Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
Allah Teala Cennet ehlini Cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya herbiri, yaratıldığından sona ereceği güne kadar ki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder. Ravi: Hz. Ebû Saidil Hudri (r.a.) Sayfa: 30 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:09 Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek) Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 340 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:11 Her sebeb ve neseb kıyamet günü kesilecek. Benim sebebim ve nesebim müstesna. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 340 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:16 HADİSLERDEN SEÇMELER
İlim
İlim İslâm'ın hayatıdır, imanın direğidir. Bir ilmi öğrenene Allah, eksiksiz mükâfat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini öğretir.
oplumda güvenilir kişi olmanın ilk ve en önemli şartı dürüst olmaktır. Sözünde yalan, işinde hile, hal ve gidişatında riya bulunmayan insanı herkes sever; sevmese de takdir eder. Canlı varlık acıdan kaçar, zarardan sakınır. İnsanoğlu nekadar kötülüğe batmış olursa olsun yine de aldatılmaktan hoşlanmaz. Bir güven ortamında yaşamak ister.
Bir İngiliz Lordu, "İnsanlar dehâya hayrandırlar, ama karakterin arkasından giderler" diyordu. Halk kitlelerini peşinden sürükleyecek kişilerin üstün zekâ sahibi dâhiler olmayıp, karakter sahibi liderler olduğunu vurguluyordu.
Dostluklar güven üzerine kurulur. Ortaklıklar güven üzerine kurulur. Evlilik de öyledir. Bunlar güvenin varlığına bağlı olarak yaşarlar. Güvenin bittiği yerde sona ererler.
Çocuk belli bir güven ortamı içinde dünyaya gelir. Ancak toplumda güvenilir bir kişi olabilmesi için uzun yıllar gerekir ve çok ekmek yemesi lazım gelir. Kimseyi aldatmadan, yalan söylemeden, hile yapmadan, yalan vaatte bulunmadan, verdiği sözden caymadan yaşanan bir ömrün sonlarına doğru ancak o insan güvenilir biri olabilir. Toplumda güvenilir kişi olabilmek insanın kendi elindedir ve bu uğurda gösterdiği dikkat ve çabaya bağlıdır. Yüce ahlâk değerlerinin son dero
olduğu, hemen her konuda yalan ve dolanın geçerli bulunduğu ortamlarda, kör kalabalığın gidişine uymadan bu yüce değerlere bağlı kalarak yaşamak büyük kahramanlık sayılır. Gerçek anlamda yiğit ve kahraman kişiler işte bunlardır.
Hz, Muhammed (a.s.) yirmibeş yaşlarına geldiği zaman Mekke şehrinde onun dürüst ve namuslu bir genç olduğunu artık herkes biliyordu. Şehirde zengin ve dul bir kadın vardı; adı Hatice idi. Hemşehrileri, kendisine temiz ve tüccar kadın anlamına gelen "et-Tâciretüt-Tâhire" diyorlardı. İki defa evlenmiş ve her evliliğinden birer çocuğu olmuş olmasına rağmen hâlâ genç sayılırdı. Güzelliğinin şöhreti zenginliğinden daha az değildi. Mekke'nin ileri gelenleri tarafından defalarca evlilik teklifi almış olmasına rağmen hepsini geri çevirmişti.
Hz. Hatice ticaretle iştigal ediyordu, ama sahip olduğu ticaret kervanının başına geçip Yemen veya Şam diyarlarına gidecek durumda değildi. Her seferinde güvenilir bir ortak buluyor, bu işi onun vé kendi hizmetçilerinin yardımıyla yürütüyordu. Bir defasında da tavsiye üzerine bu işi Muhammed'e emanet etti, yardımcı olarak da kölesi Meysere'yi yanına verdi. Dönüşte Meysere, daha kervanın Mekke'ye varmasına bir hayli zaman varken, öncü
olarak, koşup hanımefendisine müjdeyi verdi. Herşeyin yolunda gittiğini, bu seferki kârlarının, her zamankinden iki kat fazla olduğunu söyledi.
Netice gerçekten müjdelenen gibiydi. Hz. Hatice'de Muhammed'e vadettiği ücretin iki katını ödedi.
Böylece durumdan her iki taraf da son derece memnun kalmıştı. Hz. Muhammed'e, Hatice'ye evlilik teklifinde bulunması tavsiye edilince, Hz.
Muhammed "Onu Mekke'nin bunca varlıklı insanı istedi, hiçbirine evet demedi. Ben fakir bir gencim, benim teklifimi nasıl kabul eder?"
diyerek, böyle bir şeyin olabileceğine ihtimal bile vermedi. Oysa Hz.Hatice bu işe çoktan gönüllü idi ve elaltından bu işi hazırlamaları için yakın çevresindeki bazı kadınları görevlendirmişti bile.
Dürüstlük bu evlilikte en büyük etken olarak kendini göstermişti...
İlk vahyin heyecanından çok etkilenen ve dönüp evine geldiği zaman bile titremesi devem eden Hz. Peygamber, uykudan uyanıp kendine geldiği zaman, gördüğü şeyin kendisi için bir uğur ve beşaret mi, yoksa bir uğursuzluk mu olduğuna bir türlü karar veremezken, Hz. Hatice, ona "Korkma, Allah sent asla fenalığa terketmez. Olsa olsa sana iyilik eder. Çünkü hısım akrabana yardım edersin, aileni korursun, herkese doğru yolu gösterir, yetimleri kayırırsın. Sözün doğrusunu söylersin, emânete hıyanet etmezsin, felâkete uğrayanların yardımına koşar, fakir fukaraya iyilik edersin ve herkese karşı nazik ve saygılı davranırsın" dedi.. Böylece bu hadisenin sevgili eşi için mutlaka bir hayır ve uğur olduğuna olan inancını dile getirdi
Zeyd İbni Harise adında genç bir arap, Arabistanın bitip tükenmek bilmeyen aşiret savaşlarının birinde esir düşmüş, köle pazarlarında satılarak Mekke'de Hz. Muhammed'in kölesi olmuştu. Fakat Zeydin babası ve amcası da bir dedektif gibi
iz sürerek Zeyd'i Mekke'de arayıp bulmuşlardı. Baba ile amcanın niyeti, oğullarının fidyesini ödeyip, onu hürriyetine kavuşturmak ve alıp götürmekti. Bu niyetlerini teklif halinde Hz. Muhammed'e arzettikleri zaman, onun cevabı şu oldu: "Size ve sunduğunuz teklife saygım vardır. Oğlunuz burada benim yanımda bir köle gibi değil, bir evlat gibidir. O şayet sizinle gitmek isterse, sizden fidye de istemiyorum, serbesttir, sizinle gidebilir". Baba ile amca oğullarına eve birlikte dönmeyi teklif edince,
oğullarından şu cevabı aldılar: "Siz benim elbette babam ve amcamsınız. Ben sahibimde öyle şeyler gördüm ki, onu ebediyyen herkese tercih edeceğim" dedi. Zeydin sözlerinden memnun olan ve duygulanan Hz. Muhammed (s.a.), Kabe'nin önüne gitti ve oradaki kalabalığın gözü önünde, Zeyd'i âzad ettiğini ve bundan böyle evlad edindiğini açıkladı. Zeyd'in babası ile amcası üzgün,
fakat çocuklarının durumundan emin olarak yurtlarına döndüler.
Böylece Hz. Muhammed (s.a.), birçokları için bir öz babadan daha güvenilir ve vazgeçilmez biri olduğunu göstermiş oldu.
Kaba kuvvetin ve zorbalığın simgesi sayılan Ebu Cehil bile birgün ona karşı şöyle bir itirafta bulunmak zorunda kaldı ve dedi ki: "Ey Mu-hammed, biz seni küçük yaştan beri yakından tanıyoruz. Şimdiye kadar hiçbir konuda yanlış yaptığını ve yalan söylediğini işitmedik. Dürüst ve iffetli biri olduğun için biz sana Muhammed'ül-Emîn adını verdik. Ayet diye okuduğun şeyler hakkında da senin yalan söylemediğini ve bu konuda samimi olduğunu biliyoruz. Fakat sana vahiy getirdiğini söylediğin o melek midir, nedir, o var ya işte o seni kandırıyor. Sakın ona al-danma, bu işten vazgeç!"
Bunun üzerine inen âyette "İşte görüyorsun ya, onlar sana, yalancısın diyemiyorlar, fakat o zalimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar" (En'am 6/33) buyuruluyor ve onun inkâr edilemez dürüstlüğü vurgulanıyordu.
Hz. Peygamberin sağlığında müslüman olan insanların büyük çoğunluğu âyetlerin etkisinde kalarak değil, bizzat Hz. Muhammed'in (s.a.) dürüstlüğünün ve güvenilirliğinin etkisinde kalarak yeni dine girmişlerdir. Bunlardan biri de Yehûdî Hahambaşı'nın oğlu Abdullah ibni Selâm idi. Abdullah, kıyametin ne zaman kopacağından tutunuz da ruhun ne olduğuna kadar bir dizi suâl hazırladı. Niyeti bu suâller ile Hz. Peygamberi müşkül duruma sokmak ve matetmekti. Fakat onu görür görmez, suâl sormaktan vazgeçti ve şöyle dedi: "Vallahi, Tevrat'ta ve Zebur'da müjdelenen âhir zaman nebisi sensin!" diyerek hemen müslüman oldu.
Kur'ân âyeti bu durumu şöyle açıklıyor:
"Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanır gibi tanırlar" (Bakara 2/146)
Peygamberlerde bulunması gerekli olan "sıdk, emânet, tebliğ, fetanet ve ismet" diye bilinen beş önemli özelliğin birincisi doğru sözlülük, ikincisi de ona bağlı olan güvenilirliktir. Doğru sözlülük ve güvenilirlik, her müslümanda hatta her insanda bulunması gereken temel özelliklerdir. Hz. Peygamber, müslümanı tarif ederken "Müslüman, dilinden ve elinden diğer müslümanların güvende olduğu kişidir" buyuruyor. Eliyle ve
diliyle başkalarına zarar verenlerin gerçek müslüman olmadıklarına işaret etmiş oluyor.
Müslümanlık tek kelimeyle doğruluk demektir.
Dinimizde kılınması emredilen beş vakit namaz, aslında doğruluk amacına yönelik bir ibadettir. Çünkü namazın her rek'atında okunan Fatiha Sûresi'nde Allah'dan istenen bir tek dua vardır, o da doğruluktan ayrılmamak demek olan "İhdinessırata'l-müstekîm" dileğidir. Her müslüman günde en az kırk defa bu duayı yapmakta ve Allah'dan ısrarla doğruluk ve dürüstlük istemektedir. Dıştan ve içten gelen baskılara kapılmadan, şaşırmadan ve sapıklığa düşmeden doğru yolda yürümek için Allah'ın yardımını dilemektedir. Çünkü "Namaz müminin miracıdır" ve miraç, Allah ile buluşmak ve O'nunla yüz yüze gelmek demektir. Kur'ân, bize, Allah'dan, doğru yoldan ayrılmamak için yardım istememiz gerektiğini öğütlerken, Allah'ın da doğru yolda olduğunu Haber veriyor ve "Benim Rabbim, kesinlikle doğru yol üzeredir" (Hûd 11/65) buyuruyor. Ayrıca Peygamber'in de "Doğru yolda olduğunu" (Yasin 36/4) bildiriyor.
Bu şu demektir: Ben Rabbiniz olarak doğru yoldayım, izinden gitmeniz gereken Peygamber de doğru yoldadır. Siz doğruluktan ayrılır bir milim yoldan saparsanız Peygamber'in yolundan çıkmış olursunuz. O yoldan çıktığınız takdirde beni ebediyyen bu-lamazsınız, rızamı kazanamazsınız!
Sonuç olarak diyebiliriz ki:
Hem dünya hayatının düzen ve mutluluğ, hem ebedî hayat olan âhiretin düzen ve mutluluğu doğruluk ve dürüstlük temeline dayalıdır. İşte kıldan ince kılıçtan keskin olduğu bildirilen "Sırat Köprüsü" esas itibariyle budur. Yani, erginlik çağından itibaren ölünceye kadar, bütün nefsanî isteklere ve dünya nimetlerinin câzibesine kendisini kaptırmadan, insanoğlunun doğruluktan ayrılmadan yaşamaya çalışmasıdır. Her türlü engele rağmen bu yolda yürümeye azimli olmasıdır.
Ancak bu sayede Allah'a lâyık kul, Peygamber'e lâyık ümmet olunur.
Sözü burada keselim.
Güvende olmak isteyen, Nur ile dolmak isteyen, Allah'ı bulmak isteyen Doğruluktan ayrılmasın,
buna mâni' olan borçtur. Onu ödemedikçe veya mürtehin icá-zet vermedikçe satılması iktiza eden merhunu satamaz.
b) Müşterek (Ortak) bir malın hisse-i şâyiasının ortak-dan başkasına îcârı doğru değildir.
46. VÜCUDDE BİR ŞEYE TABİ' OLAN HÜKÜMDE DAHİ ONA TÂBİ' OLUR.
a) Gebe bulunan bir hayvan satıldığında karnındaki yav-rusu da ona tabi' olarak satılmış olur. Çünkü rahimdeki yav-ru vücudda anasına tâbidir; o halde satış hükmünde de ona tâ-bi olur.
b) Bir arazi satıldığında, içinde bulunan ağaç ve su da ona tâbi olarak satılmış olur. Bunun gibi, rehin olarak verilen gebe bir hayvana veya ağaçlı bir araziye, doğan yavru ile mev-cut ağaçlar da dahildir, aynı hükme girer.
47. TABİ' OLAN ŞEY'E AYRICA HÜKÜM VERİLMEZ.
a) Bu kaide yukarıdaki kaideyi açıklar mahiyettedir. Me-selå: Bir hayvanın karnındaki yavrusu ayrıca satılmaz.
b) Bir evin kapı ve penceresi takılı olduğu halde ayrıca satılmaz. Satılan ev ile birlikte onlar da satılmış kabûl edilir. Ama yavru doğduktan, kapı ve pencere söküldükten sonra satı-labilir; artık yavrusu anasına, kapı pencere de eve tâbi' değil-dir.
48. BİR ŞEY'E MALİK OLAN KİMSE ONUN ZARURİYA-TINDAN OLAN ŞEY'E DE MALİK OLUR.
Meselâ:
a) Bir evi satın alan kimse o eve giden yola da mâlik olur. Çünkü yol evin zaruratından sayılır.
b) Yine bir evi satın alan kimse o evin önünde bulunan helâ ve ağaca da ınâlik olur.
49. ASIL SAKIT OLDUKTA FER'İ DE SAKIT OLUR.
Meselâ:
a) Asıl borçlu bulunan kimse borcunu ödeyip kurtulunca onun kefili olan kimse de o borçtan kurtulmuş olur. Çünkü
borçlu asıldır; kefil onun fer'idir. Asıl beri olunca fer'i de be-ri olur. Aksi değil.
b) Alacaklı alacağını tamamen alsa, yanında rehin bulu-nan şey'i elinde tutma hakkı kalkar. Çünkü rehin alacağa bağlı ve onun fer'i sayılır.
50. SAKIT OLAN ŞEY DÖNMEZ, YANİ GİDEN GERİ GELMEZ.
Hukukan varlığı kalmıyan bir şey tekrar vücud bulmaz.. Ancak benzeri meydana getirilebilir.
Meselâ:
a) Vârisler, murisin yapmış olduğu üçte birden fazla va-siyetine rıza gösterdikten sonra bir daha dönemezler.
b) Necis olan az suyun üzerine akar su bırakılır da çoğa-lıp taşar ve tekrar azalırsa, artık bu su yine necis oldu, necis-liğe döndü denilmez. Çünkü çok suyun ona karışıp taşırmasiy-le temiz olmu, tu; azalmasıyla aynı temizlik devam eder; necis-liğe avdet etmez.
51. BİR ŞEY BÂTIL OLDUKTA (HÜKÜMSÜZ KALDIK-TA) ONUN ZIMNINDAKİ ŞEY DE BÂTIL OLUR.
Bir şey ister aslen, ister vasfen gayr-i sahih bir durum alır-sa, onun zımnındaki şey de gayr-i sahih olur.
Meselâ:
a) (A), (B) ye, «Kanımı sana bin liraya sattım» dese (B) de bu sebeple vurup onu öldürse, kısas lâzım gelir. Çünkü in-san kanını satmak gayr-i sahih olduğuna göre zımnındaki ri-za ve teklif de bâtıl olmuş oluyor.
b) Nikâhını mehir ile yeniliyecek olursa, bu gayr-i sahih sayılır. Çünkü birinci nikâh bozulmadık, duruyor. O halde ikin-ci nikâh bâtıl olduğu için mehir de hükümsüz kalır.
Lem'a'da da belirttiği üzere, burada, "menzili şenlendiren ve ün-diye'yi (asm) müşahade eder." O'nun Allah'a olan şehadetini de siyetlendiren ve nurlandıran şahsiyet-i maneviye-i Muhamme okur, böylece, birinci makamın, on altinci mertebesine ulaşmiş olur. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed'in (asm) şahitliğini dinledikten sonra, O'nun getirdiği vahye yöne-lir. Kainat kitabını okuyan ve üç külli muarriften bir diğeri olan Kur'an-ı Mu'cizi'l-Beyan'a kulak verir. Onun sırlarına muttali o-lur. Kur'an'da yapılan bu soluk kesici gezinin ardından yolcu, bi-rinci makamın on yedinci mertebesine yücelmiştir. Bu durakta, kendi nefsine şöyle der: "İmanın hadsiz mertebelerinden bir mertebe daha kazanmak için kainatın heyet-i mecmuasına mü racaat edip, o ne diyor, dinlemeliyiz, erkanından ve eczasından aldığımız dersleri tekmil ve tenvir etmeliyiz." Kainatın çeşitli varlıklarını, cüzlerini ve parçalarını ayrı ayrı mütalaa eden yol-cu, bu itkanını güçlendirmek üzere, bu kez, parçadan bütüne geçecek ve tüm varlığı bir kül halinde idrak edecektir. Burada, ara basamaklara işaret eden 'hakikat'ler sıralanır. On sekizinci mertebede Bediüzzaman, yolcunun büründüğü hali ve makamı şöyle niteler: "Sonra, dünyaya gelen ve dünyanın Yaratıcı'sını a-rayan ve on sekiz mertebeden çıkan ve arşı hakikate yetişen, bir mirac-ı imani ile gaibane marifetten, hazırane ve muhataba-ne bir makama terakki eden meraklı ve müştak yolcu..." Bedi-üzzaman, yolcunun imani miracını tamamladığını, hakikatin en yüksek göğüne yüceldiğini, tevhid mertebelerini tümüyle geç-miş olduğunu, yakinde nihai düzeye ulaştığını ve 'muhataba makamı'na eriştiğini belirtiyor. Ayetü'l-Kübra'ya konu olan yol-cu, böylece, Efal, Esma, Sıfat, Ehadiyyet ve Samediyyet gibi sı-nırlardan geçerek, Allah'ın Zat'ına ulaşmış oluyor. Bu, büyük miraç'ta, sidretü'l-münteha olarak adlandırılır. Buradan ötesi, Zat alemidir ve insanın idrak sınırlarının ötesindedir. Allah, kendisini Allah olarak vaz'ettiği düzeyin de ötesindedir çünkü. 'Muhataba makamı'nda, doğrudan Zat'a seslenen yolcu, ulaştığı idrak düzeyinden, kainatın, Peygamberlerin, meleklerin, alimle-rin, velilerin, Hz. Peygamber'in ve Kur'an'ın O'na olan şahitliği-ni Zat-ı Akdes'e arz eder. Böylece birinci makam, fark-ı evvel i-le birlikte, on dokuzuncu mertebede's son bulur. Yolcu, imani
13. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 914.
14. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 918.
15. On dokuz sayısına, rakamların metafiziksel anlamları itibariyle bakmamız gerekir Bunun Kur'an'la ilişkisi olduğu gibi, yine O'ndan hareketle, manevi idrak düzeyle rinden bir 'makam'ın, on dokuz mertebe içerdiği de düşünülebilir.
miracını bitirmiştir, ama gezi tümüyle sona ermemiştir. Bu kez, oradan yeniden mahlukata iniş ve ulaşılan tevhid nurlarının tebliği söz konusu olacaktır. Buna sufi sözlüğünde, fark-ı sani denir. Gezinin nihayetinde, Bediüzzaman bir 'ihtar'da bulunur: "Geçen, ikinci makamın, birinci babının, on dokuz adet merte-belerin şehadet ettikleri hakikatlerin her birisi, tahakkuklarıyla ve vücutlarıyla vücub-ı vücuda delalet ettikleri gibi, ihataları i-le dahi vahdete ve ehadiyete delalet ederler. Fakat, başta, sari-han vücudu ispat ettikleri cihetle, vücub-ı vücudun delilleri sa-yılmış. İkinci makamın ikinci babı ise, başta ve sarahatle vah-det -ve içinde vücudu- ispat ettiği haysiyetiyle, tevhid bürhan-ları denilir. Yoksa her ikisi, her ikisini ispat eder. Farklarına işa-ret için, Birinci Bap'ta, "...hakikatinin azamet-i ihatasının şeha-detiyle...", İkinci Bap'ta, "...hakikatinin azamet-i ihatasının mü-şahedesiyle..." fıkraları tekrar ediliyor. Bu ayrıntı bize, (birinde 'şehadet', diğerinde 'müşahede'nin kullanılması) yücelişten son-raki inişte, İlahi azametin katlarını müşahede etmiş olan yolcu-nun, bunun meyvelerini aktaracağını göstermektedir. İkinci bapta, bu anlamda, dünya misafiri, aklını da alarak yola çıkar. Ve ilk 'menzil'de, 'kainatı kuşatan dört hakikat-ı kudsiyeyi' gö-rür: Uluhiyyet-i Mutlaka, Rububiyyet-i Mutlaka, Kemalat ve Hakimiyyet. Bu iniş gezisinde ikinci aşamada, Fettahiyet, Rah-maniyet, Müdebbiriyet, Rahimiyet ve Rezzakiyet hakikatleri an-latılacaktır. El-Hüccetü'l-Zehra risalesinde de 'tevhid bürhan-ları' benzer bir gezi ve ıstılahlarla anlatılmaktadır. Bediüzza-man'ın manevi hayatının üçüncü ve son evresinin bir meyvesi olan bu risale de 'iki makam'dan oluşur. Birinci makamda 'ke-lam-ı tevhid'in on bir müjdesi ve on bir hücceti aktarılır. Hüc-cetlerin her biri, 'kelime' alt başlığıyla anlatılır. Kelime ile, bir varlığa ve onun hakikatine işaret edilmektedir. Risalenin üçün-cü kısmının girişinde ilginç bir ifade göze çarpar: "Namazdaki Fatiha'nın manevi emriyle, 'Allah'tan başka hiçbir ilahın olmadı-ğına şehadet ederim'in feyziyle, ikinci kısım yazıldığı gibi, na-mazdaki teşehüdde dahi, 've Muhammed'in (asm) Allah'ın resu-lü olduğuna şehadet ederim' cümlesinin diliyle, manevi ihtarıy-la ve Fetih suresinin ahirinde, 'bütün dinlere üstün kılmak üze-re, Resulünü hidayet ve hak din için gönderen O'dur. Buna şa-hit olarak Allah yeter. Muhammed, Allah'ın resulüdür. Onunla beraber olanlar da, kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise, pek merhametlidirler' beş mucize-yi gaybiyyeyi gösteren büyük ayetin nuruyla dersin üçüncü kısmını yazmaya, şimdi beyanına
eser-i kasd ve şuur الرقصد و شعور kasd ve şuur eseri, gaye gözetilerek ve bilerek yapılan iş v e eser
eser-i keramet-i ilmiye ve Nuriye اثر کرامت علمیه و توریه ilim ve Nur Risalelerinin keramet ese ri, Kur'an ve iman ilmine ve Nur Risalelerine ait, Allah'ın (c.c.) bir ikramı olarak verilen olağanüstülük (keramet) eseri ve işareti
eser-i kıymetdar ve manidar اثر قیمتدار و معنیدار : kıymetli (değerli) ve månålı eser (kitap)
eser-i 10tuf اثر لطف : lütuf eseri (Allah'a (c.c.( ait) iyilik, bağış ve yardım eseri
eseri metin اثر متين : sağlam ve güvenilir eser (kitap)
eser-i kiymetdar اثر قیمتدار : değerli eser
eseri minnet اثر ملت : minnet eseri, månevi yük altında kalma sonucu
eser-i mucizane اثر معجزانه : mucizeler gösterir nitelikte eser, mucizeli eser
eser-i mucize اثر معجزه : mucize eseri
eser-i mübarek اثر مبارك : mübarek eser
eser-i mükemmel اثر مکمل : mükemmel (ku sursuz) eser
eser-i nurani اثر نورانی : )Gunes'e ait) nurlu eser, ışıklı ve parıltılı eser, iz, belirti, (görüntü)
eser-i pürnur اثر پرنور : çok nurlu eser
eser-i rahmet اثر رحمت : rahmet eseri, Allah'ın (c.c.) merhametinin eseri
eser-i rahmet-i İlahiye اثر رحمت إلهيه : Allah'ın (c.c.) merhametinin eseri, sonucu
eser-i samedani اثر صمدانی : Samed olan Al-lah'ın (c.c.) eseri, hiç bir şeye muhtaç olma yan fakat her şey her an kendisine muhtaç bulunan Allah'a (c.c.) ait eser
eser-i san'at eseri: sanat eseri
eser-i san'at ve hikmet أثر صنعت و حکمت : )Al lah'a (c.c.) ait) san'at ve hikmet eseri; eşsiz san'at değeri taşıyan ve bir çok fayda ve gaye-ler gözetilerek yapılan eser
eser-i san'at ve naks اثر صنعت و نقش : san'at ve nakış eseri; (Allah'a (c.c.) ait) san'at ve san'ati süslemelerle donatılmış eser
eser-i sehv اثر سهر : yanlışlık eseri
eser-i güneş yapımının etkisi: sanat eseri
eseri tasannu اثر تصنع : yapmacık ve sahtelik belirtisi
Yapmacıklığın ve yapmacıklığın etkisi:
macık ve sahtelik (tasannu) ve zorakilik, tak lit ve özenti (tekellüf) eseri ve belirtisi
esma-i bâkiye
eser-i telkin اثر تلقين : telkin eseri başkalarının aşılaması olan düşünceler
eser-i tereddüd اثر تردد şüphe ve kararsızlık belirtisi
eser-i zekā ve dirayet اثر ذکا و درایت : zeka ve dirayet eseri; zeka ve kişisel yetenek yahut kişisel bilgi ve tecrübe eseri
eser-i ziba ve yekta اثر زیا و یکتا : güzel ve eşsiz eser
eshab-vezaif اصحاب وظائف : vazife sahipleri, görev yapanlar, görevliler
eshel أسهل : daha kolay, çok kolay
esile suller, sorular
Es'ile-i Sitte اساله سنه : altı soru 2.Risale-i Nur'dan küçük bir kitabın adı
esir أسير : savaş tutsağı
esir أثير : atomların içini ve bütün uzay boşlu-ğunu doldurduğu var sayılan, uzaktan çekme ve itme kuvvetlerinin, ışık ve diğer ışınların (radyosyonların) manyetik (mıknatıs alanı oluşturan) kuvvetlerin iletimini sağlayan, atom parçacıklarının yaratılmasında ham-madde ve kaynak görevini yapan çok ince ya-pılı bir çeşit madde
: esir maddesine ait (bak esir)
esirgemek 1 : اسپرگه مك korumak 2.feda etme-mek, kıyamamak, bir şeyi vermekten kaçın-mak
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: De ki: "Andolsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar, yine onun bir benzerini getiremezler."
OTUZUNCU DERS
KUR'AN'IN VE ONU OKUMANIN FAZİLETİ
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<>>
Kur'an-ı Kerim Allahın kelâmı ve Peygamber S.A. efendimizin mu-cizesidir. Kıyamete kadar her hakkı mahfuzdur..
ISRA suresinin 88. âyetidir.
Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.”
۲
(Buhari rivayet etmiştir)
2) Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
«Hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir..>>>
** Biz de şunu ekleyelim: Gereği ile amel eden..
* **
Ravi: BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i Şerifte..
Kur'an'ı okuyunuz. Zira o, kıyamet günü kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir.
۳
(Müslim rivayet etmiştir)
3) «Kur'an'ı okuyunuz.. Zira o, kıyamet günü arkadaşlarınıza şefaat-çı olarak gelecektir..>>
**
Bir başka Hadis-i Şerifin delaletine göre, bir günde en az iki yüz âyet okunmalıdır..
Ancak iki kişiye gıpta edilir: Allah'ın kendisine Kur'an verdiği kimse, onu gece gündüz okur. Allah'ın kendisine mal verdiği kimse, onu gece gündüz harcar.
(Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)
4) «Hased yoktur; şu iki şey müstesna:
a) Bir kimse ki, Allah ona Kur'an'ı vermiştir; bu sebeble o, gece gündüz onun emirlerini yerine getirmektedir.
b) Bir kimse ki, Allah ona mal vermiştir; o da gece gündüz onu infak etmektedir.>>>
** Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Kur'an'ı okuyan ve onda ustalaşan kimse, değerli ve salih yazıcılarla beraberdir. Kur'an'ı okuyan ve onu bitiren fakat zorlanan kimseye ise iki ecir vardır.
(Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)
5) «Bir kimse ki, mahiri olarak Kur'an-ı Kerim'i okur; o, iyi ve kerim meleklerin elçileriyle beraberdir.
Bir kimse ki, Kur'an-ı Kerim'i tekleyerek okur; ki bu kendisine güç geldiği içindir.. Buna da iki ecir vardır.>>>
Mümkün olduğu kadar Kur'an-ı Kerimi tecvid usulüne riayet ederek okumalıdır.
** Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte.. 6 Bir grup insan Allah'ın evlerinden birinde toplanıp Allah'ın kitabını okuyup incelemezler.
Aralarında huzur ve sükûnet yoktur, onları rahmet kaplamıştır, melekler onları kuşatmıştır ve Allah onları kendi katındakiler arasında anmaktadır.
(Ebu Hureyre rivayet etmiştir)
6) «Herhangi bir cemaat, Allah'ın evlerinden birinde toplanır, Al-lah'ın kitabını okur ve -mânasını aralarında anlamaya çalışır-larsa.. Ancak bunlara SEKİNET iner, kendilerini ralımet kaplar, çevrelerini melekler sarar ve Allah-iü Taåla yanında bulunanlara onları anlatır..>>
MADDE 640 Bir mahall A munjene dek hayvan isticar eden kimas mükdrinin isnt olmadıkça ol mahatli tecavüz edemez.
Ve tecaviüs ettikde sağ ve salim sahiline teslim edinceyedek of hayvan müste'cirin samanında olup gerek zchatında ve gerek tyabında telef olsa saman läsım gelir.
MADDE 546 Bir mahall-i muayyene gitmek üzre deyu dabbe is-tikra olundukda müsteoir of hayvan ile başka mahatte gidemez. Ve gidip de hayvan telef olsa samin olur.
Mesela, Tekfur dağına gitmek tüzre isticar ettiği hayvan ile lalimye'ye gitse ve hayvan telef olsa zaman lazım gelir.
MADDE 547 Bir mahall-i muayyene deyu hayvan isticar olunup da oraya giden yollar müteaddit olsa müste'cir násın sülúk ettiği yollardan her hangisiyle isterse gidebilir.
Ve hayvan sahibi gidecek yolu ta'yin etmişken müste'cir baş-ka yoldan gidip de hayvan telef olduğu suretde eğer bu yol hayvan sahibinin ta'yin eylemiş olduğu yoldan daha dolaşık ya sarp ise zaman lazım gelir. Ve eğer müsavi yahut daha ehven ise zamân lâ sim gelmez.
MADDE 548 Müste'cir qu kadar müddet için isticar cylediği hay-vans ol müddetden siyade istimal edemes ve edip de yedinde hay-van telef olsa samin olur.
MADDE 540 Filan adam binmek üzre dabbe istikrası sahih ol-duğu gibi dilediğini bindirmek üzre ta'mimen istikram dahi sahihtir.
MADDE 550 Rüküb için istikra olunan hayvana yük yükletile-mes. Ve yükletilip de hayvan telef olsa zamân lâzım gelir. Lakin bu halde ücret laam olmas. (86.) maddeye bak.
MADDE 551 Filan adam binmek üzere istikra olunan hayvana başkam irkab olunamas. Ve irkab olunup da hayvan telef olsa za-mån Idsım gelir,
MADDE 558 Bir kimae dilediğini bindirmek üzre istikra cylediği dabbeye dilerse kendisi rakib olur ve dilerse başkasını irkab eder. Fakat gerek kendisi binain ve gerek başkasını bindirsin her kim råkib olursa murad taayin ve tahassus edip andan sonra başkası irkdb olunamas,
MADDE 553 Rüküb için bir hayvan istikra olunup da kimin bine-ceği tayin ve dilediğini bindirmek üzre deyu ta'mim olunmasa ica-re fdaid olur.
Fakat kabl-el-fesih ta'yin ve beyan olunursa sıhhata münka-
lib olur. Ve bu suretde dahi her kim taayyün ederse andan başkası ol hayvana irkâb olunamaz.
MADDE 554 Yük için hayvan istikra olundukda semer ve ip ve çuval hakkında örf-i belde mut'eberdir.
MADDE 555 Yükün mikdarı beyan yahut işaretle ta'yin edilme-yerek hayvan istikra olundukda mikdarı örf ve adete mahmûl olur.
MADDE 556 Müste'cir kira hayvanını sahibinin izni olmaksızın darb edemez ve darbedip de andan nâşi hayvan telef olsa zâmin olur.
MADDE 557 Kira hayvanını darbetmek üzre sahibi izin verdiği suretde müste'cir ancak darbı mutad olan yerine vurabilir. Ve eğer darbi mu'tad olan mevziden başka yerine darb ile mesela, sağrı-sına vuracak yerde başına vumakla hayvan telef olsa zamân là zım gelir.
MADDE 558 Yük için istikra olunan hayvana binilebilir.
MADDE 559 Yük'ün nev'i ve mikdarı zikr ve beyan olunarak hayvan isticar olundukda mazarratda ana mümâsil yahut andan da-ha ehven ol kadar diğer bir nevi yük dahi yükletilebilir. Amma ma-zarratı daha ziyade olan şey yükletilemez.
Meselâ, bir kimse beş kile buğday yükletmek üzre istikra eyle-diği beygire gerek kendisinin olsun ve gerek başkasının olsun ve herhangi neviden olursa olsun beş kile buğday yükletebildiği gibi beş kile arpa dahi yükletebilir. Amma beş kile arpa yükletmek üze-re istikra eylediği hayvana beş kile buğday yükletemez; nitekim yüz kıyye pamuk yükletmek üzere istikra olunan hayvana yüz kıyye demir yükletilemediği gibi.
MADDE 560 Kira hayvanından yükü indirmek mükâri üzerinedir.
MADDE 561 Mecûrun nafakası âcir üzerinedir.
Meselâ, istikra olunan beygirin alefi ve suvarılması sahibi üze-rinedir; fakat anın izni olmaksızın müste'cir hayvana yem verirse teberru'dur; sonra sahibinden akçesini alamaz.
FASL-I RABI'
İcare-i âdemî beyanındadır.
MADDE 562 Hizmet ya icra-yi san'at için bâb-ı sâninin fas-lı sa-lisinde beyan olunduğu üzre müddet beyaniyle yahut diğer suretde ameli ta'yin ile icare-i âdemî caizdir.
Yine Abdullah b. Mes'ud der ki Bir adam (Ya Resûlallah! Ba-na bir şey öğret ki, Allah, beni, onunla yararlandırsın!) dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm (Ayetülkürsi'yi oku!
O, seni de, senin zürriyetini de, korur!
Evini, hattå evinin çevresindeki evcikleri de, korur!) buyurdu.» Ebû Katâde'den rivayet edilen Hadise göre «Bir kimse, üzüntü arasında Ayetülkürsi'yi okusa, Allah, onu, üzüntüsünden kurtarır." (210)
Ensardan Üseyd b. Hudayr, Hurma harmanında (211), bir gece Bakare süresini okuyor ve kendisnin atı da, yanında bağlı bulunu-yordu. (212)
Kur'ân okurken, at, birden şahlandı. (213)
Üseyd, okumayı kesip susunca, at, sâkinleşti. (214)
Üseyd, tekrar okumağa başladı.
At, yine şahlandı. (215)
Üseyd, sustu.
At ta, sakinleşti. (216)
Bundan sonra, Üseyd, tekrar okumağa başladı.
At, yine şahlandı. (217)
Üseyd de, artık, okumaktan vaz geçti.
Üseyd'in oğlu Yahya, ata yakın bir yerde yatmakta idi. (218)
Üseyd, atın, çocuğu çiğnemesinden korktu, (219)
Kalkıp atın yanına vardı. (220)
Başını kaldırdı, göğe baktı. (221)
(210) Süyüti İtkan cilt. 2, s. 164
(211) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, s. 548
(212) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(213) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 1, s. 548 Sahih c. 6, s. 106, Müslim
(214) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(215) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 6, s. 106, Müslim Sahih c. 1, s. 548-549
(216) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(217) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, в. 548
(218) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(219) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 1, s. 548-549 Sahih c. 6, s. 106, Müslim
( 220) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, 8. 548-549
lafzında "İki Nükte" vardır. Ve o iki nükte, Birincisi ünvam, herkesi cumhür u nasa täby vicdanları emri ma'rûfa icbar eden ämillerdendir olmaya davet eder. Cünki cumhura muhalefet öyle bir hatadır ki, o hatayı irtikäb etmek, kalbin vicdanın şämndan değildir.
Ikincisit حكماً من الثلي ta'birinden anlaşılıyor ki, imanı olmayanın nästan addedilmemesi lazımdır. Ancak ta'biri, mü'minlere mahsüstur Bu da, ya imanın hasiyetiyle insaniyetin hakikati mü'minlere münhasırdır. Veya imansız olanlar, insaniyetin mertebesinden suküt etmişlerdir.
İth'in bayrağın öğretmeni olduğunu söylediler
kabul etmiyoruz. Şu miskinlerin cemaatine nasıl gireceğiz? Bizim gibi ashâb-ı cah ve mertebe, onlara kıyås edilemez."
Ja nefislerini tezkiye, mesleklerini tervic, nasihatten istiğná, mağrurâne da'vå şeklinde müdafaa etmelerine işarettir. İnkâri bir istifhâmı ifade eden kelimesi, onların cehålette gösterdikleri temerrüd ve inåda işarettir. Sanki onlar istifham ile nasihat edene soruyorlar ki: "Mesleğimizi terk etmemize, senin vicdanın razı olup insafın kabul eder mi?"
Suâl: Onlar o sözlerinde kimleri muhatab etmişlerdir?
Elcevab: Evvelen nefislerine, sånnyen ebnâ-yı cinslerine, sålisen nasihat edenlere tevcih-i hitab etmişlerdir. Evet, birisine nasihat yapan adam, evvelå nefsine müracaat eder, sonra arkadaşlarıyla
konuşur. Sonra nasihat ettiğine döner. Yaptığı müracaatların neticesini ona söyler. Buna binden, vaktå ki münafıklar îmâna da'vet edildiler. Onlar fesāda uğramış kalblerine, tefessüh etmiş vicdanlarına müracaatta bulundular. İnkâr cevabını aldıkları
için, kalblerindeki şeyi dışarıya verdiler. Sonra
ifsåd arkadaşlarına müracaat ettiler. Yine
inkâr cevabını alarak, gizli gizli konuşmalara
başladılar. Sonra, i'tizår şeklinde nasihat
edene dönerek, şöyle bir safsatada bulunurlar. "Yahu, aramızda çok fark vardır. Biz onlara kıyas edilemeyiz. Çünki biz zenginiz, onlar fakirdirler. Onlar mecbûriyet såikasıyla îmâna gelmişlerdir. Onların diyâneti ızdırâridir. Biz isek, ashâb-ı izzet ve servet insanlarız."
Bir kadeh şarap içmedikçe yahut benimle ilişkiye girmedikçe ya da bu çocuğu öldürmedikçe seni bırakmam. Eğer bunlardan birini yap mazsan çığlık atarım ve derim ki:
Bu adam zorla evime girdi ve bana tecavüz etmek istiyor. Bu du-rumda halin nice olur!
Ne yapacağını şaşıran adam kendi kendine şöyle söylendi:
Bu kadınla ilişkiye giremem, çocuğu da öldüremem. Mecburen bir kadeh şarap içti. İçtikçe bir kadeh daha istedi.
Allah'a yeminle söylüyorum ki, bu adam sarhoşluğun etkisiyle hem kadınla ilişkiye girdi, hem de çocuğu öldürdü."
Hz. Osman sözlerine devamla dedi ki:
"İçkiden sakınınız. Çünkü o kötülüklerin anasıdır. Allah'a yemin ederim ki; imanla içki bir kalpte durmaz. İkisi bir kalbe girerse birinin di-ğerini yok etmesinden korkulur."
Hz. Osman'ın bu sözlerinin anlamı şudur:
İçki içen bir kimse sarhoş olduğunda ağzından küfür sözü çıkar ve dili buna alışır. Dolayısıyla ölürken ağzından küfür sözü çıkmasından kor-kulur. Böylece dünyadan kâfir olarak göçer ve ebedi cehennemde kalmış olur.
Şunu bilmek gerekir ki, İnsanın imanını alıp götüren şeyler genellik-le ölüm anında yaptıklarıdır. Bunların sebebi de o kişinin dünyada iken yapmış olduğu kötü davranışlarıdır. Artık pişmanlık duymasının da kendi-sine bir faydası yoktur.
Dahhak şöyle dedi:
İçki mübtelası olarak ölen kişi kıyamet günü sarhoş olarak dirilti-lecektir.
Katâde (ra)'dan naklen Said şöyle dedi:
"Resûlüllah bize hatırlatmalarda bulunup şöyle buyurdu:
"Cennetin kokusu beş yüz yıllık mesafeden hissedildiği halde dört grup insan bu kokuyu alamayacaktır:
1. Cimrilik yapanlar.
2. Yaptığı iyiliği başa kakanlar.
3. İçki içmeyi alışkanlık haline getirmiş olanlar.
Bazı hadislerde Resulullah (sav) şöyle buyurduğu anlatılır:
İçki içen kişi kıyamet gününde leşten daha pis bir koku yayarak kab-rinden dışarı çıkar. Boynunda şarap fıçısı asılı elinde de kadehi vardır. De-risi ile etlerinin arasında yılan ve akrepler doludur. Ayağında sıcaklığı bey-nini yakıp kavuran ateşten ayakkabılar vardır. Kabrini bir ateş çukuru ola-rak bulur ve orada Firavun ve Haman ile beraber olur."3
Hz. Aişe (ra) Resûlüllah (sav)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Kim içki içene bir lokma yemek verirse Allah onun vücuduna yılan ve akrepleri musallat eder. İçki içenin bir ihtiyacını gideren kimse, İslam dininin yıkılmasına yardım etmiş olur. Ona borç para veren, bir Müslü-man'ın öldürülmesine yardımcı olmuş olur. İçki içenlerle arkadaşlık ya-panlar kıyamet gününde kör olarak dirilirler.
İçki içeni evlendirmeyin, hastalandığında ziyaret etmeyin ve şahitli-ğini kabul etmeyin. Beni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, içki içen kimse, Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'anda lanetlenmiştir. Ayrıca o, Allah'ın Peygamberlerine indirdiği bütün hükümleri inkâr etmiş demektir.
kapar Insanların bir kısmi (koni) ameli sebe. kimse bilmez, insanlar (hot) amelleri sebebiyle biyle belak olur. Bir kısmi da ateşin içine yıkılır istediklerine rabmet etmeyi irade edince, ales eh linden Allah'a ibadet etmiş olanları, ateşten Cl sonra kurtulur. Allah, ates chlinden kurtarmak karmaları için meleklere emreder. Melekler by kimseleri, secde izleriyle tanırlar. Çünkü Allah ateşe baram etmiştir. Onlar böylece ateşten C Teâlâ hazretleri secde mahallinin yakılmasım Üzerlerine hayat suyu dökülür. Selin getird karlar. Hepsi de ateşten kavrulmuş vaziyetted milli topraktan habbelerin (filiz açıp) bitme gibi, suyun değdiği yerler yeniden bitecek.
Rab Teâlâ, sonra, kullar arasındaki hükmün tamamlayacak. Derken Cennetle Cehennem are sında bir kul kalacak. Bu, Cennete girmedi hennemliklerin sonuncusudur. Yüzü Ceber neme doğru ilerlerken: 'Ey Rabbim! Yüzümü al tarafından çevir! Kokusu beni perişan etti, ale de beni kavurdu.' diye yalvaracak. Allah Te lâya, kendisine dua etmesini dilediği kada duada bulunacak. Sonra Allah Teâlâ hazretle Ben bu istediğini versem, bundan başkasımı ister misin?' diye soracak. Adam, 'izzet ve a line yemin olsun hayır! Bundan başkasını mem!' diyecek ve istemeyeceği hususum
ha ahd u misakta bulunacak. (Allah), nun üzerine yüzünü ateşten çevirecek. Adam yüzüyle Cennete yönelince ve onun güzelliğini görünce, Allah'ın dilediği bir müddet susacak. Sonra (dayanamayıp) 'Ey Rabbim! Beni Cenne-tin kapısına yaklaştır!' diyecek. Allah Teâlâ haz-retleri, 'Sen bana istemiş olduğundan başka bir talepte bulunmayacağına dair ahd u misakta bulunmadın mı? Ey Ademoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin!' diyecek. Adam, 'Ey Rabbim! Mablûkatın en bedbahtı ben olmayayım!' diye-cek. Rab Teâlâ, 'Sana bu istediğin verilse, acaba başka bir şey istemeyecek misin?' der. Adam, Hayır! İzzetine ve celâline yemin olsun hayır! Başka bir şey istemeyeceğim!' diyecek. Rabbi de onu mazur addedecek. Çünkü o, sabredilemeye-cek bir şeyler görmüştür. Adam, Rabbine, istediği abd u misakta bulunur. (Rabbi de) onu Cenne-tin kapısın yaklaştırır. Kapıya yaklaşıp onun gü-zelliğini ve içindeki taravet ve süruru görünce, Allah'ın dilediği kadar sesini keser. (Fakat daha fazla dayanamayıp atılır). 'Ey Rabbim! Beni Cennete koy!' der. Rab Teâlâ, 'Ey Âdemoğlu yazık 4 sana! Sen ne dönekmişsin! Sana verilenlerin di-şında bir şey istemeyeceğine dair bana ahd u misak vermedin mi?' diyecek. Adam, 'Ey Rabbim! Beni mahlûkatın en bedbahtı yapma!' diyecek. Allah onun bu haline gülecek
Sırf Allah Teâlânın rızasını kas-tederek, bedeni, fikrî ve mâlî hizmette bulanamayanlar, kâmil mü'min olamazlar.
Mâlî vaziyetimiz müsait ise ke-semizi açacağız. Eli sıkılık; bil-hassa Hak yolunda olanlar için, makbul bir şey değildir.
İlmimiz varsa, ehlini bulacağız ve münasip yerlerde onu neşredeceğiz.
Kişi isterse, Cenâb-ı Hak ona o fırsatı verir.
Hangi meslek erbâbı isek, kendi mesleğimizde ve her hususta toplu-ma faydalı olacağız. Komşuyu ziyarete gideceğiz, hastalarımızı ziyaret edeceğiz. Cenâze teşyiinde bulunacağız. İnsan niyet et-tikten sonra daha nice nice tatlı, güzel ameller işleyebilir...
Hizmet ehli olan kişiler, hizmet yoluna devam ettikçe, îsâr (kendinden fedakârlıkta bulunarak mü'min kardeşini tercih etme) yolunu tutmalıdır-lar. Israrla hep; << Bütün hizmetleri yalnız ben yapayım!>> gayesinde olanlar, çabuk yorulurlar, sadırları sıkışır, görüşleri değişir. Herkesi küçük görmeye başlarlar. -Allah muhafaza etsin- bu şekilde hâl-lerinde gerileme olur. Hubb-i riyâset sevdasının esiri olurlar. (Sadık Dânȧ, Altınoluk Sohbetleri, II, 248)
İnsan mâneviyat yoluna girdikçe şevki, aşkı artar. Ona hiçbir şey ağır gelmez. İbâdet etmek, haramlardan kaçmak, hepsi zevk hâline gelir. Musibetlere tahammül, kaza-kader bahsine icâbet kolay hâle gelir. İsteklisine ve gayretli olana mâneviyat yolunu engelleyecek hiçbir şey yoktur.
ra karşısında hayli üzüldüler. Sonra eve girip, elinde bir tepsi yiyecekle tekrar gel-diler ve;
-Sizin karnınız da açtır; önce karnımızı bir doyuralım.>> buyur-dular. Sonra tatlı tat-lı kendilerine nasihat ettiler. Arkasından da bir zarf uzatarak hatırı sayılır bir miktar nakit yardımında bulundular ve;
<<<-Şimdilik bununla zarûrî ihtiyaçlarınızı giderirsiniz.
(Fakire işaret ederek) Bu arkadaşımız da en kısa zamanda sizi bir işe yerleştirirler inşâallah. Bir mânîniz olmazsa her hafta bu kardeşlerin göstereceği sohbetlere de düzenli olarak devam edersiniz!>> diye yol gösterdiler. Bununla da kalmadılar, âdetâ ihsan, şefkat ve ikrâmını taçlandırırcasına;
-Buradan evinize kadar yürüyerek gitmeniz zor olur; kardeşimiz sizi arabayla eve kadar bırakıversin!» buyurdular. Bize de dönerek;
<<-Kardeş! Bu arkadaşımızın durumunu ifşa etmeyelim. Kıyâmete kadar aramızda sır olarak kalsın!» tembihâtında bulundular.
İsmi bizde kıyâmete kadar mahfuz kalacak bu arkadaşımız, daha sonra bir işe yerleştirildi, haftalık sohbetlere devam etti ve nihayet huzurlu bir aile hayatına kavuştu. Şimdi mânevî hâl sahibi, gözü yaşlı bir kardeşimiz olarak dostlarımız arasına katıldı elhamdülillah!"
Hak dostları herkesin ağırlığını yüklenmeyi kendilerine düstûr edinmişlerdir. (Allah Dostunun Dünyasından, s. 81)
"Muhterem Üstadımız Bursa'yı çok severler ve zaman zaman, bir hafta, on günlük sürelerle Uludağ yolu üzerinde bulunan dev-lethånelerinde ikamet ederlerdi. Tenha bir bölge olması ve o dönemde bazı anarşik hadiseler yaşanması sebebiyle tedbir olsun diye, bazı kardeşlerle birlikte evin avlusunda geceleri nöbet tutuyorduk. Bir gece, saat üç sıralarında evin avlusuna duvardan bir kişi atladı. Kapıya yöneldi, açmaya zorladı; açamayınca pen-cereyi yokladı. Niyeti kötüydü. Hemen müdahale edip yakaladım ve yere yatırıp etkisiz hale getirdim. Üstâdımız mûtâdı olduğu üzere o saatlerde teheccüd ve evråd ü ezkârını îfâ için umûmi-yetle ayakta olurdu. Durumu kendilerine bildirmek istedim. Zile bastım. Az sonra kapıda göründüler.
Yerde yatan kişiyi görünce durumu fark ettiler ve içeri geçip üzerle-rine bir şeyler aldıktan sonra avluya teşrif ettiler. Yaz mevsimi olduğu için bahçedeki kameriyeye geçtiler ve yakaladığımız şahsı da yanlarına oturtarak, onun neden böyle meşrû olma-yan bir işe tevessül ettiğini sordular. O kişi de işsiz olduğunu, çocuklarının maîşetini teminde zor duruma düştüğünü ifade ederek özür diledi. Muhterem Üstâdımız karşılaştığı bu manza-
İlim öğreniniz. İlim için de ağırbaşlı ve vakur ol-mayı öğreniniz.
Taberânî'nin Evsat'ı ve İbni Adiyy'in el-Kamil'inden
İLMİ SADECE ALLAH RIZASI İÇİN ÖĞRENMEK
Câbir ibni Abdullah (ra), Resul-i Ekrem Efendi-mizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Kur'ân'ı ok gibi düzgün okudukları halde onun karşılığını şu dünyada isteyip ahirete bırakmayan bir topluluk gelmeden önce, Kur'ân'ı okuyun ve onunla sadece Yüce Allah'ın rızasını arayın.
Ebu Davud, Salât: 135: Müsned. 3: 146, 155; 5: 338.
Ka'b İbni Malik (ra) rivayet ediyor:
Her kim ki, âlimlere karşı övünmek, cahillerle cedel-leşmek veya insanların sevgisini kazanmak için ilim öğ-renirse onun akibeti Cehennemdir.
Hakim'in Müstedrek'i ve Boyhaki'nin Şuabü'l-Iman'ından.
İbni Ömer (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Kim Allah rızası dışında bir gaye için bir ilmi öğ-renirse Cehennemdeki yerine hazırlansın.
İlim niçin öğrenilir? Belli makam ve mevkilere ulaşmak için mi? Gösteriş olsun diye mi? Büyüklen-mek, kibirlenmek, kendini başkalarından üstün gö-rüp gururlanmak için mi? Para, pul, mal, mülk ka-zanmak için mi? Yoksa vatana, millete, insanlığa hizmet için ve nihayet Allah rızası için mi?
Allah rızası dışında ilim öğrenme her ne kadar insanı arzu ettiği hedeflere ulaştırsa, maksadını elde etmesine sebep olsa da bu maksatla ilim öğrenme-nin Allah katında hiçbir değeri yoktur.
Elbette insan öğrendiği ilimle belli makam ve mevkilere ulaşacak, maddeten ve manen istifadeler görecek, para pul kazanacak; hele hele vatana, mil-lete, insanlığa hizmet için koşacaktır. Ama bütün bunları yaparken temelde Allah rızasını gözetecek-tir. Esas maksat Allah rızası olacaktır. Bu esas alının-ca diğerleri zaten peşinden gelir. Gelmese de kişi Al-lah rızasına ereceği için ahirette büyük sevaplara erer.
İlim öğrenmede niçin Allah rızası gözetilmelidir?
Allah, yaratıklar içerisinde sadece insana öğren-me kabiliyeti vermiştir. O halde insan bu kabiliyeti kendisine kim vermişse, öğrenilecek şeyleri kim ya-ratmışsa, elbetteki öğreneceklerini Onun rızasını
Älemlerin yaratıcısı, yaşatıcısı olan Allah Teâlâya hamd, O'nun âlemlere rahmet olarak gönderdiği yüce elçisi Hz. Muham-med (s.a.v.)'e salât ve selâm olsun.
Yüce Rabbimizin biz âciz kullarına nimet ve ihsânları sayısızdır. Doğru bir inanç, samîmî bir kulluk bunların başında gelir. Bir müslümanın ilk ve en mühim vazifesi sağlam, samîmî ve hakîkî bir inanca sahip olması ve inancının gerektirdiği şekilde Rabbimize karşı kulluk vazifelerini yerine getirmesidir. Yoksa bir insan bu fânî dünyadan küfür veya itâatsizliği sebebiyle cehennemi hak ederek giderse, bundan daha büyük bir kayıp ve zarar olamaz.
Bir Müslüman, önce dinini, inancını, sonra mümin olarak yapacağı vazifeleri, uzak duracağı hususları öğrenmeli ve buna göre hayatına çeki düzen vermelidir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 300 1 Yakında dört fitne olacak. Kanın mübah sayıldığı fitne ,kanın mübah ve malın helal sayıldığı fitne, kanın mübah malın ve namusun helal sayıldığı fitne (dördüncüsü Deccal fitnesidir) Hz. İmran (r.a.) 300 2 Yakında başınıza bazı emirler gelecek , rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lakin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya çalıştıklarında onlarla mukatele edin. kim bu yolda öldürülürse o şehiddir. Hz. Ebû Sülale (r.a.) 300 3 Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Said (r.a.) 300 4 Allah'dan ilm-i nâfi isteyin ve faide vermeyen ilimden Allah'a sığının. Hz. Câbir (r.a.) 300 5 ALLAH'dan dünya ve ahirette af, afiyet ve yakîn isteyin. Zira yakînden sonra kula, afiyet kadar hayırlı bir şey verilmedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) 300 6 Allah'ın fazlından isteyin. Zira O istenmekten bıkmaz. İbadetin efdali de gamm ve hemmden kurtuluşu beklemektir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 300 7 Düşük çocuklara da isim koyun. Allah onunla mizanınızı ağırlaştırır. Zira onlar kıyamet günü gelir de şöyle derler: "Ey rabbimiz beni zayi ettiler ve bana isim vermediler. Hz. Enes (r.a.) 300 8 Fena ahlak, sirkenin balı ifsad etmesi gibi, ameli bozar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 300 9 Bakara suresinde bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin seyyididir. Bir yerde okundu mu şeytan orada tutunamayıp mutlaka çıkar. Bu "ayetül kürsi" dir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 300 10 Kuran'da bir sure vardır ki otuz ayettir. Sahibine (devamlı okuyana) affedilinceye kadar şefeat edecektir. O "Tebarekellezî biyedihil mülk"dür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 300 11 Yakında ilim taleb eden kimseler gelecek. Onları gördüğünüzde: "Allah'ın rasulunün tavsiyesi ile merhaba" deyin ve onlara istedikleri fetvayı(bilgiyi) verin. Hz. Ebû Said (r.a.) 300 12 Benden sonra yakında bir kavim gelecek, benim hadisimden soracaklar. Onlara ancak ezberlediklerinizi söyleyiniz. Kim kasten bana yalan isnad ederse cehennemde yerine hazırlansın. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 300 13 Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o vakitte şu üç şeyden daha hayırlı bir şey olmayacak: "Helal para, kendisi ile ülfet edilen din kardeşi, amel edilen bir sünnet. Hz. Huzeyfe (r.a.)
Tebbet süresi Mekke'de nazil olmuştur. 5 âyettir. İsmini, birinci Ayetteki "kurudu/kurusun" manasındaki (tebbet) kelimesinden alır. Aynca "Mesed", "Leheb", "Ebû Leheb" isimleriyle de anılır. Mushaf tertibine göre 111, iniş sırasına göre ise 6. süredir.
Konusu
Süre, öncelikle Rasûlullah (s.a.v.)'e karşı amansız bir düşmanlık ser-gileyen amcası Ebů Leheb ve karısının, bunların şahsında da tüm din düş manlarının feci akıbetini gözler önüne serer.
İniş Sebebi
Peygamberimiz (s.a.v.), "Sen, önce yakın akrabanı uyar!" (Suara 26/214) emri gelince, bütün Kureyşi Safa tepesine çağırdı. Yüksek bir ka-yanın üzerinden onlara şöyle hitäb etti:
"-Ey Kureyą cemaatil Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman atıları var, hemen size saldıracak, mallarınızı gasbedecek de-sem, bana inanır mısınız?"
Kureyşliler hiç düşünmeden:
"Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar seni hep doğru söylediğini gör-dük. Senin yalan söylediğini hiç duymadık!" dediler.
Karşısındakı insanlardan bu tasdiki alan Rasûlullah (s.a.v.), onlara şu iläht hakikati bildirdi:
"-O halde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulun-duğunu, Allah'a inanmayanların, o çetin azâba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.
Ey Kureyşliler! Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve ailesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hâli gibidir.
Ey Kureyş cemaati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah'ın huzûruna var-manız, dünyadaki her hareketinizin hesabını vermeniz muhakkaktır. Neticede hayır ve ibadetlerinizin mükafatını, kötü işlerinizin de ce-za ve şiddetli azabını göreceksiniz! Mükafat ebedî bir cennet; ceza da ebedî bir cehennemdir." (bk. Buhârî, Tefsir 26; Müslim, İman 348-355; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 281-307; İbn Sa'd, et-Tabakât, 1, 74, 200)
Allah Rasûlü (s.a.v.)'in bu hitâbesine, orada bulunanlardan umûmî bir itiraz gelmedi. Yalnız amcası Ebû Leheb:
"-Hay eli kuruyası! Bizi buraya bunun için mi çağırdın?" diyerek münasebetsiz ve yakışıksız sözler sarf etti. Hakâretleriyle Peygamber Efendimiz'in aziz kalbini incitti. Ebû Leheb'in bu tavrı üzerine, onu ve ka-rısını kötüleyen ve cehennemlik olduklarını ilan eden "Tebbet Sûresi" nâzil oldu. (Buhârî, Tefsir 26/2; 34/2; 111/1-2; Müslim, İman 355)
Elleri kurusun Ebu Leheb'in, kendisi de kurusun! Malı da, kazandığı da ona fayda vermeyecek. Alevli bir ateşte yanacak.
Rahman Rahîm Allah'ın ismiyle...
1. Ebû Leheb'in iki eli kurusun! Zâten kurudu ve kendisi helâk olup gitti.
2. Ne malı bir fayda verdi ona, ne de kazandıkları.
3. Yakında o, yanıp kavrulmak üzere alevli bir ateşe girecek.
Ebû Leheb, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in amcasıdır. Buna rağmen Efendimiz'e inanmadığı gibi, karısıyla birlikte ona çok büyük düşmanlık-lar yapmıştır. Şu rivayetler, bu düşmanlığın şiddetini ve ulaştığı korkunç seviyeyi göstermeye yeter.
Tärık b. Abdullah el-Muhâribî, bir müşâhedesini şöyle anlatır:
"-Ey insanlar! La ilahe illallah deyin de kurtulun!" diye yüksek ses-le hitâb ediyordu. Bir adam da elindeki taşla O'nu takip ediyor ve:
"-Ey insanlar! Sakın ona inanmayın, itaat etmeyin. Çünkü o yalancı-dır!" diyerek bağırıyordu. Attığı taşlarla Efendimiz'in ayak bileklerini ka-natınıştı. Oradakilere:
"-Bu, Abdülmuttaliboğulları'ndan bir gençtir" dediler.
"-Ya onun ardına düşüp taş atan kimdir?" diye sordum.
"-O da amcası Ebû Leheb'dir" dediler. (Darekutni, Sünen, III, 44-45)
Mekke'de Rasûlullah (s.a.v.)'in evi, iki ebediyet fukarası Ebû Leheb ile Ukbe b. Ebî Muayt'ın evleri arasında idi. Bunlar, her türlü pisliği getirip Efendimiz (s.a.v.)'in kapısının önüne atarlardı. Fahr-i Kainat Efendimiz'in rakik ve temiz gönlü, komşularının bu çirkin muamelesinden incinir:
"-Ey Abdi Menaf oğulları! Bu nasıl komşuluk?!" diye sitem eder. pislikleri kapısının önünden yayı ile uzaklaştırırdı. (İbn Sa'd, et-Tabakåt, I, 201)
Ebû Leheb, birgün yine aynı menfûr hareketini yapmak üzereyken Hz. Hamza onu gördü. Pisliği elinden alıp başının üzerine döktü. Ebû Leheb, bir taraftan pislikleri temizlerken, diğer taraftan da Hz. Hamza'ya hakaret ediyordu. (bk. İbn Esîr, el-Kâmil, II, 70)
Ebû Leheb'in karısı Ümmü Cemîl de Allah Rasûlü'ne ezâ ve cefâ etmekte kocasından geri kalmaz, her gece dikenli ağaç dallarını büyük bir demet yapar, boynuna bağlar, geceleyin ayağına batması için Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'in geçeceği yollara atardı. Rasûlullah (s.a.v.) ise, ipek üze-rine basar gibi onların üzerine basar geçerdi. (bk. İbn Hişâm, es-Sire, 1, 376; Kurtubî, el-Cami', XX, 240)
İşte onların bu ve benzeri zulümleri sebebiyle haklarında Tebbet sûresi nazil olmuştu.
Ebû Leheb çok kötü bir şekilde ölmüş, malı, kazandıkları ve bunlara dâhil olan çocukları ona hiçbir fayda sağlayamamıştır. Şöyle ki:
Ebû Leheb Rasûlullah (s.a.v.)'i yenebilmek için varını yoğunu ortaya dökmüştü. Bu sürenin nüzülünden sonra 7-8 sene geçmeden Bedir savaşı vuku bulmuştu. Çiçek hastalığına tutulduğu için o azılı kâfir savaşa katıla-mamıştı. Savaş olup Kureyşin pek çok ileri gelen reisinin öldürüldüğü ha-beri Mekke'ye ulaştığında Ebû Leheb o kadar üzüldü ki ancak 7 gün ya-şayabildi. Ölümü de çok ibret vericidir. Ebû Leheb, çiçek hastalığına ben-zer bir hastalığa yakalandı. Evdeki yakınları bile, bulaşmasından korka-rak ona dokunmuyorlardı. Ölümünden sonra üç gün boyunca kimse ona yanaşmadı. Cesedi çürüyerek kokmaya yüz tuttu Bunun üzerine herkes
oğullarını kınamaya başladı. Bir rivâyete göre oğulları bazı zencilere úc-ret vererek cesedini kaldırtmış ve yine ücretle defnettirmişlerdi. Diğer bir rivâyete göre, bir hendek kazdırtmışlar ve babalarının cesedini içine so-payla iterek toprakla kapatmışlardı. Böylece ne malından ne de evlatla-rından bir fayda görmüştü. Oğulları, cenazesini bile şerefle defnetmeye fırsat bulamamışlardır. Böylece Kur'ân-ı Kerîm'in Ebû Leheb'le ilgili ola-rak verdiği mûcizevi haberin birkaç sene içinde nasıl gerçekleştiğini her-kes görmüştür.
Ebû Leheb'in hanımı Ümmü Cemîl de düşmanlıkta kocasından geri kalmadığı için o da aynı fecî âkıbete uğramıştır:
Ve karısı, odun taşıyıcısı. Boynunda hurma lifinden bir ip var.
rak. 4. Karısı da beraber girecek. Hem de o ateşe odun taşıyıcı ola-
5. Boynunda sağlam bükülmüş bir ip olduğu halde.
Burada Ümmü Cemil için حَمَّالَةَ الْحَطَب hammaletel-hatab) yani "odun taşıyıcısı" tavsifi yapılır. Bununla alakalı şu izahlar yapılabilir:
Bu kadın, oduncular gibi liften yapılmış urganı boynuna bağlayıp Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in yoluna atmak üzere diken taşıdı-ğı için "gerdanında bükülmüş ip bulunan odun hamalı" diye nite-lendirilmiştir.
◆Yahut cehennemde böyle bir duruma gireceğini anlatmak için ona bu vasıf verilmiştir.
Yahut insanlar arasında koğuculuk yapıp arayı kattığı, insanları bir-birine düşürüp kızıştırdığı için ona "odun hamalı" denmiştir. Çünkü koğuculuk yapana da: "İnsanlar arasında odun taşıyıp ateş yakıyor, onları birbirine katıp düşmanlık, kızgınlık, kavga çıkarıyor" denilir. Ateş nasıl odunla yanarsa, insanların birbirine kızması da koğucu-nun hareketleriyle olur. Adeta koğucunun davranışı, kavga ateşi-nin yakıtı olmaktadır. O dünyada fitne ateşini tutuşturduğu gibi, ce-hennem ateşi de onun için tutuşacaktır.
Rivâyete göre o kadının mücevherden yapılmış kıymetli bir gerdan-lığı vardı. "Lât ve Uzza'ya yemin olsun ki, bunları Muhammed'e
düşmanlık yolunda harcayacağım" derdi. Bu sebeple Yüce Allah da, o gerdanlık yerine, boynuna ateşten bir ip takmıştır. (bk. İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'ân, IV, 564)
İşte bu sebeplerle Cenâb-ı Hak, onlar hakkında müstakil bir sûre in-dirmiş, Habîbi'ne olan düşmanlıkları yüzünden ebediyen lånetlenmek üze-re onları Kelâm-ı Kadîmi'ne pek fenâ bir şekilde kaydetmiştir. Hazin ve perişan akıbetlerini bütün dünyaya bir ibret vesikası olarak sunmuştur. İslâm'da esas olanın kan akrabalığı değil, iman kardeşliği olduğunu açık bir misalle beyân etmiştir. Eğer bir kişinin imanı yoksa, Rasûlullah (s.a.v.)'e akraba olması, hatta onun amcası olmasının bile hiçbir fayda vermeyece-ğini bildirmiştir. Böylece kimsenin babasının, dedesinin veya herhangi bir akrabasının faziletine güvenerek aldanmamasını; sahih bir iman ve salih amellere yönelerek, ihsân seviyesinde bir kullukla kendini kurtarmaya ça-lışmasını telkin etmektedir.
Tebbet sûresinde bahsedilen ebedî zarar ve hüsrândan kurtulmak için yegâne çârenin Allah'ın dinine sarılmak ve bunun için de önce tevhid ve ihlas ile Allah'ı tanımak olduğunu beyân için şimdi İhlas sûresi gelecek-tir:
Bu kıyaslama, bugun için de geçerlidir. Bu milliyetçi, Batıcı ve ithal rejimlerinir ayıbı olarak sırıtmaktadır. Insalla düşünelim: Sorunlarımız daha çoğalmış, kimliğimiz si-linmış ve birliğimiz yitirilmemiş midir? Düşmanlarımız bizi diledikleri yöne şimdi daha çok sürüklemiyorlar mı?
2Sözünü ettiğimiz bu gerçekler iyice araştırılırsa, Ismet Paşa'nın Lozan Konferansın-da elde ettiği başarı konusunda ipucu elde edilebilir. Ismet Paşa, Lozan'da, Osmanlı Devleti'ni ezen kapitülasyonların ve Batı devletlerine tanınan diğer ayrıcalıkların kaldı-rılması başarısını göstermiştir. Peki, savaş meydanlarında İngilizlere karşı hiçbir başarı gösteremeyen İsmet Paşa, acaba Lozan'da bu başarıyı nasıl gösterdi?
Lozan Konferansının dağılıp, siyasî heyetlerin kendi ülkelerine dönmelerinden son-ra, Ingiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, İsmet Paşa'nın başarısındaki gizli sırra işaret et-miştir. İngiliz Parlamentosunda bu konu tartışılırken, bazı parlamenterler Lozan Antlaş-masının sonuçlarına itiraz etmekte, bunun İngilizler için siyasi bir yenilgi olduğunu sa-vunmaktaydılar. Bunun üzerine müsteşar, şöyle demiştir: "Türklerin eski devletleriyle yeni ulusal devletleri arasındaki farkı iyi ölçün."* Yani yeni devlet, geçmişiyle ve lslâm älemiyle ilişkilerini koparmış, kendi içine kapanmış küçük bir devletçiktir. Osmanlı devleti defalarca Yunan'ı yenmiş, Atina kapılarına kadar dayanmıştı, ama yabancılara ta-nınan bu imtiyazları kaldıramamıştı.
Istanbul ve Ankara gazeteleri arasında yaşanan gerginlikten sonra, Istanbul'da bası-lan Vakit gazetesi, sözünü ettiğimiz Lozan başarısının gizli sırlarına değinmişti. Gazete-nin yazarlarından Mehmed Asım 10 Kasım 1923 tarihli başyazısında şöyle diyor: "Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlaş-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
⚫ Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de İslâm şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra İngilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İttihatçılardır. İngilizler, hedeflerini tamamlamak için,
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu iyiliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul-tusunda yapmışlardır. Ingilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak Müslümanların gözünde kahramanlaşmasını istediler. Zira onun İslâm'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
O halde, ben nasıl İngilizlerle anlaşmakla suçlanıyorum? Hakikat şu ki, İngilizler vatanımızı işgal ederek tüm zenginliklerimize el koydular; biz ise, boş ceplerimizle ülke-mizi terketmek zorunda kaldık. Biz, devletin en üst makamlarına yükselmemize rağ-men, devletin olan bir çöpe dahi dokunmadık. Sermayemiz, yoksulluk ve iffetimizden ibarettir. Devletin malını canımız pahasına korumaya çalıştık. İngilizlerin bize tek iyili-ği, İstanbul'dan güvenli bir şekilde ayrılmamızı temin etmeleri olmuştu. Zira o gün Ke-malistler Ali Kemal Bey'i ele geçirerek şehid etmişlerdi. Yanımızda ancak giyeceklerimiz ve birkaç ev eşyası vardı. Geminin ancak üçüncü mevkiine binebildik. Ailemin arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olmasına rağmen, bizi soğuktan koruyacak kışlık giysiler-den mahrumduk.
Ingilizlerin bizi zorla ülkemizden çıkarmamalarına ve çıkarken de bize yumuşak davranmalarına, Kemalistlerin ise ülkeyi bizden temizlediklerine dayandırarak mı bizi vatan haini, ülke satıcısı ilan etmekteler? Madem öyle, ülkeyi Ingilizlerden niçin temiz-lemediler? Bu büyük mutluluğa erişmek için, gerekli güç ve maharetten mi yoksunlar, yoksa ülkeyi Ingilizler'e satan aslında onlar mı? Bizim yoksulluğumuz, güvenilirliğimi-zin en büyük kanıtı olduğu gibi, bazı hasımlarımızın zenginlikleri rakiplerimiz hakkın-da şüphe uyandırmaktadır. Zira onlar bu zenginliklerine, Ingilizlerin ülkeyi işgal etme-lerinden sonra kavuşmuşlardır. Bu acı ittihamdan dolayı, kimse bizi kınamasın. Çünkü onların bize yönelttikleri mantıkla karşılık veriyorum. Bu lūks saraylar onlara babaların-dan mı kaldı?
(Mustafa Sabri)
Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin, hasımlarını cevaptan aciz bırakan sözleri. Sonra. gazetelerden Hindli lider Gandi'nin, Ingilizleri protesto amacıyla oruç tuttuğunu öğreni-yor ve duyguları bir anda alevleniyor. Bunu, yazdığı şiirde şöyle ifade ediyor:
Yent Hind seyht Gandi, meydan okuyucu ölum orucunu tuttu.
Belh, Hind ve Sind'in şeyhülislamı ise ölumün kenarında gezinmekte.
Ancak iki oruç arasında, inkar edilemeyecek acaip ve ebedi bir fark vardır.
O, bulmakla beraber oruç tutmakta, Ben ise Mısır'a geldiğimden beri birsey bulama-
maktan
Onun orucu tum insanların mevzubahsi olurken,
Benim orucumdan ise benden başka kimsenin haberi yok."
Konumuz Gandi değil, ama okuyucunun dikkatini önemli bir noktaya çevirmek is-tiyorum. Medyanın Gandiye büyük ilgisinin asıl nedeni, onun bu tavırlarıyla ülkede In-gilizlere karşı Müslümanların başlattığı İslami cihad hareketine engel olması nedeniyle-dir.
Şeyhulislam Mustafa Sabri daha sonra, Islâm yolunda çektiği sıkıntılara değiniyor:
"Çektiğim tüm sıkıntılar İslam yolunda Ben ölürsem bile, benden sonra o yaşasın Çağdaş Müslümanlara rağmen yaşasın, ki Onlar dinlerini ziyan ettiler, ahtlerine vefa etmediler Benim gibisi ölür bilinmez.
Eğer şeyhleri Hind seyhi olsaydı!"
Abdulfettah Ebu Gudde (Safahat min Sabri'l-Ulema)
Türkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.
bkz. Muhammed Celal Keşk, Hıvar fi Ankara.
6Hadisi, Ahmed, Tirmizi ve lbni Mace, Sehl b. Saad'dan rivayet etmişlerdir.
7Dini Müceddidler isimli kitabımda, bu sözün bir hadis olmadığını açıklamıştım. Bu kitap henüz daha yeni basılmışken, aniden İstanbul'dan ayrılmamız gerekti. Ne yazık ki kitabımın basılmış bir nüshasını almaya vaktim olmadı. 950 adet kitap, Evkaf Matba-asında iken, gazetelerden anladığıma göre Kemalist hükümet tarafından müsadere edil-miştir. Kitap, laiklerin zayıf akıllarıyla eleştirdikleri birçok İslâmi hükmü savunmaktay-dı. Eğer İslâm uleması bu kitabı görebilselerdi, sonra da Kemalistlerin bu kitabı müsade-re ederek yayılmasını engellediklerini bilselerdi, sadece bu husus, onların anlayışlarını düzeltmeye ve işin gerçek yüzünü görmelerine yeterdi. İşte Kemalistlerin ilme göster-dikleri saygı! İşte fikir hürriyeti! Bana ait bir malı ki bir nüshasıəbir Türk lirası idi-
nasıl diledikleri gibi müsadere ettiklerinin açık bir belgesi. Bu kitabın bendeki çok az sa-yısından bir tanesini değerli arkadaşım eski Meşîhakatu'l-lslāmiye vekili Mehmed Za-hid'e hediye etmiştim. O da diğer bir kitabımla beraber (Müctehidlerin Kıymeti) bu ki-tabımı Müslümanların istifade etmesi için Kahire Merkez Kütüphanesine bağışladığını bildirdi. Her ne kadar bu kitapların dili Türkçe ise de umulur ki, istifade edenler olur. (Mustafa Sabri)
Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Osmanlının son döneminde yaşamış en önemli isimler arasındadır. Bir ilim ve fikir adamı oluşunun yanısıra siyasî hayata da atılmış; bu minvalde mebusluk, Dârü'l-Hikmet-i İslâmiye üyeliği, şeyhülislamlık, sadrazam vekilliği gibi görevlerde bulunmuştur.
Osmanlının sonunu gören bu ünlü isim, yeni Türk devletinin, yurdundan uzak yaşamaya mahkûm ettiği isimler arasında yer almaktadır. Nitekim, Mustafa Sabri Efendi, hilafetin sona erişini yurtdışında gözlemiştir. Ona göre, Osmanlı devletinin yıkılışından daha feci olanı, hilafetin yıkımıdır. İslâm toplumunu birbirine bağlayan bu çok önemli halkanın kopması, tek bir ümmetin milli-devlet adacıklarına dönüşmesi demektir aynı zamanda...
Elinizdeki kitap, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendinin bu öngörü içinde yaptığı hilafet savunmasını sergiliyor. Kimi zaman sert, kimi zaman hüzünlü bir üsluba bürünen bu savunma, ayrıca "resmî yakın tarih"e dair ciddi sorular da getiriyor.
Aynı aklın ürünü, aynı merkezden yönetilen ve asırlara yayılan yüzlerce örgüt, küçüklü büyüklü binlerce operasyon, on binlerce aktör... Kökleri Nizamülmülke dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dalları Ergenekon'u sarmalayan yapının tarihi: Çelik Çekirdek.
*Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı?
"Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne?
*Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürk'e kimler götürdü?
*Cumhuriyet'i Osmanlı Derin Devleti mi kurdu? İsmet İnönü, Mustafa Kemal'i nasıl tasfiye etti?
*Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi? Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?
* İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti?
"Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında O, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı?
Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?
*Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire
Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MIT görevlisiule neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?
Bediüzzaman, risalenin ikinci kısmını, 'Fatihanın manevi bir ruhu olduğu'na ilişkin yorumunu hatırlatıyor. Şeyh-i Ek-emriyle yazdığını söyler. (Bu, bize, İbn Arabi'nin, 'her surenin ber'in ilk kadın mürşitlerinden el-Müsenna'nın emrine Fatiha Suara suresi bağışlanır. Ve sözlerinin tüm Doğu ve Batı'yı ku-suresinin verildiğini söyler. Ayrıca, bir vakıasında, kendisine şatacağını anlar. Keza, İbn Arabi'ye hakikati ve ruhu bahşedi len bir başka sure, İlhas'tır. Bir diğeri, Fatiha'dır.) Fetih suresi-nin 28 ve 29. ayetlerinde ise, Bediüzzaman, 'beş gaybi mucize gördüğünü belirtiyor. Bu, risalenin birinci makamının ilk iki kısmında ulaştığı mertebeden sonra kendisine açılan bir sır ol-sa gerektir. İkinci Kısım'da, 'Fatiha'nın manevi emri'nin yanı sı-ra, kelime-yi şehadetin ikinci bölümünün 'dili'yle ve 'ihtar'ıyla yazılmıştır. Birinci İşaret'te, 'bu kainat sahibinin rububiyetinin tezahürüne, sermedi uluhiyetine ve nihayetsiz ihsanlarına', 'külli bir ubudiyet'le mukabele eden Hz. Muhammed (asm)'ın varlığının, 'güneşin lüzumu' gibi zorunlu olduğu belirtilir. Bu girişten anlaşılacağı üzere, bir 'abd-i külli' (insan-ı kamil) ola-rak Hz. Peygamber'den (asm) bahisle, insanın, Allah'ın rububi-yetine karşı nasıl ubudiyetle mukabele edeceği anlatılacaktır. İkinci işaretin başında ise, 'vird'inden söz eder. Bu hususa da-ha önce birkaç kez temas etmiştik. Bediüzzaman'ın, sufiler gi-bí (gibi diyorum, çünkü O'nu sufi olarak nitelemekten çok, mu-hakkik olarak tarif etmek daha doğru olacaktır. Muhakkik, Al-lah'ı tahkik düzeyinde idrak eden kişidir. Bu mertebeye ise, i-mani miracını tamamlamış kamil veliler ulaşabilir.) sürekli o-kuduğu virdleri mevcuttur. Şöyle diyor: "Benim, virdimde her vakit tefekkürle baktığım yirmiden ziyade şehadetlere işaret e-den, 'ümmiliğiyle beraber en ekmel bir din ve İslamiyet ve şe-riatla ve en kavi bir iman ve itikad ve ibadetle ve en yüksek bir davet ve münacat ve dua ile ve en eamm bir tebliğ ve misli gö-rülmemiş harika ve müsmir, en etemm bir metanetle defaten zuhurunun şehadetiyle, Muhammed, Allah'ın resulüdür ve Sa-dıku'l-Va'di'l-Emin'dir. "" İkinci İşaret, bu virdin anlamıyla açılır ve On beş Şehadet'ten oluşur. Allah Resulü, kainat kitab-ı ke-birinin ayat-ı tekviniyesinin hikmetlerini tefsir eden yüksek bir dellaldır. O halde, bu manevi dersin açılımı olacaktır risale.
Zaten, her işaret ve şehadet, Hz. Peygamber'in (asm) risaleti-nin delil ve hikmetlerini beyanla doludur. El-Hüccetü'z-Zeh-ra'nın İkinci Makamı, imani miracını tamamladıktan ve vahyin işaretlerine vakıf olduktan sonra, imanda tahkik düzeyine ulaş-manın arayışını anlatır. Bir bakıma, bu, ulaşılan makamların i-çindeki yüksek tabakalara erişmenin de meyvesidir: "Dünyaya, sırf Halık'ını tanımak, bulmak için gelen seyyah, aklına dedi: 'Biz, her şeyden Halık'ımızı sorduk; güzel, tam cevap aldık. Şimdi, 'Güneşi, güneşten sormak lazım' darb-ı meseli gibi, biz dahi Halık'ımızı, ilim, irade ve kudret gibi kudsi sıfatlarının te-cellileriyle ve meşhud eserleriyle ve isimlerinin cilveleriyle ta-nımak, bulmak için bir seyahat daha yapacağız. "20 Bu risalede, 'muhatabane makam'a ulaşan yolcunun, makamın gerektirdiği dille konuştuğunu da bize gösteriyor. 'Güneşi güneşten' dinle-yen ve O'ndan aldığı marifetle, O'na, bir 'abd-i külli' olarak, O'nun azamet ve kibriyasını yücelten yolcu, 'nun'un 'manevi mucizesinin beyanı'na mazhar olmuştur. Seyyah, arzdan arşa doğru yaptığı bu gezide, 'Yerlerin ve göklerin Rabbi'nin (Ra'd, 13:16) marifetine ulaşmıştır. Bu risale, marifetin meyvesidir. Yolcunun gezisi sürerken, 'ikinci kudsi kelime-yi miraciyye'de yine bir miraç olan namazdan söz eder. Bediüzzaman'a göre, namaz, 'mirac-ı ekberin numunesi'dir. Ve müminin 'hususi mi-racı'dır. Yolcu, her alemde, ilim sıfatıyla, 'Allamu'l-Guyub' olan Halık'ını bulmuştur. Bu, miracının sonucudur. Üçüncü 'kelime-yi kudsiyye'de, Fatiha ve Teşehhüdün hikmetlerinden söz edi-lir. 'Nihayetsiz bir hüsün ve cemal-i sermedinin aynası' olan ka-inatın kokusu, Hz. Peygamber'in (asm) mirac-ı ekberinde aldı-ğı 'tayyibat'ta bulunmaktadır. Her teşehhütte, O'na (asm) salat ve selam edenler de bu güzelliğin iklimine girerler. Ardından varlıkları, tahkik düzeyinden tekrar okur yolcu. Ve müşahede ettiği on beş 'parlak' delili nakleder. Delillerin sonunda, Bedi-üzzaman, 'cem-i ezdad'tan (zıtların birliği, bize, bu düzeyde muttali olunan sırların, tümüyle, İlahi hakikatlerin inkişafı ve tecelliler olduğunu gösterir) söz eder ve 'Kudret' sıfatının teza-hürlerini temaşa etmek üzere, tekrar basamaklarla yükselme-ye başlar. Bediüzzaman'ın 'dehşetli mesele' dediği Kudret tecel-lileri, 'şuhudi bir yakinle' anlatılırken, geleneksel irfani sözlü-ğün hemen tüm ıstılahları kullanılır: "Vacibu'l-Vücud'un hadsiz
kudret-i ezeliyesi, bir tek mümküne vücut vermesi kolaylığın-
20. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 1143.
21. Bu kez, 'Dokuz' basamak anlatılmıştır. Bu rakamın da manevi bir atfa sahip oldu-ğunu belirtmemiz yerinde olacaktır.
52. ASLIN İFASI (YERİNE GETİRİLMESİ) KABUL OLMADIĞI HALDE BEDELİ İFA OLUNUR.
Bir şey'in aslını ödemek edâ sayılırsa, bedelini ödemek kazá olur. Bu bakımdan aslını ödemek mümkün olduğu müd-detçe bedelini ödeme cihetine gidilemez.
Örneğin:
a) Gasb olunan bir malı aynen duruyorsa sâhibine olduğu gibi iadesi lâzım gelir. Aynı telef olmuşsa, o takdirde varsa misii yoksa bedeli ödenir.
b) Bir evin bir ay îcarla tutulmasında hilâl asıldır. İster-se hilâl 28 günde tamamlanmış olsun. Ama ayın ortalarında îcar edilirse, o zaman ay 30 gün itibar edilerek ödenir.
53. BİZZAT TECVİZ OLUNMAYAN ŞEY BİTTEBA' TECVİZ OLUNABİLİR.
Meselâ:
a) Alıcı, satın aldığı şey'i, teslim almaya satıcıyı vekil ede-cek olursa, bu câiz olmaz. Ama satın aldığı zahireyi ölçüp koy-mak için satıcıya çuvalı verse, o da zahireyi çuvala koyacak olursa, bu zımnen ve teb'an teslim alınmış sayılacağından câ-iz olur. Çünkü satıcının malı teslim almada alıcıya vekil olma-sı doğru olmaz; ancak zımnen ve hükmen câiz olabilir.
b) Görmediği bir şey'i satın alıp teslim alınmasına birisi-ni vekil edecek olur; vekîl de henüz malı görmeden «Ben gör-me muhayyerliğini iskat ettim» derse müvekkilinin görme mu-hayyerliği sâkıt olmaz. Ama vekil görüp de malı teslim alacak olursa, artık müvekkilinin görme muhayyerliği sâkıt olur. (Bu İmâm Ebû Hanife'ye göredir. İmâmeyn bu hususta muhalif kalmışlardır.)
Umumun hak ve düzeniyle ilgili olmıyan mes'ele ve mua melelerde, başlangıçta câiz olmadığı halde, bir mahzur yok sonuç itibariyle câiz olabilir. sa
Meselâ:
a) Hisse-i şâyialı olan bir malı bu şekliyle başlangıçta hi be etmek câiz değildir. Fakat hibe olunan bu malın şâyi hisse sini müstehak olan kimse zaptedecek olursa, geri kalan kısım-da hibe hükümsüz olmaz; kendisine hibe edilenin malı olarak kalır.
b) (A), (B) ye bir ev hibe ettikten sonra yarısına rücú eder, yâni yarısının hibesinden vazgeçer de ev ikisi arasında şâyialı olursa, bu, hibenin devamını ve bakasını men'etmez.
<<Bakâ ibtidadan esheldir» kaidesi de bunun tamamlayı-cısı ve îzâhı mahiyetindedir.
55. TEBERRÛ, ANCAK KABZ (TESLİM ALMAK)LA TAMAM OLUR.
Meselâ :
(A), (B)'ye bir şey hibe etse, teslim alınmadan önce hibe tamam olmaz. Çünkü hibe de îcáb kabul ve kabzı gerektiren bir akittir. Sadaka da böyledir.
56. LİDERİN HALK ÜZERİNDEKİ TASARRUFU MAS-LAHATA BAĞLI VE ONA DAYANIR.
Bu bakımdan İslâm fıkhına göre Sultan, kaatili afvedip kı-sas olunmaktan kurtaramaz.
Kâfirlerden başkası içkiyi helal saymaz. Kim içkiyi helal görürse ben dünya ve ahirette ondan uzağım."
Ata b. Yesar anlatıyor:
Kabu'l-Ahbar, kendisine "Tevrat'ta içki yasağı var mı?" diye soran bir adama şu cevabı verdi:
Tabii ki var. Kur'an-ı Kerim'de geçen;
Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
"Ey iman edenler! Şarap, kumar, putlar ve fal okları Şeytan işi pisliktir. Bunlardan sakının ki kurtuluşa eresiniz anlamındaki ayet Tevrat'ta şu şekilde geçer:
Biz hakkı; batılı yok etsin, oyunu, çalgı aletlerini ve içkiyi ortadan kaldırsın diye indirdik. İçki içenin vay haline!
Allah izzet ve şanına yemin ederek buyuruyor ki:
Dünyada iken içki içeni kıyamet günüde ölümüne susatacağım, ha-ram olduğu için içki içmeyene de cennet pınarlarından su içireceğim.
Fakih anlatıyor:
İçki içmekten sakının. Çünkü onda on tane kötü özellik vardır:
1. İçki içen kimse deli gibi olur. Dolayısıyla çocukların oyuncağı ha-line gelir ve akıllı kimseler kendisini kınarlar.
Nitekim İbn Ebi dünya bununla ilgili bir olay anlatır ve şöyle der:
Bağdat sokaklarında dolaşırken sokakta küçük abdestini bozan bir sarhoş gördüm. Bu kişi sidiğini avucuna alıp orasına burasına sürüyor ve şöyle diyordu:
eyle! Allah'ım beni tövbesi kabul olanlardan ve tertemiz olanlardan
Şöyle bir olay daha anlatılır:
Sarhoşun biri yol kenarına kusmuştu. Bir köpek gelip onun ağzını burnunu yalıyor o ise köpeğe şöyle diyordu:
2. İçki içen kimse malını boşa harcamış ve aklına zarar vermiş olur. Nitekim Hz. Ömer Resulullah (sav)'ine içki hakkında soru sorarken söyle demiştir:
Ey Allah'ın Resûlü! Aklı yok eden ve malın boşa harcanmasına sebep olan içki hakkında bize görüş bildirir misin?
3. İçki içmek kardeşler ve arkadaşlar arasında düşmanlığa sebep olur. Nitekim konu ile ilgili olarak Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
"Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak ister.
4. İçki içmek onu içen kişiyi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoyar. Nitekim yukarıdaki ayetin devamında Allah şöyle buyuruyor:
Ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoyuyor. Hâlâ vazgeçmeyecek misiniz?
"Sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?" Bu ayet inince Hz Ömer; "artık vaz-geçtik ya Rabbi" dedi.
5. İçki içmek zinaya sebep olur. Çünkü içki içen kişi farkında ol-madan karısını boşayabilir.
6. İçki bütün kötülüklerin anahtarıdır. Çünkü içki içenin gözünde bütün günahlar basitleşir.
7. İçki içen kimse hafaza (koruyucu) meleklerini pis kokulu olan ve içinde günah işlenen yerlere sokmak suretiyle onlara eziyet etmiş olur. Halbuki hiç kimsenin kendisine eziyet etmeyene zarar vermesi doğru de-ğildir.
8. İçki içen seksen sopa ceza almayı hak eder. Eğer dünyada iken bu cezaya çarptırılmamışsa kıyamet gününde anne babasının ve sevdiklerinin gözleri önünde ateşten kamçılarla kendisine seksen sopa vurulacaktır.
9. Semanın kapılarını kendisine kapatmış olur. Çünkü kırk gün sü-reyle yaptığı iyilikler ve duaları kabul olunmaz.
10. Kendini tehlikeye atmış olur. Çünkü ölürken imansız gitme-sinden korkulur.
Bu saydıklarımız onun dünyada karşılaşacağı cezalardır.
Hulása, onlar gururlarının hükmüyle murşıdı insafa da'vet ettiler. Huda ve hileleriyle iki yüzlü bir konuşmada bulundular. Şöyle ki: "Ey mürsid! Bizleri süfeha zannetme. Bizler süfeha gibi olamayız. Ancak hális mü'minlerin yaptıkları gibi yapıyoruz" diye mürşidi kandırmak istediler. Halbuki kalblerinde "Bu fakir ve kıymetten suküt eden mü'minler gibi değiliz." gibi baska bir ma'na yı ızhår etmişlerdir.
Hulása, آئين lafzında onların fesadlarına, ifsadlarına, gururlarına ve nifaklarına gizli birer remiz vardır. :كما أن التقماً Yani, "Kamil zannettiğiniz mü'minler, nazarımızda zelil ve fakir bir cemaattir. Onların her birisi bir kavmin sefihidirler."
O kamil mü'minlerin tecviz ettiği kıyåsta birkaç işaret vardır. Birincisi: Mecmaü'l-mesâkin, melceü'l-fukara, hakkı himaye, hakikati muhafaza, gururu men', tekebbürü def eden, yegâne İslâmiyet'dir. Evet, kemål ve şerefin mikyası İslâmiyet'dir. İkincisi: Nifakı intâc eden garaz, gurur, tekebbürdür. Üçüncüsü: İslâmiyet, ehl-i dünya ve ashâb-ı merâtib ellerinde tahakküm ve tagallübe vesile olamaz. Ancak sâir dinlerin hilafına olarak, ehl-i fakr ve håcet elinde ihkak-ı hak için kırılmaz elmas bir kılıçtır. Bu hakikate tarih güzel bir şâhiddir.
Kış tanrıçasının kim olduğunu kim bilir?
Kerim'in, nifåkın aleyhine kesretle yaptığı şiddetli tehdidler ve takbihlerin sebebi, ancak ve ancak âlem-i İslâmın nifåk şu'belerinden gördüğü darbelerdir. (T) ikāz åleti olup, sefâhetlerini teşhir ve efkår-1 ammeyi sefähetlerine istişhâd etmek için zikredilmiştir. Hakikati göstermek için bir ayna ve hakikate delâlet için bir delil vazîfesini gören (3) lisân-ı hâliyle, "Hakikate bakınız, onların zahiri safsatalarının aslı yoktur, aldanmayınız" diyor. Hasrı ifade eden (2) kelimesi, nefislerine iddia ettikleri tezkiyeyi red ve mü'minlere isnåd ettikleri sefâheti def eder. Yani bir lezzet-i fåniye için âhiretini terk eden, sefihtir. Bâkî bir mülkü, hevesât-1 fåniyesinin terkiyle satın alan, sefih değildir.
Çünki, Yahya, atın yakınında bulunuyordu. Onu, atın çiğneme-sinden korktum!» (227)
«O sırada, başımı göğe doğru kaldırıp baktığımda (228), gölgelik, bulut gibi bir şey gördüm ki, içinde kandillere benzeyen şeyler vardı.
Nihayet, o da, göğe doğru çekilip gitti. Artık, onu, göremez ol-dum!» dedi. (229)
Resûlullâh Aleyhisselâm «Bilirmisin onlar nedir?>> diye sordu.
Üseyd b. Hudayr «Hayır! Bilmiyorum!» dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm «Ey Üseyd! (230) Onlar, Meleklerdil
(231) Senin sesine yaklaşmışlardı. (232)
Seni dinleyorlardı. (233)
(222) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 1, s. 548-549 Sahih c. 6, s. 106, Müslim (
223) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, s. 548
(224) Buhari Sahih c. 6, s. 106
Sahih c. 1, s. 548 (225) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim
(226) Buhari Sahih c. 6, s. 106
Sahih c. 6, s. 106, Müslim (227) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 1, s. 548-549
(228) Buhari Sahih c. 6, s. 106 (229) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih o. 6, s. 106, Müslim Sahih c. 1, s 548 ( 230) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(231) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buharî Sahih c. 6, s. 106, Müslim Sahih c. 1, s. 549 (232) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(233) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, s. 549
Eğer, okumağa devam etseydin, sabaha kadar seni dinlerler, in-sanlar da, kendilerini seyr ederlerdi, onlar, insanlardan gizlenmezler-di! buyurdu. (234)
**
Peygamberimiz, Eshabdan Muaz b. Cebel'e «Sana bir düa öğrete-yim mi ki, onunla düa edince, üzerindeki borcun Sebîr dağı gibi de, olsa, Allâh, o borcu ödettirip seni, ondan kurtarsın?» buyurup (Kulil-lâhümme Mâlikelmülki tü'tilmülke men teşâü ve tenziülmülke mim-men teşâü ve tüızzü men teşâü ve tüzillü men teşâü bi yedikelhayrü inneke alâ külli şey'in Kadir.
Tûlicülleyle finnehåri ve tûlicünnehåre filleyli ve tuhricülhayye minelmeyyiti ve tuhricülmeyyite minelhayyi ve terzuku men teşâu bi gayri hisab) (Al-i İmrân: 26-27) Âyetlerini okudu.
Hayvanı hırçınlaşan veya inadlaşan kimse, hayvanının kulağına şu (Efegayre dînillâhi yebgune velehû esleme men fissemâvâti vel'-ardı tav'an ve kerhen ve ileyhi yürcaûn.) (Al-i İmrân: 83) Ayetini okusun.>>>
Bir Hadis-i şerifde de «Gemiye binecekleri zaman (...Bismillahi mecrâhâ ve mürsâhâ inne Rabbi legafürurrahîm.) (Hud: 41)
(Ve kaderullah hakka kadrihi vel'ardu jemian kabzatuhů evmelkiyameti vessemayavyatu matwiyyatun biyeminihî subânehû ve teâlâ ammâ ushriqun.) (Zümer: 67)
Âyetlerini okumaları, benim ümmetim için, boğulmaktan emândır!» buyrulmuştur.
Rivâyete göre büyülenen bir kimse için, bir kâsenin içine su konulur, suyun üzerine (Felemmå elkav kale Mûsâ mâ ci'tüm bihis-sihrü innallâhe seyubtiluhû, İnnallâhe lâ yuslihu amelelmüfsidîn. Ve yuhıkkullâhelhakka bikelimâtihî velev kerihel mücrimûn.) (Yûnüs: 81-82)
(234) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 6, s. 106, Müslim Sahih c. 1, s. 549
Ücret mukavele edilmeyerek bir şahıs bir kimsenin talebi üzerine ol kimseye hizmet ettikde ücret ile hizmet eder ma-kuleden ise ecr-i misil alır, değilse bir şey alamaz.
MADDE 564 Bir kimse bir şahsa mikdar beyan etmiyerek filân işi gör sana ikram ederim deyip o dahi îfây-ı hizmet eylese ecr-i misle müstehik olur.
MADDE 565 Ücret tesmiye olunmaksızın amele istihdam olun-dukda gündeliği ma'lûm ise ücret-i ma'lûme ve değilse ecr-i misli verilir. Buna mümâsil esnafın muameleleri dahi bu vechiledir.
MADDE 566 Kryemiyattar lâaletta'yin bir şey verilmek üzre ecir ile akd-i icare olundukda ecr-i misil lâzım olur.
Meselâ, bir kimse birine gel bana şu kadar gün hizmet et, sana bir çift öküz alıvereyim dese öküz i'tası lâzım gelmeyip ecr-i misli lâzım gelir; fakat âdet olduğu üzre elbise yapılmak üzre süt ana istîcarı caiz ve elbisenin nasıl olacağı vasf ve ta'rif olunmadığı takdirde evsat derecesi lâzım olur.
MADDE 567 - Hademeye hariçden verilmiş olan bahşiş ücrete mah-sub edilemez.
MADDE 568 Bir ilim ya san'at ta'limi için üstad isticar olun-dukda eğer müddet beyan olunursa icare müddet üzerine münakid olur. Hatta üstad ta'lime hazır ve müheyya bulunmak ile ücrete müstehik olur, şakird gerek teallüm etsin ve gerek etmesin.
Ve eğer müddet beyan olunmazsa icare fâsid olarak mün'akid olur. Bu suretde şakird teallüm ederse üstad ücrete müstehik olur ve illâ ücret alamaz.
MADDE 569 Bir kimse meselâ oğlunu san'at öğrenmek için us-taya verip ehadühüma âhara ücret şart etmedikleri halde çocuk san'at öğrendikden sonra yekdiğerden ücret mutalebe etseler örf ve adet-i belde ne ise anınla amel olunur.
MADDE 570 Bir karye ahalisi bir hoca yahut imam ya müezzin isticar edip anlar dahi ifa-yı hizmet eyleseler ücretlerini ol karye ahalisinden alırlar.
MADDE 571
Binnefs amel etmek ya'ni kendi işlemek üzre isti-car olunan ecîr kendi yerinde başkasını kullanamaz.
Meselâ, bir kimse bir cübbeyi şu kadar kuruşa terzi kendi eliyle dikmek üzre pazarlık ettikde terzi anı âhara diktiremeyip kendisi dikmek lâzım gelir ve âhara diktirdiği takdirde telef olsa zâmin olur.
Mutlak olarak mukavele olunduğu suretde acir kendi MADDE 572 yerinde başkasıı kullanabilir.
MADDE 573 Müste'cirin ecire bu işi yap demesi ıtlaktır.
Meselâ, bir kimse terziye bizzat yahut kendin diye takyid et-meksizin şu kadar kurusa bu cübbeyi dik deyip de mukavele ettik-de terzi anı kalfasına yahut diğer bir terziye diktirse ecr-i müsem-maya müstehik olur ve bila teaddin cübbe telef olsa zâmin olmaz.
MADDE 574 Amelin tevabiinden olup da ecîr üzerine şart kılın-mayan her ne olursa olsun bunda örf ve âdet-i beldeye itibar olunur.
İplik terzinin olmak üzere âdet olduğu gibi.
Yükü haneye idhal etmek hammala lâzım olup am-MADDE 575 ma mahalline koymak anın üzerine lâzım değildir.
Meselâ, yükü üst kata çıkarmak ve zahireyi ambara dökmek hammalın borcu değildir.
MADDE 567 Ecîre yemek vermek müste cire lâzım olmaz. Meğer-ki örf-i belde ola.
MADDE 577 Bir dellâl bir malı gezdirip de satamasa badehu sa-hibi sattıkda ol dellâl ücret alamaz ve diğer bir dellâl sattığı tak-dirde ücret-i dellâliyeyi kâmilen ikinci dellâl alıp evvelkisi bir şey alamaz.
MADDE 578 Bir kimse malını dellâla verip şu kadar kuruşa sat dedikde dellâl andan ziyadeye satsa ol ziyade dahi mal sahibinin olup dellâl ücret-i dellâliyesinden başka bir şey alamaz.
MADDE 579 Bey'de dellâl dellâliyesini aldıkdan sonra bir müs-tehık çıkıp da mebîi alsa yahut ayıb ile mebi reddolunsa dellâliye istirdad olunamaz.
MADDE 580 Bir kimsenin tarlasındaki ekini biçmek üzre şu ka-dar kuruşa isticar eylemiş olduğu orakçılar ekinin bir mikdarını biçdikleri halde dolu yağmakla yahut başka bir kaza zuhuriyle eki-nin ma'dâsı telef olsa ecr-i müsemmadan biçdikleri ekinin hissesine isabet eden mikdarı alabilip bâkisini alamazlar.
MADDE 581 Süt ana hasta oldukda fesh-i icare edebildiği gibi böyle hasta ya gebe olur yahut çocuk anın memesini almaz veya sütünü istifrağ eylerse müsterzi dahi fesh-i icare edebilir.
Harf sırasıyle tertib edilen bölümde geçen 1017 ve 1081 numaralı Hadis-i Şeriflerin aynıdır.
Raviler de aynı..
Otuz Birinci Ders: Yüce Tanrı'yı Anmanın, O'nu Övmenin ve Şükretmenin Erdemi
1-6 Allah Teala şöyle buyurdu: Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin ve O'nu sabah akşam tesbih edin. Ve Allah Teala şöyle buyurdu: Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için ibretler vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve derler ki: "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın. Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." Ve Allah Teala şöyle buyurdu: "Öyleyse ben seni andığım gibi sen de beni anın ve bana şükredin."
Nankörlük etmeyin. Allah Teala buyuruyor ki: Kime şükrederseniz, elbette onu artırırım. Allah Teala buyuruyor ki: "Ve deyin ki: "Hamd Allah'a mahsustur." Allah Teala buyuruyor ki: "Ve onların son duaları: "Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur."
OTUZBİRİNCİ DERS
ALLAH'I ZİKRİN FAZİLETİ ONA HAMD VE ONA ŞÜKÜR O AZİZDİR VE CELİLDİR
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<>
Derler ki:
**
Sabah Akşam, kelimeleri, bütün vakitlere şamildir.
AHZAB suresinin 41. ve 42. âyetidir.
2) Ve şöyle buyurdu:
«Hakikat, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde (ve uzayıb kısalmasında) temiz akıl sa-hibleri için elbet ibret verici deliller vardır..>>
esma-i cemaliye ve kemaliye أسماء جمالیه و کمالیه Allah'ın (c.c.) cemal ve kemal sıfatlariyle ilgi li isimler, Allah'ın (c.c.) sonsuz iyilik ve güzel likleriyle ilgili (cemaliye) ve sonsuz mükem mellikleriyle ilgili (kemaliye) isimler. Allah'a (c.c.) ait isimler
esma-i Fatır أسماء فاطر : Yaratıcının isimleri esma-i filiye أسماء فعليه : Allah'ın (c.c.) yaptığı
işleriyle ilgili isimleri (Gaffar: af edici, Rez zak: rızık verici, Muhyi: diriltici, hayat verici, Muhsin: iyilik eden, cömert gibi)
esma-i hüsna أسماء حسنى : Allah'ın (c.c.) muba rek ve güzel isimleri
İlahi İsimler: Allah (c.c.) Allah'ın ismidir.
esma-i kudsiye أسماء قدسيه : )Allah'a (c.c.) ait kutsal isimler
İlahi İsimler: Allah'ın (c.c.) kutsal isimleri vardır.
İlahi İsimler: (Allah (c.c.) tertemiz kutsal isimlerdir.)
esma-i külliye أسماء كليه : )Allah'a (c.c.) ait kul li isimler, bütün varlıkları kuşatan isimler, bütün varlıklar dünyasında iş ve eserleriyle kendini belli eden isimler (bak. esma-i fiiliye)
esma-i meşhure أسماء مشهوره : )Allah'a c.c. ait) çok kimselerce bilinen isimler (Allah, Rab, Rahman, Rahim, Kerim gibi)
esma-i mevsule أسماء موصوله : Arapçada o şey ki, o kimse ki" månalarına gelen kelimeler, zamirler
esma-i mevsule ve mübheme أسماء موصوله و مهمه : )esma-i mevsule ve esma-i mübheme) Arabçada "o şey ki, o kimse ki" månalarına gelen kelimeler, zamirler, (esma-i mevsule) ve kimi veya neyi gösterdiği belirsiz (müb-hem) olan kelimeler, zamirler (bazıları, kimi, bir çoğu, bir kaçı, öbürleri gibi (esma-i müb-heme))
esma-i mukaddese أسماء مقدسه : )Allah'a c.c. ait) mukaddes (kutsal) isimler
esma-i mutlaka-yı İlahiye أسماء مطلقة إلهيه : bu tün varlıklar dünyasında kendini belli eden Allah'ın (c.c.) sınırsız isimleri. (Kadir: sonsuz kudret sahibi, Alim: sonsuz ilim sahibi, her şeyi bilen gibi.)
esma-i muhita أسماء محيطه : bütün varlık dün-yalarında kendini belli eden (Allah'a c. c ait) osayıcı ve sınırsız isimler
sa-i mübareke أسماء مباركه : )Allah'a c. c ait( mübarek isimler
bağlantısı ile mâna kazanan kelimeler. (o sey, esma-i mübheme أسماء مبهمه : )arapçada) tek başına manası belirsiz olan ve cümle içindeki o kimse ki bir çoğu, bazıları, kimileri gibi)
esma-i Nebevi أسماء نبوی : Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait isimler (Muhammed, Ahmed, Ah yed, Muhtar, Mustafa gibi)
esma-i nuriye أسماء نوريه : )Allah'a c. cait) nurlu (güzel ve mübarek) isimler
esma-i Rabbaniye أسماء ربانيه : Rabbe ait isim-ler, herşeyin gerçek sahibine (Allah'a cc) ait isimler
esma-i Sani أسماء صنع : Yaratıcının isimleri
esma-i sitte أسماء منه : )Allah'a (c.c.) ait, ism-i a'zam månasında) altı isim (Ferd, Hay, Kay-yum, Hakem, Adl, Kuddus) isimleri üstad Bediüzzaman'a ait Esma-i Sitte Risalesi olan Otuzuncu Lem'a başlığı altında Lem'alar adlı kitapta bu mübarek isimler açıklanmıştır.)
Esma-i Sitte Risalesi Yılın İsimleri Mesajı Si : )bak. es-ma-i sitte)
esma-i sitte i meşhure أسماء سنة مشهوره : )Allah'a c.c ait) meşhur (çok bilinen) altı isim (bak es-ma-i sitte(
esma-i Sübhaniye أسماء سبحانيه : Sübhan (her bakımdan kusursuz) olan Allah'ın (c.c.) isim-leri, Allah'ın (c.c.) "Sübhan" olduğunu belir-ten isimler (Samed, Kuddus, Selâm, Ali, Celil, Kayyum, Gani, Aziz gibi)
esma-i Üstad أسماء استاد : Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin (r.a.) isimleri
esma-i zatiye أسماء ذائيه : Allah'ın (c.c.) kendi zâtiyle ilgili isimler (Allah, Ehad, Samed, Vâ-cib-ül Vücud)
esma-ül ezdad أسماء الأضداد : zid isimler, må-naları birbirine ters ve çelişkili olan isimler (nizam-düzensizlik, rahmet-merhametsizlik, adalet-haksızlık, güzellik-çirkinlik gibi)
lerinin hakkı için, "tå kıyamet müntesir ol sun, uyûn-u ehl-i hakk bulsun cila": kıyamete kadar yayılıp yayınlansın da Cenab-ı Hakkı tanıyanların gözleri seviçle parlasın
esnaf - masnuat أصناف مصنوعات : sanatlı olarak yaratılmış varlıkların çeşitli türleri
Esnaf seslendi:
çeşitli insan toplulukları
esnaf- salihin اصناف صالحين : salih Islam di nine bağlı, iyilik yapan, kötülükten sakınan) insanların çeşitli grupları
esnafi tabiin Takipçilerin kategorileri: Hz. Muhammed'i
(a.s.m.) hayatta iken tanımamış olup O'nun sahabelerini tanıyan ve sahabelere tabi olan ların çeşitli grupları
esnafı tezeyyūnat أصناف تزينات : güzel ve san'atı yaratılmış varlıklardaki )süslenip be zenmenin her çeşidi
esnaf-ı tezeyyünat ve tebessümat اصناف تزينات
و تبسمات : )güzel ve san'atlı yaratılmış varlık-lardaki) süslenip bezenmeler (tezeyyünat) ve gülümser gibi görünüşler (tebessümat)
esrar- huruf
esnaflık اصنافق : sanat veya ticaretle uğraşma, esnaf olma durumu
esnam أصنام : sanemler, putlar
esrar اسرار : sırlar gizli, kapalı ve bilinmesi zor gerçekler
esrar- acibe أسرار عجبه : hayret verici sırlar, hayret verici gizli gerçekler ve mânalar
esrar belägat أسرار بلاغت : belägat sırları; konu, gaye ve dinleyicilerin durumuna en uygun olan, hem doğru ve hem de güzel söz söyleme sanatının gizli gerçekleri
esrar-ı beyaniye اسرار بيانيه :mecaz, teşbih, is-tiare, kinaye gibi edebi san'at ve ifade şekille-rini inceleyen "beyan ilmi"nin herkesçe bilin-
meyen incelikleri
esrar-ı cehennem اسرار جهنم : cehennemin sır-ları, cehennemin bilinmeyen gerçekleri
esrar-ı cehennem ve cinan أسرار جهنم و جنان :ce hennem ve cennetin gizli gerçekleri
esrari cihan أسرار جهان : dünyanın ve kâinatın sırları; tabiattaki varlıkların ve olayların bi-linmeyen tarafları
esrar- cinan أسرار جنان : cennetlerin sırları, cennetlerin bilinmeyen gerçekleri
esrari din أسرار دين : dinin kapalı kalan ve her-kesçe bilinemeyen gerçekleri
esrari ezel أسرار أزل : ezel sırları zelden beri var olan ve bilinmez olan gerçekler
esrar-ı gayb(iye( أسرار غيب : gaybe ait sırlar,
çoğu kimseler için kapalı ve bilinmez gerçek-ler
Kur'an'da Gaybın Sırları
Kur'an'daki gaybe ait sırlar, Kur'an'da bulu-nan geçmiş ve gelecekle ve manevi dünyalarla ilgili ve çok kimselerin bilmediği gizli gerçek-ler
esrar-ı güna gün اسرار گوناگون : türlü türlü sır-lar, türlü türlü gizli ve kapalı gerçekler
esrar-ı Hak أسرار حق : Cenab-ı Hakka (c.c.) tanı-makla ilgili sırlar
esrar-ı hak أسرار حق : )İslam, iman ve Kur'an'la ilgili) gerçeğin sırları, bilinmeyen tarafları
- 1063 - İlk Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul Bey öldü.
1933 - İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1944 - Bediüzzaman Said Nursî Denizli'den Emirdağ'a sürgün edildi.
1950 - Türkiye, NATO'ya başvurdu.
AĞUSTOS
01
CUMA
7 1447 DAHA GÜVENLİ
RUMI: 19 TEMMUZ 1441
HIZIR: 88
Namazda ruhun ve kalbin büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.
BİR AYET
Allah'tan korkun ve bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.
Bakara: 194
BİR HADİS Allah bir topluluk hakkında bereket dilerse onlara cömertlik ve tok gözlülük nasip eder.
nete girmesi için izin verecek ve Dile (ne diler-sen!)' diyecek. Adam dileyecek. Öyle ki, hiçbirar-zusu kalmayacak. Allah yine de 'Şunları şunlan da iste!' deyip, istemesi gereken şeyleri zikredecek. Böylece istenecek şeyler bitince Allah Teâlâ haz retleri, 'Bütün bunlar, bir misliyle sana verilmiş-tir!' buyuracak." Ebu Said der ki, "Resulullahın (asm), "Bütün bunlar, on misliyle birlikte sana verilmiştir!" dediğini işittim."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 5072.
***
Niyet
Enes (ra) rivayet ediyor:
Allah, niyeti ahiret olana dünyayı verir, ama niyeti dünya olana ahireti vermez.
Eğer dünyanın Allah katında sivri sinek ka-madı kadar değeri olsaydı, kâfire ondan bir yudum su dahi içirmezdi.
Tirmizi, Zühd: 13; İbni Mâce, Zübd: 3.
***
İlk bakışta, hadisten dünyanın her bakımdan çok değersiz, hatta bir sivri sinek kanadından dahi değersiz olduğu anlaşılmaktadır. Oysa meselenin aslına inildiğinde hiç de öyle olmadı-ğı görülür. Bir kısım ard niyetli veya dikkatsiz kimseler tarafından yanlış anlaşılan, Hatta inkâr edilen bu ve buna benzer hadisler hakkında Yirmi Dördüncü Söz'ün On İkinci Aslı'nda genel bir izah yapan Bediüzzaman, bu hadisi "en ziya-de insafsızların zihnini kurcalayan" hadis olarak Vasıflandırır ve bir izahını yapar. Bu izahlar ışı-ğında bu hadisi şöyle açıklayabiliriz.
Bediüzzaman, "Allah yanında" manasına gelen "İndallah" tabirinin "ebedî âlem" olduğu-nu söyler. Buna göre dünyanın Allah indinde sinek kanadı kadar değerinin olmaması, ebedî âlem olan ahiret âlemine nispetledir. Evet, için-
Bir sohbet meclisinden sonra Bosna-Hersek'teki yaraların sarılması için yardım toplanmıştı. Herkesin kendi adına belli bir yardımda bu-lunduğu mecliste, Musa Efendi, büyük bir meblâğ uzatmış ve;
"-Bir dostun buraya verilmek üzere fakire emâneti!" diyerek takdim etmişti. Ehl-i basîret müstesnâ, orada bulunanlara bu ifade, verilen parayı meclise gelemeyen birinin gönderdiği intibâını uyandırmıştı. Ancak onun emânet dediği kendi malı, dost dediği de Cenâb-ı Hak idi...
Musa Efendi, birine herhangi bir ikramda bulunacağı zaman, o ikrâmın muhtaçtan önce Allâh'ın kudret eline geçeceği şuuruy-la, büyük bir nezâket ve titizlik gösterirdi. Verilecek meblağı bir zarfa koyar, üzerine de;
"Muhterem, filân efendi! Hediyemizi kabul ettiğiniz için teşekkür ede-riz..." şeklinde, son derece zarif ifadeler nakşederek takdim ederdi.
Mutlaka riyazat hå-linde yaşayın ve Allah'ın verdikleri-ni, yine Allah için infåk edin!
Riyázat hâliniz sadece üç aylara ve Ramazân'a mahsus olmasın! Onu, hayatınızın her safhasına yayın ve ihtiyaç fazlasını Allah yolunda infåk edin!
Şunu iyi bilin ki;
Dolmabahçe veya Topkapı Sarayı'nda bile yaşasanız, yine riyazatla yaşamaya mecbursunuz. Onun için malı da mülkü de ancak kalbinizin dışında taşıyın.
Eğer ihtiyaç fazlasını Allah yolunda infâk etmezseniz, Allâh'ın verdiği nimetlere karşı nankörlük etmiş olursunuz.
Unutmayın ki,
Infâk edilmeyen nimetler ziyân edilmiş demektir. Ziyân edilen ni-metler de hesabı çok ağır birer âhiret vebâlidir.
[Cömertlik, ancak israfa düşülmezse değerlidir. Nasılsa bolca cö-mertlik yapıyorum diye kendi yaşayışında israfa düşen kimseler, şeytana aldanmış demektir. İdrâk eden için şu îkâz-ı ilâhî, ne kadar dehşetlidir:
Bu hususta ölçüyü, bulunduğumuz toplumun gafletinden değil, as-hâb-ı kirâmın faziletli yaşayışından almalıdır. Çünkü Peygamber terbiyesini yansıtan en güzel ve gerçek ölçü, onlardadır.]
Kâinatta canlı-cansız, kürelerden zerrelere kadar, bütün mahlûkātı tefekkür ettiğimizde, her şeyin muntazam bir şekilde yaşadığını ve seyrettiğini müşâhede ederiz.
Bu saltanat-ı ilâhiyye karşısında eşref-i mahlûkat olan insanoğlu; dağınık, saatsiz, nizamsız olmayıp, her işini vaktinde, saatinde icrâ etmelidir.
17100. Kızgınlık acımasızdır, öfke de sel gibidir, ama kıskançlığın önünde kim durabilir?
17101. Kibirden ancak kavga çıkar, ama iyi öğüdü dinleyenin yanında hikmet vardır. 17102. Kim babası ya da anasına ilenirse, onun çırası koyu karanlıkta söndürülür.
17103. Kim doğruları kötü yola saptırırsa, çukuruna kendi düşer.
17104. Kim yoksula verirse, onun eksiği olmaz; ama kim ondan yüz çevirirse, o çok lânet alır.
kazanmak için öğrenecektir. Sonra ilim yoluyla var-mak istediği hedefleri elinde tutan da Allah'tır. Her ne kadar rızası dışında öğrenmeye yeltense de Allah dilemedikçe maksatlarına ulaşamayacaktır.
İlmi başka maksatlarla öğrenmek ilmin şanına da yaraşmaz. Böyle bir hareket kudsî maksatlarla öğre-nilmesi gereken ilmi basit, değersiz metalar seviye-sine düşürmek manasına gelir. Herşeyden önce ilme hakarettir.
İlmi Allah için öğrenmenin şartı, ilmi Allah em-rettiği için öğrenmektir ve onu Allah'ı daha iyi tanı-maya, yani marifetullaha vesile yapmaktır. Bu bü-tün ilimler için geçerlidir.
İlmi Allah için öğrenmenin şartı, onunla hem kendimize, hem topluma, hem de insanlığa yararlı hizmetler yapabilmek, insanlığın zararına kullan-mamaktır. Gösterişten, şöhretten uzak kalmaktır. Allah'ın rızasına uygun olan da, ilmin şanına lâyık olan da budur.
FAYDALI İLİMLERİ ÖĞRENMELİ, FAYDASIZ İLİMDEN AL LAH'A SIĞINMALI
Hz. Ömer (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Kişi, sahibini doğru yola götüren veya bir kötülük-ten sakındıran bir ilimden daha faziletli bir kazanç elde etmemiştir. Kişinin aklı istikamet üzere olmadık-pa, dini de istikamet üzere olmaz.
Taberanî'nin Evsat'ından.
Cabir (ra), Peygamber Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Allah'tan faydalı bir ilim isteyiniz. Faydasız ilim-den de Allah'a sığınınız.
İbni Mâce, Dua: 3.
İbni Ömer (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Allah'ım, beni ilimle zengin kıl, hilimle süsle, takva ile beni şereflendir ve âfiyetle beni güzelleştir.
İbnünneccar ve.
Abdullah ibni Amr ibni Âs (ra), Peygamber Efen-dimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir: Allah'ım, ürpermeyen kalpten, kabul edilmeyen duadan, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilim-den Sana sığınırım. Bu dört şeyden sana sığınırım.
-İstanbul'un, "Peygamber ismi taşyan bir zát tarafında fetholunacağı rivayet edilmektedir. Emeviler arasında sünden başka kimse, böyle bir isim taşımıyor... dediler.
Halife Süleyman da ümit ederek kardeşi Mesleme'yi bu için görevlendirdi.
"Mesleme kumandasında İslam askerleri, 715-718 n arasında İstanbuľu muhasara ettiler. Birçok değişik saflu az eden bu sefer; ağabeyinin vefatı ve yeni Halife Ömer bin Ab düf Aziz'ın Meslemeyi geri çağırması ile sona erdi.
Fakat bu kind para sonunda mühim bir hatıra kaler Meslene Camillam ve Burans kaynaklan, "Darül Beled yenin Saray yakınlanında inşa edildiğinde birleşirler.
Mahteliasrlarda, bilhassa 4 Haçlı Seferi sırasında Mesle de tahrip ve yağma edilmiştir.
ne Clima plat slami butiralara daima saygı besleyen Osmanlılar. Is-bul Galata semtinde bulunan "Arap Camii'ni, meshur ku mandas Mesleme'ye tráfe ederek thya etmişlerdir.
Stanbula ilk defa gelen Müslümanların (Eyüp Sultan, Fatih Suban. Yavuz Sultan Camilerinden sonra) bu ilk Müslümanların cominde, fi rekat namaz kılmaları adet olmustu
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 346 1 Ya, emri bil mar'uf ve nehyi anil münker yaparsınız, yoksa Allah'ın size, nezdi İlahisinden bir azab göndermesi yakındır. Sonra Ona dua edersiniz ama size icabet etmez. Hz. Huzeyfe (r.a.) 346 2 Ya ma'rufla emreder, münkeri nehy edersiniz. Yahut da Allah üzerinize Acemi gönderir de boynunuzu vururlar. Onlar öyle şiddetli olurlar ki, tepenizden ayrılmazlar. Hz. Hasan (r.a.) 346 3 Kadınlar, hatta hayızlılar bile dua toplantılarına çıkabilirler. Yalnız hayız olanlar musallaya giremezler. Hz. Ummi Aliyye (r.a.) 346 4 Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da yüzleriniz karar olur. Ya gözlerinize sahip olursunuz ya da gözleriniz dışarı uğrar. (Mahşer korkusu ile veya kör olarak haşir olursunuz) Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 346 6 Hiç şüphe yok ki; arz, cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehli Beytimden ismi Benim ismimde babasının ismi Babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nasafetle doldurur. Önce zulm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsulünü esirgemiyecek ve O aranızda yedi, sekiz çok çok dokuz vakit duracak. (Ay veya sene) Hz. Muaviye İbni Kur'a (r.a.) 346 7 Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri (tutanakları) birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 346 8 İslamın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek. Hz. Huzeyfe (r.a.) 346 9 Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin adetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 346 10 Ümmetimden bir taife, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar. Hz. Ubâde (r.a.) 346 11 Bir adama Ribadan isabet eden bir dirhem, islamiyet zamanında işlediği otuz üç zinadan daha büyüktür. Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.) 346 12 Akşam sabah Allah'ı zikretmek, Allah yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
Bir vakfe mütevelli olan şahsın velâyeti, hâkimin velâyetin-den daha kuvvetlidir; çünkü mütevellinin velâyeti hususîdir, hâkimin ise umumîdir.
Bu itibarla:
a) Kaadı, velîsi bulunan yetimi evlendiremez. Ancak o ye-timin velisi olmadığı zaman velâyet-i âmme yetkisiyle evlendi-rebilir.
b) Maktulün velisi kısas talebeder; dilerse sulha gidip af-vedebilir. Fakat İmam (Lider) afvetmeye yetkili değildir. Çün-kü liderin velâyeti, velâyet-i âmmedir, velisinin ise hassedir..
58. SÖZÜN İ'MÂLİ İHMALİNDEN EVLADIR.
Yâni bir söz, bir mânaya hamli mümkün oldukça ihmål olunmamalıdır; i'mâli mümkün olmadığında ise ihmal (mâna-sız itibar) edilir.
Meselâ:
a) (A) malını evlâdına vakfeder ve fakat (A) nın evlâdı olmayıp torunları olduğu tesbit edilirse evlâd kelimesini to-runlara hamlederek İ'mâl etmek ihmâlinden evlâdır; mecaz yollu amel edilir.
b) (B) «Ben oğlumu oğulluktan çıkardım derse, bu sözü mânalandırmak mümkün olmadığında ihmâl (mânasız itibar) edilir. Çünkü babalık ve oğulluk tabiî bir olaydır; mânasız kı-lınamaz.
59. HAKİKÎ MÂNA MÜMKÜN OLMADIĞINDA MECAZE GİDİLİR.
Meselâ:
a) (B) «Şu un'dan yemiyeceğine yemin edecek olur ve un' dan yapılan ekmek ve herhangi bir şeyden yiyecek olursa, ye-
da, bütün mümkinatın vücudu, ademin muvazenesini bozar, cut libasını çıkarıyor, sureta ademe, belki daire-yi ilimdeki ma-her şeye layık bir vücut giydirir. Ve vazifesi bitmişse, zahiri vũ-bahar bir çiçek kadar bütün insanların haşirde ihyaları, bir ne-nevi vücuda gönderir. Demek, eşya, Kadir-i Mutlak'a verilse. fis kadar kolay olur: "
Risalenin ilerleyen bölümlerinde, ayan-1 sabite, ehadiyet ve samediyet hakikatleri konu edilir. Bediüzzaman, Dokuzuncu ve son basamağı, uzun bir beyanla' söylemek istemesine rağ-men, Afyon tutukevindeki 'keyfi tahakküm ve tazyiklerden ge-len şiddetli sıkıntılar ve tesemmümden gelen zaafiyet ve elim hastalıklar'ın mani olduğunu belirterek şöyle der: "Ehl-i hida-yet, geçen basamaklardaki kuvvetli hakikatler ve sarsılmaz gayet kat'i hüccetler, selim kalplerine ve müstakim akıllarına kanaat ve kuvvetli iman ve ayne'l-yakin bir tasdik vermiş ki, şüphesiz ve vesvesesiz itminan-ı kalple itikat ederler ki, yıldız-lar, zerreler, en küçük, en büyük, kudret-i İlahiyeye nisbeten farkları yoktur.
Ahlak'ın, fıtri kökenine ilişkin bir temellendirmeyi de bulu-ruz bu risalede. Ahlak, 'hulk' kökeninden gelir ve 'yaratılış'la anlam İlişkisi vardır. Ahlakın kökeni, bir bakıma, insanın da as-li doğasıdır.
Hulk, hem güzel huy demektir hem de 'yaratılış'tan, yani fit-rattan, insanın asli tabiatından doğan bir niteliktir.
Sorunun asli boyutu, Allah'ın isimleriyle ilgilidir. Allah'ın i-simleri, Bediüzzaman'ın belirttiği gibi, "kemalat-ı İlahiye'nin ünvanlarıdır." İnsan, bilinçli bir biçimde bu isimlerin mazharı olmaya çalışmalıdır. Sözgelimi, Allah Hakîm'dir, insan da hik-metli hareket etmeli, abes şeylerden uzak kalmalıdır. Allah her İşini sağlam, kusursuz yapar, insan da öyle olmaya gayret gös-termelidir. Allah, Adil'dir, insan da bu ilkenin gerçekleşmesi i-çin çaba göstermelidir. Allah, bütün yaratılmışlara karşı Rah-man'dır, merhametlidir, insan da insanlara ve diğer yaratılmış-lara karşı rahim bir varlık olmalıdır.
Bu, insan-ı kamilin ahlakıdır. Kamil insan da, Allah gibi ra-him ve kerimdir, adildir ve şefkatlidir.
da, bütün mümkinatın vücudu, ademin muvazenesini bozar. her şeye layık bir vücut giydirir. Ve vazifesi bitmişse, zahiri vü cut libasını çıkarıyor, sureta ademe, belki daire-yi ilimdeki ma-nevi vücuda gönderir. Demek, eşya, Kadir-i Mutiak'a verilse. bahar bir çiçek kadar, bütün insanların haşirde ihyaları, bir ne-fis kadar kolay olur.
Risalenin ilerleyen bölümlerinde, ayan-ı sabite, ehadiyet ve samediyet hakikatleri konu edilir. Bediüzzaman, Dokuzuncu ve son basamağı, uzun bir beyanla söylemek istemesine rağ-men, Afyon tutukevindeki 'keyfi tahakküm ve tazyiklerden ge-len şiddetli sıkıntılar ve tesemmümden gelen zaafiyet ve elim hastalıklar'ın mani olduğunu belirterek şöyle der: "Ehl-i hida-yet, geçen basamaklardaki kuvvetli hakikatler ve sarsılmaz hüccetler, selim kalplerine ve müstakim akıllarına gayet kat'i kanaat ve kuvvetli iman ve ayne'l-yakin bir tasdik vermiş ki, şüphesiz ve vesvesesiz itminan-ı kalple itikat ederler ki, yıldız-lar, zerreler, en küçük, en büyük, kudret-i İlahiyeye nisbeten farkları yoktur.
Ahlak'ın, fıtri kökenine ilişkin bir temellendirmeyi de bulu-ruz bu risalede. Ahlak, hulk' kökeninden gelir ve 'yaratılışla anlam ilişkisi vardır. Ahlakın kökeni, bir bakıma, insanın da as-li doğasıdır.
Hulk, hem güzel huy demektir hem de 'yaratılış'tan, yani fit-rattan, insanın asli tabiatından doğan bir niteliktir.
Sorunun asli boyutu, Allah'ın isimleriyle ilgilidir. Allah'ın i-simleri, Bediüzzaman'ın belirttiği gibi, "kemalat-ı İlahiye'nin ünvanlarıdır." İnsan, bilinçli bir biçimde bu isimlerin mazharı olmaya çalışmalıdır. Sözgelimi, Allah Hakîm'dir, insan da hik-metli hareket etmeli, abes şeylerden uzak kalmalıdır. Allah her işini sağlam, kusursuz yapar, insan da öyle olmaya gayret gös-termelidir. Allah, Adil'dir, insan da bu ilkenin gerçekleşmesi i-çin çaba göstermelidir. Allah, bütün yaratılmışlara karşı Rah-man'dır, merhametlidir, insan da insanlara ve diğer yaratılmış-lara karşı rahim bir varlık olmalıdır.
Bu, insan-ı kamilin ahlakıdır. Kamil insan da, Allah gibi ra-him ve kerimdir, adildir ve şefkatlidir.
Eğer deseler, "Kur'an nasıldır?", Derler: "Güzel ve ahlak der-sini veren bir insan kitabıdır." O vakit onlara ... eğer onlara de-nilse, "Peygamberi nasıl bilirsiniz?". Derler: "Güzel ahlaklı, çok akıllı bir adam."
Hz. Ayşe'ye, Peygamberimizin nasıl olduğu sorulduğunda, "O'nun ahlakı Kur'an idi" demiştir.
Arifler, kamil insanın, Kur'an'ın kardeşi olduğunu söylerler.
İşaratü'l-İcaz'da bir yerde şöyle denmektedir:
"İkinci nükte: Ahlak-ı aliyeyi ve yüksek huyları hakikate ya-pıştıran ve o ahlakı daima yaşattıran, ciddiyet ile sıdktır. Eğer sıdk kalkıp araya kizb girerse, rüzgarlara oyuncak olan yaprak-lar gibi, o adam da insanlara oyuncak olur.
"Üçüncü nükte: Mütenasip olan eşya arasında meyil ve cez-be vardır. Yani, birbirine temayül ederler ve yekdiğerini celb e-derler, aralarında ittihad olur. Fakat birbirine zıt olan eşyanın aralarında nefret vardır, çekememezlik olur.
"Dördüncü nükte: Cemaatte olan kuvvet fertte yoktur. Me-sela, çok iplerin heyet-i mecmuasının teşkil ettiği urgandaki kuvvet, ipler birbirinden ayrı olduğu zaman bulunmaz.
Bu nükteler göz önüne getirilmekle o Hazret'in sayfası o-kunmalıdır. Evet, o Zat'ın bütün asarı, siretleri, tarihçe-i haya-tı ve sair ahvali, onun pek büyük, azim ve ahlak sahibi olduğu-na şehadet ediyorlar. Hatta düşmanları bile onun ahlakça pek yüksekliğinden dolayı kendisini "Muhammedü'l-Emin" ile la-kaplandırmışlardır. Malumdur ki, bir zatta içtima eden ahlak-1 aliyenin imtizacından izzet-i nefis, haysiyet, şeref, vakar gibi, hasis, alçak şeylere tenezzül etmeye müsaade etmeyen yüksek haller husule gelir. Evet, melaike, ulüvv-ü şanlarından, şeytan-ları reddeder, kabul etmezler. Kezalik, bir zatta içtima eden ah-lak-ı aliye kizb, hile gibi alçak halleri reddeder. Evet, yalnız şe-caatle iştihar eden bir zat, kolay kolay yalana tenezzül etmez. Bütün ahlak-ı aliyeyi cem eden bir zat, nasıl yalana ve hileye tenezzül eder; imkanı var mıdır?
"Hülasa: Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselam kendi kendine güneş gibi bir bürhandır.
"Ve keza, o Zat'ın (asm) dört yaşından kırk yaşına kadar ge-çirmiş olduğu gençlik devresinde bir hilesi, bir hıyaneti görül-memiş ve bir yalanı işitilmemiştir. Eğer o Zat'ın yaratılışında,
esrar-i tevafukiye أسرار توافقيه tevafudaki sır lar; yazılan sözlerde geçen kelime ve harfler de, tesadüf denilmeyecek tertipler ve uygun lukların ortaya çıkması ile ilgili gizli manalar ve gerçekler
esrarengizاسرار انگı, sırlarla örtülu akılla anlaşılamaz ve açıklanamaz yönleri çok olan, gizli, gizli gerçekleri bulunan
Esrar u envar Secrets and Lights: secrets and lights (back
esrar)
2. ilişki 3. Allah
(c.c.) rahmeti
essebebbü النيب : sebep
essebebbü kel fail sebep olan yapan gibidir, birşeye sebep olan onu yapan gibidir
esselamu السلام : selam: 1.güvenlik 2.Allah'ın (c.c.) koruması 3.barış
es-Selam اسلام : Allah'ın (c.c.) mübarek isimle rinden biri, hem Kur'an'da(59: 23, 61: 1) hem hadiste geçer: Selâmete ulaştıran korkulan şeylerden dilediği kullarını kurtuluşa erdiren 2.her türlü eksiklikten, kusurdan uzak olan mânâlarına gelir
es-sema السماء : gök
Gökyüzü dalgalarla dolu
(bir hadis, bk. Tirmizi, Tefsir, Sûret'ul- Ha-did, (3294); Müsned-i Ahmed, (2/370) Me-ali: "Gök kat kat dürülmüş ve dengelenmiş dalgalar şeklindedir, yani içiçe dengelenmiş (mekfufun) dalgalar halindedir. Açıklaması: Bir suya taş atılınca içiçe ve kat kat dalgalar oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Havada bir patlama sesi de içiçe ve kat kat küresel dalgalar halinde yayılır. Halen kabul gören teoriye (görüşe) göre kainatın temel (ana) maddesi; milyarlarca yıl önce bir noktada toplanmış, son derece yoğun bir halde iken büyük bir patlama (Bing Bang) ile iç içe kü-resel dalgalar halinde, son derece büyük bir hızla etrafa yayılmış ve uzaydaki nebulozla rı (bulut kümeleri), galaksileri (milyarlarca sayıda yıldız kümeleri), güneşleri, yıldızları vb. gök cisimleri meydana gelmiştir. Bu pat-lama ile meydana gelen gök cisimlerinin ve galaksilerin birbirinden hızla uzaklaşma sı hareketi halen devam etmektedir. Bunu anlatmak için üzerinde noktalar ve şekiller
bulunan bir balon varsayalım. Balon şiştikçe bu sekiller ve noktalar birbirinden uzaklaşır. Uzaydaki galaksi ve gök cisimleri de bu şekil de birbirinden uzaklaşmaya devam etmek tedir. Bu teori Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yukarıda geçen sözünü doğrulamaktadır. Kur'an'da (51:47) mealen "Ve göğü sağlam bir şekilde kurduk. Ve genişleten de biziz" buyrulmaktadır
es-seyyid السيد : seyid: 1.efendi, güzel ahlaka ve iyi niteliklere sahip kimse 2.Hz.Muham-med'in(a.s.m.) soyundan gelen ve O'nun yo-lunda olan kimse
essükût الشكرت : sükut, susmak, konuşma-
anne
Allah'tan af diliyorum
esvab أثواب : sevbeler, giyecekler
esvedok siyah, kara
sanat eserleri: şiirler
Esari اشعرى : Eş'ari mezhebinden olan 2.İmam-ı Eş'ari (Mi. 260-324; Mi. 874.936) Kur'an ve hadislere dayanarak Ehl-i Sünnet mezhebi olarak bilinen İslâm inançlarını der-li toplu belirleyip açıklayan itikadi mezhep imamı. Mezhebine Eş'ariye (Eş'arilik) denir
Esariyece اشعریه جه : Es'arilik mezhebine göre
esbah اشباه : benzer olanlar, bunlar gibi (ve eşbahı, vb.)
escar ağaçları : orman
eşedd اخذ : daha şiddetli, çok şiddetli, çok kuvvetli; en katı ve sert
esedd-i ceza أشد جزاء : en şiddetli ceza, en ağır ceza
eseddel ihtiyaç أشدّد إحتياج : ihtiyacın çok şiddetli olması, çok aşırı ihtiyaç
eşedd-i ihtiyaç ve atş أشد إحتياج وعطش : ihtiya-can ve susamışlığın çok şiddetli olması, aşırı ihtiyaç ve susamışlık
esedd-i istibdad أشد إستبداد : çok aşırı baskı, diktatörlüğün en korkuncu ve acımasızlığı
eşedd-i zulm (zulüm( أشد ظلم : çok şiddetli zu-lüm, çok aşırı haksızlık ve eziyet
Nemrudan'ın en büyük zulmü
Nemrud'ça çok şiddetli zulüm, peygamber Hz. İbrahim'i (a.s.m.) ateşe attıran Nemruda yaraşır tarzda, çok ağır, çok şiddet ve acıma-sız zulüm, haksızlık, acımasızlık
(Yaptım)
ölümcül adaletsizlik, acımasız işkenceler (eshedd-i zulm) ve çok ağır saldırılar (eshedd-i eshedd-i zulm ve istibdad aşırı zulüm ve zorbalık: (eshedd-i zulm ve eshedd-i istibdad) çok şid-ist)
essef 1: اشف.daha şeffaf, daha çok parlak, ışı-ğı çok yansıtıcı 2.daha saydam, ışığı daha çok geçirgen
esgal أشعال : meşguliyetler, işler
eshad أشهاد : sahitler, görenler, tanıklar
eshas أشخاص : şahıslar kişiler
eşhas-ı âhirzaman أشخاص آخر زمان : dünyanın son zamanlarında ortaya çıkacağı Hz. Pey-gamber (a.s.m.) tarafından haber verilen, çok önemli kişiler ve onların açtığı yollar ve akımlar. (bak. Deccal, Süfyan, Mehdi)
eshası harika أشخاص خارقه : harika şahıslar, toplum hayatı üzerinde olağanüstü etkileri olan kişiler (bak. eşhas-ı âhirzaman)
Buhari ve Müslim, Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet ettiklerine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Ben kulumun zannı üzereyim. Beni andığı zaman ben onunla beraberim. O beni kendi kendine anarsa ben de onu kendi kendime anarım. Eğer beni bir mecliste anarsa ben de onu daha hayırlı bir mecliste anarım."
V
7) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet ediyor:
Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
«Allah-ü Taâlâ buyuruyor: Ben, kulumun bana karşı besle diği zannına göreyim.. Beni andığı zaınan onunlayın.. O, yalnız başına beni zikrederse; ben de onu zatında zikrederim.. Beni bir toplulukta zikrederse; ben de onu, o topluluktan hayırlı bir toplu-luk içinde zikrederim..>>>>
Derler ki:
Allah'ı zikir, onu hiç unutmamaktır; her an ve her zaman..
Ravilerin menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Ondan, Buhari, Ebu Musa (r.a.)'dan, o da Peygamber (s.a.v.)'den rivayet etti ki: "Rabbini zikredenle zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir."
8) EBU MUSA'dan r.a. naklen BUHARÎ rivayet ediyor: Peygamber S.A. şöyle buyurdu: <>>
**
Ölü ve diri madece tabii hadiseler sebebi ile meydana gelen ölü ve diri değildir. Azıl diri, özünü bulanlardır; yaratanını unutmayanlardır.
*
Ravilerin merkıbeleri, 2. ve 125. Hadis-i Şerifte..
Otuz ikinci ders
Sabah ve akşam yapılan peygamberlik duaları ve zikirlerinde
1-5 Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin ve O'nu sabah akşam tesbih edin. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Rabbini, içinden yalvararak, korkarak ve çekinmeden zikret.
Ve gafillerden olma. Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de Rabbini hamd ile tesbih et.” Ve Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Yürürken ve sabahın erken saatlerinde Rabbini hamd ile tesbih et.” Ve Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin verdiği evlerde, sabah akşam O’nu tesbih ederler. Öyle adamlar vardır ki, ne ticaret, ne de alışveriş onları Allah’ı anmaktan alıkoymaz.”
OTUZİKİNCİ DERS
SABAH AKŞAM OKUNAN PEYGAMBERİMİZE S.A. AIT DUA VE ZİKİRLER
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<>
**
Bu Ayet-i Kerime 31. dersin başında geçti..
**
2) Ve şöyle buyurdu:
<>>
**
Zikrin gizli veya açık yapılması, insanın meşrebine göredir; bunu yolunda yürüdüğü zat kendisi için tayin eder..
A'RAF suresinin 205. âyetidir.
**
3) Ve şöyle buyurdu:
<>
Burada hamd ve tesbihten murad, namazdır.
TAHA suresinin 130. âyetinden..
**
4) «Ve şöyle buyurdu:
<>>
* **
Bu Ayet-i Kerimenin üst tarafı da vardır. Müfessirlere göre beg va-kit namazın farz oluşu bu âyetle de sabittir..
Ba'd-el-akd acir ve müste'cirin vazife ve selahiyyetlerine dair olup üç faslı havidir.
FASL-I EVVEL
Teslim-i me'cûr hakkındadır.
MADDE 582 Mecûrun teslimi müste'cire bila mani' anınla intifa edebilecek halde âcir'in izin ve ruhsat vermesidir.
MADDE 583 Müddet ya mesafe üzerine icare-i sahiha akdolun-dukda müddetin inkızasına ve mesafenin hitamına kadar me'cúrun muttasılan ve müstemirren yedinde durmak üzre müste'cire teslimi lâzımdır.
Meselâ, bir kimse şu kadar müddet ile yahut filån yere gitmek üzre bir araba isticar ettikde ol müddet zarfında yahut oraya va-rıncaya dek ol arabayı kullanabilir ve orada sahibi anı alıp da kendi umûrunda isti'mal edemez.
MADDE 584 Acir bir mülk akarını içinde kendi mah olduğu halde icar etse fariğan teslim etmedikçe kira işlemez. Meğer ki ol malı dahi müste'cire satmış ola.
MADDE 585 Acir haneyi teslim edip de içindeki eşyasını koy-duğu bir odayı teslim etmese ol odanın bedel-i icareden hissesi mik-darı sâkıt olur. Ve hanenin bakisinde dahi müste'cir muhayyerdir. Ve eğer acir kab-el-fesh haneyi tahliye ve teslim ederse icare la-zım olur, yani müste'cirin hakk-ı feshi sakıt olur.
icare-i lâzime ile icar ettikden sonra tekrar başkasına ol müddeti icar eylese icare-i saniye nâfiz ve muteber olmaz.
MADDE 590 Müstecirin izni olmaksızın âcir mecûru satsa müs-te'cir hakkında bey nâfiz olmaz ise de bâyi ile müşteri beyninde nafiz olur.
Hatta müddet-i icarenin inkızasında müşteri hakkında bey-i lá-zım olarak almakdan imtina' edemez.
Meğer ki müddet-i icarenin inkızasından mukaddem müşteri bâyïden mebi'in teslimini mutalebe edip de teslimi mümkün olma-dığı cihetle kadı akd-i bey'i fesh eyleye ve eğer müste'cir bey'i mü-ciz olursa her biri hakkında bey nâfiz olur.
Lakin müste'cirin bervechi peşin vermiş olduğu bedel-i icare-den istiyfa etmediği mikdarı eline vâsıl olmadıkça mecûr anın elin-den alınamaz.
Ve eğer müstecir bunu istiyfa etmeden mecûru teslim ederse hakk-1 habsini iskat etmiş olur.
FASL-I SALİS
Red ve iâde-i me'cûra müteallik mevad beyanındadır.
MADDE 591 İcarenin inkızasında müste'cirin me'cûr üzerinden ref-i yed etmesi lâzımdır.
MADDE 592 İcarenin inkızasından sonra müste'cir artık me'cûru isti'mal edemez.
MADDE 593 İcare münkazi olup da âcir malını almak istedikde müste'cirin dahi teslim etmesi lâzımdır.
MADDE 594 Mecûrun red ve iadesi müste cirin üzerine lâzım olmayıp icarenin inkızasında mecûrun ahzi âcir üzerinedir.
Meselâ, bir hanenin icaresi münkazî oldukda sahibi varıp hane-sini tesellüm etmek lâzımdır.
Kezalik, filân mahalle kadar bir hayvan istîcar olundukda sa-hibi ol mahalde bulunup hayvanını almak lâzım gelir. Ve gelip al-madığı halde müste'cirin teaddi ve taksiri olmaksızın yedinde ol hayvan telef olsa zâmin olmaz.
Amma bir mahall-i muayyenden gidip gelmek üzre istîcar etmiş olsa ol mahalle götürmesi lâzım gelir. Ve oraya götürmeyerek kendi hanesine götürüp tutsa ve hayvan telef olsa zâmin olur.
MADDE 595 Mecûrun red ve iadesi haml ve meûnete muhtac ise ücret-i nakliyyesi âcir üzerinedir.
(Fe vakaalhakku ve batale må kânû ya'melún.) (Arâf: 188) (...İnnema saneû keydü sâhırin velå yüflihussâhırü haysü elá.) (TAHA: 69)
Ayetleri okunup büyülenmişin başına dökülürse, şifa bulur.
Bir Hadis-i şerifde de «Bana bir şey üzüntü vermedi ki, Cebrail, hemen temessül edip (Yâ Muhammed! Ben, hiç ölmeyen, diri olana tevekkül ettim!) del diyerek
(Ve kulil hamdü lillâhillezi lem yettahız veleden velem yekün lehû şerîkün filmülki velem yekün lehű Veliyyün minezzülli ve keb-birhü tekbira.) (İsrâ: 111) Âyetini okumamı tavsiye etmiş olmasın.» buyrulmuştur.
Rivayete göre:
(Kulid'ullâhe evid'urrahmâne eyyen må ted'û felehül'esmåülhüs-nâ velâ techer bi salâtike velâ tühâfit biha vebtağı beyne zâlike se-bila.
Berâ b. Azib'in bildirdiğine göre: Eshabdan birisi, evinde Kehf süresini okurken bağlı duran at, ürkmeğe başlar.
Bunun üzerine, o Sahâbi, etrafına bakınır. Kendisini, bir ses ve-ya bulut gibi bir şeyin kapladığını görür.
Gidip bunu Peygamber Aleyhisselâma anlatır.
Resûlullah Aleyhisselâm da «Oku! Ey fülan! Çünki, o bulut, Se-kinet'tir!
Kur'ân okunurken inmiştir. Yahut, Kur'ân için inmiştir. bu-yurur. (236)
Sekinet'e çeşidli ve değişik mânâlar verilmiş :
1. Müminlerin kalblerine emniyet ve sükûnet indiren bir Me-lektir,
2. Akıldır,
3. Korkunun kalkmasıdır, (237)
4. Vakar ve sükûnettir,
5. Rahmettir,
6. İnsan yüzü gibi yüzü olan bir Hayvandır,
7. Şiddetli bir rüzgârdır,
8. Latif bir rüzgârdır,
9. Ordu ile birlikte bulunup görününce, düşmanı bozguna uğra-tan Kedi gibi bir sûrettir,
10. Hz. Mûsâ Aleyhisselâma verilen Mûcizelerden bir Mûcize-dir... denilmiştir. (238)
Sa'd b. Ebi Vakkas'tan rivayet edilen Hadis-i şerifde «Zünnûn, Balığın karnında düa ettiği zaman (...Lâ ilâhe illâ ente sübhaneke innî küntü minezzâlimîn.) (Enbiya: 87) diyerek düa etmişti.
Müslüman kişi, bir şey hakkında böyle düa etsin de, yüce Allah, onun düasını kabul buyurmasın, vâkı'değildir.
Ben, bir kelime biliyorum ki, üzüntülü bir kimse onu okursa, mu-hakkak üzüntüsünden kurtulur.
O kelime, kardeşim Yûnüs'ün (...Fenâdâ fizzulumâti en la ila-he illâ ente sübhaneke innî küntü minezzâlimîn) kelimesidir.» buy-rulmuştur.
Rivâyete göre: Abdullah b. Mes'ud, bir baygının kulağına oku-yunca, baygın, ayıldı.
(236) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 281, Müslim Sahih c. 1, s. 547-548
'deki elif ve lâm, hükmun ma'lūmiyetine ve kemaline işarettir. Yanı onların sefäheti ma'lumdur. Ve sefähetin son sistemi onlardadır
ولسان ليعلمون cümlesinde uç işaret vardır .
Birincisi: Hakkı batıldan, imán mesleğini
nifik mesleğinden temyiz etmek, ancak ilim ve nazar ile olur. Fakat yaptıkları fitne ve fesadlan zahir olduğu için, edna bir şuůru olan farkında olur. Buna binden, Kur'ân-ı Kerim birinci ayeti
Ve şimdi bunu hissetmiyorlar.
İkincisi: يعلمون gibi åyetlerin
Sonra aynı şeyi tekrarladı. Onlar hâlâ kendilerini örtmeyecekler mi?
آن رون gibi cümleleriyle, İslamiyet'ın akıl, hikmet ve mantık üzerine müesses olduğuna işaret etmiştir ki, İslamiyet'ı her bır akl-ı selimin kabul etmesi, İslâmiyet'in şanındandır.
Üçüncüsü: Onlardan i'raz etmek ve onlara i'timád etmemek lazımdır. Çünki cehillerini bilmediklerinden, nasihatin onlara te'siri olmuyor.
İman edenler, "Biz seninleyiz" derlerse, "Biz seninleyiz ey şeytan" derler. Onlar da, "Biz seninleyiz ey şeytan" derler. Allah, onların yaptıklarını öğrenmedikçe devam etmelerine izin vermez.
İstihzå ve istihfåf gıbı, münafıkların dördüncu cinayetlerini beyån eden şu âyetin fesäd, ifsåd, tesfih gibi sebkat eden cinayetlerine atfını iktizá eden ayn-ı münasebetle, bu åyetin meâliyle måkablinin meåli
arasında irtibåt ve intizăm hásıl olmuştur.
Bu ayetin cümleleri arasındaki vech-i irtibata gelince: Insanın musibet ve elemlere karşı nokta-i istinadı, ve ihtiyaç ve emellerini tesviye için nokta-i istimdadı olan îmânın üç hâssası vardır.
Birincisi: Nokta-i istinadından neş'et eden izzet-1 nefistir. İzzet-i nefsi olan, başkalara kendisini
zelil göstermeye tenezzül etmez. İkincisi: Şefkattir. Şefkati olan, kimseyi tahkir ve tezlil etmez.
Üçüncüsü: Hakikatlere ihtiråm etmek ve yüksek şeylerin kıymetini bilmekle istihfåf etmemektir.
Ahirette karşılaşacağı cezalar ise saymakla bitmeyecek kadar çok olup, bir kısmı şunlardır:
Dünyada iken içki içen kişi orada zakkum yiyecek, kaynar su içe-cek ve sevapları yok olacaktır. Öyleyse aklını kullanan bir kimsenin, bü-yük zevkleri bırakıp, küçük zevkler peşinde koşması uygun değildir.
Mukatil b. Süleyman;
O gün, takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman'ın huzurunda toplayacağız. Suçluları da bölük bölük cehenneme süreceğiz.
"Takva sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda topladığımız, günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün" mealindeki ayet hakkında şunları söylemiştir:
Cennetlikler dirilip cennetin kapısına vardıklarında altından iki pı-nar akan bir ağaçla karşılaşırlar. O pınarlardan birinden kanasıya su içer-ler. Böylece içlerinde bulunan bütün kötülükler dışarı atılır ve içlerinde pislik namına bir şey kalmaz. Sonra diğer pınarın yanına gidip, güzelce yıkanırlar. Böylece vücutları bütün kirlerden temizlenmiş olur. Allah Teâlâ şu ayette bunu bildirmektedir:
Selam olsun sana. Güzel yaptın, artık ebediyyen kalmak üzere oraya gir.
"Selam size! Tertemiz geldiniz. Ebedi kalmak üzere cennete giriniz."
Sonra bunlara bedenleri kırmızı yakut, ayakları altın olan seçkin de-veler verilir. Bu develer inci ve yakutla süslenmiş olup, yularları inci mer-canla bezelidir. Bundan sonra kendilerine iki farklı elbise giydirilir. O elbi-selerden biri dünyaya gönderilse bütün yeryüzünü aydınlatırdı. Her biri-nin yanında koruyucu bir melek bulunur ve kendilerine cennetteki yerle-rini gösterir.
Cennete girdikleri zaman karşılarında balkonları altın olan gümüş köşkleri bulurlar.
Onlardan her biri cennetteki yerine vardığında kendisini yerlere saçılmış inciler misali süslenmiş ve güzel elbiseler giymiş olan hizmetçiler karşılar. Onlar ellerinde gümüş kaplar ve altın bardaklar taşımaktadırlar.
Melekler bu kişiye selam verirler o da selamı alıp içeri girer. Köşke gir-diğinde Allah'ın kendisi için hazırlamış olduğu ikramları görünce hemen eracıkta konaklamak için hazırlanır.
Bunu gören koruyucu meleği ona der ki:
-Ne yapmak istiyorsun, amacın ne?
O cevap verir:
Allah'ın ikramlarının bulunduğu burada kalmak istiyorum.
Melekler ona derler ki:
- Yürü! Çünkü ileride senin için daha güzel nimetler var.
Yoluna devam eder. Biraz sonra karşısına balkonu inci ile süslü altın bir köşk çıkar. Köşke yaklaştığında kendisini ellerinde gümüş kaplar ve al-tin bardaklar bulunan inciler misali yerlere saçılmış hizmetçiler karşılar. Hizmetçiler onlara selam verirler onlarda selamı aldıktan sonra hemen orada konaklamak isterler.
Bunun üzerine koruyucu melekleri ona şöyle der:
Yürü! Çünkü ileride seni daha güzeli bekliyor.
Biraz daha gittikten sonra karşısına kırmızı yakuttan yapılmış şeffaf-lığından dolayı içi gözüken bir saray çıkar. Saraya yaklaştığında ilk iki-sinde olduğu gibi kendisini güzel hizmetçiler karşılarlar. Hizmetçiler ona selam verirler oda selamlarını alır.
Sarayına girdiğinde onu ceylan gözlü bir huri karşılar. Üzerinde bir-birinden farklı renkte yetmiş elbise vardır. Her bir mafsalında kokusu yüz senelik mesafeden alınan ayrı bir hulle vardır.
Hurinin yüzü öyle parlaktır ki onun yüzüne baktığında kendi yüzü-nü görür. Gerdanlığına baktığında elbisesinin inceliğinden dolayı ciğer-lerini görür, bacaklarına baktığında ise derisi ve kemiklerinin nazikli-ğinden dolayı içindeki iliği görür.
Bu huri boyu ve eni birer fersah olan bir odanın içinde bulunur. Odanın etrafı dört bin sıra altınla işlenmiş, yakut ve inciyle süslenmiştir. Yerde altın bir halı vardır. Ayrıca bir kanepe vardır ki, üzerinde dünyada yetmiş odaya ancak sığabilecek kadar yataklar vardır.
Oturup canı bir şey yemek istediğinde hemen o rızık ayağına gelir veya üzerinde oturduğu koltuk yiyeceği meyvelerin yanına gider, o da ko-laylıkla yer.
İşte bütün bunlar içki içmekten ve her türlü kötülükten sakınanlar için ahirette hazırlanmış olan nimetlerdir.
1914-Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na girmek için seferberlik ilan etti.
2007 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Muzaffer Arslan vefat etti.
AĞUSTOS
02
CUMARTESİ
8 1447 DAHA GÜVENLİ
RUMI: 20 TEMMUZ 1441
HIZIR: 89
BİR AYET
Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur.
Bakara: 255
BİR HADİS Allah bir ev halkı hakkında hayır dilerse, onları yumuşak huylu kılar.
Müsned, 6: 71
Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine aittir.
de yaşadığımız dünya hayatı fani, geçici ve yok olmaya mahkûm bir mahiyete sahiptir. Beka âlemi olan ahiret âleminden bir sinek kanad kadar bir nur dahi, ebedidir, sonsuzdur. Nitekim Peygamberimiz pek çok hadislerinde bu gerçe ğe dikkat çekmiştir. Meselâ bunlardan birisi şu mealdedir:
"Cennetten bir karış yer, dünya ve dünyada kilerden hayırlıdır."
Peygamberimiz bir hadislerinde de ahiret nimetleriyle dünya nimetlerinin bir mukayesesi.
ni yapmış ve şöyle buyurmuştur:
"Ahiret nimeti yanında dünya nimeti, anca sizden birinizin parmağını büyük bir denize ba tırması kadardır; artık parmağının denizden te kadar su aldığına dikkat etsin."
Bediüzzaman'ın dikkat çektiği bir diğer husus, hadiste geçen dünyadan kasdın herkesin içinde yaşayıp istifade ettiği umumî dünya olmayıp, direği kendi hayatı ile bağlı olan te ölümle son bulan herkesin hususî dünyasıdır Bediüzzaman bununla ilgili olarak şöyle der
"Koca dünyayı bir sinek kanadıyla muvazen değil, belki herkesin kısacık ömrüne yerleş hususî dünyasını âlem-i bekadan bir sine kanadı kadar daimî bir feyz-i Ilâhîye ve
bir husus, dünyanın üç yüzü, üç met olduğuyla ilgilidir. Dünyanın üç inden birincisi ve en mühimi, Cenab-ı Hak-mlerinin bir aynası olmasıdır. Dünyada olan her şey bir Yaratıcının eseri ve sanati-Insanlarca yapılan bir eserde dikkatlice ğında o eseri yapanın ustalığı, hususiyet-vasıfları görülür. Mimar Sinan tarafından in Selimiye Camii, mimarını bütün vasıf ve aretleriyle anlatmaktadır. Bunun gibi, ab Hakkın bir sanat eseri olan dünya da, cısını bütün isim ve sıfatlarıyla tanıtmakta-gözlere göstermektedir.
Dünyanın ikinci yüzü ahirete bakar, ahiretin alasıdır. İnsan, hayır, hasenat, ibadet, iman ahi sevap tohumlarını bu dünyada eker, ahiret-de mahsulünü alır. Hadiste ifade edilen dün-anın kıymetsizliği bu iki yönü için değildir. Zin bu yönleri için dünya tahkir edilmez, kıy-netlidir, sevilmeye lâyıktır.
Dünyanın üçüncü yüzü ise bütün hata, günah ve isyanların kaynağı olan tarafıdır. Dünyanın keyf ve zevklerine tapanların dünyasıdır. Dün-Janın bu yüzü ve dünyaya tapanların bu yüzün-den aldıkları gayr-i meşru lezzet, ahirette
Küçük cihâdın gayesi şehâ-det, büyük cihâdın gayesi siddikıyettir.
. Sıddıkların derecesi ise şe-hidlerin derecesinden üs-tündür. (M. Sami Efendi, Bakara Süresi Tefsiri, s. 273)
Bütün düşmanlar iyilik edince dostluğa döner, fakat nefs asla dost olmaz! Ona ne kadar iyilik edersen et, o daha çok azar ve azılı düşman olur, onunla cihad ve mücadele de gittikçe zorlaşır.
Bu sebeple nefisle cihad, en büyük harptir ve bu hepimize farz-ı ayndır. (M. Sami Efendi, Bayram Sohbetleri, s. 30-31)
DUÂNIN MENBAI
Bazıları;
<<<-Filân duâyı şu kadar okur-sanız şu murâdınız hâsıl olur.>> gibi ifadeler kulla-nırlar.
Kalp temiz olmadıktan sonra duâyı çok okumak fayda vermez.
Meselâ dünya üzerinde pek çok su mevcuttur. Menbai birdir. Lakin kimisi gayet güzel ve tatlıdır, kimisi ise bataklıkta olup içilmez ve faydası olmaz. Öyleyse her hâlükârda menbaın temiz olması lâzımdır. Menbâ ne kadar temiz olursa, suyun kıymeti o nisbette artar. İşte aynen bunun gibi, mânevi bir menbâ olan kalbin de temiz olması lazımdır. (M. Sami Efendi, Musȧhabe, VI, 152-153)
Bedenî hastalıklardan şifâyâb olmak için bir tabîbin teşhis ve tedavisine ihtiyaç olduğu gibi; kibir, haset, dünya sev-gisi gibi kalbi hastalıkların tedavisi için de bir mânevî tabîbin tedavisine daha fazla ihtiyaç olduğu hakikatinden gaflet edilmemelidir. (M. Sami Efendi, Musahabe, VI, 146)
HER ZAMANIN NASİBİ FARKLI
Evliyâullah yağmur gibidir.
Maddî yağmur olmadan beşerî hayatın bekası mümkün olamayacağı gibi, mânevî yağmur olmadan da mükevvenâtın bekāsı mümkün değildir.
Her yağmurun zamanına göre faydası olduğu gibi, «evliyâullâh >>ın da zamanına göre faydaları vardır. Her birinin Cenâb-ı Hak katında ayrı bir mevkii vardır. Bu sebeple önceki zamanlarda geçen evliyâullah ile sonradan gelenleri mukayese etmemelidir.
Meselâ birkaç asır evvel irtihâl eden «evliyâullâhı bu zamanda insanların ekseriyeti kabul ederler.
Bunun sebebi şudur:
Vefât eden <<evliyâullâhın şu anda irşad vazifesi yoktur. Bu sebeple şeytan onların tasdik edilmesine mânî olmaz. Ancak şeytan, insanları, hayatta bulunan, irşada memur kâmil velilere yaklaştırmamak için büyük gayretler sarf eder, onları inkâr ettirmeye çalışır. Çünkü şeytan, mü'minlerin selâmetini hiç arzu etmez. (M. Sâmi Efendi, Musȧhabe, VI, 160)
MARNUD SAMI RAMAZANOGLU BAZRETLERİNDEN HIKMETLİ San
CAHİLİYYE KARANLIĞINDA
-Hey, meclis üyesi!
Vakit ahirzamandır. Din zayıflamış; sünnet terk edilmiş, bid'atler ise her tarafa yayılmıştır. Böyle karanlık bir devirde, en mühim şey olan akäidi ve diğer dînî ilimleri tahsil etmeye gayret eylemek zarûridir.
(M. Sami Efendi, Musdhabe, I, 101)
İLK ve SON ŞART
Kulun duâsına icabet olunması için;
Ilk şart; helâl lokma ile gönül âle-mini ıslah eylemek,
Son şart ise ihlas ve huzûr-i kalptir.
Yani Cenâb-ı Hakk'a lâyıkıyla yö-nelmektir.
Eğer ağza konulan lokma helâl değilse, o kimsenin ihláslı ve huzurlu olması, mâsivâyı terk edip Hakk'a yönelmesi çok zordur. (M. Sämi
Efendi, Musähabe, II, 8)
DAĞ GİBİ
-İstikamet sahibi, dağ gibi müs-takim olmalıdır.
Çünkü dağın dört alâmeti vardır:
Sıcaktan erimez,
Soğuktan donmaz,
Rüzgârdan devrilmez,
Sel alıp götürmez. (M. Sâmi Efendi, Yûnus ve Hüd Süreleri Tefsiri, s. 145)
Teslimiyet tam olmalı... Teslimiyet noksan olursa, netice ve feyz olmaz! Kalbin uyanması, nefsin ıslahı, sadrın açılması, bedenin zikri, hep teslîmi-yetle olur.
Benim bir hemşirem (kız kardeşim) vardı, yürüyemezdi. Adetâ kötü-rüm gibiydi. O devirde Adana'da bulunan bütün doktorlara gittik. Dışarıda da gidebildiğimiz bütün doktorlara gösterdik, çare bulamadılar. Nihayet bize;
<<-Mersin'den Toroslara çıkınca orada Kaplanca Baba isminde bir zâtın türbesi var. Hastayı götürün, orada bir gece durdurun. Al-lâh'ın izniyle o zâtın duâ ve rûhâniyeti şifâ vesilesi olur. >> dediler.
Bütün tıbbi ümitlerimiz kesildiği için annemle birlikte hemşiremi ora-ya götürdük. Geceleyin hemşirem birden bir feryâd etti. Annem;
<> dedi.
Hemşirem;
<<<-Güzel yüzlü bir amca geldi, ayağıma iyice bastırdı, biraz ca-nım yandı ama, elhamdülillâh iyileştim! Aman Allah'ım, yürüyorum!>> diyordu.
Biz de hayretle yanına vardık. Sabahı beklemeden oradan döndük ve sırtımızda götürdüğümüz hemşirem yürüyerek eve geldi. O günden sonra hemşirem, vefât edinceye kadar bir diz ağrısı dahî görmedi.
İşte burada en mühim tesir, teslimiyetin tam oluşundandır. Yoksa başkaları da gitmişler, kimisine faydalı olmuş, kimisine olmamış...
(Bkz. M. Sami Efendi, Bayram Sohbetleri, s. 28-29. Bkz. Allah Dostunun Dünyasından: Hacı Mūsa TOPBAŞ Efendi ile Sohbetler, haz. Erkam Yayınları, 1999, s. 195)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 4 1 Cennete gireceklerin sonuncusu Cüheyne kabilesinden biridir. İsmi de Cüheyne'dir. Cennet halkı: "Sorun" derler. "Son haber nedir?" Sorarlar: "Halktan azab olan var mı?" "hayır" der. "Son olan benim" (Cehennemden en son çıkacak müslüman) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 4 2 Adem (a.s.) dünya semasındadır. Kendisine ümmetinin (zürriyetinin) amelleri arz olunmaktadır. Yusuf (a.s.) ikinci semada, teyze çocukları olan Yahya (a.s.) üçüncü semada. İdris (a.s.) dördüncü semada, Harun (a.s.) beşinci semada, Musa (a.s.) altıncı semada. İbrahim (a.s.) da yedinci semadadır. Hz. Ebû Said (r.a.) 4 3 İlmin afeti unutmak, onu zayi etmek de ehli olmayana söylemektir. Hz. Ameş (r.a.) 4 4 Zarafetin afeti sakf (övünmek ve manasız sözler)dir. Şecaatin afeti serkeşliktir. Semahatin (hoşgörünün) afeti minnet etmek, güzelliğin afeti kibir göstermek, ibadetin afeti fetrettir (Gayretten sükuna düşmek.), sözün afeti yalandır. İlmin afeti unutkanlıktır. Hilmin afeti hoppalıktır. Asaletin afeti tefahurdur. Cömertliğin afeti israftır. Dinin afeti ise hevadır(Nefsine uymak). Hz. Ali (r.a.) 4 5 Dinin afeti üçtür: Fasık alim, cahil ve zalim reisler, cahil sofular. (İbadete çalışıyor, fakat cahil. Bu zümreler din namına yıkımdır.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 4 6 Faiz yiyene, yedirene, faiz senedini yazana, bu senede şahid olana (farkında olarak yaparsa), dövmeyi de yapan ve yaptırana, sadakayı geciktirene, hicretten sonra İslam camiasından çıkıp gidenlerin hepsine birden, kıyamet gününde Muhammed (s.a.s.) dilinden lanet edilmiştir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 4 7 Bir kulun yediği gibi yerim. Nefsim Yed'i Kudretinde olan Zata yemin ederim ki, bu dünyanın Allah'ın indinde sivrisinek kanadı kadar bir kıymeti olsa idi, kafire bir yudum su vermezdi. Hz. Amr (r.a.) 4 8 Ehli Kur'an Ehlullahdır. Hz. Enes (r.a.) 4 9 Her muttaki insan Ehlibeyttendir. Hz. Enes (r.a.) 4 10 Size dört şeyi emrediyor ve dört şeyden de sizi nehyediyorum: Size, sadece Allah'a iman etmenizi emrediyorum. Allah'a iman nedir bilir misiniz? Allah'tan başka ma'bud olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in O'nun Peygamberi olduğuna şahid olmaktır. Ayrıca size namaz kılmayı, zekat vermeyi ve Ramazan orucunu tutmayı emrediyorum. Ganimet olarak aldığınızın beşte birini Allah için yerine vermenizi de emrediyorum. Ve sizi kabaktan kap yapmaktan, ağaçtan oyma kaptan, ziftlenmiş kap kullanmaktan ve çömlek kap kullanmaktan (Bütün bu kablar içki için kullanılırdı) men ediyorum. Bu bildirdiklerimi muhafaza ediniz ve onları sizin arkanızda olanlara bildiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 23 1 Sizden biri, müslümanlar arasında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman, sesini iki hasımdan birine yükselttiğinden daha fazla diğerine yükseltmesin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha) 23 2 Allah Teala müslim bir kulunu, bedenine bir musibetle ibtilaya maruz bıraktığı zaman, Aziz ve Celil olan Allah meleklerine şöyle buyurur: "Onun için evvelce işlemekte olduğu amelin en iyisini yazın." Eğer Allah o kuluna şifa verirse onu günahtan yıkar ve temirler. Eğer ruhunu kabz ederse onu bağışlar. Ve rahmetine nail kılar. Hz. Enes (r.a.) 23 3 Allah teala bir kula buğz ettiği zaman, ondan hayayı soyup alır. Hayayı alınca da o kimseyi sen sevmeyen ve sevilmeyen bir şahıs olarak görürsün. Allah, emaneti de ondan alır. Emanet alınınca, merhameti de alır. Merhamet alınınca da İslam'ın esasını da o kimseden alır. İslam'ın esası alınınca da, o kimseyi artık kovulmuş bir şeytan olarak görürsün. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 23 4 Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı pazarlarını süsledikleri ve para toplamak için evlendikleri (Kadınla malı için evlenmek) zaman, Allah onları şu dört hususla mubtela kılar. Zamandan kıtlık, sultandan zulüm, hakimlerden hıyanet, düşman saldırısına maruz kalma. Hz. Ali (r.a.) 23 5 Köle kaçtığı zaman, tekrar efendisine dönünceye kadar namazı kabul olunmaz. Hz. Cerir (r.a.) 23 6 Sizden biriniz yatmağa geldiği zaman şöyle desin: "Ey göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allahım! Sen bizim ve herşeyin Rabbisin. Herşeyin tasarrufu Senin elindedir. Evvel sensin, Senden önce bir şey yok. Ahir de sensin, Senden sonra da bir şey yok. Sen Batınsın. Senin gizliliğinden öteye bir şey yok. Bizi fakirlikten zenginliğe eriştir. Borcumuzu bize ödettir Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 23 7 Sizden biri yatağına gireceği zaman, gömleğini çıkarıp onunla yatağını silsin, temizlesin. Zira o bilmez ki yatağından kalktıktan sonra yatağına bir şey oldu mu? (böcek, akreb v.s girdi mi?) Sonra sağ yanı üzerine yatsın ve şöyle dua etsin: "Ya Rabbi! Senin adını anarak sağ yanımı yere koydum. Ancak senin yardımınla kaldırabilirim. Eğer ruhumu kabzedersen ona merhamet eyle. Eğer onu geri verirsen salih kullarını muhafaza ettiğin şekilde onu koru Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 23 8 Sizden biri bir meclise gelince selam versin. Oturma gözüküyorsa otursun. Kalkıp gitmek isterse yine selam versin. Zira birinci selam ikinci selamdan evla değildir. (İkinci selama da ihtiyaç vardır.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 23 9 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yaklaşmak isterse, önce abdest alsın. Hz. Ebû Said (r.a.) 23 10 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yakın olmak isterse, taharet alsın. Hz. Ömer (r.a.) 23 11 Sizden biri helaline yakın olmak istediğinde örtünsün, helalini de örtsün. Onlar merkeb çıplaklığı gibi üryan olmasınlar. (Allah'dan haya, meleklerden edep, şeytandan da kaçınmak için.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 23 12 Sizden biri helaline yakın olduğu zaman örtünsün. Vahşi merkeblerin çıplaklığı gibi soyunmasın. Hz. Utbe (r.a.) 23 13 Sizden biri defi hacet esnasında kıbleyi önüne almasın ve arkasını da döndürmesin. Batı veya doğu cihetine dönsün. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 347 1 Hakimin dili iki ateş arasındadır. Ya Cennete yol bulur veya Cehennemi hak edecek bir neticeye varır. Hz. Enes (r.a.) 347 2 Cehennem ateşini ihata eden perdeler dört duvar halindedir. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yoldur. Hz. Ebû Said (r.a.) 347 3 Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Kim bir mü'mine veya mü'mineye haksız olarak mahkumiyetini müstelzim isnadda bulunursa onu öldürmüş gibi olur. Hz. Sabit İbni Dahhak (r.a.) 347 4 Allah'ın, melaikenin ve bütün insanların laneti o kimse üzerinedir ki, kadınla münasebeti kesti (evlenmedi). Halbuki Zekeriya (a.s.) oğlu Yahya (a.s.)'dan sonra evlenmemekle sena olunmak yoktur. Hz. Atiyye İbni Beşir (r.a.) 347 5 Allah lanet etsin o kimselere ki, şairlerin şiire itina ettikleri gibi, hutbe söylemeye itina edenler. Hz. Muaviye (r.a.) 347 6 Allah lanet etsin, cenaze peşinden para ile ağlıyan kadına ve dinleyenlere, sıla-ı rahimi kesene, musibet sırasında feryadcılık yapana ve dövme nakış yapan ve yaptırana. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 347 7 Allah lanet etsin, halkanın ortasına oturana. (Yani güldürmek için sahneye çıkana.) Hz. Huzeyfe (r.a.) 347 8 Allah lanet etsin, saçını ekliyen kadına ve eklettirene ve dövme yapaan ve yaptırana. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 347 9 Allah içkiye, içene de, sunana da, satana da, satın alana da, sıkana ve sıktırana da, taşıyana da, kendine götürülene de ve parasını yiyene de lanet etsin. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 347 10 Allah lanet etsin, kadınlardan erkek kılığına, erkeklerin de kadın kıyafetine girene. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 347 11 Allah, faiz yiyene, yedirene, senedi yazana ve zekatı vermiyene de lanet etsin. Hz. Ali (r.a.) 347 12 Allah, süslenmek için yüzünü boyayıp yolana da, yoldurana da lanet etsin. Hz. Âişe (r.anha) 347 13 Allah, avrete bakana da baktırana da lanet etsin. Hz. Hasan (r.a.) 347 14 Allah, hayvanın azasından bir yeri kesene lanet etsin. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 347 15 Allah lanet etsin, anasına-babasına lanet edene. Allah'dan gayrisi için hayvan kesene lanet etsin. Mücrimi barındırıp himaye edene lanet etsin ve arazi hududunu değiştirene de lanet etsin. Hz. Ali (r.a.) 347 16 Allah, efendisinden başkasını efendi edinene lanet etsin. Allah, arazi işaretlerini bozana lanet etsin. Allah amayı yoldan itene lanet etsin. Allah, anasına-babasına lanet edene de lanet etsin. Allah, Allah'dan gayri için hayvan kesene lanet etsin. Allah, hayvana kötü iş yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
Allah Teala Cennet ehlini Cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya herbiri, yaratıldığından sona ereceği güne kadar ki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Saidil Hudri (r.a.)
Sayfa: 30 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:09
Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek)
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 340 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:11
Her sebeb ve neseb kıyamet günü kesilecek. Benim sebebim ve nesebim müstesna.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 340 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:16
HADİSLERDEN SEÇMELER
İlim
İlim İslâm'ın hayatıdır, imanın direğidir. Bir ilmi öğrenene Allah, eksiksiz mükâfat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini öğretir.
Hadis-i Şerif
Müslümanlık tek kelimeyle doğruluk demektir.
YanıtlaSilHz. Peygamberin
sağlığında müslüman olan insanların büyük çoğunluğu bizzat Hz.
Peygamber'in (s.a.)
dürüstlüğünün ve
güvenilirliğinin
etkisinde kalarak yeni
dine girmişlerdir.
oplumda güvenilir kişi olmanın ilk ve en önemli şartı dürüst olmaktır. Sözünde yalan, işinde hile, hal ve gidişatında riya bulunmayan insanı herkes sever; sevmese de takdir eder. Canlı varlık acıdan kaçar, zarardan sakınır. İnsanoğlu nekadar kötülüğe batmış olursa olsun yine de aldatılmaktan hoşlanmaz. Bir güven ortamında yaşamak ister.
YanıtlaSilBir İngiliz Lordu, "İnsanlar dehâya hayrandırlar, ama karakterin arkasından giderler" diyordu. Halk kitlelerini peşinden sürükleyecek kişilerin üstün zekâ sahibi dâhiler olmayıp, karakter sahibi liderler olduğunu vurguluyordu.
Dostluklar güven üzerine kurulur. Ortaklıklar güven üzerine kurulur. Evlilik de öyledir. Bunlar güvenin varlığına bağlı olarak yaşarlar. Güvenin bittiği yerde sona ererler.
Çocuk belli bir güven ortamı içinde dünyaya gelir. Ancak toplumda güvenilir bir kişi olabilmesi için uzun yıllar gerekir ve çok ekmek yemesi lazım gelir. Kimseyi aldatmadan, yalan söylemeden, hile yapmadan, yalan vaatte bulunmadan, verdiği sözden caymadan yaşanan bir ömrün sonlarına doğru ancak o insan güvenilir biri olabilir. Toplumda güvenilir kişi olabilmek insanın kendi elindedir ve bu uğurda gösterdiği dikkat ve çabaya bağlıdır. Yüce ahlâk değerlerinin son dero
son derece yıpranmış
YanıtlaSilDr. Emin IŞIK
YanıtlaSilolduğu, hemen her konuda yalan ve dolanın geçerli bulunduğu ortamlarda, kör kalabalığın gidişine uymadan bu yüce değerlere bağlı kalarak yaşamak büyük kahramanlık sayılır. Gerçek anlamda yiğit ve kahraman kişiler işte bunlardır.
Hz, Muhammed (a.s.) yirmibeş yaşlarına geldiği zaman Mekke şehrinde onun dürüst ve namuslu bir genç olduğunu artık herkes biliyordu. Şehirde zengin ve dul bir kadın vardı; adı Hatice idi. Hemşehrileri, kendisine temiz ve tüccar kadın anlamına gelen "et-Tâciretüt-Tâhire" diyorlardı. İki defa evlenmiş ve her evliliğinden birer çocuğu olmuş olmasına rağmen hâlâ genç sayılırdı. Güzelliğinin şöhreti zenginliğinden daha az değildi. Mekke'nin ileri gelenleri tarafından defalarca evlilik teklifi almış olmasına rağmen hepsini geri çevirmişti.
Hz. Hatice ticaretle iştigal ediyordu, ama sahip olduğu ticaret kervanının başına geçip Yemen veya Şam diyarlarına gidecek durumda değildi. Her seferinde güvenilir bir ortak buluyor, bu işi onun vé kendi hizmetçilerinin yardımıyla yürütüyordu. Bir defasında da tavsiye üzerine bu işi Muhammed'e emanet etti, yardımcı olarak da kölesi Meysere'yi yanına verdi. Dönüşte Meysere, daha kervanın Mekke'ye varmasına bir hayli zaman varken, öncü
olarak, koşup hanımefendisine müjdeyi verdi. Herşeyin yolunda gittiğini, bu seferki kârlarının, her zamankinden iki kat fazla olduğunu söyledi.
YanıtlaSilNetice gerçekten müjdelenen gibiydi. Hz. Hatice'de Muhammed'e vadettiği ücretin iki katını ödedi.
Böylece durumdan her iki taraf da son derece memnun kalmıştı. Hz. Muhammed'e, Hatice'ye evlilik teklifinde bulunması tavsiye edilince, Hz.
Muhammed "Onu Mekke'nin bunca varlıklı insanı istedi, hiçbirine evet demedi. Ben fakir bir gencim, benim teklifimi nasıl kabul eder?"
diyerek, böyle bir şeyin olabileceğine ihtimal bile vermedi. Oysa Hz.Hatice bu işe çoktan gönüllü idi ve elaltından bu işi hazırlamaları için yakın çevresindeki bazı kadınları görevlendirmişti bile.
Dürüstlük bu evlilikte en büyük etken olarak kendini göstermişti...
İlk vahyin heyecanından çok etkilenen ve dönüp evine geldiği zaman bile titremesi devem eden Hz. Peygamber, uykudan uyanıp kendine geldiği zaman, gördüğü şeyin kendisi için bir uğur ve beşaret mi, yoksa bir uğursuzluk mu olduğuna bir türlü karar veremezken, Hz. Hatice, ona "Korkma, Allah sent asla fenalığa terketmez. Olsa olsa sana iyilik eder. Çünkü hısım akrabana yardım edersin, aileni korursun, herkese doğru yolu gösterir, yetimleri kayırırsın. Sözün doğrusunu söylersin, emânete hıyanet etmezsin, felâkete uğrayanların yardımına koşar, fakir fukaraya iyilik edersin ve herkese karşı nazik ve saygılı davranırsın" dedi.. Böylece bu hadisenin sevgili eşi için mutlaka bir hayır ve uğur olduğuna olan inancını dile getirdi
Zeyd İbni Harise adında genç bir arap, Arabistanın bitip tükenmek bilmeyen aşiret savaşlarının birinde esir düşmüş, köle pazarlarında satılarak Mekke'de Hz. Muhammed'in kölesi olmuştu. Fakat Zeydin babası ve amcası da bir dedektif gibi
YanıtlaSiliz sürerek Zeyd'i Mekke'de arayıp bulmuşlardı. Baba ile amcanın niyeti, oğullarının fidyesini ödeyip, onu hürriyetine kavuşturmak ve alıp götürmekti. Bu niyetlerini teklif halinde Hz. Muhammed'e arzettikleri zaman, onun cevabı şu oldu: "Size ve sunduğunuz teklife saygım vardır. Oğlunuz burada benim yanımda bir köle gibi değil, bir evlat gibidir. O şayet sizinle gitmek isterse, sizden fidye de istemiyorum, serbesttir, sizinle gidebilir". Baba ile amca oğullarına eve birlikte dönmeyi teklif edince,
oğullarından şu cevabı aldılar: "Siz benim elbette babam ve amcamsınız. Ben sahibimde öyle şeyler gördüm ki, onu ebediyyen herkese tercih edeceğim" dedi. Zeydin sözlerinden memnun olan ve duygulanan Hz. Muhammed (s.a.), Kabe'nin önüne gitti ve oradaki kalabalığın gözü önünde, Zeyd'i âzad ettiğini ve bundan böyle evlad edindiğini açıkladı. Zeyd'in babası ile amcası üzgün,
fakat çocuklarının durumundan emin olarak yurtlarına döndüler.
YanıtlaSilBöylece Hz. Muhammed (s.a.), birçokları için bir öz babadan daha güvenilir ve vazgeçilmez biri olduğunu göstermiş oldu.
Kaba kuvvetin ve zorbalığın simgesi sayılan Ebu Cehil bile birgün ona karşı şöyle bir itirafta bulunmak zorunda kaldı ve dedi ki: "Ey Mu-hammed, biz seni küçük yaştan beri yakından tanıyoruz. Şimdiye kadar hiçbir konuda yanlış yaptığını ve yalan söylediğini işitmedik. Dürüst ve iffetli biri olduğun için biz sana Muhammed'ül-Emîn adını verdik. Ayet diye okuduğun şeyler hakkında da senin yalan söylemediğini ve bu konuda samimi olduğunu biliyoruz. Fakat sana vahiy getirdiğini söylediğin o melek midir, nedir, o var ya işte o seni kandırıyor. Sakın ona al-danma, bu işten vazgeç!"
Bunun üzerine inen âyette "İşte görüyorsun ya, onlar sana, yalancısın diyemiyorlar, fakat o zalimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar" (En'am 6/33) buyuruluyor ve onun inkâr edilemez dürüstlüğü vurgulanıyordu.
Burada şunu belirtmek gerekir ki;
YanıtlaSilHz. Peygamberin sağlığında müslüman olan insanların büyük çoğunluğu âyetlerin etkisinde kalarak değil, bizzat Hz. Muhammed'in (s.a.) dürüstlüğünün ve güvenilirliğinin etkisinde kalarak yeni dine girmişlerdir. Bunlardan biri de Yehûdî Hahambaşı'nın oğlu Abdullah ibni Selâm idi. Abdullah, kıyametin ne zaman kopacağından tutunuz da ruhun ne olduğuna kadar bir dizi suâl hazırladı. Niyeti bu suâller ile Hz. Peygamberi müşkül duruma sokmak ve matetmekti. Fakat onu görür görmez, suâl sormaktan vazgeçti ve şöyle dedi: "Vallahi, Tevrat'ta ve Zebur'da müjdelenen âhir zaman nebisi sensin!" diyerek hemen müslüman oldu.
Kur'ân âyeti bu durumu şöyle açıklıyor:
"Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanır gibi tanırlar" (Bakara 2/146)
Peygamberlerde bulunması gerekli olan "sıdk, emânet, tebliğ, fetanet ve ismet" diye bilinen beş önemli özelliğin birincisi doğru sözlülük, ikincisi de ona bağlı olan güvenilirliktir. Doğru sözlülük ve güvenilirlik, her müslümanda hatta her insanda bulunması gereken temel özelliklerdir. Hz. Peygamber, müslümanı tarif ederken "Müslüman, dilinden ve elinden diğer müslümanların güvende olduğu kişidir" buyuruyor. Eliyle ve
19. ALTINOLUK-MAYIS 2002
diliyle başkalarına zarar verenlerin gerçek müslüman olmadıklarına işaret etmiş oluyor.
YanıtlaSilMüslümanlık tek kelimeyle doğruluk demektir.
Dinimizde kılınması emredilen beş vakit namaz, aslında doğruluk amacına yönelik bir ibadettir. Çünkü namazın her rek'atında okunan Fatiha Sûresi'nde Allah'dan istenen bir tek dua vardır, o da doğruluktan ayrılmamak demek olan "İhdinessırata'l-müstekîm" dileğidir. Her müslüman günde en az kırk defa bu duayı yapmakta ve Allah'dan ısrarla doğruluk ve dürüstlük istemektedir. Dıştan ve içten gelen baskılara kapılmadan, şaşırmadan ve sapıklığa düşmeden doğru yolda yürümek için Allah'ın yardımını dilemektedir. Çünkü "Namaz müminin miracıdır" ve miraç, Allah ile buluşmak ve O'nunla yüz yüze gelmek demektir. Kur'ân, bize, Allah'dan, doğru yoldan ayrılmamak için yardım istememiz gerektiğini öğütlerken, Allah'ın da doğru yolda olduğunu Haber veriyor ve "Benim Rabbim, kesinlikle doğru yol üzeredir" (Hûd 11/65) buyuruyor. Ayrıca Peygamber'in de "Doğru yolda olduğunu" (Yasin 36/4) bildiriyor.
D.
Bu şu demektir: Ben Rabbiniz olarak doğru yoldayım, izinden gitmeniz gereken Peygamber de doğru yoldadır. Siz doğruluktan ayrılır bir milim yoldan saparsanız Peygamber'in yolundan çıkmış olursunuz. O yoldan çıktığınız takdirde beni ebediyyen bu-lamazsınız, rızamı kazanamazsınız!
YanıtlaSilSonuç olarak diyebiliriz ki:
Hem dünya hayatının düzen ve mutluluğ, hem ebedî hayat olan âhiretin düzen ve mutluluğu doğruluk ve dürüstlük temeline dayalıdır. İşte kıldan ince kılıçtan keskin olduğu bildirilen "Sırat Köprüsü" esas itibariyle budur. Yani, erginlik çağından itibaren ölünceye kadar, bütün nefsanî isteklere ve dünya nimetlerinin câzibesine kendisini kaptırmadan, insanoğlunun doğruluktan ayrılmadan yaşamaya çalışmasıdır. Her türlü engele rağmen bu yolda yürümeye azimli olmasıdır.
Ancak bu sayede Allah'a lâyık kul, Peygamber'e lâyık ümmet olunur.
Sözü burada keselim.
Güvende olmak isteyen, Nur ile dolmak isteyen, Allah'ı bulmak isteyen Doğruluktan ayrılmasın,
Doğruluktan ayrılmasın!
20-ALTINOLUK Mayıs 2002
Sen gelirsin akla sevgi dendi mi Gözyaşım sel oldu yıktı bendimi. Gül kokan yollara vurdum kendimi Yunus derler, bir özge can olmuşum.
YanıtlaSilBu sevda çöllerden daha yakıcı, Kalbimi doğrarken hasret kılıcı, Bir esrarlı cilve, bir tatlı sancı, Yemen ellerinde çoban olmuşum.
Varedenin sevgilisi nûrusun, Bâtılı bitiren Kudret okusun, Leheblerin eli, kolu kurusun', Ben Sana, ben sana kurban olmuşum.
Yürüyüşün, oturuşun, gülüşün... Ey insanlar kardeş olun, bölüşün, Doğarken, ölürken ümmeti düşün, Tarifsiz hislerle hayran olmuşum.
Güvercin yuvası, örümcek ağı, Parmakların vardı Kevser ırmağı, Bir an geldi azad ettin Burağı, Şükür, Sana sadık yâran olmuşum.
Rahmet Peygamberi, Hakkın sesisin, Bütün zamanların efendisisin, Ezel-ebed aşkın ta kendisisin, Bir gecede taçtan, tahttan olmuşum.
Can pazarı kurulanda Ya Resûl, Yer, gök ateş, kor olanda Ya Resûl. Şefaatin sorulanda Ya Resûl, Yetiş imdadıma figân olmuşum.
Servet YÜKSEL
YanıtlaSilBen Sana
Kurban Olmuşum
KUR'AN AHKΑΜΙ
YanıtlaSilbuna mâni' olan borçtur. Onu ödemedikçe veya mürtehin icá-zet vermedikçe satılması iktiza eden merhunu satamaz.
b) Müşterek (Ortak) bir malın hisse-i şâyiasının ortak-dan başkasına îcârı doğru değildir.
46. VÜCUDDE BİR ŞEYE TABİ' OLAN HÜKÜMDE DAHİ ONA TÂBİ' OLUR.
a) Gebe bulunan bir hayvan satıldığında karnındaki yav-rusu da ona tabi' olarak satılmış olur. Çünkü rahimdeki yav-ru vücudda anasına tâbidir; o halde satış hükmünde de ona tâ-bi olur.
b) Bir arazi satıldığında, içinde bulunan ağaç ve su da ona tâbi olarak satılmış olur. Bunun gibi, rehin olarak verilen gebe bir hayvana veya ağaçlı bir araziye, doğan yavru ile mev-cut ağaçlar da dahildir, aynı hükme girer.
47. TABİ' OLAN ŞEY'E AYRICA HÜKÜM VERİLMEZ.
a) Bu kaide yukarıdaki kaideyi açıklar mahiyettedir. Me-selå: Bir hayvanın karnındaki yavrusu ayrıca satılmaz.
b) Bir evin kapı ve penceresi takılı olduğu halde ayrıca satılmaz. Satılan ev ile birlikte onlar da satılmış kabûl edilir. Ama yavru doğduktan, kapı ve pencere söküldükten sonra satı-labilir; artık yavrusu anasına, kapı pencere de eve tâbi' değil-dir.
48. BİR ŞEY'E MALİK OLAN KİMSE ONUN ZARURİYA-TINDAN OLAN ŞEY'E DE MALİK OLUR.
Meselâ:
a) Bir evi satın alan kimse o eve giden yola da mâlik olur. Çünkü yol evin zaruratından sayılır.
b) Yine bir evi satın alan kimse o evin önünde bulunan helâ ve ağaca da ınâlik olur.
49. ASIL SAKIT OLDUKTA FER'İ DE SAKIT OLUR.
Meselâ:
a) Asıl borçlu bulunan kimse borcunu ödeyip kurtulunca onun kefili olan kimse de o borçtan kurtulmuş olur. Çünkü
FIKHÍ KAIDELER
YanıtlaSil415
borçlu asıldır; kefil onun fer'idir. Asıl beri olunca fer'i de be-ri olur. Aksi değil.
b) Alacaklı alacağını tamamen alsa, yanında rehin bulu-nan şey'i elinde tutma hakkı kalkar. Çünkü rehin alacağa bağlı ve onun fer'i sayılır.
50. SAKIT OLAN ŞEY DÖNMEZ, YANİ GİDEN GERİ GELMEZ.
Hukukan varlığı kalmıyan bir şey tekrar vücud bulmaz.. Ancak benzeri meydana getirilebilir.
Meselâ:
a) Vârisler, murisin yapmış olduğu üçte birden fazla va-siyetine rıza gösterdikten sonra bir daha dönemezler.
b) Necis olan az suyun üzerine akar su bırakılır da çoğa-lıp taşar ve tekrar azalırsa, artık bu su yine necis oldu, necis-liğe döndü denilmez. Çünkü çok suyun ona karışıp taşırmasiy-le temiz olmu, tu; azalmasıyla aynı temizlik devam eder; necis-liğe avdet etmez.
51. BİR ŞEY BÂTIL OLDUKTA (HÜKÜMSÜZ KALDIK-TA) ONUN ZIMNINDAKİ ŞEY DE BÂTIL OLUR.
Bir şey ister aslen, ister vasfen gayr-i sahih bir durum alır-sa, onun zımnındaki şey de gayr-i sahih olur.
Meselâ:
a) (A), (B) ye, «Kanımı sana bin liraya sattım» dese (B) de bu sebeple vurup onu öldürse, kısas lâzım gelir. Çünkü in-san kanını satmak gayr-i sahih olduğuna göre zımnındaki ri-za ve teklif de bâtıl olmuş oluyor.
b) Nikâhını mehir ile yeniliyecek olursa, bu gayr-i sahih sayılır. Çünkü birinci nikâh bozulmadık, duruyor. O halde ikin-ci nikâh bâtıl olduğu için mehir de hükümsüz kalır.
AHLAK
YanıtlaSilLem'a'da da belirttiği üzere, burada, "menzili şenlendiren ve ün-diye'yi (asm) müşahade eder." O'nun Allah'a olan şehadetini de siyetlendiren ve nurlandıran şahsiyet-i maneviye-i Muhamme okur, böylece, birinci makamın, on altinci mertebesine ulaşmiş olur. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed'in (asm) şahitliğini dinledikten sonra, O'nun getirdiği vahye yöne-lir. Kainat kitabını okuyan ve üç külli muarriften bir diğeri olan Kur'an-ı Mu'cizi'l-Beyan'a kulak verir. Onun sırlarına muttali o-lur. Kur'an'da yapılan bu soluk kesici gezinin ardından yolcu, bi-rinci makamın on yedinci mertebesine yücelmiştir. Bu durakta, kendi nefsine şöyle der: "İmanın hadsiz mertebelerinden bir mertebe daha kazanmak için kainatın heyet-i mecmuasına mü racaat edip, o ne diyor, dinlemeliyiz, erkanından ve eczasından aldığımız dersleri tekmil ve tenvir etmeliyiz." Kainatın çeşitli varlıklarını, cüzlerini ve parçalarını ayrı ayrı mütalaa eden yol-cu, bu itkanını güçlendirmek üzere, bu kez, parçadan bütüne geçecek ve tüm varlığı bir kül halinde idrak edecektir. Burada, ara basamaklara işaret eden 'hakikat'ler sıralanır. On sekizinci mertebede Bediüzzaman, yolcunun büründüğü hali ve makamı şöyle niteler: "Sonra, dünyaya gelen ve dünyanın Yaratıcı'sını a-rayan ve on sekiz mertebeden çıkan ve arşı hakikate yetişen, bir mirac-ı imani ile gaibane marifetten, hazırane ve muhataba-ne bir makama terakki eden meraklı ve müştak yolcu..." Bedi-üzzaman, yolcunun imani miracını tamamladığını, hakikatin en yüksek göğüne yüceldiğini, tevhid mertebelerini tümüyle geç-miş olduğunu, yakinde nihai düzeye ulaştığını ve 'muhataba makamı'na eriştiğini belirtiyor. Ayetü'l-Kübra'ya konu olan yol-cu, böylece, Efal, Esma, Sıfat, Ehadiyyet ve Samediyyet gibi sı-nırlardan geçerek, Allah'ın Zat'ına ulaşmış oluyor. Bu, büyük miraç'ta, sidretü'l-münteha olarak adlandırılır. Buradan ötesi, Zat alemidir ve insanın idrak sınırlarının ötesindedir. Allah, kendisini Allah olarak vaz'ettiği düzeyin de ötesindedir çünkü. 'Muhataba makamı'nda, doğrudan Zat'a seslenen yolcu, ulaştığı idrak düzeyinden, kainatın, Peygamberlerin, meleklerin, alimle-rin, velilerin, Hz. Peygamber'in ve Kur'an'ın O'na olan şahitliği-ni Zat-ı Akdes'e arz eder. Böylece birinci makam, fark-ı evvel i-le birlikte, on dokuzuncu mertebede's son bulur. Yolcu, imani
13. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 914.
14. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 918.
15. On dokuz sayısına, rakamların metafiziksel anlamları itibariyle bakmamız gerekir Bunun Kur'an'la ilişkisi olduğu gibi, yine O'ndan hareketle, manevi idrak düzeyle rinden bir 'makam'ın, on dokuz mertebe içerdiği de düşünülebilir.
72
KOPRO-YAZ/2006
İNSAN-I KAMİL AHLAKI VE BEDİÜZZAMAN
YanıtlaSilmiracını bitirmiştir, ama gezi tümüyle sona ermemiştir. Bu kez, oradan yeniden mahlukata iniş ve ulaşılan tevhid nurlarının tebliği söz konusu olacaktır. Buna sufi sözlüğünde, fark-ı sani denir. Gezinin nihayetinde, Bediüzzaman bir 'ihtar'da bulunur: "Geçen, ikinci makamın, birinci babının, on dokuz adet merte-belerin şehadet ettikleri hakikatlerin her birisi, tahakkuklarıyla ve vücutlarıyla vücub-ı vücuda delalet ettikleri gibi, ihataları i-le dahi vahdete ve ehadiyete delalet ederler. Fakat, başta, sari-han vücudu ispat ettikleri cihetle, vücub-ı vücudun delilleri sa-yılmış. İkinci makamın ikinci babı ise, başta ve sarahatle vah-det -ve içinde vücudu- ispat ettiği haysiyetiyle, tevhid bürhan-ları denilir. Yoksa her ikisi, her ikisini ispat eder. Farklarına işa-ret için, Birinci Bap'ta, "...hakikatinin azamet-i ihatasının şeha-detiyle...", İkinci Bap'ta, "...hakikatinin azamet-i ihatasının mü-şahedesiyle..." fıkraları tekrar ediliyor. Bu ayrıntı bize, (birinde 'şehadet', diğerinde 'müşahede'nin kullanılması) yücelişten son-raki inişte, İlahi azametin katlarını müşahede etmiş olan yolcu-nun, bunun meyvelerini aktaracağını göstermektedir. İkinci bapta, bu anlamda, dünya misafiri, aklını da alarak yola çıkar. Ve ilk 'menzil'de, 'kainatı kuşatan dört hakikat-ı kudsiyeyi' gö-rür: Uluhiyyet-i Mutlaka, Rububiyyet-i Mutlaka, Kemalat ve Hakimiyyet. Bu iniş gezisinde ikinci aşamada, Fettahiyet, Rah-maniyet, Müdebbiriyet, Rahimiyet ve Rezzakiyet hakikatleri an-latılacaktır. El-Hüccetü'l-Zehra risalesinde de 'tevhid bürhan-ları' benzer bir gezi ve ıstılahlarla anlatılmaktadır. Bediüzza-man'ın manevi hayatının üçüncü ve son evresinin bir meyvesi olan bu risale de 'iki makam'dan oluşur. Birinci makamda 'ke-lam-ı tevhid'in on bir müjdesi ve on bir hücceti aktarılır. Hüc-cetlerin her biri, 'kelime' alt başlığıyla anlatılır. Kelime ile, bir varlığa ve onun hakikatine işaret edilmektedir. Risalenin üçün-cü kısmının girişinde ilginç bir ifade göze çarpar: "Namazdaki Fatiha'nın manevi emriyle, 'Allah'tan başka hiçbir ilahın olmadı-ğına şehadet ederim'in feyziyle, ikinci kısım yazıldığı gibi, na-mazdaki teşehüdde dahi, 've Muhammed'in (asm) Allah'ın resu-lü olduğuna şehadet ederim' cümlesinin diliyle, manevi ihtarıy-la ve Fetih suresinin ahirinde, 'bütün dinlere üstün kılmak üze-re, Resulünü hidayet ve hak din için gönderen O'dur. Buna şa-hit olarak Allah yeter. Muhammed, Allah'ın resulüdür. Onunla beraber olanlar da, kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise, pek merhametlidirler' beş mucize-yi gaybiyyeyi gösteren büyük ayetin nuruyla dersin üçüncü kısmını yazmaya, şimdi beyanına
16. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 1116-1148.
KOPRO-YAZ/2
esbab-ı vücüd
YanıtlaSil238
eser-i kasd ve irade
esbab-cاسباب وج varlik sebepleri, bir şeyin var olması, yani meydana gelebilmesi için gerekli şartlar ve sebepler
esbab-i zahiri (ye( أسباب ظاهر به : görünüşteki se bepler
esbab-i zahiriye-i süfliye أسباب ظاهرية سفلية : za hiri, süfli sebepler, görünüşteki bayağı (yara-tıcı gücü olmayan) sebepler
esbab u vesait اسباب و وسائط : sebepler ve va-sıtalar
esbab-perest اسبابپرست : Allah (cc) unutup her şeyi sebeplerin eseri sayanlar, sebepleri tanrılaştıranlar
esbabperesti اسبابپرستی : esbabperestlik, Al-lah'ı (c.c.) unutup her şeyi sebeplerin eseri sayan düşüce akımı
esbak : onceki, daha önceki
esdaf اصداف : sadefler, içinde inci barındıran inci kabukları
esdaf-ayat أصداف آیات : ayetlerin inci gibi må-nalarını içinde saklayan kabuklar, sedefler yani çok değerli manaları taşıyan sözler)
esed اسد : arslan
esedullah أسد الله : "Allah'ın Arslanı" månasın da Hz. Ali'ye, cesaret ve kahramanlığını ifade için verilen takma ad
esef أسف : üzülme, acı duyma, pişmanlık
esefa أسفا : eyvah, yazık
esefli أسفلی : üzüntü verici, gamlı, pişmanlık verici
eser 1 : أثر.ortaya çıkan sonuç 2.bir şeyin var-lığını gösteren işaret, belirti, etki 3.yapıcı 4.kitap
eser-i acz أثر عجز : acz eseri, güç yetirememe-nin sonucu, güçsüzlüğün belirtisi
eser-i akıl أثر عقل : akıl eseri, insan aklının eseri
eser-i al-ül a أثر عال العالى : çok üstün eser, en üsütün eser
eseriali أثر عالى : üstün eser
eser-l alisan أثر عالیشان : değeri ve şanı çok üs-tün eser
eser-i azim أثر عظيم : çok büyük eser
eser-l bedia أثر بديعه : hayret verici ve eşine az rastlanır eser
Seçilmiş çalışma: Seçilmiş çalışma
eser-i cihankiymet اثر جهانقیمت : dünyaya değer eser
gücü ile) yapılan eser eser-idest bir kimsenin kendi eliyle
eserigaflet aflet eseri, gerçekten habersizlik ve bilgisizlik sonucu
eser-i giranbaha اثر گرانبها : çok değerli eser
esser-ihataأخطاءusur ve kabahat eseri (sonucu)
eser-i hiddet أثر حدت : öfke belirtisi
eser-i hikmet Allah'a (c.c.) hikmet ve yerinde ve uygun yapılan iş
eser-i hikmet ve rahmet اثر حکمت و رحمت : AL lah'ın (c.c.) hikmet ve rahmet eseri, Allah'ın (c.c.), işinde bir çok gayeler ve faydalar gözet-
mesi ve merhamet göstermesinin sonucu
eseri himayet أثر حمایت : himayet eseri (Allah (c.c.) tarafından) koruma altına alınmasının sonucu
eser-i hüsn-ü teveccühü kerimane اثر حسن توجه
کریمانه : kusurları bağışlayıcı tarzda güleryüz gösterip kabul etme sonucu
eseri ibda أثر ابداع : )Allah'ın (c.c.)) hiç yoktan yaratma eseri
eser-i ikram أثر إكرام : ikram eseri yardım ve bağış eseri
İlahi lütuf
ri, Allah'ın (c.c.) yardım ve bağışının sonucu
eser-i ilham (ilham izi): ilham eseri Allah'ın (c.c.(
düşünce (ilham) eseri (ürünü) yardımı ve iyiliği olarak kalbe gelen bilgi ve
rak vermesi sonucu eser-i in'am أثر انعام : Allah'ın (c.c.) ni'met ola-
lah'ın (c.c.) yardımı ve merhameti sonucu eser-i inayet ve rahmet أثر عنایت و رحمت : Al
eser-i inayet-i Rabbaniye أثر عنایت ربانیه : Rabbin inayet eseri, her şeyin sahibi ve yetiştiricisi sıfatiyle Allah'tan (c.c.) gelen
eseri itab أثر عتاب : bir çeşit ceza ile uyarma eseri, uyarma belirtisi
eser-i itkan-ı san'at أثر إتقان صنعت : sağlam ve kusursuz yapılan sanat eseri
eser-i kasd ve irade أثر قصد و اراده : kasd ve irade eseri, gaye gözetilerek ve irade ile yapılan iş ve eser
eser-i kasd ve şuur
YanıtlaSil239
eser-i kasd ve şuur الرقصد و شعور kasd ve şuur eseri, gaye gözetilerek ve bilerek yapılan iş v e eser
eser-i keramet-i ilmiye ve Nuriye اثر کرامت علمیه و توریه ilim ve Nur Risalelerinin keramet ese ri, Kur'an ve iman ilmine ve Nur Risalelerine ait, Allah'ın (c.c.) bir ikramı olarak verilen olağanüstülük (keramet) eseri ve işareti
eser-i kıymetdar ve manidar اثر قیمتدار و معنیدار : kıymetli (değerli) ve månålı eser (kitap)
eser-i 10tuf اثر لطف : lütuf eseri (Allah'a (c.c.( ait) iyilik, bağış ve yardım eseri
eseri metin اثر متين : sağlam ve güvenilir eser (kitap)
eser-i kiymetdar اثر قیمتدار : değerli eser
eseri minnet اثر ملت : minnet eseri, månevi yük altında kalma sonucu
eser-i mucizane اثر معجزانه : mucizeler gösterir nitelikte eser, mucizeli eser
eser-i mucize اثر معجزه : mucize eseri
eser-i mübarek اثر مبارك : mübarek eser
eser-i mükemmel اثر مکمل : mükemmel (ku sursuz) eser
eser-i nurani اثر نورانی : )Gunes'e ait) nurlu eser, ışıklı ve parıltılı eser, iz, belirti, (görüntü)
eser-i pürnur اثر پرنور : çok nurlu eser
eser-i rahmet اثر رحمت : rahmet eseri, Allah'ın (c.c.) merhametinin eseri
eser-i rahmet-i İlahiye اثر رحمت إلهيه : Allah'ın (c.c.) merhametinin eseri, sonucu
eser-i samedani اثر صمدانی : Samed olan Al-lah'ın (c.c.) eseri, hiç bir şeye muhtaç olma yan fakat her şey her an kendisine muhtaç bulunan Allah'a (c.c.) ait eser
eser-i san'at eseri: sanat eseri
eser-i san'at ve hikmet أثر صنعت و حکمت : )Al lah'a (c.c.) ait) san'at ve hikmet eseri; eşsiz san'at değeri taşıyan ve bir çok fayda ve gaye-ler gözetilerek yapılan eser
eser-i san'at ve naks اثر صنعت و نقش : san'at ve nakış eseri; (Allah'a (c.c.) ait) san'at ve san'ati süslemelerle donatılmış eser
eser-i sehv اثر سهر : yanlışlık eseri
eser-i güneş yapımının etkisi: sanat eseri
eseri tasannu اثر تصنع : yapmacık ve sahtelik belirtisi
Yapmacıklığın ve yapmacıklığın etkisi:
macık ve sahtelik (tasannu) ve zorakilik, tak lit ve özenti (tekellüf) eseri ve belirtisi
esma-i bâkiye
eser-i telkin اثر تلقين : telkin eseri başkalarının aşılaması olan düşünceler
eser-i tereddüd اثر تردد şüphe ve kararsızlık belirtisi
eser-i zekā ve dirayet اثر ذکا و درایت : zeka ve dirayet eseri; zeka ve kişisel yetenek yahut kişisel bilgi ve tecrübe eseri
eser-i ziba ve yekta اثر زیا و یکتا : güzel ve eşsiz eser
esfel أسفل : ensefil, en alçak, en aşağı
esfel-i safilin أسفل سافلين : aşağıların aşağısı, ce-hennemin dibi
esfel-üs safilin أسفل سافلین : )bakesfel-i safilin(
eshab اصحاب : )bak. ashab(
eshab-vezaif اصحاب وظائف : vazife sahipleri, görev yapanlar, görevliler
eshel أسهل : daha kolay, çok kolay
esile suller, sorular
Es'ile-i Sitte اساله سنه : altı soru 2.Risale-i Nur'dan küçük bir kitabın adı
esir أسير : savaş tutsağı
esir أثير : atomların içini ve bütün uzay boşlu-ğunu doldurduğu var sayılan, uzaktan çekme ve itme kuvvetlerinin, ışık ve diğer ışınların (radyosyonların) manyetik (mıknatıs alanı oluşturan) kuvvetlerin iletimini sağlayan, atom parçacıklarının yaratılmasında ham-madde ve kaynak görevini yapan çok ince ya-pılı bir çeşit madde
: esir maddesine ait (bak esir)
esirgemek 1 : اسپرگه مك korumak 2.feda etme-mek, kıyamamak, bir şeyi vermekten kaçın-mak
eskal القال : ağırlıklar, ağır yükler
eskam اسقام : sakamlar, hastalıklar, marazlar, dertler
eslaf selfler, geçmiştekiler, öncekiler
eslafizam اسلاف عظام : geçmişteki büyükler
eslem أسلم : daha sağlam, daha güvenli, daha selâmetli
esliha silahı: silahlar
esma أسماء : isimler
esma-i bakiye أسماء باقيه : )Allah'a c.c. ait) bâki isimler
708
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLEE
Otuzuncu Ders: Kur'an'ın Faziletleri ve Kıraat
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: De ki: "Andolsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar, yine onun bir benzerini getiremezler."
OTUZUNCU DERS
KUR'AN'IN VE ONU OKUMANIN FAZİLETİ
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<>>
Kur'an-ı Kerim Allahın kelâmı ve Peygamber S.A. efendimizin mu-cizesidir. Kıyamete kadar her hakkı mahfuzdur..
ISRA suresinin 88. âyetidir.
Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.”
۲
(Buhari rivayet etmiştir)
2) Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
«Hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir..>>>
** Biz de şunu ekleyelim: Gereği ile amel eden..
* **
Ravi: BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i Şerifte..
Kur'an'ı okuyunuz. Zira o, kıyamet günü kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir.
۳
(Müslim rivayet etmiştir)
3) «Kur'an'ı okuyunuz.. Zira o, kıyamet günü arkadaşlarınıza şefaat-çı olarak gelecektir..>>
**
Bir başka Hadis-i Şerifin delaletine göre, bir günde en az iki yüz âyet okunmalıdır..
**
Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi, 5. Hadis-i Şerifte..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil709
٤
Ancak iki kişiye gıpta edilir: Allah'ın kendisine Kur'an verdiği kimse, onu gece gündüz okur. Allah'ın kendisine mal verdiği kimse, onu gece gündüz harcar.
(Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)
4) «Hased yoktur; şu iki şey müstesna:
a) Bir kimse ki, Allah ona Kur'an'ı vermiştir; bu sebeble o, gece gündüz onun emirlerini yerine getirmektedir.
b) Bir kimse ki, Allah ona mal vermiştir; o da gece gündüz onu infak etmektedir.>>>
Hased, müminin vasfı değildir.. Buradaki manâsı imrenmektir..
** Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Kur'an'ı okuyan ve onda ustalaşan kimse, değerli ve salih yazıcılarla beraberdir. Kur'an'ı okuyan ve onu bitiren fakat zorlanan kimseye ise iki ecir vardır.
(Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)
5) «Bir kimse ki, mahiri olarak Kur'an-ı Kerim'i okur; o, iyi ve kerim meleklerin elçileriyle beraberdir.
Bir kimse ki, Kur'an-ı Kerim'i tekleyerek okur; ki bu kendisine güç geldiği içindir.. Buna da iki ecir vardır.>>>
Mümkün olduğu kadar Kur'an-ı Kerimi tecvid usulüne riayet ederek okumalıdır.
** Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte.. 6 Bir grup insan Allah'ın evlerinden birinde toplanıp Allah'ın kitabını okuyup incelemezler.
Aralarında huzur ve sükûnet yoktur, onları rahmet kaplamıştır, melekler onları kuşatmıştır ve Allah onları kendi katındakiler arasında anmaktadır.
(Ebu Hureyre rivayet etmiştir)
6) «Herhangi bir cemaat, Allah'ın evlerinden birinde toplanır, Al-lah'ın kitabını okur ve -mânasını aralarında anlamaya çalışır-larsa.. Ancak bunlara SEKİNET iner, kendilerini ralımet kaplar, çevrelerini melekler sarar ve Allah-iü Taåla yanında bulunanlara onları anlatır..>>
990
YanıtlaSilBELEDİYE BAŞKANI HAKİMİ AURAYE
MADDE 640 Bir mahall A munjene dek hayvan isticar eden kimas mükdrinin isnt olmadıkça ol mahatli tecavüz edemez.
Ve tecaviüs ettikde sağ ve salim sahiline teslim edinceyedek of hayvan müste'cirin samanında olup gerek zchatında ve gerek tyabında telef olsa saman läsım gelir.
MADDE 546 Bir mahall-i muayyene gitmek üzre deyu dabbe is-tikra olundukda müsteoir of hayvan ile başka mahatte gidemez. Ve gidip de hayvan telef olsa samin olur.
Mesela, Tekfur dağına gitmek tüzre isticar ettiği hayvan ile lalimye'ye gitse ve hayvan telef olsa zaman lazım gelir.
MADDE 547 Bir mahall-i muayyene deyu hayvan isticar olunup da oraya giden yollar müteaddit olsa müste'cir násın sülúk ettiği yollardan her hangisiyle isterse gidebilir.
Ve hayvan sahibi gidecek yolu ta'yin etmişken müste'cir baş-ka yoldan gidip de hayvan telef olduğu suretde eğer bu yol hayvan sahibinin ta'yin eylemiş olduğu yoldan daha dolaşık ya sarp ise zaman lazım gelir. Ve eğer müsavi yahut daha ehven ise zamân lâ sim gelmez.
MADDE 548 Müste'cir qu kadar müddet için isticar cylediği hay-vans ol müddetden siyade istimal edemes ve edip de yedinde hay-van telef olsa samin olur.
MADDE 540 Filan adam binmek üzre dabbe istikrası sahih ol-duğu gibi dilediğini bindirmek üzre ta'mimen istikram dahi sahihtir.
MADDE 550 Rüküb için istikra olunan hayvana yük yükletile-mes. Ve yükletilip de hayvan telef olsa zamân lâzım gelir. Lakin bu halde ücret laam olmas. (86.) maddeye bak.
MADDE 551 Filan adam binmek üzere istikra olunan hayvana başkam irkab olunamas. Ve irkab olunup da hayvan telef olsa za-mån Idsım gelir,
MADDE 558 Bir kimae dilediğini bindirmek üzre istikra cylediği dabbeye dilerse kendisi rakib olur ve dilerse başkasını irkab eder. Fakat gerek kendisi binain ve gerek başkasını bindirsin her kim råkib olursa murad taayin ve tahassus edip andan sonra başkası irkdb olunamas,
MADDE 553 Rüküb için bir hayvan istikra olunup da kimin bine-ceği tayin ve dilediğini bindirmek üzre deyu ta'mim olunmasa ica-re fdaid olur.
Fakat kabl-el-fesih ta'yin ve beyan olunursa sıhhata münka-
KİTAB'ÜL İCARAT
YanıtlaSil221
lib olur. Ve bu suretde dahi her kim taayyün ederse andan başkası ol hayvana irkâb olunamaz.
MADDE 554 Yük için hayvan istikra olundukda semer ve ip ve çuval hakkında örf-i belde mut'eberdir.
MADDE 555 Yükün mikdarı beyan yahut işaretle ta'yin edilme-yerek hayvan istikra olundukda mikdarı örf ve adete mahmûl olur.
MADDE 556 Müste'cir kira hayvanını sahibinin izni olmaksızın darb edemez ve darbedip de andan nâşi hayvan telef olsa zâmin olur.
MADDE 557 Kira hayvanını darbetmek üzre sahibi izin verdiği suretde müste'cir ancak darbı mutad olan yerine vurabilir. Ve eğer darbi mu'tad olan mevziden başka yerine darb ile mesela, sağrı-sına vuracak yerde başına vumakla hayvan telef olsa zamân là zım gelir.
MADDE 558 Yük için istikra olunan hayvana binilebilir.
MADDE 559 Yük'ün nev'i ve mikdarı zikr ve beyan olunarak hayvan isticar olundukda mazarratda ana mümâsil yahut andan da-ha ehven ol kadar diğer bir nevi yük dahi yükletilebilir. Amma ma-zarratı daha ziyade olan şey yükletilemez.
Meselâ, bir kimse beş kile buğday yükletmek üzre istikra eyle-diği beygire gerek kendisinin olsun ve gerek başkasının olsun ve herhangi neviden olursa olsun beş kile buğday yükletebildiği gibi beş kile arpa dahi yükletebilir. Amma beş kile arpa yükletmek üze-re istikra eylediği hayvana beş kile buğday yükletemez; nitekim yüz kıyye pamuk yükletmek üzere istikra olunan hayvana yüz kıyye demir yükletilemediği gibi.
MADDE 560 Kira hayvanından yükü indirmek mükâri üzerinedir.
MADDE 561 Mecûrun nafakası âcir üzerinedir.
Meselâ, istikra olunan beygirin alefi ve suvarılması sahibi üze-rinedir; fakat anın izni olmaksızın müste'cir hayvana yem verirse teberru'dur; sonra sahibinden akçesini alamaz.
FASL-I RABI'
İcare-i âdemî beyanındadır.
MADDE 562 Hizmet ya icra-yi san'at için bâb-ı sâninin fas-lı sa-lisinde beyan olunduğu üzre müddet beyaniyle yahut diğer suretde ameli ta'yin ile icare-i âdemî caizdir.
240
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Peygamber Aleyhisselâm (Hastalığı, nedir?) diye sordu.
Arabi (Deliliktir!) dedi.
Peygamber Aleyhisselâm (Onu, bana getir!) buyurdu.
Gelince, onu, önüne oturttu.
Eûzü ve Besmele ile Fâtihatülkitabı,
Bakare sûresinin başından dört Ayeti,
(Ve İlâhüküm İlâhün vâhidün la ilahe illâ Hüverrahmânürrahim)
(Bakare: 163) Ayetini,
Bu ayet (Bakara: 255),
Bakare sûresinin son üç Âyetini (Bakare: 284-286),
(Şehidallâhü ennehû là ilahe illâ Hüve velmelâiketü ve ülül'ilmi kaimen bilkıst. Lâ ilâhe illâ Hüvel'Azizülhakim.) (Al-i İmran: 18) Ayetini,
(İnne Rabbekümullâhüllezî halakassemâvâti vel'arda fi sitteti ey-yâmin sümmestevâ alel'Arşı yuğşilleylennehåre yatlubuhû hasisen veşşemse velkamere vennücûme müsahharâtin biemrih. Elå lehülhal-ku vel'emr. Tebârekållâhü Rabbül'âlemîn.) (Arâf: 54) Ayetini,
(Feteâlallâhül Melikülhakku lâ ilâhe illâ Hüve Rabbül'Arşilkerîm) (Mü'minûn: 116) Âyetini,
(Ve ennehû teâlâ ceddü Rabbinâ mettehaze sâhıbeten velâ ve-ledâ (Cinn: 3) Âyetini,
Saffât sûresinin başından 1-10 uncu Âyetlere (Şihâbün sâkıb) e kadar olan Ayetleri,
Haşr sûresinin son üç Ayetini (22-24),
Kul Hüvallâhü ehad sûresi ile Felak ve Nâs sûrelerini okuyunca, adam, hiç hasta değilmiş gibi, birden ayağa kalktı!» (209)
*
**
Abdullah b. Mes'ud da «Kim, Bakare sûresinin başından dört Ayeti (1-4),
Bu ayet (Bakara: 255),
Âyetülkürsi'den sonraki iki Âyeti (Bakare: 256-257),
Bakara sûresinin sonundan üç Âyeti (Bakara: 284-286)
okursa, ne ona, ne onun ev halkına, ne Şeytan yaklaşa bilir, ne de, hoşlanmadığı bir şey!
Bunlar, deli üzerine okunsa, açılır, iyileşir!» demiştir.
(209) Suyuti Itkan cilt. 2, s. 163-164
İKİ BÜYÜK EMANET KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET
YanıtlaSil241
Yine Abdullah b. Mes'ud der ki Bir adam (Ya Resûlallah! Ba-na bir şey öğret ki, Allah, beni, onunla yararlandırsın!) dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm (Ayetülkürsi'yi oku!
O, seni de, senin zürriyetini de, korur!
Evini, hattå evinin çevresindeki evcikleri de, korur!) buyurdu.» Ebû Katâde'den rivayet edilen Hadise göre «Bir kimse, üzüntü arasında Ayetülkürsi'yi okusa, Allah, onu, üzüntüsünden kurtarır." (210)
Ensardan Üseyd b. Hudayr, Hurma harmanında (211), bir gece Bakare süresini okuyor ve kendisnin atı da, yanında bağlı bulunu-yordu. (212)
Kur'ân okurken, at, birden şahlandı. (213)
Üseyd, okumayı kesip susunca, at, sâkinleşti. (214)
Üseyd, tekrar okumağa başladı.
At, yine şahlandı. (215)
Üseyd, sustu.
At ta, sakinleşti. (216)
Bundan sonra, Üseyd, tekrar okumağa başladı.
At, yine şahlandı. (217)
Üseyd de, artık, okumaktan vaz geçti.
Üseyd'in oğlu Yahya, ata yakın bir yerde yatmakta idi. (218)
Üseyd, atın, çocuğu çiğnemesinden korktu, (219)
Kalkıp atın yanına vardı. (220)
Başını kaldırdı, göğe baktı. (221)
(210) Süyüti İtkan cilt. 2, s. 164
(211) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, s. 548
(212) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(213) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 1, s. 548 Sahih c. 6, s. 106, Müslim
(214) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(215) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 6, s. 106, Müslim Sahih c. 1, s. 548-549
(216) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(217) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, в. 548
(218) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(219) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 1, s. 548-549 Sahih c. 6, s. 106, Müslim
( 220) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, 8. 548-549
(221) Buhari Sahih c, 6, 8. 106
1. T. Medine Devri XI/F: 16
Hasta
YanıtlaSilAmit: İşi yapan, etki eden
Ashab Jah ve
Ashab- cah ve mertebe: Rut-
ترقه be ve makam sahibleri
İzzet ve Tut'un arkadaşları
Ashab- izzet ve servet:
Servet ve şeref sahibleri
Başkan
Cumhur: Coğunluk, toplu-luk
Janhour insanları
Cumhur-u nâs: İnsanların çoğunluğu
Chennai Boğazı
Ebna-yı cins: Ayı cinsten olanlar
Ünlü Amerikalı
Emri ma'ruf: (Dinin) İyilik emri
Hasiyet: Özellik
Mülk
Izdırar: Çaresiz kalma
Bir özüre ihtiyacım var
İtizar: Özür beyân etme
اخبار İcbar: Zorlama
افكة ifsad: Bozma
komisyon
İrtikal: Kötü iş işleme
Sorgulayıcı
İstifham: Sual, sonu
Istaghna
İstiğna: İhtiyaç duymama
gurur duymak
Magrarane: Gururlanarak
Muhalif'in Karşısı: Zad
Niikte: İnce ma'na
safsata
Safsata: Yanlış kıyás
سائقه Saika: Sevk eden
ثالثاً Salisen: Üçüncü olarak
ثانياً Saniyen: İkinci olarak
düşmek
Suküt: Düşme
Patlat
Tefessiüh: Bozulma
terfi
Tervic: Rağbet verme
Bir konuşmayı ele alma
Tech-i hitab: Hitáb yöneltme
Sahte yap
Tezkiye: Temizleme
lafzında "İki Nükte" vardır. Ve o iki nükte, Birincisi ünvam, herkesi cumhür u nasa täby vicdanları emri ma'rûfa icbar eden ämillerdendir olmaya davet eder. Cünki cumhura muhalefet öyle bir hatadır ki, o hatayı irtikäb etmek, kalbin vicdanın şämndan değildir.
YanıtlaSilIkincisit حكماً من الثلي ta'birinden anlaşılıyor ki, imanı olmayanın nästan addedilmemesi lazımdır. Ancak ta'biri, mü'minlere mahsüstur Bu da, ya imanın hasiyetiyle insaniyetin hakikati mü'minlere münhasırdır. Veya imansız olanlar, insaniyetin mertebesinden suküt etmişlerdir.
İth'in bayrağın öğretmeni olduğunu söylediler
kabul etmiyoruz. Şu miskinlerin cemaatine nasıl gireceğiz? Bizim gibi ashâb-ı cah ve mertebe, onlara kıyås edilemez."
Ja nefislerini tezkiye, mesleklerini tervic, nasihatten istiğná, mağrurâne da'vå şeklinde müdafaa etmelerine işarettir. İnkâri bir istifhâmı ifade eden kelimesi, onların cehålette gösterdikleri temerrüd ve inåda işarettir. Sanki onlar istifham ile nasihat edene soruyorlar ki: "Mesleğimizi terk etmemize, senin vicdanın razı olup insafın kabul eder mi?"
Suâl: Onlar o sözlerinde kimleri muhatab etmişlerdir?
Elcevab: Evvelen nefislerine, sånnyen ebnâ-yı cinslerine, sålisen nasihat edenlere tevcih-i hitab etmişlerdir. Evet, birisine nasihat yapan adam, evvelå nefsine müracaat eder, sonra arkadaşlarıyla
konuşur. Sonra nasihat ettiğine döner. Yaptığı müracaatların neticesini ona söyler. Buna binden, vaktå ki münafıklar îmâna da'vet edildiler. Onlar fesāda uğramış kalblerine, tefessüh etmiş vicdanlarına müracaatta bulundular. İnkâr cevabını aldıkları
için, kalblerindeki şeyi dışarıya verdiler. Sonra
ifsåd arkadaşlarına müracaat ettiler. Yine
inkâr cevabını alarak, gizli gizli konuşmalara
başladılar. Sonra, i'tizår şeklinde nasihat
edene dönerek, şöyle bir safsatada bulunurlar. "Yahu, aramızda çok fark vardır. Biz onlara kıyas edilemeyiz. Çünki biz zenginiz, onlar fakirdirler. Onlar mecbûriyet såikasıyla îmâna gelmişlerdir. Onların diyâneti ızdırâridir. Biz isek, ashâb-ı izzet ve servet insanlarız."
194
YanıtlaSilİÇKİNİN KÖTÜLÜKLERİ
Bir kadeh şarap içmedikçe yahut benimle ilişkiye girmedikçe ya da bu çocuğu öldürmedikçe seni bırakmam. Eğer bunlardan birini yap mazsan çığlık atarım ve derim ki:
Bu adam zorla evime girdi ve bana tecavüz etmek istiyor. Bu du-rumda halin nice olur!
Ne yapacağını şaşıran adam kendi kendine şöyle söylendi:
Bu kadınla ilişkiye giremem, çocuğu da öldüremem. Mecburen bir kadeh şarap içti. İçtikçe bir kadeh daha istedi.
Allah'a yeminle söylüyorum ki, bu adam sarhoşluğun etkisiyle hem kadınla ilişkiye girdi, hem de çocuğu öldürdü."
Hz. Osman sözlerine devamla dedi ki:
"İçkiden sakınınız. Çünkü o kötülüklerin anasıdır. Allah'a yemin ederim ki; imanla içki bir kalpte durmaz. İkisi bir kalbe girerse birinin di-ğerini yok etmesinden korkulur."
Hz. Osman'ın bu sözlerinin anlamı şudur:
İçki içen bir kimse sarhoş olduğunda ağzından küfür sözü çıkar ve dili buna alışır. Dolayısıyla ölürken ağzından küfür sözü çıkmasından kor-kulur. Böylece dünyadan kâfir olarak göçer ve ebedi cehennemde kalmış olur.
Şunu bilmek gerekir ki, İnsanın imanını alıp götüren şeyler genellik-le ölüm anında yaptıklarıdır. Bunların sebebi de o kişinin dünyada iken yapmış olduğu kötü davranışlarıdır. Artık pişmanlık duymasının da kendi-sine bir faydası yoktur.
Dahhak şöyle dedi:
İçki mübtelası olarak ölen kişi kıyamet günü sarhoş olarak dirilti-lecektir.
Katâde (ra)'dan naklen Said şöyle dedi:
"Resûlüllah bize hatırlatmalarda bulunup şöyle buyurdu:
"Cennetin kokusu beş yüz yıllık mesafeden hissedildiği halde dört grup insan bu kokuyu alamayacaktır:
1. Cimrilik yapanlar.
2. Yaptığı iyiliği başa kakanlar.
3. İçki içmeyi alışkanlık haline getirmiş olanlar.
Beyhaki, Süneni Kübra, 8/287
TENBİHÜ'L GÂFİLİN
YanıtlaSil195
4. Ana babasına asi olanlar.'
"Ibn Mesud (ra) diyor ki:
"İçki ile ilgili olarak on kişi lanete uğramıştır:
1. İçkiyi üretenler.
2. Üretimine sebep olanlar.
3. İçki içenler
4. İçkiyi dağıtanlar.
5. İçkiyi taşıyanlar.
6. Taşınmasına sebep olanlar.
7. İçki ticareti yapanlar.
8. İçkiyi satanlar.
9. Satın alanlar.
10. İçki üretmek maksadıyla ağacını yetiştirenler."2
Bazı hadislerde Resulullah (sav) şöyle buyurduğu anlatılır:
İçki içen kişi kıyamet gününde leşten daha pis bir koku yayarak kab-rinden dışarı çıkar. Boynunda şarap fıçısı asılı elinde de kadehi vardır. De-risi ile etlerinin arasında yılan ve akrepler doludur. Ayağında sıcaklığı bey-nini yakıp kavuran ateşten ayakkabılar vardır. Kabrini bir ateş çukuru ola-rak bulur ve orada Firavun ve Haman ile beraber olur."3
Hz. Aişe (ra) Resûlüllah (sav)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Kim içki içene bir lokma yemek verirse Allah onun vücuduna yılan ve akrepleri musallat eder. İçki içenin bir ihtiyacını gideren kimse, İslam dininin yıkılmasına yardım etmiş olur. Ona borç para veren, bir Müslü-man'ın öldürülmesine yardımcı olmuş olur. İçki içenlerle arkadaşlık ya-panlar kıyamet gününde kör olarak dirilirler.
İçki içeni evlendirmeyin, hastalandığında ziyaret etmeyin ve şahitli-ğini kabul etmeyin. Beni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, içki içen kimse, Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'anda lanetlenmiştir. Ayrıca o, Allah'ın Peygamberlerine indirdiği bütün hükümleri inkâr etmiş demektir.
Heysemi, Mecma', 8/148
Taberani, Evsat, 1355
Kaynağı bulunamadı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1543 - Osmanlı Orduları
Estergon Kalesi'ni fethetti.
1920 - İstanbul Hükümeti ile İtilâf Devletleri arasında Türk milletinin idam hükmü anlamına gelen Sevr Antlaşması imzalandı.
1952 - Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri Köy Enstitülerini kapattı.
10
CUMARTESİ
CUMARTESİ
AĞUSTOS
AĞUSTOS
BİR AYET
Doğu da, batı da Allah'ındır; bütün yeryüzü sizin için bir
mescittir.
Bakara Suresi: 115
BİR HADİS Ahmakla dostluğu kes.
Beyhaki
Atmaca kuşu serçelere tasliti, zahiren rahmete uygun gelmez. Halbuki serçe kuşunun istidadı, o taslit ile inkişaf eder.
Sözler
HIGRI & SAFER 1446 DUM TEMMUZ 1440
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-855-Hanbeli Mezhebi'nin
kurucusu Ahmed bin Hanbel'in (ra) vefatı.
1944 - Bediüzzaman'ın Emirdağ'a sürgün emri verildi.
1964 - MİT'in kuruluşu.
1980 - ASELSAN, ilk Türk telsizini üretti.
TEMMUZ
31
PERŞEMBE
6 1447 DAHA GÜVENLİ
RUMI: 18 TEMMUZ 1441 HIZIR: 87
BİR AYET
Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler.
(Sadece: 22)
BİR HADİS
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimse bir Müslümanı kesinlikle korkutmasın.
(C. Sağır, No: 3742)
Kanaatsizlik, çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar, hayatından şekvâ kapısını açar, mütemadiyen şekvâ ettirir. Hem ihlâsı kırar, riyâ kapısını açar. Hem izzetini kırar, dilencilik
yolunu gösterir. Lem'alar
154 Hadislerden Seçmer
YanıtlaSilkapar Insanların bir kısmi (koni) ameli sebe. kimse bilmez, insanlar (hot) amelleri sebebiyle biyle belak olur. Bir kısmi da ateşin içine yıkılır istediklerine rabmet etmeyi irade edince, ales eh linden Allah'a ibadet etmiş olanları, ateşten Cl sonra kurtulur. Allah, ates chlinden kurtarmak karmaları için meleklere emreder. Melekler by kimseleri, secde izleriyle tanırlar. Çünkü Allah ateşe baram etmiştir. Onlar böylece ateşten C Teâlâ hazretleri secde mahallinin yakılmasım Üzerlerine hayat suyu dökülür. Selin getird karlar. Hepsi de ateşten kavrulmuş vaziyetted milli topraktan habbelerin (filiz açıp) bitme gibi, suyun değdiği yerler yeniden bitecek.
Rab Teâlâ, sonra, kullar arasındaki hükmün tamamlayacak. Derken Cennetle Cehennem are sında bir kul kalacak. Bu, Cennete girmedi hennemliklerin sonuncusudur. Yüzü Ceber neme doğru ilerlerken: 'Ey Rabbim! Yüzümü al tarafından çevir! Kokusu beni perişan etti, ale de beni kavurdu.' diye yalvaracak. Allah Te lâya, kendisine dua etmesini dilediği kada duada bulunacak. Sonra Allah Teâlâ hazretle Ben bu istediğini versem, bundan başkasımı ister misin?' diye soracak. Adam, 'izzet ve a line yemin olsun hayır! Bundan başkasını mem!' diyecek ve istemeyeceği hususum
ha ahd u misakta bulunacak. (Allah), nun üzerine yüzünü ateşten çevirecek. Adam yüzüyle Cennete yönelince ve onun güzelliğini görünce, Allah'ın dilediği bir müddet susacak. Sonra (dayanamayıp) 'Ey Rabbim! Beni Cenne-tin kapısına yaklaştır!' diyecek. Allah Teâlâ haz-retleri, 'Sen bana istemiş olduğundan başka bir talepte bulunmayacağına dair ahd u misakta bulunmadın mı? Ey Ademoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin!' diyecek. Adam, 'Ey Rabbim! Mablûkatın en bedbahtı ben olmayayım!' diye-cek. Rab Teâlâ, 'Sana bu istediğin verilse, acaba başka bir şey istemeyecek misin?' der. Adam, Hayır! İzzetine ve celâline yemin olsun hayır! Başka bir şey istemeyeceğim!' diyecek. Rabbi de onu mazur addedecek. Çünkü o, sabredilemeye-cek bir şeyler görmüştür. Adam, Rabbine, istediği abd u misakta bulunur. (Rabbi de) onu Cenne-tin kapısın yaklaştırır. Kapıya yaklaşıp onun gü-zelliğini ve içindeki taravet ve süruru görünce, Allah'ın dilediği kadar sesini keser. (Fakat daha fazla dayanamayıp atılır). 'Ey Rabbim! Beni Cennete koy!' der. Rab Teâlâ, 'Ey Âdemoğlu yazık 4 sana! Sen ne dönekmişsin! Sana verilenlerin di-şında bir şey istemeyeceğine dair bana ahd u misak vermedin mi?' diyecek. Adam, 'Ey Rabbim! Beni mahlûkatın en bedbahtı yapma!' diyecek. Allah onun bu haline gülecek
YanıtlaSilATALET YOK!
YanıtlaSilSırf Allah Teâlânın rızasını kas-tederek, bedeni, fikrî ve mâlî hizmette bulanamayanlar, kâmil mü'min olamazlar.
Mâlî vaziyetimiz müsait ise ke-semizi açacağız. Eli sıkılık; bil-hassa Hak yolunda olanlar için, makbul bir şey değildir.
İlmimiz varsa, ehlini bulacağız ve münasip yerlerde onu neşredeceğiz.
Kişi isterse, Cenâb-ı Hak ona o fırsatı verir.
Hangi meslek erbâbı isek, kendi mesleğimizde ve her hususta toplu-ma faydalı olacağız. Komşuyu ziyarete gideceğiz, hastalarımızı ziyaret edeceğiz. Cenâze teşyiinde bulunacağız. İnsan niyet et-tikten sonra daha nice nice tatlı, güzel ameller işleyebilir...
(Bkz. Sadık Dână, Altınoluk Sohbetleri, III, 117, 167, 220; V, 78-79)
HİZMETTE ÎSAR ve HİÇLİK
Hizmet ehli olan kişiler, hizmet yoluna devam ettikçe, îsâr (kendinden fedakârlıkta bulunarak mü'min kardeşini tercih etme) yolunu tutmalıdır-lar. Israrla hep; << Bütün hizmetleri yalnız ben yapayım!>> gayesinde olanlar, çabuk yorulurlar, sadırları sıkışır, görüşleri değişir. Herkesi küçük görmeye başlarlar. -Allah muhafaza etsin- bu şekilde hâl-lerinde gerileme olur. Hubb-i riyâset sevdasının esiri olurlar. (Sadık Dânȧ, Altınoluk Sohbetleri, II, 248)
353
MALZEME, MUHABBET...
YanıtlaSil-Cenâb-ı Hakk'ın verdiği en büyük mevhibe-i ilâhiyye, sevmektir.
Cenâb-ı Hakk'ı sevmek,
Rasûlullah Efendimiz'i sevmek,
<>ı sevmek,
İhvânı sevmek,
Mü'minleri sevmek,
Hayvanâtı sevmek, sevmek, sevmek... Sevmek, böyle sıra ile birbirini takip ediyor. (...)
Sevgiye nail olan, Allah Teâlâ'ya karşı bütün vazifelerini seve seve ve büyük bir rahatlıkla ve gönül huzuru içinde îfâ eder.
➤Bazı âbidlerin, gönüllerindeki sevgi noksanlığı sebebiyle, ibadetle-rinde tam bir zevk ve huzur hâli olmaz.
(Bkz. Sadık Dână, Altınoluk Sohbetleri, V, 22, 80-81)
İnsan mâneviyat yoluna girdikçe şevki, aşkı artar. Ona hiçbir şey ağır gelmez. İbâdet etmek, haramlardan kaçmak, hepsi zevk hâline gelir. Musibetlere tahammül, kaza-kader bahsine icâbet kolay hâle gelir. İsteklisine ve gayretli olana mâneviyat yolunu engelleyecek hiçbir şey yoktur.
(Sadık Dånå, Altınoluk Sohbetleri, V, 45)
ra karşısında hayli üzüldüler. Sonra eve girip, elinde bir tepsi yiyecekle tekrar gel-diler ve;
YanıtlaSil-Sizin karnınız da açtır; önce karnımızı bir doyuralım.>> buyur-dular. Sonra tatlı tat-lı kendilerine nasihat ettiler. Arkasından da bir zarf uzatarak hatırı sayılır bir miktar nakit yardımında bulundular ve;
<<<-Şimdilik bununla zarûrî ihtiyaçlarınızı giderirsiniz.
(Fakire işaret ederek) Bu arkadaşımız da en kısa zamanda sizi bir işe yerleştirirler inşâallah. Bir mânîniz olmazsa her hafta bu kardeşlerin göstereceği sohbetlere de düzenli olarak devam edersiniz!>> diye yol gösterdiler. Bununla da kalmadılar, âdetâ ihsan, şefkat ve ikrâmını taçlandırırcasına;
-Buradan evinize kadar yürüyerek gitmeniz zor olur; kardeşimiz sizi arabayla eve kadar bırakıversin!» buyurdular. Bize de dönerek;
<<-Kardeş! Bu arkadaşımızın durumunu ifşa etmeyelim. Kıyâmete kadar aramızda sır olarak kalsın!» tembihâtında bulundular.
İsmi bizde kıyâmete kadar mahfuz kalacak bu arkadaşımız, daha sonra bir işe yerleştirildi, haftalık sohbetlere devam etti ve nihayet huzurlu bir aile hayatına kavuştu. Şimdi mânevî hâl sahibi, gözü yaşlı bir kardeşimiz olarak dostlarımız arasına katıldı elhamdülillah!"
Hak dostları herkesin ağırlığını yüklenmeyi kendilerine düstûr edinmişlerdir. (Allah Dostunun Dünyasından, s. 81)
EVE GİREN KİŞİYE MUĀMELE
YanıtlaSilMuzaffer IŞIKVEREN Bey anlatır:
"Muhterem Üstadımız Bursa'yı çok severler ve zaman zaman, bir hafta, on günlük sürelerle Uludağ yolu üzerinde bulunan dev-lethånelerinde ikamet ederlerdi. Tenha bir bölge olması ve o dönemde bazı anarşik hadiseler yaşanması sebebiyle tedbir olsun diye, bazı kardeşlerle birlikte evin avlusunda geceleri nöbet tutuyorduk. Bir gece, saat üç sıralarında evin avlusuna duvardan bir kişi atladı. Kapıya yöneldi, açmaya zorladı; açamayınca pen-cereyi yokladı. Niyeti kötüydü. Hemen müdahale edip yakaladım ve yere yatırıp etkisiz hale getirdim. Üstâdımız mûtâdı olduğu üzere o saatlerde teheccüd ve evråd ü ezkârını îfâ için umûmi-yetle ayakta olurdu. Durumu kendilerine bildirmek istedim. Zile bastım. Az sonra kapıda göründüler.
Yerde yatan kişiyi görünce durumu fark ettiler ve içeri geçip üzerle-rine bir şeyler aldıktan sonra avluya teşrif ettiler. Yaz mevsimi olduğu için bahçedeki kameriyeye geçtiler ve yakaladığımız şahsı da yanlarına oturtarak, onun neden böyle meşrû olma-yan bir işe tevessül ettiğini sordular. O kişi de işsiz olduğunu, çocuklarının maîşetini teminde zor duruma düştüğünü ifade ederek özür diledi. Muhterem Üstâdımız karşılaştığı bu manza-
350
553
YanıtlaSil17137. Ne sağa sap, ne de sola; ayağını kötülükten çek!
17138. Niyeti bozuk adamdan nefret edilir.
17139. Oğulların oğulları, yaşlıların tacıdır; oğulların izzeti babalarıdır.
17140. Öfkeli adam kavga çıkarır; ama geç öfkelenen, kavgayı yatıştırır.
17141. Öfkeli adamla arkadaşlık etme, kızgın adamla gitme!
17142. Öküzlerin olmadığ yerde yemlik temiz olur, ürün çokluğu öküzün gücüyle olur.
17143. Ölüm ile yaşam, dilin elindedir; onu sevenler, ürününden yerler.
17144. Özvarlığına egemen olmayan adam; yıkılmış, duvarsız kent gibidir.
17145. Rahat yürek bedenin yaşamıdır, ama kıskançlık kemiklerin çürüklüğüdür.
17146. Sağgörülü adam bilgiyi gizler, ancak akılsızların yüreği eğlence düşkünlüğünü açıklar.
17147. Sağlam öğütler olmayınca, ulus düşer; öğütçülerin çokluğunda, kurtuluş vardır.
17148. Sana kötülük yapmadıysa, boş yere, bir adamla çekişme!
17149. Sarhoşun eline geçen dikenli dal neyse, akılsızların ağzında mesel de odur.
17150. Satın alan: kötüdür, kötüdür, der, ama alıp gidince de övünür.
17151. Seni kendi ağzın değil, başkası övsün; kendi dudakların değil, yabancı övsün.
17152. Sevgi olan yerde sebze yemeği, düşmanlıkla yenilen besili sığırdan iyidir.
17153. Sevinçli yürek yüzü iyileştirir, ama yüreğin acısıyla ruh kırılır.
17154. Sıkıntı gününde kötü adama güvenmek, ağrıyan diş, sarsak ayak gibidir.
17155. Söz çokluğunda yanlış eksik olmaz, ancak dudaklarını tutan akıllı davranır.
17156. Söz eğriliğini kendinden ayır, dudak sapıklığını kendinden uzaklaştırır!
17157. Söz taşıyıp gezen adam giz açar, ama ruhu sadık olan adam işi örter.
17158. Söze dikkat eden, iyilik bulur; Tanrı'ya güvenen, mutlu olur.
17159. Su, yüzü yüze gösterdiği gibi, yürek de insanı insana gösterir.
17160. Suç işleyenleri kötülük kovalar, ama doğrular iyilikle ödüllendirilir:
17161. Susamış cana soğuk su nasılsa, uzak ülkeden iyi haber de öyledir.
17162. Sütü sıkmak yağ çıkarır, burnu sıkmak kan çıkarır, öfkeyi sıkmak da kavga çıkarır.
17163. Şarap alaycıdır, içki gürültücüdür, kim onunla sendelerse akıllı değildir.
17164. Tanrı gururluların evini kökünden söker, ama dul kadının sınırını pekiştirir.
17165. Tanrı hükmü kralın dudaklarındadır, hükümde onun ağzı öte geçmez.
17166. Tanrı korkusu, bilginin başlangıcıdır. (Latincesi: Initium sapientiae, timor
Domini.) 17167. Tanrı korkusuyla olan az şey, kaygıyla olan büyük hazindeden iyidir.
17168. Taş ağırdır, kum da bir yüktür, ama uçarı kimsenin öfkesi ikisinden de ağırdır
552
YanıtlaSil17105. Kim yoksulun çığlığına kulak tıkarsa, o da haykırınca yanıt alamaz.
17106. Kin kavgaları ayaklandırır, ancak sevgi her suçu örter.
17107. Kini gizleyen adamın dudakları yalancıdır.
17108. Komşun yanında güvence içinde otururken, onun için kötülük düşünme.
17109. Komşuna karşı nedensiz tanıklık etme, dudaklarınla aldatma!
17110. Komşunun evine ayağını seyrek bas, yoksa sana doyar da tiksinir.
17111. Komşusunu hor gören suç işler, ancak hor görülenlere acıyan mutludur.
17112. Komşusunu hor görenin anlayışı eksiktir, ancak anlayışlı adam dilini tutar.
17113. Konakta kavgacı ve huysuz bir karı ile oturmaktansa, bir dam köşesinde oturmak yeğdir.
17114. Kötü adam, kasırga geçer gibi yok olur; ama iyi adam sonsuz temeldir.
17115. Kötü adam kendi kötülüğüyle yıkılır, ama ölümünde iyinin sığınacak yeri vardır.
17116. Kötü adam kovalayan yokken kaçar, ancak iyi adamlar aslan gibi kendine güvenir.
17117. Kötü adamın geliri, suç içindir.
17118. Kötü gözlü adam, varsıllık ardından koşar, üstüne yoksulluk geleceğini bilmez.
17119. Kötü ulak belâya düşer, ama sadık elçi şifadır.
17120. Kötülerin ağzı, kötülük akıtır.
17121. Kötülerin evi yıkılır, ama doğruların çadırı çiçeklenir.
17122. Kötülerin sözleri kan için pusudur, ancak doğruların ağzı onları kurtarır.
17123. Kötülerin yolu, koyu karanlık gibidir; neden sürçtüklerini bilmezler.
17124. Kötülerin yoluna girme, kötülükçü adamların yolunda yürüme!
17125. Kötülüğün hazineleri bir işe yaramaz, ancak salah ölümden kurtarır.
17126. Kötülükçü adam, kötü dudakları dinler; yalancı adam, arabozucu dile kulak verir.
17127. Kötülükçü adamlara imrenme, onlarla birlikte olmayı isteme!
17128. Kötülükten korkusu olmayan, rahat bulur.
17129. Kralın görkemi ulusun çokluğundandır, ama bitkinliği ulusun yok olmasındandır.
17130. Kralın kızması ölüm ulağıdır, ama akıllı adam onu yatıştırır.
17131. Kralın lütfu akıllı davranan kul içindir, ama kızgınlığı utanca neden olana karşıdır.
17132. Kul sözle eğitilmez, çünkü anlasa da kulak asmaz.
17133. Kulu efendisine çekiştirme, yoksa sana lânet eder, suçlu olursun.
17134. Kurtuluş yolunda yaşam var, ölüm yoktur.
17135. Kuzey yeli yağmur getirir, çekiştirici dil de yüzü öfkelendirir.
17136. Mahkemede doğruyu haksız çıkarmak için, kötü adamın hatırını gözetmek iyi değildir.
26 |
YanıtlaSilHadislerden SEÇMELER
İLİM ÖĞRENİRKEN AĞIRBAŞLI VE VAKUR DAVRANMALI
Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor:
İlim öğreniniz. İlim için de ağırbaşlı ve vakur ol-mayı öğreniniz.
Taberânî'nin Evsat'ı ve İbni Adiyy'in el-Kamil'inden
İLMİ SADECE ALLAH RIZASI İÇİN ÖĞRENMEK
Câbir ibni Abdullah (ra), Resul-i Ekrem Efendi-mizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Kur'ân'ı ok gibi düzgün okudukları halde onun karşılığını şu dünyada isteyip ahirete bırakmayan bir topluluk gelmeden önce, Kur'ân'ı okuyun ve onunla sadece Yüce Allah'ın rızasını arayın.
Ebu Davud, Salât: 135: Müsned. 3: 146, 155; 5: 338.
Ka'b İbni Malik (ra) rivayet ediyor:
Her kim ki, âlimlere karşı övünmek, cahillerle cedel-leşmek veya insanların sevgisini kazanmak için ilim öğ-renirse onun akibeti Cehennemdir.
Hakim'in Müstedrek'i ve Boyhaki'nin Şuabü'l-Iman'ından.
İbni Ömer (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Kim Allah rızası dışında bir gaye için bir ilmi öğ-renirse Cehennemdeki yerine hazırlansın.
Tirmizi. İlim: 6
İlim | 27
YanıtlaSilİlim niçin öğrenilir? Belli makam ve mevkilere ulaşmak için mi? Gösteriş olsun diye mi? Büyüklen-mek, kibirlenmek, kendini başkalarından üstün gö-rüp gururlanmak için mi? Para, pul, mal, mülk ka-zanmak için mi? Yoksa vatana, millete, insanlığa hizmet için ve nihayet Allah rızası için mi?
Allah rızası dışında ilim öğrenme her ne kadar insanı arzu ettiği hedeflere ulaştırsa, maksadını elde etmesine sebep olsa da bu maksatla ilim öğrenme-nin Allah katında hiçbir değeri yoktur.
Elbette insan öğrendiği ilimle belli makam ve mevkilere ulaşacak, maddeten ve manen istifadeler görecek, para pul kazanacak; hele hele vatana, mil-lete, insanlığa hizmet için koşacaktır. Ama bütün bunları yaparken temelde Allah rızasını gözetecek-tir. Esas maksat Allah rızası olacaktır. Bu esas alının-ca diğerleri zaten peşinden gelir. Gelmese de kişi Al-lah rızasına ereceği için ahirette büyük sevaplara erer.
İlim öğrenmede niçin Allah rızası gözetilmelidir?
Allah, yaratıklar içerisinde sadece insana öğren-me kabiliyeti vermiştir. O halde insan bu kabiliyeti kendisine kim vermişse, öğrenilecek şeyleri kim ya-ratmışsa, elbetteki öğreneceklerini Onun rızasını
Älemlerin yaratıcısı, yaşatıcısı olan Allah Teâlâya hamd, O'nun âlemlere rahmet olarak gönderdiği yüce elçisi Hz. Muham-med (s.a.v.)'e salât ve selâm olsun.
YanıtlaSilYüce Rabbimizin biz âciz kullarına nimet ve ihsânları sayısızdır. Doğru bir inanç, samîmî bir kulluk bunların başında gelir. Bir müslümanın ilk ve en mühim vazifesi sağlam, samîmî ve hakîkî bir inanca sahip olması ve inancının gerektirdiği şekilde Rabbimize karşı kulluk vazifelerini yerine getirmesidir. Yoksa bir insan bu fânî dünyadan küfür veya itâatsizliği sebebiyle cehennemi hak ederek giderse, bundan daha büyük bir kayıp ve zarar olamaz.
Bir Müslüman, önce dinini, inancını, sonra mümin olarak yapacağı vazifeleri, uzak duracağı hususları öğrenmeli ve buna göre hayatına çeki düzen vermelidir.
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
300 1 Yakında dört fitne olacak. Kanın mübah sayıldığı fitne ,kanın mübah ve malın helal sayıldığı fitne, kanın mübah malın ve namusun helal sayıldığı fitne (dördüncüsü Deccal fitnesidir) Hz. İmran (r.a.)
300 2 Yakında başınıza bazı emirler gelecek , rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lakin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya çalıştıklarında onlarla mukatele edin. kim bu yolda öldürülürse o şehiddir. Hz. Ebû Sülale (r.a.)
300 3 Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Said (r.a.)
300 4 Allah'dan ilm-i nâfi isteyin ve faide vermeyen ilimden Allah'a sığının. Hz. Câbir (r.a.)
300 5 ALLAH'dan dünya ve ahirette af, afiyet ve yakîn isteyin. Zira yakînden sonra kula, afiyet kadar hayırlı bir şey verilmedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
300 6 Allah'ın fazlından isteyin. Zira O istenmekten bıkmaz. İbadetin efdali de gamm ve hemmden kurtuluşu beklemektir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
300 7 Düşük çocuklara da isim koyun. Allah onunla mizanınızı ağırlaştırır. Zira onlar kıyamet günü gelir de şöyle derler: "Ey rabbimiz beni zayi ettiler ve bana isim vermediler. Hz. Enes (r.a.)
300 8 Fena ahlak, sirkenin balı ifsad etmesi gibi, ameli bozar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
300 9 Bakara suresinde bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin seyyididir. Bir yerde okundu mu şeytan orada tutunamayıp mutlaka çıkar. Bu "ayetül kürsi" dir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
300 10 Kuran'da bir sure vardır ki otuz ayettir. Sahibine (devamlı okuyana) affedilinceye kadar şefeat edecektir. O "Tebarekellezî biyedihil mülk"dür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
300 11 Yakında ilim taleb eden kimseler gelecek. Onları gördüğünüzde: "Allah'ın rasulunün tavsiyesi ile merhaba" deyin ve onlara istedikleri fetvayı(bilgiyi) verin. Hz. Ebû Said (r.a.)
300 12 Benden sonra yakında bir kavim gelecek, benim hadisimden soracaklar. Onlara ancak ezberlediklerinizi söyleyiniz. Kim kasten bana yalan isnad ederse cehennemde yerine hazırlansın. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
300 13 Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o vakitte şu üç şeyden daha hayırlı bir şey olmayacak: "Helal para, kendisi ile ülfet edilen din kardeşi, amel edilen bir sünnet. Hz. Huzeyfe (r.a.)
111. TEBBET SÜRESİ
YanıtlaSilTebbet süresi Mekke'de nazil olmuştur. 5 âyettir. İsmini, birinci Ayetteki "kurudu/kurusun" manasındaki (tebbet) kelimesinden alır. Aynca "Mesed", "Leheb", "Ebû Leheb" isimleriyle de anılır. Mushaf tertibine göre 111, iniş sırasına göre ise 6. süredir.
Konusu
Süre, öncelikle Rasûlullah (s.a.v.)'e karşı amansız bir düşmanlık ser-gileyen amcası Ebů Leheb ve karısının, bunların şahsında da tüm din düş manlarının feci akıbetini gözler önüne serer.
İniş Sebebi
Peygamberimiz (s.a.v.), "Sen, önce yakın akrabanı uyar!" (Suara 26/214) emri gelince, bütün Kureyşi Safa tepesine çağırdı. Yüksek bir ka-yanın üzerinden onlara şöyle hitäb etti:
"-Ey Kureyą cemaatil Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman atıları var, hemen size saldıracak, mallarınızı gasbedecek de-sem, bana inanır mısınız?"
Kureyşliler hiç düşünmeden:
"Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar seni hep doğru söylediğini gör-dük. Senin yalan söylediğini hiç duymadık!" dediler.
Karşısındakı insanlardan bu tasdiki alan Rasûlullah (s.a.v.), onlara şu iläht hakikati bildirdi:
648
YanıtlaSil111/Tebbet Sûresi
Ayet: 1-3
"-O halde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulun-duğunu, Allah'a inanmayanların, o çetin azâba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.
Ey Kureyşliler! Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve ailesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hâli gibidir.
Ey Kureyş cemaati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah'ın huzûruna var-manız, dünyadaki her hareketinizin hesabını vermeniz muhakkaktır. Neticede hayır ve ibadetlerinizin mükafatını, kötü işlerinizin de ce-za ve şiddetli azabını göreceksiniz! Mükafat ebedî bir cennet; ceza da ebedî bir cehennemdir." (bk. Buhârî, Tefsir 26; Müslim, İman 348-355; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 281-307; İbn Sa'd, et-Tabakât, 1, 74, 200)
Allah Rasûlü (s.a.v.)'in bu hitâbesine, orada bulunanlardan umûmî bir itiraz gelmedi. Yalnız amcası Ebû Leheb:
"-Hay eli kuruyası! Bizi buraya bunun için mi çağırdın?" diyerek münasebetsiz ve yakışıksız sözler sarf etti. Hakâretleriyle Peygamber Efendimiz'in aziz kalbini incitti. Ebû Leheb'in bu tavrı üzerine, onu ve ka-rısını kötüleyen ve cehennemlik olduklarını ilan eden "Tebbet Sûresi" nâzil oldu. (Buhârî, Tefsir 26/2; 34/2; 111/1-2; Müslim, İman 355)
EBÛ LEHEB'İN ELİ KURUSUN
YanıtlaSilAllah çok merhametlidir, çok şefkatlidir
Elleri kurusun Ebu Leheb'in, kendisi de kurusun! Malı da, kazandığı da ona fayda vermeyecek. Alevli bir ateşte yanacak.
Rahman Rahîm Allah'ın ismiyle...
1. Ebû Leheb'in iki eli kurusun! Zâten kurudu ve kendisi helâk olup gitti.
2. Ne malı bir fayda verdi ona, ne de kazandıkları.
3. Yakında o, yanıp kavrulmak üzere alevli bir ateşe girecek.
Ebû Leheb, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in amcasıdır. Buna rağmen Efendimiz'e inanmadığı gibi, karısıyla birlikte ona çok büyük düşmanlık-lar yapmıştır. Şu rivayetler, bu düşmanlığın şiddetini ve ulaştığı korkunç seviyeyi göstermeye yeter.
Tärık b. Abdullah el-Muhâribî, bir müşâhedesini şöyle anlatır:
Rasûlullah (s.a.v.)'i Zülmecaz Panayırı'nda görmüştüm:
"-Ey insanlar! La ilahe illallah deyin de kurtulun!" diye yüksek ses-le hitâb ediyordu. Bir adam da elindeki taşla O'nu takip ediyor ve:
"-Ey insanlar! Sakın ona inanmayın, itaat etmeyin. Çünkü o yalancı-dır!" diyerek bağırıyordu. Attığı taşlarla Efendimiz'in ayak bileklerini ka-natınıştı. Oradakilere:
650
YanıtlaSil111/Tebbet Süresi
Ayet: 1-5
"-Kimdir bu zat?" diye sordum.
"-Bu, Abdülmuttaliboğulları'ndan bir gençtir" dediler.
"-Ya onun ardına düşüp taş atan kimdir?" diye sordum.
"-O da amcası Ebû Leheb'dir" dediler. (Darekutni, Sünen, III, 44-45)
Mekke'de Rasûlullah (s.a.v.)'in evi, iki ebediyet fukarası Ebû Leheb ile Ukbe b. Ebî Muayt'ın evleri arasında idi. Bunlar, her türlü pisliği getirip Efendimiz (s.a.v.)'in kapısının önüne atarlardı. Fahr-i Kainat Efendimiz'in rakik ve temiz gönlü, komşularının bu çirkin muamelesinden incinir:
"-Ey Abdi Menaf oğulları! Bu nasıl komşuluk?!" diye sitem eder. pislikleri kapısının önünden yayı ile uzaklaştırırdı. (İbn Sa'd, et-Tabakåt, I, 201)
Ebû Leheb, birgün yine aynı menfûr hareketini yapmak üzereyken Hz. Hamza onu gördü. Pisliği elinden alıp başının üzerine döktü. Ebû Leheb, bir taraftan pislikleri temizlerken, diğer taraftan da Hz. Hamza'ya hakaret ediyordu. (bk. İbn Esîr, el-Kâmil, II, 70)
Ebû Leheb'in karısı Ümmü Cemîl de Allah Rasûlü'ne ezâ ve cefâ etmekte kocasından geri kalmaz, her gece dikenli ağaç dallarını büyük bir demet yapar, boynuna bağlar, geceleyin ayağına batması için Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'in geçeceği yollara atardı. Rasûlullah (s.a.v.) ise, ipek üze-rine basar gibi onların üzerine basar geçerdi. (bk. İbn Hişâm, es-Sire, 1, 376; Kurtubî, el-Cami', XX, 240)
İşte onların bu ve benzeri zulümleri sebebiyle haklarında Tebbet sûresi nazil olmuştu.
Ebû Leheb çok kötü bir şekilde ölmüş, malı, kazandıkları ve bunlara dâhil olan çocukları ona hiçbir fayda sağlayamamıştır. Şöyle ki:
Ebû Leheb Rasûlullah (s.a.v.)'i yenebilmek için varını yoğunu ortaya dökmüştü. Bu sürenin nüzülünden sonra 7-8 sene geçmeden Bedir savaşı vuku bulmuştu. Çiçek hastalığına tutulduğu için o azılı kâfir savaşa katıla-mamıştı. Savaş olup Kureyşin pek çok ileri gelen reisinin öldürüldüğü ha-beri Mekke'ye ulaştığında Ebû Leheb o kadar üzüldü ki ancak 7 gün ya-şayabildi. Ölümü de çok ibret vericidir. Ebû Leheb, çiçek hastalığına ben-zer bir hastalığa yakalandı. Evdeki yakınları bile, bulaşmasından korka-rak ona dokunmuyorlardı. Ölümünden sonra üç gün boyunca kimse ona yanaşmadı. Cesedi çürüyerek kokmaya yüz tuttu Bunun üzerine herkes
Cüz: 30
YanıtlaSilHakk'ın Daveti
651
oğullarını kınamaya başladı. Bir rivâyete göre oğulları bazı zencilere úc-ret vererek cesedini kaldırtmış ve yine ücretle defnettirmişlerdi. Diğer bir rivâyete göre, bir hendek kazdırtmışlar ve babalarının cesedini içine so-payla iterek toprakla kapatmışlardı. Böylece ne malından ne de evlatla-rından bir fayda görmüştü. Oğulları, cenazesini bile şerefle defnetmeye fırsat bulamamışlardır. Böylece Kur'ân-ı Kerîm'in Ebû Leheb'le ilgili ola-rak verdiği mûcizevi haberin birkaç sene içinde nasıl gerçekleştiğini her-kes görmüştür.
Ebû Leheb'in hanımı Ümmü Cemîl de düşmanlıkta kocasından geri kalmadığı için o da aynı fecî âkıbete uğramıştır:
Ve karısı, odun taşıyıcısı. Boynunda hurma lifinden bir ip var.
rak. 4. Karısı da beraber girecek. Hem de o ateşe odun taşıyıcı ola-
5. Boynunda sağlam bükülmüş bir ip olduğu halde.
Burada Ümmü Cemil için حَمَّالَةَ الْحَطَب hammaletel-hatab) yani "odun taşıyıcısı" tavsifi yapılır. Bununla alakalı şu izahlar yapılabilir:
Bu kadın, oduncular gibi liften yapılmış urganı boynuna bağlayıp Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in yoluna atmak üzere diken taşıdı-ğı için "gerdanında bükülmüş ip bulunan odun hamalı" diye nite-lendirilmiştir.
◆Yahut cehennemde böyle bir duruma gireceğini anlatmak için ona bu vasıf verilmiştir.
Yahut insanlar arasında koğuculuk yapıp arayı kattığı, insanları bir-birine düşürüp kızıştırdığı için ona "odun hamalı" denmiştir. Çünkü koğuculuk yapana da: "İnsanlar arasında odun taşıyıp ateş yakıyor, onları birbirine katıp düşmanlık, kızgınlık, kavga çıkarıyor" denilir. Ateş nasıl odunla yanarsa, insanların birbirine kızması da koğucu-nun hareketleriyle olur. Adeta koğucunun davranışı, kavga ateşi-nin yakıtı olmaktadır. O dünyada fitne ateşini tutuşturduğu gibi, ce-hennem ateşi de onun için tutuşacaktır.
Rivâyete göre o kadının mücevherden yapılmış kıymetli bir gerdan-lığı vardı. "Lât ve Uzza'ya yemin olsun ki, bunları Muhammed'e
652
YanıtlaSil111/Tebbet Sûresi
Ayet: 4-5
düşmanlık yolunda harcayacağım" derdi. Bu sebeple Yüce Allah da, o gerdanlık yerine, boynuna ateşten bir ip takmıştır. (bk. İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'ân, IV, 564)
İşte bu sebeplerle Cenâb-ı Hak, onlar hakkında müstakil bir sûre in-dirmiş, Habîbi'ne olan düşmanlıkları yüzünden ebediyen lånetlenmek üze-re onları Kelâm-ı Kadîmi'ne pek fenâ bir şekilde kaydetmiştir. Hazin ve perişan akıbetlerini bütün dünyaya bir ibret vesikası olarak sunmuştur. İslâm'da esas olanın kan akrabalığı değil, iman kardeşliği olduğunu açık bir misalle beyân etmiştir. Eğer bir kişinin imanı yoksa, Rasûlullah (s.a.v.)'e akraba olması, hatta onun amcası olmasının bile hiçbir fayda vermeyece-ğini bildirmiştir. Böylece kimsenin babasının, dedesinin veya herhangi bir akrabasının faziletine güvenerek aldanmamasını; sahih bir iman ve salih amellere yönelerek, ihsân seviyesinde bir kullukla kendini kurtarmaya ça-lışmasını telkin etmektedir.
Tebbet sûresinde bahsedilen ebedî zarar ve hüsrândan kurtulmak için yegâne çârenin Allah'ın dinine sarılmak ve bunun için de önce tevhid ve ihlas ile Allah'ı tanımak olduğunu beyân için şimdi İhlas sûresi gelecek-tir:
HAKK'IN DAVETİ
YanıtlaSilKUR'ÂN-I KERIM
MEÂLİ VE TEFSİRİ
Prof. Dr. Ömer ÇELİK
CİLT
5
ERKAM YAYINLARI
İZMİR DÜŞMANLARDAN ALINIYOR VE YIKILIYOR
YanıtlaSilBu kıyaslama, bugun için de geçerlidir. Bu milliyetçi, Batıcı ve ithal rejimlerinir ayıbı olarak sırıtmaktadır. Insalla düşünelim: Sorunlarımız daha çoğalmış, kimliğimiz si-linmış ve birliğimiz yitirilmemiş midir? Düşmanlarımız bizi diledikleri yöne şimdi daha çok sürüklemiyorlar mı?
2Sözünü ettiğimiz bu gerçekler iyice araştırılırsa, Ismet Paşa'nın Lozan Konferansın-da elde ettiği başarı konusunda ipucu elde edilebilir. Ismet Paşa, Lozan'da, Osmanlı Devleti'ni ezen kapitülasyonların ve Batı devletlerine tanınan diğer ayrıcalıkların kaldı-rılması başarısını göstermiştir. Peki, savaş meydanlarında İngilizlere karşı hiçbir başarı gösteremeyen İsmet Paşa, acaba Lozan'da bu başarıyı nasıl gösterdi?
Lozan Konferansının dağılıp, siyasî heyetlerin kendi ülkelerine dönmelerinden son-ra, Ingiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, İsmet Paşa'nın başarısındaki gizli sırra işaret et-miştir. İngiliz Parlamentosunda bu konu tartışılırken, bazı parlamenterler Lozan Antlaş-masının sonuçlarına itiraz etmekte, bunun İngilizler için siyasi bir yenilgi olduğunu sa-vunmaktaydılar. Bunun üzerine müsteşar, şöyle demiştir: "Türklerin eski devletleriyle yeni ulusal devletleri arasındaki farkı iyi ölçün."* Yani yeni devlet, geçmişiyle ve lslâm älemiyle ilişkilerini koparmış, kendi içine kapanmış küçük bir devletçiktir. Osmanlı devleti defalarca Yunan'ı yenmiş, Atina kapılarına kadar dayanmıştı, ama yabancılara ta-nınan bu imtiyazları kaldıramamıştı.
Istanbul ve Ankara gazeteleri arasında yaşanan gerginlikten sonra, Istanbul'da bası-lan Vakit gazetesi, sözünü ettiğimiz Lozan başarısının gizli sırlarına değinmişti. Gazete-nin yazarlarından Mehmed Asım 10 Kasım 1923 tarihli başyazısında şöyle diyor: "Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlaş-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
⚫ Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de İslâm şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra İngilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İttihatçılardır. İngilizler, hedeflerini tamamlamak için,
203.
HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
YanıtlaSilKemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu iyiliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul-tusunda yapmışlardır. Ingilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak Müslümanların gözünde kahramanlaşmasını istediler. Zira onun İslâm'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
O halde, ben nasıl İngilizlerle anlaşmakla suçlanıyorum? Hakikat şu ki, İngilizler vatanımızı işgal ederek tüm zenginliklerimize el koydular; biz ise, boş ceplerimizle ülke-mizi terketmek zorunda kaldık. Biz, devletin en üst makamlarına yükselmemize rağ-men, devletin olan bir çöpe dahi dokunmadık. Sermayemiz, yoksulluk ve iffetimizden ibarettir. Devletin malını canımız pahasına korumaya çalıştık. İngilizlerin bize tek iyili-ği, İstanbul'dan güvenli bir şekilde ayrılmamızı temin etmeleri olmuştu. Zira o gün Ke-malistler Ali Kemal Bey'i ele geçirerek şehid etmişlerdi. Yanımızda ancak giyeceklerimiz ve birkaç ev eşyası vardı. Geminin ancak üçüncü mevkiine binebildik. Ailemin arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olmasına rağmen, bizi soğuktan koruyacak kışlık giysiler-den mahrumduk.
Ingilizlerin bizi zorla ülkemizden çıkarmamalarına ve çıkarken de bize yumuşak davranmalarına, Kemalistlerin ise ülkeyi bizden temizlediklerine dayandırarak mı bizi vatan haini, ülke satıcısı ilan etmekteler? Madem öyle, ülkeyi Ingilizlerden niçin temiz-lemediler? Bu büyük mutluluğa erişmek için, gerekli güç ve maharetten mi yoksunlar, yoksa ülkeyi Ingilizler'e satan aslında onlar mı? Bizim yoksulluğumuz, güvenilirliğimi-zin en büyük kanıtı olduğu gibi, bazı hasımlarımızın zenginlikleri rakiplerimiz hakkın-da şüphe uyandırmaktadır. Zira onlar bu zenginliklerine, Ingilizlerin ülkeyi işgal etme-lerinden sonra kavuşmuşlardır. Bu acı ittihamdan dolayı, kimse bizi kınamasın. Çünkü onların bize yönelttikleri mantıkla karşılık veriyorum. Bu lūks saraylar onlara babaların-dan mı kaldı?
(Mustafa Sabri)
Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin, hasımlarını cevaptan aciz bırakan sözleri. Sonra. gazetelerden Hindli lider Gandi'nin, Ingilizleri protesto amacıyla oruç tuttuğunu öğreni-yor ve duyguları bir anda alevleniyor. Bunu, yazdığı şiirde şöyle ifade ediyor:
204
İZMİR DÜŞMANLARDAN ALINIYOR VE YIKILIYOR
YanıtlaSilYent Hind seyht Gandi, meydan okuyucu ölum orucunu tuttu.
Belh, Hind ve Sind'in şeyhülislamı ise ölumün kenarında gezinmekte.
Ancak iki oruç arasında, inkar edilemeyecek acaip ve ebedi bir fark vardır.
O, bulmakla beraber oruç tutmakta, Ben ise Mısır'a geldiğimden beri birsey bulama-
maktan
Onun orucu tum insanların mevzubahsi olurken,
Benim orucumdan ise benden başka kimsenin haberi yok."
Konumuz Gandi değil, ama okuyucunun dikkatini önemli bir noktaya çevirmek is-tiyorum. Medyanın Gandiye büyük ilgisinin asıl nedeni, onun bu tavırlarıyla ülkede In-gilizlere karşı Müslümanların başlattığı İslami cihad hareketine engel olması nedeniyle-dir.
Şeyhulislam Mustafa Sabri daha sonra, Islâm yolunda çektiği sıkıntılara değiniyor:
"Çektiğim tüm sıkıntılar İslam yolunda Ben ölürsem bile, benden sonra o yaşasın Çağdaş Müslümanlara rağmen yaşasın, ki Onlar dinlerini ziyan ettiler, ahtlerine vefa etmediler Benim gibisi ölür bilinmez.
Eğer şeyhleri Hind seyhi olsaydı!"
Abdulfettah Ebu Gudde (Safahat min Sabri'l-Ulema)
Türkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.
bkz. Muhammed Celal Keşk, Hıvar fi Ankara.
6Hadisi, Ahmed, Tirmizi ve lbni Mace, Sehl b. Saad'dan rivayet etmişlerdir.
7Dini Müceddidler isimli kitabımda, bu sözün bir hadis olmadığını açıklamıştım. Bu kitap henüz daha yeni basılmışken, aniden İstanbul'dan ayrılmamız gerekti. Ne yazık ki kitabımın basılmış bir nüshasını almaya vaktim olmadı. 950 adet kitap, Evkaf Matba-asında iken, gazetelerden anladığıma göre Kemalist hükümet tarafından müsadere edil-miştir. Kitap, laiklerin zayıf akıllarıyla eleştirdikleri birçok İslâmi hükmü savunmaktay-dı. Eğer İslâm uleması bu kitabı görebilselerdi, sonra da Kemalistlerin bu kitabı müsade-re ederek yayılmasını engellediklerini bilselerdi, sadece bu husus, onların anlayışlarını düzeltmeye ve işin gerçek yüzünü görmelerine yeterdi. İşte Kemalistlerin ilme göster-dikleri saygı! İşte fikir hürriyeti! Bana ait bir malı ki bir nüshasıəbir Türk lirası idi-
205.
HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
YanıtlaSilnasıl diledikleri gibi müsadere ettiklerinin açık bir belgesi. Bu kitabın bendeki çok az sa-yısından bir tanesini değerli arkadaşım eski Meşîhakatu'l-lslāmiye vekili Mehmed Za-hid'e hediye etmiştim. O da diğer bir kitabımla beraber (Müctehidlerin Kıymeti) bu ki-tabımı Müslümanların istifade etmesi için Kahire Merkez Kütüphanesine bağışladığını bildirdi. Her ne kadar bu kitapların dili Türkçe ise de umulur ki, istifade edenler olur. (Mustafa Sabri)
Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Osmanlının son döneminde yaşamış en önemli isimler arasındadır. Bir ilim ve fikir adamı oluşunun yanısıra siyasî hayata da atılmış; bu minvalde mebusluk, Dârü'l-Hikmet-i İslâmiye üyeliği, şeyhülislamlık, sadrazam vekilliği gibi görevlerde bulunmuştur.
YanıtlaSilOsmanlının sonunu gören bu ünlü isim, yeni Türk devletinin, yurdundan uzak yaşamaya mahkûm ettiği isimler arasında yer almaktadır. Nitekim, Mustafa Sabri Efendi, hilafetin sona erişini yurtdışında gözlemiştir. Ona göre, Osmanlı devletinin yıkılışından daha feci olanı, hilafetin yıkımıdır. İslâm toplumunu birbirine bağlayan bu çok önemli halkanın kopması, tek bir ümmetin milli-devlet adacıklarına dönüşmesi demektir aynı zamanda...
Elinizdeki kitap, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendinin bu öngörü içinde yaptığı hilafet savunmasını sergiliyor. Kimi zaman sert, kimi zaman hüzünlü bir üsluba bürünen bu savunma, ayrıca "resmî yakın tarih"e dair ciddi sorular da getiriyor.
CELAK ÇEKİRDEK
YanıtlaSilAynı aklın ürünü, aynı merkezden yönetilen ve asırlara yayılan yüzlerce örgüt, küçüklü büyüklü binlerce operasyon, on binlerce aktör... Kökleri Nizamülmülke dayanan, yüzyıllar içinde sızmalar sonucu kabuk değiştiren, sonunda dalları Ergenekon'u sarmalayan yapının tarihi: Çelik Çekirdek.
*Selimiye Kışlası asırlarca hangi ekibin merkezi olarak kullanıldı?
"Mason Locaları ile Ergenekon Operasyonu arasındaki ilişki ne?
*Enver Paşa hükümetini darbe ile indirme teklifini Atatürk'e kimler götürdü?
*Türkiye'yi Osmanlı'dan koparan, Cumhuriyet'in İlanı mı Lozan'ın imzalanması mı?
*Cumhuriyet'i Osmanlı Derin Devleti mi kurdu? İsmet İnönü, Mustafa Kemal'i nasıl tasfiye etti?
*Adnan Menderes'in kendisini idama sürükleyen ilk iki hamlesi neydi? Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı hangi general ikna etti?
* İstihbarat Dairesi, AK Parti hakkındaki kapatma davasına nasıl delil üretti?
"Hanefi Avcı'nın 13 yıl önceki olay açıklamaları aldatmaca mıydı? Susurluk'u perdelemeye mi çalıştı? Aslında O, bilinenin aksine Mehmet Ağar'ın adamı mı?
Captagon Operasyonu Kilim'de tutuklanan Abdülkadir Ekicioğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ı yakan Habib Kanat'la Hanefi Avcı arasında nasıl bir ilişki olduğunu öne sürdü?
*Hanefi Avcı, AK Parti Operasyonu'nda nasıl bir rol üstlendi? Eski İstihbarat Daire
Başkanı Hüseyin Namal'la Eskişehir'de neden buluştu? İstanbul'da hangi MIT görevlisiule neler görüştü? Adlarına telefon aldığı öğrenciler kim?
1-605-114-314-9
AHLAK
YanıtlaSiliznim olmayan üç sebep için mecbur oldum."1"
Bediüzzaman, risalenin ikinci kısmını, 'Fatihanın manevi bir ruhu olduğu'na ilişkin yorumunu hatırlatıyor. Şeyh-i Ek-emriyle yazdığını söyler. (Bu, bize, İbn Arabi'nin, 'her surenin ber'in ilk kadın mürşitlerinden el-Müsenna'nın emrine Fatiha Suara suresi bağışlanır. Ve sözlerinin tüm Doğu ve Batı'yı ku-suresinin verildiğini söyler. Ayrıca, bir vakıasında, kendisine şatacağını anlar. Keza, İbn Arabi'ye hakikati ve ruhu bahşedi len bir başka sure, İlhas'tır. Bir diğeri, Fatiha'dır.) Fetih suresi-nin 28 ve 29. ayetlerinde ise, Bediüzzaman, 'beş gaybi mucize gördüğünü belirtiyor. Bu, risalenin birinci makamının ilk iki kısmında ulaştığı mertebeden sonra kendisine açılan bir sır ol-sa gerektir. İkinci Kısım'da, 'Fatiha'nın manevi emri'nin yanı sı-ra, kelime-yi şehadetin ikinci bölümünün 'dili'yle ve 'ihtar'ıyla yazılmıştır. Birinci İşaret'te, 'bu kainat sahibinin rububiyetinin tezahürüne, sermedi uluhiyetine ve nihayetsiz ihsanlarına', 'külli bir ubudiyet'le mukabele eden Hz. Muhammed (asm)'ın varlığının, 'güneşin lüzumu' gibi zorunlu olduğu belirtilir. Bu girişten anlaşılacağı üzere, bir 'abd-i külli' (insan-ı kamil) ola-rak Hz. Peygamber'den (asm) bahisle, insanın, Allah'ın rububi-yetine karşı nasıl ubudiyetle mukabele edeceği anlatılacaktır. İkinci işaretin başında ise, 'vird'inden söz eder. Bu hususa da-ha önce birkaç kez temas etmiştik. Bediüzzaman'ın, sufiler gi-bí (gibi diyorum, çünkü O'nu sufi olarak nitelemekten çok, mu-hakkik olarak tarif etmek daha doğru olacaktır. Muhakkik, Al-lah'ı tahkik düzeyinde idrak eden kişidir. Bu mertebeye ise, i-mani miracını tamamlamış kamil veliler ulaşabilir.) sürekli o-kuduğu virdleri mevcuttur. Şöyle diyor: "Benim, virdimde her vakit tefekkürle baktığım yirmiden ziyade şehadetlere işaret e-den, 'ümmiliğiyle beraber en ekmel bir din ve İslamiyet ve şe-riatla ve en kavi bir iman ve itikad ve ibadetle ve en yüksek bir davet ve münacat ve dua ile ve en eamm bir tebliğ ve misli gö-rülmemiş harika ve müsmir, en etemm bir metanetle defaten zuhurunun şehadetiyle, Muhammed, Allah'ın resulüdür ve Sa-dıku'l-Va'di'l-Emin'dir. "" İkinci İşaret, bu virdin anlamıyla açılır ve On beş Şehadet'ten oluşur. Allah Resulü, kainat kitab-ı ke-birinin ayat-ı tekviniyesinin hikmetlerini tefsir eden yüksek bir dellaldır. O halde, bu manevi dersin açılımı olacaktır risale.
74
17. Nursi, age., 1, cilt, s. 1126,
18. Nursi, age, 1. cilt, s. 1126.
ROPRO-YAZ/2000
19. Nursi, age., 1. cilt, s. 1130.
İNSAN-I KAMİL AHLAKI VE BEDİÜZZAMAN
YanıtlaSilyeniden Yağ
ben buyum o bir
ter S ke bir de
Zaten, her işaret ve şehadet, Hz. Peygamber'in (asm) risaleti-nin delil ve hikmetlerini beyanla doludur. El-Hüccetü'z-Zeh-ra'nın İkinci Makamı, imani miracını tamamladıktan ve vahyin işaretlerine vakıf olduktan sonra, imanda tahkik düzeyine ulaş-manın arayışını anlatır. Bir bakıma, bu, ulaşılan makamların i-çindeki yüksek tabakalara erişmenin de meyvesidir: "Dünyaya, sırf Halık'ını tanımak, bulmak için gelen seyyah, aklına dedi: 'Biz, her şeyden Halık'ımızı sorduk; güzel, tam cevap aldık. Şimdi, 'Güneşi, güneşten sormak lazım' darb-ı meseli gibi, biz dahi Halık'ımızı, ilim, irade ve kudret gibi kudsi sıfatlarının te-cellileriyle ve meşhud eserleriyle ve isimlerinin cilveleriyle ta-nımak, bulmak için bir seyahat daha yapacağız. "20 Bu risalede, 'muhatabane makam'a ulaşan yolcunun, makamın gerektirdiği dille konuştuğunu da bize gösteriyor. 'Güneşi güneşten' dinle-yen ve O'ndan aldığı marifetle, O'na, bir 'abd-i külli' olarak, O'nun azamet ve kibriyasını yücelten yolcu, 'nun'un 'manevi mucizesinin beyanı'na mazhar olmuştur. Seyyah, arzdan arşa doğru yaptığı bu gezide, 'Yerlerin ve göklerin Rabbi'nin (Ra'd, 13:16) marifetine ulaşmıştır. Bu risale, marifetin meyvesidir. Yolcunun gezisi sürerken, 'ikinci kudsi kelime-yi miraciyye'de yine bir miraç olan namazdan söz eder. Bediüzzaman'a göre, namaz, 'mirac-ı ekberin numunesi'dir. Ve müminin 'hususi mi-racı'dır. Yolcu, her alemde, ilim sıfatıyla, 'Allamu'l-Guyub' olan Halık'ını bulmuştur. Bu, miracının sonucudur. Üçüncü 'kelime-yi kudsiyye'de, Fatiha ve Teşehhüdün hikmetlerinden söz edi-lir. 'Nihayetsiz bir hüsün ve cemal-i sermedinin aynası' olan ka-inatın kokusu, Hz. Peygamber'in (asm) mirac-ı ekberinde aldı-ğı 'tayyibat'ta bulunmaktadır. Her teşehhütte, O'na (asm) salat ve selam edenler de bu güzelliğin iklimine girerler. Ardından varlıkları, tahkik düzeyinden tekrar okur yolcu. Ve müşahede ettiği on beş 'parlak' delili nakleder. Delillerin sonunda, Bedi-üzzaman, 'cem-i ezdad'tan (zıtların birliği, bize, bu düzeyde muttali olunan sırların, tümüyle, İlahi hakikatlerin inkişafı ve tecelliler olduğunu gösterir) söz eder ve 'Kudret' sıfatının teza-hürlerini temaşa etmek üzere, tekrar basamaklarla yükselme-ye başlar. Bediüzzaman'ın 'dehşetli mesele' dediği Kudret tecel-lileri, 'şuhudi bir yakinle' anlatılırken, geleneksel irfani sözlü-ğün hemen tüm ıstılahları kullanılır: "Vacibu'l-Vücud'un hadsiz
kudret-i ezeliyesi, bir tek mümküne vücut vermesi kolaylığın-
20. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 1143.
21. Bu kez, 'Dokuz' basamak anlatılmıştır. Bu rakamın da manevi bir atfa sahip oldu-ğunu belirtmemiz yerinde olacaktır.
KAFA
KUR'AN AHKΑΜΙ
YanıtlaSil52. ASLIN İFASI (YERİNE GETİRİLMESİ) KABUL OLMADIĞI HALDE BEDELİ İFA OLUNUR.
Bir şey'in aslını ödemek edâ sayılırsa, bedelini ödemek kazá olur. Bu bakımdan aslını ödemek mümkün olduğu müd-detçe bedelini ödeme cihetine gidilemez.
Örneğin:
a) Gasb olunan bir malı aynen duruyorsa sâhibine olduğu gibi iadesi lâzım gelir. Aynı telef olmuşsa, o takdirde varsa misii yoksa bedeli ödenir.
b) Bir evin bir ay îcarla tutulmasında hilâl asıldır. İster-se hilâl 28 günde tamamlanmış olsun. Ama ayın ortalarında îcar edilirse, o zaman ay 30 gün itibar edilerek ödenir.
53. BİZZAT TECVİZ OLUNMAYAN ŞEY BİTTEBA' TECVİZ OLUNABİLİR.
Meselâ:
a) Alıcı, satın aldığı şey'i, teslim almaya satıcıyı vekil ede-cek olursa, bu câiz olmaz. Ama satın aldığı zahireyi ölçüp koy-mak için satıcıya çuvalı verse, o da zahireyi çuvala koyacak olursa, bu zımnen ve teb'an teslim alınmış sayılacağından câ-iz olur. Çünkü satıcının malı teslim almada alıcıya vekil olma-sı doğru olmaz; ancak zımnen ve hükmen câiz olabilir.
b) Görmediği bir şey'i satın alıp teslim alınmasına birisi-ni vekil edecek olur; vekîl de henüz malı görmeden «Ben gör-me muhayyerliğini iskat ettim» derse müvekkilinin görme mu-hayyerliği sâkıt olmaz. Ama vekil görüp de malı teslim alacak olursa, artık müvekkilinin görme muhayyerliği sâkıt olur. (Bu İmâm Ebû Hanife'ye göredir. İmâmeyn bu hususta muhalif kalmışlardır.)
FIKHÍ KAÏDELER
YanıtlaSil417
54. İBTİDÄEN TECVİZ OLUNMAYAN SEY BAKAEN TECVİZ OLUNABİLİR,
Umumun hak ve düzeniyle ilgili olmıyan mes'ele ve mua melelerde, başlangıçta câiz olmadığı halde, bir mahzur yok sonuç itibariyle câiz olabilir. sa
Meselâ:
a) Hisse-i şâyialı olan bir malı bu şekliyle başlangıçta hi be etmek câiz değildir. Fakat hibe olunan bu malın şâyi hisse sini müstehak olan kimse zaptedecek olursa, geri kalan kısım-da hibe hükümsüz olmaz; kendisine hibe edilenin malı olarak kalır.
b) (A), (B) ye bir ev hibe ettikten sonra yarısına rücú eder, yâni yarısının hibesinden vazgeçer de ev ikisi arasında şâyialı olursa, bu, hibenin devamını ve bakasını men'etmez.
<<Bakâ ibtidadan esheldir» kaidesi de bunun tamamlayı-cısı ve îzâhı mahiyetindedir.
55. TEBERRÛ, ANCAK KABZ (TESLİM ALMAK)LA TAMAM OLUR.
Meselâ :
(A), (B)'ye bir şey hibe etse, teslim alınmadan önce hibe tamam olmaz. Çünkü hibe de îcáb kabul ve kabzı gerektiren bir akittir. Sadaka da böyledir.
56. LİDERİN HALK ÜZERİNDEKİ TASARRUFU MAS-LAHATA BAĞLI VE ONA DAYANIR.
Bu bakımdan İslâm fıkhına göre Sultan, kaatili afvedip kı-sas olunmaktan kurtaramaz.
F
İÇKİNİN KÖTÜLÜKLERİ
YanıtlaSilKâfirlerden başkası içkiyi helal saymaz. Kim içkiyi helal görürse ben dünya ve ahirette ondan uzağım."
Ata b. Yesar anlatıyor:
Kabu'l-Ahbar, kendisine "Tevrat'ta içki yasağı var mı?" diye soran bir adama şu cevabı verdi:
Tabii ki var. Kur'an-ı Kerim'de geçen;
Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
"Ey iman edenler! Şarap, kumar, putlar ve fal okları Şeytan işi pisliktir. Bunlardan sakının ki kurtuluşa eresiniz anlamındaki ayet Tevrat'ta şu şekilde geçer:
Biz hakkı; batılı yok etsin, oyunu, çalgı aletlerini ve içkiyi ortadan kaldırsın diye indirdik. İçki içenin vay haline!
Allah izzet ve şanına yemin ederek buyuruyor ki:
Dünyada iken içki içeni kıyamet günüde ölümüne susatacağım, ha-ram olduğu için içki içmeyene de cennet pınarlarından su içireceğim.
Fakih anlatıyor:
İçki içmekten sakının. Çünkü onda on tane kötü özellik vardır:
1. İçki içen kimse deli gibi olur. Dolayısıyla çocukların oyuncağı ha-line gelir ve akıllı kimseler kendisini kınarlar.
Nitekim İbn Ebi dünya bununla ilgili bir olay anlatır ve şöyle der:
Bağdat sokaklarında dolaşırken sokakta küçük abdestini bozan bir sarhoş gördüm. Bu kişi sidiğini avucuna alıp orasına burasına sürüyor ve şöyle diyordu:
eyle! Allah'ım beni tövbesi kabul olanlardan ve tertemiz olanlardan
Şöyle bir olay daha anlatılır:
Sarhoşun biri yol kenarına kusmuştu. Bir köpek gelip onun ağzını burnunu yalıyor o ise köpeğe şöyle diyordu:
Efendim! Efendim! Boşuna mendilini kirletme!
Kaynağı bulunamadı
*Maide 90
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil197
2. İçki içen kimse malını boşa harcamış ve aklına zarar vermiş olur. Nitekim Hz. Ömer Resulullah (sav)'ine içki hakkında soru sorarken söyle demiştir:
Ey Allah'ın Resûlü! Aklı yok eden ve malın boşa harcanmasına sebep olan içki hakkında bize görüş bildirir misin?
3. İçki içmek kardeşler ve arkadaşlar arasında düşmanlığa sebep olur. Nitekim konu ile ilgili olarak Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
"Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak ister.
4. İçki içmek onu içen kişiyi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoyar. Nitekim yukarıdaki ayetin devamında Allah şöyle buyuruyor:
Ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoyuyor. Hâlâ vazgeçmeyecek misiniz?
"Sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?" Bu ayet inince Hz Ömer; "artık vaz-geçtik ya Rabbi" dedi.
5. İçki içmek zinaya sebep olur. Çünkü içki içen kişi farkında ol-madan karısını boşayabilir.
6. İçki bütün kötülüklerin anahtarıdır. Çünkü içki içenin gözünde bütün günahlar basitleşir.
7. İçki içen kimse hafaza (koruyucu) meleklerini pis kokulu olan ve içinde günah işlenen yerlere sokmak suretiyle onlara eziyet etmiş olur. Halbuki hiç kimsenin kendisine eziyet etmeyene zarar vermesi doğru de-ğildir.
8. İçki içen seksen sopa ceza almayı hak eder. Eğer dünyada iken bu cezaya çarptırılmamışsa kıyamet gününde anne babasının ve sevdiklerinin gözleri önünde ateşten kamçılarla kendisine seksen sopa vurulacaktır.
9. Semanın kapılarını kendisine kapatmış olur. Çünkü kırk gün sü-reyle yaptığı iyilikler ve duaları kabul olunmaz.
10. Kendini tehlikeye atmış olur. Çünkü ölürken imansız gitme-sinden korkulur.
Bu saydıklarımız onun dünyada karşılaşacağı cezalardır.
Maide ga
Aym ayet
Rütbeli insanlar
YanıtlaSilAshab - meratih: Rütbeliler
دفع Def: Savma, uzaklaştırma
Bu yaygındır
Efkar - amme: Umuma äit fikirler
uygar bölge
Hasr: Mahsús kılma
ölümcül takıntılar
Hevesat - nefsaniye: Fáni hevesler
خداغ Huda: Hileler, aldatmalar
Doğruluk
İlkāk - hak: Hakkı yerine
getirme
Intac üretimi: Netice verme
Bay
İsnad: Dayandırma
Soru sormak
İstishad: Şahid gösterme
مجمع Mecmaii'l-mesakin: Düş-
Takin
künlerin toplandığı yer
Paragrafın üstünde
Melceii'l-fukara: Fakirlerin sığınağı
منع Men: Yasaklama
ölçer
Mikyas: Ölçü
Akıl hocası
Mürşid: Doğru yolu gösteren
ریز Remiz: İnce işaret
Safiye
Sefih: Akılsızca günahlara dalan
hile
Tagalliüb: Zorla üstün gelme
kınama
Takbih : Kabahatini söyleme
Telkin
Tecviz: Caiz görme
Çıkmak
Tekebbür: Kibirlenme
havaya uçurmak
Teşhir: Sergileme
tavsiye
Tezkiye: Temizleme
ظاهر Zahir: Aik görünür olan
93 Sari Bakara, 13
YanıtlaSilHulása, onlar gururlarının hükmüyle murşıdı insafa da'vet ettiler. Huda ve hileleriyle iki yüzlü bir konuşmada bulundular. Şöyle ki: "Ey mürsid! Bizleri süfeha zannetme. Bizler süfeha gibi olamayız. Ancak hális mü'minlerin yaptıkları gibi yapıyoruz" diye mürşidi kandırmak istediler. Halbuki kalblerinde "Bu fakir ve kıymetten suküt eden mü'minler gibi değiliz." gibi baska bir ma'na yı ızhår etmişlerdir.
Hulása, آئين lafzında onların fesadlarına, ifsadlarına, gururlarına ve nifaklarına gizli birer remiz vardır. :كما أن التقماً Yani, "Kamil zannettiğiniz mü'minler, nazarımızda zelil ve fakir bir cemaattir. Onların her birisi bir kavmin sefihidirler."
O kamil mü'minlerin tecviz ettiği kıyåsta birkaç işaret vardır. Birincisi: Mecmaü'l-mesâkin, melceü'l-fukara, hakkı himaye, hakikati muhafaza, gururu men', tekebbürü def eden, yegâne İslâmiyet'dir. Evet, kemål ve şerefin mikyası İslâmiyet'dir. İkincisi: Nifakı intâc eden garaz, gurur, tekebbürdür. Üçüncüsü: İslâmiyet, ehl-i dünya ve ashâb-ı merâtib ellerinde tahakküm ve tagallübe vesile olamaz. Ancak sâir dinlerin hilafına olarak, ehl-i fakr ve håcet elinde ihkak-ı hak için kırılmaz elmas bir kılıçtır. Bu hakikate tarih güzel bir şâhiddir.
Kış tanrıçasının kim olduğunu kim bilir?
Kerim'in, nifåkın aleyhine kesretle yaptığı şiddetli tehdidler ve takbihlerin sebebi, ancak ve ancak âlem-i İslâmın nifåk şu'belerinden gördüğü darbelerdir. (T) ikāz åleti olup, sefâhetlerini teşhir ve efkår-1 ammeyi sefähetlerine istişhâd etmek için zikredilmiştir. Hakikati göstermek için bir ayna ve hakikate delâlet için bir delil vazîfesini gören (3) lisân-ı hâliyle, "Hakikate bakınız, onların zahiri safsatalarının aslı yoktur, aldanmayınız" diyor. Hasrı ifade eden (2) kelimesi, nefislerine iddia ettikleri tezkiyeyi red ve mü'minlere isnåd ettikleri sefâheti def eder. Yani bir lezzet-i fåniye için âhiretini terk eden, sefihtir. Bâkî bir mülkü, hevesât-1 fåniyesinin terkiyle satın alan, sefih değildir.
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilBir de, ne görsün! Başının üzerinde gölgelik, bulut gibi bir şey!
Onun içinde, kandillere benzeyen şeyler var! (222)
Nihayet, o, havaya çekilip gitti ve görünmez oldu.
Üseyd b. Hudayr, ertesi günü sabahleyin (223) Resûlullah Aley-hisselâma gidip bunu haber verdi. (224)
«Yâ Resûlallah! Dün gece yarısı, Hurma harmanında Kur'ân okurken, birden bire atım şahlandı!» dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm «Oku! Hudayr'ın oğlu!» buyurdu.
Üseyd b. Hudayr «Ben, okumağa devam ettim. Sonra, at, yine şahlandı.» dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm «Oku! Hudayr'ın oğlu!» buyurdu.
Üseyd b. Hudayr «Ben, yine okudum. Fakat, hayvan, tekrar şah-landı." dedi. (225)
Resûlullah Aleyhisselâm «Oku! Hudayr'ın oğlu!» buyurdu.
Üseyd b. Hudayr «Yâ Resûlallah! Ben, artık, okumaktan vaz geç-tim. (226)
Çünki, Yahya, atın yakınında bulunuyordu. Onu, atın çiğneme-sinden korktum!» (227)
«O sırada, başımı göğe doğru kaldırıp baktığımda (228), gölgelik, bulut gibi bir şey gördüm ki, içinde kandillere benzeyen şeyler vardı.
Nihayet, o da, göğe doğru çekilip gitti. Artık, onu, göremez ol-dum!» dedi. (229)
Resûlullâh Aleyhisselâm «Bilirmisin onlar nedir?>> diye sordu.
Üseyd b. Hudayr «Hayır! Bilmiyorum!» dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm «Ey Üseyd! (230) Onlar, Meleklerdil
(231) Senin sesine yaklaşmışlardı. (232)
Seni dinleyorlardı. (233)
(222) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 1, s. 548-549 Sahih c. 6, s. 106, Müslim (
223) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, s. 548
(224) Buhari Sahih c. 6, s. 106
Sahih c. 1, s. 548 (225) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim
(226) Buhari Sahih c. 6, s. 106
Sahih c. 6, s. 106, Müslim (227) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 1, s. 548-549
(228) Buhari Sahih c. 6, s. 106 (229) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih o. 6, s. 106, Müslim Sahih c. 1, s 548 ( 230) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(231) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buharî Sahih c. 6, s. 106, Müslim Sahih c. 1, s. 549 (232) Buhari Sahih c. 6, s. 106
(233) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Müslim Sahih c. 1, s. 549
İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET
YanıtlaSil243
Eğer, okumağa devam etseydin, sabaha kadar seni dinlerler, in-sanlar da, kendilerini seyr ederlerdi, onlar, insanlardan gizlenmezler-di! buyurdu. (234)
**
Peygamberimiz, Eshabdan Muaz b. Cebel'e «Sana bir düa öğrete-yim mi ki, onunla düa edince, üzerindeki borcun Sebîr dağı gibi de, olsa, Allâh, o borcu ödettirip seni, ondan kurtarsın?» buyurup (Kulil-lâhümme Mâlikelmülki tü'tilmülke men teşâü ve tenziülmülke mim-men teşâü ve tüızzü men teşâü ve tüzillü men teşâü bi yedikelhayrü inneke alâ külli şey'in Kadir.
Tûlicülleyle finnehåri ve tûlicünnehåre filleyli ve tuhricülhayye minelmeyyiti ve tuhricülmeyyite minelhayyi ve terzuku men teşâu bi gayri hisab) (Al-i İmrân: 26-27) Âyetlerini okudu.
Hayvanı hırçınlaşan veya inadlaşan kimse, hayvanının kulağına şu (Efegayre dînillâhi yebgune velehû esleme men fissemâvâti vel'-ardı tav'an ve kerhen ve ileyhi yürcaûn.) (Al-i İmrân: 83) Ayetini okusun.>>>
Bir Hadis-i şerifde de «Gemiye binecekleri zaman (...Bismillahi mecrâhâ ve mürsâhâ inne Rabbi legafürurrahîm.) (Hud: 41)
(Ve kaderullah hakka kadrihi vel'ardu jemian kabzatuhů evmelkiyameti vessemayavyatu matwiyyatun biyeminihî subânehû ve teâlâ ammâ ushriqun.) (Zümer: 67)
Âyetlerini okumaları, benim ümmetim için, boğulmaktan emândır!» buyrulmuştur.
Rivâyete göre büyülenen bir kimse için, bir kâsenin içine su konulur, suyun üzerine (Felemmå elkav kale Mûsâ mâ ci'tüm bihis-sihrü innallâhe seyubtiluhû, İnnallâhe lâ yuslihu amelelmüfsidîn. Ve yuhıkkullâhelhakka bikelimâtihî velev kerihel mücrimûn.) (Yûnüs: 81-82)
(234) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 81, Buhari Sahih c. 6, s. 106, Müslim Sahih c. 1, s. 549
222
YanıtlaSilMECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE
MADDE 563
Ücret mukavele edilmeyerek bir şahıs bir kimsenin talebi üzerine ol kimseye hizmet ettikde ücret ile hizmet eder ma-kuleden ise ecr-i misil alır, değilse bir şey alamaz.
MADDE 564 Bir kimse bir şahsa mikdar beyan etmiyerek filân işi gör sana ikram ederim deyip o dahi îfây-ı hizmet eylese ecr-i misle müstehik olur.
MADDE 565 Ücret tesmiye olunmaksızın amele istihdam olun-dukda gündeliği ma'lûm ise ücret-i ma'lûme ve değilse ecr-i misli verilir. Buna mümâsil esnafın muameleleri dahi bu vechiledir.
MADDE 566 Kryemiyattar lâaletta'yin bir şey verilmek üzre ecir ile akd-i icare olundukda ecr-i misil lâzım olur.
Meselâ, bir kimse birine gel bana şu kadar gün hizmet et, sana bir çift öküz alıvereyim dese öküz i'tası lâzım gelmeyip ecr-i misli lâzım gelir; fakat âdet olduğu üzre elbise yapılmak üzre süt ana istîcarı caiz ve elbisenin nasıl olacağı vasf ve ta'rif olunmadığı takdirde evsat derecesi lâzım olur.
MADDE 567 - Hademeye hariçden verilmiş olan bahşiş ücrete mah-sub edilemez.
MADDE 568 Bir ilim ya san'at ta'limi için üstad isticar olun-dukda eğer müddet beyan olunursa icare müddet üzerine münakid olur. Hatta üstad ta'lime hazır ve müheyya bulunmak ile ücrete müstehik olur, şakird gerek teallüm etsin ve gerek etmesin.
Ve eğer müddet beyan olunmazsa icare fâsid olarak mün'akid olur. Bu suretde şakird teallüm ederse üstad ücrete müstehik olur ve illâ ücret alamaz.
MADDE 569 Bir kimse meselâ oğlunu san'at öğrenmek için us-taya verip ehadühüma âhara ücret şart etmedikleri halde çocuk san'at öğrendikden sonra yekdiğerden ücret mutalebe etseler örf ve adet-i belde ne ise anınla amel olunur.
MADDE 570 Bir karye ahalisi bir hoca yahut imam ya müezzin isticar edip anlar dahi ifa-yı hizmet eyleseler ücretlerini ol karye ahalisinden alırlar.
MADDE 571
Binnefs amel etmek ya'ni kendi işlemek üzre isti-car olunan ecîr kendi yerinde başkasını kullanamaz.
Meselâ, bir kimse bir cübbeyi şu kadar kuruşa terzi kendi eliyle dikmek üzre pazarlık ettikde terzi anı âhara diktiremeyip kendisi dikmek lâzım gelir ve âhara diktirdiği takdirde telef olsa zâmin olur.
KİTAB'ÜL İCARAT
YanıtlaSil223
Mutlak olarak mukavele olunduğu suretde acir kendi MADDE 572 yerinde başkasıı kullanabilir.
MADDE 573 Müste'cirin ecire bu işi yap demesi ıtlaktır.
Meselâ, bir kimse terziye bizzat yahut kendin diye takyid et-meksizin şu kadar kurusa bu cübbeyi dik deyip de mukavele ettik-de terzi anı kalfasına yahut diğer bir terziye diktirse ecr-i müsem-maya müstehik olur ve bila teaddin cübbe telef olsa zâmin olmaz.
MADDE 574 Amelin tevabiinden olup da ecîr üzerine şart kılın-mayan her ne olursa olsun bunda örf ve âdet-i beldeye itibar olunur.
İplik terzinin olmak üzere âdet olduğu gibi.
Yükü haneye idhal etmek hammala lâzım olup am-MADDE 575 ma mahalline koymak anın üzerine lâzım değildir.
Meselâ, yükü üst kata çıkarmak ve zahireyi ambara dökmek hammalın borcu değildir.
MADDE 567 Ecîre yemek vermek müste cire lâzım olmaz. Meğer-ki örf-i belde ola.
MADDE 577 Bir dellâl bir malı gezdirip de satamasa badehu sa-hibi sattıkda ol dellâl ücret alamaz ve diğer bir dellâl sattığı tak-dirde ücret-i dellâliyeyi kâmilen ikinci dellâl alıp evvelkisi bir şey alamaz.
MADDE 578 Bir kimse malını dellâla verip şu kadar kuruşa sat dedikde dellâl andan ziyadeye satsa ol ziyade dahi mal sahibinin olup dellâl ücret-i dellâliyesinden başka bir şey alamaz.
MADDE 579 Bey'de dellâl dellâliyesini aldıkdan sonra bir müs-tehık çıkıp da mebîi alsa yahut ayıb ile mebi reddolunsa dellâliye istirdad olunamaz.
MADDE 580 Bir kimsenin tarlasındaki ekini biçmek üzre şu ka-dar kuruşa isticar eylemiş olduğu orakçılar ekinin bir mikdarını biçdikleri halde dolu yağmakla yahut başka bir kaza zuhuriyle eki-nin ma'dâsı telef olsa ecr-i müsemmadan biçdikleri ekinin hissesine isabet eden mikdarı alabilip bâkisini alamazlar.
MADDE 581 Süt ana hasta oldukda fesh-i icare edebildiği gibi böyle hasta ya gebe olur yahut çocuk anın memesini almaz veya sütünü istifrağ eylerse müsterzi dahi fesh-i icare edebilir.
710
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
Harf sırasıyle tertib edilen bölümde geçen 1017 ve 1081 numaralı Hadis-i Şeriflerin aynıdır.
Raviler de aynı..
Otuz Birinci Ders: Yüce Tanrı'yı Anmanın, O'nu Övmenin ve Şükretmenin Erdemi
1-6 Allah Teala şöyle buyurdu: Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin ve O'nu sabah akşam tesbih edin. Ve Allah Teala şöyle buyurdu: Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için ibretler vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve derler ki: "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın. Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." Ve Allah Teala şöyle buyurdu: "Öyleyse ben seni andığım gibi sen de beni anın ve bana şükredin."
Nankörlük etmeyin. Allah Teala buyuruyor ki: Kime şükrederseniz, elbette onu artırırım. Allah Teala buyuruyor ki: "Ve deyin ki: "Hamd Allah'a mahsustur." Allah Teala buyuruyor ki: "Ve onların son duaları: "Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur."
OTUZBİRİNCİ DERS
ALLAH'I ZİKRİN FAZİLETİ ONA HAMD VE ONA ŞÜKÜR O AZİZDİR VE CELİLDİR
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<>
Derler ki:
**
Sabah Akşam, kelimeleri, bütün vakitlere şamildir.
AHZAB suresinin 41. ve 42. âyetidir.
2) Ve şöyle buyurdu:
«Hakikat, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde (ve uzayıb kısalmasında) temiz akıl sa-hibleri için elbet ibret verici deliller vardır..>>
<
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil711
Bu Ayet-i Kerimeler bizleri tefekküre sevketmektedir. Ki bir saat tefekkür, bir yıllık ibadetten hayırlıdır.
ALI IMRAN suresinin 190. ve 191. âyetleridir.
3 ) Ve şöyle buyurdu:
«Beni zikrediniz ki, sizi zikredeyim.. Ve.. Bana şükrediniz; küfretmeyiniz..»
Yani: Verdiğim nimetleri inkâr yoluna sapıp nankörlüğün son had-dine varmayınız..
BAKARA suresinin 152. âyetidir.
**
4) Ve şövle buyurdu:
<>
Yani: Verilen nimetlerin kadrini bildiğiniz takdirde, elinizden al-mam; artırırım..
İBRAHİM suresinin 7. âyetinden..
5) Ve şöyle buyurdu: «De ki HAMD Allah'a mahsustur..>>
HAMD: Tazim, sena ve bütün saygıyı ifade eden kelimeler.. Cümle-
ler..
ISRA suresinin 111. âyetinden..
** **
6) Ve şöyle buyurdu:
<>
**
Bu, büyük insanların duasıdır. Ona karşı tazim duygularını başka türlü nasıl ifade edebilirler ki?.
YUNUS suresinin 10. âyetinden..
esma-i cemaliye ve kemaliye
YanıtlaSil240
esmaike-l hüsna
VE
esma-i cemaliye ve kemaliye أسماء جمالیه و کمالیه Allah'ın (c.c.) cemal ve kemal sıfatlariyle ilgi li isimler, Allah'ın (c.c.) sonsuz iyilik ve güzel likleriyle ilgili (cemaliye) ve sonsuz mükem mellikleriyle ilgili (kemaliye) isimler. Allah'a (c.c.) ait isimler
esma-i Fatır أسماء فاطر : Yaratıcının isimleri esma-i filiye أسماء فعليه : Allah'ın (c.c.) yaptığı
işleriyle ilgili isimleri (Gaffar: af edici, Rez zak: rızık verici, Muhyi: diriltici, hayat verici, Muhsin: iyilik eden, cömert gibi)
esma-i hüsna أسماء حسنى : Allah'ın (c.c.) muba rek ve güzel isimleri
İlahi İsimler: Allah (c.c.) Allah'ın ismidir.
esma-i kudsiye أسماء قدسيه : )Allah'a (c.c.) ait kutsal isimler
İlahi İsimler: Allah'ın (c.c.) kutsal isimleri vardır.
İlahi İsimler: (Allah (c.c.) tertemiz kutsal isimlerdir.)
esma-i külliye أسماء كليه : )Allah'a (c.c.) ait kul li isimler, bütün varlıkları kuşatan isimler, bütün varlıklar dünyasında iş ve eserleriyle kendini belli eden isimler (bak. esma-i fiiliye)
esma-i meşhure أسماء مشهوره : )Allah'a c.c. ait) çok kimselerce bilinen isimler (Allah, Rab, Rahman, Rahim, Kerim gibi)
esma-i mevsule أسماء موصوله : Arapçada o şey ki, o kimse ki" månalarına gelen kelimeler, zamirler
esma-i mevsule ve mübheme أسماء موصوله و مهمه : )esma-i mevsule ve esma-i mübheme) Arabçada "o şey ki, o kimse ki" månalarına gelen kelimeler, zamirler, (esma-i mevsule) ve kimi veya neyi gösterdiği belirsiz (müb-hem) olan kelimeler, zamirler (bazıları, kimi, bir çoğu, bir kaçı, öbürleri gibi (esma-i müb-heme))
esma-i mukaddese أسماء مقدسه : )Allah'a c.c. ait) mukaddes (kutsal) isimler
esma-i mutlaka-yı İlahiye أسماء مطلقة إلهيه : bu tün varlıklar dünyasında kendini belli eden Allah'ın (c.c.) sınırsız isimleri. (Kadir: sonsuz kudret sahibi, Alim: sonsuz ilim sahibi, her şeyi bilen gibi.)
esma-i muhita أسماء محيطه : bütün varlık dün-yalarında kendini belli eden (Allah'a c. c ait) osayıcı ve sınırsız isimler
sa-i mübareke أسماء مباركه : )Allah'a c. c ait( mübarek isimler
bağlantısı ile mâna kazanan kelimeler. (o sey, esma-i mübheme أسماء مبهمه : )arapçada) tek başına manası belirsiz olan ve cümle içindeki o kimse ki bir çoğu, bazıları, kimileri gibi)
esma-i Nebevi أسماء نبوی : Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ait isimler (Muhammed, Ahmed, Ah yed, Muhtar, Mustafa gibi)
esma-i nuriye أسماء نوريه : )Allah'a c. cait) nurlu (güzel ve mübarek) isimler
esma-i Rabbaniye أسماء ربانيه : Rabbe ait isim-ler, herşeyin gerçek sahibine (Allah'a cc) ait isimler
esma-i Sani أسماء صنع : Yaratıcının isimleri
esma-i sitte أسماء منه : )Allah'a (c.c.) ait, ism-i a'zam månasında) altı isim (Ferd, Hay, Kay-yum, Hakem, Adl, Kuddus) isimleri üstad Bediüzzaman'a ait Esma-i Sitte Risalesi olan Otuzuncu Lem'a başlığı altında Lem'alar adlı kitapta bu mübarek isimler açıklanmıştır.)
Esma-i Sitte Risalesi Yılın İsimleri Mesajı Si : )bak. es-ma-i sitte)
esma-i sitte i meşhure أسماء سنة مشهوره : )Allah'a c.c ait) meşhur (çok bilinen) altı isim (bak es-ma-i sitte(
esma-i Sübhaniye أسماء سبحانيه : Sübhan (her bakımdan kusursuz) olan Allah'ın (c.c.) isim-leri, Allah'ın (c.c.) "Sübhan" olduğunu belir-ten isimler (Samed, Kuddus, Selâm, Ali, Celil, Kayyum, Gani, Aziz gibi)
esma-i Üstad أسماء استاد : Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin (r.a.) isimleri
esma-i zatiye أسماء ذائيه : Allah'ın (c.c.) kendi zâtiyle ilgili isimler (Allah, Ehad, Samed, Vâ-cib-ül Vücud)
esma-ül ezdad أسماء الأضداد : zid isimler, må-naları birbirine ters ve çelişkili olan isimler (nizam-düzensizlik, rahmet-merhametsizlik, adalet-haksızlık, güzellik-çirkinlik gibi)
na) esma-ül hüsna أسماء الحسنى : )bak esma-i hüs-
na) esma-yı hüsna أسمای حسنی : )bakesma-i hüs-
ye( esmâ-yı ilahiye أسماى إلهيه : )bakesma-i İlâhi-
esmaike-l hüsna أسمائك الحسنى : "İlahi, biesma ik-el hüsna: Allah'ım! Güzel ve mübarek isim-
Esmal (esmalye)
YanıtlaSillerinin hakkı için, "tå kıyamet müntesir ol sun, uyûn-u ehl-i hakk bulsun cila": kıyamete kadar yayılıp yayınlansın da Cenab-ı Hakkı tanıyanların gözleri seviçle parlasın
esmai (esmaiye( أسماليه : isimlere ait
esmar 1 : المار.semereler, meyveler 2.(mec.( iyi, güzel, månalı, faydalı sonuçlar
esmar binihaye اثمار بی نهایه : sonsuz sayıda meyveler, olumlu sonuçlar
esmer أسمر : yağız, koyu buğday rengi
yine de ara
yol sırasında
esna-yi ders النای درس : ders zamanı
esna-yı hareket أثنای حرکت : hareketanı, hare-ket zamanı
241
esna-yi irşad الناى إرشاد : doğru yolu gösterme
tutku
esna-yirah أثنای راه : yolda iken
esna-yı sefer أثناى سفر : yolculuk zamanı, yol-
culuk sırası
esna-yı takrir ve tahrir آشنای تقریر و تحریر : anla tılma (takrir) ve yazılma sırası, zamanı
esnaf 1 : أصناف.sınıflar, türler, farklı türden topluluklar 2.el sanatları ve küçük ölçüde ti-caretle uğraşan insanlar
esnaf- cevahir أصناف جواهر : cevher çeşitleri
(türleri), mücevher çeşitleri
esnafı mahlükat أصناف مخلوقات : yaratılmış varlıkların (mahlükat) türleri, çeşitleri
esnaf - masnuat أصناف مصنوعات : sanatlı olarak yaratılmış varlıkların çeşitli türleri
Esnaf seslendi:
çeşitli insan toplulukları
esnaf- salihin اصناف صالحين : salih Islam di nine bağlı, iyilik yapan, kötülükten sakınan) insanların çeşitli grupları
esnafi tabiin Takipçilerin kategorileri: Hz. Muhammed'i
(a.s.m.) hayatta iken tanımamış olup O'nun sahabelerini tanıyan ve sahabelere tabi olan ların çeşitli grupları
esnafı tezeyyūnat أصناف تزينات : güzel ve san'atı yaratılmış varlıklardaki )süslenip be zenmenin her çeşidi
esnaf-ı tezeyyünat ve tebessümat اصناف تزينات
و تبسمات : )güzel ve san'atlı yaratılmış varlık-lardaki) süslenip bezenmeler (tezeyyünat) ve gülümser gibi görünüşler (tebessümat)
esrar- huruf
esnaflık اصنافق : sanat veya ticaretle uğraşma, esnaf olma durumu
esnam أصنام : sanemler, putlar
esrar اسرار : sırlar gizli, kapalı ve bilinmesi zor gerçekler
esrar- acibe أسرار عجبه : hayret verici sırlar, hayret verici gizli gerçekler ve mânalar
esrar belägat أسرار بلاغت : belägat sırları; konu, gaye ve dinleyicilerin durumuna en uygun olan, hem doğru ve hem de güzel söz söyleme sanatının gizli gerçekleri
esrar-ı beyaniye اسرار بيانيه :mecaz, teşbih, is-tiare, kinaye gibi edebi san'at ve ifade şekille-rini inceleyen "beyan ilmi"nin herkesçe bilin-
meyen incelikleri
esrar-ı cehennem اسرار جهنم : cehennemin sır-ları, cehennemin bilinmeyen gerçekleri
esrar-ı cehennem ve cinan أسرار جهنم و جنان :ce hennem ve cennetin gizli gerçekleri
esrari cihan أسرار جهان : dünyanın ve kâinatın sırları; tabiattaki varlıkların ve olayların bi-linmeyen tarafları
esrar- cinan أسرار جنان : cennetlerin sırları, cennetlerin bilinmeyen gerçekleri
esrari din أسرار دين : dinin kapalı kalan ve her-kesçe bilinemeyen gerçekleri
esrari ezel أسرار أزل : ezel sırları zelden beri var olan ve bilinmez olan gerçekler
esrar-ı gayb(iye( أسرار غيب : gaybe ait sırlar,
çoğu kimseler için kapalı ve bilinmez gerçek-ler
Kur'an'da Gaybın Sırları
Kur'an'daki gaybe ait sırlar, Kur'an'da bulu-nan geçmiş ve gelecekle ve manevi dünyalarla ilgili ve çok kimselerin bilmediği gizli gerçek-ler
esrar-ı güna gün اسرار گوناگون : türlü türlü sır-lar, türlü türlü gizli ve kapalı gerçekler
esrar-ı Hak أسرار حق : Cenab-ı Hakka (c.c.) tanı-makla ilgili sırlar
esrar-ı hak أسرار حق : )İslam, iman ve Kur'an'la ilgili) gerçeğin sırları, bilinmeyen tarafları
esrar - hakikat أسرار حقیقت : hakikat sırları, ger-çeğin bilinmezlikleri; birçokların bilemediği gerçekler
esrar huruf أسرار حروف : )Kur'an'daki) harf-lerin herkesçe bilinemeyen gizli gerçekleri, mâna ve işaretleri
ZZAMAN TARVIAI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1480-Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, İtalya'nın Otranto limanını zapt etti.
1945 - II. Dünya Savaşında Japonya kayıtsız şartsız teslim oldu.
1999 - Saff-i evvel hanım Nur Talebelerinden Sıddıka Kartal vefat etti.
11
PAZAR
PAZAR
AĞUSTOS
AĞUSTOS
BİR AYET
Inkår edenler görmedi mi ki, gökler ve yer bitişik iken Biz onları birbirinden koparıp ayırdık? Her canlı şeyi sudan yarattık.
Enbiya Suresi: 30
BİR HADİS
Bütün hastalıkların kaynağı, birbiri üstüne yemek yemektir.
Darekutni
Bahar dahi bir çiçektir ve Cennet dahi görülmedik bir çiçektir.
HİCRİ: 7 SAFER 1446 - RUMI: 29 TEMMUZ 1440
Şualar
HIZIR: 98 - GÜN: 224 KALAN: 142 - GÜN. KIS.: 2 DK
Õula Ikindi
2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1063 - İlk Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul Bey öldü.
1933 - İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1944 - Bediüzzaman Said Nursî Denizli'den Emirdağ'a sürgün edildi.
1950 - Türkiye, NATO'ya başvurdu.
AĞUSTOS
01
CUMA
7 1447 DAHA GÜVENLİ
RUMI: 19 TEMMUZ 1441
HIZIR: 88
Namazda ruhun ve kalbin büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.
BİR AYET
Allah'tan korkun ve bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.
Bakara: 194
BİR HADİS Allah bir topluluk hakkında bereket dilerse onlara cömertlik ve tok gözlülük nasip eder.
Taberani
Sözler
156 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilnete girmesi için izin verecek ve Dile (ne diler-sen!)' diyecek. Adam dileyecek. Öyle ki, hiçbirar-zusu kalmayacak. Allah yine de 'Şunları şunlan da iste!' deyip, istemesi gereken şeyleri zikredecek. Böylece istenecek şeyler bitince Allah Teâlâ haz retleri, 'Bütün bunlar, bir misliyle sana verilmiş-tir!' buyuracak." Ebu Said der ki, "Resulullahın (asm), "Bütün bunlar, on misliyle birlikte sana verilmiştir!" dediğini işittim."
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 5072.
***
Niyet
Enes (ra) rivayet ediyor:
Allah, niyeti ahiret olana dünyayı verir, ama niyeti dünya olana ahireti vermez.
İbni Mübarek'ten.
***
CENNET
YanıtlaSilAhiret ve Cennet dünyadan hayırlı
Sehl ibni Sa'd (ra) rivayet ediyor:
Eğer dünyanın Allah katında sivri sinek ka-madı kadar değeri olsaydı, kâfire ondan bir yudum su dahi içirmezdi.
Tirmizi, Zühd: 13; İbni Mâce, Zübd: 3.
***
İlk bakışta, hadisten dünyanın her bakımdan çok değersiz, hatta bir sivri sinek kanadından dahi değersiz olduğu anlaşılmaktadır. Oysa meselenin aslına inildiğinde hiç de öyle olmadı-ğı görülür. Bir kısım ard niyetli veya dikkatsiz kimseler tarafından yanlış anlaşılan, Hatta inkâr edilen bu ve buna benzer hadisler hakkında Yirmi Dördüncü Söz'ün On İkinci Aslı'nda genel bir izah yapan Bediüzzaman, bu hadisi "en ziya-de insafsızların zihnini kurcalayan" hadis olarak Vasıflandırır ve bir izahını yapar. Bu izahlar ışı-ğında bu hadisi şöyle açıklayabiliriz.
Bediüzzaman, "Allah yanında" manasına gelen "İndallah" tabirinin "ebedî âlem" olduğu-nu söyler. Buna göre dünyanın Allah indinde sinek kanadı kadar değerinin olmaması, ebedî âlem olan ahiret âlemine nispetledir. Evet, için-
DOST'UN EMÂNETİ
YanıtlaSilBir sohbet meclisinden sonra Bosna-Hersek'teki yaraların sarılması için yardım toplanmıştı. Herkesin kendi adına belli bir yardımda bu-lunduğu mecliste, Musa Efendi, büyük bir meblâğ uzatmış ve;
"-Bir dostun buraya verilmek üzere fakire emâneti!" diyerek takdim etmişti. Ehl-i basîret müstesnâ, orada bulunanlara bu ifade, verilen parayı meclise gelemeyen birinin gönderdiği intibâını uyandırmıştı. Ancak onun emânet dediği kendi malı, dost dediği de Cenâb-ı Hak idi...
Musa Efendi, birine herhangi bir ikramda bulunacağı zaman, o ikrâmın muhtaçtan önce Allâh'ın kudret eline geçeceği şuuruy-la, büyük bir nezâket ve titizlik gösterirdi. Verilecek meblağı bir zarfa koyar, üzerine de;
"Muhterem, filân efendi! Hediyemizi kabul ettiğiniz için teşekkür ede-riz..." şeklinde, son derece zarif ifadeler nakşederek takdim ederdi.
LLE RIDGET
YanıtlaSil-Evladım,
Mutlaka riyazat hå-linde yaşayın ve Allah'ın verdikleri-ni, yine Allah için infåk edin!
Riyázat hâliniz sadece üç aylara ve Ramazân'a mahsus olmasın! Onu, hayatınızın her safhasına yayın ve ihtiyaç fazlasını Allah yolunda infåk edin!
Şunu iyi bilin ki;
Dolmabahçe veya Topkapı Sarayı'nda bile yaşasanız, yine riyazatla yaşamaya mecbursunuz. Onun için malı da mülkü de ancak kalbinizin dışında taşıyın.
Eğer ihtiyaç fazlasını Allah yolunda infâk etmezseniz, Allâh'ın verdiği nimetlere karşı nankörlük etmiş olursunuz.
Unutmayın ki,
Infâk edilmeyen nimetler ziyân edilmiş demektir. Ziyân edilen ni-metler de hesabı çok ağır birer âhiret vebâlidir.
[Cömertlik, ancak israfa düşülmezse değerlidir. Nasılsa bolca cö-mertlik yapıyorum diye kendi yaşayışında israfa düşen kimseler, şeytana aldanmış demektir. İdrâk eden için şu îkâz-ı ilâhî, ne kadar dehşetlidir:
"Allah israf edenleri sevmez!" (Bkz. el-En'âm, 141; el-A'raf, 31)
Bu hususta ölçüyü, bulunduğumuz toplumun gafletinden değil, as-hâb-ı kirâmın faziletli yaşayışından almalıdır. Çünkü Peygamber terbiyesini yansıtan en güzel ve gerçek ölçü, onlardadır.]
HACE MUSA TOPBAS HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER
YanıtlaSilKâinatta canlı-cansız, kürelerden zerrelere kadar, bütün mahlûkātı tefekkür ettiğimizde, her şeyin muntazam bir şekilde yaşadığını ve seyrettiğini müşâhede ederiz.
Bu saltanat-ı ilâhiyye karşısında eşref-i mahlûkat olan insanoğlu; dağınık, saatsiz, nizamsız olmayıp, her işini vaktinde, saatinde icrâ etmelidir.
(Sadık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri, II, 125)
CENNET BİLETİ
YanıtlaSilKur'ân-ı Kerim, mü'minler icin cennete davet tez-keresidir.
(M. Sami Efendi, Musahabe, 1, 46)
İKİ ESAS
. Kibri ve zulmü âdet edinen kimsede saâdet olmaz.
Zira saâdetin sebebi ikidir:
Allah'ın emrinin yüceltilmesi ve Allah'ın yarattıklarına karşı şefkat gösterilmesi
Yani:
Cenâb-ı Hakk'ın emirlerine tâzim,
O'nun bütün mahlūkātına şefkat ve merhamet....
(M. Sâmi Efendi, Musâhabe, 1, 91)
HAKK'IN HEDİYESİ
Sâil (muhtaç), Cenâb-ı Hakk'ın bir hediyesidir.
Sâili boş çevirmek; <> demektir.
Verecek bir şeyiniz yoksa onu tatlı bir sözle gönderiniz!
Husûsiyle akşam namazından sonra gelen sâillere dikkat etme lâzımdır.
(M. Sâmi Efendi, Musâhabe, VI, 207)
345
GERÇEK HAYA
YanıtlaSilGerçek haya, Cenâb-ı Hakk'ın men ettiği günahları, kimsenin olmadığı yerde,
<>> diye îmân ederek terk etmektir.
(M. Såmi Efendi, Musåhabe, VI, 207)
İÇ DÜNYAMIZ
Mü'min, içindeki düşünce ve emelleri başkası işittiğinde mahcub oluyorsa, o hakiki mü'min değildir.
(M. Såmi Efendi, Musahabe, VI, 210)
ZARAR HAK SAHİBİNE AİTTİR
Haset edersen, hasedin, düşmanına değil sana zarar verir.
(M. Sâmi Efendi, Hz. Yûsuf, s. 21)
344
GERÇEK HAYA
YanıtlaSilGerçek hayâ,
Cenâb-ı Hakk'ın
men ettiği günahları, kimsenin olmadığı yerde,
<< Cenâb-ı Hak işitir,
görür, bilir... >>
diye îmân ederek
terk etmektir.
(M. Sâmi Efendi, Musâhabe, VI, 207)
551
YanıtlaSil17073, İnsan korkusu, tuzak kurar; ancak Tanrı'ya inanan güvencede olur.
17074. İnsan kötülükle pekiştirilmez, ama doğruların kökü sarsılmaz. 17075. Insana sevinç, ağzının yanıtı iledir; vaktinde olan söz, ne iyidir!
17076. İnsanın bütün yolları, kendi gözünde temizdir; ama ruhları tartan Tanrı'dır.
17078 . İnsanın gözleri doymaz.
17079. İnsanın karnı ağzının veriminden doğar, dudaklarının ürünüyle insan doyar.
17080. İnsanın yüreğindeki düşünce derin sulardır, ama anlayışlı adam onu çekip çıkarır.
17081. İşinde gevşeklik gösteren adam da savurganlık edenin kardeşidir.
17082. İvedice davaya atılma, yoksa komşun seni utandırınca, sonunda ne edeceğini bilemezsin.
17083. İyi ad büyük varsıllıktan, iyilik bulmak gümüşten, altından üstün tutulmalı.
17084. İyi adam canı doyuncaya dek yer, ama kötülerin karnı aç kalır.
17085. İyi adam, komşusuna yol gösterir; ama kötülerin yolu, kendilerini saptırır.
17086. İyi eş bulan, iyilik bulur, Tanrı'nın rızasını alır.
17087. İyilerin düşünceleri haktır, ama kötülerin öğütleri düzendir, dolaptır, aldatmadır.
17088. İyiliğe hakkı olan adamlara, elinden geldiğince iyiliği esirgeme!
17089. Kabahatlerini örten başaramaz, ancak onları itiraf edip bırakan, acıma bulur.
17090. Kardeşten daha yakın dost vardır.
17091. Karıncalar, güçlü olmayan bir sürüdür; ama yiyeceklerini yazın hazırlarlar.
17092. Kaya porsukları, güçsüz bir sürüdür; ama evlerini kayada yaparlar.
17093. Kazanç düşkünü, kendi evine sıkıntı verir; ama rüşvetten iğrenen yaşar.
17094. Kendi ağzın değil, seni başkası övsün; kendi dudakların değil, yabancı övsün.
17095. Kendi dostunla baba dostunu bırakma, kötü gününde kardeşinin evine gitme, yakın komşu ırak kardeşten iyidir.
17096. Kendi gözünde gizemli (hikmetli) olma; Tanrı'dan kork, kötülükten ayrıl!
17097. Kendi yüreğine güvenen akılsızdır, ama kim hikmetle yürürse, o kurtulur.
17098. Kertenkele elleriyle duvara yapışır, ama kralların saraylarında bulunur.
17099. Kıskançlık erkeği kızdırır, öç gününde acımaz.
17100. Kızgınlık acımasızdır, öfke de sel gibidir, ama kıskançlığın önünde kim durabilir?
17101. Kibirden ancak kavga çıkar, ama iyi öğüdü dinleyenin yanında hikmet vardır. 17102. Kim babası ya da anasına ilenirse, onun çırası koyu karanlıkta söndürülür.
17103. Kim doğruları kötü yola saptırırsa, çukuruna kendi düşer.
17104. Kim yoksula verirse, onun eksiği olmaz; ama kim ondan yüz çevirirse, o çok lânet alır.
550
YanıtlaSil17042. Eliaçığın yüzünü çok adam arar, herkes vergili adama dost olur.
17043. Erdemli kadın kocasının tacıdır, ama utandıran kadın onun kemiklerinde çürüklük gibidir.
17044. Ev ile mal, babaların kalıtıdır.
17045. Evine düzensizlik verenin kalıtı yeldir, sefih adam yüreği hikmetli olanın kulu olur.
17046. Ey tembel, karıncaya git, onun yollarına bak da hikmetli ol!
17047. Fahişe yüzünden, insan bir parça ekmeğe muhtaç olur.
17048. Feläketin gününde kardeşinin evine gitme, yakın komşu ırak kardeşten iyidir.
17049. Fesat eken, dert biçer; öfkesinin değneği kırılır.
17050. Geç öfkelenen adam, yiğitten iyidir; özvarlığına egemen olan, kent fethedenden iyidir.
17051. Geç öfkelenen adamın anlayışı çoktur, ama dar ruhlu adam eğlenceyi üstün tutar.
17052. Gençlerin süsü, kendi güçleridir, yaşlıların güzelliği, ağarmış saçlarıdır.
17053. Gerçeği söyleyen adaleti, ancak yalancı tanık aldatmayı ortaya çıkarır.
17054. Gerçekle kargaşalık örtülür, insan Tanrı korkusuyla kötülükten ayrılır.
17055. Gevşek elle işleyen yoksul olur, ancak çalışkanların eli varsıl eder.
17056. Göz kırpan, acıya neden olur; ancak dudakları ile sefihlik eden yıkılır.
17057. Gözlerin doğruca ileri baksın, göz kapakların önüne doğrulsun!
17058. Gücenmiş kardeş, duvarlı kentten daha güç kazanılır; böyle çekişmeler, kale sürgüleri gibidir.
17059. Gülerken bile yürek dertlidir, sevincin sonu üzüntüdür.
17060. Gümüşü değil, eğitimi; seçme altından çok bilgiyi alın!
17061. Güneş altında yeni bir şey yoktur. (Latincesi: Nil novi sub sole.)
17062. Güzel söz, bir ahmağa yakışmaz; yalan söz, bir emire daha az yakışır.
17063. Güzellik boş şey, hoşluk aldatıcıdır, ama Tanrı'dan korkan kadın övülür.
17064. Hatır gözetmek iyi değildir, çünkü bir parça ekmek için insan günah işler.
17065. Her akıllı kadın kendi evini yapar, ama uçarı kadın kendi elleriyle onu yıkar.
17066. Her emekte çıkar vardır, ama boş lakırdı yoksulluğa götürür.
17067. Her kim babasına ya da anasına lânet ederse, çırası koyu karanlıkta söndürülür.
17068. Her kim yoksulun çığlığına kulağını tıkarsa, o da çığlık atacak, ama yanıt verilmeyecektir.
17069. Hoş sözler, bal gibidir: cana tatlı, kemiklere şifadır.
17070. İftira çıkaran akılsızdır.
17071. İki türlü tartı taşını Tanrı yasaklar, hileli terazi iyi değildir.
17072. İnsan aklına göre övülür, ama yüreği eğri olan hor görülür
28 Hadislerden SEÇMELER
YanıtlaSilkazanmak için öğrenecektir. Sonra ilim yoluyla var-mak istediği hedefleri elinde tutan da Allah'tır. Her ne kadar rızası dışında öğrenmeye yeltense de Allah dilemedikçe maksatlarına ulaşamayacaktır.
İlmi başka maksatlarla öğrenmek ilmin şanına da yaraşmaz. Böyle bir hareket kudsî maksatlarla öğre-nilmesi gereken ilmi basit, değersiz metalar seviye-sine düşürmek manasına gelir. Herşeyden önce ilme hakarettir.
İlmi Allah için öğrenmenin şartı, ilmi Allah em-rettiği için öğrenmektir ve onu Allah'ı daha iyi tanı-maya, yani marifetullaha vesile yapmaktır. Bu bü-tün ilimler için geçerlidir.
İlmi Allah için öğrenmenin şartı, onunla hem kendimize, hem topluma, hem de insanlığa yararlı hizmetler yapabilmek, insanlığın zararına kullan-mamaktır. Gösterişten, şöhretten uzak kalmaktır. Allah'ın rızasına uygun olan da, ilmin şanına lâyık olan da budur.
FAYDALI İLİMLERİ ÖĞRENMELİ, FAYDASIZ İLİMDEN AL LAH'A SIĞINMALI
Hz. Ömer (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
İlim | 29
YanıtlaSilKişi, sahibini doğru yola götüren veya bir kötülük-ten sakındıran bir ilimden daha faziletli bir kazanç elde etmemiştir. Kişinin aklı istikamet üzere olmadık-pa, dini de istikamet üzere olmaz.
Taberanî'nin Evsat'ından.
Cabir (ra), Peygamber Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Allah'tan faydalı bir ilim isteyiniz. Faydasız ilim-den de Allah'a sığınınız.
İbni Mâce, Dua: 3.
İbni Ömer (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Allah'ım, beni ilimle zengin kıl, hilimle süsle, takva ile beni şereflendir ve âfiyetle beni güzelleştir.
İbnünneccar ve.
Abdullah ibni Amr ibni Âs (ra), Peygamber Efen-dimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir: Allah'ım, ürpermeyen kalpten, kabul edilmeyen duadan, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilim-den Sana sığınırım. Bu dört şeyden sana sığınırım.
Müslim, Zikir: 73; Ebu Davud, Vitir: 32: Tirmizî, Daavât: 68: Noseî, istiāze: 2. 13, 18: İbni Mâce, Mukaddime: 23.
İbni Mes'ut (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
İlk Cami
YanıtlaSilDevrin alimleri, Emevi Halifesi Süleyman'a
-İstanbul'un, "Peygamber ismi taşyan bir zát tarafında fetholunacağı rivayet edilmektedir. Emeviler arasında sünden başka kimse, böyle bir isim taşımıyor... dediler.
Halife Süleyman da ümit ederek kardeşi Mesleme'yi bu için görevlendirdi.
"Mesleme kumandasında İslam askerleri, 715-718 n arasında İstanbuľu muhasara ettiler. Birçok değişik saflu az eden bu sefer; ağabeyinin vefatı ve yeni Halife Ömer bin Ab düf Aziz'ın Meslemeyi geri çağırması ile sona erdi.
Fakat bu kind para sonunda mühim bir hatıra kaler Meslene Camillam ve Burans kaynaklan, "Darül Beled yenin Saray yakınlanında inşa edildiğinde birleşirler.
Mahteliasrlarda, bilhassa 4 Haçlı Seferi sırasında Mesle de tahrip ve yağma edilmiştir.
ne Clima plat slami butiralara daima saygı besleyen Osmanlılar. Is-bul Galata semtinde bulunan "Arap Camii'ni, meshur ku mandas Mesleme'ye tráfe ederek thya etmişlerdir.
Stanbula ilk defa gelen Müslümanların (Eyüp Sultan, Fatih Suban. Yavuz Sultan Camilerinden sonra) bu ilk Müslümanların cominde, fi rekat namaz kılmaları adet olmustu
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
346 1 Ya, emri bil mar'uf ve nehyi anil münker yaparsınız, yoksa Allah'ın size, nezdi İlahisinden bir azab göndermesi yakındır. Sonra Ona dua edersiniz ama size icabet etmez. Hz. Huzeyfe (r.a.)
346 2 Ya ma'rufla emreder, münkeri nehy edersiniz. Yahut da Allah üzerinize Acemi gönderir de boynunuzu vururlar. Onlar öyle şiddetli olurlar ki, tepenizden ayrılmazlar. Hz. Hasan (r.a.)
346 3 Kadınlar, hatta hayızlılar bile dua toplantılarına çıkabilirler. Yalnız hayız olanlar musallaya giremezler. Hz. Ummi Aliyye (r.a.)
346 4 Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da yüzleriniz karar olur. Ya gözlerinize sahip olursunuz ya da gözleriniz dışarı uğrar. (Mahşer korkusu ile veya kör olarak haşir olursunuz) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
346 6 Hiç şüphe yok ki; arz, cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehli Beytimden ismi Benim ismimde babasının ismi Babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nasafetle doldurur. Önce zulm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsulünü esirgemiyecek ve O aranızda yedi, sekiz çok çok dokuz vakit duracak. (Ay veya sene) Hz. Muaviye İbni Kur'a (r.a.)
346 7 Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri (tutanakları) birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
346 8 İslamın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek. Hz. Huzeyfe (r.a.)
346 9 Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin adetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
346 10 Ümmetimden bir taife, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar. Hz. Ubâde (r.a.)
346 11 Bir adama Ribadan isabet eden bir dirhem, islamiyet zamanında işlediği otuz üç zinadan daha büyüktür. Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.)
346 12 Akşam sabah Allah'ı zikretmek, Allah yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
418
YanıtlaSilKUR'AN AHKAMİSİ
57. VELÂYET-İ HASSE, VELÂYET-İ AMMEDEN AKVADIR.
Bir vakfe mütevelli olan şahsın velâyeti, hâkimin velâyetin-den daha kuvvetlidir; çünkü mütevellinin velâyeti hususîdir, hâkimin ise umumîdir.
Bu itibarla:
a) Kaadı, velîsi bulunan yetimi evlendiremez. Ancak o ye-timin velisi olmadığı zaman velâyet-i âmme yetkisiyle evlendi-rebilir.
b) Maktulün velisi kısas talebeder; dilerse sulha gidip af-vedebilir. Fakat İmam (Lider) afvetmeye yetkili değildir. Çün-kü liderin velâyeti, velâyet-i âmmedir, velisinin ise hassedir..
58. SÖZÜN İ'MÂLİ İHMALİNDEN EVLADIR.
Yâni bir söz, bir mânaya hamli mümkün oldukça ihmål olunmamalıdır; i'mâli mümkün olmadığında ise ihmal (mâna-sız itibar) edilir.
Meselâ:
a) (A) malını evlâdına vakfeder ve fakat (A) nın evlâdı olmayıp torunları olduğu tesbit edilirse evlâd kelimesini to-runlara hamlederek İ'mâl etmek ihmâlinden evlâdır; mecaz yollu amel edilir.
b) (B) «Ben oğlumu oğulluktan çıkardım derse, bu sözü mânalandırmak mümkün olmadığında ihmâl (mânasız itibar) edilir. Çünkü babalık ve oğulluk tabiî bir olaydır; mânasız kı-lınamaz.
59. HAKİKÎ MÂNA MÜMKÜN OLMADIĞINDA MECAZE GİDİLİR.
Meselâ:
a) (B) «Şu un'dan yemiyeceğine yemin edecek olur ve un' dan yapılan ekmek ve herhangi bir şeyden yiyecek olursa, ye-
FIKHÍ KAIDELER
YanıtlaSil419 minini bozmuş olur. Ama o un'dan yiyecek olursa yeminini bozmuş olmaz. Çünkü burada hakiki mâna mümkün olmadi-ğından mecâzí mânaya gidilmiştir.
b) (C) Babasının kim olduğu bilinen karısını kasdederek:
Bu benim kızımdır» derse, (C) nin bu sözüyle karısı kendisine haram olmaz. Çünkü kelimeyi burada hakikî mânasına almak mümkün değildir.
60. BİR KELAMIN İMALİ MÜMKÜN DEĞİLSE İHMAL OLUNUR.
Yani bir sözün hakikî ve mecâzî bir mânaya hamli müm kün olmazsa, o halde mühmel, yâni mânasız bırakılır.
Meselâ :
Yukarıdaki (b) maddesindeki misal, buna da misâldir...
61. MÜTECEZZİ OLMAYAN BİR ŞEY'İN BİR KISMINI ZİKRETMEK TÜMÜNÜ ZİKRETMEK GİBİDİR.
Yâni parçalanmayan bir şey'in bir kısmını anmak, tümünü anmak gibidir.
Meselâ:
a) (D) «Ben karımı yarım talâkla boşadım derse talâk bölünme kabûl etmiyeceği için bir talâkla boşamış olur.
b) Maktulün velilerinden bir kısmı kaatile kısas yapılma-masını isterse, bütün velilerin isteği gibi kabul edilir.. Çünkü kısas bölünmez.
62. MUTLAK İTLĀKI ÜZERE CÂRÎ OLUR; MEĞER Kİ NASSAN VEYA DELALETEN TAKYÎDÎ DELİL BULUNA..
Yâni nassan veya delâleten bir kayıt ile mukayyed olma-dığı takdirde mutlak itlâkı üzere câri olur.
Mutlak: cinsinde şâyi olan; şümül ve tâyîn olmaksızın birçok hisseleri ihtimal edinen lâfızdır.
AHLAK
YanıtlaSilda, bütün mümkinatın vücudu, ademin muvazenesini bozar, cut libasını çıkarıyor, sureta ademe, belki daire-yi ilimdeki ma-her şeye layık bir vücut giydirir. Ve vazifesi bitmişse, zahiri vũ-bahar bir çiçek kadar bütün insanların haşirde ihyaları, bir ne-nevi vücuda gönderir. Demek, eşya, Kadir-i Mutlak'a verilse. fis kadar kolay olur: "
Risalenin ilerleyen bölümlerinde, ayan-1 sabite, ehadiyet ve samediyet hakikatleri konu edilir. Bediüzzaman, Dokuzuncu ve son basamağı, uzun bir beyanla' söylemek istemesine rağ-men, Afyon tutukevindeki 'keyfi tahakküm ve tazyiklerden ge-len şiddetli sıkıntılar ve tesemmümden gelen zaafiyet ve elim hastalıklar'ın mani olduğunu belirterek şöyle der: "Ehl-i hida-yet, geçen basamaklardaki kuvvetli hakikatler ve sarsılmaz gayet kat'i hüccetler, selim kalplerine ve müstakim akıllarına kanaat ve kuvvetli iman ve ayne'l-yakin bir tasdik vermiş ki, şüphesiz ve vesvesesiz itminan-ı kalple itikat ederler ki, yıldız-lar, zerreler, en küçük, en büyük, kudret-i İlahiyeye nisbeten farkları yoktur.
Ahlak'ın, fıtri kökenine ilişkin bir temellendirmeyi de bulu-ruz bu risalede. Ahlak, 'hulk' kökeninden gelir ve 'yaratılış'la anlam İlişkisi vardır. Ahlakın kökeni, bir bakıma, insanın da as-li doğasıdır.
Hulk, hem güzel huy demektir hem de 'yaratılış'tan, yani fit-rattan, insanın asli tabiatından doğan bir niteliktir.
Sorunun asli boyutu, Allah'ın isimleriyle ilgilidir. Allah'ın i-simleri, Bediüzzaman'ın belirttiği gibi, "kemalat-ı İlahiye'nin ünvanlarıdır." İnsan, bilinçli bir biçimde bu isimlerin mazharı olmaya çalışmalıdır. Sözgelimi, Allah Hakîm'dir, insan da hik-metli hareket etmeli, abes şeylerden uzak kalmalıdır. Allah her İşini sağlam, kusursuz yapar, insan da öyle olmaya gayret gös-termelidir. Allah, Adil'dir, insan da bu ilkenin gerçekleşmesi i-çin çaba göstermelidir. Allah, bütün yaratılmışlara karşı Rah-man'dır, merhametlidir, insan da insanlara ve diğer yaratılmış-lara karşı rahim bir varlık olmalıdır.
Bu, insan-ı kamilin ahlakıdır. Kamil insan da, Allah gibi ra-him ve kerimdir, adildir ve şefkatlidir.
Bediüzzaman, 26. Mektup'ta şöyle der:
22. Nursi, ag.e., 1. cilt, s. 1146,
23. Nursi, ag.e., 1. cilt, s. 740.
24. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 597.
76
KOPRO-YAZ/2006
AHLAK
YanıtlaSilda, bütün mümkinatın vücudu, ademin muvazenesini bozar. her şeye layık bir vücut giydirir. Ve vazifesi bitmişse, zahiri vü cut libasını çıkarıyor, sureta ademe, belki daire-yi ilimdeki ma-nevi vücuda gönderir. Demek, eşya, Kadir-i Mutiak'a verilse. bahar bir çiçek kadar, bütün insanların haşirde ihyaları, bir ne-fis kadar kolay olur.
Risalenin ilerleyen bölümlerinde, ayan-ı sabite, ehadiyet ve samediyet hakikatleri konu edilir. Bediüzzaman, Dokuzuncu ve son basamağı, uzun bir beyanla söylemek istemesine rağ-men, Afyon tutukevindeki 'keyfi tahakküm ve tazyiklerden ge-len şiddetli sıkıntılar ve tesemmümden gelen zaafiyet ve elim hastalıklar'ın mani olduğunu belirterek şöyle der: "Ehl-i hida-yet, geçen basamaklardaki kuvvetli hakikatler ve sarsılmaz hüccetler, selim kalplerine ve müstakim akıllarına gayet kat'i kanaat ve kuvvetli iman ve ayne'l-yakin bir tasdik vermiş ki, şüphesiz ve vesvesesiz itminan-ı kalple itikat ederler ki, yıldız-lar, zerreler, en küçük, en büyük, kudret-i İlahiyeye nisbeten farkları yoktur.
Ahlak'ın, fıtri kökenine ilişkin bir temellendirmeyi de bulu-ruz bu risalede. Ahlak, hulk' kökeninden gelir ve 'yaratılışla anlam ilişkisi vardır. Ahlakın kökeni, bir bakıma, insanın da as-li doğasıdır.
Hulk, hem güzel huy demektir hem de 'yaratılış'tan, yani fit-rattan, insanın asli tabiatından doğan bir niteliktir.
Sorunun asli boyutu, Allah'ın isimleriyle ilgilidir. Allah'ın i-simleri, Bediüzzaman'ın belirttiği gibi, "kemalat-ı İlahiye'nin ünvanlarıdır." İnsan, bilinçli bir biçimde bu isimlerin mazharı olmaya çalışmalıdır. Sözgelimi, Allah Hakîm'dir, insan da hik-metli hareket etmeli, abes şeylerden uzak kalmalıdır. Allah her işini sağlam, kusursuz yapar, insan da öyle olmaya gayret gös-termelidir. Allah, Adil'dir, insan da bu ilkenin gerçekleşmesi i-çin çaba göstermelidir. Allah, bütün yaratılmışlara karşı Rah-man'dır, merhametlidir, insan da insanlara ve diğer yaratılmış-lara karşı rahim bir varlık olmalıdır.
Bu, insan-ı kamilin ahlakıdır. Kamil insan da, Allah gibi ra-him ve kerimdir, adildir ve şefkatlidir.
Bediüzzaman, 26. Mektup'ta şöyle der:
22. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 1146.
23. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 740,
24. Nursi, a.g.e., 1. cilt, s. 597.
76
KOPRO-YAZ/2006
İNSAN-I KAMİL AHLAKI VE BEDİÜZZAMAN
YanıtlaSilEğer deseler, "Kur'an nasıldır?", Derler: "Güzel ve ahlak der-sini veren bir insan kitabıdır." O vakit onlara ... eğer onlara de-nilse, "Peygamberi nasıl bilirsiniz?". Derler: "Güzel ahlaklı, çok akıllı bir adam."
Hz. Ayşe'ye, Peygamberimizin nasıl olduğu sorulduğunda, "O'nun ahlakı Kur'an idi" demiştir.
Arifler, kamil insanın, Kur'an'ın kardeşi olduğunu söylerler.
İşaratü'l-İcaz'da bir yerde şöyle denmektedir:
"İkinci nükte: Ahlak-ı aliyeyi ve yüksek huyları hakikate ya-pıştıran ve o ahlakı daima yaşattıran, ciddiyet ile sıdktır. Eğer sıdk kalkıp araya kizb girerse, rüzgarlara oyuncak olan yaprak-lar gibi, o adam da insanlara oyuncak olur.
"Üçüncü nükte: Mütenasip olan eşya arasında meyil ve cez-be vardır. Yani, birbirine temayül ederler ve yekdiğerini celb e-derler, aralarında ittihad olur. Fakat birbirine zıt olan eşyanın aralarında nefret vardır, çekememezlik olur.
"Dördüncü nükte: Cemaatte olan kuvvet fertte yoktur. Me-sela, çok iplerin heyet-i mecmuasının teşkil ettiği urgandaki kuvvet, ipler birbirinden ayrı olduğu zaman bulunmaz.
Bu nükteler göz önüne getirilmekle o Hazret'in sayfası o-kunmalıdır. Evet, o Zat'ın bütün asarı, siretleri, tarihçe-i haya-tı ve sair ahvali, onun pek büyük, azim ve ahlak sahibi olduğu-na şehadet ediyorlar. Hatta düşmanları bile onun ahlakça pek yüksekliğinden dolayı kendisini "Muhammedü'l-Emin" ile la-kaplandırmışlardır. Malumdur ki, bir zatta içtima eden ahlak-1 aliyenin imtizacından izzet-i nefis, haysiyet, şeref, vakar gibi, hasis, alçak şeylere tenezzül etmeye müsaade etmeyen yüksek haller husule gelir. Evet, melaike, ulüvv-ü şanlarından, şeytan-ları reddeder, kabul etmezler. Kezalik, bir zatta içtima eden ah-lak-ı aliye kizb, hile gibi alçak halleri reddeder. Evet, yalnız şe-caatle iştihar eden bir zat, kolay kolay yalana tenezzül etmez. Bütün ahlak-ı aliyeyi cem eden bir zat, nasıl yalana ve hileye tenezzül eder; imkanı var mıdır?
"Hülasa: Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselam kendi kendine güneş gibi bir bürhandır.
"Ve keza, o Zat'ın (asm) dört yaşından kırk yaşına kadar ge-çirmiş olduğu gençlik devresinde bir hilesi, bir hıyaneti görül-memiş ve bir yalanı işitilmemiştir. Eğer o Zat'ın yaratılışında,
KÖPRÜ
esrar- huruf-u Qur'aniye
YanıtlaSilesrar- huruf-u Kur'anive اسرار حروف قرآنیه Kur'an'daki harflerin herkesçe bilinemeyen gizli gerçekleri, måna ve işaretleri
esrar-i ilmiye اسرار علميه : ilimlere ait gizli ger-çekler
esrar- imaniye اسرار ایمانیه : imanla ilgili gizli gerçekler ve hakikatler
esrar- kaderiye أسرار قدریه : kaderle ilgili gizli ve kapalı gerçekler. (bak. kader)
esrar-i kainat اسرار کائنات : kainatla ilgili gizli gerçekler
esrar- kelam اسرار کلام : Hz. Musa'nın Allah (c.c.) ile olan) konuşmalardaki gizli kalan ger-çekler
esrarı kitabullah اسرار كتاب الله : Allah'ın (c.c.( kitabındaki gizli gerçekler
esrar- Kur'an (iye( اسرار قرآنبه : Kur'andaki giz-li gerçekler, kapalı ve gizli kalan månalar ve hakikatler
esrar- mestûre اسرار مستوره : kapalı ve örtülü gizli gerçekler ve mânalar
esrar- mühimme اسرار مهنه : mühim sırlar, giz-li ve kapalı önemli gerçekler
esrar-i mürekkebe اسرار مركبه : kat kat sırlar, kat kat gizli gerçekler
esrar-ı Rabbani (y( أسرار ربانيه : Rab'le (yani, herşeyin gerçek sahibi, terbiye edicisi, yetiş-tiricisi olan Allah (c.c.) ile ilgili gizli gerçekler
esrar- Rahmaniye أسرار رحمانيه : Allah'ın her şeyi kuşatan Rahman (sonsuz merhamet sahibi) sıfatının sırları, Allah'a (c.c.) ait gizli gerçekleri
esrar-i rahmet أسرار رحمت :Allah'ın (c.c.) rah-metindeki gizli gerçekler
esrar- Rububiyet أسرار ربوبیت Allah'ın (c.c.( Rab (herşeyin sahibi, yetiştiricisi, terbiye edi-cisi olma) sıfatına ait gizli gerçekler
esrari sitte أسرار سته : altısır kapalı örtülü, herkesçe bilinemeyen altı gizli hakikat, altı gizli gerçek
1.şeffafiyet sırrı 2.mukabele sırrı 3.müvaze-ne sırrı 4.intizam sırrı 5.tecerrüt sırrı 6. ita-at sırrı (bak. Sünühat Risalesi-Bediüzzaman Said Nursî)
esrar-ı şehadet أسرار شهادت : görünen varlıkla-rın gizli ve derin gerçekleri
esrar-i şeriat أسرار شریعت : şeriatın sırları, dinin
242
YanıtlaSiles-semau mevcun mekfufur
emir ve yasaklarındaki gizli ve derin gerçek
ler
esrar-i tevafukiye أسرار توافقيه tevafudaki sır lar; yazılan sözlerde geçen kelime ve harfler de, tesadüf denilmeyecek tertipler ve uygun lukların ortaya çıkması ile ilgili gizli manalar ve gerçekler
esrarengizاسرار انگı, sırlarla örtülu akılla anlaşılamaz ve açıklanamaz yönleri çok olan, gizli, gizli gerçekleri bulunan
Esrar u envar Secrets and Lights: secrets and lights (back
esrar)
2. ilişki 3. Allah
(c.c.) rahmeti
essebebbü النيب : sebep
essebebbü kel fail sebep olan yapan gibidir, birşeye sebep olan onu yapan gibidir
esselamu السلام : selam: 1.güvenlik 2.Allah'ın (c.c.) koruması 3.barış
es-Selam اسلام : Allah'ın (c.c.) mübarek isimle rinden biri, hem Kur'an'da(59: 23, 61: 1) hem hadiste geçer: Selâmete ulaştıran korkulan şeylerden dilediği kullarını kurtuluşa erdiren 2.her türlü eksiklikten, kusurdan uzak olan mânâlarına gelir
es-sema السماء : gök
Gökyüzü dalgalarla dolu
(bir hadis, bk. Tirmizi, Tefsir, Sûret'ul- Ha-did, (3294); Müsned-i Ahmed, (2/370) Me-ali: "Gök kat kat dürülmüş ve dengelenmiş dalgalar şeklindedir, yani içiçe dengelenmiş (mekfufun) dalgalar halindedir. Açıklaması: Bir suya taş atılınca içiçe ve kat kat dalgalar oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Havada bir patlama sesi de içiçe ve kat kat küresel dalgalar halinde yayılır. Halen kabul gören teoriye (görüşe) göre kainatın temel (ana) maddesi; milyarlarca yıl önce bir noktada toplanmış, son derece yoğun bir halde iken büyük bir patlama (Bing Bang) ile iç içe kü-resel dalgalar halinde, son derece büyük bir hızla etrafa yayılmış ve uzaydaki nebulozla rı (bulut kümeleri), galaksileri (milyarlarca sayıda yıldız kümeleri), güneşleri, yıldızları vb. gök cisimleri meydana gelmiştir. Bu pat-lama ile meydana gelen gök cisimlerinin ve galaksilerin birbirinden hızla uzaklaşma sı hareketi halen devam etmektedir. Bunu anlatmak için üzerinde noktalar ve şekiller
es-seyyid
YanıtlaSil243
bulunan bir balon varsayalım. Balon şiştikçe bu sekiller ve noktalar birbirinden uzaklaşır. Uzaydaki galaksi ve gök cisimleri de bu şekil de birbirinden uzaklaşmaya devam etmek tedir. Bu teori Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yukarıda geçen sözünü doğrulamaktadır. Kur'an'da (51:47) mealen "Ve göğü sağlam bir şekilde kurduk. Ve genişleten de biziz" buyrulmaktadır
es-seyyid السيد : seyid: 1.efendi, güzel ahlaka ve iyi niteliklere sahip kimse 2.Hz.Muham-med'in(a.s.m.) soyundan gelen ve O'nun yo-lunda olan kimse
essükût الشكرت : sükut, susmak, konuşma-
anne
Allah'tan af diliyorum
esvab أثواب : sevbeler, giyecekler
esvedok siyah, kara
sanat eserleri: şiirler
Esari اشعرى : Eş'ari mezhebinden olan 2.İmam-ı Eş'ari (Mi. 260-324; Mi. 874.936) Kur'an ve hadislere dayanarak Ehl-i Sünnet mezhebi olarak bilinen İslâm inançlarını der-li toplu belirleyip açıklayan itikadi mezhep imamı. Mezhebine Eş'ariye (Eş'arilik) denir
Esariyece اشعریه جه : Es'arilik mezhebine göre
esbah اشباه : benzer olanlar, bunlar gibi (ve eşbahı, vb.)
escar ağaçları : orman
eşedd اخذ : daha şiddetli, çok şiddetli, çok kuvvetli; en katı ve sert
esedd-i ceza أشد جزاء : en şiddetli ceza, en ağır ceza
eseddel ihtiyaç أشدّد إحتياج : ihtiyacın çok şiddetli olması, çok aşırı ihtiyaç
eşedd-i ihtiyaç ve atş أشد إحتياج وعطش : ihtiya-can ve susamışlığın çok şiddetli olması, aşırı ihtiyaç ve susamışlık
esedd-i istibdad أشد إستبداد : çok aşırı baskı, diktatörlüğün en korkuncu ve acımasızlığı
eşedd-i zulm (zulüm( أشد ظلم : çok şiddetli zu-lüm, çok aşırı haksızlık ve eziyet
Nemrudan'ın en büyük zulmü
Nemrud'ça çok şiddetli zulüm, peygamber Hz. İbrahim'i (a.s.m.) ateşe attıran Nemruda yaraşır tarzda, çok ağır, çok şiddet ve acıma-sız zulüm, haksızlık, acımasızlık
(Yaptım)
ölümcül adaletsizlik, acımasız işkenceler (eshedd-i zulm) ve çok ağır saldırılar (eshedd-i eshedd-i zulm ve istibdad aşırı zulüm ve zorbalık: (eshedd-i zulm ve eshedd-i istibdad) çok şid-ist)
essef 1: اشف.daha şeffaf, daha çok parlak, ışı-ğı çok yansıtıcı 2.daha saydam, ışığı daha çok geçirgen
esgal أشعال : meşguliyetler, işler
eshad أشهاد : sahitler, görenler, tanıklar
eshas أشخاص : şahıslar kişiler
eşhas-ı âhirzaman أشخاص آخر زمان : dünyanın son zamanlarında ortaya çıkacağı Hz. Pey-gamber (a.s.m.) tarafından haber verilen, çok önemli kişiler ve onların açtığı yollar ve akımlar. (bak. Deccal, Süfyan, Mehdi)
eshası harika أشخاص خارقه : harika şahıslar, toplum hayatı üzerinde olağanüstü etkileri olan kişiler (bak. eşhas-ı âhirzaman)
eşhas-i muzırra أشخاص مضرة : muzır şahıslar, zararlı kimseler
eshası mühimme أشخاص مهمه : önemli şahıs-lar, önemli kişiler
eshası müthişe أشخاص مدهشه : dehşetli şahıs-lar, insanlara büyük korku ve zarar veren şa-hıslar. (bak. Deccal, Süfyan)
Eşebar ve
eshedü اشهد : şehadet ederim, kesinlikle bili-rim ve inanırım
ke : اشهد ان لا إلهه إلا الله eshedi en la ilahe illallah sinlikle biliyor ve inanıyorum ki başka hiçbir ilah yok, Yalnız Allah (c.c.) var
eskal أشكال : sekiller 2.dış görünüş 3.kılık
ler eşkāl-ı müntazama أشكال منتظمه : düzgün şekil-
eşkıya (eşkiya( أشقياء : haydular yol kesiciler, soyguncular
eşmel أشمل : daha şamil, daha çok kapsayıcı
esna اشنع : daha şenî, çok çirkin, çok fena, çok iğrenç
esne اشتنه : bak eşna(
esraf 1 : أشرافerefli kimseler, itibar sahibi insanlar, ileri gelenler 2.bir yerin itibar sahibi zenginleri
esrar أشرار : şerliler, kötüler, azgınlar, zalimler
eşrar-ı Aradin (eradin أشرار أرضين : dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayanların en kötüleri
712
YanıtlaSilHADIS-1 ŞERİFLER
Buhari ve Müslim, Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet ettiklerine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Ben kulumun zannı üzereyim. Beni andığı zaman ben onunla beraberim. O beni kendi kendine anarsa ben de onu kendi kendime anarım. Eğer beni bir mecliste anarsa ben de onu daha hayırlı bir mecliste anarım."
V
7) EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM rivayet ediyor:
Resûlüllah S.A. şöyle buyurdu:
«Allah-ü Taâlâ buyuruyor: Ben, kulumun bana karşı besle diği zannına göreyim.. Beni andığı zaınan onunlayın.. O, yalnız başına beni zikrederse; ben de onu zatında zikrederim.. Beni bir toplulukta zikrederse; ben de onu, o topluluktan hayırlı bir toplu-luk içinde zikrederim..>>>>
Derler ki:
Allah'ı zikir, onu hiç unutmamaktır; her an ve her zaman..
Ravilerin menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Ondan, Buhari, Ebu Musa (r.a.)'dan, o da Peygamber (s.a.v.)'den rivayet etti ki: "Rabbini zikredenle zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir."
8) EBU MUSA'dan r.a. naklen BUHARÎ rivayet ediyor: Peygamber S.A. şöyle buyurdu: <>>
**
Ölü ve diri madece tabii hadiseler sebebi ile meydana gelen ölü ve diri değildir. Azıl diri, özünü bulanlardır; yaratanını unutmayanlardır.
*
Ravilerin merkıbeleri, 2. ve 125. Hadis-i Şerifte..
Otuz ikinci ders
Sabah ve akşam yapılan peygamberlik duaları ve zikirlerinde
1-5 Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin ve O'nu sabah akşam tesbih edin. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Rabbini, içinden yalvararak, korkarak ve çekinmeden zikret.
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil713
Ve gafillerden olma. Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de Rabbini hamd ile tesbih et.” Ve Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Yürürken ve sabahın erken saatlerinde Rabbini hamd ile tesbih et.” Ve Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin verdiği evlerde, sabah akşam O’nu tesbih ederler. Öyle adamlar vardır ki, ne ticaret, ne de alışveriş onları Allah’ı anmaktan alıkoymaz.”
OTUZİKİNCİ DERS
SABAH AKŞAM OKUNAN PEYGAMBERİMİZE S.A. AIT DUA VE ZİKİRLER
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
<>
**
Bu Ayet-i Kerime 31. dersin başında geçti..
**
2) Ve şöyle buyurdu:
<>>
**
Zikrin gizli veya açık yapılması, insanın meşrebine göredir; bunu yolunda yürüdüğü zat kendisi için tayin eder..
A'RAF suresinin 205. âyetidir.
**
3) Ve şöyle buyurdu:
<>
Burada hamd ve tesbihten murad, namazdır.
TAHA suresinin 130. âyetinden..
**
4) «Ve şöyle buyurdu:
<>>
* **
Bu Ayet-i Kerimenin üst tarafı da vardır. Müfessirlere göre beg va-kit namazın farz oluşu bu âyetle de sabittir..
MUMIN suresinin 55. âyetinden..
224
YanıtlaSilMECELLE-I AHKAM-I ADLİYYE
BAB-I DEDİ
Ba'd-el-akd acir ve müste'cirin vazife ve selahiyyetlerine dair olup üç faslı havidir.
FASL-I EVVEL
Teslim-i me'cûr hakkındadır.
MADDE 582 Mecûrun teslimi müste'cire bila mani' anınla intifa edebilecek halde âcir'in izin ve ruhsat vermesidir.
MADDE 583 Müddet ya mesafe üzerine icare-i sahiha akdolun-dukda müddetin inkızasına ve mesafenin hitamına kadar me'cúrun muttasılan ve müstemirren yedinde durmak üzre müste'cire teslimi lâzımdır.
Meselâ, bir kimse şu kadar müddet ile yahut filån yere gitmek üzre bir araba isticar ettikde ol müddet zarfında yahut oraya va-rıncaya dek ol arabayı kullanabilir ve orada sahibi anı alıp da kendi umûrunda isti'mal edemez.
MADDE 584 Acir bir mülk akarını içinde kendi mah olduğu halde icar etse fariğan teslim etmedikçe kira işlemez. Meğer ki ol malı dahi müste'cire satmış ola.
MADDE 585 Acir haneyi teslim edip de içindeki eşyasını koy-duğu bir odayı teslim etmese ol odanın bedel-i icareden hissesi mik-darı sâkıt olur. Ve hanenin bakisinde dahi müste'cir muhayyerdir. Ve eğer acir kab-el-fesh haneyi tahliye ve teslim ederse icare la-zım olur, yani müste'cirin hakk-ı feshi sakıt olur.
FASL-I SANI
Ba'd-el-akd åkıdeynin me'cûrda tasarruflarına dairdir.
MADDE 586 icar edebilir. Ve eğer menkul ise edemez. Mecûr akar ise müste'cir anı kabl-el-kabz ahara
MADDE 587 Nâsın isti'mal ve intifa'da mütefavit olmadığı me'-cûru müstecir başkasına icar edebilir.
MADDE 588 Icare-i fâside ile müste'cir olan kimse me'cúru ba'-d'el-kabz başkasına icare-i sahiha ile icar etse caiz olur.
MADDE 589 Bir kimse malını müddet-i malûme üzerine biring
KİTAB'ÜL İCARAT
YanıtlaSil225
icare-i lâzime ile icar ettikden sonra tekrar başkasına ol müddeti icar eylese icare-i saniye nâfiz ve muteber olmaz.
MADDE 590 Müstecirin izni olmaksızın âcir mecûru satsa müs-te'cir hakkında bey nâfiz olmaz ise de bâyi ile müşteri beyninde nafiz olur.
Hatta müddet-i icarenin inkızasında müşteri hakkında bey-i lá-zım olarak almakdan imtina' edemez.
Meğer ki müddet-i icarenin inkızasından mukaddem müşteri bâyïden mebi'in teslimini mutalebe edip de teslimi mümkün olma-dığı cihetle kadı akd-i bey'i fesh eyleye ve eğer müste'cir bey'i mü-ciz olursa her biri hakkında bey nâfiz olur.
Lakin müste'cirin bervechi peşin vermiş olduğu bedel-i icare-den istiyfa etmediği mikdarı eline vâsıl olmadıkça mecûr anın elin-den alınamaz.
Ve eğer müstecir bunu istiyfa etmeden mecûru teslim ederse hakk-1 habsini iskat etmiş olur.
FASL-I SALİS
Red ve iâde-i me'cûra müteallik mevad beyanındadır.
MADDE 591 İcarenin inkızasında müste'cirin me'cûr üzerinden ref-i yed etmesi lâzımdır.
MADDE 592 İcarenin inkızasından sonra müste'cir artık me'cûru isti'mal edemez.
MADDE 593 İcare münkazi olup da âcir malını almak istedikde müste'cirin dahi teslim etmesi lâzımdır.
MADDE 594 Mecûrun red ve iadesi müste cirin üzerine lâzım olmayıp icarenin inkızasında mecûrun ahzi âcir üzerinedir.
Meselâ, bir hanenin icaresi münkazî oldukda sahibi varıp hane-sini tesellüm etmek lâzımdır.
Kezalik, filân mahalle kadar bir hayvan istîcar olundukda sa-hibi ol mahalde bulunup hayvanını almak lâzım gelir. Ve gelip al-madığı halde müste'cirin teaddi ve taksiri olmaksızın yedinde ol hayvan telef olsa zâmin olmaz.
Amma bir mahall-i muayyenden gidip gelmek üzre istîcar etmiş olsa ol mahalle götürmesi lâzım gelir. Ve oraya götürmeyerek kendi hanesine götürüp tutsa ve hayvan telef olsa zâmin olur.
MADDE 595 Mecûrun red ve iadesi haml ve meûnete muhtac ise ücret-i nakliyyesi âcir üzerinedir.
O. H. T. Mecelle
Ç: 15
244
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
(Fe vakaalhakku ve batale må kânû ya'melún.) (Arâf: 188) (...İnnema saneû keydü sâhırin velå yüflihussâhırü haysü elá.) (TAHA: 69)
Ayetleri okunup büyülenmişin başına dökülürse, şifa bulur.
Bir Hadis-i şerifde de «Bana bir şey üzüntü vermedi ki, Cebrail, hemen temessül edip (Yâ Muhammed! Ben, hiç ölmeyen, diri olana tevekkül ettim!) del diyerek
(Ve kulil hamdü lillâhillezi lem yettahız veleden velem yekün lehû şerîkün filmülki velem yekün lehű Veliyyün minezzülli ve keb-birhü tekbira.) (İsrâ: 111) Âyetini okumamı tavsiye etmiş olmasın.» buyrulmuştur.
Rivayete göre:
(Kulid'ullâhe evid'urrahmâne eyyen må ted'û felehül'esmåülhüs-nâ velâ techer bi salâtike velâ tühâfit biha vebtağı beyne zâlike se-bila.
Ve kulilhamdü lillâhillezî lem yettahız veleden velem yekün le-hû şerîkün filmülki velem yekün lehű Veliyyün minezzülli ve kebbir-hü tekbîrâ.) (İsra: 110-111)
Åyetlerini okumak ta, hırsızdan emândır.>>>
«Yüce Allah, bir kuluna, âile, mal ve evlad nimetlerinden bir ni-met vermemiştir ki, o kul:
(...Mã şaallahü lâ kuvvete illâ billâh...) (Kehť: 39) desin de, on-da, ölümden başka bir âfet görünsün, vâkı' değildir.>>>
«Gecenin belli bir saatinde kalkmak niyetile Kehf sûresinin so-nundaki (Kul innemâ ene beşerün mislüküm yûha ileyye ennemâ ila-hüküm ilâhün vâhıdün femen kâne yercû likae Rabbihi felyâmel ame-len sålihan velâ yüşrik bi ibadeti Rabbihi ehada.) (Kehf: 110) Aye-tini okuyan kimse, o saatte kalkar.» (235)
*
(235) Süyûti İtkan c. 2, s. 164-165
İKİ BÜYÜK EMANET: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET
YanıtlaSil245
Berâ b. Azib'in bildirdiğine göre: Eshabdan birisi, evinde Kehf süresini okurken bağlı duran at, ürkmeğe başlar.
Bunun üzerine, o Sahâbi, etrafına bakınır. Kendisini, bir ses ve-ya bulut gibi bir şeyin kapladığını görür.
Gidip bunu Peygamber Aleyhisselâma anlatır.
Resûlullah Aleyhisselâm da «Oku! Ey fülan! Çünki, o bulut, Se-kinet'tir!
Kur'ân okunurken inmiştir. Yahut, Kur'ân için inmiştir. bu-yurur. (236)
Sekinet'e çeşidli ve değişik mânâlar verilmiş :
1. Müminlerin kalblerine emniyet ve sükûnet indiren bir Me-lektir,
2. Akıldır,
3. Korkunun kalkmasıdır, (237)
4. Vakar ve sükûnettir,
5. Rahmettir,
6. İnsan yüzü gibi yüzü olan bir Hayvandır,
7. Şiddetli bir rüzgârdır,
8. Latif bir rüzgârdır,
9. Ordu ile birlikte bulunup görününce, düşmanı bozguna uğra-tan Kedi gibi bir sûrettir,
10. Hz. Mûsâ Aleyhisselâma verilen Mûcizelerden bir Mûcize-dir... denilmiştir. (238)
Sa'd b. Ebi Vakkas'tan rivayet edilen Hadis-i şerifde «Zünnûn, Balığın karnında düa ettiği zaman (...Lâ ilâhe illâ ente sübhaneke innî küntü minezzâlimîn.) (Enbiya: 87) diyerek düa etmişti.
Müslüman kişi, bir şey hakkında böyle düa etsin de, yüce Allah, onun düasını kabul buyurmasın, vâkı'değildir.
Ben, bir kelime biliyorum ki, üzüntülü bir kimse onu okursa, mu-hakkak üzüntüsünden kurtulur.
O kelime, kardeşim Yûnüs'ün (...Fenâdâ fizzulumâti en la ila-he illâ ente sübhaneke innî küntü minezzâlimîn) kelimesidir.» buy-rulmuştur.
Rivâyete göre: Abdullah b. Mes'ud, bir baygının kulağına oku-yunca, baygın, ayıldı.
(236) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 281, Müslim Sahih c. 1, s. 547-548
(237) Rågıb Müfredâtülkur'an s. 237
(238) İbn-i Esîr Nihâye c. 2, s. 386
Auf: Bağlama, yükleme
YanıtlaSilEdna: Pek az
آمل Emel: Arzu
Hassa: Özellik, hususiyet
إغراق 'raz: Yüz çevirme
Kadın Gönderildi: Saygı
Hafif
Ücretsiz İstek: Teslim Ol
Bilgi: Bilgi
ماقل Makabl: Ondeki, geçmiş
Ben Mileses'im: Kuruldu, Kurdmus
Nazar: Bakış
قان Nifak: Munafiıklık
لقطة المستندان Nokta-i istimdad: Yardım isteme noktası
تقلة استنان Nokta-i istinad: Dayanak noktası
Sebkat: Geçme
سفاهة Sefahet: Akılsızca günahlara dalma
Tahkir: Hakaret etme
تأثير Te'sir: Etki
تمييز Temyiz: Ayırt etme
تشفية Tesfih: Akılsız deme
تنويه Tesviye: Bir seviyeye getirme, düzeltme
Aşağılanma: Aşağılanma
وجه ارتباط Vech-i irtibat: İrtibat yönü
دليل Zelil: Hor, alçak
Zeyil'in Kuyruğu: Ek
'deki elif ve lâm, hükmun ma'lūmiyetine ve kemaline işarettir. Yanı onların sefäheti ma'lumdur. Ve sefähetin son sistemi onlardadır
YanıtlaSilولسان ليعلمون cümlesinde uç işaret vardır .
Birincisi: Hakkı batıldan, imán mesleğini
nifik mesleğinden temyiz etmek, ancak ilim ve nazar ile olur. Fakat yaptıkları fitne ve fesadlan zahir olduğu için, edna bir şuůru olan farkında olur. Buna binden, Kur'ân-ı Kerim birinci ayeti
Ve şimdi bunu hissetmiyorlar.
İkincisi: يعلمون gibi åyetlerin
Sonra aynı şeyi tekrarladı. Onlar hâlâ kendilerini örtmeyecekler mi?
آن رون gibi cümleleriyle, İslamiyet'ın akıl, hikmet ve mantık üzerine müesses olduğuna işaret etmiştir ki, İslamiyet'ı her bır akl-ı selimin kabul etmesi, İslâmiyet'in şanındandır.
Üçüncüsü: Onlardan i'raz etmek ve onlara i'timád etmemek lazımdır. Çünki cehillerini bilmediklerinden, nasihatin onlara te'siri olmuyor.
İman edenler, "Biz seninleyiz" derlerse, "Biz seninleyiz ey şeytan" derler. Onlar da, "Biz seninleyiz ey şeytan" derler. Allah, onların yaptıklarını öğrenmedikçe devam etmelerine izin vermez.
İstihzå ve istihfåf gıbı, münafıkların dördüncu cinayetlerini beyån eden şu âyetin fesäd, ifsåd, tesfih gibi sebkat eden cinayetlerine atfını iktizá eden ayn-ı münasebetle, bu åyetin meâliyle måkablinin meåli
arasında irtibåt ve intizăm hásıl olmuştur.
Bu ayetin cümleleri arasındaki vech-i irtibata gelince: Insanın musibet ve elemlere karşı nokta-i istinadı, ve ihtiyaç ve emellerini tesviye için nokta-i istimdadı olan îmânın üç hâssası vardır.
Birincisi: Nokta-i istinadından neş'et eden izzet-1 nefistir. İzzet-i nefsi olan, başkalara kendisini
zelil göstermeye tenezzül etmez. İkincisi: Şefkattir. Şefkati olan, kimseyi tahkir ve tezlil etmez.
Üçüncüsü: Hakikatlere ihtiråm etmek ve yüksek şeylerin kıymetini bilmekle istihfåf etmemektir.
198
YanıtlaSilİÇKİNİN KÖTÜLÜKLERİ
Ahirette karşılaşacağı cezalar ise saymakla bitmeyecek kadar çok olup, bir kısmı şunlardır:
Dünyada iken içki içen kişi orada zakkum yiyecek, kaynar su içe-cek ve sevapları yok olacaktır. Öyleyse aklını kullanan bir kimsenin, bü-yük zevkleri bırakıp, küçük zevkler peşinde koşması uygun değildir.
Mukatil b. Süleyman;
O gün, takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman'ın huzurunda toplayacağız. Suçluları da bölük bölük cehenneme süreceğiz.
"Takva sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda topladığımız, günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün" mealindeki ayet hakkında şunları söylemiştir:
Cennetlikler dirilip cennetin kapısına vardıklarında altından iki pı-nar akan bir ağaçla karşılaşırlar. O pınarlardan birinden kanasıya su içer-ler. Böylece içlerinde bulunan bütün kötülükler dışarı atılır ve içlerinde pislik namına bir şey kalmaz. Sonra diğer pınarın yanına gidip, güzelce yıkanırlar. Böylece vücutları bütün kirlerden temizlenmiş olur. Allah Teâlâ şu ayette bunu bildirmektedir:
Selam olsun sana. Güzel yaptın, artık ebediyyen kalmak üzere oraya gir.
"Selam size! Tertemiz geldiniz. Ebedi kalmak üzere cennete giriniz."
Sonra bunlara bedenleri kırmızı yakut, ayakları altın olan seçkin de-veler verilir. Bu develer inci ve yakutla süslenmiş olup, yularları inci mer-canla bezelidir. Bundan sonra kendilerine iki farklı elbise giydirilir. O elbi-selerden biri dünyaya gönderilse bütün yeryüzünü aydınlatırdı. Her biri-nin yanında koruyucu bir melek bulunur ve kendilerine cennetteki yerle-rini gösterir.
Cennete girdikleri zaman karşılarında balkonları altın olan gümüş köşkleri bulurlar.
Onlardan her biri cennetteki yerine vardığında kendisini yerlere saçılmış inciler misali süslenmiş ve güzel elbiseler giymiş olan hizmetçiler karşılar. Onlar ellerinde gümüş kaplar ve altın bardaklar taşımaktadırlar.
Meryem 85-86
Zümer 73
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil199
Melekler bu kişiye selam verirler o da selamı alıp içeri girer. Köşke gir-diğinde Allah'ın kendisi için hazırlamış olduğu ikramları görünce hemen eracıkta konaklamak için hazırlanır.
Bunu gören koruyucu meleği ona der ki:
-Ne yapmak istiyorsun, amacın ne?
O cevap verir:
Allah'ın ikramlarının bulunduğu burada kalmak istiyorum.
Melekler ona derler ki:
- Yürü! Çünkü ileride senin için daha güzel nimetler var.
Yoluna devam eder. Biraz sonra karşısına balkonu inci ile süslü altın bir köşk çıkar. Köşke yaklaştığında kendisini ellerinde gümüş kaplar ve al-tin bardaklar bulunan inciler misali yerlere saçılmış hizmetçiler karşılar. Hizmetçiler onlara selam verirler onlarda selamı aldıktan sonra hemen orada konaklamak isterler.
Bunun üzerine koruyucu melekleri ona şöyle der:
Yürü! Çünkü ileride seni daha güzeli bekliyor.
Biraz daha gittikten sonra karşısına kırmızı yakuttan yapılmış şeffaf-lığından dolayı içi gözüken bir saray çıkar. Saraya yaklaştığında ilk iki-sinde olduğu gibi kendisini güzel hizmetçiler karşılarlar. Hizmetçiler ona selam verirler oda selamlarını alır.
Sarayına girdiğinde onu ceylan gözlü bir huri karşılar. Üzerinde bir-birinden farklı renkte yetmiş elbise vardır. Her bir mafsalında kokusu yüz senelik mesafeden alınan ayrı bir hulle vardır.
Hurinin yüzü öyle parlaktır ki onun yüzüne baktığında kendi yüzü-nü görür. Gerdanlığına baktığında elbisesinin inceliğinden dolayı ciğer-lerini görür, bacaklarına baktığında ise derisi ve kemiklerinin nazikli-ğinden dolayı içindeki iliği görür.
Bu huri boyu ve eni birer fersah olan bir odanın içinde bulunur. Odanın etrafı dört bin sıra altınla işlenmiş, yakut ve inciyle süslenmiştir. Yerde altın bir halı vardır. Ayrıca bir kanepe vardır ki, üzerinde dünyada yetmiş odaya ancak sığabilecek kadar yataklar vardır.
Oturup canı bir şey yemek istediğinde hemen o rızık ayağına gelir veya üzerinde oturduğu koltuk yiyeceği meyvelerin yanına gider, o da ko-laylıkla yer.
İşte bütün bunlar içki içmekten ve her türlü kötülükten sakınanlar için ahirette hazırlanmış olan nimetlerdir.
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil-1908-Ford marka ilk araba üretildi.
1918-Dârü'l-Hikmeti'l-İslamiye'nin kuruluşu.
1930-Serbest
Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
1950 - Bulgaristan, Türkleri sınır dışı etti.
2012-Bediüzzaman'ın talebelerinden Ahmet Gümüş vefat etti.
12 PAZARTESİ
PAZARTESİ
AĞUSTOS
AĞUSTOS
C
BIR AYE
Onlar görmez mi ki, gökle ve yeri yoktan yarata Allah onların benzerini de yaratmaya kadirdir.
İsra Suresi: 99
BİR HADİS
Dünya işlerinizi yoluna koyunuz ve yarın ölecekmiş gibi ahiretinize çalışınız.
Deylami
Allah'ı tanımayanın, dünya dolusu bela başında vardır. Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve manevi sürurla doludur.
HICRI: 8 SAFER 1446-RUMI: 30 TEMMUZ 1440
Lem'alar
İmsak
HIZIR: 99-GÜN: 225 KALAN: 141 - GÜN. KIS.: 2 DK
Güneş
İkindi Akşam Yatsı
Öğle
İmsak Güneş
1914- Almanya, Rusya'ya
YanıtlaSilsavaş ilan etti.
1914-Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na girmek için seferberlik ilan etti.
2007 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Muzaffer Arslan vefat etti.
AĞUSTOS
02
CUMARTESİ
8 1447 DAHA GÜVENLİ
RUMI: 20 TEMMUZ 1441
HIZIR: 89
BİR AYET
Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur.
Bakara: 255
BİR HADİS Allah bir ev halkı hakkında hayır dilerse, onları yumuşak huylu kılar.
Müsned, 6: 71
Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine aittir.
Sözler
İmsak Güneş
İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş
İkindi
158 Hadislerden Seçmeler
YanıtlaSilde yaşadığımız dünya hayatı fani, geçici ve yok olmaya mahkûm bir mahiyete sahiptir. Beka âlemi olan ahiret âleminden bir sinek kanad kadar bir nur dahi, ebedidir, sonsuzdur. Nitekim Peygamberimiz pek çok hadislerinde bu gerçe ğe dikkat çekmiştir. Meselâ bunlardan birisi şu mealdedir:
"Cennetten bir karış yer, dünya ve dünyada kilerden hayırlıdır."
Peygamberimiz bir hadislerinde de ahiret nimetleriyle dünya nimetlerinin bir mukayesesi.
ni yapmış ve şöyle buyurmuştur:
"Ahiret nimeti yanında dünya nimeti, anca sizden birinizin parmağını büyük bir denize ba tırması kadardır; artık parmağının denizden te kadar su aldığına dikkat etsin."
Bediüzzaman'ın dikkat çektiği bir diğer husus, hadiste geçen dünyadan kasdın herkesin içinde yaşayıp istifade ettiği umumî dünya olmayıp, direği kendi hayatı ile bağlı olan te ölümle son bulan herkesin hususî dünyasıdır Bediüzzaman bununla ilgili olarak şöyle der
"Koca dünyayı bir sinek kanadıyla muvazen değil, belki herkesin kısacık ömrüne yerleş hususî dünyasını âlem-i bekadan bir sine kanadı kadar daimî bir feyz-i Ilâhîye ve
Ahiret Hayatı/159
YanıtlaSilMahiye muvazeneye gelmediği demek-
bir husus, dünyanın üç yüzü, üç met olduğuyla ilgilidir. Dünyanın üç inden birincisi ve en mühimi, Cenab-ı Hak-mlerinin bir aynası olmasıdır. Dünyada olan her şey bir Yaratıcının eseri ve sanati-Insanlarca yapılan bir eserde dikkatlice ğında o eseri yapanın ustalığı, hususiyet-vasıfları görülür. Mimar Sinan tarafından in Selimiye Camii, mimarını bütün vasıf ve aretleriyle anlatmaktadır. Bunun gibi, ab Hakkın bir sanat eseri olan dünya da, cısını bütün isim ve sıfatlarıyla tanıtmakta-gözlere göstermektedir.
Dünyanın ikinci yüzü ahirete bakar, ahiretin alasıdır. İnsan, hayır, hasenat, ibadet, iman ahi sevap tohumlarını bu dünyada eker, ahiret-de mahsulünü alır. Hadiste ifade edilen dün-anın kıymetsizliği bu iki yönü için değildir. Zin bu yönleri için dünya tahkir edilmez, kıy-netlidir, sevilmeye lâyıktır.
Dünyanın üçüncü yüzü ise bütün hata, günah ve isyanların kaynağı olan tarafıdır. Dünyanın keyf ve zevklerine tapanların dünyasıdır. Dün-Janın bu yüzü ve dünyaya tapanların bu yüzün-den aldıkları gayr-i meşru lezzet, ahirette
İKİ CİHAD
YanıtlaSilKüçük cihâdın gayesi şehâ-det, büyük cihâdın gayesi siddikıyettir.
. Sıddıkların derecesi ise şe-hidlerin derecesinden üs-tündür. (M. Sami Efendi, Bakara Süresi Tefsiri, s. 273)
Bütün düşmanlar iyilik edince dostluğa döner, fakat nefs asla dost olmaz! Ona ne kadar iyilik edersen et, o daha çok azar ve azılı düşman olur, onunla cihad ve mücadele de gittikçe zorlaşır.
Bu sebeple nefisle cihad, en büyük harptir ve bu hepimize farz-ı ayndır. (M. Sami Efendi, Bayram Sohbetleri, s. 30-31)
DUÂNIN MENBAI
Bazıları;
<<<-Filân duâyı şu kadar okur-sanız şu murâdınız hâsıl olur.>> gibi ifadeler kulla-nırlar.
Kalp temiz olmadıktan sonra duâyı çok okumak fayda vermez.
Meselâ dünya üzerinde pek çok su mevcuttur. Menbai birdir. Lakin kimisi gayet güzel ve tatlıdır, kimisi ise bataklıkta olup içilmez ve faydası olmaz. Öyleyse her hâlükârda menbaın temiz olması lâzımdır. Menbâ ne kadar temiz olursa, suyun kıymeti o nisbette artar. İşte aynen bunun gibi, mânevi bir menbâ olan kalbin de temiz olması lazımdır. (M. Sami Efendi, Musȧhabe, VI, 152-153)
343
MANEVİ BİR TABİP GEREK
YanıtlaSilEVE
Bedenî hastalıklardan şifâyâb olmak için bir tabîbin teşhis ve tedavisine ihtiyaç olduğu gibi; kibir, haset, dünya sev-gisi gibi kalbi hastalıkların tedavisi için de bir mânevî tabîbin tedavisine daha fazla ihtiyaç olduğu hakikatinden gaflet edilmemelidir. (M. Sami Efendi, Musahabe, VI, 146)
HER ZAMANIN NASİBİ FARKLI
Evliyâullah yağmur gibidir.
Maddî yağmur olmadan beşerî hayatın bekası mümkün olamayacağı gibi, mânevî yağmur olmadan da mükevvenâtın bekāsı mümkün değildir.
Her yağmurun zamanına göre faydası olduğu gibi, «evliyâullâh >>ın da zamanına göre faydaları vardır. Her birinin Cenâb-ı Hak katında ayrı bir mevkii vardır. Bu sebeple önceki zamanlarda geçen evliyâullah ile sonradan gelenleri mukayese etmemelidir.
Meselâ birkaç asır evvel irtihâl eden «evliyâullâhı bu zamanda insanların ekseriyeti kabul ederler.
Bunun sebebi şudur:
Vefât eden <<evliyâullâhın şu anda irşad vazifesi yoktur. Bu sebeple şeytan onların tasdik edilmesine mânî olmaz. Ancak şeytan, insanları, hayatta bulunan, irşada memur kâmil velilere yaklaştırmamak için büyük gayretler sarf eder, onları inkâr ettirmeye çalışır. Çünkü şeytan, mü'minlerin selâmetini hiç arzu etmez. (M. Sâmi Efendi, Musȧhabe, VI, 160)
MARNUD SAMI RAMAZANOGLU BAZRETLERİNDEN HIKMETLİ San
YanıtlaSilCAHİLİYYE KARANLIĞINDA
-Hey, meclis üyesi!
Vakit ahirzamandır. Din zayıflamış; sünnet terk edilmiş, bid'atler ise her tarafa yayılmıştır. Böyle karanlık bir devirde, en mühim şey olan akäidi ve diğer dînî ilimleri tahsil etmeye gayret eylemek zarûridir.
(M. Sami Efendi, Musdhabe, I, 101)
İLK ve SON ŞART
Kulun duâsına icabet olunması için;
Ilk şart; helâl lokma ile gönül âle-mini ıslah eylemek,
Son şart ise ihlas ve huzûr-i kalptir.
Yani Cenâb-ı Hakk'a lâyıkıyla yö-nelmektir.
Eğer ağza konulan lokma helâl değilse, o kimsenin ihláslı ve huzurlu olması, mâsivâyı terk edip Hakk'a yönelmesi çok zordur. (M. Sämi
Efendi, Musähabe, II, 8)
DAĞ GİBİ
-İstikamet sahibi, dağ gibi müs-takim olmalıdır.
Çünkü dağın dört alâmeti vardır:
Sıcaktan erimez,
Soğuktan donmaz,
Rüzgârdan devrilmez,
Sel alıp götürmez. (M. Sâmi Efendi, Yûnus ve Hüd Süreleri Tefsiri, s. 145)
TESLİMİYETLE GELEN ŞİFA
YanıtlaSilTeslimiyet tam olmalı... Teslimiyet noksan olursa, netice ve feyz olmaz! Kalbin uyanması, nefsin ıslahı, sadrın açılması, bedenin zikri, hep teslîmi-yetle olur.
Benim bir hemşirem (kız kardeşim) vardı, yürüyemezdi. Adetâ kötü-rüm gibiydi. O devirde Adana'da bulunan bütün doktorlara gittik. Dışarıda da gidebildiğimiz bütün doktorlara gösterdik, çare bulamadılar. Nihayet bize;
<<-Mersin'den Toroslara çıkınca orada Kaplanca Baba isminde bir zâtın türbesi var. Hastayı götürün, orada bir gece durdurun. Al-lâh'ın izniyle o zâtın duâ ve rûhâniyeti şifâ vesilesi olur. >> dediler.
Bütün tıbbi ümitlerimiz kesildiği için annemle birlikte hemşiremi ora-ya götürdük. Geceleyin hemşirem birden bir feryâd etti. Annem;
<> dedi.
Hemşirem;
<<<-Güzel yüzlü bir amca geldi, ayağıma iyice bastırdı, biraz ca-nım yandı ama, elhamdülillâh iyileştim! Aman Allah'ım, yürüyorum!>> diyordu.
Biz de hayretle yanına vardık. Sabahı beklemeden oradan döndük ve sırtımızda götürdüğümüz hemşirem yürüyerek eve geldi. O günden sonra hemşirem, vefât edinceye kadar bir diz ağrısı dahî görmedi.
İşte burada en mühim tesir, teslimiyetin tam oluşundandır. Yoksa başkaları da gitmişler, kimisine faydalı olmuş, kimisine olmamış...
(Bkz. M. Sami Efendi, Bayram Sohbetleri, s. 28-29. Bkz. Allah Dostunun Dünyasından: Hacı Mūsa TOPBAŞ Efendi ile Sohbetler, haz. Erkam Yayınları, 1999, s. 195)
549
YanıtlaSil17010. Çalışkan adamın düşünceleri, ancak berekete götürür; ivedi davranan her adam, yoksulluğa koşar.
17011. Çalışkanların eli, bilgili olur; ancak haylaz adam angaryacı olur.
17012. Çekirgelerin kralı yoktur, ama hepsi bölük bölük çıkarlar.
17013. Çekiştirici adamın olmadığı yerde kavga durur.
17014. Çocuğu gideceği yola göre yetiştir, yaşlanınca da ondan ayrılmaz.
17015. Çocuktan uslandırmayı esirgeme, çünkü onu değnekle döversen ölmez.
17016. Çok bal yemek iyi değildir, kendi yüceliklerini aramak da insanlara ağırdır.
17017. Çukuru kazan, içine düşer; taş, yuvarlayanın üzerine döner.
17018. Davanı doğrudan komşunla gör, başkasının gizini ele verme!
17019. Demir demiri biler, adam da dostunun yüzünü biler.
17020. Dil yumuşaklığı yaşam ağacıdır, ama dilin eğriliği ruhu kırar.
17021. Dinlemeden yanıt vermek, insan için utançtır.
17022. Dişler için sirke neyse, gözler için duman neyse, kendisini gönderenler için de tembel adam öyledir.
17023. Doğru adam yoksulun hakkını tanır, kötü adam tanıma nedir bilmez.
17024. Doğru tanık canlar kurtarır, ama yalanlar soluyan hileye neden olur.
17025. Doğru tanık yalan söylemez, ama yalancı tanık yalanlar solur.
17026. Doğru yanıt veren adam, dudakları öper gibidir.
17027. Doğruların bereketiyle kent yükselir, ama kötülerin ağzıyla yıkılır.
17028. Doğruların kemali, kendilerine yol gösterir: ama kötülerin sapıklığı, kendilerini bitkin düşürür.
17029. Doğruların umudu sevinçtir, ama kötülerin bekleyişi boşa çıkar.
17030. Doğrulukla yürüyen, güvenle yürür; ancak yollarını eğrilten belli olur.
17031. Domuzun burnunda altın halka neyse, anlayışsız kadın da öyledir.
17032. Dost çoğaltan kendini yıkmak için çoğaltır, ama kardeşten yakın dost da vardır.
17033. Dost her vakit sever, sıkıntı için kardeş doğmuştur.
17034. Dostun tatlılığı, candan gelen öğüttendir.
17035. Dudakların tatlılığı, bilgiyi arttırır.
17036. Düşkünün bütün günleri kötüdür, ama iyi yürek sürekli şölendedir.
17037. Düşmanın acıkmışsa ekmek yedir, susamışsa su içir.
17038. Düşmanın yıkılınca sevinme, düştüğünde yüreğin sevinmesin.
17039. Eğitimi seven, bilgiyi sever; ama uslandırmadan tiksinen budaladır.
17040. Eğitimi sıkı tut, onu bırakma, koru, çünkü o senin yaşamındır.
17041. Eğitimi tutan adam yaşam yolundadır, ama önlemi bırakan, yolunu şaşırır.
548
YanıtlaSil16979. Akılsız adam, anlayıştan değil, ancak yüreğini ortaya dökmekten hoşlanır.
16980. Akılsız bütün öfkesini ortaya döker; akıllı ise, onu tutup susturur.
16981. Akılsız kadın yaygarıcıdır, böndür, bir şey bilmez.
16982. Akılsız oğul, babasının belasıdır; karının çekişmeleri, ardı kesilmez bir damlamadır.
16983. Akılsıza söz söyleme, çünkü senin sözlerindeki hikmeti hor görür.
16984. Alaycı adam azarlanmayı sevmez, akıllıların yanına gitmez.
16985. Aldatma ekmeği insana tatlı gelirse de sonra ağza çakıl dolar.
16986. Anlayış kazanmak, gümüşten üstün tutulmalı.
16987. Anlayış, sahibine yaşam kaynağıdır.
16988. Anlayışı kıt adam el verir, komşusuna kefil olur.
16989. Anlayışlı adama bir azarlama, akılsıza yüz sopadan daha çok batar.
16990. Anlayışlı adamın yüreği bilgi arar, ama akılsızların ağzı eğlenceyle beslenir.
16991. Ansızın gelen korkudan, kötülerin yıkkınlığı gelince korkma!
16992. At savaş günü için hazırlanır, ama kurtuluş Tanrı'dandır.
16993. Ata kamçı, eşeğe gem, akılsızların sırtına değnek gerek.
16994. Ayağının yolunu iyi tart, tüm yolların pekiştirilsin.
16995. Ayaklarıyla ivedi davranan yanılır.
16996. Ayyaş, obur yoksul olur; uyuklama, insana paçavra giydirir.
16997. Babanı dinle, yaşlılığında ananı hor görme!
16998. Bal buldun mu, kendine yetecek denli ye, yoksa onunla doyunca kusarsın.
16999. Barışla kuru bir lokma, kavgayla şölen dolu evden iyidir.
17000. Başlangıçta miras ivedi olarak alınabilir, ama sonu bereketli olmaz.
17001. Bilgiyle odalar, her çeşit değerli, hoş mallarla dolar.
17002. Bir adama dille yaltaklanandan çok, onu azarlayan sonunda iyilik bulur.
17003. Bir kanatlının gözü görürken, ağ kurmak boştur.
17004. Bir kavganın başlangıcı, adamın suları salması gibidir; bundan dolayı, kavgaya atılmadan çekişmeyi bırak!
17005. Bön adam her söze inanır, ama sağgörülü adam kendi gidişine dikkat eder.
17006. Bulandınımış çeşme ile bozulmuş pınar neyse, kötülük önünde sendeleyen iyi adam da odur.
17007. Buyruğu tutan canını korur, yollarını değerli tutmayan ölür.
17008. Büyüklenme gelince, utanç da gelir; ama hikmet alçak gönüllülerledir.
17008. Canın bilgisiz olması iyi değildir.
17009. Çabuk öfkelenen, akılsızlık eder.
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilSunuş.......
Kısaltmalar..........
Önsöz
..9
Takriz
11
13
1. İnsan ve Käinat
17
GİRİŞ
2. İnsan ve Yaratıcı
89
3. Yaratıcı'nın Vasıfları
95
4. Insan ve Din......
101
5. Dînî İnancın Sağladığı Faydalar
104
6. Peygamberler Birbirlerini Tasdik Ederek ve Müjdeleyerek
106
7. İlâhî Dinlerin Dinlerin Son Halkası: İSLÂM
Gelirler...108
1. Tevhidi Esas Alır.....
İSLÂM'IN BAŞLICA HUSÜSİYETLERİ
124
2. Älemşümül Yani Evrensel Bir Dindir
118
3. İnsanlığın Bütün İhtiyaçlarına Cevap Verir.
126
4. Fitri Bir Dindır, Akla ve İlme Ters Düşmez
129
5. Dünya-Ahiret, Madde-Månå Dengesini Sağlamıştır
133
137
6. Hak ve Adalet Dinidir
143
7. İnsanların Birbirine Üstünlüğü Takvā lledir.....
146
9. Allah ile Kul Arasına Kimse Giremez Yani Ruhban Sınıfı Yoktur...
8. Din ve Vicdan Hürriyetine Sahiptir..........
153
10. Kolaylığı Prensip Edinir...
155
1. İyimserliği Ön Plana Çıkarır
162
2. İçtimaïliğe ve Dinamizme Önem Verir
166
3. İslâm İnsanın İhyasıdır
171
4. İslâm'ın İnsanlığa Kazandırdığı Değerler..
a. Gerileme ve Sebepleri
184
177
b. Tekrar Yükselmenin Yolları.
185
5
d. Şeytanlardan Korunma Yolları
YanıtlaSilEbedi Yol Haritası ISLAM
İSLÂM AKÂİDİ
İçinc
1. Allah İnancı........
a . Allah'ın Sıfatlarn
2. Melekler
a. Cinler Ålemi......
195
1. 123
b. İnsanın Baş Düşmanı: Şeytan
196
c
. Cinlerin ve Şeytanların Yaratılış Hikmetleri.
189
190
199
3 . Kitaplar.......
204
b. Tevrat..
205
209
4
c. Zebur..
210
5
a. Önceki Kitaplar
211
d. Inciller....
212
e. Bamaba İncili
214
4. Kur'ân-ı Kerim.......
219
a. Nüzülü ve Kaydedilmesi
222
b. Korunması ve Kitap Häline Getirilmesi
222
d. Kur'ân-ı Kerim'in Mücize Oluşu
c. Ashab-i Kirâm'ın Kur'ân Öğrenme ve Oğretme Seferberliği..... 228
225
e. Mucizevi Yönleri ......
233
232
1) Fesähatı, Belâğatı ve Nazmı
234
2) Gaybden Haber Vermesi
235
3) İlmi Keşiflere Işık Tutması
237
4) Mucizevi Hukuk Nizamı ...
240
1. Batılıların Kur'ân Hakkındaki Hissiyatı
240
g. Kur'ân Niçin Arapça İndirilmiştir?
242
244
a. Peygamberlerin Sıfatları
5. Peygamberler
246
b. Peygamberlerin Gönderiliş Hikmetleri
248
c. Hz. Musa ve Hz. Harun........
249
d. Hz. Isa ve Hz. Meryem ......
252
6 Ahiret İnancı ......
257
a. Cennet
267
b. Cehennem.....
c. Tenâsuh ve Ruh Çağırma İddialarının Yanlışlığı
271
7. Kader İnancı.....
269
8. Sihir ve Büyü........
273
9. Günah ve Sevap
277
10. Tevbe ve Af..........
282
11. Dua ..........
290
12. İslâm'a Yeni Girenlerin Durumu
303
13. İslam'ın Belâ ve Musibetlere Bakışı
296
312
İçindekiler
YanıtlaSilİBADETLER ve HİKMETLERİ
1. İbadetin Ehemmiyeti.
323
2. Abdest, Gusül ve Hikmetleri
325
3. Namaz ve Hikmetleri........
328
a. Namazın Beş Vakit Olmasındaki Hikmetler...
333
b. Cemaatle Namazın Hikmeti ve Faydaları.....
334
c. Namaz Duaları Neden Arapça Okunmalıdır?
335
4. Oruç ve Hikmetleri........
338
5. Zekât, Sadaka ve Hikmetleri.
341
345
6 . Hac ve Hikmetleri.......
347
7. Kurban ve Hikmetleri
350
8. Kur'ân-ı Kerîm Tilāveti, Dua ve Zikirlerdeki Hikmetler.
355
AHLÂK
9. Hayatı İbadet Hâline Getirmek........
362
1. Merhamet.
367
2. Affedebilmek
375
3. Doğruluk ve Güvenilirlik.
381
5. İsraftan Sakınmak.
388
4. Cömertlik ve Diğergamlık..
393
6. Din Kardeşliği, Muhabbet ve Ziyaretleşme...
399
MUÄMELÂT
7. Iffet ve Haya.........
410
1. Kul Hakkı..
419
2. Helal Gıda.
425
3. Şüpheli Şeylerden Sakınmak......
428
4. Gayr-i Müslimlerle Münasebetler.
436
5. İslâm ve Kadın......
437
a. İslâm Öncesi Kadın.....
440
b. İslâm'ın Kadına Verdiği Kıymet ve Kazandırdığı Haklar.
448
d. Kadın ve Eğitim.....
c. İçtimãî Hayatta Kadın....
452
e . Kadın ve Tesettür
456
f. Kadının Şahitliği ve Boşanma Hakkı..
461
g. Kadının Mirastaki Payı..........
463
h. Kadın-Erkek Münasebetlerindeki Hudutlar.
465
1 . İslam'ın Birden Fazla Evliliğe Ruhsat Vermesi
469
i. Peygamberimiz'in Birden Fazla Evlenme Sebepleri.
472
6. Aile Hayatı............
487
7 . Anne Baba Hakkı....
481
Ebedi Yol Haritası ISLAM
YanıtlaSil8. İslâm ve Cihad.......
a. Cihad'ın Mânâsı ve Çeşitleri.......
493
b. lik Tercih: Sulh.........
493
c. İslâm Harp Hukuku....
495
499
d. Esirlere Muamele.......
504
9. İslam'ın Kölelik Sistemine Bakışı......
...511
10. İslâm Terörü Kaldırmak İçin gelmiştir.
11. İslâm'da Çevre, Temizlik ve Su....
524
a. Çevre
532
b. Temizlik
532
c. Su.....
535
12. İslâm'da Bir Kısım Yasaklar ve Zararları.
539
a. Faiz
543
544
b. İçki ve Uyuşturucu..
546
c. Zina
İSLÂM ve İLİM
549
1. İslam İlmi Teşvik Eder.
553
2. Müslümanların İlim Aşkı......
556
3. Müslümanların İlme Hizmetleri.
560
563
4. Müslümanların İlimde Geri Kalmasının Sebepleri
Rahmet Peygamberi:
569
Hz. MUHAMMED MUSTAFA
570
3. Boykot ve Täif Yolculuğu.......
1. Çocukluğu ve Gençliği.....
572
2. Peygamberlik Dönemi.
573
4. Hicret ve Medine Devri ........
574
5 Emsalsiz Ahlakından Misaller .....
580
7. Bazı Mucizeleri...........
6. Ona Duyulan Sonsuz Muhabbet.
584
Sonsōz.
Kitâbiyat.
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
4 1 Cennete gireceklerin sonuncusu Cüheyne kabilesinden biridir. İsmi de Cüheyne'dir. Cennet halkı: "Sorun" derler. "Son haber nedir?" Sorarlar: "Halktan azab olan var mı?" "hayır" der. "Son olan benim" (Cehennemden en son çıkacak müslüman) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
4 2 Adem (a.s.) dünya semasındadır. Kendisine ümmetinin (zürriyetinin) amelleri arz olunmaktadır. Yusuf (a.s.) ikinci semada, teyze çocukları olan Yahya (a.s.) üçüncü semada. İdris (a.s.) dördüncü semada, Harun (a.s.) beşinci semada, Musa (a.s.) altıncı semada. İbrahim (a.s.) da yedinci semadadır. Hz. Ebû Said (r.a.)
4 3 İlmin afeti unutmak, onu zayi etmek de ehli olmayana söylemektir. Hz. Ameş (r.a.)
4 4 Zarafetin afeti sakf (övünmek ve manasız sözler)dir. Şecaatin afeti serkeşliktir. Semahatin (hoşgörünün) afeti minnet etmek, güzelliğin afeti kibir göstermek, ibadetin afeti fetrettir (Gayretten sükuna düşmek.), sözün afeti yalandır. İlmin afeti unutkanlıktır. Hilmin afeti hoppalıktır. Asaletin afeti tefahurdur. Cömertliğin afeti israftır. Dinin afeti ise hevadır(Nefsine uymak). Hz. Ali (r.a.)
4 5 Dinin afeti üçtür: Fasık alim, cahil ve zalim reisler, cahil sofular. (İbadete çalışıyor, fakat cahil. Bu zümreler din namına yıkımdır.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
4 6 Faiz yiyene, yedirene, faiz senedini yazana, bu senede şahid olana (farkında olarak yaparsa), dövmeyi de yapan ve yaptırana, sadakayı geciktirene, hicretten sonra İslam camiasından çıkıp gidenlerin hepsine birden, kıyamet gününde Muhammed (s.a.s.) dilinden lanet edilmiştir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
4 7 Bir kulun yediği gibi yerim. Nefsim Yed'i Kudretinde olan Zata yemin ederim ki, bu dünyanın Allah'ın indinde sivrisinek kanadı kadar bir kıymeti olsa idi, kafire bir yudum su vermezdi. Hz. Amr (r.a.)
4 8 Ehli Kur'an Ehlullahdır. Hz. Enes (r.a.)
4 9 Her muttaki insan Ehlibeyttendir. Hz. Enes (r.a.)
4 10 Size dört şeyi emrediyor ve dört şeyden de sizi nehyediyorum: Size, sadece Allah'a iman etmenizi emrediyorum. Allah'a iman nedir bilir misiniz? Allah'tan başka ma'bud olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in O'nun Peygamberi olduğuna şahid olmaktır. Ayrıca size namaz kılmayı, zekat vermeyi ve Ramazan orucunu tutmayı emrediyorum. Ganimet olarak aldığınızın beşte birini Allah için yerine vermenizi de emrediyorum. Ve sizi kabaktan kap yapmaktan, ağaçtan oyma kaptan, ziftlenmiş kap kullanmaktan ve çömlek kap kullanmaktan (Bütün bu kablar içki için kullanılırdı) men ediyorum. Bu bildirdiklerimi muhafaza ediniz ve onları sizin arkanızda olanlara bildiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
23 1 Sizden biri, müslümanlar arasında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman, sesini iki hasımdan birine yükselttiğinden daha fazla diğerine yükseltmesin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
23 2 Allah Teala müslim bir kulunu, bedenine bir musibetle ibtilaya maruz bıraktığı zaman, Aziz ve Celil olan Allah meleklerine şöyle buyurur: "Onun için evvelce işlemekte olduğu amelin en iyisini yazın." Eğer Allah o kuluna şifa verirse onu günahtan yıkar ve temirler. Eğer ruhunu kabz ederse onu bağışlar. Ve rahmetine nail kılar. Hz. Enes (r.a.)
23 3 Allah teala bir kula buğz ettiği zaman, ondan hayayı soyup alır. Hayayı alınca da o kimseyi sen sevmeyen ve sevilmeyen bir şahıs olarak görürsün. Allah, emaneti de ondan alır. Emanet alınınca, merhameti de alır. Merhamet alınınca da İslam'ın esasını da o kimseden alır. İslam'ın esası alınınca da, o kimseyi artık kovulmuş bir şeytan olarak görürsün. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
23 4 Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı pazarlarını süsledikleri ve para toplamak için evlendikleri (Kadınla malı için evlenmek) zaman, Allah onları şu dört hususla mubtela kılar. Zamandan kıtlık, sultandan zulüm, hakimlerden hıyanet, düşman saldırısına maruz kalma. Hz. Ali (r.a.)
23 5 Köle kaçtığı zaman, tekrar efendisine dönünceye kadar namazı kabul olunmaz. Hz. Cerir (r.a.)
23 6 Sizden biriniz yatmağa geldiği zaman şöyle desin: "Ey göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allahım! Sen bizim ve herşeyin Rabbisin. Herşeyin tasarrufu Senin elindedir. Evvel sensin, Senden önce bir şey yok. Ahir de sensin, Senden sonra da bir şey yok. Sen Batınsın. Senin gizliliğinden öteye bir şey yok. Bizi fakirlikten zenginliğe eriştir. Borcumuzu bize ödettir Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
23 7 Sizden biri yatağına gireceği zaman, gömleğini çıkarıp onunla yatağını silsin, temizlesin. Zira o bilmez ki yatağından kalktıktan sonra yatağına bir şey oldu mu? (böcek, akreb v.s girdi mi?) Sonra sağ yanı üzerine yatsın ve şöyle dua etsin: "Ya Rabbi! Senin adını anarak sağ yanımı yere koydum. Ancak senin yardımınla kaldırabilirim. Eğer ruhumu kabzedersen ona merhamet eyle. Eğer onu geri verirsen salih kullarını muhafaza ettiğin şekilde onu koru Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
23 8 Sizden biri bir meclise gelince selam versin. Oturma gözüküyorsa otursun. Kalkıp gitmek isterse yine selam versin. Zira birinci selam ikinci selamdan evla değildir. (İkinci selama da ihtiyaç vardır.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
23 9 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yaklaşmak isterse, önce abdest alsın. Hz. Ebû Said (r.a.)
23 10 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yakın olmak isterse, taharet alsın. Hz. Ömer (r.a.)
23 11 Sizden biri helaline yakın olmak istediğinde örtünsün, helalini de örtsün. Onlar merkeb çıplaklığı gibi üryan olmasınlar. (Allah'dan haya, meleklerden edep, şeytandan da kaçınmak için.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
23 12 Sizden biri helaline yakın olduğu zaman örtünsün. Vahşi merkeblerin çıplaklığı gibi soyunmasın. Hz. Utbe (r.a.)
23 13 Sizden biri defi hacet esnasında kıbleyi önüne almasın ve arkasını da döndürmesin. Batı veya doğu cihetine dönsün. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
347 1 Hakimin dili iki ateş arasındadır. Ya Cennete yol bulur veya Cehennemi hak edecek bir neticeye varır. Hz. Enes (r.a.)
347 2 Cehennem ateşini ihata eden perdeler dört duvar halindedir. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yoldur. Hz. Ebû Said (r.a.)
347 3 Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Kim bir mü'mine veya mü'mineye haksız olarak mahkumiyetini müstelzim isnadda bulunursa onu öldürmüş gibi olur. Hz. Sabit İbni Dahhak (r.a.)
347 4 Allah'ın, melaikenin ve bütün insanların laneti o kimse üzerinedir ki, kadınla münasebeti kesti (evlenmedi). Halbuki Zekeriya (a.s.) oğlu Yahya (a.s.)'dan sonra evlenmemekle sena olunmak yoktur. Hz. Atiyye İbni Beşir (r.a.)
347 5 Allah lanet etsin o kimselere ki, şairlerin şiire itina ettikleri gibi, hutbe söylemeye itina edenler. Hz. Muaviye (r.a.)
347 6 Allah lanet etsin, cenaze peşinden para ile ağlıyan kadına ve dinleyenlere, sıla-ı rahimi kesene, musibet sırasında feryadcılık yapana ve dövme nakış yapan ve yaptırana. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
347 7 Allah lanet etsin, halkanın ortasına oturana. (Yani güldürmek için sahneye çıkana.) Hz. Huzeyfe (r.a.)
347 8 Allah lanet etsin, saçını ekliyen kadına ve eklettirene ve dövme yapaan ve yaptırana. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
347 9 Allah içkiye, içene de, sunana da, satana da, satın alana da, sıkana ve sıktırana da, taşıyana da, kendine götürülene de ve parasını yiyene de lanet etsin. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
347 10 Allah lanet etsin, kadınlardan erkek kılığına, erkeklerin de kadın kıyafetine girene. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
347 11 Allah, faiz yiyene, yedirene, senedi yazana ve zekatı vermiyene de lanet etsin. Hz. Ali (r.a.)
347 12 Allah, süslenmek için yüzünü boyayıp yolana da, yoldurana da lanet etsin. Hz. Âişe (r.anha)
347 13 Allah, avrete bakana da baktırana da lanet etsin. Hz. Hasan (r.a.)
347 14 Allah, hayvanın azasından bir yeri kesene lanet etsin. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
347 15 Allah lanet etsin, anasına-babasına lanet edene. Allah'dan gayrisi için hayvan kesene lanet etsin. Mücrimi barındırıp himaye edene lanet etsin ve arazi hududunu değiştirene de lanet etsin. Hz. Ali (r.a.)
347 16 Allah, efendisinden başkasını efendi edinene lanet etsin. Allah, arazi işaretlerini bozana lanet etsin. Allah amayı yoldan itene lanet etsin. Allah, anasına-babasına lanet edene de lanet etsin. Allah, Allah'dan gayri için hayvan kesene lanet etsin. Allah, hayvana kötü iş yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)