İnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12 Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ Ramuz ul Ehadis Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Pamuk Yayınları cilt.. 1.sy.174.
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32 Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34 Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35 oscar Yayınları sy. 217.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00 keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01 kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 250 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02 Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 250 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03 Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 250 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06 Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür. Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.) Sayfa: 361 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07 Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 361 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08 İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 361 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21 610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk. bu ayet mensuhtur
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
Herkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; igfal... aldatma, kandırma, yanıltma. cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
nuna yaklaşılan günlerde terörizm tehlikesi ABD gündeminin en tehlikeli sorunu olduğu kanaatine varılmıştı. Hatta Usame Bin Ladin bir konuşmasında Amerikalıla ra görüldüğü yerde saldırılmasının gerekliliği konusunda bir "fetva" vermiş ve sa- ra görüldüğü vepraklarına yaymak konusunda koguleri nukleer starte vaşı Amerika tour konuşma yapmıştı. İstihbaratteniyle deresalar ile ilg Peknoloji transferi, ticari istihbarat ve değişen tehdit nedeniyle devlet dışı aktörlere teknoloji transouk Savaş sonrası dönemi zain içine gir odaklanda HUMINT yeteneğini önemli ölçüde artırma gayreti içine girmiş, çeşitli savaş desteği rolleri için bölge operasyonlarına operatörler sağlamış ve Afganistan, Irak Filipinler, Yemen, Gürcistan gibi ülkelere özel kuvvet askerleri ile birlikte gö rev yapacak terörle mücadele personeli görevlendirmiştir.
Stratejik Sürpriz
20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19, yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21. yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devletin ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birliklerin konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa süre de yapılabilir bir hale geldi.
Stratejik sürprizlere uğramak, sadece istihbaratçıların bilgi verme ve uyarı sin-
yallerinin eksikliğine bağlanamaz. Analiz ve bu bilgilerin bürokraside kabul görme- si ile ilgili süreçler de önemlidir. İstihbaratçının metodolojik sorunları ve algılama problemleri yanında organizasyonel ve bürokratik nedenlerle bu değerlendirmele rin kabul görme sorunu da ele alınmalıdır. İstihbaratçı topladığı bilgileri temel ola- rak ikiye ayırır, doğrular ve yanlışlar ya da istihbarat jargonu ile sinyaller ve gürül tüler, Söz konusu olan stratejik sürpriz ise aldatmalar zaten her şeyi karmaşık ha le getirir. Aldatma ve belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda en azından kısa dö nemli olarak hemen her bilginin yanında bir soru işareti vardır. Bu yüzden analitik
Elanor Hill, Joint Inquiry Staff Statement, Part I, (September 18), 2002, 9. http://fas.org/irp/congress/2002_hr/091802hill.html
Michael Howard, War in European History, Oxford University Press, (New York, 1979), Chs.5-7.5 Roberta Wohlstetter, Pearl Harbor: Warning and Decision, Standford University Press, (Stanford. 1962), 336-8.
"Donald Daniel and Katherine Herbig (Eds), Strategic Military Deception, Pergamon, (New York.
parça parça, çektire çektire, hayatın zorluklarıyla eze eze öldürmek de kaatillik değil midir?
İnsanımızı bu idrâkle yetiştirmedikçe, küçücük menfaat grupları büyük kitlelerin hayatlariyle oyna- maya devam edeceklerdir. Ama insanımızı İslâmî haslet- lerle bezeyerek, tezyin ederek yetiştirecek, devlet, hani?
Bu sağlanmadıkça insanımız birbirinin ya kurdu veya put'u olmaya devam edecektir.
Jusa Sultan'ı ziyaret incelemelerim, yirmi beş sayfa kadardır (Sayfa: 25-50 de). Istan bul gazetelerinde; Yeni Gazete'de, Bektaşilik ve Alevilik konusunda, 20 Haziran 196'dan itibaren iki ay kadar süren bir seri yazım yayımlandı. Yine Yeni Gazete'de "Hacı Bektaş Veli ve Milli Birlik" başlıklı yazım yayımlandı: 16 Ağustos 1967'de, Hacı bektaş ilçesinde yapılan anma törenlerindeki konuşmam da, gazetenin aynı günkü 960 nolu nüshası, birinci sayfa, 3-6. sütununda yayımlandı. İstanbul Günaydın Gaze- tesi'nde, 29 Ocak 1977 Pazar günü başlayan ve dört aya yakın bir süre devam eden seni yazılarım yayımlandı. Ayrıca "Türkçe İnsan Adları" adlı eserim baskıya hazırdır."
Doç. Dr. Bedri Noyan manzum bir meâl yazma sebebi ve meâli hakkında yine Ay- han Aydın'la yaptığı söyleşide ve Meâlinin ön sözünde bu konuda şunları söylemekte- dir
"Kur'an'ın Türkçe olması ve duaların da Türkçe ayetlerle yapılması taraftarıydım. Zaten Kur'an'da da birkaç defa, "Bunu Araplara Arap diliyle indirdim ki, okuyup anlayarak, ona göre iş işlesinler" denilmektedir. Demek ki her Müslüman millet, Kur'an'ı kendi di- liyle okumalıdır. Bu nedenle manzum Türkçe Kur'an, okuyanlarca çok tutuldu.
Istanbul Ticaret ve İktisad Mekteb-i Alisi'nin, Pera Palas Salonunda, 16 Ocak 1937 Cumartesi günü düzenlenen çayına, Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi olarak arkadaşla- nmla gitmiş, yüce Atatürk'le birlikte, bir yerde olmanın mutluluğuna da ilk kez orada emiştim.
O gün Atatürk'ün yanında İsmet İnönü, Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras, Is- mail Müştak Mayakon ve isimlerini hatırlayamadığım diğer zevat vardı. Aynı gün İs met İnönü, Dr. Aras'ı Hatay Sorununun tartışılacağı Cenevre'ye yolcu edip tekrar ya- nımıza dönmüştü.
bat 1962 tarihli sayısında yayınlamıştım. O gün Atatürk, Mehmet Akif'i Kur'an-ı Ke- Atatürk, biz gençlerle çeşitli konular üzerinde konuştu. Bu anımı "Mehmet Akif ve ile derkeit derneği'nin aylık şilik, avans olarak, on bin lira ödediğini anlattıktan sonra: O'na bu işi yapmasına kar
yeğleyerek Mısır'a gitti. Yine orada da kendisiyle ilgilendim. İlk zamanlar bu işi henüz bitirememişti. Sonradan bunun tamamlandığını öğrendik. Bundan evvelki gelişinde kendisine yaverimi göndererek bunu istettim. Akif: bende değil, birisine verdim, on- dadır" demis. Tekrar haber yollayarak: "Siz kime verdinizse bize onu söyleyiniz, biz o 2Bk. Ayhan Aydin, Doç
A Burada her ikisini birleştirerek vermekteyiz. 3 Taha Akyol, agm. . Dr. Bedri Noyan, www.alewiten.com/noyan.htm.
Bu yapıtla Kur'an-ı Kerim'in Türkçe'sini çok isteyen büyük Atatürk'ün köklü bir is- teğini yerine getirmiş oluyorum. Bunu yine o büyük kurtarıcının kurduğu Türkiye Cumhunyeti'nin ellinci yılında gerçekleştirmiş olmakla bahtiyarım. Büyük kurtancı Ala- türk'e Tanrı'dan rahmetler diliyorum."s
B. Kur'an-ı Kerim Hakkında:
Doç. Dr. Bedri Noyan'ın Kur'an-ı Kerim (Türkçe-Şiir), adlı bu çevirisi, Ardıç ya yınlan tarafından yayınlanmıştır. Toplam XVIII (İçindekiler ve ön söz)+766 sayfadır. Ön sözde de belirttiği gibi eserine uzun bir giriş yazmıştır.
"Kur'an-ı Kerim Hakkında" başlığı altında geniş bir giriş yazmıştır.
Girişte: Kur'an nedir? (s.1-5), Ilk ve Son Ayetler (s.5), Ayetlerın Bölünüşü ve Sa- yılan (s.6-7), Kur'an Dili (s.12-13), Kur'an'da Temel İnanışlar (s.13-14), Ahirete Inan (14), Din Kardeşliği İslâm Kardeşliği (s.14-15), Kur'an'ın Ahlaka İlişkin Öğütleri (15), Kur'an nasıl Toplandı (s.16-20), Kur'an'ın Yayılması (s.20-22), Yabancı Dilde Baskılı Kur'anlar (s.22-25), Kur'an Hakkında Yabancılaın Söylediklen (s.25-27), Iba det-Türkçe Kur'an ve Türkçe İbadet (s.27-28), Türkçe Kur'an ve İbadet (s.28-32) bay Milan altında zikredilen konular hakkında görüşlerini dile getirmişlerdir. Daha sonra gi- na bölumüyle ilgili bibliyografyasını sıralamıştır(s. 3 sıralamıştır(s.34). Bunun ardından da alfabetik Ko-
nu Indeksi (s.35-47) ve Sözlük (s.48-55) yer almaktadır. Manzum Kur'an tercümesi
57. sayfadan başlayıp 720. sayfada sona ermektedir. Tamamı 10,293 beyittir. 721-
766 arasında ise sürelere ait dipnotlar yer almaktadır.
Burada yukarda belirttiğimiz konular hakkında ki görüşlerinden bazı örnekler sun- manın faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Kur'an nedir? sorusunu şöyle cevaplamıştır. "Kur'an, Tek tanrılı
dinlerin sonuncusu, kuşkusuz en iyisi ve olgunu olan Müslü manlığın kutsal kitabıdır. Ona "Bütün İnsanlığın Kutsal Kitabı" da dense, yeridir... Kur'an, bütün insanlığın barış, dinginlik, sevgi ve İyilik içinde oluşu duygusunu gerçekleştiren bir kutsal kitaptır."
Daha sonra Kur'an'ın isimlerinden, sürelerinden, cüz ve hiziplerinden bahsetmiş, devamla: "Kur'an ayeden Hz. Peygamber tarafından, derhal yazdınımakta ve sonra lenmekteydi. Bu nedenle günümüze kadar değişmeden gelmiştir." dedikten sonra: Yalnız, özellikle nedenle günümüzez Ali'den bahseden ayetlerin, peygame bu Furmanlan tarafından, exstillidigi, kurvetle söylenmiştir." sözlerini eklemiş ve bu du uncesini değrafından, eksiltildiği, kumiste dile getirmiştir. Örneğin: "Kutsal kitaplar Kinde, oldiisik çeşitle vesilelerle, girişte dar gelmiş olan yegane hazine, Kuraner kermdir. Eldu gibi saklanarak gündimize yoktur." dedikten sonra: "Ama bazı ayetler kaybedilmiştir." demektedir.
Kulun, kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği şey namazdır. Eğer onu tamamlamışsa onun için "Tam" diye yazılır. Eğer tamamlamamışsa, Aziz ve Celil olan Allah Meleklerine şöyle buyurur: "Bakın bakalım, kulumun farzlarını tamamlayacağınız nafile ibadetinden bir şey bulacak mısınız?" Sonra Zekat da böyledir. Sonra diğer ameller de bu şekilde ele alınır. Ravi: Hz. Temim ed-Derda (r.a.) Sayfa: 158 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
öncekilere uygulanan yasalardan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın yasalarında asla bir değişme bulamazsın; Allah'ın yasalarında asla bir sapma da bulamazsın."
...Her kim İslam'da kötü bir çığır açarsa o kimseye açtığı çığırın günahı yükletildiği gibi kendisinden sonra o yoldan gidenlerin de günahı yük- letilir... (Müslim, Zekat 69)
KÖTÜ ÇIĞIR AÇANLARIN AKIBETİ
Bidat, "daha önce benzeri bulunmayıp sonradan ortaya çıkan (muhdes) şey" anlamına gelir. Dinî mahiyette görülen amel ve davranışlardan baş- ka günlük hayatla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan yeni fikir, uygulama ve âdetler; "sonradan ortaya konan dinî görünümlü yol" bidat sayılmıştır. Peygamberimiz (sas), İslam'da güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açana o çı- ğıra uyanlar bulunduğu sürece sevap verileceğini, kötü bir çığır (sünnet-i seyyie) açana da aynı şekilde günah yazılacağını ifade etmiştir (Buhari, Terûvih, 1). Kur'an'ı bir mushafta toplamak, teravih namazını cemaatle kılmak, minare ve medrese inşa etmek iyi bidate, kabirlerin üzerine türbe yapmak ve bu- ralara mum dikmek de kötü bidate örnek olarak gösterilebilir. Hadislerde reddedilen kötü bidattir. Şafiî fakihlerinden İzzeddin b. Abdüsselâm daha da ileri giderek bidati mükellefin fiillerine paralel olarak vacip, mendup, mübah, mekruh, haram olmak üzere beşe ayırmaktadır.
Ver o misvağı bana!" dedim. O da verdi. Dişlerimle kemirip yome Buhari başı göğsüme yaslı vaziyette onunla dişlerini misvakladı." azl 83, Vudu 45. Ezan 39, 46, 47, 51, 67, 68, 70, Hibe 14. Humus 4. Enbiya 19, T Prisam 5; Müslim, Salat 90, (418); Tirmizi, Cenaiz 8, (978, 979); Nesai, Cenaiz 6, 4.6. lah,
KÜTÜB-İ SİTTE
15
544 ه - وعنها رضي الله عنها قالت: [ كَانَ النَّبِيُّ : حتى يرى يَقُولُ وَهُوَ صَحِيحٌ لَنْ يُقبض مِنَ الْجَنَّةِ، ثُمَّ يُحْيا أَوْ يُخَيَّرُ. مقعده . فلما نزل به، ورأيته على بني غشِي عَلَيْهِ، ثُمَّ أَفَاقَ فَأَشْخَصَ بَصَرَهُ إِلَى سَقْفِ البَيْتِ ثُمَّ قَالَ الهُمْ فِي ارنَا ، وَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَدِيثُ الَّذِي كَانَ يُحَدِّثَنَا بِهِ انين الأعلى، قُلْتُ: إِذَنْ لَا يَخْتَارُنَا،
L
فكانت تلك آخر كلمة : تكلم بها : اللهم في ا اهر صحیح الرفيق الأعلى ). أخرجه
ثلاثة والترمذي .
الرفيق الأعلى ) هم النبيون الذين يسكنون أعلا العليين.
5. (5405)- Yine Hz. Aişe (radıyallahu anhå) anlatıyor: "Resulullah ( aleyhissalātu vesselâm), sıhhati yerinde iken şöyle diyordu:
"Hiçbir peygamber, cennetteki makamını görmeden kabzedilma Bundan sonra hayatı devam ettirilir veya öbür dünyaya gitme hususunda muhayyer bırakılır."
Aleyhissalātu vesselâm hastalandığı zaman O'nu, (başı) dizimi üstünde baygın vaziyette gördüm. Bir ara kendine geldi. Gözlerini esi tavanına dikti ve sonra: "Ey Allahım Refik-i A'la'da (bulunmayı tercih ederim)" dedi. Bu sözü işitince ben (kendi kendime): "Demek ki (makam Eistenidi) ve bizimle olmayı tercih etmiyor" dedim. Bunun, sıhhatlike be style input hadis oldugun debir peygamber cennet makamını görmeden kabzedilmez, sonra yaşamaya devam veya obit dünyaya gitme hususunda
فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ اللهِ : هَلُمُوا أَكْتُبُ لَكُمْ كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ. قَالَ عُمَرُ : إِنَّ رَسُولَ اللهِ ﷺ قَدْ غَلَبَهُ الْوَجَعُ، وَعِنْدَكُمُ الْقُرْآنُ حَسَبُكُمْ كِتَابُ اللَّهِ، فَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْبَيْتِ. فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ: قَرِبُوا يَكْتُبُ لَكُمْ رسُولُ الله ، ومنهم من ! يَقُولُ مَا قَالَ عُمَرُ. فَلَمَّا أكثروا اللغط والإخ والاختلاف، قال : قُومُوا عَنِّى ولا ينبغي . عندي التنازع، فخرج ابن - عباس رضي الله عنهما وهو يَقُولُ : إِنَّ الرَّزِيَّةَ كُلُّ الرَّزِيَّةِ مَا حَالَ بينَ رَسُولِ الله الله وبين كتابه ] . أخرجه الشيحان.
الرزية المصيبة .
6. (5406)- İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalātu vesselâm) muhtazar (ölmeye yakın) iken evde bir kısım er- kekler vardı. Bunlardan biri de Ömer İbnu'l-Hattab (radıyallahu anh) idi. Resulullah (aleyhissalātu vesselâm):
"Gelin, size bir şey (vasiyet) yazayım da bundan sonra dalalete düşmeyin!" buyurdular. Hz. Ömer:
"Resulullah (aleyhissalātu vesselâmľa ızdırap galebe çalmış olmalı. Yanınızda Kur'an var, Allah'ın kitabı sizlere yeterlidir" dedi. Oradakiler aralarında ihtilafa düştü. Kimisi: "Yaklaşın, Resulullah (aleyhissalâtu vesseläm) size vasiyet yazsın!" diyor, kimi de Hz. Ömer (radıyallahu anh/in sözünü tekrar ediyordu.
Gürültü ve ihtilaf artınca, (aleyhissalātu vesselâm):
"Yanımdan kalkın, yanımda münakaşa caiz değildir!" buyurdu. Bu- nun üzerine İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ): "En büyük musibet, Re- sulullah (aleyhissalatu vesselâm)'la onun vasiyeti arasına girip engel ol- maktır!" diyerek çıktı." [Buhari, Megazi 83, İlm 39, Cihad 176, Cizye 6, Itisam 26;
Müslim, Vasiyye 22, (1637).)
الكرب - وعن أنس رضي الله عنه قال [ : لَمَّا حُضِرَ النَّبِيُّ ﷺ جعل يتعشاها 5407 فقَالَتْ فَاطِمَةُ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا : وَاكَرْبَ أَبَاهُ ، فَقَالَ لَهَا : لَيْسَ عَلَى أبيك كرب بعد فَلَمَّا مَاتَ قَالَتْ : يا أبتاه، أجاب ربَّا دَعَاهُ. يَا أَبَتاهُ، مَنْ منْ جَنَّةُ الفردوس مأواه اليوم.
Yalanın hepsi kaydolur. Müslümanın başından bir musibet defeden veya iyilik getiren yalan müstesna. Ravi: Hz. Sevban (r.a.) Sayfa: 229 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Allah ( z.c.hz)'ne tevbekar gençten daha sevgili, isyanda devam eden ihtiyardan daha menhus ve sevaplar içinde de Cuma günü ve gecesinde yapılandan sevgili, günahlar içinde de yine Cuma günü ve gecesinde işlenilenden daha menfuru yoktur. Ravi: Hz. Selman (r.a.) Sayfa: 383 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
"Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın, "94 Şunu iyi bil ki, kıyamet günü seni güzel amellerden başkası kurtaramaz.
Besmelenin Fazileti
A'ta, Cabir b. Abdullah'ın (ra) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bismillahirrahmanirrahim nazil olunca, bulut doğuya çekildi. Sert
esan rüzgâr sakinleşti, denizler coştu. Hayvanlar kulak verip dinlemeye başladılar. Şeytanlar gökten atılarak
lovuldu. Allah (cc), izzeti üzerine şunlara yemin etti:
Adı hangi hastaya okunsa ona şifa olacak. Yine adı ne üzerine okunsa unda uğur ve bereket olacak. Bir kimse "Bismillahirrahmanirrahim" okursa, o cennete girecek. "95
Ebu Vail, Abdullah İbni Mesud'un (ra) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir kimse on dokuz cehennem zebanisinin şerrinden kurtulmak istiyorsa "Bismillahirrahmanirrahim" desin. Besmele on dokuz harften meydana
gelmektedir. Allah (cc), onun her bir harfinden dolayı, okuyanı koruması için bir kalkan yaratır. "96 Tavus'un İbn-i Abbas'tan (ra) rivayet ettiğine göre, Osman b. Affan (ra)
Hz. Peygamber'den (sav) şöyle buyurmuştur: "O Aziz ve Celil olan Allah'ın isimlerinden bir isimdir. İsmi azam
lle anun arasındaki yakınlık, gözün karası ile beyazı arasındaki yakınlık kadardır. "97
Enes b. Malik'ten (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle bu yurmuştur:
Bir kimse üzerinde 'Bismillahirrahmanirrahim' yazan bir kâğıdı yazılır. Ana babası müşriklerden olsa bile, azapları hafifletilir. "98 kirlenmemesi স İçin saygıyla yerden kaldırırsa, Allah katında sıddıklardan
yerde ağlayıp sızladığı ve her şeyden mahrum kaldığı başka bir yer görülmemiştir. 1- Lanete uğrayıp da melekler arasından semadan atıldığı zaman.
2- Hz. Peygamber (sav) dünyaya geldiği zaman.
3- Başında "Bismillahirrahmanirrahim" bulunan Fatiha Sûresi in-
dirildiği zaman.99
Salim b. Ca'd Hz. Ali'nin (ra) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bismillahirrahmanirrahim" nazil olduğu zaman, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu.
"Ademe indirilen ilk ayet budur." Adem dedi ki: "Bunu okumaya devam ettikleri sürece, zürriyetim azaptan emin olur." Sonra bu ayet-i kerime kaldınldı. Daha sonra İbrahim Halil (as)'e indirildi. O da man- cınıkta iken bunu okudu. Allah (cc) da ateşi serin ve selamet kıldı. Ibrahim'den sonra yine kaldırıldı. Sonra Süleyman'a (as) indirildi. O zaman yanındaki melekler ona şöyle dediler: "Ey Süleyman şimdi, Allah İçin mülkün tamam oldu." Süleyman'dan sonra yine kalktı. Ve Allah (cc) bana indirdi. Kıyamet günü ummetim 'Bismillahirrahmanirrahim diyerek gelecek. Onların amelleri mizana konulunca, hasenatı daha ağır gelir. Kitap veya mektup yazacağınız zaman, onu yazınız. Konuşmaya da onunla başlayınız."
Besmele'nin Fazileti
İkrime'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: salah in ilk yaratığı levthi mahfuz ve kalemdir. Allah (cc) kıyamete kadar
Cacaklar, kalerne lethi mahfuz üzerine yanlendie Allah. Onun levhi mahfuz ayeti okuduklan sürece, kullanna bir güvence kıldı. Bu vedi kat sema ehlinin Üzerine yazdığı ilk şey şudur: "Bismillahirrahmanirrahim. okuduğudur En üst safhada bulunanlar. Mecid olan Allah'ın perdedarlan Kerrubiyyun melekleri, sal tutan melekler, tesbih edenler bunu okurlar. Adem'e (as) ilk inen ayettir. Adem (as) söyle dedi: "Zurriyetim bunu okuduklan stürece, azaptan emin olurlar." "Allah (cc) bu
kerimesi hakkı için." Bir kimseyi ki, cennet kendisine çağırırsa, o kimse cennete girmek vacip olur" Resülullah (sav) Efendimiz, bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:
"Başında, 'Bismillahirrahmanirrahim.' ayet-i kerimesi bulunan bir dua geri çevrilmez."
Resûlullah (sav) başka bir hadiste şöyle buyurdu:
"Ümmetim, kıyamet gunu geldikleri zaman; dillerinde, 'Bismillahir- rahmanirrahim...'ayet-i kerimesi olacaktır. Terazide onların iyilikleri ağır gelecektir. Bunu gören diğer ümmetler soracaklar: "Muhammed ümmetinin İyilik gözlerinin ağır gelmesine sebep nedir?" Peygamberler, ümmetlerine şöyle diyecekler: "Bu, Muhammed ummetinin sözlerinin başında Yüce Allah'ın isimlerinden üç isim vardır: Besmele terazinin bir gözüne konsa, tüm halkın günahları da bir gözune konsa, Besmele hürmetine iyilik tarafı ağır basar."
Allah (cc), bu ayet-i kerimeyi her hastalığa şifa olarak göndermiştır Yapılan her ilaçta da bu ayet-i kerime bir yardımcıdır. Allah (cc), bu ayet-i kerimeyi
cehenneme karşı bir kalkan kılmıştır. Bu ayet-i kerimeyi okumaya devam edenler, yere batmaktan, çirkinleş- melenden, iftiradan emin olurlar.
"Bamilah, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Bunda her harfin kendisine göre yorumu vardır."
"Ba" Harfi Altı Şekilde Yorumlanmaktadır
1- 'Bari' manasını ifade eder. Şunu ifade eder: Yerin çekirdek nokta sından, ta arşa kadar halkını yaratandır, var edendir.
Bunun açık beyanı şu ayet-i kerimede gelmiştir:
"O'dur Halik ve Baki Allah..."102
Yani; yerin en dip noktasından ta arşa kadar her şeyi yaratan, var edendir.
2- 'Basir' manasını taşır ki, şu demeğe gelir: Allah halkını görür. Yerin derinliğinden ta arşa kadar. Bu manada, Allah (cc) şöyle buyurdu: "Allah yaptıklarını görür."103
3- 'Būsit' manasına gelir ki, şu demektir: Allah, yerin dibinden tå arşa kadar tüm halkının nzkını verir. Bunun daha açık manası şu âyet-i kerimede vardır:
"Allah, dilediğinin rızkını bol verdiği gibi, kısar da.”104 14 'Biki' manasını ifade eder. Şu demektir: Yerin dibinden ta arşın yüksekliğine kadar tüm halkı yok olduktan sonra, Allah'ın zatı kalır.
Bunun daha açık manası şu ayet-i kerimede vardır: "Yeryüzünde her ne
var ise, fani olacak: Celal ve İkram sahibi Rabbinin yüzü baki kalacak. "105 5- 'Bais' manasını
anlatır. Sunu ifade eder: Allah (cc), yerin dibindekiler- den ta arsa kadar olan tüm yaptıklarının karşılığı 101
Taberi, 1/41-42 halkını öldükten sonra diriltecektir. Ta ki, onlara olarak sevap veya ceza vere...
Bunun daha açık manasını, şu ayet-i kerimede buluruz:
"Allah, kabirdekileri diriltecektir. "106
6- 'Barr' manasına gelir ki, şu demektir: Yerin derinliğinden, ta arşa adar bütün mümin kullarına iyilik eder. Bunun delilini, şu ayet-i kerime de
buluruz:
İyiliği ve ihsanı bol merhametlidir. "107
"Sin" Harfinin Yorumu Beş Türlüdür
1- 'Semi' manasını ifade eder ki, şu manaya gelir: Allah (cc), yerin altından ta, arşa kadar olan tüm yarattıklaının seslerini duyar.
Bunun daha açık manası, şu ayet-i kerimede vardır:
"Onlar, öyle mi sanıyor ki, gizlice, fısıltı halinde konuştuklarını
biz duymuyoruz."108
2- 'Seyyid' manasını ifade eder. Açıklaması şudur: Yüce Allah her şe- yin sahibi ve efendisidir. Onun bu efendiliği ve sahipliği, arştan başlar; yerin derinliklerine kadar kim varsa, hepsinin üzerinde geçerlidir. Onun hiç kimseye ihtiyacı yoktur; yarattıklarının hepsi de O'na muhtaçtır.
Bu manada, Allah (cc) İhlas Sûresi'nde şöyle buyurdu: "
Allah Samed'dir..."109
Yani, hiç kimseye ihtiyacı yoktur.
3- 'Seri' manasına gelir. Şu demektir. Allah kullanının hesabını çabuk görür. Yerin derinliğinden, arşa kadar kim varsa, hepsinin hesabını tezce bitirir.
Bu manada, şu ayet-i kerime vardır:
ifade eder. Şu manaya gelir: Allah (cc), yerin de Mirliğinden itibaren anasına kadar yaratıklarının tümünü zulmetten selamete pikarandır.
"Leh" başından ikinci "Lam"ı da kaldırdığımız zaman, "H" kalır. "Hu" our (0, 'manasını taşır.)
Bu Yiice Allah ismi üzerinde, dil bilginleri, değişik görüş ileri sürdüler. Bunlardan Nadr b. Şümeyl'in görüşünü anlatalım. Dermiştir ki: "Bu isim, "Teellüh" kökünden gelmektedir ve şu manayı ifade eder: Bir şey adet edinip ibadet haline getirmek."
Anlatılan manadan şöyle den'r:
"Falanün, elehe ilheten..." Yani, falan kimse, bir ibadet meydana
getirdi
Bir başka zümre dahi, şöyle demiştir:
Bu, "Eleh" (veya "llah") kökünden gelmektedir ki, itimat manasını taşır.
Bu manadan olanlara şöyle denir:
"Elehet (Elehte) ilä fülanin elehen (veya ilahen)..." Yani, falan kimseye dayandı sığındı ve ona itimat etti. (Yahut ettin.)
Bunun daha açık manası şu demeye gelir:
Halk sızlanıp bir yere sığınır. O sığındıkdan makama tazarru edip yalva mrlar Bilhassa tehlikeli hadiselerde ve muhtaç bulundukları bir şeyde... O sığındıklan makan dahi, onlann ilâhı olur, kendilerini korur.
İşte, üstte anlatılan mana icabı olarak, Yüce Allah için, "İlah" tabiri kullanıldı. Nitekim kendisi ile işin bitmesi ve tamama ermesi olan kimseye de"Imam" tabiri kullanılır. Şöyle dendiği
de olur: "Ellbadü müellihune ileyhi..." (Yani, menfaat ve mazarrat işlerinde halk ona mecburen yönelirler.)
Tıpkı haline mağlup olup zorda kalan kimse gibi.
Ebu Amr b. Ala, " ilah" manası üzerine şöyle dedi:
"O, kendisine karşı leh düştüğün şeydir." Yani, hakkında şaşıp kaldığın ve bir türlü ona yol bulamadığın zat.
Östteki cümleleri manalandınp Yüce Halk'a verdiğimiz zaman şu mana
plan: Alkllann, O'nun sıfatının ve azametinin özünü bulmakla şaşıp kadığı, keyfiyetini kavramaktan yana aciz kaldığı zat. Ve bu zat lahir Böyle (dlah) söylenir. Nitekim mektup için "Kitap denir. Mahsup için dahi, "Hisap" denir.
Müberid dedi ki: "Bu kelime (yani, "Eleh, llah") Arapçadır. Mesela "Elehte lå Jalanin..." dendiği zaman, şu mana çıkar: Sen falana yönelip sükümet bukdun... Iş bu manadan ötürü, yaratılmışlar, Yüce Allah'a sığınıp kalmak sureti ile onun varlığı ile sükünete erer ve bir manevi doyuma ulaşırlar. Nitekim bu manada, Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu:
"Evet, bilin ki, kalpler ancak Allah zikirle doyuma ulaşır, "12 Bazılan da şöyle demiştir: "Allah" lafza-i celălinin aslı "Veleh" kelimesi kökünden gelmektedir. "Veleh" demek ise şu manayadır: Kendisi için, çok değerli bir şeyi yitirip zayi etmekten dolayı aklın gitmesi.
Allah adı, üstte anlatılan manaya verilmiş gibidir. Zira kalpler, onun sevgisinden dalıp gitmektedirler. Onun zikri sırasında zatına iştiyak duyar, mustarip bir hal alırlar.
"İlâh" manasında denmiştir ki. O, "Muhtecep" (kapanmak), manasını ifade eder Şunun için ki, Araplar, bir şey kendilerine görünüp de sonradan onu gözlerinden kaybedince, şöyle derler: "Lähe." (Yani, "Kaybolup gitti.) Hatta bir gelin, örtünüp kapanıp gözden kaybolduğu zaman, şöyle der ler: "Lähet'il Arusü Televvehe Leuhen..." Yani, bir hal içinde kapandı, kaybolup gitti.
Yüce Allah için verilecek son mana şudur: O, delillerle alametlerle Ru bubryet şanında zahir olmaktadır. Keyfiyet (şekil) ciheti ile vehimlere kapalı durmaktadır.
Denilmiştir ki: "llah" manası, "müteäli..." (yüksek) manasınadır. Bu
manadan olarak, güneş yükseldiğinden ona, "lähe..." adını vermişlerdir. Denilmiştir ki: "İlah'ın manası, hiç bir ålete muhtaç olmadan yaratmak ve Sadh, manması üzerinde şöyle dendiği de olmuştur. Seyyid... (Efendi ve Sahip.)
"Rahmanirrahim" Lafızları Üzerine
demelerden bir cermat demiştir ki: Her iki lafız da aynı manaya gelir ki, Badamektir. Merhamet sahibi... Her ikisi de yuzea Allah in Zati sıfatların
Denilmiştir ki: Her iki lafız da "cezayı hak edene ceza vermeyi bırakmak, jlüğe hak kazanmayana dahi iyilik ulaştırmak," anlamına gelir. Bu manaya göre, her iki lafız da fiili sıfatlardan olur.
Yukanda anlatılan iki zümre arasından bir grup ayrıldı ve şöyle dedi: "Rahman" şümullü bir mana taşır. O kadar ki, Yüce Allah'ın rahmetinin her şeyi kapsamına aldığının manasıdır. "Rahim", lafzı ise mertebe itibarı ile "Rahman"dan alttır.
Onlardan bazılan da şöyle demiştir. "Rahman," şu manayadır: Mümin ve kälir, iyi ve kötü ayırt edilmeden cümle halka ihsan edilmesi. Şöyle ki: Onları yaratmıştır; ızıklarını da verir. "Rahmetim, her şeyi kuşatmıştır."127 mealindeki ayet-i kerime de bu manayadır. Yani, "Rahman" manasını kap- samı içine alır.
"Rahim", lafzana gelince... Bu, bir başka özellik taşır. Şu manaya gelir: Özellikle dünyada iman, hidayet ve başarı vermek, âhirette ise zatını görme nimetine erdirmek.
Bu manada, Allah (cc) şöyle buyurdu: "Müminlere Rahim'dir."128
"Rahman," lafız olarak bu özelliği taşır; ama mana olarak çok kap- samlıdır.
"Rahim" lafza ise lafız olarak umumî bir mana taşımasına rağmen mana dlarak bir başka özelliğe sahiptir. Şöyle ki: "Rahman," Yüce Allah'a ait has simlerden olup, isim olarak bir başkasına verilemez.
Şu yoldan dahi, umumi bir mana taşır: "Bütün mevcudatı kapsamına alır, ama yaratma, nzıklandırma, fayda ve zararlan def etme" noktasında.... "Rahim
vardır. Zira bu mana, iyiliğe ve başarıya giden bir mana kapısı açar. " ise umumi bir lafızdır; mana yolu ile halkın da bu isme iştiraki
lion Abbas, het Julie venne söyle dedi: "Bunlar, biri diğerinden daha Incelik taşıyan
iki i isimdir."
Mücahid (ra) şöyle dedi: "Rahman," dünya ehline mahsustur; "Rahim"
Rahman" Onun dengi vardır' diyeni reddeder; "Rahim", "O tek essiz
Besmelenin Dinlemenin Fazileti
"Bismillah..." dediğin zaman, Allah'ın affını orada bulursun.
Burada dinlediğin besmele, okuyan kuldandır; var eden zattan dinle, gör nasıl olur?
Burada besmeleyi dinliyorsun; ama gamdasın. Susamış gönüllere su veren zattan dinlesen gam mı kalır?
Burada, besmeleyi dinlerken, vasıtalı olarak dinliyorsun; onu vasıtasız dinlemeye geç, gör neler olur?
Besmeleyi, şimdi bu aldatıcı dünya evinde dinlemektesin; sonsuz sürur yurdunda dinlemeye gir. Bak; o zaman neler bulursun?
Besmeleyi burada şeytan diyanında dinlemektesin; Rahman'ın yanında dinle ki, nelere erdiğini göresin.
ki Besmeleyi, şimdi bir zelil kuldan dinliyorsun; Melik ve Celil zattan dinle , neler olduğunu anlayasın
Burada anlatılan, Besmelenin bir haber lezzetidir, onu görme lezzeti nasıl olacak, anla!
Burada elde edilen mücahede ile alınan Besmelenin lezzetidir; müşahede alınan besmelenin lezzetinin nasıl olacağını düşün! Burada elde edilen Besmelenin açıklama tadıdır; ya onu gözle görme ile lezzeti nasıldır!
Burada Besmele, gizliden haber olarak anılatılıyor; karşı karşıya gelince nasıl bir lezzet duyulacağını
Besmelenin faziletleri
Bismillahı şöyle oku: "
var hesap eyle!
Bismillah"; O, zıtlan olmaktan yana şanı yücedir. " Bismillah"; O, dengi "
olmaktan yana münezzehtir.
"Bismillah"; O, çocuk sahibi olmaktan yana mukaddestir.
"Bismillah", O, nurlan nur eden Zattır. "Bismillah" ile O, iyilere ikram eden Yüce Zattır.
"Bismillah"; O, kaderi takdir eden, kalpleri ve basiretleri nurlandırandır. "Bismillah"; O, seher vakitlerinde iyi zatların kalplerine tecelli eder.
"Bismillah"; O, âşıklara sırlan öğretti. Sonra onlan nurlarla aydınlattı; sırlarını sevenlere tevdi etti. Onlan, tehlikelerden korudu; yabancılara bağlanmaktarı alıkoydu. Bu halde, onlardan; ağırlığı, yükü, hatalan ve günahlan sildi.
O Yüce Zat ki, ta ezelden beri ihsan etmek ve fazilet vermekle sıfatlan- mıştır, istiğfar edenlerin de günahlarını bağışlar.
Daima, "Bismillah" diye oku. O öyle bir isimdir ki, ırmaklar onunla akar;
ağaçlar onunla biter. O öyle Yüce Zatın ismidir ki, kullardan itaat ehli kimselerin itaati ile
beldeleri mamur eyler. Beldelerin, dağlar gibi sütunlan vardır. Yer, onlar sayesinde üzerinde
olanılara beşik gibi yayılmıştır. İşte bunları yapan o ismin sahibidir.
Bu yerin dağlar gibi sahipleri "Hayırlı Kırklar" olup, Abdallar ara- sından seçilmiştir.
Bunlar, Yüce Rabbi ortaklan ve benzeri bulunmaktan daima tenzih ederler, Onlar, dünyada iken sultandırlar; ahirette ise kullara şefaatçi olacaklardır. Allah (cc) onlan, âleme fayda, kullara rahmet için yaratmıştır
Besmele'nin Diğer Faziletleri
"Bismillah", zikredenlere bir azık, güçlülere izzet, zayıflara sığınak, seven- lere nur, âşıklara sevinçtir. "Bismillah" ile ruhlar rahata kavuşur. "Bismillah" ile bedenler necat bulur.
"Bismillah" ile gönüllere nur dolar. "
Bismillah" ile tüm işler düzene girer.
"Bismillah", Allah'a ulaşarıların kandilidir.
" Bismillah", Allah'a güvenenlerin başında bir taştır.
"Bismillah", âşıkların şarkısıdır.
"Bismillah", dilediği kulu aziz eden, dilediği kulu da zelil eden bir Zatın adıdır.
"Bismillah", cehennemi düşmanlan için bekleyen bir ateş eyleyen bir Zatın adıdır. Yüce Zatını görmeyi dahi sevdikleri için hazırlamıştır. "Bismillah", sayı hesabına göre değil, güç ve kuvvet cihetiyle tek olan
Zatın adıdır.
"Bismillah", bir son düşünülmeden baki olan bir Zatın adıdır.
"Bismillah", bir dayanağı olmadan kaim olan bir Zatın adıdır
"Bismillah", her surenin onunla başladığı Zatın ismidir.
"Bismillah", yalnızlıklar, onunla güzel olan; namazlar onunla tamam olan
bir Zatın adıdır.
Zanlan güzelleştiren yüce Zatın ismidir.
Gözler, kendisi için uykusuz kalan yüce Zatın ismidir.
O, bir şeye, "Kün!" (Ol!) dediği zaman, her şeyi olduran Zatın ismidir.
Bu isim, kendisine dokunulmaktan münezzeh olan Zatın ismidir.
Bu isim, insanlara ihtiyacı olmayan Zatın ismidir.
Bu isim, her hangi bir şeyle kıyas edilemeyecek kadar Yüce Zatın ismidir. "Bismillah"ı harf harf oku; bin bin ecir alırsın. Sel gibi günahlar üzerinden akar gider.
Bir kimse, dili ile besmele okur ise; dünya onun için şahit olur.
Bir kimse, kalbi ile besmele okursa; âhiret onun için şahit olur.
Bir kimse, içten içe sır dili ile Besmele okur ise; onun şahidi Yüce Mevla olur.
"Bismillah" öyle bir kelimedir ki, dillere onun tadı gelir. "Bismillah" öyle bir kelimedir ki, onun olduğu yerde gam
olmaz. "Bismillah" öyle bir kelimedir ki, onunla nimetler tamam olur.
"Bismillah" öyle bir kelimedir ki, onunla sıkıntılar açılır.
"Bismillah" öyle bir kelimedir ki, yalnız bu ümmete mahsustur. "Bismillah" öyle bir kelimedir ki, onda celâl ve cemal tecelli etmiştir.
"Bismillah" demek, celal içinde celaldir.
"Rahmanirrahim" demek cemal içinde cemal demektir.
Allah'in celalini müşahede eden kişi, su gibi erir gider; ama onun cemalini
Allah ach öyle bir kelimedir ki, "Kudret"le "Rahmet" bir araya getirmiştir. Mixhet,itat edenlerin itoatini toplar; rahmet ise günahkarlanı günaldelimistöär
Besmelenin Sonuçları
"Bismillah" diyerek okumaya bak. Bu durumda sanki Allah (cc), bana şöyle der gibidir:
"Itaat yolunu bulanlar, benimle buldular. Sonra itaat nurunu bulup ayan haline geçtiler. Sonra, ayan halinden de geçip beyan haline ulaştılar."
Anlatılan hale eren bir kimsenin kalbi, sırların kabı, din ilimlerinin de yatağıxır:
Bir kimse, sevdiğine kavuşunca, artık, uzun uzun yürümekten kurtulur. Bir kimse, görme haline kavuşunca, artık onun habere ihtiyacı olmaz. Bir kimse, Samed olan Allah'a ulaştı mı, yorulmaktan kurtulur. Bir kimse, arkadaşına kavuştu mu, ayrılıktan kurtulur. Bir kimse, aradığı büyük Zata erince, vecde ihtiyacı kalmaz. Bir kimse, Yüce Allah'a kavuşunca, artık onun için bedbahtlık yoktur.
Besmele Harfleri
Daima "Bismillah" diye oku. Ondaki harfler sırası ile şu manayı taşırlar: "BA", "Bari" ismine işaret olup manası, "mahlükatı var eden"dir. "SİN", "Settar" ismine işaret olup manası, "hatalan örten"dir. "MİM", "Mennan" ismine işaret olup manası, "karşılıksız ihsanlarını yağdırandır.
Denilmiştir ki: Besmeledeki harflerin manaları sırası ile şöyledir:
"BA", çoluk çocuktan beridir.
"SİN", "Semi", yani bütün sesleri duyar.
"MİM", edilen dualan kabul eder.
Şu manayı anlattığı da söylenmiştir: Yediriniz, ben de sizi yedirip doyu- nuyorum. İçiriniz, ben de size içiriyorum. Bana bakınız, sizin için var olan benim.
"Besmele" harflerinin şöyle manalandırıldığı da olmuştur:
Şöyle mana verildiği de olmuştur: "Allah", irfan sahipleri içindir. "Rah- man", ibadet edenler içindir. "Rahim", günahkarlar içindir,
Şöyle anlatılmıştır:
"Allah" öyle Yüce Zattır ki, sizi yaratandır; hem de en güzel bir şe kilde.
"Rahman", sizin nzkınızı verendir. Çünkü O, nzık verenlerin en hayır hsıdır.
"Rahim", öyle bir Zattır ki, sizi bağışlar. Zira O, bağışlayanların hayırlı sıdır.
Denilmiştir ki: "Allah", nimetleri ile kullarını süsleyendir. "Rahman Rahim", keremi ile cömertliği ile kullarını doyurandır.
Şöyle bir mana da verilmiştir: "Allah", bizi ana karınlarından çıkardı. (Yoktan var etti.) "Rahman", bizi kabirlerden çıkardı. "Rahim" ise bizi zul- metten nura ulaştırandır.
Besmele'nin Duası
Şeytana muhalefet edene, isyandan uzak durana, cehennem ateşinden kendini koruyana, iyiliği artınp Rahman olan Allah'ın zikrini çoğaltana Allah (cc) merhamet eylesin.
"Bismillah" şöyle der: "Allah'a güvenen kimseye, Allah'a yönelene, Allah'a tevekkül edene, Allah'ı zikirle meşgul olana Allah rahmet eylesin!
"Bismillah" şöyle diler: "Dünyaya karşı zahit olana, âhirete karşı hevesli bulunana, eziyetlere sabredene, nimetlere sükredene Mevlâ'nın zikri ile meşgul olana Allah rahmet
eylesin!" "Bismillah" der ki: "Putlardan uzak durana, dünyalığın yeteri ka danna kanaat edene, hiç ölmeyen "Havy" zatın zikrini vazife bilene ve "Bismillah..." diyene Allah rahmet eylesin.
Bunun açık beyanını şu ayet-i kerimede buluruz: "Onları korkudan emin kıldı, "117
6- 'Muktedir' manasına da gelir. Şöyle demektir: Yüce Allah, hal- kanın tümüne gücü yetendir. Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede bulumuz:
"Sadakat otağında, güçlü padişahın katında. "118
7- 'Mukit' manasını da taşır ki, şu demektir: Halkının tümüne bakar,
sahip olur. Hem de yerin dibindekilerden, ta arşın üstündekilere kadar.
Şu ayet-i kerime bu manayı daha açık anlatır: "Allah, her şeye bakar, gözetir. "119
8- 'Mükerrim' manasını da ifade eder ki, şu demeye gelir: Allah ken- disini sevenlere bilhassa ikramını bol eder. Yerin altından ta arşa varıncaya kadar ne varsa.
Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz:
"Biz, Ademoğullarını keremli kıldık. "120
9- 'Mün'im' demeye de gelir ki, şu manayı ifade eder: Allah, halkının tümüne nimet verir. Nerede olursa olsun, ister yerin dibinde, isterse arşı üstünde...
Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz:
"Allah sizi nimetlerine daldırdı; hem dışta, hem de içte..."121
10- 'Mufaddıl' manasını dahi taşır ki, şu demeye gelir: Allah, yarattık- lannın tümüne, fazlını ve ihsanını gönderir. İster arştakileri olsun; isterse yerin dibinde... Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluyoruz:
"Allah, insanlara fazlını gönderendir. "122
11- 'Müheymin' manasını da ifade eder. Şu demeye gelir: Yüce Allah, tüm yarattıklanının hallerine muttalidir. Bunun daha açık beyanını şu ayet-i
"O emniyet veren ve halkının tüm hallerine muttali olandır. "123
12- 'Musavvir' manasını ifade eder ki, şu demeye gelir: Halkının tümünü şekillendiren odur. Hem yerdekileri, hem de arştakileri.
Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluyoruz "Odur yaratan ve suret veren. "124
Hakikat ehli zatlar şöyle dedi: “Bismillahirahmanirrahim" manasına aldığımız ayet-i kerimenin ifade ettiği asıl mana şudur: Uğur ve bereket te menni etmek.
Bu mana icabıdır ki; hemen bütün insanlan, bilhassa inananlan, sözlerinin ve işlerinin başında iken, "Bismillah..." demeye teşvik etmişlerdir. Nitekim şanı büyük Allah dahi, kitabının başını bu besmele ile açtı...
Allah İsmi...
Bilesin ki, bu isim üzerine, bilenler değişik görüş ileri sürdüler. Halil b.
Ahmed ve Arap diline vakıf olanlardan bir cemaat şöyle dedi:
"Bu isim, yani Allah adı, yalnız Aziz ve Celil Allah içindir. Hiç bir şekilde bu isme, ondan başkası ortak olamaz."
Bu manada şu ayet-i kerime vardır:
"Hiç sen onunla aynı ismi taşıyan başka birini biliyor musun?"125
Burada anlatılmak istenen mana şudur: Yüce Allah'ın isimlerinden hemen her birismi, hallı ile arasında müşterek bir manaya sahiptir. O isimler, haki katte Yüce Allah'ın olup, mecazen dış manada kullarına da verilir... Ancak, bu isim hariç; zira bu isim yalnız Yüce Allah'ındır.
Onda Rububiyet manası olduğu gibi, kalan manalanın da tümü bu ismin altında gizlidir.
Gomez misin ki, Allah isminden baştaki "Elif”i kaldırsan, “Lillah” kalır. ('Allah için,' olur.)
nahin başından birinci "Lam"ı kaldırdığın zaman, “Leh” kalır. "Onun için, manasını taşır.)
Dua edilirken şöyle denmiştir: "Ya Rahman'üd-Dünya ya Rahim'ül-Ahire." (Ey dünyanın Rahmani ve ahiretin Rahimi.)
Dahhak (ra) şöyle dedi:
"Rahman," sema ehline mahsustur. Şöyle ki: Onları semaya yerleştirdi, itaat vazifesini onlara verdi; kendilerinden afetleri aldı, kendilerinden tarnah ve yersiz lezzetleri aldı.
"Rahim" ise yer ehline mahsustur. Şöyle ki: Onlara peygamberler yolladı, gelen peygamberler de kitaplar getirdi.
İkrime şöyle anlattı: "Rahman" derken, bir "rahmet manası ifade eder.
Ama "Rahim" dendiği zaman, yüz "rahmet" manası ifade eder.
Ebu Hüreyre (ra), Resûlullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğunu an- latt:
"Aziz Celil Allah'ın yüz rahmeti vardır. Bu yüz rahmetten birini yeryüzüne gönderdi ve onu halkı arasın da pay etti. Aralarındaki şefkat ve merhamet duygusu o bir rahmetin eseridir. Kalan doksan dokuz ta- neyi de zatı için saklamıştır; kıyamet günü onlarla kullarına rahmetini yağdıracaktır. "129
Bir başka rivayette ise Resûlullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah (cc), dünyadaki bu bir rahmeti de, kıyamet günü doksan dokuza ekledikten sonra, kullarına öyle rahmetini yağdıracaktır."
Şöyle anlatıldı:
"Rahman" odur ki, kendisinden bir şey istendiği zaman verir.
"Rahim" de odur ki, kendisinden bir şey istenmez ise, öfkelenir, kızar... Ebu Hüreyre (ra) yolu ile gelen bir rivayette, Resûlullah (sav) Efendimizin
şöyle buyurduğu rivayet edildi:
"Bir kimse, Allah'tan (cc) bir dilekte bulunmaz ise, Allah (cc) ona gazap eder. 130
Bir şair şöyle dedi:
Kendisinden istekler terk edildiğinde Allah (cc) kızar
130Ahmed b. Hanbel, 2/442.
Müslim, Teube, 19; Beyhaki 4293; Ahmed b. Hanbel, 526.
me yolunu insanlara, tebliğ ve telkin edenin ancak Peygamberler olduğu
me yolunu insur yuaden Peygamberlere inanmayan bir kişi, Allah'a ne kadar inansa da iman etmiş sayılmaz SORU PEYGAMBERLERDEN BİRİNİ İNKAR EDEN HAKKIN
DAKI HÜKÜM NEDİR?
KCEVAP : Peygamberlerden birini inkår etmek hepsini inkâr etmek demektir. Peygamberleri inkâr eden bir kimsenin käfir olduğunu söyle miştik.
AHİRETTE IMAN
İçinde yaşadığımız dünya fanidir. Çünkü Yüce Allah bu âlemi, için deki türlü çeşitli varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. Ve buna gö re dünya bir gün sona erecek, yok olup gidecektir. Buna kıyamet diyo ruz. İşte kıyametten sonra yeni bir sonsuz hayat başlıyacaktır. Buna ahi ret denir. Her müslümanın buna inanması şarttır.
SORU: AHİRET NEYE DENİR?
CEVAP: Yukarıda da açıkladığımız gibi içinde yaşadığımız bu dün-
ya günün birinde mutlaka yok olacak ve ondan sonra ebedi bir hayat baş lıyacaktır. Dünyadan sonra başlayacak bu ebedi hayata Ahiret denir.
SORU AHİRETİN VARLIĞI NE İLE SABİTTİR?
CEVAP: Ahiret aleminin varlığı kitap (Kur'an), sünnet ve icma ile sabittir.
SORU: AHİRETİN VARLIĞINI BÜTÜN GERÇEK DİNLER HA BER VERMİŞ MİDİR?
CEVAP: Evet. Yüce Allah Peygamberleri vasıtasiyle bize bildirmiş olduğu bütün hak dinlerde ahiretin varlığından bahsedilmiştir.
SORU YOK OLAN BİR ŞEY TEKRAR VAR OLABİLİR Mİ CEVAP: Sonsuz güciln sahibi olan Yüce Allah her şeye kadirdir. Bu gördüğümüz alemi ve içindeki insanı hiç yoktan var etme güclüne sa hip olduğuna göre yok ettiği şeyleri de tekrar var etmek O'nun için pek güç
bir şey olmasa gerek.
SORU: KIYAMET NEDİR?
CEVAP: Kelime manası ile iki ayak üzerine dikilmek ve öylece kal
mak, aynı zamanda bir yöne doğru kopup hareket etmek manalarına da
gelir. Dinimizdeki mānāsı ise dünyanın içindeki canlı cansız bütün var
liklariyle birlikte havaya savrularak altüst olması ve bir düaltik haline
SORE KIYAMETIN ALAMETLERI NELERARI CEVAP at Fimin yok olup, eshaletin Gogelman
bi Zinanin fazlalaşması,
ei Kadım sayem erkeklere nazaran biro skan oran da artman
di İçki içmenin salganap kotik haline gelmeal,
e) Maddi refah ve zenginlik seviyesinin slabildiğine yok animeal,
f) Veryüzüntin kayu bir siste kaplanması,
2) Deccal'in ortaya çıkmam,
h) Debbetülardım görülmesi,
Güneşin battığı yerden doğman,
1) Biri doğuda, biri batida, diğeri de arap yarimadasmda olmak üzere lig ay tutulması hadisesinin görülmesi.
SORU: DECCAL KİMDİR?
CEVAP: Hadialere göre, Deccal, sol gözü kör, saçları gür, kıyamet slimeti olan, feasadığı ile dünyayı ateşe bağlayacak bir insandır.
SORU: DECCAL NERELERE GİREMİYECEKTİR?
CEVAP: Deccal dünyanım her tarafını dolaşacak fakat Mekke ile Medine'ye giremeyecektir. Mekke - Medine'nin her sokak başında melekler sibet tutacaklardır. Deccal, Medine yakınlarındaki Behba denilen yere ge- loce Medine şehri, üstüste üç kere sarsılacaktır; buranın münafık ve kä firieri, şehri terk ederek Deccal'in ordusuna katılacaklardır,
SORU: DECCAL NE KADAR YAŞAMAKTADIR?
CEVAP: Peygamberimiz diyor ki: Ummetim arasında Deccal çıka mà ve kırk gün, ya da kırk hafta veyahat kırk yıl yaşıyacaktır.
SORU: HZ. ISA NE ZAMAN INECEKTİR?
CEVAP: Deecal'in ortaya çıkışından kırk gün, ya da kırk hafta ve
kkyd sonra Hz. İsa yere inecektir. NORU: HZ. İSANIN VAZIFESİ NEDİR?
CEVAP: Hz. Isa'nm vazifesi Deccali öldürmektir ve O'nu öldürdük- nra yeryüzünde büyük bir adalet ve refalt kurulacaktır. Isa, B din seratiyle amel edecek ve bütün dünyayı müslüman yaps
CEVAP Babhetül and, bir hayvandır. Kivamet kupacağı zaman kavak kimin italian kimin käfır olduğunu yüzlerine baykıracaktır.
BORU VECUC VE MECÚC KIMLERDİR?
CEVAP Bestar the milletter ki yer yüzüne dağılacaklar ve bütün Jade vervelendir. Bunların koministler olduğu kansaų
BORU AMEL DEFTERİ NEDİR?
CEVAP: Kişinin dayada then iyi veya kötü olarak yapmış olduğu bergeys yanih bulunduğu defterdir. Bu defter, ayrı ayrı her insan için Ikiger yanci melek tarafından tutulur
SORU TARTI (MIZAN) NEDİR?
CEVAP Yüce Allah mahşer günü, her kişinin sevap ve günahları ni adalet tartama vuracaktır. Bu tartı sonunda, kişinin günahları m yoksa sevapları mı daha çok, İyice anlaşılacaktır
SORU BIRAT KÖPRÜSÜ NABILDIR?
CEVAP Cehennemin üzerinde kurulmuş bir köprüdür. Bu köprü den, her kişi, ameline göre geçecek veya geçemeyecektir Allah katında iyi amellere sahip olan kişilər bu köprüyü şimşek hızıyla geçerler. Allah'ın geniş rahmetinden faydalanamıyan bazı müslüman ve käfirde köprüyü geçemiyerek cehenneme düşeceklerdir.
SORU CENNET NEDİR?
CEVAP Connet, bir mükafat alemidir. Halen mevcuttur ve sekiz tabakaya ayrılmıştır. Gerçek yerini ancak Yüce Allah bilir.
SORU CENNETE KİMLER GİREBİLECEKTİR?
CEVAP Cennet'e Allaha ve Peygamberlerine inanan, onların de diklerine uyan Allah'm halis kulları girecektir.
SORU CEHENNEM NEDIE?
CEVAP Bir cena Alemidir. Halen mevcuttur ve yedi aşağı tabakays ayrılmıştır. Nerede olduğunu ar.cak Yüce Allah bilir. Bütün kafirler ve bası günahkar mü'minler için yaratılmış olan Cehennem, ebedi azap yeri dir
Burada käfirler küfrünün, müminler de günahlarının cezanını çeke ceklerdir. Kafirler Onun o korkunç atag alevleri aramnda ebedi olarak ya- nacaklar, günahkar müminler ise cezalarını çektikten sonra çıkacak ve Cennet'e gireceklerdir.
SORU CEHENNEME KIMLER GİRECEKTİR?
CEVAP: Cehenneme käfirier ebedi olarak, Allah'a ve Peygamber lerine inanıpta, onlares da emirlerini tam olarak dialemiyenler ise ces larının gerektirdiği kadar kalacaklardır.
CEVAP: Kevseri: Ulu Allah'ın mahiger gününde (SAS) bahsedeceği büyük bir havusdur Bu havuzun may gayut tata ve durudur. Mahgerin boğucu ve yakıcı havasından bunalen m havuzun tatlı ve soğuk suyundan içerek serinleywockierdir B bir daha susamıyacaktır.
SORU ŞEFAAT NEDİR?
CEVAP: Peygamberimiz (SAS) ve Ulu Allah katında üstünd receye ulaşmış kişiler kıyamet günü mahşerde günalikar müminiere fedilmesi ile imanını kurtarmışların derecelerinin yükseltilmesi konumm da Yüce Allah'a dua ve ricada bulunacaklardır Ulu Allah da bu duaları kabul edecektir. İşte buna şefaat denir.
SORU: AHIRET HAYATI EBEDİ MİDİR?
CEVAP: Yüce Allah kainatı yarattı ve insanoğluna er gerefli höge yi ayırdı. İnsanoğluna akıl ve fikir verdi. Kendisini birgok nimetiere gar- ketti. Bu verdiklerine karşılık olarak da ona bir takım vazifeler ye di
Insanoğlunun dünyada yaptıkları karşılıksız mı kalacaktır" Elbetie ki hayır. Mazlumun zalimden, zayıfın kuvvetliden hakkın alacağı, mimi nin mükafatını kâfirin de cezasını çekeceği yani herşeyin hessibının gürü leceği Ahiret hayatı vardır, ve bu hayat sonsundur.
KAZA VE KADERE IMAN
Imanın altıncı şartı da kasa ve kadere inanmaktır. Florayin yarat cun ancak Yüce Allahtır. O'ndan başka yaşatma glicine sahig bir kumvet yoktur. Yaratıcılık vasť, sadece Yüce Allah'a mahsustur ve bu in dr meydana gelen herşey Yüce Allah'm bilmesi, dilemesi ve yorulmalewar olar.
SORU: KADER NE DEMEKTİR?
CEVAP: Herhangi bir şeyin, belirli bir şekilde meydana geli Yüce Allah'm enelde dilemiş olmasına kader demir.
SORU: KAZA NE DEMEKTİR?
CEVAP: Yüce Allah'm enelde dilemiş olduğu Vazotmesine kam denir.
CEVAP: Kaza: Ezelde takdir olunan şeyin takdir gereğince varlık ).
ålemine çıkarılması (yaratılmasıdır
SORU KADER NEDİR?
CEVAP: Kaderin birçok tarifi vardır. Biz burada sadece İkisini ve
receğiz:
a) Kader: Cenabı Hakkın ezeli iradesi gereğince her şeye kendi hu susiyetini tahsis etmesidir.
b) Kader: Cenab-ı Hak tarafından bütün eşyanın, kainatın ve ha diselerin enelde (yaratılmadan evvel) durumları, vasıfları, sebepleri ve şartları; zaman ve mekânlarıyle hudutlandırılmasıdır.
SORU KAZA VE KADERE İNANMAK İMANIN ŞARTI MIDIR?
CEVAP: Evet. İslâm dininin altı iman esasından biridir. Peygam-
berimiz, kendine bir insan şeklinde gelerek sualler soran Cebrail aleyhis
selamın; (iman nedir ya resulullah) sualine: «Iman: Allah'a, Meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere; hayrına ve şerri- ne inanmandır buyurmuştur.
SORU KUR'ANI KERİMDE KADER İLE İLGİLİ AYETLER VAR MIDIR?
CEVAP: Bu hususta birçok ayetler vardır. Bunlardan bazıları şun lardır: «Biz her şeyi bir kader ile yarattık. (Efl Kamer: 49)
SORU: KADERE INANMAK ŞART MIDIR?
CEVAP: Evet. Daha evvelki sorulara verdiğimiz cevaplarda belirt- tiğimiz gibi Åyet ve hadisle sabit olan kadere inanmak her müslüman için şarttır.
CEVAP: Hayır. Kader sadece insanlarla ilgili olan bir şey değildir. Aksine insanlarla beraber canlı ve cansız, yaratılmış ve yaratılacak her varlık ile yakından ilgilidir.
SORU: KADERİN, İNSANDAN BAŞKA VAR OLAN HER ŞEY LE İLGİLİ BULUNDUĞUNA BİRKAÇ ÖRNEK VERMEK MÜMKÜN MÜDÜR?
CEVAP: Mümkündır. İşte bunlardan bazı örnekler: a) Suyun akıcılığı, taşın sertliği, ateşin yakıcılığı gibi bütün
eşyaların hususiyetleri bu takdirin neticesidir. b) Varlık aleminde bulunan yer çekimi rüzgârın meydana gelmesi, ısınan maddelerin belli bir kanuna göre genişle mesi gibi bütün tabii kanunlar bu ezeli takdire bağlıdır. c) Hayvanlarda görülen içgüdüler: Ördeklerin yüzmesi, kuş
maktadır. : KADERE KARŞI GELMEK MÜMKÜN MÜDÜR? SORU
ların uçması, Arının bal yapması Allah'ın takdiri ile 아 CEVAP: Käinatta en küçük parça olan atomdan tutun da güneşe
en büyük varlıklara varıncaya kadar her şeyin hareketi ve onlarda meydana gelecek değişiklikler, ilahi takdirle tesbit edilmiştir. Hiç bir var- ign bu takdire en ufak bir şekide karşı gelmesi mümkün değildir. Her varlık kendisi için ne takdir edildi ise tamamen ona uygun durumda ol- nağa mecburdur. De ki her şey kendi yaratılışı üzere hareket eder.. (ars: 84) ayeti ile ve Güneş de kendine tayin edilen karargahta (mah mike) seyr ve cereyan etmektedir. Bu Aziz ve Alim (herşeye galip, her yi bilen) Allah'ın takdiridir.» (Yasin: 38) ayetleri bu hususu anlatır-
SORU: INSANIN KADER BAKIMINDAN DİĞER YARATIKLAR
CEVAP: Insanın diğer yaratılmışlar arasındaki müstesna yeri ve pupuklarımdan sorumlu olma durumu onu takdir bakımından da diğer ya ratılmışlardan ayırmaktadır.
SORU: INSANIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETMESİNDE BİR BOLE VAR MIDIR? CEVAP: Insan diğer yaratılmışların tabi olduğu (mecbur kilan bir
DAN FARKI VAR MIDIR?
kader) yerine, iradesine bağlı olarak yürüyen bir kaderi vardır. Şayet in- iradeye bağlı olan işlerinde de kaderin mecbur kılan bir bükmü ce nya etseydi o zaman insandan, diğer varlıklarım hiç birinden istenmemiy yüze vazifelerin bir tanesini bile istemek adslet a dayısına uymaadı Bundan dolayı diyorubik, lasan: iradeye bağlı olan işleminde kaderini ken- di tayin edayı diyoruz k. Insan; irgede lle isterse iyilik tarafımı, isterse fe tarafını seger kendi bileyen kötüye sevkedilmediği gibi, fenayı iste- Ta de Afimi seger, iyiyi isteyen
kötüğramadan iyiyevkedinKLA Salah'in hususi bir ikramına ELLERDE NE YAPACAKLARINI LIP EVVELCE YAZMIŞ MIDIR?
71 CEVAP : Evet Allah bütün insanların hayatlarında yapa geyl en ince noktasına varıncaya kadar bilir ve yazmıştır da SORU INSANIN KENDI KADERİNİ TAYİNİNDE BİR ETE
VAR MIDIR?
CEVAP: Evet. Bu soruyu cevaplandırmak için alttaki winlane vabını dikkatle okuyunuz SORU
KADERİN KAÇ ÇEŞİDİ VAR? CEVAP Kader iki çeşittir:
a) Muallak kader,
b) Mübhem kader
SORU MUALLAK KADER NEDİR?
CEVAP Insan iradesi ve kudretinin dışında kalan badiselere
kaderdir. Aniden meydana gelen afetlerin neticesi olan zarar ve ziyalar Artınalar ve depremler, ölüm halleri bazı insanların zayıf, bazdar lam bünyeli yaratılmaları hepsi kaderin bu çeşidine girer SORU MÜBREM KADERLE UĞRAŞMAK DOĞRU MUDUR
CEVAP. Mübrem kaderden bahsetmeyi Peygamber Efendimiz yo saklamıştır. Kendisine Kıyamet ne zamandır sorusunu sorans, K met için ne bazarlığın vardır diye sorarak, bilinemiyeceğiz, bilinmacde
bir fayda sağlanamıyacağını ifade etmek istemişlerdir SORU: INSANIN MÜBREM KADERDEN OLAN TABIAT OLAY LARIYLA UĞRAŞMASI, ONU DEĞİŞİKLICE URRATMAYA ÇAL
MASI DOGRU MUDUR?
CEVAP: Kader konusunun bu kısmı çok önemlidir. İnsanlar Alla in yaratmış olduğu tabiat kanunlarını hiç bir zaman değiştirmeye pete memelidir. Zira bunu beeermek imkânsız olduğu gibi, buna kaadetmek büyük bir günah ve haşa Allah'a karşı isyandu. Zaten bir in gece ile gündüz gibi mübrem kaderden olan bir şeyi değiştirmesinde bir etki yaratamıyacağı apaçık ortadadır.
SORU: INSANLARIN BU KANUNLAR KARŞISINDAKİ DURU MU NE OLMALIDIR? CEVAP : Incanlar bu kanunlara karşı gücüm yetmiyor, öyley
yapacağım bir şey kalmadı diyerek yatmaları büyük bér herander. durumda fertiere düşen vazife uyumak değil bu kanunları öğrenip,
CAP: Insanoğlu bu calismani birçok şekilde tatbik edebilir.
Paratonerile vildarrer belli bir sahaya düşmesi sağlanır, baraj- maksu taşmaları bir dereceye kadar zararsız hale sokabilir, dep irtualar bir an önce haber alınarak bunlardan korunma çareler
esblir MORE: KADERİN İNSAN İŞLERİNE OLAN TESİRİ NEDİR? CEVAP: Allah her hadiseyi bir sebebe bağlamıştır. O sebepler mey.
a primeden o hadiselerin olması mümkün değildir. Meselâ bir şey ye doyulmaz. Evlenmeden çocuk sahibi olunmaz va Iman, bütün şartlarını yerine getirmeden başarıya ulaşamaz. Yani yuşmak istediği zaman onu başaramazsa bilmeli ki bütün şartları- yerine getirememiştir.
4
SOBU İNSANIN İMAN VEYA KÜFÜR YOLUNU SEÇMESİN- KADERİN ETKİSİ VAR MI?
CEVAP: Hayır. Kader, iradesini iman yoluna sarfeden kimseyi küf-
viflir yoluna sevkeden kimseyi de Allah'ın hususi bir ikramı olma man yoluna sevketmede tesir etmez. Şayet maksad yerine gelmiş hi yapmak istediğimiz şeyin şartlarını tamamladığımızdan dolayıdır. SOKU TAKDİR DEĞİŞİR Mİ?
CEVAP: Takdir Allah'ın ilmine bağlıdır. Onun sonsuz ilminin ne- olduğu için de asla değişmez ALLAH'IN TAKDİRİ DEĞİŞİYOR
DANTIUSE BIR ÇELİŞİKLİK ORTAYA ÇIKAR MI? CEVAP: Şayet takdir değişmiş olsa thi bilmemesi lazım gelir. Bu ise, yani haşa Allah'ın o şeyi al-
lam inancına uymayan batıl bir Allah'ın her şeyi olduğu gibi inançtır. İslam inancında Al- neay bat biliniyor. Takdirin değişmesi
SORU: İMANIN ŞARTLARINDAN BİRİNİ İNKAR EDEN HAR KINDAKİ HÜKÜM NEDİR?
CEVAP: Yukarıda saymış olduğumuz, imanın altı şartından bira bile-Allah korusun- inkar eden, dinden çıkar (kâfir olur).
SORU: ALLAH'A İMAN NEDİR VE KAÇ SIFATI VARDIR? CEVAP : Yukarıda da yazdığımız gibi, imanın altı şartından birind , Alemin yaratıcısı ve sahibi Yüce Allah'a inanmaktır. sl
the purl parıldayın yıldızlarıyle üstümüzde muhteşem gök kube: pupili günleri, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle altımızda yeryu ba seyizinde yaşayan milyonlarca canlı ve bu canlılar arasında yar tann kendisine üstün vasıflar bahşettiği Anda ba dien, i tabiat olayları bir insanoğlu.
bir insan birini izleyen lar, akıldan ve mantıktan mahrum bir tabiatın mahsulü olabilir mi? Ssat gihi gelişigüzel bir rastlantının eseri olabilir mi? Bütün bun çalışan bu düzenin bir ustası yok mu? Bu sorulara muhatap nürüz ki: Gerçekten peten birinin bulunması za ikinci bir soru ten biri vartur, fakat
olduğumuzda, kendi kendimize deriz ve düşü bütün bunları yaratan, onlara intizam veren ve lazımdır. Ve bu sonuca vardıktan sonra, aklım gelir: «Evet, bütün bunları yaratan, yaşatan ve bliv
bu, kimdir, ve neyin nesidir?> İşte kaur insan mantığının kendiliğinden soruyu, biz cevaplandıralım: cevaplandıramayacağı
SORU: ALLAH'IN VARLIK VE BİRLİĞİNE DAIR DELİL GÖS TERİLEBİLİR Mİ?
CEVAP: Evet. Hem de pek çok. Bunun için Allah'ın Kitabı Hz. Kur'an'ın şu âyeti yeteri kadar her şeyi açıklıyor: «Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, uzayıp kısal- masında, salim akla sahip olanlar için Yüce Allah'ın varlığını ilan edici ibretli ve büyük deliller vardır. O salim akıl sahibi insanlar ki, ayaktay- ken, otururken ve yatarken Allah'ı hatırlayarak göklerin ve yerin ya- ratıcısını inceden inceye du lünürler ve kendi kendilerine şöyle derler: Ey Rabbimiz!.. Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni ber türlü noksan
sıfatlardan uzak tutarız. Biz Cehennem azabından koru.»
Bu Ayetlerin ışığı altını
düşünen her akıl sahibi kişi, gözlerinin
önünde Allah'ın varlığına ve diğiin görebilir. üyüklüğüne dair yüzbinlerce delilin belir- SORU: ALLAH'IN VARLIK VE BİRLİĞİNE İNANMAK AKLI
MİDİR, ŞER'İ MİDİR?
CEVAP: Maturidilere göre, aklidir. Yani, Yüce Allah, kendi varlı-
ğını Peygamberleri vasıtasıyle insanlara bildirmemiş olsaydı bile, insa- nın kendi aklıyle O'nun varlığını bulup, birliğine inanması farz olur. Eş'arilerin savundukları ikinci görüşe göre ise, bu farz oluş, şer'idir. Yani, Yüce Allah, varlık ve birliğini Peygamberleri vasıtasıyle insanla-
ra bildirmemiş olsaydı, O'nun varlık ve birliğine inanmak farz olmazdı. Bu görüşe göre Peygamberlerden habersiz olan bir kimsenin Allah's inanması farz değildir.
SORU BU DURUMA GÖRE, BUGÜN BÜTÜN İNSANLARIN AL- LAH'A INANMALARI FARZ MIDIR?
CEVAP: Evet. Her iki görüşe göre de farzdır. Zira Maturidielre gö- re Allah'a inanmak, aklidir; ki bu görüşe göre, bütün insanların Allah'a
Inanmaları farzdır. Eşarilere göre de şerlidir. Yani, Allah'ın varlığını Peygamberler va-
sıtasıyle bilmiş olmak lazımdır ki, farz olsun. Bu duruma göre de bugün-
kü bütün insanların Allah'a inanmaları farzdır. Zira da Peygamberlerden haberi olmayan bir insan pek SOSU: ALLAH İÇİN BİR YER VE ŞEKİL bugünkü düny düşünülemez. DÜŞÜNMEK
47
KÜN MÜDÜR?
CEVAP: Hayır. Allah için hiç bir şekilde şöyledir veya boys dir diye düşünülemez. Ve tahayyül bile edilemez. Yine Allah için, de, arkada veya herhangi bir yerdedir. diye bir mekân da belirtileme Ata, abyle hiç bir yerde mevcut değildir. Fakat sıfatlarıyle yerde hanr ve nazırdır.
SOBU : ALLAH BİR KÜL VARLIK) MIDIR? (BİRKAÇ ŞEYDEN MÜTEŞEKKİL BR CEVAP: Hayır. Allah, birkaç şeyin birleşmesiyle meydana gelma bir varlık değildir.
SORU: ALLAH, BİR CÜZ (BÜTÜNÜN BİR PARÇASI) MIDIR! CEVAP: Hayır. Allah, bütünün bir parçası değildir.
SORU: ALLAH'I DÜNYADA GÖRMEK MÜMKÜN MÜDÜR?
CEVAP: Bu hususta iki görüş mevcuttur. Birinci görüşe göre Al
lah'ı bu dünyada görmek mümkün değildir.
İkinci görüşe göre ise, bazı Veli ve Peygamberlerin Allah'ı görme mümkündür. Bu görüş fazla taraftar bulmuştur. Zira hepimiz bilirm ki, Hz. Muhammed (S.A.S.) Mir'ac hadisesiyle bu şerefe nail olmuştur MIDIR? GÖREBİLECEKLER
CEVAP: Evet. Ayet ve hadislerle sabittir ki Cennet'e giren halis SORU: SONRADAN VAR OLAN BİR SEY, ALLAH OLABİLİR MI? CEVAP : Hayır. Sonradan var
yukarıda da anlattığımız gibi, Allah kadimdir. Yani, öncesi yoktur. Gör düğümüz şu alem, milyarlarca asırlardan beri var olsalar da, yine Al lah'n ezeli oluşu SORU: olan bir şey, Allah olamaz. Cünk yanında en küçük bir ölcü değerine bile sahip olamat SONU OLAN (YOK OLACAK OLABILIR MI? CEVAP:
lar.
Asla O, bir var edicinin kendisini yaratmasına muhtat . Bundan münezzeh ve uzaktır. Çünkü. Allah-1 - hâsâ değildir bir yaratıcı olaaydı, o zaman Allah, yaratıl ) BİR VARLIK var eden
49 hayranlığımız CEVAP : Hepimizin bildiği gibi insanoğlu ilkin bir damla sudur bu sudan kemikler teşekkül eder. Yüce Allah'ın belirli miktarda belli şekilde yarattığı kemikler, vücudumuzun âdeta çatısını kuran direk Bu kemiklerin bazıları kısa, bazıları uzundur. Yumuşak menider oluyor da böyle kendisinden apayrı bir madde meydana geliyor lerdir. nasıl SORU ALLAHIN GÜCÜN HİKMETLERİ
gerçekten bizi düşündürmesi gereken ve daima çekmesi icabeden bir husus, Ve biz, gene burada da Yüce AL İşte üzerine Latin VARLIĞININ BELİRTİLMESİ BAKIMINDAN sonsuz gücünün açık-seçik delillerini görmekteyiz. NELERDİR? güneşi, ayı ve pırıl pırıl parlaya yıldıdan ile gök, Allah'ın sonsuz hikmetlerini bağrında saklayan ban
CONAP: Dünyamıza hayat veren başka bir ülemdir. Burada sayısız yıldızlar, ay ve güneş hareket eder doğar ve batarlar. Bu varlıkları hareket ettiren, doğuran ve batıran har gi kuvvetir! Bu kuvvetler ilahi kanunun ve düzenin dışında hareket edebilirler mi? Elbette hayır... Bütün bunları yapan ve yaratan Yüce Allah'tır. En büyük delil de, onların düzgün hareketlerinin, belirli zaman larda doğuş ve batışlarının tâbi olduğu ilâhî düzenin tek oluşu ifade sidir.
CEVAP: Yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle yeryüzü, apayrı bir Alemdir. Türlü çeşitli nimetleri ve sayısız varlıkları barındıran uçsu buraknz yeryürü, insanoğlunun hizmetine sunulmuş birçok hikmetleri:
doludur. Acaba bu alemde var olan yüce hikmetler az mıdır? Derek yerde, gerekse gökte, kişioğluna Yüce Allah'ın ebedi ve esell ttrici açıklayan, açı-seçik sayısız hikmet ve deliller mer cutter Yeterli bir bulairete sahip olalım SORU: ALLAH'IN SONSUZ GUC VE İRADESİNİ BELİRTMES BAKIMINDA ÇOCUĞUN BESLENMESİNDEKİ HİKMETLER NELER DIR?
CEVAP: Cocuk dünyaya geldikten sonra onun hemen annesinin memelerine sarılarak emmeye başladığını hepiniz biliyoruz. Ona bu ihti yacı duyuran bu hareketleri yaptıran kimdir? Elbette ki Yüce Allah'tir le beslenir. Ananım süt dolu, ağzına uygun iki göğsünün uçlarından bü Çocuk alınan gıdaların hülasası ve beslenmeye en elverisli besin olan süt yük bir keyifle gakır şakır süt emen çocuk, bu daha doğuştan kendisine bahşettiği iç güdüleri ile yapar. Meme uçları ōj hareketlerini Yüce Allah'ın
le ayarlanmıştır ki, uçları hem çocuğun ağzına uyacak ve ayrıca sütün hep birlikte gelip çocuğu boğmayacak şekilde ayarlanmıştır. Çocuk neden süt- le beslenir, süt nasıl meydaan gelir ve bütün bu teşkilât nasıl ayarlanmış- tır? Bu sorulara vereceğimiz cevaplara daima Yüce Allah'ın sonsuz güclü- nün tezahürlerini zevkle seyretmekteyiz.
CEVAP Mantıkçılar, Allah'ın varlığını isbat için şöyle bir muha- keme yürütürler:
«Kâinat sonradan meydana gelmedir. Çünkü daima değişikliğe uğ- ruyor. Değişikliğe uğrayan her şey sonradan meydana gelmedir. Öyle ise kâinat da sonradan meydana gelmedir. Sonradan meydana gelen her şey bir yaratıcıya muhtaçtır. Kâinat da sonradan meydana geldiğine göre, onun da bir yaratıcıya ihtiyacı vardır, İşte bu yaratıcı, Yüce Al- lah'tır.»
SORU: KAİNATIN VARLIK VE NİZAMI YARATANIN VARLIK VE BİRLİĞİNE DELİL OLABİLİR Mİ?
CEVAP: Evet. Bunun ispatı için İmam-ı Azam ile bir tabiatçı ara- sında geçen şu konuşmayı yazmak kâfidir.
Tabiatçı, nehrin karşı kıyısındadır Imam-ı Āzam kararlaştırılan saatten biraz geç gider. Tabiatçı onu görür görmez, kızarak: «Bizi niçin beklettiniz? diye sorar. İmam-ı Azam: «Dağdan ağaçlar kesildi; geldi, biçildi, tahta oldu; kendi kendine çivilenip kayık oldu; ben de bindim geldim; bunun için geciktim.» cevabını verir. Tabiatçı: «Behey akılsız! Dağdaki ağaçlar hiç kendi kendine sandal olur mu?» deyince, İmam-ı Azam: «Bir ağaç kendi kendine sandal olamaz da; şu koskocaman se- ma, sayılamayacak kadar çok yıldız, ay ve güneş, nasıl olur da kendi kendine meydana gelebilir?» demiş. Tabiatçı: «Peki, Allah'ın şimdi ne yapıyor? diye sormuş. İmam-ı Azam, sorunun cevabını vermek için ta- biatçıyı kürsüden indirip, kendisi oraya çıkarak: İşte Allah senin gibi bir kâfiri kürsüden indirdi ve benim gibi bir kulunu kürsüye çıkardı.>> der. Bunun üzerine tabiatçı cevap vermekten aciz kalarak, müslümanlı- ğı kabul etmiş.
Netice; kâinatın varlığı, yaratanın varlığına; kâinattaki nizam intizam da yaratanın birliğine delildir. ve
SORU: ALLAH'IN VARLIĞINA DELİL OLMASI BAKIMINDAN
TABIATTAN ÖRNEK GÖSTERİLEBİLİR Mİ?
CEVAP: Evet. Hem de pek çok. Bunları sırasıyle yazalım:
51 1- Bir kadın, irade sahibi olduğu halde, çocuk dogurmakta tonksiyona sahip değildir. Rahminde ne meydana gelirse o dogar. B çocuğun herhangi bir şekil veya renkte olmasına hiç bir şekilde tesir ede mez. Onu meydana getirip getirmemek de kendi elinde degildir. Olan haberi de yoktur. Bütün bunlar, gözle görulmeyen, fakat varlig yoluyla hissedilebilen sonsuz ilim ve kudretin tesiriyle oluyor. Jardan hiç be
2- Küçük ve güçsüz bir böcek olan arının, eşsız bir çalışma ome akıl ği göstererek çeşitli bitkilerden toplayıp yaptıgı bal, ilahi kudretin be tecellisinden başka bir şey olamaz. Bugünkü ilim, bütün imkanlarına ve bu küçük hayvanın meydana getirdiğ balı yapmaktan acizdir. Koskoca insanlık, ilerlemiş fennine ragmen, boy. aralıksız çalışmalarına rağmen, le bir besini meydana getirmekten acizken, küçük, zayıf bir bocegin boy. le bir şey yapması, yaratanın ilhamından başka ne ile izah edilebilir? by mik bir kurtçuğun (ipekböceği) koza içinde, ağzından çıkar diği salya ile meydana getirdiği ipek de Allah'ın kudret ve tecellisinde
baska ne ile izah edilebilir? - Odun halinde bulunan ağaçtan, bizi hayran bırakan renk, renk çiçeklerin ve çeşit çeşit meyvelerin meydana gelmesi de yine Allah kud retinden başka bir şeyle izah etmek mümkün değildir.
Demek ki içinde yaşadığımız âlemi ve bu âlemde meydana gelen sa- yısız tabiat olaylarını yaratan, onlara intizam veren Allah kudretinin te cellisinden başka bir şey değildir.
SORU: ALLAH'IN VARLIK VE BİRLİĞİNİ DELİLLERLE GOS
TEREN AYETLER VAR MI?
CEVAP: Evet, Birkaç tanesini buraya nakledelim:
1 - Hepsi bir su ile sulandığı halde, muhtelif şeyler yaratıyorum 2- <Deve, sığır, koyun gibi hayvanların karnından kırmızı ve bat ba başka renkli suları arasından ayırıp süt maddesini memeye indirerek halis beyaz renkli, güzel kokulu ve nefis gıdalı süt çıkarırım ki (siz) o dan içersiniz.
yell eli, sizi ananızın karnında yaratıp çıkardı. Hiç bir yey Milvaliniz. Zaman geçtikçe size görme, işitme duygularını SORU: TABIATÇILARA; HER ŞEYİN TABIATTAN DEĞİL DE Lama kabiliyetini Ihsan etti. Şükretmeniz lazım gelmez mi?» ve an
ruları sorarak, mantık yoluyla Allah'ın varlığını ispat edebiliriz: Soru: Tabiat dediğin nedir?
CEVAP: Her şeyi rastlantıya bağlayan bir tabiatçıya, aşağıdakı s
Tabiatçı, bu soruya ancak çeşitli mantıksız cevaplar verebilir. Hal buki bir müslüman, Allah'ını bütün üstün sıfatlarıyle kesin olarak bilir.
Soru: Tabiatın hayatı var mıdır?
Yoktur, derse, hiç hayatı olmayan ölü bir tabiat bu kadar canlıyı na- sıl yaratabilir?
Vardır derse;
Soru İlmi var mıdır?
Yoktur, derse; ilimsiz bir tabiat, bu kadar ilim sahibi insanı ve bu ilmin neticesi olan çağımızın korkunç fennini nasıl meydana getirebilir?
Vardır derse;
Soru: Tabiat, görme ve işitme duygularına sahip midir?
Yoktur, derse; böyle bir kör ve sağır bir tabiat, gören ve işiten can- lıları nasıl yaratabilir?
Vardır derse;
Soru Tabiat konuşabilir mi?
Hayır, derse; o takdirde, konuşamayan bir tabiat nasıl olur da ko- nuşan insanı veya öten kuşu yaratabiliyor?
Evet derse;
Soru: Tabiat ebedi midir, yoksa bir sonu var mıdır?
Sonu vardır, derse; sonlu bir şey, sonsuz ilmi ve sonradan meydana gelebilecek yaratıkları nasıl meydana getirebilir?
Sonu yoktur, derse; biz o zaman deriz ki: O sonsuz olan ve yukarı- da sorduğumuz bütün sıfatlara sahip olan Allah'tır.
Tabiatçı bunun üzerine susmak zorunda kalacak ve inandığı şeyin saçma ve tutarsız olduğunu idrak ederek, Yüce Allah'ın birliğini tasdik etmek mecburiyetinde kalacaktır.
CEVAP: Melekler, erkeklik-dişilik gibi cins ayrılıklarından uzaktır- Jar. Yemezler, içmezler, doğmaz ve doğurmazlar. Her biçime girebilirler.
SORU MELEKLERİN VAZİFESİ NELERDİR?
CEVAP Meleklerin vazifeleri sadece Yüce Allah'ın emirlerini ye- rine getirmektir. Bazıları yerde, bazıları gökte vazife görür. Kimisi, dai- ma ibadetle meşguldür, kimisi de kulların sevap ve günahlarını kaydet- mek gibi yazıcılıkla uğraşırlar.
SORU MELEKLERİN VARLIĞI NE İLE SABİTTİR?
CEVAP Şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün Peygamberler, inmiş olan ilahi kitaplar, meleklerin var olduğunu bildirmişlerdir. Hz. Kur'an'- da meleklerin varlığından bahseder.
SORU MELEKLERİ İNKAR EDEN NE OLUR?
CEVAP Melekleri inkâr etmek, Peygamberleri, kitapları reddet- mek olacağı için, kâfirliktir.
SORU: DUYU ORGANLARI İLE MELEKLERİN VARLIĞI FARK EDİLİR Mİ?
CEVAP: Hayır. Şimdiye kadar bütün âlimlerin üzerinde görüş bir- liğine vardığı gerçek, beş duyu organının (göz, kulak, burun, deri ve dil) ile tam olarak âlemi tanıyamayacağımız ve meleklerin varlığını farkede- meyeceğimizdir.
SORU: BUGÜNKÜ HAYATTA BİZE MELEKLERİN VARLIĞINI IZAH EDEN ŞEYLER MEVCUT MUDUR?
CEVAP Evet. Her gün ruh, şuur, akıl, vicdan ve elektrik kablo- sundan geçen cereyan (elektrik enerjisi) gibi, varlıkların sözünü ettiği- miz halde kendilerini bir türlü göremeyiz. Şu halde, duyu organlarıyle farkına varamadığımız melekler vardır.
SORU: MELEKLERİN YARADILIŞINDAKİ HİKMET NE OLA-
BİLİR?
CEVAP Yüce Allah insanlarda olduğu gibi, melekleri de, varlığına, sonsuz kudretine ve azametine, birliğine ve gücüne şahitlik etsinler diye yarattı. Ayrıca insanlar, kendilerini bu yüksek gizli kuvvetler sayesinde
daima göz hapsi altında tuttuğunu bilerek, Yüce Yaratan'ına karşı say- gılı ve uyanık olurlar. Yaradılışının başka bir hikmeti de bu olabilir. SORU: EN BÜYÜK DÖRT MELEĞİN ADLARI NELERDİR?
CEVAP En büyük dört melek şunlardır: Azrail, Cebrail, Mikail, Is-
CEVAP : Azrail (A.S.) vadeleri almakla mükelleftir.
ruhlar ACABA AZRAİL, BİR ANDA OLEN YUZBINLERCE IN.
SORU: SANIN CANINI BİRDEN NASIL CEVAP : Günümüzde bu sorunun cevabı, çok kolaydır. Çunkü kos koca bir şehrin elektrik şebekesi, o şehrin elektrik santralından duğmeye basmak ve çevirmekle idare ediliyor. Düğmeye bir basmakit şehrin bütün lâmbalarını yakıyor veya söndürebiliyoruz. Bu misalden sor ra Azrail'in binlerce canı birden
SORU: CEBRAİL'İN GÖREVİ NEDİR?
CEVAP : Cebrailin görevi; Yüce Allah'ın kitaplarını, Peygamberle re tebliğ etmektir. SORU MİKAİL'İN
VAZİFESİ NEDİR? CEVAP: Yağmur, rüzgâr, ekin gibi bazı tabiat olaylarının meyda na gelmesiyle vazifelidir. SORU: İSRAFİL'İN
NE VAZİFESİ VARDIR?
CEVAP : İsrafil, kıyamet gününün meydana gelmesi ve insanların öldükten sonra tekrar dirilmesi ile vazifelidir.
Yüce Allah insanlara doğru yolu gösterecek birtakım Peygamberler göndermiştir. Bu Peygamberler, insanlar arasından çıkmıştır. Yüce Al- lah, bazı Peygamberlere de kitaplar indirerek, insanlara emirlerini, ya- saklarını, hūlâsa gerçek hak yolunu göstermiştir.
Bu kitaplardan bazıları sayfalar halindedir. Dört tanesi de büyük
kitaplardır.
SORU SAYFALAR KAÇAR TANE VE HANGİ PEYGAMBER- LERE GELMİŞTİR?
CEVAP On sayfa Adem Peygambere, elli sayfa Şit Peygambere, otuz sayfa İdris Peybambere, on sayfa da İbrahim Peygambere veril- miştir.
SORU: DÖRT BÜYÜK KİTABIN ADLARI NELERDİR?
CEVAP: Bu dört büyük kitap: Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an'dır.
SORU: BU KİTAPLAR HANGİ PEYGAMBERLERE GELMİŞTİR?
CEVAP Kitaplar sırayla şu Peygamberlere gelmiştir: Tevrat Hz. Musa'ya, Zebur Hz. Davud'a, İncil Hz. İsa'ya, Kur'an-ı Kerim de Muham- med'e (S.A.S.) gelmiştir.
SORU: BU KİTAPLAR PEYGAMBERLERE NASIL İNMİŞTİR?
CEVAP: Yüce Allah bu semavi kitapları vahy yoluyla Peygamber- lerine indirmiştir.
SORU: KİTAPLAR VAHY YOLUYLA NASIL İNDİRİLİR?
CEVAP Vahy, ya Cebrail (A.S.) adındaki büyük melek aracılığı, ya da ilham yolu ile olur.
SORU: BÜTÜN KİTAPLARA İNANMAK ŞART MIDIR? CEVAP Yüce Allah'ın Peygamberlerine indirdiği bütün kitapları-
, her müslümanın inanması gerekir.
na SORU: BU KİTAPLARA İNANMAYANLAR NE OLUR?
CEVAP: Bu kitaplardan herhangi birisine inamayanlar, islâm çer- çevesinin dışındadırlar.
SORU: BUGÜNKÜ İLAHİ KİTAPLARA İNANMALI MIYIZ?
CEVAP: Kur'an dışında bugünkü ilâhî kitaplara inanmayız. Çün- kü bunlar, şahıslar tarafından değişikliğe uğratılmış ve asıllarını kay-
taşıyorlardı. Fakat OLMASAYDI betmişlerdir. Bu kitaplar indiği zaman, ilahi vasif mah edildiği gibi, sonradan değişikliğe uğratılmışlardır KUR'AN İNDİKTEN SONRA ONLARLA AMEL EDİLEBİLİR MIYDP
CEVAP: Hayır. Diğer ilahi kitaplar hiç bir değişiklige uğratılmış bulunmasalardı bile, Kur'an-ı Kerim indikten sonra onlarla amel edil
SORU KUR'AN-I KERİM NEDEN DİGER ILAHI KITAPLARIN mez HÜKMÜNÜ BOZDU?
CKMONP: Çünkü Kur'an-ı Kerim, on dört asırdan beri en ufak bir değişikliğe uğramamış. Ve de kendi zamanına kadar inmiş olan bütün dani semavi kitapların esaslarını en mükemmel ihtiva etmekte olup, kıya mete kadar en modern toplumların ihtiyacına cevap verebilecek zengin
Ektedir.
SORU: ILAHI KITAPLARDAN BİRİNİ İNKAR EDEN NE OLUR! CEVAP : llahi kitaplardan hiç birisi inkâr edilemez. Çünkü birisini inkâr etmek, hepsini inkâr etmek demektir. Gerçek bir müslüman, bü tün ilähi kitaplara inanır, fakat yalnız Kur'an-ı Kerim'le amel eder.
SORU: KUR'AN-I KERİM NE GİBİ KONULARI İHTİVA EDER CEVAP: Kur'an-ı Kerim çok çeşitli ve zengin konuları içine alır. Denilebilir ki, Kur'an-ı Kerim derecesinde konuları ve muhtevası bakımın dan zengin bir kitap mevcut değildir.
Kur'an-ı Kerim, insanlara kurtarıcı olarak gönderilen Peygamberle rin hayat hikâyelerini anlatır. Onların yaptığı vazifeleri ve verdikleri mü cadeleleri bildirir. Geçmiş milletlerin hayatı ve tarihi olaylar nakledilir. Bunlardan insanların ibret dersi almaları için ilahi davet yapılır. SORU: KUR'AN-I KERİMİN BİZE EMİRLERİ NELERDİR?
CEVAP : Kur'an Kerim, müslümanların daima uyanık, dinlerine mygılı, haklı müdafa eden kişiler olmasını isteyen büyük kitabım çeşit modern teknik araçlara sahip bulunmalarını ve asla düşmana be ve bakımdan güçlü yun eğmemelerini emreder. Allah'a karşı ibadet etmeyi, doğru olmay yardımcı ve emreder. misafirperver o mak gibi insani hareketlerde bulunmamish
SORU: KUR'AN-I KERİMİN NEFİS HAKKINDAKİ GÖRÜSLERI NELERDİR? bir dicer
CEVAP : Insanoğlunun en püf noktası olan nefsî duygularını, deyimle; duygusal hayatını ele alarak bunların mutlaka frenlenme
sini emreden Kur'an-ı Kerim, kişiyi baştan çıkaranın nefs olduğunu bil- dirmekle, gerçeğin ta kendisini ifade etmiştir.
Bu duygular, kimisini meyhaneye, bazısını kumarhaneye, bir kısmını hapishaneye tıkabiliyor. Hele içki, kumar ve zina insanı maddi ve ma- nevi bakımdan mahveden, idam sehpasının üç ayağıdır. Bu bakımdan, Hz. Kur'an, müslümanların daima akıl ve mantık kaidelerine uygun, duy- gulardan uzak, temkinli ve tedbirli hareket etmeye davet eder.
SORU KUR'AN-I KERİM'İN İLME VERDİĞİ DEĞER NEDİR?
CEVAP Kur'an-ı Kerim, ilme büyük değer vermiştir. «Hiç bilen- lerle bilmeyenler bir olur mu?» âyeti celilesiyle bilginlere ve dolayısıyle ilme verdiği değeri belirtmiştir. Ayrıca başka bir âyet-i celilede; bilgiyi aydınlığa, cahilliği de karanlığa benzeterek bilgililik ile cahillik arasın- daki farkı karanlık ve aydınlık arasındaki büyük tezatla izah etmiştir.
SORU KUR'AN-I KERİM DEĞİŞİKLİĞE UĞRATILMIŞ OLABİ-
LİR Mİ?
CEVAP: Hayır. Zira Kur'an-ı Kerim'in âyetleri nazil olduktan son- ra, bunlar sahabelere ezberlettirilmiş, Hz. Ebu Bekir zamanında ehli- yetli bir heyet tarafından bir nüshası yazılmış, Hz. Osman zamanında ise bu nüshalar çoğaltılıp çeşitli yerlere gönderilmiştir. Ve bugüne ka- dar da değil bir kelimesi, tek bir harekesi bile değiştirilmiş değildir.
SORU: BUNDAN SONRA DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ? CEVAP Buna imkân ve ihtimal yoktur. Zira, bugün hemen hemen
her müslümanın evinde bulunmak üzere milyonlarca aslının aynı Kur'an'- lar mevcuttur. Bu itibarla, Kur'an'da yapılacak en ufak değişiklik, he- men farkedilecek ve bundan dolayı da Kur'an'da herhangi bir değişikli- ğin yapılabileceğine ihtimal verilemez.
Ayrıca Yüce Allah, «Kur'an-ı Kerim'i biz indirdik, kıyamete kadar
da biz koruyacağız. dyerek, bu ilâhî kelâmı değiştirmeye kimsenin gü-
cünün yetmeyeceğini ilân etmiştir. SORU KUR'AN-I KERİM İLE DİĞER KİTAPLAR ARASINDA NE GİBİ FARKLAR VARDIR?
CEVAP Kur'an-ı Kerim'den başka diğer kitaplar mevziîdirler. Ya- ni, belirli milletlere gönderilmiştir. Bu kitaplarla ancak o milletler be- lirli bir süre için amel etmekle mükelleftirler. Halbuki Kur'an-ı Kerim, bütün insanlık için gönderilmiş, kıyamet kadar devam edecek ve en medenî ihtiyaçları karşılayacak yollar gösteren muhtevada bir kitap olarak gönderilmiştir.
KUR'AN-I KERİMİN DEĞIŞTIRILMIŞ Çağınızda tarafsız Avrupa bilginleri de Kur'an-ı Kerim bir noktasının bile değişmemiş olduğu gerçeğini rahatlıkla soyleyeb CEVAP OLDUGUNI
Masonluk, siyonist ve komünizm gibi düşmanlıkları belli bazı kilitlar tarafından söylenilmiş sözler, zaten nazarı itibare alınamaz. SORU KUR'ANI KERİM TERCÜME EDİLEBILIR MI? CEVAP: Bugün Kur'an-ı Kerim dünyanın belli başlı bütün dille.
mektedirler.
rine tercüme edilmiştir. Çeşitli mütercimler tarafından hazırlanmış kang geşit Türkçe tercümesi de mevcuttur. THER CUMELER KUR'AN'IN ASIL MĀNĀSINI VEREE bir
LIR MI CEVAP: Asla. Kur'an-ı Kerim çok geniş anlamlı bir kitaptır. Onun
bgm hiç bir mütercim O'nun kasdetmiş olduğu bütün mânâları vermeye muktedir değildir.
SORU TERCÜMELER, KUR'AN-I KERİM SAYILABİLİR MI CEVAP: Hayır. Yukarıda izah ettiğimiz gibi, tercümeler Kur'an- Kerim'in anlatmak istediği bütün mânâları hiç bir zaman veremezler Bundan dolayı da tercümeler, Kur'an-ı Kerim'in yerini tutamazlar ve bunlara Kur'an-ı Kerim denilemez.
SORU: ILAHI KİTAPLARA İHTİYAÇ VAR MIDIR? CEVAP: Kişioğlunu yoktan var eden Yüce Allah, onun dünyads
takip etmesi gereken doğru yolu en iyi bilendir. Ve gene kişioğlu, hak Jalanda yürüyerek Yüce Allah'ın rızasını kazanabilmek için O'nun te Limaties göre hareket etmelidir. Yüce Allah'ın kullarından istediği bir rice Allah'ın kanunlar bildiren kutsal kitaplara ihtiyaç vardır.
SORU ILAHI KİTAPLAR INMESEYDİ NE GİBİ ZARARLARI MIZ OLURDU! CEVAP lähi kitaplar, insanların manevi ve maddi hayatlarin
Sünne sokan birer ilahi kanundur. Yüce Allah, insanlara bak ve v ifelerini bu kitaplarda bildirmiştir. Bu kitaplar inmeseydi, kişioğlu ne reden geldiğini, nereye gideceğini, niçin geldigini, niçin gideceğini; ahl ret hayatı ve onun çeşitli nimetlerini bilemezdi. Yine bu kitaplar saye nlar Yüce Allah'a karji hak ve hikmetlerini
öğrendiler. vazifelerini, SORU BU KİTAPLARIN İNANÇ YÖNÜNDEN
CEVAP: Kitapların inanç yönünden faydası çok büyüktür. İnsan- ları; taşlara, ağaçlara, insanlara, tabiat kuvvetlerine ve kendi eli ile yapmış olduğu putlara tapmaktan kurtarmış, Allah'a badet etme, öğüt alma, doğru yoldan yürüme hakikatine erdirmiştir.
SORU: ÖZ OLARAK BU KİTAPLAR NE İÇİN İNMİŞLERDİR?
CEVAP İlahi kitaplar, insanların dünyada selametlerini, âhirette saadetlerini sağlamak için inmişlerdir ve karanlıkta körleşmiş insanla- rı maddi ve manevi yönden üstün hayata kavuşturmuşlardır.
SORU: KUR'AN-I KERİM'İN HUKUK ANLAYIŞI NEDİR?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim tarih boyunca insanlığın arzu ettiği ger- çek adaleti, tam eşitliği, büyük sevgi ve saygıyı, siyasi ve iktisadi hür- riyeti, insana insan olduğu için iyi davranılmasını emreder. Hak ve hu- kuk anlayışını, «Bütün müslümanlar birbirlerinin kardeşidir.» diyerek üstün insani kardeşliği, ancak bu kitapta bulabiliriz.
SORU: KUR'AN-I KERİM'E UYANLAR NE GİBİ BİR KAZANÇ ELDE EDERLER?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim'in gösterdiği aydınlık ilâhî hak yolunda gidenler, birlik ve beraberlik içinde yaşayarak, üstün çalışkanlıklarıyle sosyal ve iktisadi bakımdan kalkınırlar. Tam bir ahenk ve dostluk için- de hayat sürerler.
Çünkü Hz. Kur'an, insanları; «Allalı birdir» hakikati etrafında top- layarak onlara, siyasi, iktisadi ve sosyal alanlarda en medenî ihtiyaçlarını giderecek esas ve prensipleri bildirir. Bunun için insanların Allah'a ve bir- birlerine karşı olan hak ve vazifelerini belirtir. Onları zulümden, ben- cillikten, dalâletten, hiyanetten, gafletten, cimrilikten, kincilikten, düş- manlıktan, tembellikten ve her çeşit kötülüklerden kurtarır. Yüce Al- lah'ın varlık, birlik ve büyüklüğünü ilan eden Hz. Kur'an, amansız bir çalışmayı emreder. Kişioğluna, çalışmasının karşılığını elde edebilece- ğini, kendi emeği mahsulünü yiyebileceğini ve harama asla el uzatma-
ması gerektiğini söyler.
Yüce Allah'ın buyurduğu gibi hak ile bâtılı, yalanla doğruyu bir- birinden ayırt eden Kur'an-ı Kerim, müslümanlar için şifa ve rahmet- tir. Hz. Kur'an sayesinde kişioğlu, dünyasını da, âhiretini de dörtbaşı mamur bir şekilde öğrenerek kendisini bekleyen kollarını açmış ebe- di saadete doğru büyük bir aşkla yol almaktadır. Yüce Allah, hepimizi Kur'an'dan ve imandan ayırmasın, amin.
Islam dininde Peygamberlere inanmak, imanın dördüncü şartıdır. Peygamber, ligatta haber getiren ve bildiren demektir. Şeriat dilinde ise, Yüce Allah'ın kullarına dinini bildirmekle görevlendirdigi olgun ve sayın kişilere, Peygamber denir. Bu kişiler, Yüce Allah'ın birer elçi.
sidir SORU: PEYGAMBERLİK NASIL ANLAŞILIR?
Amber olduğunu The Alba ihsan etiği, onlardan çıkan bazı büyüklüklerin ve bunu külade olayların (mucizelerin yardımıyle anlıyoruz.
SORU: BU HARIKÜLADE OLAYLAR NELERDİR?
CEVAP: Bu harikülade olaylar, mu'cize ve kerametlerdir.
SORU: MUCİZE NEDİR?
CEVAP: Mucize, ancak Peygamberlerden çıkabilen olağanüstü olay. lardır.
SORU: KERAMET NE DEMEKTİR?
CEVAP: Yukarıda anlattığımız olağanüstü olaylar, Allah'ın en ya- kim dostları olan veliler tarafından açığa çıkar. Bu olaylar, evliyanın tahi bulunduğu, ümmeti oluğu Peygamberler için birer mu'cize sayılır. Çünkü vellerin täbi bulunduğu Peygamber, gerçekten Peygamber olma- sayd, o evliyadan bu türlü olağanüstü olay çıkmayacaktı.
Demek ki, keramet olayı, evliya denen, Allah'ın yakın dostlarında gürülen olağanüstü haller ve durumlardır.
SORU : MAUNET NE DEMEKTİR?
CEVAP : Maunet: İstidrag; ne Peygamber, ne de veli olmayıp da
alelāde ban kimselerden çıkan fevkalâde durumlardır. LANORE: BU GİBİ HALLER SAHİBİNİN BÜYÜKLÜGUNE DELIL OLABİLİR Mİ?
SORU: PEYGAMBER VE VELİLERDEN BAŞKA MUCIZE VEYA KERAMET Mİ? GÖSTEREBİLİRLER
CEVAP : Hayır. Bu gibi haller, sahibinin büyüklüğüne delil olma- dığı gibi, mu'cize ve keramet de olamaz. KİMSELER
CEVAP: Hayır. Sahte Peygamberlerden ve yalancı velilerden ne mu'cize, ne de keramet çıkamaz. Şunu belirtelim ki, bazı illizyonist gös terilerin ve göz bağcılık adı altında harikülade şeylermiş gibi takdim edilen hayret uyandırıcı numara ve olaylar, ya göz yanıltmaları sonu- cu, ya da bazı ilmi kaidelere dayanan sanat eserleridir.
SORU: SON PEYGAMBER KİMDİR VE BUNDAN SONRA BİR PEYGAMBER GELEBİLİR Mİ?
CEVAP Son Peygamber, Allah'ın kainatı, yüzü suyu hürmetine yaratmış olduğu sevgili kulu, efendimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) dır,
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'le (S.A.S.) Peygamberlik kurumu artık şanlı ve kutsal tarihini kapatmıştır. Ondan sonra artık Peygamber gelmeyecektir. Bunun için çağımızda kim olursa olsun, Ben Peygamberim diyen şüphesiz yalan söylemiş olur.
SORU: PEYGAMBERLERİN BAŞKA NE GİBİ ADLARI VAR- DIR?
CEVAP Peygamberlere, Nebi, Resul ve Mürsel adları da verilir. Ancak bu deyimler arasında fark vardır.
SORU NEBİ KİMLERE DENİR?
CEVAP Kendinden önceki Peygamberin kitap ve şeriatını ümme tine bildirmeye memur olan zata, yalnızca (Nebi) yada (Peygamber) de- nir.
Demek ki kendisine yeni bir kitap yeni bir şeriat verilmeyipte kendin- den önceki olan Peygamber'in şeriatını devam ettirmekle memur, zata sa-
dece Nebi yada Peygamber diyebiliriz.
SORU RESUL KİME DENİR?
CEVAP: Kendisine yeni bir kitap ile yeni bir şeriat verilen zata <Resul» denir.
Yeni bir şeriat yeni bir kitap ile ortaya çıkarak, kendinden önceki Peygamber'in şeriatını tekâmül (Evrim) kanununa bağlı bir şekilde ge- tiren zata Nebi, Peygamber, Resûl ve Mürsel adlarının hepsini verebili- riz.
SORU İLK PEYGAMBER KİMDİR?
CEVAP Yüce Allah'ın büyük kitabı Hz. Kur'anın bize bildirdiğine göre ilk Peygamber, insanlığın babası Hz. Adem'dir.
SORU PEYGAMBERLERİN KESİN SAYISI BİLİNİYOR MU?
CEVAP Peygamberlerin kesin sayıları bilinmiyor. İlk Peygamber Hz. Adem'den son Peygamber Hz. Muhammed'e kadar sayılarını yalnız Yüce Allah'ın bildiği binlerce Peygamber gelip gitmiştir.
CEVAP Peygamberler, Yüce Allahın kendilerine indirmiş olduğu kitap ve şeriat hükümlerini ümmetlerine olduğu gibi tebliğ etmekle me- mur ve güvenilirler.
SORU PEYGAMBERLER İLAHİ EMİRLERİ TEBLİĞ EDER- KEN BİR KISMINI SAKLAMIŞ VEYA UNUTMUŞ OLABİLİRLER Mİ?
CEVAP Peygamberler ilahi emirleri tebliğ ederlerken onların bir
kısmını saklamış veya unutmuş olamazlar.
Böyle bir durum Peygamberlik müessesesine yakışmadığı ve uygun düşmediği gibi Yüce Allah'ın ezeli ve ebedi iradesine de aykırıdır.
SORU: INSANLAR PEYGAMBERLERE MUHTAÇ MIDIRLAR? Insanlar Peygamberlere muhtaçtırlar.
CEVAP: Evet...
Yüce Allah dünyayı yaratıp insanoğlunun içine saldı. Tabiatın çoğu- nu onun emrine vererek ona saygısı çeşitli nimetler ihsan etti. Onu ihya etti.
Bütün bu sonsuz nimetlere karşı insanoğlu Aliahın birliğini idrak et- meyecek mi? Bütün bunların bir rastlantının eseri olmayıp, yüce yarata- nın varlık, ve birliğine delil teşkil ettiklerini anlamıyacaklar mı?
Şüphesiz ki insanoğlu aklı ile bütün bunların bir yaratanın eseri ol- duğunu bulacaktır. Fakat yaradılış sebebinin ne olduğunu, neler yaparsa hoşnut edeceğini, hangi şeylerden sakınırsa mükafat göreceğini, hülåsa nasıl hareket edeceğini bilemezdi. Gene insanlar arasındaki hak ve daya- nışmayı ilahi yönden tayin edemezdi. Ayrıca zaman zaman çirkefleşiyor, sapıtıyor, cehalet kanserine yakalanıyor, ahlâksızlaşıyor ve taş, insan, ağaç gibi maddi varlıklara tapıyordu.
İşte insanalrı, çirkin ve korkunç akıbetlerini kurtaracak, onlara dini-
ve dünyevi yön ve metodlarını öğretecek, dünyada selâmet, ahirette saa- det yolunu gösterecek ilähi birer önder olan Peygamberlerin zuhuru lā- zım ve zaruridir. SORU: INSANOĞLU ALLAH'IN EMİR VE YASAKLARINDAN
HABERSİZDİM DİYE SORUMLULUKTAN KURTULABİLİR Mİ?
CEVAP: Yüce Allah insanlara Peygamberler göndermiş bu pey- gamberleri vasıtasıyle de emir ve yasaklarından insanoğluna bildirmiştir. Ve böylelikle kişioğlunun kıyamette «Allah emir ve nehileri hakkında bilgin yoktu, ne yapayım diyerek sorumluluktan kaçmayı sağlıyacak açık kapı bırakmamıştır.
CEVAP Peygamberler, Yüce Allahın kendilerine indirmiş olduğu kitap ve şeriat hükümlerini ümmetlerine olduğu gibi tebliğ etmekle me- mur ve güvenilirler.
SORU PEYGAMBERLER İLAHİ EMİRLERİ TEBLİĞ EDER- KEN BİR KISMINI SAKLAMIŞ VEYA UNUTMUŞ OLABİLİRLER Mİ?
CEVAP Peygamberler ilahi emirleri tebliğ ederlerken onların bir
kısmını saklamış veya unutmuş olamazlar.
Böyle bir durum Peygamberlik müessesesine yakışmadığı ve uygun düşmediği gibi Yüce Allah'ın ezeli ve ebedi iradesine de aykırıdır.
SORU: INSANLAR PEYGAMBERLERE MUHTAÇ MIDIRLAR? Insanlar Peygamberlere muhtaçtırlar.
CEVAP: Evet...
Yüce Allah dünyayı yaratıp insanoğlunun içine saldı. Tabiatın çoğu- nu onun emrine vererek ona saygısı çeşitli nimetler ihsan etti. Onu ihya etti.
Bütün bu sonsuz nimetlere karşı insanoğlu Aliahın birliğini idrak et- meyecek mi? Bütün bunların bir rastlantının eseri olmayıp, yüce yarata- nın varlık, ve birliğine delil teşkil ettiklerini anlamıyacaklar mı?
Şüphesiz ki insanoğlu aklı ile bütün bunların bir yaratanın eseri ol- duğunu bulacaktır. Fakat yaradılış sebebinin ne olduğunu, neler yaparsa hoşnut edeceğini, hangi şeylerden sakınırsa mükafat göreceğini, hülåsa nasıl hareket edeceğini bilemezdi. Gene insanlar arasındaki hak ve daya- nışmayı ilahi yönden tayin edemezdi. Ayrıca zaman zaman çirkefleşiyor, sapıtıyor, cehalet kanserine yakalanıyor, ahlâksızlaşıyor ve taş, insan, ağaç gibi maddi varlıklara tapıyordu.
İşte insanalrı, çirkin ve korkunç akıbetlerini kurtaracak, onlara dini-
ve dünyevi yön ve metodlarını öğretecek, dünyada selâmet, ahirette saa- det yolunu gösterecek ilähi birer önder olan Peygamberlerin zuhuru lā- zım ve zaruridir. SORU: INSANOĞLU ALLAH'IN EMİR VE YASAKLARINDAN
HABERSİZDİM DİYE SORUMLULUKTAN KURTULABİLİR Mİ?
CEVAP: Yüce Allah insanlara Peygamberler göndermiş bu pey- gamberleri vasıtasıyle de emir ve yasaklarından insanoğluna bildirmiştir. Ve böylelikle kişioğlunun kıyamette «Allah emir ve nehileri hakkında bilgin yoktu, ne yapayım diyerek sorumluluktan kaçmayı sağlıyacak açık kapı bırakmamıştır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 228 1 Kalbler dört nevidir: Açık kalb; örtüsü, kılıfı olmayıb parlıyan nurlu bir kandil gibidir. Kılıflı kalb; Kılıfla örtülmüş ve bağlanmıştır. Dışı mühürlüdür. Ters kalb; (Aşağısı yukarı, yukarısı aşağıya gelmiş) yamuk kalb. Kılıfsız olan açık kalbe gelince, bu müminin kalbidir. Onun kandili içindeki iman nurudur. Kılıflı kalb, kafirin kalbidir. (Ne alır ne verir. Ona bir şey işlemez) Ters kalb, (tepesi aşağı olan kalb) münafığın kalbidir. Ki (Hakkı ve tevhidi bilir) ama inkar eder. Yamuk kalbe gelince; içinde imanda, nifakta olan kalbdir. Onun imanının misali, bir tane gibidir ki, o taneyi iyi su büyütür. Oradaki nifakın misali ise, irin ve kanın büyüttüğü çıban gibidir. O iki besleyiciden hangisi diğerine galib gelirse kalbde o hakim olur.(İman ile nifakı besliyen şeyler vardır. İmanı Zikir ve Kur'an, nifakı da oyun, eğlence, çalgı ve çağanak besler. Hangisini yenerse o galib gelir. Ya kalb alaşağı olur, ya da nifak körelir.) Hz. Ebû said (r.a.) 228 2 Kıntar, on iki bin okiyyeden ve her bir okiyye yer ile gök arasında olanlardan daha hayırlıdır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.). 228 3 Kıntar yüz rıtıl (batman)dır. Her rıtıl on iki okiyye, her okiyye yedi dinardır. Her dinar da yirmi dört kırattır. Hz. Câbir (r.a.) 228 4 Kafiri kıyamet gününde ter (ar, utanç) öyle sıkar ve bunaltır ki "Cehenneme de olsa beni kurtarın" der. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 228 5 Kebair (büyük günahlar): Allah'a şirk koşmak, (na-hak yere) insan öldürmek, ana-babaya isyan ve size en büyüğünü haber vereyim mi: Yalan söz söylemek ve yalan yere şahidlik etmektir. Hz. Abdullah İbni Bekir İbni Enes (r.a.) 228 6 Kebair: Allah'a şirk koşmak, ana-babaya isyan, insan öldürmek ve yalan yere yemindir. Hz. İbni Amr (r.anhüma) 228 7 Kebair dokuzdur: En büyüğü Allah'a şirk koşmak, na-hak yere insan öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, iffetli kimseye zina isnadında bulunmak, cepheden kaçmak, ana babaya isyan, sizin dirinizin ve ölünüzün kıblesi olan Beytül Harama konan yasakları ayak altına almaktır. Hz. Ubeyd İbni Umayr
228 8 Büyük günahlar yedidir: Allah'a şirk koşmak, hak yol ile olan müstesna, Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmek, namuslu kadına iftira etmek, cepheden kaçmak, faiz yemek, yetim malı yemek, hicretten sonra cahiliye bedeviliğine dönmek. Hz. Ebû Said (r.a.) 228 9 Büyük günahlar: Allah'a şirk koşmak, Allah'ın iyiliğinden ye'se düşmek ve Allah Azze ve Cellenin rahmetinden ümidini kesmektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 228 10 Kebair; Allah'a şirk, namuslu kadına iftira, mü'min kimseyi öldürme, muharebe gününde cepheden kaçma, yetim malı yeme, müslüman ana-babaya isyan, ölü ve diri olarak kıblemiz olan Kabeye hürmetsizlik etmektir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 228 11 Yalan yüzü karartır. Koğuculukta kabir azabıdır. Hz. Ebû Berze (r.a.) 228 12 Yalan imana aykırıdır. Hz. Ebû Bekir (r.a.) 228 13 Yalan, Adem oğlunun aleyhinde yazılır. (Müsabaha edilmez) Üç hal müstesna: iki kişinin bozulmuş olan arasını yatıştırmak için söylenen yalan, kendi ailesini (dirlik düzenlik düşüncesi ile) razı etmek için söylenen yalan bir de harbde yalan, Esasen harb hud'adır. Hz. Nuvas İbni Seman (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 384 1 Allah (z.c.hz.)'ne şu kulun sesinden güzel ses yoktur ki, vaktiyle yaptığı bir günahdan dolayı içi yanmış, günahını her hatırladıkça kalbi korku dolarak teessürle feryad edip "Ya Rabbah" diyor. (Ya Rabbi demek) Hz. Enes (r.a.) 384 2 Hiç bir alim yoktur ki, sultanın kapısına arzusu ile devam etsin de, sultanın ahirette Cehennem ateşinde çekeceği her azaba ortak olmasın. Hz. Muaz (r.a.) 384 3 Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için ziyarete gelsin de, semadan bir melek: "Hoş ettin ve Cennet sana helal oldu" demesin. Aziz ve Celil olan Allah arşının melekutunda şöyle buyurur: "Kulum Beni ziyarete geldi. Bana onu ağırlamak düşer ve onun mükafatı da Cennetten başka ziyafetlik olamaz." Hz. Enes (r.a.) 384 4 Allah'ı ve Resulünü seven hiç bir kul yoktur ki, fakirlik ona sel akıntısı gibi gelmesin. Allah'ı ve Resulunü seven kimse belaya karşı zırh giysin. (Fakirlik iki cephelidir; Allah'a karşı ihtiyaç hissetmek saadet, mahluka karşı ihtiyaç hissetmek ise felakettir.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 384 5 Bir müslüman yoktur ki, bir mü'min kardeşine gıyaben dua etsin de, bir melek, sana da bir o kadar" demesin. Hz. Ebud Derda (r.a.) 384 6 Bir kul yoktur ki, bir günah yapsın ve kalkıp güzelce abdest alıp iki rek'at namaz kılarak bu günahdan mağfiret dilesinde, Allah da onu affetmesin. Hz. Ali (r.a.) 384 7 Cennete giren her bir kimsenin baş ve ayak ucunda iki huri durur ve ins ve cinnin işittiği en güzel sesle neşide okurlar. Bu dünyadaki gibi şeytan çağırtması şeklinde olmayıp Cenabı Hakkı temcid ve takdis mahiyetinde olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 384 8 Hiç bir kul ve cariye yoktur ki, derin uykuya daldığında ruhu Arşa doğru çıkarılmasın. Arşa varıpta uyananın rüyası sadık ve arşa varmadan uyanan ki ise kazib olur. Hz. Ali (r.a.) 384 9 Hiç bir kul yoktur ki, dünyada süm'a ve riya mevkiinde bulunsun da, Allah (z.c.hz.) onun halini kıyamet gününde, halkın huzurunda başları üzerinden duyurmasın. Hz. Muaz (r.a.) 384 10 Hiç bir kul yoktur ki, her günün sabahı ve her gecenin akşamında üç kere: "Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil ardı velâ fissemâ' ve hüve semî'ul alim." desin de sonra ona bir şey zarar versin. Hz. Osman (r.a.) 384 11 "Lâ ilâhe illallahu Vallâhu Ekber" diyen hiç bir kul yoktur ki, Allah onun dörtte birini Cehennemden azad etmesin. Şayet iki defa söylerse tamamını Cehennemden azad eder. Hz. Ebud Derda (r.a.)
...Her kim İslam'da kötü bir çığır açarsa o kimseye açtığı çığırın günahı yükletildiği gibi kendisinden sonra o yoldan gidenlerin de günahı yük- letilir... (Müslim, Zekat 69)
BİR HADİS
KÖTÜ ÇIĞIR AÇANLARIN AKIBETİ
Bidat, "daha önce benzeri bulunmayıp sonradan ortaya çıkan (muhdes) şey" anlamına gelir. Dinî mahiyette görülen amel ve davranışlardan baş- ka günlük hayatla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan yeni fikir, uygulama ve âdetler; "sonradan ortaya konan dinî görünümlü yol" bidat sayılmıştır. Peygamberimiz (sos), İslam'da güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açana o çı- ğıra uyanlar bulunduğu sürece sevap verileceğini, kötü bir çığır (sünnet-i seyyie) açana da aynı şekilde günah yazılacağını ifade etmiştir (Buhari, Terävih. 1). Kur'an'ı bir mushafta toplamak, teravih namazını cemaatle kılmak, minare ve medrese inşa etmek iyi bidate, kabirlerin üzerine türbe yapmak ve bu- ralara mum dikmek de kötü bidate örnek olarak gösterilebilir. Hadislerde reddedilen kötü bidattir. Şafiî fakihlerinden İzzeddin b. Abdüsselâm daha da ileri giderek bidati mükellefin fiillerine paralel olarak vacip, mendup, mübah, mekruh, haram olmak üzere beşe ayırmaktadır.
V asiyetimdir: "Beni yıkadıkları za man saçımı ve sakalımı torunum ras Rabbimin huzuruna yakışıklı playm Bir başka rivayet de: "Beni ta görsünler şeklinde. Bu sözün whb, pul bahçesine girmeden önce ümü telekkür eden yolun yolcusudur. Oumü, telefonu gibi yakın bilmeyen ve ipelleştirmeyen birisi böyle bir söz edemez
ANLAMINA GELİR. EL CAMI, ALLAH'IN İSİMLERİNDEN BİRİSİDİR, CAMİ İNSANLAR
VARDIR, BİR DE CAMI KURUMLAR: İNSANLARI BİR ARAYA GETİREN,
Hao Emin Çevik ağabeyden bahse dyorum. 0,3-4 kelime ile tarif edilecek asa, bu kelimeler, tebessüm, nezaket, eszenik ve disiplin olurdu. 3 2 sahibi (zi pret, nyafet, zarafet) Sultanlann nefesi Çukurova'da da sıcacık
DAĞINIKLIKLARI GİDEREN, TOPLAYAN, BİRLİK VE
Herkesin mesleğinden gönlüne bir yansıma olur, Zücaciye işi de kermama yı gerektirir. Zücaciye işi ile uğraşanlar hem estetikten anlar hem de halden. "Bir insan, etrafındaki 5 insanın ortala masıdır" derler, benden bir ilave: "Insan, etrafinda en çok bulunan 5 eşyanın da ortalamasıdır.
İçerisinde cem eden, dağınıklıktan
bir araya getiren cami bir insan yoksa
binlerce metrekarelik kurumlar ksır
kalır. Ömer Faruk Karabucak Efendi
Emin abi baba dostudur. Baba dost anil kat sevgi ve ihtiramı hak eder. Emin abi Adana'da vefat etti. Adana
BERABERLİĞİ SAĞLAYARAK DIŞLAMAYAN
99
(v 2015) küçük yazıhanesinde Adana merkez ve 15 ilçesinin şemsiyesi olurdu. Imam Serahsi, kuyunun içinde iken, ta lebelerine 33 ciltlik Mebsut isimli eserini yazdırmıştı. Ömer Faruk Karabucak abi- nin yaahanesinde, Mehmet Değirmen ci ve Emin Çevik abinin Güney Zücaciye dükkânında da herkesi cem etmesine şaşılmaz. Mescid-i Nebevi bir zamanlar cami, mahkeme, meclis, hapishane, af hane, nikah salonu, zekât dağıtım ve be lediye işlerinin görüşüldüğü mekän idi. Mehmet ve Emin Abilerin mas sında Erkam kitaplan ve Altınoluk hep dururdu. Bu iki abinin masasında adi so yadı ve görevlerini belirten "masa isimli
yoktu. Kimlik olarak, Erkam Yayınlan,
Altınoluk ve cemaatle kainan namalar
dan başka neye ihtiyaç duyulur ki?
abyla bir soru: "Ekmeğin kralı nerede per? Ekmeğin kralı Özbekler tarafın- dan pişilir, Buhara'da, Semerkant'ta, Gealabat'ta, Oy ve Özara Pazarında sa the Her ekmeğin üzerindeki nakış baş lade Bomeğin süsünden, nakundan hangi köye, hangi şehre ait olduğu an beple Aynı şekilde, İstanbulda Osmanlı Rdişin köşkler de birbirinin kopyası
Cámi sözü, toplamak, bir araya ge tirmek, dağınıklığı gidermek anlamına gelir. El Cami, Allah'ın isimlerinden bl- risidir. Câmi insanlar vardır, bir de câmi kurumlar, insanları bir araya getiren, dağınıklıkları gideren, toplayan, birlik ve beraberliği sağlayarak dışlamayan.
Günümüzde cămi olmayı Youtube, Instagram, Twitter ve AVMfiler üstlendi, Dini kurumlann en büyük sorunu, cimi olup cern edememektir, câmi insanla nn yokluğudur. Her Müslümanın yüre ği ve mekânı sözlük anlamıyla cem evi (toplanma yeri) olmalıdır.
Bezmu, başy ve ekmeği birbirinin ay nes yapmamanın sim nedir?
ah'n tecellsinde (isim ve sıfat anın ortaya çloşında) tekrar yoktur." , Allah'a yaklaştıkça tekrardan, kop-
Kal yadan uzaklaşır. Birbirinin aynısı, olan evler, eşyalar bize uzaklıktan haber verir. Emin abinin vasiyeti de orijinal ve klas tz Pedagojik derinliği vardır. Adana Melek Girmez Çarşısı'nda
Güney Zücaciye adında berrak bir vaha vandi. Bu çarşının içinde, "Melek Ge er Camis bulunur (internete balona). Emin Çevik ve Meh met Değirmenci Abilerin is lena Guney Zuccaciye'de Halla ve
halka hizmet adına her şey yapılırch
Hacı Emin Çevik abimiz ve cümle geçmişlerimize Fatiha ve
Güney Züccaciye, Altınoluk abo ne işlerinden, hediye kitap dağıtımına, dostlann muhabbet etmesinden sorun- lanın çözülmesine kadar dükkân değil de vakıf merkezi gibiydi. Metafizik derler, sadece fiziğin meta'sı (ötesi, uzaklan) olmaz ko. Dünyada meta matematik, meta kimya, meta coğrafya, olduğu gibi meta zücaciye dükkânı da vardır. Somuncu babanın fırını da meta finn- dir. Güney Züccaciye'de hakka ve halka hizmet ana iş; alım satım ek iş gibi gö rü
منْ نُور اللهَ وَكُونُوا أَرْكَانَ اللهِ فِي الأَرْضِ (ابن النجار عن ابن عباس) 312- Müezzinin okuduğu ezan ki, o Allah'ın amududur. (Zira ezan okunan beldeye gazabı ilahiyye gelmez). İmam öne geçtiği zaman, o Allah'ın nurudur. Safların düzgün olarak düzenlenmesi ki, bu Allah'ın rükünleridir. Öyleyse Allah'ın amuduna koşunuz. Allah'ın nurundan iktibas ediniz ki, yeryüzünde Allah'ın rükünlerinden olasınız.
uzaklaşır. Müezzin (ezanı bitirip) susunca tekrar gelir. Müezzin kâmet
getirmeye başladığında şeytan mescitten yellenerek çıkar ve (müezzin kämeti) bitirince tekrar dönüp gelir. Namazda müslüman kişinin, nefsiyle arasına girer (vesvese verip durur). Namazı fazla mı kıldı, yoksa eksik mi kıldı diye tereddüde düşer. Kim böyle bir şeyle karşılaşırsa, selam vermeden oturduğu yerde iki (sehv secdesi olarak) secde etsin. Sonra selam versin.
314- Allah Azze ve Celle bir kula hayrı murad etti mi, onun iyi amel yapmasını ister. "Bu ne demektir?" denildi. "Ölmeden önce onu amel-i salihe muvaffak kılar. Sonra ruhunu kabzeder."
Bir kimse teenni ile hareket ederse isabet eder veya ona yaklaşır. Kim de acele ederse hata eder veya ona yaklaşır. Ravi: Hz. Ukbe İbni Amir (r.a.) Sayfa: 411 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
Müezzin ezan okuduğunda o Aziz ve Celil olan Allah'ın direğidir. İmam öne geçtiğinde o Allah'ın nurudur ve saflar hizaya girince o saflar Allah'ın rukünleridir. Öyle ise Allah'ın direğine koşunuz. Allah'ın nurundan alınız ve yer yüzünde Allah'ın rukünleri olunuz. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 26 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
لَمْ تَكُمْ لَهُ فيه اخر o kişi için onda ecir, sevap yoktur" Çünkü o mal bizzat özü bariyle (li aynihi) veya harici bir nedenle (li gayrihî) haramdır. Allahu Teâla içinde tek bir dirhem haram bulunan dirhemleri kabul etmediği halde hepsi haram olanı nasi kabul eder!?
وكان عليه إضرة "o malın yükü onun üzerine olur" Yani ağırlığı ve günahı... Hadisi Hakim ve Beyhakî, Ebu Hureyre (ra)'tan nakletmişlerdir. Tirmizi, Ibn Mâce ve Hâkim de bu hadisin baş tarafını Ebu Hureyre (ra)'den naklederler.
313- "Müezzin ezan okuduğunda o, Aziz ve Celil olan Allah'ın direğidir mam öne geçtiğinde o, Allah'ın nurudur ve saflar hizaya girince o saflar Allah' rukünleridir. Öyle ise Allah'ın direğine koşunuz. Allah'ın nurundan yararlanınız v jer yüzünde Allah'ın rukünleri olunuz. "890
إِذَا أَذْنَ الْمُؤَذِّنُ "Müezzin ezan okuduğunda" Yani dine uygun olanı (ezanı(. Müezzin(den maksat da( إِذَا أَخَذَ "Müezzin ezan okumaya başladığında... hadisinde geçtiği üzere ezanı doğru olan ve onu güzel okuyandır.
فَهُوَ عَمُودُ اللَّهِ عَزَّ وَ جَلْ "o (ezan), Aziz ve Celil Allah'ın direğidir." Bu ifad direğin çatıyı, çatının da altıyla üstüyle tüm binayı koruması açısından ona yapılm bir benzetmedir. Aynı şekilde müezzin de ezan okuduğu zaman bu ezan sayesin alttan ve üstten gelecek belalardan korunulur. Insanlara üstlerinden ve altlarınd bela gelmez. Onlara düşman musallat olmaz. Ve ezan (memleketlerin) yerin dibi batmasına (hasf), (bela olarak)insanların suretlerinin değişmesine (mesh), başlar taş yağmasına ve bunun dışındaki belalara engel olur. Nitekim Enes (ra) hadisir إِذَا أَذَنَ فِي فَرْبِهِ أَمَنْهَا مِنْ عَذَابِهِ فِي ذَلِكَ الَّذِهِ “Bir yerleşim yerinde ezan okunduğur Allah o yeri, o gün azabından emin kılar. "
الإمامُ "Imam (namaz için) öne geçtiğinde" Yanı mihrabında namaz için dikeldiğinde...
فَهُوَ نُورُ اللهِ "o, Allah'ın nurudur" Imam ve cemaat bu nur ile nurlanır. ا وراه alameti yüzlerindeki (secde belirtileridir)(el feth 29) ayeti ile de detendirildiği gibi, bu nur onlara güzellik ve heybet kazandırır, Marifet nurları ve hakikatlerin keşfi onlarda parıldar. سيمَاهُمْ
Ebu'd-Derda (ra) "Kabrin karanlığı için gecenin karanlığında iki rekat namaz kılın" buyurmuştur.
وَإِذَا اسْتَرَتِ الصُّفُوفُ "Saflar düzeldiğinde" Yani tek bir yöne düzgün bir şekilde dizilip boşluklar kapatıldığında... Çünkü safların düzgünlüğü namazın tam ve mükemmel olmasının nedenlerindendir.
فَهِيَ أَرْكَانُ اللهِ "onlar Allah'ın rükunleridir" Yani Allah'ın kuvveti, izzeti ve O'nun askerleridir. Bir şeyin en kuvvetli tarafına "rukün" denir. Bu şekilde namaz safında duran kişi, kuvvetli bir rukne yani izzete ve güce sığınır.
فَبَادِرُوا "Öyleyse acele edin!" Yani koşun... إِلَى عَمُودِ اللَّهِ "Allah'ın direğine" ki korunasınız. وَاقْتَبِسُوا "iktibas edin 894 Yani alın... من نور الله "Allah'ın nurundan" ki nurlanasınız.
وَكُونُوا أَرْكَانَ اللَّهِ فِي الْأَرْضِ "ve Allah'ın yeryüzünde rukünleri olun" ki izzet, kuvvet bulasınız.
Hadisi Ibnu'n-Neccâr, Ibn Abbas (r.a.)'tan nakleder.
Bu hadisin bir kısmı الصَّلُوةُ نُورُ الْمُؤْمِنِ "Namaz mü'minin nurudur." hadisinde de geçecek.95
314- "Müezzin ezan okuduğu zaman şeytan mescidden koşarak çıkar, müezzin susunca da geri döner. Müezzin kamet getirince, şeytan sıkıntısından sesli şekilde yellenerek mescidden çıkar, susunca müslüman kişi ile kalbi arasına girer. Böylece o kişi namazını fazla mı, yoksa döner de namazda bulunan
Münāvi, Feyzü'l-kadir, IV, 246.
Bk. Levāmiu'l-ukül, II, 413.
* إِنَّ الشَّيْطَانَ إِذَا سَمِعَ "Şeytan (ezanı) duyduğunda..." hadisinde bu konu gelecek.
İ i ve kötü kavramları üzerine düşünce serdetmek için önce varlık âleminin en önemli unsuru olan "insan" kavramına te- mas etmek gerekmektedir. Zira hem iyi hem de kötü kavram- ları insan hakkında söz konusu olduğunda anlam kazanmak- tadır. Hatta bu iki kavram bizi yaratılış olayının başlangıcına götürmektedir. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim bu olayı; "Hani Rabbin meleklere ("insan"ı kastederek) 'Ben yeryüzünde bir ha- life yaratacağım demişti. Melekler 'Ya Rabbi, sen yeryüzünde kargaşalık çıkaracak, kanlar dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek teşbih ediyor, takdis ediyoruz' dediler. Allah meleklere: Ben sizin bilmediklerinizi bilirim' dedi."22 ayetiyle dile getirmektedir.
Zikredilen ayette insanın "kötü" kavramı ile yakınlığına işaret edilmekle birlikte, Allah Teâlâ'nın; "Ben sizin bilmedik- lerinizi bilirim." diyerek insanın "iyi" kavramıyla da yakınlığına temas edildiği görülmektedir. Kur'an-ı Kerim'in bütünlüğü içinde bakıldığında bu husus sıklıkla göze çarpmaktadır. Ni- tekim "Biz gerçekten insanı en güzel bir surette yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. 263 ayetleri, insanın bu iki yönüne vurgu yapmaktadır. Zira onun "iyi" ile münasebeti devam ettiği müddetçe, yaratıldığı andaki güzelliği gelişip katlanacak; "kötü" ise ona hâkim olduğu andan itibaren aşa- ğıların aşağısı olma yoluna girecektir. Dolayısıyla insanlık,
İyi ve kötü kavramları ile başlangıçtan bugüne şu ya da bu şekilde hep ilgilenmiştir. Bu çerçevede Habil, iyinin; Kabil de kötünün temsilcisi olarak görülmüştür. Ayrıca iyiler meleklerle özdeşleştirilip "melek gibi insan" şeklinde övülmüş; kötüler ise şeytanla özdeşleştirilmiş ve yerilmiştir.
Hz. Adem'den itibaren peygamberler vasıtasıyla oluşan vahiy geleneğindeki İyi-kötü anlayışının yanında, bu gele- nekten uzaklaşan ya da fetret dönemlerinde insanların kendi düşünceleriyle ürettikleri inançlarda da iyi ve kötü kavramı yerini almış, hatta bazı inançların temel esasları arasında odak noktasına oturmuştur. Nitekim Zerdüştlük'te iyi ve kötü kav- ramlarından türeyen iyiliğin ve kötülüğün yaratıcılarının dahi ayrı olduğu görülmektedir. Yani İyilik tanrısı Ahura-Mazda (Hürmüz), kötülük tanrısı ise Angra-Mainyu'dur (Ehrimen). Bu tasnif, Zerdüştilik'te düalist tanrı anlayışını ortaya çıkarmıştır. Buna göre kötülüğü yaratmak, iyilik tanrısı Ahura-Mazda'nın şanına yakıştıramadığı için Angra-Mainyu isimli bir tanrı orta- ya çıkarılmıştır. Yine miladi ilk asırda İran taraflarında doğup sonradan Batı'da Bogomilizm'in ve Katarizm'in ortaya çıkma- sına sebep olan Maniheizm'de de iyi ve kötü kavramları ön plana çıkmakta, daha doğrusu bu inanç, temel yapısını iyi ve kötü kavramları üzerine oturtmaktadır. Yani buna göre "iyi" ve "kötü" kavramları dünyanın sonuna kadar mücadele hâlinde olacak, sürekli bir şekilde biri diğerini ortadan kaldırmaya çalışacaktır. Bu anlayış "İyilik-kötülük mücadelesi" ya da "ay- dınlık-karanlık savaşı" gibi deyimlerle de ifade edilmektedir.
Esasında iyi-kötü, İyilik-kötülük kavramlarından filozoflar da uzak duramayıp söz konusu kavramlarla ilgili görüşlerini serdetmiştir. Buna göre, Grek felsefesinde iyi-iyilik, ruhun sü- rekli aradığı mutluluğun kaynağıdır ve iyiye/iyiliğe ulaşmanın yolu da bilgiden geçmektedir. Nitekim Aristo bu bağlamda; "En yüce İyilik, bilgiye aittir" demiştir. Ayrıca ona göre insan için akla uygun arzu ve isteğin ilk objesi iyiliktir. Öyle ki, bütün sanatlar ve bütün bilimler iyiye ve iyiliğe doğru yönelmiştir
nihai hedef en vuce iyidir. 264 Pisagor, iyiyi Tanrı ve ruh ile Jadeşleştirmiştir. Megaralı Euclide'e göre iyi, bir olan varlıktır. genes Laerce'e göre ise "Farklı isimlerle isimlendirilm a dahi iyi tekdir. Düşünce, Tanrı, ruh" Eflatuna gören gerçekte. "Doğrunun ve güzelin sebebidir. Ona ancak ruhi her yükseliş (anabasis) sonunda erişilebilir. İnsan nezdinde Bütün füller iyiye ulaşma amacıyla meydana gelen şeylerdir ve onsuz, sahip olduğumuz her şey faydasızdır.
Babilli Diojen'e göre iyi, başlangıçtan beri mutlak bir de- işmezdir (natura absolutum). Kartacalı Herillos'a göre ise yi, bilgidir, bilimdir. Plotin'e göre hayatın gayesi olan iyi, bir ile yani birinci cevherle özdeşiktir ve o her şeyden güçlüdür. Bütün varlıklar iyiden pay alırlar, her şey ondan güzellik ve ışık alır, o, bütün ruhların kendisine doğru yöneldiği arzudur. Plotin'in ardından Proclus da "iyinin ilke ve tüm varlıkların sebebi olduğunu belirtmekte ve birlik prensibinden hareket- le onun bir ile özdeş olduğunu ifade etmektedir. Hermes Trismegiste'ye göre ise iyi ve Tanrı birbirinin yerini tutabilen iki terimdir. 206
Filozoflar "kötü" ve "kötülük" kavramları üzerine de de- ğerlendirmelerde bulunmuşlardır. Kötülük "kötü den neşet ettiği için bu ikisi arasında her zaman sıkı bir ilişkinin oldu- ğu bağlamında konuyu ele almışlardır. Mesela Pisagor'a göre kader, kötülükleri iyi insanlara değil, sadece suçlu insanla- ra gönderir. Sokrat, kötü yazarın sorumsuzluğunun, onun cahilliği, bilgisizliği sebebiyle ortaya çıktığını ifade ederek; "Kötülüğü işleyenler kendilerine rağmen, yani istemeye is- temeye, kerhen bunu işlerler ve dahası hiç kimse isteyerek yanlış yapmaz" demiştir. Epikür de hiç kimsenin kötülüğü kendisinin seçmediğini, zira herkesin iyilik peşinde olduğunu
Metafizik, A, 2, 982b.
Theolojie, 12-13.
Ivan Gobry, Le Vocabulaire Grec de la Philosophie, ss. 6-8.
belirtmektedir. Marc Aurele'e göre kötülük, kendi erdemimizi harekete geçirmek için bize Tanrı tarafından verilmiş bir şey dir. Plotin ise "Kötülüklerin Menşel" isimli eserinde "kötülük, İyiliğin yolduğudur" demiştir.
İslâm medeniyetinin en çok üzerinde durduğu hususlardan biri, insanların iyiye ve iyiliğe ulaşmasını, kötüden ve kötü lükten uzaklaşmasını sağlamaktır. Hem Kur'anida ve hem de hadislerde kullanılan "birr" kavramı bu açıdan dikkat çekici- dir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de; "Birr'de (iyi-iyilik) ve takvada yardımlaşınız; kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmayınız "Sevdiğiniz şeylerden Allah için vermedikçe birre (iyi-fyilik) ulaşamazsınız." buyrulmaktadır. Dolayısıyla, bu kapsamdaki ayetlerde iyi ve iyilik ön plana çıkarılmakta, bunun için insa- nın yarışırcasına gayret içerisinde hareket etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
İslâm medeniyetinde iyinin ve iyiliğin övüldüğü kadar, kötü ve kötülük de yerilmektedir. Nitekim her cuma gününde hatip, iyiliğe ulaşmanın en kestirme yolu olan konuları cemaatin hayatlarının ayrılmaz parçaları hâline getirip iyinin ve iyiliğin önünde en büyük engel olan şeylerden de uzak durmalarını õneren; "Allah; adaleti, ihsanı (iyi-iyilik) ve yakın akrabaya vermeyi emreder; fuhşiyyatın (kötü kötülük) her türlüsünden, münkerden ve azgınlıktan men eder; size bu şekilde öğüt ver- mektedir, umulur ki öğüt alır, düşünürsünüz ayetini oku- madan minberden inmemektedir.
Allah Rasulü (s.a.s.) de sadece 23 yıllık nübüvveti döneminde değil, hayatının bütün aşamalarında iyi ve kötü kavramlarına karşı her zaman duyarlı olmuştur. Hep iyinin ve iyiliğin yanın- da yer almış; kötüye ve kötülüğe karşı en amansız mücadeleyl
vermiştir. Bu açıdan "emr bil-ma'ruf, nehy ani'l-münker" (iyi- emretmek, kötülükten menetmek) ifadesi onun mücade- e felsefesinin odak noktasını oluşturmuştur. "Sizden biriniz Jar kötülük gördūğü zaman onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle onun kötü olduğunu söylesin. Buna da gucu yetmezse kalbiyle o işi kötü görsün. Bu sonuncusu, imanın en Jaynı derecesidir.zn sözüyle kötüye ve kötülüğe karşı asıl bir duruş sergilemiştir. Diğer taraftan Allah Rasûlü, doğruluk-iyilik ve yalan-kötülük arasındaki ilişkiyi vurucu bir ifadeyle şöyle dile getirmektedir: "Doğruluktan ayrılmayınız. Çünkü doğru luk, iyiliğe götürür; iyilik de (kişiyi) cennete iletir. Kişi, doğru söyleye söyleye Allah katında doğrulardan yazılır. Yalandan sakınınız. Çünkü yalan kötülüğe götürür, kötülük de (kişiyi) cehenneme iletir. Kişi, yalan söyleye söyleye Allah katında ya- lancılardan yazılır."272 Hz. Ali de; "Ilk yenik düşeceğiniz cihat, elinizle yapacağınız cihattır. Sonra dilinizle yapacağınız, sonra da kalbinizle yapacağınız cihattır. Sonra kalp iyiyi iyi olarak bilmediği, kötüyü kötü görmediği zaman alçalır, altüst olur. sözüyle âdeta Allah Rasûlü'nün zikredilen hadisinin yorumunu yapmaktadır.
Mevlânâ da iyi-kötü kavramlarıyla doğru-yalan kavram- larını bir arada kullanmış, doğruyu iyi ile yalanı da kötü ile özdeşleştirmiştir. O, içeriği bakımından sözleri "doğru söz" ve "yanlış söz" olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Buna göre doğru söz, gönle rahatlık, kalplere emniyet ve neşe vermekte; yalan söz ise kalplerde şüphe uyandırıp sıkıntı oluşturmaktadıra Mevlânâ'nın diyalektik bakış açısına ve gelişmeci anlayışına göre, tabiatta iyi ile kõtű, doğru ile yalan (yanlış) birbiriyle
27 Müslim, İman, 20.
23 234 Buhâri, Edeb, 69; Müslim, Bir, 103, 105. Gazzâli, Thyàu Ulûmid-din, Terc: Ali Arslan, Istanbul 1972, V, 345
sürekli olarak mücadele hâlindedir. Ona göre sözdeki koku, onun doğru yahut yalan olduğunu haber vermektedir. Fakat bunu fark etmek için insanın sağlam düşünmesi, sözleri İyi tartması, sözün gelişini ve söyleyenin hâlini iyi tahlil etmesi gerekir. 276 Bu itibarla, kötü kişiden kötü sözler, iyi kişiden ise iyi sözler sadır olur. O, kötü söz söyleyeni akbabaya benze- terek, akbabanın ağzının daima kötü koktuğunu, söyleyenin kötülüğünün ve sözünün; yüzden, gözden ve benizden de anlaşılacağını ifade etmektedir. 277
Netice itibariyle, bütün peygamberlerin getirmiş oldukları mesajların ortak noktalarından biri, tüm insanlığın iyiye/iyi- liğe ulaşması ve kötüden/kötülükten uzak durmasıdır. Aynı şekilde, peygamberlerin varisleri âlimler ve veliler de bu müş- terek noktada buluşmaktadır. Zira insanın mükemmeliyete ulaşabilmesi için bazı erdemlere ihtiyacı vardır. Bu erdemlerin tamamı, iyi insanın yetişmesi için birer vasıtadır. Bu vasıta- lardan faydalanarak gelişen ve olgunlaşan insanın tasavvuf literatüründeki ismi ise "insan-ı kâmildir.
Mesnevi, VI, 5-7.
Mesnevi, VI, 389-390.
Divan, 1, 272; ayrıca bkz. Şükrü Ünalan, "Mevlana'da Söz", Bilim ve Akhn Aydınlığında Eğitim Dergisi, 2003, s. 46.
15 - Allahümme salli ve sellim alå menismühü SEYYİDUN
(S.A.V.)
Açıklama:
Resül-i Ekrem (S.A.V.) herkesin yücesi, önderi olduğu için mü- barek isimlerine SEYYİD denildi.
Bu mübarek sözün mübarek månası için müfessirler ve muhad- disler (Allah hepsine rahmet eylesin) birer kelâmda bulundular.
Müfessirlerin sultanı Abdullah bin Abbas (R. anh):
- SEYYİD, Hazret-i Rabbül Ålemin'in indinde kerim olandır! de
Kåtâde Hazretleri
di
SEYYİD, İbådet edici, Allah'tan çok korkucu, kendisine kem- lik edenlere intikam dilemeyip yumuşaklıkla muamele edici måna sına gelir, dedi.
Akrime (R. anh) Hazretleri ise: SEYYİD, şu kimsedir ki kendisinde gazab üstün olmayıp rıza
hali ile gadap hall bir ve eşit olandır, dedi. Bu månaların hepsinde Resûl (S.A.V.) in kâmil SEYYİDLİK üzere olduğu en açık, en belirli bir şekilde olup istidlale hacet yoktur.
- Ene Seyyidün nasi Yevmel Kıyameti: Yâni:
Bu mübarek İsim kendi påk dilleriyle de sabit olmuştur. Ben Kıyamet günü insanlarının Seyyidiyim! diye buyurmuş
tur. Bunun gibi nice hadis-i şerifle de belli olmuştur. O Hazretin bu tün insanlar üzerine seyyidliği dünyada ve Ahirette sabit olmuş iken "Ben Kıyamet gününün Seyyidiyimə diye bu adını Ahirete ayırması niner chill seyyidligini ikrar edip bunu bilmeyen kimse Beydağından ötürüdür. Çünkü önce veya bunu bielenler ARA Radiktiary behinda toplandıkları zaman Enbiyaya sonra gelers.) Jar Ary'in gölgesinde türler, onlara katılan mü'minler ve mü'mineler lar bir yerde topluri nimetlerle nimetlerminler ve min halk Ve başlarının üzerine gevrelerini melekler çevirip sıkışsalar gerekti
da kapkara bir sıcaklıgüneş çok yaklaşır. Iquirip sıkışsaleevrilir. terier. Kimi topuzukliza sebep olur. Herkakları yukarı unahı kadar kadar, kimisi dizine batar Bin yu budek, kimisi başının tepekadar kimi bere bulanır yıl hal üzere kalırlar: beline kadar,
- Cehennem azabına inandık. Tek bu sıkışıklık azabından kur tulalım. Gelin, hepimizin babası olan Hazret-1 Adem (A.S.) a gidelim
Ondan şefaat dileyelim. Belki Rabbimiz hesabımızı görür! diyerek ri- ca ve şefaat ümidi ile Adem (A.S.) 1 bulurlar. Ondan şefaat diler- ler. O da merhamet göstererek:
Ben bu şefaati edemem. Lâkin ikinci babanıza varın. O ilk peygamberlik verilen Nuh (A.S.) dır, ona gidin! der, özürde bulunur, halk arayıp Nuh (A.S.) 1 bulur, şefaat dilerler.
O da özür diler ve:
Ben bu şefaatı yapamam. Lakin Nebiler babası İbrâhim Hali- lullah'a varın. Belki o şefaatte bulunur! der. Halk da arayıp Haz- ret-i İbrahim (A.S.) 1 bulurlar. Ondan şefaat dilerler. O da özür diler. Ben bu şefaati edemem! Lâkin varın, Kelimullah ve Neciyyul- lah olan Musa (A.S.) a gidin. Belki o şefaatçi olur, der, bütün halk Hazret-i Musa (A.S.) 1 bulur, şefaat dilerler. O da:
Bu şefaati ben yapamam! diye özürler diler. Ve: Lakin İsa (A.S.), Hak Celle ve Ala'nın ruhudur. Onu babasız
verip der ki:
Hiç zahmet çekmeye kalkmayın. Enbiyå ve Mürselinden hiç
olarak yarattı. Belki o şefaat eyler, der. Bütün halk İsa (A.S.) 1 bu- lup ondan şefaat dilerler. O da: - Bu şefaati ben edemem! diye özürde bulunur. Ve şunu sağlık
biri bugünün korku ve heybetinden şefaatçı olamazlar. Ancak bu şefaati Alemlerin Fahri ve Enbiya ve Mürselinin Seyyidi Hazret-i Mu- hammedül Mustafa (S.A.V.) eder. Ona gidin, sevinirsiniz, der. Halk da arayıp Hazret-i Muhammed (S.A.V.) i bulurlar:
Aman Ya Resûlallah, halimize bakın. Merhamet buyurun. Güneşten, sıcaktan ve sıkışmaktan üç azabın ağırlığını çekmekte- yiz. Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İså (A.S.) lara gittik. Hensi de:
- Bu şefaati biz edemeyiz! diyerek herbiri özür, bahane ettiler.
Ve mübarek zatınıza bizi yolladılar. Size geldik. Bize acıyınız. Hak
Celle ve Ala'nın hesabımızı görmesi için şefaat buyurun. Bizler bu azabtan kurtulalım! diye yalvarıp niyaz ve şefaat dilerler. Hazret-i Resûl (S.A.V.), onların hallerine merhamet eder: - Şefaat edeyim! diye vaadde bulunur. Arş-1 Ala'nın altında
mübarek başını şefaat için secdeye koyar. Hazret-i Rabbül Alemin azamet ve celâl ile:
Habibim ya Ahmed, resülüm yâ Muhammed! Başını secdeden kaldır! Her ne dilersen dile ve dilediğin kadar şefaat eyle. Sana izin var. Bütün şefaatini kabul ettim! diye lütuf ve ihsanda bulunur. Re- sûl-1 Ekrem (S.A.V.) de secdeden başını kaldırır, Hak Celle ve Alå'nın bu türlü kendilerine olan kerem ve İhsanlarına teşekkür karşılığında
türlü hamd ile yetmiş yıl kadar hamd ve senâ etmesi gerektir. O by le bir hamd ediştir ki kimsenin ne dilinden söylenebilir, ne de akia
ve fikre gelir.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.), kulların hesabının görülmesine şe faatçı olunca Yüce Hak Hazretleri de
Hesapları görülsün ya Muhammed! diye şefaati kabul buyu-
rur. Cebrail (A.S.) a:
Ya Cebrail! Git. Malik'e söyle, Cehennem'i hazırlasın. Çunku ben o Cehennem'i, dünyada türlü ni'metlerimle ni'metlendiği halde bana yarattığım birini ortak koşanlara ve gönderdiğim nebileri ya- lanlayanlara, onları kabul etmeyenlere intikam etsem gerektir! diye
ferman eyler, gadabını bildirir. Cebrail (A.S) da Malik'e gelir: Ya Malik, der, Hazret-i Allah Cehennem'in hazırlanmasını ve Mahşer yerine gönderilmesini ferman buyurdu! der. Cehennemin başına yetmiş bin zincir vurulur. Öyle zincirler ki herbir katı yetmis halkadır. Her halkası o kadar büyüktür ki dünya yaratılalıdan tà ki yamete kadar dünyada nekadar demir halk olundu ise hepsini bir vere toplasalar onun bir halkası olamaz. Cehennem meleği Malik Cehennem için atanan meleklere:
Bu zincirlerin halkalarının herbirine yapışın! diye tembih e ler. Herbir halkaya yetmiş meläike yapışır. Öyle melekler ki, her bi rininevedi deat yerleri kanadiyle kaldırmağa gücu yeter. Malik Ce hennem'e
Ey Cehennem, der Halk Celle ve Ala, senin hazırlanman için ferman buyurdu. Gadabını izhar buyurup kafir ve musriklerden in detli olsun. Yilan murad buyuruyorlar! Ey Chen müşriklesin sid dek olsun Zakkumu çıyanların, akreplerin zehiri helsun. Derinligin sun. Her türlu azabine sıcak, kaynak suyu zehirli olsun. Dercak o hennem kükrer Mahşer yerine doğru hücum eder. O Melekler enu olsun, ok şiddetl buyurur güç zaptederler Fakat Cehennem onları Mahser'e doğru siddetli ve gibi Mahşer ehlini çeppağrından büyük bir ahser'e doğru boynu lustan ümit keserler cededir ki ibrahim koyar dere
ter. Mahşer halkının hepsi akılları başlarından gitmiş olarak kurtu ve şaşkın şaşkın bakışırlar. Bu saskinlik o Halllullah, mübarek başırı Ars'ın altında secdeve necat ve Ishak
Yarabhi, der, bugün oğlum İsmail ve Haceri istemem. Ben Halil kuluna ye niyaz eder. Cümle Enbiya ve Mee
Nefsi, nefsi! deseler gerektir. Fakat Nebiler Seyyidi, Mürse- lin Seyyidi, İmâmil Müttekıyn ve Rabbül Ålemin'in Habibi olan Re- sül-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz, saadetli mübarek başlarını Arş'ın altında secdeye koyar ve Rahmen, Rahim, Kerim ve mükafat ve mü-
cazat veren Rabbül Alemin Hazretlerine yalvarıp yakarır: Bugün Muhammedin nefsini dilemem. Evlåd ve ailemi de di- lemem. Ancak åsi ümmetlerimi dilerim. Ümmetim. Ümmetim! der. Merhametlilerin en merhametlisi, kerimlerin en kerimi olan Allahü
Zülcelal Hazretleri:
-Ya Muhammed, başını secdeden kaldır, ne dilersen dile. Ne istersen iste. Dilediğin kadar şefaat eyle. Hepsini kabul ettim! diye kerem ve ihsan buyurunca mübarek başını secdeden kaldırır. Hak Celle ve Ala'ya türlü hamd ve senålar eder. Sonra ateşi koğmak İçin Cehennem'e karşı yürür. Cehennem:
- Ya Resûlallah. Benim yanıma doğru gelme. Geri dönünüz. Zi- ra mübarek nurunuza takat getiremem, ateşimi söndürür. Ben şu kimseleri isterim ki, onlar kendisini yaratan, rızkını veren Allahü Azimüşşan'a ortak koşan, küfrü benimseyen ve taşı, ağaca tapan başka yaratıkları Hak Teâlâya ortak tanıyan kafir ve müşriklerdir.
Ben onlardan intikam alsam gerektir! der. O zaman Şefill Müznibin (Günah işleyenlerin şefaatçısı) Resûl (S.A.V.):
Yâ Cehennem! der. Ümmetim şimdi Mahşerdedir. Sen onları alınca korkarlar. Sen yerinde durup kal. Rabbim Hak Celle ve Alâ onları sana gönderir, der, o zaman Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak- tan yüce hitap gelir:
Ya Cehennem! Habibim Muhammed (S.A.V.) fermanına taat et! diye ferman buyurur. Cehennem Mahşer yerini çevirir, du- rur Ve Cebråll (A.S.) bir kab içinde biraz su getirir:
- Ya Resûlallah! Bu suyu o çıkan aleve saçın! der. Resûl-1 Ek- rem Hazretleri de o suyu saçar. Alev tamamen ortadan kalkar, yok olur Hazret-i Resûl (S.A.V.), Cebrail (A.S.) a: - Bu nekadar az su jal ki bukadar çok ateşi söndürdü! Bu na-
alsudur? diye sordukça Cebrail (A.S.) da:
- Ya Resûlallah, bu saçtığın su senin ümmetinin Hak Celle ve Alanın korkusundan ağladıkları zaman gözlerinden akan sudur! di- Je haber verse gerekdir. Evvelin ve Ahırin o gün Resûl-i Ekrem (S.A. V) Hazretlerinin bu türlü efendiliğini ve Allah indinde makbulluğu- mu görünce o Hazreti seyyidliği Mahşer ehlinin hepsinin katında gö- Mündüğünden kendileri:
Kıyametin ilk alametleri: Deccal, İsa (a.s.)'ın inmesi, Aden toprağından bir ateşin çıkıp halkı mahşere (Şam'a) sürmesi, öyle ki onlar kaylule (öğle uykusu) yaptığı zaman o ateş bekler. (Onlar yürüyünce o da yürür). Ve bir de Duhan, Dabbe ve Ye'cüc ve Me'cücün zuhurudur. Denildi ki : "Ya Resulallah, Ye'cüc ve Me'cuc nedir?" Buyurduki: Yec'cüc ve Me'cuc bir takım ümmetlerdik ki, her biri dörtyüz binliktir. Onlardan her bir kişi etrafında, kendi sulbünden gelme bin tane göz görmedikçe ölmez. Bunlar Adem evladıdır. Ve dünyanın harab olmasına çalışırlar. Geldiklerinde Fırat ve Dicle'den içerler. Taberiye gölünü kuruturlar. Beyt'i Makdise vardıklarında ise şöyle derler: "Dünya halkını tamamen öldürdük. Şimdi de göktekilerini öldürelim." Ve oklarını göğe doğru atarlar da, o oklar kana bulaşmış alarak geri dönerler. Bunun üzerine: "Semadakileri de öldürdük" derler. O sırada İsa (a.s) ve müslümanlar Turi-Sina dağında bulunurlar. Allah, İsa (a.s)'a şöyle vahyeder: "Kullarımı Turdağı ve Eyle etrafında muhafaza et." Sonra İsa (a.s) ellerini semaya kaldırıp dua eder. Müminler de "amin" derler. Bunun üzerine Allah Ye'cüc ve Me'cücün üzerlerine "hegaf" denen ve insanların burnundan giren kurtçukları gönderir. Bu kurtçuklar onları Şam'dan Şark'a kadar sarar ve böylece Ye'cüc ile Mec'ücün hepsi ölürler. Öyleki, onların cifelerinden arz kokar. O zaman Allah, göğe emreder. Ve gökten kırbadan boşanırcasına yağmur yağar, onların cife ve kokularından arzı yıkar. İşte ondan sonra güneşin garbten doğma vakti gelir. Ravi: Hz. Huzeyfetil Yemani (r.a.) Sayfa: 160 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Kuldan Allah'ın ilk çekip aldığı şey, "Haya"dır. O zaman O gadab eder ve kul gadaba uğramış duruma gelir. Sonra kendisinden "Emaneti" alır. O zaman o kimse "hain ve hor" olur. Sonra ondan "Rahmeti" alır. O zaman da o kimse katı kalbli ve kaba olur. İşte o zaman onun boynundan islam bağını çözer. Artık o kimse, lanete uğramış ve lanetlenmiş şeytan olur. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 161 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
miştir Bu açıdan "emr bi'l-ma'ruf, nehy ani'l-münker" (iyi- kötülükten menetmek) ifadesi onun mücade- Misefesinin odak noktasını oluşturmuştur. "Sizden biriniz emretmek, ühik görduğu zaman onu eliyle değiştirsin. Buna qücü ediliyle onun kötü olduğunu söylesin. Buna da güců mezse kalbiyle o işi kötü görsün. Bu sonuncusu, imanın en metse derecesidir." sözüyle kötüye ve kötülüğe karşı asil bir eyalan-kötülük He Diğer taraftan Allah Rasûlü, arasındaki ilişkiyi vurucu bir ifadeyle şöyle getirmektedir. "Doğruluktan ayrılmayınız. Çünkü doğru- k İyiliğe götürür; iyilik de (kişiyi) cennete iletir. Kişi, doğru kye söyleye Allah katında doğrulardan yazılır. Yalandan kımınız. Çünkü yalan kötülüğe götürür; kötülük de (kişiyi) mneme iletir. Kişi, yalan söyleye söyleye Allah katında ya- cılardan yazılır."272 Hz. Ali de; "Ilk yenik düşeceğiniz cihat, emizle yapacağınız cihattır. Sonra dilinizle yapacağınız, sonra da kalbinizle yapacağınız cihattır. Sonra kalp iyiyi iyi olarak bilmediği, kötüyü kötü görmediği zaman alçalır, altüst olur."273 sözüyle âdeta Allah Rasûlü'nün zikredilen hadisinin yorumunu yapmaktadır.
Mevlânâ da iyi-kötü kavramlarıyla doğru-yalan kavram- lanını bir arada kullanmış, doğruyu iyi ile yalanı da kötü ile özdeşleştirmiştir. O, içeriği bakımından sözleri "doğru söz" ve "yanlış söz" olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Buna göre doğru söz, gönle rahatlık, kalplere emniyet ve neşe vermekte; yalan söz ise kalplerde şüphe uyandırıp sıkıntı oluşturmaktadır. 274 Mevlâna'nın diyalektik bakış açısına ve gelişmeci anlayışına göre, tabiatta iyi ile kõtű, doğru ile yalan (yanlış) birbiriyle
Müslim, İman, 20.
Buhâri, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 105.
Gazzáll, Ihyâu Ulûmid-din, Terc: Ali Arslan, İstanbul 1972, V, 345.
ler darulislam olduğundan, sakinlerinin kanını dökmek, mallarını gani ler daradınlarım köle almak, çocuklarını da hapsetmek haramdır. Bu met, eketlerin ahalisine diğer bütün ülkelerdeki müslüman halk gibi muamele edilmesi gerekir. Ama müslümanların isyancı Kızılbaş taifesi ne karşı savaşması lazımdır. Çünkü onlar putlara secde etmek ve Hz. Ebubekr ve Ömer'e (Şeyhayn) lånet etmekle kâfir olmuşlardır. Bu yukarıda zikri geçen mezheblerin fetvasına mutabık hükümdür. Onların (Şi'anın) kanlarını dökmek, mallarını ganimet ve kadınlarını köle alma- nın meşru olduğunu söyleyen kimse ise, ahmak bir cahildir ve cezalan- dırılması gerekir.>
C) ENDÜLÜS ÖRNEĞİ
Şafii fakih er-Remli (v. 957/1550)'ye Endülüsteki müslümanların durumuyla ilgili sorulan fetva ve onun verdiği cevap da şöyledir:
meti altında müslümanlar yaşamaktadırlar. Onlardan aldığı arazi hara- cından başka, hükümdar ne mallara ve ne de nefislere yönelik bir zu- lümde bulunmuyor. Namaz kıldıkları câmileri var, Ramazan'da oruç tutuyorlar, tasaddukda bulunuyorlar. Hristiyanların eline esir düşenleri fidye vererek kurtarıyorlar. Açıkca ve gereği gibi İslâm hukukunu tat- bik ediyor ve aynı şekilde Şerî'at esaslarını izhar ediyorlar. Dini fill- lerinde hiçbir müdahaleye maruz değiller, Hutbelerde, bir şahsın adını belirtmeden, İslâm sultanlarına dua ederek onları muzaffer ve kâfir düşmanlarını helâk etmesini Allah'dan diliyorlar. Buna rağmen, küfür ülkelerinde ikametle günah işlemiş olmakdan korkuları var. 173 (173
) İspanya müslümanlarının durumlarına kısaca temas edilecek olursa: Kastilya kralı VI. Alfons Toleytula'yı XI. asrın sonlarına doğru ele geçirdiğinde müslümanlara önemli imtiyazlar tanıdı. Müslümanlar din, dil ve geleneklerinde serbesttiler. Aralarında İslam hukukunu tatbik ediyorlardı. Aragon hristiyan kralları da aynı şekilde müslü de Toley davranıyorlardı. Belensiyye kealla da aynı de Toleytula imtiyazlarını tebaasına verdi Kendi tebaasını bizzat baglı islam hukukuna göre muhakeme ediyordu. (Terrase, İslam d'Es pagne, 131-132) Fetih döneminde verilen bu Imtiyazlardan müslüman iler ID asır boyunca ve XIV. asır başlanında yazhuddet istifade of yler. Daha sonra tahditlere ve sıkıcı teuinda bir müddaldılar. Hristi zeedbirlere maruz kaldılar. ta'nın düşüşüne kadar devam eden bu durum. muhtelif krallıklar göre farklılık arzediyordu. (Age., 233-234) 1492'de Girnata düşünce katolik krallar eski Toleytula imtiyazlarını tekrar verdiler. Müslü
Dinlerini izhar ettikleri bu halde, küffârın kendilerine hükümlerini jcra etmeleri ve irtidāda zorlamalarından emin olmadıklarına nazaran hicret etmeleri gerekir mi, yoksa içinde bulundukları mezkůr hale na- paran gerekmez mi?
Cerab: Dinlerini izhara muktedir oldukları için, bu müslümanla rm ülkelerinden hicretleri vacib değildir. Çünkü Allah Resülü de Hz. Osman'ı, Mekke'de dinini izhara muktedir olduğu için Hudeybiyye sul- hi sırasında oraya göndermişti. Bu müslümanların hicret etmeleri câiz değildir. Zira orada ikametleriyle başkalarının müslüman olması umul- duğu gibi, orası da dörulislāmdır, hicret ederlerse dârulharb olur. İs- Im ahkamını izhar etmeleri ve uzun yıllar geçmesine rağmen kafir- lerin onlara müdahale etmemesi, zannı galiple, İslâm'dan çıkmağa zor- lamaları ve küfür ahkâmını tatbikleri hususunda da emniyette olduk- larını ifade eder. Bozguncu ve ıslahçıyı ise Allah bilir.
D) MARDİN ÖRNEĞİ
Son olarak Mardin'le ilgili İbn Teymiyye (v. 728/1328)'ye ait şu fet- va verilecek olursa:
Sual: Mardin beldesi harb beldesi mi, sulh beldesi midir? Orada mukim müslümanın İslâm beldelerine hicreti vacib midir, değil midir? Hicreti vacib olduğunda, hicret etmeyip de müslümanların düşmanları- na malı ve nefsiyle yardımcı olursa günah işlemiş olur mu? Bu du-
rumda, onu münafıklıkla itham edip, bu vasıfla ona hakaret eden kim- se günaha girer mi?
manların davaları İslâm hukukuna göre muhakeme ediliyor, hristi yanlaria olan davalara da karma mahkemeler bakıyordu. (Age 245-246) Bu durum uzun sürmedi. 1499'da İspanya kilisesi başpisko posu, Girnata'da 3000 müslümanı vaftiz etti. İslam'a dair eserler top latıldı. Bu irtidada zorlama karşısında isyanlar oldu. Müslümanların çoğusu mallarını bırakıp Afrika'ya göçmek zorunda kaldılar. İspan ya'nın diğer eyaletlerinde de müslümanlar benzeri muameleye maruz kaldılar. Belensiyye ve Aragon'da çoğusu vaftizi kabul elli. Arapça kitaplar toplatıldı, arap dili ve müslüman isimler yasaklandı. İspan ya'da artık resinen yalnız hristiyanlar vardı, müslümanlıklarını giz leyenler ise görünüşde hristiyan olarak ancak yaşayabiliyorlardı. (A. 8.0,
176) Fan 254-257an değil de sureten (görünüşdə) darulharb olur. (bk. İbn (
Hacer, IX, 269, el-Buceyremi. IV, 266) Fetāva'r-Remli. Kahire 1392, IV. 52-54
den sözle er-Rafii (v. 623/1226) şöyle der: «Bu ikinci kısmın dârulislam sayılması gösteriyor ki, bir ülkenin dârulislâm telâkki edilmesi için, orada hiç müslüman bulunmasa da, ülkenin İmâm'ın istila ve hakimiye ti altında bulunması yeterlidir»."
Buraya kadar zikredilen tariflerden anlaşıldığı gibi, dârulislâm ve dârulharb tabirleri, İslâm ve küfür hakimiyetlerinin sınırlarını, bir baş- ka ifadeyle İslâm devletinin hakimiyet ve faaliyet sahasıyla diğer devlet. lerin ülkesini tesbit ve ifade eder. Bir ülkenin dârulislâm kabul edilme sinde temel ölçü, idare ve icraatın İslâmi olması, yani ülkenin İslâm esaslarına göre yönetilip İslâm hukukunun tatbik edilmesidir. Buna 41 göre dârulislâm, nüfusu ister müslüman ister gayrımüslim olsun, müs lümanların hakimiyeti altında olan ve İslâm hukukunun tatbik ve icra edildiği her ülkedir. Bundan ayrı olarak, idaresi gayrımüslimlerin elinde bulunan, fakat İslâm devletinin hakimiyet sahasına dahil bağlı ülkeler le, başlangıçta dârulislâm iken daha sonra İslâm dışı bir dev- let veya idarenin istilâ ve hakimiyeti altına giren, ancak İslâmî hakimi yetin izlerinin tamamen ortadan kalkmaması sebebiyle eski hükmü de- vam ettiği ülkeler de dârulislâm sayılmaktadır. Bu iki durumla ilgili olarak hukukçuların görüşleri farklı olup, birincisi ne dârussulh, diğe rine de dârulislamın dârulharbe dönüşmesi bahislerinde temas edilecek tir.
Dârulharb ise, İslâm'ın siyasî hakimiyetinin sınırları dışında kalan, idare ve hukuk nizâmının İslâmî olmadığı her ülkedir. Bunda da temel ölçü, İslâm hükümlerinin tatbik edilmemesidir."
Görüldüğü gibi müslüman hukukçular devletin ülkesini tarif ve tes bit açısından dünyayı iki kısma ayırmışlardır. Dârulislamda devletin si yası, iktisadi, idarî ve hukuki nizamı İslâmi esaslara göredir. Teşrii (yasama), icrâîi (yürütme) ve kazai (yargı) yetkiler müslüman otori tenin elindedir. Darulharbde ise, bu nizam ve yetkiler ya tümüyle yok tur veya bir dereceye kadar eksilir. Bunun sınırı da hukukçular arasın
st-Emirülmü'minin Hasan bin Ali radıyallahü anhümá On- bundan ikincisidir. Künyesi Ebû Muhammeddir. Lakabı Taki ve Sey än. Hieretin üçüncü yılında Ramazan-ı şerifin ortasında, Medinede muşdur. İsmini, Cebrail aleyhisselâm Cennet ipeklerinden bir ipeğe sand olarak Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) hediyye getirmiş
Esmå binti Umeys radıyallahü anhå anlatır: Hazret-i Hasan ve Hü sinin (radıyallahü anhüma) ebesi ben idim. Hazret-i Hasan radıyalla- Hi anh doğunca Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem geldiler. Oğlumu getürya Esma buyurdular. Getirdim. Sağ kulağına ezân, sol kulağına ika- met okudular. Hazret-i Ali'ye (radıyallahü anh) oğlumun adını ne koy- dum? diye sordular. Ali radıyallahü anh onun ismini koymakda ben sizin inüre geçmem dedi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ben de oğ- Jumun adında Rabbimden sebkat etmem buyurdular. Hemen Cebrail akyhisselâm geldi. Ya Resûlullah, Allahü teâlâ sana selâm eder ve senin ile Ali, Müsa ile Harûn gibisiniz. Oğlunun adını Harunun (aleyhisselâm) oğlunun adı gibi koy, Onun adı Şenber idi arabcası Hasan demekdir, bu- yurur dedi. Bir yıl sonra Hazret-i Hüseyin radıyallahü anh doğdu. Yine Resalullah sallallahü aleyhi ve sellem teşrif etdiler. Hazret-i Hüseyini (ra- dvallahü anh) kendilerine verdim. Yere koyup ağlamaya başladılar. Ni- çin ağlayorsun yâ Resulullah? dedim. Bu oğlumu zālim bir kavim şehîd adeceklerdir. Fâtımâya söyleme buyurdular. Hazret-i Ali'ye (radıyallahü mh) oğlumun adını ne koydun? diye sordular. Yine Hazret-i Hasan ra- dyallahü anh için olan karşılıklı konuşmalar tekrar edildi. Cebrail aley- hisselâm geldi. Ya lahammed sallallahü aleyhi ve sellem oğlunun adını Hirinun (aleyhisselâm) diğer oğlunun adından koy, onun adı, Şenberr arabcası Hüseyin'dir
dedi. Harreti- Hüseyin radıyallahü anh ayaklarından göğsüne kadar olan mü'minin Hazret-i Hasan radıvallahü anh göğsünden başına kadar kamında Restitullaha sallallahu aleyhi ve sellem) tam benzerdi. Emir olaa kısmında Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) tam benzerdi. Ebu Bekir Siddik radıyallahü anh bir gün Hazret-i Hasanı (radıyallahü ach) omuruna kadar kaldırmışdı. Bu Alive değil Resûlullaha (sallallahü à da tebellem) benziyor diyerek kermiyaya hac etmişdir. Birgün Res
Kur'an-ı Kerîm'in doksanbirinci sûresi. On beş âyet, elli dört kelime ve ikiyüzkırkaltı harf- ten ibarettir. Mekkelilere göre onaltı âyettir. Fasılası elif harfidir. Mekkî sûrelerden olup, Kadir sûre- sinden sonra nâzil olmuştur. Adını ilk âyetinde geçen ve üzerinde yemin edilen "Şems" (güneş) kelimesinden al- mıştır.
Sûre iki bölümden oluşmaktadır. Onuncu âyete kadar sü- ren birici bölümde Allah, kâinattaki bir takım olaylara kasem ederek, kendi varlığı için birer delil olan bu muazzam olaylan insanoğlu, belki düşünür ve Rabbinin azametini idrak eder diye sergiliyor. Allah birbirine zıt olan varlıkları bir arada zikre- derek, bunlar kesin hatlarla birbirinden nasıl farklıysa, iyilik ve kötülüğün de öylece birbirinden farklı olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca, iyilik ve kötülük etme eğilimlerinin insan fitra- tina Allah tarafından yerleştirilmiş olduğu ve insanın bu eği- limlerinden hangisini güçlendirmeye çalışırsa, ona göre mu- namele göreceği gerçeği vurgulanıyor.
st
i.
h ㄴ수
■h
Allah, sûrenin bu ilk bölümünde yedi şey üzerine yemin ederek, nefsini kötülüklerden temizleyenlerin mutlak anlamda kurtuluşa erdiklerini; şeytana uyup İslâm'a yüz çevirerek nef- sini kirletenlerin ise, yine mutlak anlamda helâk olduklarını bil-
yor: "Güneşe ve aydınlığına, onu izleyen aya, güneşi orta pkaran gündüze, onu örten geceye, göğe ve onu yapa- yere ve onu düzelten nefse ve onu şekillendirene, sonra ona kendisi için iyi ve kötü olanı öğretene yemin olsun ki, sini anndıran kurtuluşa ermiştir. Nefsini alçaltan ise hüs- ndadır" (1-10).
And bölümde, azgınlaşarak açık mucizelerle desteklenmiş gamberlerini yalanladıkları için helâk olan Semûd kavmi kossası yer alıyor.
Alah, fücur ve takvayı insana ilham etmiştir. Ancak bu ilha- bilgi insanın doğruları ayrıntılarıyla öğrenip, kurtuluşa ulaş- asna yetmez.
Bu nedenle Allah, insanlara doğruyu bildirmek için daima per göndermiştir. Semûd kavmi de bunlardan biridir. Süre- indirildiği dönem, müşriklerin zorbalıklarının zirveye ulaş- bir dönemdir. Allah, inkârcı zorba Mekkeli müşriklere, Hi- Şam yolu üzerinde, harabeleri gözler önünde olan Se- nid kavmini örnek göstererek, eğer İslâm'ın karşısında on- am yaptığı gibi akıldışı katı tutumlarını devam ettirirlerse, annın onlardan hiç de farklı olmayacağını anlatıyor.
Bütün inkârcıların durumları, mahiyet itibarıyla birbirinin ay- dr. Dolayısıyla, kendilerine mucizelerle te'yid edilmiş bir gamber gönderilen sapık Semûd kavmi ile Mekkeli müş- er ve sonra gelei in karcılar arasında, davranış biçimi ola- ak bir fark yoktur.
Hah, Semûd kavminin helâkine sebep olan davranışlarını elahi azaba müstahak oluşlarını sûrenin ikinci bölümünde şekilde dile gdiriyor: "Semd kavmi azgınlığı yüzünden ya- adi. Hani içlerinde en azılı olanı, deveyi kesmeye kalkmış- "Brakin Allah'ın devesini, içsin" dedi Semûd kavmi ise onu Bunun üzerine Allahın peygamberi onlara:
nladı ve deveyi kesti Rableri de işledikleri günahları sebe-
He azabı başlarına geçirdi ve orayı yerle bir etti O, bu işin
Ben birçok defalar aklı denedim. Bundan sonra bir tarla araya- cak ve oraya delilik tohumu saçacağım (delice hareket edeceğim)!
Birisi, "Zor bir işim var. Akıllı birini arıyorum. Bu zor işi ona danışacağım, onun fikrini alacağım" diyordu.
Bu sözü duyan bir başkası ona dedi ki; "Şehrimizde kendisi- ni deli gösteren şuradaki kişiden ondan başka akıllı yok. İşte o adam, bir sopaya binmiş, çocuklarla beraber koşup duruyor. O, doğru düşünür, isabetli karar verir. Zekâda ateş parçası gibidir. Değeri, gök gibi yücedir. Yıldızlar gibi parlak fikirleri yağdırır. Onun nûru, Allah'a en yakın olan büyük meleklere can olduğu hâlde, o kendisini delilikle gizlemektedir".
Bir veli, gayb âlemine ait yüz binlerce sırrı sana apaçık söyle- se bile, sende o anlayış, o irfan olmadıkça, gübre ile öd ağacı kokusunu ayırt edemezsin. Ey kör! Bir veli kendisine deliliği 136 perde etti mi, sen onu nasıl tanıyabilirsin? Eğer yakın gözün açıksa bak da her taşın altında bir erin gizli olduğunu gör! Veli- yi meşhur eden yine velidir. Veli, kime dilerse nasip verir. Fakat kendisini deli gösterdi, kimse akıl edip de onu anlayamaz.
Danışacak adam arayan, o kendisini deli gösteren zâtın hu- zuruna geldi, dedi ki; "Ey kendini çocuk gösteren baba, bana bir
Veli dedi ki; "Git, bu halkayı çalıp durma, kapı kapalı. Bugün sır söylenecek gün değil, başka vakit gel. Eğer lâ mekân âlemin- de mekâna yer olsaydı, ben de şeyhler gibi dükkânda oturur, alışverişe koyulurdum".
O büyük insanın durumunu öğrenmek isteyen adam, "Ey ka- mışı at edinip binen atlı! Bir an için olsun atını bu tarafa sür" dedi.
Veli, kamış atını sürükleyerek onun yanına geldi, "Ne istiyor- sun çabuk söyle, benim atım çok serkeştir, pek huyludur. Çabuk ol, atım sana çifte atmasın! Ne soracaksan açıkça sor!" dedi.
Adam gönlündeki sırrı söylemeye imkân bulamadı. Soraca- ğından vazgeçti de veliyle şakalaştı. Dedi ki; "Bu sokakta oturan kadınlardan birini almak istiyorum. Benim gibi bir adama acaba hangisi lâyık?".
Veli, "Dünyada üç türlü kadın vardır" dedi. "İkisi zahmet ve derttir, üçüncüsü ise daimî bir hazinedir. O birinci türden bir kadın alırsan, o kadın tamamıyla senin olur. İkinci türden alır- san, yarısı senindir, yarısı da senden ayrı kalır. Üçüncü tür ka- dın ise, bilmiş ol ki hiçbir zaman sana mal olmaz. Bunları işittin ya, artık benden uzaklaş, çünkü ben durucu değilim, gidiyorum. Uzaklaş, yolumdan çekil ki atım seni tekmelemesin. Atımın tek- mesini yersen, öyle bir düşersin ki ebedî olarak bir daha kalka- mazsın!"
Şeyh, kamış atını sürüp çocukların arasına katıldı. O genç adam ona tekrar seslendi; "Gel de hiç olmazsa söylediklerini et- raflıca anlat. Bu söylediğin üç tür kadın kimlerdir?".
Şeyh, yine onun yanına at sürüp dedi ki; "Bakire, tamamıyla sana mâl olur. Onunla sen gamdan, kederden kurtulursun. Ya- rısı senin olan kadın, dul kadındır. Fakat hiçbir suretle sana mal olmayacak kadın ise, çocuklu dul kadındır. İlk kocasından çocuğu
Veli dedi ki; "Git, bu halkayı çalıp durma, kapı kapalı. Bugün sır söylenecek gün değil, başka vakit gel. Eğer lâ mekân âlemin- de mekâna yer olsaydı, ben de şeyhler gibi dükkânda oturur, alışverişe koyulurdum".
O büyük insanın durumunu öğrenmek isteyen adam, "Ey ka- mışı at edinip binen atlı! Bir an için olsun atını bu tarafa sür" dedi.
Veli, kamış atını sürükleyerek onun yanına geldi, "Ne istiyor- sun çabuk söyle, benim atım çok serkeştir, pek huyludur. Çabuk ol, atım sana çifte atmasın! Ne soracaksan açıkça sor!" dedi.
Adam gönlündeki sırrı söylemeye imkân bulamadı. Soraca- ğından vazgeçti de veliyle şakalaştı. Dedi ki; "Bu sokakta oturan kadınlardan birini almak istiyorum. Benim gibi bir adama acaba hangisi lâyık?".
Veli, "Dünyada üç türlü kadın vardır" dedi. "İkisi zahmet ve derttir, üçüncüsü ise daimî bir hazinedir. O birinci türden bir kadın alırsan, o kadın tamamıyla senin olur. İkinci türden alır- san, yarısı senindir, yarısı da senden ayrı kalır. Üçüncü tür ka- dın ise, bilmiş ol ki hiçbir zaman sana mal olmaz. Bunları işittin ya, artık benden uzaklaş, çünkü ben durucu değilim, gidiyorum. Uzaklaş, yolumdan çekil ki atım seni tekmelemesin. Atımın tek- mesini yersen, öyle bir düşersin ki ebedî olarak bir daha kalka- mazsın!"
Şeyh, kamış atını sürüp çocukların arasına katıldı. O genç adam ona tekrar seslendi; "Gel de hiç olmazsa söylediklerini et- raflıca anlat. Bu söylediğin üç tür kadın kimlerdir?".
Şeyh, yine onun yanına at sürüp dedi ki; "Bakire, tamamıyla sana mâl olur. Onunla sen gamdan, kederden kurtulursun. Ya- rısı senin olan kadın, dul kadındır. Fakat hiçbir suretle sana mal olmayacak kadın ise, çocuklu dul kadındır. İlk kocasından çocuğu
olan kadının sevgisi de hatıraları da aklı fikri de hep eski k sına gider. Artık uzaklaş ki atım seni tepmesin. Yoksa serke mın nalı seni ezer!"
Şeyh yine hay huy edip atını sürdü. Uzakta duran çocuk yanına çağırdı. Adam tekrar seslendi; "Ey büyük velil Ey ma padişahıl Sorulacak bir sorum kaldı, gel!".
Şeyh tekrar o tarafa gelip, "Çabuk söyle, nedir? Çok dum mam, çünkü şu çocuk meydandan topumu kaptı!" dedi.
Adam, "Ey padişahım!" dedi, "Bu kadar akla, edebe sahip duğun hålde nedir bu delilik? Bu nasıl iş, bu ne şaşılacak şey Sen söz söylerken Akd-1 küll'ün de ötesindesin. Sen bir güne olduğun hålde nasıl delilikle gizleniyorsun?"
Şeyh dedi ki; "Bu külhanbeyleri beni bu şehre kadı yapmaya karar verdiler. Reddettim. 'Mümkün değil; senin gibi bilgili, fa- ziletli kimse yok. Sen dururken, senin kadar bilgin olmayan bir kimsenin kadı olması, hüküm vermesi haramdır, kötü bir iştir dediler. Ben de bu zor yüzünden kendimi deli gösterdim. Yok- sa dış görünüşüm gibi değilim. Önceden ne isem ben yine oyum. Benim aklım bir marifet definesidir. Ben de onun vira nesi, yani yıkık yeriyim. Defineyi meydana çıkarır, gösterirsem, asıl o zaman deliyim, divaneyim."
Ha Isa dedi ki, "Bir ahmaktan kaçıyorum. Yürü git, benim yukamu kesme, kendimi kurtarayım!","
Adam dedi ki, "Körün gözlerini, sağırın kulağını açan Mesh sen değil misin?"
Ha Isa, "Evet benim" dedi.
Adam, "Gayb sırlarına, efsunlara sahip olan; o efsunu bir ölü ve okuyunca, ölüyü, av bulmuş aslan gibi sıçratıp dirilten mana padişahı sen değil misin?" dedi.
Ha. Isa, "Benim" dedi.
Adam dedi ki, "Ey güzel yüzlü, topraktan kuşlar yapıp can- lanchran sen değil misin?".
Ha. Isa, "Evet benim" dedi.
Adam, "Ey tertemiz ruhl Mademki dilediğini yapıyorsun, o hälle kimden korkuyorsun? Alemde bu kadar mucizelerin var- ken, sana kul, köle olmayan kim?"
Ha. Isa dedi ki, "Bedeni eşsiz, örneksiz yaratan, canı ezelden halk eden Hakk'ın tertemiz zâtına yemin olsun. O'nun pak zâtı ale sıfatları hürmeti için ki felek bile yenini, yakasını yırtımış, O'na aşık olmuştur. O efsunu, o ism-i âzam'ı köre okudum, gaderi açıldı, sağıra okudum, kulakları duydu; taş gibi dağa oku- kh Yankı, göbeğine kadar hırkasını yırttı; ölüye okudum, die rik. Hiçbir şey olmayan, vücudu bulunmayan şeye okudum. dekdana geldi, bir şey oldu. Fakat ahmağın gönlüne yüz binler sildi de tesir bile etmedi. Adeta corak bir kuma döndü ki ondan adde okudum, fayda vermedi. O ahman fermer bir kaya ke bir şey bitmesine imkân yok!".
Adam, "Isa-i zam'ın köre, sağıra, ölüye tesir edip de ahma tesir etmemesinin hikmeti nedir? Onlar da illet, bu da illet Neden onlara tesir ediyor da buna tesir etmiyor? diye sordu
Hz. İsa dedi ki; "Ahmaklık, Allah'ın bir kahrıdır. Hastalık, Lurdük, kahır değildir, bir iptilâdır, belâya uğrayıştır. İptilâ, acı- ak bir illettir; ona kul da acır, Allah da. Fakat ahmaklık öyle illettir ki ahmağa da zarar verir, onunla konuşana da!¹¹¹ Ah- mağa vurulan 'dağ', Allah mührüdür. Ona bir çare bulmanın im- Linu yok!".
Hz. İsa nasıl kaçtıysa, sen de ahmaktan kaç! Ahmakla arka- dalk ve sohbet, nice kanlar döktü! Hava, suyu yavaş yavaş çe- , buharlaştırır alır ya; ahmak da dininizi böyle çalar, böyle alır Taşa oturan adamın harareti nasıl gider, o adam nasıl soğuk ada, ahmak da sizden harareti, aşkı, iştiyakı çalar, size soğuk- verirl Hz. İsa'nın kaçışı korkudan değildi. O zaten emindi; atsze öğretmek için kaçmıştı. Karakış rüzgârları, âlemi dol- a bile, o parlayıp duran güneşe ne gam?
O kendi tedbirine güvendi; "Ben işimi kendi aklımla elbette başarırım" dedi. Halbuki o ilahi yardımın bir zerresi bile, aklın- dan doğacak üç yüz tedbirden daha iyidir. Beyim! Kendi hileni bırak. İlähî yardıma doğru yürü, oraya var, orada öl. Hakk'ın lût- funa, yardımına sayıhı hilelerle ulaşılamaz. Sen ölmedikçe bu hi- lelerden sana fayda yoktur.
Buhâra'daki o ulu zât (Sadr-1 Cihân""), kendisinden bir şey isteyenlere çok iyi muamele ederdi. Sayısız ihsanlarda bulunur, tå gecelere kadar cömertlik eder, altınlar saçardı. Altınları kâğıt parçalarına sarar, öyle verirdi. Hâsılı, sağ oldukça hep böyle ih- sanlar ederdi. Hak'tan aldıkları aydınlığı halka saçan tertemiz güneş ve ay gibiydi. Toprağa altın bağışlayan kimdir? "Güneş". Madendeki altın da ondandır, yıkık yerlerdeki hazine de. Sadr-1 Cihân her sabah yoksulların bir kısmına ihsanda bulunuyordu. Böylece hiçbir grubun mahrum kalmamasını isterdi. Bir gün be- lâya uğramışlara lütfeder, ertesi gün dul kadınlara ihsanda bulu- nur, sonraki gün yoksul düşmüş alevilere, okuyup okutmakla uğraşan yoksul fakihlere kerem eder, daha sonraki gün halkın iş- siz, boş gezenlerine para verir, başka bir gün de borçlulara ihsan ederdi. Yalnız onun bir şartı vardı: Kimse ağzını açıp bir şey is- temeyecekti. Geçeceği yolun kenarına bütün yoksullar duvar gibi
eler, senice beklerlerdi. Birisi ağu açar da bir şey isterse, ondan bir habbe bile alamazdı. Şartı, "Kim susarva kurtulur" hükmüydü. Kevesi de käsesi de susanlarındı.
Naul olduysa bir gün ihtiyarın biri, "Açım, bana zekât ver dedi İhtiyan dilenmekten men ettiler, fakat o boyuna söyle. mekte, isteklerini tekrar etmekteydi. Halk, ihtiyardaki bu dilen- me imardıma şaştı kaldı. Sadr-ı Cihan dayanamadı, "Babacığım, ne utanmaz ihtiyarsın!" dedi. İhtiyar, "Sen benden daha ziyade utanmazsın!" dedi, "Bu cihanı yedin yuttun doymadın, açgözlü lüğünden bir de öteki dünyayla da uğraşıyorsun!" Sadr-1 Cihan bu sözü duyunca güldü, o ihtiyara bir hayli mal verdi. Adamca- ğu, bağışlanan o bütün malları yalnız başına alıp götürdü. O ih- tiyardan başka, Sadr-ı Cihan'dan ağzıyla bir şey isteyen hiçbir kimse ne yarım habbe altın elde etti, ne bir zerre kumaş.
Sara fakühlere bağışta bulunulacak güne gelince, bir hoca, hır- sa geldi, feryat ediyordu. Bir hayli ağladı, sızlandı; fakat çare yo- ktu. Her çeşit söz söyledi, dil döktüyse de hiçbir faydası olma- dı. Ertesi gün o fakih, ayağını eski çaputlarla sardı, sakatlar ara- sına karıştı. Bacağının sağına soluna tahta parçaları bağladı. Böy- lece kendisini, ayağı kırık bir sakat gibi göstermek istedi. Padi- yah onu gördü, tanıdı, hiçbir şey vermedi. Daha ertesi gün, yü zünü örttiü, fakat padişah yine onu tanıdı. Ağzını açıp bir şey is- tediği için kusurda bulunmuştu, ona yine hiçbir şey vermedi. Yüz türlü haleye başvurdu, sonunda aciz kalıp kadınlar gibi çar- gafa bürlündü. Dul kadınların arasına karışıp başını eğdi, tanın- mamak için elini giderdi, öylece durdu, fakat padişah yine onu tanuysp sadaka vermedi.
Hocam mahrumiyetten yüreği yandı. Sonunda bir kefen- ciye gitti. Derli ki, "Sabahın erken saatlerinde beni bir kilime sar eyeol listine koy. Hiç ağını açma, yalnız Sadr-ı Cihan'ın buraz dan geçmesini bekle. Belki gorunce olu sanır da kefen parası diye
altın atar. Ne verirse yarısını sana veririm". Kefenci para bekle- yen bir yoksuldu, dediğini kabul etti. Onu bir kilime sarıp yol üstüne koydu.
Padişahın yolu oraya düştü. Kilimin üstüne bir miktar altın attı. Hoca para hırsıyla, aceleyle kilimden elini çıkarıp altınları aldı. O aceleci adam, kefencinin o paraları almasına, verilen al- tınları gizlemesine meydan bile bırakmadı. Ölü, kilimden elini uzatıp paraları aldıktan sonra başını kilimden çıkardı. Padişaha dedi ki; "Ey bana kerem kapılarını kapayan! Bak, senin verme- diklerini senden nasıl aldım, gördün ya...".
Sadr-ı Cihan, "Ey inatçı kişi!" dedi, "Doğru, aldın, ama öl- medikçe kapımdan hiçbir şey koparamadın".
"Ölmeden önce ölün"477 sırrı işte budur! Çünkü ancak ölüm- den sonra ganimetler elde edilir. Ey hilebaz! Allah'a karşı ölüm- den başka hiçbir hüner para etmez. Allah'tan bir lütuf görmek, ilâhî bir yardıma mazhar olmak, yüzlerce çalışıp çabalamadan iyidir. Çünkü çalışıp çabalamanın yüzlerce çeşit fesada uğrama- sından korkulur. O ilâhî yardım ise ölüme bağlıdır. Bu yolu, gü- venilir erler denediler. Hatta ölüm de O'nun yardımı olmadık- ça gelip çatmaz. Aman sen sen ol, ilâhî yardıma sığınmadan hiç- bir yerde durma. İlâhî yardım, bu koca yılana zümrüttür. Yılan zümrüdü görmedikçe kör olur mu hiç?
Kıyamet'in vakti mutlaka gelecek, bunda kuşku yok! Ama insanların çoğu buna inanmıyor. (Mümin, 40/59)
KIYAMET: HESAP GÜNÜ
Kıyamet, dünya hayatının sona ermesini, yeniden dirilmeyi, yeni bir hayatın başlamasını, hesaba çekilmeyi ve ödül veya ceza olarak hak edilen karşılığın verilmesini ifade eder. Kur'an'ın en temel konularındandır. Kur'an'da diğer inanç esasları ve ibadetlerin hakkıyla yerine getirilmesi bu esasa bağlanarak anlatılmıştır. Vurgulu ifadelerle Kıyamet'in kesinlikle kopacağı (Nydme 75/1) ifade edilmiştir. Ancak Kıyamet'in ne zaman kopacağı belirtilmemiş, ansızın gelip çatacağı, bunun da yakın olduğu (Enbiły 21/97) haber verilmiştir. Nitekim Peygam- berimize Kıyamet'in ne zaman kopacağı sorulduğunda şu ayeti okuyarak cevap vermiştir: "Kıyamet saati hakkındaki bilgi yalnız Allah'ın katındadır. O yağmu- ru yağdırmakta; rahimlerdekini bilmektedir. Hiç kimse yarın ne elde edeceğini bilemez; hiç kimse nerede öleceğini bilemez; ama Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır." (Lokman 31/34) Kıyamet'in, dünyanın son bulmasının bilinmezliği. insanın dünya hayatında devamlı uyanık olmasını gerektirir.
Sizin ikinizin melekler arasındaki benzeriniz ile, Peygamberler arasındaki benzerinizi size haber vereyim mi? Ey Ebubekir! Senin melekler arasındaki benzerin Mikail (a.s) misali gibidir. Ki o rahmetle iner. Senin Peygamberler arasındaki benzerin, İbrahim (a.s) misali gibidir. Kavmi onu yalanladığı ve ona yaptıklarını yaptıkları zaman, o buyurdu ki: "Kim bana tabi olursa o Bendendir. Kim ki bana isyan etti ise (Ey Allahım) Sen gafurur rahimsin." Ey Ömer! Senin melekler arasındaki benzeri ise Cibril (a.s.) misali gibidir ki, O, Allah'ın düşmanlarına şiddet, nikmet ve azaba iner. Peygamberler arasındaki benzerin ise Nuh (a.s) misali gibidir. Ki o, "Ey Rabbim, yer yüzünde hiç bir kafir bırakma" dedi. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 162 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Hemen belirtelim ki, Nebiler Nebisinin dört buyuk halifesi ve onların devirleri ile onlardan sonra gelenlerin devirleri bir de ğildir.
Dört büyüklere "Hulefa-i Raşidin Olgun Halifeler" nanu. verilmiştir. Bunlarım derecesine hiç kimsenin ermesine elbette in kan yoktur. Kemal üzere olan hilafet de, bu fazilette güneşe eş insanlarla otuz yıla ulaşarak son bulmuştur....
Zaten Kainatın Efendisi ve Varlığın sebebi de buna işaret. ederek şöyle buyurmuşlardır:
إِنَّ الْخِلَافَةُ بِعَدِى تَأْتُونَ سَنَةً ..
Hazret-i Hasan (Radıyallahu Anhun 6 ay hilafetiyle, hila- fet 30 seneye ulaşmış, Cihar-ı Yar-i Güzinin hilafetlerini mutea kip iş saltanat şekline girmiş, sonra o saltanattan ceberut ve fe sat-1 ümmete inkılap etmiştir.
Hazret-i Muaviye ve Abdullah bin Zubeyr (Radıyallahu Anhüm)in devirlerinden hemen sonra da Ömer Bin Abdulaziz'i ışıklar saçan bir halife olarak zikredebiliriz. İkinci Ömer diye a mlan bu büyük insan gerçekten de Muslümanlarım yuzanú guldür müş, adalet ve insafı ile bir başka güzelliğin numunesi olmuştur. Tıpkı kendisinden önceki dört büyük halifenin devrine ben
zer bir hayatı hem kendi yaşamış, hem de müslümanlara yaşat mıştır. Ve halifeler zinciri Harun Reşid'e kadar kah inişli, kāh, yokuşlu bir seyir takip etmiştir. Bunların içinde ak ak sevgilerle gönlünü dolduran insanlar olduğu gibi, bazen de bir gölge halini alanlar vardır...
Bu makamda kimi nazla saltanat sürmüş, kimi daha neyim ne oldum diyemeden tahtından kara toprağa inmiştir..
Hilafetin Emevi hanedanından Abbasilere geçmesi ve on- lar eliyle bir zaman (Harun Reşid'de olduğu gibi) şanlar ve şe- reflerle temsil edilmesi ve İslâm aleminin dünyaya parmak ısırta cak kadar muhteşem manzarası vardı.. Harun Reşid'den sonra hi lafet makamına gelenler İslâmın bu muhteşem manzarasına göl- ge düşürmüşlerdir. Bunlar içinde koca mezhep imamlarını bile kırbaçlayanların olması cidden düşündürücüdür.. Artık çeşmeler- den nur yerine kan ve kir akmaya başlamış oluyordu.. Nebiler, Sultanının da buyurdukları gibi saltanat ve debdebe bütün müslü manların kanını emen bir dudak halini almış, yıldırımdan bir kamçı gibi saltanatın kılıcı beyinlere inmiştir.. Ve artık saadet beklemek de bir hayal olmuştur...
Çünkü Kur'an ve Sünnet yolu terk edilmiş, debdebe ve sal tanatın nüfuzu her yana damla damla inmiştir. Hilafet makamı - na geçenlerden bazıları da sefihane bir hayata dalmışlardır..Böy- le olunca da İslâm alemi huzur ve saadetin kokusunu bile duya maz olmuştur. Bu da tabiidir. Allah Resulü buyururlar ki:
Gerçek bu Kur'an'ın bir ucu Allah'ın kudreti elindedir.. Bir ucu da sizin elinizdedir. Onu ihtimam ile sımsıkı tutun; ne sapıtır, nede ondan sonra bir daha helak olursunuz? (Teberani)
İşte Allah'ın ipi ile düğüm düğum edilmeyen gönüller o ya na bu yana meylettiler ve dünyanın zevk-ü safasına düştüler... Bu sefihane hayat içinde de çıkmaz bir sokağa saplanıp kaldılar... Öyle ki, İslâm ȧleminin her yanından feryadlar göklere yüksel meye başladı. Her gelen gideni aratır oldu.. Tá ki, Yavuz Sul- tan Selim Han'a kadar...
Hilafet Osmanoğullarına geçtikten sonra yepyeni bir pırıl- tı ile eski şevket ve saadet günlerinde olduğu gibi ışıldadı...
Zaten Yavuz Selim Han'ın bütün gaye ve mefkuresi İslâm, ittihatı idi. Parça parça oraya buraya serpilmiş olan müsluman- ları bir bayrak altında toplamak ve tefrikanın zehirli oklarına he def olmaktan kurtarmak emeliyle çırpınıp durmuştu... Aziz ve Celil olan Allah, onun gayretlerinin boşa çıkarmadı, ona yardım etti, ordularına zafer yollarını açtı ve hilafet gibi bir mübarek makamı ona ihsan buyurdu...
Çünkü o, Allah'ın ipine sarılıyor, Resuller Serverinin sun- netine ittiba ediyordu... Kur'an ve Sünnet yolarını bırakanların ne gibi bir perişanlığın pençesine düştüklerini görmüştü Varlığın sebebi olan Cenab-ı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in şu mübarek hadis-i şerifi onun kulaklarında çınlıyordu:
مَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَتِي فَلَيْسَ مِنَى
Benim sünnetimden yüz çeviren kimse, benden değildir!(Müslim) İşte bütün yaraların amansız acılarında bu hakikatı bile- menin okları dikilip kalııştır...
Bu eserde nice ibretler, nice akıllara hayret verecek hadi- selere şahid olmak mümkündür...'
İlk dört büyük Halifenin hayatlarını daha evvelce ayrı ay rı kitaplar halinde neşrettiğimiz için bu eserde onlardan sadece özet mahiyetinde bahsedilmiştir. Asıl ibret alınacak husus,onlar dan sonra akıp giden zaman şeridi içinde saltanat sürenlerin ha yatıdır...
Tarih aynasına akseden bu ibretli hadiselerin denizinde yü zerken bazen neş'eyle dolup taşacak, bazen de gözyaşlarınızı tu tamayacaksınız. Bazen de acılar mızrak mızrak yüreğinize sapla- niverecek ve asıl ibreti o zaman alacaksınız...
Yüce Allah'ın lütuf ve Keremiyle tarih bahçesinden çiçek ler toplamağa çalıştık. Bu çiçekler içinde ıtırlar gibi güzel ko kanlar ve gönül açanlar nasıl bulunuyorsa; insanın elini ve gön- lünü kanatan dikenler de vardır...
Öyleyse, bütün ömrünüzce İslamı nokta nokta yaşayınızda el ve gönlünüzü yabani çiçeklerin dikenlerine çizdirmeyiniz... Selâm Hüda'ya tabi olanlara olsun...
Bir saka vardı, bir de sırtı mihnetten çember gibi iki bük- lüm olmuş eşeği. Sırtında, ağır yükten açılmış yüzlerce yara var- dı. Ölüm gününe âdeta âşıktı, ölümünü arayıp duruyordu. Arpa nerede, kuru otu bile bulamıyor, onunla bile karnını doyuramı- yordu. Bir yandan sırtında yara vardı, bir yandan da sahibi de- mir bir şişle onu nodullayıp duruyordu.
İmrahor 372 2, onu görüp acıdı. Eşeğin sahibiyle dostluğu vardı. Ona selâm verdi, "Bu eşek neden böyle dal harfi gibi iki büklüm olmuş?" diye sordu.
Adam, "Benim yoksulluğum, benim kusurum yüzünden, bu ağzı dili bağlı mahlûk yiyecek saman bile bulamıyor" dedi.
İmrahor dedi ki; "Sen birkaç günlüğüne onu bana ver de pa- dişahın ahırında kalıp beslensin, kuvvetlensin".
Adam, eşeği 0 merhametli kişiye verdi. O da onu ahırına bağladı. Eşek, her atlarını gördü. Ayak bastıkları yerler süpürülmüş, sulanmıştı. Sa- yanda tavlı, semiz, güzel man da tam vaktinde geliyordu, arpa da. Atların tımarını da gö rünce, başını göğe kaldırdı da dedi ki; "Ey yüce Allah'ım! Diye- lim ki ben bir eşeğim, ama senin mahlûkun değil miyim? Neden padişahın ve taze Arap
hinde perişanım, neden sırtım yaralı, neden zayıfım? Geceleri srtımın acısından, karnımın açlığından her an ölümümü istiyo- ram. Bu atların hâlleri ise böyle mükemmel, gıdaları yerinde. Peki, neden azap ve belâ yalnız bana mahsus?". 373
Derken, ansızın savaş koptu. Arap atlarına eğerler vurulup savaşa sürdüler. Onlar, düşmandan oklar yediler. Her yanlarına temrenler saplandı. Savaştan geri dönebilenlerin hepsi de pe- nişan bir hâlde ahıra düştüler. Ayakları sağlam iplerle mükem- mel bağlandı. Nalbantlar sıra sıra dizildi. Hançerlerle atların be- denlerini yarıyor, yaralardan temrenleri çıkarıyorlardı.
Eşek bunları görünce dedi ki; "Ya Rabbi! Ben yoksulluğuma * sağlığa razıyım. O güzel gıdaları da istemem, o çirkin yarala- nda Afiyet dileyen, dünyayı terk eder" 375
xam et!" dediler. Ileri doğru devam ettim. Birden kendimi bir bahce arisinde tadı değişmeyen bir süt ırmağının kenarında buldum. Bahçe- her türlü ziynet eşyası ve kadınlar vardı. Kadınları görünce, güzellik-
. Onlar beni görünce sevindiler ve:
ine tutuldum "Vallahi bu, Aynâ-i Mardiyye'nin kocası!" dediler. Ben
Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" di- e sordum. Onlar selamımı aldılar ve: "Ey Allah'ın velisi, biz onun hiz etçileri ve câriyeleriyiz. Sen önüne doğru ilerle!" dediler. Ben de iler- eim. Kendimi birden bir şarap ırmağının kenarında buldum. Vadinin thrin) kenarında, geride bıraktığım güzellikleri bana unutturan kadın- vardı. Ben:
"Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" de- im Onlar:
"Hayır, biz onun hizmetçileri ve câriyeleriyiz. Önüne doğru devam et" dediler. Ben de devam ettim. Birden kendimi süzme baldan bir baş- a ımağın kenarında buldum. Beyaz inciden yapılmış bir çardağa ulaş- Çardağın kapısında bir câriye, üzerinde de anlatmaktan aciz oldu- am güzel ziynet eşyası ve elbiseler vardı. Beni görünce sevindi ve:
-Ey Aynâ-i Mardiyye! İşte kocan geldi." diye çadıra seslendi.
Ben çadıra yaklaştım, içeri girdim. Aynâ-i Mardiyye, inci ve yakut sislemeli altından bir divan üzerinde oturuyordu. Görür görmez ona tu- Ndum. Bana:
Merhaba ey Allah'ın velisi! Yanımıza gelme vaktin yaklaştı." diyor- d. Onu kucaklamak için yaklaştım. Acele etme, sabırlı ol! Çünkü beni kucaklama vaktin henüz gelme
allah." dedi. Ben de o anda uyandım, ey Abdulvahid. Ona kavuşmaya Cinku seme, sabırlı oll Çünki ben gece yanımızda iftar edersinaya sabırsızlanıyorum." Abdülvahid
Man seriyyesi karşımıza çıktı. Çocuk onlara saldırdı. Saydım, dokuz der ki: "Cocukla konuşmamız bitmemişti ki bir düş-
Hasan Basri demiştir ki: "Seyahat edenler," helaller konusunda kendilerini tutan (azıyla iktifa eden), haramları ise tamamen terk eden kimselerdir. Vallahi ortalıkta öyle insanlar var ki kendilerini helalden tu tuyorlar, fakat haramı hiç terk etmiyorlar. Allah'ın gazabı daima onların Üzerine olacaktır.
Kuşeyri de bu konuda şunları söyler: "Seyahat edenler", Allah'tan başkası ile birlikte olmaktan saim (oruçlu), Allah'tan yine Allah ile yeti- nen ve iktifa eden kimselerdir.
et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de denilir ki "Seyahat edenler," kendile- rini Allah'tan alıkoyan şeyleri terk ederek Allah'a doğru seyr edenlerdir (seyr ilallah).
Ata demiştir ki: "Seyahat edenler"den maksad Allah yolunda ci- had eden gazilerdir. Onlar, käfirlerin diyarına ulaşıncaya kadar pek çok menzil ve merhale kat'ederler ve karşılaştıkları kâfirlerle Allah yolunda
savaşırlar
İkrime der ki: Onlar, ilim tahsili için bir yerden diğerine seyahat eden ilim talibleridir. Nitekim Cabir (r.a.), tek bir hadis için Medine'den Mısır'a yolculuk yapmıştır. Bu yüzden bir kimse seyahat yapmadıkça (ilimde) kânıl sayılmaz, hicret etmeden de maksuduna ulamaz.
Alimler demişlerdir ki: İttibā silsilesiyle kendisine ulaştığı, kalbindeki perdeyi açan bir üstâzı olmayan herkes, bu yolda babası olmayan bir to- run, nesebi olmayan bir evlatlık durumundadır.
Namazda "rükü edenler, secde edenler" Namazdan kinaye olarak rüků ve secdenin zikredilmesi, onlarda ibadet yönünün namazın diğer rü künlerine nisbetle daha belirgin olmasındandır. Çünkü namazın rükünle rinden olan kıyam ve kuûd, insanlar tarafından namaz dışında da âdet olduğu üzere yerine getirilir. Rükü ve secde ise farklıdır. Onlar insanların tabi olarak yaptıklan hål ve hareketler değil, ancak ibådet kasdıyla yap tıkları hal ve hareketlerdir. Dolayısıyla bu iki rukün, namaza mahsus ol ma yönünden namazın diğer rukünlerine göre üstünlüğe sahiptir.
Kuşeyri der ki: "Rükû edenler," tecelli kudretinin altında sönüp sakinleşmek süretiyle bütün hallerinde Allah'a boyun eğenlerdir. Bir ha
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11 بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06 İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Ravi: Hz. Saad (r.a.) Sayfa: 399 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel16 Şubat 2020 08:31
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
DOĞRULUK
YanıtlaSilİnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12
Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
Derin Devlet var mı?
YanıtlaSil-Derin Devlet var.
Bir daha söylüyorum var.
-ortaya çıkarsana!
-Kolaysa sen ortaya çıkar.
şimdiye kadar yokmuydu!
İMTİHAN
YanıtlaSilDin bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)
307:24. Söz 3.dal, 1. asıl
Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.
Söz 4. esas, 3. mesele
İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua
İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.
Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.
MAL İNAT
Hodgamlık, hodbinlik hod
Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
İsmail Mutlu
sy. 310.
YANITLASİL
yuksel5 Haziran 2024 23:55
٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
Ramuz ul Ehadis
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Pamuk Yayınları
cilt.. 1.sy.174.
KISSALAR VE HİSSELER
YanıtlaSil"Devletim yıkılır mı?"
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32
Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35
oscar Yayınları
sy. 217.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSil"Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:00
keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01
kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."
Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
1. Cahil en büyük kötülüğü kendine yapar. 2. Akıllı düşman dan değil, cahil dosttan kork.
YanıtlaSil3. Akılları pazara çıkarmışlar, cahil yine kendi aklını almış.
4. Akıllı insan tez ihtiyarlar (çok düşündüğünden)
5. Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler 6. Aklını eşeğe verme, çeker arpa tarlasına
7. Aklınla gör, kalbinle işit.
8. Cahil inatçı olur, merkep gibi, inadından yorulmaz.
9. Cahilin iddiası, alimi kocatır.
10. Cahil olduğunu bilen, cahilliğini bırakmaya çalışır.
11. Cahil kalmamak için alimi görmek gerekir.
12. Cahil sana saray verse alma, başına yıkar.
13. Cahile "en büyük alim kim" demişler, "tabiki benim" demiş.
14. Kın, kıskançlık, cahilde yuva yapar.
15. Cahile cahilliğini göster, kendin kör ol.
a
1
Ocak 1987/R.Ahir-C.Evvel 1407/Mektup 7
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 250 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02
Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03
Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06
Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür.
Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07
Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 361 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08
İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.)
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Devlet İdaresi 609
YanıtlaSilansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21
610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
bu ayet mensuhtur
Cüz: 7 Sure: 6
YanıtlaSilRUHU'L-FURKAN
En'am Suresi
Ayet: 106
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:39
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:40
RÛHU'L - FURKĀN TEFSİRİ
Hazrat-ü Mevlânâ eş-Şeyh Mahmud en-Nakşibendî el-Müceddidî el-Hâlidî el-Ûfî (Kuddise Sirruhû)
Ahıska
yayınevi
cilt. 11.
sy.111.
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
YanıtlaSilHerkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:46
DERİN DEVLET
Devletin Gizli İradeleri
ATİLLA AKAR
Röportaj: Murat Kaplan
BEYAZ
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:48
siyah beyaz
sy. 204.
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
YanıtlaSiligfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
cerbeze... Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizleme.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Okuma Parçası 8: Echelon
YanıtlaSilBektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm
zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite
HADİS MEALİ
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>
Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?
ey Allah'ın elçisi.>>>>
Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:
1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.
2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.
3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.
4 Erkeğin karısına emir kulu olması.
5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.
6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.
7 Babaya karşı cefa edilmesi.
8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.
9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci
10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.
11 İçki içmenin yayılması.
12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda
13 Şarkıcı kadınların türemesi.
14 Şarkı âletlerinin türemesi.
15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.
İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.
Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,
Kitabül Fiten Hadis: 2210
YanıtlaSil
yuksel28 Ağustos 2024 08:44
SUR
Sayı 25
Nisan 1978
10 TL
zamanın milbim şahıslan
İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ
DECCAL
HADİS MEALİ
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>
Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?
ey Allah'ın elçisi.>>>>
Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:
1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.
2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.
3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.
4 Erkeğin karısına emir kulu olması.
5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.
6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.
7 Babaya karşı cefa edilmesi.
8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.
9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci
10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.
11 İçki içmenin yayılması.
12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda
13 Şarkıcı kadınların türemesi.
14 Şarkı âletlerinin türemesi.
15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.
İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.
Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,
Kitabül Fiten Hadis: 2210
YanıtlaSil
yuksel28 Ağustos 2024 08:44
SUR
Sayı 25
Nisan 1978
10 TL
zamanın milbim şahıslan
İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ
DECCAL
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilnuna yaklaşılan günlerde terörizm tehlikesi ABD gündeminin en tehlikeli sorunu olduğu kanaatine varılmıştı. Hatta Usame Bin Ladin bir konuşmasında Amerikalıla ra görüldüğü yerde saldırılmasının gerekliliği konusunda bir "fetva" vermiş ve sa- ra görüldüğü vepraklarına yaymak konusunda koguleri nukleer starte vaşı Amerika tour konuşma yapmıştı. İstihbaratteniyle deresalar ile ilg Peknoloji transferi, ticari istihbarat ve değişen tehdit nedeniyle devlet dışı aktörlere teknoloji transouk Savaş sonrası dönemi zain içine gir odaklanda HUMINT yeteneğini önemli ölçüde artırma gayreti içine girmiş, çeşitli savaş desteği rolleri için bölge operasyonlarına operatörler sağlamış ve Afganistan, Irak Filipinler, Yemen, Gürcistan gibi ülkelere özel kuvvet askerleri ile birlikte gö rev yapacak terörle mücadele personeli görevlendirmiştir.
Stratejik Sürpriz
20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19, yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21. yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devletin ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birliklerin konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa süre de yapılabilir bir hale geldi.
Stratejik sürprizlere uğramak, sadece istihbaratçıların bilgi verme ve uyarı sin-
yallerinin eksikliğine bağlanamaz. Analiz ve bu bilgilerin bürokraside kabul görme- si ile ilgili süreçler de önemlidir. İstihbaratçının metodolojik sorunları ve algılama problemleri yanında organizasyonel ve bürokratik nedenlerle bu değerlendirmele rin kabul görme sorunu da ele alınmalıdır. İstihbaratçı topladığı bilgileri temel ola- rak ikiye ayırır, doğrular ve yanlışlar ya da istihbarat jargonu ile sinyaller ve gürül tüler, Söz konusu olan stratejik sürpriz ise aldatmalar zaten her şeyi karmaşık ha le getirir. Aldatma ve belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda en azından kısa dö nemli olarak hemen her bilginin yanında bir soru işareti vardır. Bu yüzden analitik
Elanor Hill, Joint Inquiry Staff Statement, Part I, (September 18), 2002, 9. http://fas.org/irp/congress/2002_hr/091802hill.html
Michael Howard, War in European History, Oxford University Press, (New York, 1979), Chs.5-7.5 Roberta Wohlstetter, Pearl Harbor: Warning and Decision, Standford University Press, (Stanford. 1962), 336-8.
"Donald Daniel and Katherine Herbig (Eds), Strategic Military Deception, Pergamon, (New York.
1982), 10.
-66-
parça parça, çektire çektire, hayatın zorluklarıyla eze eze öldürmek de kaatillik değil midir?
YanıtlaSilİnsanımızı bu idrâkle yetiştirmedikçe, küçücük menfaat grupları büyük kitlelerin hayatlariyle oyna- maya devam edeceklerdir. Ama insanımızı İslâmî haslet- lerle bezeyerek, tezyin ederek yetiştirecek, devlet, hani?
Bu sağlanmadıkça insanımız birbirinin ya kurdu veya put'u olmaya devam edecektir.
(11.9.1946)
ALTINCI OTURUM / 433
YanıtlaSilJusa Sultan'ı ziyaret incelemelerim, yirmi beş sayfa kadardır (Sayfa: 25-50 de). Istan bul gazetelerinde; Yeni Gazete'de, Bektaşilik ve Alevilik konusunda, 20 Haziran 196'dan itibaren iki ay kadar süren bir seri yazım yayımlandı. Yine Yeni Gazete'de "Hacı Bektaş Veli ve Milli Birlik" başlıklı yazım yayımlandı: 16 Ağustos 1967'de, Hacı bektaş ilçesinde yapılan anma törenlerindeki konuşmam da, gazetenin aynı günkü 960 nolu nüshası, birinci sayfa, 3-6. sütununda yayımlandı. İstanbul Günaydın Gaze- tesi'nde, 29 Ocak 1977 Pazar günü başlayan ve dört aya yakın bir süre devam eden seni yazılarım yayımlandı. Ayrıca "Türkçe İnsan Adları" adlı eserim baskıya hazırdır."
1997 Regaib Kandili gecesi "Hakk'a yürüdüğü" belirtilmektedir.
Kur'an-ı Kerim (Türkçe-şiir):
Doç. Dr. Bedri Noyan manzum bir meâl yazma sebebi ve meâli hakkında yine Ay- han Aydın'la yaptığı söyleşide ve Meâlinin ön sözünde bu konuda şunları söylemekte- dir
"Kur'an'ın Türkçe olması ve duaların da Türkçe ayetlerle yapılması taraftarıydım. Zaten Kur'an'da da birkaç defa, "Bunu Araplara Arap diliyle indirdim ki, okuyup anlayarak, ona göre iş işlesinler" denilmektedir. Demek ki her Müslüman millet, Kur'an'ı kendi di- liyle okumalıdır. Bu nedenle manzum Türkçe Kur'an, okuyanlarca çok tutuldu.
Istanbul Ticaret ve İktisad Mekteb-i Alisi'nin, Pera Palas Salonunda, 16 Ocak 1937 Cumartesi günü düzenlenen çayına, Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi olarak arkadaşla- nmla gitmiş, yüce Atatürk'le birlikte, bir yerde olmanın mutluluğuna da ilk kez orada emiştim.
O gün Atatürk'ün yanında İsmet İnönü, Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras, Is- mail Müştak Mayakon ve isimlerini hatırlayamadığım diğer zevat vardı. Aynı gün İs met İnönü, Dr. Aras'ı Hatay Sorununun tartışılacağı Cenevre'ye yolcu edip tekrar ya- nımıza dönmüştü.
bat 1962 tarihli sayısında yayınlamıştım. O gün Atatürk, Mehmet Akif'i Kur'an-ı Ke- Atatürk, biz gençlerle çeşitli konular üzerinde konuştu. Bu anımı "Mehmet Akif ve ile derkeit derneği'nin aylık şilik, avans olarak, on bin lira ödediğini anlattıktan sonra: O'na bu işi yapmasına kar
yeğleyerek Mısır'a gitti. Yine orada da kendisiyle ilgilendim. İlk zamanlar bu işi henüz bitirememişti. Sonradan bunun tamamlandığını öğrendik. Bundan evvelki gelişinde kendisine yaverimi göndererek bunu istettim. Akif: bende değil, birisine verdim, on- dadır" demis. Tekrar haber yollayarak: "Siz kime verdinizse bize onu söyleyiniz, biz o 2Bk. Ayhan Aydin, Doç
A Burada her ikisini birleştirerek vermekteyiz. 3 Taha Akyol, agm. . Dr. Bedri Noyan, www.alewiten.com/noyan.htm.
ALTINCI OTURUM/435
YanıtlaSilBu yapıtla Kur'an-ı Kerim'in Türkçe'sini çok isteyen büyük Atatürk'ün köklü bir is- teğini yerine getirmiş oluyorum. Bunu yine o büyük kurtarıcının kurduğu Türkiye Cumhunyeti'nin ellinci yılında gerçekleştirmiş olmakla bahtiyarım. Büyük kurtancı Ala- türk'e Tanrı'dan rahmetler diliyorum."s
B. Kur'an-ı Kerim Hakkında:
Doç. Dr. Bedri Noyan'ın Kur'an-ı Kerim (Türkçe-Şiir), adlı bu çevirisi, Ardıç ya yınlan tarafından yayınlanmıştır. Toplam XVIII (İçindekiler ve ön söz)+766 sayfadır. Ön sözde de belirttiği gibi eserine uzun bir giriş yazmıştır.
"Kur'an-ı Kerim Hakkında" başlığı altında geniş bir giriş yazmıştır.
Girişte: Kur'an nedir? (s.1-5), Ilk ve Son Ayetler (s.5), Ayetlerın Bölünüşü ve Sa- yılan (s.6-7), Kur'an Dili (s.12-13), Kur'an'da Temel İnanışlar (s.13-14), Ahirete Inan (14), Din Kardeşliği İslâm Kardeşliği (s.14-15), Kur'an'ın Ahlaka İlişkin Öğütleri (15), Kur'an nasıl Toplandı (s.16-20), Kur'an'ın Yayılması (s.20-22), Yabancı Dilde Baskılı Kur'anlar (s.22-25), Kur'an Hakkında Yabancılaın Söylediklen (s.25-27), Iba det-Türkçe Kur'an ve Türkçe İbadet (s.27-28), Türkçe Kur'an ve İbadet (s.28-32) bay Milan altında zikredilen konular hakkında görüşlerini dile getirmişlerdir. Daha sonra gi- na bölumüyle ilgili bibliyografyasını sıralamıştır(s. 3 sıralamıştır(s.34). Bunun ardından da alfabetik Ko-
nu Indeksi (s.35-47) ve Sözlük (s.48-55) yer almaktadır. Manzum Kur'an tercümesi
57. sayfadan başlayıp 720. sayfada sona ermektedir. Tamamı 10,293 beyittir. 721-
766 arasında ise sürelere ait dipnotlar yer almaktadır.
Burada yukarda belirttiğimiz konular hakkında ki görüşlerinden bazı örnekler sun- manın faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Kur'an nedir? sorusunu şöyle cevaplamıştır. "Kur'an, Tek tanrılı
dinlerin sonuncusu, kuşkusuz en iyisi ve olgunu olan Müslü manlığın kutsal kitabıdır. Ona "Bütün İnsanlığın Kutsal Kitabı" da dense, yeridir... Kur'an, bütün insanlığın barış, dinginlik, sevgi ve İyilik içinde oluşu duygusunu gerçekleştiren bir kutsal kitaptır."
Daha sonra Kur'an'ın isimlerinden, sürelerinden, cüz ve hiziplerinden bahsetmiş, devamla: "Kur'an ayeden Hz. Peygamber tarafından, derhal yazdınımakta ve sonra lenmekteydi. Bu nedenle günümüze kadar değişmeden gelmiştir." dedikten sonra: Yalnız, özellikle nedenle günümüzez Ali'den bahseden ayetlerin, peygame bu Furmanlan tarafından, exstillidigi, kurvetle söylenmiştir." sözlerini eklemiş ve bu du uncesini değrafından, eksiltildiği, kumiste dile getirmiştir. Örneğin: "Kutsal kitaplar Kinde, oldiisik çeşitle vesilelerle, girişte dar gelmiş olan yegane hazine, Kuraner kermdir. Eldu gibi saklanarak gündimize yoktur." dedikten sonra: "Ama bazı ayetler kaybedilmiştir." demektedir.
5 Bk. Ayhan Aydın. Göst yer. On söz. XVII-XVIII
• DIYANET SLENI
YanıtlaSilDİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YAYINLARI
DÜZENLEYEN
KUR'AN MEÂLLERİ
SEMPOZYUMU
-eleştiriler ve öneriler-
(I)
24-26 Nisan 2003
İZMİR
Diyanet İşleri Başkanlığı & Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
ANKARA-2007
Zikirde "Lâ ilâhe illallah" dan, dualarda "istiğfar" dan efdali yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 382 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
٢٦٤٢ - الصَّفْرَةُ خِصَابُ الْمُؤْمِن وَالْحُمْرَةُ خِصَابُ الْمُسْلِمِ وَالسَّواد
YanıtlaSilخِضَابُ الْكَافِرِ" (طب ك وتعقب عن ابن عمر)
2642- San renk mu'minın boyasıdır, kırmızı renk müslümanın boyasıdır, siyah renkten hazer et (çünkü o) kafirin boyasıdır.
٢٦٤٣ - الصَّلَاةُ فِي جَمَاعَةٍ تَعْدُلُ خَمْسًا وَعِشْرِينَ صَلَاةً فَإِذَا صَلَاهَا فِي
AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
YanıtlaSilراموز الاحاديث
RAMUZ'UL EHADİS
HADİS ANSİKLOPEDİSİ
1. CİLD
PAMUK YAYINCILIK
Dininizden ilk kaybedeceğiniz şey emanet, sonra da namazdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 158 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Kulun, kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği şey namazdır. Eğer onu tamamlamışsa onun için "Tam" diye yazılır. Eğer tamamlamamışsa, Aziz ve Celil olan Allah Meleklerine şöyle buyurur: "Bakın bakalım, kulumun farzlarını tamamlayacağınız nafile ibadetinden bir şey bulacak mısınız?" Sonra Zekat da böyledir. Sonra diğer ameller de bu şekilde ele alınır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Temim ed-Derda (r.a.)
Sayfa: 158 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
(Namaz için) vaktin evveli Allah'ın rızası, vaktin ortası Allah'ın rahmeti ve vaktin sonu ise Allah'ın affıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbrahim İbni Abdilmelik (r.a.)
Sayfa: 158 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
öncekilere uygulanan yasalardan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın yasalarında asla bir değişme bulamazsın; Allah'ın yasalarında asla bir sapma da bulamazsın."
YanıtlaSil(Fatır, 35/43.)
...Her kim İslam'da kötü bir çığır açarsa o kimseye açtığı çığırın günahı yükletildiği gibi kendisinden sonra o yoldan gidenlerin de günahı yük- letilir... (Müslim, Zekat 69)
YanıtlaSilKÖTÜ ÇIĞIR AÇANLARIN AKIBETİ
Bidat, "daha önce benzeri bulunmayıp sonradan ortaya çıkan (muhdes) şey" anlamına gelir. Dinî mahiyette görülen amel ve davranışlardan baş- ka günlük hayatla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan yeni fikir, uygulama ve âdetler; "sonradan ortaya konan dinî görünümlü yol" bidat sayılmıştır. Peygamberimiz (sas), İslam'da güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açana o çı- ğıra uyanlar bulunduğu sürece sevap verileceğini, kötü bir çığır (sünnet-i seyyie) açana da aynı şekilde günah yazılacağını ifade etmiştir (Buhari, Terûvih, 1). Kur'an'ı bir mushafta toplamak, teravih namazını cemaatle kılmak, minare ve medrese inşa etmek iyi bidate, kabirlerin üzerine türbe yapmak ve bu- ralara mum dikmek de kötü bidate örnek olarak gösterilebilir. Hadislerde reddedilen kötü bidattir. Şafiî fakihlerinden İzzeddin b. Abdüsselâm daha da ileri giderek bidati mükellefin fiillerine paralel olarak vacip, mendup, mübah, mekruh, haram olmak üzere beşe ayırmaktadır.
Ver o misvağı bana!" dedim. O da verdi. Dişlerimle kemirip yome Buhari başı göğsüme yaslı vaziyette onunla dişlerini misvakladı." azl 83, Vudu 45. Ezan 39, 46, 47, 51, 67, 68, 70, Hibe 14. Humus 4. Enbiya 19, T Prisam 5; Müslim, Salat 90, (418); Tirmizi, Cenaiz 8, (978, 979); Nesai, Cenaiz 6, 4.6. lah,
YanıtlaSilKÜTÜB-İ SİTTE
15
544 ه - وعنها رضي الله عنها قالت: [ كَانَ النَّبِيُّ : حتى يرى يَقُولُ وَهُوَ صَحِيحٌ لَنْ يُقبض مِنَ الْجَنَّةِ، ثُمَّ يُحْيا أَوْ يُخَيَّرُ. مقعده . فلما نزل به، ورأيته على بني غشِي عَلَيْهِ، ثُمَّ أَفَاقَ فَأَشْخَصَ بَصَرَهُ إِلَى سَقْفِ البَيْتِ ثُمَّ قَالَ الهُمْ فِي ارنَا ، وَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَدِيثُ الَّذِي كَانَ يُحَدِّثَنَا بِهِ انين الأعلى، قُلْتُ: إِذَنْ لَا يَخْتَارُنَا،
L
فكانت تلك آخر كلمة : تكلم بها : اللهم في ا اهر صحیح الرفيق الأعلى ). أخرجه
ثلاثة والترمذي .
الرفيق الأعلى ) هم النبيون الذين يسكنون أعلا العليين.
5. (5405)- Yine Hz. Aişe (radıyallahu anhå) anlatıyor: "Resulullah ( aleyhissalātu vesselâm), sıhhati yerinde iken şöyle diyordu:
"Hiçbir peygamber, cennetteki makamını görmeden kabzedilma Bundan sonra hayatı devam ettirilir veya öbür dünyaya gitme hususunda muhayyer bırakılır."
Aleyhissalātu vesselâm hastalandığı zaman O'nu, (başı) dizimi üstünde baygın vaziyette gördüm. Bir ara kendine geldi. Gözlerini esi tavanına dikti ve sonra: "Ey Allahım Refik-i A'la'da (bulunmayı tercih ederim)" dedi. Bu sözü işitince ben (kendi kendime): "Demek ki (makam Eistenidi) ve bizimle olmayı tercih etmiyor" dedim. Bunun, sıhhatlike be style input hadis oldugun debir peygamber cennet makamını görmeden kabzedilmez, sonra yaşamaya devam veya obit dünyaya gitme hususunda
muhayyer bırakılır."] Resulullah (aleyhissalātu vesselâm)'in telaffuz ettiği son söz: "Al- makamında bulunan peygamberler cemaatidir). (Buhârî, Megazi 83, 84, Tefsir, lahım, Refik-i A'la'da" cümlesi oldu." (Refik-i Ala: Cennetin en yüksek Nisa 13, Marda 19, Da'avat 29, Rikak 41; Müslim, Fezail 87. (2444); Muvatta, Cenaiz 46 (1, 238, 239); Tirmizi, Da'avat 77, (3490).]
7- وعن
ن عباس رضي الله عنهما قال : ( لَمَّا حُضِرَ النَّبِيُّ ﷺ وَفِي الْبَيْتِ رِجَالٌ،
15. CİLT
YanıtlaSilRESULULLAH (A.S.M.)'IN VEFATI
67
فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ اللهِ : هَلُمُوا أَكْتُبُ لَكُمْ كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ. قَالَ عُمَرُ : إِنَّ رَسُولَ اللهِ ﷺ قَدْ غَلَبَهُ الْوَجَعُ، وَعِنْدَكُمُ الْقُرْآنُ حَسَبُكُمْ كِتَابُ اللَّهِ، فَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْبَيْتِ. فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ: قَرِبُوا يَكْتُبُ لَكُمْ رسُولُ الله ، ومنهم من ! يَقُولُ مَا قَالَ عُمَرُ. فَلَمَّا أكثروا اللغط والإخ والاختلاف، قال : قُومُوا عَنِّى ولا ينبغي . عندي التنازع، فخرج ابن - عباس رضي الله عنهما وهو يَقُولُ : إِنَّ الرَّزِيَّةَ كُلُّ الرَّزِيَّةِ مَا حَالَ بينَ رَسُولِ الله الله وبين كتابه ] . أخرجه الشيحان.
الرزية المصيبة .
6. (5406)- İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalātu vesselâm) muhtazar (ölmeye yakın) iken evde bir kısım er- kekler vardı. Bunlardan biri de Ömer İbnu'l-Hattab (radıyallahu anh) idi. Resulullah (aleyhissalātu vesselâm):
"Gelin, size bir şey (vasiyet) yazayım da bundan sonra dalalete düşmeyin!" buyurdular. Hz. Ömer:
"Resulullah (aleyhissalātu vesselâmľa ızdırap galebe çalmış olmalı. Yanınızda Kur'an var, Allah'ın kitabı sizlere yeterlidir" dedi. Oradakiler aralarında ihtilafa düştü. Kimisi: "Yaklaşın, Resulullah (aleyhissalâtu vesseläm) size vasiyet yazsın!" diyor, kimi de Hz. Ömer (radıyallahu anh/in sözünü tekrar ediyordu.
Gürültü ve ihtilaf artınca, (aleyhissalātu vesselâm):
"Yanımdan kalkın, yanımda münakaşa caiz değildir!" buyurdu. Bu- nun üzerine İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ): "En büyük musibet, Re- sulullah (aleyhissalatu vesselâm)'la onun vasiyeti arasına girip engel ol- maktır!" diyerek çıktı." [Buhari, Megazi 83, İlm 39, Cihad 176, Cizye 6, Itisam 26;
Müslim, Vasiyye 22, (1637).)
الكرب - وعن أنس رضي الله عنه قال [ : لَمَّا حُضِرَ النَّبِيُّ ﷺ جعل يتعشاها 5407 فقَالَتْ فَاطِمَةُ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا : وَاكَرْبَ أَبَاهُ ، فَقَالَ لَهَا : لَيْسَ عَلَى أبيك كرب بعد فَلَمَّا مَاتَ قَالَتْ : يا أبتاه، أجاب ربَّا دَعَاهُ. يَا أَبَتاهُ، مَنْ منْ جَنَّةُ الفردوس مأواه اليوم.
يَا أَبَتاهُ، إِلى جِبْرِيلَ نَنْعَاهُ، فَلَمَّا دُفِنَ، قَالَتْ: يَا أَنَسُ كَيْفَ طَابَتْ أَنفُسُكُمْ أَن
Prof. Dr. İbrahim CANAN
YanıtlaSilHADİS ANSİKLOPEDİSİ
KÜTÜB-İ SİTTE
15. CİLT
AKCAG
Yalanın hepsi kaydolur. Müslümanın başından bir musibet defeden veya iyilik getiren yalan müstesna.
YanıtlaSilRavi: Hz. Sevban (r.a.)
Sayfa: 229 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Allah ( z.c.hz)'ne tevbekar gençten daha sevgili, isyanda devam eden ihtiyardan daha menhus ve sevaplar içinde de Cuma günü ve gecesinde yapılandan sevgili, günahlar içinde de yine Cuma günü ve gecesinde işlenilenden daha menfuru yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Selman (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSil335
"Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın, "94 Şunu iyi bil ki, kıyamet günü seni güzel amellerden başkası kurtaramaz.
Besmelenin Fazileti
A'ta, Cabir b. Abdullah'ın (ra) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bismillahirrahmanirrahim nazil olunca, bulut doğuya çekildi. Sert
esan rüzgâr sakinleşti, denizler coştu. Hayvanlar kulak verip dinlemeye başladılar. Şeytanlar gökten atılarak
lovuldu. Allah (cc), izzeti üzerine şunlara yemin etti:
Adı hangi hastaya okunsa ona şifa olacak. Yine adı ne üzerine okunsa unda uğur ve bereket olacak. Bir kimse "Bismillahirrahmanirrahim" okursa, o cennete girecek. "95
Ebu Vail, Abdullah İbni Mesud'un (ra) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir kimse on dokuz cehennem zebanisinin şerrinden kurtulmak istiyorsa "Bismillahirrahmanirrahim" desin. Besmele on dokuz harften meydana
gelmektedir. Allah (cc), onun her bir harfinden dolayı, okuyanı koruması için bir kalkan yaratır. "96 Tavus'un İbn-i Abbas'tan (ra) rivayet ettiğine göre, Osman b. Affan (ra)
Hz. Peygamber'den (sav) şöyle buyurmuştur: "O Aziz ve Celil olan Allah'ın isimlerinden bir isimdir. İsmi azam
lle anun arasındaki yakınlık, gözün karası ile beyazı arasındaki yakınlık kadardır. "97
Enes b. Malik'ten (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle bu yurmuştur:
Bir kimse üzerinde 'Bismillahirrahmanirrahim' yazan bir kâğıdı yazılır. Ana babası müşriklerden olsa bile, azapları hafifletilir. "98 kirlenmemesi স İçin saygıyla yerden kaldırırsa, Allah katında sıddıklardan
Kehf Süresi, 110.
Tedrību'r Ravi, 1/53. ed-Dürrü'l-Mensür
, 1/9. el-Hakim, 1/552.
ellelul-Mütenahiye, 1/81
336
YanıtlaSilGunyet'üt-Talibin
Denilmiştir ki: Laneti İblis'in şu üç
yerde ağlayıp sızladığı ve her şeyden mahrum kaldığı başka bir yer görülmemiştir. 1- Lanete uğrayıp da melekler arasından semadan atıldığı zaman.
2- Hz. Peygamber (sav) dünyaya geldiği zaman.
3- Başında "Bismillahirrahmanirrahim" bulunan Fatiha Sûresi in-
dirildiği zaman.99
Salim b. Ca'd Hz. Ali'nin (ra) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bismillahirrahmanirrahim" nazil olduğu zaman, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu.
"Ademe indirilen ilk ayet budur." Adem dedi ki: "Bunu okumaya devam ettikleri sürece, zürriyetim azaptan emin olur." Sonra bu ayet-i kerime kaldınldı. Daha sonra İbrahim Halil (as)'e indirildi. O da man- cınıkta iken bunu okudu. Allah (cc) da ateşi serin ve selamet kıldı. Ibrahim'den sonra yine kaldırıldı. Sonra Süleyman'a (as) indirildi. O zaman yanındaki melekler ona şöyle dediler: "Ey Süleyman şimdi, Allah İçin mülkün tamam oldu." Süleyman'dan sonra yine kalktı. Ve Allah (cc) bana indirdi. Kıyamet günü ummetim 'Bismillahirrahmanirrahim diyerek gelecek. Onların amelleri mizana konulunca, hasenatı daha ağır gelir. Kitap veya mektup yazacağınız zaman, onu yazınız. Konuşmaya da onunla başlayınız."
Besmele'nin Fazileti
İkrime'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: salah in ilk yaratığı levthi mahfuz ve kalemdir. Allah (cc) kıyamete kadar
Cacaklar, kalerne lethi mahfuz üzerine yanlendie Allah. Onun levhi mahfuz ayeti okuduklan sürece, kullanna bir güvence kıldı. Bu vedi kat sema ehlinin Üzerine yazdığı ilk şey şudur: "Bismillahirrahmanirrahim. okuduğudur En üst safhada bulunanlar. Mecid olan Allah'ın perdedarlan Kerrubiyyun melekleri, sal tutan melekler, tesbih edenler bunu okurlar. Adem'e (as) ilk inen ayettir. Adem (as) söyle dedi: "Zurriyetim bunu okuduklan stürece, azaptan emin olurlar." "Allah (cc) bu
ed-Dürrü'l-Mensür, 1/5
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSilkerimesi hakkı için." Bir kimseyi ki, cennet kendisine çağırırsa, o kimse cennete girmek vacip olur" Resülullah (sav) Efendimiz, bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:
"Başında, 'Bismillahirrahmanirrahim.' ayet-i kerimesi bulunan bir dua geri çevrilmez."
Resûlullah (sav) başka bir hadiste şöyle buyurdu:
"Ümmetim, kıyamet gunu geldikleri zaman; dillerinde, 'Bismillahir- rahmanirrahim...'ayet-i kerimesi olacaktır. Terazide onların iyilikleri ağır gelecektir. Bunu gören diğer ümmetler soracaklar: "Muhammed ümmetinin İyilik gözlerinin ağır gelmesine sebep nedir?" Peygamberler, ümmetlerine şöyle diyecekler: "Bu, Muhammed ummetinin sözlerinin başında Yüce Allah'ın isimlerinden üç isim vardır: Besmele terazinin bir gözüne konsa, tüm halkın günahları da bir gözune konsa, Besmele hürmetine iyilik tarafı ağır basar."
Allah (cc), bu ayet-i kerimeyi her hastalığa şifa olarak göndermiştır Yapılan her ilaçta da bu ayet-i kerime bir yardımcıdır. Allah (cc), bu ayet-i kerimeyi
cehenneme karşı bir kalkan kılmıştır. Bu ayet-i kerimeyi okumaya devam edenler, yere batmaktan, çirkinleş- melenden, iftiradan emin olurlar.
Besmelenin Açıklaması "Bismillah..." (üzerinde duralım...
Atryye Ufi ve Ebu Said el-Hudri (ra) yolu ile gelen rivayette, Resûlullah (sav) Elendimiz şöyle buyurdu:
Meryem, oğlu İsa'yı bir şeyler öğrenmesi için mektebe yolladı. Hocası:
-Bismillahirrahmanirrahim, casina diyerek oku, deyince, İsa Aleyhisselâm, ho-
"Bismillah ne demektir? Diye sordu.
Hocası:
Anlamam, dedi.
Bunun üzerine, İsa (as) şöyle anlattı:
allbin
YanıtlaSil340
Allah'ın üstünlüğünü, değerini, bahasını, 'Sin' harfi Yüce Allah'ın yüceliğini belirtir; 'Mim' harfi dahi, Yüce Allah'ın mülklerini Ba harfi, Yüce
söyler, "101
Ebu Bekir Verrak şöyle anlattı:
"Bamilah, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Bunda her harfin kendisine göre yorumu vardır."
"Ba" Harfi Altı Şekilde Yorumlanmaktadır
1- 'Bari' manasını ifade eder. Şunu ifade eder: Yerin çekirdek nokta sından, ta arşa kadar halkını yaratandır, var edendir.
Bunun açık beyanı şu ayet-i kerimede gelmiştir:
"O'dur Halik ve Baki Allah..."102
Yani; yerin en dip noktasından ta arşa kadar her şeyi yaratan, var edendir.
2- 'Basir' manasını taşır ki, şu demeğe gelir: Allah halkını görür. Yerin derinliğinden ta arşa kadar. Bu manada, Allah (cc) şöyle buyurdu: "Allah yaptıklarını görür."103
3- 'Būsit' manasına gelir ki, şu demektir: Allah, yerin dibinden tå arşa kadar tüm halkının nzkını verir. Bunun daha açık manası şu âyet-i kerimede vardır:
"Allah, dilediğinin rızkını bol verdiği gibi, kısar da.”104 14 'Biki' manasını ifade eder. Şu demektir: Yerin dibinden ta arşın yüksekliğine kadar tüm halkı yok olduktan sonra, Allah'ın zatı kalır.
Bunun daha açık manası şu ayet-i kerimede vardır: "Yeryüzünde her ne
var ise, fani olacak: Celal ve İkram sahibi Rabbinin yüzü baki kalacak. "105 5- 'Bais' manasını
anlatır. Sunu ifade eder: Allah (cc), yerin dibindekiler- den ta arsa kadar olan tüm yaptıklarının karşılığı 101
Taberi, 1/41-42 halkını öldükten sonra diriltecektir. Ta ki, onlara olarak sevap veya ceza vere...
Haş Süresi, 24. Bakara Süresi, 96.
Rahman Süresi, 26-27.
04 Ra'd Süresi, 26.
dülkadir Geylani
YanıtlaSil341
Bunun daha açık manasını, şu ayet-i kerimede buluruz:
"Allah, kabirdekileri diriltecektir. "106
6- 'Barr' manasına gelir ki, şu demektir: Yerin derinliğinden, ta arşa adar bütün mümin kullarına iyilik eder. Bunun delilini, şu ayet-i kerime de
buluruz:
İyiliği ve ihsanı bol merhametlidir. "107
"Sin" Harfinin Yorumu Beş Türlüdür
1- 'Semi' manasını ifade eder ki, şu manaya gelir: Allah (cc), yerin altından ta, arşa kadar olan tüm yarattıklaının seslerini duyar.
Bunun daha açık manası, şu ayet-i kerimede vardır:
"Onlar, öyle mi sanıyor ki, gizlice, fısıltı halinde konuştuklarını
biz duymuyoruz."108
2- 'Seyyid' manasını ifade eder. Açıklaması şudur: Yüce Allah her şe- yin sahibi ve efendisidir. Onun bu efendiliği ve sahipliği, arştan başlar; yerin derinliklerine kadar kim varsa, hepsinin üzerinde geçerlidir. Onun hiç kimseye ihtiyacı yoktur; yarattıklarının hepsi de O'na muhtaçtır.
Bu manada, Allah (cc) İhlas Sûresi'nde şöyle buyurdu: "
Allah Samed'dir..."109
Yani, hiç kimseye ihtiyacı yoktur.
3- 'Seri' manasına gelir. Şu demektir. Allah kullanının hesabını çabuk görür. Yerin derinliğinden, arşa kadar kim varsa, hepsinin hesabını tezce bitirir.
Bu manada, şu ayet-i kerime vardır:
ifade eder. Şu manaya gelir: Allah (cc), yerin de Mirliğinden itibaren anasına kadar yaratıklarının tümünü zulmetten selamete pikarandır.
Hac Süresi, 7
"Allah, hesabını çabuk yapandır. "110 4- 'Selâm' manasını
Tur Süresi, 28
100
Zuhruf Süresi, 80. thias Süresi, 2.
Nur Süresi, 39.
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSil345
"Leh" başından ikinci "Lam"ı da kaldırdığımız zaman, "H" kalır. "Hu" our (0, 'manasını taşır.)
Bu Yiice Allah ismi üzerinde, dil bilginleri, değişik görüş ileri sürdüler. Bunlardan Nadr b. Şümeyl'in görüşünü anlatalım. Dermiştir ki: "Bu isim, "Teellüh" kökünden gelmektedir ve şu manayı ifade eder: Bir şey adet edinip ibadet haline getirmek."
Anlatılan manadan şöyle den'r:
"Falanün, elehe ilheten..." Yani, falan kimse, bir ibadet meydana
getirdi
Bir başka zümre dahi, şöyle demiştir:
Bu, "Eleh" (veya "llah") kökünden gelmektedir ki, itimat manasını taşır.
Bu manadan olanlara şöyle denir:
"Elehet (Elehte) ilä fülanin elehen (veya ilahen)..." Yani, falan kimseye dayandı sığındı ve ona itimat etti. (Yahut ettin.)
Bunun daha açık manası şu demeye gelir:
Halk sızlanıp bir yere sığınır. O sığındıkdan makama tazarru edip yalva mrlar Bilhassa tehlikeli hadiselerde ve muhtaç bulundukları bir şeyde... O sığındıklan makan dahi, onlann ilâhı olur, kendilerini korur.
İşte, üstte anlatılan mana icabı olarak, Yüce Allah için, "İlah" tabiri kullanıldı. Nitekim kendisi ile işin bitmesi ve tamama ermesi olan kimseye de"Imam" tabiri kullanılır. Şöyle dendiği
de olur: "Ellbadü müellihune ileyhi..." (Yani, menfaat ve mazarrat işlerinde halk ona mecburen yönelirler.)
Tıpkı haline mağlup olup zorda kalan kimse gibi.
Ebu Amr b. Ala, " ilah" manası üzerine şöyle dedi:
"O, kendisine karşı leh düştüğün şeydir." Yani, hakkında şaşıp kaldığın ve bir türlü ona yol bulamadığın zat.
Östteki cümleleri manalandınp Yüce Halk'a verdiğimiz zaman şu mana
plan: Alkllann, O'nun sıfatının ve azametinin özünü bulmakla şaşıp kadığı, keyfiyetini kavramaktan yana aciz kaldığı zat. Ve bu zat lahir Böyle (dlah) söylenir. Nitekim mektup için "Kitap denir. Mahsup için dahi, "Hisap" denir.
346
YanıtlaSilGunyet'üt-Talibin
Müberid dedi ki: "Bu kelime (yani, "Eleh, llah") Arapçadır. Mesela "Elehte lå Jalanin..." dendiği zaman, şu mana çıkar: Sen falana yönelip sükümet bukdun... Iş bu manadan ötürü, yaratılmışlar, Yüce Allah'a sığınıp kalmak sureti ile onun varlığı ile sükünete erer ve bir manevi doyuma ulaşırlar. Nitekim bu manada, Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu:
"Evet, bilin ki, kalpler ancak Allah zikirle doyuma ulaşır, "12 Bazılan da şöyle demiştir: "Allah" lafza-i celălinin aslı "Veleh" kelimesi kökünden gelmektedir. "Veleh" demek ise şu manayadır: Kendisi için, çok değerli bir şeyi yitirip zayi etmekten dolayı aklın gitmesi.
Allah adı, üstte anlatılan manaya verilmiş gibidir. Zira kalpler, onun sevgisinden dalıp gitmektedirler. Onun zikri sırasında zatına iştiyak duyar, mustarip bir hal alırlar.
"İlâh" manasında denmiştir ki. O, "Muhtecep" (kapanmak), manasını ifade eder Şunun için ki, Araplar, bir şey kendilerine görünüp de sonradan onu gözlerinden kaybedince, şöyle derler: "Lähe." (Yani, "Kaybolup gitti.) Hatta bir gelin, örtünüp kapanıp gözden kaybolduğu zaman, şöyle der ler: "Lähet'il Arusü Televvehe Leuhen..." Yani, bir hal içinde kapandı, kaybolup gitti.
Yüce Allah için verilecek son mana şudur: O, delillerle alametlerle Ru bubryet şanında zahir olmaktadır. Keyfiyet (şekil) ciheti ile vehimlere kapalı durmaktadır.
Denilmiştir ki: "llah" manası, "müteäli..." (yüksek) manasınadır. Bu
manadan olarak, güneş yükseldiğinden ona, "lähe..." adını vermişlerdir. Denilmiştir ki: "İlah'ın manası, hiç bir ålete muhtaç olmadan yaratmak ve Sadh, manması üzerinde şöyle dendiği de olmuştur. Seyyid... (Efendi ve Sahip.)
"Rahmanirrahim" Lafızları Üzerine
demelerden bir cermat demiştir ki: Her iki lafız da aynı manaya gelir ki, Badamektir. Merhamet sahibi... Her ikisi de yuzea Allah in Zati sıfatların
Ra'd Süresi, 28.
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSil347
Denilmiştir ki: Her iki lafız da "cezayı hak edene ceza vermeyi bırakmak, jlüğe hak kazanmayana dahi iyilik ulaştırmak," anlamına gelir. Bu manaya göre, her iki lafız da fiili sıfatlardan olur.
Yukanda anlatılan iki zümre arasından bir grup ayrıldı ve şöyle dedi: "Rahman" şümullü bir mana taşır. O kadar ki, Yüce Allah'ın rahmetinin her şeyi kapsamına aldığının manasıdır. "Rahim", lafzı ise mertebe itibarı ile "Rahman"dan alttır.
Onlardan bazılan da şöyle demiştir. "Rahman," şu manayadır: Mümin ve kälir, iyi ve kötü ayırt edilmeden cümle halka ihsan edilmesi. Şöyle ki: Onları yaratmıştır; ızıklarını da verir. "Rahmetim, her şeyi kuşatmıştır."127 mealindeki ayet-i kerime de bu manayadır. Yani, "Rahman" manasını kap- samı içine alır.
"Rahim", lafzana gelince... Bu, bir başka özellik taşır. Şu manaya gelir: Özellikle dünyada iman, hidayet ve başarı vermek, âhirette ise zatını görme nimetine erdirmek.
Bu manada, Allah (cc) şöyle buyurdu: "Müminlere Rahim'dir."128
"Rahman," lafız olarak bu özelliği taşır; ama mana olarak çok kap- samlıdır.
"Rahim" lafza ise lafız olarak umumî bir mana taşımasına rağmen mana dlarak bir başka özelliğe sahiptir. Şöyle ki: "Rahman," Yüce Allah'a ait has simlerden olup, isim olarak bir başkasına verilemez.
Şu yoldan dahi, umumi bir mana taşır: "Bütün mevcudatı kapsamına alır, ama yaratma, nzıklandırma, fayda ve zararlan def etme" noktasında.... "Rahim
vardır. Zira bu mana, iyiliğe ve başarıya giden bir mana kapısı açar. " ise umumi bir lafızdır; mana yolu ile halkın da bu isme iştiraki
lion Abbas, het Julie venne söyle dedi: "Bunlar, biri diğerinden daha Incelik taşıyan
iki i isimdir."
Mücahid (ra) şöyle dedi: "Rahman," dünya ehline mahsustur; "Rahim"
Be ahiret ehline göredir." A'ral Süresi, 156.
Ahzab Süresi, 43.
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSilKendinden bir şey istenirse Ademoğlu kızar.
349
"Rahim", elemlerle sıkıntılarla ilgilidir. Sıkıntılan giderir.
"Rahman", daha ziyade, cehennem ateşine girmekten koruma anlamında
"Rahman", daha ziyade nimetlere dairdir; kullarına o yoldan nimet ihsan edip verir.
bir sıfattır. Nitekim bu manada, Allah (cc) şöyle buyurdu: "Siz, ateş çukurunun ucuna gelmişken, sizi ona düşmekten
korudu. "131
(a) şöyle buyurdu:
"Rahim" ise cennete girdirme anlamındadır. Nitekim bu manada, Allah
"Selâmetle, emniyet duygusu içinde cennete giriniz."132
Rahman" nefislere rahmet etmektir. "
"Rahim" kalplere rahmet vermektedir.
"Rahman" sıkıntıları giderir.
"Rahim" günahlan bağışlar.
"Rahman" yol gösterir.
"Rahim" korur ve başan ihsan eyler.
"Rahman" kulların geçimlerini sağlar.
"Rahim", kullann ahiret hayatlarını temin eder.
"Rahman" o zattır ki, merhamet eder, zaran gidermeye ve şeri def
etmeye güçlüdür. "Rahim" o zattır ki, nzık ihsan eder, kendi yemez, kullanına yedirir.
Allah (cc) şöyle buyurdu:
"Allah, rızık verendir, kuvvet sahibi metindir. 133 "Rahman" kendisine karşı geleni ezmeye hazırdır; "Rahim", zatırı tevhid
edene kanat gerer.
"Rahman" inkâr edene ceza keser, "Rahim", şükredene sevap yazar.
Ali Imran Süresi, 103. Hicr Süresi
, 46. Zariyst Süresi, 58.
Rahman" Onun dengi vardır' diyeni reddeder; "Rahim", "O tek essiz
YanıtlaSilBesmelenin Dinlemenin Fazileti
"Bismillah..." dediğin zaman, Allah'ın affını orada bulursun.
Burada dinlediğin besmele, okuyan kuldandır; var eden zattan dinle, gör nasıl olur?
Burada besmeleyi dinliyorsun; ama gamdasın. Susamış gönüllere su veren zattan dinlesen gam mı kalır?
Burada, besmeleyi dinlerken, vasıtalı olarak dinliyorsun; onu vasıtasız dinlemeye geç, gör neler olur?
Besmeleyi, şimdi bu aldatıcı dünya evinde dinlemektesin; sonsuz sürur yurdunda dinlemeye gir. Bak; o zaman neler bulursun?
Besmeleyi burada şeytan diyanında dinlemektesin; Rahman'ın yanında dinle ki, nelere erdiğini göresin.
ki Besmeleyi, şimdi bir zelil kuldan dinliyorsun; Melik ve Celil zattan dinle , neler olduğunu anlayasın
Burada anlatılan, Besmelenin bir haber lezzetidir, onu görme lezzeti nasıl olacak, anla!
Burada elde edilen mücahede ile alınan Besmelenin lezzetidir; müşahede alınan besmelenin lezzetinin nasıl olacağını düşün! Burada elde edilen Besmelenin açıklama tadıdır; ya onu gözle görme ile lezzeti nasıldır!
Burada Besmele, gizliden haber olarak anılatılıyor; karşı karşıya gelince nasıl bir lezzet duyulacağını
Besmelenin faziletleri
Bismillahı şöyle oku: "
var hesap eyle!
Bismillah"; O, zıtlan olmaktan yana şanı yücedir. " Bismillah"; O, dengi "
olmaktan yana münezzehtir.
"Bismillah"; O, çocuk sahibi olmaktan yana mukaddestir.
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSil351
"Bismillah", O, nurlan nur eden Zattır. "Bismillah" ile O, iyilere ikram eden Yüce Zattır.
"Bismillah"; O, kaderi takdir eden, kalpleri ve basiretleri nurlandırandır. "Bismillah"; O, seher vakitlerinde iyi zatların kalplerine tecelli eder.
"Bismillah"; O, âşıklara sırlan öğretti. Sonra onlan nurlarla aydınlattı; sırlarını sevenlere tevdi etti. Onlan, tehlikelerden korudu; yabancılara bağlanmaktarı alıkoydu. Bu halde, onlardan; ağırlığı, yükü, hatalan ve günahlan sildi.
O Yüce Zat ki, ta ezelden beri ihsan etmek ve fazilet vermekle sıfatlan- mıştır, istiğfar edenlerin de günahlarını bağışlar.
Daima, "Bismillah" diye oku. O öyle bir isimdir ki, ırmaklar onunla akar;
ağaçlar onunla biter. O öyle Yüce Zatın ismidir ki, kullardan itaat ehli kimselerin itaati ile
beldeleri mamur eyler. Beldelerin, dağlar gibi sütunlan vardır. Yer, onlar sayesinde üzerinde
olanılara beşik gibi yayılmıştır. İşte bunları yapan o ismin sahibidir.
Bu yerin dağlar gibi sahipleri "Hayırlı Kırklar" olup, Abdallar ara- sından seçilmiştir.
Bunlar, Yüce Rabbi ortaklan ve benzeri bulunmaktan daima tenzih ederler, Onlar, dünyada iken sultandırlar; ahirette ise kullara şefaatçi olacaklardır. Allah (cc) onlan, âleme fayda, kullara rahmet için yaratmıştır
Besmele'nin Diğer Faziletleri
"Bismillah", zikredenlere bir azık, güçlülere izzet, zayıflara sığınak, seven- lere nur, âşıklara sevinçtir. "Bismillah" ile ruhlar rahata kavuşur. "Bismillah" ile bedenler necat bulur.
"Bismillah" ile gönüllere nur dolar. "
Bismillah" ile tüm işler düzene girer.
"Bismillah", Allah'a ulaşarıların kandilidir.
" Bismillah", Allah'a güvenenlerin başında bir taştır.
"Bismillah", âşıkların şarkısıdır.
"Bismillah", dilediği kulu aziz eden, dilediği kulu da zelil eden bir Zatın adıdır.
Gunyet'üt-Talibin
YanıtlaSil352
"Bismillah", cehennemi düşmanlan için bekleyen bir ateş eyleyen bir Zatın adıdır. Yüce Zatını görmeyi dahi sevdikleri için hazırlamıştır. "Bismillah", sayı hesabına göre değil, güç ve kuvvet cihetiyle tek olan
Zatın adıdır.
"Bismillah", bir son düşünülmeden baki olan bir Zatın adıdır.
"Bismillah", bir dayanağı olmadan kaim olan bir Zatın adıdır
"Bismillah", her surenin onunla başladığı Zatın ismidir.
"Bismillah", yalnızlıklar, onunla güzel olan; namazlar onunla tamam olan
bir Zatın adıdır.
Zanlan güzelleştiren yüce Zatın ismidir.
Gözler, kendisi için uykusuz kalan yüce Zatın ismidir.
O, bir şeye, "Kün!" (Ol!) dediği zaman, her şeyi olduran Zatın ismidir.
Bu isim, kendisine dokunulmaktan münezzeh olan Zatın ismidir.
Bu isim, insanlara ihtiyacı olmayan Zatın ismidir.
Bu isim, her hangi bir şeyle kıyas edilemeyecek kadar Yüce Zatın ismidir. "Bismillah"ı harf harf oku; bin bin ecir alırsın. Sel gibi günahlar üzerinden akar gider.
Bir kimse, dili ile besmele okur ise; dünya onun için şahit olur.
Bir kimse, kalbi ile besmele okursa; âhiret onun için şahit olur.
Bir kimse, içten içe sır dili ile Besmele okur ise; onun şahidi Yüce Mevla olur.
"Bismillah" öyle bir kelimedir ki, dillere onun tadı gelir. "Bismillah" öyle bir kelimedir ki, onun olduğu yerde gam
olmaz. "Bismillah" öyle bir kelimedir ki, onunla nimetler tamam olur.
"Bismillah" öyle bir kelimedir ki, onunla sıkıntılar açılır.
"Bismillah" öyle bir kelimedir ki, yalnız bu ümmete mahsustur. "Bismillah" öyle bir kelimedir ki, onda celâl ve cemal tecelli etmiştir.
"Bismillah" demek, celal içinde celaldir.
"Rahmanirrahim" demek cemal içinde cemal demektir.
Allah'in celalini müşahede eden kişi, su gibi erir gider; ama onun cemalini
Aktülkadir Geylani
YanıtlaSil353
Allah ach öyle bir kelimedir ki, "Kudret"le "Rahmet" bir araya getirmiştir. Mixhet,itat edenlerin itoatini toplar; rahmet ise günahkarlanı günaldelimistöär
Besmelenin Sonuçları
"Bismillah" diyerek okumaya bak. Bu durumda sanki Allah (cc), bana şöyle der gibidir:
"Itaat yolunu bulanlar, benimle buldular. Sonra itaat nurunu bulup ayan haline geçtiler. Sonra, ayan halinden de geçip beyan haline ulaştılar."
Anlatılan hale eren bir kimsenin kalbi, sırların kabı, din ilimlerinin de yatağıxır:
Bir kimse, sevdiğine kavuşunca, artık, uzun uzun yürümekten kurtulur. Bir kimse, görme haline kavuşunca, artık onun habere ihtiyacı olmaz. Bir kimse, Samed olan Allah'a ulaştı mı, yorulmaktan kurtulur. Bir kimse, arkadaşına kavuştu mu, ayrılıktan kurtulur. Bir kimse, aradığı büyük Zata erince, vecde ihtiyacı kalmaz. Bir kimse, Yüce Allah'a kavuşunca, artık onun için bedbahtlık yoktur.
Besmele Harfleri
Daima "Bismillah" diye oku. Ondaki harfler sırası ile şu manayı taşırlar: "BA", "Bari" ismine işaret olup manası, "mahlükatı var eden"dir. "SİN", "Settar" ismine işaret olup manası, "hatalan örten"dir. "MİM", "Mennan" ismine işaret olup manası, "karşılıksız ihsanlarını yağdırandır.
Denilmiştir ki: Besmeledeki harflerin manaları sırası ile şöyledir:
"BA", çoluk çocuktan beridir.
"SİN", "Semi", yani bütün sesleri duyar.
"MİM", edilen dualan kabul eder.
Şu manayı anlattığı da söylenmiştir: Yediriniz, ben de sizi yedirip doyu- nuyorum. İçiriniz, ben de size içiriyorum. Bana bakınız, sizin için var olan benim.
"Besmele" harflerinin şöyle manalandırıldığı da olmuştur:
"BA", tevbekârların ağlamasına işarettir.
Gunyet'üt-Talibin
YanıtlaSil"SİN", ibadet edenlerin secdesine işarettir. "MİM", günahkarlaın mazeretine işarettir.
Şöyle anlatılmıştır: "Allah", belâyı kaldınp rahatlık kapısını açandır. "Rah man", karşılıksız ihsanlar edendir. "Rahim", hataları bağışlayandır.
Şöyle mana verildiği de olmuştur: "Allah", irfan sahipleri içindir. "Rah- man", ibadet edenler içindir. "Rahim", günahkarlar içindir,
Şöyle anlatılmıştır:
"Allah" öyle Yüce Zattır ki, sizi yaratandır; hem de en güzel bir şe kilde.
"Rahman", sizin nzkınızı verendir. Çünkü O, nzık verenlerin en hayır hsıdır.
"Rahim", öyle bir Zattır ki, sizi bağışlar. Zira O, bağışlayanların hayırlı sıdır.
Denilmiştir ki: "Allah", nimetleri ile kullarını süsleyendir. "Rahman Rahim", keremi ile cömertliği ile kullarını doyurandır.
Şöyle bir mana da verilmiştir: "Allah", bizi ana karınlarından çıkardı. (Yoktan var etti.) "Rahman", bizi kabirlerden çıkardı. "Rahim" ise bizi zul- metten nura ulaştırandır.
Besmele'nin Duası
Şeytana muhalefet edene, isyandan uzak durana, cehennem ateşinden kendini koruyana, iyiliği artınp Rahman olan Allah'ın zikrini çoğaltana Allah (cc) merhamet eylesin.
"Bismillah" şöyle der: "Allah'a güvenen kimseye, Allah'a yönelene, Allah'a tevekkül edene, Allah'ı zikirle meşgul olana Allah rahmet eylesin!
"Bismillah" şöyle diler: "Dünyaya karşı zahit olana, âhirete karşı hevesli bulunana, eziyetlere sabredene, nimetlere sükredene Mevlâ'nın zikri ile meşgul olana Allah rahmet
eylesin!" "Bismillah" der ki: "Putlardan uzak durana, dünyalığın yeteri ka danna kanaat edene, hiç ölmeyen "Havy" zatın zikrini vazife bilene ve "Bismillah..." diyene Allah rahmet eylesin.
eş-Şeyh
YanıtlaSilABDÜLKADİR GEYLÂNÎ
(küddise sirruhu)
العنبية
لطالبي طريق الحق
EL-ĞUNYE Li Talibi Tariki'l Hak
"Hak Yolu Arayanlara Rehber"
Tercüme Kâzım Ağcakaya
İstanbul 2011
Gunyet'üt-Talibin
YanıtlaSil342
Banan daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz: "Selâm ve selâmetin kendisidir, "111
5- 'Satir' manasını ifade eder ki, şu demeye gelir: Yerin derinliğinden la arşa vanncaya a kadar Allah bütün kullarının günahlarını örter.
Bu manayı şu ayet-i kerimede açık olarak görürüz:
"Allah, günahı bağışlar (örter), tevbeyi kabul eder. "112
"Mim" Harfinin Yorumu On İki Türlüdür
Bunun yorumu dahi, on iki yönlüdür. Aşağıda sırası ile anlatılacaktır
1- 'Melik' Şu demeye gelir: Yarattıklarının hükümdandır. Arştan ta yerin derinliğine kadar ne varsa, hepsinin sultanıdır.
Bu manada şu ayet-i kerime açıktır: "Meliktir, Kuddüstür."113
2- Malik', halkının, doğrudan doğruya sahibidir. Yani, yerin derinliğin den ta arşa kadar ne varsa.
Bunun beyanı şu ayet-i kerimede var:
"Şöyle söyle: Allah'ım, ey mülkün sahibi!"114
3- 'Mennan...' Bunun manası şudur: Yüce Allah, halkının tümüne yilik eder. Arştan tut, ta yerin derinliğine kadar ne varsa...
Bunun açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz:
"Elbette, size iyilikler yağdıran Allah'tır."115
4- 'Mecid' manasınadır ki, şu demeye gelir: Yerin derinliğinden ta arşa kadar tüm yarattıklan üzerine büyük şan sahibidir.
Bunun beyanını şu ayet-i kerimede buluruz:
"Arşın sahibi şanı yücedir."116
5. Mü'min' manasını taşır ki, şu demeye gelir: Yerin derinliğinden ta arş yüksekliğine kadar tüm halkına güven verir.
Haş Süresi, 23.
Mümin Süresi, 3.
113 Haş Süresi, 23.
*Ali Imran Süresi, 26.
Hucurat Süresi, 7.
Buruc Süresi, 15.
Abdülkadir Geylani
YanıtlaSil343
Bunun açık beyanını şu ayet-i kerimede buluruz: "Onları korkudan emin kıldı, "117
6- 'Muktedir' manasına da gelir. Şöyle demektir: Yüce Allah, hal- kanın tümüne gücü yetendir. Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede bulumuz:
"Sadakat otağında, güçlü padişahın katında. "118
7- 'Mukit' manasını da taşır ki, şu demektir: Halkının tümüne bakar,
sahip olur. Hem de yerin dibindekilerden, ta arşın üstündekilere kadar.
Şu ayet-i kerime bu manayı daha açık anlatır: "Allah, her şeye bakar, gözetir. "119
8- 'Mükerrim' manasını da ifade eder ki, şu demeye gelir: Allah ken- disini sevenlere bilhassa ikramını bol eder. Yerin altından ta arşa varıncaya kadar ne varsa.
Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz:
"Biz, Ademoğullarını keremli kıldık. "120
9- 'Mün'im' demeye de gelir ki, şu manayı ifade eder: Allah, halkının tümüne nimet verir. Nerede olursa olsun, ister yerin dibinde, isterse arşı üstünde...
Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz:
"Allah sizi nimetlerine daldırdı; hem dışta, hem de içte..."121
10- 'Mufaddıl' manasını dahi taşır ki, şu demeye gelir: Allah, yarattık- lannın tümüne, fazlını ve ihsanını gönderir. İster arştakileri olsun; isterse yerin dibinde... Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluyoruz:
"Allah, insanlara fazlını gönderendir. "122
11- 'Müheymin' manasını da ifade eder. Şu demeye gelir: Yüce Allah, tüm yarattıklanının hallerine muttalidir. Bunun daha açık beyanını şu ayet-i
kerimede buluruz:
117Kureyş Süresi, 4.
118 Kamer Süresi, 55.
119 Nisa Süresi, 85.
Isra Sûresi, 70.
Lokman Süresi, 20.
Bakara Süresi, 243.
Gunyet'üt-Talibin
YanıtlaSil"O emniyet veren ve halkının tüm hallerine muttali olandır. "123
12- 'Musavvir' manasını ifade eder ki, şu demeye gelir: Halkının tümünü şekillendiren odur. Hem yerdekileri, hem de arştakileri.
Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluyoruz "Odur yaratan ve suret veren. "124
Hakikat ehli zatlar şöyle dedi: “Bismillahirahmanirrahim" manasına aldığımız ayet-i kerimenin ifade ettiği asıl mana şudur: Uğur ve bereket te menni etmek.
Bu mana icabıdır ki; hemen bütün insanlan, bilhassa inananlan, sözlerinin ve işlerinin başında iken, "Bismillah..." demeye teşvik etmişlerdir. Nitekim şanı büyük Allah dahi, kitabının başını bu besmele ile açtı...
Allah İsmi...
Bilesin ki, bu isim üzerine, bilenler değişik görüş ileri sürdüler. Halil b.
Ahmed ve Arap diline vakıf olanlardan bir cemaat şöyle dedi:
"Bu isim, yani Allah adı, yalnız Aziz ve Celil Allah içindir. Hiç bir şekilde bu isme, ondan başkası ortak olamaz."
Bu manada şu ayet-i kerime vardır:
"Hiç sen onunla aynı ismi taşıyan başka birini biliyor musun?"125
Burada anlatılmak istenen mana şudur: Yüce Allah'ın isimlerinden hemen her birismi, hallı ile arasında müşterek bir manaya sahiptir. O isimler, haki katte Yüce Allah'ın olup, mecazen dış manada kullarına da verilir... Ancak, bu isim hariç; zira bu isim yalnız Yüce Allah'ındır.
Onda Rububiyet manası olduğu gibi, kalan manalanın da tümü bu ismin altında gizlidir.
Gomez misin ki, Allah isminden baştaki "Elif”i kaldırsan, “Lillah” kalır. ('Allah için,' olur.)
nahin başından birinci "Lam"ı kaldırdığın zaman, “Leh” kalır. "Onun için, manasını taşır.)
12 Käf Süresi, 23.
125 Meryem Süresi, 65.
Gunyet'üt Talibin
YanıtlaSilDua edilirken şöyle denmiştir: "Ya Rahman'üd-Dünya ya Rahim'ül-Ahire." (Ey dünyanın Rahmani ve ahiretin Rahimi.)
Dahhak (ra) şöyle dedi:
"Rahman," sema ehline mahsustur. Şöyle ki: Onları semaya yerleştirdi, itaat vazifesini onlara verdi; kendilerinden afetleri aldı, kendilerinden tarnah ve yersiz lezzetleri aldı.
"Rahim" ise yer ehline mahsustur. Şöyle ki: Onlara peygamberler yolladı, gelen peygamberler de kitaplar getirdi.
İkrime şöyle anlattı: "Rahman" derken, bir "rahmet manası ifade eder.
Ama "Rahim" dendiği zaman, yüz "rahmet" manası ifade eder.
Ebu Hüreyre (ra), Resûlullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğunu an- latt:
"Aziz Celil Allah'ın yüz rahmeti vardır. Bu yüz rahmetten birini yeryüzüne gönderdi ve onu halkı arasın da pay etti. Aralarındaki şefkat ve merhamet duygusu o bir rahmetin eseridir. Kalan doksan dokuz ta- neyi de zatı için saklamıştır; kıyamet günü onlarla kullarına rahmetini yağdıracaktır. "129
Bir başka rivayette ise Resûlullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah (cc), dünyadaki bu bir rahmeti de, kıyamet günü doksan dokuza ekledikten sonra, kullarına öyle rahmetini yağdıracaktır."
Şöyle anlatıldı:
"Rahman" odur ki, kendisinden bir şey istendiği zaman verir.
"Rahim" de odur ki, kendisinden bir şey istenmez ise, öfkelenir, kızar... Ebu Hüreyre (ra) yolu ile gelen bir rivayette, Resûlullah (sav) Efendimizin
şöyle buyurduğu rivayet edildi:
"Bir kimse, Allah'tan (cc) bir dilekte bulunmaz ise, Allah (cc) ona gazap eder. 130
Bir şair şöyle dedi:
Kendisinden istekler terk edildiğinde Allah (cc) kızar
130Ahmed b. Hanbel, 2/442.
Müslim, Teube, 19; Beyhaki 4293; Ahmed b. Hanbel, 526.
Cam ussağır
YanıtlaSil65
me yolunu insanlara, tebliğ ve telkin edenin ancak Peygamberler olduğu
me yolunu insur yuaden Peygamberlere inanmayan bir kişi, Allah'a ne kadar inansa da iman etmiş sayılmaz SORU PEYGAMBERLERDEN BİRİNİ İNKAR EDEN HAKKIN
DAKI HÜKÜM NEDİR?
KCEVAP : Peygamberlerden birini inkår etmek hepsini inkâr etmek demektir. Peygamberleri inkâr eden bir kimsenin käfir olduğunu söyle miştik.
AHİRETTE IMAN
İçinde yaşadığımız dünya fanidir. Çünkü Yüce Allah bu âlemi, için deki türlü çeşitli varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. Ve buna gö re dünya bir gün sona erecek, yok olup gidecektir. Buna kıyamet diyo ruz. İşte kıyametten sonra yeni bir sonsuz hayat başlıyacaktır. Buna ahi ret denir. Her müslümanın buna inanması şarttır.
SORU: AHİRET NEYE DENİR?
CEVAP: Yukarıda da açıkladığımız gibi içinde yaşadığımız bu dün-
ya günün birinde mutlaka yok olacak ve ondan sonra ebedi bir hayat baş lıyacaktır. Dünyadan sonra başlayacak bu ebedi hayata Ahiret denir.
SORU AHİRETİN VARLIĞI NE İLE SABİTTİR?
CEVAP: Ahiret aleminin varlığı kitap (Kur'an), sünnet ve icma ile sabittir.
SORU: AHİRETİN VARLIĞINI BÜTÜN GERÇEK DİNLER HA BER VERMİŞ MİDİR?
CEVAP: Evet. Yüce Allah Peygamberleri vasıtasiyle bize bildirmiş olduğu bütün hak dinlerde ahiretin varlığından bahsedilmiştir.
SORU YOK OLAN BİR ŞEY TEKRAR VAR OLABİLİR Mİ CEVAP: Sonsuz güciln sahibi olan Yüce Allah her şeye kadirdir. Bu gördüğümüz alemi ve içindeki insanı hiç yoktan var etme güclüne sa hip olduğuna göre yok ettiği şeyleri de tekrar var etmek O'nun için pek güç
bir şey olmasa gerek.
SORU: KIYAMET NEDİR?
CEVAP: Kelime manası ile iki ayak üzerine dikilmek ve öylece kal
mak, aynı zamanda bir yöne doğru kopup hareket etmek manalarına da
gelir. Dinimizdeki mānāsı ise dünyanın içindeki canlı cansız bütün var
liklariyle birlikte havaya savrularak altüst olması ve bir düaltik haline
gelmesidir.
Cam usager
YanıtlaSil66
CORE: KIVAMET NE ZAMAN KOPACAKTIR
CEVAP
SORE KIYAMETIN ALAMETLERI NELERARI CEVAP at Fimin yok olup, eshaletin Gogelman
bi Zinanin fazlalaşması,
ei Kadım sayem erkeklere nazaran biro skan oran da artman
di İçki içmenin salganap kotik haline gelmeal,
e) Maddi refah ve zenginlik seviyesinin slabildiğine yok animeal,
f) Veryüzüntin kayu bir siste kaplanması,
2) Deccal'in ortaya çıkmam,
h) Debbetülardım görülmesi,
Güneşin battığı yerden doğman,
1) Biri doğuda, biri batida, diğeri de arap yarimadasmda olmak üzere lig ay tutulması hadisesinin görülmesi.
SORU: DECCAL KİMDİR?
CEVAP: Hadialere göre, Deccal, sol gözü kör, saçları gür, kıyamet slimeti olan, feasadığı ile dünyayı ateşe bağlayacak bir insandır.
SORU: DECCAL NERELERE GİREMİYECEKTİR?
CEVAP: Deccal dünyanım her tarafını dolaşacak fakat Mekke ile Medine'ye giremeyecektir. Mekke - Medine'nin her sokak başında melekler sibet tutacaklardır. Deccal, Medine yakınlarındaki Behba denilen yere ge- loce Medine şehri, üstüste üç kere sarsılacaktır; buranın münafık ve kä firieri, şehri terk ederek Deccal'in ordusuna katılacaklardır,
SORU: DECCAL NE KADAR YAŞAMAKTADIR?
CEVAP: Peygamberimiz diyor ki: Ummetim arasında Deccal çıka mà ve kırk gün, ya da kırk hafta veyahat kırk yıl yaşıyacaktır.
SORU: HZ. ISA NE ZAMAN INECEKTİR?
CEVAP: Deecal'in ortaya çıkışından kırk gün, ya da kırk hafta ve
kkyd sonra Hz. İsa yere inecektir. NORU: HZ. İSANIN VAZIFESİ NEDİR?
CEVAP: Hz. Isa'nm vazifesi Deccali öldürmektir ve O'nu öldürdük- nra yeryüzünde büyük bir adalet ve refalt kurulacaktır. Isa, B din seratiyle amel edecek ve bütün dünyayı müslüman yaps
SORU: DABBETUL ARD NEDİR?
Camusağır
YanıtlaSilCEVAP Babhetül and, bir hayvandır. Kivamet kupacağı zaman kavak kimin italian kimin käfır olduğunu yüzlerine baykıracaktır.
BORU VECUC VE MECÚC KIMLERDİR?
CEVAP Bestar the milletter ki yer yüzüne dağılacaklar ve bütün Jade vervelendir. Bunların koministler olduğu kansaų
BORU AMEL DEFTERİ NEDİR?
CEVAP: Kişinin dayada then iyi veya kötü olarak yapmış olduğu bergeys yanih bulunduğu defterdir. Bu defter, ayrı ayrı her insan için Ikiger yanci melek tarafından tutulur
SORU TARTI (MIZAN) NEDİR?
CEVAP Yüce Allah mahşer günü, her kişinin sevap ve günahları ni adalet tartama vuracaktır. Bu tartı sonunda, kişinin günahları m yoksa sevapları mı daha çok, İyice anlaşılacaktır
SORU BIRAT KÖPRÜSÜ NABILDIR?
CEVAP Cehennemin üzerinde kurulmuş bir köprüdür. Bu köprü den, her kişi, ameline göre geçecek veya geçemeyecektir Allah katında iyi amellere sahip olan kişilər bu köprüyü şimşek hızıyla geçerler. Allah'ın geniş rahmetinden faydalanamıyan bazı müslüman ve käfirde köprüyü geçemiyerek cehenneme düşeceklerdir.
SORU CENNET NEDİR?
CEVAP Connet, bir mükafat alemidir. Halen mevcuttur ve sekiz tabakaya ayrılmıştır. Gerçek yerini ancak Yüce Allah bilir.
SORU CENNETE KİMLER GİREBİLECEKTİR?
CEVAP Cennet'e Allaha ve Peygamberlerine inanan, onların de diklerine uyan Allah'm halis kulları girecektir.
SORU CEHENNEM NEDIE?
CEVAP Bir cena Alemidir. Halen mevcuttur ve yedi aşağı tabakays ayrılmıştır. Nerede olduğunu ar.cak Yüce Allah bilir. Bütün kafirler ve bası günahkar mü'minler için yaratılmış olan Cehennem, ebedi azap yeri dir
Burada käfirler küfrünün, müminler de günahlarının cezanını çeke ceklerdir. Kafirler Onun o korkunç atag alevleri aramnda ebedi olarak ya- nacaklar, günahkar müminler ise cezalarını çektikten sonra çıkacak ve Cennet'e gireceklerdir.
SORU CEHENNEME KIMLER GİRECEKTİR?
CEVAP: Cehenneme käfirier ebedi olarak, Allah'a ve Peygamber lerine inanıpta, onlares da emirlerini tam olarak dialemiyenler ise ces larının gerektirdiği kadar kalacaklardır.
Cam 1ssağır
YanıtlaSilSORU KEVSER NEDİR?
CEVAP: Kevseri: Ulu Allah'ın mahiger gününde (SAS) bahsedeceği büyük bir havusdur Bu havuzun may gayut tata ve durudur. Mahgerin boğucu ve yakıcı havasından bunalen m havuzun tatlı ve soğuk suyundan içerek serinleywockierdir B bir daha susamıyacaktır.
SORU ŞEFAAT NEDİR?
CEVAP: Peygamberimiz (SAS) ve Ulu Allah katında üstünd receye ulaşmış kişiler kıyamet günü mahşerde günalikar müminiere fedilmesi ile imanını kurtarmışların derecelerinin yükseltilmesi konumm da Yüce Allah'a dua ve ricada bulunacaklardır Ulu Allah da bu duaları kabul edecektir. İşte buna şefaat denir.
SORU: AHIRET HAYATI EBEDİ MİDİR?
CEVAP: Yüce Allah kainatı yarattı ve insanoğluna er gerefli höge yi ayırdı. İnsanoğluna akıl ve fikir verdi. Kendisini birgok nimetiere gar- ketti. Bu verdiklerine karşılık olarak da ona bir takım vazifeler ye di
Insanoğlunun dünyada yaptıkları karşılıksız mı kalacaktır" Elbetie ki hayır. Mazlumun zalimden, zayıfın kuvvetliden hakkın alacağı, mimi nin mükafatını kâfirin de cezasını çekeceği yani herşeyin hessibının gürü leceği Ahiret hayatı vardır, ve bu hayat sonsundur.
KAZA VE KADERE IMAN
Imanın altıncı şartı da kasa ve kadere inanmaktır. Florayin yarat cun ancak Yüce Allahtır. O'ndan başka yaşatma glicine sahig bir kumvet yoktur. Yaratıcılık vasť, sadece Yüce Allah'a mahsustur ve bu in dr meydana gelen herşey Yüce Allah'm bilmesi, dilemesi ve yorulmalewar olar.
SORU: KADER NE DEMEKTİR?
CEVAP: Herhangi bir şeyin, belirli bir şekilde meydana geli Yüce Allah'm enelde dilemiş olmasına kader demir.
SORU: KAZA NE DEMEKTİR?
CEVAP: Yüce Allah'm enelde dilemiş olduğu Vazotmesine kam denir.
Cam ussağır
YanıtlaSilKAZA VE KADERE IMAN
SORU KAZA NEDİR?
CEVAP: Kaza: Ezelde takdir olunan şeyin takdir gereğince varlık ).
ålemine çıkarılması (yaratılmasıdır
SORU KADER NEDİR?
CEVAP: Kaderin birçok tarifi vardır. Biz burada sadece İkisini ve
receğiz:
a) Kader: Cenabı Hakkın ezeli iradesi gereğince her şeye kendi hu susiyetini tahsis etmesidir.
b) Kader: Cenab-ı Hak tarafından bütün eşyanın, kainatın ve ha diselerin enelde (yaratılmadan evvel) durumları, vasıfları, sebepleri ve şartları; zaman ve mekânlarıyle hudutlandırılmasıdır.
SORU KAZA VE KADERE İNANMAK İMANIN ŞARTI MIDIR?
CEVAP: Evet. İslâm dininin altı iman esasından biridir. Peygam-
berimiz, kendine bir insan şeklinde gelerek sualler soran Cebrail aleyhis
selamın; (iman nedir ya resulullah) sualine: «Iman: Allah'a, Meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere; hayrına ve şerri- ne inanmandır buyurmuştur.
SORU KUR'ANI KERİMDE KADER İLE İLGİLİ AYETLER VAR MIDIR?
CEVAP: Bu hususta birçok ayetler vardır. Bunlardan bazıları şun lardır: «Biz her şeyi bir kader ile yarattık. (Efl Kamer: 49)
SORU: KADERE INANMAK ŞART MIDIR?
CEVAP: Evet. Daha evvelki sorulara verdiğimiz cevaplarda belirt- tiğimiz gibi Åyet ve hadisle sabit olan kadere inanmak her müslüman için şarttır.
CEVAP: Hayır. Kader sadece insanlarla ilgili olan bir şey değildir. Aksine insanlarla beraber canlı ve cansız, yaratılmış ve yaratılacak her varlık ile yakından ilgilidir.
SORU: KADERİN, İNSANDAN BAŞKA VAR OLAN HER ŞEY LE İLGİLİ BULUNDUĞUNA BİRKAÇ ÖRNEK VERMEK MÜMKÜN MÜDÜR?
63
Cam- ussağır
YanıtlaSil70
CEVAP: Mümkündır. İşte bunlardan bazı örnekler: a) Suyun akıcılığı, taşın sertliği, ateşin yakıcılığı gibi bütün
eşyaların hususiyetleri bu takdirin neticesidir. b) Varlık aleminde bulunan yer çekimi rüzgârın meydana gelmesi, ısınan maddelerin belli bir kanuna göre genişle mesi gibi bütün tabii kanunlar bu ezeli takdire bağlıdır. c) Hayvanlarda görülen içgüdüler: Ördeklerin yüzmesi, kuş
maktadır. : KADERE KARŞI GELMEK MÜMKÜN MÜDÜR? SORU
ların uçması, Arının bal yapması Allah'ın takdiri ile 아 CEVAP: Käinatta en küçük parça olan atomdan tutun da güneşe
en büyük varlıklara varıncaya kadar her şeyin hareketi ve onlarda meydana gelecek değişiklikler, ilahi takdirle tesbit edilmiştir. Hiç bir var- ign bu takdire en ufak bir şekide karşı gelmesi mümkün değildir. Her varlık kendisi için ne takdir edildi ise tamamen ona uygun durumda ol- nağa mecburdur. De ki her şey kendi yaratılışı üzere hareket eder.. (ars: 84) ayeti ile ve Güneş de kendine tayin edilen karargahta (mah mike) seyr ve cereyan etmektedir. Bu Aziz ve Alim (herşeye galip, her yi bilen) Allah'ın takdiridir.» (Yasin: 38) ayetleri bu hususu anlatır-
SORU: INSANIN KADER BAKIMINDAN DİĞER YARATIKLAR
CEVAP: Insanın diğer yaratılmışlar arasındaki müstesna yeri ve pupuklarımdan sorumlu olma durumu onu takdir bakımından da diğer ya ratılmışlardan ayırmaktadır.
SORU: INSANIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETMESİNDE BİR BOLE VAR MIDIR? CEVAP: Insan diğer yaratılmışların tabi olduğu (mecbur kilan bir
DAN FARKI VAR MIDIR?
kader) yerine, iradesine bağlı olarak yürüyen bir kaderi vardır. Şayet in- iradeye bağlı olan işlerinde de kaderin mecbur kılan bir bükmü ce nya etseydi o zaman insandan, diğer varlıklarım hiç birinden istenmemiy yüze vazifelerin bir tanesini bile istemek adslet a dayısına uymaadı Bundan dolayı diyorubik, lasan: iradeye bağlı olan işleminde kaderini ken- di tayin edayı diyoruz k. Insan; irgede lle isterse iyilik tarafımı, isterse fe tarafını seger kendi bileyen kötüye sevkedilmediği gibi, fenayı iste- Ta de Afimi seger, iyiyi isteyen
kötüğramadan iyiyevkedinKLA Salah'in hususi bir ikramına ELLERDE NE YAPACAKLARINI LIP EVVELCE YAZMIŞ MIDIR?
Cam ussağır
YanıtlaSil71 CEVAP : Evet Allah bütün insanların hayatlarında yapa geyl en ince noktasına varıncaya kadar bilir ve yazmıştır da SORU INSANIN KENDI KADERİNİ TAYİNİNDE BİR ETE
VAR MIDIR?
CEVAP: Evet. Bu soruyu cevaplandırmak için alttaki winlane vabını dikkatle okuyunuz SORU
KADERİN KAÇ ÇEŞİDİ VAR? CEVAP Kader iki çeşittir:
a) Muallak kader,
b) Mübhem kader
SORU MUALLAK KADER NEDİR?
CEVAP Insan iradesi ve kudretinin dışında kalan badiselere
kaderdir. Aniden meydana gelen afetlerin neticesi olan zarar ve ziyalar Artınalar ve depremler, ölüm halleri bazı insanların zayıf, bazdar lam bünyeli yaratılmaları hepsi kaderin bu çeşidine girer SORU MÜBREM KADERLE UĞRAŞMAK DOĞRU MUDUR
CEVAP. Mübrem kaderden bahsetmeyi Peygamber Efendimiz yo saklamıştır. Kendisine Kıyamet ne zamandır sorusunu sorans, K met için ne bazarlığın vardır diye sorarak, bilinemiyeceğiz, bilinmacde
bir fayda sağlanamıyacağını ifade etmek istemişlerdir SORU: INSANIN MÜBREM KADERDEN OLAN TABIAT OLAY LARIYLA UĞRAŞMASI, ONU DEĞİŞİKLICE URRATMAYA ÇAL
MASI DOGRU MUDUR?
CEVAP: Kader konusunun bu kısmı çok önemlidir. İnsanlar Alla in yaratmış olduğu tabiat kanunlarını hiç bir zaman değiştirmeye pete memelidir. Zira bunu beeermek imkânsız olduğu gibi, buna kaadetmek büyük bir günah ve haşa Allah'a karşı isyandu. Zaten bir in gece ile gündüz gibi mübrem kaderden olan bir şeyi değiştirmesinde bir etki yaratamıyacağı apaçık ortadadır.
SORU: INSANLARIN BU KANUNLAR KARŞISINDAKİ DURU MU NE OLMALIDIR? CEVAP : Incanlar bu kanunlara karşı gücüm yetmiyor, öyley
yapacağım bir şey kalmadı diyerek yatmaları büyük bér herander. durumda fertiere düşen vazife uyumak değil bu kanunları öğrenip,
NLIGA NASBLAT KANUNLARINDAN FAYDALANILARAK
SANLIĞA HİZMET EDİLEBİLİR
göre hareket ederek insanlığa hizmet etmektir.
Cam I ussağır
YanıtlaSil72
CAP: Insanoğlu bu calismani birçok şekilde tatbik edebilir.
Paratonerile vildarrer belli bir sahaya düşmesi sağlanır, baraj- maksu taşmaları bir dereceye kadar zararsız hale sokabilir, dep irtualar bir an önce haber alınarak bunlardan korunma çareler
esblir MORE: KADERİN İNSAN İŞLERİNE OLAN TESİRİ NEDİR? CEVAP: Allah her hadiseyi bir sebebe bağlamıştır. O sebepler mey.
a primeden o hadiselerin olması mümkün değildir. Meselâ bir şey ye doyulmaz. Evlenmeden çocuk sahibi olunmaz va Iman, bütün şartlarını yerine getirmeden başarıya ulaşamaz. Yani yuşmak istediği zaman onu başaramazsa bilmeli ki bütün şartları- yerine getirememiştir.
4
SOBU İNSANIN İMAN VEYA KÜFÜR YOLUNU SEÇMESİN- KADERİN ETKİSİ VAR MI?
CEVAP: Hayır. Kader, iradesini iman yoluna sarfeden kimseyi küf-
viflir yoluna sevkeden kimseyi de Allah'ın hususi bir ikramı olma man yoluna sevketmede tesir etmez. Şayet maksad yerine gelmiş hi yapmak istediğimiz şeyin şartlarını tamamladığımızdan dolayıdır. SOKU TAKDİR DEĞİŞİR Mİ?
CEVAP: Takdir Allah'ın ilmine bağlıdır. Onun sonsuz ilminin ne- olduğu için de asla değişmez ALLAH'IN TAKDİRİ DEĞİŞİYOR
DANTIUSE BIR ÇELİŞİKLİK ORTAYA ÇIKAR MI? CEVAP: Şayet takdir değişmiş olsa thi bilmemesi lazım gelir. Bu ise, yani haşa Allah'ın o şeyi al-
lam inancına uymayan batıl bir Allah'ın her şeyi olduğu gibi inançtır. İslam inancında Al- neay bat biliniyor. Takdirin değişmesi
hanauz ilmiyle bir çelişiklik ortaya koyuyor.
IMAM SUYUTÍ
YanıtlaSilCAMİU-SSAGIR VE TERCÜMESİ
EN BÜYÜK HADİS KİTABI
7000 HADİS
CİLT: 1
TERCÜME EDEN ABDULLAH AYDIN (Istanbul Vaizlerinden
İMANIN ŞARTLARI
YanıtlaSil:
CEVAP İslam dininde inanılması, tasdik edilmesi gereken vedit maruri şeyler olarak sayılan altı temel esasa, imanın şartları diyoruz
Imanın altı şartı vardır: Allah'a inamak,
1- Ulu 2- Meleklere inanmak,
3-Kitaplara inanmak,
4- Peygamberlere inanmak, 5- Ahiret gününe inanmak.
6
- Kaza ve kadere inanmak.
SORU: İMANIN ŞARTLARINDAN BİRİNİ İNKAR EDEN HAR KINDAKİ HÜKÜM NEDİR?
CEVAP: Yukarıda saymış olduğumuz, imanın altı şartından bira bile-Allah korusun- inkar eden, dinden çıkar (kâfir olur).
SORU: ALLAH'A İMAN NEDİR VE KAÇ SIFATI VARDIR? CEVAP : Yukarıda da yazdığımız gibi, imanın altı şartından birind , Alemin yaratıcısı ve sahibi Yüce Allah'a inanmaktır. sl
the purl parıldayın yıldızlarıyle üstümüzde muhteşem gök kube: pupili günleri, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle altımızda yeryu ba seyizinde yaşayan milyonlarca canlı ve bu canlılar arasında yar tann kendisine üstün vasıflar bahşettiği Anda ba dien, i tabiat olayları bir insanoğlu.
bir insan birini izleyen lar, akıldan ve mantıktan mahrum bir tabiatın mahsulü olabilir mi? Ssat gihi gelişigüzel bir rastlantının eseri olabilir mi? Bütün bun çalışan bu düzenin bir ustası yok mu? Bu sorulara muhatap nürüz ki: Gerçekten peten birinin bulunması za ikinci bir soru ten biri vartur, fakat
olduğumuzda, kendi kendimize deriz ve düşü bütün bunları yaratan, onlara intizam veren ve lazımdır. Ve bu sonuca vardıktan sonra, aklım gelir: «Evet, bütün bunları yaratan, yaşatan ve bliv
bu, kimdir, ve neyin nesidir?> İşte kaur insan mantığının kendiliğinden soruyu, biz cevaplandıralım: cevaplandıramayacağı
SORULU VE CEVAPLI IMAN PRENSİPLERİ
YanıtlaSil46/2
SORU: ALLAH'IN VARLIK VE BİRLİĞİNE DAIR DELİL GÖS TERİLEBİLİR Mİ?
CEVAP: Evet. Hem de pek çok. Bunun için Allah'ın Kitabı Hz. Kur'an'ın şu âyeti yeteri kadar her şeyi açıklıyor: «Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, uzayıp kısal- masında, salim akla sahip olanlar için Yüce Allah'ın varlığını ilan edici ibretli ve büyük deliller vardır. O salim akıl sahibi insanlar ki, ayaktay- ken, otururken ve yatarken Allah'ı hatırlayarak göklerin ve yerin ya- ratıcısını inceden inceye du lünürler ve kendi kendilerine şöyle derler: Ey Rabbimiz!.. Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni ber türlü noksan
sıfatlardan uzak tutarız. Biz Cehennem azabından koru.»
Bu Ayetlerin ışığı altını
düşünen her akıl sahibi kişi, gözlerinin
önünde Allah'ın varlığına ve diğiin görebilir. üyüklüğüne dair yüzbinlerce delilin belir- SORU: ALLAH'IN VARLIK VE BİRLİĞİNE İNANMAK AKLI
MİDİR, ŞER'İ MİDİR?
CEVAP: Maturidilere göre, aklidir. Yani, Yüce Allah, kendi varlı-
ğını Peygamberleri vasıtasıyle insanlara bildirmemiş olsaydı bile, insa- nın kendi aklıyle O'nun varlığını bulup, birliğine inanması farz olur. Eş'arilerin savundukları ikinci görüşe göre ise, bu farz oluş, şer'idir. Yani, Yüce Allah, varlık ve birliğini Peygamberleri vasıtasıyle insanla-
ra bildirmemiş olsaydı, O'nun varlık ve birliğine inanmak farz olmazdı. Bu görüşe göre Peygamberlerden habersiz olan bir kimsenin Allah's inanması farz değildir.
SORU BU DURUMA GÖRE, BUGÜN BÜTÜN İNSANLARIN AL- LAH'A INANMALARI FARZ MIDIR?
CEVAP: Evet. Her iki görüşe göre de farzdır. Zira Maturidielre gö- re Allah'a inanmak, aklidir; ki bu görüşe göre, bütün insanların Allah'a
Inanmaları farzdır. Eşarilere göre de şerlidir. Yani, Allah'ın varlığını Peygamberler va-
sıtasıyle bilmiş olmak lazımdır ki, farz olsun. Bu duruma göre de bugün-
Cam
YanıtlaSilkü bütün insanların Allah'a inanmaları farzdır. Zira da Peygamberlerden haberi olmayan bir insan pek SOSU: ALLAH İÇİN BİR YER VE ŞEKİL bugünkü düny düşünülemez. DÜŞÜNMEK
47
KÜN MÜDÜR?
CEVAP: Hayır. Allah için hiç bir şekilde şöyledir veya boys dir diye düşünülemez. Ve tahayyül bile edilemez. Yine Allah için, de, arkada veya herhangi bir yerdedir. diye bir mekân da belirtileme Ata, abyle hiç bir yerde mevcut değildir. Fakat sıfatlarıyle yerde hanr ve nazırdır.
SOBU : ALLAH BİR KÜL VARLIK) MIDIR? (BİRKAÇ ŞEYDEN MÜTEŞEKKİL BR CEVAP: Hayır. Allah, birkaç şeyin birleşmesiyle meydana gelma bir varlık değildir.
SORU: ALLAH, BİR CÜZ (BÜTÜNÜN BİR PARÇASI) MIDIR! CEVAP: Hayır. Allah, bütünün bir parçası değildir.
SORU: ALLAH'I DÜNYADA GÖRMEK MÜMKÜN MÜDÜR?
CEVAP: Bu hususta iki görüş mevcuttur. Birinci görüşe göre Al
lah'ı bu dünyada görmek mümkün değildir.
İkinci görüşe göre ise, bazı Veli ve Peygamberlerin Allah'ı görme mümkündür. Bu görüş fazla taraftar bulmuştur. Zira hepimiz bilirm ki, Hz. Muhammed (S.A.S.) Mir'ac hadisesiyle bu şerefe nail olmuştur MIDIR? GÖREBİLECEKLER
CEVAP: Evet. Ayet ve hadislerle sabittir ki Cennet'e giren halis SORU: SONRADAN VAR OLAN BİR SEY, ALLAH OLABİLİR MI? CEVAP : Hayır. Sonradan var
yukarıda da anlattığımız gibi, Allah kadimdir. Yani, öncesi yoktur. Gör düğümüz şu alem, milyarlarca asırlardan beri var olsalar da, yine Al lah'n ezeli oluşu SORU: olan bir şey, Allah olamaz. Cünk yanında en küçük bir ölcü değerine bile sahip olamat SONU OLAN (YOK OLACAK OLABILIR MI? CEVAP:
lar.
Asla O, bir var edicinin kendisini yaratmasına muhtat . Bundan münezzeh ve uzaktır. Çünkü. Allah-1 - hâsâ değildir bir yaratıcı olaaydı, o zaman Allah, yaratıl ) BİR VARLIK var eden
ALLAH
MUM
Cam - 1
YanıtlaSil49 hayranlığımız CEVAP : Hepimizin bildiği gibi insanoğlu ilkin bir damla sudur bu sudan kemikler teşekkül eder. Yüce Allah'ın belirli miktarda belli şekilde yarattığı kemikler, vücudumuzun âdeta çatısını kuran direk Bu kemiklerin bazıları kısa, bazıları uzundur. Yumuşak menider oluyor da böyle kendisinden apayrı bir madde meydana geliyor lerdir. nasıl SORU ALLAHIN GÜCÜN HİKMETLERİ
gerçekten bizi düşündürmesi gereken ve daima çekmesi icabeden bir husus, Ve biz, gene burada da Yüce AL İşte üzerine Latin VARLIĞININ BELİRTİLMESİ BAKIMINDAN sonsuz gücünün açık-seçik delillerini görmekteyiz. NELERDİR? güneşi, ayı ve pırıl pırıl parlaya yıldıdan ile gök, Allah'ın sonsuz hikmetlerini bağrında saklayan ban
CONAP: Dünyamıza hayat veren başka bir ülemdir. Burada sayısız yıldızlar, ay ve güneş hareket eder doğar ve batarlar. Bu varlıkları hareket ettiren, doğuran ve batıran har gi kuvvetir! Bu kuvvetler ilahi kanunun ve düzenin dışında hareket edebilirler mi? Elbette hayır... Bütün bunları yapan ve yaratan Yüce Allah'tır. En büyük delil de, onların düzgün hareketlerinin, belirli zaman larda doğuş ve batışlarının tâbi olduğu ilâhî düzenin tek oluşu ifade sidir.
SORU: ALLAH'IN VARLIĞINA DELİL OLMASI BAKIMINDAN YERİN HİKMETLERİ NELERDİR?
CEVAP: Yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle yeryüzü, apayrı bir Alemdir. Türlü çeşitli nimetleri ve sayısız varlıkları barındıran uçsu buraknz yeryürü, insanoğlunun hizmetine sunulmuş birçok hikmetleri:
doludur. Acaba bu alemde var olan yüce hikmetler az mıdır? Derek yerde, gerekse gökte, kişioğluna Yüce Allah'ın ebedi ve esell ttrici açıklayan, açı-seçik sayısız hikmet ve deliller mer cutter Yeterli bir bulairete sahip olalım SORU: ALLAH'IN SONSUZ GUC VE İRADESİNİ BELİRTMES BAKIMINDA ÇOCUĞUN BESLENMESİNDEKİ HİKMETLER NELER DIR?
CEVAP: Cocuk dünyaya geldikten sonra onun hemen annesinin memelerine sarılarak emmeye başladığını hepiniz biliyoruz. Ona bu ihti yacı duyuran bu hareketleri yaptıran kimdir? Elbette ki Yüce Allah'tir le beslenir. Ananım süt dolu, ağzına uygun iki göğsünün uçlarından bü Çocuk alınan gıdaların hülasası ve beslenmeye en elverisli besin olan süt yük bir keyifle gakır şakır süt emen çocuk, bu daha doğuştan kendisine bahşettiği iç güdüleri ile yapar. Meme uçları ōj hareketlerini Yüce Allah'ın
Cam I ussağır
YanıtlaSil50
le ayarlanmıştır ki, uçları hem çocuğun ağzına uyacak ve ayrıca sütün hep birlikte gelip çocuğu boğmayacak şekilde ayarlanmıştır. Çocuk neden süt- le beslenir, süt nasıl meydaan gelir ve bütün bu teşkilât nasıl ayarlanmış- tır? Bu sorulara vereceğimiz cevaplara daima Yüce Allah'ın sonsuz güclü- nün tezahürlerini zevkle seyretmekteyiz.
SORU: ALLAH'IN VARLIĞINI MANTIKLA NASIL ISBAT EDE- RİZ?
CEVAP Mantıkçılar, Allah'ın varlığını isbat için şöyle bir muha- keme yürütürler:
«Kâinat sonradan meydana gelmedir. Çünkü daima değişikliğe uğ- ruyor. Değişikliğe uğrayan her şey sonradan meydana gelmedir. Öyle ise kâinat da sonradan meydana gelmedir. Sonradan meydana gelen her şey bir yaratıcıya muhtaçtır. Kâinat da sonradan meydana geldiğine göre, onun da bir yaratıcıya ihtiyacı vardır, İşte bu yaratıcı, Yüce Al- lah'tır.»
SORU: KAİNATIN VARLIK VE NİZAMI YARATANIN VARLIK VE BİRLİĞİNE DELİL OLABİLİR Mİ?
CEVAP: Evet. Bunun ispatı için İmam-ı Azam ile bir tabiatçı ara- sında geçen şu konuşmayı yazmak kâfidir.
Tabiatçı, nehrin karşı kıyısındadır Imam-ı Āzam kararlaştırılan saatten biraz geç gider. Tabiatçı onu görür görmez, kızarak: «Bizi niçin beklettiniz? diye sorar. İmam-ı Azam: «Dağdan ağaçlar kesildi; geldi, biçildi, tahta oldu; kendi kendine çivilenip kayık oldu; ben de bindim geldim; bunun için geciktim.» cevabını verir. Tabiatçı: «Behey akılsız! Dağdaki ağaçlar hiç kendi kendine sandal olur mu?» deyince, İmam-ı Azam: «Bir ağaç kendi kendine sandal olamaz da; şu koskocaman se- ma, sayılamayacak kadar çok yıldız, ay ve güneş, nasıl olur da kendi kendine meydana gelebilir?» demiş. Tabiatçı: «Peki, Allah'ın şimdi ne yapıyor? diye sormuş. İmam-ı Azam, sorunun cevabını vermek için ta- biatçıyı kürsüden indirip, kendisi oraya çıkarak: İşte Allah senin gibi bir kâfiri kürsüden indirdi ve benim gibi bir kulunu kürsüye çıkardı.>> der. Bunun üzerine tabiatçı cevap vermekten aciz kalarak, müslümanlı- ğı kabul etmiş.
Netice; kâinatın varlığı, yaratanın varlığına; kâinattaki nizam intizam da yaratanın birliğine delildir. ve
SORU: ALLAH'IN VARLIĞINA DELİL OLMASI BAKIMINDAN
TABIATTAN ÖRNEK GÖSTERİLEBİLİR Mİ?
CEVAP: Evet. Hem de pek çok. Bunları sırasıyle yazalım:
Cam - 1 ussağır
YanıtlaSil51 1- Bir kadın, irade sahibi olduğu halde, çocuk dogurmakta tonksiyona sahip değildir. Rahminde ne meydana gelirse o dogar. B çocuğun herhangi bir şekil veya renkte olmasına hiç bir şekilde tesir ede mez. Onu meydana getirip getirmemek de kendi elinde degildir. Olan haberi de yoktur. Bütün bunlar, gözle görulmeyen, fakat varlig yoluyla hissedilebilen sonsuz ilim ve kudretin tesiriyle oluyor. Jardan hiç be
2- Küçük ve güçsüz bir böcek olan arının, eşsız bir çalışma ome akıl ği göstererek çeşitli bitkilerden toplayıp yaptıgı bal, ilahi kudretin be tecellisinden başka bir şey olamaz. Bugünkü ilim, bütün imkanlarına ve bu küçük hayvanın meydana getirdiğ balı yapmaktan acizdir. Koskoca insanlık, ilerlemiş fennine ragmen, boy. aralıksız çalışmalarına rağmen, le bir besini meydana getirmekten acizken, küçük, zayıf bir bocegin boy. le bir şey yapması, yaratanın ilhamından başka ne ile izah edilebilir? by mik bir kurtçuğun (ipekböceği) koza içinde, ağzından çıkar diği salya ile meydana getirdiği ipek de Allah'ın kudret ve tecellisinde
baska ne ile izah edilebilir? - Odun halinde bulunan ağaçtan, bizi hayran bırakan renk, renk çiçeklerin ve çeşit çeşit meyvelerin meydana gelmesi de yine Allah kud retinden başka bir şeyle izah etmek mümkün değildir.
Demek ki içinde yaşadığımız âlemi ve bu âlemde meydana gelen sa- yısız tabiat olaylarını yaratan, onlara intizam veren Allah kudretinin te cellisinden başka bir şey değildir.
SORU: ALLAH'IN VARLIK VE BİRLİĞİNİ DELİLLERLE GOS
TEREN AYETLER VAR MI?
CEVAP: Evet, Birkaç tanesini buraya nakledelim:
1 - Hepsi bir su ile sulandığı halde, muhtelif şeyler yaratıyorum 2- <Deve, sığır, koyun gibi hayvanların karnından kırmızı ve bat ba başka renkli suları arasından ayırıp süt maddesini memeye indirerek halis beyaz renkli, güzel kokulu ve nefis gıdalı süt çıkarırım ki (siz) o dan içersiniz.
yell eli, sizi ananızın karnında yaratıp çıkardı. Hiç bir yey Milvaliniz. Zaman geçtikçe size görme, işitme duygularını SORU: TABIATÇILARA; HER ŞEYİN TABIATTAN DEĞİL DE Lama kabiliyetini Ihsan etti. Şükretmeniz lazım gelmez mi?» ve an
ruları sorarak, mantık yoluyla Allah'ın varlığını ispat edebiliriz: Soru: Tabiat dediğin nedir?
CEVAP: Her şeyi rastlantıya bağlayan bir tabiatçıya, aşağıdakı s
Cam I ussağır
YanıtlaSil52
Tabiatçı, bu soruya ancak çeşitli mantıksız cevaplar verebilir. Hal buki bir müslüman, Allah'ını bütün üstün sıfatlarıyle kesin olarak bilir.
Soru: Tabiatın hayatı var mıdır?
Yoktur, derse, hiç hayatı olmayan ölü bir tabiat bu kadar canlıyı na- sıl yaratabilir?
Vardır derse;
Soru İlmi var mıdır?
Yoktur, derse; ilimsiz bir tabiat, bu kadar ilim sahibi insanı ve bu ilmin neticesi olan çağımızın korkunç fennini nasıl meydana getirebilir?
Vardır derse;
Soru: Tabiat, görme ve işitme duygularına sahip midir?
Yoktur, derse; böyle bir kör ve sağır bir tabiat, gören ve işiten can- lıları nasıl yaratabilir?
Vardır derse;
Soru Tabiat konuşabilir mi?
Hayır, derse; o takdirde, konuşamayan bir tabiat nasıl olur da ko- nuşan insanı veya öten kuşu yaratabiliyor?
Evet derse;
Soru: Tabiat ebedi midir, yoksa bir sonu var mıdır?
Sonu vardır, derse; sonlu bir şey, sonsuz ilmi ve sonradan meydana gelebilecek yaratıkları nasıl meydana getirebilir?
Sonu yoktur, derse; biz o zaman deriz ki: O sonsuz olan ve yukarı- da sorduğumuz bütün sıfatlara sahip olan Allah'tır.
Tabiatçı bunun üzerine susmak zorunda kalacak ve inandığı şeyin saçma ve tutarsız olduğunu idrak ederek, Yüce Allah'ın birliğini tasdik etmek mecburiyetinde kalacaktır.
Cam ussağır
YanıtlaSil56
SORU: MELEKLERİN NE GİBİ SIFATLARI VARDIR?
CEVAP: Melekler, erkeklik-dişilik gibi cins ayrılıklarından uzaktır- Jar. Yemezler, içmezler, doğmaz ve doğurmazlar. Her biçime girebilirler.
SORU MELEKLERİN VAZİFESİ NELERDİR?
CEVAP Meleklerin vazifeleri sadece Yüce Allah'ın emirlerini ye- rine getirmektir. Bazıları yerde, bazıları gökte vazife görür. Kimisi, dai- ma ibadetle meşguldür, kimisi de kulların sevap ve günahlarını kaydet- mek gibi yazıcılıkla uğraşırlar.
SORU MELEKLERİN VARLIĞI NE İLE SABİTTİR?
CEVAP Şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün Peygamberler, inmiş olan ilahi kitaplar, meleklerin var olduğunu bildirmişlerdir. Hz. Kur'an'- da meleklerin varlığından bahseder.
SORU MELEKLERİ İNKAR EDEN NE OLUR?
CEVAP Melekleri inkâr etmek, Peygamberleri, kitapları reddet- mek olacağı için, kâfirliktir.
SORU: DUYU ORGANLARI İLE MELEKLERİN VARLIĞI FARK EDİLİR Mİ?
CEVAP: Hayır. Şimdiye kadar bütün âlimlerin üzerinde görüş bir- liğine vardığı gerçek, beş duyu organının (göz, kulak, burun, deri ve dil) ile tam olarak âlemi tanıyamayacağımız ve meleklerin varlığını farkede- meyeceğimizdir.
SORU: BUGÜNKÜ HAYATTA BİZE MELEKLERİN VARLIĞINI IZAH EDEN ŞEYLER MEVCUT MUDUR?
CEVAP Evet. Her gün ruh, şuur, akıl, vicdan ve elektrik kablo- sundan geçen cereyan (elektrik enerjisi) gibi, varlıkların sözünü ettiği- miz halde kendilerini bir türlü göremeyiz. Şu halde, duyu organlarıyle farkına varamadığımız melekler vardır.
SORU: MELEKLERİN YARADILIŞINDAKİ HİKMET NE OLA-
BİLİR?
CEVAP Yüce Allah insanlarda olduğu gibi, melekleri de, varlığına, sonsuz kudretine ve azametine, birliğine ve gücüne şahitlik etsinler diye yarattı. Ayrıca insanlar, kendilerini bu yüksek gizli kuvvetler sayesinde
daima göz hapsi altında tuttuğunu bilerek, Yüce Yaratan'ına karşı say- gılı ve uyanık olurlar. Yaradılışının başka bir hikmeti de bu olabilir. SORU: EN BÜYÜK DÖRT MELEĞİN ADLARI NELERDİR?
CEVAP En büyük dört melek şunlardır: Azrail, Cebrail, Mikail, Is-
rafil.
SORU: AZRAİL'İN GÖREVİ NEDİR?
CEVAP : Azrail (A.S.) vadeleri almakla mükelleftir.
YanıtlaSilruhlar ACABA AZRAİL, BİR ANDA OLEN YUZBINLERCE IN.
SORU: SANIN CANINI BİRDEN NASIL CEVAP : Günümüzde bu sorunun cevabı, çok kolaydır. Çunkü kos koca bir şehrin elektrik şebekesi, o şehrin elektrik santralından duğmeye basmak ve çevirmekle idare ediliyor. Düğmeye bir basmakit şehrin bütün lâmbalarını yakıyor veya söndürebiliyoruz. Bu misalden sor ra Azrail'in binlerce canı birden
SORU: CEBRAİL'İN GÖREVİ NEDİR?
CEVAP : Cebrailin görevi; Yüce Allah'ın kitaplarını, Peygamberle re tebliğ etmektir. SORU MİKAİL'İN
VAZİFESİ NEDİR? CEVAP: Yağmur, rüzgâr, ekin gibi bazı tabiat olaylarının meyda na gelmesiyle vazifelidir. SORU: İSRAFİL'İN
NE VAZİFESİ VARDIR?
CEVAP : İsrafil, kıyamet gününün meydana gelmesi ve insanların öldükten sonra tekrar dirilmesi ile vazifelidir.
İLAHİ KİTAPLARA İMAN
YanıtlaSil56/2
Yüce Allah insanlara doğru yolu gösterecek birtakım Peygamberler göndermiştir. Bu Peygamberler, insanlar arasından çıkmıştır. Yüce Al- lah, bazı Peygamberlere de kitaplar indirerek, insanlara emirlerini, ya- saklarını, hūlâsa gerçek hak yolunu göstermiştir.
Bu kitaplardan bazıları sayfalar halindedir. Dört tanesi de büyük
kitaplardır.
SORU SAYFALAR KAÇAR TANE VE HANGİ PEYGAMBER- LERE GELMİŞTİR?
CEVAP On sayfa Adem Peygambere, elli sayfa Şit Peygambere, otuz sayfa İdris Peybambere, on sayfa da İbrahim Peygambere veril- miştir.
SORU: DÖRT BÜYÜK KİTABIN ADLARI NELERDİR?
CEVAP: Bu dört büyük kitap: Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an'dır.
SORU: BU KİTAPLAR HANGİ PEYGAMBERLERE GELMİŞTİR?
CEVAP Kitaplar sırayla şu Peygamberlere gelmiştir: Tevrat Hz. Musa'ya, Zebur Hz. Davud'a, İncil Hz. İsa'ya, Kur'an-ı Kerim de Muham- med'e (S.A.S.) gelmiştir.
SORU: BU KİTAPLAR PEYGAMBERLERE NASIL İNMİŞTİR?
CEVAP: Yüce Allah bu semavi kitapları vahy yoluyla Peygamber- lerine indirmiştir.
SORU: KİTAPLAR VAHY YOLUYLA NASIL İNDİRİLİR?
CEVAP Vahy, ya Cebrail (A.S.) adındaki büyük melek aracılığı, ya da ilham yolu ile olur.
SORU: BÜTÜN KİTAPLARA İNANMAK ŞART MIDIR? CEVAP Yüce Allah'ın Peygamberlerine indirdiği bütün kitapları-
, her müslümanın inanması gerekir.
na SORU: BU KİTAPLARA İNANMAYANLAR NE OLUR?
CEVAP: Bu kitaplardan herhangi birisine inamayanlar, islâm çer- çevesinin dışındadırlar.
SORU: BUGÜNKÜ İLAHİ KİTAPLARA İNANMALI MIYIZ?
CEVAP: Kur'an dışında bugünkü ilâhî kitaplara inanmayız. Çün- kü bunlar, şahıslar tarafından değişikliğe uğratılmış ve asıllarını kay-
Cam - 1 ussağır
YanıtlaSiltaşıyorlardı. Fakat OLMASAYDI betmişlerdir. Bu kitaplar indiği zaman, ilahi vasif mah edildiği gibi, sonradan değişikliğe uğratılmışlardır KUR'AN İNDİKTEN SONRA ONLARLA AMEL EDİLEBİLİR MIYDP
CEVAP: Hayır. Diğer ilahi kitaplar hiç bir değişiklige uğratılmış bulunmasalardı bile, Kur'an-ı Kerim indikten sonra onlarla amel edil
SORU KUR'AN-I KERİM NEDEN DİGER ILAHI KITAPLARIN mez HÜKMÜNÜ BOZDU?
CKMONP: Çünkü Kur'an-ı Kerim, on dört asırdan beri en ufak bir değişikliğe uğramamış. Ve de kendi zamanına kadar inmiş olan bütün dani semavi kitapların esaslarını en mükemmel ihtiva etmekte olup, kıya mete kadar en modern toplumların ihtiyacına cevap verebilecek zengin
Ektedir.
SORU: ILAHI KITAPLARDAN BİRİNİ İNKAR EDEN NE OLUR! CEVAP : llahi kitaplardan hiç birisi inkâr edilemez. Çünkü birisini inkâr etmek, hepsini inkâr etmek demektir. Gerçek bir müslüman, bü tün ilähi kitaplara inanır, fakat yalnız Kur'an-ı Kerim'le amel eder.
SORU: KUR'AN-I KERİM NE GİBİ KONULARI İHTİVA EDER CEVAP: Kur'an-ı Kerim çok çeşitli ve zengin konuları içine alır. Denilebilir ki, Kur'an-ı Kerim derecesinde konuları ve muhtevası bakımın dan zengin bir kitap mevcut değildir.
Kur'an-ı Kerim, insanlara kurtarıcı olarak gönderilen Peygamberle rin hayat hikâyelerini anlatır. Onların yaptığı vazifeleri ve verdikleri mü cadeleleri bildirir. Geçmiş milletlerin hayatı ve tarihi olaylar nakledilir. Bunlardan insanların ibret dersi almaları için ilahi davet yapılır. SORU: KUR'AN-I KERİMİN BİZE EMİRLERİ NELERDİR?
CEVAP : Kur'an Kerim, müslümanların daima uyanık, dinlerine mygılı, haklı müdafa eden kişiler olmasını isteyen büyük kitabım çeşit modern teknik araçlara sahip bulunmalarını ve asla düşmana be ve bakımdan güçlü yun eğmemelerini emreder. Allah'a karşı ibadet etmeyi, doğru olmay yardımcı ve emreder. misafirperver o mak gibi insani hareketlerde bulunmamish
SORU: KUR'AN-I KERİMİN NEFİS HAKKINDAKİ GÖRÜSLERI NELERDİR? bir dicer
CEVAP : Insanoğlunun en püf noktası olan nefsî duygularını, deyimle; duygusal hayatını ele alarak bunların mutlaka frenlenme
Cam ussağır
YanıtlaSil58
sini emreden Kur'an-ı Kerim, kişiyi baştan çıkaranın nefs olduğunu bil- dirmekle, gerçeğin ta kendisini ifade etmiştir.
Bu duygular, kimisini meyhaneye, bazısını kumarhaneye, bir kısmını hapishaneye tıkabiliyor. Hele içki, kumar ve zina insanı maddi ve ma- nevi bakımdan mahveden, idam sehpasının üç ayağıdır. Bu bakımdan, Hz. Kur'an, müslümanların daima akıl ve mantık kaidelerine uygun, duy- gulardan uzak, temkinli ve tedbirli hareket etmeye davet eder.
SORU KUR'AN-I KERİM'İN İLME VERDİĞİ DEĞER NEDİR?
CEVAP Kur'an-ı Kerim, ilme büyük değer vermiştir. «Hiç bilen- lerle bilmeyenler bir olur mu?» âyeti celilesiyle bilginlere ve dolayısıyle ilme verdiği değeri belirtmiştir. Ayrıca başka bir âyet-i celilede; bilgiyi aydınlığa, cahilliği de karanlığa benzeterek bilgililik ile cahillik arasın- daki farkı karanlık ve aydınlık arasındaki büyük tezatla izah etmiştir.
SORU KUR'AN-I KERİM DEĞİŞİKLİĞE UĞRATILMIŞ OLABİ-
LİR Mİ?
CEVAP: Hayır. Zira Kur'an-ı Kerim'in âyetleri nazil olduktan son- ra, bunlar sahabelere ezberlettirilmiş, Hz. Ebu Bekir zamanında ehli- yetli bir heyet tarafından bir nüshası yazılmış, Hz. Osman zamanında ise bu nüshalar çoğaltılıp çeşitli yerlere gönderilmiştir. Ve bugüne ka- dar da değil bir kelimesi, tek bir harekesi bile değiştirilmiş değildir.
SORU: BUNDAN SONRA DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ? CEVAP Buna imkân ve ihtimal yoktur. Zira, bugün hemen hemen
her müslümanın evinde bulunmak üzere milyonlarca aslının aynı Kur'an'- lar mevcuttur. Bu itibarla, Kur'an'da yapılacak en ufak değişiklik, he- men farkedilecek ve bundan dolayı da Kur'an'da herhangi bir değişikli- ğin yapılabileceğine ihtimal verilemez.
Ayrıca Yüce Allah, «Kur'an-ı Kerim'i biz indirdik, kıyamete kadar
da biz koruyacağız. dyerek, bu ilâhî kelâmı değiştirmeye kimsenin gü-
cünün yetmeyeceğini ilân etmiştir. SORU KUR'AN-I KERİM İLE DİĞER KİTAPLAR ARASINDA NE GİBİ FARKLAR VARDIR?
CEVAP Kur'an-ı Kerim'den başka diğer kitaplar mevziîdirler. Ya- ni, belirli milletlere gönderilmiştir. Bu kitaplarla ancak o milletler be- lirli bir süre için amel etmekle mükelleftirler. Halbuki Kur'an-ı Kerim, bütün insanlık için gönderilmiş, kıyamet kadar devam edecek ve en medenî ihtiyaçları karşılayacak yollar gösteren muhtevada bir kitap olarak gönderilmiştir.
59
YanıtlaSilSORU
Cam - 1 ussağır
SÖYLEYENLER VAR MIDIR?
KUR'AN-I KERİMİN DEĞIŞTIRILMIŞ Çağınızda tarafsız Avrupa bilginleri de Kur'an-ı Kerim bir noktasının bile değişmemiş olduğu gerçeğini rahatlıkla soyleyeb CEVAP OLDUGUNI
Masonluk, siyonist ve komünizm gibi düşmanlıkları belli bazı kilitlar tarafından söylenilmiş sözler, zaten nazarı itibare alınamaz. SORU KUR'ANI KERİM TERCÜME EDİLEBILIR MI? CEVAP: Bugün Kur'an-ı Kerim dünyanın belli başlı bütün dille.
mektedirler.
rine tercüme edilmiştir. Çeşitli mütercimler tarafından hazırlanmış kang geşit Türkçe tercümesi de mevcuttur. THER CUMELER KUR'AN'IN ASIL MĀNĀSINI VEREE bir
LIR MI CEVAP: Asla. Kur'an-ı Kerim çok geniş anlamlı bir kitaptır. Onun
bgm hiç bir mütercim O'nun kasdetmiş olduğu bütün mânâları vermeye muktedir değildir.
SORU TERCÜMELER, KUR'AN-I KERİM SAYILABİLİR MI CEVAP: Hayır. Yukarıda izah ettiğimiz gibi, tercümeler Kur'an- Kerim'in anlatmak istediği bütün mânâları hiç bir zaman veremezler Bundan dolayı da tercümeler, Kur'an-ı Kerim'in yerini tutamazlar ve bunlara Kur'an-ı Kerim denilemez.
SORU: ILAHI KİTAPLARA İHTİYAÇ VAR MIDIR? CEVAP: Kişioğlunu yoktan var eden Yüce Allah, onun dünyads
takip etmesi gereken doğru yolu en iyi bilendir. Ve gene kişioğlu, hak Jalanda yürüyerek Yüce Allah'ın rızasını kazanabilmek için O'nun te Limaties göre hareket etmelidir. Yüce Allah'ın kullarından istediği bir rice Allah'ın kanunlar bildiren kutsal kitaplara ihtiyaç vardır.
SORU ILAHI KİTAPLAR INMESEYDİ NE GİBİ ZARARLARI MIZ OLURDU! CEVAP lähi kitaplar, insanların manevi ve maddi hayatlarin
Sünne sokan birer ilahi kanundur. Yüce Allah, insanlara bak ve v ifelerini bu kitaplarda bildirmiştir. Bu kitaplar inmeseydi, kişioğlu ne reden geldiğini, nereye gideceğini, niçin geldigini, niçin gideceğini; ahl ret hayatı ve onun çeşitli nimetlerini bilemezdi. Yine bu kitaplar saye nlar Yüce Allah'a karji hak ve hikmetlerini
öğrendiler. vazifelerini, SORU BU KİTAPLARIN İNANÇ YÖNÜNDEN
NELERDİR?
yaradılışlarmin
FAYDALARI
Cam
YanıtlaSilussağır
CEVAP: Kitapların inanç yönünden faydası çok büyüktür. İnsan- ları; taşlara, ağaçlara, insanlara, tabiat kuvvetlerine ve kendi eli ile yapmış olduğu putlara tapmaktan kurtarmış, Allah'a badet etme, öğüt alma, doğru yoldan yürüme hakikatine erdirmiştir.
SORU: ÖZ OLARAK BU KİTAPLAR NE İÇİN İNMİŞLERDİR?
CEVAP İlahi kitaplar, insanların dünyada selametlerini, âhirette saadetlerini sağlamak için inmişlerdir ve karanlıkta körleşmiş insanla- rı maddi ve manevi yönden üstün hayata kavuşturmuşlardır.
SORU: KUR'AN-I KERİM'İN HUKUK ANLAYIŞI NEDİR?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim tarih boyunca insanlığın arzu ettiği ger- çek adaleti, tam eşitliği, büyük sevgi ve saygıyı, siyasi ve iktisadi hür- riyeti, insana insan olduğu için iyi davranılmasını emreder. Hak ve hu- kuk anlayışını, «Bütün müslümanlar birbirlerinin kardeşidir.» diyerek üstün insani kardeşliği, ancak bu kitapta bulabiliriz.
SORU: KUR'AN-I KERİM'E UYANLAR NE GİBİ BİR KAZANÇ ELDE EDERLER?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim'in gösterdiği aydınlık ilâhî hak yolunda gidenler, birlik ve beraberlik içinde yaşayarak, üstün çalışkanlıklarıyle sosyal ve iktisadi bakımdan kalkınırlar. Tam bir ahenk ve dostluk için- de hayat sürerler.
Çünkü Hz. Kur'an, insanları; «Allalı birdir» hakikati etrafında top- layarak onlara, siyasi, iktisadi ve sosyal alanlarda en medenî ihtiyaçlarını giderecek esas ve prensipleri bildirir. Bunun için insanların Allah'a ve bir- birlerine karşı olan hak ve vazifelerini belirtir. Onları zulümden, ben- cillikten, dalâletten, hiyanetten, gafletten, cimrilikten, kincilikten, düş- manlıktan, tembellikten ve her çeşit kötülüklerden kurtarır. Yüce Al- lah'ın varlık, birlik ve büyüklüğünü ilan eden Hz. Kur'an, amansız bir çalışmayı emreder. Kişioğluna, çalışmasının karşılığını elde edebilece- ğini, kendi emeği mahsulünü yiyebileceğini ve harama asla el uzatma-
ması gerektiğini söyler.
Yüce Allah'ın buyurduğu gibi hak ile bâtılı, yalanla doğruyu bir- birinden ayırt eden Kur'an-ı Kerim, müslümanlar için şifa ve rahmet- tir. Hz. Kur'an sayesinde kişioğlu, dünyasını da, âhiretini de dörtbaşı mamur bir şekilde öğrenerek kendisini bekleyen kollarını açmış ebe- di saadete doğru büyük bir aşkla yol almaktadır. Yüce Allah, hepimizi Kur'an'dan ve imandan ayırmasın, amin.
PEYGAMBERLERE İMAN
YanıtlaSil61
Islam dininde Peygamberlere inanmak, imanın dördüncü şartıdır. Peygamber, ligatta haber getiren ve bildiren demektir. Şeriat dilinde ise, Yüce Allah'ın kullarına dinini bildirmekle görevlendirdigi olgun ve sayın kişilere, Peygamber denir. Bu kişiler, Yüce Allah'ın birer elçi.
sidir SORU: PEYGAMBERLİK NASIL ANLAŞILIR?
Amber olduğunu The Alba ihsan etiği, onlardan çıkan bazı büyüklüklerin ve bunu külade olayların (mucizelerin yardımıyle anlıyoruz.
SORU: BU HARIKÜLADE OLAYLAR NELERDİR?
CEVAP: Bu harikülade olaylar, mu'cize ve kerametlerdir.
SORU: MUCİZE NEDİR?
CEVAP: Mucize, ancak Peygamberlerden çıkabilen olağanüstü olay. lardır.
SORU: KERAMET NE DEMEKTİR?
CEVAP: Yukarıda anlattığımız olağanüstü olaylar, Allah'ın en ya- kim dostları olan veliler tarafından açığa çıkar. Bu olaylar, evliyanın tahi bulunduğu, ümmeti oluğu Peygamberler için birer mu'cize sayılır. Çünkü vellerin täbi bulunduğu Peygamber, gerçekten Peygamber olma- sayd, o evliyadan bu türlü olağanüstü olay çıkmayacaktı.
Demek ki, keramet olayı, evliya denen, Allah'ın yakın dostlarında gürülen olağanüstü haller ve durumlardır.
SORU : MAUNET NE DEMEKTİR?
CEVAP : Maunet: İstidrag; ne Peygamber, ne de veli olmayıp da
alelāde ban kimselerden çıkan fevkalâde durumlardır. LANORE: BU GİBİ HALLER SAHİBİNİN BÜYÜKLÜGUNE DELIL OLABİLİR Mİ?
SORU: PEYGAMBER VE VELİLERDEN BAŞKA MUCIZE VEYA KERAMET Mİ? GÖSTEREBİLİRLER
CEVAP : Hayır. Bu gibi haller, sahibinin büyüklüğüne delil olma- dığı gibi, mu'cize ve keramet de olamaz. KİMSELER
Cam I ussağır
YanıtlaSil62
CEVAP: Hayır. Sahte Peygamberlerden ve yalancı velilerden ne mu'cize, ne de keramet çıkamaz. Şunu belirtelim ki, bazı illizyonist gös terilerin ve göz bağcılık adı altında harikülade şeylermiş gibi takdim edilen hayret uyandırıcı numara ve olaylar, ya göz yanıltmaları sonu- cu, ya da bazı ilmi kaidelere dayanan sanat eserleridir.
SORU: SON PEYGAMBER KİMDİR VE BUNDAN SONRA BİR PEYGAMBER GELEBİLİR Mİ?
CEVAP Son Peygamber, Allah'ın kainatı, yüzü suyu hürmetine yaratmış olduğu sevgili kulu, efendimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) dır,
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'le (S.A.S.) Peygamberlik kurumu artık şanlı ve kutsal tarihini kapatmıştır. Ondan sonra artık Peygamber gelmeyecektir. Bunun için çağımızda kim olursa olsun, Ben Peygamberim diyen şüphesiz yalan söylemiş olur.
SORU: PEYGAMBERLERİN BAŞKA NE GİBİ ADLARI VAR- DIR?
CEVAP Peygamberlere, Nebi, Resul ve Mürsel adları da verilir. Ancak bu deyimler arasında fark vardır.
SORU NEBİ KİMLERE DENİR?
CEVAP Kendinden önceki Peygamberin kitap ve şeriatını ümme tine bildirmeye memur olan zata, yalnızca (Nebi) yada (Peygamber) de- nir.
Demek ki kendisine yeni bir kitap yeni bir şeriat verilmeyipte kendin- den önceki olan Peygamber'in şeriatını devam ettirmekle memur, zata sa-
dece Nebi yada Peygamber diyebiliriz.
SORU RESUL KİME DENİR?
CEVAP: Kendisine yeni bir kitap ile yeni bir şeriat verilen zata <Resul» denir.
Yeni bir şeriat yeni bir kitap ile ortaya çıkarak, kendinden önceki Peygamber'in şeriatını tekâmül (Evrim) kanununa bağlı bir şekilde ge- tiren zata Nebi, Peygamber, Resûl ve Mürsel adlarının hepsini verebili- riz.
SORU İLK PEYGAMBER KİMDİR?
CEVAP Yüce Allah'ın büyük kitabı Hz. Kur'anın bize bildirdiğine göre ilk Peygamber, insanlığın babası Hz. Adem'dir.
SORU PEYGAMBERLERİN KESİN SAYISI BİLİNİYOR MU?
CEVAP Peygamberlerin kesin sayıları bilinmiyor. İlk Peygamber Hz. Adem'den son Peygamber Hz. Muhammed'e kadar sayılarını yalnız Yüce Allah'ın bildiği binlerce Peygamber gelip gitmiştir.
Cam 1 ussağır
YanıtlaSil64
CEVAP Peygamberler, Yüce Allahın kendilerine indirmiş olduğu kitap ve şeriat hükümlerini ümmetlerine olduğu gibi tebliğ etmekle me- mur ve güvenilirler.
SORU PEYGAMBERLER İLAHİ EMİRLERİ TEBLİĞ EDER- KEN BİR KISMINI SAKLAMIŞ VEYA UNUTMUŞ OLABİLİRLER Mİ?
CEVAP Peygamberler ilahi emirleri tebliğ ederlerken onların bir
kısmını saklamış veya unutmuş olamazlar.
Böyle bir durum Peygamberlik müessesesine yakışmadığı ve uygun düşmediği gibi Yüce Allah'ın ezeli ve ebedi iradesine de aykırıdır.
SORU: INSANLAR PEYGAMBERLERE MUHTAÇ MIDIRLAR? Insanlar Peygamberlere muhtaçtırlar.
CEVAP: Evet...
Yüce Allah dünyayı yaratıp insanoğlunun içine saldı. Tabiatın çoğu- nu onun emrine vererek ona saygısı çeşitli nimetler ihsan etti. Onu ihya etti.
Bütün bu sonsuz nimetlere karşı insanoğlu Aliahın birliğini idrak et- meyecek mi? Bütün bunların bir rastlantının eseri olmayıp, yüce yarata- nın varlık, ve birliğine delil teşkil ettiklerini anlamıyacaklar mı?
Şüphesiz ki insanoğlu aklı ile bütün bunların bir yaratanın eseri ol- duğunu bulacaktır. Fakat yaradılış sebebinin ne olduğunu, neler yaparsa hoşnut edeceğini, hangi şeylerden sakınırsa mükafat göreceğini, hülåsa nasıl hareket edeceğini bilemezdi. Gene insanlar arasındaki hak ve daya- nışmayı ilahi yönden tayin edemezdi. Ayrıca zaman zaman çirkefleşiyor, sapıtıyor, cehalet kanserine yakalanıyor, ahlâksızlaşıyor ve taş, insan, ağaç gibi maddi varlıklara tapıyordu.
İşte insanalrı, çirkin ve korkunç akıbetlerini kurtaracak, onlara dini-
ve dünyevi yön ve metodlarını öğretecek, dünyada selâmet, ahirette saa- det yolunu gösterecek ilähi birer önder olan Peygamberlerin zuhuru lā- zım ve zaruridir. SORU: INSANOĞLU ALLAH'IN EMİR VE YASAKLARINDAN
HABERSİZDİM DİYE SORUMLULUKTAN KURTULABİLİR Mİ?
CEVAP: Yüce Allah insanlara Peygamberler göndermiş bu pey- gamberleri vasıtasıyle de emir ve yasaklarından insanoğluna bildirmiştir. Ve böylelikle kişioğlunun kıyamette «Allah emir ve nehileri hakkında bilgin yoktu, ne yapayım diyerek sorumluluktan kaçmayı sağlıyacak açık kapı bırakmamıştır.
SORU PEYGAMBERLERE İNANMIYANIN HAKKINDAKI HU- KÜM NEDİR?
CEVAP Yüce Allah'ın arzu buyurduğu ve kabul edeceği iman et-
Cam 1 ussağır
YanıtlaSil64
CEVAP Peygamberler, Yüce Allahın kendilerine indirmiş olduğu kitap ve şeriat hükümlerini ümmetlerine olduğu gibi tebliğ etmekle me- mur ve güvenilirler.
SORU PEYGAMBERLER İLAHİ EMİRLERİ TEBLİĞ EDER- KEN BİR KISMINI SAKLAMIŞ VEYA UNUTMUŞ OLABİLİRLER Mİ?
CEVAP Peygamberler ilahi emirleri tebliğ ederlerken onların bir
kısmını saklamış veya unutmuş olamazlar.
Böyle bir durum Peygamberlik müessesesine yakışmadığı ve uygun düşmediği gibi Yüce Allah'ın ezeli ve ebedi iradesine de aykırıdır.
SORU: INSANLAR PEYGAMBERLERE MUHTAÇ MIDIRLAR? Insanlar Peygamberlere muhtaçtırlar.
CEVAP: Evet...
Yüce Allah dünyayı yaratıp insanoğlunun içine saldı. Tabiatın çoğu- nu onun emrine vererek ona saygısı çeşitli nimetler ihsan etti. Onu ihya etti.
Bütün bu sonsuz nimetlere karşı insanoğlu Aliahın birliğini idrak et- meyecek mi? Bütün bunların bir rastlantının eseri olmayıp, yüce yarata- nın varlık, ve birliğine delil teşkil ettiklerini anlamıyacaklar mı?
Şüphesiz ki insanoğlu aklı ile bütün bunların bir yaratanın eseri ol- duğunu bulacaktır. Fakat yaradılış sebebinin ne olduğunu, neler yaparsa hoşnut edeceğini, hangi şeylerden sakınırsa mükafat göreceğini, hülåsa nasıl hareket edeceğini bilemezdi. Gene insanlar arasındaki hak ve daya- nışmayı ilahi yönden tayin edemezdi. Ayrıca zaman zaman çirkefleşiyor, sapıtıyor, cehalet kanserine yakalanıyor, ahlâksızlaşıyor ve taş, insan, ağaç gibi maddi varlıklara tapıyordu.
İşte insanalrı, çirkin ve korkunç akıbetlerini kurtaracak, onlara dini-
ve dünyevi yön ve metodlarını öğretecek, dünyada selâmet, ahirette saa- det yolunu gösterecek ilähi birer önder olan Peygamberlerin zuhuru lā- zım ve zaruridir. SORU: INSANOĞLU ALLAH'IN EMİR VE YASAKLARINDAN
HABERSİZDİM DİYE SORUMLULUKTAN KURTULABİLİR Mİ?
CEVAP: Yüce Allah insanlara Peygamberler göndermiş bu pey- gamberleri vasıtasıyle de emir ve yasaklarından insanoğluna bildirmiştir. Ve böylelikle kişioğlunun kıyamette «Allah emir ve nehileri hakkında bilgin yoktu, ne yapayım diyerek sorumluluktan kaçmayı sağlıyacak açık kapı bırakmamıştır.
SORU PEYGAMBERLERE İNANMIYANIN HAKKINDAKI HU- KÜM NEDİR?
CEVAP Yüce Allah'ın arzu buyurduğu ve kabul edeceği iman et-
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
228 1 Kalbler dört nevidir: Açık kalb; örtüsü, kılıfı olmayıb parlıyan nurlu bir kandil gibidir. Kılıflı kalb; Kılıfla örtülmüş ve bağlanmıştır. Dışı mühürlüdür. Ters kalb; (Aşağısı yukarı, yukarısı aşağıya gelmiş) yamuk kalb. Kılıfsız olan açık kalbe gelince, bu müminin kalbidir. Onun kandili içindeki iman nurudur. Kılıflı kalb, kafirin kalbidir. (Ne alır ne verir. Ona bir şey işlemez) Ters kalb, (tepesi aşağı olan kalb) münafığın kalbidir. Ki (Hakkı ve tevhidi bilir) ama inkar eder. Yamuk kalbe gelince; içinde imanda, nifakta olan kalbdir. Onun imanının misali, bir tane gibidir ki, o taneyi iyi su büyütür. Oradaki nifakın misali ise, irin ve kanın büyüttüğü çıban gibidir. O iki besleyiciden hangisi diğerine galib gelirse kalbde o hakim olur.(İman ile nifakı besliyen şeyler vardır. İmanı Zikir ve Kur'an, nifakı da oyun, eğlence, çalgı ve çağanak besler. Hangisini yenerse o galib gelir. Ya kalb alaşağı olur, ya da nifak körelir.) Hz. Ebû said (r.a.)
228 2 Kıntar, on iki bin okiyyeden ve her bir okiyye yer ile gök arasında olanlardan daha hayırlıdır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.).
228 3 Kıntar yüz rıtıl (batman)dır. Her rıtıl on iki okiyye, her okiyye yedi dinardır. Her dinar da yirmi dört kırattır. Hz. Câbir (r.a.)
228 4 Kafiri kıyamet gününde ter (ar, utanç) öyle sıkar ve bunaltır ki "Cehenneme de olsa beni kurtarın" der. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
228 5 Kebair (büyük günahlar): Allah'a şirk koşmak, (na-hak yere) insan öldürmek, ana-babaya isyan ve size en büyüğünü haber vereyim mi: Yalan söz söylemek ve yalan yere şahidlik etmektir. Hz. Abdullah İbni Bekir İbni Enes (r.a.)
228 6 Kebair: Allah'a şirk koşmak, ana-babaya isyan, insan öldürmek ve yalan yere yemindir. Hz. İbni Amr (r.anhüma)
228 7 Kebair dokuzdur: En büyüğü Allah'a şirk koşmak, na-hak yere insan öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, iffetli kimseye zina isnadında bulunmak, cepheden kaçmak, ana babaya isyan, sizin dirinizin ve ölünüzün kıblesi olan Beytül Harama konan yasakları ayak altına almaktır. Hz. Ubeyd İbni Umayr
228 8 Büyük günahlar yedidir: Allah'a şirk koşmak, hak yol ile olan müstesna, Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmek, namuslu kadına iftira etmek, cepheden kaçmak, faiz yemek, yetim malı yemek, hicretten sonra cahiliye bedeviliğine dönmek. Hz. Ebû Said (r.a.)
YanıtlaSil228 9 Büyük günahlar: Allah'a şirk koşmak, Allah'ın iyiliğinden ye'se düşmek ve Allah Azze ve Cellenin rahmetinden ümidini kesmektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
228 10 Kebair; Allah'a şirk, namuslu kadına iftira, mü'min kimseyi öldürme, muharebe gününde cepheden kaçma, yetim malı yeme, müslüman ana-babaya isyan, ölü ve diri olarak kıblemiz olan Kabeye hürmetsizlik etmektir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
228 11 Yalan yüzü karartır. Koğuculukta kabir azabıdır. Hz. Ebû Berze (r.a.)
228 12 Yalan imana aykırıdır. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
228 13 Yalan, Adem oğlunun aleyhinde yazılır. (Müsabaha edilmez) Üç hal müstesna: iki kişinin bozulmuş olan arasını yatıştırmak için söylenen yalan, kendi ailesini (dirlik düzenlik düşüncesi ile) razı etmek için söylenen yalan bir de harbde yalan, Esasen harb hud'adır. Hz. Nuvas İbni Seman (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
384 1 Allah (z.c.hz.)'ne şu kulun sesinden güzel ses yoktur ki, vaktiyle yaptığı bir günahdan dolayı içi yanmış, günahını her hatırladıkça kalbi korku dolarak teessürle feryad edip "Ya Rabbah" diyor. (Ya Rabbi demek) Hz. Enes (r.a.)
384 2 Hiç bir alim yoktur ki, sultanın kapısına arzusu ile devam etsin de, sultanın ahirette Cehennem ateşinde çekeceği her azaba ortak olmasın. Hz. Muaz (r.a.)
384 3 Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için ziyarete gelsin de, semadan bir melek: "Hoş ettin ve Cennet sana helal oldu" demesin. Aziz ve Celil olan Allah arşının melekutunda şöyle buyurur: "Kulum Beni ziyarete geldi. Bana onu ağırlamak düşer ve onun mükafatı da Cennetten başka ziyafetlik olamaz." Hz. Enes (r.a.)
384 4 Allah'ı ve Resulünü seven hiç bir kul yoktur ki, fakirlik ona sel akıntısı gibi gelmesin. Allah'ı ve Resulunü seven kimse belaya karşı zırh giysin. (Fakirlik iki cephelidir; Allah'a karşı ihtiyaç hissetmek saadet, mahluka karşı ihtiyaç hissetmek ise felakettir.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
384 5 Bir müslüman yoktur ki, bir mü'min kardeşine gıyaben dua etsin de, bir melek, sana da bir o kadar" demesin. Hz. Ebud Derda (r.a.)
384 6 Bir kul yoktur ki, bir günah yapsın ve kalkıp güzelce abdest alıp iki rek'at namaz kılarak bu günahdan mağfiret dilesinde, Allah da onu affetmesin. Hz. Ali (r.a.)
384 7 Cennete giren her bir kimsenin baş ve ayak ucunda iki huri durur ve ins ve cinnin işittiği en güzel sesle neşide okurlar. Bu dünyadaki gibi şeytan çağırtması şeklinde olmayıp Cenabı Hakkı temcid ve takdis mahiyetinde olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
384 8 Hiç bir kul ve cariye yoktur ki, derin uykuya daldığında ruhu Arşa doğru çıkarılmasın. Arşa varıpta uyananın rüyası sadık ve arşa varmadan uyanan ki ise kazib olur. Hz. Ali (r.a.)
384 9 Hiç bir kul yoktur ki, dünyada süm'a ve riya mevkiinde bulunsun da, Allah (z.c.hz.) onun halini kıyamet gününde, halkın huzurunda başları üzerinden duyurmasın. Hz. Muaz (r.a.)
384 10 Hiç bir kul yoktur ki, her günün sabahı ve her gecenin akşamında üç kere: "Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil ardı velâ fissemâ' ve hüve semî'ul alim." desin de sonra ona bir şey zarar versin. Hz. Osman (r.a.)
384 11 "Lâ ilâhe illallahu Vallâhu Ekber" diyen hiç bir kul yoktur ki, Allah onun dörtte birini Cehennemden azad etmesin. Şayet iki defa söylerse tamamını Cehennemden azad eder. Hz. Ebud Derda (r.a.)
...Her kim İslam'da kötü bir çığır açarsa o kimseye açtığı çığırın günahı yükletildiği gibi kendisinden sonra o yoldan gidenlerin de günahı yük- letilir... (Müslim, Zekat 69)
YanıtlaSilBİR HADİS
KÖTÜ ÇIĞIR AÇANLARIN AKIBETİ
Bidat, "daha önce benzeri bulunmayıp sonradan ortaya çıkan (muhdes) şey" anlamına gelir. Dinî mahiyette görülen amel ve davranışlardan baş- ka günlük hayatla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan yeni fikir, uygulama ve âdetler; "sonradan ortaya konan dinî görünümlü yol" bidat sayılmıştır. Peygamberimiz (sos), İslam'da güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açana o çı- ğıra uyanlar bulunduğu sürece sevap verileceğini, kötü bir çığır (sünnet-i seyyie) açana da aynı şekilde günah yazılacağını ifade etmiştir (Buhari, Terävih. 1). Kur'an'ı bir mushafta toplamak, teravih namazını cemaatle kılmak, minare ve medrese inşa etmek iyi bidate, kabirlerin üzerine türbe yapmak ve bu- ralara mum dikmek de kötü bidate örnek olarak gösterilebilir. Hadislerde reddedilen kötü bidattir. Şafiî fakihlerinden İzzeddin b. Abdüsselâm daha da ileri giderek bidati mükellefin fiillerine paralel olarak vacip, mendup, mübah, mekruh, haram olmak üzere beşe ayırmaktadır.
CÂMİ ÇOK CAMİ İNSAN YOK
YanıtlaSilADEM ŞAHİN
66
CAMİ SÖZÜ, TOPLAMAK
BİR ARAYA GETİRMEK, DAĞINIKLIĞI GİDERMEK
V asiyetimdir: "Beni yıkadıkları za man saçımı ve sakalımı torunum ras Rabbimin huzuruna yakışıklı playm Bir başka rivayet de: "Beni ta görsünler şeklinde. Bu sözün whb, pul bahçesine girmeden önce ümü telekkür eden yolun yolcusudur. Oumü, telefonu gibi yakın bilmeyen ve ipelleştirmeyen birisi böyle bir söz edemez
ANLAMINA GELİR. EL CAMI, ALLAH'IN İSİMLERİNDEN BİRİSİDİR, CAMİ İNSANLAR
VARDIR, BİR DE CAMI KURUMLAR: İNSANLARI BİR ARAYA GETİREN,
Hao Emin Çevik ağabeyden bahse dyorum. 0,3-4 kelime ile tarif edilecek asa, bu kelimeler, tebessüm, nezaket, eszenik ve disiplin olurdu. 3 2 sahibi (zi pret, nyafet, zarafet) Sultanlann nefesi Çukurova'da da sıcacık
DAĞINIKLIKLARI GİDEREN, TOPLAYAN, BİRLİK VE
Herkesin mesleğinden gönlüne bir yansıma olur, Zücaciye işi de kermama yı gerektirir. Zücaciye işi ile uğraşanlar hem estetikten anlar hem de halden. "Bir insan, etrafındaki 5 insanın ortala masıdır" derler, benden bir ilave: "Insan, etrafinda en çok bulunan 5 eşyanın da ortalamasıdır.
İçerisinde cem eden, dağınıklıktan
bir araya getiren cami bir insan yoksa
binlerce metrekarelik kurumlar ksır
kalır. Ömer Faruk Karabucak Efendi
Emin abi baba dostudur. Baba dost anil kat sevgi ve ihtiramı hak eder. Emin abi Adana'da vefat etti. Adana
BERABERLİĞİ SAĞLAYARAK DIŞLAMAYAN
99
(v 2015) küçük yazıhanesinde Adana merkez ve 15 ilçesinin şemsiyesi olurdu. Imam Serahsi, kuyunun içinde iken, ta lebelerine 33 ciltlik Mebsut isimli eserini yazdırmıştı. Ömer Faruk Karabucak abi- nin yaahanesinde, Mehmet Değirmen ci ve Emin Çevik abinin Güney Zücaciye dükkânında da herkesi cem etmesine şaşılmaz. Mescid-i Nebevi bir zamanlar cami, mahkeme, meclis, hapishane, af hane, nikah salonu, zekât dağıtım ve be lediye işlerinin görüşüldüğü mekän idi. Mehmet ve Emin Abilerin mas sında Erkam kitaplan ve Altınoluk hep dururdu. Bu iki abinin masasında adi so yadı ve görevlerini belirten "masa isimli
yoktu. Kimlik olarak, Erkam Yayınlan,
Altınoluk ve cemaatle kainan namalar
dan başka neye ihtiyaç duyulur ki?
abyla bir soru: "Ekmeğin kralı nerede per? Ekmeğin kralı Özbekler tarafın- dan pişilir, Buhara'da, Semerkant'ta, Gealabat'ta, Oy ve Özara Pazarında sa the Her ekmeğin üzerindeki nakış baş lade Bomeğin süsünden, nakundan hangi köye, hangi şehre ait olduğu an beple Aynı şekilde, İstanbulda Osmanlı Rdişin köşkler de birbirinin kopyası
Cámi sözü, toplamak, bir araya ge tirmek, dağınıklığı gidermek anlamına gelir. El Cami, Allah'ın isimlerinden bl- risidir. Câmi insanlar vardır, bir de câmi kurumlar, insanları bir araya getiren, dağınıklıkları gideren, toplayan, birlik ve beraberliği sağlayarak dışlamayan.
Günümüzde cămi olmayı Youtube, Instagram, Twitter ve AVMfiler üstlendi, Dini kurumlann en büyük sorunu, cimi olup cern edememektir, câmi insanla nn yokluğudur. Her Müslümanın yüre ği ve mekânı sözlük anlamıyla cem evi (toplanma yeri) olmalıdır.
Bezmu, başy ve ekmeği birbirinin ay nes yapmamanın sim nedir?
ah'n tecellsinde (isim ve sıfat anın ortaya çloşında) tekrar yoktur." , Allah'a yaklaştıkça tekrardan, kop-
Kal yadan uzaklaşır. Birbirinin aynısı, olan evler, eşyalar bize uzaklıktan haber verir. Emin abinin vasiyeti de orijinal ve klas tz Pedagojik derinliği vardır. Adana Melek Girmez Çarşısı'nda
Güney Zücaciye adında berrak bir vaha vandi. Bu çarşının içinde, "Melek Ge er Camis bulunur (internete balona). Emin Çevik ve Meh met Değirmenci Abilerin is lena Guney Zuccaciye'de Halla ve
halka hizmet adına her şey yapılırch
Hacı Emin Çevik abimiz ve cümle geçmişlerimize Fatiha ve
Güney Züccaciye, Altınoluk abo ne işlerinden, hediye kitap dağıtımına, dostlann muhabbet etmesinden sorun- lanın çözülmesine kadar dükkân değil de vakıf merkezi gibiydi. Metafizik derler, sadece fiziğin meta'sı (ötesi, uzaklan) olmaz ko. Dünyada meta matematik, meta kimya, meta coğrafya, olduğu gibi meta zücaciye dükkânı da vardır. Somuncu babanın fırını da meta finn- dir. Güney Züccaciye'de hakka ve halka hizmet ana iş; alım satım ek iş gibi gö rü
۳۱۲ - إِذَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ فَهُوَ عَمُودُ اللهِ عَزَّ وَجَلٌ وَإِذَا تَقَدَّمَ الْإِمَامُ فَهُوَ نُورُ الله وَإِذَا اسْتَوَتِ الصُّفُوفُ فَهِيَ أَرْكَانُ اللَّهِ فَبَادِرُوا إِلَى عَمُودِ اللَّهِ وَاقْتَسُوا
YanıtlaSilمنْ نُور اللهَ وَكُونُوا أَرْكَانَ اللهِ فِي الأَرْضِ (ابن النجار عن ابن عباس) 312- Müezzinin okuduğu ezan ki, o Allah'ın amududur. (Zira ezan okunan beldeye gazabı ilahiyye gelmez). İmam öne geçtiği zaman, o Allah'ın nurudur. Safların düzgün olarak düzenlenmesi ki, bu Allah'ın rükünleridir. Öyleyse Allah'ın amuduna koşunuz. Allah'ın nurundan iktibas ediniz ki, yeryüzünde Allah'ın rükünlerinden olasınız.
٣١٣ - إِذَا أَذْنَ الْمُؤَذِّنُ خَرَجَ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسْجِدِ لَهُ حُصَاصِ فَإِذَا سَكَتَ الْمُؤَذِّنُ رَجَعَ فَإِذَا أَقَامَ الْمُؤَذِّنُ خَرَجَ مِنَ الْمَسْجِدِ وَلَهُ صُرَاطٌ فَإِذَا سكت رَجَعَ حَتَّى يَأْتِيَ الْمَرْأُ الْمُسْلِمُ فِي صَلَوتِهِ فَيَدْخُلُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ نَفْسِهِ لَا يَدْري أَ زَادَ فِي صَلَوتِهِ أَوْ نَقَصَ فَإِذَا أَوْجَدَ ذَلِكَ أَحَدُكُمْ فَلْيَسْجُدْ سَجْدَتَيْنِ وَهُوَ جَالِسٌ قَبْلَ أَنْ يُسَلَّمَ ثُمَّ يُسَلِّمْ (ق عن أبي هريرة)
313- Müezzin ezan okuduğu zaman, şeytan mescitten şiddetle
uzaklaşır. Müezzin (ezanı bitirip) susunca tekrar gelir. Müezzin kâmet
getirmeye başladığında şeytan mescitten yellenerek çıkar ve (müezzin kämeti) bitirince tekrar dönüp gelir. Namazda müslüman kişinin, nefsiyle arasına girer (vesvese verip durur). Namazı fazla mı kıldı, yoksa eksik mi kıldı diye tereddüde düşer. Kim böyle bir şeyle karşılaşırsa, selam vermeden oturduğu yerde iki (sehv secdesi olarak) secde etsin. Sonra selam versin.
٣١٤ - إِذَا أَرَادَ الله عَزَّ وَجَلَّ بِعَبْدِ خَيْرًا اسْتَعْمَلَهُ قِيلَ مَا اسْتَعْمَلَهُ قَالَ
يَهْدِيهِ إِلَى الْعَمَلِ الصَّالِحِ قَبْلَ مَوْتِهِ ثُمَّ يَقْصُهُ عَلَى ذَلِكَ (حم عن عمو بس
الحمق)
314- Allah Azze ve Celle bir kula hayrı murad etti mi, onun iyi amel yapmasını ister. "Bu ne demektir?" denildi. "Ölmeden önce onu amel-i salihe muvaffak kılar. Sonra ruhunu kabzeder."
Bir kimse teenni ile hareket ederse isabet eder veya ona yaklaşır. Kim de acele ederse hata eder veya ona yaklaşır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ukbe İbni Amir (r.a.)
Sayfa: 411 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
Müezzin ezan okuduğunda o Aziz ve Celil olan Allah'ın direğidir. İmam öne geçtiğinde o Allah'ın nurudur ve saflar hizaya girince o saflar Allah'ın rukünleridir. Öyle ise Allah'ın direğine koşunuz. Allah'ın nurundan alınız ve yer yüzünde Allah'ın rukünleri olunuz.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 26 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
ثُمَّ تَصَدَّقَ بِهِ
YanıtlaSilلَمْ تَكُمْ لَهُ فيه اخر o kişi için onda ecir, sevap yoktur" Çünkü o mal bizzat özü bariyle (li aynihi) veya harici bir nedenle (li gayrihî) haramdır. Allahu Teâla içinde tek bir dirhem haram bulunan dirhemleri kabul etmediği halde hepsi haram olanı nasi kabul eder!?
وكان عليه إضرة "o malın yükü onun üzerine olur" Yani ağırlığı ve günahı... Hadisi Hakim ve Beyhakî, Ebu Hureyre (ra)'tan nakletmişlerdir. Tirmizi, Ibn Mâce ve Hâkim de bu hadisin baş tarafını Ebu Hureyre (ra)'den naklederler.
۳۱۳ - إِذَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ فَهُوَ عَمُودُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَإِذَا تَقَدَّمَ الْإِمَامُ فَهُوَ نُورُ اللَّهِ وَإِذَا اسْتَونِ الصُّفُوفُ فَهِيَ أَرْكَانُ اللَّهِ فَبَادِرُوا إِلَى عَمُودِ اللَّهِ وَاقْتَبِسُوا مِنْ نُورِ اللَّهِ وَكُونُوا أَرْكَانَ اللَّهِ فِي الْأَرْضِ
313- "Müezzin ezan okuduğunda o, Aziz ve Celil olan Allah'ın direğidir mam öne geçtiğinde o, Allah'ın nurudur ve saflar hizaya girince o saflar Allah' rukünleridir. Öyle ise Allah'ın direğine koşunuz. Allah'ın nurundan yararlanınız v jer yüzünde Allah'ın rukünleri olunuz. "890
إِذَا أَذْنَ الْمُؤَذِّنُ "Müezzin ezan okuduğunda" Yani dine uygun olanı (ezanı(. Müezzin(den maksat da( إِذَا أَخَذَ "Müezzin ezan okumaya başladığında... hadisinde geçtiği üzere ezanı doğru olan ve onu güzel okuyandır.
فَهُوَ عَمُودُ اللَّهِ عَزَّ وَ جَلْ "o (ezan), Aziz ve Celil Allah'ın direğidir." Bu ifad direğin çatıyı, çatının da altıyla üstüyle tüm binayı koruması açısından ona yapılm bir benzetmedir. Aynı şekilde müezzin de ezan okuduğu zaman bu ezan sayesin alttan ve üstten gelecek belalardan korunulur. Insanlara üstlerinden ve altlarınd bela gelmez. Onlara düşman musallat olmaz. Ve ezan (memleketlerin) yerin dibi batmasına (hasf), (bela olarak)insanların suretlerinin değişmesine (mesh), başlar taş yağmasına ve bunun dışındaki belalara engel olur. Nitekim Enes (ra) hadisir إِذَا أَذَنَ فِي فَرْبِهِ أَمَنْهَا مِنْ عَذَابِهِ فِي ذَلِكَ الَّذِهِ “Bir yerleşim yerinde ezan okunduğur Allah o yeri, o gün azabından emin kılar. "
Tirmizi, Zekât 2.
Ali el-Muttaki, Kenzü'l-ummal, VII, 1173.
Bk. Levamiu'l-ukül, I, 178.
Taberani, el-Mu'cemü'l-kebir, 1, 257.
الإمامُ "Imam (namaz için) öne geçtiğinde" Yanı mihrabında namaz için dikeldiğinde...
YanıtlaSilفَهُوَ نُورُ اللهِ "o, Allah'ın nurudur" Imam ve cemaat bu nur ile nurlanır. ا وراه alameti yüzlerindeki (secde belirtileridir)(el feth 29) ayeti ile de detendirildiği gibi, bu nur onlara güzellik ve heybet kazandırır, Marifet nurları ve hakikatlerin keşfi onlarda parıldar. سيمَاهُمْ
Ebu'd-Derda (ra) "Kabrin karanlığı için gecenin karanlığında iki rekat namaz kılın" buyurmuştur.
وَإِذَا اسْتَرَتِ الصُّفُوفُ "Saflar düzeldiğinde" Yani tek bir yöne düzgün bir şekilde dizilip boşluklar kapatıldığında... Çünkü safların düzgünlüğü namazın tam ve mükemmel olmasının nedenlerindendir.
فَهِيَ أَرْكَانُ اللهِ "onlar Allah'ın rükunleridir" Yani Allah'ın kuvveti, izzeti ve O'nun askerleridir. Bir şeyin en kuvvetli tarafına "rukün" denir. Bu şekilde namaz safında duran kişi, kuvvetli bir rukne yani izzete ve güce sığınır.
فَبَادِرُوا "Öyleyse acele edin!" Yani koşun... إِلَى عَمُودِ اللَّهِ "Allah'ın direğine" ki korunasınız. وَاقْتَبِسُوا "iktibas edin 894 Yani alın... من نور الله "Allah'ın nurundan" ki nurlanasınız.
وَكُونُوا أَرْكَانَ اللَّهِ فِي الْأَرْضِ "ve Allah'ın yeryüzünde rukünleri olun" ki izzet, kuvvet bulasınız.
Hadisi Ibnu'n-Neccâr, Ibn Abbas (r.a.)'tan nakleder.
Bu hadisin bir kısmı الصَّلُوةُ نُورُ الْمُؤْمِنِ "Namaz mü'minin nurudur." hadisinde de geçecek.95
٣١٤ - إِذَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ خَرَجَ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسْجِدِ لَهُ حُصَاصٌ فَإِذَا سَكَتَ الْمُؤَذِّنُ رَجَعَ فَإِذَا أَقَامَ الْمُؤَذِّنُ خَرَجَ مِنَ الْمَسْجِدِ وَلَهُ ضُرَاطٌ فَإِذَا سَكَتَ رَجَعَ حَتَّى يَأْتِيَ الْمَرْءَ الْمُسْلِمَ فِي صَلَاتِهِ فَيَدْخُلَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ نَفْسِهِ لَا يَدْرِي أَزَادَ فِي صَلَاتِهِ أَوْ نَقَصَ فَإِذَا وَجَدَ ذَلِكَ أَحَدُكُمْ فَلْيَسْجُدْ سَجْدَتَيْنِ وَهُوَ جَالِسٌ قَبْلَ أَنْ يُسَلَّمَ ثُمَّ يُسَلِّمُ
314- "Müezzin ezan okuduğu zaman şeytan mescidden koşarak çıkar, müezzin susunca da geri döner. Müezzin kamet getirince, şeytan sıkıntısından sesli şekilde yellenerek mescidden çıkar, susunca müslüman kişi ile kalbi arasına girer. Böylece o kişi namazını fazla mı, yoksa döner de namazda bulunan
Münāvi, Feyzü'l-kadir, IV, 246.
Bk. Levāmiu'l-ukül, II, 413.
* إِنَّ الشَّيْطَانَ إِذَا سَمِعَ "Şeytan (ezanı) duyduğunda..." hadisinde bu konu gelecek.
الأحاديث للكمشخانوي
YanıtlaSilRâmûzü'l-ehâdîs Şerhi
LEVÂMi‘U’L-‘UKÛL
ZEKA PARILTILARI Hadis-i Serifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddîn Gümüshânevî
(1813-1893)
Editör Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
I. Cilt
VE MOTU KAVRAMLARI ERINE
YanıtlaSilİYİ VE KÖTÜ KAVRAMLARI ÜZERİNE
İ i ve kötü kavramları üzerine düşünce serdetmek için önce varlık âleminin en önemli unsuru olan "insan" kavramına te- mas etmek gerekmektedir. Zira hem iyi hem de kötü kavram- ları insan hakkında söz konusu olduğunda anlam kazanmak- tadır. Hatta bu iki kavram bizi yaratılış olayının başlangıcına götürmektedir. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim bu olayı; "Hani Rabbin meleklere ("insan"ı kastederek) 'Ben yeryüzünde bir ha- life yaratacağım demişti. Melekler 'Ya Rabbi, sen yeryüzünde kargaşalık çıkaracak, kanlar dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek teşbih ediyor, takdis ediyoruz' dediler. Allah meleklere: Ben sizin bilmediklerinizi bilirim' dedi."22 ayetiyle dile getirmektedir.
Zikredilen ayette insanın "kötü" kavramı ile yakınlığına işaret edilmekle birlikte, Allah Teâlâ'nın; "Ben sizin bilmedik- lerinizi bilirim." diyerek insanın "iyi" kavramıyla da yakınlığına temas edildiği görülmektedir. Kur'an-ı Kerim'in bütünlüğü içinde bakıldığında bu husus sıklıkla göze çarpmaktadır. Ni- tekim "Biz gerçekten insanı en güzel bir surette yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. 263 ayetleri, insanın bu iki yönüne vurgu yapmaktadır. Zira onun "iyi" ile münasebeti devam ettiği müddetçe, yaratıldığı andaki güzelliği gelişip katlanacak; "kötü" ise ona hâkim olduğu andan itibaren aşa- ğıların aşağısı olma yoluna girecektir. Dolayısıyla insanlık,
Bakara, 2/30.
Tin, 95/4-5
3101 BRIŞIM CAĞINDA INGAN DIN VE DITANET
YanıtlaSilİyi ve kötü kavramları ile başlangıçtan bugüne şu ya da bu şekilde hep ilgilenmiştir. Bu çerçevede Habil, iyinin; Kabil de kötünün temsilcisi olarak görülmüştür. Ayrıca iyiler meleklerle özdeşleştirilip "melek gibi insan" şeklinde övülmüş; kötüler ise şeytanla özdeşleştirilmiş ve yerilmiştir.
Hz. Adem'den itibaren peygamberler vasıtasıyla oluşan vahiy geleneğindeki İyi-kötü anlayışının yanında, bu gele- nekten uzaklaşan ya da fetret dönemlerinde insanların kendi düşünceleriyle ürettikleri inançlarda da iyi ve kötü kavramı yerini almış, hatta bazı inançların temel esasları arasında odak noktasına oturmuştur. Nitekim Zerdüştlük'te iyi ve kötü kav- ramlarından türeyen iyiliğin ve kötülüğün yaratıcılarının dahi ayrı olduğu görülmektedir. Yani İyilik tanrısı Ahura-Mazda (Hürmüz), kötülük tanrısı ise Angra-Mainyu'dur (Ehrimen). Bu tasnif, Zerdüştilik'te düalist tanrı anlayışını ortaya çıkarmıştır. Buna göre kötülüğü yaratmak, iyilik tanrısı Ahura-Mazda'nın şanına yakıştıramadığı için Angra-Mainyu isimli bir tanrı orta- ya çıkarılmıştır. Yine miladi ilk asırda İran taraflarında doğup sonradan Batı'da Bogomilizm'in ve Katarizm'in ortaya çıkma- sına sebep olan Maniheizm'de de iyi ve kötü kavramları ön plana çıkmakta, daha doğrusu bu inanç, temel yapısını iyi ve kötü kavramları üzerine oturtmaktadır. Yani buna göre "iyi" ve "kötü" kavramları dünyanın sonuna kadar mücadele hâlinde olacak, sürekli bir şekilde biri diğerini ortadan kaldırmaya çalışacaktır. Bu anlayış "İyilik-kötülük mücadelesi" ya da "ay- dınlık-karanlık savaşı" gibi deyimlerle de ifade edilmektedir.
Esasında iyi-kötü, İyilik-kötülük kavramlarından filozoflar da uzak duramayıp söz konusu kavramlarla ilgili görüşlerini serdetmiştir. Buna göre, Grek felsefesinde iyi-iyilik, ruhun sü- rekli aradığı mutluluğun kaynağıdır ve iyiye/iyiliğe ulaşmanın yolu da bilgiden geçmektedir. Nitekim Aristo bu bağlamda; "En yüce İyilik, bilgiye aittir" demiştir. Ayrıca ona göre insan için akla uygun arzu ve isteğin ilk objesi iyiliktir. Öyle ki, bütün sanatlar ve bütün bilimler iyiye ve iyiliğe doğru yönelmiştir
nihai hedef en vuce iyidir. 264 Pisagor, iyiyi Tanrı ve ruh ile Jadeşleştirmiştir. Megaralı Euclide'e göre iyi, bir olan varlıktır. genes Laerce'e göre ise "Farklı isimlerle isimlendirilm a dahi iyi tekdir. Düşünce, Tanrı, ruh" Eflatuna gören gerçekte. "Doğrunun ve güzelin sebebidir. Ona ancak ruhi her yükseliş (anabasis) sonunda erişilebilir. İnsan nezdinde Bütün füller iyiye ulaşma amacıyla meydana gelen şeylerdir ve onsuz, sahip olduğumuz her şey faydasızdır.
YanıtlaSilBabilli Diojen'e göre iyi, başlangıçtan beri mutlak bir de- işmezdir (natura absolutum). Kartacalı Herillos'a göre ise yi, bilgidir, bilimdir. Plotin'e göre hayatın gayesi olan iyi, bir ile yani birinci cevherle özdeşiktir ve o her şeyden güçlüdür. Bütün varlıklar iyiden pay alırlar, her şey ondan güzellik ve ışık alır, o, bütün ruhların kendisine doğru yöneldiği arzudur. Plotin'in ardından Proclus da "iyinin ilke ve tüm varlıkların sebebi olduğunu belirtmekte ve birlik prensibinden hareket- le onun bir ile özdeş olduğunu ifade etmektedir. Hermes Trismegiste'ye göre ise iyi ve Tanrı birbirinin yerini tutabilen iki terimdir. 206
Filozoflar "kötü" ve "kötülük" kavramları üzerine de de- ğerlendirmelerde bulunmuşlardır. Kötülük "kötü den neşet ettiği için bu ikisi arasında her zaman sıkı bir ilişkinin oldu- ğu bağlamında konuyu ele almışlardır. Mesela Pisagor'a göre kader, kötülükleri iyi insanlara değil, sadece suçlu insanla- ra gönderir. Sokrat, kötü yazarın sorumsuzluğunun, onun cahilliği, bilgisizliği sebebiyle ortaya çıktığını ifade ederek; "Kötülüğü işleyenler kendilerine rağmen, yani istemeye is- temeye, kerhen bunu işlerler ve dahası hiç kimse isteyerek yanlış yapmaz" demiştir. Epikür de hiç kimsenin kötülüğü kendisinin seçmediğini, zira herkesin iyilik peşinde olduğunu
Metafizik, A, 2, 982b.
Theolojie, 12-13.
Ivan Gobry, Le Vocabulaire Grec de la Philosophie, ss. 6-8.
0121 Вам саDIANDANGANE GHANET
YanıtlaSilbelirtmektedir. Marc Aurele'e göre kötülük, kendi erdemimizi harekete geçirmek için bize Tanrı tarafından verilmiş bir şey dir. Plotin ise "Kötülüklerin Menşel" isimli eserinde "kötülük, İyiliğin yolduğudur" demiştir.
İslâm medeniyetinin en çok üzerinde durduğu hususlardan biri, insanların iyiye ve iyiliğe ulaşmasını, kötüden ve kötü lükten uzaklaşmasını sağlamaktır. Hem Kur'anida ve hem de hadislerde kullanılan "birr" kavramı bu açıdan dikkat çekici- dir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de; "Birr'de (iyi-iyilik) ve takvada yardımlaşınız; kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmayınız "Sevdiğiniz şeylerden Allah için vermedikçe birre (iyi-fyilik) ulaşamazsınız." buyrulmaktadır. Dolayısıyla, bu kapsamdaki ayetlerde iyi ve iyilik ön plana çıkarılmakta, bunun için insa- nın yarışırcasına gayret içerisinde hareket etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
İslâm medeniyetinde iyinin ve iyiliğin övüldüğü kadar, kötü ve kötülük de yerilmektedir. Nitekim her cuma gününde hatip, iyiliğe ulaşmanın en kestirme yolu olan konuları cemaatin hayatlarının ayrılmaz parçaları hâline getirip iyinin ve iyiliğin önünde en büyük engel olan şeylerden de uzak durmalarını õneren; "Allah; adaleti, ihsanı (iyi-iyilik) ve yakın akrabaya vermeyi emreder; fuhşiyyatın (kötü kötülük) her türlüsünden, münkerden ve azgınlıktan men eder; size bu şekilde öğüt ver- mektedir, umulur ki öğüt alır, düşünürsünüz ayetini oku- madan minberden inmemektedir.
Allah Rasulü (s.a.s.) de sadece 23 yıllık nübüvveti döneminde değil, hayatının bütün aşamalarında iyi ve kötü kavramlarına karşı her zaman duyarlı olmuştur. Hep iyinin ve iyiliğin yanın- da yer almış; kötüye ve kötülüğe karşı en amansız mücadeleyl
26 Gobry, a.g.e. ss. 70-71.
Mâide, 2/2.
Ali Imran, 3/92.
Nahl, 16/90.
YI VE KOTU RAVRAMLARI ZERINE 1 313
YanıtlaSilvermiştir. Bu açıdan "emr bil-ma'ruf, nehy ani'l-münker" (iyi- emretmek, kötülükten menetmek) ifadesi onun mücade- e felsefesinin odak noktasını oluşturmuştur. "Sizden biriniz Jar kötülük gördūğü zaman onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle onun kötü olduğunu söylesin. Buna da gucu yetmezse kalbiyle o işi kötü görsün. Bu sonuncusu, imanın en Jaynı derecesidir.zn sözüyle kötüye ve kötülüğe karşı asıl bir duruş sergilemiştir. Diğer taraftan Allah Rasûlü, doğruluk-iyilik ve yalan-kötülük arasındaki ilişkiyi vurucu bir ifadeyle şöyle dile getirmektedir: "Doğruluktan ayrılmayınız. Çünkü doğru luk, iyiliğe götürür; iyilik de (kişiyi) cennete iletir. Kişi, doğru söyleye söyleye Allah katında doğrulardan yazılır. Yalandan sakınınız. Çünkü yalan kötülüğe götürür, kötülük de (kişiyi) cehenneme iletir. Kişi, yalan söyleye söyleye Allah katında ya- lancılardan yazılır."272 Hz. Ali de; "Ilk yenik düşeceğiniz cihat, elinizle yapacağınız cihattır. Sonra dilinizle yapacağınız, sonra da kalbinizle yapacağınız cihattır. Sonra kalp iyiyi iyi olarak bilmediği, kötüyü kötü görmediği zaman alçalır, altüst olur. sözüyle âdeta Allah Rasûlü'nün zikredilen hadisinin yorumunu yapmaktadır.
Mevlânâ da iyi-kötü kavramlarıyla doğru-yalan kavram- larını bir arada kullanmış, doğruyu iyi ile yalanı da kötü ile özdeşleştirmiştir. O, içeriği bakımından sözleri "doğru söz" ve "yanlış söz" olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Buna göre doğru söz, gönle rahatlık, kalplere emniyet ve neşe vermekte; yalan söz ise kalplerde şüphe uyandırıp sıkıntı oluşturmaktadıra Mevlânâ'nın diyalektik bakış açısına ve gelişmeci anlayışına göre, tabiatta iyi ile kõtű, doğru ile yalan (yanlış) birbiriyle
27 Müslim, İman, 20.
23 234 Buhâri, Edeb, 69; Müslim, Bir, 103, 105. Gazzâli, Thyàu Ulûmid-din, Terc: Ali Arslan, Istanbul 1972, V, 345
Mesnevi, VI, 203.
314BM ÇAĞINDA INSAN DIN VE DİYANET
YanıtlaSilsürekli olarak mücadele hâlindedir. Ona göre sözdeki koku, onun doğru yahut yalan olduğunu haber vermektedir. Fakat bunu fark etmek için insanın sağlam düşünmesi, sözleri İyi tartması, sözün gelişini ve söyleyenin hâlini iyi tahlil etmesi gerekir. 276 Bu itibarla, kötü kişiden kötü sözler, iyi kişiden ise iyi sözler sadır olur. O, kötü söz söyleyeni akbabaya benze- terek, akbabanın ağzının daima kötü koktuğunu, söyleyenin kötülüğünün ve sözünün; yüzden, gözden ve benizden de anlaşılacağını ifade etmektedir. 277
Netice itibariyle, bütün peygamberlerin getirmiş oldukları mesajların ortak noktalarından biri, tüm insanlığın iyiye/iyi- liğe ulaşması ve kötüden/kötülükten uzak durmasıdır. Aynı şekilde, peygamberlerin varisleri âlimler ve veliler de bu müş- terek noktada buluşmaktadır. Zira insanın mükemmeliyete ulaşabilmesi için bazı erdemlere ihtiyacı vardır. Bu erdemlerin tamamı, iyi insanın yetişmesi için birer vasıtadır. Bu vasıta- lardan faydalanarak gelişen ve olgunlaşan insanın tasavvuf literatüründeki ismi ise "insan-ı kâmildir.
Mesnevi, VI, 5-7.
Mesnevi, VI, 389-390.
Divan, 1, 272; ayrıca bkz. Şükrü Ünalan, "Mevlana'da Söz", Bilim ve Akhn Aydınlığında Eğitim Dergisi, 2003, s. 46.
BİLİŞİM ÇAĞINDA
YanıtlaSilINSAN
DİN VE
DİYANET
PROF. DR. ALİ ERBAŞ
DİYA- NET
SEVÄRIKIL-ENVAR ŞERH-1 DELAILÜ'L - HAYRAT VE
YanıtlaSilSEYYİDÜN
15 - Allahümme salli ve sellim alå menismühü SEYYİDUN
(S.A.V.)
Açıklama:
Resül-i Ekrem (S.A.V.) herkesin yücesi, önderi olduğu için mü- barek isimlerine SEYYİD denildi.
Bu mübarek sözün mübarek månası için müfessirler ve muhad- disler (Allah hepsine rahmet eylesin) birer kelâmda bulundular.
Müfessirlerin sultanı Abdullah bin Abbas (R. anh):
- SEYYİD, Hazret-i Rabbül Ålemin'in indinde kerim olandır! de
Kåtâde Hazretleri
di
SEYYİD, İbådet edici, Allah'tan çok korkucu, kendisine kem- lik edenlere intikam dilemeyip yumuşaklıkla muamele edici måna sına gelir, dedi.
Akrime (R. anh) Hazretleri ise: SEYYİD, şu kimsedir ki kendisinde gazab üstün olmayıp rıza
hali ile gadap hall bir ve eşit olandır, dedi. Bu månaların hepsinde Resûl (S.A.V.) in kâmil SEYYİDLİK üzere olduğu en açık, en belirli bir şekilde olup istidlale hacet yoktur.
- Ene Seyyidün nasi Yevmel Kıyameti: Yâni:
Bu mübarek İsim kendi påk dilleriyle de sabit olmuştur. Ben Kıyamet günü insanlarının Seyyidiyim! diye buyurmuş
tur. Bunun gibi nice hadis-i şerifle de belli olmuştur. O Hazretin bu tün insanlar üzerine seyyidliği dünyada ve Ahirette sabit olmuş iken "Ben Kıyamet gününün Seyyidiyimə diye bu adını Ahirete ayırması niner chill seyyidligini ikrar edip bunu bilmeyen kimse Beydağından ötürüdür. Çünkü önce veya bunu bielenler ARA Radiktiary behinda toplandıkları zaman Enbiyaya sonra gelers.) Jar Ary'in gölgesinde türler, onlara katılan mü'minler ve mü'mineler lar bir yerde topluri nimetlerle nimetlerminler ve min halk Ve başlarının üzerine gevrelerini melekler çevirip sıkışsalar gerekti
da kapkara bir sıcaklıgüneş çok yaklaşır. Iquirip sıkışsaleevrilir. terier. Kimi topuzukliza sebep olur. Herkakları yukarı unahı kadar kadar, kimisi dizine batar Bin yu budek, kimisi başının tepekadar kimi bere bulanır yıl hal üzere kalırlar: beline kadar,
- Cehennem azabına inandık. Tek bu sıkışıklık azabından kur tulalım. Gelin, hepimizin babası olan Hazret-1 Adem (A.S.) a gidelim
04
KARA DAVUD EFENDİ SERHI
YanıtlaSil95
Ondan şefaat dileyelim. Belki Rabbimiz hesabımızı görür! diyerek ri- ca ve şefaat ümidi ile Adem (A.S.) 1 bulurlar. Ondan şefaat diler- ler. O da merhamet göstererek:
Ben bu şefaati edemem. Lâkin ikinci babanıza varın. O ilk peygamberlik verilen Nuh (A.S.) dır, ona gidin! der, özürde bulunur, halk arayıp Nuh (A.S.) 1 bulur, şefaat dilerler.
O da özür diler ve:
Ben bu şefaatı yapamam. Lakin Nebiler babası İbrâhim Hali- lullah'a varın. Belki o şefaatte bulunur! der. Halk da arayıp Haz- ret-i İbrahim (A.S.) 1 bulurlar. Ondan şefaat dilerler. O da özür diler. Ben bu şefaati edemem! Lâkin varın, Kelimullah ve Neciyyul- lah olan Musa (A.S.) a gidin. Belki o şefaatçi olur, der, bütün halk Hazret-i Musa (A.S.) 1 bulur, şefaat dilerler. O da:
Bu şefaati ben yapamam! diye özürler diler. Ve: Lakin İsa (A.S.), Hak Celle ve Ala'nın ruhudur. Onu babasız
verip der ki:
Hiç zahmet çekmeye kalkmayın. Enbiyå ve Mürselinden hiç
olarak yarattı. Belki o şefaat eyler, der. Bütün halk İsa (A.S.) 1 bu- lup ondan şefaat dilerler. O da: - Bu şefaati ben edemem! diye özürde bulunur. Ve şunu sağlık
biri bugünün korku ve heybetinden şefaatçı olamazlar. Ancak bu şefaati Alemlerin Fahri ve Enbiya ve Mürselinin Seyyidi Hazret-i Mu- hammedül Mustafa (S.A.V.) eder. Ona gidin, sevinirsiniz, der. Halk da arayıp Hazret-i Muhammed (S.A.V.) i bulurlar:
Aman Ya Resûlallah, halimize bakın. Merhamet buyurun. Güneşten, sıcaktan ve sıkışmaktan üç azabın ağırlığını çekmekte- yiz. Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İså (A.S.) lara gittik. Hensi de:
- Bu şefaati biz edemeyiz! diyerek herbiri özür, bahane ettiler.
Ve mübarek zatınıza bizi yolladılar. Size geldik. Bize acıyınız. Hak
Celle ve Ala'nın hesabımızı görmesi için şefaat buyurun. Bizler bu azabtan kurtulalım! diye yalvarıp niyaz ve şefaat dilerler. Hazret-i Resûl (S.A.V.), onların hallerine merhamet eder: - Şefaat edeyim! diye vaadde bulunur. Arş-1 Ala'nın altında
mübarek başını şefaat için secdeye koyar. Hazret-i Rabbül Alemin azamet ve celâl ile:
Habibim ya Ahmed, resülüm yâ Muhammed! Başını secdeden kaldır! Her ne dilersen dile ve dilediğin kadar şefaat eyle. Sana izin var. Bütün şefaatini kabul ettim! diye lütuf ve ihsanda bulunur. Re- sûl-1 Ekrem (S.A.V.) de secdeden başını kaldırır, Hak Celle ve Alå'nın bu türlü kendilerine olan kerem ve İhsanlarına teşekkür karşılığında
ŞERH-1 DELAİLÜ'L- HAYRAT VE ŞEVARİKİ'L-ENVAR
YanıtlaSil96
türlü hamd ile yetmiş yıl kadar hamd ve senâ etmesi gerektir. O by le bir hamd ediştir ki kimsenin ne dilinden söylenebilir, ne de akia
ve fikre gelir.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.), kulların hesabının görülmesine şe faatçı olunca Yüce Hak Hazretleri de
Hesapları görülsün ya Muhammed! diye şefaati kabul buyu-
rur. Cebrail (A.S.) a:
Ya Cebrail! Git. Malik'e söyle, Cehennem'i hazırlasın. Çunku ben o Cehennem'i, dünyada türlü ni'metlerimle ni'metlendiği halde bana yarattığım birini ortak koşanlara ve gönderdiğim nebileri ya- lanlayanlara, onları kabul etmeyenlere intikam etsem gerektir! diye
ferman eyler, gadabını bildirir. Cebrail (A.S) da Malik'e gelir: Ya Malik, der, Hazret-i Allah Cehennem'in hazırlanmasını ve Mahşer yerine gönderilmesini ferman buyurdu! der. Cehennemin başına yetmiş bin zincir vurulur. Öyle zincirler ki herbir katı yetmis halkadır. Her halkası o kadar büyüktür ki dünya yaratılalıdan tà ki yamete kadar dünyada nekadar demir halk olundu ise hepsini bir vere toplasalar onun bir halkası olamaz. Cehennem meleği Malik Cehennem için atanan meleklere:
Bu zincirlerin halkalarının herbirine yapışın! diye tembih e ler. Herbir halkaya yetmiş meläike yapışır. Öyle melekler ki, her bi rininevedi deat yerleri kanadiyle kaldırmağa gücu yeter. Malik Ce hennem'e
Ey Cehennem, der Halk Celle ve Ala, senin hazırlanman için ferman buyurdu. Gadabını izhar buyurup kafir ve musriklerden in detli olsun. Yilan murad buyuruyorlar! Ey Chen müşriklesin sid dek olsun Zakkumu çıyanların, akreplerin zehiri helsun. Derinligin sun. Her türlu azabine sıcak, kaynak suyu zehirli olsun. Dercak o hennem kükrer Mahşer yerine doğru hücum eder. O Melekler enu olsun, ok şiddetl buyurur güç zaptederler Fakat Cehennem onları Mahser'e doğru siddetli ve gibi Mahşer ehlini çeppağrından büyük bir ahser'e doğru boynu lustan ümit keserler cededir ki ibrahim koyar dere
ter. Mahşer halkının hepsi akılları başlarından gitmiş olarak kurtu ve şaşkın şaşkın bakışırlar. Bu saskinlik o Halllullah, mübarek başırı Ars'ın altında secdeve necat ve Ishak
Yarabhi, der, bugün oğlum İsmail ve Haceri istemem. Ben Halil kuluna ye niyaz eder. Cümle Enbiya ve Mee
KARA DAVUD EFENDİ ŞERHİ
YanıtlaSil97
Nefsi, nefsi! deseler gerektir. Fakat Nebiler Seyyidi, Mürse- lin Seyyidi, İmâmil Müttekıyn ve Rabbül Ålemin'in Habibi olan Re- sül-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz, saadetli mübarek başlarını Arş'ın altında secdeye koyar ve Rahmen, Rahim, Kerim ve mükafat ve mü-
cazat veren Rabbül Alemin Hazretlerine yalvarıp yakarır: Bugün Muhammedin nefsini dilemem. Evlåd ve ailemi de di- lemem. Ancak åsi ümmetlerimi dilerim. Ümmetim. Ümmetim! der. Merhametlilerin en merhametlisi, kerimlerin en kerimi olan Allahü
Zülcelal Hazretleri:
-Ya Muhammed, başını secdeden kaldır, ne dilersen dile. Ne istersen iste. Dilediğin kadar şefaat eyle. Hepsini kabul ettim! diye kerem ve ihsan buyurunca mübarek başını secdeden kaldırır. Hak Celle ve Ala'ya türlü hamd ve senålar eder. Sonra ateşi koğmak İçin Cehennem'e karşı yürür. Cehennem:
- Ya Resûlallah. Benim yanıma doğru gelme. Geri dönünüz. Zi- ra mübarek nurunuza takat getiremem, ateşimi söndürür. Ben şu kimseleri isterim ki, onlar kendisini yaratan, rızkını veren Allahü Azimüşşan'a ortak koşan, küfrü benimseyen ve taşı, ağaca tapan başka yaratıkları Hak Teâlâya ortak tanıyan kafir ve müşriklerdir.
Ben onlardan intikam alsam gerektir! der. O zaman Şefill Müznibin (Günah işleyenlerin şefaatçısı) Resûl (S.A.V.):
Yâ Cehennem! der. Ümmetim şimdi Mahşerdedir. Sen onları alınca korkarlar. Sen yerinde durup kal. Rabbim Hak Celle ve Alâ onları sana gönderir, der, o zaman Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak- tan yüce hitap gelir:
Ya Cehennem! Habibim Muhammed (S.A.V.) fermanına taat et! diye ferman buyurur. Cehennem Mahşer yerini çevirir, du- rur Ve Cebråll (A.S.) bir kab içinde biraz su getirir:
- Ya Resûlallah! Bu suyu o çıkan aleve saçın! der. Resûl-1 Ek- rem Hazretleri de o suyu saçar. Alev tamamen ortadan kalkar, yok olur Hazret-i Resûl (S.A.V.), Cebrail (A.S.) a: - Bu nekadar az su jal ki bukadar çok ateşi söndürdü! Bu na-
alsudur? diye sordukça Cebrail (A.S.) da:
- Ya Resûlallah, bu saçtığın su senin ümmetinin Hak Celle ve Alanın korkusundan ağladıkları zaman gözlerinden akan sudur! di- Je haber verse gerekdir. Evvelin ve Ahırin o gün Resûl-i Ekrem (S.A. V) Hazretlerinin bu türlü efendiliğini ve Allah indinde makbulluğu- mu görünce o Hazreti seyyidliği Mahşer ehlinin hepsinin katında gö- Mündüğünden kendileri:
Kıyametin ilk alametleri: Deccal, İsa (a.s.)'ın inmesi, Aden toprağından bir ateşin çıkıp halkı mahşere (Şam'a) sürmesi, öyle ki onlar kaylule (öğle uykusu) yaptığı zaman o ateş bekler. (Onlar yürüyünce o da yürür). Ve bir de Duhan, Dabbe ve Ye'cüc ve Me'cücün zuhurudur. Denildi ki : "Ya Resulallah, Ye'cüc ve Me'cuc nedir?" Buyurduki: Yec'cüc ve Me'cuc bir takım ümmetlerdik ki, her biri dörtyüz binliktir. Onlardan her bir kişi etrafında, kendi sulbünden gelme bin tane göz görmedikçe ölmez. Bunlar Adem evladıdır. Ve dünyanın harab olmasına çalışırlar. Geldiklerinde Fırat ve Dicle'den içerler. Taberiye gölünü kuruturlar. Beyt'i Makdise vardıklarında ise şöyle derler: "Dünya halkını tamamen öldürdük. Şimdi de göktekilerini öldürelim." Ve oklarını göğe doğru atarlar da, o oklar kana bulaşmış alarak geri dönerler. Bunun üzerine: "Semadakileri de öldürdük" derler. O sırada İsa (a.s) ve müslümanlar Turi-Sina dağında bulunurlar. Allah, İsa (a.s)'a şöyle vahyeder: "Kullarımı Turdağı ve Eyle etrafında muhafaza et." Sonra İsa (a.s) ellerini semaya kaldırıp dua eder. Müminler de "amin" derler. Bunun üzerine Allah Ye'cüc ve Me'cücün üzerlerine "hegaf" denen ve insanların burnundan giren kurtçukları gönderir. Bu kurtçuklar onları Şam'dan Şark'a kadar sarar ve böylece Ye'cüc ile Mec'ücün hepsi ölürler. Öyleki, onların cifelerinden arz kokar. O zaman Allah, göğe emreder. Ve gökten kırbadan boşanırcasına yağmur yağar, onların cife ve kokularından arzı yıkar. İşte ondan sonra güneşin garbten doğma vakti gelir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Huzeyfetil Yemani (r.a.)
Sayfa: 160 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Kuldan Allah'ın ilk çekip aldığı şey, "Haya"dır. O zaman O gadab eder ve kul gadaba uğramış duruma gelir. Sonra kendisinden "Emaneti" alır. O zaman o kimse "hain ve hor" olur. Sonra ondan "Rahmeti" alır. O zaman da o kimse katı kalbli ve kaba olur. İşte o zaman onun boynundan islam bağını çözer. Artık o kimse, lanete uğramış ve lanetlenmiş şeytan olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 161 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
ŞERHİ DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVĀRİKİ'L-ENVAR
YanıtlaSilقراداود
KARA DAVUD Delâil-i Hayrât Şerhi
Delail-i Hayrat Yazarı:
ABDULLAH MUHAMMED BİN SÜLEYMAN CEZÚLÍ
Şerheden:
MUHAMMED KARA DAVUD EFENDİ (İzmiti)
Bugünkü Dile Çeviren:
M. FARUK GÜRTUNCA
HUZUR YAYIN-DAĞITIM
PAZARLAMA TİCARET LTD. ŞTİ.
Çatalçeşme Sok. Yücer Han. No: 38/1-2
Tel & Fax: (0212) 513 50 57-513 0171
Cağaloğlu-İSTANBUL
www.huzuryayinevi.com.tr
Allah'ın velileri öyle kimselerdir ki, görüldüklerinde Allah hatırlanır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 161 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
miştir Bu açıdan "emr bi'l-ma'ruf, nehy ani'l-münker" (iyi- kötülükten menetmek) ifadesi onun mücade- Misefesinin odak noktasını oluşturmuştur. "Sizden biriniz emretmek, ühik görduğu zaman onu eliyle değiştirsin. Buna qücü ediliyle onun kötü olduğunu söylesin. Buna da güců mezse kalbiyle o işi kötü görsün. Bu sonuncusu, imanın en metse derecesidir." sözüyle kötüye ve kötülüğe karşı asil bir eyalan-kötülük He Diğer taraftan Allah Rasûlü, arasındaki ilişkiyi vurucu bir ifadeyle şöyle getirmektedir. "Doğruluktan ayrılmayınız. Çünkü doğru- k İyiliğe götürür; iyilik de (kişiyi) cennete iletir. Kişi, doğru kye söyleye Allah katında doğrulardan yazılır. Yalandan kımınız. Çünkü yalan kötülüğe götürür; kötülük de (kişiyi) mneme iletir. Kişi, yalan söyleye söyleye Allah katında ya- cılardan yazılır."272 Hz. Ali de; "Ilk yenik düşeceğiniz cihat, emizle yapacağınız cihattır. Sonra dilinizle yapacağınız, sonra da kalbinizle yapacağınız cihattır. Sonra kalp iyiyi iyi olarak bilmediği, kötüyü kötü görmediği zaman alçalır, altüst olur."273 sözüyle âdeta Allah Rasûlü'nün zikredilen hadisinin yorumunu yapmaktadır.
YanıtlaSilMevlânâ da iyi-kötü kavramlarıyla doğru-yalan kavram- lanını bir arada kullanmış, doğruyu iyi ile yalanı da kötü ile özdeşleştirmiştir. O, içeriği bakımından sözleri "doğru söz" ve "yanlış söz" olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Buna göre doğru söz, gönle rahatlık, kalplere emniyet ve neşe vermekte; yalan söz ise kalplerde şüphe uyandırıp sıkıntı oluşturmaktadır. 274 Mevlâna'nın diyalektik bakış açısına ve gelişmeci anlayışına göre, tabiatta iyi ile kõtű, doğru ile yalan (yanlış) birbiriyle
Müslim, İman, 20.
Buhâri, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 105.
Gazzáll, Ihyâu Ulûmid-din, Terc: Ali Arslan, İstanbul 1972, V, 345.
Mesnevi, VI, 203.
114/ İslam Hukukunda Ülke Kavramı
YanıtlaSiller darulislam olduğundan, sakinlerinin kanını dökmek, mallarını gani ler daradınlarım köle almak, çocuklarını da hapsetmek haramdır. Bu met, eketlerin ahalisine diğer bütün ülkelerdeki müslüman halk gibi muamele edilmesi gerekir. Ama müslümanların isyancı Kızılbaş taifesi ne karşı savaşması lazımdır. Çünkü onlar putlara secde etmek ve Hz. Ebubekr ve Ömer'e (Şeyhayn) lånet etmekle kâfir olmuşlardır. Bu yukarıda zikri geçen mezheblerin fetvasına mutabık hükümdür. Onların (Şi'anın) kanlarını dökmek, mallarını ganimet ve kadınlarını köle alma- nın meşru olduğunu söyleyen kimse ise, ahmak bir cahildir ve cezalan- dırılması gerekir.>
C) ENDÜLÜS ÖRNEĞİ
Şafii fakih er-Remli (v. 957/1550)'ye Endülüsteki müslümanların durumuyla ilgili sorulan fetva ve onun verdiği cevap da şöyledir:
Sual: Endülüs memleketlerinden Aragon'da hristiyan sultan'ın zim-
meti altında müslümanlar yaşamaktadırlar. Onlardan aldığı arazi hara- cından başka, hükümdar ne mallara ve ne de nefislere yönelik bir zu- lümde bulunmuyor. Namaz kıldıkları câmileri var, Ramazan'da oruç tutuyorlar, tasaddukda bulunuyorlar. Hristiyanların eline esir düşenleri fidye vererek kurtarıyorlar. Açıkca ve gereği gibi İslâm hukukunu tat- bik ediyor ve aynı şekilde Şerî'at esaslarını izhar ediyorlar. Dini fill- lerinde hiçbir müdahaleye maruz değiller, Hutbelerde, bir şahsın adını belirtmeden, İslâm sultanlarına dua ederek onları muzaffer ve kâfir düşmanlarını helâk etmesini Allah'dan diliyorlar. Buna rağmen, küfür ülkelerinde ikametle günah işlemiş olmakdan korkuları var. 173 (173
) İspanya müslümanlarının durumlarına kısaca temas edilecek olursa: Kastilya kralı VI. Alfons Toleytula'yı XI. asrın sonlarına doğru ele geçirdiğinde müslümanlara önemli imtiyazlar tanıdı. Müslümanlar din, dil ve geleneklerinde serbesttiler. Aralarında İslam hukukunu tatbik ediyorlardı. Aragon hristiyan kralları da aynı şekilde müslü de Toley davranıyorlardı. Belensiyye kealla da aynı de Toleytula imtiyazlarını tebaasına verdi Kendi tebaasını bizzat baglı islam hukukuna göre muhakeme ediyordu. (Terrase, İslam d'Es pagne, 131-132) Fetih döneminde verilen bu Imtiyazlardan müslüman iler ID asır boyunca ve XIV. asır başlanında yazhuddet istifade of yler. Daha sonra tahditlere ve sıkıcı teuinda bir müddaldılar. Hristi zeedbirlere maruz kaldılar. ta'nın düşüşüne kadar devam eden bu durum. muhtelif krallıklar göre farklılık arzediyordu. (Age., 233-234) 1492'de Girnata düşünce katolik krallar eski Toleytula imtiyazlarını tekrar verdiler. Müslü
e
YanıtlaSilİslam Hukukunda Ülke/115
Dinlerini izhar ettikleri bu halde, küffârın kendilerine hükümlerini jcra etmeleri ve irtidāda zorlamalarından emin olmadıklarına nazaran hicret etmeleri gerekir mi, yoksa içinde bulundukları mezkůr hale na- paran gerekmez mi?
Cerab: Dinlerini izhara muktedir oldukları için, bu müslümanla rm ülkelerinden hicretleri vacib değildir. Çünkü Allah Resülü de Hz. Osman'ı, Mekke'de dinini izhara muktedir olduğu için Hudeybiyye sul- hi sırasında oraya göndermişti. Bu müslümanların hicret etmeleri câiz değildir. Zira orada ikametleriyle başkalarının müslüman olması umul- duğu gibi, orası da dörulislāmdır, hicret ederlerse dârulharb olur. İs- Im ahkamını izhar etmeleri ve uzun yıllar geçmesine rağmen kafir- lerin onlara müdahale etmemesi, zannı galiple, İslâm'dan çıkmağa zor- lamaları ve küfür ahkâmını tatbikleri hususunda da emniyette olduk- larını ifade eder. Bozguncu ve ıslahçıyı ise Allah bilir.
D) MARDİN ÖRNEĞİ
Son olarak Mardin'le ilgili İbn Teymiyye (v. 728/1328)'ye ait şu fet- va verilecek olursa:
Sual: Mardin beldesi harb beldesi mi, sulh beldesi midir? Orada mukim müslümanın İslâm beldelerine hicreti vacib midir, değil midir? Hicreti vacib olduğunda, hicret etmeyip de müslümanların düşmanları- na malı ve nefsiyle yardımcı olursa günah işlemiş olur mu? Bu du-
rumda, onu münafıklıkla itham edip, bu vasıfla ona hakaret eden kim- se günaha girer mi?
manların davaları İslâm hukukuna göre muhakeme ediliyor, hristi yanlaria olan davalara da karma mahkemeler bakıyordu. (Age 245-246) Bu durum uzun sürmedi. 1499'da İspanya kilisesi başpisko posu, Girnata'da 3000 müslümanı vaftiz etti. İslam'a dair eserler top latıldı. Bu irtidada zorlama karşısında isyanlar oldu. Müslümanların çoğusu mallarını bırakıp Afrika'ya göçmek zorunda kaldılar. İspan ya'nın diğer eyaletlerinde de müslümanlar benzeri muameleye maruz kaldılar. Belensiyye ve Aragon'da çoğusu vaftizi kabul elli. Arapça kitaplar toplatıldı, arap dili ve müslüman isimler yasaklandı. İspan ya'da artık resinen yalnız hristiyanlar vardı, müslümanlıklarını giz leyenler ise görünüşde hristiyan olarak ancak yaşayabiliyorlardı. (A. 8.0,
176) Fan 254-257an değil de sureten (görünüşdə) darulharb olur. (bk. İbn (
Hacer, IX, 269, el-Buceyremi. IV, 266) Fetāva'r-Remli. Kahire 1392, IV. 52-54
İSLÂM HUKUKUNDA
YanıtlaSilMilletlerarası Münasebetler ve ÜLKE KAVRAMI
• Dârulislâm
• Dârulharb
• Dârussulh, vd.
Dr. Ahmed ÖZEL
MARİFET YAYINLARI
Çatalçeşme Sk. Defne Han No: 27
Kat: 4 Cağaloğlu - İSTANBUL
Tel: 26 22 70
78/İslam Hukukunda Ülke Kavramı
YanıtlaSilden sözle er-Rafii (v. 623/1226) şöyle der: «Bu ikinci kısmın dârulislam sayılması gösteriyor ki, bir ülkenin dârulislâm telâkki edilmesi için, orada hiç müslüman bulunmasa da, ülkenin İmâm'ın istila ve hakimiye ti altında bulunması yeterlidir»."
Buraya kadar zikredilen tariflerden anlaşıldığı gibi, dârulislâm ve dârulharb tabirleri, İslâm ve küfür hakimiyetlerinin sınırlarını, bir baş- ka ifadeyle İslâm devletinin hakimiyet ve faaliyet sahasıyla diğer devlet. lerin ülkesini tesbit ve ifade eder. Bir ülkenin dârulislâm kabul edilme sinde temel ölçü, idare ve icraatın İslâmi olması, yani ülkenin İslâm esaslarına göre yönetilip İslâm hukukunun tatbik edilmesidir. Buna 41 göre dârulislâm, nüfusu ister müslüman ister gayrımüslim olsun, müs lümanların hakimiyeti altında olan ve İslâm hukukunun tatbik ve icra edildiği her ülkedir. Bundan ayrı olarak, idaresi gayrımüslimlerin elinde bulunan, fakat İslâm devletinin hakimiyet sahasına dahil bağlı ülkeler le, başlangıçta dârulislâm iken daha sonra İslâm dışı bir dev- let veya idarenin istilâ ve hakimiyeti altına giren, ancak İslâmî hakimi yetin izlerinin tamamen ortadan kalkmaması sebebiyle eski hükmü de- vam ettiği ülkeler de dârulislâm sayılmaktadır. Bu iki durumla ilgili olarak hukukçuların görüşleri farklı olup, birincisi ne dârussulh, diğe rine de dârulislamın dârulharbe dönüşmesi bahislerinde temas edilecek tir.
Dârulharb ise, İslâm'ın siyasî hakimiyetinin sınırları dışında kalan, idare ve hukuk nizâmının İslâmî olmadığı her ülkedir. Bunda da temel ölçü, İslâm hükümlerinin tatbik edilmemesidir."
Görüldüğü gibi müslüman hukukçular devletin ülkesini tarif ve tes bit açısından dünyayı iki kısma ayırmışlardır. Dârulislamda devletin si yası, iktisadi, idarî ve hukuki nizamı İslâmi esaslara göredir. Teşrii (yasama), icrâîi (yürütme) ve kazai (yargı) yetkiler müslüman otori tenin elindedir. Darulharbde ise, bu nizam ve yetkiler ya tümüyle yok tur veya bir dereceye kadar eksilir. Bunun sınırı da hukukçular arasın
(40) İbn Hacer, a.g.e., IX, 269; Zeydan, 19
(41) Zeydan, 18; ez-Zuhayll, 171; ed-Daks, 127
(42) Tefsirul-Menår, X, 371-372; Seyyid Kutub, VI, 133, Udeh, et-Tesriul-C nar, of, 275-276, 295; Zeydan, 18-19, 624, ez-Zuhayli, 169, 171: All Man sûr, 04; ed-Daks, 126, 127; en-Nevåvi, 59
(43) Seyid Kutub, VI, 133, Udeh, a.ge., I, 277; ez-Zuhayll, 170, 176; ed-Daks
HAZRET I HASAN (Radıyallahü anh)
YanıtlaSilst-Emirülmü'minin Hasan bin Ali radıyallahü anhümá On- bundan ikincisidir. Künyesi Ebû Muhammeddir. Lakabı Taki ve Sey än. Hieretin üçüncü yılında Ramazan-ı şerifin ortasında, Medinede muşdur. İsmini, Cebrail aleyhisselâm Cennet ipeklerinden bir ipeğe sand olarak Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) hediyye getirmiş
Esmå binti Umeys radıyallahü anhå anlatır: Hazret-i Hasan ve Hü sinin (radıyallahü anhüma) ebesi ben idim. Hazret-i Hasan radıyalla- Hi anh doğunca Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem geldiler. Oğlumu getürya Esma buyurdular. Getirdim. Sağ kulağına ezân, sol kulağına ika- met okudular. Hazret-i Ali'ye (radıyallahü anh) oğlumun adını ne koy- dum? diye sordular. Ali radıyallahü anh onun ismini koymakda ben sizin inüre geçmem dedi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ben de oğ- Jumun adında Rabbimden sebkat etmem buyurdular. Hemen Cebrail akyhisselâm geldi. Ya Resûlullah, Allahü teâlâ sana selâm eder ve senin ile Ali, Müsa ile Harûn gibisiniz. Oğlunun adını Harunun (aleyhisselâm) oğlunun adı gibi koy, Onun adı Şenber idi arabcası Hasan demekdir, bu- yurur dedi. Bir yıl sonra Hazret-i Hüseyin radıyallahü anh doğdu. Yine Resalullah sallallahü aleyhi ve sellem teşrif etdiler. Hazret-i Hüseyini (ra- dvallahü anh) kendilerine verdim. Yere koyup ağlamaya başladılar. Ni- çin ağlayorsun yâ Resulullah? dedim. Bu oğlumu zālim bir kavim şehîd adeceklerdir. Fâtımâya söyleme buyurdular. Hazret-i Ali'ye (radıyallahü mh) oğlumun adını ne koydun? diye sordular. Yine Hazret-i Hasan ra- dyallahü anh için olan karşılıklı konuşmalar tekrar edildi. Cebrail aley- hisselâm geldi. Ya lahammed sallallahü aleyhi ve sellem oğlunun adını Hirinun (aleyhisselâm) diğer oğlunun adından koy, onun adı, Şenberr arabcası Hüseyin'dir
dedi. Harreti- Hüseyin radıyallahü anh ayaklarından göğsüne kadar olan mü'minin Hazret-i Hasan radıvallahü anh göğsünden başına kadar kamında Restitullaha sallallahu aleyhi ve sellem) tam benzerdi. Emir olaa kısmında Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) tam benzerdi. Ebu Bekir Siddik radıyallahü anh bir gün Hazret-i Hasanı (radıyallahü ach) omuruna kadar kaldırmışdı. Bu Alive değil Resûlullaha (sallallahü à da tebellem) benziyor diyerek kermiyaya hac etmişdir. Birgün Res
ŞEMS SÛRESI
YanıtlaSilKur'an-ı Kerîm'in doksanbirinci sûresi. On beş âyet, elli dört kelime ve ikiyüzkırkaltı harf- ten ibarettir. Mekkelilere göre onaltı âyettir. Fasılası elif harfidir. Mekkî sûrelerden olup, Kadir sûre- sinden sonra nâzil olmuştur. Adını ilk âyetinde geçen ve üzerinde yemin edilen "Şems" (güneş) kelimesinden al- mıştır.
Sûre iki bölümden oluşmaktadır. Onuncu âyete kadar sü- ren birici bölümde Allah, kâinattaki bir takım olaylara kasem ederek, kendi varlığı için birer delil olan bu muazzam olaylan insanoğlu, belki düşünür ve Rabbinin azametini idrak eder diye sergiliyor. Allah birbirine zıt olan varlıkları bir arada zikre- derek, bunlar kesin hatlarla birbirinden nasıl farklıysa, iyilik ve kötülüğün de öylece birbirinden farklı olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca, iyilik ve kötülük etme eğilimlerinin insan fitra- tina Allah tarafından yerleştirilmiş olduğu ve insanın bu eği- limlerinden hangisini güçlendirmeye çalışırsa, ona göre mu- namele göreceği gerçeği vurgulanıyor.
st
i.
h ㄴ수
■h
Allah, sûrenin bu ilk bölümünde yedi şey üzerine yemin ederek, nefsini kötülüklerden temizleyenlerin mutlak anlamda kurtuluşa erdiklerini; şeytana uyup İslâm'a yüz çevirerek nef- sini kirletenlerin ise, yine mutlak anlamda helâk olduklarını bil-
yor: "Güneşe ve aydınlığına, onu izleyen aya, güneşi orta pkaran gündüze, onu örten geceye, göğe ve onu yapa- yere ve onu düzelten nefse ve onu şekillendirene, sonra ona kendisi için iyi ve kötü olanı öğretene yemin olsun ki, sini anndıran kurtuluşa ermiştir. Nefsini alçaltan ise hüs- ndadır" (1-10).
YanıtlaSilAnd bölümde, azgınlaşarak açık mucizelerle desteklenmiş gamberlerini yalanladıkları için helâk olan Semûd kavmi kossası yer alıyor.
Alah, fücur ve takvayı insana ilham etmiştir. Ancak bu ilha- bilgi insanın doğruları ayrıntılarıyla öğrenip, kurtuluşa ulaş- asna yetmez.
Bu nedenle Allah, insanlara doğruyu bildirmek için daima per göndermiştir. Semûd kavmi de bunlardan biridir. Süre- indirildiği dönem, müşriklerin zorbalıklarının zirveye ulaş- bir dönemdir. Allah, inkârcı zorba Mekkeli müşriklere, Hi- Şam yolu üzerinde, harabeleri gözler önünde olan Se- nid kavmini örnek göstererek, eğer İslâm'ın karşısında on- am yaptığı gibi akıldışı katı tutumlarını devam ettirirlerse, annın onlardan hiç de farklı olmayacağını anlatıyor.
Bütün inkârcıların durumları, mahiyet itibarıyla birbirinin ay- dr. Dolayısıyla, kendilerine mucizelerle te'yid edilmiş bir gamber gönderilen sapık Semûd kavmi ile Mekkeli müş- er ve sonra gelei in karcılar arasında, davranış biçimi ola- ak bir fark yoktur.
Hah, Semûd kavminin helâkine sebep olan davranışlarını elahi azaba müstahak oluşlarını sûrenin ikinci bölümünde şekilde dile gdiriyor: "Semd kavmi azgınlığı yüzünden ya- adi. Hani içlerinde en azılı olanı, deveyi kesmeye kalkmış- "Brakin Allah'ın devesini, içsin" dedi Semûd kavmi ise onu Bunun üzerine Allahın peygamberi onlara:
nladı ve deveyi kesti Rableri de işledikleri günahları sebe-
He azabı başlarına geçirdi ve orayı yerle bir etti O, bu işin
betinden
Ömer TELLİOGLU
korkacak değildir" (11-15)
Deli mi Veli mi?
YanıtlaSilBen birçok defalar aklı denedim. Bundan sonra bir tarla araya- cak ve oraya delilik tohumu saçacağım (delice hareket edeceğim)!
Birisi, "Zor bir işim var. Akıllı birini arıyorum. Bu zor işi ona danışacağım, onun fikrini alacağım" diyordu.
Bu sözü duyan bir başkası ona dedi ki; "Şehrimizde kendisi- ni deli gösteren şuradaki kişiden ondan başka akıllı yok. İşte o adam, bir sopaya binmiş, çocuklarla beraber koşup duruyor. O, doğru düşünür, isabetli karar verir. Zekâda ateş parçası gibidir. Değeri, gök gibi yücedir. Yıldızlar gibi parlak fikirleri yağdırır. Onun nûru, Allah'a en yakın olan büyük meleklere can olduğu hâlde, o kendisini delilikle gizlemektedir".
Bir veli, gayb âlemine ait yüz binlerce sırrı sana apaçık söyle- se bile, sende o anlayış, o irfan olmadıkça, gübre ile öd ağacı kokusunu ayırt edemezsin. Ey kör! Bir veli kendisine deliliği 136 perde etti mi, sen onu nasıl tanıyabilirsin? Eğer yakın gözün açıksa bak da her taşın altında bir erin gizli olduğunu gör! Veli- yi meşhur eden yine velidir. Veli, kime dilerse nasip verir. Fakat kendisini deli gösterdi, kimse akıl edip de onu anlayamaz.
Danışacak adam arayan, o kendisini deli gösteren zâtın hu- zuruna geldi, dedi ki; "Ey kendini çocuk gösteren baba, bana bir
sır söyle!".
*
Mevlana dan
YanıtlaSilVeli dedi ki; "Git, bu halkayı çalıp durma, kapı kapalı. Bugün sır söylenecek gün değil, başka vakit gel. Eğer lâ mekân âlemin- de mekâna yer olsaydı, ben de şeyhler gibi dükkânda oturur, alışverişe koyulurdum".
O büyük insanın durumunu öğrenmek isteyen adam, "Ey ka- mışı at edinip binen atlı! Bir an için olsun atını bu tarafa sür" dedi.
Veli, kamış atını sürükleyerek onun yanına geldi, "Ne istiyor- sun çabuk söyle, benim atım çok serkeştir, pek huyludur. Çabuk ol, atım sana çifte atmasın! Ne soracaksan açıkça sor!" dedi.
Adam gönlündeki sırrı söylemeye imkân bulamadı. Soraca- ğından vazgeçti de veliyle şakalaştı. Dedi ki; "Bu sokakta oturan kadınlardan birini almak istiyorum. Benim gibi bir adama acaba hangisi lâyık?".
Veli, "Dünyada üç türlü kadın vardır" dedi. "İkisi zahmet ve derttir, üçüncüsü ise daimî bir hazinedir. O birinci türden bir kadın alırsan, o kadın tamamıyla senin olur. İkinci türden alır- san, yarısı senindir, yarısı da senden ayrı kalır. Üçüncü tür ka- dın ise, bilmiş ol ki hiçbir zaman sana mal olmaz. Bunları işittin ya, artık benden uzaklaş, çünkü ben durucu değilim, gidiyorum. Uzaklaş, yolumdan çekil ki atım seni tekmelemesin. Atımın tek- mesini yersen, öyle bir düşersin ki ebedî olarak bir daha kalka- mazsın!"
Şeyh, kamış atını sürüp çocukların arasına katıldı. O genç adam ona tekrar seslendi; "Gel de hiç olmazsa söylediklerini et- raflıca anlat. Bu söylediğin üç tür kadın kimlerdir?".
Şeyh, yine onun yanına at sürüp dedi ki; "Bakire, tamamıyla sana mâl olur. Onunla sen gamdan, kederden kurtulursun. Ya- rısı senin olan kadın, dul kadındır. Fakat hiçbir suretle sana mal olmayacak kadın ise, çocuklu dul kadındır. İlk kocasından çocuğu
Mevlana dan
YanıtlaSilVeli dedi ki; "Git, bu halkayı çalıp durma, kapı kapalı. Bugün sır söylenecek gün değil, başka vakit gel. Eğer lâ mekân âlemin- de mekâna yer olsaydı, ben de şeyhler gibi dükkânda oturur, alışverişe koyulurdum".
O büyük insanın durumunu öğrenmek isteyen adam, "Ey ka- mışı at edinip binen atlı! Bir an için olsun atını bu tarafa sür" dedi.
Veli, kamış atını sürükleyerek onun yanına geldi, "Ne istiyor- sun çabuk söyle, benim atım çok serkeştir, pek huyludur. Çabuk ol, atım sana çifte atmasın! Ne soracaksan açıkça sor!" dedi.
Adam gönlündeki sırrı söylemeye imkân bulamadı. Soraca- ğından vazgeçti de veliyle şakalaştı. Dedi ki; "Bu sokakta oturan kadınlardan birini almak istiyorum. Benim gibi bir adama acaba hangisi lâyık?".
Veli, "Dünyada üç türlü kadın vardır" dedi. "İkisi zahmet ve derttir, üçüncüsü ise daimî bir hazinedir. O birinci türden bir kadın alırsan, o kadın tamamıyla senin olur. İkinci türden alır- san, yarısı senindir, yarısı da senden ayrı kalır. Üçüncü tür ka- dın ise, bilmiş ol ki hiçbir zaman sana mal olmaz. Bunları işittin ya, artık benden uzaklaş, çünkü ben durucu değilim, gidiyorum. Uzaklaş, yolumdan çekil ki atım seni tekmelemesin. Atımın tek- mesini yersen, öyle bir düşersin ki ebedî olarak bir daha kalka- mazsın!"
Şeyh, kamış atını sürüp çocukların arasına katıldı. O genç adam ona tekrar seslendi; "Gel de hiç olmazsa söylediklerini et- raflıca anlat. Bu söylediğin üç tür kadın kimlerdir?".
Şeyh, yine onun yanına at sürüp dedi ki; "Bakire, tamamıyla sana mâl olur. Onunla sen gamdan, kederden kurtulursun. Ya- rısı senin olan kadın, dul kadındır. Fakat hiçbir suretle sana mal olmayacak kadın ise, çocuklu dul kadındır. İlk kocasından çocuğu
153
YanıtlaSilMevlana'dan Düşündüren Hikayeler
olan kadının sevgisi de hatıraları da aklı fikri de hep eski k sına gider. Artık uzaklaş ki atım seni tepmesin. Yoksa serke mın nalı seni ezer!"
Şeyh yine hay huy edip atını sürdü. Uzakta duran çocuk yanına çağırdı. Adam tekrar seslendi; "Ey büyük velil Ey ma padişahıl Sorulacak bir sorum kaldı, gel!".
Şeyh tekrar o tarafa gelip, "Çabuk söyle, nedir? Çok dum mam, çünkü şu çocuk meydandan topumu kaptı!" dedi.
Adam, "Ey padişahım!" dedi, "Bu kadar akla, edebe sahip duğun hålde nedir bu delilik? Bu nasıl iş, bu ne şaşılacak şey Sen söz söylerken Akd-1 küll'ün de ötesindesin. Sen bir güne olduğun hålde nasıl delilikle gizleniyorsun?"
Şeyh dedi ki; "Bu külhanbeyleri beni bu şehre kadı yapmaya karar verdiler. Reddettim. 'Mümkün değil; senin gibi bilgili, fa- ziletli kimse yok. Sen dururken, senin kadar bilgin olmayan bir kimsenin kadı olması, hüküm vermesi haramdır, kötü bir iştir dediler. Ben de bu zor yüzünden kendimi deli gösterdim. Yok- sa dış görünüşüm gibi değilim. Önceden ne isem ben yine oyum. Benim aklım bir marifet definesidir. Ben de onun vira nesi, yani yıkık yeriyim. Defineyi meydana çıkarır, gösterirsem, asıl o zaman deliyim, divaneyim."
(Cilt: 11, 2337-2353, 2384-2386, 2400-24241
Mevlana dan Dazanduren Hikayeler
YanıtlaSilHa Isa dedi ki, "Bir ahmaktan kaçıyorum. Yürü git, benim yukamu kesme, kendimi kurtarayım!","
Adam dedi ki, "Körün gözlerini, sağırın kulağını açan Mesh sen değil misin?"
Ha Isa, "Evet benim" dedi.
Adam, "Gayb sırlarına, efsunlara sahip olan; o efsunu bir ölü ve okuyunca, ölüyü, av bulmuş aslan gibi sıçratıp dirilten mana padişahı sen değil misin?" dedi.
Ha. Isa, "Benim" dedi.
Adam dedi ki, "Ey güzel yüzlü, topraktan kuşlar yapıp can- lanchran sen değil misin?".
Ha. Isa, "Evet benim" dedi.
Adam, "Ey tertemiz ruhl Mademki dilediğini yapıyorsun, o hälle kimden korkuyorsun? Alemde bu kadar mucizelerin var- ken, sana kul, köle olmayan kim?"
Ha. Isa dedi ki, "Bedeni eşsiz, örneksiz yaratan, canı ezelden halk eden Hakk'ın tertemiz zâtına yemin olsun. O'nun pak zâtı ale sıfatları hürmeti için ki felek bile yenini, yakasını yırtımış, O'na aşık olmuştur. O efsunu, o ism-i âzam'ı köre okudum, gaderi açıldı, sağıra okudum, kulakları duydu; taş gibi dağa oku- kh Yankı, göbeğine kadar hırkasını yırttı; ölüye okudum, die rik. Hiçbir şey olmayan, vücudu bulunmayan şeye okudum. dekdana geldi, bir şey oldu. Fakat ahmağın gönlüne yüz binler sildi de tesir bile etmedi. Adeta corak bir kuma döndü ki ondan adde okudum, fayda vermedi. O ahman fermer bir kaya ke bir şey bitmesine imkân yok!".
Adam, "Isa-i zam'ın köre, sağıra, ölüye tesir edip de ahma tesir etmemesinin hikmeti nedir? Onlar da illet, bu da illet Neden onlara tesir ediyor da buna tesir etmiyor? diye sordu
Mevlana'dan Düşündüren Hikâyeler
YanıtlaSil203
Hz. İsa dedi ki; "Ahmaklık, Allah'ın bir kahrıdır. Hastalık, Lurdük, kahır değildir, bir iptilâdır, belâya uğrayıştır. İptilâ, acı- ak bir illettir; ona kul da acır, Allah da. Fakat ahmaklık öyle illettir ki ahmağa da zarar verir, onunla konuşana da!¹¹¹ Ah- mağa vurulan 'dağ', Allah mührüdür. Ona bir çare bulmanın im- Linu yok!".
Hz. İsa nasıl kaçtıysa, sen de ahmaktan kaç! Ahmakla arka- dalk ve sohbet, nice kanlar döktü! Hava, suyu yavaş yavaş çe- , buharlaştırır alır ya; ahmak da dininizi böyle çalar, böyle alır Taşa oturan adamın harareti nasıl gider, o adam nasıl soğuk ada, ahmak da sizden harareti, aşkı, iştiyakı çalar, size soğuk- verirl Hz. İsa'nın kaçışı korkudan değildi. O zaten emindi; atsze öğretmek için kaçmıştı. Karakış rüzgârları, âlemi dol- a bile, o parlayıp duran güneşe ne gam?
(Cilt: III, beyit nu: 2564-2599)
Sadr-1 Cihan ve Dilenci
YanıtlaSilO kendi tedbirine güvendi; "Ben işimi kendi aklımla elbette başarırım" dedi. Halbuki o ilahi yardımın bir zerresi bile, aklın- dan doğacak üç yüz tedbirden daha iyidir. Beyim! Kendi hileni bırak. İlähî yardıma doğru yürü, oraya var, orada öl. Hakk'ın lût- funa, yardımına sayıhı hilelerle ulaşılamaz. Sen ölmedikçe bu hi- lelerden sana fayda yoktur.
Buhâra'daki o ulu zât (Sadr-1 Cihân""), kendisinden bir şey isteyenlere çok iyi muamele ederdi. Sayısız ihsanlarda bulunur, tå gecelere kadar cömertlik eder, altınlar saçardı. Altınları kâğıt parçalarına sarar, öyle verirdi. Hâsılı, sağ oldukça hep böyle ih- sanlar ederdi. Hak'tan aldıkları aydınlığı halka saçan tertemiz güneş ve ay gibiydi. Toprağa altın bağışlayan kimdir? "Güneş". Madendeki altın da ondandır, yıkık yerlerdeki hazine de. Sadr-1 Cihân her sabah yoksulların bir kısmına ihsanda bulunuyordu. Böylece hiçbir grubun mahrum kalmamasını isterdi. Bir gün be- lâya uğramışlara lütfeder, ertesi gün dul kadınlara ihsanda bulu- nur, sonraki gün yoksul düşmüş alevilere, okuyup okutmakla uğraşan yoksul fakihlere kerem eder, daha sonraki gün halkın iş- siz, boş gezenlerine para verir, başka bir gün de borçlulara ihsan ederdi. Yalnız onun bir şartı vardı: Kimse ağzını açıp bir şey is- temeyecekti. Geçeceği yolun kenarına bütün yoksullar duvar gibi
578
YanıtlaSileler, senice beklerlerdi. Birisi ağu açar da bir şey isterse, ondan bir habbe bile alamazdı. Şartı, "Kim susarva kurtulur" hükmüydü. Kevesi de käsesi de susanlarındı.
Naul olduysa bir gün ihtiyarın biri, "Açım, bana zekât ver dedi İhtiyan dilenmekten men ettiler, fakat o boyuna söyle. mekte, isteklerini tekrar etmekteydi. Halk, ihtiyardaki bu dilen- me imardıma şaştı kaldı. Sadr-ı Cihan dayanamadı, "Babacığım, ne utanmaz ihtiyarsın!" dedi. İhtiyar, "Sen benden daha ziyade utanmazsın!" dedi, "Bu cihanı yedin yuttun doymadın, açgözlü lüğünden bir de öteki dünyayla da uğraşıyorsun!" Sadr-1 Cihan bu sözü duyunca güldü, o ihtiyara bir hayli mal verdi. Adamca- ğu, bağışlanan o bütün malları yalnız başına alıp götürdü. O ih- tiyardan başka, Sadr-ı Cihan'dan ağzıyla bir şey isteyen hiçbir kimse ne yarım habbe altın elde etti, ne bir zerre kumaş.
Sara fakühlere bağışta bulunulacak güne gelince, bir hoca, hır- sa geldi, feryat ediyordu. Bir hayli ağladı, sızlandı; fakat çare yo- ktu. Her çeşit söz söyledi, dil döktüyse de hiçbir faydası olma- dı. Ertesi gün o fakih, ayağını eski çaputlarla sardı, sakatlar ara- sına karıştı. Bacağının sağına soluna tahta parçaları bağladı. Böy- lece kendisini, ayağı kırık bir sakat gibi göstermek istedi. Padi- yah onu gördü, tanıdı, hiçbir şey vermedi. Daha ertesi gün, yü zünü örttiü, fakat padişah yine onu tanıdı. Ağzını açıp bir şey is- tediği için kusurda bulunmuştu, ona yine hiçbir şey vermedi. Yüz türlü haleye başvurdu, sonunda aciz kalıp kadınlar gibi çar- gafa bürlündü. Dul kadınların arasına karışıp başını eğdi, tanın- mamak için elini giderdi, öylece durdu, fakat padişah yine onu tanuysp sadaka vermedi.
Hocam mahrumiyetten yüreği yandı. Sonunda bir kefen- ciye gitti. Derli ki, "Sabahın erken saatlerinde beni bir kilime sar eyeol listine koy. Hiç ağını açma, yalnız Sadr-ı Cihan'ın buraz dan geçmesini bekle. Belki gorunce olu sanır da kefen parası diye
Mevlâna dan Düşündüren Hikâyeler
YanıtlaSil379
altın atar. Ne verirse yarısını sana veririm". Kefenci para bekle- yen bir yoksuldu, dediğini kabul etti. Onu bir kilime sarıp yol üstüne koydu.
Padişahın yolu oraya düştü. Kilimin üstüne bir miktar altın attı. Hoca para hırsıyla, aceleyle kilimden elini çıkarıp altınları aldı. O aceleci adam, kefencinin o paraları almasına, verilen al- tınları gizlemesine meydan bile bırakmadı. Ölü, kilimden elini uzatıp paraları aldıktan sonra başını kilimden çıkardı. Padişaha dedi ki; "Ey bana kerem kapılarını kapayan! Bak, senin verme- diklerini senden nasıl aldım, gördün ya...".
Sadr-ı Cihan, "Ey inatçı kişi!" dedi, "Doğru, aldın, ama öl- medikçe kapımdan hiçbir şey koparamadın".
"Ölmeden önce ölün"477 sırrı işte budur! Çünkü ancak ölüm- den sonra ganimetler elde edilir. Ey hilebaz! Allah'a karşı ölüm- den başka hiçbir hüner para etmez. Allah'tan bir lütuf görmek, ilâhî bir yardıma mazhar olmak, yüzlerce çalışıp çabalamadan iyidir. Çünkü çalışıp çabalamanın yüzlerce çeşit fesada uğrama- sından korkulur. O ilâhî yardım ise ölüme bağlıdır. Bu yolu, gü- venilir erler denediler. Hatta ölüm de O'nun yardımı olmadık- ça gelip çatmaz. Aman sen sen ol, ilâhî yardıma sığınmadan hiç- bir yerde durma. İlâhî yardım, bu koca yılana zümrüttür. Yılan zümrüdü görmedikçe kör olur mu hiç?
(Cilt: VI, beyit nu: 3795-3842)
Anlat, hikâye derman olsun! Anlat, canlara merhem olsun!" Mevlânâ
YanıtlaSilMEVLANA'DAN DÜŞÜNDÜREN HİKÂYELER
ŞABAN KARAKÖSE
yakamoz ARASTIRMA
90
Kıyamet'in vakti mutlaka gelecek, bunda kuşku yok! Ama insanların çoğu buna inanmıyor. (Mümin, 40/59)
YanıtlaSilKIYAMET: HESAP GÜNÜ
Kıyamet, dünya hayatının sona ermesini, yeniden dirilmeyi, yeni bir hayatın başlamasını, hesaba çekilmeyi ve ödül veya ceza olarak hak edilen karşılığın verilmesini ifade eder. Kur'an'ın en temel konularındandır. Kur'an'da diğer inanç esasları ve ibadetlerin hakkıyla yerine getirilmesi bu esasa bağlanarak anlatılmıştır. Vurgulu ifadelerle Kıyamet'in kesinlikle kopacağı (Nydme 75/1) ifade edilmiştir. Ancak Kıyamet'in ne zaman kopacağı belirtilmemiş, ansızın gelip çatacağı, bunun da yakın olduğu (Enbiły 21/97) haber verilmiştir. Nitekim Peygam- berimize Kıyamet'in ne zaman kopacağı sorulduğunda şu ayeti okuyarak cevap vermiştir: "Kıyamet saati hakkındaki bilgi yalnız Allah'ın katındadır. O yağmu- ru yağdırmakta; rahimlerdekini bilmektedir. Hiç kimse yarın ne elde edeceğini bilemez; hiç kimse nerede öleceğini bilemez; ama Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır." (Lokman 31/34) Kıyamet'in, dünyanın son bulmasının bilinmezliği. insanın dünya hayatında devamlı uyanık olmasını gerektirir.
Sizin ikinizin melekler arasındaki benzeriniz ile, Peygamberler arasındaki benzerinizi size haber vereyim mi? Ey Ebubekir! Senin melekler arasındaki benzerin Mikail (a.s) misali gibidir. Ki o rahmetle iner. Senin Peygamberler arasındaki benzerin, İbrahim (a.s) misali gibidir. Kavmi onu yalanladığı ve ona yaptıklarını yaptıkları zaman, o buyurdu ki: "Kim bana tabi olursa o Bendendir. Kim ki bana isyan etti ise (Ey Allahım) Sen gafurur rahimsin." Ey Ömer! Senin melekler arasındaki benzeri ise Cibril (a.s.) misali gibidir ki, O, Allah'ın düşmanlarına şiddet, nikmet ve azaba iner. Peygamberler arasındaki benzerin ise Nuh (a.s) misali gibidir. Ki o, "Ey Rabbim, yer yüzünde hiç bir kafir bırakma" dedi.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 162 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
SON SÖZ
YanıtlaSilHemen belirtelim ki, Nebiler Nebisinin dört buyuk halifesi ve onların devirleri ile onlardan sonra gelenlerin devirleri bir de ğildir.
Dört büyüklere "Hulefa-i Raşidin Olgun Halifeler" nanu. verilmiştir. Bunlarım derecesine hiç kimsenin ermesine elbette in kan yoktur. Kemal üzere olan hilafet de, bu fazilette güneşe eş insanlarla otuz yıla ulaşarak son bulmuştur....
Zaten Kainatın Efendisi ve Varlığın sebebi de buna işaret. ederek şöyle buyurmuşlardır:
إِنَّ الْخِلَافَةُ بِعَدِى تَأْتُونَ سَنَةً ..
Hazret-i Hasan (Radıyallahu Anhun 6 ay hilafetiyle, hila- fet 30 seneye ulaşmış, Cihar-ı Yar-i Güzinin hilafetlerini mutea kip iş saltanat şekline girmiş, sonra o saltanattan ceberut ve fe sat-1 ümmete inkılap etmiştir.
Hazret-i Muaviye ve Abdullah bin Zubeyr (Radıyallahu Anhüm)in devirlerinden hemen sonra da Ömer Bin Abdulaziz'i ışıklar saçan bir halife olarak zikredebiliriz. İkinci Ömer diye a mlan bu büyük insan gerçekten de Muslümanlarım yuzanú guldür müş, adalet ve insafı ile bir başka güzelliğin numunesi olmuştur. Tıpkı kendisinden önceki dört büyük halifenin devrine ben
260
YanıtlaSilzer bir hayatı hem kendi yaşamış, hem de müslümanlara yaşat mıştır. Ve halifeler zinciri Harun Reşid'e kadar kah inişli, kāh, yokuşlu bir seyir takip etmiştir. Bunların içinde ak ak sevgilerle gönlünü dolduran insanlar olduğu gibi, bazen de bir gölge halini alanlar vardır...
Bu makamda kimi nazla saltanat sürmüş, kimi daha neyim ne oldum diyemeden tahtından kara toprağa inmiştir..
Hilafetin Emevi hanedanından Abbasilere geçmesi ve on- lar eliyle bir zaman (Harun Reşid'de olduğu gibi) şanlar ve şe- reflerle temsil edilmesi ve İslâm aleminin dünyaya parmak ısırta cak kadar muhteşem manzarası vardı.. Harun Reşid'den sonra hi lafet makamına gelenler İslâmın bu muhteşem manzarasına göl- ge düşürmüşlerdir. Bunlar içinde koca mezhep imamlarını bile kırbaçlayanların olması cidden düşündürücüdür.. Artık çeşmeler- den nur yerine kan ve kir akmaya başlamış oluyordu.. Nebiler, Sultanının da buyurdukları gibi saltanat ve debdebe bütün müslü manların kanını emen bir dudak halini almış, yıldırımdan bir kamçı gibi saltanatın kılıcı beyinlere inmiştir.. Ve artık saadet beklemek de bir hayal olmuştur...
Çünkü Kur'an ve Sünnet yolu terk edilmiş, debdebe ve sal tanatın nüfuzu her yana damla damla inmiştir. Hilafet makamı - na geçenlerden bazıları da sefihane bir hayata dalmışlardır..Böy- le olunca da İslâm alemi huzur ve saadetin kokusunu bile duya maz olmuştur. Bu da tabiidir. Allah Resulü buyururlar ki:
إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ طَرَفُهُ بِيَدِ اللَّهِ وَطَرَفُهُ بِأَيْدِيكُمْ
فَتَتَكُوا بِهِ فَإِنَّكُمْ لَنْ تَضِلُّوا وَلَنْ تَهْلِكُوا
بعده ابدا
261
YanıtlaSilGerçek bu Kur'an'ın bir ucu Allah'ın kudreti elindedir.. Bir ucu da sizin elinizdedir. Onu ihtimam ile sımsıkı tutun; ne sapıtır, nede ondan sonra bir daha helak olursunuz? (Teberani)
İşte Allah'ın ipi ile düğüm düğum edilmeyen gönüller o ya na bu yana meylettiler ve dünyanın zevk-ü safasına düştüler... Bu sefihane hayat içinde de çıkmaz bir sokağa saplanıp kaldılar... Öyle ki, İslâm ȧleminin her yanından feryadlar göklere yüksel meye başladı. Her gelen gideni aratır oldu.. Tá ki, Yavuz Sul- tan Selim Han'a kadar...
Hilafet Osmanoğullarına geçtikten sonra yepyeni bir pırıl- tı ile eski şevket ve saadet günlerinde olduğu gibi ışıldadı...
Zaten Yavuz Selim Han'ın bütün gaye ve mefkuresi İslâm, ittihatı idi. Parça parça oraya buraya serpilmiş olan müsluman- ları bir bayrak altında toplamak ve tefrikanın zehirli oklarına he def olmaktan kurtarmak emeliyle çırpınıp durmuştu... Aziz ve Celil olan Allah, onun gayretlerinin boşa çıkarmadı, ona yardım etti, ordularına zafer yollarını açtı ve hilafet gibi bir mübarek makamı ona ihsan buyurdu...
Çünkü o, Allah'ın ipine sarılıyor, Resuller Serverinin sun- netine ittiba ediyordu... Kur'an ve Sünnet yolarını bırakanların ne gibi bir perişanlığın pençesine düştüklerini görmüştü Varlığın sebebi olan Cenab-ı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in şu mübarek hadis-i şerifi onun kulaklarında çınlıyordu:
مَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَتِي فَلَيْسَ مِنَى
Benim sünnetimden yüz çeviren kimse, benden değildir!(Müslim) İşte bütün yaraların amansız acılarında bu hakikatı bile- menin okları dikilip kalııştır...
262
YanıtlaSilA
Bu eserde nice ibretler, nice akıllara hayret verecek hadi- selere şahid olmak mümkündür...'
İlk dört büyük Halifenin hayatlarını daha evvelce ayrı ay rı kitaplar halinde neşrettiğimiz için bu eserde onlardan sadece özet mahiyetinde bahsedilmiştir. Asıl ibret alınacak husus,onlar dan sonra akıp giden zaman şeridi içinde saltanat sürenlerin ha yatıdır...
Tarih aynasına akseden bu ibretli hadiselerin denizinde yü zerken bazen neş'eyle dolup taşacak, bazen de gözyaşlarınızı tu tamayacaksınız. Bazen de acılar mızrak mızrak yüreğinize sapla- niverecek ve asıl ibreti o zaman alacaksınız...
Yüce Allah'ın lütuf ve Keremiyle tarih bahçesinden çiçek ler toplamağa çalıştık. Bu çiçekler içinde ıtırlar gibi güzel ko kanlar ve gönül açanlar nasıl bulunuyorsa; insanın elini ve gön- lünü kanatan dikenler de vardır...
Öyleyse, bütün ömrünüzce İslamı nokta nokta yaşayınızda el ve gönlünüzü yabani çiçeklerin dikenlerine çizdirmeyiniz... Selâm Hüda'ya tabi olanlara olsun...
M. Necati BURSALI
Hilafet ve Halifeler
YanıtlaSilMUSTAFA NECATİ BURSALI
Kıy
bur
YAM
Kıyan
şlam
erilm
anç
nlatı
dilm
catac
berin
verm
ru y
bile
INANÇ KİTAPLARI SERISI-8
YanıtlaSilİLAHİ ADALET ve RAHMET PENCERESİNDEN
KÖTÜLÜK ve MUSİBETLER
PROF. DR. METİN ÖZDEMİR
DIB
NAY INDAR
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSil9
TAKDİM
11
ÖN SÖZ
BİRİNCİ BÖLÜM
ALLAH'IN VARLIĞI VE "HAKİM" OLMASI
18
I. EVRENİN ALLAH'IN VARLIĞINA TANIKLIĞI
21
II. EVRENİN ALLAH'IN "HAKİM" OLDUĞUNA TANIKLIĞI
İKİNCİ BÖLÜM
İNKÁRCI AKIMLARIN AÇMAZLARI
30
I. TABİATÇI GÖRÜŞLERİN AÇMAZI
36
II. MATERYALİST VE POZİTİVİST GÖRÜŞLERİN AÇMAZI
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
KÖTÜLÜK
41
5
I. TANIMI
42
YanıtlaSil45
46
49
55
55
56
56
59
61
ILAHI ADALET VE RAHMET PENCERESİNDEN KÖTÜLÜK VE MUSIBETLER
61
62
in
62
63
GI
66
yat
70
çe
er.
det
II. MAHİYETİ
III. KAYNAĞI
IV. YARATILMASINDAKİ HİKMET
V. GÖRECELİLİĞİ
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İLAHÍ ADALET VE RAHMETİN KUR'AN'DAKİ GENE
GÖRÜNÜMÜ
I. İLAHİ ADALETİN KUR'ÂN'DAKİ GENEL GÖRÜNÜMÜ
A. İlâhî Adalet
B. Kur'ân'daki Genel Görünümü
1. Eşitsizliklerin İlâhî Adalet Açısından Görünüm
2. İlâhî Adalet ve Hikmet İlişkisi
II. İLAHİ RAHMETİN KUR'AN'DAKİ GENEL GÖRÜNÜMÜ
A. İlâhî Rahmetin Dünya ve Ahiret Hayatını Kapsaması
B. İlâhî Rahmetin Özel ve Genel Tezahürleri
1. İlahi Rahmetin Maddi Görünümleri
2. İlâhî Rahmetin Mânevî Görünümleri
III. İLAHİ RAHMETİN KAPSAMI
IV. İLAHİ RAHMETİN KUR'AN'DAKİ FARKLI GÖRÜNÜMLERİ
BEŞİNCİ BÖLÜM
YARATILIŞTAKİ FARKLILIKLAR
1. GÖRÜNÜŞTEKİ PROBLEMLİ DURUMLARDAN KAYNAKLANAN İTİRAZLAR
II. GÖRÜNÜŞTEKİ PROBLEMLİ DURUMLARIN HİKMETİ
am
77
kind
nez
aat
78
mle
Fede
1/34)
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilALTINCI BÖLÜM
İLAHİ RAHMETİN ISTIRAP SURETINDE GÖRÜNMESİ
83
I. İLAHİ SIFATLARLA OLGU VE OLAYLAR ARASINDAKİ İLİŞKİ
84
II. ISTIRAPLARIN SONUÇLARI AÇISINDAN RAHMET OLUŞLARI
85
III. ISTIRAPLARIN ŞÜKÜR VESİLELERİ OLMALARI
88
IV. GÖRÜNÜRDE KÖTÜ OLANLARIN GERÇEKTE İYİ OLMALARI
92
V. KÖTÜLÜĞÜN GEÇİCİ/ARIZİ BİR NİTELİK OLMASI
YEDİNCİ BÖLÜM
BİRİNİN BAL DİĞERİNİN ZEHİRLE İMTİHAN EDİLMESİ
98
I. İMTİHAN SÜRECİNDEKİ FARKLILIKLARIN İLAHİ ADALETLE İLİŞKİSİ
99
II. İMTİHAN SÜRECİNDE EŞİTLİK ARAMANIN TUTARSIZLIĞI
SEKİZİNCİ BÖLÜM
TEDBİR-TAKDİR İLİŞKİSİ
107
I. KONUNUN TARTIŞMALI YÖNLERİ
108
II. ALLAH'IN GELECEĞİMİZİ BİLMESİ VE MUSİBETLERİN TAKDİRİ
113
III. ALLAH'IN HER ŞEYİ KUŞATAN BİLGİSİNİN MUSİBETLERLE İLİŞKİSİ
116
IV. TEDBİR VE MUSİBETLERİN TAKDİRİ
120
V. MUSİBETLERİN TAKDİRİNDE İLAHİ VE BEŞERİ İRADENİN ROLLERİ
121
VI. TEDBİR VE ECELİN TAKDİRİ
122
A. Tedbir ve Bireysel Ecelin Takdiri
7.
İLAHİ ADALET VE RAHMET PENCERESİNDEN KÖTÜLÜK VE MUSIBETLER
YanıtlaSil127
B. Tedbir ve Toplumsal Ecelin Takdiri
134
VII. TEDBİR VE RIZKIN TAKDİRİ
134
A. Konunun Kur'ân Bağlamındaki Görünümü
135
B. Rızkın Takdirinde İlâhî ve Beşerî İradenin Rolleri
DOKUZUNCU BÖLÜM
ALLAH'IN DEĞİŞMEYEN YASALARI VE KÖTÜLÜK
145
I. İLAHİ YASALARIN DEĞİŞMEZLİĞİ
146
II. HER FELAKET İLAHİ BİR CEZA DEĞİLDİR
149
III. BAŞKALARININ HATASININ BİZİM FELAKETİMİZ OLMASININ HİKMETİ
150
IV. FELAKET VE MUSİBETLERİN İLAHİ VE BEŞERİ İRADE İLE İLİŞKİSİ
ONUNCU BÖLÜM
ÖLÜMÜN SIRRI VE HİKMETİ
155
1. ÖLÜMÜN MAHİYETİ
155
II. ÖLÜM MUSİBET Mİ?
156
III. ÖLÜMÜN HAYATA ANLAM KATMASI VE HİKMETİ
163
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
173
BİBLİYOGRAFYA
Sakanın Eşeği ile Arap Atları
YanıtlaSilHer nimetin bir gamı vardır.
Bir saka vardı, bir de sırtı mihnetten çember gibi iki bük- lüm olmuş eşeği. Sırtında, ağır yükten açılmış yüzlerce yara var- dı. Ölüm gününe âdeta âşıktı, ölümünü arayıp duruyordu. Arpa nerede, kuru otu bile bulamıyor, onunla bile karnını doyuramı- yordu. Bir yandan sırtında yara vardı, bir yandan da sahibi de- mir bir şişle onu nodullayıp duruyordu.
İmrahor 372 2, onu görüp acıdı. Eşeğin sahibiyle dostluğu vardı. Ona selâm verdi, "Bu eşek neden böyle dal harfi gibi iki büklüm olmuş?" diye sordu.
Adam, "Benim yoksulluğum, benim kusurum yüzünden, bu ağzı dili bağlı mahlûk yiyecek saman bile bulamıyor" dedi.
İmrahor dedi ki; "Sen birkaç günlüğüne onu bana ver de pa- dişahın ahırında kalıp beslensin, kuvvetlensin".
Adam, eşeği 0 merhametli kişiye verdi. O da onu ahırına bağladı. Eşek, her atlarını gördü. Ayak bastıkları yerler süpürülmüş, sulanmıştı. Sa- yanda tavlı, semiz, güzel man da tam vaktinde geliyordu, arpa da. Atların tımarını da gö rünce, başını göğe kaldırdı da dedi ki; "Ey yüce Allah'ım! Diye- lim ki ben bir eşeğim, ama senin mahlûkun değil miyim? Neden padişahın ve taze Arap
*
Mevlâna dan Düşündüren Hikâyeler
YanıtlaSil293
hinde perişanım, neden sırtım yaralı, neden zayıfım? Geceleri srtımın acısından, karnımın açlığından her an ölümümü istiyo- ram. Bu atların hâlleri ise böyle mükemmel, gıdaları yerinde. Peki, neden azap ve belâ yalnız bana mahsus?". 373
Derken, ansızın savaş koptu. Arap atlarına eğerler vurulup savaşa sürdüler. Onlar, düşmandan oklar yediler. Her yanlarına temrenler saplandı. Savaştan geri dönebilenlerin hepsi de pe- nişan bir hâlde ahıra düştüler. Ayakları sağlam iplerle mükem- mel bağlandı. Nalbantlar sıra sıra dizildi. Hançerlerle atların be- denlerini yarıyor, yaralardan temrenleri çıkarıyorlardı.
Eşek bunları görünce dedi ki; "Ya Rabbi! Ben yoksulluğuma * sağlığa razıyım. O güzel gıdaları da istemem, o çirkin yarala- nda Afiyet dileyen, dünyayı terk eder" 375
(Cilt: V, beyit nu: 2360-2381)
"Anlat, hikâye derman olsun! Anlat, canlara merhem olsun!" Mevlâna
YanıtlaSilMEVLANA'DAN DÜŞÜNDÜREN HİKÂYELER
ŞABAN KARAKÖSE
yakamoz ARASTIRMA
90
Rūhu'l-Beyân
YanıtlaSil597
xam et!" dediler. Ileri doğru devam ettim. Birden kendimi bir bahce arisinde tadı değişmeyen bir süt ırmağının kenarında buldum. Bahçe- her türlü ziynet eşyası ve kadınlar vardı. Kadınları görünce, güzellik-
. Onlar beni görünce sevindiler ve:
ine tutuldum "Vallahi bu, Aynâ-i Mardiyye'nin kocası!" dediler. Ben
Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" di- e sordum. Onlar selamımı aldılar ve: "Ey Allah'ın velisi, biz onun hiz etçileri ve câriyeleriyiz. Sen önüne doğru ilerle!" dediler. Ben de iler- eim. Kendimi birden bir şarap ırmağının kenarında buldum. Vadinin thrin) kenarında, geride bıraktığım güzellikleri bana unutturan kadın- vardı. Ben:
"Allah'ın selamı üzerinize olsun, Aynâ-i Mardiyye aranızda mı?" de- im Onlar:
"Hayır, biz onun hizmetçileri ve câriyeleriyiz. Önüne doğru devam et" dediler. Ben de devam ettim. Birden kendimi süzme baldan bir baş- a ımağın kenarında buldum. Beyaz inciden yapılmış bir çardağa ulaş- Çardağın kapısında bir câriye, üzerinde de anlatmaktan aciz oldu- am güzel ziynet eşyası ve elbiseler vardı. Beni görünce sevindi ve:
-Ey Aynâ-i Mardiyye! İşte kocan geldi." diye çadıra seslendi.
Ben çadıra yaklaştım, içeri girdim. Aynâ-i Mardiyye, inci ve yakut sislemeli altından bir divan üzerinde oturuyordu. Görür görmez ona tu- Ndum. Bana:
Merhaba ey Allah'ın velisi! Yanımıza gelme vaktin yaklaştı." diyor- d. Onu kucaklamak için yaklaştım. Acele etme, sabırlı ol! Çünkü beni kucaklama vaktin henüz gelme
allah." dedi. Ben de o anda uyandım, ey Abdulvahid. Ona kavuşmaya Cinku seme, sabırlı oll Çünki ben gece yanımızda iftar edersinaya sabırsızlanıyorum." Abdülvahid
Man seriyyesi karşımıza çıktı. Çocuk onlara saldırdı. Saydım, dokuz der ki: "Cocukla konuşmamız bitmemişti ki bir düş-
602
YanıtlaSil9. Teube Süresi
Ayet: 112
C
b
Hasan Basri demiştir ki: "Seyahat edenler," helaller konusunda kendilerini tutan (azıyla iktifa eden), haramları ise tamamen terk eden kimselerdir. Vallahi ortalıkta öyle insanlar var ki kendilerini helalden tu tuyorlar, fakat haramı hiç terk etmiyorlar. Allah'ın gazabı daima onların Üzerine olacaktır.
Kuşeyri de bu konuda şunları söyler: "Seyahat edenler", Allah'tan başkası ile birlikte olmaktan saim (oruçlu), Allah'tan yine Allah ile yeti- nen ve iktifa eden kimselerdir.
et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de denilir ki "Seyahat edenler," kendile- rini Allah'tan alıkoyan şeyleri terk ederek Allah'a doğru seyr edenlerdir (seyr ilallah).
Ata demiştir ki: "Seyahat edenler"den maksad Allah yolunda ci- had eden gazilerdir. Onlar, käfirlerin diyarına ulaşıncaya kadar pek çok menzil ve merhale kat'ederler ve karşılaştıkları kâfirlerle Allah yolunda
savaşırlar
İkrime der ki: Onlar, ilim tahsili için bir yerden diğerine seyahat eden ilim talibleridir. Nitekim Cabir (r.a.), tek bir hadis için Medine'den Mısır'a yolculuk yapmıştır. Bu yüzden bir kimse seyahat yapmadıkça (ilimde) kânıl sayılmaz, hicret etmeden de maksuduna ulamaz.
Alimler demişlerdir ki: İttibā silsilesiyle kendisine ulaştığı, kalbindeki perdeyi açan bir üstâzı olmayan herkes, bu yolda babası olmayan bir to- run, nesebi olmayan bir evlatlık durumundadır.
Namazda "rükü edenler, secde edenler" Namazdan kinaye olarak rüků ve secdenin zikredilmesi, onlarda ibadet yönünün namazın diğer rü künlerine nisbetle daha belirgin olmasındandır. Çünkü namazın rükünle rinden olan kıyam ve kuûd, insanlar tarafından namaz dışında da âdet olduğu üzere yerine getirilir. Rükü ve secde ise farklıdır. Onlar insanların tabi olarak yaptıklan hål ve hareketler değil, ancak ibådet kasdıyla yap tıkları hal ve hareketlerdir. Dolayısıyla bu iki rukün, namaza mahsus ol ma yönünden namazın diğer rukünlerine göre üstünlüğe sahiptir.
Kuşeyri der ki: "Rükû edenler," tecelli kudretinin altında sönüp sakinleşmek süretiyle bütün hallerinde Allah'a boyun eğenlerdir. Bir ha
606
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 112-113
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11
بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06
İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
Ravi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis