Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
Bir kişi Hz. Ömer'e gelerek: "Allah yolunda, kınayıcıların kınamalarından korkmamak mı yoksa kendini ibâdete vermek mi daha hayırlıdır?" diye sordu. Hz. Ömer bu soruya şöyle cevap verdi: "Kim Müslümanların işlerinden herhangi birinin başına getirilecek olursa, Allah yolunda kınayıcıların kınamalarından korkmasın.
kel
Bu gibi işlerin başında bulunmayanlar da nefsini ıslaha yönelsin ve emri altında bulunduğu kişilere nasihat etsin." (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)
YanıtlaSil
Yuksel23 Mayıs 2025 08:13 Ölümü: Normal mi, Suikast mı?
17 Nisan 1993… Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nde ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetti. Resmi açıklamaya göre, ölüm nedeni “doğal”dı. Ama bu ölüm, o günden beri Türkiye’nin en büyük sırlarından biri oldu. Özal’ın ani ölümü, hem zamanlaması hem de koşullarıyla şüphe uyandırdı. Yakın çevresi, özellikle eşi Semra Özal ve oğlu Ahmet Özal, “Bu bir suikasttı” dedi. Peki, neden böyle bir iddia ortaya atıldı?
Şüpheli Bulgular: Özal’ın ölümü sonrası otopsi yapılmadı. Cenazesi, alelacele toprağa verildi. Yıllar sonra mezarı açıldığında, vücudunda zehirli maddeler bulundu, ancak kesin bir sonuç çıkarılamadı.
Zamanlama: Özal, ölümünden hemen önce Kürt sorununa çözüm için cesur adımlar atıyordu. PKK ile dolaylı görüşmeler, ateşkes girişimleri konuşuluyordu. Ayrıca, Türk dünyasıyla ilişkileri güçlendirmek için Orta Asya gezisinden yeni dönmüştü. Bu adımlar, bazı iç ve dış güçleri rahatsız etmiş olabilir.
Tehditler: Özal, hayatı boyunca tehditler alıyordu. Suikast girişimi, bu tehditlerin ciddiyetini göstermişti. Ölümünden kısa süre önce, “Beni rahat bırakmıyorlar” dediği iddia edildi.
Uluslararası Bağlantılar: Özal’ın bölgesel liderlik vizyonu, Türkiye’yi Ortadoğu ve Kafkaslar’da daha aktif bir oyuncu haline getiriyordu. Bu, bazı küresel güçlerin çıkarlarına ters düşüyordu.
Bütün bu bulgular, “Özal öldürüldü” iddialarını güçlendirdi. Ancak resmi bir soruşturma, bu şüpheleri aydınlatamadı. Gerçek ne olursa olsun, Özal’ın ölümü, Türkiye’nin dönüşüm sürecinde bir kırılma noktası oldu. Onun vizyonu, yarım kaldı.
1162) «Bir kimse, müslümanların yolundan eza veren bir şeyi kaldı-rırsa, ona bir HASENE yazılır.. Her kimin ki bir HASENE'si kabul edilirse; cennete girer..>> *
** HASENE: İyilik ve sevap, manalarınadır..
Aynı zamanda eza veren bir şeyi yoldan almak, iman bölümlerinden bir tanesidir.
Ravi: MAKAL b. YESAR'dan r.a, naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 2. ve 1059. Hadis-i şerifte,
١١٦٣ من أمْسَى كالا (۱) مِنْ عَمَلِ يَدَيْهِ ، أَمْسَى مَغْفُوراً له . ( عن ابن عباس)
(1) أى تعب يديه .
1163) «Her kim çalıştığı için yorgun akşamlarsa, bağışlanmış olarak akşamlar..>>>>
**
Buradaki çalışmak, kimseye yük olmamak ve ehlini geçindirmek için çalışmak ve helalinden kazanmak manālarına alınmalıdır.
١١٦٥ مَنْ أَنْظَرَ مُعْسِيرًا) أَوْ وَضَعَ عَنْهُ، أَظَلَّهُ اللَّهُ فِي ظِلَّهِ يَوْمٍ لا ظل إلا ظله. ( رواه أحمد عن أبي اليسر )
(۱) انتظر له اليسر : ( فنظرة إلى ميسرة )
1165) «Bir kimse darda olana miihlet verir; ya da, tamamen ondan kaldırırsa.. Allah-ü Taâlâ kendi gölgesinde onu sayeban ey-ler.. Ki o gün, kendi gölgesinden başka gölge yoktur..>>>
Bu Hadis-i Şerif, borçluları sıkıştırmamaya ve veremeyecek durum-da onları bağışlamaya, alacaklıları teşvik etmektedir.
deleştirerek buraya ahyorum: «Hazırlanması için memur edildiğimiz Mecelle'i Ahkam Adliyye'nin altıncı kitabı olan K. el-Vedia hakkın-da Hanefi fakihlerinin sahih görüşleri ve kendisi ile amel olunan fet. valar gözden geçirilip terveme ve tertip edilerek yüksek fetvå ma-kamınıza takdim olundu...>"
Ömer Hulusi
Esseyyid Ahmed Hilmi
Yunus Vehbi
Esseyyid Halil
Muhammed Emin
Seyfeddin
Esseyyid Ahmed Hulûsi
Isa Ruhi
Alaeddin
Şeyhulislam Hasan Fehmi Efendi'nin imzasını taşıyan 20 Zil-ka'de 1287 (21 Şubat 1871) tarihli tezkere ile K. el-Rehn ve K. el-Vedia sadarete takdim olunmuş ve daha önceki kitaplar gibi meriy-yete girmesi arz olunmuştur".
Sadaretin bu hususta kaleme almış olduğu arz tezkeresi ise şöyledir: «Mecelle'nin 5. ve 6. kitaplarını teşkil eden Kitab'ul-Rehn ve Kitab'ul-Vedia ve bunlara aid olan cemiyet mazbataları ve Şey-hulislamlığın tezkeresi yüksek huzurlarınıza takdim olundu. K. el-Rehn'in 714. maddesi İmam Ebu Yusufun kavli esas alınarak ka-leme alınmıştır. Muvafık görüldüğü takdirde bundan evvelkileri gi-bi hatt-ı hümayun ile mühürlenip imzalandığı takdirde tab ettiri-lerek, meriyyete konulacağı beyan olunur.>>
7 Zilhicce 1287 (28 Şubat 1871)
8. Zilhicce 1287 (1 Mart 1871) tarihini taşıyan irade-i seniyye ile K. el-Rehn ve K. el-Vedia'nın Şer'iyye ve Nizamiyye mahkeme-lerinde tatbikine başlanılması bildirilmiştir".
K. el-Vedia tab edilmesini takip eden günlerde bir çok ten-kidlere maruz kalmış" ve Ahmed Cevdet Paşa Şuray-ı Devlet Tan-zimat Dairesi Reisliği vazifesi ile tekrar Mecelle Cemiyeti'nin reis-liğine getirilmiştir. Cevdet Paşa K. el-Vedia'yı yeniden ele almış ve Vedia'ya aid meseleler bir bab teşkil edecek tarzda daha geniş bir
31. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 97.
32. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 87.
33. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 88.
34. Tezakir, IV, 96-97; Fazla malumat için bk. A. Cevdet Ps., s. 88-97.
şekilde K. el-Emânât adı ile hazırlayıp takdim etmiştir". Bunun üzerine Meşihat 12 Zilhicce 1288 (22 Şubat 1872) tarihli Şeyhulis-lam Muhtar Efendi'nin imzasını taşıyan tezkere ile K. el-Vedia'nın iptalini ve K. el-Emânat'ın meriyete konulmasını, tab ve neşrini taleb etmiştir".
Eski K. el-Vedia'nın tatbikata intikal edememiş olması dolayı-sıyle, muhtevasından bahsetmeye lüzum görmüyoruz.
K. EL-REHN ve K. EL-VEDIA'NIN MUHTEVASI
Bir mukaddime ile dört babdan teşekkül eder.
Mukaddime (701.705. m.) Rehn hakkındaki fıkhí tabirlerin iza-hi mahiyetindedir ve şunlardır:
Rehin: Bir malı ondan istifası mümkün olan bir hak mukabi-linde mahbus ve mevkuf kılmaktır ve o mala merhûn denildiği gibi
rehin dahi denilir.
Irtihan: Rehin almaktır.
Rahin: Rehin veren kimsedir.
Mürtehin: Rehin alan kimsedir.
Adl: Râhin ve mürtehinin emniyyet edip de rehni tevdi' ve teslim ettikleri kimsedir.
1.Bab rehn akdine dair meseleleri ihtiva edip, üç bölümden mü-teşekkildir. 1. Bölüm (706.707. m.) Rehnin rüknü hakkındadır. 2. Bölüm (708.710. m.) Rehnin tahakkuku için lazım olan şartlar. 3. Bölüm (711.715. m.) Merhunun zevâid-i muttasılası ve rehn ak-dinden sonra vâki olan tebdil ve ziyade hakkındadır.
2. Bab (717.-721. m.) Râhin ve mürtehinle alakalı bazı mese-leler.
3. Bab merhûnla alakalı meseleler hakkında olup, iki bölüm-den teşekkül eder. 1. Bölüm (722.725. m.) Merhûnun külfet ve masrafları hakkındadır. 2. Bölüm (726.728. m.) Müsteâr rehne dâirdir.
4. Bab rehnin ahkâmını izah mahiyetinde olup, dört bölüme ayrılmıştır. 1. Bölüm (729.742. m.) Rehnin umumi hükümlerine dairdir. 2. Bölüm (743.751. m.) Râhin ve mürtehinin rehinde tasar-rufları hakkındadır. 3. Bölüm (752.755. m.) yed-i âdilde olan reh-nin hükümleri. 4. Bölüm (756.761. m.) Rehni satmak hakkındadır.
"Kim beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve onu ahirette âmâ olarak haşredeceğiz. Bazı müfes sirlere göre ayette geçen 'sıkıntılı hayat', kabir suali anlamındadır.
"Bir mü'min ölüp kabre girdiğinde iki sorgu meleği gelip onu otur-turlar ve sorgulamaya başlarlar. Bu kişi kendini kabre koyup gidenlerin ayak seslerini duyar. Melekler; Rabbin kim, dinin ne, Peygamberin kim? di-ye sorarlar; o da Rabbim Allah, dinim İslam, Peygamberim Hz. Mu-hammed'dir der. Bunun üzerine melekler ona Allah seni sağlamlaştırsın rahat bir şekilde yat uyu derler".3
55 İşte şu ayet bu durumu bildirmektedir. "Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar.
Bunun manası şudur:
Bu kimseleri Allah doğru cevap vermeye muvaffak eder. Kâfirleri ise doğrudan saptırır ve onları doğru cevap vermeye muvaffak etmez.
Bir münafik veya kâfir kabre girdiğinde melekler ona da; Rabbin kim, dinin ne Peygamberin kim sorularını yöneltir ancak o bilmiyorum di-ye cevap verir. Bunun üzerine melekler bilmez olasın derler ve demir bir kamçı ile ona öylesine vururlar ki insanlar ve cinler hariç bütün yaratıklar bu sesi duyarlar.
Ebu Hazim'in İbn Ömer'den rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Ey Ömer! Kabirde iki sorgu meleği olan münker-nekir geldiğinde halin nice olur? Onlar siyah yüzlü mavi gözlü iki melektirler. Ön dişleriyle yeri yararlar, tüyleri diken dikendir. Sesleri gök gürültüsünü andırır, ba-kışları ise şimşek çakışını andırır.
Hz. Ömer sordu:
Ey Allah'ın Resûlü! Ben o zaman şimdiki halimde mi olacağım ak-lım başımda olacak mı?
Peygamber Efendimizin "evet" demesi üzerine Hz. Ömer, "O halde Allah'ın izniyle ben onlarla başa çıkarım" dedi.
Bunun üzerine Resulullah (sav), "Ömer başardı" buyurdu."
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuş-
tur:
"Hiçbir kimse yoktur ki ölürken çevresindeki bütün canlıların işiteceği böğürme şeklinde bir ses çıkarmasın. Ancak bu sesi insan-lar duyamazlar. Şayet duysalardı düşüp bayılırlardı."
Bu kimse eğer salih biri ise kabrine götürülürken, "beni defnetmekte acele edin, eğer benim için orada hazırlanmış olan iyiliği bilseydiniz beni bir an önce oraya yetiştirirdiniz" der.
ve yerinden kıpırdamamış. Māra onu yene-meyeceğini görünce, Buddha'nın dinini çü-rütmeye karar vermiş. Onun bir yalancı oldu-ğu iddiasını yaymaya çalışmış. Buddha'nın, idddialarında hiç bir şahidi olmadığını ileri sürmüş. Bunun üzerine, sözde yer tanrıçası gelmiş ve Buddha'nın doğruluğuna şahitlik yapmış.Buddha, bu kötülük tanrısı Mara'ya karşı zafer kazandıktan sonra, önce kendisini terk eden beş arkadaşını bulmak ve bulduğu yeni yolu (dini veya mezhebi) anlatmak üzere yollara düşmüş. Sonunda onları Benares şeh-rinin parkında bulmuş. Onlar Buddha'yı, çi-leli hayatı bırakıp rahat yaşamayı tercih ettiği için ayıplamışlar. Buddha ise onlara, zevk ve rahat yaşama ile çileli hayat yaşamanın aşı-rılık ve faydasız olduğunu, doğru yolun orta yol olduğunu anlatmış ve onları ikna etmiş. Onlar da Buddha'yı kutlamışlar, onun can-dan bağlıları ve ilk gönüllü rahipleri olmuş-gor lar. Böylece ilk Budist rahipler örgütünün çekirdeği kurulmuş. Buddha, daha sonra ka-dınlar için de rahibeler örgütünün kurulma-sına izin vermiş.
Budist rahip veya rahibe olmanın şartların-dan ikisi, bekâr kalmak ve mal, mülke sahip olmamaktır.
Buddha, ömrünün kırk dört yılını, mezhep ve inancını yaymak ve herkese anlatmaya çalışmakla geçirmiş. Hindistan'ın çeşitli şe-hir ve bölgelerini dolaşmış, bir çok taraf-tar toplamış. Her sınıftan insanları, fakiri, zengini, kralı, köle, işçisi, kim olursa olsun, aralarında ayırım gözetmemiş, kendi dinine kabul etmiş. Toplumun kurulu düzenindeki sınıflar arasında farkları görmezlikten gel-miştir.. Bilindiği gibi, Buddha'dan önce ve sonra Hindistanda en yaygın din olan Brah-manizm, insanları "kast" denilen sınıflara ayırmıştır. Sınıflar arasında hak ve hukuk ba-kımından farklılıklar vardır. Kimse, doğduğu sosyal sınıfını değiştiremez. Brahman rahibi olabilmek için Brahman sınıfından olmak şarttır. Brahmanizm'deki "ruh göçü" şek-lindeki inanç, insanları bu şekilde sınıflara ayırmanın temelini oluşturmuştur. Onların inancına göre insanların şimdiki hayatları, bir öceki hayatlarında yaptıklarının karşılı-ğıdır, böyle bir hayatı hak etmişlerdir. İyilere iyi, kötülere kötü bir pay düşmüştür. Adalet böylece gerçekleşmektedir. Kur'an'daki bir âyet, İslâm'dan önce âhiret hayatına inanma-
nizm ve Hinduizmin yan Arapların, Brahmanizm bu adalet anlayışına benzer bir adalet anla-yışına sahip olduklarını hatırlatmaktadır (mealen) "Onlara (putperestlere): Allah'in size lütfettiği rızıklardan (fakirlere) verin, denildiği zaman, iman edenlere söyle derler "Allah isteseydi yedirip doyuracaği kimseleri biz mi doyuralım? Siz apaçık yanlış yola sa-piyorsunuz. (Bununla demek istiyorlardı ki Allah'ın (c.c.) istemediğini istemek yanlış yola sapmaktır. Bu sebeple siz bizden onlan doyurmamızı istemekle apaçık yanlış yola sa-piyorsunuz. (Ya Sin Süresi, âyet 47). Bundan anlıyoruz ki putperestlere göre fakirler, Al-lah'ın (c.c.) (hàşa) adalati gereği, fakiriği hak etmiş kimselerdir. Onlara acımak, yardım et-mek, Allah'ın (c.c.) istemediği bir işi yapmak demektir.
Buddha, seksen yaşına ulaşınca artık iyice yo-rulduğunu hissetmiş, yakınlarına son öğüt-lerini vermiş. Son olarak gittiği Kusinagara şehrinde son vaazını vermiş.
"Kardeşlerim, demiş, pek yakında sizden ay-rılacağim. Dünyada her şey geçicidir. Kurtu-luşunuz için gayret ediniz" dedikten sonra ordan ayrılmış, şehrin yakınında öleceği bir yeri hazırlatmış, orada yatıp uzanmış ve can vermiş. Buddha ölmeden önce işinin bitmedi-ğini, gelecekte "Metteyya" (âlemlere rahmet) olan bir kişinin gelip bu işi bitireceğini söyle-miş. Müsevilik ve Hristiyanlık'ta bir kurtarıcı (Mesih) beklentisi olduğu gibi, Budizmde de ismi "Metteyya" (alemlere rahmet) olan bir kurtarıcı beklentisi vardır. Moğolistan ve Ti-bet dağlarındaki kayalara "Gel Meteyya, gel!" yazıları kazılmıştır. Prof. Muhammed Hami-dullah, Fransızca yazdığı Kur'an meâlinde, Tin Süresi'ndeki (95/1) âyeti ile ilgili bir dip notunda, "İncir" üzerine yemin edilmesinin, Buddha'ya bir işaret olabileceğini söyler. Buddha, ormanda bir yabanî incir ağacının altıda derin düşüncelere dalmışken kendisine ilham gelmiş. Ayrıca Kur'an'da (21/85) âye-tinde geçen "Zülkifl" isminin "helâl yiyecek-le besleyen, (helâl yiyecekleri sadaka olarak veren) mânâsına geldiğini, Budda'nın böyle bir hükümdarın oğlu olduğunu hatırlat-maktadır. Bu çok zorlama bir tefsirdir. Prof. Hamidullah, yabancılar için yazdığı Kur'an meâlinde, Budistlere belki demek istemiş-tir ki: "Bakınız, dininizin kurucusu Buddha, kendisinden sonra "âlemlere rahmet" demek
olan Meteyya'nın geleceğini ve kendisinin bi-tiremediği işini bitireceğini söylemiş. Gelecek diye beklediğiniz O zat âlemlere rahmet olan Hz. Muhammed'dir. O'na inanmanız için bu bir delil olabilir".
Fakat Buddha, geçmiş hak peygamberler gibi bir olan Allah'ı bilseydi, bu inancı anlatma ve yayma uğrunda çalışır, mücadele ederdi. Budist kaynaklarda buna ait bir bilgi yoktur. ,
Budist rahipler vaazlarında, yukarıda ör-neği görüldüğü gibi, birden çok ilâhtan söz etmişlerdir. Acaba Buddha, Allah'ın birliği-ni anlatıyordu da söyledikleri, ölümünden sonra, dört yüz yıl boyunca, dilden dile an-latılagelmiş olduğu, sonra yazıya geçirildiği, Hinduların çok ilâha inanmaya alışık olduğu göz önünde tutulursa, tek ilâh inancının bu zaman içinde unutulduğu düşünülemez mi? Ama yine de bu tahmini doğrulayacak bir belge ortada yoktur. Buddha öldükten son-ra cesedi toprağa gömülmedi. Brahmanizm dinindeki gibi yakıldı. Kemikleri ve külleri, kutsal hâtıra olarak on kısma bölündü ve sak-lanmak üzere kaplara kondu. Biri orada kal-mak üzere farklı şehirlere götürüldü. "Stupa" denilen yarım kubbe şeklinde küçük yapılar yapılarak oralarda saklandı. Daha sonraları bu stupaların mimarî yapıları değişti. Göste-rişli yapılar haline getirildi ve ziyaret yerleri oldu. Buddha'nın ölümünden sonra Budizm, Hindistan'da yayılmaya devam etti. M.ö.III. yy.da Hindistanda büyük bir imparatorluk kuran Kral Aşoka (m.ö.273-236), Budizm'i kabul etti. Bu dini devlet dini haline getirdi. Onun zamanında Budizm her yerde korundu ve desteklendi. İmparator Aşoka, Budizm'in tanıtılması ve zamanla unutulmaması için Hindistan'nın çeşitli yerlerinde bazı önemli Budist düşünceri, çeşitli taş ve kaya kitabe-lere yazdırttı. Bu dönemde Budizm, Hindis-tan'ın en yaygın dini haline geldi. Budizm'in yaygınlaşması sonucu, zamanla farklı top-lumların inanç, kültür ve yaşayış biçimle-rinden etkilenmesine yol açıldı. Budizm, her farklı toplumda az çok farklı şekillerde anla-şıldı ve farklı şekilde yorumlandı. Milâdî yıl-lara yakın zamana gelince Budizm, on sekiz mezhebe bölündü. Bunlardan biri Hinayana Budizmi olup, Budizmin en eski kaynaklarını esas alır. Dinde yeniliklere karşıdır.İnsanın kişisel kurtuluşuna önem ve öncelik verir. Diğeri Mahayana Budizmi olup kişisel kurtu-luşu ikinci plânda görür. Halkın ve herkesin
<urtuluşuna öncelik verir. Bu sebeble, geniş nalk kütlelerini Budizme kazandırmak ve cendini kabul ettirebilmek için yerli halkın Dir kısım inançlarını, töre ve uygulamalarını ze bir kısım masal ve efsaneleri halk vaazla-ında kullanmak üzere almıştır. Budizm'in cutsal kitapları olan Tri-Pitaka (Üç Sepet) de-nen kitap külliyatı üç kısma ayrılmıştır:
1."Vinaya-Pitaka" (Birinci Sepet) denilen, bi-rinci kitap külliyatı, Budist rahiplik teşkilatı (örgütü) ile ilgili kitaplar derlemesidir. Bu külliyatta, rahipliğe kabul ve giriş şartları, ra-hiplik için gereken eğitim, giyim kuşam şek-li, yeme içme, suç sayılan hareketler, kutsal günler ve geceler, bu zamanlarda yapılan dinî törenler, büyü yapma veya yapılan büyüyü çözme formülleri, uyulması gerken emirler, yasaklar, usûl, âdap ve kurallar vb. konular yer alır.
2. "Sutta-Pitaka" (Vaazlar ve Öğütler Sepeti) denilen ikinci kitap külliyatında, Buddha'nın hayatı, vaaz ve nasihatleri (öğütleri), bun-larla ilgili masallar ve efsaneler, Buddha'nın gözetimi altında yetişen Budist rahiplerin ve sonraki Budist din büyüklerinin şiir şeklinde vaaz ve öğütleri toplanmıştır.
"Abhidhamma-Pitaka" denilen üçüncü ki-tap külliyatı olan Üçüncü Sepet'te ise, Budd-ha'nın hayatı ve düşünceleri üzerinde Budist din adamlarının yorumlamaları (tefsirleri) ve tanrı, ruh, hayat ve ölümle ilgili düşün-celeri, ileri sür-dükleri felsefi görüşleri yer alır. Tri-Pitaka külliyatı, iki bin yıl boyunca yapılan eklemelerle büyük boyutlara ulaş-mıştır.O kadar ki, Çince 1924-1932 yılları arasında basımı yapılan Tri-pitaka külliyatı 85 cildi bulmuştur. Bu kitapların dili; kültür, ilim, felsefe ve şiir dili olan Sanskritçe ol-duğu için, halkın anlaması zordur. Eskiden beri Hindistan'da birbirinden az çok farkli çeşitli diller konuşulmaktadır. Bugün bile Hindistan'da irili ufaklı ayrı ayrı topluluk-larda konuşulan 850 çeşit dil ve lehçe vardır. Belirtilen boyuttaki Sanskritçe yazılmış ki-tapları çok az kimse okuyup anlayabilir. Kal-dı ki, halkın bu boyuttaki eserleri okuması ve anlaması beklenemez. Bu sebeple baştan beri Tri-Pitaka külliyatını okuyup anlayan ve halka kendi dilinden anlatan Budist ra-hipler örgütü kurulmuştur.
Rahiplik kuruluşu, başlangıçtan beri hep var olmuştur. Vaazlarla halka anlatılan bütün
Onlar, ancak (Bir Emir bizden, bir Emir de, sizden!) dediğinizi İşitsinler. (568)
Ey Ensar cemaatı! Elinizdekine sahip olunuz!
Şunun ve arkadaşlarının sözlerini dinlemeyiniz! Onlar, sizin bu işdeki nasibinizi gideriyorlar.
Onların, sizden istediklerini kabûle yanaşmayınız. Kendilerini, şu beldelerden sürünüz!
Onlara bırakacağınız bu işe, vallahi, siz, onlardan daha çok layık ve müstahıksınız... dedi. (569)
Hz. Ömer, ona «Allâh, seni öldürsün!» dedi.
Hubap b. Münzir Hayır! Seni öldürsün!» diyerek karşılık verdi (Taberi-Tarih c. 3, s. 209, İbn-i Esir-Kâmil c. 2, s. 330)
Hz. Ömer, Peygamberimizin sağlığında Hubap b. Münzir ile çe kişmiş, Peygamberimiz de, onunla çekişmekten men etmişti.
Hz. Ömer, ona bir daha kötü söz söylememeğe yemin etmiş bulu-nuyordu.
Bunun için, Hubap b. Münzir'e, söyleyecek söz bulamadı. (İbn-1 Kuteybe-El'imâme vessiyâse s. 15)
Hz. Ebû Bekir «Sizler, Muhacir kardeşlerinize, Allâhın, fazlından İhsan ettiği şeyi kıskanmağa kalkışmayınız. (570) Size yaraşan, böyle yapmamaktır. dedi. (571)
Hubap b. Münzir «Ey cemâat! Vallâhi, biz, şu işin size verilmesi-ni kıskanıyor değiliz.
Fakat, biz, babalarını ve kardeşlerini öldürmüş olduğumuz ce-maatın iş başına getirilmesinden korkuyoruz. (572)
Biz, ne seni kıskanıyoruz, ne de, arkadaşlarını.
Fakat, idare, öldürmüş bulunduğumuz kavmın eline geçer de, onlar, bize karşı, kin ve düşmanlık beslerler diye korkuyoruz!» dedi. (573)
Ensarın Hatipleri ayağa kalkarak «Ey Muhacirler cemâatı! Re-sûlullah Aleyhisselâm, sizden birini, bir yere gönderdiği zaman, biz-den de, bir adamı, onun yanına katardı.
Biz, bu işin de, iki kişiye verilmesi gerektiğini sanıyoruz.
Bir adam bizden, bir adam da, sizden olsun!» dediler.
(568) Ibn-1 Kuteybe El'imâme vessiyase c. 1, s. 15, Taberi Eair Kâmil c. 2, s 329 Tarih c. 3, s. 209, İbn-i
569) Ibn-1 Kuteybe El'imâme vessiyåse c. 1, s. 15, Taberî ( Eair Kâmil c. 2, s. 330 Tarih c. 3, s. 209, İbn-i
(570) İbn-1 Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 111, Belâzürt Ensab. c. 1, s. 582
85 Ensardan Zeyd b. Såbit kalkıp «Resûlullah Aleyhisselâm, Muha-cirlerden idi.
Biz de, Resûlullah Aleyhisselâmın yardımcıları idik.
Onun yerine geçirilecek olanın da, yardımcısıyız!» dedi.
Hz. Ebû Bekirs Allâh, sizleri hayırla mükafatlandırsın.
Ey Ensar cemaatı! Sözünüzde sebat ediniz.
Vallahi, bundan başka türlü söylerseniz, sizinle anlaşamayız!» de-dl. (574)
Ebû Ubeyde b. Cerrah Ey Ensar cemaatı! Sizler, yardım eden-lerin, barındıranların ilki olmuştunuz. Sakın, onu değiştirenlerin de, ilki olmayınız!» diyerek seslendi. (575)
Ensardan Ebünnûman Beşîr b. Sa'd, ayağa kalkıp «Ey Ensar ce-mâatı! Bizim vallâhı, bu dini kabûle yarışmaktan ve din yolunda müşriklerle savaşmaktan maksadımız, ancak, Rabbımızın rızasını ve Peygamberimize itâat faziletini kazanmaktı.
Bize, bu yolda; ne insanlara hakim olmak, ne de, dünya ve dün-ya malı yaraşır.
Allâh, bize, bu hususta Veliyy-i nimet ve nîmettir.
Biliniz ki: Muhammed Aleyhisselâm, Kureyştendir. Onun kav-mı de, bu işe, herkesten daha çok lâyıktır ve önce gelirdir!
Vallahi, hiç bir zaman, bu işde, Allâh, beni, onlarla niza eder, çe-kişir görmeyecektir!
Allah'dan sakınınız! Onlara, ne aykırı davranınız, ne de, onlarla çekişiniz!» dedi. (576)
O sırada, Ensardan Nûman b. Beşîr, Übeyy b. Ka'b'a giderek ka-pısını çaldı.
Übey b. Ka'b, elbisesine bürünmüş olarak dışarı çıktı.
Nüman b. Beşîr «Ben, seni ne diye evinin kapısını üzerine kapatıp evinde oturmuş görüyorum?!
Halbuki, şu senin kavmın Benî Sâidelerin içinde bulunuyor ve Mu-hacirlerle çekişip duruyorlar!
Haydi, kavmının yanına git!» dedi.
Übey b. Ka'b, hemen çıkıp Benî Sâidelerin Örtmesinde toplanmış bulunan Ensarın yanına vardı.
Onlara «Vallâhi, siz, bu yönetim işinden hiç bir şeye müstahık de-
(574) Heysemi Mecmauzzevaid c. 5, s. 183, Muhibbüttaberi Riyadunnadra c. 1, 3. 216-217
(575) 1bn-i Kuteybe El'imâme vessiyase c. 1, s. 15, Yakubû ( Taberi Tarih c. 3, s. 209, İbn-i Fsîr Kâmil c. 2, s. 330 Tarih c. 2, s. 123,
576) İbn-1 Kuteybe El'imâme vessiyâse c. 1, s. 16, Taberî Ibn-1 Esir Kamil c. 2, & 330 Tarih c. 3, s. 209,
بر نظیره بایگان و لو افزا و خط به لردن عبارت بیداره بالگر تو تعداد ایتدیگر صرف کردن برند اولورسه اولسون.
(1) هر فاری تعداد ایله هجوله مان، باگی فرائته و كتابته باشلايان مبتدياره مخصو صدر بوند به اخلاش امور کی، قرآن، امی به قومه و مبتدی بر محیطه معلملك با بیور.
(4) 11- ل - ] کی حر فاری، مثلا ( الف، لام، دال ] کی اسماريله تعبیر و ذكر اتمك اهل قرائت و ارباب كتابتك اتخاذ ايتد ظاهرى براصول در بوند نه اخلا شي الیور که هم سويال بين هم دیدگاه بین امی اولد فاردين نظراً، بو تعبر الرسويله بند به طوغمالیور . و اونك مالی در گلدر. آنجه باشه بر بردن اوه کالیبور.
ای آر قداسه ! بولطائفه اینجه ایبارند به طوقونانه وكن نفسه بلاغتی کوره مدین آدم، بلاغت اهلندن دکلدر ارباب بلاغته مراجعت
ايتين.
و هنجي محبت ) (الم) اعجازك الا سلوندن، ايجازك ان يوكن و ان اینجه درجه سنه بر من الده. قاع الطائف
بونده ده برنج تف دار در. (1) (الم) اوج حرفیله اوج حکمه اشار تند. شويله كه : (الف) ( هذا كَلَامُ اللهِ الأرني ) مكمتر
و قضیه نه (لام) (نَزَلَ بِه جبريل ) حکمنه وقضيه نه (مهم) ( على محمد عليه الصلاة والسلام ) حكمنه وقضه سنه رمزاً و ايماء الشار تدر.
اوت، ناصلی که قرآن حکماری اوزون بر سوره ده، اوزون بر سوره قیصه بر سوره ده، قیصه به سوره بر آینده، بر آیت بر جمله ده، بر جمله به کامه ده، او حکمرده (سین، لام، میم) کجی حروف مقطعه ده ار تمام ایدر، کورونو . كذلك، (المهم كه هر بر حرفنده مذکور حاکم اردن بری تمثل اتمه کورونویور.
(۲) سوره لرك با شارنده کی حروف مقطعہ، الهی بر شیفره در بشر فکری او کا بقیشه میبور آنا ختاری انجه حضرت محمد عليه الصلاة والسلامده در .
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 113 1 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Hz. Ömer (r.a.) 113 2 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Hz. Muaz (r.a.) 113 3 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Hz. Enes (r.a.) 113 4 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Hz. Ebud Derda (r.a.) 113 5 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Hz. Câbir (r.a.) 113 6 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.) 113 8 Ehli Cennet'in en aşağı dereceli olanının Cennetteki mülkünü temaşası ikibin sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür. Bunlar zevceleri, hizmetçileri, kürsüleri, bahçeleri vs.dir. Efdal dereceli olanı ise, Allah (z.c.hz.)'nin Cemalini günde iki defa temaşa eder. Hz. İbni Ömer (r.a.) 113 9 Fisebilillâh mücahid olanlar en ufak bir zorlama ile bir senelik oruç bedeli ve bir senelik gece ibadeti hak ederler. Soruldu: "En ufak zorlama nedir?" Buyuruldu ki: "Meselâ böyle bir mücahid gece giderken hayvan üzerinde uyuklar ve kamçısını düşürür, inip bunu alması en ufak zorlamalardandır." Hz. Sabit İbni Ebu Asım (r.a.) 113 10 Ehli Cennetin derecesi en aşağı olanının bahçelerine, kürsülerine, zevcelerine bakışı bin sene sürer. En efdali ise günde iki kere, sabah, akşam Allah (z.c.hz.)'ni temaşa eder buyurup şu ayeti okudular: "Vücûhün yevme izin nâdiretün ilâ Rabbihâ nâzıra." Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 113 11 Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Müslümanlar bir yüz yıl boyunca tağutla-rın esaretinde kalmışlardır. Her tağut bir dü-zen kurmuş ve adını bütün alanlarda heykel-leştirmiştir. Piramitler firavunu, bu günlere ka-dar nasıl taşımış ise, geleceğin insanı da bugü-nün firavunlarını dikilen putlarıyla bilecek ve gerekli yargısını verecektir.
Bu çağ, ayrı bir devir olarak tarihin say-falarına işlenecektir. Gelecek zaman aynasında bu çağı seyredenler, onu kendini lanetlemiş ola-rak gözleyeceklerdir. Bu çağ insanlığı önce ayrı coğrafyalarda kamplara ayırmıştır. Farklı ba-kışlar arzeden farklı yapılar oluşturmuştur bu coğrafyalarda. Her birinde ayrı bir put dikmiş, putperest düzenler bu putların adıyla anılır olmuştur. Acıdan da öte bir hal olarak putlaşan önderlerin düzenlerinde yaşıyoruz.
Gün olur bir tağut devrilir, putlar kırılır. Fakat daha bu günün arefesinde yeni putlar inşa edilir. Yeni puthaneler ve put alanları oluş-turulur. Tağutları devirenler, vahyin enginlik-lerine yükselemeden başka alanlarda yeni ta-ğutların kanlı istilâsına uğrmaktadırlar. Yeni tağutlar, adeta devrilen tağutun acısını fazla-sıyla çıkarmaktadır. Kovulan kara emperyaliz-min yerine şimdilerde kızıl emperyalizm saldır-maktadır müslümana. Ve müslümanlığa.
<<<Mücrimler günahlarından sorulmazlar, hesaba çekilmezler. Fakat müşriklerin önüne diktiği putların gölgesinde yaşayan müslüman bunun hesabını ağır ödeyecek, yada ödemeye-cektir. Minarelerin gölgesine kadar putların ya-yıldığı bugünde, müslüman hiçbir şey hissede-mez durumdadır. Putperest düzenlerin merha-metine sığınmakta, tağutların güdümünde bir hayat sürmeyi zaruri gereklilik olarak anla-
maktadır. Fakat tağutların yönlendirdiği insana müslüman denemez!... Zulmü ihsan kabul eden insan müslüman olamaz!...
Çağın insanı puta tapıcılıkta, geçmiş çağ-ların puta tapıcılığını aşmıştır. Eski zamanın bilgisiz İnsanı, kadını insan kabul edememiş-liğin yanlışındaydı. Fakat bugünün insanında kadın da bir put olmuştur. Geçmiş zamanda para yol kesenlerin gözünde büyürken, bu gün para da put olmuştur. En küçük birim olarak mevsimlik süs eşyalarına duyulan sevgi, insana olan sevgiyi aşmış, o da insanın önüne bir put Olmuştur İyinin, güzelin dışında her şey sevil-miştir. Saygınlık kazanmıştır. Fakat kelamın bağlayıcılığından kurtulmak adına, bütün zu-lüm araçları birer çare olmuştur put insanlığına Bu denli kahredici ortamda insanlığa, kendini helâkler en kısa çare olarak görülmüştür. Söy-lenenlerin gün yüzünde olduğu bu zamanda bir de örneklmeye ne gerek...
Bu günler küfrün hasat günleridir. Ötede beride harman yelleri yeni şoklar halinde in-sanlığa çullana dursun; küfür kendini kışın ölümüne doğru götürmektedir. Bu günler küf-rün son baharı; fakat insanlığın dirilişinin ba-har arafesidir.
Müslüman uzun bir ayrılığın sersemliğini ve uzun bir dönüşün yorgun yolculuğunu yaşa-maktadır bu günlerde. Her şeyiyle bütünleşip kamil insan düzeyine erişinceye değin süren bir yolculuk bu yolculuk. Sayısız putların önü-ne dikildiği, sayısız engellerin önüne gerildiği bir yolculuk. Fakat bütün bunlardan öte özle özdeşleşerek ilerleyen, vahyin nuruyla önüne çekilen kalın surları eriten ölü ruhları dirilten bir yolculuk. Kızıl denizi yarıp selâmete eren Hazreti Musa anlayışında bir yolculuk. Kısaca dirilişin her alanda gerçekleştiği yolculuk.
Biz ölümü saadet zalimlerle birlikte yaşamayı alçaklık biliyoruz.
suffe
Vahyin onurlu çizgisinde
... Onların halini bilmeyenler zengin sayarlar. Habibim, sen bu fakirleri simaları ile bilirsin. Onlar (Ashabı Suffe) insanlardan israr ederek istemezler. 2/273
bu bil-giler, çok defa en akla aykırı masallar, efsaneler, hikâyeler halinde verilmiştir. Çok sayıda olan olan bu tür yazılara bir örnek olmak üzere Buddha'nın hayatını anlatan ve "jata-ka" denilen masal veya efsanelerden birin de Buddha'nın dünyaya gelişi şöyle anlatılır (özet):
Buddha, insan olarak doğmadan önce, göle lerin en üst katı olan tanrılar katındaki 33 tanrıdan biri olarak yaşamaktaymış. Bu sıra da Buddha'ya bir ilham gelmiş ve yer yüzüne inmesi gerektiğini anlamış. Doğup büyüye cek bir yer aramış. Nihayet yönetici ve asker sınıfı (kşatriya) sınıfından, Kuzey Hindis-tan'daki küçük bir hükümdar ailesini seçmiş. Buddha, beyaz, küçücük bir fil şekline bürü nerek annesi olacak kızın böğründen karnı na girmiş. Oruçlu olan annesi Maya, sarayın damında uyuyakalmış ve rüyasında, etrafına nurlar saçarak gökten inen beyaz bir filin sağ böğründen karnına girdiğini hayretler içinde görmüş. Evlenmemiş bekâr bir kız (bakire) olan bu hanım, gökten inen Buddh'aya bu şekilde gebe kalmış. Çocuğun doğum vakti gelince yerde ve gökte birçok alametler ve işa-retler belirmiş. Anne Maya, doğumun yaklaş-tığını hissedince, yaşadığı sarayı ve şehri terk etmş. Kırlara çıkıp bir bahçeye gelmiş. Bir ağacın altında yalnız başına doğum yapmış. Doğurması, gebe kalışı gibi mu'cizeli olmuş. Maya, Buddha'ya gebe kalırken fil sûretine giren Buddha, sağ böğründen nasıl karnına girmişse, yine öylece sağ böğründen çıkarak doğmuş. Doğum anında Anne Maya, bahçe içindeki bir ağacın dalından tutunmuş, hiç-bir ağrı ve sızı duymadan çocuğu doğurmuş. (Bu gebe kalma ve doğum hikâyesi, Hz.Mer-yem'in, evlenmeden Hz. İsa'ya gebe kalışını ve kırda bir hurma ağacı altında doğum yapma-sını hatırlatmaktadır. (bkz.Kur'an, 19/16-26). Üç yüz sene sonra Kral Aşoka, Buddha'nın doğduğu bu yerde, bu mucizeli doğum hâtı-rasına bir anıt sütun diktirmiştir. Bu sütun halen mevcuttur. (Hz.İsa'nın doduğu yerde de, daha sonra "Doğum Kilisesi" yapılmıştır.)
Efsaneye göre Buddha doğunca, tanrılar ço-cuğu yıkamışlar ve kundaklamışlar. Çocuk doğar doğmaz yürümeye başlamış. Dört yöne (doğu, batı, güney ve kuzey yönünee) yedişer adım atmış. Bu, dinini dört yöne yayacağına ve bu yöndeki insanları dünyadaki hayatın kötülük, sıkıntı ve acılarından kurtaracağına
işaret imiş. Bu doğum efsanesinde olduğu gibi, daha sonraki hayatında da ilahlar, Budd-ha'ya yardım etmişler. Buddha hep sözde tan-rılarla içli dışlı olmuş.
Yine efsaneye göre Buddha dünyaya ilk defa gelmemis. Daha önce 24 defa kurtarıcı veya yol gösterici olarak Dünya'ya gelmiş. Bilinen son gelişi, yirmi beşinci gelişi imiş. Omru-nün sonlarına doğru tekrar geleceğini soy-lemis. Buddha her gelişinde insan olarak gelmemiş. Bazan, hayvan şekline bürünerek geldiği olmuş. Böyle durumlarda Buddha insanlara sabır, fedakârlık, merhamet gibi ahlâkî değerleri, bizzat kendi hayatında yaşıyarak göstermiş, onlara örnek olmuş. Meselâ bir defasında ceylan olarak dünyaya gelmiş. Ceylan avına düşkün bir kralı bu hu-yundan vaz geçirmiş. Kral, karnında yavru taşıyan bir ceylanı avlıyacağı sırada, ceylân olarak dünyaya gelmiş olan Ceylan-Buddha, onun yerine kendisini avlamasını rica etmiş. Bu fedakârlıktan etkilenen kral, avcılıktan vazgeçmiş. Aynı şekilde Buddha, bir defa-sında yedi dişli beyaz bir fil şekline bürü-nerek gelmiş. Kıskanç ve kinci bir kraliçeye, düşmanlarına karşı bile merhametli olmayı, hiç bir nefret ve kin duymamayı öğretmek için kendisi örnek olmuş. Başka gelişlerinde maymun ve tavşan olmuş.
Budist kaynaklarda Buddha'nın hayatı, yap-tıkları, vaazları hep bu şekilde masal ve efsa-ne tarzında anlatılmıştır. Bu anlatımlar, çok defa şiir diliyle ifade edilmiştir.
Din tarihçileri veya Budizmi inceliyenler, Tri-Pitaka denilen Budist külliyatındaki masal ve efsanelerden hareketle, fakat bu masal ve ef-sanelerden arındırarak, Buddha'nın hayatını ve düşüncelerini çıkarmaya çalışımışlardır.
Budizm'ın kutsal kitaplar külliyatı olan Tri-Pitaka'nın üçüncü kısmınında, Buddha'nın söylediklerini, Budist düşünür ve filozoflar, farklı şekillerde yorumlamışlardır.
Buddha, içinde yaşadığı toplumdaki ve Brahmanizm dinindeki bâtıl tanrılar karşı-sında suskun kalmıştı. Bunların ne varlığına ve ne de yokluğuna dair bir söz söyleme-miş, hiç birine ibadet etmemiş, dinî tören-lere katılmamıştı. Onun bu suskunluğunu, kendisinden sonra gelen izleyicileri veya din tarihçileri tarafından çeşitli şekilde yo-rumlanmıştır. Kimine göre Buddha, ruhun varlığını ve hiçbir tanrıyı tanımayan (ateist)
bit düşünür, bir filozoftur. Kurucusu oldu-tu Budizm, tanrı tanımaz (ateist) bir dindir. Kimine göre Buddha, bütün varlıkların or-
tak bir özden, tek bir kaynaktan geldiğine, bütün varlıkların ezeli ve ebedi bir tek var-lığın kendini gösterme biçimleri (tecellileri) olduğununa, yâni, varlığın birliğine inanır. Ona göre var olan her şey O'dur, ondan bas-ka varlık yoktur. Bu görüşün felsefedeki adı "panteizm"dir (felsefi vahdet-i vücûd) (bkz.
vahdet-i vücûd). Onun tanrı tanımaz (aetist) olduğuna dair kendi sözlerine dayanan bir belge yoktur. Ancak şöyle bir söz söylediği bilinmektedir: "Bir şeyi sırf kulaktan duy-dunuz diye ona inanmayın. Birkaç kuşaktan beri itibar görüyorlar diye, her töre ve ge-leneğe doğru diye bakmayın. Sırf hocaları-nızın veya rahiplerin, ünlü ve sözü dinlenir olmalarından dolayı her dediklerine inan-mayın. Ancak siz, bizzat görüp yaşadıkları-nıza ve doğruluğundan emin olduklarınıza, kendinizin ve başkalarının iyiliğine olan şeylere inanın ve ona göre davranın." Zama-nımızdan 2500 yıl önce Buddha'nın bu söz-leri söylemiş olması şaşırtıcıdır. Bu sözde bir filozof ve bir ilim adamı tavrı vardır. Bu, o zamanki dinî efsane ve masalların, gelenek ve uygulamaların şüphe ile karşılanması mânâsını taşır. Onun bu tavrı, hemen he-men aynı yıllarda yaşamış olan Eski Yunan filozofu Ksenofanes'in (Xenofanes, m.ö.569-477), bâtıl tanrılar karşısındaki tutumunu hatırlatmaktadır. Ksenofanes, bir şiirinde der ki: "Faniler, tanrıların da kendileri gibi doğduğduklarını, kendilerinkine benzeyen duyguları, sesleri, şekilleri olduğunu sanır-lar. Elleri olsaydı eğer öküzlerin, atların ve arslanların, yahut resim ve iş yapabilseler-di elle, iş yapan insanlar gibi, atlar atlara, öküzler öküzlere benzer tanrı resimleri çi-zer veya heykellerini yapardı, her biri ken-disinin şekli nasılsa öna göre...Oysa bir tek Yüce Tanrı vardır, hiçbir bakımdan fanilere benzemez" Buddha da, çağdaşı Ksenofanes gibi dostlarını bâtıl inançlara karşı uyarmış-tır. Budist masallar ve efsaneler Buddha'yı tanrı tanımaz bir kimse olarak göstermez, tersine, sözde tanrılarla içli dışlı, haşir ne-şir olarak göstermektedir. Bu gibi efsane ve masallara, Budizm'in kutsal kitabı Tri-Pita-ka'da geniş bir yer verilmiştir. Bunları kutsal kitaplarına alan ve halka bu vaazları yapan Budist rahiplerin tanrı tanımaz olması dü-
İlk devirlerde Buddha'nın resim ve heykeli nin yapılması yasaklanmştı. Fakat daha son ra, Hindistanı işgal eden Yüecilerin kurduğu Kuşan İmparatorluğu zamanında Budizm, yabanc kültür ve dinlerin etkisine daha çok girmeye başladı. Mi.ll.yy.da Kuşan İmpara tor Kanişka, Budizmi kabul etti ve destek ledi.. Kanişka, üzerinde Buddha'nın kabart ma resimi bulunan metal paralar bastırdı. Buddha'nın resimleri ve heykelleri yapıldı. Buddha, dünyaya insan şeklinde gelmiş bir tanrıya dönüştürüldü. Her Budist tapınakta Buddha heykelleri kondu.. Buddha hekelleri önünde tapınmalar başladı. Kuzey Hindis-tanda, Budistlerin kutsal şehri olan ve hac yapmak için gidilen Benares şehrinde, asır lar içinde yapılan tapınakların sayısı 2000 i aştı. Bu tapınaklardaki Buddha heykelle-rinin sayısı 500 000 den çoktur.. Bugün de Budistler Buddha'nın, insanları kurtarmak için insan şekline bürünerek yer yüzüne in-miş yüce bir tanrı olduğuna inanır ve ona tapınırlar. Tapınakta (pagoda) Buddha hey-kelinin önünde diz çökerler. İki ellerini gö-ğüs hızasında birbirine değecek şekilde bi-tiştirip saygı ile eğilirler. Buddha heykeline çiçekler ve kokular bırakırlar.
Budizm, Hidistan'da doğan bir din olmasına rağmen, bu dinin mensupları kendi vatanla-rında gittikçe azalmıştır. Bugün de Hindis-tanda azınlıkta kalmışlardır. Budistler daha çok Hindistan dışında, Tibet, Nepal, Moğo-listan, Çin, Birmanya, Seylan, Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinde yaşamaktadır. Bu-dizm, girdiği her ülkede yerli dinlerle karışa-rak az çok değişikliklere uğradı ve bu ülkeler-de de mezheplere ayrıldı. Meselâ Japonyaya giren Budizm, Japonya'da Jodo, Shingon, Zen gibi mezheplere bölündü.
"Daha yeni olan Zen Budizm'i de, Japon kül-tür ve inanışından bazı unsurlar aldı. Yakın döğüş teknikleri olan "judo", kılıç kulanma teniği "kendo", çay içme töreni, çiçek dü-zenleme san'atı, çiçek bahçesi peyzaj san'atı gibi unsarları kendi sistemine kattı. Japon hayatına uyum sağladı. Son zamanlarda Zen Budizmi, Batı ülkelerinde ve Amerika'da ta-raftar bulmaya başladı.
(Kaynaklar: 1.Dr.Walter Ruben, Hindoloji profesörü: Ankara Ü.D.T.C F. Yayınları:58, Ankara-1947 2.Félicien
- "Beni defnetmekte acele etmeyin. Şayet orada beni karşılayacak azabı bilseydiniz daha yavaş hareket ederdiniz."
Ölen kişi kabre konduğunda ise siyah yüzlü mavi gözlü iki melek o na gelir. Bu melekler ona başucundan yaklaşırlar. Fakat bu kişinin namaz ları onların karşısına dikilip şöyle der:
"Buradan geçemezsiniz, çünkü bu şahıs kabirde kendisine yardımc olsun diye nice geceleri namaz kılarak uykusuz geçirdi."
Bu sefer melekler ona ayak kısmından yaklaşırlar fakat anne baba sına yaptığı iyilikler onların karşısına çıkıp şunları söyler:
"Buradan da geçemezsiniz, çünkü bunun bütün ayakta dikilişleri ve yürüyüşleri hep kabirde kendisine faydalı olması içindi.'
Bu defa sağ tarafindan girmeye çalışırlar fakat burada da o kimsenin sadakaları karşılarına çıkıp şöyle der:
"Buradan da geçemezsiniz, çünkü o hep burada rahat etmek için sa daka veriyordu." Melekler sol yanından girmeye çabaladıklarında ise oruçları onları karşılayıp derki:
"Buradan geçilmez o dünyada hep burada kendisini koruması için aç ve susuz kalmıştı."
Bunun üzerine ölmüş olan bu kişi uyuyan bir kimsenin uykudan uyandığı gibi uyandırılır ve kendisine birçok konuda söz söyleyen kimse hakkında ne bildiği sorulur.
Ölü "o kimdir?" Diye sorar.
Melekler de Hz. Muhammed'dir derler.
Bunu duyan ölü "ben şehadet ederim ki o Allah'ın Resûlüdür" der.
Melekler de ona şu karşılığı verirler:
"Mümin olarak yaşadın ve mü'min olarak öldün. Bundan sonra onun kabri genişletilir ve Allah'ın birçok ikramına mazhar olur."
Biz de Allah'tan bizleri başarıya ulaştırmasını ve günahlardan koru-masını dileriz. Ayrıca bizi her türlü sapıklıktan ve nefsimizin isteklerine uymaktan koruyarak kabir azabından uzak tutmasını isteriz. Çünkü Hz. Peygamber kabir azabından Allah'a sığınırdı.
Bütün gayret ve araştırmalarıma rağmen K. el-Emânât'a âid olan Cemiyyet mazbatasını ve irade-i seniyye'yi bulamadım. Bu ki-taba aid sadece daha önce zikrettiğim K. el-Vedia'dan vazgeçilip, K. el-Emânât'ın tatbikata konulmasını taleb eden Meşihat tezkeresi mevcuttur ".
K. EL-EMANATIN MUHTEVASI
Bir mukaddime ile üç babdan teşekkül eder. Mukaddime (762. 767. m.) Emanetlere aid olan fıkhî ıstlahları izah mahiyetindedir.
Emanet:
Emin ittihaz oluna kimse nezdinde bulunan şeydir.
Vedia: Hifz için bir kimseye îdâ olunan maldır.
Ida: Kendi malının muhafazasını diğere ihâle etmektir ki ihâle eden kimseye mûdi ve kabûl eden kimseye vedî ve müstevda' denilir.
Ariyet
: Meccanen, yani bi-lâbedel menfaati temlik olunan mal-dır ki, muâr ve müsteâr dahi denilir.
lâre: Ariyet vermektir ki, veren kimseye muîr denilir.
Istiare: Ariyet almaktır ki, alan kimseye müsteîr denilir.
1. Bab (768.772. m.) Emanetlerle alakalı bazı umumi hü-
kümleri ihtiva eder.
2. Bab Vedia hakkında olup, iki bölüme ayrılmıştır. 1. Bölüm (773.776. m.) kendi malının muhafazasının başkasına havale et-menin akd ve şartlarına aid meseleleri ihtiva eder. 2. Bölüm (777. -803. m.) vedianın ahkâmı ve tazminatı hakkındadır.
3. Bab âriyet hakkında iki bölümden ibarettir. 1. Bölüm (804. -811. m.) fâre'nin akid ve şartlarına dairdir. 2. Bölüm (812.-832. m.) Ariyetin hüküm ve tazminatı hakkındadır.
37. 1. Tertib Düstur, I, 147 de neşredilmiş olan K. el-Emanat maddelerinin hitamında 24. Zilhicce, 1288 (5 mart. 1872) tarihi mevcut ise de bunun arz mı yoksa irade-i seniyye mi tarihi olduğu belli değildir. All Himmet Berki'ye göre bu tarih irade-i seniyye tarihidir. (Mecelle, Berki, s. 117) Berki aynı sayfada K. el-Emanatı hazırlayanların: A. Cevdet, Ömer Hu-Iûsi, Esseyyid Halil (Ders Vekill), Seyfeddin, Ahmed Hilmi, Eseyyid Ha-III (Emin'ul-Fetva), Abdüllatif Şükrü, Ahmed Halid ve Yunus Vehbi Efendiler olduğunu kaydederse de, kendisi ile yaptığımız görüşmede bu imzalara hangi kaynakta tesadüf etmiş olduklarını hatırlamadıklarını ifade etmişlerdir.
7. Kitaba aid olan Cemiyyet mazbatasını bulamadım". Buna dair olan Meşihatin Sadarete yazmış olduğu tezkereden K. el-Hibe'-de münakaşayı mucib hükümler olmadığı anlaşılmaktadır ki bu da belki Cevdet Paşa'nın daha önce azline sebeb teşkil eden K. el-Ha-vâle'yi hazırlarken gösterdiği cesareti gösterememiş olmasındandır. Şeyhülislâm Muhtar Efendi'nin imzasını taşıyan 11 Muharrem 1289 (21 Mart 1872) tarihli Meşihat tezkeresinde Mecelle'nin 7. kitabı olan K. el-Hibe'nin daha önceki kitaplar gibi meriyyete girmesi, tab ve neşredilmesi hususları padişahın iradesine arzolunmakta-dır. 25 Muharrem 1289 (4 Nisan 1872) tarihli Sadaret tezkeresi ile ise durum, padişaha arzolunmakta ve hemen bir gün sonra da 26 Muharrem 1289 (5 Nisan 1872) tarihli irade-i seniyye ile K. el-Hibe'nin kanunlaşmış olduğu bildirilmektedir ".
K. EL-HİBE'NİN MUHTEVÄSI
Bir mukaddime ile iki babdan müteşekkildir. Mukaddime (833. -836. m.) Hibe ile alakalı fıkhî ıstılahların izahı mahiyetindedir. Bu ıstılahlar şunlardır:
Hibe: Bilå ivaz bir malı âhara temlik etmektir ki, eden kimseye vâhib ve ol mala mevhûb ve anı kabul edene mevhûbun-leh denilir.
İttihab Hibeyi kabul etmektir.
Hediyye: Bir kimseye ikrâmen götürülen ve gönderilen maldır. Sadaka: Sevab için hibe olunan maldır.
İbâha: Bir şeyi bi-lâ ivaz ekl ve tenâvül etmek üzre âhara izin ve ruhsat vermektir.
1. Bab hibe akdine aid olan meseleleri izah ve beyan eder, iki bölüme ayrılmıştır. 1. Bölüm (837.855. m.) Hibenin rükn ve kabz ile alâkalı meselelerini beyan mahiyetindedir. 2. Bölüm (856.-860. m.) Hibenin şartları hakkındadır.
2. Bab hibeye aid hükümleri içine alır ve iki bölümden mey-dana gelir. 1. Bölüm (861.876. m.) Hibeden caymak Hakkında-dır. 2. Bölüm (877.880. m.) Hastanın hibesi hakkındadır.
38. Ali Himmet Berki mazbatanın altında imzası bulunanların; K. el-Rehn'de imzaları bulunan zevat olduğunu kaydeder. (Mec., Berki, s. 128)
۱۱۷۳ من احد كتباً إلا كلبَ مَاشِيَةٍ ، أَوْ صَيْدِ ، أَوْ زَرْعٍ ، انْتَقِصُ مِنْ أَجْرِهِ كلَّ يَوْمٍ قيراط .
( متفق عليه )
1173) «Her kim, mal, av, bahçe, işleri için hariç.. Bir köpek beslerse hergün ömründen bir KİRAT eksilir...
KIRAT: Bir Hadis-i şerifte, Uhud dağı olarak anlatılmıştır..
Bu hadis-i şerifte bilhassa süs olarak beslenen köpeklere işaret edilmektedir. Süs olarak beslenen öyle köpekler vardır ki, bir günlük masrafı on fakire yeter..
Bu Hadis-i Şerifin sıhhatında hadis imamları müttefiktir..
1174) «Her kim, on ZIRA'dan yüksek bina yaparsa; gökten bir mü-nadi şöyle seslenir: Ey Allah'ın düşmanı nereye?..»
ZIRA: Normal bir insanın el parmak ucundan, omuz başına kadar olan mesafedir. Yapılan binalarda bilhassa komşuların durumunu mazara almak ve fazla yükseğe çıkmamak icab eder..
ğilsinizi dedikten ve Muhacirlerden iki zata (Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'e) doğru eğilerek «Bu iş, sizin dışınızda şu iki kişiye aiddir. Sonra, üçüncüsü, öldürülecek, yönetim, çekilip alınarak orada olacak! dedi. ve «Orada! derken de, elile Şam tarafına işaret etti. (577)
Hz. Ebû Bekir'e Bey'at Edilmesi:
Hz. Ebû Bekir'in sağında Ebû Ubeyde b. Cerrah, solunda da, Hz. Ömer bulunuyor (578), kendisi bunların arasında oturuyordu.
Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ile Ebû Ubeyde b. Cerrah'ın ellerini tu-tarak (579) «Şu iki adamdan hangisini isterseniz, ona bey'at ediniz! (580) Râzıyım. (581)
İşte, Ömer b. Hattab! Resûlullah, bunun hakkında (Ey Allâhımı Dini, onunla aziz kıl!) diyerek düa etmiştir.
İşte, Ebû Ubeyde b. Cerrah! (582)
Peygamber Aleyhisselâma bir kavm gelmiş (Bizimle birlikte Emin bir kimse gönder!) demişlerdi.
Resûlullah Aleyhisselâm da (Sizinle birlikte hakkıyle Emin bir kimseyi göndereceğim!) buyurmuş ve onlarla birlikte Ebû Ubeyde b. Cerrah'ı göndermişti.
Ben, sizin için, Ebû Ubeyde'ye bey'atınıza râzıyım! (583) Resûlullah Aleyhisselâm, bunun hakkında «Bu Ümmetin Emini-dir! buyurmuştur." dedi. (584)
Ebû Ubeyde b. Cerrah «Hayır! Vallahi, hayır! Bu işde, biz, Sana bey'at edeceğiz!
Çünki, sen, Muhacirlerin üstünü ve mağarada İki'nin İkincisisin-dir! (585)
Resûlullahın, namaz kıldırmağa yetkili kıldığı Halifesisindir. Namaz ise, Müslümanların dininde en üstün ibadettir. (586)
(577) İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(578) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 582
(579) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 310, c. 1, s. 56 Ahmed b. Hanbel Müsned
(550) İbn-1 İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 310, c. 1, s. 56, Yakubi Tarih c. 2, s. 123, Taberi Ahmed b. Hanbel Tarih c. 3, s. 209 Müaned
(581) İbn-i Ishak, İbn-1 Hişam с. 1, в. 50 Sire c. 4, 8. 310, Ahmed b. Hanbel Müsned
(582) Yakubi Tarih c. 2, s. 123
(583) Taberi Tarih c. 3, s. 198
(584) Yakubi Tarih c. 2, s. 123
(585) Taberi Tarih c. 3, s. 209
(533) Taberl Tarih e. 3, s. 209, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 330
Senin önüne geçmeğe veya sarıa karşı bu işi, üzerine almağa da ha layık kim vardır? (587)
Vallahi, biz, bu hususta senin önüne geçici değiliz,
Ben, Resûlullahın arkadaşı ve İki'nin İkincisisinis dedi. (588)
Hz, Ömer de, aynı şekilde konuşup (İbn-i Kuteybe El'imáme
vessiyase c. 1, s. 16) «Sen, bizim Ulumuzsun!
Sen, bizim hayırlımızsın!
Sen, bizim, Peygamberimiz Aleyhisselâma sevgili olanımızsın! (589)
Resûlullah Aleyhisselâmın koymuş olduğu Makamından sent, sağ iken, geri çekecek bir kimse bulunamaz!» (590)
Ensara da «Peygamber Aleyhisselamın ileri sürdüğü onun iki aya-ğını geri çekmeğe hanginizin gönlü râzı olur?!» dedi. (591)
Abdurrahman b. Avf kalkıp «Ey Ensar cemaatı! Siz fazilet ve üs-tünlük davasındasınız amma, içinizde Ebû Bekir, Ömer ve All gibi bir kimse yoktur!» dedi.
Münzir b. Erkam kalkıp «Andığın zatların fazilet ve üstünlüğünü inkâr etmeyoruz.
Onların içinden, bu işi, O, yani All b. Ebi Talip, istemiş olaydı, Ona, hiç kimse itiraz etmezdi.» dedi. (592)
Ensardan bazıları da «Biz, All'den başkasına bey'at etmeyiz!» de-diler. (593)
Hz. Ömer «Uzat elini ey Ebû Bekir! (594) Bey'at edeyim Sana!» dedi.
Hz. Ebû Bekir «Hayır! Ey Ömer! Ben, sana bey'at etmeliyim.
Çünki, sen, bu iş için, benden daha güclüsün!» dedi.
Birbirlerinin elini tutup açmak ve bey'at etmek istediler. (595) Nihayet, Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir'in elini tuttu. (596) Açtı ve
(587) Taberi Tarih c. 3, s. 200
(588) Yakubi Tarih c. 2, s. 123
(580) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Buhari Sahih c. 4, s. 194
(590) Belûzüri Ensabüleşraf c. 1, n. 582
(591) Taberi Tarih c. 3, s. 198, Aliyyül'Müttaki Müntehabü Kenzül'ummal с. 2, в. 158
(592) Yakubi Tarih c. 2, s. 123
(593) İbn-i Esfr Kâmil c. 2, 8. 325
(594) İbn-i İshak, İbn-i Higam B. 444, Ahmed b. Hanbel Stre c. 4, s. 310, Abdurrezzak Musannef c. 5, Müsned c. 1, s. 56, Belűzüri Ensabüleşraf c. 1, 8. 582, Taberi Tarih c. 3, s. 100
(۳) شیفره داری شو حروف مقطعه تك ذكرى، حضرت محمد على الصلاة والسلامك فوق العاده به زوار والك اولديغة اشار تدركه، محمد عليه الصلاة والسلام ومزاري، اسم الرى وان كرلى شاری هر محلی
تلقى ابدر، اخلار
(٤) شوهر فلوك تقطيعى، حرف و لفظره حاوی اولد قاری قیمت بالكنز افاده انكارى معد الى کوره دیگلور. على اسرار الحروقه مندان ایریلدیگی کی، عدد و ما ساء مثلا لو حر فارك آراسنده فطرى مناسبة الرك بولوند يغنه اشار تدر. [ حاشيه ]
(6) (1) تقطيعيله بنون حر فلوك اساس مخر جارى اولان (حلقہ قسط شف) مخرجرين اشارند. و ذهنزارن نظر رفتنی شو مخر جاره چوبر بود که، ذهنار کون بواوج مخرجده کرن بوزاره باغلى كوچك كوچك مخر جار ده لفظرك و حر فارك ناصل وجوده كله كاريني حیرت و عبرتاله مطالعه ايتسينهار. أى ذهننى بالاغتان بویه سیاه بویا یا نه از قداسه ! بو لطائفی صبقا مع اولورسرك (هذا كلام الله ) ايجندن جيقا جقدر.
در دنجی صبحت ) (الم) ام الیله برابر ترکیب شکاند نه تقطیع صورتنده ذکر لری، بوشکاران مستقل اولوب هیچ با ماه تابع اولمادیفنه و هیچ کجه بی تقلید ایمن او صديقته و اسلو باری عجیب ، چشید لری غریب، یکی راحة وجوده كلن به بدیعه اولدیفنه اشار ندر. بو مجنده ده به فاجع لطائف وارد.
(1) خطی داره و بای فارن دادند که دارند اما به مال تابع اولولی بر وزنان اوزرینه نفسه طوقويورلي و ايشانه بر بولده يورويورلي والبوكر بو حر فله من أهلا شيد الديفه نظراً، او مشور.. ران هم به ماله تابع الاشد و هیچ برنفسه بلاغت کورنگی اوزرینه نقسمه پیما شد. و باشد نه باشه ایشانمه من بر پولده پور و مشدر
(۲) قرآن، باشد نه آشاغی به قدر، نازل او ردیفی هیئت اوزرینه با قیدر. بو قدر قرآنی تقلید این گه مشتاقه اولان دوستاره و متهاجم دو شما ناره رغماً، شمدی به قدر قرآنك نه تقلیدی یا پیداس ها شید تا فرم منه موکره، رساله نور بو لمعد اعجازی کورلره وفى كوستر شده.
3- Şifrevari şu hurůf-u mukattaanın zikrı, Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselâm'ın fevkalåde bir zekâya malik olduğuna işarettir ki, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm remizleri, îmâları ve en gizli şeyleri sarih gibi telakki eder, anlar.
4- Şu harflerin taktii, harf ve lafızların håvi oldukları kıymet, yalnız ifade ettikleri ma'nålara göre değildir. Ilm-i esrårü'l-hurüfta beyan edildiği gibi, aded ve sayılar misillü harflerin arasında fitri münasebetlerin bulunduğuna işarettir.
5-(J) taktiyle, bütün harflerin esas
mahrecleri olan 'halk, vasat, sefeh mahreclerine işarettir. Ve zihinlerin nazar-ı dikkatini şu mahreclere çeviriyor ki, zihinler gerek bu üç mahrecde, gerek bunlara bağlı küçük küçük mahreclerde lafızların ve harflerin nasıl vücûda geldiklerini hayret ve ibretle mütâlaa etsinler. Ey zihnini belågatin boyasıyla boyayan arkadaş! Bu letâifi هذا كلام الله sikacak olursan içinden çıkacaktır.
Dördüncü Mebhas: (J) emsåliyle beraber,
terkib şeklinden takti suretinde zikirleri, bu şeklin müstakil olup hiçbir imama tabi olmadığına ve hiç kimseyi taklid etmiş olmadığına ve üslûbları acîb, çeşitleri garib, yeni såha-i vücûda gelen bir bedia olduğuna işarettir. Bu mebhasta da birkaç letâif vardır.
1- Hatiblerin ve beliğlerin âdetindendir ki, meslek-lerinde dâimâ bir misale tabi' olurlar. Ve bir örnek üzerine nakış dokuyorlar. Ve işlenmiş bir yolda yürüyorlar. Halbuki bu harflerden anlaşıldığına nazaran, Kur'ân hiçbir misåle tâbi' olmamıştır. Ve hiçbir nakş-ı belägat örneği üzerine nakış yapmamıştır. Ve baştan başa işlenmemiş bir yolda yürümüştür.
2- Kur'ân, baştan aşağıya kadar, nazil olduğu hey'et üzerine bâkîdir. Bu kadar Kur'ân'ı taklîd etmeye müştâk olan dostlara ve mütehâcim düşmanlara rağmen, şimdiye kadar Kur'ân'ın ne taklidi yapılmış
Hâşiye: Kırk sene sonra, Risale-i Nûr bu lem'a-i i'câzı körlere dahi göstermiştir.
ın büyük bir değişim geçirmesini bekliyordu. Gerçi bunun "Ha!" deyin Dünyanın cağını bilecek kadar tecrübe ve bilgiye sahipti. Beklediği bu değişin olmayaca sahibiydi. O âlemin reisi olacaktı.
hipiti Asif adi Circis veya Bahira Thestoran bir rahip rinden iken Hıristiyanlığı olmuştu. güvenilir alimlerinden dönemin sözü özüne itibar edilir, onde de gelen fra sıkıntılı günler geçiriyordu. Bir bekleyişin getirdiği sıkıntıydı bu. Bahira vince
di alim
TARİHTE BUGÜN
-1711-Şair Nabi'nin vefatı.
- 1935-Turkiye'de ilk kez Pazar günü resmi tatil uygulamasına başlandı.
1941-Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişiklikle, Arapça ezan ve kamet okuyanlara ceza öngörüldü.
1961 - Yurtdışında öğrenim görmek serbest bırakıldı.
2 PAZAR SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Kim sabreder ve affederse
şüphesiz bu, yapılmaya değer işlerdendir.
Şûrâ Suresi: 43
BİR HADİS
İnsanların en çok ibadet edeni, Kur'ân'ı en çok okuyandır. Ve en faziletli ibadet de duadır.
Mevhebî
Eğer şu fâni dünyada beka istiyorsan, beka fenadan çıkıyor, nefs-i emmare cihetiyle fena bul ki, bâkî olasın.
dinden birisi olan Muavviz ibr kahramanın bir elini kesmiş. bni Afra Ebu Cehill ile dogüşürken, Ebu O da öteki ellyle elini tutup Resul-1 Ekre Ekrem Aleyhis-sselam onun u, yine harbe gelmiş. Resul-i Ekrem yanına geln ürdü Birden sifa buldu
TARİHTE BUGÜN
1356 - Türklerin Rumeliye geçişi.
1812-Osmanlı-Rus Savaşı sona erdi.
1862 - Sayıştay'ın kuruluşu.
- 1902 - Bilim adamı Thomas Edison pili buldu.
1918-Tiflis'te Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi.
Dünya Kıble Günü.
MAYIS
28
ÇARŞAMBA
11446
ZİLHİCCE
RUMI: 15 MAYIS 1441
HIZIR: 23
BİR AYET
Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun!
(Fecr: 2)
BİR HADİS
Ayların efendisi Ramazan ayıdır. Hürmet bakımından en büyükleri ise Zilhicce'dir.
(Beyhaki)
Leyali-i aşerenizi [Zilhicce'nin ilk on günü] ruh u canımızla tebrik ederiz.
Sonuç olarak, şu ana kadar gördüğümüz bilgileri toparlayacak olursak; «TAĞUT› kelimesi manası çok geniş ve şûmullu olan bir kav-ramdır. Temel prensibi ise: «Allah (cc)'ın hükmüne isyan edip, onu kabul etmeme ve insanları da isyana sürükleme vasfını üzerinde taşı-maktır.» Dolayısıyla bu vasfı üzerinde bulunduran puttan kâhine, ne-fisten şeytana, insandan hükümete, ne kadar canh-cansız soyut-somut varlık varsa hepsi «tağut» hükmüne dahildir ve birer «tağut»tur. On-ları destekleyen, onları ölçü alan, onlara sevgi besleyen her insan da Allah'ın (c.c.) kulu değil, «TAĞUT» un kuludur.
"Ya Rabbi, seni tesbih ederim" de-mek mi efdaldir, yoksa "ya Rabbi, sen-den bağışlanmayı dilerim" söylemek mi efdaldir? diye sormuştu.
Ibn-1 Cevzi Hz.leri:
- Kirli elbisenin sabuna ihtiyacı var-dır, kokuya değil, buyurdular.
Bu sözle, önce istiğfar, sonra tesbih edilmesi gerektiğine işaret etmişlerdi.
SADAKAYI KİME VERMELİ?
Muhyiddin-i Arabi Hz.leri Fütuhât adlı eserinde anlatır:
-Bir gün İşbiltye'de hocam Ebu'l-Ab-bas Ibn-i Arifin meclisinde bulunuyorduk.
İçimizden biri, bir kimseye sadaka ola-rak birşeyler vermek istedi. Bir diğert:
Sadakayı neseben yakın olanlara (akrabaya) vermek daha evladır, dedi. Bu sözü duyan hocam Ebü'l-Abbas:
Sadakayı, Allah Teâlâ'ya yakın olanlara vermek daha evlâdır, buyurdu.
NEFSE BU EZİYET NİYE?
Alkama bin Kays, nefst ile çok mücadele ederdi. Kendisine:
Nefsine neden bu kadar azap ediyor sun? diye sorulduğunda:
Onu çok sevdiğim için, onu cehen-nemden korumak için, cevabını verdi.
RAKİKİ GÜZELLİK NEDİR?
Abdü'l-Vahid bin Muhammed el-Ämidi'ye birisinin güzel giyindiğinden bah-sedildi.
Güzellik, amel güzelliğidir; elbise güzelliği değil, buyurdu.
İLİM Mİ HAYIRLI, MAL MI?
Abdülvahid bin Muhammed'e:
- İlim mi hayırlıdır, mal mı? diye so-rulduğunda şu cevabı verdiler:
- lim maldan daha hayırlıdır. Çün ilim seni korur, malı ise sen koru Mal sarfetmekle azalır. him ise sarie mekle çoğalır.
En kötü günah hangisidir? sualne de:
-Yaptığı bir günahla öğünmek, of nahı yapmaktan daha kötüdür, buyurdu lar.
GERÇEK ALİMLER
Yahya bin Muaz'dan:
Gerçek alimler, insanlara, babalar dan ve analarından daha hayırlı ve merha metlidirler. Zira anne ve baba, çocuklarm dünya tehlikelerinden korurlar. Dünye Istikballerini hazırlarlar. Alimler ise, insa ları ahiret azabından korurlar, uhrevi ist ballerini hazırlarlar...
RİMLE OTURMALI?
Hikmet sahipleri derler ki:
Altı sınıf insan ile oturan kimselerde altı şey artar.
1-Zenginlerle oturan kimselerde, şü kür ve kanaat azlığı artar.
2- Sultanlarla oturanlarda, kibir ve kalp kesaveti artar.
3- Kadınlarla oturan kimselerde, ceha let ve şehvet artar.
4-Fasıklarla oturanlarda, günah işle me cüreti ve tevbeyi terk gafleti artar.
5- Salihlerle oturan kimselerde Ibadel İştiyakı, hayır meylı artar.
6-Alimlerle oturan kimselerin ise, ilim ve takvaları artar.
Doç. Dr. Ahmet AKGÜN-DÜZ'ün verdiği bir konfe-ranstan notlar...
Bir Tenkide
Cevap
ulluk" biri... Geçenler-de Azerbaycan-
dan Prof. Dr. Kerim Kerimoğlu burdaydı. "Gelin hocam, size ne kulluk varsa edelim" diyordu. Bunu nasıl anlamak lazım? Yani, "Azerbaycan'a gl-deceğiz, koskoca profesör bizim kulumuz, kõlemiz olacak!" Böyle mi? Hayır! "Kulluk"un "kölelik" mânâsının da bulunduğu doğrudur fakat burada "hizmet" mânâsında kullanılıyor.
Osmanlı sarayında hizmet edenlere "kapıkulu" deniyor. Yani, "padişahın kapısında hizmet eden kimse" demek. Şimdi kalkıp, "Vay efendim, Osmanlı'da herkesi kõle kabul ediyorlar!" diye "ahmakça" bir yaygara koparmanın ålemi yok! Nereden çıkarıyorsunuz bu mânâyı?
Osmanlı'da "devlet hizmeti"ne "kulluk" denmiş. Siz şimdi bütün məmurları padişahın kölesi kabul etmeye kalkarsanız, büyük cəhalət ve hamåkat içindəsiniz demektir.
C
enâb-ı Hak buyuruyor:
Kur'ân'a Insânü helu'a". Göre İnsan
"Hulike'l-Yani, "İnsan
helü olarak yaratıldı", Ne demektir "helû'? Lügatlerle bunu anlamak çok zor. Åyet-l Kerîme'de açıklanmış. Nedir "helü"? Yâni: "İza messehu'ş-şerru cezû'a". Başına bir sıkıntı geldiği zaman, bas bas bağırır. İnsanın özelliği bu. Ama, "Ve Iza messehu'l-hayrü menü'a". Başına da bir hayır rahata ulaşınca, sanki babasının hazinesindenmiş gibi öyle, cimri olur ki...
Bâzılarından işitiyoruz: "Allah bana servet versin, hayır yapayım!" Duası kabul edilip zengin oluyor. Ona soruyorsunuz: "Şöyle bir hayırlı hizmet var, ne münasip görürseniz... Hemen sözü hazır: "Çoluk çocuğun İhtiyacı var... Bizim hanıma da araba lazım..."
Ama bir zaman hiç böyle konuşmuyordun! "Allah bana versin, ben de hayra vereyim" diyordun. Demək ki insan çok farklı yaratılmış. Başına bir musibet geldiğinde, sanki dünyada boğulmuş. Kur'an'ın ifadesiyle "cezú'a!". Bağırmaya başlıyor. Ama bir hayırla karşılaştığında, "menü'a!".
bdülkadir Geylânî, bir gün yolda gi-derken yukarıdan bir ses işitti; başını kaldırıp baktığı zaman göz kamaştırı-cı bir ışık gördü. Səs bu ışığın içinden geliyor-
du:
- Ey Abdülkadir, yaptığın İbadetlerden razı oldum ve üzerindeki kulluk yükünü kaldırdım!
Abdülkadir Geylânî:
- Benim Rabbim nûrun yaratıcısıdır, fa-kat nûr değildir. Sen bana ışık olarak gözü-küyorsun. Benim Rabbim kelâm-ı nefsî lle hitap eder. Sen kelâm-ı lafzi lle konuşuyor-sun. Benim Rabbim ibadete devamdan râzı olur, sen bana Ibadet vazifesini kaldırdığı nı söylüyorsun! Sen Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytansın!
Hilesi ortaya çıkan şeytan, perişan bir halde uzaklaştı.
★★★
Adamın biri meczûba:
- Cehennemi mi istersin, cenneti mi?
diye sordu.
Meczûp cevap verdi:
Bu işi benden sorma. Allah bana neyl lâyık görürse makbulüm odur.
★★★
Obur bir sofu vardı, gecede on batman ye-mek yer, şafak vaktine kadar da hatim indire-rek namaz kılardı. Bir gönül eri bunu işitti, de-
di ki:
Yarım ekmek ylyip de uyusaydı, se-vabı bundan daha çok olurdu!
Fuzuli'nin meşhur beytidir: "Aşk imiş her ne var alemde,/İlim bir kıyl ü kal imiş ancak."
Hazreti Mevlâna ise aşkı bir kimyaya benzetip bu kimyanın sadece can denilen cevherde old-uğuna işaret eder. Ona göre aşk hayatta var olmanın aslıdır. Onun için (Şeb-i arûs) yani sevgiliye kavuşma, yani düğün gecesidir. İn-san hayata âşık olmak için gelir...
Şems-i Tebrizî'ye de "aşk ile sevmek arasında ne fark var?" diye sorduklarında Şems şöyle cevap vermiştir: "Senin baktığına herkes bakar ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Seni özel kılan sevdiğin değil, senin ona olan sevgindir..."
O da aşkın insandaki can de-nilen cevherde olduğuna işaret etmiş ve demiştir ki:
"Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin bile-memişim!.."
"Sevmek bu kadar güzelse, kim bilir sevmeyi yaratan ne kadar güzeldir" sözü de ona aittir...
İmamı Gazali hazretleri de in-sanın yaratılışının esas gayesinin
Allah'ı sevmek olduğunu, özünde insanın bedenindeki ruhun ondan geldiğini ve ona âşık olmak için yaratıldığını anlatır.
En güzeli de Yüce Allah'ın Sevgili Peygamberine "Habibim" diye hitap etmesidir ki, habibim "sevgilim" demektir... Yüce Allah ona hitaben "Levlâke levlâk le ma halektü'l-efläk" buyurmuştur. Yani "Ey Habibim! Sen olmasan, sen ol-masan; on sekiz bin âlemi (felekleri) yaratmazdım" buyurmuştur.
"Habibullah" kelimesi Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mus-tafa "sallallahü aleyhi ve sellem" için kullanılan meşhur ünvandır. "Allah'ın sevgilisi" manasındadır...
Nice mutasavvıflar eserlerinde aşk içinde aşkı anlatırken esasında Allah adamlarının Allah aşkına bir pencere aralamayı amaç edinmiştir. "Allah'ın aşkıyla gö-zlerinizden yaş geldiğinde sevinin ve sevinçten ağlayın... İşlediğiniz günahlar hatırınıza geldiği zaman ağlayın... Ama eğer Allah ismini duyduğunuzda yüreğinizde bir heyecan oluşmuyorsa asıl o zaman oturup hâlinize ağlayın!"
1175) «Her kim, kurbanının derisini satarsa; onun kurbanı yoktur.
Bilhassa adak kurbanlarında bu hususa dikkat etmelidir. En iyisi kurban derilerini bir hayır cemiyetine vermektir.. Fakat, sadece adı ha. yır cemiyeti, olana değil..
۱۱۷۹ مَنْ حَافَظَ عَلَى أَرْبَعِ رَكَعَاتٍ قَبْلَ صَلَاةِ الْقَهْرِ ، وَأَرْبَعَ بَعْدَهَا ، حُرِمَ ( رواه الأربعة والحاكم ) على النار .
1179) «Bir kimse, öğle namazından evvel dört rikât; sonra da dört rikât kılmaya devam ederse.. Cehenneme haram kılınır..>>>
Öğle namazı: Farzdır. Önce ve sonra kılınması emredilen dörder rikât da sünnettir. Yani: İlk sünneti ve son sünneti..
Bazı imamlara göre son sünnet iki rikâttır..
**
Ravi: Dört hadis imamı ve HAKİM.. Menkıbesi, 22. Hadis-i Şerifte..
**
DÖRT HADİS İMAMI: Bunların açıkça kimlikleri belirtilmemekle beraber, BUHARI, MÜSLİM, NESEÎ ve TİRMİZİ olduğunu tahmin edi-yoruz.. Menkıbeleri 2. 5. ve 13. Hadis-i Şeriflerde..
7. Kitabın meriyete girişinden kısa bir müddet sonra 8. kitap da hazırlanarak usûl gereğince Meşihata takdim olundu. 16 Rebî-ulahir 1289 (23 Haziran 1872) tarihli ve Şeyhülislâm Muhtar Efendi imzasiyle kaleme alınan Meşihat tezkeresi ile K. el-Gasb ve'l-İtlâf'-ın da daha önceki kitaplar gibi Hanefi fakihlerinin en muteber gö-rüşlerini ihtiva ettiği bildirilerek Sadarete arzolundu". Sadaret ise 22 Rebîülahir 1289 (29 Haziran 1872) tarihinde, hazırlanan kitabın mühürlenip, meriyyete girmesine dair bir tezkere yazarak keyfiyeti padişaha arzetti". Hemen bir gün sonra isdar olunan 23 Rebîulahir 1289 (30 Haziran 1872) tarihli irade-i seniyye ile Mecelle'nin 8. kitabı da şer'iyye ve Nizamiyye mahkemelerinde tatbik olunmak üzere meriyyete girmiş oldu ".
K. EL-ĞASB VE'L-İTLAF'IN MUHTEVASI
Bir Mukaddime ile iki baba taksim olunmuştur. Mukaddime (881.-889. m.) Gasb ve itlaf hakkında şu tabirleri ihtiva etmek-
tedir:
Gasb: Bir kimsenin izni olmaksızın malını ahz ve zabt etmektir ki ahz eden kimseye ğasıb ve ol mala mağsûb ve sahibine mağsûb'un-minh denilir.
Kaimen kıymet: Ebniye ve eşcârın bulundukları yerde durmak üzere kıymetleridir.
Mebniyyen kıymet: Ebniyenin kaimen kıymeti demektir.
Makluan kıymet: Ba'del kal' ebniye enkazının ve eşcar-ı maklua'-nın kıymetleridir.
Müstehikk'ul-kal' olarak kıymet makluan kıymetten ücret-i kal' led-et-tenzil bâki olan kıymettir.
Noksan-ı arz: Bir yerin kabl'ez-ziraa değeri olan ücretle ba'd'ez-ziraa değeri olan ücret beynindeki fark ve tefâvüttür.
Tekaddüm: Mazarrat-ı melhûzanın def ve izâlesi için evvelce ten-bih ve tavsiye etmektir.
1. Bab gasb hakkında üç bölümden teşekkül etmiştir. 1. Bölüm (890.904. m.) gasba aid hükümler 2. Bölüm (905.909. m.) Aka-rın gasbına aid bazı meseleler ". 3. Bölüm (910.911. m.) gasb edil-miş malı gasbedenin hükmü hakkındadır.
2. Bab itlaf hakkındadır, dört bölümü ihtiva eder. 1. Bölüm (912.921. m.) mübaşereten itlaf hakkındadır. 2. Bölüm (922.-925. m.) Tesebbüben itläfa dairdir. 3. Bölüm (926.928. m.) Umu-mi yollarda meydana gelen vakalar hakkındadır. 4. Bölüm (929.-940. m.) Hayvanın sebeb olduğu cinayete dairdir.
45. 907. m. hakkında cereyan eden münakaşa için bk. Arşiv, Umumi No. 10, Evrak No. 71.
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyur-muştur:
"Kıyamet günü ikinci sur üfürülene kadar kırk yıl geçer. Sonra Allah gökyüzünden erlik suyuna benzer bir su indirir ve bu su ile insanlar yerden ot biter gibi diriltilirler."
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayet ettiği başka bir hadisi şerifte Hz. Pey-gamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Allah (cc) yerleri ve gökleri yarattıktan sonra Sur'u yaratıp onu İsra-fil'e (as) verdi. İsrafil, Sur'u ağzına götürmüş gözlerini arşa dikip, kendi-sine üfürme emrinin verilmesini beklemektedir."
Ebu Hüreyre diyor ki, ben "ya Resûlellah sur nedir?" diye sordum.
Resulullah (sav):
"O nurdan bir boynuzdur," dedi.
Bu sefer ben ya Resûlellah o nasıl bir şey diye sorudum.
Resulullah (sav) şu cevabı verdi:
"O geniş çaplıdır. Beni Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki onun çapının genişliği yerler ve göklere denktir. Ona üç kere üfürülecektir."3
Bazı rivayetlere göre sura iki defa üflenecektir. Birinci üfürüşte bütün canlılar ölecek, ikincisinde ise diriltileceklerdir.
Ka'b (ra)ın rivayeti de bu yöndedir.
Ebu Hüreyre (ra)'dan gelen bir rivayete göre sura üç kere üfürüle-cektir.
Birinci üfürüş, korku ve heyecan meydana getirir.
İkinci üfürüşte bütün canlılar ölür.
Üçüncü üfürüş ise bütün canlıların tekrar dirilmesi içindir.
"Sur'a üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri müstesna- gökler. de ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükül olarak ona gelirler.""
O gün yer şiddetle sarsılır emzikli kadınlar emzirdikleri çocukların unuturlar ve hamile kadınlar çocuklarını düşürürler. Sen insanların sarhos olduklarını sanırsın. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı şid detlidir. Yine o gün gencecik çocuklar aniden ihtiyarlar ve Şeytanlar ka çışmaya başlarlar.
"Ey insanlar Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin sar-sıntısı müthiş bir şeydir. Onu gördüğünüz gün her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsan-ları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir." Allah'ın dilediği zamana kadar o hal üzere beklerler. Sonra Allah Teâlâ, İsrafil'e ikinci kez sura üfürmesini emreder. Bu üfürüşle birlikte -Allah'ın diledikleri müstesna- yer ve gök-teki bütün canlılar ölürler.
ونفخ في الصور فصعق من في السَّمَاوَاتِ وَمَن في الأرض
إِلا مَنْ شَاءَ اللهُ
"Sura üflenince Allah'ın diledikleri müstesna olmak üzere hitlerin ruhu olduğu söylenmiştir. ölecektir." Buradaki istisnanın şe
Başka bir görüş ise bundan maksadın Cebrail, Mikail, İsrafil ve ölüm meleği Azrail olduğunu söylemektedir.
Allah kendisi daha iyi bildiği halde Azrail'e benim mahlükatımdan õlmeyen var mı? Diye sorar: Azrail, ey Rabbim, sen ölümsüzsün, sonsuz-sun der.
Daha sonra da Cebrail, Mikail, Israfil, Hamele-i Arş melekleri bir de ben kaldım deyince Allah ona bunların da canını almasını emreder. Kelbi ve Mukatil'in rivayeti de böyledir.
Bir başka hadisi şerifte Ebu Hüreyre (ra) Resulullah (sav) şöyle bu-yurduğunu rivayet etmiştir:
"Şüphe yok ki, Allah der ki, Cebrail, Mikail ve İsrafil ölsün, hamele-i Arş melekleri de ölsün. Bunların ölümünden sonra Allah (cc) Azrail'e sorar.
- Ölmeyen kimse kaldı mı?
Azrail (as):
"Ya Rabbi, sen ebedisin, ölmezsin. Birde ben aciz kulun ölüm meleği kaldı."
Allah (cc):
- "Ey ölüm meleği sen benim "Her canlı ölümü tadacaktır." An-lamındaki sözümü işitmedin mi? Sen de benim yaratıklarımdan biri ol-duğuna ve yaratılış gayeni gerçekleştirdiğine göre sen de öl! Der. Bunun üzerine Azrail de ölür".
Bir başka habere göre ise, "Allah Azrail'e kendi canını almasını em-reder. Bunun üzerine Azrail Cennetle Cehennem arasındaki bir yere gelir ve burada ruhunu teslim eder. Azrail can verirken öyle bir çığlık atar ki,
Challey: Dinler tarihi, Varlık Yayınları, Istanbul-1960 3.Prof.Dr. Annemarie Schimmel Dinler Tarihine Giriş. Ankara UDTC F. Yayınları, Ankara-1955 4.Prof Gunay Tümer ve Prof. Abdurrahman Küçük Dinler Tarihi. Ocak Yayınları, Ankara-2002 5. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 6, Budizm maddesi, Istanbul-1992
bugz بعض : kin düşmanlık, sevmeme
bugz etmek بغض إيتمك : düşman olmak, kin beslemek; sevmemek
buhar بخار : ortamdaki ısı enerjisinin etkisiyle sıvı veya bazı katı maddelerin gaz haline dönüş-müş şekli
buhar-misal بخار مثال : buhar gibi gaz gibi
buharat بخارات : buharlar; gazlar
buharat-ı müzahrafe بخارات مزخرفه : kirli gazlar
Buhara بخارا : Asyada, bugünkü Özbekistan'da bulunan tarihi bir Türk şehri. Sovyetler birli-ği zamanında buraya Rus nüfusu yerleştirilip şehrin Ruslaştırılmasına çalışılmıştır. Bu-nunla beraber bugün nüfusun çoğunluğunu Özbek Türkleri oluşturur. İslâm dini Buha-ra'ya, mi.7.yy da Maveraünnehri fetheden İslâm orduları eliyle geldi. (mi,676). Buhara'yı fetheden komutan Kuteybe bin Müslim idi. Emevi (mi.661-750) ve Abbasi (750-1258) dev-letlerinden sonra Buhara, bu bölgede kuru-lan Karahanlılar, Karahıtaylar, Harzemşahlar gibi Türk İslâm devletleri arasında birkaç defa el değiştirdi. Moğollar, mi.1220 de şehri işgal ettiler. Timur İmparatorluğu zamanın-da şehir tekrar Müslümanların eline geçti. Buhara, 1920 de komünist Sovyetler Birliği tarafından işgal edildi. 1924'te Sovyetler Birli-ği'ne bağlı Özbekistan Sovyet Sosyalist Cum-huriyeti kurulunca şehir Özbekistan sınırları içinde kaldı. Buhara, Orta Çağ'da önemli bir ilim, san'at ve kültür merkezi olmuştu. Ünlü hadîs âlimi Muhammed Buhari burada yaşa-mıştır. (mi.810-870) (bkz. Buhari). Şehirdeki İslâm san'at eserlerinden medreseler, cami-ler, türbeler, kütüphaneler, gözlem evi, sa-raylar gbi tarihi eserlerden zaman içinde bir kısmı yıkılmış, bir kısmı günümüze kadar ge-lebilmiştir. Bugünkü Buhara, Sovyet Sosya-list Cumhuriyetler birliğinin dağılmasından F sonra kurulan bağımsız Özbekistan Cumhu-
riyeti'nin bir şehri olmuştur.
Buhari بخاری : )Hafız Ebû Abdullah Muham-
d
h
med Buharî) (hi.194-256; mi.810-870) Buha-ra'lı ünlü hadis âlimi. (bkz.Buhara) Altı yüz bin kadar hadis toplamış ve bunların içinden b
sayı olanları ayıklamış, 2775 adet saglam hadist, konularına göre holumlere ayitarsk Sahih 1 Buhart adıyla bilinen ondo hadis kita banı yazmiştir. Bu eser, Kur'an'dan sonra is in en güvenilir kaynaklarından bizi kabud lam'ın en edilmektedir
buhari(ye( بخاری به buhay veya gaz geklinde
Buhayra- yr Rahip برای راهب Rahip Buhayta, Peygamberimizi (a.a.m.) çocukken görupile ride peygamber olacağını anlayan Hristiyan din adamı
buhl بخل: cimrilik
buhran بحران bunalım, sıkıntı, darlık, kriz çözümü çok zor problemli durum
buhran-ruhi بحران روحی ruhsal bunalım, ruh sal sıkıntı
buhur بخور : tütsü, yakılınca çevreye güzel ko kular yayan bitkisel madde
bunalmak 1 : بوتالمل.nefes alması güçleşmek 2.(mec.) çok sıkıntı çekmek, çok tedirgin ol mak
Burak براق: cennette bulunan ve son dere ce hızlı gidebilen binek. Hz. Muhammed'in (a.s.m.) Mi'rac yolculuğunun Burak ile oldu ğu, hadis ri-vayetlerinde bildirilmiştir. Bu rak'ın hızı hakkında bilgi verilirken, bu hızın, Burakın bir anlık hamlesinin, gözümüzün bir anlık bakışında gördüğü en uzak mesafe ka-dar olduğu belirtilmektedir. Gözün bir bakış hareketinde görebildiği en uzak mesafe Sa-manyolu galaksisi içindeki yıldızlar olduğu-na göre, Burak'ın hızı, saniyede en azından yüzbinlerce ışık yılını bulur demektir. (bkz. Mi'rac)
burak-ı meşveret-i şeriyye براق مشورت شرعيه şer'i meşveret burağı; (mec.) dinin emri olan (şer'iyye) ve kişi veya toplumu çok hızla bir şekilde başarıya, ileriye ve yükselmeye gö türen meşveret yolu, yâni, bilgili ve yetki li kişi veya kurumlara danışma yolu. (bkz. Kur'an,3/159; 42/38)
burak tevfik براق توفيق : )Allah (cc) tarafın dan gönderilen ve manevi yüksek derecelere hızlı bir şekilde eriştiren) çok hızlı yardım vasıtası
burak-i tevfik-i İlahiye براق توفيق إلهيه : )mec.( burak gibi månevi yüksek derecelere hızlı bir
leesistiren Allah'ın (c.c.) yardımı 1 kale duvarı üzerinde özel sekilde
kale çıkıntısı 2 gökteki sabit yıldızlar 3 Gunes'in sahiri (görünüşteki yıllık ngesinin (dönüş çemberinin) on ikide kesitleri içinde bulunan yıldız kümeleri; Boga, Ikialer, Yengeç, Aslan, Basak, Te Akrep, Yay, Oğlak, Kova ve Balık adları verilen bu on iki burcun Dünya'mızın yörün üzerindeki iz düşümlerinden her birini a'miz bu burçlardan herbirini werve on iki ayda turunu tamamlar. Buna ve Dünya'miz, bazen Öküz'ün (Öküz Bur-nun), bazen de Balığın (Balık Burcu'nun) aerinde bulunur. Hz. Peygamberi (a.s.m.) rhadisinde buna işaret etmiş, "Dunya ne-zerindedir" sorusuna cevap olarak bir Jelasında, "Dünya balığın üstündedir", diğer seferinde "Dünya öküzün üstündedir." de-mis Fakat konuyu bilmeyenler bunu gerçek ber baik ya da öküz sanmışlardır.
Burcu Sevr برج نور : Boğa Burcu
burhan برهان : bkz.burhan(
barjuva 1 : بورژوا şehirli 2.şehirdeki az çok
zengin iş yeri sahipleri
burus بروج : burçlar (bkz. burc(
burucu semaviye بروج سماريه : gökteki burçlar
burucu samiye بروج ساميه : yüksek burçlar
bus etmek يوس إيتمك : öpmek
Busayri بشيرى : )mi.1213-1295) Busayr'lı ünlü Arap şairi ve hattat. Bir gün hasta yatağında yatarken rüyasında gördüğü Hz. Peygamber (as.m.), hırkasını çıkarıp üzerine örtünce hastalığı geçmiş. Bunun üzerine bir övgü şiiri yarmış. Buna "Kaside-i Bürde" (Hz. Peygam ber'i (a.s.m.) ve hırkasını hakkında övgü şiiri) adını vermiştir.
butlan 1 : بطلان.batıl olma 2.geçersizlik, hü kümsüzlük 3.gerçek dışı olma, boş ve månå sız olma
butlan-ı mana بطلان معنا : manaca gerçek dışı olma, mānāca yanlış ve geçersiz olma
bülbül بلبل : sesinin ve ötüşünün güzelliğiyle tanınan ve gülün, Allah (c.c.) tarafından veri-len güzelliğine aşık olduğu söylenen ötücü kuş
bulbul gül بلبل گل : gül bülbülü; gülün Allah (cc) tarafından verilmiş olan güzelliğini, gu-zel sesi ve ötüşü ile anlattığı söylenen bülbül
bülbül a handan مليل حمدان :neseli ve en öten
balbal
bülbül-ü zil-Kuran بالذى القرآن Kuran sahibi bülbul (mec.) sözlerin en güzeli olan Kur'an't dünyaya duyuran kimse (Hz. Muhammed as.m.)
bülbül-üzül-Kur'an بلبل در القرآن : bkz bülbül-ü bülbül zi-1-Kur'an)
bülbül misal bulbul gibi
bülega بلا: belagat ustaları, edebiyat
cılar
bülega-yi Arab بلغای عرب : Arap belagat ustala ri, güçlü Arap edebiyatçıları
bülend بلند : yüksek, büyük
bülu ergenlik, çocukluk çağından gençlik çağına ulaşma 2. olgunluk
bünye-i Kur'aniye بنية قرآنيه : Kur'an binası, (mec.) Kur'an'ın birbirini tamamlayan ve des-tekleyen söz ve mână yapısındaki bütünlük
bürde برده : hırka; üstlük olarak giyilip kuşa-
nılan elbise
bürde-i itaat ve ihtiram بردة إطاعت و إحترام : itaat
ve saygıya bürünme håli
Büreyde İbn-i Hasib-il Eslemi بریده ابن حصیب
الأسلمي: Müslümanların ilk sancaktarı olan sahabe. Yüz yetmiş yedi hadis nakletmiştir. Bunlardan on dördü Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim adlı hadis kitaplarında vardır. Bürey-de (r.a.), Horasan yöresinde hicri 62 veya 63 (mi.681 veya 682) yılında vefat etmiştir
bürhan 1 : برهان.delil (kanıt, belge), isbat için dayanak 2.bir gerçeği isbat için izlenen mu-hakeme (akıl yürütme) yolu. Mantık ilminde
bürhanın (akıl yürütmenin) başlıca üç şekli: a) bürhan-ı inni برهان إنى : inni delil, sonuca
bakarak sebebin ne olduğunu bulmaya ya-rayan delil; deney ve gözleme dayanan delil; parçadan bütüne, tek tek olaylardan hareket-le genel kanun ve kurallara, eserden sebebe, san'attan san'atkârın varlığına ulaşımayı sağ-
«Benim gücüm, Senin İçindir ve Senin gücünün yanındadır diye rek ona bey'at etti. (598)
Beşir b. Sa'd ise, daha önce davrandı ve bey'at etti. (599)
Bunun üzerine, halk, Hz. Ebû Bekir'in başına yığılıp bey'at etme
že koyuldular. Az kalsın Sa'd b. Ubåde'yı, döşeğinde çiğneyeceklerdi. (600)
Sa'd b. Ubade'nin adamlarından birisi «Sa'd b. Ubâde'yi, öldür dünüz!» dedi. (601)
Hz. Ömer «Allâh, onu öldürsün! (602)
Çünki, o, fitne sahibidir!» dedi. (603)
Hz. Ebû Bekir'e, Ensardan, Sa'd b. Ubâde'den başka bey'at et meyen kalmadı. (604)
Beşir b. Sa'd, bey'at ettiği zaman, Hubap b. Münzir «Ey Beşir b. Sa'd! Sen, bunu, amcanın oğlunun Emirliğine kıskandığın için yaptın! diyerek seslendi.
Beşîr b. Sa'd «Hayır! Vallâhl, ben, Allâhın Kureyşilere bahş et tiği bir hak üzerinde, onlarla çekişmemi, hoş bulmadım!" dedi.
Beşîr b, Sa'd'in, işi, Kureyş'e bıraktığını ve Hz. Ebû Bekir'e bey. at ettiğini görünce, içlerinde, Akabe bey'atı Temsilcilerinden Üseyd b. Hudayr'ın da bulunduğu Evsiler, birbirlerine «Vallahi, Hazreciler, üze rinize bir kerre hâkim olacak olurlarsa, bu fazileti, kendilerine temelli tahsis ve sizi ondan mahrum ederler.
Kalkınız, Ebû Bekir'e bey'at ediniz!» dediler.
Kalkıp bey'at ettiler.
Sa'd b. Ubåde ve Hazreciler, hayal kırıklığına uğradılar. (605)
Eslemlerin cemaatı da, sokakları doldura doldura gelip bey'at et tiler.
Hz. Ömer, onları görünce, yardım göreceklerine kanaat getirdi.
Sa'd b. Ubåde «Beni, bu yerden kaldırıp götürünüz!» dedi.
(598) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 310, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 269, Beläzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 582
(599) Taberi Tarih c. 3, s. 209, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 330, Ebülfida с. 4, п. 490 Stre
(600) Belüzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 582
(601) Inb-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 310, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 56, Buhari Sahih c. 4, s. 194, Belâzürl Ensabüleşraf c. 1, s. 582, Taberi Tarih c. 3, s. 210
(602) İbn-i İshak, İbn-i Ilişam Stre c. 4, a. 310, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 209, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 56, Buhari Sahih c. 4, s. 194 (603) İbn-i Abd-i Rabbih - Ikdülferid c. 2, s. 175, Belâzüri Taber! Tarih c. 3, s. 210 Ensabülegraf c. 1, s 582,
(604) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 583
(605) Ibn-i Kuteybe. El'imâme vessiyåse s. 16, Taberl Fair Kamil c. 2, s. 330-331 Tarih c. 3, s. 209, İbn-l
Hz. Ömer der ki «Biz, vallâhi, Ebû Bekir'e bey'at işinden daha sağlamını bulamadık, göremedik.
Ensar kavmının yanından, bey'at yapmadan ayrılsaydık, bizden sonra, kendi kendilerine bey'at yapacaklarından korktuk.
Biz, onlara bey'at etseydik, arzu etmediğimiz bir şey üzerine bey'-at yapmış olacaktık.
Karşı koysaydık, ortaya fitne ve fesad çıkacaktı. (607)
Ensar, Hz. Ebû Bekir'e bey'ata başlayınca, Hubap b. Münzir, kal-kıp kılıcını aldı.
Hemen onun üzerine uşuşup kılıcını elinden aldılar.
Bey'at bitinceye kadar, yüzünü, elbisesile örttüler.
Hubap b. Münzir «Ey Ensar cemaatı! Siz, böyle yaptınız amma, vallâhi, sanıyorum ki: Sizin oğullarınız, onların oğullarının kapıla-n önünde duracaklar, onlara el açıp dilenecekler, onlar ise, su bile İçirmeyeceklerdir!» dedi.
Hz. Ebû Bekir «Ey Hubap! Bizden mi korkuyorsun?!» diye sordu.
Hubap b. Münzir «Ben, senden korkuyor değilim.
Fakat, senden sonra gelecek kimselerden korkuyorum!» dedi.
Hz. Ebû Bekir «Sana ve arkadaşlarına öyle yapıldığı zaman, bl-ze itaat etmeniz, size gerekmez!» dedi.
Hubap b. Münzir «Heyhât ey Ebû Bekir! Ben de, sen de, o zaman, göçmüş, gitmiş bulunuruz.
Senden sonra gelecekler, bize serbestce zulum ve haksızlık eder-ler!» dedi. (İbn-i Kutaybe-El'İmâme ves'siyâse c. 1, s. 16-17)
Hz. Ebû Bekir'e Umûmi Bey'at Yapılması:
Ensar, Beni Saidelerin Örtmesinde Hz. Ebû Bekir'e bey'at ettik-ten sonra ertesi (salı) günü, Hz. Ebû Bekir, Mescidin Minberine çı-kıp oturdu.
Konuşmağa başlamadan önce, Hz. Ömer, ayağa kalktı.
Allaha hamd-ü senåda bulunduktan sonra Ey insanlar! Ben, dün size bazı sözler söylemiştim.
Onları, Allâhın Kitabında bulamadığım gibi, Resûlullah Aleyhis-selâmın da, bana o hususta bir sözü yoktu.
Fakat, ben, Resûlullah Aleyhisselâmın, bizden sonraya kalacağı-ru ve işlerimizi, Kendisi çekip çevireceğini sanıyordum.
Oysa ki, yüce Allah, Resûlü Aleyhisselâma, doğru yolu gösteren bir Kitabı sizin içinizde bırakmış bulunmaktadır ki, ona sımsıkı sa-
(606) İbn-i Kuteybe El'imâme vessiyåse c. 1, s. 17, Taberi Tarih c. 3, s. 210
607) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 444, Ahmed b. Hanbel Müamed c. 1, a. 56 (
د. و نه ده ، مثالی کو ستر با مشور اون قرآن ميليونارجه عرف كتابار له مقایسه ابدیار قرآنك تكررى بولو ناماز او مالده قرانه با هينك اکننده در توان مخالہ اوباد اب
الثلاثات الوافي
هيناه فوقنده در اویله ایه اللهان كلاميدر.
(۳) بشرك صنعتی اولان برشی بداینده چركين وغير منهم ولور موکره با واسه با واسه انتظام صوفولو قرآن ان الله شهورنده کوستردیگی حلاوتی کو لگانی کنجلانی شہری ده او بله جه محافظه
این مکنده در.
أي بلاغت لطافتنك فوقو سنى فوقلايان أقدامه ذهندگی شو مباحث اربعه به کوندرکه
اقدام ! كلامارك حسنی آر تیران و کوز لگانی فضاله به پارلاتانه بلاغتك الاسلام ندنه بری ده شودر که به حوضی طول بر معه الجونه اطرافند به سوزوله رن حوضه آقامه صولر کی، بلیغ کالا مار ده ده ذکر ایدیله كلم الرن، قيد لون، هيئتلوك تماماً او كلامك تعقيب ابتديگي اساس مقصده ناظر اولمقاله اونك تقويه سنه خدمت اینمه كرى بلاغت مذهبنده لازمدر.
برنجی مثال ] [ وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ ] اولان آيت كريمه نظر دقته البنين کو رولور کی، ہو کلامدہ کی مقصد و اساس، یک آز بر عذاب ایله فضله قور قو مقدر. و بو کلا مده اولان مذكور كلمه الر و قيدلي ، تماماً أو مقصدي تقويه ايجون چاليشيوير.
از جماله، شده و احتمالی افاده ايدن (ان) شرطيه اولعب، عذابك آز لفنه و اهمیت زنگنه اشار تدر.
وكذا (نفحة ) صیغه سیله و تنويني عذابك اهمیت زنگنی ایمادر. وكذا (مش) کالم می، عذابك شديد اولمادیفه اشار تندر. وكذا تبعیضی افاده ايدن (من) و شدتی کوسترن (نظال) کالم سند بدل خفتی اما اين (عَذَابِ) قلعه سی و (رب) کلمه سندن ايما ايديله شفقت، هيما ده عذابك قلت و اهمیتنه زنگنه اشارت انتخطاه شو شعرى، لسان حاللريله تمثل اليدييورلي :
ve ne de bir misäli gösterilmiştir. Evet, Kur'an milyonlarca Arabi kitaplarla mukayese ediline, Kur'an'ın benzeri bulunamaz. O halde Kur'an, ya hepsinin altındadır. Bu ise muhäldir. Öyle tse hepsinin fevkındedir. Öyle ise Allah'ın kelämıdır
3- Beşerin san'atı olan bir şey, bidayette çirkin ve gayr-i muntazam olur. Sonra yavaş yavaş ıntızāma sokulur Kur'ân ise, ilk zuhûrunda gösterdiği halåvetini, güzelliğini, gençliğini şimdi de öylece muhafaza etmektedir.
Ey belägat letåfetinin kokusunu koklayan arkadaş! Zihnini şu mebáhis-i erbaaya gönder ki, balarısı احمد ان هذا كلام الله balım çıkarsın.
ذلك الكتاب لا ريب فيه هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
Arkadaş! Kelamların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belågatin esaslarından biri de şudur ki:
Bir havuzu doldurmak için etrafından süzülerek havuza akan sular gibi, beliğ kelâmlarda da zikredilen kelimelerin, kayıdların, hey'etlerin tamamen o kelâmın ta'kib ettiği esas maksada nâzır olmakla, onun takviyesine hizmet etmeleri belågat mezhebinde lâzımdır.
وَلَئِن مَشتَهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ ربِّكَ :Birinci Misal
olan åyet-i kerime nazar-ı dikkate alınırsa görülür ki, bu kelämdaki maksad ve esas, pek az bir azab ile fazla korkutmaktır. Ve bu kelämda olan mezkůr kelimeler ve kayıdlar, tamamen o maksadı takviye için çalışıyorlar.
Ezcümle, şekk ve ihtimali ifade eden () şartiye olup, azabın azlığına ve ehemmiyetsizliğine işarettir.
Ve keza )ة( sigasıyla ve tenviniyle azabın ehem-miyetsizliğini îmādır. Ve keza (3) kelimesi, azabın şedid olmadığına işarettir. Ve kezá teb'izi ifade eden
)ين( ve şiddeti gösteren 'nekål' kelimesine bedel, hiffeti îma eden ) عذاب ( kelimesi ve )ر(
kelimesinden îmâ edilen şefkat, hepsi de azabın kıllet ve ehemmiyetsizliğine işaret etmekle, şu şiiri, lisân-ı hâlleriyle temessül ediyorlar:
Günlerden bir gün o bu ruh hali içindeyken, manastırın karşısındaki ağı bir kervanın konakladığını gördü. Görür görmez bir olağanüstülük ezdi. İçi k pır kıpırdı. Sıkıntılı hâl, yerini bir ferahlamaya bırakmıştı. Kendi de bu du duruma ağaçığa
istiyordu.
masından kaynaklanıyordu. Bazı beti belirsiz işaretler simişti, ama emin emin olmak
sets 8 ay süren kujatma sonunda Antakya Haçlıların eline geyti
1277-Türkçenin resmi dil olarak kabulü.
1889-Ittihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.
1925-Terakkiperver Cumhuriyet Firkası, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
-2006-Karadağ kuruldu.
3
PAZARTESİ
MONDAY
HAZİRAN
JUNE
SIR AYET
O, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak
yaratandır.
En'am Suresi: 73
BİR HADİS
Allah'a ibadet et ve hiçbir şeyi ortak koşma. Allah'ı görür gibi kullukta bulun.
Taberani
Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir.
heb gibi bir imam tashih etse, gazve-i Bedir gibi bir menba-1 mucizat olan Vehe bir ga olsa, hem bu iki vakıayı andıracak çok misaller bulunsa, elbette şu kidir denilebilir.
hissalata Vesselam onun kolunu omuzuna suvie yapistirmis, nefes wurray Aleyt şifa bulmus. Iste su iki vakia, çendan ähädidir ve haber-i vahiddir. Fakat ibil
TARİHTE BUGÜN
-1453-Fatih'in İstanbul'u Fethi ve Ortaçağ'ın sona ermesi.
1453-Ayasofya'nın cami olması.
1953-Bediüzzaman, İstanbul Fethinin 500. yılı münasebetiyle düzenlenen merasimlere katıldı.
1985-Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün temeli atıldı.
MAYIS
29 PERŞEMBE
BIR AYET
Gerçekten biz sana, ardı ardına gelecek nice fetihlerin öncüsü ve müjdecisi olacak apaçık bir fetih ihsan ettik.
(Fatih: 1)
BİR HADİS
2
1446 ZİLHICCE
RUMI: 16 MAYIS 1441 HIZIR: 24
İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.
(Müsned)
Nakl-i sahih-i kati ile, İstanbul'un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'in yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. Haber verdiği gibi zuhur etmiş.
"İman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, pey-gamberlerine inanmandır. Cennete, Cehen-neme, amellerin tartılacağına, öldükten sonra dirilişe inanmandır. Hayrı ile, şerri ile kadere inanmandır."
Beyhaki'nin Şi'bü'l-Iman'ından.
...
Onun (cc) gücü haşir ve neşre yeter
İbni Abbas (ra) rivayet ediyor:
"Ademoğlu Beni yalanlıyor. Oysa bu onun bakkı değil. Beni kötülüyor. Oysa bu onun hakkı değil. Beni yalanlaması, Benim onu yeniden di-rilterek eski haline dördürmeye güç yetiremedi-ğimi iddia etmesi; Beni kötülemesi de benim ço-cuğumun bulunduğunu söylemesidir. Halbuki Ben eş veya evlât edinmekten münezzehim "
Hz. Peygamber "Bütün bunları yapan, o tekrar diriltemez mi?" (Kryamet Suresi 40 tini okuduğunda "Bela (Evet, diriltir) d "Allah hakimlerin hakimi değil midir? wyn okuduğunda (Tin Suresi: 8) "Bela (Evet, At hakimlerin bäkimidir)" derdi.
Hakim in Master
Beybakt'nin Şuabul Iman
Kim nasıl dirilecek?
Cabir (ra) rivayet ediyor:
"Kim ne bål üzere ölürse, Allab onu üzere diriltir."
Müsned ve Hakim'in Müstedrek
Bu hadisin daha geniş bir rivayetinde ise le buyurulur: "Nasıl yaşarsanız öyle ölür, ölürseniz öyle dirilirsiniz."
Her gün her gün tekrarlanan iyi veya davranışlar, atılan adımlar, soluklanan neles manevi dünyamızı şekillendirirler. İslâmi çer vede yaşanılan her ömür dakikası lehin şehadet edebilecek, aksine günah ve harami geçirilen her ömür dakikası da aleyhimize s
det edecek, biri sevindirecek, diğeri üzecek bir tabloyu karşımıza koymaktadır. Bunlar zamanla böylesine alışkanlık haline gelir, kökleşirler ki adeta insan hayırda da, serde de otomatikleşir. Trenin rayda kolayca hareket etmesi gibi seçtiği yolda yürümeye başlar.
Sonuçta da her iki insan yaşadığı häl üzere öleceklerdir. Resulullah yukardaki hadisleriyle insanların yanlış zan ve kanaatlara sahip olma-malanını, iyi olan ve iyilik yapanın iyilik görece-ğini, diken ekenin diken biçeceğini hatırlatmış, ona göre hareket etmemiz gerektiğine dikkat çekmişlerdir. İslam'a ters bir hayat yaşayan tov-be edip iyi yola girmediği sürece kabirde azaba hazırlanmalıdır. Allah yolunda zorlukları göğüs-leyen farzları yapan da rahata erecektir.
İmam-ı Muhammed ömrünü ilme vakfetmiş büyük bir insan. Imam-ı Azam'ın talebesi. Vefa-undan sonra rüyada görmüşler. "Nasıl vefat settin" diye sorduklarında, "İlimle uğraşıyordum. na Nasıl can verdiğimin farkında bile olmadım. Bir de baktım ki kabirdeyim diye cevap vermiş. Medresede ilim öğrenmekte olan bir talebe de vefat ettiğinde, Münker Nekir melekleri gelmiş, "Men Rabbüke?" diye sormuşlar. Öldüğünün farkında bile olmayan, kendisini medresede zanneden bu talebe, Arapça kurallara göre cevap vermiş: "Men' mübtedä, 'Rabbüke' onun
Peygamberlerin hepsi, Davud oğlu Süleyman (a.s)'dan kırk sene önce Cennete girerler. Müslümanların fakirleri de zenginlerinden kırk sene önce Cennete girerler. Kulların salihleri de diğerlerinden kırk sene önce girerler Cennete. Şehirliler ise köy halkından kırk sene önce Cennete girerler. Bunun sebebi, şehirlerin, cemaatin ve oradaki zikir halkalarının fazileti ve bela geldiğinde, önce şehirlilere gelmesidir. Ravi: Hz. Muaz (r.a.) Sayfa: 191 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
eden ölümden sonrası için amel isleyen ve kabir karanlide icin Allah'ın nürundan istifade edendir."
Kul gözleri gördüğü halde Allah'ın kendisini ama olarak dirilmesinden korksun! Hikmetten anlayana mināli bir söz kafidir. Mänen sağır olanlar, zaten hakkı
duyamazlar... Beş şey müttakilerin (sälihlerin), alametidir:
1. Dini gayret icinde olanlarla beraber olmak.
2. Nefsini istäh edip diline hakim olmak.
1. (Allah sevgisini unutturan) dünyalıklardan nefsine hos delen bir seye eristiğinde onun zarar-ziyanını ayırd edebilmek, dinden kendisine az bir şey bile nasip olduğunda onu da ganimet bilmek.
4. Haram kanışır endişestyle midesini helålden (de olsa) doldurmamak (ve riyazat icinde yaşayabilmek ).
5. Bütün insanların kurtulduğunu, yalnız kendisinin mahvolduğunu düşünmek."
"Gerçek mü'min altı çeşit korku içindedir: 1. Imanını kaybetme korkusu. Zira âyet-i kerimelerde buyrulur:
Rabbimizi Bizleri hidäyete erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltmel.." (Ali Imran, 8)
"Ey iman edenlert Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin." (Imran, 102)
2. Kyämet günü kendisini rüsvä edecek şeylerin melekler tarafından yazılması korkusu.
Zira âyet-i kerimede buyrulur:
"İşte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır." (ez-Zilzál, 4-5)
3. Amelinin şeytan (aleyhi'l-lä'ne) tarafından boşa
çıkartılması korkusu.
Zirá áyet-i kerímelerde buyrulur:
"(İblis) dedi ki: Rabbimi Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahlan) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağımı Ancak onlardan Ihlåslı kulların müstesna." (el-Hicr, 39-40)
4. Ölüm meleği Azrail'e gaflet Içindeyken ve ansızın yakalanma korkusu.
Ayet- kerimede buyrulur:
"Ve sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine Ibådet etl" (el-Hicz, 99)
Hadis-i şerifte buyrulur:
"Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hal üzere haşrolunur." (Müslim, Cennet, 83; Münāvi, V, 663)
Nitekim Hazret-i Osman -radıyallahu anh- Kur'ân Ile yaşadı, Kur'ân'ı Infåk etti ve Kur'ân okurken şehid edilerek rahmet-i Rahman'a kavuştu.
5. Dünya lle mağrur olup, âhiretten gäfil kalma
korkusu.
Åyet-i kerlmede buyrulur:
"...Bu dünya hayatı, aldatma metāından başka bir şey değildir." (AH Imran, 185)
"Kul, gözleri gördüğü halde Allah'ın kendisini ämä olarak diriltmesinden korksun! Hikmetten anlayana mânalı bir söz kâfidir. Månen sağır olanlar, zaten hakkı duyamazlar..."
Ayet-i kerimede buyrulur:
"Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer Imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah katındadır." Ental, 28)
"Muhakkak ki dünya fani, ahiret ise bäkidir. Fäni
olan sizi şımartıp azdırmasın, baki olandan alıkoymasın. Sız, baklyı fäni olana tercih ediniz. Dünya sonludur, dönüş Allah'adır. Allah'tan korkunuz." ilin i third Dünya Mevsü'a, 1. 77)
"Ecel gelip çatmadan yapabileceğiniz İyiliği hemen yapınız."
Cenâb-ı Hak bu hikmet dolu nasihatlerin
muktezasıyla amel edebilmeyi ve o güzide sahâbinin sefaatine erebilmeyi nasib eylesin. Onun sevgisini gönüllerimize nakşederek áhirette dostluk ve komşuluğuna mazhar eylesin.
Ämin!..
Gelecek sayıda Hz. All -radıyallahu anh
Dipnotlar: 1) likz. Hz. Osman Zinnüreyn, Ramazanoğlu Mahmud Saml, s. 12. 2) Bkz, age s. 13. 3) Ahmed, 1, 71, VL 155 4) Bkz age 5. 143-144. 5) καγεyrl, Risale, Beyrut 1990, s. 238. 61 Buharl, Ashäber'n Nebl, 7. 7) Bkz. age. s. 163. 8) Tirmizi, Menåbb, 18/3700 Ahmed, V. 63. 9) Bkz. age. st. 145. 10) Biz age. st. 139. 111 lkz age of 140. 12) Bkz, age, sf. 144. 13) Bkz. age st. 141.
Hayykitap, "yeryüzünde anlaşılmayacak hiçbir şey yoktur" diyor...
Bilginin kasıtlı bir biçimde saklanması, parçalanması, çarpıtılarak gerçeğin örtülmesine karşı bilgiyi birleştirmeyi, bunu hakikatle, dolayısıyla günlük hayatla ilişkilendirmeyi ve anlaşılır bir biçimde herkesin kullanımına sunmayı amaçlıyor...
Hayykitap, halktan kopuk elitist ve salt akademik tavrı benimse-meyecek... Günlük olayları birbiriyle irtibatlandırarak, gerçeğin üzerindeki sanal bilgileri kaldıracak, makyajı temizleyecek...Yeni-den üretilen "asıl" bilgiyi de "en net ve anlaşılır" şekilde okuyucu-suyla paylaşacak...
Dolayısıyla yayınlanan her kitap sizin ve sevdiklerinizin (ya da sev-mediklerinizin) bugününü ve geleceğini doğrudan etkileyecek...
Bizler bu etkinin hep iyilikler yönünde olması için çabalayacağız...
Hayykitap iyiliklere yönelik sözü olan herkesle buluşmak isteyecek, ortak paydası iyilikler olan bütün projeleri destekleyecek...
Hayykitap bu topraklara ait kültürel hafızayı koruyabilen yazarların özgün eserlerini de yayınlayacak... Sözün bittiği yerde "yeni bir söz dizimi" ile okuyucusuyla birlikte yeni anlamlara açılacak...
Hayykitap okuyuculara "aslında" birbirini tamamlayan farklı kate-gorilerde yayınladığı kitaplarla ulaşacak.
"Günah işlemekten vazgegnek, tevbe ile uğraşmaktan daha kolayde
"En cok sevdiğim kimse, bana ayıp ve kusurlanmi haber verendir savu rahu130)
"Çok konusan, çok yanılır. Çok yanılanın, haya duygusu azalır. Haya duygusu azalanın, günah ve harama düşme endişesiyle şüphelilerden salınma tittzliği kaybolur. Şüphelilerden sakınma titizliği kaybolanın, kalbi ölür
görmedim Boton mallan gördüm: kanaarten daha hi mal görmedim. Bütün iyilikleri gördüm, nasihatten daha iyisini görmedim. Bütün yemekleri görüp tattım sabırdan lezzetlisini görmedim."
"Insanlarla güzel dostluk kurmak, aklın varısıdır Yerinde sual sormak, ilmin vanst; fvt tedbir almak da vaşamanın yansıdır."
-Ahiret yaninda dünya nedir kit Ancak tavşanin bir defa sicraması misali bir seydir." (bol Ebi Seybe Musannet VUL 1521
"Fazla Lakırdı terk eden kimseye hikmet bahsedilir
Fazla (tecessüsle) bakmayı terk edenin kalbine teväzü bahsedilir. Fazla yemeyi terk edene ibadet lezzets bahsedilir. Fazla gülmesi terk edene hevbet bahsedil Mizahı terk edene izzet bahsedilir. Dünya sevgisi terk edene, ahiret muhabbeti bahsedilir. Baskasinin avibi ile mesgul olmayı terk edene, nefsinin ayıplar
islah etme hali bahsedilir. (Müteal, vani idrak ötes olan) Allah'ın keyfiyetinde araştırma ve tecessüsü terk edene, nifaktan kurtuluş bahsedilir."
"Merhamet etmeyene merhamet olunmaz, kusurfan bağışlamayan bağışlanmaz, affetmeyen kişi affolunmaz günahlardan korunmaya çalışmayan kimse de korunup takvaya erdirilmez." (Buhari. el debül Müfred, s. 415.00 177
"Dua, sema ile arz arasında durur. Rasülullaby a salevät getirilmedikçe, Allah'a vükselmez." (Tirmizi ve 211
"Bizim çarşımızda diniin ticaret käidelerini) bilen kimseler satıcılık yapsın." (Tirmizi, Vitr. 21/487)
"Yüze karşı övmek, boğazlamak gibidir." (butte el-Mesall, s. 145)
Hazret-i Ömer, välilerine şöyle yazmıştır:
"Benim katımda en mühim İşiniz namazdır. Kim onu koruyup vakitlerine dikkat ederse, dinini korumuş olur; kim de onu yerine getirmeyip vitirirse, dinini de kısa zamanda yitirir." Muvatta, Vukütu's-Salát, 61
Kadı Şurayh, Hazret-i Ömer'e mektup vazarak nasi hükmedeceğini sordu. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh cevåben şöyle yazdı:
"Allah'ın kitabında olanlarla hükmet. Eğer onda
bulamazsan Allah Rasülünün sünnetiyle hükmet Allah'ın kitabı ve Rasülü'nün sünnetinde de bulamazsan salihlerin verdiği hükümlerle hüküm ver. Sälihlerin verdiği hükümler arasında da yoksa Istersen devam el hükmünü ver, İstersen geri dur. Geri durup hüküm
vermemenin senin için daha hayırlı olduğu kanaatindeyim. Ve's-selam." (Nesal, Kudat, 11/11
"Zenginlik de fakirlik de aynı şekilde birer binektir
Marsh size mantieri ehli planlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalete tümetineremiadere
Hangisine bineceğime aldırmıyorum."
"En akıllı kimse, Insanların hareketlerini en iyi takdir edendir.
"Bir kimsenin sorduğu sorudan onun akıl seviyesini anlanm
Bugünün İşini yarına bırakmal"
"İş bir kere geri kalırsa artık hiçbir zaman lerleyemez."
"Şeni bilmeyen, onun tuzağına düşer."
"Dünyaya az meylet ki hür yaşayasın. (Nefsin esaretine düşmeyesin.)"
"İnandığınız gibi yaşamıyorsanız, yaşadığınız gibi Inanmaya başlarsınız."
"Insanlan düzeltebilmeniz için önce kendinizi ıslah etmeniz gerekir.
"Insanların en cahili (ve ahmağı), kendi ahiretini başkasının dünyası İçin satandır."
"Bir İyiliğin şerefl, geciktirilmeden hemen yapılmasındadır."
"Kötü bir işin en gizli şahidi vicdanımızdır." [Nitekim Efendimiz-aleyhissalätü vesseläm-, iyiliğin ne olduğunu sormaya gelen birine; "Kalbine danışı İyilik, kalbinin müsterih olduğu ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günah ise İçini tırmalayan ve başkaları sana «Yap!» diye fetvälar verse bile, İçinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir." buyurmuştur. (Ibn Hanbel, IV, 227-228)]
İşte böyle yüce bir kalbi kıväma ve takvå hayatına sahip olan Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- dâima:
"Ey Allah'ım! Beni ansızın yakalamandan, gaflet İçerisinde bırakmandan ve gåfillerden kılmandan Sana sığınıyorum." diye dua ederdi. 6 Akşamları da, elindeki
"Kötü bir işin en gizli şahidi
vicdanımızdır." buyuran Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- kendisini sık sık vicdan muhasebesine tabî tutar ve: "Bugün Allâh için ne yaptın ey Ömer!?" derdi. Onun bu háli bizlere ne güzel bir örnektir.
kamçısıyla ayaklarına vurur ve; "Bugün ne yaptın ey Ömer?" diye kendisini hesaba çekerdi. Bu nefs
muhasebesini her akşam kendine vird edinmişti.
Şüphesiz ki bütün bu hassasiyetler, ondan bize vådigår kalan en güzel İrşad numüneleridir. Bizler de o mübarek sahabinin bu güzel hällerini ve hatıralarını gönlümüze nakşetmeli ve sık sık: "Bugün Allah için ne yaptım?" diyerek kendimizi vicdan muhasebesine çekmeliyiz. Maddi ve manevi vazifelerimizde gaflet, Ihmål, atålet ve tembellik göstermekten titizlikle sakınmalıyız. Rabbimizin huzūrunda hesaba çekilmeden ewel kendimizle hesaplaşmalıyız.
Rabbimiz ahiretteki hesabımızı kolay getirsin. İman ve güzel ahlâk ikliminde amel-i sålihlerle dolu bir dünya hayatı yaşayıp ebedi hayatın saadetiyle gönüllerimizi mes'üd eylesin. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-'ın "Fåruk" sıfatından gönüllerimize bir nasip ihsân eylesin!
Amin!
Gelecek sayıda Hz. Osman -radıyallahu anh-
Dipnotlar: 1) İbn-i Ebi Seybe, Musannef, VIIL, 153. 2) Müslim Imaret, 11. 3) Bkz. Müslim, Zühd, 36. 4/ Şehbenderzåde Ahmed Hil, Tarihi İslam, c. 1, s. 367. 5) Tirmizi. Deavät, 109, Ebû Dâvud. Vitr, 23. 6) İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, VII, 82. 7) Ima, c. IV, s. 728.
-Bir Yasam Tara Olarak Bilgisayar" fikri vesinde icinde bulunduğumuz mevsiminde lamla, bilgisayarı bir Müslüman açısın le almaya karar verdik.
Bilgisayarın sağladığı birçok yararın veya kullanım alanlarının özelleştirilmiş halini anlatan limelerimizle karşınızda olacağız.
manm, bu çalışma sayesinde, Ramazan avi-bereketine ait ışınlarının üzerimize düştü günlerde inanan insanlar olarak, kulluğumu-
knolojivi kullanarak daha ivi ifade edebiliriz. Yanmizin teknik vönüne geçmeden, bir Medimanın hayatı ile ilgili birkaç şey sövleve-
Bir müslümanın günü içinde ibadetler, gün-şer ve diğer ameller vardır. Hemen söyleye-k bir Müslüman sözüne sadık olmalıdır. Yapaca leri unutmamalıdır. Müslamanın en büyük özelliği venilir olmasıdır. Peygamberler de sidk özelliği ile ta-
21. yy da stresin olayları dolu dizgin ele aldığı kaçı maz bir gerçektir. Unutkanlık ise artık yadırganmaz hale gelmiştir. Bu da inandığını söyleyen insanlara en hvik zararı vermektedir.
İşte burada teknolojiye ihtiyaç vardır. Outlook adlı pagram sayesinde siz de sözünüzde duran bir insan ol-ma özelliğini taşıyabileceksiniz. Mahcup olmakla başla yan aksilikler sona erecek.
Aynca; bir Müslümanın gününde ibadetler vardır. Yine bu ibadetleri de size Outlook hatırlatacak.
Ancak işin başka bir yönü daha var ki, o çok daha fazla önemli.
Bu ibadetlerin nasıl yapılacağını kimden öğrence im meselesi. Her an yanınızda bir insan bulabilmek zor nablır. Ya da bulduğunuz insan müsait olmayabilir. Si ze vakit ayırmakta güçlük çekebilir. Ama; bilgisayarlar hem hep yanınız dadır, hem de her an müsaittirler.
Hem figür, teknik adıyla ekran yö-nüyle hem de içe rik (okunacak du-
ALTINOLUK
ERKAM TAKVİMLERİ
NIMILITAR
DUA
TERALTINMAIL.COM ALIN TIKTIKLA
TAKVIN
18 Ekim Carsamba
Avetikarme
English
Hadis Serif
AT
Internet verimli kullanıldığında faydalı bilgiler bakımından çok zengin
alar vb.) konularında, uzman kişiler tarafından hazırla-nacak program sayesinde gençliğin karşı karşıya kaldığı öğrenme problemi de aşılacaktır
En meşhur hocalar, bu sayede her an yanımızda bu lunabilecekler.
Ayrıca; insanlar yine dua okumayı da en güzel şek liyle hiçbir zaman sıkılmayan, bıkmayan, rahat rahat so-ru sormamızı sağlayan bilgisayar ile öğrenebilecekler. Hem olay daha zevkli hale gelecek, hem de kolaylaşmış olacak.
Bunların dışında, gündelik işlerimizde de zaten bil-gisayar kullamyor olacağız. Bu konuya "Gündelik Haya-tumızda Bilgisayar başlığı altında başka bir yazıda ince-leyeceğiz.
Bir müslümanın aylık veya yıllık hayatı içinde ise; özel günler, kandiller vb. vardır. Bu özel günlerde eş, dost akraba ve yakınlarını unutmamalıdır. Bir müslü-man, diğer insanlarla diyaloğunu hiçbir zaman kesme-melidir. Muhabbet duygularını artırmaya çalışmalıdırlar. Bunun için ise günümüzdeki yaygın iletişim araçları olan telefon, mektup, faks, doğrudan ziyaretler çoğu za man problemli olmaktadır. Telefon mali açıdan fazla külfetli gelmekte iken, mektup yorucu ve yavaş, faks ise herkesin evinde ya da elinde bulunmamaktadır. Zaten yoğun iş, kargaşa, stres ve yoğunluktan dolayı doğrudan
ziyaretler çoktan imkansız hale gelmiştir. Oysa; bunların yerine İnternet kullanılması hem işi
daha zevkli hale getirecek, hem bu olayı ekonomikleşti-recek, hem de hızlandıracaktır.
Insanlar, e-mail yani elektronik posta sayesinde te-
Bir müslümanın günü içinde ibadetler, gün-lük işler ve diğer ameller vardır. Hemen söyleye-biliriz ki; bir Müslüman sözüne sadık olmalıdır. Yapaca-ğı işleri unutmamalıdır. Müslamanın en büyük özelliği güvenilir olmasıdır. Peygamberler de sıdk özelliği ile ta-
Şeyh Edebali Hazretleri'nin, Osman Gâzî'ye ve onun şahsında bütün idarecilere nasihati: "Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. دو
bürhan-i ehadiyet برهان حدیث : Allah'ın (c.c.( birliğini gösteren (kutsal isim ve sıfatlarıyla her varlıkta Allah'ın (c.c.) birliğini belli eden delil
bürhan-ı enfüsi برهان انفسي : insanin ruhu, vic-danı ve manevi duyguları alanında ken-di biyolojik yapısında bulunan (Allah'ın c.c.) birliğine dair delil (sübjektif delil)
bürhan - Hak برهان حق : Allah'ın (c.c.) varlığı nın ve birliğinin delili, Allah'ın (c.c.) ezeli ve ebedi gerçek (Hak) olduğunu gösteren delil (bkz.Hak)
bürhan-ı hakk برهان حق : gerçek ve tam doğru delil
bürhan-ı hakikat برهان حقیقت : doğruyu ve ger-çeği gösteren delil
bürhan-ı haşriye برهان حشربه : haşire ait delil, ölümden sonra tekrar dirilişin gerçekliğine dair delil
bürhan-lahi برهان إلهى : Allah (cc) tarafından Kur'an'da belirtilen delil
bürhan-ı inayet برهان عنایت : inayet delili; her
varığın yaradılışında mükemmel san'at ve şaşmaz ölçüler, gözetilen birçok gåyeler ve faydaların bulunmasından hareketle anlaşı-lan, Allah'ın (c.c.) ilim, irade ve inayet ( ve ihsan) sahibi olduğunu gösteren delil
bürhan-iinni برهان إنى : sonuca bakarak sebebin ne olduğunu bulmaya yarayan delil; deney ve gözleme dayanan delil; parçadan bütüne, tek tek olaylardan hareketle genel kanun ve ku-rallara, eserden sebebe, san'attan san'atkârın varlığına ulaşmayı sağlayan ilmi delil (tüme varış, endüksiyon)
bürhan-ı kati برهان قطعی : kesin delil
bürhan-r nübüvvet - Ahmede
108
bürhan-ı kat'i-yi mantık موهات قطعی منطقی mantık bakımından kesin olan delil, ein luvas" denilen akıl yürütme yolu ile getini delil (bkz.kıyas)
bürhan-ı kati yakinبرهان قطعی یقی saglam ve şüphe götürmez kesin delil
bürhan-kudsi برهان قدمی kutsi delil, kusuru ve mükemmel delil. Allah'ın (c.c.) Kur'an'da gösterdiği delil
bürhan-ı Kuran برهان قرآن Kur'an'ın gösterdi delil
bürhan-i limmi برهان التي : limmi delil, genel kural ve prensiplerden hareketle özel durum lara, sebebten veya müessirden (yapıcıdan) hareketle sonuca veya esere varma yolu ile sağlanan delil
bürhan-ı maddi برهان مدى : maddi delil, gözle görünür delil
bürhan - mantiki برهان منطقی : mantıkça sağlam kabul edilen delil
bürhan-ı natiki برهان ناطقی : konuşan delil, soz-leri ile gerçeği ispat eden delil (Hz. Muham med (a.s.m.)
bürhan-ı nätık-ı sadik برهان ناطق صادق : hayatı boyunca doğruluktan hiç sapmayan, konuş malarında yalana hiç vermeyen (sadık), ger çekleri konuşmalarıyla ortaya koyan (nátık) delil (Hz. Muhammed a.s.m.) (bkz.bürhan-1 sådık-ı nåtık)
bürhan-ı rububiyyet برهان ربوبیت Rabb'in var lığını gösteren delil; her şeyin tek ve gerçek sahibi olmak ve her şeyi emir, kanun, terbi ye, tedbir ve gözetimi altında bulundurmak, onların ihtiyaçlarını karşılayacak imkân-ların yaratıcısı olmak (rububiyet) sıfatının sahibi olan Allah'ın (c.c.) varlığını gösteren delil
bürhan-ı sådık-ı natik برهان صادق ناطق : gerçek leri konuşmalarıyla ortaya koyan (nätık) ve hayatı boyunca konuşmalarında doğruluk-tan hiç sapmayan, yalana hiç yer vermeyen (sâdık) delil, (Hz. Muhammed a.s.m.) (bkz. bürhan-ı nâtık-1 sådık)
bürhan-Sani برهان صانع : Yaratıcı San'atkar'ın (Allah'ın c.c.) varlığı ve birliğinin delili, isbatı, dayanağı
bürhan-ı satı برهان ساطع : aydınlatıcı parlak de-lil, apaçık delil
bürhan-i şeriat برهان شریعت : seriatın (İslam'ın) doğruluğunun delili; İslam dininin, Allah )c.c.) tarafından gönderilen hak (gerçek) din olduğunu gösteren delil
bürhan-ı temsili برهان تمثیلی temsille (benzer lik ve örnekle) bir gerçeği isbat etme yolu, bu yolla elde edilen delil (bkz.bürhan)
bürhan-1 vahdet برهان وحدت : Allah'ın (c.c.) bir olduğunu gösteren delil
bürhan-ı vahidiyet برهان واحدیت : bütün var-
lıkların sahibi ve yaratıcısının tek olduğunu (birliğini) gösteren delil
bürhan-ı Vücubu Vücud برهان وجوب وجود Allah'ın (c.c.) ezeli ve ebedi olduğunu, varlığı ve birliğinin zorunlu olduğunu, aksini duşun menin imkânsızlığını göstern ve isbat eden delil
bürhan-i yakini برهان یقینی : sağlam ve güvenilir bilgiye dayanan delil
bürhan-Zat برهان ذات : Allah'ın (c.c.) zătının (varlığının) delili
bürhan-üt teman برهان التمانع : birbirini engel-leme ve zid olma delili (birden fazla yaratıcı olsaydı birinin yaptığını diğeri yıkar, birbir-lerine mâni (engel) olur ve düzenli bir varlık dünyası meydana gelemezdi. Sonsuz yaratıcı güç, kendi eseri olan kāinata başkalarının ka-rışmasına meydan vermez(
büruc (buruc( بروج : burçlar
büruc-u samiye بروج ساميه yüksek burçlar (bkz. burç(
bürudet برودت : soğukluk
bürudet-i memleket برودت مملکت : ülke iklimi-
nin soğukluğu
bürudetli برودتلی : soğuk
bütçe بوتجه : gelecekteki belli bir zaman süresi için tahmini olarak hazırlanmış, gelir ve gider tutarını ve çeşitlerini gösterir liste
sayet o strada bütün mahlükat hayatta olsaydı hepsi bu çığlık sebebiyle ölürlerdi."
Azrail can verirken şöyle diyecektir:
"Şayet ölümün bu kadar zor ve acı olduğunu bilmiş olsaydım mi. minlerin canını alırken daha nazik davranırdım." Daha sonra Azrail de ölür ve hiç kimse hayatta kalmaz.
Bunun üzerine Allah (cc) aşağılık dünyaya şöyle seslenir:
Bu soruya kimse cevap vermez. Bu sebeple Allah (cc) soruyu kendisi cevaplandırır ve şöyle buyurur:
لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
"Kahhar olan tek Allah'ındır."
Daha sonra Allah gökyüzüne yağmur yağdırmasını emreder. Gök-yüzü kırk gün süreyle erlik suyuna benzeyen bir su indirir. Bu su on iki ar-şın yükselerek her şeyi kaplar. Allah Teâlâ mahlûkatı yerden ot biter gibi bu su ile diriltir. Nihayet onlar dünyadaki şekillerini alırlar.
Bundan sonra Yüce Allah; "İsrafil ve Hamele-i Arş melekleri diril-sin" buyurur. Bu melekler de Allah'ın emrine uyarak dirilirler. Allah İs-rafil'e emreder o da Suru alıp ağzına götürür. Allah'ın Cebrail ve Mikail di-rilsin demesi üzerine Allah'ın emriyle bu iki melek de dirilirler. Allah ruh-ları çağırır on onlar da Allah'ın huzuruna gelip sura girerler. Sonra Allah İsra-fil'e dirilme üfleyişini yapması için emir verir. Bunun üzerine ruhlar ko-vanlarından çıkan arılar gibi bütün yeryüzünü doldururlar. Yeryüzündeki bütün ruhlar bedenlerine genizlerinden girerler ve yer yarılıp dışarı çı karlar.
Bununla ilgili olarak Resulullah (sav); "Yer yarılıp ilk dışarı çıkacak olan benim" buyurmuştur.
"Allah Teâlâ Cebrail, Mikail ve İsrafil'i diriltince onlar Resulullah (sav)'in kabrine inerler. Yanlarında Burak ile Cennet elbisesi hulle bulun-maktadır. Yer yarılıp Resulullah (sav) dışarı çıkar ve Cebrail'e bakarak şöyle der:
- Ey Cebrail bu gün hangi gündür.
Cebrail:
Bu gün kıyamet günüdür, Allah'ın vadinin gerçekleştiği gündür, korku günüdür.
Resulullah (sav) Cebrail'e tekrar sorar:
Allah benim ümmetime nasıl muamele etti.
Cebrail:
- Yer yarılıp ilk dirilen sensin. Sana müjdeler olsun.
Bundan sonra Allah İsrafil'e Sur'a üfürmesini emreder. Sur'a üflenin-ce bütün mahlükat dirilip, ayağa kalkarak etraflarına bakınmaya başlarlar.'
Biz bir önceki hadis olan Ebu Hüreyre hadisine dönelim.
Onlar kabirlerinden çıkıp, koşarak Rablerine giderler. Yani kabirle-rinden yalın ayak başı açık olarak çıkarlar.
Sonra bir yerde dururlar ve orada yetmiş yıl kalırlar. Allah onların yüzüne bakmaz ve aralarında hüküm vermez. Bunun üzerine onlar gözle-rinde yaş kalmayıncaya kadar ağlarlar. Daha sonra kan ağlarlar ve terler-ler. O kadar ki gırtlaklarına kadar tere batarlar. Sonra da mahşer yerine çağrılırlar.
Allah şu ayette bunu haber vermektedir. "Davetçiye koşarak kabir-lerinden çıkarlar." Yani görerek ve isteyerek koşup gelirler.
Cinler insanlar ve mahlûkatın tümü mahşer yerine toplanıp bekler-ken, aniden gökyüzünden şiddetli bir ses işitirler ve korkuya kapılırlar. Gök yarılır ve birinci kat semadaki melekler yeryüzüne inip bekleşen insanların etrafını sararlar.
Sekizinci Kiab tab edilmek üzere iken Sadrazam Mahmud Ne-dim Paşa ile arası açılan A. Cevdet Paşa Maraş valiliği ile vazi-felendirilerek" ikinci defa olarak Mecelle Cemiyeti'nden uzaklaş-tırıldı. Fakat Mithat Paşa'nın Sadrazam olması üzerine, vazifeden azlinden 18 gün sonra Divan-ı Ahkâm-ı Adliyye azalığı ve Mecelle Cemiyeti reisliği vazifesi ile tekrar eski vazifesine iade edildi. Me-celle Cemiyeti için Bâb-ı âli'de bir oda ayrılarak, Cemiyet Bâb-1 fetvådan nakledilmiş oldu". Böylece Ahmed Cevdet Paşa Şeyhülis-lâmlığın baskısından kurtulup daha rahat ve huzurlu bir çalışma imkânı elde etti. Bunun neticesidir ki 9. ve 10. kitapların muhte-vaları çok zengindir. Cemiyetin 9. kitabı için kaleme almış olduğu mazbatada 4. kitaba kadar olan Cemiyet mazbatalarında gördüğü-müz tercih edilen görüşlerin müdafaası meselesi tekrar yer alır ki, bu bize benimsenen görüşler üzerinde büyük bir mesâî ve dikkat sarfedildiğini gösterir. Bu bakımdan mazbatanın bazı kısımlarını buraya almakta fayda görüyorum: «Bu kitabın da münderecâtı Hanefi fakihlerinin en kuvvetli görüşlerinden alınmıştır. Bu se-beple uzun uzadıya esbab-ı mucibeden bahsetmeye lüzum yoktur. Yalnız sefihlerin hacri mevzuunda İmam Ebu Yusuf'un kavli ter-cih edilmiştir. Şöyle ki; Imam-ı Azam hazretlerinin ictihadına göre sefihin hacri caiz olmaz. Çünkü malını muhafaza için şahsi hür-riyetine dokunulmuş ve kendisi insan olma derecesinden aşağı indi-rilmiş olur. Bu ise bir zararı izale edeyim derken daha büyük bir zararı ihtiyar etmek demektir. Şu hâle göre bir çocuk âkil bâliğ olduktan sonra malında dilediği gibi tasarruf eder, bey, şira, icâre Azam yirmi-beş yaşını rüşd yaşı sayıp, der ki: bir çocuk resid olmaksızın bâliğ
olduğunda hacir olunmamakla beraber rüşd yaşına erişinceye ka-dar tedib icin malı eline verilmez. Amma o yaşa varınca artık teed-düp ihtimali kalmadığından malı kendisine verilir. İmam Ebû Yu-
suf ile Imam Muhammed sefihin hacrine kâil olurlar ve derler ki, sefihin hacri hem kendisini kayırmak ve hem de insanları zarar-dan korumak içindir. Zira boş yere kendi malını yok ettikten başka şunun bunun malını dolandırıp medyûn kalır ve nihayet yardıma muhtaç hale gelir. Bir çocuğun rüşdü ne vakit tahakkuk ederse (... Onlarda bir akıl ve salah gördünüz mü mallarını onlara teslim edin...)" meâlindeki Ayet-i Kerîme hükmünce malı kendisine tes-lim olunur. Reşîd olmaksızın bâliğ olunca kaç yaşına varırsa var-sın rüşdü tahakkuk etmedikçe mal kendisine teslim olunmaz. Akil bâliğ olan bir kimsenin sefih olduğu tahakkuk ettikte hacri caiz olur. (... Eğer üstünde hak bulunan (borçlu) bir beyinsiz veya bir zaif olur yahut da bizzat yazdırmaya (ve ikrara) gücü yetmezse velisi dosdoğru yazdırsın (ikrar etsin)" Ayet-i kerîmesinin zahiri İmam Ebu Yusuf'la Muhammed'in kavlini teyid eder. Sefih iki kı-sım olup, biri müsriftir ki tedibe müstahiktir. Diğeri ise gaflet ve ahmaklığı dolayısiyle kâr ve zarar bilmeyip, alış verişinde aldana-gelen safdillerdir ki, bunağa mülhak olarak hacre müstahik olduk-ları âşıkardır. Muteber kitapların çoğunda İmam Ebu Yusuf'la Mu-hammed'in görüşleri ile fetvâ verilir. Bu Mecelle'de de onların gö-rüşleri benimsenerek 958. madde (sefih olan kimesne hâkim tara-fından hacr olunabilir) şeklinde yazılmış ve 1. Babın 3. Bölümü ona göre kaleme alınmıştır. Şuf'a babındaki hakkında muhtelif gö-rüşler olan meseleye gelince; akar-ı meşfûu müşteri boyatmak gibi malından bir şey ziyade etmiş olsa şefi' dilerse satılan şeyin kıy-meti ile beraber o ziyadenin de kıymetini verip mebîi alır ve di-lerse terk eder. Zira boyanın izalesi kabil olmaz. Bunda üç imam mütefik oldukları halde müşteri aldığı arsa üzerinde bina inşa etse ve ağaç dikse ne lâzım gelir meselesinde ihtilaf edip, İmam Azam ile İmam Muhammed'in ictihadlarına göre bina ve ağaçların sökül-meleri kabil olduğundan şefi' muhayyerdir. Dilerse satılan şeyin kıymeti ile beraber bina ve ağaçların da kıymetini verip mebii alır, dilerse terk eder. Yoksa bina ve ağaçları söktüremez. Zira müşteri satın aldığı mülkünde bihakkın bina yapıp, ağaç ektiğinden bunda hakkını tecavüz etmiş olmaz. Sökülmesini teklif ise zulüm ve hak-sızlığa terettüp eden ahkâmdandır. Bu babda İmam Yusuf'un gö-rüşü zamanımızda cereyan eden muamelelere en uygun düşendir. Kaldı ki, bir arsayı gasb eden kimse bu gasb ettiği yerde bina inşa etse veya ağaç dikse, bunları sökerek arsayı geri vermek üzere kendisine emir olunur ise de bina ve ağaçların kıymetleri arsanın
bel-Müsned c. 1, s. 3, 4, Buhari-Edebülmüfred s. 187-188, İbn-1 Mace Sünen c. 2, s. 1265, Håkim-Müstedrek c. 1, s. 529)
Bundan sonra, bilesiniz ki: Ey insanlar! Ben, sizin en hayırlınız olmadığım halde, size Emir oldum. (610)
Fakat, inen Kur'an ve Peygamber Aleyhisselâmın Sünnetleri bize öğretildi de, biz, bu sayede bilgi sahibi olduk. (611)
İyi biliniz ki: Bana yapılan bey'atı, düşünmeden kabul ediverişim, ümmet arasında bir fitne ve fesad çıkmasından korktuğum içindi.
Allah'a yemin ederim ki: Ben, hiç bir gün veya gece, bunun, ne üzerine düşmüş, ne isteklisi olmuş, ne de, bu hususta Allah'dan giz-lice veya açıkça bir dilekte bulunmuşumdur.
Emirlik hizmetinde, benim için bir rahatlık yoktur.
Gücüm yetmeyen büyük bir işi, elimde olmayarak boynuma tak-mış bulunuyorum!
Benim yerime, daha güçlü bir insanın seçilmiş olmasını ne kadar arzu ederdim!
Size, Allah'dan sakınmayı tavsiye ederim, (612)
İyi biliniz ki: Akıllılığın akıllılığı, Allâhdan son derecede sakın-maktır.
Akılsızlığın akılsızlığı da, günaha dalmak, hakdan yan çizmektir.
Ey insanlar! Ben, ancak, Resûlullâhın izine uyucuyum.
Dinde, kendiliğimden bir şeyler icad edici değilim.) (613)
Eğer, ben, vazifemi iyi yaparsam, bana yardım ediniz!
Eğer, kötülüğe saparsam, beni doğrultunuz! (614)
Doğruluk, emânettir.
Yalancılık ta, hiyanettir. (615)
İnşaallah içinizdeki en zaifiniz, kendisinin hakkını alıncaya kadar benim yanımda en güçlünüz olacaktır!
İnşaallah, içinizdeki en güçlünüz de, üzerine geçirdiği hakkı,
(610) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 182, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 111, Belâzüri. Ensabüleşraf c. 1, s. 590, Taberi Tarih c. 3, s. 203, İbn-i Esîr Kâmil c. 2, s. 332
(611) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 183, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 590, Hari-sülmuhasibi Erriâye s. 46
(612) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 590-591, Muhibüttaberi Riyadunnadra c. 1, s. 219
(613) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 3, s. 183, Belâzüri Härisülmuhasibi Erriâye s. 46 Ensabüleşraf c. 1, д. 500-591,
(614) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, İbn-i Belâzürł Ensabüleşraf c. 1, s. 590-591, Taberî sülmuhasibi Erriûye s. 46 Sa'd Tabakat c. 3, s. 183, Tarih c. 3, s. 203, Hari-
(615) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, İbn-i Eslr Kâmil c. 2, s. 332
kendisinden alıncaya kadar benim yanımda en zaifiniz olacaktırı (616)
Ey insanlar! İyi biliniz ki: (617) Allah'ın zillete müstahık kıldı-ğı kavmdan başka hiç bir kavm, Allah yolunda cihadı, savaşı bırak-
maz! Hiç bir kavmın kötülükleri yaygın hâle gelmedikçe de, Allah, o kavmın ibtila ve musibetini yaygın hale getirmez. (618)
Ey insanlar! Allâhın Kitabını taleb ve öğütlerini kabul ediniz! (Kullarının tevbesini kabul ve günahlarını affveden, ne yapar-
sanız, bilen O Allah'dır. Öyle bir günden korkunuz ki (Yürekler, gırtlağa dayanmış ola-rak korku ile dolmuş bulunur.
Zalimler için ne yakın bir dost vardır, ne de, dinlenebilecek bir kayırıcı vardır! Mü'min: 18)
Bu gün, her amel sahibi, gücünün yettiği ve kendisini yüce Al-lah'a yaklaştıracak ameli, onu işlemeğe güç yetiremeyeceği gün gel-mezden önce, işlemeye baksın! (619)
Ben, Allâha ve Resülüne itaat ettikçe, siz de, bana itaat ediniz. Allâh'a ve Resûlüne âsi olduğum zaman, sizin bana itaat etmeniz gerekmez! (620)
Kendim ve sizin için Allâh'dan mağfiret, yarlığanmak dilerim. (621)
Haydi, namazınızı kılmağa kalkınız! (622)
Allâh, sizlere rahmet etsin.» dedi. (623)
Hz. Ali'nin Halifeliğe ve Savaşmağa Teşvik Edilişi:
Peygamberimiz vefat ettiği ve Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer tara-fından dışarı çağırılarak Peygamberimizin yanından çıkıp gittiği sı-
(616) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 183, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 111, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 590, Taberi Tarih c. 3, s. 203, İbn-i Esîr Kâmil c. 2, s. 332
(617) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 591
(618) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 591, Taberi Tarih c. 3, s. 203
(619) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 591
(620) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, Belâzürt Ensabüleşraf c. 1, s. 591, Taberi Tarih c. 3, s. 203, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 332 (621) İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2,s. 111
(622) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, Belâzürî Ensabüleşraf c. 1, s. 591, Taberi Tarih c. 3, s. 203, Muhibüttaberî Riyadunnadra c. 1, s. 218
(623) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, Taberî Tarih c. 3, s. 203, İbn-1 Esir Kâmil c. 2, s. 332, Muhibüttabezi Riyadunnadra c. 1, 5. 218
93 rada, Peygamberimizin yanında Hz. All, Hz. Abbas ve Zübeyr b. Av-vam kalmıştı. (624)
Hz. Abbas, Hz. All lle başbaşa kalınca, ona «Resûlullah Aleyhis-selamin, bu Hilafet işini, senden başkasına vasiyyet ettiğine dair bir şey biliyormusun?» diye sordu.
Hz. Ali «Vallahi, hayır! Bu hususta bir şey bilmiyorum." dedi. (Makrizi-Ennizâu Vettahāsum s. 33)
Bunun üzerine, Hz. Abbas, gidip Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve da-ha başkalarile buluşup onlara «Resûlullah Aleyhisselâm, size bir şey vasiyyet etti mi? diye sordu.
«Hayır!» dediler. (625)
Hz. Abbas, Hz. Ali'nin yanına döndü. (Makrizî - Ennizâu Vetta-hasum s. 33)
«Uzat elini, sana bey'at edeyim? (626)
(Resûlullah Aleyhisselâmın Amcası, Resûlullâhın Amcasının oğ luna bey'at etmiş!) denir, Ehl-i Beyt'in, sana bey'at eder (627)
Halk ta, bey'at eder." dedi. (628)
Hz. Ali «Allâh, Senin iyiliğini versin ey Amcal
Bu işi, bizden gayrı kim ister ki? (629)
Bunu, bizden başka kim umar ki?» dedi.
Hz. Abbas «Sanırım ki: Vallahi, uman olacaktır!» dedi, (630)
Hz. Ebû Bekir'e Mescidde bey'at edildiği sırada, Tekbir sesi işit-tiler.
Hz. Ali «Nedir bu?» diye sordu. (631)
Hz. Abbas «Bu, seni dâvet ettiğim, senin de, yanaşmadığın şey-dir!» dedi.
Hz. Ali «Öyle şey olur mu?!» dedi. (632)
Hz. Abbas «Hiç bir zaman, bunun gibisi görülmemiştir! (633)
(624) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 246
(625) İbn-i Kuteybe Ei'imâme vessiyâse c. 1, s. 12, Makrizi Ennizâu vettahâsum s. 33
(626) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 246, İbn-i Kuteybe El'imame vessiyâse c. 1, s. 12, Makrizi Ennizâu vettahâsum s. 33
(627) İbn-i Kuteybe El'imâme vessiyâse c. 1, s. 12, Makrizî Ennizâu vettahâsum
s. 33
(628) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 246
(629) İbn-i Kuteybe El'imâme vessiyâse c. 1, s. 12, Makrizi Ennizâu vettahasum s. 33
(630) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 246, Makrizi Ennizâu vettahásum s. 33
(631) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 246-247, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 175-176, Makrizi Ennizâu vettahâsum s. 33
632) İbn-i Sa'd ( Tabakat c. 2, s. 247, Makrîzî Ennizâu vettahāsum s. 33
(633) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 247, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
( عِبَارَاتُنَا شَتَّى وَحُسْنُكَ وَاحِدٌ وَكُلٌّ إِلى ذات الجمال يُشير) يعنى ( عباره الرمز ابری آیری ایه ده، حسنه بر در هیما ده او حسنه اشارت اید بیورلی )
و اینجى مثال ) ( المره ذلِكَ الْكِتَابُ لا ريب فيه هدى للمتقين) اولان آیت کریمه در . بوآینده مقصد اس اس قرآن یوک کارانی کوستر مکدر و بو مقصدي تقويه ليدن (الم) (ذلك) ( الْكِتَابُ) ( لا ريب فيه ) قيد لريدر. اوت، بوفيدلي استنزاد ایتد قارى بك اینجه وكيز لى دليل الدين اشارت التحطله برای او مقصدك تقويه سنه قوشويولي.
از جمله (الله) قسم اولدینی جهتانه ، قرآن عظمته. والتنده مستتركيز لي او مذکور الطائف جهتیا له ده دعوانك الجاننه اشارت ايدر. وكذا ) ذلك ) ذات ايله صنعتی کوستی نه بر اشارت اولویفی اعتباریله هم قرآنك عظمته، هم عظمتى اثبات ايدن صفات كماليد به اشارت الدر. وكذا ( ذلك) اشارت هشيم به مخصوص ایک اشارت عقليه ده قوللانهم ، تعظيم و اهمیتی افتاده ایتدیگی کی، معقول اولان قرآنی محسوس صورتنده کوسترمی، قرآنی اذهان و انتظارن نظر دقتنه عرصه ایم که، تشری ایجاب ایدن حیله ضعفیت و سائر چرکین ) شياء من منتزه اولد يعني اظهار واعتراف التدير مكدر. وكذا ( ذلك) فك (1) واسطه سیله افاده ایتدیگی بعد، قرآنك كمالنه دلالت ايدن علو رتبه سنه اشار تدر .
وكذا ( الْكِتَابُ ) ده کی (ال) مصر عرفی بی افاده ایتدی گندن، قرآنك عظمتنه و باشتر کتا بالون محاسنی جمع انتقاله او نارك فوقنده اولد يغنه اشار تدر. وكذا (كتاب) تعبيري ، اهل قرائت وكتابدن او لما يان بر امينك محصولي او لما ديفنه اشار تدر.
وكذا ( لا ريب فيه ) ضمير ينهك هر ايكيا احتمالنه بناءً قرآنك كمالنى اثبات و و يا يا تأكيد تا يدر. وكذا استغراقي فاده ايدن (لا) قرآنك هر گوشه سنده رگز و هر برنده ذکر اید یان دليله، برهانا هجومه كان شك و شبه لری دفع ایله، قرآنك او بی لکه کردن منزه اول یعنی اعلان ایدر. ولسان حالي له شو شعرى او قوتور. وكم مِنْ عَائِبِ قَوْلاً صَحِيحا وَأَفَتُهُ مِنَ الْفَهْمِ السَّقِيم) یعنی، قرآنده تعصبيب ايديله جا هیچ به نقطه بوقدر. قرآن کی صحیح قولاري تعبيب ايمان نجمه فهمارك ستقامتندمه ايارى تلبيو.
Yani "Ibårelerımız ayrı ayırı ise de, hüsnün bırdır. Hepsi de o hüsne işaret ediyorlar."
الدريك المجال لي في هذه العلمي :Ikinci Misal
olan âyet-i kerimedir. Bu åyette maksad- esås, Kur'ân'ın yüksekliğini göstermektir.
Ve bu maksadı takviye eden المزيك المال
kayıdlarıdır. Evet, bu kayıdlar, istinad ettikleri pek ince ve gizli delillerine işaret etmekle beraber, o maksadın takviyesine koşuyorlar.
Ezcümle: (3) kasem olduğu cihetle, Kur'ân'ın azametine; ve altında müstetir gizli o mezkůr letåif cihetiyle de da'vanın isbatına işaret eder. Ve keză ()
zåt ile sıfatı gösteren bir işaret olduğu itibariyle hem Kur'ân'ın azametine, hem azameti isbat eden sıfat-kemåliyeye işaret eder. Ve kezå (3) işåret-i hissiyeye mahsüs iken işåret-i akliyede kullanılması, ta'zim ve ehemmiyeti ifade ettiği gibi, ma'kül olan Kur'ân'ı mahsüs suretinde göstermesi, Kur'ân'ı ezhân ve enzárın nazar-ı dikkatine arz etmekle, tesettürü icåb eden hile, za'fiyet ve såir çirkin şeylerden münezzeh olduğunu izhår ve i'tiraf ettirmektir. Ve kezå'nin
(J) vâsıtasıyla ifade ettiği bu'd, Kur'ân'ın kemäline delalet eden ulüvv-ü rütbesine işarettir. Vekeza المتان deki (J) hasr-ı örfiyi ifade
ettiğinden, Kur'ân'ın azametine ve başka kitapların mehåsinini cem' etmekle onların fevkınde olduğuna işarettir. Ve kezȧ )تان ( ta'biri, ehl-i kırâat ve kitabetten olmayan bir ümmînin mahsûlü olmadığına işarettir.
Ve keza آرت به zamirinin her iki ihtimaline binâen Kur'ân'ın kemålini isbat veya te'kid eder. Ve kezå istiğrâkı
ifade eden (7) Kur'ân'ın her köşesinde rekz ve her yerinde zikredilen deliller, burhånlar hücuma gelen şekk ve şübheleri def ile, Kur'ân'ın o gibi lekelerden münezzeh olduğunu i'lån eder. Ve lisân-ı hâliyle şu şiiri okutur.
وَكَمْ مِنْ عَائِب قولاً صحيحاً وانته من القعة التقيم
Yani, "Kur'ân'da ta'yib edilecek hiçbir nokta yoktur. Kur'an gibi sahih kavilleri ta'yib etmek, ancak fehimlerin sekämetinden ileri geliyor."
haberidir. Bu çok kolay bir soru. Daha sorunuz Melekleri güldürmiş ve hiyeyi de tebessüm ettirmiş
Demek ki insan sürduğu İslami hayat ol sünde kabirde güzel muamele görecektir hadiste ihramıyken ölen kimsenin maliser yo ne telbiye getirerek geleceği bildirilir ki, bu aynı manayı teyit eder.
Bunlar gösteriyor ki, insan nasıl ölecek, nasıl ölürse öyle dirilecektir. olan istikametten ayrılmamaktır. yaşarsa n
Ebu Saidi'l-Hudri (ra) rivayet ediyor ki:
"Ölü, (Kryamet Günü), içinde öldüğü elbise diriltilecek
Kütüb-i Sitte, Hadis No. 540
Aişe (r anha) rivayet ediyor ki:
Resulullah sallallábů aleyhi ve sellem, "Insa lar ayakkabısız, vücudu çıplak ve (ilk yaradıla ları gibi) sünnetsiz başrolunacaklar." buyurila Ben de, "Ya Resulallab! Erkek, kadın beraber Bunlar birbirlerine (edep yerlerine) bakarlar dedim. Resul-i Ekrem, "Ya Alşe! haşir işi
Ahiret Hayata/31
zoticnir insanların birbirlerine bakmalarına mü rahmesi değildir buyurdu
Sabih Bubart. Hadis No: 2048
Ibni Abbas (ra) rivayet ediyor ki
Sizler Kıyamet Günü ayakkabısız, çıplak ve innetsiz olarak başir meydanında toplanacak antz. Bu aciklama üzerine bir kadın sorilu-Mohammiyiz? Resulullah (asm) (Abese Suresinin Bu durumda) birbirimizin avret yerlerini gör 37 ayetiyle cevap verdi). "Ey kadın! O gün her-besin kendine yeter derdi vardır
Kütüb-i Sitte. Hadis No: 856.
Abdullah ibni Abbas (ra) rivayet ediyor
Ruuyete göre, Nebi sallallahü aleyhi ve sellem buyurmuş: "Siz (kabirden kalktığımızda) ayağı mz çıplak, vücudunuz üryan, (anadan doğma) rlik yeriniz sünnetsiz olarak başrolunacaksı-niz
Sonra Resulullab, "Kıyamet koptuğu gün biz, göğü (tabakalarını), kitaplar içinde defter (vap-nalları) dürer gibi düreceğiz. (Insanları da) ilk yaratmağa başladığımız gibi vadettiğimiz veç-bile tade edeceğiz. Şüphesiz biz (vadimizi) ya-çpanz."
(Mealindeki ayeti okudu Ve Kıyamet Ging (Peygamberlerden) ilk elbise giydirilen büyük babam) Ibrahim'dir." dedi
()
Sabib-i Bubari, Hadis No: 134
Abdullah ibni Abbas (ra) rivayet ediyor
"Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem ile bara (Haccetu'l-Veda'da) Arafat'ta vakfe ederken an sizin devesinden düştü. Düşer düşmez de devx, unk (zavalının) boynunu kardı. (Ve derbal öldü Nebi sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki. Bu (ibramh) adamı su ve sidr ile yıkayınız, ve s kat ibramı içinde defnediniz. Ona koku sürme yiniz, onun başına bez de sarmayınız. Çünki bu (ibramı) bacı, Kıyamet Gününde (başı olarak ve) Lebbeyk Allahümme lebbeyk (Ferma nina uydum, divanına geldim...) diyerek bas olunacaktır
arat nedret ersane
...
Ahiret Hayatı/33
kişide virüten Allabu Tevila, Kryamet Günunde Bull Ekrem, "Dunyada onu iki ayağı üze izüstü yinilmeye kudreti değil midir?" diye crup verdi.
Sabib-i Buhart, Hadis No 1718.
Süheyl ibni Sa'd (ra) rivayet ediyor
Koyamet Günü insanlar beyaz, bembeyaz, usunun çöreği gibi bir yerde toplanacaklar.
Onada bic kimsenin bir işareti (evi, bağı vs.) ol-
Kütab i Sitte, Hadis No: 5057.
...
Abdullah ibni Yüsr'den (ra) rivayetle:
Zmakarlar başır meydanına vücutları alevler açúkande yanar bir halde gelirler.
Taberant'nin Kebirinden.
Sabib-i Bubari, Hadis No: 628
Enes ibni Malik (ra) rivayet ediyor.
Bar kişi sordu: "Ey Allah'ın Peygamberi! Kafir Kryamet Gününde yüz üstü (ve has aşağı tel sürüklenerek) nasi haşrolunur?"
Insanlar niyetlerine göre diriltilecek
Thu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:
Insanlar niyetlerine göre diriltilecek ve hesaba aleceklerdir.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
1191) «Her kim, hidayet yoluna dâvetçi olursa, onu yapanların ların ecri kadar kendisine ecir verilir.. Ve o şeyi yapanların ecrinden birşey eksilmez..
Ve her kim dalâlete dâvetçi olursa; onu yapanların günahı ka-dar kendisine günah verilir.. Ve o şeyi yapanların günahından birşey eksilmez..>>>
** *
*
Bir başka Hadis-i şerifte anlatıldığına göre, bir iyilik icad edenler ölüp gitseler de; onunla amel edildiği müddet, kendilerine sevap yazılır.. Kötülük de aynı..
Bu Hadis-i Şerif TEYSİR'ÜL-VÜSUL adlı eserden alınnuştır..
**
TEYSİR'ÜL-VÜSUL: Bu eser, Camii - Sağir'in kısa şerhidir. Yaza-T: ABDURRAUF MENAVI.. Hicretin 952. yılında doğmuş, 1031. yılında vefat etmiştir.
kıymetinden daha fazla olup da sebeb-i ser'i zü'mü ile inşa veya nazaran bina ve sahibi arsanın kıymetini vermek suretiyle arsayı satın alır. Bu Mecelle'de de mezkur görüş benimsenerek K. el-Gasp'taki 906. mad-de ona göre yazılmış olduğuna nazaran bu bahiste dahi Ebu Yu-suf'un görüşü ihtiyar olunmak lazım gelir. Bu sebeple bu kitabın 1044. maddesi İmam Ebu Yusuf'un benimsediği görüş üzere kaleme alınmıştır. Mezkûr kitabın Halife hazretleri tarafından imza ve mü-hürlendikten sonra daha öncekiler gibi tab ve neşri hususunda emir ve ferman padişah hazretlerinindir ".
25 Zilkade, 1289 (24 Ocak, 1873) ve
13 Kânun-u sâni, 1288
Esseyyid Halil
Esseyyid Ahmed Hulûsi
Esseyyid Ahmed Hilmi
Ahmed Hâlid
Seyfeddin
Diğer kiapların arz şeklinden farklı olarak Mecelle'nin bu 9. kitabı Sadaret tarafından değil de doğrudan doğruya Şeyhülislâm Ahmed Muhtar imzasıyle Meşihat tarafından padişaha arzolunmuş-tur. Bu sebeple Mecelle'ye dair olan evrak arasında Sadaretin 9. kitaba aid olan arz tezkeresi mevcut değildir". 13 Muharrem 1290 (13 Mart 1873) tarihli Meşihat tezkeresi kısaca şöyledir: «Mecelle-i Ahkam-1 Adliyye'nin hazırlanmış olan 9. kitabı ile mazbatası yük-sek hilafet makamınıza arz ile, baş tarafının mübarek hatt-ı hüma-yun ile mühürlenerek, diğer kitaplar gibi lâzım gelen muamelenin ikmalinden sonra mezkûr asli nushanın yine mezkûr mazbata ile beraber Fetvâhanede muhafaza ettirilmek üzere taraf-ı âcizaneme iade buyurulması babında emir ve ferman zat-ı devletlûlerinindir."
Mecelle ile ilgili evrak arasında dokuzuncu kitabın iradesine tesadüf edemedim. Ancak iradenin isdarını ifade eden ve Kitâbet-i Divan-ı Ahkam-ı Adliyye mührünü taşıyan şöyle bir yazı mevcut-tur: «Mecelle-i Ahkâm-ı Adilyye'nin 9. kitabı padişah hazretlerinin mübarek mührü ile mühürlenerek, gönderildiğine dair olup, Ah-kâm-ı Adliyye'ye havale buyrulan Fetvâhane tezkeresi üzerine dai-
50. Arşiv, Mec. Dos., A. Cevdet Pş., s. 103-05
51. Mesihatin bu mevzudaki selahiyeti hak. bk. A. Cevdet Ps., s. 105-110.
rece icabı biliera mezkûr tezkero-i adliyye ve kitab lera mevkiine fade olundu.
28 Clevvel, 1200 (23 Temmuz 1878)"
K. EL HACR VELIKRAH VEL SUPA'NIN MUHTEVARI
Bir mukaddime ile üç babı ihtiva eder. Mukaddimede (941-956. m.) Haer, ikrah ve suf'a ile alakalı şu fıkhi täbir ve istilah lar yer alır:
Haer: Bir şahs-ı mahsusu tasarruf-u kavlisinden men'dir ki, ba d'el-haer ol şahsa maheûr denilir.
Izin: Hacri fekketmek ve hakk-ı men-i iskat eylemektir ki, izin verilen şahsa me'zûn denilir.
Sağir-i gayrı mümeyyiz: Bey' ve şirayı fehm etmeyen ve onda beş aldanmak gibi gabn-ı fahiş olduğu zahir olan bir gabnı, gabn-1 yesirden temyiz ve tefrik eylemeyen çocuk olup, bun-ları temyiz eden çocuğa sağir-i mümeyyiz denilir.
Меснин: İki kısımdır. Biri mecnûn-u mütbakdır ki cününu cemi evkatı müstev'ib olan kimsedir. Diğeri mecnûn-u gayr-i mut-baktır ki kah meenûn olup, kâh ifakat bulan kimsedir.
Matûk: Ol muhtel'uş-şuûr olan kimsedir ki fehmi kalil ve sözü müşevveş ve tedbiri fasid olur.
Sefih: Malını beyhûde yere sarf ile masarifinde tebzir ve israf ile iza'a ve itlåf eden kimsedir. Ebleh ve sade-dil olmak ha-sebiyle kår ve temettu' yolunu bilemeyip de ahz ve i'tasında aldanagelen kimseler dahi sefih addolunur,
Reşid: Malını muhafaza hususunda tekayyüd ederek sefeh ve teb-zirden tevakki eden kimsedir.
İkrah: Bir kimseyi ihåfe ile rızası olmaksızın bir iş işlemek üzre bi-gayr-ı hakkın icbar etmektir ki ol kimesneye mükreh ve icbar eden kimseye muebir ve ol işe mükreh'un-aleyh ve hav-fı mucib olan şeye mükreh'un-bih denilir.
Ikrah
İki kısımdır. Kısm-ı evvel ikrah-ı mülcidir ki itlaf-ı nefs ya kat-ı uzuv yahut bunlardan birine müeddi olur. Darb-1 şedid ile olan ikrahtır. Kısmı såni ikrah-ı gayr-ı mülcidir ki yalnız gam ve elemi mucib olur. Darb ve haps gibi şey-lerle olan ikrahtır.
Şuf'a: Bir mülk-ü müşterayı müşteriye her kaça mal oldu ise ol miktar ile temellük etmektir.
Sonra ikinci kat semanın melekleri iner ve birinci kat semanin me-leklerinin etrafinda saf tutarlar, Ardından üçüncü kat semanın melekleri aynı şekilde inip saf tutarlar. Bu sekilde yedinci kat semaya kadar bütün melekler inerler ve insanların etrafını kuşatırlar.
Fakih anlatıyor:
Eclah'ın rivayetine göre Dahhak şöyle demiştir:
Allah (cc) birinci kat semaya emreder. O yarılır ve melekler yeryüzü-ne inerler. Sonra ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci altıncı ve yedinci kat-taki melekler yeryüzüne inip halkalar halinde yedi saf oluşturarak dünya ehlini kuşatırlar. İnsanlar hangi tarafa dönseler orada yedi saf melekle kar-şılaştıkları için hiçbir yere kıpırdayamazlar.
"O gün gökyüzü beyaz bulutlar ile yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir."
Ebu Hūreyre'nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (sav)'in şöyle buyurmuştur:
"Allah (cc) kıyamet günü şöyle der:
"Ey insanlar ve cinler ben size dünyada iken öğüt vermiştim. İşte dünyada yaptıklarınız amel defterlerinizde yazılı duruyor. Artık kim orada iyilik bulursa Allah'a hamd etsin. Kim de kötülük bulursa bundan dolayı sadece kendini kınasın. Sonra Allah Teâlâ Cehenneme emreder. Oradan
"Ey Ademoğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır' demedim mi? Ve 'bana kulluk ediniz doğru yol budur' demedim mi? Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp, sap-tırdı. Hala akıl erdiremiyor musunuz? İşte bu size vadedilen cehen-nemdir. İnkârınız sebebiyle bu gün oraya girin." Bu sözleri duyan-ların tamamı oldukları yere çökerler."
"O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün, her ümmet kendi kitabına çağrılır."
Daha sonra Allah mahlükatından hayvanlar ve vahşiler arasında hü-küm verir. O kadar ki boynuzsuz koyunun hakkını boynuzlu koyundan alır. Sonra onlara; "toprak olun" der.
"İşte bu sırada kâfir olan kul şöyle der: "Keşke ben de toprak ol-saydım." Ardından Allah (cc) kulları arasındaki haklarla ilgili hüküm verir."4
Nafi'in İbn Ömer'den rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü insanlar anadan doğdukları gibi çırılçıplak mahşere gelecekler."
cadde-i Ahmediye جاده احمديه : Hz. Muham-med'in (a.s.m.) gösterdiği yol
cadde-i hakikathakikat yolu, ger-çeklere götüren geniş ve doğru yol (Kur'an yolu)
cadde-i Kur'an جاده قرآن : Kur'an yolu, dünya daki bütün toplumlar için en uygun ve insan yaradılışına en elverişli yol olan Kur'an'ın gösterdiği doğru yol
cadde-i kübra 1 : جاده کبری.çok büyük cadde 2.(mec.) dünyadaki bütün toplumlar için en uygun, insan yaradılışına en elverişli; akıl, kalb ve vicdanın ihtiyaçlarını karşılayabilen inanma ve yaşama yolu.(bkz.cadde-i Kur'an)
cadde-i kübra-yı Ahmediye جاده کبری احمدیه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) gösterdiği çok bü-yük ve geniş yol (bkz. cadde-i kübra)
cadde-i kübra-yı Kuraniye جاده کبری قرآنیه Kur'an'ın gösterdiği çok büyük ve geniş yol (bkz. cadde-i Kur'an, cadde-i kübra)
cadde-i kübra-yı måneviye جاده کبری معنویه : ma nevi büyük cadde, (mec.) Kur'an yolu (bkz. cadde-i kübra)
cadde-i kübra-yı Muhammediye جاده کبری
محمدية : Hz.Muhammed'in (a.s.m.) gösterdiği çok büyük ve geniş yol (bkz.cadde-i Kur'an, cadde-i Kübra)
cadde-i kübra-yı müstakim جاده کبری مستقیم : çok büyük ve geniş olan doğru yol (İslâmiyet) (bkz.cadde-i Kur'an, cadde-i kübra)
cadde-i nurani (ye( جاده نورانی به : büyük geniş ve aydınlık (nurani) yol, (İslâmiyet) (bkz.cad-de-i Kur'an, cadde-i kübra)
cadde-i umumiye-i akliye جادة عمومية عقليه : her
çeşit insanın kolayca anlayıp kabul edebile-ceği, akla en uygun inanma ve yaşama yolu (İslamiyet) (bkz. cadde-i kūbra)
cadde-i saadet جاده سعادت : saadet caddesi, mutluluk yolu, dünya ve âhiret mutluluğna götüren ana yol, geniş mutluluk yolu (Kur'an yolu)
Cafer-i Sadık جعفر صادق : )hi.83-148; mi.702-765) Hz. Muhammed'in (a.s.m.) torunların-dan olup Şii inanışına göre altıncı imam. Şii-liğin beşinci imamı olan Muhammed Bakır'ın oğludur. Annesi Hz. Ebû Bekir'in torunudur İmam-ı A'zam Ebu Hanife onunla görüşmuş ve derslerine katılmıştır. Yedi erkek, üç kız çocuğu olmuştur. Erkek çocuklarından büyük oğlu İsmail, çocuk yaşta ölünce ikinci oğlu Müsa Kâzım, İran Şiiliğince Şiiliğin yedin-ci imamı kabul edilmiştir. Fakat bazı Şiiler, çocuk yaşta ölen büyük oğlu İsmail'i imam kabul etmişlerdir. Böylece ikiye ayrılan Şiilik, İsmaili kolunu meydana getirmiştir. Cafer-i Sâdık, yüksek ilim, fazilet ve takva sahibi idi. Şiflerin çoğu, Câfer-i Sâdık'a bağlı Şiî mână-sinda Câferi olduklarını söylemektedirler. Cafer-i Sâdık, Medine'de doğdu ve Medine'de öldü. Mezarı Baki mezarlığındadır. (r.a.)
chجاه : mevki, makam, rütbe, itibar
câh - masiva جاه ماسوى : dünya hayatındaki ge-çici mevki ve makam
cahil جاهل : .bilgisiz, çok şeyden habersiz; tec-rübesiz 2. eğitim görmemiş, okumamış; oku-ma yazma bilmez 3. Allah'tan (c.c.) ve dinden habersiz
cahili alim جاهل عالم : görünüşteki (yüzeysel( gerçekleri bilse bile, derin dinî gerçekleri bil-
meyen sözde âlim, fakat gerçekte câhil cahili echel جاهل أجهل : câhilin câhili, tam câ-
hil, tam bilgisiz, çok şeyden habersiz
cahili gafil جاهل غافل : Allah (cc.), dunyaya ge-lis gâyesini ve âhireti unutmuş câhil (bilgisiz(
Cahiz جاحظ : )Ebû Osman Amr bin Bahr( (0.155-256; mi.772-870) Arab edebiyatçısı, edebi sanatlarda üstad ve kelâm âlini (bkz. kelâm). Mûtezile mezhebini savunmuştur. (bkz.Mûtezile) Edebiyatçı olmasına rağmen, daha çok bitki ve hayvanları inceledi. Hayvan psikolojisi konusunda ilk inceleme yapan-ardan biridir. En ünlü kitabı "Kitab-ul Ha-yavan "dır (Hayvanlar hakkında kitap).
جاعل له : yapıcı yaratıcı
uygun, yerinde 2.dince sakıncasız
calib جالب : çekici, ceken
alibi dikkat جالب دقت dikkat çekici; ilginç
calib-i nazar-ı dikkatجالب نظر دفت bakıp gö-renler için dikkat çekici
Calinos جالینوس : Galen (Galenos) (mi.129-200(
Eski Çağ'da Bergama'da yaşamış ünlü doktor ve araştırmacı bilgin. "Olayların doğrulama-dığı hiçbir iddiaya önem vermem. Birkaç ola-ya bakıp acele karar vermemeli. Doğruyu bul-mak için çok sayıda deneme yapmak gerekir" dermiş. Anatomi (beden organlarının yapısı) konusundaki eseri, yakın çağlara kadar kay-nak olarak gösterilmiştir. Tıb alanında, İbn-i Sina gibi, yanılmaz ilim adamı ve doktor ola-rak kabul edilmiştir. Bu durum 17.yy. a kadar sürmüştür.
Calut جالوت : Eski Çağ'da, İsrailoğullarının ilk
devletlerini kurdukları sıralarda, bu devle-te karşı savaşan düşman ordusu komutanı. Calúd, bu savaşta teke tek savaş için meydan okuyunca, Hz. Davud (a.s.) karşısına çıkıp onu öldürmüştür. (bkz."asker-i Calûd" mad-desi ve Kur'an'ın 2/249, 250, 25/1.âyetleri)
cam (cam( جام : içinde silisli kum, potas ve
soda maddeleri bulunan, saydam (ışık geçiri-ci), çabuk kırılan, imal edilmiş (yapılmış) ci-sim 2.sırça, bardak, şişe 3.(mec.) kadeh, içki, şerbet
cami ask جام عشق : aşk şerbeti, aşk içkisi; (mec.) insanı kendinden geçiren mânevî ve derin sevgi; Allah (c.c.) sevgisi
came جامه : elbise
Cami جامی : )Molla Abdurrahman bin Ah-
med Mevlâna Câmî) (hi.817-898; mi.1414-1498) İran'ın Horasan bölgesinin sınırlarına yakın, bugünkü Afganistan içinde yer alan Herat şehrine bağlı Câm kasabası yakınla-rında (Harcird'te) doğdu. Bu sebeple Câm'lı mânâsına gelen Câmî lâkabiyle anılır olmuş-
tur. Molla Câmî veya Mevlână Câmî de de-nir. Babası Nizameddin Ahmed, din âlimi ve müderris (profesör) idi. Molla Câmî, ilk eğiti-mini babasından aldı. Babasının ders verdiği Herat'taki Nizamiye Medresesi'nde okudu. Zamanındaki ilim adamlarıyla tanıştı. Ken-di ana dili olan Farsça'dan başka Arab dili ve edebiyatını öğrendi. Bu dili öğreten bir de kitap yazdı. Nakşi Tarikatına girdi. Tasavvu-fu, tarikatı ve dînî ilimleri öğrendi. Hem şair, hem din alîmi, hem de edebiyatçıdır. Şiirlerini üç dîvanda topladı. Ayrıca yedi mesnevî (şiir türünden) eser yazdı. Bunları "Yedi Taht" adıyla bir kitapta topladı. Nesir türünden de birçok eserleri vardır. Eserlerinin toplam sa-yısı yüze yakındır.Çoğunu Farsça, bir kısmı-nı da Arapça yazmıştır. Ehl-i Sünnet (Sünnî) mezhebinin inanç ve düşüncelerini yaydığı gerekçesiyle eserleri İran'da ilgi görmemiştir. Yazdığı eserler arasında biyografi, tefsir, ha-dis, dil bilgisi, ahlâk ve tasavvuf eserleri var-dır. Şiir yönü ile klasik bir tasavvuf şairidir. Arabça ve Farsça şiirleri çeşitli dillere çevril-miştir.
Ünlü mutasavvıf, evliya ve din büyüklerinin hayatlarını anlattığı "Nefahat" ("Nefahat-ül Üns min Hazarat-ül Kuds") adlı kitabı Türk-çeye çevrilmiştir. "Nakşibendîlikte Teveccüh Metodu", ünlü mutasavvıf İbn-i Arabî'nin "Füsus" adlı eserinin açıklaması (Şerh-i Fü-sus-ül Hikem), El Fevaid-ül Ziyaiye (oğlu Ziyaeddin için yazdığı Arapça ders kitabı) önemli eserleri arasındadır. Bu son kitabı bü-tün Türk dünyasında, özellikle Osmanlı med-reselerinde, son zamanlara kadar Arapça ders kitabı olarak okutulmuştur.
Bir tasavvuf şairi, edebiyaçı, Arapça dili uzma-nı, eğitimci olan Mevlânâ Câmî, Herat'ta mü-derrislik ve şeyh-ül İslamlık görevlerinde de bulunmuştur. Zamanının İslam hükümdarları ona büyük değer vermişlerdir. Fatih Sultan Mehmed de onu İstanbul'a dâvet etmiş, Câmî, bu dâveti kabul ederek Konya'ya kadar gelmiş, Konya'da Fatih'in ölümünü haber alınca geri dönmüştür. Mezarı Herat'tadır. (k.s.)
cami (câmi, câmi 1 : جامی ، جامع.Müslüman
ların ibadet yeri 2.toplayıcı, toplanmış olan; içine alan; içinde bulunduran
câmi-i ahlâk-i hasene جامع أخلاق حسنه : güzel a lâkın hepsini kendinde toplamış olan
Cami-i Aşık جامع عاشق : Camtasavvufta aşk yolunu seçen Molla Câmî (bkz. Câmî)
Munafıklar da, birbirlerinin yurdlarına ve akrabalarına yaklaşır-larsa, hainlik ve yaramazlık eder, ortalığı karıştırırlar. (639)
Ey Ebû Süfyan! Vallahi, sen, bununla, ancak fitne ve fesad çı-karmak istiyor, İslamiyete ve Müslümanlara düşmanlığını sürdürüp duruyorsun!
Fakat, bununla, onlara hiç bir zarar veremeyeceksin!
Senin nasihatın, bize gerekmez! (640)
Biz, bu işe, Ebû Bekir'i yeterli görüyor ve buluyoruzdur. (641)
Biz, onu, bu işle başbaşa bıraktık, Araya girmedik!» dedi. (642)
Fetih yılında Müslüman olan Ebû Süfyan b. Harp, önceleri, Mü-ellefe-i Kulüb (Kalbleri İslamiyete Isındırılacak olanlar) dan iken, Müslümanlığını, güzelleştirmiş, iyi bir Müslüman olmuştur. (İbn-1 Esir-Üsdülgabe c. 6, s. 149)
Kendisi, Rumlarla yapılan Yermük savaşında büyük bir süvari
(634) İbn-i Abd-1 Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(635) Taberi Tarih c. 3, a. 203, İbn-i Ealr Kâmil c. 2, s. 325-326
(636) Belâzürt Ensabüleşraf c. 1, s. 588
(637) Taberi Tarih e. 3, s. 202, İbn-i Esir Kâmil c. 2, п. 326
(633) Belâzürt Ensabülegraf c. 1, s. 588, Taberi Tarih c. 3, s. 202
(639) Belâzürt Ensabüleşraf c. 1, s. 588
(640) Taberi Tarih c. 3, s. 202-203, İbn-1 Eair ( Kâmil c. 2, s. 326
641) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, n. 588, Taberi Tarih c. 3, s. 202
birliğinin başında «Siz Arap süvarileri, Müslümanların yardımcıları-95 sınızdır,
Rum süvarileri ise, müşriklerin yardımcılarıdırlar.» diyerek İs-lam süvarilerini savaşa teşvik etmekten ve:
«Ey Allahımı Bu gün, Senin Günlerinden bir Gün'dür!
Ey Allahım! Müslüman kullarının üzerine yardımını indir!» di-yerek Allah'a yalvarmaktan geri durmamıştır.
Ebû Süfyan, Taif savaşında bir gözünü, Yermük savaşında da, diğer gözünü gayb etmiştir. (İbn-i Abdulber-İstiab c. 4, s. 1678, 1680, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 6, s. 148-149)
Ebû Kuhafe'nin Hz. Ebû Bekir'e Bey'at Edildiğini
Öğrenince Söyledikleri:
Peygamberimizin vefatı haberi, Mekke'ye ulaştığı zaman, Mekke, çalkanmış ve karışmıştı.
Hz. Ebû Bekir'in çok yaşlı ve âmâ olan babası Ebû Kuhâfe «Ne-dir bu çalkantı ve karışıklık?» diye sormuştu.
Resûlullah Aleyhisselâm, vefat etti!» dediler.
Ebû Kuhafe «Ondan sonra, halkın işini, kim üzerine aldı?" diye sordu.
«Senin oğlun!» dediler.
Ebû Kuhâfe «Buna (643), Haşim oğulları (644), Abduşşems ve Mugîre oğulları, râzı oldu mu?» diye sordu.
«Evet!» dediler. (645)
Bunun üzerine, Ebû Kuhafe «Muhakkak ki, Allah'ın verdiğine, engel olacak yoktur!
Allah'ın engel olduğunu da, verebilecek yoktur!» dedi. (646)
Mescidde Hz. Ebû Bekir'e Bey'at Eden veya Bey'attan Gerl
Duran Sahâbilerden Bazıları:
Hz. Ebû Bekirle Ebû Ubeyde b. Cerrah Mescide geldiği zaman Mescidde bulunanlar, Hz. Ebû Bekir'e bey'at etmeğe başladılar.
O sırada, içlerinde Zübeyr b. Avvam da, bulunduğu halde, bütün Haşim oğulları Hz. Ali'nin başında, Ümeyye oğulları, Hz. Osmanın
(643) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 184, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 589-590
(644) Belâzürî Ensabillegraf c. 1, s. 590
645) İbn-i Sa'd ( Tabakat c. 3, s. 184, Belâzürî Ensabüleşraf c. 1, s. 590
646) İbn-i Sa'd ( Belâzürt Tabakat c. 3, s. 184, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 175, Ensabülegraf c. 1, s. 590, Muhibüttaberî Riyadunnadra c. 1, s. 233
وكذا ظرفيتي افاده ليدن (3) تعبیری، قرآنك سطحنه و ظاهرینه قونانه شان و شبه دارسه ای ریسنده کی حقائقه ایله دفع ایدیاله بیدار جانه اشار تدر.
ار قداس ! تحلیل واسطه سیاه ترکیدن قیمتنی و کل ایله جزولی آراسنده کی فرقی ادر آن ایده بیاندی ایران بو من اللرده کی قیود و هيئاته وقت ایت و او کلمه لردن تبعان ايدن زلال بلاغتی و کوثر فصاحتى طويو نجد به قد رايج. الحمد لله دى.
سؤال ؟ ] ( المره ذَلِكَ الْكِتَابُ الأَرَيْبَ فِيهِ هُدًى للمتقين ) آيت كريم منك جمال لرى، عطف ايله بر بریله باغلانما من اولدینی نه یه بناء در ؟ والجواب ] او جمله ای آراسنده کی شدت اقصد الدين و با غلیان و صار يا عقدن بر ابر يام يوقدر که بر بریله با غلامه لزوم اولسون. زيرا او جمله الركن هر بريسي أرقد ا شارين هم با بادر، هم او غول . یعنی هم دلیلدر، هم نتیجه در.
اون (الم) لسان حاليه هم معارضه به میدان او قور، هم معجز اولد يعني اعلان البدر..
ذلك الكتاب) هم بتون كتاباره فائق اولد يغني تصريح ایدر، هم مستندا و محد از اول یعنی اظهار ایدر
الا ريب فيه ) هم قرانك شك و شبه يرى او لما يعني تصريح ادر، هم مستند او محد از اول یعنی اظهار اید.
(هُدًى لِلْمُتَّقين) هم طریقه مستقیمی ارائه اینکه موظف اولد یعنی کوسترر، هم مجسم بر نور هدایت اولد يغني اعلان الدر.
ایشته بو جمله کردن هر بر ينك افاده ایتدیگی برنجی معنا سی آر قد اشترین دلیل او لدیفی کی ایکنجی معنا سید بوده او ناره نتیجه در صو گره بو آیهان تو جمله لری آراسنده اعجازه منبع، بلاغته مدار اولانه او نه ایکی مناسبت و علاقه و با غلیه لمه دار در بوناردن مثال او لارحه (اوج دانه) یی او ته گیاری ده ست حواله ایدرم .
(1) (الم) بتون مصار خارى معارضه به دعوت ایدر اویله ایران بوکان بر کتابد. او بله ایسه بر يقيه صد فيدر. زيرا كتابك كمالي يقین ایله در اویله ایسه نوع بشر ایچونه مجسم به هدایتد .
(٢) ( ذَلِكَ الْكِتَابُ ( یعنی امثاله تفوقه ای در اویله ایسه مستندا در چونکه شک و شبهه بری دیگلور چونکه متقیاره طوغری پولی کوستر . او یکه این معجز در
(۳) (هُدًى لِلْمُتَّقِينَ ) يعنى طريق مستقيمه ارشاد ایدر اویله ای یقینی اندند. اویله اینه ممتاز در. اویله ایسه معجز در
Ve kezā zarfiyeti ifade eden (3) ta'biri, Kur'ân'ın sathina ve záhirine konan şekk ve şübhe varsa, içerisindeki hakäik ile def edilebileceğine işarettir.
Arkadaş! Tahlil vâsıtasıyla terkibin kıymetini ve küll ile cüz'ler arasındaki farkı idråk edebildi isen, bu misållerdeki kuyûd ve hey'åta dikkat et. Ve o keli-melerden nebeån eden zülal-i belägati ve kevser-i fesáhati doyuncaya kadar iç. "Elhamdülillah" de.
ایران صرافی
الله ذلك الكِتابُ لا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ :Sual
åyet-i kerimesinin cümleleri, atıf ile birbiriyle bağlanmamış olduğu neye binåendir? Elcevab: O cümleler arasındaki şiddet-i ittisälden ve bağlılık ve sarılmaktan bir ayrılık yoktur ki, birbiriyle bağlamaya lüzüm olsun. Zirá o cümlelerin her birisi arkadaşlarına hem babadır, hem oğul. Yani hem delildir, hem neticedir.
میدان
Evet, (J) lisân-ı hâliyle hem muârazaya meydan okur, hem mu'ciz olduğunu i'lân eder.
ذلك التان hem bütün kitaplara fäik olduğunu tasrih eder, hem müstesná ve mümtaz olduğunu ızhår eder. الأريت فيه hem Kur'ân'ın şekk ve şübhe yeri olmadığını
tasrih eder, hem müstesnâ ve mümtaz olduğunu izhår eder. هدى المقنين hem tarik-i müstakimi irãe etmekle muvazzaf olduğunu gösterir, hem mücessem bir nûr-u hidâyet olduğunu i'lân eder.
İşte bu cümlelerden her birisinin ifade ettiği birinci ma'nâsıyla arkadaşlarına delil olduğu gibi, ikinci ma'nâsıyla da onlara neticedir. Sonra bu âyetin şu cümleleri arasında i'câza menba', belägate medâr olan on iki münasebet ve alâka ve bağlılık vardır. Bunlardan misal olarak üç taneyi zikir,
ötekileri de sana havâle ederim.
1- (J) bütün muârızları muârazaya da'vet eder. Öyle ise en yüksek bir kitaptır. Öyle ise bir yakîn sadefidir. Zîrâ kitabın kemâli yakîn iledir. Öyle ise nev'-i beşer için mücessem bir hidâyettir.
2- ذلِكَ الْكِتَاب yani emsâline tefevvuk etmiştir.
Öyle ise müstesnâdır. Çünki şekk ve şübhe yeri değildir. Çünki müttakîlere doğru yolu gösterir. Öyle ise mu'cizdir.
3- هُدًى المُتَّقِينَ Yani tarik-i müstakîme irşåd eder. Öyle ise yakîniyåttandır. Öyle ise mümtâzdır. Öyle ise mu'cizdir.
Bahira'nın ilk fark ettigi y, üzerlerinden bir bulut kümesinin eksik olma di. Halbuki gökyüzü apaçıktı ve güneş her yeri kavuruyordu. Itına konakladıkları ağaçlar, rüzgâr ve benzeri bir sebep yokken, zaman diğ üstelik dikkat çekici bir şekilde eğiliyorlardı.
SARINTE BUCON
1086-Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın vefatı. -1878-Kıbrıs'ın Anavatandan ayrılması.
1911-Bediüzzaman Said Nursî'nin İstanbul'a gelerek Sultan Reşad'ın Rumeli seyahatine katılması.
1954 - Risale-i Nur
hakkında olumlu bilirkişi raporu veren Yusuf Ziya Yörükhan vefat etti.
5
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET Yuzler vardır ki, o gun ışıl Işıl parıldayacaktır.
Kıyamet Suresi: 22
BİR HADİS Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü o kabul edilir.
Ebu Nuaym
Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cennet'i dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş.
1946 - Seçimlerde açık oy gizli tasnifin kaldırılışı.
Dünya Sigara İçmeme Günü.
MAYIS
31
CUMARTESİ
BİR AYET
Birbirinizle hayırda
yarışın.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
4 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 18 MAYIS 1441 HIZIR: 26
Fitnelerden sakının!
Dille ona karışmak kılıçla karışmak gibidir.
(C. Sağîr, No: 1580)
O kadar sevdiğin mal ve evlât; ve perestiş ettiğin nefis ve hevâ; meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler. Sözler
Insanlar niyetlerine göre başrolunurlar Muslim, Fiten: 4, 8: Bubart, Saνη: 6. Βάγκ
Aişe'den (ranha) rivayetle:
ölümüne st Allab bak edenlerin üzerine azabını ğinde bazı salib kimselerin de olur. Onlar da diğerleri ile beraber Sonra abirette niyetlerine ve mahşere getirilirler.
Beybakt'nin Şi'ba'l Iman in
Kişi sevdiği kimselerle haşrolur
Cabir (ra) rivayet ediyor:
Her kişi sevgisiyle başrolunur. Kafirleri sever kafirlerle beraberdir. Kendisine ameli hiçte fayda sağlamaz.
Taberant'nin Evsal min
Ebu Karsafe'den rivayetle:
Kim bir topluluğu severse, Allah onu o toορία lukla birlikte haşr eder.
Taberant'nin Kebir ind
...
Ahiret Hayatı/35
Enes ihni Malik (ra) rivayet ediyor
Bir kimse Nebi sallallaba aleyhi ve selleme Ki-jametten stal etti: "Ya Resulullab! Kiyamel ne zaman bopacale
indigoginene bazırladım?" diye sordu Resulullah ona hakimane bir üslup ile), "O
belak olurlare Nebi sallallabü aleyhi ve sellemi seve Sail, Hiç bir şey bazırlamadım. Yalnız ben,
amellerine medvil
Resulullab da. Öyle ise sen, sevdiklerinle be-abersin diye müjdeledi.
Sabib-i Bubari, Hadis No: 1495.
"La ilahe illallah" diyenlerin dirilisi
bri Ömer (ra) rivayet ediyor:
"La ilahe illallah" diyenler için ne ölüm aranda, ne kabirde, ne de mabşer gününde yal-mak ve ürküntü yoktur. İsrafil diriliş için "sur"a ifediğinde anında topraktan başlarını kaldırıp Baden üzüntilyü gideren Allah'a hamd olsun" dediklerini görür gibiyim.
Insanlar diriltilecekleri zaman en evvel fon kabrimden çıkacağım. Rablerinin huzuruna diklerinde sözcüleri ben olacağım. bestiklerinde müjdeleri ben olacağım. O hamd sancağı benim elimde olacaktır. Ben bim katında Ademoğullarının en değerlistying Bunları övünmek için söylemiyorum. gi
Ahiret Hayati 31
Tirmizi, Menakıb: 1. Darimi. Mukaddime
Comertler
Malik (ra) nivayet ediyor
Omitleri Allah bahin comerslerden daba co-seen comert kimsenin kam olduğunu baber gün Ben Aileenoğullarının en comerdiyim Rahmonların en comerdi ise Allah'ın trip bu imi yayan kimsedir. Bu Kamet Gümü tek başına bir ümmet ola-cekar. Bundan sonra en comert olan palinceye kadar Allab yolunda nefsin-kka bulunan kişidir."
Ebu Ya'la'nın Müsned inden.
Müezzinler
Enes (ra) rivayet ediyor.
Kıyamet Günü boynu (yani boyul en uzun olanlar, müezzinlerdir.
Bubart, Salar: 1. Müslim, Salat: 14
Ebu Hüreyre'den (ra) rivayetle:
Allahü Teala Kryumet Günü "La ilahe illallab sözleri sebebiyle müezzinlert insanlar içerisinde Allah'ın rahmetine en fazla uzanan kimseler badette bulunacaktır. olarak bayr edecektir.
Hatib'in Tarih inden
Racer Esved
Im Abbas (ra) rivayet ediyor:
acer-Eseed Cennet yakutlarından beyaz
katar. Onu müşriklerin hataları kararttı. mete Ubud Dağı büyüklüğünde diriltile-lenduti selamlayan ve open kimse hak-
başında ve Zühre oğulları da, Sa'd b. Ebi Vakkas ile Abdurrahman b Avf'ın başında çevrelenmiş, toplanmış bulunuyorlardı.
Hz. Ömer, Mescidde halkalanmış olan cemaatlara «Kalkınız! Siz-ler de, Ebû Bekir'e bey'at ediniz!
Ben, Ona bey'at ettim. Ensar da, bey'at etti.» dedi.
Bunun üzerine, Hz. Osman, yanında bulunan Ümeyve oğullarile birlikte kalkıp Hz. Ebû Bekir'e bey'at ettiler.
Sa'd b. Ebi Vakkasla Abdurrahman b. Avf da, yanlarında bulu-nan Zühre oğullarile birlikte kalkıp Hz. Ebû Bekir'e bey'at ettiler.
Fakat, Hz. Ali ve Hz. Abbasla Hâşim oğularından yanlarında bu lunanlar, bey'at etmeksizin oradan ayrıldılar. (İbn-i Kutaybe-El'ima-me vesslyåse c. I, s. 17-18)
1. Hz. All,
2. Hz. Abbas,
3. Fadl b. Abbas,
4. Zübeyr b. Avvam,
5. Halid b. Said,
6. Mıkdad b. Amr,
7. Selmanülfârist,
8. Ebû Zerrülgıfari,
9. Ammar b. Yasir,
10. Berâ b. Azib,
11. Übeyy b. Ka'b..
bey'at etmeyenler arasında idi. (647)
Hz. Ali'nin Hz. Ebû Bekir'e Sitemlenmesi:
Hz. Ali, Hz. Ebû Bekir'e «Bize hiç danışmadın! Hakkımıza riâyet etmedin!?» diyerek sitemlendi.
Hz. Ebû Bekir «Evet! Öyle oldu.
Fakat, ben, ortaya fitne çıkmasından korktum!» dedi. (648)
Geçirilen En Tehlikeli Geçid:
Hz. Aişe «Resûlullah Aleyhisselâm'ın rûhu kabz olununca, Arap-lar irtidad etti. Nifak, kabardı.
Babamın üzerine çöken, såbit dağların üzerine çökseydi, muhak-kak, onları, ufatırdı!» demiştir. (649)
647) Yakubi - Tarih c. 2, s. 124, Muhibbüttabert Riyâdunnadra e 1, 4. 218 (
(648) Mes'üdi Murûcunzeheb c. 2, s. 307
649) Taberând - Mücemüsagir s. 2, s. 101, Demiri - Hayât c. 1, s. 101 (
Ebû Hüreyre de «Eğer, Ebû Bekir olmasaydı, Muhammed Aleyhis-selamın vefatından sonra Ümmet-1 Muhammed, helák olurdu!» (650)
Kendisinden başka ilah bulunmayan O Allaha and olsun ki, Ebû Bekir, Halffeliği üzerine almasaydı, yüce Allaha ibadet eden olmaz-dals demiş ve bu sözünü, üç kerre tekrarlamıştır.
Ebû Reck'ül'Utaridi der ki «Medine'ye girince, insanların toplan-chklarını ve bir adamın (Ben, Sana kurban olayımı Vallahi, Sen, ol-masaydın, muhakkak, biz helák olurduk!) diyerek bir adamın başı-
nm öptüğünü gördüm. (Bu öpen ve öpülen kimdir?) diye sordum.
Ha. Aişe de «Babam, Arapların irtidad ettikleri günlerde kılıcını syırıp devesine binince, Ali b. Ebi Talib, yanına vardı, devesinin yu-larından tuttu ve (Sana, Resûlullah Aleyhisselâmın Uhud savaşı gü nünde söylediğini söylüyorum: Sok kınına kılıcını da, kendini tehli-keye atıp bizi acı içinde bırakma!
Vallahi, Senin başına bir felaket gelecek olursa, Senden sonra, artık, İslamiyet, temelli düzelmez!) dedi. demiştir. (Demiri-Hayat. c. I, s. 70, 71)
Yine Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre Peygamberimizin vefatı üze-rine Arap kabilelerinden bir çokları irtidad ettiler.
Yahudilik, Hıristiyanlık ve munafıklık ortaya çıkmağa başladı.
Müslümanlar, kış gecesinde yağmura tutulup dağılan koyunlara döndüler.
Hatta o sırada, Mekkelilerin çoğu, İslâmiyetten dönmeğe hazır-landılar.
Mekke Valisi Attåb b. Esid, gizlendi. (651)
Süheyl b. Amr, Kåbe'nin kapısına dikilerek Mekkelilere seslendi.
Başına toplanınca «Ey Mekkeliler! Siz, Müslüman olanların so-nuncusu oldunuz.
Sakın irtidad edenlerin, Müslümanlıktan dönenlerin ilki olma-yınız!
Vallahi, yüce Allah, Resûlullah Aleyhisselâmın buyurduğu gibi, bu işi, muhakkak tamamlayacaktır!
Ben, Onu, şu bulunduğum yerde tek başına dikilerek (Benimle birlikte La ilahe illallah deyiniz de, size bakarak Araplar dine girip Arap olmayanlar, size cizye ödesin!
Vallahi, Kisra'nın ve Kayser'in hazineleri Allah yolunda harca-nacaktır! buyurduğunu işitmişimdir.
Alay edenlerin, zekât ve sadaka tahsildarı olduklarını gördünüz.
Vallahi, geri kalanı da, vuku' bulacaktır! (652)
Vallahi, ben, iyi biliyorum ki: Güneşin doğması ve batması de.
vam ettiği müddetce, bu din, devam edecektir.
Aranızdaki o kişi, sizi aldatmasın!
Benim bildiğim bu işi, o kişi de, bilir.
Fakat, Haşim oğullarına olan kıskançlığı, onun kalbini mühürle-miştir. (653)
Ey insanlar! Ben, Kureyş'in, karada ve denizde en çok taşıtları bulunanıyım.
Siz, Emir'inize itaat ediniz ve zekâtlarınızı ona ödeyiniz.
Eğer, İslamiyet işi, sonuna kadar devam etmezse, ben, sizin ze-kâtlarınızı size geri vermeğe kefilim!» dedi ve ağladı.
Bunun üzerine, halk, yatıştı. (654)
Süheyl b. Amr, yaptığı tesirli konuşma ile Mekkelileri irtidaddan vazgeçirince, Mekke Valisi Attåb b. Esid, ortaya çıkabildi.
Süheyl b. Amr, Bedir Savaşına, müşriklerle birlikte katılıp esir edildiği zaman, Peygamberimizin, Hz. Ömer'e, onun hakkında «Yer-meyeceğin bir Makamda dikilip halka hitapta bulunması da, memul-dür! Hadisi ile haber verdiği hoşa gidecek Makamdaki konuşmasın-dan maksadının bu konuşması ve hizmeti olduğu anlaşıldı. (655)
Hz. Ömer de, Süheyl'in konuşmasını işittiği zaman, Peygambe-rimizin, onun hakkında söylemiş olduğu sözü hatırlamış ve «Ben şe-hådet ederim ki: Sen, muhakkak Resûlullâhsın!» demekten kendini alamamıştır. (656)
Peygamberimiz Ne Zaman, Kimler Tarafından ve Nasıl Yıkandı?
Peygamberimiz, pazartesi günü kaba kuşluk vaktinde (657) ve-ya Zeval vakti (öğleye yakın) vefat etmişti. (658)
Hz. Ömer gibi bazı Sahabiler, Peygamberimizin vefat etmediğini, etmeyeceğini söylüyor, vefat etti diyenleri tehdid ediyor. (659)
(652) İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 324-325
(653) İbn-i Abdulber İstiab c. 2, s. 670-671
(654) Belâzüri Ensabuleşraf c. 1, s. 304
(655) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 316
(656) Vakıdi Merazi c. 1, s. 107
(657) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 303-304
658) Vakıdi - Megazi c. 3, s. 1120, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 191, Taberf Tarih ( c. 3, s. 197
659) İbn-1 İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 305, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 266-269 ( Abdurrezzak - Musannef c. 5, s. 433-434, Dâremi - Sünen c 1, s. 40
Bazıları da «Resûlullah Aleyhisselâmı, gömmeyiniz!
Çünki, O, vefat etmemiştir!» diyerek sesleniyor (660), Hz. Ab-bas'ın uyarıları ve Peygamberimizi, gömmeye engel olmamaları hu-susundaki çabaları tesirsiz kalıyordu. (661)
İlâhi âyetlere dayanan uyarı ve öğütlerile halkı, Peygamberimi-zin vefatına inandırmış ve yatıştırmış olan Hz. Ebû Bekir ise, Hazre-cilerin Benî Sâide Örtmesinde Halifelik işini kendileri için gerçek-leştirme girişiminde bulundukları haberini alınca, Peygamberimizin başından ayrılarak Beni Sâide Örtmesine koşup onları yatıştırmak, bey'atlarını almak ve bunun hemen arkasından da, Mescidde bütün
halktan bey'at alma işini gerçekleştirmekle uğraşmıştı. Pazartesi günü, böylece, öğleden akşama kadar, Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları ve tefrikaları gidermek çabalarile geçiril-mişti. (662)
Peygamberimizi yıkama, kefenleme ve gömme işi de, ertesi gü ne kalmıştı. (663)
Bey'at işinden boşaldıktan sonra, salı günü (664), Peygamberimi-zi yıkama işi için evde toplananlar, Peygamberimizin âile halkı olup onlar da:
1. Hz. Ali,
2. Hz. Abbas,
3. Fadl b. Abbas,
4. Kusem b. Abbas,
5. Üsâme b. Zeyd,
6. Peygamberimizin âzadlısı Şukran (Salih) idi. (665)
Başkalarını içeri almamak için, kapıyı üzerlerine kilidlediler.
İslamiyette de, belirli bir yerimiz vardır!» diyerek seslendiler.
Kureyşîler «Biz de, Resûlullâh Aleyhisselâmın baba tarafından akrabasıyız!» diyerek seslendiler.
Hz. Ebû Bekir «Ey Müslümanlar cemâatı! Her kavmın, kendi ce-nazelerine başkalarından ziyade öncelik hakkı vardır.
