İSHAK A. S.

Yorumlar

  1. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.

    Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).

    Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-

    YANITLASİL

    yuksel22 Mayıs 2024 13:52
    ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,

    .Κ.)

    BESİR

    YanıtlaSil
  2. Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden.
    Ravi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.)
    Sayfa: 153 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

  3. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    323 1 Alimin abid üzerine efdaliyeti, Benim sizin en aşağınıza efdaliyetim gibidir. Allah (z.c.hz.), melekleri, yuvasındaki karıncaya ve balığa varıncaya kadar yer ve gök ehli insanlara hayır öğretene selat ederler. (Peygamberimize biri alim, diğeri abid iki kimseden bahsolunduğunda yukarıdaki hadis varid oldu.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    323 2 İlmin fazileti Bana, ibadetin faziletinden daha sevimlidir. İslam dinindeki en hayırlı şey de verağdır. Hz. Mus'ab (r.a.)
    323 3 Alimin, alim olmayana üstünlüğü, Peygamberin ümmetine üstünlüğü gibidir. Hz. Enes (r.a.)
    323 4 Alimin abid üzerine fazileti, Bedir halindeki kamerin diğer yıldızlara olan fazileti gibidir. Hz. Muaz (r.a.)
    323 5 Alimin abid üzerine fazileti yetmiş derecedir. İki derecenin arası süratli bir at gidişi ile yüz yıllık yoldur. Bu da şunun içindir ki, şeytan insanlara bir bid'at bıraktığında, alim onu fark eder ve halkı uyarır. Abidin ise bid'atten haberi olmaz, onu tanımaz da. O, ibadeti ile meşguldür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    323 6 Kur'an'ı ezber okumakla yüzünden okumak arasındaki fark, nafile ile farz arasındaki efdaliyet gibidir. Sahabilerden bazılarından
    323 7 Kur'an'ın diğer sözlerden efdaliyeti, Allah'ın halkından efdaliyeti gibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    323 8 Cenazenin arkasında gidenin, onun önünde gidene olan fazileti, farz namazın nafileye fazileti gibidir. Hz. Ali (r.a.)
    323 9 Namazı ilk vaktinde kılanın son vaktindekine fazileti, ahiretin dünyaya efdaliyeti gibidir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    323 10 Camiye yakın evin uzak eve fazileti, gazinin evde oturana efdaliyeti gibidir. Hz. Hureyye (r.a.)
    323 11 İnsanlara dört şey sebebiyle tafdil edildim: Cömertlik, şecaat, cima şiddeti ve harpte düşmanla savaşmak kuvveti. Hz. Enes (r.a.)
    323 12 Diğer Peygamberler üzerine altı şeyle tafdil edildim: Şümullü ve cami sözler söylemekle, düşmanın kalbine korku salmakla, ganimet helal edilmekle, toprak Bana temiz, temizleyici ve mescid olmakla, bütün halka meb'us edilmekliğimle ve Benimle Peygamberlerin sona ermesiyle. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    323 13 Diğer Peygamberlere beş şeyle tafdil edildim: İnsanlara umumi olarak baas olundum. Şefaatimi, ümmetime ahiret mededi olarak sakladım. Önümden bir aylık, arkamdan bir aylık mesafedekiler için düşmanlarıma korku ile yardım gördüm. Arz Bana mescid ve temizleyici kılındı. Ganimetler Bana helal kılındı. Halbuki Benden önce helal kılınmamıştı. Hz. Saib (r.a.)
    323 14 Şeytanın yere indirildiğinde yaptığını yaptın. O da elini başına koyarak feryad eyledi. Musibet sebebiyle başını tıraş eden, üstünü paralayan, sesli ağlıyan bizden değildir. Hz. Muharib İbni Disar (r.a.)

    YanıtlaSil
  4. AÇIK MEKTUBUMDUR.

    Alper Tan olarak bütün akrabalarıma ve sevdiklerime açık mektubumdur.

    Bu konuyu yazıp yazmamayı çok düşündüm. Uzun değerlendirmelerden sonra yazmaya karar verdim. Çünkü yazmamanın da benim üzerimde bir vebalinin olduğuna inanıyorum. Yazıp sizlere ulaştırdıktan sonra bu vebal benim üzerimden kalkmış olacak diye düşünüyorum.

    35 seneden bu yana bu ülkede gazetecilik yapıyorum. Bunun 30 yılı başkent Ankara’da geçti. Halkın bilmediği, haberinin olmadığı binlerce olaylara yakinen şahit oldum. Bunların bir çoğunu kamuoyu ile paylaşamadık. Çünkü bazıları devlet sırrı niteliğindeydi ve devletimize milletimize zarar vermemek gerekiyordu. Bazılarını da her şeyi göze alarak yayınladık duyurduk. Böyle yaptığım için onlarca kez savcılık takibatına maruz kaldım ve yargılandım. Halen 10 civarında davadan yargılanıyorum.

    Beni tanıdığınızı düşünüyorum. Yalan söylemeyeceğimi abartı ve hamaset yapmayacağımı bildiğinizi zannediyorum. Dolayısıyla yazdıklarımı bu çerçeveden değerlendirirseniz çok sevinirim.

    Belki bazılarınız kabullenmekte zorlanacaksınız ama Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan 1944 ortalarına kadar İngiliz mandasıydı. 1944’ten 2006’ya kadar da Amerikan mandası olarak devam etti. Türkiye 2006 yılından bu yana bağımsızlık mücadelesi veriyor. Bu kesin.

    Bunu iftiharla söyleyebilirim ki bu mücadeleyi yürütenlerden birisi de benim. Milletimizin bağımsızlığını kazanması için her şeyi göze almış vaziyetteyiz. Bunun için bugüne kadar sizin bilmediğiniz bedeller de ödedim.

    2006 yılında neler olduğunu ilerleyen yıllarda herkes öğrenecek ve tarih kitapları geniş bir şekilde bu konuyu yazacak.

    Elbette her seçim ülkeler için önemlidir. Fakat inanın ki 14 Mayıs seçimleri sıradan normal bir seçim asla değildir. 2006 yılında devletimizi elinden aldığımız Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri gözlerini tamamen karartmış ve 15 Temmuz işgal teşebbüsünden daha korkunç bir planla çalışmaktadırlar. Bu söylediklerim kesinlikle şaka değil. Ya da tayyip Erdoğan’ın şahsı için bir propaganda değil.

    YanıtlaSil
  5. 15 Temmuz 2016da, akşamdan önce size deseydik ki birkaç saat sonra Türkiye savaş uçaklarıyla en ağır silahlarla işgal edilmeye çalışılacak… Zannediyorum buna kimse inanmazdı. Ama olanları hepimiz hatırlıyoruz. Bu defa 15 Temmuz’dan daha şiddetli bir şekilde hazırlık yapıyorlar. Bunun şakası yok.

    Amerikan, İngiliz ve Fransız savaş gemileri, denizaltıları, Savaş uçakları, helikopterleri füzeleri ve bunlarla bağlantılı terör örgütleri Yunanistan, Ege, Akdeniz, Suriye üzerinde hazır vaziyette bekliyorlar. İçerdeki işbirlikçileri ile birlikte aynı anda harekete geçecekler fırsat bulurlarsa.

    Soğan, patates fiyatları, enflasyon veya başka kişisel sebeplerden dolayı Kemal Kılıçdaroğlu’na vereceğimiz her bir oy bu ülkeye bir kurşun, bir ihanet olarak dönecektir. Daha sonra lütfen “biz bilmiyorduk, haberimiz yoktu” demeyiniz.

    Seçimi kazanmaları halinde binlerce vatanperver insanı yargısız infaz edecekler (Bu listede ön sıralarda olanlardan birisi de benim). On binlerce vatan Perveri cezaevlerine sokacaklar. Resmen ülkenin-devletin anahtarını Amerika Birleşik Devletleri‘ne teslim edecekler. Bunu da 300 milyar $ karşılığında yapacaklar.

    Türkiye’ye özgürlük getireceklermiş. Bunların Afganistana nasıl bir özgürlük getirdiğini görmek isteyenler için “çok özel” bilgiler sunuyorum aşağıda sizlere:

    Afganistan işgalinin faturası.

    YanıtlaSil
  6. ABD ve müttefiklerinin Afganistan’daki katliamlarının sonucunda ortaya çıkan acı tablo.
    Afganistan’ın 2001-2021 arasındaki işgalde yaşanan insan kayıpları:

    Afganistan Vatandaşlık ve Nüfus Veri Başkanlığı’nın 31 Ağustos 2021 tarihi itibariyle tuttuğu kayıt verileri;

    11 Eylül 2001 den itibaren Afganistan’da insan kayıbı.

    * Sivil vatandaş kayıbı 2.230 000.
    * Asker, polis, güvenlik görevlisi kayıbı 307 000.
    * Resmî olarak bizim tesbit ettiğimiz “terörist” adı altında kayıbı 783 000.
    * 06-13 yaş kaybolan, kaçırılan çocuk sayısı 102 000.
    * Savaşta sakat kalmış sivil, asker, polis, güvenlik görevlisi sayısı 2.780 000.
    * Savaş nedeniyle dağılmış, yurtlarından edilmiş, Afganistan’ı terk etmiş aile sayısı 396 000.
    * Bu veriler sırf Afganistan için.
    Bu rakamlara daha yüzde 10-20 ilave yapabilirsiniz. Çünkü devlete ulaşmayan, ulaşsa da sisteme girmeyen çok fazladır.

    Yani işgal dönemindeki 20 yılda yaklaşık 3.600.000 Afgan vatandaşı öldürüldü. Şu an 7 milyon civarında da savaşlarda sakat kalmış insan var Afganistan’da.

    İşte Afganistan’da böyle yaptılar. Irak’ta ise 1.200.000’den fazla insan öldürdüler. Öldürülenlerin tamamı vatanperver Iraklılardı. Ama hepsine “terörist” yaftası bastılar.

    Eğer ellerine fırsat geçirirlerse Türkiye’yi Afganistan’dan daha beter hale getirilir. Çünkü Türkiye’yi bütün İslam dünyasının hamisi başı, lideri olarak görüyorlar. Türkiye’yi ele geçirmeleri halinde 57 İslam ülkesine diz çöktüreceklerini hesap ediyorlar.

    Elbette bizim devletimizin de bunlara karşı büyük hazırlıkları var. Teslim olmayacağız. Neye mal olursa olsun sonuna kadar savaşacağız. Ancak sandık vasıtasıyla düşmanlarımıza bu fırsatı sunmamak için her bir vatandaş olarak üzerimize düşen mükellefiyetler var. Lütfen bunların bilincinde olalım. Bütün büyüklerinden kardeşlerimden özellikle rica ediyorum bunu. Çevremizdeki insanlara da ciddi bir şekilde anlatıp uyaralım.

    YanıtlaSil
  7. Bunları yazdıktan sonra sorumluluğun bir nebze de olsa benim omuzlarımdan indiğini düşünüyorum. İş işten geçtikten sonra pişmanlık duymadım hiçbir şeye faydası olmaz. Böyle bir gaflete düşmemek gerekir. Gereğini her birinizin vicdanlarına havale ediyorum.

    Duygusal bir mesaj olduğu için lütfen kusura bakmayın. Hakkınızı helal edin. Allaha emanet olun.

    Alper Tan
    4 Mayıs 2023
    Bu vesileyle Cuma'nın rahmet ve bereketi üzerimize olsun amin.

    YanıtlaSil
  8. AHLAK

    ra, 2/165.) olduğunu beyan etti. Böylece tevhid inancı ile bir-likte Kur'an Allah sevgisini merkeze aldı. Sevgi üzerine kurulu ahlaklı bir toplum oluşturmayı hedefledi. Sirki bırakan, bir tek Allah'a inanan insanlar: Allah'ın kendilerini sevdigi, kendileri. nin de Allah'ı sevdiği, aynı zamanda birbirlerini seven insanlar. dır. Zaten Kur'an'ın istediği toplum da Allah'ı seven, Allah'ın da kendilerini sevdiği birbirlerini seven insanların oluşturduğu bir toplumdur. "Ey iman edenler, sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı al. çak gönüllü, şefkatli, kafirlere karşı onurlu, zorlu bir toplum getirecektir." (Maide, 5/54) ayeti de bunun delilini oluşturmak. tadır. Putları seven ve putlar için birbirlerini seven insanlar, as-lında kendi bencilliklerine ve menfaatlerine, çıkarlarına kılıf geçiren insanlardı. Ve bu sevgi onları kin, düşmanlık, tecavüz, zina, içki, kumar gibi fertlerin, ailelerin ve toplumun huzuru-nu bozacak davranışlara sevk etmişti. Cahiliye şiirlerinde bü-tün ahlaksızlık türlerinin övülmesi bunun delilini teşkil ediyor. Kur'an ise, tek Allah inancı, Allah sevgisi ve bunlara bağlı ola-rak insan sevgisi ve şefkatini merkeze aldı. Bu toplumun huzu-runu bozan olumsuz ilkelerini kısa bir süre içinde değiştirdi.

    Kur'an-ı Kerim, bir taraftan insanları iman etmeye davet e-derken, diğer taraftan Allah'ı sevmeye davet ediliyor. Aynı za-manda Allah tarafından sevilmek için de güzel ahlaktan yana tavır alınmasını istiyor. Cenab-ı Hakkın, müttakileri, muhsin o-lanları, sabırlı, adaletli olanları, tövbe ve tevekkül edenleri se-veceğini bildirmesi, güzel ahlak prensiplerinde Allah inancının ve onun sevgisini kazanmanın en önemli bir vasıta olduğunu gösteriyor. Yine Cenab-ı Hakkın kafirleri, zalimleri, müfsidleri, haddini aşanları, israf edenleri, hainleri, kibirli ve gururlu in-sanları sevmeyeceğini bildirmesi de, kötü ahlak ilkelerinden u-zaklaşmada Allah inancının ve sevgisinin oynadığı rolü göste-riyor. (Bu konudaki ayetler ve ayrıntılı açıklamalar için bkz: Yargıcı, Atilla, Kur'an'ın Önerdiği İdeal İnsan Modelinin Oluş-masında Sevginin Rolü, yayınlanmamış doktora tezi, Ankara 2002, s. 101-162)

    İnsanın güzel ahlak ilkelerini uygulamasını sağlamada Allah inancı ve sevgisi ile birlikte ahiret inancı da önemli bir rol oy-nuyor. Kur'an-ı Kerim'in dört ana konusundan birisi de ahiret i-nancıdır. Kur'an'a göre insan öldükten sonra tekrar diriltilecek, Allah huzurunda toplanacak ve dünyadaki hayatının hesabını verecektir. Bu hesap, insanın dünya sınavında başarılı olup ol-

    18

    KÖPRÜ YAZ/2006

    YanıtlaSil
  9. EVRENSEL AHLAK İLKELERİNİN KUR'ANÍ TEMELLERİ

    madığını gösterecek olan bir hesaptır. Hesap vermenin sonun-da, insan mükafat ve ihsan için cennete, ya da ceza çekmek i-çin cehenneme gönderilecektir. Bu durumda ahiret inancı insa-nı Allah'a hakkıyla kulluk yapmaya, bu da emirleri yapıp yasak-lardan kaçınmaya teşvik ediyor. Emirleri yapıp yasaklardan ka-çınan bir insan ise, Allah tarafından sevilen bir insan olmakla birlikte toplum tarafından da sevilen bir insan konumuna yük-selir. Kur'an'da bildirilen ve inanç ve sevgi ile bağlantılı olan ahlak ilkeleri de teoride kalmamış, Hz. Muhammed (s.a.v.) bu ahlakın yaşayan bir timsali olmuştur. Kur'an'da peygamberimiz (s.av.)'in, "büyük bir ahlak üzere olduğu"nun (Kalem, 68/4) be-yan edilmesi de, onun Kur'an ahlakına sahip olduğu gösteriyor. Kur'an'ın inanç, sevgi ve şefkat odaklı ahlak kodları bütün in-sanların gerçek iyiyi bulmalarını, mutlu olmalarını sağlayacak kodlardır.

    Bu ahlak kodlarını şu şekilde sıralamak mümkündür: Doğ-ruluk (Bakara, 2/177; el-Ahzab, 33/70), takva (el-Araf, 7/96, et-Talak, 65/2), tövbe (Nisa, 4/26-27; et-Tevbe, 9/104; eş-Şura, 42/25), şükür (ed-Dehr, 75/3; İbrahim, 14/7), ihlas (el-Bakara, 2/138.), sabır (el-Asr, 103/2-3; el-Ahzab, 33/35), merhamet (el-Araf, 7/156; el-Mü'minun, 233/110; el-Beled, 90/17-18), hilm (Al-i İmran, 3/159), iffet (en-Nur, 24/33; el-Maide, 5/55; el-Ahzab, 33/35), güzel söz (en-Nisa, 4/114; el-İsra, 17/53; en-Nahl, 16/125) salih amel (el-Maide, 5/9; en-Nisa, 4/173; Al-i İmran, 3/114)

    Diğer taraftan Kur'an'ın belirlediği herkes tarafından kabul gören ve fertlerin, ailelerin ve toplumların menfaatine olan yok edilmesi gereken kötü ahlak kodları da vardır. Bunlar da yalan söylemek (en-Nahl, 16/105,116; ez-Zümer, 39/3), sefahet (el-Bakara, 2/113,242; el-Araf, 7/155; el-Cin, 72/4), azgınlık (Hud, 11/16; el-İsra, 17/16, Seb'e, 34/34), nankörlük (Hud, 11/9; el-Hacc, 22/16; lokman, 31/32; Fatır, 35/36), israf (el En'am, 6/141; el Furkan, 25/67; el Araf, 7/34,81), cimrilik (En Nisa, 4/53; el-İsra, 17/100; Muhammed, 47/38; el-Bakara, 2/268), ü-mitsizlik (er-Rum, 30/37; Hud, 11/11; ez-Zümer, 39/53), başa kakmak (el-Müddessir, 74/6; el-Bakara, 2/262,264; el-Hücurat, 49/17), tecavüz (en-Nisa, 4/29; el-Maide, 5/2; en-Nur, 24/22), kibir (en-Nahl, 16/22; en-Nisa, 4/172; el-Mümin, 40/60), fuhuş ve zina (e-Araf, 7/28; en-Nahl, 16/90; el-Müminun, 23/5; el-İs-ra, 17/32; en-Nur, 24/3) kumar ve içki (Maide, 5/90) gibi hu-suslardır.

    19

    KÖPRÜ YAZ/2000

    YanıtlaSil
  10. 142

    TÖVBE I

    Allah'a hak olur. Bir Müslüman'ı herhangi bir hatası sebebiyle ayıplayan kimse kendisi de o hatayı işleyip, rezil olmadıkça dünyadan göçmez.

    Fakih bunun sebebini şöyle açıklıyor ve diyor ki:

    Gerçek mü'min günah işlemek istemeyeceği için, bile bile günah işleyemez. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır:

    وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ

    "Allah, fiskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir."2

    Ayette belirtildiği gibi, Allah, fisk ve isyanı Müslümanlara çirkin gös-terdiğine göre, gerçek mü'min bile bile günah işleyemez. Olsa olsa dal-gınlığına gelip günaha düşmüş olabilir. Bundan tövbe etmesi halinde ise ayıplanması doğru olmaz.

    İbn Abbas (ra) şöyle diyor:

    "Bir kul tövbe ettiğinde Allah onun tövbesini kabul eder ve günahla-rını yazan meleklere yazdıklarını unutturur. Ayrıca o günahı işlediği or-ganlarına, işlediği yere ve gökteki makamına da işlediği günahı unutturur.

    Böylece kıyamet gününde hiç kimse onun aleyhine şahitlik yapamaz."3

    Hz. Ali b. Ebi Talib (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    "Mahlûkatın yaratılmasından dört bin sene evvel, Arşın etrafında şu ayet yazılıydı:

    وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً ثُمَّ اهْتَدَى

    "Şu da muhakkak ki ben, tövbe eden, inanan ve yararlı iş ya-pan, sonra doğru yolda giden kimseyi bağışlarım."5

    Allah, her şeyi en iyi bilendir.

    Tirmizi, 2505

    Hucurat 7

    el-Münziri, et-Terğib ve't-Terhib, 4/48

    Deylemi, Müsnedü'l-Firdevs, 4/122

    Taha 82

    YanıtlaSil
  11. باب آخر في التوبة

    TÖVBE II

    Fakih diyor ki; babam bana şöyle bir hadis rivayet etti:

    İbn Abbas (ra) anlatıyor:

    "Resulullah (sav) bir keresinde tövbe kapısından bahsediyordu.

    Hz. Ömer, "ya Resûlallah, tövbe kapısı nedir?" diye sordu.

    Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    "Tövbe kapısı güneşin battığı yerin ardındadır. Bu kapının altın kap-lamalı, inci ve yakutla süslü iki kanadı vardır. Kapının iki kanadı arasında, hızlı at süren bir süvarinin gidişiyle kırk yıllık bir mesafe vardır. Bu kapı Allah'ın mahlûkatı yarattığı gün açılmış olup, güneş batıdan doğuncaya kadar açık kalacaktır. Samimi olarak tövbe eden her kulun tövbesi bu ka-pıdan geçip kabul edilir.

    Dinleyenler arasından Muaz b. Cebel sordu:

    olur? Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah samimi tövbe nasıl

    Resulullah (sav)'in şöyle anlattı:

    Samimi tövbe:

    Günah işleyen kimsenin yaptığından pişmanlık duyup, Allah'a özür beyan etmesi ve bir daha yapmamaya kesin karar vermesidir.

    Resulullah (sav)'in tövbe kapısını anlatmaya devam etti:

    YanıtlaSil
  12. (الکھی ، مقدمه اهل طبیعت اسلام حقیقی ، تاثر ورسور کوسار بری شده، دیاری فر ولعه اوزره الى خالقى اعتقاد بدسور اهل اعتزال ده فعال اقتدار ن لك لفى عبدور دیور. بواوج مذهبك اساس، باطل رو هم محض ، خطا وحددن تجاوز در لو وهمی ازالہ کون

    بر خارج مسئله في دبقاله من الازمدر.

    اولد يعنى ايجون، تعاقب صور تيله ر کسی انسان دیگر میں قونوشمی ہیں، دو شوری جزوی اولدیغی اشباہ نعامه ابتدکاری کی همتی ده جزویدر نوشتار اشدا الله مشغول اولا بیاید.

    الكنيسي انسانه قيمتي تعيين الدن، ما هينيد. ماهيتك دگری ایس، همتی نسبتنده در همین ابم، هدف اتخاذ ایندیگی مقصدن درجه همینه با قار.

    و منجی ) انشانه ها یکی برشته توجه ایدر، اونا ایله با فلانی و اونده فانی اولور. بوشره بنان در که انسانار خسیس و جزوی میاری بدون آماده استفاد انزلی آنچه اسبابه و وسائله عطف الدولى بانكه خسيس البشار ايله اشتغال، اونارك و قارينه مناسب اول مایعی کی، جزوی شیارده او نارن عظيم همتاترین اشغال اینجگه لایق دیگلور .

    در دیجیسی انسانه، به شیدن هوانی محاکم ایندیگی زمان، او شيئك رابطه لريني، اسباني، اساساريني ولا کندی نفسنده، موکرہ ابنای جننده، موکره اطرافه کی ممکن انده تحری ایدر . حتی هم بر صورتاله ممكن انه مشابهتی اولمايان جناب حقی دو شونه جل اولورسه، قوه واهمه ی ایله بر انسانك مضامینی اس اساتی، ایوانی مقیاس با پارچه جناب حقی دو شونم گه باشلار مالبو که جناب حقه، بوکی مقيد الله الله با قبلا ماز. زیرا صفاتی انحصار آلتنده دگلدر.

    تشخیسی تا جناب حقل قدرت، علم، اراده سی، شمسك ضیاسی کی بتونه موجوداته عام شامل اولوب هیچ بر شیله موازنه ايديال من جناب حقك صفتاری، عربسه اعظم تعلم ابتد کاری کی زدهاره ده عالمه ایدار جناب حصه شمس و قمری خامه ایتدیگی کی، سینگان کو زینی ده او خاص ایتمشور. بك اینجه و لطیف به نظام جذاب هم، وامانده وضع ایتدیگی بوك نظام کی، خرده بینی حیوانامرن با غیر صدا قار نده ده به نظام وضع ضع انمیشود ایتمشور. سمادہ کی اجرامی بر ریله ربط این جاذبه عمومیه قانونی کی، جواهر فردی ده، یعنی ذراتی ده او قانون به مثالی له نظم ایت شد.

    YanıtlaSil
  13. عيد Anf: Baglama yükleme

    بيز Bank: Hakikate zid

    جازية عمومية

    Cazibe-i umamiye: Umimi çekim kawveti

    جوهر کرد

    Cevahir-i ferd: Madde-nin bölünemeyen en küçük parçalan

    آنتی چنش

    Ebna- cins: Aya cinsten olanlar

    كيركم Ecram: Cisimler

    أفعال الختيارية

    Efal-i ihtiyariye: İsteğe bağlı fuller

    آشیان Esbab: Sebebler

    حبين Hasis: Değersiz

    هنت Himmet: Ciddi gayret, ma'nevi yardım

    خرده بینی

    Hardchini: Mikroskopla görülebilen

    الحصان

    inhisar: Sınırlanma

    اشتغال İstigal: Mesgul olma

    إزالة İzale: Giderme

    قُوَّةٍ وَاهِمه

    Kurve-i vähime: Kuruntu hissi

    يقيكس Mikyas: Ölçü

    موازنة

    Muvazene: Ölçme

    مشابعت Müşabehet: Birbirine ben-zeme

    نظراته

    Nazmetme: Ölçü ile dizme

    رابطة

    Rabita: Bağ

    شامل

    Samil: İçine alan

    تحرى

    Taharri: Araştırma

    تعافت

    Teakub: Birbirini ta'kib etme

    توجة

    Teveccüh: Yönelme

    وهة Vehim: Kuruntu

    وَهْدٍ مَحْضُ

    Vehm-i mahz: Tam bir vehim, kuruntu

    وَسَائِلٌ Vesail: Vesileler

    نيا

    Ziya: Işık

    YanıtlaSil
  14. İkinci bir mukaddeme: Ehl-i tabiat, esbaba hakiki

    bir te'sir veriyor. Mecüsiler, biri serre, diğerı hayra olmak üzere iki hâlikı i'tikåd ediyor. Ehl-i İ'tizál de, "Ef'ål-i ihtiyåriyenin hälikı abddir" diyor.

    Bu üç mezhebin esası, bâtıl bir vehm-i mahz, bir hata ve hadden tecavüzdür. Bu vehmi izâle için birkaç mes'eleyi dinlemek lazımdır.

    Birincisi: İnsanın dinlemesi, konuşması,

    düşünmesi cüz'i olduğu için, teåkub suretiyle eşyaya taalluk ettikleri gibi, himmeti de cüz'idir.

    Nöbetle eşya ile meşgul olabilir.

    İkincisi: İnsanın kıymetini ta'yin eden, mâhiyetidir.

    Mâhiyetin değeri ise, himmeti nisbetindedir.

    Himmeti ise, hedef ittiház ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.

    Üçüncüsü: İnsan hangi bir şeye teveccüh ederse, onun ile bağlanır. Ve onda fånî olur. Bu sırra binåendir ki, insanlar hasis ve cüz'i şeyleri büyük adamlara isnâd etmezler. Ancak esbaba ve vesäile atıf ederler. Sanki hasîs işler ile iştigal, onların vakarına münasib olmadığı gibi, cüz'i şeyler de onların azîm himmetlerini işgal etmeye lâyık değildir.

    Dördüncüsü: İnsan, bir şeyin ahvâlini muhákeme ettiği zaman, o şeyin râbıtalarını, esbabını, esaslarını evvelå kendi nefsinde, sonra ebnâ-yı cinsinde,

    sonra etraftaki mümkinâtta taharri eder. Hatta hiçbir suretiyle mümkinâta müşâbeheti olmayan Cenâb-ı Hakk'ı düşünecek olursa, kuvve-i vähimesi ile bir insanın mekäyîsini, esâsâtını, ahválini mikyås yaparak Cenâb-ı Hakk'ı düşünmeye başlar. Halbuki Cenâb-ı Hakk'a, bu gibi mikyâslar ile bakılamaz. Zira sıfatı inhisår altında değildir.

    Beşincisi: Cenâb-ı Hakk'ın kudret, ilim, irådesi,

    şemsin ziyası gibi bütün mevcûdâta âmm ve şamil olup, hiçbir şeyle muvâzene edilemez. Cenâb-1 Hakk'ın sıfatları, Arş-1 A'zam'a taalluk ettikleri gibi, zerrelere de taalluk ederler. Cenâb-ı Hakk, şems ve

    kameri halkettiği gibi, sineğin gözünü de o halk etmiştir.

    Cenâb-ı Hakk, käinâtta vaz' ettiği yüksek nizâm gibi, hurdebînî hayvanların bağırsaklarında da pek ince ve latif bir nizâm vaz etmiştir. Semâdaki ecrâmı birbiriyle rabt eden câzibe-i umůmi kanunu gibi, cevâhir-i ferdi de, yani zerrâtı da o kanunun bir misliyle nazmetmiştir.

    YanıtlaSil
  15. 181

    ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    45. Beşir ve Nezir (60),

    47. Belağ (62),

    46. Asia (61),

    48. Kasas (63),

    49-52. Fi Suhufin Mükerremetin Merfûatin Mutahharatin. (64), Kur'an-ı Kerimin bu isimleri, sıfatlarını da, ifade ederler. (65).

    Kur'ân-ı Kerimin Nüzul Yerlerine Göre Sıralanışı:

    Kur'an-ı Kerim; umûmiyetle Mekke ve Medine'de nazil olmuş-tur.

    Cuhfe'de, Beytülmakdis'de, Taif'de ve Hudeybiye'de nazil olan Ayetler de, vardır.

    Hicretten önce Mekke'de nazil olanlara Mekki, hicretten sonra Medine'de nazil olanlara da, Medeni denir.

    Mekke'de ve Medine'de nazil olan Sûreler, ilk, orta ve son dev-rede olmak üzre üçe ayrılır.

    Sûre ve Ayetlerden Mekke'de nazil oldukları halde, hükmü Me-deni olanlar;

    Medine'de nazil oldukları halde, hükmü Mekki olanlar bulundu-ğu gibi;

    Medineliler hakkında Mekke'de, Mekkeliler hakkında da, Medi-ne'de nazil olanları;

    Mekki Süreler içinde Medeni Ayetler, Medenî Sûreler içinde de, Mekki Ayetler bulunanları;

    Medine'de nazil olanların içinde Mekkede nazil olmuşa, Mekke'-de nazil olanların içinde de, Medine'de nazil olmuşa benzeyen Ayet-ler vardır. (66)

    Kur'ân-ı Kerim; hazerde, seferde, gecede, gündüzde, yazda, kış-ta, yatakta, döşekte nazil olmuştur. (67)

    Kur'ân-ı Kerimin Sûre Ve Ayetlerden Mürekkep Oluşu:

    Kur'ân-ı Kerim, Sürelerden, Sûreler de, Ayetlerden teşekkül et-miştir.

    Kur'ân-ı Kerimin iki kapağı arasında yüz on dört Sûre olup (68)

    (60) Fussilet: 4

    (61) Fussilet: 41

    (62) İbrahim: 52

    (63) Yûsüf: 3

    (64) Abese: 13, 14

    (65) Bedrüddin'ülzerkeşi Bürhan c. 1, s. 273-281

    (66) Bedrüddin'ülzerkeşî Bürhan c. 1, s. 187-202

    (67) Süyüti İtkan c. 1, s. 18-23

    (68) Bedürddin'ülzerkeşi Bürhan c. 1, s. 249

    YanıtlaSil
  16. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    180 Berȧe (Tevbe) Süresinden başka bütün Sûrelerinin başında Besmele vardır.

    Yani, her Sure, diğerinden Besmele ile ayırılmıştır. (69)

    Süre: Lügatta yüksek derece ve mertebeye, büyük bir şehri ku-şatan Sür'a denir ki, muhtemelen buna benzetilerek Kur'ân-ı Keri min en az üç Ayetten müteşekkil hususi bir isim taşıyan Müstakil bö-lümlerinden her birine de Süre denilmiştir. (70)

    Süre sözü, Kur'ân-ı Kerimin müteaddid Süre ve Ayetlerinde ge-çer. (71)

    Kur'ân-ı Kerimin en uzun Süresi Bakare, en kısa Süresi de, Kev-ser Süresidir. (72)

    Ayet: Lügatta açık alâmet, nışâne, bellik demektir.

    Istilahta ise: Kur'ân-ı Kerimin, bir hükme delalet eden ve bir-birlerinden birer fåsıla ile ayrılmış bulunan uzun veya kısa cümle lerinden her birine Ayet denir. (73)

    Kur'ân-ı Kerimin Åyet, Kelime ve Harflerinin Sayısı:

    Kur'ân-ı Kerim Ayetlerinin sayısında, Sûre başlarındaki Besme-le'yi, o Sûrenin Ayetlerinden sayıp saymamak, Ayetlerdeki durak yerlerinde görüş birliğine varamamak gibi sebeplerle altı binden son-rasında ihtilaf edilmiştir:

    İlim adamlarından, kimisi, altı bine on dört,

    Kimisi, yüz yetmiş yedi,

    Kimisi, iki yüz dört,

    Kimisi, iki yüz on dört,

    Kimisi, iki yüz on sekiz veya iki yüz on dokuz,

    Kimisi, iki yüz yirmi beş veya iki yüz yirmi altı,

    Kimisi de, iki yüz otuz altı eklemiştir. (74)

    İbn-i Abbas ise, Kur'ân-ı Kerim Ayetlerinin toplamının altı bin altı yüz altmış altı olduğunu söylemiştir. (75)

    Şeyhulislam İbn-i Kemal de:

    «Bilmek istersen eğer sen aded-i Âyatı

    Cümlesi altı bin'ü altı yüz altmış altı diyerek bu görüşü be-

    nimsemiştir.

    (69) Süyuti İtkan c. 1, s. 65

    (70) Zemahşeri Keşşaf c. 1, s. 239-240, Rağıb Müfredatülkur'an s. 247-248, Sü-yuti İtkan c. 1, s. 52

    (71) Bakare: 23, Tevbe: 64, 86, 124, 127, Yûnüs: 38, Nûr: 1, Muhammed: 20, Hûd: 13

    (72) Bedrüddin'ül-zerkeşi Bürhan c. 1, s. 252

    (73) Ragıb Müfredat s. 33

    (74) Bedrüddin'ülzerkeşi Bürban c. 1, s. 249, 251, 252

    (75) Süyûti İtkan c. 1, s. 67

    YanıtlaSil
  17. 174

    MECELLE-I AHKAMI ADLİYYE

    Meselá bayi ekiniyle beraber mülkü olan arzı satıp da mü teri ekini biçtikten sonra ikale eyleseler arzda semenden hissesiyle ikale sahih olur.

    MADDE 196 ğildir. Semenin telef olmam ikatenin sıhhatine muni de

    BAB-I SANI

    Mebie müteallik mesail beyanında olup dört fanta münkasimdir.

    FASI-I EVVEL

    Mebi'in şurût ve evsafı hakkındadır.

    MADDE 197 Mebi'in mevcud olması lazımdır.

    MADDE 198 Mebi'in teslimi mümkün ve makdür olmak lazımdır.

    MADDE 199 Mebi'in mal-ı mütekavvim olması lazımdır.

    MADDE 200 Mebi müşterinin malûmu olmak lazımdır.

    MADDE 201 Mebi'in malûmiyyeti, sairinden temyiz edecek hal ve vasfını beyan ile hasıl olur.

    Mesela, şu kadar kile kızılca buğdayı yahut filân ve filân hu-dud ile mahdud olan arsa diye satılsa mebi' malûm ve bey'i sahih olur.

    MADDE 202 kâfidir. Mebi' meclis-i bey'de hazır ise işaret-i hissiyye

    Meselâ, bayi şu hayvanı satdım deyip müşteri dahi görerek kabul edicek bey' sahih olur.

    MADDE 203 Mebi'in müşteri indinde malûm olması kâfi olup başka suretle tarif ve tavsife hacet yoktur.

    MADDE 204 Mebi akiddeki tayin ile teayyün eder.

    Meselâ, bayi' işaret-i hissiyye ile tayin ederek şu saati satdım deyup müşteri dahi kabul ettikde bayiin ol saati aynen vermesi lâzım gelir. Yoksa onu alıkoyup da yerine ol cinsten diğer bir saat veremez.

    YanıtlaSil
  18. KİTABUL BUYU

    175

    FASL-I SANI

    Bey'i caiz olup olmayan şeyler beyanındadır.

    MADDE 205 Madûmun bey'i batıldır.

    Meselâ, bir ağacın hiç belirmemiş olan meyvesini satmak ba-tıldır.

    MADDE 206 Kâmilen belirmiş olan meyveyi ekle salih olsun olmasın ağacı üzerinde iken satmak sahihtir.

    MADDE 207 Efradı mütelâhık olan yani birden zuhur etmeyip de refte refte zuhur edegelen meyve ve şuküfe ve yaprak ve seb-zenin bir mikdarı belirmiş olduğu halde onlara tebe'an onlarla be-raber henüz belirmemiş olanları dahi topdan satmak sahih olur.

    MADDE 208 sa bey' bâtıl olur. Cinsi beyan olunarak satılan şey başka cinsten çık-

    Meselâ, bayi' sırçayı elmas diye satsa bâtıldır.

    MADDE 209 Teslimi mümkün ve makdûr olmayan şeyi satmak batıldır.

    Meselâ, deryaya batıp da ihracı mümkün olmayan kayığın ve tutup da teslimi mümkün olmayan bir firari hayvanın bey'i bâ-tıldır.

    MADDE 210 Beynennas mal olmayan şey'i satmak yahut onun-la bir mal satın almak bâtıldır.

    Meselâ, lâşeyi ve hür olan benî Ademi satmak veyahut onların mukabilinde bir mal iştira etmek bâtıldır.

    MADDE 211 Mütekavvim olmayan malı satmak bâtıldır.

    MADDE 212 fâsiddir. Mütekavvim olmayan mal ile bir mal satın almak

    MADDE 213 Meçhulün bey'i fâsiddir.

    Meselâ, bayi müşteriye malik olduğum kâffe-i eşyamı sana şu kadar kuruşa satdım deyip müşteri dahi aldım dese, velâkin eşya müşterinin malûmu olmasa bey' fâsid olur.

    MADDE 214 Bir mülk akarın kabl-el-ifraz bir hisse-i malûme-i şayiasını meselâ msfını ya sülüsünü yahut uşrünü satmak sahihtir.

    MADDE 215 Bir kimse hisse-i şayiasını şerikinden izin almak-sızın âhara satabilir.

    MADDE 216 Arza tebean hakk-ı mürurun ve hakk-ı şirbin ve hakk-ı mesilin ve kanevâta tebean suyun bey'i caizdir.

    YanıtlaSil
  19. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    657

    ۲

    ۳

    وقال تعالى : وَرَحمتي وسعت كل شيه .

    2) Allah-ü Tadla şöyle buyurdu: «Rahmetin, her şeyi kuşatmıştır.»

    Bu rahmete nail olmak için emirleri tutmak icab eder.. Bu Ayet-i Kerime Kur'an-ı Kerim'in 7. suresi olan ARAF'ın 156. Ayetidir.

    وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : مَنْ شَهِدَ أَنْ لا إله إلا الله ، وَحْدَهُ لا شَرِيكَ لَهُ وَأَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ، وَأَنَّ عِيسَى عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ وَكَلِمَتُهُ ، وأن الجنة حق، وَالنَّارَ حَقٌّ أَدْخَلَهُ اللهُ الْجَنَّةَ لَى مَرْيَمَ ، وَرُوحٍ مِنْهُ ، وَأَنا ألقاها إلَى ، وَ عَلَى مَا كَانَ مِنْ عمل .

    ) رواه الشيخان عن عبادة بن الصامت )

    3) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    <>>

    **

    Yani: İman bakımından bu esaslara riayet edilince, daha fazlası is-tenmeden cennete girilir..

    **

    Ravi: UBBADE b. SAMİT'ten r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. ve 53. Hadis-i Şerifte..

    مَنْ شَهِدَ أَنْ لا إلهَ إِلَّا اللهُ ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ النَّارَ. ٤

    (روه امسلم )

    4) «Her kim, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed Allah'-ın resûlü olduğuna şehadet ederse.. Allah cehennemi ona haram kılar..>>> ** *

    Aynı zamanda bu şehadetin kalbe de işlemesi lazım gelir..

    **

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..

    Hadia-i Şerifler, F: 42

    YanıtlaSil
  20. 656

    HADIS-1 ŞERİFLER

    Bu Hadis-i şerifte, sadaka vermek suretiyle, cehennemden kurtul. mamıza işaret edilmektedir..

    **

    Ravi: ADIYY b. HATEM'den r.a. naklen BUHARI ve MUSLIM Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    *

    **

    ADIYY b. HATEM: Sahabedir.. Lakabı: EBU TARIF.. Hıristiyandı:

    hicretin 9. yılında İslam dinine girdi.. Cemel vakasında, Hz. Ali'nin ra. tarafını tuttu ve sancakdarlığını yaptı.. Allah ondan razı olsun.

    إنَّ اللهَ تَعَالَى يَغَارُ، وَغِيرَةُ اللهِ تَعَالَى أَنْ يَأْتِيَ الْمَرْءِ مَا حَرَّمَ اللَّهُ تَعَالَى عَلَيْهِ .

    ) رواه الشيخان عن أبي هريرة )

    4) «Allah-ü Taâlâ GAYRET'lidir. Allah-ü Taâlâ'nın gayreti: Bir in. sanın Allah tarafından kendisine haram kılınan şeye gitmesidir.»

    **

    Burada GAYRET: İstememek ve sevmemek, manâlarınadır.

    **

    Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARÎ ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    الدرس الرابع في الرجاء والأمل

    قال الله تعالى : قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ ، إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً ، إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ .

    DÖRDÜNCÜ DERS

    ÜMİT VE EMEL

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    <>>>

    ***

    GAFUR: Çok bağışlayan.. RAHİM: Çok merhamet eden..

    Ne kadar günah işlenirse işlensin; tevbe kapılarının daima açık ol duğuna işaret edilmektedir. Taa, kıyamete kadar..

    Bu Ayet-i Kerime, Kur'an-ı Kerim'in 39. suresi olan ZÜMER'in 53. âyetidir.

    ۱

    YanıtlaSil
  21. Devlet-i Abbasin

    devair-i gaybiye

    devair-i gaybiye gaybi daireler, gö rünmeyen ålemler (dünyalar)

    devair-i hükümet دار حکومتhukumet daire leri, devlet daireleri

    devair-i ihtiyacat دواتر احتياجات: ihtiyac daire leri, (mec.) çeşitli ihtiyaç alanları, ihtiyaç çe-şitleri

    devair-i külliye دواتر کلیه : umumi daireler; (mec.) çok geniş, yüce, mánevi älemler, må-nevi yüce makamlar.

    devair-i masnûat دوائر مصنوعات : masnuat da-ireleri, san'atlı yaratılmış varlıklar âlemi, çe-şitli varlıklar dünyası

    devair-i mütedahile دوائر متداحله : ic ice daireler devair-i mütedahile-i muhita دواتر متداخلة محطه : iç içe çevreleyici ve kuşatıcı deireler

    devair-i rububiyet دواتر ربوبیت: rububiyet dai-releri; her şeyin gerçek ve tek sahibi olmak ve her şeyi emir, terbiye ve gözetim altında bu-lundurmak (rububiyet) sıfatı ile Allah'ın (c.c.) yaptığı iş ve esrleriyle kendini belli ettiği (te-celli ettiği) varlık âlemleri, varlıklar dünyası

    devairi-i Saltanat دواتر سلطنت: saltanat daire-leri (Allah'ın (c.c.) ait), sınırsız hakimiyet ve emir altındaki varlık alemleri (varlıklar dün yası)

    devair-i Saltanat-ı İlahiye دوائر سلطنت إلهيه : lahi saltanat daireleri, Allah'ın (c.c.) sınırsız haki-miyet ve emri altında bulunan maddi ve må-nevi ålemler (varlıklar dünyası)

    devair-i tedbir ve icad دوائر تدبیر و ایجاد : Allah'a (c.c.) ait ]käinattaki tedbir ve icad daireleri; )mec.) varlıkların muhtemel zararlardan ko runması ve gerekli faydaların sağlanması için alınan tedbirlerin uygulanma alanları ve su rekli yaratmaların (icad) olduğu olay ve var-lıklar dünyası

    devair-i teşkilat دوائر تشکیلات : ülke yöneti minde)teşkilat daireleri, belli görevler için kurulmuş ayrı ayrı daireler

    devair-i ubudiyet دوائر عبودیت : Allah'a (c.c.) kulluk yapan varlık tabakaları, kulluk görev lerini yapan çeşit çeşit varlıklar dünyası

    devam درام : sürme, sürup gitme, kesilmeme, bitmeme

    devam-ı âfiyet ve muvaffakiyet دوام عافیت و موفقیت : sağlık ve başarının devamı

    devam - beka دوام بقاء : varlıkta veya hayatta kalmaya devam etme

    D

    184

    devam hayatدرام ح : hayatın devamı, ha yatın sürdürülmesi

    devam-ı hayat-ı insaniye دوام حيات إنسانية insan hayatının devamı (sürdürülmesi)

    devam-ı hizmet در خدمت hizmet etmeye de vam etme

    devam-i israr دوام اصرار : sara(ustelemeye devam etme

    devam-i kemalat درام کمالات ustun ve mükem mel niteliklerin yok olmayıp devam etmesi

    devam-i tenaum درام تنعم : nimetlerden yarar lanmaya devam etme

    devam-ı vücud دوام وجود var olmakta devam etme, varlığı sürekli olma

    devamsız دوامر : süreksiz, devam etmeyen, devamlı olmayan

    devam u tezyid دوام و تزیید : devam ve çoğaltıl ma

    devasız دراسز : çaresiz, ilacı bulunmayan

    deveran 1: دوران.dolaşma, dolanma, dolaşım, dönme, dönüş, dönüp dolaşma, yerinde dur-mama 2.dünyanın ve olayların gidişi, geliş mesi 3.oluş, olma, ortaya çıkma

    deveran Arz دوران أرض : Yerin Dunya'nın( dönüşü

    deverandem دوران دم : )damarlarda) kan do-laşımı

    deveran-ı Dünya دوران دنیا Dunya'nın dönüşü;

    deveran-emsal دوران امثال varlıkların benzer-lerinin yeniden yeniye yaratılıp devam etmesi

    deveran-ı Şems دوران شمس Güneş'in görünen hareketi ve dönüşü

    deveran-ı umumi دوران عمومی umumi (genel( hareket; dünyanın ve olayların genel gidişi, gelişmesi

    devlet دولت : sınırları belli topraklar üzerinde bağımsız olarak yaşayan toplumun kurduğu siyasi, hukuki ve idari teşkilat (örgüt)

    Devleti Abbasiye دولت عناسبه : Abbasi Devle

    ti (hic.132-656; mi.749-1258). Emevi Devle ti'nin yıkılışıyla (mi.750) ortaya çıkan Abbasi Devleti'nin kurucusu Ebu'l Abbas Abdullah Es-Saffah, Hz. Peygamber'in (a.s.m.) amcası Hz.Abbas'ın torununun torunundur. Orta Cagda Moğollar İslâm dünyasına saldırı ya geçtiler. Orta Doğu'yu işgale başladılar. Kafkasya bölgesini, Doğu Anadolu'yu işgal ederek Irak topraklarına girdiler. Bağdad'ı al-

    YanıtlaSil
  22. devlet-i atika

    dilar. Şehri yakıp yıktılar. Çok kan döktüler. Abbasi Devleti'nin sonuncu ve otuz yedinci halifesini ve halifenin ailesinden birçok kim-seyi oldurup Abbasi Halifeliği'nin bittiğini ilan ettiler. (mi.1258) Abbasi Devleti 524 yıl surdu.

    devlet-i atika eski devlet

    devlet-i azime-i İslamiye دولت عظيمة إسلامية yük İslâm devleti

    devlet-i cesime دولت جسمه: buyük devlet

    Devlet-i Fatimiye دولت فاطمیه : Fatimi Devleti )mi.909-1171). Kurucusu Ubeydullah El Meh -didir. Kendisinin, Hz. Peygamber'in kızı Hz. Fatıma'nın soyundan geldiğini iddia ettiği için bu devlete Fatımî Devleti denmiştir. Kurucusu olan Ubeydullah, İsmaili (Şii) mezhebindendi. Emevi Halifeliği'ni tanımayıp Halifeliği'ni tanımayıp kendi halifeliği-ni ilan etti. Fatımi Devleti, başta Mısır ve Ku-zey Afrika olmak üzere, Suriye'nin bir kısmı ile Arabistan'ın batı kısmını bir süre häkimiyeti altında tuttu. Fatımi Devleti zamanla zayıf-ladı ve devletin ondördüncu halifesi El-Adid ölünce, Eyyubi Devleti'nin kurucusu Salahad-din Eyyubi tarafından bu devlete son verildi. Fatımi Devleti 262 yıl sürdü

    devlet-i İraniye دولت إيرانيه : Iran devleti

    devlet-i İslamiye دولت إسلاميه : Islam devleti

    devlet-i medeniyet دولت مدنیت ağımızdaki( medeniyet devleti, çağımızın medeniyet ha-yatını benimsemiş devlet

    devlet-i mütemeddine-i salife دولت متمدنة سالفه : geçmiş dönemin medeniyetçe ilerlemiş dev-leti

    Devlet-i Osmaniye دولت عثمانیه : Osmanlı Dev-leti

    devr (devir( 1 : دور.zaman 2.çağ 3.devre, do-nem 4.dönme, dolaşma 5.aktarma, yükleme, verme 6.bir noktada başlayan hareketin tekrar

    başa dönmesi

    devr-i alem دور عالم : dünyayı dolaşma

    devr-i bid'at دور بدعت : bid'at zamanı, dinde olmayan şeylerin dine sokulmaya çalışıldığı dönem

    devr-i bid'at ve tugyan دور بدعت و طغیان : bid'at

    ve azgınlık zamanı, dinde olmayan şeylerin dine sokulup azgınlık derecesinde dinin bo-zulmaya çalışıldığı dönem

    devri Cumhuriyet دور جمهوریت : )Turkiyede(

    Cumhuriyet dönemi

    devredilmek

    185

    devr-i daimi دور دائمی : hiç durmadan sürekli

    donus

    devr-i fetret fetret devri. Hz. Isa (as.) ile Hz. Muhammed (a.s.m.) arasındaki peygambersiz geçen dönem

    devr-i istibdat 1: دور استبدادistibdat dönemi,

    baskıcı idare dönemi 2.Osmanlı Devleti'nin Meşrutiyetten önceki dönemi, II.Abdul-hamid dönemi, insan hak ve hürriyetlerinin kısıtlandığı dönem

    devr-i istibdat ve Meşrutiyet ve Cumhuriyet دور استبداد و مشرتیت و جمهوریت : )ülkemizde) is tibdat, II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönem-leri; insan hak ve hürriyetlerinin kısıtlandığı IL.Abdulhamid dönemi, II. Meşrutiyet döne mi ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi

    devrimes'ud دور مسعود : mutlu devir

    devr-i Meşrutiyet دور مشروطیت Osmanlı Dev-leti'ndeki II. Meşrutiyet dönemi

    devr-i müşevves دور مشوش : karmakarışık ol-muş dönem, doğru yol ile yanlış yolun karış-

    tırıldığı dönem

    devr-i rezilâne دور ردیلانه : utanç verici dönem, aşağılık ve utanç verici hallerin yaşandığı dö-nem

    devr-i saadet دور سعادت : mutluluk devri, Hz.

    Peygamber'in (a.s.m.) devri

    devri sabik دور سابق: bundan önceki dönem,

    geçmiş dönem

    devr-i senevi دور سنوی : Dünya'nın güneş etra-finda yaptığı) senelik dönüş, bir senelik dön-me hareketi

    devr-i umran دور عمران: mutluluk devri

    devralmak دور الماق: stlenmek teslim almak

    devran 1: دوران.donme dönme hareketi 2. hal-ka meydana getirip yapılan zikir 3.çağ, za-man, devir

    devre دوره : dönem, zaman, çağ

    devre-i hükümet دور حکومت : hükmet döne-mi

    devre-i istibdat دورة إستبداد : istibdat (baskı) yö-netimi olan devre

    devre-i tevakkuf دوره توقف : duraklama dönemi

    devretmek 1 : دور ايتمك.dönmek, donup dolaş-

    mak, gezip dolaşmak 2.bırakmak, geçirmek, vermek 3.aktarmak 4.baştan sona okuyup bitirmek

    devredilmek 1 : دوره دلمك.gezilmek, dolaşıl-

    YanıtlaSil
  23. -1960-Bediüzzaman Said Nursi'nin naaşı kabrinden alınarak bilinmeyen bir yere götürüldü.

    - 2007 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Mustafa Türkmenoğlu vefat etti.

    12

    CUMA

    FRIDAY

    Igittik ve emrine uyduk. Affiını ve mağfiretini dileriz,

    ey Rabbimiz!

    Bakara Suresi: 285

    BİR HADİS

    TEMMUZ

    Sonradan özür dileyeceğin bir şeyi söyleme.

    İbni Mâce, Zühd: 15

    JULY

    Hem ihlâs ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, "Benden ders alıp sevap kazandırsınlar" düşüncesi, nefsin ve enâniyetin

    bir hilesidir. Lem'alar

    HİCRI: 6 MUHARREM 1446 - RUMI: 29 HAZİRAN 1440

    HIZIR: 68 - GÜN: 194 KALAN: 172 - GÜN. KIS.: 1 DK

    YanıtlaSil
  24. TARINTE BIGUN

    - 1517-Hicaz'in fethi.

    Mukaddes Emanetler Yavuz Sultan Selim'e teslim edildi.

    1923 - Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.

    TEMMUZ

    06

    PAZAR

    11 1447

    MUHARREM

    RUMÎ: 23 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 62

    BIR AYET

    Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline.

    (Hümeze: 1)

    BİR HADİS

    Allah'ın en çok sevdiği kimse ahlâkı en güzel olandır.

    Taberanî

    Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hâzır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır.

    Mektubat

    YanıtlaSil
  25. 110\Hadislerden Seçmeler

    Ya'la bin Mürre (ra) rivayet ediyor:

    Kim zulmen bir arazi parçasını ele geçirirse Kıyamet Günü onun toprağını sırtında taşıyaral mahşer yerine gelir.

