Benden sonra ümmetim üzerine şu üç şeyden korkarım. Devlet reisi ve vekillerinin zulmünden korku duyulması (Hükümde tesir altında kalmak), yıldızların (tesirine) itikad ve kaderi tekzib etme. Ravi: Hz. İbni Muhaccir (r.a.) Sayfa: 19 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:06 Sizin üzerinize şu altı şeyden korkarım. Sefihlerin amirliğinden, kan dökmekten, hükmü satmaktan, sıla-i rahmi kesmekten, Kur'an'ı musiki eğlencesine vesile yapmaktan ve askerlerin çoğalmasından. Ravi: Hz. Avf ibni Malik (r.a.) Sayfa: 19 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:08 Benden sonra ümmetim üzerine şu üç dalaletten korkarım. Hevalara uymak, karın ve şehvetlere uymak ve marifetten sonra gaflete düşmek. Ravi: Hz. Eflah (r.a.) Sayfa: 19 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:09 Cuma namazında hazır olun ve imama da yakın bulunun. Zira insan Cuma'dan geri kalmakla, Cennet ehli olduğu halde, Cennetten geri kalmış olur. Ravi: Hz. Semure (r.a.) Sayfa: 19 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:10 Sekerat (ölüme yaklaşma) halindekilerin yanında hazır olun. Ve onlara "Lâ ilahe İllallah'ı" telkin edin. Ve onları Cennetle de müjdeleyin. Zira erkeklerden ve kadınlardan halim olanlar bile böyle bir durumda şaşkınlık içinde kalır. Ve şeytanın da, Adem oğluna en yakın olduğu zaman bu vakittir. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ölüm meleğinin görülmesi bin kılıç darbesinden daha müthiştir. Gene nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mü'min bir kulun, her bir damarının dolaştığı yerde acı duymadıkça, nefesi çıkmaz. Ravi: Hz. Vasile (r.a.) Sayfa: 19 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:12 Ashabıma, sonra arkadan gelenlere, sonra da onları takib edenlere hürmet ederek, Bana olan hürmetinizi muhafaza ediniz. Daha sonra yalan yayılır. Öyle ki, kişi kendisinden istenilmeden şahidlik yapar ve yemin teklif edilmeden yemin eder. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 19 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:13 Ashabım ve akrabalarıma hürmet ederek Bana hürmetinizi muhafaza ediniz. Kim ki, onlara hürmetle Bana olan hürmetini teyid ederse, Allah da onu dünya ve ahirette korur. Her kim de onlara hürmet etmeyerek, Bana olan hürmetini muhafaza etmezse, Allah ondan yüz çevirir. Ve bir kimseden de Allah yüz çevrir ise onun (azab için) yakalanması yakındır. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 19 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:14 Avret mahallini, hanımın ve cariyen müstesna, ( herkesten) koru. Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.) Sayfa: 19 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:15 Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz. Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.) Sayfa: 19 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:16 Ölülerinizin kefenlerini güzelleştiriniz. Zira onlar kabirlerinde kefenleri ile övünürler ve birbirlerine ziyarette bulunurlar. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 19 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Müslüman Temmuz 30, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Sözlükte "yalan söylemek, bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak" anlamlarındaki "d-c-1" kökünden türe- yen deccâl sözlükte çok yalan söyle- yen, göz boyayan, sahtekâr demektir. Deccål, kelâm ilmi ile kaynaklarda kıyametin büyük alametlerinden biri
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 07:51 olarak zikredilmiştir. Deccal'ın doğu tarafından çıkacağı, ilahlık iddia ede- ceği, olağanüstü şeyler sergileyeceği, Mekke ve Medine hariç bütün köy ve kasabalara gireceği, pek çok kişinin, onun fitnesiyle doğru yoldan çıkacağı ve onun peşine takılacağı, ancak gerçek mü'minlerin bu fitneden kurtulacakları rivâyet edilmektedir. (F.K.)
İnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12 Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ Ramuz ul Ehadis Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Pamuk Yayınları cilt.. 1.sy.174.
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32 Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34 Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35 oscar Yayınları sy. 217.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54 363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Kim Receb'den bir gün oruç tutarsa, sanki bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim ondan yedi gün oruç tutarsa, ona Cehennem kapıları kapanır. Kim ondan sekiz gün oruç tutarsa, ona Cennetin sekiz kapası açılır. Kim ondan on gün oruç tutarsa, Allah ona istediğini verir. Kim ondan onbeş gün oruç tutarsa, semadan bir münadi şöyle seslenir: "Geçmişin affolundu. Amellere yeniden başla" Kim artırırsa Allah da onu artırır. Receb ayında Allah Teala Nuh (a.s)'ı gemiye bindirdi ve o, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. Onlarla gemi altı ay seyretti. Bunun sonu aşûre günüdür. Ve gemi "Cudi" dağına indirildi. O gün de Nuh (a.s) yanındaki insanlar ve hayvanlar hepsi, Aziz ve Celil olan Allah için, şükür olarak oruçlu idiler. Allah denizi, beni İsrail için aşûre gününde yardı. Ve yine Aşûre gününde Allah (z.c.hz)'leri Adem (a.s)'ın tövbesini ve Yunus (a.s)'ın şehrinin halkının tövbesinide kabul etti. İbrahim (a.s)'da o günde doğdu. Ravi: Hz. Said İbni Ebu Raşid (r.a.) Sayfa: 288 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 111 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 07:59 keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01 kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır.
Ümmetim için en korktuğum şeyler; Âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi ve maneviyatınızı mahveden dünya. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 112 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:27 Güzelin güzeli güzel ahlaktır. Ravi: Hz. Hasan (r.a.) Sayfa: 112 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:29 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 113 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:30 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Ravi: Hz. Muaz (r.a.) Sayfa: 113 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:32 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 113 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:34 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.) Sayfa: 113 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:35 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 113 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:46 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 113 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:47 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 113 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:50 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.a.) Sayfa: 113 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:51 Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.) Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 113 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Müslüman Temmuz 30, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
A TATÜRK düşmanı gazete Tercӣ- man, 1 Nisan 1970'te yazıyor. "All Rıza Efendi Atatürk'ün sade- ce üvey babası idi. Ali Rıza Efendi Atatürk'ün valideleri Zübeyde hanımla ev- lendiği zaman Zübeyde hanımın ikisi erkek biri kız olmak üzere üç çocuğu vardı. Sü- reyya, Mustafa ve Makbule... Atatürk'ün ağabeysı Süreyya Bey de subay olarak ye- lişmiş, şakağına bir kurşun sıkarak intihar etmiştir... Atatürk'ün asıl babasının adı Bekir'dir. Arnavut Bekir Ağa derlerdi ona. Gümrük kolcusu idi... Bir gümrük kaçak- çısını vurmuş ve hapise düşmüş, orada ve- fat etmiştir."
Evet, Atatürk düşmanı gazete, Atatürk'e dūpedüz iftira ediyor. Bir insanın babası katil de olabilir ve bu olgu çocuğu bağla- maz. Ne var ki yalan dolanla Atatürk'ün ba- basını katıl yapmak, sevgiyi değil derin düşmanlığı vurgulayan kanıtıttır.
Atatürk düşmanı gazete Tercüman, 10 Kasım 1970 günü yazıyor:
"Büyük Allah ile yetinmeyerek, daha doğrusu onu asla anlayıp hissetmeyerek ve yüce Kur'an ulu peygamberin rehberliği kıymetini bilmeyerek Gazi Mustafa Ke- mal'den kah bir Tanrı', kah bir Peygamber' çıkarmaya kalkanlar... Onu hiçbir dine sız- dıramayarak tabutu, sandukası ve heykel- leri etrafında, yeni, acaip ayinler icadına kalkanlar, bu mübarek ay ile 10 Kasım'ın iç-içe gelişine dikkat etsinler. Ruhlarını yı- kasın, thtiras ve kötülükten arınsın ve ha- tadan dönmenin fazilet olduğunu öğren- sinler O'nda uzun süre uğraşarak meyda- na getirmeye çalıştıkları kibiri okşamak İçin 'Atatürk' sıfatını verdiler parmak zoru Ile. Niçin Atatürk? Mustafa Kemal'den önce Türklük yok mu idi? Veya Türklük ondan
mı doğmuştu? Yanlış bir sıfatlı bu (...) Bir mermer yapıt yonttular, yonttular, kah bir sol yumruk, kah bir sille, yahut tekme gibi milletin üzerine giden silüet çıkardılar." Evet, Atatürk düşmanı gazete "Rama-
zanda 10 Kasım" başlığı altında bunları ya- zıyor. Anıtkabir'de saygı duruşuna geçen- lere diyor ki:
Atatürk düşmanı gazete 27 Ağustos 1976'da yazıyor:
"Lozan deyince, siz meşhur Deniz Klü- bünün danslı, şanslı, mehtaplı, maytaplı, pokerli. jokerli gecelerini hatırlarsınız. Biz- se bundan elli küsur sene önce Türk'ün birçok haklarının heba edildiği İsviçre şeh- rini. (...)
Top deyince, siz sahada yuvarlanan ve yirmi iki kişiyi peşinde koşturan meşin yu- varlağı anlarsınız. Biz İstanbul'u döven şa- hiyi. Roma deyince siz Aşk Çeşmesini, Sophla Loren, Gina Lollobrigida, Claudla Cardinale başta bircümle 'Romalı dilberle- ri' düşünürsünüz. Biz Fatih'in ve Yavuz'un yarım kalmış, hedefi açıklanmamış iki se- ſerini ve Roma Kızıl olmasını. (...)
Biz 'Atam' deyince kastımız 'Adem pey- gamberdir', siz 'Atamız' dersiniz, kastınız maymundur."
Evet Atatürk düşmanı gazete "Siz ve Biz" başlıklı yazısında Atatürk düşmanlığına Lozan'la başlayıp Atatürk'e küfürle bitiri- yor.
İlhan Selçuk
22 Nisan 1981
Cumhuriyet
YANITLASİL
yuksel29 Haziran 2024 09:35 YAKIN TARİH
Ansiklopedisi
(10)
Yeni Nesil
YANITLASİL
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti Mayıs 04, 2023 DEVAMI Meric Tumluer Said Nursi Mayıs 04, 2023 DEVAMI Müslüman Temmuz 30, 2023 DEVAMI Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL Vasiyet ve mustafa PROFİLİ ZİYARET EDİN Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Tevfikin azı, aklın çoğundan hayırlıdır. Dünya hususundaki akıl mazarrat, din hususundaki akıl ise meserrettir. Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.) Sayfa: 336 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel2 Temmuz 2024 00:13 Fıkhın azı, ibadetin çoğundan hayırlıdır. Kul, Allah'a halis olarak ibadet ederse, fıkıh ona öğretilir. Cehil olarak da kişiye, aklını beğenmek yeter. İnsanlar iki sınıftır: Mü'min ve cahil. Öyle ise sen mü'mine eza etme, cahille de bulunma. Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.) Sayfa: 336 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel2 Temmuz 2024 00:21 Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor) Ravi: Hz. Ubâde (r.a.) Sayfa: 294 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
32. Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah, mutlaka nu- runu tamamlamak ister, (bundan başka bir şeye râzı olmaz).
Ehl-i kitabın her ikisi de "Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar". Yani, Kur'an'ı reddediyorlar, onun sunduğu tevhid inancını Allah'ın ortaklardan ve çocuklardan münezzeh olduğu gerçeğini ve Kur'ân'ın getirdiği hükümleri yalanlıyorlar. Kur'ân'ın helal ve haram say- dığı şeylere karşı çıkıyorlar.
Ayetteki "ağızlarıyla" ifadesi, "ağızlarından çıkan batıl sözleriyle demektir. Kendilerinden aktarıldığı kadarıyla onların sözlerinin uygun düştüğü bir kriter ve dayandığı bir dayanak da yoktur.
"Halbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah, mutlaka nûrunu taman lamak ister". Yani Allah, kelime-i tevhidi yüceltmek ve İslam dinini ha kim kılmak suretiyle nûrunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.
"Kâfirler hoşlanmasa da." "Kâfirler isteseler de istemeseler Allah mutlaka nurunu tamamlamayı diler." mânâsınadır. Ayette "istes ler de" ifadesi hazfedilmiştir. Çünkü "istemeseler de" ifadesi, açık E şekilde ona delalet etmektedir. Çünkü mânîsi varken gerçekleşen bir şe mâni olmadığı zaman haydi haydi gerçekleşir.
duğunu beyan etmiştir. 32 Onlar, aslında hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa'yı, kendisinden başka Rab ve ken- disinden başka İlah olmayan Allah'a ortak kılmak- la, Allah'ın, son Peygamber'i Muhammed (sas.) vasıtasıyla tamamlamayı murat ettiği nuru İslamı söndürmek ve dünyayı dalaletin zifiri karanlığına sokarak insanları Allah'ın bu hidayet kaynağı olan İslam nurundan faydalanmalarını önlemek istiyor- lar. Fakat o kafirlerin bütün muhalefetlerine rağ- men Allah, son Peygamber'i vasıtasıyla bu nurunu tamamlayacak ve ondan faydalanmak isteyenleri - başları üzerinde ışığı hiç kaybolmayan bir güne i gibi kıyamete kadar parıldayacaktır.
Filhakika, Hazreti Peygamber'in Mekke'de zu- hurundan ve İslam'ı tebliğ etmeye başladığı ilk günden itibaren önce Mekkeli müşrikler ve diğer- leriyle ona karşı başlatılan muhalefet, daha sonra- ları Yahudilerin ve Hıristiyanların da katılmasıy- la şiddetlenmiş, önce İslam'ın zuhurunu önlemek için Hazreti Peygamber'i öldürmeye kalkışanlar, bunda muvaffak olamayınca, ordularıyla Müs- lümanlar üzerine saldırmışlar ve hayatı boyunca pek çok savaşa sebep olmuşlardır. İslam nurunun tamamlanmasından ve Hazreti Peygamber'in ve- fatından sonra da bu nuru söndürmeye yönelik saldırıların arkası hiçbir zaman kesilmemiş, ge- rek Haçlı Seferleri adı altında gerekse başka ad- lar altında, hedefi, İslam'ı ve Müslümanları orta dan kaldırmak olan savaşlar, asırlar boyu devam etmiştir ve hâlâ devam etmektedir. 33 Fakat kafinl
33 Fakat kafirler. Islam nurunu söndürmek için ne yaparlarsa yapsınlar ve nasıl saldırırlar- st saldırsınlar, bu nuru söndürmeye asla mu- safak olamayacaklardır. Çünkü onu hak din olarak bütün dinlere üstün kılmak için sevgi- li Peygamber'iyle gönderen Allah Teâlâ'dır ve O, hiçbir kafirin veya hiçbir müşriğin zararlı davra- mışına fırsat vermeden kendi dinini koruyacak- tır. Bu, O'nun kendi vaadi, kendi sözüdür. Nite- kim Hicr suresinin 9. ayetinde, bu dinin aslını ve kaynağını teşkil eden Kur'an-ı Kerim hakkında "Kur'an'ı biz, evet biz indirdik; onu muhafaza ede- cek olan da elbette biziz.” buyurmak suretiyle di- ninin korunmasını da bizzat tekeffül etmiştir. Bu tekeffül dolayısıyladır ki İslam, doğudan batıya ve güneyden kuzeye bütün yeryüzünü kaplamış-
33. O, elçisini hidayetle ve hak dinle gönderdi ki müş- rikler hoşlanmasa da onu, bütün dinlerin üstüne çı- karsın.
Yalnızca nûrunu ve dinini tamamlamak isteyen "O, elçisini hidâyet- le", yani muttakîler için hidayet olan Kur'ân ile "ve hak dinle" hak din olan İslâm ile "gönderdi ki müşrikler hoşlanmasa da onu bütün din- lerin" diğer bütün din mensuplarının "üstüne çıkarsın", yani Rasûlünü galip getirsin. Ya da hak dini diğer dinler üzerine galip kılsın. Bu da hikmetinin gerektirdiği şekilde hak dinle diğer dinleri nesh etmek sure- tiyle gerçekleşir.
Ayette Peygamber'in gönderilmesi bunu gerektiren bir sebebe bağ- lanmıştır. Eş'arî'lere göre ise Allah Teâlânın fiilleri, belli maksatlara bağlı (muallel) değildir. Fakat bu fiiller, yüce gayelerinin gerçekleşmesini berabe- rinde getirir. Şu halde maksadın maksadı olduğu şeyin yerine konulması gibi burada gaye, o gâyenin semeresi olan şeyin yerine konulmuştur.
Allah Teâlâ müşrikleri, önceki âyette küfür ile vasıflandırdıktan son- ra bu âyette şirk ile vasıflandırmıştır. Çünkü onlar peygamberi inkarın yanına bir de Allah'ı inkarı katmışlardır.
Şeyhzâde şöyle der: Hak dinin diğer dinlere galebesi, sürekli artarak devam eder, İsa (a.s.)'nın inişiyle tamam olur. Çünkü rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.), İsa'nın inişi hakkında: "Onun zamanında İslâm dışındaki bütün dinler yok olacaktır." 127 buyurmuştur.
Bunun Mehdi'nin ortaya çıktığı zaman gerçekleşeceği de söylenmiş tir. Çünkü o zaman bütün insanlar İslâm'a girecek veya haraç vermek zorunda kalacaktır. Bir hadiste şöyle buyurulur:
127. İbn Hibban, Sahih Beyrut 1993, XV, 233; İbn Kesir, Tefsir, Beyrut 1401, 1, 579
"İş giderek şiddetlenecek (dine bağlılık zorlaşacak). Dünya kötü- ve doğru gidecek. İnsanlar cimrileşecek. Kıyamet yalnızca kötü in- sanların üzerine kopacak. Meryem oğlu İsa'dan başka Mehdi olma- yacaktır." 128
Bu hadisin mânâsı, Mehdi'nin arkadaşlarından birisi mutlaka Mer yem oğlu İsâ olacaktır demektir. Çünkü İsa (a.s.), Mehdi'ye yardı Mer mek, onun arkadaşı olmak için inecektir.
Peygamber (a.s.)'in neslinden gelecek olan Mehdi, adil bir imam (yani idareci)dir. Nebî ya da rasûl değildir. Dolayısıyla aralarındaki fark şudur:
İsa (a.s.) Allah tarafından rasûl olarak gönderilmiş ve kendisine vahiy gelen bir mehdidir. Mehdi ise kendisine Allah katından vahiy gelen bir nebî değildir.
Ayrıca İsa (a.s.), mutlak velayetin sonuncusu (hâtemü'l-velâye) iken Mehdi mutlak hilafetin sonuncusudur (hâtemü'l-hilafe).
Her ikisi de dinlerin en hayırlısı ve Allah Teâlâ'ya en sevimlisi olan bu dine (İslâm'a) hizmet edecektir.
Rumlardan birisinin şunları anlattığı nakledilir: "Müslüman olma- mın sebebi şu hâdise olmuştur: Müslümanlar bizimle savaş yapmışlar- dı. Ben de onların ordularının peşinden gidiyordum. Yolda arkasından giden askerleri gördüm. Onlardan on kadar askeri esir aldım. Onları bağladıktan sonra katırlara bindirdim ve her birisi için bir asker görev- lendirdim.
Bir gün esirlerden birisini namaz kılarken gördüm. Namaz kılan esir- den sorumlu askere durumu sordum. Asker:
"-Her namaz vaktinde bana bir dinar veriyor." dedi. Ben:
"-Yanında bir şeyi var mı?" diye sordum.
"-Hayır, fakat namazını bitirdiğinde elini toprağa vuruyor ve bana bir dinar veriyor." dedi.
Ertesi gün bunun doğruluğunu anlamak için eski bir elbise giydim, sıradan bir ata bindim ve bu esirle birlikte yola devam ettim.
Öğle namazının vakti yaklaşınca bana, kendisine namaz kılması için müsaade etmemi ve bunun için de bir dinar vereceğini işaret etti. Ben ona ancak iki dinar karşılığında müsaade edeceğimi işaret ettim. Başıyla Eve işareti yaptı. Namazını bitirince elini toprağa vurduğunu ve ora dan bana iki dinar verdiğini gördüm.
İkindi vakti girince daha önceki gibi bana işarette bulundu. Ben ancak beş dinara kabul edeceğimi işaret ettim. Bana kabul ettiğini işaret etti. Na- mazını bitirince daha önce yaptığı gibi yaptı ve bana beş dinar verdi.
Akşam vakti girince aynı şekilde işarette bulundu. Ben ancak on di- nar alacağımı söyledim. Kabul etti. Namazını kılınca daha önce yaptığı gibi yaptı ve on dinarı verdi.
Bir yerde konaklayıp sabah olunca onu yanıma çağırdım ve hikâye- sini sordum. Sonunda onu İslâm diyarına geri dönmek konusunda ser- best bıraktım. Dönmeyi tercih etti. Ben de ona binit olarak bir katır te- min ettim, ayrıca azık da verdim. Kendisini katıra bizzat ben bindirdim. Bana:
"-Allah Teâlâ, dinlerin en sevimlisi üzerinde ölmeni nasib eylesin." dedi. İşte o anda İslâm kalbime doğdu."
Şu halde ihlaslı müminin Allah'ın hak din ile gönderdiği Rasûl'e ta- zim göstermesi gerekir. Nitekim Allah onu tazim etmiş, şânını yüceltmiş ve ismini kâinâtın sayfalarına yazmıştır.
Şeyhlerden birisi şöyle der: Hind diyarına gitmiştim. Bir şehire var- dım. Orada bademe benzeyen kabuklu meyvesi olan bir ağaç gördüm. (Meyvelerinden birisinin) kabuğu kırılınca içinden dürülü yeşil bir yaprak çıktı. Üzerinde kırmızı renkte ve Hind yazısı ile “La İlâhe İllallah Mu- hammedü'r-Rasûlullah." yazıyordu. Hindliler onunla teberrük ediyor- lar, kuraklık anında onunla yağmur duâsına çıkıyorlar ve onun yalvarıyorlardı. Ben bunu Ebû Yakub Sayyâd'a anlattım. Bana:
"Bunu yadırgama. Ben Eyle'de (Kızıldeniz) idim. Bir balık yakaladım. Sağ kulağı üzerinde “La İlâhe İllallah", sol kulağı üzerinde ise akaladım. Sedu'r-Rasûlüllah" yazılıydı. Onu tekrar suya bıraktım." dedi.
Öyle anlaşılıyor ki üzerinde Allah Teâlâ'nın ve Rasûlü (a.s.)'ın isim- leri bulunduğu için onlara hürmeten o balığı suya salıvermiştir.
Kâbe kauseyn havasının şahbazı Seninle iki cihanın yuvası doldu
Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Beni süvarinin bardağı yerine koymayın." 129 yâni beni hem sıkıntı hem de genişlik zamanlarında unut- mayın. Beni süvarinin yükünün arka tarafında asılı olan bardağını hatır- laması gibi hatırlamayın. Süvari susadığında o bardağı kullanır. İhtiyaç duymadığı zaman ise onu yerinde bırakır.
Bu hadisin, 'Beni anmayı duânın sonuna bırakmayın' demek olduğu söylenmiştir. Çünkü duâda uygun olan, Peygamberimiz'in şerefli ismini duânın hem başında ve hem de sonunda zikretmek, ona duâyı duaların baş tacı yapmaktır.
Her ne kadar en son sen gelsen de Senin nûrun herkesten önce oldu
Allah bizi ve sizi O'nun kapısının eşiğinin hizmetçilerinden kılsın, her vesile ile yüce zâtına yaklaşanlardan eylesin.
34. Ey inananlar! hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve (insanları) Allah yolundan çevirirler. Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara acıklı bir azabı müjdele!
35. Bunlar o gün cehennem ateşinde kızdırılır ve onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır: “İşte kendiniz için yığdıklarınız, yığmanızın vebalini tadın!" (deni- lir).
"Ey Inananlar! Hahamlardan ve rahiplerden bir çoğu..."
Ahbar" yâni hahamlar, Hârûn (a.s.) neslinden gelen yahudi âlimle- dr "Ruhban" ise "rahib" kelimesinin çoğulu olup manastır ehli hristi- vanlara denilir. Bu konuda daha önce bilgi vermiştik.
insanların mallarını haksızlıkla yerler." yani, dînî hükümleri de- ermek, hafifletmek ve onlarda müsamaha göstermek karşılığından nların mallarını rüşvet yoluyla alırlar. Bunu yaparken de âyeti te'vil enede ve Allah'in bu âyetten muradını beyanda kendilerinin hate vil mahir oldukları îmâsını verirler.
Fakir (Bursevî) der ki: Bu zamanın bazı arsız müftüleri ve zalim ka- dlan da aynı şekilde davranıyorlar. Fetva soranın malına tamah ederek anun isteği doğrultusunda fetva veriyor, tercih edilmeyen görüşe göre, hatta şeriatın hilafına hüküm veriyorlar. Üstelik ellerinde kuvvetli bir da- vanak olduğunu iddia ediyorlar.
Ayette rüşvet almak, "yemek" olarak ifade edilmiştir. Halbuki onların kötülenen huyu, -ister yesinler ister yemesinler- insanların mallarını hak- szikla, yani rüşvet yoluyla almalarıdır. Rüşvet almakdan maksat, çoğun- Lukla alınan şeyi yemek olduğundan âyette böyle bir ifade kullanılmıştır.
İnsanları "Allah yolundan" İslâm dininden “çevirirler." men eder- ler. Ya da insanların mallarını haksızlıkla yemeleri yüzünden Allah yolun- dan kendileri yüz çevirirler.
"Altın ve gümüşü biriktirip de" yani onları toplayıp gömü olarak veya bir başka şekilde muhafaza edenler.
Arap dilinde "kenz", toplamak, bir araya getirmek mânâsına gelir. Parçalan bir araya getirilen her şeye meknûz (toplanmış, biriktirilmiş) denilir.
'da Altına الذَّهَبُ Elden çıkıp gittiği ve adı verilmiştir. Gümüşe kalıcı olmadığı için Arapça' ise dağıldığı ve elde kalıcı olmadığı için "الْفِضَّة" ami verilmiştir. Altın ve gümüşün fânî olduğunu göstermek için sana onların isimlerinin mânâsını bilmek yeterlidir. Çünkü onlar gelip geçici
Anlatılır ki, Adem (a.s.) cennetten çıkınca cennetteki her şey onun için ağlamıştır. Ancak öd ağacı, altın ve gümüş ağlamamıştır. Bunun üzerine Allah Teâlâ onlara:
"Şayet kalplerinizde şefkat ve merhamet olsaydı, benim korkumdan hakkı için (ey altın ve gümüş!) Sizden yüzük, dinar, dirhem veya bilezik yapılırken ateşte yanacaksınız. Sen ey öd ağacı! Kıyamete kadar devam- lı ateş ve üzüntü içerisinde kalacaksın." buyurmuştur.
"Altın ve gümüşü biriktirenler" ifadesi, altın ve gümüşü biriktirip onları Allah yolunda infak etmeyen haham ve rahipleri içine aldığı gibi aynı davranışta bulunan müslümanlara da şâmildir.
"onları" yani onlardan bir bölümünü "Allah yolunda harcamayan- lar" onların zekatını vermeyenler, onlardan Allah'ın hakkını çıkarmayan- lar "var ya,"
Bu cümledeki "-den, -dan, bir bölümü" manasına gelen " من " eda tı, hazfedilmiştir ve orada gizli olarak bulunduğu murad edilmiştir. Allah Teâlâ'nın: "Onların mallarından sadaka (zekat) al!" (et-Tevbe, 9/103) meâlinde bu surede geçen âyeti, bunun delilidir. Ayrıca Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "(Zekat), ikiyüz dirhem gümüşte beş dirhem, yirmi miskal altında ise yarım miskal (olarak verilir)." 130 Şayet malın tama- mını infak etmek gerekli olsaydı, böyle bir takdirin mânâsı olmazdı. Had- dâdî'nin tefsirinde böyle geçmektedir.
Ayette iki şey (altın ve gümüş) zikredildiği halde “ وَلَا يُنْفِقُونَهَا " lafzin daki zamir, çoğula delalet edecek şekilde getirilmiştir. Çünkü altın ve gümüşle çok miktarda dinar ve dirhem kastedilmiştir. Bu zamirin âyette geçen veya işaret edilen mallara ve hazînelere ait olduğu da söylenmiştir. Bazıları da bu zamirin kendisine en yakın olan " فضّةٌ " yani gümüş keli mesine râci olduğunu belirtmişlerdir. Bu durumda bunlardan birisi diğeri ile bilindiği için ikisinden birisinin zikriyle yetinilmiştir. Şu âyette de aymı durum söz konusudur: “Bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler." (el-Cumua, 62/11)
"İşte onlara acıklı bir azabı müjdele!" Bu cümlede, onlar için olan atap tehdidi (vaid), onların dışındakiler için nimetle mujdeler için olan konulmuştur.
35. Bunlar o gün cehennem ateşinde kızdırılır ve onla- rın alınları, yanları ve sırtları dağlanır: "İşte ken- diniz için yığdıklarınız, yığmanızın vebalini tadın!" (denilir).
"Bunlar o gün, cehennem ateşinde kızdırılır" yani bu dinarlar ve dirhemler üzerine harareti çok şiddetli olan ateş yakılır "ve bunlarla" o yakıcı altın ve gümüşlerle "onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır."
Diğer âzâlarının değil de alınlarının, yanlarının ve sırtlarının dağlan- masının sebebi şudur:
1. Çünkü zengin kişi kendisinden zekat isteyen fakiri görünce sura- tını asar, zekat istemede ısrar ederse ona yanını döner, daha da ısrar ederse çoğunlukla yerinden kalkar, sırtını döner ve fakire hiçbir şey ver- mez.
2. Yahut da (altın ve gümüşü) yığan kimsenin mal biriktirmekten maksadı, zenginliği ile üstünlük peşinde koşmak olunca dağlama işi yü- zünün en yüksek yeri olan alnına uygulanır. Aynı şekilde kişi mal birikti- rirken yanlarının şişmesine (kibirlenmesine) sebep olan leziz yiyeceklerle ve sırtına giydiği güzel giysilerle refah içerisinde olmayı amaçladığından yanları ve sırtları dağlanır.
O gündeki dağlama sırasında onlara: "İşte kendiniz” kendi menfa- atiniz “İçin yığdıklarınız," dünyada bir araya getirdikleriniz." Şimdi bun- lar kendilerinin zararına ve azap görmesine sebep olur, "yığmanızın vebalini tadın!" denilir.
Onların tadacakları, "yığdıkları" değil ancak yığmanın vebâli ve azabıdır Onlar bu azabı ahirette tadacaklardır. Çünkü onlar dünyada âhiretten gallet Uykusundadırlar. Uyuyan kimse dağlamanın elemini uykusundan uyandığı zaman tadar. "İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar. "131
İnsanlar ukbådan gafildir Sanki herkes uyuyanlara benzer İşledikleri gafletin zararını Öldükleri zaman bilirler
İmam Zahiruddin'in el-Emâlî'sinde şu aktarılır: Eğer başkaları ha zinelerini malla doldurursa, sen amelle doldur. Başkaları fânî arazlar hazinesinin peşinde koşarlarsa, sen bâkî olan esrar rumuzlarını ara.
Bir fakire vereceğin bir dirhem Biriktirdiğin hazinelerden daha iyidir Sahip olduğun şeyden faydalanmaya bak Çünkü bir başka gün başkasının olacak
Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Zekâtını vermeyen hazîne sahibi kimseler için kıyamet günü hazîneleri ateşten levhalar hâline getiri- lerek; üzerleri cehennem ateşinde kızdırılır. Sonra bu kızgın levha- larla onların böğrü, alnı ve sırtı dağlanır. Bu azab, süresi sizin hesâ- bınıza göre elli bin yıl olan bir günde Allah kulları arasında hükme- dinceye kadar devam eder. Sonra o kimse cennet veya cehenneme doğru giden yolunu görür (veya kendisine gösterilir.)
Zekâtını ödemeyen deve sürüsü sahipleri de kıyamet gününde düz ve geniş bir sahaya yatırılır. Develerin hepsi onu ayakları ile çiğ nerler. Deve sürüsünün sonu o kimsenin üzerinden geçince baş tara- fı tekrar üzerinden geçirilir. Bu azab, uzunluğu elli bin sene olan bir günde Allah kulları arasında hükmedinceye kadar devam eder. Son- ra o kimse cennet veya cehenneme doğru giden yolunu görür (veya kendisine gösterilir.)
Zekâtını ödemeyen koyun sürüsü sahipleri kıyamet günü düm- düz bir sahaya yatırılır. Koyunlar onu tırnaklarıyla (ayaklarıyla) çiğ
ner ve boynuzlarıyla da ona toslar. O gün boynuzsuz veya kırık boy- nuzlu koyun yoktur. Sonuncusu üzerinden geçince, baş tarafı tekrar üzerinden geçirilir. Bu azab, miktarı sizin saydıklarınızla elli bin yıl vam eder. Sonra o kimse cennet veya cehenneme doğru giden yolu- nu görür (veya kendisine gösterilir.)" 132
Oruç, namaz ve hac, âzâların şükrü olduğu gibi zekat da mal nime- tinin şükrüdür. Nitekim kuşluk namazı, insan bedenindeki 360 eklem nimetinin şükrü kabul edilmiştir.
Zekat, 200 dirhemin beş dirhemini Allah için, O'nun rızasını kazan- mak maksadıyla, müslüman fakire temlik etmektir. Şu halde karşılık bekleyerek yapılan bir temlik zekat olmaz. Bir yetimin velisi, o yetime zekatından sayılmak üzere yedirse, rükün yani temlik mevcut olduğu için bu sahih olur. İmam Muhammed'e göre ise sahih olmaz. Bu hüküm, veli, yemeği yetime teslim ettiği zaman geçerlidir. Ama yetime yemeği vermezse câiz olmaz. Ayrıca yine bu hüküm, velisi, yetimi çalıştırmadığı zaman geçerlidir. Eğer zengin, zekatından bir bölümünü köle olmayan hizmetçisine verse bu da bir karşılık için olmuş olur. Bu karşılık ise kendi hizmetidir ki bu Allah Teâlâ için olmaz. Bu konudan insanların çoğu ga- fildir. Zekat niyetiyle akrabalarına infakda bulunsa câiz olur. Ancak ken- disine hakim tarafından onlara nafaka ödeme hükmü verilmişse o zaman yine zekat olmaz.
Kişinin zekat verirken şu sırayı takip etmesinin daha faziletli olduğu söylenmiştir: Öncelikle kardeşler, sonra amcalar, dayılar, sonra zevi'l-er- ham (diğer akrabalar), sonra komşular, sonra oturduğu mahalle halkı, sonra yaşadığı şehir halkı.
Zekat ile fıtır sadakası arasındaki fark, zekatın zimmîye verilmesinin caiz olmale fitur adakası arasında immiye de verilebilmesidir. Zekatın verilmesi için yıl içerisinde belli bir vakit yoktur, fıtır sadakasının ise be- thes belli bir vakit gününden sonraya bırak makla kişi günahkar olur.
132. Müslim, Zekat, 24-26; Müsned, II, 262, 276, 383
Fakhler, zekatın ömri olduğunu (kisinin farhangi bir Fakhler en söylemişlerdir. Feriena bu lında ver gerekli olduğu da söylenmiştir ki, fetva bu görüş üzeredir. Do layısıyla zekât tehir edilince kişi günaha girer ve şahitliği kabul edilmez
Nice kişiler vardır ki zekatını gizli olarak vermesi müstehabdır. Mali- nın çok olduğunu zalimlerin bilmesinden korkan çok az kimse vardır. İmam (Ebû Hanîfe)'ye göre zengin olan ve dolayısıyla kendisine (zekat vermek) helal olmayan öyle kimseler vardır ki, (İmam) Muhammed'e göre fakirdir ve dolayısıyla ona (zekat vermek) helal olur.
Kâr ve gelir getiren evleri olup da nisaba malik olmayan çok az in- san vardır. İçinde oturmak için veya ticaret için olmayan bir eve sahip olan ve evin kıymeti de nisaba malik olan kimseye, bu ev sebebiyle fıtır sadakası vacib olur, fakat zekat gerekmez.
Bir kimse, satmak için imal ettiği pastada kullanmak üzere safran satın alsa, buna zekat düşmez. Eğer bu susam olursa, zekat vacip olur. Safran ile susam arasındaki fark, birincisi pastada kullanıldığında tümüy le yok olur. İkincisi ise böyle değildir. Aşçı için tuz ve odun, çamaşırcı için çöven ve sabun, deri tabaklayan kişi için şap ve selem ağacı yaprağı safran gibidir. Boyacı (kumaş boyacısı) için aspur ve safran, susam gibi- dir. el-Eşbâh adlı eserde böyle geçmektedir.
Altın ve gümüşte zekâtın vacib olması ve edası bakımından muteber olan ağırlıktır. Yoksa devlet reisinin bastırdığı insanlar arasında revaçta olan paralar değildir. Zekatta, köle âzâdı dışındaki keffaretlerde, öşürde ve nezirde kişiye vacib olan miktarın kıymetini vermek caizdir. Bir kimse: "Bu dirhemi bugün şu fakire vermek üzerime borç olsun." dese ve erte- si gün bir başka dirhemi bir başkasına verse, bize/Hanefilere göre nezir vecibesi yerine gelmiş olur. Vasiyeti olmadan ölünün terekesinden zekat alınmaz. Eğer vasiyet etmişse terekesinin üçte birini geçmemek şartıyla alınabilir. Hasta olan kimse vârislerinden korkarsa, zekatını onlardan gizli olarak verebilir. 133
133. Her mükellef zekâtla ilgili hükümleri kendi zamanının alimlerine müracaat ederek öğrenmelidir
lunduğumuz sırada birdenbire yanımıza bir adam çıkageldi, elb lend bembeyaz saçları simsiyahtı; üzerinde yolculuk eseri görül ses beub uzak yoldan gelmişe benzemiyordu. Hiç birimiz onu tanmıyorduk. Nihayet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in öünde oturdu ve dizlerini Peygamber aleyhi's-selâm'ın dizlerine dayadı, ellerini uyluklarına koyup :
«Yâ Muhammed, islamın neden ibaret olduğunu bana sõy. le.» dedi. Peygamber aleyhi's-selâm:
«İslâm: Allah'tan başka ilah olmadığına ve resûlullah'ın Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekâtı ver. men, Ramazan orucunu tutman, yoluna gücün yeterse Hacc etmen. dir.>> buyurdu. O adam:
<> dedi ve :
<>> buyurdu. O yine :
«Doğru söylüyorsun.>> dedi, sonra :
- «Kıyametin vaktinden bana haber ver.» dedi. Peygamber aleyhi's-selâm:
<<Bu hususta kendisinden sorulan kimse, sorandan daha âlim değildir.» dedi.
- «O halde, alametlerinden haber ver.» deyince, Peygamber aleyhi's-selâm:
- <<(Kıyamet alâmeti) câriyenin kendi hanımını doğurması, yalın ayak, çıplak yoksul koyun çobanlarının binaları yükselmek. te birbirleriyle yarışmalarıdır.» dedi. Sonra o yabancı kimse git ti. Ben bir müddet kaldım, sonra Resûlullâh:
«Ey Ömer, soran kişiyi bilir misin?.» buyurdu. Ben de :
<<> buyurdu. «Bunlar nedir?.>> diye soranlara ceva- ben Resûl-i Ekrem:
<<> buyurmuştur. Yine rivâyete göre Peygam- ber aleyhi'-selâm Cebrail aleyhi's-selâm'a: «Yâ Cebrail, benden son- ra yere inecek misin?.>> diye sordu. Cebrail aleyhi's-selâm: «Evet, âhir zamanda dört kerre ineceğim.>> deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, niçin ineceğini sordu. Cebrail: «Birincide kadın- lardan hayâyi, ikincide kazançlardan bereketi, üçüncüde hâkim- lerden adâleti, dördüncüde hafızların göğüslerinden Kur'ânı kal- dırmak için geleceğini ve sonra bir daha gelmiyeceğim.» dedi.
Yine Tirmizi'nin Enes b. Mâlik (r.a.) den rivâyetinde Resûl-i Ekrem (S.A.V.): «Kıyamete yakın karanlık gece kıtaları gibi fit- neler meydana gelecektir. Sabahtan mü'min olan akşama kâfir, akşamdan mü'min olan sabaha kâfir çıkar. Bir çokları dinlerini çok az bir dünyalık karşılığında fedâ ederler.>>> buyurmuştur.
Aziz kardeşim, dikkat edersen bu alâmetlerin hepsi zamanı- mızda mevcut ve hemen hepsi tahakkuk etmiş durumdadır. Diğer ba'zı alâmetlerin de belirtileri görünmeğe başlamıştır. Yehûdiler ile savaş ve Fırat nehrinin altından bir dağı meydana çıkarması gibi. Bu hususlar ile ilgili hadis-i şerifler :
Buhari ile Müslim'in İbni Ömer (r.a.) den rivâyetlerinde, Resûl-i Ekrem (S.A.V.):
a) Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in S.A. onun ku- lu ve resûlü olduğuna şehadet etmek..
b) Namaz kılmak..
c) Zekât vermek..
d) BEYT'i haccetmek..
e) Ve ramazan orucu tutmak..>>
BEYT: Malum olduğu üzere Kâbe-i Muazzama'dır. Müslümanlağı, kimlik cüzdanlarındaki İSLAM yazısından ibaret sa- nanlar, bu Hadis-i Şerifi okuyup düşünmelidirler..
**
Ravi: İBN-İ ÖMER'den r.a. naklen BUHARÎ ve MÜSLİM.. Menkı- beleri, 2. 5. ve 7. Hadis-i şerifte..
** *
2) Bir ara biz Peygamber S.A. efendimizin yanında oturuyorduk.. Aniden bize bir adam göründü.. Elbisesi çok beyazdı; saçı da pek siyah.. Kendisinde bir yolculuk eseri görülmüyordu.. Onu bizden tanıyan da olmadı.. Gitti; Peygamber S.A. efendimizin önüne oturdu.. Dizlerini dizle rine dayadı; ellerini de dizleri üzerine koydu... Ya Muhammed, bana İslam'ı anlat.. ve konuştu:
Peygamber S.A. efendimiz anlattı: amber «İslâm: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed onun
resita olduğuna schadet etmen. Namakalnicekat vermen, ra. mael orucunu tutunan ve yol İşlerine gücün yettiği takdir.
de Beyt'i haccefmen..
- Doğru söyledin..
Dedi biz ona hayret ettik.. Soruyordu ve tasdik ediyordu:
-Bana imanı anlat..
Dedi; Peygamber S. A. efendimiz buyurdu:
-«Allah'a, meleklerine, kitaplarıma, âhiret gününe inanmandır. Bir de hayır ve şerrin kaderi ile olduğuna inanmandır.»
Buna dat
- Doğru söyledin..
Dedi ve devam etti
-Bana ihsandan haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
- «Ihsan, sanki görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir. Sen onu görmesen dahi, o seni görür..>>
Sormaya devam etti:
- Bana kıyametten haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
- <>>>
Devam etti:
- O halde, alâmetlerini bana anlat..
Peygamber S.A. efendimiz anlattı:
- «Cariyenin efendisini doğurması.. Yalımayak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek bina yapmakta yarışmalarını görmen..>>> Sonra -o adam- çıkıp gitti.. Orada biraz durdum.. Sonra Pey- gamber S.A. efendimiz bana şöyle buyurdu:
«Ya Omer, o soranı tanıdın mı?..>>
Allah ve resûlü daha iyi bilir..
Deyince, şöyle buyurdu:
<<>>
*
Bu Hadis-i şerif, en önemli Hadis-i Şeriflerden bir tanesidir. Bilhas-
müsamahasızlık, rekabet, sertlik hasletleri üzerine değil, bilakis merhamet, kolaylık ve müsâmaha esasları üzerinde dönmeye başladı. Şüphesiz böy le bir medeniyet ve hayatta, faizin yeri olmaz.
Demek ki İslâm medeniyeti mahiyet ve esasla- rı itibariyle bugüne kadar kalmış olsaydı, faiz müs- lümanlar için asla iktisadî bir zarûret olmazdı.
Şimdi faiz mevzuunda bir de üstad Bedî'üz-za- man'ı dinleyelim. O hülâsa olarak şunları söylüyor: «Evet, zekâtın vâcib olmasında, ve fâizin yasaklı- ğında büyük bir hikmet, yüce bir maslahat ve geniş bir merhamet vardır. Zira, kâinat sahifesine tarihî bir bakışla bakarsan ve beşer topluluğunun kötü- lüklerine dikkat edersen, görürsün ki bütün ihti- lâl ve bozuklukların ve umum alçak huyların tek kaynağı iki cümleciktir. Birincisi : «Ben tok olsam başkası açlıktan ölse bana ne!>> ikincisi: «Sen ka- zan, ben yiyeyim; sen yorul ben istirahat edeyim!» Doymak bilmeyen gaddar birinci cümle, insanlık dünyasını çok fena sarsmıştır. Nerde ise onu yıka- caktır. Birinci cümlenin kökünü kesen de zekât müessesesidir. İkinci cümle ise beşerî ilerlemeleri yıkıp insanlığı hercümerc ateşinde yakan çirkin, zâlim ve ihtiraslı bir cümledir. Bu sözcüğün esa- sını dağıtan da, ancak faiz yasaklığıdır. Bil ki, ce- miyet ahenginin muhafaza edilmesi, ancak zengin ve fakir sınıflarının arasında bir uçurumun açılma masıyla mümküdür. Halbuki zekât müessesesinin ihmâli ile ve fâizin de revaçta bulunmasıyla sınıf- lar arasında çok derin bir uçurum meydana gelmis
Alt sınıftan, üst sınıfa karşı hürmet ve itant yerine ancak ayaklanma, haset, kin ve nefret sesleri yükselir. Üst tabakada da merhamet, iyilik ve lü- tor yerine zulum tahakküm ve hakaret duygullu hakim olur. Maalesef bu yüzdendir ki tevazu' ve merhamete sebeb olacak havassın meziyetleri, ki- bir ve gururlarına; merhamet ve iyiliği celbedecek fakirlerin acz ve fakirlikleri de, esåret ve sefâletle- rine sebeb olmuştur. Misal mi istiyorsunuz? İşte sana medeniyet dünyası, bak, gör! Orada ne kadar ibret verici misaler var. Demek ki, sınıfları barış- tırmak ve kaynaştırmak için zekâtın vacibliği ile faizin yasaklığına şiddetle ihtiyaç vardır.» (1)
130. Ey îman edenler! Kat kat arttırılmış olarak fâiz ye- meyin. Allah'dan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
131. Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!
132. Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin ki rahmete kavuştu- rulasınız.
"Ey inananlar! Kat kat, fazla fazla, tekrar tekrar fâiz yemeyin." Yemek ile kasdedilen, faiz almaktır. "Faiz alma" mefhûmunun, "faiz ye- mek" şeklinde ifade edilmesinin sebebi, fâizden maksadın çoğunlukla onu yemek olması; ayrıca çok kötü bir davranış olmasına rağmen, fâiz muamelesinin, daha ziyâde yenilen şeylerde cârî olmasıdır.
Cahiliye döneminde, bir kişinin birinden 100 dirhem alacağı olduğu; borçlunun da ödeyecek gücü olmadığı zaman, alacaklı borçluya: "Para- yı (borcu) artır, ben de ödeme süresini uzatayım" der ve borçlu da bor cunu iki yüz dirheme çıkarırdı. Sonra, ikinci ödeme günü gelip çatınca aynı şey tekrarlanırdı. Nihayet bir sürü ödeme günü ve bir sürü borç
tava çıkardı. Alacaklı, verdiği yüz dirheme karşılık yüzlerce dirhem alırdı. land' af", "da'f"ın cem'i olup kat kat demektir. "Ad'af", cemî killet (az- bik cem'i) olup âyetin maksadı ise ribânın çokluğunu beyan etmellet (az ca, bu kelimeden sonra kesrete (çokluğa) delalet eden bir kelime gun lerek "ad'âf" kelimesi "mudâafe" ile vasıflanmıştır. "Mudâafe" kelime- si masdar değil, ism-i mef'ûldür.
Bu âyetteki "kat kat oluş" yasaklamanın sadece faizin kat kat oldu- ğu durumlara hasredilmesini gerektirmez. Dolayısıyla fâiz kat kat olma- dığında haramlık kalkmış değildir. Buradaki kayıt Arapları, içinde bulun- dukları durum yüzünden kınamak maksadı ile bu âdetlerini gözlerinin önüne serme gayesine matûftur.
Özellikle ribâ ve ribâlı muameleler olmak üzere, size yasaklanan şey- ler husûsunda kurtuluşa ermeyi umarak Allah'dan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
131. Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!
Kafirlerin peşinden gitmekten sakınmak ve kendi aralarındaki alış- veriş muamelelerini yapmamak sûretiyle “kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının."
Bu âyette, cehennemin esas itibariyle kâfirler için hazırlandığına; âsî mü'minler için ise ârızî olduğuna dikkat çekilmektedir.
Ebû Hanife (rh.a.) şöyle diyor: Bu âyet-i kerîme, Kur'ân'daki en dehşetengiz âyettir. Çünkü Allah Teâlâ, bu âyette haram kıldığı şeyler- den korunmazlarsa, mü'minleri; kâfirler için hazırlanmış ateşe atmakla tehdit ediyor.
Size emredip yasakladığı her hususta Allah'a ve Allah'ın emir ve ya saklarına size tebliğ eden peygambere O'nun rahmetini umarak itaat edin ki, size merhamet edilsin.
Bu gibi yerlerde kullanılan ) لعل ( ve ) عسى ( kelimeleri kendilerine ha- ber verilen konulara ulaşmanın ne kadar değerli olduğunu gösterirler.
Kâşânî şöyle diyor: "Âyet-i kerîmede, riba konusundaki tehdidin ne kadar şiddetli olduğu zeki birine gizli kalmaz. Çünkü ribâdan korunup uzak duranların kurtuluşa erebileceğini belirtmek için ) لعل ( “belki ge tirilmiştir. Kurtuluşun ümid edilebilmesi ve mümkün olabilmesinin, riba- dan uzak durmaya bağlanması, mü'min olsalar da ribâdan uzak durma- dıkça kurtuluşa ermelerinin imkânsız olmasını gerektirir. Sonra Allah Te- âlâ, mü'min oldukları halde, riba alanları kâfirler için hazırlanan ateşle tehdit etmiştir.
Kâfirlerin azabını mü'minlerin başına getiren bu ribâ musîbeti, ne kadar büyük bir belâdır? Bu tehdit de ribâ yiyenlere yöneltilmiş ne galiz bir tehdittir. Cenâb-ı Hak daha sonra, riba yiyenlerin mâsiyete iyice dal- mış olduklarına ve kendilerinden tâat sudûrunun artık mümkün olmadı- ğına târizde bulunarak bu ağır ifadeleri, Allah ve Rasûlü'ne itâatı da em- rederek devam ettiriyor. Sonra da böyle bir isyanın içinde iken Allah'ın rahmetini ümid edemeyeceklerini bildirerek mü'minlerin ümitli olabilme- leri için Allah ve Rasûlü'ne itaat etmelerinin şart olduğunu ifade ediyor.
Netice olarak bu ribâ günahı, hem riba yiyip hem de Allah'ın rah- metine ulaşmak imkânsız olduğu için Allah'ın rahmetinden ümid kesme- yi gerektirmektedir. Bakınız âyet ribâ yiyenleri tehditte derece derece sertleşmekte, neticede dûçâr olacakları ceza ve azapta kâfirlerle bir tut- maktadır. el-Kâşânî'nin ibâresiyle alınan bu tefsir burada bitiyor.
Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmaktadır: “Allah Teâlâ, ribâ ala- ra, vereni, şahitliğini yapanı, muamelesini yazanı ve ribâyı helal gö reni lânetlemiştir. "109
Ribâ: Mal üzerine, Allah'ın yasakladığı şekilde bir fazlalık istemektir. "Ribâ-i nesie" ve "ribâ-i fazl" diye iki kısımdır.
Ribai nesie: Yukarıda geçtiği üzere, câhiliye Arapları nezdinde bili- nen ve uygulanan ribâdır.
Riba-i fazl ise: aynı cinsten olan iki şeyi peşin olarak, birbiri ile de- gjistiken fazlalık almak demektir. Riba-i fazl, bir ölçek buğdayı iki ölçek buğdaya satmak vb. şeylerdir. Bütün âlimler, bu iki tür ribânın da haram olduğu hususunda hemfikirdirler.
Ribâ insanı daha fazla dünya malı istemeye karşı sonsuz bir hırs duy- maya sevkeder. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.) şöyle buyurmakta- dır: "Ademoğlunun iki vadi dolusu altını olsa, üçüncüsünü ister. Ade- moğlunun karnını, ancak toprak doyurur. "110
İşte hırs, cehennem derekelerinden bir dereke olduğu için Allah Te- ala: "Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının” buyuruyor.
Ey kötü nefis, aza kanaatkâr ol.
Çünkü zenginle fakir âhirette bir olur.
Dünyaya karşı hırslı olmak, dünyalık için yırtınmak ve dünyalık birik- tirmek kötülenmiş; yasak kılınmıştır. Malını sarfetmek, başkalarını kendi- ne tercih etmek (îsâr), dünyayı terketmek ve az bir dünyalığa kanâat et- mek övülmüş; emredilmiştir. Şu âyet-i kerîme de bunu göstermektedir:
"Allah, fâizli malın bereketini giderir, sadaka verilen malları da bereketlendirir." (el-Bakara, 2/276)
Kim ki ihtiyacı olmadığı halde malını çoğaltmak için faiz alırsa, -Al- lah korusun- anası ile zinâ eden kişi gibi olur. Abdullah b. Selam (r.a.)'dan mervîdir ki: "Ribânın yetmiş iki tane çeşidi vardır ki bunla- rin en basiti müslüman olduğu halde, kendi anası ile zinâ eden gibi- dir. "111 Bu mesele Tenbîhü'l-Gâfilîn'de de geçmektedir.
Sālih kişiler, bu tür muamelelerden uzak dururlar. Çünkü riba, mü'minlerin îmanına zarar vermektedir. Ribâ, her ne kadar o anda bir fazlalık gibi gözükse de hakikatte ribâlı mal noksanlaşmaktadır. Çünkü ri- bacının riba yoluyla mallarını aldığını gören fakirler, ribâcıya lânet ve beddua ederler. Bu damnbacımın kendisinden ve malından hayır ve bere-
ketin kalkmasına yol açar. Hattâ nâmus ve itibarının düşmesine; insan- ların zem oklarının kendisine yönelmesine; âdil ve güvenilir olma vasfi- lanı zvaline; kalbinin taş gibi katılaşıp yoldan çıkmasına sebep olur. Al min Teâlâ, riba alanın ne sadakasını, ne cihâdını ne haccını ne de nama-
zını kabul buyurur. Hadis-i şerifte: "zenginler, cennete fakirlerden beş yüz sene son- ra girecektir" buyurulmaktadır. 112 Helal ve şer'î yollarla zengin olanın durumu böyle olursa haram yollarla zengin olanın hâlini varın siz düşü
nün!
İnsan, fakir ve muhtaç olduğu halde, Allah'a tevekkül eder, Allah'ın kullarına ihsânda bulunursa, Allah Teâlâ da dünyada onu zâyî etmez; aç bırakmaz. Bilakis günden güne rütbesini artırır. İnsanlar arasında güzel bir şekilde anılmasını ve insanların kalplerinin ona meyletmesini sağlar. Ama insan, bunun aksi davranışlarda bulunursa, işi âhirette de dünyada da zor olur. Kötü amelleri, ölümü esnasında bu kişiden îmanı söküp alır. Bu günahları yüzünden -Allah korusun- kâfirler gibi sürekli cehennemde kalmaya müstehak oluverir.
Ebû Bekir Verrâk, Ebû Hanîfe'nin şöyle dediğini rivayet ediyor: "Kullara yapılan zulüm ve haksızlık, kulun îmansız gitmesine sebep ola- cak bir günahtır. Zira ölüm esnasında kişiden en çabuk sökülüp alınacak şey îmandır." Ey mü'min, Allah'dan kork, insanların elinden haksız yere mallarını alarak Allah'ın kullarına zulmetme! Çünkü bu büyük bir günah- tır. Allah cümlemizi böyle kötü durumlardan korusun.
39. İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
"İnsanların mallarında artış olsun" faiz yiyenlerin malları artsın ve çoğalsın "diye verdiğiniz herhangi bir fâiz," muamele sırasında karşılıksız verdiğiniz herhangi bir fazlalık "Allah katında artmaz." Allah o kimse için o faizi bereketli kılmaz. Nitekim Allah Teâlâ: "Allah faizi tüketir/ mahveder" (el-Bakara, 2/276) buyurmuştur.
Riba/faiz, bir yiyeceğin yiyecekle veya bir paranın parayla kendi cinsinden daha fazlasıyla satılması sûretiyle miktarda olan fazlalıktır. Bu- na "ribe'l-fazl" denir. Ya da ikisinden birinin bir süreye kadar satılması sûretiyle sürede olan fazlalıktır. Buna da "ribe'n-nesâ' " denir. Her iki tür de haram kılınmıştır.
Bâzıları âyetteki riba/fâiz ile bir adamın, karşılığında kendisine daha üstününün verilmesi için ihsanda bulunması ve hediye vermesinin kasde- dildiğini söylemiştir. İşte bu helâl ve câizdir. Fakat bu kimse bu yaptığından dolayı kıyamette bir sevâba nail olamaz. Çünkü bununla Allah'ın rızasını istememiştir. Allah Teâlâ "Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma." (el-Müddessir, 74/6) yâni sana verilenden daha fazla verme ve taleb etme, buyurduğu için böyle bir davranış Hz. Peygamber (a.s.)'a haramdı. Nitekim Keşfü'l-esrûr'da böyle geçmektedir.
Fakîr (Bursevi) der ki: Allah Teâlânın “herhangi bir fâiz” sözü işaret etmektedir ki veren kimse alana: "Ben bu malı sana faiz olarak vermiyo rum. Onu sana helâl ediyorum." dese de helal olmaz ve faizlikten çıkmaz. helâl kılmasıyla helâl olmaz. Faiz veren de alan da tehdid konusunda Çünkü Allah Teâlâ'nın haram kılmasıyla haram olan bir şey, başkasının eşittir. Ancak, karşılıksız olarak hiç kimsenin kendisine borç vermemesi sûretiyle faiz yoluyla almaktan başka bir çare bulamamışsa veren tarafında güçlü bir zarûret olması müstesnâ.
Sırf "Allah'ın rızâsını" yâni riyâ ve süm'a olarak başkasının sevabını ve rızasını değil de O'nun sevabını ve rızasını “isteyerek verdiğiniz farz kılınan "zekâta" veya sadakaya -sadakaya 'zekât' denilmesi malı artırıp ço- ğaltması sebebiyledir- "gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır." Yâni kat kat sevabın sahipleridirler. Nitekim Allah Teâlâ: "Sadakaları artırıp bereketlendi- rir." (el-Bakara, 2/276) buyurmuştur. "الْمُضْعِفُ )kat kat arttıran kelimesi- nin benzeri, güç kuvvet sahibi için "المُقْوى bolluk/zenginlik sahibi için "الموسر" kelimeleridir. Ya da "الْمُضْعِفُونَ zekatın bereketi ile sevablarını ve mallarını katlayanlar demektir.
"Evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır." buy- rularak hitaptan/ikinci şahıs ifadesinden üçüncü şahıs ifadesine geçil- mesi, bu ifâdenin sadece muhataplara tahsis edilmediğine, bilakis onun kıyâmete kadar gelecek bütün mükellefler için genel olduğuna işaret et- mek içindir.
Sehl (r.h.) şöyle demiştir: "Kat kat arttırma zekât vermekten dolayı değil, onunla Allah'ın rızasını istemekten dolayı vâki olmuştur. Bede- nin zekâtı günahlardan, malın zekâtı da şüpheli şeylerden temizlemek- tedir."
et-Te'vîlâtü'n-Necmiyye'de der ki: "Malı Allah yolunda infak edil- menin nefsin dünyâ sevgisi pisliğinden tezkiye edip arındırmak olduğuna işaret etmektedir. Tıpkı Ebû Bekir (r.a.)'ın durumunda olduğu gibi. O nef- sini tezkiye için bütün malını elinden çıkarmıştı. Nitekim Allah Teâlâ onun durumunu şöyle haber vermektedir: "En çok korunan/takva sahibi olan da ondan (ateşten) uzak tutulur. O ki, Allah yolunda malı- nı verir, temizlenir. Onun nezdinde hiçbir kimseye aid şükranla karşılanacak bir nîmet yoktur. O ancak Yüce Rabbinin rızasını aramak için verir. Yalnız yüce Rabbinin rızası için” yâni Rabbi ile buluşmanın şevkiyle “verir." (el-Leyl, /17-20)
"Evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır." Yâni kendilerine umduklarının ve temennî ettiklerinin kat kat fazlası verilen- lerdir. Çünkü onlar himmetleri kadar ve kendi hadis düşüncelerine göre umarlar. Allah Teâlâ ise kadîm ihsan ve keremine göre kesintisiz olarak verir."
Bilesin ki mal, insanın eline verilmiş geçici bir emânettir. Allah in- fak edene karşılığını vermeye kefil olduğu halde elinde kalıcı olmayan bu malla kendisini devamlı azabdan kurtarmayan kimseden daha câhil birisi yoktur.
Mesnevî'de der ki:
Peygamber: İki melek öğüt vermek için Sürekli olarak bir güzel seslenirler, dedi. Ey Allah'ım! İnfak edenleri doyur, Her dirhemlerine karşılık yüz bin ver. Ey Allah'ım! Sen dünyâda cimrilere Zarar üstüne zarardan başka bir şey verme. Cömertlikten elinde mal kalmazsa, Allah'ın ihsânı seni nasıl ayaklar altında bırakır? Ekin ekenin ambarı boşalır ama Onun iyiliği tarlada ortaya çıkar. Ama ambarda bırakıp yığanınkini Bitler ve fareler bir güzel yerler.
Bostân'da ise şöyle geçer:
Hemen bugünden hazineyi dağıt, Yarın bunun anahtarı senin elinde olmayacak. Sen kendi azığını yanında götür; Çoluk çocuğundan acımak gelmez. Şimdi neyin varsa avucuna al, ihsan et. Yarın pişman olur, elinin tersini dişlersin. Hastaların gönlünü gözet; mümkündür ki Günün birinde senin gönlün de hastalanabilir. Acizlerin gönlünü sevindir, Acze düşeceğin günü hatırla. El kapılarında dilenci değilsin; Bunun şükrânesi olarak kapından dilenciyi kouma.
"Mahk", bir şeyin ay gibi, yok oluncaya kadar peyder pey azalması- dir. İşte faiz alan kişinin durumu böyledir. Allah, içerisine fâiz karışan ma- In bereketini giderir, onu yok eder ve daha sonra çocukları ondan istifade edemezler.
Allah verilen sadakaların sevabını kat kat artırır ve onu bereketlen- diri. İçerisinden sadaka verilen malı Allah ziyadeleştirir. Hz. Peygen- ber(s.a.) şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz yeni doğan tay Peygam je edip büyüttüğü gibi Allah verilen sadakayı kabul edip burbi 256 tür.
Yine Peygamber (s.a.): "Zekât maldan hiçbir şey eksiltmez, "257 bu- yurmuştur.
Allah, haram olan şeyleri helâl saymakta ısrar eden ve onları işlemek- te direten kimselerden asla râzı olmaz. Çünkü sevgi ve rızâ ancak tevbe edip dönenler içindir.
277. İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât ve- renler varya, onların mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmezler.
Namaz ve zekâtın, sâlih amellerden olmasına rağmen husûsî olarak tekrar zikredilmeleri, diğer bütün sâlih amellerden farklı oldukları içindir.
Dünyada olan hırs ve tama sebebiyle fâiz yiyen kimse aç köpek gibi- dr. Yer yer doymaz. Karnı iyice şişer. O kadar ağırlaşır ki yürümek için ğlağa kalksa karnının ağırlığı onu yere düşürür. İşte kıyamet günü faiz yi- Jenlerin hâli böyle olacaktır.
26. Buhâri, Zekât, 8; Müslim, Zekât, 63; Tirmizi, Zekât, 28; Nesôi, Zekât, 48; İbn Mace, Zekât, Ne güzel söylenmiştir: 28; Dârimi, Zekât, 35; Muvatta, Sadaka, 1; Müsned, II, 268; VI, 251. 257. Müslim, Birr, 69.
İnsan büyük bir kemiği boğazından geçirebilir, Fakat o kemik ya insanın karnını yırtar, ya da zarar verir.
Akıllı kimse, dünya ve âhırette taşıyamayacağı şeyi yemez. Dünya ma- lı elde etmede ortayolu tutan ve bu uğurda haksızlıktan kaçınan kimselere müjdeler olsun! Bunlar fâizin vebâlinden kurtulurlar. Bunlar mal toplama- ya istekleri de olsa alış-veriş yoluyla mal kazanan sadaka ve zekâtlarını ve- ren tâcir gibidir. Bunlara kazandıkları mal, bir zarar vermez. Çünkü şerî- atın emrine göre hareket etmişler ve hak sahibine hakkını vermişlerdir. Ama fâiz yiyenler böyle değildir.
Rivâyet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.): Kan parasından ve câ- riyeleri fuhşa zorlayarak gelir elde etmekten nehyetmiş, fâiz yiyene, yedirene, yazana ve şâhidlikte bulunana, dövme yapana, yaptırana ve resim çizene lânet etmiştir. 258
Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Fâizin yetmiş küsür çeşidi var- dır. En aşağısı kişinin anasıyla cima etmesi gibidir. "259 Bu hadis-i şerîfi duyan kimsenin hemen Allah'a tevbe etmesi gerekir. Fakat bunu ancak ehl-i kalb olan; zihnini toplayarak dikkatle kulak veren yapabilir.
Bir kimse, daha fazla olarak geri verilmesi şartıyla borç verirse bu ya- rar sağlayan bir borç olur. Menfaat getiren her borç fâize bulaşmıştır.
Ebû Hanife'nin birisinde bin siyah dirhem alacağı vardı. Adam bin be- yaz dirhem vermek istedi. Ebû Hanife bunu kabûl etmedi. Bunun faiz ola- bileceğinden korktuğunu söyleyip kendisine siyah dirhem verilmesini arzu buyurdu.
Rivâyete göre Ebû Hanife bir adamın kapısında beklerken görüldü. Kapıyı çalıyor sonra güneşin altına çekiliyordu. Sebebini soranlara şöyle dedi: Benim bu adamda alacağım var. Borçlunun herhangi bir şeyinden is- tifâde etmek ise caiz değildir. Bu sebeple onun duvarının gölgesinde göl- gelenmekten kaçınıyorum.
Bâyezîd Bistâmî, Hemedan'dan yâbânî safran tohumu almıştı. Bis- tâm'a varınca tohumun içerisinde iki karınca bulunduğunu gördü. Tekrar Hemedan'a dönerek iki karıncayı yerlerine bıraktı. İşte verâ ve takva böy- e olur. Bu zamanda böyle kişiler çok az bulunur. Sûfî bile olsalar insanla- in çoğu harama, helâle ve şüpheli şeylere pek dikkat etmemektedirler. Bu sebeple dine uymanın ihmal edildiğini ve dinin garip kaldığını görüyoruz. Allah bizi ve sizi doğru yola eriştirsin. Tevfik O'na aiddir. Celâleddin Rû- mî der ki:
Yazıklar olsun bilmeden, vakıf olmadan yaptığın konuşmalara, Sana sarık ve cübbe ile sûf libâsın hiçbir faydası olmaz.
güç yetiremeyeceğiniz bir savaşa hazırlanın. Allah'ın açacağı harbten maksat, emrine uymayanları cehenneme atması, Rasûlullah'ın harbi ise bizzat bildiğimiz mânâda savaşmasıdır. Bu âyet inince Sakîfliler "Biz Allah ve Rasûlü'yle savaşa güç yetiremeyiz" deyip arta kalan fâizi alma- mışlardır.
Fâizin haram olduğuna inandıktan ve bu pek şiddetli tehdîdi duyduk- tan sonra tevbe ederseniz ana paranızı tam olarak alabilirsiniz. Böyle davranınca hem fazlasını almak sûretiyle borçlularınıza zulmetmemiş olursunuz, hem de ana paranın eksilmesi sûretiyle siz zulme uğramamış olursunuz.
Kişi tevbe edince hüküm budur. Mü'min olup faiz almayı bırakmayan kişi, silâhsız ise tâ'zîr edilir ve tövbe edinceye kadar hapsedilir. Eğer silah- lı ise devlet başkanı, bâğîlerle; isyancılarla savaştığı gibi onunla da savaşır. Nitekim Ebû Bekir (r.a.), zekâtı vermekten kaçınanlara savaş ilân etmiş- tir. Ezânı terkeden ve ölüleri defnetmeyenler hakkında da aynı hüküm ge- çerlidir.
Nebi (a.s)'ın şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: "İnsanların İsa'yo en yakın olanı benim. Çünkü, benimle onun arasında başka bir ne en varmemiştir. O yakında sizin aranıza adil bir hakim olarak iner bu gördüğünüz zaman tanıyın ki o, orta boylu ve kırmızıyı andınır beyaz tenlidir. Islanmamış olsa da başından su damlar. O, domuzla beöldürür, içkileri döker ve putları kırar. Kudüs'e gider ve kendi za manında İslâm dışındaki diğer dinlerin hepsi ortadan kalkıp yalnız ålemlerin Rabbi olan Allah'a secde edilir olana kadar insanlarla İs lâm olmaları için çarpışır. Allah, onun zamanında yalancı Deccal de helâk eder. Îsâ (a.s) yeryüzüne indiği zaman yaşayan bütün ehli kitap ona îman edecektir. Onun zamanında emniyet olacaktır. Öyle ki develer arslanlarla, sığırlar kaplanlarla, koyunlar kurtlarla bera ber otlayacak çocuklar yılanlarla oynayacaktır. Üstelik, bunlardan hiç biri diğerine zarar vermeyecektir. O (Hz. Îsâ), dünyada kırk yıl ka- lacak, sonra ölecek, müslümanlar onun namazını kılacak ve defne deceklerdir. "204
Yine hadiste şöyle buyurulmuştur: "Mesih, mutlaka gelecektir. Kim ona yetişirse benim selâmımı söylesin. "205
"Kıyamet gününde de o," Îsa (a.s.) "onların" yâni kitap ehlinin "aleyhine şahit olacaktır." Yahûdîlerin kendisini yalanladıklarına, hristi- yanların ise kendisine "Allah'ın oğlu" dediklerine şahitlik edecektir.
160, 161- Yahûdîlerin zulmü sebebiyle, bir de çok kim- seyi Allah yolundan çevirmeleri, menedildikleri hal- de faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların
204. Buhârí, Enbiyā 48; Müslim, Fedail 145 205. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. II, s. 298. 299
mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha ön- ce) helâl kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onla- ra haram kıldık; ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık.
"Yahûdîlerin" işledikleri akıl almaz derecede karışık ve çirkin "zul- mü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan" Allah'ın dîni olan İslam'dan “çevirmeleri” ya da Allah'ın dinine girmekten insanları çokca alıkoymaları, "menedildikleri halde fâizi almaları", çünkü faiz bize ha- ram kılındığı gibi onlara da haram kılınmıştı. Bu ifade Allah'ın yasakladı- ğı bir şeyin haram olduğuna delalet eder. "ve haksız yollar ile" rüşvet ve diğer haram yollarla “insanların mallarını yemeleri yüzünden"
"Ve içlerinden" onlardan tevbe edip îmana yönelmeyerek “inkâra sapanlara" küfründe ısrar eden kâfirlere “acı bir azap hazırladık." Öy- lesine çetin bir azap ki, âhirette onun acısını ta yüreklerinde hissedecek- lerdir. Nitekim dünyada da daha önce helal olan şeylerin kendilerine ha- ram kılınması sûretiyle azabı tatmışlardı. Esasen "kendilerine" ve kendi- lerinden öncekilere “helal kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onla- ra haram kıldık." Güzel olan şeyleri onlara haram kılmamız zulümleri sebebiyledir, onların iddia ettikleri gibi başka bir sebeple değil. Yahûdîler bir suç, bir masiyet işledikleri zaman, daha önce kendilerine ve atalarına helal olan bir şey kendilerine haram kılınır, böylece cezalandırılırlardı. Mesela deve eti, sütü ve iç yağı kendilerine haram kılınmıştı.
"et-Te'vîlâtü'n-Necmiyye”de şu inceliğe dikkat çekilir: Cenab-ı Hak yahūdīler hakkında: "Biz onlara temiz ve iyi şeyleri haram kıldık." (Ni- S9, 4/160) buyuruyor. Muhammed ümmeti hakkında ise "(Peygamber) onlara temiz ve iyi şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar." (A'raf, 7/157) ve "Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yeyin." (Maide, 5/88) buyurmuştur.
Bize, yâni Muhammed ümmetine günahlarımızdan ötürü herhangi bir şey haran Muhammed min bizi bu âyetlerle temiz ve güzel olan şeylerin haram kılınmasından güvende kıldığı gibi, âhirette de acı bir azaptan emniyette kılmasından ganz. Çünkü bu temiz ve güzel olan şey- lerinin emniyette kılmasını umanz. bir azap hazırlanması, ikisi ayette beraber zikredilmiştir.
Ehl-i işaret der ki: "Yasakları çiğnemek, mübah olanların haram ki Immasini gerektirir." Ben de derim ki: "Mübah olan şeylerde israfa düş Imması gerekir mahrum olmayı gerektirir." "et-Te vildt "tan alınan ki sım burada bitti.
Sa'dî (k.s.) demiştir ki:
Nefsinin her istediğinin peşine gitme Bedenin rahatlığı, gönlün nurunu azaltır
162-Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirile- ne îman edenler, namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve âhiret gününe inananlar var ya, işte on- lara pek yakında büyük mükâfât vereceğiz.
"Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar" Abdullah b. Selâm ve arkadaşları gibi tevbe edenler, -ki onlar yere kök salan ağaç gibi ilim- de sabit olmaları, ona kendilerini vermeleri, sarsılmamaları ve şüphele- rin onları eğip bükememesi sebebiyle onlara "ilimde derinleşmiş olan- lar" denilmiştir. "ve mü'minler" ehl-i kitaptan başka ensar ve muhacir- lerden îman edenler "sana indirilene ve senden önce indirilene îman edenler."
"et-Te'vilâtü'n-Necmiyye”de şöyle denir: “Abdullah b. Selâm, Tev- rat'a vukūfiyeti olan bir kişiydi. Tevrat'tan Nebi (s.a.v.)'in vasıflarını oku
muştu. İlimde derinleştikçe okudukları ile marifete ulaştı. Onun için: "Ra- sûlullah (a.s.)'ın yüzünü gördüğümde anladım ki, bu yüzün sahibi yalan- cı olamaz." demiş ve hemen O'na îman etmiştir. İlimde râsih olmayan diğer yâhûdî âlimleri ise her ne kadar Tevrat'ta Hz. Peygamber (a.s.)'ın
sıfatlarını okumuşlarsa da onu gördüklerinde tanımamışlar ve ona îman etmemişlerdir."
Şerifler hakkındaki şu şiir ne güzeldir:
Peygamber çocukları için işaret koydular. İşaret meşhur olmayanın nişanıdır. Nübüvvet nûru, onların değerli yüzlerinde zâhirdir. Bu nur şerif olan kimseyi bu tür alâmetlerden müstağnî kılar.
"Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve âhiret gününe ina- nanlar var ya, işte onlara pek yakında büyük mükâfât vereceğiz." Yâ- ni Allah onlara, îman ile salih amelleri birleştirdiklerinden ve amellerin- de sadece Allah'ın rızasını gözetmelerinden ötürü cennette büyük bir mükafat verecektir. Ayette peygamberlere ve kitaplara îman daha önce zikredilmiştir. Çünkü, bu âyetten maksat budur.
Amellerin en fazîletlisi, beş vakit namazı vaktinde edâ etmektir. Ha- diste şöyle buyurulur: "Sizden kim beş vakit namaza hangi durumda ve nerede olursa olsun devam ederse, kıyâmet gününde sırâtı şimşek hızı ile geçer. Sırâtı ilk geçenler zümresinden olur. Kıyamet günü yü- zü ayın on dördü gibi parıldar. Her gün ve gecede ona bir şehid ecri yazılır. "206
Bu hadîsin sırrı, "salat" lafzından anlaşılmaktadır. Namaza "salat" denilmiştir. Çünkü “salât" kelimesi "ateş" anlamındaki " اَلصَّلْى " kökün- den türemiştir. Araplar eğri olan bir ağacı doğrultmak istedikleri zaman ateşe tutarlardı. Kulda da nefs-i emmâre olduğu için eğrilik vardır. Kerim olan Allah'ın zâtının heybeti ve celâli sıcaktır. Öyle ki eğer hicabı kaldı- rılsa bu heybet ve celal ulaştığı herşeyi yakar. Nitekim hadiste vârid oldu- ğu üzere mü'min namaza başlayınca bu celâle yönelir. Böylece namaz kı- lan kimseye Rabbânî azametin ve ilâhî kudretin manevî harâreti isabet eder. Böylece onda eğrilik kalmaz, bilakis miracı gerçekleşmiş olur.
Namaz kılan mü'min ateşin karşısına konulan eğri odun gibidir. Na sıl ki ateşin karşısına konulan odunda eğrilik kalmaz, dosdoğru olursa iş te namaz kılan konde oyle olur, eğriliklerden kurtulur. Artık o kim
se cehennem ateşine maruz bırakılmaz. Ancak herkesin cehenneme uğ rayacağına dair Allah'ın yemininin (bk. Meryem, 19/71) gerçekleşmes Hin cehenneme uğratılması hariç. Bu kadar uğrama, onun kirlerinden (Günahlarından) iz bırakmaz. Onun sıratın üzerinde durmaya ihtiyacı kal maz. Sıratı yıldırım gibi geçer.
Rasûlullah (s.a.v.) Veda Haccı'nda şöyle buyurmuştur: "Allah'ın dostları, namaz kılanlardır. Kim ki Allah'ın farz kıldığı beş vakit na mazı kılar, ecrini yalnız Allah'tan umarak Ramazan orucunu tutar sırf Allah rızası için gönül hoşluğu ile zekâtını verir ve Allah'ın ya sak kıldığı büyük günahlardan sakınırsa..."
Sahåbeden bir zat Ya Rasûlallah! "Büyük günahlar kaç tanedir" dedi. Allah Rasûlü şöyle cevap verdi:
"Büyük günahlar dokuz tanedir: Bunların en büyüğü Allah'a ortak koşmaktır. Diğerleri şunlardır: Bir mü'mini haksız yere öldürmek, cephe- den kaçmak, iffetli bir kadına zina isnad etmek, sihir yapmak, faiz ye- mek, yetim malı yemek, müslüman olan anne babaya karşı gelmek, ölü lerinizin ve dirilerinizin yöneldiği kıbleniz olan Beyt-i Atîk'e (Kâbe) hür- met etmemektir. Kim bu sayılan büyük günahları irtikab etmez de nama- zını kılıp zekâtını verdiği halde ölürse o, kapılarının pervazları altın olan cennetin ortasında Muhammed'in arkadaşı olur. "207
Bil ki ilimde derinleşenler, ilim madenlerine ulaşıp kesbî ilimleri, Al- lah vergisi olan ledünnî ilimleriyle birleşene kadar amel ve ilim ayaklarıy la kök salanlardır. Hadiste şöyle buyurulur: "Mi'rac gecesi bana cehen- nem arz olundu. Gördüm ki, cehennem ehlinin çoğu fakirlerdir." "Ya Rasûlallah! Malca fakir olanlar mı?" diye sordular. Rasûlullah (s.a.v) şöy le buyurdu: "Hayır, ilim fakiri olanlar." Yine hadiste şöyle vârid olmuş tur: "İlim, amelin önderidir. Amel ona tâbi olur. "208
Huccetü'l-İslam İmam Gazali "Minhâcü'l-abidîn” adlı eserinde der ki: Eğer sen ilminle amel eder, gayretini ahiretini îmar etme yönünde teksif eder, basîret üzere âlim ve abid bir kul olur, câhil, mukallid ve ga fillerden olmazsan Muhammed ümmetinin ilimde râsih âlimlerinden
207. Kenzü'l-Ummål, III, 96 208. Bk. Mündui, II, 27
olursun. Bu takdirde senin şerefin yüce, ilmin çok kıymetli olur. Allah ka- tındaki sevabın çok olur. Çünkü ibadetin temeli ilimdir. Özellikle tevhid ilmi ve (sir) maneviyat ilmi,
Rivayet olunur ki, Allah Teâlâ, Dâvud (a.s.)'a şöyle vahyetti: "Ey Dâ- nud, senin için faydalı olacak ilmi öğren!" Dâvud (a.s.), "Allah'ım, fay- dalı ilim nedir?" dedi. Cenab-ı Hak: "Benim şanımın yüceliğini, azame- timi, büyüklüğümü ve kudretimin her şeyin üstünde olduğunu bil- mendir. İşte bu, seni bana yaklaştırır." buyurdu.
Hz. Ali (k.v.)'in şöyle dediği rivayet edilir: Büyüyüp de Rabbimi tanı- madan, küçükken ölüp cennete girmek beni sevindirmez. Çünkü insan lann Allah'ı en iyi bileni, O'ndan en çok korkan, ibadeti en çok olan ve Allah için en güzel nasihatte bulunandır.
811- Kıyamet günü olunca, Allah Azze ve Celle şöyle bu yuracak: "Kulak ve gözlerini şeytan çalgılarından uzak tutanlar nerede? Onları ayırın,"
Bunun üzerine onlar misk ve amber tepeleri üzerine oyn lacaklar. Sonra meleklere hitap edecek: "Onlara tesbih ve tem cidimi dinletin." Bunun üzerine, onlar hiç kimsenin duymadığı sesler halinde onu dinleyecekler.
اخْرَهُ بَعْدَ أَجَلِهِ بِكُلِّ يَوْمٍ صَدَقَةٌ (طب عن عمران بن حصين)
816- Bir adamın diğer bir adam üzerinde hakkı olup da bir müddete kadar ertelerse bu onun için bir sadaka sayılır (sa daka vermiş gibi sevap kazanır). Vadesi geldikten sonra da erte lerse her gün için bir sadaka sevabı alır.
۱۷- إِذَا كَانَ سَنَةُ خَمْسَةٍ وَثَلاثِينَ وَمِائَةٍ خَرَجَ مَرَدَةُ الشَّيَاطِينِ الَّذِينَ حَبَسَهُمْ سُلَيْمَانُ بْنُ دَوُدَ فِي جَزَائِرِ الْبُحُورِ فَيَذْهَبُ مِنْهُمْ تِسْعَةُ أَعْشَارِهِمْ إِلَى الْعِرَاقِ يُجَادِلُونَهُمْ فِي الْقُرْآنِ وَيَبْقَى عَشَرُهُمْ بِالشَّامِ (عق عد عساكر عن ابي سعيد قال عد لاه وابو نصر غرب وابن الجوزى موضوع) وابو نصر و ابن
817- Yıl yüz otuz beşe gelince, Davud oğlu Süleyman'ın deniz adalarından hapsettiği azılı şeytanlar çıkar. Onlardan onda dokuzu Irak'a Kur'an babında mücadele etmek için giderler, on- da biri de Şam'da kalır.
818- Ahir zaman gelince ümmetimin erkeklerine, peşte- malleri ile bile hamama girmek yasak edilir. "Ashab neden böyle, ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. Allah'ın Rasulü şöyle cevap verdi: "Çünkü onlar girdiklerinde çıplak insanlarla karşılaşacak- lar. Kendileri önce girerse bu defa da çıplak insanlar yanlarına girecekler. Dikkat edin. Allah hem bakana, hem de kendisine bakılana lanet etmiştir."
۸۱۹ - إِذَا كَانَ اِثْنَانِ يَتَنَاجَيَانِ فَلَا تَدْخُلْ بَيْنَهُمَا (ابن عساكر عن ابن عمر)
hem sözü ihtisar maksadile hazfedilmiş, matif olan ikinci dirhem ise bunu mübeyyin bulunmuştur.
(c): Hacet zamanında sükût dahi beyanı zaruret kabilindendir. Mesela: Resulüekrem'in bir şeyi görüp de sükût buyurmuş olması, o şe- yin meşruiyetini ifade eder. Bu sükût, bir izah tarzı değildir, fakat böy le söze hâcet zamanında vukuu bir nevi izah demektir ki, o şeyin meş- ruiyetini gösterir.
Kezalik: babası tarafından kocaya verilen bir bikri baliğenin sükût etmesi, buna rıza demektir. Çünkü razı olmasaydı sükût etmemesi lâzım gelirdi.
Kezalik: kendisine yemin tevcih edilen şahsın bu yemininden nükûl etmesi, müddea bihi itiraf sayılır.
Kezalik: bir akardaki şefiin şüf'a talebinde bulunmayıp sükût et- mesi, bir beyanı zaruret olup şüf'a hakkını iskat ettiğini ifade eder.
(5): Beyanı tebdil; bu nesh demektir. Şöyle ki nesh, lûgatte izale, tahvil, tebdil mânâsınadır. Tebdil ise bir şeyi kaldırıp yerine başka bir şey koymaktan ibarettir. Usuliyyuna göre nesh ise: bir hükmü şerînin hilafına ondan müteahhır olan bir delili şer'înin delâlet etmesidir. Bu mü- teahhır olan delîle «nâsih» o ref edilen hükme de «mensuh>> denir. Nite- kim bunlar aşağıda izah edilecektir.
NESHA DAİR MALUMAT :
352: Nesh, aklen ve naklen caiz ve haddi zâtında vakîdir. Şöyle ki: Allahütealâ Hazretleri kulları hakkında dilediği gibi tasarruf edebi- lir, kullarını bir zaman bir hükme, diğer bir zaman da başka bir hükme tâbi tutabilir, buna kimsenin itiraza hakkı yoktur. Maahaza Allahüteala hakimdir, rahîmdir, kullarının faideleri için bazı hükümlerini tebdil bu- yurmasına ne mâni vardır? Zamanların, mizaçların ihtilafile ilaçlar ihti- lâf edeceği gibi vakitlerin ihtilafı ile insanların maslahatları değişebilir. İşte bundan dolayı bazı hükümlerde tebdilât vukuu, aklen câiz ve hik- mete muvafıktır.
Nesh, naklen de caiz ve sabittir. Nitekim evvelki peygamberlere ait şeriatler bilâhare nesh edilmiştir. Ezcümle Hazreti Adem'in zamanında kız kardeşle evlenmek câiz iken bilâhare diğer şeriatlerde bu baptaki ce- vaz nesh edilmiştir.
Kezalik: Hazreti Yakup zamanında iki kız kardeşi nikahta cem et- mek câiz iken, bu şeriati islamiyede mensuh bulunmuştur.
353-: Ebu Müslim, şerayii salifede nesh vukuuna kail değildir. Ona göre bu şeriatler zaten muvakkat idi, artık onlar öyle muvakkat olunca muahhar bir şeriate násih denilemez. Fakat cümhurü ulema, ev- velki şeriatlerin sarahaten muvakkat olduğunu teslim etmemektedirler. Bu şeriatler mutlak olduğu halde bilâhare nesh edilmiştir.
354 - : Iseviler, neshi kabul ettikleri hâlde Museviler, kabul etme- mektedirler. Bunların iddialarına nazaran eğer nesh vâki olsa bundan dolayı beda, yâni: şarif mübinin -hâşâ- cehli lâzım gelir, evvelki hük- münden bilâhare zuhur eden ve kendisince evvelce malûm bulunmayan bir maslahattan dolayı vazgeçmiş olur. Bu ise Şariî Alîm hakkında mu- tasavver değildir. Görülüyor ki, Musevîler, neshin mahiyetini hakkile an- lamış bulunmuyorlar.
Nesh, haddi zâtında Hakteala'ya nazaran bir hükmün nihayet bul- duğunu beyandan ibarettir. O hüküm zaten ilmi ilâhîde muvakkat bu- lunmuştur, zamanı gelince mükelleflere ilâm edilmiş oluyor, mükellefle- re nazaran bir ref' ve tebdilden ibaret olan nesh, Şariî Mübine nazaran muvakkat bir zamanın nihayet bulduğunu beyandan başka değildir, ar- tık bundan dolayı neden beda, cehil lâzım gelsin?.
355 : Neshin mahalli, yâni: kendisinde nesh carî olabilecek şey, kendisine tevkıt ve tebit lâhık olmayan bir hükmü şer'iî fer'îden ibaret- tir. Bu halde maziye, hâle, istikbale ait bir haberde nesh carî olmaz. Çünkü böyle bir nesh, yâ kizbi veya cehli müstelzim olur.
Kezalik: itikada müteallik şer'î hükümlerde nesh câri değildir. Zi- ra bunlar, zaman ile değişmez, birer sabit hakikattir. Meselâ: sıfatı ilâhi- yè kadimdir, bunlarda nesh mutasavver değildir. Ve iman bir vecibedir, bunda da nesh câri olamaz.
Kezalik: hissî veya aklî olan hükümlerde nesh tasavvur olunamaz. Çünkü bunların mahiyetleri zaman ile tebeddül etmez. Meselâ: «Ateş ya- kıcıdır. Bir malûl, illetinden mukaddem mevcut olamaz.» hükümlerinde nesh câri değildir.
Kezalik : ) الجهاد ماض الى يوم القيامة ( buyurulmuştur. Cihad hakkındaki hü- küm, kıyamete kadar devam ile tevkit edilmiştir. Artık bunda da nesh câri olamaz.
Tevkıt veya te'bit, hükmün değil de mahkûmün bihin kaydi bulu- nursa onda nesh cereyan edip etmeyeceğinde ihtilaf olunmuştur. Cüm- hura göre bunda nesh cari olabilir. ) صوموا ابداً = ebedien oruç tutunuz(
denilmesi gibi.
356-: Neshin şartı, nasihin ya kitap veya sünnet olmasıdır ve na- sih olan şer'î delilin mensuh olan hükmü şer'iden müterahi = muahhar bulunmasıdır.
Şöyle ki: kıyas ile, icma ile bir şer'î hüküm nesh edilemez. Çünkü nesh, yalnız Resulüekrem'in hayatında vâki olabilirdi, onun hayatında ise nesh, kıyas ile veya icma ile değil, ancak kendisinin beyanatile ma- lûm olabilirdi. Bir de kıyas, bir delili zannîdir, nass ile sabit bir hükmü nesh edemez. İcma ise zamanı nebevîde câri olamazdı, dinî hususlarda
bizzat kendisine müracaat edilirdi, kendisinin beyanatı hilafına bir ic. ma vukuu tasavvur olunamazdı. İcma, Resulüekrem'in reyinin dûnün. dedir. Resulüllâhın münferiden beyanatı kâfidir. İcma, hayatı nebevide bir hüccet olamazdı. Zamanı Nebevîden sonra ise nesh câri olamaz ki, icma ile vâki olabilsin.
Velhâsıl: kıyas ile icma, ne nasih ve ne de mensuh olamaz. Kıyas, haddi zâtında muzhir olduğundan hakikatte nasih ve mensuh, makisün aleyh olan nas olmak lazım gelir. Bu cihetledir ki, «mensuh bir hüküm- den istihraç olunan bir kıyas bilittifak mensuhtur», denilir. Zira asıl men- suh olunca fer'in hükmü kalmaz.
Maamafih icma ile nesh vukuuna kail olanlar da vardır. Fakat bir hilkmün mensuhiyeti hakkında icma vukuu bilittifak câizdir. Bu men- suhiyet, başka bir şer'î delile müstenit bulunur, icma ise bu delilin mey- cudiyeti hakkında münakit olmuş olur.
357: Kitap kitap ile, sünnet sünnet ile ve sünnet kitap ile, ki- tapta mütevatir veya meşhur sünnet ile nesh edilmiş olabilir. Haberi ahad kabilinden olan bir sünnet ile ne kitap, ne de mütevatir veya meş- hur bir sünnet nesh edilemez, belki kendisi gibi bir haberi vahid nesh edilebilir.
Mesela : ( ..كتب عليكم اذا حضر احدكم الموت ) âyeti celilesile ebeveyne, ak- rabaya marazı mevt zamanında vasiyette bulunulması farz kılınmıştı. Sonra bu hüküm: ).. يوصيكم الله فى اولادكم ) âyeti kerimesile nesh edilmiştir. Kezalik: Resulüekrem, sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, evvelce )
kabirleri ziyaretten men buyurmuşlardı. Sonra bunu : كنت نهيتكم عن زبار ...القبور الافرروها hadisi şerifile nesh buyurmuşlardır. Kezalik: Resulüekrem Efendimiz, Medineimünevvere'ye hicret bu-
yurduklarından sonra bir müddet beyti mukaddese müteveccihen namaz kılmışlardı. Bu, bir sünneti fiiliye idi. Sonra bu sünnet : قول وجهك شطر المسجد ( ) الحرام âyeti celilesile nesh olunmuştur.
Kezalik: Fahriâlem Efendimize dokuz zevceden maadası helal ol- mayacağı: )..لا محل لك النساء من بعد ) ayeti kerimesile beyan buyurulmuştu. Bilâhare Resulüekrem'e dilediği kadar zevce edinmenin mübah buyurul- duğu Resulüllâhtan rivayet olunmuştur. Hatta Hazreti Aişe'nin:
-dedigi mervidir. Bu halde ki ( ما قبض النبي صلى الله عليه وسلم حتى اباح الله له من النساء ما شاء ) tap ile sabit olan bir memnuiyet hükmü, sünnet ile nesh edilmiş olur.
358 : Yukarıda yazılan dört kısım nesh, Hanefilere göredir. Şafif- ler, son iki kısma kail değildirler. Onlara göre kitap ile sünnet nesh edi- lirse hakkı risalette ta'nı mucip olur. Sünnet ile kitap nesh olunursa za-
yıf ile kavinin tebdili lâzım gelir. Cevaben deniliyor ki: bâtıl bir ta'na itibar yoktur. Sünnet dahi vahyi ilâhî olmakla kavidir.
Sahihi Müslim şerhi ( فتح الملهم ( de denildiği veçhile nesh, madem ki, bir hükmün hitamı müddetini beyandan ibarettir, o hâlde kitapta mez- kûr bir hükmün hitamı müddetini Resulüekrem dahi beyan edebilir. O, zaten ahkâmı ilâhiyeyi mübeyyin olarak ba's buyurulmuştur. Maahaza sünnet ile kitabın nesh edilmesinde Resulüekrem'in menzilesini i'lâ ve sünnete tâzim vardır. Şu kadar var ki sünnet ile nesh, kitabın yalnız hükmünde câri olur, nazmında cari olamaz. Sünnet ile kitabın nazmını tebdil ve izale câiz değildir. Bilakis Resulüllâhın lisanile beyan buyurul- muş bir hükmü şer'înin müddetini Allahtela'nın kitabile beyan buyur- ması da mümkindir. Çünkü kitabın nazmı da münzel olduğundan bu- nunla sünnet üzerine ziyade câri olabilir.
360 : Kitabullahta vukubulan neshler şu dört kısma ayrılmış- tır:
(1): Hem tilâveti, hem de hükmü mensuh olan âyetler. Nitekim kü- tübi salifenin neshi bu kabildendir. Bunlar, ya hafızalardan silinmek ve- ya âlimlerin ölmeleri suretile nesh edilmiştir. Hatta rivayete göre Ah- zab sûrei celîlesinin âyetleri Bakara sûrei celîlesine müsavi iken bilâha- ra bazılarının hükmile beraber tilâvetleri de nesh olunmuştur. Fakat bu nesh, Resulullahın zamanı hayatına mahsustur, ahirete irtihallerinden sonra artık böyle bir nesh asla câiz değildir. Hiçbir âyeti kerime hakkın- da nisyan ve terki tilavetle mehcuriyet tasavvur olunamaz. انا نحن نزلنا الذكر واناله لحافظون ) = Kur'anı şüphesiz biz indirdik, onu muhafaza da şüphe yok ki, biz edeceğiz.) âyeti kerimesi bunu natıktır.
(2): Tilaveti mensuh olmayıp yalnız hükmü mensuh olan âyetler. Nitekim zaniyelerin lisan ile iza ve hanelerinde haps edilmeleri hakkın- daki âyeti cel'lenin hükmü nesh edilip tilâveti bâki kalmıştır. Bu tilave- tin de ayrıca hükümleri vardır. Bunun teberrüken okunması bununla na- mazın cevazı, bununla sabık hükmün bilinmesi ve ümmet hakkında bir nimeti ilâhiye olarak kolaylık gösterildiğini ilâm bu cümledendir.
(3): Hükmü baki kalıp yalnız tilaveti nesh edilen âyetler. Hazreti Ömer'den rivayet edildiğine nazaran: ) والشيخ والشيخة اذا ز نيا فارجموها
) نكالاً من الله
= ihtiyar erkek ve kadın zinada bulunurlarsa ikisini de Haktealâ tara- fından bir azap olarak recm ediniz.) kavli şerifi, bir âyeti celile iken ba- dehu hükmü ipka edilip tilâveti nesh olunmuştur. Bunların, haklarında ise recm hükmü bakidir. Maamafih Ebu Abdillah ibni Zafer .) ينبوع
adındaki tefsirinde bunun mensuh bir ayet olduğunu inkâr etmiştir. Çünkü haberi vahid ile bir şeyin Kur'andan olduğu ispat edilemez
Kezalik : İbni Mes'ud (radıyallahü anh) in mushafında olan نام ) ثلاثة ايام متابعات âyeti kerimesindeki «mütetabiat» kavli şerifi gibi ki, bu nun nazmı mensuh ise de hükmü bakidir. Keffareti yeminden dolayı tu- tulacak üç günlük oruçta tetabi, tevali lâzımdır.
Yalnız tilâvetin mensuhiyetindeki hikmet, ümmeti merhumenin em- ri ilahiye ne derecelerde imtisal gösterdiğini izhardan vesaireden ibaret- tir. Çünkü tilavet olunan bir nas bulunmadığı hâlde onun mücerret ri- vayet edilen hükmüne imtisal edilmesi, ümmeti merhumenin hakka iba- det ve taat hususundaki mükemmeliyetini, yüksek diyanetini ibraz eder.
(4). Asıl hükmü baki olduğu hâlde bir vasfı mensuh olan âyetlerdir. Meselâ: aşura orucunun farziyeti nesh edildiği halde çevazı mendup ola- rak kalmıştır. İşte bunda asıl hüküm ki oruçtur, o nesh edilmeyip onun vasfı olan farziyyet nesh edilmiştir.
Kezalik: nas üzerine ziyade bu kabildendir. Çünkü bu ziyade Hane- filerce nesh sayılır. Meselâ: keffareti yemin için mutlaka rakabė azat etmenin kifayet edeceği nas ile sabittir. İmdi bu rakabe, mümin olmak- la takyit edilirse ziyade alennas kabilinden olarak bir nesh mahiyetinde bulunur. Nitekim Şafifler bu takyide kail bulunmuşlardır. Maahaza Şafif- lerce bu takyid, bu ziyade alennas, bir nesh değil, bir tahsistir.
( فتح الملهم شرح صحيح المسلم )
361 -: Nasih, mensuhtan ya daha hafif veya mensuna müsavi ve- ya mensuhtan daha meşakkatli olur. Meselâ: bir zaman ramazan şerif gecelerinde uyuduktan sonra yiyip içmek, zevceye tekarrüp etmek mem- nu idi. Sonra bunlar fecre kadar mübah oldu. İşte burada nasih, men- suhtan ehaftır.
Kezalik: bir zaman Mescidi aksaya doğru namaz kılınırdı, sonra Kâbej Muazzama'ya doğru kılınması emr olundu. Bunda da nasih, men- suha müsavidir.
Bidayeti islâmda oruç ile mükellef olanlar, oruç tutmak ile fidye vermek beyninde muhayyer idiler. Sonra oruç tutmaya muktedir olan- lar için herhalde oruç tutmaları farz oldu. Bunda da nasih, mensuhtan daha meşakkatlidir.
Şafiflere göre nasih, mensuhtan eged olamaz. ما ننسخ من آية اونها ) ثات مخير منها او مثلها = biz herhangi bir ayeti nesh eder veya unutturur isek lindan hayırlısını veya onun gibisini getiririz.) âyeti kerimesi, buna de lildir.
Buna cevaben deniliyor ki: hayriyyet bagka, esoddiyet başkadır.
Bir şey daha meşakkatli olduğu hâlde daha hayırlı, daha faydalı olabi- ) افضل الاعمال احمزها ) : lir. Nitekim güç olanıdır.) buyurulmuştur. = amellerin en faziletlisi, en şiddetlisi, en
362 : Bir hükmün nasih veya mensuh olduğu, ya Resulüekrem'in beyanile veya sahabei kiramın tensısile veya iki müteariz delilin nüzul veya vürud tarihlerile veya hakkında bir icma vukuile malum olur.
Meselâ: Kabirleri ziyaret hakkındaki memnuiyetin nesh edildiği, Resulüekrem'in ) .. كنت نهيتكم عن زيارة القبور = kabirleri ziyaretten sizi men- etmiş idim, badema ziyaret ediniz. Çünkü o, ölümü hatırlatır.) kavli şe- rifile bilinmiştir.
Kezalik: bidayeti islâmda nutfenin gelmesinden dolayı yıkanılıp yı- kanılmaması hususunda bir ruhsat vardı. Sonra bu ruhsat nesh olunup şehvetle gelen bir nutfeden dolayı yıkanmak bir âyeti celile ile farz olmuştur. İşte sahabei kiramdan Übeyyibni Ka'bın كان الماء من الماء ) رخصة في أول الاسلام ثم اصر با الغسل = nutfenin gelmesinden dolayı yıkanmak müs- lümanlığın başlangıcında bir ruhsat idi, sonra yıkanılmasile emr olun- muştur.) kavli, bu nasihiyyeti ifade etmektedir. ( رواه ابو داود )
Kezalik: Şeddadın rivayetine göre hacamat yapanın ve yaptıranın oruçları bozulur. İbni Abbas'ın rivayetine göre ise Resulü Ekrem Efen- dimiz oruçlu olduğu hâlde kan aldırmıştır. Şeddadın rivayetinde istinat ettiği hadis, fetih senesinde varid olmuştur. İbni Abbas'ın şahid olduğu sünneti filiyye ise Haccetülveda senesindedir. Binaenaleyh muahhar olan bu sünneti filiyye ile mukaddem bulunan hadisin nesh edildiği an- iaşılmaktadır.
Kezalik: dördüncü defa olarak şarap içenin katli hakkındaki bir hükmün; bir emrin mensuh olduğu icmaın delâletile bilinmiştir. Yâni bu hükmün hilafı hakkında muahhar bir hükmü şer'î bulunduğuna ic- ma, şehadet etmektedir.
363 : Bir âyetin, bir hükmün nasih veya mensuh olduğunu ta- yin hususunda rey ve içtihat ile hareket olunamaz. Bu ancak sahih bir nakl ile, bir tarih ile bilinir. Bir kısım müfessirler, müellifler, nasih ile mensuhun adedini pek çok göstermiş, bunlara dair müteaddit kitaplar yazmışlardır. Fakat Fahri Razi gibi müdekkik müfessirler, âlimler, haki- katen nasih ile mensuh olan âyetleri tayine muvaffak olmuş, bunların öyle zan edildiği kadar çok olmadığını ispat etmişlerdir.
İmam Süyutinin «İtkan» ında yazdığına göre bunların adedi nihayet yirmi veya yirmi birden ibarettir. Aralarını telif kabil, beyinlerinde bir muaraza gayri zahir olan bir kısım âyetleri, hükümleri nasihiyetle, men- suhiyetle yad etmek, sathi düşüncelerden ileri gelmiş bulunmaktadır.
peygamberinin şeriatını yok olmaktanez mi? Zira in vazifell kil peygambçekten sana şeref olarak yetrogremi? Zira ilmi öğreten bl man veya ilmi bir din de insanların sinesinden kayb olur giderdi. İşte bunun için Alim. ler peygamberlerin varisleridirler.
peycak burada önemli bir nokta vardır. O da ilim yalnız Alim kişilerin ağızlarından alınabilir. Bu da ancak fazilet ve olgunluk sa kibi kişilerin ağızlarından işitmek suretiyle mümkün olur. Nitekim Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor :
خُذُوا الْعِلْمَ مِنْ أَفْوَاءِ الرِّجَالِ
«İlmi kişilerin ağızlarından alın.» (53)
Zira âlimler olmasa, ağızı laf edebilen herkes istediğini söy leyebilirdi. Fakat Alimlerin varlığı sayesinde herkes her istediğini, her aklına geleni söyleme cesaretini kendinde bulamamaktadır. İşte bu sebeple asrımıza kadar ilim adamlarının zincirleme olarak bir- birinden ders okuduklarını, ilim öğrendiklerini görürsün. (54)
*O halde ilim öğrenmek için muhakkak kemal sahibi bir alimin önünde diz çökmek, o âlimin hem gönlünden, hem de dilinden ilim elde etmek lâzımdır. Bu husus İslâm eğitim-öğretiminde önemli bir yer işgal etmektedir. Bu sebeple öğrenimde bunu değişmez bir esas olarak kabul etmeliyiz.
HZ. ALİ'NİN İLİMDEKİ DEHASI:
İlmin üstünlüğünü ortaya koyan hususlardan biri de Haricilerle Hz. Ali kerremellahu vecheh arasında cereyan eden bir olay ve bu olayda Hz. Ali'nin çeşitli yollardan ilmin üstünlüğünü ortaya koyu- şudur.
Rivayet edildiğine göre Harici taifesine mensup yirmi kişi tek tek Hz. Ali kerremellahu vecheh hazretlerinin huzuruna gelerek ay- ni meseleyi sormuşlar. Soru şu idi: «Ya Ali! flim mi üstün, yoksa mal mı?» Hz. Ali kerremellahu vecheh «ilim daha üstündür» şek- linde cevap vermiş, fakat delil istemeleri karşısında ilmin üstünlü
ğünü şu şekilde ortaya koymuştur : <- İlim maldan üstündür. Zira ilim seni korur, halbuki sen ma-
(53) Kaynağını bulamadım
. (54) bkz. Şer'iyye sicill 79 No'da kayıtlı Içazetname. Mehmet Emin Efendiye ait Ica zetnameyl veren Mustafa Ibn-i Hacı Abdullah el-Ödemiş'ı, yazma, Tálik.
lı korursun. İkinci soruyu sorana karşılık verdiği cevap da şöyle: <<- flim harcandıkça artar, mal harcandıkça azalır. Üçüncüye verdiği cevap:
<<<- flim sayesinde düşmanlar dost olur, fakat mal böyle değil... Devamla:
<<<- flim dünyadan uzaklaştırır, âhirete yaklaştırır; mal ise böy-
le değildir.
<<<- ölüm sebebiyle ilim, sahibinin mlükiyetinden çıkmaz, fakat mal böyle değildir.
<<<- flim sahibine sirayet eden bir nurdur. Mal ise buna muha- liftir.
<<- flim Allah'ın kelâmından çıkar, mal ise topraktan çıkar. <<<- flim peygamberler (A.S.)'ın sevgilisidir. Mal ise Nemrud, Fi-
ravn, Hâman ve Karunların sevgilisidir.
<<<- İlim kendine hizmet edilendir. Mal ise hizmet edendir.
<<<- flim ruhun gıdasıdır, mal ise cesedin gıdasıdır.
<<<- Ürkme zamanlarında ilim sana arkadaş olur, mal ise seni ürküntüverir.
<<<<- Yolculukta ilim senin arkadaşındır. Mal ise yolculukta se- nin düşmanındır.
<<- Tek başına ilim taatsız da olsa kurtulmana sebep olur, fa- kat mal böyle değildir.
<<<- İlim peygamberlerin mirasıdır. Mal ise eşkıyanın mirasıdır.
<<<- Kıyamet gününde ilmin hesabı yoktur. Fakat malın, helal ise hesabı, haram ise azabı vardır.
<<<- İlmin sahibi şefaat edecek, malın sahibi ise şefaat edile- cektir.
<<<- flim sahibi asla unutulmaz, fakat mal sahibi unutulur.
<<- flim kalbi nurlandırır, mal ise karartıp katılaştırır. <<<- flim sahibi Allah'a kulluğu, mal sahibi ise Allahlığı iddia
eder. (Nitekim Firavn'da olduğu gibi.) Hz. Ali bu şekilde o soru so-
ranlara ayrı ayrı tatminkâr cevaplar verdikten sonra : <<<- Bu konuda bana daha soru sorsaydınız yaşadığım müddet başka başka cevaplar verirdim, buyurdu.
Başka bir vakitte de bir zat Hz. Ali'ye gelerek: «Sana bazı so- rular sormak istiyorum,>> dedi. Hz. Ali ona : «Kırk tane de olsa sor.>>>> cevabını verdi. Bunun üzerine adam şöyle bir soru sordu:
<<<- Vâcip nedir, vacipten daha kuvvetlisi nedir? Yakın nedir, yakından daha yakın nedir? Tuhaf nedir, ondan daha tuhafı ne dir? Güç ve çetin şey nedir? Ondan daha güç olanı nedir?>> Bu soru- lara karşılık Hz. Ali kerremellahu vecheh şöyle cevap verdi:
olan tevbedir. Ondan daha kuvvetli vacip günah iş- lemeyi terk etmektir. Yakın olan Kıyamettir. Ondan daha yakını blümdür. Tuhaf olan dünyadır, ondan daha tuhafı dünya sevgisidir Zor olan kabir hayatıdır, ondan zor olanı kabre azıksız olarak gir mektir.» (55)
* İLMİN ÜSTÜNLÜĞÜNDEN SÖZ EDEN DİĞER ALİMLER :
İlmin fazileti konusunda İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyurdu- lar: «Davud aleyhisselâm'ın oğlu Süleyman aleyhisselâm ilim, mal ve saltanat arasında serbest bırakılarak kendisine : <>>
** Imam Ahnef şöyle diyor: «İlim ile takviye edilmeyen her şere- fin geleceği zillettir, alçalmadır.>>>
Günümüzde şöhret sahibi devlet adamlarının kısa bir zamanda perişan olmaları ve düşkün hale gelmeleri bunun en kuvvetli deli- lidir.
Hz. Ali Kerremellahu Vecheh de şöyle buyuruyor: «Alim olan kişi geceyi ibadetle geçirip uyumayan, gündüz oruçlu ve Allah yo- lunda cihad edenlerden daha üstündür. Bir âlim ölünce islâm'da öyle bir gedik açılır ki onun yerini onun gibi bir âlimden başkası dolduramaz>>>
Bazı âlimler de şöyle demişlerdir: «Bir âlim öldüğü zaman onun için denizdeki balıklar ve havadaki kuşlar bile ağlar. Bir âlim, her ne kadar kendisi bu alemden kayb olsa da yaşıyormuş gibi onun şanı daima anılır. (56)
(55) El-Vasiyye, Hacı Mahmud Ef. ktp. yazma nus. varak/27, Süleymaniye, Istan- bul.
(56) Bak: Taşköprülūzade, Mevzûat'ül-Ulûm, c. 1, s. 29 vd. 1313 İlk baskı
Bu âlemden nice insanlar gelmiş geçmiştir. Nice devlet adam- ları ve hükümdarlar insanlara hükm etmiştir. Fakat bunların hepsi tarihe gömülmüş, bir kısmının şan ve şöhretleri silinmiş, bir kısmı nın dünya hayatındaki tesirleri ölümlerini takiben silinmiş, bir kıs- mının nüfuzu bir müddet daha devam etmiş, fakat toplumlar üze- rindeki tesirleri ebediyyen devam etmemiştir, edememiştir. Oysa ta- rih boyunca gelmiş geçmiş gerçek ilim sahipleri öldükten sonra da yaşamışlar, toplumlar üzerindeki tesirleri asırlar geçmesine rağ- men devam etmiştir. Hatta onların düşünceleri gün geçtikçe daha iyi anlaşılmış, daha güzel değerlendirilmiş ve gittikçe hayatiyet ka- zanmıştır.
Kanaatimizce, ilim adamı ile devlet adamı arasındaki fark şu- dur. Devlet adamı ölünce devlet anlayışı kendisi yerinde idare eden kimselerin takdirine kalır ve kendi metodları devam etmez. Oysa ilim adamı ölünce dünya hayatında ortaya koyduğu ilmî esaslar öl- dükten sonra da devam eder; hatta çoğunlukla âlimler öldükten sonra daha mükemmel bir şekilde tetkik edilerek düşünceleri ortaya konur ve onlardan asırlar boyunca faydalanma yoluna gidilir. Bir örnek vermek gerekirse İmam Azam, İmam Şafii, İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Muhammed, imam Ebû Yusuf, bu fani dünyadan her ne kadar göç etmişseler de, zamanımızda bütün dün- yada, özellikle İslâm dünyasında düşünceleri ve ictihatları ile ken- di devirlerindekinden daha canlı bir şekilde yaşamaktadırlar. Gün geçtikçe de canlılıklarını ve önemlerini artırmaktadırlar. Zira on- lar toplumun her ihtiyacı ile ilgili olarak düşüncelerini çok serbest bir şekilde ortaya koyarak ilme büyük hizmetler yapmışlardır. Şair bir şiirinde ne güzel söylemiştir:
ولا تموتن بعلم واحد كلا
ابدت لنا الجوهرين الشمع والعلا
احرص على كل علم تبلغ الاملا
النحل لما رعت من كل فاكهة
والشهد يبرى باذن الباري العللا الشمع في الليل ضوء يستضاء به
<<Gayret göstererek İlimleri toplamaya haris ol,
Tenbellikten ötürü yalnız bir ilimle yetinerek dünyadan
ayrılma.
Arı, her meyvenin çiçeğine konduğu için,
Bal ve mum gibi iki cevher meydana getirir.
Mum, gece faydalanılan bir ışıktır,
Mumun balı ise Allah'ın izni ile hastayı iyl eder.»
Fakat ömür sınırlı, hayat meşgalell, saman fitneli olduğu teln bütün ilimleri tamamen elde etmek imkânı bulunmama ihtimaling binaen bir şairin dediği gibi ilimlerin hepsinden bir özetleme yapa rak faydalanma yönüne yönelmekte fayda vardır, Sair bir slirinde şöyle diyor:
لا واو مارسه الف سنه فخذوا من كل علم احسنه
ما حوى العلم جميعاً احد أما العلم بعيد غوره
<> ile başlayandır, Ondan başkası şeytan vesvesesidir.>>>>
Yani Kur'an ve hadise dayalı olmayan ilimler, tek başına ebedt saadeti getirmek için yeterli değildir. Bu iki ilim müslümanın bilgi hazinesi, mutluluk rehberidir. Bunlar olmadan sadece bilgi için bil- gi olmak üzere diğer ilimlerde hayır yoktur. Fakat, netice itibariyle insanlığı Kur'an ve hadis çizgisine götüren ilimler de müslümanlar için mutluluk ve güçlülük vesilesidir. Başka bir Şair de şöyle demiştir:
تقاصر عنه افهام الرجال
جميع العلم في القرآن لكن
<<Bütün İlimler Kur'an'dadır, Fakat Insanların gözleri bunu görmüyor» (57)
(57) Taşköprülūzade. Meazûat'ül-Ulum, c. I. s. 24,1313 illik Tab.
flmin fazileti konusunda İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyurdu- lar: Davud aleyhisselam'ın oğlu Süleyman aleyhisselâm ilim, mal ve saltanat arasında serbest bırakılarak kendisine : <>
** imam Ahnef şöyle diyor: «İlim ile takviye edilmeyen her şere fin geleceği zillettir, alçalmadır.>>>> Günümüzde şöhret sahibi devlet adamlarının kısa bir zamanda
perişan olmaları ve düşkün hale gelmeleri bunun en kuvvetli deli-
lidir. Hz. Ali Kerremellahu Vecheh de şöyle buyuruyor: «Alim olan kişi geceyi
ibadetle geçirip uyumayan, gündüz oruçlu ve Allah yo- lunda cihad edenlerden daha üstündür. Bir âlim ölünce İslâm'da
öyle bir gedik açılır ki onun yerini onun gibi bir âlimden başkası dolduramaz.>>
İlmin fazileti konusunda İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyurdu- lar: Davud aleyhisselâm'ın oğlu Süleyman aleyhisselâm ilim, mal ve saltanat arasında serbest bırakılarak kendisine : «Bunlardan di- lediğini seç> denildi. O da bunlar arasında ilmi seçti. Ve Allah Teâlâ ilmin bereketiyle ona hem mal verdi, hem de saltanat ihsan etti. Günümüzde de ilim sayesinde hem mal hem de dünya saltanatına ulaşanların varlığı bu noktayı kuvvetlendirmektir.
* Yine İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyuruyorlar: <<Gecenin bazı saatlerinde kalkıp ilim ile meşgul olmak, bütün geceyi ibadetle ge- çirmekten daha faziletli geliyor bana.» Böyle bir söz Ebû Hureyre ve imam Ahmed b. Hanbel'den de rivayet edilmiştir.
Imam Şafif buyuruyor ki: «ilmin üstünlüklerinden biri de şu- dur: «Herkes ilimden az bir şey dahi elde etse kalbi sevinir ve nur ile dolar. Fakat ilimden menedilmiş kimse daima kalben mahzun olur.»
* Yine İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyuruyorlar: «Gecenin bazı saatlerinde kalkıp ilim ile meşgul olmak, bütün geceyi ibadetle ge- çirmekten daha faziletli geliyor bana.» Böyle bir söz Ebû Hureyre ve imam Ahmed b. Hanbel'den de rivayet edilmiştir.
Günümüzde iletişim ve medya ha yatın merkezine oturmuş durumdadır Böyle bir ortamda fıtratı korumada en tesirli cihad, kaliteli, cazip ve fay- dalı muhteva üretmektir. Muhtevanın ve sözünün tesirini artırmak için in- sanlara akılları nispetinde söz söyle- meye çalışmak savunma sanayi için en tesirli ve güncel silahları bulup kullanmak kadar mühim bir şarttır. Peygamber Efendimiz sallallahu aley- hi ve sellem: "Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır” (Müslim, İmare, 167; Ebu Davud, Cihad, 23) bu- yurmuşlardı. Sözün kuvveti, muhata- bın gönlünü cezbetmesinde, görün- tünün kuvveti tefekkürü hareket ge- çirmesindedir.
ve Allâh-u Teâlâya hamdolsun ki sahih bulun- muştur. ».نِيَّتُكَ مَطِيَّتُكَ "Niyetin senin merkebin- dir" buyrulur. Yani her zaman iyi niyet üzere ol ki, murâdın hâsıl olsun.
Allah (z.c.hz.)'leri Adem oğlundan çıkanı dünyaya misal olarak gösterdi. Bu, gaita ve idrardan kinayedir. Yani insandan çıkan şeyler, bundan evvel, çeşitli, temiz yumuşak yemeklerdi ve temiz ve içilmesi hoş içeceklerdi de, bunun akibeti gördüğünüz gibi oldu. İşte dünya da nefis ve hoş manzaralıdır. Nefislerde bu süsünden dolayı bu dünyaya heves eder. Cahil, akibetini düşünmeyip onun dışını ziynetine, ebedi kalıcı zannederek aldanır. Akıllının kalbi ise ona yatmaz. Bilgisi ile ona aldanmaz. Bilir ki o, muvakkat bir fanidir. Bir müddet faydası olsa da, ölüm, dünyada yaşayana çaresiz gelecek ve dünyadan onun alakasını kesecektir. Ravi: Hz. İbni Ubey İbni Kaab (r.a.) Sayfa: 271 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 341 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
O münafıklara, 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler. İyi bilin ki onlar fesatçıların ta kendileridir, fakat bunu anlamak istemezler. (Bakara, 2/11-12)
BİR AYET
DİN İSTİSMARI
İstişmar, fayda sağlamak ve ürün elde etmek demektir. Din istismarı, din
sömürüsü yapmak, dine dair kavramlar ve değerler yoluyla insanları alda- tarak maddi veya manevi çıkar elde etmek yani kendi menfaatleri için dini kullanmak demektir. Din insanları hayra, iyiliğe, güzelliğe, faydalı olana davet eder. İnsanoğlu hayatını İslam yolunda, hakikat uğrunda harcamalı- dır. İnsanın dine hizmet etmeyi bırakıp onu kendi hizmetinde kullanmaya başlamasıyla istismar başlar. Böylece mal, makam, güç, şöhret, itibar gibi birtakım kazanımlar için dini kendi hizmetinde istihdam eder. Dinin ulvi ve kutsal yapısına aykırı bir şekilde, kendini yüceltir, kendini kutsallaştırır, dini de bu yücelik ve kutsallık için kullanmaya başlar. Din istismarı, hukuk karşısında büyük bir suç, ahlaki anlamda büyük bir zafiyettir. Yüce Allah'ın karşısında hesabı sorulacak ve bedeli ödenecek bir günahtır. İslam tarihinde din istismarının ilk ve en tipik örneğini münafıklar oluşturmuşlardır.
Bu Kur'an, hoşlanmıyan için gayet zordur. Ona ısınana ise gayet kolay gelir. Hadisime gelince, hoşlanmıyan için gayet zor, tâbi olan içinse gayet kolaydır. Bir kimse benim hadisimi dinler, hemen hıfz eder ve tatbik ederse mahşerde Kur'anla haşrolur. Hadisime ehemmiyet vermiyen ise Kur'anı hor görmüş olur. Kim de Kur'anı hor görürse dünya ve ahirette hüsrana düşer. Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.) Sayfa: 133 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Siz öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, fukahası çok, hutebası az, istiyeni az, vereni çok, işte böyle zamanda amel ilimden hayırlıdır. Size öyle bir zaman gelecektir ki, fukahası az, hatibleri çok, istiyeni çok, vereni az. O zamanda ise ilim amelden hayırlıdır. Ravi: Hz. Abdullah İbni Said (r.a.) Sayfa: 135 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
yuksel21 Temmuz 2024 08:19 KIYAMET GÜNÜ ALLAH'IN HİTABESİ
Ulu Allah buyuruyor ki:
"O gün Allah'ın düşmanları bir araya toplana- rak Cehennem'e sevk edileceklerdir. Cehennem'in kapısına gelince onların kulakları, gözleri ve derileri aleyhlerinde şahitlik ederek dünyada iken yapmış oldukları günahları bir bir sayacaklardır. Onlar derile- rine; "neden aleyhimize şahitlik ettiniz?" diye sorduk- ları zaman derileri onlara şöyle cevap verecektir; "her şeyi konuşturmak gücü elinde olan Allah bizi dile ge- tirdi. Sizi, ilk başta, hiç yokken var eden O'dur, dönü- şünüz de O'nadır." (Fussilet, 21)
"O gün biz kâfirlerin ağızlarını mühürleriz de el- leri ile ayaklarını dile getirerek dünyada iken yapmış oldukları günahlara şahitlik ettiririz." (Yasin, 65)
"Onların dünyada iken yaptıklarının hiç biri o gün Allah'tan saklanamaz. O zaman Allah;
158
YANITLASİL
yuksel21 Temmuz 2024 08:20 Imam-ı Suyuti
"Bu gün kayıtsız şartsız hâkimiyet ve hükümdar- lık kimindir?" diye soracak da (ses verecek hiç bir canlı bulunmadığı için) sorusunun cevabını yine ken- disi verecektir;
"Bugün hakimiyet kahredici, bir Allah'ındır" buyuracaktır. O gün herkes zerrece haksızlığa uğra- maksızın dünyada iken yaptığının karşılığını görecek- tir. Şüphesiz ki, Allah hesaba çekendir." (Mü'min, 17)
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Ulu Allah, kıyamet günü gökleri dürerek sağ eli-
ne alır ve buyurur ki;
"Bugün tek hükümdar benim, kendilerini ulu görenler nerede?"
Sonra da yerleri dürerek sol avucuna alır ve yi- ne buyurur ki:
"Bugün yegane hükümdar benim, zorbalar ve kendilerini ulu görenler nerede?" (Müslim)
Peygamberimiz diyor ki:
Kıyamet günü şu konularda sorguya çekilip ce- vap vermek ten âciz kalmadıkça kişinin ayaklan kaya- rak cehennemi boylamaz.
a) Ömrünü nerelerde harcadığından,
b) Amellerini nerelerde işlediğinden,
c) Malını nasıl kazandığından ve nerelerde har- cadığından,
Süra üfürüldüğünde onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine gider- ler. "Eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın va dettiğidir. Nebiler gerçekten doğru söylemişler" derler. (Yasin 36/52)
BİR AYET
KABİR: EBEDİYETE AÇILAN KAPI
İslam inancında ölen kişinin gömüldüğü yere kabir veya mezar denir. Bir nut- feden yaratılan ve ölümünün ardından toprağa gömülerek aslında yaratıldığı öze geri döndürülen insan, kabirde Rabbimizin dilediği vakte kadar bekletilecek ve yeniden diriltilecektir. İnancımıza göre ölümle yeniden diriliş arasındaki süreç "kabir hayatı" veya "berzah âlemi" olarak isimlendirilir. İnsanların dünyada iş- ledikleri iyi veya kötü işlerin karşılığının kabirde iken görülmeye başlanacağını ifade eden Peygamberimiz; "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya ce- hennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Sıfatü'l-kıyame, 26) buyurarak cehennem azabından Allah'a sığınmış ve ümmetine de sığınmalarını tavsiye etmiştir. Ölen kişi kabirde görevli melekler tarafından yaratıcısı, imanı ve amelleriyle ilgili sorgulanır. İman ve salih amel sahipleri bu sorulara doğru cevap verir, kabirleri genişletilir ve cennetle müjdelenir. Kâfirler ise bu sorulara cevap veremezler ve onlara cehenneme gidecekleri bildirilir.
Namaz, ölümlü insanla sonsuz kudret arasında aracısız bağlantıdır. Sonsuz kaynaktan süzülen katrelerle insana hayat veren ve onu enginlere kanatlandırandır. Çirkinliklere, taşkınlıklara, yozlaşmalara ve azgınlıklara karşı bir kalkandır.
Cemaatle namaz; vahdeti, birliği, dirliği, bütünlüğü, bir ve beraber olmayı temin eder. Aynı hedefe ve amaca yönelik saf tutan herkesi birbirine öz kardeş yapar. Müslümanları güçlü bir topluluk haline getirir, kaynaştırır, bütünleştirir. Böylece, aynı değerlere inanan Müslümanları kuru bir kalabalık kümesi olmaktan öte, aynı hedefe kilitlenen ve İslam kimliğiyle bütünleşen bir toplum haline getirir; onlara aynı değerleri paylaşan bir ümmet şuuru ve şahsiyetli kişilik kazandırır.
Yapay zekâ teknolojileri son hızla gelişmeye devam ederken kullanım sahala- rı da giderek farklılaşmakta, böylece yeni uygulama alanları doğmaktadır. Ya- pay zekânın kullanıldığı önemli alanlardan birisi de tıptır. Tıpta görüntüleme a- maçlı birçok biyomedikal cihaz kullanılmaktadır. Bunlardan fonksiyonel manye- tik rezonans görüntüleme (fMRI) ve elektroensefalografi (EEG) gibi yöntemler, günümüz beyin görüntüleme teknolojisi bakımından oldukça önemlidir. Beyin- deki oksijen akışını ölçen fMRI ve kafa derisinden elektrokimyasal sinyalleri algı- layan EEG gibi teknikler sayesinde, beynin belirli bir görev esnasında gerçekleş- tirdiği faaliyetler kaydedilebilmektedir. (Bryn Farnsworth, "EEG vs. MRI vs. fMRI - What Are the Differences? - iMotions", Powering Human Insights (blog), 04 Ekim 2022, https://imotions.com/blog/ learning/research-fundamentals/eeg-vs-mri-vs-fmri-differences/) Beyinden toplanan bu elekt- riksel sinyaller sayısallaştırılarak bilgisayar diline dönüştürülmektedir. Kaydedi- len bu veriler yapay zekâ algoritmalarına aktarılmaktadır. Bu algoritmaların be- lirli faaliyetler esnasında beyinde ortaya çıkan örüntüleri öğrenmesi ve birbiriyle kıyaslayarak bu örüntüleri (pattern) tanıması sağlanmaktadır. Bu aşamada de- rin öğrenme, nöral network ve makine öğrenmesi gibi kavramlar karşımıza çıkar. Tıptaki beyin görüntüleme tekniklerinin güncel uygulama alanlarından birisi ise beyin-bilgisayar arayüzleridir.
Beyin-bilgisayar arayüzleri (BCI) ile zihin okumak mümkün mü?
Yapay zekâ teknolojilerinin kullanıldığı en dikkat çekici ve tartışmalı alanların- dan biri, beyin-bilgisayar arayüzleri (BCI) olarak karşımıza çıkmaktadır. BCI, bi- reylerin beyin sinyalleriyle doğrudan bilgisayarları veya diğer cihazları kontrol etmelerine olanak tanıyan bir teknoloji olarak tanımlanabilir. Beyin-makine ara- yüzü (BMI) veya beyin-bilgisayar arayüzü (BCI), beyinden elde edilen nörofizyo- lojik sinyalleri harici makine veya bilgisayarları kontrol etmek için kullanan yeni bir arayüz teknolojisidir. (Kouji Takano, Naoki Hata, ve Kenji Kansaku, "Towards Intelligent Envi- ronments: An Augmented Reality-Brain-Machine Interface Operated with a See-Through Head-Mount Display", Frontiers in Neuroscience 5 (20 Nisan 2011), 60, https://doi.org/10.3389/fnins.2011.00060)
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi
T ip, biyoloji ve genetik alanlarında kaydedilen teknolojik ge lişmeler, insanın genetiği dahil bütün biyolojik ve ruhsal ya- pisini ve varlığını şekillendirme düzeyine gelmiş bulunmak- tadır. Bilimin, felsefenin, sanatın, edebiyatın ve dinin belki de en önemli sorusu, insan olmak ne demektir sorunu ve sorusu- dur. İnsanın varoluşsal doğasının teknoloji tarafından değiştirilecek ve düzenlenecek teknolojik düzeye varılması, insan olmak ne anla- ma gelmektedir sorusuna artık alışılageldik söylemlerle cevap ver- meyi imkânsız hale getirmektedir. İnsanın biyolojik varlığını şekil- lendirmeye ve dizayn etmeye kalkan en önemli gelişmelerin başın- da klonlama dediğimiz durum gelmektedir. Klonlama, insanın veya bir başka canlının genetiği olmak üzere biyolojik yapısının bir başka varlık olarak aynen kopyalanması ve var edilmesi anlamına gelmek- tedir. Günümüzde genlerimizin, hücrelerimizin ve bütün organizma- mızın klonlanması için girişimler yapılmaktadır. Klonlama teknolo- jisi sayesinde insanın varlığının en iç derinliklerine ulaşılabilmekte, genetiği dahil bütün biyolojik unsurlarına müdahale edilebilmekte, genleri alınabilmekte, değiştirilebilmekte, düzeltilebilmekte veya şekillendirilebilmektedir, Klonlama, insanın bireyselliğini ve genetik özgünlüğünü ortadan kaldırmaktadır.
Klonlama, insanın biyolojisinin içini ve dışını kontrol edememesi, biyolojik varlığı üzerinde söz ve karar verme imkânını kaybetmesi anlamına gelmektedir. Klonlama, artık özgün ve biricik varlık olma statümüzün kaybolduğu ve kendimiz gibi birçok aynılarımızın veya benzerlerimizin olduğu yeni bir döneme girdiğimiz anlamına gel- mektedir. Klonlama, özgün bireysel insanlığımızı ortadan kaldıran bir gelişme olarak aslında insan olmak ne anlama gelmektedir so- rusunun bizzat kendisini anlamsızlaştırmakta ve ortadan kaldırmak- tadır. Klonlama, insanlığın ortak fıtratını ve varoluşsal bireyselliği- ni elimine etmektedir. Özgün bireysel insanlığımızı ortadan kaldıran klonlama, insan olmamak ne anlama gelmektedir şeklinde yıkıcı ve kaygı verici bir sorunu ortaya çıkarmaktadır.
Genel Bilgiler English Orta Doğu Teknik Üniversitesi – Hacettepe Üniversitesi
NÖROBİLİM VE NÖROTEKNOLOJİ ORTAK DOKTORA PROGRAMI
Nörobilim ve Nöroteknoloji (NSNT) Doktora Programı, temel/klinik nörolojik bilimler ve ilgili teknolojiler arasında bütünleşik araştırma yapılmasını sağlamak üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Hacettepe Üniversitesi, Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsü birlikteliğiyle kurulmuştur.
Programın amaçları aşağıda sıralanmıştır:
Temel Bilim, Mühendislik ve Tıp Fakültelerinden, biyoloji, fizik, kimya, matematik, elektrik ve elektronik, bilgisayar, psikoloji, nöroloji, psikiyatri gibi çeşitli altyapılara sahip bilim insanlarını biraraya getirerek eğitim ve araştırma olanakları sağlamak Aşağıdaki alanlarda eğitim ve araştırmaya odaklanmak: Duyusal sinir sistemi de dahil olmak üzere, merkezi ve periferik sinir sisteminde yer alan, alt nöronal seviyedeki elemanlardan beyne kadar çeşitli karmaşıklıktaki yapıların sinyallerini, mekanik, dinamik ve bilgi işleme özelliklerini gözönüne alarak “sinir sistemini, bileşenlerini ve işlevlerini" araştırmak ve anlamak, Sinir sistemini, bileşenlerini ve işlevlerini açıklamak, temsil etmek veya taklit etmek üzere teknolojiler kullanmak ve geliştirmek, Bilimsel ve tıbbi amaçlar için sinir sisteminin bileşenleri ve işlevlerini gözlemek, işlevsel bozukluklarını saptamak ve analiz etmek için yardımcı teknolojiler kullanmak ve geliştirmek, Sağlık ve tıbbi amaçlar için sinir sistemini, bileşenlerini ve işlevlerini, onunla etkileşerek yardımcı olmak veya rehabilite etmek üzere teknolojiler kullanmak ve geliştirmek, Sinir sisteminden, bileşenlerinden ve işlevlerinden esinlenilen akıllı ve verimli teknolojileri kullanmak ve geliştirmek İleri teknolojik görüntüleme yöntemleri ile sinir sisteminin fizyolojisi ve hastalıklarını anlamaya çalışmak ve bunlara uygun ileri analiz sistemleri geliştirmek, Sinir sistemi hastalıklarının deneysel ve hesaplamalı modellerini geliştirmek. Akademi, kamu ve özel sektör için, uzman bilgi birikimine sahip yüksek vasıflı Sinir Bilimi araştırmacıları yetiştirmek, Disiplinler arası takım üyelerine Sinir Bilimi araştırmalarının yönetim ve sonuçlarıyla ilgili profesyonel ve etik sorumluluk sahibi olma anlayışını sağlamak, Mühendislik, Fen ve Tıp Fakülteleri bilim insanlarını bir araya getirerek ortak araştırma ve tez çalışmalarının yapılmasını sağlamak. Eğitim dili İngilizcedir.
Hoşgeldiniz Nörobilim ve Nöroteknoloji Ortak Doktora Programı, temel/klinik nörolojik bilimler ve ilgili teknolojiler arasında bütünleşik araştırma yapılmasını sağlamak üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Hacettepe Üniversitesi, Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsü birlikteliğiyle kurulmuştur.
Ahlâkı temelde insanın yaratılışına bağlayan Kur'an, in- sanın özünde bir ahlâk varlığı olduğunu güçlü biçimde ortaya koymaktadır. İnsan, iyi-kötü, güzel-çirkin, doğ- ru-yanlış gibi ayrımları yapabilme ya da bunları tanıyabil- me özelliğine, yani ahlâki ilke ve değerleri kavrayabilecek bir potansiyel donanıma sahiptir.
Hayata gözlerini açtığından itibaren bireyin, ahlâki gü- zellikleri somut olarak çevresinde müşahede ederek büyümesi, doğal olarak onun güzel ahlâkla tanışıp bü- tünleşmesine yol açar. Guzel ahlâkı böylesine bizzat ya- şayarak, somut tecrübeler aracılığıyla öğrenme, oldukça etkili ve kalıcıdır. Birey yapıp ettiklerinin nedenlerini kav- ramasa bile, görerek öğrendiği ahlâki tutum ve davranış- ları sahiplenip sürdürür.
Ahlâk ve sanat, insan hayatını huzurlu ve mutlu kılan va- sıtaların başında gelmektedir. Ahlâk, adalet, iyilik, sevgi ve kardeşliğimizin teminatı iken, sanat da güzellik, yü- celik, huzur ve mutluluk kaynağımızdır. Vicdanımızı ah- lâkla, gönlümüzü sanatla besleriz. Ahlâk ve sanat, kendi başlarına güzel ve değerlidir. Ama birlikte olduklarında çok daha güzel ve çok daha değerlidirler. En güzel ola- nı, ahlâkın sanatlısı ve sanatın ahlâklısıdır. Zaten güzel kavramı her ikisini birleştirmeye yetmekte, 'güzel', ahlâ- kın en bilinen sıfatı olurken, sanatın en asli amacını oluş- turmaktadır. İşte bu iki güzelin kesiştiği noktalardan biri Sanat Ahlâkı'nı meydana getirmektedir.
Muhammed b. Fazıl, Ebülkasım Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Va sıtî, İbrahim b. Yusüf, Muhammed b. Fudayl Dabi, Abdüllah b. Velid, Mek. hul Yolu ile gelen rivayette; Huzeyfe'nin r. a. şöyle anlattığı rivayet edildi:
Ey Allah'ın Resulü, kıyamet ne zaman?. Resulüllah S. A. şöyle buyurdu:
«Bu bapta, sorulan sorandan daha bilgili değildir. Ancak onun şarılan vardır.
Çarşı pazarın tekarübü, yani: Kesadı. Yağmur yağar, bitki bitmez. Faiz yiyenler çoğalır. Zinadan hâsıl olan çocuklar zahir olur. Mal sahiplerine tazim olunur. Mescidlerde fasiklerin sesleri yükselir. Münker ehli, hak ehline üstün çıkar.>
Bana ne emredersin ya Resulellah?.
Deyince, şöyle buyurdu:
>>
**
Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Vasıtî, İbrahim, İsa b. Ebi İsa İsfahanî, yolu ile gelen rivayette; Resulüllah'a S. A. şöyle sorulduğu anlatıldı : Ya Resulellah, kıyamet ne zaman?.
1000 yıldan beri İslâm âleminde ilgiyle okunagelen son derece değerli, faydalı ve uyarıcı iki temel eseri takdim ediyoruz.
TENBİHÜ'L-GAAFİLİN ve BOSTANÜ'L-'ARİFİN
Tercümelerl
TEK CİLT İÇİNDE İKİ DEV ESER
Türkiye'de ilk defa olarak, ilave veya çıkartma yapılmaksızın arapça asıllarına sadık kalınarak ciddî şekilde tercüme edilmiştir. Birinci eser olan TENBİHÜ'L - GAAFİLÎN kitabı baştaki 704 sahifeyi işgal etmekte; 705'inci sahifeden itibaren yeşil mürekkeple basılı kısımda da BOSTANÜ'L- 'ARİFİN kitabının tercümesi yer almaktadır. Önsöz ve takdim yazılarıyla beraber iki eserin tamamı 1032 sahife tutmaktadır.
40 11 Dininden ve ahlakından razı olduğunuz bir kimse size geldiğinde (velisi olduğunuz bir kıza talib olursa), onu evlendiriniz. Eğer böyle yapmazsanız, yer yüzünde bir fitne ve büyük bir fesad zuhur edebilir. Hz. Ebû Hatim (r.a.) 43 8 Siyah bayraklar zuhur ettiğinde evveli fitne, ortası dalalet, sonu küfürdür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 54 5 Fuhuş yayıldığında zelzeleler ve fitneler çoğalır. İdareciler zulmettiğinde yağmur azalır. Zimmet ehline gadr edildiğinde ise düşman galebe çalar. Hz. İbni Ömer (r.a.) 55 14 Sizden biri son teşehhüdden fariğ olunca, dört şeyden söyle diyerek Allah'a sığınsın: "Allahümme innî eûzübike min azâbi cehennem ve min azâbil kabri ve min fitnetil mahyâ vel memâti ve min şerri fitnetil mesîhiddeccâl." (Ey Allahım; Cehennem ve kabir azabından, hayat ve ölümün fitnesinden ve deccalın fitnesinin şerrinden sana sığınırım.) Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
18 12 Sizleri Benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim. Medine'den çıkacak bir fitne, Mekke'den çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan çıkacak bir fitne, Şark'tan çıkacak bir fitne Garb'tan çıkacak bir fitne. Bir fitne'de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfyan'nın fitnesidir. (Mehdi (a.s)'dan bir sene evvel çıkacak bir fitne.) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 35 13 Batı tarafından gelen bir fitne, doğu tarafından gelen bir fitne ile karşılaşınca Şam'ın ortasında toplanın. O gün yerin altı üstünden daha hayırlıdır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 39 7 Sizden birisi teşehhüdü okuduktan sonra şu dört şeyden Allah'a sığınsın: Cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden ve mesih deccalın fitnesinin şerrinden. Sonra kendi nefsi için içine doğduğu şekilde dua etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 10 9 Biraz önce Cibril (a.s) Bana geldi ve: "İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn" dedi. Ben de: "Evet, biz Allah'ınız ve ona dönücüyüz. Fakat ne sebeble böyle söyledin Ya Cibril?" dedim. Buyurdu ki: "Senin ümmetin, çok değil, Senden az bir zaman sonra fitneye düşecektir." Ben de: "Küfür fitnesi mi, yoksa dalalet fitnesi mi?" diye sordum. Buyurdu ki: "Bunların hepsi olacak." "Ben onlara Allah'ın kitabını bırakıyorum, bu fitne nereden doğar?" dedim. Dedi ki: "Allah'ın kitabını bırakmaları sebebiyle dalalete düşerler. Ve bu onların Uleması ve Umerası ile başlar. Umera halkın haklarını kendilerine vermez ve aralarında kıtal vaki olur. Ulema da umeranın arzu ve heveslerine tabi olur ve onların dalalette devamlarına sebep olurlar. Sonra da bu hallerinden çekinmezler." Ben de: "Ya Cibril! Onlardan kurtulmak isteyen kimse ne ile kurtulur?" dedim. Buyurdu ki: "Çekinmek ve sabır etmekle ki, hakları verilirse alırlar, verilmezse vazgeçerler" Hz. Amr İbni As (r.a.) 14 9 Sultan ve maiyetindekilerin kapılarından sakının. Çünkü insanlardan onlara en yakın olanı, Allah'tan en uzak olanıdır. Her kim Sultanı, Allah Teala üzerine tercih ederse, Allah o kimsenin kalbinde gizli ve açık fitne yaratır. Ondan Vera'ğı giderir. Ve o kimseyi şaşkınlık içinde terkeder. (Verağ, takvanın ileri derecesidir.) Hz. İbni Ömer (r.anhüma
56 16 İnbat halkı (Basra ile Kufe arasında bir yer halkı) arasında İslamiyet yayıldığında ve onlar sizin aranızda evler yapıp avlularında oturdukları zaman, kendilerinden sakınınız. Zira içlerinde hilekar, bozguncu ve fitneciler bulunur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 72 13 Çocuğu yedi yaşında namaz için dövün. Dokuz yaşında yatağını ayırın. Ve onyedi yaşında ehli kesbederse evlendirin. Hangi baba bunu yaparsa ona desin, "dünya ve ahirette başıma fitne olma." Hz. Enes (r.a.) 74 3 Kıyametin önü sıra altı şeyi say: Benim ölümüm, koyun kıran gibi ölüm çokluğu, Kudüs'ün fethi, mal bolluğu; Öyle ki bir kişiye yüz altın (dinar) verilir de beğenmez. Arab evlerinden girmedik hiç bir evin kalmadığı bir fitne, Beni Esfer'in sizinle olan sulhunu bozması ve 12.000 kişilik 80 sancakla size hücum etmesi (Amik ovası olayı) Hz. Avf İbni Malik (r.a.) 78 15 Kur'an'ı Arab şivesi ve Arab makamı ile okuyun. Ehli fıskın ve Nasara veya Yahudi şivesinden de sakının. Benden sonra bir kavim gazel gibi, ruhbanların mersiyeleri gibi okuyacaklar. Onların okudukları Kur'an hançereleri geçmiyecek, onların kalbleri ve onları beğenenlerin kalbleri de fitneye uğramış olacaklardır. H. Huzeyfe (r.a.)
83 4 Ümmetim, ümmeti merhumedir (merhamete uğramış). Ona ahirette azab yoktur. Dünyada verilen zelzeleler, belâlar, fitneler günahlarına kefaret edilir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 97 5 Hiç şüphe yok, deccal çıkacaktır. Onun sol gözü kördür. Ve üzerinde beyaz bir ben vardır. Gözsüzleri ve abraşı iyi eder. Ölüleri diriltir. Ve "ben rabbinizim" der. Kim onu tasdik ederse fitneyi deccale düştü. Kim de "Rabbim Allah" der ve böyle ölürse o zaman deccalın fitnesine düşmemiş olur ve ona bir daha fitne ve azab yoktur. Deccal yerde Allah'ın dilediği kadar kalır. Sonra İsa (a.s.) gelir. O Bana vekil ve Benim dinim üzerine gelir. Deccalı öldürür. Ondan sonra kıyamet kopar. Hz. Sumre (r.a.) 97 9 Dünya mel'undur ve onda bulunan şeyler de mel'undur. Yalnız Zikrullah, Allah'ın sevdiği iyi amel, Âlim ve müteallim haricdir. Beni İsrail'in ilk fitnesi kadınlardan olmuştur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 105 9 Fitne gelir savrulur. Heva ve sabrı da beraber getirir. Kim hevaya tabi olursa onun fitnesi siyah (kara) olur. Kim de sabra tabi olursa, onun fitnesi ak (nur) olur. Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.) 110 9 İblis, su üzerinde tahtını kurar. Askerlerini etrafa gönderir. Onların fitnesi en fazla olanını kendisine yaklaştırır. Askerlerden biri gelir: "Birine şöyle, böyle yaptım" der. O da: "Sen bir şey yapmadın" diye çıkışır. Bir diğeri de: "Ben bir adamın hanımı ile arasını açtırasıya kadar onu terk etmedim." der. İblis onu yanına yaklaştırır: "İşte aradığım sensin" der. Hz. Câbir (r.a.)
112 7 Sizlerden biri mescidde iken şeytan gelir, onunla oynamaya başlar. Adamın hayvanı ile oynadığı gibi. Adam mücadele etmeyip ona teslim olduğunda, yellenme taklidi yapıp da alay edenler gibi, o taklidi yapar, adamı fitneye uğratmak için. Böyle bir şey olduğunda şüphelenip de namazı terkederek camiden çıkmayın. Ne zaman koku veya ses işitirseniz o zaman başka. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 117 8 Ümmetim, ümmeti merhumedir. Ona ahirette azab yoktur. Onun azâbı, dünyadaki ölüm, zelzele, sıkıntılar ve fitnelerdir. H. Ebu Musa (r.a.) 117 11 Ümmetim, ümmeti merhumedir, mukaddestir, mübarektir. Kıyamette ona azab yoktur. Azâbları ancak dünyada aralarındaki fitnelerledir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 121 5 Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 127 4 Adamın malında da, zevcesinde de, evladında da fitne vardır. (Yani hepsinde fitne bulunabilir. İnsan hiç birine güvenmesin, Allah'a güvensin) Hz. Huzeyfe (r.a.) 128 2 Her ümmetin bir fitnesi var. Benim ümmetiminki maldır. Hz. Kaab İbni İyaz (r.anhüma
164 2 Azameti gökle yer arasını dolduran ve yetmiş bin meleğin tazim ve teşyi ettiği bir sureyi size haber vereyim mi? O "El Kehf" suresidir. Her kim Cuma günü onu okursa, Allah Teala bu sebeble o kimsenin diğer cumaya kadar ki ondan sonra da üç gün ilavesi içindeki günahlarını mağfiret eder. Ayrıca kendisine semaya kadar erişen bir nur verilir. Ve deccal fitnesinden korunmuş olur. Her kim yatacağı zaman bu surenin sonundan beş ayet okursa, korunur ve gecenin istediği vaktinde de uyandırılır. Hz. İsmail İbni Rafi (r.a.)
Ölümün mühim korkusu vardır. Bir kardeşinizin ölüm haberi geldiğinde: "İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Ve ey Allahım onu salihlere kat, rahmetine erişir, çoluk çocuğuna da sahip ol, kıyamette bizi de onu da mağfiret et. Yarabbi onun ecrinden de bizi mahrum etme. Ondan sonraki yaşıyacağımız günleri de fitnesiz olarak yaşıyalım." diye dua edin. Hz. Ebû Hind (r.a.) 133 9 Bu ümmet kabirlerinde ibtilaya uğrar. Eğer birbirlerinizi defnetmiyeceğinizden korkmasaydım, kabir azabından duyduğumu sizede duyurması için Allaha dua ederdim. Cehennem azabından Allaha sığının, kabir azabından da Allah'a sığının. Gizli ve açık fitnelerden de Allah'a sığının. Deccal'ın fitnesinden de Allaha sığının. Hz. Zeyd İbni Sabit (r.a.) 139 10 Öyle zaman gelecek ki, dünyada yalnız fitne, bela ve fesad olacak. Böyle bir zamanda sizin ameliniz bir kale gibidir. Üstü güzelse, altı da güzel olur. Hz. Muaviye (r.a.) 140 3 Yakında fitne ve fesad olur. Kim ki bu ümmeti, bir baş altında toplu iken ayırmak isterse kim olursa olsun başını vurun. Hz. Arface (r.a.) 140 8 Sizin üzerinize yakında kabul edeceğiniz veya kabul etmiyeceğiniz işler yapan umera gelir. Kim ki bunu reddeder, beraat kazanır. Hoşlanmıyan selamet kazanır. Hoşlanan, uyan fitneye uğramış olur. Dediler ki: "Onlarla cenkleşmiyelim mi?" Namaz kılarlarsa cenkleşmeyin buyurdu. Hz. Ümmü Seleme (r.anha
Azameti gökle yer arasını dolduran ve yetmiş bin meleğin tazim ve teşyi ettiği bir sureyi size haber vereyim mi? O "El Kehf" suresidir. Her kim Cuma günü onu okursa, Allah Teala bu sebeble o kimsenin diğer cumaya kadar ki ondan sonra da üç gün ilavesi içindeki günahlarını mağfiret eder. Ayrıca kendisine semaya kadar erişen bir nur verilir. Ve deccal fitnesinden korunmuş olur. Her kim yatacağı zaman bu surenin sonundan beş ayet okursa, korunur ve gecenin istediği vaktinde de uyandırılır. Hz. İsmail İbni Rafi (r.a.) 167 2 Cebrail (a.s)'ın Bana öğrettiklerinen bir şeyi sana öğreteyim mi? "Allahümmağfirli hataî ve amdî ve hezlî ve ciddî. Ve lâ tahrimnî berekete ma ağteytenî ve lâ tüftinnî fî mâ haramtenî." (Allahım, benim hata ile veya bilerek, şaka veya ciddi olarak yaptığım günahlarını bağışla, Bana ikram ettiğinin bereketinden beni mahrum etme. Bana vermediğin şeyde de beni fitneye düşürme.) Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.) 176 4 Fitnelerden sakının. Zira, lisanla fitneye düşmek kılıç çalmak gibidir.(Kılıcın tesiri gibidir) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 203 2 Hak bununla beraberdir. Hak bununla beraberdir. (Hz. Ali r.a işaret ederek ilerideki fitneler için buyurmuştur) Hz. Ebû Said (r.a.) 215 1 Esselamü aleyküm ey müminler kavminin yurdu. Siz önden gidicisiniz, biz de peşinizden, size kavuşacağız. Ey Allahım! Onların ecrinden bizi mahrum etme. Ve onlardan sonra bizi fitneye uğratma. Hz. Âişe (r. anha
224 13 Gaza iki türlüdür: Allah rızası için gaza eden kimse, komutanına itaat eder, kıymetli şeylerini harcar, arkadaşlarına kolaylık gösterir ve arzda fitne çıkarmaktan kaçınır. İşte bu kimsenin uykusu da uyanıklığı da sevaptır. Başka maksadla gaza edene gelince Onunkisi öğünme, riya ve gösteriştir. Komutanını dinlemez, arzı da ifsad eder. İşte bu gibiler asla hayır ve sevabla dönemezler. Hz. Muaz (r.a.) 243 2 Kapkaranlık gece parçaları gelmeden (fitnelerin zulmetinde nur temini için) amellerle müsaraat ediniz ki, o devirde insan sabah mümin olur, akşama kafir olarak ulaşır. Mümin olarak geceye girer. Kafir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları dinini, dünyadan az bir şeye karşılık satarlar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 243 11 Ashabıma (fitne olarak) katil kafidir. Hz. Ebû Malik (r.a.) 246 11 Ben uyurken gördüm. Bir kitab amudu yüklenmiştim. Gidiyor zannettim, onu gözümle takib ettim. Baktım Şam'a götürülüyor. Bilmiş olun ki, fitne zamanında iman (İslamın direği) Şam'da olacaktır. Hz. Ebud Derda (r.a.) 247 3 Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
252 15 Kalbler, bir hasır dokusundaki çubuklar gibi fitnelere maruz kalır. Öyle ki, hangi kalbe bir fitne sinerse, orada bir siyah leke hasıl olur. Hangi kalb de o fitneyi reddederse, orada beyaz bir nokta hasıl olur. Öyle ki kalb, beyaz bir bez misali bembeyaz olur. Ve yerler, gökler durdukça ona fitne zarar veremez. Diğer bulanık kalb ise, siyah bir taş gibidir. Yamuk veya ters bir bardağa benzer. Böyle kalb maruf tanımaz, bilmez. Münkeri yadırgamaz. Bildiği, ancak hevasının hükmettiği şeylerdir. Hz. Huzeyfe (r.a.) 255 8 Cehennemden, kabir azabından, deccal fitnesinden ve ölüm ve hayatın fitnesinden Allah'a sığının. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 258 4 Dört fitne olacak: Kan mübah kılınacak, Kan ve mal mübah olacak, Kan, mal ve ırz mübah kılınacak ve dördüncüsü ise deccal fitnesi olacaktır. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.) 264 4 Benden sonra ümmetim için üç şeyden korkarım: Hak ve hakikatı tanıdıktan sonra dalalete düşmek, dalalete düşürücü fitneler, boğazına ve cinsi şehvete düşmek. Hz. Ali (r.a.) 264 5 Şu üç şey fitneye düşürücüdür: Güzel saç, güzel ses, güzel yüz. Hz. Enes (r.a.) 267 6 Üç kişiye dünya ve ahiret fitnesi dokunmaz: Kaderi teslim edene, yıldıza itibar etmiyene, sünnetimi iz be iz takip edene. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 288 10 Fisebilillah bir gün nöbet beklemek, bir ay oruç ve kıyamdan hayırlıdır. Kim Allah yolunda nöbette iken ölürse, kabir fitnesinden kurtulur. Ve onun salih amelleri de kıyamete kadar yazılmakta devam eder. Hz. Selman (r.a.)
Onlara yağmur gönderir gibi fitne gönderen Allah (z.c.hz)'lerini tesbih ederim. Hz. Bilal (r.a.) 295 9 Subhanellah! Bu gece ne fitneler inzal olundu ve ne hazineler feth olundu. Hücredeki kadınları kaldırın, ibadete kalksınlar. Dünyada giyinik olan nice kadınlar ahirette çıplak olurlar. Hz. Ümmü Seleme (r.anha) 296 7 Altı şey kıyamet alametlerindendir: Benim ölümüm, Kudüsün fethi, bir adama bir dinar (altın para) verildiği halde azımsaması, her müslümanın evinde ateşi duyulan fitne, koyun boynuzu kıvrımları gibi insanlar arasında ölüm çokluğu, Rumun gadri. Şöyle ki; her biri oniki bin kişilik seksen sancakla müslümanların üzerine yürümeleri. (Amik ovasında vukua gelecek hadise) Hz. Muaz (r.a.) 296 8 Ey ümmet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz: Peygamberinizin vefatı. Aranızda malın artması. Öyle ki, bir adama onbin dirhem (gümüş para) verilecek de yine öfkelenecek. Sizden her erkeğin evine bir fitne. Koyun boynuzu kıvrımları gibi ölüm çokluğu, Beni esferle aranızdaki sulh. Öyle ki, kadının hamileliği süresi gibi dokuz ay toplanırlar, sonra söze gadirlik yaparlar. Medine'nin fethi. Denildi ki: "Hangi Medine?" Buyurdu ki, Kostantaniyye (Roma'nın fethi) Hz. İbni Amr (r.a.) 298 10 Yakında bir fitne olacak ki, insan kardeşinden ve babasından ayrılacak ve bu fitne kıyamete kadar insanların kalblerinde yayılıp duracak. Hatta o fitnelerde belaya uğramış çilekeş bir adam, zâniyenin zinası sebebiyle ayıblandığı gibi ayıblanacak. Hz. İbni Amr (
Yakında fitne, fesad ve ihtilaf olacak. "Ne yapalım?" dediler. Buyurdu ki: (Hz. Osman (r.a.)'ı göstererek) günün emiri olan bu zata ve ashabına tabi olun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 299 4 Benden sonra yakında, muzlim gecelerin karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacak. O fitnelerde adam sabah mümin, akşam kafir, akşam mümin, sabah kafir olacak. Denildi ki: "O zaman ne yapalım?" Buyurdu ki: "Evlerinize girin kendinizi unutturun." Denildi ki: "Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?" Buyurdu ki: "Elinize sahip olun. Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun. Zira öyle zamanda islam, adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hâlıkına küfreder. Neticede de kendisine Cehennem vacib olur." Hz. Cündeb el Beceli (r.a.) 299 5 Yakında fitneler olacak. Dediler ki: "Ne emredersin Ya Resulallah?" Buyurdu ki: Şam'a bakın. Hz. Bekr İbni Hakim (r.a.) 299 7 Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kafir olur. Ancak, Allah'ın kendisini ilimiyle ihya ettikleri müstesna. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 300 1 Yakında dört fitne olacak. Kanın mübah sayıldığı fitne ,kanın mübah ve malın helal sayıldığı fitne, kanın mübah malın ve namusun helal sayıldığı fitne (dördüncüsü Deccal fitnesidir) Hz. İmran (r.a.)
Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Said (r.a.) 301 4 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, Kur'an'ın merasimi ve müslümanlığın da adı kalacak. Onlar müslüman ismi alırlar, halbuki kendileri müslümanlıktan insanların en uzağıdırlar. Camileri süslü olur, hidayet bakımından ise viran olur. O zamanın alimleri, gök kubbesi altındaki alimlerin en şerlisi olup, fitne onlardan başlar ve yine onlara döner ( kabak da onların başına patlar.) Hz. Muaz (r.a.) 302 11 Benden sonra yakında birtakım sultanlar peydah olur. Kapılarında fitneler develerin yatakları gibidir. Kimseye bir hayır göstermezler. Bir şey verirlerse, ancak onların dinlerinden bir taviz kopararak verirler. Hz. Abdullah İbni Hars (r.a.) 303 5 Benden sonra bir takım umera gelecek ki, onlar benim yolumda gitmezler. Adetimi adet etmezler. Onlardan bir takımının kalbleri, insan suretinde şeytan kalbidir. Hz.Huzeyfe (r.a.) dedi ki: "O hadiseye yetişirsem nasıl yapayım" Buyurdu ki: "Emîri azama itaat et. Sırtına vurup lokmanı alsa da(Hz.Osman r.a. fitnesi). Hz. Huzeyfe (r.a.)
Benden sonra bir fitne olacak, o fitne olduğunda Ali ibni Ebi Talib (r.a.)'ı tutun. Zira hak ile batılı ayırd edecek odur. Hz. Ebû Leyla el Gıfari (r.a.) 304 3 Benden sonra muzlim gecenin karanlık dalgaları gibi fitneler olacak. İnsanlar orada alabildiğine gidecekler. Denildi ki: "O halde hepsi helak olucudur." Buyurdu ki: "Dünyadaki katl onlara kafidir." (Ahiretlerine dokunmayacak.) Hz. Saad (r.a.) 307 3 Allah ve Resulu doğru söyledi: "Malınız ve evladınız fitnedir." Şu iki çocuğa baktım da (Hasan ve Hüseyin r.anhüma) yürüyorlar, düşüyorlar (ağlıyorlar da) sabredemedim. Hutbemi kesdim, onları kaldırdım. Hz. İbni Huzeyme (r.a.) 313 9 Ne mutlu muhlislere (halis kul olana). İşte bunlar hidayet kandilleridir. Ve bunların oldukları yerde, her fitnenin zulmeti, onlar sebebiyle aydınlanır gider. Hz. Sevban (r.a.) 322 5 Adamın, ehli, malı, nefsi, evladı ve komşusundaki fitnesine orucu, namazı, sadakası, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkeri kefaret olur. Hz. Huzeyfe (r.a.) 340 13 Her ölünün amel defteri mühürlenir. Lakin Allah yolunda murabıt olarak ölenin kesilmez. Zira onun ameli kıyamete kadar ona fayda verir ve o kabir fitnesinden de emin olur. (Kabirde melekler de ona suale gelmezler.) Hz. Fudale (r.a.) 346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
Allah (z.c.hz) bu ümmete deccal ile melhamenin kılıcını birden vermez. (Müslüman deccalden perişanlık görmiyecek, fitnesi başka. O imanında zaaf olanlara ait) Hz. Muaz (r.a.) 372 2 Senin bir taifeye akıllarının almayacağı bir şeyi söylemen, bir kısmına fitne olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 373 13 Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı fitne bırakmadım. Hz. Usame (r.a.) 409 11 Bir kimse halk kızdığı halde Allah'ın rızasını isterse, Allah halktan gelen şer ve fitneye karşı onu korur ve ona yeter. Kim de Allahı gazablandırarak insanların rızasını isterse, onu halka bırakır ve bir şeyine karşımaz. Hz. Âişe (r.anha) 424 6 Bir kimse kırda sakin olursa katı yürekli olur. Av peşine düşerse gaflet ona hal olur. Sultan kapısında olursa fitneye düçar olur Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 461 11 Eyvah Arab'a yaklaşan şerden dolayı. Körcesine, kulaksızcasına ve dilsizcesine olan fitneden. O fitne gününde oturan yürüyenden yürüyen de koşandan hayırlıdır. Yazık o fitnede koşan adamlara, kıyamet günü Allah'dan dolayı (görecekleri azabtan) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 476 11 Kıyamet kopmaz, ilim kabzolunmadıkça, zelzeleler çoğalmadıkça, zamanda yakınlık olmadıkça, fitneler zahir olmadıkça, herç çoğalmadıkça ki, o öldürmedir ve aranızda mal çoğalır ve taşar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Ya Halid, muhakkak ki Benden sonra, yakın hadiseler, fitneler, ayrılık ve ihtilaflar olur. bunlar olduğu zaman Allah'ın katil kulu olmaktansa, elinden gelirse maktul kulu olur. Hz. Halid İbni Urfuta (r.a.) 504 5 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, uleması da hukeması da fitne olacak. Mescitler ve kurra çoğalacak ama hiç alim bulunmayacak, tek tük ulema kalacak. Hz. Behz (r.a.) 507 1 Zaman yakınlaşır ve ilim kalkar, hasislik ortaya bırakılır, fitneler zahir olur ve herc çoğalır. Denildi ki: "Herc nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, katildir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 507 12 Ahir zamanda cahil reisler topluluğu çıkar. İnsanları fitneye düşürürler, hem dalâlete düşerler, hem de dalâlete düşürürler. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 518 2 Ümmetimde iki adam olacak. Birisi "Vehb"dir ki, Allah ona bahşedecektir. Diğeri ise "ğaylan"dır. Onun bu ümmet üzerine olan fitnesi şeytanın fitnesinden eşed olacaktır. Hz. Ubâde İbni Samid (r.a.) 537 14 Hz. Aişe validemiz öfkelendiğinde, onun burnunu oğuştururlar ve ona Ey Ayşecik, şu duayı oku derlerdi: "Allahım, Ey Muhammedin (s.a.v) Rabbi, günahımı bağışla, kalbimin öfkesini gider, beni fitnelerin saptırmalarından beri kıl." Hz. Âişe (r.anha) 551 1 Beş şeyden Allah'a sığınırdı: Korkaklıktan, cimrilikten, kötü yaşayıştan, kalb fitnesinden ve kabir azabından. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
Elli dördüncü sayıda çıkan sorular ve cevaplardaki bir yazının defalarca sorulması üzerine.
S 3. Namazı Terketmenin hükmü nedir.
C-3. Namaz kılmakta esas maksat kulluğun Rabba karşı arzol. masıdır. Bu arızanın kesintisiz yapılması arttırardı. Şöyle duşu nelim: Her hangi bir kuruluş veya müesser bir kişiyi çalıştırmak İçin tutarda bu işçide hiç bir hastalığı, hiç bir mazeret olmadığı hak için tutgelmez vazifeyi aksadırsa, hele bu iş hayatiyet arz eden bir yer olursa iş sahibinin tutumu ne olacaktır.
Bu müessese bu işciyi işinde yapmış olduğu suistimalden dola. yı işten çıkaracaktır. Veya işi yalnız hafife aldığı için hakkında en azından bir cezayı münasip görecektir.
Bu örneği beş vakit farz namazlar için de uygularsak durum ay. nen vuku bulacaktır. Bir kısım ulemă insanın asıl görevinin Allah'a ibadettir. Kim bu ibadeti ihlal ederse müslüman ismini kaybetmiş İslam zümresinden sayılmayı zay etmiş olur. Diyerek ve şu ha- disi şerifi göz önünde bulundurarak hükmünü vermiştir. Buna ka- fir denir demiştir. Hadisi şerif şudur. Kişi ile küfür arasında nama- zı terketmek vardır. Etterğib ve'tterhib C. 1. Sh. 520
Bir kısım ulemaya göre ise İslamın farzlarını inkar etmeyen ve hafife almayan, günahlarını kabullenip tevbe ederek nedamet gös- teren müslümanlardan sayılır demişlerdir.
Biz asıl meseleye gelmeden şunu belirtelim ki, Namazın farziye tini inkar eden lamı cimi yok kafir olur. Hatta namaz kılanları ge rici sayıp onlarla alay edenler de bu katakorinin içine girer.
Namazı hafife almadığı halde, farzıyyetini inkar etmediği halde namaz kılanları görünce eh iyi insanlar ibadetlerini yapabiliyorlar keşke ben de yapabilsem diyenler için durum nedir?
İmam-ı Azam Ebu Hanife Böyle kimseler namazı terketmele- rinden dolayı kafir olmazlar. Fakat bunlara fasık damgası vurulur Şimdiye kadar bu tür insanlara verilen cezalar için Imam-ı Azam vucutlarından kan çıkıncaya kadar dövülmelerine, terbiye ve tazir cezalarının verilmesine, sonra da yine namazlarını kılmazlarsa na mazlarını kılıncaya kadar habsedilmelerine hüküm vermiştir.
İmam-ı Malik ve İmam-ı Şafii : Namazı terkeden kişi kafir de ğildir fasıktır. Namazı kılmaları istenir, şayet kılmazlarsa ve bun da israr ederlerse öldürülmelerine hüküm vermişlerdir.
Imam-ı Ahmed b. Hambel : Namaz kılmayan kişi kafirdir. Dani yoktur. Dinden çıkmıştır. Ceza olarak öldürülmelerine hüküm ver miştir. Ancak öldürülmelerinden önce tevbe edip Islam'a dönmelert istenir. Dolayısıyle namaz kılması istenir. Kabul edip istenileni ya
parsa ne ala yok istenileni yapmazsa boynu vurulur. Diye hükmet- mişlerdir. Gerçek olan bir husus varsa o da Imam-ı Ahmed b. Hanbel ve Is- hak b. Rahuveyh'in görüşleri Hadisi şeriflerin ki hadisleri sıralayacak olursak
Bu hususta Cabir (r.a.) dan Peygamber (s.a.v.) «Kişi ile mazı terk vardır». istikametindedirler. küfür arasında na-
Büreyde (ra) danti Peygamber (s.a.v.) «Namaz kasıtlı olarak terkedilemez. Kim kasıtlı olarak terkederse, Allah kasith olarak çıkar.
Abdullah b. Omer (r.a.) dan: Peygamber (s.a.v.) Namaza de- vam eden kimetus neses, biyamet gününde sahibine amaza de burhan, bir kurtulus vesilesi olur. Namaza devam etmeyenin bir burhanı ve kurtulus vesilesi yoktur. Kıyamet gününde o, Karun, Fi Javun, Haman ve Ubey b. Halefle beraber olacaktır.» diye buyur muşlardır.
Abdullah b. Şakik el-Ukayli (r.a.) dan: Muhammed (s.a.v.)'in sahabeleri namazdan başka hiç bir ameli terketmenin küfür oldu- ğu görüşünde değillerdir. (1)
Enes b. Malik (r.a.) dan Rasulullah (s.a.v.) «Kim namazı kasten terketmişse açıktan küfre girmiştir.» (3)
Büreyde (r.a.)'dan: Rasululah (s.a.v.) «Bulutlu günde namazı erken kılın (Vaktini kaçırabilirsiniz.) Zira kim namazı terkederse, kafir olur. (4)
Ömer b. Hattab (r.a.) dan Rasulullah (s.a.v.) «Kim kasten na- mazı terkederse Allah onun amelini geçersiz kılar. Tevbe edip do- nünceye kadar, Allah'ın himayesi ondan uzak olur. (5) buyurmuş- lardır.
Meselenin önemine binaen. Sahabenin bu husustaki görüşlerin- den bazılarını da alalım.
Hz. Ali (r.a.) «Kim namaz kılmazsa, o kafirdir. (6)
İbni Abbas (ra) «Kim namazı terkederse o kafirdir. (7)
İbni Mesud (r.a.) «Kim namazı terkederse, o dinsizdir.» (8)
Muhammed b. Mervezi, İshakı şöyle derken işittim dedi (r.a.) Rasulullah (s.a.v.) «Namazı terkeden mutlaka kafir olur.. (9)
Hz. Peygamberden buyana ilim sahiplerinin görüşü: Özürsüz ve kasten namazı vakti geçinceye kadar terkeden kafirdir.. (10)
Bu hadisi şeriflere ilaveten ve en ilgi çekicilerden bir tanesi de şu hadisi şeriftir. Omer, Abdurrahman b. Avf, Muaz b. Cebel, Ebu Hureyre ve öteki sahabelerden «Kim bir namazı bir defa kasten vak ti çıkıncaya kadar terkederse, o kafirdir. Dinden çıkmıştır. (11) Sa habeden bu söze karşı çıkan görülmemiştir.
Kişinin kızını namaz kılmayan ile izdivaç ettirmesi calz degil- dir. (12)
Müesses dinin direğidir. Kim namazı bulmakuldiribu yıkmış olur Namaznak, Rabbimizin huzurunda forumuzu ifa Namen Rabbimiz o kula feyz ihsan eder. Kubu feuzle bir namaz ederkeden diğer bir namaz vaktine kadar o feyzle Islami hayatı can vaktində Böyle oluncada kulun 24 saat içinde yapmış olduğu tüm ha letut ve sekenatı kendi lehinde sevap olarak kaydedilir. Namaz ku luk hayatını disipline eden en güzel bir ameldir. Namaz kılarken ki şi Rabbının huzurunda zevk alamıyorsa, yediği meyvelerin tadını aldığı kadar namazdan zevk almıyorsa, Zevcesiyle olduğu andaki al- dığı tadı namazdan almıyorsa bu kişi namaz kılmıyor. Ibadetinde yavan davranıyor. Hakkını eda etmiyor demektir.
Namaz bir toplum için birleştirici ve kaynaştırıcı özelliği vardır. Toplum namazdan sorumludur. Namazı terketme hususunda Rab- bimiz hiç kimseye mazeret tanımamıştır.
Şu halde namaz farizasının edası hususunda güç sahibi kimse- ler sorumlulukları altında ki, kişilerden sorumludurlar. Mesela An- ne ve Babalar evlatlarından, kocalar hanımlarından sorumludur. Rabbimiz buyuruyor ki, «Ehline namaz kılmasını emret, sen de on- da devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz» (13)
Namaz kılmayan öldüğü zaman ona karşı alınacak vaziyet ne- dir?
Namaz kılmayan kimsenin fasık ve facir olduğunu söyleyenle- re göre Böyle bir kişi, öldüğünde cenaze namazı kılınır, müslüman mezarlığına defnedilir, müslüman olarak ölürse sonucu Allah'a kal- mıştır.
Namaz kılmayanın kafir olduğunu söyleyenlere gelince; Mesela İmam-ı Ahmed b. Hanbel bu görüşte olanlardan biridir. Bunlara gö re: Böyle bir kişi ölürse, üzerine cenaze namazı kılınmaz, müslü man mezarlığına defnedilmez.
Son olarak şunu ifade etmek isteriz ki, Yine Rasulullah (sav) şöyle buyurmuşlardır: «İslamın tutamakları ve dinin temelleri üç tür: İslamiyet, bunlar üzerine kurulmuştur. Bunlardan birini terke den kafir olur, ve kanını heder etmek helal olur.
Allah'tan başka tapılınacak bir ilah olmadığına tanıklık etmek Farz namazlar
Ramazan orucu
Kalbinde zerre ağırlığınca iman bulunan bir kimse için, kor kutucu ve uyarıcı olarak bu ve benzeri hadisi şerifler yeterlidir.
1-2) Tergib ve Terhib C. 1 SL 522 3) Terglb ve Terhib C. 1 Sh 324 41 Tergib Terhib C. 1 Sh, 527 5-6-7) Tergib ve Terhib C. 1 Sh. 529 8-8) Tergib ve Terhib C Sur El 10) Tergib ve Terhib C. 1 Sh. 533 111 Tergib 528 feberth Shen Yo suf El-Kardavi Çağdaş Proplemiere Fetvalar 1 Sh. 220 True Tabu Ayet
Peygamberimizin başkumandanlığında Islami devletin arolusu ican Mekke'den Medine'ye yürüyüştür Hicret, müslüman- Hikret, hieri takvimlerinin başlangıcıdır. Çocuklarda bilfil hicrete ka- olarak hieretteki yerlerini almışlardır. Hicreti ve önemini hicret er- cocuklar olarak unutmamalıyız
Ribat, Sayı 57, S:30
Allah'tan Korkan, Hiçbirşeyden Korkmaz!
Dergimizin 56. sayısında Hz. Peygamberimizin sık sık okuduğu ve ashabın çocuklarına tevhidden sonra ısrarla öğrettikleri bir dua- dan bahsetmiştik sizlere. O duanın baştarafında şöyle deniyordu : Allahım muhakkak ben korkaklıktan sana sığınırım....
Evet, ashab-ı kiram yarının mücahidleri çocuklarına, ilk olarak korkaklıktan Allah'a sığınmayı öğretiyorlardı. Günümüz müslü- manlarının tam tersine... Zamane müslümanları çocuklarına kö pek korkusu» «öcü geliyor» korkusu v.s. öğreterek, korkuyu çocuk- ların kafasına bir daha çıkmamacasına yerleştirirlerken; ashab ço cakların kafasından korkuyu silmek için uğraşıyorlardı. O güzide Insanlar çocuklarını cesaretli, secaatli birer mücahid yetiştirirken bizler korkak ve ödlek bir nesil yetiştirmek için adeta birbirimizle yarışır hale gelmişiz.
Korkuyu kafalarından silen ashab çocukları küçücük yaşların- da cihada katılmak için can atıyorlar, cihadda yararlılıklar gösteri yorlar, cihada küçük olduklarından katılamıyanlar isə üzüntülerinden gözyaşı döküyorlardı. Zamanımız müslüman çocukları ise süper güçlerin atom bombalarının «nükleer enerjilerin geri kalmış bklarının korkuları ile cihadın isminden korkar bir halde yetiştiril mişlerdir. Ve bugün Rahmet ve savaş Peygamberinin dinini ancak cihad ile kaim olabilecek olan İslam nizamını savaşın adından ür ken, köpek havlamasını top ve tankların sesleri mesabesinde değer
lendiren bir nesile emanet etmekle karşı karşıya gelmişiz Halbuki Kur'an-ı Kerim Allah'ın dostları için hiçbir karkunun siz konusu olamıyacağını şöyle belirtiyor
lar üzülmeyeceklerdir de... Onlar ki dosdoğru iman ettiler ve Allah' tan korkup kötülüklerden sakındılar. (Yunus: 62) Allah korkusunun haricinde
ki tüm korkulardan uzak bir şekilde yetiştirmeliyiz. Zaten başka kor- kuların çocuklarımızı işgal etmesinin tek sebebi, onların kalbine Al- lah korkusunu bir iyice yerleştiremeyişimizdir. Çünkü : Allah'tan korkmayan herşeyden korkar. Allah'tan korkan ise hiçbir şeyden den, cinlerden, şeytanlardan, eli kıllılardan, öcülerden korkması; denerika ve Rusya gibi süper güçleri (1) kaleye alması söz konusu
maitekim çocuğun terbiyesi babında Peygamberimiz şöyle ferman olamaz
uruyorlarllandan sopayı kaldırma, görebilecekleri bir yere onu as ve onları Allah ile korkut».
Şu halde çocuklarımızın kalbine, kafasına sadece Allah korku- sunu yerleştirmeliyiz. Onları yaramazlıklardan, günahlardan alı korken bile hep «Allah'ın kendilerini gördüğünü onlara hatırlat- malıyız. Onları yaramazlıklardan alıkoymak için sadece dayakla korkutursak, dayağın olmadığı yer ve zamanda onların aynı kötü- lükleri işleyebileceklerini unutmamalıyız. Onlar Allah korkusu ile büyürlerse, kötülüklerin eşiğinde kendilerini her zaman ve her yer- de Allah'ın görüp gözettiğini hatırlayacaklar ve günahlardan geri duracaklardır. Büyüdüklerinde de yenilgiyi baştan kabul etmiş, ci- had ruhu sönmüş ödlekler olmayacaklardır.
Yine onlara «Allah dilemedikçe cin olsun, şeytan olsun, Ameri- ka olsun Rusya olsun hiçbir kimsenin, hiçbir gücün zarar vereme- yeceğini belirterek korkaklıktan koruyalım.
Şeytan ve cinlerin, kötü insanların şerlerinden korunmak için felak ve nas surelerini bir de ezan okumayı onlara öğretelim. Çün- kü Peygamberimiz bu şekilde korkulardan Allah'a sığınır; O'nun as- habı da çocuklarına korku akıllarına geldiğinde sesli olarak ezan
okumalarını tavsiye ederlerdi.
Öyleyse ey çocuklar, hepiniz hepbirlikte hertürlü korkulardan Allah'a sığının ve deyin ki: «Allah'ım korkaklıktan sana sığınırız.
İBN-İ ABBAS ANLATIYOR!
<Bir gün ben Hz. Peygamberin terkisindeydim. Bana dedi ki Ey oğlan! İyi kulak ver, sana birkaç nasihatim olacak.
Allah'ın emir ve yasaklarını gözet, Allah'da seni dünyanın mu sibetlerine, ahiretin azablarına karşı koruyup gözetsin. Allah'ı gö zetki O'nu karşında bulasın.
İstediğin zaman Allah'tan iste, Yardım talebedince yine Allah'-
dan talebet. Bilki, eğer bütün ümmet sana yardım için bir araya gelseler,
ancak Allah'ın takdir etmiş olduğu kadar yardım edebilirler. Keza sana zarar vermek için bir araya gelseler ancak Allah'ın takdir etmiş olduğu kadar zarar verebilirler.
Allah her olacak şeyi çoktan yazdı. Artık kalemler kalktı, mü rekkeb kurudu. Hiçbir zaman değişiklik olmaz (Tirmizi) 34
ABDURRAHMAN FATI Allah'a kulluk yolunun genç yolcusu olan talebe, hiç bir zaman çıkarmamalıdır ki yürümüş olduğu yolda birçok büyük mhlikelerle donatılmış geçitlerin, yol kesici düşmanların, Mutlak aklından Hakim'in karşısına dikilerek hakimiyetini ilan etmiş olan tagutia- m varlığı muhakkaktır. Bu düşmanların en büyük avantajı, sami- mi temiz ve masum gençliğin tecrübesizliğinden istifade etmektir ki ununla deyi başarmada hiç bir yürüdüğu yoldan rade etmektir ki stırabilmeyi bir zaman zorlanmamisha
Yine varolduğu günden-günümüze kadar yegane ameli yeryü sündeki hakimiyyetini sağlamak için Islam'ı yok etmeyi keny nulvi görev olarak bilen siyonizm, esareti altına aldıcı kendisine koni bu zinciri parçalama çabasında gördüğü her an onu kurtulu götüren en yüce silah olan islamın farz ve sünnetlerinden uzaklaş madaki başarısıyla bu günkü durumuna gelebilmiştir. İşte her alanda olduğu gibi ilim alanında da Milletleri kendi menfaatleri dok rultusunda eğittiği müddetçe «Asıl gayeye dönüşe büyük bir darbe vurduğunu bilen çarpık zihniyet, tenbelliği, olduğu yerde saymayı, kötü arkadaşlar vasıtasıyla insanları ahlak bozukluğu içerisinde bunalımlara sürüklemeyi ve neticede bomboş gayelerle yaşamayı devam ettiren, en sonunda da çareyi intiharda bulan nesileri yetiş tirmeyi bu şekilde başarmıştır. Yürüdüğü yolun sonu
hakkındaki ideali, başarmak ve bu başa- nyı ancak, Hakk rızasına muvaffik olmak manasıyla anlayabilen talebenin:
Muvaffakiyetindeki ilk düşmanı tembelliktir: Ogrenimin en gellenmesinde büyük bir faktör olan tembelliğin bir çok sebepleri
vardır. Bunlardan en önemlisi çok yemektir. Ayrıca vurdumduymaz bir yaşantı da tembelliğin baş sebeplerindendir. Bu konuda da her meseleye ayrı bir hikmet ve sır ile ışık tutan islam'ın, Allah resulü (sav.) in dilinden İki günü biribirine müsavı olan ziyandadır. düsturundan hareket etmek meseleye en güzel çarədir
Muvaffakiyetin bir diğer düşmanı kötü arkadaştırı Nefsi ve şeytani isteklerden emir alan ve bu emirler doğrultusunda hareket eden bir arkadaş hayatın her safhasında olduğu gibi im sha da da buyukadas, havatın herkadaşın kötüsü bir gencin bá lebilecek kötükdüşmand kötüsüdürki arkasına sakland he maskesiyle dost gorunmede başarılıdır. Onun görevi nesi ve suhet arzuları tatmin görünmedeamdan emir alan mu'min talebe se nad antatmin Islamdan aveti reddetti tu arkadevi arzulara boyun eğmey fark ederek araya korm das ile arasındaki teatteri
kötülük gibi kötü örneklerinde içlerinin köti örneklerini kusan so
hirli bir lisam ve felsefesi vardır. Bu felsefenin mivery Eastam
kezi halinde veya her seyin üstünde görmektir Hahisatte bruntur alçak parazitleridir (1)
denilen sadece kendini düşünmek ve kendini bütün varliklarna mer
Muvaffakiyetin üçüncı bir düymam kötü örneklerdir
insanlık dünyasının en U All Funt BASGIL Gençleri Başbaga Sh
İslam ve müslüman düşmanları tarihi seyirdeki vazifelerini dürürken önce bilek gücünü denediler. Bunda muvaffak olama Sonra islâm ümmetini içten yıkmaya başladılar. ra ispada toplanıp yıkma ve
maddenin mahiyetlerine h ni on bakalım: all Hilafeti temsil eden Osmanlı devletini yıkmak suretiyle mi idareye son vermek,
maddede topladılar. Önce bu on
2. Kur'an-ı Kerimi ortadan kaldırmak,
3. Müslümanların ahlakını bozmak, zihinlerini karıştırmak, die leri ile olan alakayı zayıflatmak ve arzularıyla oyalamak,
4. İslamın temin ettiği şer'i birliği yıkmak,
5. Müslümanları dinlerinde şüpheye düşürmek,
6. Müslüman arapları zayıf bırakmak,
7. İslam aleminde siyasi diktatörlükler kurmak,
8. İslâm alemindeki etkin müslüman liderlerin insiyatifi ele al malarına mani olmak,
9. Kadını ifsat etmek ve cinsi sapıklığı yaymak,
10. Müslümanları sınai güce sahip olmaktan alıkoymak ve bat nın imal ettiği malların tüketicisi olarak kalmalarını sağlamak...
Dünyaya İslam ile hükmeden islam milletini tarihten silmek is teyenlerin çalışmaları, didinmeleri bu kanallardan oluyordu. Hery bozulduğu yerden tamir edilir. Biz müslümanlar bu tahripçilerin faaliyetlerine karşı neyimizi ortaya koyabildik?
Biz müslümanların işte faaliyet alan ve meseleleri :
Şu caminin minaresi yoktur, bir minare yaptıralım.. Güneşten ısınmış su ile abdest almak caiz midir?
Falan kimselerin yanına gitmeyiniz, onlar başka tarikattan
Eğ başını, gör işini, kıl beşini kimsenin etlisine, sütlüsüne ka rışmayınız.
Zaman ahir zamandır, suya sabuna dokunmayınız.
20 sefer hac ve umre yaptım, kırka tamamlıyacağım..
Bizim siyaset ile alakamız yoktur, bize ne vebali onlara aitor
Dergiye, gazeteye fazla rağbet etmeyiniz, kalbleriniz kable şır.. V.S. V.S
İşte bizlerin meşgul olduğu önemli işlerden sadece bir kaça nesi. Mağlubiyeti peşinen kabullenmis olan insanların sermayeler bardlardır. Ne yazık ki toplumda kisi olan insanlarınlar da bu lardır, yani böyle inanan ve böyle düşünen kimseler..
fikri ve yaşayışı hayattan el etek çekmeye mahkûm oluyor Gecert Tabay meseleye nereden bakarak bunen kimseleras eski hama akçe olmadığı müslümanca düşünen mü'minler tarafından iyice laşıldı. Hizmette, istihdam edilmesi icabeden sahay müslimaner budur...
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 8 1 Kıyamet gününde 'insanların Allah'dan en uzağı, kendisinin emrettiği şeye muhalif hareket eden vaizdir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 8 2 Allah'ın hiç sevmediği helal; talaktır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 8 3 Allah'ın hiç sevmediği kişiler, düşmanlıklarında çok şedid olanlardır. Hz. Âişe (r.anha) 8 4 Allah'ın kullarından en sevmediği kişi, giyinişi amelinden daha hayırlı olan bir kimsedir ki, onun elbiseleri Peygamberlerin elbiseleri gibi ,amelleri ise cebbarların ameli gibidir. Hz. Âişe (r.anha) 8 5 Allah'ın insanlar içerisinde hiç sevmediği üç kişi vardır: 1- Haremin hürmetine riayet etmiyen. 2- İslam'da cahiliyet adetlerini ihya etmeye kalkışan. 3-Haksız yere bir kimsenin kanının akıtılmasına yol arayanlar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 8 6 Allah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir. Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.) 8 7 Kıyamet gününde Allah'ın mahlukatı içinden en çok buğz ettiği kimseler şunlardır: Yalancılar, kibirliler ve din kardeşlerine karşı kalblerinde (gizli) kin besledikleri halde, onlarla buluştuklarında kendilerine (zahiren) iyi muamele yapanlar. Bir de Allah ve Resulüne çağrıldıklarında yavaş davranan, fakat şeytan ve onun emrine çağrıldıklarında ise süratle hareket edenlerdir. Hz. Vazin İbni Ata (r.a.) 8 8 Benim için zaiflerinize talib olun. Zira onlar sebebiyle rızıklanır ve yardım görürürsünüz. Hz. Ebud Derda (r.a.) 8 9 Ağlayınız, fakat şeytanın çığırtkanı olmaktan sakınınız. Zira ağlamak göz ve kalbten oldukça Allah'tandır ve Rahmettendir. El ve dille oluduğu zaman ise şeytandandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 8 10 Mekkelilere ve mücavirlere tebliğ edin; Tavaf yerini, Hacer'i Esved'i, Makam'ı İbrahim ve ön safı, Zilkadenin 20'inci gününden itibaren bayram gününe kadar, hacılar için serbest bıraksınlar. Hz. Enes (r.a.) 8 11 Hacetini arz edemeyen kimsenin hacetini siz tebliğ ediniz. Her kim ki, ihtiyacını arza muktedir olamayan bir kimsenin hacetini Sultana bildirirse, Allah, onun ayaklarını kıyamet gününde sırat üzerinde sabit kılar. Hz. Ebud Derda (r.a.) 8 12 Şu dört hususu tarafımdan onlara tebliğ ediniz: Bir satışta iki şartın koşulması, satış ve ödünç akdinin birleştirilmesi, malik olunmayan bir şeyin satılması, tazminle mükellef olunmayan bir şeyin satılması, tazminle mükellef olunmayan (henüz teslim olunmamış) bir şeyin kazancının alınması, sahih olmaz. Hz. İbni Amr (r.a.) 8 13 Bedenlerinizi açlık ve susuzlukla zaifletiniz, etlerinizi azaltınız, yağlarınızı eritiniz. Böylece onları Cennette misk ve kafur ile karıştırılmış temiz etle değiştirmiş olursunuz. Hz. Enes (r.a.)
Kıyamet gününde Allah'ın mahlukatı içinden en çok buğz ettiği kimseler şunlardır: Yalancılar, kibirliler ve din kardeşlerine karşı kalblerinde (gizli) kin besledikleri halde, onlarla buluştuklarında kendilerine (zahiren) iyi muamele yapanlar. Bir de Allah ve Resulüne çağrıldıklarında yavaş davranan, fakat şeytan ve onun emrine çağrıldıklarında ise süratle hareket edenlerdir. Ravi: Hz. Vazin İbni Ata (r.a.) Sayfa: 8 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
(67 el-MÜLK27-30)68.el-KALEM 1-15 Mekki Peygamberliğin 1-2. yılı Nüzul sırası5
COZ 29
68. el-KALEM SÜRESİ
52 åyettir. Peygamberliğin 1-2. yıllannda Mekke'de nazil olmuştur. Nün süresi diye de anılır.
*
SINIRSIZ RAHMETİ VE ENGİN MERHAMETİ İLE HAYAT VEREN, YAŞATAN, KORUYAN, RAHMETINE, MERHAMETİNE, LÜTFUNA, İHSANINA VE HAYIRLARA MAZHAR EDEN, RAHMAN VE RAHIM OLAN ALLAH'IN İZNİ VE YARDIMIYLA, ALLAH'IN ADIYLA...
★1 Nûn. Kaleme, akıllı ve sorumlu varlıkların yazmaya devam ettikleri kitaplara, sicillere andolsun!
2 Rabbinin vahyi, sana ihsan ettiği peygamberlik nimeti sayesinde senin kimliğin sıradan biri gibi gizli- meçhul kalmayacak; sen deli de, cinlere mahkûm olmuş biri de değilsin.
3 Sana, sadece sana, elbette bitmez tükenmez mükâ- fatlar vardır.
4 Sen, kesinlikle yüce, büyük bir dini, ülülazm pey- gamberlerin sünnetini, faziletli, saygıdeğer bir ahlâkı, insan tabiatına uygun üstün bir hayat tarzını, insanı ke- male erdiren bir nizamı yaşamaya, öğretmeye, benim- setmeye, savunmaya memursun.
5 Bunu, sen insanlığa anlatarak, öğreterek göstere- ceksin, inanmayanlar da görecekler, anlayacaklar.
6 O akılsızlık, o delilik hanginizde imiş, onu da gö- recekler.
7 Rabbin, işte O, başına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşanı, dalāleti, bozuk düzeni, helāki tercih edeni iyi bilir, hidayet rehberiyle gösterilen, öğretilen hak yola, İslâm'a girmeye istekli olanları, İslâm'da sebat edenleri de iyi bilir.
8 O halde, senin peygamberliğini ve Kur'ân'ı yalan- layanlara boyun eğme.
9 Senin göstermelik, hoşgörülü, gayri ciddi davran- manı; kendilerinin de hileli, tuzaklı göstermelik davra- nışlarını devam ettirmelerini temenni ederler.
10 Durmadan olur olmaz yeminler eden düşünme ve temyiz kabiliyetleri kıt aşağılıklara boyun eğme.
11 Devamlı kusur arayan, laf götürüp getirenlere bo- yun eğme.
112 Hayra, hayırlı işlere, Kur'an öğrenimine, öğreti- mine, Kur'ân hükümlerine, Kur'an ilkeleriyle yaşamaya, müslümanlara, İslâmî faaliyetlere engel olanlara, saldır- ganlara, bilerek günah işlemekte ısrar edenlere, zarar verenlere boyun eğme.
13 Saygısız zorbalara, sonra da, soysuz, zina mahsu- lü, damgalı dalkavuklara boyun eğme.
15 Kendilerine âyetlerimiz, Kur'ân'ımız okunduğu zaman:
"- Öncekilerin masalları" derler.
16 Yakında, o büyüyen burnunu hiç unutulmayacak şekilde damgalayacağız.
17 Bağlı, bahçeli ülkelerin halkını âfetlerle imtihan ettiğimiz gibi, biz onları da âfetlerle imtihan ettik. Hani o zaman bahçe sahipleri yemin etmişlerdi! Kesinlikle, sabah erken bağlarındaki, bahçelerindeki gece dökülen ve kesecekleri meyvalanını fukaraya göstermeden dev- şireceklerdi.
18 Yeminlerini "Allah izin verirse..." ile kayıtlamıyor lar, muhtaçları bile istisna etmiyorlardı.
19 Onlar uykuda iken, Rablerinden gelen bir äfet ül- keyi sardı.
20 Bağlar, bahçeler yangın yerine dönmüş, simsiyah kesilmişti.
21 Sabah olmak üzereyken birbirlerine seslendiler.
22 -- Kesecekseniz, toplayacaksanız eğer, tarlanıza, mahsulünüzün başına erken gidin" dediler.
23 Aralarında fısıldaşarak fırladılar.
24- Sakın, bugün, yanınıza çevresi, çaresi olmayan bir yoksul sokulmasın" diye fısıldaşıyorlardı.
25 Yoksullara yardıma güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve kararı ile erkenden
yola düştüler.
26 Bağı, bahçeyi gördüklerinde:
*- Galiba biz yanlış yere geldik" dediler.
27 - Yok, yok, biz yoksul bırakılmışız" dediler.
28 İçlerinden en måkulleri, seçkin birisi:
-Demedim mi size? Keşke Allah'ı tesbih ve tenzih
etseydiniz!.." dedi.
29- dediler. Rabimizi tesbih ve tenzih ederiz. Biz gerek
566
30 Suçu, kabahati birbirlerinin üstüne atmaya, birbir- lerini kınamaya başladılar.
31"- Yazıklar olsun bize, gerçekten biz azmış bir mil- letmişiz" dediler.
32"- Ola ki, Rabbimiz bunların yerine bize daha ha- yırlısını verir. Biz yalnız Rabbimizin ızasını arzuluyo- ruz" dediler.
33 İşte bu dünyada, insanları imtihan etmek için ver- diğimiz ceza böyledir. Ahiret, ebedi yurt azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
★ 34 Allah'a sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuu- ruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şah- siyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü'minler için, Rablerinin katında nimetlerle dolu cennetler vardır.
35 Biz, İslâm'ı yaşayan müslümanlara, İslâm'a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaş- tırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi- lere, suçlulara, günahkârlara davrandığımız gibi mi mu- amale yapacakmışız?
36 Aklınızı mı yitirdiniz? Nasıl hüküm veriyorsu- nuz?
37 Yoksa kutsal bir kitabınız var da, içinde bunları mı okuyorsunuz?
38 O kitapta:
"- Beğendiğiniz her şey sizin, diye mi yazılı?"
39 Yoksa:
"- Lehinize ne karar verirseniz, mutlaka sizin için ye-
rine getirilir" diye, sizin lehinize tarafımızdan verilmiş, Kıyamet gününe kadar geçerli kesin taahhütler mi var? 40 Sor bakalım onlara, içlerinden bu taahhütlere kefil hangisi?
41 Yoksa kendilerini müslümanlarla eşit hale geti-
recek mâbutlan mı var onların? Doğru söylüyorlarsa, mâbutlarını getirsinler.
42 İşlerin güçleşip, herkesin paçalarını sıvayıp ka- çacak yer aradığı (paçalarının tutuştuğu)
42 İşlerin güçleşip, herkesin paçalarını sıvayıp ka- çacak yer aradığı (paçalarının tutuştuğu) gün, secde- lere davet edilecekleri, teşvik edilecekleri gün, secdeye güç yetiremiyecekleri, vakit bulamayacakları gün mâ- butlarını çağırsınlar.
43 Onlar, dünyada, rahatları, huzurları yerinde iken, secdelere, imana, İslâm'a, namaza davet edildikleri, teş- ih vik edildikleri halde, davete icabet etmedikleri için, o gün, hakkaniyete riayet duyguları gereği, gözleri korku ve saygıyla dolu, işarete bile mecalleri olmayacak du- rumda, düşkün bir halde, kendilerini bir zillet sararken secdeye güçleri yetmeyecek.
44 Bu sözü, Kur'ân'ı yalanlayanlan bana bırak. On- lan bilmedikleri, farkına varmadıklan yerlerden kademe kademe alçaltacağız, azaba yaklaştıracağız.
45 Onlara mühlet veriyorum. Unutmayın ki, benim, sizin tahmin edemeyeceğiniz helâk etme planımdan kurtuluş yoktur.
46 Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da, ağır bir borç altına girecekleri için mi davetinden, İslâm'dan, Kur'an'dan yüz çeviriyorlar?
47 Yahut gayb alemiyle, Levhimahfuz'la ilgili bilgiler onlanın yanında da, onlar mı istedikleri gibi yazıyorlar?
48 Rabbinin vereceği hükmü, icraatını bekleyerek sa- bırla mücadeleye devam et. Balina mahkûmu Yunus gibi sabırsız olma. Hani o, öfkeye boğularak niyaz etmişti.
49 Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, tevbesi- ni kabul etmeseydi, kınanacak bir halde ıssız bir diyara ablacaktı
50 Fakat Rabbi onu peygamber olarak seçti. Dindar, ahläklı, hayır-hasenat sahibi mü'minler, sälihler zümre- sine dahil etti.
51 Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplanan- lar, okunması ibadet olan, övünç kaynağı Kur'ân'ı işit- tikleri zaman neredeyse seni gözleri ile yiyeceklerdi. Bir de durmuşlar:
*- O, kesinlikle cinlere mahkum olmuş biridir, delidir" diyorlar.
52 Halbuki okunarak ibadet edilen Kur'an, âlemler, insanlar ve cinlerin haklarının korunması için bir öğüt- tür, bir ikazdır, bir şereftir, bir övünç kaynağıdır.
69. el-HAKKA SÜRESİ
52 Ayentic Peygamberliğin 4. yılında Mekke'de nazil olmuştur.
SINGRIEZ RAHMETİ VE ENGIN MERHAMETİ İLE HAYAT VEREN,
RAJATAN, KORUTAN, RAHMETINE, MERHAMETINE,
LOYFUNA, SANINA VE HAYIRLARA MAZHAR EDEN,
RAHMAN VE RAHIM OLAN ALLAH'IN İZNİ VE YARDIMIYLA,
ALLAH'IN ADIYLA
ortaya -
kacak. Kıyamet, hesap ve ceza gerçekleşecek.
2 Ne büyük, ne dehşetli bir şey-kıyamet gerçekleşe- cek!
3 Kayametin gerçekleşeceğini sana bildiren belgeler neler? Ne büyük, ne dehşetli bir manzara.
4 Semûd ve Ad. gülle gibi başlarına düşüp beyinle- rini parçalayacak felaketi, älemdeki düzenin bozularak dık.
yıldızların ve gezegenlerin çarpışacağı gündeki felaketi. Kıyamet'i yalanladılar.
5 Semûd kavmi şiddetli gürleme halinde, âni bir sar- sıntı ile yok edildi.
6 Åd kavmi ise, gürültülü ve dehşetli bir fırtına ile yok edildi.
7 Allah o fırtınayı, kasırgayı üzerlerine yedi gece se kiz gündüz musallat etmişti. O kavmin, orada, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş olduğunu gözünde canlandırabilirsin.
8 Bak, onlardan bir iz, bir eser görebiliyor musun şimdi?
8 Bak, onlardan bir iz, bir eser görebiliyor musun şimdi?
9 Firavun, devlet adamları ve hanedanı, ondan ön- cekiler, altı üstüne getirilen beldeler de, hep o hatayı is lediler.
10 Hep, Rablerinin görevlendirdiği Rasûle sayga gis- termediler, inanmadılar, tebliğlerini kabul etmediler, sün- netlerini uygulamadılar, karşı geldiler. Allah da, onlan daha ağır cezalarla cezalandırdı.
11 Doğrusu, sular kabarınca, sizi gemilerde biz taşı dık.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 355 1 Davud (a.s.)'ın ve bütün yeryüzü halkının ağlaması, Adem (a.s.)'ın ağlamasına denk değildir. Hz. Süleyman (r.a.) 355 2 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar. Hz. Ebû Said (r.a.) 355 3 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar. Hz. Ebû Bekre (r.a.) 355 4 Eğer bir huri parmaklarından birini dünyaya gösterse (yer-gök ehli) her can sahibi, onun kokusunu duyardı. Hz. Said İbni Amir (r.a.) 355 5 Ehli Cennet kadınlarından bir kadın yeryüzüne baksa, misk kokusundan yeryüzü dolar ve yüzünün nuru güneş ve aynı ziyasını bastırırdı. Hz. Said İbni Amir (r.a.) 355 6 Cennetten bir tırnağın yükleneceği bir şey dünyaya gelse, mağrib ile meşrik arasındakileri tezyin ederdi. Cennet ehlinden bir kişi bileziklerle beraber gözükse, nuru güneşin ziyasını söndürürdü. Güneşin yıldızları söndürdüğü gibi. Hz. Davud İbni Amir (r.a.) 355 7 Dünyadaki bütün varlıklar ümmetimden birinin elinde olsa, sonra o "Elhamdülillah" dese, bu "elhamdülillah" sözü, bütün onlardan daha kıymetli olurdu. Hz. Enes (r.a.) 355 8 Zakkumdan bir damla dünyaya damlasa, dünya halkının geçimini ifsad ederdi. Ya yemeği ondan olanın hali nasıl olur? Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 355 9 Cehennemden bir kıvılcım arzın ortasına düşse, sıcaklığının şiddeti ve pis kokusu şark ile garbı kapladı. Hz. Enes (r.a.) 355 10 On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Ğayy u esâm" denilen mevkiye yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Ğayy u esâm" nedir? Buyurdu ki: "Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 355 11 Sizlerden biri bir yere konduğunda "Eûzü bi kelimâtillahit tâmmati min şerri mâ halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez. Hz. Havle (r.a.)
YanıtlaSil
yuksel27 Temmuz 2024 01:38 10 * On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Gayy-u
esam" denilen mevkie yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Gayy-u esam nedir?" Buyurdu ki; Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebu Umanera. (Gayyaya, namazını zayi edenler ve şehvetlerine uyanlar, esama da müşrik, katil ve zalimler
giderler.)
11 ★ Sizlerden biri bir yere konduğunda "Euzü bi kelimatil tammati min şerril ma halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez.
Öyle zaman gelecek ki, dünyada yalnız fitne, bela ve fesad olacak. Böyle bir zamanda sizin ameliniz bir kale gibidir. Üstü güzelse, altı da güzel olur. Ravi: Hz. Muaviye (r.a.) Sayfa: 139 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Allah'a "Cübbül Hüzün" (Hüzün kuyusu) den istiaze edin. Dediler ki: "Cübbül Hüzün nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, Cehennemde bir vadidir ki, Cehennem, her gün dört yüz defa ondan Allah'a sığınır. Oraya en çok, amellerle mürailik yapan, alimler girer. Muhakkak ki alimlerin Allaha en sevimsiz olanı, Emirleri ziyaret edenleridir. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 254 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
sinden biri bu sözü üzerine almış olur. Şayet söylediği gibi ise küfür onda kalır, değilse söyleyene döner. (Baharl, Edeh, 73)
BİR HADİS
EHL-İ KIBLE TEKFİR OLUNMAZ
Ehl-i kible, Kabe'ye doğru yönelerek namaz kılan kişi demektir. Kur'an ve hadis metinlerinin İslam alimlerince farklı usul ve şekillerde yorumlanmasının tarihi bir sonucu olarak müminler arasında bazı fikrî ayrılıklar çıkmış, zamanla itikadi ve fikhi mezhepler oluşmuştur. Bu mezheplerin mensupları kendileri dışındaki Müslümanları yanlış yolda olmakla itham etmişlerdir. Tarihî süreç içerisinde İslam ümmetinin çoğunluğunu oluşturan Ehl-i sünnet uleması, Peygamberimizin hadislerini de dikkate alarak namaz kılmayı Müslüman olmanın ayırıcı vasfı kabul etmiş, Kabe'ye yönelerek namaz kılmanın farz olduğuna inanan veya bunu bilfiil icra eden farklı mezheplere bağlı bütün Müslümanları Ehl-i kıble kapsamına almış ve imanına dokunulamayacağını ifade etmiştir. Ehl-i sünnet âlimleri Ehl-i kibleyi tekfir etmemeyi ilke olarak benimsemiştir. İslam ümmetinin birlik ve dirliğini isteyen her Müslüman da iman kardeşlerini tekfir etmekten kaçınmalı, Müslümanların selameti için daha müsamahalı olmalıdır.
1980-12 Mart dönemi başbakanı Nihat Erim, İstanbul'da öldürüldü.
19
CUMA FRIDAY
TEMMUZ
JULY
Allah'ın kudreti her şeye galiptir ve her işi hikmet
iledir.
Bakara Suresi: 228
BİR HADİS
Üç kişi bir araya geldiklerinde birisi imam olsun. İmamlığa en lâyık olanları Kur'ân'ı en iyi
okuyandır.
Müslim, Mesacid: 289-291
Mü'minler ibâdetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sâir ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir fert, ibâdetinden kazandığından fazla bir sevap, cemaatten kazanıyor. Mesnevî-i Nuriye
dikkat çekici boyutlara ulaşmıştı. Yerli ve yabancı medya kuruluşları, 2011 yılından itibaren İktidar partisinin gösteri, ifade, basın ve internet kullanımıyla ilgili üngürlükleri kısıtladığını vurgulayarak Erdoğan'ın bir 'gizli gündemi olduğunu iddia ediyordu.
ezaman ve kaç kez tum ben? Nereden ve yolculuğum nereye?
Zihnimdeki sualler, beni asırlar Öncesine taşımış, henüz zaman he sabını yapamadığın bir devre go türmüştü. lik insana kodlanımy bir mayaydım, vakti gelince ortaya çık mak üzere sulanan bir zerre... Pe ki, oraya ne zaman sefer etmiştim? Hangi zerrelerin içinden nasıl seçil miştim? Nesiller öncesinde ciddi bir karar ile başlayan måceramın şim diki seyri nereye olacaktı?
KIYMETLİ EMANET
Bir zamanlar melekler, toprağımı almak üzere yeryüzüne Inmişlerdi. O kadar kıymetliydim ki, benden mil yarlarca sene önce var edilen atom
doğmuşlarımın emanet edildiği toprak par geliyorun çauna, ilk önce melek eli değmişti.
Kim bilir kaç asır sonra ayak ba sacağım diyarlardan götürülmüş tü bedenimin mikro-parçaları, yüce ferman ile.. Yeryüzünün canı alım mıştı melekü'l-mevt ile, benim ca nima can olması için
Ağlamıştı yeryüzü, kendinden ko pan için nehir nehir.. Belki hasre tin yakıcılığınaydı gözyaşları; belki de canının yanmasınaydı. Öyle ya, gözyaşı olmadan can parçası olunur muydu hiç? Acaba arzın bir parça sı ölünce mi doğmuştum ben ille
Daha hayat bulmadan mevt (ölüm) ile karşılaşmam da neyin nesi idi? Yoksa ölmeden dirilmem mümkün değil miydi? Hayatımdan önce takdir edilen memâtım (ölü
müm); verilen nefesin kıymetini bij
mek, ömür nimetine ölüm ile a ayar vermek, "ahsenti amelä: amellerin en güzell" için gayret etmek mak sadına binäen miydi?
Toprakla başlayan maceram, nice zaman sonra çamurla buluşmuştu. Sıraya başkaca menziller de konmuş tu: Toprak, su, hava, ateş Çeşitli merhalelerden geçirilen bedenim hangi sırlarla dolmuştu?
Kupkuru bir topraktan gelişim,
üzerime yağan yağmurlarla çamur oluşum ve hamurumun bilmediğim zamanlarda sımsıkı yoğruluşu, bana hangi dersi vermeliydi? Varlık derya- sında kibre dalmamam, benlik ayna sında caka satmamam için mi ayak altında çiğnenen ve hiç ses etmeyen bir maddeyle mazim birleştirilmiş- ti? Atılmış bir damla sudan yaratı lışımı, hiçliğimi asla unutmamam için mi zähiren hor görülen bir mad-
deden başlatılmıştı, beden kalıbım?
Topraktan çamura konmuş, ora dan havaya salınmış ve ateşte pişi rilmiştim! Bir yandan ihtimamla hu- susi safhalardan geçirilmiştim, öte yandan meşakkatli devirlerde uzun uzun bekletilmiştim! Hangi mekte bin talebeliği için özel dersler veri lerek eğitilmiştim?
Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir) Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 141 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Allah huzurunda Devlet başkanı ile herhangi bir vatandaş arasında hukuki bakımdan hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla vatandaşlar aç du- rurken, ya da birçok ihtiyaçları varken. Devlet başkanına köşkler yap- tırmak, milyarlar harcamak, içki alemleri hazırlamak dalkavuklara para ve makam dağıtmak, onun geçeceği yolları süsleyip püslemek sırf kendi rejimlerine itaat ediyorlar diye layık olmayanları işbaşına ge- tirmek, Devlet Başkanı'nı eleştirenlerin işine son verip işkence yap- tırmak. Çünkü Emevi Sultanı halifeleri bütün bunları yapıyorlardı. Bu gibi fiiller gayr-ı İslami, tağuti fiilerdir.
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 250 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02 Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 250 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03 Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 250 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06 Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür. Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.) Sayfa: 361 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07 Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 361 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08 İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 361 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21 610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk. bu ayet mensuhtur
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." [Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335).][60]
AÇIKLAMA:
1- Daha önce de açıkladığımız üzere دَجْلِ kelimesi Arapçada "telbis (=giydirme, örtme) manasına gelir. Kizb yani yalan manasına da kullanılır. Çünkü, kizb de gerçeğin örtülmesidir. Deccal bu durumda yalancı demektir. Peygamber olmadığı halde peygamberliğini iddia eden manasında. Bu manada, sapık mezheplerin kurucuları birer Deccal olmaktadır.
2- Yalancı deccallerin çıkacağını haber veren hadisler farklı vecihlerde gelmiştir. Bunların herbirinde, mevzuyu açıklayıcı bazı ziyade unsurlara rastlanmaktadır.
* Ahmed İbnu Hanbel'de Huzeyfe'den gelen bir rivayette, bu yalancıların 24 adet olacağı, bunlardan 4 tanesinin kadın olacağı, herbirinin kendisini resulullah zannedeceği belirtilmiştir.
* Yine Ahmed’de gelen bir rivayette: “...Ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur” ibaresi mevcuttur.
“ Ahmed’in bir diğer ziyadesi, bu yalancılardan sonuncusunun a’ver yani “bir gözü kör” olacağını belirtir.
* Taberâni'nin bir rivayetine göre yalancıların sayısı 70'dir.
İbnu Hacer de ki: "Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler 30 veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır, batıla davette bulunur, fakat peygamberlik iddia etmez." Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.
Bu hususun doğruluğunu, Ahmed İbnu Hanbel'in kaydettiği bir rivayet te'yid eder. Mezkur rivayette, Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu'l-Kevva'a: "Muhakkak ki sen Resulullah'ın haber verdiği yalancılardansın" demiştir.
Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah'ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur. [61]
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
Herkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
laşan Kanada Başkenti Ottowa'nın güneyindeki Leitrim. Almanya'daki Bad Aibling ve Japonya'nın güneyinde Misawa istasyonlarıdır. Ayrıca sistem 100'ün üzerinde irili ufaklı uyduyu da kullanmakta ve yönlendir mektedir. Küçük uydular sistem tarafından kullanılmakta ama asıl işlevi yüklenen beş ana uydudur. Bu uydular eliyle sistemin dinlemediği, görmediği, İzleyemediği pek bir şey kalmamaktadır. İletişim imkânlarının neredeyse tamamını tarayabil. mekte ve kontrol altında tutabilmektedir. Telefon, cep telefonu, e-mail'ler, faks, te- le-faks, bilgisayar ve hatta okyanusun altından geçen iletişim hatlarının tamamı iz lenebilmektedir. Echelon'un merkezi ABD'de Fort Mead'dadır. Sekiz "ana üssü" yanı dinleme merkezi mevcuttur. Bunlardan iki tanesi ABD'de, iki tanesi İngiltere'de, iki tanesi Avustralya'dadır. Kanada ve Yeni Zelanda'da da birer tane mevcuttur. BBC'de yayınlanan bir programa göre, NATO ülkelerinin çoğunun bu sistemde ortak katkı- ları vardır. Bu basit alış-veriş zorunluluğu günümüzde tam 50 değişik ülkede yakla şık 175 merkez anlamına gelmektedir. Bu merkezlerin çoğu Amerikalılar çoğunlukla ABD'li askerler, tarafından işletilmektedir. Türkiye'nin de bu sisteme dâhil olduğu ve bulunduğu coğrafi ve stratejik konuma uygun olarak; Ağrı, Antalya, Diyarbakır, Edirne, Adana, İstanbul, İzmir, Kars ve Sinop'ta 9 üs bulundurduğu id- dia edilmektedir
1998 yılı rakamlarına göre Echelon dakikada 2 milyon, günde ise 3 milyar tele- fon görüşmesini izleyebilir veya dinleyebilir. Üstelik bu rakamlar yalnız 1998 yılını ihtiva etmektedir. Bununla beraber. Mercury uydusu ile deniz altı gemi iletişimini bile dinleyebilen bir teknolojisi olan Echelon'un 11 Eylül'de New York'ta susturul- muş olduğu ve muhtemelen bunun ABD istihbaratına sızmış, dünyanın ikinci büyük istihbarat servisinin bir uygulaması olduğu iddia edilmektedir. Echelon, muazzam bir istihbarat akışı sağlayan bir teknoloji kullanmaktadır. Sistemin ana kullanıcısı olan NSA'nın her 12 saatte elde ettiği istihbarat miktarı, ABD Kongresi'nin kitaplı ğına eşittir. Echelon, ortak devletlerin yönlendirdiği ve onların kontrollerinin di şındaki haberleşmeleri izlemektedir. Echelon, istihbarat ve ekonomik casusluk sa- vaşının da ana unsuru olmuştur. Uyuşturucu kaçakçılığı, terörist hareketler, para aklama, sanayi ve ekonomi bilgileri, politik terimler, kişisel notlardan elde edilen kelimeler Echelon'un büyük beynine kaydedilmektedir.
Echelon çerçevesinde INTELSAT (Uluslararası Telekomünikasyon Uyduları) sıkı bir denetime tutulmaktadır. Bu denetleme ABD'de Washington DC-Sugar Grove, Bri tanya'da Cornwal-Morwenstow, Türkiye'de Adana-Pirinçlik, Batı Avustralya'da Geroldton, Yeni Zelanda'da Wathopai ve Japonya'da Yakima'da bulunan istasyonla rın oluşturduğu bir ağ tarafından sağlanmaktadır552, Echelon, anahtar kelimelerin geçtiği, geçebileceği her iletişimi izlemeye ve taramaya başlamaktadır. Sistem, yal
Nedret Ersanel, Siber İstihbarat: Sanal Enm Coşkun, Küresel Gözaltı Elektronik Gizli Dinleme ve Görüntüleme, Ümit Yayıncılık, (Ankara
2000), 98
200
ve Dijital Casusluğun Anatomisi, Hayy Kitap, (Ankara, 2003), Halid Özkul, Gizli Ordular-CIA, Sorun Yayınları, (Istanbul, 2001), 38.
Modern dünyanın çelişkisi, algılarımızı yöneten arka plan içinden gerçekleri nasıl yorumladığımızdır. Uluslararası ilişkiler, TV'de ya da diğer medya unsurla- rında resimlerini gördüğünüz gülümseyen lider yüzlerinin el sıkışmasıyla değil, geri planda devam eden istihbarat savaşları ile şekillenmektedir. Ülkeler arasında uzun bir süredir devam edegelen örtülü operasyonlar, propaganda ve psikolojik savaş yöntemlerinin vardıkları safha, bu liderlerin yaptıkları pazarlıklar, zorlayıcı
ve gizli diplomasi tekniklerine temel teşkil eder. Örneğin siz bu satırları okurken, Irak'ın kuzeyinde uzun süredir Barzani ve YPG/PKK'nın CIA, DGSE, MI6 ve BND tarafından silahlandırılması,
Ingiliz istihbaratı ile ters düşen Talabani'nin kuvvetlerinin Barzani ile çatış- maya başlaması,
ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde YPG/PKK ile sürdürdüğü proje, * PKK terör örgütünün Iraklı Şii gruplardan destek almaya başlaması, Başta ABD olmak üzere Batılı özel istihbarat şirketlerinin (K2, SEC, G45, Track
24, Falcon Security) Irak ve Suriye içindeki faaliyetleri, IŞİD ile istihbarat teşkillerinin küresel düzeyde devam eden mücadelesi,
Suriye içinde mücadele eden El Nusra ile İdlib'te başlayan savaş,
*CIA ve DIA'nın Suriye ve Irak'ta kendileri için savaşacak vekil grup arayışları, İngiliz GCHQ ve İsrail istihbaratının Mısır istihbaratını desteklemek için Sina Çölü'nde devam eden faaliyetleri,
Fransız DGSE ajanlarının Libya'da devam eden operasyonları,
Pakistan istihbaratının (ISI) Afganistan'da Taliban ile müşterek çalışması, Iran ve Taliban arasında gelişen ilişkiler,
Kazakistan'da artan ajan, danışman, istihbarat şirketi trafiği,
İngiliz istihbaratında son yıllarda artan Rusya üzerine analizci eleman patla-
ması, • ABD'nin Ukrayna'da Rus tipi gizli operasyonlara başlaması, önümüzdeki günlerin yeni savaşlarının, barış planlarının, güvenlik politikalarının, silah satışla- rının habercileridir. Bunlar hakkında durum farkındalığı olmadan sadece medya haberlerini yorumlayarak, resmi görmek mümkün değildir. Bu yüzden, komplo teorileri ve dezenformasyonun yoğun olduğu bu güvenlik ortamında "algı yöneti- mi" ile halklar yönlendiriliyor dersek yanlış olmaz.
Bu kitap ile istihbarat dünyasının yaşamakta olduğu tüm değişimleri gelenek- selden bugüne ve geleceğe doğru açıklama gayretinde bulunurken, eserin özel- likle başvuru kaynağı olmasına çalışılmıştır.
Türkiye'de silah ve kurşunların yerine, belge- ler ve hakikatlar konuşacaktır. Belgeler konuş- tukça tabular yıkılacak ve tarih yeniden yazı- lacaktır. Bu yapılırken, dâhili asayiş ve emniye- tin bozulmamasına dikkat edilmelidir. Zîrâ, di- şardan tahrik edilen bir kısım karanlık güçler; müslümanları kullanarak huzurumuzu bozma- ya çalışmaktadırlar."
Türkiye'de silah ve kurşunların yerine, belge- ler ve hakikatlar konuşacaktır. Belgeler konuş- tukça tabular yıkılacak ve tarih yeniden yazı- lacaktır. Bu yapılırken, dâhili asayiş ve emniye- tin bozulmamasına dikkat edilmelidir. Zîrâ, di- şardan tahrik edilen bir kısım karanlık güçler; müslümanları kullanarak huzurumuzu bozma- ya çalışmaktadırlar."
Bir kavim içinde riba ve zina zahir oldu ise, onlar Allah'ın azabını hak etmişlerdir. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 375 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel29 Ağustos 2024 01:06 Allah (z.c.hz.) bir ümmete gadab ederse, onların fiatlarında pahalılık, çarşısında kesadlık olur. Aralarında fesad çoğalır ve iş başındakilerin zulmü artar. Bundan sonra zenginleri zekat vermez baştakiler iyi idare etmez ve fıkarası da namaz kılmaz olur. (Çaresi Allah'a sokulmak ve birbirimize sahip çıkmaktır.) Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 375 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Vatan hainlerini putlastirdilar kahramanlastirdilar.
YanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2024 01:35 Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden. Ravi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.) Sayfa: 153 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2024 01:37 Bana Cebrail (a.s.) dedi ki: "Allah ashabından dördünü sever: Ali (r.a.) Selman (r.a.) Ebu Zerr (r.a.) ve Mikdat (r.a.) Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 451 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Bir gün, Bediüzzaman, Meclisin Riyaset Divanı solc nunda, kalabalık bir mebus halkası içinde, Mustafa Kema Paşa'nın şu sözlerine muhatab oluyor:
- Sizin gibi kahraman bir hoca bize lâzımdır! Sizi yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağır dık. Geldiniz ve en evvel namaza dair telkinlerde bulun- dunuz, aramıza ihtilaflar soktunuz!>>>
Bediüzzaman gereken cevabı verdikten sonra iki par- mağını ileriye uzatarak şu cevabı verir:
<<- Paşa, Paşa!.. İslâmiyette imandan sonra en yük- sek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin ise hükmü merduttur.»
Bediüzzaman'ın hayatını yazan büyük eserin 93 üncü sahifesinden aynen aldığımız ve Said Nurî'nın şahsen Mustafa Kemal Paşayı kastetmeyip mücerret mânâda sar- fettiği bu söz, Mustafa Kemal Paşa'da menfi bir tepki do- ğurmuyor, aksine teşekküre vesile oluyor.
Bediüzzaman Ankarada bulunduğu müddetçe, Şark Darülfünununun kurulması için uğraştı.
Mebuslardan bir topluluğa şöyle diyor:
Hayatım boyunca bu Darülfünunu tesis için uğraş- tım. Sultan Reşat ve İttihatçılar 20 bin altın lira verdiler. Siz de o kadar verdirin de «Medrese-tüz-Zehra» kurul- sun!
Bu isteğine karşılık 150 bin lira kâğıt para vermeyi
kabul ediyorlar. Fakat Said Nursî kararı bütün mebusla-
ra imzalatmak dileğinde...
Bazı itirazlar geliyor:
Sen yalnız medrese usuliyle gidiyorsun! Garplıların da ilimleri benimsemek ve onlara benzemek lazım!
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11 بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06 İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39 Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur. Ravi: Hz. Saad (r.a.) Sayfa: 399 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel16 Şubat 2020 08:31
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
Benden sonra ümmetim üzerine şu üç şeyden korkarım. Devlet reisi ve vekillerinin zulmünden korku duyulması (Hükümde tesir altında kalmak), yıldızların (tesirine) itikad ve kaderi tekzib etme.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Muhaccir (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:06
Sizin üzerinize şu altı şeyden korkarım. Sefihlerin amirliğinden, kan dökmekten, hükmü satmaktan, sıla-i rahmi kesmekten, Kur'an'ı musiki eğlencesine vesile yapmaktan ve askerlerin çoğalmasından.
Ravi: Hz. Avf ibni Malik (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:08
Benden sonra ümmetim üzerine şu üç dalaletten korkarım. Hevalara uymak, karın ve şehvetlere uymak ve marifetten sonra gaflete düşmek.
Ravi: Hz. Eflah (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:09
Cuma namazında hazır olun ve imama da yakın bulunun. Zira insan Cuma'dan geri kalmakla, Cennet ehli olduğu halde, Cennetten geri kalmış olur.
Ravi: Hz. Semure (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:10
Sekerat (ölüme yaklaşma) halindekilerin yanında hazır olun. Ve onlara "Lâ ilahe İllallah'ı" telkin edin. Ve onları Cennetle de müjdeleyin. Zira erkeklerden ve kadınlardan halim olanlar bile böyle bir durumda şaşkınlık içinde kalır. Ve şeytanın da, Adem oğluna en yakın olduğu zaman bu vakittir. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ölüm meleğinin görülmesi bin kılıç darbesinden daha müthiştir. Gene nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mü'min bir kulun, her bir damarının dolaştığı yerde acı duymadıkça, nefesi çıkmaz.
Ravi: Hz. Vasile (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:12
Ashabıma, sonra arkadan gelenlere, sonra da onları takib edenlere hürmet ederek, Bana olan hürmetinizi muhafaza ediniz. Daha sonra yalan yayılır. Öyle ki, kişi kendisinden istenilmeden şahidlik yapar ve yemin teklif edilmeden yemin eder.
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:13
Ashabım ve akrabalarıma hürmet ederek Bana hürmetinizi muhafaza ediniz. Kim ki, onlara hürmetle Bana olan hürmetini teyid ederse, Allah da onu dünya ve ahirette korur. Her kim de onlara hürmet etmeyerek, Bana olan hürmetini muhafaza etmezse, Allah ondan yüz çevirir. Ve bir kimseden de Allah yüz çevrir ise onun (azab için) yakalanması yakındır.
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:14
Avret mahallini, hanımın ve cariyen müstesna, ( herkesten) koru.
Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:15
Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz.
Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 05:16
Ölülerinizin kefenlerini güzelleştiriniz. Zira onlar kabirlerinde kefenleri ile övünürler ve birbirlerine ziyarette bulunurlar.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Müslüman
Temmuz 30, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
DECCAL
YanıtlaSilSözlükte "yalan söylemek, bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak" anlamlarındaki "d-c-1" kökünden türe- yen deccâl sözlükte çok yalan söyle- yen, göz boyayan, sahtekâr demektir. Deccål, kelâm ilmi ile kaynaklarda kıyametin büyük alametlerinden biri
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 07:51
olarak zikredilmiştir. Deccal'ın doğu tarafından çıkacağı, ilahlık iddia ede- ceği, olağanüstü şeyler sergileyeceği, Mekke ve Medine hariç bütün köy ve kasabalara gireceği, pek çok kişinin, onun fitnesiyle doğru yoldan çıkacağı ve onun peşine takılacağı, ancak gerçek mü'minlerin bu fitneden kurtulacakları rivâyet edilmektedir. (F.K.)
DOĞRULUK
YanıtlaSilİnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)
DOSTLUK
Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve
YANITLASİL
yuksel3 Haziran 2024 08:12
Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)
Derin Devlet var mı?
YanıtlaSil-Derin Devlet var.
Bir daha söylüyorum var.
-ortaya çıkarsana!
-Kolaysa sen ortaya çıkar.
şimdiye kadar yokmuydu!
İMTİHAN
YanıtlaSilDin bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)
307:24. Söz 3.dal, 1. asıl
Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.
Söz 4. esas, 3. mesele
İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua
İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.
Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.
MAL İNAT
Hodgamlık, hodbinlik hod
Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
İsmail Mutlu
sy. 310.
YANITLASİL
yuksel5 Haziran 2024 23:55
٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ
النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)
686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.
فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
Ramuz ul Ehadis
Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
Pamuk Yayınları
cilt.. 1.sy.174.
KISSALAR VE HİSSELER
YanıtlaSil"Devletim yıkılır mı?"
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32
Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35
oscar Yayınları
sy. 217.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 10:54
363
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Kim Receb'den bir gün oruç tutarsa, sanki bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim ondan yedi gün oruç tutarsa, ona Cehennem kapıları kapanır. Kim ondan sekiz gün oruç tutarsa, ona Cennetin sekiz kapası açılır. Kim ondan on gün oruç tutarsa, Allah ona istediğini verir. Kim ondan onbeş gün oruç tutarsa, semadan bir münadi şöyle seslenir: "Geçmişin affolundu. Amellere yeniden başla" Kim artırırsa Allah da onu artırır. Receb ayında Allah Teala Nuh (a.s)'ı gemiye bindirdi ve o, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. Onlarla gemi altı ay seyretti. Bunun sonu aşûre günüdür. Ve gemi "Cudi" dağına indirildi. O gün de Nuh (a.s) yanındaki insanlar ve hayvanlar hepsi, Aziz ve Celil olan Allah için, şükür olarak oruçlu idiler. Allah denizi, beni İsrail için aşûre gününde yardı. Ve yine Aşûre gününde Allah (z.c.hz)'leri Adem (a.s)'ın tövbesini ve Yunus (a.s)'ın şehrinin halkının tövbesinide kabul etti. İbrahim (a.s)'da o günde doğdu.
YanıtlaSilRavi: Hz. Said İbni Ebu Raşid (r.a.)
Sayfa: 288 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 111 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSil"Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"
Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.
Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:
"Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.
"Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.
"Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.
"Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.
"Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.
görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.
"İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.
"Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.
"Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-
çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.
"Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 07:59
keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-
YANITLASİL
yuksel13 Haziran 2024 08:01
kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır.
Ümmetim için en korktuğum şeyler; Âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi ve maneviyatınızı mahveden dünya.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 112 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:27
Güzelin güzeli güzel ahlaktır.
Ravi: Hz. Hasan (r.a.)
Sayfa: 112 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:29
Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim)
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:30
Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.)
Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:32
Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.)
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:34
Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir)
Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:35
Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:46
Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:47
Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:50
(Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Haziran 2024 05:51
Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.)
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 113 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Müslüman
Temmuz 30, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz (r.a.)
Sayfa: 286 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
SAYFALAR ARASINDA
YanıtlaSilAtatürk düşmanlığına Tercüman
A TATÜRK düşmanı gazete Tercӣ- man, 1 Nisan 1970'te yazıyor. "All Rıza Efendi Atatürk'ün sade- ce üvey babası idi. Ali Rıza Efendi Atatürk'ün valideleri Zübeyde hanımla ev- lendiği zaman Zübeyde hanımın ikisi erkek biri kız olmak üzere üç çocuğu vardı. Sü- reyya, Mustafa ve Makbule... Atatürk'ün ağabeysı Süreyya Bey de subay olarak ye- lişmiş, şakağına bir kurşun sıkarak intihar etmiştir... Atatürk'ün asıl babasının adı Bekir'dir. Arnavut Bekir Ağa derlerdi ona. Gümrük kolcusu idi... Bir gümrük kaçak- çısını vurmuş ve hapise düşmüş, orada ve- fat etmiştir."
Evet, Atatürk düşmanı gazete, Atatürk'e dūpedüz iftira ediyor. Bir insanın babası katil de olabilir ve bu olgu çocuğu bağla- maz. Ne var ki yalan dolanla Atatürk'ün ba- basını katıl yapmak, sevgiyi değil derin düşmanlığı vurgulayan kanıtıttır.
Atatürk düşmanı gazete Tercüman, 10 Kasım 1970 günü yazıyor:
"Büyük Allah ile yetinmeyerek, daha doğrusu onu asla anlayıp hissetmeyerek ve yüce Kur'an ulu peygamberin rehberliği kıymetini bilmeyerek Gazi Mustafa Ke- mal'den kah bir Tanrı', kah bir Peygamber' çıkarmaya kalkanlar... Onu hiçbir dine sız- dıramayarak tabutu, sandukası ve heykel- leri etrafında, yeni, acaip ayinler icadına kalkanlar, bu mübarek ay ile 10 Kasım'ın iç-içe gelişine dikkat etsinler. Ruhlarını yı- kasın, thtiras ve kötülükten arınsın ve ha- tadan dönmenin fazilet olduğunu öğren- sinler O'nda uzun süre uğraşarak meyda- na getirmeye çalıştıkları kibiri okşamak İçin 'Atatürk' sıfatını verdiler parmak zoru Ile. Niçin Atatürk? Mustafa Kemal'den önce Türklük yok mu idi? Veya Türklük ondan
mı doğmuştu? Yanlış bir sıfatlı bu (...) Bir mermer yapıt yonttular, yonttular, kah bir sol yumruk, kah bir sille, yahut tekme gibi milletin üzerine giden silüet çıkardılar." Evet, Atatürk düşmanı gazete "Rama-
zanda 10 Kasım" başlığı altında bunları ya- zıyor. Anıtkabir'de saygı duruşuna geçen- lere diyor ki:
"Atatürk'ün sandukası etrafında, yeni acayip ayinler icadına kalkanlar, ruhları- nızı yıkayın, kötülükten arının, hatadan dönün!..."
Atatürk düşmanı gazete 27 Ağustos 1976'da yazıyor:
"Lozan deyince, siz meşhur Deniz Klü- bünün danslı, şanslı, mehtaplı, maytaplı, pokerli. jokerli gecelerini hatırlarsınız. Biz- se bundan elli küsur sene önce Türk'ün birçok haklarının heba edildiği İsviçre şeh- rini. (...)
Top deyince, siz sahada yuvarlanan ve yirmi iki kişiyi peşinde koşturan meşin yu- varlağı anlarsınız. Biz İstanbul'u döven şa- hiyi. Roma deyince siz Aşk Çeşmesini, Sophla Loren, Gina Lollobrigida, Claudla Cardinale başta bircümle 'Romalı dilberle- ri' düşünürsünüz. Biz Fatih'in ve Yavuz'un yarım kalmış, hedefi açıklanmamış iki se- ſerini ve Roma Kızıl olmasını. (...)
Biz 'Atam' deyince kastımız 'Adem pey- gamberdir', siz 'Atamız' dersiniz, kastınız maymundur."
Evet Atatürk düşmanı gazete "Siz ve Biz" başlıklı yazısında Atatürk düşmanlığına Lozan'la başlayıp Atatürk'e küfürle bitiri- yor.
İlhan Selçuk
22 Nisan 1981
Cumhuriyet
YANITLASİL
yuksel29 Haziran 2024 09:35
YAKIN TARİH
Ansiklopedisi
(10)
Yeni Nesil
YANITLASİL
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Mustafa Kemal Atatürk ün Gizli Vasiyeti
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Meric Tumluer Said Nursi
Mayıs 04, 2023
DEVAMI
Müslüman
Temmuz 30, 2023
DEVAMI
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
YUKSEL
Vasiyet ve mustafa
PROFİLİ ZİYARET EDİN
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
Tevfikin azı, aklın çoğundan hayırlıdır. Dünya hususundaki akıl mazarrat, din hususundaki akıl ise meserrettir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 336 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel2 Temmuz 2024 00:13
Fıkhın azı, ibadetin çoğundan hayırlıdır. Kul, Allah'a halis olarak ibadet ederse, fıkıh ona öğretilir. Cehil olarak da kişiye, aklını beğenmek yeter. İnsanlar iki sınıftır: Mü'min ve cahil. Öyle ise sen mü'mine eza etme, cahille de bulunma.
Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 336 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel2 Temmuz 2024 00:21
Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor)
Ravi: Hz. Ubâde (r.a.)
Sayfa: 294 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Cüz: 10
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
303
"O'ndan başka ilah yoktur. O, onların" ibadet ve itaat konusunda kendisine “ortak koştukları şeylerden münezzenei ve
يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِؤُا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ﴿۳۲)
32. Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah, mutlaka nu- runu tamamlamak ister, (bundan başka bir şeye râzı olmaz).
Ehl-i kitabın her ikisi de "Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar". Yani, Kur'an'ı reddediyorlar, onun sunduğu tevhid inancını Allah'ın ortaklardan ve çocuklardan münezzeh olduğu gerçeğini ve Kur'ân'ın getirdiği hükümleri yalanlıyorlar. Kur'ân'ın helal ve haram say- dığı şeylere karşı çıkıyorlar.
Ayetteki "ağızlarıyla" ifadesi, "ağızlarından çıkan batıl sözleriyle demektir. Kendilerinden aktarıldığı kadarıyla onların sözlerinin uygun düştüğü bir kriter ve dayandığı bir dayanak da yoktur.
"Halbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah, mutlaka nûrunu taman lamak ister". Yani Allah, kelime-i tevhidi yüceltmek ve İslam dinini ha kim kılmak suretiyle nûrunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.
"Kâfirler hoşlanmasa da." "Kâfirler isteseler de istemeseler Allah mutlaka nurunu tamamlamayı diler." mânâsınadır. Ayette "istes ler de" ifadesi hazfedilmiştir. Çünkü "istemeseler de" ifadesi, açık E şekilde ona delalet etmektedir. Çünkü mânîsi varken gerçekleşen bir şe mâni olmadığı zaman haydi haydi gerçekleşir.
Hakk'ın tutuşturduğu çerağı Söndürmeye kalkan saçını, sakalını yakar
duğunu beyan etmiştir. 32 Onlar, aslında hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa'yı, kendisinden başka Rab ve ken- disinden başka İlah olmayan Allah'a ortak kılmak- la, Allah'ın, son Peygamber'i Muhammed (sas.) vasıtasıyla tamamlamayı murat ettiği nuru İslamı söndürmek ve dünyayı dalaletin zifiri karanlığına sokarak insanları Allah'ın bu hidayet kaynağı olan İslam nurundan faydalanmalarını önlemek istiyor- lar. Fakat o kafirlerin bütün muhalefetlerine rağ- men Allah, son Peygamber'i vasıtasıyla bu nurunu tamamlayacak ve ondan faydalanmak isteyenleri - başları üzerinde ışığı hiç kaybolmayan bir güne i gibi kıyamete kadar parıldayacaktır.
YanıtlaSilKUR'AN-I K
YanıtlaSilTE
Filhakika, Hazreti Peygamber'in Mekke'de zu- hurundan ve İslam'ı tebliğ etmeye başladığı ilk günden itibaren önce Mekkeli müşrikler ve diğer- leriyle ona karşı başlatılan muhalefet, daha sonra- ları Yahudilerin ve Hıristiyanların da katılmasıy- la şiddetlenmiş, önce İslam'ın zuhurunu önlemek için Hazreti Peygamber'i öldürmeye kalkışanlar, bunda muvaffak olamayınca, ordularıyla Müs- lümanlar üzerine saldırmışlar ve hayatı boyunca pek çok savaşa sebep olmuşlardır. İslam nurunun tamamlanmasından ve Hazreti Peygamber'in ve- fatından sonra da bu nuru söndürmeye yönelik saldırıların arkası hiçbir zaman kesilmemiş, ge- rek Haçlı Seferleri adı altında gerekse başka ad- lar altında, hedefi, İslam'ı ve Müslümanları orta dan kaldırmak olan savaşlar, asırlar boyu devam etmiştir ve hâlâ devam etmektedir. 33 Fakat kafinl
icin
1.
33 Fakat kafirler. Islam nurunu söndürmek için ne yaparlarsa yapsınlar ve nasıl saldırırlar- st saldırsınlar, bu nuru söndürmeye asla mu- safak olamayacaklardır. Çünkü onu hak din olarak bütün dinlere üstün kılmak için sevgi- li Peygamber'iyle gönderen Allah Teâlâ'dır ve O, hiçbir kafirin veya hiçbir müşriğin zararlı davra- mışına fırsat vermeden kendi dinini koruyacak- tır. Bu, O'nun kendi vaadi, kendi sözüdür. Nite- kim Hicr suresinin 9. ayetinde, bu dinin aslını ve kaynağını teşkil eden Kur'an-ı Kerim hakkında "Kur'an'ı biz, evet biz indirdik; onu muhafaza ede- cek olan da elbette biziz.” buyurmak suretiyle di- ninin korunmasını da bizzat tekeffül etmiştir. Bu tekeffül dolayısıyladır ki İslam, doğudan batıya ve güneyden kuzeye bütün yeryüzünü kaplamış-
YanıtlaSil304
YanıtlaSil9. Tevbe Sûresi
Ayet: 33
هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ (۳۳)
33. O, elçisini hidayetle ve hak dinle gönderdi ki müş- rikler hoşlanmasa da onu, bütün dinlerin üstüne çı- karsın.
Yalnızca nûrunu ve dinini tamamlamak isteyen "O, elçisini hidâyet- le", yani muttakîler için hidayet olan Kur'ân ile "ve hak dinle" hak din olan İslâm ile "gönderdi ki müşrikler hoşlanmasa da onu bütün din- lerin" diğer bütün din mensuplarının "üstüne çıkarsın", yani Rasûlünü galip getirsin. Ya da hak dini diğer dinler üzerine galip kılsın. Bu da hikmetinin gerektirdiği şekilde hak dinle diğer dinleri nesh etmek sure- tiyle gerçekleşir.
Ayette Peygamber'in gönderilmesi bunu gerektiren bir sebebe bağ- lanmıştır. Eş'arî'lere göre ise Allah Teâlânın fiilleri, belli maksatlara bağlı (muallel) değildir. Fakat bu fiiller, yüce gayelerinin gerçekleşmesini berabe- rinde getirir. Şu halde maksadın maksadı olduğu şeyin yerine konulması gibi burada gaye, o gâyenin semeresi olan şeyin yerine konulmuştur.
Allah Teâlâ müşrikleri, önceki âyette küfür ile vasıflandırdıktan son- ra bu âyette şirk ile vasıflandırmıştır. Çünkü onlar peygamberi inkarın yanına bir de Allah'ı inkarı katmışlardır.
Şeyhzâde şöyle der: Hak dinin diğer dinlere galebesi, sürekli artarak devam eder, İsa (a.s.)'nın inişiyle tamam olur. Çünkü rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.), İsa'nın inişi hakkında: "Onun zamanında İslâm dışındaki bütün dinler yok olacaktır." 127 buyurmuştur.
Bunun Mehdi'nin ortaya çıktığı zaman gerçekleşeceği de söylenmiş tir. Çünkü o zaman bütün insanlar İslâm'a girecek veya haraç vermek zorunda kalacaktır. Bir hadiste şöyle buyurulur:
127. İbn Hibban, Sahih Beyrut 1993, XV, 233; İbn Kesir, Tefsir, Beyrut 1401, 1, 579
Cüz: 10
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
305
"İş giderek şiddetlenecek (dine bağlılık zorlaşacak). Dünya kötü- ve doğru gidecek. İnsanlar cimrileşecek. Kıyamet yalnızca kötü in- sanların üzerine kopacak. Meryem oğlu İsa'dan başka Mehdi olma- yacaktır." 128
Bu hadisin mânâsı, Mehdi'nin arkadaşlarından birisi mutlaka Mer yem oğlu İsâ olacaktır demektir. Çünkü İsa (a.s.), Mehdi'ye yardı Mer mek, onun arkadaşı olmak için inecektir.
Peygamber (a.s.)'in neslinden gelecek olan Mehdi, adil bir imam (yani idareci)dir. Nebî ya da rasûl değildir. Dolayısıyla aralarındaki fark şudur:
İsa (a.s.) Allah tarafından rasûl olarak gönderilmiş ve kendisine vahiy gelen bir mehdidir. Mehdi ise kendisine Allah katından vahiy gelen bir nebî değildir.
Ayrıca İsa (a.s.), mutlak velayetin sonuncusu (hâtemü'l-velâye) iken Mehdi mutlak hilafetin sonuncusudur (hâtemü'l-hilafe).
Her ikisi de dinlerin en hayırlısı ve Allah Teâlâ'ya en sevimlisi olan bu dine (İslâm'a) hizmet edecektir.
Rumlardan birisinin şunları anlattığı nakledilir: "Müslüman olma- mın sebebi şu hâdise olmuştur: Müslümanlar bizimle savaş yapmışlar- dı. Ben de onların ordularının peşinden gidiyordum. Yolda arkasından giden askerleri gördüm. Onlardan on kadar askeri esir aldım. Onları bağladıktan sonra katırlara bindirdim ve her birisi için bir asker görev- lendirdim.
Bir gün esirlerden birisini namaz kılarken gördüm. Namaz kılan esir- den sorumlu askere durumu sordum. Asker:
"-Her namaz vaktinde bana bir dinar veriyor." dedi. Ben:
"-Yanında bir şeyi var mı?" diye sordum.
"-Hayır, fakat namazını bitirdiğinde elini toprağa vuruyor ve bana bir dinar veriyor." dedi.
128. Müslim, İmaret, 176; İbn Mâce, Fiten, 24; Müsned, 1, 394, 405
306
YanıtlaSil9. Tevbe Sûresi
Ayet: 33
Ertesi gün bunun doğruluğunu anlamak için eski bir elbise giydim, sıradan bir ata bindim ve bu esirle birlikte yola devam ettim.
Öğle namazının vakti yaklaşınca bana, kendisine namaz kılması için müsaade etmemi ve bunun için de bir dinar vereceğini işaret etti. Ben ona ancak iki dinar karşılığında müsaade edeceğimi işaret ettim. Başıyla Eve işareti yaptı. Namazını bitirince elini toprağa vurduğunu ve ora dan bana iki dinar verdiğini gördüm.
İkindi vakti girince daha önceki gibi bana işarette bulundu. Ben ancak beş dinara kabul edeceğimi işaret ettim. Bana kabul ettiğini işaret etti. Na- mazını bitirince daha önce yaptığı gibi yaptı ve bana beş dinar verdi.
Akşam vakti girince aynı şekilde işarette bulundu. Ben ancak on di- nar alacağımı söyledim. Kabul etti. Namazını kılınca daha önce yaptığı gibi yaptı ve on dinarı verdi.
Bir yerde konaklayıp sabah olunca onu yanıma çağırdım ve hikâye- sini sordum. Sonunda onu İslâm diyarına geri dönmek konusunda ser- best bıraktım. Dönmeyi tercih etti. Ben de ona binit olarak bir katır te- min ettim, ayrıca azık da verdim. Kendisini katıra bizzat ben bindirdim. Bana:
"-Allah Teâlâ, dinlerin en sevimlisi üzerinde ölmeni nasib eylesin." dedi. İşte o anda İslâm kalbime doğdu."
Şu halde ihlaslı müminin Allah'ın hak din ile gönderdiği Rasûl'e ta- zim göstermesi gerekir. Nitekim Allah onu tazim etmiş, şânını yüceltmiş ve ismini kâinâtın sayfalarına yazmıştır.
Şeyhlerden birisi şöyle der: Hind diyarına gitmiştim. Bir şehire var- dım. Orada bademe benzeyen kabuklu meyvesi olan bir ağaç gördüm. (Meyvelerinden birisinin) kabuğu kırılınca içinden dürülü yeşil bir yaprak çıktı. Üzerinde kırmızı renkte ve Hind yazısı ile “La İlâhe İllallah Mu- hammedü'r-Rasûlullah." yazıyordu. Hindliler onunla teberrük ediyor- lar, kuraklık anında onunla yağmur duâsına çıkıyorlar ve onun yalvarıyorlardı. Ben bunu Ebû Yakub Sayyâd'a anlattım. Bana:
10
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
307
"Bunu yadırgama. Ben Eyle'de (Kızıldeniz) idim. Bir balık yakaladım. Sağ kulağı üzerinde “La İlâhe İllallah", sol kulağı üzerinde ise akaladım. Sedu'r-Rasûlüllah" yazılıydı. Onu tekrar suya bıraktım." dedi.
Öyle anlaşılıyor ki üzerinde Allah Teâlâ'nın ve Rasûlü (a.s.)'ın isim- leri bulunduğu için onlara hürmeten o balığı suya salıvermiştir.
Kâbe kauseyn havasının şahbazı Seninle iki cihanın yuvası doldu
Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Beni süvarinin bardağı yerine koymayın." 129 yâni beni hem sıkıntı hem de genişlik zamanlarında unut- mayın. Beni süvarinin yükünün arka tarafında asılı olan bardağını hatır- laması gibi hatırlamayın. Süvari susadığında o bardağı kullanır. İhtiyaç duymadığı zaman ise onu yerinde bırakır.
Bu hadisin, 'Beni anmayı duânın sonuna bırakmayın' demek olduğu söylenmiştir. Çünkü duâda uygun olan, Peygamberimiz'in şerefli ismini duânın hem başında ve hem de sonunda zikretmek, ona duâyı duaların baş tacı yapmaktır.
Her ne kadar en son sen gelsen de Senin nûrun herkesten önce oldu
Allah bizi ve sizi O'nun kapısının eşiğinin hizmetçilerinden kılsın, her vesile ile yüce zâtına yaklaşanlardan eylesin.
ALTINI VE GÜMÜŞÜ BİRİKTİRİP ALLAH YOLUNDA HARCAMAYANLAR
YanıtlaSilيَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ لا وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ﴿٣٤﴾ يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ ط وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ ﴿٣٥﴾
34. Ey inananlar! hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve (insanları) Allah yolundan çevirirler. Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara acıklı bir azabı müjdele!
35. Bunlar o gün cehennem ateşinde kızdırılır ve onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır: “İşte kendiniz için yığdıklarınız, yığmanızın vebalini tadın!" (deni- lir).
: 10
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
309
"Ey Inananlar! Hahamlardan ve rahiplerden bir çoğu..."
Ahbar" yâni hahamlar, Hârûn (a.s.) neslinden gelen yahudi âlimle- dr "Ruhban" ise "rahib" kelimesinin çoğulu olup manastır ehli hristi- vanlara denilir. Bu konuda daha önce bilgi vermiştik.
insanların mallarını haksızlıkla yerler." yani, dînî hükümleri de- ermek, hafifletmek ve onlarda müsamaha göstermek karşılığından nların mallarını rüşvet yoluyla alırlar. Bunu yaparken de âyeti te'vil enede ve Allah'in bu âyetten muradını beyanda kendilerinin hate vil mahir oldukları îmâsını verirler.
Fakir (Bursevî) der ki: Bu zamanın bazı arsız müftüleri ve zalim ka- dlan da aynı şekilde davranıyorlar. Fetva soranın malına tamah ederek anun isteği doğrultusunda fetva veriyor, tercih edilmeyen görüşe göre, hatta şeriatın hilafına hüküm veriyorlar. Üstelik ellerinde kuvvetli bir da- vanak olduğunu iddia ediyorlar.
Ayette rüşvet almak, "yemek" olarak ifade edilmiştir. Halbuki onların kötülenen huyu, -ister yesinler ister yemesinler- insanların mallarını hak- szikla, yani rüşvet yoluyla almalarıdır. Rüşvet almakdan maksat, çoğun- Lukla alınan şeyi yemek olduğundan âyette böyle bir ifade kullanılmıştır.
İnsanları "Allah yolundan" İslâm dininden “çevirirler." men eder- ler. Ya da insanların mallarını haksızlıkla yemeleri yüzünden Allah yolun- dan kendileri yüz çevirirler.
"Altın ve gümüşü biriktirip de" yani onları toplayıp gömü olarak veya bir başka şekilde muhafaza edenler.
Arap dilinde "kenz", toplamak, bir araya getirmek mânâsına gelir. Parçalan bir araya getirilen her şeye meknûz (toplanmış, biriktirilmiş) denilir.
'da Altına الذَّهَبُ Elden çıkıp gittiği ve adı verilmiştir. Gümüşe kalıcı olmadığı için Arapça' ise dağıldığı ve elde kalıcı olmadığı için "الْفِضَّة" ami verilmiştir. Altın ve gümüşün fânî olduğunu göstermek için sana onların isimlerinin mânâsını bilmek yeterlidir. Çünkü onlar gelip geçici
9. Tevbe Sûresi
YanıtlaSilAyet: 34-35
Anlatılır ki, Adem (a.s.) cennetten çıkınca cennetteki her şey onun için ağlamıştır. Ancak öd ağacı, altın ve gümüş ağlamamıştır. Bunun üzerine Allah Teâlâ onlara:
"Şayet kalplerinizde şefkat ve merhamet olsaydı, benim korkumdan hakkı için (ey altın ve gümüş!) Sizden yüzük, dinar, dirhem veya bilezik yapılırken ateşte yanacaksınız. Sen ey öd ağacı! Kıyamete kadar devam- lı ateş ve üzüntü içerisinde kalacaksın." buyurmuştur.
"Altın ve gümüşü biriktirenler" ifadesi, altın ve gümüşü biriktirip onları Allah yolunda infak etmeyen haham ve rahipleri içine aldığı gibi aynı davranışta bulunan müslümanlara da şâmildir.
"onları" yani onlardan bir bölümünü "Allah yolunda harcamayan- lar" onların zekatını vermeyenler, onlardan Allah'ın hakkını çıkarmayan- lar "var ya,"
Bu cümledeki "-den, -dan, bir bölümü" manasına gelen " من " eda tı, hazfedilmiştir ve orada gizli olarak bulunduğu murad edilmiştir. Allah Teâlâ'nın: "Onların mallarından sadaka (zekat) al!" (et-Tevbe, 9/103) meâlinde bu surede geçen âyeti, bunun delilidir. Ayrıca Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "(Zekat), ikiyüz dirhem gümüşte beş dirhem, yirmi miskal altında ise yarım miskal (olarak verilir)." 130 Şayet malın tama- mını infak etmek gerekli olsaydı, böyle bir takdirin mânâsı olmazdı. Had- dâdî'nin tefsirinde böyle geçmektedir.
Ayette iki şey (altın ve gümüş) zikredildiği halde “ وَلَا يُنْفِقُونَهَا " lafzin daki zamir, çoğula delalet edecek şekilde getirilmiştir. Çünkü altın ve gümüşle çok miktarda dinar ve dirhem kastedilmiştir. Bu zamirin âyette geçen veya işaret edilen mallara ve hazînelere ait olduğu da söylenmiştir. Bazıları da bu zamirin kendisine en yakın olan " فضّةٌ " yani gümüş keli mesine râci olduğunu belirtmişlerdir. Bu durumda bunlardan birisi diğeri ile bilindiği için ikisinden birisinin zikriyle yetinilmiştir. Şu âyette de aymı durum söz konusudur: “Bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler." (el-Cumua, 62/11)
130. Müsned, III, 35
: 10
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
311
"İşte onlara acıklı bir azabı müjdele!" Bu cümlede, onlar için olan atap tehdidi (vaid), onların dışındakiler için nimetle mujdeler için olan konulmuştur.
يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْثِرُونَ ﴿٣٥)
35. Bunlar o gün cehennem ateşinde kızdırılır ve onla- rın alınları, yanları ve sırtları dağlanır: "İşte ken- diniz için yığdıklarınız, yığmanızın vebalini tadın!" (denilir).
"Bunlar o gün, cehennem ateşinde kızdırılır" yani bu dinarlar ve dirhemler üzerine harareti çok şiddetli olan ateş yakılır "ve bunlarla" o yakıcı altın ve gümüşlerle "onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır."
Diğer âzâlarının değil de alınlarının, yanlarının ve sırtlarının dağlan- masının sebebi şudur:
1. Çünkü zengin kişi kendisinden zekat isteyen fakiri görünce sura- tını asar, zekat istemede ısrar ederse ona yanını döner, daha da ısrar ederse çoğunlukla yerinden kalkar, sırtını döner ve fakire hiçbir şey ver- mez.
2. Yahut da (altın ve gümüşü) yığan kimsenin mal biriktirmekten maksadı, zenginliği ile üstünlük peşinde koşmak olunca dağlama işi yü- zünün en yüksek yeri olan alnına uygulanır. Aynı şekilde kişi mal birikti- rirken yanlarının şişmesine (kibirlenmesine) sebep olan leziz yiyeceklerle ve sırtına giydiği güzel giysilerle refah içerisinde olmayı amaçladığından yanları ve sırtları dağlanır.
O gündeki dağlama sırasında onlara: "İşte kendiniz” kendi menfa- atiniz “İçin yığdıklarınız," dünyada bir araya getirdikleriniz." Şimdi bun- lar kendilerinin zararına ve azap görmesine sebep olur, "yığmanızın vebalini tadın!" denilir.
312
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 35
Onların tadacakları, "yığdıkları" değil ancak yığmanın vebâli ve azabıdır Onlar bu azabı ahirette tadacaklardır. Çünkü onlar dünyada âhiretten gallet Uykusundadırlar. Uyuyan kimse dağlamanın elemini uykusundan uyandığı zaman tadar. "İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar. "131
İnsanlar ukbådan gafildir Sanki herkes uyuyanlara benzer İşledikleri gafletin zararını Öldükleri zaman bilirler
İmam Zahiruddin'in el-Emâlî'sinde şu aktarılır: Eğer başkaları ha zinelerini malla doldurursa, sen amelle doldur. Başkaları fânî arazlar hazinesinin peşinde koşarlarsa, sen bâkî olan esrar rumuzlarını ara.
Bir fakire vereceğin bir dirhem Biriktirdiğin hazinelerden daha iyidir Sahip olduğun şeyden faydalanmaya bak Çünkü bir başka gün başkasının olacak
Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Zekâtını vermeyen hazîne sahibi kimseler için kıyamet günü hazîneleri ateşten levhalar hâline getiri- lerek; üzerleri cehennem ateşinde kızdırılır. Sonra bu kızgın levha- larla onların böğrü, alnı ve sırtı dağlanır. Bu azab, süresi sizin hesâ- bınıza göre elli bin yıl olan bir günde Allah kulları arasında hükme- dinceye kadar devam eder. Sonra o kimse cennet veya cehenneme doğru giden yolunu görür (veya kendisine gösterilir.)
Zekâtını ödemeyen deve sürüsü sahipleri de kıyamet gününde düz ve geniş bir sahaya yatırılır. Develerin hepsi onu ayakları ile çiğ nerler. Deve sürüsünün sonu o kimsenin üzerinden geçince baş tara- fı tekrar üzerinden geçirilir. Bu azab, uzunluğu elli bin sene olan bir günde Allah kulları arasında hükmedinceye kadar devam eder. Son- ra o kimse cennet veya cehenneme doğru giden yolunu görür (veya kendisine gösterilir.)
Zekâtını ödemeyen koyun sürüsü sahipleri kıyamet günü düm- düz bir sahaya yatırılır. Koyunlar onu tırnaklarıyla (ayaklarıyla) çiğ
131 Keşfü'l-hafa, II, 432
Cüz: 10
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
313
ner ve boynuzlarıyla da ona toslar. O gün boynuzsuz veya kırık boy- nuzlu koyun yoktur. Sonuncusu üzerinden geçince, baş tarafı tekrar üzerinden geçirilir. Bu azab, miktarı sizin saydıklarınızla elli bin yıl vam eder. Sonra o kimse cennet veya cehenneme doğru giden yolu- nu görür (veya kendisine gösterilir.)" 132
Oruç, namaz ve hac, âzâların şükrü olduğu gibi zekat da mal nime- tinin şükrüdür. Nitekim kuşluk namazı, insan bedenindeki 360 eklem nimetinin şükrü kabul edilmiştir.
Zekat, 200 dirhemin beş dirhemini Allah için, O'nun rızasını kazan- mak maksadıyla, müslüman fakire temlik etmektir. Şu halde karşılık bekleyerek yapılan bir temlik zekat olmaz. Bir yetimin velisi, o yetime zekatından sayılmak üzere yedirse, rükün yani temlik mevcut olduğu için bu sahih olur. İmam Muhammed'e göre ise sahih olmaz. Bu hüküm, veli, yemeği yetime teslim ettiği zaman geçerlidir. Ama yetime yemeği vermezse câiz olmaz. Ayrıca yine bu hüküm, velisi, yetimi çalıştırmadığı zaman geçerlidir. Eğer zengin, zekatından bir bölümünü köle olmayan hizmetçisine verse bu da bir karşılık için olmuş olur. Bu karşılık ise kendi hizmetidir ki bu Allah Teâlâ için olmaz. Bu konudan insanların çoğu ga- fildir. Zekat niyetiyle akrabalarına infakda bulunsa câiz olur. Ancak ken- disine hakim tarafından onlara nafaka ödeme hükmü verilmişse o zaman yine zekat olmaz.
Kişinin zekat verirken şu sırayı takip etmesinin daha faziletli olduğu söylenmiştir: Öncelikle kardeşler, sonra amcalar, dayılar, sonra zevi'l-er- ham (diğer akrabalar), sonra komşular, sonra oturduğu mahalle halkı, sonra yaşadığı şehir halkı.
Zekat ile fıtır sadakası arasındaki fark, zekatın zimmîye verilmesinin caiz olmale fitur adakası arasında immiye de verilebilmesidir. Zekatın verilmesi için yıl içerisinde belli bir vakit yoktur, fıtır sadakasının ise be- thes belli bir vakit gününden sonraya bırak makla kişi günahkar olur.
132. Müslim, Zekat, 24-26; Müsned, II, 262, 276, 383
314
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 35-36
Fakhler, zekatın ömri olduğunu (kisinin farhangi bir Fakhler en söylemişlerdir. Feriena bu lında ver gerekli olduğu da söylenmiştir ki, fetva bu görüş üzeredir. Do layısıyla zekât tehir edilince kişi günaha girer ve şahitliği kabul edilmez
Nice kişiler vardır ki zekatını gizli olarak vermesi müstehabdır. Mali- nın çok olduğunu zalimlerin bilmesinden korkan çok az kimse vardır. İmam (Ebû Hanîfe)'ye göre zengin olan ve dolayısıyla kendisine (zekat vermek) helal olmayan öyle kimseler vardır ki, (İmam) Muhammed'e göre fakirdir ve dolayısıyla ona (zekat vermek) helal olur.
Kâr ve gelir getiren evleri olup da nisaba malik olmayan çok az in- san vardır. İçinde oturmak için veya ticaret için olmayan bir eve sahip olan ve evin kıymeti de nisaba malik olan kimseye, bu ev sebebiyle fıtır sadakası vacib olur, fakat zekat gerekmez.
Bir kimse, satmak için imal ettiği pastada kullanmak üzere safran satın alsa, buna zekat düşmez. Eğer bu susam olursa, zekat vacip olur. Safran ile susam arasındaki fark, birincisi pastada kullanıldığında tümüy le yok olur. İkincisi ise böyle değildir. Aşçı için tuz ve odun, çamaşırcı için çöven ve sabun, deri tabaklayan kişi için şap ve selem ağacı yaprağı safran gibidir. Boyacı (kumaş boyacısı) için aspur ve safran, susam gibi- dir. el-Eşbâh adlı eserde böyle geçmektedir.
Altın ve gümüşte zekâtın vacib olması ve edası bakımından muteber olan ağırlıktır. Yoksa devlet reisinin bastırdığı insanlar arasında revaçta olan paralar değildir. Zekatta, köle âzâdı dışındaki keffaretlerde, öşürde ve nezirde kişiye vacib olan miktarın kıymetini vermek caizdir. Bir kimse: "Bu dirhemi bugün şu fakire vermek üzerime borç olsun." dese ve erte- si gün bir başka dirhemi bir başkasına verse, bize/Hanefilere göre nezir vecibesi yerine gelmiş olur. Vasiyeti olmadan ölünün terekesinden zekat alınmaz. Eğer vasiyet etmişse terekesinin üçte birini geçmemek şartıyla alınabilir. Hasta olan kimse vârislerinden korkarsa, zekatını onlardan gizli olarak verebilir. 133
133. Her mükellef zekâtla ilgili hükümleri kendi zamanının alimlerine müracaat ederek öğrenmelidir
İsmail Hakkı BURSEVİ
YanıtlaSilRÛHU'L - BEYÂN
- Kur'an Meâli ve Tefsiri -
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
lunduğumuz sırada birdenbire yanımıza bir adam çıkageldi, elb lend bembeyaz saçları simsiyahtı; üzerinde yolculuk eseri görül ses beub uzak yoldan gelmişe benzemiyordu. Hiç birimiz onu tanmıyorduk. Nihayet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in öünde oturdu ve dizlerini Peygamber aleyhi's-selâm'ın dizlerine dayadı, ellerini uyluklarına koyup :
YanıtlaSil«Yâ Muhammed, islamın neden ibaret olduğunu bana sõy. le.» dedi. Peygamber aleyhi's-selâm:
«İslâm: Allah'tan başka ilah olmadığına ve resûlullah'ın Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekâtı ver. men, Ramazan orucunu tutman, yoluna gücün yeterse Hacc etmen. dir.>> buyurdu. O adam:
<> dedi ve :
<>> buyurdu. O yine :
«Doğru söylüyorsun.>> dedi, sonra :
- «Kıyametin vaktinden bana haber ver.» dedi. Peygamber aleyhi's-selâm:
<<Bu hususta kendisinden sorulan kimse, sorandan daha âlim değildir.» dedi.
- «O halde, alametlerinden haber ver.» deyince, Peygamber aleyhi's-selâm:
- <<(Kıyamet alâmeti) câriyenin kendi hanımını doğurması, yalın ayak, çıplak yoksul koyun çobanlarının binaları yükselmek. te birbirleriyle yarışmalarıdır.» dedi. Sonra o yabancı kimse git ti. Ben bir müddet kaldım, sonra Resûlullâh:
38
«Ey Ömer, soran kişiyi bilir misin?.» buyurdu. Ben de :
YanıtlaSil<<> buyurdu. «Bunlar nedir?.>> diye soranlara ceva- ben Resûl-i Ekrem:
<<> buyurmuştur. Yine rivâyete göre Peygam- ber aleyhi'-selâm Cebrail aleyhi's-selâm'a: «Yâ Cebrail, benden son- ra yere inecek misin?.>> diye sordu. Cebrail aleyhi's-selâm: «Evet, âhir zamanda dört kerre ineceğim.>> deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, niçin ineceğini sordu. Cebrail: «Birincide kadın- lardan hayâyi, ikincide kazançlardan bereketi, üçüncüde hâkim- lerden adâleti, dördüncüde hafızların göğüslerinden Kur'ânı kal- dırmak için geleceğini ve sonra bir daha gelmiyeceğim.» dedi.
Yine Tirmizi'nin Enes b. Mâlik (r.a.) den rivâyetinde Resûl-i Ekrem (S.A.V.): «Kıyamete yakın karanlık gece kıtaları gibi fit- neler meydana gelecektir. Sabahtan mü'min olan akşama kâfir, akşamdan mü'min olan sabaha kâfir çıkar. Bir çokları dinlerini çok az bir dünyalık karşılığında fedâ ederler.>>> buyurmuştur.
Aziz kardeşim, dikkat edersen bu alâmetlerin hepsi zamanı- mızda mevcut ve hemen hepsi tahakkuk etmiş durumdadır. Diğer ba'zı alâmetlerin de belirtileri görünmeğe başlamıştır. Yehûdiler ile savaş ve Fırat nehrinin altından bir dağı meydana çıkarması gibi. Bu hususlar ile ilgili hadis-i şerifler :
Buhari ile Müslim'in İbni Ömer (r.a.) den rivâyetlerinde, Resûl-i Ekrem (S.A.V.):
39
Niyazi yılmaz
YanıtlaSilAHİRET GÜNÜ
Telif Eden :
Abdülkadir el Hâc Mutlaku'r-Rahbâyî
Tercüme edenler:
Ahmet Hulûsi SERDAROĞLU
Diyanet İşleri Başkanlığı Teftiş
Kurulu Üyeşi
Lüti SENTÜRK
Ankara Merkez Vâizi
SON BÖLÜM NEFSİN İSLÂHINA DAİR DERSLER
YanıtlaSilBİRİNCİ DERS İMAN VE İSLÂM
1) «İslâm beş şey üzerine kuruldu:
a) Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in S.A. onun ku- lu ve resûlü olduğuna şehadet etmek..
b) Namaz kılmak..
c) Zekât vermek..
d) BEYT'i haccetmek..
e) Ve ramazan orucu tutmak..>>
BEYT: Malum olduğu üzere Kâbe-i Muazzama'dır. Müslümanlağı, kimlik cüzdanlarındaki İSLAM yazısından ibaret sa- nanlar, bu Hadis-i Şerifi okuyup düşünmelidirler..
**
Ravi: İBN-İ ÖMER'den r.a. naklen BUHARÎ ve MÜSLİM.. Menkı- beleri, 2. 5. ve 7. Hadis-i şerifte..
** *
2) Bir ara biz Peygamber S.A. efendimizin yanında oturuyorduk.. Aniden bize bir adam göründü.. Elbisesi çok beyazdı; saçı da pek siyah.. Kendisinde bir yolculuk eseri görülmüyordu.. Onu bizden tanıyan da olmadı.. Gitti; Peygamber S.A. efendimizin önüne oturdu.. Dizlerini dizle rine dayadı; ellerini de dizleri üzerine koydu... Ya Muhammed, bana İslam'ı anlat.. ve konuştu:
Peygamber S.A. efendimiz anlattı: amber «İslâm: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed onun
502
YanıtlaSilIHADIS-1 ŞERİFLER
resûlü olduğuna şehadet etmen.. Namaz kılman, zekât vermen, ra- mazan orucunu tutman ve yol -işlerine gücün yettiği takdir
de Beyt'i haccetmen..>>>
Doğru söyledin..
Dedi; biz ona hayret ettik.. Soruyordu ve tasdik ediyordu:
Bana imanı anlat..
Dedi; Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
<>>>
Buna da:
Doğru söyledin..
Dedi ve devam etti:
Bana ihsandan haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
<>>
Sormaya devam etti:
Bana kıyametten haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
<<>>>
Devam etti:
O halde, alâmetlerini bana anlat..
Peygamber S.A. efendimiz anlattı:
<<>> Sonra -o adam- çıkıp gitti.. Orada biraz durdum.. Sonra Pey-
gamber S.A. efendimiz bana şöyle buyurdu:
<>
- Allah ve resûlü daha iyi bilir..
Deyince, şöyle buyurdu:
<<>>
** *
Bu Hadis-i şerif, en önemli Hadis-i Şeriflerden bir tanesidir. Bilhas- sa kıyamet alâmetleri bölümünde geçen:
«Cariyenin, efendisini doğurması..>>
Cümlesi çok manâlıdır. Kısaca ulema:
Nesebin ve sülâlenin ortadan kaybolacağı..
Şeklinde şerh etmektedir.
** *
Ravi: Hz. ÖMER'den r.a. naklen MÜSLİM.. Menkıbeleri, 5. ve 41. Hadis-i şerifte..
ES-SEYYİD
YanıtlaSilAHMED HAŞİMİ
مختار الأحاديث النبوية
والحكم المحمدية
Muhtar'ül-ehadisin-nebeviyye vel-hikem'il-Muhammediyye
İZAHLI TERCÜMESİ
HADİSİ ŞERİFLER VE VAAZ ÖRNEKLERİ
AYRICA
RAVİLERİN MEN KIBELERİ
Muharriri Abdulkadir Akçiçek
HADIS-1 ŞERİFLER
YanıtlaSilresülü olduğuna şehadet etmen.. Namaz kılman, zekât vermen, ra- resuan orucunu tutman ve yol -işlerine gücün yettiği takdir
de Beyt'i haccetmen..>>>
Doğru söyledin..
Dedi; biz ona hayret ettik.. Soruyordu ve tasdik ediyordu:
Bana imanı anlat..
Dedi; Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
«Allah'a, meleklerine, kitaplarına, âhiret gününe inanmandır. Bir de hayır ve şerrin kaderi ile olduğuna inanmandır.>>>
Buna da:
Doğru söyledin..
Dedi ve devam etti:
Bana ihsandan haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
<>>
Sormaya devam etti:
Bana kıyametten haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
<<>>
Devam etti:
O halde, alâmetlerini bana anlat..
Peygamber S.A. efendimiz anlattı:
<<>> Sonra -o adam- çıkıp gitti.. Orada biraz durdum.. Sonra Pey-
gamber S.A. efendimiz bana şöyle buyurdu:
«Ya Ömer, o soranı tanıdın mı?..>>
Allah ve resûlü daha iyi bilir..
Deyince, şöyle buyurdu:
<<>>
**
Bu Hadis-i Şerif, en önemli Hadis-i Şeriflerden bir tanesidir. Bilhas- sa kıyamet alâmetleri bölümünde geçen:
«Cariyenin, efendisini doğurması..»
Cümlesi çok manâlıdır. Kısaca ulema:
Nesebin ve sülalenin ortadan kaybolacağı..
Şeklinde şerh etmektedir.
* ** Ravi: Hz. ÖMER'den r.a. naklen MÜSLİM.. Menkıbeleri, 5. ve 41. Hadis-i şerifte..
HADIRI BERIFLER
YanıtlaSilresita olduğuna schadet etmen. Namakalnicekat vermen, ra. mael orucunu tutunan ve yol İşlerine gücün yettiği takdir.
de Beyt'i haccefmen..
- Doğru söyledin..
Dedi biz ona hayret ettik.. Soruyordu ve tasdik ediyordu:
-Bana imanı anlat..
Dedi; Peygamber S. A. efendimiz buyurdu:
-«Allah'a, meleklerine, kitaplarıma, âhiret gününe inanmandır. Bir de hayır ve şerrin kaderi ile olduğuna inanmandır.»
Buna dat
- Doğru söyledin..
Dedi ve devam etti
-Bana ihsandan haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
- «Ihsan, sanki görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir. Sen onu görmesen dahi, o seni görür..>>
Sormaya devam etti:
- Bana kıyametten haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
- <>>>
Devam etti:
- O halde, alâmetlerini bana anlat..
Peygamber S.A. efendimiz anlattı:
- «Cariyenin efendisini doğurması.. Yalımayak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek bina yapmakta yarışmalarını görmen..>>> Sonra -o adam- çıkıp gitti.. Orada biraz durdum.. Sonra Pey- gamber S.A. efendimiz bana şöyle buyurdu:
«Ya Omer, o soranı tanıdın mı?..>>
Allah ve resûlü daha iyi bilir..
Deyince, şöyle buyurdu:
<<>>
*
Bu Hadis-i şerif, en önemli Hadis-i Şeriflerden bir tanesidir. Bilhas-
sa kıyamet alåmetleri bölümünde geçen:
- «Cariyenin, efendisini doğurması..>>
Cümlesi çok manâlıdır. Kısaca ulema:
- Nesebin ve sülalenin ortadan kaybolacağı..
Şeklinde şerh etmektedir.
** Ravi: Hz, ÖMER'den r.a. naklen MÜSLİM.. Menkıbeleri, 5. ve 41. Hadis-i Şerifte..
86
YanıtlaSilİSLAMİ ARAŞTIRMALAR
müsamahasızlık, rekabet, sertlik hasletleri üzerine değil, bilakis merhamet, kolaylık ve müsâmaha esasları üzerinde dönmeye başladı. Şüphesiz böy le bir medeniyet ve hayatta, faizin yeri olmaz.
Demek ki İslâm medeniyeti mahiyet ve esasla- rı itibariyle bugüne kadar kalmış olsaydı, faiz müs- lümanlar için asla iktisadî bir zarûret olmazdı.
Şimdi faiz mevzuunda bir de üstad Bedî'üz-za- man'ı dinleyelim. O hülâsa olarak şunları söylüyor: «Evet, zekâtın vâcib olmasında, ve fâizin yasaklı- ğında büyük bir hikmet, yüce bir maslahat ve geniş bir merhamet vardır. Zira, kâinat sahifesine tarihî bir bakışla bakarsan ve beşer topluluğunun kötü- lüklerine dikkat edersen, görürsün ki bütün ihti- lâl ve bozuklukların ve umum alçak huyların tek kaynağı iki cümleciktir. Birincisi : «Ben tok olsam başkası açlıktan ölse bana ne!>> ikincisi: «Sen ka- zan, ben yiyeyim; sen yorul ben istirahat edeyim!» Doymak bilmeyen gaddar birinci cümle, insanlık dünyasını çok fena sarsmıştır. Nerde ise onu yıka- caktır. Birinci cümlenin kökünü kesen de zekât müessesesidir. İkinci cümle ise beşerî ilerlemeleri yıkıp insanlığı hercümerc ateşinde yakan çirkin, zâlim ve ihtiraslı bir cümledir. Bu sözcüğün esa- sını dağıtan da, ancak faiz yasaklığıdır. Bil ki, ce- miyet ahenginin muhafaza edilmesi, ancak zengin ve fakir sınıflarının arasında bir uçurumun açılma masıyla mümküdür. Halbuki zekât müessesesinin ihmâli ile ve fâizin de revaçta bulunmasıyla sınıf- lar arasında çok derin bir uçurum meydana gelmis
FAIZ
YanıtlaSil87
Alt sınıftan, üst sınıfa karşı hürmet ve itant yerine ancak ayaklanma, haset, kin ve nefret sesleri yükselir. Üst tabakada da merhamet, iyilik ve lü- tor yerine zulum tahakküm ve hakaret duygullu hakim olur. Maalesef bu yüzdendir ki tevazu' ve merhamete sebeb olacak havassın meziyetleri, ki- bir ve gururlarına; merhamet ve iyiliği celbedecek fakirlerin acz ve fakirlikleri de, esåret ve sefâletle- rine sebeb olmuştur. Misal mi istiyorsunuz? İşte sana medeniyet dünyası, bak, gör! Orada ne kadar ibret verici misaler var. Demek ki, sınıfları barış- tırmak ve kaynaştırmak için zekâtın vacibliği ile faizin yasaklığına şiddetle ihtiyaç vardır.» (1)
(1) İşarâtill-İ'caz, Sayfa 17.
İSLAMİ ARAŞTIRMALAR
YanıtlaSilSadreddin YÜKSEL
İSTANBUL -1982
TUBA YAYINCILIK : Eskialipaşa Cad. Nu. 11
Hırkaı Şerif - Fatih/İSTANBUL
FAİZ
YanıtlaSilيَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا الرِّبوا أَضْعَافًا مُضَاعَفَةً وَ اتَّقُوا اللَّهَ رج لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿١٣٠) وَ اتَّقُوا النَّارَ الَّتِي أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ﴿١٣١) وَ أَطِيعُوا اللَّهَ وَ الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿١٣٢) (۱۳۲
130. Ey îman edenler! Kat kat arttırılmış olarak fâiz ye- meyin. Allah'dan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
131. Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!
132. Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin ki rahmete kavuştu- rulasınız.
"Ey inananlar! Kat kat, fazla fazla, tekrar tekrar fâiz yemeyin." Yemek ile kasdedilen, faiz almaktır. "Faiz alma" mefhûmunun, "faiz ye- mek" şeklinde ifade edilmesinin sebebi, fâizden maksadın çoğunlukla onu yemek olması; ayrıca çok kötü bir davranış olmasına rağmen, fâiz muamelesinin, daha ziyâde yenilen şeylerde cârî olmasıdır.
Cahiliye döneminde, bir kişinin birinden 100 dirhem alacağı olduğu; borçlunun da ödeyecek gücü olmadığı zaman, alacaklı borçluya: "Para- yı (borcu) artır, ben de ödeme süresini uzatayım" der ve borçlu da bor cunu iki yüz dirheme çıkarırdı. Sonra, ikinci ödeme günü gelip çatınca aynı şey tekrarlanırdı. Nihayet bir sürü ödeme günü ve bir sürü borç
Cüz: 4
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
291
tava çıkardı. Alacaklı, verdiği yüz dirheme karşılık yüzlerce dirhem alırdı. land' af", "da'f"ın cem'i olup kat kat demektir. "Ad'af", cemî killet (az- bik cem'i) olup âyetin maksadı ise ribânın çokluğunu beyan etmellet (az ca, bu kelimeden sonra kesrete (çokluğa) delalet eden bir kelime gun lerek "ad'âf" kelimesi "mudâafe" ile vasıflanmıştır. "Mudâafe" kelime- si masdar değil, ism-i mef'ûldür.
Bu âyetteki "kat kat oluş" yasaklamanın sadece faizin kat kat oldu- ğu durumlara hasredilmesini gerektirmez. Dolayısıyla fâiz kat kat olma- dığında haramlık kalkmış değildir. Buradaki kayıt Arapları, içinde bulun- dukları durum yüzünden kınamak maksadı ile bu âdetlerini gözlerinin önüne serme gayesine matûftur.
Özellikle ribâ ve ribâlı muameleler olmak üzere, size yasaklanan şey- ler husûsunda kurtuluşa ermeyi umarak Allah'dan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
الَّتِي أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ﴿١٣١ ) وَ اتَّقُوا النَّارَ
131. Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!
Kafirlerin peşinden gitmekten sakınmak ve kendi aralarındaki alış- veriş muamelelerini yapmamak sûretiyle “kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının."
Bu âyette, cehennemin esas itibariyle kâfirler için hazırlandığına; âsî mü'minler için ise ârızî olduğuna dikkat çekilmektedir.
Ebû Hanife (rh.a.) şöyle diyor: Bu âyet-i kerîme, Kur'ân'daki en dehşetengiz âyettir. Çünkü Allah Teâlâ, bu âyette haram kıldığı şeyler- den korunmazlarsa, mü'minleri; kâfirler için hazırlanmış ateşe atmakla tehdit ediyor.
وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَ الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿١٣٢)
132. Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin ki rahmete kavuştu- rulasınız.
292
YanıtlaSil3. Al-i İmrân Sûresi
Ayet: 132
Size emredip yasakladığı her hususta Allah'a ve Allah'ın emir ve ya saklarına size tebliğ eden peygambere O'nun rahmetini umarak itaat edin ki, size merhamet edilsin.
Bu gibi yerlerde kullanılan ) لعل ( ve ) عسى ( kelimeleri kendilerine ha- ber verilen konulara ulaşmanın ne kadar değerli olduğunu gösterirler.
Kâşânî şöyle diyor: "Âyet-i kerîmede, riba konusundaki tehdidin ne kadar şiddetli olduğu zeki birine gizli kalmaz. Çünkü ribâdan korunup uzak duranların kurtuluşa erebileceğini belirtmek için ) لعل ( “belki ge tirilmiştir. Kurtuluşun ümid edilebilmesi ve mümkün olabilmesinin, riba- dan uzak durmaya bağlanması, mü'min olsalar da ribâdan uzak durma- dıkça kurtuluşa ermelerinin imkânsız olmasını gerektirir. Sonra Allah Te- âlâ, mü'min oldukları halde, riba alanları kâfirler için hazırlanan ateşle tehdit etmiştir.
Kâfirlerin azabını mü'minlerin başına getiren bu ribâ musîbeti, ne kadar büyük bir belâdır? Bu tehdit de ribâ yiyenlere yöneltilmiş ne galiz bir tehdittir. Cenâb-ı Hak daha sonra, riba yiyenlerin mâsiyete iyice dal- mış olduklarına ve kendilerinden tâat sudûrunun artık mümkün olmadı- ğına târizde bulunarak bu ağır ifadeleri, Allah ve Rasûlü'ne itâatı da em- rederek devam ettiriyor. Sonra da böyle bir isyanın içinde iken Allah'ın rahmetini ümid edemeyeceklerini bildirerek mü'minlerin ümitli olabilme- leri için Allah ve Rasûlü'ne itaat etmelerinin şart olduğunu ifade ediyor.
Netice olarak bu ribâ günahı, hem riba yiyip hem de Allah'ın rah- metine ulaşmak imkânsız olduğu için Allah'ın rahmetinden ümid kesme- yi gerektirmektedir. Bakınız âyet ribâ yiyenleri tehditte derece derece sertleşmekte, neticede dûçâr olacakları ceza ve azapta kâfirlerle bir tut- maktadır. el-Kâşânî'nin ibâresiyle alınan bu tefsir burada bitiyor.
Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmaktadır: “Allah Teâlâ, ribâ ala- ra, vereni, şahitliğini yapanı, muamelesini yazanı ve ribâyı helal gö reni lânetlemiştir. "109
Ribâ: Mal üzerine, Allah'ın yasakladığı şekilde bir fazlalık istemektir. "Ribâ-i nesie" ve "ribâ-i fazl" diye iki kısımdır.
109. Müslim, Müsäkät, 106.
Cüz: 4
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
293
Ribai nesie: Yukarıda geçtiği üzere, câhiliye Arapları nezdinde bili- nen ve uygulanan ribâdır.
Riba-i fazl ise: aynı cinsten olan iki şeyi peşin olarak, birbiri ile de- gjistiken fazlalık almak demektir. Riba-i fazl, bir ölçek buğdayı iki ölçek buğdaya satmak vb. şeylerdir. Bütün âlimler, bu iki tür ribânın da haram olduğu hususunda hemfikirdirler.
Ribâ insanı daha fazla dünya malı istemeye karşı sonsuz bir hırs duy- maya sevkeder. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.) şöyle buyurmakta- dır: "Ademoğlunun iki vadi dolusu altını olsa, üçüncüsünü ister. Ade- moğlunun karnını, ancak toprak doyurur. "110
İşte hırs, cehennem derekelerinden bir dereke olduğu için Allah Te- ala: "Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının” buyuruyor.
Ey kötü nefis, aza kanaatkâr ol.
Çünkü zenginle fakir âhirette bir olur.
Dünyaya karşı hırslı olmak, dünyalık için yırtınmak ve dünyalık birik- tirmek kötülenmiş; yasak kılınmıştır. Malını sarfetmek, başkalarını kendi- ne tercih etmek (îsâr), dünyayı terketmek ve az bir dünyalığa kanâat et- mek övülmüş; emredilmiştir. Şu âyet-i kerîme de bunu göstermektedir:
"Allah, fâizli malın bereketini giderir, sadaka verilen malları da bereketlendirir." (el-Bakara, 2/276)
Kim ki ihtiyacı olmadığı halde malını çoğaltmak için faiz alırsa, -Al- lah korusun- anası ile zinâ eden kişi gibi olur. Abdullah b. Selam (r.a.)'dan mervîdir ki: "Ribânın yetmiş iki tane çeşidi vardır ki bunla- rin en basiti müslüman olduğu halde, kendi anası ile zinâ eden gibi- dir. "111 Bu mesele Tenbîhü'l-Gâfilîn'de de geçmektedir.
Sālih kişiler, bu tür muamelelerden uzak dururlar. Çünkü riba, mü'minlerin îmanına zarar vermektedir. Ribâ, her ne kadar o anda bir fazlalık gibi gözükse de hakikatte ribâlı mal noksanlaşmaktadır. Çünkü ri- bacının riba yoluyla mallarını aldığını gören fakirler, ribâcıya lânet ve beddua ederler. Bu damnbacımın kendisinden ve malından hayır ve bere-
110. Buhárí, Rikāk, 10; Müslim, Zekât, 116; Tirmizî, Zühd, 27. 111. İbni Mâce, Ticârât, 58
294
YanıtlaSil3. Al-i İmrân Sûresi
Ayet: 132
ketin kalkmasına yol açar. Hattâ nâmus ve itibarının düşmesine; insan- ların zem oklarının kendisine yönelmesine; âdil ve güvenilir olma vasfi- lanı zvaline; kalbinin taş gibi katılaşıp yoldan çıkmasına sebep olur. Al min Teâlâ, riba alanın ne sadakasını, ne cihâdını ne haccını ne de nama-
zını kabul buyurur. Hadis-i şerifte: "zenginler, cennete fakirlerden beş yüz sene son- ra girecektir" buyurulmaktadır. 112 Helal ve şer'î yollarla zengin olanın durumu böyle olursa haram yollarla zengin olanın hâlini varın siz düşü
nün!
İnsan, fakir ve muhtaç olduğu halde, Allah'a tevekkül eder, Allah'ın kullarına ihsânda bulunursa, Allah Teâlâ da dünyada onu zâyî etmez; aç bırakmaz. Bilakis günden güne rütbesini artırır. İnsanlar arasında güzel bir şekilde anılmasını ve insanların kalplerinin ona meyletmesini sağlar. Ama insan, bunun aksi davranışlarda bulunursa, işi âhirette de dünyada da zor olur. Kötü amelleri, ölümü esnasında bu kişiden îmanı söküp alır. Bu günahları yüzünden -Allah korusun- kâfirler gibi sürekli cehennemde kalmaya müstehak oluverir.
Ebû Bekir Verrâk, Ebû Hanîfe'nin şöyle dediğini rivayet ediyor: "Kullara yapılan zulüm ve haksızlık, kulun îmansız gitmesine sebep ola- cak bir günahtır. Zira ölüm esnasında kişiden en çabuk sökülüp alınacak şey îmandır." Ey mü'min, Allah'dan kork, insanların elinden haksız yere mallarını alarak Allah'ın kullarına zulmetme! Çünkü bu büyük bir günah- tır. Allah cümlemizi böyle kötü durumlardan korusun.
102
YanıtlaSil30. Rûm Sûresi
Ayet: 39
وَمَا أَتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوا فِي أَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُوا عِنْدَ اللَّهِ ۚ وَمَا أَتَيْتُمْ مِنْ زَكُوةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ (٣٩)
39. İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
"İnsanların mallarında artış olsun" faiz yiyenlerin malları artsın ve çoğalsın "diye verdiğiniz herhangi bir fâiz," muamele sırasında karşılıksız verdiğiniz herhangi bir fazlalık "Allah katında artmaz." Allah o kimse için o faizi bereketli kılmaz. Nitekim Allah Teâlâ: "Allah faizi tüketir/ mahveder" (el-Bakara, 2/276) buyurmuştur.
Riba/faiz, bir yiyeceğin yiyecekle veya bir paranın parayla kendi cinsinden daha fazlasıyla satılması sûretiyle miktarda olan fazlalıktır. Bu- na "ribe'l-fazl" denir. Ya da ikisinden birinin bir süreye kadar satılması sûretiyle sürede olan fazlalıktır. Buna da "ribe'n-nesâ' " denir. Her iki tür de haram kılınmıştır.
Bâzıları âyetteki riba/fâiz ile bir adamın, karşılığında kendisine daha üstününün verilmesi için ihsanda bulunması ve hediye vermesinin kasde- dildiğini söylemiştir. İşte bu helâl ve câizdir. Fakat bu kimse bu yaptığından dolayı kıyamette bir sevâba nail olamaz. Çünkü bununla Allah'ın rızasını istememiştir. Allah Teâlâ "Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma." (el-Müddessir, 74/6) yâni sana verilenden daha fazla verme ve taleb etme, buyurduğu için böyle bir davranış Hz. Peygamber (a.s.)'a haramdı. Nitekim Keşfü'l-esrûr'da böyle geçmektedir.
Fakîr (Bursevi) der ki: Allah Teâlânın “herhangi bir fâiz” sözü işaret etmektedir ki veren kimse alana: "Ben bu malı sana faiz olarak vermiyo rum. Onu sana helâl ediyorum." dese de helal olmaz ve faizlikten çıkmaz. helâl kılmasıyla helâl olmaz. Faiz veren de alan da tehdid konusunda Çünkü Allah Teâlâ'nın haram kılmasıyla haram olan bir şey, başkasının eşittir. Ancak, karşılıksız olarak hiç kimsenin kendisine borç vermemesi sûretiyle faiz yoluyla almaktan başka bir çare bulamamışsa veren tarafında güçlü bir zarûret olması müstesnâ.
Cüz: 21
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
103
Sırf "Allah'ın rızâsını" yâni riyâ ve süm'a olarak başkasının sevabını ve rızasını değil de O'nun sevabını ve rızasını “isteyerek verdiğiniz farz kılınan "zekâta" veya sadakaya -sadakaya 'zekât' denilmesi malı artırıp ço- ğaltması sebebiyledir- "gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır." Yâni kat kat sevabın sahipleridirler. Nitekim Allah Teâlâ: "Sadakaları artırıp bereketlendi- rir." (el-Bakara, 2/276) buyurmuştur. "الْمُضْعِفُ )kat kat arttıran kelimesi- nin benzeri, güç kuvvet sahibi için "المُقْوى bolluk/zenginlik sahibi için "الموسر" kelimeleridir. Ya da "الْمُضْعِفُونَ zekatın bereketi ile sevablarını ve mallarını katlayanlar demektir.
"Evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır." buy- rularak hitaptan/ikinci şahıs ifadesinden üçüncü şahıs ifadesine geçil- mesi, bu ifâdenin sadece muhataplara tahsis edilmediğine, bilakis onun kıyâmete kadar gelecek bütün mükellefler için genel olduğuna işaret et- mek içindir.
Sehl (r.h.) şöyle demiştir: "Kat kat arttırma zekât vermekten dolayı değil, onunla Allah'ın rızasını istemekten dolayı vâki olmuştur. Bede- nin zekâtı günahlardan, malın zekâtı da şüpheli şeylerden temizlemek- tedir."
et-Te'vîlâtü'n-Necmiyye'de der ki: "Malı Allah yolunda infak edil- menin nefsin dünyâ sevgisi pisliğinden tezkiye edip arındırmak olduğuna işaret etmektedir. Tıpkı Ebû Bekir (r.a.)'ın durumunda olduğu gibi. O nef- sini tezkiye için bütün malını elinden çıkarmıştı. Nitekim Allah Teâlâ onun durumunu şöyle haber vermektedir: "En çok korunan/takva sahibi olan da ondan (ateşten) uzak tutulur. O ki, Allah yolunda malı- nı verir, temizlenir. Onun nezdinde hiçbir kimseye aid şükranla karşılanacak bir nîmet yoktur. O ancak Yüce Rabbinin rızasını aramak için verir. Yalnız yüce Rabbinin rızası için” yâni Rabbi ile buluşmanın şevkiyle “verir." (el-Leyl, /17-20)
"Evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır." Yâni kendilerine umduklarının ve temennî ettiklerinin kat kat fazlası verilen- lerdir. Çünkü onlar himmetleri kadar ve kendi hadis düşüncelerine göre umarlar. Allah Teâlâ ise kadîm ihsan ve keremine göre kesintisiz olarak verir."
30. Rûm Sûresi
YanıtlaSilAyet: 39-40
104
Bilesin ki mal, insanın eline verilmiş geçici bir emânettir. Allah in- fak edene karşılığını vermeye kefil olduğu halde elinde kalıcı olmayan bu malla kendisini devamlı azabdan kurtarmayan kimseden daha câhil birisi yoktur.
Mesnevî'de der ki:
Peygamber: İki melek öğüt vermek için Sürekli olarak bir güzel seslenirler, dedi. Ey Allah'ım! İnfak edenleri doyur, Her dirhemlerine karşılık yüz bin ver. Ey Allah'ım! Sen dünyâda cimrilere Zarar üstüne zarardan başka bir şey verme. Cömertlikten elinde mal kalmazsa, Allah'ın ihsânı seni nasıl ayaklar altında bırakır? Ekin ekenin ambarı boşalır ama Onun iyiliği tarlada ortaya çıkar. Ama ambarda bırakıp yığanınkini Bitler ve fareler bir güzel yerler.
Bostân'da ise şöyle geçer:
Hemen bugünden hazineyi dağıt, Yarın bunun anahtarı senin elinde olmayacak. Sen kendi azığını yanında götür; Çoluk çocuğundan acımak gelmez. Şimdi neyin varsa avucuna al, ihsan et. Yarın pişman olur, elinin tersini dişlersin. Hastaların gönlünü gözet; mümkündür ki Günün birinde senin gönlün de hastalanabilir. Acizlerin gönlünü sevindir, Acze düşeceğin günü hatırla. El kapılarında dilenci değilsin; Bunun şükrânesi olarak kapından dilenciyi kouma.
3
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
571
"Mahk", bir şeyin ay gibi, yok oluncaya kadar peyder pey azalması- dir. İşte faiz alan kişinin durumu böyledir. Allah, içerisine fâiz karışan ma- In bereketini giderir, onu yok eder ve daha sonra çocukları ondan istifade edemezler.
Allah verilen sadakaların sevabını kat kat artırır ve onu bereketlen- diri. İçerisinden sadaka verilen malı Allah ziyadeleştirir. Hz. Peygen- ber(s.a.) şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz yeni doğan tay Peygam je edip büyüttüğü gibi Allah verilen sadakayı kabul edip burbi 256 tür.
Yine Peygamber (s.a.): "Zekât maldan hiçbir şey eksiltmez, "257 bu- yurmuştur.
Allah, haram olan şeyleri helâl saymakta ısrar eden ve onları işlemek- te direten kimselerden asla râzı olmaz. Çünkü sevgi ve rızâ ancak tevbe edip dönenler içindir.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُوا الصَّلوةَ وَاتَوُا الزَّكُوةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ (۲۷۷)
277. İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât ve- renler varya, onların mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmezler.
Namaz ve zekâtın, sâlih amellerden olmasına rağmen husûsî olarak tekrar zikredilmeleri, diğer bütün sâlih amellerden farklı oldukları içindir.
Dünyada olan hırs ve tama sebebiyle fâiz yiyen kimse aç köpek gibi- dr. Yer yer doymaz. Karnı iyice şişer. O kadar ağırlaşır ki yürümek için ğlağa kalksa karnının ağırlığı onu yere düşürür. İşte kıyamet günü faiz yi- Jenlerin hâli böyle olacaktır.
26. Buhâri, Zekât, 8; Müslim, Zekât, 63; Tirmizi, Zekât, 28; Nesôi, Zekât, 48; İbn Mace, Zekât, Ne güzel söylenmiştir: 28; Dârimi, Zekât, 35; Muvatta, Sadaka, 1; Müsned, II, 268; VI, 251. 257. Müslim, Birr, 69.
572
YanıtlaSil2. Bakara Sûresi
Ayet: 277-278-279
İnsan büyük bir kemiği boğazından geçirebilir, Fakat o kemik ya insanın karnını yırtar, ya da zarar verir.
Akıllı kimse, dünya ve âhırette taşıyamayacağı şeyi yemez. Dünya ma- lı elde etmede ortayolu tutan ve bu uğurda haksızlıktan kaçınan kimselere müjdeler olsun! Bunlar fâizin vebâlinden kurtulurlar. Bunlar mal toplama- ya istekleri de olsa alış-veriş yoluyla mal kazanan sadaka ve zekâtlarını ve- ren tâcir gibidir. Bunlara kazandıkları mal, bir zarar vermez. Çünkü şerî- atın emrine göre hareket etmişler ve hak sahibine hakkını vermişlerdir. Ama fâiz yiyenler böyle değildir.
Rivâyet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.): Kan parasından ve câ- riyeleri fuhşa zorlayarak gelir elde etmekten nehyetmiş, fâiz yiyene, yedirene, yazana ve şâhidlikte bulunana, dövme yapana, yaptırana ve resim çizene lânet etmiştir. 258
Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Fâizin yetmiş küsür çeşidi var- dır. En aşağısı kişinin anasıyla cima etmesi gibidir. "259 Bu hadis-i şerîfi duyan kimsenin hemen Allah'a tevbe etmesi gerekir. Fakat bunu ancak ehl-i kalb olan; zihnini toplayarak dikkatle kulak veren yapabilir.
Bir kimse, daha fazla olarak geri verilmesi şartıyla borç verirse bu ya- rar sağlayan bir borç olur. Menfaat getiren her borç fâize bulaşmıştır.
Ebû Hanife'nin birisinde bin siyah dirhem alacağı vardı. Adam bin be- yaz dirhem vermek istedi. Ebû Hanife bunu kabûl etmedi. Bunun faiz ola- bileceğinden korktuğunu söyleyip kendisine siyah dirhem verilmesini arzu buyurdu.
Rivâyete göre Ebû Hanife bir adamın kapısında beklerken görüldü. Kapıyı çalıyor sonra güneşin altına çekiliyordu. Sebebini soranlara şöyle dedi: Benim bu adamda alacağım var. Borçlunun herhangi bir şeyinden is- tifâde etmek ise caiz değildir. Bu sebeple onun duvarının gölgesinde göl- gelenmekten kaçınıyorum.
258. Buhári, Büyû', 113; libās, 86, 96. 259. İbn Mâce, Ticaret, 58.
3
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
573
Bâyezîd Bistâmî, Hemedan'dan yâbânî safran tohumu almıştı. Bis- tâm'a varınca tohumun içerisinde iki karınca bulunduğunu gördü. Tekrar Hemedan'a dönerek iki karıncayı yerlerine bıraktı. İşte verâ ve takva böy- e olur. Bu zamanda böyle kişiler çok az bulunur. Sûfî bile olsalar insanla- in çoğu harama, helâle ve şüpheli şeylere pek dikkat etmemektedirler. Bu sebeple dine uymanın ihmal edildiğini ve dinin garip kaldığını görüyoruz. Allah bizi ve sizi doğru yola eriştirsin. Tevfik O'na aiddir. Celâleddin Rû- mî der ki:
Yazıklar olsun bilmeden, vakıf olmadan yaptığın konuşmalara, Sana sarık ve cübbe ile sûf libâsın hiçbir faydası olmaz.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرَّبُوا إِنْ كُنتُمْ
مُؤْمِنِينَ (۲۷۸)
278. Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut fâiz alacaklarınızı terkedin.
Kalan fâizi almamak sûretiyle nefislerinizi Allah'ın azabından koruyun. Çünkü îmân kat'î sûrette emre itâat etmeyi gerektirir.
فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ ﴿۲۷۹)
279. Şayet (fâiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah
ve Rasûlü tarafından (fâizcilere karşı) açılan savaştan
haberiniz olsun. Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, ser-
İster fâizin haramlığını inkâr edin, ister etmeyin, eğer Allah'tan korkup
574
YanıtlaSil2. Bakara Sûresi
Âyet: 279-280
güç yetiremeyeceğiniz bir savaşa hazırlanın. Allah'ın açacağı harbten maksat, emrine uymayanları cehenneme atması, Rasûlullah'ın harbi ise bizzat bildiğimiz mânâda savaşmasıdır. Bu âyet inince Sakîfliler "Biz Allah ve Rasûlü'yle savaşa güç yetiremeyiz" deyip arta kalan fâizi alma- mışlardır.
Fâizin haram olduğuna inandıktan ve bu pek şiddetli tehdîdi duyduk- tan sonra tevbe ederseniz ana paranızı tam olarak alabilirsiniz. Böyle davranınca hem fazlasını almak sûretiyle borçlularınıza zulmetmemiş olursunuz, hem de ana paranın eksilmesi sûretiyle siz zulme uğramamış olursunuz.
Kişi tevbe edince hüküm budur. Mü'min olup faiz almayı bırakmayan kişi, silâhsız ise tâ'zîr edilir ve tövbe edinceye kadar hapsedilir. Eğer silah- lı ise devlet başkanı, bâğîlerle; isyancılarla savaştığı gibi onunla da savaşır. Nitekim Ebû Bekir (r.a.), zekâtı vermekten kaçınanlara savaş ilân etmiş- tir. Ezânı terkeden ve ölüleri defnetmeyenler hakkında da aynı hüküm ge- çerlidir.
356
YanıtlaSil4. Nisa Sûresi
Ayet: 159-160-161
Nebi (a.s)'ın şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: "İnsanların İsa'yo en yakın olanı benim. Çünkü, benimle onun arasında başka bir ne en varmemiştir. O yakında sizin aranıza adil bir hakim olarak iner bu gördüğünüz zaman tanıyın ki o, orta boylu ve kırmızıyı andınır beyaz tenlidir. Islanmamış olsa da başından su damlar. O, domuzla beöldürür, içkileri döker ve putları kırar. Kudüs'e gider ve kendi za manında İslâm dışındaki diğer dinlerin hepsi ortadan kalkıp yalnız ålemlerin Rabbi olan Allah'a secde edilir olana kadar insanlarla İs lâm olmaları için çarpışır. Allah, onun zamanında yalancı Deccal de helâk eder. Îsâ (a.s) yeryüzüne indiği zaman yaşayan bütün ehli kitap ona îman edecektir. Onun zamanında emniyet olacaktır. Öyle ki develer arslanlarla, sığırlar kaplanlarla, koyunlar kurtlarla bera ber otlayacak çocuklar yılanlarla oynayacaktır. Üstelik, bunlardan hiç biri diğerine zarar vermeyecektir. O (Hz. Îsâ), dünyada kırk yıl ka- lacak, sonra ölecek, müslümanlar onun namazını kılacak ve defne deceklerdir. "204
Yine hadiste şöyle buyurulmuştur: "Mesih, mutlaka gelecektir. Kim ona yetişirse benim selâmımı söylesin. "205
"Kıyamet gününde de o," Îsa (a.s.) "onların" yâni kitap ehlinin "aleyhine şahit olacaktır." Yahûdîlerin kendisini yalanladıklarına, hristi- yanların ise kendisine "Allah'ın oğlu" dediklerine şahitlik edecektir.
فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتِ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ كَثِيرًا (١٦٠) وَ أَخْذِهِمُ الرِّبوا وَ قَدْ نُهُوا عَنْهُ وَ أَكْلِهِمْ ط لا أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَ أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا (١٦١)
160, 161- Yahûdîlerin zulmü sebebiyle, bir de çok kim- seyi Allah yolundan çevirmeleri, menedildikleri hal- de faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların
204. Buhârí, Enbiyā 48; Müslim, Fedail 145 205. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. II, s. 298. 299
Cüz: 6
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
357
mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha ön- ce) helâl kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onla- ra haram kıldık; ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık.
"Yahûdîlerin" işledikleri akıl almaz derecede karışık ve çirkin "zul- mü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan" Allah'ın dîni olan İslam'dan “çevirmeleri” ya da Allah'ın dinine girmekten insanları çokca alıkoymaları, "menedildikleri halde fâizi almaları", çünkü faiz bize ha- ram kılındığı gibi onlara da haram kılınmıştı. Bu ifade Allah'ın yasakladı- ğı bir şeyin haram olduğuna delalet eder. "ve haksız yollar ile" rüşvet ve diğer haram yollarla “insanların mallarını yemeleri yüzünden"
"Ve içlerinden" onlardan tevbe edip îmana yönelmeyerek “inkâra sapanlara" küfründe ısrar eden kâfirlere “acı bir azap hazırladık." Öy- lesine çetin bir azap ki, âhirette onun acısını ta yüreklerinde hissedecek- lerdir. Nitekim dünyada da daha önce helal olan şeylerin kendilerine ha- ram kılınması sûretiyle azabı tatmışlardı. Esasen "kendilerine" ve kendi- lerinden öncekilere “helal kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onla- ra haram kıldık." Güzel olan şeyleri onlara haram kılmamız zulümleri sebebiyledir, onların iddia ettikleri gibi başka bir sebeple değil. Yahûdîler bir suç, bir masiyet işledikleri zaman, daha önce kendilerine ve atalarına helal olan bir şey kendilerine haram kılınır, böylece cezalandırılırlardı. Mesela deve eti, sütü ve iç yağı kendilerine haram kılınmıştı.
"et-Te'vîlâtü'n-Necmiyye”de şu inceliğe dikkat çekilir: Cenab-ı Hak yahūdīler hakkında: "Biz onlara temiz ve iyi şeyleri haram kıldık." (Ni- S9, 4/160) buyuruyor. Muhammed ümmeti hakkında ise "(Peygamber) onlara temiz ve iyi şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar." (A'raf, 7/157) ve "Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yeyin." (Maide, 5/88) buyurmuştur.
Bize, yâni Muhammed ümmetine günahlarımızdan ötürü herhangi bir şey haran Muhammed min bizi bu âyetlerle temiz ve güzel olan şeylerin haram kılınmasından güvende kıldığı gibi, âhirette de acı bir azaptan emniyette kılmasından ganz. Çünkü bu temiz ve güzel olan şey- lerinin emniyette kılmasını umanz. bir azap hazırlanması, ikisi ayette beraber zikredilmiştir.
358
YanıtlaSil4. Nisa Sûresi
Ayet: 161-162
Ehl-i işaret der ki: "Yasakları çiğnemek, mübah olanların haram ki Immasini gerektirir." Ben de derim ki: "Mübah olan şeylerde israfa düş Imması gerekir mahrum olmayı gerektirir." "et-Te vildt "tan alınan ki sım burada bitti.
Sa'dî (k.s.) demiştir ki:
Nefsinin her istediğinin peşine gitme Bedenin rahatlığı, gönlün nurunu azaltır
لكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَ الْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَ مَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَ الْمُقِيمِينَ الصَّلوةَ وَ الْمُؤْتُونَ الزَّكَوةَ وَ الْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أُولَئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا (١٦٢ )
162-Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirile- ne îman edenler, namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve âhiret gününe inananlar var ya, işte on- lara pek yakında büyük mükâfât vereceğiz.
"Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar" Abdullah b. Selâm ve arkadaşları gibi tevbe edenler, -ki onlar yere kök salan ağaç gibi ilim- de sabit olmaları, ona kendilerini vermeleri, sarsılmamaları ve şüphele- rin onları eğip bükememesi sebebiyle onlara "ilimde derinleşmiş olan- lar" denilmiştir. "ve mü'minler" ehl-i kitaptan başka ensar ve muhacir- lerden îman edenler "sana indirilene ve senden önce indirilene îman edenler."
"et-Te'vilâtü'n-Necmiyye”de şöyle denir: “Abdullah b. Selâm, Tev- rat'a vukūfiyeti olan bir kişiydi. Tevrat'tan Nebi (s.a.v.)'in vasıflarını oku
muştu. İlimde derinleştikçe okudukları ile marifete ulaştı. Onun için: "Ra- sûlullah (a.s.)'ın yüzünü gördüğümde anladım ki, bu yüzün sahibi yalan- cı olamaz." demiş ve hemen O'na îman etmiştir. İlimde râsih olmayan diğer yâhûdî âlimleri ise her ne kadar Tevrat'ta Hz. Peygamber (a.s.)'ın
Cüz: 6
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
359
sıfatlarını okumuşlarsa da onu gördüklerinde tanımamışlar ve ona îman etmemişlerdir."
Şerifler hakkındaki şu şiir ne güzeldir:
Peygamber çocukları için işaret koydular. İşaret meşhur olmayanın nişanıdır. Nübüvvet nûru, onların değerli yüzlerinde zâhirdir. Bu nur şerif olan kimseyi bu tür alâmetlerden müstağnî kılar.
"Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve âhiret gününe ina- nanlar var ya, işte onlara pek yakında büyük mükâfât vereceğiz." Yâ- ni Allah onlara, îman ile salih amelleri birleştirdiklerinden ve amellerin- de sadece Allah'ın rızasını gözetmelerinden ötürü cennette büyük bir mükafat verecektir. Ayette peygamberlere ve kitaplara îman daha önce zikredilmiştir. Çünkü, bu âyetten maksat budur.
Amellerin en fazîletlisi, beş vakit namazı vaktinde edâ etmektir. Ha- diste şöyle buyurulur: "Sizden kim beş vakit namaza hangi durumda ve nerede olursa olsun devam ederse, kıyâmet gününde sırâtı şimşek hızı ile geçer. Sırâtı ilk geçenler zümresinden olur. Kıyamet günü yü- zü ayın on dördü gibi parıldar. Her gün ve gecede ona bir şehid ecri yazılır. "206
Bu hadîsin sırrı, "salat" lafzından anlaşılmaktadır. Namaza "salat" denilmiştir. Çünkü “salât" kelimesi "ateş" anlamındaki " اَلصَّلْى " kökün- den türemiştir. Araplar eğri olan bir ağacı doğrultmak istedikleri zaman ateşe tutarlardı. Kulda da nefs-i emmâre olduğu için eğrilik vardır. Kerim olan Allah'ın zâtının heybeti ve celâli sıcaktır. Öyle ki eğer hicabı kaldı- rılsa bu heybet ve celal ulaştığı herşeyi yakar. Nitekim hadiste vârid oldu- ğu üzere mü'min namaza başlayınca bu celâle yönelir. Böylece namaz kı- lan kimseye Rabbânî azametin ve ilâhî kudretin manevî harâreti isabet eder. Böylece onda eğrilik kalmaz, bilakis miracı gerçekleşmiş olur.
Namaz kılan mü'min ateşin karşısına konulan eğri odun gibidir. Na sıl ki ateşin karşısına konulan odunda eğrilik kalmaz, dosdoğru olursa iş te namaz kılan konde oyle olur, eğriliklerden kurtulur. Artık o kim
206 D
360
YanıtlaSil4. Nisa Sûresi
Ayet: 162
se cehennem ateşine maruz bırakılmaz. Ancak herkesin cehenneme uğ rayacağına dair Allah'ın yemininin (bk. Meryem, 19/71) gerçekleşmes Hin cehenneme uğratılması hariç. Bu kadar uğrama, onun kirlerinden (Günahlarından) iz bırakmaz. Onun sıratın üzerinde durmaya ihtiyacı kal maz. Sıratı yıldırım gibi geçer.
Rasûlullah (s.a.v.) Veda Haccı'nda şöyle buyurmuştur: "Allah'ın dostları, namaz kılanlardır. Kim ki Allah'ın farz kıldığı beş vakit na mazı kılar, ecrini yalnız Allah'tan umarak Ramazan orucunu tutar sırf Allah rızası için gönül hoşluğu ile zekâtını verir ve Allah'ın ya sak kıldığı büyük günahlardan sakınırsa..."
Sahåbeden bir zat Ya Rasûlallah! "Büyük günahlar kaç tanedir" dedi. Allah Rasûlü şöyle cevap verdi:
"Büyük günahlar dokuz tanedir: Bunların en büyüğü Allah'a ortak koşmaktır. Diğerleri şunlardır: Bir mü'mini haksız yere öldürmek, cephe- den kaçmak, iffetli bir kadına zina isnad etmek, sihir yapmak, faiz ye- mek, yetim malı yemek, müslüman olan anne babaya karşı gelmek, ölü lerinizin ve dirilerinizin yöneldiği kıbleniz olan Beyt-i Atîk'e (Kâbe) hür- met etmemektir. Kim bu sayılan büyük günahları irtikab etmez de nama- zını kılıp zekâtını verdiği halde ölürse o, kapılarının pervazları altın olan cennetin ortasında Muhammed'in arkadaşı olur. "207
Bil ki ilimde derinleşenler, ilim madenlerine ulaşıp kesbî ilimleri, Al- lah vergisi olan ledünnî ilimleriyle birleşene kadar amel ve ilim ayaklarıy la kök salanlardır. Hadiste şöyle buyurulur: "Mi'rac gecesi bana cehen- nem arz olundu. Gördüm ki, cehennem ehlinin çoğu fakirlerdir." "Ya Rasûlallah! Malca fakir olanlar mı?" diye sordular. Rasûlullah (s.a.v) şöy le buyurdu: "Hayır, ilim fakiri olanlar." Yine hadiste şöyle vârid olmuş tur: "İlim, amelin önderidir. Amel ona tâbi olur. "208
Huccetü'l-İslam İmam Gazali "Minhâcü'l-abidîn” adlı eserinde der ki: Eğer sen ilminle amel eder, gayretini ahiretini îmar etme yönünde teksif eder, basîret üzere âlim ve abid bir kul olur, câhil, mukallid ve ga fillerden olmazsan Muhammed ümmetinin ilimde râsih âlimlerinden
207. Kenzü'l-Ummål, III, 96 208. Bk. Mündui, II, 27
Rühu'l-Beyan
YanıtlaSil361
olursun. Bu takdirde senin şerefin yüce, ilmin çok kıymetli olur. Allah ka- tındaki sevabın çok olur. Çünkü ibadetin temeli ilimdir. Özellikle tevhid ilmi ve (sir) maneviyat ilmi,
Rivayet olunur ki, Allah Teâlâ, Dâvud (a.s.)'a şöyle vahyetti: "Ey Dâ- nud, senin için faydalı olacak ilmi öğren!" Dâvud (a.s.), "Allah'ım, fay- dalı ilim nedir?" dedi. Cenab-ı Hak: "Benim şanımın yüceliğini, azame- timi, büyüklüğümü ve kudretimin her şeyin üstünde olduğunu bil- mendir. İşte bu, seni bana yaklaştırır." buyurdu.
Hz. Ali (k.v.)'in şöyle dediği rivayet edilir: Büyüyüp de Rabbimi tanı- madan, küçükken ölüp cennete girmek beni sevindirmez. Çünkü insan lann Allah'ı en iyi bileni, O'ndan en çok korkan, ibadeti en çok olan ve Allah için en güzel nasihatte bulunandır.
تفسير روح البيان
YanıtlaSilRûhu'l Beyân
- Kur'an Meâli ve Tefsiri -
İsmail Hakkı BURSEVÎ
ERKAM YAYINLARI
CILT
4
يسمع التابعون بنقلها (قط والديلمي عن جابر)
YanıtlaSil811- Kıyamet günü olunca, Allah Azze ve Celle şöyle bu yuracak: "Kulak ve gözlerini şeytan çalgılarından uzak tutanlar nerede? Onları ayırın,"
Bunun üzerine onlar misk ve amber tepeleri üzerine oyn lacaklar. Sonra meleklere hitap edecek: "Onlara tesbih ve tem cidimi dinletin." Bunun üzerine, onlar hiç kimsenin duymadığı sesler halinde onu dinleyecekler.
۸۱۲- إذا كَانَ يَوْمُ القِيمَةِ يَقرأ اللهُ الْقُرْآنَ فَكَأَنَّهُمْ لَمْ يَسْمَعُوهُ فَيَحْفَظُهُ
الْمُؤْمِنُونَ وَيَنْسَاهُ الْمُنَافِقُونَ (الديلمي عن أبي هريرة)
812- Kıyamet günü olunca Allah Kur'an okuyacak, sanki hiç duymamışlar gibi mü'minler onu ezberleyecek, münafıklar ise unutacaklar.
۱۳ - إِذَا كَانَ أَحَدُكُمْ فِي الشَّمْسِ فَقَلَصَ عَنْهُ الظَّلَّ وَصَارَ بَعْضُهُ فِي الظَّلِ
وبَعْضُهُ في الشَّمْسِ فَلْيهم (دت) ن عن ابي هريرة)
813- Biriniz güneşin karşısında olduğu zaman, gölge golge kendisinden kalkıp da bir kısmı gölgede, bir kısmı güneşte kalırsa hemen oradan kalksın.
٨١٤ - إِذَا كَانَ أَحَدُكُمْ عَلَى وُضُوءٍ فَأَكَلَ طَعَامًا فَلَا يَتَوَضَّأُ إِلَّا إِنْ يَكُونَ لَبَنُ
الإبل إِذا شَرِيْتُمُوهُ فَتَمَضْمَضُوا بِالْمَاءِ طب ض عن ابي امامة)
814- Biriniz abdestli iken yemek yerse, abdest almasın. Ancak deve sütü olursa başka, Onu içtiğiniz zaman su ile maz maza yapın, ağzınızı çalkalayın.
٨١٥- إذا كان في آخرِ الزَّمَانِ لا بُدَّ لِلنَّاسِ فِيهَا مِنَ الدَّرَاهِمِ وَالدَّنَانِيرِ يُقِيمُ
الرجل بها دنياه (طب عن المقدام بن معدي كرب)
815- Ahir zaman gelince mutlaka insanlara altın ve gü
203
müş para gerekir ki, onunla kişi hem dinini, hem de dünyasını Q- yakta tutabilsin.
YanıtlaSil٨١٦ - إِذَا كَانَ لِلرَّجُل عَلى رَجُل حَقَّ فَأَخَرَهُ إلى أجله كَانَ لَهُ صدقَةٌ فَانْ
اخْرَهُ بَعْدَ أَجَلِهِ بِكُلِّ يَوْمٍ صَدَقَةٌ (طب عن عمران بن حصين)
816- Bir adamın diğer bir adam üzerinde hakkı olup da bir müddete kadar ertelerse bu onun için bir sadaka sayılır (sa daka vermiş gibi sevap kazanır). Vadesi geldikten sonra da erte lerse her gün için bir sadaka sevabı alır.
۱۷- إِذَا كَانَ سَنَةُ خَمْسَةٍ وَثَلاثِينَ وَمِائَةٍ خَرَجَ مَرَدَةُ الشَّيَاطِينِ الَّذِينَ حَبَسَهُمْ سُلَيْمَانُ بْنُ دَوُدَ فِي جَزَائِرِ الْبُحُورِ فَيَذْهَبُ مِنْهُمْ تِسْعَةُ أَعْشَارِهِمْ إِلَى الْعِرَاقِ يُجَادِلُونَهُمْ فِي الْقُرْآنِ وَيَبْقَى عَشَرُهُمْ بِالشَّامِ (عق عد عساكر عن ابي سعيد قال عد لاه وابو نصر غرب وابن الجوزى موضوع) وابو نصر و ابن
817- Yıl yüz otuz beşe gelince, Davud oğlu Süleyman'ın deniz adalarından hapsettiği azılı şeytanlar çıkar. Onlardan onda dokuzu Irak'a Kur'an babında mücadele etmek için giderler, on- da biri de Şam'da kalır.
۸۱۸- إِذَا كَانَ آخِرُ الزَّمَانِ حَرُمَ فِيهِ دُخُولُ الْحَمَّامِ عَلَى ذُكُورِ أُمَّتِي بِمَنَازِرِهَا قَالُوا يَا رَسُولَ اللهِ لِمَ ذَاكَ قَالَ لأَنَّهُمْ يَدْخُلُونَ عَلَى قَوْمٍ عُرَاةٍ وَيَدْخُلُ عَلَيْهِمْ أَقْوَامٌ عُرَاةٌ اَلا وَقَدْ لَعَنَ اللهُ النَّاظِرَ وَالْمَنْظُورَ إِلَيْهِ (ابن عساكر عن الزهرى مرسلا)
818- Ahir zaman gelince ümmetimin erkeklerine, peşte- malleri ile bile hamama girmek yasak edilir. "Ashab neden böyle, ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. Allah'ın Rasulü şöyle cevap verdi: "Çünkü onlar girdiklerinde çıplak insanlarla karşılaşacak- lar. Kendileri önce girerse bu defa da çıplak insanlar yanlarına girecekler. Dikkat edin. Allah hem bakana, hem de kendisine bakılana lanet etmiştir."
۸۱۹ - إِذَا كَانَ اِثْنَانِ يَتَنَاجَيَانِ فَلَا تَدْخُلْ بَيْنَهُمَا (ابن عساكر عن ابن عمر)
AHMED ZİYÂÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ
YanıtlaSilRÂMÜZÜL EHADİS
(HADİS ANSİKLOPEDİSİ)
1. CİLT
PAMUK
98
YanıtlaSilhem sözü ihtisar maksadile hazfedilmiş, matif olan ikinci dirhem ise bunu mübeyyin bulunmuştur.
(c): Hacet zamanında sükût dahi beyanı zaruret kabilindendir. Mesela: Resulüekrem'in bir şeyi görüp de sükût buyurmuş olması, o şe- yin meşruiyetini ifade eder. Bu sükût, bir izah tarzı değildir, fakat böy le söze hâcet zamanında vukuu bir nevi izah demektir ki, o şeyin meş- ruiyetini gösterir.
Kezalik: babası tarafından kocaya verilen bir bikri baliğenin sükût etmesi, buna rıza demektir. Çünkü razı olmasaydı sükût etmemesi lâzım gelirdi.
Kezalik: kendisine yemin tevcih edilen şahsın bu yemininden nükûl etmesi, müddea bihi itiraf sayılır.
Kezalik: bir akardaki şefiin şüf'a talebinde bulunmayıp sükût et- mesi, bir beyanı zaruret olup şüf'a hakkını iskat ettiğini ifade eder.
(5): Beyanı tebdil; bu nesh demektir. Şöyle ki nesh, lûgatte izale, tahvil, tebdil mânâsınadır. Tebdil ise bir şeyi kaldırıp yerine başka bir şey koymaktan ibarettir. Usuliyyuna göre nesh ise: bir hükmü şerînin hilafına ondan müteahhır olan bir delili şer'înin delâlet etmesidir. Bu mü- teahhır olan delîle «nâsih» o ref edilen hükme de «mensuh>> denir. Nite- kim bunlar aşağıda izah edilecektir.
NESHA DAİR MALUMAT :
352: Nesh, aklen ve naklen caiz ve haddi zâtında vakîdir. Şöyle ki: Allahütealâ Hazretleri kulları hakkında dilediği gibi tasarruf edebi- lir, kullarını bir zaman bir hükme, diğer bir zaman da başka bir hükme tâbi tutabilir, buna kimsenin itiraza hakkı yoktur. Maahaza Allahüteala hakimdir, rahîmdir, kullarının faideleri için bazı hükümlerini tebdil bu- yurmasına ne mâni vardır? Zamanların, mizaçların ihtilafile ilaçlar ihti- lâf edeceği gibi vakitlerin ihtilafı ile insanların maslahatları değişebilir. İşte bundan dolayı bazı hükümlerde tebdilât vukuu, aklen câiz ve hik- mete muvafıktır.
Nesh, naklen de caiz ve sabittir. Nitekim evvelki peygamberlere ait şeriatler bilâhare nesh edilmiştir. Ezcümle Hazreti Adem'in zamanında kız kardeşle evlenmek câiz iken bilâhare diğer şeriatlerde bu baptaki ce- vaz nesh edilmiştir.
Kezalik: Hazreti Yakup zamanında iki kız kardeşi nikahta cem et- mek câiz iken, bu şeriati islamiyede mensuh bulunmuştur.
353-: Ebu Müslim, şerayii salifede nesh vukuuna kail değildir. Ona göre bu şeriatler zaten muvakkat idi, artık onlar öyle muvakkat olunca muahhar bir şeriate násih denilemez. Fakat cümhurü ulema, ev- velki şeriatlerin sarahaten muvakkat olduğunu teslim etmemektedirler. Bu şeriatler mutlak olduğu halde bilâhare nesh edilmiştir.
99
YanıtlaSil354 - : Iseviler, neshi kabul ettikleri hâlde Museviler, kabul etme- mektedirler. Bunların iddialarına nazaran eğer nesh vâki olsa bundan dolayı beda, yâni: şarif mübinin -hâşâ- cehli lâzım gelir, evvelki hük- münden bilâhare zuhur eden ve kendisince evvelce malûm bulunmayan bir maslahattan dolayı vazgeçmiş olur. Bu ise Şariî Alîm hakkında mu- tasavver değildir. Görülüyor ki, Musevîler, neshin mahiyetini hakkile an- lamış bulunmuyorlar.
Nesh, haddi zâtında Hakteala'ya nazaran bir hükmün nihayet bul- duğunu beyandan ibarettir. O hüküm zaten ilmi ilâhîde muvakkat bu- lunmuştur, zamanı gelince mükelleflere ilâm edilmiş oluyor, mükellefle- re nazaran bir ref' ve tebdilden ibaret olan nesh, Şariî Mübine nazaran muvakkat bir zamanın nihayet bulduğunu beyandan başka değildir, ar- tık bundan dolayı neden beda, cehil lâzım gelsin?.
355 : Neshin mahalli, yâni: kendisinde nesh carî olabilecek şey, kendisine tevkıt ve tebit lâhık olmayan bir hükmü şer'iî fer'îden ibaret- tir. Bu halde maziye, hâle, istikbale ait bir haberde nesh carî olmaz. Çünkü böyle bir nesh, yâ kizbi veya cehli müstelzim olur.
Kezalik: itikada müteallik şer'î hükümlerde nesh câri değildir. Zi- ra bunlar, zaman ile değişmez, birer sabit hakikattir. Meselâ: sıfatı ilâhi- yè kadimdir, bunlarda nesh mutasavver değildir. Ve iman bir vecibedir, bunda da nesh câri olamaz.
Kezalik: hissî veya aklî olan hükümlerde nesh tasavvur olunamaz. Çünkü bunların mahiyetleri zaman ile tebeddül etmez. Meselâ: «Ateş ya- kıcıdır. Bir malûl, illetinden mukaddem mevcut olamaz.» hükümlerinde nesh câri değildir.
Kezalik : ) الجهاد ماض الى يوم القيامة ( buyurulmuştur. Cihad hakkındaki hü- küm, kıyamete kadar devam ile tevkit edilmiştir. Artık bunda da nesh câri olamaz.
Tevkıt veya te'bit, hükmün değil de mahkûmün bihin kaydi bulu- nursa onda nesh cereyan edip etmeyeceğinde ihtilaf olunmuştur. Cüm- hura göre bunda nesh cari olabilir. ) صوموا ابداً = ebedien oruç tutunuz(
denilmesi gibi.
356-: Neshin şartı, nasihin ya kitap veya sünnet olmasıdır ve na- sih olan şer'î delilin mensuh olan hükmü şer'iden müterahi = muahhar bulunmasıdır.
Şöyle ki: kıyas ile, icma ile bir şer'î hüküm nesh edilemez. Çünkü nesh, yalnız Resulüekrem'in hayatında vâki olabilirdi, onun hayatında ise nesh, kıyas ile veya icma ile değil, ancak kendisinin beyanatile ma- lûm olabilirdi. Bir de kıyas, bir delili zannîdir, nass ile sabit bir hükmü nesh edemez. İcma ise zamanı nebevîde câri olamazdı, dinî hususlarda
100
YanıtlaSilbizzat kendisine müracaat edilirdi, kendisinin beyanatı hilafına bir ic. ma vukuu tasavvur olunamazdı. İcma, Resulüekrem'in reyinin dûnün. dedir. Resulüllâhın münferiden beyanatı kâfidir. İcma, hayatı nebevide bir hüccet olamazdı. Zamanı Nebevîden sonra ise nesh câri olamaz ki, icma ile vâki olabilsin.
Velhâsıl: kıyas ile icma, ne nasih ve ne de mensuh olamaz. Kıyas, haddi zâtında muzhir olduğundan hakikatte nasih ve mensuh, makisün aleyh olan nas olmak lazım gelir. Bu cihetledir ki, «mensuh bir hüküm- den istihraç olunan bir kıyas bilittifak mensuhtur», denilir. Zira asıl men- suh olunca fer'in hükmü kalmaz.
Maamafih icma ile nesh vukuuna kail olanlar da vardır. Fakat bir hilkmün mensuhiyeti hakkında icma vukuu bilittifak câizdir. Bu men- suhiyet, başka bir şer'î delile müstenit bulunur, icma ise bu delilin mey- cudiyeti hakkında münakit olmuş olur.
357: Kitap kitap ile, sünnet sünnet ile ve sünnet kitap ile, ki- tapta mütevatir veya meşhur sünnet ile nesh edilmiş olabilir. Haberi ahad kabilinden olan bir sünnet ile ne kitap, ne de mütevatir veya meş- hur bir sünnet nesh edilemez, belki kendisi gibi bir haberi vahid nesh edilebilir.
Mesela : ( ..كتب عليكم اذا حضر احدكم الموت ) âyeti celilesile ebeveyne, ak- rabaya marazı mevt zamanında vasiyette bulunulması farz kılınmıştı. Sonra bu hüküm: ).. يوصيكم الله فى اولادكم ) âyeti kerimesile nesh edilmiştir. Kezalik: Resulüekrem, sallallâhü aleyhi vesellem efendimiz, evvelce )
kabirleri ziyaretten men buyurmuşlardı. Sonra bunu : كنت نهيتكم عن زبار ...القبور الافرروها hadisi şerifile nesh buyurmuşlardır. Kezalik: Resulüekrem Efendimiz, Medineimünevvere'ye hicret bu-
yurduklarından sonra bir müddet beyti mukaddese müteveccihen namaz kılmışlardı. Bu, bir sünneti fiiliye idi. Sonra bu sünnet : قول وجهك شطر المسجد ( ) الحرام âyeti celilesile nesh olunmuştur.
Kezalik: Fahriâlem Efendimize dokuz zevceden maadası helal ol- mayacağı: )..لا محل لك النساء من بعد ) ayeti kerimesile beyan buyurulmuştu. Bilâhare Resulüekrem'e dilediği kadar zevce edinmenin mübah buyurul- duğu Resulüllâhtan rivayet olunmuştur. Hatta Hazreti Aişe'nin:
-dedigi mervidir. Bu halde ki ( ما قبض النبي صلى الله عليه وسلم حتى اباح الله له من النساء ما شاء ) tap ile sabit olan bir memnuiyet hükmü, sünnet ile nesh edilmiş olur.
358 : Yukarıda yazılan dört kısım nesh, Hanefilere göredir. Şafif- ler, son iki kısma kail değildirler. Onlara göre kitap ile sünnet nesh edi- lirse hakkı risalette ta'nı mucip olur. Sünnet ile kitap nesh olunursa za-
101
YanıtlaSilyıf ile kavinin tebdili lâzım gelir. Cevaben deniliyor ki: bâtıl bir ta'na itibar yoktur. Sünnet dahi vahyi ilâhî olmakla kavidir.
Sahihi Müslim şerhi ( فتح الملهم ( de denildiği veçhile nesh, madem ki, bir hükmün hitamı müddetini beyandan ibarettir, o hâlde kitapta mez- kûr bir hükmün hitamı müddetini Resulüekrem dahi beyan edebilir. O, zaten ahkâmı ilâhiyeyi mübeyyin olarak ba's buyurulmuştur. Maahaza sünnet ile kitabın nesh edilmesinde Resulüekrem'in menzilesini i'lâ ve sünnete tâzim vardır. Şu kadar var ki sünnet ile nesh, kitabın yalnız hükmünde câri olur, nazmında cari olamaz. Sünnet ile kitabın nazmını tebdil ve izale câiz değildir. Bilakis Resulüllâhın lisanile beyan buyurul- muş bir hükmü şer'înin müddetini Allahtela'nın kitabile beyan buyur- ması da mümkindir. Çünkü kitabın nazmı da münzel olduğundan bu- nunla sünnet üzerine ziyade câri olabilir.
360 : Kitabullahta vukubulan neshler şu dört kısma ayrılmış- tır:
(1): Hem tilâveti, hem de hükmü mensuh olan âyetler. Nitekim kü- tübi salifenin neshi bu kabildendir. Bunlar, ya hafızalardan silinmek ve- ya âlimlerin ölmeleri suretile nesh edilmiştir. Hatta rivayete göre Ah- zab sûrei celîlesinin âyetleri Bakara sûrei celîlesine müsavi iken bilâha- ra bazılarının hükmile beraber tilâvetleri de nesh olunmuştur. Fakat bu nesh, Resulullahın zamanı hayatına mahsustur, ahirete irtihallerinden sonra artık böyle bir nesh asla câiz değildir. Hiçbir âyeti kerime hakkın- da nisyan ve terki tilavetle mehcuriyet tasavvur olunamaz. انا نحن نزلنا الذكر واناله لحافظون ) = Kur'anı şüphesiz biz indirdik, onu muhafaza da şüphe yok ki, biz edeceğiz.) âyeti kerimesi bunu natıktır.
(2): Tilaveti mensuh olmayıp yalnız hükmü mensuh olan âyetler. Nitekim zaniyelerin lisan ile iza ve hanelerinde haps edilmeleri hakkın- daki âyeti cel'lenin hükmü nesh edilip tilâveti bâki kalmıştır. Bu tilave- tin de ayrıca hükümleri vardır. Bunun teberrüken okunması bununla na- mazın cevazı, bununla sabık hükmün bilinmesi ve ümmet hakkında bir nimeti ilâhiye olarak kolaylık gösterildiğini ilâm bu cümledendir.
(3): Hükmü baki kalıp yalnız tilaveti nesh edilen âyetler. Hazreti Ömer'den rivayet edildiğine nazaran: ) والشيخ والشيخة اذا ز نيا فارجموها
) نكالاً من الله
= ihtiyar erkek ve kadın zinada bulunurlarsa ikisini de Haktealâ tara- fından bir azap olarak recm ediniz.) kavli şerifi, bir âyeti celile iken ba- dehu hükmü ipka edilip tilâveti nesh olunmuştur. Bunların, haklarında ise recm hükmü bakidir. Maamafih Ebu Abdillah ibni Zafer .) ينبوع
102
YanıtlaSiladındaki tefsirinde bunun mensuh bir ayet olduğunu inkâr etmiştir. Çünkü haberi vahid ile bir şeyin Kur'andan olduğu ispat edilemez
Kezalik : İbni Mes'ud (radıyallahü anh) in mushafında olan نام ) ثلاثة ايام متابعات âyeti kerimesindeki «mütetabiat» kavli şerifi gibi ki, bu nun nazmı mensuh ise de hükmü bakidir. Keffareti yeminden dolayı tu- tulacak üç günlük oruçta tetabi, tevali lâzımdır.
Yalnız tilâvetin mensuhiyetindeki hikmet, ümmeti merhumenin em- ri ilahiye ne derecelerde imtisal gösterdiğini izhardan vesaireden ibaret- tir. Çünkü tilavet olunan bir nas bulunmadığı hâlde onun mücerret ri- vayet edilen hükmüne imtisal edilmesi, ümmeti merhumenin hakka iba- det ve taat hususundaki mükemmeliyetini, yüksek diyanetini ibraz eder.
(4). Asıl hükmü baki olduğu hâlde bir vasfı mensuh olan âyetlerdir. Meselâ: aşura orucunun farziyeti nesh edildiği halde çevazı mendup ola- rak kalmıştır. İşte bunda asıl hüküm ki oruçtur, o nesh edilmeyip onun vasfı olan farziyyet nesh edilmiştir.
Kezalik: nas üzerine ziyade bu kabildendir. Çünkü bu ziyade Hane- filerce nesh sayılır. Meselâ: keffareti yemin için mutlaka rakabė azat etmenin kifayet edeceği nas ile sabittir. İmdi bu rakabe, mümin olmak- la takyit edilirse ziyade alennas kabilinden olarak bir nesh mahiyetinde bulunur. Nitekim Şafifler bu takyide kail bulunmuşlardır. Maahaza Şafif- lerce bu takyid, bu ziyade alennas, bir nesh değil, bir tahsistir.
( فتح الملهم شرح صحيح المسلم )
361 -: Nasih, mensuhtan ya daha hafif veya mensuna müsavi ve- ya mensuhtan daha meşakkatli olur. Meselâ: bir zaman ramazan şerif gecelerinde uyuduktan sonra yiyip içmek, zevceye tekarrüp etmek mem- nu idi. Sonra bunlar fecre kadar mübah oldu. İşte burada nasih, men- suhtan ehaftır.
Kezalik: bir zaman Mescidi aksaya doğru namaz kılınırdı, sonra Kâbej Muazzama'ya doğru kılınması emr olundu. Bunda da nasih, men- suha müsavidir.
Bidayeti islâmda oruç ile mükellef olanlar, oruç tutmak ile fidye vermek beyninde muhayyer idiler. Sonra oruç tutmaya muktedir olan- lar için herhalde oruç tutmaları farz oldu. Bunda da nasih, mensuhtan daha meşakkatlidir.
Şafiflere göre nasih, mensuhtan eged olamaz. ما ننسخ من آية اونها ) ثات مخير منها او مثلها = biz herhangi bir ayeti nesh eder veya unutturur isek lindan hayırlısını veya onun gibisini getiririz.) âyeti kerimesi, buna de lildir.
Buna cevaben deniliyor ki: hayriyyet bagka, esoddiyet başkadır.
103
YanıtlaSilBir şey daha meşakkatli olduğu hâlde daha hayırlı, daha faydalı olabi- ) افضل الاعمال احمزها ) : lir. Nitekim güç olanıdır.) buyurulmuştur. = amellerin en faziletlisi, en şiddetlisi, en
362 : Bir hükmün nasih veya mensuh olduğu, ya Resulüekrem'in beyanile veya sahabei kiramın tensısile veya iki müteariz delilin nüzul veya vürud tarihlerile veya hakkında bir icma vukuile malum olur.
Meselâ: Kabirleri ziyaret hakkındaki memnuiyetin nesh edildiği, Resulüekrem'in ) .. كنت نهيتكم عن زيارة القبور = kabirleri ziyaretten sizi men- etmiş idim, badema ziyaret ediniz. Çünkü o, ölümü hatırlatır.) kavli şe- rifile bilinmiştir.
Kezalik: bidayeti islâmda nutfenin gelmesinden dolayı yıkanılıp yı- kanılmaması hususunda bir ruhsat vardı. Sonra bu ruhsat nesh olunup şehvetle gelen bir nutfeden dolayı yıkanmak bir âyeti celile ile farz olmuştur. İşte sahabei kiramdan Übeyyibni Ka'bın كان الماء من الماء ) رخصة في أول الاسلام ثم اصر با الغسل = nutfenin gelmesinden dolayı yıkanmak müs- lümanlığın başlangıcında bir ruhsat idi, sonra yıkanılmasile emr olun- muştur.) kavli, bu nasihiyyeti ifade etmektedir. ( رواه ابو داود )
Kezalik: Şeddadın rivayetine göre hacamat yapanın ve yaptıranın oruçları bozulur. İbni Abbas'ın rivayetine göre ise Resulü Ekrem Efen- dimiz oruçlu olduğu hâlde kan aldırmıştır. Şeddadın rivayetinde istinat ettiği hadis, fetih senesinde varid olmuştur. İbni Abbas'ın şahid olduğu sünneti filiyye ise Haccetülveda senesindedir. Binaenaleyh muahhar olan bu sünneti filiyye ile mukaddem bulunan hadisin nesh edildiği an- iaşılmaktadır.
Kezalik: dördüncü defa olarak şarap içenin katli hakkındaki bir hükmün; bir emrin mensuh olduğu icmaın delâletile bilinmiştir. Yâni bu hükmün hilafı hakkında muahhar bir hükmü şer'î bulunduğuna ic- ma, şehadet etmektedir.
363 : Bir âyetin, bir hükmün nasih veya mensuh olduğunu ta- yin hususunda rey ve içtihat ile hareket olunamaz. Bu ancak sahih bir nakl ile, bir tarih ile bilinir. Bir kısım müfessirler, müellifler, nasih ile mensuhun adedini pek çok göstermiş, bunlara dair müteaddit kitaplar yazmışlardır. Fakat Fahri Razi gibi müdekkik müfessirler, âlimler, haki- katen nasih ile mensuh olan âyetleri tayine muvaffak olmuş, bunların öyle zan edildiği kadar çok olmadığını ispat etmişlerdir.
İmam Süyutinin «İtkan» ında yazdığına göre bunların adedi nihayet yirmi veya yirmi birden ibarettir. Aralarını telif kabil, beyinlerinde bir muaraza gayri zahir olan bir kısım âyetleri, hükümleri nasihiyetle, men- suhiyetle yad etmek, sathi düşüncelerden ileri gelmiş bulunmaktadır.
ÖMER NASUHİ BİLMEN
YanıtlaSil"Hukūki İslâmiyye ve Istılahatı Fıkhiyye,, KAMUSU
BİRİNCİ CİLT
BİLMEN
YAYINEVİ
SERDAR BİLMEN
P.K.. 28 Fatih - İstanbul Tel.: 521 78 82
peygamberinin şeriatını yok olmaktanez mi? Zira in vazifell kil peygambçekten sana şeref olarak yetrogremi? Zira ilmi öğreten bl man veya ilmi bir din de insanların sinesinden kayb olur giderdi. İşte bunun için Alim. ler peygamberlerin varisleridirler.
YanıtlaSilpeycak burada önemli bir nokta vardır. O da ilim yalnız Alim kişilerin ağızlarından alınabilir. Bu da ancak fazilet ve olgunluk sa kibi kişilerin ağızlarından işitmek suretiyle mümkün olur. Nitekim Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor :
خُذُوا الْعِلْمَ مِنْ أَفْوَاءِ الرِّجَالِ
«İlmi kişilerin ağızlarından alın.» (53)
Zira âlimler olmasa, ağızı laf edebilen herkes istediğini söy leyebilirdi. Fakat Alimlerin varlığı sayesinde herkes her istediğini, her aklına geleni söyleme cesaretini kendinde bulamamaktadır. İşte bu sebeple asrımıza kadar ilim adamlarının zincirleme olarak bir- birinden ders okuduklarını, ilim öğrendiklerini görürsün. (54)
*O halde ilim öğrenmek için muhakkak kemal sahibi bir alimin önünde diz çökmek, o âlimin hem gönlünden, hem de dilinden ilim elde etmek lâzımdır. Bu husus İslâm eğitim-öğretiminde önemli bir yer işgal etmektedir. Bu sebeple öğrenimde bunu değişmez bir esas olarak kabul etmeliyiz.
HZ. ALİ'NİN İLİMDEKİ DEHASI:
İlmin üstünlüğünü ortaya koyan hususlardan biri de Haricilerle Hz. Ali kerremellahu vecheh arasında cereyan eden bir olay ve bu olayda Hz. Ali'nin çeşitli yollardan ilmin üstünlüğünü ortaya koyu- şudur.
Rivayet edildiğine göre Harici taifesine mensup yirmi kişi tek tek Hz. Ali kerremellahu vecheh hazretlerinin huzuruna gelerek ay- ni meseleyi sormuşlar. Soru şu idi: «Ya Ali! flim mi üstün, yoksa mal mı?» Hz. Ali kerremellahu vecheh «ilim daha üstündür» şek- linde cevap vermiş, fakat delil istemeleri karşısında ilmin üstünlü
ğünü şu şekilde ortaya koymuştur : <- İlim maldan üstündür. Zira ilim seni korur, halbuki sen ma-
(53) Kaynağını bulamadım
. (54) bkz. Şer'iyye sicill 79 No'da kayıtlı Içazetname. Mehmet Emin Efendiye ait Ica zetnameyl veren Mustafa Ibn-i Hacı Abdullah el-Ödemiş'ı, yazma, Tálik.
38
lı korursun. İkinci soruyu sorana karşılık verdiği cevap da şöyle: <<- flim harcandıkça artar, mal harcandıkça azalır. Üçüncüye verdiği cevap:
YanıtlaSil<<<- flim sayesinde düşmanlar dost olur, fakat mal böyle değil... Devamla:
<<<- flim dünyadan uzaklaştırır, âhirete yaklaştırır; mal ise böy-
le değildir.
<<<- ölüm sebebiyle ilim, sahibinin mlükiyetinden çıkmaz, fakat mal böyle değildir.
<<<- flim sahibine sirayet eden bir nurdur. Mal ise buna muha- liftir.
<<- flim Allah'ın kelâmından çıkar, mal ise topraktan çıkar. <<<- flim peygamberler (A.S.)'ın sevgilisidir. Mal ise Nemrud, Fi-
ravn, Hâman ve Karunların sevgilisidir.
<<<- İlim kendine hizmet edilendir. Mal ise hizmet edendir.
<<<- flim ruhun gıdasıdır, mal ise cesedin gıdasıdır.
<<<- Ürkme zamanlarında ilim sana arkadaş olur, mal ise seni ürküntüverir.
<<<<- Yolculukta ilim senin arkadaşındır. Mal ise yolculukta se- nin düşmanındır.
<<- Tek başına ilim taatsız da olsa kurtulmana sebep olur, fa- kat mal böyle değildir.
<<<- İlim peygamberlerin mirasıdır. Mal ise eşkıyanın mirasıdır.
<<<- Kıyamet gününde ilmin hesabı yoktur. Fakat malın, helal ise hesabı, haram ise azabı vardır.
<<<- İlmin sahibi şefaat edecek, malın sahibi ise şefaat edile- cektir.
<<<- flim sahibi asla unutulmaz, fakat mal sahibi unutulur.
<<- flim kalbi nurlandırır, mal ise karartıp katılaştırır. <<<- flim sahibi Allah'a kulluğu, mal sahibi ise Allahlığı iddia
eder. (Nitekim Firavn'da olduğu gibi.) Hz. Ali bu şekilde o soru so-
ranlara ayrı ayrı tatminkâr cevaplar verdikten sonra : <<<- Bu konuda bana daha soru sorsaydınız yaşadığım müddet başka başka cevaplar verirdim, buyurdu.
Başka bir vakitte de bir zat Hz. Ali'ye gelerek: «Sana bazı so- rular sormak istiyorum,>> dedi. Hz. Ali ona : «Kırk tane de olsa sor.>>>> cevabını verdi. Bunun üzerine adam şöyle bir soru sordu:
<<<- Vâcip nedir, vacipten daha kuvvetlisi nedir? Yakın nedir, yakından daha yakın nedir? Tuhaf nedir, ondan daha tuhafı ne dir? Güç ve çetin şey nedir? Ondan daha güç olanı nedir?>> Bu soru- lara karşılık Hz. Ali kerremellahu vecheh şöyle cevap verdi:
39
olan tevbedir. Ondan daha kuvvetli vacip günah iş- lemeyi terk etmektir. Yakın olan Kıyamettir. Ondan daha yakını blümdür. Tuhaf olan dünyadır, ondan daha tuhafı dünya sevgisidir Zor olan kabir hayatıdır, ondan zor olanı kabre azıksız olarak gir mektir.» (55)
YanıtlaSil* İLMİN ÜSTÜNLÜĞÜNDEN SÖZ EDEN DİĞER ALİMLER :
İlmin fazileti konusunda İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyurdu- lar: «Davud aleyhisselâm'ın oğlu Süleyman aleyhisselâm ilim, mal ve saltanat arasında serbest bırakılarak kendisine : <>>
** Imam Ahnef şöyle diyor: «İlim ile takviye edilmeyen her şere- fin geleceği zillettir, alçalmadır.>>>
Günümüzde şöhret sahibi devlet adamlarının kısa bir zamanda perişan olmaları ve düşkün hale gelmeleri bunun en kuvvetli deli- lidir.
Hz. Ali Kerremellahu Vecheh de şöyle buyuruyor: «Alim olan kişi geceyi ibadetle geçirip uyumayan, gündüz oruçlu ve Allah yo- lunda cihad edenlerden daha üstündür. Bir âlim ölünce islâm'da öyle bir gedik açılır ki onun yerini onun gibi bir âlimden başkası dolduramaz>>>
Bazı âlimler de şöyle demişlerdir: «Bir âlim öldüğü zaman onun için denizdeki balıklar ve havadaki kuşlar bile ağlar. Bir âlim, her ne kadar kendisi bu alemden kayb olsa da yaşıyormuş gibi onun şanı daima anılır. (56)
(55) El-Vasiyye, Hacı Mahmud Ef. ktp. yazma nus. varak/27, Süleymaniye, Istan- bul.
(56) Bak: Taşköprülūzade, Mevzûat'ül-Ulûm, c. 1, s. 29 vd. 1313 İlk baskı
40
Bu âlemden nice insanlar gelmiş geçmiştir. Nice devlet adam- ları ve hükümdarlar insanlara hükm etmiştir. Fakat bunların hepsi tarihe gömülmüş, bir kısmının şan ve şöhretleri silinmiş, bir kısmı nın dünya hayatındaki tesirleri ölümlerini takiben silinmiş, bir kıs- mının nüfuzu bir müddet daha devam etmiş, fakat toplumlar üze- rindeki tesirleri ebediyyen devam etmemiştir, edememiştir. Oysa ta- rih boyunca gelmiş geçmiş gerçek ilim sahipleri öldükten sonra da yaşamışlar, toplumlar üzerindeki tesirleri asırlar geçmesine rağ- men devam etmiştir. Hatta onların düşünceleri gün geçtikçe daha iyi anlaşılmış, daha güzel değerlendirilmiş ve gittikçe hayatiyet ka- zanmıştır.
YanıtlaSilKanaatimizce, ilim adamı ile devlet adamı arasındaki fark şu- dur. Devlet adamı ölünce devlet anlayışı kendisi yerinde idare eden kimselerin takdirine kalır ve kendi metodları devam etmez. Oysa ilim adamı ölünce dünya hayatında ortaya koyduğu ilmî esaslar öl- dükten sonra da devam eder; hatta çoğunlukla âlimler öldükten sonra daha mükemmel bir şekilde tetkik edilerek düşünceleri ortaya konur ve onlardan asırlar boyunca faydalanma yoluna gidilir. Bir örnek vermek gerekirse İmam Azam, İmam Şafii, İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Muhammed, imam Ebû Yusuf, bu fani dünyadan her ne kadar göç etmişseler de, zamanımızda bütün dün- yada, özellikle İslâm dünyasında düşünceleri ve ictihatları ile ken- di devirlerindekinden daha canlı bir şekilde yaşamaktadırlar. Gün geçtikçe de canlılıklarını ve önemlerini artırmaktadırlar. Zira on- lar toplumun her ihtiyacı ile ilgili olarak düşüncelerini çok serbest bir şekilde ortaya koyarak ilme büyük hizmetler yapmışlardır. Şair bir şiirinde ne güzel söylemiştir:
ولا تموتن بعلم واحد كلا
ابدت لنا الجوهرين الشمع والعلا
احرص على كل علم تبلغ الاملا
النحل لما رعت من كل فاكهة
والشهد يبرى باذن الباري العللا الشمع في الليل ضوء يستضاء به
<<Gayret göstererek İlimleri toplamaya haris ol,
Tenbellikten ötürü yalnız bir ilimle yetinerek dünyadan
ayrılma.
Arı, her meyvenin çiçeğine konduğu için,
Bal ve mum gibi iki cevher meydana getirir.
Mum, gece faydalanılan bir ışıktır,
Mumun balı ise Allah'ın izni ile hastayı iyl eder.»
4
Fakat ömür sınırlı, hayat meşgalell, saman fitneli olduğu teln bütün ilimleri tamamen elde etmek imkânı bulunmama ihtimaling binaen bir şairin dediği gibi ilimlerin hepsinden bir özetleme yapa rak faydalanma yönüne yönelmekte fayda vardır, Sair bir slirinde şöyle diyor:
YanıtlaSilلا واو مارسه الف سنه فخذوا من كل علم احسنه
ما حوى العلم جميعاً احد أما العلم بعيد غوره
<> ile başlayandır, Ondan başkası şeytan vesvesesidir.>>>>
Yani Kur'an ve hadise dayalı olmayan ilimler, tek başına ebedt saadeti getirmek için yeterli değildir. Bu iki ilim müslümanın bilgi hazinesi, mutluluk rehberidir. Bunlar olmadan sadece bilgi için bil- gi olmak üzere diğer ilimlerde hayır yoktur. Fakat, netice itibariyle insanlığı Kur'an ve hadis çizgisine götüren ilimler de müslümanlar için mutluluk ve güçlülük vesilesidir. Başka bir Şair de şöyle demiştir:
تقاصر عنه افهام الرجال
جميع العلم في القرآن لكن
<<Bütün İlimler Kur'an'dadır, Fakat Insanların gözleri bunu görmüyor» (57)
(57) Taşköprülūzade. Meazûat'ül-Ulum, c. I. s. 24,1313 illik Tab.
42
İMAM BURHANUDDİN EZ ZERNÛCÎ
YanıtlaSilTÂLİMÜL MÜTEALLİM
Metin, Tercüme, Şerh
Dipnotlar İlávesiyle Tercüme ve şerh :
Y.VEHBİ YAVUZ
12
CABRI YAYINLARI
ÇAĞRI YAYINLARI
Binbirdirek Meydanı Sokak No. 5/1
Türbe - İstanbul
Tel.: 28 08 03
İLMİN ÜSTÜNLÜĞÜNDEN SÖZ EDEN DİĞER ALİMLER :
YanıtlaSilflmin fazileti konusunda İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyurdu- lar: Davud aleyhisselam'ın oğlu Süleyman aleyhisselâm ilim, mal ve saltanat arasında serbest bırakılarak kendisine : <>
** imam Ahnef şöyle diyor: «İlim ile takviye edilmeyen her şere fin geleceği zillettir, alçalmadır.>>>> Günümüzde şöhret sahibi devlet adamlarının kısa bir zamanda
perişan olmaları ve düşkün hale gelmeleri bunun en kuvvetli deli-
lidir. Hz. Ali Kerremellahu Vecheh de şöyle buyuruyor: «Alim olan kişi geceyi
ibadetle geçirip uyumayan, gündüz oruçlu ve Allah yo- lunda cihad edenlerden daha üstündür. Bir âlim ölünce İslâm'da
öyle bir gedik açılır ki onun yerini onun gibi bir âlimden başkası dolduramaz.>>
Bazı âlimler de şöyle demislerdin
Zor ola
YanıtlaSilmektir. (55)
İLMİN ÜSTÜNLÜĞÜNDEN SÖZ EDEN DİĞER ALİMLER :
İlmin fazileti konusunda İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyurdu- lar: Davud aleyhisselâm'ın oğlu Süleyman aleyhisselâm ilim, mal ve saltanat arasında serbest bırakılarak kendisine : «Bunlardan di- lediğini seç> denildi. O da bunlar arasında ilmi seçti. Ve Allah Teâlâ ilmin bereketiyle ona hem mal verdi, hem de saltanat ihsan etti. Günümüzde de ilim sayesinde hem mal hem de dünya saltanatına ulaşanların varlığı bu noktayı kuvvetlendirmektir.
* Yine İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyuruyorlar: <<Gecenin bazı saatlerinde kalkıp ilim ile meşgul olmak, bütün geceyi ibadetle ge- çirmekten daha faziletli geliyor bana.» Böyle bir söz Ebû Hureyre ve imam Ahmed b. Hanbel'den de rivayet edilmiştir.
dur: «Hou
Imam Şafif buyuruyor ki: «ilmin üstünlüllu
imam
YanıtlaSilImam Şafif buyuruyor ki: «ilmin üstünlüklerinden biri de şu- dur: «Herkes ilimden az bir şey dahi elde etse kalbi sevinir ve nur ile dolar. Fakat ilimden menedilmiş kimse daima kalben mahzun olur.»
* Yine İbn-i Abbas hazretleri şöyle buyuruyorlar: «Gecenin bazı saatlerinde kalkıp ilim ile meşgul olmak, bütün geceyi ibadetle ge- çirmekten daha faziletli geliyor bana.» Böyle bir söz Ebû Hureyre ve imam Ahmed b. Hanbel'den de rivayet edilmiştir.
flmin
Günümüzde iletişim ve medya ha yatın merkezine oturmuş durumdadır Böyle bir ortamda fıtratı korumada en tesirli cihad, kaliteli, cazip ve fay- dalı muhteva üretmektir. Muhtevanın ve sözünün tesirini artırmak için in- sanlara akılları nispetinde söz söyle- meye çalışmak savunma sanayi için en tesirli ve güncel silahları bulup kullanmak kadar mühim bir şarttır. Peygamber Efendimiz sallallahu aley- hi ve sellem: "Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır” (Müslim, İmare, 167; Ebu Davud, Cihad, 23) bu- yurmuşlardı. Sözün kuvveti, muhata- bın gönlünü cezbetmesinde, görün- tünün kuvveti tefekkürü hareket ge- çirmesindedir.
YanıtlaSilve Allâh-u Teâlâya hamdolsun ki sahih bulun- muştur. ».نِيَّتُكَ مَطِيَّتُكَ "Niyetin senin merkebin- dir" buyrulur. Yani her zaman iyi niyet üzere ol ki, murâdın hâsıl olsun.
YanıtlaSilAllah (z.c.hz.)'leri Adem oğlundan çıkanı dünyaya misal olarak gösterdi. Bu, gaita ve idrardan kinayedir. Yani insandan çıkan şeyler, bundan evvel, çeşitli, temiz yumuşak yemeklerdi ve temiz ve içilmesi hoş içeceklerdi de, bunun akibeti gördüğünüz gibi oldu. İşte dünya da nefis ve hoş manzaralıdır. Nefislerde bu süsünden dolayı bu dünyaya heves eder. Cahil, akibetini düşünmeyip onun dışını ziynetine, ebedi kalıcı zannederek aldanır. Akıllının kalbi ise ona yatmaz. Bilgisi ile ona aldanmaz. Bilir ki o, muvakkat bir fanidir. Bir müddet faydası olsa da, ölüm, dünyada yaşayana çaresiz gelecek ve dünyadan onun alakasını kesecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ubey İbni Kaab (r.a.)
Sayfa: 271 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 341 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
O münafıklara, 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler. İyi bilin ki onlar fesatçıların ta kendileridir, fakat bunu anlamak istemezler. (Bakara, 2/11-12)
YanıtlaSilBİR AYET
DİN İSTİSMARI
İstişmar, fayda sağlamak ve ürün elde etmek demektir. Din istismarı, din
sömürüsü yapmak, dine dair kavramlar ve değerler yoluyla insanları alda- tarak maddi veya manevi çıkar elde etmek yani kendi menfaatleri için dini kullanmak demektir. Din insanları hayra, iyiliğe, güzelliğe, faydalı olana davet eder. İnsanoğlu hayatını İslam yolunda, hakikat uğrunda harcamalı- dır. İnsanın dine hizmet etmeyi bırakıp onu kendi hizmetinde kullanmaya başlamasıyla istismar başlar. Böylece mal, makam, güç, şöhret, itibar gibi birtakım kazanımlar için dini kendi hizmetinde istihdam eder. Dinin ulvi ve kutsal yapısına aykırı bir şekilde, kendini yüceltir, kendini kutsallaştırır, dini de bu yücelik ve kutsallık için kullanmaya başlar. Din istismarı, hukuk karşısında büyük bir suç, ahlaki anlamda büyük bir zafiyettir. Yüce Allah'ın karşısında hesabı sorulacak ve bedeli ödenecek bir günahtır. İslam tarihinde din istismarının ilk ve en tipik örneğini münafıklar oluşturmuşlardır.
Bu Kur'an, hoşlanmıyan için gayet zordur. Ona ısınana ise gayet kolay gelir. Hadisime gelince, hoşlanmıyan için gayet zor, tâbi olan içinse gayet kolaydır. Bir kimse benim hadisimi dinler, hemen hıfz eder ve tatbik ederse mahşerde Kur'anla haşrolur. Hadisime ehemmiyet vermiyen ise Kur'anı hor görmüş olur. Kim de Kur'anı hor görürse dünya ve ahirette hüsrana düşer.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
Sayfa: 133 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Siz öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, fukahası çok, hutebası az, istiyeni az, vereni çok, işte böyle zamanda amel ilimden hayırlıdır. Size öyle bir zaman gelecektir ki, fukahası az, hatibleri çok, istiyeni çok, vereni az. O zamanda ise ilim amelden hayırlıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Said (r.a.)
Sayfa: 135 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
KIYAMET ALAMETLERİ
YanıtlaSilİMAM-I SUYUTİ
YANITLASİL
yuksel21 Temmuz 2024 08:19
KIYAMET GÜNÜ ALLAH'IN HİTABESİ
Ulu Allah buyuruyor ki:
"O gün Allah'ın düşmanları bir araya toplana- rak Cehennem'e sevk edileceklerdir. Cehennem'in kapısına gelince onların kulakları, gözleri ve derileri aleyhlerinde şahitlik ederek dünyada iken yapmış oldukları günahları bir bir sayacaklardır. Onlar derile- rine; "neden aleyhimize şahitlik ettiniz?" diye sorduk- ları zaman derileri onlara şöyle cevap verecektir; "her şeyi konuşturmak gücü elinde olan Allah bizi dile ge- tirdi. Sizi, ilk başta, hiç yokken var eden O'dur, dönü- şünüz de O'nadır." (Fussilet, 21)
"O gün biz kâfirlerin ağızlarını mühürleriz de el- leri ile ayaklarını dile getirerek dünyada iken yapmış oldukları günahlara şahitlik ettiririz." (Yasin, 65)
"Onların dünyada iken yaptıklarının hiç biri o gün Allah'tan saklanamaz. O zaman Allah;
158
YANITLASİL
yuksel21 Temmuz 2024 08:20
Imam-ı Suyuti
"Bu gün kayıtsız şartsız hâkimiyet ve hükümdar- lık kimindir?" diye soracak da (ses verecek hiç bir canlı bulunmadığı için) sorusunun cevabını yine ken- disi verecektir;
"Bugün hakimiyet kahredici, bir Allah'ındır" buyuracaktır. O gün herkes zerrece haksızlığa uğra- maksızın dünyada iken yaptığının karşılığını görecek- tir. Şüphesiz ki, Allah hesaba çekendir." (Mü'min, 17)
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Ulu Allah, kıyamet günü gökleri dürerek sağ eli-
ne alır ve buyurur ki;
"Bugün tek hükümdar benim, kendilerini ulu görenler nerede?"
Sonra da yerleri dürerek sol avucuna alır ve yi- ne buyurur ki:
"Bugün yegane hükümdar benim, zorbalar ve kendilerini ulu görenler nerede?" (Müslim)
Peygamberimiz diyor ki:
Kıyamet günü şu konularda sorguya çekilip ce- vap vermek ten âciz kalmadıkça kişinin ayaklan kaya- rak cehennemi boylamaz.
a) Ömrünü nerelerde harcadığından,
b) Amellerini nerelerde işlediğinden,
c) Malını nasıl kazandığından ve nerelerde har- cadığından,
d) Vücudunu nerelerde yıprattığından.
159
203
YanıtlaSilSüra üfürüldüğünde onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine gider- ler. "Eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın va dettiğidir. Nebiler gerçekten doğru söylemişler" derler. (Yasin 36/52)
BİR AYET
KABİR: EBEDİYETE AÇILAN KAPI
İslam inancında ölen kişinin gömüldüğü yere kabir veya mezar denir. Bir nut- feden yaratılan ve ölümünün ardından toprağa gömülerek aslında yaratıldığı öze geri döndürülen insan, kabirde Rabbimizin dilediği vakte kadar bekletilecek ve yeniden diriltilecektir. İnancımıza göre ölümle yeniden diriliş arasındaki süreç "kabir hayatı" veya "berzah âlemi" olarak isimlendirilir. İnsanların dünyada iş- ledikleri iyi veya kötü işlerin karşılığının kabirde iken görülmeye başlanacağını ifade eden Peygamberimiz; "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya ce- hennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Sıfatü'l-kıyame, 26) buyurarak cehennem azabından Allah'a sığınmış ve ümmetine de sığınmalarını tavsiye etmiştir. Ölen kişi kabirde görevli melekler tarafından yaratıcısı, imanı ve amelleriyle ilgili sorgulanır. İman ve salih amel sahipleri bu sorulara doğru cevap verir, kabirleri genişletilir ve cennetle müjdelenir. Kâfirler ise bu sorulara cevap veremezler ve onlara cehenneme gidecekleri bildirilir.
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilA. NAMAZ VE ÖNEMİ
27
33
1. NAMAZ, YÜCE ALLAH İLE KONUŞMADIR..
2. NAMAZ, İMAN ALAMETİDİR.
37
41
45
3. NAMAZ, MÜMİN İÇİN MANEVİ YÜKSELİŞTİR...
4. NAMAZ, KULUN RABBİNE EN YAKIN OLDUĞU ANDIR..
5. NAMAZ, ŞÜKÜR VESİLESİDİR.
47
51
6. NAMAZ, DÜNYA VE AHİRET SAADETİDİR.
7. NAMAZIN ÖDÜLÜ CENNETTİR.
55
57
B. NAMAZ İBADETİNİN FAYDALARI.
1. BİREYSEL (FERDI) YARARLARI
59
a. Namaz, Allah'a Yaklaştırır.
59
63
65
73
78
80
86
91
99
b. Namaz, Rabbi Hatırlatır.
c. Namaz, Günahlardan ve Çirkinliklerden Uzak Tutar
d. Namaz, Rızkın Bol ve Bereketli Olmasını Sağlar.
e. Namaz, Bela ve Musibetlere Karşı Korur.
f. Namaz, Günahların Affına Vesile Olur.
g. Namaz, Maddî-Manevî Şifadır:
h. Namaz, Ruhu ve Duyguları Eğitir.
2. TOPLUMSAL (İCTİMAÎ) YARARLARI.
. CAMİ/MESCİD
YanıtlaSil1. Camiler Huzur ve Birlik Mekânlarıdır.
2. Camilerin Fonksiyonu Çeşitlidir.
3. Camiler Tapu Senetleridir.
4. Bazı Mescitlerin Fazileti Farklıdır.
D. CEMAATLE NAMAZ
1. KUR'AN'DA, CEMAATLE NAMAZA İŞARET EDEN AYETLER.
a. Fatiha Sûresi 6. Ayet.
b. Bakara Sûresi 43. Ayet.
c. Âl-i İmrân Sûresi 103. Ayet
d. Nisâ Sûresi 142. Ayet.
e. A'râf Sûresi 29. Ayet.
f. Kehf Sûresi 28. Ayet.
g. Meryem Sûresi 59. Ayet.
h. Tâhâ Sûresi 33. Ayet.
i. Enbiyâ Sûresi 105. ve 106. Ayetler.
j. Şuarâ Sûresi 219. Ayet...
k. Secde Sûresi 15. Ayet.
1. Sâffât Sûresi 1. Ayet.
m. Ahkâf Sûresi 31. Ayet.
n. Hadîd Sûresi 21. Ayet.
o. Münâfikûn Sûresi 9. Ayet.
p. Kalem Sûresi 43. Ayet.
2. CEMAATLE NAMAZ KILMANIN ÖNEMİ
a. Birlik ve Dirlik Oluşturur...
b. Ümmet Şuurunu Kazandırır.
c. Hidayete Vesile Olur; Kötülüklerden Uzak Tutar.
d. Fazilet ve Dereceyi Artırır
e. Günahların Affına Vesile Olur.
f. Dünyada ve Ahirette Huzur Getirir.
g. Yardımlaşma Duygusunu Güçlendirir.
h. Mutlu ve Başarılı Kılar
YanıtlaSili. Hz. Peygamber'in Mutluluğuna ve Tebessümüne Katkı Sağlar...
166
3. CEMAATLE NAMAZ KILMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
169
a. Erkenden Hazırlık Yaparak Camiye Rahat Bir Eda ile Gitmek
177
b. Ezana Camide İştirak Etmek
181
c. Camiye Sağ Ayakla ve Dua ile Girmek...
186
187
d. İlk Tekbire Yetişmek.
e. Namazı Vaktinde Kılmak.
188
f. Cuma Namazı İçin Hazırlık Yaparak Erkenden Camiye
Gitmek......194
g. Sabah ve Yatsı Namazlarına Özen Göstermek...
201
h. Temizliğe, Düzene ve Tertipli Olmaya Özen Göstermek.
206
i. Safları Sık ve Düzgün Tutmak, Aralardaki Boşlukları Doldurmak......212
j. İlk Safta Namaza Durmaya Öncelik Vermek.
215
k. Saf Tutmuş Birisini Yerinden Kaldırmamak..
217
1. Tek Başına Saf Tutmamak.
218
m. Birden Çok Cemaat Oluşturmamak.
219
n. İmamdan Önce Hareket Etmemek..
223
o. Tek Başına Namaz Kılarken, Kameti Duyar Duymaz Cemaate Katılmak.
225
p. Namazı Kılmış Olsan da, Tekrardan Cemaatle Namaz Kılmak.
227
q. Hanımları Camilerden Mahrum Bırakmamak..
229
r. Çocuklara-Gençlere Namazı ve Camiyi Sevdirmek.
237
s. Namazda Yaşlıların ve Hastaların Olabileceğini Dikkate
Almak.......240
t. Namaz Sonunda Dua Etmek.
u. Camiden Sol Ayakla ve Dua İle Çıkmak.
243
251
SONUÇ...
253
KAYNAKÇA...
257
Kur'an ve Sünnet'te
YanıtlaSilCEMAATLE
NAMAZ
Namaz, ölümlü insanla sonsuz kudret arasında aracısız bağlantıdır. Sonsuz kaynaktan süzülen katrelerle insana hayat veren ve onu enginlere kanatlandırandır. Çirkinliklere, taşkınlıklara, yozlaşmalara ve azgınlıklara karşı bir kalkandır.
Cemaatle namaz; vahdeti, birliği, dirliği, bütünlüğü, bir ve beraber olmayı temin eder. Aynı hedefe ve amaca yönelik saf tutan herkesi birbirine öz kardeş yapar. Müslümanları güçlü bir topluluk haline getirir, kaynaştırır, bütünleştirir. Böylece, aynı değerlere inanan Müslümanları kuru bir kalabalık kümesi olmaktan öte, aynı hedefe kilitlenen ve İslam kimliğiyle bütünleşen bir toplum haline getirir; onlara aynı değerleri paylaşan bir ümmet şuuru ve şahsiyetli kişilik kazandırır.
YAPAY ZEKA ÇAĞINDA NÖROHUKUK
YanıtlaSilNursena ÇETİNGÜL
Avukat
Yapay zekâ ve nörobilim
Yapay zekâ teknolojileri son hızla gelişmeye devam ederken kullanım sahala- rı da giderek farklılaşmakta, böylece yeni uygulama alanları doğmaktadır. Ya- pay zekânın kullanıldığı önemli alanlardan birisi de tıptır. Tıpta görüntüleme a- maçlı birçok biyomedikal cihaz kullanılmaktadır. Bunlardan fonksiyonel manye- tik rezonans görüntüleme (fMRI) ve elektroensefalografi (EEG) gibi yöntemler, günümüz beyin görüntüleme teknolojisi bakımından oldukça önemlidir. Beyin- deki oksijen akışını ölçen fMRI ve kafa derisinden elektrokimyasal sinyalleri algı- layan EEG gibi teknikler sayesinde, beynin belirli bir görev esnasında gerçekleş- tirdiği faaliyetler kaydedilebilmektedir. (Bryn Farnsworth, "EEG vs. MRI vs. fMRI - What Are the Differences? - iMotions", Powering Human Insights (blog), 04 Ekim 2022, https://imotions.com/blog/ learning/research-fundamentals/eeg-vs-mri-vs-fmri-differences/) Beyinden toplanan bu elekt- riksel sinyaller sayısallaştırılarak bilgisayar diline dönüştürülmektedir. Kaydedi- len bu veriler yapay zekâ algoritmalarına aktarılmaktadır. Bu algoritmaların be- lirli faaliyetler esnasında beyinde ortaya çıkan örüntüleri öğrenmesi ve birbiriyle kıyaslayarak bu örüntüleri (pattern) tanıması sağlanmaktadır. Bu aşamada de- rin öğrenme, nöral network ve makine öğrenmesi gibi kavramlar karşımıza çıkar. Tıptaki beyin görüntüleme tekniklerinin güncel uygulama alanlarından birisi ise beyin-bilgisayar arayüzleridir.
Beyin-bilgisayar arayüzleri (BCI) ile zihin okumak mümkün mü?
Yapay zekâ teknolojilerinin kullanıldığı en dikkat çekici ve tartışmalı alanların- dan biri, beyin-bilgisayar arayüzleri (BCI) olarak karşımıza çıkmaktadır. BCI, bi- reylerin beyin sinyalleriyle doğrudan bilgisayarları veya diğer cihazları kontrol etmelerine olanak tanıyan bir teknoloji olarak tanımlanabilir. Beyin-makine ara- yüzü (BMI) veya beyin-bilgisayar arayüzü (BCI), beyinden elde edilen nörofizyo- lojik sinyalleri harici makine veya bilgisayarları kontrol etmek için kullanan yeni bir arayüz teknolojisidir. (Kouji Takano, Naoki Hata, ve Kenji Kansaku, "Towards Intelligent Envi- ronments: An Augmented Reality-Brain-Machine Interface Operated with a See-Through Head-Mount Display", Frontiers in Neuroscience 5 (20 Nisan 2011), 60, https://doi.org/10.3389/fnins.2011.00060)
36 divanet Atk Dergi Temmuz 2024
KLONLAMA: İNSANDA AŞKIN ÖZÜN YOK OLUŞU
YanıtlaSilProf.Dr. Bilal SAMBUR
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi
T ip, biyoloji ve genetik alanlarında kaydedilen teknolojik ge lişmeler, insanın genetiği dahil bütün biyolojik ve ruhsal ya- pisini ve varlığını şekillendirme düzeyine gelmiş bulunmak- tadır. Bilimin, felsefenin, sanatın, edebiyatın ve dinin belki de en önemli sorusu, insan olmak ne demektir sorunu ve sorusu- dur. İnsanın varoluşsal doğasının teknoloji tarafından değiştirilecek ve düzenlenecek teknolojik düzeye varılması, insan olmak ne anla- ma gelmektedir sorusuna artık alışılageldik söylemlerle cevap ver- meyi imkânsız hale getirmektedir. İnsanın biyolojik varlığını şekil- lendirmeye ve dizayn etmeye kalkan en önemli gelişmelerin başın- da klonlama dediğimiz durum gelmektedir. Klonlama, insanın veya bir başka canlının genetiği olmak üzere biyolojik yapısının bir başka varlık olarak aynen kopyalanması ve var edilmesi anlamına gelmek- tedir. Günümüzde genlerimizin, hücrelerimizin ve bütün organizma- mızın klonlanması için girişimler yapılmaktadır. Klonlama teknolo- jisi sayesinde insanın varlığının en iç derinliklerine ulaşılabilmekte, genetiği dahil bütün biyolojik unsurlarına müdahale edilebilmekte, genleri alınabilmekte, değiştirilebilmekte, düzeltilebilmekte veya şekillendirilebilmektedir, Klonlama, insanın bireyselliğini ve genetik özgünlüğünü ortadan kaldırmaktadır.
Klonlama, insanın biyolojisinin içini ve dışını kontrol edememesi, biyolojik varlığı üzerinde söz ve karar verme imkânını kaybetmesi anlamına gelmektedir. Klonlama, artık özgün ve biricik varlık olma statümüzün kaybolduğu ve kendimiz gibi birçok aynılarımızın veya benzerlerimizin olduğu yeni bir döneme girdiğimiz anlamına gel- mektedir. Klonlama, özgün bireysel insanlığımızı ortadan kaldıran bir gelişme olarak aslında insan olmak ne anlama gelmektedir so- rusunun bizzat kendisini anlamsızlaştırmakta ve ortadan kaldırmak- tadır. Klonlama, insanlığın ortak fıtratını ve varoluşsal bireyselliği- ni elimine etmektedir. Özgün bireysel insanlığımızı ortadan kaldıran klonlama, insan olmamak ne anlama gelmektedir şeklinde yıkıcı ve kaygı verici bir sorunu ortaya çıkarmaktadır.
GIZLİ DÜNYA DEVLETİ"NİN GENEL ŞEMASI Dolar Üzerindeki Pramidin 13 Kademesinden Her Birinin Manası
YanıtlaSilLUZIFER: MASON LAHININ GÖZÜ
RT
3 KABBALIST EN ÜST KOMUTA IDARESİ
13'LER MECLİSİ
SANIIEDRIN
EN ÜST YÖNETİM MEXTISI
UCU
33'LER MECLİSİ
300'LER KULÜBÜ
GÖRÜLEN
B'NAI B'RITH BILDERBERG
BÜYÜK KISMI
GİZLİ OLAN
KADEMELER
ARA KOORDINASYON VE YÖNETİM KADEMESI
13 KADEME
BÜYÜK ŞARK LOCASI TEŞKİLATI
FRANSIZ MASON LOCASI
KOMÜNİZM
KOMUNIZM-RUSYA
İNGİLİZ
MASON LOCASI
İSKOÇ LOCASI TEŞKİLATI: 1 - 33°
MASON LOC CASI ALMAN MASON LOO CAS
HALKIN İÇİNE GİREN VE YUKARININ
YORK LOCASI TEŞKİLAT
LIONS DINER
ROTARY
YMCA
HIC GÖRÜNMEYENLER
EAİRLERİNİ
ALT KADEMELER
UYGULAYAN
MAVİ LOCALAR
SACAKLAR
ÖNLÜKSÜZ MASONLAR (İyi İnsanlar)
HALK
INSANLIK
BÜTÜN İNSANLIK
"ROCKEFELLER'İN ÜÇ AYAKLI KOMİSYONU
YanıtlaSilDIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ CFR
BİLGİ BANKALARI
Brookings Institบก
Rand Corporallon Hudson Institute
Harvard Uluslararam
Bişidier Merkezi Colombia Uluslararası
Bişkiler Okulu
Georgetown Stratej ve Uluslarara
Araştırmalar Merkezi Worldwatch Institute
MITRE Corporallon Masschusetts Teknoloji
Enste
Aspen Institute Hoover Institute
VAKIFLAR
Rockefeller Vakh
Rockateller Kardeşler Birliği Rockefeller Alle Brigi
Ford Vakh
Camagie Endowment Yirminci Yüzyıl Vakh
Russell Saga Vakh Coca Cola Vakh
Burden Vakfı
MANHATTAN ROCKEFELLER ALT GRUBU
BILDERBERG KONFERANSI
BASIN
New York Times
CBS
Los Angeles Times
Tune Inc Foreign Allairs
Foreign Policy
Chicago Sun-Times
ÜÇLÜ KOMİSYON
SİYASİ PARTİLER VE LOBİLER
Democratic Advisory Counal Common Cause
ICNEP
Committee on the Presnt Danger
United Nations Association Cuncil of the Americas
Committee for Economic Development Conference Board
Council for Public interest Law
Leaque of Women Voters Birleşmiş Milletler Derneği
Tehlikeleri Önleme Komisyonu
CUMHURBAŞKANLIK GENEL SEKRETERLIĞI
GÜVENLİK KONSEYİ
HUKUK KURULUŞLARI
Coudert Bros
Wilmer Culler Pickering Dilworth Kalish Paxton Levy
Simpson Thatcher Bartlett
Cafford Wanke Glass O Melveny and Myers
Hukuk ve Sosyal Siyaset Merkezi
BAŞK YARD. DAİRESİ
TİCARİ BİRLİK BÜROKRASİSİ
AFL-CIO
Amerikan Yol İşçileri Birliği
Otomobil İşçilen Birg
ÖZEL İSTİHBARAT SERVISI
INTERPOL IBM
Coca Cola Field Enterprises
Exxon Corp Bechtel corp
Sears Roebuck Hewlett, Packard
John Deere and Co
Caterpillar Corp
Pan American Airlines
Trans-world Airlines
Xerox
Standard Oil of Califormia
Chase Manhattan Bank Cummins Engine
International Volunteers Service Siyasi Araştırmalar Merkezi
Transnational Institute
HÜKÜMET
SAVUNMA DAİRESİ
HAZINE DAIRESI
Kaynak: C.O.D.E' nin Siyaset Sözlüğünden
Genel Bilgiler
YanıtlaSilEnglish
Orta Doğu Teknik Üniversitesi – Hacettepe Üniversitesi
NÖROBİLİM VE NÖROTEKNOLOJİ ORTAK DOKTORA PROGRAMI
Nörobilim ve Nöroteknoloji (NSNT) Doktora Programı, temel/klinik nörolojik bilimler ve ilgili teknolojiler arasında bütünleşik araştırma yapılmasını sağlamak üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Hacettepe Üniversitesi, Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsü birlikteliğiyle kurulmuştur.
Programın amaçları aşağıda sıralanmıştır:
Temel Bilim, Mühendislik ve Tıp Fakültelerinden, biyoloji, fizik, kimya, matematik, elektrik ve elektronik, bilgisayar, psikoloji, nöroloji, psikiyatri gibi çeşitli altyapılara sahip bilim insanlarını biraraya getirerek eğitim ve araştırma olanakları sağlamak
Aşağıdaki alanlarda eğitim ve araştırmaya odaklanmak:
Duyusal sinir sistemi de dahil olmak üzere, merkezi ve periferik sinir sisteminde yer alan, alt nöronal seviyedeki elemanlardan beyne kadar çeşitli karmaşıklıktaki yapıların sinyallerini, mekanik, dinamik ve bilgi işleme özelliklerini gözönüne alarak “sinir sistemini, bileşenlerini ve işlevlerini" araştırmak ve anlamak,
Sinir sistemini, bileşenlerini ve işlevlerini açıklamak, temsil etmek veya taklit etmek üzere teknolojiler kullanmak ve geliştirmek,
Bilimsel ve tıbbi amaçlar için sinir sisteminin bileşenleri ve işlevlerini gözlemek, işlevsel bozukluklarını saptamak ve analiz etmek için yardımcı teknolojiler kullanmak ve geliştirmek,
Sağlık ve tıbbi amaçlar için sinir sistemini, bileşenlerini ve işlevlerini, onunla etkileşerek yardımcı olmak veya rehabilite etmek üzere teknolojiler kullanmak ve geliştirmek,
Sinir sisteminden, bileşenlerinden ve işlevlerinden esinlenilen akıllı ve verimli teknolojileri kullanmak ve geliştirmek
İleri teknolojik görüntüleme yöntemleri ile sinir sisteminin fizyolojisi ve hastalıklarını anlamaya çalışmak ve bunlara uygun ileri analiz sistemleri geliştirmek,
Sinir sistemi hastalıklarının deneysel ve hesaplamalı modellerini geliştirmek.
Akademi, kamu ve özel sektör için, uzman bilgi birikimine sahip yüksek vasıflı Sinir Bilimi araştırmacıları yetiştirmek,
Disiplinler arası takım üyelerine Sinir Bilimi araştırmalarının yönetim ve sonuçlarıyla ilgili profesyonel ve etik sorumluluk sahibi olma anlayışını sağlamak,
Mühendislik, Fen ve Tıp Fakülteleri bilim insanlarını bir araya getirerek ortak araştırma ve tez çalışmalarının yapılmasını sağlamak.
Eğitim dili İngilizcedir.
Hoşgeldiniz
YanıtlaSilNörobilim ve Nöroteknoloji Ortak Doktora Programı, temel/klinik nörolojik bilimler ve ilgili teknolojiler arasında bütünleşik araştırma yapılmasını sağlamak üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Hacettepe Üniversitesi, Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Enstitüsü birlikteliğiyle kurulmuştur.
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilÖN SÖZ.
GİRİŞ.
19
1. İnsan ve eğitim.
19
2. Eğitim ve ahlak
21
3. Ahlaki değerleri güncelleme
24
ÖĞRETMENLİK AHLAKI
31
1. Öğretmen
31
1.1. Öğretmen/eğitimci kimdir?.
31
1.2. İslam eğitim geleneğinde öğretmen tasavvuru
32
1.3. Günümüzde öğretmen tasavvuru.
40
44
2. Öğretmenin Kişisel Ahlakı.
45
2.1. Allah'ın ızasını kazanmayı temel amaç edinmek.
47
2.2. Bilgiyle varoluşsal ilişki içinde olmak.
2.3. Bilgi ve davranış bütünlüğüne sahip olmak.
5
9
51
IGITIM AHLAKI
YanıtlaSil2.4. Ilmin değerini korumak.
2.5. Görevini yaşamak.
2.6. Vakar ve tevazu sahibi olmak.
67
3. Öğretmenin Öğretim Ahlakı
55
58
60
3.1. Öğretmenlik yeterliğini/ehliyetini geliştirme bilincine sahip olmak 67
3.2. Öğretim sürecini doğru planlayarak yönetme hassasiyeti edinmek
71
3.2.1. Öğrencilerini iyi tanımaya çalışmak.
72
73
3.2.2. Öğrencileri mutlu edecek disiplini oluşturmak.
4. Öğretmenin Öğrencilerle İlgili Ahlakı
81
81
89
92
.97
99
4.1. Öğrencinin insanlık onuruna saygı duymak.
4.2. Sabırlı ve affedici olmak.
4.3. Sevecen ve şefkatli olmak
4.4. Teşvik edici ve cesaretlendirici olmak.
4.5. Hakkaniyetli ve adil olmak
4.6. Öğrencilerine çok yönlü destek olmak.
104
4.7. Birikimini cömertçe paylaşmak.
106
4.8. Öğrencileriyle ilişkisinde ölçülü olmak
107
OKUMA METİNLERİ
109
Öğretmen
109
"Kendi Yerinde Olmayan" Üniversite Hocaların.
111
Öğretmen Var, Öğretmen Var!.
114
5. Öğretmenin Meslektaşlarıyla İlgili Ahlakı.
117
5.1. Meslektaşlanyla iletişim kanallarını açık
6
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSil5.2. Meslektaşlarına karşı saygılı olmak.
120
5.3. Meslektaşlarına karşı adil olmak, hiçbir bakımdan ayımcılık yapmamak.
121
ÖĞRENCİLİK AHLAKI.
125
1. Öğrenci.
125
2. Öğrencinin Kişisel Ahlakı
128
2.1. İyi niyet: Bilgiyle beslenerek kendini geliştirmeyi amaçlamak
128
2.2. Kalbi kötü duygu ve düşüncelerden arındırmak.
132
2.3. Kendini ilme, bilgiye vermek..
134
2.4. Helalinden beslenmeye ve sağlıklı yaşamaya özen göstermek
136
3. Öğrencinin Öğretmenine Karşı Ahlaki Tutumu.......
138
3. Öğretmene saygılı olmak.
138
4. Öğrencinin Öğrenim Ahlakı
146
4.1. Zamanı iyi değerlendirmek
146
4.2. Derse hazırlıklı gelmek
148
4.3. Devamsızlık yapmamak
149
4.4. Derse aktif katılmak.
150
4.5. Kurallara riayet etmek.
152
4.6. Öğretme, öğrenme sürecinde ve sınavda dürüst olmak
153
5. Öğrencinin Arkadaşlarıyla İlgili Ahlakı
158
5.1. Arkadaşlarını rahatsız etmemek..
158
5.2. Erdemli olanlarla yakın arkadaşlık etmek
160
5.3. Bilgilerini ve eğitim materyallerini arkadaşlarıyla paylaşmak
7
161
EĞİTİM AHLAKI
YanıtlaSilSONUÇ
5.4. Arkadaşlar arasında ayım yapmamak.
163
KAYNAKLAR..
İNDEKS.
165
167
171
EĞİTİM AHLÂKI
YanıtlaSilAhlâkı temelde insanın yaratılışına bağlayan Kur'an, in- sanın özünde bir ahlâk varlığı olduğunu güçlü biçimde ortaya koymaktadır. İnsan, iyi-kötü, güzel-çirkin, doğ- ru-yanlış gibi ayrımları yapabilme ya da bunları tanıyabil- me özelliğine, yani ahlâki ilke ve değerleri kavrayabilecek bir potansiyel donanıma sahiptir.
Hayata gözlerini açtığından itibaren bireyin, ahlâki gü- zellikleri somut olarak çevresinde müşahede ederek büyümesi, doğal olarak onun güzel ahlâkla tanışıp bü- tünleşmesine yol açar. Guzel ahlâkı böylesine bizzat ya- şayarak, somut tecrübeler aracılığıyla öğrenme, oldukça etkili ve kalıcıdır. Birey yapıp ettiklerinin nedenlerini kav- ramasa bile, görerek öğrendiği ahlâki tutum ve davranış- ları sahiplenip sürdürür.
SANAT AHLÂKI
YanıtlaSilAhlâk ve sanat, insan hayatını huzurlu ve mutlu kılan va- sıtaların başında gelmektedir. Ahlâk, adalet, iyilik, sevgi ve kardeşliğimizin teminatı iken, sanat da güzellik, yü- celik, huzur ve mutluluk kaynağımızdır. Vicdanımızı ah- lâkla, gönlümüzü sanatla besleriz. Ahlâk ve sanat, kendi başlarına güzel ve değerlidir. Ama birlikte olduklarında çok daha güzel ve çok daha değerlidirler. En güzel ola- nı, ahlâkın sanatlısı ve sanatın ahlâklısıdır. Zaten güzel kavramı her ikisini birleştirmeye yetmekte, 'güzel', ahlâ- kın en bilinen sıfatı olurken, sanatın en asli amacını oluş- turmaktadır. İşte bu iki güzelin kesiştiği noktalardan biri Sanat Ahlâkı'nı meydana getirmektedir.
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilEDİTÖRÜN NOTU.
ÖN SÖZ
GİRİŞ.
SANAT
a. Sanatın Tanımı.
31
.34
b. Sanat Kuramlan.
c. Sanatın Türleri
41
d. Sanat ve Estetik.
45
57
57
AHLAK.
a. Ahlakın Tanımı.
b. Ahlakın Düzeyleri.
64
c. Sanat-Ahlak İlişkisi.
74
d. Meslek Ahlaklan
80
SANAT AHLAKI.
85
a. Aşın Ahlakçılık: Ahlak İçin Sanat.
87
b. Aşın Özerkçilik: Sanat İçin Sanat.
95
c. Ölçülü Özerkçilik: Ahlaktan Ayn Sanat.
5
9
19
23
31
104
SANAT AHLAKI
YanıtlaSild. Ölçülü Ahlakçılık: Ahlakla Kaynaşmış Sanat..
111
SANATÇI AHLĀKI.
131
a. Bireysel Ahlak: Hakkaniyet, Şefkat ve Zarafet.
132
b. Eğitimsel Ahlak: Eşitlik, Saygı ve İşbirliği
138
c. İş Ahlakı: Gayret, Helaliyet ve Memnuniyet.
141
d. Toplumsal Sorumluluk, Duyarlılık ve Kardeşlik
145
SANAT ESERİ AHLÂKI.
157
a. Güzellik, Çekicilik ve Sevimlilik.
158
b. Kalitelilik, Kusursuzluk ve Mükemmellik.
160
c. Özgünlük, Farklılık ve Anıtsallık..
162
d. Anlamlılık, Yararlılık ve Ahlakilik.
165
SANATSEVER AHLÂKI
173
a. Gerçekçilik, Dürüstlük ve Hoşgörü
173
b. Hayranlık, Takdir ve Tebrik
176
c. Destekleme, Ödüllendirme ve Özendirme.
177
d. Eleştiri, Uyan ve Kınama..
179
SANATSAL YAŞAM AHLĀKI.
187
a. Yaşama Sanatı ve Sanatsal Yaşam..
189
b. Estetik İnsanın Özellikleri..
196
c. Estetik Yaşamı Etik Yaşam ile Karşılaştırmak.
199
d. Etiği Estetik ile Taçlandırmak: Kalb-i Selim ve Zevk-i Selim.
202
SONUÇ
217
KAYNAKLAR..
KIYAMET ALÂMETİ
YanıtlaSilFAKİH anlatıyor:
Muhammed b. Fazıl, Ebülkasım Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Va sıtî, İbrahim b. Yusüf, Muhammed b. Fudayl Dabi, Abdüllah b. Velid, Mek. hul Yolu ile gelen rivayette; Huzeyfe'nin r. a. şöyle anlattığı rivayet edildi:
Ey Allah'ın Resulü, kıyamet ne zaman?. Resulüllah S. A. şöyle buyurdu:
«Bu bapta, sorulan sorandan daha bilgili değildir. Ancak onun şarılan vardır.
Çarşı pazarın tekarübü, yani: Kesadı. Yağmur yağar, bitki bitmez. Faiz yiyenler çoğalır. Zinadan hâsıl olan çocuklar zahir olur. Mal sahiplerine tazim olunur. Mescidlerde fasiklerin sesleri yükselir. Münker ehli, hak ehline üstün çıkar.>
Bana ne emredersin ya Resulellah?.
Deyince, şöyle buyurdu:
>>
**
Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Vasıtî, İbrahim, İsa b. Ebi İsa İsfahanî, yolu ile gelen rivayette; Resulüllah'a S. A. şöyle sorulduğu anlatıldı : Ya Resulellah, kıyamet ne zaman?.
Şöyle buyurdu:
<>
*
**
«Dinini kurtarmaya bak; ya da, evinde serilip kal.»
YanıtlaSil**
*
ve
ir
Ya Resulellah, kıyamet ne zaman?.
Ömer b. Muhammed, Ebu Bekir Vasıtî, İbrahim, İsa b. Ebi İsa İsfahan yolu ile gelen rivayette; Resulüllah'a S. A. şöyle sorulduğu anlatıldı :
Şöyle buyurdu:
meti ondur:
«Bu hususta sorulan, sorandan daha bilgili değil. Ancak, kıyametin ald
1 Zamanın çabuklaşması.
. 2. Facirin açığa çıkması.
3. İnsaflının aciz kalması.
4. Namazın bir yük sayılması.
5. Zekâtın kul borcuna benzetilmesi.
6. Emanetin ganimet malı gibi olması.
7. Kurra'nın mal toplama heveslisi olması.
8
. O zaman çocukların beğlik devridir.
9. Kadınların saltanat devridir.
10. Cariyelerle müşavere edilir.>>>
İKİ BÜYÜK İSLÂM ŞÄHESERİ
YanıtlaSil1000 yıldan beri İslâm âleminde ilgiyle okunagelen son derece değerli, faydalı ve uyarıcı iki temel eseri takdim ediyoruz.
TENBİHÜ'L-GAAFİLİN ve BOSTANÜ'L-'ARİFİN
Tercümelerl
TEK CİLT İÇİNDE İKİ DEV ESER
Türkiye'de ilk defa olarak, ilave veya çıkartma yapılmaksızın arapça asıllarına sadık kalınarak ciddî şekilde tercüme edilmiştir. Birinci eser olan TENBİHÜ'L - GAAFİLÎN kitabı baştaki 704 sahifeyi işgal etmekte; 705'inci sahifeden itibaren yeşil mürekkeple basılı kısımda da BOSTANÜ'L- 'ARİFİN kitabının tercümesi yer almaktadır. Önsöz ve takdim yazılarıyla beraber iki eserin tamamı 1032 sahife tutmaktadır.
NEŞREDEN BEDİR YAYINEVİ
Önsöz: Mehmed Şevket Eygi
Tedkik, Takdim ve Takriz Yazıları:
Ömer Kirazlı - Veli Ertan - Mehmet Emre
Ahmet Serdaroğlu
40 11 Dininden ve ahlakından razı olduğunuz bir kimse size geldiğinde (velisi olduğunuz bir kıza talib olursa), onu evlendiriniz. Eğer böyle yapmazsanız, yer yüzünde bir fitne ve büyük bir fesad zuhur edebilir. Hz. Ebû Hatim (r.a.)
YanıtlaSil43 8 Siyah bayraklar zuhur ettiğinde evveli fitne, ortası dalalet, sonu küfürdür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
54 5 Fuhuş yayıldığında zelzeleler ve fitneler çoğalır. İdareciler zulmettiğinde yağmur azalır. Zimmet ehline gadr edildiğinde ise düşman galebe çalar. Hz. İbni Ömer (r.a.)
55 14 Sizden biri son teşehhüdden fariğ olunca, dört şeyden söyle diyerek Allah'a sığınsın: "Allahümme innî eûzübike min azâbi cehennem ve min azâbil kabri ve min fitnetil mahyâ vel memâti ve min şerri fitnetil mesîhiddeccâl." (Ey Allahım; Cehennem ve kabir azabından, hayat ve ölümün fitnesinden ve deccalın fitnesinin şerrinden sana sığınırım.) Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
18 12 Sizleri Benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim. Medine'den çıkacak bir fitne, Mekke'den çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan çıkacak bir fitne, Şark'tan çıkacak bir fitne Garb'tan çıkacak bir fitne. Bir fitne'de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfyan'nın fitnesidir. (Mehdi (a.s)'dan bir sene evvel çıkacak bir fitne.) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
YanıtlaSil35 13 Batı tarafından gelen bir fitne, doğu tarafından gelen bir fitne ile karşılaşınca Şam'ın ortasında toplanın. O gün yerin altı üstünden daha hayırlıdır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
39 7 Sizden birisi teşehhüdü okuduktan sonra şu dört şeyden Allah'a sığınsın: Cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden ve mesih deccalın fitnesinin şerrinden. Sonra kendi nefsi için içine doğduğu şekilde dua etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil10 9 Biraz önce Cibril (a.s) Bana geldi ve: "İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn" dedi. Ben de: "Evet, biz Allah'ınız ve ona dönücüyüz. Fakat ne sebeble böyle söyledin Ya Cibril?" dedim. Buyurdu ki: "Senin ümmetin, çok değil, Senden az bir zaman sonra fitneye düşecektir." Ben de: "Küfür fitnesi mi, yoksa dalalet fitnesi mi?" diye sordum. Buyurdu ki: "Bunların hepsi olacak." "Ben onlara Allah'ın kitabını bırakıyorum, bu fitne nereden doğar?" dedim. Dedi ki: "Allah'ın kitabını bırakmaları sebebiyle dalalete düşerler. Ve bu onların Uleması ve Umerası ile başlar. Umera halkın haklarını kendilerine vermez ve aralarında kıtal vaki olur. Ulema da umeranın arzu ve heveslerine tabi olur ve onların dalalette devamlarına sebep olurlar. Sonra da bu hallerinden çekinmezler." Ben de: "Ya Cibril! Onlardan kurtulmak isteyen kimse ne ile kurtulur?" dedim. Buyurdu ki: "Çekinmek ve sabır etmekle ki, hakları verilirse alırlar, verilmezse vazgeçerler" Hz. Amr İbni As (r.a.)
14 9 Sultan ve maiyetindekilerin kapılarından sakının. Çünkü insanlardan onlara en yakın olanı, Allah'tan en uzak olanıdır. Her kim Sultanı, Allah Teala üzerine tercih ederse, Allah o kimsenin kalbinde gizli ve açık fitne yaratır. Ondan Vera'ğı giderir. Ve o kimseyi şaşkınlık içinde terkeder. (Verağ, takvanın ileri derecesidir.) Hz. İbni Ömer (r.anhüma
56 16 İnbat halkı (Basra ile Kufe arasında bir yer halkı) arasında İslamiyet yayıldığında ve onlar sizin aranızda evler yapıp avlularında oturdukları zaman, kendilerinden sakınınız. Zira içlerinde hilekar, bozguncu ve fitneciler bulunur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
YanıtlaSil72 13 Çocuğu yedi yaşında namaz için dövün. Dokuz yaşında yatağını ayırın. Ve onyedi yaşında ehli kesbederse evlendirin. Hangi baba bunu yaparsa ona desin, "dünya ve ahirette başıma fitne olma." Hz. Enes (r.a.)
74 3 Kıyametin önü sıra altı şeyi say: Benim ölümüm, koyun kıran gibi ölüm çokluğu, Kudüs'ün fethi, mal bolluğu; Öyle ki bir kişiye yüz altın (dinar) verilir de beğenmez. Arab evlerinden girmedik hiç bir evin kalmadığı bir fitne, Beni Esfer'in sizinle olan sulhunu bozması ve 12.000 kişilik 80 sancakla size hücum etmesi (Amik ovası olayı) Hz. Avf İbni Malik (r.a.)
78 15 Kur'an'ı Arab şivesi ve Arab makamı ile okuyun. Ehli fıskın ve Nasara veya Yahudi şivesinden de sakının. Benden sonra bir kavim gazel gibi, ruhbanların mersiyeleri gibi okuyacaklar. Onların okudukları Kur'an hançereleri geçmiyecek, onların kalbleri ve onları beğenenlerin kalbleri de fitneye uğramış olacaklardır. H. Huzeyfe (r.a.)
83 4 Ümmetim, ümmeti merhumedir (merhamete uğramış). Ona ahirette azab yoktur. Dünyada verilen zelzeleler, belâlar, fitneler günahlarına kefaret edilir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
YanıtlaSil97 5 Hiç şüphe yok, deccal çıkacaktır. Onun sol gözü kördür. Ve üzerinde beyaz bir ben vardır. Gözsüzleri ve abraşı iyi eder. Ölüleri diriltir. Ve "ben rabbinizim" der. Kim onu tasdik ederse fitneyi deccale düştü. Kim de "Rabbim Allah" der ve böyle ölürse o zaman deccalın fitnesine düşmemiş olur ve ona bir daha fitne ve azab yoktur. Deccal yerde Allah'ın dilediği kadar kalır. Sonra İsa (a.s.) gelir. O Bana vekil ve Benim dinim üzerine gelir. Deccalı öldürür. Ondan sonra kıyamet kopar. Hz. Sumre (r.a.)
97 9 Dünya mel'undur ve onda bulunan şeyler de mel'undur. Yalnız Zikrullah, Allah'ın sevdiği iyi amel, Âlim ve müteallim haricdir. Beni İsrail'in ilk fitnesi kadınlardan olmuştur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
105 9 Fitne gelir savrulur. Heva ve sabrı da beraber getirir. Kim hevaya tabi olursa onun fitnesi siyah (kara) olur. Kim de sabra tabi olursa, onun fitnesi ak (nur) olur. Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.)
110 9 İblis, su üzerinde tahtını kurar. Askerlerini etrafa gönderir. Onların fitnesi en fazla olanını kendisine yaklaştırır. Askerlerden biri gelir: "Birine şöyle, böyle yaptım" der. O da: "Sen bir şey yapmadın" diye çıkışır. Bir diğeri de: "Ben bir adamın hanımı ile arasını açtırasıya kadar onu terk etmedim." der. İblis onu yanına yaklaştırır: "İşte aradığım sensin" der. Hz. Câbir (r.a.)
112 7 Sizlerden biri mescidde iken şeytan gelir, onunla oynamaya başlar. Adamın hayvanı ile oynadığı gibi. Adam mücadele etmeyip ona teslim olduğunda, yellenme taklidi yapıp da alay edenler gibi, o taklidi yapar, adamı fitneye uğratmak için. Böyle bir şey olduğunda şüphelenip de namazı terkederek camiden çıkmayın. Ne zaman koku veya ses işitirseniz o zaman başka. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
YanıtlaSil117 8 Ümmetim, ümmeti merhumedir. Ona ahirette azab yoktur. Onun azâbı, dünyadaki ölüm, zelzele, sıkıntılar ve fitnelerdir. H. Ebu Musa (r.a.)
117 11 Ümmetim, ümmeti merhumedir, mukaddestir, mübarektir. Kıyamette ona azab yoktur. Azâbları ancak dünyada aralarındaki fitnelerledir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
121 5 Kıyametin önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. O fitne devrinde adam sabah mü'min, akşam kâfir olur. Ve akşam mü'min sabah ise kâfir olur. O zaman oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran yürüyenden hayırlıdır, yürüyen ise koşandan hayırlıdır. O devirde okların yayını kırın, kirişlerini koparın, kılıcınızı da taşa vurun, evinize çekilin. Birinizin evine girilse ve üzerinize varılsa o zaman Adem (a.s.)'ın iki oğlundan hayırlısı gibi olun. (Yani öldürülen gibi.) Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
127 4 Adamın malında da, zevcesinde de, evladında da fitne vardır. (Yani hepsinde fitne bulunabilir. İnsan hiç birine güvenmesin, Allah'a güvensin) Hz. Huzeyfe (r.a.)
128 2 Her ümmetin bir fitnesi var. Benim ümmetiminki maldır. Hz. Kaab İbni İyaz (r.anhüma
164 2 Azameti gökle yer arasını dolduran ve yetmiş bin meleğin tazim ve teşyi ettiği bir sureyi size haber vereyim mi? O "El Kehf" suresidir. Her kim Cuma günü onu okursa, Allah Teala bu sebeble o kimsenin diğer cumaya kadar ki ondan sonra da üç gün ilavesi içindeki günahlarını mağfiret eder. Ayrıca kendisine semaya kadar erişen bir nur verilir. Ve deccal fitnesinden korunmuş olur. Her kim yatacağı zaman bu surenin sonundan beş ayet okursa, korunur ve gecenin istediği vaktinde de uyandırılır. Hz. İsmail İbni Rafi (r.a.)
YanıtlaSilÖlümün mühim korkusu vardır. Bir kardeşinizin ölüm haberi geldiğinde: "İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Ve ey Allahım onu salihlere kat, rahmetine erişir, çoluk çocuğuna da sahip ol, kıyamette bizi de onu da mağfiret et. Yarabbi onun ecrinden de bizi mahrum etme. Ondan sonraki yaşıyacağımız günleri de fitnesiz olarak yaşıyalım." diye dua edin. Hz. Ebû Hind (r.a.)
YanıtlaSil133 9 Bu ümmet kabirlerinde ibtilaya uğrar. Eğer birbirlerinizi defnetmiyeceğinizden korkmasaydım, kabir azabından duyduğumu sizede duyurması için Allaha dua ederdim. Cehennem azabından Allaha sığının, kabir azabından da Allah'a sığının. Gizli ve açık fitnelerden de Allah'a sığının. Deccal'ın fitnesinden de Allaha sığının. Hz. Zeyd İbni Sabit (r.a.)
139 10 Öyle zaman gelecek ki, dünyada yalnız fitne, bela ve fesad olacak. Böyle bir zamanda sizin ameliniz bir kale gibidir. Üstü güzelse, altı da güzel olur. Hz. Muaviye (r.a.)
140 3 Yakında fitne ve fesad olur. Kim ki bu ümmeti, bir baş altında toplu iken ayırmak isterse kim olursa olsun başını vurun. Hz. Arface (r.a.)
140 8 Sizin üzerinize yakında kabul edeceğiniz veya kabul etmiyeceğiniz işler yapan umera gelir. Kim ki bunu reddeder, beraat kazanır. Hoşlanmıyan selamet kazanır. Hoşlanan, uyan fitneye uğramış olur. Dediler ki: "Onlarla cenkleşmiyelim mi?" Namaz kılarlarsa cenkleşmeyin buyurdu. Hz. Ümmü Seleme (r.anha
Azameti gökle yer arasını dolduran ve yetmiş bin meleğin tazim ve teşyi ettiği bir sureyi size haber vereyim mi? O "El Kehf" suresidir. Her kim Cuma günü onu okursa, Allah Teala bu sebeble o kimsenin diğer cumaya kadar ki ondan sonra da üç gün ilavesi içindeki günahlarını mağfiret eder. Ayrıca kendisine semaya kadar erişen bir nur verilir. Ve deccal fitnesinden korunmuş olur. Her kim yatacağı zaman bu surenin sonundan beş ayet okursa, korunur ve gecenin istediği vaktinde de uyandırılır. Hz. İsmail İbni Rafi (r.a.)
YanıtlaSil167 2 Cebrail (a.s)'ın Bana öğrettiklerinen bir şeyi sana öğreteyim mi? "Allahümmağfirli hataî ve amdî ve hezlî ve ciddî. Ve lâ tahrimnî berekete ma ağteytenî ve lâ tüftinnî fî mâ haramtenî." (Allahım, benim hata ile veya bilerek, şaka veya ciddi olarak yaptığım günahlarını bağışla, Bana ikram ettiğinin bereketinden beni mahrum etme. Bana vermediğin şeyde de beni fitneye düşürme.) Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)
176 4 Fitnelerden sakının. Zira, lisanla fitneye düşmek kılıç çalmak gibidir.(Kılıcın tesiri gibidir) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
203 2 Hak bununla beraberdir. Hak bununla beraberdir. (Hz. Ali r.a işaret ederek ilerideki fitneler için buyurmuştur) Hz. Ebû Said (r.a.)
215 1 Esselamü aleyküm ey müminler kavminin yurdu. Siz önden gidicisiniz, biz de peşinizden, size kavuşacağız. Ey Allahım! Onların ecrinden bizi mahrum etme. Ve onlardan sonra bizi fitneye uğratma. Hz. Âişe (r. anha
224 13 Gaza iki türlüdür: Allah rızası için gaza eden kimse, komutanına itaat eder, kıymetli şeylerini harcar, arkadaşlarına kolaylık gösterir ve arzda fitne çıkarmaktan kaçınır. İşte bu kimsenin uykusu da uyanıklığı da sevaptır. Başka maksadla gaza edene gelince Onunkisi öğünme, riya ve gösteriştir. Komutanını dinlemez, arzı da ifsad eder. İşte bu gibiler asla hayır ve sevabla dönemezler. Hz. Muaz (r.a.)
YanıtlaSil243 2 Kapkaranlık gece parçaları gelmeden (fitnelerin zulmetinde nur temini için) amellerle müsaraat ediniz ki, o devirde insan sabah mümin olur, akşama kafir olarak ulaşır. Mümin olarak geceye girer. Kafir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları dinini, dünyadan az bir şeye karşılık satarlar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
243 11 Ashabıma (fitne olarak) katil kafidir. Hz. Ebû Malik (r.a.)
246 11 Ben uyurken gördüm. Bir kitab amudu yüklenmiştim. Gidiyor zannettim, onu gözümle takib ettim. Baktım Şam'a götürülüyor. Bilmiş olun ki, fitne zamanında iman (İslamın direği) Şam'da olacaktır. Hz. Ebud Derda (r.a.)
247 3 Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
252 15 Kalbler, bir hasır dokusundaki çubuklar gibi fitnelere maruz kalır. Öyle ki, hangi kalbe bir fitne sinerse, orada bir siyah leke hasıl olur. Hangi kalb de o fitneyi reddederse, orada beyaz bir nokta hasıl olur. Öyle ki kalb, beyaz bir bez misali bembeyaz olur. Ve yerler, gökler durdukça ona fitne zarar veremez. Diğer bulanık kalb ise, siyah bir taş gibidir. Yamuk veya ters bir bardağa benzer. Böyle kalb maruf tanımaz, bilmez. Münkeri yadırgamaz. Bildiği, ancak hevasının hükmettiği şeylerdir. Hz. Huzeyfe (r.a.)
YanıtlaSil255 8 Cehennemden, kabir azabından, deccal fitnesinden ve ölüm ve hayatın fitnesinden Allah'a sığının. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
258 4 Dört fitne olacak: Kan mübah kılınacak, Kan ve mal mübah olacak, Kan, mal ve ırz mübah kılınacak ve dördüncüsü ise deccal fitnesi olacaktır. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.)
264 4 Benden sonra ümmetim için üç şeyden korkarım: Hak ve hakikatı tanıdıktan sonra dalalete düşmek, dalalete düşürücü fitneler, boğazına ve cinsi şehvete düşmek. Hz. Ali (r.a.)
264 5 Şu üç şey fitneye düşürücüdür: Güzel saç, güzel ses, güzel yüz. Hz. Enes (r.a.)
267 6 Üç kişiye dünya ve ahiret fitnesi dokunmaz: Kaderi teslim edene, yıldıza itibar etmiyene, sünnetimi iz be iz takip edene. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
288 10 Fisebilillah bir gün nöbet beklemek, bir ay oruç ve kıyamdan hayırlıdır. Kim Allah yolunda nöbette iken ölürse, kabir fitnesinden kurtulur. Ve onun salih amelleri de kıyamete kadar yazılmakta devam eder. Hz. Selman (r.a.)
Onlara yağmur gönderir gibi fitne gönderen Allah (z.c.hz)'lerini tesbih ederim. Hz. Bilal (r.a.)
YanıtlaSil295 9 Subhanellah! Bu gece ne fitneler inzal olundu ve ne hazineler feth olundu. Hücredeki kadınları kaldırın, ibadete kalksınlar. Dünyada giyinik olan nice kadınlar ahirette çıplak olurlar. Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
296 7 Altı şey kıyamet alametlerindendir: Benim ölümüm, Kudüsün fethi, bir adama bir dinar (altın para) verildiği halde azımsaması, her müslümanın evinde ateşi duyulan fitne, koyun boynuzu kıvrımları gibi insanlar arasında ölüm çokluğu, Rumun gadri. Şöyle ki; her biri oniki bin kişilik seksen sancakla müslümanların üzerine yürümeleri. (Amik ovasında vukua gelecek hadise) Hz. Muaz (r.a.)
296 8 Ey ümmet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz: Peygamberinizin vefatı. Aranızda malın artması. Öyle ki, bir adama onbin dirhem (gümüş para) verilecek de yine öfkelenecek. Sizden her erkeğin evine bir fitne. Koyun boynuzu kıvrımları gibi ölüm çokluğu, Beni esferle aranızdaki sulh. Öyle ki, kadının hamileliği süresi gibi dokuz ay toplanırlar, sonra söze gadirlik yaparlar. Medine'nin fethi. Denildi ki: "Hangi Medine?" Buyurdu ki, Kostantaniyye (Roma'nın fethi) Hz. İbni Amr (r.a.)
298 10 Yakında bir fitne olacak ki, insan kardeşinden ve babasından ayrılacak ve bu fitne kıyamete kadar insanların kalblerinde yayılıp duracak. Hatta o fitnelerde belaya uğramış çilekeş bir adam, zâniyenin zinası sebebiyle ayıblandığı gibi ayıblanacak. Hz. İbni Amr (
Yakında fitne, fesad ve ihtilaf olacak. "Ne yapalım?" dediler. Buyurdu ki: (Hz. Osman (r.a.)'ı göstererek) günün emiri olan bu zata ve ashabına tabi olun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
YanıtlaSil299 4 Benden sonra yakında, muzlim gecelerin karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacak. O fitnelerde adam sabah mümin, akşam kafir, akşam mümin, sabah kafir olacak. Denildi ki: "O zaman ne yapalım?" Buyurdu ki: "Evlerinize girin kendinizi unutturun." Denildi ki: "Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?" Buyurdu ki: "Elinize sahip olun. Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun. Zira öyle zamanda islam, adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hâlıkına küfreder. Neticede de kendisine Cehennem vacib olur." Hz. Cündeb el Beceli (r.a.)
299 5 Yakında fitneler olacak. Dediler ki: "Ne emredersin Ya Resulallah?" Buyurdu ki: Şam'a bakın. Hz. Bekr İbni Hakim (r.a.)
299 7 Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kafir olur. Ancak, Allah'ın kendisini ilimiyle ihya ettikleri müstesna. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
300 1 Yakında dört fitne olacak. Kanın mübah sayıldığı fitne ,kanın mübah ve malın helal sayıldığı fitne, kanın mübah malın ve namusun helal sayıldığı fitne (dördüncüsü Deccal fitnesidir) Hz. İmran (r.a.)
Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Said (r.a.)
YanıtlaSil301 4 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, Kur'an'ın merasimi ve müslümanlığın da adı kalacak. Onlar müslüman ismi alırlar, halbuki kendileri müslümanlıktan insanların en uzağıdırlar. Camileri süslü olur, hidayet bakımından ise viran olur. O zamanın alimleri, gök kubbesi altındaki alimlerin en şerlisi olup, fitne onlardan başlar ve yine onlara döner ( kabak da onların başına patlar.) Hz. Muaz (r.a.)
302 11 Benden sonra yakında birtakım sultanlar peydah olur. Kapılarında fitneler develerin yatakları gibidir. Kimseye bir hayır göstermezler. Bir şey verirlerse, ancak onların dinlerinden bir taviz kopararak verirler. Hz. Abdullah İbni Hars (r.a.)
303 5 Benden sonra bir takım umera gelecek ki, onlar benim yolumda gitmezler. Adetimi adet etmezler. Onlardan bir takımının kalbleri, insan suretinde şeytan kalbidir. Hz.Huzeyfe (r.a.) dedi ki: "O hadiseye yetişirsem nasıl yapayım" Buyurdu ki: "Emîri azama itaat et. Sırtına vurup lokmanı alsa da(Hz.Osman r.a. fitnesi). Hz. Huzeyfe (r.a.)
Benden sonra bir fitne olacak, o fitne olduğunda Ali ibni Ebi Talib (r.a.)'ı tutun. Zira hak ile batılı ayırd edecek odur. Hz. Ebû Leyla el Gıfari (r.a.)
YanıtlaSil304 3 Benden sonra muzlim gecenin karanlık dalgaları gibi fitneler olacak. İnsanlar orada alabildiğine gidecekler. Denildi ki: "O halde hepsi helak olucudur." Buyurdu ki: "Dünyadaki katl onlara kafidir." (Ahiretlerine dokunmayacak.) Hz. Saad (r.a.)
307 3 Allah ve Resulu doğru söyledi: "Malınız ve evladınız fitnedir." Şu iki çocuğa baktım da (Hasan ve Hüseyin r.anhüma) yürüyorlar, düşüyorlar (ağlıyorlar da) sabredemedim. Hutbemi kesdim, onları kaldırdım. Hz. İbni Huzeyme (r.a.)
313 9 Ne mutlu muhlislere (halis kul olana). İşte bunlar hidayet kandilleridir. Ve bunların oldukları yerde, her fitnenin zulmeti, onlar sebebiyle aydınlanır gider. Hz. Sevban (r.a.)
322 5 Adamın, ehli, malı, nefsi, evladı ve komşusundaki fitnesine orucu, namazı, sadakası, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkeri kefaret olur. Hz. Huzeyfe (r.a.)
340 13 Her ölünün amel defteri mühürlenir. Lakin Allah yolunda murabıt olarak ölenin kesilmez. Zira onun ameli kıyamete kadar ona fayda verir ve o kabir fitnesinden de emin olur. (Kabirde melekler de ona suale gelmezler.) Hz. Fudale (r.a.)
346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
Allah (z.c.hz) bu ümmete deccal ile melhamenin kılıcını birden vermez. (Müslüman deccalden perişanlık görmiyecek, fitnesi başka. O imanında zaaf olanlara ait) Hz. Muaz (r.a.)
YanıtlaSil372 2 Senin bir taifeye akıllarının almayacağı bir şeyi söylemen, bir kısmına fitne olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
373 13 Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı fitne bırakmadım. Hz. Usame (r.a.)
409 11 Bir kimse halk kızdığı halde Allah'ın rızasını isterse, Allah halktan gelen şer ve fitneye karşı onu korur ve ona yeter. Kim de Allahı gazablandırarak insanların rızasını isterse, onu halka bırakır ve bir şeyine karşımaz. Hz. Âişe (r.anha)
424 6 Bir kimse kırda sakin olursa katı yürekli olur. Av peşine düşerse gaflet ona hal olur. Sultan kapısında olursa fitneye düçar olur Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
461 11 Eyvah Arab'a yaklaşan şerden dolayı. Körcesine, kulaksızcasına ve dilsizcesine olan fitneden. O fitne gününde oturan yürüyenden yürüyen de koşandan hayırlıdır. Yazık o fitnede koşan adamlara, kıyamet günü Allah'dan dolayı (görecekleri azabtan) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
476 11 Kıyamet kopmaz, ilim kabzolunmadıkça, zelzeleler çoğalmadıkça, zamanda yakınlık olmadıkça, fitneler zahir olmadıkça, herç çoğalmadıkça ki, o öldürmedir ve aranızda mal çoğalır ve taşar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Ya Halid, muhakkak ki Benden sonra, yakın hadiseler, fitneler, ayrılık ve ihtilaflar olur. bunlar olduğu zaman Allah'ın katil kulu olmaktansa, elinden gelirse maktul kulu olur. Hz. Halid İbni Urfuta (r.a.)
YanıtlaSil504 5 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, uleması da hukeması da fitne olacak. Mescitler ve kurra çoğalacak ama hiç alim bulunmayacak, tek tük ulema kalacak. Hz. Behz (r.a.)
507 1 Zaman yakınlaşır ve ilim kalkar, hasislik ortaya bırakılır, fitneler zahir olur ve herc çoğalır. Denildi ki: "Herc nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, katildir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
507 12 Ahir zamanda cahil reisler topluluğu çıkar. İnsanları fitneye düşürürler, hem dalâlete düşerler, hem de dalâlete düşürürler. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
518 2 Ümmetimde iki adam olacak. Birisi "Vehb"dir ki, Allah ona bahşedecektir. Diğeri ise "ğaylan"dır. Onun bu ümmet üzerine olan fitnesi şeytanın fitnesinden eşed olacaktır. Hz. Ubâde İbni Samid (r.a.)
537 14 Hz. Aişe validemiz öfkelendiğinde, onun burnunu oğuştururlar ve ona Ey Ayşecik, şu duayı oku derlerdi: "Allahım, Ey Muhammedin (s.a.v) Rabbi, günahımı bağışla, kalbimin öfkesini gider, beni fitnelerin saptırmalarından beri kıl." Hz. Âişe (r.anha)
551 1 Beş şeyden Allah'a sığınırdı: Korkaklıktan, cimrilikten, kötü yaşayıştan, kalb fitnesinden ve kabir azabından. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
Sualler Cevaplar
YanıtlaSil• MUSA HAKKATAPAN
Elli dördüncü sayıda çıkan sorular ve cevaplardaki bir yazının defalarca sorulması üzerine.
S 3. Namazı Terketmenin hükmü nedir.
C-3. Namaz kılmakta esas maksat kulluğun Rabba karşı arzol. masıdır. Bu arızanın kesintisiz yapılması arttırardı. Şöyle duşu nelim: Her hangi bir kuruluş veya müesser bir kişiyi çalıştırmak İçin tutarda bu işçide hiç bir hastalığı, hiç bir mazeret olmadığı hak için tutgelmez vazifeyi aksadırsa, hele bu iş hayatiyet arz eden bir yer olursa iş sahibinin tutumu ne olacaktır.
Bu müessese bu işciyi işinde yapmış olduğu suistimalden dola. yı işten çıkaracaktır. Veya işi yalnız hafife aldığı için hakkında en azından bir cezayı münasip görecektir.
Bu örneği beş vakit farz namazlar için de uygularsak durum ay. nen vuku bulacaktır. Bir kısım ulemă insanın asıl görevinin Allah'a ibadettir. Kim bu ibadeti ihlal ederse müslüman ismini kaybetmiş İslam zümresinden sayılmayı zay etmiş olur. Diyerek ve şu ha- disi şerifi göz önünde bulundurarak hükmünü vermiştir. Buna ka- fir denir demiştir. Hadisi şerif şudur. Kişi ile küfür arasında nama- zı terketmek vardır. Etterğib ve'tterhib C. 1. Sh. 520
Bir kısım ulemaya göre ise İslamın farzlarını inkar etmeyen ve hafife almayan, günahlarını kabullenip tevbe ederek nedamet gös- teren müslümanlardan sayılır demişlerdir.
Biz asıl meseleye gelmeden şunu belirtelim ki, Namazın farziye tini inkar eden lamı cimi yok kafir olur. Hatta namaz kılanları ge rici sayıp onlarla alay edenler de bu katakorinin içine girer.
Namazı hafife almadığı halde, farzıyyetini inkar etmediği halde namaz kılanları görünce eh iyi insanlar ibadetlerini yapabiliyorlar keşke ben de yapabilsem diyenler için durum nedir?
İmam-ı Azam Ebu Hanife Böyle kimseler namazı terketmele- rinden dolayı kafir olmazlar. Fakat bunlara fasık damgası vurulur Şimdiye kadar bu tür insanlara verilen cezalar için Imam-ı Azam vucutlarından kan çıkıncaya kadar dövülmelerine, terbiye ve tazir cezalarının verilmesine, sonra da yine namazlarını kılmazlarsa na mazlarını kılıncaya kadar habsedilmelerine hüküm vermiştir.
İmam-ı Malik ve İmam-ı Şafii : Namazı terkeden kişi kafir de ğildir fasıktır. Namazı kılmaları istenir, şayet kılmazlarsa ve bun da israr ederlerse öldürülmelerine hüküm vermişlerdir.
Imam-ı Ahmed b. Hambel : Namaz kılmayan kişi kafirdir. Dani yoktur. Dinden çıkmıştır. Ceza olarak öldürülmelerine hüküm ver miştir. Ancak öldürülmelerinden önce tevbe edip Islam'a dönmelert istenir. Dolayısıyle namaz kılması istenir. Kabul edip istenileni ya
30
parsa ne ala yok istenileni yapmazsa boynu vurulur. Diye hükmet- mişlerdir. Gerçek olan bir husus varsa o da Imam-ı Ahmed b. Hanbel ve Is- hak b. Rahuveyh'in görüşleri Hadisi şeriflerin ki hadisleri sıralayacak olursak
YanıtlaSilBu hususta Cabir (r.a.) dan Peygamber (s.a.v.) «Kişi ile mazı terk vardır». istikametindedirler. küfür arasında na-
Büreyde (ra) danti Peygamber (s.a.v.) «Namaz kasıtlı olarak terkedilemez. Kim kasıtlı olarak terkederse, Allah kasith olarak çıkar.
Abdullah b. Omer (r.a.) dan: Peygamber (s.a.v.) Namaza de- vam eden kimetus neses, biyamet gününde sahibine amaza de burhan, bir kurtulus vesilesi olur. Namaza devam etmeyenin bir burhanı ve kurtulus vesilesi yoktur. Kıyamet gününde o, Karun, Fi Javun, Haman ve Ubey b. Halefle beraber olacaktır.» diye buyur muşlardır.
Abdullah b. Şakik el-Ukayli (r.a.) dan: Muhammed (s.a.v.)'in sahabeleri namazdan başka hiç bir ameli terketmenin küfür oldu- ğu görüşünde değillerdir. (1)
Ebu Hureyre (r.a.) dan: Rasulullah (s.a.v.) «Namaz kılmayanın İslam'dan nasibi yoktur.» (2)
Enes b. Malik (r.a.) dan Rasulullah (s.a.v.) «Kim namazı kasten terketmişse açıktan küfre girmiştir.» (3)
Büreyde (r.a.)'dan: Rasululah (s.a.v.) «Bulutlu günde namazı erken kılın (Vaktini kaçırabilirsiniz.) Zira kim namazı terkederse, kafir olur. (4)
Ömer b. Hattab (r.a.) dan Rasulullah (s.a.v.) «Kim kasten na- mazı terkederse Allah onun amelini geçersiz kılar. Tevbe edip do- nünceye kadar, Allah'ın himayesi ondan uzak olur. (5) buyurmuş- lardır.
Meselenin önemine binaen. Sahabenin bu husustaki görüşlerin- den bazılarını da alalım.
Hz. Ali (r.a.) «Kim namaz kılmazsa, o kafirdir. (6)
İbni Abbas (ra) «Kim namazı terkederse o kafirdir. (7)
İbni Mesud (r.a.) «Kim namazı terkederse, o dinsizdir.» (8)
Muhammed b. Mervezi, İshakı şöyle derken işittim dedi (r.a.) Rasulullah (s.a.v.) «Namazı terkeden mutlaka kafir olur.. (9)
Hz. Peygamberden buyana ilim sahiplerinin görüşü: Özürsüz ve kasten namazı vakti geçinceye kadar terkeden kafirdir.. (10)
Bu hadisi şeriflere ilaveten ve en ilgi çekicilerden bir tanesi de şu hadisi şeriftir. Omer, Abdurrahman b. Avf, Muaz b. Cebel, Ebu Hureyre ve öteki sahabelerden «Kim bir namazı bir defa kasten vak ti çıkıncaya kadar terkederse, o kafirdir. Dinden çıkmıştır. (11) Sa habeden bu söze karşı çıkan görülmemiştir.
Kişinin kızını namaz kılmayan ile izdivaç ettirmesi calz degil- dir. (12)
Müesses dinin direğidir. Kim namazı bulmakuldiribu yıkmış olur Namaznak, Rabbimizin huzurunda forumuzu ifa Namen Rabbimiz o kula feyz ihsan eder. Kubu feuzle bir namaz ederkeden diğer bir namaz vaktine kadar o feyzle Islami hayatı can vaktində Böyle oluncada kulun 24 saat içinde yapmış olduğu tüm ha letut ve sekenatı kendi lehinde sevap olarak kaydedilir. Namaz ku luk hayatını disipline eden en güzel bir ameldir. Namaz kılarken ki şi Rabbının huzurunda zevk alamıyorsa, yediği meyvelerin tadını aldığı kadar namazdan zevk almıyorsa, Zevcesiyle olduğu andaki al- dığı tadı namazdan almıyorsa bu kişi namaz kılmıyor. Ibadetinde yavan davranıyor. Hakkını eda etmiyor demektir.
YanıtlaSilNamaz bir toplum için birleştirici ve kaynaştırıcı özelliği vardır. Toplum namazdan sorumludur. Namazı terketme hususunda Rab- bimiz hiç kimseye mazeret tanımamıştır.
Şu halde namaz farizasının edası hususunda güç sahibi kimse- ler sorumlulukları altında ki, kişilerden sorumludurlar. Mesela An- ne ve Babalar evlatlarından, kocalar hanımlarından sorumludur. Rabbimiz buyuruyor ki, «Ehline namaz kılmasını emret, sen de on- da devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz» (13)
Namaz kılmayan öldüğü zaman ona karşı alınacak vaziyet ne- dir?
Namaz kılmayan kimsenin fasık ve facir olduğunu söyleyenle- re göre Böyle bir kişi, öldüğünde cenaze namazı kılınır, müslüman mezarlığına defnedilir, müslüman olarak ölürse sonucu Allah'a kal- mıştır.
Namaz kılmayanın kafir olduğunu söyleyenlere gelince; Mesela İmam-ı Ahmed b. Hanbel bu görüşte olanlardan biridir. Bunlara gö re: Böyle bir kişi ölürse, üzerine cenaze namazı kılınmaz, müslü man mezarlığına defnedilmez.
Son olarak şunu ifade etmek isteriz ki, Yine Rasulullah (sav) şöyle buyurmuşlardır: «İslamın tutamakları ve dinin temelleri üç tür: İslamiyet, bunlar üzerine kurulmuştur. Bunlardan birini terke den kafir olur, ve kanını heder etmek helal olur.
Allah'tan başka tapılınacak bir ilah olmadığına tanıklık etmek Farz namazlar
Ramazan orucu
Kalbinde zerre ağırlığınca iman bulunan bir kimse için, kor kutucu ve uyarıcı olarak bu ve benzeri hadisi şerifler yeterlidir.
1-2) Tergib ve Terhib C. 1 SL 522 3) Terglb ve Terhib C. 1 Sh 324 41 Tergib Terhib C. 1 Sh, 527 5-6-7) Tergib ve Terhib C. 1 Sh. 529 8-8) Tergib ve Terhib C Sur El 10) Tergib ve Terhib C. 1 Sh. 533 111 Tergib 528 feberth Shen Yo suf El-Kardavi Çağdaş Proplemiere Fetvalar 1 Sh. 220 True Tabu Ayet
32
islamida çocuk
YanıtlaSilGeçen sayının ana fikri
M. SAMI YILMAZ
Peygamberimizin başkumandanlığında Islami devletin arolusu ican Mekke'den Medine'ye yürüyüştür Hicret, müslüman- Hikret, hieri takvimlerinin başlangıcıdır. Çocuklarda bilfil hicrete ka- olarak hieretteki yerlerini almışlardır. Hicreti ve önemini hicret er- cocuklar olarak unutmamalıyız
Ribat, Sayı 57, S:30
Allah'tan Korkan, Hiçbirşeyden Korkmaz!
Dergimizin 56. sayısında Hz. Peygamberimizin sık sık okuduğu ve ashabın çocuklarına tevhidden sonra ısrarla öğrettikleri bir dua- dan bahsetmiştik sizlere. O duanın baştarafında şöyle deniyordu : Allahım muhakkak ben korkaklıktan sana sığınırım....
Evet, ashab-ı kiram yarının mücahidleri çocuklarına, ilk olarak korkaklıktan Allah'a sığınmayı öğretiyorlardı. Günümüz müslü- manlarının tam tersine... Zamane müslümanları çocuklarına kö pek korkusu» «öcü geliyor» korkusu v.s. öğreterek, korkuyu çocuk- ların kafasına bir daha çıkmamacasına yerleştirirlerken; ashab ço cakların kafasından korkuyu silmek için uğraşıyorlardı. O güzide Insanlar çocuklarını cesaretli, secaatli birer mücahid yetiştirirken bizler korkak ve ödlek bir nesil yetiştirmek için adeta birbirimizle yarışır hale gelmişiz.
Korkuyu kafalarından silen ashab çocukları küçücük yaşların- da cihada katılmak için can atıyorlar, cihadda yararlılıklar gösteri yorlar, cihada küçük olduklarından katılamıyanlar isə üzüntülerinden gözyaşı döküyorlardı. Zamanımız müslüman çocukları ise süper güçlerin atom bombalarının «nükleer enerjilerin geri kalmış bklarının korkuları ile cihadın isminden korkar bir halde yetiştiril mişlerdir. Ve bugün Rahmet ve savaş Peygamberinin dinini ancak cihad ile kaim olabilecek olan İslam nizamını savaşın adından ür ken, köpek havlamasını top ve tankların sesleri mesabesinde değer
lendiren bir nesile emanet etmekle karşı karşıya gelmişiz Halbuki Kur'an-ı Kerim Allah'ın dostları için hiçbir karkunun siz konusu olamıyacağını şöyle belirtiyor
lar üzülmeyeceklerdir de... Onlar ki dosdoğru iman ettiler ve Allah' tan korkup kötülüklerden sakındılar. (Yunus: 62) Allah korkusunun haricinde
ki tüm korkulardan uzak bir şekilde yetiştirmeliyiz. Zaten başka kor- kuların çocuklarımızı işgal etmesinin tek sebebi, onların kalbine Al- lah korkusunu bir iyice yerleştiremeyişimizdir. Çünkü : Allah'tan korkmayan herşeyden korkar. Allah'tan korkan ise hiçbir şeyden den, cinlerden, şeytanlardan, eli kıllılardan, öcülerden korkması; denerika ve Rusya gibi süper güçleri (1) kaleye alması söz konusu
YanıtlaSilmaitekim çocuğun terbiyesi babında Peygamberimiz şöyle ferman olamaz
uruyorlarllandan sopayı kaldırma, görebilecekleri bir yere onu as ve onları Allah ile korkut».
Şu halde çocuklarımızın kalbine, kafasına sadece Allah korku- sunu yerleştirmeliyiz. Onları yaramazlıklardan, günahlardan alı korken bile hep «Allah'ın kendilerini gördüğünü onlara hatırlat- malıyız. Onları yaramazlıklardan alıkoymak için sadece dayakla korkutursak, dayağın olmadığı yer ve zamanda onların aynı kötü- lükleri işleyebileceklerini unutmamalıyız. Onlar Allah korkusu ile büyürlerse, kötülüklerin eşiğinde kendilerini her zaman ve her yer- de Allah'ın görüp gözettiğini hatırlayacaklar ve günahlardan geri duracaklardır. Büyüdüklerinde de yenilgiyi baştan kabul etmiş, ci- had ruhu sönmüş ödlekler olmayacaklardır.
Yine onlara «Allah dilemedikçe cin olsun, şeytan olsun, Ameri- ka olsun Rusya olsun hiçbir kimsenin, hiçbir gücün zarar vereme- yeceğini belirterek korkaklıktan koruyalım.
Şeytan ve cinlerin, kötü insanların şerlerinden korunmak için felak ve nas surelerini bir de ezan okumayı onlara öğretelim. Çün- kü Peygamberimiz bu şekilde korkulardan Allah'a sığınır; O'nun as- habı da çocuklarına korku akıllarına geldiğinde sesli olarak ezan
okumalarını tavsiye ederlerdi.
Öyleyse ey çocuklar, hepiniz hepbirlikte hertürlü korkulardan Allah'a sığının ve deyin ki: «Allah'ım korkaklıktan sana sığınırız.
İBN-İ ABBAS ANLATIYOR!
<Bir gün ben Hz. Peygamberin terkisindeydim. Bana dedi ki Ey oğlan! İyi kulak ver, sana birkaç nasihatim olacak.
Allah'ın emir ve yasaklarını gözet, Allah'da seni dünyanın mu sibetlerine, ahiretin azablarına karşı koruyup gözetsin. Allah'ı gö zetki O'nu karşında bulasın.
İstediğin zaman Allah'tan iste, Yardım talebedince yine Allah'-
dan talebet. Bilki, eğer bütün ümmet sana yardım için bir araya gelseler,
ancak Allah'ın takdir etmiş olduğu kadar yardım edebilirler. Keza sana zarar vermek için bir araya gelseler ancak Allah'ın takdir etmiş olduğu kadar zarar verebilirler.
Allah her olacak şeyi çoktan yazdı. Artık kalemler kalktı, mü rekkeb kurudu. Hiçbir zaman değişiklik olmaz (Tirmizi) 34
«ASIL GAYE DÖNÜŞE DARBE!»
YanıtlaSilABDURRAHMAN FATI Allah'a kulluk yolunun genç yolcusu olan talebe, hiç bir zaman çıkarmamalıdır ki yürümüş olduğu yolda birçok büyük mhlikelerle donatılmış geçitlerin, yol kesici düşmanların, Mutlak aklından Hakim'in karşısına dikilerek hakimiyetini ilan etmiş olan tagutia- m varlığı muhakkaktır. Bu düşmanların en büyük avantajı, sami- mi temiz ve masum gençliğin tecrübesizliğinden istifade etmektir ki ununla deyi başarmada hiç bir yürüdüğu yoldan rade etmektir ki stırabilmeyi bir zaman zorlanmamisha
Yine varolduğu günden-günümüze kadar yegane ameli yeryü sündeki hakimiyyetini sağlamak için Islam'ı yok etmeyi keny nulvi görev olarak bilen siyonizm, esareti altına aldıcı kendisine koni bu zinciri parçalama çabasında gördüğü her an onu kurtulu götüren en yüce silah olan islamın farz ve sünnetlerinden uzaklaş madaki başarısıyla bu günkü durumuna gelebilmiştir. İşte her alanda olduğu gibi ilim alanında da Milletleri kendi menfaatleri dok rultusunda eğittiği müddetçe «Asıl gayeye dönüşe büyük bir darbe vurduğunu bilen çarpık zihniyet, tenbelliği, olduğu yerde saymayı, kötü arkadaşlar vasıtasıyla insanları ahlak bozukluğu içerisinde bunalımlara sürüklemeyi ve neticede bomboş gayelerle yaşamayı devam ettiren, en sonunda da çareyi intiharda bulan nesileri yetiş tirmeyi bu şekilde başarmıştır. Yürüdüğü yolun sonu
hakkındaki ideali, başarmak ve bu başa- nyı ancak, Hakk rızasına muvaffik olmak manasıyla anlayabilen talebenin:
Muvaffakiyetindeki ilk düşmanı tembelliktir: Ogrenimin en gellenmesinde büyük bir faktör olan tembelliğin bir çok sebepleri
vardır. Bunlardan en önemlisi çok yemektir. Ayrıca vurdumduymaz bir yaşantı da tembelliğin baş sebeplerindendir. Bu konuda da her meseleye ayrı bir hikmet ve sır ile ışık tutan islam'ın, Allah resulü (sav.) in dilinden İki günü biribirine müsavı olan ziyandadır. düsturundan hareket etmek meseleye en güzel çarədir
Muvaffakiyetin bir diğer düşmanı kötü arkadaştırı Nefsi ve şeytani isteklerden emir alan ve bu emirler doğrultusunda hareket eden bir arkadaş hayatın her safhasında olduğu gibi im sha da da buyukadas, havatın herkadaşın kötüsü bir gencin bá lebilecek kötükdüşmand kötüsüdürki arkasına sakland he maskesiyle dost gorunmede başarılıdır. Onun görevi nesi ve suhet arzuları tatmin görünmedeamdan emir alan mu'min talebe se nad antatmin Islamdan aveti reddetti tu arkadevi arzulara boyun eğmey fark ederek araya korm das ile arasındaki teatteri
kötülük gibi kötü örneklerinde içlerinin köti örneklerini kusan so
hirli bir lisam ve felsefesi vardır. Bu felsefenin mivery Eastam
kezi halinde veya her seyin üstünde görmektir Hahisatte bruntur alçak parazitleridir (1)
denilen sadece kendini düşünmek ve kendini bütün varliklarna mer
Muvaffakiyetin üçüncı bir düymam kötü örneklerdir
insanlık dünyasının en U All Funt BASGIL Gençleri Başbaga Sh
35
Önce oku, sonra duşun ve kararını ver.
YanıtlaSilİslam ve müslüman düşmanları tarihi seyirdeki vazifelerini dürürken önce bilek gücünü denediler. Bunda muvaffak olama Sonra islâm ümmetini içten yıkmaya başladılar. ra ispada toplanıp yıkma ve
maddenin mahiyetlerine h ni on bakalım: all Hilafeti temsil eden Osmanlı devletini yıkmak suretiyle mi idareye son vermek,
maddede topladılar. Önce bu on
2. Kur'an-ı Kerimi ortadan kaldırmak,
3. Müslümanların ahlakını bozmak, zihinlerini karıştırmak, die leri ile olan alakayı zayıflatmak ve arzularıyla oyalamak,
4. İslamın temin ettiği şer'i birliği yıkmak,
5. Müslümanları dinlerinde şüpheye düşürmek,
6. Müslüman arapları zayıf bırakmak,
7. İslam aleminde siyasi diktatörlükler kurmak,
8. İslâm alemindeki etkin müslüman liderlerin insiyatifi ele al malarına mani olmak,
9. Kadını ifsat etmek ve cinsi sapıklığı yaymak,
10. Müslümanları sınai güce sahip olmaktan alıkoymak ve bat nın imal ettiği malların tüketicisi olarak kalmalarını sağlamak...
Dünyaya İslam ile hükmeden islam milletini tarihten silmek is teyenlerin çalışmaları, didinmeleri bu kanallardan oluyordu. Hery bozulduğu yerden tamir edilir. Biz müslümanlar bu tahripçilerin faaliyetlerine karşı neyimizi ortaya koyabildik?
Biz müslümanların işte faaliyet alan ve meseleleri :
Şu caminin minaresi yoktur, bir minare yaptıralım.. Güneşten ısınmış su ile abdest almak caiz midir?
Falan kimselerin yanına gitmeyiniz, onlar başka tarikattan
Eğ başını, gör işini, kıl beşini kimsenin etlisine, sütlüsüne ka rışmayınız.
Zaman ahir zamandır, suya sabuna dokunmayınız.
20 sefer hac ve umre yaptım, kırka tamamlıyacağım..
Bizim siyaset ile alakamız yoktur, bize ne vebali onlara aitor
Dergiye, gazeteye fazla rağbet etmeyiniz, kalbleriniz kable şır.. V.S. V.S
İşte bizlerin meşgul olduğu önemli işlerden sadece bir kaça nesi. Mağlubiyeti peşinen kabullenmis olan insanların sermayeler bardlardır. Ne yazık ki toplumda kisi olan insanlarınlar da bu lardır, yani böyle inanan ve böyle düşünen kimseler..
fikri ve yaşayışı hayattan el etek çekmeye mahkûm oluyor Gecert Tabay meseleye nereden bakarak bunen kimseleras eski hama akçe olmadığı müslümanca düşünen mü'minler tarafından iyice laşıldı. Hizmette, istihdam edilmesi icabeden sahay müslimaner budur...
RIBAT
RIBAT
YanıtlaSilaylık islami dergi
SAYT-18
EKIM/1987
HICRI 1408
الناس جعل الله الكر
SAFER
RIBAT
YanıtlaSilaylık islami dergi
SAYI:57
EYLÜL/1987
HICRİ 1408
MUHARREM
Weretten sonra hicret olacaktır. Tevbe kapıları hapa- aya kadar hicret devam edecektir. Günes batıdan doğ-
müddetçe de tevbe devam edecektir. VIDI SOYLERKEN KAFIRETION HARJATIN Hadis-i Serif
TESTEK OLMAK, MOMINLERENOMELLERINE DALLARIN
DESTEK OLMAK, MÜMİNLERE DÜŞMANLIK ETMEK ZALUMIERE DETER
SAK ŞİRK
FAIZ FAIZ
PUMUŞ FUHUŞ " “GERÇEK MUHACİR, ALLAH'IN YASAKLARINI KIDIKI TERKEDEN KİMSEDİR." ASHARA DISMAN
ΝΑ ΣΙΝΑ ΖΙΝΑ
EM KOMINIZI
IM KAPITAL
FAŞİZM PAŞIZ
MSİYONIZM
TALAN YALA
GLYBET GIYB
NYA RIYA RİYA
SIR KİBİR KI
KUMAR KUM
K PUTÇULU
KLUTILIK LUTI
TAKLİTÇILIĞI
KHIRSIZLIK
M MALI YEMEK
MDÜŞMANLIK
TEAK CIHADI
AGSVET ROS
SİHİRBA
INTIHAR INT
MAF ISRAF IS
FAIZ FAIZ PAIL FATE
FURUS FUHUS FUIUS
ZINA ZINA ZINA ZIM
M ROMINTZIM комен
IZM KAPITALIZM RAI
M FASIZM PARIZM PA
SİYONİZM SIYONEEN
7M ATEIEM ATRIZ
N YALAN YALAN Y
ET GIYBET GYBET C
RIYA BİYA RİYA BİY
AR KUMAR KUMM
K PUTCULUK PUTÇU
LIK LUTTLIK LAPT
KÜFÜR TAKLI
HIRSIZLIK HIRSIZL
YETİM MALI YEN
Ebû DÁVOD
TERK CIHADI TERK
VET BOUVET BOS
ZLI SUSRAZLI
BHAR INTIHAR IN
RAF BRAP ISKAY
DINEK TAGUTLA ISBIRLIGI YAPMAK KAFIRLEN NESE VERA
RESEDINTEK TAGUTLA ISBLASKER OLMAR SEYTANA VENEEN A
BUYMAR HIZBUSSEYTANA ASIA MUSLMANLARA Udinia
Allah için ihlaslı olarak gerçek manada hicret edinia.
Muhacirler gibi
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
8 1 Kıyamet gününde 'insanların Allah'dan en uzağı, kendisinin emrettiği şeye muhalif hareket eden vaizdir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
8 2 Allah'ın hiç sevmediği helal; talaktır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
8 3 Allah'ın hiç sevmediği kişiler, düşmanlıklarında çok şedid olanlardır. Hz. Âişe (r.anha)
8 4 Allah'ın kullarından en sevmediği kişi, giyinişi amelinden daha hayırlı olan bir kimsedir ki, onun elbiseleri Peygamberlerin elbiseleri gibi ,amelleri ise cebbarların ameli gibidir. Hz. Âişe (r.anha)
8 5 Allah'ın insanlar içerisinde hiç sevmediği üç kişi vardır: 1- Haremin hürmetine riayet etmiyen. 2- İslam'da cahiliyet adetlerini ihya etmeye kalkışan. 3-Haksız yere bir kimsenin kanının akıtılmasına yol arayanlar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
8 6 Allah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir. Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.)
8 7 Kıyamet gününde Allah'ın mahlukatı içinden en çok buğz ettiği kimseler şunlardır: Yalancılar, kibirliler ve din kardeşlerine karşı kalblerinde (gizli) kin besledikleri halde, onlarla buluştuklarında kendilerine (zahiren) iyi muamele yapanlar. Bir de Allah ve Resulüne çağrıldıklarında yavaş davranan, fakat şeytan ve onun emrine çağrıldıklarında ise süratle hareket edenlerdir. Hz. Vazin İbni Ata (r.a.)
8 8 Benim için zaiflerinize talib olun. Zira onlar sebebiyle rızıklanır ve yardım görürürsünüz. Hz. Ebud Derda (r.a.)
8 9 Ağlayınız, fakat şeytanın çığırtkanı olmaktan sakınınız. Zira ağlamak göz ve kalbten oldukça Allah'tandır ve Rahmettendir. El ve dille oluduğu zaman ise şeytandandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
8 10 Mekkelilere ve mücavirlere tebliğ edin; Tavaf yerini, Hacer'i Esved'i, Makam'ı İbrahim ve ön safı, Zilkadenin 20'inci gününden itibaren bayram gününe kadar, hacılar için serbest bıraksınlar. Hz. Enes (r.a.)
8 11 Hacetini arz edemeyen kimsenin hacetini siz tebliğ ediniz. Her kim ki, ihtiyacını arza muktedir olamayan bir kimsenin hacetini Sultana bildirirse, Allah, onun ayaklarını kıyamet gününde sırat üzerinde sabit kılar. Hz. Ebud Derda (r.a.)
8 12 Şu dört hususu tarafımdan onlara tebliğ ediniz: Bir satışta iki şartın koşulması, satış ve ödünç akdinin birleştirilmesi, malik olunmayan bir şeyin satılması, tazminle mükellef olunmayan bir şeyin satılması, tazminle mükellef olunmayan (henüz teslim olunmamış) bir şeyin kazancının alınması, sahih olmaz. Hz. İbni Amr (r.a.)
8 13 Bedenlerinizi açlık ve susuzlukla zaifletiniz, etlerinizi azaltınız, yağlarınızı eritiniz. Böylece onları Cennette misk ve kafur ile karıştırılmış temiz etle değiştirmiş olursunuz. Hz. Enes (r.a.)
Kıyamet gününde Allah'ın mahlukatı içinden en çok buğz ettiği kimseler şunlardır: Yalancılar, kibirliler ve din kardeşlerine karşı kalblerinde (gizli) kin besledikleri halde, onlarla buluştuklarında kendilerine (zahiren) iyi muamele yapanlar. Bir de Allah ve Resulüne çağrıldıklarında yavaş davranan, fakat şeytan ve onun emrine çağrıldıklarında ise süratle hareket edenlerdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Vazin İbni Ata (r.a.)
Sayfa: 8 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
(67 el-MÜLK27-30)68.el-KALEM 1-15 Mekki Peygamberliğin 1-2. yılı Nüzul sırası5
YanıtlaSilCOZ 29
68. el-KALEM SÜRESİ
52 åyettir. Peygamberliğin 1-2. yıllannda Mekke'de nazil olmuştur. Nün süresi diye de anılır.
*
SINIRSIZ RAHMETİ VE ENGİN MERHAMETİ İLE HAYAT VEREN, YAŞATAN, KORUYAN, RAHMETINE, MERHAMETİNE, LÜTFUNA, İHSANINA VE HAYIRLARA MAZHAR EDEN, RAHMAN VE RAHIM OLAN ALLAH'IN İZNİ VE YARDIMIYLA, ALLAH'IN ADIYLA...
★1 Nûn. Kaleme, akıllı ve sorumlu varlıkların yazmaya devam ettikleri kitaplara, sicillere andolsun!
2 Rabbinin vahyi, sana ihsan ettiği peygamberlik nimeti sayesinde senin kimliğin sıradan biri gibi gizli- meçhul kalmayacak; sen deli de, cinlere mahkûm olmuş biri de değilsin.
3 Sana, sadece sana, elbette bitmez tükenmez mükâ- fatlar vardır.
4 Sen, kesinlikle yüce, büyük bir dini, ülülazm pey- gamberlerin sünnetini, faziletli, saygıdeğer bir ahlâkı, insan tabiatına uygun üstün bir hayat tarzını, insanı ke- male erdiren bir nizamı yaşamaya, öğretmeye, benim- setmeye, savunmaya memursun.
5 Bunu, sen insanlığa anlatarak, öğreterek göstere- ceksin, inanmayanlar da görecekler, anlayacaklar.
6 O akılsızlık, o delilik hanginizde imiş, onu da gö- recekler.
7 Rabbin, işte O, başına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşanı, dalāleti, bozuk düzeni, helāki tercih edeni iyi bilir, hidayet rehberiyle gösterilen, öğretilen hak yola, İslâm'a girmeye istekli olanları, İslâm'da sebat edenleri de iyi bilir.
8 O halde, senin peygamberliğini ve Kur'ân'ı yalan- layanlara boyun eğme.
9 Senin göstermelik, hoşgörülü, gayri ciddi davran- manı; kendilerinin de hileli, tuzaklı göstermelik davra- nışlarını devam ettirmelerini temenni ederler.
10 Durmadan olur olmaz yeminler eden düşünme ve temyiz kabiliyetleri kıt aşağılıklara boyun eğme.
11 Devamlı kusur arayan, laf götürüp getirenlere bo- yun eğme.
112 Hayra, hayırlı işlere, Kur'an öğrenimine, öğreti- mine, Kur'ân hükümlerine, Kur'an ilkeleriyle yaşamaya, müslümanlara, İslâmî faaliyetlere engel olanlara, saldır- ganlara, bilerek günah işlemekte ısrar edenlere, zarar verenlere boyun eğme.
13 Saygısız zorbalara, sonra da, soysuz, zina mahsu- lü, damgalı dalkavuklara boyun eğme.
للمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةٌ سيئتْ وُجُوهُ الّذينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هذا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَدْعُونَ قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِيَ اللَّهُ
وَمَنْ مَعِيَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَنْ يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا قُلْ هُوَ الرَّحْمَنُ أَمَنَّا تَسْتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتِيكُمْ بِمَاءٍ مَعِينٍ اليم
سُورَةُ الْقَلَم
ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ مَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بمَجْنُونَ وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونَ وَإِنَّكَ لعَلى خُلُقٍ ، عَظِيمٍ فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ : بِأَتِكُمُ الْمَفْتُونُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ * وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهِينٍ مَمَّارٍ مَنَّاءٍ بِنَمِيمٍ مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ عُتُلٍ بَعْدَ ذَلِكَ رَنِيمٍ أَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ أَيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ )
14 "- Demek güvendikleri malları, oğullan, güçleri, iktidarları varmış!"
15 Kendilerine âyetlerimiz, Kur'ân'ımız okunduğu zaman:
"- Öncekilerin masalları" derler.
16 Yakında, o büyüyen burnunu hiç unutulmayacak şekilde damgalayacağız.
17 Bağlı, bahçeli ülkelerin halkını âfetlerle imtihan ettiğimiz gibi, biz onları da âfetlerle imtihan ettik. Hani o zaman bahçe sahipleri yemin etmişlerdi! Kesinlikle, sabah erken bağlarındaki, bahçelerindeki gece dökülen ve kesecekleri meyvalanını fukaraya göstermeden dev- şireceklerdi.
18 Yeminlerini "Allah izin verirse..." ile kayıtlamıyor lar, muhtaçları bile istisna etmiyorlardı.
19 Onlar uykuda iken, Rablerinden gelen bir äfet ül- keyi sardı.
20 Bağlar, bahçeler yangın yerine dönmüş, simsiyah kesilmişti.
21 Sabah olmak üzereyken birbirlerine seslendiler.
68. el-KALEM 16-42 Mekki Peygamberliğin 1-2. yılı Nüzul sırası 5
YanıtlaSilسَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْحِيل وَلَا يَسْتَكْنُونَ فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفُ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ فَتَنَادَوا مُصْبِحِينَ أَنِ اغْدُوا عَلَى حَرْثَكُمْ إِنْ كُنتُمْ فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ أَنْ لَا صَارِمِينَ يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْكِينُ وَ وَغَدَوْا عَلَى حَرْدٍ إِنَّا لَضَالُونَ قَادِرِينَ فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا نَحْنُ مَحْرُومُونَ قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا طَاغِينَ عَسَى رَبُّنَا أَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَا إِلَّا إِلَى رَبِّنَا رَاغِبُونَ كَذَلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ مُتَّقِينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ. جَنَّاتِ النَّعِيمِ افَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ أَمْ لَكُمْ كِتَابَ فِيهِ تَدْرُسُونَ إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ أَمْ لَكُمْ أَيْمَانُ عَلَيْنَا بَالِغَةُ إِلَى يَوْمِ الْقِيمَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ سَلْهُمْ أَيُّهُمْ بِذلِكَ . ا صَادِقِينَ يَوْمَ يُكْشَفُ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَائِهِمْ إِنْ كَانُوا . عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ )
22 -- Kesecekseniz, toplayacaksanız eğer, tarlanıza, mahsulünüzün başına erken gidin" dediler.
23 Aralarında fısıldaşarak fırladılar.
24- Sakın, bugün, yanınıza çevresi, çaresi olmayan bir yoksul sokulmasın" diye fısıldaşıyorlardı.
25 Yoksullara yardıma güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve kararı ile erkenden
yola düştüler.
26 Bağı, bahçeyi gördüklerinde:
*- Galiba biz yanlış yere geldik" dediler.
27 - Yok, yok, biz yoksul bırakılmışız" dediler.
28 İçlerinden en måkulleri, seçkin birisi:
-Demedim mi size? Keşke Allah'ı tesbih ve tenzih
etseydiniz!.." dedi.
29- dediler. Rabimizi tesbih ve tenzih ederiz. Biz gerek
566
30 Suçu, kabahati birbirlerinin üstüne atmaya, birbir- lerini kınamaya başladılar.
31"- Yazıklar olsun bize, gerçekten biz azmış bir mil- letmişiz" dediler.
32"- Ola ki, Rabbimiz bunların yerine bize daha ha- yırlısını verir. Biz yalnız Rabbimizin ızasını arzuluyo- ruz" dediler.
33 İşte bu dünyada, insanları imtihan etmek için ver- diğimiz ceza böyledir. Ahiret, ebedi yurt azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
★ 34 Allah'a sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuu- ruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şah- siyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü'minler için, Rablerinin katında nimetlerle dolu cennetler vardır.
35 Biz, İslâm'ı yaşayan müslümanlara, İslâm'a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaş- tırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi- lere, suçlulara, günahkârlara davrandığımız gibi mi mu- amale yapacakmışız?
36 Aklınızı mı yitirdiniz? Nasıl hüküm veriyorsu- nuz?
37 Yoksa kutsal bir kitabınız var da, içinde bunları mı okuyorsunuz?
38 O kitapta:
"- Beğendiğiniz her şey sizin, diye mi yazılı?"
39 Yoksa:
"- Lehinize ne karar verirseniz, mutlaka sizin için ye-
rine getirilir" diye, sizin lehinize tarafımızdan verilmiş, Kıyamet gününe kadar geçerli kesin taahhütler mi var? 40 Sor bakalım onlara, içlerinden bu taahhütlere kefil hangisi?
41 Yoksa kendilerini müslümanlarla eşit hale geti-
recek mâbutlan mı var onların? Doğru söylüyorlarsa, mâbutlarını getirsinler.
42 İşlerin güçleşip, herkesin paçalarını sıvayıp ka- çacak yer aradığı (paçalarının tutuştuğu)
42 İşlerin güçleşip, herkesin paçalarını sıvayıp ka- çacak yer aradığı (paçalarının tutuştuğu) gün, secde- lere davet edilecekleri, teşvik edilecekleri gün, secdeye güç yetiremiyecekleri, vakit bulamayacakları gün mâ- butlarını çağırsınlar.
YanıtlaSil43 Onlar, dünyada, rahatları, huzurları yerinde iken, secdelere, imana, İslâm'a, namaza davet edildikleri, teş- ih vik edildikleri halde, davete icabet etmedikleri için, o gün, hakkaniyete riayet duyguları gereği, gözleri korku ve saygıyla dolu, işarete bile mecalleri olmayacak du- rumda, düşkün bir halde, kendilerini bir zillet sararken secdeye güçleri yetmeyecek.
KALEM 43-52)
YanıtlaSil69. el-HAKKA 1-8 Mekki
Peygamberliğin 4. yılı Nüzul sırası 47
CÜZ 29
44 Bu sözü, Kur'ân'ı yalanlayanlan bana bırak. On- lan bilmedikleri, farkına varmadıklan yerlerden kademe kademe alçaltacağız, azaba yaklaştıracağız.
45 Onlara mühlet veriyorum. Unutmayın ki, benim, sizin tahmin edemeyeceğiniz helâk etme planımdan kurtuluş yoktur.
46 Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da, ağır bir borç altına girecekleri için mi davetinden, İslâm'dan, Kur'an'dan yüz çeviriyorlar?
47 Yahut gayb alemiyle, Levhimahfuz'la ilgili bilgiler onlanın yanında da, onlar mı istedikleri gibi yazıyorlar?
48 Rabbinin vereceği hükmü, icraatını bekleyerek sa- bırla mücadeleye devam et. Balina mahkûmu Yunus gibi sabırsız olma. Hani o, öfkeye boğularak niyaz etmişti.
49 Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, tevbesi- ni kabul etmeseydi, kınanacak bir halde ıssız bir diyara ablacaktı
50 Fakat Rabbi onu peygamber olarak seçti. Dindar, ahläklı, hayır-hasenat sahibi mü'minler, sälihler zümre- sine dahil etti.
51 Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplanan- lar, okunması ibadet olan, övünç kaynağı Kur'ân'ı işit- tikleri zaman neredeyse seni gözleri ile yiyeceklerdi. Bir de durmuşlar:
*- O, kesinlikle cinlere mahkum olmuş biridir, delidir" diyorlar.
52 Halbuki okunarak ibadet edilen Kur'an, âlemler, insanlar ve cinlerin haklarının korunması için bir öğüt- tür, bir ikazdır, bir şereftir, bir övünç kaynağıdır.
69. el-HAKKA SÜRESİ
52 Ayentic Peygamberliğin 4. yılında Mekke'de nazil olmuştur.
SINGRIEZ RAHMETİ VE ENGIN MERHAMETİ İLE HAYAT VEREN,
RAJATAN, KORUTAN, RAHMETINE, MERHAMETINE,
LOYFUNA, SANINA VE HAYIRLARA MAZHAR EDEN,
RAHMAN VE RAHIM OLAN ALLAH'IN İZNİ VE YARDIMIYLA,
ALLAH'IN ADIYLA
ortaya -
kacak. Kıyamet, hesap ve ceza gerçekleşecek.
2 Ne büyük, ne dehşetli bir şey-kıyamet gerçekleşe- cek!
3 Kayametin gerçekleşeceğini sana bildiren belgeler neler? Ne büyük, ne dehşetli bir manzara.
4 Semûd ve Ad. gülle gibi başlarına düşüp beyinle- rini parçalayacak felaketi, älemdeki düzenin bozularak dık.
عَائِعَةٌ أَبْصَارُهُمْ تَرْهَهُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ فَذَرْنِي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهَذَا الْحَدِيثُ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ ) وَأَمْلَى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينُ أَمْ تَسْمَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ م مُعْقِلُونَ مِنْ مَغْرَم فَاصْبِرْ لِحُكُم رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِ إِذْ نَادَى وَهُوَ مَكْظُومُ لَوْلَا أَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةً مِنْ رَبِّهِ لَبِدَ بِالْعَرَّاءِ وَهُوَ مَذْمُومُ فَاجْتَنِيهُ رَبُّهُ نَجْعَلَهُ مِنَ الصَّالِحِينَ وَإِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ انَّهُ لَمَجْنُونُ وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرُ لِلْعَالَمِينَ سُورَةُ الْحَاقَّةِ
الْحَانَةُ مَا الْحَاقَّةُ وَمَا أَدْرَيكَ مَا الْحَاقَّةُ كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادُ بِالْقَارِعَةِ فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ وَأَمَّا عَادُ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ صَرْعَى كَأَنَّهُمْ الْقَوْمَ فيها . صَرْصَرٍ عَاتِيَة أَيَّامٍ حُسُومًا حُسُومًا فَتَرَى وَثَمَانِيَةً فَهَلْ تَرَى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ . خَاوِيَة : أَعْجَازُ نَخْل .
yıldızların ve gezegenlerin çarpışacağı gündeki felaketi. Kıyamet'i yalanladılar.
5 Semûd kavmi şiddetli gürleme halinde, âni bir sar- sıntı ile yok edildi.
6 Åd kavmi ise, gürültülü ve dehşetli bir fırtına ile yok edildi.
7 Allah o fırtınayı, kasırgayı üzerlerine yedi gece se kiz gündüz musallat etmişti. O kavmin, orada, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş olduğunu gözünde canlandırabilirsin.
8 Bak, onlardan bir iz, bir eser görebiliyor musun şimdi?
cekiler devlet
8 Bak, onlardan bir iz, bir eser görebiliyor musun şimdi?
YanıtlaSil9 Firavun, devlet adamları ve hanedanı, ondan ön- cekiler, altı üstüne getirilen beldeler de, hep o hatayı is lediler.
10 Hep, Rablerinin görevlendirdiği Rasûle sayga gis- termediler, inanmadılar, tebliğlerini kabul etmediler, sün- netlerini uygulamadılar, karşı geldiler. Allah da, onlan daha ağır cezalarla cezalandırdı.
11 Doğrusu, sular kabarınca, sizi gemilerde biz taşı dık.
Tefsirî Meal
YanıtlaSilKur'an'ın
Anlaşılmasına Doğru
Ahmet TEKİN
KUR'AN'IN ANLAŞILMASINA DOĞRU - Lügatlı Tefsiri Meal
YanıtlaSil612
NÜZUL SIRASINA GÖRE SÜRELERİN FİHRİSTİ
Ape
M
1. Fatiha
7
2
Mekki
1
58 Zányát
60
321
AMekki 51
2 Alak
19
509
Mekki
96
59 Nehl
110
204
Mekki
18
3 Müzzemmil
20
575
Mekki
73
00 Nuh
28
371
Mekki 71
4 Müddessir
56
576
Mekki
74
01 Tur
40
524
Mekki 52
5 Kalem
52
505
Mekki
08
62 Răm
60
405
Mekki 30 Mekki 92
6 Tebbet
5
005
Mekki 111
63 Leyl
21
507
7 Duha
11
597
Mekki
03
04 Fect 05 Şems
30
394
Mekki 80
8 Inşirah 9 Tekvir
8
598
Mekki
04
15
500
Mekki 01
29
587
Mekki
81
60 Bürüc
22
501
Mekki 85 Mekki 90
10 Ala
19
593
Mekki
87
07 Beled 08 Tank
20
505
11 Ast
3
603
Mekki 103
17
502
Mekki 80
12 Abese
42
586
Mekki
80
09 Fåtur
45
435
Mekki 35
13 Sebe
54
429
Mekki
34
70 Enblyá
112
323
Mekki 21
14 Adiyat
11
601
Mekki 100
71 Furkan 72 Şuara
77
300
Mekki 25
15 Kevser
3
604
Mekki
108
227
308
Mekki 20
16 Karia
11
602
Mekki 101
73 Neml
93
376
Mekki 27
17 Kıyame
40
578
Mekki
75
74 Kasas
88
380
Mekki 28
18 Kamer
55
529
Mekki
54
75 Mä minun
118
343
Mekki 23
19 Mürselát
50
581
Mekki Mekki
77
70 Isra
111
283
Mekki 17
20 Cin
28
573
72
77 Rahman
76
532
Mekki 55
21 Mülk
30
563
Mekki
67
78 Ahkaf
35
503
Mekki 40
22 Nebe
40
583
Mekki
78
79 Yasin
83
441
Mekki 30
23 Náziát
46
584
Mekki
79
80 Yūnus
109
209
Mekki 10
24 Infitár 25 Insån
19
588
Mekki
82
81 Hüd
123
222
Mekki 11
31
579
Mekki
76
82 Yüsul
111
236
Mekki 12 Mekki 15
26 Zilzál
8
601
Mekki
90
83 Наст
90
263
27 Tin
8
598
Mekki
95
84 Ibrahim
52
250
Mekki 14
28 Găşiye
26
593
Mekki
88
85 Ra'd
43
250
Mekki 13
29 Tekåsür
8
602
Mekki 102
86 Нас
78
333
Mekki 22
30 Fil 31 Kureyş
5
603
Mekki 105
87 A'raf
206
152
Mekki
7
4
604
Mekki 100
88 En'am 89 Ankebüt
165
129
Mekki
32 Hümeze
9
603
Mekki 104
69
307
Mekki 29
33 Kadr
5
600
Mekki
97
90 Nahl
128
268
Mekki 10
34 Lokmån 34
412
Mekki
31
91 Bakara
280
3
Medeni 2
35 Pussilet 36 Şüră
54
478
Mekki
41
92 Tegabün
18
557
Medeni 04
53
484
Mekki
42
93 Enfal
75
178
Medeni 8
37 Secde
30
416
Mekki
32
94 Muhammed 38
508
Medeni 47
38 Inşikak
25
590
Mekki
84
95 Mâùn
604
Medeni 107
39 Kafirûn
6
605
Mekki 109
96 Cum'a
11
554
Medeni 02
40 Felak
5
606
Mekki 113
97 Al-1 Imran
200
51
Medeni 3
41 Nas
6
606
Mekki 114
98 Saf
14
552
Medeni 61
42 Thlás
4
606
Mekki 112
99 Beyyine
8
600
Medeni 98
43 Saffat 44 Zuhruf
182
447
Mekki
37
100 Haşt
24
540
Medeni 50
89
490
Mekki
43
101 Ahzab
73
419
Medeni 33 Medeni 4
45 Dühân
59
497
Mekki
44
102 Nish
170
78
46 Casiye
37
500
Mekki
45
103 Hadid 104 Talak
29
538
Medeni 57
47 Hakka
52
567
Mekki
69
12
550
Medent 65
48 Mearic
44
569
Mekki
70
105 Nür
64
351
Medeni 24
49 Såd
88
454
Mekki 38
106 Mücadele
22
543
Medeni 58 Medeni 63
50 Mutaffifin
36
589
Mekki 83
107 Münafikun
11
555
51 Necm
62
527
Mekki
53
108 Feth
29
512
Medeni 45
52 Kaf
45
519
Mekki
50
109 Maide
120
107
Medeni 5
54 Ta-Ha 53 Meryem
98
306
Mekki
19
110 Hucurât
18
510
Medení 49
55 Väka
135
313
Mekki
20
111 Tahrim
12
501
Moleni 00 Masleni 60
56 Zümer 57
96
535
Mekki 56
112 Mümtehine 13 113 Tevbe
550
Gafir (Mü'min) 85
75
459
Mekki
39
129
185
Medeni 9
468
Mekki
40
114 Nasr
3
605
Medeni 110
Lugatlı Tefsiri Me
YanıtlaSilNÜZUL SIRASINA GÖR
Ayet Sayıdı
Bayta No
Yerl Nüzul Kur'an'dan
AB
7
2
Fatiha
Mekki
19
599
1
2 Alak
Mekki
4 Müddessir
3 Müzzemmil
20
575
96
Mekki
56
576
73
Mekki
52
565
74
5 Kalem
Mekki
68
6 Tebbet
5
605
Mekki
111
11
597
Duba
Mekki
93
8 Inşirah
8
598
Mekki
94
Tekvir
29
587
Mekki
81
19
593
10 Ala
Mekki
87
3
603
11 Ast
Mekki
103
12 Abese
42
586
Mekki
80
54
429
13 Sebe
Mekki
34
14 Adiyat
11
601
Mekki
100
3
604
15 Kevser
Mekki 108
16 Karia
11
602
Mekki 101
17 Kiyame
40
578
Mekki
75
18 Kamer
55
529
Mekki
54
19 Mürselåt
50
581
Mekki
77
20 Cin
28
573
Mekki
72
21 Mülk
30
563
Mekki
67
22 Nebe
40
583
Mekki
78
23 Nāziāt
46
584
Mekki
79
24 Infitär
19
588
Mekki
82
25 Insån
31
579
Mekki
76
26 Zilzal
8
601
Mekki
99
27 Tin
8
598
Mekki
95
28 Găşiye
26
593
Mekki
88
29 Tekäsür
8
602
Mekki 102 Mekki 105
30 F
5
603
31 Kureyş
4
604
Mekki 106
32 Hümeze
9
603
Mekki 104
35 Kadr
5
600
Mekki
97
34 Lokman
34
412
Mekki
31
35 Fussilet
54
478
Mekki
41
36 Şüră
53
484
Mekki
42
37 Secde
30
416
Mekki
32
38 Inşikak 39 Kafirün
25
590
Mekki 84
6
605
Mekki 109
40 Felak
5
606
Mekki 113
41 Näs
6
606
Mekki 114
42 thlás
4
606
Mekki
112
43 Saffär
182
447
Mekki 37
44 Zuhruf
89
490
Mekki 43
45 Dühân
59
497
Mekki
44
46 Căsiye
Mekki 45
37
500
47 Häkka
Mekki
69
52
567
48 Mearic
44
569
Mekki
70
49 Såd
Mekki
38
88
454
50 Mutaffifin
51 Necm
36
589
Mekki
83
Mekki
53
52 Kaf
62
527
Mekki
50
54 та-на
53 Meryem
45
519
Mekki
19
98
306
Mekki
20
55 vakıa
135
313
Mekki
56
56 Zümer
96
535
Mekki
39
57 Cafir (Mü'min) 85
75
459
Mekki
40
468
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
355 1 Davud (a.s.)'ın ve bütün yeryüzü halkının ağlaması, Adem (a.s.)'ın ağlamasına denk değildir. Hz. Süleyman (r.a.)
355 2 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar. Hz. Ebû Said (r.a.)
355 3 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar. Hz. Ebû Bekre (r.a.)
355 4 Eğer bir huri parmaklarından birini dünyaya gösterse (yer-gök ehli) her can sahibi, onun kokusunu duyardı. Hz. Said İbni Amir (r.a.)
355 5 Ehli Cennet kadınlarından bir kadın yeryüzüne baksa, misk kokusundan yeryüzü dolar ve yüzünün nuru güneş ve aynı ziyasını bastırırdı. Hz. Said İbni Amir (r.a.)
355 6 Cennetten bir tırnağın yükleneceği bir şey dünyaya gelse, mağrib ile meşrik arasındakileri tezyin ederdi. Cennet ehlinden bir kişi bileziklerle beraber gözükse, nuru güneşin ziyasını söndürürdü. Güneşin yıldızları söndürdüğü gibi. Hz. Davud İbni Amir (r.a.)
355 7 Dünyadaki bütün varlıklar ümmetimden birinin elinde olsa, sonra o "Elhamdülillah" dese, bu "elhamdülillah" sözü, bütün onlardan daha kıymetli olurdu. Hz. Enes (r.a.)
355 8 Zakkumdan bir damla dünyaya damlasa, dünya halkının geçimini ifsad ederdi. Ya yemeği ondan olanın hali nasıl olur? Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
355 9 Cehennemden bir kıvılcım arzın ortasına düşse, sıcaklığının şiddeti ve pis kokusu şark ile garbı kapladı. Hz. Enes (r.a.)
355 10 On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Ğayy u esâm" denilen mevkiye yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Ğayy u esâm" nedir? Buyurdu ki: "Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
355 11 Sizlerden biri bir yere konduğunda "Eûzü bi kelimâtillahit tâmmati min şerri mâ halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez. Hz. Havle (r.a.)
YanıtlaSil
yuksel27 Temmuz 2024 01:38
10 * On yüklü deve ağırlığında bir taş Cehennemin ağzından atılsa, "Gayy-u
esam" denilen mevkie yetmiş senede kavuşmazdı. Denildi ki: "Gayy-u esam nedir?" Buyurdu ki; Cehennemde iki kuyudur ki, oraya Cehennem ehlinin cerahatleri birikir. Hz. Ebu Umanera. (Gayyaya, namazını zayi edenler ve şehvetlerine uyanlar, esama da müşrik, katil ve zalimler
giderler.)
11 ★ Sizlerden biri bir yere konduğunda "Euzü bi kelimatil tammati min şerril ma halaka." derse o yerden ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez.
YanıtlaSil
Allah'a sığının: Belanın zorlamasından, şekavetin erişmesinden, kaderin fena olmasından ve düşmanın sevinmesinden.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 255 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Öyle zaman gelecek ki, dünyada yalnız fitne, bela ve fesad olacak. Böyle bir zamanda sizin ameliniz bir kale gibidir. Üstü güzelse, altı da güzel olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaviye (r.a.)
Sayfa: 139 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Allah'a "Cübbül Hüzün" (Hüzün kuyusu) den istiaze edin. Dediler ki: "Cübbül Hüzün nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, Cehennemde bir vadidir ki, Cehennem, her gün dört yüz defa ondan Allah'a sığınır. Oraya en çok, amellerle mürailik yapan, alimler girer. Muhakkak ki alimlerin Allaha en sevimsiz olanı, Emirleri ziyaret edenleridir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 254 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
sinden biri bu sözü üzerine almış olur. Şayet söylediği gibi ise küfür onda kalır, değilse söyleyene döner. (Baharl, Edeh, 73)
YanıtlaSilBİR HADİS
EHL-İ KIBLE TEKFİR OLUNMAZ
Ehl-i kible, Kabe'ye doğru yönelerek namaz kılan kişi demektir. Kur'an ve hadis metinlerinin İslam alimlerince farklı usul ve şekillerde yorumlanmasının tarihi bir sonucu olarak müminler arasında bazı fikrî ayrılıklar çıkmış, zamanla itikadi ve fikhi mezhepler oluşmuştur. Bu mezheplerin mensupları kendileri dışındaki Müslümanları yanlış yolda olmakla itham etmişlerdir. Tarihî süreç içerisinde İslam ümmetinin çoğunluğunu oluşturan Ehl-i sünnet uleması, Peygamberimizin hadislerini de dikkate alarak namaz kılmayı Müslüman olmanın ayırıcı vasfı kabul etmiş, Kabe'ye yönelerek namaz kılmanın farz olduğuna inanan veya bunu bilfiil icra eden farklı mezheplere bağlı bütün Müslümanları Ehl-i kıble kapsamına almış ve imanına dokunulamayacağını ifade etmiştir. Ehl-i sünnet âlimleri Ehl-i kibleyi tekfir etmemeyi ilke olarak benimsemiştir. İslam ümmetinin birlik ve dirliğini isteyen her Müslüman da iman kardeşlerini tekfir etmekten kaçınmalı, Müslümanların selameti için daha müsamahalı olmalıdır.
sistemini getiren yeni
YanıtlaSilSeçim Kanunu kabul edildi.
1980-12 Mart dönemi başbakanı Nihat Erim, İstanbul'da öldürüldü.
19
CUMA FRIDAY
TEMMUZ
JULY
Allah'ın kudreti her şeye galiptir ve her işi hikmet
iledir.
Bakara Suresi: 228
BİR HADİS
Üç kişi bir araya geldiklerinde birisi imam olsun. İmamlığa en lâyık olanları Kur'ân'ı en iyi
okuyandır.
Müslim, Mesacid: 289-291
Mü'minler ibâdetlerinde, duâlarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sâir ibâdetlerinde büyük bir sır vardır ki; herbir fert, ibâdetinden kazandığından fazla bir sevap, cemaatten kazanıyor. Mesnevî-i Nuriye
HİCRỈ: 13 MUHARREM 1446 - RUMI: 6 TEMMUZ 1440
HIZIR: 75 - GÜN:
201 KALAN: 165 - GÜN. KIS.: 2 DK
dikkat çekici boyutlara ulaşmıştı. Yerli ve yabancı medya kuruluşları, 2011 yılından itibaren İktidar partisinin gösteri, ifade, basın ve internet kullanımıyla ilgili üngürlükleri kısıtladığını vurgulayarak Erdoğan'ın bir 'gizli gündemi olduğunu iddia ediyordu.
YanıtlaSilSIRLI ZERRE!
YanıtlaSilDR. BETÜL NEFİSE İNAL Betulnelise @hotmail.com
ezaman ve kaç kez tum ben? Nereden ve yolculuğum nereye?
Zihnimdeki sualler, beni asırlar Öncesine taşımış, henüz zaman he sabını yapamadığın bir devre go türmüştü. lik insana kodlanımy bir mayaydım, vakti gelince ortaya çık mak üzere sulanan bir zerre... Pe ki, oraya ne zaman sefer etmiştim? Hangi zerrelerin içinden nasıl seçil miştim? Nesiller öncesinde ciddi bir karar ile başlayan måceramın şim diki seyri nereye olacaktı?
KIYMETLİ EMANET
Bir zamanlar melekler, toprağımı almak üzere yeryüzüne Inmişlerdi. O kadar kıymetliydim ki, benden mil yarlarca sene önce var edilen atom
doğmuşlarımın emanet edildiği toprak par geliyorun çauna, ilk önce melek eli değmişti.
Kim bilir kaç asır sonra ayak ba sacağım diyarlardan götürülmüş tü bedenimin mikro-parçaları, yüce ferman ile.. Yeryüzünün canı alım mıştı melekü'l-mevt ile, benim ca nima can olması için
Ağlamıştı yeryüzü, kendinden ko pan için nehir nehir.. Belki hasre tin yakıcılığınaydı gözyaşları; belki de canının yanmasınaydı. Öyle ya, gözyaşı olmadan can parçası olunur muydu hiç? Acaba arzın bir parça sı ölünce mi doğmuştum ben ille
Daha hayat bulmadan mevt (ölüm) ile karşılaşmam da neyin nesi idi? Yoksa ölmeden dirilmem mümkün değil miydi? Hayatımdan önce takdir edilen memâtım (ölü
müm); verilen nefesin kıymetini bij
mek, ömür nimetine ölüm ile a ayar vermek, "ahsenti amelä: amellerin en güzell" için gayret etmek mak sadına binäen miydi?
Toprakla başlayan maceram, nice zaman sonra çamurla buluşmuştu. Sıraya başkaca menziller de konmuş tu: Toprak, su, hava, ateş Çeşitli merhalelerden geçirilen bedenim hangi sırlarla dolmuştu?
Kupkuru bir topraktan gelişim,
üzerime yağan yağmurlarla çamur oluşum ve hamurumun bilmediğim zamanlarda sımsıkı yoğruluşu, bana hangi dersi vermeliydi? Varlık derya- sında kibre dalmamam, benlik ayna sında caka satmamam için mi ayak altında çiğnenen ve hiç ses etmeyen bir maddeyle mazim birleştirilmiş- ti? Atılmış bir damla sudan yaratı lışımı, hiçliğimi asla unutmamam için mi zähiren hor görülen bir mad-
deden başlatılmıştı, beden kalıbım?
Topraktan çamura konmuş, ora dan havaya salınmış ve ateşte pişi rilmiştim! Bir yandan ihtimamla hu- susi safhalardan geçirilmiştim, öte yandan meşakkatli devirlerde uzun uzun bekletilmiştim! Hangi mekte bin talebeliği için özel dersler veri lerek eğitilmiştim?
(Devam Edecek..)
Dipnot: 1) Bkz. el-Mülk, 2. Bu süre
nin ilgili åyet-i kerimelerinin meäli şöyle
dir: "Mutlak hükümranlık elinde olan
Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her
şeye gücü yeter. O ki, hanginizin daha
güzel davranacağını sınamak için ölü
mü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak gá
liptir, çok bağışlayıcıdır." (el-Mülk, 1-2
Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir)
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 141 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
1. Cahil en büyük kötülüğü kendine yapar. 2. Akıllı düşman dan değil, cahil dosttan kork.
YanıtlaSil3. Akılları pazara çıkarmışlar, cahil yine kendi aklını almış.
4. Akıllı insan tez ihtiyarlar (çok düşündüğünden)
5. Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler 6. Aklını eşeğe verme, çeker arpa tarlasına
7. Aklınla gör, kalbinle işit.
8. Cahil inatçı olur, merkep gibi, inadından yorulmaz.
9. Cahilin iddiası, alimi kocatır.
10. Cahil olduğunu bilen, cahilliğini bırakmaya çalışır.
11. Cahil kalmamak için alimi görmek gerekir.
12. Cahil sana saray verse alma, başına yıkar.
13. Cahile "en büyük alim kim" demişler, "tabiki benim" demiş.
14. Kın, kıskançlık, cahilde yuva yapar.
15. Cahile cahilliğini göster, kendin kör ol.
a
1
Ocak 1987/R.Ahir-C.Evvel 1407/Mektup 7
Allah huzurunda Devlet başkanı ile herhangi bir vatandaş arasında hukuki bakımdan hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla vatandaşlar aç du- rurken, ya da birçok ihtiyaçları varken. Devlet başkanına köşkler yap- tırmak, milyarlar harcamak, içki alemleri hazırlamak dalkavuklara para ve makam dağıtmak, onun geçeceği yolları süsleyip püslemek sırf kendi rejimlerine itaat ediyorlar diye layık olmayanları işbaşına ge- tirmek, Devlet Başkanı'nı eleştirenlerin işine son verip işkence yap- tırmak. Çünkü Emevi Sultanı halifeleri bütün bunları yapıyorlardı. Bu gibi fiiller gayr-ı İslami, tağuti fiilerdir.
YanıtlaSilÖMER B.ABDÜLAZİZ
Ocak 1987/R.Ahir-C. Evvel 1407/Mektup 23
Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 250 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:02
Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:03
Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 250 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:06
Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür.
Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:07
Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 361 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:08
İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.)
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 361 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Devlet İdaresi 609
YanıtlaSilansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,
Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:
<-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :
- Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-
yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi
Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.
F: 39
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:21
610 Müslümanlık
Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
bu ayet mensuhtur
Cüz: 7 Sure: 6
YanıtlaSilRUHU'L-FURKAN
En'am Suresi
Ayet: 106
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:39
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
YanıtlaSil
yuksel6 Ağustos 2024 00:40
RÛHU'L - FURKĀN TEFSİRİ
Hazrat-ü Mevlânâ eş-Şeyh Mahmud en-Nakşibendî el-Müceddidî el-Hâlidî el-Ûfî (Kuddise Sirruhû)
Ahıska
yayınevi
cilt. 11.
sy.111.
YALANCILARIN ZUHURU
YanıtlaSilـ5031 ـ1ـ عن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: َ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتّى يَنْبَعِثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ قِريباً مِنْ ثََثِينَ، كُلُّهُمْ يَزْعَمُ أنَّهُ رَسُولُ اللّهِ[. أخرجه أبو داود والترمذي .
1. (5031)- Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." [Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335).][60]
AÇIKLAMA:
1- Daha önce de açıkladığımız üzere دَجْلِ kelimesi Arapçada "telbis (=giydirme, örtme) manasına gelir. Kizb yani yalan manasına da kullanılır. Çünkü, kizb de gerçeğin örtülmesidir. Deccal bu durumda yalancı demektir. Peygamber olmadığı halde peygamberliğini iddia eden manasında. Bu manada, sapık mezheplerin kurucuları birer Deccal olmaktadır.
2- Yalancı deccallerin çıkacağını haber veren hadisler farklı vecihlerde gelmiştir. Bunların herbirinde, mevzuyu açıklayıcı bazı ziyade unsurlara rastlanmaktadır.
* Ahmed İbnu Hanbel'de Huzeyfe'den gelen bir rivayette, bu yalancıların 24 adet olacağı, bunlardan 4 tanesinin kadın olacağı, herbirinin kendisini resulullah zannedeceği belirtilmiştir.
* Yine Ahmed’de gelen bir rivayette: “...Ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur” ibaresi mevcuttur.
“ Ahmed’in bir diğer ziyadesi, bu yalancılardan sonuncusunun a’ver yani “bir gözü kör” olacağını belirtir.
* Taberâni'nin bir rivayetine göre yalancıların sayısı 70'dir.
İbnu Hacer de ki: "Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler 30 veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır, batıla davette bulunur, fakat peygamberlik iddia etmez." Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.
Bu hususun doğruluğunu, Ahmed İbnu Hanbel'in kaydettiği bir rivayet te'yid eder. Mezkur rivayette, Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu'l-Kevva'a: "Muhakkak ki sen Resulullah'ın haber verdiği yalancılardansın" demiştir.
Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah'ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur. [61]
Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?
YanıtlaSilHerkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:46
DERİN DEVLET
Devletin Gizli İradeleri
ATİLLA AKAR
Röportaj: Murat Kaplan
BEYAZ
YanıtlaSil
yuksel11 Ağustos 2024 09:48
siyah beyaz
sy. 204.
Meşveret, doğru bir rehberdir, her işte meşveret gerektir Mesveretsiz iş yapanın işinin sonu çoğunlukla yanlıştırı
YanıtlaSil(ehil adamla meşveret gerekir)
"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."
YanıtlaSil(Şuara, 26/88-89.)
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
YanıtlaSiligfal... aldatma, kandırma, yanıltma.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Okuma Parçası 8: Echelon
YanıtlaSilBektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-
yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).
www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm
zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSillaşan Kanada Başkenti Ottowa'nın güneyindeki Leitrim. Almanya'daki Bad Aibling ve Japonya'nın güneyinde Misawa istasyonlarıdır. Ayrıca sistem 100'ün üzerinde irili ufaklı uyduyu da kullanmakta ve yönlendir mektedir. Küçük uydular sistem tarafından kullanılmakta ama asıl işlevi yüklenen beş ana uydudur. Bu uydular eliyle sistemin dinlemediği, görmediği, İzleyemediği pek bir şey kalmamaktadır. İletişim imkânlarının neredeyse tamamını tarayabil. mekte ve kontrol altında tutabilmektedir. Telefon, cep telefonu, e-mail'ler, faks, te- le-faks, bilgisayar ve hatta okyanusun altından geçen iletişim hatlarının tamamı iz lenebilmektedir. Echelon'un merkezi ABD'de Fort Mead'dadır. Sekiz "ana üssü" yanı dinleme merkezi mevcuttur. Bunlardan iki tanesi ABD'de, iki tanesi İngiltere'de, iki tanesi Avustralya'dadır. Kanada ve Yeni Zelanda'da da birer tane mevcuttur. BBC'de yayınlanan bir programa göre, NATO ülkelerinin çoğunun bu sistemde ortak katkı- ları vardır. Bu basit alış-veriş zorunluluğu günümüzde tam 50 değişik ülkede yakla şık 175 merkez anlamına gelmektedir. Bu merkezlerin çoğu Amerikalılar çoğunlukla ABD'li askerler, tarafından işletilmektedir. Türkiye'nin de bu sisteme dâhil olduğu ve bulunduğu coğrafi ve stratejik konuma uygun olarak; Ağrı, Antalya, Diyarbakır, Edirne, Adana, İstanbul, İzmir, Kars ve Sinop'ta 9 üs bulundurduğu id- dia edilmektedir
1998 yılı rakamlarına göre Echelon dakikada 2 milyon, günde ise 3 milyar tele- fon görüşmesini izleyebilir veya dinleyebilir. Üstelik bu rakamlar yalnız 1998 yılını ihtiva etmektedir. Bununla beraber. Mercury uydusu ile deniz altı gemi iletişimini bile dinleyebilen bir teknolojisi olan Echelon'un 11 Eylül'de New York'ta susturul- muş olduğu ve muhtemelen bunun ABD istihbaratına sızmış, dünyanın ikinci büyük istihbarat servisinin bir uygulaması olduğu iddia edilmektedir. Echelon, muazzam bir istihbarat akışı sağlayan bir teknoloji kullanmaktadır. Sistemin ana kullanıcısı olan NSA'nın her 12 saatte elde ettiği istihbarat miktarı, ABD Kongresi'nin kitaplı ğına eşittir. Echelon, ortak devletlerin yönlendirdiği ve onların kontrollerinin di şındaki haberleşmeleri izlemektedir. Echelon, istihbarat ve ekonomik casusluk sa- vaşının da ana unsuru olmuştur. Uyuşturucu kaçakçılığı, terörist hareketler, para aklama, sanayi ve ekonomi bilgileri, politik terimler, kişisel notlardan elde edilen kelimeler Echelon'un büyük beynine kaydedilmektedir.
Echelon çerçevesinde INTELSAT (Uluslararası Telekomünikasyon Uyduları) sıkı bir denetime tutulmaktadır. Bu denetleme ABD'de Washington DC-Sugar Grove, Bri tanya'da Cornwal-Morwenstow, Türkiye'de Adana-Pirinçlik, Batı Avustralya'da Geroldton, Yeni Zelanda'da Wathopai ve Japonya'da Yakima'da bulunan istasyonla rın oluşturduğu bir ağ tarafından sağlanmaktadır552, Echelon, anahtar kelimelerin geçtiği, geçebileceği her iletişimi izlemeye ve taramaya başlamaktadır. Sistem, yal
Nedret Ersanel, Siber İstihbarat: Sanal Enm Coşkun, Küresel Gözaltı Elektronik Gizli Dinleme ve Görüntüleme, Ümit Yayıncılık, (Ankara
2000), 98
200
ve Dijital Casusluğun Anatomisi, Hayy Kitap, (Ankara, 2003), Halid Özkul, Gizli Ordular-CIA, Sorun Yayınları, (Istanbul, 2001), 38.
TEMEL İSTİHBARAT
YanıtlaSilTOPLAMA-ANALİZ VE OPERASYONLAR
L
PROF. DR. SAİT YILMAZ
Modern dünyanın çelişkisi, algılarımızı yöneten arka plan içinden gerçekleri nasıl yorumladığımızdır. Uluslararası ilişkiler, TV'de ya da diğer medya unsurla- rında resimlerini gördüğünüz gülümseyen lider yüzlerinin el sıkışmasıyla değil, geri planda devam eden istihbarat savaşları ile şekillenmektedir. Ülkeler arasında uzun bir süredir devam edegelen örtülü operasyonlar, propaganda ve psikolojik savaş yöntemlerinin vardıkları safha, bu liderlerin yaptıkları pazarlıklar, zorlayıcı
ve gizli diplomasi tekniklerine temel teşkil eder. Örneğin siz bu satırları okurken, Irak'ın kuzeyinde uzun süredir Barzani ve YPG/PKK'nın CIA, DGSE, MI6 ve BND tarafından silahlandırılması,
Ingiliz istihbaratı ile ters düşen Talabani'nin kuvvetlerinin Barzani ile çatış- maya başlaması,
ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde YPG/PKK ile sürdürdüğü proje, * PKK terör örgütünün Iraklı Şii gruplardan destek almaya başlaması, Başta ABD olmak üzere Batılı özel istihbarat şirketlerinin (K2, SEC, G45, Track
24, Falcon Security) Irak ve Suriye içindeki faaliyetleri, IŞİD ile istihbarat teşkillerinin küresel düzeyde devam eden mücadelesi,
Suriye içinde mücadele eden El Nusra ile İdlib'te başlayan savaş,
*CIA ve DIA'nın Suriye ve Irak'ta kendileri için savaşacak vekil grup arayışları, İngiliz GCHQ ve İsrail istihbaratının Mısır istihbaratını desteklemek için Sina Çölü'nde devam eden faaliyetleri,
Fransız DGSE ajanlarının Libya'da devam eden operasyonları,
Pakistan istihbaratının (ISI) Afganistan'da Taliban ile müşterek çalışması, Iran ve Taliban arasında gelişen ilişkiler,
Kazakistan'da artan ajan, danışman, istihbarat şirketi trafiği,
İngiliz istihbaratında son yıllarda artan Rusya üzerine analizci eleman patla-
ması, • ABD'nin Ukrayna'da Rus tipi gizli operasyonlara başlaması, önümüzdeki günlerin yeni savaşlarının, barış planlarının, güvenlik politikalarının, silah satışla- rının habercileridir. Bunlar hakkında durum farkındalığı olmadan sadece medya haberlerini yorumlayarak, resmi görmek mümkün değildir. Bu yüzden, komplo teorileri ve dezenformasyonun yoğun olduğu bu güvenlik ortamında "algı yöneti- mi" ile halklar yönlendiriliyor dersek yanlış olmaz.
Bu kitap ile istihbarat dünyasının yaşamakta olduğu tüm değişimleri gelenek- selden bugüne ve geleceğe doğru açıklama gayretinde bulunurken, eserin özel- likle başvuru kaynağı olmasına çalışılmıştır.
facebook comptar
kripto
Eskişehir Il Halk Kütüpha
1040001 41401
Kültür Mah. Ataç 2 Sk. No: 71/B Çankaya-Ankara www.kriptokitaplar.com e-pasta: kripto@kriptokitaplar.com
Türkiye'de silah ve kurşunların yerine, belge- ler ve hakikatlar konuşacaktır. Belgeler konuş- tukça tabular yıkılacak ve tarih yeniden yazı- lacaktır. Bu yapılırken, dâhili asayiş ve emniye- tin bozulmamasına dikkat edilmelidir. Zîrâ, di- şardan tahrik edilen bir kısım karanlık güçler; müslümanları kullanarak huzurumuzu bozma- ya çalışmaktadırlar."
YanıtlaSil12 SUR/Mayıs 90
Türkiye'de silah ve kurşunların yerine, belge- ler ve hakikatlar konuşacaktır. Belgeler konuş- tukça tabular yıkılacak ve tarih yeniden yazı- lacaktır. Bu yapılırken, dâhili asayiş ve emniye- tin bozulmamasına dikkat edilmelidir. Zîrâ, di- şardan tahrik edilen bir kısım karanlık güçler; müslümanları kullanarak huzurumuzu bozma- ya çalışmaktadırlar."
YanıtlaSil12 SUR/Mayıs 90
HADİS MEALİ
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>
Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?
ey Allah'ın elçisi.>>>>
Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:
1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.
2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.
3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.
4 Erkeğin karısına emir kulu olması.
5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.
6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.
7 Babaya karşı cefa edilmesi.
8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.
9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci
10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.
11 İçki içmenin yayılması.
12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda
13 Şarkıcı kadınların türemesi.
14 Şarkı âletlerinin türemesi.
15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.
İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.
Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,
Kitabül Fiten Hadis: 2210
YanıtlaSil
yuksel28 Ağustos 2024 08:44
SUR
Sayı 25
Nisan 1978
10 TL
zamanın milbim şahıslan
İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ
DECCAL
Bir kavim içinde riba ve zina zahir oldu ise, onlar Allah'ın azabını hak etmişlerdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 375 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel29 Ağustos 2024 01:06
Allah (z.c.hz.) bir ümmete gadab ederse, onların fiatlarında pahalılık, çarşısında kesadlık olur. Aralarında fesad çoğalır ve iş başındakilerin zulmü artar. Bundan sonra zenginleri zekat vermez baştakiler iyi idare etmez ve fıkarası da namaz kılmaz olur. (Çaresi Allah'a sokulmak ve birbirimize sahip çıkmaktır.)
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 375 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Vatan hainlerini putlastirdilar kahramanlastirdilar.
YanıtlaSilYanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2024 01:35
Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden.
Ravi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.)
Sayfa: 153 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2024 01:37
Bana Cebrail (a.s.) dedi ki: "Allah ashabından dördünü sever: Ali (r.a.) Selman (r.a.) Ebu Zerr (r.a.) ve Mikdat (r.a.)
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 451 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
SON DEVRİN DİN MAZLUMLARI
YanıtlaSil12
Bir gün, Bediüzzaman, Meclisin Riyaset Divanı solc nunda, kalabalık bir mebus halkası içinde, Mustafa Kema Paşa'nın şu sözlerine muhatab oluyor:
- Sizin gibi kahraman bir hoca bize lâzımdır! Sizi yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağır dık. Geldiniz ve en evvel namaza dair telkinlerde bulun- dunuz, aramıza ihtilaflar soktunuz!>>>
Bediüzzaman gereken cevabı verdikten sonra iki par- mağını ileriye uzatarak şu cevabı verir:
<<- Paşa, Paşa!.. İslâmiyette imandan sonra en yük- sek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin ise hükmü merduttur.»
Bediüzzaman'ın hayatını yazan büyük eserin 93 üncü sahifesinden aynen aldığımız ve Said Nurî'nın şahsen Mustafa Kemal Paşayı kastetmeyip mücerret mânâda sar- fettiği bu söz, Mustafa Kemal Paşa'da menfi bir tepki do- ğurmuyor, aksine teşekküre vesile oluyor.
Bediüzzaman Ankarada bulunduğu müddetçe, Şark Darülfünununun kurulması için uğraştı.
Mebuslardan bir topluluğa şöyle diyor:
Hayatım boyunca bu Darülfünunu tesis için uğraş- tım. Sultan Reşat ve İttihatçılar 20 bin altın lira verdiler. Siz de o kadar verdirin de «Medrese-tüz-Zehra» kurul- sun!
Bu isteğine karşılık 150 bin lira kâğıt para vermeyi
kabul ediyorlar. Fakat Said Nursî kararı bütün mebusla-
ra imzalatmak dileğinde...
Bazı itirazlar geliyor:
Sen yalnız medrese usuliyle gidiyorsun! Garplıların da ilimleri benimsemek ve onlara benzemek lazım!
Son Devrin Din Mazlumları
YanıtlaSil(2. Baskı)
YAZAN:
NECIP FAZIL
KISAKÜREK
606
YanıtlaSil9. Teube Sûresi
Ayet: 112-113
Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:11
بسم الله الرحمن الرحيم
İstanbul 1438/2017
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 00:06
İsmail Hakkı BURSEVİ
RÛHU'L-BEYAN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
7. Cilt
ERKAM YAYINLARI
YanıtlaSil
yuksel23 Eylül 2024 23:39
Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
Ravi: Hz. Saad (r.a.)
Sayfa: 399 / No: 12
Ramuz El-Ehadis