Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET 301
Tehzibüttehzib'de bildirildiğine göre Zühri, büyük bir azm ile
Hadis ve Sünnet' toplamağa koyuldu. Medine'deki Ensarın evlerini birer birer dolaştı. Kadın erkek, genç ihtiyar herkesle görüştü.
Hatta, perde arkasında uzlete çekilmiş olanları bile, dinledi.
Salih b. Keysan (Vefatı: 140 dan sonradır) «Ben ve Zührl, bir araya geldik. (Sünnetleri, yazalım.) dedik.
Peygamber Aleyhisselâm'dan, bize ne gelip erişmişse, hepsini yazdık.
Sonra, Sahâbe'den gelenleri de, yazdık.
Çünki, onlar da, Sünnet idi.
Ben (O, Sünnet'e dâhil değildir. Onu, yazmayalım?) dedim.
Onları, O yazdı. Ben, yazmadım.
Fakat, O, kazandı, ben, gayb ettim! demiştir. (215)
Zühri'nin yazdığı Defterler, o kadar çoktu ki, Halife Velld b. Ye-zid, öldürüldüğü zaman, onlar, ancak, hayvanların sırtlarında taşı-nabilmişti. (216)
Medine Kadılığında bulunmuş olan Said b. İbrahim der ki «Ömer
b . Abdulaziz, Sünnetleri toplamayı bize emr etti.
Biz de, onu, Defter Defter yazdık.
Sultan da, hükmü altında bulunan her yere bir Defter gönder-di.» (217)
Leys b. Sa'd, Ebüzzinad (Vefatı: 131) hakkında Fıkıh, Şiir, ve såir ilim dalları tâliplerinden (Üç yüz)ünün, onun arkasını takip et-tiğini gördüm.» demiştir. (Zehebî-Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 135)
*
Zühri'yi tâkib eden devirde aşağıda isimleri anılan zatlar, Ha-dis ve Sünnet'i tedvine koyuldular:
1) Yemen'de Hemmâm b. Münebbih (Vefatı: 132) (218)
Mâmer b. Râşid (Vefatı: 153) (219) 2)
Abdurrezzak b. Hemmâm (Vefatı: 211) 3)'
216) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 389, Zehebi Tezkiretülhufíaz c. 1, s. 112
بوک فارسو جو سماد فى عظمت الهدفى اظهار بنك كون قوه قوه طاغاری خرداد ما وبك فوق غريب وعجيب تيلرك شكللرنن و میانکہ ماضی، سیاه، ترمزی بو به او له بوا یا موم يعيناريني اكد إن بلوط قافله الدين ايارى مورد نظر حكمته تقديم بين اشتہ ہو انکی عالم آرا سندھ کی خالی مشابهندن طولاني بالخاصة باز موسمندہ کی بالو والی عمار قافله لرینه با پیلان نهار طرفندن طاغيره، كمياره بوستاناره دره لره دوه و السلوان
نظر بلاغتده يك كوزل كورونور.
بناء عليه، عالم علوی ايله عالم سفلی آراسنده کی و طول مساله با وطار اللہ کا غلر آراستنده کی مشابهة و مناسبته بناءً ( وَيُنزِلُ مِنَ السَّماءِ مِنْ جِبَالٍ فِيهَا مِنْ بَرد) آيت كريم سلام معماری بلیغانه ی طا غالون بونگنده، طولونك ، نکنده بولونانہ سمادہ کی بلوطار دن یا غمور لری انری
اید میورز، ديمكدر
بو گوزل و بلاغتجه مقبول، عقل و منطقه مطابق معنا طور در کنه، آيتان ظاهرينه با بیشود. بهر یوز سنه لك مسافر دن ایک دقیقه کوه به زمانه ظرفنده یا غموری چرم سمادن پریوزید البندير من کی سقط به معنایه ذاهب اولعه، کار عقل دیگلور هم حکمت و اقتصاد و عدم
عبثيت، بویا گلیسن ذهابی رواید.
يو طيب امرك كيجه سنك فور فوج اولد يعني كوستر من الجون ذكر ايد يان ( فيه ظلمات) ده كى (فيه) لك تقدیمی، او مصيبت الى ليجه نك شدت ظلامستندن دهشت الا نارجه، کو یا چومه کچه لون ظلمت لری طويلانوب، أو كيجرنك ظلمتنه انضمام ايمن اولد قلمين الشاء تدر.
[ سؤال ؟ ) (فیه) ده کی میرن (صباه راجع او لندن، با عمون ظرف، ظلمتك مظروف اول یعی آغلا شاید. حالو که قضیه معلومه در یا غمور ظلمتك ایچنده در.
الجواب ] يا غمورك كثرتندن دهشت الان يولجيارك ظنيله، گویا شو بو شامه یا غمور ایله طولو بر حوضدر. و او ظلمتك ذره لری ده او با غمورن قطر پری آراسته طاغير المشدد. ایشته بویله بر ظنه بناء، یا غمور ظرف، ظلمت مظروف او لا سلي.
what etmek to, koca koca dağları, tepeleri, deven Buna kara ceve i sema dahi, azameti lahiyeye ve pek çok parib ve actly seylerin sekillerini ve sanki beyaz, siyah, kırmızı boyalarla boудниц pamuk yığınları andıran bulut kafilelerimi ileri sürer. Nazar hikmete takdhu eder
dolayı, bilhassa yaz mevsimindeki bulutlar, Avablar Iste bu iki alem arasındakı hayali müsabehetten tarafından dağlara, gemilere, bostanlara, derelete, deve kafilelerine yapılan tesbihler, üslüblar, nazarı belägatte pek güzel görünür.
Bindenaleyh, âlem-i ulvi ile alem-i süfli arasındaki ve dolayısıyla bulutlar ile dağlar arasındaki müşábehet ve münasebete binden
ديزلين الشفاء من جبال فيها من برق ayet-i kerimesinin ma'na y beliğänesi, "Dağlarım büyüklüğünde, dolunun renginde bulunan semadaki bulutlardan yağmurları inzál ediyoruz" demektir.
Bu güzel ve belägatçe makbül, akıl ve mantığa mutabık ma'nå dururken, âyetin zähirine yapışıp, 'beş yüz senelik mesafeden iki dakikalık bir zaman zarfında yağmuru cirm-i semådan yeryüzüne indirmek gibi sakat bir ma'naya zahib olmak, kârı akıl değildir. Hem hikmet ve iktisad ve adem-i abesiyet, bu yanlış zehabı reddeder.
Yolcuların gecesinin korkunç olduğunu göstermek için zikredilen بير لملماة deki بير nin takdimi, o musibetli gecenin şiddet-i zulmetinden dehşet alanlarca, güya çok gecelerin zulmetleri toplamp, o gecenin zulmetine inzimâm etmiş olduklarına işarettir.
Sual: بيه 'deki zamirin'e raci olmasından, yağmurun zarf, zulmetin mazrûf olduğu anlaşılır. Halbuki kaziye makûsedir. Yağmur zulmetin içindedir.
Elcevab: Yağmurun kesretinden dehşet alan
yolcuların zanıyla, güya şu boşluk yağmur ile dolu bir havuzdur. Ve o zulmetin zerreleri de o yağmurun katreleri arasına dağılmıştır. İşte böyle bir zanna binȧen, yağmur zarf, zulmet mazrüf olabilir.
Haksızlık karşısında şiddete başvurma veya pasito kınma yerine sivil itaatsizlik olan aktif sabri önermiştir
"Muhabbete en layık sıfat muhabbettir. Husumete en layk sifat husumettir" diyerek insanlar arasında kavga yerine barns. çıl yaklaşımları teşvik etmiştir.
Psikolojinin Bugünü
İnsan ruhunun derinliklerini ve zenginliğini tanıma çabası insanin var oluşundan beri vardır ve var olmaya devam ede. cektir. Psikiyatri ve psikoloji insanı ele alan diğer bilim dalla. rindan farklı olarak ruh ve beden ilişkisinin getirdiği çelişkiye çözüm aramak zorunda kalmıştır. Son yıllarda doğa ve genetik bilimindeki gelişmeler fizyolojik psikolojinin beyin işlevlerinin neler olduğunun daha fazla bilinebilir olması insanı etkilemek isteyenlerin çok dikkatini çekmiştir. İnsan beyni nöron denilen hücrelerden oluşur. Bilgisayarlar silikonlardan oluşur. "Bir mo-del geliştirerek beyindeki bilgileri bilgisayara, bilgisayardaki bilgileri beyne nakledebilir miyiz?" sorusu hayal olmaktan çık-tı. İnsan beynine mikroçip koysak onu yönlendirebilir miyiz? Bir ilaç versek onun davranışlarını değiştirebilir miyiz? sorula-rı akademik araştırma konularıdır.
Gelecek Bilimi
Bilim dünyasının yeni projesi "Beyin projesidir." Genom pro-jesi tamamlandı ve evrenin sırları konusunda önemli bir adım atıldı. Beyin projesi için 30 yıllık bir süre belirlendi. "Nasıl dü-şünüyoruz" sorusuna cevap vermek insanlığın sırlarının anla-şılmasında önemli bir hedef olmuştur.
"World Future Society" (Dünya Gelecek Derneği) öğrenme-nin gelişmesi, okul eğitimi ve onunla yakından ilişkisi olan IQ zekası konusunda ilginç görüşler öne sürmektedir.
1- Şimdiye kadar yapılmış en büyük makine olan "inter-net" giderek büyüyecek ve önem kazanacaktır.
2- Beden gücünün yerini mekanik makineler aldı. Bilgisa-yarlarda zihinsel çalışmaların yükünü azaltacaktır.
3- Bilgi teknolojisi dünyanın her yerine yayılacak, aletle-ri küçülecek, herkes taşıyabilecek. Hatta bedeninize yerleştiri-lebilecektir. Ürünleri tanıtmak için bedava bile verilecektir.
4-Dünya kültürü oluşacak, kültür ve dillerin çoğu yok ola-caktır. Bu, beklenmedik olaylara ve tehlikelere neden olabilecektir.
Br Kugilman1 cennet gençleri (bak Kur'a zamanda 52:24) 2. gençler 3.erkek köleler
sonra kendisi dersler vermeye basladı. rucusu olduğu Kadiri tarikatı kısa İslam ülkelerine yayıldı. Çeşitli eserleri ara-sında "Fütuh-ul Gayb" (Gaybin Açılışları) ün lüdür. Bagdatta vefat etmiştir. (hic. 561, mi. 1166)
gibta غبطه : imrenme, başkasında bulunan ustün ve iyi bir özellik veya bir şeyin kendi-sinde de bulunmasını, kıskançlık duymadan istemek
tiyaç duydukları yiyecek ve içecek türünden id:besin, canlıların yaşamak için ih. maddeler
gida-i kalb غداء قلب : kalbin gıdası, kalbin må-nevi besini, kalbin ihtiyacını karşılayan iman ve Kur'an ders ve hakikatleri
gida-i kutsi عداء قدسی : )mec.) (Kur'an'daki) kutsal gıda akıl, kalb ve ruhun månevi ihti yacını tam karşılayan ve kaynağı Kur'an olan ders ve hakikatler
gida-yi ervah غدای ارواح : )mec.) (Allah'ın (c.c.) kendini tanıtan güzel eserlerinde) ruhların gıdası, ruh sahiplerinin manevi ihtiyaçlarını gideren månalar ve hakikatler
gida-yi insaniye غذای انسانیه : insana yarayışlı
besin
gida-yi manevi غدای معنوی : )mec.) (Kur'an'daki ve ya iman derslerindeki) månevi gıda, må nevi ihtiyaçları karşılayan månalar ve haki-katler
gida-yi ruhani غدای روحانی : )mec.) ( Kur'an'da
ki ve ya iman derslerindeki) ruha ait gıda, ruhun gıdası ruhun ihtiyaçlarını karşılayan dersler, månalar ve hakikatler
gina-i mutlak غناء مطلق hic bir şeye muhtaç mama sonsuz zenginlik
metteki zenginlik gina-i rahmet عناء رحمت Allah'a c.c. ait) ra
gina-yi bila-nihayet( غنای بلا نهایت : sonsu zenginlik hiç bir şeye muhtaç olmama
gina-yilahiye Allah'ın (c.c.) hiç bi şeye muhtaç olmaması, Allah'ın (c.c.) sonsu zenginliği
gina-yı kalbalzenginliği, göng zenginliği
gina-yı mutlak غنای مطلق : )bak gina-i mutlak( gına-yı Rabbaniye عناى رانيه : alemlerin Rab binin hiç bir şeye muhtaç olmaması, sonsuz zenginliklerin sahibi olması
gınayı zati عنای ذاتی : Allah'ın (c.c.) zâtının hiç bir şeye muhtaç olmaması, sonsuz zenginlik lerin sahibi olması
gibta غبطه : imrenme
gışavet عشارت : göze inen perde
gita غطاء : örtü, perde
ya gorunmeme, göz önünde olma-ma, bulunmama 2.arka, (gıyabımda: arkam-dan, benim yokluğumda)
yaben göz önünde ve hazırda yokken 2.görmeden 3.mahkemedeki duruşmada ha-zır bulunmadan
giyabi 1: غیابی.bulunmadığı halde, ortada ve hazır olmadan 2.hazır ve göz önünde bulun-makla ilgili
giyas1 : غياث.yardımcı, yardım eden 2.yardım
giyas-el-müstağisin غياث المستغيثين : yardım di-
leyenlerin yardımcısı
giyasını çekmek غياثيني حكمك : yardım yolunu
gösteren sözü söylemek
glybet غیبت : arkadan çekiştirmek, birini yok-luğunda hoş olmayan, kötü söz söylemek
lişmelerin biçimi 2.bir kimsenin tutumu ve gidişat 1 : گیدیشات.olayların durumu, iş ve ge-davranış tarzı
girdbad : inkar گردباد انگار inkar inançlık kasurgası, (mec) çok sert ve tehlikeli inanç stalık akımı ve hareketi
girift 1 گرفت karmaşık, dolaşık, birbirine gir miş, çapraşık 2 tutulma, yakalanma tutma, yakalanma
giriftar گرفتار tutulmuş, yakalanımış
giriftarlık گرفتارلک : tutulma, yakalanma hali
girive 1 : گربره çıkmaz yol, çıkmaz sokak 2.(mec) içinden cıkılması zor durum
giryan گریان aglayan, göz yaşı döken
200
Goethe (Johann Wolfgang von Goethe( ،کرانه
(mi. 1749-1832) hukuk öğrenimi yaptı. Ana dili Almancadan başka Latince, Yunanca, İtalyanca, Ingilizce, Fransızca ve İbranice öğrendi. Bir ara bir Hıristiyan tarikatı olan Pietist (merhametçiler) tarikatına girdi. Bir süre siyaset ve iktisat danışmanı olarak ça lıştı. Müsbet ilimlerle de yakından ilgilendi. Onun asıl başarısı edebiyat sahasında oldu, Buyük bir şair, tiyatro ve roman yazarı olarak ün kazandı
gonca غرنجه : henüz açılmamış gül
göçebe گرچه به : belli bir yere sürekli yerleşme miş, yer değiştirerek çadırlarda yaşayan
göçer گوجه ر : )bak, göçebe(.
göçürmek 1: گر جورمكgo ettirmek 2 (bu dùn
yadan ahirete) göndermek
gögermek 1 : گركرمك köklenip yeşermek
2.morarmak
gok گرك : Luzay, Güneşi, yıldızları ve yıldız adalarını (galaksi) kuşatan sınırsız boşluk 2.Dünya'yı kuşatan boşluk, sema (bak, es-se-ma)
görenek گوره نك : eskiden beri toplumda yer leşmiş olan ve görüp yaşanılarak öğrenilen davranış ve düşünce alışkanlıkları
görev گوره و : vazife, sorumluluk düşüncesiyle
yapılan iş
اسانتي
gorc گورومی : her zaman her şeyi gören (Allah ) 2 gören 3 eylenecek erkek için kız
görmeye giden
gösteri1 گرممرض و beğenilmek amacıyla yapı lan davranış 2 yapmacık hareket, göz hoyama a gösterme işi veya tarzı 4 göz alıcılık, parlak
lik, alımlılık
gösteriali گرسترخلی alımlı, göz alıcı, parlak
gösterisiz 1 گوستر شر gösteriş yapmayan
2 gösterişi olmayan (bak gösteriş, gösterişli)
Gote کرن bak. Goethe(
grafik فراق Lolay ve varlıkların sayı ile ifa desinin, daha anlaşılır ve gözle görüntür hale getirmek üzere sütun, daire veya çizgi haline dönüştürülmüş şekli 2 çizgi ile yapılan resim
gram غرام : kilogramın binde biri
gramer غرامر dil bilgisi
Grandük غراندرة : Carlık Rusyasında prenale
re verilen ünvan (Avrupada imparatorluk ve kralık dönemlerinde imparator, kral, prens, grandok, dük, kont, marki gibi asalet un vanları vardı. Genel olarak grandük ve dük prensten sonra gelen asalet ünvanıydı. Dok, kral veya imparatora bağlı, dukalık olarak belirlenen idari bir bölgenin idaresini elinde bulunduran kimsedir. Grandük de, büyuk bir dükkalığın idarecisidir, "büyak dok" demek tir. Rusyada ise "grandük" prenalere verilen bir ünvandı.)
granit غرانیت : cepiti maddelerin bileşimi olan
sert kaya
grip غريب kırıklık, yorgunluk, kas ağrıları ve ateşle kendini gösteren bir hastalık çeşidi
grup غروب : )benzer veya ortak özellikleri taşı yan insan veya varlıkların meydana getirdiği) topluluk, küme, obek
gufran غفران : Allahim (cc) affi merhamet
etme, af etme
gul غرل çabuk kanan, akılca zayıf 2.0ch hortlak, gulyabani
gulam 1: علام gen, delikanlı yeniyetme 2 esir,
hizmetçi, köle
gulat غلات taşkınlık yapanlar aşırı gidenler 2.din ve mezhebe çok aşırı bağlılık gösteren ler
gül گل güzel kokulu bir çeşit süs bitkisi ve çiceği
gul-halls گل خالص : halis (saf) gul
gül-ü Muhammedi (asm( گل محمدی Hz. Muhammed'e (a.s.m.) nisbet edilen) gül
gül-i tevhid گل توحید : )mec.) Allahin (c.c.) bir liğine dayanan güzel iman yolu
gulab (gulab( گلاب : gul suyu
gül deste (güldeste( گل دسته : gül demeti
güldeste-i marifet ve İman گل دسته معرفت و ایمان : (mec.) marifet (yani, Allah'ı (c.c.) tanıtıcı
ilim) ve imandan derlenmiş gül demeti(mec.( seçilip derlenmiş bilgiler, hakikatler
güleç 1 : گرل.gülümseyen 2.güler yüzlü
güvegul-gülistan گل گلستان : gul bahçesi mec.) ra-
hat ve huzur dolu (yer)
gülistan گلستان : gül bahçesi
Gülistan گلستان : Ünlü İran Şairi Şiraz'lı Şeyh Sadi'nin ünlü eseri. Şeyh Sa'di (Hic. 587-691
ilim öğrenmekle, 30 yılını gezilerle, 30 yılını Mi. 1190-1291), anlatıldığına göre 30 yılını çirmiş. Mensur (düz yazı ile yazılmış) hikâ inzivada ibadetle ve eserlerini yazmakla ge-olarak yazılmış Bostan adlı eserleriyle tanın-yeler kitabı olan Gülistan ile manzum (şiir) mıştır. Şeyh Sa'di bu eserlerde samimi, içten, ilgili ders verici hikâyeler anlatır ve çeşitli öz duygulu bir uslûbla ahlâk, iman ve insanlıkla deyişler söyler. (bak. Hafız-ı Şirazi)
(c.c.) ahireti ve dünyaya geliş gayesini unut muşluk hali
habhayal خواب حبال : )mec.) hayal uykusuna benzeyen dünya istekleri ve gayeleri
hab-trahat خواب راحات : dinlenme lenmek için olan uyku uykusu, din
hab(b( 1 : حب tane 2 çekirdek, tohum
habbat حبات : habbeler, taneler, tohumlar
habbe 1 tane, tohum 2.su kabarcığı 3. (es-kide kullanılan) çok küçük bir ağırlık ölçüsü olan dirhemin 1/48 kadarı (70 miligram ka-dar)
habbe i kalb حية قلب : )suveyde-i kalb, sevåd-ül kalb, esved-ül kalb gibi deyimlerle de ifa-de edilen ve göz bebeği gibi siyah bir nokta şeklinde tasarlanan) 1.kalb çekirdeği, månevi kalbde gelişmelere kaynak olan månevi yete nekler 2 månevi kalb gözü
habbeyi kubbe yapmak حبه في قيه يا يمل : onem siz ve küçük bir şeyi büyütmek ve çok önemli gibi göstermek, abartmak
haber 1 : خبر.olup bitenler veya olacaklar hak kında alınan veya verilen bilgi 2.hadis, yani, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait olduğu bildirilen söz, emir ve hareket tarzı
haber i besaret خبر بشارت : müjdeli haberse vindirici haber
haber-i gaybi(ye( حبر غيب : gaybi haberler; bilinmiyen geçmiş veya gelecek yahut gözle görülemeyen bir kısım gerçeklerle ilgili haber
haber-i kat1 : خبر قطعی آ.kesin ve doğru hadis, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait olduğu kesin olan söz doğru haber
haberi sahih 1 : خبر صحيح doğru hadis, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait olduğu kesin olan söz 2.kesin doğru haber
haber-i şehadet خبر شهادت : görerek bilinen ve bildirilen haber
haber-i vahid خبر واحد : bir sahabeden, bir kişi
den veya bir koldan gelen hadis (bak. hadis)
haberi vähid ve zaife ya bir koldan bir saha beden, bir kişiden veya gelen (vä hid) ve sağlamlığı tam isbat edilmemiş hadis
haberdar 1 : خبردار haberi olan, haberli bir konu hakkında bilgisi olan
Habes 1 : حيش.Habesistan (Etiyopya) halkın-dan olan 2.(mec.) Habeşistan halkı 3.(тес.) Habeşistan (Etiyopya), Kızıl Denizinde kıyısı olan bir Doğu Afrika ülkesi
Habesi 1 : حبشی.Habesistanlı, Habeş halkı so-yundan gelen 2. siyah zenci
habib 1 : حبيب.sevilen 2.sevgili 3.dost
Habib-i A'zam حبيب اعظم : )Allah) c.c. tarafın-dan) en çok sevilen (kul). Hz. Muhammed (a.s.m)
Habib-i Edib حبيب اديب : güzel terbiye ve ahlâk sahibi ve Allah'ın (c.c.) sevgili kulu. Hz.Mu-hammed (a.s.m.)
Habib-i Ekrem حبيب اكرم : Allah'ın (c.c.) en şe-refli sevgili kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.(
Habib-i Hakiki حبیب حقیقی : gerçek manasıyla sevilmeye layık olan (Allah c.c.)
Habib-i Hüda حبيب خدا : Allah (cc.) tarafından çok sevilen kul. Hz. Muhammed (a.s.m.)
Habib-i Kibriya حبيب كبرياء : sonsuz büyüklük Muhammed (a.s.m.( sahibinin (Allah'ın c.c.) çok sevdiği kulu. Hz.
noksanlıktan uzak ve çok kutsal zâtın (Al-lah'ın c.c.) çok sevdiği kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.) Habib-i Kudüs حبيب قدوس : her türlü kusur ve
Habib-i Rabbül Alemin حبيب رب العالمين : alem lerin Rabbi'nin (Allah'ın c.c.) çok sevdiği kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.)