    Buhari, Bed'ü'l-Halk: 2; Mezalim: 13

    ***

    Hakem ibni Hars'den rivayetle:

    Kim Müslümanların yolundan bir parçay gasbederse, Kıyamet Günü yedi kat yerin aşağı sına kadar sırtında taşıyarak gelir.

    Taberanî'nin Kebir'inden

    ***

    Ebu Mâlik el-Eşcâî (ra) rivayet ediyor:

    Kıyamet Günü Allah katında hiyanetin en bü yüğü, arazileri veya evleri birbirine komşu olall iki kişiden birisinin kendi hissesine kattığı bil arşın topraktır. Bunu aldığında o yer Kivamel Günü yedi kat yerin altına kadar alınır ve boy nuna geçirilir.

    Müsned, 4: 140; 202;5:341-

    YanıtlaSil
  26. Sözünden dönenler

    irirse

    Ebu Said el-Hudri (ra) rivayet ediyor:

    n: 13

    Dikkat edin! Kıyamet Günü, sözünden dönen bir kimse için döndüğü sözün değerine göre bir ncak dikilir.

    Dikkat edin! Sözünden dönenin en büyüğü Marecinin verdiği sözden dönmesidir.

    Dikkat edin, insanların korkusu kişiyi bildiği gerçeği söylemekten sakın alıkoymasın.

    Dikkat edin! Cihadın en faziletlisi zalim hü-kümdarın yüzüne karşı söylenen doğru sözdür.

    (...)

    Tirmizi, Fitne: 26; Zühd: 41; İbni Mace, Fiten: 19.

    ***

    Vefasızlar

    İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:

    Kıyamet Günü, Allah öncekileri ve sonrakileri 1r birleştirip topladığı zaman her vefasız için, опи tamitan bir bayrak dikilir ve "Bu falan (oğlu fa-lanın) vefasızlığıdır" denilir.

    1.

    Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4333.

    *車*

    YanıtlaSil
  27. HAK DOSTLARINDAN HIKMETLİ SÖZLER

    Ebù Ali Farmedi Hazretleri ise bana kusurlarımı ve yaptığım haksız-iklan hatırlatarak Allah için ikazlarda bulunuyor. Bu durumda nefsim kınıyor ve yaptığım pek çok hatadan geri dönüyorum."

    OLGUNLAŞTIRICI ZİYARETLER

    Bir Hak dostu, gafletten kur-tulup ömür nimetini salih amellerle değerlendirebil-memiz ve daima hamd, şü kür ve nzå halinde, huzurlu bir kulluk hayatı yaşayabil-memiz için, şu tavsiyelerde bulunur:

    -Zaman zaman hastahanelere giderek hastaları ziyaret et!

    O muzdaripler gibi hastalıklara müptelà olmadığını ve üzerindeki sıhhat nimetini düşünerek håline şükret!

    Zaman zaman hapishanelere giderek oradaki mahkûmların binbir ızdırapla dolu zindan hayatlarını tefekkür et!

    Cinayetlerin bir anlık öfke veya cinnet neticesinde işlendiğini, diğer taraftan mazlum olarak hapse düşüp o cefâya katlananların da bulunduğunu, onların yerinde kendinin de olabileceğini düşün! Al-lah Teâlà seni bu hâle düşmekten muhafaza ettiği için O'na şükret! Oradakilerin selameti için de duâ et!

    Sonra kabristanlara git, oradaki mezar taşlarından hål lisânıyla yük-selen sessiz feryatları dinle!

    Ömür nimetini kaybettikten sonra pişman olmanın bir fayda vermeye-ceğini düşün! Vakitlerinin kıymetini bil! Mezarda yatanlar için duâ ve istiğfår et! Ve bundan sonraki günlerini daha çok hamd, şükür ve zikir ile değerlendirmeye çalış!

    YanıtlaSil
  28. ASH-1

    GÜNÜMÜZE HİDAYET REHBERLERİ

    ACI BENZERLİKLER

    Yahya bin Muâz, dünyaya aşırı düşkün bir İslâm hukuk-çusu gördü ve ona şöyle dedi:

    Ey ilim sahibi kişi!

    Köşkleriniz, Bizans imparatorlarının köşklerine,

    Evleriniz, İran hükümdarlarının evlerine,

    Yaşadığınız ortam, Kārûn'un yaşadığı ortama,

    Kapılarınız, kralların kapısına,

    Kıyafetleriniz, Câlût'un süslü kıyafetine,

    Hayat tarzınız, şeytanın hayat tarzına,

    Yok oluşunuz, inkârcıların yok oluşuna,

    Yönetiminiz, Firavun'un yönetimine,

    Hâkimleriniz, aceleci ve rüşvetçi hâkimlere,

    Ölümünüz câhiliye ölümüne benziyor.

    Peki Muhammedîlik bunun neresinde?!.

    O BAŞKA!

    Büyük Selçuklu devlet adamı Nizâ-mülmülk'ün yanına âlimler ve ârifler girince hemen ayağa kalkarak onları karşılar ve ya-nına oturturdu. Lâkin; Ebû Ali Fârmedî geldiğinde ise vezir kalkar, onu kendi makamına oturtur ve kendisi de edeple önünde diz çökerdi. Bir gün bu hususta da kendisini tenkit edenler olunca şu îzahta bulundu:

    "-Diğer âlimler yanıma geldiklerinde; «Sen şöylesin, sen böylesin...>>> diye beni olduğumdan fazla methedip yüceltiyorlar. Böylece nefsimi kabartıp beni gurura sevk ediyorlar.

    476

    YanıtlaSil
  29. MUHTELİF HAK DOSTLARINDA

    AETLI SOFLA

    Sultan kızdı;

    "-Ne demek istiyorsunuz?!!" dedi.

    Şeyh cevap verdi:

    "-Şunu demek istiyorum ki, sizin mideniz ve cisminiz en ağır haram yükleri, zulüm ve kul hakları ile doludur. Böyleyken siz tutup ipekli elbise ile namaz kılmanın câiz olup olmadığını soruyorsunuz!"

    Bu samimî ve kendine getirici sözler, Sultan'ın gönlüne derinden tesir etti. Bu tesir bereketiyle derhål üzerindeki sırmalı elbiseleri çıkarıp attı. Kendisine şaşkınlıkla bakan halka;

    "-Müslümanlar! Haklarınızı helâl ediniz ve kendinize bir padi-şah bulunuz!" diyerek Tunuslu Şeyh'in peşinden gitti ve onun sâdık bir talebesi oldu.

    Sultan Yahya, Şeyh Hazretleri'nin mânevî terbiyesinde o derece bü-yük bir makam elde etti ki, Tunuslu Şeyh, halkın kendisinden duâ talebi olduğu zaman şöyle demeye başladı:

    "-Duâyı Yahya'dan isteyiniz; zira onun yerinde ben olsaydım, onun yaptığını yapamazdım... Eğer sultanlar, onun eriştiği saâdet hazi-nesini bilselerdi, onlar da Yahya gibi her şeylerini fedâ ederlerdi."

    YOKLAR

    Ahnef bin Kays Hazretleri şöyle söylemiştir:

    Kıskanç kişinin rahatı yoktur.

    Yalancının itibar ve şerefi yoktur.

    Cimrinin hiçbir çaresi yoktur.

    İdarecilerin vefâsı yoktur. (Hakkı tespit ve teşyî durumunda)

    Kötü ahlâk sahibinin üstünlüğü yoktur.

    Allâh'ın kaderini durdurabilecek kimse yoktur.

    YanıtlaSil
  30. ASE I SAADETTEN GENERUJE BIDAYET REN

    RABBİ GÖRMÜYOR MU?

    Allah dostlarından biri, bir amâya sofra hazırladı. Sofra çok mü-kellefti, îtina ile hazırlanmıştı.

    Oradaki kişilerden biri dedi ki:

    "-Efendi, bu âmâdır, bu kadar muhteşem bir sofra hazırladınız Fakat bu görmüyor ki onu."

    O sâlih kimse dedi ki:

    "-O âmâ görmüyor ama, onun Halık'ı görmüyor mu, âmânın Rabbi görmüyor mu?"

    İşte ihsan duygusu!..

    KENDİNİZE BAŞKA SULTAN BULUN!

    Bir gün Telemsan padişahı Sultan Yahya, saray erkânı ile birlikte şehri dolaşmaya çıkmıştı. Deb-debe içinde ilerlerken az ileride dünyadan azade, nûru etrafını parıldatan bir kimseyi fark etti. Yanındakilere sorup o zátin Tunuslu Şeyh adlı bir derviş olduğunu öğrendi. Yanına varip ona şu suâli sordu:

    "-Üzerimdeki şu ipekli elbise ile namaz kılmak caiz midir?"

    Tunuslu Şeyh, bu suåle cevap vermek istemeyip, onu sarayındaki ulemâdan sormasını istediyse de Sultan'ın ricâ ve ısrarları üze rine şöyle dedi:

    "-Bir köpek düşününüz ki, bir hayvan ölüsü bulmuş ve onu tıka basa yiyip içini dışını pisliğe bulaştırmış olduğu hâlde, bev-lederken kirlenmemek için ayağını havaya kaldırmak sev-dasındadır!.."

    YanıtlaSil
  31. MUHTELİF HAK DOSTLARINDAN HİKMETLİ SÖZLER

    Âyet-i kerîmede buyurulur:

    "Bilesiniz ki, Allâh'ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de." (Yûnus, 62)

    YanıtlaSil
  32. NANKÖRLÜĞÜN FECAATİ

    Zâhiren mahlūkātın en şe-reflisi insan, en zelili de köpektir. Fakat şu dü-şüncede ittifak vardır:

    Kadir bilen vefâlı bir köpek, nankör ve nimeti inkâr eden insandan daha iyidir.

    Bir köpeği yüz defa taşlasan bile, o, yine de sahibinin yedirdiği bir lokma ekmeği hiç unutmaz.

    Buna mukabil, alçak ve karaktersiz bir adamı bütün hayatı boyunca okşasan, en ufak ve önemsiz bir şey için seninle kavgaya başlar.

    -Ey Ademoğlu!

    Bazen nimet içinde mağrur ve gafil; bazen yoksulluk içinde ümitsiz ve mahzunsun... İşte neşeli ve kederli zamanındaki hâlin budur.

    Bilmem ki Rabbine (hamd, şükür ve rızâ hâlinde) kulluğu ne za-man edeceksin?!.

    Arkasından sevineceğin keder, sonunda tasalanacağın sevinçten daha iyidir.

    ⚫lyilik bilen insanlar, nâil oldukları nimeti, şükür çivisiyle mıhlarlar. (Yani Allâh'a şükretmek sûretiyle o nimetin elden gitmesine mâni olma firâsetini gösterirler.)

    Yolu üzerindeki kuyuyu fark etmekten âciz bir kör gördüğün zaman (sana verdiği görme nimeti için) Allâh'a şükret. Şükretmezsen, sen de kör sayılırsın.

    YanıtlaSil
  33. ASHI SAADETTEN GONUMUZE BIDAYET REHBERLERİ

    DEDİKODU EDECEĞİNE.

    Çocukken geceleri kalkar, ibâdetle meşgul olurdum. Bir gece baba-mın yanında oturuyordum. Bazı kimseler ise etrafımızda uyuyor-lardı. Babama;

    <<<-Şunların bir tanesi bile başını kal-dırıp iki rekât teheccüd namazı kılmıyor; sanki ölü gibi uyuyor-lar.>> dedim.

    Bu sözüm üzerine babam kaşlarını çattı ve;

    <<<-Oğlum! Başkalarının dedikodusunu edeceğine, keşke sen de on-lar gibi uyusaydın!» karşılığını verdi.

    (Yani babası Sâdî'ye âdetâ şu dersi veriyordu:

    -Senin hor gördüklerin, seher vaktinin feyiz ve rahmetinden mah-rum kalsalar da onlara Kirâmen Kâtibîn melekleri menfi bir şey yazmıyor.

    Senin amel defterine ise, din kardeşlerini küçük görme ve giybet günahı yazıldı...)

    Hepiniz günahlarınızın hamalısınız. Başkalarını kusur ve kabahat-lerinden dolayı ayıplamayınız.

    Dil, şükretmek içindir. Hakk'ı bilen, onu gıybet için kullanmaz.

    Kulak, Kur'ân ve nasihat dinlemek içindir; bâtıl ve boş sözler din-lemek için değil.

    İki göz, Allah'ın kudret ve sanatını temâşâ içindir; eşin-dostun ayıbını görmek için değil...

    YanıtlaSil
  34. Aylık Mecmua

    ALTINOLUK

    Nhan 2017 Sayc: 374-Лесер 1438 1.00 TL

    BÜYÜK İLAHİ LÜTUF

    "Allah, bir peygamber göndermekle mü'minlere

    büyük bir lütufta bulunmuştur." (Ali Imran, 164)

    YanıtlaSil
  35. AHLAK

    E. Said Nursi'nin Ahlak Felsefesi

    Said Nursi'nin ortaya koyduğu ahlak Kur'an'ın evrensel ah. lakını esas alıyor. Dünyada genel olarak ahlaki değerle büyük bir yozlaşma yaşanıyor. Son birkaç asırdır Cahiliye toplumunu aratacak derece bir dejenerasyon görülüyor. Said Nursi'nin tes. pitleriyle bunun en önemli sebebi, imanın esaslarına saldırıla-rın olmasıdır. Ateizm, darwinizm, hedonizm, materyalizm gibi doğru inançtan mahrum teori ve ideolojiler doğrudan ya da do laylı olarak insanlara eğitim, medya, sinema, kitaplar ve inter. net yoluyla enjekte ediliyor. Bilim ilerlerken, doğru din, inanç ve onlara bağlı güzel ahlak ilkeleri de görmezden gelinmiş, a-kıl kutsallaştırılmış, insanın dünyevi, geçici hazları ön plana çı-karılmıştır. Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, onların sağla-yacağı güzel ahlak kodlarından mahrum kalan insanların ruh-larında, akıllarında meydana gelen boşluğu, birbirlerine zıt fi-kirleriyle ahlak felsefecileri dolduruyor. Genellikle doğru i-nançtan mahrum olan, bencilliği, hedonizmi esas alan bu felse-fi akımların ahlak kodları, bilim ve teknolojinin imkanları da kullanılarak gittikçe yaygınlaşıyor.

    Nursi, İsevilik din-i hakikisinden uzaklaşan Avrupa'yı "ikin-ci Avrupa" olarak isimlendiriyor. Bu ikinci Avrupa'yı tahlil eder-ken, onun natüralist felsefenin zulmetiyle, medeniyetin kötü-lüklerini iyilik zannederek, insanlığı sefahate ve sapıklığa sevk ettiğini bildiriyor. "Bozuk" diye nitelendirdiği bu Avrupa, bir e-linde "sakim ve dalaletli felsefeyi", diğer elinde de, "sefih ve muzır medeniyeti tutuyor ve insanlığının mutluluğunun bu i-kisiyle olacağını iddia ediyor. (Nursi, Said, Lem'alar, Yeni Asya Neşriyat, İst. 2001, s. 168) Sefahat, insanın sadece dünyaya yönelmesi, ahireti unutması, bedensel hazları ön plana alarak aklın ve ruhun lezzetlerini hesaba katmaması demektir. Bu gö-rünüşüyle Avrupa, antikçağdaki hedonist, yani hazcı, lezzetçi, zevkçi ve indivudialist ahlak teorilerini hayata geçirmiş gibi gözüküyor. Said Nursi'nin sakim ve dalaletli felsefe tabirinden bu manaları da anlamak mümkündür. Elbette bunun kaynağını da Allah inancı yerine tabiatı koymaya çalışan naturalist felse-fe oluşturuyor. Çünkü Allah'a inanmayan, ahirete inanmayan, Allah'ı sevmeyen ve Allah tarafından sevilmeyi düşünmeyen bir kimsenin hedonizmi, bireyselciliği, kötülük yapmayı meşru görmemesi mümkün değildir. Böyle bir insanın kendi menfaa-tinden başka bir şey düşüneceğini ummak doğru olmaz. Bu i-nanç ve değerlerden mahrum insanların bedensel hazların pe-

    10-YAZ/2006

    YanıtlaSil
  36. EVRENSEL AHLAK İLKELERİNİN KUR'ANÎ TEMELLERİ

    şine düşmesi kolaylaşıyor. Ölümü kendisine hatırlatan aklını iç-ki, uyuşturucu ve eğlencelerle uyuşturarak kendisini ölümün pençesinden kurtaracağını zannediyor. Aldığı geçici ve elemli mutluluğu gerçek mutluluk zannediyor. Bu yüzden Said Nursi, hedonist, bireyselci ve naturalist ikinci Avrupa'nın cismi yalan-cı cennette, kalbi ve ruhu cehennem azabı çeken, görünüşte mutlu, aslında mutsuz ve umutsuz bir insan tipi ortaya çıkar-dığını ifade ediyor. (Nursi, Lem'alar, s. 168) Avrupa'nın bu fel-sefi doktrini, insanların tek hedefinin bu dünyada yaşamak ve varlıklarını devam ettirmek olduğunu ifade ediyor. Bunun için de bedensel menfaatler ve hazlar peşinde koşmak gerekir. Bu anlayış hayvanlardan çok yüksek duygularla ve cihazlarla yara-tılmış olan insanı bir basit hayvanla aynı seviyeye getiriyor. Halbuki insanın hayvan gibi olması mümkün değildir. Bu anla-yış hayatı bir mücadele suretinde gördüğü için, toplumda gö-nüllü yardımlaşma, fakir ve fukaranın gönlünü alma ortadan kalkıyor. Üstelik bu mücadele prensibi, çatışmayı, bu da top-lumsal huzursuzluğu beraberinde getiriyor. Bu anlayış bazı fertleri zenginleştirerek azdırıyor, çoğunluğu ise yoksul olarak bırakıyor. Bu felsefeye göre insan sadece kendi menfaatini dü-şünmeli, kendi lezzetini takip etmelidir. Böylece bir insanın nefsini de ilah derecesine çıkarıyor. Büyük bir narsistlikle ken-dinden başka hiçbir kimseyi sevmiyor, beğenmiyor. (Nursi, Lem'alar, s. 170)

    Said Nursi, eserlerinde önce içinde yaşadığı ülkeden, Türki-ye'den başlayarak bu insanlığı en alçak derecelere sürükleyen gidişatı durdurmak için, Kur'an'ın evrensel ahlak kodlarına da-yalı bir ahlak felsefesi geliştirmektedir. Birçok yönüyle Cahili-ye dönemine benzeyen bir çağda, Kur'an ilkelerine dönmekten başka çare yoktur. Kur'an ruhlarda, akıllarda, kalplerde ve dav-ranışlarda bir değişim meydana getirme gücüne sahiptir. Bu yüzden Nursi, "İmanın insanı insan edeceği, belki de insanı sul-tan edeceği" gerçeğini dile getirerek, inancı temel alır. Çünkü bütün bu ahlak yozlaşmalarının altında sağlam ve doğru bir i-nançtan mahrumiyet vardır. İman esaslarının tamamının üze-rinde duran Nursi, özellikle de Allah'a iman ve Ahiret'e iman ü-zerinde daha fazla tahşidat yapar. Ona göre toplumsal kargaşa-nın, anarşinin kaynağı dinsizlik tohumlarının ekilmesidir. Allah inancından, ahiret inancından ve diğer inanç esaslarından mahrum bırakılan bir toplumun, onların sağladığı yüksek ahla-ki değerlerden uzak kalması da tabii bir sonuç olacaktır ve öy-le de olmuştur. Bu yüzden Nursi, bütün mesaisini iman üzeri-

    YanıtlaSil
  37. mak, Autbue brakılmak, verihnek

    devet (e) dainesel 2. donusha, dönüşle

    & donme by uninde

    devver dia durmayıp dönen

    deye boy

    hibinin) Norcu grevt)

    Deyyan va herkesin hakkını ve hesabım en of bilen ve veren (Allah c.c.)

    Deyyan ebed یاد اید varlığı ebedi (sonsuz(

    olan ve herkesin hakkuu ve hesabını en iyi bilen ve karşılığını veren (Allah c.c.)

    digta sıkışık duvarlar

    Dihye Ha. Peygamber'in (a.s.m.) mu

    barek sahabelerinden biri. Hz. Dihye (r.a.), Kuzey Arabistan'da yaşayan Kelb kabilesine mensuptu. Künyesi, Dihye bin Halife El-Kel-bidir. Zengindi. Ticaretle uğraşırdı. O zaman lar Bizans Imparatorluğunun sınırları içinde kalan Suriye ve Filistin'e gider gelirdi. Rum-caya öğrenmişti. Bu dili iyi biliyordu. Ana dili olan Arapça'yı çok iyi konuşur ve ikna gücü çok yüksekti. Beyaz tenli, nur yüzlü bir kişiy di. Kibardı, iyi giyinirdi. Fiziki bakımından da yakışıklı idi. Bazen vahiy meleği Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber'e (a.s.m.) gelince, Hz.Dih-ye'nin görüntüsüne bürünerek görünürdü. Bir defasında Hz. Peygamber (a.s.m.), Medi-ne'deki mescidinde sahabileriyle beraberken, Cebrail (a.s.), orada hazır bulunan herkese Hz. Dihye suretinde görünmüştü. Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) önünde otu-rup: İman nedir? İslam nedir? İhsån nedir? sorularını sormuş ve aldığı cevapları "Doğru söylüyorsun" diye onaylamıştı. Sahabe, onu Dihye'ye benzer bir misafir sanıp Hz.Pey-gamber'in (a.s.m.) verdiği cevapları onay-lamasını, bilgiçlik taslamak gibi görmüş ve garipsemişlerdi. Cebrail (a.s.) gittikten sonra Hz. Peygamber (a.s.m.) O'nun Cebrail (a.s.) olduğunu haber vermişti. Hz. Peygamber (a.s.m.), işte bu vasıflara sahip Hz. Dihye'yi, Bizans İmparatoru Hirakl'a (Hiraklius'a) elçi olarak göndermiş ve yazdığı İslâm'a dâvet mektubunu İmparator'a götürmekle görev-lendirmişti (mi 628)(bkz. Hirakl). Hz.Dihye, görevini yerine getirmek için Suriye'de Hi-ristiyan Arap kabileleri başkanı (Gassan hü-kümdarı) Haris'e başvurdu. Haris, İmparator Heraklius'un hac yapmak üzere Kudüs'te ol-duğunu bildirerek yanına bir kılavuz verdi ve

    YanıtlaSil
  38. devri (ye)

    Dihye

    Hz. Peygamber'in elçisini Kudüs'e gönderdi 186 O yıl, Bizans Imparator'u, Iran Sasani Impa ratorluğun'a karşı buyük bir zafer kazanmış ve daha önce Kur'an'da haber verilen yenil gisinden sonra, kaybettiği topraklarını geri almıştı. (bkz.Rüm Süresi, 30/2-6). Imparator, bu zaferin şükrü için Kudus'e hac yapmaya gitmişti. Imparator Heraklius, Hz. Peygam 1.) gönderiği Arapça yazılmış mektubu Hz. Dihye'den alıp güvendiği Arabça ber'in (a.s.m.) bilen bir tercümana okuttu. Mektupta şöyle deniyordu: "Bismillahirrahmanirrahim, Al lah'ın kulu ve Rasûlü Muhammed'den Rum ların büyüğu Heraklius'a ! Allah'ın selamı hak yolda olanlara olsun! Seni İslâm'a davet edi. yorum. Müslüman ol, selamete (kurtulusa) er. Allah da sana sevap ve mükafatını iki kat verecektir. Eğer davetimi kabul etmezsen, senin yönetimin altında olan bütün halkın günahı sana yüklenecektir".

    Mektup, Kur'an'da yer alan şu meâldeki bir aramızda ortak olan bir kelimede birleşelim. Allah'tan başkasına kul olmayalım. O'na hiç bir şeyi eş ve ortak koşmayalım. Allah'ı bıra-kıp da içimizden birilerini Rab edinmeyelim: (Bu uyarıdan sonra) yüz çevirirlerse şöyle deyin: Şahit olun ki, bizler Müslümanlarız." (Al-i İmran Süresi, 3/64)

    Mektup okunurken İmparator Heraklius'un alnında ter damlaları oluşmuştu. Dedi ki: "Ben böyle Bismillahirrahmanirrahim, diye başlayan bir mektup görmemiştim". Herak-lius, Hz. Peygamber'in (a.s.m.) mektubunu okuttuktan sonra mektubu alıp dürdü ve koynuna sokup sakladı. Sonra ticaret için Kudüs'e gelmiş olan Mekke'lilerden birkısmı nı huzuruna çağırdı. Hz.Peygamber (a.s.m.) hakkında çeşitli sorular sorarak bilgi aldı. Bunları değerlendirdi ve: "Bunlar peygam-berlerde bulunan özelliklerdir. Zaten ben, O'nun geleceğini biliyordum. Fakat sizden (yani Araplar'dan) olacağını sanmıyordum." dedi. Mekke'lileri dışarı çıkarıp din adamla-rn, komutanlar, valiler, saray görevlileri gibi Rum ileri gelenlerine düşüncelerini sordu. Onlar çok sert tepki gösterdiler. İmparator bu sert tepkilerden çekindi. Ortalığı yatıştır mak için dedi ki: "Düşüncelerinizi sormamin sebebi, dininize bağlılık derecenizi anlamak-tı. Gördüm ki dininize çok sıkı şekilde bağlısı-niz. Buna sevindim". Sonra Hz. Peygamber'in

    YanıtlaSil
  39. bace

    187

    sem) okisi Ha Dihye'yi çağırtip Onunla duel olarak görüstu, O'na dedi ki: "Ben ivi bi-yorum ki senin efendin. Allah tarafından in-sanlara gönderilmiş bir peygamberdir. Zaten bir de Onun gelmesini bekliyorduk. Kutsal kitabuntada da O'nun ismini ve vasfını bul muştuk. Fakat ben, hayatın hakkında Rum-lardan korkuyorum. Eger korkmasaydım ve O kendi alkemde bulunsaydı, O'na hemen ithi olur, O'na yardımcı olur, O'nu desdek-lerdim". Hz. Dihye, Hz. Peygamber in (a.s.m.) yanina dönünce bütün bu olup bitenleri O'na anlattı. Hz. Peygamber de (a.s.m.) Heraklius hakkında söyle buyurdu: "Onun saltanatı bir middet daha devam edecektir." Gerçekten de Bizans Devleti, 827 vil daha devam etti ve Batih Sultan Mehmed'in İstanbulu fethet-mesi ile tarih sahnesinden çekildi (mi.1453). Hz. Peygamber (a.s.m.), İstanbul'un Müslu manlar tarafından fethedileceğini de bir ha-disinde müjdelemişti: "Konstantin (İstanbul) mutlaka feth edilecektir. Onu fetheden ko-mutan ne iyi bir komutan ve onun ordusu ne güzel bir ordudur."

    dibace دیباجه :önsöz, başlangıç

    Dicle دجله : Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki bir nehir. Türkiye'den Irak topraklarına gir dikten sonra Basra Körfezi'ne yakın bir yerde Fuat nehri ile birleşir ve Şat-ül Arab adını ala-rak Basra Körfezi'ne dökülür.

    didar 1 : دیدار.görüşme, kavuşma, görme 2.yüz, çehre

    didar-ı mevla دیدار مولی : Allah'a (c.c.) kavuşma

    dide 1 : دیده.göz 2.görmüş olan, gören

    dideban دیده بان : gözcü, nöbetci, bekçi

    dik: darlık sıkıntı zorluk

    diki elfaz ضيق الفاظ : ifade zorluğu düşünceyi anlatma zorluğu, duygu ve düşünceyi anlat-mada kelime bulamama

    dik-i maiset ضیق معیشت : geçim zorluğu geçim darlığı

    dikkat 1 : ديقات.duygu ve düşünceyi bir şey Üzerinde toplama 2. zihin uyanklığı 3.önem verme 4.incelik

    dikkat-i müvazenet ديقات موازنت : denge ve öl-

    çüyü korumada incelik

    dikkat-i nazar دقت نظر : dikkat, dikkatli bakış

    diktatorya ديكتاتوريا : diktatörlük, baskıcı ve zorba yönetim

    YanıtlaSil
  40. 187

    din İslamiyet

    dil 1 : قيل gönül 2 lisan 3 ağızdaki tat alma or gani

    dilaver دل اور : cesur yigit

    dilruba دلربا : gönül kaptırtan, kendini sevdi ren

    dilşad دلشاد : gönlü şen, sevinçli

    dima دماء : kanlar

    dimag 1 : دماغ zihin 2.akıl, şuur (biliş) 3 beyin

    dimagi (ye( دماغيه : beyne ait

    din دین : .inan ibadet ve yaşayış sistemi 2.İslam dini 3.yol, şeriat 4 kıyamette herkese yaptıklarının karşılığının verilmesi. Din keli-mesinin bunlardan farklı mânâları da vardır. Kur'an'da din kelimesi, tek kelime olarak veya ism veya sıfat tamlaması (terkip) şeklinde 95 yerde geçer. "dinüllah" (Allah'ın bildirdiği din), "dinu'l-kayyim" (doğru din), "dinü'l-ha-lis" (bozulmaya uğrarnamaş halis din), "di-nü'l-melik" (kralın kanunu), "yevmü'd-din" (hesap günü), "din" (itaat), dinu'l kayyimu" (doğru hesap) mânâlarında ve herkesçe bili-nen genel månåsiyle (din, inanç ve ibadet sis-temi mânâsında) bazı sürelerde geçmektedir. (bkz.Kur'an, 3/19, 4/171, 172; 109/6)

    din-i Ahmediye دین احمدیه :Hz Muhammed'in (a.s.m.) Allah'tan (c.c.) vahiy yolu ile getirdiği din

    din-i azim دین عظیم : yuce din Islam dini(

    din-i ferid دین فرید : tekesi ve benzeri olmayan

    doğru din (İslâm dini)

    dini fitri دین فطری : fitri din, insan yaradılışına uygun olan din (İslâm dini)

    dini hak دین حق : hak din, doğru din (İslâm dini)

    dini hakiki دین حقیقی : hakiki din bozulmamış doğru din (İslâm dini)

    din-i hakk-i fitri دین حق فطری : fitri ve hak din, doğru (hakk) ve insan yaradılışına uygun (fır-ri) din (İslâm dini)

    din-i Hıristiyani دین خستیانی : Hristiyanlık dini

    din-i İlahi دين إلهى : İlahi din, Allah (c.c.) tara-fından gönderilen din

    din-i Isevi دین عیسوی : Isa Peygamber'in (a.s.(

    getirdiği din (Hıristiyanlık)

    din-i Islam دين إسلام : Islam dini

    din-i İslamiyet دین اسلامیت : Islamlık (müslü-manlık) dini

    E

    YanıtlaSil
  41. 658

    HADIS-1 ŞERİFLER

    من جاء بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا ، أَوْ أَزْبَدُ ، وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَجَزَاء سيئَةِ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا ، أَو أَغْفِرُ ، وَمَنْ تَقَرَّبَ مِنِّي شِبْرًا ، تَقَرَبْتُ مِنْهُ ذِرَاعًا ، وَمَنْ تَقَرَّبَ مِنِّى ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ باعاً ، وَمَنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً ، وَمَنْ لَقِينَى بِقِرَابِ الْأَرْضِ خَطِيئَةً لَا يُشْرِكْ بِي شَيْئًا لَقِيتُهُ بِمِثْلِهَا مَغْفِرَةٌ (1)

    ( رواه مسلم عن أبي ذر )

    (۱) قال الإمام النووى : معنى الحديث من تقرب إلى بطاعتى تقربت إليه برحمتي وإن زاد زدت ، فإن أتاني يمشي وأسرع في طاعتى ، أتيته هرولة ، أي سببت عليه الرحمة وسبقته بها ولم أحوجه إلى الشيء الكثير فى الوصول إلى المقصود . وقراب الأرض ما يقارب مثلها .

    5) «Her kim, bir iyilik getirirse; on mislini alır. Belki de artırırım.. Her kim, bir kötülük getirirse; bir kötülüğün cezası aynısı olur; yahut bağışlarım.. Her kim, bana bir karış yaklaşırsa; ben ona bir zıra yaklaşırım.. Her kim, bana bir zıra yaklaşırsa; ben ona bir kulaç yaklaşırın.. Bana yürüyerek gelene, koşarak giderim.. Bir kimse bana kürre-i arz kadar büyük günahla gelse dahi, bana bir şeyi ortak koşmamışsa, o günahı kadar büyük mağfiretle kar-şılarım..>>>

    **

    Bu Hadis-i Şerif kudsî'dir. Yani: Lafzı Peygamberden (S.A.) mana-sı Allah'tan..

    Tercümemize esas aldığımız eserin dip notunda geçen İmam-ı Neve-vi'nin de buyurduğu gibi burada bahsi geçen yaklaşma ve yakınlaşmalar manevidir; yolu da ibadettir..

    **

    Ravi: EBUZER'den r.a. naklen MÜSLİM... Menkıbeleri, 5. ve 16. Hadis-i şerifte..

    لما خَلَقَ اللَّهُ الْخَلْقَ كَتَبَ في كتاب ، فَهُوَ عِنْدَهُ فَوْقَ الْعَرْشِ « إِنَّ رَحْمَتى ។ غلَبَتْ غَضَبِي ، وفي رواية سبقت غضى .

    ( رواه الشيخان عن أبي هريرة )

    YanıtlaSil
  42. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    659

    6) «Allah-ü Taâlâ halkı yarattığı zaman, bir kitaba şöyle yazdı:

    Rahmetim, gazabıma galebe çaldı..

    Diğer bir rivayette ise şöyledir:

    Rahınetim, gazabımı geçti..

    Bu kitap onun katında ve arş'ın üstündedir..>>>

    Bundandır ki, onun rahmetinden ümit kesilmemesi emrediliyor..

    **

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MUSLIM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    إن الله تعالى مائة رحمة ، أنزل منها رحمة واحدة بين الجن والإنس والبهائم والهوام ، فيها يتعاطفُونَ ، وبها يتراحمون ، وبها تعطف الوحش على ولدها ، وأخر الله تعالى تسعا وتسمين رحمة يرحم بها عباده يوم القيامة . V

    ( رواه الشيخان عن أبي هريرة )

    7) «Allah-ü Taâlâ'nın yüz rahmeti vardır. Onun bir tanesini; cin, in-san, hayvan ve haşerelere taksim etti.. Onunla şefkat gösterir ve onunla merhamet duygusuna sahib olurlar.. Vahşi hayvanın yav-rusuna şefkati onunladır.

    Allah-ü Taâlâ doksan dokuz rahmetini geri bıraktı; kıyamet günü kullarına onunla rahmet edecektir..>>>

    **

    Bu rahmetten istifade etmek için en azından, iman esaslarına tabi olmak gerekir..

    **

    Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    الدرس الخامس في التوكل على الله

    ١ - ٦ قال الله تعالى : ( الذينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ : إِنَّ النَّاسِ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ ، فَزَادَهُمْ إِيمَانًا ، وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ فَأَنْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ

    YanıtlaSil
  43. Mebi'in keyfiyyet-i bey'ine müteallik mevad beyanındadır.

    MADDE 217 Mekiylât ve mevzunât ve adediyyat ve mezrüatın keyl ve vezn ve sayı ve zira' ile bey'i sahih olduğu gibi cüzafen satmak dahi sahihtir.

    Meselâ, bayi' bir yığın buğdayı ve bir dam samanı ve bir yı-ğın tuğlayı ve bir denk metâı götürü satsa sahih olur.

    MADDE 218 Hububatı bir muayyen kab ve ölçek ile ölçüp ve-yahut bir muayyen taş ile tartıp satsa her nekadar ol kap ve ölçe-ğin ne mikdar idüği ve taşın kaç kıyye ve dirhem olduğu malûm değilse de bey sahih olur.

    MADDE 219 Münferiden satılması caiz olan şeyin mebi'den is-tisnası dahi caiz olur.

    Meselâ, bayi' bir ağacın meyvesinden şu kadar kıyyesi kendi-sine kalmak üzere bâkisini satsa sahih olur.

    MADDE 220 Mukadderatın yalnız efrad ve aksamına baha tak-dir ederek toptan satmak sahih olur.

    Meselâ, bir yığın buğdayı ve bir kayık odunu ve bir sürü ko-yunu ve bir pastal çuhayı kilesi ya çekisi ya kıyyesi veya her re's yahut zira'ı şu kadar kuruşa olmak üzere satmak sahih olur.

    MADDE 221 Mahdud olan akarat zira' ve dönüm ile satıldığı gibi tayin-i hudud ile dahi satılır.

    MADDE 222 Akd-i bey' ne mikdar üzerine vâki olursa ancak ona i'tibar olunur.

    MADDE 223 Mekiylât ve adediyyât-ı mütekaribe ile teb'izinde zarar olmayan mevzunattan bir mecmuun mikdarı beyan olunarak satıldıkda gerekse yalnız ol mecmuun semeni zikrolunsun gerek kilesinin ya aded ve vezninin bahası beyan ve tafsil olunsun bey' sahih olur.

    Fakat led-et-teslim tamam çıkarsa bey lâzım olur ve nâkıs çıkarsa müşteri muhayyer olup dilerse bey'i fesh eder ve dilerse zuhur eden mikdarı semenden hissesiyle alır ve zaid çıkarsa ziya-desi bayi'indir.

    Meselâ, bayi' bir yığın buğdayı toptan olarak elli kile olmak üzere beşyüz kuruşa yahut elli kile olmak üzere her kilesini onar kuruşa sattıkda tamam gelirse bey' lâzım olur ve kırkbeş kile çı-karsa müşteri muhayyer olup isterse bey'i fesheder isterse kırkbeş

    YanıtlaSil
  44. KITAB'UL BUYO

    177

    kileyi dörtyüzelli kuruşa alır ve ellibeş kile çıkarsa fazlası olan beş kile bayiindir.

    Ve keza bir küfe yumurta yüz adeddir deyu elli kuruşa yahut yüz aded deyu danesi yirmişer paraya satıldıkda ind'et-teslim dok-san aded çıkarsa müşteri muhayyer olup dilerse bey'i fesheder, dilerse doksan yumurtayı kırkbeş kuruşa alır ve eğer yüz on aded çıkarsa fazlası olan on yumurta bayi'indir.

    Kezalik bir fıçı yağ yüz kıyye olmak üzere satılan hükmü min-val-i meşruh üzredir.

    MADDE 224 Teb'izinde zarar olan mevzunâttan bir meстиип mikdarı beyan ve yalnız ol mecmuun bahası zikrolunarak satıl-dıkta led'et-teslim nâkıs çıkarsa müşteri muhayyer olup dilerse bey'i fesheder, dilerse çıkan mikdarı тести' semen-i müsemma ile ahr ve zaid gelirse ziyadesi müşterinin olup bayi muhayyer olmaz.

    Meselâ, beş kıratdır diye yirmibin kuruşa satılan bir elmas taş dört buçuk kırat çıksa müşteri muhayyer olup dilerse terkeder ve dilerse ol taşı yirmibin kuruşa alır ve eğer beş buçuk kırat çı karsa ol taş yirmibin kuruşa müşterinin olup bunda bayi' muhay-yer olamaz.

    MADDE 225 Teb'izinde zarar olan mevzunattan bir mecmuun mikdarı ile aksam ve eczasının bahası dahi beyan ve tafsil oluna-rak satıldıkda led'et-teslim gerek nåkıs çıksın ve gerek zaid çık-sın müşteri muhayyer olup dilerse bey'i fesheder ve dilerse çıkan mikdarı aksam ve ecza için beyan olunan baha hasebiyle alır.

    Meselâ, beş kıyyedir diye her kıyyesi kırkar kuruşa satılan bir bakır mangal dörtbuçuk yahut beşbuçuk kıyye çıksa iki suretde dahi müşteri muhayyer olup dilerse terkeder ve dilerse ol mangalı dörtbuçuk kıyye ise yüzseksen kuruşa ve beşbuçuk kıyye ise iki-yüzyirmi kuruşa alır.

    MADDE 226 Gerek arsa olsun ve gerek emtia ve eşya-yı saire olsun al'el-umum mezruattan bir mecmuun mikdarı ve yalnız ol тестuun bahası beyan yahut zira'ının dahi bahası tafsil olunarak satıldıkda iki surette dahi hükmü teb'izinde zarar olan mevzunatın hükmü gibidir. Fakat kirbas ve çuha misillu kať ve tebizinde za-rar olmayan emtia ve eşya mekiylât hükmündedir.

    Meselâ, yüz arşın olmak üzere bin kuruşa satılan bir arsa doksanbeş arşın çıksa müşteri muhayyer olup dilerse terkeder ve dilerse ol arsayı bin kuruşa alır ve zâid çıksa müşteri tamamen ol arsayı bin kuruşa alır.

    Ve kezâ bir kat rubalık olmak üzre yapılmış olan bir top ku-

    2. Н. Т. Mecelle F: 12

    YanıtlaSil
  45. الشالات الدمجان

    مبانکه بودر ان عالمی اوسمانی عالمہ کو جان و مثال خلام الجنان من قله به دست می داری ابریار مجری ممتنع اولانہ فی جوانه کوچان بعدد

    والنحيي ) قدت اليه العاقل اشبانك ملون، یعنی اینچ بونیه تمامی ایند. بو بود ایسد. على العموم لوزن و ثقافت اون شمس و مهران وزیری با زلاقہ اور بھی کی، تجنن و

    با و طارك ده ایج بوزاری خدا دارد.

    برگیسی) بشرك ذهنى و فکرى، جناب مقك عظمتنه به مقياس وكما الاتنه بر میزان و او صافتك محاکمه سنه بی واسطه بوطنه و سعتنده دیگارد آنچه جناب حقه، جميع مصنوعات و مجموع آثار ندن و بتون افعا لندن تحصیل و تجالتی ایمن به و جهله با قبالا بیاید اون ذره قرآن

    اولور، فقط مقياس أولدمان.

    بو ماله کردن تبارز ایندیگی و جهله، جناب حقك ممكن انه قياس اير يلمي و ممكن انك اونان شوفاتنه مقیاس با پیام سی ان بیون جهالت و حماقتند چونکہ آرا رنده کی فرقہ، بحریہ کو گر فسد.

    اوت واجبی ممکنه قياس ايتمكن، بله غریب و کولونج شيار جيفار مثلا اهل طبیعت، او آل انجي قياس ايله، تأثير حقيقي بي اسبابه اهل اعتزال، خلق افعالى عبده مجوسیلی، شتری ایکنجی ؟ خالقه اسناد ایمگه مجبور او لشکر در کویا زغملر نجه، جناب من عظمت کبریا و تزهى طولا بيله بو کی خسیس و چرکین شیاره تنزل التميز. ديمك عقاری و همارينه اسیر اولانالی، بولبي كولونج شیاری طوغور ولر

    اخطار ) مؤمن هر دنده و سوسه جهتیله بو و همه معروفه قالانار وارد. دقت ایتمان لاز مدر

    بو آيتك كلم لری آراسنده نظمی ایجاب ايدن مناسبتاره كام لم: [ ختم ] نك ا لا يُؤْمِنُونَ ] ايله ارتباطی و اونك آر قر سنده ذکر اید یامی، جزانك جرمه ترتبی قبیلندند. یعنی اونای، وقتا که جزء اختیار بیارین افراد این مقاله ایمانه حکمدیلی. قلبكرينك ختميله تجزيه ايد بلديار.

    اختها تعبيري، او نارك خلال تاريخي تصوير اين تمثیلی بر اسلو به اشار تدر. شویله که قلب کوزی

    YanıtlaSil
  46. عجز

    Acz: Güçsüzlük

    على العموم

    Aleluiam: Umumiyetle, genellikle

    عظمت كبريا

    Azamet-i kibriyā: Büyüklü-ğün yüceliği

    بشر

    Beşer: İnsan

    جبيع

    Cemi-i masnûat: San'at

    مصنوعات

    eserlerinin tilmit

    آهل طبیعت

    Ehl-i tabiat: Yaratılışı tabiata veren dinsizler

    حلق الفعال

    Halk - efl: Fiilleri yaratma

    Hatem: Mühür

    افسان

    İfsad: Bozma

    قمر

    Kamer: Ay

    قُدْرَتِ آزليه

    Kudret-i ezeliye: (Allah'ım( Başlangıcı olmayan kudreti

    مجموع آثار

    Mecmau asar: Eserlerin tümü

    ميزان

    Mir'at: Ayna

    ميزان

    Mizan: Ölçü

    محاكمه

    Muhakeme: Tartarak hüküm verme

    منتيغ

    Mümteni : İmkansız

    کنن

    Şems: Güneş

    شفونات

    Şuûnat: İşler, håller

    تعلق

    Taalluk: Alakalı olma

    عمل

    Tahassul: Meydana gelme

    تبارز

    Tebarüz: Belli olma

    تجزيه

    Tecziye: Cezalandırma

    ترتب

    Terettüb: Netice olarak gelme

    وسعت

    Vis at: Genişlik

    ذرات

    Zerrat: Zerreler

    ضيدان

    Ziyadar: Işıklı parlak

    Zu'm: Bátil zan, boş inanç

    YanıtlaSil
  47. Sanko bo zelo semivileme küçük bir misaldır Holiciales de kodret mertebelere avende Acmemi olan kudretye, Növek köçuk birdir

    Ancus Kodrets ereliye, en evvel eşyanın melekét, vam i värime taalluk eder. Bu yüz ise, ve seffafor. Evet, soms ve kamerin vünlem parlak olduğu gibi, gecenim ve balunların da iç yüzlen zivådärdı.

    Yedincisi: Beyerin rihma ve fiki, Cenab-ı Hakk'ın

    azametime bur mikyás ve kemälätma bir mizan ve cosifiom muhikemesane bir vasıta bulmak vus'atinde değildir. Ancak Cenab-a Hakk'a, cemi masnüätından ve mecma-u isirundan ve bütün ef alnden tahassul ve recelli eden bur vecihle bakalabilir. Evet, rerre mir'ät olur, fakat mikyás olamaz.

    Ba meselelerden tebärüz ettiği vecihle, Cenab-ı Hakk'm

    mümkinita kryds edilmesi ve mümkinâtın onun şuŭnátma

    mikyis yapılması, en büyük cehålet ve hamäkattır

    Çünki aralanındakı fark, yerden göğe kadardır. Evet, vácibi mümküne kıyås etmekten, pek garib ve gülünç seyler çıkar. Meseli ehl-i tabiat, o aldatıcı kuyis ile, te'sir-i hakikiyi esbaba; Ehl-i l'tizál, halk-a ef ili abde, mecûsiler, sem ikinci bir

    hihka ismåd etmeye mecbür olmuşlardır. Güya zu'mlarınca, Cenab-ı Hakk azamet-i kibriya ve tenezzühü dolayısıyla bu gibi hasis ve çirkin şeylere tenezzül etmez. Demek akılları vehimlerine esir olanlar, bu gibi gülünç şeyleri doğururlar.

    İhtar: Mü'minlerden de vesvese cihetiyle bu vehme ma'rüz kılanlar vardır. Dikkat etmek lazımdır.

    Bu iyetin kelimeleri arasında nazmı icab eden münasebetlere geleliminile irtibatı ve onun arkasında zikredilmesi, cezanın cürme terettübü kabilindendir. Yani onlar, vakti ki cüzi ihtiyårilerini ifsåd etmekle îmåna gelmediler. Kalblerinin hatmiyle tecziye edildiler.

    ta'biri, onların dalaletlerini tasvir eden temsili bir üslüba işarettir. Şöyle ki: Kalb gözü,

    YanıtlaSil
  48. 144

    TÖVBE I I

    - Sonra güneş ve ay bu kapıdan batarlar. Daha sonra kapının iki ka. nadı kapanır sanki daha önce aralarında hiç boşluk yokmuşçasına birbi rine bitisirler. Iste bundan sonra kulların tövbesi kabul edilmez. Bu za-mandan sonra yapılan iyilikler de kabul görmez, ancak kapı kapanmadan önce iyi amel işleyenlerin kapı kapandıktan sonra yaptıkları iyiliklere de sevap verilir."

    Allah (cc) şu ayeti kerime ile bunu açıklıyor:

    يَوْمَ يَأْتِي رَبُّكَ أَوْ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْراً قُلِ انْتَظِرُوا إِنَّا مُنْتَظِرُونَ

    "Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini veyahut Rabbinin bazı alametlerinin gelmesini mi bekli-yorlar? Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!"

    Abdullah b. Mesud (ra) şöyle demiştir:

    "Samimi tövbe; kişinin tövbe ettikten sonra bir daha o günaha dön-memesidir."

    Yine Abdullah b. Mesud'un şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    "Tövbe kapısı herkese açıktır ve şu üç kişi hariç herkesin tövbesi kabul edilir. Tövbesi kabul edilmeyen üç kişi şunlardır:

    1. Iblis, çünkü o kâfirlerin başıdır.

    2. Hz. Adem'in oğlu Kabil, çünkü o ilk günah işleyen kimsedir.

    3. Peygamberlerden birini öldüren kimse."

    Şu sözler de ona aittir:

    Tövbe edenler için tövbe kapısı açık olup bu kapı batı yönündedir genişliği de kırk yıllık bir mesafedir. Güneş batıdan doğuncaya kadar bu kapı kapanmayacaktır.

    Ebu Hüreyre (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmek-tedir:

    Taberi, Tarih, 1/51

    En'am 158

    YanıtlaSil
  49. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    145

    Tövbe havada asılı durur. Gece gündüz hiç durmadan oradan şöyle seslenir:

    Bana yönelen azap çekmez. Bu sesleniş güneşin batıdan doğma sına kadar asırlarća devam eder. Güneş batıdan doğduğunda ise tövbe asılı durduğu yerden kaldırılır.""

    Bu hadisler tövbeye teşvik etmektedirler. Ayrıca tövbe eden bir kim-senin tövbesinin kabul olacağını bildirmektedirler.

    Nitekim Allah kullarını tövbeye çağırarak şöyle buyurmuştur: وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعاً أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    "Ey mü'minler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz."2

    Bununla birlikte Allah Teâlâ tövbenin her hayrın anahtarı olduğunu açıklamıştır. Müminlerin kurtuluşunun tövbe ile mümkün olduğunu bil-diren Allah, onlara tövbe etmelerini emretmiştir.

    İlgili ayet şöyledir:

    "Ey iman edenler! Samimi bir tövbe ile Allah'a dönün." Ayetin devamında Allah (cc) tövbenin faydalarını açıklamış ve şöyle buyurmuş-tur:

    "Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi içlerin-den ırmaklar akan cennetlere sokar."3

    Allah başka bir ayette de günahlarından tövbe edenleri bağışlaya-cağını bildirerek şöyle buyurmuştur:

    وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    "Yine onlar ki kötülük yaptıklarında (büyük günah işledikle-rinde), ya da kendilerine zulmettiklerinde (küçük günah işledikle-rinde) Allah'ı hatırlayıp (ondan korkarak) günahlarından dolayı he-

    Bu hadis zayıftır.

    Tahrim 8

    Nur 31

    YanıtlaSil
  50. Dilen çöl yolculan, artik aldırmamayı öğrenmişlerdi. Meysere de bir ara serap gördüğünü sandı. Peygamberimizin üzerinde, sanki iki melek vardı. Gülüp geçti. Rahibin anlattıkları hâlâ canlılığını koruyordu zih-ninde. Birden beyninde şimşek çaktı. Rahibin dediği doğruysa önündeki deve

    TARİHTE BUGÜN

    -678-Hz. Aişe Validemizin vefatı.

    1921 - Afyon'un Yunanlar tarafından işgali.

    1937 - Fransa, Hatay'ın bağımsızlığını resmen ilân etti.

    1995 - Isparta'nın

    Senirkent ilçesindeki sel felâketinde 74 kişi öldü.

    13

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    TEMMUZ

    JULY

    BİR AYET

    Gökleri ve yeri tasarrufu altında tutmak Onun kudretine ağır gelmez.

    Bakara Suresi: 255

    BİR HADİS

    Birinizin saçı varsa bakımını iyi yapsın.

    Ebu Davud, Tereccül: 3

    Kur'ân'ın tecellisiyle çok neviler silindi, hakikatler yıkıldı; onlara bedel, yeni yeni neviler, hakikatler teşekkül etti. İşârâtü'l-İ'câz

    HİCRĪ: 7 MUHARREM 1446 - RUMI: 30

    HAZİRAN 1440

    HIZIR: 69-GÜN: 195 KALAN: 171 - GÜN, KIS: 2 DK

    İmsak Günes

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  51. di. Hayvanat zayıf ve sütsüz oluyordular. Ve tok oluncaya kadar yemiyorlard

    2017 BEDIUZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1523 - Oruç Reis'in şehadeti.

    10

    SALI

    TUESDAY

    EKİM

    OCTOBER

    G

    BİR AYET

    Mü'minler ancak o kimselerdir ki... onlar yalnız Rablerine tevekkül ederler.

    Enfal Suresi: 2

    BİR HADİS

    Benim en çok sevdiğim söz, en doğru olanıdır.

    Bütün kuvvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlastadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlas ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.

    Lem'alar

    Rumî: 1433 Gün: 283 Kalan: 82

    Hicrî: 20 Muharrem 1439. Hızır: 158

    YanıtlaSil
  52. d. Hayvanat zayit ve sutsda uz oluyordular. Ve tok eluncaya kadar yemiyorlarch Resul-i Ekrem Aleyhissalatu Vesse esselam oraya, süt annesinin yanina gönderil

    -1938-Hatay'n Fransız İşgalinden kurtuluşu.

    1939-Hatay'da bir il kurulması kararlaştırıldı.

    1942 - Başbakan Dr. Refik Saydam, İstanbul'da öldü.

    2016 - Bediüzzaman'ın

    talebelerinden Abdullah Yeğin vefat etti.

    TEMMUZ

    07

    PAZARTESİ

    12 1447

    MUHARREM

    RUMI: 24 HAZİRAN 1441 HIZIR: 63

    BRAVET

    Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mukafatını arttirir.

    (Talak: 5)

    BİR HADİS

    En temiz ve üstün kazanç, kişinin el emeği ve her türlü dürüst alışverişten kazandığıdır.

    Müsned, 2: 334

    Evet, zekât vermek ve iktisat etmek, mâlda bi't-tecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi; isrâf etmek ile zekât vermemek sebeb-i ref'-i bereket olduğuna hadsiz vākıât vardır. Lem'alar

    YanıtlaSil
  53. 112 Hadislerden Seçmeler

    İşkence ve zulüm edenler

    İyad ibni Ganem'den rivayetle:

    Allah, dünyada insanlara işkence edenlere K yamet Günü azap eder.

    Müslim, Birr: 117-119; Ebu Davud, İmare: 32

    ***

    Halid ibni Velid (ra) rivayet ediyor:

    Dünyada insanlara en çok eziyet veren Kıya met Günü Allah katında en çok azap görece olanlardır.

    Müsned, 3: 403; 4:90

    ***

    Ebu Said el-Hudrî'den (ra) rivayetle:

    Ey insanlar! Allah'tan korkun! Allah'a yemin ederim ki bir mü'min bir mü'mine zulmederse Allah Kıyamet Gününde ondan mutlaka intika mını alır.

    İbni Hibban ve Ebu Ya'la'nın Müsned'inden.

    ...

    Cabir (ra) rivayet ediyor ki:

    Zulümden sakınınız. Çünkü zulüm Kıyamet Gününde karanlıklardır. Cimrilikten sakınınız. Çünkü cimrilik sizden öncekileri helak etmiş,

    YanıtlaSil
  54. Ahiret Hayatı/113

    birbirlerinin kanını dökmeye, hak ve hukukla-mm çiğnemeyi helâl görmeye sevk etmiştir.

    Müslim, Birr: 56; Müsned, 2: 2, 136.

    ***

    İdareciler

    Ebu Said (ra) rivayet ediyor:

    Kıyamet Günü insanlar içerisinde Allah'a en sevimli olan ve Ona en yakın bulunan kişi âdil idarecidir. İnsanlar içerisinde Allah'ın en çok kızdığı ve Ondan en uzak olan kişi de zalim ida-recidir.

    ek

    Tirmizi, Ahkâm: 40.

    90.

    ***

    Ebu Hüreyre'den (ra) rivayetle:

    nin

    Şüphesiz siz idareciliğe karşı hırs göstereceksi-miz. Halbuki idarecilik Kıyamet Gününde piş-manlık ve hasret sebebi olacaktır. O, dünyada ne güzel süt anne, ölüm sonrası için ise ne kötü süt-ten kesendir.

    se

    en

    Buhari, Ahkâm: 7;

    Nesei, Bey'a: 39; Kudat: 56.

    ***

    el

    Avf ibni Malik'ten rivayetle:

    Arzu ederseniz size idareciliğin ne olduğunu haber vereyim. Başlangıcı kınanma, ortası piş-

    YanıtlaSil
  55. İNCİNME!

    Mårifet ve hüner sahibi bir insan, edepsiz ve görgü-süz kimselerden hakaret görürse, kırılmamalı ve gücenmemelidir.

    Kötü bir taş, altın bir kâse-yi kırabilir; ama ne taşın kıymeti artar, ne de altı-nın değeri eksilir.

    Sana bir zarar verilirse ta-hammül et.

    Zira affetmekle günahtan temizlenirsin.

    Engin deniz, bir taşla bulanmaz.

    İncinen kişi, henüz sığ bir su gibidir.

    Halktan bir zarar görürsen incinme! Çünkü halk, ne mihnet, ne de rahat vermeye muktedirdir.

    ➤Dostun dostluğunu ve düşmanın düşmanlığını Allah'tan bil.

    Zira her ikisinin de kalbi, O'nun tasarruf elindedir.

    Her ne kadar atılan ok yaydan çıkarsa da, akıllı insan oku yaydan bilmez, yayı tutan kimseden görür ve öyle bilir.

    Dostlar zor zamanda işe yararlar. Gerçek dostluk o zaman bel-li olur.

    Yoksa sofra başında düşmanlar bile dost görünürler.

    YanıtlaSil
  56. ASR

    HASET ve BUGZ NAZARI

    Düşman gözüyle bakılırsa, hü-ner ve mârifet bile bir ayıp olarak görülür. Dünyayı aydınlatan güneş, yara-sanın gözüne çirkin gelir.

    Şayet bir kimse, bir şahsı sev-mez ve ona buğz ile ba-karsa, o, Hazret-i Yûsuf gibi güzel de olsa gözüne çirkin görünür. Lâkin sev-gi gözüyle bakarsa, ifrit ve şeytan bile gözüne melek gibi görünür.

    GÖNÜL KIRMA!

    Sonbaharda gül ağacı-nı yıkma ki, ilkbahar-da onun güzel man-zarasından mahrum olmayasın. (Gönül kır-manın telâfisi zordur.)

    Dünyayı elde etmek bir hüner ve mârifet de-ğildir.

    Asıl hüner ve mârifet, gö-nül elde etmektir.

    YanıtlaSil
  57. TERBİYE YAŞI

    Küçükken terbiye görmeyen, bü-yüdüğünde hiç terbiye edilemez ve iflâh olmaz. Bir yaş çubuğu istediğin gibi bükebilirsin. Fakat kuru çubuğu doğrultmak için, ateşe tutmak lazımdır.

    Yoldan çıkmış zavallı bir câhil, günahtan çekinmeyen bilgili kim-seden daha iyidir.

    Çünkü;

    Câhil, körlüğü sebebiyle yoldan çıkmıştır.

    Bilen kimse ise iki gözü gördüğü hâlde kuyuya düşmüştür.

    Edep, terbiye ve iyi huy; Allah'ın nûrundan bir taştır. Onu başına koy, istediğin yere git. Her yerde itibar görürsün.

    SÜKÜTTAKİ HİKMET

    Kur'ân ve hadisle susturamadığın câhile verilecek en güzel cevap, hiç cevap vermemektir.

    Akıllı kimse;

    Konuşmadığı takdirde zarar gele-ceğini anladığı zaman konuşmaya başlar ve

    Yemek yemezse sıhhatinin bozulacağını anladığı vakit elini sofraya uzatır.

    Şüphesiz böyle bir insanın sözü hikmet, yediği de şifâ olur.

    Ne kadar okursan oku, bilgine yakışır şekilde davranmazsan, câhilsin demektir.

    YanıtlaSil
  58. YUMUŞAKLIKTAKİ KUVVET

    İnat, haksızlık ve düşman-lık gördüğün vakit nâzik ol.

    Çünkü;

    Keskin kılıç, yumuşak ipeği kesemez. İnsan tatlılıkla bir fili bile çekip götürebilir.

    Haddinden fazla hiddet, korku uyandırır. Yerinde ve zamanında gösterilmeyen yumuşaklık ise mehåbeti giderir.

    Sertlik ve yumuşaklık bir arada bulunmalıdır. Nitekim bir cerrah da hem yara açar, hem de merhem sürer...

    Akıllı bir kimse, ne dâimâ sertlik eder, ne de itibarını düşürecek ka-dar yumuşaklık gösterir.

    Yine aklı başında bir kimse de, ne gururlanır ve ne de zillete düşe-cek kadar kendini hor görür.

    CAHİLLER VE SÜKÜT

    Bir câhil için en iyi şey susmaktır. Ne var ki, bunu bilseydi zaten câhil olmazdı!

    İki şey akıl hafifliğini gösterir:

    Söyleyecek yerde susmak,

    Susacak yerde söylemek.

    466

    YanıtlaSil
  59. C

    15 Temmuz

    Ahmet Taşgetiren

    15 temmat Türkiye'nin, sabahına yeniden

    Mill Mucadele den sarra ezane, bayrağın, mann, vatanın yeniden amlegt, birbirine sanildi ve bir sam yurdunun bir milletin bağrın dan cikan haykırışla peniden "Ben sarım dediği gece

    15 Temmuz

    Bir diriliş gecesi.

    Ve 15 Temmur.

    islam'a hizmet diye yola çıkan bir hareketin fesada dönüştüğu ve Müsluman bir milletin iradesine karı savaşa sokulduğu bir intthar gecesi

    Supa Imam in, Ridvan Hoca'nın, Camaskale şehitlerini vatan savun mass in torunlarının şahsında yeni dem ledenlendiği gece

    Bir yanda diriliş, bir yanda int

    har

    15 Temmuz

    Ridvan Hoca ki Marasta. Dlucam/de, minberde "Kalede Tramt bayrağı dalgalanırken bine Cuma namazi kimah caiz değildir" dyen kahraman hocade, onun bu ole kaleye trimanan yiğitlerin elindeki allayrak yeniden doğdu adeta 7'den 70'e bütün bir miletin bağımita

    15 Temmuz

    Bir koca topluluğun göz bağcılığı lle millet-ümmet bütününden ko parıldığı ve İslam'ın diriliş seyrinden ürken küresel güçlerin hesaplanna toka edildiği gece. Bir tükeniş gecesi 15 Temmuz aynı zamanda.

    15 Temmuz

    hlam'dan yola çıkanların İslam üzerinde sabit kadem olmasının, yola çıkış kadar hayati olduğu, kalb kaymalarına karşı müteyakkız olma nin, bazan bir "Iman değerinde ol duğunun ispatlandığı gece

    Bu ülke toprağımın yeniden mü Larek şehid kanı ile buluştuğu ve yeniden diriler lervanına katıldı

    Şehadet duygusunun, bütün le sat firtinalarına karşı bu topraklarda, bu toprağın çocuklarının yüreğinde hata ölmediğinin karutlandı gece Sann "Şehidler tepesi boş değil

    haykanışının bir kere daha ispatlan

    di pace

    15 Temmuz

    Ezanların, salaların, "Ya Allah bismillah, Allahüekber" nidalan

    15 Temmuz

    ftir İslam vatanini yere çöktür dükten sonra dunyada vatan arama nın nasıl bir çılgınlaşma olduğunu ortaya koyan akıl tutulmasının, zihni tefessühün, basinet tükenişinin dibe vurduğu gece

    15 Temmuzdan once 15 Tem muzdan sonra.

    Bir diriliş bir çüruyus

    Büyuk bir ibret Büyük bir ikaz Yanıbaşımızda ateşe duşen, yeni bir yol oluşturmak için uğraşırken ümmet bütünlüğünden kopanılmış insanları görmenin acısı

    Kalblere mukayyet olma zaru reti

    Sirat müstekiymde durabilme gayreti

    15 Temmuz için milletin destanı variisa sezadır.

    Ve 15 Temmuzda birileri için mersiye yazılsa sezadir

    Çaldılar, çaldılar, çaldılar ya So-nunda yürekleri çalındı çalanların Yank. Ümmet bütünlüğünden ça

    15 Temmuz

    Birilerinin bayraktan koptužu gece, ezandan koptuğu, salalardan koptuğu, vatandan koptuğu, ümmet bütünluğünden koptuğu gece. 15 Temmuz

    İslam dışında birilerini dost ve veli edinmenin, kalbleri nasıl bir fe-sat çukuruna sürükleyebileceğinin ayan beyan ortaya çıktığı gece.

    lındı bir topluluk

    15 Temmuz

    Yüreklerine bunu yazanlar kay betmezler.

    La galibe illallah.

    Bayraklanımız, şehidlerin kanı nin remzi olarak hiçbir zaman kay-betmeyenlerin sembolüdür.

    Yaşasın millet!

    nin ebedi bir Islam mührü olarak bu ülke insanının yüreğine kazındı Ergece

    Bayrak millet. Mü'min millet.

    YanıtlaSil
  60. AHLAK

    ne yoğunlaştırır. Hastalık teşhis edilmiştir: "Zaaf-1 diyanet". Is-te bunu tedavi etmek için iman esaslarını bilimin verilerine da. yanarak aklın alabileceği, ruhun ve kalbin tatmin olabileceği şekilde anlatmıştır. Onun ahlak felsefesinin temelinde "tahkiki" diye nitelendirdiği kuvvetli bir Allah inancı vardır. İnsanın kendisini ve kainatı bir kitap gibi okuyarak, her şeyde Allah'ın isimlerinin, fillerinin yansımalarını okuyacak dereceye gelen bir insan, kendisini her zaman Allah'ın huzurunda hisseder. Ya-ni "huzur-u daimi" kazanır. Bu düşünce insanı Allah'ın emret-tiklerini yapmaya, yasakladıklarından da kaçınmaya sevk eder. O halde güzel ahlaklı olmak için yüzeysel bir iman olarak isim-lendirebileceğimiz, Nursi'nin ifadesiyle "taklidi" bir iman yet-mez. İmanın tahkiki hale gelmesi gerekir. Aynı tahkikilik diğer iman esasları için de geçerlidir. Nursi'nin esas vurgusu Allah'a, ahirete iman ve Allah sevgisi üzerinedir. Sevginin daha geniş bir anlamını ifade eden şefkat de çok önemli bir ilkedir.

    Allah'a inanan, O'nu isim ve sıfatlarıyla tanıyan bir insan O'nu sever. Bu da kişiyi O'nun sevgisini kazanmaya sevk eder.

    Onun sevgisini kazanmak için de O'nun sevdiği zat olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'e tabi olur. Zaten ona tabi olmak, İslam'ı yaşamaktır, Kur'an'ın evrensel olan ahlak kodlarını uygulamak-tır. Diğer taraftan Allah'a inanmak, Hz. Muhammed'e inanma-yı, meleklere inanmayı, ahirete inanmayı, kadere inanmayı ve kutsal kitaplara inanmayı gerekli kılar.

    Nursi'ye göre bütün iman esaslarına tahkiki bir şekilde ina-nan bir insan, ihlaslı bir kul, mütevazi bir insan, fakrını, zaaf ve acziyetini bilen ama Allah'ın kudretini arkasında hisseden, Allah rızası için ve fazilet için çalışan bir kişi olur. (Nursi, Söz-ler, Yeni Asya Neşriyat, İst. 2001, s. 122) Ona göre böyle bir şahsın sahip olduğu bazı faziletler vardır. Bunlar toplumsal ha-yatın huzuru ve mutluluğu için önemlidir. Bu faziletler şunlar-dır: Kuvveti değil, hakkı üstün tutmak; faydacılığı değil, Al-lah'ın rızasını esas amaç haline getirmek; ırkçılığı değil, din, sı-nıf ve vatan bağını önemsemek; nefsin kötü arzularına set çe-kip, ruhu yüce şeylere teşvik etmek; böylece insanı kamil bir insan haline getirmektir. Bütün bu faziletlere sahip olmak top-lumdaki tecavüzleri, haksızlıkları, çarpışmayı, kavgayı, boğuş-mayı ortadan kaldırır. İttifak, dayanışma, yardımlaşma, kardeş-lik, sevgi meydana getirir. Bu da insanın iki dünyada da mutlu olmasına sebep olur. (Nursi, Sözler, s. 122)

    Bu faziletleri, asılları Kur'an'da bulunan temel ahlak kodları

    VATS

    22

    YanıtlaSil
  61. EVRENSEL AHLAK İLKELERİNİN KUR'ANİ TEMELLERİ

    olarak da isimlendirebiliriz. Nursi'nin, insanın iman vasıtasıyla elde edeceği, antik yunan felsefesinde izlerini gördüğümüz a-ma farklı bir şekilde ele aldığı ahlak kodlarına "şecaat, iffet ve hikmet'i katıyor. Ona göre bu üç ahlak kodunun birleşmesin-den dördüncü ve daha yüksek bir kod meydana gelir. Bu da a-dalettir. Nursi, bu dörtlüye "sırat-ı müstakim" diyor. (Nursi, J-şaratü'l-İcaz, Yeni Asya Neşriyat, İst., s. 29)

    Nursi'ye göre insan, bütün hayvanlardan farklı bir mizaçla yaratılmıştır. Bu mizaç sebebiyle insanda türlü türlü meyiller, arzular meydana gelmiştir. Bu meyillerin gereğince yiyecek, gi-yecek ve diğer gereksinimlerini istediği gibi güzel bir şekilde karşılayabilmek için çok sanatlara ihtiyacı vardır. İnsanın o sa-natların hepsinde maharet sahibi olması mümkün olmadığın-dan, diğer insanlarla "teşrik-i mesai" etmeye mecburdur. Bu sa-yede herkes çalışmasıyla elde ettiği ürünleri karşılıklı olarak değiştirir. Günümüzde bu ticaret yoluyla olmaktadır. Yani ihti-yaçlarını bu şekilde sağlar. Fakat insanda şehvet, gazab ve akıl kuvveleri yaratılış olarak sınırlandırılmamıştır. Bunun da sebe-bi insanın cüz-i iradesiyle terakkisini temin etmektir. Bu yüz-den muamelelerde zulümler, haksızlıklar, tecavüzler meydana gelir. Bu haksızlıkları, zulümleri ve tecavüzleri önlemede insan toplumları ticaret yaparken, ürünleri alıp satarken adalete muhtaçtır. Fakat her ferdin aklı, adaleti idrak etmekten acizdir. Bu yüzden külli bir akla ihtiyaç vardır ki, fertler o külli akıldan istifade etsinler. Öyle bir külli akıl da ancak kanun şeklinde o-lur. Öyle bir kanun da ancak şeriattır. (Nursi, İşaratü'l-İcaz, s. 141) O halde insanın şehvet, gazab ve akıl kuvvelerini denge-leyecek olan şeriat dediğimiz, İslam dinidir. Yani Kur'an ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hadisleridir, sünnetidir.

    İnsandaki şehvet kuvvesi menfaatli şeyleri almak için veril-miştir. Eğer İslam dininin sağlam inanç esaslarıyla dengelen-mezse, ya humud ya da fücur ortaya çıkar. Humud helal ve ha-rama da insanın arzusunun olmamasıdır. Böyle bir insan "in-sanlık" özelliklerini kaybeder. Fücur ise, helal haram demez, saldırır, namus ve ırzları payimal etmek ister. Bunun orta mer-tebesi ise iffettir; helal olan şeyleri arzular, haramlar kaçınır. (Nursi, İşaratü'l-İcaz, s. 29) İşte, insanın yeme, içme, giyinme, barınma, karşı cinsle münasebetlerinde iffetli olmasını ancak İslam dininin inanç ve ibadet esasları sağlar.

    İnsandaki gazap kuvvesi, zararlı şeyleri uzaklaştırmak için verilmiştir. Eğer İslam dininin sağlam inanç esaslarıyla denge-

    KOP

    YanıtlaSil
  62. 146

    TÖVBE I I

    men tövbe istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim ba ğışlayabilir ki! Birde onlar işledikleri kötülüklerde bile bile israr et mezler."

    Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    يَا أَيُّهَا النَّاسُ تُوبُوا إِلَى رَبِّكُمْ فَوَاللَّهِ إِنِّي لَأَتُوبُ إِلَى رَبِّي تَبَارَكَ وَتَعَالَى فِي الْيَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ

    "Ey insanlar! Rabbinize tevbe edin. Allah'a kasem olsun ben Rabbim Tebårek ve Teâlâ hazretlerine günde yüz kere tevbe ede rim."

    Başka bir rivayette ise Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

    Ey insanlar! Ben günde yüz kere Allah'a tövbe ediyorum. Siz de Al-lah'a tövbe edin.'

    Gelmiş geçmiş tüm günahları Allah tarafından bağışlanmış olan bir Peygamber sürekli Allah'a tövbe ve istiğfarda bulunursa, günahlarının af-fedilip edilmediği belli olmayan bir kul, nasıl olur da her zaman ve her yerde Allah'a tövbe ve istiğfarda bulunmaz!

    İbn Abbas (ra); "Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister." 4 anlamındaki ayeti şöyle yorumlamıştır:

    İnsan günahları öne alır, hemen işler, tövbeyi ise geciktirir hep ileride tövbe edeceğim der. Bunun sonucu olarak ta günaha en çok battığı bir zamanda ölüm kendisini yakalar ve bu hal üzere ölür.

    İbn Abbas (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    هَلَكَ الْمُسَوِّفُونَ

    "Gelecekte yaparım diyenler helak olmuştur."5

    Hadisten anlaşıldığına göre, bir insan ileride tövbe edeceğim deme-meli, hemen tövbe etmelidir.

    O halde insanlar belli bir zamanı beklemeksizin sürekli tövbe bilinci içinde olmalıdırlar. Böyle yaparlarsa ölürken tövbe üzere ölmüş olurlar.

    Ali Imran 135

    Müslim, Zikr 42, (2702)

    Ahmed, Müsned, 4/21

    Kiyame 5

    Ebû Nuaym, Hilye, 6/55

    YanıtlaSil
  63. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    147

    Yüce Allah, tövbeleri kabul edeceğini açıkladığı bir ayette şöyle buyuruyor:

    وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَعْفُو عَنِ السَّيِّئَاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ

    "O, kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir."

    Tövbe: Kişinin işlediği günahtan dolayı kalben pişmanlık duyması, dil ile istiğfar etmesi ve bir daha kesinlikle o kötülüğe dönmemeye karar vermesidir.

    Abdullah b. Mesud (ra) şöyle diyor.

    "Her kim üç defa, "kendisinden başka ilah bulunmayan, Hayy ve Kayyum olan yüce Allah'a tövbe ediyorum ve ondan günahlarımı bağışla-masını diliyorum" derse denizin köpüğü kadar günahı olsa bile affedilir."

    Eyyüb, Ebu Kılabe'nin şöyle dediğini anlatıyor:

    "Allah iblis'i lanetlediği zaman İblis O'ndan süre istedi. Bunun üzeri-ne Allah kendisine süre tanıdı. O zaman İblis şöyle dedi:

    İzzetine yeminle söylüyorum ki, kulunun ruhu bedeninden çıkın-caya kadar onun kalbinden çıkmayacağım.

    Buna karşılık Allah şöyle buyurdu:

    İzzet ve şanıma yeminle söylüyorum ki, kulumun ruhu bedenini terk etmedikçe tövbe kapısını kapatmayacağım."3

    Allah'ın rahmet ve şefkatine bakın! Kulları günah işledikten sonra bi-le onları "mü'minler" diye isimlendirdi. İlgili ayet şöyledir:

    وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعاً أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    "Ey mü'minler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz."4

    Allah (cc) tövbe eden kullarını sevdiğini de şu ayetle bildirdi:

    Şûra 25

    *Tirmizi, 3577

    Ibn Ebi Şeybe, Musannef, 7/185

    Nûr 31

    YanıtlaSil
  64. سوره نقره (۷)

    حدانه جواهره و حرفه ومن اوزره جناب من طرفندن باعلان بنادر وقتاله افاده او غرادى و هو هر لره بإعلان يرلى سلانا وغفر باول طولدى. قابوسی ختم پر بلدیہ اور

    اشارات الاحماء

    خسته لقدن باشقه الرى متضرر اولماسين.

    الله ) ضمر متعلمك برينه الظاهرن قالمى، تكلمين غيبتة التفاني. وبو التفائده لطيف بر نکنه وار در شویلہ کہ: (لا تؤمنون) در موکره ( بالله) مقدر و منوی او لو لفنه نظراً، مانکه نور معرفت او نارك قلبه اربنان اپولرینه کلودگی زمان، قلب ارینی ایوب قبول ایند کارندن ، الله ده غضبه که رنه قلب این ختم ایندی ( على ) (ختم) فعل متعدی اولديفي حالده (علی) ایله ذکر یر یا مسی، ختم اید با قلبه دنیا به باقاله قابوسی دوگل، آنجه آخر ته ناظر اولاد قابوسی سراید یامن اولديغنه اشار تدر. وكذا، فتملك علامت منه انتي فاده ایده و شما تضمن ایتدی کنه اشار تدر. خدانگه او ختم، او مهر، قابلی بن اوستنده ثابت و طایفه درد

    وسيا مينمزي علامتدركه، دائما ملائكه به كورونور.

    سؤال ؟ ] بو آینده قلبك سمع و بصره تقدیمندہ کی حکمت نه در؟

    الجواب ) قلب، ایمانك محلی اولدیغی کی، ان اول صانعی آرایان و ايسترين و صانعك وجوديني دلائل ایله اعلان ايدن قلب الله وجد اندر زیرا قلب، حيات والزم من دو شونور که ان بیون به عجزه معروفه قالر یعنی مس اید را تمیز در حال بر نقطه استنادی - كذلك، اعلام ينك تخمیر سی ایچون به چاره آزار که در حال بر نقطه استعدادی آرامعه باشلار. بو نقطه الرايس، إيمان الله الده البديله بهار. ويملك قلبك

    سمع و بصره حقه تقدمي دارد.

    ا اخطار تا قلبدن مقصد، صنوبری برأت پارچه ی دیگلور. آنچه بر لطیفه ربانیه در کره مظهر شیبانی وجدان، معكس افطاری دما غدر. بناء عليه او لطیفه ربانيه بي تضمن ايدن اوات پارچه سنه قلب تغییرند نه شویله بر لطافت چیغیور که او لطیفه رباني نك انسانك معنوياتنه با پدیغی خدمت

    جسم صنوبرينك جسده يا بديغی خدمت کبیدر.

    اوت، ناصطلا که بتون اقطار بدنه ماء الحياتي نشر ايدن او جسم صنوبری، به ماکینه حیاتدر. و مادی حیات او نان ایشاله مه سیله قائمد سکته به او غراد فی زمان، جدده سقوطه او غرار كذلك، او لطیفه وبانيه

    YanıtlaSil
  65. أَقْطَارِ بدن

    Aktarı beden: Bedenin her taraft

    بصر Basar: Gonne

    بناء عليه

    Bindenaleyh: Bunun üzerine

    فعل متعدى

    Fiil-i müteaddi: Geçişli fiül

    حق تقدم

    Hakkı tekaddüm: One geçme hakkı

    قائة

    Kaim: Ayakta duran, vücudda kalan

    كذلك

    Kezalik: Bunun gibi

    لطيفة رَبَّانِيه

    Latife-i Rabbaniye: Terbiye edici olan Allah'la beraber olmaktan, onu müşåhededen lezzet alan duygu

    معك

    Makes-i eskar: Fikirlerin

    آنکار

    yansıma yeri

    ماء الحياة

    Mail-hayat: Hayat suyu

    مَظهَرِ حِسْنيات

    Mazhar-ı hissiyat: Hisleri kendisinde gösteren

    منوی

    Menvi: Niyet edilen

    متصور

    Mütezarrir: Zarar gören

    نشر

    Neşir: Yayma

    نقطة استناد

    Nokta-i istinad: Dayanak noktası

    نور مَعْرِفَتْ

    Nur-u marifet: Allah'ı tanıma núru

    صنوبری

    Sanevbert: Cam kozalağı gibi

    ساری

    Sari: Bulaşıca

    سكته

    Sekte: Durma

    سنغ

    Sem: İşitme

    سوء الختيار

    Sa-i ihtiyar: İradesini kötü-ye kullanma

    سقوط

    Sukut: (Kıymetten) düşme

    تقدية

    Takdim: One geçirme

    تَضَمُنْ

    Tazammun: İçine alma

    تكلم

    Tekellüm: Konuşma

    تنبيه

    Tenmiye: Çoğaltına, büyütme

    ضَبِيرٍ مُتَكَلِّمْ Zamir-i mütekellim: Birinci

    tekil şalus zamiri (ben)

    YanıtlaSil
  66. 71

    sankı cevahire bır hazine olmak üzere Cenab-ı Hakk tarafından yapılan bir binadır. Vakta kı sü'-ı ihtiyarlarıyla ifsáda uğradı. Ve cevherlere yapılan yerler, yılanlar ve akreblerle doldu. Kapısı hatmedildi ki, o siri hastalıktan başkaları mutazarrır olmasın.

    zamir-i mütekellimin yerine ism-1 zähirin gelmesi, tekel lümden gaybete iltifättır. Ve bu iltifätta latif bir nükte vardır Söyle ki: 9 يؤيوة den sonra ياتي mukadder ve menvi olduğuna nazaran, sanki nûr-u ma'rifet onların kalblerinin kapılarına geldığı zaman, kalblerini açıp kabul etmedik-lerinden, Allah da gazaba gelerek kalblerini hatmetti. املful-i müteaddi olduğu halde على ile zikredilmesi, hatmedilen kalbin dünyaya bakan kapısı değil, ancak ahirete nazır olan kapısı seddedilmiş olduğuna işarettir. Ve kezá, hatmin alåmet-i ma'nâsını ifade eden vesmi tazammun ettiğine işarettir. Sanki o hatim, o mühür, kalblerinin üstünde såbit bir damgadır.

    Ve silinmez bir alamettir ki, däimå meläikeye görünür.

    Suâl: Bu ayette kalbin sem ve basara takdimindeki hikmet nedir?

    Elcevab: Kalb, imanın mahalli olduğu gibi, en evvel

    Sâni'i arayan ve isteyen ve Sani'in vücüdunu delâil ile i'lån eden kalb ile vicdandır. Zira kalb, hayat malzemesini düşünürken, en büyük bir acze ma'růz kaldığını hisseder etmez, derhål bir nokta-i istinadı; kezälik, emellerinin tenmiyesi için bir çare ararken, derhål bir nokta-i istimdadı aramaya başlar. Bu noktalar ise, imân ile elde edilebilir. Demek kalbin sem' ve basara hakk-ı takaddümü vardır.

    İhtår: Kalbden maksad, sanevberi bir et parçası değildir. Ancak bir latife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, ma'kes-i efkârı dimağdır. Binâenaleyh o latife-i Rabbaniyeyi tazammun eden o et parçasına kalb ta'birinden şöyle bir letâfet çıkıyor ki, o latife-i Rabbaniyenin insanın ma'neviyâtına yaptığı hizmet, cism-i sanevberinin cesede yaptığı hizmet gibidir.

    Evet, nasıl ki bütün aktär-ı bedene måü'l-hayatı neşreden o cism-i sanevberi, bir makine-i hayattır. Ve maddi hayat, onun işlemesi ile käimdir. Sekteye uğradığı zaman, cesed de sukūta uğrar. Kezälik, o latife-i Rabbaniye,

    YanıtlaSil
  67. 103

    21. NAS,

    ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    54. Lukman,

    55. Mü'minûn,

    22. Necm,

    56. Sebe',

    23. Abese,

    57. Enbiya,

    24. Kadr,

    58. Zümer,

    25. Şems,

    59. Mü'min,

    26. Buruc,

    60. Fussilet,

    27. Tin,

    62. Şûrâ,

    28. Kurayş,

    62. Zuhruf,

    29. Karla,

    30. Kıyâme,

    63. Duhan,

    31. Hümeze,

    64. Câsiye,

    32. Mürselåt,

    65. Ahkaf,

    33. Kaf,

    66. Zâriyât,

    34. Beled,

    67. Gaşiye,

    35. Rahmân,

    68. Kehf,

    36. Cin,

    69. En'am,

    37. Yasin,

    38. Furkan,

    70. Nahl,

    71. Nûh,

    39. Såd,

    72. İbrâhim,

    40. Mülk,

    73. Secde,

    41. Fâtır (Melaike),

    74. Tûr,

    42. Meryem,

    75. Mülk,

    43. Tâha,

    76. Håakka,

    44. Vâkia,

    77. Maâric,

    45. Şuarâ,

    78. Nebe',

    46. Neml,

    79. Nâziât,

    47. Kasas,

    80. İnfitâr,

    48. İsra,

    81. İnşıkak,

    49. Hûd,

    82. Kamer,

    50. Yûsüf,

    83. Târık,

    51. Yûnüs,

    52. Hicr,

    53. Såffât,

    Medine'de İnen Sûreler:

    1. Bakare,

    2. Enfâl,

    3. Al-i Imrân,

    4. Ahzab,

    5. Mümtahine,

    6. Nisa,

    84. Arâf,

    85. Ankebût.

    7. Zilzal,

    8. Hadid,

    9. Muhammed,

    10. Ra'd,

    11. İnsan,

    12. Talak,

    YanıtlaSil
  68. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    13. Beyyine,

    21. Hucurât,

    14. Hagr,

    22. Tahrim,

    16. Nasr,

    23. Cümua,

    16. Feth,

    24. Tegabün,

    17. Nor,

    25. Båf,

    18. Hace,

    26. Maide,

    19. Munafikun,

    27. Tevbe. (77)

    193

    20. Mücadele,

    Kur'ân-ı Kerim Sürelerinin Ayet Sayılarına Göre Dörde Ayrılışı:

    Kur'ân-ı Kerim'in Büreleri, Ayetlerinin çokluğuna göre dört kis-ma ayrılır:

    1. Tuvel,

    2. Meun,

    3. Mesâní,

    4. Mufassal. (78)

    Kur'ân-ı Kerim'in En Uzun Süreleri:

    Kur'ân-ı Kerim'in en uzun süreleri şu yedi Sûre olup bunlara Beb'uttuval denir:

    1. Bakare,

    5. En'am,

    2. A1-1 Imrân,

    6. Arâf,

    3. Nisa,

    7. Yünüs,

    4. Mâlde,

    Kur'an-ı Kerim'in Yüzden Fazla veya Yüze Yakın Ayetli Süreleri:

    Kur'ân-ı Kerim'in yüzden fazla veya yüze yakın Ayetli Süreleri aşağıda sıralanan Sûreler olup bunlara Meun (Yüz Ayetliler) denir:

    1. Berße (Tevbe),

    2. Nahl,

    3. Húd,

    4 Yûsüf,

    5. Kehf,

    6. Beni İsrail (İsra),

    7. Enbiya,

    8. Tâhâ,

    9. Mü'minûn,

    10. Şuara,

    11. Saffat.

    (77) İbnünnedim Fihrist s. 42-45, Zerkegl Elbürhan c. 1, s. 193-194, Süyütl

    İtkan e. 1, s. 10-11 (78) Zerkeşi Bürhan c. 1, s. 244

    1. T. Medine Devri XI/F: 13

    YanıtlaSil
  69. 178

    MECELLE-1 AHKAM-I ADLİYYE

    maş sekiz arşundur deyû dört yüz kuruşa satılsa yedi arşun çık tığı takdirde müşteri muhayyer olup dilerse terkeder ve dilerse dört yüz kuruşa ol topu alır ve dokuz arşun çıktığı sürette müş teri temâmen ol topu dört yüz kuruşa alır. Kezálik yüz arşun ol-mak üzre her arşunu onar kuruştan deyû satılan bir arsa doksan beş yahut yüz beş arşun çıktığı takdirde müşteri muhayyer olup terk eder yahut doksan beş arşun ise dokuz yüz elli kuruşa ve yüz beş arşun ise bin elli kuruşa alır.

    Ve kezâ bir kat rubalık olmak üzere yapılmış olan bir top ku-maş sekiz arşundur deyu arşunu ellişer kuruşa satılsa yedi yahut dokuz arşun çıktığı surette müşteri muhayyer olup terk eder, ya-hut yedi arşun ise üç yüz elli kuruşa ve dokuz arşun ise dört yüz elli kuruşa alır.

    Amma bir pastal çuha yüz elli zira' olmak üzre yedibin beş yüz kuruşa deyû yahut her zirâ'ı ellişer kuruşa deyů satıldıkta yüz-kırk zira' çıksa müşteri muhayyer olup dilerse bey'i fesh eder ve dilerse yüzkırk zira'ı yedibin kuruşa alır ve eğer zaid çıkarsa ziya-desi bâyiindir.

    MADDE 227 Adediyyat-ı mütefâvitede yalnız mecmûun mikdarı bahâsı beyân olunarak satıldıkta indet-teslim tamam gelirse bey' sahih ve lâzım olur.

    Ve nâkıs veyahut zaid gelirse iki suretde dahi bey' fâsid olur.

    Meselâ, elli re'sdir deyû ikibinbeşyüz kuruşa satılan bir sürü koyun indetteslim kırkbeş yahut ellibeş re's çıksa bey' fâsid olur.

    MADDE 228 Adediyyat-ı mütefâvitede mecmuun mikdarı ile ahad ve efradının bahası beyan ve tafsil olunarak satıldıkda ind'ct-tes-lim tamam gelirse bey lâzım olur. Ve nâkıs çıkarsa müşteri mи-hayyer olup dilerse terk eder ve dilerse ol mikdarı semen-i müsem-madan hissasiyle alır ve zaid gelirse bey fâsid olur.

    Meselâ, elli re'sdir deyû her biri ellişer kuruşa satılan bir sürü koyun kırkbeş re's çıksa müşteri muhayyer olup dilerse terk eder, dilerse kırkbeş koyunu ikibin ikiyüzelli kuruşa alır ve ellibeş re's çıkarsa bey' fâsid olur.

    MADDE 229 Mevadd-ı ânifeden müşterinin muhayyer olduğu sú-retlerde müşteri mebiin nakış olduğunu bilerek kabz ettikden son-ra bey'in feshinde muhayyer olamaz.

    YanıtlaSil
  70. KITABUL BΟΥΡ

    VANLI RABI

    Sarâhaten zikrolunmaksızın bey'de dahil olup olmayan şey'ler beyanındadır.

    MADDE 230 Örf-ü beldede meblin şamil olduğu her şey min gay ri zikrin beyde dâhil olur.

    Meselâ, håne bey'inde matbah ve kileri ve zeytunluk bey'inde zeytun ağaçları min gayri zikrin dâhil olur. Zira matbah ve kiler hånenin müştemilâtındandır ve zeytunluk bir takım zeytun ağaç larını hâvi olan arza ıtlak olunur. Yoksa yalnız bir arz'a zeytun luk tabir olunmaz.

    MADDE 231 Mebiin cüzü hükmünde olan ya'ni garaz-ı iştiraya nazaran mebi'den infikáki kaabil olmayan şeyler min gayri zikr bey'de dahil olur.

    Meselâ, kilidin bey'inde miftahı ve sütü için alınan ineğin bey'-inde süt emen yavrusu min gayri zikr dahil olurlar.

    MADDE 232 Mebi'in tevabi'-i muttasıla-i müstekırresinden olan şeyler min gayri zikr bey'de tebean dahil olur.

    Meselâ, bir konağın bey'inde mıhlanmış kilitler ve yerli dolap ve minderlikler gibi yerli olmak üzere mevzu ve mebni olan şeyler ve hududu dahilinde olan bahçesi ile tarik-i âmme yahut çıkmaz sokağa mûsil olan yollar ve bahçe ve arsa bey'inde müstekır olmak üzere mağrûs ağaçlar pazarlıkta tasrih olunmasa dahi mebi'den ayrılmayıp beraber satılmış olurlar.

    MADDE 233 İsm-i mebi'in müştemilâtından yahut mebi'in teva-bi'i müttasıla-i müstekırresinden olmayan ve mebi'in cüzü hükmün-de veya anınla beraber satılması örf ve adet iktizasından bulun-mayan şeyler hin-i bey'de zikrolunmadıkça bey'de dahil olmaz. Fa-kat örf ve âdet-i beldece mebi'a tebean satılagelen şeyler min gayri zikr bey'de dahil olur.

    Meselâ, hane bey'inde yerli olmayan dolap ve kanepe ve san-dalye gibi yerli olmayıp da kaldırılmak üzere mevzu olan şeyler ve bağ ve bahçe bey'inde limon ve çiçek saksıları ve âhar mahalle noklolunmak üzere dikilmiş olan fidanlar ve arazi bey'inde ekin ve eşcarın bey'inde meyve pazarlıkta zikr şart olunmadıkça mebi' ile beraber satılmış olmazlar. Fakat birlikte satılması örf ve adet olan yerlerde binek atının gemi ve yük beygirinin yuları min gayri zikr bey'de dahil olur.

    MADDE 234 yoktur. Tebean bey'de dahil olan şeyin semenden hissesi

    170

    YanıtlaSil
  71. 660

    HADIS-I ŞERİFLER

    اللهِ وَفَضْلِ ، لم يَمْسَسْهُمْ سُوءٍ ، وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللَّهِ ، وَاللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيم » ، وَقَالَ تَعَالَى ( وَتَوَ وَتَوَكَّلْ عَلَى الحى الذي لا يموت ، ، وقال تعالى ( وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَ كُلِ المُؤْمِنُونَ ) ، وقال تعالى ( فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ » ، وقال تعالى ( وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ فَهُوَ حَسْبُهُ ، ، وقال تعالى ( إنما الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ ، وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ) .

    BEŞİNCİ DERS

    ALLAH-Ü TAALA'YA TEVEKKÜL

    1) Allah-ü Taâlû şöyle buyurdu:

    <<>>

    Bu Ayet-i Kerime, müşrik ve münafıkların mü'minleri korkutmak meyanında söylediklerini hikâye etmektedir. ALIIMRAN suresinin 173. ve 174. âyetleridir.

    2) Allah-ü Taâla şöyle buyurdu:

    dir. Yani: Allah'a güven; fanilere değil.. FÜRKAN suresinin 58. âyeti-

    * **

    <<>>

    * **

    3) Allah'ü Taâlà şöyle buyurdu:

    * **

    <<>>

    YanıtlaSil
  72. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    661

    Müminlerin güvenecek başka kimi var ki?.. IBRAHIM suresinin 11. Ayetidir.

    4) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    **

    <

    **

    *

    Elbette yeter; yeter ki ona tam tevekkül edebilsin.. TALAK auresi-nin 3. âyetinden..

    6) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu: - «Müminler öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalble-ri titrer.. Kendilerine âyetleri okunduğu zaman, imanlarını artı-rır, Sonra, Rablarına tevekkül ederler...

    Allah-ü Taâlâ bizi de bu iman sahibleri arasına katsın.. ENFAL su-resinin 2. âyetidir.

    V

    وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : عُرِضَتْ عَلَى الأَمَمُ فَرَأَيْتُ النبي وَمَعَهُ الهيط (۱) والنبي وَمَعَهُ الرَّجُلُ وَالرَّجُلانِ ، وَالنَّبِيِّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ : إِذْرُ فِعَ لى سَوَادٌ عَظِيمٌ فَظَنَنْتُ أَنَّهُمْ أُمَّتِي ، فقيل لي : هَذَا مُوسَى وَقومُهُ ، وَلَكِنْ أَنْظُرْ إِلَى الأفق منظَرْتُ فَإِذَا سواد عظيم ، فقيل لي : أنظر إلى الأفق الآخر فإذا سواد عظيم ، فقيل لي : هَذِهِ أُمَّتُكَ ، ومعهم سبعونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بغيرِ حِسَابٍ ولا عذاب ، ثمَّ نَهَضَ فَدَخَلَ مَنْزِلَهُ ؛ فنَاضَ النَّاسُ فِي أُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْخُلُونَ الجنَّةَ بِلا حِسَابٍ وَلا عذاب فقال بعضُهُمْ : فَلَعَلَّهُمْ الَّذِينَ محبوا رسول الله صلى الله عليه وسلم . وقال بعضهم : : بعضهم : فلعلهم الذين ولدوا في الإسلام ، فَلَمْ

    YanıtlaSil
  73. din-i Muhammedi

    188

    diyar-i gurbet

    din-i Muhammedi محمدی Muhamme din (a.s.m.) getirdiği din (İslam dini)

    dini mübin دین میین : doğru ve yanlış yolu açık ca gösteren din (İslam dini)

    din-i mübin-i İslam دین مبین اسلام doğru ve yan-lış yolu açıkca gösteren İslam dini

    din-il Islam دين الإسلام : Islam dini elhamdülil-lahi ală din-il İslâm ve kemal-il iman الحمد الله على دين الإسلام و كمال الإيمان : Islam dinini ve ku-sursuz imanı nasib eden Allah'a (c.c.) hamd olsun!]

    din-i İslamiyet دین اسلامیت : Islamlık (Müslü-manlık) dini

    dinamik ديناميك : faal, durmadan çalışan, (mec.) hareketli, canlı

    dinar دينار : altın para (eski(

    dini (diniye( دینی : dine ait, dinle ilgili

    dindar دیندار : dine bağlı, dinin emir ve yasak-larına uyan

    dindarane دیندارانه : dindarca, dindara yaraşır şekilde, dindarlıkla dinperver: dinini seven

    diplomat دیپلومات : bir ülkenin milletler arası konularda görevli temsilcisi

    direktif دیر کنف : talimat yol gösterme, dik-kat edilecek noktaları belirtme, yönlendirme emir

    dirhem درهم : eskiden kullanılan ağırlık ölçü-sü, okka denilen ölçünün 400'de biri (yaklaşık 3,148 gr.)

    dirigدرخ : esirgeme, önleme, engelleme

    diritnavt ديريتناوت : )ing.) büyük harp gemisi

    diritnot دیرینوت : )bkz:diritnavt(

    disiplin دیسیپلین : kanun ve kuralların titizlikle ve kusurlara göz yumulmadan uygulanması

    divan دیوان : .belli bir görevi yürüten kurul veya meclis 2.yüksek mahkeme 3.yüce bir zatın huzuru veya makamı 4.bir kimseye ait şiirlerin belli bir tertibe göre bir araya geti-rilmesiyle meydana gelen şiir kitabı 5.bir ilim dalına ait birçok konuların bir araya getiril-diği eser

    divan-ı adalet دیوان عدالت : adalet divanı, mah-keme

    divan-i esar ديوان أشعار : şiir divanı şiirlerin toplandığı kitap

    divan - harb دیوان حرب : askeri mahkeme

    mahkemesi, olağan üstü durumlarda kurulan askeri mahkeme

    Divan-1 Harb-i Örfiدیران حرب عرقOsmanlı Devleti'nin II. Meşrutiyet döneminde İstan-bul'da meydana gelen ve "31 Mart Vakası" denilen ayaklanmadan sonra (13 Nisan 1909) kurulan sıkı yönetim mahkemesi, askeri mahkeme

    divan-ı muhasebat دیوان محاسبات : )obur dunya da) herkesin hesap vereceği mahkeme

    divan-ı nübüvvet 1 : دیوان نیزت.peygamberler meclisi 2.peygamberlik görevi

    divan- riyaset دیوان ریاست : başkanlık divanı, (Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Di vanı, mecliste oturumları idare eden meclis başkanlık kurulu. (1921 Anayasasına göre devlet başkanı ve başbakan yoktu. Bakanları tek tek meclis seçerdi. Hükümet böyle kuru-lurdu. Bakanlardan biri, hükümet toplantıla rını idare ederdi.)

    divane دیوانه : deli, akılsız

    divanece دیوانه جه : akılsızca, deli gibi

    divanelik ديوانه لك : delilik, akılsızlık

    divanhane 1 : دیوانخانه.misafir kabul salonu 2.toplantı salonu 3.geniş hol, sofa

    divanhane-i Rahman ديواخانه رحمن : rahmeti her şeyi kuşatan(Rahman) Allah'ın (c.c.) mi-safir salonu (dünya)

    Diyadin دادن : Van Gölü'nün kuzeyindeki Ala-

    dağ ve Tendürük dağlarının kuzey eteklerin-

    de bir kasaba

    diyanet 1 : دیانت.din işleri 2.Diyanet İşleri Baş-kanlığı sözünün kısaca söylenişi 3.dindarlık 4.din

    diyaneten دياناً : dince, dindarlık bakımından

    diyanetsizlik 1 : ديانتزلك.dinsizlik 2. dine bağlı olmama, dinde gevşeklik

    diyanet silsilesi ديانت سلسله می : dine bağlılık yolu

    diyar ülke, memleket, memleketler, ül-keler, dünya

    diyarı aher دیار آخر : başka ülke, başka diyar, başka dünya

    diyarı baide دیار بعیده : uzak ülkeler, uzak memleketler

    diyar- gurbet دیار غربت : gurbet diyarı gurbete çıkılan ülke, esas vatandan uzak kalınan ül-keler

    an- harbi örfi دیوان حرب عرفی : sık yönetim

    YanıtlaSil
  74. diyar-ı irfan

    189

    dürbin

    diyar-i irfan دیار عرفان : irfan diyarı (mec.) İs-låm ve iman gerçeklerinin kaynağı

    dua-yı aciziye دعای عاجزیه : benim gibi) áciz (zayıf) kulun duası

    diyarı İslam ديار إسلام : İslam ülkesi

    diyari saadet دیار سعادت : mutluluk ülkesi, mutluluk dünyası (cennet)

    diyar - Şam دیار شام : Suriyede Şam ve çevresin-deki yerler

    dizgin 1 : دیزگن.binek hayvanlarının ağzına geçirilen gemin ucuna bağlanan ve hayvanı yönetmeye yarayan kayış 2. (mec.) idare (yö-netim) gücü, kontrol, häkimiyet, emir ve ko-muta gücü ve yetkisi

    docent دوچنت : üniversitede profsörlükten önceki basamakta bulunan öğretim üyesi

    dolagan دولاغان : anafor, girdap, ters akıntıla-rın oluşturduğu çevrinti

    dolap 1 : دولاب.)mec.) düzen, hile, oyun, entri-ka 2. dönerek iş gören veya su çeken çark

    doru ده رو : gövdesi kızıl, ayakları ve yelesi si-yah (at)

    dost دوست : sevilen ve güvenilen arkadaş gö nüldaş

    dostane دوستانه : dostca, arkadaşca

    dosya دوسيا: belli bir konu ile ilgili toplanan belgeler, bunların saklandığı kartondan kap

    dört süzgeç دورت سوزگچ : )biyo) (mec.) süzme görevi yapan bedendeki dört organ: akciğer karaciğer, böbrek ve bağırsak

    dua-yı fazılane دعاء فاصلانه sizin gibi) månevi olgunluk sahibinden beklenen dua

    dua-yi fiili دعای فعلی : )bkz: dua-i fiili(

    dua-yı hayriye دعای خیریه : )bkz: dua-i hayriye(

    dua-yı ihlasiye دعاى إخلاصه : ihlaslı dua, Allah'ın (c.c.) hoşnutluğunu esas alarak yapılan dua

    dua-yı kavli-i İhtiyari دعاى قولى إختيارى : irade ve istekle yapılan sözlü dua

    dua-yı kavli-i lisani دعای قولی لسانی : konuşma dili ile yapılan dua

    dua-yı makbule دعای مقبوله makbul dua, kabul dilen dua

    dua-yı manevi دعای معنوی : manevi dua, dua ye-rine geçen ihlas ve iyi niyet

    dua-yı Nebevî (y( دعای نبویه : )bkz:dua-i Ne-bevi(

    dua-yı rahmet دعای رحمت : bkz.dua-i rahmet(

    dua-yı şifa دعای شفاء : sifa hastanın iyileşmesi(

    için yapılan dua, şifa duası

    dua-yı umumi دعای عمومی : umumi dua, bütün Müslümanlar için yapılan dua

    dua-yı üstadane دعای استادانه : )bkz.dua-i üsta-

    dane(

    dua (e( دعائي : duaya ait, dua ile ilgili, dua-daki

    dua دعاء : Allah'a (c.c.) karşı yapılan dilek, varış

    yal-dugu دعاگر : )Far) dua okuyan, dua eden, duacı

    dua-i fiili دعاء فعلی : fiili dua, çalışarak (fiili) is-tenen ve ihtiyaç duyulan şeylerin meydana geliş sebeplerine uygun çalıştıktan sonra so-nucu Allah'tan (c.c.) bekleme

    dua-i hayriye دعاء خیریه : hayır duası

    dua-i mağfiret دعاء مغفرت: af duası

    dua-i mubareke دعاء مبارکه mubarek dua

    dua-i Nebevi دعاء نبوی : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) duası

    dua-i rahmet دعاء رحمت : rahmet duasi lah'ın (c.c.), birine rahmet etmesi için yapılan

    dua, "Allah (c.c.) rahmet eylesin" duası

    dua-i rahmet ve saadet دعاء رحمت و سعادت : rah met ve saadet duası, (bir kimseye) Allah'ın )c.c.) rahmet etmesi ve mutluluk vermesi için yapılan dua

    dua-i üstadane دعاء استادانه : üstadtan beklenen dua

    Duha ضحى : Kur'an'daki 93.üncü sürenin adı

    duha ضحى : kuşluk vakti

    ducar در چار : uğramış, yakalanmış, tutulmuş, çatmış, düşmüş

    dûçar-i acz دوچار عجز : acze düşmüş güçsüzleş-miş

    dûçar-sekte دو چار سکته : sekteye uğramış, du-raklamış

    duhan : 1.duman 2.gaz bulutu 3.tütün

    duhul دخول : girme, içeri girme, dahil olma

    dul دول : eşi ölmüş veya boşanmış

    dun دون : aşağı, alçak 2.alt, altta olan, alttaki

    dûn-himmetlik دون همتلك : az çalışma, gevşek lik, çaba göstermezlik

    dûr دور : uzak

    durbin دوربین : )dür: uzak, bîn: gören, göste

    YanıtlaSil
  75. TARINTE BUGÜN 1683-II. Viyana

    kuşatması.

    - 1789 - Büyük Fransız İhtilali.

    1945 - Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruldu.

    1950 - Türkiye'de Genel Af çıktı.

    1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.

    14

    PAZAR

    SUNDAY

    TEMMUZ JULY

    BIR AYET

    Rızkı kısan da,

    bollaştıran da Allah'tır.

    Dönüşünüz Onadır.

    Bakara Suresi: 245

    BİR HADİS

    Birisinin diğeri üzerinde bir alacağı olup da onu belli bir vakte kadar ertelerse, bu onun için bir sadaka olur.

    Taberanî

    Ahireti inkâr etmek, dünya ve mâfihâyı inkâr etmek demektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.

    Haşir Risalesi

    HIZIR: 70 - GÜN: 196 KALAN: 170 – GÜN. KIS.: 1 DK

    HİCRÎ: 8 MUHARREM 1446 - RUMI: 1 TEMMUZ 1440

    Vater

    YanıtlaSil
  76. Hz. Hatice, Peygamberimizden faaliyet raporunu alınca sevinçli bir şaşkınlık ya-şadı. Bu derece kârlı bir alışveriş beklemiyordu. Getirilen malları da yüksek bir kârla satınca, Ebu Talib'e Muhammed'in (asm) vekilliği için istediği ücret hak-adi

    TARİHTE BUGÜN

    - 1099 - Haçlıların Kudüs'ü işgali.

    1516 - Cezayir'in Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethi.

    1904-Modern kısa

    öykünün en önemli ustalarından Rus yazar Anton Çehov öldü.

    2016-15 Temmuz askerî darbe girişimi.

    15 PAZARTESİ

    MONDAY

    TEMMUZ

    JULY

    BİR AYET

    Allah mülkü dilediğine verir. Allah, lütfu bol olan ve her şeyi bilendir

    Bakara Suresi: 247

    BİR HADİS

    İki kişi kendi aralarında gizlice konuşuyorlarsa, aralarına girme.

    İbni Asakir

    Bu zamanda şan, şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından, âzamî ihlâs ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır.

    Emirdağ Lâhikası

    HICBI-9 MUHABBEM 1446 - RUMI: 2 TEMMUZ 1440

    HIZIR: 71-GÜN: 197 KALAN: 169 - GÜN. KIS.: 1 DK

    YanıtlaSil
  77. in bere-

    krem Aleyhissalatü Vesseläm, bazı zatların başını ve yüzüng mubarek hedip dua ettikten sonra zahir olan harikaların çok cüz'iyatından, arak beyan ediyoruz. Birincisi: Omer ibni

    TARİNTE BUGÜN

    1522-Kanuni Sultan Süleyman'ın, Rodos'u fethi.

    1920-Bursa'nın Yunanlılar tarafından işgali.

    1950 - Türkiye'de radyoda ilk defa Kur'ân okunması.

    TEMMUZ

    08

    SALI

    BİR AYE

    Sen ancak Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseleri ikaz edebilirsin.

    (Yasin: 11)

    BİR HADİS

    13 1447

    MUHARREM

    Kim bana bir defa salavat getirirse Allah buna karşılık ona on defa rahmet eder.

