HÜSEYİN R. A.

Yorumlar

  1. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.

    Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).

    Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-

    YANITLASİL

    yuksel22 Mayıs 2024 13:52
    ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,

    .Κ.)

    BESİR

    YanıtlaSil
  2. تُؤْذِي الْمُؤْمِنَ وَلَا تُجَاوِرُ الْجَاهِل (طب وابن عبد البر في العلم وابو نصر غريب عن ابن عمرو)

    4158- Az fıkıh, anlamadan yapılan çok ibadetten ha- yırlıdır. Kişiye anlayarak ibadet ettiği zaman, fıkıh kâfi gelir. Yalnız kendi görüşünü beğendiği zaman o kişinin cehaleti kendisine ye-

    YANITLASİL

    yuksel22 Mayıs 2024 05:08
    RÂMÜZÜL EHADÎS

    (HADİS ANSİKLOPEDİSİ)

    AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ

    (2.CİLT)

    Baskıya Hazırlayan: ARİF PAMUK

    YANITLASİL

    yuksel24 Mayıs 2024 05:59
    ATATÜRK'ÜN SON MESAJI

    Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:

    "Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'

    Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla

    dunyaya açıkladı.

    Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102

    30 FR. evvel 1409

    10
    ATATÜRK'ÜN SON MESAJI

    Ataturk, ölümunden on beş gün kadar önce kendine geldiği zaman, dünyadaki Müslümanlara şu mesajı göndermişti:

    "Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sa gosterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamıyetin hükümlerını olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.'

    Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla

    dunyaya açıkladı.

    Prof. Dr. Hanif FAUK Urduca Yayınlarda ATATÜRK A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, s. 102

    30 FR. evvel 1409

    10
    Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti den alıntı.

    YanıtlaSil
  3. YAKIN TARİH

    Ansiklopedisi

    8

    Yeni Nesil
    sy. 123.

    YanıtlaSil
  4. DİĞER CİLTLERDE HANGİ MEVZULAR VAR?

    1. CILT

    Bandırma Vapuru Efsanesi.....

    7-58

    Ders kitaplarında bir efsane şeklinde anlatılan Mustafa Kemal Paşanın Samsun'a gidişinin tarihl gerçeklere uygun olarak ele alındığı bu bölümde, M.Kemal Paşa'nın Sultan Vahidüddin tarahndan Anado- Ju'ya gönderilişi, vazifesi anlatılıyor ve resmi tarihin yanlışlıklarına dikkat çekiliyor.

    Bir İhtilälcinin Ölümü....

    59-73

    Bu bölümde 27 Mayıs 1960'da gerçekleştirdiği bir ihtilälle Demokrat Parti iktidarını alaşağı ederek üç dev let adamının idamına sebep olan Cemal Gürsel'in uzun süren nebáti hayattan sonra nasıl öldüğü an- latılıyor.

    Yavuz-Havuz Dâvâsı..

    Bu bölümde. Türkiye'nin ilk ve tek Bahriye Nazırı Topçu Ihsan'ın. Yavuz gemisinin tamiri meselesindeki süistimaller yüzünden uğradığı cezalar ve asıl suçlular üzerinde duruluyor.

    74-131

    Atatürk'ü Koruma Kanunu.....

    Bu kısımda, bahis mevzuu kanunun Mecliste nasıl çıktığı, müzakereler esnasında mebusların konuşmaları, kanunun çıkarılış maksadına aykırı olarak tatbik edildiği dile getiriliyor.

    132-172

    Yunus Nadi Nedir?

    173-192 Önceleri bir medrese mollası olan Yunus Nadi'nin, sonraki hayatı anlatılıyor ve önceki ile sonraki hayatı arasındaki tezatlara dikkat çekiliyor.

    Türklerin Månevî Gücü.......

    193-218 Bir Türk dostu olan Claude Farrere'nin Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan yanlışları anlatması bu bölümün mezvuunu teşkil ediyor.

    Dil Devrimi.......

    219-245

    Eskiye äit ne varsa yok etmek isteyen yeni idarecilerin, 1930'lu yıllarda, Türkçedeki Arapça ve Farsça ke- limeleri atmak için giriştikleri gayretler anlatılıyor.

    Millete Mal Olmayan Kanun......

    246-266 Bey, Paşa, Efendi gibi ünvan ve läkapları yasaklayan inkılap kanununun çıkarılışı, kanunun o günden beri hälä tatbik edilme gücünden mahrum olduğu bu bölümün mevzuunu meydana getiriyor.

    Şapka Cinayeti..........

    267-300 Şapkayı mecbúri yapan kanun kabul edilmeden evvel aleyhte yazdığı bir kitap bahanestyle idam ediler Auf Hoca'nın mahkeme safahatı ve idamı bu bölümde anlatılıyor.

    Çanakkale Zaferini Kim Kazandı?

    2. CILT

    5-159 Resmi tarth tarafından M.Kemal Paşa'ya mal edilen 18 Mart Çanakkale Zaferinin nasıl kazarıldığı an latılan bu bölümde, Atatürk'ün 18 Mart zaferiyle bir ilgisinin olmadığı isbat ediliyor.

    Serbest Fırka Denemesi...........

    Muhalefeti ezmek maksadıyla ısmarlama olarak kurdurulan Serbest Fırkanın kısa süren hayatı ve hazir

    160-249

    äkıbeti anlatılıyor.

    .... Ermenilerin sözde katliam iddialarını çürütmek maksadıyla hazırlanan TV dizisinde geçen Yahudi propa gandasının anlatıldığı bu bölümde, gizli gerçekler göz önüne seriliyor.

    Duvardaki Kan Lekesi

    251-300

    Tek Partinin Yeni Dini........

    3. CILT

    5-142

    Bir İslam devleti olan Osmanlılardan sonra islám Cumhuriyeti olarak kurulan Türkiye'nin, tekparti dik- tasına geçişi ve din yerine ikäme edilmek istenen şeyler bu bölümün mevzuunu teşkil ediyor.

    İhtilalcilik Oyunu.............

    143-300 Ülkeyi 1960 ihtiläline getiren askeri cuntalar, hazin ihtiläl ve bizzat ihtilälcilerin hatıralarıyla demokra- tik rejimi nasıl ve niçin devirmeyi istedikleri bu kısmın mevzuunu meydana getiriyor.

    4. CILT

    5-60 Bu bölümde, başlangıçta bir İslam Devleti olan TC'nin kuruluşunda İsláma dayandığı belirtiliyor ve soпла ki yıllarda Anayasadan "Türkiye Cumhuriyetinin dini, İslam dinidir" tbåresinin çıkarılışı işleniyor.

    TC Bir İslâm Devleti idi....

    61-97 Bir şair olarak tanınan Tevfik Fikretin, dinsizce fikirler taşıdığı işlenen bu bölümde, onun Atatürk ta rafından çok sevilen ve takdir edilen bir şair olduğu belirtiliyor.

    Tevfik Fikret Kimdir?.

    YanıtlaSil
  5. 99-137

    All Kemal Niye Linç Edildi?............... Bu bölümde Mill Mücadeleye muhalif yazı yazan ve icraatiarda bulunan eski dahiliye nazırlarından All Kemal'in, mahkeme kararı olmaksızın nasıl linç edildiği anlatılıyor.

    139-162

    Gizli Vasiyetin Esrarı... Atatürk'ün õlmeden önce "Asker menşeli olanları cumhurbaşkanı yapmayın" diye bir vaslyet ettiği belirti len bu bölümde, bu vasiyetin yok oluşu açıklanıyor.

    Halid Paşa Cinayeti......... 163-210 Muhalif mebuslardan Halid Paşa'nın Meclisde katledilışının anlatıldığı bu bölümde, devlet terörünün ti pik bir örneği veriliyor.

    Harf İnkılabı Niçin Yapıldı?............ 211-286 İslam harflerinin bırakılıp. Lätin harflerinin alınış safhalarının işlendiği bu bölümde, bu inkılâpla Islam kültürünü yok etmenin hedeflendiği anlatılıyor.

    287-300

    Dünden Bugüne Cami Aleyhtarlığı Cumhurbaşkanı Kenan Evren'ın, okul yapmanın cami yaptırmaktan daha sevap olduğunu ileri sürmesine dikkat çekilen bu bölümde, geçmişteki cami düşmanlığından örnekler veriliyor.

    5. CILT

    Çerkez Ethem Hain miydi?. Resmi tarih tarafından "hain" olarak tanıtılan Çerkez Ethem'in nasıl vatanperver bir kimse olduğu an- latılan bu kısımda, onun tahriklere kapılmayışı isbat ediliyor.

    5-212

    Kore Zaferi. ..... 213-302 Bu bölümde, binlerce kilometre uzakta komünistlere karşı savaşan Mehmedciğin başarıları anlatılıyor.

    6. CILT

    ......... 5-68 M. Kemal Paşa'ya muhálií, dindar ve vatanperver bir mebus olan Ali Şükrü Beyin öldürülüşünün an latıldığı bu bölümde, suikasti tertipleyen Topal Osman'ın tahriklere kapıldığı ifade ediliyor.

    All Şükrü Bey Niçin Öldürüldü?.

    Neler Okuttular?........ 69-232 Cumhuriyetten sonra okutulan ders kitaplarının ele alındığı bu bölümde, kitap muhtevålarının "dinsiz bir nesil yetiştirmeye yönelik olduğu örneklerle isbat ediliyor.

    Ateizmin Bayraktarı Abdullah Cevdet.....

    233-266 Bu bölümde, dinsizliğin bayraktarlığını yapan Abdullah Cevdet ve fikirleri anlatılarak, onun inkılâpia- ın fikir babalığını yaptığı belirtiliyor.

    İş Bankası Hangi Parayla Kuruldu?.... 267-300 Hindistan Müslümanlarının İstiklal Harbi için gönderdikleri paralarla kurulan Iş Bankasının mevzu edildiği bu bölümde, gelen pararın hedefi dışında kullanıldığı açıklanıyor.

    Ayasofya Zulmi

    7. CİLT

    1-104 Sahte bir kararnameyle kapatılan Ayasofya'nın geçmişi, Fatih'in vakliyesi, kapatılış safhası ve açılması yolunda yapılan teşebbüslerin anlatıldığı bu bölümde, milletin hisiyatına tercüman olunuyor.

    Yamada Baлия. Milet trådestyle tek parti diktasına son veren DP'nin, askeri bir ihtilälle alaşağı edilmesine medhiye 105-204

    düzen yazarların mevzu edildiği bu bölümde, o zamankı basından örnekler veriliyor.

    İhtiläl Fetvicılan

    İhtilale fetvä veren sözde aydınların tavır ve sözlerinin ele alındığı bu kısımda, onların yüzkarası halleri anlatılıyor. 201-300

    YanıtlaSil
  6. Ben nefs-i emmareyi İngilizce'ye 'zalim' (tyrannical) olarak tercüme ettim. Bu bize zulmeden nefistir. İlginçtir; Mevlana nefs-i emmareden firavun olarak bahseder. Nefs-i emmareyi İngilizce'ye çevirmeye kalkıştığımda endişelenmiştim. Ben kimdim ki, kısır Kur'an ve Arapça bilgimle Kur'ani bir kavramı tercüme etmeye kalkışıyordum! Mevlana'nın kitabını okuduktan sonra, 'Elhamdülillah, tercümem o kadar da fena değilmiş' dedim, çünkü orada nefs-i emmare Firavun olarak tasvir ediliyor.

    YANITLASİL

    yuksel27 Mayıs 2024 06:20
    Ekim 2003 Sayı: 212 Şaban 1424-4.250.000 TL. (KDV dan

    ALTINOLUK

    aylık mecmua

    YanıtlaSil
  7. ٥٥٩٦ - مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُؤْتَمَنَ الْخَائِنُ وَيُخَوَّنَ الأَمِينُ الخرائطي عن ابم ابن عمرو)

    5596- Haine güvenilip doğruya ihanet edilmesi de kıya met alametindendir.

    YanıtlaSil
  8. Bir kimse nası gücendirmek pahasına, Allah'ı hoşnud ederse, insanların kötülüklerine karşı Allah kafi gelir. Bir kimse de insanları hoşnud etmekle Allah'ı gücendirirse, Allah onu insanlara bırakır.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
    Sayfa: 401 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel28 Mayıs 2024 00:40
    Bir kimse halkı nazarı itibare almadan Allah'ı hoşnud ederse, Allah ona kafi gelir. Allah'ı gücendirerek mahlukatı hoşnud ederse, Allah o mahlukatı kendisine musallat eder.
    Ravi: Hz. Amr İbni Şuayb (r.a.)
    Sayfa: 401 / No: 15
    Ramuz El-Ehadis

    YANITLASİL

    yuksel28 Mayıs 2024 00:58
    Bir kimse geçmiş ve gelecek insanların ilmine malik olmak isterse, Kur'an-ı Kerim'i tahlil etsin.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 401 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  9. Cebrail (a.s.) bana beyaz bir ayna getirdi. İçinde kara bir nokta vardı. Sordum, bu nedir? Dedi ki: "Bu Cuma'dır ve kıyamet de Cuma günü kopacaktır."
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 270 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  10. rim.» Bundan da anlaşılır ki Cennet'e amel ile girilmeyip Hüdânın rahmetine muhtaç olunur. Nitekim bir hadis-i şerifte de bildirilmiştir.

    Resûl-i Ekrem (S.A.V.) saadet ve iclâl ile şöyle buyurmuştur: Ey ashabım ve ey ümmetim. Sizden hiçbiriniz ameli ile Cen- net'e girmez. Lâkin, şânı yüce Allah'ın rahmeti sebebi ile girer.

    O zaman ashab-ı kiram:

    Yâ Resûlallah; siz de ameliniz ile Cennet'e girecek misiniz? di- ye sordular. O da saadet ile:

    Ben de yaptığım işle, amelim ile girmem. Allahın rahmeti her halde. beni sarmış olsa gerektir. Netekim kın içine giren şeyi, kı- nın sarıp sarmaladığı gibi beni de Allah'ın rahmeti bürümüştür! bu- yurmuşlardır.

    YanıtlaSil
  11. ŞERHİ DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVĀRİKI'L-ENVAR

    KARA DAVUD

    Delâil-i Hayrât Şerhi

    Delâil-i Hayrât Yazarı:

    ABDULLAH MUHAMMED BİN SÜLEYMAN CEZÚLÍ

    Şerheden:

    MUHAMMED KARA DAVUD EFENDİ (İzmitî)

    Bugünkü Dile Çeviren:

    M. FARUK GÜRTUNCA

    HUZUR YAYIN-DAĞITIM

    PAZARLAMA TİCARET LTD. ŞTİ.

    Çatalçeşme Sok. Yücer Han. No: 38/1-2

    Tel & Fax: (0212) 513 50 57-513 01 71

    Cağaloğlu-İSTANBUL

    www.huzuryayinevi.com.tr
    sy. 55,56,57.

    YanıtlaSil
  12. 6239. İnsanlara bir zaman gelecek ki, ümmetimin zamandaki ihtilafında sünnetime sarılan, kıvılcımları avuçlayan gibi olacak.

    ٦٢٤٠ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ وُجُوهُهُمْ وُجُوهُ الْآدَمِنِينَ وَقُلُوبُهُمْ قُلُوبٌ الشَّيَاطِينِ سَفَاكِينَ لِلدِّمَاءِ لَا يَرِعُونَ عَنْ قَبِيحٍ أَنْ تَابَعْتَهُمْ وَآرَبُوكَ وَان الْتَمَنْتَهُمْ خَانُوكَ صَيُّهُمْ عَارِمٍ وَشَابَهُمْ شَاطِرٌ وَشَيْخُهُمْ لَا يَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلَا يَنْهَى عَنْ مُنْكَرِ السُّنَّةُ فِيهِمْ بِدْعَةٌ وَالْبِدْعَةُ فِيهِمْ سُنَّةٌ وَذُو الْأَمْرِ فِيهِمْ غَاوِ فَعِنْدَ ذَلِكَ يُسَلِّطُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ شَرَارَهُمْ فَيَدْعُو خِيَارُهُمْ فَلَا يُسْتَجَابُ

    لَهُمْ (خط عن ابن عباس)

    6240- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, yüzleri (suretleri) insan sureti gibi, fakat kalpleri şeytan kalbi olacaktır. Kan akıtacaklar, çirkin hareketlerden çekinmeyecekler. Onlara tabi olursan sana oyun yapacaklar, onlara güvendiğin takdirde sana hiyanette bulunacaklar. Çocukları yüzsüz, gençleri arsız olacak. Yaşlıları ise iyiyi emretmeyecek, münkerden alıkoymayacaklar. Onlarca sünnet bidat, bidat ise sünnet sayılacak. Onlarda emir boş ve bozuk olacak. İşte o zaman Allah onlara aralarından en kötü olanları musallat kılacak. İyileri şerlerinden kurtulmak için dua edecekler, ama dualan kabul edilmeyecek.

    ٦٢٤١ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ مَنْ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ أَصْفَرُ وَلَا أَبْيَضُ لَمْ يَتَهَنَّ

    بالعيش" (طب طس ط ض حل عن المقدام)

    6241- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zaman da kimin sarısı (altını), beyazı (gümüşü) yoksa yaşama hakkı olmayacak.

    ٦٢٤٢ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَدْعُو فِيهِ الْمُؤْمِنُ لِلْعَامَّةِ فَيَقُولُ اللَّهُ ادْعُ

    لخَاصَّةِ نَفْسِكَ اَسْتَجِبْ لَكَ فَأَمَّا الْعَامَّةُ فَإِنِّي عَلَيْهِمْ سَاخِطٌ (حل عن انس)

    edecek, Allah: "Sen yalnız kendine dun gelede duanı kabul edeyim. 6242- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi umuma dua Umum halka gelince ben onlara gazap edeceğim." buyuracak.

    YANITLASİL

    yuksel30 Mayıs 2024 03:38
    -٦٢٤٣- يَأْتِي عَلَيْكُمْ زمان لا ينجو فيه الا من دعا دعاء الفريق رهب من

    حذيفة ونعيم بن حماد عنه) 6243. Size öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda içinizden oncak boğulmak üzere olan kişinin duası gibi dua eden kimse kurtulur.

    الا ٦٢٤٤ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَتَخَلَّقُونَ فِي مَسَاجِدِهِمْ وَلَيْسَ هُمُهُمْ أَوْ الدُّنْيَا لَيْسَ اللَّهُ فِيهِمْ حَاجَةٌ فَلَا تُجَالِسُوهُمْ (ك عن الس)

    6244- İnsanlara öyle bir zaman gelip çatacak ki, cemaat, mescitlerde halka olup oturacak, fakat bütün gayeleri dünya menfaatı olacak. İşte bu gibilere Allah'ın ihtiyacı yoktur. Binaenaleyh siz onlarla oturmayın.

    ٦٢٤٥ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ أَفْضَلُ أَهْل ذَلِكَ الزَّمَانِ كُلُّ خَفِيفِ الْحَادَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللهُ مَا خَفِيفَ الْحَادٌ قَالَ قَلِيلُ الْعِيَال" (كر عن حذيفة)

    6245. "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda en üstün kişi hafifül haz olan kişidir."

    "Hafifül haz ne demektir, ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Çocukları az olan kişi demektir" buyurdu.

    ٦٢٤٦ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَقُومُونَ سَاعَةً لَا يَجِدُونَ امَامًا يُصَلَّى

    بهم ره حم طب و ابن سعد عن سلامة بنت الحر)

    6246- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, bir saat duracaklar da kendilerine namaz kıldıracak bir imam bulamayacaklar.

    ٦٢٤٧ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَأْكُلُونَ فِيهِ الرِّبَا فَمَنْ لَمْ يَأْكُلْهُ مِنْهُمْ نَالَهُ

    مِنْ غُباره" (حم وابن النجار عن ابي هريرة)

    6247- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda bol faiz yiyecekler, içlerinden faiz yemeyenlere bile mutlaka onun tozundan bulaşacak.

    ٦٢٤٨ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَحْجُ أَغْنِيَاءُ أُمَّنِي لِلنُّزْهَةِ وَأَوْسَطُهُمْ

    1417

    YanıtlaSil
  13. DOĞRULUK

    İnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)

    DOSTLUK

    Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 08:12
    Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)

    YanıtlaSil
  14. Derin Devlet var mı?
    -Derin Devlet var.
    Bir daha söylüyorum var.
    -ortaya çıkarsana!
    -Kolaysa sen ortaya çıkar.
    şimdiye kadar yokmuydu!

    YanıtlaSil
  15. İMTİHAN

    Din bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)

    307:24. Söz 3.dal, 1. asıl

    Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.

    Söz 4. esas, 3. mesele

    İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua

    İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.

    Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.

    MAL İNAT

    Hodgamlık, hodbinlik hod
    Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
    İsmail Mutlu
    sy. 310.

    YANITLASİL

    yuksel5 Haziran 2024 23:55
    ٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ

    النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)

    686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.

    فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
    Ramuz ul Ehadis
    Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
    Pamuk Yayınları
    cilt.. 1.sy.174.

    YanıtlaSil
  16. KISSALAR VE HİSSELER

    "Devletim yıkılır mı?"

    Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:

    "Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"

    Piri Paşa şöyle cevap verdi:

    "Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"

    "Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.

    "En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...

    217

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 04:32
    Yavuz Bahadıroğlu

    Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:

    "Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...

    "İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...

    "Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."

    Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:

    "Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.

    Haram yemeyen ordu

    Şanlı ordu Mısır'a day

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 04:34
    Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler

    Yavuz Bahadıroğlu

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 04:35
    oscar Yayınları
    sy. 217.

    YanıtlaSil
  17. Ajanlara darbe eğitimi

    Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 10:54
    363

    Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.

    Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.

    Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...

    Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.

    YanıtlaSil
  18. SAYFALAR ARASINDA

    "Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"

    Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.

    Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:

    "Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.

    "Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.

    "Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.

    "Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.

    "Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.

    görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.

    "İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.

    "Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.

    "Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-

    çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.

    "Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir

    YANITLASİL

    yuksel13 Haziran 2024 08:00
    keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-

    YANITLASİL

    yuksel13 Haziran 2024 08:01
    kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."

    YanıtlaSil
  19. Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 286 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  20. hakkaktır. Bu bakımdan kitaplarındaki kendisinden önceki siyasi hareketler hak. kında da bilgi ve vesika bolluğu ilk bakışta şaşırtıcı olabilir. Ancak bu âleme da. ir hemen her bilgiyi, her fırsatta, derlemeğe çalıştığı unutulmamalıdır. Bir bakı- ma işe Jön Türklük hatıralarını yazmakla başlamış, ancak nihayetinde bu âlemin ilk ve en mufassal tarihini yazmıştır. Yakın dostları Nihat Reşat Belger, Yahya Kemal ve bilhassa Mahir Sait (Pehmen, 1934.10.1949) kendisine Kemal Bejalil ayrıca çok vesika vermiştir. 86 Bu arada bir hususa daha işaretilgi mek gerekir ki A. Bedevi bütün eserlerini kendisi bastırmış ve bunları bastırabil mek için emeklilik aidatlarını toptan almış, emekli maaşına bağlanmamışarı Başka husus, kitaplarının her birinden çevresine ve dostlarına küçümsenemeye cek miktarda hediye etmiş olmasıdır.

    1. İnkılâp Tarihimiz ve Jön Türkler, İstanbul, 1945, 378 s., Tan Matbaası.

    A. Bedevi'nin ilk eseri olan kitabın baskısı Aralık 1945'te tamamlanmıştı. 4 Aralık'ta kitabın basıldığı Tan Matbaası'nın tahrip edildiği haberi kendisine ulaş- tığı zaman senelerdir büyük bir heyecanla ve zahmetli emeklerle hazırladığı ki- tabının da matbaa ile beraber tahrip ve imha edildiğini zanneden A. Bedevî, duy- duğu âni ve büyük üzüntünün tesiriyle felç geçirdi ve yatağa düştü. Daha sonra baskının tamamlanmasıyla matbaanın tenha bir köşesinde istiflenen kitabın yok olmaktan kurtulduğu haberinin sevinciyle ve büyük bir irade ile düştüğü yatak- tan kurtulan A. Bedevî bu müddet içinde yazılarını yatakta ve hep kurşun kalem- le yazmıştı.88

    Kitabın iç kapağına konmuş olan "İnkılâp Tarihimizi aydınlatan birçok resmi vesikalar ve mektuplar bu kitapta ilk defa olarak neşredilmektedir" ibare- si kitabın büyük değerini ve ehemmiyetini kısmen anlatmış olmaktadır. Çünkü kitap, sadece Jön Türklere dair muhaberat evrakını ve mektuplarını ihtiva etmek- le kalmayıp A. Bedevî'nin bu âlemin mensuplarından herhalde çok uzun bir za- mandan beri topladığı bilgileri ilk defa okuyucunun gözleri önüne sermektedir. Kitapta Jön Türklerin Avrupa'daki hayatları ve çalışmalarına dair ilk defa ortaya konan bu bilgilerin yanı sıra A. Bedevî kendi siyasî faaliyetleri hakkında da ilk

    ** Diğer dostlan arasında, 11.5.2002 tarihinde oğlu Alp Kuran'ın verdiği bilgiye göre, Şükrü Saraçoğlu, Recep Peker, Cevdet Kerim İncedayı ve Rasih Kaplan bulunuyordu. Kendisi bir mektubunda Doğaliyeten Saffet Arıkan, Salih Omurtak, Rahmi Apak ve M. Cevat Açıkalın'ın ismini veriyor. Ali bakan Pekmen (İstanbul, 1930) babasının vesikalan A. B. Kuran'a verdiğini ifade etmişti. Bu vesi- ilk üç

    kaların izini, Alp Kuran'ın sözleri üzerine, Türk Tarih Kurumunda ve AUT.I.T. Enstitusü'nde ara dun ise de bir netice alamadım. Bu itibarla Emekli Sandığında uzun müddet dosyasını aramamız bir işe yaramamıştır. Emekli maa endi için dosyan buraya intinde distintammamız bir öğrendik. Kuran dan

    Bu bilgiri Alp Kuran lütfeti (1.5.2002). Bu kitabı gönderdiklerinden Celal Bayar'ın (1.2.1946 31.12.1945) ve Etibank (50 adet, 2.4.1946) satın almıştır.

    YanıtlaSil
  21. Ali Birinci

    TARİHİN ALACAKARANLIĞINDA

    Meşâhir-i Meçhuleden Birkaç Zat-2

    Terácim-i ahvälin son büyük üstadı İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın (1870-1957) aziz hatırasına Hak'tan rahmet ve mağfiret niyazıyla...

    DERGAH YAYINLARI

    Klodfarer Cad. No:3/20 34112 Sultanahmet / İstanbul

    Tel: [212] 518 95 78 (3 hat) Faks: [212] 518 95 81

    www.dergahyayinlari.com/bilgi@dergahyayinlari.com

    YanıtlaSil
  22. 1. Cahil en büyük kötülüğü kendine yapar. 2. Akıllı düşman dan değil, cahil dosttan kork.

    3. Akılları pazara çıkarmışlar, cahil yine kendi aklını almış.

    4. Akıllı insan tez ihtiyarlar (çok düşündüğünden)

    5. Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler 6. Aklını eşeğe verme, çeker arpa tarlasına

    7. Aklınla gör, kalbinle işit.

    8. Cahil inatçı olur, merkep gibi, inadından yorulmaz.

    9. Cahilin iddiası, alimi kocatır.

    10. Cahil olduğunu bilen, cahilliğini bırakmaya çalışır.

    11. Cahil kalmamak için alimi görmek gerekir.

    12. Cahil sana saray verse alma, başına yıkar.

    13. Cahile "en büyük alim kim" demişler, "tabiki benim" demiş.

    14. Kın, kıskançlık, cahilde yuva yapar.

    15. Cahile cahilliğini göster, kendin kör ol.

    a

    1

    Ocak 1987/R.Ahir-C.Evvel 1407/Mektup 7

    YanıtlaSil
  23. Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 250 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:02
    Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    Sayfa: 250 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:03
    Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 250 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:06
    Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür.
    Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.)
    Sayfa: 361 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:07
    Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 361 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:08
    İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.)
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 361 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  24. Devlet İdaresi 609

    ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:

    -Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,

    Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:

    -Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:

    <-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :

    - Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-

    yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi

    Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.

    F: 39

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:21
    610 Müslümanlık

    Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
    bu ayet mensuhtur

    YanıtlaSil
  25. Cüz: 7 Sure: 6

    RUHU'L-FURKAN

    En'am Suresi

    Ayet: 106

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:39
    Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:40
    RÛHU'L - FURKĀN TEFSİRİ

    Hazrat-ü Mevlânâ eş-Şeyh Mahmud en-Nakşibendî el-Müceddidî el-Hâlidî el-Ûfî (Kuddise Sirruhû)

    Ahıska

    yayınevi
    cilt. 11.
    sy.111.

    YanıtlaSil
  26. YALANCILARIN ZUHURU

    ـ5031 ـ1ـ عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتّى يَنْبَعِثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ قِريباً مِنْ ثََثِينَ، كُلُّهُمْ يَزْعَمُ أنَّهُ رَسُولُ اللّهِ[. أخرجه أبو داود والترمذي .

    1. (5031)- Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." [Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335).][60]

    AÇIKLAMA:


    1- Daha önce de açıkladığımız üzere دَجْلِ kelimesi Arapçada "telbis (=giydirme, örtme) manasına gelir. Kizb yani yalan manasına da kullanılır. Çünkü, kizb de gerçeğin örtülmesidir. Deccal bu durumda yalancı demektir. Peygamber olmadığı halde peygamberliğini iddia eden manasında. Bu manada, sapık mezheplerin kurucuları birer Deccal olmaktadır.

    2- Yalancı deccallerin çıkacağını haber veren hadisler farklı vecihlerde gelmiştir. Bunların herbirinde, mevzuyu açıklayıcı bazı ziyade unsurlara rastlanmaktadır.

    * Ahmed İbnu Hanbel'de Huzeyfe'den gelen bir rivayette, bu yalancıların 24 adet olacağı, bunlardan 4 tanesinin kadın olacağı, herbirinin kendisini resulullah zannedeceği belirtilmiştir.

    * Yine Ahmed’de gelen bir rivayette: “...Ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur” ibaresi mevcuttur.

    “ Ahmed’in bir diğer ziyadesi, bu yalancılardan sonuncusunun a’ver yani “bir gözü kör” olacağını belirtir.

    * Taberâni'nin bir rivayetine göre yalancıların sayısı 70'dir.

    İbnu Hacer de ki: "Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler 30 veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır, batıla davette bulunur, fakat peygamberlik iddia etmez." Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.

    Bu hususun doğruluğunu, Ahmed İbnu Hanbel'in kaydettiği bir rivayet te'yid eder. Mezkur rivayette, Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu'l-Kevva'a: "Muhakkak ki sen Resulullah'ın haber verdiği yalancılardansın" demiştir.

    Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah'ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur. [61]

    YanıtlaSil
  27. Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?

    Herkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...

    YanıtlaSil

    yuksel11 Ağustos 2024 09:46
    DERİN DEVLET

    Devletin Gizli İradeleri

    ATİLLA AKAR

    Röportaj: Murat Kaplan

    BEYAZ

    YanıtlaSil

    yuksel11 Ağustos 2024 09:48
    siyah beyaz
    sy. 204.

    YanıtlaSil
  28. Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
    igfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
    cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.

    YanıtlaSil
  29. Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 245 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  30. Okuma Parçası 8: Echelon

    Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-

    yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).

    www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm

    zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite

    YanıtlaSil
  31. HADİS MEALİ

    PEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>

    Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?

    ey Allah'ın elçisi.>>>>

    Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:

    1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.

    2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.

    3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.

    4 Erkeğin karısına emir kulu olması.

    5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.

    6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.

    7 Babaya karşı cefa edilmesi.

    8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.

    9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci

    10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.

    11 İçki içmenin yayılması.

    12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda

    13 Şarkıcı kadınların türemesi.

    14 Şarkı âletlerinin türemesi.

    15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.

    İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.

    Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,

    Kitabül Fiten Hadis: 2210

    YanıtlaSil

    yuksel28 Ağustos 2024 08:44
    SUR

    Sayı 25

    Nisan 1978

    10 TL

    zamanın milbim şahıslan

    İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ

    DECCAL

    YanıtlaSil
  32. 606

    9. Teube Sûresi

    Ayet: 112-113

    Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."

    YanıtlaSil

    yuksel23 Eylül 2024 00:11
    بسم الله الرحمن الرحيم

    İstanbul 1438/2017

    YanıtlaSil

    yuksel23 Eylül 2024 00:06
    İsmail Hakkı BURSEVİ

    RÛHU'L-BEYAN

    Kur'an Meâli ve Tefsiri

    7. Cilt

    ERKAM YAYINLARI

    YanıtlaSil

    yuksel23 Eylül 2024 23:39
    Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 399 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  33. Prof. Dr. Anwar Iqbal Qureshi*

    (Osmaniye Üniversitesi İktisat Kürsüsü Başkanı ve eski Haydarabad ve halen Pakistan Hükümetleri iktisad müşaviri)

    FAİZ NAZARİYESİ VE İSLÂM

    <<>

    Çeviren Doç. Dr. Salih Tuğ

    İRFAN YAYINEVİ P. K. 65, Bâyezid - İSTANBUL

    YanıtlaSil
  34. İrfan Yayınevi Nu. 5

    (*) Enver Ikbål Kureşi

    Not: 1) Işbu tercümenin yapıldığı ingilizce birinci basımının referansı: Anwar Iqbal Qureshi, Islam and the Theory of Interest, Lahore 1946 (Pakistan),

    2) Naşiri: Sh. Muhammed Ashraf, Kashmiri Bazar, LAHORE (Pakistan).

    3) Nâşirin türkçe tercümeye müsaade eden lütüfkâr mektubunun tarihi: 14 Ocak 1964, numarası: 115/2734 dür.

    Kapak kompozisyonu : CENGİZ ÖZYÜREK

    AHMET SAİT MATBAASI İstanbul 1972

    YanıtlaSil
  35. İÇİNDEKİLER

    ÖNSÖZ

    9

    ESER VE MÜELLİFİN TAKDİMİ

    11

    MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ

    19

    MÜTERCİMİN ÖNSÖZÜ

    23

    I. BÖLÜM

    BATIDAKİ FAİZ NAZARİYELERİ

    YÜZDE HADDİ «SIFIR» OLAN FAİZ İMKANLARI İSLAMIN FAİZİ TARİFİ VE FAİZ ANLAYIŞI

    31

    FAİZ HADDİ HUSUSUNDA İKTİSATÇILAR

    32

    ARASINDA GÖRÜŞ AYRILIKLARI AKILCILARA KARŞI BİR İKAZ

    33

    İKTİSADİ SARSINTILAR VE FAİZ NAZARİYE-

    SİNDE EN SON FAİZ TELÂKKİSİ

    33

    İLK FAİZ NAZARİYELERİ

    35

    a. Eski Yunanda faiz nazariyeleri

    36

    b. Romada faiz nazariyeleri

    36

    c. Orta Çağda faiz

    36

    KİLİSENİN NÜFUZ VE TESİRİNİ KAYBET- MESİ

    37

    MERKANTİLİST ÇAĞDA (1500-1700) FAİZ NA-

    ZARİYELERİ

    38

    KLASİK FAİZ NAZARİYESİ

    39

    KLASİK NAZARİYENİN TENKİDİ

    42

    44

    YanıtlaSil
  36. 6

    47

    49

    51

    55

    61

    FAİZ HAKKINDA İMSAK NAZARİYESİ FAİZ HAKKINDA VERİMLİLİK NAZARİYESİ FAİZ HAKKINDA AVUSTURYA NAZARİYESİ FAİZ HAKKINDA NAKDİLİK NAZARİYESİ KEYNES'İN FAİZ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ... TASARRUFLAR VE FAİZ

    67

    II. BÖLÜM

    FAİZ HAKKINDA İSLÂMÎ NAZARİYE

    71

    BAZI ESAS HÜKÜMLER İMAM FAHRUDDIN RÂZİNİN FAİZ HAKKIN- DAKİ GÖRÜŞLERİ TİCARET İLE FAİZ (RİBA) ARASINDAKİ FARK

    77

    İSLÂM ÖNCESİ ARAP YARIMADASINDA FAİZ-

    80

    Lİ MUAMELE NEVİLERİ

    85

    89

    90

    RIBA NEVİLERİ

    MEDÎNE'de yaygın faizli muameleler

    RİBA'YA MÜTEALLİK SAHIH BAZI HADİS- LERDE RASTLANAN ESASLAR

    92

    FAİZ HAKKINDA FIKIH KİTAPLARINDA RAST-

    LANAN MALÛMAT

    ) قياس ) KIYAS

    98

    İSLÂM İÇTİHAD HUKUKUNUN TEMEL PREN-

    103

    SİBİ (ESASI)

    106

    İSLAMDA DİĞER BAZI MÜSMİR YASAKLAR

    107

    İSLÂM VE KREDİ

    109

    FAİZ TETKİKİMİZİN SONUCU

    115

    İŞ MÜNASEBETLERİNDE HÜSNÜNİYET

    116

    SPEKÜLASYON (İHTİKÂR)

    119

    HASADI YAPILMAMIŞ ZİRAİ MAHSULLERİN

    120

    SATIŞI

    YanıtlaSil
  37. 7

    MÜSTAKBEL EMTEANIN SATIŞI HUSUSUNDA

    İSLAMİ ESASLAR

    121

    İSLÂM VE TİCARET

    124

    FAİZ VE TİCARET

    129

    III. BÖLÜM

    FAİZ (interest) - RİBA (Usury)

    BAZI MUKAYESELER

    137

    IV. BÖLÜM

    PARA - BANKA - KREDİ

    İSLÂM VE BANKACILIĞIN YASAKLANMASI MESELESİ

    155

    TEFECİLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI ÖZEL TEŞEBBÜSE DAYANAN MODERN BAN- KACILIĞA KARŞI SERDEDİLEN FİKİRLER

    15:

    16

    İSLAMİ SİSTEMDE BANKALARIN YERİ FAİZSİZ KREDİ VE FAİZLİ KREDİLERİN İL- GASI (Free money and abolition of debts)

    16

    16

    V. BÖLÜM

    FAİZİN CEMİYETTE MEYDANA GETİRDİĞİ TESİR VE NETİCELER

    UMUMİ BAZI MÜŞAHEDELER

    İNGİLTEREDE FAİZ

    YanıtlaSil
  38. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNDE FAİZ

    HİNDİSTANDA FAİZ

    191

    ZİRAAT MEMLEKETLERİNDE FAİZ

    194

    İSTİHLAK ÖDÜNÇLERİ İÇİN İSLAMDA MEV

    195

    CUT TEDBİR

    197

    İSTİHLAK ÖDÜNÇLERİNİN DURUMU

    İSTİHLAKTAN GAYRİ MAKSATLARLA ALI- NAN ÖDÜNÇLERDEKİ FAİZİN TESİR VE

    197

    NETİCELERİ

    HÜKÜMET İSTİKRAZLARINDAKİ FAİZİN TE-

    197

    SİR VE NETİCELERİ

    İSLAMIN GÖSTERDİĞİ YOL

    198

    BORÇ İLE İMPARATORLUKLARIN MAHVOLU-

    203

    ŞU ARASINDAKİ MÜNASEBET

    204

    KÅR VE FAİZ ARASINDAKİ FARK

    207

    VI. BÖLÜM

    SABİT FAİZLİ ÖDÜNÇLERİN İŞ HAYATINDAKİ TESİRLERİ

    UMUMİ BAZI MÜŞAHEDELER

    İKTİSADİ GELİŞMEDE FAİZİN DOĞURDUĞU

    209

    ZARARLI TESİR VE NETİCELER

    FAİZ DENEN ZULÜM HAKKINDA BAZI NİHAÎ

    219

    MÜŞAHEDELER

    222

    YanıtlaSil
  39. Tam manasiyle cefa, küfür ve nifak odur ki, namaza daveti duyar da icabet etmez.
    Ravi: Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)
    Sayfa: 199 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  40. Güzellik, hakkıyla doğru sözlülük, kemal ise, sıdk ile doğru amel etmektir.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 199 / No: 16
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  41. بني الله الرحمن الرحيم

    ١٠٥٦ - أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ حَقِّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ

    1056- "Cihadın en faziletlisi, zalim idareci veya hükümdarın önünde hakkı Cihad söylemektir."

    fazilet

    hüküm

    أفضل الجهاد "Cihadin en faziletlisi Yani genel sözlük anlamıyla, cihad türlerinin en faziletlisinden,

    karşısı hakkın

    söylen

    كلمة حن "hakkı söylemektir" كلمة حق ifadesi izafetle (isim tamlaması ile)dir. )كلمة حن şeklinde) Izafetsiz ve tenvinli olması mümkündür. Tirmizi'nin rivayetinde حق kelimesi yerine عذل kelimesi vardır. Peygamber (sav), kelime ile kelamı ve yazı gibi onun yerine geçeni kastetmiştir.

    عِنْدَ سُلْطَانٍ جَاثِرٍ "zalim hükümdarın huzurunda" Yani zulmedenin. Çünkü düşmanla cihad eden umut ve korku arasında gider gelir. Yetkiliye yanındaki bir iyılık emrettiği zaman, emreden kişiyi kendinden aşağıda gördüğü için karşı koyar. İşte bu, korkunun daha çok olması yönünden daha faziletlidir. Ayrıca yetkilinın zulmü, büyuk çoğunluğa yayılır. Kışı, onu zulmünden engellediği zaman, birçok insana yarar ulaşır. Kafirın öldürülmesi böyle değildir.

    Hadiste hükümdardan maksat, yetkisi, üstünlüğü ve karar gücü olan kışıdır.

    Cihadın aslı, zorluktur. Cihad dini olarak, kafirlerle savaşma konusunda gayret sarf etmek demektir. Bu kelime, nefis mücadelesi, dini işleri öğrenme ve onları uygulama, sonra da onu öğretme anlamında da kullanılır. Şeytanla cihad ise, getirdiği şüpheleri ve güzel gösterdiği nefsin arzularını savmak demektir.

    Kafirlerle cihad, el, mal, beden ve kalp ile olur. Fåsık ile cihad, el, sonra dil

    sonra kalp ile olur. Hadisi, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce, Ebü Said'ten, Ahmed b. Hanbel, Ibn Mâce ve

    Taberani el-Mu'cemu'l-kebir'de, Ebü Ümâme'den, Nesai, Semura'dan, Ahmed b. Hanbel, Nesal, Beyhaki Şu'abu'l-İmân'da ve Ziyâu'l-Makdisi el-Muhtar'da, Târık b. Şihap'dan nakletmişlerdir. Tarık kelimesi; noktasız biti ve kafiledir. Nesai bu hadisin isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Münziri bu hadisin metninin de sahih olduğunu söylemiştir.

    ١٠٥٧ - أفضل الجهاد أن يُحاهِدَ الرَّجُلُ نَفْسَهُ وَهَوَاهُ

    Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 19, Ibn Mace, Fiten 20, Ebû Dâvûd, Melähim 17; Nesäl, Bey'at 37; Taberani, el-Mu'cemü'l-kebir, VIII, 282; Beyhaki, Şuabu'l-imän, VI, 93.

    YanıtlaSil
  42. لوامع العقول شرح راموز الأحاديث للكمشخانوي

    LEVÂM¡'U'L-ʻUKÛL

    ZEKA PARILTILARI Hadis-i Serifler ve Açıklamaları

    GÜMÜSHÂNEVÎ

    Ahmed Ziyâüddîn

    Editör

    Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit

    III. Cilt

    YanıtlaSil
  43. HEDER ISLAM

    İSLAM'A YÖNELİK KÜRESEL STRATEJİLER

    ÖZCAN YENİÇERİ

    Toplumlara hükmedemeyenler coğrafyalara, kültürlere hük- medemeyenler de toplumlara hükmedemezler. O yüzden gü- nümüzde küresel güç odaklan, çoğu kez coğrafya fethini bir kenara bırakmış kültür, insan ve toplum fethi aşamasına geç mişlerdir. İslam medeniyetinin gücünü Müslümanlar aleyhine kullanmak böyle bir stratejinin ürünüdür. Bir uygarlığın gücü, zaafı olarak kullanılmaktadır.

    Batılı güçler İslam ülkelerine müdahale yerine İslam'a mü- dahaleyi siyasi strateji olarak devreye sokmuşlardır. Batının çıkarlanna uygun Müslüman'ı inşa etmek için içeriği boşal- tılmış müsait Müslümanlar üreten bir inancı, İslam olarak sunmak temel strateji haline gelmiştir. Bu bir nevi Hristiyan- lığa eklemlenmiş bir Müslümanlıktır.

    Sonuçta İslam, küresel dinin (Hristiyanlık-Musevilik) ve on- ların inşa ettiği sistemin, ozon deliği olarak görülmektedir. Batılı mahfiller, İslam'ı küresel sisteme eklemlemek için ılımlı İslam olarak kavramlaştırırken bu planın yerli işbirlikçilerini de dinî gruplar arasından seçmişlerdir. Böylece Islam jeopolitiği, Müslüman görünümlü ılımlı grupların eliyle egemen sistemle iliştirilmeye çalışılmaktadır.

    Batı'nın kudret elitleri terör, şiddet, totaliter, düşman, radi- kal, doğu, ilkel derken, burada Kur'a'nı yapısal olarak şiddetin kaynağı olarak görmektedir. Bu yüzden de hedeflerine doğru- dan İslam'ı, kavramlarını ve Kur'a'nı, koymuşlardır.

    Hedef, petrol, kutsal yerler, boru hatları, su yolları değildir, bütün bunlardan daha stratejik bir unsurdur!

    Hedef, İslam'dır.

    YanıtlaSil
  44. Ralph Waldo Emerson

    varlığına bağlıdır.

    bağımsız düşünürlerin

    yola kanalize edebilen,

    İnsanlığın kurtuluşu,

    düşüncelerini doğru

    Malcolm X

    her darbe seni yere

    serebilir.

    Eğer bir amaç uğruna

    ayakta değilsen.

    Milletin iradesine ve Allah'ın va- adettiği zaferin er geç gerçekleşe- ceğine inanan Mehmet Akif, İstiklal Marşı'nda milli ve ulvi değerlerle dini motifleri dengeli ve beliğ bir şekilde işlemiştir.

    SÖZÜN ÖZÜ

    Akif'in yazdığı marş 12 Mart 1921 ta- rihli meclis oturumunda Milli Marş olarak kabul edilir ve okunduktan sonra ayakta alkışlanır. Alınan Mec- lis kararı gereği verilen 500 liralık ödülü, Milli Şairįmiz Akif kendisi ihtiyaç içinde olmasına rağmen, fakir kadın ve çocukların istihdam edilmesi amacıyla kurulan Darul- mesai'ye hediye etmiştir.

    Her milletin bir milli marşı var- dır. Bunların bazıları yöneticiye övgüdür, bazıları da ülkelerine methiyeden ibarettir. Bizim İstiklal Marşımız ise milletimizin kahra- manlık destanıdır. İstiklal marşı mız, milletimizin ruhunu, tarihini ve ideallerini aksettiren ölmez bir şaheserdir. Onu benimseyen, dik- katle okuyan ve gönülden söyleyen nesiller milli şuurlarını kazanır ve kim olduklarının farkına varırlar. İstiklal Harbi'nin en kritik ve ha- reketli günlerinde TBMM'nin açtığı milli marş yarışmasına istenen özel- likte şiir gelmez. Nihayet Mehmet

    İSTİKLAL MARŞIMIZIN KABULÜ

    DUASI

    GÜNÜN

    "Allah'ım! Kederden, üzüntüden, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve halkın galeyana gelerek taşkınlığından sana sığınırım." (Nesai, İstiůze, 25)

    YanıtlaSil
  45. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    432 İlim enerjisinin güzelliği ve İyiliği: Sözlerde doğru ile yalanı, İnançlarda hak ile båtılı; İşlerde güzel ile çirkini ayırd edebilmesin dedir. Bu ilim enerjisi, iyi olduğu zaman, ondan Hikmet'in semerest, ürünü hasıl olur. Hikmet ise, güzel ahlakın başıdır.

    Nitekim, Hikmet hakkında yüce Allah «...Kime, Hikmet verilir- se, muhakkak ki, ona çok hayr verilmiştir... (Bakare: 269) buyur- muştur. Gazab enerjisi ve bunun güzelliği; kapalılık ve açıklığının Hik-

    mete uygunluğundadır.

    Şehvet enerjisi, bu da, öyledir. Bunun da, güzelliği ve iyiliği, Hikmet'in yani aklın ve Şeriat'ın işareti altında bulunmasındadır.

    İtidal enerjisine gelince: Bu da, Şehvet Akl'ın ve Şeriat'ın işareti altında tutmaktır. Akıl, öğütcü bir Danışman gibidir. ve Gazab enerjilerini,

    Adi enerjisi, Akl'ın işaretini tasdık edip yerine getiren bir ener-

    Ji gibidir. Gazab; Akl'ın işareti kendisine te'sir ve nüfuz eden bir enerji olup Av köpeği gibi terbiye edilmeğe muhtaçtır ki, salıverilmesi, dur- ması, verilen işaret dairesinde olsun da, nefsin şehveti peşinde koş-

    masin.

    Şehvet, avı aramak İçin binilen ata benzer. Bazısı, terbiyeli ve hoşa gidici olur, bazısı da, sert başlı, yavuz ve durdurulmaz olur.

    Şu dört haslat, kimde toplanır ve itidal üzere bulunursa, o kişi, mutlak súrette güzel ahlâklıdır,

    Dört haslattan bir kısmı kendisinde itidal üzere bulunan kişi, ancak, taşıdığı o haslatlardan dolayı güzel ahlâklı sayılır.

    Yüzündeki uzuvlarından bir kısmı güzel ve bir kısmı da, çirkin olan kişi hakkında olduğu gibi. Gazab enerjisinin güzel ve itidal üzere bulunuşuna Şecâat (Yi-

    ğitlik, yüreklilik) denir. Gazab enerjisi, itidal derecesini aşarsa, Tehevvür (Sonunu dü- şünmeksizin birden bire öfkelenmek), za'f ve eksiklik tarafına eğilir- se, Cebånet (Korkaklık) adını alır.

    Şehvet enerjisinin güzel ve itidal uzere bulunuşuna İffet (Haram kılınanlardan, yasaklananlardan sakınmak) denir.

    Şehvet enerjisi, itidal derecesini aşarsa, yaramazlık adını alır. Eksiklik tarafına eğilirse, donukluk adını alır.

    Makbul olan,onun, itidal üzere, orta derecede bulunmasıdır ve fa- zilet te, bu orta derecedir.

    YanıtlaSil
  46. AHLÂK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI

    en rüsvaylık ve yaramazlıktır. her iki tarafı, altı da, üstü de, yeri- Adalet gayb olduğu zaman, onun iki tarafı, azlığı, çokluğu söz konusu olmaz.

    O'nun, ancak bir tek zıddı ve karşılığı vardır. O da, zulümdür. Hikmet'e gelince: Bozuk ve kötü maksadlarda kullanıldığı za- man, aşırılığına Kötülük ve Cerbeze (Kurnazlık, Beceriklilik) adı ve- rilir.

    Hikmetin yokluğuna ise, Bönlük, ahmaklık denir. Hikmet, öyle bir hal ve keyfiyeltir ki, İråde ve ihtiyarla yapılan nefse aid bütün işlerde, doğruyu, yanlıştan anlamak ve ayırd etmek- te ondan yararlanırız.

    Adl, nefse aid bir hal ve kuvvet olup Gazab ve Şehvet enerjileri- ni, Hikmetin gereği üzere yönetmekte bundan yararlanırız. Şecâat, Gazab enerjisinin ilerlemesinde ve gerilemesinde Akl'a uyması; İffet te, şehvet'in Akıl ve Şeriatla terbiye edilmesi demektir. Bütün güzel huylar, işte, bu dört esasın itidal üzere bulunuşundan doğar.

    Akıl enerjisinin itidal üzere bulunuşundan:

    2. İyi düşünme,

    1. Önünü, sonunu iyice düşünüp gereken çarelere başvurma,

    3. İsabetli görüş,

    5. İşlerin inceliklerini ve nefsin gizli áfetlerini anlayış.. hâsıl olur.

    4. İsabetli tahmin,

    Akıl enerjisinin aşırılığından:

    1. Cerbeze (Kurnazlık, beceriklilik),

    2. Hilekârlık,

    3. Aldatıcılık,

    4. Zeyreklik..

    håsıl olur.

    Akıl enerjisinin kıtlığından:

    1. Ahmaklık,

    2. Bönlük,

    3. Delilik...

    Şecâat ahlakının

    Meydana gelir.

    itidal üzere bulunuşundan:

    1. Kerem, iyilik,

    3. Şehâmet (Üstün Zekâ),

    4. Nefsi kırma,

    5. Tahammül ve katlanma gücü,

    2. Cesaret,

    423

    YanıtlaSil
  47. AHLÂK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    Ayıplar açığa çıkıp rezil ve rüsvay oluş, 8. Önünü sonunu düşünmeden dell gibi iş yapış, 10. Boş şeylerle uğraşış, 11. Yaltaklanış,

    15. Fakirleri hor görüş.. benzeri kötülükler doğar. re

    12. Kıskançlık ve çekememezlik, 13. Başkasının felaketine seviniş, 14. Zenginlere karşı tezellül gösteriş,

    1. Hikmet,

    Hulasa: Güzel ve İyi ahlâkın Ana Kaynağı şu dört fazilettir:

    2. Şechat,

    3. İffet,

    4. Adl.

    Bunların dışında kalanlar, feri'leri ve dallarıdırlar. Bu dört fazilette de, İtidal'in Kemal mertebesine Resûlullah Aleyhisselâmdan başkası erişememiştir.

    Resûlullah Aleyhisselâmdan sonra, insanlar, O'na olan yakınlık ve uzaklıklarına göre, farklı durumdadırlar. Bu ahlâki faziletlerde her kim, Resûlullah Aleyhisselâma yakla- şırsa, Ona olan yakınlığı nisbetinde yüce Allah'a yaklaşmış olur.. (5)

    Allah Vergisi Olan Ahláki Faziletlerle Sonradan Kazanılanlar :

    İnsandaki güzellik ve kemal haslatları iki kısımdır:

    1. Yaratılışın ve dünya hayatının gerektirdiği zarûri ve dünye- vl güzellik ve kemal haslatları,

    2. Ya da, her iki vasıf, içiçe birlikte bulunur.

    2. Sonradan kazanılan güzellik ve kemal haslatları ki, onları iş- leyen, övülür ve yüce Allah'a yaklaştırılır. Bu da, yine ikiye ayrılır:

    Bunlarda, insanın; Yaratılışının mükemmel,

    1. Ya iki vasıftan yalnız birisi bulunur,

    Yüzünün güzel,

    Aklının kuvvetli,

    Anlayış ve kavrayışının sağlam, Dilinin fasih,

    Duygu cihazlarının ve uzuvlarının güçlü, Hareketlerinin itidalli ve normal,

    (3) İmam Gazzali - İhyau ulûmid'din c. 3, s. 69-71

    425

    YanıtlaSil
  48. AHLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI

    427 vermiş, dini ve dünyevi fazilet ve üstünlükleri O'na ihsan etmiştir. (6)

    Peygamberimizin Peygamberlikten Önceki Ahläki Durumu:

    Peygamberimiz; Kendisine Peygamberlik gelmeden önce de, kav- mı arasında ahlakının güzelliği ve üstünlüğu ile övuuropaek gösterilirdi. Bu gerçeği, Muhammed b. İshak (Vefatı: 151) ile Muhammed

    b. Sa'd (Vefath: 230) ve daha başkaları, şöyle dile getiri Muha Resûlullah Aleyhisselâm, erlik çağına erinceye kadar Merdlik ve İnsanlıkça, kavmının en üstünü, Ahlakca, en güzeli, Soy sopca, en şereflisi, Komşuluk haklarını, en çok gözeteni, Hilmce, en büyüğü, Doğru sözlülükte, en başta geleni, Eminlik ve güvenilirlikte, en büyüğü, Kötülükten ve insanları alçaltan huylardan da, en uzak buluna- nm idi.

    Yüce Allah, O'nda, bütün iyi haslet ve meziyetleri toplamıştı. Bunun için, Kendisi, kavmı arasında (El'Emin) ismile anılırdı.»

    (7) Peygamberimizin Güzel Ahlâk Hakkındakı Düaları:

    Süretce, en güzel bir biçimde yaratılmış bulunan Peygamberimiz, Aynaya baktıkça, Allah'a hamd eder (8) «Allah'ım! Süretimi güzel yarattığın gibi, ahlâkımı da, güzel kıl!» (9) Namaza durduğu zaman da «Allah'ım! Ahlakın en güzeline eriş-

    mek için, bana yol göster! Çünki, en güzel ahlâkı, bana gösterecek ancak, Sensin! Kötü ahlâkı, benden uzak tut!

    Çünki, kötü ahlâkı, benden uzak tutacak, ancak, Sensin!» (10)

    (6) Kadı İyaz Şifa c. 1, s. 45-46

    (7) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 1, s. 194, İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 121, Ebû Nuaym Delailünnübüvveh s. 129

    (8) Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 70, Ebülferue İbnülcevzi Vefâ c. 2, s. 592

    (9) İbn-i Sa'd. Tabakat c. 1, s. 377, Ahmed b. Hanbel Milsned c. 6, s. 68, Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed Amelülyevm velleyle s. 70

    (10) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 94-95, Müslim Sahih e. 1, в. 534-535, Tirmizî Sünen c. 5, s. 484-485

    YanıtlaSil
  49. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    *Allah'ım! Ahlakın, amellerin, arzu ve emellerin yaramazların

    dan Sana sığınırım!» (11) Allah Şıkaktan, nifaktan, kötü ahläktan Sana sığınırımis

    diyerek düa eder. (12) Güzel ahlak, Din'in yarısıdır!» (13)

    «Güzel ahlak, Allah'ın yarattığı en büyük şeydir!» (14) «Sizin, bana, en sevgiliniz, Kıyamet günü, yeri, bana en yakın

    olanınız, ahlakı, en güzel olanınızdır! (15)

    «Mü'minlerin, imânca, en olgunları, ahlakı, en güzel olanlan- dır!» (16)

    «Sizin hayırılarınız, ahlakı, en güzel olanlarınızdır!» (17)

    «Kıyamet günü, Mizan'da güzel ahlâktan daha ağır bir şey yok- tur!» (18)

    «Hiç şüphesiz, güzel ahlak sahibi (19) Mü'min (20), güzel ahla- kı sayesinde (21), geceleri devamı namaz kılan, gündüzleri (22) de- vamlı oruç tutan namaz ve oruç sahibinin derecesine ulaşır!» (23)

    «İnsanların, İslamiyet bakımından en güzelleri, ahlâkca, en gü zel olanlarıdır!» (24)

    Şüphe yok ki, Allâh, sizin bedenlerinize, süretlerinize ve malları- nıza bakmaz!

    Fakat, kalblerinize ve amellerinize bakar! buyururdu. (25)

    Peygamberimizin önüne bir adam gelip «Yâ Resûlallah! Hangi amel, üstündür?» diye sordu,

    Peygamberimiz «Güzel ahlak!» buyurdu.

    (11) Tirmizi Sünen e. 5, s. 575

    (12) Ebû Davud Sünen c. 2, s. 91, Nesal Sünen c. 8, s. 264

    (13) Deylemi'den naklen Süyüti Câmiussagir c. 1, s. 148

    14) Taberani'den naklen Münziri Ettergibü vetterhib c. 3, s. 406 (

    (15) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 193, Tirmizi Sünen c. 4, s. 370 (16) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 250, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 230,

    Darimi Sünen c. 2, s. 231 17) Ahmed b. Hanbel (

    Müsned c. 2, s. 193, Buhâri Sahih c. 7, s. 82 (18) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 442, Ebû Davud mizi Sünen c. 4, s. 362 Sünen c. 3, s. 253, Tir

    (19) Tirmizi Sünen c. 4, s. 363

    20) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 64, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 252

    ( (21) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 64, Ebû Davud mizi Sünen c. 4.s. 363 Sünen c. 4, s. 252, Tir

    (22) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 64

    (23) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 64, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 252, Tir

    mizi Sünen c. 4, s. 353

    24) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 89 (

    25) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 285, Müslim Sahih c. 4, s. 1987, İbn-l ( Mace Sünen c. 2, s. 1388

    433

    YanıtlaSil
  50. AHLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    429

    Adam, sağ tarafından gelip «Hangi amel, üstündür?» diye tek- rar sordu,

    Peygamberimiz, yine Güzel ahlâk!» buyurdu. Adam, sol taraftan gelip «Ya Resûlallah! Hangi amel, üstündür?, diye sordu.

    Peygamberimiz «Güzel ahlâk!» buyurdu. Adam, arka taraftan gelip «Yâ Resûlallah! Hangi amel, üstün- dür?» diye tekrar sordu.

    Peygamberimiz, ona doğru yönelerek «Anlamıyormusun? Güzel ahlåktır!

    O da, gücün yeterse, hiç kızmamandır!» buyurdu. (26)

    Üsâme b. Şerîk'in bildirdiğine göre: «Ya Resûlallah! İnsanlara ve- rilen en hayırlı şey nedir?» diye sordular. Peygamberimiz «Güzel ahlâktır!» buyurdu. (27)

    Peygamberimizin Kur'ân Ahlâkıyla Ahlâklanmış Oluşu:

    Ebû Abdullâhülcedeli der ki «Aişe'ye (Peygamber Aleyhisselâmın ahlakı nasıldı?) diye sordum.

    (İnsanların en güzel ahlâklısı idi. Hiç bir çirkin söz söylemez ve hiç bir çirkin harekete tenezzül et- mezdi.

    Çarşı ve pazarlarda bağırıp çağırmaz, kötülüğü, kötülükle karşıla- mazdı. Fakat, afveder ve bağışlardı.) dedi.» (28)

    Peygamberimizin dokuz, on yıl hizmetinde bulunmuş olan (29) Enes b. Mâlik te «Resûlullah Aleyhisselâm, insanların en güzel ahlâk- lısı idi. der. (30) Peygamberimiz, Kur'ân ahlâkıyla ahlâklanmıştı.

    Sa'd b. Hişam b. Amir, Hz. Aişe'ye «Ey Mü'minlerin Annesi! Re- sûlullah Aleyhisselâmın ahlâkını, bana haber ver?» dediği zaman, Hz. Aişe

    «Sen, Kur'ân okumuyormusun?» diye sordu. (31)

    Sa'd b. Hişam «Evet! Okuyorum.» dedi. Hz. Aişe «İşte, Resûlullah Aleyhisselâmın ahlâkı, Kur'ân'dı! (32)

    (26) Münziri Ettergibü vetterhib c. 3, s. 405-406

    (27) Ebû Hanife Müsned s. 44, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 278, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1137

    23) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 365, Tirmizi Sünen c. 4, s. 369

    ( (29) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 100, Müslim Sahih c. 4, s. 1805, Buhari -

    Sahih c. 7, s. 83 (30) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 364

    (31) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 364, Ebû Davud Sünen c. 2, s. 40 Sünen c. 2, s. 40, Taberi

    (32) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 364, Ebû Davud Tefsir c. 29, s. 19

    YanıtlaSil
  51. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    430

    (Muhakkak ki, Sen, pek büyük bir ahlâk üzeresindir! (Kalem: 4) Ayetini okumuyormusun?1 dedi. (33)

    Aynı soruyu soran Mesruk b. Ecda'a da, Hz. Aise «Sen, Arap kay- Mesruk «Evet! Arap mindaneyince İşte, Kur'an, Resûlullah'ın ahlakı idi. cevabını ver

    miştir. Katade de «Şüphe yok ki, Kur'ân, insanların ahlâkının en güze lini getirdi. demiştir. (34)

    Kur'ân-ı Kerim, Resûlullah'ı yüce Allah'ın şu ve benzeri âyetle rile terbiye etmişti:

    199) 1. «Af yolunu tut! İyiliği, emr et! Câhillerden yüz çevir! (Arâf:

    2. «Şüphesiz ki, Allah, Adaleti, iyiliği, husûsile Akrabaya muh- taç oldukları şeyleri vermeyi emr eder.

    Taşkın kötülüklerden, kötü sayılan şeylerden ve azgınlıktan da, men eder... (Nahl: 90)»

    3. «...Namazı, dosdoğru kıl. İyiliği, emr et! Kötülükten vaz ge çirmeğe çalış!

    Sana isabet eden her şeye katlan!

    Çünki, bunlar, kat'i sürette farz kılınan umurdandır. (Lukman:

    17»

    4. «Kim sabr eder, suçları örter, bağışlarsa, işte, bu, şüphe yok

    ki, azm olunacak umurdandır, (Şûrâ: 43)»

    5. «...İçlerinden birazı müstesna olmak üzre, Sen, onlardan, dâima bir hainliğe muttali olup duracaksın!

    Sen, yine, onların suçundan geç, aldırış etmel

    Şüphe yok ki, Allâh, iyilik edenleri, sever. (Mâide: 13)>>> 6. «İçinizde fazilet ve servet sahibi olanlar, akrabasına, yoksulla-

    ra, Allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin, afvet- sin, onların uygunsuz hareketlerine aldırış etmesin.

    Allâh'ın, sizi yarlığamasını sevmezmisiniz?

    Allâh, çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir. (Nûr: 22) » 7. «Her iyilik, her kötülük bir olmaz.

    Sen, kötülüğü, en güzel haslat ne ise, onunla karşıla! Seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, bir de, bakarsın, Sa

    na en haråretli bir dost gibi oluvermiştir! (Fussilet: 34) >>>

    8. «O, takva sahipleri, bollukta ve darlıkta infak edenler, öfke- lerini yenenler, insanların kusurlarından geçenlerdir. Allâh, iyilik edenleri sever. (Al-i İmran: 134) >>>

    (33) Taberî Tefsir c. 29, s. 19 (34) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 364

    YanıtlaSil
  52. AHLÂK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    431

    9. «Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçınınız! Çünki, bazı zan vardır ki, günahdır. Birbirinizin kusurunu araştırmayınız! Kiminiz de, kiminizi, arkasından çekiştirmesin! Sizden her hangi biriniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır

    mi?

    İşte, bundan tiksindiniz!

    Allah'dan korkunuz!

    Şüphe yok ki, Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hu- curat: 12)»

    Uhud savaşı günü, Resûlullah'ın Rebâiye dişi kırıldığı ve yüzün- den kan aktığı sırada, kanı elile silerken «Kendilerini, Rab'larına då- vet eden Peygamber'lerinin yüzünü kana boyayan bir kavm, nasıl fe- lah bulur?» diyerek şikâyetlenmesi üzerine, yüce Allâh, indirdiği «Kul- ların işinden, hiç bir şey Sana aid değildir.

    Allah, ya onların tevbelerini kabul eder, yahud onları, zalim ol- dukları için, azâba uğratır. (Al-i İmran: 128)» âyetile, Resûlüne bu yoldaki edebi de, öğretmişti.

    Kur'ân-ı Kerimdeki terbiye âyetleri, bunlara munhasır değildir. Daha pek çok âyetler vardır.

    Resûlullâh Aleyhisselâmın, herkesten önce, İslâmî âdâb ve ahlâk ile yetiştirilmesi maksud bulunuyor ve gerekiyordu.

    Daha sonra, bütün halka, ahlâk ve edeb nûru O'ndan doğacak, O'n- dan yayılacaktı. Resûlullâh Aleyhisselâm, böylece, Kur'ân-ı Kerim edebile hem Ken-

    disi edeblendi, hem de, halkı, onun edebile edeblendirdi, (35) Bunun içindir ki, Peygamberimiz «Ben, ancak, ahlâki faziletleri tamamlamak için gönderildim!» buyurmuştur. (36)

    Allah'ın Emrine Göre İstikâmet Etmenin Peygamberimizi İhtiyarlatması:

    Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizin saç ve sakalının ağarmağa baş- ladığını görünce, gözleri dolarak «Babam, anam, Sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Vallahi, Sende saç sakal ağarması hızlandı!?» dedi.

    Peygamberimiz «Evet! Beni, Hûd sûresile onun kardeşleri olan sû- reler ağarttı, kocalttı!» buyurdu.

    (35) İmam Gazzâll - İhyâu'ulûmiddin c. 2, s. 456-457 (36) Målik Muvatta' c. 2, s. 904, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 381, Buhari - Edebülmüfred s. 78, Hakimüttirmizi Nevâdirülusûl s. 229, Heysemi Mec- mauzzevaid c. 9, в. 15

    YanıtlaSil
  53. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    433

    Hz. Ebû Bekir «Babam, anam Sana fedâ olsun! Hûd sûresinin kar deşleri ne demektir?" diye sordu.

    epeygamberimiz «Vakia, Karia, Seele Sailün, Amme yetesâelun ve İzeşşemsü küvviret sûreleridir!» buyurdu. (37)

    Abdullah b. Abbas «Resûlullah Aleyhisselâm'a, bütün Kur'ân âyet. leri içinde şu (Festakım kemå ümirte = Emr olunduğun gibi, istika met et!) (Hùd: 112) âyetinden daha şiddetli, daha güç bir âyet inme.

    miştir.

    Bunun için (Hûd, Vâkıa sûrelerile kardeşleri olan süreler, beni, ağarttı, kocalttı!) buyurdu. demiştir. (38)

    İmam Kuşeyri (376-465) nin, Ebû Abdurrahmân'üssülemi'den işit- tiğine göre: Ebû Aliyyüşşebevi demiştir ki «Resûlullah Aleyhisselâm'ı rüyada gördüm.

    Kendisine (Yâ Resûlallah! Senden rivayet olunuyor ki: (Hûd sû-

    resi, beni ihtiyariattı!) buyurmuşsun. (Seni ihtiyarlatan, Hûd süresinde anlatılan Peygamberlerin kıssa-

    ları ve ümmetlerin helâk edilmelerimidir?) diye sordum. Resûlullah (Hayır! Fakat, yüce Allah'ın (Festakım kemâ ümir-

    te Emr olunduğun gibi, istikamet et!) sözüdür.) buyurdu.» (39) Peygamberimiz, Kendisine uyanlarla birlikte, İslâmiyetin gerekleri- ne göre amel'e ve ona dâvete devam etmek, bütün emir ve nehiylerde İstikâmet üzere bulunmakla emr olunmuştu. (40)

    İstikametin Mânâları ve Dereceleri :

    İstikamet, itidallı olmak demektir. (41) İstikamet, tâatla mâsiyetlerden sakınmayı birleştirmektir.

    Hakikat ehline göre İstikamet; bütün kulluk ahdlerini yerine ge- tirmek,

    Her şeyde: Yemede, içmede, giyinmede kuşanmada, dinî, dünye- vi her işde itidal haddini gözeterek Sırât-ı müstakımde yürümeğe de- vam etmektir.

    Bu Sırât-ı müstakını, Ahiretteki Sırât-ı müstakım gibidir.

    Bunun için, Peygamber Aleyhisselâm (Hûd sûresi, beni, ihtiyarlat-

    t1!) buyurmuştur. (42) İmam Kuşeyri «İstikamet, bir derece olup her şeyin kemâli ve ta-

    mamı, onunladır.

    37) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 435-436 (

    (33) Zemahşeri Keşşaf c. 2, s. 295

    (39) İmam Kuşeyri Risâletülkuşeyriye c. 2, s. 441

    (40) Hazin Tefsir c. 2, s. 351-352

    (41) Firuzâbâdi Kamûsulmuhit c. 4, s. 170 (

    42) Seyyid Şerif Târifat s. 11

    YanıtlaSil
  54. AHLÂK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    433

    Hayırların meydana gelmesi ve düzenli olması da, onun varlığına bağlıdır. Hal ve davranışında istikametli olmayan kimsenin çalışması zayi boşa gider.

    olur ve çabası Yüce Allah (İpliğini, sağlamca büktükten sonra söküp bozan (ka-

    dın) gibi olmayınız!... (Nahl: 92) buyurmuştur. (43) Üstaz Ebů Aliyyüddakkak (Rh.) dan işittim:

    (İstikamet'in üç derecesi vardır:

    1. Takvim,

    2. İkamet,

    3. İstikamet.

    Takvim: Nefsleri terbiye etmektir.

    İkamet: Kalbleri tasfiye edip saf hâle getirmektir.

    İstikamet: Hakikat sırlarına yaklaştırmak, yaklaştırılmaktır.)

    diyordu.

    Deniliyor ki:

    İstikamet; Sözlerde Gıybeti, bırakmakla,

    İşlerde, Bid'atı,

    Hallerde de, Hakk'ın, kalbe tecellisine engel olacak şeyleri yok et- mekle olur.

    Vâsıtî'ye göre İstikamet, öyle bir haslettir ki, bütün güzellikler, onunla kemal bulur. O'nun yokluğu ile de, çirkinleşir.» (44)

    «Sırât, Cehennem'in üzerine uzatılmış, kıldan ince, kılıçtan kes- kin bir Köprü'dür.

    Bu âlemde, Sırât-ı müstakim üzerinde bulunan ve istikamet eden kişi, Ahiret Sırâtını kolaylıkla geçip kurtuluşa erer.

    Fakat, dünyada istikametten ayrılan ve isyanla, kazandığı günah- larla sırtının yükünü ağırlaştıran kişi ise, daha ilk adımda Sırattan sürçer ve Cehenneme düşer!» (45)

    «Festakım kemâ ümirte... Sen, maiyyetindeki tevbe edenlerle birlikte emr olunduğun gibi istikamet et!

    Aşırı gitmeyiniz! Çünki, Allah, ne yaparsanız, hepsini hakkıyla görücüdür.» (46) buyruğuna göre, yalnız Peygamberimizin değil, Peygamberimizle bir- likte Müslümanların da, İstikamet ve itidal üzere hareket etmeleri ge- rekiyordu.

    (43) İmam Kuşeyri Risåletülkuşeyriye c. 2, s. 440 Risâletülkuşeyriye c. 2, s. 441-442

    (44) İmam Kuşeyri (45) İmam Gazzali İhyâu'ulûmiddin c. 4, s. 451

    (46) Hûd: 112

    1. T. Medine Devri XI/F: 28

    YanıtlaSil
  55. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Süfyan b. Abdullah'üssakafi der ki «(Yâ Resûlallah! (47) Bana, İslamiyet hakkında (48) tutacağım bir şey söyle, bildir de (49), Sen- den sonra, o hususta hiç kimseye sormayayım? (50)) dedim. sonlullah (Rabb'ım, Allah! de! Sonra da, Istikamet et!) buyur

    (51) Resûlallah! Benim hakkımda en çok korkacağın şey, nedir, du. (51) hangisidir?) diye sordum. (52)

    Kendi dilini tutarak (İşte, budur!) buyurdu.» (53)

    Enes b. Malik'in bildirdiğine göre: Peygamber Aleyhisselâm'ın Es habından bir kaç kişi (54) ki, Hz. All, Abdullah b. Amr b. As ve Osman b. Maz'un'dan mürakkep (55) üç kişilik bir cemaat, Peygamber Aley- hisselâmın Zevcelerinin evlerine geldiler. (56) Peygamber Aleyhissela mın gizlice yaptığı ibâdetini sordular. (57)

    Kendilerine haber verilince ( 58), galiba, onları, azımsadılar da «Biz, nerde, Peygamber Aleyhisselâm, nerde!

    Allâh, Onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamıştırla dediler.

    Onlardan birisi «Ben, geceleri, temelli namaz kılacağım!» (59)

    O birisi «Ben de, hep oruç tutup duracağım, hiç bırakmayacağımı (60) Başka birisi «Ben, kadınlardan uzak kalacağım. (61) Kadınlarla hiç evlenmeyeceğim!» (62)

    Kimisi «Ben, hiç et yemeyeceğim!>>>

    (47) Ahmed b. Hanbel (48) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 413, İbn-i Mace Müsned c. 3, s. 413 Sünen c. 2, s. 1314

    (49) Ahmed b. Hanbel (50) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 413, İbn-i Mace

    Sünen c. 2, s. 1314

    Sünen c. 2, s. 1314

    51) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 413 Müsned c. 3, s. 413, İbn-i Mace

    ( (52) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 413

    (53) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 413, İbn-i Mace Sünen c. 2, s. 1314

    (54) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 371, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 285,

    Müslim Sahih c. 2, s.1020 (55) Bedrüddinül'ayni Umdetülkari c. 20, s. 65

    (56) Buhari Sahih c. 6, s. 116 (57) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 371, Ahmed b. Hanbel

    Müsned c. 3, s. 285, Buhari Sahih c. 6, s. 116, Müslim Sahih c. 2, s. 1020

    (58) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 371, Buhari Sahih c. 6, s. 116 (59) Buhari Sahih c. 6, s. 116

    (60) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat c. 1, s. 371, Ahmed b. Hanbel Sahih c. 6, s. 116 Müsned c. 3, s. 285,

    (61) Buhari Sahih c. 6, s. 116

    (62) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 371, Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 3, s. 285, Bu- hari Sahih c. 6, s. 116, Müslim Sahih c. 2, s. 1020

    YanıtlaSil
  56. AHLÂK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    Kimisi «Ben, döşek üzerinde yatıp uyumayacağım!» dedi. (63)

    Resûlullah Aleyhisselâm, onların yanlarına vardı. (64) Allah'a hamd'ü senada bulunduktan sonra Şu cemaatlara ne olu yor ki, şöyle şöyle söylemişler! (65)

    Yoksa, şöyle şöyle söyleyenler, sizlermisiniz?! Vallâhi, sizin, Allâh'dan en çok korkan ve sakınanınız, ben'im!

    (66)

    Fakat, ben, hem namaz kılarım, hem de, uyurum. Hem oruç tutarım, hem de, tutmam. Kadınlarla da, evlenirim, Kim, benim Sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir! buyur- du. (67)

    Onları, istikamet ve itidale sevk etti.

    SIDK VE PEYGAMBERİMİZİN SIDDIKLIĞI

    Sıdk'ın Tarifleri:

    Sıdk: Doğruluk , sözü, haberi doğru ve gerçek söylemek,

    Söz, haber, doğru, gerçek, vakıa uygun olmak, Doğru ve gerçek sözlü olmak demektir ki, yalan'ın, yalancılığın zıd- dıdır. (68)

    Hakikat Ehli'ne göre Sıdk, ölünecek yerlerde bile, hakkı, gerçe ği söylemektir. (69)

    Sıdk, Sırr'ın, söze uygunluğudur.

    Sıdk, ağızı, haramdan alıkoymaktır.

    Sıdk, Şânı yüce Allah için amelde Vefådır.

    Sıdk, niyetle birlikte Tevhid'in sıhhatıdır.

    Sıdk'ın hakikatı: Yalandan başka bir şeyin seni kurtaramayaca- ğı bir yerde bile, doğruyu söylemendir! (70)

    (63) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 371, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s Müslim Sahih c. 2, s. 1020

    (64) Buhari Sahih c. 6, s. 116

    (65) İbn-i Sa'd Müslim Sahih c. 2, s. 1020

    Tabakat c. 1, s. 371-372, Ahmed b. Hanbel - Müsned e. 3, 8. 285,

    (66) Buhari Sahih c. 6, s. 116

    (67) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 372, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 285, Buhari Sahih c. 6, s. 116, Müslim Sahih c. 2, s. 1020

    (68) Firuzâbâdi Kamûsulmuhit c. 3, s. 261

    (69) İmam Kuşeyri Risâletülkuşeyriye c. 2, s. 449, Seyyid Şerif Tarifit & 89 (70) İmam Kuşeyri - Risåletülkuşeyriye c. 2, s. 451, Seyyid Şerif - Tarifát s.

    YanıtlaSil
  57. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    433 Sidk: Hallerinde zaiflik, itikadında şüphe, amellerinde ayıp ve kusur bulunmamasıdır. (71)

    Sidk: Her şeyin direğidir. Her şey, Sidk ile tamamlanır, düzenį.

    ni, onunla bulur. Sadık Sözlerinde doğru olan kişidir.

    Siddik: Bütün sözlerinde, işlerinde ve hallerinde son derecede

    doğru olan kişidir. Sådık: Bir günde kırk kerre değişir ve terakki eder. Murâi ise, kırk yıl, bir halde bulunur.

    Neisine ve başkasına yağcılık eden kul, Sıdk'ın kokusunu bile kok- layamaz.

    Sıdk'ın en azı Gizlinin, açığın müsâvî ve eşid oluşudur. Sıdk, Peygamberliğin ikinci derecesidir.

    Nitekim, yüce Allah «Kim, Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, işte, onlar, Allah'ın, kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerle, Sid- diklarla, Şehidlerle ve iyi Adamlarla beraberdirler.

    Onlar, ne iyi arkadaştır! (Nisa: 69) buyurmuştur.

    Sıdk'ın alâmetinden sorulduğu zaman, Hârisülmuhasibi (Sâdık, o kişidir ki, kendisinin her türlü kadr'ü itibârı, halkın kalblerinden çıka cak olsa, kalbinin iyiliğinden dolayı, hiç aldırış etmez. Kendisinin güzel amellerinden bir zerresine bile, insanların våkıf

    olmalarını arzu etmediği gibi, günah amellerinden her hangi birisine vâkıf olmalarından da, hoşnudsuzluk göstermez.

    Gösterirse, bu, kendisinin, insanlar yanında itibarının artmasını istemesine delâlet eder ki, bu ise, Sıddıkların ahlâkından değildir.) de- miştir. (72)

    Doğruluk Hakkındaki Emir ve Tavsiyeler:

    Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerim'inde «Ey iman edenler! Allâh'dan kor- kunuz (Allah'ın Farzlarını yerine getiriniz, yasak sınırlarına yaklaş- maktan sakınınız)

    Bir de, Sâdıklar (Peygamber Aleyhisselâm ve Eshabı) ile birlikte olunuz! (Tevbe: 119) buyurmuştur. (73)

    Peygamberimiz de, bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: «Doğruluğa devam ediniz! (74)

    (71) İmam Kuşeyri'den naklen Seyyid Şerif - Târifât s. 89

    (72) İmam Kuşeyri - Risâletülkuşeyriye c. 2, s. 448-452, Abdülkadir'ülgilani - Gunye c. 2, s. 200

    (73) Taberi Tefsir c. 11, s. 62-63

    (74) Ahmed b. Hanbel. Müsned c. 1, s. 334, Müslim Sahih c. 4, s. 2013, Tir mizi Sünen c. 4, s.347

    YanıtlaSil
  58. AHLÂK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    437

    Çünki, doğruluk, iyiliğe götürür.

    lik ise, Cennet'e götürür. İyilik

    Doğruyu araştıra araştıra kişi, en sonunda Allah katında Sıddik

    olarak yazılır. (75) Yalandan sakınınız! (76)

    Çünki, yalan, Fücûr'a (Sapıklığa) götürür.

    Şüphesiz ki, Fücur (Sapıklık) da, Cehennem'e götürür! Kişi, yalan söyleye söyleye, yalanı araştıra araştıra en sonunda Allan katında Kezzâp (Yalancı) olarak yazılır!» (77)

    Peygamberimizin Doğruluğu Hakkında Müşriklerin İtirafları:

    Peygamberimiz, Peygamberliğinden önce de, kavmı arasında, doğ-

    rulukta, doğru sözlülükte en başta gelmekte idi. (78) Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden ve Peygamberimizin en azılı düşmanlarından Ebû Cehil, Peygamberimize «Biz, Seni yalanla-

    mayoruz! Fakat, Senin getirdiğin şeyleri yalanlayoruz!»

    Müşriklerden Ahnes b. Şerık'ın, Bedir yolunda, kendisine «Ey

    Ebülhakem! Şurada, benden ve senden gayrı, konuşmamızı işiten yok! Sen, bana, Muhammed hakkındaki kanâatını haber ver: O, doğ- ru sözlümüdür? Yoksa, yalancımıdır?» sorusuna da:

    «Vallâhi, Muhammed, muhakkak doğru sözlüdür ve hiç yalan söy- lememistir!» dediği gibi, Peygamberimize, dili ile en çok işkence yapan müşriklerden Nadr

    b. Haris de, müşriklere «Muhammed, içinizde hoşunuza giden bir genç-

    ti. En doğru sözlünüz ve en Emîn'inizdi!» demiştir.

    Kureyş müşriklerinin Reislerinden ve Peygamberimizin en katı muhâliflerinden Ebû Süfyan b. Harb de, Herakliüs'ün, Peygamberimiz hakkındaki:

    «Şu söylemiş olduğu şeyi, söylemeden önce, Onu, hiç yalanla ithâm ettiğiniz, suçladığınız olmuşmu idi?» sorusuna «Hayır!» cevabını ver- miştir. (79)

    (75) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 384, Buhari Sahih c. 4, s. 2013, Tirmizi Sünen c. 4, s. 347 Sahih c. 7, s. 95, Müslim

    (76) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 384, Müslim Sahih c. 4, s. 2013, Tirmizi -

    Sünen c. 4, s. 347 (77) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 384, Buhari Sahih e. 7, s. 95, Müslim

    Sahih c. 4, s. 2013, Tirmizî Sünen c. 4, s. 347 (78) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 1, s. 194, İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 121,

    Ebû Nuaym Dilailünnübüvve s. 129 (79) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 262, Buhârî - Sahih c. 1, s. 5, Müslim Sahih c. 3, s. 1394

    YanıtlaSil
  59. 4.38

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Peygamberimizin Bütün İnsanların En Doğru Sözlüsü Oluşu :

    Peygamberimiz, yalnız kendi kavmının değil, Hi Ali'nin dediği gi bi, bütün insanların da, en doğru sözlüsü ve ahdine en vefalısı idi. (80) Peygamberimizin ağzından, hiç bir zaman, hak ve gerçek sözden

    başkası çıkmazdı. Abdullah b. Amr der ki «Bes, Resûlullah Aleyhisselâmdan duydu- ğum her şeyi ezberlemek ister ve yazardım.

    Kureyşilerden olan Sahâbiler, beni, bundan nehy ettiler (Sen, Re- sûlullah Aleyhisselâmdan duyduğun her şeyi yazıp duruyorsun amma, Resûlullah Aleyhisselâm, beşerdir. Gazap halinde de, rıza halinde de, söz söyler!) dediler.

    Bunun üzerine, ben, bir müddet, yazmaktan vaz geçtim. Nihayet, durumu, Resûlullâh Aleyhisselâma arz ettim. (81)

    Resûlullâh, ağzına parmağıyle işaret ederek (82) (Yaz! Varlığım, Kudret Elinde bulunan Allah'a yemîn ederim ki, buradan, hak sözden başkası çıkmaz!) buyurdu.» (83)

    Peygamberimiz, dil şakası yaparken bile, doğruluktan, doğru söz- lülükten ayrılmaz «Ben, şaka yaparım ammâ, gerçekten başkasını söy- lemem! buyururdu. (84)

    Nitekim, hizmetinde bulunan Ensar çocuklarından Enes b. Mâlik'e «Ey iki kulaklı!» diyerek şaka yapardı. (85) Enes b. Mâlik der ki «Bir adam, Peygamber Aleyhisselâmın yanına

    gelip kendisini bir hayvana bindirmesini istedi. Peygamber Aleyhisselâm da (Ben, seni, bir dişi devenin dölüne bindireyim!) buyurdu.

    Adam (Yâ Resûlallâh! Ben, dişi devenin dölünü ne yapayım?!) dedi.

    Bunun üzerine, Resûlullâh (Develeri, dişi develerden başkası mı doğurur?) buyurdu.» (86)

    Bir koca karı, Peygamberimize gelip «Yâ Resûlallah! Beni, Cen- net'e koyması için Allah'a düa et!» dedi.

    (80) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 2, s. 43

    (81) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 192, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 318

    (82) Ebû Davud Sünen c. 3, s. 318

    (84) Buhari Edebülmüfred s. 77, Tirmizi Davud Sünen c. 3, s. 318 Sünen c. 4, s. 357, Şemail s. 39, Hey-

    83) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 2, s. 192, Ebû (

    semi Mecmauzzevaid c. 9, s. 17 (85) Tirmizi Sünen c. 4, s. 358, Şemail s. 39

    (86) Buhari Edebülmüfred s. 77, Ebû Davud Sünen c. 4, s. 357, Şemail s. 39 Sünen c. 4, s. 300, Tirmizi

    YanıtlaSil
  60. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    440

    lunmamak ve çarpışmaya katılmamak üzre kendilerinden kesin söz lankat, aldılar. Huzeyfe ile babası, Peygamberimizin yanına geldiler. Baş

    larından geçeni, Peygamberimize anlattılar. Peygamberimiz, onlara «Medine'ye dönünüz! Onlara verdiğiniz sö-

    zü, yerine getiriniz! Biz de, müşriklere karşı, Allah'ın yardımını dileriz!» buyurdu (92)

    Hudeybiye muâhedesi gereğince: Kureyşilerden, Velisinin izmi ve haberi olmaksızın Peygamberimizin yanına gelecek kimseler, Kureyşi- lere geri çevirilecekti. (93)

    Muâhede maddeleri yazdırılıp bitirildiği sırada, Kureyş Temsilcisi Süheyl b. Amr'ın oğlu Ebû Cendel, ayaklarına Bukağı, köstek vurulmuş bir halde, zincirini sürüyerek yavaş yavaş Peygamberimizin yanına ka- dar geldi. (94)

    Ebû Cendel, Müslüman olduğu için, müşrikler tarafından zincire vurulmuş (95), Mekke'nin alt tarafından ıssız bir yerden kaçmış (96), kendisini, Müslümanların arasına atmıştı. (97)

    Süheyl b. Amr «İşte, ey Muhammed! Üzerinde, seninle anlaştığım Anlaşma gereğince, bana geri çevireceğin kişilerin ilki!» dedi. (98) Peygamberimiz «Ey Ebû Cendel! Şu kavmla aramızda yazılan Ba- rış yazısı tamamlandı, (99)

    Sen, biraz daha katlan! Allâh'dan da, bunun ecrini, mükafatını dile.

    Hiç şüphesiz, yüce Allah, senin için ve senin yanında bulunan za-

    if ve kimsesiz Müslümanlar için bir genişlik ve çıkar yol yaratacaktır. Biz, şu kavm ile aramızda bir Barış Anlaşması yapmış ve bu hu- susta kendilerine Allâh'ın ahdile söz vermiş bulunuyoruz.

    Verdiğimiz söze vefâsızlık edemeyiz!» buyurmuş (100), onu, yü- reği sızlaya sızlaya müşriklere teslim etmiştir.

    (92) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 395, Müslim Sahih c. 3, s. 1414, Zehebl.

    Siyerü Alâmünnübelâ c. 2, s. 262

    (93) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 3, s. 332, Vâkıdî Megazi c. 2, s. 325, Bell-

    züri Ensabüleşraf c. 1, s. 350, Taberi Tarih c. 3, s. 76 Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 333, Buhari

    (94) Sahih c. 3, s. 181

    (95) Ebû Yüsüf Kitabülharac s. 211

    (96) Vakıdi Megazi c. 2, s. 607

    (97) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 338, Buhari Sahih c. 3, s. 181

    (98) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 338, Vakıdî Sahih c. 3, s. 181 Megazi c. 2, s. 608, Buhari -

    (99) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 97

    (100) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 3, s. 333, Vâkıdî - Megazi c. 2, s. 608

    YanıtlaSil
  61. İSLÂM TARİHİ

    Hz. MUHAMMED (A.S.) ve İSLÂMİYET

    MEDİNE DEVRİ 11

    Yazan:

    M. ASIM KÖKSAL

    (Diyanet İşleri Başkanlığı Müşāvere ve Dint Eserleri İnceleme Kurulu Aza Muavinliğinden emekli)

    MISVÄK

    Neşriyat və Dağıtım

    Işletmesi

    YanıtlaSil
  62. Bid'at ehli, Cehennem ehlinin köpekleridir.
    Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    Sayfa: 155 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel27 Eylül 2024 23:37
    Halk için iyi veya kötü, bir hükümet lazımdır. Amma iyisi taksimde adalet yapar, ganimeti aranızda eşit taksim eder. Facire gelince; mü'min onda mübtela kılınır. Halbuki facir hükümet bile "herc"den daha hayırlıdır. Denildi ki; "Herc nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, öldürme ve yalandır (anarşi)
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    Sayfa: 464 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel27 Eylül 2024 23:37
    Gerek yere batmak, suret değiştirmek ve gerekse taş yağmak zaruridir. Dediler ki; "Ya Resulallah bu ümmete mi?" Buyurdu ki evet, onlar şarkıcı cariyeler edindiklerinde, zinayı helal saydıklarında, riba yediklerinde, Harem (Mekke)de avlanmayı ve ipek giymeyi helal saydıklarında ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 464 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  63. 20 T.L.

    Sayı: 59

    Subat 1981

    Sur

    AYLIK MECMUA

    Ey nefsim! Deme: "Zaman dėğişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış. hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur." Çünki ölüm değişmiyor. Firak, be- kaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-i insani değişmiyor,ziyadeleşiyor.Be- şer yolculuğu kesilmiyor, sür'at peyda ediyor.

    YanıtlaSil
  64. ZARİFOĞLU

    ?

    Zulumdur dinlenen, başlarsa eğilmiş Gömleğin üstüne kadar çıkmış kalbteki kara leke

    Dikilsen dağların ötesini tutar elin Bir iki tank çer çöp gözüne olmuş perde

    Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde

    O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer Perişan bir kaç evde kimbilir velilerin dilinde

    Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse

    Bir deli akıl çırpınıyor aramızda Rızık korkusu can korkusu baş mesele

    Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden O büyülü çiçekleri yol arın bir kere

    *Başını eğmiş, zalimleri dinlersin Dersin 'lokmam ellerinde'

    Filistin bir sınav kağıdı Her mü'min kulun önünde

    De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine

    YanıtlaSil

    yuksel29 Eylül 2024 05:29
    mavera

    00

    100

    8/82

    Eylûl 1982 / Sayı 70/100 Lira

    YanıtlaSil
  65. DOÇ. DR. İHSAN SÜREYYA'YA SORI

    (arih, bu denli büyük bir rol oyńи- yor milletlerin kaderinde. Türki ye'deki bütün ilimlere bir bakın. bunlardan yalnız tarih yanlış ya- zıldı. Ona düşman olundu. Bir top- Jumun tarihi ne kadar çelişkiler i- cinde olursa, o toplum, o kadar sorunlarla karşı karşıya ve sömü- rülmeye mahkumdur. Hala Sultan Abdülhamid «Kızıl sultan» olarak okutulur. Niçin? Tarihin gerçek yatağındaki seyrini değiştirmek icin.

    Emperyalist dünya, tarihin bu gücünü hem iyi anladı, hem de iyi kullandı. Bunu başarabilmek için de, diğer dünya ülkelerine ya ta- rihlerini unutturdu, veya onların tarihini de kendisi yazdı. Bunu ya- parken de sureta orta çağ kilise fe- odalizmini yıktıklarını gösterdiler. Zavallı Üçüncü Dünya ülkeleri ve bu arada islam dünyası, batının bu korkunç fikirleriyle son derece usta bir şekilde asimile edildi. Gü- ya kilise feodalizminin kültürünü yıktılar... Yıktılar ama, yerine çok daha cani olan burjuva kültürünü yerlestirdil bl

    YanıtlaSil
  66. bu akışı iyi

    bu ilmî bilgiye dayanarak topluma yararlı olabilsin. Çünkü her insan -isteyerek veya istemeyerek bu a- kışın içindedir. Bu manada tarih, kaynağı bilinmeyen bir nehirdir ki, insanın yeryüzünde ki hayatı- nın başlangıcıdır. Yatağı zaman olan bu nehir, müşahhas ve belli kanunlara dayanarak hâle kadar akıyor. Geçmişten şimdiye kadar akan bu nehir, bilinen ve müşah- has bir geleceğe devam edecektir. Bu durumda insan, fikren o yatak- ta akan tarihin değişmez kanun- larına dayanarak müdahale edip gereği gibi onları tanıyabilirse, öylece bu zamanı ve dolayısıyle ge- leceği bilecek. Tarihin geçmişine bakıp, onun gelecekte ne tarafa akacağını kestirecek. Bu manada, bir toplumun geçmişi bilinirse ge- lecekte nereye doğru kayacağı tah- min edilir. İşte bu tahminden son- ra, tarihin yatağına müdahale e- debiliriz. Bunu bilen bir tarihçi, yalnız kendini, geçmişini ve hali- ni değil; belki o kanunlara daya- narak kendi geleceğini ve beşer toplumunu istediği şekilde yönlen- dirir. İsrail, süper güçlerin ve şim- diki islam ülkelerinin tarih yata- ğını bilmeseydi, Lübnana saldıra- mazdı. Şayet israil, haçlı seferini, güney Lübnan'da bir hristiyan dev let kurmak için başlatan Ameri- kan'ın yeşil ışığına ve papa tara- fından görünürde olmasa bile-

    yönetiler

    YanıtlaSil
  67. Diyanet İşleri Başkanı TAYYAR ALTIKULAÇ IN KÜRTAJ HAKKINDAKİ AÇIKLAMASI

    özetinin kamuoyuna duyurulmasına zaruret hasıl olmuştur. Bu özet şöyle- dir.

    "İslam dinine göre öre çeşitli neden- lerle çocuk istemediği durumlarda, ka- rı-kocanın ortak istekleri ile gebeliği önleyici tedbirlere başvurmak caiz gö- rülmüştür.

    Gebeliğe müdahale etmeye gelince dinen meşru bir zaruret olmadıkça ge- beliğin hangi döneminde olursa olsun ceninin hayatına müdahale etmek (ya- ni çocuğu aldırmak, düşürmek veya düşmesine sebebiyet vermek) cinayet sayılmış, bu suçu işleyenler için mane- vi sorumluluk yanında İslam fıkhında cezai müexyidelerdende söz edilmiştir.

    Sağlık Bakanlığınca hazırlanan ve kürtajla ilgili olan yasa tasasırı hakkın- da basınımızda zaman zaman çeşitli haberlerin ve değerlendirme yazılarının yayınlandığı malumdur.

    Bu haberler arasında yer yer baş kanlığımızın açıklaması olarak kamu oyuna takdim edilen görüşler de yer al mıştır. Hemen belirtmek isterim ki, kur-

    tajla ilgili yasa tasarısı hakkında bugü ne kadar basına herhangi bir açıklama- mız olmamıştır. Bu konuda yapılan iş, sadece Sağlık Bakanlığının isteği üzeri- ne kürtaj konusunda İslam dininin gö rüşünün bu Bakanlığa uzun bir rapor içinde sunulmasından ibarettir.

    Ancak bazı basın organlarında Baş kanlığımızın göruşu imiş gibi yayınla nan ve kamu oyunun yanlış değerlen- dirmelerine neden olan haberler üzeri- ne kürtaj konusunda Başkanlığın Din İşleri Yüksek Kurulunca hazırlanan ve Sağlık Bakanlığına sunulan raporun bir

    SUR AYLIK MECMUA

    Dinen meşru olan mazeret ise ge- nel anlamda ana sağlığı ile ilgilidir. Hasta olan annenin, gebelik halinde te- davisinin mumkün olmaması ve tedavi- nin geçikmesi durumunda annenin ha- yatının tehlike arzetmesi, hiç şüphesiz cenine midahale için meşru bir neden sayılabilecektir.

    Doğumun anne hayatını kesinlikle tehlikeye sokacağı biliniyorsa, bu du- rumda da gebelik müddetine bakılmak- sızın annenin hayatını kurtarnak için çocuğun alınması elbette caiz olacak, yani iki hayattan birinin tercih edilme si durumunda annenin kurtarılması yo- lu seçilecektir.

    Dinen meşru sayılabilecek zaruret halleri ile ilgili örnekleri, tıb ilminin ge- lişmeleri ışığında çoğaltmak ta müm- kündür.

    Ancak bu zaruret hallerinden hiç birisi söz konusu değilken -gebeliğin hangi safhasında olursa olsun ceninin aldırılması (kürtaj) tecviz edilmemiş- tir."

    Kamuoyuna saygı ile duyurulur. Diyanet İşleri Başkanı

    Tayyar ALTIKULAÇ

    27

    YanıtlaSil
  68. Bilgisizler içinde bir bilgin, ölüler içinde bir diri demektir.

    (Hz. Muhammed (S.A.V.)

    Ne kadar okursan oku, bilgine yaraşır biçimde davranmazsan cahilsin. Bilgisi- göre davranmayan kimse, üzerine kitap yüklenmiş hayvandan başka bir şey de

    (Sadi)

    Gençken bilgi ağacını dikelim ki yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun.

    (Chesterfield)

    Bilgini de saatın gibi, iç cebinde sakla ve yalnızca ona sahip olduğunu göster mek için onu sık sık ortaya çıkarma.

    (Chesterfield)

    Bilgi bir hazineyse uygulanması da bu hazineyi açan anahtardır.

    (Aristo)

    YanıtlaSil

    yuksel1 Ekim 2024 00:13
    SUR

    AYLIK MECMUA

    EN GÜZEL YERLERDE EN BUYUK GUNAHLAR İŞLENİYOR

    GUNAN İŞLEYENLERE KARŞI SEVAP ISLEYEN DE OLMALI YURDUMUZ VİRAN OLMASIN

    ASIRLARCA ONCE

    EFES, TRUVA,

    BERGAMA GIal

    KOLONİLERDE İŞLENEN GÜNAHLAR FELAKETE DAVETİYE ÇIKARDI VİRAN OLDULAR

    69

    YIL-6 ARALIK 1981

    YanıtlaSil
  69. Ölçülerin

    şına çıkılmıştır. Reşit Paşa'ya "medeniyet

    resülü" demiştir Şinasi. İlk defa böyle bir cüretkår laf kullanılmıştır. Halbuki dinin, şeriatın käidelerine aykırı birtek mecaz, imaj bile bulunamaz edebiyatı- mızda. Ama zenginlikte Karun'a, deryalara benzetilir, şairin hayali ne kadar zenginse o seviyede över muhatabını... Onun kılıcının dünyayı ikiye biçeceğini söyler... Bunlar ayrı... Fakat adamlara tapmayı, ulühiyyet havası vermeyi ifade edecek birşey bulunmaz. Reşit Paşa hakkında Şinasi'nin bu kasîdesinden sonra edebiyatımızda Reşit Paşa'ya övgüler faslı başlıyor. Tanzimat döneminde daha son- ra Mithat Paşa'ya övgüler faslı var... Efendim, Servet-l Fünün'dan sonra ittihatçılar (Enver P. Talat Paşa vb.)'a övgüler var. Fakat asıl övgücü edebiyat korkunç şekilde Ata- türk'le başlıyor. Atatürk çevresinde başlı- yor. Bütün bir devrin adamları, bunların içinde edebi bakımdan çok zayıflar başta olmak üze re Atatürk'e onu ilâhlaştıran, insan üstü göste- ren, dinî çerçevede onun oturduğu yeri Kâbe gösteren, onu ilâh gibi gösteren birçok şiire maalesef rastlıyoruz. Behçet Kemal, "Zübey- de Hatun Mustafa Ånesi" şeklinde, Mevlid'i bile taklit etmiş. Şiir gücü, iz'ânı filan yok ya, taklit ederek yapmış. Buna benzer şiir, şiirse eğer- pek çoktur. Benim "Temellerin Duruş-

    ması" kitabımda metin olarak bulabilirsiniz. Atatürk'ün yanında, İsmet Paşa'ya da tevcih olunan şiirler vardır. Generallere, me- nerallere, şuna, buna... Yani insanlar Islamiyet'i unutunca kulluklarını da unutuyor- lar. Allah'ın kulu olduğumuz gerçeğinden çıkıp da "Bizi ancak falan kişi kurtarır, filan kişi kurtarır" gibi safsatalara girdik miydi, tablatıyla bunlar kaçınılmaz oluyor. Binae- naleyh, maalesef en büyük övgüler Mustafa Kemal'e yapılmıştır. Lenin'e bu ölçüde yapılıp yapılmadığını bilemiyorum, ama yapılmıştır. Stalin daha zālimdi, ona da bir hayli yapılmış- tır. Hitler'e yapılmıştır... Ancak buralar Avru- pa'dır. Unutmayınız ki, Almanya, İtalya Avru- pa'dır. Bunlar övülse bile bizimkilerin câhil öl- çülerinde övmezler. Meselâ bir Behçet Kemål, bir Kemlettin Kamu, bir Akagündüz ölçüsünde basit ve zayıf kimselerin Hitler'l, Mussolini'yi övdüğünü zannetmiyorum. Bunu bilfiil tetkik etmemiş olmakla beraber... Şunu söylemek istiyorum. Orası Avrupa'dır, münev- ver bir kamuoyu vardır. Onlara karşı bir yazar pek fazla yüzsüzlüğe gidemez. Bizde kamuo- yunu yok farzettikleri, halkı da hiçe saydık- ları İçin ağızlarına gelen övgüyü, şişirmeyl, dalkavukluğu yapmışlar. İşte bana sorduğu-

    nuzun cevabı budur.

    YanıtlaSil
  70. SUR

    Ayhk Fikir ve Yorum Dergisi Sayı: 198 Eylül 1992 8.000.- TL.

    PUT

    VE PUTÇULUK

    YanıtlaSil
  71. Ab- dülhamid Hän, 31 Ağustos 1876 S Perşembe günü tahta çıkmış ve bu cülüs ile devlet

    İdaresi, haçlı emperyalizmine "dur!" diyebilen zatın eline geçmiştir.

    Bu padişah, Abdülmecid'in sıra ile tahta çıkan dört oğlundan ikincisidir (1) 21

    Eylül 1842 (Hicri: 15 Şubat 1258) Çarşamba günü doğmuş (2) ve otuz dört yaşının içinde

    ağabeyi Beşinci Murad'ın tahttan indirilmesi üzerine Osmanoğulla n'nın otuz dördüncüsü olarak dovlet idaresini eline almıştır. Annesi, Sultan Mecidin ikin-

    ai haremi olan Tir-i Müjgân Kadı nelendidir. Abdülhamid Hån he- nüz on bir yaşında iken annesi vefat etmiş ve Şehzade Abdül- hamid Efendi, Sultan Mecid'in di- ğer eşi Perestů Kadınelendi ta- rafından büyütülmüştür. Bir asra yakın zamandanberi yurt içinde ve dışında pek háyâsızca neşri- yat yapılmış, bu arada adinin ba- yağısı bir iddia ile anasına dahi dil uzatılmış, Sultan Hamid'in Er- meni asıllı bir çev giden doğduğı

    iddia edilmiştir.

    Bu menfur id- diaya İbnülemin Mahmud Kemäl Inal "hezeyan" diyor. İsmail Ha- mi Danişmend'e göre ise bu iddia

    "herzeden daha bayağı ve sarsatacan vana ayr iftira dır. Ziya Şakir de aynı iddiaya temasla bunun "en büyük alçaklık" olduğunu kaydediyor. Necip

    Fazıl Kısakürek'e göre ise, "Abdülhamid hakkın- daki kasd o kadar büyük, köklü ve plânlıdır ki, onu her ne pahasına ve hangi usulle olursa olsun çürütmek İçin el atılmadık vasıta bırakılmamıştır" ve bu arada annesi hakkındaki iddiayı ortaya atanlar "ruhları piç ucuz kahraman" dır. Nazım H.Polat da aynı iddiadan bahisle bu iftirayı ileri sürenlere "siya- sel pazarına nifak tohumları saçmak ve bu yolla gayelerine erişmek isteyenler" diyor. Dünya görü- şü ile Sultan İkinci Abdülhamid'e dost olmayan Ord. Prof. Enver Ziya Karal ise "Annesinin Ermeni olduğu yolunda tarihlerde görülen kayıtların ger- çek ile bir alakası olmayıp İftira mahsulüdür" di-

    yor ki, Enver Ziya Karal'ın bu şehadeti mühimdir! Sultan Hamid'in üveyana elinde büyümesine rağmen pek mazbut bir gençlik hayatı geçirdiğinde bütün muteber kaynaklar ittifak etmiştir. Bu mazbut hayat içinde tahsil ve terbiyesini başarı ile sürdüren, Sultan Hamid'in tahsil ve terbiye bütün hayatı boyun-

    YanıtlaSil
  72. nid Hân'ı, doğumunun ca her icraatında açıkça de rahmetle anıyoruz. görülmüştürs 31 Ağustos 1876'da

    n

    n

    tahta çıkan Abdülhamid'in saltanatı otuz iki sene, ye- di ay yirmi yedi gündür. Bu uzun saltanat yıllarında Abdülhamid Hân, düşmanlarımızın "Hasta Adam" gözüyle baktıkları Osmanlı devletinin batışını, takip ettiği isabetli politika ile otuz üç yıl geçiktirmiş ve "Hasta Adam" in mirasını bekleyenlerin iştahla- rını kursaklarında bırakmıştır! Bu mevzůda pek çok şehådet vardır. Bazılarını sayfamızın mü- saadesi nisbetinde nakledece- ğiz. Dahiliye Nâzırı Ahmed Rəşid (Rey): "Kelimenin bütün mânasıyla afifidi, yâni, kimse- nin ırzına ve kesesine göz dik- tiği görülmemiştir. Hayat-ı res- miyesinde yorulmaz denecek kadar çalışkan, hayat-ı hususi- yesinde nümune-i imtisal ola- cak derecede perhizkardı; Sir Henry F.Woods, "Osmanlı Bah- riyesinde 40 yıl, adlı hâtıratında: "Abdülhamid taht- tan düşürülmemiş olsaydı, Av- runa devletlerinin halen yara- larını sarmaya çalıştığı o bü- yük åfet (Birinci Cihan Savaşı) meydana gelmiş olmayacaktı. Aksini farzetsek bile Abdülha- mid, büyük bir İhtimalle Türki- ye'nin tarafsız kalmasını sağlayarak memleketine bir zafer hediye etmiş olacaktı. Bunu iddia etmek- le kähin sayılmamalıyım" diyor. İsmail Hami Daniş- mend ise "Kronoloji" sinde şunları yazıyor: "Eğer Fatih, Yavuz ve Kanuni on beşinci ve on altıncı asırlarda gelmeyip de, Sultan Hamid'in zamanın- da gelmiş olsalardı ne yapabilirlerdi? Bu büyük padişahın şahsiyyetini tesbit İçin böyle bir sualin cevabını çok iyi düşünmek gerektir. Herhalde ta- rih, can çekişme devrine gelmiş Osmanlı impara- torluğunu otuz üç sene yaşatmış olan Sultan İkinci Hamid'i daima hürmet ve rahmetle yad ede- cektir." "Mufassal Osmanlı Tarihi"nde de deniliyor ki. "Pek nazik ve terbiyeli idi. Hoşlanmadığı kim- selere bile güleryüz gösterir, hoşlanmadığını belli etmezdi. Hafızası kuvvetli olup bir kerre gördüğü- nü veya sesini duyduğunu bir daha unutmazdı. Karşısındakinin duygu ve düşüncelerini anlamak- ta ve bunları ona söylemekte mahirdi. Herkesin gönlünü alıp kendisine bağlamayı bilir, dindar, hayratı sever, İçki kullanmaz, her türlü sefaletten

    uzak durur, basit ve sade bir hayat yaşardı. Mem-

    23

    YanıtlaSil
  73. 146 6 Ümmetim için mü'minden de, müşrikten de korkmam. Zira mü'min zarar yapmaz. İmanı onu bundan men eder. Müşrikin ise şirk başının belasıdır. Ve lakin dili bilgili münafıktan korkarım. Marufu konuşur, münkeri yapar. (Bunlar ümmeti şaşırtırlar) Hz. Ali (r.a.)

    YanıtlaSil
  74. Ümmetim için mü'minden de, müşrikten de korkmam. Zira mü'min zarar yapmaz. İmanı onu bundan men eder. Müşrikin ise şirk başının belasıdır. Ve lakin dili bilgili münafıktan korkarım. Marufu konuşur, münkeri yapar. (Bunlar ümmeti şaşırtırlar)
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)
    Sayfa: 146 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  75. • Necip Fazıl

    O'nun ümmetinden ol!

    "Gökte çakıyor haber, Geber, çelik put geber! Doğrul yeni seferber,

    YanıtlaSil
  76. • Necip Fazıl

    O'nun ümmetinden ol!

    "Gökte çakıyor haber, Geber, çelik put geber! Doğrul yeni seferber,

    YanıtlaSil

    yuksel1 Ekim 2024 08:06
    "Menfaat üzerine dö- nen siyaset, canavardır!"

    Bediüzzaman

    YanıtlaSil

    yuksel1 Ekim 2024 08:07
    Vehbi VAKKASOĞLU

    Çağdaş (Sahte) Tanrılar, Tatmin Etmiyor!

    Bir Takım Heykeller İndirilirken, Görünmeyen Putlar Yerlerine Dikiliveriyor!

    YanıtlaSil

    yuksel1 Ekim 2024 08:09
    CANABI IHAK BUYURUYOR Kİ

    "Onlar, Allah'ı bırakıp da kendilerine ne zararı, ne de faydası dokunmayan şeylere taparlar. Ve 'Bunlar Allah katında bizim şe faatçilerimizdir' derler. Sen de ki 'Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na bildiriyorsunuz? Allah, onların ortak koş tukları şeylerden münezzeh ve yücedir." Yênûs, 18

    "De ki: 'Söyleyin bana Allah kulağınızı ve gözlerinizi alıp kalplerinizi mühürlese, Allah'dan başka onu size geri getirecek olan iläh kimdir?" Bak, ayetlerimizi çeşitli şekillerde nasıl açıklıyo ruz, sonra onlar yüz çeviriyorlar."

    En'âm, 46

    "Nefsinin arzusunu kendisine mäbud edinip onun her emrine uyan kimseyi gör- dün mü? Sen onu bundan alıkoyacak bir muhafız mısın?"

    Furkan, 43

    "Onlara, 'Allah'ı bırakıp da taptıklarınız nere- de?" denir. Şimdi size veya kendilerine bir yar- dımları dokunabiliyor mu? O putlar da, o azgın- lar da, Iblis'in ordulan da hep birden tepetaklak Cehenneme atılırlar. Orada birbirleriyle çekişip

    dururken derler ki Allah'a yemin olsun, ba apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünk Alemlerin Rabb'ine denk tutuyorduk. Bizi anak buyüklerimiz olan o mücrimler saptırdı Ak bir şefaatçimiz var, ne de candan bir dosu muz... Keşke dünyaya bir daha döntup de mü'minlerden olsaydıktı Muhakkak ki, bunda büyük bir ibret vardır. Yine de insanlanı çoğu iman etmemişlerdir."

    Şuară, 92-1

    "Ey insanlar; size bir misal getirildi. Şim di onu dinleyin: Sizin Allah'ı bırakıp da tap uklarınızın hepsi biraraya gelse, bir sinck bile yaratamazlar. Sinek onlardan birący ka pacak olsa onu da geri alamazlar. İsteyen de Aciz, istenen de..."

    Hace, 73

    "Onların Allah'ı bırakıp da taptıklanı şerikle re sövmeyin ki, onlar da cahillikle hadlerini app Allah'a sövmesinler. Her millete kendi işlediğini biz böylece hoş gösterdik. Sonra hepsinin döne ceği yer, Rabb'lerinin huzurudur, yapmakta ol duklarını kendilerine o haber verecektir."

    En'âm, 108

    "Şöhret, ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır."

    Bediüzzaman

    YanıtlaSil
  77. Ey halk, taharete riayet edip namaza devam edin. Malımızın zekâtını verin, zekât vermeyenin namazı da yoktur. Namazı olmayanın ise orucu, hacci, cihadı ve dini yok demekdir.

    YanıtlaSil

    Yuksel4 Ekim 2024 23:13
    Hatemü'l-Enkiya

    HAZRETİ

    MUHAMMED VE HAYATI

    ALİ HİMMET BERKİ

    OSMAN KESKİOĞLU

    YanıtlaSil
  78. Ruhu'l Beyan'dan Kıssalar PEYGAMBER EVLERİ

    AHMET BASER

    akup (as) Yusuf'un sarayında misafir iken, Yusuf'un çocukla n gelip önünde durdular. O da onlan gormekten son derece mut Süheyli şöyle der: "Peygamber Elendimiz (s.a.)'in odalan da uze rinde çamur bulunan soyulmuş hurma dallarından yapılmıştı. Bazı odalan ise harçla birbirine iyice neleri elinde olan Allah'in elçisi için razı olduğu bu odalara nza gösterip

    Y

    lu olarak õpup kokladı

    bina yapmaktan uzak kalsalardı Yani bu insanları çok bina yapmak tan ve onlarla övünmekten alıko

    Yusuf (as) babauna Züleyha ile yaşadığı macarayı da anlattı ve bu çocukların Züleyha'dan olduğunu söyledi. Bunun üzerine Yakup (as)

    Züleyha'yı yanına çağırdı. O da ge lip elini öptil. Züleyha onun yanla nnda kalmasını istedi

    tutturulmuş taşlardan yapılmıştı. Ancak hepsinin tavani hurma dal- larındandı."

    yan bir şey olurdu. Bir hadiste. "Müslüman bir

    Yakup (as):

    Hasan Basri'nin şöyle dediği ri vayet edilir. "Ben henüz küçük bir çocukken Hz. Osman'ın halifeliği

    kimsenin malının harcandığı en kötü yer binalardır." (Buhanel Edebüt müfred $138, Iraki, Murni, N 235 23s buyrulmuştur.

    "Sizin bu şatafatlı yaşantınız be nim hoşuma gitmez. Bana Kenan diyanndaki gibi kamıştan ve hurma dallarından bir çardak yapsang ye ter" diye cevap verdi.

    zamanında Nebi (as)'ın odalarına girer ve tavanlarına dokunurdum,

    Behlül, kardeşi Halife Harun'un yaptırdığı büyük bir sarayın duvar larına şöyle yazmıştı

    "Ey Harun! Dini alçaltıp tini (ça-

    muru) yükselttin, nassi bırakıp cas-

    sı (kireci) yükselttin. Şayet bu sarayı kendi malından yaptırdıysan israf etmişsin. Allah ise müsrifleri sev mez. Başkasının malından yaptır mışsan o zaman da zulmetmişsin.

    Peygamber (as)'ın eşlerinin vefa- tindan sonra Ömer b. Abdülaziz bu odalan yıktırıp Mescid-i Nebevi'ye kats

    Yakup (as) in bu isteği üzerine stediği şekilde bir çardak yaptı lar. O da büyük bir sevinç ve özen içerisinde bu çardakta yaşamaya başladı

    Bazılan der ki. "Ben o gün kadar ağlayanların çok olduğu bir gün görmedim. Keşke bu odalar olduk lan gibi bırakılıp yıkılmasalardı da insanlar, yeryüzünün bütün hazi

    Allah zalimleri de sevmez." (Ruhuud Beyan Cilt sayfa 334-135)

    ALTINOLUK-53

    YanıtlaSil
  79. KERBELA ŞEHİTLERİ

    325

    Göze göre her demde güzel şeyler gösterip Kerbelá toprağının yâdı göze yaş verir. Ama n'ola Kerbelâ toprağı dert ehlini ağlatırsa, Şifa veren göz otu da daima göz yaşartır.

    Bir rivayettir ki, Ali oğlu Hüseyin doğduğunda Cenab-ı Hak tarafından Cebrail'e şöyle emrolundu:

    - Yere in. Hem doğumu tebrik et, hem de şahadet taziyesi yap, baş sağlığı dile!.. Cibril-i Emin yere indiğinde Mazlum Hüseyin, Hazret-i Peygamber'in ya- nında idi. Hazret-i Peygamber'i tebrik ettikten sonra, başsağlığı diledi. Hazret-i Peygamber buyurdu ki:

    - Ey birader, tebrik sebebi malûm amma başsağlığı dilemenin sebebi nedir? Cebrail dedi ki:

    - Ey Allah'ın Resûlü, bu mazlumu senden sonra Kerbela'da zâlimler cefa kı- lıcı ile şehid edecekler!..

    Hazret-i Peygamber ağlamaya başlamıştı. Hazret-i Murtaza orada hazır idi. Sebebini sordu. Hazret-i Resûl ihtiyarında olmadan işi anlattı. Hazret-i Murtaza da ağladı. Evine döndüğünde Hazret-i Fâtıma'ya açıkladı. Hazret-i Fâtıma, ağ- laya ağlaya Hazret-i Peygamber'in huzuruna gelip dedi ki:

    - Ey bir kayda bağlı olmadan herkesin hizmetine koşan baba! Ali'nin Haz- retinizden bana getirdiği bu haber nedir?..

    Hazret-i Peygamber:

    - Ey Fâtıma, bu vak'ayı nakleden Cebrail'dir!.. dedi.

    Fâtıma sordu:

    - Yâ Resûlallah, bu haber verilen hal ne vakit olacaktır?

    Hazret-i Peygamber şu cevabı verdi:

    Benden, senden, Ali'den ve Hasan'dan sonral!..

    Fatıma:

    - Ey Allah'ın Resûlu, dedi, derdim arttı. Bu musibet başa geldiği zaman be- nim mazlumuma kim taziyette bulunacak, başsağlığı dileyecek?

    Yine bir rivayettir ki, o sırada hatîften bir sada geldi:

    ***

    - Ey Hatun!.. Tâ Kıyamete kadar Risalet hanedanını candan sevenler, her yıl bu matemi tazeleyecek, bu yas günlerini yaşatacaklardır. O, ümmetin gön lünden ve hatırından Kıyamete dek hiç çıkmayacaktır.. Böylece o ölümsüzler- den olacaktır.

    YanıtlaSil
  80. FUZÛLÎ

    HADİKATÜ'S SÜEDA ERMİŞLERİN BAHÇESİ

    KERBELA ŞEHİTLERİ

    YanıtlaSil
  81. الْقِيَمَةِ فَأْتُوهُمْ وَزُورُوهُمْ وَالَّذِي

    YanıtlaSil

    yuksel8 Ekim 2024 07:40
    Yahudilerin, Hazret-i Îsâ'yı öldürmek istemeleri!..
    8 Ekim 2024 02:00 | Güncelleme :8 Ekim 2024 00:19
    A -
    A +
    Yahûdîler, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı tutup asmak veyâ öldürmek istediklerinde yanında bulunan İncîl-i şerîfi de yok ettiler.






    Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın, dünkü makâlemizde bahsettiğimiz havârîlerinden Yehûda (Judas), Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın yerini, maalesef birkaç kuruş karşılığında, onu öldürmeye karâr veren İsrâîloğullarına (Yahûdîlere) haber verdi. Yehûda, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı yakalamak üzere Yahûdîlerle birlikte eve girince, Allahü teâlâ, onu, Hazret-i Îsâ aleyhisselâma benzetti. Yahûdîler de, onu, Hazret-i Îsâ aleyhisselâm diye yakaladılar, haça (çarmıha) gerip asarak öldürdüler. Allahü teâlâ, Hazret-i Îsâ’yı göğe kaldırdı. Hazret-i Îsâ aleyhisselâm, bu sırada 33 (otuz üç) yaşındaydı.


    Yahûdîler, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı tutup asmak veyâ öldürmek istediklerinde yanında bulunan İncîl-i şerîfi de yok ettiler. O zaman İncîl, henüz dünyâya yayılmamış, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın dîni olan İsevîlik, henüz yerleşmemişti. Çünkü Îsâ aleyhisselâm, ancak iki buçuk, üç sene kadar dîni teblîğ edebilmişti. Bu sebeple, İncîl’in bir nüshasının daha yazılmış olması ihtimâli yoktu. Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın Eshâbı, hem çok az, hem de ekserîsi câhillerden olduğu için, onlarda yazılı bir nüsha olması imkânı da yoktu. Hazret-i Îsâ aleyhisselâmdan başkasının da ezberinde değildi.

    YanıtlaSil
  82. Yahûdîlerin ileri gelenlerinden ve Îsevîlerin en büyük düşmânlarından olan, ama Îsevîliği kabûl ettiği yalanını uyduran “Paul=Pavlos”, Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın dînini değiştirdi, bozdu. Tevhîdi (tek Allah inancını) teslîse (üç tanrı inancına), Îsevîliği de Hıristiyânlığa çevirdi. Böylece hakîkî Îsevîlik yok olup, yerini bozuk olan Hıristiyânlığa bıraktı.


    Îsevîlikte tek Allah’a inanmak esâsı vardı. Ahkâm, yâni emirler ve yasaklar pek azdı. Hazret-i Îsâ aleyhisselâm, “Ben, Benî İsrâîl Peygamberlerinin getirdikleri ve şimdi bozulmaya başlayan, tek Allaha inanan hak dîni izhâr için geldim” diyordu.


    Îsevîlik, tek Allaha inanma dîni olan Hazret-i İbrâhîm aleyhisselâm ve Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın dînlerinin aynısıdır. Îsâ aleyhisselâm kendi vaazlarını yazmadı. Allahü teâlânın gönderdiği İncîl de kayboldu. Bugün Hıristiyânların ellerinde bulunan “Kitâb-ı Mukaddes”, Tevrât’tan alınan kısımlar “Ahd-i Atîk=Eski Ahid” ile, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın sonradan yazdıkları İncîller ve “Resûller” tâbir edilen şâkirdlerin risâlelerinden, mektuplarından yâni “Yeni Ahid”den meydâna getirilmiştir. Bu dört yazarın kitapları, birbirini tutmaz. Aynı hâdise hakkında birbirinden farklı yazılar yazmışlardır. Diğer havârîlerin yazdıkları İncîller toplattırılıp yaktırılmıştır.


    Yakılan bu İncîller arasında bulunan ve içinde Hazret-i Muhammed aleyhisselâmın geleceğini uzun uzadıya anlatan “Barnabas İncîli” de yok olmuştur.


    Bugün insâflı Hıristiyân dîn adamları bile, şimdiki Hıristiyânların ellerindeki İncîl’in artık Allah kelâmı olarak kabûl edilemeyeceğini itirâf etmektedirler.

    YanıtlaSil
  83. يصبح

    وكَثِيرُونَ في

    SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri

    olur? Cevaplandırır mısınız?

    CEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (Ihlás) iki kısma ayrılır:

    1 Amelde samimiyet,

    2 Sevap beklemede samimiyet.

    AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir

    adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin sayğı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.

    Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve amel işlemek demektir.

    SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.

    Havariler İså Peygamber'e sorarlar: «Samimi (halis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir? İså Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:

    Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.»

    YanıtlaSil
  84. يصبح

    وكَثِيرُونَ في

    SORU: Samimiyet ve gösteriş (ihlas ve riya) ne demek- tir, bunların hükmü nedir? İşlenen amellere ne gibi tesirleri

    olur? Cevaplandırır mısınız?

    CEVAP: Yetkili din bilginlerimize göre samimiyet (Ihlás) iki kısma ayrılır:

    1 Amelde samimiyet,

    2 Sevap beklemede samimiyet.

    AMELDE SAMİMİYET: Amelde samimiyet, Allah'a bir

    adım daha çok yaklaşmayı dilemek, O'nun buyruklarına derin sayğı duymak ve çağrısına koşmak demektir. Sağlam ve sar- sılmaz bir inanca sahip olmak sahibini amelde samimiyet ve Allah'a bağlılığa götürür.

    Samimiyetin zıddı, nifaktır. Nifak, Allah'tan başkasına ya- kınlaşmayı dilemek ve başkaları duysun diye ibadet etmek ve amel işlemek demektir.

    SEVAP BEKLEMEDE SAMİMİYET: Sevap beklemede samimiyet, hayırlı işler işleyerek karşılığında öbür dünyada menfaat ummak demektir.

    Havariler İså Peygamber'e sorarlar: «Samimi (halis) a- mel nedir? Allah bağlısı kişi kimdir? İså Peygamber buna şu ibret dolu cevabı verir:

    Samimi amel, katıksız ameldir. Yani yalnız Allah'ın hoş- nutluğunu kazanmayı gaye güden ameldir. Allah bağlısı kişi ise yaptığını sadece Allah için yapan, O'ndan başka kimse nin işlediği ameli bilmesini istemeyen kişidir.»

    YanıtlaSil
  85. CAMIÜ'S-SAĞIR

    MUHTASARI, TERCÜME VE ŞERHİ

    Allah'ı sevmenin yolu Resûlullaha (a.s.m.) tabi ol- maktan; söz, hål ve hareketlerimizde onu ölçü almak- tan geçer.

    Resûlullahın (a.s.m.) hadislerinin herbiri ise karan- lıkta kalanlara bir ışık, yolunu şaşıranlara bir rehber, ölünceye kadar doğru yolda tutan bir kılavuzdur.

    Resûlullahın (a.s.m.) hadisleri ahiret yolcusu olan insanlar için en sağlam birer ölçü, esas ve hayat pren- sipleridir. Bilhassa bunalımda olan çağımız insanlarına bir kurtuluş simidi, huzur ve saadet yollarını gösteren hatasız bir programdır. Hayata hayat, ruh ve nurdur.

    Günümüzün insanının onun emir, yasak ve öğütle- rinden istifade edecekleri çok şeyler var. Ruh, kalp ve vicdanlar, onlara gıda, hava ve su kadar muhtaçtır.

    ***

    Camiü's-Sağir, 10,000 civarında hadis-i şerifi ihtiva eden meşhur hadis kitaplarından biridir. Uyanıkken yetmiş defa Resûlullahı (a.s.m.) gören Celaleddin es-Suyuti (1445-1505) tarafından tasnif edilmiştir. Elinizdeki cildlerde, bu eserin, Feyzü'l-Kadir isimli şer- hi esas alınarak günümüze bakan 4000 civarında hadis ele alınmış, bazılarının açıklamaları yapılmıştır.

    YA NE

    YanıtlaSil
  86. Evet sabıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi; "Vema ra meyte iz raheyte sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hük münde onları inhizama sevketmesi; "Ven şakke'l kamer" nassı ile aynı avucunun parmağıy la Kamer'i iki parça etmesi; ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir or- duya içirmesi; ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mu cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir. Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'da- ya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas et- se derman olur. Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-ı Kainat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile bi- at edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..

    O, bütün resullerin sevuid

    mukarrob

    YanıtlaSil

Yorum Gönder