İBRAHİM A. S.

Yorumlar

  1. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.

    Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).

    Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-

    YANITLASİL

    yuksel22 Mayıs 2024 13:52
    ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,

    .Κ.)

    BESİR

    YanıtlaSil
  2. agi-

    der. Niyazî Mısrî. "Cemâli zahir ol-sa tiz celâli yakalar anı / Görürsün bir gül açılsa yanında hâr olur pey-da" der. Gülün yanında dikenin de bulunmasının bir hilkat kuralı oldu-ğunu söyler. Gül cemâlin, diken ce-lâlin sembolüdür.

    YanıtlaSil

  3. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    115 1 Helâlin en güzeli kesbinizden (alın terinden) yediğinizdir. Evlâdınız da kesbinizdendir. Hz. Âişe (r.anha)
    115 2 Hayırların içinde sevabı en çabuk gelen sılai rahim, en çabuk cezası gelen de hükümete isyandır. Yalan yere yemin de memleketleri harabeye çevirir. Hz. Mekhul (r.a.)
    115 3 Allah nazarında, Allah'ın nehyettiği kebairden sonraki günahların en büyüğü, karşılık bırakmadan borçlu ölmüş olmaktır. (Ki varisi de ödeyemiyor) Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    115 4 Allah nazarında günahların en büyüğü şu kimsenin yaptıklarıdır. Bir adam bir kadın alır ve hevesi geçince boşar ve mehrini dahi vermez. Bir adam da adamı çalıştırır parasını vermez. Bir tanesi de boşu boşuna hayvan öldürür. Hz. İbni Ömer (r.a.)
    115 5 Kulların amelleri, Pazartesi ve Perşembe günleri Allah'a arz olunur. Ve şirk etmeyenlerin günahı afv olunur. Birbirlerine karşı dargınlığı olanlarınki kalır. Hz. Talha İbni Ubeydullah (r.a.)
    115 6 Her Cuma gecesi beni Âdem'in amelleri Allah'a arz olunur. Akrabasını yoklamayı kesenin ameli kabul olunmaz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    115 7 Sizin amelleriniz akrabanızdan olan ölülere duyurulur. İyi ise sevinirler, kötü ise şöyle dua ederler: "Yarabbi bize nasıl hidayet ettinse onlara da hidayet etmeden canlarını alma." Hz. Enes (r.a.)
    115 8 Sizin amelleriniz kabirde yatan akrabalarınıza duyrulur. İyi ise sevinirler. Fena ise şöyle dua ederler: "Yarabbi sen ona ilham et, taatınla amel etsin". Hz. Câbir (r.a.)
    115 9 Benim ümmetimin hallerine en imrenilecek olanı şu kimsedir; Malı az, çoluk çocuğunun da namaz ve oruçtan nasibi var. Rabbine ibadet ve itaatını da gizlide ve en güzel şekilde yapar. İnsanlar arasında tanınmaz. Ve kimse onu parmakla işaret etmez. Rızkı ancak yetecek kadardır. Ve buna da sabırlıdır. Halini kimse bilmez. Arkasından ağlayanı az ve mirası da azdır. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)

    YanıtlaSil

  4. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    174 1 Gıybetten sakının. Zira muhakkak ki gıybet, zinadan daha şiddetlidir. Adam zina eder ve tövbe eder de Allah onun tövbesini kabul eder. Gıybet sahibine gelince, gıybetini yaptığı kişi onu affetmedikçe, mağfiret olunmaz. Hz. Câbir ve Ebu Said (r.a.)
    174 2 Siz, ölüleriniz üzerine feryad ederek ağlamaktan sakınınız. Zira ölü, kendi üzerine böyle ağlandığı müddetçe muazzeb olmaktan kurtulamaz. Hz. Ebud Derda (r.a.)
    174 3 Güneşte oturmaktan sakınınız. Zira güneş elbiseyi eskitir, kokutur ve gizli hastalığı meydana çıkarır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    174 4 Sapanla taş atmaktan sakınınız. Zira o, dişi kırar, gözü çıkarır ve düşmanı da yaralamaz. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.)
    174 5 Siz, çalgı ve şarkı dinlemekten sakınınız. Zira o ikisi, suyun sebzeyi bitirmesi gibi, kalbde nifakı yeşertir. Hz. Abdullah İbni Mes'ud (r.anhüma)
    174 6 Siz münafıklık huşuundan sakınınız. Bedende huşu olur da kalbde huşu olmaz. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    174 7 Malda ve nafakada israftan sakınınız. Size iktisatlı olmayı tavsiye ederim. İktisad eden kavim asla fakre düşmez. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    174 8 Ana ve babaya karşı gelmekten sakınınız. Cennetin kokusu bin yıllık mesafeden alınır. Halbuki ana-babaya asi olan, sılai rahmi terkeden, yaşlı olduğu halde zina eden, kibirle elbisesini yerde sürükliyen kimseler Cennetin kokusunu alamazlar. Büyüklük ancak Aziz ve Celil olan Allah'a mahsustur. Hz. Ali (r.a.)
    174 9 O kıssa anlatıcılardan sakınınız ki, anlattıklarında; takdim ederler, tehir ederler, karıştırırlar ve hataya düşerler. Hz. Enes (r.a.)
    174 10 "Üç kişinin katilinden" sakınınız. Zira o, Allah'ın mahlukatının şerlilerindendir. Şöyle ki: "O, (gammazlıkla) kardeşini sultana teslim eden bir kişidir ki, böylece o hem kendini öldürdü, hem kardeşini öldürdü ve hem de sultanını öldürmüş oldu. Hz. Enes (r.a.)
    174 11 Sultanla oturup kalkmaktan sakınınız. Zira bu, dinin gitmesidir. Ona yardımcı olmaktan da sakınınız. Zira siz onun işini övemezsiniz.. Hz. Ali (r.a.)
    174 12 Kovuculuk yapmaktan ve söz taşımaktan sakınınız. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    174 13 Hile yapmaktan sakının. Kişinin ganimet taksim edilmeden önce, cariyeye yaklaşması, sonra da onu getirip taksim yerine bırakması, gene bir adamın elbiseyi giyip yıprattıktan sonra gidip taksim yerine bırakması veya taksimden önce hayvana binip, sonra onu ganimet hayvanlarını içine iade etmesi aldatmadır. Hz. Sabit İbni Refiğ (r.a.)

    YanıtlaSil

  5. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    341 1 Her müskir haramdır. Muhakkak ki Aziz ve Celil olan Allah'ın her müskir içeni "Tıynetil-Habâl"den ahdi vardır. Dediler ki: "Ya Resulallah tıynetül-habâl nedir?" Buyurdu ki: O, Cehennem ehlinin teridir. Hz. Câbir (r.a.)
    341 2 Her müskir şaraptır ve çoğu sekir veren şeyin azı da haramdır. Hz. Ali (r.a.)
    341 3 Her iyilik sadakadır. Hz. Bilal (r.a.)
    341 4 Hangi söz ki, onda Allah zikri bulunmaz ve Bana selatü selam getirilmeden başlanır, o bereketten mahrumdur ve onun hayrı noksandır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    341 5 Herkesin talakı cizdir. Bunamışla aklını kaybedeninki müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    341 6 Her göz zina eder (Her nâ-mahreme bakan). Bir kadın da kokular sürünüp bir meclise uğrara (erkekler arasından geçerse) o da zâniyedir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    341 7 İçinde imam ve müezzini olan her mescid "itikafa" sahihdir. Hz. Huzeyfe (r.a.)
    341 8 Lut kavminin her adeti kayboldu. Üçü müstesna: Kılıcını sürümek, tırnakları boyamak ve avreti açık gezmek (Kısa pantolon.) Hz. Zubeyr (r.a.)
    341 9 Müslümanın Allah yolunda aldığı yara, kıyamet günü, olduğu gibi gelir; yaradan kan fışkırarak, rengi kan renginde, kokusu misk kokusunda. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    341 10 Herkes ne için yaratıldı ise o, kendisine müyesserdir. Hz. İmran (r.a.)
    341 11 Kur'an-ı Kerim'deki, içinde "kunût" kelimesi zikredilen her vecih taat manasınadır. Hz. Ebû Said (r.a.)
    341 12 Her şeyin kendisi ile Allah arasında hicap vardır. "Lâ ilâhe illallah" şehadet kelimesi ve anne babanın evlada olan duasında hicap yoktur. Hz. Enes (r.a.)
    341 13 Allah Teala'nın kitabında olmıyan her şart batıldır. Yüz şart olsa da. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    341 14 Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    341 15 Herkes kıyamet günü insanlar arasında hüküm verilesiye kadar sadakasının gölgesinde bulunacaktır. Hz. Ukbe (r.a.)

    YanıtlaSil
  6. ÇAĞDAŞ DEĞİLİM!..

    *

    M. Nihat MALKOÇ mnm61mmm@hotmail.com

    Çağdaşlık, sokakta üryan gezmekse, Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!.. Bâtılı kayırıp Hakk'ı ezmekse, Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!..

    Çağdaşlık, mâzîyi silip atmaksa, Anaya, babaya her gün çatmaksa, Vatanı bir pula ele satmaksa; Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!..

    Çağdaşlık, tarihe yüz çevirmekse, Bir'i yok sayıp da bin evirmekse, Her söz arasında çam devirmekse; Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!..

    Çağdaşlık, dünyada kulluksa kula, Gönlünü açmaksa paraya, pula, Tamah eylemekse dünyevî mala; Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!..

    Çağdaşlık, sabahı gece saymaksa, Cüceyi büyütüp yüce saymaksa, Halkın mahremini hiçe saymaksa; Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!..

    YanıtlaSil
  7. Çağdaşlık, örtüye karşı çıkmaksa, İçini yok sayıp dışa bakmaksa, Edep binasını çekip yıkmaksa; Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!..

    Çağdaşlık, düzene karşı devrimse, Yaratılış değil, topal evrimse, Gayri çenesini yormasın kimse; Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!..

    Çağdaşlık, boyaya banıp çıkmaksa, Ahlâkı temelden çekip yıkmaksa, İçkiyi su gibi içip kokmaksa; Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!..

    Çağdaşlık, Kur'ân'dan uzaksa şayet, Hayata müdâhil değilse âyet, Mâneviyat yoksa, sözüm net gayet; Ben çağdaş değilim emmimin oğlu!..

    YanıtlaSil
  8. 06.05.2010

    Tarihler 2010'u göstermekteydi. Ortalık birden karıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a ait olduğu iddia edilen müstehcen kasetler FETÖ mensubu gazeteci Yener Dönmez üzerinden servis edildi. Ortalığın karışması üzerine dört gün sonra, 10 Mayıs'ta Baykal CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa etti. Baykal'ın yerine, FETÖ'nün hazırladığı sözde yolsuzluk dosyaları ile adını duyuran, daha önce SSK'yı batırmış, adı Roche ilaç yolsuzluğuna karışmış olan, kendisini aklayan kişiyi milletvekili yaparak ödüllendiren, Sabetayist Rahşan Ecevit (Raşel Aral)'in

    YanıtlaSil
  9. Ecevit (Raşel Aral)'in siyasete taşıyıp ölene dek destek verdiği Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Kılıçdaroğlu işe CHP'deki Baykal kadrosunu ve FETÖ karşıtı kim varsa tasfiye ederek başladı. El konulan FETÖ medyası ve şirketlerine sahip çıktı. 15 Temmuz'un başarısız olması karşısında şok yaşayan Kılıçdaroğlu ve ekibi 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen millî direnişi 'kontrollü darbe' diyerek aşağılamaya kalktı.

    Baykal'a kaset operasyonu yapan pek çok kişi hâlen FETÖ'den tutuklu.

    YanıtlaSil
  10. Altınoluk'un Uu

    ÖZEL SAYI -1 |

    Fiyatı 18 TL

    4 MAYIS 31 ARALIK 2020

    GERCEK HAYAT

    gercekhayat.com.tr

    HAYAT

    FETO

    ÖZEL

    SAYI

    GER

    CER

    YanıtlaSil
  11. AHLAK

    şekilde şehvetine düşkün olmaktır. Böyle bir kimse namusları ayaklar altına alma istidadındadır. Orta mertebe olan vasat de-recesi ise iffetliliktir. Kişinin helaline karşı şehveti varken, ha-rama karşı iştahsız olur.

    Bunun anlamı şudur: Eğer insan ifrat derecede şehvetine düşkün olursa, kötülüğün en ileri seviyesi olan fuhşa düşeceği ve birçok masum insanın namuslarını kirleteceği açıktır. Bu da kötü ahlakın veya ahlaksızlığın en belirgin şeklidir. Eğer tefrit-te kalırsa nimetlerden ve meşru lezzetlerden mahrum olur. Oy-sa Kur'an'da tavsiye edilen "sırat-ı müstakim" ve "vasat üm-met2 kıstası, insanı bu aşırı durumlara düşmekten kurtarır.

    Kuvve-i gadabiyye, zararlı şeyleri reddetme duygusudur. Bu duygunun tefrit derecesi korkaklıktır ki, böyle bir duyguya sa-hip olan insan olur olmaz şeylerden korkarak hayatı kendisine zehir eder. İfrat derecesi ise, maddi ve manevi hiçbir şeyden korkmama hissi veren 'tehevvür'dür. Denilebilir ki, bütün is-tibdatlar, zulümler ve tahakkümler tehevvür mertebesinin mahsulüdür. Bu duygunun vasat mertebesi 'şeca'at' denilen kahramanlıktır. Şeca'at sahibi bir kimse, başka bir şey için de-ğil, sadece dini ve dünyevi hakları için canını feda etmekten çekinmez. Ancak meşru olmayan işlere karışmaz.

    Buradan anlaşıldığına göre, hak tanımazlık ilkesine dayanan gadab duygusunun ifrat (tehevvür) derecesi, helal-haram bil-meyen kuvve-i şeheviyyenin ifrat derecesiyle birleşince, ma-sumların ve özellikle zayıfların hakları ayak altına alınacağı gi-bi, iffetli insanların namusları da kirletilmiş olur. İnsanın eşref bir mahluk ve mükemmel bir varlık oluşuna uygun olarak bu duygular, din ve şeriat tarafından tahdit edilmişse de fıtratça ve yaratılışça sınırlandırılmamıştır. Başka bir deyimle, insanla-ra verilmiş bulunan bu duyguların kontrolü tamamen insanın iradesine bırakılmıştır. İnsan eğer "hadd-i vasať" dediğimiz de-receyi muhafaza edemeyip ifrat veya tefrite düşerse ahlaki za-afların içine düşeceği açıktır.

    Bir Ahlak Eğitimi Olarak Nefsin Tezkiyesi

    "Ahlak" sözcüğünden maksadımız İslam ahlakıdır. "İslam ahlakı deyiminden anlaşılması gereken şey, Kur'an ve Sün-

    18. İşaratül-İcaz, s. 29.

    19. Fatiha, 1/6.

    20. Bakara, 2/143.

    21. İşaratü'l-İcaz, s. 29.

    34

    KOPRO-YAZ/2006

    YanıtlaSil
  12. BEDİÜZZAMAN'A GÖRE AHLAKIN KAYNAĞI VE NEPSİN TEZKİYESİ

    net'in ön gördüğü güzel ahlaktır. Kur'an-ı Kerim, "Bon nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, no fis aşırı derecede kötülüğü emreder. ayetinin ifade ettiği e-mirle müminlere, başkalarıyla mücadele etme yerine öncelikle kendi nefisleriyle mücadele etme prensibini telkin etmiştir. İs-lam'ın bu temel esasını ilke edinen Bediüzzaman "nefsini islah etmeyen başkasını ıslah edemez düsturundan hareketle ön-celikle nefsin ıslah edilmesini ahlakın vazgeçilmez şartı olarak kabul etmiştir. İnsanın nefsini dizginlemesi, nefsine tapmama-sı ve nesini temize çıkarmaması, tabiatında var olan öfke ve şehvetin esiri olmaması gibi konulara Risale-i Nur'da çokça yer veren Bediüzzaman, insanın kendi dışındakilere çevirdiği mü-cadele enerjisini kendi nefsinin kötü temayüllerine yöneltmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim Hz. Peygamber'in ve Hz. İbrahim'in, güzel ahlakın zirvesin-de birer örnek olduklarını ifade ederek, müminleri bu ikisinin yoluna uymaya davet etmiştir. Kuşkusuz model olarak gösteri-len bu peygamberlere benzemek ancak nefsin kötü eğilimleri-ni bastırmakla mümkündür. "Her kim nefsinin hırslarından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa, işte felah ve mutlu-luğa erenler onlar olacaklardır."20 ayeti, güzel ahlakın ilk şartı-nın, insanın kendisini kötü hasletlerden ve fena duygulardan kurtarması olduğunu açıkça gösterir.

    Bediüzzaman'a göre, kötü ahlakın kaynağı sayılabilecek "tezkiyesiz nefs-i emmare'nin ıslah edilebilmesi için insan nefsinin "ahlak-i ilahl" veya "ahlak-ı peygamberi dediği güzel ahlakla donatılması, yani nefsin tezkiye edilmesi, temize çıka-rılması gerekir. Bunu için kendisi, öncelikle insanda "nefsini mürakabe altında tutabilme şuurunun gelişmesi ve yerleşme-si gerektiğine inanır. Onun "Herkes kendi âleminde bir kuman-dan olduğundan âlem-i asgarinde [özel dünyasında] cihad-ı ek-ber ile mükelleftir ve Peygamber ahlakıyla ahlaklanmakla va-zifelidir." şeklindeki sözleri, "tezkiye-i nefis ve tekemmül-ü ruh" için insanın özel dünyasında kötülüklerle mücadele etme-sinin şart olduğunu göstermektedir. Bediüzzaman insanı Al-lah'a kavuşturacak olan yolların nefsin tezkiyesinden geçtiğini

    22. Yusuf, 12/53.

    23. Sözler (21.Söz), s. 243.

    24. Ahzab, 33/21.

    25. Mümtehine, 60/4.

    26. Haşir, 59/9.

    27. Lem'alar, s. 274.

    28. Hutbe-i Şamiye, s. 89.

    KÖPRÜ YAZ

    YanıtlaSil
  13. 154

    TÖVBE I I

    var ki, ben onları dünyaya geri göndersem yine eskiden işledikleri güna lara geri dönerler, bu günahlarından pişmanlık duyup tövbe de etmezle İşte cehenneme atıp ateşle azap edeceğim kişiler bunlardır.

    Ey Adem! Seni kendim ile zürriyetin arasında hakem tayin ettir Mizanın yanında dur ve oraya gelenlerin amellerine bak. İyilikleri zer miktarı ağır gelen kimsenin yeri cennettir.

    Bilmiş ol ki ben zalimlerden başkasını cehenneme sokmam."

    Hz. Aişe (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    Kulların sicil kayıtları üç türlüdür.

    1. Allah'ın bağışlayacağı sicil kayıtları.

    2. Normal şartlarda Allah'ın bağışlamayacağı sicil kayıtları.

    3. Allah'ın hiçbir zaman bağışlamayacağı sicil kayıtları.

    Normal şartlarda Allah'ın bağışlamayacağı sicil kayıtları, Allah'a şirk koşmaktır.

    Nitekim Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

    إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَاوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ

    "Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cen-netini haram kılar; artık onun yeri ateştir."2

    Allah'ın bağışlayabileceği sicil kayıtları, Allah'a karşı işlenmiş olup, kul hakkı içermeyen günahlardır. Kişinin kendine zulmetmesi gibi.

    Allah'ın asla affetmeyeceği sicil kayıtları, kulların birbirine zulmet-meleri diye ifade edebileceğimiz, kul hakkı içeren günahlardır.

    Ebu Hüreyre (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    "Kıyamet gününde bütün haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boy-nuzsuz koyunun hakkı kendisini toslayan boynuzlu koyundan alınacak-

    O halde kulun görevi, alacaklılarını razı edip onlarla helalleşmektir.

    Tirmizi, Nevadiru'l-Usûl, 2/260

    Maide ya

    Ahmed, Müsned, 6/240

    Müalim, agBa

    YanıtlaSil
  14. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    155

    Eğer tövbeye konu olan günah Allah ile kul arsında ise günahkârın bağışlanmayı dilemesi halinde mağfiret sahibi olan Allah onun günahını siler, affeder.

    Eğer tövbe konusu olan günah kul hakkını ilgilendiriyorsa, haksız olan kişiden bunun hesabının sorulacağında şüphe yoktur. Suçlu kimse hak sahibi ile helalleşmedikçe tövbe ve istiğfar etmesi kendisine bir fayda sağlamaz. Hak sahibi ile helalleşmezse kıyamet günü sevaplarından alı narak hak sahibine verilir.

    Nitekim aşağıdaki hadis bu gerçeği açıkça ifade etmektedir.

    Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyur

    muştur:

    - Benim ümmetimden kime iflas etmiş denir, bilir misiniz?

    Sahabe-i Kiram:

    Müflis, meteliğe kurşun atan parasız, pulsuz kimsedir, deyince Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    Benim ümmetim içinden iflas etmiş olan o kimsedir ki, kıyamet günü namaz ve oruçları eksiksiz olarak Allah'ın huzuruna çıkar, fakat şu-na sövmüş, buna iftira etmiş, falanın hakkını yemiş, filanın kanını dök-müş, filanı da dövmüştür.

    Bu kişinin iyiliklerinden alınıp üzerinde hakkı bulunan kimselere ve-rilir. Borçları bitmeden önce sevapları biterse hak sahiplerinin günahla-rından alınıp ona verilir. Sonra da cehenneme atılır."

    Bizi tövbeye ve tövbe üzere kalmaya muvaffak kılmasını yüce Allah-'tan dileriz. Çünkü tövbede sebat etmek tövbe etmekten daha zordur.

    Muhammed b. Sirin şöyle diyor:

    Sakın bir hayır işledikten sonra onu terk etmeye kalkma! Çünkü töv-be ettikten sonra tövbesinden dönen hiç kimse kurtuluşa eremez.

    Tövbe eden sürekli ölümü göz önünde bulundurmalıdır. Böyle ya-parsa devamlı tövbe üzere bulunur, geçmiş günahlarını düşünüp, çok is-tiğfar eder, verdiği nimetler sebebiyle, bir de kendisini tövbeye muvaffak ettiği için Allah'a şükreder.

    Ayrıca tövbe eden kişi kıyamet günü verilecek sevabı düşünmelidir. Zira âhiretteki sevabı hatırında tutan iyiliklere yönelir. Ahiretin azabını düşünen de günahlardan uzak durur.

    Müslim, 2581

    YanıtlaSil
  15. سورة البقره (۷)

    اشارات الاعجار

    اقتضا سند در بولی مضائقك تظاهرى انحن شرك وجود باله اولور شردن هدى تجاوز تجد من يكون ذهيب وتكويف لازمدر. ذهبك وجدان اوزرينه تأثرى، ترهبي تصديق اتحمله اولور. تو همین تصدیقی ایسی، خارجی به عذابك وجود نه متوقد. زیرا وجدان، عقل، و هم کسی خارجی و ابدی حقیقت حکمنه كمن به غذا بدن با پيلانه تهیه له متاثر اور اویله ایسه دنداده اولدینی کنید آخر نده ده آتشک وجود ند نه با پیلان ترهيب، تخويف، عينه حكمتدر.

    سؤال ؟ ، بل اعلا، او ابدی جزا حکمت مواقدر، قبول ابتدك. فقط مرحمت و شفقت الهيده نه دیور ؟

    الجواب ) عزیزم ! او کافر مقنده ایکی احتمال وار. او ظفر، یا عدم کیده جلور و یا دائی عذاب ایجنده موجود فالا جقدر وجودك - ولو جهنمده اولسون - عد مدن داها خير إلى اولديفي وجدانی به حکمور. زيرا عدم، شر محض اولديفي كبي، بتونه مصیبت و معصیت ارك ده مرجعیدر وجود ایسه - ولو جهنم ده اوله - خير محضدر. مع هذا ، فرك مسكنى جهنمور وابدى اولارق اوراده قالا جقدر.

    و دو روم کسب استحقاقه ایمن ایسه ده، عملنهك جزاستی چکد کدن فقط و فی کندی عملی بو دو روم که موکره، آنسه ایله بر نوع الفت پیدا ایدر و اولکی شد تامر در آزاده اولور.

    او فراون دنیاده باید قاری اعمال خیر به لرینه مطر فاناً، شو مرحمت الهيئه به مظهر اولد قارية دائر اشارات حديثة وار در.

    مع هذا، جنايتك لكه نمى ازاله ويا خجالتني تخفیف و یا خود اجرای عدالته اشتياقه الحجون جزایی حسن رضا الله قبول ايتمك، روحك فطرى اولان شأنيدر.

    اوت، دنیاده چومه ناموس صاحباری، جنايتكرينك حجابندن قور توطعه الجون، كند يا رينه جزانك تطبیقی ایسته مشهر در وایسته نکرده وار در

    YanıtlaSil
  16. أَعْمَالِ خَيْرِيَة

    Amal-i hayriye: Hayırlı ameller

    عَدَمٌ

    Adem: Yokluk

    ازاده

    Azade: Serbest bırakılan

    تجالت

    Hacalet: Utanma

    خَيْر محض

    Hayr - mahz: Tam bir hayır

    حجاب

    Hicab: Utanma, perde

    حسن رضا

    Hüsnü iză: Güzelce râzı olma

    اجْرَأَي عَدَالَتْ

    İcra-yı adalet: Adâleti tatbik etme

    إشارات

    İşarat-ı hadisiye: Hadisin

    حديثية

    işaretleri

    اشتياق

    İstiyak: Cok arzu etme

    إزاله

    İzale: Giderme

    كسب استحقاق

    Kesb-i istihkāk: Hak ka-zanma

    معصيت

    Masiyet: Günah

    مع هذا

    Maahaza: Bununla beraber

    مظهر

    Mazhar: Üzerinde gösteren

    مريع

    Merci : Muraâcaat makamı

    مَسْكَنْ

    Mesken: Oturulan yer

    موافق

    Muvafik: Uygun

    مكاناتا

    Mükafaten: Ücret olarak

    متأثر

    Müteessir: Etkilenen

    متوقف

    Mütevakkı: Bağlı olan

    شَرِّ مَحْضُ

    Şerr-i mahz: Tamamen şer

    تخفيف

    Takhfif: Hafifletme

    تخويف

    Tahvif: Korkutma

    ترهيب

    Terhib: Korkutma

    تظاهر

    Tezahür Görünme

    القت

    Ülfet: Alışma

    YanıtlaSil
  17. iktizasındandır. Bu gibi hakäikin tezahürü, ancak serrin vücüduyla olur. Şerden haddi tecavüz etmemek için, terhib ve tahvif lazımdır. Terhibin vicdan üzerine te'siri, terhibi tasdik etmekle olur.

    Terhibin tasdiki ise, harici bir azabın vücüduna mütevakkıftır. Zira vicdan, akıl, vehım gibi harici ve ebedi hakikat hükmüne geçmiş bir azabdan yapılan terhible müteessir olur. Öyle ise, dünyada olduğu gibi, âhirette de ateşin vücûdundan yapılan terhib, tahvif, ayn-ı hikmettir.

    Suâl: Pekâlâ, o ebedi ceză hikmete muvåfıktır, kabul ettik. Fakat merhamet ve şefkat-ı İlâhiyeye ne diyorsun?

    Elcevab: Azizim! O kafir hakkında iki ihtimål var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya dâimi bir azab içinde mevcûd kalacaktır. Vücüdun -velev cehennemde olsun- ademden daha hayırlı olduğu vicdânî bir hükümdür. Zîrâ adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve ma'siyetlerin de merciidir. Vücüd ise -velev cehennem de olsa- hayr-ı mahzdır. Maaházá, kâfirin meskeni cehennemdir. Ve ebedi olarak orada kalacaktır.

    Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkāk etmiş ise de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nevi ülfet peydâ eder ve evvelki şiddetlerden âzâde olur. O kafirlerin dünyada yaptıkları a'mål-i hayriyelerine mükâfâten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dâir işârât-ı hadisiye vardır.

    Maahâzâ, cinayetin lekesini izâle veya hacâletini tahfif veyahud icrâ-yı adâlete iştiyâk için cezâyı hüsn-ü rıza ile kabul etmek, ruhun fıtri olan şe'nidir.

    Evet, dünyada çok nâmus sâhibleri, cinayetlerinin hicabından kurtulmak için, kendilerine cezânın tatbikini istemişlerdir. Ve isteyenler de vardır.

    YanıtlaSil
  18. 204

    ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRI XI

    Cenâb-ı Hakkın, Kendisine tahsis ettiği İlimlerden başkasına ise Resûlullah Aleyhisselâmın dört Halifesi ve büyük Sahabisi Hz. Ebú Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali ile İbn-i Mes'ud ve İbn-i Ab-bas... gibi Sahabileri väris olmuşlardır. (103)

    İbni Abbas'm Kur'an-ı Kerim Tefsiri Hakkındaki Soraları Cevaplaması:

    Nåfi' b. Ezrak ile Necde b. Uveymir, Harici Reislerinden bazı kim-selerle birlikte ilmi mübâhaseler yapmak ve ilim edinmek maksadile yola çıkıp Mekke'ye geldiler. Zemzem'in yakınında oturan ve üzerin-de kırmızı bir Ridâ ve gömlek bulunan Abdullah b. Abbas'la karşı-laştılar ki, o sırada, bazı insanlar, kalkıp Ona «Ey Ebû Abbas! Filan, filan Åyet hakkında ne dersin?» diyerek Kur'an-ı Kerim Tefsirinden sorular soruyorlar, O da, «O, şöyle şöyle demektir.» diye cevaplar ve-riyordu.

    Nåfi' b. Ezrak Ey İbn-i Abbas! Bu güne kadar haber verilmeyen şey üzerinde fazla cesaretli olma!» dedi..

    İbn-i Abbas «Anan, seni gayb etsin ey Nâfi! Sana, benden daha cesåretli olan kimseyi haber vereyim mi?» dedi.

    Nafi «Kim imiş o ey İbn-i Abbas!» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Bilgisi bulunmayan şey hakkında konuşan veya kendisinde bulunan bilgiyi saklayan adam'dır!» dedi.

    Nafi Doğru söyledin ey İbn-i Abbas! Ben, sana bazı sorular sor-mağa geldim! dedi.

    İbn-i Abbas «Haydi getir soracağını, Sor!» dedi.

    Näfi «Yüce Allah'ın (Yürselü aleykümâ şüvâzun min nårin.. (Rahman: 35) kavlinden bana haber ver, Şuvaz, nedir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Şuvaz, içinde duman bulunmayan yalın'dır.» dedi. Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır. Ümeyye b. Ebissalt'ın sözü olmak üze-re İşittim. diyerek Ümeyye'nin, içinde bu kelime geçen kıtasını okudu.

    Nāfi «Doğrusun!

    Yüce Allah'ın, aynı Âyetteki (Ve nuhâsun felâ tantasırâni.) kav-linden bana haber ver Nuhas, nedir?» dedi.

    fbn-1 Abbas «İçinde yalın bulunmayan dumandır." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    (103) Süyü İtkan c. 2, a. 125-126

    YanıtlaSil
  19. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    205

    İbn-i Abbas Evet! Vardır! Nabiğa-1 Beni Zubyan'dan dinledim.» diyerek, onun, Içinde Nuhas kelimesi geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, Allah'ın (..Emşacin nebtelihi.. (İnsan: 2) kavlinden de, haber ver?» dedi.

    İbn-i Abbas «Erkeğin Suyu ve kadının Suyu Rahimde bir-leştiği zaman, karışık olur, demektir.» dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    tim. İbn-i Abbas «Evet! Vardır! Ebû Züeyb'ül'Hüzeli'nin sözünü İşit-

    O, diyordu ki: diyerek içinde, bu kelime geçen beytini okudu.

    Nâfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Vetteffetissâku bissákı. (Kıyâme: 29) kav-linden de, haber ver: Essâku bissâkı, nedir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Harbdir." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab Indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Ebi Züeyb'ın sözünü işittim.» diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..Benîne ve Hafedeten.. (Nahl: 72) kavlin-den de, haber ver: Benûn ve Hafede, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Senin oğulların ki, sana kızanlardır. Hafedelerin ise, sana hizmet edenlerdir." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır! Ümeyye b. Ebissalt'ın sözü olarak işit-tim ki..» diyerek onun, içinde bu kelime bulunan beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Kalû innemâ ente minel müsahharine (Şuara: 153) kavlinden de, haber ver?» dedi.

    dedi. İbn-i Abbas «Mirzel'müsahharin, minel'mahlûkin demektir.»

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas Evet! Vardır: Ümeyye b. Ebissalt-ı Sakafinin sözü olmak üzre işittim kl..» diyerek onun, İçinde bu kelime geçen beytinl okudu.

    Nâfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..Fenebeznâhü filyemmi ve hüve mülim. (Zâriyât: 40) kavlinden de, haber ver: Mülim, ne demektir?» dedi.

    YanıtlaSil
  20. 186

    MECELLE-1 AHKAM-I ADLİYYE

    MADDE 281

    Bâyi semeni kabzetmeden mebi'i teslim ederse hakk-ı habsini iskat etmiş olur. Bu suretle semeni kabzedinceye dek tevkif etmek üzere mebi'i istirdat edemez.

    MADDE 282 Semen-i mebi'i almak üzere bâyi bir kimseyi müş-teri üzerine havale ederse hakk-ı habsini iskat etmiş olur. Ve bu suretde hemen mebi'i müşteriye teslim etmesi lazım gelir.

    MADDE 283

    Veresiye satışta bâyï'in hakkı habsi olmayıp va-desi hulûlünde semeni kabzetmek üzere hemen mebi'i müşteriye tes-lim etmesi lazım gelir.

    MADDE 284 Bayi peşin olmak üzere sattıkdan sonra semen-i mebîi tecil ederse hakk-ı habsini iskat etmiş olur. Ve vadesi hulû-lünde semeni kabzetmek üzere hemen mebi'i teslim etmesi lâzım gelir.

    FASL-I SALİS

    Mekân-ı teslim hakkındadır.

    Akd-i mutlak hin-i akidde mebi' nerede ise orada MADDE 285 teslimini iktiza eder.

    Meselâ, bir kimse Tekfur dağındaki buğdayını İstanbul'da bir kimseye sattıkda ol buğdayı Tekfur dağında teslim eder, yoksa İs-tanbul'da teslim etmek üzere icbar olunamaz.

    MADDE 286 Mebi'in nerede olduğu müşterinin malûmu olmayıp da ba'd-el-akd muttali olsa muhayyerdir. Dilerse bey'i fesh eder ve dilerse hin-i akidde mebi' nerede ise orada kabzeyler.

    MADDE 287 Bir mahall-i muayyende teslim olunmak şartiyle satılmış olan malın orada teslimi lâzım gelir.

    FASL-I RABİ'

    Teslimin meûneti yani külfeti ve levazım-ı tamamiyyeti beyanındadır.

    MADDE 288 Semene mütaallik olan masarif müşteriye aittir.

    Meselâ, akçenin sayma ve tartma ücretleri gibi masarif-i sarra-fiyye müşteri tarafından verilmek lâzım gelir.

    MADDE 289 Mebi'in teslimine müteallik masraflar bâyï'e aittir. Meselâ, kileci ve kantarcı ücretlerini bâyi'in vermesi lâzım gelir.

    YanıtlaSil
  21. KİTAB'UL BÜYÜ

    187

    MADDE 290 Cüzafen satılan şeylerin meûneti müşteriye aittir.

    Meselâ, bir bağın üzümü mücazefeten satıldıkda devşirmesi müşterinin üzerinedir. Kezalik bir ambar buğday mücazefeten satıl-dıkda ambardan ihraç ve nakli müşterinin üzerine lâzımdır.

    MADDE 291 Odun ve kömür gibi hayvan üzerinde mahmülen sa-tılmış olan şeyleri müşterinin hanesine nakletmek emrinde örf ve âdet-i belde ne ise ona ittiba' olunur.

    MADDE 292 Senet ve hüccet tahriri ücreti müşteri üzerine là-zımdır.

    Fakat bâyï'in dahi mahkemede bey'i takrir ve işhad eylemesi lazım gelir.

    FASL-I HAMIS

    Helâk-i mebi'a müterettip olan mevad beyanındadır.

    MADDE 293 - Mebi kabl-el-kabz bâyi'in yedinde telef olsa müş-teri hakkında bir şey terettüp etmeyip zararı bâyï'e ait olur.

    MADDE 294 Mebi' ba'd-el-kabz telef olsa bâyi hakkında bir şey terettüp etmeyip zararı müşteriye ait olur.

    MADDE 295 Müşteri mebi'i kabzedip lâkin semeni tediye etme-den müflisen fevt olsa bayi mebi'i istirdat edemeyip ğuremâya dahil olur.

    MADDE 296 Müşteri mebi'i kabz ve semeni tediye etmeden müf-lisen fevt olsa bâyi semeni müşterinin terekesinden istifa edinceye-dek mebi'i hapsedebilir.

    Bu suretde hâkim mebi'i bey' edip semeni vefa ederse bâyii'n alacağını tamamen ifa eder. Ve fazlası kaldığı takdirde ğuremaya verir. Ve eğer bâyi'in alacağından nâkıs ise ol semeni bâyi' tama-men aldıktan sonra noksanını ğarameten müşterinin terekesinden alır.

    MADDE 297 Bâyi semeni kabzedip lâkin mebi'i müşteriye tes-lim etmeden müflisen fevt olsa mebi bâyï'i yedinde emanet kalmış olur,

    Bu suretde müşteri mebi'i alıp sair ğurema müdahale edemez.

    YanıtlaSil
  22. 674

    HADIS-I ŞERİFLER

    6) «Temizlik, imanın yarısıdır.»

    Bilhassa kalb temizliği.. Ravi: EBU MALİK'ÜL-ES'ARI.. Menkibe. si, 155. Hadis-i Şerifte..

    ما مِنْكُمْ مِنْ أَحَد يتوضأ فَيُسْبِعُ الوضوء ، ثم قال أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وحدَهُ لا شريكَ لَهُ ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عبدُهُ وَرَسُولُهُ ، إِلَّا فُتِحَتْ لَهُ أَبواب الجنَّةِ الثَّمَانِيَةُ يَدْخُلُ مَنْ أَيُّهَا شاء .

    ( رواه مسلم )

    V

    7) «Sizden her kim, abdest alırken, abdestini güzel alır; sonra:

    Allah'tan başka ilah olmadığına, birliğine ve ortağı olmadı. ğına şehadet ederim.. Ve Muhammed, onun kulu ve resûlü oldu. ğuna şehadet ederim..

    Derse, ancak cennetin sekiz kapısı ona açılır; hangisinden isterse girer..>>>>

    **

    Bu sevaba nail olmak için, abdestimizi güzel alalım ve tarif edilen duayı okuyalım..

    **

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..

    الدرس الحادي عشر في فضل الصلاة والمحافظة عليها والوعيد الشديد على تركها

    ١-٣ قال تعالى : إِنَّ الصَّلاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ ، وقال تعالى : وَأَقِيمُوا الصَّلاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ ، وقال تعالى : وَما أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدين حنفاء وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ .

    ONBİRİNCİ DERS

    NAMAZ KILMANIN VE ONA DEVAMIN FAZİLETİ BIRAKMANIN DA ŞİDDETLİ CEZASI

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    <>

    YanıtlaSil
  23. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    675

    FAHŞA: Bilcümle kötü hareketler.. MÜNKER: Şeriat dışı kötü

    şeyler.. ANKEBUT suresinin 43. âyetidir.

    2) Ve şöyle buyurdu:

    **

    <>

    **

    Namazın usulü ve zekâtın şartları fıkıh kitablarında yazıldığı gibi olmalıdır.

    ***

    ANKEBUT suresinin 43. âyetidir.

    **

    3) Ve şöyle buyurdu:

    <>>

    * **

    Bu Ayet-i Kerime, 2. derste ihlâs anlatılırken de geçti.. BEYYİNE suresinin 5. âyetidir.

    وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : أُمِرْتُ أَنْ أَقَاتِلَ النَّاسِ حَتَّى يَشْهَدُوا أن لا إله إلا اللهُ ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رسولُ اللهِ ، وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ ، وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ إِلَّا بِحَقِّ الإسلام وحِسابُهُمْ على الله . ( رواه الشيخان عن ابن عمر )

    ٤

    4) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    <>>

    YanıtlaSil
  24. efrad- nev

    efrad- nev افراد نوع : ayrı bir tür meydana ge-tiren topluluğun fertleri (bireyleri)

    efrad- ümmet أفراد أنت : ummetin fertleri, İs lâm dinine bağlı fertler

    efrad-i zihayatiye افراد زيحياتي : canlı topluluk

    ların fertleri

    efsah افصح : cok açık, düzgün ve güzel konuş ma; daha açık, düzgün ve güzel konuşma

    efsah- füseha أفصح فصحا : çok açık, düzgün ve güzel konuşmaların en açık ve düzgün olanı

    efsane افسانه : eskiden beri söylenegelen olağanustu olayları anlatan hayali hikaye 2.gerçeğe dayanmayan asılsız söz ve hikaye; uydurulmuş

    efşan انشان : yayan saan (nur-efsan نور افشان : ışık yayan)

    efza أفزا : kelimelerin sonuna getirilen ek; "art-tıran, veren, katan" mânalarına gelir. (Örnek: hayret-efza خیرت افزا : hayret verici; ruh-efza: cana can katan, canlandırıcı)

    efzünاف : ok; aşkın, aşmış

    Eğirdir Gölü اگیر دیر گولی : Eğirdir Gölü tatlı su

    gölü olup uzunluğu yaklaşık 50 km. Türki-ye'nin dördüncü büyük gölüdür. Derinliği or-talama 6.7 m kadardır. Eğirdir İlçesi bu gölün kenarındadır. Isparta ilinin kuzey-doğusun-da, yaklaşık 50 km mesafededir

    eğlence اگلنجه : neşeli ve hoş vakit geçirme 2. neşeli ve hoş vakit geçirilen toplantı

    eğlence-i masumane اگلنجه معصومانه : günah ol mayan eğlence

    eğlenceperest اگلنجه پرست : eğlence düşkünü, eğlenceyi çok seven

    ehad (ahad( أحد : tek, bir

    Ehad - Samed أحد صمد : Ehad ve Samed olan Allah (c.c.), hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her an her şey kendisine muhtaç olan (Sa-med) ve bir (Ehad) olan Allah (c.c.)

    ehadi (ye( احدي : birliği olan, tek olma sıfatına

    sahip olan

    ehadis (ahadis( احاديث : hadisler, Peygambe rimiz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) sözleri ve örnek hareketleri

    ehadis-i kudsiye احاديث قدسيه: kudsi hadis-ler, månası Allah'tan (c.c.), sözleri Peygame ber'den (a.s.m.) olan hadisler

    ehadis-i meşhure أحاديث مشهوره : meşhur ha-disler, yalan veya yanlış üzerine birleşmeleri

    202

    ehass-i emel

    mümkün olmayan kimselerden bize kadar gelen kesin ve doğru hadis

    ber (a.s.m.) tarafından söylenmediği halde O ehadis-i mevzua أحاديث موضوعه : Hz. Peygam söylemiş gibi anlatılan hadisler

    ehadis-i Muhammediye احادیث محمدیه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) hadisleri, sözleri

    ehadis-i müteşabihe احاديث متشابهه : manala-rı açık olmayan, içinde geçen sözleri mecazi olan, yani, gerçek mānaları dışında mənalara işaret eden hadisler

    ehadis-i Nebeviye احاديث نبويه : Hz. Peygam ber'e (a.s.m.) ait hadisler, sözler

    ehadis-i sahiha احاديث صحيحه : doğruluğundan şüphe edilmeyen hadisler, doğru hadisler

    ehadis-i şerife احادیث شریفه : mübarek (kutlu( hadisler Peygamberimizin (a.s.m.) mübarek sözleri

    Ehadiyet أحديث : birlik, Allah'ın (c.c.) birliği (bak. Ehadiyet-i İlâhiye)

    Ehadiyet-i İlahiye أحديث إلهيه : her varlıkta ken-dini belli eden Allah'ın (c.c.) birliği

    Ehadiyeti Rabbaniye أحديث ربانيه : )Allah'ın

    (c.c.) yarattığı her varlıkta kendini belli eden) Rabbin birliği; her varlığın sahibi, yetiştirici-si, terbiye edicisinin bir ve aynı olması

    Ehadiyet Sikkesi احدیت سکه می : Allah'ın (c.c.( her varlıkta birliğini gösteren mührü, (mec.( her bir varlığın sahibi ve yaratıcısı bir olduğu-nu gösteren özellikler, şartlar

    Ehadiyet-i zati(ye أحديث ذاتيه : Allah'ın (c.c.( zatının birliği

    Ehadiyet-i zât-ı İlahiye احديث ذات إلهيه : Allah'ın

    (c.c.) zatının birliği

    Ehadiyet ve Samediyet-i İlahiye احدیت و صمدیت الهيه : Allah'ın (c.c.) Ehad ve Samed olması, tek tek her varlıkta(bir kısım isim ve sıfatlarıyla) Allah'ın (c.c.) kendini belli eden birliği(Eha-diyet) ve her varlık her an O'na muhtaç olup O'nun hiç birşeye muhtaç olmaması (Same-

    diyet( ehaff أخف : çok hafif, en hafif

    hak 1 : أحق.cok haklı, daha haklı 2.daha doğ-ru, en doğru

    hass1: أخص.daha hususi, çok hususi, daha özel, çok özel 2.en has, çok has, en seçkin ve

    iyi, en

    ehassi emel أخص أمل : en özel istek ve gaye

    YanıtlaSil
  25. ehass-ı havas

    203

    Ehl-i Biat-ı Rıdvan

    hass-havashaskulların en hassı, nevi gerçekleri görerek en üstün ve sarsılmaz iyi ve seçkin kulların en iyi ve seçkini, (må iman derecesine ulaşan ve Allah'ın (c.c.) ya-kınlığına erişen kulların en iyi ve seçkinleri. )

    havat kardeşler

    hmm çok mühim, çok önemli, daha önemli

    ehemmiyet m

    ehemmiyet-i azime büyük önem

    sonsuz önem ehemmiyet-i nâmütenahiye اهمیت نامتناهيه :

    ehemmiyet-i san'avi (ye اهميت صنعويه önem

    ehemmiyetkärane أهميتكارانه: vererek, önemle üzerinde durarak

    ehemmiyetli أهميتلى : önemli

    ehemmiyetsiz أهميتسز : önem vermeyerek, önemle üzerinde durmayarak

    ehibba أحياء : habibler, sevilenler, dostlar

    ehil (ehl( 1 : أهل.sahip 2.yetkili, bilgili ve tec-rübeli, usta

    ehl-i adalet أهل عدالت : adalet sahipleri, adaleti titizlikle gözetenler

    ehl-i adavet أهل عداوت : düşmanlık gösterenler,

    düşman olanlar

    ehl-i adavet ve hased ve inad أهل عداوت و حسد و عناد : düşmanlık (adavet) ve kıskançlık (ha-sed) gösterenler ve inatçı olanlar

    ehl-i ahiret اهل آخرت : ahiretlerini düşünen ve kazanmak isteyenler, ahireti gaye edinenler

    ehl-i akl أهل عقل : akıl sahipleri, akıllarını doğ ru ve Kur'an'a uygun kullananlar

    ehl-i akıl ve kalb أهل عقل و قلب : )ehl-i akıl ve ehl-i kalb) bozulmamış akıl ve kalb sahiple-ri; îman ve mânevî gerçekleri görüp anlayan akıl sahipleri (ehl-i akıl) ve iman ve manevi gerçeklere açık, bozulmamış, günahlarla ka rarmamış kalb sahipleri (ehl-i kalb)

    ehl-i akıl ve tahkik أهل عقل و تحقیق : )ehl-i akıl ve ehl-i tahkik) akıl sahipleri (ehl-i akıl) ve gerçekleri araştırıp inceleyerek doğruyu bul-maya çalışanlar (ehl-i tahkik)

    ehl-i akıl ve vicdan أهل عقل ووجدان : )ehl-i akıl ve ehl-i vicdan): akıl ve vicdan sahipleri

    ehl-i Arz أهل أرض : Dünya'lılar, yeryüzündekiler

    ehl-i asr اهل عصر : bu yuz yilda ve bu çağda ya-

    şayanlar, bu yüzyılın insanları

    ehl-i aşk 1. Allah'a (c.c.) aşk derece-sinde sevgiyle bağlı olanlar 2 åşıklar

    ehl-i aşk ve muhabbet أهل عشق و محبت : )ehl-i aşk ve ehl-i muhabbet): 1.Allah'a (c.c.) karşı sevgileri aşk derecesinde olanlar ve Allah'a (c.c.) sevgiyle bağlı olanlar 2 åşıklar ve içten derin sevgi besleyenler

    ceza görenler, cezalılar ehl-i azab أهل عذاب : kabir ve ahiret hayatında

    ehl-i basiret 1 : أهل بصيرت göz sahipleri, gözleri olanlar 2.(mec.) gerçekleri görebilenler, sağ-duyu sahipleri (bak. erbab-ı basiret)

    sanatahl-batinأهل باط Kur'an ve hadislerin ifade-lerindeki açık måna ve hükümlerini dikkate almayıp bunların yalnız gizli ve iç yüzüne ait mânaların esas olduğunu iddia edenler

    ehl-i bedeviyet أهل بدويت : bedevilik (göçebe-

    lik) hayatı yaşayanlar

    ehl-i belågat ve fesahat أهل بلاغت و فصاحت (ehl-i belägat ve ehl-i fesahat): belägat ve fesahat sahipleri; dinleyicilerin durumuna, konu ve gözetilen gayeye uygun, doğru, güzel ve etkili söz söyleme sanatının ustaları (belä-gat sahipleri) ve açık ve akıcı bir dil kullanan lar (fesahat sahipleri)

    ehl-i beka أهل بقاء : )ahirette) ebedi hayata

    erenler

    ehl-i belagat أهل بلاغت : belägat sahipleri; din-leyicilerin durumlarına, konu ve gayeye en uygun şekilde söz söyleme sanatında usta olanlar

    Ehl-i Beyt 1 : أهل بيت.Peygamberimiz Hz. Mu-hammedin (a.s.m.) ev halkından olanlar 2.Hz. Muhammed (a.s.m.), kızı Hz. Fatıma, damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hü-seyin olmak üzere beş kişi. 3.Hz. Muham-med'in (a.s.m.) soyundan gelen ve O'nun yolunda olanlar

    E

    Ehl-i Beyt-i Nebevi 1 : أهل بيت نبوی.Hz. Peygam-berin ev halkından olanlar (bak. ehl-i beyt)

    Ehl-i Biat- Ridvan أهل بيعت رضوان : Hudeybiye'de Peygamber'e (a.s.m.) biatlarından dolayı Al-lah'ın (c.c.) kendilerinden razı olduğu saha-beler (r.a.). Hicretin altıncı yılında (mi. 628), Hz. Peygamber (a.s.m.) hac için 1500 kişi kadar sahebe ile yola çıkıp Mekke'ye 15 km yakın Hudeybiye denilen yere gelince Mek-keliler, silahlı kuvvetleriyle karşılarına çıkıp hacca müsaade etmiyeceklerini bildirmişler-

    YanıtlaSil
  26. onu yine Varaka lle pay-Yarım yamalak hatırlıyordu bir kısmını, bir kısmını hiç hatırlayamıyordu.

    TARINTE BUGÜN

    1402-Yıldırım Bayezid'ın ordusu, Ankara Meydan Muharebesinde Timur'un ordularına yenildi.

    1974 - Kıbrıs Barış harekâtının başlaması.

    1877 - Plevne müdaafası.

    20 CUMARTESİ SATURDAY

    BIR AYET

    Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.

    Bakara Suresi: 224

    BİR HADİS

    TEMMUZ

    JULY

    Kul tekbir getirdiğinde o tekbiri gök ve yer arasını doldurur.

    Hatib

    Demek, bu diyardan başka diyar vardır. Onda bir mahkeme-i kübrâ, bir ma'dele-i ulya, bir mekreme-i uzmâ vardır ki; tâ şu merhamet ve hikmet ve inâyet ve adâlet tamamen tezahür etsinler. Sözler

    HİCRI: 14 MUHARREM 1446 - RUMI: 7 TEMMUZ 1440

    İmsak Günes

    Öğle

    HIZIR: 76 - GÜN: 202 KALAN: 164 - GÜN. KIS.: 1 DK

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  27. -1960-Bediuzzaman Said

    Nursinin naaşı kabrinden alınarak bilinmeyen bir yere götürüldü.

    2007 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Mustafa Türkmenoğlu vefat etti.

    TEMMUZ

    12

    CUMARTESİ

    17 1447

    MUHARREM

    RUMÎ: 29 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 68

    Bu Kur'an butun insanlığa sadece bir öğüt, bir hatırlatmadır.

    (Sad: 87)

    BİR HADİS

    Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl secde hâlidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın. Müslim

    Mün'im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Sözler

    YanıtlaSil
  28. bihar edenter

    SheDabal den (ra) rivayetle

    Kim niste puibar ederse, Kiyamet Gang

    Dadart, Edeb: 44; Tirmizt, Iman: 14

    ...

    Allah ve Resulünü anmayan topluluk

    Etsu Hareyre'den (ra) rivayetle:

    sulullaba salavat getirmeden dağılırsa, bu med Bo topluluk toplanır, Allah'ı zikretmeden, Ro isleri onlar için Kıyamet Günü bir hasret ve py manhk vesilesi olur.

    Masned, 2: 389, 446, 494, 515,52

    ***

    Kibirlenenler

    İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:

    Bir kimse kendi kendini büyük görür, kibir

    kibirli yürürse, Kıyamet Günü Allah'ın huzu

    runa Allah kendisine gazap etmiş olarak çıkar

    Müsned, 2: 111

    ***

    Zekâtlarını vermeyenler

    Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:

    Kim ki, Allah kendisine mal verir de o mal zekâtını vermezse, Kıyamet Gününde zekâtı

    YanıtlaSil
  29. Ahiret Hayatı/123

    verilmiyen mal, sahibi için gayetle semnâk erkek bir yılan suretine konulur. Bunun iki gözü üs-tünde (nişane-i vahşet olarak) iki nokta vardır. Bu azgın yılan Kıyamet Gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan (ağzı ile) sahibinin çenesini iki tarafından yakalar. Sonra: ben senin (dünyada çok sevdiğin) malı-nım, ben senin hazinenim! der.

    Sahih-i Buhari, Hadis No: 691.

    ***

    1.

    Enes'den (ra) rivayetle:

    Zekâtı vermeyen Kıyamet Günü Cehennemde-dir.

    7

    İbni Sa'd'ın Tabakatından.

    ***

    Mü'minleri korkutanlar

    İbni Ömer'den (ra) rivayetle:

    Kim bir mü'mini korkutursa, onu Kıyamet Gününün korkularından emin kılmamak, Allah üzerine hak olur.

    Taberani'nin Evsat'ından.

    ***

    Enes'den (ra) rivayetle:

    Kim bir mü'mini korkutursa, Allah Kıyamet Günü onun korkusunu emniyete çevirmez. (...)

    Beyhaki'nin Şuabü'l-İman'ından.

    ***

    YanıtlaSil
  30. Gam, gönülden neyi döker ve neyi sökerse karşılık olarak gerçekten de daha iyisini getirir.

    -Insaf et; aşk ne güzel bir şeydir. Onu zedeleyen ise senin kötü huylarındır.

    Sen, şehvete aşk adını koy-muşsun. Âh bir bilsen, şehvetle aşk arasında ne uzun bir mesafe var!

    İlâhî aşk, mü'mini uyanık tutar.

    Dünyevî ve şehevî aşklar ise insanı ahmak ve sersem eder.

    -Bil ki;

    İçi ilâhî aşk ve muhabbetle dolu olmayan insan, ne kadar zavallıdır; belki hayvandan daha aşağıdır.

    Zira;

    Ashâb-ı Kehf'in köpeği bile aşk ehlini arayıp buldu, rûhânî bir safâya erişti...

    -Ey hakikat yolcusu! O gün gelip çatmadan, kıyâmet kopmadan, Hakikat Padişahı (olan Cenâb-ı Hak) ile dostluk kur da, o felâket gününde senin elinden tutsun.

    Zira o gün, O'nun izni olmadan senin elinden tutacak kimse yoktur.

    O gün insan, kardeşinden, anasından, babasından, ehlinden ve oğullarından kaçacaktır. O hâlde Hak ile dostluğu iyi anla!..

    YanıtlaSil
  31. ASR

    GÜNÜMÜZE HİDAYET REHBERLERİ

    MUHABBET İKSİRİ

    Muhabbetten acılar tatlılaşır.

    Muhabbet sayesinde bakırlar altın olur.

    Muhabbet vesilesiyle dermansız dertler şifâ bulur.

    Muhabbet ile ölüler dirilir.

    Muhabbetten kederler neşe, üzüntüler sevinç olur.

    Muhabbetten kahır rahmet olur.

    Muhabbet olmayınca ise mum bile demir gibi katılaşır.

    Kadının batnı yeni bir çocuk doğurmadıkça, kan süte dönmez.

    (Bu yol çilelidir, zahmetlidir fakat neticesi rahmet doludur.)

    Hazret-i Meryem'in gönlünün yanışıyla; dudağı kurumuş dal, kutlu bir hurma kesildi.

    Yemyeşil daldan ayrılmayacak yapraklar bitsin diye gönül, dalındaki sararmış yaprakları döker.

    Tâ ötelerden yepyeni bir tat salına salına gelsin diye eski sevincin kökünü kazı!

    >>

    144

    YanıtlaSil
  32. Tath suyun başı kalabalık olur.

    (Salih insanların etrafına çok insan toplanır. Kimi istifa-de etmek için, kimi onunla mücadele etmek için gelir.)

    Dert daima insanı olgunlaştırır.

    BUĞULANDIRMA!

    Yoksul kişi cömertliğin aynasıdır.

    Sakın aynaya karşı gönül kırıcı sözler söyleyerek o aynayı buğulandırma!

    Yoksul bir kişi, nasıl cömertlik ve iyiliğe muhtaç ise, cömertlik ve iyilik de yoksul kişiye muhtaçtır.

    CÖMERTLİK MERDİVENİ

    -(Ey Rabbim!) Göklere mirac için kulları-nın önüne koyduğun gizli merdiven-den cimriler ve gafiller faydalanamaz.

    Ancak emin, salih ve cömert kişilere mîrac merdivenini gösterirsin ki, ruhlar kervanı oradan çıkarak Sen'in göklerine doğru yükselsinler. (Divan-ı Kebir)

    Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci-mercan da nedir, bir sevgiye harcanmadıktan, bir Güzel'e fedâ edilmedikten sonra?!.

    YanıtlaSil
  33. HAMLARI OLGUNLAŞTIRMAK

    Belâlardan çoğu peygamberlere gelir. Çünkü ham adamları yola getirmek, zaten belâdır.

    Gül, o güzel kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı. Bu hakikati gülden de işit. Bak, o ne diyor:

    <<>>

    Gülün dostu dikendir.

    (Tahammül ve müsamaha peygamberlerin ve Hak dostlarının şiâ-rıdır. Onlar günah bataklığına batmış insanlara, yaralı bir kuşu şefkatle kurtarma hassasiyeti içinde yaklaşırlar.)

    "Kim demiş gül, dikenin himâyesinde yaşar? Dikenin itibarı ancak gül sayesindedir!"

    Doğum ağrısı; hâmileye göre ağrıdır, ama ana karnındaki çocuğa göre, zindandan kurtuluştur.

    (Allah yolunda karşılaşılan güçlüklere de, neticesinde hâsıl olacak nimetler zâviyesinden bakabilmek, kâmil mü'minlerin hüneridir.)

    Madeninde birkaç geçer akçesi olan dağ, kazma yaralarıyla pa-ramparça olur.

    YanıtlaSil
  34. M

    sayısı... 13 yılımızı tamamlamış oluyoruz böylelik-

    le elhamdü lillah...

    İçinden geçtiğimiz şartlar ve bu şartlar içinde ortaya konan insan davranışları, "Altınoluk gi-bi..." bir derginin ne kadar önemli bir misyona sa-hip olduğunu bir kere daha gözler önüne seriyor.

    "Altınoluk gibi..." ifadesinin içerdiği bir muhteva var. Bir tarzı, tavrı, yolu anlatıyor bu.

    Türkiye'de seslerin yükseldiği, yumrukların sıkıldığı, meydan okumaların birbirini izlediği, güç kullanımının en belirleyici üslüp haline geldiği günlerde, doğrusu "Altınoluk gibi..." olmak, mü-tevazı bir misyona talip olmaktı.

    Çünkü bu çizgi, insanı kendi içine bakmaya, kendi nefsini eğitmeye, kalbini arındırmaya ve ki-şiliğini inşa etmeye çağırıyordu.

    Dünyayı değiştirme iradesi yanında, kendi kendini değiştirme iradesinin sözü mü olurdu... Pasifizmdi bu!.. İslam'ı dar alanlara mahkûm et-mekti! Hakim güçlerin öngördüğü statüye razı ol-maktı! Aktüel olandan kaçmaktı!

    Oysa, bir dönem geldi, insanlar kimi alanlar-da iktidar sahibi oldular ama savruldular... Nerede?

    Nefislerinin önünde...

    Öylesine savruldular ki yola çıktıkları ilkelerin çok çok uzağına düştüler... Kendi kendilerine ya-bancılaştılar.

    Sonra bir dönem daha geldi, daraldı toplu-mun yaşama alanları... Nefes alma zorluğu başla-dı... Nefes almak için kişiliklerden bir şeyler veril-mesi istendi... Orada da savruldu insanlar... Öyle-sine savruldular ki, nerede duracaklarını şaşırdı-lar.

    Hani "İnsan hüsrandadır" buyurulur ya... Ve bunun istisnaları zikredilir: "Iman edenler, salih bir hayat yaşayanlar, hakkı ve sabrı tavsiye eden-ler..." Bu bir ruhi disiplindir aslında... İman, hayat ve Hak ile sabır üzerinde birbirini inşa...

    Altınoluk, böyle bir noktada durdu... İnsanın varoluş sırrına dayadı varoluş sebebini... İnsanın Allah'la ilişkisinin diri tutulmasıydı önemli olan ve Altınoluk hep onu seslendirdi.

    Son iki yılda, Altınoluk'un üstlendiği misyon çok daha belirgin biçimde algılanmış olmalıdır. Kur'an'ın İslam'ın temel kavramları birer birer hayat alanına çıkıyor Altınoluk kapaklarında... Bir evvelki sayımızın kapağı "Allah'la beraberlik terbi-yesi-ZİKİR" şeklindeydi. Bu sayımızın kapağında "Mü'minin gönül dokusu: SABIR" var. Zikr'i yeni-den algılamak, Sabr'ı yeniden algılamak... İşte bu savruluş günlerinde bu çağrı hayatı önem taşıyor.

    YanıtlaSil
  35. AHLAK

    ifade ederek, konuyu dört adımda şöyle özetlemektedir:

    İlk adında 'Nefislerinizi temize çıkarmayınız ayetinin ifa. de ettiği gibi tezkiye-i nefis etmemektir. Çünkü insan, her şeyi nefsine feda edercesine fıtratı itibariyle nefsini sever. Mabuda layık bir şekilde nefsini metheder ve nefsini bütün ayıplardan ve kusurlardan uzak tutar. Hatta Allah'a hamd için kendisine verilmiş bulunan yetenekleri kendi nefsi için kullanarak 'nefsi ni kendine tanrı edinen kişi durumuna düşer. Bu konuda nef. sin tezkiyesi, tam tersi onu tezkiye etmemekle mümkündür.

    Anlaşılıyor ki, insan güzel ahlak sahibi olabilmek için önce-likle Allah'ı tanımak maksadıyla kendisine verilmiş bulunan yetenek ve cihazları kendi nefsi için kullanmamalıdır. Başka bir deyimle nefsin tezkiyəsi yolunda ilk adım Allah'a sağlam bir i-mandır. Aksi takdirde Allah'ı tanımayan insan nefsine tapmak-la şirke düşeceği için zulüm ve ahlak dışı davranışlarda bulun-ması kaçınılmaz olur.

    İkinci adımda, 'Allah'ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi akıbetlerini unutturmuştur. ayetinin ifade ettiği gibi, kendisini unutan, adeta kendisinden haberi olmayan bir nefis söz konusu. Hatta ölümü düşünecek olsa onu başkasına veren, külfet ve hizmet makamında kendini unutan fakat ücret almak ve lezzetli şeylerden istifade etmek hususunda kendini düşünen bir nefis var karşımızda. Bu makamdaki nefsin tezki-yesi, şu durumların tersini yapmakla mümkündür. Yani, zevk ve lezzetlerden istifade etmek ve ücret almak hususunda nef-sini unutmak, fakat ölüm ve hizmet konusunda onu hep dü-şünmektir."

    Kuşkusuz Allah'a inanan bir insan, nefsin tezkiyesi konu-sunda her şeyi yerine getirmiş sayılmaz. Allah'a inandığını söy-lemekle birlikte O'nu hiçbir zaman unutmamalıdır. İnsan yalnız ücret ve lezzet zamanında değil, hizmet ve külfet zamanında da ortaya çıkmalı ve Allah'ı unutmadığını göstermelidir. Kuş-kusuz bu da ibadet etmekle mümkün olur. Çünkü İslam dinin-de yapılması emredilen ibadetlerin gayesi insanları güzel ahlak sahibi yapmaktır. İmanın mükemmel oluşu, ahlakın güzel olu-şuyla orantılıdır. Zira ibadet insanı kötü ahlaktan korur.4

    29. Necm, 53/32.

    30. Furkan. 25/43.

    31. Sözler, s, 439.

    32. Haşir, 59/19.

    33. Sözler, s. 439.

    34. Ankebut, 29/45.

    36

    KOPRU-YAZ/2006

    YanıtlaSil
  36. BEDİÜZZAMAN'A GÖRE AHLAKIN KAYNAĞI VE NEFSİN TEZKİYESİ

    Üçüncü adımda, 'Sana her ne iyilik gelirse Allah'tandır; her ne kötülük gelirse o da nefsindendir. ayetinin işaret ettiği gi-bi, insan nefsi daima iyiliği kendisinden bilir. Bunun sonucu o-larak da kibir ve gurura kapılır. Bu durumdaki nefsin tezkiye-si, kişinin bütün kusurları ve noksanları kendisinden bilmesi, fakat bütün güzelliklerin, Allah tarafından kendisine ihsan edi-len nimetler olduğunu kabul etmesiyle mümkündür.

    İnsan nefsi iyiliklerin hep kendisinden kaynaklandığını zan-neder. Oysa tezkiyesiz insan nefsi kötülüğün merkezi duru-mundadır. İyilikse Allah'tandır. Bu ölçü muhafaza edilmediği zaman nefis kibir ve gurura kapılıp ahlaksızlığa yelken açar.

    Dördüncü adımda, 'Onun zatından başka her şey yok olacak-tır. ayetinin işaret ettiği gibi insan nefsi, rububiyyet dava e-dercesine kendisini serbest, ölümsüz ve kendi kendine malik zanneder. Hatta nefis bu özelliğiyle Allah'a karşı bir isyan da-vasını güder. Bu durumdaki nefsin terbiyesi varlığında yokluk, yokluğunda ise varlık olduğunu bilmesiyle mümkündür. Yani nefis düşünmeli ki, kendine güvense, kendi kendine malik ol-duğunu zannetse, yıldız böceği gibi karanlıklar içinde kaybolur gider. Fakat enaniyeti bırakıp kendisinin bir hiç olduğunu ve esma-i İlahiyenin ayinesi olduğunu kabul etse sonsuz bir varlı-ğa sahip olur. 38

    Tezkiyesiz nefsin en büyük zaaflarından birisi de ölümü u-nutması ve adeta kendisini "layemut" (ölümsüz) ve bizzat var olduğunu zannetmesidir. Bu durumdaki bir nefsin kendisini müstakil ve bağımsız bir varlık telakki etmesi, kötü bir ahlak olan benliğe kapılması demektir.

    Sonuç

    Bediüzzaman'a göre "terbiye-i İslamiye" ya da "ahlak-ı İsla-miye" denilen İslam ahlakının yaygın olmaması toplumda ahla-ki temellerin bozulmasına sebep olmuştur. Bediüzzaman, top-lumda ve ailede meydana gelen çözülmeleri, İslam ahlakı yeri-ne Batı kültür ve uygarlığının elli yıla yakın bir zamandan beri İctimai hayatımıza yerleştirilmiş olmasına bağlamaktadır. Ri-sale-i Nur'da sık sık "şeair-i İslamiye'nin ihyasından", "adat-ı ecnebiyenin alınmamasından" ve "şeair-i İslamiye'nin tağyire

    35. Nisa, 4/79.

    36. Sözler, s. 439.

    37. Kasas, 28/88.

    38. Sözler, s. 440.

    39. Emirdağ Lahikası, s. 292.

    YanıtlaSil
  37. 204

    ehl-i bid'a

    di. Bir anlaşma sağlamak için Hz. Osman elçi olarak Mekke'ye gönderilmişti. Sonra şehit edildiği yolunda bir haber yayıldı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.m.), bir ağacın al-tında oturup bütün sahabeleriyle bir toplantı yaptı. Bütün sahabe teker teker Hz. Peygam-ber'e (a.s.m.) biat ile ölünceye kadar savaşa-caklarına söz verdiler. Sonra gelen bir ayet bu biat yapan sahabelerden Allah'ın (c.c.) razı olduğunu bildirdi. (Bak. Fetih Suresi, 48: 18) Onun için bu biata "Biat-ı Rıdvan" (Allah'ın c. c razı olduğu biat) denilmiştir (bak. biat)

    ehl-i bid'a أهل بدعه : bidatcılar, dinin aslında ve Peygamber'in sünnetleri arasında bulunma-yan yeni âdet ve uygulamaları dine sokanlar

    ehl-i bid'a ve ilhad أهل بدعه وإلحاد : )ehl-i bid'a ve ehl-i ilhad): bid'acılar ve dinsizler; di-nin aslında olmayan âdet ve uygulamaları (bid'at) dine sokulmasına taraftar olanlar (ehl-i bid'a) ve dinsiz (ehl-i ilhad)

    ehl-i bid'a ve sefahet أهل بدعه و سفاهت : )ehl-i bid'a ve ehl-i sefahet) bid'acılar ve sefihler; dinin aslında olmayan âdet ve uygulamaları (bid'a) dine sokmaya çalışanlar (ehl-i bid'a) ve dünyanın zevk ve eğlence hayatına dalan ve bunu amaç edinenler (ehl-i sefahet)

    ehl-i Cebr (cebir( أهل جبر : Cebriye Mezhebin-den olanlar; insanların hareket ve davranış-larını zorunlu olarak yaptıklarını, hür ve ser-best irade gücüne sahip olmadıklarını idda eden görüş sahipleri

    ehl-i cehennem أهل جهنم : cehennemlik olanlar

    ehl-i cemaat أهل جماعت : Peygam-ber'in(a.s.m.) sünnetine bağlı isan topluluk-ları

    ehl-i cennet أهل جنت : cennetlik olanlar

    ehl-i cennet ve cehennem أهل جنت و جهنم (ehl-i cennet ve ehl-i cehennem) cennetlik-ler ve cehennemlikler; cennete girmeye lâyık olanlar (ehl-i cennet) ve cehenneme girmeyi hak edenler (ehl-i cehennem

    ehl-i cezbe أهل جذبه : Allah'ın (c.c.) sevgisine kapılıp kendinden geçenler, cezbe sahipleri

    ehl-i dalal (et( أهل ضلالت : sapkınlar doğru yol-dan sapanlar

    ehl-i dalâlet ve bida (t( أهل ضلالت و بدعت : )ehl-i dalâlet ve ehl-i bid'a(t)) doğru yoldan sapan-lar (ehl-i dalâlet) ve bid'acılar, yani, dinin as-lında olmayan âdet ve uygulamaları dine so-kulmasına taraftar olanlar (ehl-i bid'at)

    D

    D

    E

    YanıtlaSil
  38. 04

    ehl-i dunya ve siyaset

    ehl-i dalalet ve bidiyyat أهل حلالت وبدعیات cbl dalalet ve ehl-i bid'iyyat, doğru yoldan sapan lar (ehl-i dalalet) ve çeşitli bid'at taraftarları, yani dinin asında olmayan çeşitli adetleri ve uygulamaları (bid'iyyat) dine sokanlar, dine sokmaya taraftar olanlar (ehl-i bid'iyyat)

    ehl-i dalalet vegaflet اهل ضلالت و غفلت obl dalalet ve ehl i gaflet; dalalet ve gaflet içinde olanlar; doğru yoldan sapanlar (ehl-i dalalet) ve dünyaya geliş gayesini, Allah's (c.c.) ve ahi reti unutanlar (ehl-i gaflet)

    ehl-i dalalet ve ilhad أهل ضلالت و الحاد ehli dalålet ve ehl-i ilhad; dalålet ve dinsizlik yo lunlar olanlar; Allah'ın (c.c.) gösterdiği dog ru yoldan sapanlar (ehl-i dalalet), ve dinsiz liğe sarılanlar (ehl-i ilhad)

    ehl-i dalålet ve isyan أهل ضلالت و عصیان : ehli dalålet ve ehl-i isyan; dalålet ve isyan içinde olanlar; Allah'ın (c.c.) gösterdiği doğru yol dan sapanlar (ehl-i dalalet), Allah'a (c.c.) ve emirlerine karşı gelenler (ehl-i isyan)

    ehl-i dalålet ve küfr اهل ضلالت و کفر : ehl-i dala let ve ehl-i küfr; dalålet ve küfür içinde olan-lar; Allah'ın (c.c.) gösterdiği doğru yoldan sapanlar (ehl-i dalalet), ve inkârcılık yolunu seçenler, kafirler (ehl-i küfr)

    ehl-i dalålet ve sefahet أهل ضلالت و سفاهت : ehl-i dalålet ve ehl-i sefahet; Allah'ın (c.c.) göster-diği doğru yoldan sapanlar (ehl-i dalâlet), ve bu dünyanın zevk ve eğlencelerine dalıp gi-denler (ehl-i sefahet)

    ehl-i dalålet ve tuğyan أهل ضلالت و طغیان : sap kınlar ve azgınlar, doğru yoldan sapanlar ve azgınlar

    ehl-i dikkat أهل دقت : dikkatli kimseler

    ehl-i dikkat ve tedkik اهل دقت و تدقيق :ehl-i dik-kat ve ehl-i tedkik; gerçeği anlamaya dikkat edenler (ehl-i dikkat) ve gerçeği inceleyenler, araştıranlar (ehl-i tedkik)

    ehl-i din أهل دين : dindarlar, dine bağlı insanlar

    ehl-i dirayet ve dikkat اهل درایت و دقت : dirayet ve dikkat sahipleri; zeki, bilgili, yeterli ve dik-kat sahibi olanlar

    ehl-i diyanet أهل ديانت : dindarlar, dine bağlı in-sanlar, dine sahip çıkanlar

    ehl-i dünya أهل دنيا : ahireti hiç düşünmeyip yalnız dünya hayatına bağlı olanlar

    ehl-i dünya ve siyaset اهل دنیا و سیاست : ehl-i dünya ve ehl-i siyaset; dünyaya bağlananlar

    YanıtlaSil
  39. ehl-i dünya ve sefahet

    205

    ehl-i gaflet ve

    ve siyasetçiler; ahireti hiç düşünmeyip yalnız dünya hayatına bağlı olanlar (ehl-i dunya) ve siyasetle (politika ile) uğraşanlar, politikacı-lar (ehl-i siyaset)

    ehl-i dünya ve sefahetأهل دنیا و مفاه :-( dünya ve ehl-i sefahet) dünyaya çok bağlı olanlar ve sefihler; âhireti hiç hiç düşünme yip yalnız dünya hayatına bağlı olanlar (ehl-i dünya) ve dünya zevk ve eğlencelerini haya-tin gayesi edinenler (ehl-i sefahet)

    liebe أهل :ürdünyadaki ebedi (ölümsüz) hayata erenler

    ehledyan هل أديان :esitli hak din sahipleri, vahiy yolu ile gönderilen, çeşitli dinlere bağlı olanlar

    ehl-i enaniyet kendilerini beğenen-ler, kendilerini hep ön planda ve öncelikli gö-renler, benliklerini yüceltip onun esiri olanlar

    ehl-i fakr ve hacet أهل فقر و : )ehl-i fakr ve ehl-i hacet) fakirler (ehl-i fakr) ve ihtiyaç içinde olanlar (ehl-i hacet)

    ehl-i fark ve sahv أهل فرق و صخو : )tas.) (ehl-i fark ve ehl-i sahv) Allah (c.c.) sevgisiyle ken-dinden geçmiş halde iken ruh ve mânevi kalb dünyasında gördüklerini dünya gerçekleriyle karıştırmayıp ayırd edebilenler (ehl-i fark) ve akıl ve kalbleri uyanık kalanlar (ehl-i sahv)

    ehl-i fazilet أهل فضيلت : fazilet sahipleri, ahlâk, ilim olgunluk gibi üstün vasıflara (nitelikle-re) sahip olanlar, erdemli insanlar

    ehl-i fazl أهل فضل : fazilet sahipleri, faziletli kimseler, üstün mânevî vasıflara (niteliklere) sahip olanlar, erdemli insanlar

    ehl-i fazlu kemal أهل فضل و کمال : faziletli ve ol-

    gun insanlar, üstün mâneví niteliklere sahip ve olgun insanlar

    ehl-i felah أهل فلاح : felaha erenler selâmet (kurtuluş) ve mutluluğu bulanlar

    ehl-i felsefe أهل فلسفه : felsefeciler, filozoflar, dini bir kenara bırakıp yalnız akıl yolu ile ger-çekleri bulmaya çalışanlar

    ehl-i felsefe ve hikmet أهل فلسفه و حکمت : felse feciler ve tabiat ilimleriyle uğraşanlar

    ehl-i felsefe ve tabiat أهل فلسفه و طبیعت : )ehl-i

    felsefe ve ehl-i tabiat) felsefeciler ve tabiatçı-lar; dini bir yana bırakıp yalnız akıl yolu ile gerçekleri bulmaya çalışan filozoflar (ehl-i felsefe) ve Allah'ın (c.c.) yarattığı bir san'at eseri olan tabiatı yaratıcı imiş gibi gören

    YanıtlaSil
  40. 205

    ehl-i gaflet ve tuğyan

    ve her şeyi tabiatla açıklayanlar, tabiatçılar (ehl-i tabiat)

    ehl-i fen أهل فن : )tabiattaki olayları gözlem ve deneylere dayanarak inceleyen) ilim adamları

    ehl-i fen ve felsefe أهل فن و فلسفه : )ehl-i fen ve ehl-i felsefe) tabiat olaylarını gözlem ve de-neylere bağlı olarak inceleyip açıklamaya ça-lışan ilim adamları (ehl-i fen) ile felsefeciler, yani dini bir yana bırakıp yalnız akılla ferçek-leri bulmaya çalışan filozoflar (ehl-i felsefe)

    ehl-i feraset أهل فراست : kavrayışı kuvvetli ve gerçekleri çabuk sezme yeteneğine sahip olanlar

    ehl-i fesad أهل فساد : fesatçılar, bozguncular

    ehl-i fetret أهل فترت : peygamber gelmemiş bir devirde veya peygamberden habersiz bir top-lumda yaşayanlar

    ehl-i fisk أهل فسق : İslam dininden sapanlar ve günahlara dalanlar

    ehl-i fisk ve tuğyan أهل فسق و طغیان : )ehl-i fisk ve ehl-i tuğyan) İslâm dininden sapıp günahlara dalanlar (ehl-i fisk) ve inkâr ve Allah'a (c.c.) isyanda azgınlaşanlar (ehl-i tuğyan)

    ehl-i fikir (fikr( أهل فكر : akıl ve düşünce sa-hipleri 2.okumuş, bilgili, kültürlü, aydın in-sanlar 3.Allah'ın (c.c.) iş ve eserleri üzerinde düşünen ve O'nun varlığını, birliğini ve temel

    sıfatlarını (niteliklerini) anlayan insanlar

    ehl-i fikir ve nazar أهل فكر و نظر : )ehl-i fikir ve ehl-i nazar) doğru fikir ve görüş sahipleri; iman ve mânevi gerçekler konusunda sağlam bilgi ve düşünce sahipleri (ehl-i fikir) ve doğ-ru görüş sahipleri (ehl-i nazar)

    ehl-i gaflet أهل غفلت : Allah (cc.), âhireti ve dünyaya geliş gayesini unutanlar

    ehl-i gaflet ve dallet أهل غفلت و ضلالت : )ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet) gaflete ve dalâlete dü-şenler; Allah'ı (c.c.), âhireti ve dünyaya geliş gayesini unutanlar (ehl-i gaflet) ve doğru yol-dan sapanlar (ehl-i dalâlet)

    ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefe أهل غفلت و ضلالت و فلسفه : )ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet ve ehl-i felsefe) gaflet ve dalâlete düşenler ve felsefe ile uğraşanlar; Allah'ı (c.c.), âhireti ve dünyaya geliş gayesini bilmeyenler (ehl-i gaf-let), doğru yoldan sapanlar (ehl-i dalâlet) ve dini bir yana bırakıp yalnız akılla gerçekleri bulmaya çalışanlar (ehl-i felsefe)

    ehl-i gaflet ve tugyan أهل غفلت و طغیان : )ehl-i

    YanıtlaSil
  41. 876

    HADİS-1 ŞERİFLER

    İslâm hakkı; kısas manâsınadır. Hesapları ise, işlerindeki niyet ve samimiyet dereceleridir. **

    Ravi: 1BN-1 ÖMER'den ra. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menki-beleri, 2. 5. ve 7. Hadis-i Şerifte..

    الدرس الثاني عشر في الأذان

    قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ ما في النداء والصف الأول، ثم لم يَجِدُوا إِلا أَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لاسْتَهَمُوا عَلَيْهِ ، ولو يَعْلَمُونَ ما في التهجير لاسْتَبَقُوا إليهِ ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ ما في العَتَمَةِ وَالصُّبْحِ لأتَوْهُما ولو حبوا . ۱

    ( رواه الشيخان عن أبي هريرة )

    ONİKİNCİ DERS

    EZAN BAHSİ

    1) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    <>>

    ***

    Müezzinlik en faziletli dinî vazifelerden biridir. Üç günden fazla küs tutmak dinimizde yasaktır. Yatsı ve sabah namazını cemaatle kılmak, gecenin tümünü ibadetle geçirmiş gibi sevab getirir..

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    ( رواه مسلم )

    الْمُؤذِّنُونَ أطْوَلُ النَّاسِ أَعْناقاً يَوْمَ الْقِيَامَةِ .

    2) «Müezzinler kıyamet günü, en uzun boyunlu olacaklardır.>>>

    ***

    Allahın rahmetine yakınlık manâsı ifade ediliyor.. Aynı zamanda yukarıdaki Hadis-i Şerifin de bir şerhidir..

    **

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..

    ۲

    *

    YanıtlaSil
  42. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    677

    إذا سَمِعْتُمُ النَّدَاء فَقُولُوا كما يقولُ الْمُؤذِّنُ .

    ( رواه الشيخان )

    ۳ 3) «Ezan sesini duyduğunuz zaman, müezzinin okuduğu gibi söyle-yiniz..>>>

    Sadece sabah ezanlarında müezzin:

    Namaz uykudan hayırlıdır..

    Dediği zaman, şöyle söylenir:

    - Doğru dedin ve iyi ettin..

    Namaza ve felâha çağırdığı zaman ise:

    - Kuvvet ve kudret yalnız Allah'ındır.

    Mealindeki dua okunmalıdır.

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    من قال حِينَ يَسْمَعُ النَّداء، اللهُمَّ رَبِّ هذهِ الدُّعْوَةِ التَّامَّةِ والصَّلاةِ القائمة، آتِ مُحَمَّدًا الوسيلة والفضيلة ، وَأَبْعَثه مقاماً محموداً الذي وعَدْتَهُ ، حَلَّتْ لَهُ ( رواه البخاري ) شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ . ٤

    4) «Her kim, ezan sesini duyduğu zaman, şu duayı yaparsa; şefaatım ona helâl olur: Allahım, ey bu tam dâvetin ve kaim olan namazın Rabbı.. Efendimiz Muhammed'e vesile ve fazilet ihsan eyle.. Ve onu vaad ettiğin makam-ı mahmuda çıkar..>>>

    Harf sırasına göre tertib edilen bölümde geçen 1234 numaralı Ha-dis-i Şerifin aynıdır. **

    Ravi: BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i şerifte.. منْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ الْمُؤَذِّنَ أَشْهَدُ أن لا إلهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لا شَرِيكَ لَهُ ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولَهُ ، رَضِيتُ باللهِ رَبًا ، وَبِمُحَمَّدٍ رَسولاً ، وبالإسلام ( رواه مسلم ) دينا ، غَفِرَ لَهُ ذَنْبُهُ .

    5) «Her kim, müezzini duyduğu zaman: Allah'tan başka ilâh olmadığına, şeriki olmadığına ve Muham-med onun kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederim.. Rab olarak Allah'a, resûl olarak Muhammed'e, din olarak İslâm'a razı ol dum..

    Derse, günahı bağışlanır..>>

    **

    YanıtlaSil
  43. 188

    MECELLE-I ΑΗΚΑΜ-Ι ADLİYYE

    FASL-I SADİS

    Sevm-i şira' ve sevm-i nazar hakkındadır.

    MADDE 298

    Sevm-i şira' tarikiyle yani tesmiye-i semen oluna-rak iştira etmek üzere müşterinin kabzedip de götürdüğü mal müş-teri yedinde telef ve zâyi oldukda kryemiyyattan olduğu takdride kıymetini ve misliyyattan olduğu takdirde mislini bâyi'e vermesi lâzım gelir. Amma semen tesmiye olunmamışsa müşteri yedinde emanet hükmünde olarak bila teaddin telef ve zâyi olduğu halde zaman lâzım gelmez.

    Meselâ, bâyi' bu hayvanın bahası bin kuruştur götür beğenir-sen al deyip müşteri dahi ol veçhile iştira etmek üzere alıp götürse ve hanesinde hayvan telef olsa değer-i bahasını bâyi'e vermesi lâzım gelir. Amma bahası beyan edilmeyerek bâyi' götür beğenir-sen alırsın deyip müşteri dahi beğenirse badehu pazarlığını edip de iştira eylemek üzre götürdükte yedinde bila teaddin telef olsa za-man lâzım gelmez.

    MADDE 299 Sevm-i nazar tarikiyle yani görmek yahut göster-mek üzere kabzolunan mal gerek bahası beyan olunsun ve gerek beyan olunmasın kaabız'ın yedinde emanet olarak bila teaddin telef ve zâyi olsa zaman lâzım gelmez.

    BAB-I SADİS

    Hiyarat beyanında olup yedi fası hâvidir.

    FASL-I EVVEL

    Hıyar-ı şart beyanındadır

    MADDE 300

    Bayi, ya müşteri veyahut ikisi birden müddet-i ma-lime içinde bey'i feshetmek yahut icazet ile infaz eylemek husu-sunda muhayyer olmak üzere bey'de şart kılmak câizdir.

    MADDE 301 Hiyar-ı şart ile muhayyer olan taraf müddet-i hiya-rında yani muhayyer olduğu müddet zarfında dilerse bey'i fesh eder ve dilerse müciz olur.

    MADDE 302 Gerek fesh ve gerek icazet kavlen olduğu gibi filen dahi olur.

    MADDE 303 Icazet-i kavliyye icazet verdim ya razı oldum gibi

    YanıtlaSil
  44. rızaya ve fesh-i kavli føshettim ya vazgeçtim gibi adem-i rızaya delalet eden sözlerdir.

    MADDE 304 İcazet-i filiyye rızaya ve fesh-i fi'li adem-i rızaya delalet eden fiildir.

    Meselâ, müşteri muhayyer olduğu halde müddet-i hıyarında mebi'i satılığa çıkarmak yahut rehin veya icar etmek gibi temelli-kün levazımından olan bir veçhile tasarruf etmesi icazet-i fi'liyye ve bâyi' muhayyer olduğu halde ol vechile tasarruf etmesi fesh-i fi'lidir.

    MADDE 305 Muhayyer olan kimse bey'i fesh veyahut infaz et-meden müddet-i hıyar mürür eder ise bey' tamam olur.

    MADDE 306 Hıyar-ı şart vârise intikal etmez.

    Bu suretde muhayyer olan kimse bayi' ise vefatiyle müşteri mebi'e malik olur. Ve eğer muhayyer müşteri ise vefatında varisi muhayyer olmaksızın mebi'e malik olur.

    MADDE 307 Bâyi ve müşteri ikisi birden muhayyer oldukları takdirde her kangısı fesh ederse bey münfesih olur. Ve her kangısı icazet verir ise yalnız anın hayarı zail olup diğeri muhayyer kalır.

    MADDE 308 Yalnız bâyi muhayyer olduğu suretde mebi' kendi mülkünden çıkmayıp yine kendisinin mah addolunur. Ve mebi' ba'd-el-kabz müşteri yedinde telef olsa semen-i müsemma lazım gelme-yip müşterinin yevm-i kabzındaki kıymetini vermesi lazım gelir.

    MADDE 309 Yalnız müşteri muhayyer olduğu suretde mebi bả-yi'in mülkünden çıkıp müşterinin mah addolunur. Ve mebi' bad-el-kabz müşteri yedinde telef olsa semen-i müsemmamn itâsı lazım gelir.

    FASL-I SANI

    Hıyar-ı vasf beyanındadır.

    MADDE 310 Bâyi'in bir vasfı merğub ile muttasıf olmak üzere satmış olduğu mal ol vasıftan ârî çıksa müşteri muhayyerdir. Di-lerse bey'i fesh eder ve dilerse mecmu' semen-i müsemma ile mebi'i kabul eder; buna hryar-ı vasf derler.

    Meselâ, sağılır deyu satılmış olan bir inek sütten kesilmiş ol-duğu zahir olsa müşteri muhayyer olur.

    Ve keza gece vakti kırmızı yakuttur deyu satılan taş sarı ya-kut çıksa müşteri muhayyerdir.

    YanıtlaSil
  45. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    İbn-i Abbas «Mülim, Müznib (günahkar) demektir." dedi.

    Nafi Muhammed Aleyhisselama Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Ümeyye b. Ebissalt'ın sözü olmak üzre işittim. O, şöyle demiştir.» diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Kul eûzü birabbilfelakı (Felak: 1) kavlin-den de, haber ver: Felak, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Felak, sabahın aydınlığı demektir." dedi.

    Nåfi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Lebid b. Rebia'nın sözünü işittim. O, şöyle diyordu : diyerek, onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nâfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Likeylâ te'sev alå måfåteküm velâ tefrahû bimâ âtâküm.. (Hadid: 23) kavlinden de, haber ver: Tevsev, ne de-mektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Lâ tahzenů (tasalanmayınız!) demektir." dedi.

    Nåfi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Lebid b. Rebía'nın sözü olmak üzre işittim ki.. diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (İnnehů zanne en len yehûre (İnşıkak: 14) kavlinden de, haber ver: Yehûr, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Dönmek demektir." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Агар-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Lebîd b. Rebia'nın sözü olmak üzre İşittim ki..» diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu. Nâfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Yatûfûne beynehåâ ve beyne hamîmin ân. (Rahman: 44) kavlinden de, haber ver: Ân, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Ân, Cehennemin harâretinin son dereceye varması demektir." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arар-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır! Nåbiga-i Beni Zubyan'ın sözü olmak üzre işittim ki..» diyerek onun, içinde bu kelime geçen kıt'asmı okudu. Nâfi «Doğrusun!

    206

    YanıtlaSil
  46. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    207 Bana, yüce Allah'ın (Feasbahat kessarim. (Kalem: 20) kavlin-den de, haber ver: Sarim, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Sarim, karanlık gece, demektir." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Nabiga-i Beni Zubyan'ın sözü olmak üzre isittim ki.." diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..İlå gasakılleyli.. (İsrâ: 78) kavlinden de, haber ver: Gasakılleyl, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Gecenin kararması, demektir." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Nâbiga'dan işittim, o, diyordu ki..» di-yerek Nabiga'nın, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nåfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..Ve kânallâhü alâ külli şey'in mukita. (Ni-så: 85 kavlinden de, haber ver: Mukit, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Kadir demektir." dedi.

    Nâfi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: İmriülkays'ın sözü olmak, üzre işit-tim ki..> diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nâfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Velleyli iza as'ase (Tekvir: 17) kavlinden de, haber ver?» dedi.

    İbn-i Abbas «Karanlığa yöneldiği zaman, demektir." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Агар-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: İmriülkays'ın sözü olmak üzre işit-tim ki..> diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu. Nâfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..Ve enâbihî zaîm. (Yûsüf: 72) kavlinden de, haber ver?» dedi.

    İbn-i Abbas «Zaîm, kefil demektir.» dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda, buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Ebi Züeybülhüzelî'nin sözü olmak üz-

    re işittim ki..> diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu. Nåfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..Vel'ezlâmü..) (Mâide: 90) kavlinden de, haber ver: Ezlâm, ne demektir?» dedi.

    YanıtlaSil
  47. سوره بقره (۸)

    اشارات الاعجاز

    وَ مِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ ا بو آيتك ما قبلهم

    وجه نظمی :

    نا ملکہ حامدہ لکی مفروك اشتراكى وباء مقصد ده اللى حمله نك اتحادي، عطفى ايجاب التدير كذلك. بر هدفی، بر غرضی تعقیب ایدن یکی قصه نك ده عطفهري، بلاغتك اقتضد اسندند. بناء عليه، اون ایکی آیتك خلاصه من تضمن ايدن منا فقالون قصه ی فرار مقنده کچه ای کی آینه مانه عطف اید با مشدر اوت، وقتها که ان اول قرآن شناسیله باشلاندى. صوره مؤمن ارك مدهنه انتقال ایتدی.

    موکره و فربون ذقنه انجرار ایتدی جوگره ان انان تمارين المال ايتمل بيجو منافقارك قصه می ذکر اید بلدی.

    سؤال ؟ ] 6 فرلون ذقی حقنده بالگر ایک آیتکه اکتفا اید با مشدد. اون ایکی آیتك خلاصه سیاه

    منا فقاء حقنده با پیلان اطناب، نه به بناء در؟

    الجواب ) منا فقار حقنده اطنابي، يعني تطويلي ايجاب ایتدير من بر قاج نکته وار در.

    بریجسی) دو شمان مجهول اولد يفى زمان، داها فر لى اولور. قانديريجي اولورس، داها خبيث اولور الدانتيجي اولورس فادى داها شدید اولور داخلی اولورسه، ضرری داها عظیم اولور. چونکه داخلی دوشمان، قوتی طاغیدی، جسارتی آز التير. خارجی دوشمانه ایسه، بالعكس عصبیتی شد تلندير، صلابتی آرتیریم. نفاقك جنایتی اسلام اوزرینه يك بيوكدر عالم اسلامی زلزله یه معروضه براقان، نفاقدر. بونك ايجوند کو، قرآن عظيم الشان اهل نفاقه فضله به تشنيعات وتصبيحاتده بولو نشد..

    ایکنجیسی منافق اولان، مؤمنار له اختلاط ایده ایده یا واسه یا واسه انسیت کب اید ایمان ایله الفت پیدا ایدر. کرن قرآندن کرن مؤمن اردن، نفاقت کو تو لگی حقنده کی سوزلری ایشیده ایشیده، پیس حالتدن نفرت ايد ال نهایت، لسانندن کلمه توحيدك قلبنه طاملاحه زمین حاضر لا مع الجون اطناب با به المشدد.

    و نجیبی) استهزا ،خدعه ، ايكى يوزليلك، حيله، كذب، ریا کی کو تو اخلاقاء منا فقده وار. فرده او درجه ده یوقدر بوجهندن منافقار حقنده اطناب با با شد.

    ٧٦

    YanıtlaSil
  48. عصبيت

    Asabiyet: Millet duygusu

    عطف

    Anf: Dayandırma, yukleme

    عرض

    Garaz: Maksad, gaye

    خبيث

    Habis: Koti pis

    ذعة

    Hud'a: Hile, aldatma

    Hulaz, özet

    المنان

    Itnab: Sözü uzatma

    اختلاط

    İhtilat: Kaynaşma, karışma

    إكيفاً

    İktifa: Yetinme

    الجيران

    İncirar: Çekilme, sona erme

    انتقال

    İntikal: Geome

    اشتهرة

    İstihza: Alay etme

    إشتراك

    İştirak: Ortak olma

    اتحاد

    İttihad: Birleşme

    كنب

    Kesb: Kazanma

    كذب

    Kizh: Yalan

    مجهول

    Mechul: Bilinmeyen

    مفرد

    Müfred: Tekil

    نفاق

    Nifak: Münafıklık

    ریا

    Riya: Gösteris

    صلابت

    Salabet: Sağlamlık

    تقبيحان

    Takbihat: Kabahatli bulma-lar

    تطويل

    Tatvil: Uzatma

    تشنيعات

    Tesnat: Çirkin bulmalar, kötülemeler

    أنيت

    Ünsiyet: Alışıklık

    وَجْهِ نَظم

    Vech-i nazım: Sözlerin diziliş yönü

    Zem: Kötüleme

    YanıtlaSil
  49. Bu dyetin makabhyle vech-i nazmi.

    Nasıl ki bir hükümde iki müfredin iştirakı veya bir maksadda iki cümlenin ittihach, atfi icäb ettirir. Kezālik, bir hedefi, bir garazı ta'kib eden iki kıssanın da atıfları, belägatin iktizásındandır. Binåenaleyh, on iki âyetin hulasasını tazammun eden münafıkların kıssası, kafirler hakkında geçen iki ayetin meâline atf edilmiştir. Evet, vakta ki en evvel Kur'ân'ın senåsıyla başlandı. Sonra mü'minlerin medhine intikal etti. Sonra kafirlerin zemmine incirar etti. Sonra insanların kısımlarını ikmål etmek için münafıkların kıssası zikredildi.

    Sual: Kafirlerin zemmi hakkında yalnız iki âyetle iktifå edilmiştir. On iki âyetin hulasasıyla münafıklar hakkında yapılan itnåb, neye binåendir?

    Elcevab: Münafıklar hakkında itnabı, yani tatvili îcâb ettiren birkaç nükte vardır.

    Birincisi: Düşman meçhûl olduğu zaman, daha zararı olur. Kandırıcı olursa, daha habis olur. Aldatıcı olursa, fesâdı daha şedid olur. Dâhili olursa, zararı daha azim olur.

    Çünki dahili düşman, kuvveti dağıtır, cesåreti azaltır. Harici düşman ise, bil'akis asabiyeti şiddetlendirir, salåbeti arttırır. Nifakın cinayeti, İslâm üzerine pek büyüktür. Ålem-i İslâmı zelzeleye ma'růz bırakan, nifåktır. Bunun içindir ki, Kur'ân-ı Azîmüşşân ehl-i nifaka fazlaca teşniât ve takbihâtta bulunmuştur.

    İkincisi: Münafık olan, mü'minlerle ihtilát

    ede ede, yavaş yavaş ünsiyet kesb eder. Îmân ile ülfet peydå eder. Gerek Kur'ân'dan, gerek mü'minlerden, nifakın kötülüğü hakkındaki sözleri işite işite, pis hâletten nefret eder. En nihâyet, lisânından kelime-i tevhidin kalbine damlamasına zemin hazırlamak için itnâb yapılmıştır.

    Üçüncüsü: İstihzá, hud'a, iki yüzlülük, hile, kizb, riyâ gibi kötü ahlâklar münafıkta var. Kâfirde o derecede yoktur. Bu cihetten münafıklar hakkında itnâb yapılmıştır.

    YanıtlaSil
  50. 156

    TÖVBE 11

    Ebu Zer (ra) anlatıyor:

    "Bir defasında Resülüllah (sav)'e, bize Musa (as)'a indirilen sahife. lerden biraz bilgi ver, dedim.

    Resülüllah şöyle buyurdu:

    Musa'ya indirilen sahifelerde birçok dersler ve örnekler vardır.

    Bir kısmı şunlardır:

    Cehennemin varlığına inanıp ta gülenlere şaşıyorum.

    Öleceğini bildiği halde sevinenlere şaşıyorum.

    Hesaba inanıp ta günah işleyenlere şaşıyorum.

    Kadere inandığı halde üzülenlere şaşıyorum.

    Dünyanın içindekilerle birlikte bir gün yok olacağını bildiği halde ona huzurlu bir şekilde yerleşenlere şaşıyorum.

    Cennete inanıp ta iyi ameller işlemeyenlere şaşıyorum.

    Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir.""

    Abdullah b. Mesud bir gün Küfe'nin mahallelerinden birinde gezer-ken toplanmış içki içen fasıklara rastladı. Aralarında ud çalıp şarkı söy-leyen, Zazan adında güzel sesli biri vardı.

    Abdullah b. Mesud bunu duyunca şöyle dedi:

    Sesi ne kadar güzel! Keşke bunu Allah'ın kitabını okumak için kullansaydı. Daha sonra da başını örtüp oradan uzaklaştı.

    Şarkıcı Zazan, bu sözleri duyunca, bu kim? diye sordu.

    Oradakiler:

    Resulullah (sav)'in ashabından, Abdullah b. Mesud diye cevap verdiler.

    Ne söylüyor? diye sorması üzerine oradakiler şöyle dediler:

    - Bu sesi Kur'an okumak için kullansaydı ne güzel olurdu, dedi.

    Bunlarını duyunca şarkıcının kalbini bir korku kapladı, ayağa fırlayıp udu yere çaldı ve kırdı. Sonra koşup Abdullah b. Mesud'a yetişti, önünde durup ağlamaya başladı. Abdullah b. Mesud onu kucakladı ve birlikte ağ-laştılar.

    Daha sonra Abdullah b. Mesud (ra) dedi ki:

    Hindi, Kenzil-Ummål, 43610

    YanıtlaSil
  51. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    157

    Günahlarından tövbe edip Allah'ı seven ve Allah'ın da kendisini sevdiği bir kişiyi nasıl olur da ben sevmem!

    Zazan, o günden sonra Abdullah bin Mes'ud (ra) ayrılmaz oldu. Kısa zamanda Kur'an-ı Kerim öğrenip dini ilimlerden nasibini aldı ve kendi-sinden hadis rivayet edilen bir imam oldu. Nitekim Zazan'ın Abdullah b. Mesud'dan rivayet etiği birçok hadis vardır.

    Fakih anlatıyor:

    Babamdan şöyle bir hikâye dinlemiştim:

    İsrailoğulları içinde güzelliği ile insanları büyüleyen azgın bir kadın vardı. Evinin kapısı yirmi dört saat açık bulunurdu. Evinin önünden geçen herkes onu kapısının önünde otururken görür ve güzelliğine hayran klırdı. Kadını elde etmenin bedeli on dinardı. Bu miktarda paraya sahip olan herkes içeri alınıyor ve kadınla beraber olabiliyordu.

    Bir gün abidlerden biri evin önünden geçerken bir kanepenin üze-rinde oturmuş olan bu kadına gözü ilişince güzelliğine hayran kalıp nef-siyle mücadeleye başladı ve bu aşkı kalbinden söküp atması için Allah'a yalvardı ama kalbinden bu kadının sevgini silemedi.

    Nefsiyle uzun bir mücadelenin sonunda kendine ait olan bir elbiseyi satarak kadını elde etmenin karşılığı olan on dinarı biriktirip kadının ka-pısına vardı. Kadın parayı hizmetçisine vermesini söyledikten sonra gel-mesi için ona bir vakit tayin etti.

    Belirlenen zamanda Abid geldiğinde kadın süslenmiş olarak onu bekliyordu. Abid gelip onunla ilişkiye girmek için hazırlanıp elini ona uza-tınca Allah, rahmeti ve abidin o zamana kadar yaptığı ibadetlerin bere-ketiyle onu kötü fiilden alıkoydu. Abid arşın üzerinde Allah'ın kendisini bu halde iken gördüğünü dolayısıyla bütün amellerinin sevabının yok ol-duğunu düşünmeye başladı. Bunun sonucu olarak Abidin benzi soldu, tir tir titremeye başladı.

    Abidin bu durumunu gören kadın:

    -Ne oldu, neyin var? dedi.

    Abid:

    Ben Allah'tan korkarım, bırak beni gideyim, dedi.

    Kadın:

    YanıtlaSil
  52. 158

    TÖVBE I I

    Yazıklar olsun sana. Şu an senin yerinde olmak isteyen nice insan var. Sen ne yaptığının farkında mısın? dedi.

    Åbid:

    Ben Allah'tan korkarım, ödediğim para senin olsun geri istemi yorum, bırak beni de gideyim, dedi.

    Kadın:

    Şimdiye kadar bu işi (zina) hiç yapmamış gibi davranıyorsun!

    Åbid:

    - Evet! Hiç zina yapmadım, dedi.

    Kadın:

    Senin adın ne, hangi memlekettensin? dedi.

    Åbid, adını ve nereli olduğunu söyledikten sonra kadın onu bıraktı.

    Abid oradan ayrıldıktan sonra yaptıklarına pişmanlık duyup, ağlaya-rak üstüne başına toprak saçmaya başladı.

    Abidin bu tavrı kadının kalbine de Allah korkusu düşmesine sebep oldu. Kadın kendi kendine şöyle düşündü:

    Bu adam ilk kez bir günah işlediği halde Allah korkusundan dolayı düştüğü hal böyle iken ben yıllardır bu günahı işliyorum onun korktuğu Allah benim de Rabbim olduğuna göre benim daha fazla Allah korkusu içinde olmam gerekmez mi?

    Bu düşünceler içinde kadın günahlarından tövbe edip Allah'a yönel-di ve evinin kapısını erkeklere kapatıp, kötü huyundan vazgeçti. Eski elbiseler giyip kendini ibadete verdi.

    Bir süre sonra kendi kendine şöyle dedi:

    Ben kendim bu kişiye gidersem belki benimle evlenir böylece on-dan dinimi öğrenirim aynı zamanda Allah'a ibadet etme konusunda bana yardımcı olur.

    Bu düşünce ile hazırlık yaptı yanına yeteri kadar mal ve hizmetçi alıp Abidin köyüne vardı. Abidin yerini sordu. Abide haber verildiğinde dışarı çıkıp kadını görünce kadın yüzünü açtı âbid de onu tanıdı. Aralarında ge-çen olayı hatırlayarak büyük bir çığlıkla yere düşüp oracıkta ruhunu tes-lim etti. Kadın üzüntüye boğuldu ve şöyle dedi.

    YanıtlaSil
  53. TENBİHÜ'L GÂFİLİN

    159

    Ben buralara onun için gelmiştim ama o öldü. Acaba akrabaların-dan benimle evlenecek bir erkek var mıdır.

    Dediler ki:

    - Onun fakir bir kardeşi var.

    Kadın önemi yok benim yeteri kadar malım var deyip Abidin karde-şini buldu ve onunla evlendi. Bu evlilikten yedi tane çocukları dünyaya geldi.

    Allah, daha iyi bilir.

    YanıtlaSil
  54. 1717 Duman Devleti

    We Runya arasında Pasarolça Antlaşmasının imzalanması.

    -1946-Türkiye'de ilk defa çok partili seçim yapıldı.

    21

    PAZAR

    SUNDAY

    TEMMUZ

    JULY

    BIR AYET

    Muhakkak ki Allah haddi

    aşanları sevmez.

    Bakara Suresi: 190

    BİR HADİS

    Kul yalan söylediği zaman, meydana gelen manen kötü kokudan dolayı, melekler kendisinden bir mil uzaklaşır.

    Tirmizi, Birr: 46

    Bir kitapta yazılı bir harf bir cihetle kendisini gösterir ve kendisine delalet eder. Fakat, o harf, katibine çok cihetlerle delalet eder ve nakkâşını tarif eder. Mesnevi-i Nûriye

    HICRI: 15 MUHARREM 1446-RUMI: 8 TEMMUZ 1440

    HIZIR: 77-GÜN: 203 KALAN: 163 - GÜN, KIS: 1 DK

    YanıtlaSil
  55. TARINTE BU N

    1921 - Afyon'un Yunanlar tarafından işgali.

    1937 - Fransa, Hatay'ın bağımsızlığını resmen ilân etti.

    1995 - Isparta'nın Senirkent ilçesindeki sel felâketinde 74 kişi öldü.

    TEMMUZ

    13

    PAZAR

    18 1447

    MUHARREM

    RUMI: 30 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 69

    BİR AYET

    Hepinizin ilahı, tek ilah olan Allah'tır. Ondan başka ilah yoktur. O Rahman ve Rahim'dir.

    (Bakara: 163)

    BİR HADİS

    Ey İnsanlar! Yüce Allah, yalnızca kendisine kullukta bulunmanızı ve Ona şirk koşmamanızı emrediyor.

    İbn Hanbel

    Tevhid ve vahdette cemal-i İlahî ve kemal-i Rabbanî tezahür eder.

    Şualar

    YanıtlaSil
  56. 124 \ Hadislerden Seçmeler

    İbni Amr (ra) rivayet ediyor:

    Kim din kardeşine haksız yere onu korkutas bir gözle bakarsa, Allah da Kıyamet Günü ke disini korkutur.

    Taberanî'nin Kebir'inde

    ***

    Ezilen mü'mine yardım etmeyenler

    Ehl ibni Hüneyf (ra) rivayet ediyor:

    Kim ki, yanında bir mü'min ezildiği hala ona yardım etmeye gücü yeterken yardım e mezse, Allah onu Kıyamet Günü insanlan gözü önünde zelil kılacaktır.

    Müsned, 3: 487

    ***

    Kıyamet Günü aç kalacaklar

    İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:

    (Bir zat) Resulullahın (asm) yanında öğür üştü, ona, "Öğürtünü bizden uzak tut, zira, dünyada insanların en çok doymuş olanları, Kır yamet Günü en çok aç kalacak olanlarıdır" bu yurdular.

    Kütüb-i Sitte, Hadis No: 3894.

    YanıtlaSil
  57. Mü'mini ispiyonlayanlar

    Enes'den (ra) rivayetle:

    (...) Kim ki, bir mü'mini bir idareciye ispiyon ederse Allah, Kiyamet Günü onu zillet ve hakaret jerine oturtur.

    Beyhaki'nin Şuabü'l-İman'ından.

    ***

    İsyankârlar

    Kays ibni Sa'd'dan (ra) rivayetle:

    Kim ki hakimiyetini Allah'a isyanla kuvvetlen-dirirse, Allah, Kıyamet Günü onu çaresizlik İçinde bırakır.

    Müsned, 6: 6.

    ***

    İçki içenler

    Kays ibni Sa'd (ra) rivayet ediyor:

    İçki içen kimse Kıyamet Günü susamış olarak mahşere gelir.

    Müsned, 3: 422.

    YanıtlaSil
  58. HAZRET MEVLANATEN

    SOZLER

    İLMİ HAZMETMEK

    Hazret-i Mevlână zâhiri ilimlerin zir-vesindeki hâlini; <>> tabiriyle ifade eder. Månen tekâ-mül edip takvâ ile yoğrularak muhabbet ateşinde kıvama gel-mesini; << Piştim!>> ifadesiyle an-latır. İlâhî aşk ile kavrulma safhasını da; <> diye hulâsa eder.

    .Çok âlim vardır ki irfandan nasibi yoktur.

    (Bilgileri zihnine istifleyerek) ilim hâfızı olmuştur da, (kalben sığ kaldığı için) Allâh'ın sevdiği bir dostu olamamıştır!

    هنه بونو

    Yaşanmayan hikmetli söz, ödünç alınmış süslü elbise gibidir...

    Ahlâksıza ilim öğretmek, eşkıyânın eline kılıç vermektir.

    Bilginin iki, şüphenin tek kanadı vardır...

    Tek kanatlı bir kuş, çabucak tepetaklak düşer.

    (Mâneviyattan mahrum bir ilim tahsili de nesillerin âhiretini mahveder.)

    İnanç azlığından meydana gelen derde acımak gerekir; çünkü o derdin başka bir dermânı yoktur.

    Yer, gökyüzüyle düşmanlığa kalkışırsa çoraklaşır, ölü hâle gelir.

    Biz pergel gibiyiz. Sâbit ayağımız şerîatta, öteki ayağımızla yetmiş iki milleti dolaşmaktayız.

    YanıtlaSil
  59. SRI SAADETTEN GÜNÜMÜZE HİDAYET REHBERLERİ

    İPTİLALARA SABIR

    -Ey insan! Senin gönül dünyan bir misafirhânedir.

    Sana gelen gamlar ve sürurlar sen-de bir misafirdir. Sakın onların dâimî olduğunu zannetme!

    Gelen fânî gamlara üzülme, çünkü onlar gidicidir (hepsi de sen-den ayrılacak birer yolcudur).

    Fânî sürurlara da sevinme; zira onların da bekāsı yoktur.

    Elinden her bir şey çıkıp gidince, bir belâya, bir felâkete uğrayınca (acziyetini idrâk eden) kul; «Yâ Rabbi, yâ Rabbi!>> diyerek Cenâb-ı Hakk'ı anmaya; «Beni kurtar!» demeye başlar.

    Hak Teâlâ bu dünyada senden birkaç damla gözyaşı alır ama kar-şılığında sana nice cennet kevserleri bağışlar.

    O, senden sevdalarla, ızdıraplarla dolu olan âhları, feryatları alır; her âha, her feryâda karşılık yüzlerce yüksek mânevî mevki ve erişilmez makam verir.

    Her zahmete kızmakta, öfkelenmektesin. Her terbiyesize kin güt-mektesin.

    Peki ama, cilâlanmadan nasıl ayna olacaksın?..

    Ayın kapkaranlık gecelere sabretmesi onu apaydın eder. Gülün dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir.

    YanıtlaSil
  60. HAZRET-I MEVLANATEN HIKMETLİ SÖZLER

    GÖZYAŞI

    Nerede akarsu varsa, orada yeşil-lik vardır.

    Nerede gözyaşı dökülürse; oraya rahmet gelir, merhamet olur. Bostan dolabı gibi inleyerek gözlerinden yaşlar saç da; can bağında yeşillikler bitsin.

    Gözyaşı istiyorsan, gözü yaşlı olanla-ra acı. Acınmak ve merhamete kavuşmak arzu ediyorsan; zayıf-lara, zavallılara merhamet et!..

    İDDİA SAHİPLERİNE!

    Sen, Hazret-i Musa'nın asâsını elinde tutabilirsin. Fakat Mu-sa'daki kuvvet sende var mı ki, onu ejderha yapabilesin ve onu zaptetmeye kādir olabilesin.

    Diyelim ki, ölüleri dirilten Hazret-i İsa'nın nefesine mâliksin, onun duâsı da aklında.

    Fakat ey gafil! Sende Hazret-i İsa'nın (günahsız) ağzı var mı ki nefesin-le ölü gönülleri diriltesin, onları muhabbet zevkiyle canlandırasın?

    Diyelim ki, Hazret-i Ali'nin Zülfikar adlı kılıcı sana mîras kaldı. Sende Allah'ın Arslanı Hazret-i Ali'nin kolu-kuvveti var mı ki Zülfikar'ı kullanabilesin?!.

    Allah yolunda gerekirse ateşe girmek de vardır. Lakin ateşe atılma-dan önce, kendinde İbrahimlik olup olmadığını araştır! Çünkü ateş, İbrahimleri tanır ve yakmaz!..

    130

    YanıtlaSil
  61. NEFS

    -Ey Hak yolcusu! Musa da Firavun da senin varlığında mevcuttur.

    Bu iki hasmı kendinde araman gerekir...

    Vahyin ışığında aydınlan ki, sendeki Musa, sendeki Firavun'a galip gelsin!

    Ağaç eğri ise gölgesi de eğridir.

    (İç âlemimizi istikametlendirmez isek, dış âlemimiz de harap olur.)

    Gündüz gibi ışık saçmak istiyorsan, geceye benzeyen nefsânî arzu-larını yakmalısın!

    Ateşe benzeyen şehvet, yanıp durdukça eksilmez; o, ona dileğini vermemekle eksilir. Bir ateş, odun attıkça hiç söner mi?

    Fare birçok yol bilir, fakat bildiği yollar hep toprak altındadır. O, her tarafta toprağı oymuş, delik deşik etmiştir.

    Fareye benzeyen nefis de, ancak dünyalık peşinde koşar, boş hül yaları kemirir. Zira fareye dünyadaki ihtiyacını temin edecek kadar akıl verilmiştir.

    438

    YanıtlaSil
  62. DİLİNİ KORUYAN KORUNMUŞTUR

    A

    Rah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri bu-yurmuştur

    - "Doğru söylemek, hayırla buyur-mak ve insanların arasını bulmak haric konuşmada hayır yoktur." (Nisa 114)

    sellem buyuruyor:

    Rasüli Ekrem sallallahu aleyhi ve

    - İbadetlerin en kolayını size bildireyim mic Susmak ve iyi huylu olmak.

    - Açları doyur, susayanlara su ver, iyill-ği emret, kötülüklerden sakındır. Bunlara gücün yetmezse hayır olmayan sözlerden dilini çek

    - Kişinin kalbi doğru olmadıkça, imanı doğru olmaz, dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz.

    Dilin äfetleri çok ve kendini bunlardan korumak zor olduğu için, elden geldiği ka-dar susmak en iyi çaredir. O hâlde insan, zaruret mikdarından fazla konuşmamalıdır. Dediler ki (abdallar), yani yüksek derece-deki veliler, konuşması, yemesi ve uyuma-si zaruret mikdarında olan kimselerdir.

    Az konuşmak hakkındaki Häce-i Käinat efendimiz hazretlerinin, ashâb-ı kiram hazerátının, meşayihi zevil-ihtiram hazerâtının sözlerinden bazılarını aşağıda dercediyoruz,

    - Cenab-ı Hakk'ın ziyőde sevdiği amel, lisanı mäläyäniden ve yasaklardan muha-faza etmekdir

    -Sükut, güzel ahlakın başıdır, seyyididir. -Lüzumsuz şeylerden sükût, ibadetlerin başıdır.

    -Sükütu teşekkür, bakışı ibret ve defte-rinde çok istiğfar bulunan kimse iflah oldu. - İnsanoğlunun hatalarının çoğu dilin-dendir.

    Fahri-i Käinat sallallahu aleyhi ve sel-lem devam ediyor,

    -Fuzûli, lüzumsuz sözlerden kaçınmak, kişinin ahlakının güzel oluşundandır.

    - Diline häkim olan, evi kendisine geniş gelen ve kusurlarına gözyaşı döken kimse ye ne mutlu

    All kerremallahü vecheh hazretleri buyurur.

    - Kişi dili altında saklıdır, konuşturunuz, kıymetinden neler kaybetdiğini anlarsınız.

    Sahabeden birisi der ki:

    Kalbinde kasavet, bedeninde bir gevşeklik, rızkında bir kıtlık görürsen bil ki sen mutlaka lüzumsuz, fuzüli şeyler konuşmuşsundur.

    Büyüklerden birisi demiş ki:

    - Söz gümüş ise sükût altındır. Hayırlı söz kerâmetdir. Sükût ise selåmetdir. Ko-nuşma insanın teräzisidir, fazlası ziyandır, azı vakardır. Az konuşan kınanmaz. Üstelik itibarı çok olur. Dilini tutan bütün kötülük-lerden korunur.

    Sükūta devam edende, zikrullah håli tecelli eder, bu süretle, hem de hataya düşmekden, yalandan, dedikodudan, söz taşımakdan, riyäkarlıkdan, nefsini övmek-den, gıybetden, mâlâyäniden kurtulduğu gibi, tefekküre gönlünde yol açılmış olur.

    Yeri gelince de konuşmasını bilmeli, zarûri olan meseleleri açıklamalı, gizli kapaklı hiçbir şey kalmamalı. Lūzumlu, söylenilmesi icäb eden, hususlar ketm edilirse, bu birçok fitnelere sebeb olur, bundan da en ziyåde, dīnī zayıf, münafık ruhlu insanlar istifade eder, yalan haber-lerle Müslümanları, birbirlerine düşürürler.

    Bilhassa münafıklar lüzumlu konuları daima gizlerler, gayeleri fesâd çıkarıb, kötü emellerine nail olmakdır. Çünkü "dilsiz şeytan" ahlakından nasiblidirler.

    Bazı din kardeşlerimiz nezőket icabı her söyleneni sükütle karşılamaktadır. Halbuki hilaf-ı hakikat hälinde, dinin yasakladığı hususlarda, katiyyen baş sallanmaz, haki-kat söylenmelidir.

    Sadık Dänä, Altınoluk Sohbetleri-5. s. 161-170

    C

    YanıtlaSil
  63. Miladi Hicri Rumi
    Gün 15 9 15
    Ay Temmuz Şevval Temmuz
    Yıl 2016 1437 1432
    Önceki
    Cuma
    Sonraki
    "Tarih Çevirici" Cuneyt KURT tarafından özgün olarak hazırlanmıştır.

    YanıtlaSil
  64. Căn 30

    111-TEBBET SÜRESİ

    43

    Tebbet Sûresi

    Mekke Döneminde İndi

    Åyet Sayısı: 5

    Bu sûreye "Mesed" Süresi de denilir. İhtilafsız sürenin tamamı Mekkî'dir. Buhari, Tirmizî ve diğer bazı hadis kaynakları İbn Abbas'tan rivayet etmişlerdir ki: والذر عشيرتك الأقربين ")Önce) en yakın akrabanı uyar." (Şuara, 26/214) âyeti nāzil olunca Peygamber (s.a.v.) Safa Tepesine çıkıp با صباحا "Ey insanlar sabah oldu uyanın!" diye nidâ etti.

    Bu kim? dediler. Başına toplandılar. Resûlullah onlara:

    -Ne dersiniz? Ben size şu dağın arkasından bazı atlılar çıkacak diye haber versem beni tasdik eder misiniz? dedi.

    Biz senden şimdiye kadar doğrudan başka bir şey duymadık, dediler.

    Peygamber (s.a.v.):

    Öyle ise ben sizi önünüzde bulunan bir azab ile uyarıyorum, dedi.

    YanıtlaSil
  65. 111-TEBBET SÚRESI

    Cüz: 30

    44

    Ebu Leheb de

    - تالان Yuh olsun sana, bizi bunun için mi topladın? dedi ve kalktı. Bunun üzerine "Tebbet Süresi" indirildi (1) Bazı rivayetlerde de Ebu Leheb'in, bu sözü söylemekle birlikte iki eliyle yerden bir taş alıp Resulullah (s.a.v.)'e atmak iste. diği de nakledilmektedir. Beyhaki'nin "Delail'de yine Ibnü Abbas'tan yaptığı bir nakilde şöyle denilmiştir: "Ebu Leheb vadiden çıkıp Kureyş topluluğunun yanına geldiği zaman, "Muhammed bize mahiyetini bilmediğimiz bir takım şeyler vaad ediyor, onların ölümden sonra vuku bulacağını zannediyor, benim elime ne koydu?" deyip iki eline üflemis ve لكناyuh olsun size, ben sizde Muhammed'in söylediklerinden hiç bir şey görmüyorum, demişti. İşte bunun üzerine "Tebbet Süresi"nin nazil olduğu rivayet edilmiştir. (2) Nisabûrî'nin İbni Abbas'tan yaptığı nakil de şöyledir: "Resulullah (s.a.v.), peygamberliğin ilk yıllarında durumunu gizli tutuyor ve Mekke vadisinde namaz kılıyordu. Bu du-rum, والذر عشيرتك الالتزيين ")Önce) en yakın akrabanı uyar." (Şuarâ, 26/214) âyeti nazil oluncaya kadar üç sene boyunca devam etti. Ta ki söz konusu âyet inince, peygamber Safa Tepesi'ne çıktı ve:

    - Ey Galib oğulları diye nida etti. Onlar, mescidden çıkıp Resulullah (s.a.v.)'ın yanına geldiler. Ebu Leheb:

    İşte Galiboğulları geldi onlara ne yapacaksın? Dedi. Sonra Peygamber (s.a.v.):

    - Ey Lueyoğulları diye seslendi. Luey'den olmayanlar dönüp gidince Ebu Leheb:

    - İşte Lueyoğulları geldi ne var? dedi. Sonra Peygamber (s.a.v.):

    -Ey Kilaboğulları ve arkasından da,

    -Ey Kusayoğulları diye nida etti.

    Yine Ebu Leheb:

    - İşte Kusayoğulları geldi ne var? dedi. Bunun üzerine Resulullah buyur-du ki; "Allah bana en yakın akrabalarımı uyarmamı emretti. En yakınlarım da sizlersiniz. Sizler لا اله الا الله "Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur." demedikçe ben size ne dünyada ne de ahirette yardım edemem. Eğer Allah'ı birlerseniz, Rab-

    (1) Suyûti, a.g.e., VIII, 665,

    (2) Buhari, Conaiz, 98, Telsiru Sureti 111/1-3, 26/2, 34/2; Müslim, Fiten, 91; Tirmizi, Fiten, 63, Tefsiru Sureti, 111; Ahmed h. Hanbel, 1, 281, 307; 111, 43, 97.

    YanıtlaSil
  66. Can 30

    111- TEBBET SÜRESE

    45

    30

    hiniin katında onunla lehinizde gahitlik yapacağım." Tam o strada Ebu Lehch

    Yuh olsun sana bizi bunun için mi çağırdın? dedi. İşte bu hadise üzerine nie konunu süre nazil oldu (1)

    Başka bir rivayette de şöyle denilmiştir: "Resulullah (sav.) bir gün amica-lanmi davet etmiş, onlara bir ziyafet sunmuştu. Ancak onlar, "Bizim her birimiz bir koyun yer." diyerek peygamberi hakir görmüşlerdi. Resûlullah (s.a.v.) da on-

    Öyle ise yiyiniz demişti. Yediler, doydular ancak yemekten çok az bir şey eksilmişti. Sonra Peygamber (s.a.v.)'e:

    -Yanında başka ne var? diye sordular. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) de onları İslâm dinine davet etti. İşte o sırada Ebu Leheb de söyleyeceğini söyledi.

    Yine bir rivayette denilmiştir ki: Ebu Leheb bir gün Hz. Peygamber'e "Müslüman olursam bana ne verilecek?" diye sormuştu. Hz. Peygamber des "Müslümanlara ne verilirse sana da o verilir." deyince, Ebu Leheb: "Benim on-lardan bir üstünlüğüm yok mu? dedi. Peygamber (s.a.v.) ne ile üstün tutula-caksın? buyurdu. O zaman bu Leheb تيا لهذا الدِّينِ الَّذي يَسْتَوى أنَّا وَغَيْر "Benimle şunları bir tutan dine yuh olsun!" demiş, bunun üzerine "Tebbet Sûresi" nazil olmuştu.

    Tarık-ı Muhâribiden de şöyle bir rivayet vardır. O demiştir ki: "Resulullah (sav.)ı Zü'l-mecâz çarşısında gördüm. "Ey insanlar! Allah birdir O'ndan başka ilih yoktur deyin ki, kurtuluşa eresiniz." diyordu. Arkasında da ona taş atıp ba-caklarını kanatan bir adam da "Onu dinlemeyin" diyordu. Bu kim? diye sordum. Dediler ki, "O Muhammed, arkasındaki de amcasıdır. "(2) Bir rivayetinde de İbrnü Abbas demiştir ki: "Ebu Leheb, Hz. Peygamber hakkında: "O, sihirbazdır." di-yerek kavmini ondan soğutur, bu yüzden gelenler onunla görüşmeden giderler-di. Çünkü Ebu Leheb, kabilesinin yaşlısı ve Hz. Peygamber'in babası gibi olduğundan itham edilmezdi. Ancak Tebbet Süresi nazil olup o bunu, duyduk-lan sonra kızarak şiddetli bir düşmanlık göstermeye başlayınca, itham edilmiş ve o günden sonra Resulullah aleyhinde söylediği sözler, kabul edilmez olmuştu. (3) Bu da, onun bütün çalışmasını boşa çıkarmıştı." Bu rivayetler

    (1) Kurtubi, el-Cami li Ahkami'l-Kur'an, XX, 234, Alūsi, age, XV, 2/333; Müslim, İman, 348, 355.

    (1) Alid, age, XV, 2/113

    Kurtubi, a.g.e., XX, 235

    YanıtlaSil
  67. 46

    111-TEBBET SÜRESİ

    Cüz: 30

    düşmanlık arasında herhangi bir tezat söz konusu değildir. Hangisi nüzul sebebi olarak alınırsa alınsın, bu sürenin ilk nazil olan sürelerden olduğunu ifade etmektedir. Böyle iken burada Peygamber'in zafer ve başarısıyla, ona küfür ve Hatta yukarıda da işaret edildiği gibi "Duha Sûresi"nden önce indirilmiştir. edenlerin başında bulunan amcası Ebu Leheb'in durumu ve akıbeti yanyana ge-tirilerek yardım görmekle yardımsız bırakılmanın, şükürle nankörlüğün, güzel sonla kötü sonun farkı yakından gösterilmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber'in ve-fatından sonra dahi, düşmanlar fitne çıkarmak isteseler de, Islam dininin bekä ve yayılmasına engel olamayacaklarına işaret olmak üzere sondan başa doğru düşündürmek sonra da İhlas ve Muavvizeteyn (Felak ve Nâs) sûreleriyle Kur'ân'ı bitirmek üzere söz konusu sûre, Nasr Süresi'nin arkasına konulmuştur.

    Ayetleri: Beş tanedir.

    Fasılası : بد harfleridir.

    "Tebab" kökündendir. Tebab, helak ve helak eden zarar, emeği boşa çıkıp muradına ermemek yani başarısız olmak, kaybetmek, yuh olmak, berbat olmak månåsına gelmektedir. تباله، تبا لك tabirleri de "Yuh olsun sana" gibi kınama ve beddua makamında kullanılmaktadır.

    Buhârî'de, "tebab"a, hüsrana uğramak, "tetbib"e ise, mahvetmek, yok etmek anlamı verilmiştir. Ragıb İsfahanî de "el-Müfredat fi garibi'l-Kur'an" adlı ki-tabında "tebåb"ın devamlı ziyana uğramak mânâsına geldiğini ifade etmiştir. Müfessirlerin çoğunluğu da, insanı mahvetmeye götüren ziyân veya helâk mânâsını vermişlerdir.

    الله الحمن الرحيم

    تبتَ يَا أَبِي طَهَبَ وَتَتْ مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ) سيصلي نَارًا ذَاتَ لَهَبْ ) وَأَمَرَاتُهُ حَمَالَةَ الْحَطَب

    (0) في جدهَا جَل من مكة (0)

    YanıtlaSil
  68. Coz 30

    111-FERRET SOMESLI

    Muški jurin

    1. Ebu Lekel'in elleri kurusun tyok olsun 8), zaten yok oldu ya

    2. Ne mali ne de bazandığı onu kortaramadı

    1. (0) alevli hir alege girecektir.

    4. Karos da odun hamah olarak

    5. Boynunda hurma lifinden bir ip olacaktır.

    Helak oldu. Bu fill esasen bir durumu haber vermekle birlike dilek kipi de olabilir. Dilek kişi olması, ya tekvini şekilde zarar görmesini dilemek, yahut da Arapların adetlerinde olduğu gibi قبل الانان "Kahrolaar geklinde bed dua olarak hüsran ve helákı hak ettiğini anlatmak suretiyle kınamak ve çirkin görmek manāsınadır. Söz konusu füli, ilk nüzülüne bakarak şokları, bu minide yorumlamışlardır. Bu yüzden "elleri kurusun" şeklindeki tercüme pek yaygındır. Eli kurusun tabiri daha ziyadela yani "eli golak olsun" mánásında kul lanılmaktadır. Bununla beraber mecăzi anlamda iflas etsin, elinde avucunda bir şey kalmasın, tutacağını tutamasın ve her tuttuğu başa çıkaım gibi heddua mänäsına da gelmektedir ki, bu şekilde terceme edenlerin maksadı da budur. Bu fiile, yuh olsun, perişan olsun gibi mână vermek, de olduğu gibi tebabın anlamına daha uygun görünmektedir. Ancak Ebu Leheb'in Bedir Savaşı'nın ar kasından ümitsizliğe düşerek ölmesi ve Naar Süresi'nin inişinde onun hüsran ve helakinin gerçekleşmesi sebebiyle Tebbet Süresi'nin tertibde buraya konulması, söz konusu kelimenin meydana gelen bir durumu haber verdiğini ifade etmekte dir. Hatta Peygamber'in şanlı vefatıyla dahi Ebu Leheb'in isteğinin yerine gel meyip, bilakis helakinin gittikçe daha çok artacağına işaret sayılmaktadır. Bu da, fiilin gereği olarak kınama månāsı taşımasına engel teşkil etmez. Yani, sa dece ona yuh olsun değil, helake gitti. İki eli sağdan, soldan gerek olumlu gerek olumsuz, gerek tutmak ve gerek itmek için kullanmak istediği bütün se beb ve vasıtaları, gerek dünyaya gerek dine uzatmak istediği iki eli de helák oldu. O Peygamber'in zaferine ve hak dinin ortaya çıkmasına mani olmak ve küfre sarılmak için müracaat ettiği maddi manevi şey kendi aleyhine döndü de, yuh diye üflediği elleri hakikaten helak oldu أبي لهب Ebu Lehebin Peygamber'e nankörlük ve düşmanlıkta ileri giden ve İslam dininin yayılmasına engel olmak İçin her türlü fitne ve fesat ateşini alevlendirmeye çalışan Ebu Cehil ve benzeri azgın kafirlerin küfür ve taşkınlıkları Kur'ân'da anlatılmış olmakla beraber

    YanıtlaSil
  69. 111-TEBBET SÜRESİ: 1

    Cüz 10

    48 rilmesi, ayrıca Peygamber'in zaferini konu edinen Nasr Süresi'yle tevhidi koma hiçbirinin adı açıkça zikredilmediği halde, Ebu Leheb'in ismine özellikle yer ve edinen İhlas Süresi arasında bulunması da dikkate değer niteliktedir. Söyle ki

    mektir. Onun, Peygamber ile Allah arasına girmek, çoğalmasına mani olmak is (bakayum)." (Yasin, 36/59) âyetinin ifade ettiği anlam üzere bir üstünlük ve Birincisi: Ona, وامتازوا اليوم أيها المجرمون "Ey suçlular, bugün şöyle ayrilin teyen ateşli düşmanlar arasında nazar-ı itibara alınmaya değer bir ayrıcalığa sa olması sebebiyle hususi bir şerefe haiz bulunuyordu. Böyle iken bu şeref ve hip olduğuna işaret eder. Çünkü Ebu Leheb, Peygamber'in baba bit amcas nimetin değerini takdir etmediği ve ona yardım edecek yerde aksine engel ol mak için nankörlük ve düşmanlıkla ateş püskürmek isteyenlerin önüne düşmesi sebebiyle İslam düşmanlarının hepsinden daha fazla teessüfe layık olduğunu bil. direrek yine Peygamber'in şanını yüceltmek, onun neseb, şeref ve haysiyetleri. nin üstünde olan Hakk'ın cilvesinin büyüklüğünü göstermektir.

    İkincisi: Ebu Leheb, şahsı gösteren bir künye olmakla beraber lugat it. barıyla asıl mânâsı, alev babası demektir. O itibarla Peygamber'e ve Islam'a karşı ateş püskürmek isteyip de, kendini cehenneme atmış olan kâfirlerin hepsi nin temsilcisi olması sebebiyle onun helāki, hepsinin heläkına misal yapılmıştır Allahia" يُرِيدُونَ أن يطفوا نُورَ اللهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأبى الله إلا أن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الكَافِرُونَ ki, bu da narunu ağızlarıyla sündürmek istiyorlar. Halbuki, kâfirler istemese de Allah, mutlaku nûrunu tamamlamak ister." (Tevbe, 9/32) âyetinin ifade ettiği anlama işaret olur. Künyeler, alem ismi olmakla beraber yerine göre Hätem-i Tärnin cömertlik, Ebu Hanife'nin ilim ile şöhret bulması gibi sıfatlık mânâsına gelmele-rinden ve Meânî ilminde Ebu Leheb isminin de "ateş babası" demek olmasından dolayı, kinâye yoluyla "cehennemlik" vasfına delalet eden meşhur bir misal ola-rak söylenmiştir. Ayrıca kinayeler de, hakikatin iradesine engel olmayacağına göre burada, söz konusu mânânın hususi bir önemi vardır. Yani maksat sadece Ebu Leheb'in şahsını belirtmekten ibaret olmayıp, onun vasfına ve bu vasıfla ona benzeyenlerin hallerine de işaret edilmiş demektir. Asıl ismi, Abdüluzza b. Abdilmuttalib iken yanaklarının pek kırmızı olmasından dolayı ateşe benzetile-rek, Ebu Leheb denilmiş ve bu künye ile meşhur olmuştur. Çok ateşli mânâsına gelen "alev babası" künyesi ona başlangıçta, yüzünün parlaklığı veya canlılığı, yahut hiddet ve şiddeti itibarıyla övgü mânâsı düşünülerek verilmişti. Ancak bu vasfın hakikatinde "ateş kaynağı olmak" veya "ateşi sevmek" mânâsının bulun-ması ve en şiddetli ateşin de cehennem ateşi olması dolayısıyla Ebu Leheb ismi,

    YanıtlaSil
  70. Cüz: 30

    111-TEBBET SÜRESİ: 1

    49

    kendsini ateşe sürükleyen "cehennemlik" ünvanına dönüştürülmüş, fiil ve hare-ketleri itibarıyla da "cehennemin babası" mânâsına darb-ı mesel olarak kul-lanılmıştır. Burada söz konusu nüktenin kastedildiğine özellikle سصلى ثراً ذات لهب *(0) alevli bir ateşe girecektir" âyetiyle işaret edilmiştir. Yani Hz. Peygamber (s.a.v.)'in amcası olmak gibi yüksek bir neseb, yakınlık, soy ve şerefe sahip olduğu halde, iman etmeyip de ona düşmanlık ve küfürde israr ettiğinden do-layı Ebu Leheb böyle helâk oldu. O soy ve şeref Ebu Leheb'i kurtarmazsa Pey-gamber (s.a.v.)'e buğzedip de tevbe etmeyen diğer insanların ne kadar bedbaht olacakları ibret nazarıyla düşünülmelidir.

    Keşşafda denilir ki: "Tekniye" mastarı, ikram etmek mânâsı ifade ederken burada künye anlamında kullanılmasının üç sebebi vardır. 1. İsmiyle değil, künyesiyle şöhret bulmasından dolayı. 2. Esasen ismi, Abdu'l-Uzzá olduğu halde künyesi kullanıldığı için 3 ناراً ذات لهب âyetine göre ateş ehlinden ol-masından dolayı künyesinin haline uygun olması sebebiyle. Ayrıca şerli olan kimseye "Ebu'ş-Şer", hayır sahibine de "Ebu'l-hayr" denilmesi kabilinden de Ebu Leheb denilmiştir." Evet, Ebu Leheb'in iki eli, yuha, hüsrana gitti, heläk oldu. رتب Kendisi de yok oldu. Muradına eremeyip, perişan oldu ve mahvolup gitti. Ebu Leheb, Peygamber'e karşı Kureyş ile beraber olduğu halde hasta olduğu için Bedir Savaşı'na bizzat iştirak edememiş, ancak maddi yardımda bu-lunarak Ebu Cehil'in kardeşi Ás b. Hişâm'ı kendi yerine göndermişti. (1) Kendisi "adese" denilen çiçek hastalığına benzer bir hastalığa tutulmuş, Kureyş'in yenil-diğini haber alınca savaştan yedi gün sonra kahrından ölmüştü. Alûsî ve diğer tefsircilerin naklettiğine göre Kureyşliler, adese hastalığından tâun gibi sakındıkları için kendilerine de bulaşır korkusuyla ailesinden bile kimse yanına yaklaşmamış, bu yüzden ölüsü üç gün evde kalıp kokmuştu. Nihayet utandıkları için Sudâni'lerden birkaç kişiyi ücret karşılığı tutarak gömdürmüşlerdi. Bir ri-vayette de bir çukur kazıp ağaçlarla içine kakmışlar ve örtünceye kadar da üzerine taş atmışlardı. Başka bir rivayete göre de çukur kazmayıp bir duvarın di-bine koymuşlar ve sonra da üzeri örtülünceye kadar taş atmışlardı.

    Demek ki hadise, Kur'ân'ın on beş sene kadar önceden haber verdiği tarzda cereyan etmişti. Mamafih durum, sadece bundan ibaret de değildi. Ebu Leheb, dünyada maksadına ulaşamadığı gibi âhirette de çekeceği azaptan dolayı hem

    (1) As h. Hişâm, Ebu Leheb'e olan dört bin dirhem faiz borcundan dolayı iflas etmişti. İşte bu bor-cuna karşılık olmak üzere Ebu Leheh onu kendi yerine savaşa göndermişti. (Siyer-i İbn Hişüm ve Şerh-i Süheyli.)

    YanıtlaSil
  71. 50

    111-TEBBET SÜRESİ: 1-2

    Cüz: 30

    cismânî ve hem de ruhani bir zarara uğrayarak helâk olmuştu.

    luk edatıdır ve Ebu Leheb'in helakini izah etmektedir. Yani ne fayda verdi ona? ماغنى عنه Buradaki istihâm-ı inkârî veya doğrudan doğruya olumsuz-Hiçbir fayda vermedi. Onu kurtaracak hiçbir hayra yaramadı mah رَمّا كت ve kazandığı, yahut kazancı. Buradaki da mevsûl veya mastariyyedir. Mamafih önceki gibi istitham-ı inkârî veya olumsuzluk mânâsını ifade eden edat olması da düşünülebilir. Malı ona ne fayda verdi? Ve ne kazandığı? Onu felaketten kur-taracak hiçbir şeye yaramadı ve kendisi de hiçbir fayda elde edemedi an-lamındadır. Ancak "Malı da fayda vermedi, kazancı da." anlamı, iki elin helâkini izah etmeye daha uygundur. Malından maksat, sermayesi, kazancından maksat da, kâr ve gelirleri, yahut kazanmak için yaptığı ticaret ve benzeri işler; veya malı, babasından miras kalan, kazancı da kendi kazandığı şeylerdir. Ayrıca söz konusu âyette ifade edilen malından kasıt, eski ve yeni bütün malı, ka-zancından kasıt da, gerek malından harcamak ve gerekse başka yollardan fayda-lanmak suretiyle kendi istek ve arzusuna göre elde ettiği, pay ve nasip, yani çalışması ve emeği ile yaptığı işler ve sahip olduğu şeylerdir ki buna, isteyerek çalışıp elde ettiği bütün kazancı, çocukları, sosyal durumu, kendine ve toplumu-na örf ve adetlerine göre yaptığı iyilikler, ayrıca Peygamber'e karşı kurduğu tu-zak ve düşmanlıkların hepsi dahildir.

    İbnü Abbas'tan nakledildiğine göre, âyette geçen "kazancından" maksat, Ebu Leheb'in çocuğudur. Yine denilmiştir ki: Ebu Leheb'in oğulları aralarında anlaşmazlığa düşerek, muhakeme olmak üzere babalarının yanına gelmişler, derken birbirleriyle çarpışmaya başlamışlardı. Bunun üzerine Ebu Leheb oğullarını ayırmak için aralarına girmiş ve orada birisinin itivermesiyle yere düşmüştü. Buna son derece sinirlenen Ebu Leheb "Çıkarın yanımdan bu pis ka-zancı." demişti. Bir hadisde de أن أطيبَ مَا يَأْكُلُ الرَّجُلُ مِنْ كَسْبِهِ وَان وكده من كسبه "Her in sanın yiyeceğinin en temizi ve çocuğu kazancındandır."(1) buyurulmuştur. Dahhâk: "Ebu Leheb'in kazancı, kötü ameli yani Resulullah'a yaptığı düşmanlık ve kurduğu tuzaktır." derken, Katâde de "Onun kazandığı şey, bir iyilik وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءٌ منثوراً yapryorum zannıyla işlediği ameldir ki bu "Yaptıkları her işin önüne geçtik de, onu (etrafa) saçılmış toz zerreleri haline getirdik." (Furkân, 25/23) mânâsınadır." demiştir. Yine Ebu Leheb'in eğer kardeşimoğlunun söylediği hak ise, malımı ve çocuklarımı fidye vererek ondan

    41,201. (1) Ebu Davud, Büyu', 77; Nesai, Büyu', 1, Ibn Mace, Ticaria, 64, Ahmed b. Hanhol, 11, 214: VI.

    YanıtlaSil
  72. 111-TEBBET SÜRESİ: 2-4

    51

    Che: 30

    kurtulurum." dediği rivayet edilmiştir. Verilen bu manaların hiçbirisi digerine nit değildir. Maksat, tahsis olmayıp, örnek vermektir. Ayette ifade edilen "Kesh", bu manaların hepsini içine aldığından, esasen ayetin anlamı su sekilde-dit: "Ne mali ne de hiçbir kazancı kendisine fayda vermedi, onu zarar ve o bir ateşe yaslanacak ki yarın ahirette belikten kurtaramadı. Zira تكثار brate girecek ki ذات لهب Gayet alevli, dunyada eşi, benzeri görülmemiş son derece şiddetli bir alev ve iltihabı olan bir ateş, yani sadece cisimleri yakan bir ateş değil, ruhları sarıp gönüllere nüfüz eden نار الله الموقدة التي تطلع على الأقنية "Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir ki, gönüllere işler." (Hümeze, 104/6,7) âyetinde buyurulan cehennem narıdır. وارائه Karısı da ki o Harb'in kızı, Ümmü Cemil ve Ebu Sufyan b. Harb'in kız kardeşidir. Bu isimlerdeki imālara da dikkat etmek gerekmektedir. Bu kelime صلى fiilinin altında gizli bulunan Ebu Leheb'e ait olan zamirine bağlıdır. Yani Ebu Leheb'in yalnız kendisi değil, karısı da o atege yaslanacaktır. حمالة الحطب Diğer karetlerin hepsinde حالة kelimesi, haber olarak ötreli okunur. Bu durumda Ebu Leheb'e bağlanmayıp cümle olarak ondan hal yapılır. Asım kıräctinde ise üstün okunur. Bu durumda da şu iki şekil söz konusudur.

    ۱۰ ارائه Kelimesinden hal yapılmasıdır ki, karısı da odun hammalı olarak cehenneme girecek, Ebu Leheb'i götürecek veya onun ateşini artırmak için, dünyada küfrüne, arzusuna hizmet ettiğinden dolayı cehennemde de azabına فَاتَّقُوا النار التي وَقُودُهَا النَّاسُ والحجارة أعدت iştirak ile hizmet edecek demektir unka المكانية " halde yakın insanlar ve taşlar olan, inkarcılar için hazırlanmış ateşten sakının." (Bakara/24( إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُقْنِى عَنْهُمْ أمْوَالُهُمْ وَلَا أولادُهُمْ مِنَ اللهِ شَيْئًا وأوليك هم وقود النار "O inkar edenler var ya, ne malları, ne de çocukları onlara, Al-lah'a karşı hiçbir fayda sağlamaz. Onlar ateşin yakıtıdırlar." (Al-i İmrân, 3/10) âyetlerinde buyurulduğu üzere cehennemin odunu, çırası kâfirler olduğun-dan küfre hizmet etmek, cehenneme odun taşımak mânâsına gelmektedir. Buna göre onun sırtındaki cehennem odununun da, Ebu Leheb'in kendisinin olması en uy-gun bir mânâdır.

    2- Kınama anlamında mansuptur. "Yani o odun taşıyıcısı karı" mânâsın-dadır. Bu durumda, وامراته kelimesi üzerinde durmak câizdir. Burada da "hatab"-dan maksat Ebu Leheb'dir. Bundan başka bir de حمالة الحطب tabiri, koğucu, ona buna lať taşıyan bozguncu şeklinde mecâzî bir anlam da taşımaktadır. Keşşaf sa-hibi ez-Zemahşerî der ki: "İnsanlar arasında koğuculuk yapan bozgunculara, يُحْمِلُ العطب بينهم "Aralarında odun taşıyor." denilir. Bu cümle, insanlar arasında

    YanıtlaSil
  73. 111-TEBBET SÜRESİ: 4-5

    Cüz: 30

    52

    ateş yakmak, serre sebeb olmak anlamında kulanılmaktadır. Nitekim

    من البيض لم تصعد على ظهر لأمة وَلَمْ تَمْشِ بَيْنَ الحَي بالخطب الرطب

    "Beyaz insanları, yani yüzleri ak temiz kimseleri avlamaya çalışmadın, Alçaklığın sırtına binerek oba arasında yaş odunla yürümedin,"

    diyen şair de bu mânâyı ifade etmiş, dumanıt çok olmasından dolayı şiirinde "yas odun" tabirini kullanarak şerrin çokluğuna işaret etmiştir." Lisanımızda bu mână, "kundakcılık etmek" şeklinde ifade edilmektedir. "Yangına körükle git-mek" sözünde de aynı anlam söz konusudur. Ancak, Türkçe'de "odun hamalı" tabirinden bu mână anlaşılmaz. Onda sadece küçümsemek anlamı vardır. Zira izzet ve servet içinde büyümüş bir kadının odun hamallığı yapması, acıklı bir sefälet demektir. Esasen bundan, koğuculuk ve bozgunculuk mânâsını çıkarmak için ya "kundakçı" demek, yahut "hammålete'l-hatab" tâbirini terceme etmeye-rek darb-ı mesel tarzında aynen söylemek daha uygundur. Bu anlam, cehen-neme girmenin sebebi olan dünyadaki durumu göstermiş olmaktadır. Fakat asıl mână, dünyadaki aile şerefine, zenginlik ve üstünlüğüne rağmen, ahiretteki sefälet ve hakaretini duyurması ayrıca Ebu Leheb'in arzusuna boyun eğenlen içinde en sakınması gereken karısının bile cehennem ateşinde hakaretle onur azabını şiddetlendirmeye hizmet etmekte olduğunu ifade etmesi sebebiyle, diğer anlamlarını da dikkate almakla birlikte, "odun hamalı" diye terceme etmeyi daha uygun gördük. Nitekim İbnü Zeyd ve daha başkalarından gelen rivayetle de, bunu kuvvetlendirmektedir. Denildiğine göre, Ebu Leheb'in karısı, Resulul lah (s.a.v.)'in geçeceği yol üzerine geceleyin diken dalları bıraktırmak suretiyl ona eziyet etmek isterdi. Onun için bu tabirle kınanmıştır. Mamafih bu rivaye de onun Peygamber'e eziyet vermek ve dinin yayılmasına engel olmak için ka casının fikrine hizmet etmek üzere gizlice koğuculuk ve benzeri işler yapma suretiyle rahatsız etmeye çalışması tarzında temsilî bir ifade olarak düşünülürse yukarıda söylenen mânâların hepsine uygun düşmüş olur.

    في جيدها حبل Bu cümle de "hammale"nin altında gizli olarak bulunan zamirinden haldir. Yani gerdanında süs yerine bir ip ki...

    Âyette yer alan "cîd" boyun mânâsına gelirse de, "unuk" kelimesi gibi sa dece boyun anlamı ifade etmeyip, özellikle gerdanlık gibi zinet eşyalarıyla süs veya süslenmeğe layık güzel boyunlar anlamındadır. Bu yüzden في عنها den meyip في جيدها buyurulmuştur. Gerçi burası, tahkir makamıdır علنا الأغلال في أعناق الذين كفروا ... bis de inkar edenlerin boyunlarına (ateşten) halkalar koyduk

    YanıtlaSil
  74. Cüz: 30

    111-TEBBET SÜRESİ: 5

    53

    (Sebe', 34/33) gibi "ğull" (pranga) ve benzeri ifadelerle küçümseme mevkiinde boyun zikredilmektedir. Ancak burada "odun hammalı" diye küçük düşürüldük-ten sonra في عنقها حبل "Boynunda da bir ip mevcuttur." denilseydi, kapsamlı bir mânâ ifade etmezdi. Halbuki "cid" şairin وأحسن من جيد المليحة عليها "Güzel kadının gerdanındaki zinetten daha güzel." dediği gibi süs ve övgü ile söylenmektedir. Bu mână farkı, Türkçe'de de söz konusudur. Biz de bu gibi durumda "gerdan" tabirini kullanırız. Bu sebeple âyette, tahkirden sonra وفى جيدها nin zikredilme-si, kadının kadınlık onurunu coşturmak suretiyle durumun acıklı manzarasını göstermektedir. Binaenaleyh bu kelâm "boynunda bir ip vardır" diye anlaşılma-Indır. "O dilberin boynunda gerdanlık yerine bir ip vardır" şeklinde düşünülme-lidir ki, أوْمَنْ يُنشِّزُ فِي الحِلية وَهُوَ فِي الخصام غَيْرُ مُبِين "Süs içinde yetiştirilip mücadelede açık olmayanı (tartışmayı heceremeyeni) mi (Allah'ın parçası yaptılar)." (Zuhruf, 43/18) âyetinin ifade ettiği mână üzere, süslü gerdanlıklarla donatılıp ikramla yetiştirilen, düşmanlık ve mücadele mevkilerinde bulunmaması gereken bir gerdanın hamallık ipi ile aşağılanmasındaki hakaret ve istihzânın acılığın-daki fesahat anlaşılabilsin. Said b. Müseyyeb ve daha başkalarından rivayet edildiğine göre, onun gerdanında mücevherlerle süslü, kıymetli bir gerdanlık vardı. Öyle iken bu gerdanlığın yerinde من مد sağlam liflerden, kuvvetli tel-lerden bükülmüş, kıvrılarak örülmüş bir ip bulunmaktaydı. Söz konusu kelime ile ilgili Ragıb el-İsfahânî'nin "Müfredât" adlı eserinde şu açıklamalar mevcut-tur: "Mesed, ince hurma dallarından, yani şahlarından elde edilen ve fitillenen sağlam bükülüp örülen liftir امرأة مسود de yaratılışı vücudu bükülmüş ip gibi derli toplu olan kadın demektir.

    Bunun netiesi şudur ki, mesed, hurma lifinden bükülmüş, sağlam bir urgan demek oluyor. Fakat Zemahşerî diyor ki: Mesed, iplerden şiddetli ve kuvvetli bir şekilde bükülmüş olandır. Bu ister liften olsun, ister deriden olsun, ister başka şeylerden olsun aynıdır. Şair: ومسند أمرٌ مِنْ آيَائِقَ "Develerden daha hızlı, daha kıvrak geçen mesed..."(1) demiştir.

    )1( Müellif merhum, burada أمره kelimesini dalgınlıkla ،دائر şeklinde okuduğu için bu misrayı böyle tercüme etmiştir. Beyitlerin tamamı verilirken bu tercüme de tarafımızdan aşağıdaki şekilde düzeltilmiştir. (Mütercimler):

    ان سرك الارواء غير سابق فَاعْجَلْ بِغَرْب مثل غَرْب طارق وقد أمر من ايانق السن بالباب ولا حقائق

    "Eğer herkesten önce suya kanmak seni sevindirirse Tarık'ın kovası gibi bir kova, çok yaşlı ve çok körpe olmayan kuvvetli develerin derisinden iyice bükülmüş bir ip getirmekte acele et." (Bkz.: İbn Menzur, Lisānü'l-Arab, IV, 410; ez-Zemahşerî, Esüsü'l-Belāga, 594.)

    YanıtlaSil
  75. 54

    111-TEBBET SÜRESİ: 5

    Cüz: 30

    Aynı şekilde comes de sağlam yapılı kuvvetli adam mânâsını ifade etmektedir. (1) Kamusta "mesd" kelimesi "ip bükmek" ve "yolda gayretle sürüp gitmek" mânasındadır denildiğinde bu sözle, "ipi güzelce bükmek" mânâsı kasdedilmektedir. "Mesed" ise, demirden çark oku demektir. Ayrıca hurma lifinden, bir görüşe göre de "Mukl" ağacının ince dallarından

    bükülmüş ipe denilmektedir. Bazı alimlere göre de sağlam ve kuvvetli bükülüp örülmüş olan ipe "mesed" adı verilir. Besair'de açıklandığına göre, "Mesd" mas-tar, "Mesed" ise isimdir, ancak "Memsûd" anlamındadır, yani pek sağlam في جيدها حبل من مسد أى : جَعَلَ في جيدها حَبْلُ حَديد قد لوى ليا شديدا .örülmüş ip demektir Yani âyet, "gerdanında şiddetli bir şekilde bükülüp demir bir ip yapılmış olarak" mânâsınadır. Demek ki mesed, esasen "memsud" mânâsına alınarak bununla, hurma veya mukl ağacının lifleri gibi kuvvetli liflerden bildiğimiz kendir, ur-ganlar tarzında fitil fitil, kat kat bükülmüş veya örülmüş sağlam urganlar kasde-dilmektedir. Bu anlamda kıl, deri ve demir gibi hangi maddeden yapılırsa yapılsın, ip şeklinde bükülmüş yahut örülmüş olan sağlam telli, fitilli urgan, ha-lat ve zincirlerin hepsine mesed denilmektedir. Burada da maksat ipin, yapıldığı maddeden ziyâde kuvvet ve kıvraklığı söz konusu olduğu için en sağlamının düşünülmesi gerekmektedir. انا اعتدنا للكافرين سلاسلاً وأغلالاً "Biz kafirler için zin-cirler ve demir halkalar hazırlamışızdır." (İnsan, 76/4) âyetinin ifade ettiği mână üzere cehenneme giden kâfirlere vaad edilen de zincirler ve bağlardır. Bir ger-dana gerdanlık yerine yakışan da bir zincirdir. Fakat bir odun taşıyıcısının sırtına aldığı odunları bağlayıp uçlarını, gerdanlık yerine sarkıtacağı sağlam ipin de zincir değil, liften bir urgan olması daha uygundur. Kâfirin hassasiyetine dokunan en acıklı manzara âyetin, sırtında cehennem odunu olan kocasını taşırken gerek iftihar ettiği gerdanlığını, gerekse örgülü kıvrık saçlarının ger-

    danından sarkmasını, kendi yanacağı ateşin odununu taşıyan bir odun hamalının boynuna düğümleyip geçirdiği kuvvetli urganın boynundan sarkması şeklinde tasvir etmesidir. Bu da, dünyada Allah yoluna sarf edilmeyen servet ve ka-zancın, şükrü bilinmeyen şeref ve asaletin ardındaki hakaret ve aşağılanmaya bir misâldir. İşte o ateş babası Ebu Leheb, parlaklığına ve bir takım üstünlüklerine rağmen Allah'a ve Resulü'ne karşı küfür ateşi yakmak istediğinden dolayı o ateşin odunu olarak helâke sürüklenmiş ve karısıyla birlikte bütün âleme darb-ı mesel olmuştur. Ta peygamberliğin başlangıcında haber verilmiş olan bu haki-kat, aynı tarzda tahakkuk etmiş, Resulullah (s.a.v.)'in tebliğ ettiği şekilde Al-

    (1) ez-Zemahşeri, age, IV. 297.

    YanıtlaSil
  76. Cüz: 30

    111- TEBBET SÜRESİ: 5

    55

    lah'ın birliğine imân etmediği için onun şefaatından istifade edememiş, ne ne-sebinin şerefi, ne de mal ve kazancı gibi asaletinin kudret ve ihtişamı, kendini helâk olmaktan kurtaramamıştır. Onun için diye beddua etmesinden dolayı da kendisine tevbe de nasip olmayıp mahvolup gitmiştir. )1( نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ سُوءِ الْخَاتِمَةِ "Kötü sondan Allah'a sığınırız."

    Şimdi birisi, tesbih, hamd ve istiğfar ile Allah'a giden, diğeri de hüsran ve aşağılanma ile ateşe giden iki son böyle beyan edildikten sonra, güzel bir sona erişmek ve o helâkten kurtulmak için tek çarenin Allah'ın dinine sarılmak ve bu-nun için de önce Allah'ı birlemek ve samimiyetle tanımak sonra da bütün kötülüklerden korunmada O'nun yardımına sığınmak olduğu hususu beyan edil-ecek arkasından da Allah tarif edilerek tevhid ve samimiyetle O'na bağlanma emredilecektir.

    YanıtlaSil
  77. (1) Bu sürenin inmesinden sonra Ebu Leheb art...nân edemezdi. Çünkü öyle bir durumda Allah Teâlânın verdiği haberin yalan çıkması gerekirdi ki, bu da imkânsızdır. Bundan sonra o, iman etmeme mecburiyetinde bırakılmış ve bu konuda Allah'ın yardımı O'ndan uzaklaştırılmış de-mektir. Ancak daha önce esasen imân etmesi mümkün idi ve bu onun gücünün dışında da değildi. Demek ki, ezelde Allah'ın ilmi böyle idi. Ona pek az bir zaman imân etme imkanı ve-rilmiş fakat kalbi çabucak mühürlenmişti. Gerçi bilgi, bilinene tâbi olduğu için ezeli bir takdir zorlamayı gerektirmez, fakat kader, haber verildikten sonra Allah'ın iradesi ortaya çıkmış ola-cağından kulun irâde imkânı artık ortadan kalkmış demektir. Bu olmasa bile, fiiliyata çıkması men edilmiş olmaktadır. Kul için irâde ve kalbin mühürlenme müddetinin azlığı veya çokluğu ciheti ise, yaratılışta olduğu gibi sırf ilahi bir takdir olarak cebridir. Nasıl ki Peygamber'in bu göreve seçilip başkalarının seçilmemesi çalışmakla mümkün olmayıp yalnızca Allah'ın takdi-rinin bir sonucudur. İşte bunun gibi Ebu Leheb'in çalışıp kazanması da kendisine bir fayda ver-memiştir. Bununla birlikte أركم تعبركم ما يتذكر فِيهِ مَنْ تَذكَّرَ وَجَائِكُمُ النَّذير "Ogüt alacak olanın, öğüt ala-cağı kadar bir şüre yaratmadık mı size? Size uyarıcı da geldi..." (Fatır, 35/37) âyeti gereğince uz çok bir düşünme müddeti herkese verilmiştir. Ancak Ebu Leheb gibiler o imkândan yararla-namamışlardır.

    YanıtlaSil
  78. AHLAK

    teşebbüs edilmemesi gerektiğinden söz ederek İslam ahlakı nin desteklenmesinin ve yaygınlaştırılmasının elzem olduğunu vurgular.

    Bediüzzaman, yaklaşık yarım asır önce, hürriyetçilerin ah. lak-ı ictimaiyede ve dinde bir derece laubalilik göstermeleri se. bebiyle, elli sene sonra gelecek olan nesillerin dini, ahlaki ve sosyal ahlak açısından büyük zafiyetler içinde olacağını ifade etmiştir. Hatta kendi zamanının insanlarını değil; elli sene son-ra gelecek olan nesilleri düşündüğünü ve Risale-i Nur'la onlar aydınlatmaya çalıştığını dile getirmiştir. 40

    Bediüzzaman, toplumun ahlaki bozukluklarını düzeltme yo-lunda Risale-i Nur'da peygamber ahlakını adeta özetlemiştir Toplumun önemli bir kısmını oluşturan gençler için Gençlik Rehberihi, yaşlılar için İhtiyarlar Risalesi'ni, hastalar için Has-talar Risalesini, hanımlar için Hanımlar Rehberini, musibete uğramış insanlar için Çocuk Taziyenamesini yazarak ailevi ve sosyal bir çok konuda İslam ahlakını ve İslami eğitim metodu-nu anlatmıştır. Ancak Bediüzzaman, hadis-i şeriflerde imanla eş değerde tutulan güzel ahlakın gelişmesi için, öncelikle insa-nın kendi nefsine yönelik bir arındırma çabasının ve bir mura-kabe şuurunun gelişmesini öne görmektedir. Kendisi risale-i Nur'un bir çok yerinde ihlas ve samimiyete vurgu yaparak ah-laklı insanların mutlaka samimiyet sınavından geçmeleri ge-rektiğine inanır.

    Π

    Öz

    Ahlakın kaynağı konusunda felsefecilerle din âlimleri ara-sında öteden beri tartışmalar söz konusu olmuştur. Felsefecile-re göre ahlakın kaynağı beşer aklı iken, İslam bilginlerine göre güzel ahlakın kaynağı akıl değil vahiydir. Başka bir deyimle, ta-rih boyunca güzel ahlakın en güzel numunelerini bize gösteren peygamberler ve onları takip eden din önderleri olmuştur. Bu yüzden Bediüzzaman, güzel ahlakın salt insan aklından ortaya çıkmış olabileceğini kabul etmemektedir.

    Bediüzzaman, toplumun ahlaki bozukluklarını düzeltme yo-lunda Risale-i Nur'da peygamber ahlakını adeta özetlemiştir.

    40. A.g.e., s. 20.

    2/2000

    YanıtlaSil
  79. BEDİÜZZAMAN'A GÖRE AHLAKIN KAYNAĞI VE NEFSİN TEZKİY

    Bediüzzaman, hadis-i şeriflerde imanla eş değerde tutulan gü-zel ahlakın gelişmesi için, öncelikle insanın kendi nefsine yö-nelik bir arındırma çabasının ve bir murakabe şuurunun geliş-mesini ön görmektedir.

    Anahtar Kelimeler: Ahlak, sosyal ahlak, tezkiye-i nefis

    Abstract

    The philosophers and the religious scholars discussed the issue of the origin of ethics throughout the history. Philosophers argue that the human intellect is the origin for ethics, whereas Islamic scholars claim that its origin should be revelation, not intellect. In other words, the prophets and their followers, i.e. religious leaders, showed us always the best examples of the good and ethical behaviors in the past. For this reason, Bediüzzaman did not accept the human intellect as the origin of ethics.

    Bediüzzaman summarizes in Risale-i Nur nearly the ethical conduct of the prophet in order to correct the ethical corrup-tion of the society. In order to improve the good ethical con-duct which is recognized in the hadits of the prophet equal to the belief, he proposes a self-purification attempt of each indi-vidual towards his soul and a consciousness of control.

    Key Words: Ethics, social ethics, purification of the soul

    Π

    YanıtlaSil
  80. باب حق الوالدين

    ANA BABA HAKKI

    İbn Abbas (ra) şöyle demiştir:

    "Bir mü'min ana babasının sağlığında onları memnun ederse Allah o-na cennetten iki kapı açar. Anne veya babasından biri ona gönül koymaz-sa Allah ondan öylesine razı olur ki, kendisi de hayatından hoşnut olur.

    Soruldu ki:

    Bu çocuk zalim de olsa durum aynı mıdır?

    'Evet! Zalim de olsa aynıdır' denildi."™

    Diğer bir hadiste de Resulullah (sav) şöyle buyuruyor:

    "Ana babasına kötülükle gününü geçiren kimseye cehennemden iki kapı açılır. Şayet onlardan birine kötülük ediyorsa bir kapı açılır."2

    İbn Cüreyc'in rivayetine göre Ata şöyle demiştir:

    Musa (as), Allah'a:

    "Bana tavsiyede bulun" dedi.

    Allah Teâlâ ona:

    - "Benim hukukumu gözetmeni tavsiye ederim" dedi.

    Musa (as) tekrar tavsiye istedi.

    Beyhaki, Şuabü'l-Iman, 7915 Beyhaki, Şuabü'l-Iman, 7916

    YanıtlaSil
  81. TENBIHUL GAFİLİN

    161

    Allah (cc) ona:

    "Annene iyi davran" buyurdu. Musa (as)'ın tekrar tavsiye istemesi üzerine Allah (cc) şöyle buyurdu:

    Babana iyilik et.

    Abdullah b. Ömer (ra) anlatıyor:

    Bir adam Resulullah (sav)'e gelip şöyle dedi:

    إِنِّي أُرِيدُ الْجِهَادَ قَالَ: أَحَى أَبَوَاكَ قَالَ نَعَمْ قَالَ فَفِيهِمَا فَجَاهِدْ

    Ey Allah'ın Resûlü ben cihada katılmak istiyorum.

    Resulullah (sav)'in adama sordu:

    Anne, baban hayatta mı?

    Adamın 'evet' cevabı vermesi üzerine Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    Senin cihadın ana babana iyilik etmendir.¹

    Fakih diyor ki:

    Bu hadis anne-babaya iyilik etmenin cihattan daha büyük sevap ol-duğunu gösterir. Çünkü Resulullah (sav)'in bu adama cihadı terk edip ana babasının bakımı ile ilgilenmesini emretmiştir.

    Dolayısıyla şu söylenebilir:

    Genel cihat çağrısı yapılmadıkça bir kimsenin ana babasının izni ol-madan cihada katılması caiz değildir. Ayrıca ana babaya itaat savaşa katıl-maktan daha faziletlidir.

    Sahabeden biri Resulullah (sav)'e sordu:

    Ya Resûlellah kime iyilik edeyim?

    Resulullah (sav)'in:

    "Annene iyilik et" deyince adam tekrar sordu:

    Sonra kime iyilik edeyim?

    Resulullah (sav)'in tekrar; "annene" demesi üzerine, adam üçüncü kez sordu:

    Sonra kime iyilik edeyim?

    Resulullah (sav) buyurdu:

    Sonra babana ve yakınlık derecelerine göre akrabalarına.'

    'Ibnü'l-Cevzi, Birrü7-valideyn, 63

    *Buhari, Edep: 3

    YanıtlaSil
  82. الشلالات الاعجاز

    ال فيها على الدكثر منافقان اهر كتاب اول مقارى المس شيطان و نما صاحبارى اولي. راها مبادا داها بسیجی اولولی اینشته بو دور دورہ کی منافقاد مقنده اطناب یعنی تطويل كلام عليه بالاغنه.

    بو آنا کاربری آراسنده کی مناسنامه كا علم ( من النَّاسِ ) جار ومجروری، (من) كلمة خبر اول یعنی تقدیده، شبکه بی ( سوال ) دارد اولورکه من افقدك ناسين ولد قاری به بهید.

    بو هام، معلومی اعلام ایجکسن عبادت قالی.

    الجواب ) معلومه که بر حکم بد بھی اول یعنی زمان او حكمك لازمی قصد ايديالي بوداده قصد ابد بانه، او حكمك لازمی اولد نه تمجید همانکه قرآنه عظیم الشان، ضمناً، منافقارك ناسين اولد قاری عجیب بر شید دیده ماه خلافی تعجب ایمگه دعوت این شود. زیرا انسان مکت مدر.

    مگاترم اولد به انسان، نفاقه تنزل التمیز

    [ سؤال ؟ ) ما دامکه ( من النَّاسِ ) خبر ور نه اینجون (من) اوزرینه تقدم این شور؟ الجواب ] مادامکه او مكمن تعجب قصد ايد باشد. تعجب انشائيك شأني، كلامك اولنده

    بولو غمقدر

    موکرہ (ناس) تعبیر نہ بر قاع لطائف ميغيور (برنجي ) قرآنك، منا فقدك شخص الديني تعيين اینجه به رن، عمومی به هفته هم او ناره اشارت انیمی، رسول اکرم عليه الصلاة والسلامك سياستنه داها منا سبور، زيرا من ا فقال من شخص لعينك تعیینی ایله قباحتارى بوزلرینه و وروله ايدي، مؤمنار نفسك پی سیاه وسوسه به دو سر کردی، مالبوکر و سوره خوفی، خوف رہایہ، ریا نفاقه منجر اولور

    گذار اگر م عليه الصلاة والسلام متردد در و گذار اگر قرآن اوناری تعیین ایله تقبیح اين ايدى، رسول اكرم عليه الصلاة و انبا عنه امنیتی بوقدر دینیله جکدی.

    وكذار بعضا كوتولك انشا الديلم ، تدريجاً زائل او له سی احتمالی واردد. فقط تشهیر ابد یلدیگی تقدیر ده کوتولگی با پایه کیسه نان مدتی تحریک ايد. فن الفى داها فضله یا بچه سنه باعث اولور.

    و كذا (ناس) کی عمومی به صفتك نفاقه منا في اولمه ی، خصوصی صفت اون راها زیاده منافی اول سنه دلالت اید. زیرا انسان مکتر مدر بوکی رذالتي ايشامه من انسانيتك شانند نه در گلدر.

    YanıtlaSil
  83. عَلَى الْأَكْثَرْ

    Alel-ekser: Çoğunlukla

    باعث

    Bais: Sebeb olan, sebeb

    بدیهی

    Bedihi: Apaçık

    دلالت

    Delalet: Delil olma

    دسیسه

    Desise: Hile

    انباغ

    Etba: Tabi olanlar

    خوف Hauf: Korku

    حَدَّتْ Hiddet: Öfke

    إعلام

    lâm: Bildirme

    انشا İfşa: Açığa çıkarma

    لَمَائِف

    Letif: Güzellikler, incelikler

    معلوم Malum: Bilinen

    مكة

    Mükerrem: Değerli kılınmış

    منافي

    Münafi: Zit

    مجر

    Müncer: Bir tarafa doğru çekilip sürüklenen, sona eren

    متردد Mütereddid: Kararsız

    ناش

    Nas: İnsanlar

    تعيين

    Ta'yin: Belirleme

    تَعَجْبُ إِنْشَائِي

    Taaccübü inşâî: Bir taaccüb (şaşırma) şekli

    تقبيح

    Takbih: Kabahatli bulma

    تطويل كلام

    Tatvîl-i kelâm: Sözü uzatma

    تدريجاً

    Tedricen: Derece derece

    تَقَذُرْ

    Tekaddüm: Öne geçme

    تشهير

    Teşhir: Sergileme

    زائل

    Zail: Son bulan

    ضننًاً

    Zamnen: Gizli olarak, îmá ile

    YanıtlaSil
  84. zimnen. Gizli olarak, ima ile

    YanıtlaSil
  85. Dördüncüsü: Alelekser münafıklar, ehl-i kitabdan

    oldukları için, şeytani bir zeká sahibleri olup, daha hilekår, daha desiseci olurlar. İşte bu durumdaki münafıklar hakkında itnáb, yani tatvil-i kelåm, ayn-ı belägattir.

    Bu ayetin kelimeleri arasındaki münasebetlere

    gelelim: من الناس carve mecrûru, (.) kelimesine haber olduğu takdirde, şöyle bir suäl

    värid olur ki: Münafıkların nästan oldukları bedihidir Bu hüküm, ma'lûmu i'låm etmekten ibåret kalır.

    Elcevab: Ma'lümdur ki, bir hüküm bedihi olduğu zaman, o hükmün lâzımı kasdedilir. Burada kasdedilen, o hükmün lazımı olan taaccübdür. Sanki Kur'ân-ı Azimüşşân, zımnen, "Münafıkların nåstan oldukları acib bir şeydir" diyerek, halkı taaccüb etmeye da'vet etmiştir. Zira insan mükerremdir. Mükerrem olan insan, nifāka tenezzül etmez.

    Sual: Madem ki من الناس haberdir. Ne

    için )من( üzerine takaddüm etmiştir?

    Elcevab: Madem ki o hükümden taaccüb kasdedil-miştir. Taaccüb-ü inşâînin şe'ni, kelâmın evvelinde bulunmaktır.

    Sonra تاس ta'birinden birkaç letâif çıkıyor.

    Birincisi: Kur'ân'ın, münafıkların şahıslarını ta'yin

    etmeyerek, umûmî bir sıfatla onlara işaret etmesi,

    Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın siyasetine daha münasibdir. Zîrâ münafıkların şahıslarının ta'yini ile kabahatleri yüzlerine vurulsa idi, mü'minler nefsin desîsesiyle vesveseye düşerlerdi. Halbuki vesvese havfa, havf riyâya, riyâ nifâka müncer olur.

    Ve kezâ, eğer Kur'ân onları ta'yîni ile takbih etse idi, "Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm mütereddiddir, etbâına emniyeti yoktur" denilecekti.

    Ve keza, bazen kötülük ifşa edilmese, tedricen

    zail olması ihtimali vardır. Fakat teşhîr edildiği takdirde, kötülüğü yapan kimsenin hiddetini tahrik eder. Fenâlığı daha fazla yapmasına bâis olur.

    Ve keza, ناس gibi umûmî bir sıfatın nifåka münafi olması, hususi sıfatların daha ziyâde münafi

    olmasına delalet eder. Zîrâ insan mükerremdir. Bu gibi rezâleti işlemek insaniyetin şânından değildir.

    YanıtlaSil
  86. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    200

    İbn-i Abbas «Ezlâm, fal okları demektir." dedi.

    Nafi Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır? diye sordu.

    Ibn-i Abbas «Evet! Vardır: Hutay'e'nin sözü olmak üzre işittim ki diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Ve Eshâbülmeş'emeti mâ Eshâbülmeş'eme. (Vakia: 9) kavlinden de, haber ver: Eshâbülmeş'eme, ne demektir?>>> dedi.

    İbn-i Abbas «Eshâbülmeş'eme, Solcular demektir." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    Ibn-i Abbas «Evet! Vardır: Züheyr b. Ebi Sülmâ'nın söylediği sözünü işittim... diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini geçen beytini okudu.

    Nafi Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Ve izelbihârü sücciret (Tekvir: 6) kavlin-den de, haber ver?» dedi.

    İbn-i Abbas «Denizlerin sularile arz sularının birbirlerine karış-ması demektir." dedi.

    Nafi Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Züheyr b. Ebi Sülmâ'nın sözü olmak üzre işittim ki.." diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu. Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Vessemâi zâtilhubuki (Zâriyât:7) kavlin-den de, haber ver: Hubük, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Tarikatlar, yollar demektir." dedi.

    Nåfi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Züheyr b. Ebi Sülmâ'nın sözü olmak üzre işittim ki..» diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Ve ennehû teâlâ ceddü Rabbinâ.. (Cin: 3) kavlinden de, haber ver?» dedi.

    İbn-i Abbas «Muhakkak ki, Rabbımızın Büyüklüğü, yücelmiştir. demektir dedi.

    Nåfi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Tarafa b.. Abd'in, Nûman b. Münzir

    YanıtlaSil
  87. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    209

    hakkında söylediğini işittim ki..» diyerek onun, içinde bu kelime ge-çen kıt'asını okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Hatta tekûne haradan..) (Yûsüf: 85) kav-linden de, haber ver?» dedi.

    dedi. İbn-i Abbas «Harad, tasa ve üzüntüden eriyip gitmek demektir.>>

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Tarafa b. Abd'in sözünü işittim ki..» diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nâfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Ve entüm sâmidûn. (Necm: 61) kavlin-den de, haber ver?» dedi.

    İbn-i Abbas «Sâmidûn, gafiller, oyuncular demektir.» dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Hüzeyle bint-i Bekr'in Åd üzerine söylediği Ağıtını işittim.>> diyerek onun, içinde bu kelime geçen kıt'-asını okudu.

    Nafi «Haydi bana, yüce Allah'ın (..Velkameri izettesaka. (İnşı-kak: 18) kavlinden de, haber ver: İttisak, ne demektir?" dedi.

    İnb-i Abbas «Birleşmek, beraber olmak demektir." dedi.

    Nâfi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Ebû Sırmetül'ensârî'nin sözünü işit-tim..>> diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nâfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Allâhüssamed (İhlas: 2) kavlinden de, ha-ber ver: Ahad'in mânâsını biliyoruzdur, Samed, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Samed, her işde Kendisi kasd edilen, Kendisine yö-nelinen demektir.>> dedi.

    Nâfi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Esediyye'nin sözünü işittim.» diye-rek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..Yelka esâmâ (Furkan: 68) kavlinden de,

    haber ver: Esâm, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Cezâ demektir.» dedi.

    İ. T. Medine Devri XI/F: 14

    YanıtlaSil
  88. 190

    MECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE

    MADDE 311 Hıyar-ı vasf vârise intikal eder.

    Yani, hıyar-ı vasf ile muhayyer olan müşteri vefat edicek, me-bi'in ol vasıftan âri olduğu zâhir oldukta vârisin dahi bey'i feshet-meğe selâhiyeti vardır.

    MADDE 312 Hiyar-i vasf ile muhayyer olan müşteri mebi'de te-mellük'ün levazımından olan bir veçhile tasarruf ederse hiyarı ib-tal etmiş olur.

    FASL-I SALİS

    Hıyar-ı nakd hakkındadır

    MADDE 313 Bâyi ve müşteri filân vakte kadar tediye-i semen olunmak ve olunamazsa beynlerinde bey' olmamak üzere pazarlık etseler sahih olur; buna hiyar-ı nakd denilir.

    MADDE 314 Müddet-i muayyenede müşteri semeni tediye ede-mezse hiyar-ı nakd ile akd olunan bey fâsid olur.

    MADDE 315 Hiyar-ı nakd ile muhayyer olan müşteri müddet-i muayyene içinde vefat ederse bey bâtıl olur.

    FASL-I RABİ'

    Hıyar-ı tayin beyanındadır.

    MADDE 316 Kryemiyyattan iki yahut üç şey'in başka başka ba-baları beyan olunarak bunlardan müşteri dilediğini almak yahut bâyi dilediğini vermek üzere satmak sahih olur. Buna hıyar-ı ta-yin denilir.

    MADDE 317 Hıyar- tayinde tayin-i müddet lâzımdır.

    MADDE 318 Hiyarı tayin ile muhayyer olan kimse müddet-i muayyene mürûrunda aldığı şeyi tayine mecbur olur.

    MADDE 319 Hryarı tayin vârise intikal eder.

    Meselâ, a'lâ ve evsat ve edna olmak üzere bir cinsten üç top kumaşın üç ya dört gün zarfında müşteri kangısını ihtiyar ederse almak üzere bâyi' lâalettayin birini satsa ve müşteri dahi bu min-val üzere kabul etse bey' mün'akid olur ve müddet-i muayyene mü-rûrunda müşteri birini tayin ile semen-i müsemmasını vermeğe mec-burdur ve kabl-et-tâyin vefat etse vârisi dahi ol veçhile birini ta-yine mecbur olur.

    YanıtlaSil
  89. KİTAB'UL BÜYÜ

    191

    FASL-I HAMIS

    Hıyar-ı rü'yet hakkındadır.

    MADDE 320 Bir kimse bir mah görmeden iştira etse görünceye-dek muhayyerdir. Gördükte dilerse fesheder ve dilerse kabul eder. Buna hiyar-ı rü'yet denilir.

    MADDE 321 Hiyar-ı rü'yet varise intikal etmez.

    Binaen-ala-zalik müşteri almış olduğu malı görmeden vefat etse varisi muhayyer olmaksızın ol mala malik olur.

    MADDE 322 yoktur. Malını görmeden satan bâyi için hıyarı rü'yet

    Meselâ, bir kimse kendine irsen intikal eden malı görmeden satsa bey' bilâhıyar mün'akid olur.

    MADDE 323 Hıyar-ı rü'yet bahsinde rü'yet, mebi'in asıl maksadı bildiren hâl ve mahalline vakıf olmaktan kinayedir.

    Meselâ, müşteri içi dışı bir düziye olan sade bez ve kumaşın dışını ve çiçekli ve çubuklu kumaşın çiçeklerini ve çubuklarını gö-rüp ve döl alınan koyunun memesini ve eti için alınan koyunun ar-kasını yoklayıp ve me'kûlât ve meşrubatın çeşnisini tadıp da bâ-dehu iştira eylese hıyar-ı rü'yet yoktur.

    MADDE 324 Nümune gösterilerek satılan şeylerin nümunesini görmek kifayet eder.

    MADDE 325 Mebi' nümuneden dûn çıkarsa müşteri muhayyer olup dilerse kabul eder ve dilerse reddeder.

    Meselâ, buğday ve yağ ve bir düziye yapılmış olan bez ve çuha ve emsali mamulâtın nümunesine bakılarak iştira olunup da nümu-neden aşağı zuhur etse müşteri muhayyer olur.

    MADDE 326 Han ve hane gibi akaratın iştirasında her odasını görmek lazımdır; fakat odaları yeknesak olanların bir odasım gör-mek kâfidir.

    MADDE 327 Mütefavit şeylerin toptan iştirasında her birini baş-ka başka görmek lazımdır.

    MADDE 328 Müşteri mütefavit şeylerin bazısını görüp de bazısım görmeden toptan olarak iştira etse ve görmediğini gördükde beğen-mese muhayyer olup dilerse hepsini birden kabul eder ve dilerse hepsini birden reddeder. Yoksa beğendiğini alıp da beğenmediğini red edemez.

    YanıtlaSil
  90. 678

    HADİS-1 ŞERİFLER

    Bu duaları, Arapça aslına göre ezberleyip okumalıdır.

    * **

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte.. الدرس الثالث عشر في فضل صلاة الجماعة ولا سيما بالمسجد

    قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : صلاة الجماعة أفضل من صلاة الفَرْدِ ( رواه ابن عمر ) بسبع وعشرين درجة. ۱

    ONÜÇÜNCÜ DERS

    CEMAATLE NAMAZ, BİLHASSA MESCİDDE

    1) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    <>>

    **

    Mümkün olduğu kadar namazı cemaatle kılmaya bakmalıdır.

    * **

    Ravi: İBN-İ ÖMER.. Menkıbesi, 7. Hadis-i Şerifte..

    صلاة الرجل فى جماعة تَضْعُفُ على صلاته في بيته وفي سوقه خمساً وعِشْرِينَ ضعْفًا، وَذلك إِذَا تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الوُضُوء، ثم خرج إلى المسجد لا يخرجه إلا الصلاة، م يَخْطُ خطوة إلا رفعت له بها درجة ، وحطت عنه بها خطيئة ، فإذا صلى لم نزل الملائكةُ تُصَلَّى عليه ما دام فى مُصَلاهُ ، ما لم يحدث ، تقول ( اللهم صل عليه اللهم ارحمه ، ولا يزال في صلاة ما أنتظر الصلاة .

    ۲

    ( رواه أبو هريرة )

    İnsanın cemaatle kıldığı bir namazı, evinde veya işinde kıldığı na-mazına nisbetle yirmi beş kat üstündür..

    2) « Şöyle ki.. Güzel abdest alıp, sonra mescide doğru çıktığı zaman, ki bu çıkışı yalnız namaz için olacak.. Attığı her adımda bir derece-si yükselir ve bir hatası silinir.. Namaz kılmaya başladığı zaman, hatta namazgâhında kaldığı müddet konuşmadığı takdirde, me-lekler ona salâvat okur.. Meleklerin salavatı şu duadır: Allahım, ona salâvat eyle.. Allahım, ona merhamet eyle.. Bu kimse, gelecek- namazı gözettiği müddet namazdadır..>>

    YanıtlaSil
  91. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    679

    Camide konuşmak yasaktır. Bir rivayete göre, ateş odunu yakıp kül ettiği gibi, camide kelâm da iyilikleri bitirir..

    **

    Ravi: EBU HÜREYRE.. Menkibesi, 5. Hadis-i şerifte.. الدرس الرابع عشر في فضل الصف الأول وإتمام الصفوف وتسويتها

    قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : لو يعلم الناس ما في النداء والصف الأول ثم لم يجدوا إلا أن يستهموا عليه لاستهموا . ( رواه أبو هريرة ) ۱

    ONDÖRDÜNCÜ DERS

    BİRİNCİ SAF, SAFLARIN DOLDURULMASI VE SAFLARIN DÜZ TUTULMASI

    1) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    <<>>

    **

    Bu Hadis-i Şerif, 12. derste de geçti. Ravisi de aynı..

    ( رواه أنس )

    سؤوا صفوفكم فإن تسوية الصف من تمام الصلاة .

    ۲

    2) «Saflarınızı düzeltiniz.. Zira safları düzeltmek, namazın bütünün-dendir.>>>

    **

    Hz. Ömer r.a. namaza durmadan evvel, saf saf gezerdi.. Boş yerleri doldurur, eğri safları da düzeltirdi..

    Ravi: ENES.. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..

    وروى مسلم عن جابر بن سمرة رضى الله عنهما قال . خرجَ عَلَيْنَا رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال : ألا تصفون كما تصف الملائكة عِنْدَ رَبِّها فقلنا يا رسول الله : وكيف تصف الملائكةُ عِنْدَ رَبِّها قال يتمون الصف الأول ، ويتراضُونَ في الصف ، خير صفوف الرجال أولها ؛ وشَرُّها آخِرُهَا ، وَخَيْرُ صُفُوفِ النِّسَاءِ آخرها ، وشَرها أولها

    ۳

    YanıtlaSil
  92. ehl-i garaz

    206

    ehl-i hamiyet

    gaflet ve ehl-i tugyan) gaflete dalanlar ve az gınlaşanlar, Allah's (c.c.), ahireti ve dünyaya geliş gayesini bilmeyenler (ehl-i gaflet) ve inkär ve günah işlerinde azgınlaşanlar (ehl-i tugyan)

    higara أهل : kotuniyet, kin ve düş manlık besleyenler

    ehl-i garet ve fesad أهل غارت و فساد : )ehl-i garet ve ehl-i fesad) capulculuk, yağmacılık yapan lar (ehl-i garet) ve borguncular (ehl-i fesad)

    ehli gayret أهل gayret sahipleri, çalışıp gayret gösterenler

    ehl-i gaza أهل غزاء : Allah (c.c.) yolunda savaşa

    katılanlar gbet أهل بيت : grybet yapanlar, birini arkasından çekiştirenler

    ehl-i hadaret ve medeniyet أهل حضارت و مدنیت (ehl-i hadaret ve ehl-i medeniyet) toprağa yerleşik yaşayanlar (ehl-i hadaret) ve mede-niyet sahibi (şehir hayatını yaşayan) insanlar (ehl-i medeniyet)

    ehl-i hadis أهل حديث : hadis alimleri (bak. ha-dis)

    ehl-i hak أهل حل : )Allah'ın (c.c.) bildirdiği) ger-çeklere sahip çıkan ve ona bağlı olanlar

    ehl-i hak ve iman اهل حق و ایمان : ehl-i hak ve ehl-i iman) işin gerçeğini ve doğrusunu bilen ler (ehl-i hak) ve iman sahibi (mü'min) kim-seler (ehl-i iman)

    ehl-i hak ve insaf أهل حق و انصاف : )ehl-i hak ve ehl-i insaf) hak ve insaf sahipleri; işin ve gerçeğin doğrusunu bilen (ehl-i hak) ve insaf sahibi olanlar, yani akıl, vicdan ve adalet duy gusuna sahip, peşin yargılarla hareket etme-yip yalnız gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen-ler (ehl-i insaf)

    ehl-i hak ve istikamet أهل حق و استقامت : )ehl-i

    hak ve ehl-i istikamet) işin ve gerçeğin doğ-rusunu bilen (ehl-i hak) ve doğruluktan, dü-rüstlükten ayrılmayanlar (ehl-i istikamet)

    ehl-i hak ve sidk اهل حق و صد : ehl-i hak ve

    ehl-i sıdk) işin ve gerçeğin doğrusunu bilen-ler (ehl-i hak) ve özü, sözü doğru olan, doğ-ruluktan ayrılmayanlar (ehl-i sıdk)

    ehl-i hak ve sünnet اهل حق و سنت :ehl-i hak

    ve ehl-i sünnet) işin ve gerçeğin doğrusu-nu bilenler (ehl-i hak) ve Hz. Peygamber'in sünnetine (söz ve uygulamalarına) titizlikle uyanlar (ehl-i sünnet)

    ehl-i hak ve ve zekâvet أها حق و دکارت sunu bilen (ehl-i hak) ve zeki, ustün zeká sa hak ve ehl-i zekávet) işin ve gerçeğin doğru hibi insanlar (ehl-i zekâvet)

    ehl-i hakikat.gerçekleri bilenler 2.Allah'ın (c.c.) bildirdiği gerçekleri bilenler doğru ve güvenilir bilgilere sahip olanlar ve bunlara sahip çıkanlar

    ehl-i hak ve dikkat ها حق و دقتk ve (ehl-i hak) ve dikkatli olanlar (ehl-i dikkat( ehl-i dikkat) işin ve gerçeğin doğrusunu bilen

    ehl-i hak ve hakikatأهل حق و حقی : )Allah'ın (c.c.) bildirdiği) gerçeği(hak) ve doğruyu (ha kikati) bilenler; işin aslını ve gerçeği bilenler (ehl-i hak) (edogakika güvenilir bilgilere sa hip olanlar (ehl-i hakikat)

    ehl-i hakikat ve ibadet اهل حقیقت و عبادت : )ehl hakikat ve ehl-i ibadet) doğru ve güvenilir bilgilere sahip olanlar (ehl-i hakikat) ve Al lah'a (c.c.) çokça ibadet edenler ve kulluk gö-revlerini yerine getirenler (ehl-i ibadet)

    ehl-i hakikat ve kemal أهل حقیقت و کمال : )ehl-i hakikat ve ehl-i kemål) doğru ve güvenilir bil-gilere sahip olan (ehl-i hakikat) ve manevi ol-gunluğa ermiş, yüksek vasıflara (niteliklere( sahip olanlar (ehl-i kemål)

    ehl-i hakikat ve keşif أهل حقیقت و کشف : )ehl-i hakikat ve ehl-i keşif) doğru ve güvenilir bil-gilere sahip olan (ehl-i hakikat) ve bunlarla ilgili gerçekleri ruh ve kalb gözü ile görüp keşfeden ermiş kişiler (ehl-i keşif(

    ehl-i hakikat ve tarikat أهل حقيقت و طریقت : )ehl-i hakikat ve ehl-i tarikat) doğru ve güvenilir bilgilere sahip olan (ehl-i hakikat) ve iman ve lunu seçenler (ehl-i tarikat) ahlâkta olgunluğa ulaştıran doğru tarikat yo-

    ehl-i hakim أهل حاكم : mahkeme hakimleri (yargıçlar)

    ehl-i hal 1 : أهل حال.İlahi aşk sebebiyle bazı má nevi haller ve coşkular yaşayanlar 2.geçmiş ve geleceklerin dışında şimdiki zamanda bulu-nanlar

    ehl-i hallu akd (akid( أهل حل و عقد : ülke mese lelerine (problemlerine) çözümler getirme ve bir sonuca bağlanma makamıda olup; ülkeyi idare edenler, devlet adamları

    ehl-i hall ve akd أهل حل و عقد : )Bak ehl-i hall ü akd)

    ehl-i hamiyet أهل حميت : hamiyet sahipleri

    YanıtlaSil
  93. ehl-i hayal

    207

    ehl-i ifrat

    din, vatan, millet, namus ve yakınlarını koru ma gibi değerler için gayret ve çaba gösteren ler; insanlık ve fazilet sahipleri

    يميل aya أهل : haya sahipleri, hayal ku ranlar, hayalciler

    Chhayatan taşıyanlar, canlılar Pehli hayrat أهل خير : hayrat sahipleri, sevaplı ve iyi işler yapanlar

    lar, zararlı ve günaha itici isteklere uyanlar

    ehli hevesat أهل هوسات bos ve günaha itici is-tekler peşinde koşanlar

    heyetأهل هيئ astronomi alimleri; ay, güneş, yıldız gibi gök cisimlerini inceleyen ilim adamları

    ehl-i hifz أهل حفظ : Kur'an'ı hifz edenler, Kur'an'ı ezberleyenler, hafızlar

    ehl-hirs أهل حرص : hırslı insanlar, aşırı ve sonu gelmez isteklerin peşinde koşanlar; gözü doymaz insanlar

    ehl-i hibre أهل خبره : işin ve gerçeğin iç yüzünü

    bilenler

    ehl-i hibre ve ihtisas أهل خبره و إختصاص : işin ve gerçeğin iç yüzünü bilenler (ehl-i hibre) ve derin ve geniş bilgi sahipleri (ehl-i ihsas)

    ehl-i hibre ve şuhud اهل خبره و شهود : isin ve ger çeğin iç yüzünü bilenler (ehl-i hibre) ve mâ-nevi gerçekleri ruh ve kalb gözü ile görenler (ehl-i şuhud)

    ehl-i hidayet أهل هدايت : hidayete erenler, Al-lah'ın (c.c.) gösterdiği doğru yolu bulanlar

    ehl-i hidayet ve diyanet أهل هدایت و دیانت : )ehl-i hidayet ve ehl-i diyanet) Allah'ın (c.c.) gös-terdiği doğru yolda olanlar (ehl-i hidayet) ve İslam dinine bağlı olan dindar insanlar (ehl-i diyanet)

    ehl-i hidayet ve huzur أهل هدایت و حضور : )ehl-i

    hidayet ve ehl-i huzur) hidayete ve huzura erenler; Allah'ın (c.c.) gösterdiği doğru yol da olanlar (ehl-i hidayet) ve her an Allah'ın (cc.) huzurunda, O'nun gözetimi altında ol-duğunun şuurunda (bilincinde olanlar (ehl-i huzur)

    ehl-i hidayet ve istikamet أهل هدايت و استقامت : (ehl-i hidayet ve ehl-i istikamet) Allah'ın (c.c.) ve doğruluktan, durustlukten sapmayanlar, gösterdiği doğru yolda olanlar (ehl-i hidayet) dosdoğru olanlar (ehl-i istikamet)

    ehl-i hidayet ve Kuran أهل هدایت و قرآن : )ehl-i

    hidayet ve ehl-i Kur'an) Allah'ın (c.c.) göster-diği doğru yolda olanlar yani hidayete erenler (ehl-i hidayet) ve Kur'an'a inanıp ona sahip çıkan ve ona uyanlar (ehl-i Kur'an(

    ehl-i hikmet اهل حکمت : tabiat olaylarını ince leyen ilim adamları ve felsefeciler

    ehl-i himmet أهل همت: himmet sahipleri; 1.(Al-lah (c.c.) rızası için) gayret gösterenler, çalı şanlar 2 (bir iş için) çalışanlar 3. (Allah'ın (c.c.( izniyle) birine manevi yardımda bulunup onu koruyan ermiş kişiler 4.dini hizmetlere mad-di ve manevi yardımda bulunanlar

    ehl-i huzur أهل حضور : huzura erenler, her an kendilerini Allah'ın (c.c.) huzuru ve gözetimi altında hissedenler

    ehl-i hükm(hüküm أهل حكم : hakimiyet ve ida-re makamında olanlar

    ehl-i hükümet أهل حکومت : hükümet makamla-rında bulunanlar, hükümet işlerini yürüten-ler

    ehl-i ibadet أهل عبادت :Allah'ın (c.c.) ibadetli kulları, Allah'a (c.c.) karşı kulluk görevlerini yerine getirenler

    ehl-i hürriyet أهل حزيت : hürriyetçiler, insan hak ve hürriyetleriní (özgürlükleri) savunan-lar

    hl-i hüner اهل هنر : hüner sahipleri, usta ve becerikli kimseler

    ehl-i ibadet ve salahat أهل عبادت و صلاح : iba detli ve salih (dindar) müslümanlar

    ehl-i Ibret أهل عبرت : ders ve ibret almasını bi-lenler

    ehl-i ibadet ve basiret أهل عبادت و بصیرت : )ehl-i ibret ve ehl-i basiret) dünyada gördüklerin-den ibret ve ders almasını bilenler (ibret ehli) ve mânevi gerçekleri görebilenler (basiret ehli)

    ehl-i ictihad أهل إجتهاد : ictihad sahipleri, müç-

    tehidler; Kur'an ve sünnete (Hz. Peygam-ber'in (a.s.m.) yaşayış ve uygulamalarına) dayanarak müslümanların hayatlarında kar-şılaştıkları yeni problemlere usulüne uygun çözümler getirebilen büyük din ålimleri

    ehl-i idare أهل إداره : idareciler, devleti idare edenler

    ehl-i idlal أهل إضلال : insanları doğru yoldan

    saptıranlar

    ehl-i ifrat أهل إفراط : aşırı gidenler, orta ve doğ-ru yolu izlemeyenler

    YanıtlaSil
  94. TARİHTE BUGÜN

    - 1913-Edirne'nin Bulgar işgalinden kurtuluşu.

    1961 - Kuzey Irak'tan 1500 Türkmen Türkiye'ye sığındı.

    1975 - Risale-i Nur'un beraet kararında imzası bulunan Denizli Mahkemesi azası Hesna Şener'in vefatı.

    22

    PAZARTESİ

    MONDAY

    TEMMUZ

    JULY

    BİR AYET

    Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.

    Bakara Suresi: 215

    BİR HADİS

    Elbise giyerken ve abdest alırken sağdan başlayın.

    Ebu Davud, Libas: 41

    Kur'ân-ı Hakîmin her harfinin okunmasıyla öyle bir kıymeti olur ki; bir harf, on, yüz, bin ve binler sevabı ve bakî meyve-i uhrevîyeyi verecek mahiyettedir. İşârâtü'l-icaz

    HİCRÎ: 16 MUHARREM 1446 - RUMI: 9 TEMMUZ 1440

    HIZIR: 78 - GÜN: 204 KALAN: 162 - GÜN. KIS.: 2 DK

    ZH

    YanıtlaSil
  95. rlar ve nübüvvetini tasdik nat taitesi, Oluler taitesi, in ler talfesi, meläikeler taifesi o zatı mübareki tanıyor! Saik ediyorlar. Oyle de, hayvana ediyorlar ki, onlar, mekle ndbavvetini ta dikini ilan ediyorlar. ar, onu tanıdıklarını, herbir taifesi bazı

    TARİHTE BUGÜN

    -678-Hz. Aişe Validemizin vefatı.

    1683 - II. Viyana kuşatması.

    1789 - Büyük Fransız İhtilali.

    1945 - Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruldu.

    1950 - Türkiye'de Genel Af çıktı.

    1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.

    TEMMUZ

    14

    PAZARTESİ

    191447 MUHARREM)

    RUMI: 1 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 70

    BIR AYET

    Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi

    hakkıyla bilendir.

    (Bakara: 29)

    BİR HADİS

    Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.

    Tirmizî

    Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa

    YanıtlaSil
  96. 126 \Hadislerde

    Çıkar için Kur'ân okuyanlar

    Büreyde (ra) rivayet ediyor:

    İnsanlardan çıkar sağlamak için Kur'ân-Ke rimi okuyan kimse Kıyamet Günü yüzünde ets ve kemikten ibaret bir yüzle gelir.

    Beyhaki'nin Şuabü'l-İman'ından

    ***

    Kur'ân okumayı unutanlar

    Sa'd İbni Ubade rivayet ediyor:

    "Kur'an-ı Kerim okuyan bir kimse sonradan (terkeder ve okumayı) unutursa Kıyamet Güm cüzzamlı olarak Allah'a kavuşur."

    Kütüb-i Sitte, Hadis No: 432

    ...

    Allah yolunda yaralananlar

    Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:

    ki, Kıyamet Günü, yarası kanıyor olarak gelmis "Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır."

    Katab-i Sitte, Hadis No: 992

    YanıtlaSil
  97. Ahiret Hayatı/127

    Büyüklenmek için giyinenler

    Ibni Ömer (ra) rivayet ediyor

    Allah, Kiyamet Günü, büyüklenerek elbisesini aniyenin yüzüne bakmayacaktır."

    Kutab-i Sitte, Hadis No: 5224.

    ***

    Ihni Ömer (ra) rivayet ediyor:

    Başkalarına karşı büyüklenmek için bir elbise piyene Allah Kıyamet Günü ona benzer bir elbise giydirir, sonra da Cehennem ateşiyle tutuşturur.

    Ebu Davud, Libas: 4; İbni Mace, Libas: 27.

    ***

    İman etmeyenler

    İbni Ömer'den (ra) rivayetle:

    Kafir, bir veya iki fersah [24.000 adım) kadar uzayan dilini arkasından sürükler. İnsanlar ona basar geçerler.

    Tirmizi, Cehennem: 3; Müsned, 2: 92.

    ***

    Şirk koşanlar ve Müslümanlar

    Ebu Said-i Hudri (ra) rivayet ediyor ki:

    Bir kere Nebî sallallahü aleyhi ve selleme bazı kimseler gelerek, "Ya Resulallah! Kıyamet Gü-

    YanıtlaSil
  98. HAZRET I MEVLANATEN BİKMETLİ SÖZLER

    Ağzı kapalı testi; uçsuz bu-caksız denizin üstünde, hava dolu bir gönülle yüzer, durur.

    Gönlünde dervişlik ve aşk havası bulunan kimse de dünya denizinin üstünde batmadan ilâhî neşeler üzerinde seyreder.

    Gerçi bu cihan bütünüyle Allâh'ın mülkü ise de, cihan mülkü, dervişin gönül gözünde bir hiçten ibarettir.

    Şu hâlde, gönlü, «ledünnî» ilim ile, yani ilâhî aşk havasıyla doldur da, onun ağzını bağla ve mühürle!

    Nazargâh-ı ilâhî olan kalbi, dünya metālarının kasası yapmamak îcâb eder.

    Nice balık vardır ki, su içinde her şeyden eminken boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur...

    Allah'ın imtihan tuzağı dünya malıdır; dünya malı bizi sarhoş eder, aldatır. Dünyaya gönül verenlerin can gözü, bu yüzden kördür. Çünkü onlar, balçıktaki acı ve tuzlu suyu içerler.

    Eğer zavallı insan, âhiretten kıl ucu kadar bir şey görseydi;

    <<-Böyle ömür senin olsun!» derdi.

    Pek çok han ve kervansaray terk etmek lâzımdır ki, insan bir gün kendi hakikî meskenine varabilsin!

    YanıtlaSil
  99. ASR 2 SAADETTEN GENEN BATET RESERLERI

    DÜNYA GÖLGEDİR

    Dünyadan ebedilik isteme. Kendisinde yok ki sana versin!

    Dünyaya gönül verenler, tıpkı gölge avlayan avcıya benzerler. Göl-ge nasıl onların malı olabilir? Nitekim budala bir avcı, kuşun gölgesini kuş zannetti de, onu yakalamak istedi. Fakat dalın üzerindeki kuş bile bu ahmağa şaştı kaldı.

    -Dünya mıknatıs gibidir, bütün samanları kendine çeker; onun çekişinden ancak, özlü buğday kurtulur.

    Dünya, Allah'tan gafil olmaktır. Yoksa para, kumaş, aile ve evlât sahibi olmak değildir. Seni oyalayıp Hak'tan gafil kılan ne varsa, senin dünyan odur.

    Geminin içindeki su, gemiyi batırır.

    Geminin altındaki su ise gemiyi kaldırır, sırtında taşır.

    Mal-mülk sevgisini gönlünden çıkarıp attığı için Süleyman ken-disine fakir dedi.

    >>

    YanıtlaSil
  100. AKIL BU YOLDA KALIR

    Akıl; dünyevi işlerimizde başarılı olmasına rağmen, mâhiyeti îcâbı, hakikate, hikmete ve ilâhî esrâra, yani <«mârifetul-lâh »a vâsıl olmakta yetersiz kalır. Bu ulvi yolculuk için bir vasıta gereklidir. O da gönüldür, aşktır, vecddir, istiğraktır.

    Akıl, Mustafa'ya kurban olsun!

    -Ne yazık ki, cüzi akıl, aklın adını kötüye çıkarmıştır. Dünyaya karşı beslenen şiddetli arzu, insanı âhiret murâdından mahrum bırakır.

    ALLAH'A SATTIN

    Mal ile beden, kar gibi erir gider. Fakat onlar, Allah yolunda harcanırsa, Allah onlara alı-cı olur. Kur'ân'da;

    <> (et-Tevbe, 111) buyurulmuştur.

    Cenâb-ı Hakk'ın satın aldığı bir şey de eriyip zâil olmaktan kurtularak ebedîleşir, büyük bir kıymet ve şeref kazanır.

    Mala-mülke fazla sarılma ki, vakti gelince kolayca bırakabilesin. Hem kolayca verip gidesin, hem de sevap kazanasın.

    Sen, seni sımsıkı tutana sarıl ki, Evvel de O'dur, Ahir de O'dur. O'nu bulmak istiyorsan, gönül gemini batıracak ne kadar nefsani sıklet varsa, içinden çıkarıp at ki, sâhil-i selâmete vâsıl olasın.

    435

    YanıtlaSil
  101. ARI SAARETTE

    MIDAVET

    MÜRŞİD-İ KAMİL GEREK!..

    Dünyevi duygu ve düşüncelerinin sağlığını ta-bipten, kişiyi sonsuza yücelten ilâhî hislerin sıhhatini de mürşid-i kâmilden öğren!..

    Bir bıçak, kendi sapını, başka bir bıçak olmaksızın nasıl yontabilir? Sen git, yaralarını bir gönül cerrahına göster. Sen onları kendi kendine tedavi edemezsin...

    هذه

    Kılavuzun hareket etmedikçe hareket etme. Başsız hareket eden, kuyruk olur.

    Hak dostu bir kişiye kul olmak, padişahların başlarına taç olmaktan iyidir.

    Gönlün yitirdiği hikmet kumaşı, gönül ehlinin katında ele geçer.

    -Ey gafil insan! Mademki peygamber değilsin, ötelerden haber alamıyorsun, sana uyanlar da yok; bu yolda haddini bil, kendi safında kal; ileri gitme! Yürüdüğün hakikat yolunda da büyük bir velînin arkasından yürü ki, bir gün nefsâniyet kuyusundan çıkıp Hazret-i Yûsuf gibi bir mânâ padişahı olasın.

    Allah ile oturup kalmak isteyen kişi, veliler huzûrunda otursun. Velilerin huzûrundan kesilirsen helâk oldun gitti. Çünkü sen <>sün.

    Peygamberlerle alışveriş yapanlar kâr ettiler; onlar sayesinde ka-zançtadırlar.

    Hâlbuki renk ve koku tacirleri (işin zâhirine kapılan filozoflar) görü-nüşe kapıldıkları, şekilde kaldıkları için çok çok zarara uğradılar.

    YanıtlaSil
  102. 288

    AMULHAKIA ARVANI

    mesi için çırpınmalı, olmazsa Izmire gitmell, yamadan ayrılmamalı son nefesine kadar berateninde kalmaly dım. Bütün bunlar, vaktiyle yapamamaktan n düğüm şeyler... Zaten ondan ayı olduğun her dakika İçin döğünsem yeri değil mi?.

    Abdülhakim Efendi Hazretlerini, çoğu herz, kaatil, eroinci tiplerle beraber Istanbulda harinderdman ez görülmeyen 24 kişiyle beraber Anadoluya sirme karari o zamanın İstanbul Emniyet Müdürü meşhur Demir'in eseridir; ve Menemen hadisesinden sonra gelmiş badan emniyet müdürleri boyunca polisin din edamlarını taki bi birkaç günde bir tekkeyi hasmak ve kitap, mektup, yazı adına ne varsa didik didik etmek suretiyle Mendi Hazretlerinde kümelenmiştir. Fakat serist emri jean son derece ihtiyatlı olan ve nezdinde el yazılı hiç bir şey bu lundurmamaya dikkat eden Efendi Hazretleri, kendile rine, takip vesilesi olabilecek hiç bir şey vermiyor. Niha yet sahte reklámlar, ve şatafati propagandalar dışı ke-miyette dar, fakat keyfiyette hudutsuz derin tesir abdül hakim Arvasi tesiri sabırlarını tüketiyor

    hesap vermekle mükellef bulunmayan Orfi Idare kara riyle onun İzmir'e sürülmesine yol açıyor.

    Şakir'e Mersin yolunu tutturadursunlar; Efendi Haz retlerini bir gece nezaret altında bulundurduktan sonra ertesi sabah vapura bindiriyorlar ve Marmara açıklarına doğru, o çok sevdiği İstanbul'dan ayırıyorlar.

    İstanbul hakkında derlerdi ki,

    villain de tülügün de en ileri sekli Istanbul'da dır. İvi veya kötü, kim ne olmak dilerse Istanbul'a gelsin!»

    Efendi Hazretleri İzmir'de bir otelde, uzaktan polis nezaretinde.. Fevkaláde sıkılmaktalar... Aradan bir müd det geçtikten sonra, yakınları, kendilerinin Bursa'ya nak

    YanıtlaSil
  103. SON DEVRİN DİN MAZLUMLARI

    289

    li veya İstanbul'a ladesi için teşebbüse geçiyor. Her defa red ve Bakalım... cevabı... Nihayet Ankara'ya nakline müsaade çıkıyor. Bunun için uğraşanların başında, yeğe ni ve damadı, Van mebusu merhum Ibrahim Arvási var-dır.

    Ankaraya geliyorlar ve yakın akrabasından Divan-1 Muhasebat mürakıbı (daha sonra Aza, daire başkanı ve ihtilal ötesinde Van Senatörü) Faruk Beyin Hacıbayram civarındaki ahşab ve mütevazı kira evine iniyorlar.

    Ve hastalamyorlar.

    Ankara hiç sevmedikleri bir yerdir; ve bir gün o ci-varda gömülecekleri hayallerine bile uğramamış bir key-fiyet... Hatta İstanbul'da, Bağlarbaşı'nda, Şeyhulislâm Hikmet Efendinin kabri yanında kendilerine bir hazırlatmışlar, bir de tabut yaptırmışlardı. mezar

    Bir gece, sessiz sedasız dalgın mübarek dudakları Tevhid Kelimesinden başka her şeye kapalı olarak beka âlemine geçiveriyorlar.

    Tam da Bolu zelzelesinin Ankara ve İstanbul arasını eteğinden çektiği ve «Dikkat! işaretini verdiği anda...

    Gurbet ellerinde mazlum ölen şehit...

    Şimdi bir mesele:

    İstanbula nakli için resmî makamlara baş vuruyorlar. Tahnit (ilaçlama) mecburiyeti olduğu cevabı veriliyor. İmkânsız!... O halde?.. Şehrin belediye sınırları içinde ölenlerin Asrî Mezarlığa gömülmesi şartı da var... Daha imkânsız!.. O halde?.. Kırşehir'e kaldırmayı ve orada ba-zı yakınları arasında toprağa vermeyi düşünüyorlar. Bu da resmî şarta uygun değil...

    O sırada ahşap evin kapısı çalınıyor ve kim olduğu, nereden geldiği, ne istediği belli olmayan ak sakallı bir adam:

    Ankara civarında Bağlum isimli bir köy vardır, di-yor; orada Nakşî şeyhlerinden bir zat da medfun... Ora-

    F. 19

    YanıtlaSil
  104. https://yukselcelikbeyaztirk.blogspot.com/2025/04/yesil.html?sc=1752134862062#c3904936273866197534

    YanıtlaSil
  105. Kıyametin ilk alametleri: Deccal, İsa (a.s.)'ın inmesi, Aden toprağından bir ateşin çıkıp halkı mahşere (Şam'a) sürmesi, öyle ki onlar kaylule (öğle uykusu) yaptığı zaman o ateş bekler. (Onlar yürüyünce o da yürür). Ve bir de Duhan, Dabbe ve Ye'cüc ve Me'cücün zuhurudur. Denildi ki : "Ya Resulallah, Ye'cüc ve Me'cuc nedir?" Buyurduki: Yec'cüc ve Me'cuc bir takım ümmetlerdik ki, her biri dörtyüz binliktir. Onlardan her bir kişi etrafında, kendi sulbünden gelme bin tane göz görmedikçe ölmez. Bunlar Adem evladıdır. Ve dünyanın harab olmasına çalışırlar. Geldiklerinde Fırat ve Dicle'den içerler. Taberiye gölünü kuruturlar. Beyt'i Makdise vardıklarında ise şöyle derler: "Dünya halkını tamamen öldürdük. Şimdi de göktekilerini öldürelim." Ve oklarını göğe doğru atarlar da, o oklar kana bulaşmış alarak geri dönerler. Bunun üzerine: "Semadakileri de öldürdük" derler. O sırada İsa (a.s) ve müslümanlar Turi-Sina dağında bulunurlar. Allah, İsa (a.s)'a şöyle vahyeder: "Kullarımı Turdağı ve Eyle etrafında muhafaza et." Sonra İsa (a.s) ellerini semaya kaldırıp dua eder. Müminler de "amin" derler. Bunun üzerine Allah Ye'cüc ve Me'cücün üzerlerine "hegaf" denen ve insanların burnundan giren kurtçukları gönderir. Bu kurtçuklar onları Şam'dan Şark'a kadar sarar ve böylece Ye'cüc ile Mec'ücün hepsi ölürler. Öyleki, onların cifelerinden arz kokar. O zaman Allah, göğe emreder. Ve gökten kırbadan boşanırcasına yağmur yağar, onların cife ve kokularından arzı yıkar. İşte ondan sonra güneşin garbten doğma vakti gelir.
    Ravi: Hz. Huzeyfetil Yemani (r.a.)
    Sayfa: 160 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  106. Kur'an ve Sünnet'e Göre Ahlâkın Kaynağı ve Ahlâk-Amel, Değer-Davranış Bütünlüğü

    Özcan HIDIR*

    Giriş: Din-Ahlâk İlişkisi

    Ahlâkın kaynağı meselesi, asırlar boyu pek çok İslâm alim ve filozofunu meşgul etmiş, günümüzde de meşgul etmeye de-vam etmektedir. Bu anlamda ahlâkın yegane kaynağının din o-lup olmadığı temel tartışma konularındandır.

    Burada öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki, her dindar, ahlâklı olmak zorundadır. Çünkü din, bu dünyada ahlâklı dav-ranmayı öğretir ve esasen Dinin mesajı da bu dünyada ahlâk ekseninde bir dünya hayatı sürülmesi içindir. Bir anlamda din-lerin ve dolayısıyla İslâm'ın öğretilerinin temel esprisini ahlâk oluşturur. Şu halde hangi açıdan bakılırsa bakılsın, dinle ahlâ-kın yakın bağının olduğu görülür.

    Toplumsal meseleleri çözebilmenin en önemli sâiki, sahip o-lunan ahlâkî değerleri fark etmek ve bu değerleri hayata geçi-rebilmekte yatar. Esasen hem değerleri fark etmek hem de o değerleri ahlâklı davranış bilincine ve dolayısıyla yaşayan birer insanî haslet haline getirebilmek, son derece önem arz eder. Şu halde ahlak, akla ve vahye ait ilke ve esasların pratik hayatta somutlaştırılmasıdır. Bu noktada insanın yaratılışı ve Allah Te-âla'nın insana dünyada yüklediği misyon fevkalade ehemmiye-ti haizdir.

    Assist. Prof. Dr., Rotterdam İslam Üniversitesi

    YanıtlaSil
  107. AHLAK

    Buradan hareketle şu söylenebilir ki, din, insani değerleri ortaya koyar ve insana o değerlere bağlı kalarak yürüyebilme). radesi kazandırır. İnsan o değerleri kendi özünde, içinde bulur Kendi dünyasında, kendi vicdanında bulur. Dinin kazandırdığı irade ile o değerleri hayata geçirme bilincini ve gücünü kaza-nir: Dinin ahlâkla olan ilişkisinin başladığı yer de esasen bura-sıdır.

    Ahlâkî değerler, aslında bulundukları toplumun olduğu ka. dar bütün insanlığın da ortak değerleridir. Kişilerin bireysel i. nisiyatifleriyle, zorlamalarıyla, sübjektif değerlendirmeleriyle tanımlanabilecek kadar sade, yalın ve köksüz değildir. İşte bu-rada din önemli bir katkı sağlar. Din toplumun tarihteki inanç ve kültürlerden süzülüp gelen ve insan olmanın özüyle bağlan-tılı, ortak, ahlâkî değerleri teyit ederek, onaylayarak ona ayı bir güç ve yeni veçheler kazandırır. Dikkat edilirse Kur'ân-ı Ke-rîm'de ahde vefadan, adâletten, başkasının hakkına saygılı ol-maktan, başkasını sevmekten, sevgiyle bir arada yaşamaktan söz edilir. "Ben, güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim" buyuran Hz. Peygamber'in (s.a.) pek çok hadisinde -ki aşağıda bir kısmı değerlendirilecektir- bir dizi ahlâkî değeri ve o değer-lerin davranışa (amel) dönüşme bilinci görülür.

    Diğer taraftan İslâm öncesi dönemlerde ifade edilmiş ve her din ve toplum içerisinde kendine yer bulabilecek ortak mi-ras kabilinden ahlaki değerler bulunmaktadır. "Hikmet (ahlâki değer) mü'minin yitiğidir, nerede bulursa alır" hadisinden an-laşıldığı üzere, İslâm, diğer din ve kültürlerle ortak olan bu ah-lâkî değerleri yeniden ortaya koymayıp onlara atıfta bulunmak-ta, onları onaylamakta, güçlendirmekte ve aksiyona (amel) dö-nüştürmektedir. Zira ahlâk yaklaşık 5000 seneden beri bugün-kū tartışma konuları ve değerleriyle incelenmeye başlanmıştır. Ahlâk ölçüleri ve değerler, Sümer ve Bâbil dönemlerinde ülke-nin temel yönetim ilkesidir. Farâbî, ülkeleri erdemli-erdemsiz olarak ikiye ayırmıştır. 'Hayır ve iyiliklerin bir arada yaşandığı ülke, erdemli ülkedir' demektedir. Bu itibarla tarih boyunca in-san topluluğunun olduğu her yerde bazen yazılı, bazen gelenek halinde uygulama alanı bulan ahlâkî değerler vardır.

    1. Tirmizi, İlim, 19; Ibn Mace, Zühd, 15.

    2. Yahudi ve Hıristiyan kültüründen süzülüp gelen ve hukuki ve ahlaki öğreti ve de-Gerterin Islam'daki durumunda bir değerlendirmede yöntem olarak kullanılan ger'u men kablena", "israiliyyat", ve "hikmet" kavramları hakkında geniş bilgi için bik. Özcan Hıdır, Yahudi Kültürü ve Hadisler, İstanbul (İnsan Yayınları) 2006.

    12

    YanıtlaSil
  108. KUR'AN VE SÜNNET'E GÖRE AHLARIN

    Uygulanan bu ahlaki değerler, ahlâk ile amelin bütünleşme-si neticesinde bütün din, kültür ve zamanlarda süreklilik kaza-nır. Böylece ahlâkî değerler kaygan zeminden kurtarılarak, bir hayat biçimine dönüşür. Zira ahlâkî değerler tek başına bir şey ifade etmemektedir. Ahlâkî değerlerin, hayatta vücut bulmuş, yaşayan değerler olması gerekir. Nurettin Topçu da İsyan Ahlá-kı adlı eserinde ahlâklılığın, "Hakk'ın vicdanlarda hapsolmayıp hareketlerimizde tecellisiyle" mümkün olduğunu ifade etmek-tedir. Daha sonra da Topçu, hak, hakikat ve ahlâkın en büyük mümessilleri olarak, "Ayı bir elime, güneşi diğer elime verse-ler davamdan dönmem diyen Peygamberler', 'Çiğnerim, çiğne-nirim Hakk'ı tutar kaldırırım diyen Akifler', içindeki manevi bir sese kulak vererek tek başına Atina'ya can pahasına karşı ko-yan Sokrates'ler ve sıska vücuduyla Büyük Britanya yargıçları-na meydan okuyan Gandhi'leri gösterdiği, ifade edilmektedir.

    Bunun için de konuşmaktan ziyade konuşulan ahlâkî değer-lerin davranış bilincine, hayat tarzına kısaca amel ve aksiyona dönüştürülmesi esastır. Bu noktada kişinin iradesi, kişinin ha-yata bakışı ve sorumluluk duygusu öne çıkmaktadır.

    Zira insanı yaratan Allah Teâla, ona, kendi ruhundan üfür-düğünü (Secde, 9) ve onun yeryüzünde halifesi olduğunu (En'am, 165) bildirir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri, onun nefsi ve vicdanı ile birlikte yaratılmış olmasıdır. Her insanda kendisine kötülüğü emreden bir nefis ve kötülükten nasıl sakınacağını ilham eden bir vicdan vardır. İnsan vicdanının ilham ettiği sevgi, fedakarlık, merhamet, te-vazu, şefkat, doğruluk, dürüstlük, sadákat, nezâket ve yardım-severlik gibi güzel ahlâk özelliklerinin yanı sıra, nefsinden ge-len yıkıcı ve olumsuz özelliklere de sahiptir. Ancak inançlı bir insan vicdanı sayesinde doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilir ve her zaman güzel ahlâkı tercih eder. Böylece Allah Teâla'nın insana biçtiği değer ve insanı dünyaya gönderirken ona yükle-diği misyonun önemi ortaya çıkmış olur. Aslında bütün bu te-mel ahlâkî değerler, insan olmanın özüyle alakalı değerlerdir. Yüce Allah, rahmetinin bir tecellisi olarak insana iki büyük yar-dımda bulunmuştur. Birisi, insana düşünce, akıl ve onur ver-miştir. İkincisi de ona peygamberler göndererek, insanın, o verdiği aklın, düşüncenin, ahlâkî değerlerin çizgisinde yürüme iradesini güçlendirmiştir. Bu anlamda farklı dinlerden söz edil-

    3. Topçu, Nurettin, İsyan Ahlakı, İstanbul 1995, s. 20-21 (Mustafa Kök'ün önsözü).

    YanıtlaSil
  109. ehli ihariet

    20

    jal thanet içinde olanlar, hainlik yapanlar, kotulük yapmaya ve zara vermeye çalışanlar

    ohli ihtisas أهل اختصاص ihtisas sahipleri, bir konuda geniş ve derin bilgi sahibi olanlar, uz manlar

    ehl-i ihtisas ve müşahede امل اختصاصی و مشاهده cegin geniş ve derin bilgilerine sahip olanlar (Ihtisas sahipleri) ve ruh ve manevi dünyalar daki varlıkları ve gerçekleri kalb gözü ile go rebilenler (ehl-i mügahade)

    ehl-i ilhad أهل العاد dinsizter

    ehl-i ilhad ve dalalet أهل الحاد وصلات : )ehl-i il had ve ehl-i dalalet) dinsizler (ehl-i ilhad) ve Allah'ın (cc) gösterdiği doğru yoldan sapan lar (chl-i dalalet)

    ehl-i ilhad ve fen أهل الحاد وفي : )ehl-i ilhad ve ehl-i fen) dinsizler (ehl-i ilhad) ve deney ve gözleme dayanan tabiat ilimleriyle uğraşan lar (ehl-i fen)

    ehl-i ilim اهل على ilimle uğraşanlar, ilim sahip leri, din alimleri

    ehl-i ilim ve hakikat اهل علم و حقیقت : )ehl-i ilim ve ehl-i hakikat) din ilimlerini geniş ve derin şekilde bilen din alimleri (ehl-i ilim) ve doğ ru, güvenilir bilgilere sahip olanlar (ehl-i ha kikat)

    ehl-i ilim ve iman اهل علم و ایمان : ehli ilim ve ehl-i iman) ilim ve iman sahipleri; din ilim-lerini geniş ve derin şekilde bilen din alim-leri (ehl-i ilim) ve iman sahipleri, mü'minler (ehl-i iman)

    ehl-i ilim ve kemal اهل علم و کمال : )ehl-i ilim ve ehl-i kemal) dinde derin ve geniş bilgilere sahip olanlar (ehl-i ilim) ve manevi olgunluğa erenler (ehl-i kemal)

    ehl-i ilim ve tarikat اهل علم و طریقت : ehl-i ilim ve ehl-i tarikat) dinde derin ve geniş bilgilere sahip din alimleri (ehl-i ilim) ve iman ve ah-läkta olgunluğa ulaştıran doğru tarikat yolu-nu seçenler (ehl-i tarikat)

    ehl-i iltibas 1 : أهل العباس.dini coşkunluk halinde görüp hisettiklerin gerçeklerle karıştıranlar 2.birbirine benzer şeyleri karıştırıp ayırt ede-miyenler

    ehl-i Iman ve hakikat أهل ایمان و حقیقت : )ehl-i iman ve ehl-i hakikat); iman sahipleri, mü'minler (ehl-i iman) ve doğru, güvenilir

    YanıtlaSil
  110. 208

    ehl-i Iran

    bilgilere sahip olanlar (ehl-i hakikat)

    ehl-i iman ve hidayet أهل ایمان و هدایت : iman ve ehl-i hidayet); iman sahipleri (ehl iman) ve hidayete erenler. Allah'ın (c.c.) gös terdiği doğru yolda olanlar (ehl-i hidayet)

    ehl-i iman ve İslam أهل ايمان وإسلام : )ehl-i iman ve ehl-i İslam); iman sahipleri, mü'minler (ehl-i iman) ve müslümanlar (ehl-i İslâm)

    ehl-i iman ve irfan أهل ايمان و عرفان : )ehl-i iman ve ehl-i irfan); iman ve irfan sahipleri; iman sahipleri (ehl-i iman) ve dinin, imanın ince liklerini bilenler (ehl-i irfan)

    ehl-i iman ve-l Kur'an (ve Kur'an أهل ایمان و القرآن : )ehl-i iman ve ehl-i Kur'an); iman sa-hipleri (ehl-i iman) ve Kur'an'a inanıp ona uyanlar (ehl-i Kur'an)

    ehl-i iman ve taat أهل ايمان و طاعت : )ehl-i iman ve ehl-i taat); iman sahipleri (ehl-i iman) ve Allah'a (c.c.) ve emirlerine itaat edenler, bo-yun eğenler, uyanlar (ehl-i taat)

    ehl-i iman ve takva أهل ايمان و تقوى : )ehl-i iman ve ehl-i takva); iman edenler (ehl-i iman) ve kendilerini günahlardan titizlikle koruyanlar (ehl-i takva)

    ehl-i iman ve tevhid أهل ایمان و توحید : )ehl-i iman ve ehl-i tevhid); iman sahipleri (ehl-i iman) ve Allah (c.c.) birdir diyenler, Allah'ın (c.c.) birliğine inananlar (ehl-i tevhid)

    ehl-i iman أهل ايمان : iman sahipleri, mü'minler

    ehl-i inad أهل عناد : inanmamakta inad edenler, ayak direyenler, direnip duranlar

    ehl-i inkâr أهل إنكار : inkârcılar, inanmayanlar

    ehl-i inkâr ve dalâlet أهل إنكار و ضلالت : )ehl-i inkâr ve ehl-i dalâlet); inkâr edenler, inanç-sızlar (ehl-i inkâr) ve Allah'ın (c.c.) gösterdiği doğru yoldan sapanlar (ehl-i dalâlet)

    ehl-i insaf أهل إنصاف : insaf sahipleri, peşin hü-kümlerle (fikirlerle) hareket etmeyenler; ger-çeği bulma niyetinde olanlar

    ehl-i insaf ve dikkat أهل إنصاف و دقت : )ehl-i insaf ve ehl-i dikkat); insaf sahibi ve dikkat sahibi olanlar; hak ve adalet duygusuna sahip, peşin hükümlerle hareket etmeyen, gerçeği bul-ma niyetinde olanlar (ehl-i insaf) ve dikkatli olanlar (ehl-i dikkat)

    ehl-i insan ve İslâm (insaniyet( أهل إنسان وإسلام insan olanlar ve müslümanlar

    ehl-i Iran أهل ايران : tranlılar, İran halkı

    YanıtlaSil
  111. ehl-i irfan

    209

    ehl-i kerem ve vicdan

    irfan أهل عرف irfan sahipleri, Kur'an ve man hakikatlerinin inceliklerini bilen, anla yışı kuvvetli insanlar

    elisad أهل إرشاد : irsadda bulunanlar, doğru yolu gösterenler, mürşidler

    ehli isbat أهل إلبات : delile dayanarak gerçeği isbat edenler, ispatlayıcılar

    ehli islam أهل إسلام : müslümanlar, ninde olanlar İslâm di

    ehl-i islamiyet أهل إسلاميت : İslamlık dininden olanlar, müslümanlar

    ehl-i israf ve tebzir أهل إسراف و تبذير : savurganlık ve bol harcama yapanlar

    ehl-i istidrac أهل إستدراج : istidrac sahipleri; ben-lik, gurur, azgınlık ve sapkınlıklarının artma-sına yol açacak (ve böylece Allah'ın (c.c.) daha büyük cezasını hak ettirecek) şekilde olağa-nüstü haller gösterenler

    ehl-i istiğrak أهل استغراق : Allah'ın (c.c.) sevgisi ne dalıp giden ve kendinden geçenler

    ehl-i istikbal أهل إستقبال : gelecektekiler

    ehl-i isyan أهل عصيان : Allah'a (c.c.) ve emirleri-ne karşı gelenler

    ehl-i işarat أهل إشارات : Kur'an'da gelecek za-manlara ait bazı gizli işaretler bulunduğunu kabül eden ve örnekler gösteren din büyük leri

    ehl-i istiyak أهل إشتياق : büyük istek ve ihtiyaç duyanlar

    ehl-i 'tizal أهل إعتزال : Mu'tezile mezhebinden olanlar, insanın, iradesi ile yaptığı iş ve hare-ketlerin yaratıcısı yani gerçek sahibi kendisi dir, Allah'ın (c.c.) iradesi işe karışmaz, şeklin-de görüş ileri sürenler

    ehl-i ittihad أهل إتحاد : İslamda birlik ve bera-berlik içinde olmak için çalışanlar

    ehl-i ittihad - Islam أهل إتحاد إسلام : Islam birliği-ne bağlı olanlar

    ehl-i izzet أهل عزت : izzetli, şeref ve saygınlık sahipleri

    ehl-i izzet ve tefahur أهل عزت و تفاخر : )ehl-i iz-zet ve ehl-i tefahur) şeref ve saygınlık sahibi (ehl-i izzet) ve soyluluk ve şereflilikleriyle övünenler (ehl-i tefahur)

    ehl-i kalb أهل قلب : mânevi gerçeklere açık ve imanlı kalb sahipleri

    ehl-i akıl); bozulmamış kalb ve akıl sahiple-ri; imanlı, nurlu, manevi dünya ve gerçeklere açık, günahlarla kararmamış kalb sahipleri (ehl-i kalb) ve iman ve Kur'an hakikatlerini anlayan, dünyada Allah'ın (c.c.) iş ve eserle-rini düşünüp ibret alan bozulmamış akıl sa-hipleri (ehl-i akıl(

    ehl-i kalb ve fikir اهل قلب و فکر : )ehl-i kalb ve ehl-i fikir); bozulmamış, günahlarla kararma mış, månevi gerçeklere açık olan kalb sahiple-ri ve olayları doğru yorumlayıp ibret almasını bilen düşünce sahipleri

    ehl-i kalb ve iman أهل قلب و ایمان : )ehl-i iman ve ehl-i iman); bozulmamış, günahlarla karar-mamış, îmanla nurlanmış, månevi gerçeklere dünyalara açık kalb sahipleri (ehl-i kalb) ve gerçek îman sahipleri, mü'minler (ehl-i iman

    ehl-i kalb ve ruh أهل قلب و روح : )ehl-i kalb ve ehl-i ruh); temiz kalb ve ruh sahipleri; şüp-he ve günahlarla kararmamış, imanlı, nurlu mânevi dünya ve gerçeklere açık kalb ve rul sahipleri (ehl-i kalb ve ehl-i ruh)

    ehl-i kalb ve fikir اهل قلب و فکر : ehl-i kalb ve ehl-i fikir); kalb ve fikir sahipleri, kalbleri må nevi gerçeklere açık olan ve gerçekleri düşü nebilenler

    ehl-i kalem أهل قلم : yazı yazanlar, yazı işleri il

    uğraşanlar

    ehl-i kanaat أهل قناعت : kanaat sahipleri, elin dekiyle yetinen ve hallerine şükredenler

    ehl-i kanun 1 : أهل قانون.kanun koyucular, ka nun yapıcılar 2.insan eseri kanunların uygu layıcıları (hâkimler, yargıçlar)

    ehli kelam أهل كلام : kelam alimleri, diniz iman hakikatlerini isbat etme ve açıklamay çalışan din âlimleri

    ehl-i kemal أهل كمال : manevi olgunluk ve üs tün vasıf (nitelik) sahibi olanlar

    ehl-i kemalat أهل كمالات : manevi olgunluklar ve üstün vasıflara (niteliklere) sahip olanlar

    Allah'ın (c.c.) bir ikramı olarak olağanüst ehl-i keramet أهل كرامت : keramet sahipler haller gösteren ermiş kişiler

    rem) ve çok cömert, eli açık, imanlı kimsele ehl-i kerem ve seha اهل کرم و سخاء : ehlikere ve ehl-i seha); bağış ve ikramı bol (ehl-i ke (ehl-i seha)

    ehl-i kerem ve vicdan أهل كرم و وجدان : kerem vicdan sahipleri; iyilik sever ve cömert ola ve merhametli vicdan sahipleri

    ehl-i kalb ve akıl أهل قلب و عقل : )ehl-i kalb ve

    YanıtlaSil
  112. 3) MUSLIM, CABIR 6. SEMURE'den ra. naklen şöyle anlatır:

    -Recidallah S.A. yanımıza geldi; şöyle buyurdu:

    -Satlarımızı, Kabları huzurunda meleklerin safları gibi yapsa-nz olmaz mi?..

    Sorduks -Ya Residetlah, Rabları katında melekler nasıl saf tutar ki?.. Söyle buyurdus

    -«On als doldururlar.. Satta birbirlerine yanaşırlar..

    Erkeklerin haynı safları, ilkidir; gerri de sonu.. Kadınların hayır-14 sallars sonuncusudur; gerlisi de evveli...

    Bu Hadis-i Şerifte geçen ger kelimesini, sevab azlığı manasına al-malidir.

    Kadınlar için son safın hayırlı olması, sevab almak kasdı ile, ön safa häown etmemeleri; dolayısıyla birbirlerini tüzmemeleri içindir.

    Ravilerin menkibeleri, 5. ve 233. Hadis-i Jerifte.. الدرس الخامس عشر فى فضل صلاة الصبح والعصر والحث على حضور الجماعة في الصبح والمشاء وكراهة النوم قبلها والحديث بعدها

    قال رسول الله صلى الله عليه وسلم من صلى البردين دخل الجنة . ۱

    ( رواه الشيخان )

    ONBEŞİNCİ DERS

    İKİNDİ VE SABAH NAMAZININ FAZİLETİ YATSI VE SABAH NAMAZINDA CEMAATE KATILMAYA TEŞVİK YATSI NAMAZINDAN ÖNCE UYUMANIN SONRA DA -YERSİZ-KONUŞMANIN KÖTÜLÜĞÜ

    1) Peygamber S.A. efendimiz göyle buyurdu:

    -«Her kim, sabah ve ikindi namazını kılarsa; cennete girer..>>> **

    Bilhassa cemaatle kılmak, adabına riayet etmek şartı ile..

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkibeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte.

    YanıtlaSil
  113. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    681

    ان يلج النار أحد صلى قبل طلوع الشمس وقبل غروبها ( يعنى الفجر والعصر ) . ( رواه مسلم ) ۲

    2) «Güneş doğmadan evvel ve batmadan evvel kim namaz kılarsa; katiyyen cehenneme girmeyecektir..»

    Burada sabah ve ikindi namazlarına işaret edildiği, Hadis-i Şerifin sonuna eklenen nottan da anlaşılıyor..

    **

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..

    مَنْ صَلَّى الصُّبْحَ فَهوَ في ذُمَّةِ اللَّهِ ، فَانْظُرْهُ يا ابن آدم لا يَطْلُبَنَّكَ اللهُ مِنْ ( رواه مسلم ) دمتِهِ بِشَيْه .

    ۳

    3) «Iler kim, sabah namazını kılarsa; Allah'ın himayesindedir. Ey âdemoğlu, dikkatli ol.. Allah-ü Taâlâ bu himayesi dolayısıyla sen-den birşey taleb etmeyecektir..>>

    Daha önce de anlatıldığı gibi Allahın himayesini kazanmak için, zik-ri geçtiği gibi, namazını cemaatla kılmak şarttır..

    ***

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..

    ٤

    يتعاقبون فيكم ملائكة بالليل وملائكة بالنهار ، ويجتمعون في صلاة الصبح، وصلاة العصرِ ، ثمَّ يَعْرُجُ الَّذِين باتوا فيكم فيسأ لهم الله وهو أعلم بهم ، كيف تركتم عبادي | فيقولون تركناهم وهُمْ يُصَلُّونَ ، وَأَتَيْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ . ( رواه الشيخان )

    4) «Bir kısım melekler gece, bir kısım melekler de gündüz nöbetinizi devir alırlar.. -Bilhassa sabah ve ikindi namazında buluşur-lar...

    YanıtlaSil
  114. 192

    MECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE

    MADDE 329 A'mânın bey ve şirası sahih olup fakat vasfım bil-mediği bir mal iştira ettikde muhayyer olur.

    Meselâ, vasfını bilmediği bir hane iştira eylese muhayyer olup vasfını öğrendikde dilerse kabul eder ve dilerse reddeder.

    MADDE 330 Mebi kabl-eş-şira a'mâya vasf ve tarif olunup da iştira' eylese muhayyer olamaz.

    MADDE 331 - A'mânın yoklamak ile malûm olan şeylerde eliyle tutup yoklamasiyle ve koklayacak şeylerde koklamasiyle ve tadıla-cak şeylerde tatmasiyle muhayyerliği sakıt olur.

    Ya'ni bu misillü şeyleri yoklayıp ve koklayıp da ba'dehu iştira eylese bey'i sahih ve lâzım olur.

    MADDE 332 Bir kimse şira kastiyle yani alıcı gözüyle görmüş olduğu malı bir müddet sonra ol mal olduğunu bilerek iştira etse huyarı rü'yeti yoktur. Fakat ol malda bir teğayyur hasıl olmuş ise ol vakit muhayyer olur.

    MADDE 333 Mebi'in iştirasına yahut kabzına vekil olan kimsenin rü'yeti asilin rü'yeti gibidir.

    MADDE 334 Rasûlün yani mücerret mebi'i alıp göndermeğe me-muren gönderilen adamın rüyeti müşterinin hıyar-ı rü'yetini iskat eylemez.

    MADDE 335 Müşterinin mebi'de temellükün levazımından olan bir veçhile tasarruf etmesi hiyarı rü'yetini iskat eder.

    FASL-I SADİS

    Hıyar-ı ayb beyanındadır.

    MADDE 336 Bey'i mutlak mebi'in ayıbdan salim olmasını iktiza eder.

    Ya'ni uyûbdan beraetini şart etmeksizin ve sağlam ve çürük ve kusurlu ve kusursuz demeksizin mal satmak malın sağlam ve ayıbsız olmasını icab eder.

    MADDE 337 Bey'-i mutlak ile satılan bir malın ayb-ı kadimi te-beyyün ettikde müşteri muhayyerdir. Dilerse reddeder ve dilerse semen-i müsemma ile kabul eyler. Yoksa malı alıkoyup da ayıbı için bahasım tenkis edemez. İşte buna hıyar-ı ayb denilir.

    MADDE 338 Ayb diye ehil ve erbabı beyninde malın bahasına iras-ı noksan eden kusura derler.

    YanıtlaSil
  115. KİTAB'UL BÜYÜ

    193

    MADDE 339 olan kusurdur. Ayb-ı kadim bayi yedinde iken mebi'de mevcut

    MADDE 340 Ba'd-el-bey' kabl-el-kabz bayi yedinde iken mebi'de hadis olan ayb mucib-i red olan ayb-ı kadim hükmündedir.

    MADDE 341 Bâyỉ hìn-i beyde mebi'in bir aybını beyan ederek müşteri ol ayıb ile kabul etitkde ol ayb sebebiyle muhayyer olamaz.

    MADDE 342 - Bayi bir malı her ayb davasından zimmeti beri ol-mak sartiyle sattıkda müşteri için hıyar-ı ayb yoktur.

    MADDE 343 - Müşteri bir mah her aybiyle makbulümdür diye iş-tira eylerse artık anda ayb davasına selâhiyyeti yoktur.

    Meselâ, müşteri bir hayvanı kör topal, çürük çarık her ne ise makbulümdür diye satın alırsa artık ayb-ı kadîmi varmış diye red-dedemez.

    MADDE 344 Müşteri mebi'in aybına muttali olduktan sonra anda temellükün levazımından olan bir veçh ile tasarruf etse hıyar-ı aybı iskat etmiş olur.

    Meselâ, müşeri mebi'i ayb-ı kadimine ba'd-el-ıttıla' bey'e arz etse yani satılığa çıkarsa ayba rıza demek olarak artık reddedemez.

    MADDE 345 Mebi'in müşteri indinde bir aybı hadis olduktan son-ra aybı kadimi meydana çıksa müşterinin bâyi'a reddetmeğe selâ-

    hiyeti olmayıp fakat noksan-ı semen iddiasına selâhiyeti vardır.

    Meselâ, müşteri satın aldığı bir top kumaşı kesip biçtikten son-ra çürük yahut yatkın olmak misillü bir ayb-ı kadîmine muttali olsa çünkü kesip biçmesiyle bir yeni kusur daha peyda olduğundan red-dedemeyip fakat ayb-ı kadîminden dolayı noksan-ı semen alır.

    MADDE 346 Noksan-ı semen bigaraz ehli vukufun ihbariyle ma-lùm olur.

    Şöyle ki, mebi'in bir kere salimen ve bir kere maîben kıymeti takvim ve takdir olunup bu iki kıymet beynindeki tefavüt salimen olan kıymetin kaçta biriyse semen-i müsemmanın ol nisbetle nok-sanı noksan-ı semen itibar olunur.

    Meselâ, müşteri altmış kuruşa aldığı bir top kumaşı kesip biç-tikten sonra ayb-ı kedîmine muttali oldukta ehlivukuf ol kumaşın salimen kıymeti altmış ve ayb-ı kadîmiyle kıymeti krıkbeş kuruş olduğunu ihbar etseler noksan-ı semen onbeş kuruş olmakla müşte-rinin anı taleb ve dâva etmeğe selâhiyyeti vardır.

    Ve eğer ol malın salimen kıymeti seksen ve maîben kıymeti altmış kuruş olduğunu ihbar etseler işbu iki kıymet beynindeki

    О. Н. Т. Меcelle F: 13

    YanıtlaSil
  116. 210

    ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Nåfi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Bişr b. Ebi Hâzimül'esedi'nin sözünü İşittim.. diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..Ve Hüve Kâzim. (Nahl: 58) kavlinden de, haber ver?" dedi.

    İbn-i Abbas «Kâzîm, susucu demektir." dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Züheyr b. Huzeymetülabsî'nin sözü-nü işittim.. diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..Ev tesmau lehüm rikza. (Meryem: 98) kavlinden de, haber ver: Rikz, ne demektir?» dedi.

    İbn-i Abbas «Fısıltı ses, demektir.» dedi.

    Nafi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Hıraş b. Züheyr'in sözünü işittim..>>> diyerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nafi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (..İz tahussûnehüm biiznihî.. (Âl-i İmran: 152) kavlinden de, haber ver?» dedi.

    İbn-i Abbas «Onları, Allah'ın iznile kolayca öldürüp durduğunuz zamana kadar demektir." dedi.

    Nåfi «Muhammed Aleyhisselâma Kitab indirilmeden önce, Arap-larda buna, tanığın varmıdır?» diye sordu.

    İbn-i Abbas «Evet! Vardır: Utbetülleysî'nin sözünü işittim..» di-yerek onun, içinde bu kelime geçen beytini okudu.

    Nåfi «Doğrusun!

    Bana, yüce Allah'ın (Yâ eyyühennebiyyü izâ tallaktümünnisâe.. (Talak: 1) kavlinden de, haber ver: nirmiydi?» dedi. Câhiliye devrinde talak bili-

    İbn-i Abbas «Evet! Bilinirdi. Bâin olarak üç talak vardı.» diye-rek Beni Kays b. Sålebelerden Âşa'nın bu husustaki beyitlerini oku-du. (104)

    *

    Bir gün, İbn-i Abbas'ın yanında Eshabdan Huzeyfe b. Yeman bu-lunduğu sırada, adamın biri gelip İbn-i Abbas'a «Yüce Allahın Şûrâ

    (104) Heysemi Mecmauzzevaid c. 6, s. 303-310, c. 9, s. 278-284

    YanıtlaSil
  117. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    211

    süresindeki (Hà Mim Ayın Sin Kaf) sözünün tefsirini bana haber ver?» der.

    İbn-i Abbas, adamın bu sorusundan hoşlanmaz, susar ve sonra da, ondan, yüzünü başka tarafa çevirir.

    Adam, sorusunu tekrarlar.

    İbn-i Abbas, yine cevap vermez ve yüzünü, ondan başka tarafa çevirir.

    Adam, üçüncü kez sorar,

    İbn-i Abbas, yine ona cevap vermez.

    Bunun üzerine, Huzeyfe b. Yeman «Bunu, sana ben haber vere-yim. Anladım ki, O, bunu söylemek istemiyordur.» diyerek, bunun, Ehl-i Beyt'ten Abdulilah veya Abdullah diye anılan bir zat hakkında nazil olduğunu, Kendisinin, Şark nehirlerinden bir nehir üzerinde ku-rulu, nehirin ikiye ayırdığı şehir (Bağdad) üzerinde yerleşeceğini, yü-ce Allâhın, Onların hâkimiyet ve saltanatlarının sona ermesine, dev-let ve müddetlerinin kesilmesine izin verdiği zaman üzerlerine gece-leyin bir ateş salınacağına, sabahleyin sanki oradaki yerlerinde hiç bulunmamış gibi olacaklarına, yerlerini, toplanan Cebbar ve zâlimle-rin işgal edeceklerine işaret olduğunu söyler! (Taberî-Tefsîr c. 25, s. 6)'

    Filvâkı zamanımızda Abdul'ilâh tarafından Bağdad'da temsil edilen bu Hânedân'ın, bir gece, General Kasim'in yaptığı darbe ile yaylım ateşine tutularak hayat ve saltanatlarına son verildiği görül-müştür.

    Bu vakıa da, Eshâb-ı Kiram'ın, Müteşâbih Âyetlerin tefsîrine ne kadar vakıf olduklarını göstermeğe kâfidir.

    **

    Eshab-ı Kiramdan Sonraki İlim Adamlarının Kur'ân-ı Kerim

    Üzerindeki Çalışmaları :

    Eshab-ı kiramdan sonra Onlara ilimde Tâbiîn Bilginleri vâris ol-muşlardır.

    Onlardan sonra, hizmetlerde eksiklik ve azimlerde gevşeklik mey-dana geldiği ve ilim sâhipleri de, zaif oldukları için, Eshab ve Tâbiîn'-in taşıdıkları ilim ve fenleri öğrenmek ve taşımaktan âciz kaldılar.

    Bunun üzerine, yetişen ilim adamları, Kur'an-ı Kerimin taşıdı-ğı ilim ve fenleri, çeşidlerine göre ayırıp her biri, onlardan bir ilim ve fenle uğraşmağa koyuldular.

    Müfessirler, Kur'an-ı Kerimin kelimeleri üzerinde durdular.

    Bazı kelimelerin, bir mânaya geldiğini, bazı kelimelerin iki mânaya ve hatta daha çok mânâlara geldiğini gördüler.

    YanıtlaSil
  118. سور القره (۸)

    دا (باس) تعبیری، نضافك، طائفه و بار طبقه مخصوص ولما نور، هانى طائفه اولور

    اولون انسان نو عنده بولوغه سيدر.

    کیا اس نصیری، نفاقہ بون انسانلارك هشت و شر فارسي خلال ايدني وذالت اولد يفيدن انظار عامر فى نفاقك عليهمه جور غم که ازاله و عدم سارين جالبيشمه لرى لزومنه اشارتور.

    ( سؤال ؟) (بقول ابله (افتا) نه مر جمهوری بر این، برینان مفرد، دیگر بنیان جمع صیغه سیاه ذکر کرنده به حکمت وارد ؟ الجواب ) ظریف به لطافته اشار ند که، ایمان موصو فی جمع ابسرده

    تلفظ ایدن مفرد در.

    ( يقول أننا) جمله ی او نارك ايمان دعوالرین خط به در. بو جمله ده و عوالریندن ردینه ایکی جهتانه اشارت ابدیل دیگی کی، دوالرین تقویه نزده ایکی و جمله ایراد لمشدر شویله که بقول) لمری ماده جهت همه اونارك إيمان دعوانهاه عين اعتقاد ولا ايوب، آنچه دور و بر سوزد نه عبارت او لدیفنه اشار تدر. كذلك، مضارع صيغه سيله ذکرنده، او نارى ( على الدوام باید قاری) مدافعه به سوحه ايدن وجدانی به سبب دیگدر آنججه خلقه قارشو بر رباط الع اولديفنه اشار تدر.

    دعو الرينك تقويه من بابيلان اشار تاكرايه (أمنا ) فعل ماضينك هيئتندن [ بزاهل كتاب جماعت الری، اسکید نبرى مؤفنر شمدی ایماندن كرى قاله مره اقطان يوقدر تا كي تقويه ايديكي به دليل ترشح ایندیگی کی، جمعه راجع اولان (نا) ضمیرند نه ده بزالی بر فرد کی درگاز آنجوم محتشم به جماعتی بالانه تنزل اتمرین کی ایکنجی بر تقویه داها چیغیور.

    بِاللهِ وَبِالْيَوْمِ الآخر) قرآن کریم، خط به ایتدیگی شیاری یا عینی ایله آکیر و یا ماكنك اخذیله و یا عباره سندان تلخیصی ها به تصرف یا بار برنجی احتماله کوره، او زارك ارمان ایمانیه من بالكز بوایکی رکنی اظهار انجم الري، و نهاركان مهملر بني اظهار ایمانه صداقتلرینی کوستر میگه اشار تدر. و عین زمانده او ناکردن ان زیاده قبوله شایان، زعمال رنجه بو ایکی رکندر.

    انی احتمال نظر جذاب هاله ايمانه کناری ایچنده قطب صابیلان بو یکی رکنی تخصیص ایمی ونارك قوتله ادعا اين كارى ايمان، دينه ايمان او لما يفته اشار تدر. چونکه بو ایکی رکنه ده مقتضد انه عمل و اعتقاد ایمه مشهر در

    YanıtlaSil
  119. عدم انتشار

    Adem-i intişär: Yayılmama

    Ahz: Alma

    على الدواء

    Ale'd-deram: Devamh, sürekli

    أهل كتاب

    Ehl-i kitab: Hristiyan ve yahûdiler

    انتظار عامه

    Enzar - amme: Umumun bakışı

    هيئت

    Hey'et: Cumlenin her bir parçası

    اعتقاذ

    itikad: Inang

    الخلال

    ihlal: Bozma

    إزاله

    Izale: Giderme

    كذلك

    Kezalik: Bunun gibi

    لطاقة

    Letafet: Gizellik

    مرجع

    Merci : Murdcaat makanı

    موصوف

    Mersuf: Bir vasıfla sıfatlanan

    مقت

    Mukteza: Gerekme

    مضارع

    Muzari: Genis ve şimdiki zaman

    مفرد

    Milfred: Tekil

    Nazaran: Nisbetle

    راجع

    Raci: Geri dönen

    رياكان

    Riyakar: Gösterişçi

    ركن

    Rükün: Esas, ileri gelen

    صيغه

    Siga: Kelimenin türetilme-siyle ortaya çıkan şekillerden her biri

    تخصيص

    Tahsis: Hususi kılma

    مائِقه

    Taife: Hususi topluluk

    تصرفى

    Tasarruf: İdare etme

    تلبيض

    Telhis: Özetleme

    Zu'm: Batıl zan, boş inanç

    YanıtlaSil
  120. Ve keza, ta'biri, nifakın bir taife veya bir tabakaya mahsüs olmayıp, hangi täife olursa olsun, insan nev'inde bulunmasıdır.

    Ve keza, ta'biri, nifäk bütün insanların haysiyet ve şereflerini ihlal eden bir rezålet olduğundan, enzår-ı âmmeyi nifakın aleyhine çevirtmekle izle ve adem-i intişârına çalışmaları lüzümuna işarettir. Sual: يقول ile 'nin merci'leri bir iken, birisinin müfred, diğerinin cem' sigasıyla zikirlerinde ne hikmet vardır? Elcevab: Zarif bir letåfete işarettir ki, îmânın mevsûfu cem' ise de, telaffuz eden müfreddir.

    يقول cümlesi, onların îmân da'vålarını hikâyedir.

    Bu cümlede da'vålarının reddine iki cihetle işaret edildiği gibi, da'vålarının takviyesine de iki vechile îmâ edilmiştir. Şöyle ki: يقول kelimesi, madde cihetiyle onların îmân da'vâsının ayn-ı i'tikäd olmayıp, ancak kuru bir sözden ibåret olduğuna işarettir. Kezâlik, muzári sîgasıyla zikrinde, onları aleddevåm yaptıkları müdafaaya sevk eden, vicdânî bir sebeb değildir. Ancak halka karşı bir riyakârlık olduğuna işarettir.

    Da'vâlarının takviyesine yapılan işaretler ise fiil-i mâzînin hey'etinden "Biz chl-i kitâb cemâatleri, eskiden beri mü'miniz. Şimdi îmândan geri kalmamıza imkân yoktur" gibi takviye edici bir delil tereşşuh ettiği gibi, cem'e râci' olan (E) zamirinden de "Bizler bir ferd gibi değiliz. Ancak muhteşem bir cemâatiz. Yalana tenezzül etmeyiz" gibi ikinci bir

    takviye daha çıkıyor.

    بِاللهِ وَبِالْيَوْمِ الأخير Kur'an-ı Kerîm, hikâye ettiği

    şeyleri ya aynı ile alır veya meâlinin ahzıyla veyahud ibâresinin telhisiyle bir tasarruf yapar. Birinci ihtimåle göre, onların erkan-ı imâniyeden yalnız bu iki rüknü ızhår etmeleri, rükünlerin en mühimlerini izhår etmekle sadâkatlerini göstermeye işarettir. Ve aynı zamanda,

    onlardan en ziyâde kabule şâyân, zu'mlarınca bu iki rükündür.

    İkinci ihtimâle nazaran, Cenâb-ı Hakk'ın, îmânın rükünleri içinde kutub sayılan bu iki rüknü tahsis etmesi, onların kuvvetle iddia ettikleri îmân, dine îmån olmadığına işarettir. Çünki bu iki rüknün de muktezasına amel ve i'tikad etmemişlerdir.

    YanıtlaSil
  121. 162

    ANA BABA HAKKI

    Fakih anlatıyor:

    Zeyd b. Ali'nin babasından onun da dedesinden rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (sav)'in şöyle buyurmuştur:

    "Ana babaya isyan konusunda 'ÜF' demekten daha basit bir şey ol-saydı Allah onu da yasaklardı. Ana babasına isyan eden kişi ne kadar iyilik yaparsa yapsın cennete giremeyeceği gibi, onlara iyi davranan kimse de ne kadar çok kötü davranışta bulunsa da cehenneme girmeyecektir."2

    Fakih (ra) şöyle diyor:

    Şayet Allah (cc) yüce kitabında ana babaya saygı duymayı ve onlara iyilik yapmayı tavsiye etmemiş olsaydı bile yine de insan aklıyla onlara saygı duymanın gereğini anlayabilirdi. Öyleyse aklını kullanan kimseye layık olan onlara saygı duyup haklarını gözetmesidir.

    Kişi ana babasına nasıl olur da saygı duymaz ve onların haklarını gö-zetmez. Allah bütün kitaplarında -Tevrat, İncil, Zebûr, Kur'an- ana baba-ya saygı gösterilmesi gereğini vurgulamış ve onlara iyi davranmayı emret-miştir. Ayrıca Peygamberlerinin tamamına ana babaya saygı duyulmasını ve onların haklarının gözetilmesini vahyetmenin yanında kendi rızasının da kızgınlığının da ana babanın rızasına ve onların gazabına bağlı oldu-ğunu belirtmiştir.

    Denilmiştir ki:

    Bazı ayetlerde üç şey, diğer üç şeye bağlı olarak zikredilmiştir. Dola-yısıyla onlardan bir tanesi yapılmadığında Allah diğerini de kabul etmez.

    Bu üç şey şunlardır:

    1. "Namazı kılın ve zekâtı verin."3 Dolayısıyla zekât vermeyenin kıldığı namaz da kabul edilmez.

    2. "Allah'a itaat edin ve onun peygamberine itaat edin."4 Dola-yısıyla Resulullah (sav)'e itaat etmeyenin Allah'a itaati de kabul edilmez.

    3. "Önce bana sonra da ana babana şükret."5 Bu ayetten anlaşıla-cağı gibi anne babasına teşekkür etmeyenin Allah'a şükretmesi de kabul edilmez.

    Bunun delili Resulullah (sav)'in şu hadisidir:

    Ebû Davud, 5139

    Deylemi, Müsnedü'l-Firdevs, 5063

    Bakara 43

    Ali Imran 132

    Lokman 14

    YanıtlaSil
  122. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    163

    "Ana babasına isyan edip te onların lanetine uğrayan kişinin bereketi kesilir. Ana babasını razı eden kişi yaratıcısının rızasını kazanmış olur. Onları kızdıran kişi de yaratıcısını kızdırmış olur. Ana babasına veya on-lardan birine kavuşup da onların hakkını gözetmeyen kimse cehenneme girer. Allah böyle bir kimseden bizi uzak eylesin."

    Resulullah (sav)'e 'amellerin hangisi daha sevaptır' diye soruldu.

    Resulullah (sav) şöyle cevap verdi:

    Vaktinde kılınan namaz, sonra ana babaya iyilik etmek, sonra da Allah yolunda cihat etmek.

    Bazı kitaplarda şöyle geçer:

    Bir çocuğun ana babasının yanında onların izni olmadan konuşma-ması gerekir. Ayrıca yürürken onların önünden veya sağ ve solundan gitmemesi ancak çağırıldığı zaman cevap vermek için yanlarına gitmesi gerekir. Çocuğa yakışan tıpkı bir kölenin efendisinin arkasından yürümesi gibi ana babasının arkasında yürümesidir.

    Şöyle bir olay anlatılır:

    Bir adam Resulullah (sav)'e gelip dedi ki:

    Yanımda yaşlı bir annem var. Ben onu kendi ellerimle yedirip içi-riyorum, sırtımda taşıyıp abdest aldırıyorum. Bu durumda hakkını ödemiş olur muyum?

    Resûlüllah (sav) şöyle cevap verdi:

    "Hayır! Onun hakkının yüzde birini bile ödemiş olmazsın. Ancak sen güzel bir davranış sergilemişsin. Allah'a yemin ederim ki, Allah senin bu küçük ameline çok büyük sevap verecektir."4

    Hişam b. Urve babasının şöyle dediğini anlatır:

    Hikmet kitaplarında şu yazılıdır:

    "Babasına lanet okuyan mel'undur, anasına lanet okuyan da lanet-lenmiştir, hak yoldan sapan veya hakkı göremeyenleri hak yoldan saptıran lanetlenmiştir, başkalarının topraklarıyla kendi tarlası arasındaki sınırı lehine değiştiren de melundur."5

    Tirmizi, 1889

    Buhari, Müslim, 85

    İbnü'l-Cevzi, Birrü'l-valideyn, 148

    Heysemi, Mecmau'z-zevaid, 8/137

    Müslim, 1978

    YanıtlaSil
  123. TARİHTE BUGÜN

    1908-II. Meşrutiyetin

    ilânıyla Osmanlı İmparatorluğu anayasal yönetime döndü.

    1916 - Bediüzzaman, Rus esir kampına getirildi.

    1821 - Mora İsyanı

    sırasında Yunanlılar 3.000 Türk'ü katlettiler.

    23

    BİR AYET

    SALI

    TUESDAY

    TEMMUZ

    JULY

    C

    Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.

    Bakara Suresi: 224

    BİR HADİS

    Kişi öldüğünde melekler, diye sorarken, insanlar

    "Önünden ne gönderdi?"

    "Geride ne bıraktı?" derler.

    Beyhaki

    Cenâb-ı Hakk ihâta-i kudret ve azametiyle insanın duâsını işitir, hâcâtını görür; ve semâvât ve arzın tedbîri, o insanı da düşünmeye mâni değildir.

    Mesnevî-i Nûriye

    HIZIR: 79 - GÜN: 205 KALAN: 161 - GÜN. KIS.: 2 DK

    HİCRĪ: 17 MUHARREM 1446 - RUMÎ: 10 TEMMUZ 1440

    Öğle İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  124. TARINTE BUGÜN

    -1908-II. Meşrutiyetin

    ilanı.

    1923 - Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

    1934-Bediüzzaman

    Barla'dan Isparta'ya getirildi.

    1974 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Süleyman Rüştü Çakın vefat etti.

    2020 - Ayasofya 86 yıl sonra tekrar cami olarak ibadete açıldı.

    24

    ÇARŞAMBA WEDNESDAY

    JULY

    TEMMUZ

    Allah'a tevekkül et, vekil

    BİR AYET

    olarak Allah yeter.

    Ahzab Suresi: 3

    BİR HADİS

    Bir bid'atçı öldüğünde, Allah İslâmiyet için bir fetih gerçekleştirmiştir.

    Hatib

    Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız! Âya, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akıl ile onların sefâhet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet

    ediyorsunuz? Lem'alar

    HIZIR: 80 - GÜN: 206 KALAN: 160 – GÜN. KIS.: 1 DK

    HİCRÎ: 18 MUHARREM 1446 - RUMÎ: 11 TEMMUZ 1440

    İkindi Akcam Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  125. mağara kapısını örtmesi beklemeleri ve örümcek tahassun ettikleri gari Hi Result Ekrem (asm), EDU eliyle gazve-i Be-da, kalın bir ağla güvercin gelip kurtulmak içi Resul-i Ekremin (asm) el sidir. Hattâ dahi, perdedar gibi, harika bir tarzd Hira'nın kapısında, iki nöbetçi gibi, iki

    TARİHTE BUGUN

    - 1099 - Haçlıların Kudüs'ü işgali.

    1516-Cezayir'in Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethi.

    1904 - Modern kısa

    öykünün en önemli ustalarından Rus yazar Anton Çehov öldü.

    2016-15 Temmuz askerî darbe girişimi.

    TEMMUZ

    15

    SALI

    20 1447

    MUHARREM

    RUMI: 2 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 71

    BİR AYET

    Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. İnsanların bu hususta seçme hakkı ve yetkisi yoktur. Allah onların ortak koştuğu şeylerden çok uzak ve pek yücedir.

    (Kasas: 68)

    BİR HADİS

    İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır. Tirmizî

    Ey maraz-ı vesvese ile müptela! Bilir misin vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Sen ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Nurun İlk Kapısı

    YanıtlaSil
  126. 128 Hadislerden Seçmeler

    münde Rabbimizi görecek miyiz?" diye sormu lardı

    Bundan sonra Resul-i Ekrem buyurdu ki: " yamet Günü bulûl ettiğinde bir dellal, He sün!' diye ilan edecek. Bunun üzerine Allah' to Ümmet neye ve kime tapıyor idiyse peşine du kadar müşrikler varsa -onlardan hiç biri ge başka şeylere ve putlara, heykellere tapagelen kalmaksızın- Cehenneme dökülecekler'

    "Artık ortalıkta yalnız Allah'a ibadet ede gerek salih, gerek facir kimselerin (müşrik olm yan) ehl-i kitap bakıyelerinden başka kimse ka mayınca Yahudilerden geri kalanlar çağrılaca ve onlara, 'Siz, kime ibadet ederdiniz?' diyes rulacak. Onlar, 'Allah'ın oğlu Üzeyir'e' di cevap verecekler. Bunun üzerine onlara, Yalo söylüyorsunuz. Allah hiç bir eş ve oğul edinme denilecek. Şimdi siz ne istersiniz?' diye sorul cak. Onlar da, 'Ey Rabbimi, çok susadık; bizes ihsan et' diyecekler. Bunun üzerine onlar 'Haydi suya geliniz' diye işaret olunacak. Ve henneme doğru sevk olunacaklar. Cehennem le lara serap gibi görülecek. (Su sanarak) biribir St rini çiğneyerek giderken Cehenneme düşecekler コ L r

    kime kulluk ederdiniz?' diye sorulacak. On "Sonra Nasarâ çağrılacaklar. Onlara da S da, 'Allah'ın oğlu Mesih (İsa'va)' divecekler. O

    YanıtlaSil
  127. Ahiret Hayatı/129

    Jara da, Yalan söylüyorsunuz. Allah ne eş, ne oğul edinmedi' denilecek ve ne dilekleri olduğu sorulacak. Onlar da Yahudilerin sevk olunduk-ları gibi Cehenneme sevk olunacaklar."

    "Artık ortada salih veya fasık olarak Allah'a ibadet ve ubudiyet eden mü'min muvahhitlerden başka kimse kalmayınca âlemlerin Rabbi onlara (mahlûkattan hiç bir şeye benzememek düstu-ruyla) bildikleri en yakın bir sıfatta tecelli edecek ve Allahü Teâlâ tarafından bu muvahhitlere, Ya siz ne bekliyorsunuz? (Görüyorsunuz ya) her ümmet ibadet ettiği şeyin ardına düşüyor' buyu-racak. Onlar da, 'Ey Rabbimiz biz dünyada bu şirk ve küfür sahiplerinden -kendilerine en çok muhtaç olmaklığımıza rağmen (dünyada)- ayrı yaşadık. (Senin rızan için) bunlarla görüşme-dik. (Şimdi onlara uyar mıyız?) Biz şimdi ken-disine kulluk edegeldiğimiz Rabbimiz (in kerem ve inayetin) i bekliyoruz' diyecekler. Bunun üze-rine Cenab-ı Hak iki, yahut üç defa, 'Ben sizin Rabbinizim' buyuracak. Onlar da her defa-sında, 'Allah'a hiç bir şeyi şerik etmeyiz' diyecek-ler."

    Sahib-i Buhari, Hadis No: 1692.

    ***

    YanıtlaSil
  128. HABİB-İ KİBRİYA

    İki dünya bir gönül için yaratılmıştır!

    «Sen olmasaydın, Sen olmasaydın bu kâinâtı yaratmazdım!..» ifa-desinin mânâsını iyi düşün!

    -Gel ey gönül! Hakikî bayram, Hazret-i Muhammed'e vuslattır Cihânın aydınlığı, O mübarek varlığın cemalinin nürundandır.

    -Ey gafil! Musa ve Ahmed'in mûcizelerine nazar et. Asa nasıl ejderha oldu ve hurma kütüğü nasıl irfan sahibi oldu ve inledi?

    Hazret-i Mustafâ, kendisinden ayrı düştüğü için inleyen Han nâne direğini okşadı.

    Sen bir ağaçtan da aşağı değilsin.

    Hannâne direği ol da sen de Efendimiz'in hasretiyle inle!...

    Cebrail; sadece bir kanadını açınca doğuyu da batıyı da kaplamıştı.

    Hazret-i Peygamber, onu görünce, ona bu heybeti verenin büyük lük ve azametini düşünerek bir müddet kendinden geçip bayıldı.

    Lâkin Hazret-i Peygamber, eğer hakikat-i Muhammediyye'nin o akıl almaz kanadını açsa idi, Cebrâîl ebedi olarak kendinden geçer, bir daha kendine gelemezdi.

    Zira Habibullah : Cebrail'le beraber Sidretü'l-Münteha'ya varınca Cebrail durmuş ve;

    <<-Yâ Rasûlâllah! Sen buyur! Ben, Sen'inle müsâvî değilim. Buradan öteye bir kere kanat çırpsam, yanar kül olurum!>> demiştir.

    -Ey bugün müslüman bulunan kimsel Eğer Hazret-i Ahmed in

    YanıtlaSil
  129. SAADETTEN GÜNÜMÜZE HİDAYET RENBERLERİ

    (Yani Kur'ân-ı Kerim, mü'min-lere rahmet ve şifâ bahşe-derken, aynı anda kâfirin de hüsrânını artırır.)

    Kur'ân-ı Kerim, peygamber-lerin hâl ve vasıflarıdır. Okuyup tatbik edersen, kendini peygamberlerle, velilerle görüşmüş farzet!

    Kur'ân okuduğun hâlde, onun emirlerine uymaz ve Kur'ân ahlâkını ya-şamazsan, peygamberleri ve velileri görmenin sana ne faydası olur?..

    Kur'ân-ı Kerîm'i en iyi anlayanlar, onu yaşayanlardır.

    KUR'AN'IN SONSUZ MÂNALARI

    "Kur'ân-ı Kerîm'in zâhirini bir okka mürekkeple yazmak mümkün-dür. İhtiva ettiği bütün sırları ifade etmeye ise sahilsiz deryâlar mürekkep, yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsa yine de kifâyet etmez."

    GÜL MÜSÜN DİKEN Mİ?

    Tefekkürün gül ise, sen bir gül bahçesindesin.

    Tefekkürün diken ise, (aklın-fikrin nefsânî arzularına mağlûp hâlde ise) ateşte yanacak bir külhan kütüğüsün.

    YanıtlaSil
  130. ZİKİR ve TİLAVETTEN ÖNCE

    Sırf ağızla, dille, duymadan, düşünmeden yapılan zikir, noksan bir tekrardır.

    Cân u gönülden, hayranlık duyarak yapılan zikir ise, sözlerden de, kelimelerden de âzâdedir...

    -Ey O'nu bulamadan, sadece, O'nun adını yeterli bulan kişi!

    <> kâsesinden (yani Hakk'a dostluk menbaından) içmeden, nasıl olur da benlik arzularından kurtulabilirsin?

    (Gerçek) zikir, düşünceyi harekete geçirir.

    Zikri, şu donmuş fikre bir güneş yap.

    Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini ve Hazret-i Peygamber'in hadis-i şerif-lerini okumadan evvel, kendini düzelt!

    Gül bahçelerindeki güzel kokuları duymuyorsan, kusuru bahçede değil, gönlünde ve burnunda ara!..

    Güneş, kuru dala da, yaş dala da yakındır. (Her ikisine de aydın-latan ve ısıtan şuâlarını cömertçe ikram eder.) Fakat zamanı gelince, olgun, lezzetli ve güzel kokulu meyvelerini yiyeceğin yaş ve taze dalın güneşe yakınlığı nerede, kuru dalınki nerede?!.

    Kuru dal, güneşe yakınlığı yüzünden daha beter kurumaktan (ve yakılacak bir odun olmaktan) başka ne elde edebilir?!.

    YanıtlaSil
  131. SAADETTEN GUNEMEZE MEDAYET RERBERLERİ

    (Yani mühim olan, her zaman ve mekânda dâimâ Allah rızasının arayışı içinde olabilmektir. Böyle bir gönül için her yer, Kâbe gibi ilâhî feyizlerin tecelligâhı olur.)

    "Keçinin gölgesini kurban etmeye kalkışma!"

    (Kurbanın hakikatine er; onu et bayramı zannetme! Kurban kes-mekten asıl maksat; Allâh'a teslimiyet ve takva ile kulluktur.)

    هذه

    Duâ ve ibâdet, Allah ile olmaktır. Allah ile olan kimse için ölüm de hoştur, ömür de. Fakat Allah'ı kalbinde bulamayan kişiye ise âb-ı hayat bile ateştir!

    Ben kul oldum, kul oldum! Rabbimin kapısında vasıfsız bir kul oldum!

    Her kul âzâd edilmekle sevince gark olur, ben ise O'nun kapısında kul olmaktan mutluyum.

    İbâdetin kabul ediliş alâmeti, o ibâdetten sonra hemen başka ibâ-dete girişmek, birbiri ardınca durmadan hayırlara koşmaktır.

    İp, yüz kulaç olması gere-kirken, bir kulaç eksik olsa, kuyudaki su ko-vaya nasıl dolar!

    (Kulluk son nefese kadar-dır. Onca gayret ettim, netice alamadım de-memelidir.)

    430

    YanıtlaSil
  132. Peygambe Falarına duyurdu. Ebu Talib, Hz. Hatice'nin evine gitti. Teklifi eygamber Efendimiz (asm) Hz. Hatice'nin evlilik teklifini ve kendisinin deklin

    TARINTE BUGUN

    -711-Tarık Bin Ziyad'ın ordusunun İspanya'yı fethi.

    1950- Kore'de komünistlere karşı savaşmak üzere 4500 kişilik bir Türk Tugayı BM'nin emrine verildi. Gidenler arasında Bediüzzaman'ın talebesi Bayram Yüksel de vardı.

    1986 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hulusî Yahyagil vefat etti.

    25

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    TEMMUZ

    JULY

    Sabah, akşam Rabbinin

    BİR AYET

    adını zikret.

    İnsan Suresi: 25

    BİR HADİS

    Kâmil mü'minin, yüzüne karşı medhedildiğinde kalbindeki imanı artar.

    Taberanî

    Küçük ehemmiyetsiz bir çekirdekten, koca dağ gibi bir ağacı halk etmek Kudret-i İlâhiyenin şe'nindendir ve âdetidir ve azametine delildir.

    HİCRI: 19 MUHARREM 1446 - RUMI: 12 TEMMUZ 1440

    Emirdağ Lâhikası

    HIZIR: 81 - GÜN: 207 KALAN: 159 - GÜN. KIS.: 2 DK

    ادة

    YanıtlaSil
  133. DERSAN

    Şefkat ve Merhamet

    M erhamet, affetmek, acımak, bağışlamak anlamına gelen "rahmet kökünden türemiştir. Cenab-ı Hakk'ın, rahmet kelimesinden gelen biri "Rahman" ve diğeri "Rahim" olmak üzere iki sıfatı vardr. Rahman, rahmeti çok ve semsuz olan; Rahim se, çuk merhametli olan demektir. Yuce Rabbimiz: "Rahman" sıfatı ile, dünyada inanan ve inanmayan berkese, "Rahim" sıfatı ile de âhirette sadece mü'minlere nimet ve ihsanda bulunacağını müjdelemiştir.

    Merhamet kavramı kula izafe edildiğinde, insanların birbirlerine şefkat etmeleri, karşılıklı saygılı olmaları ve diğer canlılara acımaları anlamlarına gelir. Diğer canlıların yavrularına amaları da merhamet kavramıyla ifade edilmiştir.

    Müslümanlık, şefkat ve merhamet dinidir. Insanın merhametli olması kemåline delildir. Bütün mahlükata karşı şefkat ve merhametle muamele etmek Allah Teálá'nın emridir Insan olsun, hayvan cleun, muti olsun, asi olsun herkese karşı merhametli olmak, katı kalbli olmamak İslämi ahläktandır. Şefkatsiz bir kimsenin manevi terakkiyatı durur.

    İbrahim Düssüki Hazretleri buyurur:

    "Her kim ki, kendisinde Allah'ın yaratmış olduğuna karşı şefkat ve merhamet hissi yokan, Hakk ehlinin yükseldiği makamlara çıkamaz." Insanlar ancak merhametlerinin derecesine

    gúre Cenab-ı Hakk'a yakındırlar. İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamberimiz, insanların en merhametlisi idi. Hazret-i Ebû Bekir Sıddıyk radıyallahu anh-de sahâbe-i kiramın en merhametlisi idi. Geceleri sabaha kadar kai kulların affi için gözyaşı döker, gündüzleri de elinde ne varaa hepsini yoksullara, kimsesizlere dağıtırdı. Diğer zamanlarında da hastaları, dulları, yetimleri ziyaret eder, ihtiyaçlarını giderir, gönüllerini alırdı.

    Yine İbrahim Düssüki Hazretleri buyurur: "Hiçbir sälik kemåle eremez. Ta bütün insanları

    sevinceye, onlara şefkat besleyinceye, görünen ayıplarını örtünceye kadar. Her kim anlattığımın dışında bir kemål iddiasında bulunursa hemen şu hükmü giyer: Yalancı!"

    Mürşid-i kämiller såliklerin; merhamet, sehävet,

    Müslümanlık, şefkat ve merhamet

    dinidir. İnsanın merhametli olması

    kemåline delildir. Bütün mahlükata

    karşı şefkat ve merhametle muamele

    etmek Allah Teâlâ'nın emridir.İnsan

    olsun, hayvan olsun, muti olsun, āsī

    olsun herkese karşı merhametli olmak,

    katı kalbli olmamak İslami ahläktandır.

    Şefkatsiz bir kimsenin månevi

    terakkiyatı durur.

    güzel ahlak sahibi ve mütevazi olanlarını severler ve onlarla ferahlarırlar. Kibirli, cimri, duygusuz, kasvetli, kötü ruhlu insanları sevmezler. Çünkü bu güruhta merhamet duygusu bulunmaz.

    İnsanlara şefkat ve merhamet göstermeyen

    kimseye Cenâb-ı Hakk merhamet etmez. Nitekim bir hadis-i şerifte:

    "Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz."

    buyurulmuştur. (Buhari, Edeb, 18)

    Diğer bir hadis-i şerifte de:

    "Cennete ancak merhametliler girer."

    buyurulmuştur.

    Ebedi kurtuluşun merhamet sayesinde mümkün

    39-ALTINOLUK-Ocak 2003

    YanıtlaSil
  134. AHLAK

    se bile, aslında tek din söz konusudur. O da Hz. Adem'den bu yana tüm peygamberlerin tebliğ ettiği tevhîd dinidir.

    Bütün bu izahlardan anlaşılmaktadır ki, ahlâkî veya etik de. ğerin davranışa dönüşmesi ve bir irade gösterilmesi açısından, dinle ahlâk arasında kopmaz, köklü bir bağ vardır.

    Din-ahlâk ilişkisine dair bu genel girişten sonra ahlâk-a-mel/aksiyon veya değer-davranış bütünlüğüne Kur'an ve Sün-net'in yanı sıra Risale-i Nurda "edep", "amel-i salih-salih a-mel", "medeni davranış" ahlâk ilişkisine dair ifadelerden hare-ketle izahlarda bulunacağız. Bu bağlamda dinden bağımsız (se-küler) ahlâkın olup olamayacağına dair görüşlere de atıflarda bulunacağız.

    Amel-Ahlâk/Değer-Davranış Bütünlüğü

    "Amel-ahlâk " bir başka ifadeyle "değer-davranış" bütünlü-ğü, ahlâkî değerlerin kaygan zeminden kurtarılarak, bir hayat biçimine dönüşmesini ifade eder. Bu bir anlamda ahlakın so-yutluktan somutluğa dönüşmesi demektir. Esasen bu oldukça önemli ve kompleks bir konudur. Zira ahlâkî değerler tek başı-na bir şey ifade etmez. Ahlâkî değerlerin, hayatımızda vücut bulmuş, yaşayan değerler olması gerekir. Bunun için de konuş-maktan ziyade konuşulan ahlâkî değerlerin bir süreç dahilinde davranış bilincine, hayat tarzına dönüştürülmesi esastır ki, bu tür ilmi toplantıların bu sürece katkısı büyüktür.

    Tabiatıyla bu dönüşümde kişinin iradesi, hayata bakışı ve so-rumluluk duygusu öne çıkar. Yani insanın yalnız kaldığında da, temel ahlâki değerlere sahip çıkan ve ona göre davranan bir ki-şi haline dönüşmesi, ahlâkî değerlerin vicdanlarda kökleşmesi-ni, tek başına da olsa düşünsel alanda dahi, ona aykırı davran-mayı bir bakıma insaniyetini, onurunu ve yaratılış misyonunu kaybetme kadar tehlikeli görebilme bakışını kazanmasıdır.

    Burada, değerin davranışa dönüşmesi ve bir irade gösteril-mesi açısından, İslâm Dini ile ahlâk arasında kopmaz, köklü bir bağın olduğunu görürüz. Çünkü İslam, bize davranışlarımızın kendi içimizde hesabını verebilmeyi, hiç kimsenin olmadığı bir yerde bile şeffaflığı, kendimize karşı dürüstlüğü, kendimize karşı hesap verebilir olmayı, Allah Teâla'ya karşı hesap verebi-lir olmayı öğütlemektedir. Mesela Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Peygamber'in Sünnet'inde çok özel bir ibadet olarak yer alan namaz ile ahlâk arasında, dikkatli okunmadığında fark edile-meyen önemli bir irtibat kurulmaktadır. Buna göre Kur'ân'a gö-

    YanıtlaSil
  135. KUR'AN VE SÜNNET'E GÖRE AHLÄKIN KAYNAĞI...

    re namaz, insanı bütün kötülüklerden alıkoymalıdır. Bir bakıma namaz bize, biraz önce ifade edilen ahlâkî değerlere uygun davranış bilinci kazandırmaktadır. Günde beş defa Allah Teá-la'nın huzuruna çıkıp iradesini ve O'nunla irtibatını yenileyen kişi, namazın dışında da bilincini ve O'nunla bağını devam et-tirir ve herkese karşı böyle bir sorumluluk içinde davranır. Bu açıdan bakılırsa namaz ile ahlâkî davranışlar, kötülükten kaçın-ma ve iyiliği, güzelliği yeryüzünde egemen kılma arasında kop-maz bir bağlantı vardır.

    Oruç, hac, zekat gibi İslâm Dini'nin diğer temel ibadetleri i-le ahlâk arasında da benzer şekilde ilişki kurmak tabiatıyla mümkündür. Mesela oruç konusundaki hadisler incelendiğin-de, sadece aç kalan fakat insanlara kötülükte bulunan, kötü-lükten uzak durmayan, iyilik ve güzellik peşinde koşmayan ki-şilerin orucunun yalın bir aç kalma olarak nitelendirildiği görü-lür. Bu anlamda gerçek oruç, Yüce Yaratıcı ile kurulan bağın davranışlara yansıtılabilmesi ve oruçlu geçen bütün zaman di-liminin güzellikler zamanı, iyilikler zamanı, kötülüklerden ka-çınma ve kendi kendini denetim altında tutabilmesi yani ma-nevî-vicdanî oto-kontrol mekanizmasını kurabilmesi ile değer kazanmaktadır.

    Bu itibarla hangi açıdan bakılırsa bakılsın Kur'an ve Sünnet gibi iki temel kaynağa dayanan İslâm Dini hep ahlâklı olmayı, ahlâklı davranmayı, ahlâkî değerleri hayata yansıtmayı öğütle-mektedir. Zira Kur'an ve Sünnet, medeniyet fıkhının önemli ilke-lerini açıkladığı gibi, zarif ve medenî bir toplumdan beklenen davranış ilkelerini (ahlâk) de sunmaktadır. Zira medeniyet fıkhı, sonuçta fert ve toplumları medenî davranışa yani ahlâklı ve za-rif olmaya yöneltmiyorsa, hiç bir anlam ifade etmez. Kur'ân-ı Ke-rîm, kendisine ilim verildiği halde hayatına tatbik etmeyen veya bu ilmin tam tersi davranışlar sergileyen kimselerin bu durumu-nu, verilebilecek en kötü misalle şöyle tavsif etmektedir:

    "Onlara (Yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer. Üstüne varsan da dilini çıka-rıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur."

    4. el-A'raf, 7/175-76.

    KOPRU-YAZ

    YanıtlaSil
  136. 10-4

    ANA BABA HAKKI

    Kişinin ana babasına lanet okumasından maksat, yaptığı işlerin ana babasının lanete uğramasına sebep olmasıdır. Böylece ana babasına ken disi lanet emiş gibi olur.

    Bu hususla ilgili olarak Resulullah (sav)'in şöyle buyurmuştur

    "En büyük günahlardan biri de kişinin ana babasına sövmesidir.

    Denildi ki:

    -Ya Resûlellah nasıl olur da kişi kendi ana babasına söver.

    Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    O başkasının babasına söver bundan dolayı başkası da onun ba basına söver.

    Enes b. Malik anlatıyor:

    Resulullah (sav) zamanında çokça ibadet eden ve bol bol sadaka ve ren Alkame adında bir genç vardı. Bir gün bu genç hastalandı ve gitgide hastalığı arttı. Hanımı Resulullah (sav)'e gelip; "eşim ölüm döşeğinde o nun durumunu sana bildirmeye geldim" dedi. Resulullah (sav); Bilal, Am-mar ve Selman'a dedi ki:

    Gidin Alkame'nin ne durumda olduğunu öğrenin.

    Onlar gidip Alkame'nin yanına girdiler ve ona şöyle dediler:

    medi. Lailahe illellah de! Fakat Alkame'nin bunu söylemeye dili dön

    Alkame'nin ölmek üzere olduğunu anlayınca durumu bildirmek üze re Hz. Bilal'i Resulullah (sav)'e gönderdiler.

    Bilal durumu arz edince Resulullah (sav) sordu:

    Bu gencin ana babası hayatta mı?

    Denildi ki:

    Babası öldü ama yaşlı bir annesi var.

    Bunun üzerine Resulullah (sav) Bilal'e şöyle dedi:

    Alkame'nin annesine git! Ona benden selam söyle ve deki:

    Gelebilirse bana gelsin, gelemezse beklesin ben onun yanına gide-ceğim." Bilal Resulullah (sav)'in dediğini yaptı.

    Alkame'nin annesi dedi ki:

    - Resûlüllah'a canım feda olsun. Tabiî ki benim gitmem uygun dü-şer. Eline bir baston alıp yola koyuldu ve Resulullah (sav)'in huzuruna

    Buhari, 5973; Müslim, 90

    YanıtlaSil
  137. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    165

    girdi. İçeri girer girmez selam verdi, Resulullah (sav)'in de selamını aldı. Gelip Resulullah (sav)'in dizinin dibine oturdu.

    Resulullah (sav) ona şu soruyu sordu:

    Bana doğruyu söylesen de yalan da söylesen vahiy gelip bana ola-yin aslını bildirecektir. Alkame hayatta iken nasıl biriydi?

    Annesi dedi ki:

    Çokça namaz kılar oruç tutar ve hiç kimsenin miktarını tahmin edemeyeceği kadar sadaka verirdi.

    Resulullah (sav) tekrar sordu:

    Seninle arası nasıldı?

    Annesi:

    - Ya Resûlellah ben ona kızgın ve dargınım.

    Resulullah (sav):

    - Niye dargınsın?

    Annesi:

    Çünkü oğlum eşini bana tercih ediyordu. Onun isteklerini yerine getiriyor, benim isteklerimi yapmıyordu.

    Bunu duyan Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    Annesini darıltması Alkame'nin kelimei şehadeti söylemesine engel oldu.

    Sonra Bilal'e dedi ki:

    Git çokça odun topla onu ateşe atıp yakacağım.

    Bu sözleri duyan Alkame'nin annesi şöyle dedi:

    Oğlumu ciğerparemi gözlerimin önünde yakacaksın ha! Buna bir anne olarak benim kalbim dayanır mı?

    Bunun üzerine Resulullah (sav):

    Ey Alkame'nin annesi! Bil ki, Allah'ın azabı daha çetin ve devam-lıdır. Allah'ın onu bağışlamasını istiyorsan ondan razı olacaksın. Allah'a yemin ederim ki sen ona dargın olduğun sürece ne kıldığı namazlar ne de verdiği sadakalar ona bir fayda sağlar."

    Bunu duyan anne ellerini kaldırıp şöyle dedi:

    Semasının altında bulunduğum Allah ve ey Allah'ın Resûlü senin-le birlikte burada bulunan her kes şahit olsun ki ben oğlum Alkame'den razı oldum.

    YanıtlaSil
  138. اشارات الاعجاز

    سوره بقره (۱۰۰۹)

    (با) تك تكراری، هر انكى ركنه اولان ايمانك بر جهندن او الماديقه اشار ندر چونکہ اللهه عان اللهاب وجود ووحدتنه ايماند يوم خونه ایمان ايس او لونك من اولد يغنه و محققه کله حلفه ایماندر

    اولان (وَمَا آمَنُوا ) - ترجيحاً (وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ) وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ ) [ سؤال ؟ ] (آمَنَّا ) یه مشابه اولان )

    اولارق جمله اسمیه ایله دینی همه سنده نه حکمت وار؟

    ( الجواب ) ( برجیسی ) هر ایلی (اتنا) آراسنده کورونه ظاهری تنا قصد به اجتناب ایتمان پیچوند.

    (ایکنجیسی ) (امنا) اخبار دگلد، انشاد انشاء نفی ایله تکذیب ایدیله میگند به (وما انوا)

    دینیلمه مشدد.

    او منحسی ) (اتنا) جمله سندن ضمناً استفاده ابديل (نَحْنُ مُؤْمِنُونَ ) جمله سنه نفى وتكذيبي

    ارجاع الحون، (وَمَا هُمْ بمؤمنين ) دينيا لمشدر.

    در دنجیبی) او نارك عدم إيمانارينه دوامنه دلالت ايتمان الكون جملة اسمية اختيار ايد يا شد.

    سؤال ؟ ) نفي افاده ليدن (ما) جمله نك او لنده بولوند يفي حالده، جمله دن استفاده ابديله دوامی نفی ایمگه دلالت ایمد بگنده حکمت نه در؟

    الجواب ) نفى، كثيف بر حرفك مدلوليدر. دوام ايسه جملة اسميرنك هيئت خفيفه سندن استفاده ايديله ، معنادر. بناء عليه كثيف كثیفه، یعنی نفی، ایمانه داها قريبدر.

    سؤال ؟ ) (وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ ) ده کی خبر اوزرینه حرف جر اولان ( با ) نك دخولى نه یه اشار تدر؟

    الجواب ] اونارك ظاهرا ایمانداری وارسرده، حقیقتده ايمانه اهل ولايق انسانلار اولوب، مؤمنين صفندن عدايد ياحمد تمرين دلالت ايجون، (ما) نك خبری اوزرینه (با) داخل اولمشدر.

    ا يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ . في قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ ]

    و آيت، خون جما ل رله نفاقه هجوم البرد، منافقاری تونی ، تقبیح، تهدید، عيبا حمله. اوله امنا ) دید کاری قولی، نه مقصده ونه علته بناء سويله دارين و نفاقك ان برنجي جنايتي اولان خداع و حیله لرینی بیانه ایتمکده در.

    YanıtlaSil
  139. Add: Sayma

    عدم ايمان

    Adem-i iman: İmânın olma-ması

    بيان

    Beyân: Açıklama

    بناءً

    Binden: Dayanarak

    دخول

    Duhul: Dahil olma

    حرف جر

    Harfi cer: Başına geldiği kelimeleri esreyle okutan harf

    هَيْئَتِ خَفِيفَهُ

    Heyet-i hafife: Záhiri genel yapı

    اجتناب

    İctinab: Çekinme, sakınma

    اخبار

    İhbar: Haber verme

    اختيار

    İhtiyar: Tercih etme

    عِلْتُ

    İllet: Sebeb

    انشا

    İnşa: Yapma, ortaya çıkarıma

    ازجغ

    İrca: Geri döndürme

    قريب

    Karib: Yakın

    قول Kavil: Söz görüş

    )كَثِيف (حرف

    Kesif (harf): Yoğun

    مدلول

    Medlûl: Delil getirilen

    مشابة

    Müşabih: Benzer

    تفى

    Nefiy: İnkar

    يفان

    Nifak: Münafıklık

    تغييب

    Ta'yib: Ayıplama

    تقبيح

    Takbih: Kabahatli bulma

    تكذيب

    Tekzib : Yalanlama

    تناقض

    Tenakuz: Celişme, zıdlık

    توبيخ

    Tevbih: Azarlama

    وَحْدَتْ

    Vahdet: Birlik

    يَوْمِ أَخِرَتْ

    Yevm-i ahiret: Ahiret günü

    ضمناً

    Zimnen: Gizli olarak, îmá

    ile

    YanıtlaSil
  140. Balans, 8-10

    san-

    (C)'nin tekrarı, her iki rikne olan imamn bir cihetten olmadığına işarettir. Çünki Allah'a imân, Allah'n vucüd ve vahdetine imandır. Yevmei ahirete iman ise, o gunun hak olduğuna ve muhakkak geleceğine îmåndır.

    ومامة بنويبية Sual: )نا('ya müşabih

    olan وقاموا ya tercihen

    olarak cümle-i ismiye ile denilmesinde ne hikmet var?

    Elcevab: Birincisi: Her iki arasında görünen zahiri tenâkuzdan ictinab etmek içindir.

    İkincisi: ihbår değildir, inşadır. İnşă, nefiy ile tekzib edilemediğinden وما او denilmemiştir.

    Üçüncüsü: cümlesinden zinnen istifade edilen عن مؤمنون cümlesine nefiy ve tekzibi irca için وماهة يمؤيبية denilmiştir

    Dördüncüsü: Onların adem-i îmânlarının devamına delålet etmek için cümle-i ismiye ihtiyår edilmiştir.

    Suâl: Nefyi ifade eden (6) cümlenin evvelinde bulunduğu halde, cümleden istifade edilen devamı nefyetmeye delålet etmediğinde hikmet nedir?

    Elcevab: Nefiy, kesif bir harfin medlülüdür. Devam ise, cümle-i ismiyenin hey'et-i hafifesinden istifade edilen bir ma'nâdır. Binâenaleyh kesîf kesife, yani nefiy, îmâna daha karibdir.

    Sual: وَمَاهُمْ بِمُؤْمِنِية deki haber üzerine harf-i cer olan ()'nın duhûlü neye işarettir?

    Elcevab: Onların záhiren îmânları varsa da, hakikatte îmâna ehil ve lâyık insanlar olup, mü'minin safından addedilmediklerine delâlet için, (C)'nın haberi üzerine (C) dâhil olmuştur.

    يُخَادِعُونَ اللهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا انْفَسَعُهُ وَمَا يَشْعُرُونَ

    في تلويحة مرضٌ فَزَادَهُمُ الله مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

    Bu âyet, bütün cümleleriyle nifåka hücum ederek, münafıkları tevbih, takbîh, tehdid, ta'yib etmekle; evvelce dedikleri kavli, ne maksada ve ne illete binåen söylediklerini; ve nifakın en birinci cinâyeti olan hud'a ve hilelerini beyân etmektedir.

    YanıtlaSil
  141. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    212

    Bir mânâya gelenleri, ona göre tefsir ettiler. Mânâsındaki giz-11 kapalı olan noktaları açıkladılar.

    İki ve daha çok mânâya gelebilen kelimeler üzerinde eni konu durup düşünerek en çok muhtemel olan ve tercihi gerekeni tercih et-tiler.

    Usulcüler, Kur'ân-ı Kerimin akli delilleri, asli ve nazari şâhidle-ri üzerinde durdular.

    Meselâ yüce Allahın (Lev kâne fihimâ âlihetün illallahü lefe-sedeta... Eğer, her ikisinde (yerde ve göklerde) Allâhdan başka ilahlar olsaydı, bunların ikisi de, muhakkak ki, bozulup gitmişti... (Enbiya: 22)» ve daha başka bir çok Ayetlerden, Allâhın birliğini, varlığını, ezeli ve ebediliği, Kudret ve İlminin sonsuzluğunu belirten ve Allâhı, şanına layık olmayan sıfatlardan tenzih eden deliller çı-karıp buna (Din Usûlü İlmi) adını verdiler.

    Bir kısım ilim adamları da, Kur'an-ı kerimdeki hitapların mânâ-larını düşünüp bazısının genellik, bazısının da, özellik gerektirdiğinin farkına vardılar. Lügatlardan hakikat ve mecaz gibi hükümler çıkar-dılar.

    Tahsis, İhbar, Nass, Zahir, Mücmel, Muhkem, Müteşâbih, Emir, Nehiy, Nesh, Kıyasın çeşidleri, İstishab-ı hal ve İstıkra üzerinde dur-dular.

    Bu fenne (Usûl-i Fıkıh) adı verdiler.

    Bazıları da, Kur'ânda olan Helâl, Haram ve sair ahkâmda doğru düşünme ve sağlam görüşü berkiştirip Usûlünü ve Furûunu belirle-diler ve her biri üzerinde gereği gibi durdular.

    Buna da, (Furû İlmi), (Fıkıh İlmi) diye ad verdiler.

    İlim adamlarından bir cemaat, Kur'ân-ı Kerimin lügatlarını tesbit ve kelimelerini kayd etmeğe, haflerinin Mahreçlerini, adedleri-ni öğrenmeğe, kelimelerini, Âyetlerini, sûrelerini, Hızblerini, secdele-rini sayıp her on Ayetin bitiminde alâmet ve işaretler koymağa özendiler.

    Bunlardan başka Müteşâbih kelimelerini ve birbirine mümâsil Âyetlerini -mânâları ve taşıdıkları incelikleri üzerinde durmaksı-zın saymakla iktifâ ettiler.

    Bunlara, (Kurrâ') ismi verildi.

    Bir takım ilim adamları da, Kur'an-ı Kerimdeki isim ve fiiller, Amil harfler vesaire üzerinde durdular.

    İsimler ve tâbileri, fiillerin çeşidleri, lâzım ve müteaddileri, ke-limelerin resm-i hattı, bütün bunlara aid incelikler, nükteler, i'rab müşkilleri ve hatta her kelimenin müşkili ile uğraştılar.

    Kendilerine (Nahivciler) denildi.

    YanıtlaSil
  142. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    Bunun gibi bir takım ilim adamları da, Kur'ânda anılan geçmiş asırlardaki kissalara ve geçmiş milletlere bakarak onların her birinin haberlerini nakl, eserlerini ve vak'alarını tedvin ettiler.

    Hatta dünyanın ve her şeyin başlangıcını zikr ettiler.

    Buna da (Tarih ve Kıssalar) adı verdiler.

    Bir takım ilim adamları da, Kur'andaki hikmet ve misallerden, erlerin kalblerini titreten, dağları sarsan va'zlardan uyanarak Kur'-andaki Va'd, Vaid, İnzar, Tebşir, Ölümü hatırlatma, Mead, Neşr, Haşr Hisap, İkap, Cennet ve Cehennem konularından nice fasıllar ve va'zlar

    çıkardılar, Zecir Usûlünü derleyip topladılar. Bunun için kendilerine (Hatipler ve Vâizler) adı verildi.

    Bir takım ilim adamları da, Kur'an-ı Kerimde Yûsüf Aleyhisse-lâm kıssasında geçen yedi semiz inek gibi, zından arkadaşlarının gör-dükleri rü'ya gibi, Hz. Yûsüf Aleyhisselâmın rü'yasında güneş, ay ve yıldızların, kendisine secde ettiklerini görmesi gibi Ayetlerden Rü'-ya Tabir İlmi'ni çıkardılar.

    Buna (Rüya Tabiri) adı verdiler. Her rü'yanın tabirini Kur'an-ı Kerimden çıkardılar.

    Kur'an-ı Kerimden çıkarmakta güçlük olursa, Kitabullâhın tef-siri ve izahı demek olan, Sünnetten derlediler.

    Sünnetten çıkarmakta da, güçlük olursa, hikmet ve emsallardan çıkardılar.

    Daha sonra, halkın ıstılah ve konuşmalarına, âdet ve gelenekle-rine baktılar ki, Kur'ân-ı Kerimde buna (..Ve'mür bil'urfi.. (Arâf: 199) kavli ile işaret buyrulmuştur.

    İlim adamlarından bir cemâat ta, Mevâris Âyetinde zikr edilen hisselerden ve hisse sahiplerinden ve daha başkalarından (Feraiz il-mi) ni aldılar.

    Ondan Yarıyı, üçte biri, dörtte biri, altıda biri ve sekizde biri, Feraiz hisabını, Mahreç daralınca, sehimleri genişletme meselelerini ve vasiyet hükümlerini çıkardılar.

    Bir cemaat ta, gecede, gündüzde, güneşte, ayda ve menzillerinde, yıldızlarda, Burçlarda ve sairede olan açık hikmetlere delâlet eden Ayetlere bakarak, onlardan (Takvim, Vakitler) ilmini çıkardılar.

    Edip ve Şairler, Kur'andaki kelimelerin fesâhatına, eşsiz düzgün-lüğüne, geliş güzelliğine, başlangıç ve kesitlerine, parlaklığına, hi-tabındaki renkliliğe, derli topluluğa ve daha nice nice inceliklere ba-kıp ondan (Meânî), (Beyan) ve (Bedi') ilmini çıkardılar.

    Kur'ân-ı Kerime bakan Hakikat ve İşaret Eshabına da, Kur'an-ı Kerimin kelimelerinden öyle derin mânâlar ve ince hikmetler doğdu

    213

    YanıtlaSil
  143. 194

    MECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE

    tefavüt ki yirmi kuruşdur seksen kuruşun rub'u olmakla semen-i müsemmanın rub'u olan onbeş kuruşu müşterinin taleb ve davaya selâhiyyeti olur.

    Eğer o kumaşın salimen kıymeti elli ve maîben kıymeti kırk kuruş olduğunu ihbar etseler iki kıymet beyninde tefavüt olan on kuruş elli kuruşun humüsü olmakla semen-i müsemmanın humüsü olan oniki kuruş noksan-ı semen itibar olunur.

    MADDE 347 Ayb-ı hadis zail olsa ayb-ı kadim yine reddi mucib olur.

    Meselâ, bir hayvan iştira olunup da müşteri indinde hasta ol-duktan sonra ayb-ı kadimi meydana çıksa müşteri anı bayi'e redde-demeyip noksan-ı semeni alır. Fakat ol hastalık zâil olsa müşteri ayb-ı kadimiyle ol hayvanı bâyi'e reddeder.

    MADDE 348 Bâyi eğer müşteri indinde bir ayb hadis oldutkan sonra ayb-ı kadimi meydana çıkan mebi'i ol ayb-ı hadis ile geri almağa razı olursa mani-i red bulunmadığı takdirde müşterinin nok-san-ı semen iddiasına selâhiyyeti kalmayıp ya mebii bâyia red ya-hut tamam bahasiyle kabul etmeğe mecbur olur.

    Hatta müşteri ol malı ayb-ı kadimine muttali olduktan sonra âhara satsa artık noksan-ı semen iddiasına selâhiyyeti kalmaz.

    Meselâ, müşteri bir top bez alıp gömlek kestikten sonra çürük idiğine muttali' olduğu halde satsa bayi'den noksan-ı semen iddia edemez.

    Zira bâyi' ben anı ayb-ı hadis ile yani kesilmiş olduğu halde alırdım diyebileceğinden müşteri anı satmasiyle habs ve imsak et-miş olur.

    MADDE 349 Ziyade ya'ni mebi'a müşterinin malından bir şey'in zam ve ilavesi mani-i reddolur.

    Meselá, bezi dikmek yahut boyatmak ile müşterinin ipliği ya-hut boyası beze zam olunmak ve keza arsaya müşteri tarafından ağaç dikilmek redde manidir.

    MADDE 350 Mani-i red bulunduğu halde bâyť razı olsa dahi maib olan mebi'i geri alamayıp noksan-ı semen vermeğe mecbur olur.

    Hatta müşteri ol malı ayb-ı kadimine muttali' olduktan sonra satsa bile bâyïden noksan-ı semeni alabilir.

    Meselâ, müşteri satın aldığı bir top bezden gömlek biştirip diktirdikten sonra bezin çürük olduğuna muttali' oldukta bayi' razı olsa dahi istirdat edemeyip noksan-ı semen vermeğe mecbur olur

    YanıtlaSil
  144. ve müşteri o gömleği satsa bile bezin noksan-ı semenini bâyi'den alır.

    Zira bu suretde müşterinin malı olan ipliğin mebi'a ilave ve iltihakı mani-i red olmakla bâyi' ben anı böyle kesilmiş ve dikil-miş olduğu halde alırdım demeğe selâhiyyeti olmayacağından müş-teri anı bey' ile habs ve imsak etmiş olmaz.

    MADDE 351 Safka-i vâhide ile iştira olunan şeylerin bazısı maib çıktıkta kabl-el-kabz ise müşteri mecmûunu reddeder yahut semen-i müsemma ile kabul eyler, yoksa maîbi reddedip de diğeri alıkoy-mağa selâhiyyeti yoktur. Ve eğer ba'd-el-kabz ise tefrikinde zarar olmadığı halde yalnız maib olanı semen-i müsemmadan salimen his-sesiyle rededder ve bâyi'in rızası olmadıkça ikisini birden reddede-mez.

    Amma tefrikinde zarar olduğu halde mecmuunu birden redde-der yahut mecmuunu semen-i müsemma ile kabul eyler.

    Meselâ kırk kuruşa alınan iki festen birisi kabl-el-kabz kusurlu çıksa ikisini birden reddedebilir. Ve eğer ba'd-el-kabz birisi kusurlu çıksa yalnız salimen kıymeti kaç kuruş ise kırk kuruştan tenzil ile reddeder. Fakat bir çift ayakkabı alınıp da ba'd-el-kabz bir teki ku-surlu çıksa ikisini birden reddile tamamen akçesini istirdad edebilir.

    MADDE 352 Mekiylât ve mevzûnattan olarak bir şahıs bir cins-ten olmak üzere iştira ve kabzetmiş olduğu mikdar-ı muayyenin bazısını çürük bulsa muhayyerdir. Dilerse cümlesini kabul eder ve dilerse cümlesini reddeder.

    MADDE 353 Buğday ve emsali hububat topraklı çıktığı takdirde âdeten kalil addolunursa bey' sahih ve lâzım olur. Ve eğer beynen-nâs ayb addolunur derecede ise müşteri muhayyer olur.

    MADDE 354 Yumurta ve ceviz makûlesi şeylerin bazısı fena ve çürük çıksa yüzde üç gibi örfen ve âdeten istiksar olunmayacak derecesi ma'füv olur. Eğer kusurlu çıkan yüzde on gibi çok olursa ma'füv olmayıp müşteri cümle mebi'i bâyia reddile tamamen se-meni geri alır.

    MADDE 355 Mebi eğer aslen müntefaunbih olmayacak halde zu-hur ederse bey'i bâtıl olup müşteri tamamen semeni istirdad eyler.

    Meselâ, iştira olunan yumurta aslen işe yaramaz suretde bozuk a müşteri tamamen akçesini geri alır.

    YanıtlaSil
  145. 682

    HADIS-I ŞERİFLER

    Sizinle geceleyen melekler yükselir, giderler.. Onları daha iyi bil-diği halde, Allah-ü Tailà - meleklere sorar:

    Kullarımdan ne halde ayrıldınız?..

    Şöyle anlatırlar:

    Onlardan ayrıldığımız zaman, namaz kılıyorlardı.. Onlara git-tiğimiz zaman da namazdaydılar..>>>>

    **

    Bilhassa ikindi ve sabah namazlarını cemaatle kılmaya dikkat etme. lidir.

    **

    Ravi: BUHARÎ ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte.. الدرس السادس عشر في فضل يوم الجمعة وصلاتها والاعتسال والتطيب لها

    قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : خير يوم طلعت عليه الشمس يوم الجمعة فيه خلق آدم ، وفيه أُدْخِلَ الجَنَّةِ ، وفيهِ أُخْرِجَ مِنْها .

    ONALTINCI DERS

    CUMA GÜNÜ VE NAMAZININ FAZİLETİ O GÜN İÇİN YIKANMAK VE KOKULANMAK

    1) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    <>

    Bu Hadis-i Şerif, harf sırasıyla tertib edilen bölümde geçen 584 nu-maralı Hadis-i Şerif okunursa daha iyi anlaşılır..

    Tercümemizde esas aldığımız eserde ravisi zikredilmemiştir. Aşağı-daki Hadis-i Şerifle ilgili olma ihtimali de mevcuttur.. Böyle olunca. MÜSLİM'den alınmış olduğu anlaşılmış olur..

    من توضأ فَأَحْسَنَ الوُضُوء ثم أتى الجمعة فاستمع وأنصت غفر له ما بينه وبين الجمعة ، وزيادة ثلاثة أيام ، ومن من الحصا فَقَدْ لَنَا . لَيَنْتَهِينَ أَقوامٌ عَنْ وَدْعِهِمُ المعاتِ ، أَوْ لَيَخْتِمَنَّ اللَّهُ عَلَى قلوبِهِمْ ثُمَّ لَيَكُونَنَّ مِنَ الْغَافِلِينَ .

    ( رواه مسلم )

    ۲

    ۱

    YanıtlaSil
  146. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    683

    2) «Her kim, güzel abdest alır; sonra cumaya giderse.. Orada hutbe dinler ve boşa konuşmazsa; bu cuma ile gelecek cuma arasındaki günahları bağışlanır; üç gün de ziyadesiyle..

    Her kim, taşla oynarsa; yanlış iş yapmış olur..

    Cuma namazını terk edenler, mutlaka bu hallerinden vazgeçsin-ler; yoksa Allah-ü Taâlâ kalblerini mühürler.. Sonra gafillerden olurlar..>>

    Hutbeyi dinlemek farzdır. Hatibler de bu durumu nazara alarak hutbeyi uzatmamalıdırlar. Sonra cemaatı bıktırırlar..

    Sünnet olan hutbenin kısa olmasıdır.

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i şerifte..

    ( رواه الشيخان )

    إذا جاء أحدكم الجمعة فَلْيَفْتَسِلْ

    ۳

    **

    ۱

    3) «Herhangi biriniz, cuma namazına gittiği zaman yıkansın..>>>>

    Bilhassa ayakların temiz olmasına dikkat edilmelidir.. Hele yaz gün-leri..

    **

    Ravi: BUHARÎ ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    الدرس السابع عشر في بعض مكروهات الصلاة وتحريم المرور بين يدى

    المصلى والدخول في نافلة بعد شروع الإمام ورفع الرأس قبله قال أبو هريرة : نهى رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الخضر في الصلاة وقال لا صلاة بحضرة طعام ، ولا وَهُوَ يُدَافِعُ الأَخْبَتَيْنِ

    ( رواه مسلم )

    ONYEDİNCİ DERS

    NAMAZDA MEKRUH OLAN BAZI HALLER NAMAZ KILANIN ÖNÜNDEN GEÇMENİN HARAM OLDUĞ İMAM FARZA BAŞLARKEN NAFİLEYE DURMAK VE İMAMDAN ÖNCE BAŞ KALDIRMAK

    YanıtlaSil
  147. ehl-i keşf (keşif)

    210

    ehl-i keşf (keşif( أهل كشف : manevi dünyadaki gerçekleri keşfeden ermiş kişiler

    ehl-i keşf-el kubur أهل كشف القبور : kabir haya-tındakilerin hallerini görebilen ve onlar hak-kında doğru haber verebilen evliya (ermiş kişiler)

    ehl-i keşf ü hakikat اهل کشف و حقیقت : keşif ve hakikat ehli, månevi dünyanın gerçeklerini keşfedenler (bulanlar) ve gerçekleri bilenler

    ehl-i keşf ü tarikat اهل کشف و طریقت : keşif ve ta-rikat ehli, månevi dünyanın gerçeklerini keşf edenler (bulanlar) ve tarikat yolunu seçenler

    ehl-i keşf ve hakikat أهل كشف و حقیقت : )Bak ehl-i keşf ü hakikat)

    ehl-i keşif ve ilham أهل كشف و إلهام : )ehl-i keşif ve ehl-i ilham) manevî keşif ve ilham sahiple-ri; iman ve manevi dünya ile ilgili bilinmeyen bazı gerçekleri, ruh ve kalb gözü ile keşfeden, bulan ermiş kişiler (ehl-i keşf) ve Allah (c.c.) tarafından kendilerine bazı gerçekler ilham edilen kimseler (ehl-i ilham)

    ehl-i keşf ve kalb أهل كشف و قلب : manevi ger-çekleri keşfedenler (açıklayanlar) ve kalb göz-leri månevî dünyalalara açık olanlar

    ehl-i keşf ve keramet أهل كشف و کرامت : )ehl-i

    keşf ve ehl-i keramet); keşf ve keramet ehli, iman ve mânevî dünya ile ilgili bilinmeyen bazı gerçekleri ruh ve kalb gözü ile keşfeden, bulan evliya, ermiş kişiler (ehl-i keşf) ve Al-lah'ın (c.c.) bir ikramı olarak bazı olağanüstü haller gösteren ermiş kişiler (ehl-i keramet)

    ehl-i keşf ve şuhud أهل كشف و شهود : )ehl-i keşf ve ehl-i şuhud) keşif ve şuhud ehli, iman ve månevî dünya ile ilgili bilinmeyen bazı ger-çekleri ruh ve kalb gözü ile keşfeden, bulan evliya, ermiş kişiler (ehl-i keşf) ve iman ve mânevî dünya ile ilgili bir kısım gerçekleri ruh ve mânevî kalb gözü ile görebilen evliya, ermiş kişiler (ehl-i şuhud)

    ehl-i keşf ve tahkik أهل كشف و تحقيق : )Bak. ehl-i keşif ve tahkik)

    ehl-i keşf ve velayet أهل كشف و ولایت : )Bak ehl-i keşif ve velâyet)

    ehl-i keşif ve velayet أهل کشف و ولایت : )ehl-i keşif ve ehl-i velâyet) keşif ehli ve ermişlik makamına sahip olanlar, iman ve mânevî dünya ile ilgili bilinmeyen bazı gerçekleri ruh ve kalb gözü ile keşfeden, bulan evliya, ermiş kişiler (ehl-i keşf) ve evliyalık (ermişlik) dere-cesine yükselmiş Allah'ın (c.c.) sevdiği kulları

    D

    E

    E

    YanıtlaSil
  148. ehl-i keşf (keşif)

    210

    ehl-i küfür ve iman

    (ehl-i velayet)

    ehl-i keşif ve zevk ve suhud ve müşahede ..chli kesif ve chl) كشف و ذوق و شهود و مشاهده

    zevk ve ehl-i suhud ve ehl-i müşahade) keşif manevi zevk, suhud ve müşahade ehli, iman tadina ve manevi ve manevi dünya ile ilgili gerçekleri keşfeden. ler (ehl-i keşf) ve imanın gerçekleri görmenin zevkine erenler (chl zevk), iman ve manevi dünya ile ilgili ger-cekleri ruh ve manevi kalb gözü ile görenler (ehl-i suhud) ve bunları görüp gözlemleyen. ler (ehl-i müşahade)

    ehl-i keşif ve tahkik أهل کشف و تحقیق : )ehlike şif ve ehl-i tahkik) iman ve manevi dünya ile ilgili gerçekleri ruh ve kalb yolu ile keşf eden evliya, ermiş kişiler (ehl-i keşf), din ve iman konularında her şeyin özünü ve doğrusunu araştırıp delilleriyle ortaya koyan İslâm âlim leri (ehl-i tahkik)

    ehl-i kable أهل قبله : lablesi olan, kendisine yo nelinen ve bağlanılan şey. şey. Allah'a (c.c.) ina-nan fakat ehl-i sünnet mezhebine bağlı olma-yan müslüman

    ehl-i kıraat أهل قرائت : okumayı bilenler

    ehl-i kıraat ve kitabet أهل قرائت و کتابت : okuma ve yazma bilenler

    ehl-i kin ve adavet أهل كين و عداوت : kin güden ve düşmanlık besleyenler

    ehl-i kitap أهل كتاب : kendilerine peygamber vasıtasıyla Allah'tan (c.c.) kitap gönderilenler (Musevi ve Hıristiyanlar)

    ehl-i kubur أهل قبور : kabir, yani berzah alemin-dekiler, ölmüşlerin ruhları

    ehl-i Kur'an أهل قرآن : Kur'an'a bağlı olanlar

    ehl-i Kur'an ve îman أهل قرآن و ایمان : )ehl-i

    Kur'an ve ehl-i iman) Kur'an'a inanıp ona sa-hip çıkan ve Onun gösterdiği yoldan gidenler (ehl-i Kur'an) ve iman sahipleri, mü'minler (ehl-i iman)

    ehl-i kusur أهل قصور : yanlış düşünüp yanlış ha-reket edenler, kusurlu kimseler

    ehl-i küfür(küfr( أهل كفر : kafirler, inkârcılar

    ehl-i küfür ve dalålet اهل کفر و ضلالت : )ehl-i kü-für ve ehl-i dalâlet), küfre, inkârcılığa sapan-lar (ehl-i küfür) ve Allah'ın (c.c.) gösterdiği yoldan ayrılanlar (ehl-i dalâlet)

    ehl-i küfür ve iman أهل كفر و ایمان : )ehl-i küfür ve ehl-i îman) inkârcılar (ehl-i küfür) ve iman edenler, inananlar (ehl-i iman)

    YanıtlaSil
  149. ahli küfür ve Inkär

    الكار و ahlküfür ve inkar

    re ahli inkar) inançsınlar, imansislav (ehl fur) ve inkarcılar, iman etmeyenler (ell akar)

    ehli küfür ve tugyan أهل كفر و طغیان elka ve ehl-i tuğyan) kafirler, inkarcılar, iman for ve unlar (chl-i kufur) ve inkâr ve kötülukte az golaşanlar (ehl-i tugyan)

    ehl/kötüb ü sahiha أهلكتب صحيحة sahih yani yazanlar doğru hadisleri toplayan kitapları yazanlar (Sahih-i Buhari, yazarı: Muhammed Buha #2 Sahih-i Müslim, yazarı Im 1.Sünen i Ebu Davud, yazarı: Ebu Davud Su leyman 4. Sünen-i Ibn-i Mace, yazarı: Kazvini Sanen i Tirmizi, yazarı: Tirmizi 6. Sunen-i Nesai, yazarı: Nesai)

    maarif أهل معارف : Lilim, kültür ve eğitim alananda bilgili insanlar 2. eğitim ve öğretim görevlileri (hocalar, öğretmenler, profesörler)

    eli maas 1 : أهل معاش geçimleri iyi olanlar,

    zenginler 2 maaş (aylık) alanlar

    ehli mahv ve sekr أهل محو و سكر : )ehl-i mahv ve ehl-i sekr) Allah'tan (c.c.) başka her şeyi unutup yok sayan, hiç yerine koyan (ehl-i mahv) ve Allah (c.c.) sevgisiyle kendisinden geçip manevi ålemlere yükselen ve akılları başlarından gidenler (ehl-i sekr)

    ehl-i makamat أهل مقامات : maddi ve manevi makam sahipleri; itibarlı mevki ve görev sa-

    hibi insanlar

    ehli marifet 1 : أهل معرفت.bilgili insan 2.hoca, üstad; dinde bilgi sahibi insan 3.Allah'ı (c.c.) bilen ve gönülden bağlı olan insanlar

    ehl-i marifet ve iman اهل معرفت و ایمان : )ehl-i marifet ve ehl-i iman) Allah'ı (c.c.) mübarek mim ve sıfatlarıyla hakkıyla tanıyan, iman ve dinin inceliklerini bilenler, årifler (ehl-i mari-fet) ve iman sahipleri, mü'minler (ehl-i iman)

    ehl-i marifet ve tahkik أهل معرفت و تحقیق : )ehl-i marifet ve ehl-i tahkik) Allah'ı (c.c.) mübarek laim ve sıfatlarıyla hakkıyla tanıyanlar, iman ve dinin inceliklerini bilenlern unifler (ehl-i marifet) ve din ve iman konularında her şe yin özünü ve doğrusunu inceden inceye araş timp delilleriyle ortaya koyan İslâm âlimleri (ehl-i tahkik)

    ehli medaris medreselerde ders ve-renler ve ders alanlar: müslümanların yüksek ilim ve eğitim kurumlarında öğretim görevli leri ve öğrenciler

    211

    ehli munacat ve zikir

    medeniyet 1 أعلى مدت )katu mánastyle( Avrupamn bozuk ve ahlaksı yaşayışını be nimsevenler 2 cagim medeniyetine tuygarligi na) ve yaşayış tarama bağı olanlar 3 teknikte ve toplumsal yaşayışda belli bir dereceye kanlar

    ehl-i meder ve medeniyet أهل مدر و مدنیت )ehli meder ve ehli medeniyet) yerleşik koy ha yatı yaşayanlar (ehl i meder) ve şehir hayatı yaşayan medeni (uygar) insanla insanlar (ehl-i mede niyet)

    أهل : medresede (yüksek din okulunda) din ilimleri üzerinde çalışan lar, öğreten ve öğrenenler 2 Müslimanların yuksek ilim ve eğitim kuruluşlarında (medre se) öğretim üyesi ve öğrenci olanlar

    ehli mekteb أهل مكتب : mektebliler, modern okullarda çeşitli ilim ve sanatlar hakkında ders görerek yetişenler

    ehli mekteb ve felsefe اهل مکتب و فلسفه : )ehli mekteb ve ehl-i felsefe) modern ilimleri mo dern okullarda okuyanlar ve okutanlar (ehl-i mekteb) ve felsefe ile uğraşanlar (ehl-i felsefe)

    ehli memleket أهل مملکت : hemşeriler, ayı memleketten olanlar

    ehli merak أهل مراق : meraklılar, öğrenme is teği duyanlar

    ehl-i mesalik 1 : أهل مسالك.dinî ve manevi ha yatta ilerlemek ve olgunlaşmak için izlenecek özel yollara ve metodlara sahip olanlar, tari kata bağlı olanlar 2 meslek sahipleri

    ehl-i mesalik ve meşarib أهل مسالك و مشارب : dint ve månevi hayatta ilerlemek ve olgunlaşmak için izlenecek özel yollara ve metodlara sahip olanlar(ehl-i mesalik) ve özel yetişme ve må nevi olgunluklara erme taralarına sahip olan lar(ehl-i meşarib)

    ehl-i meşarib أهل مشارب : dini ve manevi hayat ta ilerlemek ve olgunlaşmak için özel metot lara ve tarzlara sahip olanlar

    ehl-i meşreb أهل مشرب : dini ve manevi hayatta ilerlemek ve olgunlaşmak için özel bir meto-da sahip olan

    ehl-i muhabbet اهل محبت : Allah'a ait )sevgide

    ileri gidenler

    ehl-i muhabbet ve ask أهل محبت و عشق : )Allah'a

    ait)sevgide ileri giden ve sevgileri aşk derece sine varanlar

    ehl-i münacat ve zikir أهل مناجات و ذکر Allah'a (c.c.) yalvarıp dua eden ve zikredenler

    YanıtlaSil
  150. әрлә рәхpijaq sezziq nunun ex 'ǝǝрен ZH

    TARINTE BUGON

    -1476-Fatih Sultan Mehmed'in Boğdan zaferi.

    1908-Bediüzzaman

    Meşrutiyetin 3. günü "Hürriyete Hitap" nutkunu irad etti.

    26

    CUMA

    FRIDAY

    TEMMUZ

    JULY

    BIR AYET

    Beni zikredin ki, Ben de sizi rahmetimle anayım.

    Bakara Suresi: 152

    BİR HADİS Fâsık biri medhedildiğinde Allah gazaplanır ve bundan dolayı Arş sallanır.

    İbni Adiyy

    Dünya ve âhiretteki lezzet ve nîmetlere, iman ile bakılırsa, bunlarda bir hareket-i devriye görülür ki; emsåller birbirini takip eder, biri gider, yerine onun misli gelir.

    Mesnevî-i Nûriye

    HİCRI: 20 MUHARREM 1446 - RUMÎ: 13 TEMMUZ 1440

    HIZIR: 82 - GÜN: 208 KALAN: 158 - GÜN. KIS.: 2 DK

    YanıtlaSil
  151. vakit Resul-i Ekrem (asm) çıksaydı, o kuş başlard di harekete giderdi dinliyordu, huzu gelirdi, hiç durmuyordu. Demek o kuş, Resul-i Ekremi (asm) unda temkinle sükût ederdi.

    TARİHTE BUGÜN

    622 - Peygamberimizin (asm) Medine'ye hicreti.

    1683 - Viyana'ya taarruz eden Osmanlı Ordusu, Avusturya Ordusunu mağlup etti.

    1885

    TEMMUZ

    16

    ÇARŞAMBA

    21 1447 MUHARREM)

    RUMI: 3 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 72

    BİR AYET

    İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar Cennetliklerdir, onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.

    (Bakara: 82)

    BİR HADİS

    Her doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Sonra ana-babası onu ya Yahudileştirir, ya Mecusileştirir yahut Hristiyanlaştırır. Müslim

    Demek iman, bir manevî tuba-i cennet çekirdeğini taşıyor.

    YanıtlaSil
  152. Demek iman, bir manevî tuba-i cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise manevî bir zakkum-u cehennem tohumunu saklıyor. Sözler

    YanıtlaSil
  153. 30\Hadislerden Seçmeler

    Zillet ve azaba karşı dua

    Busr ibni Ebu Erdate'den rivayetle:

    Allah'ım, her türlü işte âkibetimizi hayreyle. Bizi dünya zilletinden ve ahiret azabından mu-hafaza eyle.

    Müslim, 4: 181.

    ***

    YanıtlaSil
  154. HAŞİR MEYDANI, SORGU, HESAP, MİZAN, SIRAT

    İlk hesaba çekilecek olanlar

    Huzeyfe (ra) rivayet ediyor:

    "Allah Teâlâ hazretleri, bizden öncekileri Cu-ma'yı bulma işinde şaşırttı. Bu sebeple Cumartesi Yahudilerin, Pazar günü de Hristiyanların oldu. Allah Teâlâ hazretleri bizi yarattı ve bizlere Cuma gününü bulma hususunda hidayet nasip etti: Cumayı da, Cumartesiyi de, Pazarı da (iba-det günleri) kıldı. Onlar Kıyamet Günü de bize tabidirler. Biz, dünya ehli arasında sonuncu-yuz, fakat Kıyamet Günü birinciler olacağız ve bütün mahlûkattan önce hesapları görülüp biti-rilecekler olacağız."

    Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4509.

    ***

    Namaz

    Enes'den (ra) rivayetle:

    Kulun Kıyamet Günü ilk hesaba çekileceği ameli namazdır. Eğer o düzgün çıkarsa, diğer amelleri de düzgün olur. Eğer o bozuk çıkarsa diğer amelleri de bozuk olur.

    Taberani'nin Evsat'ından.

    ***

    YanıtlaSil
  155. İBADETLERİN ÖZÜ

    . Öyle bir abdest al ki, o abdest hiç bozul-masın.

    (Yani dâimâ ilâhî hu-zurda olduğunun farkında ol.)

    . Öyle bir namaz kıl ki hiç bitmesin.

    (Yani namazın bir mî-rac olursa, sonsuz bir vecd ile bin secde edersin.)

    Âşığa beş vakit namaz yetmez. Beş yüz bin vakit ister.

    Gerçek âşık, vuslatın bitmesini hiç ister mi?

    Aklını başına al da namazdan yalnız zâhiren değil, mânen de is-tifâdeye bak. Tane toplayan bir kuş gibi Allâh'ın yüceliğinden habersiz bir şekilde sadece başını yere koyup kaldırma!

    Hazret-i Peygamber'in;

    <>>

    429

    YanıtlaSil
  156. NE EKERSEN ONU BİÇERSİN

    Sen hiç buğday ektin de arpa bittiğini gördün mü?

    (Insan topraktan yaratıldığı gibi, gönül âlemimiz de münbit bir toprak gi-bidir. Oraya gül ekilirse gül biter. Kaktüsler, di-kenler ekilirse, dikenler biter. Bilhassa ömrün baharı demek olan gençliğimizde, o bere-ketli ve verimli yıllara ne ekersek, son nefesimizde ve âhiretimizde onun mahsûlünü alırız.)

    GECENİN KİYMETİ

    Hazret-i Mevlânâ; gecelerde yaşadığı aşk ve vecdi, Dîvân-ı Kebîr'inde de şöyle dile getirir:

    Sâkî! Kadehi, aşk-ı ilâhî ile doldur! Mestâneye ekmek sözü etmekten uzak dur!

    Sun kevseri, kansın suya hep teşne gönüller, Deryâda yüzen canlı, sudan başka ne ister?!.

    Doldur o şerâbdan, yine doldur, yine bir sun! Dursun gece ey dost, onu durdur, ne olursun!

    Vur uykumu zincirlere vur, geçmesin anlar. Varmaz gecenin farkına, varmaz uyuyanlar!

    (Divân-ı Kebir'den nazmen dilimize çeviren: Emin IŞIK)

    428

    YanıtlaSil
  157. Firavun ve Ad kavimlerinin başına gelen (kahr-ı ilâhiyi) duyan akıllı insanlar, varlık iddiasından vazgeçer, hirs ve gururu bırakırlar.

    Şayet gurur ve hırstan vazgeçmezlerse, bu sefer onlar belaya uğrar da onların bedbaht hâlinden başkaları ibret alır.

    NEYE TALİPSEN KIYMETİN 0...

    Sende ne var, sen ne elde ettin?

    Denizin dibinden nasıl bir inci çıkardın? Ölüm günün-de bu kesinlik kazanacaktır...

    -Ey insan, dünyadan birbirine zıt iki ses gelir. Acaba senin can ku-lağın hangisini almaya istidatlı?

    O seslerden biri Allâh'a yaklaşanların (takvâ sahiplerinin) hâli, diğeri ise aldananların (âhireti unutup günahlara dalanların) hâlidir.

    Bu seslerden birini kabul ettin mi, öbürünü duymazsın bile! Çünkü seven bir kimse, sevdiğinin zıddı olan şeylere karşı âdetâ kör ve sağır olur.

    İnsana, aradığı şeye bakılarak değer verilir.

    Eşek müşteri olup bir şey alacak olsa, elbette ham kavunu alırdı.

    (Gafiller, fânî dünyayı ve nefsânî arzuları seçerler. Arifler ise bâkî olan ukbâya ve rûhânî lezzetlere yönelirler.)

    -Ey ekmek uğruna îman cevherini atan, ey bir arpaya bir hazineyi satan (fânî dünya uğruna ebedî âhiretini mahveden) zavallı!

    Unutma ki Nemrut, gönlünü İbrahim'e kaptırmadı ama canını bir sivrisineğe teslim etti!

    YanıtlaSil
  158. TOPRAK GİBİ OL!..

    Tevâzu ve mahviyette toprak gibi ol!

    Bahar mevsiminde bir taş yeşerir mi? Toprak gibi mütevazı ol ki senden renk renk güller ve çiçekler yetişsin!

    Kılıç, boynu olanın boynunu keser... Gölge, yerlere döşenmiş oldu-ğundan, hiçbir kılıç darbesi onu yaralayamaz.

    (Yani mü'min, varlık ve benlik iddiasından vazgeçip gölge gibi yokluk ve hiçliğe erebilirse, dünyevî ve uhrevî nice belâ ve musîbetten emin olur.)

    Kasırga; pek çok ağaçları kökünden söker, yıkar. Fakat yeşermiş bir ota ihsanlarda bulunur. O sert rüzgâr, körpecik otun zayıflığına acır.

    (Kibirlenenler gazab-ı ilâhîye uğrarlar. Hiçlik ve mahviyete būrū-nenler, rahmet-i ilâhiyyeye nâil olurlar.)

    Birtakım zâlimlerin gasbından kurtarabilmek için Hızır gemiyi deldi, sakatladı.

    Mademki kırık olan, dökülen, perişan olan kurtuluyor, sen de ac-ziyete bürün!

    (Zira bu dünyaya arz-ı endâm için değil arz-ı hâl için geldin.)

    Unutma ki, kurtuluş ve selâmet mahviyettedir. Haydi, sen de benlikten, varlıktan kurtul, mahviyet içinde yaşa ve Hakk'a vâsıl ol!

    Kimde bir güzellik varsa, bilsin ki ödünçtür.

    YanıtlaSil
  159. ZARINTE BUGUN

    -1166-Abdulkadir-1 Geylani Hz. nin vefatı.

    - 1487 - Şah İsmail İran'ı Sünnilikten Şiiliğe geçirdi.

    -1588-Mimar Sinan vefat etti.

    1964-Nur Talebeleri Zülfikar isimli bir gazete çıkarmaya başladılar.

    TEMMUZ

    17

    PERŞEMBE

    22 1447 MUHARREM

    RUMI: 4 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 73

    BIR AYET

    Beni anın ki Ben de sizi

    anayım.

    (Bakara: 152)

    BİR HADİS

    Hiçbiriniz kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz. Müslim

    Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder. Sözler

    YanıtlaSil
  160. 04.02.2001

    İskenderpaşa Cemaati Şeyhi Mehmed Zahid Kotku merhumun damadı ve halefi şeyh Prof. Mahmud Esad Coşan merhum tehdit edildiği için Türkiye'ye terke mecbur kalır. Çoşan tehditler sonrasında Avustralya'da yaşamaya başlar. 2001 yılında ise damadı Prof. Ali Yücel Uyarel ile birlikte Avustralya'da garip bir kaza ile katledilir. Uzak coğrafyada fyada yaşanan yaşa bir hådise kayıtlara sıradan bir trafik kazası olarak geçer. Ancak kazanın olduğu yer ve oluş şekli kimseyi tatmin etmez. Mesele incelendiğinde terör örgütünün cemaati ve cemaatin şeyhi Esad Coşan'ı rakip olarak gördüğü anlaşılıyor. Bunun temel nedenlerinin başında cemaatin māzisi ve müntesiplerinin eğitim düzeyi geliyor. Milli Görüş hareketinin tohumlarının ekildiği İskenderpaşa cemaati, Gülen'in en büyük dini ve siyasi rakip olarak gördüğü yapıdır. Gülen'in Coşan'ı tehdit ettiği, merhum Coşan'ın da bu tehdide meydan okuduğu anlaşılıyor. Esad Hocaefendi FETÖ'nün gerçek yüzünü ve tehdit edilişini şu tarihi cümlelerle ifşa ediyor:

    "İslam'da cemaatle beraber olunması tavsiye

    edilir. Cemaatle beraber olmak 'Hakk' ile hakikat ile beraber olmaktır! Tek başına olsa bile, hakikatle beraber olan cemaattir. Hakikatten kopmuş olanlar, milyonlarca da olsa tefrikadadır. Bugün maalesef tüm İslam âlemi emperyalist güçlerin sultası altındadır. Kuş uçurtmazlar, takip ederler... Hem de kendisi takip etmez... Amerika seni John'la takip etmez, Smith'le takip etmez. Adı senin benim gibi olan Müslümanla takip eder, canına okur. O milletin içinden çıkmış hain vasıtasıyla takip eder ve millete en büyük zararı, kendi içinden çıkmış insanlara yaptırır. Parayla satın alır, ajan edinir ve öyle kullanır. Herkese ajan demiyoruz; metot bilmediğinden, ilimden uzak olduğundan emperyalist onu kullanır, fark etmez. Sahte birtakım organizasyonlar var, topluyorlar insanları etraflarına, ondan sonra onları toptan satıyorlar! Götürüyor, olmadık yere bağlıyor. Mü'min feraset gözüyle bunları anlayabilmeli. 'HİZMET ediyorum diyen insanları, organizasyonları irfan teraziniz 'ile tartın! Böyle birtakım İnsanlara, organizasyonlara körü körüne bağlanmayın!" Genel kanaat Esad Coşan'ın katillerinin de FETŐ olduğu yönünde. Konuşmanın şifreleri ise bu kanaati güçlendiriyor.

    120 GERÇEK HAYAT

    Erdoğan

    YanıtlaSil
  161. İslâm ilim ve kültürü için ne dediler?

    Müslümanlar bir yüzyıldan daha az bir zamanda bir yandan Gırnata'ya, diğer koldan Delhi'ye kadar uzanan; etrafa cesaret, ihtişam ve dehā ışıkları saçarak asırlarca dünyanın büyük bir kısmı üzerinde parıl parıl yanan: Delhi'den Gırna-ta'ya kadar uzanan bir alev halinde parlayıp gökyüzüne doğru yükselen bir me-deniyet kurmuşlardı.

    Carlayl

    Muslümanlar Ortaçağda ilim, fen ve felsefede zirvedeydiler.

    Sedillot

    Gerçek şu ki, Müslümanlar, eski ilimlerde çok ilerleme kaydetmişler, birçok il-mi keşfetmişlerdir.

    Draper

    775 yılından 13. yüzyılın ortalarına kadar İslam ülkelerinde pek büyük bilgin ve fikir adamları yetişmiştir. Hatta denilebilir ki, bu müddet zarfında, fikri kültür bakımından, Islām āleni Hıristiyan äleminden üstündü.

    Ernast Renan

    Batı geleneği içinde Leonardo da Vinci gibi pek az evrensel dehā vardır. Hal-buki Islāmda el-Kindi'den Razi'ye, el-Beyrünïden İbni Sina'ya ve daha pekçokla-rına kadar uzanan bir dehā bölüğü vardır.

    Roger Garaudy

    Daha ondördüncü asırda İslam ülkeleri birer ilim ve marifet fuarı, hükümdar sa-raylarının her taşı inci gibi işlenmiş birer sanat abidesi, birer ilim ve marifet mer-kezi olarak gözleri kamaştırırken Avrupa yoğun bir cehalet ve karanlık içindeydi.

    H. Bergson

    YanıtlaSil
  162. İslâm ilim ve kültürü için ne dediler?

    Muslumanlar medeniyeti o çağlarda insan zekasının ulaşabileceği en yüksek nok taya ulaştırmışlardı.

    Barthold

    Ortacağların görünür derecede en önemli başarısı deney ruhunun doğmasıdır ve bu başarı öncelikle onikinci yüzyıl Muslumanlarına aittir.

    George Sarton

    Deneysel ilim geleneğini Turk-Islām medeniyetiyle başlatmak süphesiz gerçeğe en uygun olan yoldur.

    Bernard Russel

    Avrupa'nın ilerlemesinde İslâm kültürunün kesinlikle tesirini göremeyeceğimiz bir basamak yoktur... Deney, gözlem ve ölçüm metodları modern ilmin doğuşuna se-bep olmuşlardır. Bu İslam medeniyetinin dünyaya en büyük armağanıdır.

    Briffault

    Muslumanlar uzun süre ilmin yeg'ane sahibiydiler. Onbirinci yüzyılın karanlıklarını dağıtmaya gelen ışıkları onlara borçluyuz.

    Montucla

    Hıristiyan Avrupa'nın İslâmiyete karşı tesis ettiği abluka defalarca izale edildi, yüz binlerce Hıristiyan bizzat edindikleri gözlemler neticesinde, Islâm medeniyetinin kö-leleri, hayranları, bilhassa talebeleri olmuşlardı... Müslümanların öncülük ettikleri şeylerden mesela Arap rakamları, cebiri, usturlabları gibi şeylerden hemen he-men hiçbirinin İslâmi patent hakkı Batı'da tanınmış değildir. Aksine birçok Müslü man īcadı günümüzde İngiliz, Fransız veya Alman malı sayılmaktadır.

    Sigrid Hunke

    Avrupa bir zamanlar dünyaya hakim olan Müslümanların irfan ve teşebbüsünden geniş ölçüde istifade etti... Kültür ve medeniyette öncülerimiz Müslümanlardır.

    J. H. Kramers

    İslâm ilmi sekizle on üçüncü yüzyıllar arasındaki başarılarıyla Batıda Rönesans için temel teşkil ederek sahip olduğumuz bütün teknolojik gelişmelerin kapısını açtı.

    Allen G. Debus

    Eski çağlar medeniyeti İslâm medeniyetiyle sona erer. Yeni çağ medeniyeti de ls-lâm medeniyetinden doğmuştur.

    Corci Zeydan

    Rönesansı Müslümanlara borçluyuz.

    Bodley

    Tarihten Müslümanları silecek olursanız, ilmî Rönesansımız asırlarca geri kalır.

    Libri

    YanıtlaSil
  163. Takdim

    Islamda din ile ilim, daımå kol kola gitmiştir. Fen ilimleri akılları aydınlatırken, din ilimleri vicdan lara yol gösterici olmuştur. Fen ve dın ilimlerinin birbirine dayandığı, birbirinden güç aldığı dönemler de Müslümanlar maddeten ve månen en yüksek seviyelere ulaşmışlardır. Keşif ve buluşlarıyla ilim ve me deniyetin öncülüğünü yapmışlardır

    Dünya, bugünkü medeni seviyesine nasıl gelmiştir? Bu ileri noktaya gelişinde kimın veya kimleun payı vardır? Herşey, birdenbire mi değişmiştir? Kim kime ne vermiş, ne öğretmıştır? İlmi çok eskilerden yakın bir tarihe kadar kronolojik zincir içinde dürüst davranışlarla taşıyanlar kimlerdir? Asırların kabul lendiği, baştacı ettiğı, ancak son asrın açgözlü ve tarafgir Batılı ilim adamları tarafından maziye gömülen hakiki ilim adamları olmuş mudur ve bunlar kimlerdir?

    On dört buçuk asırdır dünyanın dörtte birine ilim ve medeniyet yolunu gösteren yüce İslâm dinine mensup herkesin bu suallerin cevaplarını bilmesi gerekir. İşte elinizdeki eser bu maksatla hazırlanmışır.

    Modern dünya bugünkü durumunu İslâm medeniyetine borçludur. Müslümanların yaptığı hizmet ler, onlara temel olmuştur. Müslüman ilim adamları kendilerinden önceki ilimleri almış, titizlikle tetkik etmiş, eksiklerini tamamlamış, emeği geçenleri açıkça belirtip hizmetlerini saklamamışlardır. Diğer bir deyişle ilim namusuna sıkı bır şekilde riayet etmişlerdir.

    Ne yazık ki, ilim ve dın birbirinden uzaklaştırılmış, bu da İslâm medeniyetinin sönmesini netice ver-miştir. Böylece Batıya bağımlılık yolu açılmıştır.

    Bu eserde okuyacaklarımız, cidden bize keyif verecek, göğsümüzü kabartacaktır. Ancak sådece bu-nunla iktifa etmemeliyiz. Okuduklarımız bizi kamçılamalı, ilim ve medeniyet yolunda ecdadımıza layık olma yolunda ısrar etmeliyiz. İslâm medeniyetini, eskiden olduğu gibi yine dünyaya rehber olacak, ay-dınlatacak noktaya getirmeye çalışmalıyız.

    Şimdi iki mütefekkirin tesbitlerine bakalım. İsmail Hakkı Danişmend şöyle diyor:

    "Avrupa'nın bütün ilimleri İslâm kültürünün ürünleridir. Bu nokta özellikle 19. yüzyıldan beri Av-rupalı ilim adamlarının bütün ayrıntılarıyla tesbit ve itiraf ettikleri bir hakikat olagelmiştir. Eğer günü-müzün Batı medeniyetinden İslâm ilimleri kaldırılacak olsa, atom sanayii derhal durur, uçaklar yere dü-şer, fabrikalar işlemez olur, hastahaneler mezarlık haline gelirdi."

    Insanlığın Meydana Gelişi isimli eserin yazarı Briffoult da şu hakperest tesbiti yapıyor:

    "İslâm medeniyetinin modern dünyaya en büyük yardımı ve hediyesi ilimdir. Fakat Avrupa'yı yeni-den hayata kavuşturan şey sadece ilim de değildi. İslâm medeniyetinden gelen başka tesirler de Avrupa hayatına ilk parlaklığı vermişti. Avrupa'nın ilerlemesinde Islâm kültürünün tesirini göremeyeceğimiz bir basamak kesinlikle yoktur."

    Netice olarak şunu belirtmek istiyoruz: Müslüman llim Öncüleri gerçekleri arayan ilim âşıklarına yol gösterebilir; genç neslimize güven duygusu kazandırabilir; ileriye ışık tutacak çalışmalara vesile olabilirse väzifemizi yerine getirdiğimizi düşüneceğiz. İnşaallah...

    Yeni Asya Gazetesi Neşriyatı

    YanıtlaSil
  164. Önsöz

    İlmin göz kamaştırıcı bir noktaya gelişinde mazideki altyapı mahiyetindeki çalışmaların bü-yük payı olduğu bir gerçektir. Üst üste yığılan bu çalışmalar sebebiyledir ki, ilim yol almış, hız ka-zanmıştır. Acaba ilmin bugünkü hale gelişinde bizim de rolümüz olmuş mudur? Geçmişe bu açı-dan baktığımızda koltuklarımızı kabartacak, aşağılık kompleksinden kurtaracak sevindirici tablo-larla karşılaşırız.

    Evet, dün ilimde öylesine mesafe almış, öylesine büyük gelişmeler kaydetmişiz ki, Avrupalı-lar bile matematik, astronomi, fizik, kimya gibi birçok müsbet ilmin temellerinin bizim tarafımız-dan atıldığını söyleme hakşinaslığında bulunmakta tereddüt etmemişlerdir.

    O halde ilmin temellerini atmış, Batıya öğretmenlik yapmış, asırlara damgalarını vurmuş ilim adamlarımızı tanımak, onlardan kuvvet ve hız almak, tarihine bağlı, dinini, vatanını, milletini ve ilmi seven bizlerin canla başla arzuladığı bir husus olmalı değil midir? İlmi moral ve şevke çok muhtaç olan neslimizin bu güvence ve dayanak noktasına ihtiyaç duyduğu da gözardı edilemez. Tarihi zenginliklerimize eğilmeye dünkünden daha çok muhtacız-bilhassa, "Müslümanların ilme hiçbir katkısı olmamıştır. Onlar gericilerdir, ilme karşıdırlar" şeklinde gerçekle hiçbir alakası olma-yan, basmakalıp ve kast-ı mahsusla söylenegelen sözlerin yayılmak istendiği günümüzde.

    Müslüman İlim Öncüleri adını verdiğimiz elinizdeki eser, tarihi bir yanılgıya itilmek istenen neslimize unutulan veya unutturulan büyük ilmi mirasımızı göstermek, gizli kalan ve çarpıtılan gerçekleri hatırlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Bugün, bu sahada Doğulu ve Batılı bilginler-ce yapılan çalışmalar atalarımızın yüzyıllar boyunca Avrupalılara dahi ışık tuttuklarını göstermek-tedir. Yıllarını bu tarz çalışmalara veren, 20 ciltlik "ilimler tarihi" neşretmeyi planlayan ve bunun büyük kısmını neşreden Prof. Dr. Fuad Sezgin araştırmaları sonunda, Avrupalıların 17 ve 18. yüz-yıllarda "Yeni keşfettik, bulduk" dedikleri birçok keşif ve buluşun İslâm dünyasında 7 ve 8. yüz-yıllarda keşfedildiğini ortaya çıkarmıştır.

    Gerçekten ecdadımız ilme öylesine büyük katkılarda bulunmuşlardır ki, çağımızın birçok or-yantalistleri bile bu sahaya hâlâ eğilme ihtiyacını hissetmekte ve konuyla ilgili birçok eserler ver-mektedirler. Unesco'nun aylık Courier dergisinin Beyrûnî, İbni Sina gibi popüler ilim adamları-mız için özel sayı çıkarışı, bu hizmetin bugün bile takdirle karşılandığını göstermektedir. Yine po-püler ilmî dergilerden birisi olan New Scientist'in 23 Ekim 1980 sayısının kapak konusunu ec-dadımızın ilme yaptığı hizmetlere ayırması, kapağında "İslami ilim: yeni bir Rönesans" başlığını kullanması, içerde de "İlim yeniden İslâma dönecek mi?" başlığı altında uzun bir makaleye yer ver-mesi bu faaliyet zincirinin bir halkası olarak görülebilir.

    YanıtlaSil
  165. Bu gerçekleri dile getirmeye çalıştığımız eser üç bölümden ibarettir. Birinci bölümde İs dünyasındaki ilim atmosferini, ilerleme ve gerileme sebeplerini; ikinci bölümde geçmişten gün mlize pozitif ilimlerde birer otorite olmuş, keşif ve buluşlar yapmış meşhur ilim adamlarım üçüncü bölümde de beynelmilel çapta armağanlar almış bilginlerimizi anlatmaya çalıştık. Son lümü hazırlarken yurt içi ve yurt dışında gerekli makamlara ve kişilere müracaat ederek niyetir zi belirttik. Ülkemizin yirmi üniversitesiyle yazışma yaptık. Uzun bir zaman dilimi içinde cev alabildiklerimizi ve şahsen ulaşabildiklerimizi çalışmamıza dahil ettik. Günümüzde büyük baş elde eden Müslüman ilim adamları, muhakkak ki bu kadar değil.

    Eser "Tamam, geçmişte bunları bunları yapmışız. Büyük mesafe almışız. Peki günümüzde r ye yok?" sorusuna da bir cevap niteliği taşımaktadır. Son bölüm bunun ispatı mahiyetindedir. B gün artık ülkemizin standartlarını aşabilmiş, çalışmalarını yurtdışında sürdüren, sahasında başan lı olmuş, parmakla gösterilir hale gelmiş medar-ı iftiharımız olan birçok ilim adamımız var. Pro Dr. Dündar Kocaoğlu'nun ifadesiyle, "Amerikan eğitim müesseselerinin çoğunda Türk bilin adamlarının yazdığı kitaplar, ortaya attıkları teoriler okunup inceleniyor. Temel öğrenimlerini ana vatanda yapan Türkler bu ülkede fizik, kimya, matematik, tıp gibi ilmin her dalında en üst sev yeye eriştiler."

    Dün ilmin öncüleri olan bizler, uzun bir duraklamadan sonra bugün en azından ilme katkı da bulunabilir duruma gelmiş bulunuyoruz. Sadece "alan el" değil, aynı zamanda "veren el" olma ufkuna doğru bir yükseliş var. İlim yarışında bizden önde olan milletlere yetişebilmemiz için is hiçbir engel yok. İlme gereken ağırlığı verir, gençleri kabiliyetlerine göre yönlendirir, imkânları se-ferber eder, maddi ve mânevî desteklerimizi esirgemezsek bizi geçenlere kısa sürede yetişmemiz iş-ten bile olmayacaktır.

    Bu önemli gerçeği belirttikten sonra çalışmalarımız esnasında bize desteklerini esirgemeyen dostlarımıza teşekkürlerimizi bildirir, eserin bilhassa genç neslimize faydalı olmasını temenni ederiz.

    Şaban Döğen

    Şubat, 2004

    Bahçelievler/İstanbul

    YanıtlaSil
  166. Allah'ın, sana menfaat vereceği bazı hasletleri öğreteyim mi? Sana ilmi tavsiye ederim. Zira ilim, mü'minin dostudur. Hilm ise veziridir. Akıl delilidir, amel onun kayyımıdır. Rıfk babasıdır, mülayimlik kardeşidir, sabır ise askerlerinin kumandanıdır.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 167 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  167. Benden evvelki peygamberlerden, ümmetimi deccal ile korkutmıyan hiç kimse olmadı. Onun sol gözü şaşı, sağ gözü ise perdelidir. Ve alnında kafir diye yazılıdır. Yanında Cennet, Cehennem diye iki vadi olur. Cennet dediği Cehennem, Cehennemi ise Cennetir. Yanında Peygamber kıyafetinde iki melek bulunur. Biri sağında biri solundadır. Bu beraberlik insanları imtihan içindir. Ve deccal onlara sorar: "Ben sizin Rabbiniz değilmiyim? Diriltiyorum, öldürüyorum." Meleklerden biri "Yalan söylüyorsun" der. Fakat bu sözü yanındaki melekten başkası duymaz. İkinci melek diğerine "Doğru söylüyorsun" der. İkinci meleğin sözünü ise insanlar işitir. Ve zannederler ki, deccalı tasdik etti. Bu da imtihan içindir. Sonra Medine'ye yürür. Giremeyince: "Bu O'nun (s.a.v)ülkesidir" der. Sonra Şam'a yürür. Orada "Akıbeti Efik" mevkiinde Allah onu helak eder.
    Ravi: Hz. Sefine (r.a.)
    Sayfa: 140 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  168. Agah olunuz ki, Allah'ın ve meleklerin ve insanların hepsinin laneti şu kimselerin üzerine olsun ki, Beni hakkımdan bir şeyi nakzeder, Benim yakınlarımdan yüz çevirir, Benim velayetimi hafife alır, hayvanını kıbleden gayriye doğru keser, çocuğunu kabullenmez, efendisinden uzaklaşır, arazinin sınırını değiştirir. İslamda cinayet ihdas eder ve ihdas edeni barındırır, hayvana takarrüb eder, eli ile istimdana bulunur, alemlerden erkeklere yaklaşır, meşru evlilikten sakınır-ki Zekeriya (a.s) oğlu Yahya (a.s)'dan sonra "Hasur" yoktur. Bir erkek ki kendini kadına benzetir, bir kadın ki kendini erkeğe benzetir, bir kadına, sonra da onun kızın yakın olur, iki kız kardeşi bir arada nikahı altına alır- geçmişte olanlar müstesna- akar suyun yolunu tıkar, menzillerin gölgeliklerini kirletir, yollarımızda bize eza verir, kibrinden dolayı eteğini yerde sürükler, büyüklük taslıyarak yürür, çirkin sözler söyler, içki içer ve ayakkabılarını ters giyer.
    Ravi: Hz. Bişr İbni Atiyye (r.a.)
    Sayfa: 169 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  169. AHLAK

    Hz. Peygamber de faydasız ilimden Allah'a sığınmıştır. Ilmin en başta gelen faydası, sahibinin davranışını olgunlaştırıp ah. lakını güzelleştirmesi, davranışlarını terbiye etmesidir. Resú. lüllah (s.a.) şöyle buyurur: "Allah'ım! Faydasız ilimden, kork. mayan kalpten, tatmin olmak bilmeyen nefisten ve kabul edil meyen duadan sana sığınırım!"

    Su halde erdemli/ahlâklı davranış, ferdi yücelten ve toplu-mun gelişip yükselmesine vesile olan her alanda anlam kaza. nır. Yani bir toplumun fertleri manevî olarak ibadetle, fikir ve düşünce olarak ilimle, iktisadî açıdan çalışmayla, ahlâkî olarak erdemle, sosyal açıdan karşılıklı dayanışma ve yardımlaşmay la, maddi olarak da yeryüzünü mamur hale getirmekle gelişir ve yücelir.

    Ahlâk-amel bütünlüğünün ilk ve en önemli esaslarından bi-ri, bir değer olarak sahip olduğu ahlâkını medeni davranışa dö-nüştürebilmesi, medeni olmayan kötü ve çirkin huylar ile insa-nı alçaltan davranışlardan Bediüzzaman'ın tabiriyle "ahlak-ı re-zile"den kaçınmasıdır. Tabiatıyla bu neyin iyi neyin kötü oldu-ğunu bilmeyi gerektirir. "Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim" ve "Muhakkak Allah, güzel ahlâkı sever ve çirkin ve insanı alçaltan davranışlardan da hoşnut olmaz" hadislerin-de olduğu üzere Hz. Peygamber bazen, genel olarak güzel ah-lakın öneminden söz ederken bazılarında ise somut olarak ne-yin güzel ahlak neyin ise çirkin olduğunu belirtir.

    Özellikle ilk olarak zikredilen hadisinde Hz. Peygamber'in, "güzel ahlâk"ı risâletinin esas gâyesi olarak gördüğü belirtilme-lidir. Bu aynı zamanda ahlakın amelle bütünleşmesinde rol mo-del veya örnek şahsiyetlerin önemini gösterir. Bu itibarla O'nun (s.a.) hayatının her safhasında güzel ahlâk numunelerini gör-mek mümkündür. Hz. Peygamber'in güzel ahlakı risaletinin ga-yesi olarak değerlendirilmesi, ahlakı, "Dinimiz, dünyamız ve â-

    5. Bu ve buna benzer diğer hadisler için bk. Müslim, Zikir, 73; Ebû Dâvûd, Vitir, 32: Tirmizi, Deavát, 68; Nesai, İstiáze, 13, 18, 21, 64; İbn Mâce, Mukaddime, 23; Du-4 2. 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 167, 198, 340, 365, 451; III, 192, 255. 6. Mektubat, 9. Mektup, Envar Neşriyat, Istanbul 2003, s. 34.

    7. Hadisin bir başka rivayetinde ise, "mekärime'l-ahlák güzel ahlâk" yerine, yine ay-ni måna verilebilecek olan, "såliha'l-ahlák" ifadesi kullanılmıştır. Hadis, muteber hadis musannefatında "mekårimel-ahlâk" şeklinde değil de "husne'l-ahlák" lafzıy-la geçmektedir (bk. Muvatt, Husnü'l-hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II. 381. Metinde zikredildiği şekilde Ebů Hüreyre'den rivayet edilen bu hadis, İbn Sa'd'ın Tabakatında (bk. 1. 192), Buhârīnin el-Edebül-müfredinde (bk. s. 273), Håkim'in

    Müstedrek'inde ve Beyhaki'nin Şuabu'l-Iman'ında yer almaktadır. 8. Bu hadisi Hakim, Sehl b. Sa'd'dan rivayet etmiştir (bk. Sahihu'l-Câmiu's-sağır, Ha-dis no: 1889),

    46

    KOPRO-YAZ/2006

    YanıtlaSil
  170. KUR'AN VE SÜNNET'E GÖRE AHLÂKIN KAYNAĞI...

    hiretimizin mamur olmasına yol açan davranışlar" olarak anla-mamıza yol açar. Hz. Peygamber'in şu duasını da böyle yorum-lamak mümkündür: "Allah'ım! Bana işimin ismeti olan Dinimi ıslah et. Varacağımız yer olan âhiretimi de ıslah et. Benim için hayatı her hayır hususunda ziyade kıl ve bana ölümü her şer-den rahat kıl.

    Ahlâki özellikleri kazanmada ahlakı amele dönüştürmede, yukarıda da değindiğimiz gibi, "örnek şahsiyetler" ve "rol mo-deller" son derece önemlidir. Bu anlamda Hz. Peygamber, özel-de Müslümanlar genel olarak da bütün insanlık için örnek bir şahsiyettir. Zira Allah Teâla'nın, geçmiş peygamberlerin bir mî-rası olarak, güzel ahlâkın bütün yönlerinin kendisinde mükem-mel mânada temsil edilen ve Kur'an'da "üsve-i hasene en gü-zel örnek" olarak taltif edilen ve hakkında "Muhakkak sen, yüce bir ahlâk üzeresin" buyurulan Resûlüllah'ı Müslümanla-ra göndermesi, özelde bu ümmete genelde ise bütün insanlığa olan nimetlerin en büyüklerindendir. Zira Allah'tan aldığı ilahi mesajları O (s.a.), harfiyen hayatına yansıtmıştır. Bu itibarladır ki, Hz. Aişe'ye (r.a.) Hz. Peygamber'in ahlâkı sorulmuş ve "O-nun (s.a.) ahlâkı Kur'an'dan ibarettir cevabını vermiştir.

    Bu sözüyle Hz. Âişe, Resûlüllah'ın hayatının, Kur'an'ın canlı örneği olduğunu kastetmiştir. Zira Hz. Peygamber, Kur'an'ı in-sanlara sözleriyle açıkladığı gibi, hayatında da Kur'an'ın gereği-ni uygulamıştır. Bu itibarla, geçmiş peygamberlerin hayatları-na dair bilgiler kaybolduğu halde, doğumundan vefatına kadar Resûlüllah'ın sîretinin en ince ayrıntılarına ait rivayet ve bilgi-leri kaydedilerek nesilden nesile aktarılmıştır. Özellikle onun (s.a.) peygamberliği ile Medine'ye hicreti sonrası döneme ait bilgi ve rivayetler çok daha ayrıntılıdır. Her asırda bu konuda pek çok eser kaleme alınmıştır. Bediüzzaman da Kadı İyaz'ın Şi-fâ-i Şerifinin "mucize-i ahlâk-ı hamîde'yi oldukça güzel beyan ettiğini belirterek Hz. Peygamber'in ahlak ve şemailini anlatan en önemli ve bereketli kitaplardan birine işaret etmiştir. 13

    Öte yandan ahlâkın davranışa dönüşmesinin en önemli te-zahürü, "medenî davranış"tır. Medenî davranış, esasen "âdâb-ı

    9. Müslim, Zikir, 71; Nesai, Sehv, 89; Ahmed b. Hanbel. Müsned, IV, 399.

    10. el-Ahzab, 33/21.

    11. el-Kalem, 68/4,

    12. Bu ve Resûlüllah'ın ahlâkı ile ilgili diğer hadisler için bk. Müslim, Müsafirin, 139; Ebû Dâvûd, Tatavvu, 26; Tirmizî, Birt, 69; Nesâî, Kıyâmu'l-leyi, 2; İbn Mâce, Ah-kâm, 14; Dârimi, Salát, 165.

    13. Mektubat, 19. Mektup, Envar Neşriyat, İstanbul 2003, s. 179.

    KÖPRÜ Y

    YanıtlaSil
  171. ehl-i nakil

    212

    ehl-i salahat ve takva ve ibadet

    ehl-i nakil أهل نقل : delil ve yol gösterici olarak Allah'ın (c.c.) kitabını ve Peygamberin hadis-lerini esas alanlar

    ehl-i namus أهل ناموس : namuslu insanlar

    ehl-i namus ve divanet أهل ناموس و دیانت

    namus ve ehl-i divanet) namuslular ve din darlar, namuslu ve dürüst insanlar (ehl-i na-mus) ve dine bağlı insanlar (ehl-i diyanet)

    hina cehennem ateşini hak eden-

    ler, cehennemlikler

    ehl-i nazar أهل نظر : nazari yolla yani düşün ce yolu ile gerçeği bulmaya çalışanlar (kelâm älimleri)

    ehl-i nazar ve felsefe أهل نظر و فلسفه : )ehl-i na-zar ve ehl-i felsefe) düşünme yoluyla iman ha kikatlerine deliller bulup, ispata çalışan kelam âlimleri (ehl-i nazar) ile dini bir yana bırakıp yalnız akıl yolu ile gerçekleri bulmaya çalışan felsefeciler (ehl-i felsefe)

    ehl-i necat أهل نجات : Cehenneme girmekten

    kurtulanlar

    ehl-i nefis أهل نفس : nefis sahibi olanlar, nefsin fäni ve zararlı isteklerine düşkün olanlar

    ehl-i nefy أهل نفى : inkar edenler; "yoktur" diye iddia edenler

    ehl-i nefy ve inkar أهل نفى و إنكار : "yoktur" diye iddia edenler ve inkârcılar

    ehl-i nifak أهل نفاق : ayrılık çıkaranlar, bozgun culuk yapanlar, iki yüzlülük yapanlar

    ehl-i nifak ve dalalet أهل نفاق و ضلالت : )ehl-i nifak ve ehl-i dalalet) ayrılık çıkaranlar, boz-gunculuk yapanlar ve iki yüzlüler (ehl-i nifak) ve doğru yoldan sapanlar (ehl-i dalâlet)

    ehl-i nur أهل نور : Kur'an ve iman nuruna (ay-

    dınlığına) erişenler

    ehl-i nübüvvet أهل نبوت : kendilerine Allah )c.c.) tarafından nebilik (peygamberlik) göre vi verilenler, peygamberler

    ehl-i nübüvvet ve salâhat ve iman اهل نبوت و

    صلاحت و ایمان : )ehl-i nübüvvet ve ehl-i salahat ve ehl-i iman) kendilerine peygamberlik gö-revi verilenler (ehl-i nübüvvet) ve salih, yani günahlara bulaşmamış Allah'ın (c.c.) iyi kul-ları (ehl-i salahat) ve sağlam iman sahipleri, mü'minler (ehl-i iman)

    ehl-i risalet أهل رسالت : kendilerine Allah'tan (c.c.) risalet (peygamberlik) görevi verilenler, peygamberler

    ehl-i rivayet-i sadika أهل روايت صادقه : Hz. Pey

    E

    gamber'le (a.s.m.) ilgili söz ve olayları doğru sekilde haber veren ve bize kadar iletenler

    ehl-i riyazat أهل رياضات riyazetler yapanlar, nefislerini terbiye etmek ve kalblerini nur andırmak için yeme, içme, uyuma gibi maddi ihtiyaç ve zevkleri en aza indirerek ilim, zikir, fikir ve ibadete kendilerini verenler

    ehl-i riyazet أهل ریاضت : riyazet yapan

    ehl-i saadet أهل سعادت cennetlik olma mut-luluğuna erenler, gerçek ve ebedi mutluluğu kazananlar

    ehl-i sabir أهل صبر : Allah'ın (cc.) sabırlı kulla

    rı, sabırlı olanlar

    ehl-i sabır ve şükür أهل صبر و شكر : Allah'ın (cc( sabırlı kulları ve hallerine şükredenler, sabır lılar ve şükrediciler

    ehl-i sadakat أهل صداقت : sözlerinde, dostluk larında, bağlılıklarında dürüst ve temiz kalbli olanlar

    ehl-i sahih أهل صحيح : doğru hadisleri toplayıp kitap haline getirenler, büyük hadis älimleri

    ehl-i sahv(e( أهل صحو : Allah'ın (c.c.) sevgisine dalan fakat akıl ve şuurları yerinde ve uyanık kalanlar

    ehl-i sahv ve huzur أهل صحو و حضور : )ehl-i sahv

    ve ehl-i huzur) Allah (c.c.) sevgisine kapılıp mânevi âlemlere yükselen, fakat akıl ve şuur-ları yerinde ve uyanık kalanlar (ehl-i sahv) ve her an kendilerini Allah'ın (c.c.) huzurunda ve gözetimi altında hissedenler (ehl-i huzur(

    ehl-i salah أهل صلاح : salih kullar; dindar ve gü-nahlardan uzak kalan Allah'ın (c.c.) iyi kulu veya kulları

    ehl-i salahat اهل صلاح : salih ameller (iyi ve sevaplı işler) işleyen Allah'ın (c.c.) iyi kulu veya kulları

    ehl-i salahat ve takva أهل صلاحت و تقوی : )ehl-i

    salâhat ve ehl-i takva) Allah'ın (c.c.) salih, yani günahlara bulaşmamış iyi kulları (ehl-i salâhat) ve günahlardan titizlikle sakınanlar (ehl-i takva)

    ehl-i salâhat ve takva ve ibadet أهل صلاحت

    و تقوی و عبادت : ehl-i salâhat ve ehl-i takva ve ehl-i ibadet; Allah'ın (c.c.) salih, yani günah-lara bulaşmamış iyi kulları (ehl-i salahat) ve takva sahibi, yani günahlardan titizlikle sa-kınanlar (ehl-i takva) ve çokça ibadet eden, Allah'a (c.c.) karşı kulluk görevlerini yerine getirenler (ehl-i ibadet(

    YanıtlaSil
  172. ehl-i salâhat ve velåyet

    213

    ehl-i suffe (suffa)

    : salahat ve ehl-i velayet) Allah'ın (c.c.) salih ve veli kulları gunahlara ulaşmamış iyi kulları (ehl-i salahat) ve ermişlik derecesine yüksel-miş kulları (ehl-i veläyet)

    ehl-i salat أهل صلات : namaz kılanlar

    ehl-i salib 1 : أهل صليبhaçlı, haçlılar 2.müslü manlarla savaşan, silah ve elbiselerinde haç işaretleri bulunan hristiyan savaşçılar 3.müs-lümanlarla savaşan hristiyanlar 4.XI. ve XII. yüzyıl arasında hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve diğer şehirleri müslümanlardan geri almak için düzenlenen seferlere katılan ve silah ve elbiselerinde haç işaretleri bulu nan hristiyan savaşçılar

    ehl-i saltanat أهل سلطنت : devlet idaresine ha kim olanlar, devlet yöneticileri

    ehl-i san'at أهل صنعت : zanaatkarlar, el emeği ve ustalık gerektiren işler yapanlar

    ehl-i san'at ve ticaret أهل صنعت و تجارت : )ehl-i san'at ve ehl-i ticaret) sanat ve ticaret işleriy-le uğraşanlar

    ehl-i sa'y أهل سعى : çalışanlar, emekçiler, işçiler; sermaye sahibi iş verenin işinde ücret karşılı-ğı çalışanlar

    ehl-i sefahet أهل سفاهت : dünya zevklerine ve eğlencelerine dalıp ahireti düşünmeyenler

    ehl-i sefahet ve dalalet أهل سفاهت و ضلالت : )ehl-i

    sefahet ve ehl-i dalâlet) dünya zevklerine ve eğlencelerine dalıp âhireti düşünmeyenler (ehl-i sefahet) ve Allah'ın (c.c.) gösterdiği doğru yoldan sapanlar (ehl-i dalâlet)

    ehl-i sefahet ve dünya أهل سفاهت و دنیا : )ehl-i sefahet ve ehl-i dünya) dünya zevklerine ve eğlencelerine dalıp âhireti düşünmeyenler )ehl-i sefahet) ve dünya hayatını esas alıp âhiret hayatını hiçe sayan veya önemseme-yenler (ehl-i dünya)

    ehl-i sefahet ve gaflet أهل سفاهت و غفلت : )ehl-i sefahet ve ehl-i gaflet) dünya zevk ve eğlen-celerine dalıp âhireti düşünmeyenler (ehl-i sefahet) ve Allah'ı (c.c.) ahireti ve dünyaya geliş gayesini unutanlar, bunlardan habersiz yaşayanlar (ehl-i gaflet)

    ehl-i sehavet أهل سخاوت : comert insanlar

    ehl-i sekir (sekr( أهل سكر : Allah (c.c.) sevgisiyle sarhoş gibi olup akılları başlarından gidenler

    ehl-i sekir ve istiğrak أهل سكر و استغراق : Allah (c.c.) sevgisine dalan ehl-i istiğrak ve sarhoş gibi olup akılları başlarından gidenler(ehl-i sekr)

    ehl-i sema أهل سماء : göktekiler, gökte yaşayan-lar

    ehl-i semavat أهل سماوات : göktekiler, göklerde yaşayanlar

    ehl-i semavat ve arz أهل سماوات و أرض : gökler dekiler ve yerdekiler, göklerde ve yerde yaşa-yanlar

    ehl-i servet أهل ثروت : servet sahipleri, zengin-ler

    ehl-i sevab أهل ثواب : sevap sahibi, sevaplı, se-vap kazanmış ve doğru yolda olanlar

    ehl-i sevahil أهل سواحل : sahillerde (deniz veya

    göl kenarıda) yaşayanlar

    ehl-i sırat-ı müstakim أهل صراط مستقیم : doğru

    yolda olanlar (müslümanlar(

    ehl-i siyam أهل صيام : oruc tutanlar, oruçlular

    ehl-i siyaset أهل سياست : siyaset adamları, po-

    litikacılar

    ehl-i siyaset ve dünya أهل سیاست و دنیا : )el( siyaset ve ehl-i dünya) siyasetçiler (politika-cılar) ve dünya hayatını esas alıp ahiret ha-yatını hiçe sayan veya önemsemeyenler (ehl-i dünya)

    ehl-i siyaset ve hükûmet اهل سیاست و حکومت (ehl-i siyaset ve ehl-i hükümet) siyaset adam-ları (politikacılar) (ehl-i siyaset) ve hükümet veya devlet adamları (ehl-i hükümet)

    ehli siyer أهل سير : peygamberler tarihini ve peygamberlerin ve Hz. Muhammed'in (a.s.m.) hayatını yazanlar

    ehlisiyer ve hadis أهل سير و حدیث : Hz. Peygam-ber'in (a.s.m.) hayatını ve hadis kitaplarını yazanlar

    ehl-i siyer ve tarih أهل سير و تاريخ : )ehl-i siyer

    ve ehl-i tarih) Hz. Peygamber'in (a.s.m.) ha-yatını yazanlar (ehl-i siyer) ve tarihçiler (ehl-i tarih

    ehl-i suffe (suffa( أهل صفه : Hz peygamber'in (c.c.) Medine'deki mescidinin bitişiğinde, üstü örtülü, etrafı açık olan ve bir çeşit yatılı İslam eğitim ve öğretim yurdu olan suffa'da yetişen sahabe. Bu sahabiler; İslâm dini ve ahlakı lākı ve yaşayışını doğrudan Hz. peygam-ber'den öğrenirlerdi. İslamı İslâmı bilmeyenlere öğretmek ve yaymak için çalışırlardı. Bunlar evlenmezler, san'at, ticaret ve ziraat gibi ge-çim işleriyle uğraşmazlardı. Geçimlerini Hz. Peygamber (a.s.m.) ve zengin müslümanlar karşılardı. Hz. peygamber'in (a.s.m.) hayatı,

    YanıtlaSil
  173. 684

    HADIS-I ŞERİFLER

    1) EBU HUREYRE r.a. anlatıyor:

    Peygamber S.A. efendimiz elleri koltuk altına koymaktan menetti ve buyurdu:

    <<>> Peygamber S.A. efendimizin bu mevzudaki konuşması sertleşti; hatta şöyle buyurdu:

    <>>

    Namazda sağa, sola ve yukarıya doğru bakılmaz.. Ayakta secde yerine, rukûda ise, ayak parmakları ucuna bakılır..

    Ravi: ENES.. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..

    لَوْ يَعْلَمُ الْمَارُ بَينَ يَدَيِ الْمُصَلَّى مَاذَا عَلَيْهِ ؛ لَكَانَ يَقِفُ أَرْبَعِينَ ( رواه الشيخان ) خَيْرًا لَهُ مِنْ أَنْ يَمُرُّ بَينَ يَدَيْهِ . ۳

    قال الراوى : لا أدرى قال أربعين يوماً ، أو أربعين شهراً ، أو أربعين سنة

    3) «Eğer namaz kılanın önünden geçen, kendisine neler yüklendiğini bilseydi?.. Kırk-sene veya ay- kendisi için beklemek; onun önünden geçmesinden daha hayırlı olurdu.>>>

    * **

    Bu Hadis-i Serif, harf sırasına göre tertib edilen bölümde geçen 984 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır.. Ravileri de aynı..

    Yalnız burada ravinin bir notu var; ekleyelim:

    **

    YanıtlaSil
  174. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    685

    Anlayamadım; ya kırk gün, ya kırk ay, ya da kırk yıl, şeklinde buyurdu..

    ( رواه مسلم )

    إذا أقيمت الصلاةُ ، فَلَا صَلاة إلا المكتوبة . 4) «Namaza kamet getirildiği zaman, yalnız farz namaz kılınır..»

    ٤

    Yalnız, sabah namazına gelen, cemaatı kaçırmıyacağını tahmin ederse; iki rikât sünnetini kılar..

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i şerifte..

    أَما يَخْشَى أَحَدُكُمْ إِذَا رَفَعَ رَأسَهُ قَبْلَ الإِمَامِ أَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ رَأْسَهُ رَأْسٌ حمار ، أَوْ يَجْعَلَ صُورَتَهُ صُورَةَ حِمارٍ .

    ( رواه الشيخان )

    5) «Herhangi biriniz, başını imamdan evvel kaldırdığı zaman, kork-maz mı? Allah-ü Taâlâ onun başını HİMAR başına çevirmesin-den, ya da şeklini HİMAR şekline getirmesinden..>>

    HİMAR: Eşektir..

    **

    Namazdaki bütün hareketler, imamın tekbir seslerine göre ayarla-nacaktır..

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte.. الدرس الثامن عشر في فضل السنن الراتبة والوتر والصحى

    روى الشيخان عن ابن عمر رضى الله عنهما قال : صليت مع رسول الله صلى الله عليه وسلم ركعتين قبل الظهر وَرَكْعَتَيْن بَعْدَهَا ، وَرَكْعَتَيْنِ بَعْدَ الْجُمُعَةِ ، وركعتين بَعْدَ الْمَغْرِبِ وَرَكُعَتِينَ بَعْدَ الْعِشَاءِ .

    ۱

    ONSEKİZİNCİ DERS

    SÜNEN-İ RATİBENİN VİTR'İN VE KUŞLUK NAMAZININ FAZİLETİ

    SÜNEN-I RATIBE: Peygamber S.A. efendimizin devamlı kıldığı, farz dışındaki namazlardır..

    YanıtlaSil
  175. 196

    MECELLE-İ AHKAM-I ADLİYYE

    FASL-I SABI'

    Gabn ve tağrir beyanındadır.

    MADDE 356 Bey'de bila tağrir gabn-i fahiş bulunsa mağbûn olan kimse bey'i fesh edemez.

    Fakat malı yetimi bila tağrir alsa dahi gabn-i fahiş ile bey' sahih olmaz; mål-i vakıf ve beyt-ül mal dahi mâlı yetîm hükmün-dedir.

    MADDE 357 Mütebayiandan biri diğerini tağrir edip de beyd'e gabn-i fahiş olduğu tahakkuk ettikde mağbun olan kimse bey'i fesh edebilir.

    MADDE 358 Gabn-i fahiş ile mağbûn olan kimsenin vefatında tağrir davası vârisine intikal etmez.

    MADDE 359 Tağrir olunan müşteri bey'de ğabn-i fahiş olduğu-na muttali olduktan sonra mebide temellükün levazımından olan bir veçhile tasarruf ederse artık hakk-ı feshi kalmaz.

    MADDE 360 Tağrir ve ğabn-i fahiş ile iştira olunan mebi' telef ya müstehlek olsa veyahut ol mebi'de maîb olmak ve arsa olupda üzerine bina yapılmak gibi bir keyfiyet hudûs etse mağbûn olan kimsenin bey'i feshe selâhiyeti kalmaz.

    BAB-I SABİ'

    Mebi'in enva' ve ahkâmı beyanında olup altı fasla münkasimdir.

    FASL-I EVVEL

    Beyi'n envâı beyanındadır.

    MADDE 361 Bey'in in'ikadında rüknü, ehlinden yani akil ve mü-meyyizden sudûr etmek ve hükmü kaabil olan mahalle muzaf ol-mak şartdır.

    MADDE 362 bâtıldır. Rüknünde halel olan bey meselâ mecnunun bey'i

    MADDE 363 Bey'in hükmünü kaabil olan mahalli mevcud ve makdûr'ut-teslim ve mâlı mütekavvim olan mebidir.

    Binaen-ala-zalik ma'dûmun ve makdûr'ut-teslim ve mal-ı müte-kavvim olmayan şey'in bey'i bâtıldır.

    YanıtlaSil
  176. KİTAB'UL BÜYÜ

    197

    MADDE 364 In'ikad-ı bey'in şartı bulunup da bazı evsaf-ı hari-ciyesi itibariyle meşru' olmazsa, meselâ mebi meçhul yahut semen-de halel vaki olursa bey' fâsid olur.

    MADDE 365 Bey'in nafiz olması için bayi mebie malik yahut mal sahibinin vekili ya velisi ya vasisi olmak ve gayrin hakkı olma-mak şarttır.

    MADDE 366 Bey'-i fâsid ind-el-kabz nâfiz olur. Ya'ni, müşterinin mebi'de tasarrufu câiz olur.

    MADDE 367 Hıyarattan birisi bulunursa bey lâzım olmaz.

    MADDE 368 Bey'-i fuzûli ve bey'-i merhûn gibi gayrin hakkı taallûk eden bey ol gayrın iznine mevküfen mün'akid olur.

    FASL-I SANI

    Enva-ı büyû'un ahkâmı beyanındadır.

    MADDE 369 Bey'-i mün'akidin hükmü mülkiyetdir.

    Ya'ni, müşterinin mebi'e bâyi'in semene malik olmasıdır.

    MADDE 370 Bey-i bâtıl asla hüküm ifade etmez.

    Binaenaleyh bey'-i bâtılda müşteri bayi'in izniyle mebi'i kab-zetikde mebi' müşteri indinde emanet kabilinden olarak bila teaddin telef olsa müşteriye zâman lâzım gelmez.

    MADDE 371 Bey'i fâsid ind-el-kabz hüküm ifade eder.

    Ya'ni müşteri bâyii'n izniyle mebi'i kabzettikde ana mâlik olur.

    Binaenaleyh bey'-i fâsid ile iştira olunan mebi' müşteri indinde telef olsa zamân lâzım gelir. Şöyle ki misliyatdan ise mislini ve kıyemiyyattan ise yevm-i kabzındaki kıymetini müşterinin bâyi'e vermesi lâzım gelir.

    MADDE 372 Bey'i fâsidde âkideynden her birinin bey'i fesh et-meğe hakkı vardır. Fakat mebi eğer müşteri yedinde telef olur ise yahut müşteri onu istihlâk veya diğere bey-i sahih ile bey ya hibe gibi bir suretle elinden çıkarırsa veyahut mebi hane olup da tamir olunmak veya arsa olup da ağaç dikilmek gibi bir suretle müşteri tarafından mebia bir şey ilave veyahut buğday olup da tahn ile un edilmek gibi mebi'in ismi değişecek surette tağyîr edilirse hakkı fesh kalmaz.

    MADDE 373 Bey'i fâsid fesh olundukda eğer kabz-ı semen olun-

    YanıtlaSil
  177. 214

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    ki, (Fenâ), (Beka), (Huzur), (Havf), (Heybet), (Üns), (Vahşet), (Kabz), (Bast) ve benzeri nice Istilah ve Terimler tayin ve vaz' et tiler.

    dılar. İşte, bu zikr olunan fenleri Müslüman milletler, Kur'ân'dan al-

    Kur'ân-ı Kerim, bunlardan başka, eski ilimlerden (Tib), (Cedel), (Hey'et), (Hendese), (Cebir), (Mukabele), (Necâme = Takvim) gibi ni-ce ilimleri de, muhtevî bulunmaktadır.

    Tıb ilminin esasını, sağlık düzenini korumak ve gücü sağlamlaş-tırmak ki bu, birbirine zıd keyfiyetler karşısında mizacın itidal üze-re tutulmasile olur ve bozulan sağlığı iâde etmek veya hastalan-dıktan sonra şifa vermek teşkil eder.

    Birincisine yüce Allahın (... Yeyiniz, içiniz! İsraf etmeyiniz... (Arâf: 31),

    İkincisine de (...Onların karınlarından, renkleri çeşidli şerbetler çıkar ki, onlarda insanlar için şifâ vardır.. (Nahl: 69) Ayetile işaret buyrulduktan sonra cisimlerin tıbbına, kalblerin tıbbı ve göğüslerin şifâsını da, ekler: (Yûnüs: 57, İsra: 82, Fussilet: 103)

    Hey'et (Astronomi) ilmi, bir çok sürelerin Âyetlerinde yer alır.

    Göklerin ve yerin melekûtundan, ulvî ve süfli âlemler üzerine yayılmış bulunan yaratıklardan bahs edilir.

    Cedel (Munazara, Tartışma) ilminden olarak bir çok Âyetlerde deliller, mukaddimeler, neticeler ve daha bir çok hususlar yer alır.

    Hz. İbrahim Aleyhisselâm'ın, Nemrud'la ve kavmı ile munâzarası bu hususta büyük bir esas teşkil eder.

    Cebir ve Mukabele ilimine gelince: bazı sûrelerin başlarındaki Kesik harflerle, Müddetlere, geçmiş milletlerin tarihlerine, belirli gün-lerine, ümmet-i Muhammedin bekâsı tarihine, dünyanın ömrüne işa-ret edildiği söylenmiştir. (Süyûti-İtkan c. 2, s. 126-128)

    İbnünnedîm (Vefatı: 378) de, kendisinden önceki ilim adamla-rından kimlerin, Kur'ân-ı Kerimi Tefsîr ettiklerini, Kur'ân-ı Kerimin mânâları, Müşkilleri, Mecazları, Lügatları, Lügatlarının Garibleri, Kırâat tarzları, Noktaları, Şekilleri, Lâm'ları, Vakf ve İbtidaları, Mak-tû ve Mevsullari, Elfaz ve Mânâları, Müteşâbihleri, Mushaflardaki Heceler, Kur'an-ı Kerimin Cüzleri, Kur'ân-ı Kerimin Faziletleri, Kur'-ân-ı Kerim Harflerinin Medinelilere, Mekkelilere, Küfelilere, Basra-lılara, Şamlılara göre sayıları, Kur'ân-ı Kerimin Nâsıh ve Mensuh-ları, Ayet ve Sûrelerin Nüzul târihleri, Kur'ân-ı Kerimin Hükümleri ve çeşidli Mânâları hakkında kimlerin hangi eserleri yazdıklarını uzun uzadıya açıklar. (İbnünnedim-Fihrist s. 56-65)

    YanıtlaSil
  178. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    215

    Kadı Ebû Bekir b. Arabi'ye göre Kur'ân-ı Kerim, kelimelerinin sayısınca ilmi ihtiva etmektedir. ( Süyûtî-İtkan c. 2, s. 128)

    Kur'ân-ı Kerim Müfessirlerinden Fahrurrâzi der ki «Bir zaman-Jar (Yalnız şu Fâtiha Sûresinin ihtiva ettiği fâide ve Nefiselerden on zı kıskançlarla bir takım bilgisiz ve inadcılar, beni de, kendileri gibi, bin kadar mesele çıkarılması mümkindir!) sözü dilimden çıkınca, ba-Isbatlayamayacağı iddialarda bulunur, söylediği sözü isbat kaydında bulunmaz adamlardan sandılar.

    Şu kitabı (Mefâtihulgaybı) yazmağa başlayınca, Fâtiha'dan o kadar mesele çıkarıla bileceğinin mümkin bulunduğunu göstermek ve uyarıla bilecekleri uyarmak için şu Önsözü düzenledim.» (105) der Şeyhulislâm İbn-i Kemal merhum da, bir manzûmesinde şöyle

    Bilmek istersen eğer sen aded-i Âyâtı, Cümlesi altı bin-ü altı yüz altmış altı.

    Binidir Va'd beyânında anın, bîni Vaîd, Binidir emr-i İbâdet, bini Nehy-ü Tehdîd,

    Bini Emsål-ü İberdir, bini Ahbâr-u Kasas, Beş yüz Âyâtı Helâl ile Harâma muhtass.

    Buldu yüz Âyeti Tesbih'u Düâda çü rüsûh, Altmış altısı dahi Ayet-i Nâsıh, Mensûh.

    İbn-i Kemal

    Kur'ân-ı Kerimin Bütün Semâvi Kitaplara Denk ve Daha Fazlasını da Hâvi Bulunuşu :

    Peygamberimiz «Bana, Tevrat yerine, Esseb' verildi. Zebûr yeri-ne, Meûn verildi.

    İncil yerine, Mesânî verildi.

    Mufassallar da, fazla olarak verildi.» buyurmuştur. (106)

    «Tevrat, bir şeriat kitabıdır, ahlâk ve mev'izaları muhtevi de-ğildir.

    İncil, ahlâk ve mev'izalarla doludur. Fakat, içinde şeriattan eser yoktur.

    (105) Fahrurrâzi Tefsirülkebîr c. 1, s. 3

    (106) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 107

    YanıtlaSil
  179. سوره البقره (۱۰۹)

    اشارات الاعجان

    اولاً، نفاقك يركجى جنايتي اولان خداعه عائد ( تخارعُونَ ) دن ) تكذنون به قدر (بدی) جملی) به

    ترتب ايدن متسلسل نتيجه لرى نظره المعه الازمدر.

    جیسی اللهی قائد من کی محال بر شيئك طلبنده بولوند قارى كون جميع ابدیل مشاء در

    ایکنجیسی منفعت فیتیله کند یا ترین ضرر طوقوند يرد قاري ايجون، تسفية ايديا مدر.

    و منجيسي ) منطقی مضرتون تفريق ايده من قارى الجون، تجميل ايديالمشاء در.

    در دیجیسی ) طینتاری پیس، صحت ارینان معدنی خسته، حیات منیعاری لوله و سائره کی

    وذ التاريله ترذيل ايديال مشهر در .

    وتجيبي ] شفانك طلبيله مرضاريني زياده ایتد قارى ايجون، تذلیل ایدیل مشهر در

    التنجيسي المدن ما عدا بر شيبي انتاج التمرين قوی بر عذاب ایله تهدید اید با مشار در

    ید نجیسی ان انارجه علامتهارن ان چرکینی اولان کذب ایله تشهیر اید یا مشاه در

    موکره بویدی جمله تا آراسنده کی انتظام و ارتباطك شويله بر تصویر ایله دیقانی لاز مدر: بر شخص به شخصی، نصیحتله فناير شيدن منع ایمان اوزره شوياله توجیه کلامده بولونور : أى كیشی ! عقلك وارس شو يا به ایسته ديگه شى محالدر هم نفس که ضرر در هم ابی بی کو تو بی تفریق ايده جك بر حسن يوقحميد ؟ آكلا شيلان، حقیقتی خرافه، طاتلای بی آجی کوسترن بخیه گده بر خسته بود وار در شبهه مز ا و خسته لقدن قورتولوب شفایاب او لمعه ايسته بورسك. فقط سنك بو حالك، او خسته نفی از اله دیل، زید ایدیو . اگر بو حالك ياله به لذت، بر ذوقه ايسترسون، ان شديد بر المی انتاج ايدن به عذاب الله كچي. ان نهایت سرخوش لقدن آیا مب، کو تو مالکدن و از کمدیون تقديرده، فادك باشقه لده كيمه من اوزره خرطومه اوزرینه به طامعه نك وور والمسيله سنی

    تشهير و اعلان ايتمك لازمدر.

    كذلك، جناب هم، منافقارى نفا قدم زجر و منع ایجون کو تو حاللرینی شویله به نقل ایمو که یوزلرینه ووريور : [ يُخَادِعُونَ الله ) یعنی حیله لیله الهی قائدير منه ايست يولى. زیرا رسول اکرم عليه الصلاة والسلام الملك الجيسيد . او يا بيلان حباه الله راجعور الله يا بيلان حياله اليسه محالدر. محالى طلب اتمك حما قتدر بويله حیوانچه سنه حماقت، تعجبی موجبدر.

    YanıtlaSil
  180. آل Elem: Aa

    فاز

    Fesad: Bozukluk

    حماقت

    Hamakat: Almaklık

    خداغ

    Huda: Hileler, aldatmalar

    فراقه

    Hurafe: Uydurma hikâye

    إنتاج

    İntac: Netice verme

    قوی Kari: Kuvvetli

    كذب

    Kizh: Yalan

    ماعدا

    Maada: Başka

    مرض

    Maraz: Hastalık

    مَضَرَتْ

    Mazarrat: Zarar

    منع

    Men : Yasaklama

    موجب

    Mucib: Gerektiren

    عال Muhal: İmkansız

    مخالف Muhalif: Zid

    متليل

    Müteselsil: Peş peşe

    ريغ

    Raci: Geri dönen

    سجيه

    Seciye: Huy

    شفایاب

    Şifa-yab: Sifa bulan

    تحبين

    Tahmik: Ahmak deme

    تجميل

    Techil: Cahil sayma

    تفريق

    Tefrik: Ayırma

    توب

    Terettüb: Netice olarak gelme

    ترذيل

    Terzil: Rezil etme

    تشفية

    Tesfih: Akılsız deme

    تشهير

    Teşhir: Sergileme

    تَوْجِيهِ كَلَامٌ

    Tevcih-i kelâm: Söz yöneltme

    تذليل

    Tezlil: Alçaltma

    تزیید

    Tezyid: Artırma

    طينت

    Tiynet: Yaratılış

    زجر

    Zecir: Yasaklama, zorlama

    YanıtlaSil
  181. Evvelen, nifakın birinci cinayeti olan hudia

    Biteye kadar "Yedi Cümleye

    terettüb eden muteselsil neticeleri nazara almak lazımdır

    Birincisi: Allah'ı kandırmak gibi muhal bir seyin talebinde bulundukları için, tahmik edilmişlerdir.

    İkincisi: Menfaat niyetiyle kendilerine zarar dokundurdukları ıçın, tesfih edilmiştır.

    Üçüncüsü: Menfaati mazarrattan tefrik edemedikleri için, techil edilmişlerdir.

    Dördüncüsü: Trynetleri pis, sıhhatlerinin

    ma'deni hasta, hayat menba'ları ölmüş vesaire gibi rezāletleriyle terzil edilmişlerdir.

    Beşincisi: Şifanın talebiyle marazlarını ziyade ettikleri için, tezlil edilmişlerdir.

    Altıncısı: Elemden måadă bir şeyi întác etmeyen kavi bir azab ile tehdid edilmişlerdir

    Yedincisi: İnsanlarca alametlerin en çırkını olan kizb ile teşhir edilmişlerdir.

    Sonra bu yedi cümlenin arasındakı intızâm ve irtibatın şöyle bir tasvir ile dinlenmesi lazımdır:

    Bir şahıs bir şahsı, nasihatle fenå bır şeyden men' etmek

    üzere şöyle tevcih-i kelåmda bulunur: "Ey kişi! Aklın varsa, şu yapmak istediğin şey muhaldır.

    Hem nefsine zarardır. Hem iyıyı kötüyü tefrik edecek bir hissin yok mudur? Anlaşılan, hakikati huråfe, tatlıyı acı gösteren seciyende bir hastalık vardır. Şübhesiz o hastalıktan kurtulup sıfâyáb olmak istiyorsun. Fakat senin bu halin,

    o hastalığı izåle değil, tezyid ediyor. Eğer bu halın ile bir lezzet, bir zevk istersen, en şedid bir elemi intåc eden bir azab eline geçer. En nihayet

    sarhoşluktan ayılıp, kötü hålinden vazgeçmediğın takdirde, fesådın başkalara geçmemek üzere hortumun üzerine bir damganın vurulmasıyla, seni teşhir ve i'lån etmek lazımdır."

    Kezálik, Cenâb-ı Hakk, münafıkları nifaktan zecir ve men' için kötü hållerini şöylece nakletmekle yüzlerine vuruyor: يارون اللة Yani Hile ile Allah'ı kandırmak istiyorlar." Zira Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Allah'ın elçisidir. Ona yapılan hile Allah'a ráci'dir. Allah'a yapılan hile ise muhäldir. Muháli taleb etmek hamäkattir. Böyle hayvancasına hamákat, taaccübü mücibdir.

    YanıtlaSil
  182. 160

    ANA BABA HAKKI

    Resulullah (sav) Bilal'e dedi ki

    Git bak Alkame "Lailahe illellah" diyebiliyor mu? Annesi belki de Resülüllah'tan utandığımdan dolayı istemediği halde onu affettiğini söyle miştir.

    işitti. Bilal gitti. Kapıya vardığında Alkame'nin "Lailahe illallah" dedigini

    İçeri Alkame'nin yanına girip oradakilere şu sözleri söyledi:

    Alkame'nin annesini darıltması onu "Lailahe illallah" demekten alıkoymuş, annesinin kendisinden razı olması ise onun dilini çözmüştür

    Alkame aynı gün içinde vefat etti. Resülüllah (sav) onun cenazesine gelip yıkanmasını, kefenlenmesini emretti ve namazını kıldırdı.

    Daha sonra kabrinin başına durup oradakilere şunları söyledi:

    "Ey ensar ve muhacirler! Sizden her kim eşini annesine tercih ederse Allah'ın lanetine uğrar ve yaptığı farz olsun nafile olsun hiçbir ibadeti kabul edilmez.

    Ibn Abbas Isra süresindeki ana babaya iyiliği emreden ayetleri şöyle tefsir ediyor:

    وَقَضَى رَبُّكَ أَلا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً

    "Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana babanıza iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Yani Allah kendisinden başka ilah tanımamanızı emretti.

    Denildi ki:

    "Allah'tan başkasına tapmayın" emrinin anlamı şudur

    Allah'a isyan olan bir konuda ondan başkasına itaat etmeyin. Emir ve yasaklar konusunda yalnızca Allah'a itaat edin.

    "Ana babaya iyilikte bulunun" sözü ise şu anlama gelir

    Onlara şefkat ve merhametli davranın ve İyilik yapmada bıkkınlık göstermeyin.

    "Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa ken dilerine 'of bile deme. Yani bu durumda onlara çirkin ve kötü söz söy leme.

    "Неучеті, Места', 8/148; Tenzihü'ş-Şeria, a/a97 (Hadis zayıftır)

    lara 23

    Aynı ayet

    YanıtlaSil
  183. TENBIHÜ'L GAFİLİN

    107

    Denilmiştir ki; bu cümle şu manaya gelir:

    Ana baba yaşlanıp küçük ve büyük abdestlerini temizleyemedikleri zaman sen onlara suratını asıp, burun kıvırma. Çünkü sen küçükken onlar senin altını defalarca temizlemişlerdir.

    Ayet devam ediyor:

    لا تَجْعَلْ مَعَ اللَّهِ إِلَهَا آخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُوماً مَخْذُولاً وَقَضَى رَبُّكَ أَلا تَعْبُدُوا إِلا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاهُمَا فَلا تَقُلْ لَهُمَا أَنِّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كريماً

    "Onları azarlama ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve 'Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse şimdi de sen onlara öyle rahmet et!" Diyerek dua et." Yani öldüklerinde bağışlanmaları için onlara dua et.

    Bu ayet şu manaya gelir:

    Bir çocuğa ana babası hayatta iken de öldüklerinde de onların hakla-rını gözetmesi ve her namazın ardından kendilerine dua etmesi gerekir.

    "Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse şim-di de sen onlara öyle rahmet et!' Diyerek dua et." ayeti şöyle de yo-rumlanmıştır:

    Çocuklar ana babaları hayatta iken de öldüklerinde de bağışlanmala-rı için dua etmelidirler. Çünkü onlar küçük iken ana babaları kendilerini büyütünceye kadar yetiştirmişlerdir.

    Tabiinden birinin şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    Kim ana babası için günde beş defa duada bulunursa haklarını ödemiş olur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

    أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ

    Isra 23-24

    YanıtlaSil
  184. babası Ficar'da vefat ettiğinden, Peygamberimizle nikah ak-

    TARINTE BUGÜN

    Hz. Hatice'nin

    Peygamberimizin (asm) Hayatı

    -1302-Osmanlı Beyliği

    Koyunhisar Savaşı,

    ile Bizans arasındaki Osman Gazi'nin zaferiyle sonuçlandı.

    1953 - Kore Savaşı sona

    erdi.

    27

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    TEMMUZ

    JULY

    BIR AYET

    Rahman Rahim olan Odur.

    Haşir Suresi: 22

    BİR HADİS

    Birinizin gönlünde Müslüman kardeşine faydalı bir nasihat geçiyorsa, onu söylesin.

    İbni Adiyy

    Akıl tatil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse vicdan Sanii unutamaz. Kendi nefsini inkâr etse de Onu görür, Onu düşünür, Ona müteveccihtir.

    Mesnevî-i Nûriye

    HİCRI: 21 MUHARREM 1446 - RUMÎ: 14 TEMMUZ 1440

    HIZIR: 83 - GÜN: 209 KALAN: 157 - GÜN. KIS.: 2 DK

    وايق

    ز hindi cam

    Vatri

    İmsak

    Günes

    Õäle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  185. Ebu Talib, nikah akdinde şunları söyleyerek, Peygamberimize (asm) Hz. Hati-ce'vi istedi

    Peygamberimizin (asm) Hayatı

    TARİHTE BUGÜN

    1402- Osmanlı devletinde "Fetret Devri" başladı.

    - 1808-II. Mahmut tahta çıktı.

    1914-I. Dünya Savaşı başladı.

    28

    PAZAR

    SUNDAY

    TEMMUZ

    JULY

    BIR AYET Şüphesiz ki Allah, adil davrananlan sever.

    Hucurat Suresi: 9

    BİR HADİS İş ehil olmayana verildiğinde Kıyameti bekle.

    Buharî, İlim: 2

    Hakikat-ı İslâmiye bütün siyasâtın fevkindedir. Bütün siyasetler ona hizmetkâr olabilir. Hiçbir siyasetin haddi değil ki, İslâmiyeti kendine âlet etsin.

    Hutbe-i Şâmiye

    HİCRÍ: 22 MUHARREM 1446 - RUMI: 15 TEMMUZ 1440

    HIZIR: 84 - GÜN: 210 KALAN: 156 - GÜN. KIS.: 2 DK

    YanıtlaSil
  186. дә шеләр ǝǝǝjzos ǝpui 'q!

    пелен (use) uzusaqmedia

    TARİHTE BUGÜN

    - 1832 - İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusu, Osmanlı ordusunu yenilgiye uğrattı.

    1927 - Osmanlı'nın son Şeyhülislamı Mehmed Nuri Efendi vefat etti.

    1958 - NASA kuruldu.

    29 PAZARTESİ

    MONDAY

    TEMMUZ

    JULY

    BİR AYET

    Her nerede kibleye yönelirseniz Allah'ın rızası oradadır.

    Bakara Suresi: 115

    BİR HADİS

    Yemek kabı ortaya konulduğunda, etrafından yiyin, ortasını bırakın. Çünkü bereket ortasına iner.

    Tirmizî, Et'ime: 12

    Zerrelerden yıldızlara kadar her bir şeyde bir pencere-i tevhid var ve doğrudan doğruya Zât-ı Vahid-i Ehadi sıfatıyla bildiren âyetleri, yani delâletleri ve işaretleri var.

    Emirdağ Lâhikası

    HİCRİ: 23 MUHARREM 1446 - RUMÎ: 16 TEMMUZ 1440

    HIZIR: 85 - GÜN: 211 KALAN: 155 - GÜN. KIS.: 2 DK

    YanıtlaSil
  187. TARİHTE BUGÜN

    023 BEDIUZZAMAN TAKVIMI

    - 1920-Büyük Millet

    Meclisi'nde milletvekilleri, Misak-ı Milli üzerine yemin etti.

    1932 - Ezan-ı

    Muhammedi'nin Arapça aslından okunması

    yasaklandı. Bu zulüm 18 sene devam etti.

    TEMMUZ

    18

    CUMA

    23 1447

    MUHARREM

    RUMI: 5 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 74

    BİR AYET

    Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokca hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.

    (Bakara: 269)

    BİR HADİS

    Hikmet, mü'minin yitik malıdır; nerede bulursa onu alır. İbn Mace

    Evet görünüyor ki şu âlemde tasarruf eden Zat, nihayetsiz bir hikmetle iş görüyor.

    Sözler

    YanıtlaSil
  188. 132 \ Hadislerden Seçmeler

    İbni Ömer'den (ra) rivayetle:

    İlim dindir. Namaz dindir. O hâlde bu din mini kimden aldığınıza ve bu namazı nasıl k dığınıza iyice bakın. Çünkü Kıyamet Günü bun lardan sorguya çekileceksiniz.

    Deylemi'nin Müsnedü'l-Firdevs'inden

    ***

    İbni Ömer'den (ra) rivayetle:

    Ümmetime Yüce Allah'ın ilk farz kıldığı şey be vakit namazdır ve amelleri içerisinde ilk ortadan kaldırılacak olan farzda beş vakit namazdır. İ sorguya çekilecekleri husus da beş vakit namaz dır. Ondan birşey eksik yapan kimse için Yüa Allah şöyle buyurur: "Bakın, kulumun farzlar dan eksik bıraktığı namazları tamamlamak için nafile olarak kıldığı namazı var mı? Kulumun Ramazan oruçlarına bakınız, eksik bıraktığı bir şey varsa bunu tamamlayacak nafile oruçlan var mı? Kulumun zekâtına bakınız. Eğer ondan birşey eksik bırakmışsa bunu tamamlayacak na file sadakalarını bulabiliyor musunuz?" Bu na-fileler Allah'ın farz kıldığı ibadetlere eklenir. Bu, Allah'ın rahmet ve adaletiyle olur. Bundan faz lasını bulabilirse sevap kefesine konur. Ve kendi sine şöyle denir: "Mesrur olarak Cennete gir. Eğer nafileden farzları tamamlayacak birşey bu lunmazsa zebanilere emir verilir. Onlar da elin-

    YanıtlaSil
  189. ve ayaklarından yakalayarak sonra eme firlatırlar

    Hakim'in Künni'sinden.

    ***

    Kötülüğe engel olmaya çalışmayanlar

    Ebu Said (ra) rivayet ediyor:

    Allah Kıyamet Günü kulunu öylesine hesaba peker ki, ona kötülüğü gördüğünde niçin engel olmadığını bile sorar. Şayet Allah onun kalbine vereceği cevabı ilham etmişse o şöyle der: "Ya Rabbi, ben insanlardan ayrılarak sana ümit bağladım."

    İbni Mâce, Fiten: 21; Müsned, 3: 27, 29, 77.

    ***

    İnsan, Kıyamet Gününde bütün yaptıkların-dan bir bir hesaba çekilecektir. Bu, insanın yük-lendiği sorumluluğun büyüklüğünün gereğidir. Kötülüğü görüp de engel olmamak da sorumlu-luk getiren davranışlardandır. Onun için Cenab-ı Hak, kulunu bundan bile sorguya çekecektir. Çünkü mü'minin yeryüzünde bulunmasının hik-metlerinden birisi, iyiliği temsil etmek, yaygın-laşmasını sağlamak ve kötülükleri engellemek-tir. Ancak kul, kötülüğü engelleyecek güçte olmaz, bundan âciz kalır ve kalbiyle de o kötü-lüğü çirkin bulursa o zaman sorumluluktan kur-

    YanıtlaSil
  190. HAZRET I MEVLANA TEN BIAMETLİ SOZLER

    Öküzler ve merkepler; ya yola dökülüp saçılan samanlara, ya ayak altındaki çayır ve çimenlere ya da bir kenara atılmış karpuz ve kavun kabuklarına düşkündürler!

    (Onlar nefsânî arzularına mağlup oldukları için, kâinatta sergilenen ilâhî sanatın ihtişamına karşı âmâ kesilirler.)

    Âmâ bir kimse bile noksansız bir güneşin doğduğunu, harâretin-den anlar.

    (Cenâb-ı Hakk'in Zâtını göremesek de, sıfatlarının tecellilerini görürüz.

    Yani firâseti mânen körelmemiş bir kişi, eserden Müessir'e, sebepten Müsebbib'e, sanattan Sanatkâr'a ulaşmalıdır.)

    Akıllı kişiye işin sonunda görülecek şey önceden görünür; ahmağa ise sonunda! Lâkin, iş işten geçmiş olur...

    Akıllı kişiler önceden ağlarlar; ahmaklar ise işin sonunda başlarına vurur, hayıflanırlar.

    Sen işin başlangıcında iken sonunu gör de kıyamet gününde piş-man olma!

    -Ey insan!

    Aynadaki son nakşa bak!

    Bir güzelin ihtiyarladığında-ki hâlini ve bir binanın günün birinde harabe hâline geleceğini düşün (ve kendini geçmişinle bugününü tefekkür ile seyret) de aynadaki ya-lana aldanma!..

    YanıtlaSil
  191. MEVLANA'NIN

    Mevlânâ âşığı mütefekkir Nuret-tin TOPÇU, ondaki derûnî hålleri lâyıkıyla idrak husû-sunda insanların ekserisinin acziyet içinde olduğunu ifade kabilinden şöyle der:

    "Biz, Mevlânâ Celâleddin'in vecdinin feryatlarını dinledik. Daldığı huzur denizinin derinliklerini görmemize imkân yok. Denizin tâ dibinden sıyrılıp, tâ suyun yüzüne ne vurdu ise onu görüyoruz.

    Biz Hazret-i Mevlânâ'nın aşkını değil, sadece aşkının dile gelen feryatlarını elde ettik. Peltek dilimizle anlatmaya çalıştığımız, bütün bundan ibaret. Huzur denizine yalnız o daldı. Bize vecdinin fırtınasından çıkan sesler kaldı.

    Heyhât! Onu Mevlânâ zannediyoruz."

    (Nurettin TOPÇU, Mevlâna ve Tasavvuf, s. 139)

    NEYİ GÖRMELİ?

    Öküzün biri, ansızın Bağ-dat'a geldi ve şehri bir baştan öbür başına ka-dar dolaştı. Fakat gözü, yalnız kavun ve karpuz kabuklarını gördü!

    (Eşsiz bir medeniyet merke-zi olan Bağdat'ın muhteşemliğini ve Dicle'nin ihtişamını göre-medi. Zaten öküzlerin ve merkeplerin bu dünyada gördükleri, yemek ve şehvetten başka nedir ki?!.)

    424

    YanıtlaSil
  192. "Gel! Gel! Ne olursan ol, yine gel!

    Kâfir, mecûsî veya putperest olsan da gel!

    Bizim dergâhımız (olan İslâm) ümitsizlik dergâhı değildir.

    Yüz kere tevbeni bozsan, yine de gel!"

    بازا بازا هر انچه پستی بازا کر کا فر کبر پو پر پستی بازا که این در که ما در که نومیدی نیست صد با را کر تو به شکستی بازا

    (Yani kalp, bir tamirhâne olacak. Hazret; <> diyor, <<Geri dön, gel!» diyor.

    Kâfirleri ve mücrimleri, îmâna ve takvâya çağırıyor. <<Rahmetten ümit kesme, gel ve huzura kavuş!» telkininde bulunuyor.)

    İÇLİ İLTİCA

    -Rabbim! Eğer Sen'in mer-hametini yalnız sâlih kullarının ümit etmesi gerekiyorsa, mücrimler kime gidip sığınsınlar?

    Ey Yüce Allah'ım! Eğer Sen, yalnız has kullarını ka-bul ediyorsan, mücrimler kime gidip yalvarsınlar?..

    (Muhakkak ki Sen, merhametlilerin en merhametlisisin!..)

    Mevlânâ Hazretleri'nin dergâhındaki bir sohbet esnasında bir sarhoş çıkagelir. Dervişler onu inciterek dışarı çıkarmak isterler.

    Mevlânâ Hazretleri, o sarhoşun hakikati aramak için dergâha sığınan bir insan olduğunu düşünerek, onu incitenlere hitâben;

    "-Şarabı o içmiş, fakat siz sarhoş olmuşsunuz!" îkāzında bulunur.

    42.

    YanıtlaSil
  193. ÜŞÜYORUM!

    "Şems bana bir şey öğretti;

    <<Dünyada üşüyen biri varsa, sen Celaleddin, ısınma hak-kına sahip değilsin!» dedi. Ben de biliyorum ki yeryü-zünde üşüyenler var, ben artık ısınamıyorum!.."

    -Sen, kendinden geçtiğin için, kendi yarana merhem aramazsın da, başkalarının yaralarına merhem olursun! (Divân-ı Kebir)

    "Şefkat ve merhamette güneş gibi ol!"

    (Güneş, nasıl ki yeryüzündeki bütün mahlûkāta ışık, sıcaklık ve gıdâ vesilesi olup en kuytu ve ücrâ yerlere kadar ulaşıyorsa; bir mü'minin gönlü de, şefkat ve merhamette; engin, geniş ve yüce ufuklara sahip olmalıdır. Etrafını aydınlatabildiği kadar kendi nûrunun da artacağını unutmamalıdır.)

    RABBİNE DÖN, KENDİNE GEL!

    Ebû Saîd-i Ebu'l-Hayr'a ait olmasına rağmen, muhtemelen fikir-lerine uygunluğu sebebiyle Hazret-i Mevlânâ'ya izâfe edilen bir rubâîde şöyle deniliyor:

    بازا بازا هر آنچه هستی باز آ كَرْ كَافِرُ و كَبْرُ و بت پرستی باز آ این دَرَكَهِ مَا دَرَكَهِ نَوْمِيدِی نیست صد بار اگر توبه شکستی باز آ

    122

    <<

    YanıtlaSil
  194. HAZRET-İ MEVLANA TEN HİKMETLİ SÖZLER

    مَنْ بَنْدَةِ قُرْآنَمْ أَكَرْ جَانْ دَارَمْ مَنْ حَاكِ رَهِ مُحَمَّدٌ مُخْتَارَمْ

    Yaşadığım müddetçe ben Kur'ân'ın kölesiyim!

    Ben Muhammed Muhtâr'in yolunun toprağıyım, tozuyum...

    YanıtlaSil
  195. Aylık Mecmua

    Sebnem ve Altınçocuk ile birlikis... http://www.altinoluk.com

    ALTINOLUK

    Kasım 2017 Say: 381 Saler-R.Evvel 1439

    12.00 TL

    Rabbani Ölçülere Göre...

    ZİHNİYET ONARIMI

    "Ey kalpleri evirip çeviren Allahım!

    Kalbimi dinin üzerine sabit kıl."

    (Peygamberimizin Duası)

    YanıtlaSil
  196. AHLAK

    muaseretten başka bir şey değildir. Bir anlamda "adâb-ı muâ şeret", medenî davranışın (ahlak) sosyal hayat içerisinde uygu hadislerindeki özlü ve kapsamlı sözleriyle, Rabbi, kendisi ve in-layış biçimleridir. Hz. Peygamber aşağıda mealini vereceğimiz sanlarla olan ilişkisinin ölçüsünü ortaya koymuş, bu açıdan me-deni davranış modelleri (adab-ı muaşeret) sunmuştur

    "Müminlerin îman bakımından en kemâle ermişi, ahlâkı en mükemmel olandır. Sizin en hayırlınız, kadınlarınıza karşı en hayırlı ve ahlâklı olanınızdır."

    "Müminlerin iman bakımından en kamili, ahlâkı en mükem-mel olanı ve başkalarıyla kolayca anlaşıp kendisiyle de kolayca ülfet olunanı ve başkalarına kol kanat gerip himaye edenler-dir. 15

    "Muhakkak kişi güzel ahlâkıyla, geceleri ibadetle gündüzle-ri de oruçla geçiren kimsenin derecesine ulaşır. "16

    "Nerede olursan ol Allah'tan kork; bir kötülük yaptığınızda onun ardından bir iyilik yap ki, onu yok etsin. İnsanlara da gü-zel ahlâk ile muamelede bulunun. "17

    Bu itibarla medeni davranışın yani güzel ahlâkın Kur'an ve Sünnet'te yer alan en önemli hususiyetlerinden birinin, insan-lara sertlikle değil, şefkat, müsamaha ve yumuşaklıkla mua-mele etmek; yani "geçimli insan olmak" olduğunu söylemeliyiz. Yine insanlarla muamelede kızgınlığa sebebiyet verecek davra-nışlarla mücadele etmek, devamlı kendini haklı çıkarmamak, öfkesine hakim olmak, haklı olduğu bir durumda bile muhata-bına müsamahakâr ve dürüst davranmak, her halükarda dos-doğru olmak, şiddet ve zorluklar karşısında yumuşaklık göster-mek, Sünnet'ten öğrendiğimiz güzel ahlâk örnekleridir. Allah Teala, Kur'an-ı Kerim'de "(Resûlüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevirs buyurur. Diğer bir ayette ise "Sana emredildiği gibi dosdoğru ol buyurulmuştur. Hz. Pey-gamber esasen başka bir yol üzerinde olamazdı. Şu halde bura-daki "ahlâkın kategorik emr"i, esasen ümmet içindir.

    Yine Kur'an'da, "ibâdü'r-Rahmân=Rahman'ın kulları" diye

    14. Tirmizi, Rada, 11; İmân, 6.

    15. Hadisi Ebû Nuaym ve Taberáni Evsaťta Ebû Said'den rivayet etmiştir. Sahihu'l-Ca-

    miu's-sağirde de hadis Elbâni, hasen olarak görmüştür (bk. Hadis no: 1231). 16. Ebû Dâvûd, Edeb, 7; Muvatta, Hüsnü'l-hulk, 6.

    228. 17. Tirmizi. Bir, 55; Dărimi, Rikāk, 74; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 153, 158, 169.

    18. el-A'raf, 7/199.

    48

    KOPRO-YAZ/2006

    YanıtlaSil
  197. KUR'AN VE SÜNNET'E GÖRE AHLÂKIN KAYNAĞI...

    nitelenen kimseler hakkındaki, "Rahman'ın (has kulları onlar-dır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimse-ler onlara laf attığında (incitmeksizin) 'Selam!' derler (geçer-lerft âyetinde de, Allah'ın gerçek kullarının ahlâkının ipuçları vardır. Aynı şekilde Allah'ın, genişliği yer ve gök kadar olan cennet hazırladığını vadettiği müttaki kulları hakkındaki, "O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel dav-ranışta bulunanları sever âyeti de, sözünü ettiğimiz ahlâk-a-mel bütünlüğünde örnek şahsiyetlerin önemine işaret etmek-tedir.

    Cabir'in (r.a.) rivayetine göre Hz. Peygamber şöyle buyur-muştur: "Sattığı zaman kolaylık gösteren, satın aldığı zaman ko-laylık gösteren ve hakkını talep edip başkası hakkında karar ve-rirken kolaylık gösteren kimseyi Allah rahmet edip bağışlasın. 21

    Âişe'den (r.a.) rivayet edilen bir hadiste de Resûlüllah şöyle buyurmuştur: "Yâ Âişe! Şüphesiz ki Allah, refiktir; rıfkı sever. Rıfk karşılığında şiddet ve başkası için vermediğini verir. "22

    Bu hadis, Allah Teâla'nın, başka hiç bir ahlâka yapmadığı muameleyi yumuşak huylu olmaya (rıfk) yapacağını ve rifk sa-hibinin dünyadaki (meşru) isteklerini kolaylaştıracağını, âhi-rette de kendisini sevaba nail edeceğini haber vermektedir.

    Yine Aişe'den rivayete göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuş-tur: "Şüphesiz ki yumuşak davranış kimde olursa, onu ancak zinetlendirir. Bir kimseden de alınırsa, onu lekeler. "23

    Bu hadisin sebeb-i vürûdu dair şu olay nakledilir: Âişe (r.a.) bir keresinde, biraz hırçın ve huysuz bir deveye binmişti. Âişe onu ileri geri çevirmeye başladı. Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.) Aişe'ye, "Ona yumuşak davran! buyurdu. 24

    Hz. Peygamber'in insanlara rıfk ve müsamaha ile davrandı-ğının en önemli misallerinden biri de, şu hadistir: Ebû Hürey-re'nin bildirdiğine göre, bir bedevî mescidin duvarına küçük abdest bozmuştu. Orada bulunan sahâbîler, onu derhal bu fii-linden vazgeçirmek için oraya koştular. Bunun üzerine Resûlül-

    19. el-Furkån, 25/63.

    20. Al-i İmrân, 3/134.

    21. Buhâri, Büyü, 16; İbn Mâce, Ticaret, 28; Malik, Muvatta, Büyü, 100.

    22. Müslim, Birr, 77.

    23. Müslim, Birr, 78.

    24. Müslim, Birr, 78.

    KÕPRU-Y

    YanıtlaSil
  198. 168

    ANA BABA HAKKI

    "Bana ve ana babana şükret. Dönüş ancak banadır." Allah'a babaya şükretmek günde beş defa namaz kılmakla olduğuna göre, ana şükretmek de günde beş kere onlara dua etmekle gerçekleşir.

    Biz ana baba haklarını anlatan ayetlere dönelim:

    رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ

    "Rabbiniz sizin kalplerinizdekileri çok iyi bilir" yani kalbinizin yumuşak mı katı mı olduğunu ve ana babanıza iyilik edip etmediğinizi çok iyi bilir.

    Ayetin devamı şöyledir:

    "Eğer siz iyi olursanız" yani sevap kazanmak için ana babanıza iyi-lik ederseniz.

    "Şunu bilin ki, Allah kötülükten yüz çevirip tövbeye yönelen-leri son derece bağışlayıcıdır." Burada anlatılmak istenen mana şudur:

    Eğer siz ana baba hakkını gözetmeyenlerdenseniz Allah'a tövbe edin. Çünkü Allah günahından vazgeçenleri çokça bağışlayandır.

    Denildi ki:

    Ana babanın çocuğu üzerinde on hakkı vardır:

    1. İhtiyaç duymaları halinde yiyecek ihtiyaçlarını karşılamalıdır.

    lıdır. 2. Giyim kuşama ihtiyaçları varsa imkânları ölçüsünde karşılama-

    Nitekim Resulullah (sav); "Onlarla dünyada iyi geçin" ayetini şöy-le açıklamıştır:

    Ana baba ile dünyada iyi geçinmek, acıktıklarında onları yedirmek, ihtiyaç duyduklarında giydirmekle olur.

    3. Ana babanın hizmete ihtiyaç duyması halinde onların hizmetini görmelidir.

    4. Çağırdıklarında gitmelidir.

    5. Bir şey emrettiklerinde gıybet ve Allah'a isyan içermedikçe onu yerine getirmelidir.

    6. Onlara güzel sözler söylemeli, kaba ve çirkin söz söylememelidir.

    Lokman 14

    Isra 25

    Aynı ayet

    Lokman 15

    YanıtlaSil
  199. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    169

    lidir. 7. Onlara ismiyle hitap etmemeli; anne baba şeklinde hitap etme-

    8. Onların arkasından yürümelidir.

    9. Kendisi için istediği şeyleri onlar için de istemeli; kendisi için istemediklerini onlar için de istememelidir.

    10. Kendine dua ettiği her zaman bağışlanmaları için onlara da dua etmelidir.

    Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim de Nuh (as)'ın şöyle dediğini bize aktarır:

    رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ

    "Rabbim! Beni ve ana babamı bağışla"

    Kur'an-ı Kerim de Hz. İbrahim (as)'ın da Allah'a şöyle yalvardığı bil-dirilmektedir:

    رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاء )) رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

    "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelenleri namazı devamlı kı-lanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et. Ey Rabbimiz! (Amelle-rin) hesap olunacağı gün beni, ana babamı ve mü'minleri bağışla!"

    Amellerin hesap olunacağı günden kasıt "KIYAMET" günüdür.

    Bir kısım sahabenin şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    Evladın ana babasına dua etmemesi onun geçim sıkıntısı çekmesine sebep olur. Rızkını daraltır.

    Ana baba öldükten sonra rızalarını kazanmak mümkün müdür? Şeklindeki bir soruya şöyle cevap verilmiştir:

    Evet mümkündür. Bir evlat üç şey ile ölmüş olan ana babasının rıza-sını kazanabilir.

    1. Salih bir evlat olmakla. Çünkü ana babasını onun iyi bir kul ol-masından daha çok sevindirecek hiçbir şey yoktur.

    2. Ana babasının arkadaşları ve akrabalarıyla ilişkiyi kesmeyip, za-man zaman onları ziyaret etmekle.

    Nûh 28

    *İbrahim 40-41

    YanıtlaSil
  200. 170

    ANA BABA HAKKI

    3. Onlar için istiğfar edip, kendilerine dua ederek ve onların namına sadaka vererek.

    muştur: Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyur-

    İnsanoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak şu üç şey hariç:

    إِذَا مَاتَ ابْنُ آدَمَ اِنْقَطَعَ عَمَلُهُ إِلا مِنْ ثَلَاثَةٍ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ أَوْ وَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُولَهُ بِالْمَغْفِرَة

    1. İnsanlara sürekli fayda sağlayan bir sadaka.

    2. Faydalı bir ilim

    3. Onun bağışlanması için dua eden salih bir çocuk.'

    Diğer bir rivayete göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

    "Babanın arkadaşlarıyla ilişkiyi kesme! Yoksa nurun söner gider. Çünkü senin onları sevmen babanı sevmen demektir."2

    Anlatıldığına göre Beni Seleme kabilesinden bir adam Resulullah (sav)'e gelerek şöyle dedi:

    Annem babam öldü. Onlar için yapabileceğim bir iyilik var mı?

    Resulullah (sav) şöyle cevap verdi:

    "Evet var. Onların bağışlanması için dua edersin. Vasiyetleri varsa yerine getirirsin. Dostlarına ikramda bulunursun. Dünyada iken ilişki kur-dukları kimselerle ilişkiyi kesmezsin." Her şeyin doğrusunu Allah bilir.

    Müslim, 1631

    Buhari, 41.42 Ebû Davud, 5142

    YanıtlaSil

Yorum Gönder