    Müslim, Salât: 11

    RUMI: 25 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 64

    Bütün ümmetin bütün salâtları ve salavatları onu duasına bir âmîn-i daimî ve bir iştirak-i umumîdir. Hatta ona getirilen her bir salavat dahi, onun duasına birer âmîndir. Sözler

    İmsak Güneş

    İkindi

    Yatsı

    Imsak

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    Öğle

    Aksam

    Günes

    YanıtlaSil
  78. 114 Hadislerden Seçmeler

    manik, sonu ise Kıyamet Gününün azabıdı Ancak adaletli davrananlar bunun dışındadır

    Taberani'nin Kebir'inden

    ***

    Ebu Said'den (ra) rivayetle:

    Kıyamet Günü en şiddetli azap görecek olar zalim idarecidir.

    Müsned. 3:22. 55: Ebu Ya'la'nın Müsned inden

    ***

    Aişe (r.anha) rivayet ediyor:

    Herhangi bir idareci, bir topluluğu idare eder de, onlara karşı yumuşak davranıp şefkat göste rirse, Allah da Kıyamet Günü ona şefkatle mua mele eder.

    İbni Ebi'd-Dünya'nın Zemmü'l-Gadab'ından

    ***

    İbni Ömer (ra) rivayet ediyor:

    Kıyamet Gününde Allah kullarından birin çağırır, huzurunda durdurarak malının hesa bını sorduğu gibi makamının hesabını da sorat Hatibin Tarih'inden

    ***

    Bir ayet-i kerîmede, "Sonra size verilen nimet lerden hesaba çekileceksiniz" buyurulmaktadır Bu ayet de göstermektedir ki, insan sahip oldu

    YanıtlaSil
  79. Ahiret Hayatı/115

    abide bütün nimetlerden hesaba çekilecektir. lady yukardaki hadis-i şerif özellikle hesabı sorula-cak şeyler arasında malın yanında makamı da saymaktadır. Çünkü makam büyük nimetler-dendir. Bu nimet, büyüklüğü ölçüsünde yükümlülükleri de getirmektedir. Evet, makam sorumluluk getirir. Ancak hakkı verilmek şartıy-la üstlenilmelidir. Kendisinden makam isteyen Ebu Zer'e Resul-i Ekrem (asm), "Ey Ebu Zer, sen zayıf bir adamsın. İdarecilik ise bir emanet-tir. Şüphesiz hakkı verilmediğinde bu emanet Kıyamet Gününde hüsran ve pişmanlık getirir. Ancak bu vazifeyi üzerine alıp da hakkıyla yeri-ne getirenler müstesnadır" buyurmuşlardır.

    ni

    a

    Bu hadis, idareciliğin ağır sorumlulukları olduğunu göstermektedir. Herşeyden önce ehil olmak ve makamın hakkını vermek, makamın bir tahakküm vasıtası değil, hizmet makamı olduğunu bilip adaletle hareket etmek; maka-min sorumlulukları arasında yer alır. İdaresi altındakilere zulmeden, hak ve hukukuna riayet etmeyen idareci büyük bir vebal yüklenmiş olur. Kısaca hakkı verilmek şartıyla idarecilik alınabilir, yoksa o sorumluluk altına girilmeme-lidir.

    YanıtlaSil
  80. SEYH SADI I STRAZI

    HAZRETLERİNDEN

    BIKMETLİ SÖZLER

    RIZA ve KANAAT

    Kısmetine râzı olmayan kuldan Cenâb-ı Hak da râzı olmaz.

    Başkalarının elindekine tamah etmeyi bırak da (kanaat ve rizá-nın) saltanatını sür.

    Tamahı bırakanın şerefi yükselir.

    On adam bir sofrada huzurla yemek yerler.

    Buna mukabil, muhteris insanların hâli, iki köpeğin bir leş üzerin-de geçinemeyişine benzer.

    Aç gözlü, haris birine bütün dünyayı versen doymaz.

    Lâkin;

    Kanaatkâr insan, bir kuru ekmekle doyar.

    Bir tarîkat pîrinin, yetiştirdiği müridlerden birine şöyle söylediği-ni işittim:

    <<-İnsanlar, rızıklarına bağlandıkları kadar o rızkı veren Hak Teâlâya da bağlansalardı, meleklerin makamlarının üstüne yükselirlerdi.>>>

    465

    YanıtlaSil
  81. BERABERLİK

    Bir kişi hamama gider. Hamamda dostlarından biri kendisine temiz-lenmesi için güzel kokulu bir kil (te-mizleyici toprak) verir. Kilden, rûhu okşayan enfes bir râyiha yayılır.

    Adam kile sorar:

    "-A mübarek! Sen misk misin, amber misin? Senin gönül çekici gü-zel kokunla mest oldum..."

    Kil ona cevâben şöyle der:

    "-Ben misk de amber de değilim. Bildiğiniz, alelâde bir toprağım. Lakin bir gül fidanının altında bulunuyor ve her seher gül gon-calarından süzülen şebnemlerle yoğruluyordum. İşte hissettiği-niz, gönüllere ferahlık veren bu râyiha, o güllere aittir..."

    MİNNET ETME!

    Alçaklardan minnetle bir şey istersen maddi keseni doldurabilirsin, fa-kat rûhâniyetini zarara uğratırsın.

    İnsanın kendi el emeğiyle edindiği sirke ve tere; köy ağasının taze ekmeğiyle kuzusundan daha iyidir.

    Bir bedevî gördüm. Oğluna diyordu ki:

    -Evlâdım! Kıyamet günü sana;

    <<<-Ne kazandın?» derler.

    <<<-Hangi neseptensin?>> demezler! Yani amelini sorarlar.

    <<<-Baban kimdir?» demezler...

    YanıtlaSil
  82. . Göz ve kaşlarını kendi kudret eliyle çizmiştir.

    . O, Kādir'dir. İşte kullarını naz ve nimet içinde böyle besler.

    Öyleyse (buna mukabil);

    Senin de -yalnız dil ile değil, bütün âzân ile- cân u gönülden ve sü-rekli O'na şükretmen gerekmez mi?

    Akıl sahipleri nazarında yeşil ağaçların her bir yaprağı mârife-tullah için bir dîvandır.

    Gafiller için ise bütün ağaçlar bir yaprak bile değildir.

    Akıllı insan, şaka ve masaldan bile hikmet dersi çıkarır.

    Gafile ise hikmetli sözlerden yüz bâb okusan, ona masal gelir.

    SABIR ve HİKMET

    Sabrı olmayanın hikmete vukûfu da yoktur.

    Çabuk hâsıl olan şey, ekseriyetle çok devam etmez. İşler sabırla hâsıl olur.

    Acele eden, tepetaklak gider.

    Yeni yetişen üzümün tadı ekşi olur, ama birkaç gün sabredilince tatlılaşır.

    İyilerin çektiği zahmetler, ferahı mûcip olacaktır.

    Kötülerin saâdeti ise zeval bulacaktır.

    Öd ağacı tek başına güzel kokmaz.

    Ancak ateşin üzerine konulunca amber gibi kokar.

    (Musibetler sâlih insanların, en güzel husûsiyetlerini ortaya çıkarır.)

    463

    YanıtlaSil
  83. Ademoğulları bir bedenin uzuvları gibidirler. Çünkü yaratılışları bir mayadan-dır. Aynı cevherden yara-tılmışlardır. Günün birinde vücuttaki uzuvlardan biri ağrırsa öteki uzuvları da rahatsız olur.

    Başkalarının dert ve acılarıyla muzdarip olmazsan, sen << insan>>> diye adlanmaya lâyık değilsin.

    Akıllı bir adama sormuşlar:

    <<-Bahtiyar kime derler ve bedbaht kimdir?>>>

    O da şu cevabı vermiş:

    <<-Bahtiyar o kimsedir ki; yer (gerektiği kadar sarf eder) ve eker.

    Bedbaht da ona derler ki (harcamadan biriktirdiklerini) ölünce bırakıp gider.>>>

    İki şey aklen muhaldir (imkânsızdır):

    Biri ezelden takdir edilmiş rızıktan fazlasını yemek,

    Ötekisi de ecel gelmeden önce ölmek.

    NE KADAR ŞÜKREDEBİLDİN?

    Hak Teâlâ; senin gözün, burnun, di-mağın ve ağzın zevk alsın diye topraktan renkler, kokular, çiçekler ve yiyecekler halk etmiştir.

    (Yine sana ikrâm olarak) çekirdekten hurma ağacı, hurma ağa-cından hurma yemişi, arıdan bal meydana getirmiştir.

    Senin için; dikenin içinden gül, ceylânın karnından misk, topraktan altın, kuru daldan taze yaprak vücuda getirmiştir.

    YanıtlaSil
  84. ALTINOLUK

    aylık mecmua

    KRİZ

    Kısır döngüyü neden kıramıyoruz?

    Nasıl bir

    din

    eğitimi?

    $$

    Sayı: 183

    Sefer 1422

    Маута 2001

    Yuvamız eki ile birlik 2.000.000 TL (KDV dal

    http://www.altinoluk.co

    YanıtlaSil
  85. sselatu vesselamu aleyk..."

    → Bu nida, bu topraklarda; cenaze, ☐ bayram ve cuma namazlarına ğrının dışında bir sebeple daha oku-urdu: "cihat çağrısı..."

    Ani bir düşman baskım olduğunda, eferberlik ilan edildiğinde; asker mil-et, selalarla davet edilirdi cihada.

    İşte o gece, 15 Temmuz 2016 Cuma gecesi, şanlı vatanın semalarından vine sela sesleri yükseliyordu. Cihat çağrısı için son sela okunalı neredeyse yüz yıl olmuştu. Cihat çağrısı için aziz vatanda son sela, Sakarya Savaşı'nda okunmuştu.

    Asker milletin, darbe teşebbüsün-den habersiz milyonlarca ferdi, uyku-larından bu seslerle uyandı:

    "Esselatu vesselamu aleyk..."

    Aziz millet, asker millet, okunan selaların tesiriyle sokaklara döküldü. O gece, milyonlarca insan şehit ola-bilirdi. O gece, gecenin renginin belli olacağı geceydi. O gece, bedel ödeme gecesiydi. Al bayrağın gölgesinde şanacaksa bunun bir bedeli olmalıydı. Milletler de imtihanlardan geçer bazen. O gece; imtihan gecesiydi, ecdada layık olma gecesiydi. İnsanlar, abdest alarak çıktılar o gece sokağa. O gece sokağa çı-kanlar, biliyorlardı ki bu çıkışın dönü-şü olmayabilir. Biliyorlardı ki dönüş, al

    bayrağa sarılı bir sessiz gerni ile olabi lir... O yüzden helalleşip çıktılar ocakla rından. Al bayrağa verilmiş bir söz var-dı. Son ocağın son ferdinin son danla kanı tükeninceye kadar bu sancak bu şafaklarda dalgalanacaktı.

    Üç kıtada at koşturan o şarılı ceddin torunları; sanki planlarımış gibi, san-ki yüzlerce defa provası yapılmış gibi, sürüye dalan bozkurtlar gibi aktılar meydanlara. O gece her biri bir abide oldu. O gece sokağa çıkanlardan her biri etten bir balyoz oldu indi, karanlık kıtanın kara büyücülerinin uşakları-nın tepelerine.

    Asker millet, o gece uyumadı. Bili-yordu ki uyursa vatan gidecek, namus gidecek, bayrak inecek. Aziz millet, o gece tank paletleri altında ezilme paha-sına yollara aktı. Karanlık kıtanın kara büyücülerinin uşakları, bu olanılara şaştı. Nasıl olabilirdi, tankların önünde etten duvar nasıl olabilirdi, 17 yaşında bir genç tankın önüne nasıl yatabilirdi; serdengeçtiler, canları pahasına kur-şunlara nasıl bağırlarını açabilirdi?

    O gece, sela sesleri, kanat sesleri-ne karıştı. Selatin camilerinden öfkeli siyah kuşlar havalandı. Fecre dek dön-mediler. O gece kuşlar, yere hiç inme-diler...

    O gece, vatan semalarında uçak

    YanıtlaSil
  86. sesleri ile sela sesleri harp etti. Sertli-ğine güvenen metal, kalplere seslenen selalara mağlup olacaktı o gece. Ebu Cehiller, meleklerin yardımım hesaba katmamıştı o gece, Selalar okunuyor-du, melekler iniyordu gökten. Selalar okunuyordu, sel gibi akıyordu insan-lar meleklerin kanatlarında. Azim bir cenk oluyordu meydanlarda. Karanlık-ların kansız hizmetkarları, nişan alıp ateş ediyorlardı kendi milletlerinin üzerine. Fidanlar devriliyordu gece ka-ranlığında; kadın, yaşlı, genç... ocaklar sönüyordu birer birer. Kara toprağın bağrına özgürlük tohumları ekiliyordu, fidanlar tohuma duruyordu.

    Al bayrağın solan rengi, 251 şehidin kanıyla yeniden boyandı o gece. Bay-rak, yeniden bayrak oldu; vatan, yeni-den vatan... Ata yurduna uzanan kara eller kırıldı, karanlık başlar koparıldı o gece.

    Şehitler yıkanmazdı ama o gün gassallar, şehitlerin şehitliğine şahit-lik yapmak için yıkadılar onları. Her biri şahit oldu: "Şehitler ölü değildir ama siz bunu bilemezsiniz." hükmüne. Edirnekapı Şehitliği, yeni misafirleri için kucağını açtı, onları bağrına bastı. Misk ve amber kokuları bütün şehit-liği sardı. 251 can; kadın, erkek, yaşlı, genç... Kol kola girdiler, cennet bahçe-lerinden içeri.

    ALTINOLUK 53

    YanıtlaSil
  87. 15 Temmuz'un Sela Sesleri

    YanıtlaSil
  88. AHLAK

    lenmezse, ya cebanet ya da tehevvür ortaya çıkar. Cebanet kot-kulmayacak şeylerden bile korkmaktır. Bu durumda korku in-sanın başına bela olur. Tehevvür de, maddi manevi hiçbir şey-den korkmamaktır. Bütün haksızlıklar, zulümler, tecavüzler bu duygusunu sınırlandıramamış insanlardan çıkar. Halbuki bu-nun orta mertebesi secaattir. Yani yiğitliktir. Böyle bir insan kimseye haksızlık yapmaz. Ama dini ve dünyevi hukuku için gerekirse cana feda edecek derecede cesur olur. (Nursi, İşara-tü'l-İcaz, s. 29)

    Akıl ise iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmek için verilmiş-tir. Eğer İslam dininin sağlam inanç esaslarıyla dengelenmez-se, ya gabavet ya da cerbeze ortaya çıkar. Gabavet ahmaklık demektir. İnsan bu durumda hiçbir şeyden haberi olmaz. Zara-rını menfaatini ayırt edemez. İyi ile kötüyü fart edemez. Cer-beze ise, insanın hakkı batıl, batılı hak gösterecek kadar alda-tıcı bir zekaya sahip olması demektir. Bunun orta mertebesi hikmettir. Hikmet hakkı hak bilip uymak, batılı ve yanlışı yan-lış bilip ondan uzaklaşmaktır. (Nursi, İşaratü'l-İcaz, s. 29)

    İffet, şecaat ve hikmet adalet kodunu meydana getirir. Bun-ların hepsi birden ise insan için "sırat-ı müstakim"dir.

    Bütün ahlak kodlarını pratik hayata aksettirmede Allah i-nancı ile birlikte ahiret inancı da önemli bir rol oynar. Ona gö-re ahiret inancı, ferdin ve toplumun hayatının ve mutluluğu-nun temelidir. Özellikle gençlerin şiddet-i galeyanda olan his-lerini kontrol altına almanın önemli yollarından birisi de ce-hennemin varlığına inanmaktır. Bu inanç gençleri, ifratkar bu-lunan nefis ve hevalarını tecavüzlerden, zulümlerden ve tahri-battan uzaklaştırır ve sosyal hayatın güzel bir şekilde devam etmesini sağlar. (Nursi, Sözler, s. 89)

    Aynı zamanda ahiret inancı mutlu bir aile modeli ortaya çı-karmada yardımcı olur. Ailenin mutluğu Nursi'ye göre, "sami-mi, ciddi, vefalı hürmet" ve "hakiki, şefkatli ve fedakarane merhamet"tir. Hürmet saygıyı, merhamet ise şefkati ifade et-mektedir. Her ikisi de evrensel ahlakın önemli kodlarından bi-risidir. Bu gerçek saygıyı ve şefkati sağlamak ancak ahirette e-bedi bir arkadaşlık fikriyle olabilir. Eğer inançlı, ibadetini ya-pan bir insan olursa eşiyle ebedi alemde birlikte olacağını dü-şünen bir insan, bu dünyada ona saygısızlık yapmaz, vefalı davranış, onun zahiri güzelliği bozulsa bile, ona bir huri gibi muamele eder. (Nursi, Sözler, s. 89) Gerçek saygıyı ve şefkati gösterir, onu rencide etmez. Sevginin, saygının ve şefkatin ger-

    24

    KÖPRÜ YAZ/2006

    YanıtlaSil
  89. EVRENSEL AHLAK İLKELERİNİN KUR'ANI TEMELLERİ

    zler

    akis Jan C alda be Van

    Bun-

    hi go gu-is ce-ri-am

    e

    çek manada kullanılması ve aile hayatının mutlu bir yuva hali-ne gelebilmesi, ahiret inancının sağlam olmasına bağlıdır. Ahi-ret inancı olmazsa, ölümle ebedi bir şekilde birbirinden ayrıla-caklarını düşünen karı-koca birbirlerine sadakatli, şefkatli ve saygılı olmazlar. Batı dünyasında aile hayatının ortadan kalka-cak dereceye gelmesinin, boşanma oranlarının %70'ler seviye-sine çıkmasının altında yatan en önemli sebeplerden birisi de bu ahiret inancındaki boşluk olsa gerektir.

    Diğer taraftan da Allah inancı ve Ahiret inancı ile birlikte sevgi de güzel ahlak kodlarının hayata tatbikinde önemli bir rol oynar. Nursi, sevgiyi, kainatın varlığının sebebi, bağı, nuru ve hayatı olarak nitelendirir. Ona göre insan evrenin en kapsamlı bir meyvesidir. Bu yüzden insanın kalbine kainatı kuşatacak ge-nişlikte bir sevgi duygusu verilmiştir. Nursi, sevginin ya mahlu-kata, ya Allah'a yöneltilmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çe-kerek, önce Allah'a yöneltilmesini öngörür. (Nursi, Sözler, s. 331-333) Ona göre insan, Allah'a tahkiki bir şekilde inanıp O'nu sevdiği zaman, bütün varlıkları da onun namına sevebilir. Bu da teorik olan ahlak kodlarını pratize etmenin en önemli sebeple-rinden birisidir. İnsan lezzetli yiyecekleri Allah namına sevdiği zaman bunun en önemli alameti, meşru dairede kanaatkarane kazanmak, tefekkür ve şükrederek yemektir. (Nursi, Sözler, s. 597) Yani insan vücudunun ihtiyacı olan nimetleri Allah için sevdiği zaman, haram yoldan değil, helal yoldan kazanç sağla-yacaktır. Bu da başkalarına haksızlık, kötülük yapmayı engelle-yecektir. Bu durumda insan Allah'ı sevdiği için, Allah'ın sevgili bir kulu olmak için din tarafından konulan sınırlara riayet ede-cektir. Nursi, zaten bunu iffetin tarifi içinde değerlendirmekte-dir. İffet de çok önemli olan bir ahlak kodudur.

    İnsan anne-babasını da nefsi hesabına değil, Allah hesabına sevmelidir. Bunun alameti ise, onlar ihtiyar olduklarında ve sa-na hiçbir faydaları kalmadığı bir zamanda, onları daha çok sev-mek, onlara daha çok merhamet ve şefkat etmektir. Böyle bir insan pederini haksız görse de isyan edemez. (Nursi, Sözler, s. 597) Annesine saygısızlık edemez. İmanı zayıf olan, bu yüzden de anne-babalarını nefisleri hesabına seven kimseler, menfaat elde etmek için onları öldürmekten bile geri kalmıyorlar. Bu da insanın vicdanın tefessüh etmesi demektir. Bundan daha kötü bir ahlak olamaz.

    Çocuğunu Allah için seven bir kimsenin onu Allah için sev-diğinin alameti, o çocuğu öldüğü zaman sabır ve şükür içinde

    YanıtlaSil
  90. AHLAK

    bulunmaktır. Ümitsiz bir şekilde bağırıp çağırmamaktır. (Nursi,

    Sözler, s. 597)

    Bir insanın esini Allah için sevmesinin alameti de, onu ah. lakı güzel olduğu için, şefkati güzel olduğu için sevmesi, geçi-ci güzelliğine bel bağlamamasıdır. Çünkü şefkatin ve ahlakın güzelliği hayatın sonuna kadar devam eder. Eşler Allah için se-vilmezse, suret güzelliğinin bozulmasıyla aile de dağılır. (Nur. si, Sözler, s. 598)

    Sonuç

    İnsanların tecrübeleriyle elde ettikleri evrensel ahlak ilkele-rini en ayrıntılı ve gelişmiş şekilde Kur'an ilk nazil olduğu za-manda tespit etmiştir. Saygı, güvenilir olmak, sorumluluk, adil olmak, şefkatli olmak, özgeci olmak, yardımsever olmak gibi evrensel olarak kabul edilen ahlak kodları, on dört asır önce nazil olan Kur'an'da en gelişmiş şekilde bulunmaktadır. Evren-sel ahlak ilkelerinin tespit edilmesi kadar hayata geçirilmesi de önemlidir. Bu da evrensel ahlak kodlarının kaynağı sorununu gündeme getiriyor. Bu ahlak kodları tek bir Allah inancı, ahiret inancı ve Allah sevgisi gibi bunları en güzel şekilde pratize et-meye sebep olacak kaynaklardan mahrum bir şekilde düşünü-lürse, ahlak kodlarının uygulanmasında büyük sorunlar yaşa-nır. Günümüz dünyası bu sorunların yaşandığını açık bir şekil-de gösteriyor. Kurallar var. Kodlar, ilkeler mevcut. Ama bunla-rı uygulatacak güç yok. Bu yüzden insanlar sanki kendilerine hiç kutsal kitap gelmemiş gibi davranıyorlar. Bu ilkeler, kodlar bir tarafta bekler, toplumlarda zulümler, haksızlıklar, tecavüz-ler engellenemiyor. İşte Kur'an bu ahlak kodlarını teoriden pra-tiğe geçirecek kaynağı da dile getiriyor. O da Allah inancı, ahi-ret inancı ve Allah sevgisidir. Bu yüzden çağımızın ahlak kao-sundan kurtulması için Kur'an'ın evrensel ahlak kodlarına ve bunları sosyal hayatta uygulanabilir kılan Allah inancı, ahiret i-nancı ve Allah sevgisine dönmekten başka çare yoktur.

    Öz

    Ahlak (morality, ethic) için tek bir tanım yoktur. Ancak ge-nel olarak ahlakın "bir davranış kodu" ve "toplum fertleri için bir rehber" olduğunu söylemek mümkündür. Bu davranış kod-larının ya da rehberin kendisi kadar temelleri de önemlidir. Ki-

    26

    KOPRO-YAZ/2006

    YanıtlaSil
  91. EVRENSEL AHLAK İLKELERİNİN KUR'ANÎ TEMELLERİ

    mi filozoflar ahlakın temelinin insan tabiatı, kimileri akıl, bazı-ları da din olduğunu söylemişlerdir. Günümüz toplumlarında bu üç temel üzerine kurulu ahlaki rehberlikleri görüyoruz..

    Bu çalışmada bu üç temele göre ahlak kavramının değerlen-dirilmesi yapılmakta ve Said Nursi'nin ahlak felsefesine yer ve-rilmektedir.

    Anahtar Kelimeler: Ahlak, felsefe, akıl, din, evrensel ahlak

    Abstract

    Ethics does not possess a single definition. However, we can generally say that ethics embraces 'a behavioral code', or it is a 'guide for the members of society'. The foundations of this code or this guide are equally important as itself. Some of the philosophers claim that the human nature, some that reason, and some of them claim thet it was religion. In the current societies, we are coming across to moral guidances that are constructed according to these three bases.

    This work analyzes the concept of ethics according to these three basics. It also mentions the moral philosophy of Said Nursi.

    Key Words: Ethics, philosophy, reason, religion, universal morality

    YanıtlaSil
  92. Jusal Risale-4 Nair

    190

    düstur-u cidal

    D

    dür-endişåne

    ren) durban, uzaktaki cisimlerin görüntüle rini büyüterek yakın gösteren ålet

    dürer-i ahkam در احکام: Kur'andaki inci gibi çok değerli hükümler (kesin hakikatler, emir

    dür-endisane دور اندیشانه : tedbirlice, ileriyi dü- ler(

    şünür tarzda

    durûb ضروب : darbeler, vuruşlar

    dürr در : inci

    dürr-i meknun در مکنون saklı inci

    durub-u emsal ضروب امثال : darb: meseller atasözleri

    dürri mensur در منشور : saçılıp yayılmış inci

    düs در dus rüya, rüya ålemi 2.omuz, sırt

    dusu himmet دوش همت : gayretle omuzlama, gayretle sorumluluğu yüklenme

    düçar دوچار : )bkz.düçar(

    düello دو تللو : )Batı dünyasında) tanıkların önünde, belirli kurallara uyarak, iki kişi ara-sında yapılan silahlı vuruşma

    dühn ده : bitkisel yağ

    dürriyekta در یکتا : eşsiz inci

    dürr-i yekta-yı mercan در یکتای مرحان : epiz mercan incisi

    dürret-i beyza درت بيعا : beyaz ve parlak ing tanesi

    dürret (dürrat( درت : buyük inci taneleri (ta-nesi)

    dürri (ye( دریه : inci gibi, inciye ait

    dürri-misal دزی مثال : inci gibi

    dühn-ü mübarek دهى مبارك : mübarek bitkisel yag

    dürüs دروس : dersler

    dükkan دکان : perakende satış yeri

    dükkanı Rabbani دکان ربانی : sahibi Rabbimiz olan dükkân, (mec.) dünya

    Düldül الدول : Hz.Muhammed'in (a.s.m.) Hz.Ali'ye (ra) hediye ettiği at veya katır

    dülger دولگر : marangoz, yapıların kaba ağaç işlerini yapan usta

    dülgerlik دولگرلك : marangozluk

    dümdar دمدار : artı birlik, ordunun arkasın-dan gelen ve arkadaki güvenliği sağlamakla görevli birlik (askeri kuvvet)

    dümdarlık مدارلق : artçılık (bkz.dümdar(

    dünya 1 : دنياYerküre 2.käinat (evren(

    dünya-yi fani دنیای فانی : fani olumlu dünya

    dünya-perest دنیا پرست : dünyaya tapan, ahreti unutup yalnız dünya hayatına bağlanan.

    dünya-perver دنیاپرور : dünya hayatına çok bağlı, dünya hayatına aşırı düşkün, dünyase-ver

    dünyaperestlik دنيا پر ستلك : dunya hayatına gösterilen aşırı düşkünlük, dünyaya taparca-sına bağlılık

    dünyevi (ye( دنيويه : dünyaya ait, dünya ile il-gili, dünyadaki

    dür در : )bkz.dürr(

    dürbin دوربین : dürbün (bkz.dürbin(

    dürbün دوربون : )bkz.dürbin(

    dürbini (dürbini( دوربینی : uzakları gören

    dürer درز : inciler

    dürûs-u Kur'aniye 1 : دروس قرآنیه.Kur'an ders-

    leri, Kur'an'ın bildirdiği gerçekleri doğru şe kilde anlamak ve açıklamasını yapmak için yapılan dersler 2. Kur'an âyetlerinin doğru açıklamasını yapan Nur Risaleleri

    düstur 1 : دستور.genel kural 2.prensip, kaide

    3.ilke 4.kanun

    düsturu acib دستور عجیب : hayret verici kural

    düstur-u adalet دستور عدالت adalet prensibi (kuralı(

    düstur-u adilane دستور عادلانه : adaletli düstur adalete uygun temel kural

    düsturu aliye دستور عاليه : yüksek düstur, üs-

    tün kural, yüce prensip (ilke)

    düsturu amel دستور عمل : davranış kuralı

    düsturu azim دستور عظیم : büyük kural (kaide, prensip)

    düstur-u beläğat دستور بلاغت belagat düsturu;

    konuya, gözetilen gâyeye ve dinleyicilerin du-rumuna uygun, doğru, yerinde, etkili ve güzel söz söyleme san'atının temel kuralı (prensibi)

    düsturu cidal دستور جدال : )Darwin'ci görüşe

    göre) "hayat bir mücadeledir" ilkesi, prensibi. Yaşama hakkının güçlüye ait olduğunu, yaşa-mak için savaşmak gerektiğini, güçlü olan ve üstün gelenin yaşamaya hak kazanmış olaca-ğını, bazı hayvanları örnek alarak Darwin'ci-lerin ortaya attığı bu prensip.

    Bu prensip yanlış bir prensiptir. Bu prensip-le toplum hayatında ve dünyada barışın ve huzurun sağlanması mümkün olamaz. Bu

    YanıtlaSil
  93. 15

    düstur-u cifri

    prensibe göre hak kuvvetli olanındır. Kuvvet-olan dilediğini yapmaya hak kazanır. Zayıf olanın hiç bir hakkı olamaz. Böylece zayıflar elenir. Darwin'ciliğe göre bu eleme (seleksi-yon) yolu ile hayatta gelişme sağlanır. Yaşa-ma hakkı, yalnız gaddar ve zalimlerin hakkı haline gelir. Oysa biyolojik hayatta ekolojik sistem (eko-sistem) vardır. Dünyada hiçbir canlı başka canlılar olmadan yaşayamaz. Canlılar birbirinin varlığına muhtaçtır. Can-lıları yaratan Allah (c.c.) canlı hayatının dü-zenini tesadüflere bırakmamıştır. Bir arslan bir hayvan sürüsü içinden rast gele birisini yakalamaz. Hastalıklı olanını seçer. Böylece hastalığın sürü içinde yayılmamasına (far-kında olmadan) hizmet etmiş olur. Eğer yı-lanlar kurbağaları yememiş olsaydı ortalık kurbağa ile dolardı. Sırtlanlar veya yırtıcı kuşlar, denizde köpek balıkları gibi yırtıcı hayvanlar, ölmüş hayvanları ortadan kaldı-rır. Bunun gibi temizlik görevlisi hayvanlar ve çürümeyi sağlayan gözle görülmez küçük canlılar, (çürükçül bakteriler) yeryüzünün veya denizlerin temiz kalmasına hizmet eder. Dünyada en yetenekli ve akıllı varlık insan-dır. Eğer gücünü, aklını, yeteneklerini yıkıcı yönde kullansa, dünya yaşanmaz hale gelir. İnsanı yaratan Allah (c.c.) insana, dünyayı kendi emir ve kanunlarına (din, ilim ve ah-låk kanun ve prensiplerine) uygun yönetme görevini vermiştir. Onu yeryüzü halifesi yap-mıştır. Bu görevini red eden insan, en vahşi canavardan daha canavar olur, insanlığını yi-tirir. (bkz.hilafet-i kübra)

    düsturu cifrî دستور جفری : cifir hesabının kuralı,

    bir sözün içinde geçen harflere önceden belirli sayı değerleri verilerek sözün toplam sayı de-ğerlerini bulma ve o söz veya kelimelerin gizli mânâlarını ortaya çıkarma ilmine ait kural, prensip (bkz.ebced)

    düstur-u cifrî ve riyazi دستور جفری و ریاضی : cifir ve matematik ilkesi (bkz.düstur-u cifrî)

    düstur-u cüz'î-yı gayri fitri دستور جزئی غیر فطری

    yaradılışa aykırı (gayr-ı fıtrî) olan ve dar alan-da kalan (cüz'î) ilke, kural

    düsturu esas (ye( دستور أساسيه : esas düstur,

    temel kural

    düstur-u faaliyet

    دستور فعالیت : faaliyet düsturu,

    yapılan işlerde sürekli ve değişmez kural

    düstur-u fitrat دستور فطرت : yaradılış prensibi

    yaradılışın temel kuralı

    YanıtlaSil
  94. düstur-u galiye دستور غاليه : üstün değer taşıyan prensip (kaide, kural)

    düstur-u hakimane دستور حکیمانه : hikmetli düstur, boş ve mânâsız bir iş yapmama düs-turu ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve aydalar gözeterek, gü-zel, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratma ve yapma ilkesi, temel kuralı

    düstur-u hakikat دستور حقیقت : hakikat düs-turu, çok doğru ve gerçek düstur, çok doğru temel kural

    düstur-u harekat دستور حرکات : hareketlerde, yaşayış ve davranışlarda uyulan temel kural

    düstur-u hareket دستور حرکت : hareket düstu-ru, temel davranış kuralı

    düstur-u hayat (iv( دستور حیاتیه : hayat düstu-ru; hayatın, yaşamanın ter temel kuralı

    düstur-u hayat-ı ictimai دستور حيات إجتماعى : top lum hayatının temel kuralı

    düstur-u hikmet دستور حکمت : hikmet düstu-ru: 1.vecize (özdeyiş) türünden kısa ve özlü söz söyleme kuralı 2.kâinatta hiç bir şeyin ya-radılışında yersiz, mânâsız, boşuna bir şeyin olmaması, her şeyde birçok gâyeler ve faydalı sonuçlar gözetilmiş oması ilkesi 3.izlenen gå-yeye uygun, yerinde söz söyleme kuralı

    düstur-u İlâhî دستور إلهى : İlahi düstur, Allah'ın (c.c.) emri, Allah'ın (c.c.) koyduğu kural

    düstur-u ilmi دستور علمی : ilmi düstur, ilimde doğru olarak kabul edilen kural

    düstur-u irade-i İlahiye دستور إرادة إلهيه : İlahi ira denin koyduğu düstur (kural), Allah'ın (c.c.) istek ve iradesini belirten ve uygulamasını emrettiği kural

    düstur-u itikadiye دستور إعتقاديه : temel görüş ve inanış kuralı

    düstur-u kaza دستور قضا : kaderde var olanın meydana gelmesi kuralı

    düsturu kerem دستور کرم : Allah'ın (c.c.) ya-rattığı varlıklara iyilik ve lütufta bulunması prensibi, temel kuralı

    düstur-u kudsi دستور قدسی : kutsal düstur, kut-sal kural

    düstur-u Kur'an (Kur'ani Kur'aniye( دستور قرآن Kur'an'daki düstur Kur'an'daki emir ve kural

    düsturu külli (ye( دستور کلیه : genel kural genel kanun

    D

    YanıtlaSil
  95. 662

    HADİS-1 ŞERİFLER

    يُشْرِكُوا بِاللهِ ، وَذَكَرُوا أَشْيَاء ، فَخَرَجَ عليهم رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال : ما الذي تَخُوضُونَ فِيهِ ؟ فَأَخْبَرُوهُ ، فقال : هُمُ الَّذِينَ لَا يَرْقُونَ وَلَا يَسْتَرْقُونَ وَلَا يَتَطَيَّرُونَ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَ كَلُونَ ، فَقَامَ عُكَاشَةُ بْنُ مُحْصِينٌ فقال : ادْعُ اللهَ أَنْ يجعلني مِنْهُمْ ، فقال : أنت منهم ، ثم قام رجل آخر فقال : ادع الله أن يجعلني منهم ، فقال : سَبَقَكَ بها عكاشة . ( رواه الشيخان ) (1) الرهيط : تصغير رهط وهم دون عشرة أنفس والأفق الناحية .

    7) «Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    <>>

    Bundan sonra Peygamber S.A. efendimiz kalktı; hane-i saadetine gitti.. Ashab, cennete hesabsız, azabsız girecek olan bu kimselere daldı.. Bazısı şöyle dedi:

    Herhalde onlar Resûlüllah'ın ashabıdır.

    Bazısı da şöyle dedi:

    İhtimal ki onlar, İslâm olarak doğan ve Allah'a şirk koşma-yan kimselerdir..

    Ve daha birçok şeyler saydılar..

    Bu arada Peygamber S.A. efendimiz yanlarına geldi ve sordu: <>>>

    Durumu anlattılar; şöyle buyurdu:

    <>>>

    Bir ara ashabdan Ükkâşe b. Muhsin ayağa kalktı; şöyle dedi:

    Allah'a dua et, beni de onlardan kılsın..

    YanıtlaSil
  96. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    Peygamber S.A. efendimiz:

    <<>>>

    Dedikten sonra, bir başkası ayağa kalktı ve: Allah'a dua et, beni de onlardan kılsın..

    Deyince, Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu: «Ükkâşe, bunda seni geçti..>>>

    ** Kuş uçurma daha ziyade cahiliyet devrinde olurdu.. Kuşun uçtuğu yöne göre işlerini tayin ederlerdi.. Bir nevi faf.. Bu çeşit hareketler tevekküle mânidir.

    663

    ***

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    الدرس السادس في علامات حب الله تعالى للعبد

    قال الله تعالى : قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ . ۱

    ALTINCI DERS

    KUL İÇİN ALLAH SEVGİSİNİN ALÂMETLERİ

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    <>>

    GAFUR: Çok bağışlayan.. RAHİM: Bol rahmet eden.. ALIIMRAN suresinin, 31. âyetidir.

    وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إن الله تعالى قال : مَنْ عَادَى لي وَلِيًّا فَقَدْ

    آذنتُهُ بِالْحَرْبِ ، وَمَا تَقَرَّبَ إِلَى عَبْدِى بِشَيْءٍ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ ، وَمَا يَزَالُ عَبْدِى يَتَقَرَّبُ إِلَى بِالنَوَافِلِ حَتى أَحِبُّهُ ، فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الذي يَسْمَعُ بِهِ ، وَبَصَرَهُ الذي يُبْصِرُ بِهِ ، وَيَدَهُ التي يَبْطِسُ بِهَا ، وَرِجْلَهُ التي يمشي بها ، وَإِنْ سَأَلَنِي أَعْطَيْتَهُ ، وَلَئِنْ اسْتَعَاذَ فِي الأَعِيدَنَّهُ .

    ( رواه البخاري عن أبي هريرة )

    ۲

    YanıtlaSil
  97. 180

    MECELLE-1 AHKAM-I ADLİYYE

    Meselä, yük beygirinin kabl'el-kabı yuları sirkat olunsa se-men-i müsemmädan bir şey tenzil etmek lazım gelmez.

    MADDE 235 Hin-i bey'de ilave olunan bazı elfaz-ı umumiyyenin şamil olduğu şeyler bey'de dahil olur.

    Meselâ, bayi şu haneyi cemi hukukiyle satdım dese ol hane-nin hakk-ı müruru ve hakk-ı şirbi ve hakk-ı mesili bey'de dahil olur.

    MADDE 236 Ba'd-el-akd ve kabl-el-kabz mebi'de hasıl olan se-mere ve ziyade müşteriye ait olur.

    Kezalik satılmış olan ineğin kabl-el-kabz tevellüd eden yav-rusu müşterinin malıdır.

    Meselâ, bir bahçe satıldıkda kabl-el-kabz hasıl olan meyve ve sebze müşteriye aid olur.

    BAB-I SALİS

    Semene müteallik mesail beyanında olup iki fash havidir.

    FASL-I EVVEL

    Semenin evsaf ve ahvaline müterettip olan mevad beyanındadır.

    MADDE 237 Hin-i bey'de tesmiye-i semen lazımdır. Binaenaleyh mebi'in bahası zikrolunmazsa bey' fâsid olur.

    MADDE 238 Semenin malům olması lazımdır.

    MADDE 239 Semenin malúmiyyeti meydanda ise müşahede ile, değil ise mikdar ve vasfını beyan ile hasıl olur.

    MADDE 240 Mütenevvi altun tedavül eden beldede ne türlü al-tun olduğu beyan olunmaksızın alel-ıtlak şu kadar altun deyu pa-zarlık olunsa bey fâsid olur, gümüş sikke dahi buna kıyas oluna.

    MADDE 241 Kuruş üzerine pazarlık olundukda müşteri rayiç olan meskükâtın memnu' olmayan her hangi nev'inden isterse ve-rebilir.

    MADDE 242 Semenin vasfı beyan olunarak pazarlık olunduğu suretde akd her hangi nev nakid üzerine vāki olmuş ise andan verilmek lazım gelir.

    Meselâ, Mecidiyye altunu, yahut İngiliz veya Fransız altunu ve yahut yirmilik Mecidiyye veya direkli riyal verilmek üzere deyu

    YanıtlaSil
  98. KITABUL BÜYÜ

    181

    pazarlık olunduğu suretde her ne türlü meskükât denilmiş ise an-dan verilir.

    MADDE 243 Akiddeki tayin ile semen taayyün etmez.

    Meselâ, müşteri elindeki yüzlük altunu göstererek şu altun ile bu malı iştira ettim deyip bayi' dahi verdim dedikte müşteri ay-nen ol altunu vermeğe mecbur olmaz. Belki anı alıkoyup yerine misli olarak başka bir yüzlük altun verebilir.

    MADDE 244 Bir nevi meskûkâtın yerine cezası dahi verilebilir. Fakat bu hususda örf ve adet-i beldeye ittiba olunmak lazım gelir.

    Meselâ, yirmilik Mecidiyye deyu pazarlık olunduğu surette yirmilik yerine eczasından olan onluk ve beşlik dahi verilebilir.

    Amma el-haletü hâzihi Derseadette cari olan örf ve âdete na-zaran yirmilik yerine eczasından olan kırklık ve ikilik verilemez.

    FASL-I SANI

    Vâ'de ile satış hakkında olan mevad beyanındadır.

    MADDE 245 Semeni tecil ve taksit ile bey' sahih olur.

    MADDE 246 Semenin tecilinde ve taksitinde müddet malûm ve muayyen olmak lazımdır.

    MADDE 247 Şu kadar gün veya ay veya sene veyahut rûz-i Ka-sım gibi âkıdeyn indinde malûm ve muayyen olan bir vakte kadar, vade ile pazarlık olunsa bey sahih olur.

    MADDE 248 (Yağmur yağdığı vakit gibi muayyen olmayan bir müddet beyanı ile pazarlık olunsa bey' fasid olur.

    MADDE 249 Veresiye pazarlık olunup da müddet ta'yin olun-masa bir aya masruf olur.

    MADDE 250 Semenin tecil ve taksitinde mukavele olunan müd-det mebi'in tesliminden itibar olunur.

    Meselâ, bir sene vade ile satılmış olan bir metâı bayi' bir sene tevkif ettikten sonra müşteriye teslim etse hîn-i tesliminden itiba-ren bir sene beklemesi yani vakt-i bey'den tamam iki sene müru-runda müşterinin akçayı vermesi lâzım gelir.

    MADDE 251

    Bey-i mutlak peşin olmak üzere münakid olur. Fa-kat bey-i mutlak bir müddet-i malûme ile muvakkat ve mukassat olmak üzere örf ve âdet olan yerde ol müddete masruf olur.

    Meselâ, peşin ya veresiye lâkırdısı olmaksızın çarşıdan biri

    YanıtlaSil
  99. 194

    ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Kur'anı Kerim'ın Yüzden Az Ayetli Sûreleri:

    Kur'ân-ı Kerim'in Meun diye anılan Sürelerinden sonra gelen ve yüzden az Ayetli olup Mesânî diye anılan Süreleri şunlardır:

    22. Zuhruf,

    1. Ahzab,

    23. Secde,

    2. Насс,

    24. Şürâ,

    3. Kasas,

    25. Ahkaf,

    4. Neml,

    26. Câsiye,

    5. Nûr,

    6. Enfal,

    27. Duhan,

    7. Meryem,

    28. Feth,

    29. Haşr,

    8. Ankebût,

    30. Talak,

    9. Rúm,

    31. Kalem,

    10. Yásín,

    11. Furkan,

    12. Hicr,

    13. Ra'd,

    32. Hucurât,

    33. Mülk,

    34. Tegabün,

    14. Sebe',

    35. Munâfıkun,

    15. Fâtır (Melâike),

    36. Cumua,

    16. İbrâhim,

    37. Sâť,

    17. Såd,

    38. Cinn,

    18. Zümer,

    19. Muhammed,

    20. Lukman,

    21. Mü'min,

    39. Nûh,

    40. Mûcâdele,

    41. Mümtehine,

    42. Tahrim.

    Kur'an-ı Kerim'in Mufassal Sûreleri:

    Kur'ân-ı Kerîm'in yüzden az Ayetli Mesânî Sûrelerini tâkıb eden ve araları sık sık Besmele ile ayırılmış bulunan kısa Sûrelerine Mu-fassal denir.

    Bunların da, Nebe' Sûresine kadar olanları Uzun Muhassallar,

    Duha Sûresine kadar olanları Orta Mufassallar,

    Kur'ân-ı Kerimin son Sûresine kadar olan Sûreleri de, Kısa Mu-fassallar diye anılır:

    1. Rahmân,

    2. Vâkia,

    3. Hadid,

    4. Mücadele,

    5. Haşr,

    6. Mümtahıne,

    7. Sâf,

    8. Cümua,

    9. Munâfıkun,

    10. Tegabün,

    YanıtlaSil
  100. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    11. Talak,

    12. Tahrim,

    13. Mülk,

    14. Kalem,

    15. Hakka,

    16. Maâric,

    17. Nûh,

    18. Cinn,

    19. Müzzemmil,

    20. Müddessir,

    21. Kıyâme,

    22. İnsan,

    23. Mürselât,

    24. Nebe'.

    25. Nâziât,

    26. Abese,

    27. Tekvir,

    36. Beled,

    37. Şems,

    38. Leyl,

    39. Duha,

    40. İnşırâh,

    41. Tin,

    42. Alak,

    43. Kadr,

    44. Beyyine,

    45. Zilzal,

    46. Adiyât,

    47. Karia,

    48. Tekâsür,

    49. Asr,

    50. Hümeze,

    51. Fil,

    52. Kurayş,

    28. İnfitâr,

    53. Mâûn,

    29. Tatfif,

    54. Kevser,

    30. İnşıkak,

    55. Kâfirûn,

    31. Buruc,

    56. Nasr,

    57. Tebbet,

    199

    32. Târık,

    33. Ala,

    34. Gaşiye,

    35. Fecr,

    Kur'ân-ı Kerim'in İnişi ve Yazılışı:

    58. İhlas,

    59. Felak,

    60. Nâs. (79)

    Kur'ân-ı Kerim, Peygamberimize Ramazan ayında (80), Kadr ge-cesinde nazil olmağa başlamış (81), 23-25 yıl içinde tamamlanmış-tır. (82)

    Kur'ân-ı Kerimin Sûre ve Ayetleri vahy edildikçe, Peygamberi miz, onları, ezberlemek ve ezberletmekle kalmaz, yazdırmak için de, hemen birini çağırır, ona «Yaz!» diyerek okuyup yazdırır, yazılacak Ayetin, hangi Sûreye ve hangi Âyetten sonra yazılacağını da, bildirir-di. (83)

    (79) Süyü İtkan c. 1, s. 63-64

    (80) Bakare: 185

    (81) Kadr: 1

    (82) Bedrüddinülzerkeşî Bürhan c. 1, s. 232

    ( 83) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 57, Ebû Davud Sünen c. 1, s. 209

    YanıtlaSil
  101. سور القره (۷)

    اشارات الاعمار

    آمال و احوال و معنوياتك هشت مجموعه منی حقیقی رنور حيات الله جانلاندير، يشيق لاندور اولو إيمانك سوغمه سيله، ماهيتي، ميت غیر متحرن کي به هي مدن عبارت قالي

    وَعَلَى سَمْعِهِمْ ) ( عَلَى ) تك تكرارى، قلب ايله . اسم دور ولان ختملون هر بریسی، مستقل بر نوع دلائله عائد اولديغنه اشار تد.. اوت، قلبك خاتمی، دلائل قلبه و وجدانید یه عائد در سمعك حتمی دلائل نقليه وخارجيه به عائد در وكذا، هر انكى فتمك به جنون والماء يقه

    بر رمز در

    [ سؤال ؟ ) قلب الله بصرك جمع صیغه سیاه معطل مفرد صورتند ذکر کنده نه کی به حکمت وار در؟

    الجواب ] قلب الله بصرك تعلق ابتد كارى شيار متخالف، يوللرى متباين، دليلارى متفاوت تعليم وتلقين ايديجيارى متنوعدد. سمع ايس، قلب و بصرك خلافته مصدر در ايستديرين فرد در جماعتن ایشتید کاری فرد در ایشینه، فرد فردا يشتير. بونك ايجون مفرد اولار قد اراکی

    جمعن آراسته دو شمندر

    [ سؤال ؟ ] قلبدن موكره ترجيحاً سمعك ذكر ايديالمى، نه به بناء در؟

    الجواب ] ملكات و معلومات قلبية، على الأكثر قولامه پنجره سند نه قلبم کر لی بو اعتبار له سمع قلبه يا قيندر. وعين زمانده جهان سه دن معلومات الديفي جهتله قلبه بكره پور. زیرا كون بالگز اون جهتی کو رور بون را به هر طرفي كورورلي.

    وَ عَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ ] اسلوبك تغيير يله، جمله فعليه يه ترجيحاً جملة اسميرنك اختيار ابدیلمی، بقرايله کورونه دله لارن ثابت اولد قارين، قلب و يا سمع ايله الينان دليلهم ايسه متجدد و غير ثابت اولد قارينه اشار تدر.

    سؤال ؟ ] (ختم) ایله ( غِشَاوَةٌ) آرانده نه فرقه دار در که، (ختم) اللهه استناد اید باشد.

    (غشاوة ) اسناد من بيرا قيل مشدر ؟ )

    الجواب ) (ختم) الله طرفندن او زارك كبالرینه بر جزاد. (غشاوة) ايسر الله طرفندنه او لايوب او زارك مكوبيدر. وكذا، مبدأ اعتبار يام اريام روییده بر اضطرار وار در سماعده، تخطر ده ایسه اختیار دارد.

    YanıtlaSil
  102. اخوال

    Ahval: Haller

    امال

    Amal: Arzular

    چمان نه

    Cihat - sitte: Altı yön

    دلايل نقليه و

    Delail-i nakliye ve hâriciye:

    خارجية

    Kur'an ve hadisten nakle-dilen ve çevreden getirilen deliller

    غير ثابت

    Gayr-i sabit: Sabit olmayan

    هَيْئَتِ تَجْمُوعه

    Heyet-i тестûa: Topyekün görünüş

    اضطراز

    Izdırar: Çaresiz kalma

    انتاذ

    İsnad: Dayandırma

    كنب

    Kesb: Kazanma

    Keza: Bunun gibi

    معلومات

    Malumat: Bilgiler

    مبداً

    Mebde: Başlangıç

    مكون

    Meksüb: Kazanılan

    ملكان

    Melekat: Meleke håline gelmiş beceriler

    مَيْتِ غَيْرِ مُتَتَّحَوكَ

    Meyyit-i gayr-i müteharrik: Hareketsiz ölü

    مفرد

    Müfred: Tekil

    منتقل

    Müstakil: Kendi başına

    متباين

    Mütebayin: Birbirine zıd olan

    متجدد

    Müteceddid: Yenilenen

    متفاوت

    Mütefavit: Farklı

    متحالف

    Mitehalif: Birbirine zid olan

    متنوع

    Mütenevi: Çeşitli

    ريز

    Remiz: İnce işaret

    رويت

    Rii'yet: Görme

    ستاغ

    Sema: İşitme

    تغير

    Tağyir: Başkalaştırına

    تعلية

    Talim: Eğitim

    تلقين

    Telkin : Fikir aşılama

    YanıtlaSil
  103. 721

    amal ve ahvål ve maneviyatın heyet-i mecmüasını hakiki bir nuru hayat ile canlandırır, ışıklandırır. O núr-u İmânım sönmesiyle, mahiyeti, meyyit-ı gayr-i müteharrik gibi bir heykelden ibåret kalır. علی) و على ستعود( in tekrarı, kalb ile sem'a vurulan håtemlerin her birisi, müstakil bir nevi delåile ait olduğuna işarettir. Evet, kalbin hatmi, deläil-i kalbiye ve vicdanıyeye aittir. Sem'in hatmi, delåil-i nakliye ve håriciyeye aittir. Ve kezå, her iki hatmin bir cinsten olmadığına bir remizdir.

    Sual: Kalb ile basarın cem' sigasıyla, sem'in müfred suretinde zikirlerinde ne gibi bir hikmet vardır?

    Elcevab: Kalb ile basarın taalluk ettikleri şeyler mütehålif, yolları mütebåyin, delilleri mütefåvit, ta'lim ve telkin edicileri mütenevvi'dir. Sem' ise, kalb ve basarın hiläfına masdardır. İşittiren, ferddir. Cemaatin işittikleri, ferddir. İşiten, ferd ferd işitir. Bunun için müfred olarak iki cem'in arasına düşmüştür.

    Suâl: Kalbden sonra tercihen sem'in zikredilmesi, neye binâendir?

    Elcevab: Melekât ve ma'lûmât-ı kalbiye, alelekser kulak penceresinden kalbe girerler. Bu i'tibarla sem', kalbe yakındır. Ve aynı zamanda, cihât-ı sitteden ma'lumât aldığı cihetle kalbe benziyor. Zirâ göz, yalnız ön ciheti görür. Bunlar ise her tarafı görürler.

    وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ üslubun tağyîriyle, cümle-i

    fi'liyeye tercihen cümle-i ismiyenin ihtiyâr edilmesi, basar ile görünen delillerin sâbit olduklarına, kalb veya sem' ile alınan deliller ise, müteceddid ve gayr-i sâbit olduklarına işarettir.

    Sual: ile غشاوة arasında ne fark

    vardır ki, Allah'a isnåd edilmiştir,

    غشادة isnadsız bırakılmıştır?

    Elcevab: Allah tarafından onların kesblerine bir cezâdır. غشاوة ise, Allah tarafından olmayıp, onların meksûbudur. Ve kezâ, mebde' i'tibariyle rü'yette bir ızdırår vardır. Semâ'da, tahatturda ise ihtiyår vardır.

    YanıtlaSil
  104. 148

    TÖVBE 11

    إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ

    "Allah tövbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever."

    Bu konuda Resulullah (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

    التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ

    "Günahından tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir."

    Hz. Ali den rivayet edilmiştir:

    "Adamın biri ona gelip; "ben günah işledim" deyince Hz. Ali adama şöyle dedi:

    Günahından dolayı Allah'a tövbe et! Bir daha da günaha dönme!

    Adamın, ben tövbe ettim ama o günahı tekrar işledim demesi üzeri-ne Hz. Ali şöyle dedi:

    Yine Allah'a tövbe et ve bir daha o günaha dönme!

    Adamın, bu ne zamana kadar devam edecek? Diye sorması üzerine Hz. Ali şöyle dedi:

    Şeytan aciz kalıp seni günaha teşvik etmekten vazgeçene kadar."3

    إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ

    "Allah'ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tövbe edenlerin tövbesidir." Mücahit; ayette geçen "tez elden tövbe" ifadesi; ölümden önce yapılan bütün tövbeleri kapsar, diye yorumlamıştır.

    Ebu Hüreyre (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Kul bir günah işleyip de, 'Allah'ım! İşlediğim günahtan dolayı beni bağışla' diye dua ederse, Allah şöyle buyurur:

    Kulum bir günah işledi ama bağışlayan bir Rabbi olduğunu bilip ona sığındı. Bu sebeple ben onu bağışladım."

    Bakara 232

    Ibn Mace, 4250

    Beyhaki, Şuabü'l-Iman, 5/406

    Nisa 17

    Buhari, 7507, Müslim, 2758

    YanıtlaSil
  105. TENBIHÜL GAFİLİN

    149

    Bütün bunlar Hz. Muhammed'in ümmetine ikramı sayesinde olmak-tadır. Çünkü geçmiş ümmetler bir günah işlediklerinde onlara helal olan şeyler haram kılınırdı.

    Yine onlardan biri günah işlediğinde kapısında veya üzerinde şöyle bir yazı bulurdu:

    Falan oğlu filan şöyle bir günah işlemiştir, tövbesinin kabul olması için şöyle yapmalıdır.

    Her şeyde olduğu gibi tövbe konusunda da bu ümmete kolaylık geti-rilmiştir. Bu konuda Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

    وَمَنْ يَعْمَلْ سُوءاً أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللَّهَ يَجِدِ اللَّهَ غَفُوراً رحيماً

    "Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah-'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve mağfiret edici bula-caktır.

    O halde her Müslüman sabah akşam Allah'a tövbe etmelidir.

    Mücahit diyor ki:

    Sabah ve akşam tövbe etmeyen kimse zalimlerdendir. Kişinin her za-man Allah'a tövbe etmesi ve beş vakit namazını aksatmadan kılması ge-rekir. Çünkü Allah (cc) büyük günahlar dışındaki günahların affı için beş vakit namazı vesile kılmıştır.

    Konuyla ilgili olarak Alkame Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini ri-vayet ediyor:

    "Resulullah (sav)'e bir adam gelerek şöyle dedi:

    Ey Allah'ın Resûlü! Bahçede bir kadın gördüm, onu kucaklayıp öptüm ve kendisiyle cinsel ilişki dışında her şeyi yaptım.

    Bunları dinleyen Resulullah (sav)'in bir süre ses çıkarmadı. Sonra-sında ise şu ayet indi:

    وَأَقِمِ الصَّلاةَ طَرَفَي النَّهَارِ وَزُلَفاً مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ

    Nisa no

    YanıtlaSil
  106. 192

    düstur-u külliye-i meşhūde

    düstur-u külliye-imeshude دستور كلية مشهوده (insanlar ve olaylar dünyasında) görülen ve bilinen genel kural

    düstur-ul amel دستور عمل : )bkz.düsturu amel(

    düstur-u mantıki دستور منطقی : mantık kuralı

    düstur-u medeniyet دستور مدنیت : medeniyet düsturu, medeniyetin (uygarlığın) temel ku-ralı

    düstur-u medeniyet ve muavenet دستور مدنیت و معاونت : medeniyet ve yardımlaşma ilkesi (prensibi)

    düstur- u meşhur دستور مشهور : meşhur düstur, herkesçe bilinen kural

    düstur-u muhakkak دستور محقق : gerçekliği ke-sin kural

    düstur-u müteârife دستور متعارفه : herkesçe ka-bul görülmüş, doğruluğu apaçık olan kural

    düstur-u Nebevi دستور نبوی : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) prensibi, temel kurallarından biri

    düstur-u nizam دستور نظام : düzen kuralı, düze-nin temeli olan kural

    düstur-u nübüvvet دستور نبوت : peygamberlik yolu ile bildirilen temel kural

    düstur-u Rahmani دستور رحمتی : merhameti her şeyi kuşatıcı (Rahman) olan Allah'ın (c.c.) emrine uygun temel kural

    düstur-u rahmet دستور رحمت rahmet düsturu, Allah'ın (c.c.) her şeyi kuşatan merhametini gösteren genel kural, genel kanun

    düstur-u riyazî دستور ریاضی : matematik kuralı

    düstur-u siyasî دستور سیاسی : siyasî düstur, dev-let idaresinde temel kural

    düstur-u şeytanî دستور شیطانی : şeytana yaraşır kural

    düstur-u şüyuhat دستور شیوخات : seyhlerin düs-turu, din ve tarikat büyüklerinin prensibi, temel kuralı

    düstur-u teavun دستور تعاون : )varlıklarda) kar-şılıklı yardımlaşma kuralı

    düstur-u terakki ve tekamül دستور ترقی و تکامل : ilerleme (terakki) ve gelişerek daha mükem-mel hale gelme (tekemül) kanunu, prensibi

    düstur-u uhuvvet دستور اخوت : kardeşlik ilkesi, din kardeşliğinin temel kuralı

    düstur-u umumi دستور عمومی : genel kural

    düsturu zulüm دستور ظلم: zulüm düsturu za-

    0

    D

    YanıtlaSil
  107. düstur-u külliye-i meşhůde

    düsturu bülli 1

    192

    Düvmet-ül Cendel

    limlik, acımasızlık ve haksızlığa yol açan ilke (temel kural)

    ‎düsturi (y(دستور düstur (kural) ile ilgili

    2.kural niteliğinde

    düsturiyet دستور dustur (kural) olma özel

    liği

    düşab دوشاب : pekmez

    düşman دشمن : hasım birinden nefret edip kötülüğünü isteyen kimse

    düşman-ı şedid دشمن شدید : kuvvetli düşman

    şiddetli düşman

    düşman-1 gaddar دشمن غدار : gaddar düşman merhametsiz düşman

    düşman-ı İslam دشمن إسلام : İslam düşmanı

    düvel : devletler

    düvel-i rasiha دول راسخه : kuvvetli devletler

    düvel-i İslamiye دول إسلاميه : Islam devletleri

    Düvmet-ül Cendel دومة الجندل : Dümet-ül Cen-del) İslâm'dan önce ve İslâm'ın ilk döneminde Kuzey Arabistan'ın Irak ve Suriye sınırlarına yakın bir yerde bulunan bir fuar kenti. Bura-sı Medine'ye 600 km. kadar bir uzaklıktaydı. Bugün o şehrin kurulu olduğu yerde Cevf şeh-ri bulunmaktadır. Düvmetül Cendel, Mekke gibi bir fuar şehri idi. Bu şehirde puta tapan Arapların büyük putlarından biri olan Ved denilen put ve tapınağı vardı. Ved adlı put, bu bölgede yaşayan ve çeşitli kollara ayrılmış olan Kuda'a Kabilelerince de ilâh olarak be-nimsemişti. Dûmet-ül Cendel'de, rebîul ev-vel ayının ilk gününden başlayıp son gününe kadar devam eden yıllık fuara çevre kabileleri katılırdı. Dümetül Cendel; Mısır, Suriye, Irak ve Hindistan'dan gelip Güney Arabistan'a gi-den ticaret yollarının kesim noktasında bu-lunuyordu. Şehirde ve çevrede Kelb, Cedile, Îbadi-Sekani kabileleri oturmaktaydı. Şehrin ve fuarın yönetimi konusunda çevrede yaşa-yan kabileler aralarında bir rekabet, bir ik-tidar mücadelesi vardı. Bu mücadele, silahla değil barışçı bir yolla yapılırdı. Fuar (panayır) zamanında, kabileler arasında muamma (bil-mece) çözme yarışması yapılırdı. Hangi ka-bile bu yarışmayı kazanırsa şehrin ve pana-yırın yönetimi onun eline geçerdi. Yönetime gelen kabile başkanı, alım-satım işlerinden öşür (onda bir) vergi alır, ayrıca kendi mal-larının öncelikle satılmasını sağlardı. Hz Pey-gamber (a.s.m.) Hicretin 9. yılında (mi.630) 30 bin kişilik ordusu ile Tebûk seferine çıkıp

    YanıtlaSil
  108. düzenbazlık

    193

    düzmece

    Tebük'u savaşsız alınca, kendisi bir süre Te-bük'te kalmıştı. Bu arada Tebük'un 325 km. kuzey-doğusunda yer alan Dûmet-ul Cendel şehri üzerine, "Allah'ın Kılıcı" ünvanını ver-diği Hz. Halid bin Velid'i Velid'i gönderdi. Bu yıllarda Dümet-ül Cendel'in hükümdarlığı ve panayı ın yönetimi İbadi-Sakuni kabileleri başkanı Ukeydir'in elinde bulunuyordu. İlk defa Müte savaşında İslâm ordusu ile karşılaşan Bizans İmparatorluğu ordusu, Müslümanlara karşı bir başarı sağlayamamıştı (hi.8. yıl, mi.629). Bizanslılar, Müslümanlara karşı kesin bir üs tünlük sağlamak üzere yeniden hazırlıklara başlamışlardı. Dümet-ul Cendel hükümdarı Ukeydir de, Bizans tarafında ve himayesinde idi. Ükeydir, sıcak yaz mevsiminde ve hasad zamanında 30 bin kişilik bir ordu ile buraya kadar gelen Hz. Peygamber'in (a.s.m.) kar şısına çıkmaya cesaret edemedi. Bizans'lılar bu bölgede Bizans'ın müttefiki olan Arab ka-bilelerini himayesiz ve yalnız bıraktılar. Bu durum karşısında, bölge kabileleri, Hz.Pey-gamber'e (a.s.m.) elçi ve heyetler göndererek barış anlaşmaları yapmaya başladılar. Hz.Ha-

    lid bin Velid, Dümet-ül Cendel'e vardı. Şehrin hükümdarı Ukeydir ava çıkmış bulunuyordu. Halid bin Velid, ani bir baskınla Ukeydir ve adamlarını yakaladı. Ukeydir, hayatının bağış-lanması karşılığında şehri teslim etmeyi ka-bul etti. Halid bin Velid, onu Hz. Peygamber'e (a.s.m.) gönderdi. Ukeydir, Hz. Peygamber'in huzurunda Müslümanlığı kabul etti ve iki ta-raf arasında bir barış anlaşması yapıldı. Fakat Hz. Peygamber (a.s.m.) vefat edince, Ukaydir anlaşmayı bozup İslâm'dan döndü. Hz. Ebu-bekir (r.a.) halife olunca, Irak'a gönderdiği ordunun komutanı Halid bin Velid, Dümet-ül Cendel'i geri aldı. Halid b.Velid, sözleşmeye sadık kalmayıp tekrar Bizans'a bağlanan ve İslam'dan dönen, bölgenin hükümdarı Ukey-dir'in canının bağışlanması isteği bu sefer kabul edilmedi. (mi.634) (bkz.Gazve-i Tebük)

    düzenbazlık دو زنبازلق : düzencilik, hilekärlık, aldatmacılık

    düzme دوزمه : uydurma, yalan, sahte

    düzmece دوزمه جه : uyduruk, sahte, gerçekliği olmayan.

    YanıtlaSil
  109. 194

    E

    E

    eamm اعم : daha genel, daha kapsamlı, daha geniş

    eazım أعاظم : büyükler, ileri gelenler, önderler

    eazım- esma-i İlahiye اعاظم أسماء إلهيه : Ilahi büyük isimler, Allah'a (c.c.) ait olan manaca kapsamları geniş ve büyük isimler

    eazim evilya اعاظم أولياء : büyük evliya(lar(, büyük ermişler

    eazımı insaniye أعاظم إنسانية : insanlığın yetis tirdiği büyük adamlar

    eazımi Islam (iye( اعاظم إسلامه : Islam büyükleri

    eazım- muhakkikin أعاظم محققين : araştırmacı büyük İslâm bilginleri

    eazımı müctehidin أعاظم مجتهدين : büyük müc tehidler, Kur'an ve hadislere dayanarak, yeni ihtiyaç ve problemlere çözüm getiren büyük din alimleri

    eazim-i sahabe اعاظم صحابه : buyük sahabeler

    eazim ümmet أعاظم أنت : ümmetin büyükleri, İslam dünyasının önde gelen büyükleri, bü-yük din bilginleri

    eazz اعز : daha aziz, daha şerefli

    ebeba, eblebu( اب، ایا، آبی، ابر : baba ced

    babi ابال : Islamdan önce Käbe'yi yıkmaya gelen Ebrehe'nin ordusunun üzerine taş yağ-dıran bir çeşit kuş sürüsü

    ebad بعد : .cok uzak, daha uzak, en uzak 2.mesafeler, uzaklar 3.boyutlar (en, boy, yük seklik ölçüleri), büyüklük ölçüleri

    eb'ad- namahdud أبعد نا محدود : sınırsız boyut-lar

    ebad-i vasia أبعد واسعه : çok geniş boyutlar, çok geniş sınırlar

    ebad- vasla-l alem أبعد واسعة عالم : kainatın çok geniş boyutları (çok geniş sınırları)

    ebatıl (a( أباطيله : batıllar, batıl şeyler, boş ve gerçek dışı şeyler

    ebced 1 : أبجد.eski Arap alfabesindeki harflere sayı değeri verilerek kelimelerin toplam sayı değerini bulma demek olan "ebced hesabı" sözünün kısaca söylenişi 2. Ebced hesabında

    kullanılan harflerin sayı değerleri sırasını belirten sekiz kelimeden birincisi. Harflerin, eski Arab, Ibrani ve Süryani alfabesindeki sırasına göre birleştirilmesinden elde edilen sekiz kelime;

    1.ebced (yani, elif, b, c, d)

    2.hevvez (yani, h, v, z)

    3.hutti (yani, h, t(t), y)

    4.kelemen (yani, k, l, m, n(

    5.sa'fes (yani s, ayn, f, s(sad))

    6.karaşet (yani k(ka), r, ş, t(

    7.sehaz (yani, s(peltek s), ha(ha), z (peltek z((

    8.dazığ (yani, d(dat), z(zı), ğ)

    Buna göre sıra ile 1'den 10'a kadar elif: 1, ba: 2,

    cim: 3, dal: 4, he: 5, vav: 6, ze: 7, ha: 8, tı: 9, ya: 10 değerini alır. Bundan sonraki harfler onar onar değer alır: kef: 20, larm: 30, mim: 40, nun: 50, sin: 60, ayn: 70, fe: 80, sad: 90, kaf: 100. Bundan sonraki harfler yüzer yüzer değer alır: rı: 200, şın: 300, te: 400, se: 500, hi: 600, zel: 700, dad: 800, z1: 900 ve gayn: 1000. Orta Çağda Müslüman matematikçiler bu harfleri, değer-leri olan sayıları ifade için de kullanmakta idi

    ebcedi أبجدى : ebced hesabına ait

    ebda ابدع : en bedi, en hayret verici, en güzel

    ebdal أبدال : "ebdal veya "abdal" denilen, ma-nevi dereceleri ve nurları çok yüksek, Allah (c.c.) aşkına dalmış, dünya hayatına değer vermeyen bir grup evliya (ermiş kişiler). (bk. evliya-i abdaliye)

    ebdall (y( أبداليه : "ebdal" denilen ermişden olan

    ebdeh (ebdah( أبده : daha bedihi, daha açık

    ebdehl bedihiyat أبده بدیهیات : en açık şeyler-den daha çok açık

    ebed أبد : ebedilik, sonsuzluk, sonu olmayan gelecek zaman

    ebedül abad أبد الآباد : ebedlerin ebedisi, son-

    suz gelecek zamanlar; sonsuz ahiret hayatı

    ebedül abidin أبد الآبدين : ebediyyen, sonsuz olarak

    YanıtlaSil
  110. ebeden

    Lebedi olarak 2.asla, hic bir za

    man

    bediye sonsuz gelecek zamanla ilgi lisonsuz, son bulmayan, olumsüz

    ebedileşmek أبديلكolumsüzleşmek, son-suzluğa ermek, sonsuza kadar var olmak

    ebedileştirmek أبديلشدرمك : ölümsüzleştirmek, sonsuzluk kazandırmak

    sonsuza kadar 2 hiçbir zaman, asla olarak,

    ebediyet ابدیت : ebedilik, sonsuzluk, ölümsüz-lak

    ebediyet-i mevhume ابدیت موهومه : mevhum ebediyat, kuruntuya dayanan ve gerçek ol-mayan sonsuzluk ve ölümsüzlük duygu ve düşüncesi

    ebedilik أبديلك : sonsuzluk, ölümsüzlük

    ebedperest (ebed-perest( ابدپرست : ebediliği çok isteyen, sonsuz yaşamaya can atan

    ebeveyn ابر بن : anne ve baba

    ebi ابی : )bakeba

    ebkem اكم : sessiz, dilsiz

    eblağ أبلغ : en belig, daha beliğ; gaye, konu ve dinleyicilerin durumuna daha uygun şekilde doğru ve güzel söylenmiş

    eblehane ابلهانه : eblehçe, akılsızca

    eblehce أبلهجه : akılsızca

    eblehlik أبليلك : akılsızlık

    ebna أبناء : evlatlar, çocuklar, oğullar

    ebna-i beşer أبناء بشر : insan oğulları

    ebna-i cins أبناء جنس : aynı cinsten olanlar, soy-

    daşlar

    ebna-i dünya أبناء دنيا : dünyalılar, aynı dün yada yaşayanlar, aynı dünyanın evlatları (in-sanlar)

    ebna-i nev أبناء نوع : aynı türden olanlar, soy-daşlar, aynı canlı türünden gelenler

    ebna-i nev' veya cins أبناء نوع ويا جنس : aynı tür veya cinsten olanlar

    ebna-yı beşer أبناى بشر : )bakebna-i beser(

    ebna-yı cins أبناى جنس : )bakebna-i cins(

    ebna-yi mazi ابنای ماضی : geçmiş zamanın evlât-

    ları, geçmişteki insanlar

    ليل bnayı müstakbel أبناى مستقبل : gelecek zama-

    195

    Ebu Leheb (Ebi Leheb)

    nın evlatları, gelecekteki insanlar

    ebna-yı vatan أبناى وطن : vatan evlatları, vatan-

    daşlar

    ebrar ابرار : inançlarında samimi olanlar, sözü ve özü iyi olanlar, Allah'a (c.c.) ve peygambe

    rine içten bağlı olanlar

    ebrar u sadikin ابرار و صادقین : ebrar ve sadıklar, Allah'a (c.c.) ve Peygamberine bağlılık sözün-de samimi, özü ve sözü doğru olanlar (bak, ebrar, sadıkin)

    Ebrehe ابرهه : Islamiyetten önce Käbe'yi yık-maya gelen ordu komutanı

    ebter أنتر : soyu bitmiş, oğulsuz kalmış, adını sanını anacak kimsesi olmayan

    bubakeba) baba; ced

    Ebu Bekir-i Sıddık (ra( أبو بكر صديق : ilk mus lümanlardan, Hz. Peygamber'in (a.s.m.) (Kur'an'ın bildirdiği gibi), Hicrette "mağara arkadaşı", en yakın dostu ve çok fedakar, çok vefakår yardımcısı, kayın pederi, Hz. Pey-gamberin (a.s.m.), "özü ve sözü daima doğru anlamına gelen sıddık läkabını verdiği en büyük sahabe (r.a.) Mezarı Medine'de, Pey-gamber'in (a.s.m.) türbesinde, Hz. Ömer'le (r.a.) beraber, O'nun yanındadır

    Ebu Cehil (Ebu Cehl( أبو جهل : "cahilliğin baba-sı" månasına gelen bu isim, Hz. Muhammed'i (a.s.m.) ve mucizelerini gördüğü halde inan-mamakta direnmiş, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) amansız düşman kesilmiş, sonra Bedir Sava-şında öldürülmüş olan, Mekke'li putperestle-rin önde gelenlerinden biridir. Bu isim onun takma adıdır

    Ebu Cehili lain أبو جهل لعين : lanetli Ebu Cehil

    (bak. Ebu Cehil(

    Ebu Leheb (Ebi Leheb أبو لهب : ) Mi: 624) asıl adı Uzza adlı, "putun kulu" mânasına gelen Abdul Uzza'dır. Hz. Muhammed'in (a.s.m.) üvey amcası olduğu ve mucizelerini gördüğü halde O'na inanmamıştır. "Alevli ateşin ba-bası" månasına gelen Ebu Leheb ismi onun takma adıdır. Tarih'te İslâm aleyhinde hare-ketleri ateşliyen ve alevlendirenler de bir çe-şit Ebu Leheb olup onun görevini üstlenmiş olanlardır. Ebu Leheb, karısı ve çocukları sırf Hz. Muhammed'e (a.s.m.) düşmanlık yolunda çalışmışlardır. Kur'an'daki 111.sure, Ebu Leheb ve karısı hakkındadır. Bu sureden anlıyoruz ki; her devirde İslâm aleyhinde ha-reketleri alevlendiren Ebu Leheb'lerin yakın

    YanıtlaSil
  111. ecr-i naim

    Ebu Hasan-i Şazeli

    100

    yardımcıları, bir kısım kadınlardır ki onlara stihbaral, propaganda ve lojistik destek sag lamaktadırlar

    ma" da denir

    Ebu Hasan-i Sazell ابوحس شاذلي : )Bak Sazell(

    Ebu Hanife أبو حنيفة | )Imam Azam) (hi 80-150, mi. 699-767) Hanefi Mezhebini Asiladi imamıdır (öncüsüdür). Abbasiler devrinde yaşamıştır. Küfe'de doğdu ve orada yaşadı. Ticaretle uğraşan bir ailenin oğludur. Numan'dır. İslam hukukunun kurulması ve gelişmesinde çok büyük hizmeti olmuştur. "Fikh-1 Ekber O'nun önemli bir eseridir

    eceli sahsiأجل شخ : bir sahsa ait ölüm vaki

    celok büyük, çok üstün, çok yuce, en üstün

    check cahil çok bilgisiz, en cahil, en

    echelmutlakأجهل مطلق tam manasıyla en cahil, en bilgisiz; son derece cahil, son derece

    bilgisiz

    Ebu-l Ala-i Maarri أبو العلاء معزى : )mi. 973.1057) Gözleri görmemesine rağmen hafızası çok kuvvetli, büyük bir Arab şairi. Kasideleriyle tanınmıştır. Bazı sözlerini lalåmla bağdaş maz şekilde söylediğinden tenkide uğramış tir

    Ebu Zerr (Ebu Zerri Giffari) (ra( ابرز : ilk müs-lüman olanlardan beşincisi olup âlim bir sa-habe idi. Hz. Ali ona "ilim dağarcığı" takma adını vermiştir. Hz. Peygamber'den (a.s.m.) 281 hadis nakletmiştir. Hicri 31.yılında Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. (r.a.)

    ebvab 1 : أبواب.kapılar 2.bölümler 3.konular

    ebvab-i müteaddide أبواب متعدیده : bir çok kapi bir çok konu

    ebvab - sema أبواب سماء : gok kapıları

    ebyaz ابيض : beyaz parlak

    ecanib أجانب : ecnebiler, yabancılar

    ecdad اجداد : edler, büyükler, dedeler, atalar

    ecdad- izam اجداد عظام : büyük edler, büyük atalar, geçmiş büyükler

    ecdad - nebi أجداد نبی : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) cedleri, geçmiş dedeleri, ataları

    ecel ة: أجلüm ömrün sonu, ölüm vakti

    ecel-i alem أجل عالم : dünyanın sonu, dünyanın

    yıkılma zamanı

    ecel-i fitri أجل فطری : bu dünyadaki her varlık için Allah (c.c.) tarafından takdir edilmiş nor-

    mal ömür süresi sonunda gelen ölüm vakti

    ecel-i Inkiraz أجل إنقراض : sona erme zamanı yıkılış zamanı

    ecel-i insan أجل إنسان : insanın ölüm vakti

    eceli kaza أجل قضاء : kaderde belli olup mey-dana gelişi kesin olan ecel (ölüm vakti). Buna "ecel-i mübrem" de denir

    ecel-i muallak أجمل معلق : bir takım şartlara bağ-lı olan ecel (ölüm vakti). Buna "ecel-i müsem-

    bilgisiz

    echellyet اجهلیت : koyu cahillik, çok büyük ca

    hillik, (bilgisizlik(

    ecinni اجتى : cin, cinlerden bir cin

    ecir(er( 1 : أجرcret 2 karşılık. 3.sevap 4 ahi

    retteki mükafat. (bak, ecr)

    ecir أجبر : ücretli, ücretle çalışan, işçi, emekçi

    ecirlik أجيرلك : ücret karşılığı çalışma, işçilik,

    emekçilik

    ecl أجمل : sebep

    ecla اجلى : en parlak, çok parlak 2.en açık,

    çok açık

    ecliyet اجلیت : sebeplilik, sebep oluş

    ecma أجمع : en toplu, en çok şeyi (en çok ma naları) kendinde toplamış

    ecmain أجمعين : hepsi, bütünü

    ecmel أجمل : çok güzel, en güzel, daha güzel

    ecnas أجناس : cinsler, türler, çeşitler

    ecnas-i eşya اجناس أشياء : seylerin varlıkların(

    cinsleri, yaratılmış varlık çeşitleri

    ecnas-ı mahlukat اجناس مخلوقات : mahlakat cinsleri, yaratılmış varlık çeşitleri

    ecnas-ı muhtelife أجناس مختلفه : muhtelif (fark

    1) cinsler, farklı türler

    türleri, bitki çeşitleri

    ecnas-i nebatat اجناس تبانات : bitki cinsleri, bitki

    cı devlet

    ecnebi 1 : أجنبي.yabancı 2.yabancı ülke, yaban-

    ecnebi (ye( 1 :أجنبى.yabancı ülkeler (" ecnebi'

    alacağız") 2.yabancı ülkelere ait, yabancılara yedeki fünun ve sanayiyi maalmemnuniye ait (bak. ådât-1 ådât-ı ecnel ecnebiye, edebiyat-1 ecnebiye, hikmet-i ecnebiye, terakkiyat-1 ecnebiye)

    ecr أجر : )baker(

    ricezil اجر جزیل : bol sevap, çok sevap

    ecr-i naim 1 : أجر نعيم.bol sevap 2.Naim Cenne-tini kazandırıcı sevap

    ecr-i kesir أجر كثير : çok sevap

    YanıtlaSil
  112. 197

    ecr ü sevap

    eczahane-i hikenet

    ecr sevap اجر و ثواب : ecir ve sevap, manevi mükafat ve sevap

    ecram 1 أحرام cisimler, cansız varlıklar 2 yıl duzlar, gök cisimleri

    ecram azime احرام عظيمه : boyuk gok cisimleri, büyük yıldızlar

    ecram- kainat أحرام كائنات : kainattaki cisimler, gok cizimleri

    ecram-ı müdhişe-l camide أحرام مدهشة جامده cansız ve ruhsuz korkunç cisimler

    ecram semaviye احرام سماريه : gok cisimleri yıldızlar

    ecrams ulviye أجرام علويه : yükseklerdeki cisim ler, büyük gök cisimleri, yıldızlar

    ecram: ulviye ve süfliye احرام علویه و مقلبه : ve süfli cisimler, yüksek veya alçak gök cisim leri (yıldızlar)

    ecsad احساد : cesedler): 1 cisimler, cansız var lıklar 2 bedenler, vücudlar

    ecsad - insaniye أحاد إنسانيه : insan bedenleri

    ecsam أحسام : )cisimler): 1.cansız varlıklar 2. bedenler, vücudlar

    ecsam- camide أحسام جامده : cansız cisimler, cansız varlıklar

    ecsam- camide-i seyyare أجسام جامدة سياره : ha reket halindeki cansız cisimler (gök cisimleri, yıldızlar, gök taşları (meteorlar), yağmur, kar ve dolu taneleri gibi)

    ecsam-ı hayvaniye احسام حیوانیه : hayvan be-denleri, hayvan türünden varlıklar

    ecsam- kesife اجسام كثيفه : parlak olmayan(

    katı ve yoğun cisimler

    ecsam- látife-i nurani (ye( أحسام لطيفة نورانية : nurdan yaratılmış, hacimsiz ve ağırlıksız var-lıklar (melekler, ruhaniler)

    ecsam namiye أجسام ناميه : büyüme özelliği olan canlı vücutlar

    ecsam- nurani (ye( اجسام نورانيه : nurdan yara-tılmış bedenler (varlıklar)

    ecsam- seyyare اجسام سیاره : hareket halinde olan cisimler, varlıklar

    ecsam- sifliye أجسام سفليه : )yaratılmış maddi ve månevi varlıklar dünyasında) aşağı taba kadaki maddi ve manevi varlıklar

    ecsam-seffafe اجسام شفافه : parlak olan ve ayna gibi görüntü veren cisimler

    ecsam uzviye اجسام عضويه : organik maddeler, canlı varlıklara ait bileşik maddeler, beden

    dokuları veya organları

    ecvibe أحومه : cevaplar

    ecvibe i Japoniyye الجوية زايونيه : Japonlara ve rilmiş cevaplar

    eyal toplumlar, kavimler, milletler

    ecyal bent-beger أحمال مي بشر insan toplu lubları, toplumlar

    ecza اجزاء :cuzler, parcalar, kısımlar, ele lar, unsurlar Zeczacılıkta kullanılan manlar, kimyevi maddeler 3 ilaç 4 ciltsiz kitap, forma 5 fasıküller, büyük bir eserin ayrı ayrı yayın lanan bölümleri, cüzler 6. risaleler, kitapçık lar, broşürler

    ecza-i cesed 1: أحراء حد bedenin kısımları albedendeki kimyasal maddeler (azot, kar bon, oksijen, hidrojen v. b.)

    ecza-i esasiye أجزاء أساسيه : temel maddeler 2.temel parçacıklar (atomlar ve moloküller, unsurlar)

    ecza-l icaz أجراء اعجاز : )Kur'an'a ait) mucizeli

    ifade çeşitleri

    ecza-i vech أحراء وجه : yüzdeki kısımlar

    ezayı asliye اجزای اصليه : esas kısımlar 2.te mel maddeler, temel olan zerreler (atomlar, moloküller)

    ecza-yi bedeni 1 : اجزای بدنی bedenin kısımları 2 bedendeki zerreler (atomlar, moloküller)

    ecza-yi kainat اجرای کانات : kainatın unsurları (atomları, molokülleri)

    ecza-yi Nuriye اجرای موریه : Risale-i Nur Kitapla-rı, Nur Risaleleri (kitap bölümleri)

    ecza-yi zaide أجزاى زانده : )vucuda girip sonra atılmış maddeler, gereksiz ve fazlalık olan maddeler

    eczaciاجزاج : ila yapan; ilaç satan

    eczenاجراء : kasım kısım, parça parça

    eczahane أجزاخانه : ilaçların yapıldığı ve satıldı ğı yer (dükkân)

    eczahane-i ekber أجزخانة أكبر : en buyuk ecza-ne (dünya(

    eczahane-i hikmet اجزاخان حکمت : hikmetle hazırlanıp hazırlanıp yapılmış bir eczaneye benzeyen bu dünya (bu dünyadaki cansız ve özellikle can-lı varlıklar, eczanedeki ilaçlar gibi, fakat çok daha ince hesap ve ölçülerle, çeşitli madde-lerin birleşimleri olarak yaratılmışlardır, hiç biri boşuna değil, hepsi hikmetli yani gayeli ve faydalı sonuçlar verir şekilde düzenlen-miştir.)

    YanıtlaSil
  113. Hz. Hatice, çözmek istediği bir müşkata v veya paylaş aşmak is sted digi Varaka'ya koştu. Ola olduğunda yaptığı gibi, yine amcaoğlu Varak döktü. sevinci, kederi anları anlatti ve içini

    TARİHTE BUGÜN

    -1166-Abdülkadir-i Geylânî Hz.'nin vefatı.

    1487 - Şah İsmail İran'ı Sünnîlîkten Şiîliğe geçirdi.

    1588 - Mimar Sinan vefat etti.

    1964 - Nur Talebeleri Zülfikar isimli bir gazete çıkarmaya başladılar.

    17 ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    TEMMUZ JULY

    BİR AYET

    Allah bu dünyada da ahirete de dilediğine hesapsız rızık verir.

    Bakara Suresi: 212

    BİR HADİS

    Bir kimsenin iki hanımı olur da aralarında adaleti gözetmezse, Kıyamet Günü bir tarafı felçli olarak gelir.

    Tirmizî, Nikâh: 42

    Şefkat ve hizmete muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak olan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost, sadık muhib olan peder ve validedir. Mektûbât

    YanıtlaSil
  114. lo yeis wis

    TARINTE BUGÜN

    -1452-Rumeli Hisari yapıldı.

    1961 - İhtilal Anayasası kabul edildi.

    TEMMUZ

    09

    ÇARŞAMBA

    14 1447

    MUHARREM

    RUMÎ: 26 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 65

    BİR AYET

    Allah size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaad

    eder.

    (Bakara: 268)

    BİR HADİS

    Her bakımdan cömert ol ki, sana da öyle davranılsın.

    Müsned, 1: 248

    Halbuki zekat, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyattır. Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.

    Mektubat

    YanıtlaSil
  115. 116 Hadislerden Seçmeler

    Dinini dünya için satanlar

    Ebu Ümâne'den (ra) rivayetle:

    Kıyamet Günü insanlardan en çok pişmanlık duyacak olan, dinini başkasının dünyası için satan kimsedir.

    Buhari'nin Tarih'inden

    ***

    Dünya bütün güzelliği, ihtişamı ve cazibesine rağmen Cennetin yanında bir hiç hükmündedir Fânî bir âlem ne kadar uzun ve güzel olursa olsun, sonsuz güzelliklerle dolu ebedî bir âlem-le kıyaslanamaz. Tıpkı bu devamlı parlayan ve hiç sönmeyen bir güneşin, bir anda çakıp sönen şimşeğe nisbeti gibidir. Şu güzelim dünyamız, eğer mümkün olsaydı da Cennetle yanyana konulup karşılaştırılabilseydi, dünyanın Cennet yanında bir zindan gibi kaldığı görülürdü.

    Böylesine fânî, geçici bir dünyayla ebedî bir dünyayı değiştirmek, yani Allah'ın emirleri dai-resinde yaşamak varken, ebedî dünyayı verip fânî dünyayı almak akıl ve mantıkla bağdaşmaz Hele hele dünyanın nefse hitap eden süflî ve aldatıcı yönünü, ebedî bir âleme tercih etmek, yani ebedî âlemi verip dünyayı satın almak yani kırılacak şişe hükmündeki sıradan dünya işleriyle elmas hükmündeki ebedî hayata yöne

    YanıtlaSil
  116. Ahiret Hayatı/117

    lik nimetleri değiştirmek ondan çok daha büyük bir ahmaklıktır.

    Im icin

    İşte dinini dünyalık elde etmek için satan bu büyük fecaati işlemekte, belki gecici bir kısım menfaatler elde etmekte, ama bunun karşılığın-da ebedî saadeti netice veren dinini, imanını kaybetmektedir.

    Hadiste bu değiştirmenin daha kötüsüne dik-kat çekilmekte, başka birinin, meselâ bir arka-daşı, bir dostu veya bir yakınının dünyalık kazanması uğruna yalan, hile, yalancı şahitlik, vs. gibi dinini tehlikeye sokan davranışlar içeri-sine girmesi nazara verilmektedir. Belki onun o hatasıyla arkadaşı kazanacaktır, ama aslında hem onu, hem de kendini tehlikeye atmakta, ebedî hayatını tehlikeye sokacak bir yanlışlığın İçerisine girmektedir. İşte, ahirette insanı en çok pişmanlığa iten davranışlardan biri budur.

    ***

    Kötü ahlâklılar

    Aişe'den (r.anha) rivayet ediyor:

    Kıyamet Günü Allah katında yeri en kötü olan insan, kötü ahlâkından dolayı insanların terket-likleri kimsedir.

    Buhari, Edeb: 38; Tirmizi, Birr: 59.

    YanıtlaSil
  117. Muhtaç senden hâlini arz ederek bir şey isteyecek olursa, ver! Vermediğin takdirde, bir zâlim çıkar, senden zorla alıverir.

    Hizmetteki fazilet, kendini güçlü-kuvvetli ve sıhhatte gördüğün za-man, şükrâne olmak üzere zayıfların yükünü çekmektir.

    -Evladım, ihsân et (iyilikte bulun)!

    Zira vahşi hayvanlar tuzak ile avlanır, insanoğlunun gönlü ise ih-sân ile kazanılır.

    CİMRİLİK BEDBAHTLIK

    Akıllı insanlar, mallarını, paraları-nı öbür cihâna giderken yanla-rında götürürler. (Yani önceden Allah yolunda infâk ederler.)

    Ancak hasisler (cimriler)dir ki, hasretini çekerek burada bırakır giderler.

    Cimri bir insan, meşakkatle para biriktirir, hasislikle saklar ve has-retle bırakıp gider.

    Altın madeni kazmakla çıkar;

    Hasisin elindeki mal ise ancak canı çıkmakla çıkar.

    İki kişi boşuna zahmet çektiler.

    Birincisi, ilim öğrenen ancak onunla amel etmeyen;

    İkincisi de dünyalık kazanıp onu infâk etmeyen.

    461

    YanıtlaSil
  118. RIDAYET REHBERLERİ

    SANA DA DÖNEBİLİR!

    Kapına bir garip gelirse, sa-kın eli boş gönderme! Allah göstermesin, belki bir gün sen de garip olur, kapıları dolaşırsın!

    Mademki bugün bir şey istemek için kimsenin kapısına gitmiyor-sun, bunun şükrânesi olarak, kapına gelen muhtaca ikrâm et!..

    -Ey yiğit!

    Gücüne-kuvvetine güvenip âcizlerin ellerini boş çevirme!

    Zayıfların gönüllerini yaralama!

    Çünkü sen de, senden daha güçlü ve zorlu birinin kudreti ve zulmü altında âciz kalabilirsin!..

    Senin boyunduruğun altında, emrine tâbî ve hizmetine âmâde kö-leye lüzumsuz yere ve haddinden fazla öfkelenme. Sen de had-dini bil ve aşırı gitme!

    Zira mahşer günü köle âzâd olur, serbest bırakılır ve onun efendisi olan sen zincire vurulursan, bu senin için en büyük rezilliktir...

    Birisine iyilik ettiğin zaman;

    <<<-Ben efendiyim, beyim; o bana muhtaçtır!» diye büyüklenme!

    <<-Zaman kılıcı, o muhtaç kimseyi vurmuş.>> deyip onu hor görme!

    Zira vuran kılıç henüz kınına girmemiştir; mümkündür ki o kılıç bir gün seni de biçer!

    İyi günlerinde fakirlerin, gariplerin, muhtaçların gönlünü al! Onla-rın gönlünü almak, başa gelecek belâları defeder.

    460

    YanıtlaSil
  119. ŞEYH SADÍ I ŞİRAZİ

    HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ S

    KUDRETİNE GÖRE

    Hak Teâlâ, kimseye iyilik kapısını ka-patmamıştır. Şunu da bil ki, herke-sin iyiliği kendi kudretine göredir.

    Bir zenginin hazinesinden bir kantar altın vermesi, bir fakirin el eme-ğinden bir kırat vermesi kadar olamaz. Çekirge ayağı, karınca-ya ağır yüktür.

    NEFSANĪ ARZULAR ATEŞTİR

    Babam, Rabbine rûhunu teslim ederken, bana şu nasihat-te bulundu ve sonra da Al-lah'ın rahmetine kavuştu:

    <<<-Oğlum! Seni Allah'tan uzaklaştıran her türlü nefsânî arzu, kor-kunç bir ateştir, ondan sakın!

    Cehennem ateşini kendin için alevlendirme! O ateşte yanmaya tâ-katin yoksa, bugünden sabır ile o ateşe su dökmeye gayret et!>>>

    İnsan dünyaya meyledince, bala düşmüş sinek gibi olur.

    Başkalarının başına gelen felâketlerden ibret al ki, daha başkaları da senden ibret almasınlar.

    Kulağına nasihat girmezse, ayağını bir gün zincire vurulmuş görürsün.

    Nasihat dinlemeyen insan, (musibetle) azarlanmak istiyor demektir.

    YanıtlaSil
  120. CÖMERTLİK

    Cömert kimse, meyve veren bir ağaç gibidir.

    Cömert olmayan insan da dağdaki odun gibidir.

    Yiyen ve yediren ålicenap bir insan, nâfile oruç tutup da kimseye bir şey vermeyen åbidden daha iyidir.

    Allah'ın sana lütuf ve ihsanda bulunmasını istiyorsan, sen de Allah'ın kullarına iyilik et.

    Malının zekâtını ver. (Sadaka ve infâkı ihmal etme.)

    -Unutma ki;

    Bağcı, üzüm çubuğunun fazlasını budayıp keserse, çubuk daha çok üzüm verir.

    VEFATINDAN SONRA BİLE

    Eğer sen, yalnız kuru bir süretten ibaret olursan, öldüğün zaman cismin gibi isminle de ölürsün.

    Eğer kerem sahibi ve ehl-i hizmet olur-san, ömrün, cesedinden sonra da fe-dakârlığın ve gönüllere girdiğin kadarıyla devam eder.

    Öyle faziletli bir hayat yaşa ki, vefat ettiğin zaman insanlar;

    <> diye seni rahmet ve hasretle yåd etsinler.

    (Mü'minlerden âdeta bir hüsn-i hål kâğıdı alarak ahirete irtihål edebilmek, büyük bir saâdettir.)

    YanıtlaSil
  121. ŞEYH SADI-İ ŞİRAZĪ HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER

    Hak dostları,

    daha ziyâde, kimsenin uğramadığı dükkânlardan alışveriş ederler.

    (Yani hâlini arz edemeyen muhtaçları simâlarından tanır, kimsesizlerin kimsesi olur, onların sesli ve sessiz feryatlarını işitir ve bir güneş gibi en kuytu yerleri dahî aydınlatırlar.)

    YanıtlaSil
  122. ALTINOLUK 'tan

    Aziz okuyucu, Insanların nefes alma alanlarının gün den güne daraldığı bir ülke durumundayız. Asgari geçim şartlarından yoksun mil-yonlarca insanımız var....

    Ve, kişiliğinin olmazsa olmaz ihtiyacı halindeki özgürlük alanlarına her an müda hale tedirginliği yaşayan milyonlar mev انة

    Açlıkla boğuşuyorsanız özgürlüğύ. Özgürlükleriniz heyratça çiğneniyorsa, ül kenin geleceğine katkıyı aklınıza getire mezsiniz.

    Ekmek, insania doğan bir şeydir, In san olacaksa ekmeği olacaktır. İnsanı bir lokma ekmeğe muhtaç hale getirenler, dünyada insanın ekmeğe ulaşma yollarını lıkayan sağlıksız bir yapı oluşturanlardır. Ekmeğe ulaşma yollarını tıkamak, insan

    fıtratına karşı işlenmiş bir suçtur.

    Insan, ekmeğin kölesi olmamalıdır. Ekmeği elde bir olmalıdır insanın....

    Özgürleşme ondan sonra başlıyor.

    Özgür olacak insan ki, özgür biçimde Allah'a yönelecek. Özgürlük insanın ayıl maz vastı.

    Ekmekle birlikte özgürlük yolları da di-kenii hale gelmişse, varın hesap edin siz Insanın perişaniğını, ezilmişliğini, yaralan

    mişlığını... Insanımızın hem ekmekla başı dertte,

    hem özgürlükle... Özgül ağırlığı düşürülmüş İnsanımı

    zin.

    Özgül ağırlığınız bir biçimde düşürü lüyor, belki zamanla sıfırlanıyorsa, ülkede yaşayıp yaşamamanızın anlamı kalmıyor

    demektir.

    Demokrasi, insanların eşitliği üzerine kuruludur, insanların eşittiğini esas alır. Yoğun ekmek ve özgürlük problemil

    bulunan ülkelerde, oy vermede eşitlik bu-lunsa bile, toplumsal ağırlıkta eşitlikten söz edilemez.

    Veren elle alan el özgül ağırlık İtiba-riyle birbirinden farklıdır. Milyonlarca insa-nın açlık sınınnın altında yaşadığı ülkeler de belli ki "alan eller çoğunluktadır ve alan ellerin ezikliği hakim görüntüyü oluşturur.

    Aynı şekilde, kendisinde, potansiyel olarak özgürlükleri tesbit, tayin ve kısıtla-ma yetkisi bulunduğunu düşünenle, özgür-

    10k alanlarının hep bir biçimde tehdit altın-da bulunabileceği endişesini taşıyanın öz gül ağırlığı aynı olamaz. Özgürlükler için de bir veren el alan el dengesizliği ortaya

    Çıkar Bizim ülkemiz hem ekmekle, hem öz

    gürlükte böyle bir dengesizliği yaşıyor. Yürekleri ezik insanlarla dolu ülkemiz.

    Üstelik bu eziklik derinleşiyor. Bunu bir problem olarak görmek zo

    rundayız. Bunu, bizim için dünya bir problem

    olarak görüyor Dünyanın egemen ülkeleri bize "Insa nınızın karmını doyurun, özgürlüklerini ve rin diye çağrıda bulunuyor. Hatta "Çağrıda bulunmak ne kelime, baskı yapıyor. Bu ne garip bir durumdur.

    Her bireyi, insan onurunu yürek kıva mi haline getirmiş bir ülke olmak vazgeçil mez bir hedeftir. Ekmek ve özgürlük prob lemlerini halletmiş bir ülke hedefini, en ba şa koymak zorundayız. İnsanımızın özgül ağırlığını artırmak, yönetimlerin en birincil vazifesi kabul edilmelidir. Şu an yaşanan lar, bu ana hedefle, tam bir zıtlık arzediyor lar

    Kurtulmalıyız bu yanlış gidişten.... Insanımızın onurunu savunmalıyız bütün gücümüzie...

    Ağustos, bizim atılım ayımızdır. Altı-

    nolukla okuyucusu arasında buluşma he yecanları başlar Ağustos'tan itibaren.... He-diye kitabımız gün ışığına çıkar.

    Bu yıl, çok sevdiğiniz bir yazar, çok seveceğiniz bir eser hazırladı sizler için.... Ağustos sayımızı bekleyin. Heyecan güzeldir.

    Evet, sevdiğiniz yazardan, seveceği niz bir eser... Şimdilik bu kadar.

    Sizi Altınoluk'un ekmek ve özgürlükler etrafında bir sancıyı dile gtiren sayısı ile başbaşa bırakıyor, saygılar sunuyoruz. Al-lah'a emanet olunuz.

    Bu arada, bu sayımızın, Türkiye'nin şartlarından kaynaklanan yeni fiyatlarla eli-nize ulaşacağını da belirtiyor, bizi anlayışia karşılayacağınızı Ümid ediyoruz.

    YanıtlaSil
  123. i-

    daşlar

    ebrar ابرار : inançlarında samimi olanlar, sözü ve özü iyi olanlar, Allah'a (c.c.) ve peygambe-rine içten bağlı olanlar

    ebrar u sadikin ابرار و صادقين : ebrar ve sadıklar, Allah'a (c.c.) ve Peygamberine bağlılık sözün-de samimi, özü ve sözü doğru olanlar (bak, ebrar, sadıkîn)

    --

    e

    Ebrehe أبرهه : İslamiyetten önce Kâbe'yi yık-maya gelen ordu komutanı

    ebter ابتر : soyu bitmiş, oğulsuz kalmış, adını sanını anacak kimsesi olmayan

    bubakeba) baba; ced

    к,

    Ebu Bekir-i Sıddık (ra( أبو بكر صديق : ilk müs-lümanlardan, Hz. Peygamber'in (a.s.m.) i (Kur'an'ın bildirdiği gibi), Hicrette "mağara arkadaşı", en yakın dostu ve çok fedakâr, çok vefakâr yardımcısı, kayın pederi, Hz. Pey-gamberin (a.s.m.), "özü ve sözü daima doğru anlamına gelen" sıddık lâkabını verdiği en büyük sahabe (r.a.) Mezarı Medine'de, Pey-gamber'in (a.s.m.) türbesinde, Hz. Ömer'le (r.a.) beraber, O'nun yanındadır

    e

    Ebu Cehil (Ebu Cehl( أبو جهل : "chilliğin baba-sı" mânasına gelen bu isim, Hz. Muhammed'i (a.s.m.) ve mucizelerini gördüğü halde inan-mamakta direnmiş, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) amansız düşman kesilmiş, sonra Bedir Sava-şında öldürülmüş olan, Mekke'li putperestle-rin önde gelenlerinden biridir. Bu isim onun takma adıdır

    Ebu Cehil-i lain أبو جهل لعين : lanetli Ebu Cehil (bak. Ebu Cehil)

    Ebu Leheb (Ebi Leheb أبو لهب : )öl. Mi: 624) asıl

    adı Uzza adlı, "putun kulu” mânasına gelen Abdul Uzza'dır. Hz. Muhammed'in (a.s.m.) üvey amcası olduğu ve mucizelerini gördüğü halde O'na inanmamıştır. "Alevli ateşin ba-bası" mânasına gelen Ebu Leheb ismi onun takma adıdır. Tarih'te İslâm aleyhinde hare-ketleri ateşliyen ve alevlendirenler de bir çe-şit Ebu Leheb olup onun görevini üstlenmiş olanlardır. Ebu Leheb, karısı ve çocukları sırf Hz. Muhammed'e (a.s.m.) düşmanlık yolunda çalışmışlardır. Kur'an'daki 111.sure, Ebu Leheb ve karısı hakkındadır. Bu sureden anlıyoruz ki; her devirde İslâm aleyhinde ha-reketleri alevlendiren Ebu Leheb'lerin yakın

    E

    YanıtlaSil
  124. Ebu Hasan-i Şazelî

    19

    yardımcıları, bir kısım kadınlardır ki onlara istihbarat, propaganda ve lojistik destek sağ-lamaktadırlar

    Ebu Hasan-i Şazeli أبو حسن شاذلى : )Bak. Şazelî(

    Ebu Hanife أبو حنیفه : )İmam-ı A'zam) (hi. 80-150; mi. 699-767) Hanefi Mezhebinin imamıdır (öncüsüdür). Abbasiler devrinde yaşamıştır. Küfe'de doğdu ve orada yaşadı. Ticaretle uğraşan bir ailenin oğludur. Asıl adı Numan'dır. İslam hukukunun kurulması ve gelişmesinde çok büyük hizmeti olmuştur. "Fıkh-1 Ekber" O'nun önemli bir eseridir

    E

    Ebu-l Ala-i Maarri أبو العلاء معرى : )mi. 973.1057( Gözleri görmemesine rağmen hafızası çok kuvvetli, büyük bir Arab şairi. Kasideleriyle tanınmıştır. Bazı sözlerini İslâmla bağdaş-maz şekilde söylediğinden tenkide uğramış-tır

    Ebu Zerr (Ebu Zerri Giffari) (r.a.( أبو ذر : ilk müs lüman olanlardan beşincisi olup âlim bir sa-habe idi. Hz. Ali ona "ilim dağarcığı" takma adını vermiştir. Hz. Peygamber'den (a.s.m.) 281 hadis nakletmiştir. Hicrî 31.yılında Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. (r.a.)

    ebab 1 : أبواب.kapılar 2.bölümler 3.konular

    ebvab-ı müteaddide أبواب متعديده : bir çok kapı, bir çok konu

    ebvab-1 sema أبواب سماء : gök kapıları

    ebayaz أبيض ::beyaz; parlak

    ecanib أجانب : ecnebiler, yabancılar

    ecdad أجداد : cedler, büyükler, dedeler, atalar

    ecdad - izam أجداد عظام : büyük edler, büyük atalar, geçmiş büyükler

    ecdad nebi أجداد نبی : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) cedleri, geçmiş dedeleri, ataları

    cel أجل :üm ömrün sonu

    YanıtlaSil
  125. TEBBET SÛRESİ
    سورة تبّت
    Kur’ân-ı Kerîm’in yüz on birinci sûresi.
    İlişkili Maddeler
    KUR’AN
    İslâm dininin kutsal kitabı.
    SÛRE
    Kur’ân-ı Kerîm’i oluşturan 114 bölümden her biri.

    Müellif: ABDULHAMİT BİRIŞIK
    Mekke döneminde Fâtiha’dan sonra nâzil olmuştur. Beş âyet olup fâsılaları ب، د harfleridir. Adını ilk kelimesi tebbetten (elleri kurusun) alır. Hadis kaynakları ile ilk dönem tefsirlerinde sûre Mesed, Ebû Leheb ve Leheb adlarıyla da anılır. Sûrenin nüzûlüyle ilgili olarak kaynaklarda çok sayıda rivayet yer almaktadır. Bunların en meşhuru şöyledir: Kur’an’da, “En yakın akrabanı uyar” meâlindeki âyetin (eş-Şuarâ 26/214) inmesi üzerine Resûlullah bir sabah vakti Safâ tepesine çıkıp Kureyş mensuplarına seslenmiş, Kureyş mensupları etrafında toplanınca, “Size şu dağın arkasından bir düşman süvari birliğinin gelmekte olduğunu söylesem bana inanır mısınız?” diye sormuş, onlar da, “Daha önce senin herhangi bir yalanını duymadık” demiştir. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem kendisinin şiddetli bir azap öncesinde gönderilmiş uyarıcı bir elçi olduğunu bildirmiştir. Dinleyiciler arasında bulunan amcası Ebû Leheb onu azarlamış ve, “Kahrolası! Bizi bunun için mi buraya çağırdın?” diyerek uzaklaşmıştır. Bu olayın ardından, Ebû Leheb’in kullandığı “tebb” kavramıyla başlayan bu sûre nâzil olmuştur (Müsned, I, 281, 307; Buhârî, “Tefsîr”, 111; Tirmizî, “Tefsîr”, 111). Sûrenin ilk üç âyetinde asıl adı Ebû Utbe Abdüluzzâ olan, fakat yüzünün güzelliği dolayısıyla babası tarafından “Ebû Leheb” (alev alev parıldayan) künyesiyle anılan amcasına beddua edilmekte, sahip olduğu servetin ve çocuklarının kendisini cehennem ateşinden kurtaramayacağı haber verilmektedir. Son iki âyette Ebû Leheb’in karısı Ümmü Cemîl Ervâ’nın da alev alev tutuşan cehenneme gireceği bildirilmektedir; çünkü o Hz. Peygamber’e eziyet etmek için dikenler taşıyıp geçeceği yola sermekteydi.

    YanıtlaSil
  126. Kur’ân-ı Kerîm’de Münâfikūn, Kâfirûn gibi İslâmiyet’e cephe alanların, ayrıca Mutaffifîn gibi (ölçü ve tartıda hile yapan) hususlarda dürüst davranmayanların bu nitelikleriyle ilgili isimler taşıyan sûreler bulunduğu halde belli bir kişinin şahsını konu alan başka bir sûre yoktur. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî bu hususta şu yorumu yapar: Tebbet sûresinde Resûl-i Ekrem’in hak peygamber oluşunun üç yönlü bir ispatı vardır. Birincisi, ilk inen sûrelerden biri olan bu sûrede Ebû Leheb’in ve karısının cehenneme gireceğinin bildirilmesi ve yaklaşık on yıl sonra ölen Ebû Leheb’in de küfür üzere ölmesidir. İkincisi, İslâmiyet’in çok az taraftarının bulunduğu bir sırada Hâşimîler’in reisi Ebû Leheb gibi bir kişi hakkında bu kadar ağır bir ifadenin kullanılmasıdır; bu da ancak Allah’ın, peygamberini koruması sayesinde mümkün olabilir. Üçüncüsü, Resûlullah’ın son derece kibar bir şahsiyet olmasına rağmen böyle ağır bir üslûba yer verilmesidir; bu ise din konusunda hiç kimseye boyun eğmemesi esasının bir gereğidir (Âyât ve süver, s. 94; krş. Fahreddin er-Râzî, XXX, 168). Bazı tefsir kitaplarında yer alan (Zemahşerî, VI, 495; Beyzâvî, IV, 462), “Allah Teâlâ’nın Tebbet sûresini okuyan kimse ile Ebû Leheb’i aynı mekânda bir araya getirmeyeceğini umarım” meâlindeki hadisin mevzû olduğu ifade edilmiştir (Muhammed et-Trablusî, II, 729). Uri Rubin, Tebbet sûresini İslâm âlimlerinin anlayışından farklı biçimde yorumlayan bir makale yazmıştır (“Abū Lahab and Sūra CXI”, BSOAS, XLII [1979], s. 13-28).


    BİBLİYOGRAFYA
    Müsned, I, 281, 307.

    Taberî, Câmiʿu’l-beyân (nşr. Sıdkī Cemîl el-Attâr), Beyrut 1415/1995, XV, 438-445.

    Mâtürîdî, Âyât ve süver min Teʾvîlâti’l-Ḳurʾân (nşr. Ahmet Vanlıoğlu), İstanbul 2003, s. 94.

    Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl (nşr. Eymen Sâlih Şa‘bân), Kahire 1424/2003, s. 376-377.

    Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd – Ali M. Muavvaz), Riyad 1418/1998, VI, 495.

    Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, Beyrut 1411/1990, XXX, 165-173.

    Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl ve esrârü’t-teʾvîl, Beyrut 1410/1990, IV, 462.

    Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî ʿan şedîdi’ż-żaʿf ve’l-mevżûʿ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408/1987, II, 729.

    Ca‘fer Şerefeddin, el-Mevsûʿatü’l-Ḳurʾâniyye ḫaṣâʾiṣü’s-süver, Beyrut 1420/2000, XII, 283-301.

    Seyyid Muhammed Hüseynî, “Sûre-i Tebbet”, DMT, IX, 422.

    Muhammed Ali Feşârikî, “Tebbet”, DMBİ, XIV, 415-416.

    YanıtlaSil
  127. TEBBET SÛRESİ ile İLİŞKİLİ MADDELER
    سورة تبّت
    Kur’ân-ı Kerîm’in yüz on birinci sûresi.
    TDV İslâm Ansiklopedisi editörleri tarafından tespit edilen ilişkili maddeler aşağıda sunulmaktadır. Fakat, TEBBET SÛRESİ maddesi ile arasında alaka kurulabilecek ansiklopedi maddeleri bunlarla sınırlı olmayabilir.

    KUR’AN
    İslâm dininin kutsal kitabı.
    SÛRE
    Kur’ân-ı Kerîm’i oluşturan 114 bölümden her biri.
    MUSHAF
    Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin iki kapak arasında toplanmasından oluşan kitap.

    Mushaf tertibinde kendisinden önceki sûre
    NASR SÛRESİ
    Kur’ân-ı Kerîm’in yüz onuncu sûresi.

    Mushaf tertibinde kendisinden sonraki sûre
    İHLÂS SÛRESİ
    Kur’ân-ı Kerîm’in yüz on ikinci sûresi.
    Sûrede konu edinilen müşrik
    EBÛ LEHEB
    Hz. Peygamber’in amcası ve en azılı düşmanlarından biri.
    ÜMMÜ CEMÎL
    Tebbet sûresinde “hammâlete’l-hatab” sıfatıyla anılan müşrik kadın.

    Kendisinden önce nâzil olan sûre
    FÂTİHA SÛRESİ
    Kur’ân-ı Kerîm’in ilk sûresi.

    YanıtlaSil
  128. EBÛ LEHEB
    أبو لهب
    Ebû Utbe (Ebû Leheb) Abdül‘uzzâ b. Abdilmuttalib b. Hâşim (ö. 2/624)
    Hz. Peygamber’in amcası ve en azılı düşmanlarından biri.
    İlişkili Maddeler
    Hanımı
    ÜMMÜ CEMÎL
    Tebbet sûresinde “hammâlete’l-hatab” sıfatıyla anılan müşrik kadın.
    DÜRRE bint EBÛ LEHEB
    Hz. Peygamber’in amcası Ebû Leheb’in kızı.

    Müellif: MEHMET ALİ KAPAR
    Asıl künyesi Ebû Utbe olduğu halde babası ona, güzelliği sebebiyle ateş gibi parladığı veya öfkelendiği zaman yanakları kızardığı için “Ebû Leheb” (alev babası) demiştir.

    Mekke’nin ileri gelenleri arasında yer alan Ebû Leheb İslâmiyet’ten önce Resûl-i Ekrem’in dostuydu ve iki oğlu Utbe ile Uteybe’yi onun kızları Rukıyye ve Ümmü Külsûm ile evlendirmişti. Ancak peygamber olduktan sonra kendisine şiddetle karşı çıktı. Bu arada, Uzzâ putuna nezaret eden Eflah b. Nadr eş-Şeybânî ölümü sırasında kendisinden sonra Uzzâ’nın ihmal edilmesinden endişe ettiğini söylemiş, Ebû Leheb de bu görevi kendisinin üstleneceğini belirterek onu teskin etmişti. Hz. Peygamber’in putlarla mücadelesi sebebiyle onun aleyhinde en korkunç düşmanlarıyla iş birliği yapmaktan çekinmedi. Resûl-i Ekrem, ilâhî tebliğ görevinin ikinci devresinde, “Bundan böyle en yakın akrabalarını ikaz et” (eş-Şuarâ 26/214) meâlindeki âyetin nâzil olması üzerine akrabalarını davet edip peygamber olarak gönderildiğini söyledi. Bunun üzerine Ebû Leheb küstahça bir konuşma yaparak onu, kendilerini atalarının dininden döndürmeye çalışmakla suçladı. Bir başka gün de Hz. Peygamber’in Safâ tepesinde topladığı kavmini İslâmiyet’e davet etmesine sinirlenerek, “Yazıklar olsun! Bizi böyle boş sözler için mi buraya çağırdın” diye tepki gösterdi. Evi Hz. Peygamber’in evine yakın olduğundan onun evini sık sık taşa tutar veya başkalarına taşlatır, kapısı önüne her çeşit pisliği atmaktan çekinmezdi. Ebû Süfyân’ın kız kardeşi olan karısı Ümmü Cemîl de Resûl-i Ekrem’e eziyet etmekte ondan geri kalmazdı. Ebû Leheb, Hâşimîler’in boykot edildiği dönemde ekonomik açıdan zor durumda kaldığını söyleyerek onlardan ayrıldı ve müşriklerin safında yer aldı.

    YanıtlaSil
  129. Ebû Tâlib’in ölümünden sonra Hâşimîler’in reisi olan Ebû Leheb, kabile içi dayanışmayı sağlama mecburiyetinden dolayı Hz. Peygamber aleyhinde yürütülen faaliyetlere karşı çıkarak onu himaye etti. Ancak bu durum uzun sürmedi; Hz. Peygamber’in, ataları dahil gelmiş geçmiş bütün müşriklerin cehennemlik olduğunu söylemesine ve Lât, Menât, Uzzâ aleyhindeki konuşmalarına öfkelenip onu himaye etmekten vazgeçti. Uri Rubin, Hassân b. Sâbit’in bu olayla ilgili olarak söylediği bir şiirini delil gösterip Ebû Leheb’in Abdülmuttalib’in gerçek çocuğu olmadığını, annesinin Abdülmuttalib’den önce Lihyânlı biriyle evlendiğini ve onun bu evlilikten doğduğunu ileri sürmektedir (BSOAS, XLII, 15). Ebû Leheb’in bu davranışı üzerine zor durumda kalan Hz. Peygamber kendisini himaye edecek birini aramak üzere Tâif’e gitti.

    Ebû Leheb Hz. Peygamber’i her yerde takip ederek sözlerini yalanlamaya, onun bir sihirbaz ve yalancı olduğunu, kavmini birbirine düşürdüğünü, sözlerine itibar edilmemesi gerektiğini söylemeye devam etti. Kendisinin ve karısının Resûl-i Ekrem’i rahatsız eden bu hareketleri üzerine Tebbet sûresi nâzil oldu (bk. TEBBET SÛRESİ). Nüzûl sırası dikkate alındığında ilk defa bu âyetlerle bir müşrikin ismen zikredilerek karısıyla birlikte tehdit edildiği görülür. Sûrenin nâzil olması üzerine Ebû Leheb’in oğulları babalarının emriyle, evli bulundukları Hz. Peygamber’in iki kızını boşadılar.

    Bedir Gazvesi’ne katılmayan Ebû Leheb yerine Âs b. Hişâm’ı gönderdi. Bedir’de müşriklerin bozguna uğradığını öğrendikten birkaç gün sonra Mekke’de öldü. Oğulları onun yakalandığı çiçek (adese) hastalığının kendilerine bulaşmasından korktukları için babalarını gömemediler, ancak bir müddet sonra ücretle tuttukları Sudanlılar’a defnettirdiler.

    Ebû Leheb’in kızı Dürre müslüman olarak Medine’ye hicret etmiş, oğulları Utbe ile Muattib Mekke’nin fethinden sonra İslâmiyet’i kabul etmişlerdir.

    YanıtlaSil
  130. "Bir sevdanın büyüklüğü, sevilen uğrun-da yapılan fedakârlıkla ölçülür."

    ni

    Tahammül, fedakârlık ve sabır gerektiren her güçlük ve zorluk; aslında sevda im-tihanının cilvesi. Her zorluk, âşıkların kendini gösterebilme vesilesi. Her yo-kuş, sâdıkların arasına karışabilecek ta-bansızları ayıklama çaresi.

    YanıtlaSil
  131. yapacak

    çirirdim. O müjde

    CÜMLEDEN ÂLÂ İMİŞ!..

    پادشاه عالم اولمق بر قورو غوغا ایمش ؛ بر ولی یه بنده اولمق جمله دن اعلی ایمش!

    Padişâh-ı âlem olmak bir kuru kavgā imiş; Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş!..

    YanıtlaSil
  132. HER ŞEY BİR GARİP

    SEFERİ (M Nejat SEFERCIOĞLU)

    Gurbet elde haz garip, elimdeki saz garip. Bahar garip, guz garip, kara kışla yaz garip.

    Yıkıldı gönül evim, cuceleşmiş bir devim, Lambadaki alevim, sobamdaki koz garip.

    Dertlessem bülbül ile söyleşsem bir gül ile. Anlaşamam dil ile dilimdeki söz garip.

    Mutluluğun adı yok, kimsenin muradı yok, Ağızların tadı yok, tuzluk garip, tuz garip.

    Sıladakı dağlara, o yemyeşil bağlara. Geçip giden çağlara, dalgın bakan göz garip.

    an

    bia

    Ayer

    Hasret tutmuş yakamı, felek bozmuş cakamı, Tutturamam makāmı, ırakla hicaz garip.

    Sefert hiç tekleme, derdine dert ekleme, Döner diye bekleme, ava çıkan baz garip.

    22 Ocak 2015, G

    YEŞERECEK OSMANLI'NIN ÇINARI

    MART TAM

    Damımıza yuva yaptı leylekler. Kanadını sardık yaralı kuşun... Hak katında boşa gitmez emekler, Başının ağrısı dindi yokuşun...

    Dünya seni bekler Oğuz'un nesli, Vicdanlar kör, kalpler katran karası... Hızır, Ilyas, Lokman Hakim nefesli, Sarılacak insanlığın yarası...

    Korkağın kimseye duldası olmaz, Koç yiğidin dünya sığar gönlüne... Zalimin yaptığı yanına kalmaz. Ulu hakan sahip çıkar mülküne...

    Açın, çaresizin, evsiz barksızın, Umut ocağıdır bu aziz millet... Akından akına koş alınyazın, Kutlu bir sancaktır, candır adâlet...

    Nasıl yapar bunu insan insana? Ne zaman kurudu rahmet pınarı? Ertuğrul Bey muştuladı cihana. Yeşerecek Osmanlı'nın çınarı...

    Ne esiri bağlar ne aç bırakır. Böler ekmeğini verir düşmana... İnsanı yaşatmak en temel haktır. Merhameti olan kıyar mı cana?

    Hayrettin DURMUŞ haremadames@gmail.com

    Bekletme yolunu gözleyenleri, Hasretle bekliyor Myanmar. Açe... Doğu Türkistan'a zafer günleri, Bayram yapacağız Kudüs gülünce...

    Mazlumun kılına dokunmaz ucu, Rabbim ipek kanat vermiş özüme... Zalime kıyamet Türk'ün kılıcı, Kutlu çağlar şahit olsun sözüme...

    YanıtlaSil
  133. Bediüzzaman'a Göre Ahlakın Kaynağı ve Nefsin Tezkiyesi

    Musa Kazım YILMAZ*

    Giriş

    "Ahlak" kelimesi, Arapça'da "hulk kelimesinden türemiştir. "Yaratılış" manasına geldiği gibi, "insaf" ve "din" manasına da gelmektedir. Sadece bir tek çoğulu vardır, o da "ahlak"tır." "Gü-zel ahlak" veya "kötü ahlak" ile ilgili olarak Hz. Peygamber'den rivayet edilen çok sayıda hadis vardır. Gerçekte ahlak, insanın iç dünyasında yer alan nefsinin özellikleridir. Başka bir deyim-le, "yaratılış ve fıtrat" manasına gelen "ahlak" kelimesi insanın fitri ve ruhi tüm özelliklerini ifade etmektedir. "İnsanların iman yönünden en mükemmeli, ahlak yönünden en güzelleridir."2 hadisi göz önüne alındığı zaman, ahlakın insan ruhu üzerinde-ki fonksiyonu daha iyi anlaşılır.

    Ahlak insanın beden ve ruh bütünlüğüyle alakalı olduğu i-çin, insanın kendi iradesiyle iyi davranışlarda bulunup kötülük-lerden uzak durmak istemesi anlamına gelir. Diğer taraftan ah-lak, hem insanın ruhi ve zihni hallerini ve huylarını hem de toplumun alışkanlık, töre ve adetlerini, yani moral değerlerini anlatan bir kelimedir. Ahlak, sadece iyi huylar ve değerler ma-nasına gelmez. Çünkü iyi ve kötü huyların tümüne ahlak denir. Bu tanıma göre "ahlaksız insan yoktur, iyi veya kötü ahlaklı in-san vardır" denilebilir. Ancak halk arasında "ahlaklı insan" öv-

    Prof. Dr., Harran Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi.

    1. Tacü'l-'Arus, "HULK" maddesi.

    YanıtlaSil
  134. AHLAK

    gü makamında, "ahlaksız insan da yergi makamında kullanıl maktadır. İslami kaynaklarda iyi huylara "ahlak-ı hamide, ah. lak-1 hasene", kötü huylara da "ahlak-1 zemime, ahlak-ı seyyie gibi adlar verilmiştir. Bediüzzaman'ın kötü huylar için sık sık "ahlak-ı rezile" deyimini de kullandığını görüyoruz.

    Ahlakın kaynağı konusunda felsefecilerle din âlimleri ara. sında öteden beri tartışmalar söz konusu olmuştur. Felsefecile.

    re göre ahlakın kaynağı beşer aklı iken, İslam bilginlerine göre güzel ahlakın kaynağı akıl değil, vahiydir. Başka bir deyimle, tarih boyunca güzel ahlakın en güzel numunelerini bize göste ren peygamberler ve onları takip eden din önderleri olmuştur Bu yüzden Bediüzzaman, güzel ahlakın salt insan aklından or-taya çıkmış olabileceğini kabul etmemektedir. Ona göre, insa-nın ruhuna manen yükselmeyi ve ahlaken kemalatın zirvesine çıkmayı aşılayan ve teşvik eden şeriatlardır. Eğer peygamber-ler gönderilmeseydi, vahye dayalı dinler de olmayacaktı; dola-yısıyla insan, hayvanlar seviyesinde basit bir mahlûk olarak ka-lacağı için insanda güzel ahlaktan ve vicdani kemalattan söz e-dilemezdi. Buna göre diyebiliriz ki, güzel ahlakın kaynağı din-ler ve peygamberlerdir, yani vahiydir. Bediüzzaman, Kur'an'ın insanları terbiye ettiğini, nefislerini tezkiye ve kalplerini tasfi-ye ettiğini, ruhlara inkişaf ve terakki, akıllara istikamet ve nur sağladığını, ayrıca hayata hayat ve saadet verdiğini, ifade ede-rek güzel ahlakın kaynağının Kur'an olduğunu vurgulamakta-dır. Hz. Peygamber'in, "Benim Allah tarafından gönderilmemin hikmeti, güzel ahlakı tamamlamak ve insanlığı ahlaksızlıktan kurtarmaktır şeklindeki sözleri; diğer taraftan Hz. Aişe'nin Hz. Peygamber'i anlatırken "Onun ahlakı Kur'an'di" diyerek gü-zel ahlakın kaynağı olarak Allah'ın kitabını göstermesi Bediüz-zaman'ın tezini doğrulamaktadır.

    Sosyal Ahlak

    İslam düşüncesinde kişisel menfaat kadar toplum menfaati-nin korunması da esas alınmıştır. Ancak kişinin ve toplumun menfaati, birbirine zarar vermeyecek ve birbirini inkar etme-yecek şekilde dengelemiştir." Bu durum "sosyal veya "içtimal

    2. Ebu Davud, Sünnet, 14.

    3. Sözler, s. 29; Emirdağ Lahikası, s. 378.

    4. İşaratü'l-İcaz, s. 214.

    5. Şualar, s. 124.

    6. Malik, Muvatta, Hüsnü'l-Huluk, 8.

    7. Müslim, Sahih, Müsafirin, 139.

    8. Safa Mürsel, Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi, İst., 1976, s. 99.

    30

    12/2006

    YanıtlaSil
  135. anil ah

    BEDİÜZZAMAN'A GÖRE AHLAKIN KAYNAĞI VE NEFSİN TEZKİYESİ

    ahlak dinamiklerinin toplumda var olduğunu göstermektedir. Çünkü toplumda yaşayan bireyler ya güzel ahlaklı olurlar ya da kötü ahlaklı olurlar. Güzel ahlaklı insanların toplum ve sosyal hayat için faydalı oldukları hususunda şüphe yoktur. Buna kar-şılık kötü ahlak sahiplerinin topluma zarar vermeyeceğini tah-min etmek safdillik olur. Dolayısıyla toplumu, aileyi, kurumla-rı, çalışma hayatını, çevre ve tabiatı; hatta bilim ve siyaset dünyasını kötü ahlakın etkilerinden korumak için "sosyal ah-lak" kurallarına ihtiyaç vardır. Sosyal ahlak, bir bakıma birey-lerde hakim olan kişisel ve deruni olan ahlakın, eyleme dönü-şerek toplumu etkilemesidir. Kuşkusuz bu konu sosyologların ilgilendiği bir sosyal davranış bilimi olarak da incelenmektedir.

    Burada bizi ilgilendiren yönüyle sosyal ahlak, bencillikten u-zak durmak, kardeşlik esaslarına riayet etmek, yardımsever ve diğergam olmak gibi toplumu doğrudan etkileyen davranışları ifade etmektedir. "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olan-dır hadisinden de anlaşılacağı gibi İslam dini özellikle toplum için faydalı olacak insanları yetiştirmeyi amaçlamıştır. Bediüz-zaman, Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinde meşru dairede ya-şamanın gerekliliği üzerinde durmuştur. "Helal dairesi geniştir, keyfe kafi gelir; harama girmeye lüzum yoktur." şeklindeki sözlerinden maksat, insanın başkalarına karşı mütecaviz dav-ranmaması, nefsini tatmin uğruna başkalarına zarar vermek suretiyle toplumsal ahlak kurallarını ihlal etmemesidir.

    Bediüzzaman'ın tespitlerine göre, toplum ahlakı fertlerden, fertler de toplum ahlakından etkilenir. Çünkü çevrenin insan ahlakı üzerindeki etkisi inkar edilemez. Bediüzzaman, sıcak memleketlerdeki açık saçıklığın, şehevi yönden su-i istimale, israfa, kötü ahlakın yaygınlaşmasına ve neslin zafiyetine, hat-ta iktidarsızlığa sebep olduğunu, bunun da toplumun ahlaki yönden yozlaşmasına yol açtığını ifade eder." Ona göre sosyal ahlakı olumsuz yönde etkileyen en büyük etkenlerden birisi de doğruluk ve yalanın sosyal hayatta aynı dükkanda satılması, dolayısıyla yalanın müthiş çirkinliğiyle doğruluğun parlak gü-zelliğinin görünmemesidir." Yalanın revaç bulduğu, yalancı in-sanların itibar gördüğü, buna karşılık doğrunun ve doğru in-sanların alaya alındığı toplumlar ahlaki yönden fesada uğramış

    9. Buhari, Mağazi, 35.

    10. Sözler, s. 33, 133.

    11. Lem'alar, s. 200.

    12. Sözler, s. 452.

    KOPRO-Y

    YanıtlaSil
  136. 150

    TÖVBE I I

    "Gündüzün iki ucunda (sabah, öğle ve ikindi namazı) ve gecenin ilk saatlerinde (akşam ve yatsı namazı) namaz kıl! Çünkü iyilikler kö tülükleri (küçük günahları) giderir. Bu öğüt almak isteyenlere bir ha-tırlatmadır." (Tövbe etmek isteyenler için bir tövbe şeklidir.)'

    Bunun üzerine Resulullah (sav)'in adamı çağırıp kendisine bu ayeti okudu.

    Hz. Ömer sordu:

    - Ey Allah'ın Resûlü! Bu ayetin hükmü o kişiye mi özel yoksa bütün insanlar için geçerli mi?

    Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    -Tabii ki bütün insanlar için geçerli."

    Hz. Hasan (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    Hiçbir kul yoktur ki sevap ve günahlarını yazan iki melek kendisi ü-zerinde görevlendirilmesin. Sağdaki melek soldakinin amiri konumun-dadır. Kul bir günah işlediğinde soldaki melek sağdakine sorar:

    Bunu yazayım mı?

    Sağdaki melek:

    Bırak yazma! Beş tane oluncaya kadar bekle, der.

    Günahlar beşe çıkınca soldaki melek tekrar sorar:

    Şimdi yazabilir miyim?

    Sağdaki melek:

    - Bir tane iyilik yapıncaya kadar bekle, yazma! der.

    Nihayet kul bir iyilik yaptığında sağdaki melek şöyle der:

    Bize bir iyiliğe karşılık on sevap vermemiz söylendi. Öyleyse gel biz bunun yaptığı beş tane kötülüğü bu on sevabın beşine karşılık olarak silelim, geriye kalan beş sevabı da amel defterine yazalım.

    İşte o zaman şeytan çığlık atarak şöyle der:

    Ben Ademoğlu ile ne zaman baş edeceğim!"3

    Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:

    Hûd 114

    Buhari, 4687; Müslim, 2763

    Ebû Nuaym, Hilye, 2/255

    YanıtlaSil
  137. TENBIHÜ'L GAFİLİN

    151

    "Bir gece Resûlüllahla birlikte yatsı namazını kıldıktan sonra dışarı dim. Kadın yanıma yaklaşıp şöyle dedi: bekleyen bir kadına rastla

    Ey Ebu Hūreyre! (ra) Ben çok büyük bir günah işledim, tövbe etme-min bir yolu var mı?

    Nasıl bir günah işledin diye sorunca şöyle cevap verdi:

    - Zina yaptım ve zinadan doğan çocuğumu öldürdüm.

    Kendisine dedim ki:

    -Hem kendine hem de başkasına yazık etmişsin. Allah'a yemin ederim ki, senin tövbe etmenin bir yolu yok.

    Bu sözlerimi duyan kadın, büyük bir çığlık atarak düşüp bayıldı.

    Ben kendi kendime, Resûlüllah aramızda iken nasıl oluyor da ben fetva veriyorum diye hayıflanmaya başladım.

    Sabah olduğunda kuşluk vakti Resulullah (sav)'e gidip şöyle dedim:

    Ey Allah'ın Resûlü! Dün gece bir kadın benden şöyle bir fetva istedi ben de ona şöyle cevap verdim!"

    Resulullah (sav)'in buyurdu ki:

    "Biz Allah'a aidiz ve ona döneceğiz. Ey Ebu Hüreyre! Hem kendini hem de başkasını mahvetmişsin. Şu ayet indiğinde sen nerede idin, senin bu ayetten haberin yok mu!

    وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهَا آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلا بِالْحَقِّ وَلاَ يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَاماً . يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَاناً إِلَّا مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلاً صَالِحاً فَأُولَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَحِيماً

    "Yine onlar ki, Allah ile (beraber) başka bir ilaha yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günah(ının cezasını) bulur. Kıyamet günü azap kat kat artırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır. Ancak tövbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onla-

    YanıtlaSil
  138. سورة القره (۷)

    اشارات الاعجار

    اون کوزن اجماع سالم اشيابى كورم من ممكن دگلدر فقط مجموعاتی دیگر مکده و با خاطراتی تخطر اتمكده لو اضطرار بوقدر. (غشاوة ) تعسرى، كوزن بالكراون جهته حالم و ناظر اولد يقه اشار تدر که اگر بر پرده ایله او جهند نه علاقه سی کیلیوس، بنتون بتون کور قالی تفکری افاده ابدن (غشاوة ) ده کی تنوین او نارك كوزلری اوستنده کی برده، معلوم اولمایانہ بر پرده اولوب، اوند به صافیمه او نارا چون ممکنه او لما يفته اشار تدر. جار ومجرورك (غشاوة) اوزرینه تقدیم یونامى، الاول نظر وقتی اونارك كوزلرینه چور غطه، فلمارندہ کی سواری کوسترمان ایجوند. زیرا كون، قلبك آیینه سیدر.

    وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ ) بو جمله نك ما قبليله جهت مناسبتی شود در که او کی جملہ دہ کی حکمت کی ہوں شجرة الفريه ذك دنيا به عائد آجی ثمره لدينه اشارت اليد يا لمشدر. بو جمله ایله، او ملعون كبره نك آخر نده ویره جاگی عمره می زقوم جهمونه عبارت او لدیفنه اشارت یا به مشدور.

    سؤال ؟ ] اسلوبك مجراى طبيعي [ وَ عَلَيْهِمْ عِقَابٌ شَدید تا جمله کی ایک اسلوبك مقتضه ای اولان شو جمله نك تركيله [ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظیم تا جمله ی اختیار اید یا مشدر حالبو کہ بو جمالودہ کی کالموالی نعمت ولذتار حقنده قول لا نيلان كلمه الردر .

    الجواب ) شوكوزل كلمه لری حاوی اولان تو جماله نك او ناره قارشو ذکر اید یاسمی، بر ته گمدر، بر تو بیخدر یوزلرینه کولمکدر یعنی اونارك منفعت لری و لاتاری و بیون نعمتاری آنجه عقدا بدر

    منفعت و فائدہ بی افاده ایدن ( وکھو ) ده کی (1) ساره ال ایله ، عمل گزن فائده لی اولا در اجرتی آلیگی دینہ یوزلرینه کولویور. طاتلى معنا انى سنی تضمن تضمن إيدن الد ( عَذَابٌ) لفظی، او نارك كفر و معصية الريامه استانداز یت این تذکر ایده ها که سال های ایله، طالی عملکزن آمین ها ، دیه توبیخ لدور على الوثر بیول نعمت اره صفت اولان (عظیم) کلمه ی جننده نعمت عظیم صاحبار بنك ماللرینی او و فراره تذکیر ایتدیر مقام، غائب ایتد قاری او نعمت عظیم به بدل، اليم الماره دو شد كاريني افطار ايديور . صوكره (عظيم) کلمه سی، تعظیمی افاده ایدن (عذاب) ده کی تنوینه تأکید در.

    YanıtlaSil
  139. على الأكثر

    جاز

    Alel-ekser: Çoğunlukla

    Carr: Başına geldiği kelimele-ri esreyle okutan edatlar

    اله Elem: Aa

    آلية

    حاوى

    استلذان

    لسان حال

    معلوم

    مَعْصِيَتْ

    ماقبل

    مجروز

    مَلْعُونَ

    مسموعات

    مقتضا

    ناظر

    ثمره

    شَجَرَةِ كُفْرِيه

    تعظيم

    قطر

    تَصَمُنْ

    تأكيد

    تمكة

    تنكير

    توبيخ

    تذكير

    Elim: A veren

    Havi: İçine alan

    İstilzaz: Lezzet alma

    Lisan-hal: Hål dili

    Ma'lum: Bilinen

    Masiyet: Günah

    Makabl: Ondeki, geçmiş

    Mecrûr: Cerr olunmuş, son harfi esre okunan kelime

    Melan: Lanetlenmiş

    Mesmaat: İşitilenler

    Mukteza: Gerekme

    Nazır: Bakan gözeten

    Semere: Meyve

    Secere-i küfriye: Küfür ağacı

    Ta'zim: Büyükleme, yüceltme

    Tahattur: Hatırlama

    Tazammun: İçine alıma

    Te'kid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırına

    Tehekküm: Alay etme

    Tenkir: Bir ismi belirsiz kılma

    Tevbih: Azarlama

    Tezkir: Zikretme, anma

    YanıtlaSil
  140. 737

    Evet, gozun açılmasıyla eşyayı görmemek mümkun değildir. Fakat, mesmûán dinlemekte veya hiorin tahattur etmekte bu ızdırar vokturi ta'bin, gozun yalnız on cihete häkim ve nazır olduğuna

    işarettir ki, eğer bir perde ile o cihetten alikası kesilirse, bütün bütün kör kalır Tenkiri ifade edende envin, onlann gözleri üstündeki perde, ma'lim olmayan bir perde olup, ondan sakınmak onlar için mümkun olmadığına işarettir. Car ve mecrurun

    üzerine takdim edilmesi, en evvel nazar-ı dikkatı onların gözlerine çevirtmekle, kalblerindeki sırları göstermek içindir. Zira göz, kalbin aynasıdır.

    وَلَعَمْ عَذَابٌ عطية Bu cümlenin makabliyle cihet-i münasebeti şudur ki: Evvelki cümledeki kelimät ile, şecere-i küfriyenin dünyaya äit acı semerelerine işaret edilmiştir. Bu cümle ile, o mel'ün şecerenin âhirette vereceği semeresi zakküm-u cehennemden ibåret olduğuna işaret yapılmıştır.

    Suâl: Üslûbun mecra-ya tabiisi وَعَلَيْهِمْ يقان شديد cümlesi iken, üslübun muktezāsı

    olan şu cümlenin terkiyle وَلَهُمْ عَذَاب عظية cümlesi ihtiyar edilmiştir. Halbuki bu cümledeki kelimeler, ni'met ve lezzetler hakkında kullanılan kelimelerdir.

    Elcevab: Şu güzel kelimeleri hâvi olan şu cümlenin

    onlara karşı zikredilmesi, bir tehekkümdür, bir tevbihtir. Yüzlerine gülmektir. Yani onların menfaatleri ve lezzetleri ve büyük nimetleri, ancak ikäbdır. Menfaat ve fâideyi ifade eden ولغة 'deki (J( lisân-ı hâl ile, "Amelinizin faideli olan ücretini alınız" diye yüzlerine gülüyor. Tatlı ma'nâsını tazammun eden عَذَابٌ lafzı, onların küfür ve ma'siyetleriyle istilzăz ettiklerini tezkîr ile, sanki lisân-ı hâl ile, "Tath amelinizin acısını çekin" diye tevbih ediyor. Alelekser büyük ni'metlere sıfat olan عطية kelimesi, cennette ni'met-i azîm sâhiblerinin hâllerini o kâfirlere tezkir ettirmekle, gäib ettikleri o ni'met-i azîmeye bedel,

    elim elemlere düştüklerini ihtâr ediyor. Sonra عظية kelimesi, ta'zîmi ifade eden عذاب 'deki tenvîne te'kiddir.

    YanıtlaSil
  141. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    193

    Peygamberimiz, bir yanlışlığa mahal kalmamak üzre, yazılanı da, okuttururdu.

    Vahy Katiplerinden Zeyd b. Såbit der ki «Vahyi, Resûlullâhın hu-zurunda yazardım. Bitirdiğim zaman (Yazdığını oku!) buyururdu.

    Eğer, ondan, yazılmayan bir şey kalmışsa, ekletir, fazla bir şey olursa, onu da, çıkarttırırdı.» (84)

    Kur'ân-ı Kerim, böylece, başından sonuna kadar Peygamberi-mizin huzurunda hurma dalları, düz yassı taşlar, kürek kemikleri ve yazı yazmağa elverişli şeyler üzerine yazılmıştı. (85)

    Kur'ân-ı Kerim'i, ayrıca, kendileri için yazan Sahâbiler de, vardı. Peygamberimiz, ilk sıralarda, Kur'ân-ı Kerimin, Kendi Hadisle-rile karışmaması için «Benden, Kur'ân'dan başka bir şey yazmayınız!» buyurmuştu. (86)

    Peygamberimizin vefatında Kur'ân-ı Kerim, Eshabdan bazılarının husūsi Sahifelerinde yazılı bulunduğu gibi, ezberlerinde de, bulunu-yordu. (87)

    Kur'ân-ı Kerîmin vahyi, Peygamberimizin vefatına yakın bir za-mana kadar devam ettiği için, Kur'ân-ı Kerim yazılı sahifeler Mus-haf haline getirilmemişti. (88)

    Peygamberimizin vefatından sonra vuku' bulan Yemâme Savaşın-da Kur'ân-ı Kerim Hafızlarından bir haylısının şehid düşmesi, bu mü-him işin acele ele alınmasına sebep oldu.

    Zeyd b. Såbit der ki «Yemâme'de bir çok Hafız Sahâbilerin şehid düşmeleri üzerine, Ebû Bekir, bana adam gönderdi.

    Yanında Ömer de, bulunuyordu.

    Ebû Bekir, bana dedi ki (Ömer, bana geldi. Yemâme vak'ası, Es-habdan bir çoklarının ölümüne sebep oldu. Başka yerlerdeki savaşlar-da da, Kurrânın böyle şehid düşmesile, Kur'ân'dan bir çok kısmının zâyi olup gitmesinden korkuyorum.

    Kur'ân'ı toplamayı emr etmeni uygun görüyorum!) dedi.

    Ömer'e (Resûlullah Aleyhisselâmın yapmadığı bir şeyi, ben, nasıl yaparım?) dedim.

    Ömer (Vallâhi, bu, büyük bir hayırdır.) dedi.

    Bana, bu hususta o kadar ısrar etti ki, nihâyet, ona, Allâh, kalbi-mi açtı, yatıştırdı. Ömer'in görüşünü uygun gördüm.

    Sen, genç ve akıllı bir adamsın.

    (84) Iraki Fethulmugis c. 3, s. 84

    (85) Buhari Sahih c. 6. s. 210

    (86) Müslim Sahih c. 8, s. 229

    (87) Buhari Sahih c. 6, s. 210

    (83) Buhari Sahih c. 6, s. 97

    YanıtlaSil
  142. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    Sana, bizim emniyet ve itimadımız vardır.

    Sen, Resûlullah Aleyhisselâma vahy yazardın.

    Binßen aleyh, Kur'an'dan (Gerek yanında ve gerek başkaları ya-nında yazılı bulunanları araştır, onları topla, bir araya getir!) dedi.

    Vallahi, dağlardan bir dağı nakl etmek işini teklif etselerdi, Kur'ân'ı cem işinden daha ağır olmazdı!

    (Peygamber Aleyhisselâmın yapmadığı bir şeyi, nasıl yaparsı-sınız?!) dedim. (89)

    Ebû Bekir (Vallâhi, bu, büyük bir hayrdır!) dedi.

    Ebû Bekir'in ve Ömer'in kalbini yatıştıran Allâh, ona, benim de, kalbimi açtı, yatıştırdı. (90)

    Bunun üzerine, Kur'ân'ı, yazılı bulunduğu yapraksız, kabuğu so-yulmuş hurma dallarından, yassı, ince, beyaz taşlardan ve Hafızla-rın hıfzından araştırarak topladım.

    Hatta, ezberlerde bulunan Tevbe (Berße) Süresinin âhirini-ki, Lekad câeküm Resûlün min enfüsiküm Azîzün aleyhi mâ anittüm harisun aleyküm bilmü'minine Raûfurrahîm Âyetleridir Ebû Hu-zeymetül'ensârîde buldum.

    Bu iki Âyeti, ondan başkasında yazılı olarak bulamadım.

    Kur'ân'ın bu sûretle toplanan Sahîfeleri, vefâtına kadar Ebû Be-kirin yanında, sonra hayatı boyunca Ömer'in yanında, ondan sonra da, Resûlullâhın Zevcelerinden Hafsa bint-i Ömer'in yanında kal-dı. (91)

    Peygamberimiz, Ümmetine, Kur'ân-ı Kerimden, iki kapak arasın-dakinden başka bir şey bırakmamış, başka bir deyişle: Kur'ân-ı Ke-rimden olup iki kapak arasına girmeyen bir şey kalmamıştır. (92)

    Hz. Ebû Bekir, Kur'ân-ı Kerim Sahifelerini bir araya derletip toplattığı zaman «Ona bir isim veriniz!» dedi.

    Bazıları (İncil) ismini verdiler, beğenmediler.

    Bazıları (Sifr) ismini verdiler.

    Yahudiler, kitaplarına Sifr dedikleri için, onu da, beğenmediler.

    Abdullah b. Mes'ud «Ben, Habeşlilere aid bir kitap görmüştüm ki, onlar, onu Mushaf diye anıyorlardı.» deyince, Mushaf ismini ver-diler.

    (Kadı Muzafferî'nin Tarih'inden naklen Bedrüddinülzerkeşî-Bür-han c. 1, s. 281-282)

    (89) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 13, Buhari Sahih c. 6, s. 98, İbn-i Ebi Davud Kitabülmesahif s. 20-21

    (90) Ahmed b. Hanbel İbn-i Ebi Davud Müsned c. 5, s. 189, Buhari Kitabülmesahif s. 20-21 Sahih c. 5, s. 210, с. 6, s. 98,

    (91) Buhari Sahih c. 5, s. 98-99, İbn-i Ebî Davud Kitabülmesahif s. 20-21

    (92) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 220, Buharî Sahih c. 6, s. 106

    197

    YanıtlaSil
  143. 182

    MECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE

    bir şey alsa akçesini peşin vermesi lazım gelir. Fakat ay ya hafta başında semenin tamamı yahut bir mikdar-ı muayyeni alınmak âdet-i belde ise ol âdete riayet olunur.

    BAB-I RABI'

    Ba'd-el-akd semen ve müsemmende tasarrufa müteallik mesail beyanında olup iki fasla münkasimdir.

    FASL-I EVVEL

    Ba'd-el-akd ve kabl-el-kabz bayi'in semende ve müşterinin mebi'de hakk-ı tasarrufları beyanındadır.

    MADDE 252 Bayi kabl-el-kabz semen-i mebi'de tasarruf edebilir.

    Meselâ, bir kimse satmış olduğu malın akçesini borcuna havale edebilir.

    MADDE 253 Müşteri kabl-el-kabz mebi'i akar ise âhare satabilir ve eğer menkul ise satamaz.

    FASL-I SANI

    Ba'd-el-akd semen ve mebiin tezyid ve tenzili beyanındadır.

    MADDE 254 Bâyi ba'd-el-akd mebi'in mikdarını ziyade edebilir. Ve müşteri ziyadeyi meclis-i ziyadede kabul ederse ol ziyadeyi talebe hakkı olup bayi'in nedameti müfid olmaz. Amma ol meclisten son-ra müşterinin kabulü muteber değildir.

    Mesela, yirmi kuruşa yirmi adet karpuz pazarlık olunduktan sonra bayi' beş daha verdim deyip müşteri dahi o mecliste kabul ederse yirmi kuruşa yirmibeş karpuz alır, amma ol mecliste kabul etmeyip de sonradan kabul edecek olsa bâyi ol ziyadeyi vermek üzere icbar olunamaz.

    MADDE 255 Müşteri ba'd-el-akd semen-i müsemmayı tezyid ede-bilir, ve bayi meclis-i ziyadede kabul ederse ol ziyadeyi talebe hak-kı olup müşterinin nedameti müfid olmaz, amma ol meclisten sonra bayi'in kabulü muteber değildir.

    Meselâ, bin kuruşa bir hayvan pazarlık olunduktan sonra müş-teri ikiyüz kuruş daha zam ve ziyade ettim deyip bâyi dahi ol mec-liste kabul ederse ol hayvanı bin ikiyüz kuruşa alır. Amma bâyi'

    YanıtlaSil
  144. KITABUL BUYU

    183

    ol meclisde kabul etmeyip de sonradan kabul edecek olursa müşteri fazla verecek olduğu ikiyüz kuruşu vermeğe icbar olunamaz.

    MADDE 256 Bayi'in ba'd-el-akd semen-i müsemmadan bir mik-darını hat ve tenzil etmesi sahih ve muteberdir.

    Meselá, bir mal yüz kuruşa pazarlık olunduktan sonra bâyi' yirmi kuruşunu tenzil ettim dese ol malın mukabilinde ancak sek-sen kuruş alabilir.

    MADDE 257

    Ba'd-cl-akd bâyi'in mikdar-ı mebii ve müşterinin semen-i müsemmayı tezyid etmeleri veya bayi'in semen-i müsem-madan tenzili asıl akde mültehik olur. Ya'ni asıl akd güya ol tezyid veya tenzil üzerine vâki olmuş hükmünde tutulur.

    MADDE 258 Ba'd-el-akd bayi mebi'i tezyid ettikde ziyadenin semen-i müsemmadan hissesi olur.

    Meselâ, bayi' on kuruşa satmış olduğu sekiz karpuz üzerine iki karpuz daha ziyade ve müşteri kabul ettiği suretde on kuruşa tamam on karpuz satılmış olup hatta kabl-el-kabz bu iki karpuz telef olsa bahalarının semenden tenziliyle sekiz karpuz için bâyi' ancak sekiz kuruş taleb edebilir.

    Kezalik bâyi' arsasının bin zira'ını onbin kuruşa sattıkdan sonra yüz zira' dahi ziyade ve müşteri kabul ettiği takdirde bir şefi çıksa onbin kuruşa mecmûunu yani binyüz zira'ını alabilir.

    MADDE 259-Ba'd-el-akd müşteri semen-i müsemmayı tezyid et-tikte semen-i müsemma ile ziyadenin meестии âkideyn hakkında tamam-ı mebia mukabil olur.

    Meselâ, onbin kuruşa bir mülk akar iştira olunduktan sonra kabl-el-kabz müşteri beşyüz kuruş daha ziyade ve bayi' kabul et-tiği suretde ol akarın bahası onbin beşyüz kuruş olup hatta bir müstahik çıkarak ba'd-el-isbat ve'l-hükm ol akarı alsa müşteri ba-yi'den onbin beşyüz kuruş taleb ve ahzedebilir; amma ol akara şefi çıksa çünkü anın hakkı asl-1 akidde tesmiye olunan semen üzerine taallûk etmiş olduğuna ve sonraki ziyadenin âkıdeyne göre asl-1 akde iltihakı anın hakkını iskat edemiyeceğine mebni ol akarı şefi'i olan kimse onbin kuruşa alabilir; sonradan ziyade olunan beşyüz kuruşu bayi'i andan taleb edemez.

    MADDE 260 Bad'-el-akd bâyi semen-i mebi'i hat ve tenzil ettik-de mebi'in tamamı semen-i müsemmanın bâkîsine mukabil olur.

    Meselâ, bir mülk akar onbin kuruşa iştirâ olunduktan sonra bâyi' bin kuruşunu hat ve tenzil ettiği suretde ol akar dokuzbin

    YanıtlaSil
  145. 664

    HADIS-I ŞERİFLER

    2) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Allah-ü Taâlâ şöyle ferman eyledi: Her kim, benim bir VE. Li'me düşmanlık ederse; ona savaş ilan ederim.

    Kulum kendisine farz kıldığın şeyden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz..

    Kulum nafilelerle de bana yaklaşmaya devam eder. Böylece onu severim.. Onu sevince, kulağı olurum; onunla işitir.. Gözü olu-rum; onunla görür.. Eli olurum; onunla tutar.. Ayağı olurum; onunla yürür..

    Benden istediği zaman, bolca ihsan ederim.. Eğer bana sığınırsa; onu korurum..>>>

    VELI: Allah dostu, manâsınadır. Bir velînin en azından alâmeti odur ki, yanında bulunduğun zaman, fani dünyalık hisleri kalbinden si-line..

    Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    إِنَّ اللهَ تَعَالَى إِذَا أَحَبَّ عَبْدًا دَعَا جِبْرِيلَ فَقَالَ : إِنِّي أُحِبُّ فَلَانَا فَأَحِبَّهُ ، فَيُحِبُّهُ جِبْرِيلُ ، ثمَّ يُنَادَى فى السماء فيقولُ : إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ فَلَانَا فَاحِبُوهُ ، فَيُحِبهُ أَهْلَ السماء ثمَّ يُوضَعُ لَهُ الْقُبُولُ فِي الْأَرْضِ ، وَإِذَا أَبْغَضَ عَبْدًا دَعَا جِبْرِيلُ فيقولُ : إِلَى أَبْغِضُ فَلَانَا فَابْغِضُهُ ، فَيُبْغِضُهُ جِبْرِيلُ ، ثمَّ يُنَادِي فِي أهل السماء إِنَّ اللَّهَ يُبْغِضُ فَلانَا فَابْغِضُوهُ ، ثُمَّ تُوضَعُ لَهُ البَغْضَاء فِي الْأَرْضِ . ( رواه مسلم ) ۳

    3) «Allah-ü Taâlâ bir kulu sevdiği zaman, Cibrili dâvet eder ve bu-yurur:

    Ben falan kulu gerçekten seviyorum; onu sen de sev..

    Ve Cibril onu sever.. Sonra gök yüzündekilere şöyle seslenir:

    Allah-ü Taâlâ falanı gerçekten sevdi.. Onu seviniz..

    Böylece gök ehli de onu sever.. Sonra yerdekilere o sevilen kimse için kabul duygusu verilir..

    Bir kulu sevmediği zaman da, yine Cibrili davet eder ve şöyle bu-yurur:

    Ben falan kulu gerçekten sevmiyorum; onu sen de sevme. Ve Cibril onu sevmez.. Sonra gök yüzündekilere şöyle seslenir:

    YanıtlaSil
  146. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    665

    -Allah-ii Taâlâ falanı gerçekten sevmedi.. Onu sevmeyiniz.. Böylece gök chli de onu sevmez.. Sonra yerdekilere, o sevilmeyen kimse için buğz duygusu verilir..>>>

    **

    **

    Manaya daha yakın olacağı için, bu Hadis-i Şerifte geçen buğz ke-limelerini sevmemek, şeklinde tercüme etmiş bulunuyoruz..

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i şerifte..

    الدرس السابع في فضل العلم

    ۱- قال الله تعالى : "قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ .

    وقال تعالى : يَرْفَعُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمُ وَالَّذِينَ أُوتُوا العِلْمَ دَرَجَاتٍ .

    وقال تعالى : إِنما يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء .

    YEDİNCİ DERS

    İLMİN FAZİLETİ

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    «Söyle, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?..»

    **

    İşte dinimizin ilme verdiği üstünlük.. ZÜMER suresinin 9. âyetidir.

    2) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    «Allah-ü Taâlâ, sizden iman edenleri ve ilim sahiblerini dere-celer -vererek yükseltti..» **

    Bir iman var ki, imandan içeri.. Bir ilim var ki, ilimden içeri.. İşte yükselen ve derece alan bu ilim sahibleridir. MÜCADELE sure-sinin 11. âyetidir.

    3) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    <>

    **

    Demek olur ki, Allah korkusu vermeyen ilim, ilim değildir. FATIR suresinin 28. âyetidir.

    YanıtlaSil
  147. 666

    HADIS-I SERİFLER

    وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : مَنْ يُرِدِ اللهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقَهُهُ فِي الدِّينِ . ) رواه الشيخان عن معاوية )

    4) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu: <>>

    * **

    1260 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır. Ravisi de aynı..

    مَثَلُ مَا بَعَثَنِي اللهُ بِهِ مِنَ الْهُدَى وَالْعِلْمِ ، كَمَثَلِ غَيْثٍ أَصَابَ أَرْضًا فَكَانَتْ منها طَائِفَةٌ طَيِّبَةً قَبلَتِ الماء ، فَأَنْبَقَتِ الكَلَا وَالْعَشْبَ الكَثِيرَ ، وَكَانَ مِنْهَا أَجَادِبُ أَمْسَكَتِ الماء فَنَفَعَ الله بها النَّاسَ فَشَرِبُوا مِنْهَا وَسَقَوْا وَزَرَعُوا ، وَلَا تُنْبِتُ كَلا ، وَأَصَابَ طَائِفَةً مِنهَا أُخْرَى ، إنما هي قيمانُ لا تمسك ماء ، وَلا : فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ فَقَهُ فِي دِينِ اللَّهِ وَنَفَعَهُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ ، فَعَلِمَ وَعَلَّمَ ، وَمَثَلُ مَنْ لَمْ يَرْفَعْ بِذلِكَ رَأْساً ، ولم يَقْبَلْ هُدَى اللَّهِ الَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ .

    ( رواه أبو موسى الأشعرى )

    5) «Allah'ın benimle gönderdiği ilim ve hidayete misal bol yağ-murdur..

    O yağmur, temiz bir yere isabet etti; orası suyu kabul etti.. Fay-dalı bitki ve çokça ot bitirdi..

    O yerden bir kısmı da, sert topraktı.. Suyu tuttu.. O suyla Allah insanları faydalandırdı: İçtiler, hayvanlarını suladılar, ziraat yaptılar..

    O yağmur, bunlardan başka bir zümreye de isabet etti.. Burası öy-le bir yabandır ki; ne suyu tutar, ne de ot bitirir..

    Bu misal, -birinci, ikinci kısımda geçen onadır ki, Allah'ın di-nini öğrendi.. Allah'ın benimle gönderdiği şeyden fayda aldı.. Bel-ledi ve belletti..

    -Getirdiğime- baş kaldırıp bakmayana misal odur ki: Allah'ım gönderdiği hidayeti kabul etmiyor..>>>

    Harf sırasına göre tertib edilen bölümde geçen 1069 numaralı Ha-dis-i Şerifin aynıdır. Ravisi de aynı..

    YanıtlaSil
  148. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    667

    ٦

    وروى الشيخان عن سهل بن سعد أن النبي صلى الله عليه وسلم قال لعلى : فَوَاللَّهِ لأَنْ يَهْدِي اللَّهُ بِكَ رَجُلًا وَاحِداً خَيْرٌ لَكَ مِنْ عُمرِ النَّعَم . .

    6) Peygamber S.A. efendimiz, Hz. Aliye şöyle buyurdu: «Allah-ü Taâlà, vasıtanla bir kişiye hidayet nasib etmesi, se-nin için kırmızı deveden daha hayırlıdır..>>

    Derler ki:

    Kırmızı deve, altın yüklü kırmızı devedir.

    Yani: Bu deveyi altınıyla birlikte sadaka vermektense, bir kişiyi hi-dayete getirmek hayırlıdır. **

    Ravi: SEHL b. SAAD'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. 5. ve 150. Hadis-i Şerifte..

    بلْغُوا عَنِّى وَلَوْ آية ، وَحَدُثُوا عَنْ بنى إسرائيلَ وَلَا حَرَجٍ ، وَمَنْ كَذَبَ عَلَى مُتَعَمِّداً فَلْيَتَبُوا مَقْعَدَهُ من النار .

    V

    ( رواه البخاري )

    7) «Benden tebliğ ediniz; isterse bir âyet olsun.. Ve Beniisrail'den anlatınız; zararı yoktur..

    Fakat, her kim bana kasden bir yalan şey isnad ederse; cehennem-de yerini hazırlasın..>>>

    Bu Hadis-i Şerifin delâletine göre, Benfisrail'e ait kıssalardan âyet ve hadis dışında kalanları anlatmak mahzurludur..

    *

    Ravi: BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i Şerifte..

    مَنْ سَلَكَ طَرِيقاً يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهُلَ اللَّهُ لَهُ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ . A

    ( رواه مسلم )

    8) «Her kim, ilim almak kasdı ile bir yola girerse; Allah-ü Taâlâ, onun için cennete çıkan bir yolu kolay kılar..>>>

    **

    İlim yolu, cennet yoludur. Şu var ki, bu ilmi bulmak mesele..

    **

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i şerifte..

    YanıtlaSil
  149. 668

    HADIS-I SERIFLER

    الدرس الثامن في الدلالة على الخير والدعوة إلى الهدى والتعاون على البر والتقوى

    ١ - ٤ قال الله تعالى : ( أَدْعُ إِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ ..

    وقال تعالى : ( ولتكن مِنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الخير . .

    وقال تعالى : (وَتَعَاوَنُوا عَلَى البر والتقوى ، وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الإِثْمِ وَالْمَدْوَانِ

    وقال تعالى : ( وَالمَصْرِ إِنَّ الإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ ، إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا

    الصالحات وتواصوا بالحقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ » .

    SEKİZİNCİ DERS

    HAYRA DELÅLET VE HİDAYETE DAVET İYİLİK VE TAKVA ÜZERİNE YARDIMLAŞMAK

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    «Rabbın yoluna, HİKMET ve güzel vaazla dâvet et..»

    **

    HİKMET: Hiçbir şüpheyi kabul etmeyen delil, manâsına gelir.. Bey-zavî tefsirinde verilen mana budur..

    NAHL suresinin 125. âyetidir.

    2) Ve şöyle buyurdu:

    <>

    * **

    Kötülük ve azgınlığın silinmesi için, elden gelen her gayret sarf edil-melidir. MAIDE suresinin 2. âyetidir.

    YanıtlaSil
  150. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    669

    4) Ve şöyle buyurdu:

    <>

    1190 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır. Ravisi: EBU MESUD BEDRI.

    **

    EBU MESUD BEDRI: UKBE b. AMR EL-ANSARI EL-BEDRI.. Sahabedir; hem de ileri gelenlerinden.. Bedir cengine katılamamıştır.. Fakat o mevkide ikamet ettiği için kendisine EL-BEDRI lakabı verilmiş-tir..

    Fakat İmam-ı Buharî:

    - Bu sahabe Bedir cengine katılmıştır..

    Diyor.. Doğrusu da bu olsa gerek.. Hz. Ali'nin irtihalinden hemen sonra vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun..

    مَنْ دَعَا إِلَى هُدًى كَانَ لَهُ مِنَ الْأَجْرِ مِثْلُ أُجُورٍ مَنْ تَبِعَهُ ، لَا يَنقُضُ ذَلِكَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا ، وَمَنْ دَعَا إِلَى ضَلَالَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الإِثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنْ ( رواه أبو هريرة ) تبعهُ لَا يَنقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ شَيْئًا .

    6) «Her kim, bir hidayete dâvetçi olursa; ona uyanların ecri kadar kendisine ecir verilir.. Bu, diğerlerinin ecrini eksiltmez..

    YanıtlaSil
  151. 670

    HADIS-I ŞERİFLER

    Her kim, bir dalalete dâvetçi olursa; ona uyanların günahı kadar kendisine günah verilir. Bu, diğerlerinin günahını eksiltmez..>>>

    Harf sırasıyla tertib edilen bölümde geçen 1191 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır.

    Ravi: EBU HUREYRE.. Menkıbesi, 5. Hadis-i şerifte..

    الدرس التاسع في التوبة

    ١ - ٣ قال تعالى : وَتُوبُوا إِلَى اللهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ .

    وقال تعالى : اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ ..

    وقال تعالى : يا أيها الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا .

    DOKUZUNCU DERS

    TEVBE ÜZERİNE

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    <>

    TEVBE: Burada Allah'a dönüş, manâsınadır. NUR suresinin 31. âyetidir.

    2) Ve şöyle buyurdu:

    ** *

    <>>

    **

    Yani: Önce bütün hatalarınızı unutunuz; sonra Allah'a dönünüz.. HÜD suresinin 52. âyetidir.

    3) Ve şöyle buyurdu:

    «Ey iman edenler, NASUH TEVBESİ ile Allah'a tevbe edi-niz..»

    ** *

    NASUH TEVBESİ: İşlenen hataya bir daha dönmemek üzere yapı-lan tevbe.. TAHRİM suresinin 8. âyetidir.

    YanıtlaSil
  152. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَبْسُطُ يَدَهُ بِاللَّيْلِ اليتوب مسيء النهار ، ويُبْسُطُ يَدَهُ بِالنَّهارِ لِيَتُوبَ مُبِي اللَّيْلِ حَتَّى تَطْلَعُ الشمس من مغربها . ( رواه مسلم )

    671

    4) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu: «Alah-ü Taâlâ gece elini açar, ta ki, gündüz günahkarları tev be edeler.. Ve gündüz elini açar, ta ki gece günahkarları tevbe edeler.. Taa güneş battığı yerden doğuncaya kadar..>>

    Güneş battığı yerden doğunca, yapılan tevbenin faydası olmaz..

    Ravi: MUSLIM.. Menkibesi, 5. Hadis-i şerifte.. مَنْ تَابَ قَبْلَ أَنْ تَطْلَعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِها تَابَ اللهُ عَلَيْهِ .

    ( رواه مسلم )

    5) «Her kim, güneş battığı yerden doğmadan evvel tevbe ederse; Al-lah-ü Taalà onun tevbesini kabul eder..>>

    Güneşin batıdan doğması, kıyametin büyük alametlerinden biridir..

    ** Ravi: Müslim.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte.. الدرس العاشر في فضل الوضوء

    قال الله تعالى : يا أيها الذينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُم إلى قوله تعالى : : ما يُرِيدُ اللهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهَّرَكُم وَلِيهِمْ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ .

    ۱

    ONUNCU DERS

    ABDESTİN FAZİLETİ

    1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu: - <<Ey iman edenler, namaza kalkacağınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza meshedip, her iki topu-ğa kadar ayaklarınızı yıkayım. Eğer cünüb olduysanız boy abdesti alm. Eğer hasta olmuşsanız, yahud bir sefer üzerindeyseniz veya içinizden biri ayak yolundan gelmişse, yahud da kadınlara dokun-

    YanıtlaSil
  153. eczahane-i kudsiye

    edebiyat- ecnebiye

    198

    eczahane-l kudsiye اجراخانة قدسبة : kutsal ecza ne (dertlere manevi ilaç olan İslâm ve Kur'an gerçekleri)

    eczahane-i kudsive-i Kur'anive جراحان قدم Kurani kutsal eczanesi (dertlere çare ve manevi ilaç olan kutsal kitabımız Kur'an.)

    eczahan-i Kur'an (iye( اجزاخانة قرآني : Kur'an ec-zanesi (dertlere çare getiren Kur'an.)

    eczahane-i kübra اجراخانة كبرى : cok buyuk ec-zane (Dünya veya Kur'an için mecaz olarak kullanılır.)

    eczahane-i kübra-ı âlem أجراحانة كبراء عالم : cok büyük eczane benzeri olan bu dünya (bu dün yadaki cansız ve özellikle canlı varlıklar, ecza-nedeki ilaçlar gibi fakat çok daha ince hesap ve ölçülerle, çeşitli maddelerin birleşimi ola-rak yaratılmışlardır.)

    eczahane-i kübra-yı İlahiye اجراخانه كبراى إلهيه : Allah'ın (c.c.) çok büyük eczanesi (dertlere çare ve manevi ilaç olarak gönderdiği kutsal kitap)

    zahane-i mukaddese Kur'aniye اجزاخانه مقدسة قرآنيه : mukaddes (kutsal) Kur'an eczane-si (dertlere çare ve manevi ilaç olarak gönde rilen kutsal kitabımız Kur'an.)

    eczahane-i Rahmani (y( اجزاخانه رحمانیه : ge

    niş merhamet sahibi Allah'ın (c.c.) eczanesi )dertlere çåre ve manevi ilaç olarak gönderi len Kur'an)

    eczahane-i rahmet-i alem اجزاخانه رحمت عالم : dünyanın rahmet eczanesi, (dünyada mü'minler için dertlere çare ve manevi ilaç olan kitap.)

    eczali اجزالی : kimyasal madde sürülmüş

    eda 1 : أداء görevini yapmak; yerine getirmek 2.ödemek 3.uslüp, tarz 4.tavır, davranış tarzı 5.naz, büyüklenme

    eda-i feraiz أداء فرائض : farzları yerine getirme

    eda-l emanet أداء امانت : emaneti yerine getir me, emanetin gereğini yapma

    eda-yi badet ادای عبادت : ibadet görevini yeri ne getirme, Allah'a (c.c.) karşı kulluk görevini yapma

    eden kılmak 1 : أداء فيلم.)namazı zamanında kılmak

    eda etmek 1 : أذا ايتمك.)namazı zamanında kulmak 2. (borcu) ödemek

    edat ul : (gr.) tek başına mana taşımayıp söylenen cümle içinde bir mâna kazanan ke-

    lime veya ön ek

    edat-1 sartartedeti, cümlenin ba şındaki "eğer, şayet, ... ise" sözleri

    ادات benzetme edats, bir şeyi başka bir şeye benzerliğini anlatırken kullanılan edat ("gibi edatı bunlardan biri-dir(

    "eddinü-n nasihihat الدين النصيحت : "din bir nasihattır (öğüttür("

    ediye ادعيه : dualar

    ediye-l mahsusa ادعيه مخصوصه : hususi (ozel( zamanlarda yapılan dualar

    eddai الداعي : acı 2.duacınız

    ede ایده : etsin

    edeb ادب : )dep terbiye, güzel ahlak 2 us luluk, akılılık 3.haya, utanma, 4.kural, kaide, usul.edebiyat, edebiyat bilgisi

    edeb-i Furkani ادب فرقانی : Kur'an ahlakı, Kur'an'ın getirdiği güzel ahlâk

    edebi illiyi dile-i Kur'anive ادب علية عادلة ترآب : Kur'an'ın adaleti, denge ve orta yolu gösteren ve öğreten yüksek ahlâkı ve üstün göste kuralları

    edeb-i İslamiye أدب إسلاميه : Islam ahlakı, İslâm dininin getirdiği en güzel ahlak

    edebi Kur'anive ادب قرآنیه : Kur'an ahlakı, Kur'an'ın getirdiği en güzel ahlak

    edeb-i muaşeret ادب معاشرت : görgü kuralı, top-lum içinde uyulması gereken davranış kuralı

    edeb-i nezihane ادب نزبهانه : maddi månevi( temizlikte usûl ve kural

    edebi tib ادب طب : tıp ahlakı; doktorlukta usul ve kural

    Edeb-üd-Din ve-d-Dünya أدب الدين والدنيا : "Din ve Dünya Terbiyesi ve Ahlakı" mânasındaki bir kitap adı

    edebi 1 : أدبي.edebiyatla ilgili, edebiyat sanat-ları bakımından değerli 2 güzel ahlâk ve ter-biye ile ilgili

    edebiyat ادبيات : olayları, duygu, hayal ve dü-şünceleri, yazılı veya sözlü, dille güzel anlat-ma sanatı 2.bir toplumun dille ifade edilmiş yazılı veya sözlü eserlerinin bütünü

    edebiyat-ı Arabiye ادبيات عربيه : Arap edebiyatı, Arapça yazılı edebiyat

    edebiyat- ecnebiye ادبيات اجنبيه : yabancı dil lerdeki edebiyat

    YanıtlaSil
  154. edebiyatça

    199

    edyan-ı semavi (ye)

    edebiyatça ادبياتجه : edebiyat sanatı bakımın

    dan

    edebiyatçıdebiyatla uğraşan, edebi eser sahibi, edip

    edebiyatfüruşluk ادبيات فروشلك :debiyat yap mak, bir konu hakkında gereksiz süslü ve boş sözler söylemek

    edeblendirmek ادبلندرمك : güzel ahlak ve terbi-ye kazandırmak, güzel terbiye vermek

    edeblenmek ادبلنمك : ahlâklanmak, güzel ahri) lak ve terbiye kazanmak

    edebli ادبلى : güzel ahlâklı, terbiyeli; saygılı

    edebsiz ادبز : terbiyesiz, utanmaz, ahlâkı bo-zuk

    edebsizce أديسزجه : terbiyesizce, utanmadan, ahlaksızca

    ادبز لتمك edebsizlenmek ادب : ahlak ve toplum ku rallarını tanımaz hale gelmek, edepsizleşmek

    edebsizlik ادبزلك : terbiyesizlik, utanmazlık, kabalık, ahlaksızlık

    edebşikenane أدبشکنانه edebsizce utanma-

    dan, ahlaksızca, ahlâk kurallarını çiğniyerek edevat أدوات : aletler, takımlar 2.edatlar (bk:

    edat)

    edib اديب : edebiyatçı (bk: edebiyatçı) 2.edebli, terbiyeli, ahlâk ve toplum kuralları-na saygılı

    edib-i şehir أديب شهير : ünlü tanınmış) edebi-

    yatçı

    edibane اديبانه : edebiyatçıya yaraşır tarzda; edebiyat değri yüksek şekilde 2 terbiyeye uy-gun şekilde, ahlâka uygun tarzda

    edille اديله : deliller, işaretler, isbat için daya-naklar

    edille-i sabıka: daha önceki deliller

    edillece ادله جه : delillere göre

    edna 1 : أدنا.en aşağı, daha aşağı 2.en önem-siz, en değersiz 3.çok az, 4.en yakın, çok ya-kın 5.en küçük

    edna-yı mevcudat أدناى موجودات : varlıkların en değersizi, en önemsizi

    edvar أدوار : devirler, çağlar, zamanlar

    edvar-ı hamse ادوار مه :bes devir (insanların geçim ve üretim tarzı bakımından geçirdiği beş devir: 1.vahşet (ilkel hayat) devri: bu de-virde insanlar üretim yapmaz, avcılık ve mey-ve toplayıcılıkla gecinir 2.bedeviyet (göcebelik devri: bu devirde insanlar, hayvanlarını ehli-

    leştirmiş, kış ve yaza göre veya daha iyi otlak bulmak için göçebe hayatı yaşarlar 3 memlüki-yet (kölelik) devri: bu devirde insanlar toprağa yerleşmiş, köy ve şehirler (siteler yani şehir devletleri) kurulmuştur. Tarım, hayvancılık ve el sanatlarında köleler çalıştırılarak üretim ya pılır. 4.esaret (esirlik) devri: bu devirde feodal düzen (derebeylik) häkimdir. Toprak ve üze rinde yaşayan insanlar (koyluler, çiftciler, ka sabalılar) toprak sahibi derebeylerin malı (esi-durumundadır. Fakat, kölelik devrinden farkı var: Köleler, ürettiklerinden hiç bir pay alamaz, derebeylikte ise çalışanlar ürettikle rinden az da olsa bir pay alırlar. 5.ecirlik (ücret karşılığı çalışma) devri: Bu da daha çok sanayi devrinde yani fabrikalarda seri üretimin yapıl-dığı devirde vardır. Bu devirde ücretliler, sö mürenlere karşı mücadeleye geçmişlerdir. Bu sebeple ayaklanmalar ve ihtilaller olmuştur. Bu Bu devreyi aşmak için "mülkiyet ve serbestlik devri" nin gelmesi beklenir.(

    edvar-ı ömrü älem أدوار عمر عالم : dünya ömrü-nün devirleri, dünyanın yaradılışı ile yıkılışı na kadar geçirdiği ve geçireceği devirler

    edvar-ı seba ادوار سعه : yedi devir (dünya'nın yaradılışından beri geçirdiği yedi devir)

    edvar-pervaz أدوار پرواز : çağları aşan (bak. şeh-baz-ı edvar-pervaz)

    edviye أدريه : devalar, ilaçla; çareler

    edviye-i Kur'aniye أدوية قرآنيه : Kur'an'in månevi ilaçları (mânevi reçeteler, çareler, iman haki-katleri(

    edviye-i ruhaniye أدرية روحنيه : ruhun manevi yaralarını iyileştirici ilaçlar (iman hakikatleri gibi(

    Medyan أديان : dinler

    edyan-ı mefsuha ديان موحه mefsuh dinler,

    İslâm'ın gelişi ile yürürlükten kaldırılmış din-ler, geçersiz hale gelmiş (semavi) dinler (Mu-sevilik, Hristiyanlık)

    edyan-ı muhtelife اديان مختلفه : eşitli dinler

    edyan-ı resmi ادیان رسمی : resmi dinler, devlet-çe kabul edilen veya varlığına müsaade edilen dinler

    edyan-ı sabıka-ı semaviye أديان سابقة سماويه

    geçmiş semavi dinler, Allah (c.c.) tarafından peygamberler vesilesiyle gönderilmiş olan eski dinler

    edyan - saire أديان سائره : öteki dinler

    edyan-i semavi (ye( أديان سماريه : semavi dinler,

    YanıtlaSil
  155. Hz. Hatice amcaoğlunu dinlerken, hayalen biraz gerilere gitti: Her Re

    бар ин Bu anlatt oğruysa Muhammed (asm) süphesiz bu ummetin peygam beridir. Ben onu zaten bekliyordum. Okuduklarımdan son peygamberin bu Ümmetten çıkacağını öğrenmiştim. Yaşadığımız şu nidir." şu dönem bunun tam zama-

    -1920-Buyük Millet

    Meclisi'nde milletvekilleri, Misak-ı Milli üzerine yemin etti.

    1932 - Ezan-ı

    Muhammedi'nin Arapça aslından okunması yasaklandı. Bu zulüm 18 sene devam etti.

    18

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    TEMMUZ

    JULY

    Allah'tan korkun ve Allah takva sahipleriyle

    beraberdir

    Bakara Suresi: 194

    BİR HADİS Üç kişi bir araya geldiğinde ikisi üçüncüyü bir tarafa bırakıp da aralarında gizlice konuşmasınlar.

    Buharî, İsti'zan: 47

    Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikati tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakimi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Muvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır.

    Muhâkemat

    HİCRİ: 12 MUHARREM 1446 - RUMI: 5 TEMMUZ 1440

    HIZIR: 74-GÜN: 200 KALAN: 166 - GÜN. KIS: 2 DK

    YanıtlaSil
  156. - 1923-İstanbul'da Harp Akademisi kuruldu.

    1996-TURKSAT-IC

    Fransız Guyanası'ndan uzaya fırlatılarak geçici yörüngesine yerleşti.

    2020 - Danıştay,

    Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti.

    TEMMUZ

    10

    PERŞEMBE

    1447

    1514

    MUHARREM

    RUMI: 27 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 66

    BİR AYET

    Allah sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    (Bakara: 149)

    BİR HADİS Şu iki zayıfın hakkını gözetme hususunda Allah'tan korkun: Dul kadın

    ve yetim çocuk. Beyhakî

    Evet kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hâfıza, bir kütüphane hükmünde binler kitap kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir. Mirkatü's-Sünnet

    YanıtlaSil
  157. 118 Hadislerden Seçmeler

    Emanet hryanet edenler

    Ebu Said'den (ra) rivayetle:

    Kıyamet Günü Allah katında biyanet edilen emanetlerin en büyüklerinden bir tanesi, erkeğin hanımı ile cinsi münasebette bulunduktan sm ra, hanımının sırrını yaymasıdır.

    Müslim, Nikdo: 123. Maoned, 3. 69

    ...

    Vermemek niyetiyle borç alanlar

    Süheyb Abdurrahman ibni Sinan (ra) rivayer ediyor:

    Herhangi bir kişi vermemek niyetiyle bir borç alırsa, Kıyamet Günü hırsız olarak Allah'ın hu zuruna çıkar.

    İbni Mace, Sadakat: 11.

    Faize bulaşanlar

    İbni Mes'ud (ra) rivayet ediyor ki:

    Bilerek faizi yiyen, yediren, ona kátiplik edem bilerek ona şahitlikte bulunan kimse (...) Kry met Günü Muhammed'in dili ile lânete uğrama lardır.

    ...

    Müslim, Musakan: 105

    Yüce Rabbimiz pek çok hikmetten dolayı far zi haram kılmış ve bir ayet-i kerimede. "Ev ima

    YanıtlaSil
  158. Ahiret Hayatı/119

    edenler! Faizi kat kat yemeyin. Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz" buyurmuştur. Bir başka Savet-i kerîme ise şu mealdedir:

    "Faiz yiyen kimseler, Kıyamet Gününde kabirlerinden şeytan çarpmış kimsenin kalkışı gibi kalkarlar."

    Ayet-i kerimelerde faiz yeme açıkça haram kılı-nurken buna aracı olan diğer hususlar da dolaylı olarak yasaklanmıştır. Peygamberimiz (asm) yu-karıdaki hadis-i şerifle, ayet-i kerîmelerdeki özlü ifadeyi açmış ve bilerek faizi yiyen, yediren, ona kâtiplik eden, şahitlikte bulunan kimselere lânet etmiştir. Faiz kuruluşunda memur olarak çalışan-lar her ne kadar faiz yemiyor ve yedirmiyorlarsa da; faizin muamelesini görmekte, hesap ve ya-zışmalarını yapmakta, idarî işlerini yürütmekte-dirler. Gerek müdürü, gerek memuru; hadiste ifade edilen "kâtip" mefhumunun içine girmiş olmaktadır.

    ***

    Dövme yaptıranlar

    İbni Mes'ud (ra) rivayet ediyor ki:

    (...) dövme yapan ve güzellik için yaptıranlar Kıyamet Günü Muhammed'in dili ile lânete uğ-ramışlardır.

    Nesei, Talak: 13, Zinet: 23, 24.

    ***

    YanıtlaSil
  159. MAZHET

    TEN MIRMETLİ SOZLTH

    İşte dünyadaki insanların çoğu da böyledir, Hak dostlarının sözlerini, onların mânâ âleminden haberlerini inkâr ederler. Hak dostları, onlara;

    Bu dünya pek karanlık, pek dar bir kuyu gibidir. Bu dünyanın öte-sinde ise, kokudan, renkten âzâde çok hoş bir dünya vardır.» der. Fakat bu söz, onların hiçbirinin kulağına girmez.

    Ecel rüzgârı, âriflere, Yûsuf'in gömleğinin kokusu yahut gül bahçesinden gelen rüzgâr gibi yumuşak, güzel eser.

    -Oğul!

    Herkesin ölümü kendi rengindedir.

    -İnsanı Allah'a kavuşturduğunu düşünmeden;

    Ölümden nefret edenlere ve ölüme düşman olanlara, ölüm korkunç bir düşman gibi görünür.

    Ölüme dost olanların karşısına da dost gibi çıkar.

    -Ey ölümden korkup kaçan can!

    İşin aslını, sözün doğrusunu istersen, sen aslında ölümden korkmu-yorsun, sen kendinden korkuyorsun.

    Çünkü;

    Ölüm aynasında görüp ürktüğün, korktuğun, ölümün çehresi değil, kendi çirkin yüzündür.

    Vefâtımızdan sonra mezarımızı yeryüzünde aramayın.

    Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.

    YanıtlaSil
  160. YET

    HAK DOSTU İÇİN ÖLÜM DÜĞÜN GECESİ

    Tohum toprağa düşse onun için öldü>> denilebilir mi?

    Bil ki ölüm, rûhun bir başka âleme doğması hadisesinin sancısıdır.

    Yani bu fânî âlem için adı ölümdür, ama bâkî ve ebedî âlem için adı doğumdur!..

    Hem değil mi ki canı Allah almaktadır; bil ki ölüm, has kullar için şeker gibi tatlıdır.

    Keza ölüm, ateş bile olsa, Allâh'a halil olana güllük-gülistanlıktır; âb-ı hayattır.

    Ana karnındaki çocuğa birisi deseydi ki:

    <>>

    Bütün bu sözlere rağmen o çocuk; yine de kendi hâline bakardı, durumu gereği bir şikâyette bulunmazdı ve söylenenleri inkâr ederdi, anlatılan gerçek haberlere inanmazdı. <

    YanıtlaSil
  161. TESLİM OL!..

    Sen, Allah'ın verdiklerine razı ol madıkça, rahat etmek, kurtul-mak ümidi ile nereye kaçsan, orada karşına bir åfet çıkar, bir bela gelir, sana çatar.

    Dünyanın hiçbir köşesi canavarsız ve tuzaksız değildir. Hakkı gö-nülde bularak ve O'na sığınarak, O'nun mânevi huzûrunda yaşamaktan başka kurtuluş ve rahat yoktur.

    İHSAN SUURU

    Memleketin bir ucunda, hudutta bulunan bir kale muhafızı; padişahtan ve pâyitahttan çok uzaklarda bulunduğu hâlde, kaleyi düşmanlardan korur, gözetir. Kendisine had-siz, hesapsız rüşvet teklif edil-se bile, yine de kaleyi düşmanlara satmaz. Çok uzaklarda, hududun bir ucunda, padişah oralarda yok iken, sanki yanı başındaymış gibi, ona vefâ gösterir. Padişahın nazarında o uzaklardaki muhafız; huzûrunda bulunan ve can fedâ edenlerden daha kıymetlidir.

    BAŞINA TAC ET!

    Anne hakkına dikkat et!

    Onu başının tâcı et!

    Zira anneler doğum sancı-sı çekmeselerdi, çocuklar dünyaya gelmeye yol bu-lamazlardı.

    YanıtlaSil
  162. AZAMETİ TEFEKKÜR

    Rüzgârın Ad Kavmi'ne ne yaptığını duymadın mı? Suyun da Tufan'da ne yaptığını işitmedin mi?

    Kızıldeniz'in Firavun'u nasıl helâk ettiğini; Kārûn'un nasıl yerin dibine geçtiğini!..

    Ebâbil kuşlarının fil ordusuna ne yaptığını, tanrılık iddia eden Nem-rud'un başını küçücük bir sineğin nasıl yediğini!..

    Lût'un ahlâksız kavmi üzerine taşların nasıl yağdığını ve onların nasıl karanlık ve mülevves bir göle gömüldüğünü bilmiyor musun?

    Dünyadaki cansız zannedilen varlıkların sanki akıllı insanlar gibi, peygamberlere yardım ettiklerini uzun uzadıya anlatsam, Mes-nevî o kadar büyür ve o derece hacim peydâ ederdi ki, kırk deve onu taşımaktan âciz kalırdı.

    Eğer gözüne, sana cefâ vermek için emir verilse, gözün senden yüz türlü intikam alır. Eğer dişine, seni muzdarip etmesi için emir verilse, sen dişinden ne acı cefâlar çekersin.

    Tıp kitabını aç da hastalıklar bahsini oku! Ten askerinin neler yap-tığını gör!

    Mademki her şeyin canının canı Allah'tır; o hâlde canın canına âsi olmaktan kork! O'nun emirlerine itaat et!

    YanıtlaSil
  163. Ein Muhasebesi

    Bir yerden baktığınızda; Üç kıtaya yayılmış, dünyanın kalbi gibi bir coğrafya...

    Uzun asırlar içinde iman-kültür yakınlığı oluşmuş milyarın üstünde bir insan unsuru...

    -Farklı medeniyet iklimleri içinde dikkat çekici ölçüde yoğunlaşmış İsla-mi toplum kümeleri...

    -56 bağımsız devlet...

    -2000'li yılların en stratejik mad-desi olan enerji kaynakları ve geniş hammadde kaynaklarına sahibiyet...

    -ECO, IKÖ, D-8'ler gibi ekono mik-siyasi-kültürel örgütlenme girişim leriyle, entegrasyonun şuur pırıltılarını yakalamış bir dünya...

    İnsanın bütün zamanlar için en büyük değeri olan bir din, İslâm bağlı lığı... İnsani değerlerin küresel çapta põrsüdüğü ve ilahi mesajın hararetle arandığı bir zamanda İslâm gibi en diri ilahi mesaja mensubiyet taşıyıcılık imkânı...

    Diğer yandan baktığınızda,

    -Dünyanın en problemli bölgele ri... Kanayan yaralar... Son yüzyılı kapsayan yıkılışlar tarihi... Genel gö rüntüsü mazlūmiyet olan, güce dönüş-türülememiş bir coğrafya...

    -Yaralı alanların tedavisinde, kendi iç gücünü harekete geçireme-yen, hakim güç merkezlerinin devreye girmesini talep eden bir zaaf görüntü sü...

    -Gene, en tabii insan haklarının ve özgürlüklerin kullanılmasında, ha-kim güç merkezlerinin denetim ve baskılarından, demokratikleştirme operasyonundan medet bekleten bir çarpık sistem-toplum ilişkisi...

    -Aynı coğrafyayı gündeme ala-rak, küresel güç odakları başka strate-jik hedefler inşa ederken, İslâm ülkele-rinin genelde bu stratejik hesaplar ya da "Büyük Satranç Tahtası" içinde "oynanan taşlar" durumuna düşme leri...

    -Yer yer altından yapılmış saray lara sahip yöneticiler bulunmasına rağmen, hammadde zenginliğini kendi

    Ülkeleri için ekonomik zenginliğe dö-nüştüremeyen, genelde fakirliğin pay-laşıldığı bir dünya...

    Örgütlenme girişimlerine rağ men, hiç olmazsa ortak ekonomik güç oluşturma iradesini, fonksiyonel biçim-de hayata geçirememiş, üstelik enteg-rasyon çabaları ümitsizlik duvarlarına

    çarpmış... -56 bağımsız devlet oluşturulma-sına rağmen, bağımsızlıkları farklı glo-bal güç merkezlerince gölgelenmiş bir

    dünya... -Yönetim-halk ilişkilerinde sancı... Sistem sancısı... Halkların yönetime katılma iradesinde zaaf. siyasal bilinç zaafı...

    -Genelde kendi kültür kaynakları-na olan güvensizlikten yola çıkan ve toplumu, hakim küresel kültür kodları-na göre yukardan aşağıya yeniden belirleme esasına göre tanzim edilmiş bir yapı... ve bu yapı içinde oluşan toplum-sistem gerilimleri...

    -Türkiye gibi, tavırları bu dünya için çok belirleyici olan bir gücün, stra-tejik açılımlarında İslam dünyasını ne-reye yerleştirdiğine dair netleşmiş ka-rarlar oluşturmamış görünmesi... AB ile İslâm dünyası arasında nasıl bir denge kuracağına dair ciddi projeler ortaya koyamaması.

    -İslâm ülkeleri arasında etkili güç odaklarınca oluşturulmuş ihtilaf ve gerginliklerin, her yakınlığı gölgeleye-cek sonuçlar üretiyor olması...

    -Sovyetler'in dağılmasından son-ra Asya'da ortaya çıkan bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin, rehabilitasyo-nu noktasında yeterli performansın gösterilememesi ve zamanla avantajlı durumun kaybedilme tehlikesinin oluş-masi...

    -NATO eksenli tecrid politikaları-nın etkisi ve kimi İslâm ülkesi yönetim-lerinin de iştiraki ile İslâm üzerinde odaklanan tartışmalar, manipüle edil-miş örgütlerin marifetiyle, ya da ba-ğımsızlık için harekete geçmiş toplu-lukların mücadelesi üzerine "şiddet" damgası vurarak ortaya çıkarılan şid-

    YanıtlaSil
  164. 5. Hz. Ali'ye (ra); "Gökyüzünden daha ağır, yeryü zünden daha geniş, denizden daha zengin, taştan daha sert, ateşten daha yakıcı, zemheriden daha soğuk ve ze-hirden daha acı olan şey nedir?" diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:

    56

    YanıtlaSil
  165. MÜNEBBİHAT

    "İffetli kadınlara ahlâksızlık iftirasında bulunmak, gök-yüzünden daha ağırdır. Hak, yeryüzünden daha geniştir. Kanaatkârın kalbi, denizden daha zengindir. Münafığın kalbi, taştan daha serttir. Zalim hükümdar, ateşten daha yakıcıdır. Alçağa muhtaç olmak, zemheriden daha soğuk-tur. Sabır, zehirden daha acıdır." ["İnsanların arasını boz-ma gayesiyle laf taşıma, zehirden daha acıdır" şeklinde bir rivayet de vardır.]

    ***

    YanıtlaSil
  166. Doç. Dr. Firat Erdoğan

    Deli Doktoruna Ne Zaman Gitmeli?

    Psikiyatri kliniğine başvurmayı gerektirecek şikâyet sayısı, neredeyse dünyadaki insan sayısına eşittir. Önemli olan şikâyetin şiddetidir. Her ateşte doktora gitmiyoruz, 38 dereceyi geçince ve bir gün sürmüşse önemsiyoruz. Burada da kıstas; kişinin aile, iş ve sosyal yaşamını belirgin etkileyen, işlevsellikte bozulmaya neden olan durumlardır.

    B azı dertler çok dert edilmez. Misal mi?

    Gazete okuyamıyordum, gittim doktora bir gözlük aldım, -Tırnağımın yan tarafı kızarmıştı, aile hekimi bir krem verdi sağ olsun.

    Ama mesele farklı boyutlardaysa,

    psikolojik bir sıkıntı mevcutsa, hele hele, deli doktoruna(1) gidilmişse-böyle yazmasak olmaz-, sonuç temiz bile çıksa, önemli değildir. Bu, sabıka dosyanıza girer. Her sıkıntılı durumda da kullanılır.

    Elle tutulmayan, gözle görülmeyen bir sistem üzerine konuşmak zor. Bir de bu sistemlerle ilgili ruh, nefs, vesvese, evham, metafizik gibi birçok disiplini ilgilendiren kavramlar eklenince konu daha anlaşılmaz hale gelir.

    Üstüne bir de Ayhan Songar hocanın: "Ruh Allaha aittir hasta olmaz, sizin tanımladıklarınız beynin fonksiyonlarındaki bozukluklardır." tespiti girince iş İyice karışır.

    Çocuğumuz ateşlendi, hekim arkadaş muayene etti. Teşhis?

    - Bademcikleri büyük ve kızarık. - Tanı: tonsillit

    - Tahlil yaptık, etken bakteriyel çıktı.

    - Tedavi: antibiyotik - Sonuç: başarılı.

    Her şey çok kolay, çok güzel...

    - En yakın arkadaşım; muhtelif

    dünyalık gaileleri var. İçim çok sıkılıyor diyor, intihar etmeyi bile düşünüyormuş, her camı açtığında benim yüreğim ağzıma geliyor

    - Gerçek mi, abartıyor mu? - İntihar etmeyi düşünüyor mu? Yoksa blöf yapıp üstündeki baskıyı mı azaltmak istiyor?

    - Ya doğruysa, uçuverirse bir gün? - Kime danışsak, psikolog, psikiyatrist, yaşam koçu, nefesi kuvvetli hoca, damdan düşen bir tanıdık yok mu?

    - Emar da tomografi de bir şey çıkar mı? Rezonans, ışın, alerji testi mi yapsak?

    - Doktorlar hep ilaç veriyor, biz bir terapist bulup içimiz döküp rahatlasak mı?

    Haydi buyurun, ayıklayın pirincin taşını...

    Bu yazıda sık sorulan birkaç soruya, merak edilen birkaç konuya cevap vermeye çalışalım. Belki birkaç taş eksilir pilavdan.

    PSİKİYATRİST İLE PSİKOLOG ARASINDAKİ FARK NEDİR?

    Psikiyatrist; altı yıllık tıp fakültesi eğitimini bitirip "tip

    54. ALTINOLUK

    MINI

    YanıtlaSil
  167. hastanesinin psikiyatri servisinde asistan olur. 4-5 yıllık eğitimin sonunda tez yazar, sınavdan geçerse psikiyatrist unvanı alır.

    Psikolog, üniversitenin fen edebiyat fakültesinde dört yılık psikoloji bölümünü bitirir. Psikolog olur. İlerlemek istiyorsa yüksek lisans yaparak, "klinik psikolog", "gelişim psikoloğu" gibi unvanlar alır.

    Hakkıyla icra edildiğinde ikisi de çok kıymetli, gerekli, önemli hizmet sahalarıdır. Birini diğeri ile kıyaslamak, birini diğerinin yerine koymaya kalkmak anlamsızdır. Ama daha anlamsızı tedavi formülünde bu arkadaşların birbirlerinin yerine talip olmasıdır.

    ÖNCE HANGİSİNE BAŞVURMALI?

    Psikiyatriste ulaşılamadığında ilk başvuru psikoloğa oluyor. Hasta sayımız ile psikiyatrist sayımızın uyumlu olmaması ve birçok şikâyetin aslında tıbbi problem olmaması nedeniyle bu durum aslında sistemin işlerliğine çok yardımcı oluyor. Her işte olduğu gibi burada da ehliyet ve tecrübe çok önemli.

    İdeal olan ekip çalışmasıdır. Gereklilik (ve tabii imkân) varsa hasta psikiyatriste gitsin. Tanı konsun, ciddiyet tespit edilsin, tedavi düzenlesin. Bu tedavide yeri olan, ilgi alanından psikolog hastayı devralsın tedavi devam etsin.

    KİM DOKTORA GİTSİN?

    Psikiyatri kliniğine başvurmayı gerektirecek şikâyet sayısı, neredeyse dünyadaki insan sayısına eşittir. Önemli olan şikâyetin şiddetidir. Her ateşte doktora gitmiyoruz, 38 dereceyi geçince ve bir gün sürmüşse önemsiyoruz. Burada da

    Bir Nefes

    SABAH KALKINCA...

    Sabahleyin kalkınca ilk işiniz abdest almak olsun! Sonra da Ilahi, eme maksādi ve nzäke mutlübi: Allah'ım, sen benim tek gäyem ve senin rızana ulaşmak da benim yegane isteğimdir! duasını yapır. Böyle yaparsanız akşama kadar yaptığınız bünü işlere bu duanın bereketi gelir ve hepsi Cenab-ı Hakk in rozásuna muvafık olur, inşaallah! Salih insanlarla arkadaşlık edin. Yoksa

    nefis her än kayıp gitment meyillidir. Dünya bir misafirhane bir devremülk, bugün var, yatınok! Ahiret dağıroğuna ne

    doldurabilirseniz, günde kaç kişinin gönline girip "Allah ren olsant dedirtirseniz, känınız o!... (Háce Musa Topbaş Hz.)

    kistas; kişinin aile, iş ve sosyal yaşamını belirgin etkileyen, işlevsellikte bozulmaya neden olan durumlardır. Herkes

    karanlıktan korkar da, bu korku sizi yan odaya gidemeyecek hale getirmişse randevu almanın vakti gelmiş demektir. Bir de bunların bir kaç saatlik duygular değil de uzun süreli vakalar olması gerekir.

    Bazen sadece tırnak yeme şikâyeti ile gelen, basit sayılabilecek uyku sorunlanı olanlardan iğne ile kuyu kazılarak da olsa major depresyon tanısı çıkabilir. İleri yaşlarda olan büyüklerimiz de özellikle dikkatli olunmalıdır; psikiyatrik şikâyetler, mevcut kronik hastalıklarla karışabilir, basit ilaç değişiklikleri bile ciddi tablolara neden olabilir. Çocuk hastalarda, sadece dinlemek, sorun yok, iyi gidiyor demek; çocukla konuşmak, anlaşma yapmak, ailesinin İletişim konusundaki eksiklikleri gidermek bile bazen tedavi edici olabilir.

    KİM GİTMESİN?

    Burada ayırıcı nokta şudur: İnsanlar sadece psikiyatrik hastalıkları olduğunda, psikolojik yardım için başvurmuyorlar. Davranış problemleri,

    uyum problemleri, ilişki ve iletişim problemleri için de başvuruyorlar. "Eşimle anlaşamıyorum, çocuğum yalnız yatmıyor, çocuğum kardeşi ile anlaşamıyor gibi şikâyeti olanların hepsini dinleyecek sayıda psikiyatrist yok maalesef. Bugün mutsuz hissediyorum demek depresyon hastalığı anlamına gelmez.

    İLAÇ KULLANIMI NASIL OLMALI?

    Maalesef bu konuda herkes dertli. Hekimin gereksiz ilaç verdiğini düşünen hastalar da, verdiği ilacı kullanmadığı için düzelmeyen hastalan gören hekimler de. Bir dönem ağırlıklı olarak dert dinleme ve telkin etme tedavilerinin kullanıldığı psikiyatrik hastalıklanın birçoğunda Songar hocayı doğrular nitelikte beyindeki belli bölgelerin olması gerektiği gibi çalışmaması, belirli maddelerin fazlalığının ya da eksikliğinin etkili olduğu gösterilince tedavi panellerinin çehresi tamamen değişti.

    Konu yazdıkça uzamaya müsait, biz her insanın defalarca yaşadığı, sıkıntılı durumların olmazsa olmaz bitiş cümlesi ile bitirelim: "Ya Rabbi aklımıza mukayyet oll"

    ALTINOLUK 55

    YanıtlaSil
  168. ALTINOLUK

    www.altinoluk.com

    To 2020

    413

    Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte...

    MÜSLÜMANCA YAŞAMA SANATI

    YanıtlaSil
  169. Temmuz 2020

    0

    Zilkade 1441

    18.50 TL

    413

    YanıtlaSil
  170. AHLAK

    sayılırlar. Bediüzzaman konuyla ilgili olarak, üstün ahlaka sa-hip asr-1 saadetteki Sahabe toplumunu örnek göstererek özet.

    le şöyle der: Asr-ı saadette, toplumsal hayat çarşısında, yalan, kötülük ve küfür gibi maddeler, ebedi mutsuzluğu ve Müseyli. me-i Kezzab gibi maskaraları doğurduğundan, yüksek seciyele re ve üstün ahlaka talip olan Sahabelerin öldürücü zehirden kaçar gibi o maddelerden kaçacakları ve nefret edecekleri açık tır. Diğer taraftan yüksek karakterli Sahabenin; Hz. Peygamber gibi bir meyveyi ve ebedi saadeti netice veren hak, doğruluk ve iman gibi değerleri birer elmas kıymetinde görerek var güçle riyle sahip çıkmaları ve aşık olmaları kaçınılmazdı. 13

    Ahlakın Ekonomik ve Sosyal Boyutu

    Ahlakın ekonomik ve sosyal dinamiklerinin var olduğu tes-pitinde bulunan Bediüzzaman, toplumsal düzeni altüst eden ihtilallerin, bozgunculuğun ve kötü ahlakın kaynağının iki ke-lime (cümle) olduğunu ifade ederek şöyle der: "Birisi, 'ben tok olayım da başkası açlıktan ölürse ölsün, bana ne!' İkincisi, 'Sen zahmetler içinde boğul ki, ben nimetler ve lezzetler içinde ra-hat edeyim.' İnsanlık âlemini zelzelelere maruz bırakmakla yı-kılmaya yaklaştıran birinci kelimeyi sildiren ancak zekât ol-muştur. İnsanlığı umumi felaketlere ve Bolşevikliğe sürükle-yen, ilerlemeyi durduran ve asayişi mahveden ikinci kelimeyi kökünden kesip atan da ribanın yasaklanmasıdır. "14

    Bediüzzaman'a göre, sosyal bünyedeki nizamı muhafaza et-menin en büyük şartı, toplumsal sınıflar arasında boşluğun kal-mamasıdır. Başka bir deyimle, zenginlerle fakirler arasındaki bağın kopuk olmaması gerekir. Kuşkusuz zenginle fakir arasın-da birleşmeyi sağlayan en önemli unsurlar, zekât ve yardımlar-dır. Zekâtın ödenmediği ve ribanın yaygın olduğu toplumlarda bu iki sınıf arasında sılayı temin etmek imkânsız hale geldiğin-den, sınıflar arasında gerginlik baş gösterir. Durum böyle olun-ca ekonomik yönden alt sınıf oluşturan fakirlerden zenginlere saygı ve hürmet yerine ihtilal sesleri, haset bağırışları, kin ve nefret kokan sloganlar yükselir. Aynı şekilde ekonomik yönden üst sınıf sayılan zenginlerden fakirlere merhamet, iyilik ve ilti-fat yerine, zulüm ateşleri, tahakküm ve şimşek gibi hakaretler yağmaya başlar. Bunun sonucunda, üst sınıflara mensup insan-lardaki meziyetler tevazu ve merhamete yol açması gerekir-ken, onları tekebbür ve gurura sevk ediyor. Fakirlerdeki acizlik

    13. A.g.e., a.y.

    14. İşaratül-İcaz, s. 49.

    006

    YanıtlaSil
  171. BEDİÜZZAMAN'A GÖRE AHLAKIN KAYNAĞI VE NEFSİN TEZKİYESİ

    de onları esaret ve sefalete sürüklüyor."

    Zenginleriyle fakirleri arasında bu derece açık mesafe bulu-nan bir toplumda güzel ahlak numunelerini bulmak kolay ol-mayacaktır. Bu yüzdendir ki, Hz. Peygamber (s.a.v) "zekât İs-lam'ın köprüsüdür buyurarak, bir ekonomik değer olan zekâ-tın ahlak üzerindeki etkisine işaret etmiştir. Bu hadise göre, toplum katmanları arasında yardımlaşmayı esas alan zekât iba-deti emniyet ve asayişi muhafazaya sebep olduğu gibi, toplu-mun ilerlemesine engel olan isyan, karışıklık ve ihtilallerin a-teşini de söndürmekte ve yoksulluktan ötürü toplum dışına i-tilmiş olan insanları topluma kazandırmaktadır. Bediüzzaman, "ayet-i Ku'aniyye âlem kapısında durup 'kavga kapısını kapa-mak için ribanın kapısını kapayınız' der." diyerek Kur'an'ın ri-bayı bir kavga kapısı olarak gördüğünü ifade eder. O halde de-nilebilir ki, zekâtın vacip kılınması ve ribanın yasaklanmış ol-ması güzel ahlakın temel dinamiklerinin korunması anlamına gelmektedir.

    Ahlakın İşlevsel Merkezleri

    Bediüzzaman'ın anlattığına göre ruhun yaşayabilmesi için insan bedeninde üç adet duygu yüklü merkez yaratılmıştır. Bi-rincisi, "menfaatleri celb ve cezbetmek için kuvve-i şeheviyye-i behimiyye'dir. Bu duygu bütün hayvanlarda müşterek olarak bulunur. İkincisi, "menfaat ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden ayırmak için kuvve-i akliyye-i melekiyye'dir. Meleklere has bir özellik olan akıl nimeti insanlara ve cinlere de verilmiştir. Ü-çüncüsü, "zararlı şeyleri defetmek için kuvve-i sebu'iyye-i ga-dabiye'dir. Bu özellik, insanlarda bulunmakla beraber daha kamil manada yırtıcı hayvanlarda bulunan bir özelliktir.

    Bediüzzaman, ahlakın etkili kaynağı olarak gösterdiği bu melekelerden "kuvve-i şeheviyye" ve "kuvve-i gadabiyye'yi ö-zetle şöyle tanımlamaktadır:

    Kuvve-i şeheviyye cinsel arzu, yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi faydalı şeyleri alma ve elde etme gücüdür. An-cak bu gücün üç derecesi vardır. Tefrit derecesi 'humud' deni-len şehevi konulara karşı isteksizliktir. Böyle bir kişi, harama karşı şehveti olmadığı gibi helallere karşı da iştahlı değildir. Tefritin zıttı olan ifrat derecesi ise, helal-haram demeden aşırı

    15. A.g.e., a.y.

    16. Et-tarĝib ve't-tarhib, 1, 517.

    17. İşaratül-İcaz, s. 29.

    KÖPRÜ YA

    YanıtlaSil
  172. ef'al

    200

    Allah (c.c.) tarafından peygamberler vasıta-sıyla gönderilmiş dinler

    efal افعال : .filler yapılan işler 2.(iyi veya kötü) iş veya davranışlar

    ef'al-i acibe افعال عجيبه : hayret verici işler

    ef'al-i acibe-i ilahiye أفعال عجيبة إلهيه : Allah'ın)-c.c.) hayret verici işleri

    ef'al-i azime افعال عظیمه : çok büyük işler

    ef'al-i beşer أفعال بشر : insanın yaptığı işler ve davranışlar

    ef'al ve a'mal-i beşeriyye افعال و أعمال بشريه : in sanın yaptığı işler ve davranışlar

    ef'al-i hakimane افعال حکیمانه : hikmetle yapı-lan işler, gayeli, faydalı, ölçülü, sanatlı, tam uygun ve yerinde yapılan işler

    ef'al-i hususiye-i namesrua أفعال خصوصية نامشروعه : din ahlak veya kanunlara aykırı (na-meşru) olan kişisel hareket ve davranışlar

    ef'al-i icadiye أفعال إجاديه : yaratma ile ilgili işler

    ef'al-i ictimaiyye أفعال إجتماعيه : toplum hayatı ile ilgili işler

    ef'al-i ihtiyari (ye( أفعال إختياري : iradeye bağlı iş-ler ve hareketler

    ef'al-i ihtiyariye ve ictimaiyye أفعال إختياريه وإجتماعيه : hür irade ile bilerek ve isteyerek ya-pılan iş ve hareketler

    ef'al-i İlahiye أفعال إلهيه : Allah'ın (c.c.) işleri

    ef'al-i kerimane افعال كريمانه : iyilik severlikle ve cömertçe yapılan işler

    ef'al-i Rabbaniye أفعال ربانيه : Allah'ın (c.c.) Rab, yani her şeyin sahibi, yetiştiricisi ve terbiye edicisi sıfatını gösteren işler

    ef'al-i Rahmaniyet افعال رحمانيت : Allah'ın (c.c.( geniş merhamet sahibi oluşunu (Rahmaniye-tini) gösteren işler

    ef'al-i Rububiyet أفعال ربوبيت : Allah'ın (c.c.(, her varlığın Rabbi olduğunu gösteren işleri (bak. ef'al-i Rabbaniye)

    ef'al-i uhreviye افعال اخرويه : ahiretle ilgili işler

    ef'al-i umumiye أفعال عموميه : varlıklar dünyası-nın her yerinde ve her zaman görülen genel ve yaygın olan işler

    ef'al-i umumiye-i ilahiye أفعال عمومية إلهيه : Al lah'ın (c.c.), varlıklar dünyasının her yerinde ve her zaman görülen, genel ve yaygın olan işleri

    ef'al-i umumiye-i muhita أفعال عمومية محيطه : bu tün varlık dünyalarını kuşatıcı, her yerde ve

    D

    D

    E

    YanıtlaSil
  173. ef'al

    200

    Efgani (Afgani)

    her zaman görülen genel ve yaygın işler

    fazil en faziletli olanlar, en seçkin ve üstün niteliklere sahip olanlar, en üstün ve güzel ahlaklı ve bilgili insanlar

    efazılı beni dem أفضل بنی آدم dem oğulla-rından (insanlardan) en faziletli olanlar, en seçkin ve üstün niteliklere sahip olanlar, en üstün ve güzel ahlaklı ve bilgili olan insanlar

    efazılı beşer افاضل بشر : insanlardan en fazilet li olanlar, en seçkin ve üstün niteliklere sahip olanlar, en üstün ve güzel ahlâk sahibi ve bil gili insanlar

    efdal أفضل : çok faziletli, çok iyi, çok üstün

    efdal-ül halk أفضل الخلق : yaratılmışların en üsütünü

    efdal-üs salāti ve-s selam أفضل الصلاة والسلام : en üstün rahmet ve selâmet duası (alâ sahibihi efdal-üs salāti ve-s selam على صحبه أفضل الصلاتي والسلام : rahmet ve selamet (esenlik) duasının en üstünü onun sahibine olsun)

    efdal-üs salâvati ve-s selam أفضل الصلوات والسلام : rahmet ve selâmet dualarının en üstünü (aleyhi ve aleyhim efdal-üs salâvati ve selâm: rahmet ve selâmet (esenlik) dualarının en üs-tünü O'na (aleyhi) ve Onlara (aleyhim) olsun

    efe 1 : أنه.Batı Anadolu köylü yiğidi, zeybek 2.yiğit 3.kabadayı

    efelik أفه لك : yiğitlik, kabadayılık

    efendi 1 : أفندى."bey" manasında olgunluk yaşındaki kişilerin isimlerinden sonra kul-lanılan ünvan 2.terbiyeli, kibar, saygıdeğer kişi, 4.bir kimsenin hizmetinde, emri altında bulunulan kişi, 5.sahip, mevlā, koruyucu ve yardımcı, 6. koca, bey

    efgan افغان : feryat, acı ile bağırma ,

    Efgani (Afgani( افغانی : Sey) Cemaleddîn-i Afganî) İslâm birliği akımının ileri gelen-lerinden, Afganistanlı siyaset adamı. (mi. 1838. 1897) İslâmî ilimleri, felsefe ve müsbet ilimleri öğrendi. 1870 yılında İstanbula geldi. Kendisine Meclis-i Kebiri Maarif ve Encü-men-i Dâniş üyeliği verildi. Dârül fünunda (üniversitede) dersler verdi. Zararlı fikirler yaydığı yolunda Şeyh-ülislâmın yayınladığı risale üzerine Mısır'a gitti. Hindistan, Ame-rika, İngiltere ve Fransa'da bir süre bulundu. Muhammed Abduh ile birlikte "El-Urvet-ül Vuska" (Allah'ın sağlam ipi) adlı dergi çıkar-dı. Bu dergi İslâm dünyasında etkili oldu. Bir ara İran'a davet edildi, sonra fikirleri zararlı

    YanıtlaSil
  174. efhâm

    201

    efrad-i na-mahdud

    görülerek İran'dan çıkarıldı. 1892 yılında 11. Abdülhamid onu İstanbula davet etti. Be-s'ta kendisine bir konak verildi. 1897 de şiktaş'ta İstanbul'da kanserden öldü. Eserleri arasında maddecilik aleyhinde yazdığı "dehriye", "Ma-kalât-ı Cemaliye" gibi siyasi yazıları vardır

    efham أفهام : anlayışlar, kavrayışlar, anlama ve kavrama yetenekleri

    efham افخم : çok büyük, ulu, yüce

    efkar أفكار : fikirler, düşünceler

    efkar-i amme افکار عامه : herkesin düşüncesi, halkın ortak düşüncesi, kamuoyu

    efkar-ı âmme-i alem أفكار عامة عالم : dünya ka-muoyu, dünyadaki toplumların ortak düşün-cesi

    efkår-ı amme-i ilmiye أفكار عامة علميه : ilimler dünyasındaki ortak düşünceler, alimlerinin ortak düşünceleri

    efkar-ı âmme-i İslamiye أفكار عامة إسلامية : isla mın kamuoyu, İslâm dünyasındaki ortak şünce

    efkår-ı âmme-i millet افکار عامه ملت : milletin ortak düşüncesi

    efkar-Arab افکار عرب : Arab halkının ortak dü şüncesi, Arab kamuoyu

    efkar-ı batıla أفكار باطله : batıl düşünceler; ger-çek dışı ve boş düşünceler

    efkar-i faside أفكار فاسده : bozuk ve bozguncu düşünceler

    efkar-i felsefiye أفكار فلسفيه : felsefi düşünceler, dini bir tarafa bırakan ve yalnız akla dayanan düşünceler

    efkar-ı hazıra أفكار حاضره : şimdiki zamanın dü-şünceleri

    efkar-ı mücerrede افکار مجرده : akılla kavrana-bilir derin düşünceler

    efkär-ı münafıkane أفكار منافقانه : münafıkca dü-şünceler, gizli inançsızların bozguncu tarzda-ki düşünceleri

    efkar- nuriye افکار نوریه : nurlu aydınlatı-a) düşünceler (Risale-i Nur kitaplarındaki Kur'an'dan alınan düşünceler.)

    efkari safiye افکار صافيه : saf kalmış, yabancı etkilerle bozulmamış düşünceler

    efkar-i saibe افكار صائبه : doğru düşünceler, hak lı ve isabetli fikirler

    efkari sefile افكارسفيله : gerçeklerden uzak ve yoksun, zavallı (acınası) düşünceler, aşağılık

    düşünceler

    efkar-ı siyasiye افکار سیاسیه : siyasi fikirler, dev-let idaresi ile ilgili düşünceler

    efkar-i ülema أفكار علما : din alimlerinin ortak düşünceleri (ve tutumları)

    efkar-ı umumi (ye( افکار عمومیه : toplumda ka-bul edilen ortak düşünceler, toplumdaki genel düşünceler

    efkarca افكارجه : düşünceler bakımından

    eflak 1 : أفلاك.felekler, gökler 2.ålemler, dün-yalar

    Eflani افلانی : Karabük'ün yaklaşık 50 km. ve Safranbolu'nun yaklaşık 40 km kuzeydoğu-sunda, dağlık bölgede bir ilçe

    Eflatun أفلاطون : )m. ö. 427. 348) eski Yunanis-tan'da yaşamış büyük bir filozof (düşünce adamı). Eski büyük filozoflardan Aristo'nun da hocasıdır. Eflatun'un felsefi görüşleri bir kısım İslâm filozoflarını da etkilemiştir(

    defrad 1 : أفراد.fertler, kişiler, bireyler 2.erler, rütbesiz askerler

    efrad-1 adide أفراد عديده : sayıca çok olan asker-ler

    efrad- aile أفراد عائله : aile fertleri (bireyleri(

    efrad-i aşiret أفراد عشیرت : aşiret fertleri, yarı göçebe yaşayan, aynı soydan gelen ve bir baş-kanın (şeyh, ağa vb.) idaresi altında olan in-

    sanların her biri

    efrad-ı beni-beşer افراد بنی بشر : insanoğulları olan fertler, insan fertleri, insanların herbiri

    efrad-ı beşer (iye( أفراد بشريه : insan fertleri, in-san topluluklarının fertleri (bireyleri)

    efradı cüziye افراد جزئيه :cüzi fertler; bütü-nün kısımları, parçaları

    efrad - insaniye أفراد إنسانيه : insan toplulukları-nın fertleri. (bireyleri)

    efrad- kesire أفراد كثيره : .cok sayıda fertler 2.çok sayıda erler (askerler) 3.(Kur'an ayeti için) çok sayıda farklı zamanlara, farklı toplu-luklara ve farklı kişilere, farklı şartlara bakan ayrı ayrı mânaları; ayrı ayrı mâna tabakaları

    efrad- mahsusa 1 : أفراد مخصوصه hususi fertler özel kimseler, özelliği olan şahıslar 2.(Kur'an ayetleri için) çeşitli devirlerdeki hususi bazı şahıslara işaret eden mânalar

    efrad - millet أفراد ملت : milletin fertleri, milleti meydana getiren insanlar

    efrad -i na-mahdud افراد نا محدود : sınırsız sayıda fertler

    YanıtlaSil
  175. 679

    HADIS-I ŞERİFLER

    muşsanız ve bu halde su da bulamamışsanız o vakit tertemiz bir toprakla teyemmüm edin, binäenaleyh (niyyetle) ondan yüzleri. nize ve ellerinize sürün. Allah, sizin üzerinize bir güçlük yapmayı dilemez, fakat ivice temizlenmenizi ve üstünüzdeki nimetinin ta mamlanmasını diler. Ta ki şükredesiniz.>>>>

    Bu Ayet-i Kerime MAIDE suresinin 6. Ayetidir. Abdestin farz oldu-ğu bu Ayet-i Kerime ile sabittir.

    وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إِنَّ أُمَّتِي يُدْعَوْنَ يَوْمَ القِيَامَةِ فُرَا محَجَّلِينَ مِنْ آثَارِ الْوُضُوه فَمَنِ اسْتَطَاعَ مِنكُمْ أَنْ يُطِيلَ فُرْتَهُ فَلْيَفْعَلْ . ۲

    ( رواه الشيخان )

    2) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu: < ğırılacaklar.

    Bu Hadis-i Şerif delâletiyle bazı müştehidler: Kolu, omuz başına kadar; ayakları diz kapaklarına kadar yıkamayı emretmişlerdir.

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte.. تَبْلُغُ الْحِلْيَةِ مِنَ الْمُؤْمِنِ حَيْثُ يباع الوُضُوه . ۳

    ( رواه أبو هريرة )

    3) «Müminin süsü, alman abdestle -yıkandığı yerlere kadardır..>>>

    **

    Haliyle bu, kıyamet günü olacaktır. Ravisi EBU HÜREYRE'dir.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..

    إذا تَوَضَّأُ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ ( أو المُؤْمِنُ ) فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُل خَطِيئة نَظَرَ إليها بِعَيْنِهِ مَعَ الماء أَوْ مَعَ آخرِ قَطْرِ الماءِ ، فَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَ مِنْ يديه كل خطيئة كانت بطشتها يداه مع الماء أو مع آخر قطر الماء ؛ فإذا غسل رِجْلَيْهِ خَرَجَتْ كلُّ خَطِيئَةٍ مَشَتْها رجلاه مع الماء ، أو مع آخر قطرة الماء ، حتى يَخْرُجَ نَقِيًّا من الذنوب .

    ( رواه أبو هريرة )

    YanıtlaSil
  176. VE VAAR ORNEKLERI

    673

    4) «Bir müslüman veya mümin kul, abdest alırken yüzünü yıkadığı zaman gözleriyle baktığı her hata, akan su veya o suyun son damlası ile akar gider.

    Ellerini yıkadığı zaman, o elleri ile tuttuğu her hata, akan su veya o suyun son damlası ile akar gider.

    Ayaklarımı yıkadığı zaman, o ayaklarıyla yürüdüğü her hatâ, akan su veya o suyun son damlası ile akar gider.

    Böylece günahlardan temiz olarak çıkar...

    Bu şekilde bir abdest alınması için, gafleti bırakmak ve alınan ab-destin manasını düşünmek gerek...

    Ravi: EBU HUREYRE.. Menkibesi, 5. Hadis-i Şerifte...

    ألا أدلكم على ما يمحو الله به الخطايا ويرفع به الدرجات ؟ قالوا بلى يا رسول الله ، قال إسباغ الوضوء على المكاره ، وَكَثْرَةُ الخطا إلى المساجد وانتِظارُ الصَّلاةِ بَعْدَ الصَّلاةِ ؛ فَذَلِكُمُ الرباط ؛ فَذلِكُمُ الرباط .

    ( رواه مسلم )

    5) «Size -birşeyi haber vereyim mi?. Ki, Allah onunla hataları siler ve dereceleri yükseltir..

    Evet ya Resûlellah..

    Dediler; buyurdu:

    - Sıkıntılı zamanlarda abdesti güzel almak..

    Mescidlere çok adun..

    Bir namazdan sonra diğer namazı gözetlemek..

    İşte bu, size nöbettir. İşte bu, size nöbettir..>>

    Tıpkı cephedeki gibi.. Orada nöbet terk edilirse; diüşman saldırır.. Burada ise, nefis ve şeytan..

    Ravi: MÜSLİM.. Menkibesi, 5. Hadis-i şerifte...

    ( رواه أبو مالك الأشعري )

    ٦

    ه

    الظهورُ شَطْرُ الإيمان .

    Hadis-i şerifler, F: 43

    YanıtlaSil
  177. 184

    MECELLE-I AHKAMI ADLİYYE

    kuruşa mukabil olup binaenaleyh bir şefi çıksa anı dokuzbin ku-ruşa alabilir.

    MADDE 261 - Bayi kabl-el-kabz semen-i mebi'in cümlesini hat edebilir. Fakat asl-1 akde mültehik olmaz.

    Meselâ, bâyi bir mülk akarı onbin kuruşa sattıkdan sonra kabl-el-kaba ol akçeden kåmilen vazgeçse şefi'i ol akarı onbin ku-ruşa alabilir. Yoksa akçesiz alırım diyemez.

    BAB-I HAMIS

    Teslim ve tesellüme müteallik mesail beyanında olup altı fash havidir.

    FASL-I EVVEL

    Teslim ve tesellümün hakikat ve keyfiyeti beyanındadır.

    MADDE 262 Bey'de kabz şart değildir. Fakat ba'd-el-akd evvela müşteri semeni bâyľa ve saniyen bayi mebi'i müşteriye vermeğe borçlu olur.

    MADDE 263 Mebi'in teslimi müşterinin bila-mâni mebi'i kab-zedebilecek vechile tesellümüne bâyi'in izin vermesiyle hasıl olur.

    MADDE 264 kabzetmiş olur. Mebi'in teslimi hasıl olduğu gibi müşteri dahi anı

    MADDE 265 olur. Mebi'in ihtilafiyle keyfiyet-i teslimi dahi muhtelif

    MADDE 266 Müşteri arsa ve arazinin içinde bulunduğu veyahut bir tarafından görür olduğu halde kabza bayi'in ruhsat vermesi tes-limdir.

    MADDE 267 Üzerinde ekin olan arz'ın tesliminde üzerindeki eki-ni biçip yahut hayvana yedirip de arzı tahliye etmeğe bây'i mecbur olur.

    MADDE 268 Üzerinde meyve olan ağacın tesliminde meyvesini devşirip ağacı tahliye etmeğe bayi mecbur olur.

    MADDE 269 Ağaç üzerinde olarak satılmış olan meyveyi müşte-rinin devşirmesine bâyiin ruhsat vermesi teslimdir.

    MADDE 270 Hane ve bağ gibi kilitli akarın içinde bâyiin müş-teriye teslim ettim demesi teslimdir. Ve haricinde iken mebi eğer

    YanıtlaSil
  178. KİTAB'UL BÜYÜ

    185

    müşteri derhal onu kilitliyebilecek mertebe karib ise mücerred tesclim ettim demesi teslimdir. Ve eğer ol mertebe karib değil ise oraya varıp da içine girebilecek kadar vakit mürûru ile teslim ta-hukkuk eder.

    MADDE 271 Kilitli akarın miftahını vermek teslimdir.

    MADDE 272 Hayvan başından ya kulağından veya yularından tutulup teslim olunur.

    Fakat müşterinin külfetsizce tesellümüne kudreti olan mahalde irâcsiyle kabzına ruhsat i'tası dahi teslimdir.

    MADDE 273 Mekiylât ve mevzûnat müşterinin emriyle keyl ya vezn olunarak tehyie ve ita eylediği zarf ve kab derûnuna konul-mak teslimdir.

    MADDE 274 Uruz'un teslimi müşterinin eline i'tasiyle yahut yanına koymak veya meydanda olup da bilirâe kabzına ruhsat ver-mekle olur.

    MADDE 275 - Ambar ve sandık gibi kilitli bir mahal içinde bulu-nan şeyler toptan satıldıkta miftahının müşteriye itasiyle kabzına ruhsat verilmek teslimdir.

    Meselâ, bir ambar buğday yahut bir sandık kitap toptan satıl-dıkda miftahın i'tası mebi'i teslim demektir.

    MADDE 276 Müşteri mebi'i kabzederken bayi'in görüp de men etmemesi kabza ruhsattır.

    MADDE 277 Bayi'in izni olmaksızın müşterinin semeni tediye et-meden mebi'i kabzetmesi muteber değildir.

    Fakat müşteri bila izin kabzedilip de yedinde meb'i telef olur yahut sakatlanırsa kabz muteber olur.

    FASL-I SANİ

    Mebiin hakk-ı habsine dair mevad beyanındadır.

    MADDE 278 Peşin satışta müşteri semeni tamamen tediye edin-ceye dek bâyï'in mebi'i habs ve tevkif etmek hakkı vardır.

    MADDE 279 Bayi eşya-yı müteaddideyi safka-i vâhide ile sattık-da her birinin başka başka bahasını beyan etmiş olsa bile tamamen semeni kabzedinceye dek mecmu-u mebi'i habsedebilir.

    MADDE 280 - Müşterinin rehin ve kefil vermesi bâyi'in hakkı habsini iskat edemez.

    YanıtlaSil
  179. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    108

    Kur'ân-ı Kerim'in, Hz. Osman devrinde nüshalarının çoğaltılma-81 hadisesine gelince: fütühata katılan gaziler arasında kıraat ihti lafları çıkmış ve her biri kendi telaffuzunun doğruluğunda ısrar et miş, bu hususta birbirlerini bilgisizlikle suçlayacak kadar ileri gitmis-lerdi.

    Irak ordusile birlikte İrminiyye ve Azerbaycan fethinden sonra Şama karşı yapılan savaşta bulunduğu sırada Huzeyfe b. Yemân, Hz. Osman'a geldi.

    Huzeyfe b. Yeman'ı, ordu efrâdının Kur'an okuyuşundaki Ihti-lafları telâşa düşürmüştü.

    Huzeyfe b. Yemân, Hz. Osman'a «Ey Mü'minler Emir'i! Kitapla-rı üzerinde, Yahudiler ve Nasraniler gibi ihtilafa düşmeden bu Üm. mete yetiş! dedi.

    Hz. Osman «Mushaflara geçirmemiz için Suhuf'u bize gönder.

    Sonra, sana iade ederiz!» diye Hz. Hafsa'ya haber gönderdi.

    Hz. Hafsa da, Suhuf'u, Hz. Osman'a gönderdi.

    Bunun üzerine, Hz. Osman; Zeyd b. Såbit'e, Abdullah b. Zübeyr'e, Said b. Ás'a ve Abdurrahman b. Hâris b. Hişâm'a emr etti.

    Bunlar da, O Suhuf'u, Mushaflara geçirdiler.

    Hz. Osman, onlardan Kureyşi olan üç âzaya «Siz, Kur'ândan her hangi bir şeyde, Kur'ân-ın imlasında Zeyd b. Sabitle ihtilaf ettiğiniz vakit, onu Kureyş'in dili ile yazınız.

    Çünkü, Kur'an, ancak, Kurayş'in dili ile inmiştir!» dedi.

    Onlar da, öyle yaptılar.

    Suhuf'u, Mushaflara geçirdikten sonra Hz. Osman, Suhuf'u, Hz. Haísa'ya iade etti.

    Yazdıklarından her tarafa birer Mushaf gönderdi.

    Bunlardan başkasını Sahife olsun, Mushaf olsun yakmaları-nı emr etti. (93)

    Hz. Osman, Hz. Hafsa'daki Suhuf'tan dört Mushaf istinsah ettir-mişti.

    Onlardan birini Küfe'ye, birini Basra'ya, birini Şam'a gönderdi. Birisini de, yanında alıkoydu.

    Çoğaltılan Mushafların sayısının yedi olduğu, Mekke'ye, Yemen'e ve Bahreyn'e de, birer Mushaf gönderildiği de, rivayet edilir. (94)

    Bir kısım Küfelilerden başka her insan, bu işin faziletini anladı ve takdir etti.

    (93) Buhari Sahih c. 6, s. 99, Ibn-i Ebi Davud Kitabülmesahif s. 19-20 (91) İbn-1 Ebi Davud - Kitabülmesahif s. 34, Bedrüddin'ülzerkeşî - Bürhan c. 1, s. 240

    YanıtlaSil
  180. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    199

    Hz. Ali, Küfe'ye vardığı zaman, Küfeli adamın biri. Hz. Ali'nin yanına gelip Mushaf istinsahı hususundaki hizmetinden dolayı Hz. Osmanı ayıplamağa ve suçlamağa yeltenince, Hz. Ali, ona bağırarak

    «Sus! O, bu işi, bizim ileri gelenlerimizden bir cemâatla yaptı. Osman'ın üzerine almış olduğu vazifeyi, ben üzerime saydım, muhakkak, ben almış ol-de, bu hususta onun yolunu tutardım!» (95)

    Allah, Osman'a rahmet etsin! Eğer idâreyi, ben üzerime almış olsaydım, ben de, muhakkak, Mushaflar hakkında Onun yaptığını yapardım.

    Ey insanlar! Mushaflar ve fazla Mushafların yakılması hususun-da Osman'a kin beslemeyiniz. Onun hakkında hayırdan başka bir söz de, söylemeyiniz.

    Vallahi, O, Mushaflar hakkında yaptığı şeyi, ancak, bizim ileri gelenlerimizden bir cemaatı toplayarak yapmıştır!» dedi. (96)

    Gerçekten de, Hz. Osman, Mushafları istinsah ettirmek istediği zaman, Kureyşilerden ve Ensardan, içlerinde Ubeyy b. Ka'b ile Zeyd b. Sâbit'in de, bulunduğu on iki kişilik bir Danışma Heyeti toplamış-1. (97)

    Mushafları istinsaha memur edilenlerden Said b. As, halkın dili en fasih ve düzgün olanı, Zeyd b. Sâbit te, Kur'ân-ı Kerim'in okunuş tarzlarını halkın en iyi bileni idi. (98)

    Kur'ân-ı Kerimin Peygamberimizin En Büyük ve En Devamlı Múcizesi Oluşu:

    Peygamberimiz, bir Hadis-i şeriflerinde «Peygamberlerden hiç bir Peygamber yoktur ki, Ona, insanların imân etmek zorunda kaldığı Mûcizelerin bir benzeri verilmemiş olsun.

    Bana verilen Mûcize ise, Allah'ın, bana vahy ettiğidir, Kur'an'-dır.

    Bunun için, Kıyamet günü, Peygamberlerin en çok ümmetlisi ben olacağımı umarım.» buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 2, s. 451, Buhârî - Sahih c. 6, s. 97, Müslim Sahih c. 1, s. 134)

    Her Peygamberin, zamanına göre, Peygamberlik dâvâsını isbatla-yacak bazı Hârikul'âdeleri, Mûcizeleri vardır: Asa'nın, yılan'a çevi-rilmesi gibi.

    Hz. Mûsâ Aleyhisselâmın zamanında, Sihir yaygındı.

    Bunun için, Hz. Mûsâ Aleyhisselâm, Sihirden daha üstün ve bas-

    (95) İbn-i Esîr Kâmil c. 3, s. 112

    (96) İbn-i Ebi Davud Kitabülmesahif s. 22

    (97) İbn-i Ebi Davud Kitabülmesahif s. 25-26

    (98) İbn-i Ebi Davud Kitabülmesahif s. 22-23

    YanıtlaSil
  181. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Ona dayanarak konuşan, doğrulanır.

    Onunla amel eden, ecre erer.

    Onunla hükm eden, adâlet eder.

    Ona dåvet eden, doğruya ve doğru yola dâvet etmiş olur!) bu-yurdu.» (101)

    Peygamberimiz, başka bir Hadislerinde de «Önceki Kitaplar, tek Bap ve tek Harf (lügat) üzerine inmişti.

    Kur'an ise:

    1. Emir,

    2. Nehiy,

    3. Helål,

    4. Haram,

    5. Muhkem,

    6. Müteşâbih,

    7. Misaller

    den mürekkep olmak üzre yedi Bap ve yedi Harf (lügat) üzerine in-miştir.

    Onun helalını, helâl kılınız!

    Onun haramını, haram kılınız!

    Onda emr olunduğunuz şeyleri işleyiniz!

    Onda nehy olunduğunuz şeylerden sakınınız!

    Onun getirdiği temsillerden ibret alınız!

    Onun muhkemlerile amel ediniz!

    Onun Müteşåbihlerine de, imân ediniz ve (Rabbımızın katın-dan bütün gelenlere imân ettik!) deyiniz!» buyurmuşlardır.

    (Håkim-Müstedrek c. 1, s. 553, İbn-i Hacer-Metālibül'âliye c. 3, s. 284)

    Abdullah b. Mes'ud «İlim isteyen, Kur'ân'ı eşelesin!

    Çünki, öncekilerin de, sonrakilerin de, ilmi, onun içindedir!>>> (102)

    «Ben, ne zaman size bir Hadîs haber versem, onun, Kitabullâh-da doğrulayıcı delilini de, haber vere bilirim!>>>

    Abdullah b. Abbas da «Eğer, benim yanımda bir devenin diz bağ-ları yitecek olsa, muhakkak, onu da, yüce Allâhın Kitabında bulu-rumdur!» demiştir.

    Said b. Cübeyr de «Bana, diyor, Resûlullâh Aleyhisselâmdan hiç

    (101) Tirmizi Sünen c. 5, s. 172-173, Dârimi Sünen c. 2, s. 312, Heysemi - Mec-muauzzevaid c. 7, s. 164

    (102) Taberâniden naklen Heysemt Mecmuauzzevaid c. 7, s. 165, 1bn-i Esir Ni-hâye c. 1, s. 229, Bedrüddinülzerkeşt Bürhan c. 1, s. 454, İbn-i Hacer-Metālibül'âliye c. 3, s. 133

    202

    YanıtlaSil
  182. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    200

    kın olan bir Mûcize getirip muhataplarını imân etmek zorunda bi rakti.

    Hz. İså Aleyhisselâmın zamanında doktorluk yaygındı.

    Bunun için, Hz. İsa Aleyhisselâm, doktorluktan daha üstün ve baskın olan bir Múcize getirdi: ölüyü, diriltti.

    Resûlullah Aleyhisselâmın zamanında ise, Fesâhat yaygındı. ve Belağat

    Bunun için, Resûlullah Aleyhisselâm, kavmına, bir Fesâhât ve Belâğat Můcizesi olan Kur'an-ı Kerimi getirdi. (Bedrüddinül ayni-Um-detülkarî c. 19, s. 13)

    Peygamberimizden önceki Peygamberlerin Mûcizeleri, kendileri-nin vefatlarile sona ermiş, onları, o zaman hazır bulunanlardan baş-kaları da, görmemişlerdir.

    Peygamberimizin Múcizesi olan Kur'ân-ı Kerim ise, Kıyamet gü-nüne kadar devam edecektir. (Bedrüddinül'aynî-Umdetülkarî c. 19, s. 13, İbn-i Hacer-Fethulbârî c. 9, s. 5)

    Diğer Peygamberlere verilen Mûcizelerin benzerleri, ya sûretce, ya da, hakikatca Kendilerinden öncekilere de, verilmiş bulunuyordu.

    Kur'ân-ı Kerim Mûcizesinin benzeri ise, daha önce hiç bir Pey-gambere verilmemişti. (İbn-i Hacer - Fethulbârî c. 9, s. 5)

    Ebû Ubeyd'in bildirdiğine göre bir çöl Arabı, bir zâtın (Fas-da'bimâ tü'mer.. = Artık, Sen, emr olunduğun şeyi açığa vur!.. Hier: 94) Âyetini okurken işitip hemen secdeye kapanır ve «Ben, onun Fe-sâhatından dolayı secde ettim!»

    Başka birisi de (Felemmestey'esů mínhű halasů neciyyen... = Vaktā ki, ondan umudlarını kestiler, fısıldaşarak bir yana çekildiler.. (Yûsüf: 80) Ayetini bir adamdan işitince «Ben, şehadet ederim ki: bu sözün benzerini bir yaratık söylemeğe güc yetiremez!» demiştir.

    Bir câriyeden dinlediği kelâmın fesâhatına şaşarak «Allah için, sen ne kadar da, fesâhatlısın?» demekten kendini alamayan Asmaî'ye, câriye: (Ve evhayna ila ümmiMûsâ en erdıîhi... = Mûsâ'nın anasına (Onu, emzir! Onun hakkında sana bir tehlike gelince, kendisini de-nize bırak! Korkma! Tasalanma!

    Çünki, Biz, Onu, sana geri döndüreceğiz.

    Hem, Onu, Peygamberlerden biri de, yapacağız!) diye vahy ve ilham ettik. (Kassas: 7) Kavlinden sonra şu benimki bir fesâhat mi sayılır?» demiştir.

    Gerçekten de, bu bir tek Âyette iki emir, iki nehiy, iki haber ve iki müjde birleştirilmiştir.

    (Kadı Iyaz - Şifâ c. 1, s. 215-216)

    Peygamberimizin Mûcizesi, sâdece Kur'ân-ı Kerimden ibaret bu-

    YanıtlaSil
  183. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    201 lunmadığı ve daha bir çok Mücizeleri olduğu halde, bu Hadislerinde yalnız Kur'ân-ı Kerimi anmakla iktifå buyurmaları, onun, Mûcizele-rinin en büyük ve en yararlısı oluşundan; Dine dâveti, Delil ve Huc-ceti hâvi bulunuşundan; Kıyamet gününe kadar hazır, gaip herke-sin, ondan yararlanışındandır. (Bedrüddinül'ayni-Umdetülkari c. 19, s. 13)

    Kur'ân-ı Kerim'in Bütün İlimlerin Kaynağı Oluşu:

    Kur'ân-ı Kerim'e KUR'AN isminin verilişi, İlâhî kitaplar arasın-da, kitapların, belki bütün ilimlerin semerelerini kendisinde topla-mış olduğu içindir.

    Nitekim, yüce Allah, buna «..Her şeyin tafsilidir.. (Yûsüf: III) »

    «...Her şeyin apaçık bir beyanıdır... (Nahl: 89) »

    sözlerile işaret buyurmuştur. (99)

    Kur'ân-ı Kerim, Hakikat Ehli'ne göre bütün hakikatları kendi-sinde toplayan Ledün İlmi'nin de, icmali, özetidir. (100)

    Hz. Ali der ki «Resûlullâh Aleyhisselâmdan işittim (Haberiniz olsun ki bir takım fitneler zuhur edecektir!) buyurdu.

    (Yâ Resülallah! O fitnelerden çıkış, kurtuluş nedir?) diye sor-

    dum.

    (Kitabullâh'dır!

    Çünki, sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haber-leri de, aranızdakilerin hükmü de, ondadır.

    O, hak ile bâtılı ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş şey de-ğildir.

    Onu, zorbalıkla bırakan kimsenin Allâh, boynunu kırar.

    Hidâyeti, doğru yolu Ondan başkasında arayanı dalâlete düşürür.

    O, Allâhın en sağlam Urganıdır.

    O, hikmetle dolu Kur'an'dır.

    O, en doğru yoldur.

    O, boş arzuların hakdan saptıramayacağı, dillerin karıştırıp be-lirsiz edemeyeceği, İlim adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlan-masından bıkılmayan, akılları hayrette bırakan meziyetleri bitip tü-kenmeyen bir Kitaptır.

    O, öyle bir Kitaptır ki, Cinlerden bir zümre Onu dinledikleri za-man (Biz, gerçek hayranlık veren bir Kur'ân dinledik ki, O, hakka ve doğruya götürüyordur. Bundan dolayı, biz de, Ona inandık..) demiş-lerdir.

    (99) Rågab Müfredatülkur'an s. 402

    (100) Seyyid Şerif Tarifât s. 116

    YanıtlaSil
  184. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Ona dayanarak konuşan, doğrulanır.

    Onunla amel eden, ecre erer.

    Onunla hükm eden, adâlet eder.

    Ona davet eden, doğruya ve doğru yola dâvet etmiş olur!) bu-yurdu.» (101)

    Peygamberimiz, başka bir Hadislerinde de «Önceki Kitaplar, tek Bap ve tek Harf (lügat) üzerine inmişti.

    Kur'an ise:

    1. Emir,

    2. Nehly,

    3. Helâl,

    4. Haram,

    5. Muhkem,

    6. Müteşâbih,

    7. Misaller

    den mürekkep olmak üzre yedi Bap ve yedi Harf (lügat) üzerine in-miştir.

    Onun helalını, helâl kılınız!

    Onun haramını, haram kılınız!

    Onda emr olunduğunuz şeyleri işleyiniz!

    Onda nehy olunduğunuz şeylerden sakınınız!

    Onun getirdiği temsillerden ibret alınız!

    Onun muhkemlerile amel ediniz!

    Onun Müteşâbihlerine de, imân ediniz ve (Rabbımızın katın-dan bütün gelenlere imân ettik!) deyiniz!» buyurmuşlardır.

    (Håkim-Müstedrek c. 1, s. 553, İbn-i Hacer-Metâlibül'âllye c. 3, s. 284)

    Abdullah b. Mes'ud «İlim isteyen, Kur'ân'ı eşelesin!

    Çünki, öncekilerin de, sonrakilerin de, ilmi, onun içindedir!>>> (102)

    «Ben, ne zaman size bir Hadis haber versem, onun, Kitabullâh-da doğrulayıcı delilini de, haber vere bilirim!>>>

    Abdullah b. Abbas da «Eğer, benim yanımda bir devenin diz bağ-ları yitecek olsa, muhakkak, onu da, yüce Allâhın Kitabında bulu-rumdur! demiştir.

    Said b. Cübeyr de «Bana, diyor, Resûlullâh Aleyhisselâmdan hiç

    (101) Tirmizi Sünen c. 5, s. 172-173, Dârimi Sünen c. 2, s. 312, Heysemi - Mec-muauzzevaid c. 7, s. 164

    (102) Taberåni'den naklen Heysemt Mecmuauzzevald c. 7, s. 165, 1bn-i Esir Ni-haye c. 1, s. 229, Bedrüddinülzerkeşî Bürhan c. 1, s. 454, İbn-i Hacer-Metālibül'ällye c. 3, s. 133

    202

    YanıtlaSil
  185. İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET

    203 bir Hadis erişmemiştir ki, onun, doğrulavıcı delilini Kitabullah'da bulmuş olmayayım!»

    İmam Şafii, bir kerre Mekke'de İstediğinizi, sorunuz, Kitabul-Ah'dan onun cevabını size haber vereyim?» demisti.

    «Arı sineğini öldüren İhramlı hakkında ne diyeceksin?» diye so-rulunca, İmam Şafii «Bismillahirrahmanirrahim.

    Vemâ Âtâkümürresûlü fe huzühü vemâ nehâküm anhu fente-hû.. Peygamber, size ne verdi ise, onu, alınız!

    Size, neyi yasak etti ise, ondan da, sakınınız!.. (Haşr: 7)»

    ...Huzeyfe b. Yeman'ın, Peygamber Aleyhisselâmdan bize rivayet ettiği Hadis'de (Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer b. Hattab'a uyu-nuz!) buyrulmuş olup Ömer b. Hattab'ın da, İhramlının arı sineğini öldürmesini emr ettiği haberi bize Târık b. Şihab'dan rivayet edilmiş-tir. diye cevap vermiştir.

    Ebû Bekir b. Mücahid bir gün «Alemde hiç bir şey yoktur ki, Kitabullâhda bulunmasın!» demişti.

    Kendisine «Öyle ise, Kur'an'ın içinde nerede Hanlardan bahs edilmiştir?» diye soruldu.

    O da «Meskün olmayan ve içerisinde size aid metâ bulunan Beyt-lere girmenizde, size bir vebâl yoktur.. (Nûr: 29) Åyetindeki Evler'-den maksad, Hanlardır.» demiştir.

    İbn-i Bürhan da «Peygamber Aleyhisselâm, ne buyurdu ise, el-bette, o, Kur'ân'da ya aynen vardır, ya da, onun yakın veya uzak aslı vardır.

    Bu gerçeği, ancak anlayışlı olanlar, anlar, gözleri kapalı olanlar, göremezler.

    Bunun gibi Onun her hükmündeki isåbeti ve inceliği de, istek-ler, ancak, görüşleri, çabaları ve anlayışları nisbetinde kavrayabilir-ler.» demiştir.

    Daha başkaları da «Allâhın, anlayış verdiği bir kimse için Kur'-an'dan bulup çıkarmayı mümkin kılmadığı hiç bir şey yoktur.

    Hatta, onlardan bazıları, Peygamber Aleyhisselâmın ömrünün altmış üç yıl olacağını Munâfıkun sûresindeki (Velen yüahhırallâhü nefsen izâ câe ecelühâ... Halbuki, Allâh, hiç bir kimseyi, eceli ge-lince, geri bırakmaz... (Âyet: 11) âyetinden çıkarmışlar.

    «Çünkü, bu sûre, Kur'ân-ı Kerimin altmış üçüncü sûresi olup ar-kasından Tegabün sûresi gelmiştir ki, Peygamber Aleyhisselâmın gay-búbetile tegabün = aldanma meydana geleceğine işaret vardır.» de-mişlerdir.

    İbnülfadl'a göre: Kelâmullâhın taşıdığı ilimlerin hakikatını, an-cak, Onun Sahibi olan yüce Allah ihâta eder. Sonra da, Resûlullah. Aleyhisselâm kavrar.

    YanıtlaSil
  186. Di, ye

    سورا نفره (۷)

    اشارات الاعجار

    سؤال ؟ بر کا فرن معصیت کفریوی محدود در قیصه بر زمانی اشغال ايويور. ابدى و غير متناهي بر جزا ایله تجزیه ی عدالت الهیه به او غونه او ماریفی کی حکمت از لیه برده موافقه دیگلور مرحمت الریه

    مساعده المين

    الجواب ) او فرن جزاى غير متناهى اولديفي تسليم ایدیلدیگی تقدیر ده، قیصه بر زمانده ارتکاب

    ايديك او معصیت لفريه تك غير متناهی به جنایت اولديغي ( التي جهناه ) ثا بتدر.

    برنجیبی ) کفر اوزرینه توله بر کافر ابدی بر عمر ایله یا تا یا جمعه اولورسه، او غير متناهی عمر ینی بهمه های کفر ایلہ کبیرہ جنگی شبهه کرد چونکه کا فون جوهر رو می بوز و لمشدر. بو اعتبار له او بوز والسنه اولان قلبك غير متناهی به جنایته استعدادی وارد بناء عليه ابدی جزاسی، عبدالله مخالف دگلدر

    (ایکنجیسی او کا فرن معصیتی متناهی بر زمانده ایموده، غير متناهی اولان عموم ما ذاتك وحدانية اولان شهاد تارين غير متناهي بر جنایتدر.

    و منجیی ) كفر غير متناهى اولان نعمتاره كفران اولد يفندن، غير متذاهی به جداییدر.

    در دنجیسی ) کفر، غیر متناهی اولان ذات و صفات الهيه يه جنا يتدر.

    تجيبي انسانك وجداني ظاهراً متناهی ایسه ده، باطنا ابده با قییور و ابدی ایسته یور. بو اعتبار له غير متناهی حکمنده اولان او وجدان، کفر ایله ملوث اولارق محو اولور، کیدر.

    التنجيي ) ضد ضدینه معاند ابسرده چومه خصوصا کرده مماثل اولور، بناء عليه ايمان، لذائذ ابدير بي اشمار ایتدیگی کی کفر ده آلام المربي و ابديه بي آخر نده انتاج ایسی شانند ندر.

    بو التی جهندن جيقان نتیجه و غير متناهى اولان بر جزاء غير متناهى به جنایته قارشو عين عد القدر.

    سوال ؟ فرن او جزا سنك عدالته او يغون اول يعنى تسليم ابتدك. فقط عذا بارى انتاج ايدن شر کردن حکمت از ليه نك غنى او لدیفنه نه دییور ؟

    الجواب ) قواعد اساسيه دندر که آرا میره وقوعه كله شر قليل ايچون خير كثير ترك اير يا عز. ترك ایدیلدیگی تقدیر ده، شر كثير اولور، بناء عليه، حقائق نسبه نن ثبوتني اظهار ایتمان، حکمت از ليه نك

    YanıtlaSil
  187. آلام اليته

    Alam - elime: Izdıråb verici aalar

    تحمه كال

    Behemehal: Her halde, mutlakā

    عنى

    Ganiyy: Zengin

    غَيْرِ متناهي

    Gayr-i mütenāhi: Nihayetsiz

    حَقَائِقِ نسبية

    Hakaik-i nisbiye: Başkasına kıyasla anlaşılan veya ortaya çıkan hakikatler

    خَيْرِ كثير

    Hayr - kesir: Çok hayır

    إنتاج

    İntac: Netice venne

    ارتكاب

    İrtikab: Kötü iş işleme

    افتار

    Ismar: Meyve verme

    اشتغال

    İşgal: Meşgul etme, zabtetme

    إظهار

    Izhar: Gösterme, ortaya çıkarma

    قواعد آسايبية

    Kavaid-i esâsiye: Esas kaideler

    كفران

    Küfran: Nankörlük etme

    لَذَائِذٍ أَبَدِيهِ

    Leziz-i chediye: Ebedi lezzetler

    معصیت

    Ma'siyet-i küfriye: Küfür

    كفرية

    günahı

    مخذون

    Mahdad: Sınırlı

    معاند

    Muanid: İnadı

    متحالف

    Muhalif: Zid

    موافق

    Muvafik: Uygun

    ملوث

    Miülevves: Kirli

    مسائل

    Mümail: Benzer

    متناهي

    Mütenahi: Sonu olan

    ثبوت

    Sübút: Varlığı kesin olma

    شَرْ قَلِيل

    Serikalil: Az şer

    مر كثير

    Serr-i kesir: Çok kötülük

    تجزيه

    Tecziye: Cezalandırma

    تسلية

    Teslim: Kabul etme

    YanıtlaSil
  188. Sual: Bir kafirin ma'sivet-i küfrivest mahdüddur

    Kısa bir zamanı işgal ediyor. Ebedi ve gayr-i mütenähi bir ceză ile tecziyesi adalet-s llähiyeye uygun olmadığı gibi, hikmet-i ezeliyeye de muvåfık değildir. Merhamet-i İlahiye müsaade etmez.

    Elcevab: O kafirin cezası, gayr-ı mütenähi olduğu teslim edildiği takdirde, kısa bir zamanda irtikab edilen o ma'siyet-i küfriyenin gayr-i mütenähi bir cinayet olduğu "Altı Cihetle" såbittir:

    Birincisi: Küfür üzerine ölen bir kafir, ebedi bir ömür ile yaşayacak olursa, o gayr-i mütenähi ömrünü behemehäl küfür ile geçireceği şübhəsizdir. Çünki käfirin cevher-i rühu bozulmuştur. Bu i'tibarla, o bozulmuş olan kalbin gayr-i mütenâhî bir cinayete isti'dâdı vardır. Binåenaleyh ebedi cezásı, adâlete muhâlif değildir.

    İkincisi: O kafirin ma'siyeti mütenȧhi bir zamanda ise de, gayr-i mütenåhi olan umum kâinatın vahdaniyete olan şehadetlerine gayr-i mütenåhi bir cinayettir.

    Üçüncüsü: Küfür, gayr-i mütenåhi olan ni'metlere küfrån olduğundan, gayr-i mütenähî bir cinayettir.

    Dördüncüsü: Küfür, gayr-i mütenähi olan zât ve sıfât-ı İlâhiyeye cinâyettir.

    Beşincisi: İnsanın vicdanı zâhiren mütenähî ise de, bâtınen ebede bakıyor ve ebedi istiyor. Bu i'tibârla, gayr-i mütenähi hükmünde olan o vicdan,

    küfür ile mülevves olarak mahvolur, gider.

    Altıncısı: Zıd zıddına muânid ise de, çok hususlarda mümâsil olur. Binâenaleyh îmân, lezȧiz-i ebediyeyi ismår ettiği gibi, küfür de âlâm-ı elimeyi ve ebediyeyi âhirette intâc etmesi şänındandır.

    Bu altı cihetten çıkan netice ve gayr-i mütenähi olan bir ceză, gayr-i mütenâhî bir cinâyete karşı ayn-ı adâlettir.

    Suâl: Kâfirin o cezâsının adâlete uygun

    olduğunu teslim ettik. Fakat azabları intâc eden şerlerden hikmet-i ezeliyenin ganî olduğuna ne diyorsun?

    Elcevab: Kavâid-i esâsiyedendir ki, arasıra vukūa gelen şerr-i kalil için hayr-ı kesir terk edilmez. Terk edildiği takdirde, şerr-i kesîr olur. Binåenaleyh, hakäik-i nisbiyenin sübûtunu ızhår etmek, hikmet-i ezeliyenin

    YanıtlaSil
  189. 152

    TÖVBE I I

    rın kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.""

    Bunun üzerine ben Resûlüllah (sav)'in yanından ayrılıp Medine sokaklarında koşmaya başladım, bir yandan da şöyle bağırıyordum:

    Dün akşam şu konuda fetva isteyen kadını bana kim gösterebilir?

    Ben bu şekilde koşup bağırırken çocuklar birbirlerine şöyle diyor-

    lardı:

    Ebu Hüreyre delirmiş!

    Gece vakti olduğunda bir önceki gece karşılaştığım yerde kadını gör düm ve ona, tövbesinin kabul olacağına dair Resûlüllahın söylediği sözü bildirdim. Kadın sevincinden dolayı öyle bir çığlık attı ki, düşüp bayıldı.

    Ayıldığında şöyle dedi:

    Benim bir bahçem var bunu günahlarıma kefaret olması için fa-kirlere sadaka olarak vereceğim."

    إلا مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلاً صَالِحاً فَأُولَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَحِيماً

    "Ancak tövbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayı cıdır, engin merhamet sahibidir."3

    Bazı âlimler bu ayeti şöyle yorumlamaktadırlar:

    "Bir kul günahlarından tövbe ettiğinde geçmişte işlediği günahların tamamı iyiliğe dönüşür."

    Kendisinden benzer bir yorum nakledilen İbn Mesud şöyle diyor:

    "Kıyamet günü amel defteri kendisine gösterilen kul, onun ilk sayfa-larında günahlarını sonlarına doğru ise sevaplarını görür. Tekrar amel def-terine dönüp baktığında oradaki günahlarının sevaba dönüştüğünü gö-rür."

    Ebu Zer el-Gıfari (ra) da Resulullah (sav)'in benzer bir sözünü nak-letmiştir. İşte ayetteki, "Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir." Sözü ile kastedilen budur.

    Furkan 68-70

    Süyûti, ed-Dürrü'l-Mensûr, 6/279

    Furkan 70

    YanıtlaSil
  190. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    153

    Bazı âlimlere göre, "Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir." sözü şu anlama gelmektedir:

    Allah tövbe eden kulunu kötü amellerden iyi amellere çevirerek kötülük yerine iyilik yapmaya muvaffak kılar.

    Ey kardeşim! Tövbe ile ilgili olarak şunu bil ki, hiçbir günah küfür-den daha büyük değilken, Allah, kâfirler hakkında şöyle buyurmuştur: قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنْتَهُوا يُغَفَرْ لَهُم مَا قَدْ سَلَفَ وَإِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينِ

    "İnkâr edenlere (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse geçmiş gü-nahlarının bağışlanacağını söyle!"

    Ayetten anlaşılacağı gibi kâfirler bile küfür ve düşmanlıktan vazgeç-meleri halinde tövbeleri kabul ediliyorsa küfürden daha aşağı derecede olan günahların affedilmesi tabiidir.

    Hz. Hasan (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    "Sizden biriniz yerle gök arasını dolduracak kadar çok günah işle-dikten sonra tövbe etse, Allah onun tövbesini kabul eder."3

    Yezid er- Rakkaşi anlatıyor:

    "Bir gün Ebu Hüreyre (ra) Resulullah (sav) minberine çıkıp hutbe okurken şunları söyledi:

    Resûlüllah (sav)'in şöyle buyurduğunu işittim:

    "Allah katında insanların en kıymetlisi Adem'dir. Allah Teâlâ ona kıyamet gününde üç tane açıklama yapar ve şöyle buyurur:

    "Ey Adem! Şayet ben yalancıları lanetlemiş olmasaydım, yalancılara öfkelendiğimi beyan edip, "cehennemi hem cinlerden hem insanlar-dan bir kısmıyla dolduracağım diye benden söz çıkmış olmasaydı bu gün senin soyundan gelenlerin tamamına merhametimle muamele ederdim.

    Ey Adem! Senin soyundan gelen hiç kimseyi cehenneme sokmayaca-ğım ve ateşle cezalandırmayacağım. Ancak onların içinden öyle kimseler

    Müe

    10

    YanıtlaSil
  191. TARINTE BUGÜN

    - 1948-Gizli oy, açık sayım sistemini getiren yeni Seçim Kanunu kabul edildi.

    - 1980-12 Mart dönemi başbakanı Nihat Erim, İstanbul'da öldürüldü.

    19

    CUMA

    FRIDAY

    BİR AYET

    Allah'ın kudreti her şeye galiptir ve her işi hikmet iledir.

    Bakara Suresi: 228

    TEMMUZ

    JULY

    BİR HADİS

    Üç kişi bir araya geldiklerinde birisi imam olsun. İmamlığa en lâyık olanları Kur'ân'ı en iyi okuyandır.

    Müslim, Mesacid: 289-291

    Mü'minler ibadetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sair ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir fert, ibadetinden kazandığından fazla bir sevap,

    cemaatten kazanıyor. Mesnevî-i Nuriye

    HİCRİ: 13 MUHARREM 1446 - RUMI: 6 TEMMUZ 1440

    HIZIR: 75 - GÜN: 201 KALAN: 165 - GÜN. KIS: 2 DK

    YanıtlaSil
  192. nebe onun yüzune abdest suyu atıp taltif etmiş suyun temasından sonra, neb'in hüsün ve cemâli acip suret almış, bediülcemal olmuş. İşte, şu cüziy nebin husok misaller var. On Onların çoğu unu eimme-i hadis nakletmişler. atlar

    TARINTE BUGÜN

    - 1514 - Çaldıran zaferi.

    1882 - İngilizlerin Mısır'ı işgali.

    1935 - Türkiye Kıbrıs sebebiyle Yunanistan'a ilk notayı verdi.

    TEMMUZ

    11

    CUMA

    16 1447 MUHARREM

    RUMI: 28 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 67

    BİR AYET

    Öfkesini yeneler, insanların suçunu bağışlayanlar da Cennetliktir. Allah iyilik edenleri sever.

    (Al-i İmran: 134)

    BİR HADİS

    Allah'ın en çok sevdiği kimse ahlâkı en güzel olandır.

    Taberanî

    Ya Rab! Kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Sözler

    YanıtlaSil
  193. 120/Hadisle

    Hadiste "dövme

    bildirilmektedir. Dövme, yapılıyor: İğne ve benzeri bir şey yeri kan akacak şekilde yaralanıyor. Sonra ayn yere iç yağı ve bazı maddeler konarak yara iyi

    Cahiliye devrinden beri Araplar vücutların leştiriliyor. çeşitli yerlerine dövme yapagelmişlerdir. Gün müzde de Avrupa ve Amerika'da bazıları bun bir "süs" olarak yaparken, memleketimizde bazı gençler onları taklit etmekte ve dövme yap tırmaktadırlar.

    İşte dövme vücuda bir eziyet ve Allah yarattığını değiştirmek olduğundan, dinim dövme yapmayı haram kılmış, Peygamberin dövme yaptıranlara lânet etmiştir.

    ***

    İkiyüzlüler

    Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:

    (...)

    Kıyamet Gününde Allah katında insanla en şerlileri olarak iki yüzlü olanları bulurs Onlar şunlara bir yüzle, diğerlerine bas yüzle gelirler.

    Buhari, Enbiya: 8,14

    C

    YanıtlaSil
  194. Ahiret Hayatı/121

    Sa'd ibni Ebu Vakkas (ra) rivayet ediyor:

    yle Dünyada iki yüzlü olan Kıyamet Gününde bitesten iki yüzü olduğu halde gelir.

    yn iyi.

    Taberani'nin Evsat'ından.

    ***

    nin nii.

    Dilinden ve şerrinden korkulanlar

    Enes'den (ra) rivayetle:

    Kıyamet Günü en kötü yerde olan insan dilin-en veya şerrinden korkulan insandır.

    İbni Ebi'd-Dünya'nın Zemmü'l-Gıybet'inden.

    ***

    Zekâtını vermeyenler

    Ebu Zer'den (ra) rivayetle:

    Devenin zekâtı vardır. Koyun ve keçinin ze-kâtı vardır. Sığırın zekâtı vardır. Buğdayın ze-kâtı vardır. Kim bir borcunu ödemek veya Allah yolunda harcamak gayesiyle olmaksızın parayı, pulu, altını, gümüşü biriktirirse [bu Allah'ın ayette belirttiği) kenzdir ve Kıyamet Günü sahibi onlarla dağlanacaktır.

    Müsned, 6: 460.

    ***

    YanıtlaSil
  195. HAZRET I MEVLANATEN HIAMETLI

    TEVBEKAR OL!..

    Su; yeryüzü muhtaçlarını ve yetimlerini besler, susuzluktan kuruyup kalmış olanlara hayat bahşeder.

    Lakin arılığı-duruluğu kalmayınca, su da bizim gibi yeryüzünde kir-lendiği için huzursuz olur, şaşırıp kalır. İçten içe feryâda başlar;

    <<<-Yâ Rabbi!» der, «Sen bana ne verdinse, onların hepsini dağıttım, hepsini verdim. Şimdi ise ben yoksul kaldım. Sermâyemi, elimde bulunan her şeyi temize de döktüm, kirliye de... Ey sermâye veren Allah, bana daha da fazlasını ihsân et. >>>

    Bu feryatlar, bu yalvarışlar üzerine Cenâb-ı Hak, güneşe der ki:

    <<-Çabuk onu harâretinle göklere yükselt!» Rüzgâra da;

    <<-Onu hırpalamadan, hoş bir yere götür!>> diye ferman buyurur.

    Onu çeşit çeşit yollara sürer. Onu göklerde temizledikten sonra bazen yağmur, bazen kar, bazen de dolu hâlinde yeryüzüne yağdırır. Sonunda onu, kıyısı olmayan, sınırsız denize ulaştırır.

    Suların semâda temizlendiği gibi sen de Cenâb-ı Hakk'a yaklaşarak kendini bütün nefsânî kirlerden arındır. Böylece sen de yağmur gibi ol; bereket ve rahmet saç!..

    451

    YanıtlaSil
  196. ASH-1 SAADET

    CÜNÜMÜZE HIDAYET BERBERLERİ

    KAVL-İ LEYYİN

    -Ey Musa! Zamanın Fira-vun'una karşı yumuşak söz söylemek, yumu-şaklık göstermek gerek.

    Kaynayan yağa su dö-kersen ocağı harap edersin. Tencereyi de.

    Yumuşak söyle! Doğru sözden başka bir söz söyleme, yumuşak sözlerle vesveseler satmaya kalkışma. Toprak yemeye alışmış bir kişiye;

    <<-Şeker daha iyi, daha güzel.» de.

    Zararlı bir yumuşaklık gösterip, ona toprak verme!

    Gönle dedim ki:

    Lütuf merhemi ol;

    İnciten diken gibi olma!

    Hâl ile öğüt veren, kāl ile (sözle) öğüt verenden iyidir.

    MEVLANA'NIN ESERLERİ

    Benim beytim; beyit değil, bir mânâ cihânıdır.

    Hezlim (mizah ve latîfelerim) de hezl değil, te'dîbdir (ter-biye etmek maksadıyladır.)

    Kissalarım; basit ve sıradan sözler değil, tâlimdir. Sırları ve hikmetleri îzah ve idrâk ettirmek içindir.

    450

    YanıtlaSil
  197. HAZRET I MEVLANATEN HIKMETLIS

    SANA DÖNER

    Kimseden sana kötülük gelmesini istemiyorsan;

    Fena söyleyici,

    Fena öğretici,

    Fena düşünceli olma!

    Sözün maskarası olma!

    (Inatçı) câhiller karşısında kitap gibi sessiz ol! (Sükût limanına sığın!)

    (Zamana, zemine, muhataplarının durumuna ve muktezâ-yı hâle uygun olan sözü söyle!)

    Körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma!

    KARANLIKTAN KORKMA!

    Karanlık ne kadar zifiri ve güçlü olursa olsun, bir kibrit çakabil-mek o karanlığı aydınlatmaya yeter...

    Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır.

    Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?

    (Hak yolundakiler, zâlimlerden korkmazlar. Onları kazanmak içi

    müsamahakâr bir üslûp kullanırlar.)

    449

    YanıtlaSil
  198. ASR I SAADETTEN GU

    NIDAYET REHBERLERİ

    EDEP

    Her kim edepten nasîbini al-mamışsa, o, insan değildir. Çünkü insanla hayvan ara-sındaki fark, edeptir.

    Gözünü aç da Allah'ın kitabı olan Kur'ân-ı Kerîm'e dikkatle bak! Göreceksin ki o, âyet âyet edepten ibarettir.

    İblis'in ilâhî kapıdan kovulması, Hakk'ın karşısında edepsizce ko-nuşmasındaki cür'etindendir...

    Eğer şeytanın başını ezmek istersen, gözünü aç ve gör; şeytanı kah-reden, edeptir!

    İnsanoğlunda edep bulunmazsa, o gerçekten insanlığa vedâ etmiş demektir. Zira insan ile hayvan arasındaki fark, edeptir.

    (Firavun'un Hazret-i Musa ile müsabaka yapmaları için topladığı) sihirbazlar; ülü'l-azm bir peygambere, Allâh'a yakın yüce bir kula, müsabakanın başında öncelik tanıyarak nezâket, iltifat ve hürmet gösterdiler. Sırf bu hürmetleri vesilesiyle tevhid akîdesine geldiler, hidâyetleri nasib oldu.

    Fakat o büyük peygamberle müsabakaya çıkmaları sebebiyle de dün-yevî bir cezaya uğradılar. (Firavun'un işkenceleriyle şehîd oldular)

    İnsanın nasıl güldüğünden edebinin, neye güldüğünden de aklının seviyesini anlarım.

    448

    YanıtlaSil
  199. HAZRET

    TEN HIKMETLI SU

    -Ey insan! Vefâsızlık, köpek-ler için bile bir kusur ve ayıptır. (Vefâsız bir sokak köpeğine itibar edilmez. Sahibine sadâkat göste-ren bir köpek ise alâka görür.)

    O hâlde sen bir insan olarak nasıl oluyor da (Rabbine) vefâsızlık ve nankörlük edebiliyorsun?!.

    HELAL LOKMA

    Kalbin nur ve kemâlini artıran lokma, helâl kazançtan elde edilen lokmadır.

    -Bu seher benden ilham kesildi. Anladım ki vücuduma şüpheli birkaç lokma girdi.

    Bilgi de hikmet de helâl lokmadan doğar.

    Aşk da merhamet de helâl lokmadan doğar.

    ➤Eğer bir lokmadan gaflet meydana gelirse, bil ki o lokma haram veya şüphelidir.

    Köpek bile atılan bir kemiği veya ekmeği koklamadan yemez.

    (Demek ki helâl-haram, hayır-şer, hak-bâtıl ayrımı yapmadan nef-sânî ve dünyevî menfaatleri peşinde şuursuzca koşmak, insanı ahmaklaştırarak hayvanlardan da aşağı bir duruma düşüren, derin bir gaflettir.)

    YanıtlaSil
  200. ASB SAADETTEN GENUMERATET REBR

    KARDEŞLİK

    Din kardeşinden bir cefâ gördünse, onun bin vefâsı olduğunu hatır-la!. Çünkü iyilik, güna-ha karşı şefaatçi gibidir.

    -Bil ki;

    Edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül gös-terebilmektir.

    İnsanlarla dost ol! Çünkü kervan ne kadar kalabalık ve cemaati çok olursa, yol kesenlerin beli o kadar kırılır.

    (Çünkü mü'minler takvâda ve iyilikte yardımlaşırlar, birbirlerine emr-i bi'l-mâruf ve nehy-i ani'l-münkerde bulunurlar. Böylece şeytana geçit vermezler.)

    İyi dostu olanın, aynaya ihtiyacı yoktur.

    (Ayna, kendisine bakana riyâkârlık ve sahtekârlık yapmadan doğ-ruları söyler. Mü'min de mü'minin aynasıdır.)

    Gerçekle yaralanan, kötü huydur.

    (Gerçek bir dost, acı da olsa kendisine doğruları söyleyen kişiden incinmez. İncinen ve rahatsız olan kötü huylardır.)

    Dostlarınızı sıkça ziyaret ediniz. Çünkü üzerinde yürünmeyen yollar, diken ve çalılarla kaplanır. (Görüşülmedikçe, hâl hatır sorulma-dıkça arada bürûdet meydana gelir.)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder