İnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12 Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ Ramuz ul Ehadis Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Pamuk Yayınları cilt.. 1.sy.174.
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32 Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34 Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35 oscar Yayınları sy. 217.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00 keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01 kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurtulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir) Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 141 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 250 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02 Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 250 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03 Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 250 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06 Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür. Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.) Sayfa: 361 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07 Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 361 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08 İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 361 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21 610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk. bu ayet mensuhtur
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
Herkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; igfal... aldatma, kandırma, yanıltma. cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
klam Büyükleri, kendilerinden nasihat isteyenlere şu tavsiyelerde bulunmuşlardır.
Nerede olursan ol, Allah'ın (cc) emrini üstün tut, aziz ve şerefli kıl ki, Allah da seni aziz ve şerefli kılsın."
Hasan Basri (ra)
"İyi kimselerle oturup kalktığı halde hiçbir fay- da sağlamayandan veya günahkârları kınadığı halde kendisi günahlardan sakınmayanlardan olma. Açıkta şeytana lânet edip de gizlice ona itaat edenlerden de olma..."
Ömer bin Abdülaziz (ra)
"Sakın günah işleme, Aksi halde kendini ate-
şe atmış olursun. Halbuki sen bir kimsenin bir pireyi bile ateşe attığını görsen bunu iyi karşı- lamazsın. O halde kendini hergün defalarca ate- şe atmayı nasıl hoş karşılarsın."
Hasan Basrî (ra)
"Fuzûlî olarak sağa-sola bakmayı bırak ki, huşû ehli olasın. Lüzumsuz sözleri bırak ki, hik- met ehli olasın. Fazla yiyip-içmeyi bırak ki, iba- det ehli olasın. İnsanların ayıplarını araştırmayı bırak ki, kendi kusurlarına müttali olasın. Al- lah'ın zatı hakkında ileri geri konuşmaları bı- rak ki, şüphe ve nifak hastalıklarından kurtulasın."
Abdullah bin Mubarek (ra) "Kimseye hased etme. Zira o adam Cehen- nemliklerdense, sonu Cehenneme varacak fānī dünya nimetleri hakkında O'na nasıl hased eder- sin? Eğer Cennetliklerdense, O'na uymalı ve im- renmelisin. Haset etmene yine gerek yoktur. Senin için hayırlı olan budur..."
Risale-i Nur'da geçen (Levlake gibi) bazı hadislerin "mevzu" olduğuna dair hadis kitaplarında yer verilmiştir. Bu hadisleri Üstad Hazretleri neden eserlerine almış? Tarih: 31.12.2010 - 00:00 | Güncelleme: 21.05.2024 - 16:29 Okuma süresi: 3 dk Cevap Değerli Kardeşimiz;
İslam tarihinde Ehl-i sünnet dışında birçok batıl ve bid'at mezhepler ve ekoller türemiştir. Bunların hadis usulü ile Ehl-i sünnetin hadis usulü farklılık arz eder. Bu yüzden Ehl-i sünnetin sahih veya hasen kabul ettiği bir hadisi, başka batıl mezhepler zayıf ve mevzu kabul edebilirler. Burada bizim ölçümüz; İslam’ın en istikametli ve ilmi mezhebi olan Ehl-i sünnettir.
Bir sözün hadis olmaması, mana itibari ile de yanlış ve batıl olmasını gerektirmez. Hadis imamları "mevzu" derken, manası yanlış ve batıl demiyorlar, sadece bu hadis değildir, diyorlar. Öyle ise lafzı mevzu olan bir şeyin manası sahih olabilir.
Hadis kaynakları olarak, sadece Kütüb-ü Sitte ve onun gibi şöhret bulmuş kaynakları kabul edip, diğer hadis kaynaklarını yok saymak yanlıştır. Halbuki Buhari ve Müslim dışında sağlamlık açısından kıymetli çok hadis kaynakları da vardır.
Hadis âlimlerinin, hadisi değerlendirme ve sorgulama kriterleri farklı olabiliyor. Bazen birinin sahih kabul ettiği hadisi, başka bir hadis alimi hasen kabul edebiliyor. Hatta Buhari ve Müslim gibi hadis âlimlerince kabul görmüş hadislere İbn-i Cevzi gibi muhakkik ve münekkid bir hadis uzmanı mevzuu diyebiliyor.
Ama bu itiraz, hadis otoritelerince kabul görmemiştir. Biz İbn-i Cevzi, mevzu dedi diye hadisleri mevzu kabul etsek cahillik etmiş oluruz.
Bütün ilim dallarında şaz hükümler itibara alınmaz. Yani bir ilim dalında makbul olmuş bir meseleyi, yine o ilimde makbul bir alim tenkit etse, onu destekleyen delil ve veriler yeterli olmadığı için itibara alınmaz. Mesela, hadis alanında otoriter olan İbn-i Cevzi, üç yüze yakın sahih hadisi mevzuu kabul etmesi fikrini hadis çevreleri itibara almamıştır.
Günümüzde birtakım din düşmanları, özellikle hadis sahasına şüphe atmak için sistematik olarak çaba sarf ediyorlar. Bunu da birtakım ulema-i su kapsamına giren ehli bid'at âlimlerince dillendiriyorlar. Bu da avam müminlerin zihnini karıştırıyor.
Hadisin sahih ve mevzuu olması, bizim sahamıza giren bir husus değildir. Hadisin sıhhat çalışmasını hadis alimleri yapmışlar ve bize sunmuşlar. Bize düşen; o hadisi kabul etmektir.
"Levlake" sözü hadistir ve ümmetçe kabul görmüştür. Bu hadis, bir alimin ya da müçtedin bir yorumu ve değerlendirmesi değildir. Bahsi geçen kaynaklarda olmaması, hadis olmadığı anlamına gelmez.
Hadis kaynakları sadece Buhari, Müslim, Tirmizi'ye mahsus değildir. Onun dışında yüzlerce sahih ve güvenilir kaynaklar vardır. Bu hadisin, Kütüb-ü Sitte de olmaması, onun sıhhatine zarar vermez. Zaten Kütüb-ü Sitte sahiplerinin, "Sahih hadis sadece bu altı kitapta mevcuttur, başka kitaptakiler uydurmadır." diye bir tezleri de yoktur.
Levlâke levlâke Lema halaktül-eflâk = Sen olmasaydın, sen olmasaydın, ben âlemi yaratmazdım."
sözü; İslâm ümmetinin âlimleri ekseriyetince kudsî hadis olarak biliniyor.
Bu hadis-i kudsînin kaynakları:
Bu hadis-i kudsî, Suyutî'nin El-Leâlil-Masnûa; Aliyyü'l-Kârî'nin El-Esrârul-Merfûa ve diğer bir eseri olan Şerhü'ş-Şifâ; Şevkânî'nin El-Fevâidü'l-Mecmûa; Hâfız Aclunî'nin Keşfü'l-Hafâ; Muhammed Said Zalûl'ün Tahkîk; İmam-ı Nevevî'nin El-Ezkâr adlı eserlerinde kayıtlıdır.
Diğer yandan, Mevlânâ Câmî, Ahmed-i Cezerî, Mevlânâ Hâlid, İmam-ı Rabbânî, Bedîüzzaman Said Nursî gibi nice İslâm âlimleri bu hadis-i kudsîyi eserlerine almışlar.
Allah teala bir kula buğz ettiği zaman, ondan hayayı soyup alır. Hayayı alınca da o kimseyi sen sevmeyen ve sevilmeyen bir şahıs olarak görürsün. Allah, emaneti de ondan alır. Emanet alınınca, merhameti de alır. Merhamet alınınca da İslam'ın esasını da o kimseden alır. İslam'ın esası alınınca da, o kimseyi artık kovulmuş bir şeytan olarak görürsün. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 23 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı pazarlarını süsledikleri ve para toplamak için evlendikleri (Kadınla malı için evlenmek) zaman, Allah onları şu dört hususla mubtela kılar. Zamandan kıtlık, sultandan zulüm, hakimlerden hıyanet, düşman saldırısına maruz kalma. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 23 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
"Allah'ım! Peygamberin Hz. Muhammed (s.a.s.)'in senden iste- diği hayırlı şeyleri biz de senden istiyoruz. Yine Peygamberin Hz. Muhammed (s.a.s.)'in sana sığındığı şeylerden biz de sana sığınıyoruz." (Tirmizi, Deavût, 94)
İMAN ESASLARI: ÂMENTÜ
Iman "Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselâmı, Cenâb-ı Hak'tan alıp insanlığa tebliğ ettiği bilinen konularda tasdik et- mek, onun doğruluğuna kesinlikle hükmetmek" anlamına gelen bir te- rimdir. Bu tanım itikadi hükümlerin tamamını içine aldığı gibi, ameli ve ahlaki hükümleri de dinin kesin emir, yasak ve tavsiyeleri oluşları bakımından- kapsar.
İmanın en kısa ifadesi kelime-i tev- hiddir: "Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed Allah'ın elçisidir." Bu cümlede Allah'ın varlığı ve birliği ile Hz. Muhammed'in hak peygamber olduğu ifade edilmektedir. Dolayı
sıyla hak peygamberin tebliğ ettiği bütün dini konuların gerçek olduğu da benimsenmektedir.
İmanın daha ayrıntılı tanımı bizzat Hz. Peygamber tarafından şöyle yapılmıştır: "Iman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, pey- gamberlerine, ahiret gününe ve hayrıyla şerriyle birlikte kadere inanmandır" (Ibn Hanbel, 1, 51). Bu tarif bütün akait meselelerinde esas alınmış, bu konuda yazılan kitapların planını teşkil etmiştir. Bu hadis, İslam'ın itikadi hüküm- lerini altı prensip içinde özetlemiş ve dinimizin "amentü sünü oluş- turmuştur.
"Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usulleri- mizi göster, teubemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan sensin. "(Bakara, 2/128)
İSLAM'IN KUTSAL ŞEHRİ: MEKKE
Yeryüzündeki bütün yerleşim bi- rimlerinin merkezi ve Müslümanla rın kablesi olması sebebiyle Kur'an-ı Kerim ona "Şehirlerin Anası" ismini vermiştir. (En'am, 6/92) İslam'ın kut- sal şehri; haremdir Mekke. Tarihin her döneminde, "el-Beledü'l-Emin" (güvenli yer) olmalıdır. (lin, 95/3) O sırada tamamen ıssız olan Mek-
ke'nin kupkuru vadisi, Hz. Hacer ve Hz. İsmail'in teslimiyeti ve Hz. İbrâ- him'in duasıyla, tarih boyunca ta- mamı dışarıdan geldiği halde dünya nimetlerinin en bol olduğu yerleşim birimlerinin başında gelmiştir. Çün- kü Mekke'nin sakinleriyle, hac için gelecek ziyaretçilerinin bu kutsal
fakat çorak beldede geçinmelerini kolaylaştıracak ve buraya rağbeti sağlayacak imkânları sunmasını niyaz etmiştir Hz. İbrahim.
İlk dönem İslam coğrafyacılarına göre dünya, merkezinde Kâbe'nin yer aldığı bir daire şeklindedir; yeryüzündeki ülkelerin her biri Kâbe'nin bir cephesine bakar. Dola- yısıyla Kabe'nin etrafından gerçek- leşen tavaf dünyanın kendi etrafında dönüşünü sembolize etmektedir. Bu durum, Nabi'nin beyitlerinde şöyle yer almıştır:
"Ey Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allahın, şu düşmanı perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl!" (Buhari, Cihad, 112)
MİLLİ MÜCADELENİN MANEVİ LİDERİ: MEHMET AKİF ERSOY
1290'da (1873) İstanbul'da doğdu. Eğitim hayatından sonra devlet memurluğu, müderrislik ve Sırât-ı Mustakim mecmuasının başyazarlığı görevlerinde bulundu. Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti'ne bağlı Hey'et-i Tenviriyye'ye katıl- dı. Burada memleketin içine düş tüğü vahim durumda ümitsizliğe düşmemek, birlikten ayrılmamak hususunda halkı edebiyat yoluyla uyandırmak için çalıştı. Yunanlı- ların İzmir'e çıkması üzerine baş- layan Milli Mücadele hareketine fiülen katılma kararıyla Balıkesir'e giderek halkı direnmeye teşvik
maksadıyla vaaz ve konuşmalar yaptı. 10 Nisan 1920'de İstanbul'dan gizlice ayrılarak Ankara'ya gitti. Burdur mebusu seçildi. Mükafat almamak kaydıyla yazdığı şiir TBMM'nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda ittifakla İstiklal Marşı olarak kabul edildi.
Ömrünün son on yılını Mısır'da geçirdi. Namazın Türkçe kıraat edilmesine sebep olabilir endişe- siyle vasiyeti gereği imha edilen bir Kur'an-ı Kerim meali vardır. 1936 yılında İstanbul'da vefat etti. Şiir- lerinin büyük bir kısmı "Safahat" adı altında bir araya getirilmiştir.
SÖZÜN ÖZÜ
Açık yürekle konuşan düşman, içten pazarlıklı dosttan
iyidir.
Hz. Ali (r.a.)
Küçük günahları küçümseme, çünkü onlardan büyük günahlar dallanır,
GÜNÜN "Allah'ım! Ciddi ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bile- rek işlediğim günahlarımı affeyle! Bütün bu kusurların bende DUASI bulunduğunu itiraf ederim." (Muslim, Zikir, 70)
DEVLET YÖNETİCİLERİNE NASİHAT: SİYASETNAME
Devlet geleneğimizde hüküm darlar "kendisinden hesap so- rulamaz olarak nitelense de, hükümdarın otoritesi, keyfi dav- ranmanın değil, haksızlığı ortadan kaldırmanın güvencesi olarak gö- rülür. Özellikle Türk devlet gelene ğinde adalet, değişmez bir yasanın tarafsızlık ilkesi ile uygulanması şeklinde anlaşılır.
İslam dünyasında hicretin ilk asır larından itibaren devlet yöneticile rine tavsiye ve öğütleri ihtiva eden siyasetnameler kaleme alınmıştır. Hz. Ali'nin Mısır valisi Malik el-Eş ter'e gönderdiği ve görevi sırasında uyması gereken kuralları en ince
ayrıntılarına kadar anlattığı mektup, İslâm tarihinde siyasetnämenin ilk örneği sayılır.
Siyasetnamelerde devlet başka- nında bulunması gereken özellikler, hükümdarın Allah'a ve halka karşı sorumlulukları, devlet görevlilerinin tayin ve denetimleri, bütçe idaresi gibi konular üzerinde durulur. Ayet ve hadisler, hikmetli sözler ve ta- rihteki meşhur hükümdarlardan örnekler kaydedilerek yöneticilere tavsiyelerde bulunulur.
Bu özellikleri ile siyasetnameler, hükümdarlara otoritenin meşrus si- nırlarını gösteren bir rehber hüvi- yetindedir.
SÖZÜN ÖZÜ
Diline bir düğüm at ve
otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu, münakaşa ve cedel, su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl ya da engelle.
Allah'ın huzuruna hak yüküyle çıkmanın ne ağır bir vebal olduğu unutulmamalı; şayet herhangi bir hak ihlalinde bulunulmuşsa, hak sahiplerine hakları ödenerek helalleşilmelidir.
Hak ve sorumluluk, bir terazinin iki kefesi gibidir. İnsanların birbirleri üzerindeki hakları, onların karşılıklı olarak sorumluluk alanlarını da oluşturur.
Sözlerine şöyle devam eder Peygam- berimiz: "Ümmetimden asıl müflis olan kimse odur ki, kıyamet günün- de kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve verdiği zekâtla gelir. Ancak dünya- da iken şuna sövmüş, buna iftira at- mış, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını dökmüş, bir başkasını da döv- müştür. (Hak ihlallerinin karşılığı ola- rak) iyiliklerinden alınıp hak sahiple- rine verilir. Şayet hesabı görülmeden İyilikleri biterse, mağdur ettiği insan- ların günahlanndan alınarak onun üzerine yüklenir. Sonra da cehenne- me atılır." (Müslim, Birr ve Sıla, 59) "
38 Mehmet Akif Ersoy, Salahat, Haz M. Ertuğrul Düzdağ, ss. 473-474. Şiirin
39
sonunda Akifin şu notu vardır. "Ankara, Täceddin Dergahı, 9 Mayıs 1337 (1921) Bu manzume yazılırken Yunan istilası altındaki topraklarımıza, husu siyle Bursa'ya dair, eltm haberler geliyordu, tetkikine de imkân yoktu. İstiklal Marşı'nın yazılış serüveni bu kitap projesinde başka bir araştır- maci tarafından yazılacağından bir bu noktaya kısaca saca değindik. Ancak, Mısırlı Türkolog Hazem Said Mohemmed, Istiklal Marşı üzerine yaptığı çalışmasındaki şu cümleleri buraya nakletmeden de geçemedik: "İstiklal Marşı'na ilk baktığımızda Arapça olan istiklal' kelimesi karşımıza çıkar. Sömürgecilerin nefret ettiği 'İstiklal' kelimesinin manası bağımsızlıktır. İstiklal Marşı'nın yazıldığı dönemde esasen işgal altındaki bütün Arap dünyasında "Tam istiklal ya da ölüm nidası yükseliyordu. İstiklal kelimesi dillerden düşürülmüyordu. O devirde istiklal, İslam dünyasının en büyük ümididir. İstiklal Marşı'nda herhangi bir milletin adının geçmemesi, onu, bütün Müslümanların istiklal marşı olarak anlamamıza kaynaklık eder.
Şunu da belirtmek gerekir ki marşın yazıldığı dönemde İslam devletle- rinin çoğunun bayraklannda ay ve yıldız vardı ve Türk Osmanlı bayrağı kullanılıyordu. Bu bakımdan o yıllarda marş, Suriye'de de Mısır'da da aynı manayı taşıyacak bir şekilde okunabilirdi. Bu, elbette İstiklal Marşı'nın Müslümanları içine alan yapısından kaynaklanır. Ayrıca bu marş, Türklerin İslam dünyasındaki yerini işaret eder." Hazem Said Mohemmed, İstiklal Marşı'na Arap Gözüyle Bakış, Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempoz- yumu, Balıkesir 2011, s. 65-66.
40 Eşref Edib, A.ge., s. 135. Istiklal Marşı'yla ilgili bir müsabaka açılması ve Akif'in yazdığı eserin kabülüne kadar geçen sürede yaşananlar için ayrıca
Eşref Edib'in bu eserinde125-136'ncı sayfalar arasına bakılabilir.
17 Mayıs 1717 tarihinde Lady Montaqu isimli kadın Edirne'den yazdığı mektupta şunları anlatı yordu: Zengin tüccarların çoğunun Yahudi oluşu dik-
ları Türklerinkinden çok fazla. Kendi kanunlarıy la idare edilen bir cumhuriyet gibiler. Türkler atıl labiatlı ve sanayie hevesli değiller. Buna karşılık Yahudiler birlik meydana getirdiklerinden devletin bütün ticaretini ellerine almışlar. Her paşanın iş- lerini eline bıraktığı, sırlarını emanet ettiği bir Ya hudi kâhyası var, kendileri hiç bir işe karışıyor. lar. Bu yahudiler paşanın bulunduğu kazada çar- şıyı tanzim eder, her zaman hediyeler alır, giren ve çıkan malları muayene ederler. Padişahın (1) doktoru, hazinedarı, tercümanı hep Yahudidir. Menfaatına son derece düşkün olan böyle bir mil letin bu durumdan ne derece istifade edeceğini an- larsınız. Bunlar kendilerine her zaman ihtiyaç du- yulmasını sağlamışlar ve bu sayede saray da onları korumuştur. İngiliz, İtalyan ve Fransız tacirleri bunların bütün hilelerini bildikleri halde, işlerini ister istemez onlara yaptırıyorlar. Velhasıl tica- retle ilgili olan ne varsa onların elinden geçiyor. İçlerinde itibarı en az olanlar bile, kendilerine muh- taç olunmaktan uzak kalınamayacak derecede ö- nemli kişiler. Bütün millet, zenginlerine olduğu ka- dar da bunlara alâka gösteriyor. Hepsi zengin olduk- ları halde bu durumu gizlemeye dikkat ediyorlar.
(1) (Türkiye Mektupları, Lady Montaqu, 1001 Temel Eser, sayfa 84)
(1) Padişah, Edirne'ye dinlenmeye gelince onun dok toru, hazinedarı ve tercümanı Yahudi imiş.
17 Mayıs 1717 tarihinde Lady Montaqu isimli kadın Edirne'den yazdığı mektupta şunları anlatı yordu: Zengin tüccarların çoğunun Yahudi oluşu dik-
ları Türklerinkinden çok fazla. Kendi kanunlarıy la idare edilen bir cumhuriyet gibiler. Türkler atıl labiatlı ve sanayie hevesli değiller. Buna karşılık Yahudiler birlik meydana getirdiklerinden devletin bütün ticaretini ellerine almışlar. Her paşanın iş- lerini eline bıraktığı, sırlarını emanet ettiği bir Ya hudi kâhyası var, kendileri hiç bir işe karışıyor. lar. Bu yahudiler paşanın bulunduğu kazada çar- şıyı tanzim eder, her zaman hediyeler alır, giren ve çıkan malları muayene ederler. Padişahın (1) doktoru, hazinedarı, tercümanı hep Yahudidir. Menfaatına son derece düşkün olan böyle bir mil letin bu durumdan ne derece istifade edeceğini an- larsınız. Bunlar kendilerine her zaman ihtiyaç du- yulmasını sağlamışlar ve bu sayede saray da onları korumuştur. İngiliz, İtalyan ve Fransız tacirleri bunların bütün hilelerini bildikleri halde, işlerini ister istemez onlara yaptırıyorlar. Velhasıl tica- retle ilgili olan ne varsa onların elinden geçiyor. İçlerinde itibarı en az olanlar bile, kendilerine muh- taç olunmaktan uzak kalınamayacak derecede ö- nemli kişiler. Bütün millet, zenginlerine olduğu ka- dar da bunlara alâka gösteriyor. Hepsi zengin olduk- ları halde bu durumu gizlemeye dikkat ediyorlar.
(1) (Türkiye Mektupları, Lady Montaqu, 1001 Temel Eser, sayfa 84)
(1) Padişah, Edirne'ye dinlenmeye gelince onun dok toru, hazinedarı ve tercümanı Yahudi imiş.
Allah (z.c.hz.) bir ümmete gadab ederse, onların fiatlarında pahalılık, çarşısında kesadlık olur. Aralarında fesad çoğalır ve iş başındakilerin zulmü artar. Bundan sonra zenginleri zekat vermez baştakiler iyi idare etmez ve fıkarası da namaz kılmaz olur. (Çaresi Allah'a sokulmak ve birbirimize sahip çıkmaktır.) Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 375 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
MASLAHATIN DEĞİŞMESİNE BAĞLI OLARAK HÜKÜMLERİN DEĞİŞMESİ
Giriş:
224- Buradaki tebdilden; değiştirmekten kasdedilen şey, ibadetler ve mukadder (mikdarı şerîatçe tayin ve tespit olunmuş) hükümler haricindeki, kendisiyle amel edilmekte olan bir hükümden, benimsenmesini iktiza ettiren sonradan ortaya çıkmış bir maslahatı gerçekleştiren yeni ve başka bir hükme intikal etmektir. İbadetler ile bunlardan sayılan hükümlerin hiç bir şekilde tebdil ve tağyiri kabul edilmedikleri hususunda İslam hukukçuları icmâ halindedirler. Çünkü onlar meşru kılınmalarındaki hikmet zikredilse bile tevkîfî (akıl ve mantığın ölçülerini kavramaktan aciz kaldığı için sadece şerîatın açıklaması ne ise o açıklama kadar hakkında bilgimiz bulunabilen) hükümlerdir. Kulların maslahat ve ihtiyaçlarına mebni olan muameleler ve benzerlerinin hükümlerinden farklıdırlar. Çünkü bu (muamelelerle benzerlerinin) hükümleri, dayandıkları âsâr ve manalarla irtibatlı
duğundan bu meseleler hakkındaki nasslar sucmel, kısa ve küllî kaideler çerçevesinde mumidir. Böylece bu meselelerin hükümleri maslahatlara bağlılık göstermekte ve onlara göre değişiklik arzetmektedir. Bu sebeple İslam hukukçularından bir kısmı, nass ve icmâa zahiren muhalif olsa da (muamelelerle bu kabil meselelerin) hükümlerinin, illet ve maksada bağlı olduğundan değiştirilebileceği görüşüyle, nassın mantûkuna muhalif bazı hükümlerle fetvâ vermişlerdir. Ancak İslam hukukçularının ekseriyeti tebdîli, hakkında lass ve sahih icmâın olmadığı hükümlere has kılmaktadırlar. Arzu ve düşük gayelere göre hüküm Verme, hükümlerle oynama kapısını kapamak bakımından umumiyetle bu görüşü benimsiyoruz Araştırıcı ve İslam hukukçularından şerîatın ruhundi zikredeceğimiz görüşler de umumi olarak maslahat anlamış iktiza ettirirse hükmün değiştirilmesini te'yid etmektedir:
225- İbnu'l-Kayyim şöyle diyor: Mekan, hal, niyet ve fervanın değişmesiyle Şerîatte (İslam Hukuku'nda) zorluk ve meşakkat büyük faydeticelere görenin bilinmeyişi sebebikat doğuran büyük yanlışlık(lar) yapılmıştır ki bunlar Islam Hukuku'nun miyeceği ihtiva etmesinin düşünüle-
bilinmektedir. 226- Bu hükümlerle insanların hayatları ve maslahatları arasında bir kopukluğun olmaması
Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden. Ravi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.) Sayfa: 153 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
أَجْمَعِينَ لَا يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلَا عَدْلٌ (طب عن أبي مسعود)
283- Her hak sahibine hakkını verin. Çocuk yatağındır (yatak sahibinindir), zina eden adama ise mahrum olmak vardır. Kim kendisini velilerinden başkasına nisbet ederse, yahut babasından başkasının kendi babası olduğunu iddia ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Ondan ne bir farz ne de bir nafile kabul edilmez.
وتنصت له kimse için kurulur." Cennet bahçelerinden birinde veya sahih hadis kaynaklarında geçtiği üzere Kevser ırmağının kıyısında. bir kubbe" kelimesi / kaf harfinin ötresi ve tek noktalı harf olan "/ba"nın şeddesiyledir. Yuvarlak küçük ev demektir.
من الألم "inciden" ✔ kelimesi iki "J / lâm" harfinin ötresi ve aralarındaki hemzenin tutarlı okunuşuyladır.
mengeberedden" زبرجد kelimesi noktasız harf olan "da" ile söylenir Zebercedinin bir takım yararları vardır. Onun döküntü talaşını içmek cüzama iyi gelir.
Yakut yüzük takmanın yararlan
ويارب "ve yakuttan" Kadı yaz: "Rasülullah (s.a.v), o kubbenin yakuttan yapıldığını veya yakutla süslenmiş olduğunu söylemek istiyor." demiştir. Başkalan da "Rasülullah (sav), kubbenin üç tür mücevherin birleşiminden oluştuğunu söylemek istemiştir." diyorlar.
Yakutların çok üstün özellikleri vardır: Yakuttan yüzük takmanın veya onu boyna asmanın vebâya engel olduğu incelemelerle anlaşılmıştır. Yakutun kişiyi ferahlandırma, yaralı kalpleri güçlendirme, zehirlere karşı direnç verme, gam ve kederi savmada etkili olduğu meşhur ve bilinmektedir. Bu kubbenin genişliği;
كَمَا بَيْنَ الْجَابِيةِ "Cabiye ile..." Câbiye, Şam'da bir köydür.
إلى صنعاء "San'a'ya kadardır" San'a Yemen'de bir kasabadır. Ağacı ve davanı boldur. Buranın Nuh tufanından sonra kurulan ilk belde olduğu söylenir. Câbiye ile San'a arasındaki mesafe bir aydan daha fazladır.
Bu hadisi Ahmed b. Hanbel, Ibn Hibbân, Ebû Ya'lâ, Ziyâ el-Makdisî ve Tirmizi, Ebu Said el-Hudri (ra)'den garib olarak nakletmişlerdir.
256- "Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır (yatak sahibinin), Zina eden için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını mevla edinirse, yahud kendi babasından başkasına ait olduğund indian basse Allah'ın, meleklerinin ve kabul sanların laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti olunur.
أَدُّوا إِلَى كُلِّ ذِي حَنَّ "Her hak sahibine veriniz." Bu, hakimlere bir hitaptır. hakkını Yani dinen sizin vermeniz gereken hükmü... Rasülullah (s.a.v)'a "hakkını vereceğimiz hak
ve birden fazla والولد الفراش "Cocuk yatağındır." Çocuk kelimesi erkek-kız, tek olani kapsar. Yani çocuk yatağa tabidir. Veya kararı (hükmü) yatak için verilmiştir. Yani eş ya da efendi olsun yatağın sahibi için. Çünkü onlar, sahip oldukları hak nedeniyle kadını yataklarına alırlar.
Şafil (rh.a)'e göre yatağa alınanın kadının hür veya cariye olması fark etmez. Hanefiler ise bunu sadece hür kadına özgü kılarlar. Cariyenin çocuğu, cinsel birliktelik olmadıkça efendinin nesebine katılmaz, derler.
Çocuğun yatağa tabi olacağı yer, lián gibi dinen kabul edilen bir yolla nesebin erkek tarafından kabul edilmeme durumunun söz konusu olmadığı yerdir. Avisi halde olmaz. Şüpheli cinsel birliktelikte bulunan erkek de, eş veya efendi gibidir.
Zina eden için ise nesep konusunda hiçbir hak yoktur. Onun hakkı had cezasıdır. Nitekim Rasülullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
و العاهر "Zina eden için... " العاهر zina eden demektir. Kişi gece vakti zina için bir kadına gittiğinde "عَهْرَ إِلَى الْمَرْأَةِ " denir. Iki fetha (üstün) ile الغهر kelimesi, zina demektir.
الحجر tas (recm) vardır." Yani onun payı budur. (Doğacak) çocukta onun hiçbir hakkı yoktur. Bu kelime bir hakkı kaybetmekten ve iddia ettiği nesep hakkından mahrum olmaktan kinayedir. Çünkü الْوَلَدْ لِلْفِرَاشِ "Çocuk yatağa aittir. hadisinde de geleceği üzere, cinsel birliktelik hakkı (firāş) başkasına ait iken, o kimsenin nesep iddiasına itibar edilmez.
Recm cezası
[1/159]
وَ مَنْ تَوَلَّى غَيْرَ مَوَالِيهِ "Kim ki, efendilerinden (mevalisinden) başkasını mevla edinirse" Yani kendi mevlâlarından başka birisini mirasçı ve akıle edinirse™ Hadisin başka bir rivayetinde بغير إذْنِهِمْ "onların izni olmaksızın" ilavesi bulunmaktadır."
Alimlerin çoğu, bu ifadenin (öncekilerden farklı) hiçbir anlamı olmayıp haramlığı pekiştirmek için söylenmiştir, derler.
Ibn Hacer "وَمَنْ تَوَلَّى / kim mevla edinirse" ifadesinin, müvâlättan olup daha genel bir anlamı kapsaması muhtemeldir, der. Çünkü mutlak anlamda yardım etmek, destek olmak ve mirasçı olmak bu kelimenin anlamlarındandır. Rasülullah )sav) in "بِغَيْرِ إِذْنِ مَوَالِيهِ / mevlalarının izni olmaksızın" ifadesi de bu kelimenin mirasçılık dışındaki anlamıyla ilgili söylenmiş olur" demiştir.
Ibn Arabi "mevlasından başkasını mevla edinmek çeşitli şekillerde olur. Onlardan birisi şudur: Kişi bir kavim ile yeminli olur. Onlardan başka bir kavimle antlaşmak için onlarla olan yemininden sıyrılır.
Buhâr, Büyü 3, Müslim, Rada' 36; Ebû Dâvûd, Talak, 33; Tirmizi, Rada R Nesebi bili 3 Muslim, Rada 36; Eb Davidel anlaşalım, eğer ben bir cinayet sleuteederse
akilen ile birlikten kişi, nesebi belli kişiye, "gel anlama senin olsun" der, o da kabul ederse, bu anlaşmaya muvalat a code, ben de colorseli kasi de ötekisinin mevlası olur. Mevlânın çoğulu mevali'dir.
Mevla; Allah, efendi, azat edilmiş köle, veli anlamları olan çok kullanışlı bir kelimedir.
والناس أجمعين başkasına ait olduğunu iddia ederse Allah'ın, meleklerinin ve tüm insanların lanet onun üzerine olsun Rasülullah (s.a.v); işlenen suçun büyüklüğünü, çirkinligin ve nankörlüğün şiddetini göstermek için genel ve pekiştirici ifadeler kullanmıştır.
Levamiu'l-Ukül
kimseden kabul edilmez... Kıyamet günü (Allah kabul etmez) صرف ولا على "ne sarf ne de adl (türünden) bir hiçbir ibadeti" Yani farz ve nafile hiçbir ibadeti Sadharfinin üstünüyle kelimesi; yasak etmek, değiştirmek, tevbe, çare ve belalar anlamına gelir. "Ondan sarf ve adl kabul edilmez" denir. Yani tevbe, farz, nafile ve adaletli olma™ ondan kabul edilmez.
ingendisi Taberani, Mucemü'l-kebirda no Mes'udtan nakletmiştir.llride gelecek olan من تولى غير مواليه "Kim mevlalarından başkasını mevla erdirilerde
hadisi de Ebu Mes'ud'a aittir. ٢٥٧- أَدُّوا حَقَّ الْمَجَالِسِ أُذْكُرِ اللَّهَ كَثِيرًا وَأَرْشِدُوا السَّبِيلَ وَغَضُوا الْأَبْصَارُ
257- "Allah'ı çok zikretmekle meclislerin hakkını verin. Doğru yolu gösterin ve gözlerinizi indirin. (Haramdan sakının). "
Meclislerin hakkını yerine getirme yolu
أدوا حق المجالس "Meclislerin hakkını yerine getirin" Yani dinen ve örfen sizden meclislerde veya meclisler için yapılması istenen şeyleri yerine getirin. "Onların hakkı nedir?" diye soruldu. Rasülullah (s.a.v) de şöyle buyurdu:
أذكر الله "Allah an" أذكر kelimesi tekil kalıpta söylenmiştir. Câmiu's-Sağîr'deki rivayet ise "أذكروا الله / Allah'ı anınız şeklinde çoğul kalıpta söylenmiştir ki bu daha iyidir.
كثيرا "çokça" Bu emir mendupluk (teşvik) içindir. Bu meclis size şahitlik yapsın ve Allah'ın zikri sizi boş şeylerden tutsun, alıkoysun diye (böyle yapın).
وأرْشِدُوا "gösterin" Yani her bir kişiye ayrı ayrı farz (farz-ı ayn) olarak dosdoğru yolu gösterin. Bu bazen farz-ı kifâye bazen de mendup olur.
الشيل yolu Yani duygu ile ilgili veya manevi olarak yolu sapıtmış olana yolu
(gösterin). Mürşid doğru yolu gösteren kişi demektir.
وَغُضُوا "indirin" غُضُوا kelimesinin ilk harfi ötrelidir.
الأنصار "gözleri" Yani herhangi bir kadın veya başka bir şey nedeniyle fitneye düşmekten sakınmak için gözlerinizi aşağı indirin.
Meclislerden maksat yoldan daha genel bir anlamdır. Bu emir, mecliste her Oturan kimseye teyiden emirdir. الْغَضُ bakışı indirmek yani bakışı hapsetmek ve bakmaktan tutmaktır. Her yapmaktan el çektiğin şey için bu kelime kullanılır.
A Başkasına babası olmadığı halde babamdır, diye îddia eden kişinin; zina suçu, cinayet vb.nin ispat edilmesinde tanıklığı dinlenmez. Çünkü adaleti yoktur. Taberaní, el-Mu'cemü'l-kebir, VI, 87; Heysemi, Mecmau'z-zevāid, VIII, 120.
Madde-97: Bila sebeb-i meşru birinin malını bir kimsenin ahz eylemesi câiz olmaz
Madde-98 : Bir şeyde sebeb-i temellükün tebeddülü ol şeyin tebeddülü makamına kâim olur. Madde-99 : Kim ki bir şeyi vaktinden evvel isti'câl eylerse mahrumiyetle muâteb olur.
Madde- 100 : Her kim ki kendi tarafindan tamam olan şeyi nakza sa'y ederse sa'yi merdûddür
Ali Haydar Efendi'nin Hayatı ve Dürerü'l Hükkam Şerhu Mecelleti'l-Ahkam
Hoca Emîn Efendizade Ali Haydar Efendi (1853-1935)
Osmanlı Devleti'nin son devrinin meşhur hukukçularından Ali Hay dar Efendi'ye, babasına nisbetle Hocazâde ve Emin Efendizåde denilirdi. Aynı devir ålimlerinden ve Usûl-i Fıkıh müellifi Büyük Ali Haydar Efendi (1837-1903) ile karıştırılmaması için, yaşça küçük olması itibarıyla Küçük Ali Haydar Efendi diye meşhûr olmuştur. Soyadı Kanunu'nun kabülün- den sonra, vefatından birkaç ay önce Arsebük soyadını almıştır.
Ali Haydar Efendi, Dardağanzade Mehmet Emin Efendi'nin oğlu olup 15 Receb 1269 (24 Nisan 1853) tarihinde Batum'da doğmuştur. Babası, uzun yıllar İstanbul'da müderrislik yapmış, ilk Kanûn-i Esási'yi hazırla- yan heyette yer almış, Medine ve İzmir kadılığı vazifelerinde bulunmuş ve Anadolu kazaskerliği yapmıştır.
Ali Haydar Efendi, ilk tahsilini doğum yeri olan Batum'da yaptıktan sonra İstanbul'da Hünkar imamı Hafiz Raşid Efendi'nin derslerine devam ederek ondan icazet almıştır. 1877'de, ileride Medresetü'l-Kuzât adını alacak olan Mekteb-i Nüvváb'dan mezun olmuş, Burdur ve Denizli ka- dılıklarında bulunmuştur. 1884'de İstanbul İstinåf Mahkemesi azásı iken Hukuk Mektebi'nde "Mecelle" ve "Usûl-i Muhákemåt-ı Hukûkiyye" derslerini okutmuştur. Muhtelif memûriyetlerde vazifelerini layıkıyla îfă ettiğinden dolayı 1 Eylül 1325 (14 Eylül 1909) tarihinde Temyiz Mahke mesi reisi olmuştur. 1914 yılında Mustafa Hayri Efendi'nin şeyhülislamlığı
Mecelle, lügatte; hikmeti havi sahîfe, kitap, nâme manalarına gelir. 1868-1876 seneleri arasında Ahmet Cevdet Paşa reisliğinde Mecelle Ce- miyeti tarafindan hazırlanmış Osmanlı Medeni Kanununa, Mecelle ismi verilmiştir. Asıl ismi "Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye"dir. Avrupalılar Mecelle- ye, "Osmanlı Devletinin Mülki Kanunları" ismini vermişlerdir.
Mecelle, İslam Hukuku esas alınarak hazırlanmış ilk ve son medenî kanundur. Fakat onda yeni hükümlere değil, asırlar boyunca tatbik edilen şer'i hükümlere yer verilmiştir.
İslam Hukuku denilince birçok kimsenin hatırına Mecelle gelirse de, Mecelle, yalnız Hanefi mezhebinin muâmelåta äit hükümlerini ihtivâ et- mektedir. İslam Hukûku denilince Hanefi mezhebiyle beraber diğer üç mezhebin hükümleri de anlaşılır. Bunun yanında İslam Fıkhının ibâdât, münâkehât, ukûbât gibi diğer kısımları da vardır.
Mecelle, bir mukaddime, 16 kitap, 73 båbtan meydana gelen 1851 maddelik bir kanundur.
Mukaddime kavaid-i külliyeden meydana gelip yüz maddedir. On altı kitabın isimleri ve içerisindeki madde mikdârı ise şöyledir:
1- Kitâbü'l-Büyů' (Alış-verişle ilgili hükümler): Bir mukaddime ile yedi bâbdan teşekkül eder. Üç yüz üç madde olup, dört yüz üçüncü maddeye kadardır.
2- Kitâbü'l-İcâre (Kira ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile sekiz babı ihtiva eder. Altı yüz on birinci maddeye kadardır.
3- Kitâbü'l-Kefale (Kefalet ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile üç bâbdan meydana gelir. Altı yüz yetmiş ikinci maddeye kadardır.
4- Kitâbü'l-Havale (Havale ile ilgili hükümler): Bir mukaddime, iki bábtır. Yedi yüzüncü maddeye kadardır.
5- Kitâbü'r-Rehn ve Kitâbü'l-Vedia (Rehin ve vedia ile ilgili hükümler):
Bir mukaddime ile dört bâbtır. Yedi yüz altmış birinci maddeye kadardır.
6- Kitâbü'l-Emânât (Emânet ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile üç bábtır. Sekiz yüz otuz ikinci maddeye kadardır.
. Kitabal Hibe (Bağışlama ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile iki bábır Sekiz yüz seksen ikinci maddeye kadardır.
8. Kitabu'l-Gasb ve'l-İtlåf (Başkasının malına el koyma ve ziyan etme ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile iki bába taksim olunmuştur. Dokuz yüz kırkıncı maddeye kadardır.
9. Kitabü'l-Hacr ve'l-İkrah ve'ş-Şuf'a (Tasarrufdan men, ikrah ve şufa ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile üç babı ihtiva eder. Bin kırk dör düncü maddeye kadardır.
10- Kitâbü'ş-Şirket (Ortaklıklarla ilgili hükümler): Bir mukaddime ile sekiz båbtır. Bin dört yüz kırk sekizinci maddeye kadardır.
11- Kitâbü'l-Vekåle (Vekâletle ilgili hükümler): Bin beş yüz otuzuncu maddeye kadardır.
12- Kitâbü's-Sulh ve'l-İbrå (Sulh ve ibra ile ilgili hükümler): İki båbtur. Bin beş yüz yetmiş birinci maddeye kadardır.
13- Kitâbü'l-İkrår (İkrarla ilgili hükümler): Bu kitapta mukaddime yoktur. Dört båb üzerine tedvîn edilmiştir. Bin altı yüz on ikinci maddeye kadardır.
14- Kitâbü'd-Da'vå (Dâva açma ve dávaların görülmesi ile ilgili hü kümler): Bir mukaddime ve iki bâbtır. Bin altı yüz yetmiş beşinci maddeye kadardır.
15- Kitâbü'l-Beyyinât ve't-Tahlif (Deliller ve yeminle ilgili hükümler): Bir mukaddime ile dört båbtır. Bin yedi yüz seksen üçüncü maddeye ka dardır.
16- Kītábü'l-Kazá (Hüküm verme ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile dört babı ihtiva eder. Bin sekiz yüz elli birinci maddeye kadardır.
1- Ahirete taalluk eden kısım. Bu, ibådât (İbådetler) ile alakalı mese- leleridir.
2- Dünyaya taalluk eden kısım. Bu ise, Münákahât, Muȧmelât, Ukûbát diye üç kısma ayrılır.
Hulása Fıkıh Meseleleri dört kısımdır:
1. İbådát, 2. Münákahát, 3. Muámelát, 4. Ukůbât
Milletlerin asıl kanunlarının üç kısma ayrıldığı ve Muâmelât kısmının "Medeni Kanun" diye isimlendirildiği görülür. Bununla beraber ticari muameleler pek ziyade şuyu' bulduğundan; bunlara has, istisna kabilinden "Ticaret Kanunnamesi" tanzim edilmiştir. Husúsí ticari muâmelelerde bu kanunnameden istifade edilirken, diğer hususlarda "Medeni Kanun"a müracaat olunur. Bu kanun ile Mecelle arasındaki farkı Ahmed Cevdet Paşa şöyle izah buyurur:
"Avrupa kıtasında en evvel tedvin olunan kânunnâme, Roma Kânun- nåmesi'dir ki, Konstantiniyye (İstanbul) şehrinde ilmi bir cemiyet tarafin- dan tertip ve tedvin olunmuştu. Avrupa kânunnåmelerinin esasıdır ve her tarafta meşhur ve mûteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'ye ben- zemez. Aralarında pek çok fark vardır. Çünkü o, beş altı kânun bilen zat tarafından yapılmıştı. Bu ise beş altı fakih zat tarafından, Allahü Teâlâ'nın koymuş olduğu yüce İslâm dininden alınmıştır.
Ahmet Cevdet Paşa halefi Vak'anüvis Lütfi Efendi'ye anlattığı bir
tırası:
"Avrupa kanunşinaslarından olup Mecelle'yi mutâlaa ve Roma Kan namesi ile mukayese eden bir zat bana dedi ki: Dünyada ilim cemiye namesiyle iki defa kanun yapıldı, ikisi de Kostantiniyye'de vuku buk İkincisi çok muraccah ve faik (üstün) dür. Aralarındaki fark da insane asırdan bu asra kadar medeniyette ne derece ilerlemiş olduğuna işare
olan eseri yeniden gözden geçirmiş ve Fevaid-i Emîniyye ile birleştir daha sonra ilk defa her kitap için bir cüz olmak üzere on altı cüz (İstanbul 1310-1316/1892-1898), daha sonra da dört cilt (İstanbul, 1330/1914 halinde iki defa neşredilmiştir. Bu eser, müellifi tarafından Arapça'ya ter cüme edilmeye başlanmış fakat tamamlanamamıştır, Daha sonra Fehmi el-Hüseyni tarafından kısmen hulása edilerek tercüme edilmiş ve 1925. 1936 yılları arasında Hayfa, Gazze ve Kahire'de neşredilmiştir.
Elimizdeki bu Eser, Mecelle'nin sadece giriş bölümündeki Kavaid Külliye'nin şerhi olarak müstakil neşredilmiştir. 1330/1914 senesinde Is tanbul'da Tevsî-i Tabâat Matbaası'nda basılmış olup 206 sayfadır.
Kavaid-i külliyenin tam bir şerhi olan bu eserde, bütün maddeler diğer fıkıh kitaplarında olduğu gibi îzah edilmiş ve muhtevâsındaki şer'i hü kümlerin alındığı fıkıh kitapları, fetva mecmûaları ve risaleler belirtilmiştir Böylece bu şerh, kavaid-i külliye ile alakalı hükümler ihtiva eden bir fikih kitabı mahiyetini kazanmıştır. Ayrıca müellif Mecelle Hey'eti'nin ihmal ettiği mevzûları da kitabına alarak bu cihetteki eksiklikleri de gidermiştir Farklı hukuki meseleler hakkında ise mu'teber fıkıh kitaplarındaki şeri hükümler nakledilmiş, ihtilaflı meseleler tartışılmış, hangi görüşün tercih edildiği veya tercih edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Nadir de olsa hakkında sathed inmeyen meseleleri ise müellif kendisi izah etmiştir. Eser bu haljyk sadece İslam hukukçuları için değil aynı zamanda bütün hukukçular için mühim bir temel kaynak muhtevâsına sahiptir.
İbadet; Mükelleflerin (Erginlik çağına eren akıl sahibi insanla- mn) nefsleriniaukiau ve temayüllerine muhalefetle Rabhibi insanla için yapmış olduklanata yapılması Sevab olan ve Allah'a yakınlık
¡fåde eden Hususi tâatlarıdır. Tåat'ın aslı Vera'dır.
On şey nefse gerekli görülmeyince, Vera' tamamlanmaz:
1. Dil, gıybetten korunmak,
2. Kötü zandan sakınmak,
3. Halkla alay etmekten geri durmak,
4. Haramlara bakmamak,
5. Doğru sözlü olmak,
6. İmân nimetinden dolayı yüce Allah'a minnetdar olmak ve kendi kendini beğenmemek,
7. Malı, hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak, 8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,
9. Beş vakit namazı vakitlerine, rükû ve secdelerine dikkat ve riayet ederek korumak,
10. Sünnet ve cemâat üzere istikamet etmek.
Ebû Músa'l'Eş'arîden rivâyet edildiğine göre:
«Her şey için bir hadd vardır.
İslâm'ın hudûdu da Verâ', Tevâzu, Sabr ve Şükürdür.
Verâ işlerin kıyâm ve sebâtına,
Sabr: Cehennem ateşinden kurtuluşa,
Şükür de: Cennet'e nâil olmağa sebebtir.>>>
Hasan'ul'Basrî, Mekke'de, Hz. Ali'nin Oğullarından, arkasını Ka- be'ye dayayıp halka va'z eden bir Genç'e «Din'in sebat ve kıyâmına sebep olan şey nedir?>> diye sordu.
Avam'ın Vera'i haramdan ve haram şüphesi bulunan seyden
sakınmaktır. Havass'in Vera'ı içinde Hevâ ve Nefs için şehvet ve lezzet bulu nan sakınmaktır.
. şeyden sakiavassı'ının Vera'ı içinde kendi iråde ve görüşü bulu.
na bilecek her şeyden sakınmaktır. Hâsılı: Avâm: dünyayı terk ile,
Havass: Cennet'i terk ile,
Havass'ın Havass'ı da, Masiva'yı (Allah'dan gayri her şeyi) terk ile Verå eder.
Bişr b. Hâris der ki «Amellerin en zor ve ağır olanları üçtür:
1. Azlıkta, Cömerdlik yapmak,
2. Tenhâda Verâ üzere hareket etmek,
3. Kendisinin cezasından korkulan ve ihsânı umulan kimsenin yanında hak olan sözü hiç çekinmeden söylemek.>>>
Bişr b. Hâris'in kız kardeşi, İmam Ahmed b. Hanbel'e gelip «Ey İmam! Arka ve Üst taraftaki Çıraların ışıkları, bizim üzerimize düşer de, biz, evimizin damında İplik eğiririz.
O çıraların ışıklarında iplik eğirmemiz, bize Câiz ve helâl olur mu?» diye sordu.
Ahmed b. Hanbel «Allâh, seni bağışlasın! Sen, kimsin?!» dedi. Kadın «Ben Bişr b. Hâris'in kız kardeşiyim!» dedi. Ahmed b. Hanbel, ağladı ve «Sonra, evinizden Verâ, çıkar gider. Sakın, o çıraların ışıklarında iplik eğirme!» dedi. (3)
Peygamberimizden rivâyet edildiğine göre:
«Kıyamet günü, bir Seslenici (Ey kullarım! Bu gün, size korku yoktur. Sizler, mahzun da, olacak değilsiniz!) diyerek seslenecek,
Mahşer halkı, başlarını kaldıracaklar ve (Biz, yüce Allah'ın kul-
larıyız!) diyecekler.
Sonra, Seslenici (Onlar ki, Âyetlerimize inandılar ve Müslüman oldular.) diyerek ikinci kerre seslenecek.
Bunun üzerine, kâfirlerin başları önlerine eğilecek. Allah'ı tevhid edenlerin başları kalkık kalacak.
Sonra, Seslenici, (Onlar ki, îman etmişler ve Allah'ın buyrukları- na aykırı tutum ve davranışlardan son derecede sakınmış, durmuş lardır.) diyerek üçüncü kerre seslenecek.
Bunun üzerine, büyük günah işlemiş olanların başları önlerine eğilecek.
Takva sahiplerinin başları kalkık kalacak. Kerim olan Allah, va'd ettiği gibi, onların
Çünki, O, Kerimlerin en Kerimidir. Velilerinden yardımını kes- hamü giderecek. üzerinden korkuyu ve
met ve onları, korku içinde bırakmazdır. (4) Yüce Allah, nimetlerin ihsan edicisidir.
Nimetlere erenin, nimetleri verene şükr etmesi gerekirdir. İbadet te, Allah'ın nimetlerine karşı bir şükürdür ein Daha açık bir deyişle İbadet, insanın, gerek en güzel bir biçim- de yaratılmış bulunmasından ve gerek hiç bir emek ve hakkı gölçim den en kıymetli ve en hassas iç ve dış uzuvlara nail olmasıkı geçme Yaratan'ına bir şükrüdür.
Nimete şükür ise, aklen ve Şer'an Farzdır. (6)
İnsan, gördüğü en küçük bir iyiliği bile, karşılıksız, teşekkürsüz bırakmak istemez.
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allâh'a da, şükr etmez. (7)
Başta Peygamberler olmak üzre, bütün insanlar, Allah'a ibådet ve kulluk için yaratılmışlardır. (8)
Her ümmete de «Allah'a ibadet ediniz..." diye tebliğatta bulu-
İbadetten istisna edilen, muaf tutulan hiç bir kul yoktur.
Hatta, yüce Allah'ın ve Melekler'in, Kendisini Selâmladıkları (10), en Sevgili Kulu olan Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm da Sana ölüm gelinceye kadar Rabb'ına ibådet et! (Hicr: 99) «emrine muhatab olmuş ve mübarek rûhunu, Rabb'ına teslim ettiği güne ka- dar Farz ve Nâfile olarak ibâdet vazifesini aşk ve şevkle yerine getir- mekten geri kalmamıştır. (11)
(4) Hârisülmuhasibî Erriâye s. 40
(5) Şah Veliyullah'üddehlevi Huccetullâhülbāliğa c. 1, s. 143
(6) Kâsânî Bedâyiüssanâyı c. 1, s. 90
(7) İmam-ı Azam Ebû Hanife Müsned s. 45, Abdürrezzak - Musannef c. 10, s. 425. Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 3, s. 74, Buhari Edebülmüfred s. 65, Ebû Da- vud Sünen c. 4, s. 255, Tirmizi Sünen c. 4, s. 339
8) Zariyât: 56 (
(9) Nahl: 36
(10) Ahzab: 56
(11) Abdurrezzak - Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd - Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed, b. Hanbel - Müsned c. 3, s. 110, 163, 202, Buhari - Sahih c. 5, s. 141
Kur'ân-ı Kerim okumak için efdal olan vakitler, namaz için ef- dal olan vakitlerdir.
Geceleyin, akşamla yatsı arasıdır.
Gündüzün, efdal olan, sabahtan sonradır.
Hatmin efdal vakti, gündüzün başlangıcı veya gecenin başlan- gıcıdır.
Hatmi, kışın gecenin başlangıcında, yazın da, gündüzün başlan- gıcında yapmak efdaldır. (291)
20. Hatim yapacak olan, o gün, oruçlu bulunur. Ev halkını top- layıp düa eder. Allâha hamd ve istiğfarda bulunur, Peygamberimize salevåt getirir. Hayrlar talep eder. (292)
21. Hatmde, Duha sûresinden Kur'ân-ı Kerimin sonuna kadar olan süreler okunup aralarında (Allâhü ekber! La ilahe illallahü val- lahü ekber!) diyerek Tekbir getirilir.
(Kul eûzü bi Rabbinnâs) sûresinden sonra Fâtiha sûresile Baka-
(288) Süyuti İtkan c. 1, s. 110
(289) Bedrüddinülzerkeşi - Bürhan c. 1, s. 461, Süyut - İtkan e. 1, s. 108
(201)
(200) Tahavi Muhtasar s. 29, Süyuti İtkan c. 1, s. 110 Bedürddinülzerket Bur Süveti, ka72, Suyuti - İskan e. 1, 8. 110
Kur'ân-ı Kerim buna işareten "Eğer size (Uhud'ta bir yara dokunduysa, (Bedir'de de) o (kafir) kavme öyle bir yara dokundu. O, günleri (zafer ve mağlu- biyet, sevinç ve keder günlerini) biz insanlar arasında döndürür, dolaştırırız. (Ba- zen lehlerine, bazen aleyhlerine)." (Al-i İmran/140) "Eğer Allah, insanların bir kısmını, diğer bir kısmı ile defetmeseydi Yeryüzü fesada uğrardı." (Bakara (251). Gerçekten dikkati çekecek şekilde muayyen müddetleri ve tarihleri düğüm nok tası olarak görüyoruz. Buna örnek olarak şu karşılaştırmaları kaydedeceğiz:
Selçukluların hükümet müddeti Hicri : 350 Osmanlı devletinin kuruluş tarihi: Hicri 699
(Not: Türkler için 700 senesinde bir düğilm var gibi. Hiçretten önce 1400 Oğuz Han noktasına görülüyor. Hicretten önce bir 700 Çin'i istilä ettikleri nok- taya götürüyor. Hicretten sonra 700 ikiye bölünüyor: H. 350 tarihinde müslüman oluyorlar. 350 sene hükümet sürüp, hicretten sonra 700 seneyi böylecetamamla- dıktan sonra içlerinden Osmanlılar meydana çıkıyor. Ve 700 seneye yakın de-
(Not: Arada tam 300 sene var.) 5- Abbasi Hilafetinin sonu: Hicri 656
vam ediyorlar. 4-Cengiz'in Turan'ı ele geçirmesi ve Harzem Devleti'ni yıkması: Hicri 622 Yavuz Selim'in Mısır ve Arabistan'ı istila edip Çerkez hükümetini yıkması: Hicri: 922
Doğu Roma İmparatorluğunun sonu: Hicri 857 (Not Arada 200 senelik zaman var.)
(Not: Fetih ve bozgun arası tam 100 sene) 8- Lehistan'ın Vergiye Bağlanması: Hicri 1087
6-Iran'dan Bağdat'ın Alınması: Hicri 1048 Azerbeycan'ın İran'a geri verilmesi: Hicri 1148 7-Girit'in Fethi: Hicri 1080 Çeşme Bozgunu: Hicri 1180
(Not: Osmanlı Devleti milādi 1299 da kuruldu. İstiklal Savaşı milādi 1922 yılında kazanıldı.. Hicret 622 de olduğuna göre: 1922622: 1300 eder.)
11- Kuzey Afrika'ya İslamiyetin Doğudan Girmesi: Miladi: 640
Kuzey - Batı Afrika'ya Endülüsten Dönuş: Miladi: 1491 (Not: Arada nasıl 1491-640-851 senelik bir med-cezir...)
besi (26 Ağustos): Miladi: 1071
12- Anadolu'yu Bizans Hakimiyetinden çıkaran Malazgirt Meydan Muhare-
Anadolu'nun Yunan İşgalinden, kurtarıldığı Dumlupınar Meydan Muhare-
besi (26 Ağustos): Milādi 1922 (Not: Arada tam '922-1071-851 senelik bir med-cezr
müddetteki bu benzerliğin ikisi de düğüm noktası gibi. Birisi
var. 851 senelik
Araplara,
birisi de Türklere ait olmakla birlikte, müslümanlara ait bir mukadderat... Sadece bölgeler ve ırklar ayrı. Mesele İslâm Tevhidiyle alakalı olduğundan bu ayrılıkta gayrılık yok.) 13-Alman ve Fransız İhtilälleri arasında: 1918-1789-129 sene
Hitler ve Napolyon'un: -İktidara gelmeleri arasında: 1933-1804-129 sene
-Rusya'ya taarruzları arasında 1941-1812-129 sene
-Hezimete başlamaları arasında: 1943-1814-129 sene
-Birinin intiharı, diğerin esareti: 1945-1815-130 sene
(Not: İşte benzer tarafları bulunan ikı devletin iki liderinin kader çizgilerin- deki enteresan benzerlik.)
-Viyana'ya girmeleri arasında: 1938-1809-129 sene
14-Abraham Lincolnile Kennedy 'in kader örgülerindeki benzerlik: a. Lincoln, Kongreye 1847 de, Kennedy Kongreye 1947 de seçildi. b. Lincoln, başkanlığa 1860 da, Kenndy, başkanlığa 1960 da seçildi.
c. İkisi de uzun boylu idi ve askerliklerini yapmışlardı d.İkisi de eşleri Beyaz Sarayda, suikastten kısa bir süre önce birer çocuk kay-
betmişlerdir. e. Lincoln'un sekreteri kendisine tiyatroya gitmemesini söyledi. Kenndy'nin
ise soyadı Lincolnolan sekreteri de kendisine Dallas'a gitmemesini söyledi. f. İkisi de eşlerinin yanında iken Cuma günü, kafalarının arkasından kurşun-
landılar.
g. İki başkanın yardımcılarının soyadı Johnson'du. İki yardımcı da, Güney İkiside senatördü.
doğmuşlardı.
demokratlarındandı. h. Yardımcılardan Andrev Johnson 1808 de, Lyndon Johnson ise 1908 de
1. Katillerden Broht 1839 da, Oswald ise 1939 da doğmuştu. i. Katillerin ikisi de yakalandıktan sonra mahkeme önüne çıkmadan başkaları
tarafından vurularak öldürülduler.
k. Katillerin ikisi de Güneyliydi ve gizli ideoloji sahibi idiler.
1. Katillerin ikisi de ruh hastasıydı. m. Başkanların cenaze merasimleri birbirine uyuyordu.
SUR AYLIK MECMUA
42
n. Başkan Lincoln de başkan Kennedy de medeni haklar kanununu savun-
o. J.W Broht, Lincoln'u tiyatroda vurmuş ve bir depoya kaçmıştı.L.H.Os wald, Kennedy'ye bir depodan ateş etmiş ve bir tiyatroya kaçmıştı. . Lincoln ve Kennedy yedişer harflişdi.
o p. İki katilin isimlerinin harf sayısı 15 idi. (John Wilke Broth ve Lee Harvey Oswald)
Bunların bir çok benzerlerini tarihçiler daha iyi bilirler. Bunlar tarihin rastge le bir kor döğüşu olmayıp kendine göre kaderi ölçüler içinde meydana geldiğini hatırlatır. Bunları Allah'ın sevdiği insanların ruhu sezebilir. Vuku bulmadan his-
sedilir. Bazen umulmadık şahıslar ve hatta çocuklar bile rüyalarında olacağı ma- sum kalpleriyle farkedebilirler. Nasıl ki atom ve Güneş Sistemi kaderin çizdiği planlı bir yörüngede yüzüyor, nasıl ki, günler ve seneler takdir edilmiş zaman dilimlerinde meydana geliyor, öy- le de bazı enteresan devreler de hep birer kader ölçüsü içinde cereyan ediyor.
HIKMET
Bir çiftçi tarlayı sürer. Arkasında mahsülünü eker. Sonra onun her türlü bakımını yapar. Acaba niçin?
Herhalde mahsülün bire on, hatta onbeş vermesi; meyvesini ye mek ve ondan çeşitli şekillerde faydalanmak için değil mi? Evet! Aklen, mantıken, ilmen bu böyle..
Peki bu dünyada envai çeşit taamlara ve giyecekleri bizim için ha- ur eden, bu dünyayı bizim için yaşamamıza medar olacak şekild Hak ratan ve hazırlayan sonra bizi dünyaya gönderen Cenab-ı bütun buazırlayan sonra etmiştir? Her şey kendisine hizm
olacak tarları sebepsiz mi halk eğmisun yaratılmasının ve bu dünyaya
nuna yaklaşılan günlerde terörizm tehlikesi ABD gündeminin en tehlikeli sorunu olduğu kanaatine varılmıştı. Hatta Usame Bin Ladin bir konuşmasında Amerikalıla ra görüldüğü yerde saldırılmasının gerekliliği konusunda bir "fetva" vermiş ve sa- ra görüldüğü vepraklarına yaymak konusunda koguleri nukleer starte vaşı Amerika tour konuşma yapmıştı. İstihbaratteniyle deresalar ile ilg Peknoloji transferi, ticari istihbarat ve değişen tehdit nedeniyle devlet dışı aktörlere teknoloji transouk Savaş sonrası dönemi zain içine gir odaklanda HUMINT yeteneğini önemli ölçüde artırma gayreti içine girmiş, çeşitli savaş desteği rolleri için bölge operasyonlarına operatörler sağlamış ve Afganistan, Irak Filipinler, Yemen, Gürcistan gibi ülkelere özel kuvvet askerleri ile birlikte gö rev yapacak terörle mücadele personeli görevlendirmiştir.
Stratejik Sürpriz
20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19, yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21. yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devletin ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birliklerin konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa süre de yapılabilir bir hale geldi.
Stratejik sürprizlere uğramak, sadece istihbaratçıların bilgi verme ve uyarı sin-
yallerinin eksikliğine bağlanamaz. Analiz ve bu bilgilerin bürokraside kabul görme- si ile ilgili süreçler de önemlidir. İstihbaratçının metodolojik sorunları ve algılama problemleri yanında organizasyonel ve bürokratik nedenlerle bu değerlendirmele rin kabul görme sorunu da ele alınmalıdır. İstihbaratçı topladığı bilgileri temel ola- rak ikiye ayırır, doğrular ve yanlışlar ya da istihbarat jargonu ile sinyaller ve gürül tüler, Söz konusu olan stratejik sürpriz ise aldatmalar zaten her şeyi karmaşık ha le getirir. Aldatma ve belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda en azından kısa dö nemli olarak hemen her bilginin yanında bir soru işareti vardır. Bu yüzden analitik
Elanor Hill, Joint Inquiry Staff Statement, Part I, (September 18), 2002, 9. http://fas.org/irp/congress/2002_hr/091802hill.html
Michael Howard, War in European History, Oxford University Press, (New York, 1979), Chs.5-7.5 Roberta Wohlstetter, Pearl Harbor: Warning and Decision, Standford University Press, (Stanford. 1962), 336-8.
"Donald Daniel and Katherine Herbig (Eds), Strategic Military Deception, Pergamon, (New York.
Bir kimse dalalet bayrağı kaldırsa veya ilmi gizlese (Bir hakkı ketmetse) veya zalime bilerek yardım etse, bu kimse islamdan beridir. Ravi: Hz. Amr İbni Abese (r.a.) Sayfa: 406 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Allahın veya Rasûlünün hükmünün bulunduğu hiçbir konuda ictihad olamayacağı gibi, istişare de yapılamaz.
Bazı âlimler âyetin (Alu İmrân: 3/159) nüzül se- bebini gözönünde bulundurarak, cihad ile ilgili me- selelerin istişare konularını oluşturacağı görüşünde iseler de; diğer bazıları da aynı ayetteki el-emr = iş kelimesinin genel bir anlam taşıdığını belirterek, nas bulunmayan her konuda danışma yapılacağı fikrinde- dirler. Çünkü bu gibi konular ictihad yapmayı gerek- tiren konuların başlıcalarıdır (167).
İslâm Devletinin yasama organı olan Şüra Мес- lisinin kanun koyma alanı, Allahın emri ile Rasûlü- nün açıkça hükm ettiği hususlarda açıklamalar yap- mak ve yorumlarda bulunmaktan ibarettir. Onların uygulanması ile ilgili olarak düzenlemeler yapabilir. ancak yeni kanunlar koyamaz. Hüküm bulunmayan konularda kamu yararı gözönünde bulundururlmak suretiyle bazı kanun ve düzenlemeler yapılabilir fa- kat İslamın özüne aykırı olamazlar (168).
Teşri yetkisi, daha önce de belirttiğimiz gibi Alla hındır. Ancak Allahu Teâlâ hikmeti gereği bazı hu susları genel olarak belirtmiş, bazı hususlara da hiç deginmemiştir. İşte şûrá Meclisinin asıl çalışma ala- nı burasıdır. Şürá kendisine bu konularda yasamalar da bulunma yetkisi verilmiş olmakla birlikte, kayıt sız da bırakılmamıştır. Başlıca kayıt ise, İslamın hük mü bulunan konularda yasamalarda bulunmamak ve
(167) el-Camás, age. II. 40-1: Elmalı. II. 1214, M. Vehbi, He
İslama aykırı hükümler getirmemektir. Bunları ğıdaki âyet meålleriyle delillendirelim:
*Allah ve Peygamber bir işe hüküm ettiği zam gerek mümin olan bir erkek, gerek mümin olan bir kadın için (ona aykırı olacak) işlerinde kendilerine muhayyerlik yoktur. Kim Allaha ve Rasúlüne isyan ederse muhakkak ki o, apaçık bir sapıklıkla yolunu sapıtmıştır. (169).
Yoksa onların Allahın izin vermediği şeyleri ( bozuk) din (lerin) den kendilerine Şeriat (çıkarıp) ya pan ortakları mı var?» (170).
Birinci ayette Allahın ve Rasûlünün hükmünün bulunduğu hiçbir konuda, hiçbir müminin başka bir seçeneğinin bulunamayacağı çok açık ve kesin bir şe kilde ifade edilirken; ikincisinde onlara aykırı hüküm ler koymanın şirk olacağı açıkça belirtiliyor.
Buna göre:
İstişare Meclisi, İslamın hükümlerini uygulamak. genel hükümleri açıklamak, hüküm bulunmayan ko- nularda da İslamın özüne uygun ictihadlarda bulu- narak, gerekli kanunları koymak görevindedir.
Şüră Meclisi görevi olan yasamalarda bulunmak la yetinmemeli, çıkarılan kanunların uygulanıp uy gulanmadığını da denetlemelidir. Bunların uygulan masında kusuru görülenlerin veya gevşeklik göster diği tesbit edilenlerin cezalandırılmalarını devlet baş kanından istemelidirler (171).
1. Şürà iki taraflıdır, hem idare edenler, hem de edilenler. Şüråda görüşlerini belirtebilirler. eş Şürá 42/38. den anlaşılan budur.
2. Toplumu ilgilendiren bütün meselelerin Şüra ya sunulması, yöneticilerin yalnızca hakları değil, ay- nı zamanda görevleridir.
3. Şúráda herkes görüşlerini Allah için açıkla
malıdır.
4. Şüráda bütün fikirlerin tek bir nokta etrafın- da birleşmeleri şart değildir. Çoğunluğun kabul etti- ği ve toplum yararını gerçekleştiren kararlar almak ön planda gelir (172).
5. Düşündüklerini söylemekten hiç kimsenin ka- çınmaması gerektiği gibi, görüşlerini açıklamak iste- yen herkese de bu konuda imkan verilmelidir. Yok- sa tam anlamıyla bir istişare eyleminden söz edile- mez.
Kısaca mahiyeti bu olan İstisare, maalesef İslâm tarihinde çok uzun dönemler ihmal edilmiştir. Bu ih- malin faturasının son derece yüksek olduğunda şüp- he yoktur. Bu uzun dönemlerde Şüranın uygulanma- yışı, Şürà uygulamasının imkânsızlığından doğma- mıştır. Bununla birlikte devlet başkanlığı konusunda İslamdan uzaklaşmanın, Şüranın da ihmal edilmesi- ne yol açtığını bilmek, zor değildir. Bu tarihi tecrübe- ler kurulacak yeni İslâm Devleti için elbetteki fay- dalı birer ibret dersi ve malzeme olacaktır. Aksi hal- de tarihin tekerrürlerinden kurtulunamaz. Çünkü
lumun üzerindeki nimetlerini değiştirecek değildir. Hilafet ve istişare, Kur'an, Sünnet ve Asr-1 Sa det uygulamalarının özüne bağlı kaldıkça, çıkan her türlü problemin devlet eliyle, büyük bir yeterlilikie çözümlenebileceği bizim için şüphesizdir.
Eğer Allahın dinine yardımcı olursanız (Allah da) size yardım eder ve ayaklarınızı (yere) sağlam bastırır (173).
So inspiring a potion were the Divine morals brought by the Blessed Prophet -upon him blessings and peace, his outer training and the inner influence, that in rapid time they lifted an ignorant society previously in the wilderness, ignorant of even the basics of being human, to a level undreamed of, as 'the Companions, still envied by humankind even today. The ignorant and ruthless became cultivated, the wild became civilized and people with lowly and scandalous characters turned into righteous servants of the Almighty, who lived with the love and fear of Allah, glory unto Him, deeply set in their refined hearts.
The Almighty had the model of an exemplary human being embodied in the Blessed Prophet-upon him blessings and peace-, making him the quintessential example for entire humanity. Good morals, which consist of nothing but the behavior and conduct that please the Lord, was thereby conveyed to mankind through the exemplary words and conduct of the Blessed Prophet -upon him blessings and peace-.
Rasûlullah Efendimiz'in insanlığa getirdiği yüce ahlâk ve O'nun nebevî terbiyesi öyle bir iksirdi ki, daha evvel yarı vahşî, çoğu insanlıktan habersiz Cahiliye toplumu, çok kısa bir sürede insanlık tarihinin hâlâ gıpta ettiği "sahâbe" hüviye- tiyle, hayâl ötesi bir fazîletler medeniyeti meydana getirdi.
O yüce Peygamber, ümmî bir toplumda yetişti. Lakin getir- diği Yüce Kitâb ile dünya kütüphanelerine ışık kaynağı oldu. Gönülleri hikmet, sır ve mârifetle doldurdu. O'nun ve getirdiği Mübarek Kitâb'ın rûhâniyet, feyz ve berekâtıyla minberler, mihraplar, kürsüler, Hakk'ın hakikat derslerini okutmaya başladı. Kendisi, bütün alemlere : رَحْمَةً للعالمين" rahmet" kılındı; getirdiği Kitap da iki cihan saâdetinin rehberi oldu.
Aziz ve Celil olan Allah bir kula hayır murad ettiğinde onu: "İsti'mal eder". Denildi ki: "İsti'mal etmesi ne demektir?" Buyurdu ki: "Onu ölümden önce salih amele hidayet buyurur, sonra da onun ruhunu bu hal üzere kabz eder." Ravi: Hz. Amr ibni Hamik (r.a.) Sayfa: 26 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
konusu olacak olursa, daha da etkin olur. Halk ara- sında yaygın olan balık baştan kokar deyimi bunu çok açık bir dille vurgulamaktadır.
O halde hiçbir müslüman İslamdan sapmayı, her alanda önlemeye çalışmakla yükümlü olduğunu unut- mamalıdır. Mevcut sapmaları da düzeltmekle görev- li olduğunu bilmelidir. Ancak böyle bir kontrol sonu- cu, tavizsiz bir İslami uygulamadan her alanda sōz edilebilir.
3. Hilafet Türleri:
Kur'ân-ı Kerim'de konu ile ilgili ayetlerden anla- dığımıza göre Allahu Teålà, genel anlamda bütün in- sanları yeryüzünün halifeleri olarak yaratmıştır Ya- ni bütün insanlar ilk planda Allaha iman ve bu ima- nın sonucu olarak Onun hakimiyetini kabul etmekle yükümlü tutulmuşlardır. İnsanın halifeliği, onun Al- lah adına uygulamalarda bulunması demektir. Bu uygulamada Allahın kanunları mutlak ölçülerdir. İn- san halifeliğini ifa ederken bu ölçülerin dışına çıka maz, bunlara aykırı hareket edemez. Çünkü yeryü- zünde kendi adına uygulamarda bulunmak üzere Al- lah tarafından «halife» olarak görevlendirilen insa- na mutlak bir serbestlik verilmiş değildir. Onun için bir takım sınırlar çizilmiş, bunları aşmaması isten- miştir. Kur'an'ın
ikinci suresi olan el-Bakaranın hemen ilk ayetlerinde (âyet: 30 vd.) Allahın yeryüzünde halife yaratmak isteğini meleklere bildirdiği anlatı lıyor. Yeryüzünde halife kılınan Hz. Adem (AS)dır. Dolayısıyla da Onun soyundan gelecek bütün insan lardır. Halife kılınan bu ilk insan ve eşi için bile bir takım sınırlamalar söz konusudur (el-Bakara: 2/35)
Bu sınırlamalara uymak, insanın bu yüce makamda kalabilmesinin temel şartıdır (2/38). Bu ölçülerin dışı- na taşanlar ise, ateş azabına düşmekle tehdid edilir (2/39), Diğer bir deyimle: Insanlardan istenen, hali- felik makamının gereklerini yerine getirmektir. Bu iso, Allahın belirlemiş olduğu sınırlar içerisinde kal- makla mümkün olur.
İşte bu anlamda bütün insanlar, Allah'ın yeryü- zünde halife tayin ettiği kimselerdir. Tüm insanların bu şekilde görevlendirilmiş olmalarına: Umumi hi láfet diyoruz. Adem'in soyundan gelen herkes bunun kapsamı içerisindedir, halifeliğinin sonucu yüklenmiş olduğu emanet-in gereklerini yerine getirmelidir.
Ancak bu emanetin gereklerini insanların tü- müyle yerine getirmedikleri de bir gerçek. Dolayısıyla bunlar, bu makamdan kendi kendilerini uzaklaştır mış oluyorlar. Bu şekilde davranan toplumları da Al- lah, yerlerine başkalarını getirmekle» (25) tehdid ediyor. Buna göre hålifelik makamında, yalnızca bu makamın gerektirdiği yükümlülükleri yerine getiren- ler kalabiliyor Yalnızca bu kişilerin bu makamda ka labilmelerine de hususi hilafet adını veriyoruz. Ta- rih boyunca bu anlamda toplumlar biribirlerinin ye- rine geçmiş ve Allah'ın halifeliği onlar tarafından ger- çekleştirilmiştir. İşte Allah'ın halife yapacağına ve
onları yeryüzünde häkim kılacağına yemin ile söz verdiği kimseler (26), O'nun dinini yeryüzünde hå- kim kılanlar ve insanları «tägût-ların tasallutundan
kurtarma savaşını sürdürenlerdir. Ister umumi, isterse de hususi anlamda alınsın. hilafet Allah'ın dinini hâkim kılmak özünü taşı
yor. Bu öz, onun sosyal alanda da hissedilir olması, gerçekleşmesi ve teşkilatlanmasıyla siyasi bir görű- nüm kazanıyor. İnsanların yalnızca ruh ve bedenleriy- le Allah'a boyun eğmeleri yeterli görülmemiştir. On- ların her türlü toplumsal ve siyasi ilişkilerini de Al lah'ın koymuş olduğu ölçülere göre düzenlemeleri zo- runludur. Yani kelimenin tam anlamıyla «din, yalnız- ca Allah'ın olmalıdır. (27) Toplum hayatının bazı ke- simlerinde Allah'ın dışındaki varlıkların, zalimlerin, azgınların, zorbaların otoritelerini tanımak, istekleri- ne boyun eğmek, dinin Allah'tan başkalarının olması sonucunu doğurur. Bu durumda ise, İslam'ın anladığı manada hilåfet gerçekleşmiş olamaz. Halifeliğin özü- nün hayatın her safhasında ve insanların her türlü ilişkilerinde ortaya çıkması, onun sahih olmasının vaz- geçilmez şartıdır.
Allah, Hz. Dâvûd'a kendisini yeryüzünde halife kıldığını bildirmekle birlikte ona: «İnsanlar arasında hak ile (Allah'ın hükümleri ile) hükmetmeyi (28) de emr etmiştir. Hz. İbrâhim de, kendisinin insanlara İmâm kılındığı haberini Allah'tan alınca, soyundan geleceklerin de bu makama yükseltilmelerini istemiş- tir. Allah ise, «zâlimlerin bu ahde nail olamayacakla-
rını bildirir.» (29).
O halde halifelik, Allah'ın hakimiyetinin her alan- da bütün açıklığıyla ortaya çıkması demektir. Bütün
insanlar bununla görevlidirler. Böyle bir makama yük- selmek isteyen, daha doğrusu bu makamdan düşmek istemeyen toplum da, ona göre davranmak zorunda- dır. Bu tür toplumun en yüksek temsilcisi ise, Allah'ın yeryüzündeki halifelerinin kendi hür iradeleriyle seç
tikleri halife-dir. Halife bu emaneti yüklenebilecek bir kimse olmalıdır. Çünkü emânetlerin ehil kimselere verilmesi, Kur'an'ın emirleri arasındadır. (30)
Bundan sonra bu emåneti toplum adına yüklene- cek olan kimsenin belirlenmesinden söz açalım. İslâm toplumunda tarihinin ilk dönemlerinde halife nasıl belirlenmiştir? Bunun yolları nelerdir? Böyle bir ma- kama hangi niteliklere sahip bulunanlar getirilir? Gö- rev, yetki ve sorumlulukları nelerdir? Bu sorulara sı- rasıyla cevap aramaya çalışalım...
4. Halifenin Belirlenmesi:
Hz. Peygamber (S) hayatta olduğu sürece peygam- berlik görevinin yanısıra devlet başkanlığı da şahsın- da toplanmıştı. Bu nedenle Hz. Peygamberin hayatın- da gerçekleşen İlk İslam Devletinin başkanını belirle- mek gibi bir problem ile karşılaşılmış değildi. Diğer ta- raftan Hz. Peygamber(S) kendisinden sonraki halife- yi belirleyen açık herhangi bir söz de söylememişti. Durumun böyle olması nedeniyle, Hz. Ebû Bekir (R) halife seçilene kadar bazı farklı görüşlerin ortaya çık- tığını görüyoruz. Ancak bu durumlar geçici, son de- rece kısa bir süre için söz konusu olmuş, kısa bir dö- nemden sonra bunlar unutulup gitmiştir. Yani bu gö- rüş ayrılıkları Hz. Peygamber'in vefatından sonra, Hz. Ebû Bekir halife seçilinceye kadar devam etmiş ve o- son bulmuştur.
nun seçilmesiyle bu anlaşmazlıklar tam anlamıyla dönemlerde (Hz. Ali (R) nin hali-
Ancak sonraki feliğinin son zamanlarında) başlayan ve gittikçe ya- yılan fitneler sonucunda, ondan önceki halifelerin ha-
Iffelikleri tartışma konusu yapılmıştır. Bu tartışmalar Hz. Peygamberin Hz. Ali'yi vasiyyet ettiğinden başla tılmış, pek çok yanlış görüşlerin, düşünüşlerin İslâm dünyasında yayılmasına neden olmuştur. Geçmiş dö nemlerin kapatılmış sahifeleri tekrar aralanmış, ile. ri-geri, doğru yanlış pek çok fikirler ortaya atılmıştır. Aslında Hz. Peygamber(S) in kendisinden sonra ki halifenin kim olacağına dair açık hiçbir tavsiyede bulunmadığı hususu başta Hz. Ali(R) olmak üzere pek çok sahabinin açıkça ifade ettiği bir şeydir. (31) Bununla birlikte bazı kimseler Hz. Peygamberin vefa tından önce vasiyyet yazdırmak istemesini, O'nun Hz Ali'yi halife olarak vasiyyet etmek istediğine bağla mışlardır. (32) İmam Ahmed b. Hanbel'e göre de: Bir kitab getirin, size vasiyyet yazayım emri Hz. Ali'ye verilmiştir. Bununla Hz. Peygamber (S), Hz. Ali'nin halifeliğini hükme bağlamak istemişti. Ancak böyle bir şeyin Hz. Ali'ye yazdırılmaması onun itham edil memesi için gerekli idi. Dolayısıyla böyle bir emrin ona verilmesinin uzak görüldüğü belirtilmektedir. (33) Şil fırkalardan Zeydiyye de Peygamberimizin isim ve şahıs tayin ederek imam vasiyyet etmiş olduğuna ke sinlikle inanmazlar. Onlara göre imam vasıflarıyla tanınır. Kanaatlarına göre de bu vasıflar en çok Hz.
Ali (R) de toplanmış idi. (34)
Ancak bütün bunlar su götürür hususlardır. Sa hábiler söz birliği halinde tavsiyenin varlığını kabul etmemişlerdir. Bir defa öyle birşey olsaydı, onların
(31) Tirmizi, K. el-Fiten, B. 48: Nesal, K. 30, B. 2: Ibn Ma ceh. K. 6. B. 64. K. 22. B. 1; Ibn Kuteybe, el-İmameh
ve's-Slyasch. I, 6. (32) Mesela bk.: Ahmed Hilmi, İslâm Tarihi, İst. 1974. s. 218
(33) Tecrid. I, 110. (34) M. E. Zehra, Siyasi ve İtikádi Mezhebler Tarihi. 65.
bu tavsiyenin dışına çıkıp, önceleri ensårın Sa'd b. Ubådeyi seçmek istemeleri ve sonradan da hep birlik- te Hz. Ebû Bekir (R) in halifeliğinde karar kılmaları mümkün olamazdı. Böyle bir şeyi kabul edecek olur- sak, onların hep birlikte Hz. Peygamberin emirlerine aykırı hareket etmiş olduklarını da kabul etmemiz gerekecek. Bu ise imkânsızdır.
İmamın vasıflarının en çok Hz. Ali'de toplandık ları iddiasını ileri sürenler ise, büyük bir ihtimalle Hz. Peygamberin, Hz. Ali hakkındaki övücü sözlerinden hareket ederler. Oysa Hz. Peygamberin pek çok saha- be hakkında övücü sözler söylediği bilinen bir şeydir. Bu tür hadislerin hepsini de hilåfet için bir gerekçe kabul etmek mümkün değildir. Bu tür hadislerin pek çoğu özel nedenlere bağlı bulunmaktadır. Bunları ima- met konusunu da içine alacak şekilde genişletmek doğru olamaz. Hadislerin maksatlarına ters düşer. (35) Bunu belirledikten sonra Râşid Halifelerin nasıl be- lirlendiklerine değinmemiz gerekmektedir....
35) Bu konuda bir fikir vermek üzere şöyle bir örnek vere- ( lim:
Hz. Peygamber (S.A.V.). Hz. Aliye: «Sen Bana, Ha- rûnun Musâya olan yakınlığı kadar yakınsın diye bu- yurmuştur. Bununla ileri sürüldüğü gibi Hz. Peygamber. Hz. Ali'nin halife olmasını kast etmemiştir, Şöyle ki: Hz. Peygamber Tebük Seferine çıkarken Hz. All'ye Me- dine'de kalmasını ve seferin uzaklığı nedeniyle alle içe- risinde bulunmasını emr etmiş idi. Hz. Ali'ye cihaddan geri kalmanın ağır gelmesi üzerine Hz. Peygamber yu- karıdaki hadisi söylemişti. Buna göre hadiste söz konu- su olan şey ümmet hakkında hilåfet değil, aile hakkın- da hilafettir (Tecrid, IX, 363). Çünkü Hz. Müsa da Tu- ra çıktığında, Hz. Hârúnu ailesi içerisinde yerine vekil bırakmıştı.
fenin hilafet süreleri, Saadet Asrının ikinci dönemini teşkil eder. İslâm hukukçularının büyük bir çoğunlu- ğu, bu dönemdeki uygulamalara, alınan kararlara bū- yük bir önem verir ve bunları İslâm hukukunun kay- nakları arasında görürler. Çünkü onların uygulama- ları Hz. Peygambere zaman itibariyle en yakın olmak, onun eğitiminden geçmiş olmak, vahyin nüzülüne ta- nık olmak, sünneti yakından tanımak gibi ayırıcı ö- zellikleri nedeniyle önem taşır, başkalarının fikir ve düşüncelerine göre üstünlük arz ederler. Nas bulun- mayan konularda Râşid Halifelerin uygulamaları ol- dukça değerlidir. Bunun nedeni ise, onların hem ve- liyyülemr olarak müminlerin kendilerine itaat etmek- le yükümlü olmaları, hem de İslâm'ın özünü en iyi kavramış olmalarıdır. Bunlara verilecek örnekler pek çoktur. Meselâ, Hz. Ebû Bekir'in zekât vermeyenlerle ilgili olarak aldığı kararlar, Hz. Ömer (R) in Irak top- raklarıyla ilgili görüşleri ve bunları etrafındakilere de delilleriyle birlikte açıklayıp kabul ettirmesi, Hz. Ali (R) nin hâricilerle savaşmak ile ilgili tutumları kendi konularında oldukça önemlidirler. Çünkü bü- tün bunlarla ilk olarak karşılaşılıyordu ve bunların İslâmi bir çözüme bağlanmaları gerekli idi. Öyle ol- du. Yine Hz. Peygamber (S) in vefatından hemen son- ra yerine geçecek devlet başkanını belirlemek konusu ortaya çıktı. Hz. Ebû Bekir'den sonra gelen diğer üç halife de farklı şekillerde belirlendi. Onlar ile ilgili bu durumlar, İslâm hukukunda devlet başkanının başa geçiş yolarının farklı olabileceği görüşünü belirledi. Bu konuda kesin ve açık bir hükmün bulunmayışı, bu
tabii sonucu doğurmuştur. Bu ise İslam'ın, her çağda,
Suudi Arabistan ve İran burada Türkiye’ye karşı birlikte hareket edecekler: İsrail’in önünü açacaklar!
İsrail kudurdu. Ne yapıp edip bu Arz-ı Mev’ud saplantısını hayata geçirmek istiyor. Hem bu teo-politik stratejisinin hem de genelde İsrail’in önündeki en büyük ve tek engel olarak gördüğü Türkiye’nin cezalandırılması için can atıyor! Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu Türkiye’nin!
Çok büyük, çok katmanlı ve karmaşık bir felâket tezgâhlanıyor. İç cephe çoktan tahkim edildi. Bütün toplum kesimleri birbirine düşman edildi.
Özgür Özel, Cumhurbaşkanına hakaret eden düşük bir kişiyi yanına, baş köşeye oturttu! Çok çirkin ve tehlikeli bir davranış bu! Özgür Özel, makul bir siyasetçi, etrafındaki ve medyadaki akl-ı selîmden nasibini alamamış provokatör tipli adamlara asla itibar etmemeli. Ve Türkiye’nin eşiğine sürüklendiği felâketi, iç savaş ve parçalanma tezgâhını görmeli ve bu konuda devletle birlikte hareket etmeli, küresel şer şebekelerinin adamlarıyla değil!
Şimdi 15 Temmuz’dan daha büyük ölçekli, Türkiye’de iç savaş çıkaracak, ülkenin bölünmesine yol açacak, Kemalizm sloganları attırarak darbe yaptıracak dış güçler ve içerideki uzantıları her zamankinden daha aktifler ve Türkiye’yi darbe yapılacak bir ülkeye, iç savaşın ve parçalanmanın eşiğine sürükleyecek büyük ölçekli “darbelerin anası” diye adlandırabileceğim büyük bir felâketin, çıkmaz sokağın eşiğine sürüklemeye çalışacaklar!
Bu kez işin içine Filistin’deki soykırımı da katacaklar! Filistin’i haritadan silmeye çalışacaklar! Mescid-i Aksa’yı yıkmaktan ve yerine Yahudi Tapınağı dikmekten çekinmeyecekler: On yıllardır Mescid-i Aksa’nın altını oydular arkeolojik kazı diye diye
Birileri habire “paranoya yapmayın!” diye salak salak laf ediyor!
Bakın bendeniz 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminden yaklaşık altı ay önce Ülke TV’de canlı yayında “darbe geliyor, lütfen devlet uyumasın! Millet de duysun, ona göre hareket etsin!” demiştim.
O zaman canlı yayına yağmur gibi tepkiler gelmişti, “paranoyak mı bu adam, felaket tellallığı yapıyor!” şeklinde!
Ben Müslüman bir fikir adamı ve yazarım. Felâket tellallığı nasıl yaparım! Ben darbenin gelişini dış medyayı İngilizlerin The Economist dergisi, Amerika’ya hükmeden Yahudilerin haftalık Time ve Newsweek dergilerini, CFR terör organizasyon şebekesinin iki aylık Foreign Affairs gibi dergilerini ve tabiî New York Times, Washington Post ve İngiliz Financial Times gazetelerini düzenli takip ettiğim için bu etkili kaynaklarda yazılıp çizilenlere bakarak görmüştüm! Sadece bu dergi ve gazetelerde yazılan makale ve yorumlara dayanarak “Türkiye’de darbe yapacak bu alçaklar, içimizdeki Kemalist ve laikçi sloganlar atan NATO bağımlısı adamlarını, askerleri kullanarak” demiştim.
15 Temmuz aşağılık darbe ve işgal girişiminin üzerinden henüz 10 yıl bile geçmeden böyle bir girişime soyunanlar olabilir mi, diye asla bir saniye bile düşünürsek, bir de bakmışız her şey alt üst olmuş, ülke kaosun, belirsizliğin ve -hatta Allah muahafaza ama- iç savaşın eşiğine sürüklenmiş!
Olmaz demeyin!
Bu ülkede nice olmazlar oldu.
Olmaz olmaz diyemeyiz artık!
Aklımızı başımıza devşireceğiz!
En küçük darbe imâsında bulunan herkesin apoletlerini teker teker sökecek bu devlet!
Devletin en tepesinin alarm zillerinin çalmasına yol açacak tehlikeli bir oyun, bir “isyan” veya provokasyon (artık ne derseniz deyin!) izlenimi oluşturan bir kılıç sallama ve ilkel, ‘bay’an, bayağı sloganlar atma gösterisine şahit oluyoruz.
Bu bir tören hazırlığı olabilir mi?
Milletin iradesine, milletin iradesinin en yetkili temsilcisi, seçilmiş cumhurbaşkanı ve başkomutanına karşı birileri mesaj mı veriyor acaba, diye sormak zorundayız.
Ne mesajı, demeyin!
Kuzey Kore ilkelliğini, diktatoryasını anımsatan böyle ilkel tören hazırlığı olamaz!
Bu çağda, bu zamanda, bu saatte?
Birileri darbe îmâsında mı bulunmak istedi, diye sormak en temel hakkımız
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan bütün askerî okullarımızın mezuniyet törenlerine katılıyor ve orada tarihî konuşmalar yapıyor. Bu yıl da aynı şeyi yaptı, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla. Bir askerî okulun mezuniyet töreninde yaşanan bir hâdise herkesin tepesini attırdı…Cumhurbaşkanı bir cami açılışı yapıyor ve günlerden cuma.
Teğmenler ne yapıyor? İslâm’ın bayraktarlığını yapmış bir ordunun neferleri olacak teğmenleri, cuma günü açılışı yapılan camiyi tıka basa dolduracaklar diye bekliyor bu Müslüman halk, değil mi?
Erol Simavî'nin gazetesi boydan boya bir manşet çekmiş, «YAZIK VE GÜNAH>> diye. Ve sonra, denize dö- külen sandık sandık dolma biberi, patlıcan, domates fotoğrafları... Halbuki bu sebzeler fukaranın tenceresi- ne ancak bir garnitür, bir çeşni olarak girmektedir, ar- tık. Çünkü kilosu en aşağısından beş lira.. Yukarısı ise tutturan tutturana!.
Yaz gelince sebzeler, kış gelince bilhassa balık baş- ta olmak üzere kışlık gıda maddeleri ya denize dökülür, veya tarlada bırakılıp çürütülür veya başka yollarla im- ha ve telef edilir.
Niçin?
Çünkü sebze haline fazla miktarda gelen mahsul, fiyatların düşmesine yol açacak, halk ucuz beslenecek- tir. Bu istenmiyor, ama niçin? Diyeceksiniz ki, komis- yoncular ucuz da olsa, fiyatlı da olsa komisyon ücret- lerini yine alacaklardır. Niye engel olsunlar?
Meseleye salim akılla, namuslu ve dürüst bir akılla bakınca elbette öyle.. Ama geliniz, onu bir de işbu ko- misyonlara sorunuz! (Bu meslekten herkesi değil, el- bettenlara sorunuz! Bunu gerçeğine, yarası olan ları hedef alıyoruz, bilhassa belirtirim.)
Meseleye ahlâki vecibe ve dürüst davranış gibi, ve- bal ve mes'uliyet gibi manevi unsurlardan arınarak ba- kacak olursanız onların da kendi açılarından haklı ol duklarını görürsünüz! Çünkü çok fazla malın düşük fi- yatla satılmasına harcanan fazla enerji'nin bedeli ne olacaktı? Öyle ya, mesela dört ton sebzeyi satınca da, iki ton sebzeyi satınca da kazancı aynı oluyorsa, elbet- te ki «az çalış - çok kazan» prensibini ihtiyar edinecek; bunun için de, ya üreticiye sinyaller göndererek «aman sakın mal gönderme, dağlar taşlar sebze doldu. Bırak tarlada çürüsün, yok pahasına satacağına gübre olur, daha iyi!." diye gözdağı verecek veya yine de mal ge- lirse işte o zaman mevcut fiyat çizgisinin altına düş- memek için en kestirme çare malı imha edecek, denize dökecekur.
«Ama, insanın insan olarak ahlâki mesuliyeleri n'olacak, bu takdirde?» diye sormayınız. Çünkü kapita- list ekonomide arz talep ve fiyat mekanizmasını koru- mak için her oyun mübahtır. Küçücük menfaat grup- ları büyük kitlelerin hayat haklarıyla, sağlıklarıyla, saadetleriyle oynamakta bir beis görmezler. Yeter ki kendi sağlık ve saadetlerine bir mazarrat gelmesin!
Yazımıza başlık yaptığımız lâtince ibare kapitalist düzenin mantığın ortaya koymakta olup, yanılmıyor- sam Hobbes'e aittir. Evet, insan insanın kurdudur, ka- pitalizm'de.. Ve, kuvvetli olanlar zayıf olanları yutar. Eğer insan Baâtıl'dan kurtulamaz, hakkı bulamazsa; işte o zaman insanı insana kurt yapan bu sisteme karşı insanı insana put, tanrı, mitos yapan komünizm muka- bil bir silâh olarak ortaya çıkar. Zâlimlerin hakkından daha zâlimâne yollarla yeni zâlimler, yeni despotlar, hatta yeni putlar gelir ve öncekilerin ahlâksızlıklarının, adaletsizliklerinin karşılığını bütün cemiyete en ağır şekilde ödetirler.
islam, batıl sistemler karşısında hakkı temsil eder ericik hayat nizamı olması hasebiyle insanlığa bu si temlerin bütün çirkefliklerinden uzak, tertemiz bir ha yat yolu bahşetmekte, insanı insana karşı kurt veya bat rapan sistemlerin dışında cihanşümul bir insani kar deşliği teessüs ettirmeyi gaye edinmektedir. İslâm bu nun için vardır ve bunu gerçekleştirmek için çarelerini, tedbirlerini getirmektedir.
İktisat tarihinde ibretli vak'alar vardır: 1910'larda Amerika'da ortaya çıkan bir böcek cinsi bütün pamuk mahsulünü mahveder. Ancak bir bölgenin pamukları bu böceğin hışmından kurtulur. Dokuma sanayii pamuk- suz kalır ve tabiatıyla pamuğu zarara uğramıyan böl- genin insanları bir anda milyoner olurlar; pamuk altın değerindedir, çünkü.. Bu belâlı böceğe karşı şükran duy- gularını dile getirmek için tutarlar o böceğin kocaman bir heykelini dikerler!
Şu tarihi vak'ada bütün bir kapitalist dünyanın kof beşerî değerler silsilesi yatmaktadır. Bir diğerinin zararına olsa da kendisi için faydalı olan her şeyi aziz bilmek, benimsemek. Hak ölçüsü bu kadar gayri - insa- ni. Aynı gayri - insanîlik onlara menfaatleri için başka insanların hayat haklarıyla oynamak imkânı da veri- yor, zekânızı çalıştırın, siz de kazanın diyor. Buna karşılık komünizm ise bu üçkâğıtçılıkların üstesinden gelebilmek için diktatörlük yolunu açıyor, insanın hür- riyetini gasbedebiliyor ve insanın midesine olta takarak onu sadece ve sadece midesi ve maddi hayatını idame ettirmesi için gerekli diğer tabii ihtiyaçlarına göre bir planlamaya gidiyor. Ve böylece de insan sadece maddi bir yaratık olarak; kendisini, yaratıcısını, yaratılışının gayesini anlamak yollarının tıkandığı bir materyalist
nın çalışması için insan hayatını malzeme olarak kul-
landırmaz. Kullandırmadığı gibi, hatta bir gıda madde-
sinin ileride daha çok para edeceği şeklindeki tahmin-
lerle saklanmasını da yasaklar. Çünkü halihazır ihtiyaç,
istikbaldeki muhtemel faydaya fedâ edilemez.
Unutulmamalıdır ki, dünya nimetlerini veren her şeyin sahibi ve Rezzâk-ı âlem olan Yüce Mevlâ'dır. Onun nimetleri üzerinde, onun yarattıklarının hayat hakla- rıyla oynayacak bir oyun oynamak!. İslâm nizamı buna şiddetle karşıdır. En büyük günahlardan birisi de za- ten insanın hayatıyla oynamak değil midir? İnsanı bir bütün halinde öldürmek ne kadar büyük günah ise, onu
parça parça, çektire çektire, hayatın zorluklarıyla eze eze öldürmek de kaatillik değil midir?
İnsanımızı bu idrâkle yetiştirmedikçe, küçücük menfaat grupları büyük kitlelerin hayatlariyle oyna- maya devam edeceklerdir. Ama insanımızı İslâmî haslet- lerle bezeyerek, tezyin ederek yetiştirecek, devlet, hani?
Bu sağlanmadıkça insanımız birbirinin ya kurdu veya put'u olmaya devam edecektir.
betmiş, sadece kendi nefsinin ilcalarından, aklının iğ Talarından ve menfaatinden gayri bir hak ve doğru ta- nımaz hale gelmiştir.
Açlığın insan ruhunda meydana getirdiği çökün- tüler nasıl önü alınmaz tehlikeler meydana getiriyor- sa, sırf maddi tokluğun, oburluğun, maddi değerler üzerine kurulu bir hayat anlayışının da insanı aynı ruhi çöküntüler içine düşüreceği izahtan vârestedir. İn- sanlık, bu bakımdan fevkalâde trajik bir örnek teşkil etmektedir, bugün...
Bugün, bütün namuskår ilim adamları insan'ı kurtaracak çareler peşinde düşünüp taşınmaktadırlar. Bu çağın adını çoktaan koymuşlardır: Anx (bunalım) cağı. Teknolojinin hâkim olduğu her yerde buhranh cemiyetler sapıklıklar içinde çırpınmaktadır Alkolizm, putperestlik, zehirli keyif verici maddelere düşkünlük
(toksikomani), sexomanyaklık, intihar ve cinayet ilca-
ları!..
Mukaddes İslâm Nizamı insanı bir bütün olarak kuşatmıs ve insana kendisini bu bütünlük içinde kav- mıstır. Ne bir lokma, bir hırka» meskeneti, ne sa- dece maddeperestlik.. Her ikisi de değil!. Hem, dünya nimetlerinden azamî şekilde faydalanmak, hem de ru- humuzu, iç dünyamızı çöküntülerden, tenâkuzlardan bunalımlardan kurtarmak!. Bunun için de İslâm Ni- zamının getirdiği çare, kişinin nefsine hâkim kılmak- la mükellef olduğu helâl ve haram düşüncesi kıstası- dir. Helal olan her nimetten, helâl sınırının sonuna kadar faydalanmak, haram olandan da şiddetle kaçın- mak!. Böylece fert, fert bütün bir cemiyet, bütün bir
Insanlık kurtulacaktır! Türkiye'de İslâmcı düşünce hayat anlayışını işte islamere oturtmuştur ve milletin
selâmetinin ancak ve ancak İslâm Nizamını hayata bütün mefhum ve müesseseleriyle hâkim kılmakta ol- duğu hakikatinin idrâkindedir. Bu üstün idrâkle İs- lâmcı düşünce, Türkiye'de içtimai plânda Milli Sela- met hareketini başlamıştır. Bu hareket önce kendi nefislerimizden başlamak üzere, suya atılan taş mi- sali kendi etrafında giderek genişleyen dairevi dal- galar halinde bütün bir insanlığı kurtarmaya tālib ol- maktadır. Çünkü İslâm dini insanlığın kurtuluşu için bize Rabbımızdan gelen bir rahmet'tir. Bu rahmeti bū- tün insanlığa ulaştırmanın manevî mes'uliyet ve fazi- letini müdrik olarak, ve en iyi şekilde yerine getirebil- mek için de bütün hayırlı maddi gelişmeleri sonuna kadar gerçekleştirip, onun da imkânlarıyla da rahmet- ten bütün nev'i beşeri istifade ettirmek; gafilleri ve habersizleri uyandırıp, karşı çıkanları kahretmek!.
İşte, İslâmcı düşüncenin, Milli Selâmet hareketini ölçüsü, şiarı!.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 379 1 Hiç kimse yoktur ki, altın ve gümüşten birşey bıraksında, sonra alnından ayağına kadar dağlanmasın. Hz. Sevban (r.a.) 379 2 İnsanlar içinde, kendisine imamın (sultanın) emrettiğini Allah rızası için tutan, salih vezirden daha sevaplı kimse yoktur. Hz. Âişe (r.anha) 379 3 Derece cihetinden, söylediğini doğru söyleyen, adaletle idare eden ve merhametli olan imamı adilden (Allah'a daha) sevgili yoktur. Hz. Enes (r.a.) 379 4 Bu ümmette, bir bid'at icad eden adam, ölmeden evvel mutlaka onun seyyiesine uğrar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 379 5 Cennete girecek herkese Allah (z.c.hz.) yetmiş iki tane huri verir. Bunların iki tanesi kendinin, yetmiş tanesi de Cehennem ehlinden mirasdır. Bunlarla münasebetin kendisini yorması gibi bir şey de varid değildir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 379 6 Bir kimse bu ümmetin umurunda bir işe geçerde adaletle iş yapmazsa, Allah (z.c.hz.) de onu Cehenneme yüz üstü atar. Hz. Ma'kil İbni Yesar (r.a.) 379 7 Gerek kocayarak ölmüş, gerek düşük ölmüş, herkes otuz yaşında haşrolur. Cennetlik olanların yapısı Adem (a.s.) siması, Yusuf (a.s.)suretinde ve Eyyub (a.s.) kalbinde olur. Cehennemlikler ise dağlar gibi büyütülmüş olur. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.) 379 8 Bir kimse bir serçeyi abes yere öldürürse, o kuş kıyamette şöyle bağırır: "Yarabbi bu kulun beni abes olarak öldürdü. Hem kendisi faydalanmadı, hem de beni bırakmadı ki senin arzında yaşayayım." Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 379 9 Bu ümmetten Yahudi olsun, Nasara olsun. Beni duyup ta Bana iman etmeyen mutlaka Cehenneme girecektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 379 10 Herkesin kapısında iki melek bulunur. Adam kapıdan çıkınca: "Ya âlim veya müteallim ol, üçüncüsü olma" derler. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 379 11 Ölenlerden kimse yoktur ki, sözü ile ameli tartılmasın. Sözü amelinden ağır gelenin ameli kabul olmaz. Eğer ameli sözünden ağır gelirse, ameli kabul edilir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 379 12 Kıyamet gününde fakir-zengin herkes: Dünyada keşke kıt kanaat geçinseydik" derler. Hz. Enes (r.a.) 379 13 Ashabımdan biri bir memlekette ölürse, kıyamette onlara rehber ve hem de nur olarak baas olur. Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)
sapmalar artmış ve bunlar yakın bir tarihte kelime nin tam anlamıyla İslâm toplumunun özünü değiş tirmesi ile sonuçlanmıştır. Özünü değiştiren bu top- lumun üzerindeki nimetleri de Allah, İlahi Sünneti gereği değiştirmiştir. Özünü değiştiren bu toplum, şu anda İlahi Adaletin tecellisi olarak, emperyalizmin ku- cağında, sömürünün bir numaralı hedefi durumunda- dır. Şu anda yine bir öz değiştirme çabalarına, mü- cadelelerine tanık olmaktayız. Bu değişiklik, İslam'a ve onun gösterdiği hedeflere doğrudur. Bütün eksik- liğine rağmen hissedilmektedir, varolan birşeydir. Bu ise İslam'a karşı her türlü gücün uykusunu kaçırmak- ta, planlarını önemli ölçüde bu haliyle bile- aksat- maktadır.
Günümüz müslümanının azınlıkta olduğu, dola- yısıyla birşey yapamıyacağı ileri sürülse bile o, kendi- sine yeryüzünden fitneyi kaldırmayı, dini yalnızca Allah'a ait kılmayı hedef seçmiştir. Müslüman için önemli olan tek husus hedefe doğru yol almaya de- vam etmektir. İşlerin sonu ise Allah'a aittir.>
e. Sonuç:
★
Hilåfetin kısa geçmişi ile ilgili açıklamalarımızı aşağıda göstereceğimiz hükümlerin gerekçelerini or- taya koymak amacıyla yapmış bulunuyoruz. Yoksa bunları daha mükemmel bir şekilde İslam tarihini ko nu alan eserlerde, herkes okuyabilir. Tarih çeşitli ba kımlardan değerlendirmelere tabi tutuldukça bir ö-
nem ifade eder. Ancak tarihi uygulamaların İslam hu-
kukuna kaynak olabilmeleri için bir takım özellikleri
taşımaları gereklidir. Şöyle ki; Raşid Halifeler dışın
daki hükümdarların uygulamaları -feri konularda da
olsa İslâm hukukunun kaynağı olarak görülmemiş- tir. Bunun başta gelen nedenleri arasında, başkanlık makamını işgal edenlerin hukuki anlamda âlim (müc- tehid) olmayışları, İslam'ın meşrů kabul etmediği bir yolla başa geçmiş olmaları, adaleti titizlikle ayakta tutmaya çalışmamalarını ve daha başka nedenleri sa- yabiliriz.
Râşid Hallfelerin uygulamalarından ve onların başa geçme şekillerinden konumuz ile ilgili sonuçları şöylece sıralayabiliriz:
1. Devlet başkanının seçimle belirlenmesi esastır.
2. Seçimde esas olan, serbest olmasıdır. O- nun bu özelliğine hiçbir şekilde gölge düşürüle-
mez.
3. Seçime seçme n olabilecek nitelikteki- her-
kesin katılması istenen bir şeydir. (Hz. Ebû Be- kir'in Hz. Ali'den, Hz. Ali'nin de Hz. Muaviyeden kendilerine biat etmekten geri kalmamalarını is- tedikleri hatırlanmalıdır). Ancak tüm seçmenle- rin biat etmemeleri, hilafetin meşrüluğuna etki etmez. Çoğunluğun biatı yeter.
4. Biatın (seçimin) şekli önemli değildir. Bu zaman zaman farklı şekillerle gerçekleştirilebilir. 5. Halife adayı veya adayları, tarafsız biri veya bir kurul aracılığıyla belirlenebilir, Biat şart- larıyla birlikte kimin için gerçekleşirse, meşrū ha-
life odur. İtaatı gereklidir.
6. Aday sayısı için belirli bir sınırlama söz
konusu değildir. Bir kişi de olabilir, bir grup da. Ancak adaylarda halife olmak şartlarının varlığı
şinin adını verir. Bunlar halk ile de danışarak kendi içlerinden birisini halife adayı olarak gösterirler. Hal- kın bu adaya biat etmesiyle onun halifeliği kesinlik
kazanır. Böyle bir şûrånın aday göstermekten ileri bir yet- kisi görülmemektedir. Halk gösterilen adaya biat ede- bileceği gibi etmeyebilir de. (60) Eğer bu şürănın se çimi yeterli görülseydi, Hz. Osman'ın halifeliği için ayrıca halkın biatına gerek görülmezdi. Halbuki, şûrā üyelerinin biatleri yeterli görülmeyerek, ayrıca halkın da biatına baş vurulmuştur.
c. İstihläf Yolu :
İslam'da devlet başkanlığının verasetle geçmeye- ceğine dair hükümler açıktır. Hz. Ömer (R), kendisin- den sonra oğlunu halife adayı göstermesini isteyenle- rin görüşlerini kabul etmemiştir. Buna göre, vefat et- meden önce halifenin kendi yerine aday gösterme iş lemi demek olan istihläfta, kendi akrabalarından
birisini aday göstermemesi gerekir. Halifenin vefat etmeden önce birisini aday göster- mesinin caiz olduğunda görüş ayrılığı yoktur. (61) Hz. Peygamber yerine halife tayin etme (istihläf) isteğini kabul etmemiştir. (62) Bununla birlikte Hz. Ebû Bekir (R) yerine Hz. Ömer (R) i halife adayı göstermiştir.
Dolayısıyla istihlaf, emr edilmiş de değildir, yasaklan-
mış da değildir.
İstihláfta da son söz müminlerindir. İstihlåf edile-
ne biat edip etmemekte serbesttirler.
(60) M. Z. Zehra, Siyasi ve İtikadi Mezhebler. 120. (61) el-Cezirl, a.g.e., V. 416; Maverdi. a.g.e., 16; el-Ferra.
Devlet başkanı müminlerin en yakını ve onların eminidir. O, hayatında onların iyiliklerini gerçekleş- tirmeye çalışır. Buna bağlı olarak ölümünden sonra da onların iyiliklerini isteyeceği ve onlara işlerini yü- rütecek birisini görevlendireceği tabiidir. Teb'ası da bu konuda ona hayatında güvendkleri gibi, ölümün- den önce de ona güvenirler.» (63)
Nitekim Hz. Ebů Bekir (R) e şöyle sorulmuştu:
- Yarın Allah, sen Ömer'in katılığını ve sertliği- ni bildiğin halde, onlar için neden Ömer'i istihläf et- tin? diye sorarsa, ne cevap vereceksin?
O da:
Ben kendi kanaatime göre aralarından en ha- yırlı olanlarını istihläf ettim, diye cevap vereceğim,
der. (64)
Demek ki istihläftan asıl amaç, görevi sona ermek uzere olan halifenin teb'asına son bir hizmette bulu- narak, onlara bu konuda yardımcı olmaktan ibarettir.
Devlet başkanlığı görevinin ne olduğunu, ne ol- madığını, bu yükün altından kimin veya kimlerin kal- kabileceğini büyük bir ihtimalle- en çok kendisi de- ğerlendirebilir. Bu bakımdan ölümünün yaklaşması veya görev süresinin dolmak üzere olması nedeniyle- devlet başkanına böyle bir yetki tanımanın faydası yoktur, denilemez. Bu yetki her ne kadar bağlayıcılık ifade etmiyorsa da, yol gösterici bir özellik taşıdığın-
da şüphe yoktur.
(63) İbn Haldün, a.g.e., 210. (64) İbn Kuteybe, a.g.e. 1. 22
kimsenin başkanlığının sahih olması için vereceği hükümlere halk tarafından itaat edilmesi gerekir. Ita- at edilmiyorsa, ona biat edilmiş olsa bile, başkanlığı geçerli değildir, azledilir (67), İstila yoluyla başa ge- çen birisinin başkanlığı, kan dökülmesini önlemek ve karışıklığa yol vermemek için meşrů kabul edilir (68).
1. Malik böyle bir kimseye sonradan halkın ken-
di rızasıyla biat etmesini ve adaletle hükm etmesini
öngörür. Çünkü halkın rızasıyla ona yaptığı biat, ha- lifeliğini meşrûlaştırdığı gibi, bunda halkın da men- faati vardır (69).
İ. Şafii, kılıçla hilafeti ele geçiren ve daha sonra da halkın kabulüne mazhar olan birisinin meşrü bir hallfe gibi olduğunu söylemiştir (70).
1. Ahmed b. Hanbel de, başkanlığı ele geçirince-
ye ve halk tarafından: emiru'l-müminin diye anılın-
ya kadar mücadele eden birisinin kim olursa olsun- devlet başkanı kabul edilmesi gerektiğini açıkça söy- lemiştir (71). Buna göre istila yolu ile başa geçen birisinin baş- kanlığının meşrüluğu bir takım şartlara bağlıdır. Söz
konusu şartlar şunlardır
1. İstilacıda halifenin şartları bulunacak. ?2. Bir İmam seçilebilecek kadar başkansız bir sü-
re geçmeyecek. 3. Adaletle hükm etmek suretiyle İslam'a aykırı
olmayan bir yönetim gerçekleştirecek. 4. Onu azletmek imkânsız veya çok zor olacak.
(67) Ibn Abidin. IV, 318.
(68) İbn Abidin, I, 385, Şevkâni, Neylu'l-Evtár, VIII, 185-6. (69) M.E. Zehra, Fıkhi Mezhebler Tarihi, III, 59-60. (70) ME. Zehra, age, III, 119. (71) el-Ferra, age, 20.
Kur'an'da, İsrailoğullarının, komutanlığında sa- vaşmak üzere bir hükümdar tayin edilmesini peygam- berlerinden istedikleri anlatıldıktan ve aralarından Tålût adındaki birisinin hükümdar tayin edildiğinin bildirilmesinden sonra, adıgeçenin bilgice ve vücut- ça (kuvvetçe) üstün olması nedeniyle bu makama lá- yık görüldüğü ifade edilir (72).
Burada devlet başkanında bulunması gerekli çok önemli iki özellikten söz edilmektedir. Bu iki özellik, böyle bir görevin altından kalkabilmek için gerekli «bilgi ve akli, ruhi, fiziki her türlü güç tür. Bu iki özellik asırlar önce bir devlet başkanı için kaçınılmaz olduğu kadar, günümüz için de aynı şekilde kaçınıl- mazdır. Hiçbir şekilde önemlerini yitirmiş değildirler.
Kur'ân-ı Kerim, müslümanlara «emir sahiplerine de itaati emr ederken (73) onları «minküm-sizden sıfatı ile nitelendirir. Bu, İslam devleti yöneticilerinin -başta devlet başkanı olmak üzere İslam dinine bağlı olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. İslâm, hayatı bütünüyle kucaklamış bir nizamdır. Devletin yöneti- ci kadrosu bunu uygulamakla yükümlüdür. Bu niza- ma inanmamış kimselerden İslami uygulamalar bek- lemek boş bir iştir. Bu nedenle İslâm devletinde yöne- ticiler ve elbetteki devlet başkanı mutlaka her şeyiyle İslam'a inanan ve ondan başka hiç birşeye inanış, dū- şünüş ve yaşayışlarında yer vermeyen kimselerden oluşmalıdır.
Hz. İbrahim (A.S.), soyundan gelecek olanlar ara-
sından da imam bulunup bulunmayacağını öğrenmek isteyince, Allah'tan şu cevabı alır:
Böylelikle dini koruyabilsin cihad yapabilsin, Islámi hükümleri uygulayıp, kamu yararını gözetebilsin. (94)
7. Vücut Sağlığı:
Devlet başkanının görevini yeterlice yerine geti- rebilmesi için buna engel olacak her hangi bir eksik- liginin olmaması gerekir. Devlet başkanının işitme, görme ve konuşmasında sağlıklı olması şarttır. Bu şartı öngörenlerin delili, bu duyuların yokluğu veya eksikliği halinde görevini gereği gibi yerine getireme- yeceğidir. (95) Buna göre, görevini aksatmayacak ka- dar basit rahatsızlıklar devlet başkanlığını engelleme- melidir.
Nitekim Hz. Peygamberin çeşitli nedenlerle Medi- ne'den ayrılması sırasında ama olan İbn Ümmi Mek- tumu yerine iki defa vekil bıraktığını Ebû Dâvûd (К. 19, B. 3), Hz. Enes (R) ten bize haber vermektedir. Ger- çi Hz. Peygamberin bu çıkışları geçici bir süre içindi. Ama, ama olmasına rağmen onun vekilliğini yapabile- ceğinden emin olduğu için İbn Ümmi Mektůmu yeri- ne bırakmıştı. Dolayısıyla vücut sağlığından kasıt, gö revini aksatacak bir eksikliğin bulunmaması demek- tir.
★
A. K. Üdeh, kamu yararı gerektirdiği taktirde bu şartlara başka şartların da eklenebileceğini belirtiyor. Mesela, belirli bir yaşı aşmamış bulunmak, belirli bir tahsil düzeyini öngörmek veya bu makamın ve kamu
yararının zorunlu kıldığına kanaat getirilen başka
(94) İbn Haldûn, aynı yer. (95) el-Ceziri, Måverdi. İbn Haldün aynı yerler.
ların görevleri kendi gözetimleri ve vasiyetleri altına
bırakılanların en büyük menfaatleri ne yolda hare- keti gerektiriyorsa o yolda hareket etmelidir. (115) Devlet başkanının yetki ve görev alanı İslam'da oldukça geniş tutulmuştur. O, Kur'an ve Sünnetin hükmünün bulunduğu yerlerde onlara uygun hareket edecektir. Olmayan yerlerinde ise, İslâm hukukunun şu genel kaidesine göre davranacaktır:
«İmamın raiyye (uyruk) hakkındaki tasarruflan maslahata (kamu yararı) menuttur (dayalıdır).. (116) Maslahat İslâm Şeriatının gözettiği gayelerin ba- şında gelmektedir. Şeriatın gayeleri ise beş tanedir: Dini korumak, Nefsi korumak, Aklı korumak, Nesli korumak, Malı korumak.
Bunlardan devlet başkanının görevlerini, yetkile- rini uzun uzun açıklayan ve belirleyen anayasal pek çok madde çıkartılabilir. Bunlar devlet başkanının gö revleri ile ilgili olarak söyleyebileceğimiz genel bazı hususlardır. Yani devlet başkanının görevleri: İslam'ın hükümlerini uygulamak, gayelerini gerçekleştirmek ve her bakımdan kamu yararını gözetmekten ibaret- tir.
Bu genel ifadelere Kur'an ve Sünnetten, İslâm Hu kukundan bazı açıklıklar getirmek gerekirse, bunları aşağıdaki şekilde sırlamamız mümkün olur: Devlet başkanı olan halifenin görevlerini çıkarta-
bileceğimiz ayeti kerimeler az değildir. Kur'an-ı Kerim müminlere yer yüzünden fitnenin kaldırılması hede fini en uzak hedef olarak göstermiştir. (117) Yeryüzün de iktidar sahibi olan müminler, namazı kılmak, zeka. tı vermek, iyiliği emr etmek, kötülükten sakındırmak
Durum ile ilgili olarak bir nass bulunmadığına gö re, bu konuda yukarıda ileri sürülen görüşlerin tümü- nú kabul etmek veya birini İslam'dan uygun bir gerek. çe belirterek diğerlerine tercih etmek mümkündür. Konu ile ilgili olarak biz de şunları eklemek isti-
yoruz: Halifeyi belirli bir süre için seçmek ve ona ikinci
bir defa seçilme imkânı tanımak, kamuya zararlı ola- bilir. Şöyle ki: devlet başkanlığının oldukça geniş yet- kilerini kısmen de olsa, ikinci bir defa seçilmek ama- cıyla yatırım olarak kullanılabilir. Dolayısıyla bunu benimseyemiyoruz. Hayat boyu veya şartları taşıdıkça halifelikte kalmak üzere seçilmenin de bazı sakıncala- rını düşünmekte haklı görülebiliriz. O halde durum ne olacaktır? Halifelik, halktan alınan biat ile gerçekleşir. Biat
alınmadan bu makama geçmek imkanı yoktur. Hali- feliğin yetkileri, İslam'ın hükümleri ile sınırlıdır. Bu hükümlerden ayrılma, halife tarafından söz konusu olacak veya halife görevlerini yerine getiremeyecek bir duruma düşerse, daha önce biatte bulunmuş olan- ların biatlerini geri alma imkânları var olmalıdır. Bu ise yeni bir biate baş vurmakla mümkün olur. Böyle bir şeyin gereğini araştırıp buna karar verecek olan- lar da Ehlü'l-hall ve'l-Akd veya Şüră Meclisi'dir. Aynı kişiye tekrar biat edilecek olursa, halife olarak tekrar görevine devam edecektir. Bu konuda Şer'i bir gerek- çe bulunmadıkça ve bunlara bağlı somut deliller orta- ya konulmadıkça böyle bir kararın alınamayacağı. anayasanın hükümleri rasında yer almalıdır.
Biatın yenilenebilmesi ile ilgili görüşümüze delil olarak, Hz. Ebû Bekir'in halife seçildikten sonra : «Ben bu görevi kabul etmiyorum, başka birisine biat ediniz demesini ve buna karşılık başta Hz. Ali olmak üzere
Medine Mekke'den efdaldir. (Peygamberimizin bulunduğu mevki dünya üzerinde en faziletli yerdir.) Ravi: Hz. Rafi İbni Hüdaye (r.a.) Sayfa: 233 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Mü'min, Cennette evlad istediğinde, onun hamli, doğumu ve yaşı bir anda istediği şekilde olur. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 230 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) tarafından hükümete isyan ve akraba ile alakayı kesmek gibi, cezası hem dünyada peşin olarak verilen, hem de ahirette ukubete layık bir iş yoktur. Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.) Sayfa: 381 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Allah Teala Bana şöyle vahyetti: "Ben Zekeriya oğlu Yahya (a.s.) sebebiyle yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Ve Senin kızının oğlu (Hz. Hüseyin r.a) sebebiyle ise yetmiş bin ve yetmiş bin kişiyi öldürürüm." Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 157 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Sana Allah'dan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için nurdur. Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah yolunda kınayanların kınamasından korkma. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama. Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 157 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
ir müslüman ähiret selåmeti için B Allah ve Rasülu'nün haber verdi fitneleri öğrenmeli ve kendini onlardan muhafaza etmenin yolunu aramaldır. Huzeyfe bin Yemán (ca) jöyle anlatır:
-0, hayn bulandıran kirlilik ne dir?» dedim. Rasûlullah (s.a.v): -Bazı insanlar benim sünnetim-
den aynlarak başka bir yol tutacaklar ve benim getirdiğim hidayetten başka bir yol gösterici arayacaklar. Onlann yaptığı işlerin bir kısmını güzel görür sün bir kısmını da çirkinlə buyurdu.
-(Ya Rasülallah!) Bu hayır devrin- den sonra yine bir şer ve fesåd devri gelecek mi? dedim.
"Insanlar, Rasûlullah (sav) Efendi mize (geleceğe did) hayırı İşlerden sorarlardı. Ben de aksine, bana da dokunur diye korkarak vuků bulacak perlerden sorardim. Bu endişe ile bir keresinde
-Ya Rasülallah! Biz vaktiyle bir cahiliyet ve şer içindeydik. Sonra Allah bize su hayn (Islam') lütfetti. Acaba bu haye ve saadetten sonra tekrar bir şer gelecek mi?» diye sordum. Rasûlullah (sax)
-Evet gelecek buyurdu. Ben:
-0 şer ve fitneden sonra tekrar hayır gelecek mi?» dedim.
-Evet, fakat onun içinde biraz fesåd dumanı ve bulanıklığı olacak buyurdu
dersiniz?» dedim.
-(Ya Rasülallahl) O devre yetişir sem bana nasıl hareket etmemi emre
leesam cemaatinden ve anların dayet, başkanlarından ayrılmalama buyurdu.
du-Onlar bizim milletimizin insanla ndv, bizim dilimizle konuşurlar buyur du. Ben:
K-Ya Rasülallah! Onlan bize tarif edebilir misiniz?! dedim.
-Evet gelecektir. O devirde birta- lom davetpiler, insanlan cehennem ka- pilanna çağıracaklar. Her kim onların dövetine icabet ederse, onu cehenne. me atacaklar» buyurdu.
"Öyle bir zaman gelecek kiş helälden mi haramdan mı kazandğr aldırmayacak
Maalesef günümüzde bunu büyü oranda yaşıyoruz. İnsanlar en tehilel ve en büyük günahlardan biri olan fa bile normalleştirdiler. O kadar yang laştırdılar ki korunmak isteyenlere bie tozu bulaşıyor.
Bugün sonuna kadar yaşadığım
Allah Rasûlü'nün geleceğini habe verdiği en büyük fitne insanlarda heis haram hassasiyetinin kalmamasdr şöyle buyurmuştur.
-0 zaman mevcut firkalarn he sinden ayni (evine çekill) Velev ki bu aynima, bir ağaç kütüğünü smal kadar meşakkatli olsa bile, arti dilin gelinceye kadar tefrikayα γαλέαςτου buyurdu,
başkanı yoksa?» dedim. Ras (sav):
olaylarnde görmeye alışmadığın olaylar ve görmeye shakira "-Ya Rasûlallah! Bizden o günleri renlere ne emredersiniz?" diye sordular
-Onlanın bir cemaati ve devlet
diğer bir fitneyi Rasûlullah (sav) se haber vermişti: "-Benden sonra adam kayma
*-Yapmanız gereken vazifeleri yaparsınız, hakkınız olan şeyi de Allah'tan niyaz edersi
niz" buyurdu. Hak ve adalet duygusu İyice zayıfladığı İçin zayıflar hakkını alamıyor, İşini Allah'a ha-
våle ediyor. Ähirzaman fitnelerinden biri de dinin sa- thip dünyanın öne geçmesidir. Allah Rasûlü
(sav) bu konuda şöyle buyurmuşlardır:
"Salih ameller işlemekte acele ediniz. Zira yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi bir- takım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O za- manda insan, mü'min olarak sabahlar, kâfir olarak geceler, mü'min olarak geceler, köfir olarak sabahlar. Dinini küçük bir dünyalığa satar
"Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümid ediniz. Allah'a yemin ederim ki sizler için fa- kirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın si- zin de önünüze serilmesinden, onların dünya için yanıştıkları gibi sizin de yarışa girmeniz- den, dünyanın onları helők ettiği gibi sizi de helük etmesinden korkuyorum.
"Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle ka- pışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum."
Ähirzamanın en büyük fitnesi ümmetin bu hırs ve yarışı daha da ileri götürüp birbiri- ne düşerek kendi aralarında savaşmaları ve düşmanın yapamadığını kendi kendilerine
yapmalarıdır."
Bu dünya sevgisinin müslümanları ne håle getireceğini ise Rasûlullah (s.a.v) şöyle beyan etmiştir:
-Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirle rini sofralanna davet ettiği gibi birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları za- man yakındır!» Orada bulunanlardan biri: -O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu
durum başımıza gelecek?» diye sordu. Allah Rasûlü (sav): -Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız.
Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler duru- munda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıka racak ve sizin kalplerinize zaaji atacak!» bu- Yurdular.
-Zaaf da nedir ey Allah'ın Rasûlü?» de- nildi.
<-Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanma ma duygusu!>> buyurdular."
Sahâbe-i kirâmdan Muaz (ra) bu dönem de meydana gelecek bir kısım fitneleri ve ko runma yollarını şöyle bildirir:
"Ardınızda fitneler olacaktır. O zaman mal çoğalacak, Kur'ân açılacak, mü'min, münafik erkek, kadın, köle, hür, küçük, büyük herke sin elinde Kur'ân olacak. İçlerinden biri şöyle diyecek:
<<-Neden bana tabi olmuyorlar. Ben Kur'ân okuyorum, yine de kimse bana uy- madı. Ben onlara Kur'ân'dan başka bir şey uydurmadıkça bana tabi olmayacaklar.>>>
Böyle bir kimsenin uydurduklarına tabi
olmaktan sakının. Zira onun ortaya attıkları dalâlet ve sapıklıktır. Ben sizi hakim (bilgili ve hikmet ehli) kişilerin ayaklarının sürçme- sine karşı uyarıyorum. Çünkü şeytan hakim kimselerin diliyle dalalet ve sapıklığa dâvet edecektir. Münafık da bazen doğru söz söy leyecektir." Kendisine:
"-Hakim kimsenin yanlış söz söylediğini, münafığın da hakkı konuştuğunu nasıl bile- ceğiz?" diye sorulduğunda şöyle dedi:
"-Sen hakimin o şöhret kazanmış ve sana karışık gelen sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıltmasın. Kim bilir belki o bilgili kişi o sözlerinden döner. Sen duydu- ğunda hakkı kabul et. Çünkü hakkın üzerin- de nûr vardır."10
Bazı rivayetlere göre şu fitneler de o gün- lerde ortaya çıkacaktır:
-Namazın öldürülmesi, - Emânetin zâyi edilmesi,
Fäizin yenmesi,
- Yalanın helâl sayılması, - Kanların hafife alınması (adam öldürme- nin artması ve kätilden kısas alınmaması), - Binåları yükseltilmesi,
- Dünya karşılığında dinin satılması, - İpek elbisenin (erkekler arasında yaygın- laşması),
- Boşanmaların çoğalması,
- Ani ölümlerin artması,
- İftiraların artması,
- Yağmurun rahmet değil azap olması, Çocuğun asi olup anne-babasını öfke lendirmesi,
- Alçak insanların iyice artması, - Kerîm (güzel ahlaklı) insanların azalması, - İdarecilerin devlet malını çalması,
Em bil-ma'ruf ve nehy ani'l- münkeri terkettiğiniz zaman haliniz nice olacak?" diye sordu. Yanındakiler hayretle: -Ya Rasülallah, bu olacak mı?" de-
diler. "Evet, hatta daha beteril" buyur dular ve devam ettiler:
"Ma'rufu münker, münkeri de maruf olarak gördüğünüz zaman
hůliniz nice olacak? Süfyan es-Sevri (ra) o günlerde in- sanın hälini resmeden şu sözü nakle-
der.
"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki o zaman kalpler ölür, bedenlier Yaşar
Gerçekten bugün insanlar beden- lerini süslemek ve bakımını yapmak
İçin büyük Globalik paralar hararken kalplerini ammıyorlar. Halbuki bedenin sıhhatine bulması için çalışmak gerekir.
Mushaflam süslenmesi, -Camilere resimler konulması (veya angelip her yere asimas), resimleren Loanimas (bununla Övünülmesi
Yain ayak, pplak insanlann salta
nat sahibi olmalan, Eneidern kadınlara, kadınlann er bellere benzemesi,
-Dini bir maksat olmaksızın fikih öğ renimesi,
Ahiret ameliyle dünya menfaati eide etmeye çalışmak,
Zekâtın ağır bir borç olarak telakki edilmesi,
Şarkı kadınları ve çalgı iletlerinin revaç bulmas,
puilerin yollarda ipilmes Kur'an'ın müsaki äleti gibi görülme si (sadece ingannisiyle meşgul olun
matkadan gelenleri nin önceki nesillere länet etmesi,
rigindan, yere geçirilmekten, süret değişikliğinden (hayvan süretine çev rilmekten ve büyúk alametlerden (veya Allah'ın azametini gösteren bü Yik olaylardan) salonsardar
Kıyametin alametlerinden biri de erkeklerin erkeklerle, kadınların kadın larla yetirmesidir
Rasúlullah (sav) bir gün:
-Gençlerinizin foka düştüğü, ko dinonnan ağı zaman håliniz nice clacak ey insanlar?" diye sormuştu. tanndaler hayretle "Allah'in böyle bir şey
Bu fitneler esnasında çekilen dıraplar āsīler için ceză olurken mü'minler için günahlarına kerta Rasûlullah (s.a.v) bunu da şöyle habe
vermiştir:
"Benim bu ümmetim rahimez mazhar olmuş bir ümmettir (ümme merhümedir). Ahirette azába mõnz kalmayacaktır. Onların azabı fitrele zelzeleler, birbirini öldürmeler ve sin tılar şeklinde dünyada olacaktır
Mü'minlerin hata ve günahlan dünyada çektikleri mihneti hastalıklar ve belalarla mağfint edilir. Bugün müslümanların başna gelen büyük sıkıntılara baktıkça bu
hadis-i şerifi hatırlamamak mümkün değildir. Ancak müslümanlar bura güvenerek kendini bırakmamal gereken tedbirleri almali güçlü olmalıdır. Zira güçlü müslüman Bulunurminden daha hayri ve Ah katında daha sevimlidir.
upane Rasolullah (sav) söyle buyur. Dipnotlar: 1) Buhart, Menaich, 25, M muşlardır: "Dünyaya alçak oğlu alcakların hộ kim olması yakındır
Böyle bir devirde dünya bela yu- mağa haline gelir, Gücü yeten zayıfları ezer, insanlar ölümü arar hale gelirler. Rasûlullah (s.avi bunu söyle ifade et. miştir
İmare, 51, 52. 2) Buhâri, Büyü 7. 3) 150 Dâvûd, Büyü' 3/3331: Nesā, Büyü, 2/4452 4 Buhâri, Fiten 2, Müslim, İmåre 45.5) Mis Imån 186. 6) Buhârl, Rikák, 7; Müslim, d 6. 7) Müslim, Fedail 31. 8) Müslim Fiten 19, 20; Tirmizi, Fiten, 14/2176, Ebů Dávid Fiten, 1/4252. 9) Ebû David Mell 5/4297: Ahmed b. Hanbel, el-Misnet X 278.10) Ebû Dâvud. Sünnet 6/461111)EN Nuaym, Hilye, III, 358-359. Mu'cemu'l-Kebir, 10/228; Heysem VIL 322 323, 13) Heysemi, 12) Taberán e 281. 14) Ebû Nuaym, Hilver-end 7/82 VIL 280
olacak mi?" delet Evet, hatto daha beteri buyurdu leten din değil, bela olacaktır 12-ALTISCAEN
Ebû Dâvûd, Fiten, 7/4278.
"Nefsim kudret elinde olan Allah'a icinde ben alsaydım demedikce kiya 15) Ahmed b. Hanbel, e/-Müsned, V, 430.16 met kopmaz. Halbuki bu sözü ona söy Buhart, Fiten, 22: Müslim, Fiten, 53-5477 yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak Keşke bu kabrin
Allah ( z.c.hz)'ne tevbekar gençten daha sevgili, isyanda devam eden ihtiyardan daha menhus ve sevaplar içinde de Cuma günü ve gecesinde yapılandan sevgili, günahlar içinde de yine Cuma günü ve gecesinde işlenilenden daha menfuru yoktur. Ravi: Hz. Selman (r.a.) Sayfa: 383 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Bunun daha açık manasını, şu ayet-i kerimede buluruz:
"Allah, kabirdekileri diriltecektir. "106
6- 'Barr' manasına gelir ki, şu demektir: Yerin derinliğinden, ta arşa adar bütün mümin kullarına iyilik eder. Bunun delilini, şu ayet-i kerime de
buluruz:
İyiliği ve ihsanı bol merhametlidir. "107
"Sin" Harfinin Yorumu Beş Türlüdür
1- 'Semi' manasını ifade eder ki, şu manaya gelir: Allah (cc), yerin altından ta, arşa kadar olan tüm yarattıklaının seslerini duyar.
Bunun daha açık manası, şu ayet-i kerimede vardır:
"Onlar, öyle mi sanıyor ki, gizlice, fısıltı halinde konuştuklarını
biz duymuyoruz."108
2- 'Seyyid' manasını ifade eder. Açıklaması şudur: Yüce Allah her şe- yin sahibi ve efendisidir. Onun bu efendiliği ve sahipliği, arştan başlar; yerin derinliklerine kadar kim varsa, hepsinin üzerinde geçerlidir. Onun hiç kimseye ihtiyacı yoktur; yarattıklarının hepsi de O'na muhtaçtır.
Bu manada, Allah (cc) İhlas Sûresi'nde şöyle buyurdu: "
Allah Samed'dir..."109
Yani, hiç kimseye ihtiyacı yoktur.
3- 'Seri' manasına gelir. Şu demektir. Allah kullanının hesabını çabuk görür. Yerin derinliğinden, arşa kadar kim varsa, hepsinin hesabını tezce bitirir.
Bu manada, şu ayet-i kerime vardır:
ifade eder. Şu manaya gelir: Allah (cc), yerin de Mirliğinden itibaren anasına kadar yaratıklarının tümünü zulmetten selamete pikarandır.
"Leh" başından ikinci "Lam"ı da kaldırdığımız zaman, "H" kalır. "Hu" our (0, 'manasını taşır.)
Bu Yiice Allah ismi üzerinde, dil bilginleri, değişik görüş ileri sürdüler. Bunlardan Nadr b. Şümeyl'in görüşünü anlatalım. Dermiştir ki: "Bu isim, "Teellüh" kökünden gelmektedir ve şu manayı ifade eder: Bir şey adet edinip ibadet haline getirmek."
Anlatılan manadan şöyle den'r:
"Falanün, elehe ilheten..." Yani, falan kimse, bir ibadet meydana
getirdi
Bir başka zümre dahi, şöyle demiştir:
Bu, "Eleh" (veya "llah") kökünden gelmektedir ki, itimat manasını taşır.
Bu manadan olanlara şöyle denir:
"Elehet (Elehte) ilä fülanin elehen (veya ilahen)..." Yani, falan kimseye dayandı sığındı ve ona itimat etti. (Yahut ettin.)
Bunun daha açık manası şu demeye gelir:
Halk sızlanıp bir yere sığınır. O sığındıkdan makama tazarru edip yalva mrlar Bilhassa tehlikeli hadiselerde ve muhtaç bulundukları bir şeyde... O sığındıklan makan dahi, onlann ilâhı olur, kendilerini korur.
İşte, üstte anlatılan mana icabı olarak, Yüce Allah için, "İlah" tabiri kullanıldı. Nitekim kendisi ile işin bitmesi ve tamama ermesi olan kimseye de"Imam" tabiri kullanılır. Şöyle dendiği
de olur: "Ellbadü müellihune ileyhi..." (Yani, menfaat ve mazarrat işlerinde halk ona mecburen yönelirler.)
Tıpkı haline mağlup olup zorda kalan kimse gibi.
Ebu Amr b. Ala, " ilah" manası üzerine şöyle dedi:
"O, kendisine karşı leh düştüğün şeydir." Yani, hakkında şaşıp kaldığın ve bir türlü ona yol bulamadığın zat.
Östteki cümleleri manalandınp Yüce Halk'a verdiğimiz zaman şu mana
plan: Alkllann, O'nun sıfatının ve azametinin özünü bulmakla şaşıp kadığı, keyfiyetini kavramaktan yana aciz kaldığı zat. Ve bu zat lahir Böyle (dlah) söylenir. Nitekim mektup için "Kitap denir. Mahsup için dahi, "Hisap" denir.
"Ya Rahman'ück Dünya ya Rahim'ül-Ahire." (Ey dünyanın Rahmanı ve
Dahhak (ra) şöyle dedi
"Rahman," sema ehline mahsustur. Şöyle ki: Onları semaya yerleştirdi, Itaat vazifesini onlara verdi; kendilerinden afetleri aldı, kendilerinden tamah
ve yersiz lezzetleri aldı. "Rahim" ise yer ehline mahsustur. Şöyle ki: Onlara peygamberler yolladı, gelen peygamberler de kitaplar getirdi.
İkrime şöyle anlattı: "Rahman" derken, bir "rahmet manası ifade eder. Ama "Rahim" dendiği zaman, yüz "rahmet" manası ifade eder.
Ebu Hüreyre (ra), Resülullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğunu an- lattı:
"Aziz Celil Allah'ın yüz rahmeti vardır. Bu yüz rahmetten birini yeryüzüne gönderdi ve onu halkı arasın da pay etti. Aralarındaki şefkat ve merhamet duygusu o bir rahmetin eseridir. Kalan doksan dokuz ta
neyi de zatı için saklamıştır, kıyamet günü onlarla kullarına rahmetini yağdıracaktır. "129 Bir başka rivayette ise Resülullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir "Allah (cc), dünyadaki bu bir rahmeti de, kıyamet günü doksan dokuza ekledikten sonra, kullarına öyle rahmetini yağdıracaktır."
Şöyle anlatıldı
"Rahman" odur ki, kendisinden bir şey istendiği zaman verir. , kendisinden bir şey istenmez ise, öfkelenir, kızar...
"Rahim" de odur ki Ebu Hüreyre (ra) yolu ile gelen bir rivayette, Resûlullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edildi:
ker Bir kimse, Allah'tan (c) bir dilekte bulunmaz ise, Allah (cc) ona gazap eder. "130
Bir şair şöyle dedi:
Kendisinden istekler terk edildiğinde Allah (cc) kızar Müslim, Teobe, 19, Beyhaki 4293, Ahmed b. Hanbel, 526.
"Bismillah"; O, nurlan nur eden Zatır. "Bismillah" ile O, iyilere ikram eden Yüce Zattır.
"Bismillah"; O, kaderi takdir eden, kalpleri ve basiretleri nurlandırandır. "Bismillah"; O, seher vakitlerinde iyi zatların kalplerine tecelli eder.
"Bismillah"; O, âşıklara sırlan öğretti. Sonra onlan nurlarla aydınlattı, sırlarını sevenlere tevdi etti. Onları, tehlikelerden korudu; yabancılara bağlanmaktan abkoydu. Bu halde, onlardan; ağırlığı, yükü, hataları ve günahlan sildi O Yüce Zat ki, ta ezelden beri ihsan etmek ve fazilet vermekle sıfatlan- mıştır, istiğfar edenlerin de günahlarını bağışlar.
Daima, "Bismillah" diye oku. O öyle bir isimdir ki, ırmaklar onunla akar; ağaçlar onunla biter.
O öyle Yüce Zatın ismidir ki, kullardan itaat ehli kimselerin itaati ile beldeleri mamur eyler.
Beldelerin, dağlar gibi sütunları vardır. Yer, onlar sayesinde üzerinde olanlara beşik gibi yayılmıştır. İşte bunlan yapan o ismin sahibidir. Bu yerin dağlar gibi sahipleri "Hayırlı Kırklar" olup, Abdallar ara-
sından seçilmiştir. Bunlar, Yüce Rabbi ortaklan ve benzeri bulunmaktan daima tenzih ederler, Onlar, dünyada iken sultandırlar, âhirette ise kullara şefaatçi olacaklardır.
Besmele'nin Diğer Faziletleri
Allah (cc) onlan, âleme fayda, kullara rahmet için yaratmıştır
"Bismillah" ile gönüllere nur dolar.
"Bismillah" ile tüm işler düzene girer.
"Bismillah", zikredenlere bir azık, güçlülere izzet, zayıflara sığınak, seven- lere nur, âşıklara sevinçtir. "Bismillah" ile ruhlar rahata kavuşur. "Bismillah" ile bedenler necat bulur.
Şöyle anlatılmıştır: "Allahı", belâyı kaldııp rahatlık kapısını açandır. "Rah man", karşılıksız İhsanlar edendir. "Rahim", hataları bağışlayandır. Şöyle mana verildiği de olmuştur: "Allah", irfan sahipleri içindir. "Rah- man", Ibadet edenler içindir. "Rahim", günahkarlar içindir.
Şöyle anlatılmıştır:
"Allah" öyle Yüce Zattır ki, sizi yaratandır; hem de en güzel bir şe kilde.
"Rahman", sizin nzkınızı verendir. Çünkü O, nzık verenlerin en hayır- lısıdır.
"Rahim", öyle bir Zattır ki, sizi bağışlar. Zira O, bağışlayanların hayırlı sıdır.
Denilmiştir ki: "Allah", nimetleri ile kullarını süsleyendir. "Rahman Rahim", keremi ile cömertliği ile kullanını doyurandır.
Şöyle bir mana da verilmiştir: "Allah", bizi ana karınlarından çıkardı. (Yoktan var etti.) "Rahman", bizi kabirlerden çıkardı. "Rahim" ise bizi zul- metten riura ulaştırandır.
Besmele'nin Duası
Şeytana muhalefet edene, isyandan uzak durana, cehennem ateşinden kendini koruyana, iyiliği artımp Rahman olan Allah'ın zikrini çoğaltana Allah (cc) merhamet eylesin. "Bismillah" şöyle der: "
Allah'a güvenen kimseye, Allah'a yönelene, Allah rahmet eylesin!" " der ki: "
Bismillah" şöyle diler: "Dünyaya karşı zahit olana, âhirete karşı " hevesli bulunana, eziyetlere sabredene, nimetlere sükredene Mevlâ'nın zikri ile meşgul olana "Bismillah
danna kanaat edene, hic ölmeyen "Havu" zatın zikrini
Allah adı öyle bir kelimedir ki, "Kudret"le "Rahmet'i bir araya getirmiştir. Kudret, itaat edenlerin itaatini toplar; rahmet ise günahkârlaıı günalılarını siler
Besmelenin Sonuçları
"Bismillah" diyerek okumaya bak. Bu durumda sanki Allah (cc), bana
şöyle der gibidir:
"İtaat yolunu bulanlar, benimle buldular. Sonra itaat nurunu bulup ayan
haline geçtiler. Sonra, ayan halinden de geçip beyan haline ulaştılar." Anlatılan hale eren bir kimsenin kalbi, sırların kabı, din ilimlerinin de yatağıdır. Bir kimse, sevdiğine kavuşunca, artık, uzun uzun yürümekten kurtulur.
Bir kimse, görme haline kavuşunca, artık onun habere ihtiyacı olmaz. Bir kimse, Samed olan Allah'a ulaştı mı, yorulmaktan kurtulur. Bir kimse, arkadaşına kavuştu mu, ayılıktan kurtulur.
Bir kimse, aradığı büyük Zata erince, vecde ihtiyacı kalmaz.
Bir kimse, Yüce Allah'a kavuşunca, artık onun için bedbahtlık yoktur.
Besmele Harfleri
Daima "Bismillah" diye oku. Ondaki harfler sırası ile şu manayı taşırlar: "BA", "Bari" ismine işaret olup manası, "mahlükatı var eden "dir.
"SİN", "Settar" ismine işaret olup manası, "hatalan örten"dir.
"MİM", "Mennan" ismine işaret olup manası, "karşılıksız ihsanlarını yağdırandır.
" BA", çoluk çocuktan beridir.
Denilmiştir ki: Besmeledeki harflerin manalan sırası ile şöyledir:
" " SİN", "Sem'i", yani bütün sesleri duyar.
MİM", edilen dualan kabul eder.
myorum. Iciriniz ben de size içiriyorum. Bana bakınız, sizin için var olan Şu manayı anlatığı da söylenmiştir: Yedıriniz, ben de sizi yedirip doan benim. "Besmele"
harflerinin şöyle manalandırıldığı da olmuştur. "BA", tevbekârlaın ağlamasına İşarettir.
CEVAP: Mümkündır. İşte bunlardan bazı örnekler: a) Suyun akıcılığı, taşın sertliği, ateşin yakıcılığı gibi bütün
eşyaların hususiyetleri bu takdirin neticesidir. b) Varlık aleminde bulunan yer çekimi rüzgârın meydana gelmesi, ısınan maddelerin belli bir kanuna göre genişle mesi gibi bütün tabii kanunlar bu ezeli takdire bağlıdır. c) Hayvanlarda görülen içgüdüler: Ördeklerin yüzmesi, kuş
maktadır. : KADERE KARŞI GELMEK MÜMKÜN MÜDÜR? SORU
ların uçması, Arının bal yapması Allah'ın takdiri ile 아 CEVAP: Käinatta en küçük parça olan atomdan tutun da güneşe
en büyük varlıklara varıncaya kadar her şeyin hareketi ve onlarda meydana gelecek değişiklikler, ilahi takdirle tesbit edilmiştir. Hiç bir var- ign bu takdire en ufak bir şekide karşı gelmesi mümkün değildir. Her varlık kendisi için ne takdir edildi ise tamamen ona uygun durumda ol- nağa mecburdur. De ki her şey kendi yaratılışı üzere hareket eder.. (ars: 84) ayeti ile ve Güneş de kendine tayin edilen karargahta (mah mike) seyr ve cereyan etmektedir. Bu Aziz ve Alim (herşeye galip, her yi bilen) Allah'ın takdiridir.» (Yasin: 38) ayetleri bu hususu anlatır-
SORU: INSANIN KADER BAKIMINDAN DİĞER YARATIKLAR
CEVAP: Insanın diğer yaratılmışlar arasındaki müstesna yeri ve pupuklarımdan sorumlu olma durumu onu takdir bakımından da diğer ya ratılmışlardan ayırmaktadır.
SORU: INSANIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETMESİNDE BİR BOLE VAR MIDIR? CEVAP: Insan diğer yaratılmışların tabi olduğu (mecbur kilan bir
DAN FARKI VAR MIDIR?
kader) yerine, iradesine bağlı olarak yürüyen bir kaderi vardır. Şayet in- iradeye bağlı olan işlerinde de kaderin mecbur kılan bir bükmü ce nya etseydi o zaman insandan, diğer varlıklarım hiç birinden istenmemiy yüze vazifelerin bir tanesini bile istemek adslet a dayısına uymaadı Bundan dolayı diyorubik, lasan: iradeye bağlı olan işleminde kaderini ken- di tayin edayı diyoruz k. Insan; irgede lle isterse iyilik tarafımı, isterse fe tarafını seger kendi bileyen kötüye sevkedilmediği gibi, fenayı iste- Ta de Afimi seger, iyiyi isteyen
kötüğramadan iyiyevkedinKLA Salah'in hususi bir ikramına ELLERDE NE YAPACAKLARINI LIP EVVELCE YAZMIŞ MIDIR?
مِنْ نُور الله وَكُونُوا أَرْكَانَ اللهُ فِي الأَرْضِ (ابن النجار عن ابن عباس)
312- Müezzinin okuduğu ezan ki, o Allah'ın amududur. (Zira ezan okunan beldeye gazabı ilahiyye gelmez). İmam öne geçtiği zaman, o Allah'ın nurudur. Safların düzgün olarak düzenlenmesi ki, bu Allah'ın rükünleridir. Öyleyse Allah'ın amuduna koşunuz. Allah'ın nurundan iktibas ediniz ki, yeryüzünde Allah'ın rükünlerinden olasınız.
وَهُوَ جَالِسٌ قَبْلَ أَنْ يُسَلَّمَ ثُمَّ يُسَلِّمْ (ق عن أبي هريرة)
313- Müezzin ezan okuduğu zaman, şeytan mescitten şiddetle uzaklaşır. Müezzin (ezanı bitirip) susunca tekrar gelir. Müezzin kâmet getirmeye başladığında şeytan mescitten yellenerek çıkar ve (müezzin kâmeti) bitirince tekrar dönüp gelir. Namazda müslüman kişinin, nefsiyle arasına girer (vesvese verip durur). Namazı fazla mı kıldı, yoksa eksik mi kıldı diye tereddüde düşer. Kim böyle bir şeyle karşılaşırsa, selam vermeden oturduğu yerde iki (sehv secdesi olarak) secde etsin. Sonra selam versin.
314- Allah Azze ve Celle bir kula hayrı murad etti mi, onun iyi amel yapmasını ister. "Bu ne demektir?" denildi. "Ölmeden önce onu amel-i salihe muvaffak kılar. Sonra ruhunu kabzeder."
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11 بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06 İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Ravi: Hz. Saad (r.a.) Sayfa: 399 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel16 Şubat 2020 08:31
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
DOĞRULUK
YanıtlaSilİnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12
Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
Derin Devlet var mı?
YanıtlaSil-Derin Devlet var.
Bir daha söylüyorum var.
-ortaya çıkarsana!
-Kolaysa sen ortaya çıkar.
şimdiye kadar yokmuydu!
İMTİHAN
YanıtlaSilDin bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)
307:24. Söz 3.dal, 1. asıl
Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.
Söz 4. esas, 3. mesele
İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua
İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.
Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.
MAL İNAT
Hodgamlık, hodbinlik hod
Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
İsmail Mutlu
sy. 310.
YANITLASİL
yuksel5 Haziran 2024 23:55
٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
Ramuz ul Ehadis
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Pamuk Yayınları
cilt.. 1.sy.174.
KISSALAR VE HİSSELER
YanıtlaSil"Devletim yıkılır mı?"
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32
Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35
oscar Yayınları
sy. 217.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSil"Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00
keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01
kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurtulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 141 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
1. Cahil en büyük kötülüğü kendine yapar. 2. Akıllı düşman dan değil, cahil dosttan kork.
YanıtlaSil3. Akılları pazara çıkarmışlar, cahil yine kendi aklını almış.
4. Akıllı insan tez ihtiyarlar (çok düşündüğünden)
5. Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler 6. Aklını eşeğe verme, çeker arpa tarlasına
7. Aklınla gör, kalbinle işit.
8. Cahil inatçı olur, merkep gibi, inadından yorulmaz.
9. Cahilin iddiası, alimi kocatır.
10. Cahil olduğunu bilen, cahilliğini bırakmaya çalışır.
11. Cahil kalmamak için alimi görmek gerekir.
12. Cahil sana saray verse alma, başına yıkar.
13. Cahile "en büyük alim kim" demişler, "tabiki benim" demiş.
14. Kın, kıskançlık, cahilde yuva yapar.
15. Cahile cahilliğini göster, kendin kör ol.
a
1
Ocak 1987/R.Ahir-C.Evvel 1407/Mektup 7
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 250 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02
Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03
Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06
Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür.
Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07
Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 361 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08
İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.)
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Devlet İdaresi 609
YanıtlaSilansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21
610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
bu ayet mensuhtur
Cüz: 7 Sure: 6
YanıtlaSilRUHU'L-FURKAN
En'am Suresi
Ayet: 106
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:39
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:40
RÛHU'L - FURKĀN TEFSİRİ
Hazrat-ü Mevlânâ eş-Şeyh Mahmud en-Nakşibendî el-Müceddidî el-Hâlidî el-Ûfî (Kuddise Sirruhû)
Ahıska
yayınevi
cilt. 11.
sy.111.
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
YanıtlaSilHerkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:46
DERİN DEVLET
Devletin Gizli İradeleri
ATİLLA AKAR
Röportaj: Murat Kaplan
BEYAZ
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:48
siyah beyaz
sy. 204.
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
YanıtlaSiligfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Okuma Parçası 8: Echelon
YanıtlaSilBektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm
zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite
İnsanlar, tarak dişleri gibi müsavidir. Fazilet farkları, ancak ibadet farkları iledir. Sakın, kendisine verdiğin kıymeti sana vermiyenle arkadaş olma.
YanıtlaSilRavi: Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
Sayfa: 238 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
klam Büyükleri, kendilerinden nasihat isteyenlere şu tavsiyelerde bulunmuşlardır.
YanıtlaSilNerede olursan ol, Allah'ın (cc) emrini üstün tut, aziz ve şerefli kıl ki, Allah da seni aziz ve şerefli kılsın."
Hasan Basri (ra)
"İyi kimselerle oturup kalktığı halde hiçbir fay- da sağlamayandan veya günahkârları kınadığı halde kendisi günahlardan sakınmayanlardan olma. Açıkta şeytana lânet edip de gizlice ona itaat edenlerden de olma..."
Ömer bin Abdülaziz (ra)
"Sakın günah işleme, Aksi halde kendini ate-
şe atmış olursun. Halbuki sen bir kimsenin bir pireyi bile ateşe attığını görsen bunu iyi karşı- lamazsın. O halde kendini hergün defalarca ate- şe atmayı nasıl hoş karşılarsın."
Hasan Basrî (ra)
"Fuzûlî olarak sağa-sola bakmayı bırak ki, huşû ehli olasın. Lüzumsuz sözleri bırak ki, hik- met ehli olasın. Fazla yiyip-içmeyi bırak ki, iba- det ehli olasın. İnsanların ayıplarını araştırmayı bırak ki, kendi kusurlarına müttali olasın. Al- lah'ın zatı hakkında ileri geri konuşmaları bı- rak ki, şüphe ve nifak hastalıklarından kurtulasın."
Abdullah bin Mubarek (ra) "Kimseye hased etme. Zira o adam Cehen- nemliklerdense, sonu Cehenneme varacak fānī dünya nimetleri hakkında O'na nasıl hased eder- sin? Eğer Cennetliklerdense, O'na uymalı ve im- renmelisin. Haset etmene yine gerek yoktur. Senin için hayırlı olan budur..."
Muhammed bin Sîrîn (ra)
"Gizli amellerin açığa çıkacağı günü unutma"
Ebu'd-Derda (ra)
SUB 37
SUR
YanıtlaSilYil 11 Sayı 127 Ekim 1986
☆
TUR DAV
eğitim
SUR
YanıtlaSilAylık Mecmua
02
Sanatkâr olan insanım kendisi de bir sanat eseridir
TÜR DAV
yıl 8
sayı 94
ocak 1984
100 11.
Allah indinde
YanıtlaSilarkadaşın hayırlısı
arkadaşına Müslümanca hayırlı olandır.
Hadis-i Şerif Meali
Büyük Dâvâlar
YanıtlaSilBüyük Adamların
Omuzunda Yükselir
SUR
YanıtlaSil• Yıl: 9 Sayı: 106 • Ocak 1985
Risale-i Nur'da geçen (Levlake gibi) bazı hadislerin "mevzu" olduğuna dair hadis kitaplarında yer verilmiştir. Bu hadisleri Üstad Hazretleri neden eserlerine almış?
YanıtlaSilTarih: 31.12.2010 - 00:00 | Güncelleme: 21.05.2024 - 16:29
Okuma süresi: 3 dk
Cevap
Değerli Kardeşimiz;
İslam tarihinde Ehl-i sünnet dışında birçok batıl ve bid'at mezhepler ve ekoller türemiştir. Bunların hadis usulü ile Ehl-i sünnetin hadis usulü farklılık arz eder. Bu yüzden Ehl-i sünnetin sahih veya hasen kabul ettiği bir hadisi, başka batıl mezhepler zayıf ve mevzu kabul edebilirler. Burada bizim ölçümüz; İslam’ın en istikametli ve ilmi mezhebi olan Ehl-i sünnettir.
Bir sözün hadis olmaması, mana itibari ile de yanlış ve batıl olmasını gerektirmez. Hadis imamları "mevzu" derken, manası yanlış ve batıl demiyorlar, sadece bu hadis değildir, diyorlar. Öyle ise lafzı mevzu olan bir şeyin manası sahih olabilir.
Hadis kaynakları olarak, sadece Kütüb-ü Sitte ve onun gibi şöhret bulmuş kaynakları kabul edip, diğer hadis kaynaklarını yok saymak yanlıştır. Halbuki Buhari ve Müslim dışında sağlamlık açısından kıymetli çok hadis kaynakları da vardır.
Hadis âlimlerinin, hadisi değerlendirme ve sorgulama kriterleri farklı olabiliyor. Bazen birinin sahih kabul ettiği hadisi, başka bir hadis alimi hasen kabul edebiliyor. Hatta Buhari ve Müslim gibi hadis âlimlerince kabul görmüş hadislere İbn-i Cevzi gibi muhakkik ve münekkid bir hadis uzmanı mevzuu diyebiliyor.
Ama bu itiraz, hadis otoritelerince kabul görmemiştir. Biz İbn-i Cevzi, mevzu dedi diye hadisleri mevzu kabul etsek cahillik etmiş oluruz.
Bütün ilim dallarında şaz hükümler itibara alınmaz. Yani bir ilim dalında makbul olmuş bir meseleyi, yine o ilimde makbul bir alim tenkit etse, onu destekleyen delil ve veriler yeterli olmadığı için itibara alınmaz. Mesela, hadis alanında otoriter olan İbn-i Cevzi, üç yüze yakın sahih hadisi mevzuu kabul etmesi fikrini hadis çevreleri itibara almamıştır.
YanıtlaSilGünümüzde birtakım din düşmanları, özellikle hadis sahasına şüphe atmak için sistematik olarak çaba sarf ediyorlar. Bunu da birtakım ulema-i su kapsamına giren ehli bid'at âlimlerince dillendiriyorlar. Bu da avam müminlerin zihnini karıştırıyor.
Hadisin sahih ve mevzuu olması, bizim sahamıza giren bir husus değildir. Hadisin sıhhat çalışmasını hadis alimleri yapmışlar ve bize sunmuşlar. Bize düşen; o hadisi kabul etmektir.
"Levlake" sözü hadistir ve ümmetçe kabul görmüştür. Bu hadis, bir alimin ya da müçtedin bir yorumu ve değerlendirmesi değildir. Bahsi geçen kaynaklarda olmaması, hadis olmadığı anlamına gelmez.
Hadis kaynakları sadece Buhari, Müslim, Tirmizi'ye mahsus değildir. Onun dışında yüzlerce sahih ve güvenilir kaynaklar vardır. Bu hadisin, Kütüb-ü Sitte de olmaması, onun sıhhatine zarar vermez. Zaten Kütüb-ü Sitte sahiplerinin, "Sahih hadis sadece bu altı kitapta mevcuttur, başka kitaptakiler uydurmadır." diye bir tezleri de yoktur.
Levlâke levlâke Lema halaktül-eflâk = Sen olmasaydın, sen olmasaydın, ben âlemi yaratmazdım."
YanıtlaSilsözü; İslâm ümmetinin âlimleri ekseriyetince kudsî hadis olarak biliniyor.
Bu hadis-i kudsînin kaynakları:
Bu hadis-i kudsî, Suyutî'nin El-Leâlil-Masnûa; Aliyyü'l-Kârî'nin El-Esrârul-Merfûa ve diğer bir eseri olan Şerhü'ş-Şifâ; Şevkânî'nin El-Fevâidü'l-Mecmûa; Hâfız Aclunî'nin Keşfü'l-Hafâ; Muhammed Said Zalûl'ün Tahkîk; İmam-ı Nevevî'nin El-Ezkâr adlı eserlerinde kayıtlıdır.
Diğer yandan, Mevlânâ Câmî, Ahmed-i Cezerî, Mevlânâ Hâlid, İmam-ı Rabbânî, Bedîüzzaman Said Nursî gibi nice İslâm âlimleri bu hadis-i kudsîyi eserlerine almışlar.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Allah teala bir kula buğz ettiği zaman, ondan hayayı soyup alır. Hayayı alınca da o kimseyi sen sevmeyen ve sevilmeyen bir şahıs olarak görürsün. Allah, emaneti de ondan alır. Emanet alınınca, merhameti de alır. Merhamet alınınca da İslam'ın esasını da o kimseden alır. İslam'ın esası alınınca da, o kimseyi artık kovulmuş bir şeytan olarak görürsün.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 23 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı pazarlarını süsledikleri ve para toplamak için evlendikleri (Kadınla malı için evlenmek) zaman, Allah onları şu dört hususla mubtela kılar. Zamandan kıtlık, sultandan zulüm, hakimlerden hıyanet, düşman saldırısına maruz kalma.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 23 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
GÜNÜN DUASI
YanıtlaSil"Allah'ım! Peygamberin Hz. Muhammed (s.a.s.)'in senden iste- diği hayırlı şeyleri biz de senden istiyoruz. Yine Peygamberin Hz. Muhammed (s.a.s.)'in sana sığındığı şeylerden biz de sana sığınıyoruz." (Tirmizi, Deavût, 94)
İMAN ESASLARI: ÂMENTÜ
Iman "Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselâmı, Cenâb-ı Hak'tan alıp insanlığa tebliğ ettiği bilinen konularda tasdik et- mek, onun doğruluğuna kesinlikle hükmetmek" anlamına gelen bir te- rimdir. Bu tanım itikadi hükümlerin tamamını içine aldığı gibi, ameli ve ahlaki hükümleri de dinin kesin emir, yasak ve tavsiyeleri oluşları bakımından- kapsar.
İmanın en kısa ifadesi kelime-i tev- hiddir: "Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed Allah'ın elçisidir." Bu cümlede Allah'ın varlığı ve birliği ile Hz. Muhammed'in hak peygamber olduğu ifade edilmektedir. Dolayı
sıyla hak peygamberin tebliğ ettiği bütün dini konuların gerçek olduğu da benimsenmektedir.
İmanın daha ayrıntılı tanımı bizzat Hz. Peygamber tarafından şöyle yapılmıştır: "Iman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, pey- gamberlerine, ahiret gününe ve hayrıyla şerriyle birlikte kadere inanmandır" (Ibn Hanbel, 1, 51). Bu tarif bütün akait meselelerinde esas alınmış, bu konuda yazılan kitapların planını teşkil etmiştir. Bu hadis, İslam'ın itikadi hüküm- lerini altı prensip içinde özetlemiş ve dinimizin "amentü sünü oluş- turmuştur.
SÖZÜN ÖZÜ
Marifetullah ehlinin ilk
makamı edeptir.
Hacı Bektaş-ı Veli
Gafilin kalbi dünyaya bağlıdır Zahidin kalbi
ukbāya bağlıdır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı
GÜNÜN
YanıtlaSilDUASI
"Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usulleri- mizi göster, teubemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan sensin. "(Bakara, 2/128)
İSLAM'IN KUTSAL ŞEHRİ: MEKKE
Yeryüzündeki bütün yerleşim bi- rimlerinin merkezi ve Müslümanla rın kablesi olması sebebiyle Kur'an-ı Kerim ona "Şehirlerin Anası" ismini vermiştir. (En'am, 6/92) İslam'ın kut- sal şehri; haremdir Mekke. Tarihin her döneminde, "el-Beledü'l-Emin" (güvenli yer) olmalıdır. (lin, 95/3) O sırada tamamen ıssız olan Mek-
ke'nin kupkuru vadisi, Hz. Hacer ve Hz. İsmail'in teslimiyeti ve Hz. İbrâ- him'in duasıyla, tarih boyunca ta- mamı dışarıdan geldiği halde dünya nimetlerinin en bol olduğu yerleşim birimlerinin başında gelmiştir. Çün- kü Mekke'nin sakinleriyle, hac için gelecek ziyaretçilerinin bu kutsal
fakat çorak beldede geçinmelerini kolaylaştıracak ve buraya rağbeti sağlayacak imkânları sunmasını niyaz etmiştir Hz. İbrahim.
İlk dönem İslam coğrafyacılarına göre dünya, merkezinde Kâbe'nin yer aldığı bir daire şeklindedir; yeryüzündeki ülkelerin her biri Kâbe'nin bir cephesine bakar. Dola- yısıyla Kabe'nin etrafından gerçek- leşen tavaf dünyanın kendi etrafında dönüşünü sembolize etmektedir. Bu durum, Nabi'nin beyitlerinde şöyle yer almıştır:
"Kabe beyti'ş-şeref-i a'zamdır Nokta-i daire-i alemdir"
SÖZÜN ÖZÜ
Dünya nedir, bilir misin? Kadın, çocuk, mal, makam, reislik,
oyun, oyuncak, lüzumsuz işlerle
uğraşmak... Bütün bu sayılanlardan hangisi seni alıp Allah tan
başka şeylerle oyalayıp perdelerse, o dünyaya dahildir. Imam Rabbani
GÜNÜN
YanıtlaSilDUASI
"Ey Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allahın, şu düşmanı perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl!" (Buhari, Cihad, 112)
MİLLİ MÜCADELENİN MANEVİ LİDERİ: MEHMET AKİF ERSOY
1290'da (1873) İstanbul'da doğdu. Eğitim hayatından sonra devlet memurluğu, müderrislik ve Sırât-ı Mustakim mecmuasının başyazarlığı görevlerinde bulundu. Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti'ne bağlı Hey'et-i Tenviriyye'ye katıl- dı. Burada memleketin içine düş tüğü vahim durumda ümitsizliğe düşmemek, birlikten ayrılmamak hususunda halkı edebiyat yoluyla uyandırmak için çalıştı. Yunanlı- ların İzmir'e çıkması üzerine baş- layan Milli Mücadele hareketine fiülen katılma kararıyla Balıkesir'e giderek halkı direnmeye teşvik
maksadıyla vaaz ve konuşmalar yaptı. 10 Nisan 1920'de İstanbul'dan gizlice ayrılarak Ankara'ya gitti. Burdur mebusu seçildi. Mükafat almamak kaydıyla yazdığı şiir TBMM'nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda ittifakla İstiklal Marşı olarak kabul edildi.
Ömrünün son on yılını Mısır'da geçirdi. Namazın Türkçe kıraat edilmesine sebep olabilir endişe- siyle vasiyeti gereği imha edilen bir Kur'an-ı Kerim meali vardır. 1936 yılında İstanbul'da vefat etti. Şiir- lerinin büyük bir kısmı "Safahat" adı altında bir araya getirilmiştir.
SÖZÜN ÖZÜ
Açık yürekle konuşan düşman, içten pazarlıklı dosttan
iyidir.
Hz. Ali (r.a.)
Küçük günahları küçümseme, çünkü onlardan büyük günahlar dallanır,
budaklanır.
Sufyan-1 Seuri
GÜNÜN "Allah'ım! Ciddi ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bile- rek işlediğim günahlarımı affeyle! Bütün bu kusurların bende DUASI bulunduğunu itiraf ederim." (Muslim, Zikir, 70)
YanıtlaSilDEVLET YÖNETİCİLERİNE NASİHAT: SİYASETNAME
Devlet geleneğimizde hüküm darlar "kendisinden hesap so- rulamaz olarak nitelense de, hükümdarın otoritesi, keyfi dav- ranmanın değil, haksızlığı ortadan kaldırmanın güvencesi olarak gö- rülür. Özellikle Türk devlet gelene ğinde adalet, değişmez bir yasanın tarafsızlık ilkesi ile uygulanması şeklinde anlaşılır.
İslam dünyasında hicretin ilk asır larından itibaren devlet yöneticile rine tavsiye ve öğütleri ihtiva eden siyasetnameler kaleme alınmıştır. Hz. Ali'nin Mısır valisi Malik el-Eş ter'e gönderdiği ve görevi sırasında uyması gereken kuralları en ince
ayrıntılarına kadar anlattığı mektup, İslâm tarihinde siyasetnämenin ilk örneği sayılır.
Siyasetnamelerde devlet başka- nında bulunması gereken özellikler, hükümdarın Allah'a ve halka karşı sorumlulukları, devlet görevlilerinin tayin ve denetimleri, bütçe idaresi gibi konular üzerinde durulur. Ayet ve hadisler, hikmetli sözler ve ta- rihteki meşhur hükümdarlardan örnekler kaydedilerek yöneticilere tavsiyelerde bulunulur.
Bu özellikleri ile siyasetnameler, hükümdarlara otoritenin meşrus si- nırlarını gösteren bir rehber hüvi- yetindedir.
SÖZÜN ÖZÜ
Diline bir düğüm at ve
otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu, münakaşa ve cedel, su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl ya da engelle.
Cahit Zarifoğlu
Allah'ın huzuruna hak yüküyle çıkmanın ne ağır bir vebal olduğu unutulmamalı; şayet herhangi bir hak ihlalinde bulunulmuşsa, hak sahiplerine hakları ödenerek helalleşilmelidir.
YanıtlaSil-
YanıtlaSilİnsanın can ve mal güvenliğinin yanı sıra akıl, inanç, izzet, şeref ve namus gibi kişilik değerlerinin korunması da temel haklarındandır.
Haklar korunduğu ve yükümlülükler yerine getirildiği oranda, toplumda huzur ve güven hâkim olur.
YanıtlaSilİnsan, yeryüzünde hayatın erdemli, hak ve hukuka riayetli, adaletli ve merhametli bir seyir izlemesinde sorumluluk sahibidir.
YanıtlaSilİslam'da hak kavramı, almaktan ziyade vermek üzerine kuruludur. Yani insan öncelikle üzerinde hakkı bulunanlara haklarını vermekle yükümlüdür.
YanıtlaSilHak ve sorumluluk, bir terazinin iki kefesi gibidir. İnsanların birbirleri üzerindeki hakları, onların karşılıklı olarak sorumluluk alanlarını da oluşturur.
YanıtlaSilSözlerine şöyle devam eder Peygam- berimiz: "Ümmetimden asıl müflis olan kimse odur ki, kıyamet günün- de kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve verdiği zekâtla gelir. Ancak dünya- da iken şuna sövmüş, buna iftira at- mış, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını dökmüş, bir başkasını da döv- müştür. (Hak ihlallerinin karşılığı ola- rak) iyiliklerinden alınıp hak sahiple- rine verilir. Şayet hesabı görülmeden İyilikleri biterse, mağdur ettiği insan- ların günahlanndan alınarak onun üzerine yüklenir. Sonra da cehenne- me atılır." (Müslim, Birr ve Sıla, 59) "
YanıtlaSilDR. MUHLIS AKAR
YanıtlaSilHAK DUYARLILIĞI
Ar metnini daha sonra Salahat'ına da almaz 40
YanıtlaSil38 Mehmet Akif Ersoy, Salahat, Haz M. Ertuğrul Düzdağ, ss. 473-474. Şiirin
39
sonunda Akifin şu notu vardır. "Ankara, Täceddin Dergahı, 9 Mayıs 1337 (1921) Bu manzume yazılırken Yunan istilası altındaki topraklarımıza, husu siyle Bursa'ya dair, eltm haberler geliyordu, tetkikine de imkân yoktu. İstiklal Marşı'nın yazılış serüveni bu kitap projesinde başka bir araştır- maci tarafından yazılacağından bir bu noktaya kısaca saca değindik. Ancak, Mısırlı Türkolog Hazem Said Mohemmed, Istiklal Marşı üzerine yaptığı çalışmasındaki şu cümleleri buraya nakletmeden de geçemedik: "İstiklal Marşı'na ilk baktığımızda Arapça olan istiklal' kelimesi karşımıza çıkar. Sömürgecilerin nefret ettiği 'İstiklal' kelimesinin manası bağımsızlıktır. İstiklal Marşı'nın yazıldığı dönemde esasen işgal altındaki bütün Arap dünyasında "Tam istiklal ya da ölüm nidası yükseliyordu. İstiklal kelimesi dillerden düşürülmüyordu. O devirde istiklal, İslam dünyasının en büyük ümididir. İstiklal Marşı'nda herhangi bir milletin adının geçmemesi, onu, bütün Müslümanların istiklal marşı olarak anlamamıza kaynaklık eder.
Şunu da belirtmek gerekir ki marşın yazıldığı dönemde İslam devletle- rinin çoğunun bayraklannda ay ve yıldız vardı ve Türk Osmanlı bayrağı kullanılıyordu. Bu bakımdan o yıllarda marş, Suriye'de de Mısır'da da aynı manayı taşıyacak bir şekilde okunabilirdi. Bu, elbette İstiklal Marşı'nın Müslümanları içine alan yapısından kaynaklanır. Ayrıca bu marş, Türklerin İslam dünyasındaki yerini işaret eder." Hazem Said Mohemmed, İstiklal Marşı'na Arap Gözüyle Bakış, Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempoz- yumu, Balıkesir 2011, s. 65-66.
40 Eşref Edib, A.ge., s. 135. Istiklal Marşı'yla ilgili bir müsabaka açılması ve Akif'in yazdığı eserin kabülüne kadar geçen sürede yaşananlar için ayrıca
Eşref Edib'in bu eserinde125-136'ncı sayfalar arasına bakılabilir.
10
YanıtlaSilİSTİKLAL MARŞI'NIN 100. YILI
Mehmed Akif Ersoy ve İstiklal Marşı'mız
OSMANLI IMPARATORLUĞUNU BEPLERDEN BİRİ: VIKAN SE
YanıtlaSil17 Mayıs 1717 tarihinde Lady Montaqu isimli kadın Edirne'den yazdığı mektupta şunları anlatı yordu: Zengin tüccarların çoğunun Yahudi oluşu dik-
ları Türklerinkinden çok fazla. Kendi kanunlarıy la idare edilen bir cumhuriyet gibiler. Türkler atıl labiatlı ve sanayie hevesli değiller. Buna karşılık Yahudiler birlik meydana getirdiklerinden devletin bütün ticaretini ellerine almışlar. Her paşanın iş- lerini eline bıraktığı, sırlarını emanet ettiği bir Ya hudi kâhyası var, kendileri hiç bir işe karışıyor. lar. Bu yahudiler paşanın bulunduğu kazada çar- şıyı tanzim eder, her zaman hediyeler alır, giren ve çıkan malları muayene ederler. Padişahın (1) doktoru, hazinedarı, tercümanı hep Yahudidir. Menfaatına son derece düşkün olan böyle bir mil letin bu durumdan ne derece istifade edeceğini an- larsınız. Bunlar kendilerine her zaman ihtiyaç du- yulmasını sağlamışlar ve bu sayede saray da onları korumuştur. İngiliz, İtalyan ve Fransız tacirleri bunların bütün hilelerini bildikleri halde, işlerini ister istemez onlara yaptırıyorlar. Velhasıl tica- retle ilgili olan ne varsa onların elinden geçiyor. İçlerinde itibarı en az olanlar bile, kendilerine muh- taç olunmaktan uzak kalınamayacak derecede ö- nemli kişiler. Bütün millet, zenginlerine olduğu ka- dar da bunlara alâka gösteriyor. Hepsi zengin olduk- ları halde bu durumu gizlemeye dikkat ediyorlar.
(1) (Türkiye Mektupları, Lady Montaqu, 1001 Temel Eser, sayfa 84)
(1) Padişah, Edirne'ye dinlenmeye gelince onun dok toru, hazinedarı ve tercümanı Yahudi imiş.
OSMANLI IMPARATORLUĞUNU BEPLERDEN BİRİ: VIKAN SE
YanıtlaSil17 Mayıs 1717 tarihinde Lady Montaqu isimli kadın Edirne'den yazdığı mektupta şunları anlatı yordu: Zengin tüccarların çoğunun Yahudi oluşu dik-
ları Türklerinkinden çok fazla. Kendi kanunlarıy la idare edilen bir cumhuriyet gibiler. Türkler atıl labiatlı ve sanayie hevesli değiller. Buna karşılık Yahudiler birlik meydana getirdiklerinden devletin bütün ticaretini ellerine almışlar. Her paşanın iş- lerini eline bıraktığı, sırlarını emanet ettiği bir Ya hudi kâhyası var, kendileri hiç bir işe karışıyor. lar. Bu yahudiler paşanın bulunduğu kazada çar- şıyı tanzim eder, her zaman hediyeler alır, giren ve çıkan malları muayene ederler. Padişahın (1) doktoru, hazinedarı, tercümanı hep Yahudidir. Menfaatına son derece düşkün olan böyle bir mil letin bu durumdan ne derece istifade edeceğini an- larsınız. Bunlar kendilerine her zaman ihtiyaç du- yulmasını sağlamışlar ve bu sayede saray da onları korumuştur. İngiliz, İtalyan ve Fransız tacirleri bunların bütün hilelerini bildikleri halde, işlerini ister istemez onlara yaptırıyorlar. Velhasıl tica- retle ilgili olan ne varsa onların elinden geçiyor. İçlerinde itibarı en az olanlar bile, kendilerine muh- taç olunmaktan uzak kalınamayacak derecede ö- nemli kişiler. Bütün millet, zenginlerine olduğu ka- dar da bunlara alâka gösteriyor. Hepsi zengin olduk- ları halde bu durumu gizlemeye dikkat ediyorlar.
(1) (Türkiye Mektupları, Lady Montaqu, 1001 Temel Eser, sayfa 84)
(1) Padişah, Edirne'ye dinlenmeye gelince onun dok toru, hazinedarı ve tercümanı Yahudi imiş.
İKTİDAR KİMİN ELİNDE?
YanıtlaSilCHP'ye rey vermiş, gönül vermiş öyle Halk Partililer var ki, onlar da sürüldü. Çünkü eylemci, devrimci ve bilmem neci değilmiş...
Ve, Halk Partililer de anladı ki, ihtilal yanlısı, kını boyalı, anarşist edalı kimseler, CHP adına ik- tidar olmaya çalışıyor.
Durmadan devlet dolabı çevriliyor, bir yandan düşen, bir yandan yükselen memurlar, Türkiye'yi zor duruma itiyor.
Böyle giderse, gelen iktidarlar memur tâyin et- mekten memleket işlerine eğilemeyecekler...
Bu halin daha beteri de var mı?
HADİS MEALİ
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>
Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?
ey Allah'ın elçisi.>>>>
Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:
1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.
2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.
3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.
4 Erkeğin karısına emir kulu olması.
5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.
6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.
7 Babaya karşı cefa edilmesi.
8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.
9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci
10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.
11 İçki içmenin yayılması.
12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda
13 Şarkıcı kadınların türemesi.
14 Şarkı âletlerinin türemesi.
15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.
İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.
Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,
Kitabül Fiten Hadis: 2210
SUR
YanıtlaSilSayı 25
Nisan 1978
10 TL
zamanın milbim şahıslan
İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ
DECCAL
Bir kavim içinde riba ve zina zahir oldu ise, onlar Allah'ın azabını hak etmişlerdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 375 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) bir ümmete gadab ederse, onların fiatlarında pahalılık, çarşısında kesadlık olur. Aralarında fesad çoğalır ve iş başındakilerin zulmü artar. Bundan sonra zenginleri zekat vermez baştakiler iyi idare etmez ve fıkarası da namaz kılmaz olur. (Çaresi Allah'a sokulmak ve birbirimize sahip çıkmaktır.)
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 375 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
İKİNCİ BAHİS
YanıtlaSilMASLAHATIN DEĞİŞMESİNE BAĞLI OLARAK HÜKÜMLERİN DEĞİŞMESİ
Giriş:
224- Buradaki tebdilden; değiştirmekten kasdedilen şey, ibadetler ve mukadder (mikdarı şerîatçe tayin ve tespit olunmuş) hükümler haricindeki, kendisiyle amel edilmekte olan bir hükümden, benimsenmesini iktiza ettiren sonradan ortaya çıkmış bir maslahatı gerçekleştiren yeni ve başka bir hükme intikal etmektir. İbadetler ile bunlardan sayılan hükümlerin hiç bir şekilde tebdil ve tağyiri kabul edilmedikleri hususunda İslam hukukçuları icmâ halindedirler. Çünkü onlar meşru kılınmalarındaki hikmet zikredilse bile tevkîfî (akıl ve mantığın ölçülerini kavramaktan aciz kaldığı için sadece şerîatın açıklaması ne ise o açıklama kadar hakkında bilgimiz bulunabilen) hükümlerdir. Kulların maslahat ve ihtiyaçlarına mebni olan muameleler ve benzerlerinin hükümlerinden farklıdırlar. Çünkü bu (muamelelerle benzerlerinin) hükümleri, dayandıkları âsâr ve manalarla irtibatlı
duğundan bu meseleler hakkındaki nasslar sucmel, kısa ve küllî kaideler çerçevesinde mumidir. Böylece bu meselelerin hükümleri maslahatlara bağlılık göstermekte ve onlara göre değişiklik arzetmektedir. Bu sebeple İslam hukukçularından bir kısmı, nass ve icmâa zahiren muhalif olsa da (muamelelerle bu kabil meselelerin) hükümlerinin, illet ve maksada bağlı olduğundan değiştirilebileceği görüşüyle, nassın mantûkuna muhalif bazı hükümlerle fetvâ vermişlerdir. Ancak İslam hukukçularının ekseriyeti tebdîli, hakkında lass ve sahih icmâın olmadığı hükümlere has kılmaktadırlar. Arzu ve düşük gayelere göre hüküm Verme, hükümlerle oynama kapısını kapamak bakımından umumiyetle bu görüşü benimsiyoruz Araştırıcı ve İslam hukukçularından şerîatın ruhundi zikredeceğimiz görüşler de umumi olarak maslahat anlamış iktiza ettirirse hükmün değiştirilmesini te'yid etmektedir:
YanıtlaSil225- İbnu'l-Kayyim şöyle diyor: Mekan, hal, niyet ve fervanın değişmesiyle Şerîatte (İslam Hukuku'nda) zorluk ve meşakkat büyük faydeticelere görenin bilinmeyişi sebebikat doğuran büyük yanlışlık(lar) yapılmıştır ki bunlar Islam Hukuku'nun miyeceği ihtiva etmesinin düşünüle-
bilinmektedir. 226- Bu hükümlerle insanların hayatları ve maslahatları arasında bir kopukluğun olmaması
183
İSLAM HUKUK BAŞLANGICI
YanıtlaSilProf. Dr. M. Sellam MEDKÜR
ÇEVİREN Dr. RUHİ ÖZCAN
sy. 182,183.
Doğru cevaplara ulaşmak için Doğru sorular sormak lazımdır.
YanıtlaSilABBREVIAZIONI KISALTMALAR
YanıtlaSil= büyütülmüş isim
= sıfat
= yardımcı fiil
accrescito
aggettivo
: ausilario
: avverbio
= zarf
: congiunzione
= bağlaç
: contrario
diminutivo
= küşültülmüş isim
esclamat:vo
= nida
femminile
figurato
= Z11
= dişi
= mecazi
= erkek
= sayısal
= çoğul
= şimdiki zaman
= ek, takı
= edat
di'li geçmiş zaman =
: maschile
: numerale
: plurale
: participio passato
: presente
: prefisso
preposizione
pronome
= zamir
sostantivo
= isim
sostantivo femminile
= dişi isim
sostantivo maschile
= erkek isim
Termine aeronautica
= Havacılık terimi
Termine agricolo
= Tarım terimi
Termine anotomico
= Anatomi terimi
Termine di aritmetica
= Aritmetik terimi
: Termine automobilistico
= Otomobilcilik terimi
: Termine bancario
= Bankacılık terimi
: Termine botanico
: Termine chimico
: Termine chirurgico
= Botanik terimi
= Kimya terimi
= Cerrahi terim
: Termine commerciale
= Ticaret terimi
: Termine ecclesiastico
= Dini terim
: Termine elettricità
= Elektrik terimi
: Termine farmacia
= Eczacılık terimi
: Termine di fisica
= Fizik terimi
: Termine giuridico
: Termine di fotografia
: Termine geografico
: Termine grammaucale
= Fotoğrafçılık terimi
= Coğrafya terimi
= Hukuk terimi
= Gramer terimi
: Termine marinaresco
= Denizcilik terimi
XI
T.mat. : Termine matematico
YanıtlaSilT.mecc. : Termine di meccanica
T.med. Termine medico
Matematik terimi Mekanik terimi
T.meteor.
Termine di meterologia
Tıp terimi
T.mil.
T.mus.
Termine militare
Termine musicale
Meteroloji terimi
Askeri terim
T.pol. : Termine politico
Müzik terimi
T.psi : Termine psicologico
Politika terimi
T.scient. : Termine scientifico
Psikoloji terimi
T.sport. : Termine sportivo
= Fen terimi
Spor terimi
T.zool. : Termine di zoologia
Zooloji terimi
V. : Vedi
Bak
= geçissiz fiil
V.intr. : verbo intransitivo
= dönüşlü fiil
V.rifl. : verbo rifflessi vo
V.tr. : verbo transitivo
= geçişli fiil
Vivacchiare
YanıtlaSilmak.
Vivace, agg. Canlı, hareketli, çevik.
Vivacemente, avv. Canlı olarak.
Vivacità, s.f. Canlılık, hareketli- lik, çeviklik.
Vivamente, kuvvetle. avv. Canlı olarak,
Vivanda, s.f. Yiyecek, yemek, gıda maddesi.
Vivente, agg. Yaşayan. s.m. Canlı.
Vivere, v.intr. (aus. essere) (pr. vivo.vivi.) Yaşamak, sağ olmak. v.tr. Ömür geçirmek. s.m. 1- (sempre pl.) Gıda maddesi, yi- yecek, içecek, iaşe. 2- Hayat, ömür.
Vivezza, s.f. V. VIVACITA.
Vivificare, v.tr. (pr.-co.-chi.) Canlandırmak, hayat vermek.
Vivificativo, agg. Canlandırıcı, hayat verici, diriltici.
Vivo, agg. 1- Canlı, yaşayan. 2- Hareketli, çevik. s.m. Canlı, sağ.
işlem Viziare, v.tr. (pr.-zio.-zi.) 1- Bozmak. 2- Şımarmak. 3- (т. Giur.) Hile yapmak, hile ile bir şey yapmak ki bu hukuken geçerli olmaz.
Viziato, agg. 1- Kusurlu, hatalı. 2- Geçersiz. (Hile ile yapıldı- ğından.)
Vizio, s.m. (pl.-zi) 1- Kusur. 2- Kötü huy, kötü alışkanlık. 3- (T.Giur.) Şekil yönünden eksik- lik. 4- (T.Med.) Fizyolojik ve anatomik olarak mükemmel
olmama hali.
Viziosamente, avv. 1- Kusurlu olarak. 2- Kötü huylu olarak. Vizioso, agg. Kusurlu, kötü huylu, fena.
Vizzo, agg. Solgun.
Vocabolario, s.m. Lugat, sözlük.
Vocabolarista, Lugat yazarı. s.m. (pl.-isti.)
Vocabolo, s.m. Kelime.
515
Volare
Vocale, agg. Sesli, sedalt. s.f.
(T.Gram.) Sesli harf.
Vocalizzare, v.tr. (pr.-izzo.) Çok
sesli harf kullanmak. v.intr. (aus. avere) (T.Mus.) Vokal yapmak.
Vocalizzazione, s.f. (T.Mus.) Vo-
kal yapma.
Vocazione, s.f. Temayül, eğim, meyil, heves.
Voce, s.f. 1- Ses, seda. 2- Ке- lime. 3- Haber. dim. Vocetta, vocina, vocino, vocerella, vocio-
lino. acer. Vocione, vociona.
Vociare, v.intr. (aus. avere) (pr. vocio.voci.) Yüksek sesle ba- ğırmak, haykırmak.
Vociferare, v.intr. (aus. avere)
Yüksek sesle konuşmak.
Vociferatore, agg. e s.m. (s.f.- trice) Yüksek sesle konuşan kişi.
Vocio, s.m. (pl.-cii.) Gürültü
Vodca, s.f. Votka.
Vogare, v.intr. (pr.-go.-ghi.) (aus. avere) Kürek çekmek. V. REMARE.
Vogatore, s.m. (s.f.-trice) Kü- rekçi, kürek çeken kişi. V.
REMATORE.
Voglia, s.f. (pl.-glie.) 1- Istek, arzu. 2- Vücuttaki leke, iz. dim. Voglietta, vogliolina,
voglierella.
Voglioloso, agg. İstekli, arzulu. Vogliosamente, avv. Istekle, ar-
zuyla.
Voglioso, agg. Istekli, arzulu. V. DESIDEROSO.
Voi, pron. pl. İkinci çoğul şahıs zamiri, siz.
Voivoda, s.m. Slav ülkelerindeki vali.
Vola, s.m. Fırfır, farbala.
Volante, agg. Uçan. s.m. 1-Di- reksiyon. 2- Fırfır, farbala. dim. Volantino: 1- Küçük direksiyon. 2- Küçük el ilanı.
Volare, v.intr. (aus. avere
Dr. İLTER YILMAZ
YanıtlaSilİTALYANCA-TÜRKÇE
SÖZLÜK ve İtalyanca fiiller
Vatan hainlerini putlastirdilar kahramanlastirdilar.
YanıtlaSilSiz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.)
Sayfa: 153 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Bana Cebrail (a.s.) dedi ki: "Allah ashabından dördünü sever: Ali (r.a.) Selman (r.a.) Ebu Zerr (r.a.) ve Mikdat (r.a.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 451 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
۲۸۳ - ادُوا إِلَى كُلِّ ذِي حَق حَقَّهُ وَالْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ وَالْعَاهِرِ الْحَجَرُ وَمَنْ تَوَلَّى غَيْرَ مَوَالِيهِ أَوْ إِدْعَى إِلَى غَيْرِ أَبِيهِ فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَئِكَةِ وَالنَّاسِ
YanıtlaSilأَجْمَعِينَ لَا يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلَا عَدْلٌ (طب عن أبي مسعود)
283- Her hak sahibine hakkını verin. Çocuk yatağındır (yatak sahibinindir), zina eden adama ise mahrum olmak vardır. Kim kendisini velilerinden başkasına nisbet ederse, yahut babasından başkasının kendi babası olduğunu iddia ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Ondan ne bir farz ne de bir nafile kabul edilmez.
٢٨٤ - أدُّوا حَقَّ الْمَجَالِسِ اذْكُرُ الله كَثِيرًا وَارْشِدُوا السَّبِيلَ وَغُضُّوا
الأَبْصَار" (طب عن سهل بن حنيف)
284- Allah'ı çok zikretmekle meclislerin hakkını verin. (Kaybolanlara) doğru yolu gösterin. Gözlerinizi de (haramdan) yumun.
٢٨٥ - اَدُّوا الْعَزَائِمَ وَاقْبَلُوا الرُّخصَ وَدَعُوا النَّاسَ فَقَدْ كَفَيْتُمُوهُمْ (خط
عن ابن عمر)
285- İbadetleri azimetle eda edin ruhsatları kabul edin,
insanları terkedin (ayıplarını araştırmayın) ki, onlara kâfi gelesiniz
(şerlerinden emin olasınız).
٢٨٦ - إِذَا أَتَاكَ اللهُ مِنْ هَذَا الْمَالِ مِنْ غَيْرِ مَسْئَلَةٍ وَلَا اشْرَافَ فَخُذْهُ فَكُلْهُ
وَتَمَوَّلُهُ (كر عن أبي الدرداء)
286- İstemeden ve arzu etmeden şu (dünya) malından Allah sana bir şey verirse onu al ye ve kendine mal (mülk) edin.
۲۸۷ - إِذَا أَتَاكَ اللهُ مَالاً فَلْيُرَ أَثَرُ نِعْمَةِ اللهِ عَلَيْكَ وَكَرَامَتِهِ رحم د ن ك طب
هبت حسن صحيح عن أبي الأحوص عن ابيه
287- Allah sana bir mal verirse, üzerinde Allah'ın nimetini ve ikramının eseri görülsün. (Meşru yerlerde ve üstüne başına harca).
AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
YanıtlaSilراموز الاحاديث
RAMUZ'ÜL EHADİS
HADİS ANSİKLOPEDİSİ
1. CİLD
PAMUK YAYINCILIK
Levamiu'l-Ukül
YanıtlaSilوتنصت له kimse için kurulur." Cennet bahçelerinden birinde veya sahih hadis kaynaklarında geçtiği üzere Kevser ırmağının kıyısında. bir kubbe" kelimesi / kaf harfinin ötresi ve tek noktalı harf olan "/ba"nın şeddesiyledir. Yuvarlak küçük ev demektir.
من الألم "inciden" ✔ kelimesi iki "J / lâm" harfinin ötresi ve aralarındaki hemzenin tutarlı okunuşuyladır.
mengeberedden" زبرجد kelimesi noktasız harf olan "da" ile söylenir Zebercedinin bir takım yararları vardır. Onun döküntü talaşını içmek cüzama iyi gelir.
Yakut yüzük takmanın yararlan
ويارب "ve yakuttan" Kadı yaz: "Rasülullah (s.a.v), o kubbenin yakuttan yapıldığını veya yakutla süslenmiş olduğunu söylemek istiyor." demiştir. Başkalan da "Rasülullah (sav), kubbenin üç tür mücevherin birleşiminden oluştuğunu söylemek istemiştir." diyorlar.
Yakutların çok üstün özellikleri vardır: Yakuttan yüzük takmanın veya onu boyna asmanın vebâya engel olduğu incelemelerle anlaşılmıştır. Yakutun kişiyi ferahlandırma, yaralı kalpleri güçlendirme, zehirlere karşı direnç verme, gam ve kederi savmada etkili olduğu meşhur ve bilinmektedir. Bu kubbenin genişliği;
كَمَا بَيْنَ الْجَابِيةِ "Cabiye ile..." Câbiye, Şam'da bir köydür.
إلى صنعاء "San'a'ya kadardır" San'a Yemen'de bir kasabadır. Ağacı ve davanı boldur. Buranın Nuh tufanından sonra kurulan ilk belde olduğu söylenir. Câbiye ile San'a arasındaki mesafe bir aydan daha fazladır.
Bu hadisi Ahmed b. Hanbel, Ibn Hibbân, Ebû Ya'lâ, Ziyâ el-Makdisî ve Tirmizi, Ebu Said el-Hudri (ra)'den garib olarak nakletmişlerdir.
٢٥٦- أَدُّوا إِلَى كُلِّ ذِي حَقِّ حَقَّهُ وَالْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ وَمَنْ تَوَلَّى غَيْرَ مَوَالِيهِ أَوِ ادْعَى إِلَى غَيْرِ أَبِيهِ فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ لَا يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلَا عَدْلٌ
Çocuğun babasını nacaksas prensip
256- "Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır (yatak sahibinin), Zina eden için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını mevla edinirse, yahud kendi babasından başkasına ait olduğund indian basse Allah'ın, meleklerinin ve kabul sanların laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti olunur.
أَدُّوا إِلَى كُلِّ ذِي حَنَّ "Her hak sahibine veriniz." Bu, hakimlere bir hitaptır. hakkını Yani dinen sizin vermeniz gereken hükmü... Rasülullah (s.a.v)'a "hakkını vereceğimiz hak
Levamiu'l-Ukül
YanıtlaSil371
ve birden fazla والولد الفراش "Cocuk yatağındır." Çocuk kelimesi erkek-kız, tek olani kapsar. Yani çocuk yatağa tabidir. Veya kararı (hükmü) yatak için verilmiştir. Yani eş ya da efendi olsun yatağın sahibi için. Çünkü onlar, sahip oldukları hak nedeniyle kadını yataklarına alırlar.
Şafil (rh.a)'e göre yatağa alınanın kadının hür veya cariye olması fark etmez. Hanefiler ise bunu sadece hür kadına özgü kılarlar. Cariyenin çocuğu, cinsel birliktelik olmadıkça efendinin nesebine katılmaz, derler.
Çocuğun yatağa tabi olacağı yer, lián gibi dinen kabul edilen bir yolla nesebin erkek tarafından kabul edilmeme durumunun söz konusu olmadığı yerdir. Avisi halde olmaz. Şüpheli cinsel birliktelikte bulunan erkek de, eş veya efendi gibidir.
Zina eden için ise nesep konusunda hiçbir hak yoktur. Onun hakkı had cezasıdır. Nitekim Rasülullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
و العاهر "Zina eden için... " العاهر zina eden demektir. Kişi gece vakti zina için bir kadına gittiğinde "عَهْرَ إِلَى الْمَرْأَةِ " denir. Iki fetha (üstün) ile الغهر kelimesi, zina demektir.
الحجر tas (recm) vardır." Yani onun payı budur. (Doğacak) çocukta onun hiçbir hakkı yoktur. Bu kelime bir hakkı kaybetmekten ve iddia ettiği nesep hakkından mahrum olmaktan kinayedir. Çünkü الْوَلَدْ لِلْفِرَاشِ "Çocuk yatağa aittir. hadisinde de geleceği üzere, cinsel birliktelik hakkı (firāş) başkasına ait iken, o kimsenin nesep iddiasına itibar edilmez.
Recm cezası
[1/159]
وَ مَنْ تَوَلَّى غَيْرَ مَوَالِيهِ "Kim ki, efendilerinden (mevalisinden) başkasını mevla edinirse" Yani kendi mevlâlarından başka birisini mirasçı ve akıle edinirse™ Hadisin başka bir rivayetinde بغير إذْنِهِمْ "onların izni olmaksızın" ilavesi bulunmaktadır."
Alimlerin çoğu, bu ifadenin (öncekilerden farklı) hiçbir anlamı olmayıp haramlığı pekiştirmek için söylenmiştir, derler.
Ibn Hacer "وَمَنْ تَوَلَّى / kim mevla edinirse" ifadesinin, müvâlättan olup daha genel bir anlamı kapsaması muhtemeldir, der. Çünkü mutlak anlamda yardım etmek, destek olmak ve mirasçı olmak bu kelimenin anlamlarındandır. Rasülullah )sav) in "بِغَيْرِ إِذْنِ مَوَالِيهِ / mevlalarının izni olmaksızın" ifadesi de bu kelimenin mirasçılık dışındaki anlamıyla ilgili söylenmiş olur" demiştir.
Ibn Arabi "mevlasından başkasını mevla edinmek çeşitli şekillerde olur. Onlardan birisi şudur: Kişi bir kavim ile yeminli olur. Onlardan başka bir kavimle antlaşmak için onlarla olan yemininden sıyrılır.
Buhâr, Büyü 3, Müslim, Rada' 36; Ebû Dâvûd, Talak, 33; Tirmizi, Rada R Nesebi bili 3 Muslim, Rada 36; Eb Davidel anlaşalım, eğer ben bir cinayet sleuteederse
akilen ile birlikten kişi, nesebi belli kişiye, "gel anlama senin olsun" der, o da kabul ederse, bu anlaşmaya muvalat a code, ben de colorseli kasi de ötekisinin mevlası olur. Mevlânın çoğulu mevali'dir.
Mevla; Allah, efendi, azat edilmiş köle, veli anlamları olan çok kullanışlı bir kelimedir.
والناس أجمعين başkasına ait olduğunu iddia ederse Allah'ın, meleklerinin ve tüm insanların lanet onun üzerine olsun Rasülullah (s.a.v); işlenen suçun büyüklüğünü, çirkinligin ve nankörlüğün şiddetini göstermek için genel ve pekiştirici ifadeler kullanmıştır.
YanıtlaSilLevamiu'l-Ukül
kimseden kabul edilmez... Kıyamet günü (Allah kabul etmez) صرف ولا على "ne sarf ne de adl (türünden) bir hiçbir ibadeti" Yani farz ve nafile hiçbir ibadeti Sadharfinin üstünüyle kelimesi; yasak etmek, değiştirmek, tevbe, çare ve belalar anlamına gelir. "Ondan sarf ve adl kabul edilmez" denir. Yani tevbe, farz, nafile ve adaletli olma™ ondan kabul edilmez.
ingendisi Taberani, Mucemü'l-kebirda no Mes'udtan nakletmiştir.llride gelecek olan من تولى غير مواليه "Kim mevlalarından başkasını mevla erdirilerde
hadisi de Ebu Mes'ud'a aittir. ٢٥٧- أَدُّوا حَقَّ الْمَجَالِسِ أُذْكُرِ اللَّهَ كَثِيرًا وَأَرْشِدُوا السَّبِيلَ وَغَضُوا الْأَبْصَارُ
257- "Allah'ı çok zikretmekle meclislerin hakkını verin. Doğru yolu gösterin ve gözlerinizi indirin. (Haramdan sakının). "
Meclislerin hakkını yerine getirme yolu
أدوا حق المجالس "Meclislerin hakkını yerine getirin" Yani dinen ve örfen sizden meclislerde veya meclisler için yapılması istenen şeyleri yerine getirin. "Onların hakkı nedir?" diye soruldu. Rasülullah (s.a.v) de şöyle buyurdu:
أذكر الله "Allah an" أذكر kelimesi tekil kalıpta söylenmiştir. Câmiu's-Sağîr'deki rivayet ise "أذكروا الله / Allah'ı anınız şeklinde çoğul kalıpta söylenmiştir ki bu daha iyidir.
كثيرا "çokça" Bu emir mendupluk (teşvik) içindir. Bu meclis size şahitlik yapsın ve Allah'ın zikri sizi boş şeylerden tutsun, alıkoysun diye (böyle yapın).
وأرْشِدُوا "gösterin" Yani her bir kişiye ayrı ayrı farz (farz-ı ayn) olarak dosdoğru yolu gösterin. Bu bazen farz-ı kifâye bazen de mendup olur.
الشيل yolu Yani duygu ile ilgili veya manevi olarak yolu sapıtmış olana yolu
(gösterin). Mürşid doğru yolu gösteren kişi demektir.
وَغُضُوا "indirin" غُضُوا kelimesinin ilk harfi ötrelidir.
الأنصار "gözleri" Yani herhangi bir kadın veya başka bir şey nedeniyle fitneye düşmekten sakınmak için gözlerinizi aşağı indirin.
Meclislerden maksat yoldan daha genel bir anlamdır. Bu emir, mecliste her Oturan kimseye teyiden emirdir. الْغَضُ bakışı indirmek yani bakışı hapsetmek ve bakmaktan tutmaktır. Her yapmaktan el çektiğin şey için bu kelime kullanılır.
A Başkasına babası olmadığı halde babamdır, diye îddia eden kişinin; zina suçu, cinayet vb.nin ispat edilmesinde tanıklığı dinlenmez. Çünkü adaleti yoktur. Taberaní, el-Mu'cemü'l-kebir, VI, 87; Heysemi, Mecmau'z-zevāid, VIII, 120.
Şerhu'l-Kavaidi'l-Külliye Fihristi
YanıtlaSilMecelle Hey'etinden Tanzîm Olunan Mazbatanın Süreti 3
Müellifin Takdimi
9
Medhal: Bir ilmin tahsiline şurů'dan evvel bilinmesi lazım gelen 10 şey. 10
Mukaddimenin iki lügat, iki ıstılâhî ma'nası
12
Birinci Makale: Fıkhın ta'rifi dörde taksîmi ve bu aksama ihtiyacın esbabı, Şer-i Şerifin men ettiği muharremâtın iki kısım olduğu 13
Madde-1: İlm-i fikıh, mesail-i şeriyye-i ameliyyeyi bilmektir 14 27
İkinci Makále: Kaváid-i Fıkhiyye'nin beyanı
Madde 2: Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir 28
Madde-3: Ukûdda itibár, makâsıd ve meâniyedir, elfāz ve mebâniye değildir 35 39
Madde-4: Şek ile yakin zail olmaz
Madde-5: Bir şeyin bulunduğu hál üzere kalması asıldır.
41
Madde 6: Kadim kıdemi üzerine terk olunur
45
Madde-7: Zarar kadim olmaz
47
Madde 8: Beract-i zimmet asıldır 48
Madde-9: Sıfat-ı arızada asıl olan ademdir
50
Madde-10: Bir zamanda sábit olan şeyin hilafina delil olmadıkça bekåsıyla hükmolunur.
53
Madde-11: Bir emr-i hâdisin akrab-ı evkâtına izáfeti asıldır 55
Madde 12: Bir kelámda asıl olan ma'na-yı hakikidir
60
Madde-13: Tasrih mukābelesinde delålete itibár yoktur
63
Madde-14: Mevrid-i nåsta ictiháda mesåğ yoktur
65
Madde-15: Alå-hıláfi'l-kıyas sabit olan şey sâire makisun aleyh olamaz 67
Madde-16: İctihât ile ictihát nakz olunmaz
68
Madde-17: Meşekkat teysîri celb eder
70
Madde-18: Bir iş ziyk oldukta müttesa' olur
72
Madde-19: Zarar ve mukábele bi'z-zarar yoktur
73
Madde-20: Zarar izále olunur
75
Madde-21: Zarúretler memnú olan şeyleri mübah kılar
76
Madde-22: Zarúretler kendi miktarlarınca takdir olunurlar
78
Madde-23: Bir özür için câiz olan şey ol özrün zevåliyle bâtıl olur 80
Madde-24: Mâní záil oldukta memnů' avdet eder
80
Madde-25: Bir zarar kendi misliyle izåle olunamaz
81
Madde-26: Zarar-ı âmmı defi' için zarar-ı hâs ihtiyår olunur 83
XV
Madde 27 Zararı eşedd zararı ehaff ile izåle olunur.....
YanıtlaSilMadde 28 İki fesát teáruz ettikte chaffinı irtikáb ile alzamının çaresine bakılır
Madde 29: Ehven-i şerrayn ihtiyar olunur
Madde 30 Def-i mefäsid celb-i menåfi'den evlådır Madde 31: Zarar bi-kadri'l-imkan izåle olunur
Madde 32 Hácet umůmi olsun husúsi olsun
zarúret menzilesine tenzil olunur.
Madde-33: Izdırår gayrın hakkını iptal etmez
Madde 34: Alması memnů olan şeyin vermesi dahi memnúdur
Madde-35: İşlenmesi memnú olan şeyin istenmesi dahi memnůdur
Madde 36: Ådet muhkemdir
Madde-37: Nåsın isti'mâli bir huccettir ki onunla amel våcip olur
Madde 38: Ådeten mümteni olan şey hakikaten mümteni' gibidir Madde-39: Ezmanın teğayyürü ile ahkamın teğayyürü inkår olunamaz
Madde 40: Ådetin deläletiyle maʼnå-yı hakiki terk olunur
Madde-41: Ådet ancak muttarid veyåhut galip oldukta mu'teber olur
Madde-42: I'tibår, gålib-i şåyiadır, nådire değil
Madde-43: Orfen ma'lům olan şey şart kılınmış gibidir
Madde-44: Beyne't-tüccår ma'lum olan şey beynlerinde şart kılınmış gibidir
Madde 45: Örf ile ta'yin nass ile ta'yin gibidir
Madde 46: Måni' ve muktezi teáruz ettikte måni' takdim olunur
Madde 47: Vücutta bir şeye tabi' olan hükümde dahi ona tabi olur
Madde-48: Täbi olan şeye ayrıca hüküm verilmez.
Madde 49: Bir şeye målik olan kimse
onun zarûriyyatından olan şeye de målik olur Madde 50: Asıl såkıt oldukta fer'i dahi såkıt olur
Madde 51: Såkıt olan şey avdet etmez
Madde-52: Bir şey båtıl oldukta onun zımnında ki şey dahi batıl olur
Madde-53: Aslın ifası kabil olmadığı hålde bedeli îfå olunur
Madde-54: Bi'z-zât tecviz olunmayan şey bi't-teba' tecviz olunabilir Madde-55: İbtidaen tecviz olunmayan şey bekȧen tecviz olunabilir
Madde-56: Bekå ibtidådan esheldir
Madde-57: Teberru' ancak kabz ile tamam olur
Madde-58: Raiyye yani tebea üzerine tasarruf maslahata menüttur
Madde-59: Velâyet-i håssa velâyet-i âmmeden akvådır
Madde-60: Bir kelåmın i'mâli ihmålinden evlådır.
Madde-61 : Ma'nâ-yı hakiki müteazzir oldukta mecâza gidilir.
Madde-62: Bi kelamın i'máli mümkün olmazsa ihmál olunur
Madde 03 Mütecezal olmayan bir şeyin bazısım zikretmek
YanıtlaSil137
delåleten takyid delili bulunmazsa Madde 64 Mutlak ulákı üzere câri olur, eğer nassan veya
138
Madde 65 Hazırdaki vasıf lağı, ve ğäibdeki vasıf mu'teberdir.....
Madde 60 Suål cevapta iåde olunmuş addolunur
65
142
Madde 67 Såkite bir söz isnåd olunmaz läkin ma'raza hacette sükût beyandır.
144
Madde 68: Bir şeyin umůra bátımada delili ol şey makamına käim olur
149
Madde 69 Mükåtebe muhátaba gibidir.....
150
Madde 70: Dilsizin işåret i ma'hůdesi lisän ile beyån gibidir.....
152
Madde 71: Tercümanım kavli her husůsta kabül olunur Madde 72: Hatásı záhir olan zanna itibár olunmaz
155
155
Madde 73: Senede müstenid olan ihtimål ile huccet yoktur
158
Madde 74: Tevehhüme itibår yoktur
158
Madde 75: Burhån ile såbit olan şey ayånen såbit gibidir
160
Madde 76: Beyyine müddei için ve yemin münkir üzerinedir.
161
Madde 77: Beyyine hılåf- záhiri ispåt için ve yemin aslı ibká içindir
164
Madde 78: Beyyine huccet-i müteaddiye ve ikrår huccet-i kåsıradır
165
Madde 79: Kişi ikrarıyla ilzám olunur
170
Madde 80: Tenákuz ile huccet kalmaz
171
Madde 81: Asıl såbit olmadığı hålde fer'in såbit olduğu vardır
173
Madde 82: Şartın sübûtu indinde ona muallak olan şeyin sübútu lazım gelir.... Madde-83: Bi-kadri'l-imkan şarta riâyet olunmak lazım gelir
174
179
Madde 84: Va'dler suver i ta'liki iktiså ile lazım olur.
183
Madde 85: Bir şeyin nef'i zamanı mukåbelesindedir
185
Madde 86: Ücret ile zaman cem olmaz
187
Madde 87: Mazarrat menfeat mukábelesindedir
188
Madde 88: Külfet nimete ve nimet külfete göredir
Madde-89: Bir fiilin hükmü fäiline muzaf kılınır ve
189
müebir olmadıkça åmirine muzaf kılınmaz.
189
Madde 90: Mübâşir yani bi'z-zât fäil ile
Madde-91: Ceváz-ı şer'i zamâna münafi olur..
mütesebbib müctemi' oldukta hüküm ol fäile muzaf kılınır......
190
193
Madde 92: Mübáşir müteammid olmasa da zamin olur Madde-93: Mütesebbib müteammid olmadıkça zâmin olmaz
194
195
Madde-95: Gayrın malında tasarrufla emretmek bâtıldır..
Madde-94: Hayvånâtın kendiliğinden olarak cinayet ve mazarratı hederdir 196
198
Madde-96: Bir kimsenin mülkünde onun izni olmaksızın åhar bir kimsenin tasarruf etmesi câiz değildir
199
XVII
Madde-97: Bila sebeb-i meşru birinin malını bir kimsenin ahz eylemesi câiz olmaz
YanıtlaSilMadde-98 : Bir şeyde sebeb-i temellükün tebeddülü ol şeyin tebeddülü makamına kâim olur. Madde-99 : Kim ki bir şeyi vaktinden evvel isti'câl eylerse mahrumiyetle muâteb olur.
Madde- 100 : Her kim ki kendi tarafindan tamam olan şeyi nakza sa'y ederse sa'yi merdûddür
ŞERHU'L-
YanıtlaSilKAVÂİDİ'L-KÜLLİYE
min
Düreri'l-Hükkâm
Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm
(Kavâid-i Külliye Şerhi)
Hoca Emîn Efendizâde Ali Haydar Efendi
FAZILET NESRIYA AT
Giriş
YanıtlaSilAli Haydar Efendi'nin Hayatı ve Dürerü'l Hükkam Şerhu Mecelleti'l-Ahkam
Hoca Emîn Efendizade Ali Haydar Efendi (1853-1935)
Osmanlı Devleti'nin son devrinin meşhur hukukçularından Ali Hay dar Efendi'ye, babasına nisbetle Hocazâde ve Emin Efendizåde denilirdi. Aynı devir ålimlerinden ve Usûl-i Fıkıh müellifi Büyük Ali Haydar Efendi (1837-1903) ile karıştırılmaması için, yaşça küçük olması itibarıyla Küçük Ali Haydar Efendi diye meşhûr olmuştur. Soyadı Kanunu'nun kabülün- den sonra, vefatından birkaç ay önce Arsebük soyadını almıştır.
Ali Haydar Efendi, Dardağanzade Mehmet Emin Efendi'nin oğlu olup 15 Receb 1269 (24 Nisan 1853) tarihinde Batum'da doğmuştur. Babası, uzun yıllar İstanbul'da müderrislik yapmış, ilk Kanûn-i Esási'yi hazırla- yan heyette yer almış, Medine ve İzmir kadılığı vazifelerinde bulunmuş ve Anadolu kazaskerliği yapmıştır.
Ali Haydar Efendi, ilk tahsilini doğum yeri olan Batum'da yaptıktan sonra İstanbul'da Hünkar imamı Hafiz Raşid Efendi'nin derslerine devam ederek ondan icazet almıştır. 1877'de, ileride Medresetü'l-Kuzât adını alacak olan Mekteb-i Nüvváb'dan mezun olmuş, Burdur ve Denizli ka- dılıklarında bulunmuştur. 1884'de İstanbul İstinåf Mahkemesi azásı iken Hukuk Mektebi'nde "Mecelle" ve "Usûl-i Muhákemåt-ı Hukûkiyye" derslerini okutmuştur. Muhtelif memûriyetlerde vazifelerini layıkıyla îfă ettiğinden dolayı 1 Eylül 1325 (14 Eylül 1909) tarihinde Temyiz Mahke mesi reisi olmuştur. 1914 yılında Mustafa Hayri Efendi'nin şeyhülislamlığı
VII
Mecelle Nedir?
YanıtlaSilMecelle, lügatte; hikmeti havi sahîfe, kitap, nâme manalarına gelir. 1868-1876 seneleri arasında Ahmet Cevdet Paşa reisliğinde Mecelle Ce- miyeti tarafindan hazırlanmış Osmanlı Medeni Kanununa, Mecelle ismi verilmiştir. Asıl ismi "Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye"dir. Avrupalılar Mecelle- ye, "Osmanlı Devletinin Mülki Kanunları" ismini vermişlerdir.
Mecelle, İslam Hukuku esas alınarak hazırlanmış ilk ve son medenî kanundur. Fakat onda yeni hükümlere değil, asırlar boyunca tatbik edilen şer'i hükümlere yer verilmiştir.
İslam Hukuku denilince birçok kimsenin hatırına Mecelle gelirse de, Mecelle, yalnız Hanefi mezhebinin muâmelåta äit hükümlerini ihtivâ et- mektedir. İslam Hukûku denilince Hanefi mezhebiyle beraber diğer üç mezhebin hükümleri de anlaşılır. Bunun yanında İslam Fıkhının ibâdât, münâkehât, ukûbât gibi diğer kısımları da vardır.
Mecelle, bir mukaddime, 16 kitap, 73 båbtan meydana gelen 1851 maddelik bir kanundur.
Mukaddime kavaid-i külliyeden meydana gelip yüz maddedir. On altı kitabın isimleri ve içerisindeki madde mikdârı ise şöyledir:
1- Kitâbü'l-Büyů' (Alış-verişle ilgili hükümler): Bir mukaddime ile yedi bâbdan teşekkül eder. Üç yüz üç madde olup, dört yüz üçüncü maddeye kadardır.
2- Kitâbü'l-İcâre (Kira ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile sekiz babı ihtiva eder. Altı yüz on birinci maddeye kadardır.
3- Kitâbü'l-Kefale (Kefalet ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile üç bâbdan meydana gelir. Altı yüz yetmiş ikinci maddeye kadardır.
4- Kitâbü'l-Havale (Havale ile ilgili hükümler): Bir mukaddime, iki bábtır. Yedi yüzüncü maddeye kadardır.
5- Kitâbü'r-Rehn ve Kitâbü'l-Vedia (Rehin ve vedia ile ilgili hükümler):
Bir mukaddime ile dört bâbtır. Yedi yüz altmış birinci maddeye kadardır.
6- Kitâbü'l-Emânât (Emânet ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile üç bábtır. Sekiz yüz otuz ikinci maddeye kadardır.
IX
. Kitabal Hibe (Bağışlama ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile iki bábır Sekiz yüz seksen ikinci maddeye kadardır.
YanıtlaSil8. Kitabu'l-Gasb ve'l-İtlåf (Başkasının malına el koyma ve ziyan etme ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile iki bába taksim olunmuştur. Dokuz yüz kırkıncı maddeye kadardır.
9. Kitabü'l-Hacr ve'l-İkrah ve'ş-Şuf'a (Tasarrufdan men, ikrah ve şufa ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile üç babı ihtiva eder. Bin kırk dör düncü maddeye kadardır.
10- Kitâbü'ş-Şirket (Ortaklıklarla ilgili hükümler): Bir mukaddime ile sekiz båbtır. Bin dört yüz kırk sekizinci maddeye kadardır.
11- Kitâbü'l-Vekåle (Vekâletle ilgili hükümler): Bin beş yüz otuzuncu maddeye kadardır.
12- Kitâbü's-Sulh ve'l-İbrå (Sulh ve ibra ile ilgili hükümler): İki båbtur. Bin beş yüz yetmiş birinci maddeye kadardır.
13- Kitâbü'l-İkrår (İkrarla ilgili hükümler): Bu kitapta mukaddime yoktur. Dört båb üzerine tedvîn edilmiştir. Bin altı yüz on ikinci maddeye kadardır.
14- Kitâbü'd-Da'vå (Dâva açma ve dávaların görülmesi ile ilgili hü kümler): Bir mukaddime ve iki bâbtır. Bin altı yüz yetmiş beşinci maddeye kadardır.
15- Kitâbü'l-Beyyinât ve't-Tahlif (Deliller ve yeminle ilgili hükümler): Bir mukaddime ile dört båbtır. Bin yedi yüz seksen üçüncü maddeye ka dardır.
16- Kītábü'l-Kazá (Hüküm verme ile ilgili hükümler): Bir mukaddime ile dört babı ihtiva eder. Bin sekiz yüz elli birinci maddeye kadardır.
Mecelle ve Medeni Kanun
YanıtlaSilDinin dayandığı hükümler beş kısım üzerinedir.
1- İtikádát
2- Ådåb
3- İbådåt
4- Muamelát
5- Ukübåt
Mecelle, itikådat ve âdábdan bahsetmez.
Fıkıh Meseleleri iki kısma ayrılır:
1- Ahirete taalluk eden kısım. Bu, ibådât (İbådetler) ile alakalı mese- leleridir.
2- Dünyaya taalluk eden kısım. Bu ise, Münákahât, Muȧmelât, Ukûbát diye üç kısma ayrılır.
Hulása Fıkıh Meseleleri dört kısımdır:
1. İbådát, 2. Münákahát, 3. Muámelát, 4. Ukůbât
Milletlerin asıl kanunlarının üç kısma ayrıldığı ve Muâmelât kısmının "Medeni Kanun" diye isimlendirildiği görülür. Bununla beraber ticari muameleler pek ziyade şuyu' bulduğundan; bunlara has, istisna kabilinden "Ticaret Kanunnamesi" tanzim edilmiştir. Husúsí ticari muâmelelerde bu kanunnameden istifade edilirken, diğer hususlarda "Medeni Kanun"a müracaat olunur. Bu kanun ile Mecelle arasındaki farkı Ahmed Cevdet Paşa şöyle izah buyurur:
"Avrupa kıtasında en evvel tedvin olunan kânunnâme, Roma Kânun- nåmesi'dir ki, Konstantiniyye (İstanbul) şehrinde ilmi bir cemiyet tarafin- dan tertip ve tedvin olunmuştu. Avrupa kânunnåmelerinin esasıdır ve her tarafta meşhur ve mûteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'ye ben- zemez. Aralarında pek çok fark vardır. Çünkü o, beş altı kânun bilen zat tarafından yapılmıştı. Bu ise beş altı fakih zat tarafından, Allahü Teâlâ'nın koymuş olduğu yüce İslâm dininden alınmıştır.
XI
Ahmet Cevdet Paşa halefi Vak'anüvis Lütfi Efendi'ye anlattığı bir
YanıtlaSiltırası:
"Avrupa kanunşinaslarından olup Mecelle'yi mutâlaa ve Roma Kan namesi ile mukayese eden bir zat bana dedi ki: Dünyada ilim cemiye namesiyle iki defa kanun yapıldı, ikisi de Kostantiniyye'de vuku buk İkincisi çok muraccah ve faik (üstün) dür. Aralarındaki fark da insane asırdan bu asra kadar medeniyette ne derece ilerlemiş olduğuna işare
olan eseri yeniden gözden geçirmiş ve Fevaid-i Emîniyye ile birleştir daha sonra ilk defa her kitap için bir cüz olmak üzere on altı cüz (İstanbul 1310-1316/1892-1898), daha sonra da dört cilt (İstanbul, 1330/1914 halinde iki defa neşredilmiştir. Bu eser, müellifi tarafından Arapça'ya ter cüme edilmeye başlanmış fakat tamamlanamamıştır, Daha sonra Fehmi el-Hüseyni tarafından kısmen hulása edilerek tercüme edilmiş ve 1925. 1936 yılları arasında Hayfa, Gazze ve Kahire'de neşredilmiştir.
YanıtlaSilElimizdeki bu Eser, Mecelle'nin sadece giriş bölümündeki Kavaid Külliye'nin şerhi olarak müstakil neşredilmiştir. 1330/1914 senesinde Is tanbul'da Tevsî-i Tabâat Matbaası'nda basılmış olup 206 sayfadır.
Kavaid-i külliyenin tam bir şerhi olan bu eserde, bütün maddeler diğer fıkıh kitaplarında olduğu gibi îzah edilmiş ve muhtevâsındaki şer'i hü kümlerin alındığı fıkıh kitapları, fetva mecmûaları ve risaleler belirtilmiştir Böylece bu şerh, kavaid-i külliye ile alakalı hükümler ihtiva eden bir fikih kitabı mahiyetini kazanmıştır. Ayrıca müellif Mecelle Hey'eti'nin ihmal ettiği mevzûları da kitabına alarak bu cihetteki eksiklikleri de gidermiştir Farklı hukuki meseleler hakkında ise mu'teber fıkıh kitaplarındaki şeri hükümler nakledilmiş, ihtilaflı meseleler tartışılmış, hangi görüşün tercih edildiği veya tercih edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Nadir de olsa hakkında sathed inmeyen meseleleri ise müellif kendisi izah etmiştir. Eser bu haljyk sadece İslam hukukçuları için değil aynı zamanda bütün hukukçular için mühim bir temel kaynak muhtevâsına sahiptir.
BÅDET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSilİbadet ve Hikmetleri:
İbadet; Mükelleflerin (Erginlik çağına eren akıl sahibi insanla- mn) nefsleriniaukiau ve temayüllerine muhalefetle Rabhibi insanla için yapmış olduklanata yapılması Sevab olan ve Allah'a yakınlık
¡fåde eden Hususi tâatlarıdır. Tåat'ın aslı Vera'dır.
Verȧ'ın aslı Takvâdır.
Takvâ'nın aslı Nefs muhasebesidir.
Nefs muhasebesinin aslı: Allah'ın azabından sakınmak, nimetini ummaktır. (2)
On şey nefse gerekli görülmeyince, Vera' tamamlanmaz:
1. Dil, gıybetten korunmak,
2. Kötü zandan sakınmak,
3. Halkla alay etmekten geri durmak,
4. Haramlara bakmamak,
5. Doğru sözlü olmak,
6. İmân nimetinden dolayı yüce Allah'a minnetdar olmak ve kendi kendini beğenmemek,
7. Malı, hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak, 8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,
9. Beş vakit namazı vakitlerine, rükû ve secdelerine dikkat ve riayet ederek korumak,
10. Sünnet ve cemâat üzere istikamet etmek.
Ebû Músa'l'Eş'arîden rivâyet edildiğine göre:
«Her şey için bir hadd vardır.
İslâm'ın hudûdu da Verâ', Tevâzu, Sabr ve Şükürdür.
Verâ işlerin kıyâm ve sebâtına,
Sabr: Cehennem ateşinden kurtuluşa,
Şükür de: Cennet'e nâil olmağa sebebtir.>>>
Hasan'ul'Basrî, Mekke'de, Hz. Ali'nin Oğullarından, arkasını Ka- be'ye dayayıp halka va'z eden bir Genç'e «Din'in sebat ve kıyâmına sebep olan şey nedir?>> diye sordu.
(1) Seyyid Şerîf- Târifat s. 97
(2) Hârisülmuhasibî Erriâye s. 52-53
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilGenç Vera'dır!" dedi.
Hasan'ul'Basri «Din'in afeti nedir?» diye sordu.
Genç Tama'dır!» dedi.
Avam'ın Vera'i haramdan ve haram şüphesi bulunan seyden
sakınmaktır. Havass'in Vera'ı içinde Hevâ ve Nefs için şehvet ve lezzet bulu nan sakınmaktır.
. şeyden sakiavassı'ının Vera'ı içinde kendi iråde ve görüşü bulu.
na bilecek her şeyden sakınmaktır. Hâsılı: Avâm: dünyayı terk ile,
Havass: Cennet'i terk ile,
Havass'ın Havass'ı da, Masiva'yı (Allah'dan gayri her şeyi) terk ile Verå eder.
Bişr b. Hâris der ki «Amellerin en zor ve ağır olanları üçtür:
1. Azlıkta, Cömerdlik yapmak,
2. Tenhâda Verâ üzere hareket etmek,
3. Kendisinin cezasından korkulan ve ihsânı umulan kimsenin yanında hak olan sözü hiç çekinmeden söylemek.>>>
Bişr b. Hâris'in kız kardeşi, İmam Ahmed b. Hanbel'e gelip «Ey İmam! Arka ve Üst taraftaki Çıraların ışıkları, bizim üzerimize düşer de, biz, evimizin damında İplik eğiririz.
O çıraların ışıklarında iplik eğirmemiz, bize Câiz ve helâl olur mu?» diye sordu.
Ahmed b. Hanbel «Allâh, seni bağışlasın! Sen, kimsin?!» dedi. Kadın «Ben Bişr b. Hâris'in kız kardeşiyim!» dedi. Ahmed b. Hanbel, ağladı ve «Sonra, evinizden Verâ, çıkar gider. Sakın, o çıraların ışıklarında iplik eğirme!» dedi. (3)
Peygamberimizden rivâyet edildiğine göre:
«Kıyamet günü, bir Seslenici (Ey kullarım! Bu gün, size korku yoktur. Sizler, mahzun da, olacak değilsiniz!) diyerek seslenecek,
Mahşer halkı, başlarını kaldıracaklar ve (Biz, yüce Allah'ın kul-
larıyız!) diyecekler.
Sonra, Seslenici (Onlar ki, Âyetlerimize inandılar ve Müslüman oldular.) diyerek ikinci kerre seslenecek.
Bunun üzerine, kâfirlerin başları önlerine eğilecek. Allah'ı tevhid edenlerin başları kalkık kalacak.
Sonra, Seslenici, (Onlar ki, îman etmişler ve Allah'ın buyrukları- na aykırı tutum ve davranışlardan son derecede sakınmış, durmuş lardır.) diyerek üçüncü kerre seslenecek.
Bunun üzerine, büyük günah işlemiş olanların başları önlerine eğilecek.
(3) Abdulkadir-i Gillânî Gunye c. 1, s. 131-134
İBADET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSil331
Takva sahiplerinin başları kalkık kalacak. Kerim olan Allah, va'd ettiği gibi, onların
Çünki, O, Kerimlerin en Kerimidir. Velilerinden yardımını kes- hamü giderecek. üzerinden korkuyu ve
met ve onları, korku içinde bırakmazdır. (4) Yüce Allah, nimetlerin ihsan edicisidir.
Nimetlere erenin, nimetleri verene şükr etmesi gerekirdir. İbadet te, Allah'ın nimetlerine karşı bir şükürdür ein Daha açık bir deyişle İbadet, insanın, gerek en güzel bir biçim- de yaratılmış bulunmasından ve gerek hiç bir emek ve hakkı gölçim den en kıymetli ve en hassas iç ve dış uzuvlara nail olmasıkı geçme Yaratan'ına bir şükrüdür.
Nimete şükür ise, aklen ve Şer'an Farzdır. (6)
İnsan, gördüğü en küçük bir iyiliği bile, karşılıksız, teşekkürsüz bırakmak istemez.
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allâh'a da, şükr etmez. (7)
Başta Peygamberler olmak üzre, bütün insanlar, Allah'a ibådet ve kulluk için yaratılmışlardır. (8)
Her ümmete de «Allah'a ibadet ediniz..." diye tebliğatta bulu-
nan bir Peygamber gönderilmiştir. (9)
İnsanların, Allah'a ibadetleri olmasa, Allâh katında ne değerleri kalır? (Furkan: 77)
İbadetten istisna edilen, muaf tutulan hiç bir kul yoktur.
Hatta, yüce Allah'ın ve Melekler'in, Kendisini Selâmladıkları (10), en Sevgili Kulu olan Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm da Sana ölüm gelinceye kadar Rabb'ına ibådet et! (Hicr: 99) «emrine muhatab olmuş ve mübarek rûhunu, Rabb'ına teslim ettiği güne ka- dar Farz ve Nâfile olarak ibâdet vazifesini aşk ve şevkle yerine getir- mekten geri kalmamıştır. (11)
(4) Hârisülmuhasibî Erriâye s. 40
(5) Şah Veliyullah'üddehlevi Huccetullâhülbāliğa c. 1, s. 143
(6) Kâsânî Bedâyiüssanâyı c. 1, s. 90
(7) İmam-ı Azam Ebû Hanife Müsned s. 45, Abdürrezzak - Musannef c. 10, s. 425. Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 3, s. 74, Buhari Edebülmüfred s. 65, Ebû Da- vud Sünen c. 4, s. 255, Tirmizi Sünen c. 4, s. 339
8) Zariyât: 56 (
(9) Nahl: 36
(10) Ahzab: 56
(11) Abdurrezzak - Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd - Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed, b. Hanbel - Müsned c. 3, s. 110, 163, 202, Buhari - Sahih c. 5, s. 141
İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET
YanıtlaSil253
16. Kur'an) Kerim açıktan okunurken görültü edilmez, susu up dinlenir. (288) 17 Kur'ân-ı Kerimi, Mushaftan okumak, ezbere okumaktan ef-
daldir (289) de edilir. Kur'ân-ı Kerim okunurken, secde Ayetlerine gelindikçe, sec- Secde Ayetleri, Kur'ân-ı Kerimin on dört yerinde vardır:
1. Arâf sûresinin 206 ıncı,
2. Ra'd sûresinin 15 inci,
3. Nahl süresinin 49 uncu, 4. İsra süresinin 107 inci,
5. Meryem sûresinin 58 inci,
6. Hacc sûresinin 18 inci, 7. Furkan sûresinin 60 ıncı,
8. Neml sûresinin 25 inci,
9. Secde sûresinin 15 inci,
10. Sad süresinin 24 inci,
11. Fussilet sûresinin 37 inci,
12. Necm sûresinin 62 inci,
13. İnşıkak süresinin 21 inci,
14. Alak sûresinin 19 uncu Âyetidir. (290)
Kur'ân-ı Kerim okumak için efdal olan vakitler, namaz için ef- dal olan vakitlerdir.
Geceleyin, akşamla yatsı arasıdır.
Gündüzün, efdal olan, sabahtan sonradır.
Hatmin efdal vakti, gündüzün başlangıcı veya gecenin başlan- gıcıdır.
Hatmi, kışın gecenin başlangıcında, yazın da, gündüzün başlan- gıcında yapmak efdaldır. (291)
20. Hatim yapacak olan, o gün, oruçlu bulunur. Ev halkını top- layıp düa eder. Allâha hamd ve istiğfarda bulunur, Peygamberimize salevåt getirir. Hayrlar talep eder. (292)
21. Hatmde, Duha sûresinden Kur'ân-ı Kerimin sonuna kadar olan süreler okunup aralarında (Allâhü ekber! La ilahe illallahü val- lahü ekber!) diyerek Tekbir getirilir.
(Kul eûzü bi Rabbinnâs) sûresinden sonra Fâtiha sûresile Baka-
(288) Süyuti İtkan c. 1, s. 110
(289) Bedrüddinülzerkeşi - Bürhan c. 1, s. 461, Süyut - İtkan e. 1, s. 108
(201)
(200) Tahavi Muhtasar s. 29, Süyuti İtkan c. 1, s. 110 Bedürddinülzerket Bur Süveti, ka72, Suyuti - İskan e. 1, 8. 110
(282) Süyuti İtkan c. 1, s. 110
✓TARİHTE ENTERESAN DEVRELER
YanıtlaSilAbdullah AYMAZ
Kur'ân-ı Kerim buna işareten "Eğer size (Uhud'ta bir yara dokunduysa, (Bedir'de de) o (kafir) kavme öyle bir yara dokundu. O, günleri (zafer ve mağlu- biyet, sevinç ve keder günlerini) biz insanlar arasında döndürür, dolaştırırız. (Ba- zen lehlerine, bazen aleyhlerine)." (Al-i İmran/140) "Eğer Allah, insanların bir kısmını, diğer bir kısmı ile defetmeseydi Yeryüzü fesada uğrardı." (Bakara (251). Gerçekten dikkati çekecek şekilde muayyen müddetleri ve tarihleri düğüm nok tası olarak görüyoruz. Buna örnek olarak şu karşılaştırmaları kaydedeceğiz:
1-Cengiz İmparatorluğunun ilânı: Hicri 599 Osmanlıların İstiklali: Hicri 699
Endülüs'ün Çöküşü: Hicri- 898
(Not: Aradaki müddet 100 ve 200 sene.)
2- Gazneli Mahmud'un Hindistan'ı ele geçirmesi: Hicri 400 Timur'un Hindistan'ı ele geçirmesi: Hicri 800
İngilizlerin Hindistan'ı ele geçirmesi: Hicri 1200 (Not: Arada tam 400'er senelik müddet var)
3-Oğuz Han'dan Hicret'e kadar: Hicri 1400 Türklerin Çin'i istilāsından Hicret'e kadar: Hicri 700
Selçukluların Müslüman olması: Hicri 350
Selçukluların hükümet müddeti Hicri : 350 Osmanlı devletinin kuruluş tarihi: Hicri 699
(Not: Türkler için 700 senesinde bir düğilm var gibi. Hiçretten önce 1400 Oğuz Han noktasına görülüyor. Hicretten önce bir 700 Çin'i istilä ettikleri nok- taya götürüyor. Hicretten sonra 700 ikiye bölünüyor: H. 350 tarihinde müslüman oluyorlar. 350 sene hükümet sürüp, hicretten sonra 700 seneyi böylecetamamla- dıktan sonra içlerinden Osmanlılar meydana çıkıyor. Ve 700 seneye yakın de-
(Not: Arada tam 300 sene var.) 5- Abbasi Hilafetinin sonu: Hicri 656
vam ediyorlar. 4-Cengiz'in Turan'ı ele geçirmesi ve Harzem Devleti'ni yıkması: Hicri 622 Yavuz Selim'in Mısır ve Arabistan'ı istila edip Çerkez hükümetini yıkması: Hicri: 922
Doğu Roma İmparatorluğunun sonu: Hicri 857 (Not Arada 200 senelik zaman var.)
(Not: Fetih ve bozgun arası tam 100 sene) 8- Lehistan'ın Vergiye Bağlanması: Hicri 1087
6-Iran'dan Bağdat'ın Alınması: Hicri 1048 Azerbeycan'ın İran'a geri verilmesi: Hicri 1148 7-Girit'in Fethi: Hicri 1080 Çeşme Bozgunu: Hicri 1180
MUR AYLIK MECMUA
41
9- Mora İsyanı: Milādi 1821
YanıtlaSilSakarya Muharebesi: Milādi: 1921
Kırım'ın Rusya'ya Bırakılması: Hicri: 1187
(Not: tam 100 sene sonra rüzgâr,
tersine dönüyor.) Hicretten İstiklal Harbinin kazanılmasına kadar: Miladi: 1300
10-Milattan Osmanlıların İstiklaline kadar: Miladi: 1299
(Not: Osmanlı Devleti milādi 1299 da kuruldu. İstiklal Savaşı milādi 1922 yılında kazanıldı.. Hicret 622 de olduğuna göre: 1922622: 1300 eder.)
11- Kuzey Afrika'ya İslamiyetin Doğudan Girmesi: Miladi: 640
Kuzey - Batı Afrika'ya Endülüsten Dönuş: Miladi: 1491 (Not: Arada nasıl 1491-640-851 senelik bir med-cezir...)
besi (26 Ağustos): Miladi: 1071
12- Anadolu'yu Bizans Hakimiyetinden çıkaran Malazgirt Meydan Muhare-
Anadolu'nun Yunan İşgalinden, kurtarıldığı Dumlupınar Meydan Muhare-
besi (26 Ağustos): Milādi 1922 (Not: Arada tam '922-1071-851 senelik bir med-cezr
müddetteki bu benzerliğin ikisi de düğüm noktası gibi. Birisi
var. 851 senelik
Araplara,
birisi de Türklere ait olmakla birlikte, müslümanlara ait bir mukadderat... Sadece bölgeler ve ırklar ayrı. Mesele İslâm Tevhidiyle alakalı olduğundan bu ayrılıkta gayrılık yok.) 13-Alman ve Fransız İhtilälleri arasında: 1918-1789-129 sene
Hitler ve Napolyon'un: -İktidara gelmeleri arasında: 1933-1804-129 sene
-Rusya'ya taarruzları arasında 1941-1812-129 sene
-Hezimete başlamaları arasında: 1943-1814-129 sene
-Birinin intiharı, diğerin esareti: 1945-1815-130 sene
(Not: İşte benzer tarafları bulunan ikı devletin iki liderinin kader çizgilerin- deki enteresan benzerlik.)
-Viyana'ya girmeleri arasında: 1938-1809-129 sene
14-Abraham Lincolnile Kennedy 'in kader örgülerindeki benzerlik: a. Lincoln, Kongreye 1847 de, Kennedy Kongreye 1947 de seçildi. b. Lincoln, başkanlığa 1860 da, Kenndy, başkanlığa 1960 da seçildi.
c. İkisi de uzun boylu idi ve askerliklerini yapmışlardı d.İkisi de eşleri Beyaz Sarayda, suikastten kısa bir süre önce birer çocuk kay-
betmişlerdir. e. Lincoln'un sekreteri kendisine tiyatroya gitmemesini söyledi. Kenndy'nin
ise soyadı Lincolnolan sekreteri de kendisine Dallas'a gitmemesini söyledi. f. İkisi de eşlerinin yanında iken Cuma günü, kafalarının arkasından kurşun-
landılar.
g. İki başkanın yardımcılarının soyadı Johnson'du. İki yardımcı da, Güney İkiside senatördü.
doğmuşlardı.
demokratlarındandı. h. Yardımcılardan Andrev Johnson 1808 de, Lyndon Johnson ise 1908 de
1. Katillerden Broht 1839 da, Oswald ise 1939 da doğmuştu. i. Katillerin ikisi de yakalandıktan sonra mahkeme önüne çıkmadan başkaları
tarafından vurularak öldürülduler.
k. Katillerin ikisi de Güneyliydi ve gizli ideoloji sahibi idiler.
1. Katillerin ikisi de ruh hastasıydı. m. Başkanların cenaze merasimleri birbirine uyuyordu.
SUR AYLIK MECMUA
42
n. Başkan Lincoln de başkan Kennedy de medeni haklar kanununu savun-
muşlardı.
YanıtlaSilo. J.W Broht, Lincoln'u tiyatroda vurmuş ve bir depoya kaçmıştı.L.H.Os wald, Kennedy'ye bir depodan ateş etmiş ve bir tiyatroya kaçmıştı. . Lincoln ve Kennedy yedişer harflişdi.
o p. İki katilin isimlerinin harf sayısı 15 idi. (John Wilke Broth ve Lee Harvey Oswald)
Bunların bir çok benzerlerini tarihçiler daha iyi bilirler. Bunlar tarihin rastge le bir kor döğüşu olmayıp kendine göre kaderi ölçüler içinde meydana geldiğini hatırlatır. Bunları Allah'ın sevdiği insanların ruhu sezebilir. Vuku bulmadan his-
sedilir. Bazen umulmadık şahıslar ve hatta çocuklar bile rüyalarında olacağı ma- sum kalpleriyle farkedebilirler. Nasıl ki atom ve Güneş Sistemi kaderin çizdiği planlı bir yörüngede yüzüyor, nasıl ki, günler ve seneler takdir edilmiş zaman dilimlerinde meydana geliyor, öy- le de bazı enteresan devreler de hep birer kader ölçüsü içinde cereyan ediyor.
HIKMET
Bir çiftçi tarlayı sürer. Arkasında mahsülünü eker. Sonra onun her türlü bakımını yapar. Acaba niçin?
Herhalde mahsülün bire on, hatta onbeş vermesi; meyvesini ye mek ve ondan çeşitli şekillerde faydalanmak için değil mi? Evet! Aklen, mantıken, ilmen bu böyle..
Peki bu dünyada envai çeşit taamlara ve giyecekleri bizim için ha- ur eden, bu dünyayı bizim için yaşamamıza medar olacak şekild Hak ratan ve hazırlayan sonra bizi dünyaya gönderen Cenab-ı bütun buazırlayan sonra etmiştir? Her şey kendisine hizm
olacak tarları sebepsiz mi halk eğmisun yaratılmasının ve bu dünyaya
gönderilmesinin bir gayesi olmaması mümkun mü?
SUR AYLU
ÇUMRALIOĞLU
43
AYLIK DAV MECMUA
YanıtlaSilSUR
YIL: 7 SAYI: 78 EYLÜL 1982 50 LİRA
Harf harf yağdı ilim üzerimizden, Kimimiz gül olduk, kimimiz diken.
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilnuna yaklaşılan günlerde terörizm tehlikesi ABD gündeminin en tehlikeli sorunu olduğu kanaatine varılmıştı. Hatta Usame Bin Ladin bir konuşmasında Amerikalıla ra görüldüğü yerde saldırılmasının gerekliliği konusunda bir "fetva" vermiş ve sa- ra görüldüğü vepraklarına yaymak konusunda koguleri nukleer starte vaşı Amerika tour konuşma yapmıştı. İstihbaratteniyle deresalar ile ilg Peknoloji transferi, ticari istihbarat ve değişen tehdit nedeniyle devlet dışı aktörlere teknoloji transouk Savaş sonrası dönemi zain içine gir odaklanda HUMINT yeteneğini önemli ölçüde artırma gayreti içine girmiş, çeşitli savaş desteği rolleri için bölge operasyonlarına operatörler sağlamış ve Afganistan, Irak Filipinler, Yemen, Gürcistan gibi ülkelere özel kuvvet askerleri ile birlikte gö rev yapacak terörle mücadele personeli görevlendirmiştir.
Stratejik Sürpriz
20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19, yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21. yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devletin ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birliklerin konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa süre de yapılabilir bir hale geldi.
Stratejik sürprizlere uğramak, sadece istihbaratçıların bilgi verme ve uyarı sin-
yallerinin eksikliğine bağlanamaz. Analiz ve bu bilgilerin bürokraside kabul görme- si ile ilgili süreçler de önemlidir. İstihbaratçının metodolojik sorunları ve algılama problemleri yanında organizasyonel ve bürokratik nedenlerle bu değerlendirmele rin kabul görme sorunu da ele alınmalıdır. İstihbaratçı topladığı bilgileri temel ola- rak ikiye ayırır, doğrular ve yanlışlar ya da istihbarat jargonu ile sinyaller ve gürül tüler, Söz konusu olan stratejik sürpriz ise aldatmalar zaten her şeyi karmaşık ha le getirir. Aldatma ve belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda en azından kısa dö nemli olarak hemen her bilginin yanında bir soru işareti vardır. Bu yüzden analitik
Elanor Hill, Joint Inquiry Staff Statement, Part I, (September 18), 2002, 9. http://fas.org/irp/congress/2002_hr/091802hill.html
Michael Howard, War in European History, Oxford University Press, (New York, 1979), Chs.5-7.5 Roberta Wohlstetter, Pearl Harbor: Warning and Decision, Standford University Press, (Stanford. 1962), 336-8.
"Donald Daniel and Katherine Herbig (Eds), Strategic Military Deception, Pergamon, (New York.
1982), 10.
-66-
Bir kimse dalalet bayrağı kaldırsa veya ilmi gizlese (Bir hakkı ketmetse) veya zalime bilerek yardım etse, bu kimse islamdan beridir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Amr İbni Abese (r.a.)
Sayfa: 406 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
5. İstişare Konusu:
YanıtlaSilAllahın veya Rasûlünün hükmünün bulunduğu hiçbir konuda ictihad olamayacağı gibi, istişare de yapılamaz.
Bazı âlimler âyetin (Alu İmrân: 3/159) nüzül se- bebini gözönünde bulundurarak, cihad ile ilgili me- selelerin istişare konularını oluşturacağı görüşünde iseler de; diğer bazıları da aynı ayetteki el-emr = iş kelimesinin genel bir anlam taşıdığını belirterek, nas bulunmayan her konuda danışma yapılacağı fikrinde- dirler. Çünkü bu gibi konular ictihad yapmayı gerek- tiren konuların başlıcalarıdır (167).
İslâm Devletinin yasama organı olan Şüra Мес- lisinin kanun koyma alanı, Allahın emri ile Rasûlü- nün açıkça hükm ettiği hususlarda açıklamalar yap- mak ve yorumlarda bulunmaktan ibarettir. Onların uygulanması ile ilgili olarak düzenlemeler yapabilir. ancak yeni kanunlar koyamaz. Hüküm bulunmayan konularda kamu yararı gözönünde bulundururlmak suretiyle bazı kanun ve düzenlemeler yapılabilir fa- kat İslamın özüne aykırı olamazlar (168).
Teşri yetkisi, daha önce de belirttiğimiz gibi Alla hındır. Ancak Allahu Teâlâ hikmeti gereği bazı hu susları genel olarak belirtmiş, bazı hususlara da hiç deginmemiştir. İşte şûrá Meclisinin asıl çalışma ala- nı burasıdır. Şürá kendisine bu konularda yasamalar da bulunma yetkisi verilmiş olmakla birlikte, kayıt sız da bırakılmamıştır. Başlıca kayıt ise, İslamın hük mü bulunan konularda yasamalarda bulunmamak ve
(167) el-Camás, age. II. 40-1: Elmalı. II. 1214, M. Vehbi, He
satel-Beyân II. 766. Ibn Kesir. IV. 118.
300 Mevdad, age 43 A. el-Arabi, age. 62-3
169
İslama aykırı hükümler getirmemektir. Bunları ğıdaki âyet meålleriyle delillendirelim:
YanıtlaSil*Allah ve Peygamber bir işe hüküm ettiği zam gerek mümin olan bir erkek, gerek mümin olan bir kadın için (ona aykırı olacak) işlerinde kendilerine muhayyerlik yoktur. Kim Allaha ve Rasúlüne isyan ederse muhakkak ki o, apaçık bir sapıklıkla yolunu sapıtmıştır. (169).
Yoksa onların Allahın izin vermediği şeyleri ( bozuk) din (lerin) den kendilerine Şeriat (çıkarıp) ya pan ortakları mı var?» (170).
Birinci ayette Allahın ve Rasûlünün hükmünün bulunduğu hiçbir konuda, hiçbir müminin başka bir seçeneğinin bulunamayacağı çok açık ve kesin bir şe kilde ifade edilirken; ikincisinde onlara aykırı hüküm ler koymanın şirk olacağı açıkça belirtiliyor.
Buna göre:
İstişare Meclisi, İslamın hükümlerini uygulamak. genel hükümleri açıklamak, hüküm bulunmayan ko- nularda da İslamın özüne uygun ictihadlarda bulu- narak, gerekli kanunları koymak görevindedir.
Şüră Meclisi görevi olan yasamalarda bulunmak la yetinmemeli, çıkarılan kanunların uygulanıp uy gulanmadığını da denetlemelidir. Bunların uygulan masında kusuru görülenlerin veya gevşeklik göster diği tesbit edilenlerin cezalandırılmalarını devlet baş kanından istemelidirler (171).
Diğer taraftan:
(169) el-Ahzab 33/36.
(170) es-Süra 42/21 (171) el-Arabi, age, 89-90:
170
1. Şürà iki taraflıdır, hem idare edenler, hem de edilenler. Şüråda görüşlerini belirtebilirler. eş Şürá 42/38. den anlaşılan budur.
YanıtlaSil2. Toplumu ilgilendiren bütün meselelerin Şüra ya sunulması, yöneticilerin yalnızca hakları değil, ay- nı zamanda görevleridir.
3. Şúráda herkes görüşlerini Allah için açıkla
malıdır.
4. Şüráda bütün fikirlerin tek bir nokta etrafın- da birleşmeleri şart değildir. Çoğunluğun kabul etti- ği ve toplum yararını gerçekleştiren kararlar almak ön planda gelir (172).
5. Düşündüklerini söylemekten hiç kimsenin ka- çınmaması gerektiği gibi, görüşlerini açıklamak iste- yen herkese de bu konuda imkan verilmelidir. Yok- sa tam anlamıyla bir istişare eyleminden söz edile- mez.
Kısaca mahiyeti bu olan İstisare, maalesef İslâm tarihinde çok uzun dönemler ihmal edilmiştir. Bu ih- malin faturasının son derece yüksek olduğunda şüp- he yoktur. Bu uzun dönemlerde Şüranın uygulanma- yışı, Şürà uygulamasının imkânsızlığından doğma- mıştır. Bununla birlikte devlet başkanlığı konusunda İslamdan uzaklaşmanın, Şüranın da ihmal edilmesi- ne yol açtığını bilmek, zor değildir. Bu tarihi tecrübe- ler kurulacak yeni İslâm Devleti için elbetteki fay- dalı birer ibret dersi ve malzeme olacaktır. Aksi hal- de tarihin tekerrürlerinden kurtulunamaz. Çünkü
(172) Babillage, 42-45; Karaman, age, 100,
171
bir toplum özünü değiştirmedikçe, Allah da o top
YanıtlaSillumun üzerindeki nimetlerini değiştirecek değildir. Hilafet ve istişare, Kur'an, Sünnet ve Asr-1 Sa det uygulamalarının özüne bağlı kaldıkça, çıkan her türlü problemin devlet eliyle, büyük bir yeterlilikie çözümlenebileceği bizim için şüphesizdir.
Eğer Allahın dinine yardımcı olursanız (Allah da) size yardım eder ve ayaklarınızı (yere) sağlam bastırır (173).
(175) Muhammed 05 17 127
172
M. BESİR ERYARSOY
YanıtlaSilİSLAM DEVLET YAPISI
Dusunce Yayınlan
So inspiring a potion were the Divine morals brought by the Blessed Prophet -upon him blessings and peace, his outer training and the inner influence, that in rapid time they lifted an ignorant society previously in the wilderness, ignorant of even the basics of being human, to a level undreamed of, as 'the Companions, still envied by humankind even today. The ignorant and ruthless became cultivated, the wild became civilized and people with lowly and scandalous characters turned into righteous servants of the Almighty, who lived with the love and fear of Allah, glory unto Him, deeply set in their refined hearts.
YanıtlaSilThe Almighty had the model of an exemplary human being embodied in the Blessed Prophet-upon him blessings and peace-, making him the quintessential example for entire humanity. Good morals, which consist of nothing but the behavior and conduct that please the Lord, was thereby conveyed to mankind through the exemplary words and conduct of the Blessed Prophet -upon him blessings and peace-.
The Society of the Age of Bliss
YanıtlaSilOsman Nuri Topbaş
ERKAM PUBLICATIONS
Rasûlullah Efendimiz'in insanlığa getirdiği yüce ahlâk ve O'nun nebevî terbiyesi öyle bir iksirdi ki, daha evvel yarı vahşî, çoğu insanlıktan habersiz Cahiliye toplumu, çok kısa bir sürede insanlık tarihinin hâlâ gıpta ettiği "sahâbe" hüviye- tiyle, hayâl ötesi bir fazîletler medeniyeti meydana getirdi.
YanıtlaSilO yüce Peygamber, ümmî bir toplumda yetişti. Lakin getir- diği Yüce Kitâb ile dünya kütüphanelerine ışık kaynağı oldu. Gönülleri hikmet, sır ve mârifetle doldurdu. O'nun ve getirdiği Mübarek Kitâb'ın rûhâniyet, feyz ve berekâtıyla minberler, mihraplar, kürsüler, Hakk'ın hakikat derslerini okutmaya başladı. Kendisi, bütün alemlere : رَحْمَةً للعالمين" rahmet" kılındı; getirdiği Kitap da iki cihan saâdetinin rehberi oldu.
Asr-Saâdet Toplumu
YanıtlaSilOsman Nûri Topbaş
Aziz ve Celil olan Allah bir kula hayır murad ettiğinde onu: "İsti'mal eder". Denildi ki: "İsti'mal etmesi ne demektir?" Buyurdu ki: "Onu ölümden önce salih amele hidayet buyurur, sonra da onun ruhunu bu hal üzere kabz eder."
YanıtlaSilRavi: Hz. Amr ibni Hamik (r.a.)
Sayfa: 26 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
İşlerinin başına kadın geçiren kavim asla iflah olmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
Sayfa: 354 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
SEYYİD HÜSEYİN NAY
YanıtlaSiliZ
YAYINCILIK
konusu olacak olursa, daha da etkin olur. Halk ara- sında yaygın olan balık baştan kokar deyimi bunu çok açık bir dille vurgulamaktadır.
O halde hiçbir müslüman İslamdan sapmayı, her alanda önlemeye çalışmakla yükümlü olduğunu unut- mamalıdır. Mevcut sapmaları da düzeltmekle görev- li olduğunu bilmelidir. Ancak böyle bir kontrol sonu- cu, tavizsiz bir İslami uygulamadan her alanda sōz edilebilir.
3. Hilafet Türleri:
Kur'ân-ı Kerim'de konu ile ilgili ayetlerden anla- dığımıza göre Allahu Teålà, genel anlamda bütün in- sanları yeryüzünün halifeleri olarak yaratmıştır Ya- ni bütün insanlar ilk planda Allaha iman ve bu ima- nın sonucu olarak Onun hakimiyetini kabul etmekle yükümlü tutulmuşlardır. İnsanın halifeliği, onun Al- lah adına uygulamalarda bulunması demektir. Bu uygulamada Allahın kanunları mutlak ölçülerdir. İn- san halifeliğini ifa ederken bu ölçülerin dışına çıka maz, bunlara aykırı hareket edemez. Çünkü yeryü- zünde kendi adına uygulamarda bulunmak üzere Al- lah tarafından «halife» olarak görevlendirilen insa- na mutlak bir serbestlik verilmiş değildir. Onun için bir takım sınırlar çizilmiş, bunları aşmaması isten- miştir. Kur'an'ın
ikinci suresi olan el-Bakaranın hemen ilk ayetlerinde (âyet: 30 vd.) Allahın yeryüzünde halife yaratmak isteğini meleklere bildirdiği anlatı lıyor. Yeryüzünde halife kılınan Hz. Adem (AS)dır. Dolayısıyla da Onun soyundan gelecek bütün insan lardır. Halife kılınan bu ilk insan ve eşi için bile bir takım sınırlamalar söz konusudur (el-Bakara: 2/35)
98
Bu sınırlamalara uymak, insanın bu yüce makamda kalabilmesinin temel şartıdır (2/38). Bu ölçülerin dışı- na taşanlar ise, ateş azabına düşmekle tehdid edilir (2/39), Diğer bir deyimle: Insanlardan istenen, hali- felik makamının gereklerini yerine getirmektir. Bu iso, Allahın belirlemiş olduğu sınırlar içerisinde kal- makla mümkün olur.
