ne varsa, hepsi O'nundur
. İzni olmadıkça, O'nun yanında kim şefâat edebilir?
O, yarattıklarının işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.
Yarattıkları ise, O'nun ilminden, dilediğinden başkasını kavraya-mazlar.
O'nun Kürsisi, gökleri ve yeri kucaklamıştır.
Bunları görüp gözetmek, O'na ağır gelmez.
O, çok yüce ve çok büyüktür.» (169)
Kur'ân Okuyan ve Okumayanların Misalleri:
«Kur'an okuyan Mü'minin hali portakal gibidir ki, kokusu gü-zel, tadı da, güzeldir.
Kur'an okumayan Mü'minin hall fakat, kokusu yoktur. hurma gibidir, tadı güzeldir,
Kur'ân okuyan munafıkın hali olan reyhan gibidir. kokusu güzel, fakat, tadı acı
Kur'an okumayan munafığın hali ise, kokusu acı, kötü, tadı da, acı ve kötü olan Ebû Cehil karpuzu gibidir.» (170)
Kur'ân Okuyup Onunla Amel Edenlerin ve Etmeyenlerin Misalleri:
Kur'ânı okuyan ve fakat, onunla amel etmeyenin hall: kokusu güzel olan, fakat, tadı olmayan reyhana benzer.
Kur'ânla amel eden ve fakat, onu okumayanın hall tadı güzel olan ve fakat, kokusu bulunmayan hurmaya benzer.
Kur'ânla amel eden ve onu okuyanın hali de hem tadı güzel, hem kokusu güzel olan portakala benzer.
Kur'ân okumayan ve onunla amel etmeyenin hali ise: Ebû Ce-
(167) Âl-i İmran: 1-2
168) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 461, Dârimi Süners c. 2, s. 323
( (169) Boş: 255
(170) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 408, Buhari Sahih c. 6, s. 107, Müslim -Sahih c. 1, s. 549, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 259, Tirmizi - Sünen c. 5, s. 150,
İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 77, Dârimi Sünen c. 2, s. 318
مذكوره انت هر بر جمله سنك هيشنده كي وجه نظام اون قطعی افاده بدن ( هذا صحيح، هذا صحيح. واجب اولديفته اشار تدر. فاعل تركيلها.
حيفة المجهول الله ذكر ان يلن (قبل) لو تو رشت به اتمك، يفترض تمام اولفنه اشار نادر منفعت و لطفي افتاده ايدر جمہ بهايار تحقير وتحكم في الصور ته له دغل، نصهم تحت طرزيله لازم اولديغنه اشار تدر.
( الا تفسدوا) شویله مقياس استثنائی أو لا يزال مستمرا: تزايد تفضيل رابطة قارية للعلاقة بين العداء والتوازن، اختلال انقلاب أيدر يحدث واتحاد ايبلر قوبار. أنا آسف.
(في الأَرْضِ) لا تاكيد، زجرى ادامه ایتدیر سور. منذ فترة طويلة أول ديف إيجون، كان هذا الطوق الملتزم مطلوبًا وزاد من روعته أو تألقه لأول مرة أو شرقًا نك أو ندير بالمسيله وأو نويرًا عامًا إلى عروض فاطمة كوريله أولور.
في الارْضِ كلمه أو أي مكان آخر (الأرض) هذا شيء جيد. نوع بشرك، بالخاص فقير لرك و مع صوت ملوك مزاره کوتولگی نه در که او ناره قارشو بويله فنا القره بولونوپور سكر ؟ شفقت جنسيه كز يو محيدر ؟ نه ايجون مرحمت التمد يور ساز؟ اون تسليم ابتده که منزل شفافت جنسيه كز يوقدر . أكثر
يرحمك الله! ] دینه او ناري ايقاظ اليدييور.
سؤال ؟] هل قصدت أن تكون نارًا على عموم الناسار ديغلدر. نه ایچونه او الركن فادي بتونه انساناره سرايت التين؟
اسطنبول
الجواب ] أوت سياه بر كورنگي طاقه آدم كل شيءي سياه و چركين كورور. وبالمثل، فإن نظام الكذب والقلب يكفر أيله لنيرسد، يقوم بتكوين أي شوكة ويجعلك كرونور. و بتون انساناره، بلکه طائفاته قارشو بر بغض و هذا شيء جيد. کی بریت بلاغه الأنفاقيه هيئة رجالية فك تنظيمي تتأثر أولور زیرا الكفاءة، تنظيم و سلامة و طاعة وأولور. مع الأسف اوزارك سريد كارى زهر لي، طبقه من
Meakûr dyetin her bir cumlesinin heyetindeki veches mizdm: Evet, kat'iyeti ifade eden 'deki (L) kötü ve fenă şeyleri men' ve nehyetmek, lazım ve vacib olduğuna işarettir. Failin terkiyle, siga i mechül ile zikredilen 3 kötü bir seyi nehyetmek, farz-ı kifaye olduğuna işarettir. Menfaat ve lutfu ifade eden 'deki (J) yapılacak nehtylerin tahkir ve tahakküm suretiyle değil, ancak nasihat tarzıyla lazım olduğuna işarettir.
9 şöyle bir kıyası istisnäiye işarettir ki: "Böyle yapmayın. Aksi takdirde karışıklıklar meydana gelir. Insanlar arasında itäat råbıtası kesilir. Adálet, ihtiläle inkiläb eder. İttifak ve ittihadın ipleri kopar. Fesåd doğmaya başlar. Öyle ise, böyle yapmayın ki fesåd olmasın," في الأزم nehyi te'kid, zecri idâme ettiriyor. Çünki nasihat muvakkat olduğu için, inzicárın devamı lazımdır. Bu da vicdanın heyecana getirilmesiyle olur. Bu dahi ya şefkat-i cinsiyenin uyandırılmasıyla veya nefret-i umůmiyeye ma'růz kalmak korkusuyla olur.
Evet في الأرض kelimesi, her iki ciheti de te'min eder. Zira از kelimesi, lisân-ı haliyle "Sizin bu fesâdınız nev'-i beşere siråyet eder. Nev'-i beşerin, bilhassa fakirlerin ve ma'sûmların sizlere kötülüğü nedir ki, onlara karşı böyle fenålıkta bulu-nuyorsunuz? Şefkat-i cinsiyeniz yok mudur? Ne için merhamet etmiyorsunuz? Evet, teslim ettik ki, sizin şefkat-i cinsiyeniz yoktur. Hiç olmazsa nefret-i umůmiyeden korkunuz!" diye onları ikäz ediyor.
Sual: Onların maksadları, umum insanlar değildir. Ne için onların fesâdı bütün insanlara sirâyet etsin? Elcevab: Evet, siyah bir gözlüğü takan adam, her şeyi siyah ve çirkin görür. Kezâlik, basiret gözü de nifåk ile perdelenirse ve kalb küfür ile peçelenirse, bütün eşyå çirkin ve kötü görünür. Ve bütün insanlara, belki käinâta karşı bir buğz ve bir adâvete sebeb olur. Hem de küçük bir dişlinin kırılmasıyla büyük bir makine müteessir olduğu gibi, bir şahsın nifakıyla hey'et-i beşeriyenin intizamı müteessir olur Zirá adalet, intizam ve Islamiyet ve itaatle olur. Maalesef onların serptikleri zehirler, tabakadan. tabakaya intikal ede ede, bu zillet ve sefaleti ismar
Abdullah b. Mesud'un rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (sav)'in şöyle buyuruyor:
Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, hiçbir kul, insanlar onun kalbinden, dilinden ve elinden emin olmadıkça kurtuluşa eremez. Hiçbir kul, komşusunun şerrinden emin olmadıkça iman etmiş olmaz.
"Nefsimi kudretinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, kalbinden, dilinden ve elinden başkalarının güvende olmadığı hiçbir kimse gerçek Müslüman olamaz. Yine hiç kimse komşusu onun hilesinden ve zulmün-den emin olmadıkça gerçek mü'min olamaz."
Said b. Müseyyeb'in rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resûlüllah (sav) şöyle buyuruyor:
"Komşunun komşusuna karşı saygınlığı annesinin kendisine saygın-lığı derecesinde olması gerekir."2
Mücahit'in rivayetine göre bir gün Abdullah b. Amr b. As oğluna şöyle dedi:
Bir koç kes! Ondan şu Yahudi komşumuza da götür.
Bir süre sohbet ettikten sonra tekrar oğluna dönüp dedi ki:
Koçu kestiğinde Yahudi komşumuzu unutma. Ona da et götür.
Bunun üzerine çocuk şöyle dedi:
Komşumuz olması dışında bir yakınlığımız bulunmayan bir Yahudi'nin yüzünden bize eziyet ediyorsun.
Bu sözlere kızan babası şöyle dedi:
Yazık sana! Resûlüllah bize komşuya iyiliği o kadar çok tavsiye etti ki, komşuyu komşuya varis kılacak zannettik.³
Ebu Şurayh el- Kâbi'nin rivayet ettiği hadisi şerifte Resûlüllah şöyle buyuruyor:
Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse güzel söz söylesin veya sus-sun. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimse komşusuna ikramda bu-lunsun. Ve yine Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimse misafirine ik-
Meşrutiyetin 3. günü "Hürriyete Hitap" nutkunu irad etti.
TEMMUZ
26
CUMARTESİ
1 1447 DAHA GÜVENLİ
RUMI: 13 TEMMUZ 1441
HIZIR: 82
BİR AYET
Kulunu bir gece, Mescid-i Haramdan kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfat-lardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen,
hakkıyla görendir.
(İsra: 1)
BİR HADİS
Namaz, kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği ameldir.
Nesai, Muharebe: 2
Şu mevcudat-ı seyyale vücudlarıyla Vâcibü'l-Vücud'un vücub-u vücuduna şehadet ettikleri gibi; zevalleriyle ezeliyetine, sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ederler. Nurun İlk Kapısı
Resulallah (sebadet ederim ki Allah'tan başk lab yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed A
lah'ın elçisidir)" yazılıdır.
Sonra, Rab Teâlâ der: "Ağırlığını (yani ame
lerinin ağırlığını) hazırla!"
Kul sorar: "Ey Rabbim! Bu defterlerin yan daki bu etiket de ne?"
Rab Teâlâ der: "Sana zulmedilmeyecek!"
Hemen defterler mizanın bir kefesine kon etiket de diğer kefesine. Tartılırlar. Sonunda terler hafif kalır, etiket ağır basar. Esasen lah'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 5
***
Sırat köprüsü
Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Üç yerde hiç kimse kimseyi hatırlamaz:
(1) Amellerin tartıldığı mizan yanında, kefesi hafif mi, ağır mı geldiğini öğrenin kadar.
(2) Amel defterleri dağıtılıp, “İşte kitabımı yun” denildiği zaman. Amel defterinin s mi, soluna mı düşeceğini veya arkasından
) Cehennemin üzerine kurulduğunda Sirat henler bulunmaktadır. Allah kullarından dile-lerini bunlarla durdurur. Buradan kurtulup kurtulamayacağını öğreninceye kadar.
Müsned, 6: 101.
***
İbni Abbas'tan (ra) rivayetle:
Alim ile abid [çok ibadet eden] Sırat köprü-sinde bir araya geldiklerinde abide, "Cennete gir ve yaptığın ibadetler sayesinde nimetlerinden is-ifade et" denilir. Alime de, "Burada bekle ve is-tediğin kimse için şefaat et. Çünkü sen kime şe-Jaat edersen kabul edilir" denir. Bunun üzerine alim, peygamberler gibi şefaat makamına geçer.
Deylemî'nin Müsnedü'l-Firdevs'inden.
***
Abdurrahman rivayet ediyor:
(...)
Ümmetimden bir adam gördüm ki, Sırat Köp-rüsünde sürünerek ve emekliyerek yol almaya çalışıyordu. Bana getirdiği salavatlar geldi, elin-den tutarak ayağa kaldırdı. Böylece Sıratı geçti.
Bir gun yolda giderken çok neşeli, gülen bir adamla karşılaşır. Ona;
*-Ey kardeşim! Sırat'ı geçtin mi?" diye sorar.
Adam,
-Hayır." cevabını verince tekrar sorar:
*Peki cennete mi, yoksa cehenneme mi gideceksin? Bunu biliyor musun?"
Adam yine;
Hayır" diye cevap verir.
O vakit Hasan-1 Basrio adama şunları söyler:
*-Allah sana afiyet versin! O hâlde niçin bu kadar taşkınca gülüyor-sun? Unutma ki, o kıyamet gününün işi çok çetindir..."
ÇÜRÜTÜCÜLER
Kalpler altı şeyden dolayı çürür ve bozulur:
Birincisi: Tevbe ederim ümidiyle günah işlemek.
İkincisi: İlim öğrenip múcibince amel etmemek.
Üçüncüsü: Hareket ve davranışlarda içten ve samimi (ihláslı) olmamak.
Dördüncüsü: Allah'ın verdiği nimetlerden faydalanıp şükretmemek.
Beşincisi: Allah'ın yarattıkları arasında paylaştırdığı rızka râzı olmamak.
Altıncısı: Ölüleri defnedip onlardan ibret almamak.
Duâlarınız kabul olunmayacak diye korkmuyorum.
Sizin, duâ edemez hâle gelmenizden korkuyorum...
Vaktiyle Emeviler devrinin üç büyük hiciv şairinden biri olan Ferezdak'ın eşi ölmüştü. Defin merasiminde Hasan-1 Basri de bulunmaktaydı. Hasan-1 Basri Hazretleri, şiirleriyle insanları karalayan, iffetlerini zedeleyen bu şaire, bir ara kabri işaret ederek;
*-Ahiret için ne hazırladın?" diye sordu.
Yaşlı şair;
*-Yetmiş yıldan beri kelime-i şahâdeti hazırladım." dedi.
Hasan-ı Basri;
"-Ne güzel hazırlık!" dedikten sonra şu sözleri ekledi:
-Lakin kelime-i şahâdetin şartları vardır. Bu yüzden iffetli kadınlara iftira etmekten sakın!"
Kişinin gece ibâdetine kalkmamasının tek sebebi, işlediği bir günahtır.
O hâlde her akşam nefsinizi sorgulayıp kendinizi denetleyiniz. Gece iba-detine kalkmak için Rabbinize tevbe ediniz.
Gece ibâdetine kalkmak, ancak günahları altında ezilen kişiye ağır gelir.
Hasan-ı Basri Hazretleri'ne sordular:
"-Gece namazı kılanların yüzleri niçin güzel ve nurlu olur?"
Şöyle buyurdu:
"-Çünkü onlar, Rahmân ile baş başa kalmışlardır..."
Seleften biri, geceleyin Kur'ân okuduğunda sabahleyin kendisini gören-ler sararıp solmasına, hâlsizliğine, bitkinliğine bakarak gecesini ibâ-detle geçirdiğini onun yüzünden anlarlardı.
Oysa bugün herhangi biri geceleyin Kur'ân'ı baştan sonuna değin oku-yor ama sabahleyin kalktığında, sırtına hırkasını çekip uyumuş gibi yüzünde hiçbir değişiklik görülmüyor.
İKİ KORKU ARASINDA!
-Ey Ademoğlu! Gerçek mü'min, ihsan sahibi bile olsa yine de korku üzere sabahlar. Zaten ona da bu yaraşır. Mü'min, akşama yine aynı korku ile kavuşur. Evet, o her zaman şu iki korku arasındadır:
Geçmiş günahlar: Bu günahları sebebiyle Cenâb-ı Hakk'ın kendisine nasıl muâmelede bulunacağını bilemez.
Gelecek hayatı: Nasıl bir hayat sürecek, son nefesi nasıl verecek? Bu soruların cevaplarını devamlı tefekkür eder.
Zira yahudi ve hıristiyanlar da kendilerince peygamberlerini sev-diklerini iddia ederler, fakat (hål, ahlâk ve yaşayışları itibarıyla) onlarla beraber değildirler. (lhyo. c. 11. s. 402)
Hasan-ı Basri, «hurma kütüğünün inlemesi hádisesinden bahsederken gözyaşları içinde şöyle derdi:
"Ey Allah'ın kulları! Bakınız, bir odun parçası bile, Rasûlullah 'in yüce mertebesinin farkında olduğu için O'na muhabbet besli-yor, hasretini çekiyor ve O'na kavuşma şevkiyle inliyor. Halbuki sizin O'na karşı daha büyük bir iştiyak içinde olmanız, O'nun cemâlini özlemeniz îcâb eder!" (Zehebi, Siyeru Alámí'n-Nübela, IV, 570)
TEVĀZU ÖLÇÜLERİ
Tevâzu, karşılaştığın her müslümanın senden üs-tün olduğunu kabul et-mendir.
Hasan-ı Basri, talebesi olan muhaddis Tâvûs'a şu ikazda bulundu:
-Yâ Tâvûs! Hadis öğretmek sana gurur veriyorsa, bu ilmi okutmak-tan vazgeç!
Hasan-ı Basri Hazretleri'nin, talebelerinden birine kerâmetle ilgili yaptığı şu vasiyet çok câlib-i dikkattir:
-İlim, hâl ve irfan seviyenin yüksekliğine aldanma!
Bel'am bin Bâûra'nın Levh-i Mahfûz'a bakıp onu okuyacak ma-kama geldikten sonra başına neler geldiğini hatırla!
İnsanlar arasında kendisini kötüleyen kimse, aslında kendisini öv-
gıybet etti.>> diye bir söz ulaşınca hemen bir tabak üzerine koyduğu birkaç hurmayı o kişiye göndererek özür dileme sadedinde;
<<-Haber aldığıma göre kazanmış olduğun sevapları, benim amel defterime nakletmişsin. Bundan dolayı seni mükâfatlandırmak istedim, seni hakkıyla mükafatlandıramadığım için mâzur gör!>>>
diye haber gönderdi. (Feridüddin Attår, Tezkire, 1, 70-71)
Eğer illâ dedikodu yapacaksan, anne-babanın dedikodusunu yap!..
➤Ahirette en azından sevâbın onlara gitmiş olur ve onların güna-hını yüklenirsin...
Vallahi müslüman bir kul için; çocuklarını, torunlarını ve akraba-larını Allah'a itaatkâr görmekten daha sevimli bir şey yoktur.
Zübeyir Gündüzalp, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin mümtaz talebelerindendir.
Nurculuk hareketinin, Said Nursiden sonra en çok bilinen ve saygı duyulan ismi hiç şüphesiz Zübeyir Gündüzalp'tir.
Zübeyir Gündüzalp, Said Nursi'nin vefatından sonra bu hare-keti yönlendiren ve en çok iz bırakan model bir şahsiyettir.
Gündüzalp, Said Nursiyi hayatta iken gölge gibi takip eden, en sıkıntılı zamanlarında arkasında kale gibi duran ve en mah-rem sırlarına muhatap olan bir insandır.
Zübeyir Gündüzalp, Said Nursi'nin "harim-i ismetindeki hizmetkârı"dır.
Said Nursinin önde gelen talebelerinden Tahiri Mutlu, Zübe-yir Gündüzalp için "Bediüzzaman'ın sır kâtibi" der.
Bekir Berk Gündüzalp için, "Müceddid-i Ahirzaman"ın veziri ifadesini kullanır.
Mehmet Kutlular, "Zübeyir Gündüzalp, Said Nursî'nin ve Nurcu-luğun Hazret-i Ömeridir" derken, Mehmet Fırıncı, "Gündüzalp, Nurculuk hareketinin en parlak güneşidir" beyanında bulunur.
Mehmet Emin Birinci ise, "O bir sadakat abidesidir" der.
Said Nursiye hayatında en uzun süre hizmet eden kişi, Gündüzalp'tir.
Said Nursî, yeğeni Abdurrahman'dan sonra en çok Zübeyir Gündüzalp'e iltifatta bulunur.
Said Nursî, Zübeyir Gündüzalp'i kâinata değişmediğini söy-lemiştir. Onu bin talebe yerine kabul ettiğini açıklamış, çeşitli
17391. Komşusu aç iken kendisi tok yatan, bizden değildir.
17392. Kötü komşudan evinizi, kötü dosttan ziyaretinizi uzak tutunuz! 17393. Küçüklerimize acımayan, büyüklerimizin hakkını bilmeyen kimse, bizden değildir.
17394. Müslüman müslümanın kardeşidir.
17395. Müslüman, öteki muslümanlann dilinden ve elinden salim olduğu kimsedir.
17396. Nefsini bilen, Rabbini bilir.
17397. Öfkelendiğinizde ayakta iseniz oturun, öfkeniz bu önlemie de geçmezse, o zaman yan üstü yatın!
17398. Rahmetim, öfkemi geçti.
17399. Rızkı, toprağın gizli yerlerinden isteyiniz!
17400. Rızkın onda dokuzu ticarettedir.
17401. Rüşvet veren de, alan da ateş içindedir.
17402. Sabah-akşam bilim öğrenmeye çalışmak. Tanrı yolunda savaştan daha erdemlidir.
17403. Sadakanın en erdemlisi: malı az, gönlü varsıl olanın sadakasıdır.
17404. Sadakanın en iyisi, dargın kimselerin aralarını bulup barıştırmaktır.
17405. Sağ elin verdiğini, sol el görmemelidir.
17406. Satarken, alırken, öderken kolaylık gösteren kula, Tanrı acısın!
17407. Selâm kelāmdan (sözden) öncedir.
17408. Selām vermeyi yayınız, açıkça selâm veriniz, ki birbirinizi sevesiniz.
17409. Sınırda bır gün nöbet beklemek, bir ayı nafile oruç ve ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır.
17410. Sizin en hayırlınız, eşi ile yakınlarına en hayırlı olanınızdır.
17411. Söz vermek borçtur.
17412. Susuz kalan bır ağacı sulayana, cennet kapısı açılır.
17413. Şehitler, yakınlarından yetmiş kişiye şefaat eder.
. Gereksinmesi olanlara ödünç verenler, sadaka vermiş denli sevap kazanır.
17354. Günahından tövbe eden, sanki günah işlememiş gibi olur.
17355. Güzel sözler, sadaka yerine geçer.
17356. Halktan utanmayan, Tanrı'dan da utanmaz.
17357. Hayrı: güzel, tatlı yüzlülerin katında dileyiniz!
17358. Helâle, harama dikkat ederek çalışıp kazanan kimseyi, Tanrı çok sever.
17359. Her işittiğini söyleyip durmak, yalan söylemiş olmak için yeterlidir.
17360. Her iyilik, bir sadakadır.
17361. Her kim aç bir kimseyi doyurursa, Tanrı da onu cennet yemişleriyle doyurur
17362. Her şeyin bir zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur.
17363. Herhangi önemli, onurlu bir işe Tanrı'nın adıyla başlanılmazsa, o iş eksiktir.
17364. Herkes, kıyamet günü, insanlar arasında yargı verilinceye dek, sadakasının gölgesi altında bulunacaktır.
17365. Hiç kimse, kendi elinin emeğiyle yediği yemekten daha hayırlı bir yemek asla yemiş değildir.
17366. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış, yarın ölecekmiş gibi ahrete hazırlık bulun!
17367. Hurma vb. gibi yemişli ve yemişsiz ağaçlar, gerek sahibi, gerekse onun çocukla ve torunları için, Tann'nın nimetlerine şükrettikleri sürece, hayır ve bereket veri
17368. İçinizden hiçbiri, kendi özvarlığı için sevdiğini inançlı kardeşi için de sevmedikçe, gerçek inançlı olamaz.
17369. İki günü birbirine eşit olan, aldanmıştır.
17370. İnanan kişinin ruhu, borcu ödeninceye dek hapistedir.
17371. İnandım (amentü bi'llâh) de, sonra da dosdoğru ol!
17372. İnsana, her işittiğini başkasına söylemek günah olarak yeter.
7373. İnsanın kendini ilgilendirmeyeni bırakması, müslümanlığın güzelliğindend
17374. İnsanların hayırlısı, onlara en yararlı olanıdır.
17375. İnsanların ibadet edenler üzerindeki erdemi, sizin herhangi biriniz üzerinde benim erdemim gibidir.
17376. İstihare eden yoksul kalmaz, istişare eden (danışan) pişman olmaz, iktisat eden de darlık çekmez.
17377. İşlerin değeri, sonuçlarına bağlıdır.
17378. İşlerin en hayırlısı, orta yoldur.
17379. Kadının kocasına hizmeti, bir sadakadır.
17380. Kadınlara iyilik yapan onurlu bir insan olduğu gibi, kötülük yapan da en k insandır.
17381. Kanaat, tükenmez bir hazinedir.
17382. Karı-koca birbirine sevgiyle bakarsa, Tanrı da onlara sevgiyle bakar.
17328 Brevlada yaptığı dua, bir peygamberin ümmetine yaptığı dua gihi kabul olunar
17329. Bir gaziyi Tanrı yolunda donatan, onun karşılığı kadar sevaba erişir.
17130. Bir kim bir ağaç diker, onu yetiştirmek yolunda sıkıntılara katlanıp yemiş verimuaye değin ons gezetirse, yeməunden yitirdiği her şeyi, onu diken için, aziz ve celil olan Tanrı katında bir sadaka olur.
17331. Bu kimsenin iyi ya da kötü olduğu, komşularının onu beğenip beğenmemesiyle anilaçiler
17312. Bir kişi bir ağaç dikse, o ağaç meyve verdikçe, insanlar ondan yararlandıkça, tevabı ağacı dikene yazılır.
17333. Bir memur, aylığımdan fazla olarak iğne denli bir şey alırsa, kıyamet günü eli-wyağı bağlı olarak Tanrı katında muhakeme edilecektir.
17334. Bir müellimamın diktığı ağaçtan yenen, çalınan, eksilen şey. o ağacı diken için sadaka olur.
17335. Bir saatlik adalet, yetmış yıllık ibadetten hayırlıdır.
17336. Bir şeyi gün gibi açıkça bilirsen, onun için tanıklık et, Tanrı'ya bırak.
17337. Bir ulusa hizmet eden kimse, en büyük ödüle ulaşmıştır.
17338. Büyük glinahların en büyüğünü size söyleyeyim: Tanrı'ya ortak koşmak, ana-babaya başkaldırmak, yalan söylemek.
41- Ey Rasûl! Kalpleri îman etmediği halde ağızlarıyle “inandık" diyen kimselerden ve yahûdîlerden küfür içinde koşuşanlar(ın hâli) seni üzmesin. Onlar dur-madan yalana kulak verirler ve sana gelmeyen (ba-zı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. «Eğer size bu verilirse hemen
aln, bu verilmezse sakının! derler. Allah bir kimse vi saslınığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Al. lah'a karşı onun lehine hiçbir şey yapamazsın. On-lar, Allah'ım kalplerini temizlemek istemediği kimse lerdir. Onlar için dünyada rezillik ve ahirette de bü yük azap vardır.
42- Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sa-na gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlar-dan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiç-bir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, arala-rında adaletle hükmet. Allah, adil olanları sever.
43- İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında ol-duğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bu-nun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inan-mış kimseler değildir.
"Ey Rasûl!" Rasûlullah (s.a.)'e risalet unvanıyla hitap edilmesi onu şereflendirmek içindir.
"Kalpleri îman etmediği halde ağızlarıyla 'inandık' diyen kimse lerden" Söz sadece dudak ve dilden çıktığı halde âyette ağızlara nisbet edilmesinin faydası, onların dillerinin kalplerinde olanı yansıtmadığına, söylediği sözlerin ağızlarından öteye geçmediğine, onların kalpleriyle inanmadan söylediklerine işaret etmek içindir. "ve yahûdîlerden küfür içinde koşuşanlar" Küfürde koşuşanlar, yahûdīler ve münafıklar olmak üzere iki grupta toplanmıştır. Onların küfürde koşuşmaları fırsat bulduk-larında küfürlerini açığa vurmakta sür'at göstermeleridir. "seni üzme-sin." Yani fâni kimselerin yaptıkları seni üzmesin. Çünkü, gelip geçi-ci durumlar bir tarafa bırakıldığında üzülmeyi veya sevinmeyi gerektire-cek bir şey yoktur. Bu sözden maksat Rasûlullah (a.s.)'ın onlara karşı yar-dımcısı Allah Teâlâ olduğu için onların yaptıklarına üzülmesini yasakla-maktır. Bu sözün mânâsı ise şöyledir: "Onların küfürde koşuşmakta ace-le ederek atılmalarına üzülme, aldırma." demektir.
"Onlar" yani yahûdîler ve münafıklar "durmadan yalana kulak ve-rirler." Onlar yalana kulak vermede veya hahamlarının noksanlardan
melerini kabulde aşırıya kaçarlar. Yahut da artırarak, eksilterek ve değiş-minezzeh olan Allah'a karşı yalan uydurmalarını ve kitaplarını tahrif et-tirerek sizi yalanlamak için haberlerinize ve sözlerinize çok kulak verirler. aktıktan sonra ondan duymadığı halde "Ben O'nun şöyle şöyle dediğini Çünkü onların içinde Rasûlullah (s.a.)'i dinleyip de O'nun huzurundan duydum." diyenler vardır.
"Ve sana gelmeyen kimselere kulak verirler." Yani, senin meclisi-ne gelmeyen, aşım kibir ve nefretlerinden dolayı senden uzak duran di-ğer bir kavmin sözünü kabulde aşırıya giderler ki bunlar Hayber yahûdi-Jeri olup onlara kulak verenler de Kureyzaoğulları'dır.
"Kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler." Yani Allah Teâlâ o kelimeleri yerlerine koyduktan sonra ya atarak veya vasfını değiştirmek sü retiyle lafzen, ya da kastedilen mânâdan başkasına hamlederek ve ilgili ol-madığı yerde kullanarak eğip bükerler ve yerlerinden kaydınp yok ederler.
Kendilerine kulak veren tabîlerine bâtıl görüşlerini anlatırken, kendi batıl sözlerine işaret ederek, "Eğer size" Rasûlullah tarafından "bu" mu-harref söz "verilirse hemen alın" ve onun gereğince amel edin. Çünkü o haktır. "Bu verilmezse" bundan başka bir söz söylenirse onu kabul et-mekten "sakının!" Sakın ola o sözle amel etmeyin. "derler."
Rivayet edildi ki Hayberli asil ailelere mensup ve evli olan bir erkek ve kadın zinâ ettiler. Tevrat'a göre onların cezası recm idi. Onların asa-letinden dolayı recmetmeyi uygun bulmadılar. Onları bir grup insanla bir-likte Kurayzaoğulları'na gönderdiler. Kafile gelip de Kurayzaoğulları ve Nadiroğulları'na misafir olunca onlara: "Siz bu adamı tanıyorsunuz ve onunla beldesinde berabersiniz. Bizim aramızda bir olay oldu. Falan adam ve falan kadın zinâ ettiler. Üstelik ikisi de evli. Bizim yerimize Mu-hammed (s.a.)'den onun bu konu hakkındaki hükmünü sormanızı istiyo-ruz." dediler. Kurayza ve Nadiroğulları onlara şöyle cevap verdiler: "O zaman vallahi o size hoşlanmayacağınız şeyi emreder."
Daha sonra aralarında Ka'b b. Eşref, Ka'b b. Esed, Kinane b. Ebi'l-Hukayk ve başkalarının da bulunduğu bir topluluk Rasûlullah (s.a.)'e gelip ona: "Yâ Muhammed! Bize senin kitabında zinâ eden evli erkek ve kadı-nın cezasının ne olduğunu haber ver." dediler. Rasûlullah (s.a.): "Benim
hükmüme râzı olacak mısınız?" dedi. Onlar da "Evet" karşılığını verdiler. O esnada Cibril (a.s.) recmi bildirdi. Rasûlullah (s.a.), o kişilerin cezalanının recm olduğunu haber verince bu hükmü uygulamaktan kaçındılar.
Bunun üzerine Cibril (a.s.) Rasûlullah (s.a.)'e "Seninle onlar arası na İbn Sûriya'yı hakem kıl." dedi ve ona bu insanın özelliklerini haber verdi. Rasûlullah (a.s.) onlara: "Siz bıyığı henüz yeni terlemiş, beyaz tenli, şaşı, Fedek'te oturan İbn Sûriyâ adındaki genci tanıyor musu nuz?" dedi. "Evet" dediler. Rasûlullah: "O genci nasıl bilirsiniz?" deyin-ce de "Mūsā (a.s.)'a indirilen Tevrat'ı en iyi bilen yeryüzünde kalan ya hûdîdir." dediler. Rasûlullah (s.a.): "Ona haber gönderin." buyurdu. Ona haber gönderdiler, o da geldi.
Rasûlullah (s.a.) ona: "Sen İbn Sûriyā mısın?" dedi. O da "Evet" di-ye cevap verdi. Yine Rasûlullah (s.a.) "Sen yahūdilerin en âlimi misin?" deyince "Öyle olduğuna inanıyorlar." dedi. Rasûlullah (s.a.) onlara: "Onu benimle sizin aranızda hakem kabul eder misiniz?" deyince "Evet" dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) İbn Sûrıya'ya şöyle buyurdu: "Ken-disinden başka ilah olmayan, Mūsá (a.s.)'a Teurât'ı indiren, siz (yahū-diler)i Mısır'dan çıkaran, sizin için denizi yarıp oradan sizi kurtaran ve Firavun'la yanındakileri (o denizde) boğan, sizi bulutlarla gölge-lendiren, size bıldırcın etini ve kudret helvasını gönderen, içerisinde helal ve haramın bulunduğu kitabı (Teurat'ı) size gönderen Allah'a yemin ederek soruyorum. Kitabınızda zinā eden evli insanın cezası-nın recm olduğu mevcut mu?"
İbn Sûriya: "Evet, dediğin hüküm var. Senin bana zikrettiklerine ye-min olsun ki eğer yalan söyler veya hükmü değiştirirsem Tevrat'ın beni yakacağından korkmasaydım sana bu îtirafta bulunmazdım. Peki ya Mu-hammed! Bu konunun senin kitabındaki hükmü nedir?" dedi.
Rasûlullah (s.a.) ona şöyle cevap verdi: "Güvenilir (adûl) dört kişi, erkeğin kadınla milin sürmedanlığın içine girdiği gibi münasebet hâ-linde görüp şahitlik ettikleri zaman recm gerekir."
O zaman İbn Sûrıyâ "Mūsā (a.s.)'a Tevrat'ı indiren Allah'a yemin ederim ki, Mûsā (a.s.)'a da Allah Tevrat'ta bu şekilde indirmiştir." dedi.
ilk yumuşattığınız şey neydi?" şeklinde buyurunca İbn Sûriya şöyle seler arasında zina yaygınlaştı. Hatta kralımızın amcasının oğlu zinā etti maz, zayıf bir insanı yakalayınca uygulardık. Öyle bir hal aldı ki asil kim-cevap verdi: "Bizden asil bir insanı yakaladığımızda ona haddi uygula edince kral onu recmetmek istedi, ancak o adamın kavmi onun karşısı-de ona da had uygulanmadı. Fakat daha sonra sıradan bir insan zinā metmeden onu recmedemezsin." dediler. Bunun üzerine biz: na dikildi. Onlar krala: "Allah'a andolsun, sen amcanın oğlu falan, rес-
"Gelin toplanıp recmden aşağı bir ceză koyalım ki hem asile hem de gradan insana uyqulansın." dedik ve "celd ve tahmim" cezasını koyduk. Celd (değnek, kamçı ile dövmek) ve tahmim (yüzünü karaya boyamak), bir kimseye zifte bularımış bir ip (kamçı) ile kırk defa vurulduktan sonra yüzlerine kara çalınıp birer eşeğe tersine bindirilerek o iki zanînin sokak sokak dolaştırılmalarıdır. Böylece bunu recmin yerine koydular.
Daha sonra yahūdīler İbn Sûriya'ya: "Recm hükmünü ona haber vermekte ne kadar da acele ettin! Sen bizim övgümüze layık bir insan değilmişsin. Halbuki burada bulunmadığın zaman biz senin arkandan kö-tü konuşmayı çirkin saydık." demeleri üzerine onlara şöyle karşılık ver-di: "O bana Tevrat adına yemin verdi. Eğer Tevrat'ın beni helak etme-sinden korkmasaydım bunu ona söylemezdim."
Daha sonra Rasûlullah (s.a.) o iki zinākarın recmedilmesini emretti ve onlar mescidin kapısının önünde recmedildiler. Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Allahım! Onlar senin emrini ortadan kaldırdıktan sonra onu ilk ihyâ eden benim." İşte bunun üzerine Allah Teâlâ bu âyeti in-zal buyurmuştur. 315
"Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse" yani Al-lah kim olursa olsun bir kimseyi saptırmak ve rezil etmek isterse "sen Al-lah'a karşı onun lehine hiçbir şey yapamazsın." Allah'tan geleni defet-me husûsunda birşey yapmaya gücün yetmez.
"Onlar" münafıklar ve yahûdîler "Allah'ın kalplerini" küfür ve da-lalet pisliğinden "temizlemek istemediği kimselerdir." Çünkü münafık-
315. Beyhaki, Deläil, VI, 269-271; Ibn Kesir, II, 58
lar ve yahûdîler, küfür ve dalalette, bunlarda ısrarda ve iradelerini hida-yeti elde etmeye yöneltmekten tümüyle yüz çevirmede kâfirler gibidirler.
öyle
"Onlar için” münafıklar ve yahûdîler için "dünyada rezillik" vardır. Münafıkların dünyada rezil olmaları, küçük düşürülmeleri ve müslüman-lar arasında münafıklıklarının ortaya çıkmasıyla sırlarının aşikar olması-dır. Yahûdîlerin dünyada rezil olmaları ise hakir duruma düşmeleri, cizye ortaya çıkmasıdır. vermeleri ve Tevrat'tan hiçbir şey gizlemedikleri yolundaki yalanlarının
tekrar
"Ve" yine onlar için bu dünyevî rezilliğin yanısıra "âhirette de bü yük azap vardır" ki bu da ebedî olarak cehennemde kalmaktır.
42- Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sa-na gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlar dan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiç bir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, arala-rında adaletle hükmet. Allah, adil olanları sever.
"Hep yalana kulak verir," Burası önceki ayetin bir tekranıdır. "durma-dan haram yerler." Yani rüşvet gibi bereketi kaldırılmış haram kazancı yer-ler. Ayette harama "سخت" denmesinin sebebi, bereketinin ortadan kaldırılmış olmasındandır. Çünkü bu kelime bir şeyin kökünü kesmek anlamındadır.
"Sana gelirlerse," Yani, onların durumu açıklandığı gibi olunca: ara-larında meydana gelen anlaşmazlıklardan dolayı hakemliğine başvurmak üzere sana gelirlerse "ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çe vir." Burası her iki durumda Rasûlullah'ın muhayyer kılındığının beyanıdır.
"Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler." Ya-ni onların hakemlik yapma tekliflerini reddetmenden dolayı hiçbir şekil-
de sana bir düşmanlıkta bulunamazlar. Zîrâ "Allah seni insanlardan koruyacaktır." (Maide, 5/67)
"Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet." Yani recm ile hükmettiğin gibi emrolunduğun üzere adaletle hüküm ver.
"Allah adil olanları sever." Allah adil insanları sever, onları her tür-lü istenilmeyen ve sakınılan şeylerden korur ve onların şânını yüceltir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Adaletle davrananlar Allah katın-da nurdan minberler üzerinde olacaklardır." 316
"Onlar" zikredilerı sıfatlara sahip olan o kimseler, evvela kendi kitapla rından ikinci olarak da kendi kitaplarına uygun olan senin hükmünden yüz çevirdikleri için sana ve ona "inanmış kimseler değildir." Ayetlerde zulmü yerme, adaleti medh, haram kılınan şeyleri ve rüşveti de kötüleme vardır.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Haram kazançla beslenen her ete cehennem daha layıktır." 317 Yine bir hadiste "Allah rüşvet ala-na, verene ve ikisinin arasında aracılık edene lanet etsin." 318 buyu-rulmuştur. Aracılık edenden maksat, rüşvet alanla veren arasında gidip gelen kimsedir.
Mesnevi'de şöyle denilmektedir:
Nice kuş vardır ki uçup tane arar Boğazı, boğazının kesilmesine sebep olur Nice balık vardır ki su içinde herşeyden eminken Boğazının hırsı yüzünden oltaya takılmıştır Nice namuslu, örtülü kadın vardır ki Ferciyle boğazının şomluğundan rüsvay olmuştur Boğazının yüzünden rüşvet almış, utanıp yüzü sararmıştır Hatta Harut'la Marut bile o şarabı tatmıştır da o şarap
Nice bilgili ve iyi huylu kadı vardır ki
Onların göğe çıkmalarına mani olmuştur
Hassaf'ın Edebü'l-kâdî adlı eserinde rüşvetin dört çeşit olduğu zik-redilmiştir:
1- Bir kimsenin korkudan dolayı rüşvet vermesidir ki rüşveti kendi canının bir zarar görmesi korkusunu gidermek için verir.
2- Kendisi ile devlet arasındaki işinin görülmesi için verir.
3- Sultan tarafından kadılığa tayin edilmek (devletten görev almak) için rüşvet verir.
4- Kadıya kendi lehine hüküm vermesi için rüşvet verir.
Birinci durumda rüşveti almak helal değildir. Çünkü bir kimseyi kor-kulmaktan vazgeçmek, zulümden vazgeçmektir ki bu şerîat hakkı olarak vacibtir. Bu yüzden bu şekilde korkutarak rüşvet almak caiz değildir. Rüş
317 Münal, V. 17, Aelünt, II, 158
318. Esi Davud, Akdiye 4, Tirmizi, Ahkam 9, Ibn Mace, Ahkam 2; Müsned, II, 164
veti veren kimse ise bununla canını korumaya çalıştığı için vermesi caiz-dir, şerîata da uygundur.
İkinci durumda da rüşveti almak caiz değildir. Çünkü müslümanla-rın işlerini yerine getirme, devletin karşılık beklemeden yapması gereken bir iştir. Bu yüzden rüşvet almak helal olmaz.
Üçüncü durumda rüşveti almak da vermek de câiz değildir.
Dördüncü durumda ise rüşveti veren kimse ister dāvāsında haklı ol-sun, ister haksız olsun kadının bunu alması haramdır.
Rüşveti verenin haksız olması durumunda haram oluşu iki açıdandır: Birincisi rüşvet alması, ikincisi ise haksız (adaletsiz) olarak hüküm verme-ye sebep olmasıdır.
Rüşveti verenin haklı olması halindeki haramlığın sebebi tektir: O da kadının yapması gereken bir görev için (devletin verdiği maaş dışında) mal kabul etmesidir. Kendi lehine hüküm verdirmek için rüşvet vermek caiz değildir.
İbn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir: "Kim bir hakkı geri almak veya bir haksızlığı ortadan kaldırmak için aracılıkda bulunur da buna karşılık ken-disine verilen hediyeleri kabul ederse bu haramdır."
Nisábü'l-ihtisab adlı eserde şöyle denilmektedir: Muhtesip (denetçi) veya kadıya, hükme veya denetlemeye (hisbe) ihtiyacı olduğu bilinen bi-risi hediye verirse bu kişinin hediyesi kabul edilmez. Eğer kabul edilirse bu rüşvet olur. Yok eğer bu hediye hüküm ve hisbe için değil de muhab-bet ve sevgiden dolayı hediye verdiği bilinen bir kimseden olursa onu al-makta bir beis yoktur. Sahâbe (r.anhum) aralarında hediye kabülünde ge-niş davranırlardı. Çünkü hediyeleşmek onların âdeti idi. Hediye karşılı-ğında bir menfaat beklemezler, bunu muhabbet ve sevgiden dolayı ya-parlardı. Hediyelerinin geri çevrilmesini garip karşılarlardı. Bu hediyeler-de rüşvet mânâsı da olmazdı. Bu yüzden onları kabul ediyorlardı.
Bir grup alim şöyle derniştir. Sultanların armağanlanını almak, bunların haram yoldan edle edildikleri kesin olarak bilinmediği müddetçe hem zen-gin hem de fakir için helaldir. Bunun sorumluluğu, verene aittir. Çünkü Ra-sülullah (s.a.) İskenderiye kralı Mukavkıs'ın hediyesini kabül etmiş ve Allah Teälä "haram yerler" buyurmasına rağmen yahūdīlerden borç almıştır.
haram mallar fazla ama çoğunlukta değilse sorman gerekir. Nebi (s.a.) ve olduğunu biliyorsan ancak iyice araştırdıktan sonra alışveriş yap. Eğer Çarşının durumuna gelince eğer orada haram şeylerin çoğunlukta ashabı, aralarında fāizci, gaspçı ve hilekar kimselerin bulunduğunu bildik leri halde pazarlardan alışveriş yaparlardı.
Haddadi şöyle demiştir: "Haram kazanç; şarap, domuz, ölü hayvan karşılığında alınan ücret, dişi hayvanı çektirmek için erkek hayvanın så-hibinin, ölüye ağlayan kadının, şarkıcı kadının ve büyücünün aldığı ücret ile aracılık eden kimseye verilen hediye, fahişenin kazancı, kahinin ke-häneti karşılığında aldığı ücret ve benzerleridir."
Hz. Ömer, Hz. Ali ve İbn Abbas -Allah onlardan razı olsun- şöy-le demişlerdir: "Şarkı söyleyen erkeklerin, halk şairlerinin ve benzerleri-nin aldıkları malın (ücret) hükmü, rüşvetten daha hafiftir. Çünkü, mal så-hibi bu malı ona istemeden ve bir anlaşma olmaksızın vermiştir."
İbn Keysan diyor ki: Hasan-ı Basrî'yi şöyle derken işittim: "Senin bir adamdan alacağın varsa ve sen o adamın evinde yer içersen, işte bu ha-ram kazançtır.
Ey muttaki mü'min! Sana gereken; işlerinde şüpheli, hatta haram olan şeylere düşmemen için gayet ihtiyatlı olmandır. Çünkü, kalbin tas-fiyesi ancak ve ancak helal gıda yemekle hâsıl olur.
Hafız şöyle der:
Şehir sufisine bak, şüpheli lokma yiyip durmada Bu yemi hoş hayvanın eski giysisi sırtından eksik olmasın
Hafız'ın bu beytteki sözlerinden maksat, şüpheli şeylerden sakınma-yan kimsenin, ayırt etmeksizin önüne geleni yiyen hayvana benzetilmesi dir Çünkü şüpheli şeyleri yemek hırsın büyüklüğünü gösterir. Eğer kişi hırslı olmasaydı, az da olsa helal ile kanaat edecekti. Hayvan çok yediği-iç-tiği ve çok uyuduğu için iri cüsseli olur. Bunlar hayvânî tabîatın hükmüdür.
ten ibaret oluşuyla da ilgilidir. O, elçidir. kamil insandır. Insan. Kur'an'ın kendisidir. Kur'an'ın kardeşidir. Bediüzzaman 'ın eser ların en erdemlisi ve ahlaklısıdır. O, bir bakıma Kurandu lerinde atıfta bulunduğu el-Insanu'l-Kamil adlı eserinde Abdul. kerim Cili, bunu ayrıntılı biçimde açıklar.
İtibaren
öğren
Kur'an, bize, "her şey yok olucudur, (O'na bakan/O'nun vec hi) müstesna" der. Bu, esasında, tevhid (birlik) ilkesinin de kay. nağını oluşturur. Arifler, varlık unvanını Cenab-ı Hakk'a layık görür, varolana bir unvan olarak yakıştırmazlar. Varolan, ger. çekte Esma ve Sıfat'in tecellisidir. Bu, bir görünüm, bir belir-medir. Tıpkı denizin dalgaları gibi. Dalga, denizden ayı bir varlık değildir, onun bir halidir. Tüm yaratılmışlar da, Allahin mutlak varlığından 'taşan' bir haldir. Bu anlamda, varolanların, Allah'ın Esma ve Sıfat'ının tecellisi olduğu söylenir. Tecelli ile aynı kökten gelen bir sözcük olarak 'cilve'nin anlamı, 'gerdek gecesi, gelinin, yüzünü açması'dır. Bu, bize varlığın, Allah'ın 'a-çılması' olduğunu ihsas eder. Esma ve Sıfat'ın tecellisi, bir ba-kıma, varlığın açılmasıyla, yani cilvesiyle gerçekleşmektedir. Bu ise, kaf ve nun arasında ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden ki-mi arifler varlığın hazinelerinin anahtarının, 'kaf ile nun ara-sında' olduğunu belirtirler. Yani 'kün' emriyle varlığın arketip-leri yaratılmaktadır -ki bunlara ayan-ı sabite denir- bu, zaman ve mekan ötesi bir varlık alanını işaret eder. Varlığın harici vū-cut giymesi ise, Esma ve Sıfat'ın tecellisiyle gerçekleşir. Varlı-ğın vücuda gelmesi sürecinde görev alan 'sebepler'in, tentene-li bir perde olduğunu belirten Bediüzzaman, diğer arif-i billah-lar gibi, Allah'ın, kendisiyle varlık arasına yetmiş bin zulmani ve nurani perde koyduğunu söyler. İbn Arabi hazretlerine gö-re, bu perdeler, nebilerin ve velilerin gözlerinden giderilmiştir. Hz. Ali'ye izafe edilen bir söz şöyledir: "Perde-yi gayb açılsa, ya-kinim ziyadeleşmeyecek." Marifet ilminin kapısı olan Hz. Ali, bu sözüyle, gözünden bu perdelerin giderilmiş olduğunu örtük biçimde ifade etmektedir.
7. Bir çağrışımla, Martin Heidegger'ın, 'varlığın açılması'na da atıfta bulunabiliriz. 8. Bediüzzaman Said Nursi. Lem'alar adlı eserinin Yirmi Sekizinci Lem'a'sında şöyle
der: "Bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, O'nun işi, sadece 'ol' demektir; o da o-luverir.' (Yasin, 36/82 ayet-i kerimesinin işaretiyle, emr ile icad oluyor. Ve Kudret hazineleri, kaf ve nur'dadır. (...) Zat-1 Zülcelal olan Sahib-i Ars-1 Azamin, manevi bir merkezi alem ve kalb ve kible-i kainat hükmünde olan küre-i arzdaki mahlu-katın tedbirine medar dört ars-i ilahisi var: Biri, hifz ve hayat arşıdır ki, topraktur Ism-i Hafiz'in ve Muhyinin mazharıdır. İkinci ars, fazi ve rahmet arşıdır ki, su un-surudur. Üçüncüsü, ilim ve hikmet arşıdır ki, unsur- nurdur. Dördüncüsü, emir ve İradenin arşıdır ki, unsur-ı havadır."
Bu, bize ahlakın kaynağını ve kurucu ilkesini de verir. Al-lah'a görür gibi inanmak ve ibadet etmekle insan ihsan düzeyi-ne erişir. İhsan, kulun amellerinde Allah'ın rızasından gayrısını gözetmemesidir.
Bediüzzaman için bu son derece önemlidir.
Bu sırra sıkı biçimde bağlandığı için, kimseden hediye, ze-kat ve yardım almaz. İlahi Hakikat'in hatırını her hatırın üze-rinde tutar. İlahi hakikatlerin resmi bir biçimde ve ücret karşı-lığında ders verilmesini sakıncalı görür.
Allah rızası için sever, Allah rızası için yapar, Allah rızası i-çin konuşur veya susar.
Bu ahlaki ilke, esasında bütün Nebilerin ve onların kamil varislerinin ortak niteliğidir.
Hillet ve isar hasletleri kamil insanın nitelikleridir.
Bediüzzaman'a göre, ihlas tevhidin başı ve sonudur. Tevhid (İlahi birlik ilkesi) ihlasla başlar ve onunla biter.
"Amelinizde rıza-yı İlahi olmalı, O razı olduktan ve kabul et-tikten sonra bütün dünya küsse ehemmiyeti yok" ifadesi, ahla-kın batıni, kişinin kendi dünyasına bakan yönünü ifade eder. İnsanın kendisiyle ilişkisinde geçerli olan bu ahlaki ilke, esas i-tibariyle ötekiyle olan ilişkisine de zemin oluşturacaktır.
İlahi hakikati önceleyen bir insan, ötekiyle ilişkilerinde ada-let, merhamet ve muhabbet üzere olacak fakat hakikatin hatı-rını koruma konusunda da duyarlı davranacaktır.
Adil olmak, Allah'ın mutlak adalet ilkesiyle davranmak, de-mektir.
Merhametli olmak, Allah'ın dünyada Rahman, ahirette Ra-him sıfatıyla tecelli edişine bağlı olarak, insanın da dünyada merhametli, ahirette şefkatli oluşunu zorunlu kılar.
Fakat burada yine ahlaki bir sınırlayıcı ilke olarak şu karşı-mıza çıkar: Allah'ın merhametinden fazla merhamet edilmez. Kendisine merhamet etmeyene merhamet edilmez.
Bu, manevi doğasına, fıtratına ihanet eden, bir bakıma ken-disine kıyan bir insana karşı İlahi sınırlar içerisinde gerçekleş-mek zorundadır.
Arif, manevi miracını yaşarken, dünya varlığından soyun-manın ilk adımı olarak, üzerinde herhangi bir dünyevi mal bi-
31. HACET UMUMİ OLSUN, HUSUSİ OLSUN ZARURET MENZİLESİNE TENZİL OLUNUR.
Fert ve cemiyetin ihtiyacını karşılamak gerekiyorsa bu ih-tiyaç zarûret gibi kabûl edilip memnuiyet kalkar ve böyle bir ihtiyaç karşısında kıyas terkedilir.
a) «Bey'ün bi'l-vefâ ya cevâz verilmesi bu kabildendir.. Buhara halkında borç alıp verme muamelesi çoğalınca görü-len ihtiyaç üzerine bu muameleye cevâz verilmiştir.
b) Bunun gibi kıyas hilâfına seleme de cevâz verilmiştir.. Çünkü alım-satımda mâdumun (henüz mevcud olmıyan şey'in) bey'i yapılamaz. Fakat ihtiyaç bu kıyasın hilâfına cevâz verme-yi gerektirmiştir.
c) Akde giren yararlanma nisbeti belli olmamakla bera-ber hamamda yıkanmak, halkın ihtiyacına mebni tecvîz edil-miştir. Bu, kıyasa aykırıdır. Çünkü ücret belli olmakla beraber menfaat belli değildir. Hamama giren kimsenin ne kadar kala-cağı, ne kadar su sarfedeceği meçhuldur.
32. İZTİRAR GAYRİN HAKKINI İBTAL ETMEZ.
Zarurât, mahzuratı mubah kılar kaidesini tavzîh eder ma-hiyettedir.. Aç kalıp ölüm derecesine gelen bir kimse başkası-na ait ekmekten yiyecek olursa, bilâhare onun kıymetini öde-mesi gerekir. Çünkü o ekmekten yemesi her ne kadar zarurî ise de, bu zaruret başkasının hakkını ibtâl etmez. Bu bakım-dan yer ve fakat bedelini öder.
33. ALINMASI YASAK (HARAM) OLAN ŞEY'İN VERİLMESİ DE YASAKTIR.
Bir şey'in alınması haram kılınmışsa, o takdirde verilme-si de haramdır.
a) Rüşvet (bunu almak haramdır; o halde vermek de ha-ramdır.)
b) Riba (bunu almak haramdır; ramdır.) 409 o halde vermek de ha-
Bunlar gibi daha birçok misâller vardır..
34. İŞLENMESİ YASAK OLAN ŞEY'İN İSTENMESİ DE YASAKTIR.
Bu (İşlenmesi haram olan şey'in istenmesi de haramdır kaidesine yakındır.)
Meselâ:
a) Uyuşturucu madde kullanmak haramdır. O halde bu maddenin kullanılmasını istemek de haramdır.
b) Adam öldürme fiili haramdır; başkasının bunu işleme-sini istemek de haramdır.
c) Zinâ etmek haramdır; o halde başkasının da zinâ işle-mesini istemek haramdır.
35. ADET MUHAKKEMDİR: (1)
Örf ve âdet, umumun yararına ise, muteberdir.. Çünkü Hazret-i Peygamber (S.A.V.) «Mü'minlerin iyi ve güzel görüp kabûl ettiği şey, Allah katında da iyidir..>> buyurmuştur.
Meselâ:
a) Birisi: «Vallahi ayağımı falan adamın evine koymam>> diye yemin ederse, bundan o eve girmiyeceği mânası anlaşılır. Çünkü bu tâbir âdet hâline gelmiştir. Sadece ayağını koymak mânası ise âdete uygun değildir.
b) Bir işte çalıştırmak üzere tutulan amele, aralarında hu-susî bir anlaşma yapılmamışsa - O beldede işçi sınıfının kaç saat çalışması âdet ise o da o kadar çalışır. -
(1) Örfle ådet arasında fark vardır. Örf aklen ve dinen iyi bilinen şeyler demektir. Ådet ise işlenilegelen itiyadlar demektir. Örf denilince sadece aklen ve dinen iyi olan şeyler håtıra gelir; «Kötü örf» olmaz. Ádet ise böyle değildir. Onun iyisi de olabilir, kötüsü de. Bu bakımdan bu «Umumun yararına ise
ram etsin. Misafiri barındırmanın süresi bir gün bir gece yedirmenin süre-si ise üç gündür. Daha fazlası sadaka yerine geçer.'
Hasan Basri anlatıyor:
Resulullah (sav)'ine soruldu:
Komşunun komşusu üzerindeki hakları nelerdir?
Resûlüllah şunları sıraladı:
Borç istediğinde vermesi, çağırdığında gitmesi, hastalandığında ziyaret etmesi, yardıma ihtiyaç duyduğunda yardım etmesi, bir yakını ve fat ettiğinde baş sağlığı dilemesi, sevindirici bir olay olduğunda tebrik et-mesi, öldüğünde cenazesinde bulunması, gurbette ise çoluk çocuğunu gö-zetmesi, pişirdiği yemeğin kokusu ile komşusunu rahatsız etmemesi. An-cak yemekten komşusuna ikram ederse sakıncası yoktur.
Bu dokuz taneye onuncu olarak şunu ekleyenler de vardır:
Komşunun rızası olmaksızın evini onunkinden daha yüksek yapma-
anne
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuş-
şunları yapmalıdır:
Gabriel bana komşularıma iyi davranmamı tavsiye ediyordu, ta ki onları mirasçı yapacağını zannettiğim ana kadar.
"Cebrail bana komşuluk hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim."3
Bir diğer rivayette Resulullah (sav) Ebu Hüreyre'ye şöyle demiştir:
"Ey Ebu Hüreyre! Takva sahibi ol ki, kulluk bakımından insanların en iyisi olasın; kanaatkâr ol ki, şükür bakımından insanların en iyisi ola-sın; kendin için istediğini başkaları için de iste ki, iyi bir mü'min olasın; komşularına iyilik et ki, iyi bir Müslüman olasın. Ayrıca gülmeyi azalt. Çünkü fazla gülmek kalbi öldürür."4
Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin.
"Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana ba-baya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya ve uzak kom-şuya iyi davranın."" Burada yakın komşu ile kastedilen kendisiyle akra-balık bulunan komşu, uzak komşudan maksat ise, akrabalık bulunmayan komşudur.
Bir hadisi şerifte Resûlüllah (sav) şöyle buyuruyor:
"Üç çeşit komşu vardır:
1. Aralarında akrabalık bağı bulunan Müslüman komşu. Bunun kom-şusu üzerinde üç hakkı vardır.
2. Aralarında akrabalık bulunmayan Müslüman komşu. Bunun da komşusunda iki hakkı vardır.
3. Müslüman olmayan (zimmi) komşu. Böyle bir komşunun kom-şusu üzerinde bir hakkı bulunur."
Ebu Zer el-Ğıfari diyor ki:
"Sevgili dostum Muhammed (sav) bana üç şeyi tavsiye etti:
1. Hakkı söyleyen burnu kesik bir köle bile olsa onu dinleyip, gere-ğini yerine getir.
2. Yemek yaparken suyunu bolca koy, fazlasını komşularına ikram et.
3. Namazlarını vaktinde kıl."3
Denildi ki:
Üç tane komşusu bulunup da hepsinin hoşnutluğunu kazanmış ola-rak ölen kimsenin günahları bağışlanır.
Anlatıldığına göre adamın biri Resulullah (sav)'in gelip komşundan şikâyette bulununca, Resulullah (sav)'in ona şöyle dedi:
"Sen ona zarar verme! Sana verdiği zararlara karşı da sabırlı ol. Nasıl olsa ölünce ayrılacaksınız."
مشيرة Yani "Halkı ifsåd etmeyin" denildiği zaman, "Bizler ancak ıslah edici insanlarız." iddiasında bulundular.da
iki hasiyet var
Birincisi: Dahil olduğu hükmün hakikaten veya iddižen ma'lům olması lazımdır. Bu hásiyetten, nasihat edenleri tezyif etmeye ve cehaletlerine olan sebatlarını izhar etmeye bir remiz vardır. Yani "Bizim islah edici olduğumuz ma'lůmdur. Binåenaleyh mesleğimizde sebat ederiz. Nasihatlere kulak vermeyiz." İkinci hasiyet: Hasırdır. Bu hasırdan dahi, onların salahlarına hiçbir fesådın karışmamış olduğuna bir remiz vardır ki, bu remizden onların salahlarına fesåd karışıyor diye mü'minlere bir ta'riz vardır. Sebat ve devamı ifade eden ism-i fåil sigasıyla نسائية 'nin الشيخ ya tercihen zikredilmesi, salahlarının såbit ve daimi bir sıfat olduğundan, şimdiki hålleri de ayn-ı salah olduğuna işarettir. Sonra onlar, bu kelâmlarında da münafıklık ediyorlar. Zirå båtınen fesadlarını salah addettikleri gibi, zahiren "Bu amelimiz mü'minlerin salah ve menfaatleri içindir" diye müråîlik yapıyorlar.
Gerçek şu ki, bozgunculuk yapanlar onlardır, fakat farkına varmazlar.
makabliyle vech-i irtibatı: Evvelki âyette münafıklardan hikâye edilen bazı ma'nålar ve iddialar vardır. Mesela münafıklar, mesleklerini tervic ve teşvik etmişlerdir. Salâhı kendilerine isbat ve salâhın dâimî bir sıfatları olduğunu iddia etmişlerdir. Ve amellerinin salaha münhasır olduğu ve salahlarına hiçbir fesadın karışmamış olduğu ve bu hükmün ma'lům hükümlerden bulunduğu iddiasında bulunmuşlardır. Ve mü'minlere ta'rizde bulunarak, mü'minlerden kendilerine nasihat edenleri techîl etmişlerdir.
Kur'ân-ı Kerim dahi, münafıkların şu mezkůr iddia-larını cerh ve akislerini isbat etmek üzere, şu cümlede bazı hükümler serdetmiştir. Ezcümle, fesåd, münafıklara isnåd ve isbat edilmiştir. Ve onların, müfsidlerin hakikatiyle ittihad ettiklerine işaret edilmiştir. Ve fesâdın münafıklara münhasır olduğuna ve bu hükmün såbit bir hakikat bulunduğuna işaretler yapılmıştır. Ve onların muzır olmalarıyla halk ikāz edilmiştir. Ve onların hisleri nefyedilmekle rachil
hil karpuzuna benzer ki, hem tadı kötü ve pis, hem de, kokusu kö tü ve pistir. (171)
«Kur'an'ı öğreniniz ve onu okuyunuz!
Kur'ân'ı öğrenen, onu okuyan ve gereğini yapan kişinin misa-11: miskle doldurulmuş bir dağarcığın misaline benzer ki, kokusu her yere yayılır.
Kur'ân'ı öğrenip te, Kur'ân, kalbinde olduğu halde, uyuyan ki-şinin hali ise, içinde misk bulunan ağzı bağlanmış dağarcığa benzer.»
(172)
Kur'ân-ı Kerim'i Ezberleyip Unutmanın Tehlikesi:
Bir kimse yoktur ki, Kur'ânı öğrensin, sonra, onu unutsun da, Kıyamet günü, kendisi Allâhın karşısına eli kesik olarak çıkmasın!»
(173)
Filan ve filan Sûreyi unuttum. Yahut, filan ve filan Ayetleri unuttum! demek, bir adam için ne çirkindir!
Belki, ona, bunlar unutturulmuştur!» (174)'
«Şu Kur'ân'ı muhafazaya dikkat ediniz! (175)
Muhammed'in varlığı, Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ede-rim ki (176), Kur'ân'ın hafızalardan, göğüslerden kaçması, bağlı de velerin bağından boşanıp kaçmasından çok daha şiddetli ve hızlıdır!» (177)
Kur'ân-ı Kerim Okumanın Fazileti ve Bazı Sûre ve Ayetlerin
Hassaları:
Geceleyin on Ayet okuyan kimse, gafillerden sayılmaz!» (178)
«Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz!» (179)
(171) Heysemf Mecmauzzevald c. 7, s.168
(172) Tirmizi Sünen c. 5, s. 156
(173) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 323, Ebû Davud Sünen c. 2, a. 75, Da rimi Sünen c. 2, s. 315
(174) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 449, Müslim harl Sahih c. 6, s. 109 Sahih c. 1, s. 544-545, Bu-
(175) Buhari Sahih c. 6, s. 109, Müslim c. 5, s. 193 Sahih c. 1, 8. 545, Tirmlai Sünen
(176) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 396, Müslim Sünen c. 5, sв. 193 Sahih c. 1, s. 545, Tirmizi
Sahih c. 6, s. 109, Müslim (177) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 463, Buharf Sahih e. 1, s. 545, Tirmizi Sünen c. 5, s. 193
(178) Hakim Müstedrek c. 1, s. 555
(179) Müslim Sahih c. 1, s. 539, Tirmizi Sünen c. 5, s. 157
MADDE 502 Müddet-i icarenin ibtidam hıyarım sükûtu vaktinden mu'teberdir.
MADDE 503 Şu kadar zira ya dönüm olmak üzre isticar olunan yer ziyade yahut nakın çıksa icare sahih olur. Ve cor-i müsстта lazım gelir.
Fakat noksan suretinde müste'cir muhayyer olup dilerse ica-reyi feshedebilir.
MADDE 504 Her dönümü şu kadar kuruşa olmak üzre bir yer isticar olunsa ücreti dönüm hesabiyle verilmek lazım gelir.
MADDE 505 Bir iş filân vakte kadar ifa olunmak üzre ücreti tá yin olunarak akd-i icare câiz ve şart mu'teber olur.
Meselâ; bir kimse kesip de gömlek dikmek ve bugün yetiştir-mek üzre terziye bez verse yahut şu kadar günde Mekke'ye yetiş-tirmek üzre bir adamdan deve istikrâ etse icare câiz olur. Ve âcir şartı ifa ederse ecr-i müsemma alır ve ifa etmezse ecr-i müsem-mayı tecavüz etmemek üzre ecr-i misil alır.
MADDE 506
Amelde ve âmilde haml ve mesafede ve mekânda ve zamanda iki ya üç suret üzerine ücretin terdidi sahih olur ve herkanğı suret file çıkarsa ana göre ücret itası lazım gelir.
Meselâ, iğne ardı dikmek üzre şu kadar ve oyulgama dikmek üzre bu kadar kuruşa pazarlık olundukda kanğı suretde dikilirse ana göre mukavele olunan ücretin i'tası lazım gelir.
Yahut bir dükkânda attarlık etmek üzre şu kadar ve demir-cilik işlemek üzre bu kadar kuruşa mukavele olundukda müste'cir kanğı ameli icra ederse ona göre ücret-i muayyenesini i'ta eder.
Ve keza bir dabbe buğday yükletmek üzre şu kadar ve demir yükletmek üzre bu kadar kuruşa istikrâ olundukda kanğısını yükle-tir ise ana göre muayyen olan ücreti verir.
Yahut mükâri şu hayvanı Çorlu'ya dek yüz ve Edirne'ye dek ikiyüz ve Filibe'ye dek üçyüz kuruşa icar ettim dedikde müste'cir nereye giderse orasının ücretini i'ta eyler.
Ve kezalik âcir şu haneyi yüz ve bu haneyi ikiyüz kuruşa icar ettim deyüp, müste'cir dahi kabul ettikten sonra her hangisinde så-kin olursa ânın için muayyen olan ücreti vermesi lâzım gelir. Keza-lik bir kimse bir cübbeyi terziye bugün dikerse elli ve yarın dikerse otuz kuruş vermek üzre pazarlık etse câiz ve şartlar mu'teber olur.
MADDE 508 Mecûrun rü'yeti menafiin rü'yeti gibidir.
MADDE 509 muhayyer olur. Müste'cir görmeden bir akarı isticar etse gördükde
MADDE 510 Bir kimse mukaddema görmüş olduğu bir haneyi is-ticar etse anın için hıyar-ı rü'yet yoktur. Meğer ki süknâya mu-zır olacak bir mahalli münhedim olarak heyet-i ülâsı teğayyür et-miş ise ol halde muhayyer olur.
MADDE 511 Her amel ki mahallin ihtilafiyle zaten muhtelif ola, anda ecîrin hıyar-ı rü'yeti vardır.
Meselâ, bir cübbe dikmek üzre terziyle pazarlık olunduğu su-retde terzi dikeceği çuha ya şalı gördükde muhayyer olur.
MADDE 512 Her amel ki mahallin ihtilafiyle muhtelif olmaya; anda hıyar-ı rü'yet yoktur.
Meselâ, şu kadar kıyye pamuğun çekirdeğini ayıklamak üzre şu kadar kuruşa mukavele olundukda ecir pamuğu görmese kendisi için hıyar-ı rü'yet yoktur.
FASL-I SALİS
Hıyar-ı ayb hakkındadır.
MADDE 513 Bey'de olduğu gibi icarede dahi hiyar-ı ayb vardır.
MADDE 514 Kira sözleşmesinde caiz olan ayıp, ayıbın bilinmesini imkânsız kılan veya korunmasını gerektiren şeydir.
Meselâ, hane bütün bütün münhedim olmak ve değirmenin suyu kesilmekle menfaat-ı maksûda fevt olduğundan ve hanenin çatısı çökmek yahut süknâya muzır bir mahalli münhedim olmak ve kira beygirinin sırtı yaralanmak menafi-i maksûdayı ihlal eylediğinden bunlar icarede hıyarı mûcib olan uyûbdandır. Amma hanenin içeri-sine yağmur ve soğuk girmeyecek suretde sıvası dökülmek ve bey-girin yelesi yahut kuyruğu kesilmek gibi menafii ihlal etmeyen kusurlar icarede hıyarı mûcib olmaz.
MADDE 515 Menfaatın istiyfasından mukaddem mecurda bir ayb hâdis olsa vakt-i akidde mevcut gibidir.
kim o ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa artık o, muhakkak muradına ermiş olur. (Bu) dünya hayatı aldanma metaından baş-ka (bir şey) değildir.>>>
* ** Bu Ayet-i Kerime bize ölümden kurtulmanın mümkün olmadığını bil-diriyor. Bilhassa bu geçici süsüyle bizi aldatan, bizi kandıran dünyadan
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Size kabir ziyaretini yasakladım, ancak şimdi onları ziyaret edin.” Başka bir rivayette: “Kim kabirleri ziyaret etmek isterse, onları ziyaret etsin. Çünkü kabirler, kendisine ahireti hatırlatır.” (Müslim rivayet etmiştir) 2
2) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
<>>
Bilhassa cuma akşamları ve pazartesi akşamları kabirleri ziyaret etmekte fayda vardır.. Bu ziyaretler; Perşembe ve Pazar günleri ikindi ile akşam arası yapılmalıdır..
**
Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..
Müslim, Hz. Âişe (r.a.)'den rivayet etmiştir: Hz. Âişe (r.a.) gecenin son saatlerinde her seferinde bir kimse Bakî'ye çıkar ve şöyle derdi: "Esselamu aleyküm ey Allah'ın Resûlü (s.a.v.) mü'minlerin evinden çıkar. Sana vaad olunan şey mutlaka gerçekleşecektir. Yarın varacağız ve Allah dilerse sana kavuşacağız. Allah'ım, Bakî'l-Farkad halkını bağışla." 3
3) Hz. AİŞE'den r.a. naklen MÜSLİM rivayet ediyor
: Onda -Aişe'de- iken, Resûlüllah S.A. gecenin sonuna doğ-ru BAKÏ'a giderdi ve onlara şöyle derdi:
«Mümin kavmin bulunduğu yer; size selâm olsun.. Vaad olun-duğunuz şey size gelecektir; biraz tehirli olarak yarın.. İnşallah biz de size katılacağız.. Allahım, BAKİYİ ĞARKAD elilini ba-ğışla..>
BAKIY-1 GARGAD: Müminlerin medfun bulunduğu Medine'deki meşhur kabristandır.
* ** Ravilerin merkıbeleri, 5. ve 8. Hadis-i şerifte..
Kendisinden rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) ve Müslim, Câbir (r.a.)'den rivayetle, bir kabrin terk edilmesini, üzerine bir kimsenin oturmasını veya üzerine bir bina yapılmasını yasaklamıştır.
ne oturmayı ve üzerine bina yapmayı yasak etti. **
Şayet kabir üzerine sehven oturulacak olursa; sahibine dua okumak icab eder.. *
** Ravi menkıbeleri, 12. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Yirmi Sekizinci Ders: Hasta Ziyareti ve Onun İçin Ne Dua Edilmeli
Buhari ve Müslim, el-Berâ’dan (r.a.) rivayetle şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) bize hastaları ziyaret etmeyi, cenazelerin peşinden gitmeyi, aksırınca besmele çekmeyi, yeminleri yerine getirmeyi, mazlumlara yardım etmeyi, davet edene icabet etmeyi ve selam vermeyi emretti.
۱
YİRMİSEKİZİNCİ DERS
HASTAYI ZİYARET VE ONA YAPTIRILACAK DUA
1) BERA'dan r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet ediyor: Resûlüllah S.A. bize şunları enıretti: Hastayı ziyaret.. Cenaze-ye gitmek.. Aksırana rahmet okumak.. Yemine sadakat.. Mazluma. yardım.. Dâvete icabet.. Ve açıktan selâm..
**
Bu hareketler müslümanları birbirine bağlar ve sevdirir.. Bilhassa selâm..
Ravilerin menkıbesi, 2. 5. ve 701. Hadis-i şerifte..
marvemaabaait manganurlan Aman goste belirtilen (recallileri)
Imnchaikovsk w insanlik dan mary hota hakikat nurlar what aydınlatan (Karan laki) haki
kahlen, varlik ve muayyan hayatı aydmilatan hakikat Rowan hakikat
کواز حیقت hakikat nurları: menggostepaydmlatan gerçek Ber habiatler Baran hakikatleri)
aslayer الوارهایت hidayet murları, me doğru yolu gösteriy aydınlatan gerçek les hatkatler Kur'an hakikatleri)
emar hidayet ve saadet آنوار هدایت و سعادت arhidayet eenvars saadetd) hidayet e mathulak murlar, (mec.) doğru yolu gös tempayiimilatan Kur'an daki hakikatler, papier (var hidayet) ve (insanlığa vaad edien maddi ve manevi hayata ait) mutlulu-gur aydmlig ve sevinci (envar- saadet)
amar hisin se cemal انوار حسن و جمال : marhüsün ve envar cemäl) iyilik ve günel-liğim apkları, (mec.) (Allah'm (cc.) mübarek lerme art) prilik ve güzelliklerin (dünya ve ahirettek) kendini gösteren belirtileri (te-cellileri)
emarat نوار اعجاز : Kur'an'daki icar nurla n, multime derecesindeki ifadelerin aydınlatı-ince ve derin mănalan ve gerçekleri
emaricad انوار الجاد : cad nurlan, yoktan var edų nurları, (mec.) Allah'm (c.c.) varlıkları: ynirman var edişte kendini gösteren mübarek simleri ve sıfatları
envarlahi انوار الهي : ilahi nurlar, (mec.) Al-latm (c.c.) bildirdiği akıl ve kalbleri aydınla tan iman ve islám hakikatleri (gerçekler)
Enver imaniye ve tesbihiye Enver imaniye ve tesbihiye
man ve Allah'alcic) tesbihle ilgili nurlar. (mec.) İslamın temel inançları ile ilgili sözler-de we Allah'ın her bakımdan belirtmek üzere söylenen "sübhanallah" kelimesinde bulu
nan, akil ve rohu aydınlatıcı derin ve gen mänälar(nurlar)
evar Iman (lve( أداء المائية man nurları, ak çekleri) gönülleri aydınlatan iman hakikatleri (ger
kemal nurları: (mec.) Allah'm (c.c.) once envar kemlil انوار کمال : )Allah'a (c.c.) ait değişmez, kusursuz isim ve siz sontasız, ve sıfatları
envar kudret انوار قدرت : kudret nurları, (Al lah'a (c.c.) ait) güç ve kuvvetin var edici iyilik ve güzellikleri
envar kudsiye-i esma (iye( الوار قدسية أسماء يه (Allah'a (c.c.) ait) kutsal isimlerin nurları (te collileri, belirtileri, månevi güzellikleri)
envar Kur'aniye أنوار قرآنية : Kur'an nurları 1. Kur'an'daki akıl ve kalbleri aydınlatan ha kikatler (gerçekler) 2. Kur'an'daki hakikatlern gösterip tanıtan Risale-i Nur kitapları
envar marifet أنوار معرفت : Allah'ı tanıtıcı ma rifet nurları, Allah'ı (c.c.) tanıtan ve bozulma mış kalbleri ve akıllları aydınlatan gerçekler hakikatler, bilgiler, deliller
envar marifetullah أنوار معرفت الله : marifetul lah nurları, Allah'ı (c.c.) tanıtan, kalbleri ve akılları aydınlatan gerçekler, hakikatler, bil-deliller egiler,
envarı Muhammediye أنوار محمديه : H. Mu-nurları (hakikatleri) hammed'in (a.s.m.) getirdiği Kur'an ve imam
ru yolu aydınlatan hakikat ışıkları( envar-i müşrika أنوار مشرقه : parlak ışıklar (doğ
envar- nimet أنوار نعمت : nimet işıkları, nime tin güzellik ve iyilikleri
a envar-ı rahimiyet ve şefkat سوار رحیمیت و شفقت (envar-ı rahimiyet ve envar-ı şefkat) rahi miyet ve şefkat nurları; (mec.) korunmay aydınlatan Allah'ın (c.c.) devamlı olan mer ve yardıma muhtaç varlıkların dünyaların hamet ve şefkatinin lütufları, ni'met ve yar dımları
envar resail أنوار رسائل: Nur Risaleleri Kur'an'ın akıl ve gönülleri aydınlatıcı gerçek lerini ders veren Nur kitapları
envar sitte أنوار سته : altı nur, açıklaması geçer aydınlatıcı altı gerçek
envar yakinأنوار يقي : aydınlatıcı kesin haki-katler ve mânâlar
envar-i zative أنوارذائيه: Allah'ın (c.c.) kendi-sine ait nurlar, (mec.) Allah'ın (c.c.) kendine mahsus mübarek isimler ve sıfatlar
enver أنور : en nurlu, çok ışıklı, çok parlak
Enver Paşa أنور باشا : )dog. İstanbul 1881.öl. Tacikistan 1922) 11. Meşrutiyet Devri Osman-lı Paşası ve devlet adamı. Harp Akademisini bitirip kurmay yüzbaşı olduktan sonra (1902) Balkanlarda komiteci ve eşkıya takibi işlerin-de çalıştı. İtalyanların Trablusgarbı işgali üze-rine Bingazi'ye gitti ve cephe komutanı oldu. Başarılı savunmalar yaptı ve yarbaylığa yük-seldi (1912). Balkan Harbi çıkınca Türkiyeye döndü. Bir grup İttihatçı ile birlikte Sadrazam Kâmil Paşa'ya karşı Babıâli baskınını düzen-ledi (23 Ocak 1913). Edirne'nin geri alınışına katıldı. Önce albay, sonra paşa rütbesini aldı. Şehzade Süleyman Efendinin kızıyla evlene-rek Saray'a damat oldu ve 1914 de harbiye na-zırı (savunma bakanı) oldu. 1. Dünya Savaşın-da Harbiye Nazırlığına ek olarak başkomutan vekilliği görevini üstlendi. Savaştan Osmanlı Devleti yenik çıkınca yurt dışına çıktı. Rusya-daki Türkleri teşkilandırıp bağımsızlıkları için Kızılordu (kominist Sovyet Ordusu) birlikleri ile savaştı. Tacikistan'da Kızılordu birlikle-rince düzenlenen bir baskında öldü (1922). Mezarı çarpışmaların geçtiği yer civarında bulunan Çengen Köyündedir. (Daha sonra Türkiye'ye getirildi)
ile Bizans arasındaki Koyunhisar Savaşı, Osman Gazi'nin zaferiyle sonuçlandı.
1953 - Kore Savaşı sona
erdi.
TEMMUZ
27
PAZAR
BİR AYET
Kibirlenerek insanlardan yü-zünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokca övünüp duran kimseyi sevmez.
(Lokman: 18)
2 1447 DAHA GÜVENLİ
BİR HADİS
RUMI: 14 TEMMUZ 1441
Allah, affeden kulunun saygınlığını artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah ancak onun şerefini
yüceltir. Müslim, Birr: 69
Senin vazifen fahr değil, şükürdür. Sana lâyık olan şöhret değil, tevazudur, hacalettir.
Bir idarect, Mashamanların işini üzerine al. dığı balde aralarında adaleti gözetmezse, Ce. durdurulur. Strat, bütün organları yerinden çı hennemin üzerine kurulan Sirat köprusundo kıncaya kadar sallanır.
İbni Asakir'den
***
Ali bin Ebu Talip'den (ra) rivayetle:
Herhangi bir kimse benden sonra ümmetimi idaresini üzerine alırsa, Kıyamet Günü Str köprüsü üzerinde durdurulur. Melekler amels hifesini açarlar. Eğer adil davranmışsa Allah, adaleti sebebiyle onu kurtarır. Eğer zulüm yo mışsa, Sırat onu öyle bir silkeler ki, eklemleri birinden ayrılır. Öyle ki iki organı birbirin yüz senelik mesafe kadar uzaklaşır. Sonra onu Cehenneme düşürür.
Ebu'l-Kasım Abdurrahma
Büşran'ın Emaliye's
***
Ebu'd-Derda (ra) rivayet ediyor:
İhtiyacını ilgili yere ulaştıramayan kir Kina bunu vabarsa
İnsanlar mal mülk, makam mevki, ilim kültür bakımından olduğu gibi güç ve kuvvet bakımın-dan da farklıdırlar. Bazıları vardır girişkendir, medenî cesaret sahibidir; maksadını, dileğini güzel anlatır, sebeplere sarılır, işini sonuca ulaş-urabilir. Bazıları da vardır ki yüzde yüz haklı oldukları hâlde, birçok bakımdan zayıf düştük-leri için haklarını savunamaz, ihtiyaçlarını gerekli makamlara ulaştıramaz, haksız duruma dahi düşebilirler. İşte bu noktada güçlü, eli kalem tutan, ağzı lâf yapan veya imkânı olan kimselerin devreye girip o masumun elinden tutmaları, ortadan engelleri kaldırmaları hem insanlık, hem de dinî bir görevdir. Böyle bir duruma aracı olmak sevinç olarak insana yeter. Bununla birlikte Cenab-ı Hak onlara büyük mükafat da vaadetmiştir ki, bu kıldan ince kılınçtan keskin Sırat Köprüsü üzerinde ayakları bir mükâfat, herhalde mükâfatın ne demek kaydırmadan gidebilmektir. Böylesine büyük olduğunu bilen insanlar için kaçırılmaz bir fır-sattır.
Hasan-1 Basri Hazretleri bir cenâzeye katılmıştı. Orada yaşlı bir zât gördü. Defin iş-lemleri bittikten sonra ona;
"-Ey ihtiyar! Sana Allah için soruyorum; ne dersin, acaba vefât eden bu zât, şu anda dünyaya geri dönüp sâlih amellerini artırmayı ve geçmiş günahlarına istiğfâr etmeyi düşünüyor mudur?" diye sordu.
O zât da hiç tereddüt etmeden;
"-Evet, tabii ki düşünüyordur." dedi.
Bunun üzerine Hasan-ı Basri Hazretleri;
*-O hâlde bize ne oluyor ki bu vefât eden kişi gibi düşünmüyoruz?" dedi ve yürüdü.
Giderken şöyle diyordu:
"-Ölüm, ne müthiş bir nasihat! Kalplerde hayat olsa, ne kadar be-liğ ve tesirli bir mev'ıza, lâkin nidâ ettiği kimselerde hayat yok!" (Ibnü'l-Cevzi, Adabu'l-Haseni'l-Basri, thk. Süleyman el-Harş. Daru'n-Nevådir, 1428, s. 29)
Haram ve günahlar ise, senin dünyaya karşı meylini artırır.
-Yavrucuğum!
Va'dedildikleri şeyler insanlara doğru hızla geliyor. Onlar âhirete doğru koşarak gidiyorlar. Dünya onlardan ayrılmak için arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise onlara doğru dönmüş geliyor.
Şüphesiz ki;
Kendisine doğru gittiğin diyar, içinden çıkıp ayrıldığın diyardan sana daha yakındır. (Beyhaki, ez-Zühdü'l-Kebir, s. 201, no: 501)
LOKMAN'A SORDULAR:
-Efendim, hastalarımıza neler yedi-relim? Ne tavsiye buyurursunuz?
-Hastalarınıza acı söz ve kalp kırıcı bir ifade yedirmeyin de, ondan başka ne yedirirseniz zararı ol-maz inşaallah...
-Insanların en şerlisi kimdir?
-İnsanların kendisini kötü işler yaparken görmesine aldırmayan kimsedir. (Ahmed, ez-Zühd, s, 44, no: 275)
Tannya bir adım yaklaşırsan, o sana iki adım yaklaşır. all Tanrı ruhtur; ona tapinanların, kendisine ruhta ve gerçekle
559
tapınmaları gerekir. Tanrım, Tanrım, beni niye bırakıp gittin? (Eli, Eli, lamma sabacthani) Tanrı'nı tüm yüreğin, tüm canın, tüm gücün, tüm güvenini yitirme!
düştincenle seveceksin! Unutma, ey Adem, sen tozsun, gene toz olacaksın. (Memento, homo, quia Tanrı'ya pulvis es et in pulverem reverteris.)
1. Uzağı düşünmeyen insan, acıyı yanı başında bulur.
Yalnız ekmekle yaşanmaz.
09. Yaşama götüren kapı dar, yol sıkışıktır, onu bulanlar
da azdır. 7// Yoksullara yardım edene Tanrı da yardıncı olur. 110. Yeryüzünde, günah işlemeden, iyilik yapan, dosdoğdu adam yoktur.
7/2 Yolları ayrı olanlar, birbirine yardım edemez.
1/3. Zeka çabuk kavrar, ama ten güçsüzdür. (Spiritus promtus est, caro aulem infirma. Hz. Isa'nın Zeytin dağına çıkarken izdeşlerine söylediği sözler) ...
HZ. MUHAMMED'İN SEÇME "HADİSLER"
14. Acıması olmayan kimse, acınmaya değmez.
15. Ağaç dikip gölgesinde halkı dinlendirmek gibi, Adem oğlunun kıyamet gününde hesabına yarar bir erdem yoktur.
Üstünüdür.
16. Ağaçlardan, hayvanlardan, bitkilerden susuz kalanlara su içirmek, sadakanın
1017. Aklın verdiği huzur, intikamın verdiği huzurdan bin kat iyidır.
1018. Alçakgönüllü olanı Tanrı yüceltir, kibirli (büyüklenen) kimseyi de alçaltır.
19. Ana-babanın çocuklarına bırakacağı en büyük kalıt eğitimdir.
730. Ana için yapılacak hizmet ve ihsan, babaya göre iki kattır
1021. Ayıbı, başkasının ayıplarıyla uğraşmaktan kendisini alıkoyan kimseye ne mutlul
m. Babaya saygı, Tanrı'ya boyun eğmedir.
013 Bilgi sorulduğunda, dört grup sevap alır: soran, öğreten, dinleyen, bir de
bunları seven.
14 Bilgin kişinin yüzüne bakmak ibadettir.
MS Bilimin esirgenmesi, helâl olmaz.
Bir ağacın yenilen meyvesi, o ağacı dikenin sadakası olur. Bir an düşünmek, yetmiş yıl ibadet etmekten hayırlıdır.
17278. Ne nmutlu, yaslı olanlara, çünkü avutulacaklardır.
17301.7
17302
17303.
17279. Ne mutlu, yufka yüreklilere, çünkü onlara acınacaktır.
17304
17280. Ne mutlu, yüreği temiz olanlara, çünki onlar Tanrı'yı göreceklerdir.
17305
17281. Ne yiyeceksiniz ya da ne içeceksiniz, diye yaşamınız için, ne giyeceksiniz. diye bedeninız için kaygı çekmeyin; yaşam yiyecekten, beden giyecekten
17285. Ruh, istediği yere eser. (Spiritus ubi vult spirat. Şöyle de denir: Spiritus fiat ubi vult.)
173
17286. Rüzgâr eken, fırtına biçer.
173
17287. Sabırlı adam yiğit adamdan, gönlünü yenenden, kentler fethedenden daha değerlidir.
173
17
17288, Sayılmış, tartılmış, bölünmüş. (Mane, thecel, pharès. Kurus'un Babil'e girdiği sırada, Baltazar'ın son eğlenceye başladığı salonun duvarlarına görünmez bir
elin yazdığı peygamberane gözdağı sözleri.)
17289. Senden dileyene ver, ödünç isteyenden yüz çevirme!
17290. Sevgi çok dayançlıdır, iyilikle davranır, sevgi kıskanmaz, övünmez, büyüklenmez, kötü davranmaz, kendi çıkarını aramaz, öfkelenmez, kötülük düşünmez.
17291. Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını da Tanrı'ya veriniz! (Redde Caesari quae sunt Caesaris et quae sunt Dei Deo.)
17292. Siz çalışmadan da kazanç elde edebileceğiniz bu dünya için çalışıyorsunuz. ama çalışmadan kazanamayacağınız öteki dünya için çalışmıyorsunuz.
17293. Sözcüklerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.
17294. Sözün yalnız işiticileri değil, işleyicileri de olun!
17296. Suçlarını örten başaramaz, ancak onları açığa vurup bırakan acıma bulur.
17295. Suç, tüm acıların köküdür.
17297. Şarap ile müzik insanın gönlünü eğlendirir, bunların hepsinden çok da bilgi
sevgisi. (Vinum et musica laetificant cor...)
17298. Tanrı, barış yapanları sever.
17299. Tanrı bize korkaklık ruhunu değil; güç, sevgi, kendini tutma ruhunu vermiştir.
17300. Tanı, kullarının bir zanaat öğrenerek kendilerini geçindirebilmelerinden hoşlanır,
ama dinsel bilgi öğrenerek bunu zanaata dönüştürmelerinden hoşlanmaz.
haddini bilen insanlardır. Birgün Imam-ı Ebu Yu-"Bilmiyorum" diyebilen insanlar aynı zamanda sufa bir soru sorulmuş, "Bilmiyorum" cevabını vermişti. "Bilmiyorsun da kadıu'l-kudat ünvanıyla şu kadar maaşı niçin devlet hazinesinden alıyor-sun?" dediklerinde şöyle demişti: "Ben bildiğim ka-dar alıyorum. Bilmediğim kadar alsaydım devlet hazinesi buna yetmezdi."
İşte hadisin belirttiği üç ilimden birisi de budur.
İLİMLERİN VE SANATLARIN KAYNAĞI
Hz. Huzeyfe (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Allah her sanatkârın ve sanatının sanatkârıdır. Buhari nin Halk Efa'ti İbad'ı ve Häkim'in Müstedrek inden
Bütün ilimlerin ve sanatların kaynağı Cenab-ı Haktır. Alim ve Alîm olan Cenab-ı Hak sonsuz ilim sahibidir. Cenab-ı Hak bütün ilimleri, meslekleri ve sanatları peygamberler ve gönderdiği kitaplar vas tasıyla beşeriyete öğretmiştir. Her mesleğin ve sana-tın piri olarak bir peygamberin anılması bunu gös termektedir. Mesela gemicilerin piri Hz. Nuh, sat çilerin piri Hz. Yusuf, terzilerin piri Hz. İdris, de mircilerin piri Hz. Davud, kabul edilmektedir. Bir nun yanında Cenab-ı Hak, beşerin muhtaç olduğu
bilgileri, gerekli çalışmaları yapanlara ilham etmek suretiyle insanlığı haberdar etmiştir. İnsanlar bu bil-gileri zamanla geliştirmişler ve birbirine ekleyerek muazzam bir birikim haline getirmişlerdir.
İLİMLERİN EN ÜSTÜNÜ İMAN İLMİDİR
"Amellerin hangisi daha üstündür?" şeklindeki bir suale, Resullullah Efendimiz (asm) şu cevabı verdi: "Allah'ın isim ve sıfatlarını bildiren ilim her şeyden üstündür."
Suali soran kişi, "Ey Allah'ın yüce peygamberi, biz ilmin faziletini sormadık, amellerin en üstünü-nü sorduk. Siz ise ilim diye cevap verdiniz" deyince Peygamberimiz şöyle devam etti: "Allah'ı bildiren ilimle birlikte olan amel, ne kadar az olursa olsun, in-sana fayda verir. Allah'ı tanımadan işlenmiş ameller ise insana fayda sağlamaz."
(İhya-i Ulum)
İLMİN KALKMASI KIYAMET ALAMETLERİNDENDİR
Hz. Enes (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Şunlar kıyamet alâmetlerindendir: İlmin kaldı-rılması, cehaletin yaygınlaşması, zinanın açıktan iş-lenmesi, içkinin içilmesi, elli kadına bir tek erkek
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 342 1 Cennet ehlinden herkes Cehennemdeki yerini görür de: "Ya Allah bana hidayet vermeseydi?" der ve bu ona şükür olur. Cehennem ehlinin hepsi de Cennetten yerini görür de şöyle der: "Keşke Allah bana da hidayet verseydi." Bu da ona hasret (pişmanlık) olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 2 Allah Teala günahlardan dilediğinin cezasını kıyamet gününe kadar geciktirir. Anaya-babaya isyan müstesna. Zira Allah Teala onun cezasını sahibine, ölmeden evvel dünya hayatında, acele olarak verir. Hz. Bekâr (r.a.) 342 3 Her bina sahibine vebaldir, ancak şu kadarı müstesna. -Eliyle yedi arşın kadar bir yeri gösterir- Her ilim de kıyamet günü sahibine vebaldir, amel edilen müstesna. Hz. Vasile (r.a.) 342 4 Her nefis, hevası üzerine haşrolur. Kim küfrü seviyorsa o, kafirlerle beraberdir. Onun amelinden hiç bir şey kendisine fayda vermez. Hz. Câbir (r.a.) 342 5 Adem oğlunun hepsi hasedcidir. Lakin insanların bazısında hased daha şiddetlidir. Hasedcinin hasedi eline ve diline çıkmadıkça kendisine zarar vermez. Hz. Enes (r.a.) 342 6 İnsanların hepsi kıyamette kurtulmayı ümid ederler. Ashabıma söğenler müstesna. Kıyamet halkı da onlara lanet eder. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 342 7 Ümmetimin hepsi Cennete girer, istemeyen müstesna. Dediler ki: "Kim istemez?" Buyurdu ki: "Bana itaat eden Cennete girer, Bana isyan eden istememiştir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 8 Kara ve deniz hayvanlarından akar kanı olmayan her hayvan kesilmekten muaftır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 342 9 Camide her şey "lağv"dır. Kur'an, zikir, hayır istemek ve onu vermek müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 10 Kendisinde Allah Teala'nın ismi anılan her meclisi melekler sarar. Hatta melekler derler ki: "Ziyade edin, Allah da ziyede etsin." Ve zikir melaikenin açık kanadları arasından yükselir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 11 Her ümmetin bir kısmı Cennet, bir kısmı Cehennemdedir. Ümmeti Muhammed (s.a.s.) müstesna. (Onların hepsi Cennette) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 342 12 Peygambere salat ü selam getirilmedikçe her duanın hicabı vardır. Hz. Enes (r.a.) 342 13 Allah (z.c.hz.)'nin nehyettiği her şey büyüktür. Çocukların kumara benziyen oyunları bile. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 14 Her ziyafet sahibi, ziyafetine gelinmesini ister. Allah'ın ziyafeti de Kur'andır, ihmal etmeyin. Hz. Semure (r.a.) 342 15 Her nimet zeval bulacaktır, Cennet ehlinin nimetleri müstesna. Her kaygının da arkası kesilecektir, Cehennem ehlinin kaygısı müstesna. Fena bir amel yaptığında arkasından iyi bir amel işle ki, tesirini gidersin. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 297 1 Şu altı haslet hayırdandır: Allah'ın düşmanlariyle kılıçla cihad etmek, yaz gününde oruç tutmak, musibet esnasında iyi sabır etmek, haklı olduğu halde mücadeleyi terketmek, bulutlu günde namazı erken kılmak, kış günlerinde abdesti güzel almak. Hz. Ebû Malik (r.a.) 297 2 Altı şey haramdandır: Emirin rüşvet alması ki, bu sayılanların hepsinin en fenasıdır. Köpek parası, kısrak aşım parası, zinakarın aldığı para, kan alanın kazancı, kahinin kazancı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 297 3 Altı şey amelleri mahveder: Halkın ayıbı ile meşgul olmak, kalb katılığı, dünya sevgisi, haya azlığı, uzun emel, zalimin zulmüne devam etmesi. Hz. Adiyy (r.a.) 297 4 Dehr içinde altı günün orucu mekruhtur: Şaban'ın son günü oruçlu olarak Ramazana erişmek. Misafirin, hastanın, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadının, oruca gücü yetmiyen çok yaşlı kimsenin, çok zayıf olduğu için oruç tutarsa öleceğinden korkan kimsenin oruç tutması da mekruhtur. Hz. Enes (r.a.) 297 5 Altı sınıf Cehenneme hesapsız girer: Zulmü sebebiyle Umera, lrkçılık asabiyeti sebebilye Arab, kibirleri sebebiyle rençber, yalanı sebebiyle tüccar, hasedi sebebiyle Ulema, hasisliği sebebiyle zengin. (Cehenneme hesapsız girecek dereceye kadar gelebilirler) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 297 6 Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Hz. Ali (r.a.) 297 7 Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplıyacak. Dediler ki: "Ya Resulallah, bize ne emredersin?" Buyurdu ki: "Siz Şam'a gitmeye bakın. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 297 8 Yakında, Benden sonra ümmetim içkiyi içecekler, içki ismi vermeksizin (içki saymaksızın) ve onu içmiye yardımcıları da emirleri olacak. Hz. Ebû Eyyub (r.a.) 297 9 İnsanın elbisesini çıkarırken "Besmele" çekmesi, cinlerin gözü ile Adem oğlunun avreti arasında perde olur. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 173 1 Bakmaktan, sonra tekrar bakmaktan sakın. Zira birincisi senin için ihtiyarının dışında olmuştur. İkincisi aleyhinedir.(Yabancı bir kadına bakmak meselesi) Hz. Büreyde (r.a.) 173 2 Tövbeyi ihmal etmekten sakın. Bir de Allah'ın sana karşı hilmine aldanmaktan sakın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 173 3 Kötü arkadaştan sakın. Zira o, ateşten bir parçadır ki, ne onun sevgisi sana fayda verir ve ne de sana olan ahdini yerine getirir. Hz. Enes (r.a.) 173 4 Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.) 173 5 Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 173 6 İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 173 7 Benden, çok hadis nakletmekten sakının, Hek kim benden bir şey naklederse, hak veya doğru söylesin. Kim, Benim söylemediğim şeyi, Bana söyledi diye isnad ederse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Hz. Ebû Katade (r.a.) 173 8 Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Hz. Enes (r.a.) 173 9 Günahların küçük görünenlerinden sakınınız. Zira küçük görünen günahların misali, bir vadiye inen kavmin şu işi gibidir; Onlardan biri bir odun getirdi. Öbürü bir odun getirdi. Derken, kendi ekmeklerini pişirecek şeyi taşımış oldular. Şüphe yoktur ki, küçük görünen günahlar sebebile sahibi muahaze edildiği zaman bunlar onu helak ederler. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 28 1 Allah bir emire hayır murad ettiğinde, ona sadık bir vezir ihsan eder. Unuttuğu zaman ona hatırlatır, hatırladığı zaman ona yardım eder. Allah bir emire de hayırdan başkasını murad ederse, ona kötü bir vezir verir. Unuttuğu zaman ona hatırlatmaz, hatırladığı zaman da yardım etmez. Hz. Âişe (r.anha) 28 2 Allah bir kavme bereket murad ettiğinde, onları semahat ve afiflikle rızıklandırır. Bir kavim için de bereketin kesilmesini dilerse, onların üzerine hıyanet kapısını açar. Hz. Ubâde (r.a.) 28 3 Allah, bir kavme hayır murad ettiğinde, onların fakihlerini çoğaltır ve cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yardımcılar bulur, cahil konuştuğunda ise yalnız kalır. Bir kavme de şer dilediğinde, cahillerini çoğaltır ve fakihlerini azaltır. Cahil konuştuğunda yardımcılar bulur, fakih konuştuğunda ise yalnız kalır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 28 4 Allah bir kavme hayır murad ettiğinde, onların başına hilim sahiblerini geçirir, aralarında alimleri hüküm verir, serveti de en cömert olanlarına ihsan eder. Allah bir kavme de şer murad ederse, akılsızları onların başına amir olarak geçirir, aralarında cahiller hüküm verir ve serveti de en cimri olanlara verir. Hz. Mihran (r.a.) 28 5 Allah bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara misafir hediyye eder. Misafir, rızkı ile gelir ve rızkı ile gider. Allah Teala da o ev halkına mağfiret eder. Hz. Ebû Kirsâfe (r.a.) 28 6 Allah bir kavme kıtlık murad ettiğinde, gökten bir melek şöyle nida eder: "Ey mide genişle! Ey göz sakın doyma ve ey bereket ortadan kalk!" Hz. Enes (r.a.) 28 7 Allah bir kavme bir afet vermek murad ettiğinde, mescidlerin ehline nazar eder de onlardan o belayı önler. Hz Enes (r.a.) 28 8 Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 28 9 Allah Teala hilafet için bir kul yaratmak murad ettiğinde, kudret eliyle onun nasiyesini mesh eder. Hz Ebu Hureyye 28 10 Allah bir kulu (haktan) meylettirmek isterse, tedbir almakta basiretini kapalı kılar. (Doğruya yol bulamaz) Hz. Osman (r.a.) 28 11 Allah kaza ve kaderini infaz etmek murad ettiğinde, kaza ve kaderinin hükmünü infaz edinceye kadar, akıl sahiplerinin akıllarını alır. Emrinin hükmü yerine geldikten sonra ise, onların akıllarını iade eder de onlarda nedamet vuku bulur. Hz. Enes (r.a.) 28 12 Allah bir kulun ruhunu bir yerde kabz etmek murad ettiğinde, o kimse için o yerde bir ihtiyaç halkeder. Hz. Ebû Ğarre el Huzeli (r.a.) 28 13 Sizden biriniz helaya gitmek isterse, namaza da kamet getirilmiş olsa bile, o kimse (önce) helaya gitsin. Hz Abdullah İbni Erkam (r.a.) 28 14 Sizden biriniz sefere çıkmak murad ettiğinde, kardeşlerine (veda edip) selam versin. Zira Allah onların duaları sebebiyle o kimsenin hayrını artırır. Hz. Zeyd ibni Erkam (r.a.) 28 15 Sizden biriniz bir yeri mü'min kardeşine ziraat için vermek isterse, atiyye olarak versin. Üçte bir veya dörtte bir (kira ile) vermesin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 28 16 Gazaya gitmek istediğinde yağız olan, sağ ön ayağı müstesna ayakları ve alnı beyaz bir at satın al. Böyle yaparsan ganimete erişir ve selamette olursun. Hz. Ukbe ibni Amir (r.a.)
bü'd Derda ile Kasülullah sallalla Chu aleyhi ve sellem arasında şöy le bir konuşma geçen
Ebü'd Derda
"Ya Rasülallah! Mü'min hırsız lık yapar mı?"
Allah Rasülü
Evet, bazen olabilir"
Ebü'd-Derda
Peki, mü'min zinā edebilir mi?"
Rasûlullah Efendimiz
"Ebü'd-Derda hoşlanmasa da evet
Ebü'd-Derda:
"Peki, mü'min yalan söyler mi?"
Rasolullah sallallahu aleyhi ve sellem
Valam ancak Iman etmeyen kim seunfurur ...
Pembe, beyaz veya masum ya lant? Cahiliyenin ardından "Ast Saådet håline dönüşüyor İslâm Ile hayat... Bu sebeple iman etme yenler, hadisleri daha iyi inceliyor sanırım. Inceliyor, kendine fayda sağlayacak kısmı keşfedip sonra sında da müslümanın müslümanı ğını sarsacak şeyi hayatına katmak İçin uğraşıyor. Mesela "Kıyafetler ki yafetlere benzeyince, kalpler de kalp lere benzer prensibinin neticesi ol sa gerek; "moda".
İmânın zafiyete uğraması için de, yalana kılıf uydurarak; pembe, beyaz, măsum denilmiş olmalıl Bir müslümanın asla yapmayacağı şey lerden birini, măsumiyeti (1) ya da
iyi niyetle (1) yapılmış olması meş rülaştırmaz.
Insan, ailesiyle başlar eğitime...
Çocuklar çok iyi gözlemcidirler. An-ne/babanın gelen sorulara verdi ği cevaplar, çocuğun ifade/konuş ma becerilerini temellendirir. Bu sebeple çocuğuna "Yalan söylemel" diye bağıran anne/baba, başkaları nın ardından dedikodu edip, dedi kodusunu ettiği kişilerle yüz yüze geldiğinde sahte bir maske takıyor sa, bu durum, çocuğun algılarında bir deformasyon oluşturur.
Toplumun temeli alle olduğuna göre, anne/babanın tavrı, yetiştirdi ği nesillerle büyüyecek kocaman bir çınarın can suyudur. Birden fazla evlåt emanet ve hediye edilmiş al-lelerde, çocuklar arasındaki adaletli davranışla "yalan" konusu iç içedir. Çocuklar, ebeveynin söylediklerin
huyunu liestiren kimse için de Cennet'in sedinden bir köşk (verilmesin)
Hadis-i şerifte sakadan da olsa bresi calib-i dikkattir. "Din, güzel
ahläktır buyrulduğuna göre, ahlâ-kan güzelliğine gölge düşürecek bir davranış olan yalan için; "Ne var ca-mım, şaka yaptım!" ya da "Tatsızlık çıkmasın diye söyledim." şeklinde bir kılıf uydurmak, dinin yasakladı dığı şeyi hafife almak olur. Allah'ın hudutlarını aşan bir tavrın basite alınması da, kulluk şuurunun za rat görmesine sebep olur.
Genç bir danışanımın cümlele ri şöyleydi:
Hocam, annemin baskıcı tavrı sebebiyle, hepimiz profesyonel ya lancı olduk, ne yazık ki! Çünkü meş-rű olana dahi müsaade etmez, bi-zi dinlemezdi. Biz de istediğimize ulaşmak adına yalan söylerdik! Ama yillar içinde annem İslam'ın ince-liklerini öğrendikçe değişti. Şimdi küçük kardeşime olan tavrını iste-
meden kıskanıyorum."
Ne yapsa da zaman dönemeye cekti geriye... Fakat nefs ve şeytan ortaklığı sebebiyle, kıskançlıkla bir-likte anneye öfke duygusu yükseli hatırda tutmalıyız: Geriye dönüp yordu icinde Iste bu sebeple şunu baktığımızda, salih bir kula yakışan izler bırakacak bir tutum mu sergi mak gerekecek nefsi kararlarla mi bir kul olarak damga vurabilme ça-yaşadık hayatı? Dünyaya mü'min ledik? Yoksa tevbe kapısını arala bası insanı dengeye getirir.
Bir gün bir kadın çocuğunu ya-nına çağırırken:
*-Bir şey vereceğim." diyerek ka-palı elini gösterir çocuğuna... O ha li gören Peygamber Efendimiz-sal-lallahu aleyhi ve sellem-
"DİN, GÜZEL AHLAKTIR." BUYRULDUĞUNA GÖRE, AHLAKIN GÜZELLİĞİNE GÖLGE DÜŞÜRECEK BİR DAVRANIŞ OLAN YALAN İÇİN; "NE VAR CANIM, ŞAKA YAPTIMI" YA DA "TATSIZLIK ÇIKMASIN DİYE SÖYLEDİM." ŞEKLİNDE BİR KILIF UYDURMAK, DİNİN YASAKLADIĞI ŞEYİ HAFİFE ALMAK OLUR. ALLAH'IN HUDUTLARINI AŞAN BİR TAVRIN BASİTE ALINMASI DA, KULLUK ŞUURUNUN ZARAR GÖRMESİNE SEBEP OLUR.
." diye uyarıda bulunur. -Kandıracak olsan doğru olmaz
Yine hadis rivayeti, hayvanına kucağında bir şey varmış gibi dav-ranması sebebi ile kabul edilme yen bir hadis râvisini duymuşsu nuzdur. Mü'mini, "elinden, dilinden emin olunan kimse diye tarif eden Allah Rasûlü'nün sınırları içinde hayatımızı yeniden îmar etmemiz gerekiyor.
Gönül hänelerimiz İslâm'a gö-re îmar edilirse, topluma yansıma-ları da kul hakkı hassasiyeti, güve-nilirlik, müsamaha, sevgi ve sayga olarak görülür.
sen
"Yılandan korkmam, yalandan
korktuğum kadarı sözü, yalanın hayatı ve ahlâkı nasıl zehirlediği ni anlatmaya käfidir.
Evlatlar arası adålet ve yalansız muamele; sadece çocukluk döne miras ve mal paylaşımı konuların mine ait değildir elbette. Mesela, daki tutum, anne/babaya hürmet ve muhabbete doğrudan tesir eder. Evlatlar/kardeşler arasında adalet-li davranamamak, nesilden nesle devam eden feläket ve largınlıkla ra yol açabilir.
Mal paylaşımı konusunda sı kıntı yaşayan başka bir danışanım:
"Herkesin gerçek yüzünü gör düm. Dünya malı için değmezdi. ama gözümün içine bakarak ya lan söylemelerine babamın ses siz kalışı, beni çok derinden yara ladı" demişti.
O hålde, emrolunduğun gibi dosdoğru oll (Hud 112)
Yalana susmak da bir bakıma zulüm ve yalana iştiraktir.
Anne, eş, evlât, gelin vs. gibi han-gi sosyal rolümüz varsa, her biri nin hakkını vermek, ancak Cenâb-ı Hakka kul olduğumuzu unutma-dan çabalamakla mümkündür.
Rabbimiz, hem hediye, hem emä-net, hem de imtihan olarak ikram ettiği evlatlarımızı kulluk şuuru ile yetiştirecek şekilde bizlere îman, ih lâs ve takva ihsan buyursun. Yalan gibi, kulluğa temelinden zarar ve recek her türlü davranıştan, cüm lemizi muhafaza etsin. Amin.
Nefsini öldür ölmeden, Dönüş yalnız Allah'adır! Tovbe et, ölüm gelmeden, Dönüş yalnız Allah'adır!
Dağı, bayırı aşsan da... Kaf Dağı'na ulaşsan da... Yüz yıl gezip dolaşsan da... Dönüs yalnız Allah'adır!
Mazi bir gün yalan olur, Umutların talan olur, Kapını bir çalan olur; Dönüş yalnız Allah'adır!
Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz.
Beyazı ayır karadan, Mesafe kalksın aradan, Hakiki dosttur Yaradan; Dönüş yalnız Allah'adır!
Ölmeden uykudan uyan! İslam'ın rengine boyan! Sadece Allah'a dayan! Dönüş yalnız Allah'adır!
Dünü çağırırken yarın, Hayalini kur baharın, Kıymetini bil nehårın; Dönüş yalnız Allah'adır!
Gülistanda gül solmasın! Kalplerde nefret olmasın! Kimse gaflete dalmasın! Dönüş yalnız Allah'adır!
Varmak için muradına, Sığın Allah'ın adına, Git nefsinin inadına; Dönüş yalnız Allah'adır!
Ne kadar yaşarsan yaşa, Bir gün ölüm gelir başa, Insan döner göçmen kuşa; Dönüş yalnız Allah'adır!
ZİKREYLEYEN HER AZAMDA, VAHDETİM «SEN'İ SÖYLER!..
Rıfat ARAZ rifat araz@yahoo.com
Ya Rab; yakın Sen'sin câna, candadır bu iştiyak; Aşkla çarpan yüreğimde, hasretim «Sen'i» söyler!.. Kavlimiz var, derin, duru, nefes kadar sımsıcak; «Bela!..>> dedim; her tebliğim, davetim «Sen'i» söyler!...
Sen yoğurdun, şekil verdin, dile geldi toprağım; Gören gözüm, nasıl görür?.. Nasıl duyar kulağım?.. Kerem eyle, aşkla yanar «gönül>» denen ocağım; Her an hålden håle giren, süretim «Sen'i» söyler!..
Giydim takva libasını, câna saldım dersimi; Bir hakikat yolcusuyum, bildim yedi nefsimi!.. Gören Sen'sin yaş, kurumu; duyan Sen'sin sesimi; Sinandıkça her amelim, niyetim «Sen'i» söyler!..
Sen var ettin, tek Sen'indir âlemlerin tapusu: <<> diyen canda gizli, bir âlemin yapısı!.. Can seyrinde açılmaz mı, rühumun sır kapısı? Bu > nefesin hayat verdi, toprak tenin harcına; Dört kapıda «vuslat» dedim, girdim kulluk borcuna!... Umudumu, Sen bağladın yedi göğün burcuna; Kulak verdim bu hak yolda, kısmetim «Sen'i» söyler!..
Ya Rab; Sen'den bir kul için, «emân» ister kaç melek? Lütuf, ihsan, rahmet Sen'in, Sen'indir çarh- felek... Bir cezbeyle döner âlem; vecde girmiş bu yürek; Zikreyleyen her åzamda, vahdetim <Sen'i» söyler!
"Dünya bu zulmü taşımaz!" dedirten vahşetler buna en yakın bir misaldir. Son nefesini verirken, -Hepinizi Allaha şikayet edeceğim!" diyen:
"-Allah'ım, açım; bizi cenne-te al da doyalım!" diye ağlayan sahipsiz kalıp, bir ağaç altında donan: denizde boğulup kıyıya vuran... bebeklerin ve masum çocukların, elbette feryatlarının ulaştığı bır ydbette fenyatlarının inat sahipsiz değil.
Bu virüs åfetinde, hayırlı bir gelişme olarak; batıda kışkırtı lan, uğursuz İslamofobi cere vanlarının tavsadığı, onun yerini İslam'a hoşgörü ve anlamaya ça lışma gayretlerinin almaya baş ladığı görülüyor. Hadis-i şerifte,
"Temizlik imánın yarısıdır (Müslim, Tahåret, 1) buyurulur. Bu salgının önlenmesinde temiz liğin ve karantina tedbirlerinin fevkalåde önemli olması sebe biyle, İslam'ın şiårı olan temizlik ve salgın hastalıklardaki karanti na hassasiyeti, batılıların önemli ölçüde dikkatini çekiyor. Cami-lerde, ezanların dışarıya verilme
si, bazı devletlerin meclislerinde Kur'an-ı Kerim okunup tercume edilmesi, reklám panolarında te mizlikle alakalı hadis-i şeriflerin yer alması, camide namaz kılan cemaatin arkasına müslüman olmayanların da dahil olmala r... bu ümitleri yeşertici hadise ler cumlesindendir.
İnsanın selamete çıkması hususunda, Peygamber sallal lahu aleyhi ve sellem Efendi miz şöyle buyurur:
"Sizden her kime dua kapısı açılmış ise, ona rahmet kapıları açılmıştır. Dud, başa gelen ve he nüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allahın kulları, dudya sarılın." (Tirmizi. Deavät, 101)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in her anı kavli ve fiili duå hålidir. İki ci-han saådetine vesile olan kemålåt; en güzel örnek olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem- Efen dimiz'in izini takip eden, daimi tekamül hålindeki bir kulluk veti residir. Hadis-i şeriflerde,
İki gününün birbirine eşit olanın aldandığı beyan buyu
rulur. Dünya denilen initihan sahnesinde, sålth bir kulluğun icabı, her hadiseyi, her musibeti bir ikaz sadedinde görüp, ibret ve ders alabilmek için muhase be fırsatı bilmelidir.
Fudayl bin lyaz rahmetul Jahi aleyh Hazretleri;
"Allaha itaatte bir kusur et figma huyunun deyip erke bimin huyumey deginip (bana itaatsizlik etmeye başlamaların dan) anlarım. buyurur.
Şu anda yaşanan Koronavi rüs salgını, belki de insanlık ta rihinin en önemli bådirelerinden birisinı teşkil ediyor. Nefsäni ih tiraslar uğruna kan ve ateşe bo gulup her gün biraz daha yaşanı lamaz hale getirilen dünyamızda, rahmet insanının inşası ve rah met cemiyetinin tesisi en zarurl ihtiyaçtır. Bu yüce gayenin tahak kuku için, her önemli hadise gibi bu musibeti de fırsat bilip; gerekli ilmi tedbirleri alarak fiili ve kavll duȧya sarılma, kulluk keyfiyetin-de kemâlâta ulaşma azmi gunde-mimizde olmalıdır.
"Bana itaat, Allah Teálá'ya itaattir. Bana isyan, Allah Teâla'ya isyandır. Başındaki emire (idareciye) itaat, bana itaattir. Ona isyan ise, bana isyandır." (Bkz: Buliri, Cihad, 109)
***
"Başınızdaki emir Habeşli siyahı bir köle olsa da, ona mutlaka itaat edin." (Ebb Davud, Sünnet, 5)
***
"Allah'a isyanın olduğu yerde, mahluka itaat edilmez."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/432)
***
"İdareciler sizi günah işlemeye zorlamadıkça onlara itaat edin." (Bihari, Cihád 108)
***
"Bir müslümanın, günah işlemesi emredilmediği sürece, sevdiği veya sevmediği bütün konularda devleti yöneten kimseye (emire) itaat etmesi şarttır. Bir günah işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez." (Buhárí, Ahkâm 4, Chád 108, Müslim, Imáre, 38)
36. NÅSIN İSTİ'MALİ BİR HÜCCETTİR Kİ, ONUNLA AMEL VACİB OLUR.
Bu kaide, yukarıdaki kaidenin açıklaması veyahut mütem-mimi mahiyetindedir. Halkın bir mes'ele hakkındaki örf ve ádetinüsüsun záhirine muhalif değilse - delil olarak ka-bül edilir. Çünkü fıkıhta birçok meselelerde örf ve âdete rü-cû' edilir;
Mesela:
a) Akar suyun haddi ve miktarı, halkın bu husustaki te-läkkisine göre tâyin edilir.
b) Bir kuyuya düşen koyun dışkısının azlık ve çokluğu, bu hususla ilgili şahısların görüşüne göre takdir edilir.. Çünkü az bir şey kabul edilirse suyu necis etmez; çok olarak kabul edilirse suyu necis eder.
Ama bir şey'in mesela, ölçüye ve tartıya girdiği nass ile sabit olmuşsa artık o şey hakkında nâsın örf ve âdetine itibar edilmez. Şöyle ki: Buğday ve arpa ölçeğe, altın ve gümüşün tar-tıya girdiği meşhur Hadis-i şerîflerle såbit olmuştur. O halde halkın bu nassın hilafına olan örf ve âdetine itibar edilmez.
37. ÅDETEN MÜMTENİ OLAN ŞEY, HAKİKATEN MÜMTENİ GİBİDİR..
Örneğin:
a) (A) nın (B) ye 1000 lira borçlu olduğunu ikrar etmesi, yalan bile olsa hakikat olarak kabûl edilir. Çünkü bir kimse-nin yalan yere bir başkasına borçlu olduğunu ikrar etmesi âde-ten mümteni'dir. Öyle ise böyle bir ikrar hakikat gibi kabul edilir.
b) Nesebi belli olan (A) için, (B), bu benim oğlumdur, derse bu âdeten mümteni' olduğundan hakikaten mümteni' gi-bidir.
c) Çok fakir olan (A) nın (B) ye bir milyon ödünç para veya mal verdiğini iddia etmesi de âdeten mümteni'dir.
Bu, örf ve âdete dayanan hükümler hakkındadır; yoksa iki ana kaynağın temel hükümleriyle ilgili değildir.
a) Câmi'lerin kapısının dâima cemaate açık bulundurul-ması, hem sünnet, hem de içinde kıymetli eşya bulunmadığın-da sünnet idi, bulunduğu zaman ise bir âdet-i müstahsene idi. Hırsızlık olayları tehlikeli bir hal alınca, namaz vakitleri dışın-da kapanmasına cevâz verilmiştir.
b) Bir beldede Câmi-i Şerîfe gönderilen mum yakıldıktan sonra geriye kalan yarısını veya üçte birini o câmiin imam ve müezzininin alıp kendi ihtiyacında kullanması âdet olduğu hal-de, sonraları câmi'e getirilen mum ve sair aydınlatma araçları sadece câmi'de kullanılır, kaydına bağlanıyorsa, o takdirde imam ve müezzin, getiren kimseden izin almadan onu kendi ihtiyacında kullanamaz..
a) Bir kimse et yemiyeceğine dair yemin ederse, ıztırar ha-linde domuz veya insan eti yiyecek olursa yeminini bozmuş sayılmaz; çünkü âdet ve teâmüle göre bunlar yenilen et guru-buna girmemektedir Adeten bu ikisi de yenilmez.. (Bu, İma-meyne göredir).
b) Bir kimse, <> derse ve eşiğe ayak basmadan içeri girerse yine de ye-minini bozmuş olur. Çünkü her ne kadar hakikî mâna «Eşiğe ayak basmaksa da» örf ve âdete göre bununla o adamın evine girmiyeceği mânası kasdediliyor..
rakmamalıdır. Tövbe kapısına bu halde yanaşan sufi, adına zühd denilen ve İslam'ın 'ibadat' kısmını oluşturan amel-i sali-halara titiz bir biçimde uymak olan bir yola girecektir. Zühd ve takva, sufinin nefsiyle mücahedede bulunması zorunlu bir sü-rece, bir hale işaret eder. Olgun bir yakine ulaşmak ve müşa-hedelere hazır hale gelmek için bu zorunludur. Farzların yanı sira, insanı Allah'a yakınlaştıran nafileler de sufinin dikkatli ve duyarlı bir biçimde uyması gereken ibadetler cümlesindendir. Huşu ve huzur hali, havf ve recayla gerçekleşecektir. Burada zikr ve virdler, halvet ve uzletler, sabır ve şükürler, sufiyi, 'u-budiyet' hakikatine doğru yüceltecektir. Ubudiyet, kulluğun çe-şitli belirtilerini ifade etmede kullanılır. Bu halin, sufide sürek-li galebesi, artık onun rıza makamına doğru yol aldığını göste-rir. Bu yolda, istikamet üzere olmanın şartı, ihlastır. Bediüzza-man'ın ısrarla üzerinde durduğu ve adına bir risale kaleme al-dığı ihlas, kulun, her şeyde, samimi bir biçimde Hakkın rızası-nı gözetmesi halidir. Bu, Melamilerde olduğu gibi, sufinin, dün-yaya gelirkenki saf ve yalın haline dönmesini sonuç verecektir. Saf ve katışıksız bir kul olma durumu sufiyi, ferasete, cud ve sehaya, gayrete, fakra, sefere, sohbete, muhabbete, aşka, şev-ke ve marifete ulaştıracaktır. Marifetin nihai düzeyi, tevhiddir.
Risale-i Nur, Bediüzzaman'ın manevi tecrübesinin ürünüdür. Biz, bu metinlerin ardındaki tecrübelerden habersiziz. Ne ki, eli-mizdeki metinlerin gramerinden, sözlüğünden ve anlattıkların-dan o deneyimleri kısmen okuyabiliyoruz. Bu anlamda, Bediüzza-man'ın, manevi bir geziyi, tevhidin nihai noktasına değin gerçek-leştirdiğini görüyoruz. O'nun nihai bir yakine ulaşmış olduğunu ö-zellikle Ayetü'l-Kübra ve El-Hüccetü'l-Zehra metinleri yeterince açıklıyor. Her iki metinde de, bir gezi, bir seyr ve seyahat yapılı-yor, basamaklarla çeşitli mertebelere çıkılıyor, mirac tamamlanın-ca da, menzillere uğranılarak iniliyor. Buradaki anlatımlar, İbn A-rabi'nin vakıalarında ve bu vakıaların meyvesi olan metinlerde görüldüğü üzere, saf bir ilhamla edinilen marifetin gerektirdiği bir gramerle yapılıyor. Istilahlar ise, çoğunlukla Kur'an ve hadis-lerde geçen ve ulaşılan manevi makamları, ona ulaşma süreçleri-ni konu edinen kavramlar olarak karşımıza çıkıyor. Biz, bu mana-da, Bediüzzaman'ın, tümüyle irfani gelenek içerisinde yer aldığı nı iddia ediyoruz. Risale-i Nur Külliyatı, bu iddiamızı besleyen çok sayıda delil barındırıyor. Bu bağlamda ilk olarak, Yedinci Sua'da yer alan ve Bediüzzaman'ın 'magnum opus'u sayılan Ayetü'l-Küb-rayı gözden geçirmemiz yerinde olacaktır.
Risale, "kainattan Halık'ını soran bir seyyahın müşahedatı-dır" altbaşlığıyla açılıyor. Bir seyyahın, Halık'ına doğru yaptığı gezide ulaştığı 'müşahede'leri okuyacağız, demek ki. Buradaki seyyahın, Bediüzzaman'ın kendisi olduğu söylenmelidir. Bu, di-le dönüşürken, Cüneyd-i Bağdadi'de (ra) gördüğümüz üzere, 'nesnel' bir niteliğe bürünüyor. Oysa, Bediüzzaman, burada, tü-müyle kendi tecrübesini anlatmaktadır. Müşahede kelimesine daha önce birkaç kez değinmiştik. Aynı kökten gelen meşhed kelimesi, 'müşahede yeri' anlamına gelir. Şuhutla da kökteştir ve manen görmek demektir. Burada gözle değil, 'gönül gözü'yle gerçekleşen bir görüş söz konusudur. Müşahedenin dilimizdeki tam karşılığı, 'görünme'dir. Bu durumda, müşahedeye mazhar olan kimse, Allah'ın meşhetlerinde (tecelli ettiği yerlerde) 'ha-yalen' bulunmuş demektir. Bu yönüyle, Ayetü'l-Kübra, Allah'ın Kendisini açığa vurduğu, (mazhar) göründüğü (manzar), açtı-ğı (mütecella fih) yerlerde yapılan gezideki müşahedeler topla-mıdır. Zaten Risale, İsra suresindeki şu ayetlerle başlar: "Yedi gökle yer ve onların içindekiler O'nu tesbih eder. Hiçbir şey yok-tur ki, O'nu övüp, O'nu tesbih etmesin." Allah'ı tesbih eden var-lıklarda yapılacak olan geziyi yapmak üzere, 'dünya misafirha-nesi'ne gelen yolcu, gözünü (basar) açıp baktıkça görür ki, (ba-siret) "gayet keremkarane bir ziyafetgah ve gayet sanatkarane bir teşhirgah ve gayet haşmetkarane bir ordugah ve talimgah ve gayet hayretkarane ve şevk-engizane bir seyrangah ve tema-
10. Manzar sözcüğü de Risale-i Nur'da sıkça geçen ıstılahlardandır. Çoğulu menazırdır. Menazır-1 Sermediye söz grubuna Risalelerde çok rastlarız. Manzar, "nzr" kökün-den gelir. Nazar, bakıştır. Chittick (age, s. 305) Manzar teriminin sözlük anlamının, içinde bir şeye bakılan yer' veya 'görüntü yeri' olduğunu söyler. İbn Arabi'nin çe-şitli eserlerinde de geçen, menazır-ı ula'ya ilişkin Chittick şunları kaydeder: 'Ula, yüce anlamında 'ala'nın çoğuludur. Buna göre, menazır-ı ula, 'en yüksek görüntü yerleri' demektir. Kozmolojide teknik bir terim olarak, 'en yüksek' (veya daha yük-sek ve yüce), 'en alçak' (veya daha alçak) olanın karşıtıdır; 'en yüce', dünya, melek-ler ve ruhların meskun bulunduğu görünmez alandır. 'En alçak dünya' ise, cisma-ni varlıklarla meskun bulunan, görünen alandır. Buna göre, 'en alçak görüntü yer-leri' (el-manazıru's-sufla) bizim göz veya bakışımızla (basar) algıladığımız şeyler ol-duğu halde, 'en yüksek görüntü yerleri' derin görüş (basiret), keşf ve zevk gibi ad-lar verilen batıni, ruhu yetilerle algıladığımız şeyler olmaktadır. İnsanın görünmez ve daha yüce olan şeyleri algılama 'organ'ı, kalptir. İbn Arabi, şu hadis-i kutsiyi sık sık tekrarlar: 'Beni, ne arz ne arş kuşatır, Beni ancak mümin kulumun kalbi kuşa-tır. İbn Arabi, manzar ya da 'görüntü yeri' formunu, iki boyutta kullanır: Bunlar-dan birisi, görülen gerçeklik (manzur) diğeri ise, bunun görüldüğü düzey'dir (mer-tebe). Görüntünün nihai nesnesi, bizzat Allah'tır. Ama, Allah, bizatihi asla görüle-mez ve tanımlanamazdır. O, bilinmez olan Zat'ında değil, fakat zuhuru veya tecel-lisinde görülür. Ve bu da görüntünün ortaya çıktığı yer (mahal) olan bir şekil için-de olur. Bu şekle, 'hayali suret' (suret-i hayaliyye veya suret-i misaliyye), 'görme yeri' (meşhed), 'tezahür yeri' (mazhar), 'kendini açma yeri' (mecla veya mütecella fih), 'ruhanilik' vs. gibi çeşitli adlar verilebilir. Bu terimlerden her birinin özel bir farklılığı vardır. Ve kendi bağlamında tartışılmayı gerektirir.'
erbab- tarikat أرباب طریقت : tarikat yolunda olanlar, tarikatçılar
erbab-ulûm أرباب علوم : çeşitli alanlardaki ilim sahipleri, ilmin inceliklerini bilenler
erbab-ül enva أرباب الأنواع : )her) varlık türünün idaresi ayrı bir rabbin (tanrının) elinde oldu-ğu iddiasını ileri sürenlerin inandığı) türlerin tanrıları
Ercüze أرجوزه : Kaside-i Ercûze olarak da anı-lır ve Hz. Ali'nin kasidesidir. Hicretten otuz sene sonra Küfe'de yazılmıştır.
Birçok ileri gelen kişinin sohbetlerinden et-kilenip istifade ettiği Gümüşhanevi Hazret-lerinin (1813-1893) Mecmuatü'l-Ahzab'ında yer alır.
Sikke-i Tasdik-i Gaybi isimli eserde Ercûze hakkında bilgi verilirken, Mecmuatü'l-Ah-zab'ın 582 ile 597. sayfasına kadar olan bölü-mün Kaside-i Ercůze olduğu Üstad man tarafından belirtilir. Ayrıca bu bölümün muhtevası ve asıl gayesiyle ilgili olarak şu üç madde sunulur:
1-İsm-i Azam olarak nitelenen altı ismin öne-mini beyan etmek.
2-İstikbaldeki bazı gaybi olaylara ve İslâmi-yetin yeniden sağlam temellere oturtulması için gerçekleştirilecek mücâhedelere işaret
3-Zamanımızdaki dinsizlik akımına ve onlara taraf olan kötü din alimlerine işaretler vardır. Birinci Şua'da, bu kasidede Risale-i Nur'a da
kerametkârâne işaretler olduğu vurgulanır.
Ergani-i Osmaniye أرغنى عثمانيه : Osmaniye Er-ganisi, öteki ismi Osmaniye olan Ergani, Di yarbakır'ın bir ilçesi
Allah (c.c.) sana merhamet etsin, merhametlilerin en merhametlisi.
erkan.rükünler, esaslar, temeller 2 te-mel kurallar 3. usûller, yol ve yöntemler 4.ileri gelen kişiler, büyükler 5.yüksek rütbeli su-baylar
erkan-ı âlem أركان عالم : kainattaki başlıca var-, yalıklar
erkan-i azime أركان عظيمه : )kainattaki başlıca büyük varlıklar ve kısımlar
erkân-ı azîme-i kâinat أركان عظيمة كائنات : kaina tın başlıca kısımları (bak. evkân-ı âlem.)
erkan - hamse أركان خمسه : besesas, beş temel,
İslam'ın Beş Şartı: s
lâm dininin beş temeli, beş esası, beş şartı (namaz, oruç, zekât, hac, şehadet getirme.)
erkan-ı harb أركان حرب : orduda harbi yöneten yüksek rütbeli kurmay subaylar; kurbay su-bay
Genelkurmay
Genel Kurmay Başkanı ve üyeleri, savaşı ida-re eden Genel Kurmay Başkanı ve askerî kuv-vet komutanları
erkan-ı hükümet أركان حکومت : hükmetin ileri gelen adamları
erkân-ı imaniye أركان ايمانيه : iman esasları imanın şartları (Allah'a (c.c.), meleklere, ki-taplara, peygamberlere, kadere, öldükten mak) sonra tekrar dirilme ve hesap gününe inan-
Bediüzza-erkan-ı İslamiye (t( أركان إسلامية : Islam esasları, İslamın beş şartı (bak. erkän-ı hamse-i İslå-miye)
erkan-ı kâinat أركان كائنات : )bakerkan-ı âlem(
erkan-ı mühimme أركان مهمه : önemli eleman-lar, önemli kimseler
erkânı seba أركان سبعه : yedi esas, yedi temel,
yedi kısım
Erkan-i sitte Arkan Meste: alti esas alt prensibi,
altı şart
meleklere li erkan sitte i imaniye أركان سنة ايمانيه : alt iman esası, imanın altı sartı (Allah'a (c)
ervah - aliye أرواح عاليه : üstün ruhlar, Allah'ın (c.c.) sevgisini ve hoşnutluğunu kazanabilen ruhlar
ervah - bakiye ارواح باقيه : ölümsüz ruhlar, ebe-di hayata sahip ruhlar
ervah - emvat أرواح أموات : ölmüşlerin ruhları
ervah-ı enbiya ve evliya أرواح أنبياء و أولياء : )er) vah-1 enbiya ve ervah-ı evliya) enbiya ve ev-liyanın ruhları
kötü ruhlar
ervah habise أرواح خبيئه : kötü ruhlar, Allah'a (c.c.) isyan eden insanların ruhları ve imansız cin ve şeytanlar
ervah-i habise ve münteşire أرواح خبیثه و منتشره : )ervah-ı habîse ve ervah-ı münteşire) kötü ve yaygın hale gelmiş ruhlar (mec.) (31 Mart 1909-13.04.1909 ayaklanmasına yol açan) kötü niyetle ortaya atılıp yayılan kötü ve za-rarlı düşünce ve propagandalar
ervah-ı habîse ve şeytaniye أرواح خبيئه و شیطانیه : (ervah-ı habise ve ervah-ı şeytaniye) kötü ve şeytani ruhlar; kötü ve zararlı ruhlar (ervah-1 habise) ve şeytan gibi ruhlar veya şeytanlar (ervah-ı şeytaniye)
ervah-ı safiye أرواح صافيه : günahlardan uzak ve temiz kalmış ruhlar, evliya (ermişlerin) ruh-ları
ervah-i tayyibe أرواح طيبه : iyi ve temiz (günah-lara bulaşmamış) ruhlar
erzak أرزاق : rızıklar: 1.maddi ihtiyaçları kar-şılayan şeyler, yiyecek ve içecek vb 2.ruhi ve mânevi ihtiyaçları karşılayan şeyler, akıl ve ruh sağlığı, bilgi, iman, Allah (c.c.) ve pey-gamber sevgisi, af, rahmet, adalet vb
erzak- hayvaniye أرزاق حيوانيه : hayvanların be-sinleri
erzak-ı hayvaniye ve insaniye أرزاق حيوانيه و إنسانية : )erzak-ı hayvaniye ve erzak-ı insaniye( hayvanların ve insanların besinleri
erzak-ı maddiye ve maneviye أرزاق مادیه و معنویه (erzak-ı maddiye ve erzak-ı mâneviye) maddi ve månevi rızıklar; maddi ihtiyaçları karşıla-yan şeyler yiyecek, içecek, vb. (erzak-ı mad-diye) ve ruhi ve manevi ihtiyaçları karşılayan şeyler: İman, hakikat, ümit, af, merhamet, Allah (c.c.) ve Peygamber (a.s.m.) sevgisi, iba-det, vb. (erzak-ı måneviye)
erzak-ı manevîye أرزاق معنويه : manevi rızıklar, ruhî ve manevi ihtiyaçları karşılayan şeyler: iman, hakikat, ümit, af, merhamet, Allah )cc.) ve peygamber sevgisi, ibadet vb
erzak-ı umumiye أرزاق عموميه : herkesin ortak ihtiyaçlarını karşılayan şeyler: yiyecek, içe cek, giyecek, yakacak vb
erzel :ok rezil, çok kötü, alçak, en aşa-ğılık
erzeli ömür أرذل عمر : ömrün en kötü zaman-ları, ihtiyarlığın düşkünlük ve bunaklık za-manları
esad اسعد : en mesud, en mutlu, çok mutlu
es'adekallah اسعدك الله : Allah (cc.) sana çok mutluluk versin
es'adek mullah (u( اسعدكم الله : Allah (c.c.) size çok mutluluk versin
esahh (essah) en sahihen doğru, çol doğru
esalib sûbûr : styles, manners
esalib - Arab أساليب عرب : Arabça üslûplar, Ara-bça edebi anlatma tarzları
Buhari ve Müslim, Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Müslümanın müslüman üzerindeki beş hakkı vardır: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, davete icabet etmek ve aksırınca "Bismillah" demek."
۲
2) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM rivayet ediyor:
Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
«Müslümanın müslümanda beş hakkı vardır:
a) Verdiği selama karşılık vermek..
b, Hasta ise ziyaret etmek..
c) Ölünce cenazeye gitmek..
d) Davete icabet..
e) Aksırana rahmet okumak..>>
Yukarıdaki Hadis-i Şerifi bir başka yönden teyid eder.. Hepsi İslâm birliğini temin içindir..
Ravilerin menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Müslim, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Allah Teâlâ kıyamet günü şöyle buyuracaktır: Ey Âdemoğlu! Hastalandım da beni ziyaret etmedin. Allah Teâlâ şöyle buyuracaktır: Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl ziyaret edebilirim? Allah Teâlâ şöyle buyuracaktır: Bilmiyor musun ki filan kulum hastalandı da onu ziyaret etmedin. Bilmiyor musun ki eğer onu ziyaret etseydin, beni yanında bulacaktı.
3) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen MÜSLİM rivayet ediyor:
Resülüllah S.A. şöyle anlattı:
«Allah-ä Taálá kıyamet günü şöyle buyurur:
Ey âdemoğlu, hasta oldum ziyaretime gelmedin?..
Ademoğlu der ki:
Seni nasıl ziyaret edeyim; halbuki sen âlemlerin Rabbısın.. Bunun üzerine Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
Bilmiyor musun, falan kulum hasta oldu; onu ziyaret etme-din.. Bilmiyor musun, eğer onu ziyaret etseydin, beni yanında bu-lacaktın...
** Harf sırasıyla tertib edilen bölümde geçen 294. Hadis-i Şerifin biraz ısaltılmışıdır.
Buhari, Ebû Musa el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet ettiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Hastaları ziyaret edin, açları doyurun, esirleri hürriyetine kavuşturun.
4) EBU MUSA EL-EŞ'ARİ'den r.a. naklen BUHARI rivayet ediyor: Peygamber S.A. efendiniz şöyle buyurdu:
<>
Bir rivayete göre komşusu açken tok yatan mümin değildir; buyrul-muştur.. Aşağı yukarı ziyaret edilmesi elzem olan hastaları ziyaret et-meyen kimseler de bu bölüme dahildir. Bu gibi hareketlerden kaçanlar kâfir olmazlar; fakat iman bakımından zayıftırlar..
Ravi menkıbeleri, 2. ve 155. Hadis-i şerifte..
Yirmi Dokuzuncu Ders: Sabır
301 Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Ey iman edenler! Sabredin, dayanın ve nöbet tutun.
Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz da mallardan, ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız verilecektir.”
YİRMİDOKUZUNCU DERS
SABRA DAİR
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<<Ey iman edenler, sabırlı olun ve sabırda yarışın...»
Bilhassa dinsizlerle yapılan mücadelede.. ALIIMRAN süresinin 200 âyetinden..
2) Ve şöyle buyurdu:
<<Elbette sizi biraz korku ve biraz açlıkla.. Sonra mallarda, ne-fislerde ve mahsüllerde biraz uzlıkla deneyeceğiz.. Sabredenleri müjdele...
yerdir, dilerse aybı ile beraber istiyfa-i menfaat eyler; bu suretde MADDE 516 - Mecurda bir ayb hadis oldukda müste'cir muhay-ücreti tamamen verir ve dilerse icareyi fesh eyler.
MADDE 517
Müste cirin icareyi feshinden mukaddem âcir eğer ayb-ı hadisi izale ederse müste cirin hakkı feshi kalmaz.
Ve müste'cir bakıyye-i müddete mutasarrıf olmak istedikde acir dahi ana mâni olamaz.
MADDE 518 - Menații ihlal eden ayb-ı hadisin refi'nden mukad. dem müstecir icareyi feshedecek olur ise âcirin huzurunda feshede. bilir. Yoksa gryabında feshedemez.
Ve eğer acirin gıyabında yani ana haber vermeksizin feshe-derse feshi mư'teber olmayıp kemâkân mecûrun kirası işler.
Amma menafi-i maksude bilkülliyye fevt olduğu suretde âcirin guyabında dahi fesh edebilir.
Ve gerek fesh etsin ve gerek fesh etmesin dörtyüz yetmiş seki. zinci maddede beyan olunduğu üzre ücret lâzım olmaz.
Meselâ, hâne-i me'cûrun menafii ihlâl eder bir mahalli münhe dim olsa müste'cir fesh-i icare edebilir. Fakat âcirin huzurunda fesh etmesi lâzım gelir; yoksa ana haber vermeksizin haneden çıkı-verse çıkmamış gibi ücret vermesi lâzım gelir.
Fakat hane bütün bütün münhedim olduğu suretde âcirin hu-zuruna muhtaç olmaksızın müste'cir fesh-i icare edebilir. Ve her-halde ücret lâzım gelmez.
MADDE 519
Hanenin bir odası yahut bir dıwarı münhedim olup da müste'cir fesh-i icare etmiyerek bâkisinde sakin olsa ücretden birşey sâkıt olmaz.
MADDE 520 - Bir kimse iki haneyi birden şu kadar kuruşa isticăr edip de birisi münhedim olsa ikisini birden terk edebilir.
MADDE 521 Şu kadar odalı olmak üzre isticâr olunan hanenin odaları nakış çıksa müste'cir muhayyerdir; dilerse fesh-i icare eder ve dilerse ecr-i müsemma ile icareyi kabul eyler. Amma icareyi ifa edip de ücretden bir mikdarım tenkis edemez.
Me'cirun enva' ve ahkamı beyanında olup dört fash havidir.
FASLI EVVEL
İcare-i akara müteallik mesåil beyanındadır.
MADDE 522 hane ya dükkân isticar olunsa caiz olur. Kimin süknası için olduğu beyan edilmeyerek bir
MADDE 523 Bir kimse hanesini ya dükkânını içinde emtia ve
eşyası olduğu halde icar etse icare sahih olup acir emtia ve eşya-sum tahliye ile haneyi teslime mecbur olur.
MADDE 524 Bir kimse ne ekeceğini ta'yin yahut her ne dilerse ekmek üzre deyu ta'mim etmiyerek bir arzı isticar etse icare fasid olur. Fakat kabl-el-fesh ta'yin edip de acir dahi razı olursa sth-hata münkalib olur.
MADDE 525 Bir kimse dilediğini ekmek üzre isticar eylediği arzda sayfiyye ve şitaiyye olarak bir sene içinde mükerreren zi-raat edebilir.
MADDE 526 Zer'in idrakinden mukaddem müddet-i icare mün-kazi olsa zer'in idrakine dek müste'cir cer-i mislini vererek arz üze-rinde ekini ibka edebilir.
MADDE 527 Ne için olduğu beyan edilmeyerek dükkân ve hane isticarı sahih olup keyfiyet-i isti'mali örf ve adete masrüf olur.
MADDE 528 Bir kimse ne için olduğunu beyan etmiyerek isticar eylediği hanede kendisi sâkin olabildiği gibi başkasını dahi iskân edebilir. Ve içine eşyasını vazedebilir. Ve binaya vehn ve zarar getirmeyecek her nevi iş işleyebilir. Amma binaya vehn ve zarar getirecek işi sahibinin rizası olmadıkça yapamaz.
Hayvan bağlamak hususunda örf ve adet-i belde mu'teber ve mer'idir; dükkânın hükmü dahi bu vechiledir.
MADDE 529 âcire aittir. Menfaat-ı maksûdeyi ihlal eden şeyleri yapmak
Kezalik hanenin ve su yollarının ve künklerinin ta'mir ve 18-lahı ve süknâya mahal olan şeylerin inşası ve binaya müteallik sair işler hep sahibi üzerine lâzımdır. Ve eğer sahibi bunları yapmaktan
Gecenin başında okursa, sabaha kadar o gece kendisine kolaylık Ihsan olunur. (189)
«Ey Ali! Yasin oku!
Çünki, Yasin'de on bereket vardır:
1. Onu, aç, okursa, doyar,
2. Susuz, okursa, suya kanar,
3. Çıplak, okursa, giydirilir,
4. Bekår, okursa, evlenir,
5. Korkan, okursa, emniyet ve selâmete erer,
6. Mahbus, okursa, hapisten çıkar,
7. Yolcu, okursa, yolculuktan memnun ve mesrur olur,
8. Yitik sahibi, okursa, yitiğini bulur,
9. Hasta, okursa, hastalığından kurtulur,
10. Ölü yanında okunursa, ölünün günahı hafiflenir.» (190)
*
«Duhan sûresini, cuma gecesi okuyan kimse, yarlığanır.» (191) Peygamberimiz «Ey Ömer! Bu gece, bana bir sûre indirildi ki, o sûre, bana (Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 31, Buhari-Sahih c. 5, s. 67, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 385) dünyadan ve dünyadakilerden (Ah-med b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 31) üstüne güneşin doğduğu her şey-den (Buhari-Sahih c. 5, s. 67, Tirmizî-Sünen c. 5, s. 385) daha sevgi-lidir. buyurdu ve (İnnâ fetahnå leke fethan mübînen..) süresini okudu. (Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 31, Buhari-Sahih c. 5, s. 67, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 385)
*
Her kim, sabah olduğu zaman, üç kerre (Eûzü billâhissemîil'Ali-mi mineşşeytanirracîm) der ve Haşr sûresinin sonundan üç Ayet okursa, Allah, ona yetmiş bin Melek'i vazifelendirir, onlar, akşam oluncaya kadar onun için düa ve istiğfar ederler.
Eğer, o gün ölürse, o, şehid olarak ölür!
Akşam olduğu zaman, böyle yapan da, aynı derecededir.» (192)
*
(189) Däremi Sünen c. 2, s. 328
(190) İbn Hacer, Metalib el-Ali, cilt. 3, s. 362
( 191) Tirmizi Sünen c. 5, s. 163, Dârimi Sünen c. 2, s. 328, İbn-i Hacer - Meta-libül'äliye c. 3, s. 369
(192) Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 5, s. 26, Tirmizi Sünen c. 5, s. 182, Dâremî -Sünen c. 2, s. 329
Evet, fena bir şeye düşmemek için kullanılmakta olan ikaz áleti denilen (1) ile, onların
da'vaları halkın nazarında tezyif ve ibtål edilmiştir, Tahkiki ifade eden (3) ile, da'vålarında iddia ettikleri hakkaniyet ve ma'lûmiyet reddedilmiştir. Hasrı ifade eden (2), onların ) إن ( ve (3) ile mü'minlere karşı yaptıkları ta'rizi cerh edici bir mukābeledir. Cins ve hakikati ifade eden الثانية 'deki harf-i ta'riften anlaşılır ki, onlar müfsidlerin hakikatiyle ittihåd etmişlerdir.
Şuûrdan mahrum olduklarını ifade eden وليين لا يَشْعُرُونَ cümlesi, onların zu'umlarınca da'valarının ma'lūmiyeti dolayısıyla nasihate ihtiyaçları olmadığına ve nasihat edenleri tezyif ettiklerine karşı bir müdafaadır.
Ve ondan önce, insanların inandığı gibi inanıyorlardı. "Biz de akılsızların inandığı gibi mi inanalım?" diyorlardı. İşte onlar akıl edenlerdir, fakat bilmezler.
Yani, "Halkın îmâna geldikleri gibi siz de îmâna geliniz, diye îmâna da'vet edildikleri zaman, 'Süfehå takımının imåna geldiği gibi, biz de mi imâna geleceğiz?"
diye cevabda bulunurlar. Fakat süfehá takımı, ancak ve ancak onlardır. Lakin bilmiyorlar."
Bu ayeti makabliyle rabt ve nazım eden cihetlere gelince: Bu iki âyet, münafıkların cinayetlerini hikâye ettiği gibi, onlara hem nasihat, hem irşåd vazifesini de görüyor. Binȧenaleyh bu iki ayetin arasındaki atıf, ya onların mü'minlere isnåd ettikleri sefähet cinâyetini kendilerinin arzda yaptıkları ifsâd cinayetine atıftır. Veyahud emr-i bilma'rúfu tazammun eden ikinci åyet, nehy-i anilmünkeri ifade eden birinci âyete atıftır.
Demek bu iki âyet arasındaki cihetü'l-vahdet, ya cinayettir veyahud irşaddır.
Bu, cümleler arasında bir ayettir ve eğer dilde “İnsanların inandığı gibi siz de inanın” denilirse ayet şöyledir:
cümlesiyle, farz-ı kifaye olan nasihat vazifesi îfå edilmek üzere kâmil insanlardan ibåret olan cumhûr-u nâsa ittibâen, hålis bir îmåna da'vet edildikleri zaman, onların enâniyet-i câhiliyeleri قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا أَمَنَ الشفعاء heyecana gelerek deyip, gurur ve inådlarında ısrar ettiler.
İyi komşuluk komşuya zarar vermemek değil; ondan gelecek kötü. lüklere sabretmektir.
Amr b. Ås (ra) şöyle diyor:
gereğidir. Erdemli davranış, seninle iliskivi keseni ziyaret edebilmen ve sa-Ziyaret edeni ziyarete gitmek erdem değildir, böyle yapmak adaletin na zarar verene şefkat gösterebilmendir.
Halim selim kişi kendisine halim selim davrananlara karşı güzel dav-ranış sergileyen, kendisine kaba davrananlara karşı kaba davranan kişi de-ğildir. Çünkü böyle bir davranış adaletin gereğidir.
Gerçek halim selim kişi kendisine yumuşak davrananlara karşı oldu-ğu gibi kaba davrananlara karşı da yumuşak davranabilen kimsedir.
Fakih diyor ki:
Bir Müslüman'ın, komşusundan gelebilecek eziyetlere sabretmesi, o-na zarar vermemesi ve komşusunun kendisinden güvende olması gerekir.
Bir Müslüman'ın komşusunun kendinden güvende olması üç şeyle gerçekleşir:
1. Elinden güvende olmak.
2. Dilinden güvende olmak.
3. Namusundan güvende olmak.
Bir Müslüman'ın komşusunun elinden güvende olması şu demektir:
Şayet o çarşıda iken para cüzdanını komşusunun evinde unuttuğunu hatırlayıp, "onun evi ile benim evim arasında fark yoktur" diyerek endişe-ye kapılmıyorsa bu güven vardır.
Dilinden güvende olmasının ölçüsü de şudur:
Komşusu hakkında bir şeyler söyleyen kimse o yanına girdiğinde sö-zünü devam ettiriyor veya söyledikleri komşusunun kulağına gittiğinde bundan rahatsızlık duymuyorsa dil emniyeti gerçekleşmiştir.
Namusundan emin olmak şöyle olur:
Kendisinin evde olmadığı bir sırada komşusunun onun evine girdi-ğini duyduğunda aklına kötü bir düşünce gelmeyip güven içinde olmakla.
"Cahiliye döneminde bile müstehab olan (hoş görülen) üç huy vardır ki, bunlar Müslümanlar için daha çok önemlidir.
1. Bir misafir geldiğinde ona ikram etmeye gayret göstermek.
2. Hanımı ihtiyarladığında ortada kalır endişesiyle onu boşamayıp, evliliğini sürdürmek.
3. Komşusu borçlandığında veya başına bir bela geldiğinde onun borcunu ödemek ve başındaki belayı yok etmek için ona yardımcı olmak."
Enes b. Malik'in (ra) rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (sav)-'in şöyle buyuruyor:
der: Kıyamet gününde komşu komşusunun yakasına yapışıp Allah'a şöyle
Ya Rabbi, benim rızkımı daralttın bununkini ise bollaştırdın. Ben aç yatarken bu tok yattı. Ona sorar mısın? Niçin bana kapılarını kapatıp senin kendisine bolca verdiğin rızıktan beni mahrum bırakmış.'
Süfyanı Sevri diyor ki:
On şey cefadan kabul edilmiştir:
1. Evlatların sadece kendine dua edip, ana babasına dua etmemesi.
2. Günde yüz ayetten az Kur'an okumak.
3. Camiye girip te iki rekât namaz kılmadan dışarı çıkmak.
4. Kabristandan geçip oradakilere selam vermemek ve dua etmemek.
5. Cuma günü bir şehre varıp Cuma namazını kılmadan ayrılmak.
6. Köylerine bir âlim gelip istifade etmek için yanına gitmemek.
7. Yolculuk yapan iki kişinin tanışmadan yolculuklarını tamamlaması.
8. Ziyafete çağıran birinin bu davetine katılmamak.
9. Gençliğini ilim ve terbiyeden yoksun olarak boşa geçirmek.
10. Komşusu açken tok yatıp, komşusuna yardım yapmamak.
Fakih diyor ki: İyi bir komşuluk dört şey ile tam olarak gerçekleşir:
Hz. Peygamber'e (asm) su ayetten sordur "Yerin başka bir yerle, göklerin de başka gökle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah buzuruna çıktıkları günde sakın, Allah'ın p gamberlerine verdiği sözden cayacağını sanm (Ibrahim: 47-48). Ve dedim ki: "Ey Allah'ın sulü. O gün insanlar nerede olacaklar?" "S üzerinde" cevabını verdi.
Kütüb-i Sitte, Hadis No:
***
Mugîre bin Şu'be (ra) rivayet ediyor:
Kıyamet Günü Sırat Köprüsü üzer mü'minlerin parolası "Rabbim, kurtuluş kurtuluş ver" olacaktır.
Tirmizi, Kıyame
***
Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor ki:
İnsanlar Resulullah'a (asm), "Ey Allah' sulü! Kıyamet Günü Rabbimizi görecek m diye sordular. O da, "Siz bulutsuz dolunay sinde ayı görmekten şüpheye düşer misiniz? sordu. Onlar, "Hayır! Ey Allah'ım Resulul cevap verdiler. Aleyhissalâtü vesselâm, “Bul bir günde güneşi görmekten şüphe eder mist Ju Achaty vine, "Hayır!" се
ediler. Bunun üzerine: "Şunu bilin ki, siz Rab-juzi de böyle göreceksiniz."
Gm
Kiyamet Günü, insanlar başrolunurlar. (Rab ), "Kim (Benden başka bir şeye tapiyor se ona tabi olsun!" buyurur. Onlardan bir güneşe, bir kısmı aya, bir kısmı da putlara bi olurlar. Orada, münafıklarıyla birlikte bu mmet kahr. Allah onlara tanımadıkları bir su-nettel yaklaşır. "Ben sizin Rabbinizim!" buyurur. Oradakiler, "[Senden Allah'a sığınırız] Biz, Rab-bimiz bize gelinceye kadar bu yerdeyiz! Rabbi-miz gelince biz onu tanırız!" derler. Derken Rab-leri [onların tanıyacağı surette) gelir. "Ben Rab-binizim!" der. Onlarda, "Sen Rabbimizsin!" der-Jer. Rab Teâlâ onları (Cennete) davet eder. Ce-ennemin üzerine Sırat kurulur. Peygamberler arasında, ümmetiyle Sırattan ilk geçen ben olu-rum. O gün peygamberler dışında kimse konuş-maz. Peygamberlerin o günkü kelâmı da: "Alla-bümme sellim, Allahümme sellim (Ey Rabbimiz selâmet ver, ey Rabbimiz selâmet ver!" olacak.
Cehennemde, deve dikeninin dikenleri gibi kancalar var. Deve dikeninin dikenlerini gördü-nüz mü?" diye sordu. Ashap, "Evet!" deyince Aleyhissalâtü vesselâm devam etti: "İşte o kanca-lar, tipki deve dikeninin dikenleri gibidir. Ancak, onların büyüklüğü ne kadardır, Allah'tan başka
Pek çok enbiya-aleyhimüsselâm-a hizmet ettim. Kelamlarından sekiz sözü hulása olarak seçtim. Eğer dikkatli olur da, bu sekiz hasletle amel edersen, kurtuluşa erersin:
1. Namazda iken kalbini,
2. İnsanların arasında iken dilini,
3. Sofrada elini,
4. Başkasının evinde iken de gözünü muhafaza et.
Şu iki şeyi dâimâ hatırla:
-Allah'ı ve
-Ölümü!
Şu iki şeyi de dâimâ unut:
-Sana yapılan fenalıkları.
-Yaptığın hayır ve iyilikleri.
*
*
BOĞULMAMAK İÇİN...
-Ey oğlum!
Dünya derin bir deniz gibidir. Çoğu insan orada boğulmuştur.
17249. Herkesle barışmak, düşmanlarla uyuşup onları sevmek, kusurları bağışlamak. kötü kişilere karşı koymaktan kaçınmak gerekir.
17250. Hiç kimse, iki kişiye birden kulluk edemez..
17251. Hoşlanmadığına sabretmedikçe, hoşlandığını elde edemezsin.
17252. İçinizden biri sağ eliyle bir sadaka verirse, bunu sol elinden gizlesin. Dua ederse, kapısının perdesini çeksin. Çünkü Tanrı rızkı paylaştırdığı gibi, nimetini de paylaştırır.
17253. İnanarak yapılmayan her şey günahtır.
17254. İnanç, dağları devirir.
17255. İnsan, kendi köyünden peygamber çıkamaz.
17256. Insan, ne denli dönerse dönsün, arkasını göremez.
17257. İnsanın yalnız olması, iyi değildir.
17258. İnsanların size ne yapmalarını isterseniz, siz de onlara onu yapın!
17259. İşitmek için kulağı olan, işitsin! (Qui habet aures audiendi, audiat.)
17260. Kapıyı çalınız, açılacaktır. (Pulsate et aperietur vobis.)
17261. Kartallar, leşe üşüşür.
17262. Kasıntının sonucu bozgundar, yüceliğe giden yol ise alçakgönüllülüktür.
17263. Kılıç kaldıran, kılıçla yok olur.
17264. Komşularınızı bütün kalbiniz ve ruhunuzla seviniz!
17265. Komşunu kendin gibi bil!
17266. Komşunu kendin gibi seveceksin!
17267. Konuşmalarda daima anlam aranır.
17268. Konuşmasını bilmeden, insanları tanımak olanaksızdır.
17269. Kötülüğe yenilme, ama kötülüğü iyilikle yen!
17270. Mademki göklerin babası, evlatları olan tüm insanları sevmektedir, o halde insanlar da ona birer evlât gibi sevgi göstermek, ayrıca birbirlerini de kardeş gibi sevmek ödevindedirler.
17271. Ne denli az yüksekten uçarsan, düştüğünde o denli az incinirsin.
17272. Ne mutlu, acıması olanlara; çünkü onlara merhamet edilecektir.
17273. Ne mutlu, adalet uğrunda üzüntü ve sıkıntı çekmiş olanlara, çünkü gökler ülkesi onlarındır.
17274, Ne mutlu, adalete acıkıp susayanlara, çünkü onlar doyurulacaklardır.
17275. Ne mutlu, barışseverlere, çünkü onlar Tanrı'nın evlatları, diye çağrılacaklardır.
17276. Ne mutlu, ruhta yoksul olanlara, çünkü gökler onlarındır.
17277. Ne mutlu, uysal olanlara, çünkü yeryüzü onların olacaktır.
17226. Büyük ve üstün insanın korktuğu üç şey vardır, göklerin buyruğu, büyük adamlar, kutsal insanların sözlerı.
17227. Büyük ve üstün insanın önlediği üç şey var: delikanlılık çağında daha fizik gücü gelişmemişken, kösnüyü önler, güçlendiğı, fizik gücü geliştiğinde, kavgayı önler, yaşlandığı, hayvansal duyguları yok olduğunda da açgözlülüğü önler.
17228. Cehennemde de gözyaşı ve diş gıcırdatma olacaktır.
17229. Çok akıllı olan, çok acı çeker.
17230. Dağ peygambere gelmezse, peygamber dağa gitmeli!
17231. Devenin iğne deliğinden geçmesi, varsıl adamın Tanrı'nın melekleri arasına girmesinden daha kolaydır.
17232. Dileyin, size verilecektir; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır; çünkü her dileyen alır, her arayan bulur, kapı çalana açılır.
17233. Doğru ilkeler hüküm sürdükçe, ülke büyük memurların elinde kalmaz.
17234. Dokunma bana! (Noli me tangere. Hz. İsa'nın Meryem'e söylediği sözler. Saint Jean Incil'inde geçen bir deyim (XX, 17). Dince yasaklanan bir şeyden söz ederken söylenir.)
17235. Domuzların önüne inciler dökmeyiniz. (Margaritas ante porcos. Bilgisizin yanında, anlamadığı şeylerden söz etmeyiniz, demektir.)
17236. Dosdoğru, içtenlikli, anlayışlı bir arkadaş yararladır; iki yüzlü, kurnaz, çok konuşan arkadaş ise zaralıdır.
17237. Dünyadaki her şey boş ve hiçbir şey. (Yunanca: Mataiotês mataiotêtôn, kai panta matainotês. Latince: Vanitas vanitatum et omnia vanitas. Fransızca: Vanité des vanités et tout est vanité.)
17238. Düşman sağ yanağınıza vurduğunda, sol yanağınızı da uzatın!
İnsan, sıfât-ı ilâhiyyenin kâmil tecellîlerine ve ilâhî hitâba nâil olmuş, Rabbine halîfe olma istîdâdıyla yaratılmıştır. Bu bakımdan, zübde-i âlem (kâinâtın gözbebeği) olarak Rabbinden bir sır taşımaktadır. Dolayısıyla, işlediği günahlar, onun kıymetini ne derecede düşürürse düşürsün, özündeki değer bâkîdir.
İnsana işte bu perspektiften bakan tasavvuf; gönlün, maddî-mânevî kirlerden arınıp güzel ahlâk ve vasıfları kazanma, dîni, özüne uygun bir keyfiyette ihlâs ve feyizle yaşayabilme gayretidir. Bu itibarla tasavvuf, sırf aklın çözmeye kâfî gelmediği maddî veya mânevî hâdiselerdeki sırrı oluşlar, hikmetler ve yüce muammâları kuşatıcı bir görüş olgunluğuna ulaşmaktır. Gönlün, sonsuz rûhânî hazlara meftûn olmak sûretiyle, önünde âdetâ bir ayak bağı olan nefs engelini bertaraf etmeye çalışmaktır. Yâni tasavvuf, öncelikle rûhun hapsedilmiş olduğu bedenin nefsânî temâyüllerini aşmaktır. Daha sonra ise bütün hadiselerin özündeki sırrî hakîkatleri ve o hakîkatlerin de arkasında cereyân eden ibret ve hikmet safhalarını ârifâne bir üslûb ile temâşa edebilmeyi sağlayan birtakım bilgiler, mânevî hâller, kalbî duyuşlar, sünûhatlar ve tecellîlerdir.
Hazret-i Ali radıyallahü anh Selmân-ı Fârîsî radıyallahü anh'a yazdığı bir mektubda dünyayı şöyle temsil etmişdir:
"Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana fazla yaklaşmasın! Kat'i olarak bundan ayrılacağını bildiğin için sıkıntılarını arkaya at. Dünyada olanlardan uzaklaş. Dünyanın lehine çalışmakdan sakın. Zira dünyaya meyil bağlayıp onun varlığına sevinen kimseye mutlak surette dünyadan bir kötülük gelir. Vesselâm.
llahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur: "Bilin ki, dünya hayatı bir oyundur, eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüşdür." (Hadid: 20)
Ey iman edenler, şüphe yok ki, Allah'ın va'di bir gerçekdir. O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Çok aldatıcı şeytan da sakın sini Allah'ın (mühleti) ile aldatmasın. (Fâtır Süresi:5)
Hasan Basrî kuddise sirruh yukarıdaki âyet-i kerimeyi okuduktan sonra buyurdu ki:
- Bunu, yâni "Dünya hayatı sizi aldatmasın!" sözünü kim söylüyor? Dünyayı yaratan söylüyor. Dünya hayatını, onu yaratandan daha iyi bilen birisi olabilir mi? Sakının ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!
Dünya hayatının aldatıcı meşgaleleri çokdur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa o meşgale de ona on meşgale daha açar. Ne avâre insanoğlu ki, helal kazancından dolayı hesaba çekileceği, haram kazancından dolayı da azab göreceği şu dünya hayatına razı olur. Ahiret kaygusunu hiç hatırlamaz.
Yarın Allah'ın huzurunda hesaba çekileceğini düşünmez. Amellerini sırf Allah rızası için yapmaz.
olabilir mi? Sakının ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!
ona on Dünya hayatının aldatıcı meşgaleleri çokdur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa o meşgale de meşgale daha açar. Ne avâre insanoğlu ki, helâl kazancından dolayı hesaba çekileceği, haram kazancından dolayı da azab göreceği şu dünya
hayatına razı olur. Ahiret kaygusunu hiç hatırlamaz. Yarın Allah'ın huzurunda hesaba çekileceğini düşünmez. Amellerini sırf Allah rızası için yapmaz.
Dinin esaslarına bir zarar gelse hiç oralı olmaz.
Fakat dünyalık menfaatına bir zarar geldi mi hemen
başlar ağlayıp sızlanmağa!...
Mevlâna Şemseddin Hanefi kuddise sirruh'e
soruldu:
- Kime sâlih denir?
Bu suâli şöyle cevablandırdı:
-Sâlih odur ki: Allahü Teâlâ'nın huzuruna lâyık ola. Allahü Teâlâ'nın huzuruna o kimse lâyık olur ki: Özünü dünya ve âhiretten yana temizleye...
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
"-Dünyanın ömrü bir saattir” buyurmuşlardır.
O bir saaati yani kısa ömrü ibâdet ve ubûdiyet ile geçirmeğe bakın. Bu dünya muhabbetini içinden söküp atmanın ve dünya esâretinden kurtulmanın bir yolu da cömertlikdir. Cömert olanlar, bu dünya hayatında ele geçirdikleri malların hesabını verirken, yarın kıyamette zorlanmazlar. Cömertlik öyle bir huydur ki, insanı cennete çeker, cimrilik de öyle bir huydur ki insanı cehenneme çeker.
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
"Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana fazla yaklaşmasın! Zira dünyaya meyil bağlayıp onun varlığına sevinen kimseye mutlak surette dünyadan bir kötülük gelir.
N
Ben
-Şüphesiz ki nûr kalbe girince kalb genişler ve ferahlar.
-Ey Allahın Resûlü! Bunun belli bir alâmeti var mı? diye sorulunca:
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
cevaben:
-İnsanın, aldatıcı dünyadan uzaklaşıp, ebedilik âlemine yönelmesi ve ölüm gelmeden, onun için hazırlık yapmasıdır, buyurmuşlardır. (Bakara Tefsiri, Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu.)
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ebu Hüreyre radıyallahü anh'a hitaben:
Ey Ebâ Hüreyre, sana, dünyayı bütün varlığı ile göstereyim mi? buyurdu.
(Ben de göster, yâ Resûlallah) dedim. Bunun üzerine Resûlü Ekrem elimden tutarak, beni Medine çöplüklerinin döküldüğü bir dereye götürdü. Orada insan kelleleri, insan pislikleri, parçalanmış elbiseler ve kemikler vardı. Bunları gösterdikten sonra:
Gördüğün bu kelleler aynı sizin gibi ihtiras ve uzun kuruntular besleyen kimselerdi. Şimdi etsiz kemik olarak kaldılar ve nihâyet çürüyüp toz haline geleceklerdir. Bu pislikler, onların yedikleri, leziz yemeklerdir. Nereden kazandı ise kazandı, sonra da midelerine indirdiler. Şimdi ise, herkes bunlardan uzaklaşmaktadır. Bu parçalanmış bezler, onların süslü elbiseleri idi. Şimdi rüzgâr onları parça parça etmişdir. Bu kemikler onların, üzerlerine binip diyar diyar dolaştıkları binitlerinin kemikleridir. İşte dünyanın manzarası ve sonu budur. Şimdi dünyalık için ağlamak isteyen ağlasın.
Hazret-i Ali radıyallahü anh Selmân-ı Fârîsî radıyallahü anh'a yazdığı bir mektubda dünyayı şöyle temsil etmişdir:
"Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana fazla yaklaşmasın! Kat'i olarak bundan ayrılacağını bildiğin için sıkıntılarını arkaya at. Dünyada olanlardan uzaklaş. Dünyanın lehine çalışmakdan sakın. Zira dünyaya meyil bağlayıp onun varlığına sevinen kimseye mutlak surette dünyadan bir kötülük gelir. Vesselâm.
Dünya hayatını, onu yarata lyi bilen birisi olabilir mi? Sakının ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!
Dünya hayatının aldatıcı meşgaleleri çokdur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa o meşgale de helâl kazancından dolayı hesaba çekileceği, haram ona on meşgale daha açar. Ne avâre insanoğlu ki, kazancından dolayı da azab göreceği şu dünya hayatına razı olur. Ahiret kaygusunu hiç hatırlamaz. düşünmez. Amellerini sırf Allah rızası için yapmaz. Yarın Allah'ın huzurunda hesaba çekileceğini
Dinin esaslarına bir zarar gelse hiç oralı olmaz.
Fakat dünyalık menfaatına bir zarar geldi mi hemen
başlar ağlayıp sızlanmağa!... Mevlâna Şemseddin Hanefi kuddise sirruh'e soruldu:
- Kime sâlih denir?
Bu suâli şöyle cevablandırdı:
-Sâlih odur ki: Allahü Teâlâ'nın huzuruna lâyık ola. Allahü Teâlâ'nın huzuruna o kimse lâyık olur ki: Özünü dünya ve âhiretten yana temizleye...
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
"-Dünyanın ömrü bir saattir” buyurmuşlardır.
O bir saaati yani kısa ömrü ibâdet ve ubûdiyet ile geçirmeğe bakın. Bu dünya muhabbetini içinden söküp atmanın ve dünya esaretinden kurtulmanın bir yolu da cömertlikdir. Cömert olanlar, bu dünya hayatında ele geçirdikleri malların hesabını verirken, yarın kıyamette zorlanmazlar. Cömertlik öyle bir huydur ki, insanı cennete çeker, cimrilik de öyle bir
huydur ki insanı cehenneme çeker. Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
-Şüphesiz ki nûr kalbe girince kalb genişler ve ferahlar.
-Ey Allahın Resûlü! Bunun belli bir alâmeti var mı? diye sorulunca:
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
cevaben:
-İnsanın, aldatıcı dünyadan uzaklaşıp, ebedilik âlemine yönelmesi ve ölüm gelmeden, onun için hazırlık yapmasıdır, buyurmuşlardır. (Bakara Tefsiri, Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu.)
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ebu Hüreyre radıyallahü anh'a hitaben:
- Ey Ebâ Hüreyre, sana, dünyayı bütün varlığı ile göstereyim mi? buyurdu.
(Ben de göster, yâ Resûlallah) dedim. Bunun üzerine Resûlü Ekrem elimden tutarak, beni Medine çöplüklerinin döküldüğü bir dereye götürdü. Orada insan kelleleri, insan pislikleri, parçalanmış elbiseler ve kemikler vardı. Bunları gösterdikten sonra:
Gördüğün bu kelleler aynı sizin gibi ihtiras ve uzun kuruntular besleyen kimselerdi. Şimdi etsiz kemik olarak kaldılar ve nihâyet çürüyüp toz haline geleceklerdir. Bu pislikler, onların yedikleri, leziz yemeklerdir. Nereden kazandı ise kazandı, sonra da midelerine indirdiler. Şimdi ise, herkes bunlardan uzaklaşmaktadır. Bu parçalanmış bezler, onların süslü elbiseleri idi. Şimdi rüzgâr onları parça parça etmişdir. Bu kemikler onların, üzerlerine binip diyar diyar dolaştıkları binitlerinin kemikleridir. İşte dünyanın manzarası ve sonu budur. Şimdi dünyalık
- Ey Eba Hüreyre, sana, dünyayı bütün varlığı ile göstereyim mi? buyurdu.
- (Ben de göster, ya Resülallah) dedim. Bunun üzerine Resûlü Ekrem elimden tutarak, beni Medine çöplüklerinin döküldüğü bir dereye götürdü. Orada insan kelleleri, insan pislikleri, parçalanmış elbiseler ve kemikler vardı. Bunları gösterdikten sonra:
- Gördüğün bu kelleler aynı sizin gibi ihtiras ve uzun kuruntular besleyen kimselerdi. Şimdi etsiz kemik olarak kaldılar ve nihayet çürüyüp toz haline geleceklerdir. Bu pislikler, onların yedikleri, leziz yemeklerdir. Nereden kazandı ise kazandı, sonra da midelerine indirdiler. Şimdi ise, herkes bunlardan uzaklaşmaktadır. Bu parçalanmış bezler, onların süslü elbiseleri idi. Şimdi rüzgâr onları parça parça etmişdir. Bu kemikler onların, üzerlerine binip diyar diyar dolaştıkları binitlerinin kemikleridir. İşte dünyanın manzarası ve sonu budur. Şimdi dünyalık için ağlamak isteyen ağlasın.
Hazret-i Ali radıyallahü anh Selmân-ı Fârîsî radıyallahü anh'a yazdığı bir mektubda dünyayı şöyle temsil etmişdir:
"Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana fazla yaklaşmasın! Kat'i olarak bundan ayrılacağını bildiğin için sıkıntılarını arkaya at. Dünyada olanlardan uzaklaş. Dünyanın lehine çalışmakdan sakın. Zira dünyaya meyil bağlayıp onun varlığına sevinen kimseye mutlak surette dünyadan bir kötülük gelir. Vesselâm.
ir yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an laşmazlık vuků bulmuştu. Yahudi:
"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Ka'b b. Eşref'e gidelim." dedi.
Allah Teâlâ kitabında, yahudi ileri gelenlerinden olan bu Ka'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü-nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti.
Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafık Ebû Be-kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattab'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür-dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste-di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmiş bulunmaktayım" dedi.
*Öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine
*Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve Juicyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da:
*-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahüdi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hadise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını leri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine enrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor-lar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (en-Nisa, 60-65) âyet-i kerimeleri nazil oldu...
Cebrail (a.s) gelerek:
*-Õmer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (Va-s. 166; Kurtubi, V, 170-171)
"Kur'an'dan en son nazil olan, riba (fâiz) hakkındaki âyettir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem-, bu âyeti tefsir et-meden irtihal etti. Binaenaleyh siz, ribâyı da rîbeyi (fâiz şüphe-si olanı) da terk ediniz." (İbn Mâce, Ticârât, 58)
Tarihin kaydettiği büyük za-ferlerin de hüsranların da arka plânında, tedbirlerle alakalı me-selelerin olduğu müşâhede edilir. Yavuz Sultan Selim Han'ın, tarihe altın bir sayfa olarak geçen Mısır Seferi'nde; aşılamaz zannedilen Sînâ Çölü'nü zâyiat vermeden 13 günde geçmesi, bu sefer için gerekli tedbirlerin uygulanması hususuna bir örnektir.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın; İstanbul'u fethi de, hayatın adan-dığı bir dâvâ olması hasebiyle, dehâ seviyesinde nakış nakış iş-lenmiş tedbirler manzûmesinin bir neticesi olarak görülmelidir. Dış güçlerin oyununa gelip; fev-kalâde tedbirli davranmakla tanı-nan Sultan II. Abdülhamid Han'ı hal ederek idareyi ele geçiren he-yetin tedbirsizliği, koskoca devle-tin kısa sürede yok olmasıyla ne-ticelenmiştir. Bu hengâmda vukû bulan Sarıkamış fâciası, takrîben doksan bin askerimizin donarak şehadetleri ile, bu devredeki en çarpıcı örneklerden birisidir.
Toplumlar, kütüphanelerin tozlu raflarında kalmış olan kara kaplı felsefe kitaplarının üzerine abanmış bilgiçlerin fikirleriyle selâmete kavuşamaz.
İnsanlığı hakikî saâdet ve selâmete çıkaracak olan; Kur'ân-ı Kerim ve onun canlı bir şerhi mahiyetindeki Sünnet kültürüyle yoğrulup ilâhî hikmet ve hakikatlerle kemâle ermiş mü'minlerin tebliğ, îkaz ve irşadlarıdır.
ŞAHSİYETİMİZE KİM YÖN VERİYOR?
Dostluğun; Allah'taki kaynağına ulaşan Şah-ı Nakşibend, Geylânî, Mevlânâ, Yûnus ve Hüdâyî misali Hak dostları, ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe, Hülāgu ve günümüze kadar gelen bütün benzerleri ise, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu.
Sen bu felsefenin çıkmaz sokaklarında helâk olmaktan kendini kurtar! Mesnevî'nin aşk, vecd ve feyz dolu mânâ deryasından nasiplenerek vuslata kanatlan!.." demek-teydi.
--
Yüksek tahsili sevk ve ida-re eden mes'ullerin böyle bir «keşf-i kadîm» şuuruyla, bakış açılarını yenilemeleri ve müf-- redatları yeniden tanzim et-meleri, büyük medeniyetimi-ze karşı ödemeleri gereken bir -- vicdan borcudur.
Medeniyet çınarımız, yine kendi kökleri üzerinde yükse-lecektir. Onu bodur bırakmak-
atmakta daha fazla gecikmemelidir.
৩৩
tan başka bir tesir verme-yen ecnebî aşılardan bir an önce vazgeçilmeli, kendi me-deniyetimizi inkişaf ettirecek ferdi, içtimâî ve idârî adımları atmakta daha fazla gecikme-melidir.
Cenâb-ı Hak; nesilleri-mizi muhteşem bir mâzîden ihtişamlı yarınlara taşıyacak, şuurlu, îmanlı, irfanlı bir tah-sil anlayışını mes'ûliyet erba-bına ilham eylesin.
Serhatler ve cepheler ka-dar mühim mektep ve kürsü-lerde, millî bir rûhun, özünü mü'min gönüllerden ve mu-vahhid zihinlerden alan bir müfredatın hâkimiyetini na-sip ve müyesser kılsın.
Sultan II. Abdülhamid Han, 21 Eylül 1842'de İstanbul'da doğ-du. On yaşında annesi vefat etti. Perestů Hanımefendi onu saray-da ihtimamla büyüttü ve yetiştir-di. 1876'da tahta çıktı. Döneminde; Känûn-i Esâsî'nin kabulü, Meclis-i Meb'usan'ın teşekkülü, İttihat ve Terakki hareketleri, İkinci Meşrû-tiyetin ilanı, 31 Mart Vak'ası gibi mühim siyasî hadiseler yaşandı. Ulaşım, sağlık, sivil toplum, ma-arif, ziraat, matbuat alanlarında gönlünün ulaştığı her yere, güç ve imkânını seferber etti. Devleti baba şefkati ve ince siyasetiyle otuz üç sene idare eden Ulu Hakan 1909'da tahttan indirildi. Selanike gönde-
rildikten sonra Balkan Harbi'nin patlak vermesiyle, 1912'de tekrar İstanbul'a getirildi. II. Abdülhamid Han, 10 Şubat 1918'de vefat etti. Kabri, Fatih Divanyolu'ndadır.
Çanakkale Harbi esnasında düşman donanmasının Marmara Denizi'ni geçebileceği endişesi ile tedbir olarak padişah ve hüküme-tin Eskişehir'e nakli kararlaştırıl-mıştı. Abdülhamid Han; durum-dan haberdar olunca, bunu büyük bir cesaret ve şecaatle reddederek;
"-Ben Fatih Sultan Mehmed Hân'ın torunuyum!.. Hiçbir zaman Bizans İmparatoru Konstantinden aşağı kalamam! Dedem Fatih İs-tanbul'u alırken, Konstantin aske-
rinin başında savaşa savaşa ölmüş tür. Biraderim nereye giderlerse gitsinler! Fakat bilinmelidir ki, o ve hükümet, İstanbul'dan ayrılırlarsa bir daha dönemezler. Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayı'ndan ayağı-mı dışarıya atmam!" dedi.
Nitekim onun bu kararlılığı kar-şısında padişah ve hükümet İstan-bul'da kaldı. Böylece devletin daha o gün yıkılması önlenmiş oldu.
olan bu güzel misafirhanenin sahibini ve kitab-ı kobirin mielli gagah ve gayet manidarane ve hikmetpervorane bir mütalaagah fint ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken Metne daha yakından bakalım Kainat büyük bir kitaptır. Yeryüzünde 'Kerem' tecolli etmekte. dir. Kitabın kelimeleri olan sanatı varlıklar, toshir edilmekte,
hayretli bakışlara sunulmaktadır; bu 'temaşa'yı yapanlara, 'sevk vermektedir. Kainat manalı ve hikmetli bir okuma yeridir vs. Istilahlara baktığımızda, Bediüzzaman'ın, gezisine başlar ken, hayret'i kuşanmış, varlık kitabını okumaya hazır, şevk makamına ulaşmış ve varlığı temaşa disiplinini kazanmış olarak görürüz. Yoleu, ilkin yüzü nur yıldızlarıyla süslenmiş göğe ba kar. Bu, ilk semadır. Yolculuğun da ilk makamının ilk mertebe. sini işaret eder. Zaten metnin ilk meyvesinin 'tesbih'inde, 'birin-ci makamın birinci mertebesinde' denmektedir. Yolcu adımını ilk basamağa atarken, 'Halık'ın varlığının, göğün varlığından daha zahir olduğunu görür. Zahir, zuhur etmiş olandır. Birinci a-dımda yolcu, Allah'ın semada gördüklerinden daha açık biçim-de zuhur etmiş olduğunu fark edecektir. İkinci adımda, semada gezen bulutlara çıkılır. Yolcu bakar ve göğün, "bana bak, merak-la aradığını ve seni buraya göndereni benimle bilebilir ve bula-bilirsin" seslenişini duyar. Yolcu, buluttan sonra rüzgarın, ardın-dan yağmurun hakikatini görür ve gözünü (basiret) onlardan çekerek aklına bakar, mütalaasını, "...Ve rüzgarları sevk etme-sinde ve gökle yer arasında, Allah'ın emrine boyun eğmiş bulut-larda..." (Bakara, 2:164) ayetiyle taçlandırır. Yağmura bakarken,
damlaları sayısınca 'rahmet' ve 'hikmet' müşahede eder. Bura-dan, suyun hakikatine ulaşır. 'Hayatı sudan yarattık' ayetinin sırrına erer. Bu, sufilere göre, yüz makamdan on yedincisine te-kabül eder. Bu manevi aşamaya ulaşanlar, yani suyun gerçeğine erenler, üzerinde yürüyebilirler. Yolcu, bulutun, rüzgarın ve yağmurun Allah'a ilişkin 'yüksək şehadetini müşahede ettikten sonra, ikinci mertebeye geçer. Burada, yağmurun indiği ve rüz-garın üzerinde estiği arza bakacaktır. Yeryüzü seslenir, "gel" der; "ben, sana, aradığını tanıtacağım. Gel ve sayfalarımı oku." Yol-cu, bu kez, kainat kitabının arz sayfasını mütalaaya başlar. Var-lıkların çeşitli türlerinde ve örneklerinde gezisini sürdürür. Ü-
çüncü mertebeye geçer. Okumaları ilerledikçe, yolcunun 'mane-vi terakkiyatının miftahı olan marifeti' artmaktadır. Dördüncü mertebeye ilerlerken, denizleri, gölleri ve nehirleri okur. Onla-rın Allah'a dair şahitliğini mütalaa ettikten sonra, birinci 'ma-
kam'ın, dördüncü 'mertebesine erişir, Burada, kitabın dağ ve sahralardan oluşan sayfalarını mütalaaya başlar. "Dağları direk yapmadık mı?" (Nebe, 78:7) ve "Yeryüzünde dağları sabit kıldık" (Hicr: 15:19) ayetlerini, dağlardan ve sahralardan okur, Beşinci mertebe, bitkiler (nebatat) alemine taşır onu. Altinci mertebe, hayvanlar aləminə çağırır. Yedinci mertebede, varlıkların müta-laası bitmiş, kainat kitabının sayfaları kapanmıştır. Bu düzeyde, yolcu, kainattaki varlıkların Allah'a dair 'aşikar şehadeti'ni tü-müyle okumuş, təkvini şeriattan, tenzili olana geçerek, tüm Al-lah elçilerinin getirdiği vahiylere yönelmiştir. Kainatı ve Halık'ı-m bize tarif eden Peygamberlerin getirdiği vahyi okur. 'Nev-i beşerin en nurani ve en mükemmeli olan Allah Elçileri çağırır yolcuyu meclise. Burada, yeni bir müşahedeye mazhar olan yol-cu, o 'nurani meclis'e girer ve önce, 'geçmiş zamanın menziline' bakar. Burada 'menzil' kelimesi, iki anlamda kullanılmıştır. İlki, bir yer ve mekan belirtir ve geçmiş peygamberlerin vahye maz-har oldukları mekanlara ve şeriatlara atıfta bulunur. İkincisi, zuhurun mertebeleri', 'cennetin dereceleri' ve/veya, "Allah'ın sana doğru indiği ve senin Allah'a doğru indiğin yer" anlamın-dadır. Yolcu, o 'nurani medresede diz çöküp, nebilerin şahitlik-lerini dinler. Sekizinci mertebede, nebilerin meclisinden ayrıla-rak alimlerinkine girer. Alim, nebinin varisidir. Allah, Alim'dir ve ilim, vahdet bilgisinde vahiyden sonraki sırayı işgal eder. A-limlerin tevhid konusundaki 'ittifak'ını 'müşahede' eden yolcu, bu kez, melekler alemine girer. "Nur-ı imanı parlar" ve "zemin-den göklere çıkar." Bu yükselişten sonra, yolcu, seyrini sürdüre-rek, 'münevver akılların, selim ve nurani kalplerin' sahiplerinin menziline uğrar. Onların da Halık'a olan 'müncezibane keşfiyat ve müşahedatlarını' mütalaa ettikten sonra, birinci makamın on üçüncü mertebesinde, bu defa, 'alem-i gayb'a bakar. Vahiylerin hakikatinin, gayb alemlerinin her tarafında hükmettiğini müşa-hede eder. Nihayet, 'kainatı bize tarif eden üç külli muarriften biri olan Hz. Peygamber'e (asm) doğru yükselir. Yirmi Sekizinci
12. İbn Arabi hazretlerinin Kitabu Menzili'l-Menazil adlı eseri, menzillerin menzilini konu edinen, konuyla ilgili temel kaynaklardan biridir. Et-Tenezzülat-ı Mevsiliy-ye'de de bu konuya ilişkin yorumlar buluruz. İbn Arabi ıstılahatının başka pek çok unsuru için de geçerli olduğu gibi, menzil (lafız olarak, 'inilen mekan') kelimesini bağlama göre, değişen birçok farklı manada kullanmaktadır. Kelime, sadece 'durak' manasına gelebilir, nitekim Şeyh-i Ekber, hicri 597'de Merakeş ve Sale arasındaki İcisil'de konakladığı sırada, 'kurbet makamı'na vasıl olmasından bahsederken keli-meyi bu manada kullanmıştır. Menzil, Cennetin derecelerini veya İlahi tezahürün Fütuhatın 198, babında, alfabenin yirmi sekiz harf ve yirmi sekiz İlahi İsimle bağ-lantılı olarak anlatılan- mertebelerini de ifade edebilir. Ama esas itibariyle, men-zil, 'Allah'ın kula indiği, kulun Allah'a gittiği yer' olarak anlaşılmalıdır. (Geniş bilgi İçin bkz, Chodkiewcz, a.g.e., s. 83-101)
40. ADET ANCAK MUTTARİD YAHUT GAALIP OLDUKTA MUTEBER OLUR.
Demek ki, her ådet muteber sayılmaz; ancak devam ede gelen veya galip durumda olan adetler muteber sayılır.
Örneğin:
a) Alım-satımda altın lira üzerine pazarlık yapılırsa o bel-dede devam edegelen yahut ekseri kullanılan altın lira hangisi ise o itibar edilir.
b) Bir pazarda iki kişi alım-satım yaparken peşin veresi-ye diye bir şey beyân edilmezse, o beldede o mal hakkında ca-ri olan örf ve âdete göre muamele edilir..
c) Tanesi 50 kuruştan bir miktar yumurta ısmarlanır ve yumurtanın gramajı belirtilmezse, o beldenin câri yahut galip olan âdeti îtibar edilir.
41. İTİBAR GALİB-İ ŞAYİADIR; NADİRE DEĞİLDİR.
Bu kaide yukarıdaki kaidenin tamamlayıcısı mahiyetinde-dir. Müstesnâ umumi kaideyi bozmıyacağı gibi, vukuu nádir olan şey de galib-i şâyi' olan şey hakkındaki hükmü bozmaz.
Meselâ:
a) Fazla geri zekâlı olup kendisini kontrol edemiyen (se-fih) kimse rüşde ermedikçe malında tasarruftan men'edilir. Çünkü ekseri sefih olanlar 15 yaşına girdikten sonra az-çok kendilerini kontrol edebiliyorlar. Ama bir sefîh nâdiren 15 ya-şına varmadan kendini kontrol edebilse de buna kıyasla hük-medilmez... Çünkü bu nâdirattandır, yok hükmünde sayılır.
b) Uzun yıllar kaybolan, nerede olduğu bilinmeyen bir kimsenin, bâzı fukahâya göre 90 yaşına kadar beklenir. Bu ya-şa eriştiği sâbit olunca öldüğüne hükmedilir. Ama nådiren biri 100-110 yaş da yaşamış olabilir; galib-i şâyi' olan ömre te'sir etmez.
Bir belde halkı arasında mútad olunagelen şey «Örfen må ruf» olduğundan şart kılınmış gibi hükme medar olur.
Örneğin:
a) Kızını kocaya veren bir baba, onun için hazırlayıp ver-diği çehizi, bilâhare emâneten verdiğini iddia edecek olursa, bu hususta beldenin örfüne göre hükmedilir. O belde kıza verilen çehizi emanet olarak değil, mülk olarak veriyorsa, babanın bu husustaki iddiası reddedilir.
b) Bahçe veya tarlasına tuttuğu işçiye, yemek de verilip verilmiyeceği, söz konusu edilmemişse de işçiler yemek de is-tiyecek olurlarsa bu hususta da o beldenin mâruf olan örfüne göre hareket edilir.
43. TİCARET ERBABI ARASINDA MARUF OLAN ŞEY, ONLAR ARASINDA ŞART KILINMIŞ GİBİDİR.
Bu kaide yukarıdaki kaidenin tamamlayıcısı mahiyetin-dedir.
44. ÖRF İLE TAYÎN, NASS İLE TAYÎN GİBİDİR.
Meselâ:
a) Hakkında nass bulunmayan bir şeyde örfe itibar edilir... Ölçü veya tartıya girdiği hakkında nass bulunmayan bir şey hakkında örfe göre muamele yapılır.
b) Çarşıdaki esnafın çoğu, çarşıyı korumak için ücretle bekçi tutacak olurlarsa, esnaftan bir kısmı buna muhalif kalsa bile bekçi ücretini hepsi de bilâ istisna ödemek mec-buriyetindedir.
45. MÂNİ VE MUKTAZİ TAARUZ ETTİKTE MÂNI' TAKDİM OLUNUR.
a) Bu kaideye göre, bir adam alacaklısı bulunan kimsenin eline rehîn bırakmış olduğu malını başkasına satamaz. Çünkü
Şarap içen kimse kıyamet günü yüzü kararmış, gözleri morarmış, dili göğsüne doğru sarkmış salyası akar bir şekilde mahşere getirilir. Ondan çıkan pis koku sebebiyle herkes ondan tiksinir.
Şarapçıya selam vermeyin, hastalandığında ziyaretine gitmeyin, öldüğünde de cenazesini kılmayın.
Mesruk şöyle dedi:
Helal olduğuna inanarak içki içen kimsenin putlara - Lat ve Uzza'ya -tapan kimselerden bir farkı yoktur.
Kabu'l-Ahbar şöyle diyor:
Bir bardak ateş yudumlamak benim için bir bardak içki içmekten daha iyidir.
İbn Ömer (ra)'ın rivayetine göre Resûlüllah (sav) şöyle buyurdu:
Her sarhoşluk veren şey şaraptır ve her sarhoşluk veren şey haramdır. Kim dünyada şarap içer de ona iman ederek ölür ve ondan tövbe etmezse, ahirette onu içemez.
"Sarhoş eden her şey içkidir ve sarhoşluk veren her şey haramdır. Dünyada iken içkiye mübtela olup da tövbe etmeden ölen kimse ahirette hiçbir içeceği tadamayacaktır."
Fakih diyor ki:
Resulullah (sav) sarhoşluk veren her şeyin haram olduğunu belirt-miştir. Bu hususta sarhoş eden içkiler arasında bir fark yoktur.
Nitekim Cabir b. Abdullah'ın anlattığına göre Resûlüllah şöyle bu-
yurmuştur:
"Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır."2
Diğer bir rivayette şöyle geçer:
"Bir fıçısı sarhoşluk veren içkinin bir yudumu da haramdır."3
Fakih diyor ki:
Kaynatılarak elde edilen içkiyi (necis'i) içmek diğerlerini içmekten daha büyük günahtır. Çünkü diğer içkileri içen kimse fasık ve günahkår olurken, kaynatılarak yapılan içkileri içenin kâfır olmasından korkulur.
Bunun sebebi şudur:
Diğer içkileri tüketenler bu yaptıklarının haram olduğunu kabul ede-rek içerken kaynatılmış içkileri içenler yaptıkları bu işin helal olduğuna inanmaktadırlar.
Hålbuki İslam âlimleri sarhoşluk veren her türlü içkiyi tüketmenin haramlığı konusunda ittifak etmişlerdir. Dolayısıyla âlimlerin görüş birliği ile haram saydıkları bir şeyi helal kabul eden kåfır olur.
Zühri, Hz. Osman b. Affan'la ilgili olarak şunları anlatıyor:
Hz. Osman (ra) bir keresinde bize hutbe okurken şunları söyledi:
"Ey insanlar! İçki içmekten sakının. Çünkü o, bütün kötülüklerin anasıdır. Sizden önceki ümmetlerde Allah'a çokça ibadet eden biri vardı. Bir gün bu kişi mescitten dönerken karşısına kötü bir kadın çıktı. Kadın, hizmetçisine bu âbidi içeri atıp kapıyı kilitlemesini emretti. Hizmetçi de kendisine verilen emri yerine getirdi. Yanında bir fıçı şarapla bir çocuk vardı.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
Aklın; insan, kâinat ve bunlardaki hakikatlere bir ayna mesâbesinde olan Kur'ân-ı Kerîm üzerinde tefekkür ederken elde edeceği netice, tıpkı toprak altından çıkarılan ham mâdenler gibidir. Bu mâdenleri mâmûl hâle getirense, kalptir.
YanıtlaSilKalp, hissiyatın/duyguların merkezidir. Kalbin fonksiyonu; aklın sunduğu delilleri birleştirerek, tıpkı kırık bir vazonun parçalarını bir araya getirip aslî şeklini ortaya çıkarmak gibi, hakîkatin kâmil mânâda idrâkini temin eder.
20
Demek ki hakka ve hayra ulaşmanın mükemmel bir şekilde icrâsı, aklın vahiyle terbiye edilmesini ve aklın tükendiği noktada îman olgunluğuna sahip bir kalbin devreye girerek onun eksikliğini teslîmiyetle telafî etmesini gerektirir. Zira aklın da diğer uzuvlar gibi gücü sınırlıdır
KUR'AN'DA TEFEKKÜR
YanıtlaSilKur'ân-ı Kerîm, gönül ehli mü'minler için teşekkür dünyasının derinliklerine açılan ihtişamlı bir kapıdır. Engin bir tefekkür ufkudur. Yerin-göğün lisânıdır. Rüha gıda olan hikmetli beyanlarıyla sonsuz bir feyiz hazinesidir. İnsana lutfedilen bir beyan mücizesidir.
İslâmi literatürde 1400 küsur seneden beri yazılan binlerce eser, bir "Kitabı anlayarak onda derinleşmek ve bir "Insanı daha yakından tanıyarak O'nda fani olabilmek içindir.
İNSANDA TEFEKKÜR
YanıtlaSilBir düşünecek olursak, üzerine basıp geçtiğimiz yer, bugüne kadar gelen milyarlarca insanın toprağa dönmüş cesetleriyle doludur. Sanki üst üste çakışmış milyarlarca gölge gibi... Yarın bizler de toprağın sînesine amellerimizle gömülerek bu kesif gölgenin içine süzüleceğiz. Ondan sonra ebedî bir hayat ve sonsuza yolculuk başlayacak. O hâlde biraz durup düşünelim: Ânı, sonsuzla değiştirmek, hangi aklın kârıdır?!
KAİNATTA TEFEKKÜR
YanıtlaSilNe acâyiptir ki insan, son derece şâşaalı ve müzeyyen bir saray görse ona hayran kalır. Onu hatırından çıkaramaz, hayatı boyunca onun güzelliğini anlatıp durur.
Ancak ilâhî bir sanat hârikası olan şu muazzam kâinâtı sürekli görüp durduğu hâlde onun inceliklerini lâyıkıyla düşünmez ve ondan yeterince bahsetmez. Normal bir şeymiş gibi üzerinde durmayıp geçer gider. Tıpkı üzerinden akıp giden bahar yağmurlarından hiçbir nasibi olmayan kayalıklar gibi... Halbuki hayran olduğu o fânî saray, şu muazzam kâinâtın en küçük cisimlerinden biri olan Dünya'nın küçücük bir zerresidir...
Kainat, Insan ve Kur'ân'da
YanıtlaSil4. Murâkabe-i Muhabbet
TEFEKKÜR ADABI
HAK DOSTLARININ TEFEKKÜRÜ
TEFEKKÜR IRMAĞINI BEREKETLİ TOPRAKLARA AKITMALI.
TEFEKKÜR ZİKİRLE BİRLİKTE OLMALIDIR.
Zikir ve Tefekkürün En Bereketli Vakti Seherlerdir.
NETİCE.
Tefekkür, Hakîkatin ve Kurtuluşun Anahtarıdır
Asıl Tefekkür, Vâcibu'l-Vücûd'un İspatıdır
Her Şey Hareket ve Değişim Hâlinde.....
Her Şey Bir Gâye ile Yaratılmış.
Aynı Maddeden Farklı Eserler Vücûda Gelmektedir.
Mârifetullah Yolu.
Tefekkür Amele Dönüşmelidir.
SONSÖZ.
KÄINAT. İNSAN VE KUR'AN'DA
YanıtlaSilTefekkür
OSMAN NÜRİ TOPBAŞ
PANY T4
AHLAK
YanıtlaSilmesi içindir. Bir anlamda dinlerin ve dolayısıyla İslâm'in öğre-mesajı da bu dünyada ahlâk ekseninde bir dünya hayatı sürül tilerinin temel esprisini ahlâk oluşturur. Şu halde hangi açıdan bakılırsa bakılsın, dinle ahlâkın yakın bağının olduğu görülür.
na kısaca amel ve aksiyona dönüştürülmesi esastır. Bu nokta-Konuşulan ahlâkî değerlerin davranış bilincine, hayat tarzı-da kişinin iradesi, kişinin hayata bakışı ve sorumluluk duygu-su öne çıkmaktadır.
Bu çalışmada Kur'an ve Sünnet'e göre ahlakın kaynağı ele a-lınmakta, Bediüzzaman'ın fikirlerinde de yararlanılarak ahlaki değerlerin hayat tarzına dönüştürülmesinin önemi örnekleriy-le incelenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Kur'an, Sünnet, ahlak, amel, değer-davranış
Π
Abstract
Religion teaches to be ethical in this world and the message of the religion seeks for a life in this world around the axis of ethics, actually. In this sense, the basic essence of the religions and Islam is constituted of the ethics. Thus, it is very clear that religion and ethics has very close connections.
It is very essential that the discussed ethical values are being practices in life, or are enacted. At this point, the will, world-view and the feeling of responsibility of each individual are the essential factors.
This work tries to examine the origin of the ethics accord-ing to the Qur'an and the Sunna. It also investigates the signif-icance of the transformation of the ethical values to a life-style inspring from the views of Bediüzzaman.
Key Words: Qur'an, Sunna, ethics, practice, value-behaviour
İnsan-ı Kamil Ahlakı ve Bediüzzaman
YanıtlaSilSadık YALSIZUÇANLAR
Ariflerin ortak kanaatine göre, Kur'an'ın yedi anlam katı mevcuttur. (Bazı bilgeler, Kur'an'ın manasının sonsuz olduğunu da söyler. 'Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsaydı Rabb'inin sözleri yazmakla tükenmezdi' ilahi haberinden hareketle, Kur'an'ın sonsuz bir anlam denizi olduğunu belirtirler). Yedinci anlam düzeyi sadece Allah'ın ilmindedir, ama diğer katlara, in-san ulaşabilir. Bunun yolu ise, yine Kur'an'ın ve Hz. Peygam-ber'in emrettiği nefisle mücahede, riyazet ve tezkiye ile açılır. Tevil ya da tefsir, manevi bir mertebe, bir makam' gerektirir. Allah kelamının batıni zenginliklerine ulaşabilmek için, insanın manevi bir gezi (seyr-i süluk) gerçekleştirmiş olması gerekir. İnsandan amaç, halifedir, bu ise, insan-ı kamildir. Buna, kimi
W de
Cont
1. Mertebe, basamak, menzil, makam gibi sözcükler, sufilerin, Kur'an'dan yola çıka-rak tedvin ettikleri bir literatürün kelimeleridir. Fark-ı evvel tabir edilen süreç, in-sanın yeryüzünden Allah'a doğru yücelmesidir. Bu yücelmede her uğrağa, yani mertebeye, çeşitli basamaklardan çıkılır. Mertebelerin birkaçından sonra bir maka-ma gelinir. Makam, sufinin manevi seyrinde büründüğü ahvalde bir süre ikamet ettiği yere denir. Allah'a yücelen sufi, bu miracın meyvelerini insanlara iletmek ü-zere, yeniden varlığa döner. Bu sırada, yani inme esnasında uğranılan yere menzil denir. Menzil sözcüğünün anlamını İbn Arabi, 'Allah'ın insana doğru indiği, insa-nın Allah'a indiği yer' olarak belirtir.
2. XIII. Yüzyılın büyük bilgin ve sufilerinden olan Necmeddin-i Kübra, Sa'düddin Ha-muya gibi tasavvuf irfanının önemli isimlerinin derslerine devam etmiş ve tasav-vufa ilişkin son derece değerli eserler kaleme almış bulunan Azizüddin Nesefi, In-san-ı Kamil adlı eserinde (Türkçeye çeviren: A.Avni Konuk, Gelenek Yayınları, Ta-savvuf Klasikleri Dizisi 4. Haziran 2004, İstanbul, s. 69-70) 'insan-ı kamil'i şöyle tarif eder: 'İnsan-ı kamil, şeriat, tarikat ve hakikatte eksiksiz olandır. Onun için
arifler, abd-i külli de
YanıtlaSilhalidir. Onda, İlahi isimlerin tüml
göre, insan-ı kamil, Kur'an'dır, Kur'an'ın kar
san, Allah'ın yeryüzündeki halifesidir, O'nun mahlukatına meг-hamet ve şefkatle muamele eder: Allah'tan rahmet alır, varlık-lara merhamet verir, yeryüzünü korur, Allah'ın gerçek bir hali-
dört şey kemal düzeyindedir: İyi sözler, güzel eylemler, güzel ahlak ve marifet. dört nitelikte olgunlaşmak, kemale ermektir. Çoğu kimseler bu yola girmiş ama a-Seyr-i sülukta, başlangıçta, tüm salikler ortalama bir yerdedir, Salikin amacı, bu macına ulaşamamıştır. İnsan-ı kamilin çeşitli adları vardır. Şeyh, pişva, hadi, meh.
kutup ve 'zamanın sahibi' sındadır. Ona, cihanın kadehi ve büyük iksir de derler. İsa (as) derler, O'nun gibi ö lüye can verir, onu manen diriltir; Hızır (as) derler, O'nun gibi, sonsuzluk suyunu içmiş, ebediyyetin sırrına ermiştir, Süleyman (as) derler, pek çok dile vakıftır, kuş-ların dilini bilir. İnsan-ı kamil, alemde sürekli olarak vardır ve birden çok değildir. Tüm varlıklar, büyük bir şahıstır ve insan-ı kamil de onun kalbidir. Varlıklar, kalp-siz olmaz. Böyle olunca, insan-ı kamil, alemde, birden çok bulunmaz. Arifler çok-tur, ama alemin kalbi olan zat, birden fazla değildir. Diğer ariflerin mertebeleri farklıdır, her biri bir düzeydedir. Ne zaman ki, alemin biriciği bu dünyadan göç e-der, bir başkası, onun mertebesine erişir ve yerine oturur ki, alem kalpsiz kalma-sın. İyi bil ki, alem, hokkaya benzer ve varlıkların fertleriyle doludur. Bu mevcu-dattan hiçbir şeyin ve hiçbir kimsenin kendinden ve bu hokkadan haberi yoktur, Sadece insan-ı kamil, kendinin ve hokkanın farkındadır. Mülk, melekut ve ceber-rutta hiçbir şey ona örtülü kalmaz. Şeylerin hikmetini görür. İnsan, kainatın özü-dür, özetidir ve varlık ağacının meyvesidir. İnsan-ı kamil ise, insanın meyvesi ve özüdür. Varlıklar, suret ve mana itibariyle insan-ı kamile görünürler. İnsan-ı kamil, aynı zamanda alemi düzenlemekten, insanlar arasında doğruluğun gerçekleşme-sinden, çirkin, fena ve yanlış ilke, kural, yasa ve eylemlerin ortadan kaldırılmasın-dan, insanların Hakka çağrılmasından; Allah'ın büyüklük, yücelik ve birliğini in-sanlara bildirmekten, ahireti övmekten ve özendirmekten, ahiretin sonsuzluğunu ve daimliğini haber vermekten, dünyayı yermekten, dünyanın değişkenlik ve ge-çiciliğini zemmekten, fakrın, insanların gönlüne hoş görünmesini sağlamaktan, in-sanlar zenginlik ve şehvetten kaçınmaya yöneltmekten, cehennemin çirkinliğini ve şiddetini duyurmaktan daha güzel bir eylem sahibi değildir. Esasında bu, nebi-lerin de çağrısıdır. Yüce Allah, Ra'd suresinde (13:7) şöyle buyurmuştur: 'Sen, an-cak bir uyarıcısın ve her toplumun bir rehberi vardır. Şeyh-i Ekber'e göre de, 'mű-kemmel sayıların ilk olan 6, her şeyden önce insan-ı kamil'i sembolize eder. Ebced hesabında 6'ya tekabül eden vav harfi, 'kün' emr-i ilahisinde (her ne kadar yazıda gösterilmemekteyse de) kaf ve nun arasında bulunmakta ve bu sebeple de, Şeyh-i Ekber tarafından Hakk ve halk, ilahi ilke ve zuhuru arasındaki berzah olan 'Ha-kikat-ı Muhammediye'nin temsili kabul edilmelidir. Bu harfin, Arapça'da bağlaç iş vav'ın hakikatinin tezahürlerinden (ya da başka bir ifadeyle, vav sembolizminin taraftan ayırmaya dayanaklarından) olmaktadır.' (Michel Chodkiewicz. Sahilsiz Bir Umman, Gelenek Yayınlarnı. Çeviren: Atila Ataman, İstanbul, Ekim 2003, 2. bsk. s. 127.) İnsan-ı Ka-mile ilişkin, Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç'ın, 'Sufi ve Şiir (İnsan Yayınları, İrfan ve Tasavvuf Dizisi: 53, İstanbul, Mayıs 2004. 2. bsk., s. 176.) adlı kitabında geçen bir beyanım da aktarmamız, konuyu bütünlemesi açısından yerinde olacaktır: 'Insan-1 kamil-i hakiki veya Adem-i hakiki denilen bu premordial insan, Tanrı'nın kendisi-ne ayna olarak aldığı varlık oldu. (...) 'Ben ona kendi ruhumdan üfledim' Kur'an a-yeti ile hem bir Tevrat ayeti hem de bir Hz. Muhammed hadisi olan, 'Allah. Ademl kendi sureti üzere yarattı' sözünü yanyana koyduğumuz zaman bazı sifreler cözü lüyor gibi olmaz mı sizce? Sufiler, daha Hz. Adem madan evvel varolan bu hakikanul kat-i Muham
fesidir. İnsanın, bu mertebeye ulaşabilmesi için manevi bir se-yahat, bir miraç yaşaması gerekir. Bu manevi seyahatin baş-langıcını zühd oluşturur. 'Kötülüğü emreden nefsin tezkiyesi, ancak sürekli ve kararlı bir ibadetle gerçekleşebilir. Bu bakım-dan İslam'ın başlangıç günlerinden itibaren, mükemmel bir model olarak Hz. Muhammed'in (asm) zühd ve takvası, nefisle mücahede yöntemleri, tevekkülü, başkasının derdiyle dertlen-mesi, sürekli Rabb'inin huzurunda bulunmanın gerektirdiği a-dap ve esaslar, sonraki yüzyıllarda oldukça sadık izleyiciler bul-muştur. Özellikle bir ilim ve belagat merkezi olan Basra ve Ku-fe, aynı zamanda zühd hareketinin de bereketli bir çevresine tanıklık eder. İnsanın kul olarak alçakgönüllü bir hayat sürme-si, eylem ve düşüncelerinde tam bir uyum içinde olması, sabır ve şükür ehli bulunması, bir bakıma, kamil bir veli ve nebi o-larak Hz. Peygamber'in bıraktığı mirasa varislik edenleri işaret eder. Bunlar, 'Allah dostu/veli' olarak anılmışlardır ki, en yetkin örneklerine Sahabiler arasında tanık oluruz. Adı aynı zamanda manevi bir makama özel isim olmuş olan Üveysü'l-Karani, bun-ların en kamil örneklerindendir. O, bir anlamda, kendisini in-sanlardan yitirmesiyle, sonradan Melametiyye biçiminde ad-landırılacak olan bir damara da kaynaklık eder. Arif kendisine
YanıtlaSil3. Arifler, manevi gezilerinde (seyr), Hz. Peygamber'in yaşadığı miracı model olarak alırlar. Miraç, bu bakımdan tasavvufi gelenekte merkezi bir yer işgal eder. Esasın-da, arifler, miracı, 'insanın kendi ruhunda yaptığı gezi' olarak tanımlarlar. Bu, di-key bir yolculuktur, tıpkı miraç gibi, ama, insanın ruhunda bir yerden bir yere ya-pılmaktadır. Nesefi'nin İnsan-ı Kamilinde bu hususta şunlar kayıtlıdır: (Nesefi, a-ge. Sh.73-74) 'Süluk, seyrden ibarettir. Allah için seyr, Allah'a seyr ve Allah'ta seyr düzeyleri bulunur. Allah için seyrin ve Allah'a doğru seyrin sonu vardır ama. Al-lah'ta seyr, sonsuzdur. Allah için ve Allah'a doğru yapılan seyrde, salik, kendi var-lığından geçer, Allah'ın varlığıyla var olur. Ve Allah ile diri, gören, konuşan ve işi-ten hale gelir. Gerçekte salik, varlığı olmadığı halde, var olduğunu sanan kişidir. Varlığını tümüyle Hakk'tan bildiği ve gördüğü anda. Allah için seyri tamamlanır. Bu, Allah'ta seyrin de başlangıcıdır. Salik, bu gezide öylesine ilerler ki, şeylerin ö-zünü görmeye başlar. Bu tahkik bilgisidir. Varlıkların Allah'a nisbeti, ağacın mer-tebelerinden her bir mertebenin çekirdeğe olan nisbeti gibidir. Tasavvuf ehli der ki, senden Allah'a kadar olan yol, arz tarikiyledir. Çünkü varlığın fertlerinden her bir ferdin Allah'a nisbeti, bir kitabın harflerinden her bir harfin mürekkebe nisbe-ti gibidir. Ve bu makamdan demişlerdir ki, varlık birden fazla değildir. O da. Al-lah'ın varlığıdır. O'nun varlığından başka bir vücudun olması imkansızdır.
4. Arifi, kendisine marifet ilmi bağışlanmış olan kimse olarak tanımlayabiliriz. Bedi-üzzaman, Yirminci Mektub'un Mukaddime'sinde, marifete ilişkin şunları söyler: 'Kat'iyyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı bil-lahtır. Ve insaniyetin en ali mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı bil-lah içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o ma-rifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-ı beşer için en halis sürur ve kalb-i in-san için en parlak sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.' (Nursi, a-ge. 1. cilt. s. 448.) İbn Arabi, ilmin irfandan üstün olduğunu söyler. Bunun delili olarak da, Kur'an'da Allah'ın, Kendisini Alim olarak ifade etmesini gösterir. Allah'ın isim ve sıfatları arasında Arif yoktur. O halde, der İbn Arabi, ilim, hiyerarşide, ma-
404
YanıtlaSilKUR'AN AHKΚΑΜΙ
22. BİR ÖZÜR İÇİN CAİZ OLAN ŞEY, O ÖZRÜN ZEVÁ LİYLE BATIL OLUR, (HÜKÜMSÜZ KALIR).
Önce câiz olmuyan, fakat bir özürden dolayı caiz olan şey, mevcut özrün ortadan kalkmasıyla hükümsüz kalır.
Meselá:
a) Vücudundaki bir hastalıktan dolayı su kullanamayan kimse, bu özründen dolayı teyemmüm eder.. Ama mevcud has. talığın giderilmesiyle özür kalkmış olacağından artık su ile ab-dest alınır; teyemmüm edilmez.
Bunun gibi suyu kullanmaya sıhhati müsaid olmakla be raber su bulamıyan kimse bu özründen dolayı teyemmüm eder. Su bulununca da teyemmüm hükümsüz kalır.
b) Şahitlik üzerine şâhitlik.. Asıl şâhid hasta olur veya se-ferde bulunursa, bir özre mebni şehadet üzerine şehadet câiz olur. Ama asıl olan şâhid iyileşir veya seferden dönerse, o za man fer'in yani asıl olmayan şâhidin şehadeti bâtıl olur.
23. MÂNI ZAİL OLDUKTA MEMNÛ' AVDET EDER.
Bir şey'in sıhhat ve cevâzına mâni teşkil eden şey zail ol-dukta, memnû' (men'olunan şey) avdet eder.
Meselâ:
a) İki kız kardeşi bir kişi nikâhı altında bulunduramaz. Şöyle ki (A) ile (B) kız kardeştirler. (C), (A) ile (B) den biri-siyle evlenebilir. Bu câizdir.. Fakat hangisiyle evlenirse, diğeri muvakkaten kendisine haram olur. Farzedelim ki, (C) (A) ile evlendi, bu takdirde, (A), (C) nin (B) ile evlenmesine mâni teşkil eder. (A) ölecek olursa (C), (B) ile evlenebilir. Çünkü mâni zâil olmuştur.
b) Satın alınan bir malda eski aybından başka yeni bir ayıp meydana gelirse artık o malı eski aybından dolayı reddet-mek câiz olmaz. Ancak yeni ayıp kendiliğinden veya bir mü dahale ile giderilirse, o takdirde «mâni' kalktığı için memnu' avdet eder» kaidesince iadesi câiz olur.
FIKHÍ KAIDELER
YanıtlaSil405
24. BİR ZARAR KENDİ MİSLİYLE İZALE OLUNMAZ.
Zarar ne kendisinden büyük bir zararla, ne de kendisine müsavi olacak bir zararla giderilmez. Belki, kendisinden hafif bir zararla giderilmeye çalışılır.
«İki serden en hafif olanı ihtiyar olunur.>>
«Büyük zarar, hafif bir zararla giderilir.
Kaideleri bunu açıklar..
Meselâ:
a) Mevcut bir dükkânın yanında veya karşısında başka bir dükkân açılır ve bu sebeple ilk dükkânın alış-verişinde bir azal-ma ve kesad baslar da sahibi zarara girdiğini bevánla açılan dükkânın kapatılmasını isterse, bu dâva reddolunur ve ikinci dükkân kapatılmaz.
b) Açlıktan ölüm derecesine gelen bir kimse, diğerini ölümden kurtaracak kadar mevcut yiyeceğini alıp yiyemez. Çünkü zarar, kendi misliyle izâle olunmaz.
25 ZARAR-I ÂMMI DEFİ İÇİN ZARAR-I HASS İHTİYAR OLUNUR.
Bu kaide, yukarıdaki kaideyle birleşir ve onu açıklar ma-hiyettedir. Demekki, umuma zarar veren bir şey'i - şahsın za-rarına da olsa gidermek lâzımdır.
Meselâ :
a) Birinin evinin balkonu veya duvarı umuma ait yolu daraltıyor, gelip geçenlere zarar veriyorsa, onu yıkıp kaldır-- şahsın zararına da olsa - vâcibdir. mak
b) Fâhiş fiatla satılan bir mala râyiç koymak, yâni satış fiatını tahdit etmek her ne kadar satıcının zararınaysa da, umumun menfaatini dikkate almak bakımından - gerekir.
184
YanıtlaSilAKRABALIK İLİŞKİLERİ (SILA-İ RAHİM)
Adam Horasanlının söylediklerini yaptı malını bıraktığı gibi buldu.
Fakih diyor ki:
Kişi akrabalarına yakın bir yerde oturuyorsa onları ziyaret etmeli ve kendilerine hediye götürmelidir. Eğer hediye verme imkanı yoksa ziyaret uzakta oturuyorsa mektup yazarak ilişkilerini sürdürmelidir. Bu durumda etmeli ve işlerinde onlara yardımcı olmalıdır. Şayet kişi akrabalarından gitme imkânı varsa gidip ziyaret etmesi daha uygun olur.
Bil ki:
Akraba ziyaretinde on tane güzellik vardır:
1. Allah'ın rızasını kazanmak. Çünkü akrabaları ziyaret etmeyi Allah emretmiştir.
2. Akrabaları sevindirmek. Nitekim bir hadiste şöyle geçer: Amellerin en faziletlisi bir mü'mini sevindirmektir.
eder. 3. Meleklerin neselenmesi. Çünkü akraba ziyareti onları da memnun
4. Müslümanların övgüsüne mazhar olmak.
5. İblis (Şeytanı) üzüntü ve kedere boğmak.
6. Ömrün uzaması
7. Rızkının bereketlenmesi
8. Ölüleri sevindirmek. Çünkü babalar ve dedeler akraba olan çocuk-larının birbirini ziyaret etmelerinden mutluluk duyarlar.
9. Akrabalar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirmek. Çünkü bir kimsenin sevinçli veya kederli bir anında akrabalarının kendisini ziyaret edip ona yardımcı olmaları aralarındaki sevgi bağlarını güçlendirir.
10. Öldükten sonra da sevabının artarak devam etmesi. Çünkü akra-baları onun ölümden sonra iyiliklerini hatırlayıp kendisine dua edecek-lerdir.
Enes b. Malik (ra) diyor ki:
ثَلَاثَةُ نَفَرٍ فِي ظِلَّ عَرْشِ الرَّحْمَنِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاصِلُ الرَّحْمِ يُمَدُّ لَهُ فِي عُمْرِهِ وَيُوَسَّعُ لَهُ فِي قَبْرِهِ وَرِزْقِهِ وَامْرَأَةُ مَاتَ زَوْجُهَا
'Beyhaki, Şuabü'l-Iman, 7679
TENBIHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil185
وترك يتامى فتقوم هي على الايتام حتى يُغنيهمُ اللهُ أَوْ يَمُوتُوا الْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ
وَالرَّجُلُ اتَّخَذَ طَعَامًا فَدَعَا إِلَيْهِ "Üç grup insan kıyamet gününde Rahman'ın arşının gölgesinde bu lunacaklardır:
1. Akrabalarını ziyaret eden kimse. Bu kişinin ömrü uzar, kabri geniş ler ve rızkı bol ve bereketli olur.
2. Kocası ardında yetim çocuklar bırakarak ölmüş olan kadın. Bu ka-dın da yetimlerini büyütene kadar geçimlerini sağlayıp, onları yetiştirirse buna hak kazanır.
3. Bir ziyafet hazırlayıp, yetim ve yoksulları davet eden kişi."
Hz. Hasan (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Bir kimse farz namazlara giderken ve akrabalarını ziyarete giderken
attığı adımlardan Allah katında daha sevap olan hiçbir adım atmamıştır."
Denilir ki:
Beş şey vardır ki, bunlara devam eden kişinin iyilikleri çoğalıp, yüce dağlar gibi olur ve Allah bu kimsenin rızkına bolluk verir.
1. Az olsun çok olsun sadaka vermeye devam edenin.
2. Az veya çok akrabalarını ziyaret edenin.
3. Allah yolunda cihada devam eden kimsenin.
nin. 4. Sürekli abdestli bulunmaya özen gösterip, suyu da israf etmeye-
5. Ana babasına itaatte kusur etmeyen kimsenin.
En doğrusunu bilen yüce Allah'tır.
Ibn Ebi'd-dünya, Mekârimü'l-Ahlak. 245
سور القى (١١-١٢)
YanıtlaSil(تكونون) به مربوطه اسلوبك تغيري ايسه، یعنی قضیہ حملہ برینہ قصہ سرخیه تك بردی،
(تكرتون) ابله (و اذا قبل ) آراسنده برفاج جمله نك مقدر اولديغه بر اماره در تقدیر كلام، شوبله
ال کر کور بالان سویا، دکارى زمان، فتنه لى بقاء بدسوري فنه لى بقاء بند كارى زمان، فساد
ايديولى نصحت ابد بلد فكرى وقت قبول اتمر بولى. فساد با عابك دينار يكى زمانه، برنج اصلاحه
چالشیورز، دیوالی ]
و این او ایندیگی مذکر و غیر مذکر جمال ال آرامندی کی وجود ارتباط به مثال ایله ایضاح ایدیله جاکور وبه که با نام علیه می بریوله اول ایتدیگی زمان، ان اول [ سناك بويورك مني فلاکت کوتوریور ولوده از کجا دیده نیت ابدالی اوانسان و از کچم دیگی تقدیر ده، شد تله زجر و نهی الدیلر. و علیه زمانه ( عموم خلقت نفرت و تمرینه او غزارسال تادیه تهدید ای یلدیگی کی ، ابنای جنگه ظالم
اليمين اولورس ) دبیر شفقت جنسیه به ده دعوت الديار.
اگر اوانسان، سرخوشار کی عذارجی و قفا نه ایسه کندینه یا پیلان نصیحت و زجر و بهیاری مدافعه اینم که مقابله ایدر . و ا نجم مسلهم حقدر . نه سندن همه اعتراضك وار. و نه ده بنم سندن نصیحت ابردیگه
احتراجم وارد تا دیه سر کلگه با شلار.
اگر او انسان ایکی بیوزلی ،ایس بر جهتدن نصیحت اید ناری قاندير. والزامه حاليشير. دیگر جهندن این اصلاح ایدیکی بر انسانم تا دیه مالانی هم کوستر مگه دوام ایدر. و عین زمانده [ اصلاح بنم حقیقی بر صفتم اولوب، بالآخره حاصل اولمن بر صفت دگلدر تا دیه دعواسنی تأکید و تأیید ایدر
بوند به مواره اگر او انسان، مسالمنده اصرار ایاله نصیحه امری قبول ایتجزیه، آنگلا شد ایر که اون اصلاحه هیچ به هاره و هیچ بر دوا بود . بالاگز اونان فادي خلقه سرايت ايم من ايجون، ملكنك مضر وقنا اولد یعنی اعلامه اما لاز مدر که هر کس اوندن تحفظ التين . زیرا او انسان، عقلني چاليشدير مبيور شعور بنی استخدام المیور کی بود که ظاهر اولان بر شیشی حس ایده بیاین.
اشته و مالدہ کی جمله برای آراسنده کی منا ستاره دقت ایدیای سه مذکور ایران جمله لری آراسنده بولونان مناسبت حلقه لری کوزی کورونه مکدر اون آرالرنده او بله فطری بر نظام وار در که ایجاز و اختصارند به ا عن است
بالآخرة
YanıtlaSilBilahire: Sonra, souradan
Derd: flac, care
آبنای چلس
bndys eins: Aym cinsten olanlar
Fesdd: Bozukluk
غَيْرِ مَذْكُورٌ
Gayri mezkür: Zikir edil meyen
حامل
Hasıl ortaya çıkan
اعجاز
f'edz: Mucize olma, herkesi dciz bırakma
إنجاز
ifsad: Bozma
المختصار
Intisar: Kisa tutma
احتوا
İntiva: İçine alma
إيقاع
ika : Meydana getirme
الوان
İtzam: Delille cevab veremez håle getirme
إيران
fråd: Getinne, söyleme
استخدام
İstihdam: Hizmette kullanma
قَضِيَةِ حَمْلِيهِ
Kaziye-i hamliye: Yükleme dayalı hüküm
قَضِيَةِ شَرْطِيهِ
Kaziye-i şartiye: Şarta daya-lı hüküm
مربوط
Merbit: Bağlı
مَذْكُورٌ
Mezkûr: Bahsi geçen
مقابله
Mukabele: Karşılık verme
مُقدَّرْ
Mukadder: Sözün gelişinden anlaşılan
مير
Muzır: Zararlı
سلوك
Sülak: Bir yola girme
شَفْقَتِ جِنْسِيَهِ
Şefkat-i cinsiye: Kendi türü-ne şefkat etme
تغيير
Tağyir: Başkalaştırma
تأكيد
Tahaffuz: Korunma
Tekid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma
تأييد
Te'yid: Destekleme
زجر
Zecir: Yasaklama, zorlama
ye merbåttur. Uslübun tagviri ise, yas kaziver hamlive verine kaziye- sartivenin ıradı ile arasında birkaç cümlenin mukadder olduğuna bir emaredir. Takdir-ı kelim, söyle olka gerektir. "Yalan söyledikleri zaman, fitneyi ika ediyorlar Fitnevi ikä ettikleri zaman, ifsåd ediyorlar. Nasihat edildikleri vakit, kabul etmiyorlar Fesad yapmayın demldığı zaman, 'Biz ancak islaha çalışıyoruz' diyorlar."
YanıtlaSilBu dyetin ihtiva ettiği mezkür ve gayr-i mezkür cümleler arasındaki vech-i irtibat bir misal ile izah edilecektir.
Söyle ki: Bir insan tehlikeli bir yola sülük ettiği zaman, en evvel "Senin bu yolun seni feläkete götürüyor. Bu yoldan vazgeç" diye nasihat edilir. O insan vazgeçmediği takdirde, şiddetle zecir ve nehyedilır Ve aynı zamanda "Umum halkın nefret ve kahrına uğrarsın" diye tehdid edildiği gibi, "Ebnâ-yı cinsine zulmetmiş olursun" diye şefkat-i cinsiyeye de da'vet edilir
Eğer o insan, sarhoşlar gibi inâdcı ve kafasız ise, kendisine yapılan nasihat ve zecir ve nehiyleri müdifaa etmekle mukābele eder. Ve "Benim mesleğim haktır. Ne senin hakk-ı itirazın var. Ve ne de benim senin nasihatlerine ihtiyacım var." diye serkeşliğe başlar.
Eğer o insan iki yüzlü ise, bir cihetten nasihat edenleri kandırır. Ve ilzáma çalışır. Diğer cihetten de Ben ıslah edici bir insanım" diye mesleğini hak göstermeye
" devam eder. Ve aynı zamanda "Islah, benim hakiki bir sıfatım olup, bil'âhire hâsıl olmuş bir sıfat değildir" diye da'vâsını te'kid ve te'yid eder. Bundan sonra eğer o insan, mesleğinde ısrar ile nasihatleri kabul etmezse, anlaşılır ki, onun ıslahına hiçbir çare ve hiçbir deva yoktur. Yalnız onun fesidı halka sirâyet etmemek için, mesleğinin muzır ve fenă olduğunu i'lån etmek lazımdır ki, herkes ondan tahaffuz etsin. Zîrâ o insan, aklını çalıştırmıyor. şuûrunu istihdâm etmiyor ki, böyle zahir olan bir şeyi hissedebilsin.
İşte bu misåldeki cümlelerin arasındaki münasebetlere dikkat edilirse, mezkůr âyetin cümleleri arasında bulunan münasebet halkaları güzelce görünecektir. Evet, aralarında öyle fitri bir nizam vardır ki. îcâz ve ihtisârından i'câzın yüksek sesleri işıtılır.
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilbir benzeri ne Tevrat'ta, ne încil'de, ne Zebûr'da, ne de, Furkan'ın diğer süreleri arasında indirilmiştir.
O, Seb'ulmesání (Namazlarda tekrarlanan yedi Ayet) ve bana ve rilmiş olan büyük Kur'an'dır.» (147)
O, Arş altındaki bir Hazine'den indirilmiştir. (148)
Yüce Allah (Namaz sûresi olan Fâtiha'yı, kendimle kulum ara-sında yarıya böldüm.
Kulumun dilediği, onundur, ona verilecektir) buyurdu.
Kul (Elhamdü lillahi Rabbil'âlemin) dediği zaman, yüce Allah (Kulum, bana hamd etti.) buyurur.
Kul (Errahmanirrahim) dediği zaman, yüce Allah (Kulum, bana senâda bulundu.) buyurur.
Kul (Mâliki yevmiddin) dediği zaman, yüce Allah (Kulum, beni temcid etti, ululadı.) buyurur.
Kul (İyyake nåbüdü ve iyyåke nestain) dediği zaman, yüce Allah (Bu, kulumla benim aramdadır. Kulumun dilediği, onundur, ona ve rilecektir.) buyurur.
Kul (İhdinassırâtalmüstakim. Sırâtallezine en'amte aleyhim gay-rilmağdûbi aleyhim veleddållin.) dediği zaman, yüce Allah (İşte, bu da, kulumundur. Kulumun dilediği, onundur. Ona verilecektir.) bu-yurur.» (149)
Bakare ve Ål-i İmran sûrelerini öğreniniz! (150)'
Zehrâveyn'l, yâni Bakare ve Ål-i İmran sûrelerini okuyunuzi
Çünki, onlar, Kıyamet gününde iki bulut veya iki gölge veya ka-nadları gerilmiş iki fırka kuş gibi gelecekler, okuyucularını savuna-caklardır. (151)
Bakare sûresini okuyunuz!
Çünki, Onu okumak, berekettir, terk etmek ise, hasret ve neda-mettir. (152)
Evlerinizde Bakare sûresini okuyunuz!
Çünki, Şeytan, içinde Bakare sûresi okunan eve giremez!» (153)
(147) Tirmizi Sünen c. 5, m. 155-156, Hâkim Müstedrek c. 1, в. 557-558
(148) İbn-i Hace r- Metalibül'Aliye c. 3, s. 300
(149) Malik Muvatta' c. 1, s. 84-85, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, n. 285, Müs llm Sahih c. 1, s. 296 Ebû Davud Sünen c. 1, s. 217, Tirmizi Sünen e. 5, 6. 201, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1243-1244, Nesat Sünen c. 2, a. 136
(150) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 251
(151) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249, Müslim Sahih c. 1, s. 553, Dark-Sünen c. 2, s. 324, Hakim Müstedrek c. 1, s. 560-564
(152) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 249, Müslim Sahih c. 1, 8. 553, Hakim -Müstedrek c. 1, s. 564
(153) Tirmizi Sünen c. 5, s. 157, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 561
İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET
YanıtlaSil231
«Her şeyin bir Hörgücü, zirvesi vardır.
Kur'ân'ın Hörgücü ve zirvesi de, Bakare sûresidir!» (154) «Her kim, geceleyin Bakare sûresinin sonundaki iki
Ayeti okursa, anlar, ona yeterdir; (155) dirdi. «Yüce Allah, gökleri ve yeri yaratmadan iki bin yıl önce, Kitab'ı vazdı ve Ondan iki Avet indirerek Bakare süresini Onunla sona er-
Onların üç gece okunmadığı eve Şeytan yaklaşır!» (156) «Bakare sûresinin son Avetleri İsrâ gecesinde verildi. (157)
«Yüce Allah, Bakare sûresini iki Avetle bitirdi ki, bu Avetleri, ba-na Ars'ın altındaki bir Hazine'den verdi.
Bunları öğreniniz!
Kadınlarınıza ve çocuklarınıza da, öğretiniz! bunlar hem Namaz
Çünki, , , hem Kur'an, hem de, düadır.» (158) «Bana verilen bu Ayetler, benden önceki Peygamberlerden hiç bi-rine verilmemiştir!» (159)
Cebrail Aleyhisselâm (Müjde! Senden önce hiç bir Peygambere verilmeyen iki Nûr Sana verildi:
Kitabın Fâtiha'sı ile Bakare sûresinin son Ayetleri!
Bunlardan, okuyacağın her Harf'e karşılık Sana, o Harfin gerek-tirdiği sevap verilecektir.) dedi.» (160)
Fâtiha sûresinde şöyle buyrulur:
«Olanca hamd, âlemlerin Rabbı, Rahman, Rahim, Ceza gününün Sahibi Allâh'adır.
(Ey bu Sıfatlarla sıfatlı bulunan Allâh!) Ancak Sana ibådet ede-riz ve ancak Senden yardım dileriz.
tir. Bizi, doğru yola, nimete kavuşturduğun kimselerin yoluna eriş-
Ne gazaba uğramışlarınkine, ne de, sapkınlarınkine! (Amin!) (161)
(154) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 26, Tirmizi Sünen c. 5, s. 157, Darimi -Sünen c. 2, s. 321, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 561, Heysemi - Mecmauazevald c. 6, s. 311
(155) Buhari Sahih c. 6, s. 104, 111, Müslim Sahih c. 1, s. 555, Tirmizi - Sünen c. 5, s. 159, Dâremi Sünen c. 2, s. 323
(156) Tirmizi Sünen c. 5, s. 160, Dârimi Sünen c. 2, 8. 323, Heysemi - Mecma-uzzevaid c. 6, s. 312
(157) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 387
(158) Hâkim Müstedrek c. 1, s. 562
( 159) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 383, Heysemi - Mecmauzzevald c. 6, в. 312
160) Müslim Sahih c. 1, s. 554, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 558-550
( (161) Fâtiha: 1-7
210
YanıtlaSilMECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE
Ve evvelki surette âcir ücreti istiyfa edinceyedek me'cûru teslimden ve ikinci surette ecir ücreti istiyfa edinceyedek amelden imtina' edebilir. Ve iki surette dahi âcirin berveçh-i peşin ücreti mutalebe ile müstecir ifadan imtina' ederse fesh-i icareye hakkı vardır.
MADDE 469 İstiyfa-yi menfaat ile ücret lâzım olur.
Meselâ, bir mahalle gitmek üzere isticar olunan beygire rükûb ile oraya varıldıkta âciri ücrete müstehak olur.
MADDE 470 Icare-i sahihada istiyfa-yi menfaata iktidar ile dahi ücret lâzım olur.
Meselâ, bir kimse icare-i sahiha ile isticar eylediği haneyi kabz ettikten sonra sâkin olmasa bile ücret vermesi lâzım gelir.
MADDE 471 Icare-i fâsidede istiyfa-yı menfaata iktidar kâfi olmayıp hakikaten intifa' bulunmadıkça ücret lâzım olmaz.
MADDE 472 Min gayr-i akd ve bila izin bir kimse birinin malını istimal ettiği suretde muadd-ün-lil istiğlâl ise ecr-i misil lâzım olur; değilse lâzım olmaz.
Fakat mal sahibi ücret mutalebe ettikden sonra istimal ederse muadd-ün-lil istiğlâl olmasa dahi ücret itâsı lâzım gelir.
Zira bu halde istimal etmesiyle ücrete razı olmuş olur.
MADDE 478 Ücretin tâcil ve tecili hakkında akıdeyn her ne şart ederlerse ona riayet olunur.
MADDE 474 Te'cil-i bedel şart olunduğu surette ibtida âcirin me-curu teslim ve ecîrin ameli îfâ eylemesi lâzım gelip ücretin ifası ancak mukavele olunan vakt-ı tediyenin inkızasında lâzım olur.
MADDE 475 Tâcil ve tecil şartı olmaksızın akdolunan icare-i mutlakada akd-i icare gerek menâfi-i âyan üzerine olsun ve gerek amel üzerine olsun her halde ibtida âcirin me'cûru teslim ve ecîrin ameli îfâ eylemesi lazım gelir.
MADDE 476 Ücret eğer şehriyye yahut seneviyye gibi bir vakt-i muayyen ile mevkût ise lüzum-ı îfâsı ol vaktin inkızasındadır.
Meselâ, şehriyye ise ayın tamamında seneviyye ise sene hita-mında îfâ olunmak lâzım gelir.
MADDE 477 Ücretin lüzumunda me'cûrun teslimi şarttır.
Ya'ni kira, vakt-i teslimden itibaren işler.
Bu suretde âcir kabl-et-teslim mürür eden müddetin ücretini
KITAHOL ICARAT
YanıtlaSil211
alamas Ve eğer kabl-et-teslim müddet-i icare munkazi olur ise üc-retten bir seye müstehik olmaz.
MADDE 178 Me'eur ile intifa' bilkülliyye feut oldukda ücret sa-kal wine
Mesela, hamam tamire muhtaç olup da tamiri esnasında bir milddet munttal kalsa ol müddetin ücretden hissesi såkıt olur. Ke-salik değirmenin suyu kesilip de muattal kalsa suyun inkıtai vak-tinden itibaren leret såkıt olur. Fakat müstecir un öğütmekten gayi bir suretle ol değirmenin evinden intifa ettikte bedel-i icare-den ana isabet eden hisseyi vermesi lazım gelir.
MADDE 179 Bir kimse bir dükkân isticar ve kabzetmişken bir meddet adz ve itaya kesad arız olmakla san'at işlenmedi ve dük-kan kapah kaldı diye ol müddetin kirasını itadan imtina edemez.
MADDE 480 Müddet üzerine bir kayık isticar olunup da esna-уг rahta müddet münkazi olsa sáhile yanaşıncaya dek icare mümted olur. Ve müstecir fazla olan müddetin ecr-i mislini verir.
MADDE 481 Bir kimse hanesini diğer kimesneye meremmet et-mek ve bila ücret sakin olmak üzre verse ve o dahi kendi tarafından meremmet ederek bir milddet sakin olsa áriyet kabilinden olmakla masarif-i tamiriyye ol kimesneye ait olur.
Ve sahib-i hane dahi andan ol müddet için ücret namına bir-sey alamaz.
FASLI SALIS
Ücret için ecîrin mücte'cerunfih'i habs edip edememesi
hakkındadır.
MADDE 482 Terzi ve boyacı ve çamaşırcı gibi amelinde eser olan ecirin veresiye mukavele olunmamış ise ücret için yedinde müste-cerun fihi habsetmeğe selahiyyeti vardır.
Ve bu vechile habsedip de yedinde ol mal telef olsa zâmin ol-maz, fakat ücret dahi alamaz.
MADDE 183 Hammal ve mellâh gibi amelinde eser olmayan eci-rin ücret için müste cerun fihi habsetmeğe selahiyyeti yoktur.
Ve bu halde habs edip de yedinde ol mal telef olsa zâmin olur ve mal sahibi bunda muhayyer olup dilerse mahmül olarak kryme-tini tazmin ettirir ve ücretini verir ve dilerse gayri mahmûl olarak tazmin ettirip ücret vermez.
698
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
dan olsaydım.. Diyeceğinden evvel size rızk olarak verdiği. mizden (Allah yolunda) harcayın..
Halbuki Allah hiçbir kimseyi eceli gelince, asla geri bırakmaz. Allah, ne yaparsanız, hakkıyla haberdardır.)
dir. Bu Ayet-i Kerimeler, MUNAFIKUN suresinin, 9. 10. ve 11. âyetleri.
Eizlere, mala ve evlåda dalıp, Allah'ı unutmamayı emreder..
Sonra bizi, can boğaza gelmeden, iyilik ve ihsanda bulunmaya teş. vik eder. Çünkü öbür âlemde bize faydalı olacaklar bunlardır.
۲
وروى البخاري عن ابن عمر رضى الله عنهما قال : أخذ رسول الله صلى الله عليه وسلم بمنكبي ، فقال : كن في الدُّنْيا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيل ، وكان ابن عمر يقول : إِذَا أَمْسَيْتَ فَلَا تَنْتَظِرَ الصَّبَاحَ ، وَإِذَا أَصْبَحْتَ فَلَا تَنْتَظِرِ المَسَاءِ ، وَخَذْ مِنْ صِحْتِكَ لِمَرَضِكَ ، وَمِنْ حَيَاتِكَ لِمَوْتِكَ .
2) BUHARİ, İBN-İ ÖMER'den r.a. naklen rivayet ediyor:
Resûlüllah S.A. omuzumdan tuttu ve şöyle buyurdu: <>>
**
Harf sırasıyla tertib edilen bölümde geçen 893 numaralı Hadis-i Şe-rifin aynıdır. Ravisi de aynı..
وروى الشيخان عن ابن عمر أيضاً أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : ما حَقُّ أَمْرِي مُسْلِمِ لَهُ شَيْه يُوصَى فِيهِ ، يَبِيتُ لَيْلَتَيْنِ إِلَّا وَوَصِيتُهُ مَكْتُوبَةٌ عنده .
۳
3) İBN-İ ÖMER'den r.n. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet edi-yor:
- «Vasiyet edeceği bir şeyi olan müslüman kimseye gerekmez ki, iki gece -üstüste uyuya.. Vasiyetini yazılı olarak yanına -koyarsa- müstesna..>>
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil690
Harf nirasına göre tertip edilen bölümde geçen 1040 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır. Ravisi de aynı..
وروى الشيخان عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : لا يتمنين أحدكم الموت ، إِمَّا تُحْسِنَا فَلَعَلَهُ يَزْدَادُ ، وَإِمَّا مُبِينًا فَلَعَلَهُ يستعيب ، وهذا لفظ البخاري . وفي رواية المسلم : لا يتمدين أحدكم الموت ، وَلَا يَدْعُ بِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيهُ ، وَإِنَّهُ إِذَا مَاتَ أَنقَطَعَ عَمَلُهُ وَإِنَّهُ لَا يَزِيدُ المؤمن عمره إلا خيراً .
٤
4) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet ediyor:
<<>
**
Bu, BUHARI'nin rivayetidir; ki, harf sırasına göre tertib edilen bö lümde geçen 1366 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır. MÜSLİM'deki rivayet ise biraz değişik olarak şöyledir:
- «Hiçbiriniz ölümü temenni etmesin.. Ve o, kendisine gelmeden ön-ce-gelmesi için dua etmesin.. Çünkü öldüğü zaman, ameli kesilir. Halbu-ki mümine ömrü ancak hayırdır...
İman sahibieri öbür ülemde ömürlerinin uzun olmamasına hasret çekeceklerdir. Oradaki bol sevabı görecekler de ondan.. O sevablar bura-da geçen ömürle elde edilicektir.
Ravilerin menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şeriftedir..
الدرس السادس والعشرون
في الدعاء الميت والصدقة عنه والثناء عليه قال الله تعالى : والذين جاءوا مِنْ بَعْدِهِم يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلَا لِلَّذِينَ آمَنُوا ، رَبَّنَا إِنَّكَ روف رحيم .
228
YanıtlaSilendişe-i mevt
endişe-i mevt انديشة موت : ölüm korkusu, ölüm
kaygısı
endişedar اندیشه دار : endişeli, kaygılı
endişekar انديشه کار : endişeli, kaygılı
endişekarane اندیشه کارنه : endişeli şekilde,
kaygılı olarak
endişeli اندیشهلی : kaygılı
Endonezya اندونزيا : Güneydoğu Asya ile Avus-turalya kıtası arasında çok sayıda adalar-
E
dan meydana gelen bir İslâm ülkesi (başlı-ca büyük adalar Sumatra, Borneo( Kuzeyi Malezya'ya ait) ve Cava' Celebeş, Batı Gine) Endonezya İkinci Dünya Savaşına kadar Hollanda'nın sömürgesi idi (1602.1943). Bu süre içinde Portekiz, Fransa, İngiltere ve Hollanda arasında adalardan bir kısım el değiştirdi. İslam dini tüccarlar aracılığı ile Endonezya'ya 13.yy. dan itibare yayılma-ya başladı. Endonezya nüfusunun yarısını barındıran Cava adası müslüman oldu. Ca-valılar 1903 yılından itibaren sömürge ida-resinden ayrı belediye idarelerini kurdular. 1918 de Halk Meclisi kuruldu ve kanun yap-ma yetkisini üzerine aldı. Sömürge idare-sinin sona ermesi, İkinci Dünya Savaşında Japonya'nın Endonezya'ya girmesi ile baş-ladı(1943). Japonya savaşta yenik düşünce, adalarda bağımsızlık yolunda mücadele baş-ladı. Önceleri tek tek ayrılıkçı ve bağımsızlık yönünde başlayan iç savaşlar oldu. 1949 yı-lından itibaren birleşik Endonezya Cumhu-riyeti yapısı içinde birleştirilen 1958 yılında adalar Endonezya Cumhuriyeti yapısı içinde birleştirilen Endonezya'nın nüfusu 1970 li yıllarda 120 milyonu buluyordu. Nüfusun yarısı Cava adasında yaşamaktadır. Endo-nezya'da nüfusun çoğunluğu Müslümandır. Bazı yerde Hristiyan ve putlara tapan halk yaşamaktadır. Endonezya'nın başkenti Ca-karta, Cava adasındadır
Endülüs اندلس : Güney İspanya bölgesi. (halife
Hz. Ömer zamanında Mısır, Kuzey Afrikada Bingazi ve Trablusgarb ve Halife Hz. Osman devrinde de Tunus fethedilmişti. Miladi 711 (hicri 92) yılında İslâm ordusu Tarık bin Zi-yad'ın komutası altında İspanyaya geçerek Endülüsü fethetti. Burada kurulan Endülüs Emevî Devleti, Mi. 1031 yılına kadar hüküm sürmüştür. Müslümanlar burada ilim, s ve ekonomide çok üstün bir medeniy dular. Avrupa, bu medeniyetten önemli ölçü
dize imext
YanıtlaSil228
enih etmes
de etkilemiştir.
ene "ben", insanın benligi
onel abid أن العبيد "ben kulum" (lahi ente Rabbi ve enel alsd) "Allah'ım! Sen benim Rabbansin, ben ise Senin kulunum
enerji انرژی : gu, kuvvet
enerjik ارزیات : guchi, kuvvetli
Enes nes ibn Malik) Hicretten itiba ren on val Ha. Peygamberin (a.s.m) hizme tinde bulunmuştur 2630 hadis nakletmiştir. Hicri 92 (Mi. 711) veya 94 (Mi. 713) yılında yuz yaşında ölmüştür. O, son olen sahabedir (ra)
enfa daha faydalı, çok faydalı
enfal: savaşta düşmandan alınan mallar
enfali ganimet انقال ادیست : ganimet malları, savaşta düşmanlardan alınan mallar
enfas انفاس : nefesler, soluklar,canlar, dualar; cevherler
enfas- ma dude-i hayat أنفاس محدودة حيات haya tın sayılı nefesleri
enfas Rahman أنفاس رحمن :)mec.) merhamet sahibi olan Allah'ın (c.c.) Kur'an'daki sözle rinde bulunan mana incelikleri
enfüs : nesler, canlar, ruhlar, varlıkların "kendi "leri, "ben leri, benlikleri
enfusi (ye( انسب : kişinin iç dünyasına ait, şah-si (kişisel, sübjektif, özel)
Engizisyon انگیزیسیون Ortada Katolik Kilisesi ve Katolik krallar tarafından kuru-lan, Katolik inançlarına aykırı davrananları ateşte yakma, işkence gibi ağır cezalar veren özel mahkeme. Bu tür mahkemeler 12.yy-15. yy arasında çok aşırı ve acımasız olmuşlardır. Daha sonraki yüzyıllarda bu mahkemeler za man zaman yeniden kurulmuş ve 19. yy baş larında tamamen kaldırılmıştır
engizisyonane انگیزیسیونانه : engizisyon tarzın
da
enhar آنهار : nehirler, büyük akarsular
enhar kevser أنهار كوثر : kevser nehirleri, kev
ser suları (bak. kevser)
enhar Nur انهار نور : Nur nehirleri (Risale-i Nur kitapları)
enin (actve szı ile) inleme, inleyiş, inilti
eninat البنات : eninler, iniltiler, inlemeler
enin etmek الين ايتمك : inlemek
229
YanıtlaSilinleyen
enva' hevam ve haşerat
enis: dost, arkadaş
katkıntı, yıkılan şeyin kalıntıse
enka maddiye انقاضی مادیهmaddienkar, arta kalan maddeler
enkar medeniyet النقاطی بلیت : medeniyetten kalan eserler ve zenginlikler
enmuzec المرج : ornek, misal, model, numu-
ne
enmurec-i kemal المجملunluk örneği
ensal سال : nesiller soylar
ensali ati (ye( أنسال آب : gelecek nesiller
ensar أنصار : yardımcılar, savunucular, Mek-ke'den Medine'ye hicret (göç) eden Peygam-berimiz Hz. Muhammed'e (asm.) ve göçmen olarak gelen sahabilerine her bakımdan yar-dımcı olan ve her zaman onların yanında yer alan Medine'li müslümanlar, Medine'li saha-beler
enseb أنسب : en münasib, en uygun, çok uy-gun
enstitü انستيتو : Lilim ve araştırma kuruluşu 2 meslek eğitimi yapan bazı okullara verilen ad
entari آنتاری : kollu ve ayak bileklerine yakla-şan uzunlukta, tek parçalı elbise
ente انت : )Arapça) sen
entel Baki أنت الباقي ya Rabbi, baki (ölümsüz ve ebedi) olan sensin
entrika أنتريه : hile, tuzak, dolap, düzen, kötü niyetli gizli çalışma ve hazırlık
entrikaci انتريه جي : entrika çeviren, düzenci, turakçı, hileci
entrikalı انتريه لى : hileli aldatmacalı, dalave-reli, desiseli
enva انواع : neviler, türler, çeşitler, çeşitli var-lık grupları
enva - acaib أنواع عجائب : hayret verici çeşitli türden varlıklar
enva: alem أنواع عالم : dünyada ve käinattaki çeşitli varlık türleri
enva - cemal أنواع جمال : güzelliğin her çeşiti
enva-i cevahir أنواع جواهر : mücevherlerin her çeşidi
eva - cilve أنواع جلوه : )iş ve eserlerle) kendini belli etmenin her türlüsü
enva dalalet انواع صلات : sapıtmanın doğru yoldan ayrılışın) her türlüsü
envaderecat أنواع درجات : çeşitli dereceler
enva-cünud انواع جود: orduların her çeşidi
enva ehli dalalet انواع أهل صلات : sapitmaya düşenlerin (doğru yoldan sapanların) her türlüsü
enva ehli şirk أنواع أهل شود : sirk koşanların (Allah'tan (c.c.) başka varlıkları tanrı edinen-lerin) her çeşidi
enva'-i ehl-i şirk ve küfr ve dalalet أنواع أهل شرك و کفر و حلالت : )enva'-i ehl-i şirk ve enva'-1 ehl-i küfr ve enva'-ı ehl-i dalalet) Allah'a (c.c.) or-tak koşanların (ehl-i şirkin) ve inkarcıların (ehl-i küfrün) ve Allah'ın (c.c.) gösterdiği doğru yoldan sapanların (ehl-i dalaletin) her çeşidi
enverzak أنواع أرزاق : besin maddelerinin her çeşidi, yiyecek ve içeçeklerin her türlüsü
enva eşya أنواع أشياء: herseyin her çeşidi, varlıkların her çeşidi
enva- ezhar أنواع أزهار : ciceklerin her türlüsü
envahacat أنواع حاجات : ihtiyaçların her çe şidi
enva hacet 1: أنواع حاجت.eşitli ihtiyaç 2.tür-lü türlü ihtiyaç 3 ihtiyacın her türlüsü
envahakaik أنواع حقائق : hakikatlerin (gerçek-lerin) her çeşidi
enva harekat أنواع حرکات : çeşitli hareketler
enva hasir أنواع حشر : yeniden diriliş ve bir anda toplanışın her çeşidi
enva'-ı haşir ve nesir أنواع حشر و نشر : hasir ve neşrin her türlüsü, öldükten sonra yeniden dirilişin ve önceki hayatta (dünyada) herke-sin neler yaptığının kayıtlarının ortaya çıkı-şının çeşitli örnekleri
enva havass أنواع حواس : duyguların her çeşidi
enva'- havass ve cihazat أنواع حواس و جهازات : şitli duygular (havass) ve organlar, yetenek-ler gibi donanımlar (cihazat(
enva-hayat أنواع حیات : hayatın her çeşidi (bitkilerin, hayvanların, insanların, cinlerin, meleklerin, vs hayatı)
enva-hayvanat أنواع حيوانات: hayvanların her çeşidi
enva'-i hevam ve haserat أنواع هوام و حشرات : bo ceklerin (hevam) ve zararlı küçük hayvanla-rın (haşerat) her çeşidi
148/Had
YanıtlaSilResulallah (şehadet ederim ki Allah'tan ba ilâh yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed lah'ın elçisidir)" yazılıdır.
Sonra, Rab Teâlâ der: “Ağırlığını (yani am lerinin ağırlığını) hazırla!"
Kul sorar: "Ey Rabbim! Bu defterlerin yan daki bu etiket de ne?"
Rab Teâlâ der: "Sana zulmedilmeyecek!"
Hemen defterler mizanın bir kefesine kon etiket de diğer kefesine. Tartılırlar. Sonunda a terler hafif kalır, etiket ağır basar. Esasen lah'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 50
***
Sırat köprüsü
Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Üç yerde hiç kimse kimseyi hatırlamaz:
(1) Amellerin tartıldığı mizan yanında, iyil kefesi hafif mi, ağır mı geldiğini öğrenince kadar.
(2) Amel defterleri dağıtılıp, "İşte kitabımı ok yun" denildiği zaman. Amel defterinin sağ mi, soluna mı düşeceğini veya arkasından mi ve rileceğini bilinceye kadar.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-1552-Turgut Reisin Ponza Zaferi.
1634-IV. Murad, içki yasağı ilan ederek meyhaneleri yıktırdı.
1858-ABD ile Avrupa arasında ilk transatlantik kablo çekildi.
1965-Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Şamlı Hafız Tevfik vefat etti.
5
PAZARTESİ MONDAY
AĞUSTOS AUGUST
BİR AYET
Biz İyilik eden ve güzelce kullukta bulunanlara fazlasıyla mükafat vereceğiz.
Bakara Suresi: 58
BİR HADİS
Başkalarının işlerinin görülmesinde aracı olun ki, sevap kazanasınız.
İbni Asakir
Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın mühim, hakikatlı bir âlimi olabilir.
buldum."
YanıtlaSilyakin d küçük bir kızım vardı. su yhissalatü Vesselâm ona acıdı. Ona d dedi: "Gel, oraya gidecer Resul-l cul-i Ekrem Aley! di. Dedi: "Benim Bir adam. Reamk Ekrem (asm) o ölmüş kızı çağırdım ye validenin yanına gelmeyi arzu eder misin?" O dedi: urun! Emredin" dedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalatú Vesselam fer-
TARİHTE BUGÜN
-711-Tarık Bin Ziyad'ın ordusunun İspanya'yı fethi.
-1950-Kore'de komünistlere karşı savaşmak üzere 4500 kişilik bir Türk Tugayı BM'nin emrine verildi. Gidenler arasında Bediüzzamanın talebesi Bayram Yüksel de vardı.
1986 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hulusî Yahyagil vefat etti.
TEMMUZ
25
CUMA
30
1447
MUHARREM
RUMI: 12 TEMMUZ 1441 HIZIR: 81
BİR AYET
Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah'a iman etmişseniz, eğer Ona teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece Ona tevekkül edin.
(Yunus: 84)
BİR HADİS
Eğer siz gereği gibi Allah'a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp, akşam doymuş bir şekilde dönen kuşların rızıklandırıldığı gibi sizler de rızıklandırılırsınız. Tirmizî
Ecel birdir, tagayyür etmez. Emirdağ Lahikası
Ahiret Hayatı/149
YanıtlaSilCebennemin üzerine kurulduğunda Sirat Sarahn etrafında birçok çengeller ve di-bulunmaktadır. Allah kullarından dile-rani bunlarla durdurur. Buradan kurtulup mayacağını öğreninceye kadar.
Müsned, 6: 101.
...
Abbastan (ra) rivayetle:
ile abid (çok ibadet eden] Sırat köprü-bir araya geldiklerinde abide, "Cennete gir n ibadetler sayesinde nimetlerinden is-Afet denilir. Alime de. "Burada bekle ve is-bimse için sefaat et. Çünkü sen kime se-dersen kabul edilir" denir. Bunun üzerine amberler gibi şefaat makamına geçer.
Deylemi'nin Müsnedü'l-Firdevs'inden.
...
burrahman rivayet ediyor:
timden bir adam gördüm ki, Sırat Köp-sürünerek ve emekliyerek yol almaya rak ayağa kaldırdı. Böylece Sıratı geçti. du Bana getirdiği salavatlar geldi, elin-
Taberani'nin Kebir'inden.
brahim bin Edhem, henüz sultan iken bir gün ava çıkmıştı. Bir ceylânın arkasından koştu. Hayli uzaklaştı. Tam ceylânı köşeye sıkıştırmıştı ki, o nârin ve güzel hayvan hâl lisânıyla;
YanıtlaSil-Ey Ibrahim! Sen bunun için yaratılmadın. Allah seni, beni av-Jaman için mi yoktan var etti? Hem beni avlasan ne kazana-caksın? Bir cana kıymaktan başka ne elde edeceksin?" dedi.
Ibrahim bin Edhem, bu sözleri duyunca, yüreğine öyle bir kor düştü ki, o anda kendisini atından yere attı. Sahrâlara doğru koşma-ya başladı. Bir müddet sonra etrafına baktığında, kocaman sahrâda bir çobandan başkasını göremedi. Hemen yanına
gidip yalvardı:
*-Ne olursun, şu üzerimdeki mücevherleri, padişahlık elbiselerimi ve silâhlarımı benden al da senin giydiğin abayı bana ver! Kimseye de bir şey söyleme!" dedi.
Çobanın şaşkın bakışları arasında abayı giydi ve gözden kayboldu. Sultan Ibrahim bin Edhem, tâc u tahtı terk edip, derviş İbra-him bin Edhem Hazretleri oldu.
Tasavvuf için tâc u tahtı terk et-mek şart değildir. Ömer bin Abdülaziz ve Sultan Fatih gibi zâtları ise, onların ter-biyeleriyle meşgul olan eh-lullah hazerâtı, vazifeyi terk ettirmeden irşad etmiştir.
Bu, şahıstan şahsa değişen bir terbiye metodu meselesidir.
TIEN GUNÜMÜZE DAVET KERBERLERİ
YanıtlaSilNEREDE ARANIR?
Bir gece yarısıydı. İb-rahim bin Edhem, tahtının üzerinde uyuyakalmış ola-rak yatmaktaydı.
Birden sarayının damında müthiş
bir gürültü-patırtı çıktı. Yüksek sesle bağrışıp çağrışmalar gittikçe çoğaldı ve en nihayet sultanı uyandırdı.
haykırdı:
Sultan İbrahim bin Edhem, hızla yerinden doğrularak dama doğru
"-Kim var orada?! Gecenin bu saatinde damda ne yapıyorsunuz?!!"
Derinden bir cevap geldi:
"-Kaybolan devemizi arıyoruz sultanım!"
İbrahim bin Edhem hiddetle seslendi:
"-Damda deve aranır mı bre ahmaklar?!!"
Bu seferki cevap çok mânidar ve irşad niteliğindeydi:
"-Ey Ibrahim bin Edhem! Sen damda deve aranmayacağını biliyor-sun da; sırtındaki ipekli elbiseler, başındaki taç, elindeki kırbaç ve oturduğun tahtla Hakk'ı arayıp bulamayacağını bilmiyor musun?!!"
lece atılmış oldu. İbrahim bin Edhem'in gönlünde mâneviyâtın ilk kıvılcımı böy
İBRAHİM BİN EDHEM
YanıtlaSilHAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER
"İlâhî muhabbetteki vecd, lezzet ve istiğrâkımız müşahhas bir şey olsaydı;
krallar onu alabilmek için bütün hazinelerini de krallıklarını da fedâ ederlerdi."
MALIK BIN DINAR BAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER
YanıtlaSilDÜNYA YÜKÜ
Rasra'da bir yangın çıkmıştı. Mâlik Haz-retleri asasını ve nalınlarını alarak yüksek bir yere çıktı, oradan şehre baktı. Halk meşakkat içindeydi, kimi yanıyor, kimi kaçıyor, kimi de eşyasını kurtarmaya çalışıyordu. Bu manzarayı, mahşere benzeten Malik bin Dinar şöyle dedi: -Yükü hafif olanlar kurtuldu, ağır olanlar mahvoldu!" (Feridüddin Attår, Tezkire, 83)
SON NEFESTE...
Bir hastanın yanındaydım. Baktım eceli yakın, ke-lime-i şahadet getirmesini teklif ettim, ama ne kadar gayret ettiysem de getirmedi. Durmadan;
"-On, on bir!" diyordu. Sonra;
"-Ey Üstad, önümde ateşten bir dağ var! Ne zaman kelime-i şaha-det getirmeye niyet etsem bu ateş bana hücum ediyor." dedi. Tanıyanlara bu kişinin üzerine mesleğini sordum. Dediler ki: Malını ribaya verir, faizini yer, Ölçü ve tartıda hile yapardı. (Feridüddin Attår, Tezkire, 83)
EN KÖTÜ ŞEY
Malik bin Dinar Hazretleri şöyle der:
Bir gün Hasan-1 Basri Hazretleri'ne sordum:
-Dünyada en kötü şey nedir?"
Hasan-1 Basri;
*-Gönlün ölmesidir." buyurdu.
* -Gönül neden ölür?" diye sordum.
-Dünyayı sevmekten (yani dünyanın gelgeç sevdalarına ve nefsâníarzularına râm olmaktan)." buyurdu.
377
İKİ DÜNYA SEVİNCİ
YanıtlaSilŞu iki şey hariç dünyada safa kalmadı:
Birincisi: Kardeşlerle karşılaşmak ve
onlarla sohbet etmek.
İkincisi: Teheccüd namazına kalkmak ve o feyizli vakitte doya doya
zikir ve Kur'an ile meşgul olmak.
Sålih kulların güzel kıssaları, âdetâ cennet hediyeleridir.
KALBİ KIRIKLAR
Malik bin Dinar'ın şu rivâyeti de oldukça mânidardır:
"Musa Cenab-ı Hakk'a bir
ilticâsında;
<<<-Ya Rabbi! Sen'i nerede arayayım!» dedi.
Allah Teålå buyurdu ki:
<<-Ben'i, kalbi kırıkların yanında ara!»" (Ebû Nuaym, Hilye, II, 364)
MÜSBETİ GÖRMEK
Malik bin Dinar şöyle anlatır:
Hazret-i Isa havârileriyle giderken bir köpek ölüsüne rastladılar. Havâriler;
"-Ne kadar da kötü kokuyor!" dediler.
Hazret-i Isa ise;
"-Dişleri ne kadar da beyaz!" buyurdu. (Ebû Nuaym, Hilye, II, 382)
tarafını görmek lazımdır.
Daimå her işte müsbet tarafı görmelidir. Bardağın boş değil dolu
MALİK BİN DİNAR HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER
YanıtlaSil"Allah Teâlâ bir kalbi, kendisinden hayayı gidermekle cezalandırdığı kadar hiçbir şeyle cezalandırmamıştır."
askerî, istihbari bir teşkilat kuran bir örgüt vardır. Maalesef dinî hassasiyetler ve Türkiye'deki aşırı laiklik uygulamaları bu yapının deşifresini önlemiştir.
YanıtlaSilFETÖ konusunda anlamamız gereken en temel mesele karşı-mızda dinî bir grup olmadığıdır. Örgüt uzun yıllar askerî, istihbari, sivil, ekonomik ve politik bir güç yığmış ve bu gücü 15 Temmuz'da aleni bir saldırıya dönüştürmüş-tür. 15 Temmuz örgütün örtük gü-cünün alenileşmesinin miladıdır ama sonu değildir. Çünkü hibrit savaşlar konvansiyonel savaşlar-dan daha uzun süreli olacaktır. Konvansiyonel savaşlarda düş-man merkezi açık ve bellidir. Ora-ya yönelik saldırılarla düşman merkezi çökertilerek savaş sona erdirilebilir. Oysa hibrit savaşlar-da düşman merkezi belli olmadı-ğından düşmanı yok etmek ya da haj hir anlaşmaya zorlamak
1
1
C
Allah Teala Cennet ehlini Cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya herbiri, yaratıldığından sona ereceği güne kadar ki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Saidil Hudri (r.a.)
Sayfa: 30 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek)
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 340 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Her sebeb ve neseb kıyamet günü kesilecek. Benim sebebim ve nesebim müstesna.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 340 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
HADİSLERDEN SEÇMELER
YanıtlaSilİlim
İlim İslâm'ın hayatıdır, imanın direğidir. Bir ilmi öğrenene Allah, eksiksiz mükâfat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini öğretir.
Hadis-i Şerif
Hak ve hakikat inhisar altına alınmaz
YanıtlaSilEhli dünya diyorlar ki: "Bize ahkâm-ı diniyeyi ve haka-İslamiyeyi talim edecek resmî bir dairemiz var. Sen ne lähiyetle neşriyat-ı diniye yapıyorsun? Sen madem nefye mahkûmsun; bu işlere karışmaya hakkın yok."
Elcevap: Hak ve hakikat inhisar altına alınmaz. İman ve Kur'ân nasıl inhisar altına alınabilir? Siz dünyanızın usulünü, Janununu inhisar altına alabilirsiniz. Fakat hakaik-ı imaniye ve esasat-ı Kur'âniye, resmî bir şekilde ve ücret mukabilinde, dünya muamelâtı suretine sokulmaz. Belki bir mevhibe-i İlâ-hiye olan o esrar, halis bir niyetle ve dünyadan ve huzuzat-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir.
Mektubat, On Altıncı Mektub, s. 86
Herbiriniz vârisim ve Nurların muhafızıdır
Aziz, sıddık kardeşlerim!
..Her birinizi derecesine göre birer Said ve birer vârisim ve benim yerimde Nurların birer bekçi muhafızı olarak manevî bir hatıraya binaen kabul ettiğimi haber verdiğim gibi, şim-di de size beyan ediyorum. Madem haddimden çok ziyade
dini kurallar: dini
hükümler.
ehl-l dünya: sadece dünya on yaşayanlar.
esasat-i Kur'âniye:
Kur'ân'in esaslan
hakaik-ı İslâmiye: İslâmi hakikatler.
halis: saf, temiz.
huzuzat-ı nefsaniye: nef-
sin hoşuna giden
işlemler.
nefiy: sürgün.
neşriyat-ı dini
Risale-i Nur Külliyatından
YanıtlaSilBediüzzaman Cevap Veriyor
Bediüzzaman SAİD NURSI
YENİ ASYA
Takdim...
YanıtlaSilBediüzzaman Said Nursî kimdir?
I. BÖLÜM:
RİSALE-İ NUR NEDİR, NASIL BİR TEFSİRDİR?
Tefsir iki kısımdır.
Risale-i Nur Kur'ân'ın i'cazını gösteren manevî bir tefsirdir.
Risale-i Nur, şu zamanın yaralarına devâdır
Risale-i Nur'daki tesir ve kuvvetin sırrı nedir?
Risale-i Nur'un diğer ulema ve evliyanın eserlerinden farkı
Risale-i Nur neden iman üzerinde çok duruyor?
"Risale-i Nur Kur'ân'ın malıdır" ne demektir?
II. BÖLÜM: RİSALE-İ NUR'UN MESLEĞİ, HEDEFİ VE PROGRAMI
Mesleğimiz tarikat değil, hakikattir.
Mesleğimiz Sahabe mesleğinin bir cilvesidir.
Öyle bir cemaatimiz var ki, mensubu bütün mü'minler.
Hedefimiz ve programımız..
III. BÖLÜM:
RİSALE-İ NUR, NUR TALEBELERİ VE SİYASET
Nur Talebeleri siyasete ve idareye karışmaz
Nurcular emniyet ve asayişin muhafızıdır.
"Neden siyasetli cemaatlerle hiçbir alâka kurmuyorsun?"
Kur'ân bizi siyasetten men etmiş.
Nur'un her taifede müştakları var
Bediüzzaman neden "Euzü billahi mine'ş-şeytani ve's-siyaseti" dedi? F
6 BediüZZAMAN CEVAP VERİYOR
YanıtlaSilBediüzzaman'ın otuz beş sene sonra siyasete bakmasının sebebi....54
Siyasete bakmamıza mecburiyet-i kat'iye olduğu zaman.
55
"Onlarla dostuz ve kardeşiz, fakat siyaset noktasında değil...".
56
Nurcular ile İhvan-ı Müslimîn arasındaki farklar.
.57
IV. BÖLÜM: 31 MART HADİSESİ, MEŞRUTİYET VE BEDİÜZZAMAN
"İhtilalcilerin isteyişi gibi değil!" .65 "İki Mekteb-i Musibet Şehadetnamesi yahut Divan-ı Harb-i Örfî ve
Said Nursî" adlı eserden parçalar.
66
Meşrutiyet; hakikî adalet ve meşveret-i şer'iyeden ibarettir 70
Şeriat âleme gelmiş, tâ istibdadı mahvetsin. 71
Peygambere tabi olmayıp zulmeden, padişah da olsa hayduttur.....72
Meşrutiyeti Şeriat namına alkışladım 73
"Dahil olduğum İttihad-ı Muhammedî'nin (asm) tarifi".. 76
"Otuz Bir Mart'ta, rast geldiklerime karışmamayı tavsiye ettim"
81
Asker neferatı siyasete karışmaz. 83
"Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk etmedim; o şefkatli sultana boyun eğmedim" 85
İsmi meşrutiyet, manası istibdad olan; İttihat ve Terakki ismini de 88
lekedar eden 96
Gazetelerde neşrettiğim umum makalâtımda musırrım
ne dair bir değerlendirmesi 99 İki Nur Talebesinin, Bediüzzaman'ın II. Abdülhamid'le ilgili kanaatleri-
V. BÖLÜM: BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, MİLLİ MÜCADELE VE BEDİÜZZAMAN
Bediüzzaman Said Nursî'nin Gönüllü Alay Kumandanı Olarak Vatan
ve Millete Fedakârâne Hizmetleri Ermenileri hayran bırakan ahlâk. 105
İngiliz işgali altındaki İstanbul'da tesirli hizmet.
106
Ankara hükümetinin Bediüzzaman'ı daveti.
113
"Şu inkılâb-ı azimin temel taşları sağlam ge
114
115
BEDİÜZZAMAN CEVAP VERİYOR \
YanıtlaSilDoğuda ırkçılığı ortadan kaldırıp, birliği sağlayacak bir üniversite teklifi..
118
"Milli Mücadele'ye hizmetimi Ankara bildi ki çağırdı”.
125
12
12
VI. BÖLÜM: CUMHURİYET VE BEDİÜZZAMAN
Cumhuriyet ki, adâlet ve meşveret ve kanunda inhisâr-ı kuvvetten ibârettir
Dindar bir Cumhuriyetçi olduğumu, tarihçe-i hayatım ispat eder.
Laik Cumhuriyet dinsizlere ilişmediği gibi, dindarlara da ilişmez... 12
Laiklik dini reddetmek ve dinsiz olmak demek değildir.
Hakim ve mahkeme tarafgirlik şaibesinden müberra olmalı
Adalet müessesesi hiçbir cereyana kapılmaz 13
Adalete hislerini karıştıranlar zulmederler 13
Adalet-i mahza ile adalet-i izafiye.
12
13
13
"Birisinin hatasıyla onun çoluk çocuğu, yakınları mesul olmaz".... 13
VII. BÖLÜM
BEDİÜZZAMAN VE MİLLİYETÇİLİK
Hakiki milliyetimiz İslâmiyettir.
15
Ben her şeyden evvel Müslümanım. 1-
Fikr-i milliyet iki kısımdır. 1
Müsbet fikr-i milliyet, İslâmiyete hâdim olmalı
1
Cây-ı Dikkat Bir Hal
1
Asya akvamını intibaha getirecek, din ve kalptir.
1
Hakikî unsuriyete değil; belki dil, din, vatan münasebatına bakılmalı..1
Eğer şu milleti ciddî severseniz, öyle bir hamiyet taşıyınız ki.....
1
Diyorlar ki: "Said, Kürt'tür, neden bu kadar arkasına düşüyorsunuz?". 1
VIII. BÖLÜM: RİSALE-İ NUR VE GAYBİ İŞARETLER
Keramet ve ikram nedir, farkları var mıdır? Ebced ve cifir ilminin bir balrilatiu
8 BediüzzAMAN CEVAP VERİYOR
YanıtlaSilKur'an Risale-i Nur'a işaret etmiş mi?
Hz. Ali (ra), Abdülkadir-i Geylânî ve İmam-ı Rabbani Bediüzzaman geleceğini haber vermiş mi?.
"Kalbe ihtar edildi ve yazdırıldı" ne demektir?
181
IX. BÖLÜM:
19
KIYAMET ALÂMETLERİ, MEHDİ VE DECCAL
Kıyamet alametleriyle ilgili hadislerin sıhhati nedir ve bu rivayetleri nasıl anlamalı?. 201
Mehdi ve Deccal hakkındaki rivayetlerin farklı olması nedendir? ..214
Hz. İsa'nın (as) nüzülü , Mehdi ve Süfyan hakkındaki hadisler.......219 Risale-i Nur, o hadislerin tevilini Kur'ân'ın feyziyle göstermiş.......222
Mehdi geldiği zaman âlemi nasıl ıslah edecek? 224
Risale-i Nur mehdiyet vazifesi mi yapıyor?. 229
Bediüzzaman, talebelerinin hüsn-ü zanlarını ve verdikleri makamlan
neden kabul etmedi? 234
X. BÖLÜM:
RİSALE-İ NUR'UN DİLİ, NEŞRİYATI VE VÂRİSLİK MESELESİ
Hak ve hakikat inhisar altına alınmaz. 243
Herbiriniz varisim ve Nurların muhafızıdır. 243
Nur Talebesi, Risale-i Nur'a kendi malı ve telifi gibi sahip çıkar....244
Nur Talebelerinin neşriyatta vazifeleri: Şerh, izah, tanzim, tekmil,
tahşiye, talim, telif, tertip, tefsir, tashih... 245
Risale-i Nur'un dili ve sadeleştirme meselesi Müellife mahsus 246 247
tarz-ı beyan aynen hifzedilmeli Risale-i Nur'a lügat konur ve kenarlarına haşiyeler yazılabilir mi?
Mehmed Akif Ersoy: "Victor Hugo'lar, Shakespeare'ler Bediüzzaman bir talebesi
olabilirler" Bediüzzaman'ın edebi cephesi 250 251
Edebiyat satılmıyor, Kur'ân'dan nurlar gösteriliyor. 252
Risale-i Nur'un kelimeleri öyle i'cazdarang hantu Kur'ân-ı Arabi'den Tül
BediüZZAMAN CEVAP VERİYOR
YanıtlaSilXI. BÖLÜM: MUHTELİF İTİRAZLARA CEVAPLAR
"Bedî, Allah'ın ismi değil mi? Bu isim, bir insana verilebilir
biz?"..2
"Bediüzzaman" lâkabı övünmeyi ima etmiyor mu?"
2
Sakal ve Cuma meselesi.
2
"Bediüzzaman sünnete muhalif olarak neden evlenmedi?" 2
Bediüzzaman neden hediye ve sadaka kabul etmiyordu?
2
Bediüzzaman ne ile yaşıyordu, çalışmadan nasıl geçiniyordu?
2
Bazı hocaların Risale-i Nur'a uzak durması nedendir?
2
Hizb-i Kur'ânî hakkında.
2
Cevşen hakkında
2
Celcelutiye hakkında
2
XII. BÖLÜM:
HATA-SAVAB CETVELİ
Hata-Savab Cetveli
3
Hata-Savab Cetvelinin Zeylidir
Bazı gazetelerin Nur Talebeleri hakkındaki asılsız neşriyatlarına
cevaptır
3
Totaliter Rejim, gerçeklere tahammül edemiyor
YanıtlaSilMustafa Kemalin uydurma secereleri
Dr. Alparslan Yasa
Kazım Kara-bekir Pa-şa'nın ama-i resmî ders Citablarında
...dünden devam...
Kemalizmin ve Kemalist Resmî Târihin iflâsının tescili: "Mutlak Şef", Karabekir Paşa'nın kitabını yaktırıyor!
M USTAFA Kemal, "Her halde muhte rem paşa; neşrettik-leri 'Şarkılı ibret eseri yerine İstiklâl harbinin bir kaç safhasını vatan çocuklarına öğretecek başka bir eser hediye et-selerdi; tarih ve hakikat namına daha büyük bir hizmet görmüş, ef-kän umumiyenin kendi hakların-da, milli mücadeledeki hizmet ve tesirleri hakkında kafaloud
(Sankamış'ta Varlık gazetesi'nde 25 Ağustos 1921 ilà 17 Temmuz 1922 tärihlerinde tefrika edilmiş tir), Erkänıharbiye Vazifeleri Hak-kında (Sarıkamış, 1922), Erkânı-harbiye Vezäifinden İstihbärät (Is tanbul, 1923), Sanayi Projeleri (An-kara, 1923), İktisad Esaslarımız (İz-mir, 1923), Tâlim ve Terbiye Hak-kında Anahtarlar (Ankara, 1923) gibi... (Yakar 2007: 18-19)
O, Mustafa Kemal'in meydan okumasına lüzüm kalmadan, tam da o sıralarda, İstiklal Harbi hak-kında bir eser hazırlamıştı ve ki-tab baskıdaydı: Türkün Ulu Tarihi-ne Büyük Hörmetlerimle: İstiklal Harbimizin Esasları: Yanlış Bilgi
Omur'un (1898-1974) kalemin den öğreniyoruz. Onun tam metin hälinde iktibās ettiğiniz izahatı, kitabın yine onun tarafından 1951'de yapılan ikinci baskısının (İstanbul: Sinan Matbaası, 1951, 192 s.) son sayfalarında (190-192) mündericdir:
Sinan Omur, -kendi matbaasında basılan-Karabekir'in kitabının nasıl yakıldığını anlatıyor
"Bu kitabı nasıl neşrettim ve nasıl imha edildi?
"932 senesinde Feridun Fahri 'Kandemir' tarafından yazılan ve
Günün sözü
YanıtlaSil:
Kuantum Özge der ki:
"Sanma ki yaptıkların karşına çıkmaz."
İLMİN ŞEREFİ
YanıtlaSilEn iyi marka cre
Karakter
Sami GÖKSÜN
Peki, şeytanın dokuz dişli bir ördeğin kumundan Tarbawn'ı yaratmasının sebebi nedir?
Cenab- Hak
insana ilmiyle ameli sayesinde yüksek değer vermektedir ve bu hususta
da şöyle buyurmaktadır:
"Kime hikmet verilmiş ise ona çok hayır verilmiş demektir."
(el-Bakara, 269)
Bilindiği üzere; İslamda ilk vaş, Bedir Gazvesi'dir. Bu har bi müslümanlar kazanmıştır. Zafe-rin sonunda esirler de alınmıştır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem-; ashabıyla istişare et tikten sonra, esirlerin fidye kar-şılığında serbest bırakılmalarını emretmiştir. Ancak fidye verecek durumda olmayanlardan her biri nin, on müslüman çocuğa okuma-yazma öğretmeleri halinde onların da serbest kalacağını bildirmiştir. Zeyd bin Sabit -radıyallahu anh, bu şekilde okuma-yazma öğrenen lerdendir.
Bu hadise, Peygamber Efendi miz'in okuma-yazmaya ve ilme ne kadar ehemmiyet verdiğini göster-mektedir. Efendimiz'in şu sözü de bunu te'yid etmektedir:
"Hikmet ve ilim mü'minin yitik malıdır, onu nerede bulursa alır." (Tirmizi, İlim)
Peygamber Efendimiz'in bizzat uygulaması ve bu hadisi; ilim öğ-
sareekinvamanvas ve cin siyetin önemli olmadığını göster-mektedir.
İlmin önemine binäen; Cenab-1 Hak Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyur-maktadır:
"Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir aşılanmış yumurta-dan yarattı. Oku; insana bilme-diklerini belleten, (kalemle) yaz-mayı öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir." (el Alak, 1-5)
Bu ayetler Kur'an'ın ilk nåzil olan åyetleridir. Peygamberimiz Hira Mağarası'nda iken nazil ol-muştur.
Evet Evet bu åyetler;
läh'ın biz kullarına ilk emridir bu. "Oku!" emri ile başlıyor, Al-Cenab-ı Hak bu ayetlerde okuma-yı emrederken; nelerin okunması gerektiğini, bir tefekkür derinliği i-çerisinde bizlerden istemektedir. O da; faydalı bütün ilimlerin yanında, käinâtı ve yaratılışı, hikmetleri ve sırları iyi okumamızı istemektedir.
Ne okuyacağımızdan zi rade nasıl okuyacağımız da a mühimdir. Ayet-i kerime; Allah'ın adını anarak O'ndan yardım dileyerek başlanmasını enrediyor. Besmele, her işimi başında bir anahtardır. Al-hin adı zikredilmeden başla man herhangi bir işte başarıya ulaşılamaz. Okuma işine baş Jurken ise, Allah'ın adını zik rederek başlamamız husůsen emredilmiştir.
YanıtlaSilBu hakikatler de bize gös teriyor ki: takvålı olmak şar tyla ilim, okuma ve yazma en yüksek rütbedir. Cenab-ı Hak Hazret-i Ádem'i bu özelliği ile meleklere tercih ederek, yer-yüzünde halife tayin etmiş tir. Bu noktada Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de şöyle bu yurmuştur:
"(Ey Habibim!) Şu zamanı hatırla ve anlat ki:
Rabbin meleklere şöyle demişti:
-Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım!
(Melekler) ise dediler ki:
-Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek biri ni mi varatacaksın? Oysa biz Sen'i överek tesbih ve takdis ediyoruz.
(Rabbin);
-Ben sizin bilmedikleri-nizi bilirim. dedi.
Ademe bütün isimleri öğ retti. Sonra onları da melek-lere gösterip:
-Haydi sözünüzde doğ-ru iseniz, Bana şunları isim leri ile haber verin!» buyurdu.
(Melekler) şöyle dediler:
-Rabbimiz! Sen'i nok san sıfatlardan tenzih ederiz,
bizim Sen'in bize öğrettiğin den başka bir bilgimiz yok tur. Şüphesiz Sen, bilensin. hakimsin.»
(Allah) buyurdus
-Ey Adem! Bunlara, on ları isimleri ile haber ver!
Bu emir üzerine Adem, onlara, isimleri ile haber ve-rince, (Allah);
-Ben size; 'Göklerin ve yerin gayblarını bilirim, si-zin açıkladığınızı da içinizde sakladığınızı da bilirim. de-memiş miydim?» buyurdu."
(el-Bakara, 10-13)
Demek ki,
Cenab-ı Hak insana ilmiy-le ameli sayesinde yüksek de ğer vermektedir ve bu hususta da şöyle buyurmaktadır:
"Kime hikmet verilmiş ise ona çok hayır verilmiş de mektir." (el Bakara, 269)
İslâm álimleri hikmetin yüzlerce tarifini yapmışlardır. Birkaçını Elmalılı tefsirinden nakledelim:
"Hikmet, ilahi ahlak ile ahlaklanmaktır." Nitekim, Hazret-i Adem'e öğretilen isimlerin, ilahi esmå olduğu da bildirilmiştir.
"Allah'ın emrini tefekkür etmek ve ittibå etmektir."
"Din ve dünyanın salâhı..."
flim tahsilinin şeref ve fazi letini Peygamber Efendimiz'in Ebů Zer radıyallahu anh 'a hitäben söylediği şu mübarek hadisinde de görüyoruz:
"Ey Ebû Zer! Sabahleyin evinden çıkıp Kurandan bir âyet öğrenmen, senin için yüz rekât nåfile namaz kılmaktan daha hayırıdır. Yine sabah-leyin evinden çıkıp kendisiy
le amel edilsin veya edilm ilimden bir bölum öğrenme senin için bin rekat nåfile na mazdan daha hayırıdır." (Ibn-Mace. Mukaddime, 16)
Yukarıdaki äyetler ve ha-disler, ilmin fazileti ve åli min üstünlüğü hakkında ga yet açık delillerdir. llim ehli ve âlimler; ilimleriyle amel ettikleri müddetçe çevrelerini aydınlatarak, bu tavırlarıyla Allahın rızasını kazanacaklar ve yetiştirdikleri talebeler ve bıraktıkları yazılı eserlerle öl-dükten sonra da amel defter-lerinin kapanmamasını sağla-yacaklardır.
"(Ey Muhammed -sallål-lâhu aleyhi ve sellem-!) De ki: Rabbim, benim ilmimi artır!" (Täha, 114)
Rabbim; cümle ilim ehli-ni, ilimleriyle âmil olup, ih-san ve takvȧ üzere yaşamaya muvaffak eylesin. Amin...
YA HAZRET-İ KUR'ÂN!..
YanıtlaSilsormak
HAKIKATTEN SÜZÜLENLER
Marten Selma (EVIKOĞLU
her biri
Yar
Hazret-i Kuran, her devirde, her asırda, kainat sona erene dek hükümleri hep baki kalacak.
eskimeyecek, değiştirilemeyecek şekilde bir mukaddes vahiydir. Ama ne yazık ki ona geçmişte, eskimiş hükümler» gözüyle bakanlar olmuştur. Böyleleri bugün de vardır, gelecekte de olmaya devam edecektir.
Bu; neticesi acıklı bir hüsran olan @kibeti hak edenler, doğrusu kendilerine yazık ediyorlar.
Kur'an-ı Azimüşşar lä'nın kitabıdır. Bunda yoktur:
Çay
phe
"Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakinan lara yol gösteren kitaptır." felka 2) Hazret-i Kur'an'ı ilk açan insan, O'nun yol gösterici bir rehber ve kılavuz ol duğu ve hangi gayeyle gönderildiği hakikatiyle karşılaşır.
Insanın geçici bir süreyle gönderil. diği şu dünya hayatında okuması ge reken üç kitap vardır:
1-Vahiy kitabı Kur'ân-ı Kerim,
2-Käinat kitabı,
3-İnsanın bizzat kendisi.
Cenâb-ı Hak, insanın kendisini ve kainatı Kur'an'ın núruyla okumasını arzu ediyor. Şanlı Kur'an'ı okuyanlar, niyetlerinin samimiyetine göre ondan yararlanırlar. Yürekleri titreyerek oku yanlarla, âyetleri kendi kasdi sapkın fikirlerine destek bulmak maksadıyla okuyanlar hiç bir olur mu?
"Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir. Sonra derileri de kalp-
feri de Allah'ın zikriyle yumuşar bu kitap, Allah'ın insanlar için derdiği bir rehberdir. Allah, onar dilediğini hidayete erdirir. Kimi Allah saptırırsa ona hidayet edec yoktur." (ez-Zamer. 23)
"Kur'an, âlemler için bir öğüt hatırlatmadan başka bir şey değil (el-Kalem, 52) Hazret-i Kur'an, insanla ömürlerini en güzel nasıl geçireb lerde bulunur. ceklerine dair pek çok faydalı tave
Hazret-i Kur'an, insanlara sund muş ilahi bir rahmettir. O, nur saçm aydınlık bir kandildir. Ondan faydas nanlara ne mutlu!
apaçık bir kitap gelmiştir. Allah, ru "Doğrusu size Allah'tan bir aku sını gözetenleri onunla selamet you larına eriştirir ve onları, izni ile ka ranlıklardan aydınlığa çıkarır, onlar doğru yola iletir." (el Maide, 16) Hazret Kur'än; işlerini Hak rızasınca yapario rı huzura eriştirir, ferahlığa kavuşturu latmış darda bırakmamıştır. Kurande O; kendisine başvuranları daima ayde yüz çevirenlere, kendi hevå ve heves
bükerek yanı lar çıkaranlara se
YanıtlaSil"O häide Allah'ın indirdiği kitap ile aralarında hükmet! Al-lah'ın Sana indirdiği Kur'an'ın bir kısmından Sen'i vazgeçirmele rinden sakın! Onların hevesle rine uyma!.." (el-Maide, 49)
Hazret-i Kur'an Furkan-dır, Yani o şerefli kitap; doğru ile eğ riyi, hak ile båtılı birbirinden ayı ran en ehemmiyetli kıstastır.
"Alemlere uyarıcı olsun di. ye kuluna hak ile båtılın arasını ayıran ölçüyü indiren ne yüce dir!" (el-Furkan. 1) Yanlışın, yanlış olduğunu ancak Kurän belirler. Yanlışlar insanların kendi fikir lerince, hevålarına göre tarif bu labilir ama; Hak kitabımda, yan lışı da doğruyu da yalnızca yüce Yaratıcı belirler.
Hazret-i Kur'ân; doğruluk kı lavuzudur, kalplere şifa, gönülle re en etkili devådır. Ruhlar ancak onunla huzur bulur, doygunluğa erişir:
"De ki; bu, mü'minlere doğ-ruluk rehberi ve şifadır." (Fuss let. 44) Dünya hayatını en kamil bir şekilde yaşamak isteyenler, Hazret-i Kuran'a tabi olmalılar. Aksi, bugün cereyan eden hak sız hukuksuz zulümlerle dolu bir hayatla muhataplıktır:
"Rabbimden size indirilen Kur'an'a uyun!.." (el-A'raf, 3) Bir de şerefli Kuran'a saldıranlar, deserefli Kurarayanlar var. Kendi sapkınlıklarına delil diye
lara elem verici bir arap vanhe
daha var ki, Allah Feäli onlara Bana benzer bir başka dyet länet ediyor. Korkunç bir son be ahiret adina:
"Gerçekten: indirdiğimin bel geleri ve doğru yolu kitapta in gizleyen kimselere hem Allah M sanlara açıkladıktan sonra, onn net eder, hem de bütün länet e denler lånet ederler. Ancak tevbe Onların tevbesini kabul ederim" edip hållerini düzeltenler harty (el Bakars, 159 1
Veyl olsun onlara
bazı hükümlerini kabul edilir Bunlara daveten Kuran'ın bulurken, bazılarımı, Akhmala muyor, bu devirde bunlar uygu lanamaz!» sapkınlığında olanlara da Hazret-i Kurändan cevap var
"Yoksa siz kitabın bir kısmı na inanıp bir kısmını inkar on ediyorsunuz? Sizden öyle davra nanların cezası dünya hayatında ancak rüsvayhk, kıyamet günün de ise en şiddetli azába itilmek tir..." (el Bakars, 85)
Hazret-i Kur'an, Allah azze ve celle 'nin gönderdiği kelam kadimdir:
"Onlar hålå Kur'an'ın Allah kelamı olduğunu ve manasını düşünmeyecekler mit Eğer o, Allah'tan başkası tarafından saydı muhakkak ki içinde birli rini tutmayan çok söz ve ifadeler bulurlardece bir aytiloko Kuranin sadece birdyetini akan rak doğruluğun ice insanlar var müslüman olan nice
Minatın mutlak
ve numarayı görün
Tham eden O sofrenda istide etmek steyen herkese be Kwan verde
kitne aldanm Kur'an Agra, pa
ları eâlimlikten, koralokren nahlardan, her türk den ahkovarok onları karunb norła ayıkımıklara yıkarmak remålar Aleminden wer indirilmiştir. Hanes 4 Kan gavens, fazileth ve ahlash b toplum însă cineken the ave adette gerçekdaystate Reyes sareyte lasandar ne vemen ve hakikatten nakladate zaman zulüm gerçekle
oldir meyenler, välimlerin in kendile idie eden hadiseler, byethorm melt
Anakemon
kadimdir:
YanıtlaSilHazret-i Kur'an'a tabi olmalılar.
hayatla muhataplıktır: Aksi, bugün cereyan eden hak sız hukuksuz zulümlerle dolu bir
"Rabbimden size indirilen Kur'an'a uyunl.." (el-Araf. 3) Bir de şerefli Kur'an'a saldıranlar, hükümlerini hiçe sayanlar var. Kendi sapkınlıklarına delil diye van fikirler üretip, bazı yanlı mih-Kur'an âyetlerinden doğru olma raklara yaranmak isteyenler var. Onlar için de âyetler açık ve net:
"Gerçekten; Allah'ın indirdi-ği kitaptan bir şeyi gizleyip de onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındık-ları ancak ateştir. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlarından arındırmaz. On-
nin gönderdiği kelâm-1
"Onlar hålå Kur'ân'ın Allah kelamı olduğunu ve mânâsını düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından ol saydı muhakkak ki içinde birbi-rini tutmayan çok söz ve ifadeler bulurlardı." (en-Nisa, 82) Hazret-i Kur'an'ın sadece bir ayetini okuya-rak doğruluğuna inanan ve sonra müslüman olan nice insanlar var.
Şu bilinsin ki, kainatın mutlak sahibi ve yaratıcısından gelen hü-kümler insanların arayıp da bula-madığı, bir ömür tüketip de ancak elde edebileceği kaidelerdir.
fikir, duygu, irade verildiği ve bu yetenekleriyle insanın en güzeli yaşayabilecek kıvamda olduğu be-lirtilir. İnsan bu kıvama gelirken; Hazret-i Kur'ânda; insana akıl,
Uzaklaştılarsa işle o zarnan zulüm gerçekleşmiştir.
"Allah'ın indirdiği ile hükmet meyenler, zalimlerin ta kendile ridir" (al Maide, 45) Bugün cereyan eden hadiseler, âyetlerin tecelli sidir.
Akıllı kişi, nür-i Kur'ân'ın núruyla nurlanıp, kendisinde ki bu nur ışıklarıyla başkaları nı aydınlatır. Biz dünyada, kabir âleminde ve âhirette: «Kitabım Kur'andır.» diyeceğiz inşaallah. Ama kitabı tanımayan kitapsızla ra ne diyelim, Hazret-i Allah hi dâyet versin yoksa hälleri harap!..
Bütün bir insanlık, son Ne-bînin getirdiği son kitap Hazret i Kur'ân'dan mes'uldür. Hazret-i Kur'ân, Hazret-i Peygamber -aley-hissalâtü vesselâm-'in en büyük múcizesidir. O; kâinat hakikatleri-ni anlatması, geleceği aydınlatma-
hara kullanantar uitar Ona tabe olantar Juran Alastane kanmaslar render sadece Harreta Kuran's redon shorlat Devros modasına, mternetme, sov telkinlerine al danmazlar İşte boylest insanlar bugunim tabiriyle gerçek má nads hút ve örgür insan yani hakiki mishtman-lardu. Dün vanın tindeki her şey, Kur'ana Autolan insana hizmet eder Do
YanıtlaSilAlthea Hazret-i Kuran, Inart vürekler akt her tell tit lolar ve ruh mine alla Ahmad Hasretor Kalmar giren
en doğru yola iletir "Geryekten bu Kur'an, Insan lari ca doğru yola iletir Bildir mükafatın olduğunu da müjdeler." do havich amelleri yapan mil minlere kendileri için pek büyük
Havet Kutan, kvondaine yo asken bir martam /langicam ve sonunu anlatan, ha linde Ostale yen herkese bir ikram vardır Oman Bakikat murlarda kisiler tarihi belgelerle ortaya koyan, bu de plumlarda değişor, dönüşür, gün dahi kestedilmemis kainat ile
"Ey insanlar! Rabbinizilen but re kallende olana taptır. O Hazret-i Kur'ân; içinde, ananlara doğruyu göste butun insanların muhtaç oldu robi robber ve rahmet gelmiş
Hazret-i Kur'an, her devrin dat ve problemlerine care olmuş, hasta ruhlara veni bir canlılık terek adeta gönüllere şifa Hakim: nazil desinde insanların ferdi vecuma buhranlarına yol gös gönüllerin şifası vazifesi mitur Geçmişten bugüne e de sanh Kurän; insan and ve sosyal problemleri rineskant ve kargaşa ma en güzel çözümleri içinde insanlara en güveni trebberdir
Hamet-i Kur'an, bir zikr-i di Ona tibi elanlar, akıl
Hazret-i Kur'an: hayatın baş tu ve huzur veren hayat tarzlarını etmek yat düsturlarını açıklayan, üzün ilgili nice ilmi mücizeleri akıl sa hiplerine sunan, hak ile batıl bir birinden ayıran bir muhtesem ki olduk arı ilmi, itikadi, ictimai, iktisadi hukuki, ahlaki kanunları barındı Ondan istifade edenler, hayır fir. Onda ye kemal bulurlar, Ondan fayda gelanmayanlar; ser ve zeval bulur-bahlar, zulüm icra ederler, hüsrâna düşerler, huzur bulamazlar, hem dünyada hem ahirette rahata ka vuşamazlar,
Hazret-i Kur'ân; her devirde, ve her asırda, kainat sona erene dek hükümleri hep baki kalacak, eski-meyecek, değiştirilemeyecek şekil-de bir mukaddes vahiydir. Ama ne yazık ki ona geçmişte, «eskimiş hükümler gözüyle bakanlar ol muştur. Böyleleri bugün de vardır, gelecekte de olmaya devam ede-cektir. Bu; neticesi acıklı bir hüs-
Bana ahlak dalgası, seni özledim mutluluğum
greşmiştir ilerleyen te wiInsanlar zaman hak ve hakikatta uzaklaştılarsa işte o zama zulurı gerçekleşmiştia "Allah'ın indirdiği ile hukmetmeyenler,
zalimlerin ta kendileridir (el-Maide, 45)
Bugün cereyan eden hadiseler, âyetlerin tecellisidir.
ran olan akıbeti hak edenler, de rusu kendilerine yazık ediyori
Hazret-i Kur'an, ma'minlo sanlara inmistir. Dolayısıyla he müslüman onu okuyup, ögren üzere sadece: «Inandiki demed yaşamakla mükelleftir. Bilindi le iş bitmiyor. Mü'min, inandığ hayata geçirecek ki inandığın bir kıymeti olsun. Kur'ani du turlarla amel edenler. Hazret Kur'an'ın mana derinliklerindes feyiz alanlardır:
"İşte bu Kur'ân, indirdiğ miz mübarek bir kitaptır. Arti Kur'ân'a uyun, (onun emir ve saklarına aykırı davranıştan) (el-Enam, 155) Ve serefli Kur'anin kının ki merhamet olunasını kümlerine aldırış etmeyenlerige
"Ben'im zikrimden (Kur'an dan) yüz çeviren kişi (ler) için ( çim sıkıntısı vardır." (Tahi, ranlarla dolu) dar bir hayat ve buyuruluyor.
tâbi olun
VIL 16 NISAN 2020
YanıtlaSilYÜZEY
AYLE
DEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH VE TOPLUM DERGİSİ
Fecre andolsun! he
YUZAKI
YanıtlaSilİSLAM'DA KUR'AN'A KARŞI VAZİFELERİMİZ
YanıtlaSilve RAMAZAN'IN İHYASI
◆ Hadiselerden
İbret Alarak
ALLAH'A İLTİCA ETMEK
182
Çağ, İslâm'ı konuşuyor.
YanıtlaSilBütün dünyada İslâm gündemde.
Mü'minler, bu yaman çağda, nefsin ve şeytanın tu-zaklarına düşmemek için, İslâm'ın hangi hükmünün na-sıl anlaşılacağı ve hayata nasıl taşınacağı sâikiyle İslâm'ın ana kaynaklarına yöneliyor.
Ve İslâm'ın karşıtları... Onlar da bu çağda bir İslâm korkusu oluşturma çabasındalar. Bir tür yol kesicilik misyonunu üstlenmişler. İnsanoğlunun yolu üzerine duracaklar ve Hakk'a gidişi engelleyecekler. Onun için İslâm hakkında akla hayale sığmaz kötüleme kampan-yaları yürütüyorlar. Bir rahmet dinini, şiddetle yanyana göstermeye çabalıyor, Müslümanların zaaflarını, İslâm'a ödetmeye yöneliyorlar.
Bu durumlar karşısında ne yapmalı? İslâm'ı bir bütün halinde ve doğru anlatan yayınlar yapmalı... Kur'an'dan, Rasûlullah Efendimiz'in mübarek sözlerinden ve hayat-larından yola çıkarak, 14 asırlık zengin kültür birikimin-den de istifadeyle İslâm'ı anlatmalı...
Bu, acil bir ihtiyaçtır... Müslümanların İslâm'ı farklı toplum zeminlerine taşıma çabaları, bu ihtiyacı çok daha acil ve hayatî hâle getirmektedir.
Ebedi Yol Haritası
YanıtlaSilİSLÂM
Dr. Murat KAYA
ALTINOLUK
406
YanıtlaSilKUR'AN AHKAMI
26. ZARAR-I EŞED, ZARAR-I AHAF İLE İZÁLE OLUNUR.
Bu kaide de 23. maddede geçen kaideyi açıklar mahiyette-dir. Büyük ve daha tehlikeli zarar daha hafif olan zararla gide-rilmeye çalışılır..
Meselâ
a) Borcunu ödemiyen veya vacib olan nafakayı vermiyen kimse, ödeme imkânına sahipse ödemesi için icbâr edi-lir. Baba, küçük çocuğunun nafakasını vermekten imtina' eder-se hapsolunur.
b) Bir tavuk kıymetli bir taş yutacak olursa bakılır; han-gisinin kıymeti fazlaysa, fazla kıymette olanın sahibi, az kıy-mette olana zarar nisbetini öder.
27. İKİ FESAD TAARÜZ ETTİKDE AHAFFİNİ İRTİKÂB İLE A'ZAMININ ÇARESİNE BAKILIR.
Fesadı gerektiren iki şey gelip çatıştığında, zararı az olan dikkate alınıp en hafifi sayılarak alınır.. Meselâ birbirine eşit iki belâ ile karşı karşıya gelen kimse bu ikisinden dilediğini se-çip kabullenir. Eşit olmadığ takdirde ise en hafif olanını alır.
Meselâ:
a) Başında yara bulunan kimse bu vaziyette secde edecek olursa, yarası akıntı yapıp tehlike arzederse, baş işaretiyle sec-deleri yerine getirir; fakat namazı terketmez. Çünkü secdeyi terketmek, namazı terketmekten daha hafiftir. Nitekim hay van üzerinde işaretle secde edilir; ama abdestsiz namaz kılın-maz.
28. İKİ ŞERDEN EHVEN OLANI İHTİYAR OLUNUR.
Bu kaide, yukarıdaki kaideye yakındır.. Zarar ve şerri ge-rektiren iki hâdise birden gelip çatarsa en kolay ve zararı az olan tercih edilir..
Meselâ:
YanıtlaSila) Bir koçun başı kazara bir küpe girip çıkarılması mümkün olmazsa bakılır: hangisinin kıymet ve zararı daha azsa o ihti-yar edilir: Koyunun kıymeti küpünkünden daha fazlaysa küp kırılır ve kıymeti sahibine ödenir. Küpün kıymeti daha fazlay-sa koç boğazlanır ve kıymeti sahibine ödenir..
29. DEF'-İ MEFASİD, CELB-I MENFAATTEN EVLADIR.
Bir şeyde hem zaar, hem de fayda birleşecek olursa, o fayda için mevcud zarar irtikâb edilmez. Bu bakımdan zararı def' etmek evlâ olur. Çünkü şerîatın menhiyatı gidermede gös-terdiği hassasiyet ve îtina, meşrû şeylere karşı gösterilme-miştir.
Meselâ:
a) Cünüplükten dolayı kadına gusül gerektiğinde erkekle-rin göremiyeceği bir yer bulamazsa yıkanmak için guslü gecik-tirir. Çünkü yıkanmak faydalıysa da erkeklerin bir kadını çıp-lak görmesi zararlıdın.
b) Bir kimse mülkinde istediği gibi tasarruf edebilir, baş-kasına zarar vermediği müddetçe..
O halde mülkinde tasarrufundan dolayı başkasına açıktan açığa zarar verecek olursa, bu tasarruftan men'edilir.
30. ZARAR İMKÂN NİSBETİNDE GİDERİLİR.
Meselâ :
a) Az yukarıda da geçtiği gibi imkânı olduğu halde çocu-ğuna nafaka vermiyen bir baba hapsolunur..
b) Hazret-i Peygamber (S.A.V.) «Müslümanlara karşı kılıç çeken kimsenin kanı helal olur.» buyurmuştur. Çünkü o kim-se tuğvan edip mütecâviz hale gelmiş olduğundan bu zararı ancak vücudunu ortadan kaldırmakla gidermek ve ikinci bir kimggnin bir tuována tevessül etmemesini sağlamaktır
Hz. Peygamber'in yaşamını örnek edinir. O, daima, Allah'ın kü li iradesine bağlı, nefsin tutku ve arzularından arınmış, marifet
YanıtlaSilve tefekkür dolu bir hayatın sahibidir. Sufi, bu uhrevi ilkelen esas alarak yola koyulur: Nefsini tezkiye edene ve marifet nur
larına müheyya bir hale gelene kadar bu yolda yürür. Bu yolun nihayeti yoktur Gerçi arifler, 'tevhid' makamının, manevi seya. hatte, varılabilecek en üst düzey olduğunu söylerler, ama Aj.
lah'ın mutlak ve sonsuz varlığında tam olarak gaybubet etme nin nihayeti olamaz. Erken dönem zahitlerinin ilginç bir örne ği olarak görülebilecek olan Hasan el-Basri'nin şu ifadeleri, su-fiyi bize net bir biçimde tanımlar niteliktedir: 'Bu dünyanın tüm çekiciliklerine dikkat et. Bir yılan gibi dokunuşta yumu yak, ama zehri öldürücüdür. Onda bir zevk buldun ise, hemen terk et, çünkü, ondan çok azı, sana yol arkadaşlığı edecektir Dünyanın hali birdenbire değişir. Sen, değişene, kalıcı olmaya-na, sana sadık yoldaşlık etmeyene sakın kalbini bağlama. Bir anlamda zühdü de tanımlayan bu ifadeler, O'nun bir mektu bundan alınmıştır. Basra, Hasan gibi daha pek çok zahide ev sahipliği yapmıştır. Fakr ve istiğna vadisinin yıldızlarından biri olan Rabiatu'l-Adeviyye bunlardandır. Keza erken dönemin iki önemli velisini, Cüneyd-i Bağdadi ile Hallac-ı Mansur'u anma-mız gerekmektedir. El-Muhasibi'nin öğrencisi olan Cüneyd-i Bağdadi, 'Yolun Şeyhi' olarak da anılır ve nazari irfan tarihi a-çısından önemle kaydedilmesi gereken bir kişiliktir. İrfani te-fekkürün doruğundadır ve onun nazari bir yapıya kavuşmasın-
da risaleleri ve mektuplarıyla etkili olmuştur. O'nun geniş viz-yonu, İslam irfanının, 'nesnel' dile kavuşmasını sağlamıştır Gerçi sufi sözlüğünün tedvini ve zenginleştirilmesi, daha çok Ibn Arabi'ye nasip olacaktır; ama tüm bu şahsiyetler, Hz. Şeyh-| Ekber'in doğumuna zemin hazırlamıştır, denilebilir. Erdem ve
ahlak vadisinin yıldızları saymakla bitmez. Ama Geylani ve İ-mam-ı Rabbani'yi özellikle anmamız gerekir. Biri, bütün irfani ve ahlaki öğretilerin yolunun mutlaka kendisine uğradığı bir kavşaktır; diğeri ise adından da anlaşılacağı üzere Rabbani bir alimdir.
rifetin üzerindedic Sufi, arif, derviş, veli vb. kelimeler, hilge ya da aziz olarak da düşünülebilie
5. Ibn Arabi, erkeklerin ulaşabildiği tüm manevi makamlara, kadınların da sahip ola bileceğini, sufi erkeklerin seyr-i sülukunun ayrusını kadınların da yaşayabileceği ni belirtir ki, bunun en çarpıcı örneği Rabiatü'l-Adeviyye'dir 8.
Haris el-Muhasibt, er-Riayesiyle, kendisinden sonra gelen pek çok irfan chlini et kilemiş nazari irfan birikimine çok katkıda bulunmuştur. Hicri 165'te Basra'da do Dan el-Muhasibi, adiru, nefsini sürekli murakabe altında tutabilmesinden aur Ke lam, fikılı ve hadis alanında da yetkin bir kişiliktir.
Çağımızda ise, 'kamil insan'ın mükemmel örneği olarak Be-diüzzaman Said Nursi'yi görürüz.
YanıtlaSilBediüzzaman'ın ahlaki formasyonunu ve ahlaka ilişkin dü şüncelerini doğru kavrayabilmemizde, insan-ı kamil ve insan-i kadim doktrinlerinin önemli bir işlevi olacaktır. Ahlak, hüsün ihsan ve hakikat formülasyonu gözetilmeksizin sağlıklı bir ze-minde konuşulamaz. Güzellik, İyiliğin; iyilik, gerçekliğin iç bo yutudur. Güzel olan iyidir, iyi olan gerçektir. Bu anlamda, ahla-kın kaynağının İlahi Hakikat olduğunu söyleyebiliriz. Bediüzza-man'ın güzel ahlaka ilişkin düşünceleri, bu formülasyona uyar. O, 'güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiş olan' Nebinin (asm), kamil bir varisidir. Dolayısıyla, O'nun nuru üzerinden, i-lahi niteliklerle ilişki kurulacağı görüşündedir. İnsan, Rahman sureti üzere yaratılmıştır. Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. A-rapça'da ed-dünya, bizim yaşadığımız 'aşağı alem' için kullanı-lır. El-alem ise, yüce alemleri ifade eder. İkisinin de sözlük an-lamı dünya'dır; ama biri arzi diğeri semavi alemi ima eder. Se-mavi alem arzi alemi kuşatmıştır. İnsan, fıtratı itibariyle mü-kerremdir. Gözleri semadadır. Ruhu semadan inmiştir. Ruhun mekaneti, semadır. İnsan, Allah'ın nitelikleriyle donatılmıştır. Merhamet, şefkat, muhabbet, adalet, ahlak, hikmet, tedbir, ba-sar, sem vs. gibi nitelikleri itibariyle insan Rahmani bir doğaya sahiptir. Fakat yaşamın sınav olmasından dolayı, insanda nega-tif ve pozitif kutuplar bulunur. Ya İlahi boyutunu korur veya i-hanet eder. Nebiler ve onların kamil varisleri olan insan-ı ka-mil'ler, 'güzel ahlak'ın korunmasında, insanın fıtratını muhafa-za etmesinde görevlendirilmişlerdir. İnsan-ı kamil için 'veted' (sütun) tabirinin kullanılması da bundandır. Kamil insan, varo-luşun sütunudur. Dünyayı ve içindekilerin doğasını koruma ö-devini yüklenmiştir. Emanet'ten kasıt da gerçekte budur. İnsa-na yüklenmiş olan sorumluluk, hangi manevi düzeyde seyre-derse etsin, doğasına, asli tabiatına ihanet etmeksizin yaşa-maktır. Ahlak dendiği zaman, insanın fıtratına sadakatini ilgi-lendiren bir atıflar dünyasından söz edilmiş olur. Bediüzza-man'ın, 'iman insanı insan eder, belki de insanı sultan eder' sö-zü bunun çarpıcı bir ifadesi olarak okunmalıdır. Sultan'dan ka-sıt halifedir ve kamil insandır. 'Kamil insan'ın en yetkin örneği olarak Efendimiz'e (asm), onun yaşamına bakıldığında ahlak'ın tanımına ilişkin sarih bir alana geçmiş olacağız. Hz. Ayşe vali-demize sorulduğunda, 'O, nasıl, ahlakı nasıldı?' diye, şöyle ce-vap vermişti: "O'nun ahlakı Kur'an'dı." Burada Efendimiz'in Kur'an'la özdeşleştirilmesi, Kur'an'ın, hüsün-ihsan ve hakikat-
65
KOPRO YAZ/2006
enva hayvanat ve nebatat
YanıtlaSil230
enva'-i mucizat-ı Ahmediye
hayvanların (hayvanatın) ve bitkilerin (ne enva hayvanat ve nebatat انواع حیوانات و نباتات batatın) her çeşidi
invahissiyat أحزاب حسيات invahissiyat
enva hüsün انواع خسس : guzelliklerin her çe şidi
enva - ibadet أنحواء عبادات : her türlü ibadet
enva- ibadat-ı makbule انواع عبادات مقبوله : mak bul (güzel, beğenilen) ibadetin her çeşidi enva caz أنواع اعجاز : )Kur'an'daki)i'cazın (mucizeli söz söylemenin) her çeşidi
enva icaze Kur'an أحذاء اعجاز قرآن : Kur'an-ı Kerim'in ifadeleriyle gösterdiği her türlü mucize
enva' iftikaratı müseffia أنواع افتقارات مشفیعه Allah'ın (c.c.) şefaatına yol açan çeşitli ihtiyaç ve istekler
enva - ihsan أنواع إحسان : latuf, nimet ve iyili gin her türlüsü
enva ihsanat أنواع إحسانات : latu nimet ve iyiliklerin her çeşidi
enva'-ı ihsan ve inamat أنواع إحسان و إنعامات : şitli ihsan (bağış, lütuf) ve ni'metler
enva-i ihsanatı ilahiye انواع إحسانات إلهيه : Al lah'ın (c.c.) lûtuf ve nimetlerinin her çeşidi
enva ihtiyacat أنواع إحتياجات : cesitli ihtiyaç lar, türlü türlü ihtiyaçlar
enva-i iltifat أنواع الثقات : çeşitli güzel ve gönlü hoş edici davranışlar
enva'-ı işarat-ı gaybiye انواع إشارات غيبيه : gayp tan (Allah (c.c.) tarafından) gelen çeşitli isa retler
enva - kainat انواع کائنات : kainattaki çeşit çeşit varlıklar
enva - kemal انواع كمال : mükemmelliğin her çeşidi, çeşitli müemmel ve üstün vasıf (nite-lik)
enva - Kemat kinds of perfections : perfections rin her variety, various superlative characteristics (ni threads)
enva'i keramet ve gaybi icaz أنواع کرامت و غیبی اعجاز : )enva-1 keramet ve enva'-ı gaybi icaz( çeşitli keramet (bak. keramet) ve Allah (cc.) tarafından lutfedilen (gaybi) insan gücünü aşan çeşitli anlatım tarzı ve san'atı (i'caz)
enva' keramet انواع کرامت : kerametlerin her çeşidi (bak. keramet)
enva - kesire أنواع كثيره : çok sayıda farklı var lık türleri
كفر و ضلالت و شو و مهالك : çeşitli inkar (kufür( enva' küfür ve dalälet ve şer ve mehalik انواع doğru yoldan sapma ve saptırma (dalalet), kötülük (şer) ve tehlikeli işler (mehälik)
enva- küfür أنواع كفر : inkarcılığın her çeşidi enva'ı külliye-i mucizat أنواع كلية معجزات : bir çok olaylarla ilgili çeşitli mucizeler
envalezaiz أنواع لذائذ : çeşitli zevk ve lezzetler enva'-I lütuf ve ihsan أنواع لطف و إحسان : lütuf ve ihsanın her çeşidi, iyilik ve bağışın her tür-lusu
çevre-yaratık yaratık türleri: her tür yaratık
envai mahlükat أنواع مخلوقات : çeşitli yaradıl. mış varlıkların her çeşidi
envai masnuat أنواع مصنوعات : ceşitli sanath yaratılmış varlıklar
enva - mat'umat أنواع مطعومات : çeşitli besinler ve yiyecekler
enva'-ı mat'umati leziziye أنواع مطعومات لزیزیه çeşitli lezzetli yemekler
enva'-ı mat'umat-i maneviye أنواع مطعومات معنو به : (mec.) çeşitli månevi ihtiyaçları karşılayan hakikatler
enva-i mehalik أنواع مهالك :ölüm tehlikesi olan çok yerler, çeşitli ölüm tehlikeleri
enva - mehasin أنواع محاسن : çeşit çeşit güzel-likler
enva' meläike ve ruhaniyet انواع ملائکه و روحانیت : )enva-1 meläike ve enva'-ı ruhaniyet( çok çeşitli melekler (enva'-ı meläike) ve çeşitli ruh cinsinden varlıklar (enva'-ı ruhaniyat)
enva'-ı merhamet انواع مرحمت : her türlü mer-hamet, Allah'ın (c.c.) türlü türlü merhameti
enva'- mevcudat أنواع موجودات : çeşit çeşit var-lıklar
enva'-ı mevlüdat ve etfal ve yavrucuklar أنواع مولودات و اطفال و باورجقلر : )enva-ı mevlûdat ve enva'-1 etfal ve enva'-ı yavrucuklar) her tür-den yavrular (enva'-ı mevlûdat) ve çocuklar (etfal) ve küçücük yavrular
envaimet أنواع موت : ölümlerin her çeşidi, çeşitli varlık türlerinin farklı ölüm şekilleri
enva - mucizat أنواع معجزات : mucizelerin her çeşidi
Enva'-i mu'cizat-i Ahmediye Ahmediyye mucizelerinin çeşitleri
enva'-i muhabbet
YanıtlaSilHz. Muhammed'in (a.s.m.) çeşitli mucizeleri enva'- muhabbet أنواع محبت:
esitli sevgi enva-i murassaat انواع مرضعات cesit çeşit süs-lemeler
enva'- namadud أنواع مع: sayısız türler. sayısız varlık türleri
envanakisأنواع نقش : cesit çeşit sanatlı süsle melerin her çeşidi
enva'-i nebatat ve hayvanat أنواع نباتات و حیوانات her çeşit bitki ve hayvanlar
: انواع نعم و إحسانات envas nlam ve ihsanat (enva'-1 niam ve enva'-1 ihsanat) çeşit çeşit nimetler (enva'-1 niam) ve çeşitli yardım ve bağışlar, iyilikler (enva'-ı ihsanat)
enva - niam türleri evet: nimetlerin her çeşidi
enva-i niam-1 Ilahiye أنواع نعم إلهيه : Allah'ın (c.c.) çeşitli nimetleri
enva-i nimet أنواع نعمت : çeşitli nimetler
enva - rahmet انواع رحمت : çeşit çeşit merha met
enva'-ı rahmet ve şefkat انواع رحمت و شفقت : )enva'-ı rahmet ve enva'-ı şefkat) her türlü rahmet ve şefkat; her türlü merhamet (en( va'-ı rahmet) ve her türlü koruyucu ve kayırı
cı sevgi (enva'-ı şefkat)
enva-riba Faizin çeşitleri: faizin her çeşidi
enva - saadet أنواع سعادت : mutluluğun her çe-şidi
enva - sagire أنواع صغيره : küçük varlık türleri
enva - salihin أنواع صالحين : Allah'ın (cc) çeşitli sålih kulları, günahlara bulaşmamış iyi kulları
enva - san'at أنواع صنعت : sanatın her çeşidi
enva - semerat Meyve çeşitleri: çeşitli meyveler
enva sikke انواع سکه : )sahibini tanıtan) ce şitli
mühür veya damga
enva - sekavet 1 : أنواع شقارت her çeşit sıkıntılı ve kötü durum 2.her türlü günah ve isyana itici durum
enva - sirk أنواع شرك : her türlü şirk, Allah'a (c.c.) ortak koşmanın her çeşidi, Allah'tan (c.c.) baska varlıklara tanrı diye tanımanın her türlüsü
enva tabiin أنواع تابعين sahabeleri izleyen ve onlara tabi olan müslümanların çeşitli sınıf-ları (bak. tåbiin)
enva'- tahabbübat ve taarrüfat Tebrik türleri
231
envar- bahr-ı muhit
1- تعرفت tahabbübat ve enva'-1 taarrü fat) Allah'ın (c.c.) (güzel eserleri ve ni'metle-riyle akıl ve duyarlılık sahibi kullarına) çeşitli şekilde kendini sevdirmesi (enva- tahabbü bat) ve çeşitli şekillerde kendini tanıttırması (enva-1 taarrüfat)
enva'-ı tazarruat-i hazine أنواع تضرعات حزينه :: çeşitli şekilde (Allah'a cc) hüzünlü yalvarışlar enva - tecelliyat أنواع تجليات : çeşitli tecelliler, kendini tanıtıcı belirtiler
enva'-i tecelliyat-i esma أنواع تجليات أسماء : lah'a (c.c.) ait) isimlerin, çeşitli şekillerde kendini gösterip tanıtan belirtiler
Rabbaniye Tesbihat Çeşitleri
Rab için çeşitli tesbihler, varlıkların sahibi ve terbiyecisinin zatında, sıfatlarında, işlerinde kusursuzluğunu belirtmenin her çeşidi
envai tevhid أنواع توحید : çeşitli tarzda ifade
edilebilen Allah'ın (c.c.) birliği; Allah'ın (c.c.)
birliğini ve yaratıcı kuvvetin yalnız Allah'a
(c.c.) ait olduğunu ifade etmenin her çeşidi
envai türlü أنواع درلو : çeşit çeşit, türlü türlü
enva'-ı zevil hayat ve zevil-ervah أنواع دوالحبات و ذوى الأرواح : )envaı zevil hayat ve enva'i ze vil-ervah) canlı türleri(enva'ı zevil hayat) ve ruh sahibi varlık türleri(enva'ı- zevil ervah)
enva - zinet أنواع زینت : çeşit çeşit sanatlı süsler
enva'-i zinet ve mehasin أنواع زینت و محاسن : )en va'-1 zinet ve enva'-ı mehasin) çeşit çeşit süs takıları (enva'-ı zinet) ve çeşit çeşit güzellikler (enva'-1 mehasin)
enva'-i zinet ve letafet انواع زینت و لطافت : en va'-ı zinet ve enva'-ı letäfet) çeşit çeşit süs takıları ve çok hoş çeşitli güzellikler (enva'-1 letäfet)
enva - zulm (zulüm( أنواع ظلم : çeşitli haksızlık ve acımasız eziyetler
envaen أنواعا : tür olarak, çeşit olarak, grup olarak, topluluk olarak
enva u efrad انواع افراد : türler ve her türdeki
fertler (bireyler)
envar أنوار : nurlar, ışıklar, aydınlıklar (mec.( gerçeği aydınlatan hakikatler, akıl ve kalbi ay-dınlatan hakikatler(gerçekler)
envar-i azime انوار عظیمه : akıl ve ruhu aydına-tıcı mânevi) büyük ışıklar
envar-ı bahr-ı muhit انوار بحر محیط: okyanus gibi geniş ve derin månalı nurlar (aydınlatıcı ur kitapları(
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil701
Şunu iyi söylediniz ki, ona cennet var, bunu kötü söylediniz ki, ona cehennem var. Siz yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz.
3) «BUHARI ve MÜSLİM, ENES'ten r.a. naklen rivayet ediyor: Ashab bir cenazeye gitti; orada onu havırla tezkiye ettiler.. Bunun üzerine Peygamber S.A. efendimiz:
<>
Buyurunca, Hz. Ömer r.a. şöyle sordu:
Ne vacib oldu?..
Peygamber S.A. efendimiz şöyle anlattı:
<
Iman sahiplerine düşer ki, lehinde şehadet edecekleri artıra.. Çünkü ölen bir mümine kırk kişi lehte şahitlik ederse; Allah onu bağışlar..
Ravilerin menkıbesi, 1. 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Yirmi Yedinci Ders: Kabirleri ziyaret etmenin erkekler için hoş görülmesi, kabirleri tek başına ziyaret etmenin, üzerlerine bina yapmanın, onlara doğru namaz kılmanın ve üzerlerine oturmanın haram olması. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Her nefis ölümü tadacaktır. Mükafatınız ancak kıyamet günü verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete konulursa, o, muradına ermiştir. Dünya hayatı ancak kısa bir zaman diliminden ibarettir.
YİRMİYEDİNCİ DERS
Aldanmanın zevkleri.
KABİR ZİYARETLERİNİN ERKEKLERE MÜSTEHAB OLDUĞU KİREÇLE SIVAMANIN VE ÜZERİNE BİNA YAPMANIN, ONA DOĞRU NAMAZ KILMANIN VE ÜZERİNDE OTURMANIN YASAK OLDUĞU
1) Allah-ü Taâlà söyle buyurdu: lıkları) muhakkak kıyamet günü tastamam verilecektir. (O vakit)
MECELLE-1 AHKAM-I ADLİYYE
YanıtlaSilBÖLÜM I RABI'
Müddet-i icareye müteallik mesail beyanındadır.
MADDE 484 Bir kimse gerek yevm gibi kasir olsun ve gerek si nin gibi tavil olsun ma'lum olan müddet üzerine mal ve mülkünü âhara icar edebilir.
MADDE 485 Müddet-i icarenin ibtidası hin-i akidde tesmiye ya'ni zikr ve ta'yin olunan vakitden i'tibar olunur.
Hin-i akidde ibtida-ı müddet tesmiye olunmaz isc MADDE 486 vakt-i akidden i'tibar olunur.
MADDE 487 Bir senelik olmak üzre her aylığı şu kadar kuruşa olarak bir akarın icarı caiz olduğu gibi şehriyyesi beyan olunmak-sızın bir senelik olmak üzre şu kadar kuruşa icarı dahi sahih olur.
MADDE 488 Ayın ibtidasında iken icare gerek bir aylık olsun ve gerek ziyade olsun şehriyye olarak mukavele olunursa aylık olmak üzre mün'akid olur. Bu suretde ay otuz günden nakıs olsa dahi ta-mam aylık i'tası lazım gelir.
MADDE 489 Ayın birazı geçmişken bir aylık olmak üzere muka-vele olunduğu suretde bir ay otuz gün olmak üzre i'tibar olunur.
MADDE 490 Ayın birazı geçmişken şu kadar aylık olarak muka-vele olunursa evvelki nâkıs ay en sonraki aydan otuz gün olmak üzre itmam olunup ücret-i yevmiye hesabiyle ifa olunur. Ve ara yerdeki aylar ğurre ile hisab ve itibar kılınır.
MADDE 491 Ayın birazı geçmişken kaç aylık olduğu beyan olun-maksızın her aylığı şu kadar kuruşa olmak üzre mukavele olun-duğu suretde ibtidaki nâkıs ay otuz gün itibar olunmak lâzım gele-ceği gibi diğer aylar dahi ol veçhile otuz gün olmak üzre itibar olunur.
MADDE 492 Ayın ibtidasında iken bir senelik olarak akd-i icare olundukda sene oniki ay olmak üzre itibar olunur.
MADDE 493 Ayın birazı geçmişken icare bir senelik olarak ak-dolundukda bir ay eyyam olarak i'tibar olunup diğer on biri ğurre i'tibariyle hisab olunur.
MADDE 494 – Κaç aylık olduğu zikrolunmaksızın her aylığı şu ka-dar kuruşa olmak üzre bir akar icar olunsa akid sahih olur.
Fakat birinci ay tamam oldukda ikinci ve daha sonraki ayların
KITAB'ÜL ICARAT
YanıtlaSil213
birinci gecesiyle birinci gilnünde acir ve müste'cirden her biri ica-reyi feshedebilir. Amma evvelki gecesiyle günü geçdikden sonra fes-hedemez.
Ve eğer chad-i âkıdeyn böyle esna-yı şehrde fesh ettim dese ol ayın nihayetinde münfesih olur.
Ve eğer esna-yı şehide şehr-i âti ibtidasından itibaren fesh ettim dese şehr-i âti hulülünde münfesih olur. Ve eğer iki ya ziyade aylık peşin verilmişse hiç birisi ol ayların icaresini fesh edemez.
MADDE 495 Bir kimse bir gün işlemek üzre bir ecir tutduğu su-retde tuli-i şemsden asr'a kadar yahut ğurûb-i şemse kadar işle mek hususunda örf-i belde neyse ona göre amel olunur.
MADDE 496 Biri meselâ on gün işlemek üzre bir dülger isticar etse akdi vely eden günler itibar olunur.
Ve eğer yazın on gün işlemek üzre deyu isticar etse kangi ayın kaçıncı gününden i'tibaren işliyeceğini beyan etmedikçe sahih olmaz.
BAB SAHTE
Hıyarât hakkında olup üç faslı havidir.
FASL-I EVVEL
Hıyar-ı şart beyanındadır.
MADDE 497 Bey'de olduğu gibi icarede dahi hiyarı şart cari olarak ehad-i tarafeyn yahut ikisi birden şu kadar gün muhayyer olmak üzre icar ve isticar caiz olur.
MADDE 498 Muhayyer olan kimse müddet-i hıyarında dilerse icareyi fesh eder ve dilerse müciz olur.
MADDE 499 Gerek fesh gerek icazet (302) ve (303) ve (304) maddelerde beyan olunduğu üzre kavlen olduğu gibi filen dahi olur.
Binaenaleyh âcir muhayyer olduğu suretde me'cûrda temellü-kün levazımından olan bir vechile tasarruf etmesi fesh-i fi'lidir. Ve müstecir muhayyer olduğu suretde me'curda müste'cirinin ta-sarrufu gibi tasarruf etmesi icâzet-i fi'liyyedir.
MADDE 500 Muhayyer olan kimse icareyi fesh yahut infaz etme-den müddet-i huyar mürur ederse hıyarı sakıt olarak icare lâzım olur.
MADDE 501 Müddet-i hıyar vakt-i akidden itibar olunur.
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil«Bizim bu düamızı kabul buyur!» demek olan (Âmin) sözü, Kur.
ân'dan değildir. Fâtiha sûresinin sonunda söylenmesi Sünnettir. (162)
Bakare sûresinin son iki Ayetinde de, şöyle buyrulur :
«O Resûl de, kendisine Rabbından indirilene imân etti, Mü'min-ler de!
Onlardan her biri: Allâha, Onun Meleklerine, Kitaplarına ve Resûllerine inandı.
(Peygamberlerin hiç birini, diğerlerinin arasından ayırmayız, hepsine inanırız.
Dinledik, kabul ettik. Emrine boyun eğdik. Ey Rabbımız! Mağfi-retini dileriz.
Son varışımız, ancak Sanadır!) dediler.
mez. Allâh, hiç bir kimseye, gücünün yeteceğinden başkasını yükle
Herkesin kazandığı hayr kendi yararına, yaptığı şer de, kendi zararınadır.
(Ey Rabbımız! unuttuk, yahut yanıldık isek, bizi tutup sorguya çekme!
Ey Rabbımız! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, üzerimize ağır
bir yük yükleme!
Ey Rabbımız! Tâkat getiremeceğimizi, güç getiremiyeceğimizi bi-ze taşıtma!
Bizden sâdır olan günahları sil, bağışla!
Bizi yarlığa!
Bizi esirge!
Sen, bizim Mevlâmızsın!
Kâfirler kavmına karşı da, bize yardım et!» (163)
Peygamberimiz, buyurmuştur ki:
«Bakare sûresinde bir Ayet vardır. O Âyet, Kur'ân Ayetlerinin ulusu Ayetülkürsi'dir.» (164)
«Kur'ân'ın en büyük Ayeti, Bakare sûresinin içindeki Ayetülkür-sidir.» (165)
"Şu iki Ayetin ki: Allahü lâ ilahe illa Hüvel Hayyul'Kayyûm...» (166)
(162) Abdurrezzak Musannef c. 2, s. 95
(163) Kısır: 285-286
(164) Tirmizi Sünen c. 5, s. 157, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 560-561
(165) İbn Hacer, Metalib el-'aliye, cilt. 3, s. 313
(106) Boş: 255
İKİ BÜYÜK EMANET KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET
YanıtlaSil233
Elif Lam Mim. Allahü IA ilahe IMA Hüvel Hayyul Kaууйт.» (167) Jeinde Allahin fsm-1 Azam'ı vardır. (168)
Ayetülkürsi'de şöyle buyrulur:
«Allâh ki, O'ndan başka hiç bir ilah yoktur.
Diridir, Zatile ve kemålile kaimdir,
O'nu, ne uyuklama tutar, ne de uyku.
Göklerde ne var, yerde ne varsa, hepsi O'nundur
. İzni olmadıkça, O'nun yanında kim şefâat edebilir?
O, yarattıklarının işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.
Yarattıkları ise, O'nun ilminden, dilediğinden başkasını kavraya-mazlar.
O'nun Kürsisi, gökleri ve yeri kucaklamıştır.
Bunları görüp gözetmek, O'na ağır gelmez.
O, çok yüce ve çok büyüktür.» (169)
Kur'ân Okuyan ve Okumayanların Misalleri:
«Kur'an okuyan Mü'minin hali portakal gibidir ki, kokusu gü-zel, tadı da, güzeldir.
Kur'an okumayan Mü'minin hall fakat, kokusu yoktur. hurma gibidir, tadı güzeldir,
Kur'ân okuyan munafıkın hali olan reyhan gibidir. kokusu güzel, fakat, tadı acı
Kur'an okumayan munafığın hali ise, kokusu acı, kötü, tadı da, acı ve kötü olan Ebû Cehil karpuzu gibidir.» (170)
Kur'ân Okuyup Onunla Amel Edenlerin ve Etmeyenlerin Misalleri:
Kur'ânı okuyan ve fakat, onunla amel etmeyenin hall: kokusu güzel olan, fakat, tadı olmayan reyhana benzer.
Kur'ânla amel eden ve fakat, onu okumayanın hall tadı güzel olan ve fakat, kokusu bulunmayan hurmaya benzer.
Kur'ânla amel eden ve onu okuyanın hali de hem tadı güzel, hem kokusu güzel olan portakala benzer.
Kur'ân okumayan ve onunla amel etmeyenin hali ise: Ebû Ce-
(167) Âl-i İmran: 1-2
168) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 461, Dârimi Süners c. 2, s. 323
( (169) Boş: 255
(170) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 408, Buhari Sahih c. 6, s. 107, Müslim -Sahih c. 1, s. 549, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 259, Tirmizi - Sünen c. 5, s. 150,
İbn-i Mace Sünen c. 1, s. 77, Dârimi Sünen c. 2, s. 318
اشارات الاعجار
YanıtlaSilمذكوره انت هر بر جمله سنك هيشنده كي وجه نظام اون قطعی افاده بدن ( هذا صحيح، هذا صحيح. واجب اولديفته اشار تدر. فاعل تركيلها.
حيفة المجهول الله ذكر ان يلن (قبل) لو تو رشت به اتمك، يفترض تمام اولفنه اشار نادر منفعت و لطفي افتاده ايدر جمہ بهايار تحقير وتحكم في الصور ته له دغل، نصهم تحت طرزيله لازم اولديغنه اشار تدر.
( الا تفسدوا) شویله مقياس استثنائی أو لا يزال مستمرا: تزايد تفضيل رابطة قارية للعلاقة بين العداء والتوازن، اختلال انقلاب أيدر يحدث واتحاد ايبلر قوبار. أنا آسف.
(في الأَرْضِ) لا تاكيد، زجرى ادامه ایتدیر سور. منذ فترة طويلة أول ديف إيجون، كان هذا الطوق الملتزم مطلوبًا وزاد من روعته أو تألقه لأول مرة أو شرقًا نك أو ندير بالمسيله وأو نويرًا عامًا إلى عروض فاطمة كوريله أولور.
في الارْضِ كلمه أو أي مكان آخر (الأرض) هذا شيء جيد. نوع بشرك، بالخاص فقير لرك و مع صوت ملوك مزاره کوتولگی نه در که او ناره قارشو بويله فنا القره بولونوپور سكر ؟ شفقت جنسيه كز يو محيدر ؟ نه ايجون مرحمت التمد يور ساز؟ اون تسليم ابتده که منزل شفافت جنسيه كز يوقدر . أكثر
يرحمك الله! ] دینه او ناري ايقاظ اليدييور.
سؤال ؟] هل قصدت أن تكون نارًا على عموم الناسار ديغلدر. نه ایچونه او الركن فادي بتونه انساناره سرايت التين؟
اسطنبول
الجواب ] أوت سياه بر كورنگي طاقه آدم كل شيءي سياه و چركين كورور. وبالمثل، فإن نظام الكذب والقلب يكفر أيله لنيرسد، يقوم بتكوين أي شوكة ويجعلك كرونور. و بتون انساناره، بلکه طائفاته قارشو بر بغض و هذا شيء جيد. کی بریت بلاغه الأنفاقيه هيئة رجالية فك تنظيمي تتأثر أولور زیرا الكفاءة، تنظيم و سلامة و طاعة وأولور. مع الأسف اوزارك سريد كارى زهر لي، طبقه من
03:23 16:09 18:36 19:57
مساء
عداوة
YanıtlaSilالعداوة : العداوة
البصيرة: الرؤية بعين القلب، والإدراك
هَيْئَتْ: كل جزء من الجملة
هَيْئَتِ بَشَرِيهِ
المجتمع البشري: العالم البشري
يكمل
الصيانة: مستمرة
اضطراب
الخلاف: ارتباك، انتفاضة
ثورة
الثورة: التحول
الانتقال
الخلافة: جيومي
أنزجان إنزيكار: المنع، الاجتناب
إيفان إزمار: حمل الفاكهة
التحالف: التوحيد
الجان
الاتحاد: التوحيد
كذلك
كيزاليك: مثل هذا
قياس استثنائي
القياس الاستثنائي: هو القياس الذي وردت خاتمته في المقدمة.
لِسَانِ حال
لسان الحال: لغة الثقوب
صالح
فضل : فضل
منع
الحظر : المنع
مؤقت
مؤقت: مؤقت
متأثر
متأثر: متأثر
كان
نيهي: التحريم
نوع بشر
نوع الإنسان: نوع الإنسان
اتفاق
النفاق: النفاق
رآيكه
رابيتا: حقيبة
صيغة مجهول
الشكل الذي يكون فيه الشخص الذي يقوم بالفعل غير معروف.
سرآيت
العدوى: العدوى
الهيمنة: الحكم بالقوة
تحقير تسلية
الإهانة: الإهانة
تقديم: لا
Addrett Düşmanlık
YanıtlaSilgörüntü
Bastrett Kalb gözüyle görme, SEEMC
Hey'et: Camlenin her bir parçast
Hailey nefret ediyor
Heyet-i beseriye: İnsanlık dlemi
devam etmek
idamer Devam ettirme
öyle mi
İhtität: Kansıklık, ayaklarıma
devrim
İnkılabı Dönüşme
dedi ki
İntikal: Geçme
Er Reyyan
Inzicar: Yasaklanma, sakım-dualma
meyve verme
Ismar: Meyve venue
33
Lutfak: Birleşme
Luihad: Birleşme
böyle
Kezalik: Bunun gibi
Olağanüstü ölçüm
Kiyası istisnat: Neticesi mukaddimesinde zikredilen kıyás
Ağızlık
Lisan-hal: Hål dili
Lalit
Lütuf: İyilik
yasaklamak
Men: Yasaklama
geçici
Muvakkat: Geçici
ekmek
Müteessir: Etkilenen
öyleydi
Nehiy: Yasaklama
insan türü
Nev-i beşer: İnsan nevi
Yakan
Nifak: Münafıklık
Raila
Rabita: Çanta
Anonim formül
Siga-i mechûl: Fiili yapanın belirsiz olduğu şekil
senin için
Sirayet: Bulaşma
Tahakküm: Zorla hükmetme
Aşağılama
Tahkir: Hakaret etme
Gümrükleme
Teslim: Kabul etme
Meakûr dyetin her bir cumlesinin heyetindeki veches mizdm: Evet, kat'iyeti ifade eden 'deki (L) kötü ve fenă şeyleri men' ve nehyetmek, lazım ve vacib olduğuna işarettir. Failin terkiyle, siga i mechül ile zikredilen 3 kötü bir seyi nehyetmek, farz-ı kifaye olduğuna işarettir. Menfaat ve lutfu ifade eden 'deki (J) yapılacak nehtylerin tahkir ve tahakküm suretiyle değil, ancak nasihat tarzıyla lazım olduğuna işarettir.
YanıtlaSil9 şöyle bir kıyası istisnäiye işarettir ki: "Böyle yapmayın. Aksi takdirde karışıklıklar meydana gelir. Insanlar arasında itäat råbıtası kesilir. Adálet, ihtiläle inkiläb eder. İttifak ve ittihadın ipleri kopar. Fesåd doğmaya başlar. Öyle ise, böyle yapmayın ki fesåd olmasın," في الأزم nehyi te'kid, zecri idâme ettiriyor. Çünki nasihat muvakkat olduğu için, inzicárın devamı lazımdır. Bu da vicdanın heyecana getirilmesiyle olur. Bu dahi ya şefkat-i cinsiyenin uyandırılmasıyla veya nefret-i umůmiyeye ma'růz kalmak korkusuyla olur.
Evet في الأرض kelimesi, her iki ciheti de te'min eder. Zira از kelimesi, lisân-ı haliyle "Sizin bu fesâdınız nev'-i beşere siråyet eder. Nev'-i beşerin, bilhassa fakirlerin ve ma'sûmların sizlere kötülüğü nedir ki, onlara karşı böyle fenålıkta bulu-nuyorsunuz? Şefkat-i cinsiyeniz yok mudur? Ne için merhamet etmiyorsunuz? Evet, teslim ettik ki, sizin şefkat-i cinsiyeniz yoktur. Hiç olmazsa nefret-i umůmiyeden korkunuz!" diye onları ikäz ediyor.
Sual: Onların maksadları, umum insanlar değildir. Ne için onların fesâdı bütün insanlara sirâyet etsin? Elcevab: Evet, siyah bir gözlüğü takan adam, her şeyi siyah ve çirkin görür. Kezâlik, basiret gözü de nifåk ile perdelenirse ve kalb küfür ile peçelenirse, bütün eşyå çirkin ve kötü görünür. Ve bütün insanlara, belki käinâta karşı bir buğz ve bir adâvete sebeb olur. Hem de küçük bir dişlinin kırılmasıyla büyük bir makine müteessir olduğu gibi, bir şahsın nifakıyla hey'et-i beşeriyenin intizamı müteessir olur Zirá adalet, intizam ve Islamiyet ve itaatle olur. Maalesef onların serptikleri zehirler, tabakadan. tabakaya intikal ede ede, bu zillet ve sefaleti ismar
Komşunun sağındaki bölüm
YanıtlaSilKOMŞU HAKLARI
Amr b. As, Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Yedi sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ kıyamet gününde onların yü züne bakmaz, onları temize çıkarmaz ve kendilerine şöyle der:
Siz de cehenneme girenlerle beraber oraya giriniz.
1. Homoseksüellik yapan erkeklerin hem fail hem de meful olanları.
2. Kendini eli ile tatmin eden kişi. (Masturbasyon yapan)
3. Hayvanla cinsel ilişki kurmaya çalışan kimse.
4. Hanımı ile dübüründen ilişkiye giren kimse.
5. Bir kadınla evli iken onun kızı ile de (kendi üvey kızı oluyor) ikinci eş olarak evlenen kimse.
6. Komşusunun eşi ile zina yapan kimse.
7. Komşularını rahatsız ettiği için herkesin nefretini kazanmış olan kimse."¹
Bu kimseler ancak şartlarına uygun tövbe etmeleri durumunda Al-lah'ın affına mazhar olabilirler.
Fakih anlatıyor:
'Beyhaki, Şuabü'l-Iman, 5470
TENBİHÜ'L GÂFİLİN
YanıtlaSil187
Abdullah b. Mesud'un rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (sav)'in şöyle buyuruyor:
Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, hiçbir kul, insanlar onun kalbinden, dilinden ve elinden emin olmadıkça kurtuluşa eremez. Hiçbir kul, komşusunun şerrinden emin olmadıkça iman etmiş olmaz.
"Nefsimi kudretinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, kalbinden, dilinden ve elinden başkalarının güvende olmadığı hiçbir kimse gerçek Müslüman olamaz. Yine hiç kimse komşusu onun hilesinden ve zulmün-den emin olmadıkça gerçek mü'min olamaz."
Said b. Müseyyeb'in rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resûlüllah (sav) şöyle buyuruyor:
"Komşunun komşusuna karşı saygınlığı annesinin kendisine saygın-lığı derecesinde olması gerekir."2
Mücahit'in rivayetine göre bir gün Abdullah b. Amr b. As oğluna şöyle dedi:
Bir koç kes! Ondan şu Yahudi komşumuza da götür.
Bir süre sohbet ettikten sonra tekrar oğluna dönüp dedi ki:
Koçu kestiğinde Yahudi komşumuzu unutma. Ona da et götür.
Bunun üzerine çocuk şöyle dedi:
Komşumuz olması dışında bir yakınlığımız bulunmayan bir Yahudi'nin yüzünden bize eziyet ediyorsun.
Bu sözlere kızan babası şöyle dedi:
Yazık sana! Resûlüllah bize komşuya iyiliği o kadar çok tavsiye etti ki, komşuyu komşuya varis kılacak zannettik.³
Ebu Şurayh el- Kâbi'nin rivayet ettiği hadisi şerifte Resûlüllah şöyle buyuruyor:
Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse güzel söz söylesin veya sus-sun. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimse komşusuna ikramda bu-lunsun. Ve yine Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimse misafirine ik-
Ahmed, Müsned, 3672
'Ibn Ebi'd-dünya, Mekârimü'l-Ahlak, 323
Ebû Davud, 5152
edinceye
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
-1825-Bolivya
bağımsızlığını ilan etti. -1908-Bediüzzaman'ın ilk yazısı "Ve Şâvirhüm Fi'l-Emr" başlığıyla Rehber-i Vatan gazetesinin ilk sayısında yayınlandı.
1915 - İtilaf Devletleri'nin orduları, Anafartalar'da karaya çıktı.
6
SALON
SALI
AĞUSTOS
AĞUSTOS
BIR AVET
Yalnız Benden korkun, yasaklarıma karşı gelmekten sakının.
Bakara Suresi: 41
BİR HADİS
Talihsizlerin en talihsizi, üzerinde dünya fakirliği ile ahiret azabının toplandığı kimsedir.
Taberani
İman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır.
HİCRİ: 2 SAFER 1446 - RUMI: 24 TEMMUZ 1440
Sözler
HIZIR: 93 - GÜN: 219 KALAN: 147 - GÜN. KIS.: 2 DK
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
İmsak
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2025 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
1476-Fatih Sultan Mehmed'in Boğdan zaferi.
1908 - Bediüzzaman
Meşrutiyetin 3. günü "Hürriyete Hitap" nutkunu irad etti.
TEMMUZ
26
CUMARTESİ
1 1447 DAHA GÜVENLİ
RUMI: 13 TEMMUZ 1441
HIZIR: 82
BİR AYET
Kulunu bir gece, Mescid-i Haramdan kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfat-lardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen,
hakkıyla görendir.
(İsra: 1)
BİR HADİS
Namaz, kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği ameldir.
Nesai, Muharebe: 2
Şu mevcudat-ı seyyale vücudlarıyla Vâcibü'l-Vücud'un vücub-u vücuduna şehadet ettikleri gibi; zevalleriyle ezeliyetine, sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ederler. Nurun İlk Kapısı
İmsak
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş
1481 Hadislerden begmeler
YanıtlaSilResulallah (sebadet ederim ki Allah'tan başk lab yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed A
lah'ın elçisidir)" yazılıdır.
Sonra, Rab Teâlâ der: "Ağırlığını (yani ame
lerinin ağırlığını) hazırla!"
Kul sorar: "Ey Rabbim! Bu defterlerin yan daki bu etiket de ne?"
Rab Teâlâ der: "Sana zulmedilmeyecek!"
Hemen defterler mizanın bir kefesine kon etiket de diğer kefesine. Tartılırlar. Sonunda terler hafif kalır, etiket ağır basar. Esasen lah'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 5
***
Sırat köprüsü
Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Üç yerde hiç kimse kimseyi hatırlamaz:
(1) Amellerin tartıldığı mizan yanında, kefesi hafif mi, ağır mı geldiğini öğrenin kadar.
(2) Amel defterleri dağıtılıp, “İşte kitabımı yun” denildiği zaman. Amel defterinin s mi, soluna mı düşeceğini veya arkasından
1
) Cehennemin üzerine kurulduğunda Sirat henler bulunmaktadır. Allah kullarından dile-lerini bunlarla durdurur. Buradan kurtulup kurtulamayacağını öğreninceye kadar.
YanıtlaSilMüsned, 6: 101.
***
İbni Abbas'tan (ra) rivayetle:
Alim ile abid [çok ibadet eden] Sırat köprü-sinde bir araya geldiklerinde abide, "Cennete gir ve yaptığın ibadetler sayesinde nimetlerinden is-ifade et" denilir. Alime de, "Burada bekle ve is-tediğin kimse için şefaat et. Çünkü sen kime şe-Jaat edersen kabul edilir" denir. Bunun üzerine alim, peygamberler gibi şefaat makamına geçer.
Deylemî'nin Müsnedü'l-Firdevs'inden.
***
Abdurrahman rivayet ediyor:
(...)
Ümmetimden bir adam gördüm ki, Sırat Köp-rüsünde sürünerek ve emekliyerek yol almaya çalışıyordu. Bana getirdiği salavatlar geldi, elin-den tutarak ayağa kaldırdı. Böylece Sıratı geçti.
(...)
Taberani'nin Kebir'inden
BASAN BARBARETLERIAN BIAMETLJ SZER
YanıtlaSilBir gun yolda giderken çok neşeli, gülen bir adamla karşılaşır. Ona;
*-Ey kardeşim! Sırat'ı geçtin mi?" diye sorar.
Adam,
-Hayır." cevabını verince tekrar sorar:
*Peki cennete mi, yoksa cehenneme mi gideceksin? Bunu biliyor musun?"
Adam yine;
Hayır" diye cevap verir.
O vakit Hasan-1 Basrio adama şunları söyler:
*-Allah sana afiyet versin! O hâlde niçin bu kadar taşkınca gülüyor-sun? Unutma ki, o kıyamet gününün işi çok çetindir..."
ÇÜRÜTÜCÜLER
Kalpler altı şeyden dolayı çürür ve bozulur:
Birincisi: Tevbe ederim ümidiyle günah işlemek.
İkincisi: İlim öğrenip múcibince amel etmemek.
Üçüncüsü: Hareket ve davranışlarda içten ve samimi (ihláslı) olmamak.
Dördüncüsü: Allah'ın verdiği nimetlerden faydalanıp şükretmemek.
Beşincisi: Allah'ın yarattıkları arasında paylaştırdığı rızka râzı olmamak.
Altıncısı: Ölüleri defnedip onlardan ibret almamak.
Duâlarınız kabul olunmayacak diye korkmuyorum.
Sizin, duâ edemez hâle gelmenizden korkuyorum...
Vaktiyle Emeviler devrinin üç büyük hiciv şairinden biri olan Ferezdak'ın eşi ölmüştü. Defin merasiminde Hasan-1 Basri de bulunmaktaydı. Hasan-1 Basri Hazretleri, şiirleriyle insanları karalayan, iffetlerini zedeleyen bu şaire, bir ara kabri işaret ederek;
*-Ahiret için ne hazırladın?" diye sordu.
Yaşlı şair;
*-Yetmiş yıldan beri kelime-i şahâdeti hazırladım." dedi.
Hasan-ı Basri;
"-Ne güzel hazırlık!" dedikten sonra şu sözleri ekledi:
-Lakin kelime-i şahâdetin şartları vardır. Bu yüzden iffetli kadınlara iftira etmekten sakın!"
GECE İBADETİNE KALKAMIYORSAN...
YanıtlaSilKişinin gece ibâdetine kalkmamasının tek sebebi, işlediği bir günahtır.
O hâlde her akşam nefsinizi sorgulayıp kendinizi denetleyiniz. Gece iba-detine kalkmak için Rabbinize tevbe ediniz.
Gece ibâdetine kalkmak, ancak günahları altında ezilen kişiye ağır gelir.
Hasan-ı Basri Hazretleri'ne sordular:
"-Gece namazı kılanların yüzleri niçin güzel ve nurlu olur?"
Şöyle buyurdu:
"-Çünkü onlar, Rahmân ile baş başa kalmışlardır..."
Seleften biri, geceleyin Kur'ân okuduğunda sabahleyin kendisini gören-ler sararıp solmasına, hâlsizliğine, bitkinliğine bakarak gecesini ibâ-detle geçirdiğini onun yüzünden anlarlardı.
Oysa bugün herhangi biri geceleyin Kur'ân'ı baştan sonuna değin oku-yor ama sabahleyin kalktığında, sırtına hırkasını çekip uyumuş gibi yüzünde hiçbir değişiklik görülmüyor.
İKİ KORKU ARASINDA!
-Ey Ademoğlu! Gerçek mü'min, ihsan sahibi bile olsa yine de korku üzere sabahlar. Zaten ona da bu yaraşır. Mü'min, akşama yine aynı korku ile kavuşur. Evet, o her zaman şu iki korku arasındadır:
Geçmiş günahlar: Bu günahları sebebiyle Cenâb-ı Hakk'ın kendisine nasıl muâmelede bulunacağını bilemez.
Gelecek hayatı: Nasıl bir hayat sürecek, son nefesi nasıl verecek? Bu soruların cevaplarını devamlı tefekkür eder.
Zira yahudi ve hıristiyanlar da kendilerince peygamberlerini sev-diklerini iddia ederler, fakat (hål, ahlâk ve yaşayışları itibarıyla) onlarla beraber değildirler. (lhyo. c. 11. s. 402)
YanıtlaSilHasan-ı Basri, «hurma kütüğünün inlemesi hádisesinden bahsederken gözyaşları içinde şöyle derdi:
"Ey Allah'ın kulları! Bakınız, bir odun parçası bile, Rasûlullah 'in yüce mertebesinin farkında olduğu için O'na muhabbet besli-yor, hasretini çekiyor ve O'na kavuşma şevkiyle inliyor. Halbuki sizin O'na karşı daha büyük bir iştiyak içinde olmanız, O'nun cemâlini özlemeniz îcâb eder!" (Zehebi, Siyeru Alámí'n-Nübela, IV, 570)
TEVĀZU ÖLÇÜLERİ
Tevâzu, karşılaştığın her müslümanın senden üs-tün olduğunu kabul et-mendir.
Hasan-ı Basri, talebesi olan muhaddis Tâvûs'a şu ikazda bulundu:
-Yâ Tâvûs! Hadis öğretmek sana gurur veriyorsa, bu ilmi okutmak-tan vazgeç!
Hasan-ı Basri Hazretleri'nin, talebelerinden birine kerâmetle ilgili yaptığı şu vasiyet çok câlib-i dikkattir:
-İlim, hâl ve irfan seviyenin yüksekliğine aldanma!
Bel'am bin Bâûra'nın Levh-i Mahfûz'a bakıp onu okuyacak ma-kama geldikten sonra başına neler geldiğini hatırla!
İnsanlar arasında kendisini kötüleyen kimse, aslında kendisini öv-
GIYBETE MUKABELE!
YanıtlaSilHasan-1 Basri'nin kulağına;
<<<-Falan kişi senin hakkında
gıybet etti.>> diye bir söz ulaşınca hemen bir tabak üzerine koyduğu birkaç hurmayı o kişiye göndererek özür dileme sadedinde;
<<-Haber aldığıma göre kazanmış olduğun sevapları, benim amel defterime nakletmişsin. Bundan dolayı seni mükâfatlandırmak istedim, seni hakkıyla mükafatlandıramadığım için mâzur gör!>>>
diye haber gönderdi. (Feridüddin Attår, Tezkire, 1, 70-71)
Eğer illâ dedikodu yapacaksan, anne-babanın dedikodusunu yap!..
➤Ahirette en azından sevâbın onlara gitmiş olur ve onların güna-hını yüklenirsin...
Vallahi müslüman bir kul için; çocuklarını, torunlarını ve akraba-larını Allah'a itaatkâr görmekten daha sevimli bir şey yoktur.
MUHABBET AMA NASIL?
-Ey insanlar!
<>> hadisini yanlış anlamayın!
(Gücünüz nisbetinde) sâlih-lerin amelini işlemedikçe, salihlerden olamazsınız.
Önsöx
YanıtlaSilZübeyir Gündüzalp, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin mümtaz talebelerindendir.
Nurculuk hareketinin, Said Nursiden sonra en çok bilinen ve saygı duyulan ismi hiç şüphesiz Zübeyir Gündüzalp'tir.
Zübeyir Gündüzalp, Said Nursi'nin vefatından sonra bu hare-keti yönlendiren ve en çok iz bırakan model bir şahsiyettir.
Gündüzalp, Said Nursiyi hayatta iken gölge gibi takip eden, en sıkıntılı zamanlarında arkasında kale gibi duran ve en mah-rem sırlarına muhatap olan bir insandır.
Zübeyir Gündüzalp, Said Nursi'nin "harim-i ismetindeki hizmetkârı"dır.
Said Nursinin önde gelen talebelerinden Tahiri Mutlu, Zübe-yir Gündüzalp için "Bediüzzaman'ın sır kâtibi" der.
Bekir Berk Gündüzalp için, "Müceddid-i Ahirzaman"ın veziri ifadesini kullanır.
Mehmet Kutlular, "Zübeyir Gündüzalp, Said Nursî'nin ve Nurcu-luğun Hazret-i Ömeridir" derken, Mehmet Fırıncı, "Gündüzalp, Nurculuk hareketinin en parlak güneşidir" beyanında bulunur.
Mehmet Emin Birinci ise, "O bir sadakat abidesidir" der.
Said Nursiye hayatında en uzun süre hizmet eden kişi, Gündüzalp'tir.
Said Nursî, yeğeni Abdurrahman'dan sonra en çok Zübeyir Gündüzalp'e iltifatta bulunur.
Said Nursî, Zübeyir Gündüzalp'i kâinata değişmediğini söy-lemiştir. Onu bin talebe yerine kabul ettiğini açıklamış, çeşitli
562
YanıtlaSil17383. Kendı ışını, kendin gör!
17384 Kendin için sevdiğin şeyi, insanlar için de sevip iste!
17385. Kırda, bayırda sedir ağacını ve benzerini keseni, Tanrı dünyada ve ahrette
cehenneme kor.
17386. Kıskançlık, ateşin odunu yemesi gibi, iyilikleri yer.
17387. Kıyamet gününde bilginler mürekkebiyle, şehitler kanıyla tartılır; bilginlerin mürekkebi, şehitlerin kanından da ağır çeker.
17388. Kıyamet kopacağı sırada bile, elinizde bir fidan bulunursa, kıyamet kopmadan dikebilecekseniz, onu hemen dikiniz.
17389. Kızgınlık anında, hiç kimse, iki kişi arasında hakemlik yapmamalı.
17390. Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; sevdiriniz, tiksindirmeyiniz!
17391. Komşusu aç iken kendisi tok yatan, bizden değildir.
17392. Kötü komşudan evinizi, kötü dosttan ziyaretinizi uzak tutunuz! 17393. Küçüklerimize acımayan, büyüklerimizin hakkını bilmeyen kimse, bizden değildir.
17394. Müslüman müslümanın kardeşidir.
17395. Müslüman, öteki muslümanlann dilinden ve elinden salim olduğu kimsedir.
17396. Nefsini bilen, Rabbini bilir.
17397. Öfkelendiğinizde ayakta iseniz oturun, öfkeniz bu önlemie de geçmezse, o zaman yan üstü yatın!
17398. Rahmetim, öfkemi geçti.
17399. Rızkı, toprağın gizli yerlerinden isteyiniz!
17400. Rızkın onda dokuzu ticarettedir.
17401. Rüşvet veren de, alan da ateş içindedir.
17402. Sabah-akşam bilim öğrenmeye çalışmak. Tanrı yolunda savaştan daha erdemlidir.
17403. Sadakanın en erdemlisi: malı az, gönlü varsıl olanın sadakasıdır.
17404. Sadakanın en iyisi, dargın kimselerin aralarını bulup barıştırmaktır.
17405. Sağ elin verdiğini, sol el görmemelidir.
17406. Satarken, alırken, öderken kolaylık gösteren kula, Tanrı acısın!
17407. Selâm kelāmdan (sözden) öncedir.
17408. Selām vermeyi yayınız, açıkça selâm veriniz, ki birbirinizi sevesiniz.
17409. Sınırda bır gün nöbet beklemek, bir ayı nafile oruç ve ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır.
17410. Sizin en hayırlınız, eşi ile yakınlarına en hayırlı olanınızdır.
17411. Söz vermek borçtur.
17412. Susuz kalan bır ağacı sulayana, cennet kapısı açılır.
17413. Şehitler, yakınlarından yetmiş kişiye şefaat eder.
. Gereksinmesi olanlara ödünç verenler, sadaka vermiş denli sevap kazanır.
YanıtlaSil17354. Günahından tövbe eden, sanki günah işlememiş gibi olur.
17355. Güzel sözler, sadaka yerine geçer.
17356. Halktan utanmayan, Tanrı'dan da utanmaz.
17357. Hayrı: güzel, tatlı yüzlülerin katında dileyiniz!
17358. Helâle, harama dikkat ederek çalışıp kazanan kimseyi, Tanrı çok sever.
17359. Her işittiğini söyleyip durmak, yalan söylemiş olmak için yeterlidir.
17360. Her iyilik, bir sadakadır.
17361. Her kim aç bir kimseyi doyurursa, Tanrı da onu cennet yemişleriyle doyurur
17362. Her şeyin bir zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur.
17363. Herhangi önemli, onurlu bir işe Tanrı'nın adıyla başlanılmazsa, o iş eksiktir.
17364. Herkes, kıyamet günü, insanlar arasında yargı verilinceye dek, sadakasının gölgesi altında bulunacaktır.
17365. Hiç kimse, kendi elinin emeğiyle yediği yemekten daha hayırlı bir yemek asla yemiş değildir.
17366. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış, yarın ölecekmiş gibi ahrete hazırlık bulun!
17367. Hurma vb. gibi yemişli ve yemişsiz ağaçlar, gerek sahibi, gerekse onun çocukla ve torunları için, Tann'nın nimetlerine şükrettikleri sürece, hayır ve bereket veri
17368. İçinizden hiçbiri, kendi özvarlığı için sevdiğini inançlı kardeşi için de sevmedikçe, gerçek inançlı olamaz.
17369. İki günü birbirine eşit olan, aldanmıştır.
17370. İnanan kişinin ruhu, borcu ödeninceye dek hapistedir.
17371. İnandım (amentü bi'llâh) de, sonra da dosdoğru ol!
17372. İnsana, her işittiğini başkasına söylemek günah olarak yeter.
7373. İnsanın kendini ilgilendirmeyeni bırakması, müslümanlığın güzelliğindend
17374. İnsanların hayırlısı, onlara en yararlı olanıdır.
17375. İnsanların ibadet edenler üzerindeki erdemi, sizin herhangi biriniz üzerinde benim erdemim gibidir.
17376. İstihare eden yoksul kalmaz, istişare eden (danışan) pişman olmaz, iktisat eden de darlık çekmez.
17377. İşlerin değeri, sonuçlarına bağlıdır.
17378. İşlerin en hayırlısı, orta yoldur.
17379. Kadının kocasına hizmeti, bir sadakadır.
17380. Kadınlara iyilik yapan onurlu bir insan olduğu gibi, kötülük yapan da en k insandır.
17381. Kanaat, tükenmez bir hazinedir.
17382. Karı-koca birbirine sevgiyle bakarsa, Tanrı da onlara sevgiyle bakar.
17328 Brevlada yaptığı dua, bir peygamberin ümmetine yaptığı dua gihi kabul olunar
YanıtlaSil17329. Bir gaziyi Tanrı yolunda donatan, onun karşılığı kadar sevaba erişir.
17130. Bir kim bir ağaç diker, onu yetiştirmek yolunda sıkıntılara katlanıp yemiş verimuaye değin ons gezetirse, yeməunden yitirdiği her şeyi, onu diken için, aziz ve celil olan Tanrı katında bir sadaka olur.
17331. Bu kimsenin iyi ya da kötü olduğu, komşularının onu beğenip beğenmemesiyle anilaçiler
17312. Bir kişi bir ağaç dikse, o ağaç meyve verdikçe, insanlar ondan yararlandıkça, tevabı ağacı dikene yazılır.
17333. Bir memur, aylığımdan fazla olarak iğne denli bir şey alırsa, kıyamet günü eli-wyağı bağlı olarak Tanrı katında muhakeme edilecektir.
17334. Bir müellimamın diktığı ağaçtan yenen, çalınan, eksilen şey. o ağacı diken için sadaka olur.
17335. Bir saatlik adalet, yetmış yıllık ibadetten hayırlıdır.
17336. Bir şeyi gün gibi açıkça bilirsen, onun için tanıklık et, Tanrı'ya bırak.
17337. Bir ulusa hizmet eden kimse, en büyük ödüle ulaşmıştır.
17338. Büyük glinahların en büyüğünü size söyleyeyim: Tanrı'ya ortak koşmak, ana-babaya başkaldırmak, yalan söylemek.
17339. Cennet, annelerin ayakları altındadır.
17340. Cennet, kılıçların gölgesindedir.
17341. Cennetin bedeli: "La ilaheillallah".
17342. Dedikodu edenle dinleyen, günahta ortaktır.
17343. Dişlerinizi temizleyiniz; ağız temizliği, temizliğin temelidir.
17344. Dul ve yetimlerin yardımına koşanlar, Tanrı yolunda savaşan, gündüz oruç tutup geceyi dua ile geçiren gibidir.
17345. Dünyada isteğini kes, ki Tanrı seni sevsin; herkesin elinde olandan da isteğini kes, ki halk seni sevsin.
17346. Dünyalığa gönül bağlama, ki Tanrı seni sevsin; insanların elindekine de göz koyma, ki insanlar seni sevsin.
17347. Ekip biçmek, kutlu bir iştir.
17348. En güzel armağan, hikmetli bir sözü iyice anlayıp din kardeşine anlatmaktır; bu, aynı zamanda, bir yıllık ibadete de karşılıktır.
17349. Evlerinizi mescitlerinizden daha süslü, sokaklarınızı da evlerinizden daha temiz ve güzel tutunuz!
17350. Ey insanlar! Hâlâ sizde yaşam varken, yani ölümünüzden önce, günahlarınızdan tövbe ederek Tann'run buyruklarını yerine getirmeye başlayınız!
17351. Ey insanlar! Seläm verin, yemek yedirin, akraba yoklayın!
17352. Gerçek varsıllık, gönül varsılığıy
41- Ey Rasûl! Kalpleri îman etmediği halde ağızlarıyle “inandık" diyen kimselerden ve yahûdîlerden küfür içinde koşuşanlar(ın hâli) seni üzmesin. Onlar dur-madan yalana kulak verirler ve sana gelmeyen (ba-zı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. «Eğer size bu verilirse hemen
YanıtlaSilSAN
YanıtlaSilAcı Yapıldı
Ayet 41
aln, bu verilmezse sakının! derler. Allah bir kimse vi saslınığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Al. lah'a karşı onun lehine hiçbir şey yapamazsın. On-lar, Allah'ım kalplerini temizlemek istemediği kimse lerdir. Onlar için dünyada rezillik ve ahirette de bü yük azap vardır.
42- Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sa-na gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlar-dan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiç-bir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, arala-rında adaletle hükmet. Allah, adil olanları sever.
43- İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında ol-duğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bu-nun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inan-mış kimseler değildir.
"Ey Rasûl!" Rasûlullah (s.a.)'e risalet unvanıyla hitap edilmesi onu şereflendirmek içindir.
"Kalpleri îman etmediği halde ağızlarıyla 'inandık' diyen kimse lerden" Söz sadece dudak ve dilden çıktığı halde âyette ağızlara nisbet edilmesinin faydası, onların dillerinin kalplerinde olanı yansıtmadığına, söylediği sözlerin ağızlarından öteye geçmediğine, onların kalpleriyle inanmadan söylediklerine işaret etmek içindir. "ve yahûdîlerden küfür içinde koşuşanlar" Küfürde koşuşanlar, yahûdīler ve münafıklar olmak üzere iki grupta toplanmıştır. Onların küfürde koşuşmaları fırsat bulduk-larında küfürlerini açığa vurmakta sür'at göstermeleridir. "seni üzme-sin." Yani fâni kimselerin yaptıkları seni üzmesin. Çünkü, gelip geçi-ci durumlar bir tarafa bırakıldığında üzülmeyi veya sevinmeyi gerektire-cek bir şey yoktur. Bu sözden maksat Rasûlullah (a.s.)'ın onlara karşı yar-dımcısı Allah Teâlâ olduğu için onların yaptıklarına üzülmesini yasakla-maktır. Bu sözün mânâsı ise şöyledir: "Onların küfürde koşuşmakta ace-le ederek atılmalarına üzülme, aldırma." demektir.
"Onlar" yani yahûdîler ve münafıklar "durmadan yalana kulak ve-rirler." Onlar yalana kulak vermede veya hahamlarının noksanlardan
Rūhu'l-Beyân
YanıtlaSil559
melerini kabulde aşırıya kaçarlar. Yahut da artırarak, eksilterek ve değiş-minezzeh olan Allah'a karşı yalan uydurmalarını ve kitaplarını tahrif et-tirerek sizi yalanlamak için haberlerinize ve sözlerinize çok kulak verirler. aktıktan sonra ondan duymadığı halde "Ben O'nun şöyle şöyle dediğini Çünkü onların içinde Rasûlullah (s.a.)'i dinleyip de O'nun huzurundan duydum." diyenler vardır.
"Ve sana gelmeyen kimselere kulak verirler." Yani, senin meclisi-ne gelmeyen, aşım kibir ve nefretlerinden dolayı senden uzak duran di-ğer bir kavmin sözünü kabulde aşırıya giderler ki bunlar Hayber yahûdi-Jeri olup onlara kulak verenler de Kureyzaoğulları'dır.
"Kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler." Yani Allah Teâlâ o kelimeleri yerlerine koyduktan sonra ya atarak veya vasfını değiştirmek sü retiyle lafzen, ya da kastedilen mânâdan başkasına hamlederek ve ilgili ol-madığı yerde kullanarak eğip bükerler ve yerlerinden kaydınp yok ederler.
Kendilerine kulak veren tabîlerine bâtıl görüşlerini anlatırken, kendi batıl sözlerine işaret ederek, "Eğer size" Rasûlullah tarafından "bu" mu-harref söz "verilirse hemen alın" ve onun gereğince amel edin. Çünkü o haktır. "Bu verilmezse" bundan başka bir söz söylenirse onu kabul et-mekten "sakının!" Sakın ola o sözle amel etmeyin. "derler."
Rivayet edildi ki Hayberli asil ailelere mensup ve evli olan bir erkek ve kadın zinâ ettiler. Tevrat'a göre onların cezası recm idi. Onların asa-letinden dolayı recmetmeyi uygun bulmadılar. Onları bir grup insanla bir-likte Kurayzaoğulları'na gönderdiler. Kafile gelip de Kurayzaoğulları ve Nadiroğulları'na misafir olunca onlara: "Siz bu adamı tanıyorsunuz ve onunla beldesinde berabersiniz. Bizim aramızda bir olay oldu. Falan adam ve falan kadın zinâ ettiler. Üstelik ikisi de evli. Bizim yerimize Mu-hammed (s.a.)'den onun bu konu hakkındaki hükmünü sormanızı istiyo-ruz." dediler. Kurayza ve Nadiroğulları onlara şöyle cevap verdiler: "O zaman vallahi o size hoşlanmayacağınız şeyi emreder."
Daha sonra aralarında Ka'b b. Eşref, Ka'b b. Esed, Kinane b. Ebi'l-Hukayk ve başkalarının da bulunduğu bir topluluk Rasûlullah (s.a.)'e gelip ona: "Yâ Muhammed! Bize senin kitabında zinâ eden evli erkek ve kadı-nın cezasının ne olduğunu haber ver." dediler. Rasûlullah (s.a.): "Benim
560
YanıtlaSil5. Maide Süresi
Ayet: 41
hükmüme râzı olacak mısınız?" dedi. Onlar da "Evet" karşılığını verdiler. O esnada Cibril (a.s.) recmi bildirdi. Rasûlullah (s.a.), o kişilerin cezalanının recm olduğunu haber verince bu hükmü uygulamaktan kaçındılar.
Bunun üzerine Cibril (a.s.) Rasûlullah (s.a.)'e "Seninle onlar arası na İbn Sûriya'yı hakem kıl." dedi ve ona bu insanın özelliklerini haber verdi. Rasûlullah (a.s.) onlara: "Siz bıyığı henüz yeni terlemiş, beyaz tenli, şaşı, Fedek'te oturan İbn Sûriyâ adındaki genci tanıyor musu nuz?" dedi. "Evet" dediler. Rasûlullah: "O genci nasıl bilirsiniz?" deyin-ce de "Mūsā (a.s.)'a indirilen Tevrat'ı en iyi bilen yeryüzünde kalan ya hûdîdir." dediler. Rasûlullah (s.a.): "Ona haber gönderin." buyurdu. Ona haber gönderdiler, o da geldi.
Rasûlullah (s.a.) ona: "Sen İbn Sûriyā mısın?" dedi. O da "Evet" di-ye cevap verdi. Yine Rasûlullah (s.a.) "Sen yahūdilerin en âlimi misin?" deyince "Öyle olduğuna inanıyorlar." dedi. Rasûlullah (s.a.) onlara: "Onu benimle sizin aranızda hakem kabul eder misiniz?" deyince "Evet" dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) İbn Sûrıya'ya şöyle buyurdu: "Ken-disinden başka ilah olmayan, Mūsá (a.s.)'a Teurât'ı indiren, siz (yahū-diler)i Mısır'dan çıkaran, sizin için denizi yarıp oradan sizi kurtaran ve Firavun'la yanındakileri (o denizde) boğan, sizi bulutlarla gölge-lendiren, size bıldırcın etini ve kudret helvasını gönderen, içerisinde helal ve haramın bulunduğu kitabı (Teurat'ı) size gönderen Allah'a yemin ederek soruyorum. Kitabınızda zinā eden evli insanın cezası-nın recm olduğu mevcut mu?"
İbn Sûriya: "Evet, dediğin hüküm var. Senin bana zikrettiklerine ye-min olsun ki eğer yalan söyler veya hükmü değiştirirsem Tevrat'ın beni yakacağından korkmasaydım sana bu îtirafta bulunmazdım. Peki ya Mu-hammed! Bu konunun senin kitabındaki hükmü nedir?" dedi.
Rasûlullah (s.a.) ona şöyle cevap verdi: "Güvenilir (adûl) dört kişi, erkeğin kadınla milin sürmedanlığın içine girdiği gibi münasebet hâ-linde görüp şahitlik ettikleri zaman recm gerekir."
O zaman İbn Sûrıyâ "Mūsā (a.s.)'a Tevrat'ı indiren Allah'a yemin ederim ki, Mûsā (a.s.)'a da Allah Tevrat'ta bu şekilde indirmiştir." dedi.
ilk yumuşattığınız şey neydi?" şeklinde buyurunca İbn Sûriya şöyle seler arasında zina yaygınlaştı. Hatta kralımızın amcasının oğlu zinā etti maz, zayıf bir insanı yakalayınca uygulardık. Öyle bir hal aldı ki asil kim-cevap verdi: "Bizden asil bir insanı yakaladığımızda ona haddi uygula edince kral onu recmetmek istedi, ancak o adamın kavmi onun karşısı-de ona da had uygulanmadı. Fakat daha sonra sıradan bir insan zinā metmeden onu recmedemezsin." dediler. Bunun üzerine biz: na dikildi. Onlar krala: "Allah'a andolsun, sen amcanın oğlu falan, rес-
YanıtlaSil"Gelin toplanıp recmden aşağı bir ceză koyalım ki hem asile hem de gradan insana uyqulansın." dedik ve "celd ve tahmim" cezasını koyduk. Celd (değnek, kamçı ile dövmek) ve tahmim (yüzünü karaya boyamak), bir kimseye zifte bularımış bir ip (kamçı) ile kırk defa vurulduktan sonra yüzlerine kara çalınıp birer eşeğe tersine bindirilerek o iki zanînin sokak sokak dolaştırılmalarıdır. Böylece bunu recmin yerine koydular.
Daha sonra yahūdīler İbn Sûriya'ya: "Recm hükmünü ona haber vermekte ne kadar da acele ettin! Sen bizim övgümüze layık bir insan değilmişsin. Halbuki burada bulunmadığın zaman biz senin arkandan kö-tü konuşmayı çirkin saydık." demeleri üzerine onlara şöyle karşılık ver-di: "O bana Tevrat adına yemin verdi. Eğer Tevrat'ın beni helak etme-sinden korkmasaydım bunu ona söylemezdim."
Daha sonra Rasûlullah (s.a.) o iki zinākarın recmedilmesini emretti ve onlar mescidin kapısının önünde recmedildiler. Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Allahım! Onlar senin emrini ortadan kaldırdıktan sonra onu ilk ihyâ eden benim." İşte bunun üzerine Allah Teâlâ bu âyeti in-zal buyurmuştur. 315
"Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse" yani Al-lah kim olursa olsun bir kimseyi saptırmak ve rezil etmek isterse "sen Al-lah'a karşı onun lehine hiçbir şey yapamazsın." Allah'tan geleni defet-me husûsunda birşey yapmaya gücün yetmez.
"Onlar" münafıklar ve yahûdîler "Allah'ın kalplerini" küfür ve da-lalet pisliğinden "temizlemek istemediği kimselerdir." Çünkü münafık-
315. Beyhaki, Deläil, VI, 269-271; Ibn Kesir, II, 58
. Mâide Sûresi
YanıtlaSilAyet: 42-43
Ju
ile ilgili
lar ve yahûdîler, küfür ve dalalette, bunlarda ısrarda ve iradelerini hida-yeti elde etmeye yöneltmekten tümüyle yüz çevirmede kâfirler gibidirler.
öyle
"Onlar için” münafıklar ve yahûdîler için "dünyada rezillik" vardır. Münafıkların dünyada rezil olmaları, küçük düşürülmeleri ve müslüman-lar arasında münafıklıklarının ortaya çıkmasıyla sırlarının aşikar olması-dır. Yahûdîlerin dünyada rezil olmaları ise hakir duruma düşmeleri, cizye ortaya çıkmasıdır. vermeleri ve Tevrat'tan hiçbir şey gizlemedikleri yolundaki yalanlarının
tekrar
"Ve" yine onlar için bu dünyevî rezilliğin yanısıra "âhirette de bü yük azap vardır" ki bu da ebedî olarak cehennemde kalmaktır.
42- Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sa-na gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlar dan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiç bir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, arala-rında adaletle hükmet. Allah, adil olanları sever.
YanıtlaSil"Hep yalana kulak verir," Burası önceki ayetin bir tekranıdır. "durma-dan haram yerler." Yani rüşvet gibi bereketi kaldırılmış haram kazancı yer-ler. Ayette harama "سخت" denmesinin sebebi, bereketinin ortadan kaldırılmış olmasındandır. Çünkü bu kelime bir şeyin kökünü kesmek anlamındadır.
"Sana gelirlerse," Yani, onların durumu açıklandığı gibi olunca: ara-larında meydana gelen anlaşmazlıklardan dolayı hakemliğine başvurmak üzere sana gelirlerse "ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çe vir." Burası her iki durumda Rasûlullah'ın muhayyer kılındığının beyanıdır.
"Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler." Ya-ni onların hakemlik yapma tekliflerini reddetmenden dolayı hiçbir şekil-
Rūhu'l-Beyân
YanıtlaSil563
de sana bir düşmanlıkta bulunamazlar. Zîrâ "Allah seni insanlardan koruyacaktır." (Maide, 5/67)
"Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet." Yani recm ile hükmettiğin gibi emrolunduğun üzere adaletle hüküm ver.
"Allah adil olanları sever." Allah adil insanları sever, onları her tür-lü istenilmeyen ve sakınılan şeylerden korur ve onların şânını yüceltir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Adaletle davrananlar Allah katın-da nurdan minberler üzerinde olacaklardır." 316
5. Maide Süresi
YanıtlaSilAyet: 43
"Onlar" zikredilerı sıfatlara sahip olan o kimseler, evvela kendi kitapla rından ikinci olarak da kendi kitaplarına uygun olan senin hükmünden yüz çevirdikleri için sana ve ona "inanmış kimseler değildir." Ayetlerde zulmü yerme, adaleti medh, haram kılınan şeyleri ve rüşveti de kötüleme vardır.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Haram kazançla beslenen her ete cehennem daha layıktır." 317 Yine bir hadiste "Allah rüşvet ala-na, verene ve ikisinin arasında aracılık edene lanet etsin." 318 buyu-rulmuştur. Aracılık edenden maksat, rüşvet alanla veren arasında gidip gelen kimsedir.
Mesnevi'de şöyle denilmektedir:
Nice kuş vardır ki uçup tane arar Boğazı, boğazının kesilmesine sebep olur Nice balık vardır ki su içinde herşeyden eminken Boğazının hırsı yüzünden oltaya takılmıştır Nice namuslu, örtülü kadın vardır ki Ferciyle boğazının şomluğundan rüsvay olmuştur Boğazının yüzünden rüşvet almış, utanıp yüzü sararmıştır Hatta Harut'la Marut bile o şarabı tatmıştır da o şarap
Nice bilgili ve iyi huylu kadı vardır ki
Onların göğe çıkmalarına mani olmuştur
Hassaf'ın Edebü'l-kâdî adlı eserinde rüşvetin dört çeşit olduğu zik-redilmiştir:
1- Bir kimsenin korkudan dolayı rüşvet vermesidir ki rüşveti kendi canının bir zarar görmesi korkusunu gidermek için verir.
2- Kendisi ile devlet arasındaki işinin görülmesi için verir.
3- Sultan tarafından kadılığa tayin edilmek (devletten görev almak) için rüşvet verir.
4- Kadıya kendi lehine hüküm vermesi için rüşvet verir.
Birinci durumda rüşveti almak helal değildir. Çünkü bir kimseyi kor-kulmaktan vazgeçmek, zulümden vazgeçmektir ki bu şerîat hakkı olarak vacibtir. Bu yüzden bu şekilde korkutarak rüşvet almak caiz değildir. Rüş
317 Münal, V. 17, Aelünt, II, 158
318. Esi Davud, Akdiye 4, Tirmizi, Ahkam 9, Ibn Mace, Ahkam 2; Müsned, II, 164
Rūhu'l-Beyân
YanıtlaSil565
veti veren kimse ise bununla canını korumaya çalıştığı için vermesi caiz-dir, şerîata da uygundur.
İkinci durumda da rüşveti almak caiz değildir. Çünkü müslümanla-rın işlerini yerine getirme, devletin karşılık beklemeden yapması gereken bir iştir. Bu yüzden rüşvet almak helal olmaz.
Üçüncü durumda rüşveti almak da vermek de câiz değildir.
Dördüncü durumda ise rüşveti veren kimse ister dāvāsında haklı ol-sun, ister haksız olsun kadının bunu alması haramdır.
Rüşveti verenin haksız olması durumunda haram oluşu iki açıdandır: Birincisi rüşvet alması, ikincisi ise haksız (adaletsiz) olarak hüküm verme-ye sebep olmasıdır.
Rüşveti verenin haklı olması halindeki haramlığın sebebi tektir: O da kadının yapması gereken bir görev için (devletin verdiği maaş dışında) mal kabul etmesidir. Kendi lehine hüküm verdirmek için rüşvet vermek caiz değildir.
İbn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir: "Kim bir hakkı geri almak veya bir haksızlığı ortadan kaldırmak için aracılıkda bulunur da buna karşılık ken-disine verilen hediyeleri kabul ederse bu haramdır."
Nisábü'l-ihtisab adlı eserde şöyle denilmektedir: Muhtesip (denetçi) veya kadıya, hükme veya denetlemeye (hisbe) ihtiyacı olduğu bilinen bi-risi hediye verirse bu kişinin hediyesi kabul edilmez. Eğer kabul edilirse bu rüşvet olur. Yok eğer bu hediye hüküm ve hisbe için değil de muhab-bet ve sevgiden dolayı hediye verdiği bilinen bir kimseden olursa onu al-makta bir beis yoktur. Sahâbe (r.anhum) aralarında hediye kabülünde ge-niş davranırlardı. Çünkü hediyeleşmek onların âdeti idi. Hediye karşılı-ğında bir menfaat beklemezler, bunu muhabbet ve sevgiden dolayı ya-parlardı. Hediyelerinin geri çevrilmesini garip karşılarlardı. Bu hediyeler-de rüşvet mânâsı da olmazdı. Bu yüzden onları kabul ediyorlardı.
Bir grup alim şöyle derniştir. Sultanların armağanlanını almak, bunların haram yoldan edle edildikleri kesin olarak bilinmediği müddetçe hem zen-gin hem de fakir için helaldir. Bunun sorumluluğu, verene aittir. Çünkü Ra-sülullah (s.a.) İskenderiye kralı Mukavkıs'ın hediyesini kabül etmiş ve Allah Teälä "haram yerler" buyurmasına rağmen yahūdīlerden borç almıştır.
5. Maide Süresi
YanıtlaSilAyet: 43
566
haram mallar fazla ama çoğunlukta değilse sorman gerekir. Nebi (s.a.) ve olduğunu biliyorsan ancak iyice araştırdıktan sonra alışveriş yap. Eğer Çarşının durumuna gelince eğer orada haram şeylerin çoğunlukta ashabı, aralarında fāizci, gaspçı ve hilekar kimselerin bulunduğunu bildik leri halde pazarlardan alışveriş yaparlardı.
Haddadi şöyle demiştir: "Haram kazanç; şarap, domuz, ölü hayvan karşılığında alınan ücret, dişi hayvanı çektirmek için erkek hayvanın så-hibinin, ölüye ağlayan kadının, şarkıcı kadının ve büyücünün aldığı ücret ile aracılık eden kimseye verilen hediye, fahişenin kazancı, kahinin ke-häneti karşılığında aldığı ücret ve benzerleridir."
Hz. Ömer, Hz. Ali ve İbn Abbas -Allah onlardan razı olsun- şöy-le demişlerdir: "Şarkı söyleyen erkeklerin, halk şairlerinin ve benzerleri-nin aldıkları malın (ücret) hükmü, rüşvetten daha hafiftir. Çünkü, mal så-hibi bu malı ona istemeden ve bir anlaşma olmaksızın vermiştir."
İbn Keysan diyor ki: Hasan-ı Basrî'yi şöyle derken işittim: "Senin bir adamdan alacağın varsa ve sen o adamın evinde yer içersen, işte bu ha-ram kazançtır.
Ey muttaki mü'min! Sana gereken; işlerinde şüpheli, hatta haram olan şeylere düşmemen için gayet ihtiyatlı olmandır. Çünkü, kalbin tas-fiyesi ancak ve ancak helal gıda yemekle hâsıl olur.
Hafız şöyle der:
Şehir sufisine bak, şüpheli lokma yiyip durmada Bu yemi hoş hayvanın eski giysisi sırtından eksik olmasın
Hafız'ın bu beytteki sözlerinden maksat, şüpheli şeylerden sakınma-yan kimsenin, ayırt etmeksizin önüne geleni yiyen hayvana benzetilmesi dir Çünkü şüpheli şeyleri yemek hırsın büyüklüğünü gösterir. Eğer kişi hırslı olmasaydı, az da olsa helal ile kanaat edecekti. Hayvan çok yediği-iç-tiği ve çok uyuduğu için iri cüsseli olur. Bunlar hayvânî tabîatın hükmüdür.
AHLAK
YanıtlaSilten ibaret oluşuyla da ilgilidir. O, elçidir. kamil insandır. Insan. Kur'an'ın kendisidir. Kur'an'ın kardeşidir. Bediüzzaman 'ın eser ların en erdemlisi ve ahlaklısıdır. O, bir bakıma Kurandu lerinde atıfta bulunduğu el-Insanu'l-Kamil adlı eserinde Abdul. kerim Cili, bunu ayrıntılı biçimde açıklar.
İtibaren
öğren
Kur'an, bize, "her şey yok olucudur, (O'na bakan/O'nun vec hi) müstesna" der. Bu, esasında, tevhid (birlik) ilkesinin de kay. nağını oluşturur. Arifler, varlık unvanını Cenab-ı Hakk'a layık görür, varolana bir unvan olarak yakıştırmazlar. Varolan, ger. çekte Esma ve Sıfat'in tecellisidir. Bu, bir görünüm, bir belir-medir. Tıpkı denizin dalgaları gibi. Dalga, denizden ayı bir varlık değildir, onun bir halidir. Tüm yaratılmışlar da, Allahin mutlak varlığından 'taşan' bir haldir. Bu anlamda, varolanların, Allah'ın Esma ve Sıfat'ının tecellisi olduğu söylenir. Tecelli ile aynı kökten gelen bir sözcük olarak 'cilve'nin anlamı, 'gerdek gecesi, gelinin, yüzünü açması'dır. Bu, bize varlığın, Allah'ın 'a-çılması' olduğunu ihsas eder. Esma ve Sıfat'ın tecellisi, bir ba-kıma, varlığın açılmasıyla, yani cilvesiyle gerçekleşmektedir. Bu ise, kaf ve nun arasında ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden ki-mi arifler varlığın hazinelerinin anahtarının, 'kaf ile nun ara-sında' olduğunu belirtirler. Yani 'kün' emriyle varlığın arketip-leri yaratılmaktadır -ki bunlara ayan-ı sabite denir- bu, zaman ve mekan ötesi bir varlık alanını işaret eder. Varlığın harici vū-cut giymesi ise, Esma ve Sıfat'ın tecellisiyle gerçekleşir. Varlı-ğın vücuda gelmesi sürecinde görev alan 'sebepler'in, tentene-li bir perde olduğunu belirten Bediüzzaman, diğer arif-i billah-lar gibi, Allah'ın, kendisiyle varlık arasına yetmiş bin zulmani ve nurani perde koyduğunu söyler. İbn Arabi hazretlerine gö-re, bu perdeler, nebilerin ve velilerin gözlerinden giderilmiştir. Hz. Ali'ye izafe edilen bir söz şöyledir: "Perde-yi gayb açılsa, ya-kinim ziyadeleşmeyecek." Marifet ilminin kapısı olan Hz. Ali, bu sözüyle, gözünden bu perdelerin giderilmiş olduğunu örtük biçimde ifade etmektedir.
7. Bir çağrışımla, Martin Heidegger'ın, 'varlığın açılması'na da atıfta bulunabiliriz. 8. Bediüzzaman Said Nursi. Lem'alar adlı eserinin Yirmi Sekizinci Lem'a'sında şöyle
der: "Bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, O'nun işi, sadece 'ol' demektir; o da o-luverir.' (Yasin, 36/82 ayet-i kerimesinin işaretiyle, emr ile icad oluyor. Ve Kudret hazineleri, kaf ve nur'dadır. (...) Zat-1 Zülcelal olan Sahib-i Ars-1 Azamin, manevi bir merkezi alem ve kalb ve kible-i kainat hükmünde olan küre-i arzdaki mahlu-katın tedbirine medar dört ars-i ilahisi var: Biri, hifz ve hayat arşıdır ki, topraktur Ism-i Hafiz'in ve Muhyinin mazharıdır. İkinci ars, fazi ve rahmet arşıdır ki, su un-surudur. Üçüncüsü, ilim ve hikmet arşıdır ki, unsur- nurdur. Dördüncüsü, emir ve İradenin arşıdır ki, unsur-ı havadır."
NO-YAZ/2006
İNSAN-I KAMİL AHLAKI VE BEDİÜZZAMAN
YanıtlaSilBu, bize ahlakın kaynağını ve kurucu ilkesini de verir. Al-lah'a görür gibi inanmak ve ibadet etmekle insan ihsan düzeyi-ne erişir. İhsan, kulun amellerinde Allah'ın rızasından gayrısını gözetmemesidir.
Bediüzzaman için bu son derece önemlidir.
Bu sırra sıkı biçimde bağlandığı için, kimseden hediye, ze-kat ve yardım almaz. İlahi Hakikat'in hatırını her hatırın üze-rinde tutar. İlahi hakikatlerin resmi bir biçimde ve ücret karşı-lığında ders verilmesini sakıncalı görür.
Allah rızası için sever, Allah rızası için yapar, Allah rızası i-çin konuşur veya susar.
Bu ahlaki ilke, esasında bütün Nebilerin ve onların kamil varislerinin ortak niteliğidir.
Hillet ve isar hasletleri kamil insanın nitelikleridir.
Bediüzzaman'a göre, ihlas tevhidin başı ve sonudur. Tevhid (İlahi birlik ilkesi) ihlasla başlar ve onunla biter.
"Amelinizde rıza-yı İlahi olmalı, O razı olduktan ve kabul et-tikten sonra bütün dünya küsse ehemmiyeti yok" ifadesi, ahla-kın batıni, kişinin kendi dünyasına bakan yönünü ifade eder. İnsanın kendisiyle ilişkisinde geçerli olan bu ahlaki ilke, esas i-tibariyle ötekiyle olan ilişkisine de zemin oluşturacaktır.
İlahi hakikati önceleyen bir insan, ötekiyle ilişkilerinde ada-let, merhamet ve muhabbet üzere olacak fakat hakikatin hatı-rını koruma konusunda da duyarlı davranacaktır.
Adil olmak, Allah'ın mutlak adalet ilkesiyle davranmak, de-mektir.
Merhametli olmak, Allah'ın dünyada Rahman, ahirette Ra-him sıfatıyla tecelli edişine bağlı olarak, insanın da dünyada merhametli, ahirette şefkatli oluşunu zorunlu kılar.
Fakat burada yine ahlaki bir sınırlayıcı ilke olarak şu karşı-mıza çıkar: Allah'ın merhametinden fazla merhamet edilmez. Kendisine merhamet etmeyene merhamet edilmez.
Bu, manevi doğasına, fıtratına ihanet eden, bir bakıma ken-disine kıyan bir insana karşı İlahi sınırlar içerisinde gerçekleş-mek zorundadır.
Arif, manevi miracını yaşarken, dünya varlığından soyun-manın ilk adımı olarak, üzerinde herhangi bir dünyevi mal bi-
KÖPRÜ YA
KUR'AN AHKAMI
YanıtlaSil31. HACET UMUMİ OLSUN, HUSUSİ OLSUN ZARURET MENZİLESİNE TENZİL OLUNUR.
Fert ve cemiyetin ihtiyacını karşılamak gerekiyorsa bu ih-tiyaç zarûret gibi kabûl edilip memnuiyet kalkar ve böyle bir ihtiyaç karşısında kıyas terkedilir.
a) «Bey'ün bi'l-vefâ ya cevâz verilmesi bu kabildendir.. Buhara halkında borç alıp verme muamelesi çoğalınca görü-len ihtiyaç üzerine bu muameleye cevâz verilmiştir.
b) Bunun gibi kıyas hilâfına seleme de cevâz verilmiştir.. Çünkü alım-satımda mâdumun (henüz mevcud olmıyan şey'in) bey'i yapılamaz. Fakat ihtiyaç bu kıyasın hilâfına cevâz verme-yi gerektirmiştir.
c) Akde giren yararlanma nisbeti belli olmamakla bera-ber hamamda yıkanmak, halkın ihtiyacına mebni tecvîz edil-miştir. Bu, kıyasa aykırıdır. Çünkü ücret belli olmakla beraber menfaat belli değildir. Hamama giren kimsenin ne kadar kala-cağı, ne kadar su sarfedeceği meçhuldur.
32. İZTİRAR GAYRİN HAKKINI İBTAL ETMEZ.
Zarurât, mahzuratı mubah kılar kaidesini tavzîh eder ma-hiyettedir.. Aç kalıp ölüm derecesine gelen bir kimse başkası-na ait ekmekten yiyecek olursa, bilâhare onun kıymetini öde-mesi gerekir. Çünkü o ekmekten yemesi her ne kadar zarurî ise de, bu zaruret başkasının hakkını ibtâl etmez. Bu bakım-dan yer ve fakat bedelini öder.
33. ALINMASI YASAK (HARAM) OLAN ŞEY'İN VERİLMESİ DE YASAKTIR.
Bir şey'in alınması haram kılınmışsa, o takdirde verilme-si de haramdır.
a) Rüşvet (bunu almak haramdır; o halde vermek de ha-ramdır.)
FIKHİ KAİDELER
YanıtlaSilb) Riba (bunu almak haramdır; ramdır.) 409 o halde vermek de ha-
Bunlar gibi daha birçok misâller vardır..
34. İŞLENMESİ YASAK OLAN ŞEY'İN İSTENMESİ DE YASAKTIR.
Bu (İşlenmesi haram olan şey'in istenmesi de haramdır kaidesine yakındır.)
Meselâ:
a) Uyuşturucu madde kullanmak haramdır. O halde bu maddenin kullanılmasını istemek de haramdır.
b) Adam öldürme fiili haramdır; başkasının bunu işleme-sini istemek de haramdır.
c) Zinâ etmek haramdır; o halde başkasının da zinâ işle-mesini istemek haramdır.
35. ADET MUHAKKEMDİR: (1)
Örf ve âdet, umumun yararına ise, muteberdir.. Çünkü Hazret-i Peygamber (S.A.V.) «Mü'minlerin iyi ve güzel görüp kabûl ettiği şey, Allah katında da iyidir..>> buyurmuştur.
Meselâ:
a) Birisi: «Vallahi ayağımı falan adamın evine koymam>> diye yemin ederse, bundan o eve girmiyeceği mânası anlaşılır. Çünkü bu tâbir âdet hâline gelmiştir. Sadece ayağını koymak mânası ise âdete uygun değildir.
b) Bir işte çalıştırmak üzere tutulan amele, aralarında hu-susî bir anlaşma yapılmamışsa - O beldede işçi sınıfının kaç saat çalışması âdet ise o da o kadar çalışır. -
(1) Örfle ådet arasında fark vardır. Örf aklen ve dinen iyi bilinen şeyler demektir. Ådet ise işlenilegelen itiyadlar demektir. Örf denilince sadece aklen ve dinen iyi olan şeyler håtıra gelir; «Kötü örf» olmaz. Ádet ise böyle değildir. Onun iyisi de olabilir, kötüsü de. Bu bakımdan bu «Umumun yararına ise
KOMŞU HAKLARI
YanıtlaSilram etsin. Misafiri barındırmanın süresi bir gün bir gece yedirmenin süre-si ise üç gündür. Daha fazlası sadaka yerine geçer.'
Hasan Basri anlatıyor:
Resulullah (sav)'ine soruldu:
Komşunun komşusu üzerindeki hakları nelerdir?
Resûlüllah şunları sıraladı:
Borç istediğinde vermesi, çağırdığında gitmesi, hastalandığında ziyaret etmesi, yardıma ihtiyaç duyduğunda yardım etmesi, bir yakını ve fat ettiğinde baş sağlığı dilemesi, sevindirici bir olay olduğunda tebrik et-mesi, öldüğünde cenazesinde bulunması, gurbette ise çoluk çocuğunu gö-zetmesi, pişirdiği yemeğin kokusu ile komşusunu rahatsız etmemesi. An-cak yemekten komşusuna ikram ederse sakıncası yoktur.
Bu dokuz taneye onuncu olarak şunu ekleyenler de vardır:
Komşunun rızası olmaksızın evini onunkinden daha yüksek yapma-
anne
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuş-
şunları yapmalıdır:
Gabriel bana komşularıma iyi davranmamı tavsiye ediyordu, ta ki onları mirasçı yapacağını zannettiğim ana kadar.
"Cebrail bana komşuluk hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim."3
Bir diğer rivayette Resulullah (sav) Ebu Hüreyre'ye şöyle demiştir:
"Ey Ebu Hüreyre! Takva sahibi ol ki, kulluk bakımından insanların en iyisi olasın; kanaatkâr ol ki, şükür bakımından insanların en iyisi ola-sın; kendin için istediğini başkaları için de iste ki, iyi bir mü'min olasın; komşularına iyilik et ki, iyi bir Müslüman olasın. Ayrıca gülmeyi azalt. Çünkü fazla gülmek kalbi öldürür."4
Allah (cc) komşu haklarıyla ilgili şöyle buyurdu:
Buhari, 6019; Müslim, 48
Haraiti, Mekarimü'l-Ahlak, s. 40
Ibn Mace, 3674
Tirmizi, 2305
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil189
Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin.
"Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana ba-baya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya ve uzak kom-şuya iyi davranın."" Burada yakın komşu ile kastedilen kendisiyle akra-balık bulunan komşu, uzak komşudan maksat ise, akrabalık bulunmayan komşudur.
Bir hadisi şerifte Resûlüllah (sav) şöyle buyuruyor:
"Üç çeşit komşu vardır:
1. Aralarında akrabalık bağı bulunan Müslüman komşu. Bunun kom-şusu üzerinde üç hakkı vardır.
2. Aralarında akrabalık bulunmayan Müslüman komşu. Bunun da komşusunda iki hakkı vardır.
3. Müslüman olmayan (zimmi) komşu. Böyle bir komşunun kom-şusu üzerinde bir hakkı bulunur."
Ebu Zer el-Ğıfari diyor ki:
"Sevgili dostum Muhammed (sav) bana üç şeyi tavsiye etti:
1. Hakkı söyleyen burnu kesik bir köle bile olsa onu dinleyip, gere-ğini yerine getir.
2. Yemek yaparken suyunu bolca koy, fazlasını komşularına ikram et.
3. Namazlarını vaktinde kıl."3
Denildi ki:
Üç tane komşusu bulunup da hepsinin hoşnutluğunu kazanmış ola-rak ölen kimsenin günahları bağışlanır.
Anlatıldığına göre adamın biri Resulullah (sav)'in gelip komşundan şikâyette bulununca, Resulullah (sav)'in ona şöyle dedi:
"Sen ona zarar verme! Sana verdiği zararlara karşı da sabırlı ol. Nasıl olsa ölünce ayrılacaksınız."
Kadınlar 36
*Keşfü'l-Hafa, 1055
Tirmizi, 1933
Bailena
YanıtlaSilBatınen: İç yüzü cihetiyle
Buna dayanarak
Bindenaleyh: Bunun üzerine
Cer: Bir fikri çürütme
içermek
Ezcümle: Omek olarak
mülk
Hasiyet: Bir şeye mahsús hål ve fäide, özellik
Kapatılma
Hasr: Mahsüs kılma
tamirat
Islah: İyileştirme
Numara yapmak
İddiaen: İddia ederek
Bu bir dosya
ism-i fall: "Bir fiili yapan" ma'nasındaki isim
Bay
İsnad: Dayandırma
göstermek
Izhar: Gösterme, ortaya çıkarma
kullanışlı
Müfsid: Bozguncu, bozan
suçlu
Münhasır: Mahsus kılımmış
مرائي Mürai: İki yüzlü, riyåkår
minik
Remiz: İnce işaret
Salah
Salah: İyi hal üzere olma
istikrar
Sebat: Yılmama, sağlam durma
soğuk
Serd: Düzgün söz söyleme
formül
Siga: Kelimenin türetilme-siyle ortaya çıkan şekillerden her biri
açığa vurma
Tariz: Sözü dolaylı olarak dokundurma
Güzelleştirme
Techil: Cahil sayma
terfi
Tervic: Rağbet verme
tahrifat
Tezyif: Küçük düşürme, aşağılama
görünüşe göre
Zahiren: Görünüşe göre
مشيرة Yani "Halkı ifsåd etmeyin" denildiği zaman, "Bizler ancak ıslah edici insanlarız." iddiasında bulundular.da
YanıtlaSiliki hasiyet var
Birincisi: Dahil olduğu hükmün hakikaten veya iddižen ma'lům olması lazımdır. Bu hásiyetten, nasihat edenleri tezyif etmeye ve cehaletlerine olan sebatlarını izhar etmeye bir remiz vardır. Yani "Bizim islah edici olduğumuz ma'lůmdur. Binåenaleyh mesleğimizde sebat ederiz. Nasihatlere kulak vermeyiz." İkinci hasiyet: Hasırdır. Bu hasırdan dahi, onların salahlarına hiçbir fesådın karışmamış olduğuna bir remiz vardır ki, bu remizden onların salahlarına fesåd karışıyor diye mü'minlere bir ta'riz vardır. Sebat ve devamı ifade eden ism-i fåil sigasıyla نسائية 'nin الشيخ ya tercihen zikredilmesi, salahlarının såbit ve daimi bir sıfat olduğundan, şimdiki hålleri de ayn-ı salah olduğuna işarettir. Sonra onlar, bu kelâmlarında da münafıklık ediyorlar. Zirå båtınen fesadlarını salah addettikleri gibi, zahiren "Bu amelimiz mü'minlerin salah ve menfaatleri içindir" diye müråîlik yapıyorlar.
Gerçek şu ki, bozgunculuk yapanlar onlardır, fakat farkına varmazlar.
makabliyle vech-i irtibatı: Evvelki âyette münafıklardan hikâye edilen bazı ma'nålar ve iddialar vardır. Mesela münafıklar, mesleklerini tervic ve teşvik etmişlerdir. Salâhı kendilerine isbat ve salâhın dâimî bir sıfatları olduğunu iddia etmişlerdir. Ve amellerinin salaha münhasır olduğu ve salahlarına hiçbir fesadın karışmamış olduğu ve bu hükmün ma'lům hükümlerden bulunduğu iddiasında bulunmuşlardır. Ve mü'minlere ta'rizde bulunarak, mü'minlerden kendilerine nasihat edenleri techîl etmişlerdir.
Kur'ân-ı Kerim dahi, münafıkların şu mezkůr iddia-larını cerh ve akislerini isbat etmek üzere, şu cümlede bazı hükümler serdetmiştir. Ezcümle, fesåd, münafıklara isnåd ve isbat edilmiştir. Ve onların, müfsidlerin hakikatiyle ittihad ettiklerine işaret edilmiştir. Ve fesâdın münafıklara münhasır olduğuna ve bu hükmün såbit bir hakikat bulunduğuna işaretler yapılmıştır. Ve onların muzır olmalarıyla halk ikāz edilmiştir. Ve onların hisleri nefyedilmekle rachil
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilhil karpuzuna benzer ki, hem tadı kötü ve pis, hem de, kokusu kö tü ve pistir. (171)
«Kur'an'ı öğreniniz ve onu okuyunuz!
Kur'ân'ı öğrenen, onu okuyan ve gereğini yapan kişinin misa-11: miskle doldurulmuş bir dağarcığın misaline benzer ki, kokusu her yere yayılır.
Kur'ân'ı öğrenip te, Kur'ân, kalbinde olduğu halde, uyuyan ki-şinin hali ise, içinde misk bulunan ağzı bağlanmış dağarcığa benzer.»
(172)
Kur'ân-ı Kerim'i Ezberleyip Unutmanın Tehlikesi:
Bir kimse yoktur ki, Kur'ânı öğrensin, sonra, onu unutsun da, Kıyamet günü, kendisi Allâhın karşısına eli kesik olarak çıkmasın!»
(173)
Filan ve filan Sûreyi unuttum. Yahut, filan ve filan Ayetleri unuttum! demek, bir adam için ne çirkindir!
Belki, ona, bunlar unutturulmuştur!» (174)'
«Şu Kur'ân'ı muhafazaya dikkat ediniz! (175)
Muhammed'in varlığı, Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ede-rim ki (176), Kur'ân'ın hafızalardan, göğüslerden kaçması, bağlı de velerin bağından boşanıp kaçmasından çok daha şiddetli ve hızlıdır!» (177)
Kur'ân-ı Kerim Okumanın Fazileti ve Bazı Sûre ve Ayetlerin
Hassaları:
Geceleyin on Ayet okuyan kimse, gafillerden sayılmaz!» (178)
«Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz!» (179)
(171) Heysemf Mecmauzzevald c. 7, s.168
(172) Tirmizi Sünen c. 5, s. 156
(173) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 323, Ebû Davud Sünen c. 2, a. 75, Da rimi Sünen c. 2, s. 315
(174) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 449, Müslim harl Sahih c. 6, s. 109 Sahih c. 1, s. 544-545, Bu-
(175) Buhari Sahih c. 6, s. 109, Müslim c. 5, s. 193 Sahih c. 1, 8. 545, Tirmlai Sünen
(176) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 396, Müslim Sünen c. 5, sв. 193 Sahih c. 1, s. 545, Tirmizi
Sahih c. 6, s. 109, Müslim (177) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 463, Buharf Sahih e. 1, s. 545, Tirmizi Sünen c. 5, s. 193
(178) Hakim Müstedrek c. 1, s. 555
(179) Müslim Sahih c. 1, s. 539, Tirmizi Sünen c. 5, s. 157
İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET
YanıtlaSil235 «Şüphe yok ki, Şeytan, içinde Bakara sûresi okunan evden ka-car.» (180)
«Cuma günü Hûd sûresini okuyunuz!» (181)
**
«Her kim, Kehf sûresinin başından on Âyet ezberlerse, Deccal (itnesinden korunur.» (182)
Cuma günü Kehf sûresini okuyan kimseye, iki cuma arasını ay-dınlatan bir Nûr ihsan olunur.» (183)
«Kehf sûresinin baş tarafını ve sonunu okuyan kimseye, aya-ğından başına kadar bir Nûr ihsan olunur.
Hepsini okuyan kimseye ise, yerden gök'e kadar yükselen bir Nûr Ihsan olunur.» (184)
«Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'ân'ın kalbi de, Yâsîn'dir.
Her kim, Yâsîn sûresini okursa, Allâh, onun bu okumasına, Kur-An'ı on kerre okumuş gibi sevap yazar.» (185)
«Yasin, Kur'ân'ın kalbidir. (186)
Ölülerinize Yâsîn sûresini okuyunuz! (187)
Allâhın rızasını ve Ahiret yurdunu umarak onu okuyan kimse, muhakkak yarlığanır!» (188)
«Kim, Allâhın rızâsını umarak geceleyin okursa, o gecede günah-ları bağışlanıp yarlığanır.
Gündüzün başlangıcında okursa , ihtiyaçları giderilir.
Sabaha çıkınca okursa, akşama kadar o gün kendisine kolaylık verilir.
(180) Müslim Sahih c. 1, s. 539
(181) Dârimi Sünen c. 2, s. 326
(182) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 449, Müslim Sahih c. 1, s. 555, Tirmizi Sünen c. 5, s. 162, Hâkim Müstedrek c. 2, 8. 368
(183) Hâkim Müstedrek c. 2, s. 368
(184) Heysemf Mecmauzzevaid c. 7, s. 52
(185) Tirmizi Sünen c. 5, s. 162, Dârimî - Sünen c. 2, s. 328
(186) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 26, Heysemi Mecmauzzevaid c. 6, s. 311, (
187) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 26, Hâkim Müstedrek c. 1, s. 565, Hey-
semi Mecmauzzevaid c. 6, s. 311 (188) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 26, Heysemî Mecmauzzevaid c. 6, s. 311
MECELLE-1 AHKAM-I ADLİYYE
YanıtlaSilMADDE 502 Müddet-i icarenin ibtidam hıyarım sükûtu vaktinden mu'teberdir.
MADDE 503 Şu kadar zira ya dönüm olmak üzre isticar olunan yer ziyade yahut nakın çıksa icare sahih olur. Ve cor-i müsстта lazım gelir.
Fakat noksan suretinde müste'cir muhayyer olup dilerse ica-reyi feshedebilir.
MADDE 504 Her dönümü şu kadar kuruşa olmak üzre bir yer isticar olunsa ücreti dönüm hesabiyle verilmek lazım gelir.
MADDE 505 Bir iş filân vakte kadar ifa olunmak üzre ücreti tá yin olunarak akd-i icare câiz ve şart mu'teber olur.
Meselâ; bir kimse kesip de gömlek dikmek ve bugün yetiştir-mek üzre terziye bez verse yahut şu kadar günde Mekke'ye yetiş-tirmek üzre bir adamdan deve istikrâ etse icare câiz olur. Ve âcir şartı ifa ederse ecr-i müsemma alır ve ifa etmezse ecr-i müsem-mayı tecavüz etmemek üzre ecr-i misil alır.
MADDE 506
Amelde ve âmilde haml ve mesafede ve mekânda ve zamanda iki ya üç suret üzerine ücretin terdidi sahih olur ve herkanğı suret file çıkarsa ana göre ücret itası lazım gelir.
Meselâ, iğne ardı dikmek üzre şu kadar ve oyulgama dikmek üzre bu kadar kuruşa pazarlık olundukda kanğı suretde dikilirse ana göre mukavele olunan ücretin i'tası lazım gelir.
Yahut bir dükkânda attarlık etmek üzre şu kadar ve demir-cilik işlemek üzre bu kadar kuruşa mukavele olundukda müste'cir kanğı ameli icra ederse ona göre ücret-i muayyenesini i'ta eder.
Ve keza bir dabbe buğday yükletmek üzre şu kadar ve demir yükletmek üzre bu kadar kuruşa istikrâ olundukda kanğısını yükle-tir ise ana göre muayyen olan ücreti verir.
Yahut mükâri şu hayvanı Çorlu'ya dek yüz ve Edirne'ye dek ikiyüz ve Filibe'ye dek üçyüz kuruşa icar ettim dedikde müste'cir nereye giderse orasının ücretini i'ta eyler.
Ve kezalik âcir şu haneyi yüz ve bu haneyi ikiyüz kuruşa icar ettim deyüp, müste'cir dahi kabul ettikten sonra her hangisinde så-kin olursa ânın için muayyen olan ücreti vermesi lâzım gelir. Keza-lik bir kimse bir cübbeyi terziye bugün dikerse elli ve yarın dikerse otuz kuruş vermek üzre pazarlık etse câiz ve şartlar mu'teber olur.
KİTAB'ÜL ICARAT
YanıtlaSil215
FASL-I SANI
Hıyar-ı rü'yet hakkındadır.
MADDE 507 Müste'cir için hıyar-ı rü'yet vardır.
MADDE 508 Mecûrun rü'yeti menafiin rü'yeti gibidir.
MADDE 509 muhayyer olur. Müste'cir görmeden bir akarı isticar etse gördükde
MADDE 510 Bir kimse mukaddema görmüş olduğu bir haneyi is-ticar etse anın için hıyar-ı rü'yet yoktur. Meğer ki süknâya mu-zır olacak bir mahalli münhedim olarak heyet-i ülâsı teğayyür et-miş ise ol halde muhayyer olur.
MADDE 511 Her amel ki mahallin ihtilafiyle zaten muhtelif ola, anda ecîrin hıyar-ı rü'yeti vardır.
Meselâ, bir cübbe dikmek üzre terziyle pazarlık olunduğu su-retde terzi dikeceği çuha ya şalı gördükde muhayyer olur.
MADDE 512 Her amel ki mahallin ihtilafiyle muhtelif olmaya; anda hıyar-ı rü'yet yoktur.
Meselâ, şu kadar kıyye pamuğun çekirdeğini ayıklamak üzre şu kadar kuruşa mukavele olundukda ecir pamuğu görmese kendisi için hıyar-ı rü'yet yoktur.
FASL-I SALİS
Hıyar-ı ayb hakkındadır.
MADDE 513 Bey'de olduğu gibi icarede dahi hiyar-ı ayb vardır.
MADDE 514 Kira sözleşmesinde caiz olan ayıp, ayıbın bilinmesini imkânsız kılan veya korunmasını gerektiren şeydir.
Meselâ, hane bütün bütün münhedim olmak ve değirmenin suyu kesilmekle menfaat-ı maksûda fevt olduğundan ve hanenin çatısı çökmek yahut süknâya muzır bir mahalli münhedim olmak ve kira beygirinin sırtı yaralanmak menafi-i maksûdayı ihlal eylediğinden bunlar icarede hıyarı mûcib olan uyûbdandır. Amma hanenin içeri-sine yağmur ve soğuk girmeyecek suretde sıvası dökülmek ve bey-girin yelesi yahut kuyruğu kesilmek gibi menafii ihlal etmeyen kusurlar icarede hıyarı mûcib olmaz.
MADDE 515 Menfaatın istiyfasından mukaddem mecurda bir ayb hâdis olsa vakt-i akidde mevcut gibidir.
HADIS-I ŞERİFLER
YanıtlaSilkim o ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa artık o, muhakkak muradına ermiş olur. (Bu) dünya hayatı aldanma metaından baş-ka (bir şey) değildir.>>>
* ** Bu Ayet-i Kerime bize ölümden kurtulmanın mümkün olmadığını bil-diriyor. Bilhassa bu geçici süsüyle bizi aldatan, bizi kandıran dünyadan
kalben uzaklaşmayı emrediyor.. Bu Ayet-i Kerime ALİ İMRAN suresinin 185. âyetidir.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Size kabir ziyaretini yasakladım, ancak şimdi onları ziyaret edin.” Başka bir rivayette: “Kim kabirleri ziyaret etmek isterse, onları ziyaret etsin. Çünkü kabirler, kendisine ahireti hatırlatır.” (Müslim rivayet etmiştir) 2
2) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
<>>
Bilhassa cuma akşamları ve pazartesi akşamları kabirleri ziyaret etmekte fayda vardır.. Bu ziyaretler; Perşembe ve Pazar günleri ikindi ile akşam arası yapılmalıdır..
**
Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..
Müslim, Hz. Âişe (r.a.)'den rivayet etmiştir: Hz. Âişe (r.a.) gecenin son saatlerinde her seferinde bir kimse Bakî'ye çıkar ve şöyle derdi: "Esselamu aleyküm ey Allah'ın Resûlü (s.a.v.) mü'minlerin evinden çıkar. Sana vaad olunan şey mutlaka gerçekleşecektir. Yarın varacağız ve Allah dilerse sana kavuşacağız. Allah'ım, Bakî'l-Farkad halkını bağışla." 3
3) Hz. AİŞE'den r.a. naklen MÜSLİM rivayet ediyor
: Onda -Aişe'de- iken, Resûlüllah S.A. gecenin sonuna doğ-ru BAKÏ'a giderdi ve onlara şöyle derdi:
«Mümin kavmin bulunduğu yer; size selâm olsun.. Vaad olun-duğunuz şey size gelecektir; biraz tehirli olarak yarın.. İnşallah biz de size katılacağız.. Allahım, BAKİYİ ĞARKAD elilini ba-ğışla..>
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil703
BAKIY-1 GARGAD: Müminlerin medfun bulunduğu Medine'deki meşhur kabristandır.
* ** Ravilerin merkıbeleri, 5. ve 8. Hadis-i şerifte..
Kendisinden rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) ve Müslim, Câbir (r.a.)'den rivayetle, bir kabrin terk edilmesini, üzerine bir kimsenin oturmasını veya üzerine bir bina yapılmasını yasaklamıştır.
4) CABİR'den r.a. naklen MÜSLİM rivayet ediyor:
Peygamber S.A. efendimiz, kabrin kireçle sıvanmasını, üzeri-
ne oturmayı ve üzerine bina yapmayı yasak etti. **
Şayet kabir üzerine sehven oturulacak olursa; sahibine dua okumak icab eder.. *
** Ravi menkıbeleri, 12. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Yirmi Sekizinci Ders: Hasta Ziyareti ve Onun İçin Ne Dua Edilmeli
Buhari ve Müslim, el-Berâ’dan (r.a.) rivayetle şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) bize hastaları ziyaret etmeyi, cenazelerin peşinden gitmeyi, aksırınca besmele çekmeyi, yeminleri yerine getirmeyi, mazlumlara yardım etmeyi, davet edene icabet etmeyi ve selam vermeyi emretti.
۱
YİRMİSEKİZİNCİ DERS
HASTAYI ZİYARET VE ONA YAPTIRILACAK DUA
1) BERA'dan r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet ediyor: Resûlüllah S.A. bize şunları enıretti: Hastayı ziyaret.. Cenaze-ye gitmek.. Aksırana rahmet okumak.. Yemine sadakat.. Mazluma. yardım.. Dâvete icabet.. Ve açıktan selâm..
**
Bu hareketler müslümanları birbirine bağlar ve sevdirir.. Bilhassa selâm..
Ravilerin menkıbesi, 2. 5. ve 701. Hadis-i şerifte..
Rellenolak ve ruhlan ay
YanıtlaSilmalabat
-
marvemaabaait manganurlan Aman goste belirtilen (recallileri)
Imnchaikovsk w insanlik dan mary hota hakikat nurlar what aydınlatan (Karan laki) haki
kahlen, varlik ve muayyan hayatı aydmilatan hakikat Rowan hakikat
کواز حیقت hakikat nurları: menggostepaydmlatan gerçek Ber habiatler Baran hakikatleri)
aslayer الوارهایت hidayet murları, me doğru yolu gösteriy aydınlatan gerçek les hatkatler Kur'an hakikatleri)
emar hidayet ve saadet آنوار هدایت و سعادت arhidayet eenvars saadetd) hidayet e mathulak murlar, (mec.) doğru yolu gös tempayiimilatan Kur'an daki hakikatler, papier (var hidayet) ve (insanlığa vaad edien maddi ve manevi hayata ait) mutlulu-gur aydmlig ve sevinci (envar- saadet)
amar hisin se cemal انوار حسن و جمال : marhüsün ve envar cemäl) iyilik ve günel-liğim apkları, (mec.) (Allah'm (cc.) mübarek lerme art) prilik ve güzelliklerin (dünya ve ahirettek) kendini gösteren belirtileri (te-cellileri)
emarat نوار اعجاز : Kur'an'daki icar nurla n, multime derecesindeki ifadelerin aydınlatı-ince ve derin mănalan ve gerçekleri
emaricad انوار الجاد : cad nurlan, yoktan var edų nurları, (mec.) Allah'm (c.c.) varlıkları: ynirman var edişte kendini gösteren mübarek simleri ve sıfatları
envarlahi انوار الهي : ilahi nurlar, (mec.) Al-latm (c.c.) bildirdiği akıl ve kalbleri aydınla tan iman ve islám hakikatleri (gerçekler)
Enver imaniye ve tesbihiye Enver imaniye ve tesbihiye
man ve Allah'alcic) tesbihle ilgili nurlar. (mec.) İslamın temel inançları ile ilgili sözler-de we Allah'ın her bakımdan belirtmek üzere söylenen "sübhanallah" kelimesinde bulu
nan, akil ve rohu aydınlatıcı derin ve gen mänälar(nurlar)
evar Iman (lve( أداء المائية man nurları, ak çekleri) gönülleri aydınlatan iman hakikatleri (ger
omar islamiyetأنوار إس: Islamiyetin memurları davayı aydınlatan Islamiyetin getir diği hikmetli gerçekler, hakikatler
kemal nurları: (mec.) Allah'm (c.c.) once envar kemlil انوار کمال : )Allah'a (c.c.) ait değişmez, kusursuz isim ve siz sontasız, ve sıfatları
envar kudret انوار قدرت : kudret nurları, (Al lah'a (c.c.) ait) güç ve kuvvetin var edici iyilik ve güzellikleri
envar kudsiye-i esma (iye( الوار قدسية أسماء يه (Allah'a (c.c.) ait) kutsal isimlerin nurları (te collileri, belirtileri, månevi güzellikleri)
envar Kur'aniye أنوار قرآنية : Kur'an nurları 1. Kur'an'daki akıl ve kalbleri aydınlatan ha kikatler (gerçekler) 2. Kur'an'daki hakikatlern gösterip tanıtan Risale-i Nur kitapları
envar marifet أنوار معرفت : Allah'ı tanıtıcı ma rifet nurları, Allah'ı (c.c.) tanıtan ve bozulma mış kalbleri ve akıllları aydınlatan gerçekler hakikatler, bilgiler, deliller
envar marifetullah أنوار معرفت الله : marifetul lah nurları, Allah'ı (c.c.) tanıtan, kalbleri ve akılları aydınlatan gerçekler, hakikatler, bil-deliller egiler,
envarı Muhammediye أنوار محمديه : H. Mu-nurları (hakikatleri) hammed'in (a.s.m.) getirdiği Kur'an ve imam
ru yolu aydınlatan hakikat ışıkları( envar-i müşrika أنوار مشرقه : parlak ışıklar (doğ
envar- nimet أنوار نعمت : nimet işıkları, nime tin güzellik ve iyilikleri
a envar-ı rahimiyet ve şefkat سوار رحیمیت و شفقت (envar-ı rahimiyet ve envar-ı şefkat) rahi miyet ve şefkat nurları; (mec.) korunmay aydınlatan Allah'ın (c.c.) devamlı olan mer ve yardıma muhtaç varlıkların dünyaların hamet ve şefkatinin lütufları, ni'met ve yar dımları
envar resail أنوار رسائل: Nur Risaleleri Kur'an'ın akıl ve gönülleri aydınlatıcı gerçek lerini ders veren Nur kitapları
envar sitte أنوار سته : altı nur, açıklaması geçer aydınlatıcı altı gerçek
envar-i şeriat
YanıtlaSilerbab-ı gaflet
katleri (gerçekleri) envar-seriat أنوار شریعت seriat nurları, İslam dininin dünyayı aydınlatan hüküm ve haki-
envar- tecelliyat أنوار تجلات: tecellinurları, (Allah'a (c.c.) ait isimlerin) varlıklarda kendi-ni gösteren belirtileri
enväri tevfiki İlahi أنوار توفيق إلى: Ilahi yardım (c.c.) yardımı olan aydınlatıcı ları, Allah'ın (c.c.) ışıkları, (gerçekler) manevi hakikatler
envar-1 tevhid أنوار توحيد: tevhid nurları, Al-lah'ın (c.c.) birliğini gösteren aydınlatıcı ger-çekler, hakikatler
envar-i vücûd (iv( أنوار وجوديه:varlik nurları, (mec.) hiçlik karanlığının zıddı olan varlıklar dünyası
envar yakinأنوار يقي : aydınlatıcı kesin haki-katler ve mânâlar
envar-i zative أنوارذائيه: Allah'ın (c.c.) kendi-sine ait nurlar, (mec.) Allah'ın (c.c.) kendine mahsus mübarek isimler ve sıfatlar
enver أنور : en nurlu, çok ışıklı, çok parlak
Enver Paşa أنور باشا : )dog. İstanbul 1881.öl. Tacikistan 1922) 11. Meşrutiyet Devri Osman-lı Paşası ve devlet adamı. Harp Akademisini bitirip kurmay yüzbaşı olduktan sonra (1902) Balkanlarda komiteci ve eşkıya takibi işlerin-de çalıştı. İtalyanların Trablusgarbı işgali üze-rine Bingazi'ye gitti ve cephe komutanı oldu. Başarılı savunmalar yaptı ve yarbaylığa yük-seldi (1912). Balkan Harbi çıkınca Türkiyeye döndü. Bir grup İttihatçı ile birlikte Sadrazam Kâmil Paşa'ya karşı Babıâli baskınını düzen-ledi (23 Ocak 1913). Edirne'nin geri alınışına katıldı. Önce albay, sonra paşa rütbesini aldı. Şehzade Süleyman Efendinin kızıyla evlene-rek Saray'a damat oldu ve 1914 de harbiye na-zırı (savunma bakanı) oldu. 1. Dünya Savaşın-da Harbiye Nazırlığına ek olarak başkomutan vekilliği görevini üstlendi. Savaştan Osmanlı Devleti yenik çıkınca yurt dışına çıktı. Rusya-daki Türkleri teşkilandırıp bağımsızlıkları için Kızılordu (kominist Sovyet Ordusu) birlikleri ile savaştı. Tacikistan'da Kızılordu birlikle-rince düzenlenen bir baskında öldü (1922). Mezarı çarpışmaların geçtiği yer civarında bulunan Çengen Köyündedir. (Daha sonra Türkiye'ye getirildi)
enzar 1 : أنظار.bakışlar 2.ibretle seyredişler 3.görüşler
enzarilem أنظار عالم : bütün dünyanın bakış
erbab- gaflet
YanıtlaSilR
ları ve dikkatleri
enzari amme انظار عامه : butan insanların ba-kış ve dikkatleri
enzari cihan انظار جهان : dünyadakilerin bakış-ları ve dikkatleri
enzarı dikkat انظار دقت : dikkatli bakışlar
enzari halk انظار خلق : halkın herkesin) bakıp görmesi, ibretle bakışı
enzari mahlukat انظار مخلوقات : yaratılmış var-lıkların ibretle bakışları
enzar-melaike انظار ملائکه : meleklerin ibretle bakışları
enzar-inas أنظار ناس : insanların ibretle bakış-ları
enzeh ائره : en nezih, en temiz
epey (epeyi( ابي : oldukça, hayli az, denme-yeçek kadar
epeyce أبيجه : oldukça, bir hayli
er : rütbesiz asker
ref: dharauf, daha çok şefkatli, daha çok merhametli
erge ارگ : erken veya geç, ne zaman olursa olsun
erakken ince, en duyarlı (en hassas)
erakki hissiyat أرق حيات : hislerin duygula-rın) en ince ve duyarlı olanları
Erbaa : Yeşilırmak'ın bir kolu olan Kelkit Çayı'nın kenarında kurulmuş olan, Tokat'a bağlı bir ilçe
dört
erbab 1 : أرباب.sahipler 2.ehil, iyi bilen, iyi ya-pan 3.rabler, ilahlar, uydurma tanrılar
erbab-basiret arbab-basiret basiret sahiple-
ri, gerçekleri görebilenler, sağduyu sahipleri (bak. ehl-i basiret)
erbab-belagat أرباب بلاغت : belagat sahipleri, güzel ve etkili söz söyleme sanatının ustaları
erbab- denaet أرباب دنائت : alçaklar alçak kim-seler
erbab-i din أرباب دين : dine sahip çıkanlar, din-darlar
erbabi fazilet أرباب فضیلت : fazilet sahipleri, yüksek ahlâk
erbab- fesahat أرباب فصاحت : düzgun güzel, açık ve akıcı konuşma sanatını iyi bilenler
İhmalin Efendisi,
er : rütbesiz asker
YanıtlaSilref: daha rauf, daha çok şefkatli, daha çok merhametli
er geçأرج : erken veya geç, ne zaman olursa olsun
erakk أرق : en ince, en duyarlı (en hassas(
erakk-ı hissiyat أرق حسيت : hislerin (duygula-rın) en ince ve duyarlı olanları
Erbaa : Yeşilırmak'ın bir kolu olan Kelkit Çayı'nın kenarında kurulmuş olan, Tokat'a bağlı bir ilçe
dört
erbab أرباب : sahipler 2.ehil, iyi bilen, iyi ya-pan 3.rabler, ilâhlar, uydurma tanrılar
erbab-ı basiret أرباب بصيرت : basiret sahiple-ri, gerçekleri görebilenler, sağduyu sahipleri (bak. ehl-i basiret)
erbab-ı belagat أرباب بلاغت : belagat sahipleri, güzel ve etkili söz söyleme sanatının ustaları
erbab-i denaet أرباب دنائت : alçaklar, alçak kim-seler
erbab-ı din أرباب دين : dine sahip çıkanlar, din-darlar
erbab-ı fazilet أرباب فضيلت : fazilet sahipleri yüksek ahlâk
erbab-ı fesahat أرباب فصاحت : düzgün, güzel açık ve akıcı konuşma sanatını iyi bilenler
erbab-gaflet أرباب غفلت : gaflete dalanlar, Al
şahsiyetine e arasında 15 yaş fark olmasına rağmen
YanıtlaSilBİR HATA YAPMIŞ OLMAK
-1920-İkinci Düzce İsyanı başladı.
1648-Sultan İbrahim hål edildi; IV. Mehmet (Avcı) tahta çıkarıldı.
7
ÇARŞAMBA
BIR AYE
Rabbiniz, yeryuzün size döşek, gökyüzunü
kubbe yaptı.
ÇARŞAMBA
Bakara Suresi: 22
AĞUSTOS
AĞUSTOS
BİR HADİS
İnsanlar içerisinde Allah'a en çok şükreden, insanlara en fazla teşekkür edendir.
Müsned, 5: 212
İşlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.
HİCRİ: 3 SAFER 1446-RUMI: 25 TEMMUZ 1440
C
Lem'alar
HIZIR: 94- GÜN: 220 KALAN: 146 - GÜN. KIS.: 2 DK
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İSTANBUL
04.18 05.59 13.15 17.07 20.21 21.55
ESKİŞEHİR
04.18
05.56
13.09
16.59
20.12
21.43
00 110000 10 37 16 20 10 43 21 17
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1302- Osmanlı Beyliği
ile Bizans arasındaki Koyunhisar Savaşı, Osman Gazi'nin zaferiyle sonuçlandı.
1953 - Kore Savaşı sona
erdi.
TEMMUZ
27
PAZAR
BİR AYET
Kibirlenerek insanlardan yü-zünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokca övünüp duran kimseyi sevmez.
(Lokman: 18)
2 1447 DAHA GÜVENLİ
BİR HADİS
RUMI: 14 TEMMUZ 1441
Allah, affeden kulunun saygınlığını artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah ancak onun şerefini
yüceltir. Müslim, Birr: 69
Senin vazifen fahr değil, şükürdür. Sana lâyık olan şöhret değil, tevazudur, hacalettir.
HIZIR: 83
Sözler
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İmsak
Güneş
00.10
İCDADTA
04. 12. 05
150/Hadislerden Secheler
YanıtlaSilBisr Abdurrahman ibni Asim (a) rivayet yor ki
Bir idarect, Mashamanların işini üzerine al. dığı balde aralarında adaleti gözetmezse, Ce. durdurulur. Strat, bütün organları yerinden çı hennemin üzerine kurulan Sirat köprusundo kıncaya kadar sallanır.
İbni Asakir'den
***
Ali bin Ebu Talip'den (ra) rivayetle:
Herhangi bir kimse benden sonra ümmetimi idaresini üzerine alırsa, Kıyamet Günü Str köprüsü üzerinde durdurulur. Melekler amels hifesini açarlar. Eğer adil davranmışsa Allah, adaleti sebebiyle onu kurtarır. Eğer zulüm yo mışsa, Sırat onu öyle bir silkeler ki, eklemleri birinden ayrılır. Öyle ki iki organı birbirin yüz senelik mesafe kadar uzaklaşır. Sonra onu Cehenneme düşürür.
Ebu'l-Kasım Abdurrahma
Büşran'ın Emaliye's
***
Ebu'd-Derda (ra) rivayet ediyor:
İhtiyacını ilgili yere ulaştıramayan kir Kina bunu vabarsa
met Günü ayaklarını Sırat Köprüsünde sabit lar
YanıtlaSilöyleydi
Taberanî'nin Kebir'inden.
al
***
İnsanlar mal mülk, makam mevki, ilim kültür bakımından olduğu gibi güç ve kuvvet bakımın-dan da farklıdırlar. Bazıları vardır girişkendir, medenî cesaret sahibidir; maksadını, dileğini güzel anlatır, sebeplere sarılır, işini sonuca ulaş-urabilir. Bazıları da vardır ki yüzde yüz haklı oldukları hâlde, birçok bakımdan zayıf düştük-leri için haklarını savunamaz, ihtiyaçlarını gerekli makamlara ulaştıramaz, haksız duruma dahi düşebilirler. İşte bu noktada güçlü, eli kalem tutan, ağzı lâf yapan veya imkânı olan kimselerin devreye girip o masumun elinden tutmaları, ortadan engelleri kaldırmaları hem insanlık, hem de dinî bir görevdir. Böyle bir duruma aracı olmak sevinç olarak insana yeter. Bununla birlikte Cenab-ı Hak onlara büyük mükafat da vaadetmiştir ki, bu kıldan ince kılınçtan keskin Sırat Köprüsü üzerinde ayakları bir mükâfat, herhalde mükâfatın ne demek kaydırmadan gidebilmektir. Böylesine büyük olduğunu bilen insanlar için kaçırılmaz bir fır-sattır.
HASAN-I BASHI JHAZRE
YanıtlaSilMETLI SÖZLER
-Efendim, bu kimselerin dert ve sıkıntıları farklı, lakin sizin hepsine de tavsiyeniz aynı!" derler.
Hasan-1 Basri Hazretleri onlara şu ayet-i kerîmeyle cevap verir:
"Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağ firet dileyin ki);
. Üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin,
Mallarınızı ve
. Oğullarınızı çoğaltsın,
Size bahçeler ihsân etsin, sizin için ırmaklar akıtsın!" (Nüh, 10-12) (İbn-i Hacer, Fethü'l-Bari, XI, 98; Ayni, Umdetü'l-Käri, Beyrut ts. XXII, 277-278)
NE MÜTHİŞ NASİHAT!
Hasan-1 Basri Hazretleri bir cenâzeye katılmıştı. Orada yaşlı bir zât gördü. Defin iş-lemleri bittikten sonra ona;
"-Ey ihtiyar! Sana Allah için soruyorum; ne dersin, acaba vefât eden bu zât, şu anda dünyaya geri dönüp sâlih amellerini artırmayı ve geçmiş günahlarına istiğfâr etmeyi düşünüyor mudur?" diye sordu.
O zât da hiç tereddüt etmeden;
"-Evet, tabii ki düşünüyordur." dedi.
Bunun üzerine Hasan-ı Basri Hazretleri;
*-O hâlde bize ne oluyor ki bu vefât eden kişi gibi düşünmüyoruz?" dedi ve yürüdü.
Giderken şöyle diyordu:
"-Ölüm, ne müthiş bir nasihat! Kalplerde hayat olsa, ne kadar be-liğ ve tesirli bir mev'ıza, lâkin nidâ ettiği kimselerde hayat yok!" (Ibnü'l-Cevzi, Adabu'l-Haseni'l-Basri, thk. Süleyman el-Harş. Daru'n-Nevådir, 1428, s. 29)
REDDEDİLDİ!
YanıtlaSilBir derviş, Hasan-ı Basri Hazretle-ri'nden bir şey istemişti. O da he-men ayağa kalkıp gömleğini çı-kardı ve dervişe verdi.
T
"-Efendim, eve gidip oradan bir şeyler verseydiniz olmaz mıydı?!!" dediler.
Hazret şu cevabı verdi:
"-Bir defasında ihtiyaç sahibi biri mescide gelip;
<> yazdığını gördük. İşte o gün;
<> diye yemin ettim." (Bkz. Darir Mustafa Efendi, Yüz Hadis Yüz Hikâye, İstanbul 2001, s. 157)
İSTİĞFAR HEPSİNE ÇARE
Dört kişi gelerek;
Biri kuraklıktan,
Diğeri fakirlikten,
Bir diğeri tarlasının verimsizliğinden,
Sonuncusu da çocuğunun olmayışından yakınıp Hazret'ten him-met talep ederler.
Hasan-ı Basri Hazretleri, onların her birine de « istiğfâr tavsive eder.
HASAN-I BASRI HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER
YanıtlaSilHasan-1 Basri Allah Teâlâ'ya şöyle niyâz ederdi:
"Allâhım! Beni Zât'ına muhtaç kılmak sûretiyle zenginleştıī
Sen'den müstağnî bırakarak beni fakirleştirme!"
(Bakıllânî, Îcâzü'l-Kur'ân, Beyrut 1998, s. 107)
HAYAT KISA, AHİRET YAKIN...
YanıtlaSil-Ey oğlum! Cenâzelere katıl!
Çünkü;
Cenâze, sana âhireti hatırlatır.
Haram ve günahlar ise, senin dünyaya karşı meylini artırır.
-Yavrucuğum!
Va'dedildikleri şeyler insanlara doğru hızla geliyor. Onlar âhirete doğru koşarak gidiyorlar. Dünya onlardan ayrılmak için arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise onlara doğru dönmüş geliyor.
Şüphesiz ki;
Kendisine doğru gittiğin diyar, içinden çıkıp ayrıldığın diyardan sana daha yakındır. (Beyhaki, ez-Zühdü'l-Kebir, s. 201, no: 501)
LOKMAN'A SORDULAR:
-Efendim, hastalarımıza neler yedi-relim? Ne tavsiye buyurursunuz?
-Hastalarınıza acı söz ve kalp kırıcı bir ifade yedirmeyin de, ondan başka ne yedirirseniz zararı ol-maz inşaallah...
-Insanların en şerlisi kimdir?
-İnsanların kendisini kötü işler yaparken görmesine aldırmayan kimsedir. (Ahmed, ez-Zühd, s, 44, no: 275)
365
KENDİNDEN BAŞLA!..
YanıtlaSil-Ey oğlum!
Emin bir kimse ol ki, zengin olasın.
Kalbin günah lekeleriyle dolu olduğu hâlde insanlara, Allah'tan korkuyormuş gibi görünme.
Kendini unutup da insanlara iyiliği emretme!
Yoksa senin durumun, insanlara ışık verdiği hâlde kendisi yanarak tükenen muma benzer!
-Ey oğlum!
Küçükken edepli olursan, büyüdüğünde faydasını görürsün!
Küçük işleri umursamazlık etme!
Çünkü;
Küçük, yarın büyüğe dönüşür.
RAZI OL!..
-Ey oğlum!
Gönlünü kederlerle ve üzüntülerle meşgul etme!
Aç gözlülükten sakın!
Takdîre rıza göster.
Allah tarafından sana verilene kanaat et ki;
Hayatın güzelleşsin,
Gönlün sürurla dolsun ve
Hayattan zevk alasın.
Tannya bir adım yaklaşırsan, o sana iki adım yaklaşır. all Tanrı ruhtur; ona tapinanların, kendisine ruhta ve gerçekle
YanıtlaSil559
tapınmaları gerekir. Tanrım, Tanrım, beni niye bırakıp gittin? (Eli, Eli, lamma sabacthani) Tanrı'nı tüm yüreğin, tüm canın, tüm gücün, tüm güvenini yitirme!
düştincenle seveceksin! Unutma, ey Adem, sen tozsun, gene toz olacaksın. (Memento, homo, quia Tanrı'ya pulvis es et in pulverem reverteris.)
1. Uzağı düşünmeyen insan, acıyı yanı başında bulur.
Yalnız ekmekle yaşanmaz.
09. Yaşama götüren kapı dar, yol sıkışıktır, onu bulanlar
da azdır. 7// Yoksullara yardım edene Tanrı da yardıncı olur. 110. Yeryüzünde, günah işlemeden, iyilik yapan, dosdoğdu adam yoktur.
7/2 Yolları ayrı olanlar, birbirine yardım edemez.
1/3. Zeka çabuk kavrar, ama ten güçsüzdür. (Spiritus promtus est, caro aulem infirma. Hz. Isa'nın Zeytin dağına çıkarken izdeşlerine söylediği sözler) ...
HZ. MUHAMMED'İN SEÇME "HADİSLER"
14. Acıması olmayan kimse, acınmaya değmez.
15. Ağaç dikip gölgesinde halkı dinlendirmek gibi, Adem oğlunun kıyamet gününde hesabına yarar bir erdem yoktur.
Üstünüdür.
16. Ağaçlardan, hayvanlardan, bitkilerden susuz kalanlara su içirmek, sadakanın
1017. Aklın verdiği huzur, intikamın verdiği huzurdan bin kat iyidır.
1018. Alçakgönüllü olanı Tanrı yüceltir, kibirli (büyüklenen) kimseyi de alçaltır.
19. Ana-babanın çocuklarına bırakacağı en büyük kalıt eğitimdir.
730. Ana için yapılacak hizmet ve ihsan, babaya göre iki kattır
1021. Ayıbı, başkasının ayıplarıyla uğraşmaktan kendisini alıkoyan kimseye ne mutlul
m. Babaya saygı, Tanrı'ya boyun eğmedir.
013 Bilgi sorulduğunda, dört grup sevap alır: soran, öğreten, dinleyen, bir de
bunları seven.
14 Bilgin kişinin yüzüne bakmak ibadettir.
MS Bilimin esirgenmesi, helâl olmaz.
Bir ağacın yenilen meyvesi, o ağacı dikenin sadakası olur. Bir an düşünmek, yetmiş yıl ibadet etmekten hayırlıdır.
558
YanıtlaSil17278. Ne nmutlu, yaslı olanlara, çünkü avutulacaklardır.
17301.7
17302
17303.
17279. Ne mutlu, yufka yüreklilere, çünkü onlara acınacaktır.
17304
17280. Ne mutlu, yüreği temiz olanlara, çünki onlar Tanrı'yı göreceklerdir.
17305
17281. Ne yiyeceksiniz ya da ne içeceksiniz, diye yaşamınız için, ne giyeceksiniz. diye bedeninız için kaygı çekmeyin; yaşam yiyecekten, beden giyecekten
17306
daha üstün değil mi?
1730
17282. Ölçülü davranışlarda, pek az yanlış olur.
17283. Öldürme, zina etme, çalma, yalancı şahit olma, gadretme, anana-babana saygılı ol!
1730
17284. Para sevgisi, bütün kötülüklerin başıdır.
1730
17285. Ruh, istediği yere eser. (Spiritus ubi vult spirat. Şöyle de denir: Spiritus fiat ubi vult.)
173
17286. Rüzgâr eken, fırtına biçer.
173
17287. Sabırlı adam yiğit adamdan, gönlünü yenenden, kentler fethedenden daha değerlidir.
173
17
17288, Sayılmış, tartılmış, bölünmüş. (Mane, thecel, pharès. Kurus'un Babil'e girdiği sırada, Baltazar'ın son eğlenceye başladığı salonun duvarlarına görünmez bir
elin yazdığı peygamberane gözdağı sözleri.)
17289. Senden dileyene ver, ödünç isteyenden yüz çevirme!
17290. Sevgi çok dayançlıdır, iyilikle davranır, sevgi kıskanmaz, övünmez, büyüklenmez, kötü davranmaz, kendi çıkarını aramaz, öfkelenmez, kötülük düşünmez.
17291. Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını da Tanrı'ya veriniz! (Redde Caesari quae sunt Caesaris et quae sunt Dei Deo.)
17292. Siz çalışmadan da kazanç elde edebileceğiniz bu dünya için çalışıyorsunuz. ama çalışmadan kazanamayacağınız öteki dünya için çalışmıyorsunuz.
17293. Sözcüklerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.
17294. Sözün yalnız işiticileri değil, işleyicileri de olun!
17296. Suçlarını örten başaramaz, ancak onları açığa vurup bırakan acıma bulur.
17295. Suç, tüm acıların köküdür.
17297. Şarap ile müzik insanın gönlünü eğlendirir, bunların hepsinden çok da bilgi
sevgisi. (Vinum et musica laetificant cor...)
17298. Tanrı, barış yapanları sever.
17299. Tanrı bize korkaklık ruhunu değil; güç, sevgi, kendini tutma ruhunu vermiştir.
17300. Tanı, kullarının bir zanaat öğrenerek kendilerini geçindirebilmelerinden hoşlanır,
ama dinsel bilgi öğrenerek bunu zanaata dönüştürmelerinden hoşlanmaz.
20 Hadislerden SEÇMELER
YanıtlaSilbilg suro gile mu
haddini bilen insanlardır. Birgün Imam-ı Ebu Yu-"Bilmiyorum" diyebilen insanlar aynı zamanda sufa bir soru sorulmuş, "Bilmiyorum" cevabını vermişti. "Bilmiyorsun da kadıu'l-kudat ünvanıyla şu kadar maaşı niçin devlet hazinesinden alıyor-sun?" dediklerinde şöyle demişti: "Ben bildiğim ka-dar alıyorum. Bilmediğim kadar alsaydım devlet hazinesi buna yetmezdi."
İşte hadisin belirttiği üç ilimden birisi de budur.
İLİMLERİN VE SANATLARIN KAYNAĞI
Hz. Huzeyfe (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Allah her sanatkârın ve sanatının sanatkârıdır. Buhari nin Halk Efa'ti İbad'ı ve Häkim'in Müstedrek inden
Bütün ilimlerin ve sanatların kaynağı Cenab-ı Haktır. Alim ve Alîm olan Cenab-ı Hak sonsuz ilim sahibidir. Cenab-ı Hak bütün ilimleri, meslekleri ve sanatları peygamberler ve gönderdiği kitaplar vas tasıyla beşeriyete öğretmiştir. Her mesleğin ve sana-tın piri olarak bir peygamberin anılması bunu gös termektedir. Mesela gemicilerin piri Hz. Nuh, sat çilerin piri Hz. Yusuf, terzilerin piri Hz. İdris, de mircilerin piri Hz. Davud, kabul edilmektedir. Bir nun yanında Cenab-ı Hak, beşerin muhtaç olduğu
İlim | 21
YanıtlaSilbilgileri, gerekli çalışmaları yapanlara ilham etmek suretiyle insanlığı haberdar etmiştir. İnsanlar bu bil-gileri zamanla geliştirmişler ve birbirine ekleyerek muazzam bir birikim haline getirmişlerdir.
İLİMLERİN EN ÜSTÜNÜ İMAN İLMİDİR
"Amellerin hangisi daha üstündür?" şeklindeki bir suale, Resullullah Efendimiz (asm) şu cevabı verdi: "Allah'ın isim ve sıfatlarını bildiren ilim her şeyden üstündür."
Suali soran kişi, "Ey Allah'ın yüce peygamberi, biz ilmin faziletini sormadık, amellerin en üstünü-nü sorduk. Siz ise ilim diye cevap verdiniz" deyince Peygamberimiz şöyle devam etti: "Allah'ı bildiren ilimle birlikte olan amel, ne kadar az olursa olsun, in-sana fayda verir. Allah'ı tanımadan işlenmiş ameller ise insana fayda sağlamaz."
(İhya-i Ulum)
İLMİN KALKMASI KIYAMET ALAMETLERİNDENDİR
Hz. Enes (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Şunlar kıyamet alâmetlerindendir: İlmin kaldı-rılması, cehaletin yaygınlaşması, zinanın açıktan iş-lenmesi, içkinin içilmesi, elli kadına bir tek erkek
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
342 1 Cennet ehlinden herkes Cehennemdeki yerini görür de: "Ya Allah bana hidayet vermeseydi?" der ve bu ona şükür olur. Cehennem ehlinin hepsi de Cennetten yerini görür de şöyle der: "Keşke Allah bana da hidayet verseydi." Bu da ona hasret (pişmanlık) olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 2 Allah Teala günahlardan dilediğinin cezasını kıyamet gününe kadar geciktirir. Anaya-babaya isyan müstesna. Zira Allah Teala onun cezasını sahibine, ölmeden evvel dünya hayatında, acele olarak verir. Hz. Bekâr (r.a.)
342 3 Her bina sahibine vebaldir, ancak şu kadarı müstesna. -Eliyle yedi arşın kadar bir yeri gösterir- Her ilim de kıyamet günü sahibine vebaldir, amel edilen müstesna. Hz. Vasile (r.a.)
342 4 Her nefis, hevası üzerine haşrolur. Kim küfrü seviyorsa o, kafirlerle beraberdir. Onun amelinden hiç bir şey kendisine fayda vermez. Hz. Câbir (r.a.)
342 5 Adem oğlunun hepsi hasedcidir. Lakin insanların bazısında hased daha şiddetlidir. Hasedcinin hasedi eline ve diline çıkmadıkça kendisine zarar vermez. Hz. Enes (r.a.)
342 6 İnsanların hepsi kıyamette kurtulmayı ümid ederler. Ashabıma söğenler müstesna. Kıyamet halkı da onlara lanet eder. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
342 7 Ümmetimin hepsi Cennete girer, istemeyen müstesna. Dediler ki: "Kim istemez?" Buyurdu ki: "Bana itaat eden Cennete girer, Bana isyan eden istememiştir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 8 Kara ve deniz hayvanlarından akar kanı olmayan her hayvan kesilmekten muaftır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
342 9 Camide her şey "lağv"dır. Kur'an, zikir, hayır istemek ve onu vermek müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 10 Kendisinde Allah Teala'nın ismi anılan her meclisi melekler sarar. Hatta melekler derler ki: "Ziyade edin, Allah da ziyede etsin." Ve zikir melaikenin açık kanadları arasından yükselir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 11 Her ümmetin bir kısmı Cennet, bir kısmı Cehennemdedir. Ümmeti Muhammed (s.a.s.) müstesna. (Onların hepsi Cennette) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
342 12 Peygambere salat ü selam getirilmedikçe her duanın hicabı vardır. Hz. Enes (r.a.)
342 13 Allah (z.c.hz.)'nin nehyettiği her şey büyüktür. Çocukların kumara benziyen oyunları bile. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 14 Her ziyafet sahibi, ziyafetine gelinmesini ister. Allah'ın ziyafeti de Kur'andır, ihmal etmeyin. Hz. Semure (r.a.)
342 15 Her nimet zeval bulacaktır, Cennet ehlinin nimetleri müstesna. Her kaygının da arkası kesilecektir, Cehennem ehlinin kaygısı müstesna. Fena bir amel yaptığında arkasından iyi bir amel işle ki, tesirini gidersin. Hz. Enes (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
297 1 Şu altı haslet hayırdandır: Allah'ın düşmanlariyle kılıçla cihad etmek, yaz gününde oruç tutmak, musibet esnasında iyi sabır etmek, haklı olduğu halde mücadeleyi terketmek, bulutlu günde namazı erken kılmak, kış günlerinde abdesti güzel almak. Hz. Ebû Malik (r.a.)
297 2 Altı şey haramdandır: Emirin rüşvet alması ki, bu sayılanların hepsinin en fenasıdır. Köpek parası, kısrak aşım parası, zinakarın aldığı para, kan alanın kazancı, kahinin kazancı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
297 3 Altı şey amelleri mahveder: Halkın ayıbı ile meşgul olmak, kalb katılığı, dünya sevgisi, haya azlığı, uzun emel, zalimin zulmüne devam etmesi. Hz. Adiyy (r.a.)
297 4 Dehr içinde altı günün orucu mekruhtur: Şaban'ın son günü oruçlu olarak Ramazana erişmek. Misafirin, hastanın, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadının, oruca gücü yetmiyen çok yaşlı kimsenin, çok zayıf olduğu için oruç tutarsa öleceğinden korkan kimsenin oruç tutması da mekruhtur. Hz. Enes (r.a.)
297 5 Altı sınıf Cehenneme hesapsız girer: Zulmü sebebiyle Umera, lrkçılık asabiyeti sebebilye Arab, kibirleri sebebiyle rençber, yalanı sebebiyle tüccar, hasedi sebebiyle Ulema, hasisliği sebebiyle zengin. (Cehenneme hesapsız girecek dereceye kadar gelebilirler) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
297 6 Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Hz. Ali (r.a.)
297 7 Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplıyacak. Dediler ki: "Ya Resulallah, bize ne emredersin?" Buyurdu ki: "Siz Şam'a gitmeye bakın. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
297 8 Yakında, Benden sonra ümmetim içkiyi içecekler, içki ismi vermeksizin (içki saymaksızın) ve onu içmiye yardımcıları da emirleri olacak. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
297 9 İnsanın elbisesini çıkarırken "Besmele" çekmesi, cinlerin gözü ile Adem oğlunun avreti arasında perde olur. Hz. Enes (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
173 1 Bakmaktan, sonra tekrar bakmaktan sakın. Zira birincisi senin için ihtiyarının dışında olmuştur. İkincisi aleyhinedir.(Yabancı bir kadına bakmak meselesi) Hz. Büreyde (r.a.)
173 2 Tövbeyi ihmal etmekten sakın. Bir de Allah'ın sana karşı hilmine aldanmaktan sakın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
173 3 Kötü arkadaştan sakın. Zira o, ateşten bir parçadır ki, ne onun sevgisi sana fayda verir ve ne de sana olan ahdini yerine getirir. Hz. Enes (r.a.)
173 4 Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.)
173 5 Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
173 6 İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
173 7 Benden, çok hadis nakletmekten sakının, Hek kim benden bir şey naklederse, hak veya doğru söylesin. Kim, Benim söylemediğim şeyi, Bana söyledi diye isnad ederse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Hz. Ebû Katade (r.a.)
173 8 Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Hz. Enes (r.a.)
173 9 Günahların küçük görünenlerinden sakınınız. Zira küçük görünen günahların misali, bir vadiye inen kavmin şu işi gibidir; Onlardan biri bir odun getirdi. Öbürü bir odun getirdi. Derken, kendi ekmeklerini pişirecek şeyi taşımış oldular. Şüphe yoktur ki, küçük görünen günahlar sebebile sahibi muahaze edildiği zaman bunlar onu helak ederler. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
28 1 Allah bir emire hayır murad ettiğinde, ona sadık bir vezir ihsan eder. Unuttuğu zaman ona hatırlatır, hatırladığı zaman ona yardım eder. Allah bir emire de hayırdan başkasını murad ederse, ona kötü bir vezir verir. Unuttuğu zaman ona hatırlatmaz, hatırladığı zaman da yardım etmez. Hz. Âişe (r.anha)
28 2 Allah bir kavme bereket murad ettiğinde, onları semahat ve afiflikle rızıklandırır. Bir kavim için de bereketin kesilmesini dilerse, onların üzerine hıyanet kapısını açar. Hz. Ubâde (r.a.)
28 3 Allah, bir kavme hayır murad ettiğinde, onların fakihlerini çoğaltır ve cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yardımcılar bulur, cahil konuştuğunda ise yalnız kalır. Bir kavme de şer dilediğinde, cahillerini çoğaltır ve fakihlerini azaltır. Cahil konuştuğunda yardımcılar bulur, fakih konuştuğunda ise yalnız kalır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
28 4 Allah bir kavme hayır murad ettiğinde, onların başına hilim sahiblerini geçirir, aralarında alimleri hüküm verir, serveti de en cömert olanlarına ihsan eder. Allah bir kavme de şer murad ederse, akılsızları onların başına amir olarak geçirir, aralarında cahiller hüküm verir ve serveti de en cimri olanlara verir. Hz. Mihran (r.a.)
28 5 Allah bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara misafir hediyye eder. Misafir, rızkı ile gelir ve rızkı ile gider. Allah Teala da o ev halkına mağfiret eder. Hz. Ebû Kirsâfe (r.a.)
28 6 Allah bir kavme kıtlık murad ettiğinde, gökten bir melek şöyle nida eder: "Ey mide genişle! Ey göz sakın doyma ve ey bereket ortadan kalk!" Hz. Enes (r.a.)
28 7 Allah bir kavme bir afet vermek murad ettiğinde, mescidlerin ehline nazar eder de onlardan o belayı önler. Hz Enes (r.a.)
28 8 Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
28 9 Allah Teala hilafet için bir kul yaratmak murad ettiğinde, kudret eliyle onun nasiyesini mesh eder. Hz Ebu Hureyye
28 10 Allah bir kulu (haktan) meylettirmek isterse, tedbir almakta basiretini kapalı kılar. (Doğruya yol bulamaz) Hz. Osman (r.a.)
28 11 Allah kaza ve kaderini infaz etmek murad ettiğinde, kaza ve kaderinin hükmünü infaz edinceye kadar, akıl sahiplerinin akıllarını alır. Emrinin hükmü yerine geldikten sonra ise, onların akıllarını iade eder de onlarda nedamet vuku bulur. Hz. Enes (r.a.)
28 12 Allah bir kulun ruhunu bir yerde kabz etmek murad ettiğinde, o kimse için o yerde bir ihtiyaç halkeder. Hz. Ebû Ğarre el Huzeli (r.a.)
28 13 Sizden biriniz helaya gitmek isterse, namaza da kamet getirilmiş olsa bile, o kimse (önce) helaya gitsin. Hz Abdullah İbni Erkam (r.a.)
28 14 Sizden biriniz sefere çıkmak murad ettiğinde, kardeşlerine (veda edip) selam versin. Zira Allah onların duaları sebebiyle o kimsenin hayrını artırır. Hz. Zeyd ibni Erkam (r.a.)
28 15 Sizden biriniz bir yeri mü'min kardeşine ziraat için vermek isterse, atiyye olarak versin. Üçte bir veya dörtte bir (kira ile) vermesin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
28 16 Gazaya gitmek istediğinde yağız olan, sağ ön ayağı müstesna ayakları ve alnı beyaz bir at satın al. Böyle yaparsan ganimete erişir ve selamette olursun. Hz. Ukbe ibni Amir (r.a.)
BİR KEREDEN BİR ŞEY OLMAZ, DEME!
YanıtlaSilAYŞENUR SEVER
aysenursever3@gmail.com
bü'd Derda ile Kasülullah sallalla Chu aleyhi ve sellem arasında şöy le bir konuşma geçen
Ebü'd Derda
"Ya Rasülallah! Mü'min hırsız lık yapar mı?"
Allah Rasülü
Evet, bazen olabilir"
Ebü'd-Derda
Peki, mü'min zinā edebilir mi?"
Rasûlullah Efendimiz
"Ebü'd-Derda hoşlanmasa da evet
Ebü'd-Derda:
"Peki, mü'min yalan söyler mi?"
Rasolullah sallallahu aleyhi ve sellem
Valam ancak Iman etmeyen kim seunfurur ...
Pembe, beyaz veya masum ya lant? Cahiliyenin ardından "Ast Saådet håline dönüşüyor İslâm Ile hayat... Bu sebeple iman etme yenler, hadisleri daha iyi inceliyor sanırım. Inceliyor, kendine fayda sağlayacak kısmı keşfedip sonra sında da müslümanın müslümanı ğını sarsacak şeyi hayatına katmak İçin uğraşıyor. Mesela "Kıyafetler ki yafetlere benzeyince, kalpler de kalp lere benzer prensibinin neticesi ol sa gerek; "moda".
İmânın zafiyete uğraması için de, yalana kılıf uydurarak; pembe, beyaz, măsum denilmiş olmalıl Bir müslümanın asla yapmayacağı şey lerden birini, măsumiyeti (1) ya da
iyi niyetle (1) yapılmış olması meş rülaştırmaz.
Insan, ailesiyle başlar eğitime...
Çocuklar çok iyi gözlemcidirler. An-ne/babanın gelen sorulara verdi ği cevaplar, çocuğun ifade/konuş ma becerilerini temellendirir. Bu sebeple çocuğuna "Yalan söylemel" diye bağıran anne/baba, başkaları nın ardından dedikodu edip, dedi kodusunu ettiği kişilerle yüz yüze geldiğinde sahte bir maske takıyor sa, bu durum, çocuğun algılarında bir deformasyon oluşturur.
Toplumun temeli alle olduğuna göre, anne/babanın tavrı, yetiştirdi ği nesillerle büyüyecek kocaman bir çınarın can suyudur. Birden fazla evlåt emanet ve hediye edilmiş al-lelerde, çocuklar arasındaki adaletli davranışla "yalan" konusu iç içedir. Çocuklar, ebeveynin söylediklerin
huyunu liestiren kimse için de Cennet'in sedinden bir köşk (verilmesin)
YanıtlaSilHadis-i şerifte sakadan da olsa bresi calib-i dikkattir. "Din, güzel
ahläktır buyrulduğuna göre, ahlâ-kan güzelliğine gölge düşürecek bir davranış olan yalan için; "Ne var ca-mım, şaka yaptım!" ya da "Tatsızlık çıkmasın diye söyledim." şeklinde bir kılıf uydurmak, dinin yasakladı dığı şeyi hafife almak olur. Allah'ın hudutlarını aşan bir tavrın basite alınması da, kulluk şuurunun za rat görmesine sebep olur.
Genç bir danışanımın cümlele ri şöyleydi:
Hocam, annemin baskıcı tavrı sebebiyle, hepimiz profesyonel ya lancı olduk, ne yazık ki! Çünkü meş-rű olana dahi müsaade etmez, bi-zi dinlemezdi. Biz de istediğimize ulaşmak adına yalan söylerdik! Ama yillar içinde annem İslam'ın ince-liklerini öğrendikçe değişti. Şimdi küçük kardeşime olan tavrını iste-
meden kıskanıyorum."
Ne yapsa da zaman dönemeye cekti geriye... Fakat nefs ve şeytan ortaklığı sebebiyle, kıskançlıkla bir-likte anneye öfke duygusu yükseli hatırda tutmalıyız: Geriye dönüp yordu icinde Iste bu sebeple şunu baktığımızda, salih bir kula yakışan izler bırakacak bir tutum mu sergi mak gerekecek nefsi kararlarla mi bir kul olarak damga vurabilme ça-yaşadık hayatı? Dünyaya mü'min ledik? Yoksa tevbe kapısını arala bası insanı dengeye getirir.
Bir gün bir kadın çocuğunu ya-nına çağırırken:
*-Bir şey vereceğim." diyerek ka-palı elini gösterir çocuğuna... O ha li gören Peygamber Efendimiz-sal-lallahu aleyhi ve sellem-
"DİN, GÜZEL AHLAKTIR." BUYRULDUĞUNA GÖRE, AHLAKIN GÜZELLİĞİNE GÖLGE DÜŞÜRECEK BİR DAVRANIŞ OLAN YALAN İÇİN; "NE VAR CANIM, ŞAKA YAPTIMI" YA DA "TATSIZLIK ÇIKMASIN DİYE SÖYLEDİM." ŞEKLİNDE BİR KILIF UYDURMAK, DİNİN YASAKLADIĞI ŞEYİ HAFİFE ALMAK OLUR. ALLAH'IN HUDUTLARINI AŞAN BİR TAVRIN BASİTE ALINMASI DA, KULLUK ŞUURUNUN ZARAR GÖRMESİNE SEBEP OLUR.
"-Ne vereceksin?" diye sorar.
"-Hurma, yâ Rasûlällah..." der, ka-dın... Efendimiz:
." diye uyarıda bulunur. -Kandıracak olsan doğru olmaz
Yine hadis rivayeti, hayvanına kucağında bir şey varmış gibi dav-ranması sebebi ile kabul edilme yen bir hadis râvisini duymuşsu nuzdur. Mü'mini, "elinden, dilinden emin olunan kimse diye tarif eden Allah Rasûlü'nün sınırları içinde hayatımızı yeniden îmar etmemiz gerekiyor.
Gönül hänelerimiz İslâm'a gö-re îmar edilirse, topluma yansıma-ları da kul hakkı hassasiyeti, güve-nilirlik, müsamaha, sevgi ve sayga olarak görülür.
sen
"Yılandan korkmam, yalandan
korktuğum kadarı sözü, yalanın hayatı ve ahlâkı nasıl zehirlediği ni anlatmaya käfidir.
Evlatlar arası adålet ve yalansız muamele; sadece çocukluk döne miras ve mal paylaşımı konuların mine ait değildir elbette. Mesela, daki tutum, anne/babaya hürmet ve muhabbete doğrudan tesir eder. Evlatlar/kardeşler arasında adalet-li davranamamak, nesilden nesle devam eden feläket ve largınlıkla ra yol açabilir.
Mal paylaşımı konusunda sı kıntı yaşayan başka bir danışanım:
"Herkesin gerçek yüzünü gör düm. Dünya malı için değmezdi. ama gözümün içine bakarak ya lan söylemelerine babamın ses siz kalışı, beni çok derinden yara ladı" demişti.
O hålde, emrolunduğun gibi dosdoğru oll (Hud 112)
Yalana susmak da bir bakıma zulüm ve yalana iştiraktir.
Anne, eş, evlât, gelin vs. gibi han-gi sosyal rolümüz varsa, her biri nin hakkını vermek, ancak Cenâb-ı Hakka kul olduğumuzu unutma-dan çabalamakla mümkündür.
Rabbimiz, hem hediye, hem emä-net, hem de imtihan olarak ikram ettiği evlatlarımızı kulluk şuuru ile yetiştirecek şekilde bizlere îman, ih lâs ve takva ihsan buyursun. Yalan gibi, kulluğa temelinden zarar ve recek her türlü davranıştan, cüm lemizi muhafaza etsin. Amin.
Dipnotlar: 1) Kenzill-Ummal, H. No: 8994. 2) Ebû Dâvûd, Edeb, 7, Tirmizi, Birr, 158; Nesai, Cihad, 19, Ibn-1 Mace, Mu-kaddime, 7.3) Bkz. Ebû Dâvûd, Edeb, 80, Ahmed, Müsned, III. 44. 4) Blz. Buhiri,
DÖNÜŞ YALNIZ ALLAH'ADIR!
YanıtlaSilM. Nihat MALKOÇ mmmm@hotmail.com
Nefsini öldür ölmeden, Dönüş yalnız Allah'adır! Tovbe et, ölüm gelmeden, Dönüş yalnız Allah'adır!
Dağı, bayırı aşsan da... Kaf Dağı'na ulaşsan da... Yüz yıl gezip dolaşsan da... Dönüs yalnız Allah'adır!
Mazi bir gün yalan olur, Umutların talan olur, Kapını bir çalan olur; Dönüş yalnız Allah'adır!
Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz.
Beyazı ayır karadan, Mesafe kalksın aradan, Hakiki dosttur Yaradan; Dönüş yalnız Allah'adır!
Ölmeden uykudan uyan! İslam'ın rengine boyan! Sadece Allah'a dayan! Dönüş yalnız Allah'adır!
Dünü çağırırken yarın, Hayalini kur baharın, Kıymetini bil nehårın; Dönüş yalnız Allah'adır!
Gülistanda gül solmasın! Kalplerde nefret olmasın! Kimse gaflete dalmasın! Dönüş yalnız Allah'adır!
Varmak için muradına, Sığın Allah'ın adına, Git nefsinin inadına; Dönüş yalnız Allah'adır!
Ne kadar yaşarsan yaşa, Bir gün ölüm gelir başa, Insan döner göçmen kuşa; Dönüş yalnız Allah'adır!
ZİKREYLEYEN HER AZAMDA, VAHDETİM «SEN'İ SÖYLER!..
Rıfat ARAZ rifat araz@yahoo.com
Ya Rab; yakın Sen'sin câna, candadır bu iştiyak; Aşkla çarpan yüreğimde, hasretim «Sen'i» söyler!.. Kavlimiz var, derin, duru, nefes kadar sımsıcak; «Bela!..>> dedim; her tebliğim, davetim «Sen'i» söyler!...
Sen yoğurdun, şekil verdin, dile geldi toprağım; Gören gözüm, nasıl görür?.. Nasıl duyar kulağım?.. Kerem eyle, aşkla yanar «gönül>» denen ocağım; Her an hålden håle giren, süretim «Sen'i» söyler!..
Giydim takva libasını, câna saldım dersimi; Bir hakikat yolcusuyum, bildim yedi nefsimi!.. Gören Sen'sin yaş, kurumu; duyan Sen'sin sesimi; Sinandıkça her amelim, niyetim «Sen'i» söyler!..
Sen var ettin, tek Sen'indir âlemlerin tapusu: <<> diyen canda gizli, bir âlemin yapısı!.. Can seyrinde açılmaz mı, rühumun sır kapısı? Bu > nefesin hayat verdi, toprak tenin harcına; Dört kapıda «vuslat» dedim, girdim kulluk borcuna!... Umudumu, Sen bağladın yedi göğün burcuna; Kulak verdim bu hak yolda, kısmetim «Sen'i» söyler!..
Ya Rab; Sen'den bir kul için, «emân» ister kaç melek? Lütuf, ihsan, rahmet Sen'in, Sen'indir çarh- felek... Bir cezbeyle döner âlem; vecde girmiş bu yürek; Zikreyleyen her åzamda, vahdetim <Sen'i» söyler!
16
"Dünya bu zulmü taşımaz!" dedirten vahşetler buna en yakın bir misaldir. Son nefesini verirken, -Hepinizi Allaha şikayet edeceğim!" diyen:
YanıtlaSil"-Allah'ım, açım; bizi cenne-te al da doyalım!" diye ağlayan sahipsiz kalıp, bir ağaç altında donan: denizde boğulup kıyıya vuran... bebeklerin ve masum çocukların, elbette feryatlarının ulaştığı bır ydbette fenyatlarının inat sahipsiz değil.
Bu virüs åfetinde, hayırlı bir gelişme olarak; batıda kışkırtı lan, uğursuz İslamofobi cere vanlarının tavsadığı, onun yerini İslam'a hoşgörü ve anlamaya ça lışma gayretlerinin almaya baş ladığı görülüyor. Hadis-i şerifte,
"Temizlik imánın yarısıdır (Müslim, Tahåret, 1) buyurulur. Bu salgının önlenmesinde temiz liğin ve karantina tedbirlerinin fevkalåde önemli olması sebe biyle, İslam'ın şiårı olan temizlik ve salgın hastalıklardaki karanti na hassasiyeti, batılıların önemli ölçüde dikkatini çekiyor. Cami-lerde, ezanların dışarıya verilme
si, bazı devletlerin meclislerinde Kur'an-ı Kerim okunup tercume edilmesi, reklám panolarında te mizlikle alakalı hadis-i şeriflerin yer alması, camide namaz kılan cemaatin arkasına müslüman olmayanların da dahil olmala r... bu ümitleri yeşertici hadise ler cumlesindendir.
İnsanın selamete çıkması hususunda, Peygamber sallal lahu aleyhi ve sellem Efendi miz şöyle buyurur:
"Sizden her kime dua kapısı açılmış ise, ona rahmet kapıları açılmıştır. Dud, başa gelen ve he nüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allahın kulları, dudya sarılın." (Tirmizi. Deavät, 101)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in her anı kavli ve fiili duå hålidir. İki ci-han saådetine vesile olan kemålåt; en güzel örnek olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem- Efen dimiz'in izini takip eden, daimi tekamül hålindeki bir kulluk veti residir. Hadis-i şeriflerde,
İki gününün birbirine eşit olanın aldandığı beyan buyu
rulur. Dünya denilen initihan sahnesinde, sålth bir kulluğun icabı, her hadiseyi, her musibeti bir ikaz sadedinde görüp, ibret ve ders alabilmek için muhase be fırsatı bilmelidir.
Fudayl bin lyaz rahmetul Jahi aleyh Hazretleri;
"Allaha itaatte bir kusur et figma huyunun deyip erke bimin huyumey deginip (bana itaatsizlik etmeye başlamaların dan) anlarım. buyurur.
Şu anda yaşanan Koronavi rüs salgını, belki de insanlık ta rihinin en önemli bådirelerinden birisinı teşkil ediyor. Nefsäni ih tiraslar uğruna kan ve ateşe bo gulup her gün biraz daha yaşanı lamaz hale getirilen dünyamızda, rahmet insanının inşası ve rah met cemiyetinin tesisi en zarurl ihtiyaçtır. Bu yüce gayenin tahak kuku için, her önemli hadise gibi bu musibeti de fırsat bilip; gerekli ilmi tedbirleri alarak fiili ve kavll duȧya sarılma, kulluk keyfiyetin-de kemâlâta ulaşma azmi gunde-mimizde olmalıdır.
SEYRI BİR DE FUZÜLI VAR
M. Faik GÜNGÖR mg 023@hotmail.com
*
Yanılıp aynaya sorma, Senden daha güzeli var! Hafsalanı boşa yorma, İşin ebed, ezeli var!
Kibir altın olsa takma! Bilinmedik arka akma! Aya, güne aynı bakma! Zamanın da özeli var.
Libāsı düzeltir ütü, Kişiyi emdiği sütü. İnsanların tümü kötü, Olmaz elbet fázılı var.
Emr-i hak olunca vāki, Dünyada can kalmaz bāki. Şu gerçeği unutma ki, Her ağacın gazeli var.
Mahşer benzemez cihana, Gizlenen çıkar meydana. Her nefs täbi imtihana, Sözlü hem de yazılı var.
Núr'u yazana ver meyil! Secde et Allah'a, eğil! Faik, Nabi yalnız değil! Seyri bir de Fuzûli var!
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur.
YanıtlaSil"Bana itaat, Allah Teálá'ya itaattir. Bana isyan, Allah Teâla'ya isyandır. Başındaki emire (idareciye) itaat, bana itaattir. Ona isyan ise, bana isyandır." (Bkz: Buliri, Cihad, 109)
***
"Başınızdaki emir Habeşli siyahı bir köle olsa da, ona mutlaka itaat edin." (Ebb Davud, Sünnet, 5)
***
"Allah'a isyanın olduğu yerde, mahluka itaat edilmez."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/432)
***
"İdareciler sizi günah işlemeye zorlamadıkça onlara itaat edin." (Bihari, Cihád 108)
***
"Bir müslümanın, günah işlemesi emredilmediği sürece, sevdiği veya sevmediği bütün konularda devleti yöneten kimseye (emire) itaat etmesi şarttır. Bir günah işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez." (Buhárí, Ahkâm 4, Chád 108, Müslim, Imáre, 38)
KUR'AN AHKAMI
YanıtlaSil36. NÅSIN İSTİ'MALİ BİR HÜCCETTİR Kİ, ONUNLA AMEL VACİB OLUR.
Bu kaide, yukarıdaki kaidenin açıklaması veyahut mütem-mimi mahiyetindedir. Halkın bir mes'ele hakkındaki örf ve ádetinüsüsun záhirine muhalif değilse - delil olarak ka-bül edilir. Çünkü fıkıhta birçok meselelerde örf ve âdete rü-cû' edilir;
Mesela:
a) Akar suyun haddi ve miktarı, halkın bu husustaki te-läkkisine göre tâyin edilir.
b) Bir kuyuya düşen koyun dışkısının azlık ve çokluğu, bu hususla ilgili şahısların görüşüne göre takdir edilir.. Çünkü az bir şey kabul edilirse suyu necis etmez; çok olarak kabul edilirse suyu necis eder.
Ama bir şey'in mesela, ölçüye ve tartıya girdiği nass ile sabit olmuşsa artık o şey hakkında nâsın örf ve âdetine itibar edilmez. Şöyle ki: Buğday ve arpa ölçeğe, altın ve gümüşün tar-tıya girdiği meşhur Hadis-i şerîflerle såbit olmuştur. O halde halkın bu nassın hilafına olan örf ve âdetine itibar edilmez.
37. ÅDETEN MÜMTENİ OLAN ŞEY, HAKİKATEN MÜMTENİ GİBİDİR..
Örneğin:
a) (A) nın (B) ye 1000 lira borçlu olduğunu ikrar etmesi, yalan bile olsa hakikat olarak kabûl edilir. Çünkü bir kimse-nin yalan yere bir başkasına borçlu olduğunu ikrar etmesi âde-ten mümteni'dir. Öyle ise böyle bir ikrar hakikat gibi kabul edilir.
b) Nesebi belli olan (A) için, (B), bu benim oğlumdur, derse bu âdeten mümteni' olduğundan hakikaten mümteni' gi-bidir.
c) Çok fakir olan (A) nın (B) ye bir milyon ödünç para veya mal verdiğini iddia etmesi de âdeten mümteni'dir.
FIKHÍ KAIDELER
YanıtlaSil38. ZAMANIN DEĞİŞMESİYLE AHKÂMIN DEĞİŞMESİ İNKÅR OLUNMAZ.
411
Bu, örf ve âdete dayanan hükümler hakkındadır; yoksa iki ana kaynağın temel hükümleriyle ilgili değildir.
a) Câmi'lerin kapısının dâima cemaate açık bulundurul-ması, hem sünnet, hem de içinde kıymetli eşya bulunmadığın-da sünnet idi, bulunduğu zaman ise bir âdet-i müstahsene idi. Hırsızlık olayları tehlikeli bir hal alınca, namaz vakitleri dışın-da kapanmasına cevâz verilmiştir.
b) Bir beldede Câmi-i Şerîfe gönderilen mum yakıldıktan sonra geriye kalan yarısını veya üçte birini o câmiin imam ve müezzininin alıp kendi ihtiyacında kullanması âdet olduğu hal-de, sonraları câmi'e getirilen mum ve sair aydınlatma araçları sadece câmi'de kullanılır, kaydına bağlanıyorsa, o takdirde imam ve müezzin, getiren kimseden izin almadan onu kendi ihtiyacında kullanamaz..
39. ADETİN DELALETİYLE HAKİKİ MÂNA TERK OLUNUR...
Bir cümleden anlaşılan hakikî mâna, bâzan âdetin delâle-tiyle terkedilip hükme bağlanmaz.
Meselâ:
a) Bir kimse et yemiyeceğine dair yemin ederse, ıztırar ha-linde domuz veya insan eti yiyecek olursa yeminini bozmuş sayılmaz; çünkü âdet ve teâmüle göre bunlar yenilen et guru-buna girmemektedir Adeten bu ikisi de yenilmez.. (Bu, İma-meyne göredir).
b) Bir kimse, <> derse ve eşiğe ayak basmadan içeri girerse yine de ye-minini bozmuş olur. Çünkü her ne kadar hakikî mâna «Eşiğe ayak basmaksa da» örf ve âdete göre bununla o adamın evine girmiyeceği mânası kasdediliyor..
AHLAK
YanıtlaSilrakmamalıdır. Tövbe kapısına bu halde yanaşan sufi, adına zühd denilen ve İslam'ın 'ibadat' kısmını oluşturan amel-i sali-halara titiz bir biçimde uymak olan bir yola girecektir. Zühd ve takva, sufinin nefsiyle mücahedede bulunması zorunlu bir sü-rece, bir hale işaret eder. Olgun bir yakine ulaşmak ve müşa-hedelere hazır hale gelmek için bu zorunludur. Farzların yanı sira, insanı Allah'a yakınlaştıran nafileler de sufinin dikkatli ve duyarlı bir biçimde uyması gereken ibadetler cümlesindendir. Huşu ve huzur hali, havf ve recayla gerçekleşecektir. Burada zikr ve virdler, halvet ve uzletler, sabır ve şükürler, sufiyi, 'u-budiyet' hakikatine doğru yüceltecektir. Ubudiyet, kulluğun çe-şitli belirtilerini ifade etmede kullanılır. Bu halin, sufide sürek-li galebesi, artık onun rıza makamına doğru yol aldığını göste-rir. Bu yolda, istikamet üzere olmanın şartı, ihlastır. Bediüzza-man'ın ısrarla üzerinde durduğu ve adına bir risale kaleme al-dığı ihlas, kulun, her şeyde, samimi bir biçimde Hakkın rızası-nı gözetmesi halidir. Bu, Melamilerde olduğu gibi, sufinin, dün-yaya gelirkenki saf ve yalın haline dönmesini sonuç verecektir. Saf ve katışıksız bir kul olma durumu sufiyi, ferasete, cud ve sehaya, gayrete, fakra, sefere, sohbete, muhabbete, aşka, şev-ke ve marifete ulaştıracaktır. Marifetin nihai düzeyi, tevhiddir.
Risale-i Nur, Bediüzzaman'ın manevi tecrübesinin ürünüdür. Biz, bu metinlerin ardındaki tecrübelerden habersiziz. Ne ki, eli-mizdeki metinlerin gramerinden, sözlüğünden ve anlattıkların-dan o deneyimleri kısmen okuyabiliyoruz. Bu anlamda, Bediüzza-man'ın, manevi bir geziyi, tevhidin nihai noktasına değin gerçek-leştirdiğini görüyoruz. O'nun nihai bir yakine ulaşmış olduğunu ö-zellikle Ayetü'l-Kübra ve El-Hüccetü'l-Zehra metinleri yeterince açıklıyor. Her iki metinde de, bir gezi, bir seyr ve seyahat yapılı-yor, basamaklarla çeşitli mertebelere çıkılıyor, mirac tamamlanın-ca da, menzillere uğranılarak iniliyor. Buradaki anlatımlar, İbn A-rabi'nin vakıalarında ve bu vakıaların meyvesi olan metinlerde görüldüğü üzere, saf bir ilhamla edinilen marifetin gerektirdiği bir gramerle yapılıyor. Istilahlar ise, çoğunlukla Kur'an ve hadis-lerde geçen ve ulaşılan manevi makamları, ona ulaşma süreçleri-ni konu edinen kavramlar olarak karşımıza çıkıyor. Biz, bu mana-da, Bediüzzaman'ın, tümüyle irfani gelenek içerisinde yer aldığı nı iddia ediyoruz. Risale-i Nur Külliyatı, bu iddiamızı besleyen çok sayıda delil barındırıyor. Bu bağlamda ilk olarak, Yedinci Sua'da yer alan ve Bediüzzaman'ın 'magnum opus'u sayılan Ayetü'l-Küb-rayı gözden geçirmemiz yerinde olacaktır.
68
KOPRU YAZ/2006
9. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 898-931.
İNSAN-I KAMİL AHLAKI VE BEDİÜZZAMAN
YanıtlaSilRisale, "kainattan Halık'ını soran bir seyyahın müşahedatı-dır" altbaşlığıyla açılıyor. Bir seyyahın, Halık'ına doğru yaptığı gezide ulaştığı 'müşahede'leri okuyacağız, demek ki. Buradaki seyyahın, Bediüzzaman'ın kendisi olduğu söylenmelidir. Bu, di-le dönüşürken, Cüneyd-i Bağdadi'de (ra) gördüğümüz üzere, 'nesnel' bir niteliğe bürünüyor. Oysa, Bediüzzaman, burada, tü-müyle kendi tecrübesini anlatmaktadır. Müşahede kelimesine daha önce birkaç kez değinmiştik. Aynı kökten gelen meşhed kelimesi, 'müşahede yeri' anlamına gelir. Şuhutla da kökteştir ve manen görmek demektir. Burada gözle değil, 'gönül gözü'yle gerçekleşen bir görüş söz konusudur. Müşahedenin dilimizdeki tam karşılığı, 'görünme'dir. Bu durumda, müşahedeye mazhar olan kimse, Allah'ın meşhetlerinde (tecelli ettiği yerlerde) 'ha-yalen' bulunmuş demektir. Bu yönüyle, Ayetü'l-Kübra, Allah'ın Kendisini açığa vurduğu, (mazhar) göründüğü (manzar), açtı-ğı (mütecella fih) yerlerde yapılan gezideki müşahedeler topla-mıdır. Zaten Risale, İsra suresindeki şu ayetlerle başlar: "Yedi gökle yer ve onların içindekiler O'nu tesbih eder. Hiçbir şey yok-tur ki, O'nu övüp, O'nu tesbih etmesin." Allah'ı tesbih eden var-lıklarda yapılacak olan geziyi yapmak üzere, 'dünya misafirha-nesi'ne gelen yolcu, gözünü (basar) açıp baktıkça görür ki, (ba-siret) "gayet keremkarane bir ziyafetgah ve gayet sanatkarane bir teşhirgah ve gayet haşmetkarane bir ordugah ve talimgah ve gayet hayretkarane ve şevk-engizane bir seyrangah ve tema-
10. Manzar sözcüğü de Risale-i Nur'da sıkça geçen ıstılahlardandır. Çoğulu menazırdır. Menazır-1 Sermediye söz grubuna Risalelerde çok rastlarız. Manzar, "nzr" kökün-den gelir. Nazar, bakıştır. Chittick (age, s. 305) Manzar teriminin sözlük anlamının, içinde bir şeye bakılan yer' veya 'görüntü yeri' olduğunu söyler. İbn Arabi'nin çe-şitli eserlerinde de geçen, menazır-ı ula'ya ilişkin Chittick şunları kaydeder: 'Ula, yüce anlamında 'ala'nın çoğuludur. Buna göre, menazır-ı ula, 'en yüksek görüntü yerleri' demektir. Kozmolojide teknik bir terim olarak, 'en yüksek' (veya daha yük-sek ve yüce), 'en alçak' (veya daha alçak) olanın karşıtıdır; 'en yüce', dünya, melek-ler ve ruhların meskun bulunduğu görünmez alandır. 'En alçak dünya' ise, cisma-ni varlıklarla meskun bulunan, görünen alandır. Buna göre, 'en alçak görüntü yer-leri' (el-manazıru's-sufla) bizim göz veya bakışımızla (basar) algıladığımız şeyler ol-duğu halde, 'en yüksek görüntü yerleri' derin görüş (basiret), keşf ve zevk gibi ad-lar verilen batıni, ruhu yetilerle algıladığımız şeyler olmaktadır. İnsanın görünmez ve daha yüce olan şeyleri algılama 'organ'ı, kalptir. İbn Arabi, şu hadis-i kutsiyi sık sık tekrarlar: 'Beni, ne arz ne arş kuşatır, Beni ancak mümin kulumun kalbi kuşa-tır. İbn Arabi, manzar ya da 'görüntü yeri' formunu, iki boyutta kullanır: Bunlar-dan birisi, görülen gerçeklik (manzur) diğeri ise, bunun görüldüğü düzey'dir (mer-tebe). Görüntünün nihai nesnesi, bizzat Allah'tır. Ama, Allah, bizatihi asla görüle-mez ve tanımlanamazdır. O, bilinmez olan Zat'ında değil, fakat zuhuru veya tecel-lisinde görülür. Ve bu da görüntünün ortaya çıktığı yer (mahal) olan bir şekil için-de olur. Bu şekle, 'hayali suret' (suret-i hayaliyye veya suret-i misaliyye), 'görme yeri' (meşhed), 'tezahür yeri' (mazhar), 'kendini açma yeri' (mecla veya mütecella fih), 'ruhanilik' vs. gibi çeşitli adlar verilebilir. Bu terimlerden her birinin özel bir farklılığı vardır. Ve kendi bağlamında tartışılmayı gerektirir.'
YanıtlaSil69
KÕPRU-YAZ/2006
234
YanıtlaSilerkan-i sitte-i iman(iye)
lah'ı (c.c.); ahireti ve dünyaya geliş gayesini unutmuş olanlar
erbabilim أرباب علم : ilim sahipleri, alimler
erbab-i iman أرباب ايمان : iman sahipleri, mü'minler
ارباب على : irfan sahipleri, Kur'an ve iman gerçeklerinin inceliklerini çok iyi erbab-i irfan أرباب عرفان : irfan kavramış insanlar
erbabi kemal manevi olğunluğa ermiş insanlar
erbab-ı kitabet أرباب کتابت : yazı yazanlar zıcılar
erbab-ı mevhume أرباب موهومه : mevhum rab-ler, uydurma tanrılar
erbab- siyer أرباب سير : Hz. Peygamber'in ha-yatını inceleyip yazanlar, siyer kitaplarının yazarları
erbab- tarikat أرباب طریقت : tarikat yolunda olanlar, tarikatçılar
erbab-ulûm أرباب علوم : çeşitli alanlardaki ilim sahipleri, ilmin inceliklerini bilenler
erbab-ül enva أرباب الأنواع : )her) varlık türünün idaresi ayrı bir rabbin (tanrının) elinde oldu-ğu iddiasını ileri sürenlerin inandığı) türlerin tanrıları
Ercüze أرجوزه : Kaside-i Ercûze olarak da anı-lır ve Hz. Ali'nin kasidesidir. Hicretten otuz sene sonra Küfe'de yazılmıştır.
Birçok ileri gelen kişinin sohbetlerinden et-kilenip istifade ettiği Gümüşhanevi Hazret-lerinin (1813-1893) Mecmuatü'l-Ahzab'ında yer alır.
Sikke-i Tasdik-i Gaybi isimli eserde Ercûze hakkında bilgi verilirken, Mecmuatü'l-Ah-zab'ın 582 ile 597. sayfasına kadar olan bölü-mün Kaside-i Ercůze olduğu Üstad man tarafından belirtilir. Ayrıca bu bölümün muhtevası ve asıl gayesiyle ilgili olarak şu üç madde sunulur:
1-İsm-i Azam olarak nitelenen altı ismin öne-mini beyan etmek.
2-İstikbaldeki bazı gaybi olaylara ve İslâmi-yetin yeniden sağlam temellere oturtulması için gerçekleştirilecek mücâhedelere işaret
3-Zamanımızdaki dinsizlik akımına ve onlara taraf olan kötü din alimlerine işaretler vardır. Birinci Şua'da, bu kasidede Risale-i Nur'a da
kerametkârâne işaretler olduğu vurgulanır.
Ergani-i Osmaniye أرغنى عثمانيه : Osmaniye Er-ganisi, öteki ismi Osmaniye olan Ergani, Di yarbakır'ın bir ilçesi
Allah (c.c.) sana merhamet etsin, merhametlilerin en merhametlisi.
erkan.rükünler, esaslar, temeller 2 te-mel kurallar 3. usûller, yol ve yöntemler 4.ileri gelen kişiler, büyükler 5.yüksek rütbeli su-baylar
erkan-ı âlem أركان عالم : kainattaki başlıca var-, yalıklar
erkan-i azime أركان عظيمه : )kainattaki başlıca büyük varlıklar ve kısımlar
erkân-ı azîme-i kâinat أركان عظيمة كائنات : kaina tın başlıca kısımları (bak. evkân-ı âlem.)
erkan - hamse أركان خمسه : besesas, beş temel,
İslam'ın Beş Şartı: s
lâm dininin beş temeli, beş esası, beş şartı (namaz, oruç, zekât, hac, şehadet getirme.)
erkan-ı harb أركان حرب : orduda harbi yöneten yüksek rütbeli kurmay subaylar; kurbay su-bay
Genelkurmay
Genel Kurmay Başkanı ve üyeleri, savaşı ida-re eden Genel Kurmay Başkanı ve askerî kuv-vet komutanları
erkan-ı hükümet أركان حکومت : hükmetin ileri gelen adamları
erkân-ı imaniye أركان ايمانيه : iman esasları imanın şartları (Allah'a (c.c.), meleklere, ki-taplara, peygamberlere, kadere, öldükten mak) sonra tekrar dirilme ve hesap gününe inan-
Bediüzza-erkan-ı İslamiye (t( أركان إسلامية : Islam esasları, İslamın beş şartı (bak. erkän-ı hamse-i İslå-miye)
erkan-ı kâinat أركان كائنات : )bakerkan-ı âlem(
erkan-ı mühimme أركان مهمه : önemli eleman-lar, önemli kimseler
erkânı seba أركان سبعه : yedi esas, yedi temel,
yedi kısım
Erkan-i sitte Arkan Meste: alti esas alt prensibi,
altı şart
meleklere li erkan sitte i imaniye أركان سنة ايمانيه : alt iman esası, imanın altı sartı (Allah'a (c)
erkân-ı iman(iye أركان ايمانيه : iman esasları, imanın şartları (Allah'a (c.c.), meleklere, ki-taplara, peygamberlere, kadere, öldükten sonra tekrar dirilme ve hesap gününe inan-mak)
YanıtlaSilerkân-ı İslâmiye(t( أركان إسلامية : İslâm esasları, İslamın beş şartı (bak. erkân-ı hamse-i İsla miye)
erkan-ı kâinat (kainatın kemerleri): (bakerkan-alem)
erkan-ı mühimme أركان مهمّه : önemli eleman-lar, önemli kimseler
erkan-ı seba أركان سبعه : yedi esas, yedi temel, yedi kısım
erkan-ı sitte أركان سته : )altiesas alt prensip, altı şart
erkan-i sitte-i iman(iye(( أركان سنّه ايمانيه : altı iman esası, imanın altı şartı (Allah'a (c.c.), meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere,
erkân u a'za
YanıtlaSil235
Kuran'ın kökenleri
öldükten sonra kıyamette tekrar dirilmeye ve hesap gününe iman)
erkan u a'za ارکان و اعضاء : erkan veaza, başlıca kısımlar ve üyeler
Errahim (Er-rahim( الرحيم : layık olanlara karşı son derece merhametli (Allah c.c.)
Errahman (Er-rahman الرحمان : merhameti sınırsız, merhameti her şeyi kuşatan (Allah) c.c.)
ertesi ابرته می : ardından gelen (gün, ay, yıl( ervah أرواح : ruhlar
ervahafilin أرواح آفلين : )ölümle månevi ber-zah ålemine) göçen ruhlar (bak. berzah)
ervah - aliye أرواح عاليه : üstün ruhlar, Allah'ın (c.c.) sevgisini ve hoşnutluğunu kazanabilen ruhlar
ervah - bakiye ارواح باقيه : ölümsüz ruhlar, ebe-di hayata sahip ruhlar
ervah - emvat أرواح أموات : ölmüşlerin ruhları
ervah-ı enbiya ve evliya أرواح أنبياء و أولياء : )er) vah-1 enbiya ve ervah-ı evliya) enbiya ve ev-liyanın ruhları
kötü ruhlar
ervah habise أرواح خبيئه : kötü ruhlar, Allah'a (c.c.) isyan eden insanların ruhları ve imansız cin ve şeytanlar
ervah-i habise ve münteşire أرواح خبیثه و منتشره : )ervah-ı habîse ve ervah-ı münteşire) kötü ve yaygın hale gelmiş ruhlar (mec.) (31 Mart 1909-13.04.1909 ayaklanmasına yol açan) kötü niyetle ortaya atılıp yayılan kötü ve za-rarlı düşünce ve propagandalar
ervah-ı habîse ve şeytaniye أرواح خبيئه و شیطانیه : (ervah-ı habise ve ervah-ı şeytaniye) kötü ve şeytani ruhlar; kötü ve zararlı ruhlar (ervah-1 habise) ve şeytan gibi ruhlar veya şeytanlar (ervah-ı şeytaniye)
ervah - hakaik أرواح حقائق : hakikatlerin ruhları, (mec.) hakikatlerin aydınlatıcı mânâları
ervah-ı harika أرواح خارقه : harika ruhlar, olağa nüstü nitelikte olan ruhlar
ervah-ı neyyire-i safiye-i âlive أرواح نبرة صافية عاليه : månevi nur (iman ışığı) yayan saf (günah-sız), yüksek ruhlar, (peygamberlerin ruhları)
ervah-ı neyyire-i safiye أرواح نبرة صافيه : manevi nur (ışık) yayan ve saf (günahsız) olan ruhlar, peygamberlerin ruhları
ervah-1 safile أرواح سافله alçak sefil, aşağılık ruhlar
ervah-ı safiye أرواح صافيه : günahlardan uzak ve temiz kalmış ruhlar, evliya (ermişlerin) ruh-ları
ervah-i tayyibe أرواح طيبه : iyi ve temiz (günah-lara bulaşmamış) ruhlar
erzak أرزاق : rızıklar: 1.maddi ihtiyaçları kar-şılayan şeyler, yiyecek ve içecek vb 2.ruhi ve mânevi ihtiyaçları karşılayan şeyler, akıl ve ruh sağlığı, bilgi, iman, Allah (c.c.) ve pey-gamber sevgisi, af, rahmet, adalet vb
erzak- hayvaniye أرزاق حيوانيه : hayvanların be-sinleri
erzak-ı hayvaniye ve insaniye أرزاق حيوانيه و إنسانية : )erzak-ı hayvaniye ve erzak-ı insaniye( hayvanların ve insanların besinleri
erzak-ı maddiye ve maneviye أرزاق مادیه و معنویه (erzak-ı maddiye ve erzak-ı mâneviye) maddi ve månevi rızıklar; maddi ihtiyaçları karşıla-yan şeyler yiyecek, içecek, vb. (erzak-ı mad-diye) ve ruhi ve manevi ihtiyaçları karşılayan şeyler: İman, hakikat, ümit, af, merhamet, Allah (c.c.) ve Peygamber (a.s.m.) sevgisi, iba-det, vb. (erzak-ı måneviye)
erzak-ı manevîye أرزاق معنويه : manevi rızıklar, ruhî ve manevi ihtiyaçları karşılayan şeyler: iman, hakikat, ümit, af, merhamet, Allah )cc.) ve peygamber sevgisi, ibadet vb
erzak-ı umumiye أرزاق عموميه : herkesin ortak ihtiyaçlarını karşılayan şeyler: yiyecek, içe cek, giyecek, yakacak vb
erzel :ok rezil, çok kötü, alçak, en aşa-ğılık
erzeli ömür أرذل عمر : ömrün en kötü zaman-ları, ihtiyarlığın düşkünlük ve bunaklık za-manları
esad اسعد : en mesud, en mutlu, çok mutlu
es'adekallah اسعدك الله : Allah (cc.) sana çok mutluluk versin
es'adek mullah (u( اسعدكم الله : Allah (c.c.) size çok mutluluk versin
esahh (essah) en sahihen doğru, çol doğru
esalib sûbûr : styles, manners
esalib - Arab أساليب عرب : Arabça üslûplar, Ara-bça edebi anlatma tarzları
Kur'an yöntemleri: Kur'an yöntemleri
HADIS-I ŞERİFLER
YanıtlaSilBuhari ve Müslim, Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Müslümanın müslüman üzerindeki beş hakkı vardır: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, davete icabet etmek ve aksırınca "Bismillah" demek."
۲
2) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM rivayet ediyor:
Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
«Müslümanın müslümanda beş hakkı vardır:
a) Verdiği selama karşılık vermek..
b, Hasta ise ziyaret etmek..
c) Ölünce cenazeye gitmek..
d) Davete icabet..
e) Aksırana rahmet okumak..>>
Yukarıdaki Hadis-i Şerifi bir başka yönden teyid eder.. Hepsi İslâm birliğini temin içindir..
Ravilerin menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Müslim, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Allah Teâlâ kıyamet günü şöyle buyuracaktır: Ey Âdemoğlu! Hastalandım da beni ziyaret etmedin. Allah Teâlâ şöyle buyuracaktır: Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl ziyaret edebilirim? Allah Teâlâ şöyle buyuracaktır: Bilmiyor musun ki filan kulum hastalandı da onu ziyaret etmedin. Bilmiyor musun ki eğer onu ziyaret etseydin, beni yanında bulacaktı.
3) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen MÜSLİM rivayet ediyor:
Resülüllah S.A. şöyle anlattı:
«Allah-ä Taálá kıyamet günü şöyle buyurur:
Ey âdemoğlu, hasta oldum ziyaretime gelmedin?..
Ademoğlu der ki:
Seni nasıl ziyaret edeyim; halbuki sen âlemlerin Rabbısın.. Bunun üzerine Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
Bilmiyor musun, falan kulum hasta oldu; onu ziyaret etme-din.. Bilmiyor musun, eğer onu ziyaret etseydin, beni yanında bu-lacaktın...
** Harf sırasıyla tertib edilen bölümde geçen 294. Hadis-i Şerifin biraz ısaltılmışıdır.
Ravileri de aynı..
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil705
٤
Buhari, Ebû Musa el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet ettiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Hastaları ziyaret edin, açları doyurun, esirleri hürriyetine kavuşturun.
4) EBU MUSA EL-EŞ'ARİ'den r.a. naklen BUHARI rivayet ediyor: Peygamber S.A. efendiniz şöyle buyurdu:
<>
Bir rivayete göre komşusu açken tok yatan mümin değildir; buyrul-muştur.. Aşağı yukarı ziyaret edilmesi elzem olan hastaları ziyaret et-meyen kimseler de bu bölüme dahildir. Bu gibi hareketlerden kaçanlar kâfir olmazlar; fakat iman bakımından zayıftırlar..
Ravi menkıbeleri, 2. ve 155. Hadis-i şerifte..
Yirmi Dokuzuncu Ders: Sabır
301 Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Ey iman edenler! Sabredin, dayanın ve nöbet tutun.
Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz da mallardan, ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız verilecektir.”
YİRMİDOKUZUNCU DERS
SABRA DAİR
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<<Ey iman edenler, sabırlı olun ve sabırda yarışın...»
Bilhassa dinsizlerle yapılan mücadelede.. ALIIMRAN süresinin 200 âyetinden..
2) Ve şöyle buyurdu:
<<Elbette sizi biraz korku ve biraz açlıkla.. Sonra mallarda, ne-fislerde ve mahsüllerde biraz uzlıkla deneyeceğiz.. Sabredenleri müjdele...
Hadis-i Şerifler, F: 45
MECELLE-İ AHKAM-I ADLİYYE
YanıtlaSilyerdir, dilerse aybı ile beraber istiyfa-i menfaat eyler; bu suretde MADDE 516 - Mecurda bir ayb hadis oldukda müste'cir muhay-ücreti tamamen verir ve dilerse icareyi fesh eyler.
MADDE 517
Müste cirin icareyi feshinden mukaddem âcir eğer ayb-ı hadisi izale ederse müste cirin hakkı feshi kalmaz.
Ve müste'cir bakıyye-i müddete mutasarrıf olmak istedikde acir dahi ana mâni olamaz.
MADDE 518 - Menații ihlal eden ayb-ı hadisin refi'nden mukad. dem müstecir icareyi feshedecek olur ise âcirin huzurunda feshede. bilir. Yoksa gryabında feshedemez.
Ve eğer acirin gıyabında yani ana haber vermeksizin feshe-derse feshi mư'teber olmayıp kemâkân mecûrun kirası işler.
Amma menafi-i maksude bilkülliyye fevt olduğu suretde âcirin guyabında dahi fesh edebilir.
Ve gerek fesh etsin ve gerek fesh etmesin dörtyüz yetmiş seki. zinci maddede beyan olunduğu üzre ücret lâzım olmaz.
Meselâ, hâne-i me'cûrun menafii ihlâl eder bir mahalli münhe dim olsa müste'cir fesh-i icare edebilir. Fakat âcirin huzurunda fesh etmesi lâzım gelir; yoksa ana haber vermeksizin haneden çıkı-verse çıkmamış gibi ücret vermesi lâzım gelir.
Fakat hane bütün bütün münhedim olduğu suretde âcirin hu-zuruna muhtaç olmaksızın müste'cir fesh-i icare edebilir. Ve her-halde ücret lâzım gelmez.
MADDE 519
Hanenin bir odası yahut bir dıwarı münhedim olup da müste'cir fesh-i icare etmiyerek bâkisinde sakin olsa ücretden birşey sâkıt olmaz.
MADDE 520 - Bir kimse iki haneyi birden şu kadar kuruşa isticăr edip de birisi münhedim olsa ikisini birden terk edebilir.
MADDE 521 Şu kadar odalı olmak üzre isticâr olunan hanenin odaları nakış çıksa müste'cir muhayyerdir; dilerse fesh-i icare eder ve dilerse ecr-i müsemma ile icareyi kabul eyler. Amma icareyi ifa edip de ücretden bir mikdarım tenkis edemez.
KİTABUL İCARAT
YanıtlaSil217
BÖLÜM I SADİSTİK
Me'cirun enva' ve ahkamı beyanında olup dört fash havidir.
FASLI EVVEL
İcare-i akara müteallik mesåil beyanındadır.
MADDE 522 hane ya dükkân isticar olunsa caiz olur. Kimin süknası için olduğu beyan edilmeyerek bir
MADDE 523 Bir kimse hanesini ya dükkânını içinde emtia ve
eşyası olduğu halde icar etse icare sahih olup acir emtia ve eşya-sum tahliye ile haneyi teslime mecbur olur.
MADDE 524 Bir kimse ne ekeceğini ta'yin yahut her ne dilerse ekmek üzre deyu ta'mim etmiyerek bir arzı isticar etse icare fasid olur. Fakat kabl-el-fesh ta'yin edip de acir dahi razı olursa sth-hata münkalib olur.
MADDE 525 Bir kimse dilediğini ekmek üzre isticar eylediği arzda sayfiyye ve şitaiyye olarak bir sene içinde mükerreren zi-raat edebilir.
MADDE 526 Zer'in idrakinden mukaddem müddet-i icare mün-kazi olsa zer'in idrakine dek müste'cir cer-i mislini vererek arz üze-rinde ekini ibka edebilir.
MADDE 527 Ne için olduğu beyan edilmeyerek dükkân ve hane isticarı sahih olup keyfiyet-i isti'mali örf ve adete masrüf olur.
MADDE 528 Bir kimse ne için olduğunu beyan etmiyerek isticar eylediği hanede kendisi sâkin olabildiği gibi başkasını dahi iskân edebilir. Ve içine eşyasını vazedebilir. Ve binaya vehn ve zarar getirmeyecek her nevi iş işleyebilir. Amma binaya vehn ve zarar getirecek işi sahibinin rizası olmadıkça yapamaz.
Hayvan bağlamak hususunda örf ve adet-i belde mu'teber ve mer'idir; dükkânın hükmü dahi bu vechiledir.
MADDE 529 âcire aittir. Menfaat-ı maksûdeyi ihlal eden şeyleri yapmak
Meselâ, değirmenin arkını ayıklamak sahibinin üzerinedir.
Kezalik hanenin ve su yollarının ve künklerinin ta'mir ve 18-lahı ve süknâya mahal olan şeylerin inşası ve binaya müteallik sair işler hep sahibi üzerine lâzımdır. Ve eğer sahibi bunları yapmaktan
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilGecenin başında okursa, sabaha kadar o gece kendisine kolaylık Ihsan olunur. (189)
«Ey Ali! Yasin oku!
Çünki, Yasin'de on bereket vardır:
1. Onu, aç, okursa, doyar,
2. Susuz, okursa, suya kanar,
3. Çıplak, okursa, giydirilir,
4. Bekår, okursa, evlenir,
5. Korkan, okursa, emniyet ve selâmete erer,
6. Mahbus, okursa, hapisten çıkar,
7. Yolcu, okursa, yolculuktan memnun ve mesrur olur,
8. Yitik sahibi, okursa, yitiğini bulur,
9. Hasta, okursa, hastalığından kurtulur,
10. Ölü yanında okunursa, ölünün günahı hafiflenir.» (190)
*
«Duhan sûresini, cuma gecesi okuyan kimse, yarlığanır.» (191) Peygamberimiz «Ey Ömer! Bu gece, bana bir sûre indirildi ki, o sûre, bana (Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 31, Buhari-Sahih c. 5, s. 67, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 385) dünyadan ve dünyadakilerden (Ah-med b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 31) üstüne güneşin doğduğu her şey-den (Buhari-Sahih c. 5, s. 67, Tirmizî-Sünen c. 5, s. 385) daha sevgi-lidir. buyurdu ve (İnnâ fetahnå leke fethan mübînen..) süresini okudu. (Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 31, Buhari-Sahih c. 5, s. 67, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 385)
*
Her kim, sabah olduğu zaman, üç kerre (Eûzü billâhissemîil'Ali-mi mineşşeytanirracîm) der ve Haşr sûresinin sonundan üç Ayet okursa, Allah, ona yetmiş bin Melek'i vazifelendirir, onlar, akşam oluncaya kadar onun için düa ve istiğfar ederler.
Eğer, o gün ölürse, o, şehid olarak ölür!
Akşam olduğu zaman, böyle yapan da, aynı derecededir.» (192)
*
(189) Däremi Sünen c. 2, s. 328
(190) İbn Hacer, Metalib el-Ali, cilt. 3, s. 362
( 191) Tirmizi Sünen c. 5, s. 163, Dârimi Sünen c. 2, s. 328, İbn-i Hacer - Meta-libül'äliye c. 3, s. 369
(192) Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 5, s. 26, Tirmizi Sünen c. 5, s. 182, Dâremî -Sünen c. 2, s. 329
İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET
YanıtlaSil237 Kıyamet gününü gözlerile görmek isteyen (İzeşşemsü küvviret) ve (İzessemâünfatarat) ve (İzessemâünşakkat) sürelerini okusiuret) (193)
*
«Kur'ân sûrelerinden otuz Ayetli bir sûre, bir adama şefâat etti ve o adam, yarlığandı.
Bu sûre (Tebâreke biyedihilmülk) sûresidir.» (194)
«Bu sûre, koruyucu ve kurtarıcıdır. Okuyanı, kabir azabından kurtarır.» (195)
«Onun, ümmetimden her Mü'min insanın kalbinde (ezberinde) bulunmasını ne kadar arzu ederdim!» (196)
* **
Her kim (İza zülziletil'ardu) sûresini okursa, onun için bu sûre, Kur'ân'ın sevapca yarısına denk tutulur.
*
**
«Her kim, (kul yâ eyyühelkâfirûn) sûresini okursa, onun için bu sûre, Kur'ân'ın, sevapca dörtte birine denk tutulur.
«Her kim (Kul Hüvallâhü ehad) sûresini okursa, kendisi için bu sûre, sevapca Kur'ân'ın üçte birine denk tutulur.» (197)
**
«Sizden biriniz, bir gecede Kur'ân'ın üçte birini okumaktan âciz kalır mı? (198)
(193) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 36
(194) Ahmed b. Hanbel Sünen c. 2, s. 329 Müsned c. 5, s. 26, Tirmizi Sünen c. 5, s. 182, Dârimi -
(195) Tirmizi Sünen c. 5, s. 164, Hâkim Müstedrek c. 2, s. 498
(196) Hâkim Müstedrek c. 1, s. 565, İbn-i Hacer Metâlibül'âliye c. 3, s. 391
(197) Tirmizî Sünen c. 5, s. 165-166
(198) Buhâri Sahih c. 6, s. 105, Müslim Sahih c. 1, s. 556, Tirmizi Sünen c. 5, Sünen c. 2, s. 330 s. 167, Dârimi
Araş
YanıtlaSilAras Veryilzii
bükülme
Anti Dayandırma, yükleme
Tek kişi Hamad
Cihetill-vahdet: Birlik yönü
Nash'i kazandık
Cumhur-unās: İnsanların coğunluğu
İyilikleri emret
Emri bil-ma'raf: İyiliği emrenne
Sen cahilsin
Enaniyet-i cahiliye: Cahillikden gelen benlik, gurur
Yeterli kredi
Farz kifaye: Bir kısım müslümanın yapması yeterli olan farz
Hakkaniye
Hakkaniyet: Hak ve adalete uygunluk
إيقا Ifa: Yerine getirme
yer
ifsad: Bozma
onlardan
İrşad: Doğru yolu gösterme
Takip etme
İrtibaen: Tabi olarak, uyarak
bilgi
Malamiyet: Bilinirlik
نظة Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi
Nehy-i ani'l-münker: Kötü-
Cinsel ilişkiyi yasakladı
lükleri yasaklama
bağlantı
Rabt: Bağlama
Şapşal
Süfcha: Sefihler, akılsızca günahlara dalanlar
Maruziyet
Tariz: Sözü dolaylı olarak dokundurma
soruşturma
Tahkik: Kesinliğini ifade etme
Sen dinle
Tazammun: İçine alma
Zu'm: Bátıl zan, boş inanç
Evet, fena bir şeye düşmemek için kullanılmakta olan ikaz áleti denilen (1) ile, onların
YanıtlaSilda'vaları halkın nazarında tezyif ve ibtål edilmiştir, Tahkiki ifade eden (3) ile, da'vålarında iddia ettikleri hakkaniyet ve ma'lûmiyet reddedilmiştir. Hasrı ifade eden (2), onların ) إن ( ve (3) ile mü'minlere karşı yaptıkları ta'rizi cerh edici bir mukābeledir. Cins ve hakikati ifade eden الثانية 'deki harf-i ta'riften anlaşılır ki, onlar müfsidlerin hakikatiyle ittihåd etmişlerdir.
Şuûrdan mahrum olduklarını ifade eden وليين لا يَشْعُرُونَ cümlesi, onların zu'umlarınca da'valarının ma'lūmiyeti dolayısıyla nasihate ihtiyaçları olmadığına ve nasihat edenleri tezyif ettiklerine karşı bir müdafaadır.
Ve ondan önce, insanların inandığı gibi inanıyorlardı. "Biz de akılsızların inandığı gibi mi inanalım?" diyorlardı. İşte onlar akıl edenlerdir, fakat bilmezler.
Yani, "Halkın îmâna geldikleri gibi siz de îmâna geliniz, diye îmâna da'vet edildikleri zaman, 'Süfehå takımının imåna geldiği gibi, biz de mi imâna geleceğiz?"
diye cevabda bulunurlar. Fakat süfehá takımı, ancak ve ancak onlardır. Lakin bilmiyorlar."
Bu ayeti makabliyle rabt ve nazım eden cihetlere gelince: Bu iki âyet, münafıkların cinayetlerini hikâye ettiği gibi, onlara hem nasihat, hem irşåd vazifesini de görüyor. Binȧenaleyh bu iki ayetin arasındaki atıf, ya onların mü'minlere isnåd ettikleri sefähet cinâyetini kendilerinin arzda yaptıkları ifsâd cinayetine atıftır. Veyahud emr-i bilma'rúfu tazammun eden ikinci åyet, nehy-i anilmünkeri ifade eden birinci âyete atıftır.
Demek bu iki âyet arasındaki cihetü'l-vahdet, ya cinayettir veyahud irşaddır.
Bu, cümleler arasında bir ayettir ve eğer dilde “İnsanların inandığı gibi siz de inanın” denilirse ayet şöyledir:
cümlesiyle, farz-ı kifaye olan nasihat vazifesi îfå edilmek üzere kâmil insanlardan ibåret olan cumhûr-u nâsa ittibâen, hålis bir îmåna da'vet edildikleri zaman, onların enâniyet-i câhiliyeleri قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا أَمَنَ الشفعاء heyecana gelerek deyip, gurur ve inådlarında ısrar ettiler.
KOMŞU HAKLARI
YanıtlaSilHasan Basri diyor ki:
İyi komşuluk komşuya zarar vermemek değil; ondan gelecek kötü. lüklere sabretmektir.
Amr b. Ås (ra) şöyle diyor:
gereğidir. Erdemli davranış, seninle iliskivi keseni ziyaret edebilmen ve sa-Ziyaret edeni ziyarete gitmek erdem değildir, böyle yapmak adaletin na zarar verene şefkat gösterebilmendir.
Halim selim kişi kendisine halim selim davrananlara karşı güzel dav-ranış sergileyen, kendisine kaba davrananlara karşı kaba davranan kişi de-ğildir. Çünkü böyle bir davranış adaletin gereğidir.
Gerçek halim selim kişi kendisine yumuşak davrananlara karşı oldu-ğu gibi kaba davrananlara karşı da yumuşak davranabilen kimsedir.
Fakih diyor ki:
Bir Müslüman'ın, komşusundan gelebilecek eziyetlere sabretmesi, o-na zarar vermemesi ve komşusunun kendisinden güvende olması gerekir.
Bir Müslüman'ın komşusunun kendinden güvende olması üç şeyle gerçekleşir:
1. Elinden güvende olmak.
2. Dilinden güvende olmak.
3. Namusundan güvende olmak.
Bir Müslüman'ın komşusunun elinden güvende olması şu demektir:
Şayet o çarşıda iken para cüzdanını komşusunun evinde unuttuğunu hatırlayıp, "onun evi ile benim evim arasında fark yoktur" diyerek endişe-ye kapılmıyorsa bu güven vardır.
Dilinden güvende olmasının ölçüsü de şudur:
Komşusu hakkında bir şeyler söyleyen kimse o yanına girdiğinde sö-zünü devam ettiriyor veya söyledikleri komşusunun kulağına gittiğinde bundan rahatsızlık duymuyorsa dil emniyeti gerçekleşmiştir.
Namusundan emin olmak şöyle olur:
Kendisinin evde olmadığı bir sırada komşusunun onun evine girdi-ğini duyduğunda aklına kötü bir düşünce gelmeyip güven içinde olmakla.
Anlatıldığına göre İbn Abbas şöyle demiştir:
Mekarimü'l-Ahlak, 328
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil191
"Cahiliye döneminde bile müstehab olan (hoş görülen) üç huy vardır ki, bunlar Müslümanlar için daha çok önemlidir.
1. Bir misafir geldiğinde ona ikram etmeye gayret göstermek.
2. Hanımı ihtiyarladığında ortada kalır endişesiyle onu boşamayıp, evliliğini sürdürmek.
3. Komşusu borçlandığında veya başına bir bela geldiğinde onun borcunu ödemek ve başındaki belayı yok etmek için ona yardımcı olmak."
Enes b. Malik'in (ra) rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (sav)-'in şöyle buyuruyor:
der: Kıyamet gününde komşu komşusunun yakasına yapışıp Allah'a şöyle
Ya Rabbi, benim rızkımı daralttın bununkini ise bollaştırdın. Ben aç yatarken bu tok yattı. Ona sorar mısın? Niçin bana kapılarını kapatıp senin kendisine bolca verdiğin rızıktan beni mahrum bırakmış.'
Süfyanı Sevri diyor ki:
On şey cefadan kabul edilmiştir:
1. Evlatların sadece kendine dua edip, ana babasına dua etmemesi.
2. Günde yüz ayetten az Kur'an okumak.
3. Camiye girip te iki rekât namaz kılmadan dışarı çıkmak.
4. Kabristandan geçip oradakilere selam vermemek ve dua etmemek.
5. Cuma günü bir şehre varıp Cuma namazını kılmadan ayrılmak.
6. Köylerine bir âlim gelip istifade etmek için yanına gitmemek.
7. Yolculuk yapan iki kişinin tanışmadan yolculuklarını tamamlaması.
8. Ziyafete çağıran birinin bu davetine katılmamak.
9. Gençliğini ilim ve terbiyeden yoksun olarak boşa geçirmek.
10. Komşusu açken tok yatıp, komşusuna yardım yapmamak.
Fakih diyor ki: İyi bir komşuluk dört şey ile tam olarak gerçekleşir:
1. İmkânları ölçüsünde komşusuna yardım etmekle.
2. Komşusunun malına göz dikmemekle.
3. Komşusuna zarar vermemekle.
4. Komşusundan gelecek eziyetlere sabretmekle.
'Deylemi, 990; Tenzihü'ş-şeria, 2/144
TAMİNTE BOGON
YanıtlaSil-1791 Osmanlı ile Rusya arasında Kalas Mütarekesi imzalandı.
1951-Bediüzzaman
"Mahkeme-i Kübra-yı Haşirdeki şekvaya küçük bir zeyildir" başlığıyla bir lähika mektubu neşretti.
8
PERŞEMBE
PERŞEMBE
AĞUSTOS
AĞUSTOS
BIR AYET
Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
Bakara Suresi: 85
BİR HADİS Yemeğini, Allah rızası için sevdiğin kimselere yedir.
İbni Ebi'd-Dünya
(Toprak), hadsiz bir rahmetin perdesidir ve içine giren hiçbir şey başı boş kalmıyor.
HICRI: 4 SAFER 1446- RUMI: 26 TEMMUZ 1440
Emirdağ Lahikası
HIZIR: 95 - GÜN: 221 KALAN: 145 -
GÜN, KIS.: 2 DK
İmsak Güneş Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak Güneş
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1402 - Osmanlı devletinde "Fetret Devri" başladı.
- 1808-II. Mahmut tahta çıktı.
1914-1. Dünya Savaşı başladı.
TEMMUZ
28
PAZARTESİ
BİR AYET
En yüce ve en büyük olan da ancak Odur.
(Bakara: 255)
BİR HADİS
Komşuna iyilik et ki, olgun mü'min olasın.
(Tirmizî, Zühd)
3 1447 DAHA GÜVENLİ
RUMI: 15 TEMMUZ 1441 HIZIR: 84
Umumî ve en mühim bir ihtiyaç ancak ahirettir.
Mesnevî-i Nuriye
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Yatsı
Akşam
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam
30 19 21 49
TARIHTE BUGON
YanıtlaSil-1832-Ibrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusu, Osmanlı ordusunu yenilgiye uğrattı.
1927 - Osmanlı'nın son Şeyhülislamı Mehmed Nuri Efendi vefat etti.
1958-NASA kuruldu.
TEMMUZ
29
SALON
BİR AYET
Allah dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin rızkını daraltır.
(Ra'd: 26)
BİR HADİS
4 1447 DAHA GÜVENLİ
Allah'ın rahmet esintileri vardır. Onları dilediği kullarına isabet ettirir.
RUMI: 16 TEMMUZ 1441
Beyhaki
HIZIR: 85
Alem-i süflînin manevî tezgâhları ve küllî kanunları, avâlim-i ulviyededir.
Sözler
Atze (r anha) rivayet ediyor
YanıtlaSilHz. Peygamber'e (asm) su ayetten sordur "Yerin başka bir yerle, göklerin de başka gökle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah buzuruna çıktıkları günde sakın, Allah'ın p gamberlerine verdiği sözden cayacağını sanm (Ibrahim: 47-48). Ve dedim ki: "Ey Allah'ın sulü. O gün insanlar nerede olacaklar?" "S üzerinde" cevabını verdi.
Kütüb-i Sitte, Hadis No:
***
Mugîre bin Şu'be (ra) rivayet ediyor:
Kıyamet Günü Sırat Köprüsü üzer mü'minlerin parolası "Rabbim, kurtuluş kurtuluş ver" olacaktır.
Tirmizi, Kıyame
***
Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor ki:
İnsanlar Resulullah'a (asm), "Ey Allah' sulü! Kıyamet Günü Rabbimizi görecek m diye sordular. O da, "Siz bulutsuz dolunay sinde ayı görmekten şüpheye düşer misiniz? sordu. Onlar, "Hayır! Ey Allah'ım Resulul cevap verdiler. Aleyhissalâtü vesselâm, “Bul bir günde güneşi görmekten şüphe eder mist Ju Achaty vine, "Hayır!" се
Ahiret Hayatı/153
YanıtlaSilediler. Bunun üzerine: "Şunu bilin ki, siz Rab-juzi de böyle göreceksiniz."
Gm
Kiyamet Günü, insanlar başrolunurlar. (Rab ), "Kim (Benden başka bir şeye tapiyor se ona tabi olsun!" buyurur. Onlardan bir güneşe, bir kısmı aya, bir kısmı da putlara bi olurlar. Orada, münafıklarıyla birlikte bu mmet kahr. Allah onlara tanımadıkları bir su-nettel yaklaşır. "Ben sizin Rabbinizim!" buyurur. Oradakiler, "[Senden Allah'a sığınırız] Biz, Rab-bimiz bize gelinceye kadar bu yerdeyiz! Rabbi-miz gelince biz onu tanırız!" derler. Derken Rab-leri [onların tanıyacağı surette) gelir. "Ben Rab-binizim!" der. Onlarda, "Sen Rabbimizsin!" der-Jer. Rab Teâlâ onları (Cennete) davet eder. Ce-ennemin üzerine Sırat kurulur. Peygamberler arasında, ümmetiyle Sırattan ilk geçen ben olu-rum. O gün peygamberler dışında kimse konuş-maz. Peygamberlerin o günkü kelâmı da: "Alla-bümme sellim, Allahümme sellim (Ey Rabbimiz selâmet ver, ey Rabbimiz selâmet ver!" olacak.
Cehennemde, deve dikeninin dikenleri gibi kancalar var. Deve dikeninin dikenlerini gördü-nüz mü?" diye sordu. Ashap, "Evet!" deyince Aleyhissalâtü vesselâm devam etti: "İşte o kanca-lar, tipki deve dikeninin dikenleri gibidir. Ancak, onların büyüklüğü ne kadardır, Allah'tan başka
SÜKÜTUN KIYMETİ
YanıtlaSil-Yavrucuğum!
Sükût ettiğim için asla pişman olmadım.
Söz gümüşse sükût altındır. (Ahmed, ez-Zühd, s. 44, по: 272)
Sükût, hikmettir, ancak yapanı az bulunur.
(Ahmed, ez-Zühd, s. 88, no: 545)
CAHİLLER
-Ey oğlum!
Anlayışsız kimseye bir meseleyi anlatmak, ağır bir kayayı yerinden oynatmaktan daha zordur.
-Ey oğlum!
Câhili bir yere elçi olarak gönderme!
Eğer akıllı ve hikmet sahibi birini bulamazsan, kendin git!
VAR DEMEDEN ÖNCE.
-Ey oğlum!
Üç şey, üç şeyle bilinir:
-Hilim gazap ânında,
-Şecaat harp meydanında,
-Kardeşlik ise ihtiyaç ânında.
363
SEÇME ARKADAŞLAR
YanıtlaSil-Ey oğlum!
Öyle arkadaş seç ki;
Ayrıldığınız zaman, ne sen onları, ne de onlar seni dillerine dolasınlar!
Dostlarını koru! Yakınlarını ziyaret et!
İyilerin hizmetinde bulun;
Fakat;
Kötülerle dostluk kurma!
Günahlar dışında, arkadaşlarına muvâfakat eyle!
-Ey oğlum!
İyiliği, ondan anlayana yap!
Nitekim;
Koç ile kurt arasında dostluk olmadığı gibi,
➤İyi ile kötü arasında da dostluk olmaz.
Çekişmeyi seven, hakarete uğrar;
Kötülük olan yerlere giden, töhmet altında kalır;
Kötülüğe yaklaşan, kendini kurtaramaz;
Dilini tutmayan pişman olur.
-Yavrucuğum!
Taş da taşıdım demir de!
Ancak kötü komşudan daha ağır bir şey görmedim! (Ahmed Zübd86 no 531)
YOLDA
YanıtlaSil-Ey oğlum!
Takvâyı kendin için âhiret sermâyesi edin!
Çünkü;
Takvå, mal ve mülk ile olmayan bir ticarettir!
-Ey oğlum!
Horoz senden daha akıllı olmasın!
O her sabah, zikir ve tesbih ediyor,
Sen ise uyuyorsun!
Mide dolarsa;
Tefekkür uykuya dalar.
Âzâlar da ibâdetten geri kalır!
MUVAZENE
-Ey oğlum!
Dünyadan yetecek kadar al, ona kapılma, aksi hâlde bu, âhiretine zarar verir.
Dünyadan tamamen de el etek çekme, yoksa insanlara yük olursun.
Oruç tut, bu, şehvetini kırar. Ancak seni namazdan alıkoyacak kadar da çok oruç tutma!
Çünkü Allah katında namaz, oruçtan daha büyüktür... (Beyhaki, ez-Zühdü'l-Kebir, s. 84, no: 91)
361
SEKİZ ÖĞÜT
YanıtlaSilPek çok enbiya-aleyhimüsselâm-a hizmet ettim. Kelamlarından sekiz sözü hulása olarak seçtim. Eğer dikkatli olur da, bu sekiz hasletle amel edersen, kurtuluşa erersin:
1. Namazda iken kalbini,
2. İnsanların arasında iken dilini,
3. Sofrada elini,
4. Başkasının evinde iken de gözünü muhafaza et.
Şu iki şeyi dâimâ hatırla:
-Allah'ı ve
-Ölümü!
Şu iki şeyi de dâimâ unut:
-Sana yapılan fenalıkları.
-Yaptığın hayır ve iyilikleri.
*
*
BOĞULMAMAK İÇİN...
-Ey oğlum!
Dünya derin bir deniz gibidir. Çoğu insan orada boğulmuştur.
Takva gemin,
İman yükün,
Tevekkül hålin,
Salih amel azığın olsun!
Kurtulursan Allah Teâlâ'nın rahmetiyle,
➤Boğulursan günahın sebebiyledir. (Beyhaki, ez-Zühdül-Kebir, Beyrut 1996, s. 139, no: 269)
LOKMAN DAN HİKMETLİ SÖZLER
YanıtlaSil<» (Lokmân, 18-19)
17248. Her şeyin başı sevgidir.
YanıtlaSil17249. Herkesle barışmak, düşmanlarla uyuşup onları sevmek, kusurları bağışlamak. kötü kişilere karşı koymaktan kaçınmak gerekir.
17250. Hiç kimse, iki kişiye birden kulluk edemez..
17251. Hoşlanmadığına sabretmedikçe, hoşlandığını elde edemezsin.
17252. İçinizden biri sağ eliyle bir sadaka verirse, bunu sol elinden gizlesin. Dua ederse, kapısının perdesini çeksin. Çünkü Tanrı rızkı paylaştırdığı gibi, nimetini de paylaştırır.
17253. İnanarak yapılmayan her şey günahtır.
17254. İnanç, dağları devirir.
17255. İnsan, kendi köyünden peygamber çıkamaz.
17256. Insan, ne denli dönerse dönsün, arkasını göremez.
17257. İnsanın yalnız olması, iyi değildir.
17258. İnsanların size ne yapmalarını isterseniz, siz de onlara onu yapın!
17259. İşitmek için kulağı olan, işitsin! (Qui habet aures audiendi, audiat.)
17260. Kapıyı çalınız, açılacaktır. (Pulsate et aperietur vobis.)
17261. Kartallar, leşe üşüşür.
17262. Kasıntının sonucu bozgundar, yüceliğe giden yol ise alçakgönüllülüktür.
17263. Kılıç kaldıran, kılıçla yok olur.
17264. Komşularınızı bütün kalbiniz ve ruhunuzla seviniz!
17265. Komşunu kendin gibi bil!
17266. Komşunu kendin gibi seveceksin!
17267. Konuşmalarda daima anlam aranır.
17268. Konuşmasını bilmeden, insanları tanımak olanaksızdır.
17269. Kötülüğe yenilme, ama kötülüğü iyilikle yen!
17270. Mademki göklerin babası, evlatları olan tüm insanları sevmektedir, o halde insanlar da ona birer evlât gibi sevgi göstermek, ayrıca birbirlerini de kardeş gibi sevmek ödevindedirler.
17271. Ne denli az yüksekten uçarsan, düştüğünde o denli az incinirsin.
17272. Ne mutlu, acıması olanlara; çünkü onlara merhamet edilecektir.
17273. Ne mutlu, adalet uğrunda üzüntü ve sıkıntı çekmiş olanlara, çünkü gökler ülkesi onlarındır.
17274, Ne mutlu, adalete acıkıp susayanlara, çünkü onlar doyurulacaklardır.
17275. Ne mutlu, barışseverlere, çünkü onlar Tanrı'nın evlatları, diye çağrılacaklardır.
17276. Ne mutlu, ruhta yoksul olanlara, çünkü gökler onlarındır.
17277. Ne mutlu, uysal olanlara, çünkü yeryüzü onların olacaktır.
556
YanıtlaSil17226. Büyük ve üstün insanın korktuğu üç şey vardır, göklerin buyruğu, büyük adamlar, kutsal insanların sözlerı.
17227. Büyük ve üstün insanın önlediği üç şey var: delikanlılık çağında daha fizik gücü gelişmemişken, kösnüyü önler, güçlendiğı, fizik gücü geliştiğinde, kavgayı önler, yaşlandığı, hayvansal duyguları yok olduğunda da açgözlülüğü önler.
17228. Cehennemde de gözyaşı ve diş gıcırdatma olacaktır.
17229. Çok akıllı olan, çok acı çeker.
17230. Dağ peygambere gelmezse, peygamber dağa gitmeli!
17231. Devenin iğne deliğinden geçmesi, varsıl adamın Tanrı'nın melekleri arasına girmesinden daha kolaydır.
17232. Dileyin, size verilecektir; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır; çünkü her dileyen alır, her arayan bulur, kapı çalana açılır.
17233. Doğru ilkeler hüküm sürdükçe, ülke büyük memurların elinde kalmaz.
17234. Dokunma bana! (Noli me tangere. Hz. İsa'nın Meryem'e söylediği sözler. Saint Jean Incil'inde geçen bir deyim (XX, 17). Dince yasaklanan bir şeyden söz ederken söylenir.)
17235. Domuzların önüne inciler dökmeyiniz. (Margaritas ante porcos. Bilgisizin yanında, anlamadığı şeylerden söz etmeyiniz, demektir.)
17236. Dosdoğru, içtenlikli, anlayışlı bir arkadaş yararladır; iki yüzlü, kurnaz, çok konuşan arkadaş ise zaralıdır.
17237. Dünyadaki her şey boş ve hiçbir şey. (Yunanca: Mataiotês mataiotêtôn, kai panta matainotês. Latince: Vanitas vanitatum et omnia vanitas. Fransızca: Vanité des vanités et tout est vanité.)
17238. Düşman sağ yanağınıza vurduğunda, sol yanağınızı da uzatın!
17239. Ektiğimizi biçeriz.
17240. Evinizin eşiğindeki çöpleri temizlemeden, komşunuzun damındaki karlardan sızlanmayınız.
17241. Ey sevgililer, kediniz için öç almayın; Tanrı diyor: öç benimdir, karşılığını da ben veririm.
17242. Ey sevgililer, Tanrı bizi böyle sevdiyse, biz de birbirimizi sevmeliyiz.
17243. Gerçekler, insanı özgürleştirir.
17244. Gönüllerinizi yüceltiniz! (Sursum corda.)
17245. Göze göz, dişe diş!
17246. Hedefine erişemeyecekmişçesine öğrenmeye çalış, sanki onu yitirecekmişsin gibi korku içinde ol!
17247. Her şey sona erdi. (Consummatum est. Haça gerilen Hz. İsa'nın son sözleri.)
üstteki metin yanlış
YanıtlaSilHz. İsa a. s. ölmedi
Göğe yukseltildi.
Îmândan İhsana TASAVVUF
YanıtlaSilİnsan, sıfât-ı ilâhiyyenin kâmil tecellîlerine ve ilâhî hitâba nâil olmuş, Rabbine halîfe olma istîdâdıyla yaratılmıştır. Bu bakımdan, zübde-i âlem (kâinâtın gözbebeği) olarak Rabbinden bir sır taşımaktadır. Dolayısıyla, işlediği günahlar, onun kıymetini ne derecede düşürürse düşürsün, özündeki değer bâkîdir.
İnsana işte bu perspektiften bakan tasavvuf; gönlün, maddî-mânevî kirlerden arınıp güzel ahlâk ve vasıfları kazanma, dîni, özüne uygun bir keyfiyette ihlâs ve feyizle yaşayabilme gayretidir. Bu itibarla tasavvuf, sırf aklın çözmeye kâfî gelmediği maddî veya mânevî hâdiselerdeki sırrı oluşlar, hikmetler ve yüce muammâları kuşatıcı bir görüş olgunluğuna ulaşmaktır. Gönlün, sonsuz rûhânî hazlara meftûn olmak sûretiyle, önünde âdetâ bir ayak bağı olan nefs engelini bertaraf etmeye çalışmaktır. Yâni tasavvuf, öncelikle rûhun hapsedilmiş olduğu bedenin nefsânî temâyüllerini aşmaktır. Daha sonra ise bütün hadiselerin özündeki sırrî hakîkatleri ve o hakîkatlerin de arkasında cereyân eden ibret ve hikmet safhalarını ârifâne bir üslûb ile temâşa edebilmeyi sağlayan birtakım bilgiler, mânevî hâller, kalbî duyuşlar, sünûhatlar ve tecellîlerdir.
22/ HadislERDEN SEÇMELER
YanıtlaSilve nezaret edecek kadar erkeklerin olup ka himaye dınların kalması.
Müslim, lim: 9: Tirmizi, Fiten: 34: Ibni Mâce. Fiten: 25.
İLİM ÖĞRENMEK
YanıtlaSilİLİM ÖĞRENMEK FARZDIR
Hz. Hüseyin (ra), Peygamber Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
İlim öğrenmek her Müslüman üzerinde farzdır.
İbni Adiyy'in el-Kâmil'i ve Beyhaki nin Şi'bü'l-İman'ından.
Hz. Enes (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
İlim öğrenmek her Müslüman üzerine farzdır. İlmi lâyık olmayana öğreten domuzun boynuna yakut, in-ci ve altın takan kimse gibidir.
İbni Mâce. Mukaddime: 17.
Hz. Enes (ra), Peygamber Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
İlmi öğrenmek her Müslümana farzdır. Şüphesiz ilim öğrenen için denizdeki balıklara varıncaya kadar herşey Allah'tan bağışlanma diler.
İbnü Abdi'l-Berr'in el-İlm'inden.
Hazret-i Ali radıyallahü anh Selmân-ı Fârîsî radıyallahü anh'a yazdığı bir mektubda dünyayı şöyle temsil etmişdir:
YanıtlaSil"Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana fazla yaklaşmasın! Kat'i olarak bundan ayrılacağını bildiğin için sıkıntılarını arkaya at. Dünyada olanlardan uzaklaş. Dünyanın lehine çalışmakdan sakın. Zira dünyaya meyil bağlayıp onun varlığına sevinen kimseye mutlak surette dünyadan bir kötülük gelir. Vesselâm.
ALTINOLUK NİSAN 2003
DÜNYA
YanıtlaSilA
llahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur: "Bilin ki, dünya hayatı bir oyundur, eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüşdür." (Hadid: 20)
Ey iman edenler, şüphe yok ki, Allah'ın va'di bir gerçekdir. O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Çok aldatıcı şeytan da sakın sini Allah'ın (mühleti) ile aldatmasın. (Fâtır Süresi:5)
Hasan Basrî kuddise sirruh yukarıdaki âyet-i kerimeyi okuduktan sonra buyurdu ki:
- Bunu, yâni "Dünya hayatı sizi aldatmasın!" sözünü kim söylüyor? Dünyayı yaratan söylüyor. Dünya hayatını, onu yaratandan daha iyi bilen birisi olabilir mi? Sakının ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!
Dünya hayatının aldatıcı meşgaleleri çokdur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa o meşgale de ona on meşgale daha açar. Ne avâre insanoğlu ki, helal kazancından dolayı hesaba çekileceği, haram kazancından dolayı da azab göreceği şu dünya hayatına razı olur. Ahiret kaygusunu hiç hatırlamaz.
Yarın Allah'ın huzurunda hesaba çekileceğini düşünmez. Amellerini sırf Allah rızası için yapmaz.
olabilir mi? Sakının ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!
YanıtlaSilona on Dünya hayatının aldatıcı meşgaleleri çokdur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa o meşgale de meşgale daha açar. Ne avâre insanoğlu ki, helâl kazancından dolayı hesaba çekileceği, haram kazancından dolayı da azab göreceği şu dünya
hayatına razı olur. Ahiret kaygusunu hiç hatırlamaz. Yarın Allah'ın huzurunda hesaba çekileceğini düşünmez. Amellerini sırf Allah rızası için yapmaz.
Dinin esaslarına bir zarar gelse hiç oralı olmaz.
Fakat dünyalık menfaatına bir zarar geldi mi hemen
başlar ağlayıp sızlanmağa!...
Mevlâna Şemseddin Hanefi kuddise sirruh'e
soruldu:
- Kime sâlih denir?
Bu suâli şöyle cevablandırdı:
-Sâlih odur ki: Allahü Teâlâ'nın huzuruna lâyık ola. Allahü Teâlâ'nın huzuruna o kimse lâyık olur ki: Özünü dünya ve âhiretten yana temizleye...
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
"-Dünyanın ömrü bir saattir” buyurmuşlardır.
O bir saaati yani kısa ömrü ibâdet ve ubûdiyet ile geçirmeğe bakın. Bu dünya muhabbetini içinden söküp atmanın ve dünya esâretinden kurtulmanın bir yolu da cömertlikdir. Cömert olanlar, bu dünya hayatında ele geçirdikleri malların hesabını verirken, yarın kıyamette zorlanmazlar. Cömertlik öyle bir huydur ki, insanı cennete çeker, cimrilik de öyle bir huydur ki insanı cehenneme çeker.
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
"Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana fazla yaklaşmasın! Zira dünyaya meyil bağlayıp onun varlığına sevinen kimseye mutlak surette dünyadan bir kötülük gelir.
YanıtlaSilN
Ben
-Şüphesiz ki nûr kalbe girince kalb genişler ve ferahlar.
-Ey Allahın Resûlü! Bunun belli bir alâmeti var mı? diye sorulunca:
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
cevaben:
-İnsanın, aldatıcı dünyadan uzaklaşıp, ebedilik âlemine yönelmesi ve ölüm gelmeden, onun için hazırlık yapmasıdır, buyurmuşlardır. (Bakara Tefsiri, Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu.)
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ebu Hüreyre radıyallahü anh'a hitaben:
Ey Ebâ Hüreyre, sana, dünyayı bütün varlığı ile göstereyim mi? buyurdu.
(Ben de göster, yâ Resûlallah) dedim. Bunun üzerine Resûlü Ekrem elimden tutarak, beni Medine çöplüklerinin döküldüğü bir dereye götürdü. Orada insan kelleleri, insan pislikleri, parçalanmış elbiseler ve kemikler vardı. Bunları gösterdikten sonra:
Gördüğün bu kelleler aynı sizin gibi ihtiras ve uzun kuruntular besleyen kimselerdi. Şimdi etsiz kemik olarak kaldılar ve nihâyet çürüyüp toz haline geleceklerdir. Bu pislikler, onların yedikleri, leziz yemeklerdir. Nereden kazandı ise kazandı, sonra da midelerine indirdiler. Şimdi ise, herkes bunlardan uzaklaşmaktadır. Bu parçalanmış bezler, onların süslü elbiseleri idi. Şimdi rüzgâr onları parça parça etmişdir. Bu kemikler onların, üzerlerine binip diyar diyar dolaştıkları binitlerinin kemikleridir. İşte dünyanın manzarası ve sonu budur. Şimdi dünyalık için ağlamak isteyen ağlasın.
Hazret-i Ali radıyallahü anh Selmân-ı Fârîsî radıyallahü anh'a yazdığı bir mektubda dünyayı şöyle temsil etmişdir:
"Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana fazla yaklaşmasın! Kat'i olarak bundan ayrılacağını bildiğin için sıkıntılarını arkaya at. Dünyada olanlardan uzaklaş. Dünyanın lehine çalışmakdan sakın. Zira dünyaya meyil bağlayıp onun varlığına sevinen kimseye mutlak surette dünyadan bir kötülük gelir. Vesselâm.
Dünya hayatını, onu yarata lyi bilen birisi olabilir mi? Sakının ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!
YanıtlaSilDünya hayatının aldatıcı meşgaleleri çokdur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa o meşgale de helâl kazancından dolayı hesaba çekileceği, haram ona on meşgale daha açar. Ne avâre insanoğlu ki, kazancından dolayı da azab göreceği şu dünya hayatına razı olur. Ahiret kaygusunu hiç hatırlamaz. düşünmez. Amellerini sırf Allah rızası için yapmaz. Yarın Allah'ın huzurunda hesaba çekileceğini
Dinin esaslarına bir zarar gelse hiç oralı olmaz.
Fakat dünyalık menfaatına bir zarar geldi mi hemen
başlar ağlayıp sızlanmağa!... Mevlâna Şemseddin Hanefi kuddise sirruh'e soruldu:
- Kime sâlih denir?
Bu suâli şöyle cevablandırdı:
-Sâlih odur ki: Allahü Teâlâ'nın huzuruna lâyık ola. Allahü Teâlâ'nın huzuruna o kimse lâyık olur ki: Özünü dünya ve âhiretten yana temizleye...
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
"-Dünyanın ömrü bir saattir” buyurmuşlardır.
O bir saaati yani kısa ömrü ibâdet ve ubûdiyet ile geçirmeğe bakın. Bu dünya muhabbetini içinden söküp atmanın ve dünya esaretinden kurtulmanın bir yolu da cömertlikdir. Cömert olanlar, bu dünya hayatında ele geçirdikleri malların hesabını verirken, yarın kıyamette zorlanmazlar. Cömertlik öyle bir huydur ki, insanı cennete çeker, cimrilik de öyle bir
huydur ki insanı cehenneme çeker. Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
-Şüphesiz ki nûr kalbe girince kalb genişler ve ferahlar.
YanıtlaSil-Ey Allahın Resûlü! Bunun belli bir alâmeti var mı? diye sorulunca:
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
cevaben:
-İnsanın, aldatıcı dünyadan uzaklaşıp, ebedilik âlemine yönelmesi ve ölüm gelmeden, onun için hazırlık yapmasıdır, buyurmuşlardır. (Bakara Tefsiri, Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu.)
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ebu Hüreyre radıyallahü anh'a hitaben:
- Ey Ebâ Hüreyre, sana, dünyayı bütün varlığı ile göstereyim mi? buyurdu.
(Ben de göster, yâ Resûlallah) dedim. Bunun üzerine Resûlü Ekrem elimden tutarak, beni Medine çöplüklerinin döküldüğü bir dereye götürdü. Orada insan kelleleri, insan pislikleri, parçalanmış elbiseler ve kemikler vardı. Bunları gösterdikten sonra:
Gördüğün bu kelleler aynı sizin gibi ihtiras ve uzun kuruntular besleyen kimselerdi. Şimdi etsiz kemik olarak kaldılar ve nihâyet çürüyüp toz haline geleceklerdir. Bu pislikler, onların yedikleri, leziz yemeklerdir. Nereden kazandı ise kazandı, sonra da midelerine indirdiler. Şimdi ise, herkes bunlardan uzaklaşmaktadır. Bu parçalanmış bezler, onların süslü elbiseleri idi. Şimdi rüzgâr onları parça parça etmişdir. Bu kemikler onların, üzerlerine binip diyar diyar dolaştıkları binitlerinin kemikleridir. İşte dünyanın manzarası ve sonu budur. Şimdi dünyalık
Efendimiz, Ebu Hüreyre radıyallahü anh'a hitaben:
YanıtlaSil- Ey Eba Hüreyre, sana, dünyayı bütün varlığı ile göstereyim mi? buyurdu.
- (Ben de göster, ya Resülallah) dedim. Bunun üzerine Resûlü Ekrem elimden tutarak, beni Medine çöplüklerinin döküldüğü bir dereye götürdü. Orada insan kelleleri, insan pislikleri, parçalanmış elbiseler ve kemikler vardı. Bunları gösterdikten sonra:
- Gördüğün bu kelleler aynı sizin gibi ihtiras ve uzun kuruntular besleyen kimselerdi. Şimdi etsiz kemik olarak kaldılar ve nihayet çürüyüp toz haline geleceklerdir. Bu pislikler, onların yedikleri, leziz yemeklerdir. Nereden kazandı ise kazandı, sonra da midelerine indirdiler. Şimdi ise, herkes bunlardan uzaklaşmaktadır. Bu parçalanmış bezler, onların süslü elbiseleri idi. Şimdi rüzgâr onları parça parça etmişdir. Bu kemikler onların, üzerlerine binip diyar diyar dolaştıkları binitlerinin kemikleridir. İşte dünyanın manzarası ve sonu budur. Şimdi dünyalık için ağlamak isteyen ağlasın.
Hazret-i Ali radıyallahü anh Selmân-ı Fârîsî radıyallahü anh'a yazdığı bir mektubda dünyayı şöyle temsil etmişdir:
"Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana fazla yaklaşmasın! Kat'i olarak bundan ayrılacağını bildiğin için sıkıntılarını arkaya at. Dünyada olanlardan uzaklaş. Dünyanın lehine çalışmakdan sakın. Zira dünyaya meyil bağlayıp onun varlığına sevinen kimseye mutlak surette dünyadan bir kötülük gelir. Vesselâm.
ALTINOLUK NİSAN 2003
31
ir yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an laşmazlık vuků bulmuştu. Yahudi:
YanıtlaSil"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Ka'b b. Eşref'e gidelim." dedi.
Allah Teâlâ kitabında, yahudi ileri gelenlerinden olan bu Ka'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü-nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti.
O'nun yanından çıkınca münafık yahudiyi yakaladı ve:
"-Bunun hükmüne râzı değilim, Ebû Bekir'e gidelim" dedi.
Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafık Ebû Be-kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattab'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür-dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste-di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmiş bulunmaktayım" dedi.
Hz. Ömer (ra) münafığa:
YanıtlaSil*Öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine
*Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve Juicyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da:
*-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahüdi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hadise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını leri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine enrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor-lar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (en-Nisa, 60-65) âyet-i kerimeleri nazil oldu...
Cebrail (a.s) gelerek:
*-Õmer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (Va-s. 166; Kurtubi, V, 170-171)
"Kur'an'dan en son nazil olan, riba (fâiz) hakkındaki âyettir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem-, bu âyeti tefsir et-meden irtihal etti. Binaenaleyh siz, ribâyı da rîbeyi (fâiz şüphe-si olanı) da terk ediniz." (İbn Mâce, Ticârât, 58)
YanıtlaSilHazret-i
YanıtlaSilÖMER'den 111 HATIRA
Murat Kaya
Tarihin kaydettiği büyük za-ferlerin de hüsranların da arka plânında, tedbirlerle alakalı me-selelerin olduğu müşâhede edilir. Yavuz Sultan Selim Han'ın, tarihe altın bir sayfa olarak geçen Mısır Seferi'nde; aşılamaz zannedilen Sînâ Çölü'nü zâyiat vermeden 13 günde geçmesi, bu sefer için gerekli tedbirlerin uygulanması hususuna bir örnektir.
YanıtlaSilFatih Sultan Mehmed Han'ın; İstanbul'u fethi de, hayatın adan-dığı bir dâvâ olması hasebiyle, dehâ seviyesinde nakış nakış iş-lenmiş tedbirler manzûmesinin bir neticesi olarak görülmelidir. Dış güçlerin oyununa gelip; fev-kalâde tedbirli davranmakla tanı-nan Sultan II. Abdülhamid Han'ı hal ederek idareyi ele geçiren he-yetin tedbirsizliği, koskoca devle-tin kısa sürede yok olmasıyla ne-ticelenmiştir. Bu hengâmda vukû bulan Sarıkamış fâciası, takrîben doksan bin askerimizin donarak şehadetleri ile, bu devredeki en çarpıcı örneklerden birisidir.
YUZAKI
YanıtlaSilSAYI 186.
AĞUSTOS 2020
Toplumlar, kütüphanelerin tozlu raflarında kalmış olan kara kaplı felsefe kitaplarının üzerine abanmış bilgiçlerin fikirleriyle selâmete kavuşamaz.
YanıtlaSilİnsanlığı hakikî saâdet ve selâmete çıkaracak olan; Kur'ân-ı Kerim ve onun canlı bir şerhi mahiyetindeki Sünnet kültürüyle yoğrulup ilâhî hikmet ve hakikatlerle kemâle ermiş mü'minlerin tebliğ, îkaz ve irşadlarıdır.
ŞAHSİYETİMİZE KİM YÖN VERİYOR?
Dostluğun; Allah'taki kaynağına ulaşan Şah-ı Nakşibend, Geylânî, Mevlânâ, Yûnus ve Hüdâyî misali Hak dostları, ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe, Hülāgu ve günümüze kadar gelen bütün benzerleri ise, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu.
Sen bu felsefenin çıkmaz sokaklarında helâk olmaktan kendini kurtar! Mesnevî'nin aşk, vecd ve feyz dolu mânâ deryasından nasiplenerek vuslata kanatlan!.." demek-teydi.
YanıtlaSil--
Yüksek tahsili sevk ve ida-re eden mes'ullerin böyle bir «keşf-i kadîm» şuuruyla, bakış açılarını yenilemeleri ve müf-- redatları yeniden tanzim et-meleri, büyük medeniyetimi-ze karşı ödemeleri gereken bir -- vicdan borcudur.
--
Edebâlî silsilesinin irşâdıy-la cihan hâkimiyetine imza at-mış ecdâdımızın torunlarına yakışan tavır budur.
-
Medeniyet çınarımız, yine kendi kökleri üzerinde yükse-lecektir. Onu bodur bırakmak-
atmakta daha fazla gecikmemelidir.
৩৩
tan başka bir tesir verme-yen ecnebî aşılardan bir an önce vazgeçilmeli, kendi me-deniyetimizi inkişaf ettirecek ferdi, içtimâî ve idârî adımları atmakta daha fazla gecikme-melidir.
Cenâb-ı Hak; nesilleri-mizi muhteşem bir mâzîden ihtişamlı yarınlara taşıyacak, şuurlu, îmanlı, irfanlı bir tah-sil anlayışını mes'ûliyet erba-bına ilham eylesin.
Serhatler ve cepheler ka-dar mühim mektep ve kürsü-lerde, millî bir rûhun, özünü mü'min gönüllerden ve mu-vahhid zihinlerden alan bir müfredatın hâkimiyetini na-sip ve müyesser kılsın.
Amin!..
SAYI. 223.
YanıtlaSilYUZAKI
YIL 19.
EYLÜL 2023
CESUR DURUŞ
YanıtlaSilSultan II. Abdülhamid Han, 21 Eylül 1842'de İstanbul'da doğ-du. On yaşında annesi vefat etti. Perestů Hanımefendi onu saray-da ihtimamla büyüttü ve yetiştir-di. 1876'da tahta çıktı. Döneminde; Känûn-i Esâsî'nin kabulü, Meclis-i Meb'usan'ın teşekkülü, İttihat ve Terakki hareketleri, İkinci Meşrû-tiyetin ilanı, 31 Mart Vak'ası gibi mühim siyasî hadiseler yaşandı. Ulaşım, sağlık, sivil toplum, ma-arif, ziraat, matbuat alanlarında gönlünün ulaştığı her yere, güç ve imkânını seferber etti. Devleti baba şefkati ve ince siyasetiyle otuz üç sene idare eden Ulu Hakan 1909'da tahttan indirildi. Selanike gönde-
rildikten sonra Balkan Harbi'nin patlak vermesiyle, 1912'de tekrar İstanbul'a getirildi. II. Abdülhamid Han, 10 Şubat 1918'de vefat etti. Kabri, Fatih Divanyolu'ndadır.
Çanakkale Harbi esnasında düşman donanmasının Marmara Denizi'ni geçebileceği endişesi ile tedbir olarak padişah ve hüküme-tin Eskişehir'e nakli kararlaştırıl-mıştı. Abdülhamid Han; durum-dan haberdar olunca, bunu büyük bir cesaret ve şecaatle reddederek;
"-Ben Fatih Sultan Mehmed Hân'ın torunuyum!.. Hiçbir zaman Bizans İmparatoru Konstantinden aşağı kalamam! Dedem Fatih İs-tanbul'u alırken, Konstantin aske-
rinin başında savaşa savaşa ölmüş tür. Biraderim nereye giderlerse gitsinler! Fakat bilinmelidir ki, o ve hükümet, İstanbul'dan ayrılırlarsa bir daha dönemezler. Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayı'ndan ayağı-mı dışarıya atmam!" dedi.
Nitekim onun bu kararlılığı kar-şısında padişah ve hükümet İstan-bul'da kaldı. Böylece devletin daha o gün yıkılması önlenmiş oldu.
79
AHLAK
YanıtlaSilolan bu güzel misafirhanenin sahibini ve kitab-ı kobirin mielli gagah ve gayet manidarane ve hikmetpervorane bir mütalaagah fint ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken Metne daha yakından bakalım Kainat büyük bir kitaptır. Yeryüzünde 'Kerem' tecolli etmekte. dir. Kitabın kelimeleri olan sanatı varlıklar, toshir edilmekte,
hayretli bakışlara sunulmaktadır; bu 'temaşa'yı yapanlara, 'sevk vermektedir. Kainat manalı ve hikmetli bir okuma yeridir vs. Istilahlara baktığımızda, Bediüzzaman'ın, gezisine başlar ken, hayret'i kuşanmış, varlık kitabını okumaya hazır, şevk makamına ulaşmış ve varlığı temaşa disiplinini kazanmış olarak görürüz. Yoleu, ilkin yüzü nur yıldızlarıyla süslenmiş göğe ba kar. Bu, ilk semadır. Yolculuğun da ilk makamının ilk mertebe. sini işaret eder. Zaten metnin ilk meyvesinin 'tesbih'inde, 'birin-ci makamın birinci mertebesinde' denmektedir. Yolcu adımını ilk basamağa atarken, 'Halık'ın varlığının, göğün varlığından daha zahir olduğunu görür. Zahir, zuhur etmiş olandır. Birinci a-dımda yolcu, Allah'ın semada gördüklerinden daha açık biçim-de zuhur etmiş olduğunu fark edecektir. İkinci adımda, semada gezen bulutlara çıkılır. Yolcu bakar ve göğün, "bana bak, merak-la aradığını ve seni buraya göndereni benimle bilebilir ve bula-bilirsin" seslenişini duyar. Yolcu, buluttan sonra rüzgarın, ardın-dan yağmurun hakikatini görür ve gözünü (basiret) onlardan çekerek aklına bakar, mütalaasını, "...Ve rüzgarları sevk etme-sinde ve gökle yer arasında, Allah'ın emrine boyun eğmiş bulut-larda..." (Bakara, 2:164) ayetiyle taçlandırır. Yağmura bakarken,
damlaları sayısınca 'rahmet' ve 'hikmet' müşahede eder. Bura-dan, suyun hakikatine ulaşır. 'Hayatı sudan yarattık' ayetinin sırrına erer. Bu, sufilere göre, yüz makamdan on yedincisine te-kabül eder. Bu manevi aşamaya ulaşanlar, yani suyun gerçeğine erenler, üzerinde yürüyebilirler. Yolcu, bulutun, rüzgarın ve yağmurun Allah'a ilişkin 'yüksək şehadetini müşahede ettikten sonra, ikinci mertebeye geçer. Burada, yağmurun indiği ve rüz-garın üzerinde estiği arza bakacaktır. Yeryüzü seslenir, "gel" der; "ben, sana, aradığını tanıtacağım. Gel ve sayfalarımı oku." Yol-cu, bu kez, kainat kitabının arz sayfasını mütalaaya başlar. Var-lıkların çeşitli türlerinde ve örneklerinde gezisini sürdürür. Ü-
çüncü mertebeye geçer. Okumaları ilerledikçe, yolcunun 'mane-vi terakkiyatının miftahı olan marifeti' artmaktadır. Dördüncü mertebeye ilerlerken, denizleri, gölleri ve nehirleri okur. Onla-rın Allah'a dair şahitliğini mütalaa ettikten sonra, birinci 'ma-
11. Nursi, age, 1. cilt, s. 808.
INSAN-I KAMİL AHLAKI VE BEDİÜZZAMAN
YanıtlaSilkam'ın, dördüncü 'mertebesine erişir, Burada, kitabın dağ ve sahralardan oluşan sayfalarını mütalaaya başlar. "Dağları direk yapmadık mı?" (Nebe, 78:7) ve "Yeryüzünde dağları sabit kıldık" (Hicr: 15:19) ayetlerini, dağlardan ve sahralardan okur, Beşinci mertebe, bitkiler (nebatat) alemine taşır onu. Altinci mertebe, hayvanlar aləminə çağırır. Yedinci mertebede, varlıkların müta-laası bitmiş, kainat kitabının sayfaları kapanmıştır. Bu düzeyde, yolcu, kainattaki varlıkların Allah'a dair 'aşikar şehadeti'ni tü-müyle okumuş, təkvini şeriattan, tenzili olana geçerek, tüm Al-lah elçilerinin getirdiği vahiylere yönelmiştir. Kainatı ve Halık'ı-m bize tarif eden Peygamberlerin getirdiği vahyi okur. 'Nev-i beşerin en nurani ve en mükemmeli olan Allah Elçileri çağırır yolcuyu meclise. Burada, yeni bir müşahedeye mazhar olan yol-cu, o 'nurani meclis'e girer ve önce, 'geçmiş zamanın menziline' bakar. Burada 'menzil' kelimesi, iki anlamda kullanılmıştır. İlki, bir yer ve mekan belirtir ve geçmiş peygamberlerin vahye maz-har oldukları mekanlara ve şeriatlara atıfta bulunur. İkincisi, zuhurun mertebeleri', 'cennetin dereceleri' ve/veya, "Allah'ın sana doğru indiği ve senin Allah'a doğru indiğin yer" anlamın-dadır. Yolcu, o 'nurani medresede diz çöküp, nebilerin şahitlik-lerini dinler. Sekizinci mertebede, nebilerin meclisinden ayrıla-rak alimlerinkine girer. Alim, nebinin varisidir. Allah, Alim'dir ve ilim, vahdet bilgisinde vahiyden sonraki sırayı işgal eder. A-limlerin tevhid konusundaki 'ittifak'ını 'müşahede' eden yolcu, bu kez, melekler alemine girer. "Nur-ı imanı parlar" ve "zemin-den göklere çıkar." Bu yükselişten sonra, yolcu, seyrini sürdüre-rek, 'münevver akılların, selim ve nurani kalplerin' sahiplerinin menziline uğrar. Onların da Halık'a olan 'müncezibane keşfiyat ve müşahedatlarını' mütalaa ettikten sonra, birinci makamın on üçüncü mertebesinde, bu defa, 'alem-i gayb'a bakar. Vahiylerin hakikatinin, gayb alemlerinin her tarafında hükmettiğini müşa-hede eder. Nihayet, 'kainatı bize tarif eden üç külli muarriften biri olan Hz. Peygamber'e (asm) doğru yükselir. Yirmi Sekizinci
12. İbn Arabi hazretlerinin Kitabu Menzili'l-Menazil adlı eseri, menzillerin menzilini konu edinen, konuyla ilgili temel kaynaklardan biridir. Et-Tenezzülat-ı Mevsiliy-ye'de de bu konuya ilişkin yorumlar buluruz. İbn Arabi ıstılahatının başka pek çok unsuru için de geçerli olduğu gibi, menzil (lafız olarak, 'inilen mekan') kelimesini bağlama göre, değişen birçok farklı manada kullanmaktadır. Kelime, sadece 'durak' manasına gelebilir, nitekim Şeyh-i Ekber, hicri 597'de Merakeş ve Sale arasındaki İcisil'de konakladığı sırada, 'kurbet makamı'na vasıl olmasından bahsederken keli-meyi bu manada kullanmıştır. Menzil, Cennetin derecelerini veya İlahi tezahürün Fütuhatın 198, babında, alfabenin yirmi sekiz harf ve yirmi sekiz İlahi İsimle bağ-lantılı olarak anlatılan- mertebelerini de ifade edebilir. Ama esas itibariyle, men-zil, 'Allah'ın kula indiği, kulun Allah'a gittiği yer' olarak anlaşılmalıdır. (Geniş bilgi İçin bkz, Chodkiewcz, a.g.e., s. 83-101)
k
KUR'AN AHKAMI
YanıtlaSil40. ADET ANCAK MUTTARİD YAHUT GAALIP OLDUKTA MUTEBER OLUR.
Demek ki, her ådet muteber sayılmaz; ancak devam ede gelen veya galip durumda olan adetler muteber sayılır.
Örneğin:
a) Alım-satımda altın lira üzerine pazarlık yapılırsa o bel-dede devam edegelen yahut ekseri kullanılan altın lira hangisi ise o itibar edilir.
b) Bir pazarda iki kişi alım-satım yaparken peşin veresi-ye diye bir şey beyân edilmezse, o beldede o mal hakkında ca-ri olan örf ve âdete göre muamele edilir..
c) Tanesi 50 kuruştan bir miktar yumurta ısmarlanır ve yumurtanın gramajı belirtilmezse, o beldenin câri yahut galip olan âdeti îtibar edilir.
41. İTİBAR GALİB-İ ŞAYİADIR; NADİRE DEĞİLDİR.
Bu kaide yukarıdaki kaidenin tamamlayıcısı mahiyetinde-dir. Müstesnâ umumi kaideyi bozmıyacağı gibi, vukuu nádir olan şey de galib-i şâyi' olan şey hakkındaki hükmü bozmaz.
Meselâ:
a) Fazla geri zekâlı olup kendisini kontrol edemiyen (se-fih) kimse rüşde ermedikçe malında tasarruftan men'edilir. Çünkü ekseri sefih olanlar 15 yaşına girdikten sonra az-çok kendilerini kontrol edebiliyorlar. Ama bir sefîh nâdiren 15 ya-şına varmadan kendini kontrol edebilse de buna kıyasla hük-medilmez... Çünkü bu nâdirattandır, yok hükmünde sayılır.
b) Uzun yıllar kaybolan, nerede olduğu bilinmeyen bir kimsenin, bâzı fukahâya göre 90 yaşına kadar beklenir. Bu ya-şa eriştiği sâbit olunca öldüğüne hükmedilir. Ama nådiren biri 100-110 yaş da yaşamış olabilir; galib-i şâyi' olan ömre te'sir etmez.
VIKHÍ KAIDELER
YanıtlaSil413
42. ÖRFEN MARUF OLAN ŞEY ŞART KILINMIŞ GİBİDİR.
Bir belde halkı arasında mútad olunagelen şey «Örfen må ruf» olduğundan şart kılınmış gibi hükme medar olur.
Örneğin:
a) Kızını kocaya veren bir baba, onun için hazırlayıp ver-diği çehizi, bilâhare emâneten verdiğini iddia edecek olursa, bu hususta beldenin örfüne göre hükmedilir. O belde kıza verilen çehizi emanet olarak değil, mülk olarak veriyorsa, babanın bu husustaki iddiası reddedilir.
b) Bahçe veya tarlasına tuttuğu işçiye, yemek de verilip verilmiyeceği, söz konusu edilmemişse de işçiler yemek de is-tiyecek olurlarsa bu hususta da o beldenin mâruf olan örfüne göre hareket edilir.
43. TİCARET ERBABI ARASINDA MARUF OLAN ŞEY, ONLAR ARASINDA ŞART KILINMIŞ GİBİDİR.
Bu kaide yukarıdaki kaidenin tamamlayıcısı mahiyetin-dedir.
44. ÖRF İLE TAYÎN, NASS İLE TAYÎN GİBİDİR.
Meselâ:
a) Hakkında nass bulunmayan bir şeyde örfe itibar edilir... Ölçü veya tartıya girdiği hakkında nass bulunmayan bir şey hakkında örfe göre muamele yapılır.
b) Çarşıdaki esnafın çoğu, çarşıyı korumak için ücretle bekçi tutacak olurlarsa, esnaftan bir kısmı buna muhalif kalsa bile bekçi ücretini hepsi de bilâ istisna ödemek mec-buriyetindedir.
45. MÂNİ VE MUKTAZİ TAARUZ ETTİKTE MÂNI' TAKDİM OLUNUR.
a) Bu kaideye göre, bir adam alacaklısı bulunan kimsenin eline rehîn bırakmış olduğu malını başkasına satamaz. Çünkü
Alkol içmeyi yasaklayan bölüm
YanıtlaSilİÇKİNİN KÖTÜLÜKLERİ
Abdullah b. Ömer şöyle dedi:
Şarap içen kimse kıyamet günü yüzü kararmış, gözleri morarmış, dili göğsüne doğru sarkmış salyası akar bir şekilde mahşere getirilir. Ondan çıkan pis koku sebebiyle herkes ondan tiksinir.
Şarapçıya selam vermeyin, hastalandığında ziyaretine gitmeyin, öldüğünde de cenazesini kılmayın.
Mesruk şöyle dedi:
Helal olduğuna inanarak içki içen kimsenin putlara - Lat ve Uzza'ya -tapan kimselerden bir farkı yoktur.
Kabu'l-Ahbar şöyle diyor:
Bir bardak ateş yudumlamak benim için bir bardak içki içmekten daha iyidir.
İbn Ömer (ra)'ın rivayetine göre Resûlüllah (sav) şöyle buyurdu:
Her sarhoşluk veren şey şaraptır ve her sarhoşluk veren şey haramdır. Kim dünyada şarap içer de ona iman ederek ölür ve ondan tövbe etmezse, ahirette onu içemez.
TENBIHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil193
"Sarhoş eden her şey içkidir ve sarhoşluk veren her şey haramdır. Dünyada iken içkiye mübtela olup da tövbe etmeden ölen kimse ahirette hiçbir içeceği tadamayacaktır."
Fakih diyor ki:
Resulullah (sav) sarhoşluk veren her şeyin haram olduğunu belirt-miştir. Bu hususta sarhoş eden içkiler arasında bir fark yoktur.
Nitekim Cabir b. Abdullah'ın anlattığına göre Resûlüllah şöyle bu-
yurmuştur:
"Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır."2
Diğer bir rivayette şöyle geçer:
"Bir fıçısı sarhoşluk veren içkinin bir yudumu da haramdır."3
Fakih diyor ki:
Kaynatılarak elde edilen içkiyi (necis'i) içmek diğerlerini içmekten daha büyük günahtır. Çünkü diğer içkileri içen kimse fasık ve günahkår olurken, kaynatılarak yapılan içkileri içenin kâfır olmasından korkulur.
Bunun sebebi şudur:
Diğer içkileri tüketenler bu yaptıklarının haram olduğunu kabul ede-rek içerken kaynatılmış içkileri içenler yaptıkları bu işin helal olduğuna inanmaktadırlar.
Hålbuki İslam âlimleri sarhoşluk veren her türlü içkiyi tüketmenin haramlığı konusunda ittifak etmişlerdir. Dolayısıyla âlimlerin görüş birliği ile haram saydıkları bir şeyi helal kabul eden kåfır olur.
Zühri, Hz. Osman b. Affan'la ilgili olarak şunları anlatıyor:
Hz. Osman (ra) bir keresinde bize hutbe okurken şunları söyledi:
"Ey insanlar! İçki içmekten sakının. Çünkü o, bütün kötülüklerin anasıdır. Sizden önceki ümmetlerde Allah'a çokça ibadet eden biri vardı. Bir gün bu kişi mescitten dönerken karşısına kötü bir kadın çıktı. Kadın, hizmetçisine bu âbidi içeri atıp kapıyı kilitlemesini emretti. Hizmetçi de kendisine verilen emri yerine getirdi. Yanında bir fıçı şarapla bir çocuk vardı.
Kadın abid kişiye şöyle dedi:
Buhârı, Eşribe 1; Müslim, Eşribe 73, (2003); Muvatta, Eşribe 11, (2, 846)
Ebû Davud, 3681
Ebû Davud, 3687
Add: Sayıma
YanıtlaSilÖrneğin
Ala sebili'l-kifaye: Farz-ı
Yeterli
kifaye olarak
İnsanlar arasında
Beynennas: İnsanlar arasında
bileşik cehalet
Cehl-i mürekkeb: Bilmedi-ğini de bilmeyip kendini bilir zannetme
Ödül olarak
Ecza: Parçalar
Antrie
Ekseri: Pek çoğu
Fayed
Fasid: Bozan, bozucu
fakir
Fukara: Fakirler
belirtiler
i'raz: Yüz çevirme
yanıltıcı
idlal: Haktan saptırma
Blokajlar
İfade: Bozukluklar
içermek
İhtiva: İçine alma
Tütün ittibası: Tütün gitti
İttihaz: Edinme
O yoldan çıktı
Sefahet: Akılsızca günahlara dalma
çömlek
Sefalet: Perişanlık, yoksulluk
müstehcen
Sefih: Akılsızca günahlara dalan
Anonim formül
Siga-i mechûl: Fiili yapanın belirsiz olduğu şekil
almak
Telakki: Kabul etme, anlayış
tedarik
Temerrüd: Inad etme
iftira
Teşhir: Sergileme
Devam etmek
Vasil: Ulasan
bir tane daha
Yekdiğer: Birbirine
dış görünüş
Zahir: Açık görünür olan