Habib-i Rahman حبيب رحمن : her şeyi kuşatan sonsuz merhamet sahibinin (Allah'ın c.c.) çok sevdiği kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.)
dan çok sevilen kul Hz. Muhammed (a.s.m.( Habib-i Rahmani حبیب رحمتی : her şeyi kuşatan sonsuz merhamet sahibi (Allah c.c.) tarafın-
habl-i metin 1 : حبل منين.sağlam ip 2.(mec.) Kur'an ve Kur'an'ın temel hükümleri
habl-i metin-i İlahi حبل متين الهى : Allah'ın (c.c.( sağlam ipi. (Kur'an ve Kur'an'ın sağlam hü-kümleri.)
hablullah حبل الله : Allah'ın (c.c.) ipi (Kur'an ve İslam'ın anahtarı)
hablullah-il metin حبل الله المتين : sağlam olan Allah'ın (c.c.) ipi (Kur'an ve İslamın esasları)
habl-ül metin 1 : حبل المتين.sağlam ip Kur'an ve İslamiyetin esasları
habl-ül metin-i İslâmiye حبل المتين إسلامية : Isla miyet denilen sağlam ip, sağlam olan İslâmi yetin esasları
milleti : حبل المتين مليت habl-ül metin-i milliyet meydana getiren sağlam ip (İslâmiyet bağı)
habr بر : alim, geniş ve derin bilgi sahibi
häcât-ı insaniye
habr-lumme حبر الأمة : ümmet alimi, büyük Islam alimi
habt 1 : حبط tartışmada karşıdakini delillerle susturma 2.yanılma, hata
habt olma حبط اولمه : tartışmada gösterilen deliller karşısında susmak zorunda kalamak
Hac (Hacc) : 1.İslâmiyette gücü yetenlere bir kere için farz olan, Zilhicce Ayının belli günlerinde ve usulüne uygun şekilde Ka'be ve Arafat'ı ziyarete gitme 2 ziyaret etme, yö-nelme
Hacc - Ekber حج اکبر : en büyük hac ziyareti, yani farz olan hac görevi (Arefe günü Cuma gününe rastlayan Hacca da Hacc-1 Ekber de-nir.)
hacc-1 asgar حج اصغر : küçük hac ziyareti, yani umre (bak. umre)
hacc-serif حج شريف : mübarek hac ziyareti
hacc ülekber حج الأكبر : )bak hacc-ekber(
hacalet حالت : utan utanma
hacalet-i daimi خجالت دائمی : sürekli utanç, de-vamlı olan utanç
hacalet-âver (hacaletaver خجالت آور : utan ve rici, utandırıcı
hacamat حجامت : vücuttan kan aldırmak
hacat حاجات : hacetler, ihtiyaçlar
häcât-ı beşeriye حاجات بشريه : insan ihtiyaçları
hâcât-ı cismâniye حاجات جسمانيه : beden ihti yaçları, maddi ihtiyaçlar
öğrenme, öğretme, yaşama ve yaşatma gibi ihtiyaçlar hacât-ı diniye حاجات دينيه : dini ihtiyaçlar, dini
hacat-i ebediye حاجات أبديه : ebedi ihtiyaçlar, sonsuz ve ölümsüz hayatla ilgili istek ve ih-tiyaçlar
hacat-1 fitri حاجات فطری : yaradılışta var olan ortak ihtiyaçlar
hācât-ı gayr-ı zaruriye حاجات غیر ضروریه : zaruri (zorunlu) olmayan ihtiyaçlar
2.(mechacat hayatiye حاجات حياتيه : hayati ihtiyaçlar yaşamak için gerekli ihtiyaçlar
hâcât-ı hayvaniye حاجات حيوانيه : canlıların ve hayvanların ihtiyaçları
hâcât-ı hayvaniye ve insaniye حاجات حیوانیه و إنسانيه : canlıların (hayvanların ve insanların( ihtiyaçları
hacat-ı insaniye حاجات إنسانيه : insan ihtiyaçları
giderken mümkin-st-teharruz olmayan sarar ve ziyanım admin ol maz.
Mesela, hayvanın ayağından toz ve çamur sıçrayıp da diğerin elbisesini lekedar eylese yahut ayağı ile tepip veya kuyruğu ile çar pap da bir zarar etse zaman lazım gelmez. Amma müsademesinden ya ön ayağı ile yahut başı ile çarpmasından vukua gelen zarar ve ziyanı rákib olan kimse zamin olur.
MADDE 933 Tarik-i ammde kaaid ve såik dahi rakib gibidir, Ya'ni, anlar dahi ancak rakibin zâmin olduğu zararı zámin
olurlar. MADDE 934 Bir kimsenin tarik-i âmmde hayvanını durdurmağa yahut bağlamağa hakkı yokdur.
Binaenaleyh bir kimse tarik-i âmmde hayvanını durdursa ya-hut bağlasa gerek ön veya arka ayağı ile tepsin ve gerek såir su-retle zarar etsin ol kimse herhalde ol hayvanın cinayetini zâmin olur. Amma at pazarı ve kira beygirlerinin durduğu mahaller gibi hayvan durmağa i'dad ve ta'yin olunmuş olan yerler müstesnadır.
MADDE 935 Bir kimse hayvanını başıboş tarik-i âmme salverse ol hayvanın ettiği zararı zamin olur.
MADDE 936 Bir kimsenin rakib olduğu hayvan ön yahut arka ayağı ile kendi mülkünde ve gerek sâir mahalde bir şeyin üzerine basıp da telef etse rakib olan kimse ol şey'i mubaşereten itlaf et-miş addolunarak her halde zâmin olur.
MADDE 937 At gem almayıp da rakibi başını zapt edemeyerek bir zarar etse zamân lâzım gelmez.
MADDE 938 Bir kimse kendi mülkünde hayvanını bağlamış ol-duğu halde diğer biri gelip de bila izin oraya hayvanını bağladığı suretde sahib-i mülkün hayvanı am tepip telef etse zamân lâzım gelmez. Ve eğer ol hayvan sahib-i millk'ün hayvanım telef etse sa-hibi zâmin olur.
MADDE 939 Bir mahalde hayvan bağlamağa hakkı olan iki ki-mesne hayvanlarını bağladıklarında hayvanların biri diğerini telef etse zamân lâzım gelmez.
Meselâ, bir hanede müşterek olan iki kişi hayvanlarını bir ma-halle bağlayıp da birinin hayvanı diğerinin hayvanını telef etse za-mân lâzım gelmez.
MADDE 940 İki kişi kendilerinin hayvan bağlamağa hakkı olma-yan yerde hayvanlarını bağlayıp da evvel bağlayanın hayvam diğe-rinin hayvanını telef etse zamân lâzım gelmez. Ve sonra bağlayanın hayvanı evvelkinin hayvanını telef etse zamân lâzım gelir.
Hace ve ikrak ve papa beyanında olup bir mukaddime ile babi hdvidir,
Mukaddime
Haer ve ikrah ve şufaya müteallik ıstılahat-ı fikhiyye beyanındadır.
MADDE 941 Haer; bir şahat mahsusu tasarruf-u kavlisinden men'dir ki, ba'd-el-haer ol şahsa mahcûr denilir.
MADDE 942 Izin; hacri fekketmek ve hakkı men'i iskat eyle-mekdir ki izin verilen şahsa me'zûn denilir.
MADDE 943 Sağir-i gayr-i mümeyyiz; bey' ve şirayı fehm etme yen ya'ni mülkiyyeti bey'in adlib ve şirânın calib olduğunu bilmeyen ve onda beş aldanmak gibi gabn-i fahiş olduğu zahir olan bir gabni, gabu-i yesirden temyiz ve tefrik eylemeyen çocuk olup bunları tem-yiz eden çocuğa sağir-i mümeyyiz denilir.
MADDE 944 Meenan tük kısımdır, biri mecnûn-i mütbakdir ki cüninu cemi evkatı müstev'ib olan kimsedir. Diğeri mecnûn-i gayri mutbakdir ki kah mecnûn olup kah ifákat bulan kimsedir.
MADDE 945 Ma'tuh; ol muhtel-uşşuûr olan kimsedir ki fehmi kalil ve sözil müşevveş ve tedbiri fåsid olur.
MADDE 946 Sefih, mahm beyhûde yere sarf ile ve masarifinde tebzir ve israf ile iza'a ve itlåf eden kimsedir. Ebleh ve sådedil
olmak hasebiyle kår ve temettä yolunu bilemeyip de aka ve it'a-
sında aldanagelen kimseler dahi sețih addolunur.
MADDE 947 Reşid, malını muhafaza hususunda tekayyüd ederek sefeh ve tebzirden tevakki eden kimsedir.
İste Resûlüllah'ın ashabı böyle tevazu sahibi kimselerdi. Onlar hem halk nezdinde hem meleklerin yanında hem de Allah katında değerli kimselerdi.
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Hiçbir mal sadakadan dolayı eksilmeyeceği gibi, kendisine zulme. deni affeden kimsenin Allah şan ve şerefini artırır."
Resûlüllah (sav) Hz. Aise'nin odasında oturuyordu. Önünde bir ta-bak et bulunuyordu. Resulullah (sav)'in diz üstü oturmuş bu etten yiyor du. İçeriye karşısındakinin erkek mi kadın mı olduğuna dikkat etmeyecek kadar hayâdan uzak, serbest davranan bir kadın girdi ve Resulullah (sav)'e
bakıp şöyle dedi: Şuna bakın sıradan bir kişinin oturduğu gibi oturuyor ve normal biri gibi yemek yiyor.
Bunu duyan Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
Ben de bir kulum. Normal bir kulun oturduğu gibi oturur, onun yediği gibi yerim.
Bu sözlerinin ardından kadına; "sen de ye" dedi.
Kadın dedi ki:
Hayır, yemem, ancak ağzındakini verirsen yerim.
Resulullah (sav) ağzında bir et parçası vardı ve onu iyice çiğnemişti.
Kadının söylediğini duyunca ağzındaki eti çıkarıp kadına verdi. Bu et ka-dının midesine iner inmez kendisini öyle bir hayå kapladı ki, kimsenin yü-züne bakamaz oldu. O günden sonra ölene kadar kendisinden boş hiç-bir söz işitilmedi.
Hz. Hasan (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Yeryüzü hazinelerinin anahtarları bana verildi ve ben kul Peygam-ber olmamla kral Peygamber olmam arasında serbest bırakıldım. Cebrail (as) bana, tevazu gösterip kul Peygamber olmayı tercih etmemi işaret etti. Bunun üzerine ben kul Peygamberliği seçtim ve bana bu verildi. Kıyamet günü yeryüzünün kendisi için ilk yarılacağı kimse ve ilk şefaatçi ben ola-cağım."3
257 Kim Allah için tevazu gösterirse, kıyamet günü Allah onu yüceltir, kim de kendini büyük görerek kibirlenirse kıyamet günü Allah onu alçal-
Katâde'nin şöyle dediği anlatılır:
rer. "Kim, şu üç şeye bulaşmadan ruhu cesedinden ayrılırsa cennete gi-
Bu üç şey şunlardır:
1. Kibirden uzak durursa.
2. İhanetten uzak olursa.
3. Borçlu olmazsa.'
Babam bana Ebu Cafer'den naklen şunu anlattı:
Hz. Ali (ra) bir gün çarşıya gidip altı dirheme iki tane gömlek satın aldı. Sonra yanında bulunan kölesine "bunlardan dilediğini giyebilirsin" dedi. Kölesi de en iyisini alıp giydi. Diğerini de Hz. Ali giydi ama elbisenin kolları uzun geldi. Bunun üzerine bir bıçak alıp uzun olan kısmını kesti.
Olayı anlatan sahabe şunları ekleyerek diyor ki:
O gün Cuma idi ve Hz. Ali hutbeye çıkmıştı. Hutbe okurken biz ona bakıyor ve elbisenin yenlerinin kesilmesinden dolayı ellerinin üzerinden sarkan iplikleri görüyorduk.
Yine Hz. Ali (ra) elbisesi sarkmış olup yerlerde sürünen birini gördü-
ğünde şöyle dedi:
Ey adam! Elbiseni yukarı çek. Böyle yapman elbisenin daha temiz ve dayanıklı olmasını sağlayacağı gibi, kalbini daha huzurlu kılar.
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Allah (cc) buyurdu ki:
Azamet (yücelik) benim izarım, Kibriya (büyüklenme) ise ridamdır. Bu iki hususta kim bana ortak olmaya çabalarsa kim olduğuna bakmak-sızın onu cehenneme sokarım."
Fakih bu hadise şu yorumu ekliyor:
Tıpkı Kur'an-ı Kerim'de geçen Cebbar ve Mütekebbir gibi Kibriya ve Azamet de Allah'ın sıfatlarındandır. O halde aciz ve zayıf olan kullara kibir yakışmaz.
Câlib: İnsanlara satmak amacıyla gıda maddesi satın alıp bunları şeh-re getirdikten sonra satışa sunan kimsedir. Böyle yapan bir kişi insanlara faydalı olduğu için onların duasının bereketiyle rızkı bollaşır.
Muhtekir: Fiyatlar arttığında satmak üzere gıda maddesi satın alıp, bunları stoklayarak halka zarar veren kimsedir.
Şabi Anlatıyor:
Adamın biri çocuğuna bir iş bulmak istiyordu. Bu amaçla Resulullah (sav) ile istişarede bulundu.
Resulullah (sav) ona şöyle dedi:
"Çocuğunu; buğday satanın, kefen satanın ve kasabın yanına işçi
olarak verme.
Buğday satanın yanına verme! Çünkü: Bir kişinin içki içen veya zina yapan biri olarak Allah'ın huzuruna çıkması kırk gün süreyle gıda madde-lerini stoklayıp halkı zarara uğratarak Allah'ın huzuruna çıkmasından da-ha hayırlıdır.
Kasabın yanına verme! Çünkü: O sürekli hayvan boğazladığı için kalbinden merhamet silinmiştir.
Kefen satanın yanına verme! Çünkü: Ümmetimden bir kişinin dün-yaya gelmesi benim için dünya ve dünya üzerindeki her şeyden daha değerli iken o, ümmetimden birlerinin ölmesini arzu eder."
Fakih diyor ki:
İhtikâr: Kişinin yaşadığı şehirde mal satın alması ve insanların ihti-yacı olduğu halde bu malı satmayıp, stoklamasıdır. Dinin yasakladığı kara-borsacılık budur. Şayet stoklanan mal başka bir maldan gelir olarak elde edilmiş veya kişinin yaşadığı şehirden başka bir şehirden getirilmişse bu karaborsacılık olmaz. Ancak orada yaşayan Müslümanların bu mala ihti-yacı varsa en güzel olan satmasıdır. Bu durumda stoklanmış olan malını satmazsa kötü niyeti ve Müslümanlara acımaması sebebiyle günahkâr olur.
Karaborsacılık yapan kişiye elinde bulundurduğu malları satması için baskı yapılır. Buna rağmen satmamakta diretirse tazir cezası verilir fa-kat mallarına el konulup raiç bedelleriyle satılamazlar.
Konu ile ilgili olarak Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Ben narh koyamam, (fiyatları belirleyemem) çünkü narh koyan Al. lah'tır."
Yine Resulullah (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"Pahalılık ve ucuzluk Allah tarafindan görevlendirilmis biri rağber diğeri rehbet (korku) adını taşıyan iki askerdir."
Allah bir malı ucuzlatmak istediğinde mal sahibinin kalbine korku yerleştirir, bu sebeple o kişi malı elinden çıkarır böylece piyasada ucuzluk meydana gelir.
Allah bir malın fiyatının artmasını istediğinde ise mal sahiplerinin kalbine rağbeti (hurs) koyar bu sebeple onlar mallarını ellerinde tutarlar böylece de fiyatlar artmış olur.
Bir hadiste şu anlatılmıştır:
İsrailoğulları içinde çokça ibadet eden biri vardı. Bu zat bir gün üze rinde kum yığınının biriktiği bir tepeye çıkmış ve şu temennide bulun-
muştu:
Keşke bu kum yığınının tamamı un olsa da ben de bunu İsrailoğulla-rına dağıtsam. Böylece onlar açlıktan kurtulmuş olurlar ve içinde bulun-dukları kıtlığın etkisi birazcık olsun azalmış olurdu.
Bu durumu bilen Yüce Allah, İsrailoğullarının Peygamberine ona şöyle demesini vahyetti:
"Bil ki Allah sana o tepedeki kum yığını miktarınca unu sadaka ola-rak vermiş kadar sevap yazdı."
Bunun anlamı şudur:
Bu kişi bir iyilik yapmaya niyetlendiği için iyi niyeti ve Müslümanla-ra acımasından dolayı Allah kendisine niyetlendiği iyiliği yapmış gibi se-vap vermiştir.
O halde Müslüman yakışan davranış; diğer Müslümanlara karşı şef-kat ve merhamet sahibi olmaktır.
Anlatıldığına göre adamın biri Abdullah ibni Abbas (ra)'a gelip nasi-hat istemiş, Abdullah ibni Abbas (ra) ona şöyle demişti:
"Sana altı şeyi tavsiye ediyorum:
Ebů Davud, 3451
Bu hadis mevzudur. Bk. Deylemi, Müsnedül-firdevs, 4312
9. Müslümanlara karşı merhametsiz veya az merhametli olmak.
10. Cimrilik yapmak.
11. Ölümü unutmak.
Demek istiyor ki:
Bir Müslüman öleceğini aklından çıkarmazsa gıda maddelerini stok-layıp, onların satımını engelleyemez ve Müslümanlara karşı merhametli olur.
Allah'ın zahit kullarından biri hakkında şu olay anlatılır:
Kıtlığın hüküm sürdüğü bir dönemde bu zatın evinde bir miktar buğday vardı. Götürüp buğdayı sattı, sonra da kendi evinin ihtiyacı için gı-da maddesi aramaya başladı. Niçin böyle yaptığı sorulduğunda şöyle dedi:
İnsanların sıkıntılarına ortak olmak istedim.
Allah bizi kendi ihsanıyla doğruya muvaffak etsin.
"Ey yeryüzünün tuzları, bozulmayınız! Çünkü bir şey bozuldu-ğunda tuzla düzeltilebilir ama tuz bozulunca onu düzeltecek bir şey yoktur."
Ey Havariler topluluğu! Benim sizden ücret almadığım gibi siz de kendilerine ilim öğrettiğiniz kimselerden ücret almayın. Şunu biliniz ki, sizde cahiliye döneminden kalma iki özellik bulunmak-tadır. Bunlardan biri, gülmeyi gerektiren bir sebep yokken gülmek, diğeri de seher vaktini uyuyarak geçirmektir." است
Fakih bu rivayeti şöyle açıklıyor.
"Yeryüzünün tuzları" sözüyle kastedilen, âlimlerdir. Zira sadece â-imler halkı düzeltmeye çabalar ve onlara ahirette mutlu olmanın yollarını österirler. Alimler görevlerini yerine getirmezse insanlara doğru yolu kim österebilir ve bu durumda cahiller kime tabi olur?
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET 301
YanıtlaSilTehzibüttehzib'de bildirildiğine göre Zühri, büyük bir azm ile
Hadis ve Sünnet' toplamağa koyuldu. Medine'deki Ensarın evlerini birer birer dolaştı. Kadın erkek, genç ihtiyar herkesle görüştü.
Hatta, perde arkasında uzlete çekilmiş olanları bile, dinledi.
Salih b. Keysan (Vefatı: 140 dan sonradır) «Ben ve Zührl, bir araya geldik. (Sünnetleri, yazalım.) dedik.
Peygamber Aleyhisselâm'dan, bize ne gelip erişmişse, hepsini yazdık.
Sonra, Sahâbe'den gelenleri de, yazdık.
Çünki, onlar da, Sünnet idi.
Ben (O, Sünnet'e dâhil değildir. Onu, yazmayalım?) dedim.
Onları, O yazdı. Ben, yazmadım.
Fakat, O, kazandı, ben, gayb ettim! demiştir. (215)
Zühri'nin yazdığı Defterler, o kadar çoktu ki, Halife Velld b. Ye-zid, öldürüldüğü zaman, onlar, ancak, hayvanların sırtlarında taşı-nabilmişti. (216)
Medine Kadılığında bulunmuş olan Said b. İbrahim der ki «Ömer
b . Abdulaziz, Sünnetleri toplamayı bize emr etti.
Biz de, onu, Defter Defter yazdık.
Sultan da, hükmü altında bulunan her yere bir Defter gönder-di.» (217)
Leys b. Sa'd, Ebüzzinad (Vefatı: 131) hakkında Fıkıh, Şiir, ve såir ilim dalları tâliplerinden (Üç yüz)ünün, onun arkasını takip et-tiğini gördüm.» demiştir. (Zehebî-Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 135)
*
Zühri'yi tâkib eden devirde aşağıda isimleri anılan zatlar, Ha-dis ve Sünnet'i tedvine koyuldular:
1) Yemen'de Hemmâm b. Münebbih (Vefatı: 132) (218)
Mâmer b. Râşid (Vefatı: 153) (219) 2)
Abdurrezzak b. Hemmâm (Vefatı: 211) 3)'
216) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 389, Zehebi Tezkiretülhufíaz c. 1, s. 112
(215) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 388-389 (
(217) İbn-i Abdulber Câmiu beyânül'ilm
(218) Zehebi Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 101
(219)
c. 1, s. 191
سورة ابقی (2)
YanıtlaSilبوک فارسو جو سماد فى عظمت الهدفى اظهار بنك كون قوه قوه طاغاری خرداد ما وبك فوق غريب وعجيب تيلرك شكللرنن و میانکہ ماضی، سیاه، ترمزی بو به او له بوا یا موم يعيناريني اكد إن بلوط قافله الدين ايارى مورد نظر حكمته تقديم بين اشتہ ہو انکی عالم آرا سندھ کی خالی مشابهندن طولاني بالخاصة باز موسمندہ کی بالو والی عمار قافله لرینه با پیلان نهار طرفندن طاغيره، كمياره بوستاناره دره لره دوه و السلوان
نظر بلاغتده يك كوزل كورونور.
بناء عليه، عالم علوی ايله عالم سفلی آراسنده کی و طول مساله با وطار اللہ کا غلر آراستنده کی مشابهة و مناسبته بناءً ( وَيُنزِلُ مِنَ السَّماءِ مِنْ جِبَالٍ فِيهَا مِنْ بَرد) آيت كريم سلام معماری بلیغانه ی طا غالون بونگنده، طولونك ، نکنده بولونانہ سمادہ کی بلوطار دن یا غمور لری انری
اید میورز، ديمكدر
بو گوزل و بلاغتجه مقبول، عقل و منطقه مطابق معنا طور در کنه، آيتان ظاهرينه با بیشود. بهر یوز سنه لك مسافر دن ایک دقیقه کوه به زمانه ظرفنده یا غموری چرم سمادن پریوزید البندير من کی سقط به معنایه ذاهب اولعه، کار عقل دیگلور هم حکمت و اقتصاد و عدم
عبثيت، بویا گلیسن ذهابی رواید.
يو طيب امرك كيجه سنك فور فوج اولد يعني كوستر من الجون ذكر ايد يان ( فيه ظلمات) ده كى (فيه) لك تقدیمی، او مصيبت الى ليجه نك شدت ظلامستندن دهشت الا نارجه، کو یا چومه کچه لون ظلمت لری طويلانوب، أو كيجرنك ظلمتنه انضمام ايمن اولد قلمين الشاء تدر.
[ سؤال ؟ ) (فیه) ده کی میرن (صباه راجع او لندن، با عمون ظرف، ظلمتك مظروف اول یعی آغلا شاید. حالو که قضیه معلومه در یا غمور ظلمتك ایچنده در.
الجواب ] يا غمورك كثرتندن دهشت الان يولجيارك ظنيله، گویا شو بو شامه یا غمور ایله طولو بر حوضدر. و او ظلمتك ذره لری ده او با غمورن قطر پری آراسته طاغير المشدد. ایشته بویله بر ظنه بناء، یا غمور ظرف، ظلمت مظروف او لا سلي.
مل
YanıtlaSilمايه
عدم عشيت
Adem-i abesiyet: Faydasızı-gın olmayışı
عَظَمَتِ الجبيه
Azamet-i İlahiye: Allah'ın buyuklüğu
بكة علية
Bindenaleyh: Bumun üzerine
جوتا
Cevri sema: Gökyuzü
چروستا
Cirm-i sema: Gök cismi
Hikmet: Yaratılıştaki asıl maksad ve fäide
افتمان
İktisad: Orta yollu hareket, tutumlu olma
إنكال Inzal: İndirme
انعام
İnzimam: Katılma, ilave olunma
المجاز Izhar: Gösterme, ortaya akarma
ربيت
قطره
Katre: Damla
الوهيت
تينية Kaziye: Hüküm
كثرة Kesret: Çokluk
مكوته
Makuse: Ters, zid
اربي
معناي بليغانه
Mana-yı beliğāne: Belágatli ma'na
الية
مظروف
Mazrif: Zar içinde olan, içerik
こ
Müşabehet: Birbirine ben-zeme
مشایعت
Nazar-ı belagat: Belágat bakışı
نَظَرِ بَلاغَتْ
رايغ Raci: Geri dönen
شِدَّتِ ظُلْمَتْ
Şiddet-i zulmet: Şiddetli karanlık
تقدية
Takdim: One geçirme
تقبية
Tesbih: Benzetme
ذات
Zahib: Bir fikirde olan
صبير
Zamir: İsmin yerini tutan kelime
طرف
Zarf: Kılıf kap
100
YanıtlaSilwhat etmek to, koca koca dağları, tepeleri, deven Buna kara ceve i sema dahi, azameti lahiyeye ve pek çok parib ve actly seylerin sekillerini ve sanki beyaz, siyah, kırmızı boyalarla boудниц pamuk yığınları andıran bulut kafilelerimi ileri sürer. Nazar hikmete takdhu eder
dolayı, bilhassa yaz mevsimindeki bulutlar, Avablar Iste bu iki alem arasındakı hayali müsabehetten tarafından dağlara, gemilere, bostanlara, derelete, deve kafilelerine yapılan tesbihler, üslüblar, nazarı belägatte pek güzel görünür.
Bindenaleyh, âlem-i ulvi ile alem-i süfli arasındaki ve dolayısıyla bulutlar ile dağlar arasındaki müşábehet ve münasebete binden
ديزلين الشفاء من جبال فيها من برق ayet-i kerimesinin ma'na y beliğänesi, "Dağlarım büyüklüğünde, dolunun renginde bulunan semadaki bulutlardan yağmurları inzál ediyoruz" demektir.
Bu güzel ve belägatçe makbül, akıl ve mantığa mutabık ma'nå dururken, âyetin zähirine yapışıp, 'beş yüz senelik mesafeden iki dakikalık bir zaman zarfında yağmuru cirm-i semådan yeryüzüne indirmek gibi sakat bir ma'naya zahib olmak, kârı akıl değildir. Hem hikmet ve iktisad ve adem-i abesiyet, bu yanlış zehabı reddeder.
Yolcuların gecesinin korkunç olduğunu göstermek için zikredilen بير لملماة deki بير nin takdimi, o musibetli gecenin şiddet-i zulmetinden dehşet alanlarca, güya çok gecelerin zulmetleri toplamp, o gecenin zulmetine inzimâm etmiş olduklarına işarettir.
Sual: بيه 'deki zamirin'e raci olmasından, yağmurun zarf, zulmetin mazrûf olduğu anlaşılır. Halbuki kaziye makûsedir. Yağmur zulmetin içindedir.
Elcevab: Yağmurun kesretinden dehşet alan
yolcuların zanıyla, güya şu boşluk yağmur ile dolu bir havuzdur. Ve o zulmetin zerreleri de o yağmurun katreleri arasına dağılmıştır. İşte böyle bir zanna binȧen, yağmur zarf, zulmet mazrüf olabilir.
ALLAR
YanıtlaSilHaksızlık karşısında şiddete başvurma veya pasito kınma yerine sivil itaatsizlik olan aktif sabri önermiştir
"Muhabbete en layık sıfat muhabbettir. Husumete en layk sifat husumettir" diyerek insanlar arasında kavga yerine barns. çıl yaklaşımları teşvik etmiştir.
Psikolojinin Bugünü
İnsan ruhunun derinliklerini ve zenginliğini tanıma çabası insanin var oluşundan beri vardır ve var olmaya devam ede. cektir. Psikiyatri ve psikoloji insanı ele alan diğer bilim dalla. rindan farklı olarak ruh ve beden ilişkisinin getirdiği çelişkiye çözüm aramak zorunda kalmıştır. Son yıllarda doğa ve genetik bilimindeki gelişmeler fizyolojik psikolojinin beyin işlevlerinin neler olduğunun daha fazla bilinebilir olması insanı etkilemek isteyenlerin çok dikkatini çekmiştir. İnsan beyni nöron denilen hücrelerden oluşur. Bilgisayarlar silikonlardan oluşur. "Bir mo-del geliştirerek beyindeki bilgileri bilgisayara, bilgisayardaki bilgileri beyne nakledebilir miyiz?" sorusu hayal olmaktan çık-tı. İnsan beynine mikroçip koysak onu yönlendirebilir miyiz? Bir ilaç versek onun davranışlarını değiştirebilir miyiz? sorula-rı akademik araştırma konularıdır.
Gelecek Bilimi
Bilim dünyasının yeni projesi "Beyin projesidir." Genom pro-jesi tamamlandı ve evrenin sırları konusunda önemli bir adım atıldı. Beyin projesi için 30 yıllık bir süre belirlendi. "Nasıl dü-şünüyoruz" sorusuna cevap vermek insanlığın sırlarının anla-şılmasında önemli bir hedef olmuştur.
"World Future Society" (Dünya Gelecek Derneği) öğrenme-nin gelişmesi, okul eğitimi ve onunla yakından ilişkisi olan IQ zekası konusunda ilginç görüşler öne sürmektedir.
1- Şimdiye kadar yapılmış en büyük makine olan "inter-net" giderek büyüyecek ve önem kazanacaktır.
2- Beden gücünün yerini mekanik makineler aldı. Bilgisa-yarlarda zihinsel çalışmaların yükünü azaltacaktır.
3- Bilgi teknolojisi dünyanın her yerine yayılacak, aletle-ri küçülecek, herkes taşıyabilecek. Hatta bedeninize yerleştiri-lebilecektir. Ürünleri tanıtmak için bedava bile verilecektir.
4-Dünya kültürü oluşacak, kültür ve dillerin çoğu yok ola-caktır. Bu, beklenmedik olaylara ve tehlikelere neden olabilecektir.
132
KÖPRÜ YAZ/2006
gibta
YanıtlaSil298
Br Kugilman1 cennet gençleri (bak Kur'a zamanda 52:24) 2. gençler 3.erkek köleler
sonra kendisi dersler vermeye basladı. rucusu olduğu Kadiri tarikatı kısa İslam ülkelerine yayıldı. Çeşitli eserleri ara-sında "Fütuh-ul Gayb" (Gaybin Açılışları) ün lüdür. Bagdatta vefat etmiştir. (hic. 561, mi. 1166)
gibta غبطه : imrenme, başkasında bulunan ustün ve iyi bir özellik veya bir şeyin kendi-sinde de bulunmasını, kıskançlık duymadan istemek
tiyaç duydukları yiyecek ve içecek türünden id:besin, canlıların yaşamak için ih. maddeler
gida-i kalb غداء قلب : kalbin gıdası, kalbin må-nevi besini, kalbin ihtiyacını karşılayan iman ve Kur'an ders ve hakikatleri
gida-i kutsi عداء قدسی : )mec.) (Kur'an'daki) kutsal gıda akıl, kalb ve ruhun månevi ihti yacını tam karşılayan ve kaynağı Kur'an olan ders ve hakikatler
gida-yi ervah غدای ارواح : )mec.) (Allah'ın (c.c.) kendini tanıtan güzel eserlerinde) ruhların gıdası, ruh sahiplerinin manevi ihtiyaçlarını gideren månalar ve hakikatler
gida-yi insaniye غذای انسانیه : insana yarayışlı
besin
gida-yi manevi غدای معنوی : )mec.) (Kur'an'daki ve ya iman derslerindeki) månevi gıda, må nevi ihtiyaçları karşılayan månalar ve haki-katler
gida-yi ruhani غدای روحانی : )mec.) ( Kur'an'da
ki ve ya iman derslerindeki) ruha ait gıda, ruhun gıdası ruhun ihtiyaçlarını karşılayan dersler, månalar ve hakikatler
gidabahs غدا بخش : gıda (besin) verici
gidai(ye( غداء به : besinle ilgili, besin bakımın
dan faydalı
gidalanmak غد النمل : beslenmek
gidalandırmak غد الاندرمق : beslemek
gidali غدالی : besinli, besince zengin
gidasız عداسز : besinsiz
Giffari غفاری : )bak. Ebu Zerr-i Giffari(
galaf- latif غلاف لطیف : maddesi (mânevi) kılıf
gill غل : gizli kin, düşmanlık ve kıskançlık
illugis غل و غش : gizli kin ve hile
nazenginlik 2 ihtiyaçsızlık 3 yeterl 4.bikma, usanma 5.şarkı söyleme
gina-i mutlak غناء مطلق hic bir şeye muhtaç mama sonsuz zenginlik
metteki zenginlik gina-i rahmet عناء رحمت Allah'a c.c. ait) ra
gina-yi bila-nihayet( غنای بلا نهایت : sonsu zenginlik hiç bir şeye muhtaç olmama
gina-yilahiye Allah'ın (c.c.) hiç bi şeye muhtaç olmaması, Allah'ın (c.c.) sonsu zenginliği
gina-yı kalbalzenginliği, göng zenginliği
gina-yı mutlak غنای مطلق : )bak gina-i mutlak( gına-yı Rabbaniye عناى رانيه : alemlerin Rab binin hiç bir şeye muhtaç olmaması, sonsuz zenginliklerin sahibi olması
gınayı zati عنای ذاتی : Allah'ın (c.c.) zâtının hiç bir şeye muhtaç olmaması, sonsuz zenginlik lerin sahibi olması
gibta غبطه : imrenme
gışavet عشارت : göze inen perde
gita غطاء : örtü, perde
ya gorunmeme, göz önünde olma-ma, bulunmama 2.arka, (gıyabımda: arkam-dan, benim yokluğumda)
yaben göz önünde ve hazırda yokken 2.görmeden 3.mahkemedeki duruşmada ha-zır bulunmadan
giyabi 1: غیابی.bulunmadığı halde, ortada ve hazır olmadan 2.hazır ve göz önünde bulun-makla ilgili
giyas1 : غياث.yardımcı, yardım eden 2.yardım
giyas-el-müstağisin غياث المستغيثين : yardım di-
leyenlerin yardımcısı
giyasını çekmek غياثيني حكمك : yardım yolunu
gösteren sözü söylemek
glybet غیبت : arkadan çekiştirmek, birini yok-luğunda hoş olmayan, kötü söz söylemek
lişmelerin biçimi 2.bir kimsenin tutumu ve gidişat 1 : گیدیشات.olayların durumu, iş ve ge-davranış tarzı
giran 1: گیران.agr.fazla, çok
giran baha
YanıtlaSilgiran baha گیران بها degerce ağırlıklı çok pa hal, çok değerli
veya hava çevrintial 2 (mec.) içinden ololma zor ve tehlikeli durum, yer veya zaman
girdbad (girdibad( گردباد kasirga donerek esen şidetli rüzgar hortum
girdbad : inkar گردباد انگار inkar inançlık kasurgası, (mec) çok sert ve tehlikeli inanç stalık akımı ve hareketi
girift 1 گرفت karmaşık, dolaşık, birbirine gir miş, çapraşık 2 tutulma, yakalanma tutma, yakalanma
giriftar گرفتار tutulmuş, yakalanımış
giriftarlık گرفتارلک : tutulma, yakalanma hali
girive 1 : گربره çıkmaz yol, çıkmaz sokak 2.(mec) içinden cıkılması zor durum
giryan گریان aglayan, göz yaşı döken
200
Goethe (Johann Wolfgang von Goethe( ،کرانه
(mi. 1749-1832) hukuk öğrenimi yaptı. Ana dili Almancadan başka Latince, Yunanca, İtalyanca, Ingilizce, Fransızca ve İbranice öğrendi. Bir ara bir Hıristiyan tarikatı olan Pietist (merhametçiler) tarikatına girdi. Bir süre siyaset ve iktisat danışmanı olarak ça lıştı. Müsbet ilimlerle de yakından ilgilendi. Onun asıl başarısı edebiyat sahasında oldu, Buyük bir şair, tiyatro ve roman yazarı olarak ün kazandı
gonca غرنجه : henüz açılmamış gül
göçebe گرچه به : belli bir yere sürekli yerleşme miş, yer değiştirerek çadırlarda yaşayan
göçer گوجه ر : )bak, göçebe(.
göçürmek 1: گر جورمكgo ettirmek 2 (bu dùn
yadan ahirete) göndermek
gögermek 1 : گركرمك köklenip yeşermek
2.morarmak
gok گرك : Luzay, Güneşi, yıldızları ve yıldız adalarını (galaksi) kuşatan sınırsız boşluk 2.Dünya'yı kuşatan boşluk, sema (bak, es-se-ma)
görenek گوره نك : eskiden beri toplumda yer leşmiş olan ve görüp yaşanılarak öğrenilen davranış ve düşünce alışkanlıkları
görev گوره و : vazife, sorumluluk düşüncesiyle
yapılan iş
اسانتي
gorc گورومی : her zaman her şeyi gören (Allah ) 2 gören 3 eylenecek erkek için kız
görmeye giden
gösteri1 گرممرض و beğenilmek amacıyla yapı lan davranış 2 yapmacık hareket, göz hoyama a gösterme işi veya tarzı 4 göz alıcılık, parlak
lik, alımlılık
gösteriali گرسترخلی alımlı, göz alıcı, parlak
gösterisiz 1 گوستر شر gösteriş yapmayan
2 gösterişi olmayan (bak gösteriş, gösterişli)
Gote کرن bak. Goethe(
grafik فراق Lolay ve varlıkların sayı ile ifa desinin, daha anlaşılır ve gözle görüntür hale getirmek üzere sütun, daire veya çizgi haline dönüştürülmüş şekli 2 çizgi ile yapılan resim
gram غرام : kilogramın binde biri
gramer غرامر dil bilgisi
Grandük غراندرة : Carlık Rusyasında prenale
re verilen ünvan (Avrupada imparatorluk ve kralık dönemlerinde imparator, kral, prens, grandok, dük, kont, marki gibi asalet un vanları vardı. Genel olarak grandük ve dük prensten sonra gelen asalet ünvanıydı. Dok, kral veya imparatora bağlı, dukalık olarak belirlenen idari bir bölgenin idaresini elinde bulunduran kimsedir. Grandük de, büyuk bir dükkalığın idarecisidir, "büyak dok" demek tir. Rusyada ise "grandük" prenalere verilen bir ünvandı.)
granit غرانیت : cepiti maddelerin bileşimi olan
sert kaya
grip غريب kırıklık, yorgunluk, kas ağrıları ve ateşle kendini gösteren bir hastalık çeşidi
grup غروب : )benzer veya ortak özellikleri taşı yan insan veya varlıkların meydana getirdiği) topluluk, küme, obek
gufran غفران : Allahim (cc) affi merhamet
etme, af etme
gul غرل çabuk kanan, akılca zayıf 2.0ch hortlak, gulyabani
gulam 1: علام gen, delikanlı yeniyetme 2 esir,
hizmetçi, köle
gulat غلات taşkınlık yapanlar aşırı gidenler 2.din ve mezhebe çok aşırı bağlılık gösteren ler
gulat She
YanıtlaSilgulat : Sia قلات شیعه Sil mezhebinin aşırıları
gulyabani قول بانی karanik ve asın yerlerde insanın nüne çıktığı sanılan korkunç haya
gümür غموض sornn bulanık, karanlık ve ka rışıklığı, kapalılığı
gona گرد to cepit, tarz
guna gan گونا گرت turlü tarla, çeşit çeşit renk renk
guraba (gureba( غرباء | garipler, kimsesizler, yoksullar 2 memleketlerinden uzak ve gur bette kalanlar
gurbet 1 قربت yabancı memleket 2 memle ketten ayrı kalma 3 kimsesizlik
gurbeti mutlaka غربت مطلقه tam manastyla yabancılık ve kimsesizlik
gurbetli فریلی : gurbette geçen, gurbette ya panan
gurbetzede فریده : gurbette ve kimsesiz kal mış olan
gurema فرماء : Lalacaklılar 2 düşmanlar, ha sımlar
gurub غروب : batma, batış, gözden kaybolma
gurub etmek غروب اينمك : batmak, gözden kay bolmak, (mec.) ölmek
gurup seccadesi غروب سجاده می : batma (mec.) ölümle Allah'ın (c.c.) huzuruna varılan ruhlar dünyası
gurur 1 : غرور kibir, kendini beğenme, kendini büyuk görme 2 aldanış, aldanma, boş şeylere güvenip aldanma
gurur-u ilmi غرور علمی : ilmi gurur, ilmine nip büyüklenme
gurur-u milli(ye( غرور مليه : millii gurur, millet çe kendini beğenmişlik ve büyüklenme
gururu mutlak (a( غرور مطلق : sınırsız gurur, sı-nırsız kendini beğenme ve büyüklenme
gururu nefs غرور نفس : nefsin gururu, kendini büyük görme ve beğenme
gururiyet غروریت : gururluluk, kendini beğen-mişlik
gururkarane غرور کارانه : gururlanarak, kendini beğenmiş tarzda
kendini büyük görmek, Kundiak golek, kendini beğenmek,
300 gusi (gustil boy abdesti dindeki kural larına uygun şekilde bütün vücudu yıkamak
Gülsten
gunaga dali, dal, budak
let, den
gusn-u a'zam اعظم en buyük dal
gusse (gussa) der tasa , gam, özünte gussedar(gussadar ه دارkederliozontolo
guson قصود apa dalları, dallar
gusül غسل : )bak gusl(
0 گرش : kulak 2 (mec.) işitme, duyma, din leme
kabulگوش ب kabul niyetiyle dinleme
üyem کربه م : söyliyenim, diyenim
guyubayblar, görünürde olmayanlar, gözle görülüp bilinmeyenler
güçlük كونك : zorluk, zahmet; engel
gül گل güzel kokulu bir çeşit süs bitkisi ve çiceği
gul-halls گل خالص : halis (saf) gul
gül-ü Muhammedi (asm( گل محمدی Hz. Muhammed'e (a.s.m.) nisbet edilen) gül
gül-i tevhid گل توحید : )mec.) Allahin (c.c.) bir liğine dayanan güzel iman yolu
gulab (gulab( گلاب : gul suyu
gül deste (güldeste( گل دسته : gül demeti
güldeste-i marifet ve İman گل دسته معرفت و ایمان : (mec.) marifet (yani, Allah'ı (c.c.) tanıtıcı
ilim) ve imandan derlenmiş gül demeti(mec.( seçilip derlenmiş bilgiler, hakikatler
güleç 1 : گرل.gülümseyen 2.güler yüzlü
güvegul-gülistan گل گلستان : gul bahçesi mec.) ra-
hat ve huzur dolu (yer)
gülistan گلستان : gül bahçesi
Gülistan گلستان : Ünlü İran Şairi Şiraz'lı Şeyh Sadi'nin ünlü eseri. Şeyh Sa'di (Hic. 587-691
ilim öğrenmekle, 30 yılını gezilerle, 30 yılını Mi. 1190-1291), anlatıldığına göre 30 yılını çirmiş. Mensur (düz yazı ile yazılmış) hikâ inzivada ibadetle ve eserlerini yazmakla ge-olarak yazılmış Bostan adlı eserleriyle tanın-yeler kitabı olan Gülistan ile manzum (şiir) mıştır. Şeyh Sa'di bu eserlerde samimi, içten, ilgili ders verici hikâyeler anlatır ve çeşitli öz duygulu bir uslûbla ahlâk, iman ve insanlıkla deyişler söyler. (bak. Hafız-ı Şirazi)
tan k
YanıtlaSilgülistan-1 bag- cinan
gülistan : bag - cinan گلستان باغ حنان : cennetler (cennet) bağının gül bahçesi
gülistan- cinan گلستان جنان : cennetler gülista ni, cennetlerdeki gül bahçesi
gülistan- ferahfeza گلستان فراخضرا : ferahlik ve ren (iç açıcı) gül bahçesi
301
gülistanlık گلستانلك : gul bahçeleri olan yer
güllük 1 : كنك gül bahçesi 2 gülü çok olan yer gül ve gülistanlık گل و گلستانلک : )bak gulluk ve gulistanlık)
güllük ve gülistanlık گلك و گلستانلك bolluk ve rahatlık içinde olan yer
gülle گله : top mermisi
gülsen گلشن : gul bahçesi
gülzar گلزار : gul bahçesi
gülzarı gülistan گلزار گلستان : güller ülkesinin gül bahçesi
güzin
gülzar-i kemal گلزار کمال : )mec.) olgunluk i cekleri açan gül bahçesi insanları månevi olgunluğa eriştiren hakikatleri öğrenme ve
dine hizmet etme sahası
guman گمان : süphe 2.zan, tahmin
gümbürtü گومورتی : gürültülü ses, gümbürde me sesi, gürültü
gümgüme گرم گومه gümbürtü, gürültü
gümlemek 1 : گومله مك.)mec.) hemen yok ol-mak, ortadan kaybolmak 2."güm" sesi çıkar mak
gumrah 1 : گم راه.yolunu şaşırmış, doğru yol-
dan sapmış 2.gür, bol
günah گناه : Allah'ın (c.c.) emirlerine aykırı ve
cezayı gerektiren davranış
günah kebair گناه کبائر : büyük günahlar
günah kebire گناه کبیره : büyük günahlar
günahkar گناه کار : günah işleyen, günah işler yapan, günahı olan
günahsız گناه سز : gunahı olmayan 2.suçsuz,
kabahatsiz
gündelik 1 : گونده لك.günlük ücret 2.her günkü
gündoğu (gun doğusu( گون طوغوسی : guneşin doğduğu taraf, doğu
gündüzcü گوندری : gundüz çalışan gündüz gö rev yapan
gündüzleyin گرندزله بن : gündüz vakti
günes-misal گونش مثال : gunes gibi
günindi گون ایندی : gunesin battığı taraf, batı
günlük 1 : گونلك gun boyu süren 2 gündelik 3.0 günkü
gür گور : bol ve guclü olarak çıkan
gürüh 1 : گروه.topluluk, kalabalık 2.bölük, ta kım 3.ädi kalabalık, değersiz insan kalabalığı
gürüh-u hazele کرره هزله : alçaklar, yüzsüzler, ådiler topluluğu
gürüh-u hazele ve rezele گروه هزله و رذله : alçak lar ve reziller topluluğu
gürüh-u isyan ve tuğyan ve küfrån گروه عصبان و طغیان و کفران : Allah'a (c.c.) isyan eden ve azgın-lık yapan ve inkârcılığa sapan topluluk
güruh-u mücahidin گروه مجاهدین mücahidler topluluğu, Allah (c.c.) yolunda savaşan ve gayret gösterenler topluluğu
gürültühane گرولتوخانه : gürültu dolu ev, gürül
tülü ev
gürültühane-i insan گرولتوخانه انسان : insanoğlu-
nun gürültülü evi (Dünya(
güvah گواه : sahit 2.delil
guya : sanki
güzگوز : sonbahar
güzeran گذران : geçiş, geçme 2.geçen
güzeran-ı hayat گذران حیات : hayatın geçip gi-dişi
güzide گزیده : seçkin, seçilmiş
güzide-i benî âdem گزیده بنی آدم : adem oğulla-rının en seçkini, insanların en seçkini (Hz. Muhammed asm)
güzin گزین :seckin, güzide
302
YanıtlaSilH
خراب 2 rüya
habeaflet uykusu, Allah'ı
(c.c.) ahireti ve dünyaya geliş gayesini unut muşluk hali
habhayal خواب حبال : )mec.) hayal uykusuna benzeyen dünya istekleri ve gayeleri
hab-trahat خواب راحات : dinlenme lenmek için olan uyku uykusu, din
hab(b( 1 : حب tane 2 çekirdek, tohum
habbat حبات : habbeler, taneler, tohumlar
habbe 1 tane, tohum 2.su kabarcığı 3. (es-kide kullanılan) çok küçük bir ağırlık ölçüsü olan dirhemin 1/48 kadarı (70 miligram ka-dar)
habbe i kalb حية قلب : )suveyde-i kalb, sevåd-ül kalb, esved-ül kalb gibi deyimlerle de ifa-de edilen ve göz bebeği gibi siyah bir nokta şeklinde tasarlanan) 1.kalb çekirdeği, månevi kalbde gelişmelere kaynak olan månevi yete nekler 2 månevi kalb gözü
habbeyi kubbe yapmak حبه في قيه يا يمل : onem siz ve küçük bir şeyi büyütmek ve çok önemli gibi göstermek, abartmak
haber 1 : خبر.olup bitenler veya olacaklar hak kında alınan veya verilen bilgi 2.hadis, yani, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait olduğu bildirilen söz, emir ve hareket tarzı
haber i besaret خبر بشارت : müjdeli haberse vindirici haber
haber-i gaybi(ye( حبر غيب : gaybi haberler; bilinmiyen geçmiş veya gelecek yahut gözle görülemeyen bir kısım gerçeklerle ilgili haber
haber-i kat1 : خبر قطعی آ.kesin ve doğru hadis, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait olduğu kesin olan söz doğru haber
haberi sahih 1 : خبر صحيح doğru hadis, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait olduğu kesin olan söz 2.kesin doğru haber
haber-i şehadet خبر شهادت : görerek bilinen ve bildirilen haber
haber-i vahid خبر واحد : bir sahabeden, bir kişi
den veya bir koldan gelen hadis (bak. hadis)
haberi vähid ve zaife ya bir koldan bir saha beden, bir kişiden veya gelen (vä hid) ve sağlamlığı tam isbat edilmemiş hadis
haberdar 1 : خبردار haberi olan, haberli bir konu hakkında bilgisi olan
Habes 1 : حيش.Habesistan (Etiyopya) halkın-dan olan 2.(mec.) Habeşistan halkı 3.(тес.) Habeşistan (Etiyopya), Kızıl Denizinde kıyısı olan bir Doğu Afrika ülkesi
Habesi 1 : حبشی.Habesistanlı, Habeş halkı so-yundan gelen 2. siyah zenci
habib 1 : حبيب.sevilen 2.sevgili 3.dost
Habib-i A'zam حبيب اعظم : )Allah) c.c. tarafın-dan) en çok sevilen (kul). Hz. Muhammed (a.s.m)
Habib-i Edib حبيب اديب : güzel terbiye ve ahlâk sahibi ve Allah'ın (c.c.) sevgili kulu. Hz.Mu-hammed (a.s.m.)
Habib-i Ekrem حبيب اكرم : Allah'ın (c.c.) en şe-refli sevgili kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.(
Habib-i Hakiki حبیب حقیقی : gerçek manasıyla sevilmeye layık olan (Allah c.c.)
Habib-i Hüda حبيب خدا : Allah (cc.) tarafından çok sevilen kul. Hz. Muhammed (a.s.m.)
Habib-i Kibriya حبيب كبرياء : sonsuz büyüklük Muhammed (a.s.m.( sahibinin (Allah'ın c.c.) çok sevdiği kulu. Hz.
noksanlıktan uzak ve çok kutsal zâtın (Al-lah'ın c.c.) çok sevdiği kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.) Habib-i Kudüs حبيب قدوس : her türlü kusur ve
Habib-i Rabbül Alemin حبيب رب العالمين : alem lerin Rabbi'nin (Allah'ın c.c.) çok sevdiği kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.)
Habib-i Rahman حبيب رحمن : her şeyi kuşatan sonsuz merhamet sahibinin (Allah'ın c.c.) çok sevdiği kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.)
dan çok sevilen kul Hz. Muhammed (a.s.m.( Habib-i Rahmani حبیب رحمتی : her şeyi kuşatan sonsuz merhamet sahibi (Allah c.c.) tarafın-
dan çok sevilen kul Hz. Muhammed (a. s. m.)
YanıtlaSilhabib-i şefik
YanıtlaSilhabib-i sefik حبيب شقيق : çok merhametli olup çok sevilen
Habib-i Yezdan حسیب بردان : Allah'm (c.c.) çok sevdiği kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.)
Habib-i Zişan حسب ذی شان : sam yüce ve (Allah cc. tarafından) çok sevilen kul. Hz. Muham med (a.s.m.)
Habib-i Zülcelal حبیب ذو الجلال : sonsuz buyuk luk sahibinin (Allah'ın c.c.) çok sevdiği kulu. Hz. Muhammed (a.s.m.)
habibiyet 1 : حسيت.Allah'ın (c.c.) sevgili kulu olma 2 sevilir olma
Habibullah حسيب الله : Allah'ın (c.c.) sevgili kulu (Hz. Muhammed a.s.m.)
Habir حسير : her şeyi bilen ve her şeyden haber-dar olan (Allah c.c.)
Habir-i Basir خبير بهير : her şeyi gören (basir( ve her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan (Allah c.c.)
Habir-i Mürid خبر مريد : sonsuz idrak sahibi olup her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan (Allah c.c.)
habir 1 : حبر haberi olan, haberdar 2.bilgi sa-hibi, bilgili
habis(e( 1 : خبيث.kötü, fena 2.bozguncu, hile-ci, alçak
habisat خبيئات : kötü şeyler
habislik 1 : خبيئلك.kötülük 2.bozgunculuk, al-çaklık
halpurgan, halat
303
habl-i metin 1 : حبل منين.sağlam ip 2.(mec.) Kur'an ve Kur'an'ın temel hükümleri
habl-i metin-i İlahi حبل متين الهى : Allah'ın (c.c.( sağlam ipi. (Kur'an ve Kur'an'ın sağlam hü-kümleri.)
hablullah حبل الله : Allah'ın (c.c.) ipi (Kur'an ve İslam'ın anahtarı)
hablullah-il metin حبل الله المتين : sağlam olan Allah'ın (c.c.) ipi (Kur'an ve İslamın esasları)
habl-ül metin 1 : حبل المتين.sağlam ip Kur'an ve İslamiyetin esasları
habl-ül metin-i İslâmiye حبل المتين إسلامية : Isla miyet denilen sağlam ip, sağlam olan İslâmi yetin esasları
milleti : حبل المتين مليت habl-ül metin-i milliyet meydana getiren sağlam ip (İslâmiyet bağı)
habr بر : alim, geniş ve derin bilgi sahibi
häcât-ı insaniye
habr-lumme حبر الأمة : ümmet alimi, büyük Islam alimi
habt 1 : حبط tartışmada karşıdakini delillerle susturma 2.yanılma, hata
habt olma حبط اولمه : tartışmada gösterilen deliller karşısında susmak zorunda kalamak
Hac (Hacc) : 1.İslâmiyette gücü yetenlere bir kere için farz olan, Zilhicce Ayının belli günlerinde ve usulüne uygun şekilde Ka'be ve Arafat'ı ziyarete gitme 2 ziyaret etme, yö-nelme
Hacc - Ekber حج اکبر : en büyük hac ziyareti, yani farz olan hac görevi (Arefe günü Cuma gününe rastlayan Hacca da Hacc-1 Ekber de-nir.)
hacc-1 asgar حج اصغر : küçük hac ziyareti, yani umre (bak. umre)
hacc-serif حج شريف : mübarek hac ziyareti
hacc ülekber حج الأكبر : )bak hacc-ekber(
hacalet حالت : utan utanma
hacalet-i daimi خجالت دائمی : sürekli utanç, de-vamlı olan utanç
hacalet-âver (hacaletaver خجالت آور : utan ve rici, utandırıcı
hacamat حجامت : vücuttan kan aldırmak
hacat حاجات : hacetler, ihtiyaçlar
häcât-ı beşeriye حاجات بشريه : insan ihtiyaçları
hâcât-ı cismâniye حاجات جسمانيه : beden ihti yaçları, maddi ihtiyaçlar
öğrenme, öğretme, yaşama ve yaşatma gibi ihtiyaçlar hacât-ı diniye حاجات دينيه : dini ihtiyaçlar, dini
hacat-i ebediye حاجات أبديه : ebedi ihtiyaçlar, sonsuz ve ölümsüz hayatla ilgili istek ve ih-tiyaçlar
hacat-1 fitri حاجات فطری : yaradılışta var olan ortak ihtiyaçlar
hācât-ı gayr-ı zaruriye حاجات غیر ضروریه : zaruri (zorunlu) olmayan ihtiyaçlar
2.(mechacat hayatiye حاجات حياتيه : hayati ihtiyaçlar yaşamak için gerekli ihtiyaçlar
hâcât-ı hayvaniye حاجات حيوانيه : canlıların ve hayvanların ihtiyaçları
hâcât-ı hayvaniye ve insaniye حاجات حیوانیه و إنسانيه : canlıların (hayvanların ve insanların( ihtiyaçları
hacat-ı insaniye حاجات إنسانيه : insan ihtiyaçları
MECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE
YanıtlaSil278
giderken mümkin-st-teharruz olmayan sarar ve ziyanım admin ol maz.
Mesela, hayvanın ayağından toz ve çamur sıçrayıp da diğerin elbisesini lekedar eylese yahut ayağı ile tepip veya kuyruğu ile çar pap da bir zarar etse zaman lazım gelmez. Amma müsademesinden ya ön ayağı ile yahut başı ile çarpmasından vukua gelen zarar ve ziyanı rákib olan kimse zamin olur.
MADDE 933 Tarik-i ammde kaaid ve såik dahi rakib gibidir, Ya'ni, anlar dahi ancak rakibin zâmin olduğu zararı zámin
olurlar. MADDE 934 Bir kimsenin tarik-i âmmde hayvanını durdurmağa yahut bağlamağa hakkı yokdur.
Binaenaleyh bir kimse tarik-i âmmde hayvanını durdursa ya-hut bağlasa gerek ön veya arka ayağı ile tepsin ve gerek såir su-retle zarar etsin ol kimse herhalde ol hayvanın cinayetini zâmin olur. Amma at pazarı ve kira beygirlerinin durduğu mahaller gibi hayvan durmağa i'dad ve ta'yin olunmuş olan yerler müstesnadır.
MADDE 935 Bir kimse hayvanını başıboş tarik-i âmme salverse ol hayvanın ettiği zararı zamin olur.
MADDE 936 Bir kimsenin rakib olduğu hayvan ön yahut arka ayağı ile kendi mülkünde ve gerek sâir mahalde bir şeyin üzerine basıp da telef etse rakib olan kimse ol şey'i mubaşereten itlaf et-miş addolunarak her halde zâmin olur.
MADDE 937 At gem almayıp da rakibi başını zapt edemeyerek bir zarar etse zamân lâzım gelmez.
MADDE 938 Bir kimse kendi mülkünde hayvanını bağlamış ol-duğu halde diğer biri gelip de bila izin oraya hayvanını bağladığı suretde sahib-i mülkün hayvanı am tepip telef etse zamân lâzım gelmez. Ve eğer ol hayvan sahib-i millk'ün hayvanım telef etse sa-hibi zâmin olur.
MADDE 939 Bir mahalde hayvan bağlamağa hakkı olan iki ki-mesne hayvanlarını bağladıklarında hayvanların biri diğerini telef etse zamân lâzım gelmez.
Meselâ, bir hanede müşterek olan iki kişi hayvanlarını bir ma-halle bağlayıp da birinin hayvanı diğerinin hayvanını telef etse za-mân lâzım gelmez.
MADDE 940 İki kişi kendilerinin hayvan bağlamağa hakkı olma-yan yerde hayvanlarını bağlayıp da evvel bağlayanın hayvam diğe-rinin hayvanını telef etse zamân lâzım gelmez. Ve sonra bağlayanın hayvanı evvelkinin hayvanını telef etse zamân lâzım gelir.
KITAB UL-HACR VEL IKRAH VE'L-BUV'A
YanıtlaSilKITABI TABI
Hace ve ikrak ve papa beyanında olup bir mukaddime ile babi hdvidir,
Mukaddime
Haer ve ikrah ve şufaya müteallik ıstılahat-ı fikhiyye beyanındadır.
MADDE 941 Haer; bir şahat mahsusu tasarruf-u kavlisinden men'dir ki, ba'd-el-haer ol şahsa mahcûr denilir.
MADDE 942 Izin; hacri fekketmek ve hakkı men'i iskat eyle-mekdir ki izin verilen şahsa me'zûn denilir.
MADDE 943 Sağir-i gayr-i mümeyyiz; bey' ve şirayı fehm etme yen ya'ni mülkiyyeti bey'in adlib ve şirânın calib olduğunu bilmeyen ve onda beş aldanmak gibi gabn-i fahiş olduğu zahir olan bir gabni, gabu-i yesirden temyiz ve tefrik eylemeyen çocuk olup bunları tem-yiz eden çocuğa sağir-i mümeyyiz denilir.
MADDE 944 Meenan tük kısımdır, biri mecnûn-i mütbakdir ki cüninu cemi evkatı müstev'ib olan kimsedir. Diğeri mecnûn-i gayri mutbakdir ki kah mecnûn olup kah ifákat bulan kimsedir.
MADDE 945 Ma'tuh; ol muhtel-uşşuûr olan kimsedir ki fehmi kalil ve sözil müşevveş ve tedbiri fåsid olur.
MADDE 946 Sefih, mahm beyhûde yere sarf ile ve masarifinde tebzir ve israf ile iza'a ve itlåf eden kimsedir. Ebleh ve sådedil
olmak hasebiyle kår ve temettä yolunu bilemeyip de aka ve it'a-
sında aldanagelen kimseler dahi sețih addolunur.
MADDE 947 Reşid, malını muhafaza hususunda tekayyüd ederek sefeh ve tebzirden tevakki eden kimsedir.
256
YanıtlaSilKİBİR
İste Resûlüllah'ın ashabı böyle tevazu sahibi kimselerdi. Onlar hem halk nezdinde hem meleklerin yanında hem de Allah katında değerli kimselerdi.
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Hiçbir mal sadakadan dolayı eksilmeyeceği gibi, kendisine zulme. deni affeden kimsenin Allah şan ve şerefini artırır."
Resûlüllah (sav) Hz. Aise'nin odasında oturuyordu. Önünde bir ta-bak et bulunuyordu. Resulullah (sav)'in diz üstü oturmuş bu etten yiyor du. İçeriye karşısındakinin erkek mi kadın mı olduğuna dikkat etmeyecek kadar hayâdan uzak, serbest davranan bir kadın girdi ve Resulullah (sav)'e
bakıp şöyle dedi: Şuna bakın sıradan bir kişinin oturduğu gibi oturuyor ve normal biri gibi yemek yiyor.
Bunu duyan Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
Ben de bir kulum. Normal bir kulun oturduğu gibi oturur, onun yediği gibi yerim.
Bu sözlerinin ardından kadına; "sen de ye" dedi.
Kadın dedi ki:
Hayır, yemem, ancak ağzındakini verirsen yerim.
Resulullah (sav) ağzında bir et parçası vardı ve onu iyice çiğnemişti.
Kadının söylediğini duyunca ağzındaki eti çıkarıp kadına verdi. Bu et ka-dının midesine iner inmez kendisini öyle bir hayå kapladı ki, kimsenin yü-züne bakamaz oldu. O günden sonra ölene kadar kendisinden boş hiç-bir söz işitilmedi.
Hz. Hasan (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Yeryüzü hazinelerinin anahtarları bana verildi ve ben kul Peygam-ber olmamla kral Peygamber olmam arasında serbest bırakıldım. Cebrail (as) bana, tevazu gösterip kul Peygamber olmayı tercih etmemi işaret etti. Bunun üzerine ben kul Peygamberliği seçtim ve bana bu verildi. Kıyamet günü yeryüzünün kendisi için ilk yarılacağı kimse ve ilk şefaatçi ben ola-cağım."3
İbn Mesud (ra) şöyle diyor:
Müslim, 2588
Ebû Ya'lå, Müsned, 4920
Taberani, Evsat, 7/88
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil257 Kim Allah için tevazu gösterirse, kıyamet günü Allah onu yüceltir, kim de kendini büyük görerek kibirlenirse kıyamet günü Allah onu alçal-
Katâde'nin şöyle dediği anlatılır:
rer. "Kim, şu üç şeye bulaşmadan ruhu cesedinden ayrılırsa cennete gi-
Bu üç şey şunlardır:
1. Kibirden uzak durursa.
2. İhanetten uzak olursa.
3. Borçlu olmazsa.'
Babam bana Ebu Cafer'den naklen şunu anlattı:
Hz. Ali (ra) bir gün çarşıya gidip altı dirheme iki tane gömlek satın aldı. Sonra yanında bulunan kölesine "bunlardan dilediğini giyebilirsin" dedi. Kölesi de en iyisini alıp giydi. Diğerini de Hz. Ali giydi ama elbisenin kolları uzun geldi. Bunun üzerine bir bıçak alıp uzun olan kısmını kesti.
Olayı anlatan sahabe şunları ekleyerek diyor ki:
O gün Cuma idi ve Hz. Ali hutbeye çıkmıştı. Hutbe okurken biz ona bakıyor ve elbisenin yenlerinin kesilmesinden dolayı ellerinin üzerinden sarkan iplikleri görüyorduk.
Yine Hz. Ali (ra) elbisesi sarkmış olup yerlerde sürünen birini gördü-
ğünde şöyle dedi:
Ey adam! Elbiseni yukarı çek. Böyle yapman elbisenin daha temiz ve dayanıklı olmasını sağlayacağı gibi, kalbini daha huzurlu kılar.
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Allah (cc) buyurdu ki:
Azamet (yücelik) benim izarım, Kibriya (büyüklenme) ise ridamdır. Bu iki hususta kim bana ortak olmaya çabalarsa kim olduğuna bakmak-sızın onu cehenneme sokarım."
Fakih bu hadise şu yorumu ekliyor:
Tıpkı Kur'an-ı Kerim'de geçen Cebbar ve Mütekebbir gibi Kibriya ve Azamet de Allah'ın sıfatlarındandır. O halde aciz ve zayıf olan kullara kibir yakışmaz.
Tirmizi, 1572
Müslim, 2620
باب الاحتكار
YanıtlaSilKARABORSACILIK
Said b. Müseyyeb'in Mamer b. Abdullah el-Adevi'den rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (sav)'in şöyle buyuruyor:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ : لَا يَحْتَكِرُ إِلَّا خَاطِيٌّ
"Karaborsacılık yapanlar sadece günahkârlardır."
yurdu: İbn Ömer (ra)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle bu-
مَنْ احْتَكَرَ طَعَامًا أَرْبَعِينَ يَوْمًا فَقَدْ بَرِئَ مِنَ اللَّهِ تَعَالَى، وَبَرِئَ اللَّهُ مِنْهُ
"Kim kırk gün süreyle malını stoklayıp insanlara satmazsa o kimse Allah'tan Allah'ta ondan uzak olur."ב
Hz. Ömer (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Câlibin rızkı çoğalır, muhtekir (karaborsacı) ise lanetlenmiştir."3
Müslim, 1605
Ahmed, Müsned, 4880
Ibe, 2153
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil259
Câlib: İnsanlara satmak amacıyla gıda maddesi satın alıp bunları şeh-re getirdikten sonra satışa sunan kimsedir. Böyle yapan bir kişi insanlara faydalı olduğu için onların duasının bereketiyle rızkı bollaşır.
Muhtekir: Fiyatlar arttığında satmak üzere gıda maddesi satın alıp, bunları stoklayarak halka zarar veren kimsedir.
Şabi Anlatıyor:
Adamın biri çocuğuna bir iş bulmak istiyordu. Bu amaçla Resulullah (sav) ile istişarede bulundu.
Resulullah (sav) ona şöyle dedi:
"Çocuğunu; buğday satanın, kefen satanın ve kasabın yanına işçi
olarak verme.
Buğday satanın yanına verme! Çünkü: Bir kişinin içki içen veya zina yapan biri olarak Allah'ın huzuruna çıkması kırk gün süreyle gıda madde-lerini stoklayıp halkı zarara uğratarak Allah'ın huzuruna çıkmasından da-ha hayırlıdır.
Kasabın yanına verme! Çünkü: O sürekli hayvan boğazladığı için kalbinden merhamet silinmiştir.
Kefen satanın yanına verme! Çünkü: Ümmetimden bir kişinin dün-yaya gelmesi benim için dünya ve dünya üzerindeki her şeyden daha değerli iken o, ümmetimden birlerinin ölmesini arzu eder."
Fakih diyor ki:
İhtikâr: Kişinin yaşadığı şehirde mal satın alması ve insanların ihti-yacı olduğu halde bu malı satmayıp, stoklamasıdır. Dinin yasakladığı kara-borsacılık budur. Şayet stoklanan mal başka bir maldan gelir olarak elde edilmiş veya kişinin yaşadığı şehirden başka bir şehirden getirilmişse bu karaborsacılık olmaz. Ancak orada yaşayan Müslümanların bu mala ihti-yacı varsa en güzel olan satmasıdır. Bu durumda stoklanmış olan malını satmazsa kötü niyeti ve Müslümanlara acımaması sebebiyle günahkâr olur.
Karaborsacılık yapan kişiye elinde bulundurduğu malları satması için baskı yapılır. Buna rağmen satmamakta diretirse tazir cezası verilir fa-kat mallarına el konulup raiç bedelleriyle satılamazlar.
Ama ona şöyle denir:
Diğer tüccarların sattığı gibi sen de sat.
Ibn Hacer, el-Metalibü'l-Aliye, 1/379
260
YanıtlaSilKARABORSACILIK
Konu ile ilgili olarak Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Ben narh koyamam, (fiyatları belirleyemem) çünkü narh koyan Al. lah'tır."
Yine Resulullah (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"Pahalılık ve ucuzluk Allah tarafindan görevlendirilmis biri rağber diğeri rehbet (korku) adını taşıyan iki askerdir."
Allah bir malı ucuzlatmak istediğinde mal sahibinin kalbine korku yerleştirir, bu sebeple o kişi malı elinden çıkarır böylece piyasada ucuzluk meydana gelir.
Allah bir malın fiyatının artmasını istediğinde ise mal sahiplerinin kalbine rağbeti (hurs) koyar bu sebeple onlar mallarını ellerinde tutarlar böylece de fiyatlar artmış olur.
Bir hadiste şu anlatılmıştır:
İsrailoğulları içinde çokça ibadet eden biri vardı. Bu zat bir gün üze rinde kum yığınının biriktiği bir tepeye çıkmış ve şu temennide bulun-
muştu:
Keşke bu kum yığınının tamamı un olsa da ben de bunu İsrailoğulla-rına dağıtsam. Böylece onlar açlıktan kurtulmuş olurlar ve içinde bulun-dukları kıtlığın etkisi birazcık olsun azalmış olurdu.
Bu durumu bilen Yüce Allah, İsrailoğullarının Peygamberine ona şöyle demesini vahyetti:
"Bil ki Allah sana o tepedeki kum yığını miktarınca unu sadaka ola-rak vermiş kadar sevap yazdı."
Bunun anlamı şudur:
Bu kişi bir iyilik yapmaya niyetlendiği için iyi niyeti ve Müslümanla-ra acımasından dolayı Allah kendisine niyetlendiği iyiliği yapmış gibi se-vap vermiştir.
O halde Müslüman yakışan davranış; diğer Müslümanlara karşı şef-kat ve merhamet sahibi olmaktır.
Anlatıldığına göre adamın biri Abdullah ibni Abbas (ra)'a gelip nasi-hat istemiş, Abdullah ibni Abbas (ra) ona şöyle demişti:
"Sana altı şeyi tavsiye ediyorum:
Ebů Davud, 3451
Bu hadis mevzudur. Bk. Deylemi, Müsnedül-firdevs, 4312
TENBIHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil261
man ve ahireti düşün Allah'ın senin adına üstlendiği şeylere kesin olarak
Farzları vaktinde eda et.
Dilin sürekli Allah'ı zikirle meşgul olsun.
4. Şeytana uyma. Çunkü o yaratılmışlara hased etmektedir.
5. Dünyaya fazla önem verme. Çünkü böyle yaparsan ahiretini harap etmiş olursun.
6. Daima Muslümanlara öğüt ver."
Fakih diyor ki:
Müslüman'ın yapması gereken diğer Müslümanlara öğüt vermek ve onlara karşı merhametli olmaktır. Çünkü böyle davranmak mutluluğun alametidir.
Denildi ki:
Mutluluğun göstergesi on bir tanedir:
1. Dünyaya fazla önem vermeyip ahirete hazırlanmak.
a. Sürekli ibadet edip, Kur'an okumayı arzulamak.
3. İhtiyaç olmadıkça konuşmamak.
4. Beş vakit namazı aksatmadan kılmak.
5. Elinden geldiği kadar haramdan uzak durmaya çalışmak.
6. Allah'ın salih kullarıyla arkadaşlık etmek.
7. Tevazu sahibi olmak ve kibirden uzak durmak.
8. Cömert davranmak.
9. Mahlükata karşı merhametli olmak.
10. Yaratılmışlara faydalı olmak.
11. Ölümü hiç akıldan çıkarmamak, sürekli hatırda tutmak.
Eşkıyalığın göstergesi de on bir tanedir:
1. Dünyada çok mal edinmeye hırslı olmak.
2. Nefsinin isteklerine ve dünya zevklerine düşkün olmak.
3. Çok konuşmak ve kötü söz söylemek.
4. Namazları aksatmak.
5. Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamak ve kötülerle arkadaşlık yapmak.
6. Kötü huylu olmak.
262
YanıtlaSilKARABORSACILIK
7. Gurur ve kibirli olmak.
8. İnsanlara iyilik yapmayı esirgemek.
9. Müslümanlara karşı merhametsiz veya az merhametli olmak.
10. Cimrilik yapmak.
11. Ölümü unutmak.
Demek istiyor ki:
Bir Müslüman öleceğini aklından çıkarmazsa gıda maddelerini stok-layıp, onların satımını engelleyemez ve Müslümanlara karşı merhametli olur.
Allah'ın zahit kullarından biri hakkında şu olay anlatılır:
Kıtlığın hüküm sürdüğü bir dönemde bu zatın evinde bir miktar buğday vardı. Götürüp buğdayı sattı, sonra da kendi evinin ihtiyacı için gı-da maddesi aramaya başladı. Niçin böyle yaptığı sorulduğunda şöyle dedi:
İnsanların sıkıntılarına ortak olmak istedim.
Allah bizi kendi ihsanıyla doğruya muvaffak etsin.
26)
باب الزجر عن الضحك
YanıtlaSilÇOK GÜLMENİN ZARARLARI
Süfyan b. Uyeyne (ra) şunu rivayet ediyor:
İsa (as) Havarilerine şöyle dedi:
يَا مِلْحَ الْأَرْضِ لَا تُفْسِدُوا فَإِنَّ الْأَشْيَاءَ إِذَا فَسَدَتْ إِنَّمَا تُدَاوَى بِالْمِلْحِ وَإِنَّ الْمِلْحَ إِذَا فَسَدَ لَمْ يُدَاوَ بِشَيْءٍ
"Ey yeryüzünün tuzları, bozulmayınız! Çünkü bir şey bozuldu-ğunda tuzla düzeltilebilir ama tuz bozulunca onu düzeltecek bir şey yoktur."
Ey Havariler topluluğu! Benim sizden ücret almadığım gibi siz de kendilerine ilim öğrettiğiniz kimselerden ücret almayın. Şunu biliniz ki, sizde cahiliye döneminden kalma iki özellik bulunmak-tadır. Bunlardan biri, gülmeyi gerektiren bir sebep yokken gülmek, diğeri de seher vaktini uyuyarak geçirmektir." است
Fakih bu rivayeti şöyle açıklıyor.
"Yeryüzünün tuzları" sözüyle kastedilen, âlimlerdir. Zira sadece â-imler halkı düzeltmeye çabalar ve onlara ahirette mutlu olmanın yollarını österirler. Alimler görevlerini yerine getirmezse insanlara doğru yolu kim österebilir ve bu durumda cahiller kime tabi olur?
hmed, Zühd, s. 118