YanıtlaSilİşte bu anlamda bütün insanlar, Allah'ın yeryü- zünde halife tayin ettiği kimselerdir. Tüm insanların bu şekilde görevlendirilmiş olmalarına: Umumi hi láfet diyoruz. Adem'in soyundan gelen herkes bunun kapsamı içerisindedir, halifeliğinin sonucu yüklenmiş olduğu emanet-in gereklerini yerine getirmelidir.
Ancak bu emanetin gereklerini insanların tü- müyle yerine getirmedikleri de bir gerçek. Dolayısıyla bunlar, bu makamdan kendi kendilerini uzaklaştır mış oluyorlar. Bu şekilde davranan toplumları da Al- lah, yerlerine başkalarını getirmekle» (25) tehdid ediyor. Buna göre hålifelik makamında, yalnızca bu makamın gerektirdiği yükümlülükleri yerine getiren- ler kalabiliyor Yalnızca bu kişilerin bu makamda ka labilmelerine de hususi hilafet adını veriyoruz. Ta- rih boyunca bu anlamda toplumlar biribirlerinin ye- rine geçmiş ve Allah'ın halifeliği onlar tarafından ger- çekleştirilmiştir. İşte Allah'ın halife yapacağına ve
onları yeryüzünde häkim kılacağına yemin ile söz verdiği kimseler (26), O'nun dinini yeryüzünde hå- kim kılanlar ve insanları «tägût-ların tasallutundan
kurtarma savaşını sürdürenlerdir. Ister umumi, isterse de hususi anlamda alınsın. hilafet Allah'ın dinini hâkim kılmak özünü taşı
( (26) en-Nür: 24/55.
99
R
A
25) et-Terbe: 9/39; Muhammed (S.A.V.): 47/38.
SEPPID HOS
YanıtlaSilYAYINCILIK
yor. Bu öz, onun sosyal alanda da hissedilir olması, gerçekleşmesi ve teşkilatlanmasıyla siyasi bir görű- nüm kazanıyor. İnsanların yalnızca ruh ve bedenleriy- le Allah'a boyun eğmeleri yeterli görülmemiştir. On- ların her türlü toplumsal ve siyasi ilişkilerini de Al lah'ın koymuş olduğu ölçülere göre düzenlemeleri zo- runludur. Yani kelimenin tam anlamıyla «din, yalnız- ca Allah'ın olmalıdır. (27) Toplum hayatının bazı ke- simlerinde Allah'ın dışındaki varlıkların, zalimlerin, azgınların, zorbaların otoritelerini tanımak, istekleri- ne boyun eğmek, dinin Allah'tan başkalarının olması sonucunu doğurur. Bu durumda ise, İslam'ın anladığı manada hilåfet gerçekleşmiş olamaz. Halifeliğin özü- nün hayatın her safhasında ve insanların her türlü ilişkilerinde ortaya çıkması, onun sahih olmasının vaz- geçilmez şartıdır.
Allah, Hz. Dâvûd'a kendisini yeryüzünde halife kıldığını bildirmekle birlikte ona: «İnsanlar arasında hak ile (Allah'ın hükümleri ile) hükmetmeyi (28) de emr etmiştir. Hz. İbrâhim de, kendisinin insanlara İmâm kılındığı haberini Allah'tan alınca, soyundan geleceklerin de bu makama yükseltilmelerini istemiş- tir. Allah ise, «zâlimlerin bu ahde nail olamayacakla-
rını bildirir.» (29).
O halde halifelik, Allah'ın hakimiyetinin her alan- da bütün açıklığıyla ortaya çıkması demektir. Bütün
insanlar bununla görevlidirler. Böyle bir makama yük- selmek isteyen, daha doğrusu bu makamdan düşmek istemeyen toplum da, ona göre davranmak zorunda- dır. Bu tür toplumun en yüksek temsilcisi ise, Allah'ın yeryüzündeki halifelerinin kendi hür iradeleriyle seç
(27) el-Bakara: 2/193: el-Enfal: 8/39.
(28) Såd: 38/26.
(29)
2/124.
100
el-Bakara:
tikleri halife-dir. Halife bu emaneti yüklenebilecek bir kimse olmalıdır. Çünkü emânetlerin ehil kimselere verilmesi, Kur'an'ın emirleri arasındadır. (30)
YanıtlaSilBundan sonra bu emåneti toplum adına yüklene- cek olan kimsenin belirlenmesinden söz açalım. İslâm toplumunda tarihinin ilk dönemlerinde halife nasıl belirlenmiştir? Bunun yolları nelerdir? Böyle bir ma- kama hangi niteliklere sahip bulunanlar getirilir? Gö- rev, yetki ve sorumlulukları nelerdir? Bu sorulara sı- rasıyla cevap aramaya çalışalım...
4. Halifenin Belirlenmesi:
Hz. Peygamber (S) hayatta olduğu sürece peygam- berlik görevinin yanısıra devlet başkanlığı da şahsın- da toplanmıştı. Bu nedenle Hz. Peygamberin hayatın- da gerçekleşen İlk İslam Devletinin başkanını belirle- mek gibi bir problem ile karşılaşılmış değildi. Diğer ta- raftan Hz. Peygamber(S) kendisinden sonraki halife- yi belirleyen açık herhangi bir söz de söylememişti. Durumun böyle olması nedeniyle, Hz. Ebû Bekir (R) halife seçilene kadar bazı farklı görüşlerin ortaya çık- tığını görüyoruz. Ancak bu durumlar geçici, son de- rece kısa bir süre için söz konusu olmuş, kısa bir dö- nemden sonra bunlar unutulup gitmiştir. Yani bu gö- rüş ayrılıkları Hz. Peygamber'in vefatından sonra, Hz. Ebû Bekir halife seçilinceye kadar devam etmiş ve o- son bulmuştur.
nun seçilmesiyle bu anlaşmazlıklar tam anlamıyla dönemlerde (Hz. Ali (R) nin hali-
Ancak sonraki feliğinin son zamanlarında) başlayan ve gittikçe ya- yılan fitneler sonucunda, ondan önceki halifelerin ha-
(30) en-Nisa: 4/58.
101
Iffelikleri tartışma konusu yapılmıştır. Bu tartışmalar Hz. Peygamberin Hz. Ali'yi vasiyyet ettiğinden başla tılmış, pek çok yanlış görüşlerin, düşünüşlerin İslâm dünyasında yayılmasına neden olmuştur. Geçmiş dö nemlerin kapatılmış sahifeleri tekrar aralanmış, ile. ri-geri, doğru yanlış pek çok fikirler ortaya atılmıştır. Aslında Hz. Peygamber(S) in kendisinden sonra ki halifenin kim olacağına dair açık hiçbir tavsiyede bulunmadığı hususu başta Hz. Ali(R) olmak üzere pek çok sahabinin açıkça ifade ettiği bir şeydir. (31) Bununla birlikte bazı kimseler Hz. Peygamberin vefa tından önce vasiyyet yazdırmak istemesini, O'nun Hz Ali'yi halife olarak vasiyyet etmek istediğine bağla mışlardır. (32) İmam Ahmed b. Hanbel'e göre de: Bir kitab getirin, size vasiyyet yazayım emri Hz. Ali'ye verilmiştir. Bununla Hz. Peygamber (S), Hz. Ali'nin halifeliğini hükme bağlamak istemişti. Ancak böyle bir şeyin Hz. Ali'ye yazdırılmaması onun itham edil memesi için gerekli idi. Dolayısıyla böyle bir emrin ona verilmesinin uzak görüldüğü belirtilmektedir. (33) Şil fırkalardan Zeydiyye de Peygamberimizin isim ve şahıs tayin ederek imam vasiyyet etmiş olduğuna ke sinlikle inanmazlar. Onlara göre imam vasıflarıyla tanınır. Kanaatlarına göre de bu vasıflar en çok Hz.
YanıtlaSilAli (R) de toplanmış idi. (34)
Ancak bütün bunlar su götürür hususlardır. Sa hábiler söz birliği halinde tavsiyenin varlığını kabul etmemişlerdir. Bir defa öyle birşey olsaydı, onların
(31) Tirmizi, K. el-Fiten, B. 48: Nesal, K. 30, B. 2: Ibn Ma ceh. K. 6. B. 64. K. 22. B. 1; Ibn Kuteybe, el-İmameh
ve's-Slyasch. I, 6. (32) Mesela bk.: Ahmed Hilmi, İslâm Tarihi, İst. 1974. s. 218
(33) Tecrid. I, 110. (34) M. E. Zehra, Siyasi ve İtikádi Mezhebler Tarihi. 65.
102
bu tavsiyenin dışına çıkıp, önceleri ensårın Sa'd b. Ubådeyi seçmek istemeleri ve sonradan da hep birlik- te Hz. Ebû Bekir (R) in halifeliğinde karar kılmaları mümkün olamazdı. Böyle bir şeyi kabul edecek olur- sak, onların hep birlikte Hz. Peygamberin emirlerine aykırı hareket etmiş olduklarını da kabul etmemiz gerekecek. Bu ise imkânsızdır.
YanıtlaSilİmamın vasıflarının en çok Hz. Ali'de toplandık ları iddiasını ileri sürenler ise, büyük bir ihtimalle Hz. Peygamberin, Hz. Ali hakkındaki övücü sözlerinden hareket ederler. Oysa Hz. Peygamberin pek çok saha- be hakkında övücü sözler söylediği bilinen bir şeydir. Bu tür hadislerin hepsini de hilåfet için bir gerekçe kabul etmek mümkün değildir. Bu tür hadislerin pek çoğu özel nedenlere bağlı bulunmaktadır. Bunları ima- met konusunu da içine alacak şekilde genişletmek doğru olamaz. Hadislerin maksatlarına ters düşer. (35) Bunu belirledikten sonra Râşid Halifelerin nasıl be- lirlendiklerine değinmemiz gerekmektedir....
35) Bu konuda bir fikir vermek üzere şöyle bir örnek vere- ( lim:
Hz. Peygamber (S.A.V.). Hz. Aliye: «Sen Bana, Ha- rûnun Musâya olan yakınlığı kadar yakınsın diye bu- yurmuştur. Bununla ileri sürüldüğü gibi Hz. Peygamber. Hz. Ali'nin halife olmasını kast etmemiştir, Şöyle ki: Hz. Peygamber Tebük Seferine çıkarken Hz. All'ye Me- dine'de kalmasını ve seferin uzaklığı nedeniyle alle içe- risinde bulunmasını emr etmiş idi. Hz. Ali'ye cihaddan geri kalmanın ağır gelmesi üzerine Hz. Peygamber yu- karıdaki hadisi söylemişti. Buna göre hadiste söz konu- su olan şey ümmet hakkında hilåfet değil, aile hakkın- da hilafettir (Tecrid, IX, 363). Çünkü Hz. Müsa da Tu- ra çıktığında, Hz. Hârúnu ailesi içerisinde yerine vekil bırakmıştı.
103
VE
R'
NK
YAYINCILIK
YanıtlaSiliZ
Raşid Halifeler Dönemi:
Hz. Peygamber(S) den sonra gelen ilk dört hali-
fenin hilafet süreleri, Saadet Asrının ikinci dönemini teşkil eder. İslâm hukukçularının büyük bir çoğunlu- ğu, bu dönemdeki uygulamalara, alınan kararlara bū- yük bir önem verir ve bunları İslâm hukukunun kay- nakları arasında görürler. Çünkü onların uygulama- ları Hz. Peygambere zaman itibariyle en yakın olmak, onun eğitiminden geçmiş olmak, vahyin nüzülüne ta- nık olmak, sünneti yakından tanımak gibi ayırıcı ö- zellikleri nedeniyle önem taşır, başkalarının fikir ve düşüncelerine göre üstünlük arz ederler. Nas bulun- mayan konularda Râşid Halifelerin uygulamaları ol- dukça değerlidir. Bunun nedeni ise, onların hem ve- liyyülemr olarak müminlerin kendilerine itaat etmek- le yükümlü olmaları, hem de İslâm'ın özünü en iyi kavramış olmalarıdır. Bunlara verilecek örnekler pek çoktur. Meselâ, Hz. Ebû Bekir'in zekât vermeyenlerle ilgili olarak aldığı kararlar, Hz. Ömer (R) in Irak top- raklarıyla ilgili görüşleri ve bunları etrafındakilere de delilleriyle birlikte açıklayıp kabul ettirmesi, Hz. Ali (R) nin hâricilerle savaşmak ile ilgili tutumları kendi konularında oldukça önemlidirler. Çünkü bü- tün bunlarla ilk olarak karşılaşılıyordu ve bunların İslâmi bir çözüme bağlanmaları gerekli idi. Öyle ol- du. Yine Hz. Peygamber (S) in vefatından hemen son- ra yerine geçecek devlet başkanını belirlemek konusu ortaya çıktı. Hz. Ebû Bekir'den sonra gelen diğer üç halife de farklı şekillerde belirlendi. Onlar ile ilgili bu durumlar, İslâm hukukunda devlet başkanının başa geçiş yolarının farklı olabileceği görüşünü belirledi. Bu konuda kesin ve açık bir hükmün bulunmayışı, bu
tabii sonucu doğurmuştur. Bu ise İslam'ın, her çağda,
104
Suudi Arabistan ve İran burada Türkiye’ye karşı birlikte hareket edecekler: İsrail’in önünü açacaklar!
YanıtlaSilİsrail kudurdu. Ne yapıp edip bu Arz-ı Mev’ud saplantısını hayata geçirmek istiyor. Hem bu teo-politik stratejisinin hem de genelde İsrail’in önündeki en büyük ve tek engel olarak gördüğü Türkiye’nin cezalandırılması için can atıyor! Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu Türkiye’nin!
Çok büyük, çok katmanlı ve karmaşık bir felâket tezgâhlanıyor. İç cephe çoktan tahkim edildi. Bütün toplum kesimleri birbirine düşman edildi.
Özgür Özel, Cumhurbaşkanına hakaret eden düşük bir kişiyi yanına, baş köşeye oturttu! Çok çirkin ve tehlikeli bir davranış bu! Özgür Özel, makul bir siyasetçi, etrafındaki ve medyadaki akl-ı selîmden nasibini alamamış provokatör tipli adamlara asla itibar etmemeli. Ve Türkiye’nin eşiğine sürüklendiği felâketi, iç savaş ve parçalanma tezgâhını görmeli ve bu konuda devletle birlikte hareket etmeli, küresel şer şebekelerinin adamlarıyla değil!
Vesselâm
Darbe geldi 15 Temmuz’da
YanıtlaSilŞimdi 15 Temmuz’dan daha büyük ölçekli, Türkiye’de iç savaş çıkaracak, ülkenin bölünmesine yol açacak, Kemalizm sloganları attırarak darbe yaptıracak dış güçler ve içerideki uzantıları her zamankinden daha aktifler ve Türkiye’yi darbe yapılacak bir ülkeye, iç savaşın ve parçalanmanın eşiğine sürükleyecek büyük ölçekli “darbelerin anası” diye adlandırabileceğim büyük bir felâketin, çıkmaz sokağın eşiğine sürüklemeye çalışacaklar!
Bu kez işin içine Filistin’deki soykırımı da katacaklar! Filistin’i haritadan silmeye çalışacaklar! Mescid-i Aksa’yı yıkmaktan ve yerine Yahudi Tapınağı dikmekten çekinmeyecekler: On yıllardır Mescid-i Aksa’nın altını oydular arkeolojik kazı diye diye
Birileri habire “paranoya yapmayın!” diye salak salak laf ediyor!
YanıtlaSilBakın bendeniz 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminden yaklaşık altı ay önce Ülke TV’de canlı yayında “darbe geliyor, lütfen devlet uyumasın! Millet de duysun, ona göre hareket etsin!” demiştim.
O zaman canlı yayına yağmur gibi tepkiler gelmişti, “paranoyak mı bu adam, felaket tellallığı yapıyor!” şeklinde!
Ben Müslüman bir fikir adamı ve yazarım. Felâket tellallığı nasıl yaparım! Ben darbenin gelişini dış medyayı İngilizlerin The Economist dergisi, Amerika’ya hükmeden Yahudilerin haftalık Time ve Newsweek dergilerini, CFR terör organizasyon şebekesinin iki aylık Foreign Affairs gibi dergilerini ve tabiî New York Times, Washington Post ve İngiliz Financial Times gazetelerini düzenli takip ettiğim için bu etkili kaynaklarda yazılıp çizilenlere bakarak görmüştüm! Sadece bu dergi ve gazetelerde yazılan makale ve yorumlara dayanarak “Türkiye’de darbe yapacak bu alçaklar, içimizdeki Kemalist ve laikçi sloganlar atan NATO bağımlısı adamlarını, askerleri kullanarak” demiştim.
Bu ülke darbe üstüne darbe yedi çünkü!
YanıtlaSilHer on yılda bir darbe yedi, yiyor?
15 Temmuz aşağılık darbe ve işgal girişiminin üzerinden henüz 10 yıl bile geçmeden böyle bir girişime soyunanlar olabilir mi, diye asla bir saniye bile düşünürsek, bir de bakmışız her şey alt üst olmuş, ülke kaosun, belirsizliğin ve -hatta Allah muahafaza ama- iç savaşın eşiğine sürüklenmiş!
Olmaz demeyin!
Bu ülkede nice olmazlar oldu.
Olmaz olmaz diyemeyiz artık!
Aklımızı başımıza devşireceğiz!
En küçük darbe imâsında bulunan herkesin apoletlerini teker teker sökecek bu devlet!
Asla merhamet etmeyecek.
Yeter artık!
PARANOYA DEĞİL, DARBELERİN ANASI TEZGÂHLANIYOR OLABİLİR!
Ama ne oluyor?
YanıtlaSilDevletin en tepesinin alarm zillerinin çalmasına yol açacak tehlikeli bir oyun, bir “isyan” veya provokasyon (artık ne derseniz deyin!) izlenimi oluşturan bir kılıç sallama ve ilkel, ‘bay’an, bayağı sloganlar atma gösterisine şahit oluyoruz.
Bu bir tören hazırlığı olabilir mi?
Milletin iradesine, milletin iradesinin en yetkili temsilcisi, seçilmiş cumhurbaşkanı ve başkomutanına karşı birileri mesaj mı veriyor acaba, diye sormak zorundayız.
Ne mesajı, demeyin!
Kuzey Kore ilkelliğini, diktatoryasını anımsatan böyle ilkel tören hazırlığı olamaz!
Bu çağda, bu zamanda, bu saatte?
Birileri darbe îmâsında mı bulunmak istedi, diye sormak en temel hakkımız
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan bütün askerî okullarımızın mezuniyet törenlerine katılıyor ve orada tarihî konuşmalar yapıyor. Bu yıl da aynı şeyi yaptı, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla. Bir askerî okulun mezuniyet töreninde yaşanan bir hâdise herkesin tepesini attırdı…Cumhurbaşkanı bir cami açılışı yapıyor ve günlerden cuma.
YanıtlaSilTeğmenler ne yapıyor? İslâm’ın bayraktarlığını yapmış bir ordunun neferleri olacak teğmenleri, cuma günü açılışı yapılan camiyi tıka basa dolduracaklar diye bekliyor bu Müslüman halk, değil mi?
APOLETLER SÖKÜLECEK!
«НОМО НОMINU LUPUS» İNSAN İNSANIN KURDUDUR!
YanıtlaSilErol Simavî'nin gazetesi boydan boya bir manşet çekmiş, «YAZIK VE GÜNAH>> diye. Ve sonra, denize dö- külen sandık sandık dolma biberi, patlıcan, domates fotoğrafları... Halbuki bu sebzeler fukaranın tenceresi- ne ancak bir garnitür, bir çeşni olarak girmektedir, ar- tık. Çünkü kilosu en aşağısından beş lira.. Yukarısı ise tutturan tutturana!.
Yaz gelince sebzeler, kış gelince bilhassa balık baş- ta olmak üzere kışlık gıda maddeleri ya denize dökülür, veya tarlada bırakılıp çürütülür veya başka yollarla im- ha ve telef edilir.
Niçin?
Çünkü sebze haline fazla miktarda gelen mahsul, fiyatların düşmesine yol açacak, halk ucuz beslenecek- tir. Bu istenmiyor, ama niçin? Diyeceksiniz ki, komis- yoncular ucuz da olsa, fiyatlı da olsa komisyon ücret- lerini yine alacaklardır. Niye engel olsunlar?
Meseleye salim akılla, namuslu ve dürüst bir akılla bakınca elbette öyle.. Ama geliniz, onu bir de işbu ko- misyonlara sorunuz! (Bu meslekten herkesi değil, el- bettenlara sorunuz! Bunu gerçeğine, yarası olan ları hedef alıyoruz, bilhassa belirtirim.)
254
YanıtlaSilMeseleye ahlâki vecibe ve dürüst davranış gibi, ve- bal ve mes'uliyet gibi manevi unsurlardan arınarak ba- kacak olursanız onların da kendi açılarından haklı ol duklarını görürsünüz! Çünkü çok fazla malın düşük fi- yatla satılmasına harcanan fazla enerji'nin bedeli ne olacaktı? Öyle ya, mesela dört ton sebzeyi satınca da, iki ton sebzeyi satınca da kazancı aynı oluyorsa, elbet- te ki «az çalış - çok kazan» prensibini ihtiyar edinecek; bunun için de, ya üreticiye sinyaller göndererek «aman sakın mal gönderme, dağlar taşlar sebze doldu. Bırak tarlada çürüsün, yok pahasına satacağına gübre olur, daha iyi!." diye gözdağı verecek veya yine de mal ge- lirse işte o zaman mevcut fiyat çizgisinin altına düş- memek için en kestirme çare malı imha edecek, denize dökecekur.
«Ama, insanın insan olarak ahlâki mesuliyeleri n'olacak, bu takdirde?» diye sormayınız. Çünkü kapita- list ekonomide arz talep ve fiyat mekanizmasını koru- mak için her oyun mübahtır. Küçücük menfaat grup- ları büyük kitlelerin hayat haklarıyla, sağlıklarıyla, saadetleriyle oynamakta bir beis görmezler. Yeter ki kendi sağlık ve saadetlerine bir mazarrat gelmesin!
Yazımıza başlık yaptığımız lâtince ibare kapitalist düzenin mantığın ortaya koymakta olup, yanılmıyor- sam Hobbes'e aittir. Evet, insan insanın kurdudur, ka- pitalizm'de.. Ve, kuvvetli olanlar zayıf olanları yutar. Eğer insan Baâtıl'dan kurtulamaz, hakkı bulamazsa; işte o zaman insanı insana kurt yapan bu sisteme karşı insanı insana put, tanrı, mitos yapan komünizm muka- bil bir silâh olarak ortaya çıkar. Zâlimlerin hakkından daha zâlimâne yollarla yeni zâlimler, yeni despotlar, hatta yeni putlar gelir ve öncekilerin ahlâksızlıklarının, adaletsizliklerinin karşılığını bütün cemiyete en ağır şekilde ödetirler.
255
YanıtlaSilislam, batıl sistemler karşısında hakkı temsil eder ericik hayat nizamı olması hasebiyle insanlığa bu si temlerin bütün çirkefliklerinden uzak, tertemiz bir ha yat yolu bahşetmekte, insanı insana karşı kurt veya bat rapan sistemlerin dışında cihanşümul bir insani kar deşliği teessüs ettirmeyi gaye edinmektedir. İslâm bu nun için vardır ve bunu gerçekleştirmek için çarelerini, tedbirlerini getirmektedir.
İktisat tarihinde ibretli vak'alar vardır: 1910'larda Amerika'da ortaya çıkan bir böcek cinsi bütün pamuk mahsulünü mahveder. Ancak bir bölgenin pamukları bu böceğin hışmından kurtulur. Dokuma sanayii pamuk- suz kalır ve tabiatıyla pamuğu zarara uğramıyan böl- genin insanları bir anda milyoner olurlar; pamuk altın değerindedir, çünkü.. Bu belâlı böceğe karşı şükran duy- gularını dile getirmek için tutarlar o böceğin kocaman bir heykelini dikerler!
Şu tarihi vak'ada bütün bir kapitalist dünyanın kof beşerî değerler silsilesi yatmaktadır. Bir diğerinin zararına olsa da kendisi için faydalı olan her şeyi aziz bilmek, benimsemek. Hak ölçüsü bu kadar gayri - insa- ni. Aynı gayri - insanîlik onlara menfaatleri için başka insanların hayat haklarıyla oynamak imkânı da veri- yor, zekânızı çalıştırın, siz de kazanın diyor. Buna karşılık komünizm ise bu üçkâğıtçılıkların üstesinden gelebilmek için diktatörlük yolunu açıyor, insanın hür- riyetini gasbedebiliyor ve insanın midesine olta takarak onu sadece ve sadece midesi ve maddi hayatını idame ettirmesi için gerekli diğer tabii ihtiyaçlarına göre bir planlamaya gidiyor. Ve böylece de insan sadece maddi bir yaratık olarak; kendisini, yaratıcısını, yaratılışının gayesini anlamak yollarının tıkandığı bir materyalist
256
YanıtlaSilàlemde hayatın gerçeğini düşünmeden ömrünü hacra- yıp gidiyor.
İslâm ise insanı bu şekilde ne köle, ne kukla yap-
maksızın, insanın insan olduğunu, ve her hal-ü kârda
insan kalmasını temin edecek bir hayat nizamı getiri-
yor. Bunun için de ona önce kendisini, yaratıcısını, ya-
ratılışınım gayesini, diğer insanlarla insanca, kardeşçe
yaşamanın yolarını öğretiyor. Her türlü sömürüye kar-
şı tedbirler getiriyor Onu hayatın zorluklarına karşı sa-
dece sözde kalan bir inançla değil, hayatın her safha-
sını ve sahasını tanzim eden bir nizamla tedvir ve ihata
ediyor. Her insana insanca yaşayabileceği bari asgari
sınır tesbit ediyor ve bu çizginin altında kalanların in-
sanca yaşayabileckleri bir seviyeye yükseltilmelerini
bir mükellefiyet olarak diğer insanlara yüklüyor. Nite-
kim, zekât, fitre, sadaka ve sair yardımlaşmalarla hedef
alınan gaye fakir insanları zengin etmek değil, onların
da insanca yaşama hakkına sahip oldukları gerçeğinin
mes'uliyetini hali vakti yerinde olanlara tevdi etmektir,
Bu bakımdan İslâm nizamı, hele halkın gıda madde-
leriyle oynatmaz, iktisadın arz-talep fiyat mekanizması-
nın çalışması için insan hayatını malzeme olarak kul-
landırmaz. Kullandırmadığı gibi, hatta bir gıda madde-
sinin ileride daha çok para edeceği şeklindeki tahmin-
lerle saklanmasını da yasaklar. Çünkü halihazır ihtiyaç,
istikbaldeki muhtemel faydaya fedâ edilemez.
Unutulmamalıdır ki, dünya nimetlerini veren her şeyin sahibi ve Rezzâk-ı âlem olan Yüce Mevlâ'dır. Onun nimetleri üzerinde, onun yarattıklarının hayat hakla- rıyla oynayacak bir oyun oynamak!. İslâm nizamı buna şiddetle karşıdır. En büyük günahlardan birisi de za- ten insanın hayatıyla oynamak değil midir? İnsanı bir bütün halinde öldürmek ne kadar büyük günah ise, onu
parça parça, çektire çektire, hayatın zorluklarıyla eze eze öldürmek de kaatillik değil midir?
YanıtlaSilİnsanımızı bu idrâkle yetiştirmedikçe, küçücük menfaat grupları büyük kitlelerin hayatlariyle oyna- maya devam edeceklerdir. Ama insanımızı İslâmî haslet- lerle bezeyerek, tezyin ederek yetiştirecek, devlet, hani?
Bu sağlanmadıkça insanımız birbirinin ya kurdu veya put'u olmaya devam edecektir.
(11.9.1946)
263
YanıtlaSilbetmiş, sadece kendi nefsinin ilcalarından, aklının iğ Talarından ve menfaatinden gayri bir hak ve doğru ta- nımaz hale gelmiştir.
Açlığın insan ruhunda meydana getirdiği çökün- tüler nasıl önü alınmaz tehlikeler meydana getiriyor- sa, sırf maddi tokluğun, oburluğun, maddi değerler üzerine kurulu bir hayat anlayışının da insanı aynı ruhi çöküntüler içine düşüreceği izahtan vârestedir. İn- sanlık, bu bakımdan fevkalâde trajik bir örnek teşkil etmektedir, bugün...
Bugün, bütün namuskår ilim adamları insan'ı kurtaracak çareler peşinde düşünüp taşınmaktadırlar. Bu çağın adını çoktaan koymuşlardır: Anx (bunalım) cağı. Teknolojinin hâkim olduğu her yerde buhranh cemiyetler sapıklıklar içinde çırpınmaktadır Alkolizm, putperestlik, zehirli keyif verici maddelere düşkünlük
(toksikomani), sexomanyaklık, intihar ve cinayet ilca-
ları!..
Mukaddes İslâm Nizamı insanı bir bütün olarak kuşatmıs ve insana kendisini bu bütünlük içinde kav- mıstır. Ne bir lokma, bir hırka» meskeneti, ne sa- dece maddeperestlik.. Her ikisi de değil!. Hem, dünya nimetlerinden azamî şekilde faydalanmak, hem de ru- humuzu, iç dünyamızı çöküntülerden, tenâkuzlardan bunalımlardan kurtarmak!. Bunun için de İslâm Ni- zamının getirdiği çare, kişinin nefsine hâkim kılmak- la mükellef olduğu helâl ve haram düşüncesi kıstası- dir. Helal olan her nimetten, helâl sınırının sonuna kadar faydalanmak, haram olandan da şiddetle kaçın- mak!. Böylece fert, fert bütün bir cemiyet, bütün bir
Insanlık kurtulacaktır! Türkiye'de İslâmcı düşünce hayat anlayışını işte islamere oturtmuştur ve milletin
264
YanıtlaSilselâmetinin ancak ve ancak İslâm Nizamını hayata bütün mefhum ve müesseseleriyle hâkim kılmakta ol- duğu hakikatinin idrâkindedir. Bu üstün idrâkle İs- lâmcı düşünce, Türkiye'de içtimai plânda Milli Sela- met hareketini başlamıştır. Bu hareket önce kendi nefislerimizden başlamak üzere, suya atılan taş mi- sali kendi etrafında giderek genişleyen dairevi dal- galar halinde bütün bir insanlığı kurtarmaya tālib ol- maktadır. Çünkü İslâm dini insanlığın kurtuluşu için bize Rabbımızdan gelen bir rahmet'tir. Bu rahmeti bū- tün insanlığa ulaştırmanın manevî mes'uliyet ve fazi- letini müdrik olarak, ve en iyi şekilde yerine getirebil- mek için de bütün hayırlı maddi gelişmeleri sonuna kadar gerçekleştirip, onun da imkânlarıyla da rahmet- ten bütün nev'i beşeri istifade ettirmek; gafilleri ve habersizleri uyandırıp, karşı çıkanları kahretmek!.
İşte, İslâmcı düşüncenin, Milli Selâmet hareketini ölçüsü, şiarı!.
(24.10.1976)
SELAHADDİN EŞ
YanıtlaSilKAVŞAK NOKTASINDA TÜRKİYE'NİN SİYASİ GÖRÜNÜŞÜ
İKİNCİ BASIM
CİLD
1
Sebil Yayınevi
Vilayet Han Kat:2, Nu: 206 Cağaloğlu İstanbul
Telefon: 26 38 96
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
379 1 Hiç kimse yoktur ki, altın ve gümüşten birşey bıraksında, sonra alnından ayağına kadar dağlanmasın. Hz. Sevban (r.a.)
379 2 İnsanlar içinde, kendisine imamın (sultanın) emrettiğini Allah rızası için tutan, salih vezirden daha sevaplı kimse yoktur. Hz. Âişe (r.anha)
379 3 Derece cihetinden, söylediğini doğru söyleyen, adaletle idare eden ve merhametli olan imamı adilden (Allah'a daha) sevgili yoktur. Hz. Enes (r.a.)
379 4 Bu ümmette, bir bid'at icad eden adam, ölmeden evvel mutlaka onun seyyiesine uğrar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
379 5 Cennete girecek herkese Allah (z.c.hz.) yetmiş iki tane huri verir. Bunların iki tanesi kendinin, yetmiş tanesi de Cehennem ehlinden mirasdır. Bunlarla münasebetin kendisini yorması gibi bir şey de varid değildir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
379 6 Bir kimse bu ümmetin umurunda bir işe geçerde adaletle iş yapmazsa, Allah (z.c.hz.) de onu Cehenneme yüz üstü atar. Hz. Ma'kil İbni Yesar (r.a.)
379 7 Gerek kocayarak ölmüş, gerek düşük ölmüş, herkes otuz yaşında haşrolur. Cennetlik olanların yapısı Adem (a.s.) siması, Yusuf (a.s.)suretinde ve Eyyub (a.s.) kalbinde olur. Cehennemlikler ise dağlar gibi büyütülmüş olur. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.)
379 8 Bir kimse bir serçeyi abes yere öldürürse, o kuş kıyamette şöyle bağırır: "Yarabbi bu kulun beni abes olarak öldürdü. Hem kendisi faydalanmadı, hem de beni bırakmadı ki senin arzında yaşayayım." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
379 9 Bu ümmetten Yahudi olsun, Nasara olsun. Beni duyup ta Bana iman etmeyen mutlaka Cehenneme girecektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
379 10 Herkesin kapısında iki melek bulunur. Adam kapıdan çıkınca: "Ya âlim veya müteallim ol, üçüncüsü olma" derler. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
379 11 Ölenlerden kimse yoktur ki, sözü ile ameli tartılmasın. Sözü amelinden ağır gelenin ameli kabul olmaz. Eğer ameli sözünden ağır gelirse, ameli kabul edilir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
379 12 Kıyamet gününde fakir-zengin herkes: Dünyada keşke kıt kanaat geçinseydik" derler. Hz. Enes (r.a.)
379 13 Ashabımdan biri bir memlekette ölürse, kıyamette onlara rehber ve hem de nur olarak baas olur. Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)
Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 232 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
sapmalar artmış ve bunlar yakın bir tarihte kelime nin tam anlamıyla İslâm toplumunun özünü değiş tirmesi ile sonuçlanmıştır. Özünü değiştiren bu top- lumun üzerindeki nimetleri de Allah, İlahi Sünneti gereği değiştirmiştir. Özünü değiştiren bu toplum, şu anda İlahi Adaletin tecellisi olarak, emperyalizmin ku- cağında, sömürünün bir numaralı hedefi durumunda- dır. Şu anda yine bir öz değiştirme çabalarına, mü- cadelelerine tanık olmaktayız. Bu değişiklik, İslam'a ve onun gösterdiği hedeflere doğrudur. Bütün eksik- liğine rağmen hissedilmektedir, varolan birşeydir. Bu ise İslam'a karşı her türlü gücün uykusunu kaçırmak- ta, planlarını önemli ölçüde bu haliyle bile- aksat- maktadır.
YanıtlaSilGünümüz müslümanının azınlıkta olduğu, dola- yısıyla birşey yapamıyacağı ileri sürülse bile o, kendi- sine yeryüzünden fitneyi kaldırmayı, dini yalnızca Allah'a ait kılmayı hedef seçmiştir. Müslüman için önemli olan tek husus hedefe doğru yol almaya de- vam etmektir. İşlerin sonu ise Allah'a aittir.>
e. Sonuç:
★
Hilåfetin kısa geçmişi ile ilgili açıklamalarımızı aşağıda göstereceğimiz hükümlerin gerekçelerini or- taya koymak amacıyla yapmış bulunuyoruz. Yoksa bunları daha mükemmel bir şekilde İslam tarihini ko nu alan eserlerde, herkes okuyabilir. Tarih çeşitli ba kımlardan değerlendirmelere tabi tutuldukça bir ö-
nem ifade eder. Ancak tarihi uygulamaların İslam hu-
kukuna kaynak olabilmeleri için bir takım özellikleri
taşımaları gereklidir. Şöyle ki; Raşid Halifeler dışın
daki hükümdarların uygulamaları -feri konularda da
118
olsa İslâm hukukunun kaynağı olarak görülmemiş- tir. Bunun başta gelen nedenleri arasında, başkanlık makamını işgal edenlerin hukuki anlamda âlim (müc- tehid) olmayışları, İslam'ın meşrů kabul etmediği bir yolla başa geçmiş olmaları, adaleti titizlikle ayakta tutmaya çalışmamalarını ve daha başka nedenleri sa- yabiliriz.
YanıtlaSilRâşid Hallfelerin uygulamalarından ve onların başa geçme şekillerinden konumuz ile ilgili sonuçları şöylece sıralayabiliriz:
1. Devlet başkanının seçimle belirlenmesi esastır.
2. Seçimde esas olan, serbest olmasıdır. O- nun bu özelliğine hiçbir şekilde gölge düşürüle-
mez.
3. Seçime seçme n olabilecek nitelikteki- her-
kesin katılması istenen bir şeydir. (Hz. Ebû Be- kir'in Hz. Ali'den, Hz. Ali'nin de Hz. Muaviyeden kendilerine biat etmekten geri kalmamalarını is- tedikleri hatırlanmalıdır). Ancak tüm seçmenle- rin biat etmemeleri, hilafetin meşrüluğuna etki etmez. Çoğunluğun biatı yeter.
4. Biatın (seçimin) şekli önemli değildir. Bu zaman zaman farklı şekillerle gerçekleştirilebilir. 5. Halife adayı veya adayları, tarafsız biri veya bir kurul aracılığıyla belirlenebilir, Biat şart- larıyla birlikte kimin için gerçekleşirse, meşrū ha-
life odur. İtaatı gereklidir.
6. Aday sayısı için belirli bir sınırlama söz
konusu değildir. Bir kişi de olabilir, bir grup da. Ancak adaylarda halife olmak şartlarının varlığı
gereklidir.
119
şinin adını verir. Bunlar halk ile de danışarak kendi içlerinden birisini halife adayı olarak gösterirler. Hal- kın bu adaya biat etmesiyle onun halifeliği kesinlik
YanıtlaSilkazanır. Böyle bir şûrånın aday göstermekten ileri bir yet- kisi görülmemektedir. Halk gösterilen adaya biat ede- bileceği gibi etmeyebilir de. (60) Eğer bu şürănın se çimi yeterli görülseydi, Hz. Osman'ın halifeliği için ayrıca halkın biatına gerek görülmezdi. Halbuki, şûrā üyelerinin biatleri yeterli görülmeyerek, ayrıca halkın da biatına baş vurulmuştur.
c. İstihläf Yolu :
İslam'da devlet başkanlığının verasetle geçmeye- ceğine dair hükümler açıktır. Hz. Ömer (R), kendisin- den sonra oğlunu halife adayı göstermesini isteyenle- rin görüşlerini kabul etmemiştir. Buna göre, vefat et- meden önce halifenin kendi yerine aday gösterme iş lemi demek olan istihläfta, kendi akrabalarından
birisini aday göstermemesi gerekir. Halifenin vefat etmeden önce birisini aday göster- mesinin caiz olduğunda görüş ayrılığı yoktur. (61) Hz. Peygamber yerine halife tayin etme (istihläf) isteğini kabul etmemiştir. (62) Bununla birlikte Hz. Ebû Bekir (R) yerine Hz. Ömer (R) i halife adayı göstermiştir.
Dolayısıyla istihlaf, emr edilmiş de değildir, yasaklan-
mış da değildir.
İstihláfta da son söz müminlerindir. İstihlåf edile-
ne biat edip etmemekte serbesttirler.
(60) M. Z. Zehra, Siyasi ve İtikadi Mezhebler. 120. (61) el-Cezirl, a.g.e., V. 416; Maverdi. a.g.e., 16; el-Ferra.
a.g.e., 25.
122
(62) Tirmizi, K. el-Menakıb, B. 39.
İbn Haldün istihlafın caiz olmasının nedenini
YanıtlaSilSöyle açıklıyor:
Devlet başkanı müminlerin en yakını ve onların eminidir. O, hayatında onların iyiliklerini gerçekleş- tirmeye çalışır. Buna bağlı olarak ölümünden sonra da onların iyiliklerini isteyeceği ve onlara işlerini yü- rütecek birisini görevlendireceği tabiidir. Teb'ası da bu konuda ona hayatında güvendkleri gibi, ölümün- den önce de ona güvenirler.» (63)
Nitekim Hz. Ebů Bekir (R) e şöyle sorulmuştu:
- Yarın Allah, sen Ömer'in katılığını ve sertliği- ni bildiğin halde, onlar için neden Ömer'i istihläf et- tin? diye sorarsa, ne cevap vereceksin?
O da:
Ben kendi kanaatime göre aralarından en ha- yırlı olanlarını istihläf ettim, diye cevap vereceğim,
der. (64)
Demek ki istihläftan asıl amaç, görevi sona ermek uzere olan halifenin teb'asına son bir hizmette bulu- narak, onlara bu konuda yardımcı olmaktan ibarettir.
Devlet başkanlığı görevinin ne olduğunu, ne ol- madığını, bu yükün altından kimin veya kimlerin kal- kabileceğini büyük bir ihtimalle- en çok kendisi de- ğerlendirebilir. Bu bakımdan ölümünün yaklaşması veya görev süresinin dolmak üzere olması nedeniyle- devlet başkanına böyle bir yetki tanımanın faydası yoktur, denilemez. Bu yetki her ne kadar bağlayıcılık ifade etmiyorsa da, yol gösterici bir özellik taşıdığın-
da şüphe yoktur.
(63) İbn Haldün, a.g.e., 210. (64) İbn Kuteybe, a.g.e. 1. 22
123
kimsenin başkanlığının sahih olması için vereceği hükümlere halk tarafından itaat edilmesi gerekir. Ita- at edilmiyorsa, ona biat edilmiş olsa bile, başkanlığı geçerli değildir, azledilir (67), İstila yoluyla başa ge- çen birisinin başkanlığı, kan dökülmesini önlemek ve karışıklığa yol vermemek için meşrů kabul edilir (68).
YanıtlaSil1. Malik böyle bir kimseye sonradan halkın ken-
di rızasıyla biat etmesini ve adaletle hükm etmesini
öngörür. Çünkü halkın rızasıyla ona yaptığı biat, ha- lifeliğini meşrûlaştırdığı gibi, bunda halkın da men- faati vardır (69).
İ. Şafii, kılıçla hilafeti ele geçiren ve daha sonra da halkın kabulüne mazhar olan birisinin meşrü bir hallfe gibi olduğunu söylemiştir (70).
1. Ahmed b. Hanbel de, başkanlığı ele geçirince-
ye ve halk tarafından: emiru'l-müminin diye anılın-
ya kadar mücadele eden birisinin kim olursa olsun- devlet başkanı kabul edilmesi gerektiğini açıkça söy- lemiştir (71). Buna göre istila yolu ile başa geçen birisinin baş- kanlığının meşrüluğu bir takım şartlara bağlıdır. Söz
konusu şartlar şunlardır
1. İstilacıda halifenin şartları bulunacak. ?2. Bir İmam seçilebilecek kadar başkansız bir sü-
re geçmeyecek. 3. Adaletle hükm etmek suretiyle İslam'a aykırı
olmayan bir yönetim gerçekleştirecek. 4. Onu azletmek imkânsız veya çok zor olacak.