(660) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 271
(661) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 434-435, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 267, Dâremi Sünen c. 1, s. 40, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 567
(662) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 306-309, Abdurrezzak Musannef c. 5, 8. 442-444, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 269, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 55-56, Buhari Sahih c. 4, s. 194, Taberî Tarih c. 3, s. 207-208
(663) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 567
(664) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 312
(665) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 312, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 260, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 278-279
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 88 1 Allah (z.c.hz.) yüz rahmet yarattı. Bunlardan birini halka taksim etti. Doksan dokuzunu kıyamete bıraktı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 88 2 Allah (z.c.hz.) yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet gök ile yer arasını dolduracak kadardır. O rahmetten biri mahlûkat arasında taksim edilmiştir. Bu sebeble valide çocuğuna acır, bu sebeble vahşi hayvarlar ve kuşlar su bulup içer ve bununla mahlûkat birbirine merhamet eder. Kıyamette 99 rahmeti 99 misli yapar ve onları müttakilere tahsis eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 88 3 Allah (z.c.hz.) bin türlü varlık yarattı. Altı yüzü denizde, dört yüzü karadadır. Bunlardan en evvel helâk olacak olanı çekirgedir. Diğerleri de kopmuş boncuk dizisi gibi bunu takip ederler. Hz. Ömer (r.a.) 88 4 Allah (z.c.hz.) dört şey yarattı, onlara da dört şeyi destek etti: Zahire kıtlığını züht ile yarattı ve Hicaz'a bıraktı. İffeti yarattı, gafleti ilâve etti ve Yemen'de bıraktı. Bolluğu yarattı. Taunu kattı, Şam'a yerleştirdi. Fıskı, fücuru yarattı. Yanına parayı kattı, Irak'a yerleştirdi. Hz. Âişe (r.anha) 88 5 Allah (z.c.hz.) Cennette bir Rîh (rüzgâr, koku) yarattı. Bu, bir kapısı olan yedi yıllık bir saha içine alınmıştır. Size bazen tatlı rüzgârlar gelir. Bu, o kapının aralanmasından esen rîh'tır. Şayet bu kapı açılsa gökle yer arasını helâk eder. Allah indinde buna "Ezyeb", sizin lisanınızda da "Cenup rüzgârı" denir. Hz. Ebû Zerr (r.a.). 88 6 Allah dünyayı yarattı, amma ona bakmadı. Ancak ibadet ehlinin makamlarına nazar etti. Zaten kıyamete kadar diğerlerine bakacak değildir. Dünyaya buğz ettiği için onu "Makten" (helâk ederek) ortadan kaldıracaktır. Dünyayı da hiç bir zaman ahirete tercih etmedi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 88 7 Allah (z.c.hz.) Adem'in Hamurunu kırk gün, kırk gece yoğurdu. Aldı, ikiye kesti. Sağ tarafa iyiler, sol tarafa habisler ayrıldı. Sonra tekrar yoğurdu. Onun içindir ki iyilerden kötü, kötülerden iyiler çıkabilir. Hz. İbni Me'sud (r.a.) 88 8 Allah (z.c.hz.) buyurdu: "Biz malı insana ibadet için ihsan ettik. Namazını kılsın, zekâtını versin." Bu Adem oğlu bir vadiye sahip olunca ister ki, ikincisine de sahip olsun. İkincisine sahip olunca ister ki, üçüncüsüne de sahip olsun. Adem oğlunun karnını toprak doldurur. Sonra bir kısmına Allah tevbe nasib eyler. Hz. Ebû Vagıd (r.a.) 88 9 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bir kimse Benim yolumda, Benim rızam için gazaya çıkarsa ve imanı da varsa, bu adam Benim zimmetimdedir. Ya onu orduda öldürür, Cennete yollar veyahutta sağ olarak, ecir ve ganimetle evine kavuştururum." Hz. Malik El Eş'ari (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 117 1 Kıyamet günü günahı en çok olan kimse, manasız sözü çok olandır. Hz. Abdullah İbni Ebi Evfa (r.a.) 117 2 Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir. Hz. Enes (r.a.) 117 3 İsrail oğullarından bir cemaat hayvan suretine değiştirildi. Bilemem hangileridir. (Mensuh) Hz. Asım (r.a.) 117 4 Humma insan oğlunun kirini çıkarır. Demirci ocağının demirin pasını çıkarması gibi. Hz. Abdi Rabbih (r.a.) 117 5 Ümmetim kıyamet günü, elleri, alınları, ayakları (abdest yerleri) nurlu olarak gelirler. Mümkün olduğu kadar bu nuru büyültün. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 117 6 Ümmetim ahir zamanda şarabı, ismini değiştirerek içer. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 117 7 Ümmetim dinine tutunmuş olarak devam eder, Kaderi tekzib etmedikçe. Ettikleri zaman helâk olurlar. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 117 8 Ümmetim, ümmeti merhumedir. Ona ahirette azab yoktur. Onun azâbı, dünyadaki ölüm, zelzele, sıkıntılar ve fitnelerdir. H. Ebu Musa (r.a.) 117 9 Ümmetim, ümmeti merhumedir. Mağfiret olunmuştur. Allah Tealâ dünyadaki sıkıntıları onlara kefaret kılmıştır. Kıyamet günü gelince müslümanlardan her bir kimseye yahudi veya nasraniden bir fidye verilir. Ve kendine denir ki: "Bu ateşten senin fidyendir." Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 117 10 Ümmetim hiç bir vakit dalâlette toplanmaz. İhtilâfta kalabalık tarafını tutunuz. Hz. Enes (r.a.) 117 11 Ümmetim, ümmeti merhumedir, mukaddestir, mübarektir. Kıyamette ona azab yoktur. Azâbları ancak dünyada aralarındaki fitnelerledir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.
Camii Emevi جامع آموى Suriye'deki Şam peh rinde bulunan Emevt Cămil
ozelligi memiş bir tarzda tek ifade içinde anlatma
camii kebir جامع كبير buyuk cami
cami i mübarek(e( جامع مارکه mubarek (kut lu) cami
câmilyet-i lafzive جامعت لفظه lafızdaki cami iyet, bir söz, bir kelime veya bir harf yahut bir susmayla, birçok söz ve kelimelerle anla tilabilecek çeşitli mänäları ve gerçekleri farklı dereceleriyle birlikte anlatabilme özelliği
miiyet; farklı dereceleriyle birlikte çeşitli ye teneklere yaradılıştan sahip olma özelligi câmliyet-i istidat جامعیت استعد istidatça ca
cami i serif جامع شریف mübarek cami
cami-ül esma جامع الأسماء : Allah'a cc. ait] mü barek isimleri kendinde toplamış olan
Asma veuremlerinin (esma) manlarını ve Kuran knguzel ve doğru açıkla cămi-ül الأسماء malarını yapan ve bunları kendisinde topla yan (kaynak eser)
Cami-ül Ezher جامع الأزهر Mısır'da dini eğitim ve araştırmalara ağırlık veren eski ve ünlu bir medrese; Islami ilimler fakültesi
camiiyet-i mahiyetجامعیت ماه mahiyetce camiiyet, özde, yaradılışta veya manada ce şitli gerçekleri yahut belirleyici temel vasıfla rı, farklı dereceleriyle birlikte, topluca kendi sinde bulundurma özelliği
camliyet-i pürşan جامعیت پرشان çok şanlı ca milyet, çeşitli üstün nitelikleri ve gerçekleri, takdirlerin üstünde bir tarzda, birlikte kendi sinde bulundurma özelliği
cami ül kelim جامع الكليم : cok sozle anlatılabi lecek månåları ve gerçekleri kısa ve öz sözle anlatan, veciz şekilde söyleyen
Cami حامی Molla Cămi
camia جامعه : topluluk, gurup, birlik
camliyet-i tâmme جامعیت نامه : tam manäsiyle
cămiiyet, çeşitli üstün nitelikleri ve gerçekle ri, çeşitli dereceleriyle bir bütün olarak, tam mänäsiyle kapsama, kendisinde bulundurma veya kendisinde temsil etme özelliği
camilyet جامعیت : bir araya getirme, toplama toplu olarak sahip olma; kapsayıcılık, çeşitli vasıf ve hususiyetleri (nitelik ve özellikleri) farklı dereceleriyle kendinde toplama
can (can) : hayatın özü ve temeli 2.dirilik 3.ruh 4.kalb, gönul
canavar جان آور : yırtıcı hayvan, cana kıyan ya ban hayvanı
canavarvari جان آورواری : canavarca
canbahs جان بخش : can veren cana can katan
camilyet-i fitrat جامعیت فطرت : fitratça yet; yaradılışça çeşitli kabiliyet, üstünlük ve niteliklere toplu olarak sahip olma
camily-candan جاندن : içten gönülden
câmliyet-i hârika جامعیت خارقه : )Kur'an hakkın-
da) hårika câmiiyet; çeşitli gerçekleri, farklı mânăları, çeşitli dereceleriyle birlikte eşsiz ve görülmemiş bir tarzda tek ifade içinde anlat ma özelliği
câmliyet-i härikuläde جامعیت خارق العاده : )Kur'an hakkında) hårikulāde cămiiyet, çeşitli gerçek-leri farklı dereceleriyle birlikte eşsiz ve görül-
cane جانه : canal, ey can!, ey sevgili!
canhıraş جانخراش : yürek paralayıcı, çok acı ve rici
canhirasane جانخراشانه : yürek paralarcasına, çok acı verici şekilde
cani جانی : cinayet işleyen, adam öldüren
canib جانب : yön taraf
canib-i batıl جانب باطل : batıl taraf, gerçek dışı
canib-i Hak Teala جانب حق تعالی : Yüce Allah'ın (c.c.) tarafı
caniyane جانیانه : canice, câni gibi. (bkz.cāni(
cann جان : )bkz.can(
cansiperane جان سیارانه : canını verircesine, ha yatını tehlikeye atarak, ölümü göze alarak.
cari(ye( 1 : جاريه.yürürlükte olan, geçerli olan, geçen, uygulanan 2.devamlı olan, süren, akan, kesilmeyen
carih جارح : cerheden, geçersizliği gösteren,
çürüten
casus جاسوس : bir devlet, bir topluluk, bir ku-ruluş veya kişinin sırlarını başkasının hesabı na öğrenmekle görevli kimse
Cava جارا : Avustralya kıtası ile Güneydoğu Asya arasında uzanan Endonezya takım ada-larının en büyüklerinden biri. Endonezya'nın başkenti Cakarta ile en büyük şehirlerinden Bandung ve Surabaya ve Endonezya nü-fusunun yarısı bu adadadır. Halkın büyük çoğunluğu Müslümandır. Cava'nın Müslü-manlaşması, mi. XIII. yy - XVI. yy arasında gerçekleşti. 1520 yılına doğru ada büyük ço-ğunluğu ile Müslümanlığı kabul etti. 16. yy dan itibaren Avrupalılar adaya sömürgeci olarak geldiler. Hollanda, Cava'yı kendi sö-mürgesi haline getirdi. II. Dünya Savaşı'nda Cava'yı Japonlar işgal etti. Savaşta Japonya yenilince, Endonezya Cumhuriyeti kuruldu (1943). Hollanda, Cava'da Hollanda'ya bağlı iki özerk devlet kurdu. Bu iki devlet 1950'de Endonezya Cumhuriyeti'ne katıldı.
cazibe-i azim (e( جاذبة عظيمه : çok büyuk çekim gücü, (mec.) hitap ettiği ve çağrıda bulundu-ğu her ırktan ve her dinden insanları kendine çekebilen månevi büyük güç sahibi (Hz.Mu-hammed a.s.m.)
câzibe-i cüziye جاذبة جزئيه : cuzi cazibe, küçük parçaların (kütlelerin) çekim gücü
cazibe-i icaz جاذبة إعجاز : icazdaki çekicilik; mu'cize derecesinde güzel, özlü, doğru ve ye-rinde söz söyleme sanatının çekiciliği
cazibe-i umumi (y( جاذبة عموميه : genel çekim, bütün maddi varlıklar arasındaki karşılıklı çekim. Bu çekim kuvveti, maddelerin kütle-si ile doğru, aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılıdır. Kütleleri mi ve m2 ile, aradaki uzaklığı (d) ile, ve çekim gücünü F ile göste-rirsek, çekim formülü şu olur:
F= (m1.m2)/d2). Buna göre birbirini çeken iki kütlenin toplam çekim gücü, iki kütlenin çarpımının tutarı kadar büyük, aradaki uzak-lığın karesi ile ters orantılı olarak küçük olur. Örnek: Dünyadan fırlatılan bir uydu, yete-rince dünyadan uzak bir noktaya ulaştığı za-man, Dünya'nın çekim gücü, uyduyu kendine doğru çekmeye yetmez ve uydu uzayda kalır. Buna karşılık Dünya'ya yakın uzaklıktaki at-mosfer içinde bulunan cisimler, yer çekimi-nin etkisiyle yere düşer.
câzibe-i umumiye-i İslamiye جاذبة عمومية إسلامية
İslâm dininin herkesi kucaklayan ve birleşti-rici olan genel çekim gücü
Resulullah (sav); "evet" deyince, Hz. Aise: "Eyvah ne kötü! Onlar bir. birine bakarlar" diye söylenmeye başladı.
Bunun üzerine Resulullah (sav) elini Hz. Aişe'nin omzuna koyup, şunları söyledi:
-"Ey Ebu Bekir'in kızı! İnsanlar o gün birbirine bakamayacak kadar endişe içindedirler. Gözlerini arşa dikip yemek içmeksizin kırk sene beklerler. Onların bir kısmı ayakları su içinde kalıncaya kadar terler. Bir kısmı ise bacaklarına kadar terlerler. Bir kısmı göbeğine kadar terlerken diğer bir kısmı uzun süren bekleyişten dolayı gırtlağına kadar tere batar.
Allah Teâlâ bir münadiye emir verir. O münadi şöyle seslenir:
Falan oğlu filan nerede?
İnsanlar kafalarını kaldırıp sesin geldiği tarafa bakarlar.
Bu sırada çağrılan kişi olduğu yerden çıkıp Allah'ın huzuruna gelir.
Ardından zalimler nerede? diye sorulur.
Bunun üzerine zalimler tek tek gelirler ve sevaplarından alınıp zul-mettikleri kimselere verilir.
O gün altın ve gümüş hiçbir para geçmez. Sadece iyilikler kötülük-lerle değiştirilir. Böylece zalimlerin hiçbir iyiliği kalmayıncaya kadar bü-tün iyilikleri mazlumlara dağıtılır. Sonra da mazlumun günahlarından alı-nıp zalime verilir.
Zalimin iyilikleri bittiği zaman ona şöyle denir:
Kızgın ateşe -cehenneme- gir, senin yerin orasıdır. Bu gün zulüm yoktur. Allah hesapları çabucak görendir.
O gün ne bir melek ne bir resul veya nebi ne de bir şehit yoktur ki hesabın şiddetinden dolayı cezadan kurtulamayacağı inancına kapılmış olmasın. Anacak Allah'ın korudukları hariç.'
Muaz b. Cebel'in rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (sav)'in şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet günü şu dört şeyden hesaba çekilmeden hiç kimse yerin-den kımıldayamaz."
"Kıyamet günü baba oğlunu yakalayıp ona; yavrucuğum biliyorsun, ben dünyada iken senin babandım der. Ona yaptığı birçok iyiliği sırala-dıktan sonra şöyle devam eder:
Yavrucuğum; şu an senin iyi amellerinden çok az bir şeye ihti-yacım var belki bu sayede kurtuluşa ererim."
Bunun üzerine oğlu babasına şöyle der:
Babacığım; ben de senin taşıdığın endişeyi taşıyorum, bu sebeple sana bir şey veremem.
Daha sonra bu kişi hanımına gider ve ona: Sevgili eşim, dünyada iken ben senin biricik hayat arkadaşındım deyip ardından birçok övgü düzer ve şöyle devam eder:
Bana küçük bir sevabını vermeni istiyorum, belki bu sayede içinde bulunduğum kötü durumdan kurtulurum.
Hanımı der ki; ben de aynı korkuyu taşıdığım için sana hiçbir şey veremem.
"Yükü (günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için başkasını ça-ğırsa bu çağırdığı akrabası da olsa onun yükünden bir şey yüklen-mez. Yani günahları ağır gelen kimsenin günahlarından hiçbir şey baş-kasına yüklenmez.
Ibn Mesud'un (ra) rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Käfir kıyamet gününün uzunluğundan dolayı öylesine terler ki bo-ğazına kadar ter içinde kalır ve Allah'a şöyle yalvarır:
"Ya Rabbi, beni buradan kurtar da sonra istersen Cehennem'e at!"3
İbn Abbas (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu anlatıyor:
"Bütün Peygamberlerin dünyada yaptıkları kabul olunmuş bir dua-ları vardır. Bense bu duamı kıyamet günü ümmetime şefaat için sakladım.
Halit: Su hissesi ve yol hissesi gibi hukuk-u mülkte müşarik de-mektir.
Şirb-i hass: Eşhas-ı madûdeye mahsus olan mâ-i cârîdeki hakk-1 şirbdir. Amma umumun müntefi' olduğu nehirlerden su al-mak şirb-i hâss kabilinden değildir.
Tarik-i hass: Çıkmaz sokak demektir.
1. Bab, hacre aid meseleleri izah mahiyetinde dört bölüme ay-rılmıştır: 1. Bölüm (957.-965. m.) Muhtelif sınıf insanlar ve mah-cûr kimseler hakkındadır. 2. Bölüm (966.989. m.) Sağır, mecnun ve matûh ile alakalı meseleleri izah eder. 3. Bölüm (990.997. m.) Sefih-i mahcur hakkındadır. 4. Bölüm (998.1002. m.) Hacr olun-muş borçlu kimseler hakkındadır.
2. Bab (1003.-1007. m.) İkrahla alakalı meseleleri izah ma-hiyetindedir.
3. Bab şufa hakkında dört bölümden meydana gelmiştir. 1. Bölüm (1008.-1016. m.) Şuf'ada muhtelif durumlar. 2. Bölüm (1017.-1027. m.) Şufada şartlar. 3. Bölüm (1028.-1035. m.) Şuf-ada talebler. 4. Bölüm (1036.1044. m.) Şufaya aid hükümler.
Araştırmalarım esnasında Kitab'ul-Şirket'in Cemiyet mazhata sını, arz ve iradeyi bulamadım. Yalnız Hazine-i Evrak-1 Bab-ı Ali mührünü taşıyan şu yazı bize bu mevzuda resmi bir kaynak teskil etmektedir: «Mecelle-i Ahkam-1 Adliyye'nin şirkete dair olan onun cu kitabının irade-i seniyye-i hazret-i padişahiye iktiran eylediği hakkında daire-i meşîhatten makam-ı sâmi-i sadaret-i uzmaya 20 Muharrem 1291 (8 Mart 1874) tarihli ve 101 numaralı tezkere ile iş'ar vuku bulduğu tahkik olunmuştur.
18 Eylül 1333 (18 Eylül 1917)"
Arşivdeki vesikalar arasında onuncu kitabın matbu' nüshaları ile alakalı sadaret tezkeresi ve irade-i seniyye mevcuttur. Bazı ki taplarda onuncu kitabın irade-i seniyye tarihi olarak gösterilen 16 Cemaziel-âhir 1291 (4 Ağustos 1874) tarihi, bu matbu nüshaların irade tarihi ile karıştırılmış olsa gerektir".
K. EL-ŞİRKETİN MUHTEVASI
Şirket çeşitleri hakkında bir mukaddime ile sekiz babdan mü teşekkildir. Mukaddime (1045.1059. m.) bazı fıkhi tabirlerin izahı mahiyetindedir. Bu fıkhi ıstılahat şunlardır: : Fi'l-asl birden ziyade kimselere bir şeyin ihtisarı ve on
Şirket
ların ol şey ile imtiyazıdır. Fakat böyle bir ihtisara sebep olan akd-i şirket manasında dahi örf ve istilah olarak müs tameldir. Binaenaleyh mutlaka şirket iki kısma taksim olu nur: Biri şirket-i mülkdür ki, iştira ittihab gibi esbab-ı te mellükden biriyle hasıl olur. Diğeri şirket-i akddir ki, şerik-ler beyninde icab ve kabul ile hasıl olur. Bunlardan başka bir de şirket-i ibâha vardır ki, mubah olan yani su gibi fi'l-asl kimesnenin mülkü olmayan şeyleri ahz ve ihraz ile tes mellüke selâhiyette âmmenin müteşarik olmasıdır.
54. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 113
55. Durer'ul-Hukkâm, III, 788; Mecelle (A. H. Berki ner.) a. 210.
1194) «Sizden her kim bir kötülük görürse eli ile düzeltsin.. Gücü yetmezse dili ile.. Buna da gücü yetmezse; kalbi ile.. Ve bu imanın en zayıfıdır..>>
*
Bazı müfessirlere göre:
İmanın en zayıfıdır..>>
Cümlesi:
İmanın kat kat kuvvetlisidir.
Şeklinde şerh edilmiştir.. Öyle ya, bir kötülüğe elle, dille mâni olun-mus; fakat kalben sevilmiş; ne kıymeti var..
İşbu Hadis-i Şerifin delâletine göre, bu âlemde Peygamber S.A. efendimizi görenler; öbür âlemde de görecek ve şefaatına nail olacaklar-dır. İsterse bu görmek, rüyada olsun.. Zira onu rüyada görmek, bazı ma-naya göre: ayıkta görmek gibidir..
**
Ravi: EBUHÜREYRE'den naklen BUHARÎ ve MÜSLİM.. Menkibe-leri 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Size, Allah adına and veriyorum: Siz, girerseniz, onları, Resûlul-lah Aleyhisselâmın hizmetinden geriletirsiniz.
Vallahi, çağırılandan başka hiç kimse içeri girmiyecektir!» diye-rek bağırdı.
Ensar «Bizim, içeri girmeye hakkımız vardır.
Çünki, O, bizim kız kardeşimizin oğludur.
İslamiyette de, bizim belirli bir yerimiz vardır!» dediler.
Hz. Ebû Bekirle görüşmek istediler.
Hz. Ebû Bekir «Ensarın, Ali ve Abbas ile görüşmeleri, daha ye-rinde olur.
Çünki, onların yanına, ancak, kendilerinin istedikleri kimseler girebilir." dedi. (666)
Beni Avf b. Hazreclerden ve Bedr'e katılmış bulunan Sahabilerden Evs b. Havli, Hz. Ali'ye «Ey Ali! Allâh aşkına, Resûlullâh Aleyhisse-lâmın hizmetinden bizi de, nasiblendir!>> diye yalvardı.
Hz. Ali, ona «Gir içeri!» dedi.
Evs b. Havli, içeri girip oturdu.
Peygamberimizin yıkanışında bulundu. (667)
Peygamberimizi yıkamaya başlamak istedikleri zaman «Vallahi, ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Ölülerimizin elbisesini soyduğumuz gibi, Resûlullâh Aleyhisselâ-mı da, soyalım mı? Yoksa, elbisesi üzerinde bulunduğu halde mi, yı-kayalım?» dediler.
Anlaşmazlığa düştüler.
O zaman, Allâh, onlara bir uyuklama verdi.
Onlardan, uyuklaya uyuklaya çenesi, göksüne düşmeyen kimse kalmadı! (668)
Evin bir köşesinden, kim olduğunu anlayamadıkları birisinin «Peygamberinizi, üzerinde elbisesi olduğu halde, yıkayınız! (669)
Peygamberinizin gömleğini soymayınız!» diyerek seslendiğini işit-tiler. (670)
Hemen yıkamağa kalktılar. (671)
(656) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 278
(667) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 312, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 260
(658) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 313, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 267, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 196-197
(669) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 313, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 267, Ebû Davud Belâzüri Ensabül'eşraf c. 1, s. 569 Tabakat c. 2, s. 277, Sünen c. 3, s. 197,
(670) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 276, Belâzüri ( Ensabüleşraf c. 1, s. 570
671) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. c. 6, s. 267 313, Ahmed b. Hanbel Müsmed
Peygamberimizi yıkamak için, Sa'd b. Haysemelerin Kuba'daki Cars kuyusundan su getirilmişti.
Peygamberimiz, o kuyunun suyunu içerdi.
Evs b. Havli, desti ile su taşıyor (674), Hz. Abbas (675) ile Üsâ-me ve Şukran, Peygamberimizin gömleğinin üzerine su döküyordu. (676)
Fadl b. Abbas ile Üsâme b. Zeyd, gözleri bağlı olarak Hz. Ali'ye su veriyorlardı. (677)
Hz. Ali de, eline, bir bez sarmış olduğu halde (678), gömlek üze-rinden oğuşturarak Peygamberimizi yıkayordu. (679)
Peygamberimizin karnı sığandığı zaman, evin içine misk kokusu (680), bir benzerini daha görmedikleri güzel bir koku yayıldı. (681)
Ölülerde görüle gelen şeylerden hiç biri, Pegamberimizde görül-medi.
Hz. Ali «Babam, anam Sana fedâ olsun!
Sen, diri iken de, ölü iken de, ne kadar temizsindir!» dedi. (682)
Hz. Ali, Peygamberimizi, bağrına bastı.
Hz. Abbas ile oğulları Fadl ve Kusem de, bir yandan, o bir yana çevirdiler. (683)
(672) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 280-281
(673) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 278, Ebülfida Sire c. 4, s. 520, Kastalani Mevahibülledünniye c. 2, s. 497-498
(674) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280
(675) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 279
(676) İbn-i İshak, c. 1, s. 260 İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 312-313, Ahmed b. Hanbel Müsned
(677) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 278
(678) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280
(679) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 313, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, 3. 267, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 569
(680) Serahsi Mebsut c. 2, s. 59
(681) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280
(682) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 313, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 281, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 260, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 571
(683) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 1, s. 260 Sire c. 4, s. 312-313, Ahmed b. Hanbel Müsned
ای اقدام شو هدى للمتقين ( حمله سنده کی نور بلاغت و حسن كلام (درن نقطه ) دن
تف هر اتمشور.
(۱) بو جمله ده مبتدا موذ و قدر. بو هدف، جمه بی تشکیل این مبدا ایله خبر رانده کی اتحاد، او یکه بر در جدیه وار مشکه خدانکه مبتدا حذف او لما يجب خبرك الجرينه كير من خارجا ایکسی متحد اولد قاری کی، ذهزاده متحد اولد قارينه اشار تدر.
(۲) (هادی) برنده (هندی)، یعنی اسم فاعل موقعنده مصدرك قول انه لمسی، تجسم این نور هدايتين جوهر قرآنك حصوله کلر یگنه اشار تدر.
(۳) (هدی) ده کی تنوین تذکیر در آغلا شیا لیور که هدایت قرآنه او پله اینچه به درجه به وار شده که حقیقتی ادراك ايديله من واويله كنيسه بر ساحر بي اشغال ایتمشور که احاطه ی علماً قابل دگلدر چونکه معرفه نك ضدی اولان (نکره)، با شدت خفاده اولور و یا کثرت ظهور در نشست اید. بوط بناء درکه، (تنكير) بعضاً تحقيری، بعض اده تعظیمی افتاده ایدر دیندا مشدد.
(ع) متعدد قاله لره بدل اسم فاعل صیفه سیاه اختيار ايديال (متقين) ظاهری ابله با میلان ایجاز هدايتك عمره سنه و تأثيرينه اشارت اولديفي کبی، هدايتك وجود ینه ده به دلیل اندر.
[ سؤال ؟ ] غایت محدود، از بر قاچ نقطه دن بشرن طاقتند به خارج دینه لن اعجازن طوغمری احتمالی وار میدر؟
الجواب ] مادى و معنوى هر شيده يارديمك و اجتماعك بيون قوت و تأثیری واردر اوت
انقطاس سريله اوج شيئك حتى اجتماع ليدرسه به اولور به اجتماع الدرس، اور اولور. اون اجتماع ایدرسه، فرقه اولور چونکه هر شیده بر نوع انعکاس و بر نوع تمثل وارده.
ناصها، بربرینه مقابل طوتولان ایلمی آیینه ده چومه آینه پر کورونوپور. كذلك ، ایک اوچ نکته و یا ایکی اوج حسن اجتماع ابتدكاری زمان يك چومه نکته لی، پل چومه مظهر تولد ایدر بوستره بناء در که هر حسن من اجبناك و هر بر صاحب كمالك امثاليله اجتماع ایمگه فطری بر میلی وار در که، اجتماع عاری زماننده حناری، کماللری برایکن ایکي اولور حتى برطاس طاشلغيهه برابر، قبه لي بنا الرده اوسته نك
Ey arkadas! Su هدى التقنية cümlesindeki nûr-u belågat ve hüsn-ü kelâm "Dört Nokta"dan tezahür etmiştir.
1- Bu cümlede mübtedå mahzüftur. Bu hazf, cümleyi teşkil eden mübtedå ile haber arasındaki ittihåd, öyle bir dereceye varmış ki, sanki mübtedå hazfolmayıp haberin içerisine girmiş. Hâricen ikisi müttehid oldukları gibi, zihnen de müttehid olduklarına işarettir.
2- ) هاری ( yerinde )فدى(, yani ism-i fäil mevkiinde masdarın kullanılması, tecessüm eden nûr-u hidâyetten cevher-i Kur'ân'ın husûle geldiğine işarettir.
3- ) هدى ('deki tenvin-i tenkirden anlaşılıyor ki, hidâyet-i Kur'ân öyle ince bir dereceye varmıştır ki, hakikati idråk edilemez. Ve öyle geniş bir sahayı işgal etmiştir ki, ihåtası ilmen käbil değildir.
Çünki 'ma'rife'nin zıddı olan 'nekre', ya şiddet-i hafâdan olur. Veya kesret-i zuhûrdan neş'et eder. Buna binâendir ki, "Tenkir bazen tahkîri, bazen de ta'zimi ifade eder" denilmiştir.
4- Müteaddid kelimelere bedel, ism-i fåil sigasıyla ihtiyar edilen ) مثنية ) kelimesi ile yapılan icâz, hidâyetin semeresine ve te'sîrine işaret olduğu gibi, hidâyetin vücûduna da bir delîl-i innîdir.
Suâl: Gayet mahdûd, az birkaç noktadan beşerin tâkatinden hâriç denilen i'câzın doğması ihtimali var mıdır?
Elcevab: Maddi ve ma'nevî her şeyde yardımın ve ictimâın büyük kuvvet ve te'siri vardır. Evet, in'ikâs sırrıyla üç şeyin hüsnü ictimâ ederse, beş olur. Beş ictimâ ederse, on olur. On ictimâ ederse, kırk olur. Çünki her şeyde
bir nevi in'ikâs ve bir nevi' temessül vardır. Nasıl ki, birbirine mukābil tutulan iki aynada çok aynalar görünüyor. Kezâlik, iki-üç nükte veya iki-üç hüsün ictimâ ettikleri zaman pek çok nükteler, pek çok hüsünler tevellüd eder. Bu sırra binâendir ki, her hüsün sahibinin ve her bir sahib-i kemâlin emsâliyle ictima etmeye fitri bir meyli vardır ki, ictimâ'ları zamanında, hüsünleri, kemâlleri bir iken iki olur. Hatta bir taş taşlığıyla beraber, kubbeli binalarda ustanın
Hz. Peygamber geceleyin yatağından ğında elini yanağının altına koyar, sonra dua ederdi: "Allah'ım, Senin adına ve Senin adınla ölürüm." Uyandığında da you derdi: Olchikten sonra bizi dirilten ve buzurunda toplanılacak olan Allah'a hang sun."
Bubart, Tevhid: 13: Muslim, Zakor
Hafsa'dan (ra) rivayetle:
Hz. Peygamber uyumak üzere uzandığ sağ elini yanağının altına koyar, sonra, A lah'ım, kullarını dirilteceğin Kıyamet Gunun beni azabından koru" diye dua eder ve birou defa tekrarlardı.
Ebu Davud, Edeh: 98: Mümed 6:20
Kıyamet Günü
Ahiret hayatı
yapiral
nivayet ediyor
moist arasım dönmüş gidiyor, ahiret ise 16-Bunlardan ber ikisinin de ken-me bas evlatları var. Sizler ahiretin evlatları 57am Sakuman evlatları olmayın. Zini ninamed ar busap yok yarn ise hesap var and yuk
Karib-i Sitte, Hals No. 1973.
Ehu Zer (ra) rivayet ediyor.
Besulullah (sm) mescitte iken buzurnima gir-Bana "Ey Ebu Zer mescide tahtyye (selâm mck) gerekir buyunu Ben: "Mescide verilecek wam nedir?" diye sorunca: "(Girince) kalacağın rehit namazdır" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Re-Hz. Ibrahim ve Hz. Müsa'nın subuflarında lanlardan berbangi bir şey size indirildi mi?" diye sordum, pu cevabı verdi: "Ey Ebu Zer! (Evet, pa mealdeki ayetler indi deyip okudu) "Şüphesiz tot temizlenen ve Rabbinin adım zikrodip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir. Belki dünya bayanou (ahiretten) üstün tutarsınız.
Hz. Peygamber geceleyin yatağına uzandı. ğında elini yanağının altına koyar, sonra şöyle dua ederdi: "Allah'ım, Senin adınla yaşıyorum ve Senin adınla ölürüm." Uyandığında da şöyle derdi: "Öldükten sonra bizi dirilten ve mahşerde huzurunda toplanılacak olan Allah'a hamdol-sun."
Buhari, Tevhid: 13; Müslim, Zikir: 57, 59.
C C E
***
Hafsa'dan (ra) rivayetle:
Hz. Peygamber uyumak üzere uzandığında sağ elini yanağının altına koyar, sonra, "Al-lah'ım, kullarını dirilteceğin Kıyamet Gününde beni azabından koru" diye dua eder ve bunu üç defa tekrarlardı.
Dünya arkasını dönmüş gidiyor, ahiret ise yö-nelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de ken-dine has evlatları var. Sizler ahiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 1973.
***
Ebu Zer (ra) rivayet ediyor:
de τις
Resulullah (asm) mescitte iken huzuruna gir-dim. Bana: "Ey Ebu Zer mescide tahiyye (selâm vermek) gerekir" buyurdu. Ben: "Mescide verilecek selâm nedir?" diye sorunca: "(Girince) kılacağın iki rekât namazdır" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Re-sulü, Hz. İbrahim ve Hz. Mûsa'nın suhuflarında olanlardan herhangi bir şey size indirildi mi?" diye sordum, şu cevabı verdi: "Ey Ebu Zer! (Evet, şu mealdeki ayetler indi deyip okudu:) "Şüphesiz iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir. Belki siz dünya hayatını (ahiretten) üstün tutarsınız.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 247 1 Ehli Cennet, nimetlerine dalmış halde iken kendilerine bir nur zahir olur. Başlarını kaldırınca görürler ki, Rab, üstlerinden kendilerini şereflendiriyor. Ve "Esselamü aleyküm ya ehli Cennet" diye buyuruyor. İşte bu, Allah Tealanın Kur'andaki "Selamün kavlen mirrabbirrahim" ayetindeki buyurmasıdır. Ondan sonra Allah onlara nazar eder, onlar da Allah'a nazar ederler. Ve Rablarına nazar ettikleri müddetçe, başka hiçbir nimete iltifat etmezler. Ta ki, Allah Tealanın temâşâsı kalkıp, nuru ve bereketi kalıncaya kadar. Hz Cabir (r.a.) 247 2 Ben uyku ile uyanıklık arasında iken iki melek geldi. Biri: "Bunun için bir temsil var, ona anlat" dedi. Diğeri de: "Bir Seyyid bir ev yaptı, ziyafeti için hazırladı. Bir münadi tayin etti. Burada Seyyid Allah, ev Cennet, ziyafet islam nimeti ve münadi de Hz. Muhammed (s.a.v)dir." dedi. Hz. Osman (r.a.) 247 3 Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 247 4 Hac ile Umreyi bir biri peşine yapınız. Zira onları peşi sıra yapmak ömrü artırır. Fakr ü zarureti ve günahları ise, demirci ocağının madenin pasını alması gibi, giderir. Hz. Ömer (r.a.) 247 5 Hac ve umreyi peşi peşi sıra yapın. Zira o ikisi fakirlik ve günahları, demirci ocağının, demir, altın ve gümüşün kirini giderdiği gibi giderir. Haccı mebrurun Cennetten başka karşılığı yoktur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 247 6 Hz. Ebubekir (r.a)'ı melekler Cennete koşturarak götürürler. Sıddıklar ve peygamberlerle birlikte. Hz. Câbir (r.a.) 247 7 Ehli Cennetin zinetleri, abdest suyunun eriştiği abdest yerlerini bulur. Hz. Ebû Huseyin (r.a.) 247 8 Mahvolsun altın ve gümüş, "Ne biriktirelim" denildi. Buyurdu ki; Zâkir dil, şâkir kalb ve dinine yardımcı zevce. Sahabiden biri (r.a.) 247 9 Melekler Cuma günleri mescid kapılarına gönderilir, gelenleri sıra ile kaydederler. İmam minbere çıkınca defter kapanır. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 247 10 Sen ister ağla, ister ağlama. Siz onu götürürken o, melaikenin kanatlarının gölgesi altında idi. (Hz. Cabir r.a'ın babası Abdullah şehid olunca, kız kardeşi çok ağlamış. Efendimiz de yukariki hadisi şerifi buyurmuştur.) Hz. Câbir (r.a.)
C UMHURİYET kurulurken halk yoktu. Mustafa Ke-mal döneminde Seçim sandığı milletin önüne hiç bir zaman gelmedi. Ne babam ne de dedem oy kullanmadı. Evet, Cumhuriyet kurulurken, Musta-fa Kemal tek başına bütün mil-letvekillerini tayin etti. Yani se-çim için millet adına tek başına karar veren sadece bir Mustafa Kemal vardı.
Abdull İKB
Hani bu uygulamaya geçiş dönemi falan da denilmiyordu. Diyelim ki, yeni bir devlet kuruluyor buna geçici hü-kümet denilebilir. Bunun adı ise kurucu meclistir, bir süre sonra da halka gidilir ve seçim yapılır. O zaman hükümet meşru hale gelir. Amma hiç bir zaman böyle bir uygulama olmadı.
Her ne ise, birinci seçim böyle yapılır-ken, ikinci seçimde son derece entere-sandı. Bu ülkenin reisicumhuru seçilecekti, Mustafa Kemalden başka aday yoktu ve ol-ması da zaten imkânsızdı. Reisicumhuru da halk seçmiyordu, Mustafa Kemal'in tayin ettiği milletvekilleri seçiyordu, onlar da Mustafa Kemal'i seçerek böylece birbir-lerini seçmiş oluyorlardı. Ne ala memleket değil mi? Ben sizi seçtim siz de beni seçin, böylece geçinip gideriz işte. Bunun adına da Cumhuriyet deniliyor ve halk sandığa gitmeden cumhuriyetçi oluyordu.
İlk seçim 1946 yılında yapıldı, o da belki dünyada emsali olmayan açık oy gizli tasnif şeklinde idi. 1950 yılında yapı-lan ikinci seçimde halk diktatörlüğe son verdi amma onlari devirmeye gücü yet-medi, bu diktatör kalıntıları peşinen ne hüküm verecekleri belli olan ucube bir mahkeme kurdular ve bu mahkemenin ve-receği karara temyiz mahkemesinin yo-lunu kapatarak Başbakan Adnan Menderes ile ile iki bakanı da idam ettiler.
Diktatorya yine başa dönmüştü, 1960 ihtilalinden sonra yine bir meclis kuruldu bunun adı ise Milli Birlik Komitesi idi bu komitenin içinde albay, yüzbaşı ve hatta Üsteğmen bile vardı, askeri sistem de alt
Bu komitede görev alan bir general ile bir üsteğmenin yet-kisi aynı idi Bu darbeci komite T.B,M,.M. adına karar veri-yordu. O zaman Orgenerel Cemal Gürsel'i albaylar cuntası başa getirip bir komite seçildi, bunlar da Cemal Gürsel'i seçe-rek onu Reisicumhur yaptılar ve Mustafa Kemalin koltuğu tekrar asliyesine döndü.
Diktatorya bununla da ye-tinmedi, her on yılda bir askeri darbe ya-parak milletin seçtiklerini alaşağı ediyordu. Dünyanın hiç bir ülkesinde her on yılda bir askeri darbe yapılmamıştır.
Ta ki 15 temmuz darbesini yapmaya teşebbüs edenlere kadar. Hiç ummadıkları şekilde halk darbecilere karşı cansiparane durdu, tankların üzerine çıktı, kendi hal-kına bomba ve kurşun yağdıran bu vahşi-lere karşı kahramanca göğüs gerdi. 251 İnsanımız mazlumen hayatını kaybetti, in-şallah şehit oldular ve 2500 kişi yaralandı. Halk askeri darbecilere karşı sivil bir darbe yaptı. İnşallah diktatoryanın sonu oldu.
Eğer 15 Temmuz gecesi I. Ordu Ko-mutanı darbeyi haber vermeseydi ve karşı durmasaydı darbeciler başarılı olabilir-lerdi. Bu ülkede yapılan bütün darbeler Mustafa Kemal'in askerleriyiz diyenler ta-rafından cumhuriyeti korumak ve laiklik elden gidiyor diye yapıldı. Halbuki laiklik yerinde duruyordu ve halende devam et-mektedir.
Sahi kısaca arz ettiğim böyle bir uygu-lama neye benziyor dersiniz.
Ben söyleyeceğimi söyledim de yine
de karar sizin.
LAN YETER ARTIK DİYORUM ve AVAZIM ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRIYO-
RUM! Çocuklarımıza yalanlarla dolu tarihi artık okutmayın! Tarihi doğru okuyalım gerisi kolay.
Allah'ın izniyle yakın bir zamanda bu ülkenin arşivleri açılırsa, siz seyreyleyin gümbürtüyü.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
Bir Nefes
YanıtlaSilKINAYANIN KINAMASINDAN KORKMA
tir. ור e
ist
Bir kişi Hz. Ömer'e gelerek: "Allah yolunda, kınayıcıların kınamalarından korkmamak mı yoksa kendini ibâdete vermek mi daha hayırlıdır?" diye sordu. Hz. Ömer bu soruya şöyle cevap verdi: "Kim Müslümanların işlerinden herhangi birinin başına getirilecek olursa, Allah yolunda kınayıcıların kınamalarından korkmasın.
kel
Bu gibi işlerin başında bulunmayanlar da nefsini ıslaha yönelsin ve emri altında bulunduğu kişilere nasihat etsin." (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)
YanıtlaSil
Yuksel23 Mayıs 2025 08:13
Ölümü: Normal mi, Suikast mı?
17 Nisan 1993… Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nde ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetti. Resmi açıklamaya göre, ölüm nedeni “doğal”dı. Ama bu ölüm, o günden beri Türkiye’nin en büyük sırlarından biri oldu. Özal’ın ani ölümü, hem zamanlaması hem de koşullarıyla şüphe uyandırdı. Yakın çevresi, özellikle eşi Semra Özal ve oğlu Ahmet Özal, “Bu bir suikasttı” dedi. Peki, neden böyle bir iddia ortaya atıldı?
Şüpheli Bulgular: Özal’ın ölümü sonrası otopsi yapılmadı. Cenazesi, alelacele toprağa verildi. Yıllar sonra mezarı açıldığında, vücudunda zehirli maddeler bulundu, ancak kesin bir sonuç çıkarılamadı.
Zamanlama: Özal, ölümünden hemen önce Kürt sorununa çözüm için cesur adımlar atıyordu. PKK ile dolaylı görüşmeler, ateşkes girişimleri konuşuluyordu. Ayrıca, Türk dünyasıyla ilişkileri güçlendirmek için Orta Asya gezisinden yeni dönmüştü. Bu adımlar, bazı iç ve dış güçleri rahatsız etmiş olabilir.
Tehditler: Özal, hayatı boyunca tehditler alıyordu. Suikast girişimi, bu tehditlerin ciddiyetini göstermişti. Ölümünden kısa süre önce, “Beni rahat bırakmıyorlar” dediği iddia edildi.
Uluslararası Bağlantılar: Özal’ın bölgesel liderlik vizyonu, Türkiye’yi Ortadoğu ve Kafkaslar’da daha aktif bir oyuncu haline getiriyordu. Bu, bazı küresel güçlerin çıkarlarına ters düşüyordu.
Bütün bu bulgular, “Özal öldürüldü” iddialarını güçlendirdi. Ancak resmi bir soruşturma, bu şüpheleri aydınlatamadı. Gerçek ne olursa olsun, Özal’ın ölümü, Türkiye’nin dönüşüm sürecinde bir kırılma noktası oldu. Onun vizyonu, yarım kaldı.
572
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
Ravi: EBU MUSA EL-AŞ'ARÎ'den r.a. naklen İBN'ÜS SÜNNI.. Men-kıbeleri, 66. ve 125. Hadis-i Şerifte..
١١٦٢ مَنْ أَمَاطَ أَذًى عَنْ طَرِيقِ الْمُسْلِمِينَ كُتِبَتْ لَهُ حَسَنَةٌ ، وَمَنْ تُقْبَلَتْ ( رواه البخاري عن معقل بن يسار ) مِنْهُ حَسَنَةٌ دَخلَ الْجَنَّةَ .
1162) «Bir kimse, müslümanların yolundan eza veren bir şeyi kaldı-rırsa, ona bir HASENE yazılır.. Her kimin ki bir HASENE'si kabul edilirse; cennete girer..>> *
** HASENE: İyilik ve sevap, manalarınadır..
Aynı zamanda eza veren bir şeyi yoldan almak, iman bölümlerinden bir tanesidir.
Ravi: MAKAL b. YESAR'dan r.a, naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 2. ve 1059. Hadis-i şerifte,
١١٦٣ من أمْسَى كالا (۱) مِنْ عَمَلِ يَدَيْهِ ، أَمْسَى مَغْفُوراً له . ( عن ابن عباس)
(1) أى تعب يديه .
1163) «Her kim çalıştığı için yorgun akşamlarsa, bağışlanmış olarak akşamlar..>>>>
**
Buradaki çalışmak, kimseye yük olmamak ve ehlini geçindirmek için çalışmak ve helalinden kazanmak manālarına alınmalıdır.
Ravi: İBN-1 ABBAS.. Menkıbesi 42. Hadis-i Şerifte..
١١٦٤ مَنْ أَمْسَكَ بِركابٍ أَخِيهِ الْمُسلِمِ لَا يَرْجُوهُ ، وَلَا يَخَافُهُ غُفِرَ لَهُ .
( رواه الطبراني عن ابن عباس )
1164) «Her kim bir müslüman kardeşinin at üzengisini tutarken bir ümit veya bir korkudan dolayı yapmazsa, bağışlanır..>>>>
İşte bundandır ki, müslüman kardeşler birbirine yardım ederken, niyetlerinde yalnız Allah'ın rızası olmalıdır.
**
Ravi: IBN-I ABBAS'tan r.a, naklen TABERANI.. Menkıbesi 9. ve 42. Hadis-i şerifte..
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil573
١١٦٥ مَنْ أَنْظَرَ مُعْسِيرًا) أَوْ وَضَعَ عَنْهُ، أَظَلَّهُ اللَّهُ فِي ظِلَّهِ يَوْمٍ لا ظل إلا ظله. ( رواه أحمد عن أبي اليسر )
(۱) انتظر له اليسر : ( فنظرة إلى ميسرة )
1165) «Bir kimse darda olana miihlet verir; ya da, tamamen ondan kaldırırsa.. Allah-ü Taâlâ kendi gölgesinde onu sayeban ey-ler.. Ki o gün, kendi gölgesinden başka gölge yoktur..>>>
Bu Hadis-i Şerif, borçluları sıkıştırmamaya ve veremeyecek durum-da onları bağışlamaya, alacaklıları teşvik etmektedir.
** Ravi: EB'ÜL-YÜSR'den r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..
** EB'UL-YUSR: Bir rivayete göre, Bedir cengine katılmıştır. Esas adı KAAB..
Hicretin 55. yılında Medine'de vefat etmiştir..
Allah ondan razı olsun..
١١٦٦ مَنْ أَنْعِمَ عَلَيْهِ نِعْمَةٌ فَلْيَحْمَدَ اللهَ ، وَمَنِ اسْتَبْطَأُ الرِّزْقَ فَلْيَسْتَغْفِرُ اللهَ ، وَمَنْ أَحْزَنَهُ أَمْرٍ فَلْيَقُلُ : ( لَا حَوْلَ وَلا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ » . (عن على )
1166) «Kendisine bir nimet verilen kimse Allah'a hamd etsin..
Rızkı daralan kimse, Allah'a istiğfar etsin..
Kendisini, birşey mahzun eden kimse de, şu duayı yapsın: Güç ve kuvvet ancak Allah'ındır..>>>
**
Bu Hadis-i şerifte yapılması emredilen işler, her müminin yapması gereken işlerdir.
**
Ravi: Hz. ALİ.. (r.a.) Menkıbesi 48. Hadis-i Şerifte..
١١٦٧ مَنْ أَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِ نِعْمَةٌ فَأَرَادَ بَقَاءَهَا ، فَلْيُكْثِرُ مِنْ : « لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلا بِاللهِ » .
) رواه الطبراني عن عقبة بن عامر )
1167) «Allah'ın kendisine bir nimet verdiği kimse; onun devamını isterse şu duayı çok yapsın:
Güç ve kuvvet ancak Allah'ındır..>>>
60
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
deleştirerek buraya ahyorum: «Hazırlanması için memur edildiğimiz Mecelle'i Ahkam Adliyye'nin altıncı kitabı olan K. el-Vedia hakkın-da Hanefi fakihlerinin sahih görüşleri ve kendisi ile amel olunan fet. valar gözden geçirilip terveme ve tertip edilerek yüksek fetvå ma-kamınıza takdim olundu...>"
Ömer Hulusi
Esseyyid Ahmed Hilmi
Yunus Vehbi
Esseyyid Halil
Muhammed Emin
Seyfeddin
Esseyyid Ahmed Hulûsi
Isa Ruhi
Alaeddin
Şeyhulislam Hasan Fehmi Efendi'nin imzasını taşıyan 20 Zil-ka'de 1287 (21 Şubat 1871) tarihli tezkere ile K. el-Rehn ve K. el-Vedia sadarete takdim olunmuş ve daha önceki kitaplar gibi meriy-yete girmesi arz olunmuştur".
Sadaretin bu hususta kaleme almış olduğu arz tezkeresi ise şöyledir: «Mecelle'nin 5. ve 6. kitaplarını teşkil eden Kitab'ul-Rehn ve Kitab'ul-Vedia ve bunlara aid olan cemiyet mazbataları ve Şey-hulislamlığın tezkeresi yüksek huzurlarınıza takdim olundu. K. el-Rehn'in 714. maddesi İmam Ebu Yusufun kavli esas alınarak ka-leme alınmıştır. Muvafık görüldüğü takdirde bundan evvelkileri gi-bi hatt-ı hümayun ile mühürlenip imzalandığı takdirde tab ettiri-lerek, meriyyete konulacağı beyan olunur.>>
7 Zilhicce 1287 (28 Şubat 1871)
8. Zilhicce 1287 (1 Mart 1871) tarihini taşıyan irade-i seniyye ile K. el-Rehn ve K. el-Vedia'nın Şer'iyye ve Nizamiyye mahkeme-lerinde tatbikine başlanılması bildirilmiştir".
K. el-Vedia tab edilmesini takip eden günlerde bir çok ten-kidlere maruz kalmış" ve Ahmed Cevdet Paşa Şuray-ı Devlet Tan-zimat Dairesi Reisliği vazifesi ile tekrar Mecelle Cemiyeti'nin reis-liğine getirilmiştir. Cevdet Paşa K. el-Vedia'yı yeniden ele almış ve Vedia'ya aid meseleler bir bab teşkil edecek tarzda daha geniş bir
31. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 97.
32. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 87.
33. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 88.
34. Tezakir, IV, 96-97; Fazla malumat için bk. A. Cevdet Ps., s. 88-97.
5. KİTAB (K. EL-REHN ve K. EL-VEDIA)
YanıtlaSil61
şekilde K. el-Emânât adı ile hazırlayıp takdim etmiştir". Bunun üzerine Meşihat 12 Zilhicce 1288 (22 Şubat 1872) tarihli Şeyhulis-lam Muhtar Efendi'nin imzasını taşıyan tezkere ile K. el-Vedia'nın iptalini ve K. el-Emânat'ın meriyete konulmasını, tab ve neşrini taleb etmiştir".
Eski K. el-Vedia'nın tatbikata intikal edememiş olması dolayı-sıyle, muhtevasından bahsetmeye lüzum görmüyoruz.
K. EL-REHN ve K. EL-VEDIA'NIN MUHTEVASI
Bir mukaddime ile dört babdan teşekkül eder.
Mukaddime (701.705. m.) Rehn hakkındaki fıkhí tabirlerin iza-hi mahiyetindedir ve şunlardır:
Rehin: Bir malı ondan istifası mümkün olan bir hak mukabi-linde mahbus ve mevkuf kılmaktır ve o mala merhûn denildiği gibi
rehin dahi denilir.
Irtihan: Rehin almaktır.
Rahin: Rehin veren kimsedir.
Mürtehin: Rehin alan kimsedir.
Adl: Râhin ve mürtehinin emniyyet edip de rehni tevdi' ve teslim ettikleri kimsedir.
1.Bab rehn akdine dair meseleleri ihtiva edip, üç bölümden mü-teşekkildir. 1. Bölüm (706.707. m.) Rehnin rüknü hakkındadır. 2. Bölüm (708.710. m.) Rehnin tahakkuku için lazım olan şartlar. 3. Bölüm (711.715. m.) Merhunun zevâid-i muttasılası ve rehn ak-dinden sonra vâki olan tebdil ve ziyade hakkındadır.
2. Bab (717.-721. m.) Râhin ve mürtehinle alakalı bazı mese-leler.
3. Bab merhûnla alakalı meseleler hakkında olup, iki bölüm-den teşekkül eder. 1. Bölüm (722.725. m.) Merhûnun külfet ve masrafları hakkındadır. 2. Bölüm (726.728. m.) Müsteâr rehne dâirdir.
4. Bab rehnin ahkâmını izah mahiyetinde olup, dört bölüme ayrılmıştır. 1. Bölüm (729.742. m.) Rehnin umumi hükümlerine dairdir. 2. Bölüm (743.751. m.) Râhin ve mürtehinin rehinde tasar-rufları hakkındadır. 3. Bölüm (752.755. m.) yed-i âdilde olan reh-nin hükümleri. 4. Bölüm (756.761. m.) Rehni satmak hakkındadır.
35. Tezakir, IV, 97; A. Cevdet Ps., s. 93.
36. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pg., s. 98.
54
YanıtlaSilKABİR AZABI
وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى
"Kim beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve onu ahirette âmâ olarak haşredeceğiz. Bazı müfes sirlere göre ayette geçen 'sıkıntılı hayat', kabir suali anlamındadır.
Konu ile ilgili bir başka ayet şöyledir:
يُتَبَتُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ
"Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar."
Fakih, Said b. Müseyyeb ve Hz. Ömer'e dayanarak Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
إِذَا أُدْخِلَ الْمُؤْمِنُ قَبْرَهُ أَتَاهُ فَتَانَا الْقَبْرِ، فَأَجْلَسَاهُ فِي قَبْرِهِ، وَسَأَلَاهُ ، وَإِنَّهُ لَيَسْمَعُ خَفْقَ نِعَالِهِمْ إِذَا وَلَّوْ مُدْبِرِينَ ، فَيَقُولَانِ لَهُ : مَنْ رَبُّكَ ؟ وَمَا دِينُكَ ؟ وَمَنْ نَبِيُّكَ ؟ فَيَقُولُ: اللَّهُ رَبِّي، وَالإِسْلَامُ ديني، وَمُحَمَّدُ نَبِيِّي. فَيَقُولَانِ لَهُ : ثَبَّتَكَ اللَّهُ ، نَمْ قَرِيرَ الْعَيْنِ
"Bir mü'min ölüp kabre girdiğinde iki sorgu meleği gelip onu otur-turlar ve sorgulamaya başlarlar. Bu kişi kendini kabre koyup gidenlerin ayak seslerini duyar. Melekler; Rabbin kim, dinin ne, Peygamberin kim? di-ye sorarlar; o da Rabbim Allah, dinim İslam, Peygamberim Hz. Mu-hammed'dir der. Bunun üzerine melekler ona Allah seni sağlamlaştırsın rahat bir şekilde yat uyu derler".3
'Taha 124
Ibrahim 27 zi, 1071
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil55 İşte şu ayet bu durumu bildirmektedir. "Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar.
Bunun manası şudur:
Bu kimseleri Allah doğru cevap vermeye muvaffak eder. Kâfirleri ise doğrudan saptırır ve onları doğru cevap vermeye muvaffak etmez.
Bir münafik veya kâfir kabre girdiğinde melekler ona da; Rabbin kim, dinin ne Peygamberin kim sorularını yöneltir ancak o bilmiyorum di-ye cevap verir. Bunun üzerine melekler bilmez olasın derler ve demir bir kamçı ile ona öylesine vururlar ki insanlar ve cinler hariç bütün yaratıklar bu sesi duyarlar.
Ebu Hazim'in İbn Ömer'den rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Ey Ömer! Kabirde iki sorgu meleği olan münker-nekir geldiğinde halin nice olur? Onlar siyah yüzlü mavi gözlü iki melektirler. Ön dişleriyle yeri yararlar, tüyleri diken dikendir. Sesleri gök gürültüsünü andırır, ba-kışları ise şimşek çakışını andırır.
Hz. Ömer sordu:
Ey Allah'ın Resûlü! Ben o zaman şimdiki halimde mi olacağım ak-lım başımda olacak mı?
Peygamber Efendimizin "evet" demesi üzerine Hz. Ömer, "O halde Allah'ın izniyle ben onlarla başa çıkarım" dedi.
Bunun üzerine Resulullah (sav), "Ömer başardı" buyurdu."
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuş-
tur:
"Hiçbir kimse yoktur ki ölürken çevresindeki bütün canlıların işiteceği böğürme şeklinde bir ses çıkarmasın. Ancak bu sesi insan-lar duyamazlar. Şayet duysalardı düşüp bayılırlardı."
Bu kimse eğer salih biri ise kabrine götürülürken, "beni defnetmekte acele edin, eğer benim için orada hazırlanmış olan iyiliği bilseydiniz beni bir an önce oraya yetiştirirdiniz" der.
Eğer salih biri değilse şöyle der:
Ibrahim 27
'Haris, Müsned, 281
10
YanıtlaSilB
A
8
B
Budizm
ve yerinden kıpırdamamış. Māra onu yene-meyeceğini görünce, Buddha'nın dinini çü-rütmeye karar vermiş. Onun bir yalancı oldu-ğu iddiasını yaymaya çalışmış. Buddha'nın, idddialarında hiç bir şahidi olmadığını ileri sürmüş. Bunun üzerine, sözde yer tanrıçası gelmiş ve Buddha'nın doğruluğuna şahitlik yapmış.Buddha, bu kötülük tanrısı Mara'ya karşı zafer kazandıktan sonra, önce kendisini terk eden beş arkadaşını bulmak ve bulduğu yeni yolu (dini veya mezhebi) anlatmak üzere yollara düşmüş. Sonunda onları Benares şeh-rinin parkında bulmuş. Onlar Buddha'yı, çi-leli hayatı bırakıp rahat yaşamayı tercih ettiği için ayıplamışlar. Buddha ise onlara, zevk ve rahat yaşama ile çileli hayat yaşamanın aşı-rılık ve faydasız olduğunu, doğru yolun orta yol olduğunu anlatmış ve onları ikna etmiş. Onlar da Buddha'yı kutlamışlar, onun can-dan bağlıları ve ilk gönüllü rahipleri olmuş-gor lar. Böylece ilk Budist rahipler örgütünün çekirdeği kurulmuş. Buddha, daha sonra ka-dınlar için de rahibeler örgütünün kurulma-sına izin vermiş.
Budist rahip veya rahibe olmanın şartların-dan ikisi, bekâr kalmak ve mal, mülke sahip olmamaktır.
Buddha, ömrünün kırk dört yılını, mezhep ve inancını yaymak ve herkese anlatmaya çalışmakla geçirmiş. Hindistan'ın çeşitli şe-hir ve bölgelerini dolaşmış, bir çok taraf-tar toplamış. Her sınıftan insanları, fakiri, zengini, kralı, köle, işçisi, kim olursa olsun, aralarında ayırım gözetmemiş, kendi dinine kabul etmiş. Toplumun kurulu düzenindeki sınıflar arasında farkları görmezlikten gel-miştir.. Bilindiği gibi, Buddha'dan önce ve sonra Hindistanda en yaygın din olan Brah-manizm, insanları "kast" denilen sınıflara ayırmıştır. Sınıflar arasında hak ve hukuk ba-kımından farklılıklar vardır. Kimse, doğduğu sosyal sınıfını değiştiremez. Brahman rahibi olabilmek için Brahman sınıfından olmak şarttır. Brahmanizm'deki "ruh göçü" şek-lindeki inanç, insanları bu şekilde sınıflara ayırmanın temelini oluşturmuştur. Onların inancına göre insanların şimdiki hayatları, bir öceki hayatlarında yaptıklarının karşılı-ğıdır, böyle bir hayatı hak etmişlerdir. İyilere iyi, kötülere kötü bir pay düşmüştür. Adalet böylece gerçekleşmektedir. Kur'an'daki bir âyet, İslâm'dan önce âhiret hayatına inanma-
102
YanıtlaSilBudizm
nizm ve Hinduizmin yan Arapların, Brahmanizm bu adalet anlayışına benzer bir adalet anla-yışına sahip olduklarını hatırlatmaktadır (mealen) "Onlara (putperestlere): Allah'in size lütfettiği rızıklardan (fakirlere) verin, denildiği zaman, iman edenlere söyle derler "Allah isteseydi yedirip doyuracaği kimseleri biz mi doyuralım? Siz apaçık yanlış yola sa-piyorsunuz. (Bununla demek istiyorlardı ki Allah'ın (c.c.) istemediğini istemek yanlış yola sapmaktır. Bu sebeple siz bizden onlan doyurmamızı istemekle apaçık yanlış yola sa-piyorsunuz. (Ya Sin Süresi, âyet 47). Bundan anlıyoruz ki putperestlere göre fakirler, Al-lah'ın (c.c.) (hàşa) adalati gereği, fakiriği hak etmiş kimselerdir. Onlara acımak, yardım et-mek, Allah'ın (c.c.) istemediği bir işi yapmak demektir.
Buddha, seksen yaşına ulaşınca artık iyice yo-rulduğunu hissetmiş, yakınlarına son öğüt-lerini vermiş. Son olarak gittiği Kusinagara şehrinde son vaazını vermiş.
"Kardeşlerim, demiş, pek yakında sizden ay-rılacağim. Dünyada her şey geçicidir. Kurtu-luşunuz için gayret ediniz" dedikten sonra ordan ayrılmış, şehrin yakınında öleceği bir yeri hazırlatmış, orada yatıp uzanmış ve can vermiş. Buddha ölmeden önce işinin bitmedi-ğini, gelecekte "Metteyya" (âlemlere rahmet) olan bir kişinin gelip bu işi bitireceğini söyle-miş. Müsevilik ve Hristiyanlık'ta bir kurtarıcı (Mesih) beklentisi olduğu gibi, Budizmde de ismi "Metteyya" (alemlere rahmet) olan bir kurtarıcı beklentisi vardır. Moğolistan ve Ti-bet dağlarındaki kayalara "Gel Meteyya, gel!" yazıları kazılmıştır. Prof. Muhammed Hami-dullah, Fransızca yazdığı Kur'an meâlinde, Tin Süresi'ndeki (95/1) âyeti ile ilgili bir dip notunda, "İncir" üzerine yemin edilmesinin, Buddha'ya bir işaret olabileceğini söyler. Buddha, ormanda bir yabanî incir ağacının altıda derin düşüncelere dalmışken kendisine ilham gelmiş. Ayrıca Kur'an'da (21/85) âye-tinde geçen "Zülkifl" isminin "helâl yiyecek-le besleyen, (helâl yiyecekleri sadaka olarak veren) mânâsına geldiğini, Budda'nın böyle bir hükümdarın oğlu olduğunu hatırlat-maktadır. Bu çok zorlama bir tefsirdir. Prof. Hamidullah, yabancılar için yazdığı Kur'an meâlinde, Budistlere belki demek istemiş-tir ki: "Bakınız, dininizin kurucusu Buddha, kendisinden sonra "âlemlere rahmet" demek
Budizm
YanıtlaSil103
olan Meteyya'nın geleceğini ve kendisinin bi-tiremediği işini bitireceğini söylemiş. Gelecek diye beklediğiniz O zat âlemlere rahmet olan Hz. Muhammed'dir. O'na inanmanız için bu bir delil olabilir".
Fakat Buddha, geçmiş hak peygamberler gibi bir olan Allah'ı bilseydi, bu inancı anlatma ve yayma uğrunda çalışır, mücadele ederdi. Budist kaynaklarda buna ait bir bilgi yoktur. ,
Budist rahipler vaazlarında, yukarıda ör-neği görüldüğü gibi, birden çok ilâhtan söz etmişlerdir. Acaba Buddha, Allah'ın birliği-ni anlatıyordu da söyledikleri, ölümünden sonra, dört yüz yıl boyunca, dilden dile an-latılagelmiş olduğu, sonra yazıya geçirildiği, Hinduların çok ilâha inanmaya alışık olduğu göz önünde tutulursa, tek ilâh inancının bu zaman içinde unutulduğu düşünülemez mi? Ama yine de bu tahmini doğrulayacak bir belge ortada yoktur. Buddha öldükten son-ra cesedi toprağa gömülmedi. Brahmanizm dinindeki gibi yakıldı. Kemikleri ve külleri, kutsal hâtıra olarak on kısma bölündü ve sak-lanmak üzere kaplara kondu. Biri orada kal-mak üzere farklı şehirlere götürüldü. "Stupa" denilen yarım kubbe şeklinde küçük yapılar yapılarak oralarda saklandı. Daha sonraları bu stupaların mimarî yapıları değişti. Göste-rişli yapılar haline getirildi ve ziyaret yerleri oldu. Buddha'nın ölümünden sonra Budizm, Hindistan'da yayılmaya devam etti. M.ö.III. yy.da Hindistanda büyük bir imparatorluk kuran Kral Aşoka (m.ö.273-236), Budizm'i kabul etti. Bu dini devlet dini haline getirdi. Onun zamanında Budizm her yerde korundu ve desteklendi. İmparator Aşoka, Budizm'in tanıtılması ve zamanla unutulmaması için Hindistan'nın çeşitli yerlerinde bazı önemli Budist düşünceri, çeşitli taş ve kaya kitabe-lere yazdırttı. Bu dönemde Budizm, Hindis-tan'ın en yaygın dini haline geldi. Budizm'in yaygınlaşması sonucu, zamanla farklı top-lumların inanç, kültür ve yaşayış biçimle-rinden etkilenmesine yol açıldı. Budizm, her farklı toplumda az çok farklı şekillerde anla-şıldı ve farklı şekilde yorumlandı. Milâdî yıl-lara yakın zamana gelince Budizm, on sekiz mezhebe bölündü. Bunlardan biri Hinayana Budizmi olup, Budizmin en eski kaynaklarını esas alır. Dinde yeniliklere karşıdır.İnsanın kişisel kurtuluşuna önem ve öncelik verir. Diğeri Mahayana Budizmi olup kişisel kurtu-luşu ikinci plânda görür. Halkın ve herkesin
Budizm
YanıtlaSil<urtuluşuna öncelik verir. Bu sebeble, geniş nalk kütlelerini Budizme kazandırmak ve cendini kabul ettirebilmek için yerli halkın Dir kısım inançlarını, töre ve uygulamalarını ze bir kısım masal ve efsaneleri halk vaazla-ında kullanmak üzere almıştır. Budizm'in cutsal kitapları olan Tri-Pitaka (Üç Sepet) de-nen kitap külliyatı üç kısma ayrılmıştır:
1."Vinaya-Pitaka" (Birinci Sepet) denilen, bi-rinci kitap külliyatı, Budist rahiplik teşkilatı (örgütü) ile ilgili kitaplar derlemesidir. Bu külliyatta, rahipliğe kabul ve giriş şartları, ra-hiplik için gereken eğitim, giyim kuşam şek-li, yeme içme, suç sayılan hareketler, kutsal günler ve geceler, bu zamanlarda yapılan dinî törenler, büyü yapma veya yapılan büyüyü çözme formülleri, uyulması gerken emirler, yasaklar, usûl, âdap ve kurallar vb. konular yer alır.
2. "Sutta-Pitaka" (Vaazlar ve Öğütler Sepeti) denilen ikinci kitap külliyatında, Buddha'nın hayatı, vaaz ve nasihatleri (öğütleri), bun-larla ilgili masallar ve efsaneler, Buddha'nın gözetimi altında yetişen Budist rahiplerin ve sonraki Budist din büyüklerinin şiir şeklinde vaaz ve öğütleri toplanmıştır.
"Abhidhamma-Pitaka" denilen üçüncü ki-tap külliyatı olan Üçüncü Sepet'te ise, Budd-ha'nın hayatı ve düşünceleri üzerinde Budist din adamlarının yorumlamaları (tefsirleri) ve tanrı, ruh, hayat ve ölümle ilgili düşün-celeri, ileri sür-dükleri felsefi görüşleri yer alır. Tri-Pitaka külliyatı, iki bin yıl boyunca yapılan eklemelerle büyük boyutlara ulaş-mıştır.O kadar ki, Çince 1924-1932 yılları arasında basımı yapılan Tri-pitaka külliyatı 85 cildi bulmuştur. Bu kitapların dili; kültür, ilim, felsefe ve şiir dili olan Sanskritçe ol-duğu için, halkın anlaması zordur. Eskiden beri Hindistan'da birbirinden az çok farkli çeşitli diller konuşulmaktadır. Bugün bile Hindistan'da irili ufaklı ayrı ayrı topluluk-larda konuşulan 850 çeşit dil ve lehçe vardır. Belirtilen boyuttaki Sanskritçe yazılmış ki-tapları çok az kimse okuyup anlayabilir. Kal-dı ki, halkın bu boyuttaki eserleri okuması ve anlaması beklenemez. Bu sebeple baştan beri Tri-Pitaka külliyatını okuyup anlayan ve halka kendi dilinden anlatan Budist ra-hipler örgütü kurulmuştur.
Rahiplik kuruluşu, başlangıçtan beri hep var olmuştur. Vaazlarla halka anlatılan bütün
B
3
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil81
Onlar, ancak (Bir Emir bizden, bir Emir de, sizden!) dediğinizi İşitsinler. (568)
Ey Ensar cemaatı! Elinizdekine sahip olunuz!
Şunun ve arkadaşlarının sözlerini dinlemeyiniz! Onlar, sizin bu işdeki nasibinizi gideriyorlar.
Onların, sizden istediklerini kabûle yanaşmayınız. Kendilerini, şu beldelerden sürünüz!
Onlara bırakacağınız bu işe, vallahi, siz, onlardan daha çok layık ve müstahıksınız... dedi. (569)
Hz. Ömer, ona «Allâh, seni öldürsün!» dedi.
Hubap b. Münzir Hayır! Seni öldürsün!» diyerek karşılık verdi (Taberi-Tarih c. 3, s. 209, İbn-i Esir-Kâmil c. 2, s. 330)
Hz. Ömer, Peygamberimizin sağlığında Hubap b. Münzir ile çe kişmiş, Peygamberimiz de, onunla çekişmekten men etmişti.
Hz. Ömer, ona bir daha kötü söz söylememeğe yemin etmiş bulu-nuyordu.
Bunun için, Hubap b. Münzir'e, söyleyecek söz bulamadı. (İbn-1 Kuteybe-El'imâme vessiyâse s. 15)
Hz. Ebû Bekir «Sizler, Muhacir kardeşlerinize, Allâhın, fazlından İhsan ettiği şeyi kıskanmağa kalkışmayınız. (570) Size yaraşan, böyle yapmamaktır. dedi. (571)
Hubap b. Münzir «Ey cemâat! Vallâhi, biz, şu işin size verilmesi-ni kıskanıyor değiliz.
Fakat, biz, babalarını ve kardeşlerini öldürmüş olduğumuz ce-maatın iş başına getirilmesinden korkuyoruz. (572)
Biz, ne seni kıskanıyoruz, ne de, arkadaşlarını.
Fakat, idare, öldürmüş bulunduğumuz kavmın eline geçer de, onlar, bize karşı, kin ve düşmanlık beslerler diye korkuyoruz!» dedi. (573)
Ensarın Hatipleri ayağa kalkarak «Ey Muhacirler cemâatı! Re-sûlullah Aleyhisselâm, sizden birini, bir yere gönderdiği zaman, biz-den de, bir adamı, onun yanına katardı.
Biz, bu işin de, iki kişiye verilmesi gerektiğini sanıyoruz.
Bir adam bizden, bir adam da, sizden olsun!» dediler.
(568) Ibn-1 Kuteybe El'imâme vessiyase c. 1, s. 15, Taberi Eair Kâmil c. 2, s 329 Tarih c. 3, s. 209, İbn-i
569) Ibn-1 Kuteybe El'imâme vessiyåse c. 1, s. 15, Taberî ( Eair Kâmil c. 2, s. 330 Tarih c. 3, s. 209, İbn-i
(570) İbn-1 Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 111, Belâzürt Ensab. c. 1, s. 582
(571) Beläzüri Ensabüleşraf e. 1, s. 582
(572) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 182
(573) Belåzüri Esabülegraf c. 1, 8. 582
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSil85 Ensardan Zeyd b. Såbit kalkıp «Resûlullah Aleyhisselâm, Muha-cirlerden idi.
Biz de, Resûlullah Aleyhisselâmın yardımcıları idik.
Onun yerine geçirilecek olanın da, yardımcısıyız!» dedi.
Hz. Ebû Bekirs Allâh, sizleri hayırla mükafatlandırsın.
Ey Ensar cemaatı! Sözünüzde sebat ediniz.
Vallahi, bundan başka türlü söylerseniz, sizinle anlaşamayız!» de-dl. (574)
Ebû Ubeyde b. Cerrah Ey Ensar cemaatı! Sizler, yardım eden-lerin, barındıranların ilki olmuştunuz. Sakın, onu değiştirenlerin de, ilki olmayınız!» diyerek seslendi. (575)
Ensardan Ebünnûman Beşîr b. Sa'd, ayağa kalkıp «Ey Ensar ce-mâatı! Bizim vallâhı, bu dini kabûle yarışmaktan ve din yolunda müşriklerle savaşmaktan maksadımız, ancak, Rabbımızın rızasını ve Peygamberimize itâat faziletini kazanmaktı.
Bize, bu yolda; ne insanlara hakim olmak, ne de, dünya ve dün-ya malı yaraşır.
Allâh, bize, bu hususta Veliyy-i nimet ve nîmettir.
Biliniz ki: Muhammed Aleyhisselâm, Kureyştendir. Onun kav-mı de, bu işe, herkesten daha çok lâyıktır ve önce gelirdir!
Vallahi, hiç bir zaman, bu işde, Allâh, beni, onlarla niza eder, çe-kişir görmeyecektir!
Allah'dan sakınınız! Onlara, ne aykırı davranınız, ne de, onlarla çekişiniz!» dedi. (576)
O sırada, Ensardan Nûman b. Beşîr, Übeyy b. Ka'b'a giderek ka-pısını çaldı.
Übey b. Ka'b, elbisesine bürünmüş olarak dışarı çıktı.
Nüman b. Beşîr «Ben, seni ne diye evinin kapısını üzerine kapatıp evinde oturmuş görüyorum?!
Halbuki, şu senin kavmın Benî Sâidelerin içinde bulunuyor ve Mu-hacirlerle çekişip duruyorlar!
Haydi, kavmının yanına git!» dedi.
Übey b. Ka'b, hemen çıkıp Benî Sâidelerin Örtmesinde toplanmış bulunan Ensarın yanına vardı.
Onlara «Vallâhi, siz, bu yönetim işinden hiç bir şeye müstahık de-
(574) Heysemi Mecmauzzevaid c. 5, s. 183, Muhibbüttaberi Riyadunnadra c. 1, 3. 216-217
(575) 1bn-i Kuteybe El'imâme vessiyase c. 1, s. 15, Yakubû ( Taberi Tarih c. 3, s. 209, İbn-i Fsîr Kâmil c. 2, s. 330 Tarih c. 2, s. 123,
576) İbn-1 Kuteybe El'imâme vessiyâse c. 1, s. 16, Taberî Ibn-1 Esir Kamil c. 2, & 330 Tarih c. 3, s. 209,
اشارات الاشجار
YanıtlaSilسورة القره (1)
بر نظیره بایگان و لو افزا و خط به لردن عبارت بیداره بالگر تو تعداد ایتدیگر صرف کردن برند اولورسه اولسون.
(1) هر فاری تعداد ایله هجوله مان، باگی فرائته و كتابته باشلايان مبتدياره مخصو صدر بوند به اخلاش امور کی، قرآن، امی به قومه و مبتدی بر محیطه معلملك با بیور.
(4) 11- ل - ] کی حر فاری، مثلا ( الف، لام، دال ] کی اسماريله تعبیر و ذكر اتمك اهل قرائت و ارباب كتابتك اتخاذ ايتد ظاهرى براصول در بوند نه اخلا شي الیور که هم سويال بين هم دیدگاه بین امی اولد فاردين نظراً، بو تعبر الرسويله بند به طوغمالیور . و اونك مالی در گلدر. آنجه باشه بر بردن اوه کالیبور.
ای آر قداسه ! بولطائفه اینجه ایبارند به طوقونانه وكن نفسه بلاغتی کوره مدین آدم، بلاغت اهلندن دکلدر ارباب بلاغته مراجعت
ايتين.
و هنجي محبت ) (الم) اعجازك الا سلوندن، ايجازك ان يوكن و ان اینجه درجه سنه بر من الده. قاع الطائف
بونده ده برنج تف دار در. (1) (الم) اوج حرفیله اوج حکمه اشار تند. شويله كه : (الف) ( هذا كَلَامُ اللهِ الأرني ) مكمتر
و قضیه نه (لام) (نَزَلَ بِه جبريل ) حکمنه وقضيه نه (مهم) ( على محمد عليه الصلاة والسلام ) حكمنه وقضه سنه رمزاً و ايماء الشار تدر.
اوت، ناصلی که قرآن حکماری اوزون بر سوره ده، اوزون بر سوره قیصه بر سوره ده، قیصه به سوره بر آینده، بر آیت بر جمله ده، بر جمله به کامه ده، او حکمرده (سین، لام، میم) کجی حروف مقطعه ده ار تمام ایدر، کورونو . كذلك، (المهم كه هر بر حرفنده مذکور حاکم اردن بری تمثل اتمه کورونویور.
(۲) سوره لرك با شارنده کی حروف مقطعہ، الهی بر شیفره در بشر فکری او کا بقیشه میبور آنا ختاری انجه حضرت محمد عليه الصلاة والسلامده در .
أَهْلِ فراقت
YanıtlaSilآرباب بلانت
آرباب كتابت
حروف مقطعه
Ehl-i kardat: Kur'an's( Usûlünce okumayı bilenler
Erbab-belagat: Belágat (güzel söz söyleme san'atı) sahibleri
Erbab-kitabet: Yazı ya-zanlar
Hurufu mukattaa: Tek tek okunan harfler
اعجاز
İcaz: Mucize olma, herkesi áciz bırakma
إيجاز
İcaz: Az sözle çok şey an-latma
إيمكة
Imaen: İşaret ederek
ازتان
İrtisam: Resmolma
İttihaz: Edinme
قضية
Kaziye: Hüküm
كذلك
Kezalik: Bunun gibi
قرآن
Kiraet: Okuma
كتابة
Kitabet: Yazı yazma
لطَائِف
Letif: Güzellikler, incelikler
مذكور
Mezkür: Bahsi geçen
محيط
Muhit: Çevre
منتدى
Mübtedi: Yeni başlayan
نَقْشِ بَلاغَتْ
Naks - belagat: Belågat güzelliği
نظيره
Nazire: Benzerini yapma maksadlı örnek
رو
Remzen: İnce işaretle
تعداد
Ta'dad: Sayma
تتفل
Temessül: Benzer şekil ve surete girme, suretlenme
أبي
Ümmi: Okur-yazar olmayan
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
113 1 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Hz. Ömer (r.a.)
113 2 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Hz. Muaz (r.a.)
113 3 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Hz. Enes (r.a.)
113 4 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Hz. Ebud Derda (r.a.)
113 5 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Hz. Câbir (r.a.)
113 6 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.)
113 8 Ehli Cennet'in en aşağı dereceli olanının Cennetteki mülkünü temaşası ikibin sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür. Bunlar zevceleri, hizmetçileri, kürsüleri, bahçeleri vs.dir. Efdal dereceli olanı ise, Allah (z.c.hz.)'nin Cemalini günde iki defa temaşa eder. Hz. İbni Ömer (r.a.)
113 9 Fisebilillâh mücahid olanlar en ufak bir zorlama ile bir senelik oruç bedeli ve bir senelik gece ibadeti hak ederler. Soruldu: "En ufak zorlama nedir?" Buyuruldu ki: "Meselâ böyle bir mücahid gece giderken hayvan üzerinde uyuklar ve kamçısını düşürür, inip bunu alması en ufak zorlamalardandır." Hz. Sabit İbni Ebu Asım (r.a.)
113 10 Ehli Cennetin derecesi en aşağı olanının bahçelerine, kürsülerine, zevcelerine bakışı bin sene sürer. En efdali ise günde iki kere, sabah, akşam Allah (z.c.hz.)'ni temaşa eder buyurup şu ayeti okudular: "Vücûhün yevme izin nâdiretün ilâ Rabbihâ nâzıra." Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
113 11 Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Tağutların yönlendirc
YanıtlaSilOlamaz
Müslümanlar bir yüz yıl boyunca tağutla-rın esaretinde kalmışlardır. Her tağut bir dü-zen kurmuş ve adını bütün alanlarda heykel-leştirmiştir. Piramitler firavunu, bu günlere ka-dar nasıl taşımış ise, geleceğin insanı da bugü-nün firavunlarını dikilen putlarıyla bilecek ve gerekli yargısını verecektir.
Bu çağ, ayrı bir devir olarak tarihin say-falarına işlenecektir. Gelecek zaman aynasında bu çağı seyredenler, onu kendini lanetlemiş ola-rak gözleyeceklerdir. Bu çağ insanlığı önce ayrı coğrafyalarda kamplara ayırmıştır. Farklı ba-kışlar arzeden farklı yapılar oluşturmuştur bu coğrafyalarda. Her birinde ayrı bir put dikmiş, putperest düzenler bu putların adıyla anılır olmuştur. Acıdan da öte bir hal olarak putlaşan önderlerin düzenlerinde yaşıyoruz.
Gün olur bir tağut devrilir, putlar kırılır. Fakat daha bu günün arefesinde yeni putlar inşa edilir. Yeni puthaneler ve put alanları oluş-turulur. Tağutları devirenler, vahyin enginlik-lerine yükselemeden başka alanlarda yeni ta-ğutların kanlı istilâsına uğrmaktadırlar. Yeni tağutlar, adeta devrilen tağutun acısını fazla-sıyla çıkarmaktadır. Kovulan kara emperyaliz-min yerine şimdilerde kızıl emperyalizm saldır-maktadır müslümana. Ve müslümanlığa.
<<<Mücrimler günahlarından sorulmazlar, hesaba çekilmezler. Fakat müşriklerin önüne diktiği putların gölgesinde yaşayan müslüman bunun hesabını ağır ödeyecek, yada ödemeye-cektir. Minarelerin gölgesine kadar putların ya-yıldığı bugünde, müslüman hiçbir şey hissede-mez durumdadır. Putperest düzenlerin merha-metine sığınmakta, tağutların güdümünde bir hayat sürmeyi zaruri gereklilik olarak anla-
maktadır. Fakat tağutların yönlendirdiği insana müslüman denemez!... Zulmü ihsan kabul eden insan müslüman olamaz!...
YanıtlaSilÇağın insanı puta tapıcılıkta, geçmiş çağ-ların puta tapıcılığını aşmıştır. Eski zamanın bilgisiz İnsanı, kadını insan kabul edememiş-liğin yanlışındaydı. Fakat bugünün insanında kadın da bir put olmuştur. Geçmiş zamanda para yol kesenlerin gözünde büyürken, bu gün para da put olmuştur. En küçük birim olarak mevsimlik süs eşyalarına duyulan sevgi, insana olan sevgiyi aşmış, o da insanın önüne bir put Olmuştur İyinin, güzelin dışında her şey sevil-miştir. Saygınlık kazanmıştır. Fakat kelamın bağlayıcılığından kurtulmak adına, bütün zu-lüm araçları birer çare olmuştur put insanlığına Bu denli kahredici ortamda insanlığa, kendini helâkler en kısa çare olarak görülmüştür. Söy-lenenlerin gün yüzünde olduğu bu zamanda bir de örneklmeye ne gerek...
Bu günler küfrün hasat günleridir. Ötede beride harman yelleri yeni şoklar halinde in-sanlığa çullana dursun; küfür kendini kışın ölümüne doğru götürmektedir. Bu günler küf-rün son baharı; fakat insanlığın dirilişinin ba-har arafesidir.
Müslüman uzun bir ayrılığın sersemliğini ve uzun bir dönüşün yorgun yolculuğunu yaşa-maktadır bu günlerde. Her şeyiyle bütünleşip kamil insan düzeyine erişinceye değin süren bir yolculuk bu yolculuk. Sayısız putların önü-ne dikildiği, sayısız engellerin önüne gerildiği bir yolculuk. Fakat bütün bunlardan öte özle özdeşleşerek ilerleyen, vahyin nuruyla önüne çekilen kalın surları eriten ölü ruhları dirilten bir yolculuk. Kızıl denizi yarıp selâmete eren Hazreti Musa anlayışında bir yolculuk. Kısaca dirilişin her alanda gerçekleştiği yolculuk.
Devamı 2. sayfada
Biz ölümü saadet zalimlerle birlikte yaşamayı alçaklık biliyoruz.
YanıtlaSilsuffe
Vahyin onurlu çizgisinde
... Onların halini bilmeyenler zengin sayarlar. Habibim, sen bu fakirleri simaları ile bilirsin. Onlar (Ashabı Suffe) insanlardan israr ederek istemezler. 2/273
Islamiyet madde-mânâ sentezidir.
YanıtlaSilLAile rihle
"Şark" maddeyi küçümsemiş, onun pençesinin altına düşmüş; "Garb" ise, madde hakimiyetinin farkında olmadan
esiri olmuştur.
Ş met Cem
AKE
1991/SAY: T
19
M.IKBAL
Müslüman ların yeniden müslüman olmaları lazım.
YanıtlaSilMuhammed İkbal
Budizm
YanıtlaSilbu bil-giler, çok defa en akla aykırı masallar, efsaneler, hikâyeler halinde verilmiştir. Çok sayıda olan olan bu tür yazılara bir örnek olmak üzere Buddha'nın hayatını anlatan ve "jata-ka" denilen masal veya efsanelerden birin de Buddha'nın dünyaya gelişi şöyle anlatılır (özet):
Buddha, insan olarak doğmadan önce, göle lerin en üst katı olan tanrılar katındaki 33 tanrıdan biri olarak yaşamaktaymış. Bu sıra da Buddha'ya bir ilham gelmiş ve yer yüzüne inmesi gerektiğini anlamış. Doğup büyüye cek bir yer aramış. Nihayet yönetici ve asker sınıfı (kşatriya) sınıfından, Kuzey Hindis-tan'daki küçük bir hükümdar ailesini seçmiş. Buddha, beyaz, küçücük bir fil şekline bürü nerek annesi olacak kızın böğründen karnı na girmiş. Oruçlu olan annesi Maya, sarayın damında uyuyakalmış ve rüyasında, etrafına nurlar saçarak gökten inen beyaz bir filin sağ böğründen karnına girdiğini hayretler içinde görmüş. Evlenmemiş bekâr bir kız (bakire) olan bu hanım, gökten inen Buddh'aya bu şekilde gebe kalmış. Çocuğun doğum vakti gelince yerde ve gökte birçok alametler ve işa-retler belirmiş. Anne Maya, doğumun yaklaş-tığını hissedince, yaşadığı sarayı ve şehri terk etmş. Kırlara çıkıp bir bahçeye gelmiş. Bir ağacın altında yalnız başına doğum yapmış. Doğurması, gebe kalışı gibi mu'cizeli olmuş. Maya, Buddha'ya gebe kalırken fil sûretine giren Buddha, sağ böğründen nasıl karnına girmişse, yine öylece sağ böğründen çıkarak doğmuş. Doğum anında Anne Maya, bahçe içindeki bir ağacın dalından tutunmuş, hiç-bir ağrı ve sızı duymadan çocuğu doğurmuş. (Bu gebe kalma ve doğum hikâyesi, Hz.Mer-yem'in, evlenmeden Hz. İsa'ya gebe kalışını ve kırda bir hurma ağacı altında doğum yapma-sını hatırlatmaktadır. (bkz.Kur'an, 19/16-26). Üç yüz sene sonra Kral Aşoka, Buddha'nın doğduğu bu yerde, bu mucizeli doğum hâtı-rasına bir anıt sütun diktirmiştir. Bu sütun halen mevcuttur. (Hz.İsa'nın doduğu yerde de, daha sonra "Doğum Kilisesi" yapılmıştır.)
Efsaneye göre Buddha doğunca, tanrılar ço-cuğu yıkamışlar ve kundaklamışlar. Çocuk doğar doğmaz yürümeye başlamış. Dört yöne (doğu, batı, güney ve kuzey yönünee) yedişer adım atmış. Bu, dinini dört yöne yayacağına ve bu yöndeki insanları dünyadaki hayatın kötülük, sıkıntı ve acılarından kurtaracağına
B
B
işaret imiş. Bu doğum efsanesinde olduğu gibi, daha sonraki hayatında da ilahlar, Budd-ha'ya yardım etmişler. Buddha hep sözde tan-rılarla içli dışlı olmuş.
YanıtlaSilYine efsaneye göre Buddha dünyaya ilk defa gelmemis. Daha önce 24 defa kurtarıcı veya yol gösterici olarak Dünya'ya gelmiş. Bilinen son gelişi, yirmi beşinci gelişi imiş. Omru-nün sonlarına doğru tekrar geleceğini soy-lemis. Buddha her gelişinde insan olarak gelmemiş. Bazan, hayvan şekline bürünerek geldiği olmuş. Böyle durumlarda Buddha insanlara sabır, fedakârlık, merhamet gibi ahlâkî değerleri, bizzat kendi hayatında yaşıyarak göstermiş, onlara örnek olmuş. Meselâ bir defasında ceylan olarak dünyaya gelmiş. Ceylan avına düşkün bir kralı bu hu-yundan vaz geçirmiş. Kral, karnında yavru taşıyan bir ceylanı avlıyacağı sırada, ceylân olarak dünyaya gelmiş olan Ceylan-Buddha, onun yerine kendisini avlamasını rica etmiş. Bu fedakârlıktan etkilenen kral, avcılıktan vazgeçmiş. Aynı şekilde Buddha, bir defa-sında yedi dişli beyaz bir fil şekline bürü-nerek gelmiş. Kıskanç ve kinci bir kraliçeye, düşmanlarına karşı bile merhametli olmayı, hiç bir nefret ve kin duymamayı öğretmek için kendisi örnek olmuş. Başka gelişlerinde maymun ve tavşan olmuş.
Budist kaynaklarda Buddha'nın hayatı, yap-tıkları, vaazları hep bu şekilde masal ve efsa-ne tarzında anlatılmıştır. Bu anlatımlar, çok defa şiir diliyle ifade edilmiştir.
Din tarihçileri veya Budizmi inceliyenler, Tri-Pitaka denilen Budist külliyatındaki masal ve efsanelerden hareketle, fakat bu masal ve ef-sanelerden arındırarak, Buddha'nın hayatını ve düşüncelerini çıkarmaya çalışımışlardır.
Budizm'ın kutsal kitaplar külliyatı olan Tri-Pitaka'nın üçüncü kısmınında, Buddha'nın söylediklerini, Budist düşünür ve filozoflar, farklı şekillerde yorumlamışlardır.
Buddha, içinde yaşadığı toplumdaki ve Brahmanizm dinindeki bâtıl tanrılar karşı-sında suskun kalmıştı. Bunların ne varlığına ve ne de yokluğuna dair bir söz söyleme-miş, hiç birine ibadet etmemiş, dinî tören-lere katılmamıştı. Onun bu suskunluğunu, kendisinden sonra gelen izleyicileri veya din tarihçileri tarafından çeşitli şekilde yo-rumlanmıştır. Kimine göre Buddha, ruhun varlığını ve hiçbir tanrıyı tanımayan (ateist)
b
zm
YanıtlaSilgu
d.
a
E
Budizm
105
Budizm
bit düşünür, bir filozoftur. Kurucusu oldu-tu Budizm, tanrı tanımaz (ateist) bir dindir. Kimine göre Buddha, bütün varlıkların or-
tak bir özden, tek bir kaynaktan geldiğine, bütün varlıkların ezeli ve ebedi bir tek var-lığın kendini gösterme biçimleri (tecellileri) olduğununa, yâni, varlığın birliğine inanır. Ona göre var olan her şey O'dur, ondan bas-ka varlık yoktur. Bu görüşün felsefedeki adı "panteizm"dir (felsefi vahdet-i vücûd) (bkz.
vahdet-i vücûd). Onun tanrı tanımaz (aetist) olduğuna dair kendi sözlerine dayanan bir belge yoktur. Ancak şöyle bir söz söylediği bilinmektedir: "Bir şeyi sırf kulaktan duy-dunuz diye ona inanmayın. Birkaç kuşaktan beri itibar görüyorlar diye, her töre ve ge-leneğe doğru diye bakmayın. Sırf hocaları-nızın veya rahiplerin, ünlü ve sözü dinlenir olmalarından dolayı her dediklerine inan-mayın. Ancak siz, bizzat görüp yaşadıkları-nıza ve doğruluğundan emin olduklarınıza, kendinizin ve başkalarının iyiliğine olan şeylere inanın ve ona göre davranın." Zama-nımızdan 2500 yıl önce Buddha'nın bu söz-leri söylemiş olması şaşırtıcıdır. Bu sözde bir filozof ve bir ilim adamı tavrı vardır. Bu, o zamanki dinî efsane ve masalların, gelenek ve uygulamaların şüphe ile karşılanması mânâsını taşır. Onun bu tavrı, hemen he-men aynı yıllarda yaşamış olan Eski Yunan filozofu Ksenofanes'in (Xenofanes, m.ö.569-477), bâtıl tanrılar karşısındaki tutumunu hatırlatmaktadır. Ksenofanes, bir şiirinde der ki: "Faniler, tanrıların da kendileri gibi doğduğduklarını, kendilerinkine benzeyen duyguları, sesleri, şekilleri olduğunu sanır-lar. Elleri olsaydı eğer öküzlerin, atların ve arslanların, yahut resim ve iş yapabilseler-di elle, iş yapan insanlar gibi, atlar atlara, öküzler öküzlere benzer tanrı resimleri çi-zer veya heykellerini yapardı, her biri ken-disinin şekli nasılsa öna göre...Oysa bir tek Yüce Tanrı vardır, hiçbir bakımdan fanilere benzemez" Buddha da, çağdaşı Ksenofanes gibi dostlarını bâtıl inançlara karşı uyarmış-tır. Budist masallar ve efsaneler Buddha'yı tanrı tanımaz bir kimse olarak göstermez, tersine, sözde tanrılarla içli dışlı, haşir ne-şir olarak göstermektedir. Bu gibi efsane ve masallara, Budizm'in kutsal kitabı Tri-Pita-ka'da geniş bir yer verilmiştir. Bunları kutsal kitaplarına alan ve halka bu vaazları yapan Budist rahiplerin tanrı tanımaz olması dü-
Budizm
YanıtlaSilşünülemez.
İlk devirlerde Buddha'nın resim ve heykeli nin yapılması yasaklanmştı. Fakat daha son ra, Hindistanı işgal eden Yüecilerin kurduğu Kuşan İmparatorluğu zamanında Budizm, yabanc kültür ve dinlerin etkisine daha çok girmeye başladı. Mi.ll.yy.da Kuşan İmpara tor Kanişka, Budizmi kabul etti ve destek ledi.. Kanişka, üzerinde Buddha'nın kabart ma resimi bulunan metal paralar bastırdı. Buddha'nın resimleri ve heykelleri yapıldı. Buddha, dünyaya insan şeklinde gelmiş bir tanrıya dönüştürüldü. Her Budist tapınakta Buddha heykelleri kondu.. Buddha hekelleri önünde tapınmalar başladı. Kuzey Hindis-tanda, Budistlerin kutsal şehri olan ve hac yapmak için gidilen Benares şehrinde, asır lar içinde yapılan tapınakların sayısı 2000 i aştı. Bu tapınaklardaki Buddha heykelle-rinin sayısı 500 000 den çoktur.. Bugün de Budistler Buddha'nın, insanları kurtarmak için insan şekline bürünerek yer yüzüne in-miş yüce bir tanrı olduğuna inanır ve ona tapınırlar. Tapınakta (pagoda) Buddha hey-kelinin önünde diz çökerler. İki ellerini gö-ğüs hızasında birbirine değecek şekilde bi-tiştirip saygı ile eğilirler. Buddha heykeline çiçekler ve kokular bırakırlar.
Budizm, Hidistan'da doğan bir din olmasına rağmen, bu dinin mensupları kendi vatanla-rında gittikçe azalmıştır. Bugün de Hindis-tanda azınlıkta kalmışlardır. Budistler daha çok Hindistan dışında, Tibet, Nepal, Moğo-listan, Çin, Birmanya, Seylan, Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinde yaşamaktadır. Bu-dizm, girdiği her ülkede yerli dinlerle karışa-rak az çok değişikliklere uğradı ve bu ülkeler-de de mezheplere ayrıldı. Meselâ Japonyaya giren Budizm, Japonya'da Jodo, Shingon, Zen gibi mezheplere bölündü.
"Daha yeni olan Zen Budizm'i de, Japon kül-tür ve inanışından bazı unsurlar aldı. Yakın döğüş teknikleri olan "judo", kılıç kulanma teniği "kendo", çay içme töreni, çiçek dü-zenleme san'atı, çiçek bahçesi peyzaj san'atı gibi unsarları kendi sistemine kattı. Japon hayatına uyum sağladı. Son zamanlarda Zen Budizmi, Batı ülkelerinde ve Amerika'da ta-raftar bulmaya başladı.
(Kaynaklar: 1.Dr.Walter Ruben, Hindoloji profesörü: Ankara Ü.D.T.C F. Yayınları:58, Ankara-1947 2.Félicien
56
YanıtlaSilKABİR AZABI
- "Beni defnetmekte acele etmeyin. Şayet orada beni karşılayacak azabı bilseydiniz daha yavaş hareket ederdiniz."
Ölen kişi kabre konduğunda ise siyah yüzlü mavi gözlü iki melek o na gelir. Bu melekler ona başucundan yaklaşırlar. Fakat bu kişinin namaz ları onların karşısına dikilip şöyle der:
"Buradan geçemezsiniz, çünkü bu şahıs kabirde kendisine yardımc olsun diye nice geceleri namaz kılarak uykusuz geçirdi."
Bu sefer melekler ona ayak kısmından yaklaşırlar fakat anne baba sına yaptığı iyilikler onların karşısına çıkıp şunları söyler:
"Buradan da geçemezsiniz, çünkü bunun bütün ayakta dikilişleri ve yürüyüşleri hep kabirde kendisine faydalı olması içindi.'
Bu defa sağ tarafindan girmeye çalışırlar fakat burada da o kimsenin sadakaları karşılarına çıkıp şöyle der:
"Buradan da geçemezsiniz, çünkü o hep burada rahat etmek için sa daka veriyordu." Melekler sol yanından girmeye çabaladıklarında ise oruçları onları karşılayıp derki:
"Buradan geçilmez o dünyada hep burada kendisini koruması için aç ve susuz kalmıştı."
Bunun üzerine ölmüş olan bu kişi uyuyan bir kimsenin uykudan uyandığı gibi uyandırılır ve kendisine birçok konuda söz söyleyen kimse hakkında ne bildiği sorulur.
Ölü "o kimdir?" Diye sorar.
Melekler de Hz. Muhammed'dir derler.
Bunu duyan ölü "ben şehadet ederim ki o Allah'ın Resûlüdür" der.
Melekler de ona şu karşılığı verirler:
"Mümin olarak yaşadın ve mü'min olarak öldün. Bundan sonra onun kabri genişletilir ve Allah'ın birçok ikramına mazhar olur."
Biz de Allah'tan bizleri başarıya ulaştırmasını ve günahlardan koru-masını dileriz. Ayrıca bizi her türlü sapıklıktan ve nefsimizin isteklerine uymaktan koruyarak kabir azabından uzak tutmasını isteriz. Çünkü Hz. Peygamber kabir azabından Allah'a sığınırdı.
Hz. Aişe (ra) anlatıyor:
'Ibn Hibban, 3113
Buhari, 1372; Müslim, 586
6. Kitab (K. EL-EMANAT)
YanıtlaSilBütün gayret ve araştırmalarıma rağmen K. el-Emânât'a âid olan Cemiyyet mazbatasını ve irade-i seniyye'yi bulamadım. Bu ki-taba aid sadece daha önce zikrettiğim K. el-Vedia'dan vazgeçilip, K. el-Emânât'ın tatbikata konulmasını taleb eden Meşihat tezkeresi mevcuttur ".
K. EL-EMANATIN MUHTEVASI
Bir mukaddime ile üç babdan teşekkül eder. Mukaddime (762. 767. m.) Emanetlere aid olan fıkhî ıstlahları izah mahiyetindedir.
Emanet:
Emin ittihaz oluna kimse nezdinde bulunan şeydir.
Vedia: Hifz için bir kimseye îdâ olunan maldır.
Ida: Kendi malının muhafazasını diğere ihâle etmektir ki ihâle eden kimseye mûdi ve kabûl eden kimseye vedî ve müstevda' denilir.
Ariyet
: Meccanen, yani bi-lâbedel menfaati temlik olunan mal-dır ki, muâr ve müsteâr dahi denilir.
lâre: Ariyet vermektir ki, veren kimseye muîr denilir.
Istiare: Ariyet almaktır ki, alan kimseye müsteîr denilir.
1. Bab (768.772. m.) Emanetlerle alakalı bazı umumi hü-
kümleri ihtiva eder.
2. Bab Vedia hakkında olup, iki bölüme ayrılmıştır. 1. Bölüm (773.776. m.) kendi malının muhafazasının başkasına havale et-menin akd ve şartlarına aid meseleleri ihtiva eder. 2. Bölüm (777. -803. m.) vedianın ahkâmı ve tazminatı hakkındadır.
3. Bab âriyet hakkında iki bölümden ibarettir. 1. Bölüm (804. -811. m.) fâre'nin akid ve şartlarına dairdir. 2. Bölüm (812.-832. m.) Ariyetin hüküm ve tazminatı hakkındadır.
37. 1. Tertib Düstur, I, 147 de neşredilmiş olan K. el-Emanat maddelerinin hitamında 24. Zilhicce, 1288 (5 mart. 1872) tarihi mevcut ise de bunun arz mı yoksa irade-i seniyye mi tarihi olduğu belli değildir. All Himmet Berki'ye göre bu tarih irade-i seniyye tarihidir. (Mecelle, Berki, s. 117) Berki aynı sayfada K. el-Emanatı hazırlayanların: A. Cevdet, Ömer Hu-Iûsi, Esseyyid Halil (Ders Vekill), Seyfeddin, Ahmed Hilmi, Eseyyid Ha-III (Emin'ul-Fetva), Abdüllatif Şükrü, Ahmed Halid ve Yunus Vehbi Efendiler olduğunu kaydederse de, kendisi ile yaptığımız görüşmede bu imzalara hangi kaynakta tesadüf etmiş olduklarını hatırlamadıklarını ifade etmişlerdir.
7. Kitab (K. EL-HİBE)
YanıtlaSil7. Kitaba aid olan Cemiyyet mazbatasını bulamadım". Buna dair olan Meşihatin Sadarete yazmış olduğu tezkereden K. el-Hibe'-de münakaşayı mucib hükümler olmadığı anlaşılmaktadır ki bu da belki Cevdet Paşa'nın daha önce azline sebeb teşkil eden K. el-Ha-vâle'yi hazırlarken gösterdiği cesareti gösterememiş olmasındandır. Şeyhülislâm Muhtar Efendi'nin imzasını taşıyan 11 Muharrem 1289 (21 Mart 1872) tarihli Meşihat tezkeresinde Mecelle'nin 7. kitabı olan K. el-Hibe'nin daha önceki kitaplar gibi meriyyete girmesi, tab ve neşredilmesi hususları padişahın iradesine arzolunmakta-dır. 25 Muharrem 1289 (4 Nisan 1872) tarihli Sadaret tezkeresi ile ise durum, padişaha arzolunmakta ve hemen bir gün sonra da 26 Muharrem 1289 (5 Nisan 1872) tarihli irade-i seniyye ile K. el-Hibe'nin kanunlaşmış olduğu bildirilmektedir ".
K. EL-HİBE'NİN MUHTEVÄSI
Bir mukaddime ile iki babdan müteşekkildir. Mukaddime (833. -836. m.) Hibe ile alakalı fıkhî ıstılahların izahı mahiyetindedir. Bu ıstılahlar şunlardır:
Hibe: Bilå ivaz bir malı âhara temlik etmektir ki, eden kimseye vâhib ve ol mala mevhûb ve anı kabul edene mevhûbun-leh denilir.
İttihab Hibeyi kabul etmektir.
Hediyye: Bir kimseye ikrâmen götürülen ve gönderilen maldır. Sadaka: Sevab için hibe olunan maldır.
İbâha: Bir şeyi bi-lâ ivaz ekl ve tenâvül etmek üzre âhara izin ve ruhsat vermektir.
1. Bab hibe akdine aid olan meseleleri izah ve beyan eder, iki bölüme ayrılmıştır. 1. Bölüm (837.855. m.) Hibenin rükn ve kabz ile alâkalı meselelerini beyan mahiyetindedir. 2. Bölüm (856.-860. m.) Hibenin şartları hakkındadır.
2. Bab hibeye aid hükümleri içine alır ve iki bölümden mey-dana gelir. 1. Bölüm (861.876. m.) Hibeden caymak Hakkında-dır. 2. Bölüm (877.880. m.) Hastanın hibesi hakkındadır.
38. Ali Himmet Berki mazbatanın altında imzası bulunanların; K. el-Rehn'de imzaları bulunan zevat olduğunu kaydeder. (Mec., Berki, s. 128)
39. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pg., s. 99-100
40. Aynı yer.
41. Aynı yer.
574
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
Nimetlerin devamı için göndereni bilmek ve ona sığınmak şarttır..
Ravi: UKBE b. AMİR'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 80. Hadis-i Şerifte..
. ( رواه ابن عساكر )
١١٦٨ من بات كالاً مِنْ طَلَبِ الخلال بات مَغْفُورًا لَهُ
1168) «Her kim helâl talebinden dolayı yorularak yatarsa, bağışlan-mış olarak yatar..>>
Az değişik olarak, 1163 numaralı Hadis-i Şerifin bir başka türlüsü-dür.. Manā itibariyle birbirini tamamlar..
Ravi: IBN-I ASAKİR.. Menkibesi 86. Hadis-i Şerifte..
( رواه أبو نعيم )
١١٦٩ مَنْ بَدأ بالكلام قَبْلَ السَّلَامِ فَلَا تَجِيبُوهُ .
1169) «Her kim selâm vermeden söze başlarsa, ona cevap verme-yiniz..>>>
Birbiri ile karşılaşan müslümanlar, önce selamlaşmalıdırlar.
**
Ravi: EBU NUAYM.. Menkıbesi, 10. Hadis-i Şerifte..
( رواه البخاري )
۱۱۷۰ مَنْ بَرَ وَالِدَيْهِ طُوبَى لَهُ وَزَادَ اللَّهُ فِي عُمُرِهِ .
1170) «Ana babasına iyilik edene TUBA olsun ve Allah ömrünü ar-tırsın..>
**
TUEA: Cennette mukaddes bir ağaçtır. Her müminin köşkünde on-dan bir dal bulunur.. Arzu ettiği meyveyi ondan alır, yer..
Ravi: BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i Şerifte..
(رواه ابن ماجه )
۱۱۷۱ مَنْ بَنَى لِلَّهِ مَسْجِدًا ، بَنَى اللَّهُ لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ .
1171) «Her kim Allah için bir mescid yaparsa.. Allah-ü Taâlâ cen-nette ona bir yer yapar.>>
**
Yapılmış mescidi tamir edenler de, bu zümreye dahildir.
**
Ravi: İBN-1 MACE.. Menkıbesi, 68. Hadis-i Şerifte..
VE VAAZ ÖRNEKLEEI
YanıtlaSil575
۱۱۷۲ من بنى بناء أكثر بما يحتاج إِلَيْهِ ، كَانَ عَلَيْهِ وَبَالَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ . ( رواه البيهقي عن أنس )
1172) «Her kim, ihtiyacından fazla bir bina yaparsa; kıyamet günü kendisine bir vebal olur..>>
Yapılan binalar daima ihtiyaca mebni yapılmalıdır. Ya otúrmak için Ya kirasıyla geçinmek için.. Ya da garipleri barındırmak için...
Ravi: ENES'ten r.a. naklen BEYHEKI. Menkibeleri, 1. ve 12. Ha-dis-i şerifte..
۱۱۷۳ من احد كتباً إلا كلبَ مَاشِيَةٍ ، أَوْ صَيْدِ ، أَوْ زَرْعٍ ، انْتَقِصُ مِنْ أَجْرِهِ كلَّ يَوْمٍ قيراط .
( متفق عليه )
1173) «Her kim, mal, av, bahçe, işleri için hariç.. Bir köpek beslerse hergün ömründen bir KİRAT eksilir...
KIRAT: Bir Hadis-i şerifte, Uhud dağı olarak anlatılmıştır..
Bu hadis-i şerifte bilhassa süs olarak beslenen köpeklere işaret edilmektedir. Süs olarak beslenen öyle köpekler vardır ki, bir günlük masrafı on fakire yeter..
Bu Hadis-i Şerifin sıhhatında hadis imamları müttefiktir..
١١٧٤ مَنْ بَنَى فَوْقَ عَشَرَةِ أَذْرُعٍ نَادَاهُ مُنَادٍ مِنَ السَّمَاءِ يَاعَدُوَّ اللَّهِ إِلَى أَيْنَ ( رواه الطبراني عن أس ) تريد ؟
1174) «Her kim, on ZIRA'dan yüksek bina yaparsa; gökten bir mü-nadi şöyle seslenir: Ey Allah'ın düşmanı nereye?..»
ZIRA: Normal bir insanın el parmak ucundan, omuz başına kadar olan mesafedir. Yapılan binalarda bilhassa komşuların durumunu mazara almak ve fazla yükseğe çıkmamak icab eder..
*
** Ravi: ENES'ten ra. naklen TABERANI. Menkıbeleri, 1. ve 9. Ha-dis-i şerifte..
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilğilsinizi dedikten ve Muhacirlerden iki zata (Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'e) doğru eğilerek «Bu iş, sizin dışınızda şu iki kişiye aiddir. Sonra, üçüncüsü, öldürülecek, yönetim, çekilip alınarak orada olacak! dedi. ve «Orada! derken de, elile Şam tarafına işaret etti. (577)
Hz. Ebû Bekir'e Bey'at Edilmesi:
Hz. Ebû Bekir'in sağında Ebû Ubeyde b. Cerrah, solunda da, Hz. Ömer bulunuyor (578), kendisi bunların arasında oturuyordu.
Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ile Ebû Ubeyde b. Cerrah'ın ellerini tu-tarak (579) «Şu iki adamdan hangisini isterseniz, ona bey'at ediniz! (580) Râzıyım. (581)
İşte, Ömer b. Hattab! Resûlullah, bunun hakkında (Ey Allâhımı Dini, onunla aziz kıl!) diyerek düa etmiştir.
İşte, Ebû Ubeyde b. Cerrah! (582)
Peygamber Aleyhisselâma bir kavm gelmiş (Bizimle birlikte Emin bir kimse gönder!) demişlerdi.
Resûlullah Aleyhisselâm da (Sizinle birlikte hakkıyle Emin bir kimseyi göndereceğim!) buyurmuş ve onlarla birlikte Ebû Ubeyde b. Cerrah'ı göndermişti.
Ben, sizin için, Ebû Ubeyde'ye bey'atınıza râzıyım! (583) Resûlullah Aleyhisselâm, bunun hakkında «Bu Ümmetin Emini-dir! buyurmuştur." dedi. (584)
Ebû Ubeyde b. Cerrah «Hayır! Vallahi, hayır! Bu işde, biz, Sana bey'at edeceğiz!
Çünki, sen, Muhacirlerin üstünü ve mağarada İki'nin İkincisisin-dir! (585)
Resûlullahın, namaz kıldırmağa yetkili kıldığı Halifesisindir. Namaz ise, Müslümanların dininde en üstün ibadettir. (586)
(577) İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(578) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 582
(579) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 310, c. 1, s. 56 Ahmed b. Hanbel Müsned
(550) İbn-1 İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 310, c. 1, s. 56, Yakubi Tarih c. 2, s. 123, Taberi Ahmed b. Hanbel Tarih c. 3, s. 209 Müaned
(581) İbn-i Ishak, İbn-1 Hişam с. 1, в. 50 Sire c. 4, 8. 310, Ahmed b. Hanbel Müsned
(582) Yakubi Tarih c. 2, s. 123
(583) Taberi Tarih c. 3, s. 198
(584) Yakubi Tarih c. 2, s. 123
(585) Taberi Tarih c. 3, s. 209
(533) Taberl Tarih e. 3, s. 209, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 330
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilSenin önüne geçmeğe veya sarıa karşı bu işi, üzerine almağa da ha layık kim vardır? (587)
Vallahi, biz, bu hususta senin önüne geçici değiliz,
Ben, Resûlullahın arkadaşı ve İki'nin İkincisisinis dedi. (588)
Hz, Ömer de, aynı şekilde konuşup (İbn-i Kuteybe El'imáme
vessiyase c. 1, s. 16) «Sen, bizim Ulumuzsun!
Sen, bizim hayırlımızsın!
Sen, bizim, Peygamberimiz Aleyhisselâma sevgili olanımızsın! (589)
Resûlullah Aleyhisselâmın koymuş olduğu Makamından sent, sağ iken, geri çekecek bir kimse bulunamaz!» (590)
Ensara da «Peygamber Aleyhisselamın ileri sürdüğü onun iki aya-ğını geri çekmeğe hanginizin gönlü râzı olur?!» dedi. (591)
Abdurrahman b. Avf kalkıp «Ey Ensar cemaatı! Siz fazilet ve üs-tünlük davasındasınız amma, içinizde Ebû Bekir, Ömer ve All gibi bir kimse yoktur!» dedi.
Münzir b. Erkam kalkıp «Andığın zatların fazilet ve üstünlüğünü inkâr etmeyoruz.
Onların içinden, bu işi, O, yani All b. Ebi Talip, istemiş olaydı, Ona, hiç kimse itiraz etmezdi.» dedi. (592)
Ensardan bazıları da «Biz, All'den başkasına bey'at etmeyiz!» de-diler. (593)
Hz. Ömer «Uzat elini ey Ebû Bekir! (594) Bey'at edeyim Sana!» dedi.
Hz. Ebû Bekir «Hayır! Ey Ömer! Ben, sana bey'at etmeliyim.
Çünki, sen, bu iş için, benden daha güclüsün!» dedi.
Birbirlerinin elini tutup açmak ve bey'at etmek istediler. (595) Nihayet, Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir'in elini tuttu. (596) Açtı ve
(587) Taberi Tarih c. 3, s. 200
(588) Yakubi Tarih c. 2, s. 123
(580) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Buhari Sahih c. 4, s. 194
(590) Belûzüri Ensabüleşraf c. 1, n. 582
(591) Taberi Tarih c. 3, s. 198, Aliyyül'Müttaki Müntehabü Kenzül'ummal с. 2, в. 158
(592) Yakubi Tarih c. 2, s. 123
(593) İbn-i Esfr Kâmil c. 2, 8. 325
(594) İbn-i İshak, İbn-i Higam B. 444, Ahmed b. Hanbel Stre c. 4, s. 310, Abdurrezzak Musannef c. 5, Müsned c. 1, s. 56, Belűzüri Ensabüleşraf c. 1, 8. 582, Taberi Tarih c. 3, s. 100
(595) Taberi Tarih c. 3, s. 199
(596) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, в. 269
(597) Taberi Tarih c. 3, s. 109
سوره نقره (۱)
YanıtlaSilاشارات الاعجار
(۳) شیفره داری شو حروف مقطعه تك ذكرى، حضرت محمد على الصلاة والسلامك فوق العاده به زوار والك اولديغة اشار تدركه، محمد عليه الصلاة والسلام ومزاري، اسم الرى وان كرلى شاری هر محلی
تلقى ابدر، اخلار
(٤) شوهر فلوك تقطيعى، حرف و لفظره حاوی اولد قاری قیمت بالكنز افاده انكارى معد الى کوره دیگلور. على اسرار الحروقه مندان ایریلدیگی کی، عدد و ما ساء مثلا لو حر فارك آراسنده فطرى مناسبة الرك بولوند يغنه اشار تدر. [ حاشيه ]
(6) (1) تقطيعيله بنون حر فلوك اساس مخر جارى اولان (حلقہ قسط شف) مخرجرين اشارند. و ذهنزارن نظر رفتنی شو مخر جاره چوبر بود که، ذهنار کون بواوج مخرجده کرن بوزاره باغلى كوچك كوچك مخر جار ده لفظرك و حر فارك ناصل وجوده كله كاريني حیرت و عبرتاله مطالعه ايتسينهار. أى ذهننى بالاغتان بویه سیاه بویا یا نه از قداسه ! بو لطائفی صبقا مع اولورسرك (هذا كلام الله ) ايجندن جيقا جقدر.
در دنجی صبحت ) (الم) ام الیله برابر ترکیب شکاند نه تقطیع صورتنده ذکر لری، بوشکاران مستقل اولوب هیچ با ماه تابع اولمادیفنه و هیچ کجه بی تقلید ایمن او صديقته و اسلو باری عجیب ، چشید لری غریب، یکی راحة وجوده كلن به بدیعه اولدیفنه اشار ندر. بو مجنده ده به فاجع لطائف وارد.
(1) خطی داره و بای فارن دادند که دارند اما به مال تابع اولولی بر وزنان اوزرینه نفسه طوقويورلي و ايشانه بر بولده يورويورلي والبوكر بو حر فله من أهلا شيد الديفه نظراً، او مشور.. ران هم به ماله تابع الاشد و هیچ برنفسه بلاغت کورنگی اوزرینه نقسمه پیما شد. و باشد نه باشه ایشانمه من بر پولده پور و مشدر
(۲) قرآن، باشد نه آشاغی به قدر، نازل او ردیفی هیئت اوزرینه با قیدر. بو قدر قرآنی تقلید این گه مشتاقه اولان دوستاره و متهاجم دو شما ناره رغماً، شمدی به قدر قرآنك نه تقلیدی یا پیداس ها شید تا فرم منه موکره، رساله نور بو لمعد اعجازی کورلره وفى كوستر شده.
بديعة
YanıtlaSilبليغ
امثال
تلقى
حطيب
کادی
هَيْئَتْ
على استران
الروف
لَنْعَة انجاز
مخرج
مالك
محق
مثالو
منتقل
مشتاق
متماية
نظراً
نطريقت
Bedia: Epiz
Belt: Hale uygun söz söy leyen
Emaat: Denkler, benzerler
Halk: Bogaz
Hattb: Hitab eden
Havi: İçine alan
Heyet: Şekil, hål
lm-i esraru'l-huraf: Harfle
rin sırlarına dair ilim
Lemail'câz: Mucizelik parıltısı
Mahrec: Harflerin çıkış yeri
Malik: Sahib
Mebhas: Bahis yeri
Misilli: Gibi
Müstakil: Kendi başına
Milstak: Cok arzulu
Mitchacim: Hücum eden
Nazaran: Nisbetle
Nazarı dikkat: Dikkatli bakış
Şefeh: Dudak
Tabi: Uyan, bağlanan
Takti: Kesme
Telakki: Kabul etme, anlayıs
Vasat: Orta
Zikir: Anma
شقة
تابع
تقطيع
تلق
وسط
ذكر
3- Şifrevari şu hurůf-u mukattaanın zikrı, Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselâm'ın fevkalåde bir zekâya malik olduğuna işarettir ki, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm remizleri, îmâları ve en gizli şeyleri sarih gibi telakki eder, anlar.
YanıtlaSil4- Şu harflerin taktii, harf ve lafızların håvi oldukları kıymet, yalnız ifade ettikleri ma'nålara göre değildir. Ilm-i esrårü'l-hurüfta beyan edildiği gibi, aded ve sayılar misillü harflerin arasında fitri münasebetlerin bulunduğuna işarettir.
5-(J) taktiyle, bütün harflerin esas
mahrecleri olan 'halk, vasat, sefeh mahreclerine işarettir. Ve zihinlerin nazar-ı dikkatini şu mahreclere çeviriyor ki, zihinler gerek bu üç mahrecde, gerek bunlara bağlı küçük küçük mahreclerde lafızların ve harflerin nasıl vücûda geldiklerini hayret ve ibretle mütâlaa etsinler. Ey zihnini belågatin boyasıyla boyayan arkadaş! Bu letâifi هذا كلام الله sikacak olursan içinden çıkacaktır.
Dördüncü Mebhas: (J) emsåliyle beraber,
terkib şeklinden takti suretinde zikirleri, bu şeklin müstakil olup hiçbir imama tabi olmadığına ve hiç kimseyi taklid etmiş olmadığına ve üslûbları acîb, çeşitleri garib, yeni såha-i vücûda gelen bir bedia olduğuna işarettir. Bu mebhasta da birkaç letâif vardır.
1- Hatiblerin ve beliğlerin âdetindendir ki, meslek-lerinde dâimâ bir misale tabi' olurlar. Ve bir örnek üzerine nakış dokuyorlar. Ve işlenmiş bir yolda yürüyorlar. Halbuki bu harflerden anlaşıldığına nazaran, Kur'ân hiçbir misåle tâbi' olmamıştır. Ve hiçbir nakş-ı belägat örneği üzerine nakış yapmamıştır. Ve baştan başa işlenmemiş bir yolda yürümüştür.
2- Kur'ân, baştan aşağıya kadar, nazil olduğu hey'et üzerine bâkîdir. Bu kadar Kur'ân'ı taklîd etmeye müştâk olan dostlara ve mütehâcim düşmanlara rağmen, şimdiye kadar Kur'ân'ın ne taklidi yapılmış
Hâşiye: Kırk sene sonra, Risale-i Nûr bu lem'a-i i'câzı körlere dahi göstermiştir.
ın büyük bir değişim geçirmesini bekliyordu. Gerçi bunun "Ha!" deyin Dünyanın cağını bilecek kadar tecrübe ve bilgiye sahipti. Beklediği bu değişin olmayaca sahibiydi. O âlemin reisi olacaktı.
YanıtlaSilhipiti Asif adi Circis veya Bahira Thestoran bir rahip rinden iken Hıristiyanlığı olmuştu. güvenilir alimlerinden dönemin sözü özüne itibar edilir, onde de gelen fra sıkıntılı günler geçiriyordu. Bir bekleyişin getirdiği sıkıntıydı bu. Bahira vince
di alim
TARİHTE BUGÜN
-1711-Şair Nabi'nin vefatı.
- 1935-Turkiye'de ilk kez Pazar günü resmi tatil uygulamasına başlandı.
1941-Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişiklikle, Arapça ezan ve kamet okuyanlara ceza öngörüldü.
1961 - Yurtdışında öğrenim görmek serbest bırakıldı.
2 PAZAR SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Kim sabreder ve affederse
şüphesiz bu, yapılmaya değer işlerdendir.
Şûrâ Suresi: 43
BİR HADİS
İnsanların en çok ibadet edeni, Kur'ân'ı en çok okuyandır. Ve en faziletli ibadet de duadır.
Mevhebî
Eğer şu fâni dünyada beka istiyorsan, beka fenadan çıkıyor, nefs-i emmare cihetiyle fena bul ki, bâkî olasın.
Sözler
HİCRİ: 25 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 20 MAYIS 1440
HIZIR: 28-GÜN: 154 KALAN: 212-GÜN, UZ: 1 DK
Hindi Aksam Yatsı
dinden birisi olan Muavviz ibr kahramanın bir elini kesmiş. bni Afra Ebu Cehill ile dogüşürken, Ebu O da öteki ellyle elini tutup Resul-1 Ekre Ekrem Aleyhis-sselam onun u, yine harbe gelmiş. Resul-i Ekrem yanına geln ürdü Birden sifa buldu
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1356 - Türklerin Rumeliye geçişi.
1812-Osmanlı-Rus Savaşı sona erdi.
1862 - Sayıştay'ın kuruluşu.
- 1902 - Bilim adamı Thomas Edison pili buldu.
1918-Tiflis'te Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi.
Dünya Kıble Günü.
MAYIS
28
ÇARŞAMBA
11446
ZİLHİCCE
RUMI: 15 MAYIS 1441
HIZIR: 23
BİR AYET
Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun!
(Fecr: 2)
BİR HADİS
Ayların efendisi Ramazan ayıdır. Hürmet bakımından en büyükleri ise Zilhicce'dir.
(Beyhaki)
Leyali-i aşerenizi [Zilhicce'nin ilk on günü] ruh u canımızla tebrik ederiz.
Emirdağ Lahikası
İmsak
Güneş Öğle İkindi
Akşam
Yatsı
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
(22)
YanıtlaSilSonuç olarak, şu ana kadar gördüğümüz bilgileri toparlayacak olursak; «TAĞUT› kelimesi manası çok geniş ve şûmullu olan bir kav-ramdır. Temel prensibi ise: «Allah (cc)'ın hükmüne isyan edip, onu kabul etmeme ve insanları da isyana sürükleme vasfını üzerinde taşı-maktır.» Dolayısıyla bu vasfı üzerinde bulunduran puttan kâhine, ne-fisten şeytana, insandan hükümete, ne kadar canh-cansız soyut-somut varlık varsa hepsi «tağut» hükmüne dahildir ve birer «tağut»tur. On-ları destekleyen, onları ölçü alan, onlara sevgi besleyen her insan da Allah'ın (c.c.) kulu değil, «TAĞUT» un kuludur.
aylık düşünce/araştırma/yorum dergisi
YanıtlaSilÖMER ABDURRAHMAN'DAN
NOTLAR
FELAKETİMİZİN KAYNAĞI
YUSUF KERİMOĞLU
G.HİKMETYAR İLE AFGAN CİHADININ DURUMU ÜZERİNE BİR SOHBET
İSLÂM DEVLETİ'NİN BAZI SORUMLULUKLARI
VE
MESKEN HUKUKU M.BEŞİR ERYARSOY
"BARIŞ YILI" ÜZERİNE SÖYLEŞİLER
Doç. Dr. RUHİ ÖZCAN HOCA'NIN ARDINDAN NOTLAR
İBRAHİM E KOZAK Dr. BAHATTİN KÖK
DERGİLERLE ADİL BÜYÜKBEY
9
aralık 1986
300 lira
MEKTEP
YanıtlaSilİslâm Büyüklerinden
YanıtlaSilNÜKTELİ CEVAPLA
Mehmet DİKMEN
KİRLİ ELBİSE ÖNCE YIKANMALI
Bir gün birisi, Ebu'l-Ferec İbn-i Cevzi'ye:
"Ya Rabbi, seni tesbih ederim" de-mek mi efdaldir, yoksa "ya Rabbi, sen-den bağışlanmayı dilerim" söylemek mi efdaldir? diye sormuştu.
Ibn-1 Cevzi Hz.leri:
- Kirli elbisenin sabuna ihtiyacı var-dır, kokuya değil, buyurdular.
Bu sözle, önce istiğfar, sonra tesbih edilmesi gerektiğine işaret etmişlerdi.
SADAKAYI KİME VERMELİ?
Muhyiddin-i Arabi Hz.leri Fütuhât adlı eserinde anlatır:
-Bir gün İşbiltye'de hocam Ebu'l-Ab-bas Ibn-i Arifin meclisinde bulunuyorduk.
İçimizden biri, bir kimseye sadaka ola-rak birşeyler vermek istedi. Bir diğert:
Sadakayı neseben yakın olanlara (akrabaya) vermek daha evladır, dedi. Bu sözü duyan hocam Ebü'l-Abbas:
Sadakayı, Allah Teâlâ'ya yakın olanlara vermek daha evlâdır, buyurdu.
NEFSE BU EZİYET NİYE?
Alkama bin Kays, nefst ile çok mücadele ederdi. Kendisine:
Nefsine neden bu kadar azap ediyor sun? diye sorulduğunda:
Onu çok sevdiğim için, onu cehen-nemden korumak için, cevabını verdi.
RAKİKİ GÜZELLİK NEDİR?
Abdü'l-Vahid bin Muhammed el-Ämidi'ye birisinin güzel giyindiğinden bah-sedildi.
Güzellik, amel güzelliğidir; elbise güzelliği değil, buyurdu.
İLİM Mİ HAYIRLI, MAL MI?
Abdülvahid bin Muhammed'e:
- İlim mi hayırlıdır, mal mı? diye so-rulduğunda şu cevabı verdiler:
- lim maldan daha hayırlıdır. Çün ilim seni korur, malı ise sen koru Mal sarfetmekle azalır. him ise sarie mekle çoğalır.
En kötü günah hangisidir? sualne de:
-Yaptığı bir günahla öğünmek, of nahı yapmaktan daha kötüdür, buyurdu lar.
GERÇEK ALİMLER
Yahya bin Muaz'dan:
Gerçek alimler, insanlara, babalar dan ve analarından daha hayırlı ve merha metlidirler. Zira anne ve baba, çocuklarm dünya tehlikelerinden korurlar. Dünye Istikballerini hazırlarlar. Alimler ise, insa ları ahiret azabından korurlar, uhrevi ist ballerini hazırlarlar...
RİMLE OTURMALI?
Hikmet sahipleri derler ki:
Altı sınıf insan ile oturan kimselerde altı şey artar.
1-Zenginlerle oturan kimselerde, şü kür ve kanaat azlığı artar.
2- Sultanlarla oturanlarda, kibir ve kalp kesaveti artar.
3- Kadınlarla oturan kimselerde, ceha let ve şehvet artar.
4-Fasıklarla oturanlarda, günah işle me cüreti ve tevbeyi terk gafleti artar.
5- Salihlerle oturan kimselerde Ibadel İştiyakı, hayır meylı artar.
6-Alimlerle oturan kimselerin ise, ilim ve takvaları artar.
Doç. Dr. Ahmet AKGÜN-DÜZ'ün verdiği bir konfe-ranstan notlar...
YanıtlaSilBir Tenkide
Cevap
ulluk" biri... Geçenler-de Azerbaycan-
dan Prof. Dr. Kerim Kerimoğlu burdaydı. "Gelin hocam, size ne kulluk varsa edelim" diyordu. Bunu nasıl anlamak lazım? Yani, "Azerbaycan'a gl-deceğiz, koskoca profesör bizim kulumuz, kõlemiz olacak!" Böyle mi? Hayır! "Kulluk"un "kölelik" mânâsının da bulunduğu doğrudur fakat burada "hizmet" mânâsında kullanılıyor.
Osmanlı sarayında hizmet edenlere "kapıkulu" deniyor. Yani, "padişahın kapısında hizmet eden kimse" demek. Şimdi kalkıp, "Vay efendim, Osmanlı'da herkesi kõle kabul ediyorlar!" diye "ahmakça" bir yaygara koparmanın ålemi yok! Nereden çıkarıyorsunuz bu mânâyı?
Osmanlı'da "devlet hizmeti"ne "kulluk" denmiş. Siz şimdi bütün məmurları padişahın kölesi kabul etmeye kalkarsanız, büyük cəhalət ve hamåkat içindəsiniz demektir.
C
enâb-ı Hak buyuruyor:
Kur'ân'a Insânü helu'a". Göre İnsan
"Hulike'l-Yani, "İnsan
helü olarak yaratıldı", Ne demektir "helû'? Lügatlerle bunu anlamak çok zor. Åyet-l Kerîme'de açıklanmış. Nedir "helü"? Yâni: "İza messehu'ş-şerru cezû'a". Başına bir sıkıntı geldiği zaman, bas bas bağırır. İnsanın özelliği bu. Ama, "Ve Iza messehu'l-hayrü menü'a". Başına da bir hayır rahata ulaşınca, sanki babasının hazinesindenmiş gibi öyle, cimri olur ki...
Bâzılarından işitiyoruz: "Allah bana servet versin, hayır yapayım!" Duası kabul edilip zengin oluyor. Ona soruyorsunuz: "Şöyle bir hayırlı hizmet var, ne münasip görürseniz... Hemen sözü hazır: "Çoluk çocuğun İhtiyacı var... Bizim hanıma da araba lazım..."
Ama bir zaman hiç böyle konuşmuyordun! "Allah bana versin, ben de hayra vereyim" diyordun. Demək ki insan çok farklı yaratılmış. Başına bir musibet geldiğinde, sanki dünyada boğulmuş. Kur'an'ın ifadesiyle "cezú'a!". Bağırmaya başlıyor. Ama bir hayırla karşılaştığında, "menü'a!".
★★★
- Televiz-yonkolikleşti-remedikleri-mizden misi-niz?
YanıtlaSilEvliyânın Dilinden
YanıtlaSilA
bdülkadir Geylânî, bir gün yolda gi-derken yukarıdan bir ses işitti; başını kaldırıp baktığı zaman göz kamaştırı-cı bir ışık gördü. Səs bu ışığın içinden geliyor-
du:
- Ey Abdülkadir, yaptığın İbadetlerden razı oldum ve üzerindeki kulluk yükünü kaldırdım!
Abdülkadir Geylânî:
- Benim Rabbim nûrun yaratıcısıdır, fa-kat nûr değildir. Sen bana ışık olarak gözü-küyorsun. Benim Rabbim kelâm-ı nefsî lle hitap eder. Sen kelâm-ı lafzi lle konuşuyor-sun. Benim Rabbim ibadete devamdan râzı olur, sen bana Ibadet vazifesini kaldırdığı nı söylüyorsun! Sen Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytansın!
Hilesi ortaya çıkan şeytan, perişan bir halde uzaklaştı.
★★★
Adamın biri meczûba:
- Cehennemi mi istersin, cenneti mi?
diye sordu.
Meczûp cevap verdi:
Bu işi benden sorma. Allah bana neyl lâyık görürse makbulüm odur.
★★★
Obur bir sofu vardı, gecede on batman ye-mek yer, şafak vaktine kadar da hatim indire-rek namaz kılardı. Bir gönül eri bunu işitti, de-
di ki:
Yarım ekmek ylyip de uyusaydı, se-vabı bundan daha çok olurdu!
★★★
BAŞBAŞA
YanıtlaSilBekleyen
-n -1-0
Sen, kaçan bir ürkek ceylânsın dağda, Ben, peşine düşmüş bir canavarım! İstersen dünyayı çağır imdâda; Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
Seni korkutacak geçtiğin yollar, Arkandan gelecek hep ayak sesim. Sarıp vücudunu belirsiz kollar, Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri, İçin ürperdiği demler beni an!: De ki: O'dur sarsan pencereleri, De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!
Göğsümden havaya kattığım zehir, Solduracak bir gül gibi ömrünü. Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir, Bana kalacaksın yine son günü.
Ölürsün... Kapanır yollar geriye, Ben mezarda sırdaş olur, beklerim. Varılmaz hayâle işaret diye, Toprağında bir taş olur, beklerim.
Necip Fazıl KISAKÜREK
Yetenekli kalemler
YanıtlaSilOkuyucularımızın kültür, tarih, edebiyat yazıları
İletişim: yeteneklikalemler@tg.com.tr
Sevmek bu kadar güzelse...
Fuzuli'nin meşhur beytidir: "Aşk imiş her ne var alemde,/İlim bir kıyl ü kal imiş ancak."
Hazreti Mevlâna ise aşkı bir kimyaya benzetip bu kimyanın sadece can denilen cevherde old-uğuna işaret eder. Ona göre aşk hayatta var olmanın aslıdır. Onun için (Şeb-i arûs) yani sevgiliye kavuşma, yani düğün gecesidir. İn-san hayata âşık olmak için gelir...
Şems-i Tebrizî'ye de "aşk ile sevmek arasında ne fark var?" diye sorduklarında Şems şöyle cevap vermiştir: "Senin baktığına herkes bakar ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Seni özel kılan sevdiğin değil, senin ona olan sevgindir..."
O da aşkın insandaki can de-nilen cevherde olduğuna işaret etmiş ve demiştir ki:
"Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin bile-memişim!.."
"Sevmek bu kadar güzelse, kim bilir sevmeyi yaratan ne kadar güzeldir" sözü de ona aittir...
İmamı Gazali hazretleri de in-sanın yaratılışının esas gayesinin
Allah'ı sevmek olduğunu, özünde insanın bedenindeki ruhun ondan geldiğini ve ona âşık olmak için yaratıldığını anlatır.
En güzeli de Yüce Allah'ın Sevgili Peygamberine "Habibim" diye hitap etmesidir ki, habibim "sevgilim" demektir... Yüce Allah ona hitaben "Levlâke levlâk le ma halektü'l-efläk" buyurmuştur. Yani "Ey Habibim! Sen olmasan, sen ol-masan; on sekiz bin âlemi (felekleri) yaratmazdım" buyurmuştur.
"Habibullah" kelimesi Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mus-tafa "sallallahü aleyhi ve sellem" için kullanılan meşhur ünvandır. "Allah'ın sevgilisi" manasındadır...
Nice mutasavvıflar eserlerinde aşk içinde aşkı anlatırken esasında Allah adamlarının Allah aşkına bir pencere aralamayı amaç edinmiştir. "Allah'ın aşkıyla gö-zlerinizden yaş geldiğinde sevinin ve sevinçten ağlayın... İşlediğiniz günahlar hatırınıza geldiği zaman ağlayın... Ama eğer Allah ismini duyduğunuzda yüreğinizde bir heyecan oluşmuyorsa asıl o zaman oturup hâlinize ağlayın!"
Muhsin Kiriş
29. Ekim 2024
576
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
( رواه البيهقي )
۱۱۷۵ مَنْ بَاعَ جِلْدَ أَضْحِيَّتِهِ فَلَا أَضْحِيَّةً لَهُ .
1175) «Her kim, kurbanının derisini satarsa; onun kurbanı yoktur.
Bilhassa adak kurbanlarında bu hususa dikkat etmelidir. En iyisi kurban derilerini bir hayır cemiyetine vermektir.. Fakat, sadece adı ha. yır cemiyeti, olana değil..
** Ravi: BEYHEKI.. Menkıbesi, 12. Hadis-i şerifte..
( رواه ابن ماجه )
مَنْ بَاعَ دَاراً وَلَمْ يَجْعَلْ تَمَنَهَا فِي مِثْلِهَا لَمْ يُبَارِكْ لَهُ فِيهِ .
١١٧٦
1176) «Her kim, bir ev satar; parasını onun gibi bir şeye yatırmaz. sa.. Kendisi için onda bir bereket olmaz..>>>>
Satılan ev: Ya bir ticaret işi için olmalı; ya da bir başka ev almak İçin.. Ya da daha zarurî bir iş için..
lar.. Aksini yapanlar aldıkları paranın hayrını göremez; mirasyedi olur-
Ravi: IBN-İ MACE.. Menkıbesi, 68. Hadis-i şerifte..
۱۱۷۷ مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكَهُ مَالَا يَعْنِيهِ .
) رواه الترمذي عن أبي هريرة )
1177) «İnsanın İslâmî güzelliğine delildir ki: MALAYANİ'yi terk-ede..>>>
** *
MALAYANI: İnsanın dünya ve âhirette işine yaramıyacak şeyler..
**
Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen TİRMİZî.. Menkıbeleri, 5.
ve 13. Hadis-i şerifte..
۱۱۷۸ مَنْ تَخَطَّى رِقَابَ النَّاسِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ ، اتخَذَ جِسْراً إِلَى جَهَنَّمَ . (رواه أحمد)
1178) «Bir kimse, cuma günü insanların omuzlarına basarak yürür-se; cehenneme bir köprü yapmış olur..>>>
* **
Bu, müslümanlara eziyettir.. Onlara eziyet ise, zulüm olur..
* **
Ravi: İMAM-I AHMED.. Menkibesi 1. Hadis-i Şerifte..
V VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil577
۱۱۷۹ مَنْ حَافَظَ عَلَى أَرْبَعِ رَكَعَاتٍ قَبْلَ صَلَاةِ الْقَهْرِ ، وَأَرْبَعَ بَعْدَهَا ، حُرِمَ ( رواه الأربعة والحاكم ) على النار .
1179) «Bir kimse, öğle namazından evvel dört rikât; sonra da dört rikât kılmaya devam ederse.. Cehenneme haram kılınır..>>>
Öğle namazı: Farzdır. Önce ve sonra kılınması emredilen dörder rikât da sünnettir. Yani: İlk sünneti ve son sünneti..
Bazı imamlara göre son sünnet iki rikâttır..
**
Ravi: Dört hadis imamı ve HAKİM.. Menkıbesi, 22. Hadis-i Şerifte..
**
DÖRT HADİS İMAMI: Bunların açıkça kimlikleri belirtilmemekle beraber, BUHARI, MÜSLİM, NESEÎ ve TİRMİZİ olduğunu tahmin edi-yoruz.. Menkıbeleri 2. 5. ve 13. Hadis-i Şeriflerde..
۱۱۸۰ مَنْ تَرَدَّى مِنْ جَبَلٍ فَقَتَلَ نَفْسَهُ فَهُوَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ يَتَرَدَّى فِيهَا خَالِدًا مُخَلدًا فِيهَا أَبَداً ، وَمَنْ تَحْسَى مُمَّا فَقَتَلَ نَفْسَهُ فَسُتُهُ فِي يَدِهِ يَتَحَسَّاهُ فِي نَارِ جهَنَّمَ خَالِداً مُخَلَّداً فِيهَا أَبَداً ، وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ فَحَدِيدَتَهُ فِي يَدِهِ تَجَابِهَا في بطنه في نَارِ جَهَنَّمَ خَالِداً مُخَلَدًا فِيهَا أَبَداً . (رواه البخاري عن أبي هريرة )
1180) «Her kim kendini bir dağdan atar ve öldürürse.. O cehennem ateşindedir.. Devamlı onun derinliğine iner.. Ve.. Orada ebe-dî kalır..
Her kim kendini zehirler ve öldürürse.. Zehiri elinde kalır ve onu cehennem ateşi içinde devamlı yudumlar.. Ve orada ebe-di kalır..
Her kim kendisini bir DEMİR'le öldürürse.. O demir elinde olur ve cehennem ateşi içinde devamlı onu karnına dürter.. Ve.. Ebedî cehennemde kalır..>>>
DEMİR: Bıçak vb. şeylerdir. Tabanca vb. şeyler de buna dahildir. İntihar dinimizde yasaktır..
Bundandır ki, bazı imamlar intihar edenin namazını kılmamışlardır. Fetvaları da bu yoldadır.
* **
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..
Hadis-i Şerifier, F: 37
8. Kitab (K. EL-GASB VE'L-İTLAF)
YanıtlaSil7. Kitabın meriyete girişinden kısa bir müddet sonra 8. kitap da hazırlanarak usûl gereğince Meşihata takdim olundu. 16 Rebî-ulahir 1289 (23 Haziran 1872) tarihli ve Şeyhülislâm Muhtar Efendi imzasiyle kaleme alınan Meşihat tezkeresi ile K. el-Gasb ve'l-İtlâf'-ın da daha önceki kitaplar gibi Hanefi fakihlerinin en muteber gö-rüşlerini ihtiva ettiği bildirilerek Sadarete arzolundu". Sadaret ise 22 Rebîülahir 1289 (29 Haziran 1872) tarihinde, hazırlanan kitabın mühürlenip, meriyyete girmesine dair bir tezkere yazarak keyfiyeti padişaha arzetti". Hemen bir gün sonra isdar olunan 23 Rebîulahir 1289 (30 Haziran 1872) tarihli irade-i seniyye ile Mecelle'nin 8. kitabı da şer'iyye ve Nizamiyye mahkemelerinde tatbik olunmak üzere meriyyete girmiş oldu ".
K. EL-ĞASB VE'L-İTLAF'IN MUHTEVASI
Bir Mukaddime ile iki baba taksim olunmuştur. Mukaddime (881.-889. m.) Gasb ve itlaf hakkında şu tabirleri ihtiva etmek-
tedir:
Gasb: Bir kimsenin izni olmaksızın malını ahz ve zabt etmektir ki ahz eden kimseye ğasıb ve ol mala mağsûb ve sahibine mağsûb'un-minh denilir.
Kaimen kıymet: Ebniye ve eşcârın bulundukları yerde durmak üzere kıymetleridir.
Mebniyyen kıymet: Ebniyenin kaimen kıymeti demektir.
Makluan kıymet: Ba'del kal' ebniye enkazının ve eşcar-ı maklua'-nın kıymetleridir.
Müstehikk'ul-kal' olarak kıymet makluan kıymetten ücret-i kal' led-et-tenzil bâki olan kıymettir.
Noksan-ı arz: Bir yerin kabl'ez-ziraa değeri olan ücretle ba'd'ez-ziraa değeri olan ücret beynindeki fark ve tefâvüttür.
42. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pg., s. 100
43. Aynı yer.
44. Ayı yer.
8. KITAB (K. EL-GASB VE'L-ITLAF)
YanıtlaSil65
Mübaşereten itlaf Bir şeyi bizzat telef etmektir ki, eden kim-seye fail-i mübaşir denilir.
Tesebbüben itlåf Bir şeyin telefine sebeb olmaktır. Sebeb olana müsebbib denilir.
Tekaddüm: Mazarrat-ı melhûzanın def ve izâlesi için evvelce ten-bih ve tavsiye etmektir.
1. Bab gasb hakkında üç bölümden teşekkül etmiştir. 1. Bölüm (890.904. m.) gasba aid hükümler 2. Bölüm (905.909. m.) Aka-rın gasbına aid bazı meseleler ". 3. Bölüm (910.911. m.) gasb edil-miş malı gasbedenin hükmü hakkındadır.
2. Bab itlaf hakkındadır, dört bölümü ihtiva eder. 1. Bölüm (912.921. m.) mübaşereten itlaf hakkındadır. 2. Bölüm (922.-925. m.) Tesebbüben itläfa dairdir. 3. Bölüm (926.928. m.) Umu-mi yollarda meydana gelen vakalar hakkındadır. 4. Bölüm (929.-940. m.) Hayvanın sebeb olduğu cinayete dairdir.
45. 907. m. hakkında cereyan eden münakaşa için bk. Arşiv, Umumi No. 10, Evrak No. 71.
О. Н. Т. Мecelle
F: 5
باب اهوال القيامة وافزاعها
YanıtlaSilKIYAMET GÜNÜNÜN DEHŞET VE ŞİDDETİ
Hz. Aişe (ra) validemiz anlatıyor:
قالت: ذَكَرْتُ النَّارَ فَبَكَيْتُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ مَا يُبْكِيكِ قُلْتُ: ذَكَرْتُ النَّارَ فَبَكَيْتُ. فَهَلْ تَذْكُرُونَ أَهْلِيكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ؟ قَالَ: أَمَّا فِي سِتَّةِ مَوَاطِنَ فَلَا يَذْكُرُ أَحَدٌ أَحَداً: عِنْدَ الْمِيزَانِ، حَتَّى يَعْلَمَ أَيَخِفُ مِيزَانُهُ أَمْ يَثْقُلَ، وَعِنْدَ تَطَائِرِ الصُّحُفِ، حَتَّى يَعْلَمَ أَيْنَ يَقَعُ كِتَابُهُ، فِي يَمِينِهِ أَمْ فِي شِمَالِهِ أَمْ وَرَاءَ ظَهْرِهِ. وَعِنْدَ الصِّرَاطِ إِذَا وُضِعَ بَيْنَ ظَهْرَانَيْ جَهَنَّمَ، حَتَّى يَجُوزَ
"Ateşi hatırlayıp ağladım". Resulullah (sav):
"Niye ağlıyorsun?" diye sordu.
Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyamet günü, ailenizi hatırlayacak mısınız? dedim.
Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil59
1- Mizan yanında; tartısı ağır mı geldi hafif mi öğreninceye kadar, sa-hifelerin uçuştuğu zaman;
2- Kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar: Sağına mı solu-na mi; yoksa arkasına mı?
3- Sıratın yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca; burnu geçinceye kadar."
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyur-muştur:
"Kıyamet günü ikinci sur üfürülene kadar kırk yıl geçer. Sonra Allah gökyüzünden erlik suyuna benzer bir su indirir ve bu su ile insanlar yerden ot biter gibi diriltilirler."
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayet ettiği başka bir hadisi şerifte Hz. Pey-gamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Allah (cc) yerleri ve gökleri yarattıktan sonra Sur'u yaratıp onu İsra-fil'e (as) verdi. İsrafil, Sur'u ağzına götürmüş gözlerini arşa dikip, kendi-sine üfürme emrinin verilmesini beklemektedir."
Ebu Hüreyre diyor ki, ben "ya Resûlellah sur nedir?" diye sordum.
Resulullah (sav):
"O nurdan bir boynuzdur," dedi.
Bu sefer ben ya Resûlellah o nasıl bir şey diye sorudum.
Resulullah (sav) şu cevabı verdi:
"O geniş çaplıdır. Beni Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki onun çapının genişliği yerler ve göklere denktir. Ona üç kere üfürülecektir."3
Bazı rivayetlere göre sura iki defa üflenecektir. Birinci üfürüşte bütün canlılar ölecek, ikincisinde ise diriltileceklerdir.
Ka'b (ra)ın rivayeti de bu yöndedir.
Ebu Hüreyre (ra)'dan gelen bir rivayete göre sura üç kere üfürüle-cektir.
Birinci üfürüş, korku ve heyecan meydana getirir.
İkinci üfürüşte bütün canlılar ölür.
Üçüncü üfürüş ise bütün canlıların tekrar dirilmesi içindir.
'Ebu Davud, Sünen 28 (4755)
Buhari, 4935; Müslim, 2955
Ebü'ş-Şeyh, Azame, 386
60
YanıtlaSilKIYAMET GÜNÜNÜN DEHŞET VE ŞİDDETİ
Bunun izahı şöyledir.
Israfil Allah'ın emriyle birinci kez sura üfürdüğünde yerde ve gökte bütün canlılar korku ve endişeye kapılırlar.
Allah Teâlâ su ayeti kerimede bu durumu haber vermektedir:
وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّور ففزعَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَنْ شَاءَ اللَّهُ
"Sur'a üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri müstesna- gökler. de ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükül olarak ona gelirler.""
O gün yer şiddetle sarsılır emzikli kadınlar emzirdikleri çocukların unuturlar ve hamile kadınlar çocuklarını düşürürler. Sen insanların sarhos olduklarını sanırsın. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı şid detlidir. Yine o gün gencecik çocuklar aniden ihtiyarlar ve Şeytanlar ka çışmaya başlarlar.
Şu ayeti kerime bunu anlatmaktadır:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ
"Ey insanlar Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin sar-sıntısı müthiş bir şeydir. Onu gördüğünüz gün her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsan-ları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir." Allah'ın dilediği zamana kadar o hal üzere beklerler. Sonra Allah Teâlâ, İsrafil'e ikinci kez sura üfürmesini emreder. Bu üfürüşle birlikte -Allah'ın diledikleri müstesna- yer ve gök-teki bütün canlılar ölürler.
Şu ayeti kerime ile anlatılan budur:
Neml 87
Hace 1-2
TENBIHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil61
ونفخ في الصور فصعق من في السَّمَاوَاتِ وَمَن في الأرض
إِلا مَنْ شَاءَ اللهُ
"Sura üflenince Allah'ın diledikleri müstesna olmak üzere hitlerin ruhu olduğu söylenmiştir. ölecektir." Buradaki istisnanın şe
Başka bir görüş ise bundan maksadın Cebrail, Mikail, İsrafil ve ölüm meleği Azrail olduğunu söylemektedir.
Allah kendisi daha iyi bildiği halde Azrail'e benim mahlükatımdan õlmeyen var mı? Diye sorar: Azrail, ey Rabbim, sen ölümsüzsün, sonsuz-sun der.
Daha sonra da Cebrail, Mikail, Israfil, Hamele-i Arş melekleri bir de ben kaldım deyince Allah ona bunların da canını almasını emreder. Kelbi ve Mukatil'in rivayeti de böyledir.
Bir başka hadisi şerifte Ebu Hüreyre (ra) Resulullah (sav) şöyle bu-yurduğunu rivayet etmiştir:
"Şüphe yok ki, Allah der ki, Cebrail, Mikail ve İsrafil ölsün, hamele-i Arş melekleri de ölsün. Bunların ölümünden sonra Allah (cc) Azrail'e sorar.
- Ölmeyen kimse kaldı mı?
Azrail (as):
"Ya Rabbi, sen ebedisin, ölmezsin. Birde ben aciz kulun ölüm meleği kaldı."
Allah (cc):
- "Ey ölüm meleği sen benim "Her canlı ölümü tadacaktır." An-lamındaki sözümü işitmedin mi? Sen de benim yaratıklarımdan biri ol-duğuna ve yaratılış gayeni gerçekleştirdiğine göre sen de öl! Der. Bunun üzerine Azrail de ölür".
Bir başka habere göre ise, "Allah Azrail'e kendi canını almasını em-reder. Bunun üzerine Azrail Cennetle Cehennem arasındaki bir yere gelir ve burada ruhunu teslim eder. Azrail can verirken öyle bir çığlık atar ki,
Zümer 68
Ali Imran 185
B
YanıtlaSil8
bugz
106
Challey: Dinler tarihi, Varlık Yayınları, Istanbul-1960 3.Prof.Dr. Annemarie Schimmel Dinler Tarihine Giriş. Ankara UDTC F. Yayınları, Ankara-1955 4.Prof Gunay Tümer ve Prof. Abdurrahman Küçük Dinler Tarihi. Ocak Yayınları, Ankara-2002 5. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 6, Budizm maddesi, Istanbul-1992
bugz بعض : kin düşmanlık, sevmeme
bugz etmek بغض إيتمك : düşman olmak, kin beslemek; sevmemek
buhar بخار : ortamdaki ısı enerjisinin etkisiyle sıvı veya bazı katı maddelerin gaz haline dönüş-müş şekli
buhar-misal بخار مثال : buhar gibi gaz gibi
buharat بخارات : buharlar; gazlar
buharat-ı müzahrafe بخارات مزخرفه : kirli gazlar
Buhara بخارا : Asyada, bugünkü Özbekistan'da bulunan tarihi bir Türk şehri. Sovyetler birli-ği zamanında buraya Rus nüfusu yerleştirilip şehrin Ruslaştırılmasına çalışılmıştır. Bu-nunla beraber bugün nüfusun çoğunluğunu Özbek Türkleri oluşturur. İslâm dini Buha-ra'ya, mi.7.yy da Maveraünnehri fetheden İslâm orduları eliyle geldi. (mi,676). Buhara'yı fetheden komutan Kuteybe bin Müslim idi. Emevi (mi.661-750) ve Abbasi (750-1258) dev-letlerinden sonra Buhara, bu bölgede kuru-lan Karahanlılar, Karahıtaylar, Harzemşahlar gibi Türk İslâm devletleri arasında birkaç defa el değiştirdi. Moğollar, mi.1220 de şehri işgal ettiler. Timur İmparatorluğu zamanın-da şehir tekrar Müslümanların eline geçti. Buhara, 1920 de komünist Sovyetler Birliği tarafından işgal edildi. 1924'te Sovyetler Birli-ği'ne bağlı Özbekistan Sovyet Sosyalist Cum-huriyeti kurulunca şehir Özbekistan sınırları içinde kaldı. Buhara, Orta Çağ'da önemli bir ilim, san'at ve kültür merkezi olmuştu. Ünlü hadîs âlimi Muhammed Buhari burada yaşa-mıştır. (mi.810-870) (bkz. Buhari). Şehirdeki İslâm san'at eserlerinden medreseler, cami-ler, türbeler, kütüphaneler, gözlem evi, sa-raylar gbi tarihi eserlerden zaman içinde bir kısmı yıkılmış, bir kısmı günümüze kadar ge-lebilmiştir. Bugünkü Buhara, Sovyet Sosya-list Cumhuriyetler birliğinin dağılmasından F sonra kurulan bağımsız Özbekistan Cumhu-
riyeti'nin bir şehri olmuştur.
Buhari بخاری : )Hafız Ebû Abdullah Muham-
d
h
med Buharî) (hi.194-256; mi.810-870) Buha-ra'lı ünlü hadis âlimi. (bkz.Buhara) Altı yüz bin kadar hadis toplamış ve bunların içinden b
V
h
burak totke
YanıtlaSil100
sayı olanları ayıklamış, 2775 adet saglam hadist, konularına göre holumlere ayitarsk Sahih 1 Buhart adıyla bilinen ondo hadis kita banı yazmiştir. Bu eser, Kur'an'dan sonra is in en güvenilir kaynaklarından bizi kabud lam'ın en edilmektedir
buhari(ye( بخاری به buhay veya gaz geklinde
Buhayra- yr Rahip برای راهب Rahip Buhayta, Peygamberimizi (a.a.m.) çocukken görupile ride peygamber olacağını anlayan Hristiyan din adamı
buhl بخل: cimrilik
buhran بحران bunalım, sıkıntı, darlık, kriz çözümü çok zor problemli durum
buhran-ruhi بحران روحی ruhsal bunalım, ruh sal sıkıntı
buhur بخور : tütsü, yakılınca çevreye güzel ko kular yayan bitkisel madde
buhurlamak بخور لامل : tütsülemek
bunak برناق : bunamış, bildiklerini hatırlamaz hale gelmiş, hafızası (belleği) bozulmuş
bunalmak 1 : بوتالمل.nefes alması güçleşmek 2.(mec.) çok sıkıntı çekmek, çok tedirgin ol mak
Burak براق: cennette bulunan ve son dere ce hızlı gidebilen binek. Hz. Muhammed'in (a.s.m.) Mi'rac yolculuğunun Burak ile oldu ğu, hadis ri-vayetlerinde bildirilmiştir. Bu rak'ın hızı hakkında bilgi verilirken, bu hızın, Burakın bir anlık hamlesinin, gözümüzün bir anlık bakışında gördüğü en uzak mesafe ka-dar olduğu belirtilmektedir. Gözün bir bakış hareketinde görebildiği en uzak mesafe Sa-manyolu galaksisi içindeki yıldızlar olduğu-na göre, Burak'ın hızı, saniyede en azından yüzbinlerce ışık yılını bulur demektir. (bkz. Mi'rac)
burak-ı meşveret-i şeriyye براق مشورت شرعيه şer'i meşveret burağı; (mec.) dinin emri olan (şer'iyye) ve kişi veya toplumu çok hızla bir şekilde başarıya, ileriye ve yükselmeye gö türen meşveret yolu, yâni, bilgili ve yetki li kişi veya kurumlara danışma yolu. (bkz. Kur'an,3/159; 42/38)
burak tevfik براق توفيق : )Allah (cc) tarafın dan gönderilen ve manevi yüksek derecelere hızlı bir şekilde eriştiren) çok hızlı yardım vasıtası
burak-i tevfik-i İlahiye براق توفيق إلهيه : )mec.( burak gibi månevi yüksek derecelere hızlı bir
107
YanıtlaSilb) bürhan limmi
leesistiren Allah'ın (c.c.) yardımı 1 kale duvarı üzerinde özel sekilde
kale çıkıntısı 2 gökteki sabit yıldızlar 3 Gunes'in sahiri (görünüşteki yıllık ngesinin (dönüş çemberinin) on ikide kesitleri içinde bulunan yıldız kümeleri; Boga, Ikialer, Yengeç, Aslan, Basak, Te Akrep, Yay, Oğlak, Kova ve Balık adları verilen bu on iki burcun Dünya'mızın yörün üzerindeki iz düşümlerinden her birini a'miz bu burçlardan herbirini werve on iki ayda turunu tamamlar. Buna ve Dünya'miz, bazen Öküz'ün (Öküz Bur-nun), bazen de Balığın (Balık Burcu'nun) aerinde bulunur. Hz. Peygamberi (a.s.m.) rhadisinde buna işaret etmiş, "Dunya ne-zerindedir" sorusuna cevap olarak bir Jelasında, "Dünya balığın üstündedir", diğer seferinde "Dünya öküzün üstündedir." de-mis Fakat konuyu bilmeyenler bunu gerçek ber baik ya da öküz sanmışlardır.
Burcu Sevr برج نور : Boğa Burcu
burhan برهان : bkz.burhan(
barjuva 1 : بورژوا şehirli 2.şehirdeki az çok
zengin iş yeri sahipleri
burus بروج : burçlar (bkz. burc(
burucu semaviye بروج سماريه : gökteki burçlar
burucu samiye بروج ساميه : yüksek burçlar
bus etmek يوس إيتمك : öpmek
Busayri بشيرى : )mi.1213-1295) Busayr'lı ünlü Arap şairi ve hattat. Bir gün hasta yatağında yatarken rüyasında gördüğü Hz. Peygamber (as.m.), hırkasını çıkarıp üzerine örtünce hastalığı geçmiş. Bunun üzerine bir övgü şiiri yarmış. Buna "Kaside-i Bürde" (Hz. Peygam ber'i (a.s.m.) ve hırkasını hakkında övgü şiiri) adını vermiştir.
butlan 1 : بطلان.batıl olma 2.geçersizlik, hü kümsüzlük 3.gerçek dışı olma, boş ve månå sız olma
butlan-ı mana بطلان معنا : manaca gerçek dışı olma, mānāca yanlış ve geçersiz olma
bülbül بلبل : sesinin ve ötüşünün güzelliğiyle tanınan ve gülün, Allah (c.c.) tarafından veri-len güzelliğine aşık olduğu söylenen ötücü kuş
bulbul gül بلبل گل : gül bülbülü; gülün Allah (cc) tarafından verilmiş olan güzelliğini, gu-zel sesi ve ötüşü ile anlattığı söylenen bülbül
bülbül a handan مليل حمدان :neseli ve en öten
balbal
bülbül-ü zil-Kuran بالذى القرآن Kuran sahibi bülbul (mec.) sözlerin en güzeli olan Kur'an't dünyaya duyuran kimse (Hz. Muhammed as.m.)
bülbül-üzül-Kur'an بلبل در القرآن : bkz bülbül-ü bülbül zi-1-Kur'an)
bülbül misal bulbul gibi
bülega بلا: belagat ustaları, edebiyat
cılar
bülega-yi Arab بلغای عرب : Arap belagat ustala ri, güçlü Arap edebiyatçıları
bülend بلند : yüksek, büyük
bülu ergenlik, çocukluk çağından gençlik çağına ulaşma 2. olgunluk
Bünyad بنیاد : bina; yapı; temel
bünyad edilmek بنياد ابديلمك : onarılıp yenilen-mek
Bünyan بنیان : yapı, bina; temel
bünye بنيه : yapı; vücut yapısı; yaradılış
bünye-i Kur'aniye بنية قرآنيه : Kur'an binası, (mec.) Kur'an'ın birbirini tamamlayan ve des-tekleyen söz ve mână yapısındaki bütünlük
bürde برده : hırka; üstlük olarak giyilip kuşa-
nılan elbise
bürde-i itaat ve ihtiram بردة إطاعت و إحترام : itaat
ve saygıya bürünme håli
Büreyde İbn-i Hasib-il Eslemi بریده ابن حصیب
الأسلمي: Müslümanların ilk sancaktarı olan sahabe. Yüz yetmiş yedi hadis nakletmiştir. Bunlardan on dördü Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim adlı hadis kitaplarında vardır. Bürey-de (r.a.), Horasan yöresinde hicri 62 veya 63 (mi.681 veya 682) yılında vefat etmiştir
bürhan 1 : برهان.delil (kanıt, belge), isbat için dayanak 2.bir gerçeği isbat için izlenen mu-hakeme (akıl yürütme) yolu. Mantık ilminde
bürhanın (akıl yürütmenin) başlıca üç şekli: a) bürhan-ı inni برهان إنى : inni delil, sonuca
bakarak sebebin ne olduğunu bulmaya ya-rayan delil; deney ve gözleme dayanan delil; parçadan bütüne, tek tek olaylardan hareket-le genel kanun ve kurallara, eserden sebebe, san'attan san'atkârın varlığına ulaşımayı sağ-
layan ilmi delil (tüme varış, endüksiyon) b) bürhan-ı limmi برهان لمی : limmi delil
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil60
«Benim gücüm, Senin İçindir ve Senin gücünün yanındadır diye rek ona bey'at etti. (598)
Beşir b. Sa'd ise, daha önce davrandı ve bey'at etti. (599)
Bunun üzerine, halk, Hz. Ebû Bekir'in başına yığılıp bey'at etme
že koyuldular. Az kalsın Sa'd b. Ubåde'yı, döşeğinde çiğneyeceklerdi. (600)
Sa'd b. Ubade'nin adamlarından birisi «Sa'd b. Ubâde'yi, öldür dünüz!» dedi. (601)
Hz. Ömer «Allâh, onu öldürsün! (602)
Çünki, o, fitne sahibidir!» dedi. (603)
Hz. Ebû Bekir'e, Ensardan, Sa'd b. Ubâde'den başka bey'at et meyen kalmadı. (604)
Beşir b. Sa'd, bey'at ettiği zaman, Hubap b. Münzir «Ey Beşir b. Sa'd! Sen, bunu, amcanın oğlunun Emirliğine kıskandığın için yaptın! diyerek seslendi.
Beşîr b. Sa'd «Hayır! Vallâhl, ben, Allâhın Kureyşilere bahş et tiği bir hak üzerinde, onlarla çekişmemi, hoş bulmadım!" dedi.
Beşîr b, Sa'd'in, işi, Kureyş'e bıraktığını ve Hz. Ebû Bekir'e bey. at ettiğini görünce, içlerinde, Akabe bey'atı Temsilcilerinden Üseyd b. Hudayr'ın da bulunduğu Evsiler, birbirlerine «Vallahi, Hazreciler, üze rinize bir kerre hâkim olacak olurlarsa, bu fazileti, kendilerine temelli tahsis ve sizi ondan mahrum ederler.
Kalkınız, Ebû Bekir'e bey'at ediniz!» dediler.
Kalkıp bey'at ettiler.
Sa'd b. Ubåde ve Hazreciler, hayal kırıklığına uğradılar. (605)
Eslemlerin cemaatı da, sokakları doldura doldura gelip bey'at et tiler.
Hz. Ömer, onları görünce, yardım göreceklerine kanaat getirdi.
Sa'd b. Ubåde «Beni, bu yerden kaldırıp götürünüz!» dedi.
(598) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 310, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 269, Beläzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 582
(599) Taberi Tarih c. 3, s. 209, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 330, Ebülfida с. 4, п. 490 Stre
(600) Belüzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 582
(601) Inb-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 310, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 56, Buhari Sahih c. 4, s. 194, Belâzürl Ensabüleşraf c. 1, s. 582, Taberi Tarih c. 3, s. 210
(602) İbn-i İshak, İbn-i Ilişam Stre c. 4, a. 310, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 209, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 56, Buhari Sahih c. 4, s. 194 (603) İbn-i Abd-i Rabbih - Ikdülferid c. 2, s. 175, Belâzüri Taber! Tarih c. 3, s. 210 Ensabülegraf c. 1, s 582,
(604) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 583
(605) Ibn-i Kuteybe. El'imâme vessiyåse s. 16, Taberl Fair Kamil c. 2, s. 330-331 Tarih c. 3, s. 209, İbn-l
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilOnu, kendi evine taşıdılar. (606)
Hz. Ömer der ki «Biz, vallâhi, Ebû Bekir'e bey'at işinden daha sağlamını bulamadık, göremedik.
Ensar kavmının yanından, bey'at yapmadan ayrılsaydık, bizden sonra, kendi kendilerine bey'at yapacaklarından korktuk.
Biz, onlara bey'at etseydik, arzu etmediğimiz bir şey üzerine bey'-at yapmış olacaktık.
Karşı koysaydık, ortaya fitne ve fesad çıkacaktı. (607)
Ensar, Hz. Ebû Bekir'e bey'ata başlayınca, Hubap b. Münzir, kal-kıp kılıcını aldı.
Hemen onun üzerine uşuşup kılıcını elinden aldılar.
Bey'at bitinceye kadar, yüzünü, elbisesile örttüler.
Hubap b. Münzir «Ey Ensar cemaatı! Siz, böyle yaptınız amma, vallâhi, sanıyorum ki: Sizin oğullarınız, onların oğullarının kapıla-n önünde duracaklar, onlara el açıp dilenecekler, onlar ise, su bile İçirmeyeceklerdir!» dedi.
Hz. Ebû Bekir «Ey Hubap! Bizden mi korkuyorsun?!» diye sordu.
Hubap b. Münzir «Ben, senden korkuyor değilim.
Fakat, senden sonra gelecek kimselerden korkuyorum!» dedi.
Hz. Ebû Bekir «Sana ve arkadaşlarına öyle yapıldığı zaman, bl-ze itaat etmeniz, size gerekmez!» dedi.
Hubap b. Münzir «Heyhât ey Ebû Bekir! Ben de, sen de, o zaman, göçmüş, gitmiş bulunuruz.
Senden sonra gelecekler, bize serbestce zulum ve haksızlık eder-ler!» dedi. (İbn-i Kutaybe-El'İmâme ves'siyâse c. 1, s. 16-17)
Hz. Ebû Bekir'e Umûmi Bey'at Yapılması:
Ensar, Beni Saidelerin Örtmesinde Hz. Ebû Bekir'e bey'at ettik-ten sonra ertesi (salı) günü, Hz. Ebû Bekir, Mescidin Minberine çı-kıp oturdu.
Konuşmağa başlamadan önce, Hz. Ömer, ayağa kalktı.
Allaha hamd-ü senåda bulunduktan sonra Ey insanlar! Ben, dün size bazı sözler söylemiştim.
Onları, Allâhın Kitabında bulamadığım gibi, Resûlullah Aleyhis-selâmın da, bana o hususta bir sözü yoktu.
Fakat, ben, Resûlullah Aleyhisselâmın, bizden sonraya kalacağı-ru ve işlerimizi, Kendisi çekip çevireceğini sanıyordum.
Oysa ki, yüce Allah, Resûlü Aleyhisselâma, doğru yolu gösteren bir Kitabı sizin içinizde bırakmış bulunmaktadır ki, ona sımsıkı sa-
(606) İbn-i Kuteybe El'imâme vessiyåse c. 1, s. 17, Taberi Tarih c. 3, s. 210
607) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 444, Ahmed b. Hanbel Müamed c. 1, a. 56 (
سور القره (۲)
YanıtlaSilد. و نه ده ، مثالی کو ستر با مشور اون قرآن ميليونارجه عرف كتابار له مقایسه ابدیار قرآنك تكررى بولو ناماز او مالده قرانه با هينك اکننده در توان مخالہ اوباد اب
الثلاثات الوافي
هيناه فوقنده در اویله ایه اللهان كلاميدر.
(۳) بشرك صنعتی اولان برشی بداینده چركين وغير منهم ولور موکره با واسه با واسه انتظام صوفولو قرآن ان الله شهورنده کوستردیگی حلاوتی کو لگانی کنجلانی شہری ده او بله جه محافظه
این مکنده در.
أي بلاغت لطافتنك فوقو سنى فوقلايان أقدامه ذهندگی شو مباحث اربعه به کوندرکه
بال آربی (اشْهَدُ أَنَّ هَذَا كَلَامُ اللهِ ) بالي جيفارسين.
- 10 ذلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ .
اقدام ! كلامارك حسنی آر تیران و کوز لگانی فضاله به پارلاتانه بلاغتك الاسلام ندنه بری ده شودر که به حوضی طول بر معه الجونه اطرافند به سوزوله رن حوضه آقامه صولر کی، بلیغ کالا مار ده ده ذکر ایدیله كلم الرن، قيد لون، هيئتلوك تماماً او كلامك تعقيب ابتديگي اساس مقصده ناظر اولمقاله اونك تقويه سنه خدمت اینمه كرى بلاغت مذهبنده لازمدر.
برنجی مثال ] [ وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ ] اولان آيت كريمه نظر دقته البنين کو رولور کی، ہو کلامدہ کی مقصد و اساس، یک آز بر عذاب ایله فضله قور قو مقدر. و بو کلا مده اولان مذكور كلمه الر و قيدلي ، تماماً أو مقصدي تقويه ايجون چاليشيوير.
از جماله، شده و احتمالی افاده ايدن (ان) شرطيه اولعب، عذابك آز لفنه و اهمیت زنگنه اشار تدر.
وكذا (نفحة ) صیغه سیله و تنويني عذابك اهمیت زنگنی ایمادر. وكذا (مش) کالم می، عذابك شديد اولمادیفه اشار تندر. وكذا تبعیضی افاده ايدن (من) و شدتی کوسترن (نظال) کالم سند بدل خفتی اما اين (عَذَابِ) قلعه سی و (رب) کلمه سندن ايما ايديله شفقت، هيما ده عذابك قلت و اهمیتنه زنگنه اشارت انتخطاه شو شعرى، لسان حاللريله تمثل اليدييورلي :
Beligat: Hale uygun siz söyleme
YanıtlaSilبكي
Bedit: Halen iz sky leyen
شر
Beser: Insan
یدکیت
Bidayet: Barlangs
ابتله
Excimle: Omek olarak
غير منتظم
Gayr-i muntazam: Duzeniz
مكون
Halavet: Tatlılık
هيئت
Heyet: Cumlenin her bir parçası
Hiffet: Hafiflik
Hürün Güzellik
Kelâm: Söz, ifade
تَلَتْ
Killet: Azlık
لَمَادَتْ
Letifer: Guzellik
مبكين أربعة
Mehahisi erbas: Dört bahis
JG
Muhal: İmkansız
مقايه
Mukayese: Kıyaslama
نَظَرِيقًتْ
Nazarı dikkat: Dikkatli balers
تأطير
Nazır: Bakan, gözeten
تكال
Nekal: Şiddetli ceză
صيغة
Siga: Kelimenin turetilme-siyle ortaya çıkan şekillerden her biri
شَدِيدٌ
Şedid: Şiddetli
قك
Şekk: Şübhe
تبعيض
Tebiz: "Bir kasım ma'nası" ifade etme
تتثل
Temessil: Benzer şekil ve surete girme, suretlenme
ظهور
Zuhur: Meydana çıkma
31kats 2
YanıtlaSilve ne de bir misäli gösterilmiştir. Evet, Kur'an milyonlarca Arabi kitaplarla mukayese ediline, Kur'an'ın benzeri bulunamaz. O halde Kur'an, ya hepsinin altındadır. Bu ise muhäldir. Öyle tse hepsinin fevkındedir. Öyle ise Allah'ın kelämıdır
3- Beşerin san'atı olan bir şey, bidayette çirkin ve gayr-i muntazam olur. Sonra yavaş yavaş ıntızāma sokulur Kur'ân ise, ilk zuhûrunda gösterdiği halåvetini, güzelliğini, gençliğini şimdi de öylece muhafaza etmektedir.
Ey belägat letåfetinin kokusunu koklayan arkadaş! Zihnini şu mebáhis-i erbaaya gönder ki, balarısı احمد ان هذا كلام الله balım çıkarsın.
ذلك الكتاب لا ريب فيه هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
Arkadaş! Kelamların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belågatin esaslarından biri de şudur ki:
Bir havuzu doldurmak için etrafından süzülerek havuza akan sular gibi, beliğ kelâmlarda da zikredilen kelimelerin, kayıdların, hey'etlerin tamamen o kelâmın ta'kib ettiği esas maksada nâzır olmakla, onun takviyesine hizmet etmeleri belågat mezhebinde lâzımdır.
وَلَئِن مَشتَهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ ربِّكَ :Birinci Misal
olan åyet-i kerime nazar-ı dikkate alınırsa görülür ki, bu kelämdaki maksad ve esas, pek az bir azab ile fazla korkutmaktır. Ve bu kelämda olan mezkůr kelimeler ve kayıdlar, tamamen o maksadı takviye için çalışıyorlar.
Ezcümle, şekk ve ihtimali ifade eden () şartiye olup, azabın azlığına ve ehemmiyetsizliğine işarettir.
Ve keza )ة( sigasıyla ve tenviniyle azabın ehem-miyetsizliğini îmādır. Ve keza (3) kelimesi, azabın şedid olmadığına işarettir. Ve kezá teb'izi ifade eden
)ين( ve şiddeti gösteren 'nekål' kelimesine bedel, hiffeti îma eden ) عذاب ( kelimesi ve )ر(
kelimesinden îmâ edilen şefkat, hepsi de azabın kıllet ve ehemmiyetsizliğine işaret etmekle, şu şiiri, lisân-ı hâlleriyle temessül ediyorlar:
Nursi
YanıtlaSilşaşırdı.
Günlerden bir gün o bu ruh hali içindeyken, manastırın karşısındaki ağı bir kervanın konakladığını gördü. Görür görmez bir olağanüstülük ezdi. İçi k pır kıpırdı. Sıkıntılı hâl, yerini bir ferahlamaya bırakmıştı. Kendi de bu du duruma ağaçığa
istiyordu.
masından kaynaklanıyordu. Bazı beti belirsiz işaretler simişti, ama emin emin olmak
sets 8 ay süren kujatma sonunda Antakya Haçlıların eline geyti
1277-Türkçenin resmi dil olarak kabulü.
1889-Ittihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.
1925-Terakkiperver Cumhuriyet Firkası, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
-2006-Karadağ kuruldu.
3
PAZARTESİ
MONDAY
HAZİRAN
JUNE
SIR AYET
O, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak
yaratandır.
En'am Suresi: 73
BİR HADİS
Allah'a ibadet et ve hiçbir şeyi ortak koşma. Allah'ı görür gibi kullukta bulun.
Taberani
Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir.
Mektubat
HICBI-26 ZİL KA'DE 1445-RUMI- 21 MAYIS 1440
heb gibi bir imam tashih etse, gazve-i Bedir gibi bir menba-1 mucizat olan Vehe bir ga olsa, hem bu iki vakıayı andıracak çok misaller bulunsa, elbette şu kidir denilebilir.
YanıtlaSilhissalata Vesselam onun kolunu omuzuna suvie yapistirmis, nefes wurray Aleyt şifa bulmus. Iste su iki vakia, çendan ähädidir ve haber-i vahiddir. Fakat ibil
TARİHTE BUGÜN
-1453-Fatih'in İstanbul'u Fethi ve Ortaçağ'ın sona ermesi.
1453-Ayasofya'nın cami olması.
1953-Bediüzzaman, İstanbul Fethinin 500. yılı münasebetiyle düzenlenen merasimlere katıldı.
1985-Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün temeli atıldı.
MAYIS
29 PERŞEMBE
BIR AYET
Gerçekten biz sana, ardı ardına gelecek nice fetihlerin öncüsü ve müjdecisi olacak apaçık bir fetih ihsan ettik.
(Fatih: 1)
BİR HADİS
2
1446 ZİLHICCE
RUMI: 16 MAYIS 1441 HIZIR: 24
İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.
(Müsned)
Nakl-i sahih-i kati ile, İstanbul'un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'in yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. Haber verdiği gibi zuhur etmiş.
Mu'cizat-ı Ahmediye
Imrak
Guines
Bole
İkindi
Akşam
Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
Ahiret Haya
YanıtlaSilÖLÜMDEN SONRA DİRİLİŞ VE HAŞİR
MEYDANI
Öldükten sonra dirilmeye iman
Hz. Ömer'den (ra) rivayetle:
"İman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, pey-gamberlerine inanmandır. Cennete, Cehen-neme, amellerin tartılacağına, öldükten sonra dirilişe inanmandır. Hayrı ile, şerri ile kadere inanmandır."
Beyhaki'nin Şi'bü'l-Iman'ından.
...
Onun (cc) gücü haşir ve neşre yeter
İbni Abbas (ra) rivayet ediyor:
"Ademoğlu Beni yalanlıyor. Oysa bu onun bakkı değil. Beni kötülüyor. Oysa bu onun hakkı değil. Beni yalanlaması, Benim onu yeniden di-rilterek eski haline dördürmeye güç yetiremedi-ğimi iddia etmesi; Beni kötülemesi de benim ço-cuğumun bulunduğunu söylemesidir. Halbuki Ben eş veya evlât edinmekten münezzehim "
Bubari, Tefsir-i Sure: 4.
Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor
YanıtlaSilHz. Peygamber "Bütün bunları yapan, o tekrar diriltemez mi?" (Kryamet Suresi 40 tini okuduğunda "Bela (Evet, diriltir) d "Allah hakimlerin hakimi değil midir? wyn okuduğunda (Tin Suresi: 8) "Bela (Evet, At hakimlerin bäkimidir)" derdi.
Hakim in Master
Beybakt'nin Şuabul Iman
Kim nasıl dirilecek?
Cabir (ra) rivayet ediyor:
"Kim ne bål üzere ölürse, Allab onu üzere diriltir."
Müsned ve Hakim'in Müstedrek
Bu hadisin daha geniş bir rivayetinde ise le buyurulur: "Nasıl yaşarsanız öyle ölür, ölürseniz öyle dirilirsiniz."
Her gün her gün tekrarlanan iyi veya davranışlar, atılan adımlar, soluklanan neles manevi dünyamızı şekillendirirler. İslâmi çer vede yaşanılan her ömür dakikası lehin şehadet edebilecek, aksine günah ve harami geçirilen her ömür dakikası da aleyhimize s
det edecek, biri sevindirecek, diğeri üzecek bir tabloyu karşımıza koymaktadır. Bunlar zamanla böylesine alışkanlık haline gelir, kökleşirler ki adeta insan hayırda da, serde de otomatikleşir. Trenin rayda kolayca hareket etmesi gibi seçtiği yolda yürümeye başlar.
Sonuçta da her iki insan yaşadığı häl üzere öleceklerdir. Resulullah yukardaki hadisleriyle insanların yanlış zan ve kanaatlara sahip olma-malanını, iyi olan ve iyilik yapanın iyilik görece-ğini, diken ekenin diken biçeceğini hatırlatmış, ona göre hareket etmemiz gerektiğine dikkat çekmişlerdir. İslam'a ters bir hayat yaşayan tov-be edip iyi yola girmediği sürece kabirde azaba hazırlanmalıdır. Allah yolunda zorlukları göğüs-leyen farzları yapan da rahata erecektir.
İmam-ı Muhammed ömrünü ilme vakfetmiş büyük bir insan. Imam-ı Azam'ın talebesi. Vefa-undan sonra rüyada görmüşler. "Nasıl vefat settin" diye sorduklarında, "İlimle uğraşıyordum. na Nasıl can verdiğimin farkında bile olmadım. Bir de baktım ki kabirdeyim diye cevap vermiş. Medresede ilim öğrenmekte olan bir talebe de vefat ettiğinde, Münker Nekir melekleri gelmiş, "Men Rabbüke?" diye sormuşlar. Öldüğünün farkında bile olmayan, kendisini medresede zanneden bu talebe, Arapça kurallara göre cevap vermiş: "Men' mübtedä, 'Rabbüke' onun
Peygamberlerin hepsi, Davud oğlu Süleyman (a.s)'dan kırk sene önce Cennete girerler. Müslümanların fakirleri de zenginlerinden kırk sene önce Cennete girerler. Kulların salihleri de diğerlerinden kırk sene önce girerler Cennete. Şehirliler ise köy halkından kırk sene önce Cennete girerler. Bunun sebebi, şehirlerin, cemaatin ve oradaki zikir halkalarının fazileti ve bela geldiğinde, önce şehirlilere gelmesidir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 191 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
eden ölümden sonrası için amel isleyen ve kabir karanlide icin Allah'ın nürundan istifade edendir."
YanıtlaSilKul gözleri gördüğü halde Allah'ın kendisini ama olarak dirilmesinden korksun! Hikmetten anlayana mināli bir söz kafidir. Mänen sağır olanlar, zaten hakkı
duyamazlar... Beş şey müttakilerin (sälihlerin), alametidir:
1. Dini gayret icinde olanlarla beraber olmak.
2. Nefsini istäh edip diline hakim olmak.
1. (Allah sevgisini unutturan) dünyalıklardan nefsine hos delen bir seye eristiğinde onun zarar-ziyanını ayırd edebilmek, dinden kendisine az bir şey bile nasip olduğunda onu da ganimet bilmek.
4. Haram kanışır endişestyle midesini helålden (de olsa) doldurmamak (ve riyazat icinde yaşayabilmek ).
5. Bütün insanların kurtulduğunu, yalnız kendisinin mahvolduğunu düşünmek."
"Gerçek mü'min altı çeşit korku içindedir: 1. Imanını kaybetme korkusu. Zira âyet-i kerimelerde buyrulur:
Rabbimizi Bizleri hidäyete erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltmel.." (Ali Imran, 8)
"Ey iman edenlert Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin." (Imran, 102)
2. Kyämet günü kendisini rüsvä edecek şeylerin melekler tarafından yazılması korkusu.
Zira âyet-i kerimede buyrulur:
"İşte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır." (ez-Zilzál, 4-5)
3. Amelinin şeytan (aleyhi'l-lä'ne) tarafından boşa
çıkartılması korkusu.
Zirá áyet-i kerímelerde buyrulur:
"(İblis) dedi ki: Rabbimi Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahlan) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağımı Ancak onlardan Ihlåslı kulların müstesna." (el-Hicr, 39-40)
4. Ölüm meleği Azrail'e gaflet Içindeyken ve ansızın yakalanma korkusu.
Ayet- kerimede buyrulur:
"Ve sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine Ibådet etl" (el-Hicz, 99)
Hadis-i şerifte buyrulur:
"Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hal üzere haşrolunur." (Müslim, Cennet, 83; Münāvi, V, 663)
Nitekim Hazret-i Osman -radıyallahu anh- Kur'ân Ile yaşadı, Kur'ân'ı Infåk etti ve Kur'ân okurken şehid edilerek rahmet-i Rahman'a kavuştu.
5. Dünya lle mağrur olup, âhiretten gäfil kalma
korkusu.
Åyet-i kerlmede buyrulur:
"...Bu dünya hayatı, aldatma metāından başka bir şey değildir." (AH Imran, 185)
6. Çoluk-çocuğuyla fazlaca meşgüliyete dalıp Allah Teálá'nın zikriyle yeterince meşgul olamama korkusu."
الله
م
"Kul, gözleri gördüğü halde Allah'ın kendisini ämä olarak diriltmesinden korksun! Hikmetten anlayana mânalı bir söz kâfidir. Månen sağır olanlar, zaten hakkı duyamazlar..."
Ayet-i kerimede buyrulur:
"Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer Imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah katındadır." Ental, 28)
"Muhakkak ki dünya fani, ahiret ise bäkidir. Fäni
olan sizi şımartıp azdırmasın, baki olandan alıkoymasın. Sız, baklyı fäni olana tercih ediniz. Dünya sonludur, dönüş Allah'adır. Allah'tan korkunuz." ilin i third Dünya Mevsü'a, 1. 77)
"Ecel gelip çatmadan yapabileceğiniz İyiliği hemen yapınız."
Cenâb-ı Hak bu hikmet dolu nasihatlerin
muktezasıyla amel edebilmeyi ve o güzide sahâbinin sefaatine erebilmeyi nasib eylesin. Onun sevgisini gönüllerimize nakşederek áhirette dostluk ve komşuluğuna mazhar eylesin.
Ämin!..
Gelecek sayıda Hz. All -radıyallahu anh
Dipnotlar: 1) likz. Hz. Osman Zinnüreyn, Ramazanoğlu Mahmud Saml, s. 12. 2) Bkz, age s. 13. 3) Ahmed, 1, 71, VL 155 4) Bkz age 5. 143-144. 5) καγεyrl, Risale, Beyrut 1990, s. 238. 61 Buharl, Ashäber'n Nebl, 7. 7) Bkz. age. s. 163. 8) Tirmizi, Menåbb, 18/3700 Ahmed, V. 63. 9) Bkz. age. st. 145. 10) Biz age. st. 139. 111 lkz age of 140. 12) Bkz, age, sf. 144. 13) Bkz. age st. 141.
NISANI 2007137 ALTINOLU
siber istihbarat
YanıtlaSilNanoteknolojik bir dünya. Bilgisayarlar, uydular ve özel programlar. Teknolojik istihbaratçıların dijital çalışma metotları.
Küresel casusluk nasıl yapılıyor? Kimler kullanıyor? Hedefi ne? Unutmayın, artık asla yalnız değilsiniz!
hayykitap
SİBER İSTİHBARAT
YanıtlaSilKüresel ve Nano Casusluğun Anatomisi
Nedret ERSANEL
Hayykitap'ın manifestosu
YanıtlaSilHayykitap, "yeryüzünde anlaşılmayacak hiçbir şey yoktur" diyor...
Bilginin kasıtlı bir biçimde saklanması, parçalanması, çarpıtılarak gerçeğin örtülmesine karşı bilgiyi birleştirmeyi, bunu hakikatle, dolayısıyla günlük hayatla ilişkilendirmeyi ve anlaşılır bir biçimde herkesin kullanımına sunmayı amaçlıyor...
Hayykitap, halktan kopuk elitist ve salt akademik tavrı benimse-meyecek... Günlük olayları birbiriyle irtibatlandırarak, gerçeğin üzerindeki sanal bilgileri kaldıracak, makyajı temizleyecek...Yeni-den üretilen "asıl" bilgiyi de "en net ve anlaşılır" şekilde okuyucu-suyla paylaşacak...
Dolayısıyla yayınlanan her kitap sizin ve sevdiklerinizin (ya da sev-mediklerinizin) bugününü ve geleceğini doğrudan etkileyecek...
Bizler bu etkinin hep iyilikler yönünde olması için çabalayacağız...
Hayykitap iyiliklere yönelik sözü olan herkesle buluşmak isteyecek, ortak paydası iyilikler olan bütün projeleri destekleyecek...
Hayykitap bu topraklara ait kültürel hafızayı koruyabilen yazarların özgün eserlerini de yayınlayacak... Sözün bittiği yerde "yeni bir söz dizimi" ile okuyucusuyla birlikte yeni anlamlara açılacak...
Hayykitap okuyuculara "aslında" birbirini tamamlayan farklı kate-gorilerde yayınladığı kitaplarla ulaşacak.
dolu sözlerinden bazılan
YanıtlaSilHazret-i Ömer'den Hikmetli Sözler
"Günah işlemekten vazgegnek, tevbe ile uğraşmaktan daha kolayde
"En cok sevdiğim kimse, bana ayıp ve kusurlanmi haber verendir savu rahu130)
"Çok konusan, çok yanılır. Çok yanılanın, haya duygusu azalır. Haya duygusu azalanın, günah ve harama düşme endişesiyle şüphelilerden salınma tittzliği kaybolur. Şüphelilerden sakınma titizliği kaybolanın, kalbi ölür
"Gaybı bilme iddiası gibi olmasaydı, bes kimsenin cennet ehli olduklarına şahitlik ederdim:
1) Çok çocuk sahibi (olup şükür ve sabır halinde) olan fakir.
2) Kocası kendisinden razı olan (saliha) kadın.
3) Mehr-i müsemmasını (yäni nikah esnasında iki tarafın da rızasıyla tayin edilen mehrini) kocasına tasadduk eden kadın.
4) Baba ve anası kendisinden razı olan kişi.
5) Günahından (nefret ederek samimiyetle) tevbe eden kimse..."
"Bütün dostlan gezdim, gördüm; dili muhafaza etmekten daha iyi dost göremedim. Bütün elbiseleri gördüm: iffet ve sakınmaktan daha iyi elbise
Hazret-i Ömer'in idarecilere
bir talimatı:
"Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol."
görmedim Boton mallan gördüm: kanaarten daha hi mal görmedim. Bütün iyilikleri gördüm, nasihatten daha iyisini görmedim. Bütün yemekleri görüp tattım sabırdan lezzetlisini görmedim."
"Insanlarla güzel dostluk kurmak, aklın varısıdır Yerinde sual sormak, ilmin vanst; fvt tedbir almak da vaşamanın yansıdır."
-Ahiret yaninda dünya nedir kit Ancak tavşanin bir defa sicraması misali bir seydir." (bol Ebi Seybe Musannet VUL 1521
"Fazla Lakırdı terk eden kimseye hikmet bahsedilir
Fazla (tecessüsle) bakmayı terk edenin kalbine teväzü bahsedilir. Fazla yemeyi terk edene ibadet lezzets bahsedilir. Fazla gülmesi terk edene hevbet bahsedil Mizahı terk edene izzet bahsedilir. Dünya sevgisi terk edene, ahiret muhabbeti bahsedilir. Baskasinin avibi ile mesgul olmayı terk edene, nefsinin ayıplar
islah etme hali bahsedilir. (Müteal, vani idrak ötes olan) Allah'ın keyfiyetinde araştırma ve tecessüsü terk edene, nifaktan kurtuluş bahsedilir."
"On sey, on sevsiz düzelmez: Akıl, iffetsiz fazilet ilimsiz: kurtulus, korkusuz: sultan, adaletsiz asalet ve seref, edepsiz: ferah, emniyetsiz: zenginlik, sehavetsiz fakirlik, kanaatsiz, yücelik, teväzüsuz; cihad, tevfiksiz Ivileşip düzelmez."
"Merhamet etmeyene merhamet olunmaz, kusurfan bağışlamayan bağışlanmaz, affetmeyen kişi affolunmaz günahlardan korunmaya çalışmayan kimse de korunup takvaya erdirilmez." (Buhari. el debül Müfred, s. 415.00 177
"Dua, sema ile arz arasında durur. Rasülullaby a salevät getirilmedikçe, Allah'a vükselmez." (Tirmizi ve 211
"Bizim çarşımızda diniin ticaret käidelerini) bilen kimseler satıcılık yapsın." (Tirmizi, Vitr. 21/487)
"Yüze karşı övmek, boğazlamak gibidir." (butte el-Mesall, s. 145)
Hazret-i Ömer, välilerine şöyle yazmıştır:
"Benim katımda en mühim İşiniz namazdır. Kim onu koruyup vakitlerine dikkat ederse, dinini korumuş olur; kim de onu yerine getirmeyip vitirirse, dinini de kısa zamanda yitirir." Muvatta, Vukütu's-Salát, 61
Kadı Şurayh, Hazret-i Ömer'e mektup vazarak nasi hükmedeceğini sordu. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh cevåben şöyle yazdı:
"Allah'ın kitabında olanlarla hükmet. Eğer onda
bulamazsan Allah Rasülünün sünnetiyle hükmet Allah'ın kitabı ve Rasülü'nün sünnetinde de bulamazsan salihlerin verdiği hükümlerle hüküm ver. Sälihlerin verdiği hükümler arasında da yoksa Istersen devam el hükmünü ver, İstersen geri dur. Geri durup hüküm
vermemenin senin için daha hayırlı olduğu kanaatindeyim. Ve's-selam." (Nesal, Kudat, 11/11
"Zenginlik de fakirlik de aynı şekilde birer binektir
ALTINOLUK
MART | 2007 | 36
Marsh size mantieri ehli planlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalete tümetineremiadere
YanıtlaSilHangisine bineceğime aldırmıyorum."
"En akıllı kimse, Insanların hareketlerini en iyi takdir edendir.
"Bir kimsenin sorduğu sorudan onun akıl seviyesini anlanm
Bugünün İşini yarına bırakmal"
"İş bir kere geri kalırsa artık hiçbir zaman lerleyemez."
"Şeni bilmeyen, onun tuzağına düşer."
"Dünyaya az meylet ki hür yaşayasın. (Nefsin esaretine düşmeyesin.)"
"İnandığınız gibi yaşamıyorsanız, yaşadığınız gibi Inanmaya başlarsınız."
"Insanlan düzeltebilmeniz için önce kendinizi ıslah etmeniz gerekir.
"Insanların en cahili (ve ahmağı), kendi ahiretini başkasının dünyası İçin satandır."
"Bir İyiliğin şerefl, geciktirilmeden hemen yapılmasındadır."
"Kötü bir işin en gizli şahidi vicdanımızdır." [Nitekim Efendimiz-aleyhissalätü vesseläm-, iyiliğin ne olduğunu sormaya gelen birine; "Kalbine danışı İyilik, kalbinin müsterih olduğu ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günah ise İçini tırmalayan ve başkaları sana «Yap!» diye fetvälar verse bile, İçinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir." buyurmuştur. (Ibn Hanbel, IV, 227-228)]
"Sırrını gizleyen, kendine hakim olur."
"Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol."
İşte böyle yüce bir kalbi kıväma ve takvå hayatına sahip olan Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- dâima:
"Ey Allah'ım! Beni ansızın yakalamandan, gaflet İçerisinde bırakmandan ve gåfillerden kılmandan Sana sığınıyorum." diye dua ederdi. 6 Akşamları da, elindeki
"Kötü bir işin en gizli şahidi
vicdanımızdır." buyuran Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- kendisini sık sık vicdan muhasebesine tabî tutar ve: "Bugün Allâh için ne yaptın ey Ömer!?" derdi. Onun bu háli bizlere ne güzel bir örnektir.
kamçısıyla ayaklarına vurur ve; "Bugün ne yaptın ey Ömer?" diye kendisini hesaba çekerdi. Bu nefs
muhasebesini her akşam kendine vird edinmişti.
Şüphesiz ki bütün bu hassasiyetler, ondan bize vådigår kalan en güzel İrşad numüneleridir. Bizler de o mübarek sahabinin bu güzel hällerini ve hatıralarını gönlümüze nakşetmeli ve sık sık: "Bugün Allah için ne yaptım?" diyerek kendimizi vicdan muhasebesine çekmeliyiz. Maddi ve manevi vazifelerimizde gaflet, Ihmål, atålet ve tembellik göstermekten titizlikle sakınmalıyız. Rabbimizin huzūrunda hesaba çekilmeden ewel kendimizle hesaplaşmalıyız.
Rabbimiz ahiretteki hesabımızı kolay getirsin. İman ve güzel ahlâk ikliminde amel-i sålihlerle dolu bir dünya hayatı yaşayıp ebedi hayatın saadetiyle gönüllerimizi mes'üd eylesin. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-'ın "Fåruk" sıfatından gönüllerimize bir nasip ihsân eylesin!
Amin!
Gelecek sayıda Hz. Osman -radıyallahu anh-
Dipnotlar: 1) İbn-i Ebi Seybe, Musannef, VIIL, 153. 2) Müslim Imaret, 11. 3) Bkz. Müslim, Zühd, 36. 4/ Şehbenderzåde Ahmed Hil, Tarihi İslam, c. 1, s. 367. 5) Tirmizi. Deavät, 109, Ebû Dâvud. Vitr, 23. 6) İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, VII, 82. 7) Ima, c. IV, s. 728.
MART 2007137
ALTINC
eli
YanıtlaSilK
TOPUZOĞLU
Müslümanın Hayatında Bilgisayar ve
Bir Tebliğ Aracı Olarak İnternet
-Bir Yasam Tara Olarak Bilgisayar" fikri vesinde icinde bulunduğumuz mevsiminde lamla, bilgisayarı bir Müslüman açısın le almaya karar verdik.
Bilgisayarın sağladığı birçok yararın veya kullanım alanlarının özelleştirilmiş halini anlatan limelerimizle karşınızda olacağız.
manm, bu çalışma sayesinde, Ramazan avi-bereketine ait ışınlarının üzerimize düştü günlerde inanan insanlar olarak, kulluğumu-
knolojivi kullanarak daha ivi ifade edebiliriz. Yanmizin teknik vönüne geçmeden, bir Medimanın hayatı ile ilgili birkaç şey sövleve-
Bir müslümanın günü içinde ibadetler, gün-şer ve diğer ameller vardır. Hemen söyleye-k bir Müslüman sözüne sadık olmalıdır. Yapaca leri unutmamalıdır. Müslamanın en büyük özelliği venilir olmasıdır. Peygamberler de sidk özelliği ile ta-
21. yy da stresin olayları dolu dizgin ele aldığı kaçı maz bir gerçektir. Unutkanlık ise artık yadırganmaz hale gelmiştir. Bu da inandığını söyleyen insanlara en hvik zararı vermektedir.
İşte burada teknolojiye ihtiyaç vardır. Outlook adlı pagram sayesinde siz de sözünüzde duran bir insan ol-ma özelliğini taşıyabileceksiniz. Mahcup olmakla başla yan aksilikler sona erecek.
Aynca; bir Müslümanın gününde ibadetler vardır. Yine bu ibadetleri de size Outlook hatırlatacak.
Ancak işin başka bir yönü daha var ki, o çok daha fazla önemli.
Bu ibadetlerin nasıl yapılacağını kimden öğrence im meselesi. Her an yanınızda bir insan bulabilmek zor nablır. Ya da bulduğunuz insan müsait olmayabilir. Si ze vakit ayırmakta güçlük çekebilir. Ama; bilgisayarlar hem hep yanınız dadır, hem de her an müsaittirler.
Hem figür, teknik adıyla ekran yö-nüyle hem de içe rik (okunacak du-
ALTINOLUK
ERKAM TAKVİMLERİ
NIMILITAR
DUA
TERALTINMAIL.COM ALIN TIKTIKLA
TAKVIN
18 Ekim Carsamba
Avetikarme
English
Hadis Serif
AT
Internet verimli kullanıldığında faydalı bilgiler bakımından çok zengin
alar vb.) konularında, uzman kişiler tarafından hazırla-nacak program sayesinde gençliğin karşı karşıya kaldığı öğrenme problemi de aşılacaktır
En meşhur hocalar, bu sayede her an yanımızda bu lunabilecekler.
Ayrıca; insanlar yine dua okumayı da en güzel şek liyle hiçbir zaman sıkılmayan, bıkmayan, rahat rahat so-ru sormamızı sağlayan bilgisayar ile öğrenebilecekler. Hem olay daha zevkli hale gelecek, hem de kolaylaşmış olacak.
Bunların dışında, gündelik işlerimizde de zaten bil-gisayar kullamyor olacağız. Bu konuya "Gündelik Haya-tumızda Bilgisayar başlığı altında başka bir yazıda ince-leyeceğiz.
Bir müslümanın aylık veya yıllık hayatı içinde ise; özel günler, kandiller vb. vardır. Bu özel günlerde eş, dost akraba ve yakınlarını unutmamalıdır. Bir müslü-man, diğer insanlarla diyaloğunu hiçbir zaman kesme-melidir. Muhabbet duygularını artırmaya çalışmalıdırlar. Bunun için ise günümüzdeki yaygın iletişim araçları olan telefon, mektup, faks, doğrudan ziyaretler çoğu za man problemli olmaktadır. Telefon mali açıdan fazla külfetli gelmekte iken, mektup yorucu ve yavaş, faks ise herkesin evinde ya da elinde bulunmamaktadır. Zaten yoğun iş, kargaşa, stres ve yoğunluktan dolayı doğrudan
ziyaretler çoktan imkansız hale gelmiştir. Oysa; bunların yerine İnternet kullanılması hem işi
daha zevkli hale getirecek, hem bu olayı ekonomikleşti-recek, hem de hızlandıracaktır.
Insanlar, e-mail yani elektronik posta sayesinde te-
43
Di
BOUTINOLUK Nasım 2000
e clashertnes
Bir müslümanın günü içinde ibadetler, gün-lük işler ve diğer ameller vardır. Hemen söyleye-biliriz ki; bir Müslüman sözüne sadık olmalıdır. Yapaca-ğı işleri unutmamalıdır. Müslamanın en büyük özelliği güvenilir olmasıdır. Peygamberler de sıdk özelliği ile ta-
YanıtlaSilnınırlar.
Şeyh Edebali Hazretleri'nin, Osman Gâzî'ye ve onun şahsında bütün idarecilere nasihati: "Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. دو
YanıtlaSilc) bürhan-ı temsill
YanıtlaSilgenel kural ve prensiplerden hareketle özel durumlara, sebebten veya müessirden (ya pıcıdan) hareketle sonuca veya esere varma yolu ile sağlanan delil
c) bürhan-ı temsili برهان تمثيلي temsille (ben zerlik veya örnekten hareketle) gerçeği bul ma yolu (analoji)
bürhan-ı akliye برهان عقليه : aklın anlayıp kabul ettiği delil, akla dayanan delil
bürhan-ı azam برهان أعظم : çok büyük delil
bürhan-i azim برهان عظيم : büyük delil
bürhan bahire برهان باهره : apaçık delil
bürhan-ı bähir-i vahdaniyet برهان باهر وحدانیت Allah'ın (c.c.) birliğinin apaçık delili
bürhan-i ehadiyet برهان حدیث : Allah'ın (c.c.( birliğini gösteren (kutsal isim ve sıfatlarıyla her varlıkta Allah'ın (c.c.) birliğini belli eden delil
bürhan-ı enfüsi برهان انفسي : insanin ruhu, vic-danı ve manevi duyguları alanında ken-di biyolojik yapısında bulunan (Allah'ın c.c.) birliğine dair delil (sübjektif delil)
bürhan - Hak برهان حق : Allah'ın (c.c.) varlığı nın ve birliğinin delili, Allah'ın (c.c.) ezeli ve ebedi gerçek (Hak) olduğunu gösteren delil (bkz.Hak)
bürhan-ı hakk برهان حق : gerçek ve tam doğru delil
bürhan-ı hakikat برهان حقیقت : doğruyu ve ger-çeği gösteren delil
bürhan-ı haşriye برهان حشربه : haşire ait delil, ölümden sonra tekrar dirilişin gerçekliğine dair delil
bürhan-lahi برهان إلهى : Allah (cc) tarafından Kur'an'da belirtilen delil
bürhan-ı inayet برهان عنایت : inayet delili; her
varığın yaradılışında mükemmel san'at ve şaşmaz ölçüler, gözetilen birçok gåyeler ve faydaların bulunmasından hareketle anlaşı-lan, Allah'ın (c.c.) ilim, irade ve inayet ( ve ihsan) sahibi olduğunu gösteren delil
bürhan-iinni برهان إنى : sonuca bakarak sebebin ne olduğunu bulmaya yarayan delil; deney ve gözleme dayanan delil; parçadan bütüne, tek tek olaylardan hareketle genel kanun ve ku-rallara, eserden sebebe, san'attan san'atkârın varlığına ulaşmayı sağlayan ilmi delil (tüme varış, endüksiyon)
bürhan-ı kati برهان قطعی : kesin delil
bürhan-r nübüvvet - Ahmede
108
bürhan-ı kat'i-yi mantık موهات قطعی منطقی mantık bakımından kesin olan delil, ein luvas" denilen akıl yürütme yolu ile getini delil (bkz.kıyas)
bürhan-ı kati yakinبرهان قطعی یقی saglam ve şüphe götürmez kesin delil
bürhan-kudsi برهان قدمی kutsi delil, kusuru ve mükemmel delil. Allah'ın (c.c.) Kur'an'da gösterdiği delil
bürhan-ı Kuran برهان قرآن Kur'an'ın gösterdi delil
bürhan-ı külli برهان کلی : kapsayıcı (genelge çerliliği olan) delil
bürhan-i limmi برهان التي : limmi delil, genel kural ve prensiplerden hareketle özel durum lara, sebebten veya müessirden (yapıcıdan) hareketle sonuca veya esere varma yolu ile sağlanan delil
bürhan-ı maddi برهان مدى : maddi delil, gözle görünür delil
bürhan - mantiki برهان منطقی : mantıkça sağlam kabul edilen delil
bürhan-ı muazzam برهان معظم : çok büyuk delil
bürhan-ı münevver برهان متور : nurlu aydınla tıcı) delil
bürhan-ı natiki برهان ناطقی : konuşan delil, soz-leri ile gerçeği ispat eden delil (Hz. Muham med (a.s.m.)
bürhan-ı nätık-ı sadik برهان ناطق صادق : hayatı boyunca doğruluktan hiç sapmayan, konuş malarında yalana hiç vermeyen (sadık), ger çekleri konuşmalarıyla ortaya koyan (nátık) delil (Hz. Muhammed a.s.m.) (bkz.bürhan-1 sådık-ı nåtık)
bürhan neyyir برهان نیر : nurlu işıklı) delil, gerçekleri aydınlatıcı delil, parlak delil
bürhan-ı nur-efşan برهان نور افشان : )Allah'ın (c.c.) varlığını ve birliğini gösteren) ışık yayan delil (yıldız)
lütufbürhan-nurani برهان نورانی : nurlu delil, (mec.( ışık gibi göze çarpan ve herkesin apaçık göre bileceği delil
bürhan-ı nübüvvet برهان نبوت : peygamberlik delili, Hz.Muhammed'le (a.s.m.) ilgili) pey-gamberliğin gerçekliğini isbat eden delil
bürhan-ı nübüvvet-i Ahmediye برهان نبوت احمدیه : Hz.Muhammed'in (a.s.m.) peygamberlik görevi ile gönderildiğini isbat eden delil
bürhan-ı risalet
YanıtlaSil109
bütçe
bürhan-i risalet برهان رسالت : Allah'in (cc.) pey-gamberler gönderdiğini ispat eden delil
bürhan-ı rububiyyet برهان ربوبیت Rabb'in var lığını gösteren delil; her şeyin tek ve gerçek sahibi olmak ve her şeyi emir, kanun, terbi ye, tedbir ve gözetimi altında bulundurmak, onların ihtiyaçlarını karşılayacak imkân-ların yaratıcısı olmak (rububiyet) sıfatının sahibi olan Allah'ın (c.c.) varlığını gösteren delil
bürhan-ı sådık-ı natik برهان صادق ناطق : gerçek leri konuşmalarıyla ortaya koyan (nätık) ve hayatı boyunca konuşmalarında doğruluk-tan hiç sapmayan, yalana hiç yer vermeyen (sâdık) delil, (Hz. Muhammed a.s.m.) (bkz. bürhan-ı nâtık-1 sådık)
bürhan-Sani برهان صانع : Yaratıcı San'atkar'ın (Allah'ın c.c.) varlığı ve birliğinin delili, isbatı, dayanağı
bürhan-ı satı برهان ساطع : aydınlatıcı parlak de-lil, apaçık delil
bürhan-i şeriat برهان شریعت : seriatın (İslam'ın) doğruluğunun delili; İslam dininin, Allah )c.c.) tarafından gönderilen hak (gerçek) din olduğunu gösteren delil
bürhan-ı temsili برهان تمثیلی temsille (benzer lik ve örnekle) bir gerçeği isbat etme yolu, bu yolla elde edilen delil (bkz.bürhan)
bürhan-1 tevhid برهان توحيد : Allah'ın (c.c.) birli ğine inanmanın doğruluğunu ispat eden delil
bürhan-ı vahdaniyet برهان وحدانیت : Allah'ın (c.c.) birliğini gösteren, isbat eden delil
bürhan-1 vahdet برهان وحدت : Allah'ın (c.c.) bir olduğunu gösteren delil
bürhan-ı vahidiyet برهان واحدیت : bütün var-
lıkların sahibi ve yaratıcısının tek olduğunu (birliğini) gösteren delil
bürhan-ı Vücubu Vücud برهان وجوب وجود Allah'ın (c.c.) ezeli ve ebedi olduğunu, varlığı ve birliğinin zorunlu olduğunu, aksini duşun menin imkânsızlığını göstern ve isbat eden delil
bürhan-i yakini برهان یقینی : sağlam ve güvenilir bilgiye dayanan delil
bürhan-Zat برهان ذات : Allah'ın (c.c.) zătının (varlığının) delili
bürhan-üt teman برهان التمانع : birbirini engel-leme ve zid olma delili (birden fazla yaratıcı olsaydı birinin yaptığını diğeri yıkar, birbir-lerine mâni (engel) olur ve düzenli bir varlık dünyası meydana gelemezdi. Sonsuz yaratıcı güç, kendi eseri olan kāinata başkalarının ka-rışmasına meydan vermez(
büruc (buruc( بروج : burçlar
büruc-u samiye بروج ساميه yüksek burçlar (bkz. burç(
bürudet برودت : soğukluk
bürudet-i memleket برودت مملکت : ülke iklimi-
nin soğukluğu
bürudetli برودتلی : soğuk
bütçe بوتجه : gelecekteki belli bir zaman süresi için tahmini olarak hazırlanmış, gelir ve gider tutarını ve çeşitlerini gösterir liste
...
62
YanıtlaSilKIYAMET GÜNÜNÜN DEHŞET VE ŞİDDETİ
sayet o strada bütün mahlükat hayatta olsaydı hepsi bu çığlık sebebiyle ölürlerdi."
Azrail can verirken şöyle diyecektir:
"Şayet ölümün bu kadar zor ve acı olduğunu bilmiş olsaydım mi. minlerin canını alırken daha nazik davranırdım." Daha sonra Azrail de ölür ve hiç kimse hayatta kalmaz.
Bunun üzerine Allah (cc) aşağılık dünyaya şöyle seslenir:
"Hani nerede kralların, hani nerede prenslerin, hani nerede zalimler ve onlarin cocukları, hani nerede benim nimetlerimi yiyip başkasına ta-panlar?"
Sonra Allah şu soruyu sorar:
لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ
"Bu gün hükümranlık kimindir?"
Bu soruya kimse cevap vermez. Bu sebeple Allah (cc) soruyu kendisi cevaplandırır ve şöyle buyurur:
لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
"Kahhar olan tek Allah'ındır."
Daha sonra Allah gökyüzüne yağmur yağdırmasını emreder. Gök-yüzü kırk gün süreyle erlik suyuna benzeyen bir su indirir. Bu su on iki ar-şın yükselerek her şeyi kaplar. Allah Teâlâ mahlûkatı yerden ot biter gibi bu su ile diriltir. Nihayet onlar dünyadaki şekillerini alırlar.
Bundan sonra Yüce Allah; "İsrafil ve Hamele-i Arş melekleri diril-sin" buyurur. Bu melekler de Allah'ın emrine uyarak dirilirler. Allah İs-rafil'e emreder o da Suru alıp ağzına götürür. Allah'ın Cebrail ve Mikail di-rilsin demesi üzerine Allah'ın emriyle bu iki melek de dirilirler. Allah ruh-ları çağırır on onlar da Allah'ın huzuruna gelip sura girerler. Sonra Allah İsra-fil'e dirilme üfleyişini yapması için emir verir. Bunun üzerine ruhlar ko-vanlarından çıkan arılar gibi bütün yeryüzünü doldururlar. Yeryüzündeki bütün ruhlar bedenlerine genizlerinden girerler ve yer yarılıp dışarı çı karlar.
Bununla ilgili olarak Resulullah (sav); "Yer yarılıp ilk dışarı çıkacak olan benim" buyurmuştur.
Gafir 16
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil63
Başka bir haberde bu konu şu şekilde geçmektedir:
"Allah Teâlâ Cebrail, Mikail ve İsrafil'i diriltince onlar Resulullah (sav)'in kabrine inerler. Yanlarında Burak ile Cennet elbisesi hulle bulun-maktadır. Yer yarılıp Resulullah (sav) dışarı çıkar ve Cebrail'e bakarak şöyle der:
- Ey Cebrail bu gün hangi gündür.
Cebrail:
Bu gün kıyamet günüdür, Allah'ın vadinin gerçekleştiği gündür, korku günüdür.
Resulullah (sav) Cebrail'e tekrar sorar:
Allah benim ümmetime nasıl muamele etti.
Cebrail:
- Yer yarılıp ilk dirilen sensin. Sana müjdeler olsun.
Bundan sonra Allah İsrafil'e Sur'a üfürmesini emreder. Sur'a üflenin-ce bütün mahlükat dirilip, ayağa kalkarak etraflarına bakınmaya başlarlar.'
Biz bir önceki hadis olan Ebu Hüreyre hadisine dönelim.
Onlar kabirlerinden çıkıp, koşarak Rablerine giderler. Yani kabirle-rinden yalın ayak başı açık olarak çıkarlar.
Sonra bir yerde dururlar ve orada yetmiş yıl kalırlar. Allah onların yüzüne bakmaz ve aralarında hüküm vermez. Bunun üzerine onlar gözle-rinde yaş kalmayıncaya kadar ağlarlar. Daha sonra kan ağlarlar ve terler-ler. O kadar ki gırtlaklarına kadar tere batarlar. Sonra da mahşer yerine çağrılırlar.
Allah şu ayette bunu haber vermektedir. "Davetçiye koşarak kabir-lerinden çıkarlar." Yani görerek ve isteyerek koşup gelirler.
Cinler insanlar ve mahlûkatın tümü mahşer yerine toplanıp bekler-ken, aniden gökyüzünden şiddetli bir ses işitirler ve korkuya kapılırlar. Gök yarılır ve birinci kat semadaki melekler yeryüzüne inip bekleşen insanların etrafını sararlar.
İnsanlar meleklere sorarlar:
Rabbimizin hesap ile ilgili emri sizde mi?
Melekler:
Kaynağı bulunamadı.
Kamer 8
9. Kitap (K. EL-HACR VE'L-IKRAH VE'L-ŞUF'A)
YanıtlaSilSekizinci Kiab tab edilmek üzere iken Sadrazam Mahmud Ne-dim Paşa ile arası açılan A. Cevdet Paşa Maraş valiliği ile vazi-felendirilerek" ikinci defa olarak Mecelle Cemiyeti'nden uzaklaş-tırıldı. Fakat Mithat Paşa'nın Sadrazam olması üzerine, vazifeden azlinden 18 gün sonra Divan-ı Ahkâm-ı Adliyye azalığı ve Mecelle Cemiyeti reisliği vazifesi ile tekrar eski vazifesine iade edildi. Me-celle Cemiyeti için Bâb-ı âli'de bir oda ayrılarak, Cemiyet Bâb-1 fetvådan nakledilmiş oldu". Böylece Ahmed Cevdet Paşa Şeyhülis-lâmlığın baskısından kurtulup daha rahat ve huzurlu bir çalışma imkânı elde etti. Bunun neticesidir ki 9. ve 10. kitapların muhte-vaları çok zengindir. Cemiyetin 9. kitabı için kaleme almış olduğu mazbatada 4. kitaba kadar olan Cemiyet mazbatalarında gördüğü-müz tercih edilen görüşlerin müdafaası meselesi tekrar yer alır ki, bu bize benimsenen görüşler üzerinde büyük bir mesâî ve dikkat sarfedildiğini gösterir. Bu bakımdan mazbatanın bazı kısımlarını buraya almakta fayda görüyorum: «Bu kitabın da münderecâtı Hanefi fakihlerinin en kuvvetli görüşlerinden alınmıştır. Bu se-beple uzun uzadıya esbab-ı mucibeden bahsetmeye lüzum yoktur. Yalnız sefihlerin hacri mevzuunda İmam Ebu Yusuf'un kavli ter-cih edilmiştir. Şöyle ki; Imam-ı Azam hazretlerinin ictihadına göre sefihin hacri caiz olmaz. Çünkü malını muhafaza için şahsi hür-riyetine dokunulmuş ve kendisi insan olma derecesinden aşağı indi-rilmiş olur. Bu ise bir zararı izale edeyim derken daha büyük bir zararı ihtiyar etmek demektir. Şu hâle göre bir çocuk âkil bâliğ olduktan sonra malında dilediği gibi tasarruf eder, bey, şira, icâre Azam yirmi-beş yaşını rüşd yaşı sayıp, der ki: bir çocuk resid olmaksızın bâliğ
olduğunda hacir olunmamakla beraber rüşd yaşına erişinceye ka-dar tedib icin malı eline verilmez. Amma o yaşa varınca artık teed-düp ihtimali kalmadığından malı kendisine verilir. İmam Ebû Yu-
46. TezAir, IV, 120
47. Aynı yer.
9. KİTAP (K. EL-HACR VE'L-İKRAH VE'L-SUFA)
YanıtlaSil67
suf ile Imam Muhammed sefihin hacrine kâil olurlar ve derler ki, sefihin hacri hem kendisini kayırmak ve hem de insanları zarar-dan korumak içindir. Zira boş yere kendi malını yok ettikten başka şunun bunun malını dolandırıp medyûn kalır ve nihayet yardıma muhtaç hale gelir. Bir çocuğun rüşdü ne vakit tahakkuk ederse (... Onlarda bir akıl ve salah gördünüz mü mallarını onlara teslim edin...)" meâlindeki Ayet-i Kerîme hükmünce malı kendisine tes-lim olunur. Reşîd olmaksızın bâliğ olunca kaç yaşına varırsa var-sın rüşdü tahakkuk etmedikçe mal kendisine teslim olunmaz. Akil bâliğ olan bir kimsenin sefih olduğu tahakkuk ettikte hacri caiz olur. (... Eğer üstünde hak bulunan (borçlu) bir beyinsiz veya bir zaif olur yahut da bizzat yazdırmaya (ve ikrara) gücü yetmezse velisi dosdoğru yazdırsın (ikrar etsin)" Ayet-i kerîmesinin zahiri İmam Ebu Yusuf'la Muhammed'in kavlini teyid eder. Sefih iki kı-sım olup, biri müsriftir ki tedibe müstahiktir. Diğeri ise gaflet ve ahmaklığı dolayısiyle kâr ve zarar bilmeyip, alış verişinde aldana-gelen safdillerdir ki, bunağa mülhak olarak hacre müstahik olduk-ları âşıkardır. Muteber kitapların çoğunda İmam Ebu Yusuf'la Mu-hammed'in görüşleri ile fetvâ verilir. Bu Mecelle'de de onların gö-rüşleri benimsenerek 958. madde (sefih olan kimesne hâkim tara-fından hacr olunabilir) şeklinde yazılmış ve 1. Babın 3. Bölümü ona göre kaleme alınmıştır. Şuf'a babındaki hakkında muhtelif gö-rüşler olan meseleye gelince; akar-ı meşfûu müşteri boyatmak gibi malından bir şey ziyade etmiş olsa şefi' dilerse satılan şeyin kıy-meti ile beraber o ziyadenin de kıymetini verip mebîi alır ve di-lerse terk eder. Zira boyanın izalesi kabil olmaz. Bunda üç imam mütefik oldukları halde müşteri aldığı arsa üzerinde bina inşa etse ve ağaç dikse ne lâzım gelir meselesinde ihtilaf edip, İmam Azam ile İmam Muhammed'in ictihadlarına göre bina ve ağaçların sökül-meleri kabil olduğundan şefi' muhayyerdir. Dilerse satılan şeyin kıymeti ile beraber bina ve ağaçların da kıymetini verip mebii alır, dilerse terk eder. Yoksa bina ve ağaçları söktüremez. Zira müşteri satın aldığı mülkünde bihakkın bina yapıp, ağaç ektiğinden bunda hakkını tecavüz etmiş olmaz. Sökülmesini teklif ise zulüm ve hak-sızlığa terettüp eden ahkâmdandır. Bu babda İmam Yusuf'un gö-rüşü zamanımızda cereyan eden muamelelere en uygun düşendir. Kaldı ki, bir arsayı gasb eden kimse bu gasb ettiği yerde bina inşa etse veya ağaç dikse, bunları sökerek arsayı geri vermek üzere kendisine emir olunur ise de bina ve ağaçların kıymetleri arsanın
48. Nisa Sûresi (IV) Ayet, 6
49. Bakara Sûresi, (II) Ayet 282.
578
YanıtlaSilHADIS-1 ŞERİFLER
۱۱۸۱ مَنْ تَزَيَّنَ بِعَمَلِ الآخِرَةِ وَهُوَ لَا يُرِيدُهَا وَلَا يَطْلُبُها ، لُعِنَ فِي السَّمَوَاتِ ( رواه الطبراني عن أبي هريرة ) وَالأَرْضِ .
1181) «Her kim içten isteklisi ve talibi olmadan kendisine âhiret ame. li ile süs verirse.. Göklerde ve yerde lânete uğrar..>>>
**
İşbu Hadis-i Şerif, sahte din adamlarına ithaf olunur..
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 5. ve 9. Hadis-i şerifte..
۱۱۸۲ مَنْ تَعَظَمَ في نَفْسِهِ ، وَاخْتَالَ في مِشْيَتِهِ ، لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ . ( رواه البخاري عن ابن عمر )
1182) «Her kim, içinde büyüklenir.. Yürüyüşünde kabarırsa.. Allah'-ın huzuruna çıkar; fakat kendisine gazaplı olarak..>>
Büyüklenecek ve kabaracak ne var ki?.. İnsanı kibre sevkeden şu fa-ni ceset değilmi?. Ah, onun aslını bir düşünse..
**
Ravi: İBN-İ ÖMER'den r.a. naklen BUHARI. Menkıbeleri, 2. ve 7. Hadis-i Şerifte..
) رواه الدارقطني عن السيدة عائشة
۱۱۸۳ مَنْ تَمَسَّكَ بالسُّنَّةِ دَخَلَ الْجَنَّةَ .
1183) «Her kim, SÜNNET'e yapışırsa; cennete girer..>>>
SUNNET: Peygamber S.A. efendimizin âdetleridir. İbadette ve her şeyde..
Ravi: Hz. AİŞE'den r.a. naklen DAREKUTNI.. Menkıbeleri, 8. ve 46. Hadis-i Şerifte..
١١٨٤ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ فَرَأَى خَيْراً مِنْهَا فَلْيُكَفِّرْ عَنْ يَمِينِهِ ، وَلِيَفْعَلِ الَّذِي ( رواه أحمد ) هُوَ خَيْرٌ .
1184) «Her kim, bir şeyi yapmamaya yemin ettikten sonra, ondan hayırlısını görürse.. Yeminine KEFARET ödesin ve o hayırlı işi yapsın..>>>
**
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil579
KEFFARET: Yemin için bir köle azad etmek; yahut akşamlı sabah-hon fakiri doyurmaktır.
Bunlara gücü yetmiyenler için ara vermeden ardarda üç gün oruç tutmaktır. Safif mezhebine göre, bu orucu aralıklı tutmakta bir mahzur yoktur..
Ravi: İMAM-I AHMED.. Menkibesi 1. Hadis-i şerifte..
١١٨٥ مَنْ حَجَّ عَنْ وَالِدَيْهِ ، أَوْ قَضَى عَنْهُمَا مُفْرَمًا ، بَعَثَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَعَ ( رواه الدارقطني عن ابن عباس ) الأبرار .
1185) «Her kim ana babası namına hac yapar, ya da onların borçla-rını öderse; Allah-ü Taâlâ kıyamet günü onu EBRAR zümre-siyle diriltir..>>>>
EBRAR: İyi, salih ve daha bu âlemde iken fani varlığını yitirmiş, bakı varlığı bulmuş kimselerdir. **
Ravi: İBN-I ABBAS'tan r.a. naklen DANEKUTNI.. Menkıbeleri, 42. ve 46. Hadis-i Şerifte..
١١٨٦ مَنْ حَمَلَ عَلَيْنَا الصَّلاحَ فَلَيْسَ مِنًا ، وَمَنْ غَشْنَا فَلَيْسَ مِنَّا . ( رواه سلم )
1186) «Bize silâh çeken, bizden değildir. Bizi aldatan, bizden değil-dir...>>>
Birbirine silah çeken iki müslümandan, ölen de kalan da cehennem-liktir.. Müslümanın müslümana malı, canı hatta şerefi emanettir..
**
Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..
۱۱۸۷ مَنْ خَتَمَ الْقُرْآنَ أَوَّلَ النَّهَارِ ، صَلَّتْ عَلَيْهِ الْمَلَائِكَةُ حَتَّى يُمْسِي ، وَمَنْ ختمه آخر النهار ، صَلَتْ عَلَيْهِ المَلائِكَةُ حَتَّى يُصْبِحَ .
( رواه أبو نعيم عن سعد )
1187) «Her kim, öğlenden evvel Kur'an-ı Kerim'i hatmederse; me-lekler ona salâvat okur.. Taa, akşamı edinceye kadar.. Her kim, öğlenden sonra Kur'an-ı Kerim'i hatmederse; melek-ler ona salavat okur.. Taa, sabaha çıkancaya kadar..>>>
90
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
rılırsanız, Allah, onunla, doğru yolu Resûlüne gösterdiği gibi, size de, doğru yolu gösterirdir.
Allah, Hilafet işinizi, sizin hayırlınız ve Resûlullah Aleyhisselâ-mın arkadaşı, Mağarada İki'nin İkincisi olan zat üzerinde topladı, yoluna koydu.
Kalkınız, ona bey'at ediniz!>>>
deyince, Mesciddeki halk, Hz. Ebû Bekir'e umûmi bey'at yaptılar. (608)
Hz. Ebû Bekir'in Konuşması:
Hz. Ömer'den sonra, Hz. Ebû Bekir şöyle konuştu:
«Hamd olsun Allah'a ki, ben, Ona hamd eder, gizli, açık her iş-
de Ondan yardım dilerim. Gecede, gündüzde gelecek kötülüklerden de, Ona sığınırız.
Şehadet ederim ki: Allah'dan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun eşi ve ortağı yoktur.
Yine şehadet ederim ki Muhammed Aleyhisselâm, Onun kulu ve Resûlüdür.
Onu, Kıyametten önce hak ile Beşîr ve Nezir olarak göndermiş-tir.
Ona itaat eden, doğru yolu bulur, Ona isyan eden de, helâk olur!
(609)
Resûlullah Aleyhisselâm, önceki yılda şu durduğum yerde dikil-mişti.
(Hz. Ebû Bekir, kendisini tutamayarak ağladı.)
Sonra da (Size, doğruluğu tavsiye ederim, doğruluktan ayrılma-yınız.
Çünki, doğruluk, iyilikle bir aradadır. İkisi de, Cennettedir.
Yalandan sakınınız!
Çünki, yalan, kötülükle bir aradadır. İkisi de, Cehennemdedir. Allâh'dan af ve âfiyet dileyiniz.
Çünki, hiç kimseye, Yakîn'den sonra, af ve âfiyetten daha hayırlısı
verilmemiştir.
Birbirinizi kıskanmayınız.
Birbirinize düşmanlık etmeyiniz.
Birbirinizle ilişiğinizi kesmeyiniz.
Ey Allah'ın kulları! kardeş olunuz!) buyurmuştu. (Ahmed b. Han-
(608) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, Abdurrezzak Musannef c. 5, s.
437-438, Buhari Sahih c. 8, s. 126, Taberi Tarih c. 3, s. 203, Muhibbüttaberl Riyadunnadra c. 1, s. 217
(609). Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 590
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSil91
bel-Müsned c. 1, s. 3, 4, Buhari-Edebülmüfred s. 187-188, İbn-1 Mace Sünen c. 2, s. 1265, Håkim-Müstedrek c. 1, s. 529)
Bundan sonra, bilesiniz ki: Ey insanlar! Ben, sizin en hayırlınız olmadığım halde, size Emir oldum. (610)
Fakat, inen Kur'an ve Peygamber Aleyhisselâmın Sünnetleri bize öğretildi de, biz, bu sayede bilgi sahibi olduk. (611)
İyi biliniz ki: Bana yapılan bey'atı, düşünmeden kabul ediverişim, ümmet arasında bir fitne ve fesad çıkmasından korktuğum içindi.
Allah'a yemin ederim ki: Ben, hiç bir gün veya gece, bunun, ne üzerine düşmüş, ne isteklisi olmuş, ne de, bu hususta Allah'dan giz-lice veya açıkça bir dilekte bulunmuşumdur.
Emirlik hizmetinde, benim için bir rahatlık yoktur.
Gücüm yetmeyen büyük bir işi, elimde olmayarak boynuma tak-mış bulunuyorum!
Benim yerime, daha güçlü bir insanın seçilmiş olmasını ne kadar arzu ederdim!
Size, Allah'dan sakınmayı tavsiye ederim, (612)
İyi biliniz ki: Akıllılığın akıllılığı, Allâhdan son derecede sakın-maktır.
Akılsızlığın akılsızlığı da, günaha dalmak, hakdan yan çizmektir.
Ey insanlar! Ben, ancak, Resûlullâhın izine uyucuyum.
Dinde, kendiliğimden bir şeyler icad edici değilim.) (613)
Eğer, ben, vazifemi iyi yaparsam, bana yardım ediniz!
Eğer, kötülüğe saparsam, beni doğrultunuz! (614)
Doğruluk, emânettir.
Yalancılık ta, hiyanettir. (615)
İnşaallah içinizdeki en zaifiniz, kendisinin hakkını alıncaya kadar benim yanımda en güçlünüz olacaktır!
İnşaallah, içinizdeki en güçlünüz de, üzerine geçirdiği hakkı,
(610) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 182, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 111, Belâzüri. Ensabüleşraf c. 1, s. 590, Taberi Tarih c. 3, s. 203, İbn-i Esîr Kâmil c. 2, s. 332
(611) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 183, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 590, Hari-sülmuhasibi Erriâye s. 46
(612) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 590-591, Muhibüttaberi Riyadunnadra c. 1, s. 219
(613) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 3, s. 183, Belâzüri Härisülmuhasibi Erriâye s. 46 Ensabüleşraf c. 1, д. 500-591,
(614) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, İbn-i Belâzürł Ensabüleşraf c. 1, s. 590-591, Taberî sülmuhasibi Erriûye s. 46 Sa'd Tabakat c. 3, s. 183, Tarih c. 3, s. 203, Hari-
(615) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, İbn-i Eslr Kâmil c. 2, s. 332
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilkendisinden alıncaya kadar benim yanımda en zaifiniz olacaktırı (616)
Ey insanlar! İyi biliniz ki: (617) Allah'ın zillete müstahık kıldı-ğı kavmdan başka hiç bir kavm, Allah yolunda cihadı, savaşı bırak-
maz! Hiç bir kavmın kötülükleri yaygın hâle gelmedikçe de, Allah, o kavmın ibtila ve musibetini yaygın hale getirmez. (618)
Ey insanlar! Allâhın Kitabını taleb ve öğütlerini kabul ediniz! (Kullarının tevbesini kabul ve günahlarını affveden, ne yapar-
sanız, bilen O Allah'dır. Öyle bir günden korkunuz ki (Yürekler, gırtlağa dayanmış ola-rak korku ile dolmuş bulunur.
Zalimler için ne yakın bir dost vardır, ne de, dinlenebilecek bir kayırıcı vardır! Mü'min: 18)
Bu gün, her amel sahibi, gücünün yettiği ve kendisini yüce Al-lah'a yaklaştıracak ameli, onu işlemeğe güç yetiremeyeceği gün gel-mezden önce, işlemeye baksın! (619)
Ben, Allâha ve Resülüne itaat ettikçe, siz de, bana itaat ediniz. Allâh'a ve Resûlüne âsi olduğum zaman, sizin bana itaat etmeniz gerekmez! (620)
Kendim ve sizin için Allâh'dan mağfiret, yarlığanmak dilerim. (621)
Haydi, namazınızı kılmağa kalkınız! (622)
Allâh, sizlere rahmet etsin.» dedi. (623)
Hz. Ali'nin Halifeliğe ve Savaşmağa Teşvik Edilişi:
Peygamberimiz vefat ettiği ve Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer tara-fından dışarı çağırılarak Peygamberimizin yanından çıkıp gittiği sı-
(616) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 183, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 111, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 590, Taberi Tarih c. 3, s. 203, İbn-i Esîr Kâmil c. 2, s. 332
(617) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 591
(618) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 591, Taberi Tarih c. 3, s. 203
(619) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 591
(620) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, Belâzürt Ensabüleşraf c. 1, s. 591, Taberi Tarih c. 3, s. 203, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 332 (621) İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2,s. 111
(622) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, Belâzürî Ensabüleşraf c. 1, s. 591, Taberi Tarih c. 3, s. 203, Muhibüttaberî Riyadunnadra c. 1, s. 218
(623) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 311, Taberî Tarih c. 3, s. 203, İbn-1 Esir Kâmil c. 2, s. 332, Muhibüttabezi Riyadunnadra c. 1, 5. 218
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSil93 rada, Peygamberimizin yanında Hz. All, Hz. Abbas ve Zübeyr b. Av-vam kalmıştı. (624)
Hz. Abbas, Hz. All lle başbaşa kalınca, ona «Resûlullah Aleyhis-selamin, bu Hilafet işini, senden başkasına vasiyyet ettiğine dair bir şey biliyormusun?» diye sordu.
Hz. Ali «Vallahi, hayır! Bu hususta bir şey bilmiyorum." dedi. (Makrizi-Ennizâu Vettahāsum s. 33)
Bunun üzerine, Hz. Abbas, gidip Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve da-ha başkalarile buluşup onlara «Resûlullah Aleyhisselâm, size bir şey vasiyyet etti mi? diye sordu.
«Hayır!» dediler. (625)
Hz. Abbas, Hz. Ali'nin yanına döndü. (Makrizî - Ennizâu Vetta-hasum s. 33)
«Uzat elini, sana bey'at edeyim? (626)
(Resûlullah Aleyhisselâmın Amcası, Resûlullâhın Amcasının oğ luna bey'at etmiş!) denir, Ehl-i Beyt'in, sana bey'at eder (627)
Halk ta, bey'at eder." dedi. (628)
Hz. Ali «Allâh, Senin iyiliğini versin ey Amcal
Bu işi, bizden gayrı kim ister ki? (629)
Bunu, bizden başka kim umar ki?» dedi.
Hz. Abbas «Sanırım ki: Vallahi, uman olacaktır!» dedi, (630)
Hz. Ebû Bekir'e Mescidde bey'at edildiği sırada, Tekbir sesi işit-tiler.
Hz. Ali «Nedir bu?» diye sordu. (631)
Hz. Abbas «Bu, seni dâvet ettiğim, senin de, yanaşmadığın şey-dir!» dedi.
Hz. Ali «Öyle şey olur mu?!» dedi. (632)
Hz. Abbas «Hiç bir zaman, bunun gibisi görülmemiştir! (633)
(624) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 246
(625) İbn-i Kuteybe Ei'imâme vessiyâse c. 1, s. 12, Makrizi Ennizâu vettahâsum s. 33
(626) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 246, İbn-i Kuteybe El'imame vessiyâse c. 1, s. 12, Makrizi Ennizâu vettahâsum s. 33
(627) İbn-i Kuteybe El'imâme vessiyâse c. 1, s. 12, Makrizî Ennizâu vettahâsum
s. 33
(628) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 246
(629) İbn-i Kuteybe El'imâme vessiyâse c. 1, s. 12, Makrizi Ennizâu vettahasum s. 33
(630) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 246, Makrizi Ennizâu vettahásum s. 33
(631) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 246-247, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 175-176, Makrizi Ennizâu vettahâsum s. 33
632) İbn-i Sa'd ( Tabakat c. 2, s. 247, Makrîzî Ennizâu vettahāsum s. 33
(633) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 247, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
سوره بقره (۲)
YanıtlaSilاشارات الاعجاز
( عِبَارَاتُنَا شَتَّى وَحُسْنُكَ وَاحِدٌ وَكُلٌّ إِلى ذات الجمال يُشير) يعنى ( عباره الرمز ابری آیری ایه ده، حسنه بر در هیما ده او حسنه اشارت اید بیورلی )
و اینجى مثال ) ( المره ذلِكَ الْكِتَابُ لا ريب فيه هدى للمتقين) اولان آیت کریمه در . بوآینده مقصد اس اس قرآن یوک کارانی کوستر مکدر و بو مقصدي تقويه ليدن (الم) (ذلك) ( الْكِتَابُ) ( لا ريب فيه ) قيد لريدر. اوت، بوفيدلي استنزاد ایتد قارى بك اینجه وكيز لى دليل الدين اشارت التحطله برای او مقصدك تقويه سنه قوشويولي.
از جمله (الله) قسم اولدینی جهتانه ، قرآن عظمته. والتنده مستتركيز لي او مذکور الطائف جهتیا له ده دعوانك الجاننه اشارت ايدر. وكذا ) ذلك ) ذات ايله صنعتی کوستی نه بر اشارت اولویفی اعتباریله هم قرآنك عظمته، هم عظمتى اثبات ايدن صفات كماليد به اشارت الدر. وكذا ( ذلك) اشارت هشيم به مخصوص ایک اشارت عقليه ده قوللانهم ، تعظيم و اهمیتی افتاده ایتدیگی کی، معقول اولان قرآنی محسوس صورتنده کوسترمی، قرآنی اذهان و انتظارن نظر دقتنه عرصه ایم که، تشری ایجاب ایدن حیله ضعفیت و سائر چرکین ) شياء من منتزه اولد يعني اظهار واعتراف التدير مكدر. وكذا ( ذلك) فك (1) واسطه سیله افاده ایتدیگی بعد، قرآنك كمالنه دلالت ايدن علو رتبه سنه اشار تدر .
وكذا ( الْكِتَابُ ) ده کی (ال) مصر عرفی بی افاده ایتدی گندن، قرآنك عظمتنه و باشتر کتا بالون محاسنی جمع انتقاله او نارك فوقنده اولد يغنه اشار تدر. وكذا (كتاب) تعبيري ، اهل قرائت وكتابدن او لما يان بر امينك محصولي او لما ديفنه اشار تدر.
وكذا ( لا ريب فيه ) ضمير ينهك هر ايكيا احتمالنه بناءً قرآنك كمالنى اثبات و و يا يا تأكيد تا يدر. وكذا استغراقي فاده ايدن (لا) قرآنك هر گوشه سنده رگز و هر برنده ذکر اید یان دليله، برهانا هجومه كان شك و شبه لری دفع ایله، قرآنك او بی لکه کردن منزه اول یعنی اعلان ایدر. ولسان حالي له شو شعرى او قوتور. وكم مِنْ عَائِبِ قَوْلاً صَحِيحا وَأَفَتُهُ مِنَ الْفَهْمِ السَّقِيم) یعنی، قرآنده تعصبيب ايديله جا هیچ به نقطه بوقدر. قرآن کی صحیح قولاري تعبيب ايمان نجمه فهمارك ستقامتندمه ايارى تلبيو.
عظمت
YanıtlaSilAzamet: Büyuklük
بعد
Bu'd: Uzaklık
جمع
Cem: Toplama
جهت
Cihet: You
آهل قرائت و
Ehl-i kiråat ve kitabet:
كتاب
Okuma ve yazma bilenler
آنطان
Enzar: Bakışlar
آزمان
Ezhan Zihinler
تحضير عرقي
Hasr - örft: Bilinen hususilik
استغراق
İstigrak: Geneli kapsama
استتان
İstinad: Dayanma
إشارت حسية
İşaret-i hissiye: Hislere hitåb
eden işaret
إظهار Izhar: Gösterme, ortaya çıkarma
Kasem: Yemin
قول
Kavil: Söz, görüş
قيد Kayıd: Bağ, sınırlama
Keza: Bunun gibi
لَطَائِف
Letaif: Güzellikler, incelikler
معقول
Makul: Akla uygun
خوش
Mahsus: Hissolunan
تحكين
Mehasin: Güzellikler
متر
Müstetir: Örtülü
ركز
Rekz: Dikme, yerleştirme
ستقامت
Sekamet: Hastalık, bozukluk
صِفَاتِ كَمَالِيهِ
Sifat - kemâliye: Mükemmel sıfatlar
تغييب
Ta'yib: Ayıblama
تعظية
Ta'zim: Büyükleme, yüceltme
تأكيد
Tekid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma
Tesettür: Gizlenme
علو رتبة
Ulive-i rütbe: Rütbece yükseklik
يارنا على وستلك كية وصل إلى 26 الجمال يجية
YanıtlaSilYani "Ibårelerımız ayrı ayırı ise de, hüsnün bırdır. Hepsi de o hüsne işaret ediyorlar."
الدريك المجال لي في هذه العلمي :Ikinci Misal
olan âyet-i kerimedir. Bu åyette maksad- esås, Kur'ân'ın yüksekliğini göstermektir.
Ve bu maksadı takviye eden المزيك المال
kayıdlarıdır. Evet, bu kayıdlar, istinad ettikleri pek ince ve gizli delillerine işaret etmekle beraber, o maksadın takviyesine koşuyorlar.
Ezcümle: (3) kasem olduğu cihetle, Kur'ân'ın azametine; ve altında müstetir gizli o mezkůr letåif cihetiyle de da'vanın isbatına işaret eder. Ve keză ()
zåt ile sıfatı gösteren bir işaret olduğu itibariyle hem Kur'ân'ın azametine, hem azameti isbat eden sıfat-kemåliyeye işaret eder. Ve kezå (3) işåret-i hissiyeye mahsüs iken işåret-i akliyede kullanılması, ta'zim ve ehemmiyeti ifade ettiği gibi, ma'kül olan Kur'ân'ı mahsüs suretinde göstermesi, Kur'ân'ı ezhân ve enzárın nazar-ı dikkatine arz etmekle, tesettürü icåb eden hile, za'fiyet ve såir çirkin şeylerden münezzeh olduğunu izhår ve i'tiraf ettirmektir. Ve kezå'nin
(J) vâsıtasıyla ifade ettiği bu'd, Kur'ân'ın kemäline delalet eden ulüvv-ü rütbesine işarettir. Vekeza المتان deki (J) hasr-ı örfiyi ifade
ettiğinden, Kur'ân'ın azametine ve başka kitapların mehåsinini cem' etmekle onların fevkınde olduğuna işarettir. Ve kezȧ )تان ( ta'biri, ehl-i kırâat ve kitabetten olmayan bir ümmînin mahsûlü olmadığına işarettir.
Ve keza آرت به zamirinin her iki ihtimaline binâen Kur'ân'ın kemålini isbat veya te'kid eder. Ve kezå istiğrâkı
ifade eden (7) Kur'ân'ın her köşesinde rekz ve her yerinde zikredilen deliller, burhånlar hücuma gelen şekk ve şübheleri def ile, Kur'ân'ın o gibi lekelerden münezzeh olduğunu i'lån eder. Ve lisân-ı hâliyle şu şiiri okutur.
وَكَمْ مِنْ عَائِب قولاً صحيحاً وانته من القعة التقيم
Yani, "Kur'ân'da ta'yib edilecek hiçbir nokta yoktur. Kur'an gibi sahih kavilleri ta'yib etmek, ancak fehimlerin sekämetinden ileri geliyor."
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil- M.O. 781-Tarihte ilk kez bir güneş tutulması Çin'de kayıtlara geçti.
1876 - Sultan Abdülaziz'in
şehit edilmesi.
1889 - Cihan pehlivanı Koca Yusuf'un vefatı.
4
SALI
TUESDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
Taha Suresi: 7
BİR HADİS Allah'ı görür gibi Ona ibadet et. Çünkü sen Onu görmüyorsan da O seni görüyor.
Ebu Nuaym
İnsan, ibadetine itimad etmemelidir ve daima ibadetinin artmasına çalışmalıdır.
HİCRİ: 27 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 22 MAYIS 1440
İşaratü'l-İcaz
HIZIR: 30 - GÜN: 156 KALAN: 210 - GÜN. UZ.: 2 DK
İmsak Günes Öğle İل تابستا
cogunu yeni işitiyoruz. Mütevatir birşey boyle gizl edihi şeyler var eli kalmaz. ki, onlardan n olmayana göre
YanıtlaSilTARİNTE BUGÜN
1236-Alaaddin
Keykubat'ın vefatı.
1908 - İstanbul'da
bulunan Bediüzzaman'ın
genel ve sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere Van Valiliği'ne soruşturma yazısı yazıldı.
1952 - Bediüzzaman Said Nursî Afyon Mahkemesi duruşmasına katıldı.
MAYIS
30
CUMA
3 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 17 MAYIS 1441
HIZIR: 25
BİR AYET
Allah sizin için kolaylık diler, fakat zorluk dilemez.
(Bakara: 185)
BİR HADİS
Meşru dairede eğleniniz ve oynayınız. Ben dinimizde bir katılığın görünmesinden hoşlanmıyorum. (Beyhaki)
Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.
ادة
Sözler
30 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilhaberidir. Bu çok kolay bir soru. Daha sorunuz Melekleri güldürmiş ve hiyeyi de tebessüm ettirmiş
Demek ki insan sürduğu İslami hayat ol sünde kabirde güzel muamele görecektir hadiste ihramıyken ölen kimsenin maliser yo ne telbiye getirerek geleceği bildirilir ki, bu aynı manayı teyit eder.
Bunlar gösteriyor ki, insan nasıl ölecek, nasıl ölürse öyle dirilecektir. olan istikametten ayrılmamaktır. yaşarsa n
Ebu Saidi'l-Hudri (ra) rivayet ediyor ki:
"Ölü, (Kryamet Günü), içinde öldüğü elbise diriltilecek
Kütüb-i Sitte, Hadis No. 540
Aişe (r anha) rivayet ediyor ki:
Resulullah sallallábů aleyhi ve sellem, "Insa lar ayakkabısız, vücudu çıplak ve (ilk yaradıla ları gibi) sünnetsiz başrolunacaklar." buyurila Ben de, "Ya Resulallab! Erkek, kadın beraber Bunlar birbirlerine (edep yerlerine) bakarlar dedim. Resul-i Ekrem, "Ya Alşe! haşir işi
Ahiret Hayata/31
zoticnir insanların birbirlerine bakmalarına mü rahmesi değildir buyurdu
Sabih Bubart. Hadis No: 2048
Ibni Abbas (ra) rivayet ediyor ki
Sizler Kıyamet Günü ayakkabısız, çıplak ve innetsiz olarak başir meydanında toplanacak antz. Bu aciklama üzerine bir kadın sorilu-Mohammiyiz? Resulullah (asm) (Abese Suresinin Bu durumda) birbirimizin avret yerlerini gör 37 ayetiyle cevap verdi). "Ey kadın! O gün her-besin kendine yeter derdi vardır
Kütüb-i Sitte. Hadis No: 856.
Abdullah ibni Abbas (ra) rivayet ediyor
Ruuyete göre, Nebi sallallahü aleyhi ve sellem buyurmuş: "Siz (kabirden kalktığımızda) ayağı mz çıplak, vücudunuz üryan, (anadan doğma) rlik yeriniz sünnetsiz olarak başrolunacaksı-niz
Sonra Resulullab, "Kıyamet koptuğu gün biz, göğü (tabakalarını), kitaplar içinde defter (vap-nalları) dürer gibi düreceğiz. (Insanları da) ilk yaratmağa başladığımız gibi vadettiğimiz veç-bile tade edeceğiz. Şüphesiz biz (vadimizi) ya-çpanz."
rsanel
32 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSil(Mealindeki ayeti okudu Ve Kıyamet Ging (Peygamberlerden) ilk elbise giydirilen büyük babam) Ibrahim'dir." dedi
()
Sabib-i Bubari, Hadis No: 134
Abdullah ibni Abbas (ra) rivayet ediyor
"Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem ile bara (Haccetu'l-Veda'da) Arafat'ta vakfe ederken an sizin devesinden düştü. Düşer düşmez de devx, unk (zavalının) boynunu kardı. (Ve derbal öldü Nebi sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki. Bu (ibramh) adamı su ve sidr ile yıkayınız, ve s kat ibramı içinde defnediniz. Ona koku sürme yiniz, onun başına bez de sarmayınız. Çünki bu (ibramı) bacı, Kıyamet Gününde (başı olarak ve) Lebbeyk Allahümme lebbeyk (Ferma nina uydum, divanına geldim...) diyerek bas olunacaktır
arat nedret ersane
...
Ahiret Hayatı/33
kişide virüten Allabu Tevila, Kryamet Günunde Bull Ekrem, "Dunyada onu iki ayağı üze izüstü yinilmeye kudreti değil midir?" diye crup verdi.
Sabib-i Buhart, Hadis No 1718.
Süheyl ibni Sa'd (ra) rivayet ediyor
Koyamet Günü insanlar beyaz, bembeyaz, usunun çöreği gibi bir yerde toplanacaklar.
Onada bic kimsenin bir işareti (evi, bağı vs.) ol-
Kütab i Sitte, Hadis No: 5057.
...
Abdullah ibni Yüsr'den (ra) rivayetle:
Zmakarlar başır meydanına vücutları alevler açúkande yanar bir halde gelirler.
Taberant'nin Kebirinden.
Sabib-i Bubari, Hadis No: 628
Enes ibni Malik (ra) rivayet ediyor.
Bar kişi sordu: "Ey Allah'ın Peygamberi! Kafir Kryamet Gününde yüz üstü (ve has aşağı tel sürüklenerek) nasi haşrolunur?"
Insanlar niyetlerine göre diriltilecek
Thu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:
Insanlar niyetlerine göre diriltilecek ve hesaba aleceklerdir.
Bubart, Savm: 6: Büyu': 49: Müslim. Fiten: 8.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
580
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
Meleklerin salavatı malum olduğu üzere kullara Allahtan bağış tale-bidir..
**
Ravi: SAAD'dan r.a. naklen EBU NUAYM.. Menkibeleri, 10. ve 677. Hadis-i Şerifte..
۱۱۸۸ مَنْ خَرَجَ فِي طَلَبِ الْعِلْمِ كَانَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَتَّى يَرْجِعَ. (رواه الترمذى )
1188) «Her kim, ilim talebi için yola çıkarsa; Allah yolundadır. Taa, dönünceye kadar..>>>>
Allah-ü Taâlâ ilimle bilinir ve bulunur.. İlme talib olmak, ona talib olmaktır.. Ama hakiki ilim olacak..
Ravi: TİRMİZİ.. Menkıbesi, 13. Hadis-i Şerifte..
۱۱۸۹ مَنْ خَضَبَ بِالسَّوَادِ ، سَوَّدَ اللهُ وَجْهَهُ يَوْمَ القِيامَةِ .
( رواه الطبراني )
1189) «Her kim, siyaha boyanırsa; Allah-ü Taâlâ kıyamet günü onun yüzünü kara kılar..>>>
Bilhassa ağarmış saçını, sakalını boyayanlar dikkat etmelidirler..
Ravi: TABERANI.. Menkıbesi, 9. Hadis-i Şerifte..
( رواه مسلم )
۱۱۹۰ مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ ، فَلَهُ مِثْلُ أَجْرٍ فَاعِلِهِ .
1190) >>
** Hayrı yapamadığımız zaman, yolunu gösterelim; delili olalım..
** Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..
۱۱۹۱ مَنْ دَعَا إِلَى هُدًى كَانَ لَهُ مِنَ الأجْرِ مِثْلُ أُجُورِ مَنِ اتَّبَعَهُ لَا يَنْقُصُ
ذلِكَ مِنْ أُجُورِ هِم شَيْئًا وَمَنْ دَعَا إِلَى ضَلَالَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الإِثْمِ مِثْلُ آنام
منِ اتَّبَعَهُ لا يَنقُصُ ذَلِكَ مِنْ آنَامِهِمْ شَيْئًا .
( تيسير الوصول )
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil581
1191) «Her kim, hidayet yoluna dâvetçi olursa, onu yapanların ların ecri kadar kendisine ecir verilir.. Ve o şeyi yapanların ecrinden birşey eksilmez..
Ve her kim dalâlete dâvetçi olursa; onu yapanların günahı ka-dar kendisine günah verilir.. Ve o şeyi yapanların günahından birşey eksilmez..>>>
** *
*
Bir başka Hadis-i şerifte anlatıldığına göre, bir iyilik icad edenler ölüp gitseler de; onunla amel edildiği müddet, kendilerine sevap yazılır.. Kötülük de aynı..
Bu Hadis-i Şerif TEYSİR'ÜL-VÜSUL adlı eserden alınnuştır..
**
TEYSİR'ÜL-VÜSUL: Bu eser, Camii - Sağir'in kısa şerhidir. Yaza-T: ABDURRAUF MENAVI.. Hicretin 952. yılında doğmuş, 1031. yılında vefat etmiştir.
Allah rahmet eylesin..
۱۱۹۲ مَنْ ذَبَّ عَنْ عِرْضِ أَخِيهِ بِالْغَيْبِ ، كَانَ حَقًّا عَلَى اللَّهِ أَنْ يَقِيَهُ مِنَ النَّارِ . ( رواه أحمد )
1192) «Her kim, gıyabında kardeşinin şerefine sataşmayı önlerse... Onu ateşten korumak Allah'a bir hak olur..>>>
Allah'a bir hak olur; demek bir mecburiyet ifade etmez.. Daha ziya-de bu, hayrı yapanın sevaba nail olduğuna dair, bir katiyet ifadesidir. **
*** Ravi: İMAM-I AHMED.. Menkıbesi, 1. Hadis-i şerifte..
۱۱۹۳ مَنْ ذَكَرَ اللهَ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ حَتَّى يُصِيبَ الأَرْضِ مِنْ ( رواه الحاكم ) دمُوعِهِ ، لَمْ يُعَذِّبَهُ يَوْمَ القِيَامَةِ .
1193) «Her kim, Allah'ı zikreder ve yere damlayacak kadar gözleri yaşarırsa; Allah-ü Taâlâ, kıyamet günü ona azap etmez..>>>>
***
Bundandır ki, daima büyük zatların gözleri yaşlıdır. Derler ki: Gözyaşı, cennetlik olmanın nişanıdır.
**
Ravi: HAKİM.. Menkıbesi, 22. Hadis-i şerifte..
١١٩٤ مَنْ رَأَى مِنْكُمُ مُنْكَراً فَلْيُغيّرْهُ بِيَدِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ ( رواه مسلم ) لم يستطعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الإِيمَانِ .
68
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
kıymetinden daha fazla olup da sebeb-i ser'i zü'mü ile inşa veya nazaran bina ve sahibi arsanın kıymetini vermek suretiyle arsayı satın alır. Bu Mecelle'de de mezkur görüş benimsenerek K. el-Gasp'taki 906. mad-de ona göre yazılmış olduğuna nazaran bu bahiste dahi Ebu Yu-suf'un görüşü ihtiyar olunmak lazım gelir. Bu sebeple bu kitabın 1044. maddesi İmam Ebu Yusuf'un benimsediği görüş üzere kaleme alınmıştır. Mezkûr kitabın Halife hazretleri tarafından imza ve mü-hürlendikten sonra daha öncekiler gibi tab ve neşri hususunda emir ve ferman padişah hazretlerinindir ".
25 Zilkade, 1289 (24 Ocak, 1873) ve
13 Kânun-u sâni, 1288
Esseyyid Halil
Esseyyid Ahmed Hulûsi
Esseyyid Ahmed Hilmi
Ahmed Hâlid
Seyfeddin
Diğer kiapların arz şeklinden farklı olarak Mecelle'nin bu 9. kitabı Sadaret tarafından değil de doğrudan doğruya Şeyhülislâm Ahmed Muhtar imzasıyle Meşihat tarafından padişaha arzolunmuş-tur. Bu sebeple Mecelle'ye dair olan evrak arasında Sadaretin 9. kitaba aid olan arz tezkeresi mevcut değildir". 13 Muharrem 1290 (13 Mart 1873) tarihli Meşihat tezkeresi kısaca şöyledir: «Mecelle-i Ahkam-1 Adliyye'nin hazırlanmış olan 9. kitabı ile mazbatası yük-sek hilafet makamınıza arz ile, baş tarafının mübarek hatt-ı hüma-yun ile mühürlenerek, diğer kitaplar gibi lâzım gelen muamelenin ikmalinden sonra mezkûr asli nushanın yine mezkûr mazbata ile beraber Fetvâhanede muhafaza ettirilmek üzere taraf-ı âcizaneme iade buyurulması babında emir ve ferman zat-ı devletlûlerinindir."
Mecelle ile ilgili evrak arasında dokuzuncu kitabın iradesine tesadüf edemedim. Ancak iradenin isdarını ifade eden ve Kitâbet-i Divan-ı Ahkam-ı Adliyye mührünü taşıyan şöyle bir yazı mevcut-tur: «Mecelle-i Ahkâm-ı Adilyye'nin 9. kitabı padişah hazretlerinin mübarek mührü ile mühürlenerek, gönderildiğine dair olup, Ah-kâm-ı Adliyye'ye havale buyrulan Fetvâhane tezkeresi üzerine dai-
50. Arşiv, Mec. Dos., A. Cevdet Pş., s. 103-05
51. Mesihatin bu mevzudaki selahiyeti hak. bk. A. Cevdet Ps., s. 105-110.
52. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Pş., s. 112
8. KITAP (K. EL-HACR VELIKRAH VEL BUFA)
YanıtlaSil60
rece icabı biliera mezkûr tezkero-i adliyye ve kitab lera mevkiine fade olundu.
28 Clevvel, 1200 (23 Temmuz 1878)"
K. EL HACR VELIKRAH VEL SUPA'NIN MUHTEVARI
Bir mukaddime ile üç babı ihtiva eder. Mukaddimede (941-956. m.) Haer, ikrah ve suf'a ile alakalı şu fıkhi täbir ve istilah lar yer alır:
Haer: Bir şahs-ı mahsusu tasarruf-u kavlisinden men'dir ki, ba d'el-haer ol şahsa maheûr denilir.
Izin: Hacri fekketmek ve hakk-ı men-i iskat eylemektir ki, izin verilen şahsa me'zûn denilir.
Sağir-i gayrı mümeyyiz: Bey' ve şirayı fehm etmeyen ve onda beş aldanmak gibi gabn-ı fahiş olduğu zahir olan bir gabnı, gabn-1 yesirden temyiz ve tefrik eylemeyen çocuk olup, bun-ları temyiz eden çocuğa sağir-i mümeyyiz denilir.
Меснин: İki kısımdır. Biri mecnûn-u mütbakdır ki cününu cemi evkatı müstev'ib olan kimsedir. Diğeri mecnûn-u gayr-i mut-baktır ki kah meenûn olup, kâh ifakat bulan kimsedir.
Matûk: Ol muhtel'uş-şuûr olan kimsedir ki fehmi kalil ve sözü müşevveş ve tedbiri fasid olur.
Sefih: Malını beyhûde yere sarf ile masarifinde tebzir ve israf ile iza'a ve itlåf eden kimsedir. Ebleh ve sade-dil olmak ha-sebiyle kår ve temettu' yolunu bilemeyip de ahz ve i'tasında aldanagelen kimseler dahi sefih addolunur,
Reşid: Malını muhafaza hususunda tekayyüd ederek sefeh ve teb-zirden tevakki eden kimsedir.
İkrah: Bir kimseyi ihåfe ile rızası olmaksızın bir iş işlemek üzre bi-gayr-ı hakkın icbar etmektir ki ol kimesneye mükreh ve icbar eden kimseye muebir ve ol işe mükreh'un-aleyh ve hav-fı mucib olan şeye mükreh'un-bih denilir.
Ikrah
İki kısımdır. Kısm-ı evvel ikrah-ı mülcidir ki itlaf-ı nefs ya kat-ı uzuv yahut bunlardan birine müeddi olur. Darb-1 şedid ile olan ikrahtır. Kısmı såni ikrah-ı gayr-ı mülcidir ki yalnız gam ve elemi mucib olur. Darb ve haps gibi şey-lerle olan ikrahtır.
Şuf'a: Bir mülk-ü müşterayı müşteriye her kaça mal oldu ise ol miktar ile temellük etmektir.
Şefi: Hakk-ı şufası olan kimsedir.
53. Arşiv, Mec. Dos.: A. Cevdet Pa., s. 113
64
YanıtlaSilKIYAMET GÜNÜNÜN DEHŞET VE ŞİDDETİ
- Hayır, hesapla ilgili emir sonra gelecek.
Sonra ikinci kat semanın melekleri iner ve birinci kat semanin me-leklerinin etrafinda saf tutarlar, Ardından üçüncü kat semanın melekleri aynı şekilde inip saf tutarlar. Bu sekilde yedinci kat semaya kadar bütün melekler inerler ve insanların etrafını kuşatırlar.
Fakih anlatıyor:
Eclah'ın rivayetine göre Dahhak şöyle demiştir:
Allah (cc) birinci kat semaya emreder. O yarılır ve melekler yeryüzü-ne inerler. Sonra ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci altıncı ve yedinci kat-taki melekler yeryüzüne inip halkalar halinde yedi saf oluşturarak dünya ehlini kuşatırlar. İnsanlar hangi tarafa dönseler orada yedi saf melekle kar-şılaştıkları için hiçbir yere kıpırdayamazlar.
Şu ayeti kerime ile anlatılmak istenen budur:
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانْفُذُوا لَا تَنْفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ
"Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz."
Başka bir ayet ise şu şekildedir:
وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلَائِكَةُ تَنْزِيلاً
"O gün gökyüzü beyaz bulutlar ile yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir."
Ebu Hūreyre'nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (sav)'in şöyle buyurmuştur:
"Allah (cc) kıyamet günü şöyle der:
"Ey insanlar ve cinler ben size dünyada iken öğüt vermiştim. İşte dünyada yaptıklarınız amel defterlerinizde yazılı duruyor. Artık kim orada iyilik bulursa Allah'a hamd etsin. Kim de kötülük bulursa bundan dolayı sadece kendini kınasın. Sonra Allah Teâlâ Cehenneme emreder. Oradan
Rahman 13 Furkan 25
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil65
usun, parlak, siyah ve konuşan bir boyun uzanır. Allah'ın şu ayetlerini okur
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ * وَأَنِ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ * وَلَقَدْ أَصل مِنْكُمْ جِبلاً كَثِيراً أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ * هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ إِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
"Ey Ademoğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır' demedim mi? Ve 'bana kulluk ediniz doğru yol budur' demedim mi? Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp, sap-tırdı. Hala akıl erdiremiyor musunuz? İşte bu size vadedilen cehen-nemdir. İnkârınız sebebiyle bu gün oraya girin." Bu sözleri duyan-ların tamamı oldukları yere çökerler."
Şu ayet bunu anlatmaktadır:
وَتَرَى كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا
"O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün, her ümmet kendi kitabına çağrılır."
Daha sonra Allah mahlükatından hayvanlar ve vahşiler arasında hü-küm verir. O kadar ki boynuzsuz koyunun hakkını boynuzlu koyundan alır. Sonra onlara; "toprak olun" der.
"İşte bu sırada kâfir olan kul şöyle der: "Keşke ben de toprak ol-saydım." Ardından Allah (cc) kulları arasındaki haklarla ilgili hüküm verir."4
Nafi'in İbn Ömer'den rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü insanlar anadan doğdukları gibi çırılçıplak mahşere gelecekler."
Hz. Aişe (ra) sordu:
Yasin 60-64
Căsiye 28
Nebe 40
Aza
C
YanıtlaSilcadde جاده : ana yol, geniş ve işlek yol
cadde-i Ahmediye جاده احمديه : Hz. Muham-med'in (a.s.m.) gösterdiği yol
cadde-i hakikathakikat yolu, ger-çeklere götüren geniş ve doğru yol (Kur'an yolu)
cadde-i Kur'an جاده قرآن : Kur'an yolu, dünya daki bütün toplumlar için en uygun ve insan yaradılışına en elverişli yol olan Kur'an'ın gösterdiği doğru yol
cadde-i kübra 1 : جاده کبری.çok büyük cadde 2.(mec.) dünyadaki bütün toplumlar için en uygun, insan yaradılışına en elverişli; akıl, kalb ve vicdanın ihtiyaçlarını karşılayabilen inanma ve yaşama yolu.(bkz.cadde-i Kur'an)
cadde-i kübra-yı Ahmediye جاده کبری احمدیه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) gösterdiği çok bü-yük ve geniş yol (bkz. cadde-i kübra)
cadde-i kübra-yı Kuraniye جاده کبری قرآنیه Kur'an'ın gösterdiği çok büyük ve geniş yol (bkz. cadde-i Kur'an, cadde-i kübra)
cadde-i kübra-yı måneviye جاده کبری معنویه : ma nevi büyük cadde, (mec.) Kur'an yolu (bkz. cadde-i kübra)
cadde-i kübra-yı Muhammediye جاده کبری
محمدية : Hz.Muhammed'in (a.s.m.) gösterdiği çok büyük ve geniş yol (bkz.cadde-i Kur'an, cadde-i Kübra)
cadde-i kübra-yı müstakim جاده کبری مستقیم : çok büyük ve geniş olan doğru yol (İslâmiyet) (bkz.cadde-i Kur'an, cadde-i kübra)
cadde-i nurani (ye( جاده نورانی به : büyük geniş ve aydınlık (nurani) yol, (İslâmiyet) (bkz.cad-de-i Kur'an, cadde-i kübra)
cadde-i umumiye-i akliye جادة عمومية عقليه : her
çeşit insanın kolayca anlayıp kabul edebile-ceği, akla en uygun inanma ve yaşama yolu (İslamiyet) (bkz. cadde-i kūbra)
cadde-i saadet جاده سعادت : saadet caddesi, mutluluk yolu, dünya ve âhiret mutluluğna götüren ana yol, geniş mutluluk yolu (Kur'an yolu)
Cafer-i Sadık جعفر صادق : )hi.83-148; mi.702-765) Hz. Muhammed'in (a.s.m.) torunların-dan olup Şii inanışına göre altıncı imam. Şii-liğin beşinci imamı olan Muhammed Bakır'ın oğludur. Annesi Hz. Ebû Bekir'in torunudur İmam-ı A'zam Ebu Hanife onunla görüşmuş ve derslerine katılmıştır. Yedi erkek, üç kız çocuğu olmuştur. Erkek çocuklarından büyük oğlu İsmail, çocuk yaşta ölünce ikinci oğlu Müsa Kâzım, İran Şiiliğince Şiiliğin yedin-ci imamı kabul edilmiştir. Fakat bazı Şiiler, çocuk yaşta ölen büyük oğlu İsmail'i imam kabul etmişlerdir. Böylece ikiye ayrılan Şiilik, İsmaili kolunu meydana getirmiştir. Cafer-i Sâdık, yüksek ilim, fazilet ve takva sahibi idi. Şiflerin çoğu, Câfer-i Sâdık'a bağlı Şiî mână-sinda Câferi olduklarını söylemektedirler. Cafer-i Sâdık, Medine'de doğdu ve Medine'de öldü. Mezarı Baki mezarlığındadır. (r.a.)
chجاه : mevki, makam, rütbe, itibar
câh - masiva جاه ماسوى : dünya hayatındaki ge-çici mevki ve makam
cahil جاهل : .bilgisiz, çok şeyden habersiz; tec-rübesiz 2. eğitim görmemiş, okumamış; oku-ma yazma bilmez 3. Allah'tan (c.c.) ve dinden habersiz
cahili alim جاهل عالم : görünüşteki (yüzeysel( gerçekleri bilse bile, derin dinî gerçekleri bil-
meyen sözde âlim, fakat gerçekte câhil cahili echel جاهل أجهل : câhilin câhili, tam câ-
hil, tam bilgisiz, çok şeyden habersiz
cahili gafil جاهل غافل : Allah (cc.), dunyaya ge-lis gâyesini ve âhireti unutmuş câhil (bilgisiz(
cahili nadan جاهل نادان : kaba sabahil, ken-dini bilmez câhil
cahilane جاهلانه : cahilce, bilgisizce
câhiliye جاهليه : chillige ait, câhillik (putlara
tapıcılık) devrine ait
cahiliyet جاهلیت : puta tapıcılık, Allah'tan (c.c.) ve Hz. Peygamber'den (a.s.m.) habersiz-lik 2. cahillik, bilgisizlik
cahillik جاهللك : )bkz.câhiliyet(
Cahiz
YanıtlaSil111
Cahiz جاحظ : )Ebû Osman Amr bin Bahr( (0.155-256; mi.772-870) Arab edebiyatçısı, edebi sanatlarda üstad ve kelâm âlini (bkz. kelâm). Mûtezile mezhebini savunmuştur. (bkz.Mûtezile) Edebiyatçı olmasına rağmen, daha çok bitki ve hayvanları inceledi. Hayvan psikolojisi konusunda ilk inceleme yapan-ardan biridir. En ünlü kitabı "Kitab-ul Ha-yavan "dır (Hayvanlar hakkında kitap).
جاعل له : yapıcı yaratıcı
uygun, yerinde 2.dince sakıncasız
calib جالب : çekici, ceken
alibi dikkat جالب دقت dikkat çekici; ilginç
calib-i nazar-ı dikkatجالب نظر دفت bakıp gö-renler için dikkat çekici
Calinos جالینوس : Galen (Galenos) (mi.129-200(
Eski Çağ'da Bergama'da yaşamış ünlü doktor ve araştırmacı bilgin. "Olayların doğrulama-dığı hiçbir iddiaya önem vermem. Birkaç ola-ya bakıp acele karar vermemeli. Doğruyu bul-mak için çok sayıda deneme yapmak gerekir" dermiş. Anatomi (beden organlarının yapısı) konusundaki eseri, yakın çağlara kadar kay-nak olarak gösterilmiştir. Tıb alanında, İbn-i Sina gibi, yanılmaz ilim adamı ve doktor ola-rak kabul edilmiştir. Bu durum 17.yy. a kadar sürmüştür.
Calut جالوت : Eski Çağ'da, İsrailoğullarının ilk
devletlerini kurdukları sıralarda, bu devle-te karşı savaşan düşman ordusu komutanı. Calúd, bu savaşta teke tek savaş için meydan okuyunca, Hz. Davud (a.s.) karşısına çıkıp onu öldürmüştür. (bkz."asker-i Calûd" mad-desi ve Kur'an'ın 2/249, 250, 25/1.âyetleri)
cam (cam( جام : içinde silisli kum, potas ve
soda maddeleri bulunan, saydam (ışık geçiri-ci), çabuk kırılan, imal edilmiş (yapılmış) ci-sim 2.sırça, bardak, şişe 3.(mec.) kadeh, içki, şerbet
cami ask جام عشق : aşk şerbeti, aşk içkisi; (mec.) insanı kendinden geçiren mânevî ve derin sevgi; Allah (c.c.) sevgisi
came جامه : elbise
Cami جامی : )Molla Abdurrahman bin Ah-
med Mevlâna Câmî) (hi.817-898; mi.1414-1498) İran'ın Horasan bölgesinin sınırlarına yakın, bugünkü Afganistan içinde yer alan Herat şehrine bağlı Câm kasabası yakınla-rında (Harcird'te) doğdu. Bu sebeple Câm'lı mânâsına gelen Câmî lâkabiyle anılır olmuş-
111
YanıtlaSilCâmî-i Aşık
tur. Molla Câmî veya Mevlână Câmî de de-nir. Babası Nizameddin Ahmed, din âlimi ve müderris (profesör) idi. Molla Câmî, ilk eğiti-mini babasından aldı. Babasının ders verdiği Herat'taki Nizamiye Medresesi'nde okudu. Zamanındaki ilim adamlarıyla tanıştı. Ken-di ana dili olan Farsça'dan başka Arab dili ve edebiyatını öğrendi. Bu dili öğreten bir de kitap yazdı. Nakşi Tarikatına girdi. Tasavvu-fu, tarikatı ve dînî ilimleri öğrendi. Hem şair, hem din alîmi, hem de edebiyatçıdır. Şiirlerini üç dîvanda topladı. Ayrıca yedi mesnevî (şiir türünden) eser yazdı. Bunları "Yedi Taht" adıyla bir kitapta topladı. Nesir türünden de birçok eserleri vardır. Eserlerinin toplam sa-yısı yüze yakındır.Çoğunu Farsça, bir kısmı-nı da Arapça yazmıştır. Ehl-i Sünnet (Sünnî) mezhebinin inanç ve düşüncelerini yaydığı gerekçesiyle eserleri İran'da ilgi görmemiştir. Yazdığı eserler arasında biyografi, tefsir, ha-dis, dil bilgisi, ahlâk ve tasavvuf eserleri var-dır. Şiir yönü ile klasik bir tasavvuf şairidir. Arabça ve Farsça şiirleri çeşitli dillere çevril-miştir.
Ünlü mutasavvıf, evliya ve din büyüklerinin hayatlarını anlattığı "Nefahat" ("Nefahat-ül Üns min Hazarat-ül Kuds") adlı kitabı Türk-çeye çevrilmiştir. "Nakşibendîlikte Teveccüh Metodu", ünlü mutasavvıf İbn-i Arabî'nin "Füsus" adlı eserinin açıklaması (Şerh-i Fü-sus-ül Hikem), El Fevaid-ül Ziyaiye (oğlu Ziyaeddin için yazdığı Arapça ders kitabı) önemli eserleri arasındadır. Bu son kitabı bü-tün Türk dünyasında, özellikle Osmanlı med-reselerinde, son zamanlara kadar Arapça ders kitabı olarak okutulmuştur.
Bir tasavvuf şairi, edebiyaçı, Arapça dili uzma-nı, eğitimci olan Mevlânâ Câmî, Herat'ta mü-derrislik ve şeyh-ül İslamlık görevlerinde de bulunmuştur. Zamanının İslam hükümdarları ona büyük değer vermişlerdir. Fatih Sultan Mehmed de onu İstanbul'a dâvet etmiş, Câmî, bu dâveti kabul ederek Konya'ya kadar gelmiş, Konya'da Fatih'in ölümünü haber alınca geri dönmüştür. Mezarı Herat'tadır. (k.s.)
cami (câmi, câmi 1 : جامی ، جامع.Müslüman
ların ibadet yeri 2.toplayıcı, toplanmış olan; içine alan; içinde bulunduran
câmi-i ahlâk-i hasene جامع أخلاق حسنه : güzel a lâkın hepsini kendinde toplamış olan
Cami-i Aşık جامع عاشق : Camtasavvufta aşk yolunu seçen Molla Câmî (bkz. Câmî)
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilSana söylememiş mi idim?s dedi. (634)
01
Müslümanlar, Hz. Ebû Bekir'e bey'at etmek üzre toplandıkları saman, Ebû Süfyan b, Harp «Vallahi, ben, kandan başkasile söndin. rülemiyecek bir toz duman görüyorum!
Ey Abd-1 Menaf hnedanıl Size aid işleri, Ebû Bekir'e mi bırakı
yorsunuz?! Neredeler o iki zaifler?
Neredeler o iki zeliller: Ali ve Abbaslar?
Ey Hasan'ın Babasıl Uzat elini bey'at edeyim sana? (635)
Siz, Ebû Kuhûfe'nin oğlunun, yönetim işinizi üzerine almasına nasıl râzı oluyorsunuz?! (636)
Bu iş, Kureyşilerin içinde küçücük bir kablleye nasıl verilebilir?! (637)
Vallahi, isterseniz, ben, onun üzerine her taraftan süvarileri ve piyadeleri doldururum!» dedi. (638)
Hz. All Ben, aslå böyle bir şeyi ister değilim.
Yazıklar olsun sana ey Ebû Süfyan!
Müslümanlar, birbirlerinin evlerine ve akrabalarına gelirlerse, nasihat eder, hayırlı öğüt verirler.
Munafıklar da, birbirlerinin yurdlarına ve akrabalarına yaklaşır-larsa, hainlik ve yaramazlık eder, ortalığı karıştırırlar. (639)
Ey Ebû Süfyan! Vallahi, sen, bununla, ancak fitne ve fesad çı-karmak istiyor, İslamiyete ve Müslümanlara düşmanlığını sürdürüp duruyorsun!
Fakat, bununla, onlara hiç bir zarar veremeyeceksin!
Senin nasihatın, bize gerekmez! (640)
Biz, bu işe, Ebû Bekir'i yeterli görüyor ve buluyoruzdur. (641)
Biz, onu, bu işle başbaşa bıraktık, Araya girmedik!» dedi. (642)
Fetih yılında Müslüman olan Ebû Süfyan b. Harp, önceleri, Mü-ellefe-i Kulüb (Kalbleri İslamiyete Isındırılacak olanlar) dan iken, Müslümanlığını, güzelleştirmiş, iyi bir Müslüman olmuştur. (İbn-1 Esir-Üsdülgabe c. 6, s. 149)
Kendisi, Rumlarla yapılan Yermük savaşında büyük bir süvari
(634) İbn-i Abd-1 Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(635) Taberi Tarih c. 3, a. 203, İbn-i Ealr Kâmil c. 2, s. 325-326
(636) Belâzürt Ensabüleşraf c. 1, s. 588
(637) Taberi Tarih e. 3, s. 202, İbn-i Esir Kâmil c. 2, п. 326
(633) Belâzürt Ensabülegraf c. 1, s. 588, Taberi Tarih c. 3, s. 202
(639) Belâzürt Ensabüleşraf c. 1, s. 588
(640) Taberi Tarih c. 3, s. 202-203, İbn-1 Eair ( Kâmil c. 2, s. 326
641) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, n. 588, Taberi Tarih c. 3, s. 202
(642) Belâzürt Ensabüleşraf c. 1, в. 588
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilbirliğinin başında «Siz Arap süvarileri, Müslümanların yardımcıları-95 sınızdır,
Rum süvarileri ise, müşriklerin yardımcılarıdırlar.» diyerek İs-lam süvarilerini savaşa teşvik etmekten ve:
«Ey Allahımı Bu gün, Senin Günlerinden bir Gün'dür!
Ey Allahım! Müslüman kullarının üzerine yardımını indir!» di-yerek Allah'a yalvarmaktan geri durmamıştır.
Ebû Süfyan, Taif savaşında bir gözünü, Yermük savaşında da, diğer gözünü gayb etmiştir. (İbn-i Abdulber-İstiab c. 4, s. 1678, 1680, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 6, s. 148-149)
Ebû Kuhafe'nin Hz. Ebû Bekir'e Bey'at Edildiğini
Öğrenince Söyledikleri:
Peygamberimizin vefatı haberi, Mekke'ye ulaştığı zaman, Mekke, çalkanmış ve karışmıştı.
Hz. Ebû Bekir'in çok yaşlı ve âmâ olan babası Ebû Kuhâfe «Ne-dir bu çalkantı ve karışıklık?» diye sormuştu.
Resûlullah Aleyhisselâm, vefat etti!» dediler.
Ebû Kuhafe «Ondan sonra, halkın işini, kim üzerine aldı?" diye sordu.
«Senin oğlun!» dediler.
Ebû Kuhâfe «Buna (643), Haşim oğulları (644), Abduşşems ve Mugîre oğulları, râzı oldu mu?» diye sordu.
«Evet!» dediler. (645)
Bunun üzerine, Ebû Kuhafe «Muhakkak ki, Allah'ın verdiğine, engel olacak yoktur!
Allah'ın engel olduğunu da, verebilecek yoktur!» dedi. (646)
Mescidde Hz. Ebû Bekir'e Bey'at Eden veya Bey'attan Gerl
Duran Sahâbilerden Bazıları:
Hz. Ebû Bekirle Ebû Ubeyde b. Cerrah Mescide geldiği zaman Mescidde bulunanlar, Hz. Ebû Bekir'e bey'at etmeğe başladılar.
O sırada, içlerinde Zübeyr b. Avvam da, bulunduğu halde, bütün Haşim oğulları Hz. Ali'nin başında, Ümeyye oğulları, Hz. Osmanın
(643) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 184, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 589-590
(644) Belâzürî Ensabillegraf c. 1, s. 590
645) İbn-i Sa'd ( Tabakat c. 3, s. 184, Belâzürî Ensabüleşraf c. 1, s. 590
646) İbn-i Sa'd ( Belâzürt Tabakat c. 3, s. 184, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 175, Ensabülegraf c. 1, s. 590, Muhibüttaberî Riyadunnadra c. 1, s. 233
سوره انفره (۲)
YanıtlaSilاشارات الاعجار
وكذا ظرفيتي افاده ليدن (3) تعبیری، قرآنك سطحنه و ظاهرینه قونانه شان و شبه دارسه ای ریسنده کی حقائقه ایله دفع ایدیاله بیدار جانه اشار تدر.
ار قداس ! تحلیل واسطه سیاه ترکیدن قیمتنی و کل ایله جزولی آراسنده کی فرقی ادر آن ایده بیاندی ایران بو من اللرده کی قیود و هيئاته وقت ایت و او کلمه لردن تبعان ايدن زلال بلاغتی و کوثر فصاحتى طويو نجد به قد رايج. الحمد لله دى.
سؤال ؟ ] ( المره ذَلِكَ الْكِتَابُ الأَرَيْبَ فِيهِ هُدًى للمتقين ) آيت كريم منك جمال لرى، عطف ايله بر بریله باغلانما من اولدینی نه یه بناء در ؟ والجواب ] او جمله ای آراسنده کی شدت اقصد الدين و با غلیان و صار يا عقدن بر ابر يام يوقدر که بر بریله با غلامه لزوم اولسون. زيرا او جمله الركن هر بريسي أرقد ا شارين هم با بادر، هم او غول . یعنی هم دلیلدر، هم نتیجه در.
اون (الم) لسان حاليه هم معارضه به میدان او قور، هم معجز اولد يعني اعلان البدر..
ذلك الكتاب) هم بتون كتاباره فائق اولد يغني تصريح ایدر، هم مستندا و محد از اول یعنی اظهار ایدر
الا ريب فيه ) هم قرانك شك و شبه يرى او لما يعني تصريح ادر، هم مستند او محد از اول یعنی اظهار اید.
(هُدًى لِلْمُتَّقين) هم طریقه مستقیمی ارائه اینکه موظف اولد یعنی کوسترر، هم مجسم بر نور هدایت اولد يغني اعلان الدر.
ایشته بو جمله کردن هر بر ينك افاده ایتدیگی برنجی معنا سی آر قد اشترین دلیل او لدیفی کی ایکنجی معنا سید بوده او ناره نتیجه در صو گره بو آیهان تو جمله لری آراسنده اعجازه منبع، بلاغته مدار اولانه او نه ایکی مناسبت و علاقه و با غلیه لمه دار در بوناردن مثال او لارحه (اوج دانه) یی او ته گیاری ده ست حواله ایدرم .
(1) (الم) بتون مصار خارى معارضه به دعوت ایدر اویله ایران بوکان بر کتابد. او بله ایسه بر يقيه صد فيدر. زيرا كتابك كمالي يقین ایله در اویله ایسه نوع بشر ایچونه مجسم به هدایتد .
(٢) ( ذَلِكَ الْكِتَابُ ( یعنی امثاله تفوقه ای در اویله ایسه مستندا در چونکه شک و شبهه بری دیگلور چونکه متقیاره طوغری پولی کوستر . او یکه این معجز در
(۳) (هُدًى لِلْمُتَّقِينَ ) يعنى طريق مستقيمه ارشاد ایدر اویله ای یقینی اندند. اویله اینه ممتاز در. اویله ایسه معجز در
عطف
YanıtlaSilAuf: Bağlama, yükleme
جزو
Cüz: Parça
هَيْنَاتْ
Heyat: Hey'etler, cümlenin parçaları
ارائه
Irae: Gösterme
كَوْثَرِ فَصَاحَتْ
Kevser-i fesähat: Sözün açık ve akıcı olmasındaki (cennetin kevser suyu gibi) tatlılık
قيود Kuyud: Bağlar, sınırlamalar
مدار
Medar: Sebeb
معارضة
Muaraza: Karşı çıkıma
Muciz: Aciz bırakan
موظف
Muvazzaf: Vazifeli
Mücessem: Cisimleşmiş
منتاز
Mümtaz: Seçkin
نعان
Nebean: Fışkırıma
نور هدایت
Nar-u hidayet: Hidayet núru
صَدَف
Sadef: İnci kabuğu
شِدَّتِ إِتَّصَال
Satı: Yüzey
Şiddet-i ittisal: Şiddetli bağlılık
تحليل
Tahlil: Aynıstırma
طريق مستقيم
Tarik-i müstakîm: Dosdoğru yol
تصرخ
Tasrih: Açıkça ifade etme
تفوق
Tefevvuk: Üstün olma
تركيب
Terkib: Birleştirerek yapma
يقين
Yakin: Sağlam ve kesin bilgi
يقينيات
Yakiniyat: Sağlam ve kesin bilgiler
زُلالِ بَلانَتْ
Zilal-i belägat: Belågatin tatlı berråk suyu
Isärätü'l-
YanıtlaSilVe kezā zarfiyeti ifade eden (3) ta'biri, Kur'ân'ın sathina ve záhirine konan şekk ve şübhe varsa, içerisindeki hakäik ile def edilebileceğine işarettir.
Arkadaş! Tahlil vâsıtasıyla terkibin kıymetini ve küll ile cüz'ler arasındaki farkı idråk edebildi isen, bu misållerdeki kuyûd ve hey'åta dikkat et. Ve o keli-melerden nebeån eden zülal-i belägati ve kevser-i fesáhati doyuncaya kadar iç. "Elhamdülillah" de.
ایران صرافی
الله ذلك الكِتابُ لا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ :Sual
åyet-i kerimesinin cümleleri, atıf ile birbiriyle bağlanmamış olduğu neye binåendir? Elcevab: O cümleler arasındaki şiddet-i ittisälden ve bağlılık ve sarılmaktan bir ayrılık yoktur ki, birbiriyle bağlamaya lüzüm olsun. Zirá o cümlelerin her birisi arkadaşlarına hem babadır, hem oğul. Yani hem delildir, hem neticedir.
میدان
Evet, (J) lisân-ı hâliyle hem muârazaya meydan okur, hem mu'ciz olduğunu i'lân eder.
ذلك التان hem bütün kitaplara fäik olduğunu tasrih eder, hem müstesná ve mümtaz olduğunu ızhår eder. الأريت فيه hem Kur'ân'ın şekk ve şübhe yeri olmadığını
tasrih eder, hem müstesnâ ve mümtaz olduğunu izhår eder. هدى المقنين hem tarik-i müstakimi irãe etmekle muvazzaf olduğunu gösterir, hem mücessem bir nûr-u hidâyet olduğunu i'lân eder.
İşte bu cümlelerden her birisinin ifade ettiği birinci ma'nâsıyla arkadaşlarına delil olduğu gibi, ikinci ma'nâsıyla da onlara neticedir. Sonra bu âyetin şu cümleleri arasında i'câza menba', belägate medâr olan on iki münasebet ve alâka ve bağlılık vardır. Bunlardan misal olarak üç taneyi zikir,
ötekileri de sana havâle ederim.
1- (J) bütün muârızları muârazaya da'vet eder. Öyle ise en yüksek bir kitaptır. Öyle ise bir yakîn sadefidir. Zîrâ kitabın kemâli yakîn iledir. Öyle ise nev'-i beşer için mücessem bir hidâyettir.
2- ذلِكَ الْكِتَاب yani emsâline tefevvuk etmiştir.
Öyle ise müstesnâdır. Çünki şekk ve şübhe yeri değildir. Çünki müttakîlere doğru yolu gösterir. Öyle ise mu'cizdir.
3- هُدًى المُتَّقِينَ Yani tarik-i müstakîme irşåd eder. Öyle ise yakîniyåttandır. Öyle ise mümtâzdır. Öyle ise mu'cizdir.
Bahira'nın ilk fark ettigi y, üzerlerinden bir bulut kümesinin eksik olma di. Halbuki gökyüzü apaçıktı ve güneş her yeri kavuruyordu. Itına konakladıkları ağaçlar, rüzgâr ve benzeri bir sebep yokken, zaman diğ üstelik dikkat çekici bir şekilde eğiliyorlardı.
YanıtlaSilSARINTE BUCON
1086-Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın vefatı. -1878-Kıbrıs'ın Anavatandan ayrılması.
1911-Bediüzzaman Said Nursî'nin İstanbul'a gelerek Sultan Reşad'ın Rumeli seyahatine katılması.
1954 - Risale-i Nur
hakkında olumlu bilirkişi raporu veren Yusuf Ziya Yörükhan vefat etti.
5
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET Yuzler vardır ki, o gun ışıl Işıl parıldayacaktır.
Kıyamet Suresi: 22
BİR HADİS Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü o kabul edilir.
Ebu Nuaym
Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cennet'i dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş.
Mektubat
HİCRÍ: 28 ZİLKA'DE 1445 - RUMÎ: 23 MAYIS 1440
اية
HIZIR: 31 - GÜN: 157 KALAN: 209 - GÜN. UZ.: 1 DK
İmsak Güne
am1
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1664-Kanije Zaferi.
1944 - Bediüzzaman
Denizli Mahkemesinde müdafaada bulundu.
1946 - Seçimlerde açık oy gizli tasnifin kaldırılışı.
Dünya Sigara İçmeme Günü.
MAYIS
31
CUMARTESİ
BİR AYET
Birbirinizle hayırda
yarışın.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
4 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 18 MAYIS 1441 HIZIR: 26
Fitnelerden sakının!
Dille ona karışmak kılıçla karışmak gibidir.
(C. Sağîr, No: 1580)
O kadar sevdiğin mal ve evlât; ve perestiş ettiğin nefis ve hevâ; meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler. Sözler
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
34 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilEbu Hüreyre'den (ra) rivayetle:
Insanlar niyetlerine göre başrolunurlar Muslim, Fiten: 4, 8: Bubart, Saνη: 6. Βάγκ
Aişe'den (ranha) rivayetle:
ölümüne st Allab bak edenlerin üzerine azabını ğinde bazı salib kimselerin de olur. Onlar da diğerleri ile beraber Sonra abirette niyetlerine ve mahşere getirilirler.
Beybakt'nin Şi'ba'l Iman in
Kişi sevdiği kimselerle haşrolur
Cabir (ra) rivayet ediyor:
Her kişi sevgisiyle başrolunur. Kafirleri sever kafirlerle beraberdir. Kendisine ameli hiçte fayda sağlamaz.
Taberant'nin Evsal min
Ebu Karsafe'den rivayetle:
Kim bir topluluğu severse, Allah onu o toορία lukla birlikte haşr eder.
Taberant'nin Kebir ind
...
Ahiret Hayatı/35
Enes ihni Malik (ra) rivayet ediyor
Bir kimse Nebi sallallaba aleyhi ve selleme Ki-jametten stal etti: "Ya Resulullab! Kiyamel ne zaman bopacale
indigoginene bazırladım?" diye sordu Resulullah ona hakimane bir üslup ile), "O
belak olurlare Nebi sallallabü aleyhi ve sellemi seve Sail, Hiç bir şey bazırlamadım. Yalnız ben,
amellerine medvil
Resulullab da. Öyle ise sen, sevdiklerinle be-abersin diye müjdeledi.
Sabib-i Bubari, Hadis No: 1495.
"La ilahe illallah" diyenlerin dirilisi
bri Ömer (ra) rivayet ediyor:
"La ilahe illallah" diyenler için ne ölüm aranda, ne kabirde, ne de mabşer gününde yal-mak ve ürküntü yoktur. İsrafil diriliş için "sur"a ifediğinde anında topraktan başlarını kaldırıp Baden üzüntilyü gideren Allah'a hamd olsun" dediklerini görür gibiyim.
Taberani'nin Kebir inden.
36 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilKabirden ilk Peygamberimiz çıkacak
Enes (ra) rivayet ediyor.
Insanlar diriltilecekleri zaman en evvel fon kabrimden çıkacağım. Rablerinin huzuruna diklerinde sözcüleri ben olacağım. bestiklerinde müjdeleri ben olacağım. O hamd sancağı benim elimde olacaktır. Ben bim katında Ademoğullarının en değerlistying Bunları övünmek için söylemiyorum. gi
Ahiret Hayati 31
Tirmizi, Menakıb: 1. Darimi. Mukaddime
Comertler
Malik (ra) nivayet ediyor
Omitleri Allah bahin comerslerden daba co-seen comert kimsenin kam olduğunu baber gün Ben Aileenoğullarının en comerdiyim Rahmonların en comerdi ise Allah'ın trip bu imi yayan kimsedir. Bu Kamet Gümü tek başına bir ümmet ola-cekar. Bundan sonra en comert olan palinceye kadar Allab yolunda nefsin-kka bulunan kişidir."
Ebu Ya'la'nın Müsned inden.
Müezzinler
Enes (ra) rivayet ediyor.
Kıyamet Günü boynu (yani boyul en uzun olanlar, müezzinlerdir.
Bubart, Salar: 1. Müslim, Salat: 14
Ebu Hüreyre'den (ra) rivayetle:
Allahü Teala Kryumet Günü "La ilahe illallab sözleri sebebiyle müezzinlert insanlar içerisinde Allah'ın rahmetine en fazla uzanan kimseler badette bulunacaktır. olarak bayr edecektir.
Hatib'in Tarih inden
Racer Esved
Im Abbas (ra) rivayet ediyor:
acer-Eseed Cennet yakutlarından beyaz
katar. Onu müşriklerin hataları kararttı. mete Ubud Dağı büyüklüğünde diriltile-lenduti selamlayan ve open kimse hak-
Ibni Huzeyme'den.
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil04
başında ve Zühre oğulları da, Sa'd b. Ebi Vakkas ile Abdurrahman b Avf'ın başında çevrelenmiş, toplanmış bulunuyorlardı.
Hz. Ömer, Mescidde halkalanmış olan cemaatlara «Kalkınız! Siz-ler de, Ebû Bekir'e bey'at ediniz!
Ben, Ona bey'at ettim. Ensar da, bey'at etti.» dedi.
Bunun üzerine, Hz. Osman, yanında bulunan Ümeyve oğullarile birlikte kalkıp Hz. Ebû Bekir'e bey'at ettiler.
Sa'd b. Ebi Vakkasla Abdurrahman b. Avf da, yanlarında bulu-nan Zühre oğullarile birlikte kalkıp Hz. Ebû Bekir'e bey'at ettiler.
Fakat, Hz. Ali ve Hz. Abbasla Hâşim oğularından yanlarında bu lunanlar, bey'at etmeksizin oradan ayrıldılar. (İbn-i Kutaybe-El'ima-me vesslyåse c. I, s. 17-18)
1. Hz. All,
2. Hz. Abbas,
3. Fadl b. Abbas,
4. Zübeyr b. Avvam,
5. Halid b. Said,
6. Mıkdad b. Amr,
7. Selmanülfârist,
8. Ebû Zerrülgıfari,
9. Ammar b. Yasir,
10. Berâ b. Azib,
11. Übeyy b. Ka'b..
bey'at etmeyenler arasında idi. (647)
Hz. Ali'nin Hz. Ebû Bekir'e Sitemlenmesi:
Hz. Ali, Hz. Ebû Bekir'e «Bize hiç danışmadın! Hakkımıza riâyet etmedin!?» diyerek sitemlendi.
Hz. Ebû Bekir «Evet! Öyle oldu.
Fakat, ben, ortaya fitne çıkmasından korktum!» dedi. (648)
Geçirilen En Tehlikeli Geçid:
Hz. Aişe «Resûlullah Aleyhisselâm'ın rûhu kabz olununca, Arap-lar irtidad etti. Nifak, kabardı.
Babamın üzerine çöken, såbit dağların üzerine çökseydi, muhak-kak, onları, ufatırdı!» demiştir. (649)
647) Yakubi - Tarih c. 2, s. 124, Muhibbüttabert Riyâdunnadra e 1, 4. 218 (
(648) Mes'üdi Murûcunzeheb c. 2, s. 307
649) Taberând - Mücemüsagir s. 2, s. 101, Demiri - Hayât c. 1, s. 101 (
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilEbû Hüreyre de «Eğer, Ebû Bekir olmasaydı, Muhammed Aleyhis-selamın vefatından sonra Ümmet-1 Muhammed, helák olurdu!» (650)
Kendisinden başka ilah bulunmayan O Allaha and olsun ki, Ebû Bekir, Halffeliği üzerine almasaydı, yüce Allaha ibadet eden olmaz-dals demiş ve bu sözünü, üç kerre tekrarlamıştır.
Ebû Reck'ül'Utaridi der ki «Medine'ye girince, insanların toplan-chklarını ve bir adamın (Ben, Sana kurban olayımı Vallahi, Sen, ol-masaydın, muhakkak, biz helák olurduk!) diyerek bir adamın başı-
nm öptüğünü gördüm. (Bu öpen ve öpülen kimdir?) diye sordum.
(Mürtedlerle savaşından dolayı, Ebû Bekir'in başını, Ömer, öpü-yor!) dediler.
Ha. Aişe de «Babam, Arapların irtidad ettikleri günlerde kılıcını syırıp devesine binince, Ali b. Ebi Talib, yanına vardı, devesinin yu-larından tuttu ve (Sana, Resûlullah Aleyhisselâmın Uhud savaşı gü nünde söylediğini söylüyorum: Sok kınına kılıcını da, kendini tehli-keye atıp bizi acı içinde bırakma!
Vallahi, Senin başına bir felaket gelecek olursa, Senden sonra, artık, İslamiyet, temelli düzelmez!) dedi. demiştir. (Demiri-Hayat. c. I, s. 70, 71)
Yine Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre Peygamberimizin vefatı üze-rine Arap kabilelerinden bir çokları irtidad ettiler.
Yahudilik, Hıristiyanlık ve munafıklık ortaya çıkmağa başladı.
Müslümanlar, kış gecesinde yağmura tutulup dağılan koyunlara döndüler.
Hatta o sırada, Mekkelilerin çoğu, İslâmiyetten dönmeğe hazır-landılar.
Mekke Valisi Attåb b. Esid, gizlendi. (651)
Süheyl b. Amr, Kåbe'nin kapısına dikilerek Mekkelilere seslendi.
Başına toplanınca «Ey Mekkeliler! Siz, Müslüman olanların so-nuncusu oldunuz.
Sakın irtidad edenlerin, Müslümanlıktan dönenlerin ilki olma-yınız!
Vallahi, yüce Allah, Resûlullah Aleyhisselâmın buyurduğu gibi, bu işi, muhakkak tamamlayacaktır!
Ben, Onu, şu bulunduğum yerde tek başına dikilerek (Benimle birlikte La ilahe illallah deyiniz de, size bakarak Araplar dine girip Arap olmayanlar, size cizye ödesin!
(650) Süheyll Ravdulunt c. 7, s. 501
(651) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sre c. 4, s. 316
1. T. Medine Devri XI/F: 7
177
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil03
Vallahi, Kisra'nın ve Kayser'in hazineleri Allah yolunda harca-nacaktır! buyurduğunu işitmişimdir.
Alay edenlerin, zekât ve sadaka tahsildarı olduklarını gördünüz.
Vallahi, geri kalanı da, vuku' bulacaktır! (652)
Vallahi, ben, iyi biliyorum ki: Güneşin doğması ve batması de.
vam ettiği müddetce, bu din, devam edecektir.
Aranızdaki o kişi, sizi aldatmasın!
Benim bildiğim bu işi, o kişi de, bilir.
Fakat, Haşim oğullarına olan kıskançlığı, onun kalbini mühürle-miştir. (653)
Ey insanlar! Ben, Kureyş'in, karada ve denizde en çok taşıtları bulunanıyım.
Siz, Emir'inize itaat ediniz ve zekâtlarınızı ona ödeyiniz.
Eğer, İslamiyet işi, sonuna kadar devam etmezse, ben, sizin ze-kâtlarınızı size geri vermeğe kefilim!» dedi ve ağladı.
Bunun üzerine, halk, yatıştı. (654)
Süheyl b. Amr, yaptığı tesirli konuşma ile Mekkelileri irtidaddan vazgeçirince, Mekke Valisi Attåb b. Esid, ortaya çıkabildi.
Süheyl b. Amr, Bedir Savaşına, müşriklerle birlikte katılıp esir edildiği zaman, Peygamberimizin, Hz. Ömer'e, onun hakkında «Yer-meyeceğin bir Makamda dikilip halka hitapta bulunması da, memul-dür! Hadisi ile haber verdiği hoşa gidecek Makamdaki konuşmasın-dan maksadının bu konuşması ve hizmeti olduğu anlaşıldı. (655)
Hz. Ömer de, Süheyl'in konuşmasını işittiği zaman, Peygambe-rimizin, onun hakkında söylemiş olduğu sözü hatırlamış ve «Ben şe-hådet ederim ki: Sen, muhakkak Resûlullâhsın!» demekten kendini alamamıştır. (656)
Peygamberimiz Ne Zaman, Kimler Tarafından ve Nasıl Yıkandı?
Peygamberimiz, pazartesi günü kaba kuşluk vaktinde (657) ve-ya Zeval vakti (öğleye yakın) vefat etmişti. (658)
Hz. Ömer gibi bazı Sahabiler, Peygamberimizin vefat etmediğini, etmeyeceğini söylüyor, vefat etti diyenleri tehdid ediyor. (659)
(652) İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 324-325
(653) İbn-i Abdulber İstiab c. 2, s. 670-671
(654) Belâzüri Ensabuleşraf c. 1, s. 304
(655) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 316
(656) Vakıdi Merazi c. 1, s. 107
(657) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 303-304
658) Vakıdi - Megazi c. 3, s. 1120, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 191, Taberf Tarih ( c. 3, s. 197
659) İbn-1 İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 305, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 266-269 ( Abdurrezzak - Musannef c. 5, s. 433-434, Dâremi - Sünen c 1, s. 40
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilBazıları da «Resûlullah Aleyhisselâmı, gömmeyiniz!
Çünki, O, vefat etmemiştir!» diyerek sesleniyor (660), Hz. Ab-bas'ın uyarıları ve Peygamberimizi, gömmeye engel olmamaları hu-susundaki çabaları tesirsiz kalıyordu. (661)
İlâhi âyetlere dayanan uyarı ve öğütlerile halkı, Peygamberimi-zin vefatına inandırmış ve yatıştırmış olan Hz. Ebû Bekir ise, Hazre-cilerin Benî Sâide Örtmesinde Halifelik işini kendileri için gerçek-leştirme girişiminde bulundukları haberini alınca, Peygamberimizin başından ayrılarak Beni Sâide Örtmesine koşup onları yatıştırmak, bey'atlarını almak ve bunun hemen arkasından da, Mescidde bütün
halktan bey'at alma işini gerçekleştirmekle uğraşmıştı. Pazartesi günü, böylece, öğleden akşama kadar, Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları ve tefrikaları gidermek çabalarile geçiril-mişti. (662)
Peygamberimizi yıkama, kefenleme ve gömme işi de, ertesi gü ne kalmıştı. (663)
Bey'at işinden boşaldıktan sonra, salı günü (664), Peygamberimi-zi yıkama işi için evde toplananlar, Peygamberimizin âile halkı olup onlar da:
1. Hz. Ali,
2. Hz. Abbas,
3. Fadl b. Abbas,
4. Kusem b. Abbas,
5. Üsâme b. Zeyd,
6. Peygamberimizin âzadlısı Şukran (Salih) idi. (665)
Başkalarını içeri almamak için, kapıyı üzerlerine kilidlediler.
Ensar «Biz, Resûlullâh Aleyhisselâmın dayılarıyız.
İslamiyette de, belirli bir yerimiz vardır!» diyerek seslendiler.
Kureyşîler «Biz de, Resûlullâh Aleyhisselâmın baba tarafından akrabasıyız!» diyerek seslendiler.
Hz. Ebû Bekir «Ey Müslümanlar cemâatı! Her kavmın, kendi ce-nazelerine başkalarından ziyade öncelik hakkı vardır.
(660) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 271
(661) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 434-435, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 267, Dâremi Sünen c. 1, s. 40, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 567
(662) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 306-309, Abdurrezzak Musannef c. 5, 8. 442-444, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 269, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 55-56, Buhari Sahih c. 4, s. 194, Taberî Tarih c. 3, s. 207-208
(663) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 567
(664) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 312
(665) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 312, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 260, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 278-279
99
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
88 1 Allah (z.c.hz.) yüz rahmet yarattı. Bunlardan birini halka taksim etti. Doksan dokuzunu kıyamete bıraktı. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
88 2 Allah (z.c.hz.) yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet gök ile yer arasını dolduracak kadardır. O rahmetten biri mahlûkat arasında taksim edilmiştir. Bu sebeble valide çocuğuna acır, bu sebeble vahşi hayvarlar ve kuşlar su bulup içer ve bununla mahlûkat birbirine merhamet eder. Kıyamette 99 rahmeti 99 misli yapar ve onları müttakilere tahsis eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
88 3 Allah (z.c.hz.) bin türlü varlık yarattı. Altı yüzü denizde, dört yüzü karadadır. Bunlardan en evvel helâk olacak olanı çekirgedir. Diğerleri de kopmuş boncuk dizisi gibi bunu takip ederler. Hz. Ömer (r.a.)
88 4 Allah (z.c.hz.) dört şey yarattı, onlara da dört şeyi destek etti: Zahire kıtlığını züht ile yarattı ve Hicaz'a bıraktı. İffeti yarattı, gafleti ilâve etti ve Yemen'de bıraktı. Bolluğu yarattı. Taunu kattı, Şam'a yerleştirdi. Fıskı, fücuru yarattı. Yanına parayı kattı, Irak'a yerleştirdi. Hz. Âişe (r.anha)
88 5 Allah (z.c.hz.) Cennette bir Rîh (rüzgâr, koku) yarattı. Bu, bir kapısı olan yedi yıllık bir saha içine alınmıştır. Size bazen tatlı rüzgârlar gelir. Bu, o kapının aralanmasından esen rîh'tır. Şayet bu kapı açılsa gökle yer arasını helâk eder. Allah indinde buna "Ezyeb", sizin lisanınızda da "Cenup rüzgârı" denir. Hz. Ebû Zerr (r.a.).
88 6 Allah dünyayı yarattı, amma ona bakmadı. Ancak ibadet ehlinin makamlarına nazar etti. Zaten kıyamete kadar diğerlerine bakacak değildir. Dünyaya buğz ettiği için onu "Makten" (helâk ederek) ortadan kaldıracaktır. Dünyayı da hiç bir zaman ahirete tercih etmedi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
88 7 Allah (z.c.hz.) Adem'in Hamurunu kırk gün, kırk gece yoğurdu. Aldı, ikiye kesti. Sağ tarafa iyiler, sol tarafa habisler ayrıldı. Sonra tekrar yoğurdu. Onun içindir ki iyilerden kötü, kötülerden iyiler çıkabilir. Hz. İbni Me'sud (r.a.)
88 8 Allah (z.c.hz.) buyurdu: "Biz malı insana ibadet için ihsan ettik. Namazını kılsın, zekâtını versin." Bu Adem oğlu bir vadiye sahip olunca ister ki, ikincisine de sahip olsun. İkincisine sahip olunca ister ki, üçüncüsüne de sahip olsun. Adem oğlunun karnını toprak doldurur. Sonra bir kısmına Allah tevbe nasib eyler. Hz. Ebû Vagıd (r.a.)
88 9 Allah (z.c.hz.) buyurdu ki: "Bir kimse Benim yolumda, Benim rızam için gazaya çıkarsa ve imanı da varsa, bu adam Benim zimmetimdedir. Ya onu orduda öldürür, Cennete yollar veyahutta sağ olarak, ecir ve ganimetle evine kavuştururum." Hz. Malik El Eş'ari (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil117 1 Kıyamet günü günahı en çok olan kimse, manasız sözü çok olandır. Hz. Abdullah İbni Ebi Evfa (r.a.)
117 2 Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hain, hainler emin nazarı ile bakılır. Ve halıkın umuru hususunda "Rüveybida" söz sahibi olur, "Rüveybida nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Umumun işlerinde söz sahibi olan fasık bir kimsedir. Hz. Enes (r.a.)
117 3 İsrail oğullarından bir cemaat hayvan suretine değiştirildi. Bilemem hangileridir. (Mensuh) Hz. Asım (r.a.)
117 4 Humma insan oğlunun kirini çıkarır. Demirci ocağının demirin pasını çıkarması gibi. Hz. Abdi Rabbih (r.a.)
117 5 Ümmetim kıyamet günü, elleri, alınları, ayakları (abdest yerleri) nurlu olarak gelirler. Mümkün olduğu kadar bu nuru büyültün. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
117 6 Ümmetim ahir zamanda şarabı, ismini değiştirerek içer. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
117 7 Ümmetim dinine tutunmuş olarak devam eder, Kaderi tekzib etmedikçe. Ettikleri zaman helâk olurlar. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
117 8 Ümmetim, ümmeti merhumedir. Ona ahirette azab yoktur. Onun azâbı, dünyadaki ölüm, zelzele, sıkıntılar ve fitnelerdir. H. Ebu Musa (r.a.)
117 9 Ümmetim, ümmeti merhumedir. Mağfiret olunmuştur. Allah Tealâ dünyadaki sıkıntıları onlara kefaret kılmıştır. Kıyamet günü gelince müslümanlardan her bir kimseye yahudi veya nasraniden bir fidye verilir. Ve kendine denir ki: "Bu ateşten senin fidyendir." Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
117 10 Ümmetim hiç bir vakit dalâlette toplanmaz. İhtilâfta kalabalık tarafını tutunuz. Hz. Enes (r.a.)
117 11 Ümmetim, ümmeti merhumedir, mukaddestir, mübarektir. Kıyamette ona azab yoktur. Azâbları ancak dünyada aralarındaki fitnelerledir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.
112
YanıtlaSilcanib-i bat
cami i ekber
camilekber جامع اکبر en boyuk cami
Camii Emevi جامع آموى Suriye'deki Şam peh rinde bulunan Emevt Cămil
ozelligi memiş bir tarzda tek ifade içinde anlatma
camii kebir جامع كبير buyuk cami
cami i mübarek(e( جامع مارکه mubarek (kut lu) cami
câmilyet-i lafzive جامعت لفظه lafızdaki cami iyet, bir söz, bir kelime veya bir harf yahut bir susmayla, birçok söz ve kelimelerle anla tilabilecek çeşitli mänäları ve gerçekleri farklı dereceleriyle birlikte anlatabilme özelliği
miiyet; farklı dereceleriyle birlikte çeşitli ye teneklere yaradılıştan sahip olma özelligi câmliyet-i istidat جامعیت استعد istidatça ca
cami i serif جامع شریف mübarek cami
cami-ül esma جامع الأسماء : Allah'a cc. ait] mü barek isimleri kendinde toplamış olan
Asma veuremlerinin (esma) manlarını ve Kuran knguzel ve doğru açıkla cămi-ül الأسماء malarını yapan ve bunları kendisinde topla yan (kaynak eser)
Cami-ül Ezher جامع الأزهر Mısır'da dini eğitim ve araştırmalara ağırlık veren eski ve ünlu bir medrese; Islami ilimler fakültesi
camiiyet-i mahiyetجامعیت ماه mahiyetce camiiyet, özde, yaradılışta veya manada ce şitli gerçekleri yahut belirleyici temel vasıfla rı, farklı dereceleriyle birlikte, topluca kendi sinde bulundurma özelliği
camliyet-i pürşan جامعیت پرشان çok şanlı ca milyet, çeşitli üstün nitelikleri ve gerçekleri, takdirlerin üstünde bir tarzda, birlikte kendi sinde bulundurma özelliği
cami ül kelim جامع الكليم : cok sozle anlatılabi lecek månåları ve gerçekleri kısa ve öz sözle anlatan, veciz şekilde söyleyen
Cami حامی Molla Cămi
camia جامعه : topluluk, gurup, birlik
camliyet-i tâmme جامعیت نامه : tam manäsiyle
cămiiyet, çeşitli üstün nitelikleri ve gerçekle ri, çeşitli dereceleriyle bir bütün olarak, tam mänäsiyle kapsama, kendisinde bulundurma veya kendisinde temsil etme özelliği
camia Islamiyet جامعة إسلاميت : Islamiyet ca
camus (camız( جاموس : manda, su sığırı
miası, İslam dünyası
camide( جامده : cansız, ruhsuz
camide-i tabiiye جامدة طبيعية : yaradılıştan can-
sız olan varlık
camidat جامدات : cansız varlıklar
câmidat-ı meyyite-i samite جامدات مینه صامته sessiz (sâmit), cansız ve ruhsuz (meyyit) var-lıklar
camidiyet جامدیت : cansızlık, cansız halde olma
camilyet جامعیت : bir araya getirme, toplama toplu olarak sahip olma; kapsayıcılık, çeşitli vasıf ve hususiyetleri (nitelik ve özellikleri) farklı dereceleriyle kendinde toplama
can (can) : hayatın özü ve temeli 2.dirilik 3.ruh 4.kalb, gönul
can u dil جان و دیل : can ve gönül
can u gönül جان و گوکل : can ve gönül
can u yürek جان و يورك : can ve yurek
cân (cann(جان : cinler
cana جانا : eycan! ey sevgili!
canan 1 : جانا.sevgili, sevilen varlık 2 güzellik ler sahibi 3.canlar, ruhlar
canavar جان آور : yırtıcı hayvan, cana kıyan ya ban hayvanı
canavarvari جان آورواری : canavarca
canbahs جان بخش : can veren cana can katan
camilyet-i fitrat جامعیت فطرت : fitratça yet; yaradılışça çeşitli kabiliyet, üstünlük ve niteliklere toplu olarak sahip olma
camily-candan جاندن : içten gönülden
câmliyet-i hârika جامعیت خارقه : )Kur'an hakkın-
da) hårika câmiiyet; çeşitli gerçekleri, farklı mânăları, çeşitli dereceleriyle birlikte eşsiz ve görülmemiş bir tarzda tek ifade içinde anlat ma özelliği
câmliyet-i härikuläde جامعیت خارق العاده : )Kur'an hakkında) hårikulāde cămiiyet, çeşitli gerçek-leri farklı dereceleriyle birlikte eşsiz ve görül-
cane جانه : canal, ey can!, ey sevgili!
canhıraş جانخراش : yürek paralayıcı, çok acı ve rici
canhirasane جانخراشانه : yürek paralarcasına, çok acı verici şekilde
cani جانی : cinayet işleyen, adam öldüren
canib جانب : yön taraf
canib-i batıl جانب باطل : batıl taraf, gerçek dışı
taraf
cânib-i Hak
YanıtlaSilcanib-i Hak 1 : جانب جل.Allah'ın (c.c.) tarafi
2.Allah (c.c.) konusu
canib-i Hak Teala جانب حق تعالی : Yüce Allah'ın (c.c.) tarafı
caniyane جانیانه : canice, câni gibi. (bkz.cāni(
cann جان : )bkz.can(
cansiperane جان سیارانه : canını verircesine, ha yatını tehlikeye atarak, ölümü göze alarak.
cari(ye( 1 : جاريه.yürürlükte olan, geçerli olan, geçen, uygulanan 2.devamlı olan, süren, akan, kesilmeyen
carih جارح : cerheden, geçersizliği gösteren,
çürüten
casus جاسوس : bir devlet, bir topluluk, bir ku-ruluş veya kişinin sırlarını başkasının hesabı na öğrenmekle görevli kimse
Cava جارا : Avustralya kıtası ile Güneydoğu Asya arasında uzanan Endonezya takım ada-larının en büyüklerinden biri. Endonezya'nın başkenti Cakarta ile en büyük şehirlerinden Bandung ve Surabaya ve Endonezya nü-fusunun yarısı bu adadadır. Halkın büyük çoğunluğu Müslümandır. Cava'nın Müslü-manlaşması, mi. XIII. yy - XVI. yy arasında gerçekleşti. 1520 yılına doğru ada büyük ço-ğunluğu ile Müslümanlığı kabul etti. 16. yy dan itibaren Avrupalılar adaya sömürgeci olarak geldiler. Hollanda, Cava'yı kendi sö-mürgesi haline getirdi. II. Dünya Savaşı'nda Cava'yı Japonlar işgal etti. Savaşta Japonya yenilince, Endonezya Cumhuriyeti kuruldu (1943). Hollanda, Cava'da Hollanda'ya bağlı iki özerk devlet kurdu. Bu iki devlet 1950'de Endonezya Cumhuriyeti'ne katıldı.
cavidani جاودانی : dâimi, sürekli, ebedi, sonsuz, bitimsiz.
cay (cây( جای :yer, mevki, makam, nokta
cay-i dikkat جای دقت : dikkate değer, dikkat çe-kici
cây-ı dikkat ve hayret جای دقت و حیرت : dikkat çekici ve hayret verici
cay-hayret جای حیرت : hayrete değer, hayret verici
cây- ibret جای عبرت : ibrete (ders almaya) de-ğer, ibret verici
cây-i isti'mal جاى إستعمال : kullanılma yeri, kul-lanım alanı
cay-i kabul جای قبول : kabule değer
113
cazibe-i umumi-i vatani
cay-i taaccub جای تعجب : garibsenmeye değer,
hayret verici
cay teessüf جای تاسف : teessufe (uzüntü duy-maya) değer, üzüntü verici nokta
caymak جام : dönmek, vazgeçmek
cazib جاذب : çekici; elverişli
cazibe 1 : جاذبه çekicilik 2. (fiz.) çekim, madde-
nin karşılıklı çekme kuvveti
cazibe-i azim (e( جاذبة عظيمه : çok büyuk çekim gücü, (mec.) hitap ettiği ve çağrıda bulundu-ğu her ırktan ve her dinden insanları kendine çekebilen månevi büyük güç sahibi (Hz.Mu-hammed a.s.m.)
câzibe-i cüziye جاذبة جزئيه : cuzi cazibe, küçük parçaların (kütlelerin) çekim gücü
cazibe-i icaz جاذبة إعجاز : icazdaki çekicilik; mu'cize derecesinde güzel, özlü, doğru ve ye-rinde söz söyleme sanatının çekiciliği
cazibe-i muhabbet جاذبه محبت : sevgide bulu-
nan çekicilik
cazibe-i rahmet جاذبه رحمت : Allah'ın (c.c.) mer-
hametindeki çekicilik
cazibe-i rahmet-i Rahman جاذبه رحمت رحمن sonsuz merhametiyle herşeyi kuşatan Rah-man'ın (Allah'ın c.c.) merhametindeki çeki-
cilik
cazibe-i umumi (y( جاذبة عموميه : genel çekim, bütün maddi varlıklar arasındaki karşılıklı çekim. Bu çekim kuvveti, maddelerin kütle-si ile doğru, aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılıdır. Kütleleri mi ve m2 ile, aradaki uzaklığı (d) ile, ve çekim gücünü F ile göste-rirsek, çekim formülü şu olur:
F= (m1.m2)/d2). Buna göre birbirini çeken iki kütlenin toplam çekim gücü, iki kütlenin çarpımının tutarı kadar büyük, aradaki uzak-lığın karesi ile ters orantılı olarak küçük olur. Örnek: Dünyadan fırlatılan bir uydu, yete-rince dünyadan uzak bir noktaya ulaştığı za-man, Dünya'nın çekim gücü, uyduyu kendine doğru çekmeye yetmez ve uydu uzayda kalır. Buna karşılık Dünya'ya yakın uzaklıktaki at-mosfer içinde bulunan cisimler, yer çekimi-nin etkisiyle yere düşer.
câzibe-i umumiye-i İslamiye جاذبة عمومية إسلامية
İslâm dininin herkesi kucaklayan ve birleşti-rici olan genel çekim gücü
câzibe-i umumi-i vatani جاذبه عمومی وطنی : vata
66
YanıtlaSilKIYAMET GÜNÜNÜN DEHŞET VE ŞİDDETİ
- Kadın erkek birlikte mi?
Resulullah (sav); "evet" deyince, Hz. Aise: "Eyvah ne kötü! Onlar bir. birine bakarlar" diye söylenmeye başladı.
Bunun üzerine Resulullah (sav) elini Hz. Aişe'nin omzuna koyup, şunları söyledi:
-"Ey Ebu Bekir'in kızı! İnsanlar o gün birbirine bakamayacak kadar endişe içindedirler. Gözlerini arşa dikip yemek içmeksizin kırk sene beklerler. Onların bir kısmı ayakları su içinde kalıncaya kadar terler. Bir kısmı ise bacaklarına kadar terlerler. Bir kısmı göbeğine kadar terlerken diğer bir kısmı uzun süren bekleyişten dolayı gırtlağına kadar tere batar.
Allah Teâlâ bir münadiye emir verir. O münadi şöyle seslenir:
Falan oğlu filan nerede?
İnsanlar kafalarını kaldırıp sesin geldiği tarafa bakarlar.
Bu sırada çağrılan kişi olduğu yerden çıkıp Allah'ın huzuruna gelir.
Ardından zalimler nerede? diye sorulur.
Bunun üzerine zalimler tek tek gelirler ve sevaplarından alınıp zul-mettikleri kimselere verilir.
O gün altın ve gümüş hiçbir para geçmez. Sadece iyilikler kötülük-lerle değiştirilir. Böylece zalimlerin hiçbir iyiliği kalmayıncaya kadar bü-tün iyilikleri mazlumlara dağıtılır. Sonra da mazlumun günahlarından alı-nıp zalime verilir.
Zalimin iyilikleri bittiği zaman ona şöyle denir:
Kızgın ateşe -cehenneme- gir, senin yerin orasıdır. Bu gün zulüm yoktur. Allah hesapları çabucak görendir.
O gün ne bir melek ne bir resul veya nebi ne de bir şehit yoktur ki hesabın şiddetinden dolayı cezadan kurtulamayacağı inancına kapılmış olmasın. Anacak Allah'ın korudukları hariç.'
Muaz b. Cebel'in rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (sav)'in şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet günü şu dört şeyden hesaba çekilmeden hiç kimse yerin-den kımıldayamaz."
1. Ömrünü nerede tükettiğinden.
2. Bedenini ne ile yıprattığından.
Tarihi Bağdad, 5825
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil67
3. Ilmiyle amel edip etmediğinden.
4. Malını nereden kazanıp nereye harcadığından."
Ikrime (ra) anlatıyor:
"Kıyamet günü baba oğlunu yakalayıp ona; yavrucuğum biliyorsun, ben dünyada iken senin babandım der. Ona yaptığı birçok iyiliği sırala-dıktan sonra şöyle devam eder:
Yavrucuğum; şu an senin iyi amellerinden çok az bir şeye ihti-yacım var belki bu sayede kurtuluşa ererim."
Bunun üzerine oğlu babasına şöyle der:
Babacığım; ben de senin taşıdığın endişeyi taşıyorum, bu sebeple sana bir şey veremem.
Daha sonra bu kişi hanımına gider ve ona: Sevgili eşim, dünyada iken ben senin biricik hayat arkadaşındım deyip ardından birçok övgü düzer ve şöyle devam eder:
Bana küçük bir sevabını vermeni istiyorum, belki bu sayede içinde bulunduğum kötü durumdan kurtulurum.
Hanımı der ki; ben de aynı korkuyu taşıdığım için sana hiçbir şey veremem.
Bu konuda Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
وَإِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى
"Yükü (günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için başkasını ça-ğırsa bu çağırdığı akrabası da olsa onun yükünden bir şey yüklen-mez. Yani günahları ağır gelen kimsenin günahlarından hiçbir şey baş-kasına yüklenmez.
Ibn Mesud'un (ra) rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Käfir kıyamet gününün uzunluğundan dolayı öylesine terler ki bo-ğazına kadar ter içinde kalır ve Allah'a şöyle yalvarır:
"Ya Rabbi, beni buradan kurtar da sonra istersen Cehennem'e at!"3
İbn Abbas (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu anlatıyor:
"Bütün Peygamberlerin dünyada yaptıkları kabul olunmuş bir dua-ları vardır. Bense bu duamı kıyamet günü ümmetime şefaat için sakladım.
Et-Tergib ve't-Terhib, 2/348
Fåtır 18
Taberani, Kebir, 8779
70
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
Meşfü: Hakk-ı şufanın taalluk eylediği akardır.
Mesfûun-bih Şefiin ma-bih-işuffa olan mülküdür.
Halit: Su hissesi ve yol hissesi gibi hukuk-u mülkte müşarik de-mektir.
Şirb-i hass: Eşhas-ı madûdeye mahsus olan mâ-i cârîdeki hakk-1 şirbdir. Amma umumun müntefi' olduğu nehirlerden su al-mak şirb-i hâss kabilinden değildir.
Tarik-i hass: Çıkmaz sokak demektir.
1. Bab, hacre aid meseleleri izah mahiyetinde dört bölüme ay-rılmıştır: 1. Bölüm (957.-965. m.) Muhtelif sınıf insanlar ve mah-cûr kimseler hakkındadır. 2. Bölüm (966.989. m.) Sağır, mecnun ve matûh ile alakalı meseleleri izah eder. 3. Bölüm (990.997. m.) Sefih-i mahcur hakkındadır. 4. Bölüm (998.1002. m.) Hacr olun-muş borçlu kimseler hakkındadır.
2. Bab (1003.-1007. m.) İkrahla alakalı meseleleri izah ma-hiyetindedir.
3. Bab şufa hakkında dört bölümden meydana gelmiştir. 1. Bölüm (1008.-1016. m.) Şuf'ada muhtelif durumlar. 2. Bölüm (1017.-1027. m.) Şufada şartlar. 3. Bölüm (1028.-1035. m.) Şuf-ada talebler. 4. Bölüm (1036.1044. m.) Şufaya aid hükümler.
10. Kitab (K. EL-ŞİRKET)
YanıtlaSilAraştırmalarım esnasında Kitab'ul-Şirket'in Cemiyet mazhata sını, arz ve iradeyi bulamadım. Yalnız Hazine-i Evrak-1 Bab-ı Ali mührünü taşıyan şu yazı bize bu mevzuda resmi bir kaynak teskil etmektedir: «Mecelle-i Ahkam-1 Adliyye'nin şirkete dair olan onun cu kitabının irade-i seniyye-i hazret-i padişahiye iktiran eylediği hakkında daire-i meşîhatten makam-ı sâmi-i sadaret-i uzmaya 20 Muharrem 1291 (8 Mart 1874) tarihli ve 101 numaralı tezkere ile iş'ar vuku bulduğu tahkik olunmuştur.
18 Eylül 1333 (18 Eylül 1917)"
Arşivdeki vesikalar arasında onuncu kitabın matbu' nüshaları ile alakalı sadaret tezkeresi ve irade-i seniyye mevcuttur. Bazı ki taplarda onuncu kitabın irade-i seniyye tarihi olarak gösterilen 16 Cemaziel-âhir 1291 (4 Ağustos 1874) tarihi, bu matbu nüshaların irade tarihi ile karıştırılmış olsa gerektir".
K. EL-ŞİRKETİN MUHTEVASI
Şirket çeşitleri hakkında bir mukaddime ile sekiz babdan mü teşekkildir. Mukaddime (1045.1059. m.) bazı fıkhi tabirlerin izahı mahiyetindedir. Bu fıkhi ıstılahat şunlardır: : Fi'l-asl birden ziyade kimselere bir şeyin ihtisarı ve on
Şirket
ların ol şey ile imtiyazıdır. Fakat böyle bir ihtisara sebep olan akd-i şirket manasında dahi örf ve istilah olarak müs tameldir. Binaenaleyh mutlaka şirket iki kısma taksim olu nur: Biri şirket-i mülkdür ki, iştira ittihab gibi esbab-ı te mellükden biriyle hasıl olur. Diğeri şirket-i akddir ki, şerik-ler beyninde icab ve kabul ile hasıl olur. Bunlardan başka bir de şirket-i ibâha vardır ki, mubah olan yani su gibi fi'l-asl kimesnenin mülkü olmayan şeyleri ahz ve ihraz ile tes mellüke selâhiyette âmmenin müteşarik olmasıdır.
54. Arşiv, Mec. Dos.; A. Cevdet Ps., s. 113
55. Durer'ul-Hukkâm, III, 788; Mecelle (A. H. Berki ner.) a. 210.
56. bk. Arşiv, Mec. Dos.
582
YanıtlaSilHADIS-1 SERİFLER
1194) «Sizden her kim bir kötülük görürse eli ile düzeltsin.. Gücü yetmezse dili ile.. Buna da gücü yetmezse; kalbi ile.. Ve bu imanın en zayıfıdır..>>
*
Bazı müfessirlere göre:
İmanın en zayıfıdır..>>
Cümlesi:
İmanın kat kat kuvvetlisidir.
Şeklinde şerh edilmiştir.. Öyle ya, bir kötülüğe elle, dille mâni olun-mus; fakat kalben sevilmiş; ne kıymeti var..
**
Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte.. ١١٩٥ مَنْ رَآلَى فِي الْمَنَامِ فَقَدْ رَآنِي حَقًّا فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لَا يَتَمَثَلُ بِي .
( رواه أحمد عن أنس )
1195) «Her kim, beni uykusunda görürse; gerçekten beni görmüş olur.. Çünkü şeytan, benim şeklime giremez..>>>>
Derler ki:
Şeytan, ashabın ve büyük velilerin de şekline giremez..
Ravi: ENES'ten r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkıbeleri, 1. Ha-dis-i Şerifte..
١١٩٦ مَنْ رَالى فى الْمَنَامِ فَسَيَرَانِي فِي الْيَقَظَةِ ، وَلَا يَتَمَثَلُ الشَّيْطَانُ بِي .
( رواه الشيخان عن أبو هريرة )
1196) «Herkim, beni rüyada görürse, ayıkta da görecektir.. Şeytan benim şeklime giremez..>>>
***
İşbu Hadis-i Şerifin delâletine göre, bu âlemde Peygamber S.A. efendimizi görenler; öbür âlemde de görecek ve şefaatına nail olacaklar-dır. İsterse bu görmek, rüyada olsun.. Zira onu rüyada görmek, bazı ma-naya göre: ayıkta görmek gibidir..
**
Ravi: EBUHÜREYRE'den naklen BUHARÎ ve MÜSLİM.. Menkibe-leri 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
۱۱۹۷ مَنْ رَدَّ عَنْ عِرْضِ أَخِيهِ رَدَّ اللهُ عَنْ وَجْهِهِ النَّارَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ . ) رواه أحمد عن الدرداء – وأخرجه الترمذى )
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil583
1197) «Her kim, gıyabında kardeşinin namusuna uzanan dilleri çe-virirse; kıyamet günü, Allah-ii Taâlâ onun yüzünü ateşten çe-virir..>>>
** Yani: Din kardeşinin aleyhinde yapılan dedikoduları kim önlerse, cehenneme girmez..
Ravi: EB'UD DERDA'dan r.a. naklen İMAM-I AHMED ve TİRMİ-21.. Menkıbeleri, 1. 9. ve 13. Hadis-i Şerifte..
۱۱۹۸ مَن رَضَى مِنَ اللَّهِ بِالْقَلِيلِ مِنَ الرِّزْقِ ، رَضِي اللَّهُ مِنْهُ بِاليَسِيرِ مِن العمل.
( رواه البيهقي )
1198) «Her kim, az rızık için, Allah'tan razı olursa; Allah onun az amelini kabul eder..>>>
Maksad Allah'tan razı olmaktır.. Allahın taksimine, az veya çok, razı olandan Allah razı olur..
Ravi: BEYHEKI.. Menkıbesi, 12. Hadis-i Şerifte.. ۱۱۹۹ مَن زَارَنِي بِالْمَدِينَةِ مُختسِباً كُنتُ له شهيداً وَشَفيعاً يَوْمَ الْقِيَامَةِ .
( رواه البيهقي عن أنس )
1199) «Her kim, MUHTESİBEN Medine'de beni ziyaret ederse; kı-yamet günü lehinde şahidi ve şefaatçısı olurum..>>
* ** MUHTESİBEN: Hasbeten lillah.. Yani, Allah için.. Maddi birşey gözetmeden..
Ravi: ENES'ten r.a. dis-i şerifte.. naklen BEYHEKI.. Menkıbeleri, 1. ve 12. Ha-
۱۲۰۰ مَنْ زَارَ قَبْرَ وَالِدَيْهِ أَوْ أَحَدِهِمَا يَوْمَ الْجُمُعَةِ ، فَقَرَأَ عِنْدَهُ (يس) غُفِرَ لَهُ .
( رواه ابن عدى عن أبي بكر )
1200) «Her kim, ana babasımım, ya da birinin kabrini cuma günü zi-yaret eder; yanında YASİN okursa bağışlanır..>>
**
YASİN: Kur'an-ı Kerim'in 36. suresidir. Sayılamıyacak kadar çok fa-zileti vardır.
**
*
100
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Size, Allah adına and veriyorum: Siz, girerseniz, onları, Resûlul-lah Aleyhisselâmın hizmetinden geriletirsiniz.
Vallahi, çağırılandan başka hiç kimse içeri girmiyecektir!» diye-rek bağırdı.
Ensar «Bizim, içeri girmeye hakkımız vardır.
Çünki, O, bizim kız kardeşimizin oğludur.
İslamiyette de, bizim belirli bir yerimiz vardır!» dediler.
Hz. Ebû Bekirle görüşmek istediler.
Hz. Ebû Bekir «Ensarın, Ali ve Abbas ile görüşmeleri, daha ye-rinde olur.
Çünki, onların yanına, ancak, kendilerinin istedikleri kimseler girebilir." dedi. (666)
Beni Avf b. Hazreclerden ve Bedr'e katılmış bulunan Sahabilerden Evs b. Havli, Hz. Ali'ye «Ey Ali! Allâh aşkına, Resûlullâh Aleyhisse-lâmın hizmetinden bizi de, nasiblendir!>> diye yalvardı.
Hz. Ali, ona «Gir içeri!» dedi.
Evs b. Havli, içeri girip oturdu.
Peygamberimizin yıkanışında bulundu. (667)
Peygamberimizi yıkamaya başlamak istedikleri zaman «Vallahi, ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Ölülerimizin elbisesini soyduğumuz gibi, Resûlullâh Aleyhisselâ-mı da, soyalım mı? Yoksa, elbisesi üzerinde bulunduğu halde mi, yı-kayalım?» dediler.
Anlaşmazlığa düştüler.
O zaman, Allâh, onlara bir uyuklama verdi.
Onlardan, uyuklaya uyuklaya çenesi, göksüne düşmeyen kimse kalmadı! (668)
Evin bir köşesinden, kim olduğunu anlayamadıkları birisinin «Peygamberinizi, üzerinde elbisesi olduğu halde, yıkayınız! (669)
Peygamberinizin gömleğini soymayınız!» diyerek seslendiğini işit-tiler. (670)
Hemen yıkamağa kalktılar. (671)
(656) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 278
(667) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 312, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 260
(658) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 313, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 267, Ebû Davud Sünen c. 3, s. 196-197
(669) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 313, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 267, Ebû Davud Belâzüri Ensabül'eşraf c. 1, s. 569 Tabakat c. 2, s. 277, Sünen c. 3, s. 197,
(670) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 276, Belâzüri ( Ensabüleşraf c. 1, s. 570
671) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. c. 6, s. 267 313, Ahmed b. Hanbel Müsmed
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilPeygamberimiz, hastalığı sırasında, Hz. All'ye «Öldüğüm zaman, beni, sen yıka!» buyurmuştu.
Hz. Ali «Yâ Resûlallah! Ben, hiç ölü yıkamadım ki!?» demişti. Peygamberimiz «Yıkama işi, sana hazırlanacak, kolaylaştırıla-cak!» (672)
Beni, senden başka kimse yıkamasın. Benim edeb yerimi, hiç kimse görmesin!
Åksi takdirde, onun, gözünün nûru söner!» buyurmuştu. (673)
Peygamberimizi yıkamak için, Sa'd b. Haysemelerin Kuba'daki Cars kuyusundan su getirilmişti.
Peygamberimiz, o kuyunun suyunu içerdi.
Evs b. Havli, desti ile su taşıyor (674), Hz. Abbas (675) ile Üsâ-me ve Şukran, Peygamberimizin gömleğinin üzerine su döküyordu. (676)
Fadl b. Abbas ile Üsâme b. Zeyd, gözleri bağlı olarak Hz. Ali'ye su veriyorlardı. (677)
Hz. Ali de, eline, bir bez sarmış olduğu halde (678), gömlek üze-rinden oğuşturarak Peygamberimizi yıkayordu. (679)
Peygamberimizin karnı sığandığı zaman, evin içine misk kokusu (680), bir benzerini daha görmedikleri güzel bir koku yayıldı. (681)
Ölülerde görüle gelen şeylerden hiç biri, Pegamberimizde görül-medi.
Hz. Ali «Babam, anam Sana fedâ olsun!
Sen, diri iken de, ölü iken de, ne kadar temizsindir!» dedi. (682)
Hz. Ali, Peygamberimizi, bağrına bastı.
Hz. Abbas ile oğulları Fadl ve Kusem de, bir yandan, o bir yana çevirdiler. (683)
(672) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 280-281
(673) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 278, Ebülfida Sire c. 4, s. 520, Kastalani Mevahibülledünniye c. 2, s. 497-498
(674) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280
(675) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 279
(676) İbn-i İshak, c. 1, s. 260 İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 312-313, Ahmed b. Hanbel Müsned
(677) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 278
(678) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280
(679) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 313, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, 3. 267, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 569
(680) Serahsi Mebsut c. 2, s. 59
(681) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 280
(682) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 313, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 281, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 260, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 571
(683) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 1, s. 260 Sire c. 4, s. 312-313, Ahmed b. Hanbel Müsned
101
سورة نفره (5)
YanıtlaSilاشارات الاعجار
ای اقدام شو هدى للمتقين ( حمله سنده کی نور بلاغت و حسن كلام (درن نقطه ) دن
تف هر اتمشور.
(۱) بو جمله ده مبتدا موذ و قدر. بو هدف، جمه بی تشکیل این مبدا ایله خبر رانده کی اتحاد، او یکه بر در جدیه وار مشکه خدانکه مبتدا حذف او لما يجب خبرك الجرينه كير من خارجا ایکسی متحد اولد قاری کی، ذهزاده متحد اولد قارينه اشار تدر.
(۲) (هادی) برنده (هندی)، یعنی اسم فاعل موقعنده مصدرك قول انه لمسی، تجسم این نور هدايتين جوهر قرآنك حصوله کلر یگنه اشار تدر.
(۳) (هدی) ده کی تنوین تذکیر در آغلا شیا لیور که هدایت قرآنه او پله اینچه به درجه به وار شده که حقیقتی ادراك ايديله من واويله كنيسه بر ساحر بي اشغال ایتمشور که احاطه ی علماً قابل دگلدر چونکه معرفه نك ضدی اولان (نکره)، با شدت خفاده اولور و یا کثرت ظهور در نشست اید. بوط بناء درکه، (تنكير) بعضاً تحقيری، بعض اده تعظیمی افتاده ایدر دیندا مشدد.
(ع) متعدد قاله لره بدل اسم فاعل صیفه سیاه اختيار ايديال (متقين) ظاهری ابله با میلان ایجاز هدايتك عمره سنه و تأثيرينه اشارت اولديفي کبی، هدايتك وجود ینه ده به دلیل اندر.
[ سؤال ؟ ] غایت محدود، از بر قاچ نقطه دن بشرن طاقتند به خارج دینه لن اعجازن طوغمری احتمالی وار میدر؟
الجواب ] مادى و معنوى هر شيده يارديمك و اجتماعك بيون قوت و تأثیری واردر اوت
انقطاس سريله اوج شيئك حتى اجتماع ليدرسه به اولور به اجتماع الدرس، اور اولور. اون اجتماع ایدرسه، فرقه اولور چونکه هر شیده بر نوع انعکاس و بر نوع تمثل وارده.
ناصها، بربرینه مقابل طوتولان ایلمی آیینه ده چومه آینه پر کورونوپور. كذلك ، ایک اوچ نکته و یا ایکی اوج حسن اجتماع ابتدكاری زمان يك چومه نکته لی، پل چومه مظهر تولد ایدر بوستره بناء در که هر حسن من اجبناك و هر بر صاحب كمالك امثاليله اجتماع ایمگه فطری بر میلی وار در که، اجتماع عاری زماننده حناری، کماللری برایکن ایکي اولور حتى برطاس طاشلغيهه برابر، قبه لي بنا الرده اوسته نك
دليل إلى Delili inni: Eserin eser sahibini isbat etmesi
YanıtlaSilحابي Haricen: Distan
حصول Husûl: Meydana gelme
من كلام Hüsn-ü kelâm: Güzel ko-nuşma (sıfatı)
Hüsün: Güzellik
اجتماع
İctima: Toplanma
إدراك İdrak: İyice anlama, anlayıs
إحالمه
İhata: Kuşatma
انعكاس
İnikas: Yansıma
الحان
İttihad: Birleşme
قابل Kabil: Mumkin
كَثْرَتِ ظهور Kesret-i zuhür: Çoklukla görünme
معرفه Marife: Belirli
محدود Mahdud: Sınırlı
محذوف
Mahzuf: Aradan çıkarılan
مقابل
Mukabil: Karşılık
مقد
Müttehid: Birleşmiş
نكره
Nekre: Belirsiz
ثمره
Semere: Meyve
شَدَّتِ خَفَا
Şiddet-i hafa: Şiddetli giz-lilik
تعظيم Ta'zim: Büyükleme, yüceltme
تحقير Tahkir: Hakaret etme
Tecessüm: Cisimlenme
تمثل
Temessül: Benzer şekil ve surete girme, suretlenme
تنكير Tenkir: Bir ismi belirsiz kılma
تولد
Tevelliid: Doğma
تظاهر
Tezahür: Görünme
Silre-i Bakara, 2
YanıtlaSilEy arkadas! Su هدى التقنية cümlesindeki nûr-u belågat ve hüsn-ü kelâm "Dört Nokta"dan tezahür etmiştir.
1- Bu cümlede mübtedå mahzüftur. Bu hazf, cümleyi teşkil eden mübtedå ile haber arasındaki ittihåd, öyle bir dereceye varmış ki, sanki mübtedå hazfolmayıp haberin içerisine girmiş. Hâricen ikisi müttehid oldukları gibi, zihnen de müttehid olduklarına işarettir.
2- ) هاری ( yerinde )فدى(, yani ism-i fäil mevkiinde masdarın kullanılması, tecessüm eden nûr-u hidâyetten cevher-i Kur'ân'ın husûle geldiğine işarettir.
3- ) هدى ('deki tenvin-i tenkirden anlaşılıyor ki, hidâyet-i Kur'ân öyle ince bir dereceye varmıştır ki, hakikati idråk edilemez. Ve öyle geniş bir sahayı işgal etmiştir ki, ihåtası ilmen käbil değildir.
Çünki 'ma'rife'nin zıddı olan 'nekre', ya şiddet-i hafâdan olur. Veya kesret-i zuhûrdan neş'et eder. Buna binâendir ki, "Tenkir bazen tahkîri, bazen de ta'zimi ifade eder" denilmiştir.
4- Müteaddid kelimelere bedel, ism-i fåil sigasıyla ihtiyar edilen ) مثنية ) kelimesi ile yapılan icâz, hidâyetin semeresine ve te'sîrine işaret olduğu gibi, hidâyetin vücûduna da bir delîl-i innîdir.
Suâl: Gayet mahdûd, az birkaç noktadan beşerin tâkatinden hâriç denilen i'câzın doğması ihtimali var mıdır?
Elcevab: Maddi ve ma'nevî her şeyde yardımın ve ictimâın büyük kuvvet ve te'siri vardır. Evet, in'ikâs sırrıyla üç şeyin hüsnü ictimâ ederse, beş olur. Beş ictimâ ederse, on olur. On ictimâ ederse, kırk olur. Çünki her şeyde
bir nevi in'ikâs ve bir nevi' temessül vardır. Nasıl ki, birbirine mukābil tutulan iki aynada çok aynalar görünüyor. Kezâlik, iki-üç nükte veya iki-üç hüsün ictimâ ettikleri zaman pek çok nükteler, pek çok hüsünler tevellüd eder. Bu sırra binâendir ki, her hüsün sahibinin ve her bir sahib-i kemâlin emsâliyle ictima etmeye fitri bir meyli vardır ki, ictimâ'ları zamanında, hüsünleri, kemâlleri bir iken iki olur. Hatta bir taş taşlığıyla beraber, kubbeli binalarda ustanın
FARIYTE SUGON
YanıtlaSil-1475-Fatih Sultan Mehmet'in Kırım'i fethi.
- 1944 - Normandiya çıkarması.
1965 - Millî Emniyet Hizmetleri Teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) adını aldı.
BIR AYET
6
PERŞEMBE
THURSDAY
HAZİRAN
JUNE
0, hukum ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
En'am Suresi: 73
BİR HADİS
Küçük veya büyük olsun, kimden gelirse gelsin hakka yönel. İsterse bu kişi kızdığın ve sana uzak olan biri olsun.
İbni Asâkir
(İnsan) eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur.
Sözler
HIZIR: 32 - GÜN: 158 KALAN: 208 - GÜN. UZ.: 1 DK
HİCRỈ: 29 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 24 MAYIS 1440
ما وكمmab euruek uimejassa mejes पㅅnsay no
YanıtlaSilpey
TARINTE BUGÜN
-1453-Ayasofya'da ilk Cuma namazı Akşemseddin tarafından kıldırıldı.
1911-Türk Hava
Kuvvetleri'nin kuruluşu.
1929 - Türkiye'de resmî işlem ve kayıtlarda tamamen Latin harfleri kullanılmaya başlandı.
1994 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Kayalar vefat etti.
HAZIRAN
01
PAZAR
51446
ZİLHİCCE
RUMI: 19 MAYIS 1441
HIZIR: 27
Acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim.
İmsak Günes
Öğle
Aksam
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
BİR AYET
Allah pek buyük lutuf ve ihsan sahibidir.
(Bakara: 105)
BİR HADİS
Allah'ın rahmet esintileri vardır. Onları dilediği kullarına isabet ettirir.
Beyhaki
Mesnevî-i Nuriye
Aksam
Yatsı
İkindi
Yatsı
38 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilAhiret Hayats/30
Hasir ve nesire dair dua
Huzeyfe (ra) rivayet ediyor
Hz. Peygamber geceleyin yatağından ğında elini yanağının altına koyar, sonra dua ederdi: "Allah'ım, Senin adına ve Senin adınla ölürüm." Uyandığında da you derdi: Olchikten sonra bizi dirilten ve buzurunda toplanılacak olan Allah'a hang sun."
Bubart, Tevhid: 13: Muslim, Zakor
Hafsa'dan (ra) rivayetle:
Hz. Peygamber uyumak üzere uzandığ sağ elini yanağının altına koyar, sonra, A lah'ım, kullarını dirilteceğin Kıyamet Gunun beni azabından koru" diye dua eder ve birou defa tekrarlardı.
Ebu Davud, Edeh: 98: Mümed 6:20
Kıyamet Günü
Ahiret hayatı
yapiral
nivayet ediyor
moist arasım dönmüş gidiyor, ahiret ise 16-Bunlardan ber ikisinin de ken-me bas evlatları var. Sizler ahiretin evlatları 57am Sakuman evlatları olmayın. Zini ninamed ar busap yok yarn ise hesap var and yuk
Karib-i Sitte, Hals No. 1973.
Ehu Zer (ra) rivayet ediyor.
Besulullah (sm) mescitte iken buzurnima gir-Bana "Ey Ebu Zer mescide tahtyye (selâm mck) gerekir buyunu Ben: "Mescide verilecek wam nedir?" diye sorunca: "(Girince) kalacağın rehit namazdır" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Re-Hz. Ibrahim ve Hz. Müsa'nın subuflarında lanlardan berbangi bir şey size indirildi mi?" diye sordum, pu cevabı verdi: "Ey Ebu Zer! (Evet, pa mealdeki ayetler indi deyip okudu) "Şüphesiz tot temizlenen ve Rabbinin adım zikrodip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir. Belki dünya bayanou (ahiretten) üstün tutarsınız.
38 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilHaşir ve neşire dair dua
Huzeyfe (ra) rivayet ediyor:
Hz. Peygamber geceleyin yatağına uzandı. ğında elini yanağının altına koyar, sonra şöyle dua ederdi: "Allah'ım, Senin adınla yaşıyorum ve Senin adınla ölürüm." Uyandığında da şöyle derdi: "Öldükten sonra bizi dirilten ve mahşerde huzurunda toplanılacak olan Allah'a hamdol-sun."
Buhari, Tevhid: 13; Müslim, Zikir: 57, 59.
C C E
***
Hafsa'dan (ra) rivayetle:
Hz. Peygamber uyumak üzere uzandığında sağ elini yanağının altına koyar, sonra, "Al-lah'ım, kullarını dirilteceğin Kıyamet Gününde beni azabından koru" diye dua eder ve bunu üç defa tekrarlardı.
Ebu Davud, Edeb: 98; Müsned, 6: 288.
G S
***
Ahiret Hayatı / 39
YanıtlaSilKıyamet Günü
Ahiret hayatı
Ali (ra) rivayet ediyor:
Dünya arkasını dönmüş gidiyor, ahiret ise yö-nelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de ken-dine has evlatları var. Sizler ahiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 1973.
***
Ebu Zer (ra) rivayet ediyor:
de τις
Resulullah (asm) mescitte iken huzuruna gir-dim. Bana: "Ey Ebu Zer mescide tahiyye (selâm vermek) gerekir" buyurdu. Ben: "Mescide verilecek selâm nedir?" diye sorunca: "(Girince) kılacağın iki rekât namazdır" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Re-sulü, Hz. İbrahim ve Hz. Mûsa'nın suhuflarında olanlardan herhangi bir şey size indirildi mi?" diye sordum, şu cevabı verdi: "Ey Ebu Zer! (Evet, şu mealdeki ayetler indi deyip okudu:) "Şüphesiz iyi temizlenen ve Rabbinin adını zikredip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir. Belki siz dünya hayatını (ahiretten) üstün tutarsınız.
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
247 1 Ehli Cennet, nimetlerine dalmış halde iken kendilerine bir nur zahir olur. Başlarını kaldırınca görürler ki, Rab, üstlerinden kendilerini şereflendiriyor. Ve "Esselamü aleyküm ya ehli Cennet" diye buyuruyor. İşte bu, Allah Tealanın Kur'andaki "Selamün kavlen mirrabbirrahim" ayetindeki buyurmasıdır. Ondan sonra Allah onlara nazar eder, onlar da Allah'a nazar ederler. Ve Rablarına nazar ettikleri müddetçe, başka hiçbir nimete iltifat etmezler. Ta ki, Allah Tealanın temâşâsı kalkıp, nuru ve bereketi kalıncaya kadar. Hz Cabir (r.a.)
247 2 Ben uyku ile uyanıklık arasında iken iki melek geldi. Biri: "Bunun için bir temsil var, ona anlat" dedi. Diğeri de: "Bir Seyyid bir ev yaptı, ziyafeti için hazırladı. Bir münadi tayin etti. Burada Seyyid Allah, ev Cennet, ziyafet islam nimeti ve münadi de Hz. Muhammed (s.a.v)dir." dedi. Hz. Osman (r.a.)
247 3 Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
247 4 Hac ile Umreyi bir biri peşine yapınız. Zira onları peşi sıra yapmak ömrü artırır. Fakr ü zarureti ve günahları ise, demirci ocağının madenin pasını alması gibi, giderir. Hz. Ömer (r.a.)
247 5 Hac ve umreyi peşi peşi sıra yapın. Zira o ikisi fakirlik ve günahları, demirci ocağının, demir, altın ve gümüşün kirini giderdiği gibi giderir. Haccı mebrurun Cennetten başka karşılığı yoktur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
247 6 Hz. Ebubekir (r.a)'ı melekler Cennete koşturarak götürürler. Sıddıklar ve peygamberlerle birlikte. Hz. Câbir (r.a.)
247 7 Ehli Cennetin zinetleri, abdest suyunun eriştiği abdest yerlerini bulur. Hz. Ebû Huseyin (r.a.)
247 8 Mahvolsun altın ve gümüş, "Ne biriktirelim" denildi. Buyurdu ki; Zâkir dil, şâkir kalb ve dinine yardımcı zevce. Sahabiden biri (r.a.)
247 9 Melekler Cuma günleri mescid kapılarına gönderilir, gelenleri sıra ile kaydederler. İmam minbere çıkınca defter kapanır. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
247 10 Sen ister ağla, ister ağlama. Siz onu götürürken o, melaikenin kanatlarının gölgesi altında idi. (Hz. Cabir r.a'ın babası Abdullah şehid olunca, kız kardeşi çok ağlamış. Efendimiz de yukariki hadisi şerifi buyurmuştur.) Hz. Câbir (r.a.)
C UMHURİYET kurulurken halk yoktu. Mustafa Ke-mal döneminde Seçim sandığı milletin önüne hiç bir zaman gelmedi. Ne babam ne de dedem oy kullanmadı. Evet, Cumhuriyet kurulurken, Musta-fa Kemal tek başına bütün mil-letvekillerini tayin etti. Yani se-çim için millet adına tek başına karar veren sadece bir Mustafa Kemal vardı.
YanıtlaSilAbdull İKB
Hani bu uygulamaya geçiş dönemi falan da denilmiyordu. Diyelim ki, yeni bir devlet kuruluyor buna geçici hü-kümet denilebilir. Bunun adı ise kurucu meclistir, bir süre sonra da halka gidilir ve seçim yapılır. O zaman hükümet meşru hale gelir. Amma hiç bir zaman böyle bir uygulama olmadı.
Her ne ise, birinci seçim böyle yapılır-ken, ikinci seçimde son derece entere-sandı. Bu ülkenin reisicumhuru seçilecekti, Mustafa Kemalden başka aday yoktu ve ol-ması da zaten imkânsızdı. Reisicumhuru da halk seçmiyordu, Mustafa Kemal'in tayin ettiği milletvekilleri seçiyordu, onlar da Mustafa Kemal'i seçerek böylece birbir-lerini seçmiş oluyorlardı. Ne ala memleket değil mi? Ben sizi seçtim siz de beni seçin, böylece geçinip gideriz işte. Bunun adına da Cumhuriyet deniliyor ve halk sandığa gitmeden cumhuriyetçi oluyordu.
İlk seçim 1946 yılında yapıldı, o da belki dünyada emsali olmayan açık oy gizli tasnif şeklinde idi. 1950 yılında yapı-lan ikinci seçimde halk diktatörlüğe son verdi amma onlari devirmeye gücü yet-medi, bu diktatör kalıntıları peşinen ne hüküm verecekleri belli olan ucube bir mahkeme kurdular ve bu mahkemenin ve-receği karara temyiz mahkemesinin yo-lunu kapatarak Başbakan Adnan Menderes ile ile iki bakanı da idam ettiler.
Diktatorya yine başa dönmüştü, 1960 ihtilalinden sonra yine bir meclis kuruldu bunun adı ise Milli Birlik Komitesi idi bu komitenin içinde albay, yüzbaşı ve hatta Üsteğmen bile vardı, askeri sistem de alt
milletvekilleri de M. Kemal'ı seçtiler
YanıtlaSilIkadir BAL
üst olmuştu.
Bu komitede görev alan bir general ile bir üsteğmenin yet-kisi aynı idi Bu darbeci komite T.B,M,.M. adına karar veri-yordu. O zaman Orgenerel Cemal Gürsel'i albaylar cuntası başa getirip bir komite seçildi, bunlar da Cemal Gürsel'i seçe-rek onu Reisicumhur yaptılar ve Mustafa Kemalin koltuğu tekrar asliyesine döndü.
Diktatorya bununla da ye-tinmedi, her on yılda bir askeri darbe ya-parak milletin seçtiklerini alaşağı ediyordu. Dünyanın hiç bir ülkesinde her on yılda bir askeri darbe yapılmamıştır.
Ta ki 15 temmuz darbesini yapmaya teşebbüs edenlere kadar. Hiç ummadıkları şekilde halk darbecilere karşı cansiparane durdu, tankların üzerine çıktı, kendi hal-kına bomba ve kurşun yağdıran bu vahşi-lere karşı kahramanca göğüs gerdi. 251 İnsanımız mazlumen hayatını kaybetti, in-şallah şehit oldular ve 2500 kişi yaralandı. Halk askeri darbecilere karşı sivil bir darbe yaptı. İnşallah diktatoryanın sonu oldu.
Eğer 15 Temmuz gecesi I. Ordu Ko-mutanı darbeyi haber vermeseydi ve karşı durmasaydı darbeciler başarılı olabilir-lerdi. Bu ülkede yapılan bütün darbeler Mustafa Kemal'in askerleriyiz diyenler ta-rafından cumhuriyeti korumak ve laiklik elden gidiyor diye yapıldı. Halbuki laiklik yerinde duruyordu ve halende devam et-mektedir.
Sahi kısaca arz ettiğim böyle bir uygu-lama neye benziyor dersiniz.
Ben söyleyeceğimi söyledim de yine
de karar sizin.
LAN YETER ARTIK DİYORUM ve AVAZIM ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRIYO-
RUM! Çocuklarımıza yalanlarla dolu tarihi artık okutmayın! Tarihi doğru okuyalım gerisi kolay.
Allah'ın izniyle yakın bir zamanda bu ülkenin arşivleri açılırsa, siz seyreyleyin gümbürtüyü.
Kalın sağlıcakla