(67) Ibn Abidin. IV, 318.
(68) İbn Abidin, I, 385, Şevkâni, Neylu'l-Evtár, VIII, 185-6. (69) M.E. Zehra, Fıkhi Mezhebler Tarihi, III, 59-60. (70) ME. Zehra, age, III, 119. (71) el-Ferra, age, 20.
125
Kur'an'da, İsrailoğullarının, komutanlığında sa- vaşmak üzere bir hükümdar tayin edilmesini peygam- berlerinden istedikleri anlatıldıktan ve aralarından Tålût adındaki birisinin hükümdar tayin edildiğinin bildirilmesinden sonra, adıgeçenin bilgice ve vücut- ça (kuvvetçe) üstün olması nedeniyle bu makama lá- yık görüldüğü ifade edilir (72).
YanıtlaSilBurada devlet başkanında bulunması gerekli çok önemli iki özellikten söz edilmektedir. Bu iki özellik, böyle bir görevin altından kalkabilmek için gerekli «bilgi ve akli, ruhi, fiziki her türlü güç tür. Bu iki özellik asırlar önce bir devlet başkanı için kaçınılmaz olduğu kadar, günümüz için de aynı şekilde kaçınıl- mazdır. Hiçbir şekilde önemlerini yitirmiş değildirler.
Kur'ân-ı Kerim, müslümanlara «emir sahiplerine de itaati emr ederken (73) onları «minküm-sizden sıfatı ile nitelendirir. Bu, İslam devleti yöneticilerinin -başta devlet başkanı olmak üzere İslam dinine bağlı olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. İslâm, hayatı bütünüyle kucaklamış bir nizamdır. Devletin yöneti- ci kadrosu bunu uygulamakla yükümlüdür. Bu niza- ma inanmamış kimselerden İslami uygulamalar bek- lemek boş bir iştir. Bu nedenle İslâm devletinde yöne- ticiler ve elbetteki devlet başkanı mutlaka her şeyiyle İslam'a inanan ve ondan başka hiç birşeye inanış, dū- şünüş ve yaşayışlarında yer vermeyen kimselerden oluşmalıdır.
Hz. İbrahim (A.S.), soyundan gelecek olanlar ara-
sından da imam bulunup bulunmayacağını öğrenmek isteyince, Allah'tan şu cevabı alır:
(72) el-Bakara: 2/246-7.
(73) en-Nisa: 4/59.
128
Böylelikle dini koruyabilsin cihad yapabilsin, Islámi hükümleri uygulayıp, kamu yararını gözetebilsin. (94)
YanıtlaSil7. Vücut Sağlığı:
Devlet başkanının görevini yeterlice yerine geti- rebilmesi için buna engel olacak her hangi bir eksik- liginin olmaması gerekir. Devlet başkanının işitme, görme ve konuşmasında sağlıklı olması şarttır. Bu şartı öngörenlerin delili, bu duyuların yokluğu veya eksikliği halinde görevini gereği gibi yerine getireme- yeceğidir. (95) Buna göre, görevini aksatmayacak ka- dar basit rahatsızlıklar devlet başkanlığını engelleme- melidir.
Nitekim Hz. Peygamberin çeşitli nedenlerle Medi- ne'den ayrılması sırasında ama olan İbn Ümmi Mek- tumu yerine iki defa vekil bıraktığını Ebû Dâvûd (К. 19, B. 3), Hz. Enes (R) ten bize haber vermektedir. Ger- çi Hz. Peygamberin bu çıkışları geçici bir süre içindi. Ama, ama olmasına rağmen onun vekilliğini yapabile- ceğinden emin olduğu için İbn Ümmi Mektůmu yeri- ne bırakmıştı. Dolayısıyla vücut sağlığından kasıt, gö revini aksatacak bir eksikliğin bulunmaması demek- tir.
★
A. K. Üdeh, kamu yararı gerektirdiği taktirde bu şartlara başka şartların da eklenebileceğini belirtiyor. Mesela, belirli bir yaşı aşmamış bulunmak, belirli bir tahsil düzeyini öngörmek veya bu makamın ve kamu
yararının zorunlu kıldığına kanaat getirilen başka
(94) İbn Haldûn, aynı yer. (95) el-Ceziri, Måverdi. İbn Haldün aynı yerler.
134
ların görevleri kendi gözetimleri ve vasiyetleri altına
YanıtlaSilbırakılanların en büyük menfaatleri ne yolda hare- keti gerektiriyorsa o yolda hareket etmelidir. (115) Devlet başkanının yetki ve görev alanı İslam'da oldukça geniş tutulmuştur. O, Kur'an ve Sünnetin hükmünün bulunduğu yerlerde onlara uygun hareket edecektir. Olmayan yerlerinde ise, İslâm hukukunun şu genel kaidesine göre davranacaktır:
«İmamın raiyye (uyruk) hakkındaki tasarruflan maslahata (kamu yararı) menuttur (dayalıdır).. (116) Maslahat İslâm Şeriatının gözettiği gayelerin ba- şında gelmektedir. Şeriatın gayeleri ise beş tanedir: Dini korumak, Nefsi korumak, Aklı korumak, Nesli korumak, Malı korumak.
Bunlardan devlet başkanının görevlerini, yetkile- rini uzun uzun açıklayan ve belirleyen anayasal pek çok madde çıkartılabilir. Bunlar devlet başkanının gö revleri ile ilgili olarak söyleyebileceğimiz genel bazı hususlardır. Yani devlet başkanının görevleri: İslam'ın hükümlerini uygulamak, gayelerini gerçekleştirmek ve her bakımdan kamu yararını gözetmekten ibaret- tir.
Bu genel ifadelere Kur'an ve Sünnetten, İslâm Hu kukundan bazı açıklıklar getirmek gerekirse, bunları aşağıdaki şekilde sırlamamız mümkün olur: Devlet başkanı olan halifenin görevlerini çıkarta-
bileceğimiz ayeti kerimeler az değildir. Kur'an-ı Kerim müminlere yer yüzünden fitnenin kaldırılması hede fini en uzak hedef olarak göstermiştir. (117) Yeryüzün de iktidar sahibi olan müminler, namazı kılmak, zeka. tı vermek, iyiliği emr etmek, kötülükten sakındırmak
(116) Mecelle, Md. 58: İbn Nüceym, age, 62. (117) el-Bakara: 2/191; el-Enfål 8/39.
142
Durum ile ilgili olarak bir nass bulunmadığına gö re, bu konuda yukarıda ileri sürülen görüşlerin tümü- nú kabul etmek veya birini İslam'dan uygun bir gerek. çe belirterek diğerlerine tercih etmek mümkündür. Konu ile ilgili olarak biz de şunları eklemek isti-
YanıtlaSilyoruz: Halifeyi belirli bir süre için seçmek ve ona ikinci
bir defa seçilme imkânı tanımak, kamuya zararlı ola- bilir. Şöyle ki: devlet başkanlığının oldukça geniş yet- kilerini kısmen de olsa, ikinci bir defa seçilmek ama- cıyla yatırım olarak kullanılabilir. Dolayısıyla bunu benimseyemiyoruz. Hayat boyu veya şartları taşıdıkça halifelikte kalmak üzere seçilmenin de bazı sakıncala- rını düşünmekte haklı görülebiliriz. O halde durum ne olacaktır? Halifelik, halktan alınan biat ile gerçekleşir. Biat
alınmadan bu makama geçmek imkanı yoktur. Hali- feliğin yetkileri, İslam'ın hükümleri ile sınırlıdır. Bu hükümlerden ayrılma, halife tarafından söz konusu olacak veya halife görevlerini yerine getiremeyecek bir duruma düşerse, daha önce biatte bulunmuş olan- ların biatlerini geri alma imkânları var olmalıdır. Bu ise yeni bir biate baş vurmakla mümkün olur. Böyle bir şeyin gereğini araştırıp buna karar verecek olan- lar da Ehlü'l-hall ve'l-Akd veya Şüră Meclisi'dir. Aynı kişiye tekrar biat edilecek olursa, halife olarak tekrar görevine devam edecektir. Bu konuda Şer'i bir gerek- çe bulunmadıkça ve bunlara bağlı somut deliller orta- ya konulmadıkça böyle bir kararın alınamayacağı. anayasanın hükümleri rasında yer almalıdır.
Biatın yenilenebilmesi ile ilgili görüşümüze delil olarak, Hz. Ebû Bekir'in halife seçildikten sonra : «Ben bu görevi kabul etmiyorum, başka birisine biat ediniz demesini ve buna karşılık başta Hz. Ali olmak üzere
148
Medine Mekke'den efdaldir. (Peygamberimizin bulunduğu mevki dünya üzerinde en faziletli yerdir.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Rafi İbni Hüdaye (r.a.)
Sayfa: 233 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Mü'min, Cennette evlad istediğinde, onun hamli, doğumu ve yaşı bir anda istediği şekilde olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 230 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Allah (z.c.hz.) tarafından hükümete isyan ve akraba ile alakayı kesmek gibi, cezası hem dünyada peşin olarak verilen, hem de ahirette ukubete layık bir iş yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
Sayfa: 381 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 28 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Haya örtüsünü atanı gıybet etmekten mes'uliyet yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 409 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
Allah Teala Bana şöyle vahyetti: "Ben Zekeriya oğlu Yahya (a.s.) sebebiyle yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Ve Senin kızının oğlu (Hz. Hüseyin r.a) sebebiyle ise yetmiş bin ve yetmiş bin kişiyi öldürürüm."
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 157 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Sana Allah'dan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için nurdur. Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah yolunda kınayanların kınamasından korkma. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama. Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 157 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde mahvoldular.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
Sayfa: 455 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
ÂHİRZAMAN FİTNELERİ
YanıtlaSilMURAT KAYA
ir müslüman ähiret selåmeti için B Allah ve Rasülu'nün haber verdi fitneleri öğrenmeli ve kendini onlardan muhafaza etmenin yolunu aramaldır. Huzeyfe bin Yemán (ca) jöyle anlatır:
-0, hayn bulandıran kirlilik ne dir?» dedim. Rasûlullah (s.a.v): -Bazı insanlar benim sünnetim-
den aynlarak başka bir yol tutacaklar ve benim getirdiğim hidayetten başka bir yol gösterici arayacaklar. Onlann yaptığı işlerin bir kısmını güzel görür sün bir kısmını da çirkinlə buyurdu.
-(Ya Rasülallah!) Bu hayır devrin- den sonra yine bir şer ve fesåd devri gelecek mi? dedim.
"Insanlar, Rasûlullah (sav) Efendi mize (geleceğe did) hayırı İşlerden sorarlardı. Ben de aksine, bana da dokunur diye korkarak vuků bulacak perlerden sorardim. Bu endişe ile bir keresinde
-Ya Rasülallah! Biz vaktiyle bir cahiliyet ve şer içindeydik. Sonra Allah bize su hayn (Islam') lütfetti. Acaba bu haye ve saadetten sonra tekrar bir şer gelecek mi?» diye sordum. Rasûlullah (sax)
-Evet gelecek buyurdu. Ben:
-0 şer ve fitneden sonra tekrar hayır gelecek mi?» dedim.
-Evet, fakat onun içinde biraz fesåd dumanı ve bulanıklığı olacak buyurdu
dersiniz?» dedim.
-(Ya Rasülallahl) O devre yetişir sem bana nasıl hareket etmemi emre
leesam cemaatinden ve anların dayet, başkanlarından ayrılmalama buyurdu.
du-Onlar bizim milletimizin insanla ndv, bizim dilimizle konuşurlar buyur du. Ben:
K-Ya Rasülallah! Onlan bize tarif edebilir misiniz?! dedim.
-Evet gelecektir. O devirde birta- lom davetpiler, insanlan cehennem ka- pilanna çağıracaklar. Her kim onların dövetine icabet ederse, onu cehenne. me atacaklar» buyurdu.
"Öyle bir zaman gelecek kiş helälden mi haramdan mı kazandğr aldırmayacak
Maalesef günümüzde bunu büyü oranda yaşıyoruz. İnsanlar en tehilel ve en büyük günahlardan biri olan fa bile normalleştirdiler. O kadar yang laştırdılar ki korunmak isteyenlere bie tozu bulaşıyor.
Bugün sonuna kadar yaşadığım
Allah Rasûlü'nün geleceğini habe verdiği en büyük fitne insanlarda heis haram hassasiyetinin kalmamasdr şöyle buyurmuştur.
-0 zaman mevcut firkalarn he sinden ayni (evine çekill) Velev ki bu aynima, bir ağaç kütüğünü smal kadar meşakkatli olsa bile, arti dilin gelinceye kadar tefrikayα γαλέαςτου buyurdu,
başkanı yoksa?» dedim. Ras (sav):
olaylarnde görmeye alışmadığın olaylar ve görmeye shakira "-Ya Rasûlallah! Bizden o günleri renlere ne emredersiniz?" diye sordular
-Onlanın bir cemaati ve devlet
diğer bir fitneyi Rasûlullah (sav) se haber vermişti: "-Benden sonra adam kayma
*-Yapmanız gereken vazifeleri yaparsınız, hakkınız olan şeyi de Allah'tan niyaz edersi
YanıtlaSilniz" buyurdu. Hak ve adalet duygusu İyice zayıfladığı İçin zayıflar hakkını alamıyor, İşini Allah'a ha-
våle ediyor. Ähirzaman fitnelerinden biri de dinin sa- thip dünyanın öne geçmesidir. Allah Rasûlü
(sav) bu konuda şöyle buyurmuşlardır:
"Salih ameller işlemekte acele ediniz. Zira yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi bir- takım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O za- manda insan, mü'min olarak sabahlar, kâfir olarak geceler, mü'min olarak geceler, köfir olarak sabahlar. Dinini küçük bir dünyalığa satar
"Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümid ediniz. Allah'a yemin ederim ki sizler için fa- kirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın si- zin de önünüze serilmesinden, onların dünya için yanıştıkları gibi sizin de yarışa girmeniz- den, dünyanın onları helők ettiği gibi sizi de helük etmesinden korkuyorum.
"Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle ka- pışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum."
Ähirzamanın en büyük fitnesi ümmetin bu hırs ve yarışı daha da ileri götürüp birbiri- ne düşerek kendi aralarında savaşmaları ve düşmanın yapamadığını kendi kendilerine
yapmalarıdır."
Bu dünya sevgisinin müslümanları ne håle getireceğini ise Rasûlullah (s.a.v) şöyle beyan etmiştir:
-Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirle rini sofralanna davet ettiği gibi birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları za- man yakındır!» Orada bulunanlardan biri: -O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu
durum başımıza gelecek?» diye sordu. Allah Rasûlü (sav): -Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız.
Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler duru- munda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıka racak ve sizin kalplerinize zaaji atacak!» bu- Yurdular.
-Zaaf da nedir ey Allah'ın Rasûlü?» de- nildi.
<-Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanma ma duygusu!>> buyurdular."
Sahâbe-i kirâmdan Muaz (ra) bu dönem de meydana gelecek bir kısım fitneleri ve ko runma yollarını şöyle bildirir:
"Ardınızda fitneler olacaktır. O zaman mal çoğalacak, Kur'ân açılacak, mü'min, münafik erkek, kadın, köle, hür, küçük, büyük herke sin elinde Kur'ân olacak. İçlerinden biri şöyle diyecek:
<<-Neden bana tabi olmuyorlar. Ben Kur'ân okuyorum, yine de kimse bana uy- madı. Ben onlara Kur'ân'dan başka bir şey uydurmadıkça bana tabi olmayacaklar.>>>
Böyle bir kimsenin uydurduklarına tabi
olmaktan sakının. Zira onun ortaya attıkları dalâlet ve sapıklıktır. Ben sizi hakim (bilgili ve hikmet ehli) kişilerin ayaklarının sürçme- sine karşı uyarıyorum. Çünkü şeytan hakim kimselerin diliyle dalalet ve sapıklığa dâvet edecektir. Münafık da bazen doğru söz söy leyecektir." Kendisine:
"-Hakim kimsenin yanlış söz söylediğini, münafığın da hakkı konuştuğunu nasıl bile- ceğiz?" diye sorulduğunda şöyle dedi:
"-Sen hakimin o şöhret kazanmış ve sana karışık gelen sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıltmasın. Kim bilir belki o bilgili kişi o sözlerinden döner. Sen duydu- ğunda hakkı kabul et. Çünkü hakkın üzerin- de nûr vardır."10
Bazı rivayetlere göre şu fitneler de o gün- lerde ortaya çıkacaktır:
-Namazın öldürülmesi, - Emânetin zâyi edilmesi,
Fäizin yenmesi,
- Yalanın helâl sayılması, - Kanların hafife alınması (adam öldürme- nin artması ve kätilden kısas alınmaması), - Binåları yükseltilmesi,
- Dünya karşılığında dinin satılması, - İpek elbisenin (erkekler arasında yaygın- laşması),
- Boşanmaların çoğalması,
- Ani ölümlerin artması,
- İftiraların artması,
- Yağmurun rahmet değil azap olması, Çocuğun asi olup anne-babasını öfke lendirmesi,
- Alçak insanların iyice artması, - Kerîm (güzel ahlaklı) insanların azalması, - İdarecilerin devlet malını çalması,
165
YanıtlaSilve devam etti:
Em bil-ma'ruf ve nehy ani'l- münkeri terkettiğiniz zaman haliniz nice olacak?" diye sordu. Yanındakiler hayretle: -Ya Rasülallah, bu olacak mı?" de-
diler. "Evet, hatta daha beteril" buyur dular ve devam ettiler:
"Ma'rufu münker, münkeri de maruf olarak gördüğünüz zaman
hůliniz nice olacak? Süfyan es-Sevri (ra) o günlerde in- sanın hälini resmeden şu sözü nakle-
der.
"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki o zaman kalpler ölür, bedenlier Yaşar
Gerçekten bugün insanlar beden- lerini süslemek ve bakımını yapmak
İçin büyük Globalik paralar hararken kalplerini ammıyorlar. Halbuki bedenin sıhhatine bulması için çalışmak gerekir.
Mushaflam süslenmesi, -Camilere resimler konulması (veya angelip her yere asimas), resimleren Loanimas (bununla Övünülmesi
Yain ayak, pplak insanlann salta
nat sahibi olmalan, Eneidern kadınlara, kadınlann er bellere benzemesi,
-Dini bir maksat olmaksızın fikih öğ renimesi,
Ahiret ameliyle dünya menfaati eide etmeye çalışmak,
Zekâtın ağır bir borç olarak telakki edilmesi,
Şarkı kadınları ve çalgı iletlerinin revaç bulmas,
puilerin yollarda ipilmes Kur'an'ın müsaki äleti gibi görülme si (sadece ingannisiyle meşgul olun
matkadan gelenleri nin önceki nesillere länet etmesi,
rigindan, yere geçirilmekten, süret değişikliğinden (hayvan süretine çev rilmekten ve büyúk alametlerden (veya Allah'ın azametini gösteren bü Yik olaylardan) salonsardar
Kıyametin alametlerinden biri de erkeklerin erkeklerle, kadınların kadın larla yetirmesidir
Rasúlullah (sav) bir gün:
-Gençlerinizin foka düştüğü, ko dinonnan ağı zaman håliniz nice clacak ey insanlar?" diye sormuştu. tanndaler hayretle "Allah'in böyle bir şey
Bu fitneler esnasında çekilen dıraplar āsīler için ceză olurken mü'minler için günahlarına kerta Rasûlullah (s.a.v) bunu da şöyle habe
vermiştir:
"Benim bu ümmetim rahimez mazhar olmuş bir ümmettir (ümme merhümedir). Ahirette azába mõnz kalmayacaktır. Onların azabı fitrele zelzeleler, birbirini öldürmeler ve sin tılar şeklinde dünyada olacaktır
Mü'minlerin hata ve günahlan dünyada çektikleri mihneti hastalıklar ve belalarla mağfint edilir. Bugün müslümanların başna gelen büyük sıkıntılara baktıkça bu
hadis-i şerifi hatırlamamak mümkün değildir. Ancak müslümanlar bura güvenerek kendini bırakmamal gereken tedbirleri almali güçlü olmalıdır. Zira güçlü müslüman Bulunurminden daha hayri ve Ah katında daha sevimlidir.
upane Rasolullah (sav) söyle buyur. Dipnotlar: 1) Buhart, Menaich, 25, M muşlardır: "Dünyaya alçak oğlu alcakların hộ kim olması yakındır
Böyle bir devirde dünya bela yu- mağa haline gelir, Gücü yeten zayıfları ezer, insanlar ölümü arar hale gelirler. Rasûlullah (s.avi bunu söyle ifade et. miştir
İmare, 51, 52. 2) Buhâri, Büyü 7. 3) 150 Dâvûd, Büyü' 3/3331: Nesā, Büyü, 2/4452 4 Buhâri, Fiten 2, Müslim, İmåre 45.5) Mis Imån 186. 6) Buhârl, Rikák, 7; Müslim, d 6. 7) Müslim, Fedail 31. 8) Müslim Fiten 19, 20; Tirmizi, Fiten, 14/2176, Ebů Dávid Fiten, 1/4252. 9) Ebû David Mell 5/4297: Ahmed b. Hanbel, el-Misnet X 278.10) Ebû Dâvud. Sünnet 6/461111)EN Nuaym, Hilye, III, 358-359. Mu'cemu'l-Kebir, 10/228; Heysem VIL 322 323, 13) Heysemi, 12) Taberán e 281. 14) Ebû Nuaym, Hilver-end 7/82 VIL 280
olacak mi?" delet Evet, hatto daha beteri buyurdu leten din değil, bela olacaktır 12-ALTISCAEN
Ebû Dâvûd, Fiten, 7/4278.
"Nefsim kudret elinde olan Allah'a icinde ben alsaydım demedikce kiya 15) Ahmed b. Hanbel, e/-Müsned, V, 430.16 met kopmaz. Halbuki bu sözü ona söy Buhart, Fiten, 22: Müslim, Fiten, 53-5477 yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak Keşke bu kabrin
RABBİMİZ KUR'AN-
YanıtlaSilKERIN DE TEVRATIN
INDİRİLİŞİNİN
ÜZERİNDEN 2000
YILA YAKIN SIR
ZAMAN GEÇTİKTEN
SONRA ALLAHIN
TEVRAT TAKI
HÜKMÜNÜ
YERİNE BAŞKA
HÜKÜMLER İHDAS
EDEN YAHUDİLERİ
BIRAKIP DA ONUN
KAFİRLER ZALİMLER VE NITELER, KUR'AN IN NÜZULÜNDEN BUGÜNE HENÜZ 1400 YIL GEÇMESINE FASIKLAR OLARAK RAĞMEN KUR'AN-I
KERIM IN BAZI
AYETLERİNİN
BUGÜNE HITAP ETMEDIĞINI
SÖYLEYENLER NASIL
BİR TEHLIKEYE
KENDİLERİNİ
DUÇAR ETTİKLERİN
GÖRMELİDİRLER
ISSN: 1302-5317
YanıtlaSilALTINOLUK
10 7/12
Kum yâ Seyyide'l-Verâ kad kâmeti'l-kıyâme (Ey Älemlerin Efendisi Kalk, Başımıza Kıyamet Kopuyor)
KIYAMETİN GÖLGESİNDE YAŞAMAK
Eylül 2024/Safer 1446 www.altinoluk.com Sayı: 463 130.00%
1
Prof. Dr. İbrahim CANAN
YanıtlaSilHADİS ANSİKLOPEDİSİ
KÜTÜB-İ SİTTE
15. CİLT
AKCAG
Allah ( z.c.hz)'ne tevbekar gençten daha sevgili, isyanda devam eden ihtiyardan daha menhus ve sevaplar içinde de Cuma günü ve gecesinde yapılandan sevgili, günahlar içinde de yine Cuma günü ve gecesinde işlenilenden daha menfuru yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Selman (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
dülkadir Geylani
YanıtlaSil341
Bunun daha açık manasını, şu ayet-i kerimede buluruz:
"Allah, kabirdekileri diriltecektir. "106
6- 'Barr' manasına gelir ki, şu demektir: Yerin derinliğinden, ta arşa adar bütün mümin kullarına iyilik eder. Bunun delilini, şu ayet-i kerime de
buluruz:
İyiliği ve ihsanı bol merhametlidir. "107
"Sin" Harfinin Yorumu Beş Türlüdür
1- 'Semi' manasını ifade eder ki, şu manaya gelir: Allah (cc), yerin altından ta, arşa kadar olan tüm yarattıklaının seslerini duyar.
Bunun daha açık manası, şu ayet-i kerimede vardır:
"Onlar, öyle mi sanıyor ki, gizlice, fısıltı halinde konuştuklarını
biz duymuyoruz."108
2- 'Seyyid' manasını ifade eder. Açıklaması şudur: Yüce Allah her şe- yin sahibi ve efendisidir. Onun bu efendiliği ve sahipliği, arştan başlar; yerin derinliklerine kadar kim varsa, hepsinin üzerinde geçerlidir. Onun hiç kimseye ihtiyacı yoktur; yarattıklarının hepsi de O'na muhtaçtır.
Bu manada, Allah (cc) İhlas Sûresi'nde şöyle buyurdu: "
Allah Samed'dir..."109
Yani, hiç kimseye ihtiyacı yoktur.
3- 'Seri' manasına gelir. Şu demektir. Allah kullanının hesabını çabuk görür. Yerin derinliğinden, arşa kadar kim varsa, hepsinin hesabını tezce bitirir.
Bu manada, şu ayet-i kerime vardır:
ifade eder. Şu manaya gelir: Allah (cc), yerin de Mirliğinden itibaren anasına kadar yaratıklarının tümünü zulmetten selamete pikarandır.
Hac Süresi, 7
"Allah, hesabını çabuk yapandır. "110 4- 'Selâm' manasını
Tur Süresi, 28
100
Zuhruf Süresi, 80. thias Süresi, 2.
Nur Süresi, 39.
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSil345
"Leh" başından ikinci "Lam"ı da kaldırdığımız zaman, "H" kalır. "Hu" our (0, 'manasını taşır.)
Bu Yiice Allah ismi üzerinde, dil bilginleri, değişik görüş ileri sürdüler. Bunlardan Nadr b. Şümeyl'in görüşünü anlatalım. Dermiştir ki: "Bu isim, "Teellüh" kökünden gelmektedir ve şu manayı ifade eder: Bir şey adet edinip ibadet haline getirmek."
Anlatılan manadan şöyle den'r:
"Falanün, elehe ilheten..." Yani, falan kimse, bir ibadet meydana
getirdi
Bir başka zümre dahi, şöyle demiştir:
Bu, "Eleh" (veya "llah") kökünden gelmektedir ki, itimat manasını taşır.
Bu manadan olanlara şöyle denir:
"Elehet (Elehte) ilä fülanin elehen (veya ilahen)..." Yani, falan kimseye dayandı sığındı ve ona itimat etti. (Yahut ettin.)
Bunun daha açık manası şu demeye gelir:
Halk sızlanıp bir yere sığınır. O sığındıkdan makama tazarru edip yalva mrlar Bilhassa tehlikeli hadiselerde ve muhtaç bulundukları bir şeyde... O sığındıklan makan dahi, onlann ilâhı olur, kendilerini korur.
İşte, üstte anlatılan mana icabı olarak, Yüce Allah için, "İlah" tabiri kullanıldı. Nitekim kendisi ile işin bitmesi ve tamama ermesi olan kimseye de"Imam" tabiri kullanılır. Şöyle dendiği
de olur: "Ellbadü müellihune ileyhi..." (Yani, menfaat ve mazarrat işlerinde halk ona mecburen yönelirler.)
Tıpkı haline mağlup olup zorda kalan kimse gibi.
Ebu Amr b. Ala, " ilah" manası üzerine şöyle dedi:
"O, kendisine karşı leh düştüğün şeydir." Yani, hakkında şaşıp kaldığın ve bir türlü ona yol bulamadığın zat.
Östteki cümleleri manalandınp Yüce Halk'a verdiğimiz zaman şu mana
plan: Alkllann, O'nun sıfatının ve azametinin özünü bulmakla şaşıp kadığı, keyfiyetini kavramaktan yana aciz kaldığı zat. Ve bu zat lahir Böyle (dlah) söylenir. Nitekim mektup için "Kitap denir. Mahsup için dahi, "Hisap" denir.
348
YanıtlaSilCAMHERI IMAR
Dua edilirken şöyle denmiştir.
Gunyet'üt-Talibin
ahiretin Rahimi
.)
"Ya Rahman'ück Dünya ya Rahim'ül-Ahire." (Ey dünyanın Rahmanı ve
Dahhak (ra) şöyle dedi
"Rahman," sema ehline mahsustur. Şöyle ki: Onları semaya yerleştirdi, Itaat vazifesini onlara verdi; kendilerinden afetleri aldı, kendilerinden tamah
ve yersiz lezzetleri aldı. "Rahim" ise yer ehline mahsustur. Şöyle ki: Onlara peygamberler yolladı, gelen peygamberler de kitaplar getirdi.
İkrime şöyle anlattı: "Rahman" derken, bir "rahmet manası ifade eder. Ama "Rahim" dendiği zaman, yüz "rahmet" manası ifade eder.
Ebu Hüreyre (ra), Resülullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğunu an- lattı:
"Aziz Celil Allah'ın yüz rahmeti vardır. Bu yüz rahmetten birini yeryüzüne gönderdi ve onu halkı arasın da pay etti. Aralarındaki şefkat ve merhamet duygusu o bir rahmetin eseridir. Kalan doksan dokuz ta
neyi de zatı için saklamıştır, kıyamet günü onlarla kullarına rahmetini yağdıracaktır. "129 Bir başka rivayette ise Resülullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir "Allah (cc), dünyadaki bu bir rahmeti de, kıyamet günü doksan dokuza ekledikten sonra, kullarına öyle rahmetini yağdıracaktır."
Şöyle anlatıldı
"Rahman" odur ki, kendisinden bir şey istendiği zaman verir. , kendisinden bir şey istenmez ise, öfkelenir, kızar...
"Rahim" de odur ki Ebu Hüreyre (ra) yolu ile gelen bir rivayette, Resûlullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edildi:
ker Bir kimse, Allah'tan (c) bir dilekte bulunmaz ise, Allah (cc) ona gazap eder. "130
Bir şair şöyle dedi:
Kendisinden istekler terk edildiğinde Allah (cc) kızar Müslim, Teobe, 19, Beyhaki 4293, Ahmed b. Hanbel, 526.
130 Ahmed b. Hanbel, 2/442.
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSil351
"Bismillah"; O, nurlan nur eden Zatır. "Bismillah" ile O, iyilere ikram eden Yüce Zattır.
"Bismillah"; O, kaderi takdir eden, kalpleri ve basiretleri nurlandırandır. "Bismillah"; O, seher vakitlerinde iyi zatların kalplerine tecelli eder.
"Bismillah"; O, âşıklara sırlan öğretti. Sonra onlan nurlarla aydınlattı, sırlarını sevenlere tevdi etti. Onları, tehlikelerden korudu; yabancılara bağlanmaktan abkoydu. Bu halde, onlardan; ağırlığı, yükü, hataları ve günahlan sildi O Yüce Zat ki, ta ezelden beri ihsan etmek ve fazilet vermekle sıfatlan- mıştır, istiğfar edenlerin de günahlarını bağışlar.
Daima, "Bismillah" diye oku. O öyle bir isimdir ki, ırmaklar onunla akar; ağaçlar onunla biter.
O öyle Yüce Zatın ismidir ki, kullardan itaat ehli kimselerin itaati ile beldeleri mamur eyler.
Beldelerin, dağlar gibi sütunları vardır. Yer, onlar sayesinde üzerinde olanlara beşik gibi yayılmıştır. İşte bunlan yapan o ismin sahibidir. Bu yerin dağlar gibi sahipleri "Hayırlı Kırklar" olup, Abdallar ara-
sından seçilmiştir. Bunlar, Yüce Rabbi ortaklan ve benzeri bulunmaktan daima tenzih ederler, Onlar, dünyada iken sultandırlar, âhirette ise kullara şefaatçi olacaklardır.
Besmele'nin Diğer Faziletleri
Allah (cc) onlan, âleme fayda, kullara rahmet için yaratmıştır
"Bismillah" ile gönüllere nur dolar.
"Bismillah" ile tüm işler düzene girer.
"Bismillah", zikredenlere bir azık, güçlülere izzet, zayıflara sığınak, seven- lere nur, âşıklara sevinçtir. "Bismillah" ile ruhlar rahata kavuşur. "Bismillah" ile bedenler necat bulur.
"Bismillah", Allah'a ulaşanların kandilidir. "Bismillah", âşıkların şarkısıdır.
"Bismillah", Allah'a güvenenlerin başında bir taştır.
Bismillah", dilediği kulu aziz eden, dilediği kulu da zelil eden bir Zatın adıdır
354
YanıtlaSil"SİN", ibadet edenlerin secdesine işarettir.
Gunyet'üt-Talibin
"MİM", günahkarların mazeretine işarettir.
Şöyle anlatılmıştır: "Allahı", belâyı kaldııp rahatlık kapısını açandır. "Rah man", karşılıksız İhsanlar edendir. "Rahim", hataları bağışlayandır. Şöyle mana verildiği de olmuştur: "Allah", irfan sahipleri içindir. "Rah- man", Ibadet edenler içindir. "Rahim", günahkarlar içindir.
Şöyle anlatılmıştır:
"Allah" öyle Yüce Zattır ki, sizi yaratandır; hem de en güzel bir şe kilde.
"Rahman", sizin nzkınızı verendir. Çünkü O, nzık verenlerin en hayır- lısıdır.
"Rahim", öyle bir Zattır ki, sizi bağışlar. Zira O, bağışlayanların hayırlı sıdır.
Denilmiştir ki: "Allah", nimetleri ile kullarını süsleyendir. "Rahman Rahim", keremi ile cömertliği ile kullanını doyurandır.
Şöyle bir mana da verilmiştir: "Allah", bizi ana karınlarından çıkardı. (Yoktan var etti.) "Rahman", bizi kabirlerden çıkardı. "Rahim" ise bizi zul- metten riura ulaştırandır.
Besmele'nin Duası
Şeytana muhalefet edene, isyandan uzak durana, cehennem ateşinden kendini koruyana, iyiliği artımp Rahman olan Allah'ın zikrini çoğaltana Allah (cc) merhamet eylesin. "Bismillah" şöyle der: "
Allah'a güvenen kimseye, Allah'a yönelene, Allah rahmet eylesin!" " der ki: "
Bismillah" şöyle diler: "Dünyaya karşı zahit olana, âhirete karşı " hevesli bulunana, eziyetlere sabredene, nimetlere sükredene Mevlâ'nın zikri ile meşgul olana "Bismillah
danna kanaat edene, hic ölmeyen "Havu" zatın zikrini
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSil353
Allah adı öyle bir kelimedir ki, "Kudret"le "Rahmet'i bir araya getirmiştir. Kudret, itaat edenlerin itaatini toplar; rahmet ise günahkârlaıı günalılarını siler
Besmelenin Sonuçları
"Bismillah" diyerek okumaya bak. Bu durumda sanki Allah (cc), bana
şöyle der gibidir:
"İtaat yolunu bulanlar, benimle buldular. Sonra itaat nurunu bulup ayan
haline geçtiler. Sonra, ayan halinden de geçip beyan haline ulaştılar." Anlatılan hale eren bir kimsenin kalbi, sırların kabı, din ilimlerinin de yatağıdır. Bir kimse, sevdiğine kavuşunca, artık, uzun uzun yürümekten kurtulur.
Bir kimse, görme haline kavuşunca, artık onun habere ihtiyacı olmaz. Bir kimse, Samed olan Allah'a ulaştı mı, yorulmaktan kurtulur. Bir kimse, arkadaşına kavuştu mu, ayılıktan kurtulur.
Bir kimse, aradığı büyük Zata erince, vecde ihtiyacı kalmaz.
Bir kimse, Yüce Allah'a kavuşunca, artık onun için bedbahtlık yoktur.
Besmele Harfleri
Daima "Bismillah" diye oku. Ondaki harfler sırası ile şu manayı taşırlar: "BA", "Bari" ismine işaret olup manası, "mahlükatı var eden "dir.
"SİN", "Settar" ismine işaret olup manası, "hatalan örten"dir.
"MİM", "Mennan" ismine işaret olup manası, "karşılıksız ihsanlarını yağdırandır.
" BA", çoluk çocuktan beridir.
Denilmiştir ki: Besmeledeki harflerin manalan sırası ile şöyledir:
" " SİN", "Sem'i", yani bütün sesleri duyar.
MİM", edilen dualan kabul eder.
myorum. Iciriniz ben de size içiriyorum. Bana bakınız, sizin için var olan Şu manayı anlatığı da söylenmiştir: Yedıriniz, ben de sizi yedirip doan benim. "Besmele"
harflerinin şöyle manalandırıldığı da olmuştur. "BA", tevbekârlaın ağlamasına İşarettir.
Cam- ussağır
YanıtlaSil70
CEVAP: Mümkündır. İşte bunlardan bazı örnekler: a) Suyun akıcılığı, taşın sertliği, ateşin yakıcılığı gibi bütün
eşyaların hususiyetleri bu takdirin neticesidir. b) Varlık aleminde bulunan yer çekimi rüzgârın meydana gelmesi, ısınan maddelerin belli bir kanuna göre genişle mesi gibi bütün tabii kanunlar bu ezeli takdire bağlıdır. c) Hayvanlarda görülen içgüdüler: Ördeklerin yüzmesi, kuş
maktadır. : KADERE KARŞI GELMEK MÜMKÜN MÜDÜR? SORU
ların uçması, Arının bal yapması Allah'ın takdiri ile 아 CEVAP: Käinatta en küçük parça olan atomdan tutun da güneşe
en büyük varlıklara varıncaya kadar her şeyin hareketi ve onlarda meydana gelecek değişiklikler, ilahi takdirle tesbit edilmiştir. Hiç bir var- ign bu takdire en ufak bir şekide karşı gelmesi mümkün değildir. Her varlık kendisi için ne takdir edildi ise tamamen ona uygun durumda ol- nağa mecburdur. De ki her şey kendi yaratılışı üzere hareket eder.. (ars: 84) ayeti ile ve Güneş de kendine tayin edilen karargahta (mah mike) seyr ve cereyan etmektedir. Bu Aziz ve Alim (herşeye galip, her yi bilen) Allah'ın takdiridir.» (Yasin: 38) ayetleri bu hususu anlatır-
SORU: INSANIN KADER BAKIMINDAN DİĞER YARATIKLAR
CEVAP: Insanın diğer yaratılmışlar arasındaki müstesna yeri ve pupuklarımdan sorumlu olma durumu onu takdir bakımından da diğer ya ratılmışlardan ayırmaktadır.
SORU: INSANIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETMESİNDE BİR BOLE VAR MIDIR? CEVAP: Insan diğer yaratılmışların tabi olduğu (mecbur kilan bir
DAN FARKI VAR MIDIR?
kader) yerine, iradesine bağlı olarak yürüyen bir kaderi vardır. Şayet in- iradeye bağlı olan işlerinde de kaderin mecbur kılan bir bükmü ce nya etseydi o zaman insandan, diğer varlıklarım hiç birinden istenmemiy yüze vazifelerin bir tanesini bile istemek adslet a dayısına uymaadı Bundan dolayı diyorubik, lasan: iradeye bağlı olan işleminde kaderini ken- di tayin edayı diyoruz k. Insan; irgede lle isterse iyilik tarafımı, isterse fe tarafını seger kendi bileyen kötüye sevkedilmediği gibi, fenayı iste- Ta de Afimi seger, iyiyi isteyen
kötüğramadan iyiyevkedinKLA Salah'in hususi bir ikramına ELLERDE NE YAPACAKLARINI LIP EVVELCE YAZMIŞ MIDIR?
۳۱۲ - إِذَا اَذْنَ الْمُؤَذِّنُ فَهُوَ عَمُودُ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ وَإِذَا تَقَدَّمَ الْإِمَامُ فَهُوَ نُورُ اللَّهِ وَإِذَا اسْتَوَتِ الصُّفُوفُ فَهِيَ أَرْكَانُ اللَّهِ فَبَادِرُوا إِلَى عَمُودِ اللَّهِ وَاقْتَبِسُوا
YanıtlaSilمِنْ نُور الله وَكُونُوا أَرْكَانَ اللهُ فِي الأَرْضِ (ابن النجار عن ابن عباس)
312- Müezzinin okuduğu ezan ki, o Allah'ın amududur. (Zira ezan okunan beldeye gazabı ilahiyye gelmez). İmam öne geçtiği zaman, o Allah'ın nurudur. Safların düzgün olarak düzenlenmesi ki, bu Allah'ın rükünleridir. Öyleyse Allah'ın amuduna koşunuz. Allah'ın nurundan iktibas ediniz ki, yeryüzünde Allah'ın rükünlerinden olasınız.
۳۱۳ - إِذَا أَذْنَ الْمُؤَذِّنُ خَرَجَ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسْجِدِ لَهُ حُصَاصِ فَإِذَا سَكَتَ الْمُؤَذِّنُ رَجَعَ فَإِذَا أَقَامَ الْمُؤَذِّنُ خَرَجَ مِنَ الْمَسْجِدِ وَلَهُ ضُرَاطٌ فَإِذَا سَكَتَ رَجَعَ حَتَّى يَأْتِيَ الْمَرْأُ الْمُسْلِمُ فِي صَلَوتِهِ فَيَدْخُلُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ نَفْسِهِ لَا يَدْرِي أَزَادَ فِي صَلَوتِهِ أَوْ نَقَصَ فَإِذَا أَوْجَدَ ذَلِكَ أَحَدُكُمْ فَلْيَسْجُدْ سَجْدَتَيْنِ
وَهُوَ جَالِسٌ قَبْلَ أَنْ يُسَلَّمَ ثُمَّ يُسَلِّمْ (ق عن أبي هريرة)
313- Müezzin ezan okuduğu zaman, şeytan mescitten şiddetle uzaklaşır. Müezzin (ezanı bitirip) susunca tekrar gelir. Müezzin kâmet getirmeye başladığında şeytan mescitten yellenerek çıkar ve (müezzin kâmeti) bitirince tekrar dönüp gelir. Namazda müslüman kişinin, nefsiyle arasına girer (vesvese verip durur). Namazı fazla mı kıldı, yoksa eksik mi kıldı diye tereddüde düşer. Kim böyle bir şeyle karşılaşırsa, selam vermeden oturduğu yerde iki (sehv secdesi olarak) secde etsin. Sonra selam versin.
٣١٤ - إِذَا أَرَادَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِعَبْدِ خَيْرًا اسْتَعْمَلَهُ قِيلَ مَا اسْتَعْمَلَهُ قَالَ يَهْدِيهِ إِلَى الْعَمَلِ الصَّالِحِ قَبْلَ مَوْتِهِ ثُمَّ يَقْبُضُهُ عَلَى ذَلِكَ (حم عن عمــو بـــن
الحمق)
314- Allah Azze ve Celle bir kula hayrı murad etti mi, onun iyi amel yapmasını ister. "Bu ne demektir?" denildi. "Ölmeden önce onu amel-i salihe muvaffak kılar. Sonra ruhunu kabzeder."
87
606
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 112-113
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11
بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06
İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
Ravi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis