Peygamberlerine iman

Yorumlar

  1. 1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif

    YANITLASİL

    yuksel16 Şubat 2020 08:31
    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah

    YanıtlaSil
  2. DOĞRULUK

    İnsanın; inancında, özünde, sözün- de, niyetinde, sözleşmelerinde, tica- retinde kısaca bütün fiil ve davranış larında doğru, dürüst, hakkı gözetir, adil, ihlaslı ve samîmi olma hålidir. Hile, yalan, bâtıl, iki yüzlülük, riya ve sahtekârlığın zıddıdır. Doğruluk kav- ramı, Kur'ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikamet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir. (İ.K.)

    DOSTLUK

    Sözlükte "seven, sevgili, yår" anla mına gelen dostluk kavramı, İslâmi iteratürde sadakat, meveddet, uhuv- yet, sohbet, veli, refik gibi kelimelerle fade olunmuştur. Veli (dost) kelime- Kur'ân'da tekil ve çoğul (evliya) larak 87 âyette geçmektedir. Pek ok âyette insanlara, mü'minlere ve

    YANITLASİL

    yuksel3 Haziran 2024 08:12
    Peygamber'e yardım edecek, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklar- dan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, bu anlamda onla- rın Allah'tan başka dostları bulunma- dığı ifade edilerek, gerçek dost olarak Allah'ı bilmeleri, O'na dayanıp güven- meleri öğütlenmektedir (Bakara, 2/257; Nisa, 4/45, 75, 119, 123, 173). Ayrıca kâfirlerin, zalimlerin, Yahûdi ve Hristiyanların ancak birbirlerinin ve şeytanın dostla- rı olabilecekleri bildirilmekte, dinî ve ahlâkî zihniyetin beşerî ilişkiler üze- rindeki etkileri dolayısıyla mü'minlerin bu sayılan zümreleri sırdaş anlamında dost edinmeleri yasaklanmakta (Mâide, 5/51, 55, 56, 57; Tevbe, 9/23), dostlukların tesi- sinde kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır (Tevbe, 9/23). Mü'minlerin vaktiyle birbirlerine düşman iken Allah'ın gönüllerini kaynaştırmasıyla dost ve kardeş olduklarını (Al-i İmrân, 3/173) ve bu kardeşliğin sürdürülmesi gerektiğini (Hucurât, 49/10) bildiren âyetler dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Yine Kur'ân'da hulle kelimesi, dost- luk anlamında kullanılmakta, âhirette zalimlerin "Keşke falanı dost (halil) edinmeseydim" (Furkân, 25/28) şeklindeki pişmanlıkları ifade edilmektedir. "Kişi dostunun (halil) dinî (ahlâkı) üzere- dir" (Tirmizi, Zühd, 45). "Ruhlar bir araya getirilmiş gruplar gibidir, tanışıp uyu- şanlar birleşir, uyuşamayanlar ayrılır." (Buhâri, Enbiya, 3; Müslim, Birr, 159) meâlin- deki hadisler dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceğini ifade etmek- tedir. Böylece kişinin dost seçiminde oldukça dikkatli davranması gerektiği vurgulanmaktadır. (M.C.)

    YanıtlaSil
  3. Derin Devlet var mı?
    -Derin Devlet var.
    Bir daha söylüyorum var.
    -ortaya çıkarsana!
    -Kolaysa sen ortaya çıkar.
    şimdiye kadar yokmuydu!

    YanıtlaSil
  4. İMTİHAN

    Din bir imtihandır. (S.) 241:20. Söz. 2. makam, 2. suâl; (S.)

    307:24. Söz 3.dal, 1. asıl

    Dünya bir imtihan yeridir. (S.) 159:14. Söz, zeyl; (S.) 491:29.

    Söz 4. esas, 3. mesele

    İman ve teklif bir imtihandır. (Ş.) 486:5. Şua

    İmtihanı kırk insandan biri kazanıyor. (S.) 171:11. Söz 4. mese İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. (1.1.) 110.

    Yüce ruhlarla sefil ruhlar birbirinden ayrılması için insanlar im- tihan edilmektedir. (S.) 241:20. Söz, 2. mak. 2. suâl.

    MAL İNAT

    Hodgamlık, hodbinlik hod
    Bir Hazinenin Anahtarı RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
    İsmail Mutlu
    sy. 310.

    YANITLASİL

    yuksel5 Haziran 2024 23:55
    ٦٨٦ - إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ جِينَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ثُمَّ يُذْبَحُ ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لا مَوْتُ يَا اَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتٌ فَيَزْدَادُ اَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ وَيَزْدَادُ أَهْلُ

    النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ (حم خ م عن ابن عمر)

    686- Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasında boğaz- lanacak. Sonra bir münadi şöyle seslenecek: "Ey cennet ehli! Ar- tık ölüm yok, ebedilik vardır. Ey nâr ehli! Artık ölüm yok, ebedilik vardır." Bunun üzerine cennet ehlinin sevinci artacak, cehennem ehlinin de üzüntüsü artacak.

    فَلْسَ تَقَدَّمْ قَلِيلاً أَوْ
    Ramuz ul Ehadis
    Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi
    Pamuk Yayınları
    cilt.. 1.sy.174.

    YanıtlaSil
  5. KISSALAR VE HİSSELER

    "Devletim yıkılır mı?"

    Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:

    "Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"

    Piri Paşa şöyle cevap verdi:

    "Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"

    "Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.

    "En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...

    217

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 04:32
    Yavuz Bahadıroğlu

    Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:

    "Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...

    "İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...

    "Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."

    Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:

    "Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.

    Haram yemeyen ordu

    Şanlı ordu Mısır'a day

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 04:34
    Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler

    Yavuz Bahadıroğlu

    YANITLASİL

    yuksel6 Haziran 2024 04:35
    oscar Yayınları
    sy. 217.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ajanlara darbe eğitimi

      Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte

      YANITLASİL

      yuksel6 Haziran 2024 10:54
      363

      Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.

      Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.

      Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...

      Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.

      Sil
  6. SAYFALAR ARASINDA

    "Haysiyetli ülkelerde tabular olmaz"

    Y AKIN ve uzak tarihimizin ya- lan-yanlışa boğulduğunu, vesi- kaların tahrif edildiğini, kahra- man olanların hain, hain olan- ların kahraman gösterilmeye çalışıldı- ğını belirten yazar Ahmet Kabaklı. Yeni Nesil'den All Ferşadoğlu'nun 10 Kasım 1988'de yayınlanan mülakatında yakın tarih ve tabular hakkında konuştu.

    Kabaklı'nın mülakatta sorulan sual- lere verdiği cevaplar şöyle:

    "Bugün 12 Eylül'ün bile gerçeklerini bilmediğimizi açık açık iddia edebili- rim. 12 Mart'ın, daha önceki 60 darbesi- nin gerçeklerini hiçbirimiz bilmiyoruz. Rivayet muhtelif ve içinde gerçek dışılık son ölçüdedir.

    "Başımıza o kadar çok belä yağdırıl- mış, bugün o kadar çok yalan, yumruk altında gerçekler gizlenmiştir ki, herşey yalana bulandırılmış. Memleketteki kahraman insanlar karalanmış; zararlı kimseler de göklere çıkarılmıştır.

    "Bizde büluğ çağı ile emeklilik çağı bir görülüyor. Akıllarının başlarına gelebil- mesi için emekli olmaları gerekir. Ben bunu birçok emekli generalde, yüksek memurda görmüşümdür. Aslında bu, ne yazık ki, korkutulmuş bir karektersiz- liğin ifadesidir. Gerçekler zamanında söylenirse hiçbir zararı olmaz. Uyduru- lan yalanların cemiyetleri ſeläketlere sürükledığı yüzde yüz muhakkaktır.

    "Resmi ve yalan tarihe karşı, yalan üzerine müesses iddialara karşı, yalan- dan kahraman yapılmış, hâlâ devam e- den fikir zulmüne ve fikir yumruğuna karşı sız mücadele açmışsınız.

    "Demokratik ülkelerde tabu yoktur. Demokratik ülke, tabunun olmadığı ülke demektir. Hallá değil demokratik ülke- lerde, kendisini bilen haysiyetli ülkeler- de de tabu yoktur. Demokratik ülkelerde ilim vardır, bilgı vardır. Tartışılmayan.

    görüşülmeyen mesele yoktur. Bu da tabu bir şeydır. İnsan hayslyyetine uygundur.

    "İşte Çanakkale hikâyesi, siz yazmış- sınız, Atatürk'ün henüz bulunmadığı bir olayda, 'Atatürk'ten niye bahsedilmiyor' diye kıyametler koparılıyor ve TRT Ge- nel Müdürü azlediliyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde olacak bir şey değildir. Nitekim, kişileri yok etmek için siste- matik bir şekilde tabulara başvurulmak- tadır.

    "Ne Avrupa'da, ne dünyanın diğer de- mokratik ülkelerinde, 5816 sayılı gibi bir kanun var. Bu kanun yanlıştır. Bu kanun yüzünden çok gerçekler gizli kal- maktadır. Tam (ersine, Atatürk'ün Mus- tafa Kemal. Mustafa Kemal'in Gazi Mus- tafa Kemal olarak ortaya konması gere- kir. Herkesin olduğu gibi ortaya konma- sı gerekir. O zaman millet rahat edecek- ur. O zaman Mustafa Kemal de rahat ede- cektir. O zaman Atatürk'ü maalesef ålet ederek çıkar sağlamak isteyen kişiler. zümreler; kullandıkları bir çıkar unsu- rundan mahrum kalacaklardır. Ata- türk'ü böyle bir takım insanların âleti halinde tutmamak gerekir.

    "Türkiye'nin yakın tarih hadiselerini tartışacağı vakit, çoktan gelmiştir. Türk halkı olarak evet, gelmiştir. Ama, ger-

    çeklerin bilinmemesinden menfaat u- manlar çoktur. Sırasında basın da gürül tü çıkaracak, seni ylyeceklerdir. Mesul ve yüksek makamlarda bulunanlar, seni ylyecektir! Binaenaleyh, bu acıklı bir keyflyettir. Adalet ve gerçek, milletin. müsbet aydının ekserlyet sağlamastyle mümkün olabilecek bir keyfiyettir. Mil- letimiz her zaman bunları tartışabılır. konuşabilir. Rahatsız olmaz, gocunmaz. Fakat bazı yalancı aydınlar, üniversi telerdeki sorumlu hocalar yeteri kadar karakter sahibi olmazlarsa, yine de so- nuç alınamaz.

    "Bir defa Türkiye'nin yakın ve uzak tarihinin yazılmamış olması acı bir

    YANITLASİL

    yuksel13 Haziran 2024 08:00
    keyfiyettir. Tarihi yazılmayan bir ül- kede politika yapılıyor. Şu halde dürüst bir politika yapılamaz. Çünkü kendi- mizi aradığımızda tarihten başka bula- bileceğimiz bir yer yoktur. Herşey tari- hin zarfı içindedir. Koyun efendim orta- ya, kimin ne kusuru varsa bilelim, mezi- yeti ne ise bilelim. Karmakarışık bir şe-

    YANITLASİL

    yuksel13 Haziran 2024 08:01
    kilde çocuklara okutmanın bir mânâsı yoktur. "Şimdi insan bir şeyi ortaya anlatır- ken gerçekleri ortaya koymalıdır. İlmin dili incitici olmaz. Herkes de buna râzı olur. Yavaş yavaş bu safsata devri, ya- landan çıkar bulma devri kapanır. Bu- nun da kapanması lazım."

    YanıtlaSil
  7. Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür.
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
    Sayfa: 286 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  8. Ahir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurtulur: Biri Allah'ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkinci ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Yani cahil kalanlar bu belada tehlikededir)
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 141 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  9. 1. Cahil en büyük kötülüğü kendine yapar. 2. Akıllı düşman dan değil, cahil dosttan kork.

    3. Akılları pazara çıkarmışlar, cahil yine kendi aklını almış.

    4. Akıllı insan tez ihtiyarlar (çok düşündüğünden)

    5. Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler 6. Aklını eşeğe verme, çeker arpa tarlasına

    7. Aklınla gör, kalbinle işit.

    8. Cahil inatçı olur, merkep gibi, inadından yorulmaz.

    9. Cahilin iddiası, alimi kocatır.

    10. Cahil olduğunu bilen, cahilliğini bırakmaya çalışır.

    11. Cahil kalmamak için alimi görmek gerekir.

    12. Cahil sana saray verse alma, başına yıkar.

    13. Cahile "en büyük alim kim" demişler, "tabiki benim" demiş.

    14. Kın, kıskançlık, cahilde yuva yapar.

    15. Cahile cahilliğini göster, kendin kör ol.

    a

    1

    Ocak 1987/R.Ahir-C.Evvel 1407/Mektup 7

    YanıtlaSil
  10. Vasiyeti terkeylemek; dünyada ayıp, ahirette de ateş ve lekedir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 250 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:02
    Dünyayı terketmek, sabırdan daha acıdır. Fi sebilillah kılıç vurmaktan da şiddetlidir. Bir adam bunu yaparsa, Allah ona şehid sevabı verir. Dünyayı terketmek; az yemek ve doymayı azaltmak ve insanların senasından hoşlanmamaktır. Zira kim insanların övmesinden hoşlanırsa, dünyayı ve nimetlerini sevmiş olur. Kimin de Cennetin ebedi nimetleri hoşuna giderse, dünyayı ve insanların kendini övmesinden hoşlanmayı terketsin.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
    Sayfa: 250 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:03
    Size, tutunduğunuz vakit, asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım: Allahın kitabı Kur'an ve Ehli Beytim.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 250 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:06
    Bu iş (din), gece ve gündüzün ulaştığı yerlerde mertebesini bulacak. Allah (z.c.hz.) ne bir kerpiç ev, ne de keçe bir çadır bırakmayacak, bu dini içerisine sokacak. Bununla azizi aziz, zelili zelil edecek. Allah'ın kendisi ile aziz edeceği izzet islamdır. Kendisi ile zelil edeceği zül de küfürdür.
    Ravi: Hz. Temim ed Dari (r.a.)
    Sayfa: 361 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:07
    Cennete girmeden evvel ihvanıma havzda kevser şarabı sunduğumu bir görseydim. Dediler ki: "Ya Resulallah biz senin ihvanın değil miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır, siz Benim ashabımsınız. Benim ihvanım, Beni görmeden iman edenlerdir. Ben Rabbimin gözümü, sizinle ve Beni görmediği halde Bana inananlarla ruşen etmesini diledim.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 361 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:08
    İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.)
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 361 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  11. Devlet İdaresi 609

    ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:

    -Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,

    Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:

    -Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:

    <-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :

    - Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-

    yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi

    Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.

    F: 39

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:21
    610 Müslümanlık

    Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
    bu ayet mensuhtur

    YanıtlaSil
  12. Devlet İdaresi 609

    ansızın, oldu-bittiye getirildi, diyor diye nakletmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer:

    -Allah'ın izni ile akşamleyin, herkesin içinde bunların hakkını yi- yen bu cemaate hesap soracağım. dedi. Ben ise,

    Ey mü'minlerin emiri! Bundan vazgeç. Çünkü bu mevsimde bu- raya her türlü insan gelir, kavga gürültü çıkabilir. Sen kalkıp konuşur- ken üzerine yürüyenler olur. Onları kızdıracak bir söz söylemenden kor- kuyorum. Onlar, senin sözlerini anlayıp değerlendirebilecek durumda de- ğildirler. Fakat, Resûlüllah'ın şehri ve hicret yurdumuz olan Medine'ye varalım. Ulemâ ve eşraf ile başbaşa kalarak rahatlıkla istediğini konuşa- bilirsin. Hem sözlerine itibar edilir, hem de dediğin anlaşılır.» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:

    -Sağ salim, Medine'ye varırsam, ilk toplantıda bunları anlataca- ğım. dedi. Zilhicce ayının sonlarına doğru, bir cuma günü Medine'ye ha- reket ettik. Ben gece gündüz, soğuk sıcak demeden yoluma devam ettim. Medine'ye vardım. Benden önce gelen, Mescidde Minberin sağ direğinin dibinde oturan Said b. Zeyd'i buldum. Onunla diz dize gelecek şekilde oturdum. Hz. Ömer'den önce gelmiştim. Zeyd'e:

    <-Hz. Ömer, bu akşam, bu minberde, şimdiye kadar kimsenin söy- lemediği sözler söyliyecek. dedim. Said buna inanmıyarak :

    - Kimsenin söylemediği sözler söyliyeceğini sanmıyorum. diye karşılık verdi. Biraz sonra Hz. Ömer gelerek Minbere oturdu. Müezzin ezanı bitirince, ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: - Ey insanlar, bundan sonra fazla yaşayıp, yaşamıyacağımı bilmi-

    yorum. Size hatırınızdan çıkmaması gereken bazı şeyler söyliyeceğim. Bu sözlerin mânasını kavrayanlar, bunları hatırlarında tutanlar her gittikle- ri yerde söylesinler, anlatsınlar. Bunları hatırlarında tutamıyanların be- nim adıma bazı şeyler uydurarak anlatmalarına müsaade etmiyorum. Allah, Muhammed (s.a.v) i hak, din ile göndermiştir. Ona kitab indirmiş- tir. Allah'ın indirdiği şeyler arasında recm" âyeti vardı. Bu âyeti okuduk, ezberledik ve üzerinde düşündük. Resûlüllah suçluları recm etti. Ondan sonra biz de recmettik. Zamanla, bazılarının, biz Kur'an'da recm âyetini bulamıyoruz, diyerek, Allah'ın indirdiği emri terkedip, dalâlete düşmele- rinden korkuyorum. Evli bir kadın veya erkeğin zina etmesi hâlinde, delil ikâme edilir, veya zinadan mütevellit kadının çocuğa kaldığı tesbit edilir, yahut zina edenlerin itirafı halinde, zina edenlere Kur'andaki recm âye- tinin tatbiki farzdır. Ve yine biz, Kur'an da: Öz babalarınızın dışında- kileri baba kabul etmeyin. Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi

    Reem: Zina suçu işleyen evli erkek ve kadına, verilen cezadır. Suçlu beline ka- dar toprağa gömüldükten sonra, herkes tarafından taşlanarak öldürülür.

    F: 39

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:21
    610 Müslümanlık

    Inkår etmiş olursunuz." âyetini okuyorduk.
    bu ayet mensuhtur

    YanıtlaSil
  13. Cüz: 7 Sure: 6

    RUHU'L-FURKAN

    En'am Suresi

    Ayet: 106

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:39
    Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.

    YanıtlaSil

    yuksel6 Ağustos 2024 00:40
    RÛHU'L - FURKĀN TEFSİRİ

    Hazrat-ü Mevlânâ eş-Şeyh Mahmud en-Nakşibendî el-Müceddidî el-Hâlidî el-Ûfî (Kuddise Sirruhû)

    Ahıska

    yayınevi
    cilt. 11.
    sy.111.

    YanıtlaSil
  14. (42): (Ve) ey İsrail Oğulları!.. (hakkı batıl ile karıştırmayın.) Haz- reti Muhammedin evsafı hakkındaki Tevrat âyetlerini vesaireyi kendi uydurduğunuz esassız şeyler ile tebdil ve tağyir etmeğe cüret göster- meyiniz. (ve hakkı saklamayın.) Resulü Ekrem Sallallahü Aleyhi Ve- sellemin mübarek evsafını gizlemeyin, bunun mesuliyetini düşününüz. (Halbuki siz) böyle münkirâne, bâtılâne hareketlerin ne kadar çirkin, ne kadar cezayı müstelzim olduğunu (bilirsiniz.) Bu hususta cehaletinizi mazeret makamında dermeyan edemezsiniz. Yahut siz hakkı ketmettiği- nize vakıfsınız. Artık böyle bir masiyete bile bile nasıl cüret ediyorsunuz.

    YanıtlaSil
  15. KUR'ANI KERİM'İN TÜRKÇE

    Filhakika hakkı gizlemek büyük bir fazihadır, bir ahlaksızlıktır, me hakkında bir hiyanettir. Şahsi menfaat hirsiyle veya muvakkat mahrumiyet korkusu ile bile bile hakkı saklamak, onun hilafını iti mahrum etmek, bir denaattır, insaniyete yakışmaz, hakiki selámet saadetin zevaline sebep olur. Binaenaleyh Allah Teâlâ Hazretleri lemizi haktan ayırmasın. Amin. İsrail: Yakup Aleyhisselâmın lakabıdır, İbrani lisanında Abdul

    veva Saffetullah manasınadır. Emir, Allah yolunda mücahit manama olduğu da mervidir. Yahudiler Hazreti Yakubun neslinden geldikler için Beni İsrail» lakabını almışlardır. Hazreti Musaya tabi olduklarımı iddia ettikleri için de Museviler diye yad olunmaktadırlar. Bu müba rek ayetlerde onlara: (Ya Beni İsrail) diye hitap edilmesi bir tenbih ve işareti mütezammimdir. Sanki denilmiş oluyor ki: Siz bir peygamberi zi şanın evlat ve ahfadından bulunuyorsunuz. Yanınızda Tevrat denilen bir kitabı ilani vardır. Orada hatemül' enbiyanın evsafı yazılıdır. Artik size düşer mi ki o kitaba muhalif hareket edip Hazreti Muhammed Aley hisselamı ve ona nazil olan Kur'ânı Azimi inkâr edesiniz. Bir nice haki- katleri tebdil ve tağyire çalışasınız. Bu bir cehalet, bir nankörlük, h

    zadi naşınaslık değil midir? Böyle hareketlerden vazgeçiniz, hakkı - bul ediniz. Cenabı Allah intibahlar versin.

    YanıtlaSil
  16. KUR'ANI KERİM'İN TÜRKÇE

    102

    MEALİ ALİSİ

    (105): Rabbinis tarafından bir hayrın indirilmesini arzu etmezler. Allah Tenli sahibidir. Ve Allah Tealå pek

    (105): Bu Ayeti kerime, gayri müslimlerin müslümanlara karşı ne kadar bodhah olduklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ehli kitap. lan) Museviler ile İsevilerden islâmiyeti inkâr ederek (kafir olanlar da) Cenabı Hakka şerik ittihaz eden putperest (müşrikler de) ey müs. lümanlar!.. (Sizin üzerinize Rabbiniz tarafından bir hayrin indirilmesini arzu etmezler.) Hazreti Muhammede nübüvvet ve risalet verilmesini, ona tabi olanların devlet ve nimete nail olmalarını sevmezler, çekemezler, bundan müteessir olurlar. (Allah Teala ise) bir håliki hekimdir, bir Ma budu Kerimdir. (Rahmetini) lütuf ve inayetini kullarından (dilediğine tahsis buyurur.) Onu seçerek átifetine mazhar kılar. (Ve Allah Teala pek büyük ihsan) fazl ve inayet (sahibidir.) Amenna... Artık, bu ulvi ihsana nailiyet için liyakat kazanmağa çalışmalı değil midir?

    ما تَفْتَحْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نَفْسَهَا نَاتِ بِخَيْرِ مِنْهَا أَوْ مِيهَا الوَلَمْ انَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَى قَدِير أَلَمْ تَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ لَهُ ملك السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ

    من ولي ولا نصير الله السلام

    0

    MEALİ ALİSİ:

    (106): Biz bir üyetten her neyi nesh eder veya unutturursak ondan daha hayırlısını veya onun mislini getiririz. Bilmez misin ki Allah Teali şüphe yok her şeye kemaliyle kadirdir.

    YanıtlaSil
  17. Sure: Bakara

    MEALİ ALİSİ VE TEFSİRİ

    103

    (107): Bilmezmisin ki göklerin ve yerin mülkü rauhakkak Allahın dır. Ve sizler için Allah Tealâdan başka ne bir veli ve ne de bir yardımcı vardır.

    IZAH

    (106): Bu mübarek âyetler, ehli küfrün ahkâmı islamiye hakkında- ki yanlış telâkki ve telkinlerinin bütlanını meydana koymaktadır. Ve Al- Jah Tealânın bütün mükevvenata sahip ve hâkim olduğunu bildirerek ga- filleri intibaha dâvet buyurmaktadır. Şöyle ki: Kur'anı Kerim, nazil ola- rak beşeriyete yeni bir şeriat, bir kanuni ilahi ihsan buyrulmuş, bunun icabatından olarak kütübü salifenin bir kısım ibadetlere, muamelelere ait meseleleri hükümsüz kalmıştır. Artık Tevrat ile, İncil ile değil, Kur'ânı Azim ile âmel edilmesi icap ediyordu. Bu, bir hikmet ve maslahat muk- tezası bulunmuştur. Ehli kitap denilen Museviler ile İseviler ise buna iti- raza başlamışlar, Allahın vaktiyle hakla tevcih etmiş olduğu hükümler. şimdi nasıl neshedilir?. Allah Tealâ beyanatını, emirlerini, nehiylerini tebdil eder mi?.. Dün yaptığını bugün bozar mı?... diyerek müslümanlık aleyhinde bir cereyan uyandırmak istemişlerdi. İşte onların bu bâtıl dü- şüncelerini Cenabı Hak bu ayeti celilesiyle şöylece reddediyor. (Biz) Ben Mabudi Azimüşşan (bir âyetten her neyi) yani: Bir semavi kitabın âyet- lerinden, hükümlerinden hangi birini veya bir ayetin bir kısmını (nes- heder) artık onunla amel edilmemesini emreylersek (veya) o âyeti (unut- turursak) hafızalardan çıkarırsak veya vaktiyle bir peygambere verilip ondan sonra zamanın müruruyla unutularak kendisinden eser kalmamış olan bir hükmü şeriyi böyle nisyan tarihine karıştırırsak (ondan daha hayırlısını veya onun mislini getiririz.) Peygambere vahyeder bildiririz. Ey insan!.. (Bilmez misin ki Allah Teala şüphe yok her şeye kemaliyle kadirdir.) Bir şeyi ne kadar mükemmel olursa olsun ondan daha mü- kemmelini vücude getirmeğe kudreti maziyadeten kafidir. Artık bu neshi istibade mahal yoktur. Nasih olan âyet, mensuh olan ayetten hükmen daha mükemmel daha ziyade hikmet karin olabilir.

    § Nesh: Lûgatte bir şeyi tebdil etmek, başkası ile değiştirmek de- mektir. İstilâhi şerîde ise her hangi bir ibadete, bir muameleye ait biz şeri hükmün yerine sonradan diğer bir hükmi şerinin värit olmuş olma- sıdır ki, artık evvelki hüküm mensuh olur, onunla âmel edilemez, nasih olan sonraki hükümle âmel edilir. Bu bir muktezai hikmettir. Cenabı Hak bunu zaten ilmi ezelisiyle böyle bilip takdir buyurmuştur. Zamanı gelince de bunu peygamberleri vasıtasiyle kullarma bildirir. Bu eshetle lmi İlâhide, takdiri suphanide haşå bir tebeddül väki olmuş olamaz. Bel ki bu; idari, içtimai bir hikmet ve maslahata binaen böyle mukadder bu- lunmuş olur. Bu nesha Cenabı Haktan başkası selähiyettar olamaz. Ve nesih akaidi asliyede, haberlerde câri değildir. Bir hükmü şerinin men-

    YanıtlaSil
  18. KUR'ANI KERİM'İN TÜR

    suh olduğu ise ya Kitabullah ile veya mütevatir veya meshur olan Iseviler neshe kail iseler de yahudiler kail değildirler. Neshe kail ol disi şerife ile malüm bulunur.

    aha mayıp itiraz edenler düşünmelidirler ki, kendi kitapları da daha evvelki kitapların bir çok hükümlerini nesh etmiş hükümsüz bırakmıştır. Tevra ile İncilin hükümleri müttehit midir?.. Eğer müttehit ise bunların sahip. leri ne için bir birini tekfir ediyor? Artık o kitaplardaki bir cok ahkam kaim olmasını istibade, neshi ile yerin Kur'anı Kerimin bazı ayetleri arkunda davusiu nesihvak mahal yearsabit bir hakikattir. Bunun vukuunu müslümanlar, bir hikmeti ilahiye muktezası bilir, tebcil ederler,

    hikimet Eye Cenabı Hak, şerî hükümlerden bazılarını nesh etmiştir Bu da bir sünneti ilahiyye ve hikmeti diniye icabıdır. Binaenaleyh neshin Beda vukuu, bu sünneti ilahiyeye ve hikmeti rabbaniyeye muhalif ola cağından aslå iddia edilemez. Böyle bir iddia, hem Kur'ânı mübinin, hem de bütün müştehidlerin icmaına muhalif, cahilâne bir iddiadan başka de ğildir. Hatta bu hususa dair İbni Hazmin bir eseri de vardır.

    (107): Ey neshi münkir olan insan!. Bir kere düşün. (Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkü) bu binihaye âlemlerin memlûkiyeti, haki miyeti, tasarrufu (muhakkak Allahındır.) Bütün bunlar o Hâliki Azi müşşanın hükmüne, fermanına tâbidir. (Ve) ey insanlar! (Sizler için Al. lah Tealâdan başka ne bir veli) ne bir yar, bir muin (ve ne de bir yar dımcı) bir nasir ve zahir (vardır.) Artık o Hâliki Azimin her şeye kâdu olduğunu biliyorsunuz. Her zaman binlerce hâdiseler, tebeddüler, bedi alar vücude getirdiğini görüyorsunuz. Hakkınızda o kerim rabbinizden başka kemali lütfile himaye ve siyanette bulunacak kim vardır? Elbette o nesh ve tebdilde de sizlerin hakkında bir lütf, bir menfaat vardır. Ce nabı Hak haşà abes yere bir şey yapmaz. Allah Tealânın resulü de hilâtı hakikat bir iddeada bulunmaz. Artık uyanın, bu gibi inkârlardan vaz geçiniz, öyle cehalet ve delâlet içinde terki hayat etmiş kavimleri taklit edip durmaymız.

    أَمْ يُرِيدُونَ أَنْ تَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَ سُئِلَ مُوسَى مِن قَبْلُ وَمَن

    يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ ضَلَ سَوَاءَ السَّبِيلِ )

    0

    MEALİ ALİSİ

    (108): Yoksa evvelce M'usaya sorulduğu gibi siz de peygamberiniai sorguya mı çekmek istersinia?. Her kim imanını küfr ile değiştirirse şüp he yok ki, yolun doğrusundan sapıtmış olur,

    YanıtlaSil
  19. 16. BÖLÜM

    POSTMODERN DARBE

    Postmodern darbe 1997 yılı Şubat ayında yapılan Milli Güven- Kurulu'nun aylık toplantısı sonucu alınan ve 28 Şubat Kararları jye bilinen kararlarla gelişen olayların ilk olarak Radikal gazetesi zan Türker Alkan'ın 13 Haziran 1997 tarihli ve "Postmodern bir skeri müdahale" başlıklı yazısında tanımlanmasıyla gündeme gir- miş ve Cengiz Çandar'ın etkisiyle yabancı basında da kullanılmaya buşlandı. Bu sözün ilk olarak Cengiz Çandar tarafından kullanıl- diği iddia edilse de Çandar ilk olarak 28 Haziran 1997 günkü yazı- sında bu olaydan "postmodern darbe" diye söz etmekteydi. Yabancı basında da "28 Şubat Kararları" süreci kendisinden "postmodern darbe" olarak söz ettirmişti. Siyasi literatüre giren bu tanımlamayla birlikte "28 Şubat süreci" birçok kitaba konu oldu.

    2000 yılında Sırbistan'daki eylemler 2001 yılında başarısız olan Beyaz Rusya'daki eylemler, 2003 yılında Gürcistan'da gelişen "Gül Derimi ile Kasım 2004 ile Ocak 2005 arasında Ukraynada gelişen ve "Turuncu Devrim" olarak adlandırılan süreç de yabancı basında "postmodern darbe" olarak adlandırılmıştı. 2006 yılında da Vene- zuela'da Hugo Chavez karşıtları tarafından yapılan eylemler "post- modern darbe girişimi olarak değerlendirildi.

    kullanımı arasında belirgin bir ayrım bulunmaktadır. Bu terim, Tür- Ancak "postmodern darbe" teriminin Türkiye'de kiye'de ordunun siyasi hükümete yapılacakları ve yapılmayacakları

    YanıtlaSil
  20. ŞU DERİN DEVLET

    dikte ettirdiği, yani demokratik olmayan bir kurumun demokrasi nin işleyişine müdahalesini anlatmak için kullanılmakta.

    Oysaki dunya üzerinde özellikle "Turuncu Devrim" için Guar dian gazetesi yazarı Jonathan Steele tarafından öne sürülen görüşe gore, otoriter olan bir hükümetin işleyişine, ABD kaynaklı hükümet dışı örgutler (Ingilizce: Nongovernmental Organizations-NGO) ta rafından desteklenen toplumsal hareketlerle müdahale edilmesi an lamında kullanılmaktadır.

    Bu tarz eylemlere parasal destek olduğu ileri sürülen muhafa zakár kapitalist George Soros'un ve ABD'li National Democra tic Institute, The International Republican Institute ve Freedom House hükümet dışı örgütlerin adları çok sık öne çıkmaktadır.

    Diğer taraftan postmodern durum (veya 'ileri modernlik'), eko nominin küreselleşmesi ve özellikle sermaye birikimi ve hareketiyle ulusal ekonomilerin piyasa mekanizmaları vasıtasıyla bütünleşmesi gibi güncel sosyo-ekonomik özelliklere işaret eder...

    Bu bakımdan post-modern darbe de Yeni Dünya Düzeni kap- samında, yukarıdaki amaç doğrultusunda yapılan/yaptırılan darbe demektir.

    Türkiye'de Gizli Servis Çalışmaları!..

    Türkiye Cumhuriyeti, uzun yıllar önce yabancı gizli servisle rin ilgi alanındaydı. Bu ilginin sebebi öncelikle coğrafyasının getir diği avantaj, petrol yollarına ve kaynaklarına yakınlığı... Diğer do gal enerji madenlerinin ve cevherlerinin topraklarında bol miktarda barınması. Halkının maalesef eğitim seviyesinin düşük olması sebe biyle kolay yönlendirilebilir ve aldatılır olması. Bu nedenle ülke üze rinde çok kolay politikalar geliştirilebilmesi, İsrail Devletinin "Val edilmiş Topraklar"ının yine aynı ülke sınırları içinde olması, aynı za 342da ileride birkaç zaman sonra dünyada meydana

    YanıtlaSil
  21. HASAN TAŞKIN

    Kuzey Avrupa'da ve yakın coğrafyalarda uzun v n ve ka- sebeplerle açıklanabilir. ja bir çöl etkisinin oluşacak olması gibi Jeşikliklerinin

    Günümüze kadar birçok araştırmacı bu konularda zaman za- man araştırma makaleleri hazırlamıştır. Aynı şekilde CIA, M16 gibi u yabancı servislerde bu topraklar için bir sürü politika üretmiş pe bazıları uygulanmıştır.

    ABD, soğuk savaş zamanında Türkiye'ye tarihinde hiçbir ülkeye Arranmadığı şekilde yakın davranmış ve bir dizi askeri destekten spasi desteğe kadar yardım paketleri uygulamış uygulatmıştır. ve

    O dönem, ABD, Türkiye'nin Sovyetlere yakınlaşmasını isteme- diği ve Komünizmin Türkiye üzerinden Avrupa ve diğer bölgelere yayılmasını engellemek adına ardı ardına birçok hükümetle pazar- klar yapmış ve Komünizmin yayılma tehlikesine karşı Türkiye'yi NATO içine alarak dokunulmazlık sağlamıştır. Aynı şekilde Komü- nizm'i bir tehlike olarak Türk Siyasi Literatürüne sokmuştur.

    Ama o günlerde Komünizm tehlikesinin yanı sıra, daha da bü- yük bir tehlikenin ortaya çıkması sağlanmış oldu. O tehlike de ABD re güdümlü devletlerin Türkiye üzerindeki gizli emelleri ve bu uğurda yapılan yüzlerce operasyon.

    İşte o günlerde asıl fark edilmeyen ve aslında fark eden çevrele- tinde hızla susturulduğu bu tehlike Emperyalizmin yayılması ve bü- yük Ortadoğu projesinin ilk haliydi.

    Gizli Servisler Türkiye'de Cirit Atıyor

    lecek genç beyinlerin peşine düştüler. Devşirilen kimi yazar, kimi Batılı Gizli Servisler, politikalarını uygulamak için askeri ope devlet adamı, kimi iş adamı ve diğer çevrelerden binlerce genç, çe- yapmak yerine ülkenin içinde jitli burslar adı altında ABD'nin ve diğer Batılı ülkelerin seçkin okul- Vannda kendi istekleri doğrultusunda eğitildiler.

    343

    YanıtlaSil
  22. ŞU DERİN DEVLET

    Yetiştirilenler, yine Türkiye'de görevlendirilerek önemli ma kamlara konuldular. Böylece, gizli servis tebaası milyonlarca do. larlık masraftan tasarruf etmiş aynı zamanda kendilerine göbekten bağlı bir 'Adanmışlar ordusu' kazanmış oldu.

    Devşirilmiş olanlar makamlarında bu örtülü desteğin de yar- dımıyla gün gün yıldızlaştılar. İstenilen kararların alınmasında en önemli pay sahibi oldular.

    Gizli servislerin yaptıkları elbette bununla sınırlı kalmıyordu,

    Çok sayıda gazete, dergi ve gündem yaratacak ne kadar materyal varsa hepsinin el altından sahibi ya da en büyük ortağı oldular. Böy lece iş, kolaylıkla görsel ve yazılı basın sayesinde ve buradan çıkarı lacak ısmarlama haberlerle istenilen etki yaratılacak. Çıkarılacak de zenformasyon ağıyla bu güç odaklarına karşı gelenler de birer birer yok edilecekti.

    Böylece başlayan çalışma, ABD-İsrail karşıtı tüm güç merkez lerine karşı başlatılmış oldu. Artık ülke içinde bu odaklara karşı ge lenler birer birer tasfiye ediliyor, yazarlar işlerinden oluyor, resmi makamlarda bulunanlar pasifize ediliyor, iş adamlarıysa birden bire ekonomik sıkıntılar yaşamaya başlıyordu.

    Tabi bu yapılanlar yetmezdi. Türkiye'nin tam anlamıyla kon- trolü sağlanmalıydı.

    Bu tehlikenin farkına varanlarsa bunu dile getirmeye çalıştılarsa da maalesef verdikleri mesajlar çoğu kez yerine ulaşmadı. Ya da çok geç ulaştı. Onlar da kaderin bir cilvesiyle ortadan kaldırıldılar. El bette bu yargısız infazlarda bu gizli servislerin payı oldukça bü yüktü. Ordu ise tüm bunların farkındaydı. Ancak, güç savaşlarında bu gizli servislerin ağı o kadar uzak yerlere ulaştı ki ordunun da el- leri kolları bağlandı. Çünkü ordu Şemdinli Olayı ile bir kez daha or- taya çıktı ki yıpratılma sürecine sokulmuştu... 344

    YanıtlaSil
  23. HASAN TAŞKIN

    unk kontrol tamamen milliyetçi kesimden çıkmış, uluslar denetimine girmişti.

    kevi işgal edemeyenler, ülke içindeki güç merkezlerini ha- te geçirmiş ve istenilen politikaların uygulatılmasını sağlar ol- dir. Öyle ki vurdun muhtelif yerlerinde stratejik öneme sa- ABD-Israil güdümünde askeri tesisler bulunmakta ama paravan vetler görünümünde faaliyet göstermektedir. NASA'nın dinleme sonu olarak hem İstanbul'da hem de Ankara'da iki ayrı merkez makta..

    Bunun yanı sıra gerek CIA'nin gerekse MOSSAD'ın çok sayıda inleme ve istihbari merkezi olduğu ve yurdun muhtelif yerlerinde van şirketler örtüsünde faaliyette olduğu düşünülmektedir...

    Önce Uğur Mumcu Öldürüldü

    Rahmetli Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde Çekoslavak ya- bir C4 patlayıcıyla öldürüldü ki o dönemde hiçbir terörist ör- it bu tür bir patlayıcı kullanmıyordu. Ayrıca Türk Medyasında o mihte yer almayan ama Mumcu cinayetiyle ilgisi olabilecek bir du- vardı. İki orta doğu hatta biri Türkiye uzmanı olan iki CIA ajanı cu cinayetinden bir kaç saat sonra Washington DC sokakla- da infaz edildiler. O dönem hiçbir basın-yayın organı bu habere daklanmadı.

    İddialara göre, Rahmetli Uğur Mumcu'da gizli bir dosya vardı the dosya onun sonunu getirmişti. Onun öldürülmesi Kürt Dan ana bağlandı. Ancak asıl öldürülme sebebi Özel Büro tarafını yakın zamanda açıklandı. Bu işte Türkiye ile ebedi batı düşmanı arasında sıcak bir sorun yaşanması istendi. Bu olayın stratejist- Iran ile Türkiye arasında yaşanacak bir gerginliğin ülke içindeki derek artan Türkiye-Iran yakınlaşmasının önünü kesmek istiyor- da ve bunu da kısmen başardılar.

    345

    YanıtlaSil
  24. ŞU DERİN DEVLET

    Çetin Yetkin, Mumcu öldürülmeden kısa bir süre önce yine dönemde önemli davalara bakan bir savcıyla birlikte onu evinde zi. yaret etmişti. Mumcu suikastının ardından basında çıkan haberlerin tek odak noktası da bu Kürt Dosyası oldu.

    dumcu suikastından bir süre sonra da Talabani'ye 100 bin si lah gönderildiği haberleri, gazete sayfalarına düşmeye başladı. O labemde Jandarma Genel Komutanı rahmetli Eşref Bitlis Paşa'ya konuyla ilgili düşüncelerinin sorulması üzerine "konuşulacak şeyler kamanı gelince konuşulur" demişti. Aslında Eşref Paşa terör örgütü PKK'nın ardındaki asıl güçlerin uzun zamandan beridir farkındaydı. Bu konuda birçok bilmeceyi çözmüş ve önemli bilgiler edinmişti.

    Paşa, PKK'ya karşı savaşmaları için bedava 100 bin silahın Tala- bani'ye verilmesi fikrine karşı olumsuz bir rapor hazırlamıştı.

    Bugün gelinen noktada Talabani, Barzani ve PKK üçlüsünün, ABD'nin Türkiye'yi parçalama ve federasyona dönüştürme planın- daki rollerini görünce Eşref Paşa'nın Talabani'ye silah verilmesine karşı çıkmakta ne kadar haklı olduğu ortadadır.

    O dönemden hatırlanması gereken bir olay da Bahtiyar Aydın Paşa'nın kafasından vurularak şehit edilmesidir. Ertesi gün gazete- lere yansıyan haberlere göre Kanas silahıyla ateş eden PKK'lılar Ko- mutanımızı öldürmüştü. Daha sonra, yine gazetelere yansıyan ha- berlerde Paşa'nın ölümüne neden olan silahın 7.65 mm. Çapında Beretta olduğu ve kafasının sağ tarafından girdiği ortaya çıktı.

    Üçok, Kışlalı ve Hablemitoğlu Suikastleri

    Bahriye Üçok (1990), Ahmet Taner Kışlalı (1999) ve Necip Hablemitoğlu (2002)... Her üç cinayette CIA-MOSSAD tarafın dan organize edilmiş propaganda cinayetleri olduğu izlenimi var kujikastten sonra beklenen yine aynı senaryodur. İran ve bölge ül kelerine yakınlaşan bir Türkiye'nin daha çok batı suları etkisine gir mesi hedeflenmiştir. 346

    YanıtlaSil
  25. HASAN TAŞKIN

    Sinagog Patlamasında MOSSAD Parmağı mı?

    16 Kasım 2003 tarihinde İstanbul Beyoğlu'nda bulunan Neve Kolom Sinagogu ile Şişli'deki Betisrael Sinagogu'na iki ayrı bom- kalı saldırı düzenlendi. Saldırılarda 24 kişi öldü. Tüm bu patlamala- ardında El-Kaide terör örgütü olduğu açıklansa da asıl organiza- Mir MOSSAD'a bağlı Alfa birlikleri olduğu olgusu ağır basmaktadır. Baolguya göre, Alfa birlikleri, sinagog patlamalarında istenen etkiyi postermesi adına anti-siyonist çevrelerin önünü kesecek müthiş bir janlamayla bu olayları gerçekleştirmiştir.

    Patlamalardan sonra Emniyet Kriminal Uzmanları, yaptıkları ştırmada patlamanın meydana geldiği minibüsün içinde sinagog rafına doğru kaplanmış bir zırh çerçevesini halen açıklayamamak- tadır. Öyle ki bu zırh kaplama, patlamanın meydana geldiği minibü- sün içinde ve Sinagog tarafında bulunmasını ancak şu şekilde açık- ayabiliyorlar.

    Emniyet, "Patlama Sinagog'un bulunduğu binayı istedikleri halde yerle bir edebileceği halde zırh konularak özellikle büyük ha- sandan kaçınılmış gibi bir izlenim edinmişlerdir.

    O zaman istenilen binada büyük hasar vermek değil az can kay- bıyla büyük yaygara koparmak ve istenen mesajı verebilmek.

    20 Kasım 2003 yılında da İstanbul Levent'teki HSBC'ye bom- bal saldırı düzenlenmiş, meydana gelen patlamada 17 kişi ölmüş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı.

    Derin Devlet'in 'Yeşil' Adamı Yaşıyor...

    pil kod adlı Mahmut Yıldırım geliyor... Kitabın ilgili bölümlerinde Derin Devlet denince akla gelen de ismi geçen Yeşil ile ilgili Yakalanması için çeşitli operasyonlar ya- pıldı. Ancak daha sonra öldüğü söylendi. Şimdiyse Yeşil kod adlı en öndeki isimler arasında 'Ye- Mahmut Yıldırım, ortaya çıktı... Bilişim dünyasıyla ortaya çıkan ve www.yesil.com sitesiyle geçmişle hesaplaşmaya karar veren Yeşil, si-

    347

    YanıtlaSil
  26. ŞU DERİN DEVLET

    tesinde 'yıkılmadık ayaktayız' diyor... Bir de aynı sitede röportaj yayınladı... Çok tartışılan bu isimle yapılan röportaja da bakman yerinde olacağı kanaatindeyim...

    Soru: Efendim izninizle çok farklı bir konuda soru sorarak bay lamak istiyorum: Neden Ankara? Bütün suikastlere, siyasi cinaye lere bakıyoruz hemen hepsi Ankara'da işleniyor.

    Cevap: Aslında çok doğru bir saptama değil bu. Siz de diger leri gibi bütünün sadece bir parçasını görebiliyorsunuz. Bir arkada şımız anlattı geçenlerde Ahmet Altan'ın Tehlikeli Masallar isimli bi şımızda bir aşk ilişkisinin içine sıkıştırdığı gibi, 'ne zaman birial meçhul işlense, mutlaka Ankara aktarmalı bir uçak kalkmış oluyor gibi çok genel ve yuvarlak bir tez bu.

    Ancak şunu söyleyebiliriz;

    Birincisi Ankara; çünkü başkent ve çıkaracağı gürültü ve hedefe ulaşma açısından kilit isimlerin çoğu bu şehirde ikamet ediyor.

    İkincisi, bu isimleri ve klikleri enterne edecek birimler de yine bu şehirde vazife yapıyor. Saptamanızın tek doğru tarafı; bütün bu legal-illegal çalışmaların ve görevlerin çıkış noktası Ankara'dır. Bir yabancı istihbarat birimi, örneğin diyelim ki Suriye üzerinden içe riye sızıp eylem yapıp dönecek ekip bile, fiziksel anlamda gelmes bile, yurt sınırları dâhilindeki eylemi, Ankara izni olmaksızın yapa maz. Bu mümkün değil!

    Soru: Bir süre önce hiç gündemde yokken, 'çok kan akacak' de diniz ve sizinle irtibatı bir süreliğine yitirdik. Somut bir bilgi notumi mı dayanıyordu bu açıklamanız?

    Cevap: Ben hep buradayım, vatanımda, halkın içindeyim, bindeyim. Cesedimizin bile bu topraklardan çıkmasını istemeyst vasiyetimizi de böyle bırakıyoruz çok şükür. Birtakım sıkıntıla baskılar olabilir ve bizim de meşru müdafaa yöntemlerimiz olmuştur. Bu topraklar kolay katr onlara karşı geliştirdiğimiz savunma

    YanıtlaSil
  27. HASAN TAŞKIN

    Imadı. İstiklal Harbi'nde 16-17 yaşındaki Anadolu delikanlıları larıyla sulayanların verdiği mücadele neyse bizim kırsalda ver- onurlu mücadele odur. Bunan inandık biz. Sizin de giniz gibi, biz hiç bir cümleyi bilinçsizce bu iki dudak arasın- pkarmayız. Bu nedenle, katiyen bilgiye ve veriye dayalıdır ko- malarımız. Çok kan akacak!' da bir iddiadan daha fazla şey ifade çok iyi mektedir. Zira bu işlerin merkezinde siyasi ve ne olursa olsun sürekli pne an düzenlenmektedir. politik, toplumsal projeler, yöntemler ve uygulama plan- Kan akıtma senaryosu ise, pek arzu edilme- ancak bıçağın kemiğe dayandığı anlarda uygulanması zorunlu in bir planlardan biridir. Ve bu planın listesindeki isimler, binlu ve kurumlar, kuruluşlar sürekli olarak değişir.

    Gundemin ve konjonktürün yönüne göre ayarlanır. Örnek ola- Akın Birdal'ın vurulması olayını söyleyebilirim. Aslında listenin gralarında daha farklı ve değişik isimler, guruplar vardı ama bir ceki sorunuza verdiğim cevapta dediğim gibi, yapılacak eylemin kosa harcanmaması gereklidir. Zira bu tür eylemler kolay bir hazır- ve fikir aşamasından geçmez. Uzun ve sancılı bir sürecin doğu- mdur. Bu nedenle, o isimler atlanarak Birdal seçilmiştir. Fakat so- maçlarına bakılırsa, doğru bir tercih yapılıp yapılmadığını bilemem. Kıfınızı daha fazla karıştırmadan şunu söyleyebilirim: Kan akması er taman potansiyel olarak vardır. Bu meşru ya da gayrı meşru ola- Sonuçları önemlidir. Çünkü yöntemler geçicidir, ülkenin ge- eğidir önemli olan! Kaldı ki Kuvvetler Birimi'nin son dönem ma raporlarında açıkça bilinmekteydi bu. Yani sadece şahsım birçok ilgili bu konuyu bilmekteydi. Ama biz bunu söyleye- bugüne kadar yapılan yanlışların mamasını dilerdik ama olmadı. en azından bundan sonra ya-

    ale Mumcu, Aksoy, Emeç, Dursun, Kışlalı cinayetlerini birbiriyle Soru: Gelelim Hablemitoğlu cinayetine... Öncelikle bu cine müştürebilir miyiz?

    349

    YanıtlaSil
  28. ŞU DERİN DEVLET

    Cevap: Yapılan yanlışlardan en çok olanı da budur. Bu cinayetle rin ikisi en fazla üçü hariç hiçbiri diğeriyle bağlantılı değildir. Gerek amaçları açısından, gereksese arkasındakiler açısından. Sonuç açı sından elbette birbirlerine benzeş cinayetlerdir. Birisi tamamen bir dış istihbarat biriminin, kendi istihbarat birimlerimize rağmen yap- tığı bir gövde gösterisidir, diğeri uyuşturucu-kaçakçılık hesap yap tığı binfazının siyasi platforma taşınmasıdır, diğer ikisi ses bombası niyetiyle C-4 patlatır gibi, oluşan anlık şaşkınlıktan, hem dağınıkbi rimleri toplamak, hem de genel dağınıklığa yeniden nizam, intizam verme amacındadır. Birisi ise, tamamen devletin güvenliğiyle ilgili bir görevdir.

    Soru: Hablemitoğlu cinayeti bunlardan hangisiyle benzeşiyor?

    Cevap: Bunu bana söyletmeyin, sonuçlarına bakarak siz bulabi- lirsiniz. Akıllı insanlarsınız...

    Soru: Peki efendim, şöyle soralım o zaman, Hablemitoğlu cina- yetiyle basında ve kamuoyunda yer alan yorumların gerçek neden- ler açısından örtüştüğünü söyleyebilir miyiz?

    Cevap: Bu hiç bir zaman mümkün olmadı ki şimdi mümkün olsun. Benim takip edebildiğim kadarıyla henüz gerçeğin kıta sa- hanlığına yaklaşan bile olmadı. Bilenler zaten yaklaşmazlar ve yak- laştırmazlar, cinayetin anlamı olmadığı gibi, bu tür eylemlerin ar- kasındakilerin ortaya çıkması çok ciddi bir darbedir. Hem bundan sonraki eylemler açısından hem de o işi yapanların selameti açısın- dan. Bu ciddi bir oyundur efendim. Bundan önce büyük olmasa da küçük başarısızlar da bile nice değerli oluşumların dağıtıldığını, lağvedildiğini biliyorum ben. Bakınız enterne etmek çok kolaydır. Ancak sonuca bakmak lazım. Eğer yanlış bir karar verip uygula dıysanız, tamiri mümkün olmayan bir yara alırsınız. İnsanın kendi kendini bacağından vurması gibi bir olaya dönüşür.

    Bu tür eylemler çok basit bir sistematikle yapılır. Önce sonuç bölümü yazılır kağıda. Ve hemen yanına ekstra kazanımlar eklenit

    YanıtlaSil
  29. HASAN TAŞKIN

    un bu eylemden alınacak birinci derece önemli kazanımla bera- e ne gibi getirileri olacaktır. Sonra ikinci madde aslında birinci- den daha önemlidir. Sonucun getireceği riskler ve başarısızlık du- amunda ödenecek bedel. Hablemitoğlu Suikasti bu açıdan yeni lanlanmış bir enterne çalışması değildir bunu

    bilmek lazım. Soru: Efendim kusura bakmayın ama sizin kadar donanımlı ol madığımız için tam olarak kavrayamıyoruz. Biraz daha açık bir dille ahını istesek...

    Cevap: Hablemitoğlu'nun kimliğine ve bugüne kadar yaptıkla- bakın. Birinci olarak şunu kimse inkâr edemez, Necip Hakla toğlu gerçek bir vatansever ve bilim adamıdır. İsmi üzerinde ne adar spekülasyon yapılırsa yapılsın onun bu yönünü kimse inkâr demez. Üslubunu beğenmeyebilirsiniz ya da akademik unvanına malaştırmayabilirsiniz ama unutmamak gerekir ki güçlü devletle- in güçlü bilim adamları, kuramcıları olmalıdır. Hablemitoğlu'nun çalışmaları bu açıdan önelidir gerek Fetullah gerekse ajan vakıflar hakkında yaptığı çalışmalar doğrudur. Hatta bir araştırmacıdan çok daha fazla veriye sahipti. Zaten bu durum birtakım çevrelerin dikka- tini çekmişti de. Belki de rahmetlinin en büyük yanlışı, bu çalışma- lann prezente edilişindeki yöntemi çok sert ve uç bir dille sunması oldu. Yoksa ciddiye alınan çalışmalar yaptı ki devletin iç birimlerin- den yakınlık gördü, tıpkı Mumcu gibi bünyeye girmesinde mahzur çürülmedi. Ama bu tür bir konumdaysanız duracağınız yeri çok iyi bilmeniz gerekiyor.

    Soru: Cinayeti hakkında...

    gelmeden önce son bir yıl içinde, özellikle seçimin hemen öncesi ve Cevap: Geleceğim efendim biraz sabır gösteriniz... Cinayete tonrası gelişmeleri iyi tetkik etmek lazımdır. Cinayet dediğiniz olay, mümkündür. Ben kullanılan silahın kutusundan ne zaman çıkarıldı- Kini bile biliyorum. Neden temiz bir silah seçildiğini ve şu anda bu

    YanıtlaSil
  30. SU DERİN DEVLET

    silahın nerede tutulduğunu da bulmak çok kolaydır. Bunlar yetk lerin de bilgisi dahilindedir üstelik. Eğer bu noktada bana; 'ne de mek istiyorsunuz? diye soracak olursanız, 14 Mayıs 2000 tarihime Ankara'nın Peçenek koyune kadar yollarım sizi. Başka da ipucu memin doğru olacağı kanaatinde değilim...

    Seru: Kışlalı Suikasti ile bir bağlantıdan mı söz etmek lazım?

    Cevap: Hayır. Rusya ile yaşanan istihbari gerginlikleri ve t rancı dikkatle izlemek lazım. Olayların kahramanlarına ve perde kasındakı esas adamlara bakmak lazım.

    Soru: KGB yetkililerinin son raporlarını mı kastediyorsunuz

    Cevap: O işin bardağı taşıran damlasıydı efendim. Vicdan şanılı olayını iyi incelemek lazım. DYP'nin son kongresi sonucu ortaya kan tablo ve sağ merkezin yeniden dizayn edilişindeki mücadelelem bakmak lazım ve bir de bugünkü iktidarın en büyük hatasına... Bir şey hatırlatmak isterim, bizim pratik çalışmalarımızın en verimli dö nemi, Ağar'ın ve Çiller'in oluşturduğu ortamlar olmuştur hep.

    Soru: Hata dediniz, nedir AKP iktidarının en büyük hatası?

    Cevap: Birincisi konuşmayı seviyorlar, boş konuşmayı seviyor lar. Ve elindeki pimi çekilmemiş el bombasıyla oynayan çocuk gıbı çoğu ne yaptığının farkında değil. Düşünün aklı başında diye lanse edilen Başbakan çıkıp dandun 'Efendim bürokrasi şöyledir, değiş tureceğiz, yeniden yapılandıracağız' filan diyor. Üstelik hiç bir istil bari bilgiye, somut çabaya ve dizayna dayanmadan sadece laf olsun diye söylüyor bunları. Bu tehlikeli türden bir yakınlaşmadır. Ateşe şaklaştığınızın farkında olmazsanız, alevin kavuruculuğu bir anda derinizi kızartır.

    Soru: Anladığımız kadarıyla kurumlar arasında bir anlaşmanik ve ayrışma söz konusu...

    YanıtlaSil
  31. HASAN TAŞKIN

    diyebiliriz. Cevap: Sadece kurumlar arasında değil. Belki aynı kurumun bi- bir destabilizasyon mücadelesi vardır da Bugün kadar yaşananlara baktığımız da bazı görünen-görünmeyen mleri arasında rimlerin yeniden dizayn konusunda ciddi endişelere kapıldığını jyleyebiliriz. Hablemitoğlu, son dönem çalışmalarındaki takdirle- nışığında istihbaratın can damarına yaklaştırıldı. Hatta en tepeye pakma azminde olduğunu bizzat ben bir kaç kaynaktan işittim. Tabi bu durum, mevcut yapıyı rahatsız eder. Etti de nitekim.

    Soru: Vicdan Şanslı olayına dönecek olursak. Sanırım olaydan miyade, kahramanların birbiriyle olan mücadelesini kastediyorsunuz.

    Cevap: Evet bu sefer tam olarak anlamışsınız. Yapılan hatanın tamiri için, Mehmet Ağar bizzat mücadele etti. Bizzat kendisi ve en akan elemanını devreye soktu. Ve Atasagun'un bu hatası kolay ko- by unutulmadı. İtibarı ve kariyeri büyük bir darbe yemişti aslında. Fakat gerek yardımcıları, gerekse Ağar'n büyük desteğiyle fazla za- nar görmeden olayı kapatmayı başardı. Bu konumda, medyadaki partnerlere de büyük görevler düştü ve hakkıyla yerine getirdiler bu görevi. Hiç de küçümsenmeyecek bir başarıdır Vicdan Şanslı olayı- nun bugünkü sonuca bağlanması. Bu açıdan bakıldığında Atasagun başarılı bir iş çıkarmış da diyebiliriz. Biraz önce verdiğim cevapta anlatmak istediğim buydu aslında. Eğer başarısızlık ya da istenme- en bir sonuç doğdurulduğunda ödenecek bedelin büyüklüğü taha in edilemez. Fakat Atasagun biraz da şansının yaver gitmesiyle bu işten sıyrılmıştır.

    nasıl ilişki- Soru: Bu örneği merhum Hablemitoğlu Suikasti ile lendirebiliriz?

    mişten beri yatkın ve meraklı biriydi. Belki de ataerkildir bilemi- Cevap: Şöyle: Necip Hablemitoğlu istihbarat konularına geç- yorum. Hatta gerçek soyismi olan Abdulhamitoğulları'nı da belki bunun için değiştirmeyi uygun gördü yine bilemiyorum. Ancak kademik yönünün de gelişmesinden sonra, uzun yıllardan beri bu

    353

    YanıtlaSil
  32. ŞU DERİN DEVLET

    kadar olumlu yönü barındıran bir isim yetişmedi bu ülkede. Tek de zavantajı, bulunduğu konuma ters düşen üslubu ve ilişki kurduğu çevreye fazla angaje olmasıydı. Son dönem çalışmalarındaki yoğun luğu kendi karısının bile tedirginlikle karşıladığını çok iyi biliyo rum. Bunu çok iyi kullandı kendisinden rahatsızlık duyanlar. Yoksa çok yakın bir dönemde MİT'in en tepesinde onu görmek mümkün olabilirdi. Devletin içindeki birimler, AKP iktidarının MIT müste şarlığı için düşündükleri isimlerden çekiniyorlar. Hele bir isim var kioldukça rahatsız edicidir. Geçmişte silahlı kuvvetlerdeyken, der letin oturmuş yapısına ters davranışlar sergileyip, emekliye sevkedi len bir ismi kulislerde fısıldamaya başlamışlardı. Bu kabul edilebile cek bir atama olmayacaktır. Olacağını da sanmıyorum açıkçası.

    Soru: Daha açıkça soralım: Hablemitoğlu Suikasti dış birimle rin işi mi?

    Cevap: Buna öyledir ya da değildir demek doğru değil. Başta ABD olmak üzere, İran, Suriye istihbaratının bu tür pratikler yap tığını biliyoruz geçmişte. Ancak olaydan hemen sonra cumhurbaş kanlığı makamı da dâhil, apar topar öyle açıklama yaptıran güç ne dir biraz tereddüt ettim. Acaba, istihbaratın içindeki çoğu birimin bile bilmediği birtakım bilgi notları mı ulaştı bu makamlara? Bu ko nuda soru işaretleri var. Mesela bu suikastın bir başka ekstra verimi de: bekleyen atama kararnameleri ve anayasa değişikliğini reddedil mesi olacaktır. Kimse bu davranışı yüzünden cumhurbaşkanını kı nayamaz, yadsıyamaz.

    ratının işi olduğunu sanmıyorum ama ortak bir çıkar söz konusu Hablemitoğlu'nun enterne edilişi orijin olarak bir dış istihbo olabilir. Eğer bulunmasını istiyorsanız önce bu olayın faillerini bu lursunuz. Arkasındakileri merak ediyorsanız onları açığa çıkarmak için, dar bir gözlükle değil neden-sonuç ilişkisinden yola çıkarak ya rabilirsiniz.

    354

    YanıtlaSil
  33. HASAN TAŞKIN

    Soru: Biraz daha açıklamanızı istesek bu neden-sonuç ilişki-

    Cevap: Sabrediniz efendim. Necip Hablemitoğlu istihba- smi... yapısıyla ilgili ciddi anlamda bilgi hibi olduktan sonra, kafasında belirginleşen yapının uygulanması rat birimlerinin Jurumunda, devletin çok daha güçlü bir konuma geleceğini düşü ve malumat sa- nuyordu. Ancak üslup ve orijin açısından yapayalnızdı diyebiliriz.

    yarı sadece yazı makinesi olarak kullanmayı tercih ediyor, tüm bil- elei eşinin bile çözemeyeceği kodlamalar arşivliyordu. Buüm bil yalnızlaşma süreci kendisiyle ilgili beliren soru işaretlerini büyüttü. Çünkü bu durumlarda havuza bir kaç damla bir şey damlatmazsanız, yani bazı şeyleri fark ettiğinizi fark ederlerse sizin için çok iyi olmaz.

    Tavuğun yumurtlaması lazımdır, yumurtlamazsanız bir sorun olduğunu anlayıp, sizi boğazlamaya kalkarlar efendim. Düşünün şimdi: Çok önemli arşivlerin kapısı size açılmış ve sınırsız bir lo- jistik destek alıyorsunuz. Ancak üretim yaparken bazı şeyleri fark ediyor, bazı çarkların yanlış yerde, yanlış yöne döndüğünü düşünü- yorsunuz ve esas sizin için uygun görülen elbiseyi çıkarıp, gardroba sahip olmayı planlamaya başlıyorsunuz. Hatta bunun için önemli referanslara da ulaşıp, onaylarını alıyorsunuz.

    Soru: Hangi kesimden, ne tür bir destek?

    Cevap: Efendim o kadar açık konuşmak doğru olmaz. Ancak çı- balan TV programlarına bakınız, sizi ciddiye alan medya isimlerine ye bürokrasinin, yargının içindeki isimlere bakınız ne dediğim an-

    laşılır.

    Soru: Devam edin lütfen...

    maya, sistemin önce durup, sonra dağılmaya başladığını hissedil- Cevap: Yani bir potansiyel olarak, mevcut çarkın zaten bozul diği bir dönemde, şahsınızın enterne edilmesi, hem mevcut yapıyı

    YanıtlaSil
  34. ŞU DERİN DEVLET

    toparlanmaya vakit kazanma, hem de ciddi bir alternatifi imha etme sonuçlarını doğuruyorsa, suikast birim içi bir süre daha koruma ve meşruiyet kazanmış demektir ve görev için start verilir. Rahmetli hayati bir yanlışlık yaptı bence. Makası yanlış olan taraftan, keskin ve sivri olana tarafından tutup, tutulacak kısmıyla demiri kesmeye kalktı ve kendi eli kesildi.

    Hablemitoğlu Suikasti'nin gerçek iç yüzü budur. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e...

    Tecrübeli siyaset adamı eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cin doruk, Aksiyon Dergisi'ne Derin Devlet kavramını konuştu. Tür- kiye'nin Osmanlı Cumhuriyeti'nden demokratik cumhuriyete geçmesini önerdi. Yeni bir devlet projesi'nden bahsederken de tar- tışmalara kapı aralıyor Cindoruk. "Osmanlı sadece rejim değiştirdi; Türkiye, aslında Osmanlı Cumhuriyeti'dir. Darbeler, karargâhlarda hazırlanan anayasalar, demokratik cumhuriyete geçmemizi engel. ledi. Sıkıntıların kaynağı da budur. Artık, kurucu anayasaya, yeni bir devlet projesine ihtiyaç var. Sıra, demokratik cumhuriyette. Halkla kavga ederek birliği koruyamazsınız. Dağdaki gelsin fikrini Mec- lis'te söylesin."

    Türk siyasetinin duayenlerinden Cindoruk, cumhuriyet dönemi 'devlet adamlarından' ayrıca. Yassıada Mahkemesi'nde Demokrat Parti'lileri savundu. Yarım asırlık siyasi hayatı, bütün askeri müda- halelere tanıklık etti. Süleyman Demirel yasaklı iken DYP'nin ba- şına geçti. 'Emanetçi' sıfatı oradan miras. 'Derin devlet'le en son ya kın geçmişte muhatap oldu. DEP'liler Meclis'ten atılırken TBMM Başkanı; 28 Şubat Sürecinde ise ANASOL-D koalisyonunda yer alan DTP'nin lideriydi.

    Darbeler Engelledi

    Hüsamettin Cindoruk, artık, aktif siyasetin dışında; ama yine 36 meseleleriyle ilgili. Cindoreaktif siyasetindignare

    YanıtlaSil
  35. HASAN TAŞKIN

    yasını bilmeyen devleti idare edemez. Osmanlı'nın mirasını üst- cumhuriyet, 'demokratik cumhuriyete' dönüşemedi, 'millet' 'Sürecin' kesintiye uğramasını darbelere bağlıyor. ihtilal oldu. Biri anayasayı değiştirdi, ikisi Meclis'i kapattı. De- Je oluşturamadı simleri (anayasaları), karargahlar/garnizonlar değil, halkın tem- smeclisler yapsaydı, şimdiki sıkıntılar olmazdı." diyor.

    Cindoruk, bugüne özgü bir normalleşmeden bahsediyor; an- "hükümet istikrarı var, rejim istikrarı yok henüz." diyor. Rejim krarsızlığına 'anayasa boşluğunu sebep gösteriyor; 82 Anayasa- on demokratik meşruluğunu sorguluyor. Önerisiyse "yeni bir denlet projesine ihtiyaç olduğu; kurucu bir anayasayla, devletin ye- den organize edilmesi" yönünde.

    Cindoruk, yeni anayasanın nasıl yapılacağını anlatırken 'devle- dahil olduğu toplumsal bir uzlaşmayı' işaret ediyor: "Önce seçim pılacak. Siyasi partiler, talepleriyle yeni devlet projesini halkın inünde tartışacak. Baraj düşürülecek, partiler ittifak yapabilecek. DEHAP dâhil her görüşten insanın yer alacağı mecliseyse kurucu mde yüklenecek. Her grup, talebini açıkça ortaya koyacak. Tartış- maların ardından, kurucu anayasa yapılır."

    Kurucu anayasanın içeriğiyle ilgili radikal öneriler getiriyor Cadoruk, 'etnik gruplara biraz daha özgürlük verilebileceğini söy- yor: "Uzlaşmayı sağladınız mı, bozmak zordur. O zaman, 'demok- mik devlet' tabirini kullanırsınız. Demokratik devletler yıkılmıyor. Ülkede yaşayan herkesi tanımlarsınız. 'Türk milleti' diyeceğinize Turkiye Cumhuriyeti vatandaşları' dersiniz. Başörtüsü gibi din let ilişkisini ilgilendiren sorunlara da seslendiren olursa çözüm bulunur şüphesiz."

    Kafasında, Fransa tipi 'yarı başkanlık' sistemi var aslında, "dev- dan yeni kurum ve kurallara ihtiyacı olduğu" görüşünde. Senato ye- aden kurularak iki yapılı bir meclise geçilmesi, yine Anayasa Mah- kemesi'nin daha objektif yapıya kavuşturulması bunun içinde. Ya 357

    YanıtlaSil
  36. ŞU DERİN DEVLET

    askerin konumu? Cindoruk'a göre, "AB'ye girildiğinde zaten Ba standardı devreye girecek ve Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı'na bağlanacak."

    Atatürk'ün Meclis'i Yaptı

    Neredeyse 'devleti yeniden kurmayı çağrıştıran görüşlere mu hatabız. Hem de 'bölünme korkusunu' ensesinde hisseden bir top luma 'sicak' gelmeyecek. Cindoruk, bu noktada tarihe müracaat edi yor. Birleştirici unsurları taşıdığını belirttiği 1924 Anayasası'nın 1937'ye kadar süren isyanlara rağmen devleti ayakta tuttuğunu söy lüyor. Yine, Birinci Meclis'i hatırlatıyor, "Zabıtları okuyun, o zaman hasıl başarıldığını, endişelerin nasıl giderildiğini görün." diyor."

    Peki, kırmızı çizgileri' malum, derin devlet ikna olur mu?

    "İkna olur, AB'ye Kıbrıs'a olduktan sonra" karşılığını veriyor Cindoruk, ardından ekliyor: "Yapıyı iyi kuran, özverili ve halkan temsil edildiği bir meclisin kararlarına herkes uyar. O kararlar, der. letin bütünlüğü/bölünmezliği üzerine kurulacak zaten. Türkiye'nin risk haritası masaya yatırılacak. Her kesim, sonuca razı olacak. H leye başvuran, ayrılık hareketini başlatmış olur ki devletin yaptırım- ları devreye girer."

    Apo Hariç Dağdaki Meclis'e Gelsin

    Anlaşılan, 'savunduğu projenin değil, mevcut durumun dahi endişe verici olduğu' inancında yılların siyasetçisi. “Ülkesinin dağ larını bombalayan devlet, orada demokratik egemenlik kurmuş st yılabilir mi?" diye sorması bu yüzden. Cevap, yine ondan geliyor "Devlet silahlı çatışmayla, zorla, birliği mem; ama ne kadar koruyabilir bile zorlandığı açık. Dağdaki 3-4 bin teröristi indiremeye devlet, ancak onları milli egemenliğin mabedi olan meclise getins işi durdurabilir. Fikirlerini silahla söyleyeceklerine, gelsinler Meo lis'te söylemelerine imkân verelim. Öyle bir şiddetin ardından de mokrat kesilen Abdullah

    YanıtlaSil
  37. mokrat kesilen Abdullah Öcalan'ın siyasete girmesineyse karşıyım

    YanıtlaSil
  38. HASAN TAŞKIN

    Bu arada, 'padişahlığa dönülmesi' gibi bir düşüncesi olmadığı zaten Türkiye'de kimsenin böyle talepte bulunmadığının altını or Belli ki gelecek tepkileri göğüslemeye hazır. Cumhuriyetin, demokrasi' olan yeni bir projesinden bahsettiğini belirtirken de Usmanlı Devleti, cumhuriyet; artık sıra demokratik cumhuriyette. Gerçekleşirse, ne darbeler ne isyanlar olur; ne de polis, sokaktaki utandaşı dövmek zorunda kalır. Halkın bazı kesimleri devlete gü- myor. Devletin bölünmezliği, ülkenin bütünlüğü marşlarla, gü yişlerle sağlanamaz." diyor.

    Fransa eski Cumhurbaşkanı Mitherand'ın kendisine "Fransa'nın ade 30'u Fransız, gerisi çeşitli milletlerden. Biz Fransızlar, birliği boruyarak devleti idare ediyoruz. Yüzde 80-90'ınız Türk, siz niye ya- pamıyorsunuz bunu?" dediğini anlatıyor. Bu soru üzerinde kafa yo- almasını istiyor ve noktayı koyuyor: "Yapılacak ilk iş, omurgayı/ mavasayı birleştirici, uzlaştırmacı ve demokratik kılmaktır. AB'nin antrenörlüğüne ihtiyacımız yok."

    Türkiye neden Osmanlı Cumhuriyeti?

    Hüsamettin Cindoruk'la, bugünkü Türkiye'yi tanımlarken ileri ündüğü ve aynı adlı kitap çalışmasına konu olan 'Osmanlı Cumhu- yeti tezini de konuştuk:

    -Neden, 'Osmanlı Cumhuriyeti'?

    Yeni bir devlet kurulmadı. Türkiye Cumhuriyeti, gelenekleriyle görenekleriyle Osmanlı'nın devamı. Sadece rejim değiştirmiş; im- paratorluktan cumhuriyete geçmiş. Geçenlerde, Dışişleri Bakanı- za Cezayir'de söylemişler, Keşke tekrar Osmanlı'yı kursak' de mişler. Yani, tezimi doğrulayan bir haslet var. Türkiye, coğrafyasını da miras aldı.

    - Derin izler var...

    Kötülediğimiz gibi bir devlet değil. Çağının gerçekleri içeri- inde çok medeni. Kitabımda bir iddiada bulunuyorum: İslami ku-

    359

    YanıtlaSil
  39. ŞU DERİN DEVLET

    rallara uygun yaşam biçimine rağmen laik bir devlet. Değişik irk lardan devletleri içinde barındırıyor, özgürlükler veriyor. Kur'an yorumlarında, fetvalarda şeyhülislamların kalitesi açık. Son dönem lerini, tenkit de ediyoruz. Padişahların bazıları yetersizdi ama de. mokrasilerde bu yok mu? Halk seçtiği halde, öyle devlet adamları, cumhurbaşkanları, başbakanlar çıkıyor ki çok yetersiz.

    - Tezinizi biraz daha açar mısınız?

    Çok eleştiriyoruz, incelemiyoruz. Atatürk ve arkadaşları, Os. manlı devleti üzerine kurmuşlar cumhuriyeti. Yalnız, yayılmacı po. litikasından vazgeçmişler. Nutuk'u okursanız, hem dinsel motifli hem Osmanlı'nın sadece son yönetimlerini yeren iyi bir inceleme kitabı. Bazı "Kemalist'im" diyenlerin hatasına düşmüyor, tümden yok saymıyor. Osmanlı subayı olduğunu da vurguluyor. Yaptığı dev- rim veya reformların temeli, hep Osmanlı'ya dayanıyor.

    - Savaş olmasa, Osmanlı değişecek miydi?

    Tespitimi, çeşitli kaynaklardan derinleştiriyorum: Müttefikler, eğer İstanbul'u işgal etmeselerdi, parlamentoyu kapatmasalardı bü- yük bir ihtimalle Türkiye Cumhuriyeti ya kurulmazdı ya kurulması gecikirdi. Yunanistan'ın Anadolu'yu işgali de yeni bir devlet arayı- şını hızlandırmıştır. Rahmetli Celal Bayar'dan dinlediğim bir anım var: 1. Meclis'in bir oturumunda milletvekili hoca efendilerden biri kürsüye çıkıyor, savaşı kazanma sevinci içerisinde 'Milli mücadele bir cinneti muvakkatedir' diyor. Atatürk kalkıyor ve 'Hocam tespi- tin yanlış; ne cinnet var ne geçici cinnet. Karşılığını veriyor... Milli mücadele bir hesap işidir.

    - Başka tespitleriniz var mı?

    1. Meclis'te çok sayıda Osmanlı siyasetçisi var. İngilizler, mebus. ları Malta ya sürmese çoğunluk olurlardı. Yine, zabitleri, memurlan var. Kuvva-i Milliyeciler'in çoğu İttihat Terakkici. Redd-i İlhak Ce- miyetleri, İttihat Terakki binalarında faaliyete geçmiş. Siyaset de

    YanıtlaSil
  40. HASAN TAŞKIN

    Bamanlı siyaseti üstüne kurulmuş. Bir başka şey daha var, cumhuri kuranlar Osmanlı'nın din örgüsünü de dikkate almışlar. 1. Mec- ste Ser'i ye Bakanlığı bile var. Hilafet'i kaldırmanın nedeni de ge- ekçesini okursanız artık gücü kalmamış, dünyada kimse tanımıyor.

    - Meclis'te tutulduğu iddiasına ne diyorsunuz?

    Onu da inceledim. Metin, hilafeti kaldırıyor ama kimseye de miyor; yerine bir şey koymuyor, başka bir devlete vermiyor. Uhe inde tutuyor' diye yorumlanabilir. Fakat açık bir ifade yok. Bazı- uma göre, rahmetli Menderes'in 'Siz, isterseniz hilafeti de getirebi siniz sözünün gerekçesi de odur. O söz, çok yanlış anlaşılmıştır sa Hukuksal bir düşünce, Meclis'in kudretine vurgu yapıyor. - Teziniz, köklü devrimler için ne diyor?

    Tabii, hayatın ve zamanın getirdiği farklar var. Osmanlı yaşa- saydı, belki reform dediklerimizi yapacaktı, yani dirhemden grama geçmekte bir sakınca görebilir miydi, sanmıyorum. Şu da çok inemli: Halk, padişahlığı istemiyor Türkiye'de. Avrupa'da kralcılar var. Bizde neden yok? Çünkü cumhuriyet rejimi, Osmanlı'daki pa- şahlık sistemini aratmadı. Anadolu'nun ihmal edilmişliği vardı.

    - Laiklik tartışmaları da mı miras?

    Türkiye cumhuriyeti, her şeye rağmen bir Osmanlı cumhuriye- dir. Oradaki bütün fikri e siyasi motifleri içinde barındırmaktadır. ve Diyanet İşleri gibi, demokratik bir devletin bünyesinde olmaması Breken sistemi oturtuyorsunuz. Gerçi, halk Diyanet'in fetvaların pok (onu devletçi görmüştür), takvanın fetvalarını tercih etmiş Ancak, Diyanet'in faydası olmuştur din hizmetleri açısından.

    - Boşluk mu dolduruyor?

    'Laiklik var' diye, Atatürk, böyle bir boşluğu görmezlik etmedi. A8, bugün Diyanet'in kaldırılmasını isteyebilir ama din hizmetle- vakıf idarelerine vermek doğru olmaz. İslamiyet'te reforma da

    YanıtlaSil
  41. ŞU DERİN DEVLET

    ihtiyaç yoktur. Bugün, 'Cep telefonu kullanmak haramdır' diye bir fetvayı kim verebilir? Bunu halka dinletebilir mi? 16. yüzyılda fetva, tavla oynamak biat'dır haram olmasa bile ama satranç mubahtır' di yor. Herkes tavla oynuyor, satranç oynayan var mı? Türkiye'yi Op. manlı Cumhuriyeti yapan kurumlardan biri de diyanettir.

    Kontrgerilla belki derin organ

    Hüsamettin Cindoruk derin devlet' tartışmalarını da değerlen dirdi. "Kontrgerilla derin devlet değildir; ama belki kullandığı bir organdır. Derin devlet yasaldır. Yapacağı operasyonların şartlarını da oluşturabilir." diyerek net bir mesaj veriyor: "Onun harekete geç. mesine sebep olmayacaksın."

    - Osmanlı'da 'derin devlet' var mı?

    Tabii... Enderun var. Bugün, derin devlet dediğiniz şey, cumhu riyetin temellerini korumak isteyen, kuşkuları olan asker ve sivil bü rokrasi. Bu bir çekirdek kadro.

    - Sizin tanımınız Sayın Ecevit'ten farklı.

    Derin devlet, kontrgerilla değildir; kontrgerilla, belki derin devletin kullandığı bir organdır. Derin devlet aslında, cumhuriyeti korumak ve kollamak görevini kendinde hisseden askeri ve sivil bürokrasinin toplamıdır. Buna yardım eden, kaynak teşkil eden si- yasetçiler, bilim adamları, entelektüeller ve sayılarını bilmediğimiz sivil örgütler var. Mesela, çağdaş bilmem ne derneği filan, bakıyor sunuz onlara da dayanıyor. Size bir olay anlatayım.

    - Buyurun...

    Sayın Demirel'e, 1979'da iktidara gelir gelmez bir mektup (as kerler) verdiler. Kendisi, bize şunu söyledi: "24 Ocak kararlarımı biraz tehir etmeme sebep, bu mektubun muhatabını bulamamak olmuştur. Bana mı, hükümete mi verilmiş; amacı, hedefi nedir, irde- ledim. Mektup gelmeseydi, daha önce açıklayacaktım." 362

    YanıtlaSil
  42. HASAN TAŞKIN

    - Derin Devlet bu mu?

    Parti içinde bir mesaj verdi. Anladık ki Türkiye bir sıkıntı aş- mus, Demirel rahata ermiş. Oysa derin devlet, yeni hükümete ge- nel teorisini anlatıyor, tedbirlerini söylüyor, belki de gözdağı veri- yor. Demirel, o mektubu dikkate almadan kararları aldı. Ekonomi düzeldi, enflasyon ağustosta sıfıra düştü. Ona rağmen, 12 Eylül'de darbe geldi. Anarşi ve terörü aşma bahanesiyle derin devlet, rejime müdahale etti. Tabii derin devletin yaptırım gücü ordudur, onu kul- myordur. Ancak, bir ordu, darbe yapmadan arkasını dayadığı des- teğe, birikime ihtiyaç duyar.

    - Derin Devlet, yapacağı operasyonun şartlarını da oluşturur mu?

    Oluşturur tabii, yaşadık örneklerini.

    - Peki, yasal mı?

    Evet, şöyle yasaldır: Demirel, devletin silahlı kuvvetleri oldu- ğunu söylüyor aşağı yukarı. O gücün temelinde o var. Devletin si- lahlı kuvvetleri yasaldır. Ama meşruiyet konusunda teoriler olsa da işin bir de pratiği var. Demokratik ülkelerde meşruluğun kaynağı seçimdir. Buna riayet etmediğin vakit, zaten yapacak bir şey yok. Buna, "darbe / ihtilal" diyoruz.

    - Darbelerin meşruluğu...

    Her ihtilal, illegaldir. Bir darbenin, yapıldığında bazı fikirlerine katılabilirsiniz. 'Devletin tehlikede olduğu, bunun böyle süremeye- rumak için devlet organlarını ortadan kaldırmak, meşru metot değil- ği filan. Ancak, biçimine katılmak mümkün değildir. Devletika dir. Parlamentoyu, yetkiniz olmadığı halde bir anayasayı kaldırırsanız, ondan sonraki meclislerin itibarı olmaz. günde feshedersiniz,

    - O halde, derin devlet olmamalı mı?

    363

    YanıtlaSil
  43. ŞU DERİN DEVLET

    Zaten var; dünyanın her yerinde. Onun faaliyete geçmesine ne den olmayacaksın. Yani, derin devlete ihtiyaç rakırsanız, kendi tarifleriyle gelir iktidara. Halbuki siz derin devle tin bazı düşüncelerini değiştirebilirsiniz. Silahlı eyleme geçmeden önce fikirlerini söyler. Doğru olanları algılayıp tatbik edeceksiniz, yanlış olanları düzeltmek için müzakereye gireceksiniz. Kolay bir i değil; siyaset başıboş bırakılamaz. bırakmayacaksın. B

    Bugün devrede mi?

    Hep devrede. Çıkması, mümkün de değil. İktidara geldiğinizde dev Hebilgileriyle karşılaşırsınız. Çoğu açık değildir, tehlikeler, de kümanlar vardır, çok gizlidir. Onları okuduğunuzda, meseleyi bira daha kavrarsınız ve orada bir uzlaşma aramak lazımdır. Bazı şeylen zamana bırakırsınız, bazı noktalarda tezlerinizi kabul ettirebilirsiniz, paylaştıklarınız da vardır.

    - Kendi içinde çatışır mı?

    Çatışıyor. En çarpıcı örneği, Milli Birlik Komitesi'nin birbirini tasfiye etmesidir. Aktörleri insan olan kurumlarda çatışma doğaldır. Onlar toparlandıkları anda sonuç alırlar.

    - Siz, önce 27 Mayıs'ta tanıştınız.

    Ben derin devletle karşılaştım. Darbeler, müdahaleler. Kita- bımda, Yassıada Mahkemesi'ni ve kararlarını eleştiriyorum. Türk halkı orada ne olup bittiğini bilmiyor. Yassıada, hukuk dışıdır, ls- tiklal Mahkemesi'dir onlar. Kabil-i temyiz olmayan bütün kararları bakmak lazım. Kesin mahkeme kararlarından korkarım.

    DEP'lilerin Meclis'ten atıldığı 2 Mart 1994 operasyonu var, siz TBMM başkanıydınız.

    Orada, derin devlet operasyonu kesinlikle vardı. "Asıl bölücü ler dağda değil, Meclis'te" propagandası çok işlendi. Sıkıntısı olan lar vardı. Meclis, kendisini temizlemek için 364 arkadaşları yargını

    YanıtlaSil
  44. HASAN TAŞKIN

    onune attı. Tedavi için Amerika'da bulunuyordum, benim de boş- ğumdan faydalandılar. Çünkü böyle bir operasyonun Türkiye'ye tarar vereceğini açıkça söylüyordum. 10 sene sonra çıktı. Hukuksal yanlış, ayağımıza takılıyor.

    - En son 28 Şubat'ta (1997) tanıştınız değil mi?

    28 Şubat'ta iş darbeye gidiyordu, önledik. Ben, 'muhtıra' diyo- tum. MGK (Milli Güvenlik Kurulu) bir bildiri yayınladı hükümet gitti.

    - Tekrar, bugüne dönersek...

    Bugün, 'Milli Birlik Komitesi/Milli Güvenlik Konseyi' kurmaya balkarsanız, halk ayağa kalkar. Milli Güvenlik Kurulu'ndaki değişik- deri 5 sene evvel, özellikle 1998 muhtırasından (28 Şubat) sonra kesinlikle yapamazdınız.

    Sonuç olarak;

    Devlet içinde devletten ya da derin devletten bahsettik. Türkiye Susurluk Kazası'nın ardından Derin Devleti tanımaya çalıştık... Ancak bu kazanın oluş biçimini fazla tartışmadı. İrdelemedi bile... Ortada duran ve zihinleri bulandıran bir konuya burada değin- mekte yarar var... Susurluk kazasının oluşumu... Kazanın normal olmadığı... Bu kitapta, dış istihbarat birimlerinin faaliyetlerinden bahsettik. Hatta Jandarma Genel Komutanı'nın hatta Cumhurbaş kanı'nın öldürüldüğü iddialarına yer verdik... Kendi ülkesinin yö- neticisini öldürmek ya da öldürmeye çalışmak vatan hainliğinden başka bir şey değildir... Dolayısıyla burada da gizli örgütlerin aktif bir şekilde Türkiye'de cirit attıklarını anlamak zor olmasa gerek.za Ortaya çıkan susurluk kazası planlandı... Planlı bir şekilde kaza oluştu ve kazanın hemen ardından basın dahil hiç kimsenin bilme- diği bir ismin varlığı yarım saat içinde tüm gazetelere bildirildi... Otomobil'de Mehmet Özbay kimliğiyle çıkan kişinin Abdullah Gath olduğu bildiriliyordu gazetelere...

    365

    YanıtlaSil
  45. ŞU DERİN DEV

    Halbuki Abdullah Çatlı'yı Mehmet Özbay kimliğiyle hiç kimse tanımıyordu... Bildiren kişi ya da kişilerin kim olduğuysa hala mec hul... İşte bu tarih bir devrin bittiği tarihti... Derin devlet olgu sunun ortaya çıkışı olmakla beraber, bu tarih derin devletin varia varlığını da bitiren bir tarih oldu... İstihbarat kaynaklarının mafya babalarıyla işbirliği yapması, bu kişilerin çeşitli eylemler gerçekleş tirmesi olaylarını da irdeledik... Buradaki sonucu sizler ortaya çıka racaksınız. Ancak ben bir iki konuya değinerek size katkıda bulun mak istiyorum...

    Devletin güvenliği açısından istihbarat kaynakları yer altı dün. yasındaki kişileri acaba devlet yararına kullanmak mı istemiştir? Ya da bu kişilerle irtibatta olup, kontrol altında tutmaya mı çalışmıştır? Veya bu kişileri dengeli tutmak mı istemiştir? Şöyle de bir soru so rabiliriz... İstihbarat kaynakları bu kişilerle irtibata geçip hem kul lanmıştır, hem de bu kişilerin ne yaptığı, ya da ne yapacağını bile rek strateji geliştirmiştir? Bu soruları çoğaltabiliriz. Ancak sorulan kendi kendinize çoğaltarak sorarak doğruyu bulacağınıza inanıyo rum. Ancak bir şeyi unutmamanızı isterim. İstihbarat örgütlerinin amaçları, kendi ülkelerinin menfaatleri doğrultusunda ortaya çıl mayacak gizlilikle her şeyi yapmaktır. Eğer, bir ülkenin lideri ya da başka bir birimindeki görevlisi veya etkili iş adamı, ülkesi için teh dit görülüyorsa, o kişi için bir istihbarat operasyonu düşünülmes beklenmelidir. Bu operasyon her zaman öldürme olarak yapılmaz. Bazen siyaseten bitirme, ya da ekonomik anlamda çökertme veya başka senaryolar üretilerek etkisiz hale getirme olarak da yapılabili

    Peki, Derin Devlet Olmalı mı?

    Türkiye'nin konumuna bakarak ve gerlendirerek bunun cevabını yine siz bulacaksınız. Bu konuda ye terince ayrıntıya yer verdik kitapta... CIA, MOSSAD ve diğer gi servis çalışmalarını göz önünde bulundurarak, düşünmenizi öne kitapta de ririm... Devletin içinde kökleşmiş menfaat çetelerini derin der 366 anlattıklarımızla

    YanıtlaSil
  46. HASAN TAŞKIN

    let olarak düşünmemenizi de öneririm... Bu tür menfaat çeteleri her devlette vardır... Bunlarla mücadeleyse yine devlete düşmek- edir... Gazetelere de yansıdığı gibi, sahte istihbaratçılar, sahte as- terler, sahte polislerin varlığına da dikkat etmek gerekir... Tüm bu sahtelerin içinden de gizli servis örgütlerinin, bazı sivil toplum ku- ruluşlarıyla ortak hareket edip, olaylar esnasında ortaya çıkıp pro- rokatif eylem yaptırdıklarını da unutmamak gerekir. Yine ajanların pali sivil toplum örgütlerini örgütledikleri hatta bune ajanların destek verdiklerini de göz önünde bulundurun... Sizce her residi dbiseyle eylem yapan ya da cinayet işleyen kişi gerçekten resmi mi- dir? Resmi elbise giyerek suç işlemeye gidilir mi? Siz olsanız gider misiniz? İşte tam bu noktada Şemdinli olaylarını değerlendirebilir- siniz... Şemdinli olaylarında kimin zararlı çıktığına bakmak yerinde olur... Bu tür olayların çıkarılmasında, ülkenin karıştırılmasında hangi devletin ne menfaati olabilir şeklinde düşünmenizi öneririm. Bir devletin askerinin yıpratılması, kurumların, siyasetçilerin hatta Meclis'in yıpratılması o ülkede yaşayan hiç kimsenin işine yaramaz. İşine yarayacak olanların ülkeleriyse başka ülkelerdir.

    Burada zararlı çıkan en önemli kurum Jandarma oldu... Yani Türk Silahlı Kuvvetleri... Halbuki TSK yıllarca bölgede bölücü te- för örgütü PKK ile mücadelede başarılı operasyonlara imza atmış- tr... Ancak son Şemdinli Olayı ile halk kışkırtılmış ve devlete karşı bir kampanya başlatılması sağlanmıştır... Hemen akabinde de bö licü terör örgütü lideri ve sözde bayrakları elden ele dolaşmıştır.ne Halbuki bölgede gelişecek bir olumsuzlukta en kaldıranların ezilmesini ya da yok olmasını sağlamaktır... Bir taşla bolge halkı çekecektir... Devlete baş kaldırtanların amacı zaten ba ki kuş misali... Bu oyunu tezgâhlayanların esas hedefi budur... ve amaçla- büyük zararı yine Böylece o bölge insanını Türk Devleti'nden soğutacak bu emel boşa çıktı... Eğer derin devlet olsaydı Güneydoğulu birçok man bölgenin bölünmesi aşamasında mesafe kat edeceklerdi... Ama belediye başkanı bölücü örgüt lehine yayın yapan Roj TV'nin kapa-

    YanıtlaSil
  47. ŞU DERİN DEVLET

    tılmaması yönünde AB üyelerine mektup yazma cesaretleri göste remezlerdi...

    Bu mektubu yazdıranlar yok mu? Bu organize kendiliğinden mi oluştu acaba? Eğer derin devlet olsaydı, Türkiye'de at koşturduğu söylenen ajanlar kol gezemezdi... Eğer derin devlet olsaydı, dev letin içinde ya da dışında kemikleşen menfaat çeteleri olmazdı... Diye de düşünebilirsiniz...

    Siyasetçilerin hesap verdikleri yer sandık... Halk gereken dersi her zaman olduğu gibi siyasetçilere vermesini iyi biliyor... Ancak torpille gelen bazı bürokratların hesabını kimse soramıyor... Yap. tıkları yanlışları veya kendi çıkarlarıyla hareket ederek ülke çıkar. larına verdikleri zararlar da yanlarına kar kalıyor... En kötü ihti maliyse yeni gelen hükümetin aktif görevden pasif göreve alması oluyor... Bu durumda da maaşını devletten tam takır almaya de vam ediyor... İşte devletin içinde kemikleşen bu grup, politikacı ları da takmayabiliyor... Torpilinin gücü yönünde hareket ediyor... Tam bu noktada da ezilen ve zarar gören yine halk oluyor... Ve tabii ki fatura yine devlete çıkıyor...

    Devletin varlığını oluşturan unsurlar, o ülkenin yetiştirdiği ki. şilerden başka bir şey değildir... Devlet uzaydan gelen insanların oluşturduğu bir yer hiç değildir... Dolayısıyla insan olgusunun bu lunduğu yerde, yanlışların da olması kaçınılmazdır... Bu nedenle denetim mekanizmasının çok daha iyi işlemesi göreve getirilecek olanların, işin ehli olmasına çok dikkat edilmesi gerekir... Derin devlet olsaydı bu mekanizmayı işletirdi diyebilirsiniz...

    "Devletin nizam ve intizamını, asayiş mek maksadıyla öldürmem istenen insanları öldürdüm." diyen ve güvenliğini kimseler çıktı bizim ülkemizde. Den insanları öldürdedi, ben de vurdum." diyenler oldu. İnsan öldürdükten sonra 'Ben devlet için vurdum' deme lüksü kimsede yoktur... Devlet kanunu ve huku

    YanıtlaSil
  48. HASAN TAŞKIN

    la devlettir. Demokrasisi yerleşmiş, kanunları tıkır tıkır işleyen adetlerde bunlar yaşanmaz.

    Eline silah alan ya da silahı alıp öldürmek için sokağa çıkan in- durdurmak da devletin görevidir... Çünkü devlet milletinin ave mal güvenliğinden sorumludur. Bu ursa olsun korumalıdır. İşte sorumluluğu ne pahasına bu durumda 30-40 yılda yetiştirdiği Jeterli insanlara karşı suikastlerin önüne geçilir... Derin devlet ol- hiç kimseye jut yapılamazdı diyebilirsiniz... Ülkemizde bir sürü faili meçhul yetler var. Bu cinayetlerin arkasında kimler olduğu hâlâ bilin- syorsa, dış istihbarat örgütlerinden şüphe ederim. Her cinayetten ara bir kısım kiralık katiller gösteriliyor. Ama hala faili meçhuller rtada duruyor... O meçhuliyet tozu, toprağı bir türlü silinemiyor Riş bütün açıklığıyla ortaya konamıyor. Bu nedenle devleti yıprat- nuk için bu cinayetleri derin devlet işledi şeklinde de düşünebilir- miz... su-

    Peki, sizce derin devlet var mı?

    Bence mi?

    Bence devlet, hep var olmalı...

    Kendi içindeki yanlışları da ortaya çıkaracak şekilde... Mille- ine olabilecek saldırılara karşı bilgili hazır bir ve şekilde... Yanlış panı dışlayacak şekilde... Kendi adını kullanarak menfaat termin adayacak şekilde teri sisteminde öğütecek şekilde...

    YanıtlaSil
  49. 194

    HAKANTÜRK

    SÖZLÜK

    Aktif ölçüler Başka ülkelerin politikalarını etkilemek için

    yapılan operasyonlar

    ANC African National Congress (Afrika Ulusal Kongresi)

    ANO Abu Nidal Organization (Abu Nidal Örgütü)

    AFR Automatic fingerprint recognition (Otomatik parmak izi tanımlama)

    AL Artifical intelligence (Sahte istihbarat)

    AL ABD'de çok gizli olarak faaliyet gösteren özel birim

    Aman İsrail askeri istihbaratı

    ASU Active service terrorist unit (Aktif hizmet terör birimi)

    AWAC Havadan erken uyarı ve kontrol uçağı

    Babbler (Geveze) Karşı-dinleme aleti

    Back stopping (Destek dolgu) Sahte kimlik belgeleri

    Base (Üs) Yabancı ülkedeki sürekli istasyon Bat leveyha Yardımcı kadın ajan

    Better world Düşman ajanı öldürmek anlamına kullanılan deyim. Bunun gibi, "birini tatile yollamak" deyimi de ajanı sakatlamak anlamına kullanılır. Sakatlığın ölçüsü, 'tatil'in uzun ya da kısa olmasıyla anlatılır.

    Bioleverage Şantaj anlamına kullanılan sözcük.

    (Biyokaldıraç/Hayat kaldıracı) Birini itaate zorlamak

    için, hakkındaki küçük düşürücü bilgilerin kullanılması

    Blind deting (Kör randevu) İlişki kuran kişinin, kendisini denetleyen kişiyle buluşmak için seçtiği yer Blow-back (Geri tepme) Yabancı haber kuruluşlarını beslemek için uydurulmuş yalan haberler Bodel Kurye

    BND Bundes Nachrichten Dienst (Alman Federal İstihbarat Servisi) İç ve dış istihbarattan sorumludur. Bug (Böcek)Dinleme ve kayıt için kullanılan elektronik aygıt

    Bum (Yanık)Çok daha değerli bir casusu korumak için bilerek feda edilen ajan

    BW Biological Weapons (Biyolojik silahlar)

    Case death (Ölü vaka) Belli bir neden olmaksızın başarısız

    olan operasyon Case officer (Vaka subayı) Belli bir vakada sahadaki ajanların yöneticisi, baş ajan

    CAT Computer-aided tomographty (Bilgisayar destekli tomografi)

    CIA Merkezi İstihbarat Örgütü

    CIS Commonwealth of Independent States (Bağımsız Devletler Birliği)

    YanıtlaSil
  50. Milli İstihbarat Teşkilatı.

    195

    t

    CIO Central Imagery Office (Merkezi İmgeleme/Kimlik Yaratma Bürosu)

    Cold approach Bir yabancı ülke vatandaşını doğrudan

    (Soğuk yaklaşım)

    Comint Haberleşme intelligenece'in kısatılması istihbaratı (communication

    False flagging Başka bir ülke ya da çıkar için çalışt (Sahte bayraklama) ğını sanan bir insanı kandırarak çalıştırmak

    Go-away (Çek git) Daha önce düzenlenmiş bir randevu sırasında, temas kurulmasını önlemek için verilen önceden kararlaştırılmış işaret

    Grinder (Öğütücü)Sorgulama odası. Şüpheliye yanlış bilgi vermek için de kullanılır

    Honey tramp (Bal tuzağı) Humint İstihbarat amacıyla cinsel tuzağa düşürmek Bizzat sahadaki ajanlar tarafından toplanan istihbarat

    IDA Intelligence database (İstihbarat veri taban,)

    IED O anda, eğreti olarak yapılan patlayıcı aygıt IFF Identification, friend or foe (Kimlik saptama, dost ya da

    düşman) II Image Identification (İmge/benzetme yoluyla kimlik tanımlama; örneğin robot resimle kimlik saptanması

    Institule (Kurum) Mossad'ın resmi adı: İstihbarat ve Özel

    Operasyonlar Kurumu. Eskiden Koordinasyon Kurumu diye adlandırılırdı.

    IR Kızılötesi ışın, enfraruj

    ISA Intelligence support activity (İstihbarat destek faaliyeti) JIL Joint Intelligence Center (Ortak İstihbarat Merkezi)

    Jumper (Atlayan) Daha ötesi kısa süreli bir görevde çalışan ajan; geçici görevli ajan

    Katsa Vaka subayı, sahada çalışan ajan

    Cover (Maske) İstihbarat subayının (ajanın) ülke dışında büründüğü kimlik

    Cultivation (Ekme) Bilgi kaynağı ile dostça ilişki kurma

    CW Chemical weapons (Kimyasal silahlar)

    Daylight (Günışığı) En yüksek alarm biçimi

    Dardasim Çin'de görev yapan/faaliye gösteren ajanlar DEA Zorla uyuşturucu/ilaç verme; uyuşturucuya alıştırma

    DI Directorate of Intelligence (İstihbaratı yöneten kişi, en st düzey yönetici) DCI Director of Central Intelligency Agency (Merkezi

    stihbarat Örgütünün Başkanı) DIA Defence Intelligency Agency (Karşı İstihbarat Teşkilatı;

    avunma İstihbaratı Örgütü)

    YanıtlaSil
  51. HAKANTÜRK

    Diamond (Elmas) İletişim/haberleşme birimi

    DO Directorate of Operations (Operasyonları yöneten kişi/kurul)

    Dry cleaning (Kuru temizleme) Denetimden kaçınmak için kullanılan çeşitli yöntemler

    ECM Electronic countermeasure füzelere/roketlere karşı kullanılan eletron ik cihaz EDP Electronic data processing (Elektronik veri işleme) (Güdümlü

    Elint Radardan, uydudan gelen elektronik istihbaratın kesilmesi/önlemesi; Türkçe'de 'Kestirme' denir.

    Exfiltrate (Dışan süzmek) Bir ajan düşman ülkeden

    çıkarmak

    Falach Lübnan'da çalışan ajan

    FACES Facial Analysis Comparison and Elimination System

    (Yüz Analizi Kıyaslama ve Eleme Sistemi)

    OAU Organization of African Unity (Birleşik Afrika Örgütü) Oter Başka Araplarla birlikte çalışmak üzere seçilen Arap

    PFLP Popular Front for the Liberation of Palestine (Filistin'in Kurtuluşu İçin Halk Cephesi)

    PLF Palestine Liberation Front (Filistin Kurtuluş Cephesi) PLO Palestine Liberation Organization (Filistin Kurtuluş

    Örgütü-FKÖ) Photint Fotoğraflı/fotoğrafla istihbarat

    PROD Optik diskten fotoğraf elde etme tekniği

    Radint Radarla istihbarat

    Reg-sig rtibat/muhabere sistemi. Sahada çalışan ajanla kamuya açık bir yerde temas kuracak katsa için belirlenmiş tanıtma işareti

    RAF Red Army Faction-Germany (Kızıl Ordu Fraksiyonu- Almanya) Safanim FKÖ'nü hedef alan birim Safe house (Güvenli ev) Gizli toplantılar için ya da

    operasyonda üs olarak kullanılan ev ya da apartman dairesi

    Shicklut Gözetleme Bölümü

    Sleeper (Uykucu) Yalnız en zor/korkunç durumlarda göreve çağırılan katsa

    Slick (Kurnaz) Belgelerin saklandığı yer

    Target (Hedef) İstihbarat görevi

    Teud Sahte belge/doküman

    Telint Telemetreyle (uzaktan ölçümle) istihbarat

    Kidon Adam öldürmekte/suikastte uzmanlaşmış görevli/kişi

    LAKAM Bilimsel veri toplayan istihbarat dairesi

    Legend (Efsane) Katsa için hazırlanmış maske özgeçmiş LAP Psikolojik Savaş Bölümü

    YanıtlaSil
  52. Milli İstihbarat Teşkilatı

    197

    Light cover (Hafif maske) Diplomatik kimlikle çalışan

    utsa

    Loot (Ganimet) Operasyonlarla toplanan istihbarat

    Mabuah Yahudi olmayan muhbir

    Measles (Kızamık) Doğal ölümmüş gibi görünce

    sikast

    Meluekha Personel araştırması bölümü

    Miketel (Kulak) Telefon konuşmalarını kesmek ya da kaydetmekte kullanılan dinleme cihazı

    Mishlashim Sahibine teslim edilemeyen mektuplar için kutu; bir ajanın bilgi almak ya da bırakmak için kullandığı güvenli

    er

    Music box (Müzik kutusu) Telsiz vericisi; telsiz

    stasyonu

    Naka Yazı sistemli, örneğin steno.

    Nativ Eski Sovyetler Birliği için çalışan ajan

    Neviot Teftiş uzmanı

    NHITC National Human Intelligence Tasking Center (Ulusal

    nsani İstihbarat Görevlendirme Merkezi)

    NIC National Intelligence Center (Ulusal İstihbarat Merkezi) NSA National Security Agency (Ulusal Güvenlik Dairesi)

    NSTL National Security Threat List (Ulusal güvenlik tehdit stesi)

    Vacuamer Bir hedefin her yönüyle ilgili ayrıntıları sağlayan

    Jan

    Walk-in (Kendi gelen) Hizmete gönüllü olan kişi

    Wash (Yıkama) Hırsızlık ya da satın alma yoluyla elde dilen geçerli bir pasaportun yeniden kullanılması

    Yahalomin Özel haberleşme birimi

    YanıtlaSil
  53. KAYNAKLAR

    HAKANTÜRK, İSTİHBARAT (Bilgi Bir Güçtür)

    HAKANTÜRK, MİT-CIA-KGB-MI6-MOSSAD

    Agee, Philip Inside the Company: CIA Diary. Harmondsworth, England: Penguin Books, 1975.

    Cline, Ray S., and Yonah Alexander. Terrorism: The Soviet Connection. New York: Crane Russak, 1984.

    McGehee, Ralph W.Deadly Deceits: My 25 Years in the CIA. New York: Sheridan Square Publications, 1983

    Moses, Hans, The Clandestine Service of the Central Intelligenc Agency, Melean 1983

    Stockwell, John, In Searb of Enemies: A CIA Story, New

    York 1978

    Tully, Andrew, CIA: The Inside Story, New York 1961

    Allon, Jigal, Sbield of David, London 1970

    Bainerman, Joel, Inside the Covert Operations of CIA and Israel's Mossad, New York 1991

    Bamford, James, The Puzzle Palace: A Report on America's Most Scret Agency, Boston 1982

    Bar-Zohar, Michel, Ben Gurion. A Biography 1977, Spies in the Promised Land, London 1971 , London Secrets, Spies and Sebolars: Blueprint of the Essential

    CIA, Washington 1976 Cline, Ray S. U. Yonah, Alexander, Terrorism: The Connection, New York 1984

    Soviet Constantinides, George C., Intelligence and Espionage:

    A Analyical Bibliography, Boulder 1983

    DERGİLER:

    PANORAMA

    TEMPO

    AKTÜEL

    AKSİYON

    PLATİN

    AYDINLIK

    POPÜLER TARİH

    FOREIGN POLICY

    GAZETELER:

    HÜRRİYET-SABAH

    MİLLİYET-TÜRKİYE

    AKŞAM - RADİKAL

    STAR-CUMHURİYET

    ZAMAN - YENİŞAFAK

    GÖZCÜ - DAMGA

    TAKVİMPOSTA

    BULVAR(Oktay Balamir)

    YanıtlaSil
  54. MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI

    HAKANTÜRK

    5. BASKI

    YanıtlaSil
  55. ​İsmail Haniye'nin şehadeti ya da yalnızlaştırılmışlık
    Amerika Birleşik Devletleri Başkanı İsrail, boşuna lanetlenmemiş. Türkler ise boşuna müjdeli millet olmamış. Biri lanetin gereğini yapıyor, diğeri de müjdeli millet olmanın gereğini ve bir gün, müjdeli olan millet, lanetli milleti cehennemin dibine gönderecektir...

    Lanetli İsrail, lanet bir kinle, yeryüzünün huzurunu bozuyor… Öyle bir yönetim ki; Filistinli tutsaklara tecavüz edilmesini bile alçakça emredebiliyor. Katliamcı İsrail, Çocuk öldürüyor, sızdığı ülke Filistin’i çalarak, çırparak, tamamen kendine vatan etmeye ve oradan Anadolu’ya ulaşmaya çalışıyor... Ama aslında kendi milleti de rahat değil; daima diken üstündeler… Her an kapılarının çalınacağına, ecel cellâdının geleceğine ödleri kopuyor. Ya Filistinli kardeşlerimiz? Her anları şehadet arzusu ile düğün – bayram…

    Âlemi İslam’ın okçular tepesi olan Filistin, büyük bir cesaretle okçular tepesini korumaya devam ediyor… Aç, susuz ama iman nurundan aldıkları gıda ile direnmeye, çoluk – çocuk katil İsrail’e karşı durmaya aşk ile çalışıyorlar... Hiç bir kaybımız yok: Elli bine yakın şehit gönderdik, üstüne İsmail Haniye’nin oğullarını, torunlarını ve kardeşini. Bütün şehitler gibi onlarda saadet saraylarına kavuştu; “ekmek elden, su gölden”i gölgede bırakacak, akla hayale gelmeyen lütuflara kavuştular ve şimdi İsmail Haniye’i gönderdik… O büyük şehit daha toprağa verilmeden, başta Efendimiz (sav) ve şehitlerin piri; Hz. Hamza (ra) ve de cennetin efendileri O’nu kucaklamıştır. Yani İsmail Haniye “yırttı” ama bizim sonumuz ne olacak?

    İsmail Haniye Allah için şehit oldu. Hani Arap liderleri ise ne için nefes alıyor, ne için ölecekler? Bilemiyoruz… İsmail Haniye imanlı ve pırıl pırıl yüzüyle cenneti süsleyecek, hani Arap liderler nerenin hangi ordinaryüs alevlerinin aksesuarları olacaklar bilemiyoruz… İsmail Haniye birkaç yıl daha fazla yaşamak için kahpelik yapmadı, kancıklık yapmadı, Siyonist yalamadı, hani Arap liderleri ebedî yaşayacaklarmış gibi dünyayı yalıyor, İsrail’in zulüm vitesini arttırması için sessiz kalıyor, hangi şekilde öleceklerini bilemiyoruz… İsmail Haniye evladını şehit verdi, torununu şehit verdi, hani Arap liderleri İslam birliği için, tevhit inancı için ve Siyonist kahpe İsrail’in yıkılması için tek bir kum tanesi bile veremedi, değerleri nedir bilemiyoruz… İsmail Haniye Allah’ın rızasını kazanmak ve ahiret saraylarına kavuşmak için kahpeliğe, küfre başkaldırısını sürdürdü, hani Arap liderleri ise vatandaşına zulmü İsrail’e ise tam desteği sürdürdü, bu vebalin sonu ne olur bilemiyoruz…

    YanıtlaSil
  56. İsmail Haniye Tahran’da bir kahpelik sonucu şehit edilmiştir. Uyuyan Âlemi İslam’ın, İşgale direnen Filistin’in başı sağ olsun! Dileğimiz: Âlemi İslam’ın başına çok büyük felaketler gelmeden uyku son bulsun… Tövbe olsun, kardeşlik olsun, makamlar mevkiler lanet olsun, petrol sadece Müslümanlara merhem olsun… Yeter! Madem küfür tek milletti, kardeş olmalı, vahdet sağlanmalı, adalet temelli, tevhit temelli, şehadet temelli İslam nizamı kurulmalı? Şimdi yaşadığımız bu durum, yalnızlığımızdan. İki milyarız ama kibrimizden tek takılıyoruz... Yalnızlaştırılmışız; inancımızdan, kültürümüzden, eğitimimizden aile olmamızdan, bizi biz eden tüm değerlerimizden. Bir de; Meclisimizin şahsi manevisinde dürülü kalan hilafetimizden yalnızlaştırılmışız. Müslümanların hukukunu soran manevi bir baş yok, onu meclisten gün yüzüne çıkarmalıyız...

    Âlemi İslam’ın başı sağ olsun, İsmail Haniye’nin makamı cennet olsun.

    YanıtlaSil
  57. Hangi kesim ya da kişilerin ekseninde oluşabilir bu ya- pi?

    Herkesin ekseninde! Ordu, MİT, Emniyet, üniversiteler, dü- şünce kuruluşları, aydınlar, ilgili bürokrat ve teknotratlar hatta sıradan ama vasıflı vatandaşlar. Son derece iyi seçilmiş, rastge- le kimsenin alınmadığı, bilgi, öngörü ve akıl sahibi, sadece ül- kesi için çalışmayı şiar edinmiş herkesten oluşabilir. Bir tür "koordinatör" gibi, bir tür "derin beyin" gibi çalışmalıdır. Varo- lan bütün kurumsal kimliklerin üzerinde olmalıdır. Yoksa hep "16 Türk devleti kurmuş olmakla" övünülür ama korkarım bu gidişle eldekini de kaybedebiliriz...

    YanıtlaSil
  58. DERİN DEVLET

    Devletin Gizli İradeleri

    ATİLLA AKAR

    Röportaj: Murat Kaplan

    BEYAZ

    YanıtlaSil
  59. - Zelzele :

    Ara sıra arzın bâzı kısımlarında zelzele vuku bulmakta- dar. Ötedenberi zuhur edegelen bu hadise neticesinde bir çok yerler harabolmuş, bir nice inkılâbatı arzîye vücuda gelmiş ve bu yüzde bir takım kavimler mahvolmuştur. Nitekim Sa- lih Aleyhisselâma ittibâ etmeyen Semûd kavmi ile Şuayp Aleyhisselâmın nasihatlerini kabul eylemeyen ehli Medyenin birer azîm zelzeleye tutularak bulundukları yerlerde hâki helâke serildiklerini, orlardan hiç ikamet etmemiş gibi bir

    hale geldiklerini:

    ) فاجذ ته. الرجفة فاصبحو از دار هم جانمين )

    âyeti celîlesi natıktır.

    Zelzelenin esbabı zuhuruna gelince, biz bu babda erba- bı fennin beyan ettiği sebevleri inkâra lüzum görmeyiz.

    YanıtlaSil
  60. -365

    Zelzele; arzın ka'rine nüfuz eden yağmur sularının mer- kezi hararetin tesiriyle galeyana gelip tebahhur etmesinden, veya yerin derinliklerinde bulunan bazı kibriti maddelerin iştial eylemesinden neş'et edebileceği gibi kışrı arzın deru- nundaki bâzı tabakatın yerinden oynayıp parçalanmasından, veya tahtelarz mevcut olan bazı tabii mağaraların ve boşluk- ların yıkılmasından da neş'et edebilir. Bunda inkâr edilecek bir cihet yoktur. Bu gibi hadisatı kevniyenin bir takım se- beblere merbut olduğu şüphesizdir. Ancak nazarı İslâmda bu sebeplerden hiçbiri bizzat müessir değildir. Ve bu hâði- satın zuhuru için böyle bir takım zahiri sebepler mevcud ol- duğu gibi bir kısım månevî sebepler de vardır. Esbab silsı lesinin yalnız bâzı zevâhile inhisarını idda etmek kadar ga- filâne bir hareket olamaz.

    YanıtlaSil
  61. Muvazzah İlmi Kelâm

    Müellifi

    Emekli Diyanet İşleri Reisi

    ÖMER NASÜHİ BİLMEN

    BİLMEN YAYINEVİ

    PK, 30 Fatih-Istanbul - Telefon : 21 78 82

    YanıtlaSil
  62. Siyonistlerin ülkeleri için kullandıkları İsrail adı, İbranilerin atalarından biri sayılan Hz. Yakub’a verilen bir isim veya lakaptır. Yahudi kutsal kitabı Tevrat’ın (Tora) Tekvin kısmında anlatıldığına göre bu isim ona Tanrı Yehova tarafından verilmiştir. İbranicede, Tanrı’yla güreşen veya Tanrı’yla mücadele eden anlamına gelmektedir.

    İsrail insanlığa ait olan ne varsa,

    Tüm değerlerin ayaklar altına alındığı,

    Gazze'deki vahşi soykırım ve katliamlardan sonra,

    Tecavüzcü, ırz düşmanı, hırsız, gasp ve yakıp yıkma konusunda çete, kadına el uzatan sapıklar ülkesi olarak anılacaktır.

    Bütün bu aşağılık sıfatları kazanmak için 7 Ekim’den bu yana olağanüstü çaba gösterenler olsa olsa

    Veledi zinadır…

    Soysuzdur…

    Rezildir…

    Nesebi Gayri Sahih’tir…

    Bu onursuzluğu, şeref yoksunluğu, namus yoksunluğu sıfatını fazlasıyla hak eden en adi, en aşağılık, en vahşi, en hayâsız ve en utanmaz ne suç varsa hepsini Gazze'de yapmaktan haz alıyorlar.

    YanıtlaSil

  63. ANASAYFA
    HABERLER
    SON DAKİKA
    YAZARLAR
    İNTERNETHABER TV
    FOTO GALERİ
    VİDEO GALERİ
    GÜNCEL
    POLİTİKA
    SPOR
    SEÇİM
    ÇALIŞMA HAYATI
    MAGAZİN
    EKONOMİ
    DÜNYA
    SAĞLIK
    MEDYA
    BİLİM - TEKNOLOJİ
    RAMAZAN
    İNTERNETHABER TV
    Çerez Politikası
    İletişim
    Kurumsal
    Reklam
    Kullanım Şartları
    Gizlilik İlkeleri

    HABERLER
    YAZARLAR
    Tülin Türkoğlu
    Nesebi gayri sahih
    Tülin Türkoğlu
    Tülin Türkoğlu
    tulindindar@hotmail.com
    12 Ağustos 2024 06:56 | Güncelleme 12.08.2024 07:03
    0
    Siyonistlerin ülkeleri için kullandıkları İsrail adı, İbranilerin atalarından biri sayılan Hz. Yakub’a verilen bir isim veya lakaptır. Yahudi kutsal kitabı Tevrat’ın (Tora) Tekvin kısmında anlatıldığına göre bu isim ona Tanrı Yehova tarafından verilmiştir. İbranicede, Tanrı’yla güreşen veya Tanrı’yla mücadele eden anlamına gelmektedir.

    İsrail insanlığa ait olan ne varsa,

    Tüm değerlerin ayaklar altına alındığı,

    Gazze'deki vahşi soykırım ve katliamlardan sonra,

    Tecavüzcü, ırz düşmanı, hırsız, gasp ve yakıp yıkma konusunda çete, kadına el uzatan sapıklar ülkesi olarak anılacaktır.

    Bütün bu aşağılık sıfatları kazanmak için 7 Ekim’den bu yana olağanüstü çaba gösterenler olsa olsa

    Veledi zinadır…

    Soysuzdur…

    Rezildir…

    Nesebi Gayri Sahih’tir…

    Bu onursuzluğu, şeref yoksunluğu, namus yoksunluğu sıfatını fazlasıyla hak eden en adi, en aşağılık, en vahşi, en hayâsız ve en utanmaz ne suç varsa hepsini Gazze'de yapmaktan haz alıyorlar.


    Onların bu onursuzluğunu, hayvandan da aşağı olan bu cünüpler topluluğunu dünya sessizce seyrediyor. Dünya insanlığı lâl oldu. Soykırımcı İsrail’in veledi zina çocukları; Gazze'de bebekleri dahi kurşuna diziyor. Filistinli erkek, kadın, çocuk, yaşlı veya yetişkin olduğuna bakmaksızın her türlü cinsel şiddet ve işkenceyi güvenlik stratejisi ve savaş silahı olarak görmesi, uygulaması hatta yaptıklarına destek bulması kabul edilemez.

    Bu terör devleti kutsanmaya hatta tanrıcık ilan edilmeye çalışılıyor. Bu veledi zinalar kendilerini Ortadoğu'nun en demokratik ülkesi olarak görüyorlar. İsrail'in dünyadaki en ahlaklı orduya sahip olduğunu iddia ediyorlar. Bu kadar pervasız olmalarının ardında dünya insanlığının lâl olmasından kaynaklı sessizlikten besleniyorlar.

    9 milyonluk İsrail, 8 milyar 73 milyon 859 bin 407 kişinin dünyanın insani ve ahlaki değerlerini ayaklar altına alıyor. Çiğniyor, parçalıyor ama çıt yok. Yeryüzünde olabilecek tüm insanlık suçlarını işleyen Siyonistlere kimse bir şey yapamıyor.

    Oysaki işlediği suçlar sabit ve ortada …

    Sistematik işkence,

    Keyfi infaz,

    Toplu katliam,

    Organ kaçakçılığı,

    Aç ve susuz bırakma,

    Hamile kadınları diri diri gömmek,

    Prematüre bebekleri çürümeye bırakma,

    Çocukları aç bırakarak ölüme terk etme,

    Akla gelebilecek her türlü cinsel şiddet,

    Bu cinsel şiddetin savaş taktiği olduğu iddiası ve devlet politikası olarak görülmesi.

    Gazze’nin haklı davasında masum ve mazlum insanlar vahşice katlediliyor. Tutukluları cinsel işkence yaparak öldürüyorlar. Kocasının yanında karısına, karısının yanında kocasına tecavüz ediyorlar. İnsanları idam ediyorlar. Keskin nişancılar rastgele insanları hedef alıyor. Yaralıların tedavisine izin vermiyorlar, diri diri toprağa gömüyorlar.

    Bu siyonist çocuklarına sormak gerek? Gazze'de dünyanın gözü önünde Filistinli mahkûmlara topluca tecavüz ediyorlar. İsrail hapishaneleri Filistinli kadın, çocuk ve erkeklerin cinsel şiddet ile aşağılanarak katledildiği yerler haline geldi.
    Her aileden bir bireyi kafalarına göre seçerek tutuklayan cinsel tacizlerde bulunanlar bir gün o ok size dönecektir…

    Emin olun

    YanıtlaSil
  64. projesidir. Bu nesebi gayri sahihler daha ne yapmalı ki dünya ses çıkarsın! Dünya seyrettikçe; erkek, kadın, yaşlı ve çocuk demeden bedel ödemeye devam edecekler.

    Bu vahşeti The Piyanist’i seyreder gibi izleyenler,

    İslam ülkeleri ve insanımsılar,

    İnsanlık kıyımına karşı kıyama kalkmayanlar hepinize yuh olsun!

    Vakit şimdi değilse ne zaman?

    YanıtlaSil

  65. ANASAYFA
    HABERLER
    SON DAKİKA
    YAZARLAR
    İNTERNETHABER TV
    FOTO GALERİ
    VİDEO GALERİ
    GÜNCEL
    POLİTİKA
    SPOR
    SEÇİM
    ÇALIŞMA HAYATI
    MAGAZİN
    EKONOMİ
    DÜNYA
    SAĞLIK
    MEDYA
    BİLİM - TEKNOLOJİ
    RAMAZAN
    İNTERNETHABER TV
    Çerez Politikası
    İletişim
    Kurumsal
    Reklam
    Kullanım Şartları
    Gizlilik İlkeleri

    HABERLER
    YAZARLAR
    Tülin Türkoğlu
    Nesebi gayri sahih
    Tülin Türkoğlu
    Tülin Türkoğlu
    tulindindar@hotmail.com
    12 Ağustos 2024 06:56 | Güncelleme 12.08.2024 07:03
    0
    Siyonistlerin ülkeleri için kullandıkları İsrail adı, İbranilerin atalarından biri sayılan Hz. Yakub’a verilen bir isim veya lakaptır. Yahudi kutsal kitabı Tevrat’ın (Tora) Tekvin kısmında anlatıldığına göre bu isim ona Tanrı Yehova tarafından verilmiştir. İbranicede, Tanrı’yla güreşen veya Tanrı’yla mücadele eden anlamına gelmektedir.

    İsrail insanlığa ait olan ne varsa,

    Tüm değerlerin ayaklar altına alındığı,

    Gazze'deki vahşi soykırım ve katliamlardan sonra,

    Tecavüzcü, ırz düşmanı, hırsız, gasp ve yakıp yıkma konusunda çete, kadına el uzatan sapıklar ülkesi olarak anılacaktır.

    Bütün bu aşağılık sıfatları kazanmak için 7 Ekim’den bu yana olağanüstü çaba gösterenler olsa olsa

    Veledi zinadır…

    Soysuzdur…

    Rezildir…

    Nesebi Gayri Sahih’tir…

    Bu onursuzluğu, şeref yoksunluğu, namus yoksunluğu sıfatını fazlasıyla hak eden en adi, en aşağılık, en vahşi, en hayâsız ve en utanmaz ne suç varsa hepsini Gazze'de yapmaktan haz alıyorlar.


    Onların bu onursuzluğunu, hayvandan da aşağı olan bu cünüpler topluluğunu dünya sessizce seyrediyor. Dünya insanlığı lâl oldu. Soykırımcı İsrail’in veledi zina çocukları; Gazze'de bebekleri dahi kurşuna diziyor. Filistinli erkek, kadın, çocuk, yaşlı veya yetişkin olduğuna bakmaksızın her türlü cinsel şiddet ve işkenceyi güvenlik stratejisi ve savaş silahı olarak görmesi, uygulaması hatta yaptıklarına destek bulması kabul edilemez.

    Bu terör devleti kutsanmaya hatta tanrıcık ilan edilmeye çalışılıyor. Bu veledi zinalar kendilerini Ortadoğu'nun en demokratik ülkesi olarak görüyorlar. İsrail'in dünyadaki en ahlaklı orduya sahip olduğunu iddia ediyorlar. Bu kadar pervasız olmalarının ardında dünya insanlığının lâl olmasından kaynaklı sessizlikten besleniyorlar.

    9 milyonluk İsrail, 8 milyar 73 milyon 859 bin 407 kişinin dünyanın insani ve ahlaki değerlerini ayaklar altına alıyor. Çiğniyor, parçalıyor ama çıt yok. Yeryüzünde olabilecek tüm insanlık suçlarını işleyen Siyonistlere kimse bir şey yapamıyor.

    Oysaki işlediği suçlar sabit ve ortada …

    Sistematik işkence,

    Keyfi infaz,

    Toplu katliam,

    Organ kaçakçılığı,

    Aç ve susuz bırakma,

    Hamile kadınları diri diri gömmek,

    Prematüre bebekleri çürümeye bırakma,

    Çocukları aç bırakarak ölüme terk etme,

    Akla gelebilecek her türlü cinsel şiddet,

    Bu cinsel şiddetin savaş taktiği olduğu iddiası ve devlet politikası olarak görülmesi.

    Gazze’nin haklı davasında masum ve mazlum insanlar vahşice katlediliyor. Tutukluları cinsel işkence yaparak öldürüyorlar. Kocasının yanında karısına, karısının yanında kocasına tecavüz ediyorlar. İnsanları idam ediyorlar. Keskin nişancılar rastgele insanları hedef alıyor. Yaralıların tedavisine izin vermiyorlar, diri diri toprağa gömüyorlar.

    Bu siyonist çocuklarına sormak gerek? Gazze'de dünyanın gözü önünde Filistinli mahkûmlara topluca tecavüz ediyorlar. İsrail hapishaneleri Filistinli kadın, çocuk ve erkeklerin cinsel şiddet ile aşağılanarak katledildiği yerler haline geldi.
    Her aileden bir bireyi kafalarına göre seçerek tutuklayan cinsel tacizlerde bulunanlar bir gün o ok size dönecektir…

    Emin olun

    Filistin halkının onurunu kırmak, ezmek için yaptığınız, aynı sizin gibi aşağılık olan bu davranışla siz çukara düşerken Filistinin o onurlu halkından hiçbir şey eksilmez.

    Bu Fiziki olarak yok edemediğiniz Filistinlilerin iradesini engelleme projesidir. Bu nesebi gayri sahihler daha ne yapmalı ki dünya ses çıkarsın! Dünya seyrettikçe; erkek, kadın, yaşlı ve çocuk demeden bedel ödemeye devam edecekler.

    Bu vahşeti The Piyanist’i seyreder gibi izleyenler,

    İslam ülkeleri ve insanımsılar,

    İnsanlık kıyımına karşı kıyama kalkmayanlar hepinize yuh olsun!

    Vakit şimdi değilse ne zaman?

    YanıtlaSil
  66. Rabbiniz şöyle buyurmuştur: "Bana ibadet edin ki size karşılığını vereyim. Bana ibadet etmekten kibirlenenler, zelil olarak cehenne me gireceklerdir.".

    60 Allah Teâlâ, apaçık delillerle kıyametin hak olduğunu ve bu vaktin mutlaka geleceğini beyan ettikten sonra, o gün kurtuluşun, ancak Allah'a taat ve ibadetle mümkün olabileceğini zikretmiş ve şöyle buyurmuştur:

    Rabbinız Allah buyuruyor ki: Bana dua edin. Dua edin ki duanıza icabet edeyim ve karşılığı- nı vereyim. Kim büyüklük taslayarak bana dua etmekten yüzçevirirse, işte böyleleri zelil olarak mutlaka cehenneme gireceklerdir.

    Allah Teâlâ, ayet-i kerimesinde, kullarının ken- disine dua etmelerini emretmiş, yapılan bu dua- ların da hiçbir zaman karşılıksız kalmayacağını bildirmiştir. Şunu unutmamak gerekir ki Allah'a yapılan dua, O'na yapılan bir ibadettir. Kur'an-ı Kerim'in pek çok yerinde dua kelimesinin iba- det manasında kullanıldığı görülür. Mesela Ni- sa suresinin 117. ayetinde Allah Teâlâ "(Müşrik- ler) Allah'tan başka, yalnız dişi (lerin isimlerini ver- dikleri put) lere dua ederler. İnatçı şeytandan başka- sına da dua etmezler." buyurmuştur ki müşrikle- rin putlarına dua etmeleri, onları İlah kabul edip yalnız onlara ibadet etmelerinden başka bir ma- naya gelmez. Keza Nahl suresinin "Allah'ı bıra- kıp da O'ndan başkasına dua ettikleri şeyler, hiçbir şey yaratamazlar. Aslında onların kendileri yaratıl- mışlardır." mealindeki 20. ayetinde de dua keli- mesinin ibadet manasında kullanıldığı kolay- ca anlaşılır. Hazreti Peygamber de hadislerin- de, duanın ibadet olduğunu açıkça beyan etmiş- tir. Tirmizî (Sünen, V: 211, 374), İbn Mâce (Sú-

    YanıtlaSil
  67. nen, II. 428) ve Ahmed İbn Hanbel (Müsned, IV. 267, 271, 276)'in en-Nu'mân İbn Beşîr'den (ra) naklettiklerine göre Resulullah (sas.) "Dua, iba- dettir.” buyurmuş, sonra da “Bana dua edin ki size icabet edeyim. Bana dua etmekten kibirlenenler, ze- lil olarak cehenneme gireceklerdir." ayetini okumuş- tur". Büyüklenerek duadan veya ibadetten yüzçe- virmek ise, insanın Allah katında lanetlenmesine sebep olan bir davranıştır. Nitekim Allah Teâlâ bu ayet-i kerimesinde, kibirlenerek Allah'a iba- det etmekten yüzçevirenlerin, hor ve hakir ola- rak cehenneme gireceklerini beyan etmiştir. Haz- reti Peygamber de, İbn Mâce (Sünen, II. 428) ve Ahmed Ibn Hanbel (Müsned, 11. 443, 477) tara- fından Ebû Hureyre'den nakledilen bir hadisin de "Kim Allah'a dua etmezse, Allah ona gazap eder. buyurmuştur.

    YanıtlaSil
  68. Süre: El Mü'min

    MEALI ALISI VE TEFSIRI

    3163

    kasırdır, yanlış fikirlerinde israr eder dururlar, sonra da hiç tahmin etmedik- leri vahim akıbetlere kavuşurlar.

    (60) (Ve) Ey insanlar!. Bir kere kerim måbudunuzun kulları hakkında ki rahmetini, atıfetini düşününüz. Sizi selâmete ve saadete erdirmek için (Rab'biniz buyurdu ki: Bana dua ediniz) bana yalvarınız, bana ibadet ve ta- atte bulununuz (sizin İçin İcabet edeyim) dualarınızı, ibadetlerinizi kabul ede- rek sizi mükafatlara nail buyurayım. (Şüphe yok, o kimseler ki, benim iba- detimden kibirlenirler) Cenab-ı Hak için secde-i ubudiyete kapanmazlar, mü- tekebbiråne bir halde yaşayarak ubudiyet vazifelerini ifaya tenezzül göster- mezler, abit ve zâhit zâtlar ile istihzâya cür'et göstermek denaatinde bulu- nurlar (onlar yakında) ölür ölmez (Zeliller oldukları halde cehenneme gire- ceklerdir.) işte kibrin, ubudiyet vazifelerinden kaçınmanın müthiş neticesi!. Ne büyük bir tehdid-i ilahi!. Binaenaleyh Allah Teala'nın himayesine, lutf ve ihsanına nail olmak isteyen her kul için lüzımdır ki, duada. ibadette bu- lunsun, Cenab-ı Hak'ka arz-ı ubudiyeti kendisi için en büyük bir şeref telák- kı etsin. Aksi takdirde «Sagirinden, ve dahirinden yani: Hakir, zelil kimse- lerden olmuş olur.

    § Dua; Cenab-ı Hak'ka yalvarmak, O'ndan af ve mağfiret taleb etmek en büyük bir vazifedir. Hazreti Aişe valdemizden şöyle rivayet olunuyor: Re- sül-i Ekrem Sallallahü Aleyhi Vesellem buyurmustur ki: Dua, istiğfardan iba- rettir. Ebu Hüreyre Radiallahü Anh de Peygamber Efendimizden şöyle riva- yet etmiştir. Her kim Allah'a dua etmezse Allah ona gazap eder. Müaz İbn-i Cebel Radiallâhü Anh, Nebiyy-i Zizan Efendimizden şöyle rivayet etmiştir: Kaderden hazer etmek bir fäide vermez velâkin dua, nazil olandan da, nêzil olmayandan da fåide verir, artık siz duaya devamediniz. Ibn-i Abbas Radial- lahü Anh'dan rivâyet olunan bir hadis-i şerif de şu meâldedir: İbadetin ef- dali duadır. Kur'an-ı Mübin'de dua lafzı çok kere ibadet mårâsında müstȧ- meldir. Bir dua, müstecab olması için bir maslahat ve hikmete mukarin bu- lunmalıdır. Bu bir şarttır maahaza bir duanın müstecap olması için dua eden güzel bir i'tikada, güzel amellere sahip olmalıdır. Kâfirlerin duaları ise ken- dilerine bir fâide vermez.

    YanıtlaSil
  69. KUR'AN-I KERİM

    MEAL VE TEFSİRİ

    Prof. Dr. TALAT KOÇYİĞİT

    TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI
    cilt. 6.
    sy.222.

    YanıtlaSil
  70. Kur'anı Kerim'in

    Türkçe Meâli Alisi ve Tefsiri

    Muharriri: Emekli Diyanet İşleri Reisi Fatih Dersiâmlarından

    ÖMER NASUHİ BİLMEN

    7. CILT

    B BİLMEN BASIM ve YAYINEVİ

    P.K. 30 Fatih - Istanbul

    Tel: 516 81 24-25 Fax: 516 19 57 Çemberlitaş Palas D.7 34400

    Çemberlitaş - ISTANBUL

    YanıtlaSil
  71. Rivayete göre abdalın birine vedâ tavafı yaptığı sırada biri gelerek sakayla karışık: "Sen Allah'tan cehennemden azad edildiğine dai gelerek aldın mı?" demiş. Abdal da: "Herkes aldı mı ki?" diye cevap verinc belgeni "Evet" demiş. Bunun üzerine abdal ağlayarak Hicr'e girmiş ve Kabe nin astarına asılarak ağlamaya ve Allah'tan cehennem ateşinden azad edildi ğini gösteren bir belge vermesini istemeye başlamış. Durumu gören tavaf etmekte olan arkadaşları ve kendisini tanıyanlar: "Yâ o adam seninle dalga geçti!" dediyse de o, onlara inanmamış. Aksine ağlayıp belge istemeye de- vam etmiş. Böyle ağlayıp dururken, Altınoluk tarafından üzerine bir kâğıt düşmüş. Kağıdın içinde o kişinin cehennem ateşinden âzâd edildiğini gös- teren ifadeler yer alıyormuş. Adamcağız buna çok sevinmiş ve kâğıdı her- kese göstermiş. Bu kağıdın ilâhî bir berat olduğunun delili ise, her yönden aynı görülmesi imiş. Öyle ki hangi yöne çevrilirse çevrilsin yazı da o tarafa göre düz hale geliyormuş. Bu sebeple herkes kağıdın Allah tarafından geldiğine kanâat getirmiş.

    YanıtlaSil
  72. İsmail Hakkı BURSEVÎ

    RÛHU'L-BEYAN

    Kur'an Meâli ve Tefsiri

    17. Cilt

    ERKAM YAYINLARI
    sy. 539.

    YanıtlaSil
  73. Gafir, 57-59)

    HADİSLERLE KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ

    7009

    ren kimse nasıl eşit olmayıp aralarında büyük bir fark varsa aynı şe- kilde lyi mü'minlerle günahkâr kâfirler de bir değildirler. «Ne de az nuyorsunuz. İnsane kadar da az düşünüyor.

    Kıyamet günü mutlaka gelecek (vuků bulacak) tır. Bunda hiç şüp- yoktur. Ninkar su inanmaz, onu doğrunda hiç sup he varlığını inkar eder, yalanlar)lar. İbn Ebu Hatim der ki: Bize aksi hammed Ibn Abdullah Ibn Abdülhakemin... Yemen halkından bire den rivayetine göre inde bedemis: İşittiğime göre kıyamet yaklas maman insanlar üzerindeki belâ ve güneşin harareti şiddetlenraklastig

    وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِ اسْتَجَبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

    60 Rabbınız: Bana duâ edin ki, size icâbet edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir, buyurdu.

    Allah Teâlâ lutuf ve kereminin eseri olarak kullarını zâtına duâ etmeye çağırıyor ve duâlarına icâbet edeceğir.i garantiliyor. Nitekim Süfyân es-Sevri şöyle dua edermiş; ey, en sevimli kulu, kendisinden İstedikçe isteyen kişi olan; ey, en menfûr kulu da kendisinden hiç is- temeyen kişi olan, ey Rabb, bu konuda senin gibi olan hiç kimse yoktur. Süfyan es-Sevrilin bu duâsını İbn Ebu Hâtim rivâyet etmektedir. Bu anlamda olmak üzere bir şair de şöyle diyor:

    «Allah Teâlâ, zâtından istemeyi terkettiğin takdirde öfkelenir. Ådemoğulları ise kendilerinden istendiğinde öfkelenirler."

    Katâde'nin naklettiğine göre Ka'b el-Ahbâr şöyle diyor: Bu ümme-

    te üç şey verilmiştir ki, onlardan önce bir peygamber dışında hiç bir Ümmete verilmemiştir: Allah Teâlâ bir peygamber gönderdiği zaman ona: Sen, ümmetin üzerine şâhidsin, denilirdi. Halbuki sizi, insanlar Üzerine şahidler kılmıştır. O peygambere: Dinde senin üzerine hiç bir sıkıntı yok, denilirdi. Bu ümmet için ise: «O, dinde sizin için bir zor- luk kılmamıştır.» (Hacc, 78) buyurmuştur. O peygambere: Bana duâ et, sana icåbet edeyim, derilirdi. Bu ümmet için ise: «Bana dua edin ki, size icåbet edeyim.» buyurmuştur. Ka'b el-Ahbar'ın bu sözünü de

    yine İbn Ebu Hâtim rivayet etmiştir. İmâm Mafız Ebu Ya'la Ahmed İbn Ali İbn Müsenna, Müsned'inde der Imam Matiz Ebu Yala Ahmed ihin. Enes Ibn Malik (r.a.) den,

    Tefsir, C: XII: F 440

    YanıtlaSil
  74. 7010

    IBN KESİR

    (Cüz: 24 Sûre: 45

    onun Hz. Peygamber (s.a.) den, onun da Rabbından bildirdiğine göre senin, birisi Benimle senin aranda, birisi de seninle kullarım arasında. dır. Benim için olanı: Bana ibadet etmen ve Bana hic bir seyi ortak kos- mamandır. Senin için olanı her ne hayır işlersen onun mükafatını sa- aranda olan na vermemdi etmemdir. Seninle kullarım arasında olana gelince: ken din için sevip hoşnüd olduğun şeyleri onlar için de sevip hoşnud ol

    Iriam Ahmed'in Ebu Muaviye kanalıyla... Nu'man İbn Beşir (r.a.) den rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.): Şüphesiz ki dua ibadettir bu yurup: «Bana dua edin ki, size icâbet edeyim. Bana kulluk etmeyi bü yüklüklerine yediremeyenler hor ve hakir olarak cehenneme girecekler. dir.» âyetini tilavet buyurmuştur. Hadisi bu şekli ile Sünen sahipleri, Tirmizi, Neseî, İbn Mâce ve İbn Ebu Hatim ile İbn Cerir, A'meş kanalıyla rivayet etmişlerdir. Tirmizi hadisin hasen, sahih olduğunu söyler. Ebu Dâvûd, Tirmizi, Neseî ve İbn Cerir de hadisi Şu'be kanalıyla... Zerr. den rivayet etmişlerdir. Ayrıca Tirmizî hadîsi Sevri kanalıyla... Yine Zerr'den rivayetle tahric etmiştir. Hadisi İbn Hibbân ve Hâkim Sahih'. lerinde rivayet ederler. Hâkim hadisin isnâdının sahih olduğunu da ek- ler.

    İmâm Ahmed'in Vekî' kanalıyla... Ebu Hüreyre'den rivâyetine gö- re, Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur: Kim Allah'a duâ etmezse Allah Teâlâ ona öfkelenir. Hadisi sadece İmâm Ahmed rivâyet etmiş tir ve isnâdında eksiklik yoktur. Yine İmâm Ahmed der ki: Bize Mer- vån el-Fezári'nin... Ebu Hüreyre'den rivâyetine göre Allah Rasûlü (s.a.): Kim O'ndan istemezse ona gazab eder, buyurmuştur. İbn Maîn hadisin Isnadındaki Ebu Melih'in adının Subeyh olduğunu söyler. Abdülğani İbn Said de böyle söylemiştir. Yine hadîsin isnâdındaki Ebu Salih'in nisbesi Hüzi olup Húz vâdisinde otururmuş. Bezzâr da Müsned'inde böyle söylüyor. Bezzar'ın Ebu Melih kanalıyla... Ebu Hüreyre'den riva- yet ettiği hadisin lafzı şöyledir: Kim Allah'tan istemezse Allah ona öf kelenir, gazab eder. Hafız Ebu Muhammed Hasan İbn Abdurrahmän Råmehürmüzi der ki: Bize Hemmâm'ın... Muhammed İbn Said'den ri- vâyetine göre; o, şöyle demiştir: Ansar'dan Muhammed İbn Mesleme öldüğünde, onun kılıcının üstünde şöyle yazılı olduğunu gördük: Rah- mån ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah Rasûlü (s.a.) nü şöyle buyu- rurken işittim: Şüphesiz ki kalan zamanınızda Rabbınızın rahmetinin rahtileri vardır. Bu esintilere göğüslerinizi açın. Olur ki Allah'ın bu rahmetine muvåfık gelecek bir dua olur da bu duânın sahibi duâsıyla öyle bir mutlu olur ki ondan sonra bir daha ebediyyen hüsrâna uğra maz.

    YanıtlaSil
  75. 37.391

    HADİSLERLE KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ

    7011

    Bana kulluk etmeyi (Bana dua edip Beni birlemeyi) büyüklükle eyediremeyenlere vir olarak cehenneme girecekiklükle bm Ahmed der nun da debes Ibn Said'in... Amr İbn Şuayb'dan, babasini gore desinden, dedesinin ise Hz. Puayb'dan die beygamber şöyle buyurmuştu Peygamber fünü büyüklenenler (kibirliler) insan süretinde ve küçük karıncalar eklinde haşrolunacaktır. Küçüklüklerinden dolayı her şey onlardan Büyük ve üstün olacaktır. Sonunda cehennemde Bevles (?) denilen bir hapishaneye girecekler, orada en yalımlı ateş onları kaplayacak, ce- hennemliklerin usaresinden ibaret zehirli çamurdan sular içirilecekler.

    İbn Ebu Hatim der ki: Bize Ali İbn Hüseyn'in... Vüheyb İbn Verd'- den rivayetine göre bir adam ona şöyle anlatmış: Bir gün Rüm ülke- sinde yürüyordum. Bir dağın başından: Ey Rabbım, Seni tanıyan bir kimsenin Senin dışında birinden nasıl olup da umduğuna şaşıyorum, ey Rabbim, Seni tanıyıp da ihtiyaçlarını Senin dışında bir başkasından isteyene şaşıyorum, diyordu. Sonra ses gitti, biraz sonra çok daha yük- sek bir ses geldi ve ikinci kere şöyle dedi: Ey Rabbım, Seni tanımaya- na şaşıyorum; nasıl oluyor da Senden başkasını razı etmek için Seni kuzdıracak bir şeyi yapabiliyor. Vüheyb der ki: İşte bu, en yüksek ses idi. Sen cin misin, insan mısın? diye bağırdım. Blakis insanım. Nefsini seni ilgilendirmeyen şeylerle değil seni ilgilendiren şeylerle meşgûi et, dedi.

    اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَكْنُوا فِيهِ وَالنَّهَا رَمُضِرًا إِنَّ اللَّهَ لَهُ وَفَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ اكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبِّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَاتَى تُوءٌ فَكُونَ كَذَلِكَ يُؤْفَكُ الَّذِينَ كَانُوا بِآيَاتِ اللَّهِ يَجِدُونَ اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَاءِ بِنَاءً وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُورَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبِّكُمْ فَتَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ هُوَ الْحَيُّ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعالَمينَ

    61

    Allah, O'dur ki dinlenesiniz diye size geceyi ka- ranlık, gündüzü aydınlık kılmıştır. Şüphesiz ki Allah, in

    YanıtlaSil
  76. HADİSLERLE KUR'AN-I KERİM

    TEFSÎRİ

    İbn Kesîr

    13

    çevirenler

    Dr. BEKİR KARLIĞA

    Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

    Dr. BEDRETTİN ÇETİNER

    Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

    ÇAĞRI YAYINLARI

    Klodfarer Cad. Binbirdirek Meydanı Sokak 5/1

    Tel: 516 20 80516 20 81 Türbe/IST
    sy. 7009,..,7011.

    YanıtlaSil
  77. 502

    40. Mü'min Süresi

    Ayet: 43-44

    duğu da söylenmiştir. Buna göre, küfür ve şirke yönelik bir çağrı tamamen duğu debir kazancı olmayan bir çağıdır. Yani böyle bir çağrının elde ede bos, hiç kendisine çağrılanın çağrısının batıl oldu duar Säule ki: Böyle bir Çağıdan, ancak, böyle biri için çağrı yapmanın ne kadar bâtıl olduğu sonu cacçıkabilir. Bir nevi şöyle denmiş olmaktadır: Siz zannediyorsunuz ki beni şirke çağırmanız, beni etkileyip şirke yönlendirecek. Oysa bu çağrınız be nim onlardan yüz çevirmeme sebeptir. Bu yaptığınız, onların batılıklarının ortaya çıkmasından başka bir sonuç vermez.

    Bir de "جرم"nin, "koparmak" mânâsındaki "cerm" kökünden olduğu söylenmiştir. Buna göre mână şöyledir: Putların ulûhiyetinin bâtıllığının hiç kesintisi yoktur. Yani onların bu durumu herhangi bir vakitte kesintiye uğramaz, daima gerçektir.

    Kamus'ta der ki: "Là cerame," kaçış yok, şurası kesin ki, hiç şüphesiz gibi mânālara gelebilir. Yahut da asli mânâsı bu olmakla birlikte, kullanıla kullanıla kasem mânâsı kazanmıştır.

    Dönüşümüz Allah'adır, aşırı gidenler ateş ehlinin kendileridir. Ölüp ruhlarımızın, bedenlerimizi terketmesiyle "dönüşümüz Allah'adır" ve şirk koşma, kan dökme gibi dalålet ve taşkınlıkta "aşırı gidenler de ateş ehlinin kendileridir," onların oradan hiç çıkmayacaklarında da şüphe yoktur.

    فَسَتَذْكُرُونَ مَا أَقُولُ لَكُمْ وَأُفَوِّضُ أَمْرِى إِلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ (٤٤)

    44. Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kul- larını çok iyi görendir.

    Azabı şu gözlerinizle gördüğünüz zaman, "size söylediklerimi," na sihatleri "yakında hatırlayacaksınız," yâni birbirinize hatırlatacaksınız. fakat bunun size hiçbir faydası olmayacak. "Ben işimi Allah'a havâle ediyorum." Beni bütün kötülüklerden koruması için, işimi O'na havale ediyorum.

    YanıtlaSil
  78. Rûhu'l-Beyân

    503

    Mü'min zat böyle diyor, çünkü o sırada onu da ölümle tehdid etmeye

    başlamışlardı. Kamus'ta der ki: " الله الأمر bıraktı, demektir

    Aynü'l-me'ânî'de de belirtildiği üzere tevfizin hakikat mânâsı, iradenin Allah'in tedbirine bırakılarak ta'til edilmesidir. Tevfizin kemal noktası ise Bakli'nin Arais'inde geçtiği üzere, kendisi olsun başkaları olsun hiçbir kim- sede fayda ve zarar verme qücü görmemektir. Bazılarına göre ise ilähi hükmün inisinden önce olması gereken "tevfiz", inişinden sonra olması gereken ise "teslimiyet"tir.

    "Şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir. " Kimin haklı kimin hak- suz olduğunu bilir. Dolayısıyla Allah'a sığınıp O'na tevekkül edenler, başla- mma gelebilecek istenmeyen durumlardan korunurlar.

    Keşfü'l-esrûr'da şöyle der: "Tefvîz"in anlamı, üç şeyde işleri Allah'a havale etmektir. Bunlar: Din, kasem ve halkın hesabında.

    Dinde tefviz şudur: Allah'ın yaptığı her şeyde kendi yaptığını kanıştır- mamak. O'nun yaptığı şeyi yapmalısın.

    Kasemdeki tefviz şudur: Duâ bahanesiyle O'nun hükmüne karşı gel- memen ve talep gayretiyle yakînini ithâm etmemendir.

    Halkın hesabında tefviz şudur: Eğer onları bir kötülük içinde görür- sen, onu şakavet saymaman ve korkmandır. Eğer iyilikte görürsen, onu da saådet saymaman ve ümid sahibi olman; herkesin zâhirine göre hareket etmen ve sıdk ile onları talep etmemendir.

    Ebu Hüreyre (r.a.)'in Hz. Peygamber (s.a.)'den naklettiği şu hadis de buna yakın anlamdadır: Hz. Peygamber'in şöyle söylediğini duydum: İsrailoğulları'ndan birbirlerini seven iki adam vardı. Biri habire ibadet ederdi, öbürü ise günahkârdı. ibâdet eden zat, «bırak bu işleri, artık bırak, dediği halde o: «Rabbimle benim arama girme. Ben bu günahın aleyhimdeki büyük bir günah olduğunun farkındayım derdi. Öteki bu ta karşılık «bırak» dedikçe, o «Rabbimle benim arama girme. Sen bat lahil Allah seni asla affetmeyecek! Seni cennetine asla sokmayacak!» derdi. Sonunda Allah Teâlâ her ikisine de bir melek qönderip ruhlarını nim başıma berdedikeildin derdi. Arkadaşı da cevabenacak aldı. Huzuruna geldiklerinde Cenâb-ı Hak qünahkâr olana: «Haydi sen

    YanıtlaSil
  79. 504

    40. Mü'min Sûresi

    Ayet: 44-45

    cennete gir» dedi. Ötekine ise: «Sen benim, kuluma olan merhameti mi engelleyebilir misin!» dedi. «Hayır ya Rabbi» deyince «cehenneme götürun şunu!» buyurdu." Ebu Hüreyre şöyle diyor: Bu zat, öyle bir ifade kullandı ki bu yüzden hem dünyasını kararttı hem de ahiretini...29

    Âyet-i kerîme, Cenab-ı Hakk'ın kullarının her türlü halinden haberdar bulunduğunu göstermektedir. Dolayısıyla hallerin kesinlikle kontrol altına alınıp düzeltilmesi gerekir.

    Rivayet edilir ki İbn Mes'ûd (r.a), ashâb-ı kiramdan (r.anhüm) bazıla- rıyla birlikte sahraya çıkmış; yemek pişirmişlerdi. Tam yemeye hazırlanır- larken ileride sürüsünü otlatan bir çoban bulunduğunu farkettiler. Onu da yemeğe dâvet ettiler. Çoban: "Siz yeyin, ben oruçluyum" dedi. Çobanı denemek için: "- Böylesine sıcak günde nasıl oruç tutabiliyorsun?" diye sorunca: "- Cehennem ateşi çok daha sıcak," dedi. Bu söz hoşlarına gidip:

    "- Şu koyunlardan birini bize sat da etinin bir parçasıyla birlikte bede- lini de sana verelim" dediler.

    "- Bu koyunlar benim değil ki, efendim ve sahibimin! Başkasının olan bir malı size nasıl satabilirim?!" dedi. Efendine: "Kurt yedi, ya da kayboldu, dersin" dediler. Bunun üzerine çoban:

    "Peki Allah nerede? O beni görmüyor mu?" dedi.

    Bu söz o kadar hoşlarına gitti ki İbn Mes'ûd, Medine'ye dönünce çobanı sahibinden satın alıp âzad etmekle kalmadı, koyun sürüsünü de kendisine hibe etti. Ara sıra karşılaştıklarında çobana latîfe yollu: "Allah nerede?" diye takılırdı.

    Yine rivâyete göre, peygamberlerden biri, yakınında şırıl şırıl akan bir pınarın bulunduğu bir dağ başında ibâdet etmekte iken bir atlı gelmişti. Su içtikten sonra gitmiş, ama içinde bin altın bulunan kesesini orada unutmuş tu. Başka biri gelip bu keseyi farkederek alıp gitti. Daha sonra sırtında bir yük odun bulunan fakir biri gelip suyunu içtikten sonra, dinlenmek üzere oraya uzandı. Atlı da o sırada kesesini düşürdüğünü anlamış ve pınarın

    29. Bk. Münāvi, IV, 504.

    YanıtlaSil
  80. Cua: 24

    Rühu'l-Beyân

    505

    başına gelmişti. Fakat keseyi göremedi. Fakiri tutup keseyi sordu. Yanın Bu durumu gören da olmadığını görünce nereye sakladığını öğrenmek için işkence etmeye başladı. Sonunda adamcağızı öldürünceye kadar dövdü peygamber: "Ya İlâhi! Keseyi bu adam almadı ki... Bir başka zalim aldı. Sen ise bu zalimi o zavallıya musallat ettin, o da adamcağızı öldürdü!?" devince, Cenâb-ı Hak kendisine şöyle vahyetti: "Sen ibadet etmene bak. Sun bu gibi durumların sırrını anlayacak vaziyette değilsin. O gördüğün fa- kir, atlının babasını öldürmüştü. Ben de atlıya babasının öcünü alma kisas, vani imkânı verdim. Ancak yine atlının babası, daha önce keseyi alan o adamın bin dinarını almış olduğu için, bıraktığı malın bin dinarını o adama geri vermiş oldum." Bu olayı Gazzali (r.h.) anlatır.

    Hafız der ki:

    Akla, yol olmayan bir yerde neden zayıf re'ye istinad ederler? Niçin olmayacak abes tedbirde bulunmaya kalkışırlar?

    سُوءُ الْعَذَابِ (٤٥) فَوَقَيهُ اللهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ .

    45. Nihayet Allah, onların kurdukları tuzakların kötülük- lerinden bu zatı korudu, Firavun'un kavmini ise kötü azap kuşatıverdi.

    "Nihayet Allah, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden," yäni kumpaslarının vereceği sıkıntılardan ve kendilerine karşı gelenleri du- çar etmeye karar verdikleri envâi çeşit işkenceden, kendi yolunda endişe- lendikleri kötülüklerden "bu zatı korudu," muhafaza etti.

    Şöyle rivayet edilir: Firavun Harbil'in öldürülmesini emredince o kaçıp bir dağa yöneldi. Namazla meşgul oldu. Hak Teâlâ yırtıcı hayvanlardan oluşan bir orduyu sevketti. Etrafında bekçilik yapmaya başladılar. Tefvizin neticesi hemencecik ona ulaştı. Yani, o işini Allah'a havale etti, Allah da ona kafi geldi.

    Keşfü'l-esrar'da şöyle nakledilir: Firavun kendi yakınlarından bir top- luluğu onun peşine gönderdi. Ona ulaştıklarında onun namaz kıldığını ve jurtıcı hayvanların bekçilik yaptığını gördüler. Korktular, Firavun'un yanı

    YanıtlaSil
  81. 40. Mü'min Sûresi

    506

    Ayet: 45-46

    na gelip durumu aktardılar. Firavun, söz ortada yayılmasın diye hepsini öldürdü.

    Bazı müfessirler de şöyle der: Bunların bir kısmını yırtıcı hayvanlar yemiştir. Bir kısmı da Firavun'a geri dönmüş, ancak o bunları itham ede- rek astırmıştır. İşte Cenab-ı Hak: "Nihayet Allah onu korudu" ifadesiyle

    Harbîl'in durumunu haber vermektedir.

    Harbîl'in, Hz. Mûsâ ile birlikte kurtulduğu da söylenmiştir.

    "Firavun'un kavmini" yâni Firavun'u ve kavmini “ise kötü azap" yâni boğulma ki bu sadece dünyalık azabdır, "kuşatıverdi." Bu azap, on- ların başına iniverdi. Burada azabın Firavun'un başına da geldiği açıkça zikredilmemiştir. Zira onun adamlarının zikredilmesi, bunu zaten anlat- maktadır. Ayrıca, peşinden gidilip emirleri dinlenen, hem sapkın hem de saptıran biri olması hasebiyle, Firavun'un azaba dûçar olması mecbûren daha gereklidir.

    Daha sonra âhiretteki azabını açıklayarak şöyle buyuruyor:

    YanıtlaSil
  82. İsmail Hakkı BURSEVÎ

    RÛHU'L - BEYÂN

    Kur'an Meâli ve Tefsiri

    17. Cilt

    ERKAM YAYINLARI

    YanıtlaSil
  83. 150

    TEFHİMU'L KUR'AN

    40/Mo'min Suren

    فَتَذْكُرُونَ مَا أَقُولُ لَكُمْ وَافَوَضُ أَمْرَى الَ اللَّهِ إِنَّا الله بصير بِالْعِبَادِ ) فَوَقِيهُ اللَّهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِالِ فِرْعَوْنَ سُوءَ الْعَذَابِ النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوا وَعَشِيَّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ ادْخُلُوا آلَ فِرْعُونَ أَشَدَّ الْعَذَابِ وَاذْيَتَحَاجُونَ فِي النَّارِ فَيَقُولُ الضَّعَفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَعَا فَهَلْ أَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصِيباً مِنَ النَّارِ

    44 "İşte size söylemekte olduklarımı yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları pek iyi gören dir."60

    45 Sonunda Allah, onların kurdukları hileli-düzenlerinin kötülükle rinden onu korudul ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü kuşatı verdi.62

    46 Ateş; sabah akşam, ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün ise: "Firavun çevresini, azabın en şiddetli olanına sokun"63 (denecek). 47 Ateşin içinde, iddialar öne sürüp karşılıklı tartışırlarken zayı manlar, büyüklenen (müstekbirle size uy biza (teb'anız) olan kimselerdik. Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, bizden uzaklaştırabilir misiniz?"64

    AÇIKLAMA

    60. Mü'min şahıs, Firavun'un ve saltanatının tüm baskı ve zulmů

    nün üzerine geleceğini bile bile, bu sözü söylemiştir. O, sadece vone

    timde işgal ettiği mevkiyi değil, canını dahi kaybedeceğini bilmesine

    ması gereken görevi yerine getirmiştir.

    YanıtlaSil
  84. TEFHİMU'L KUR'AN

    151

    61. Öyle anlaşılıyor ki, bu mü'min şahıs, Firavun yönetiminin önemli bir kademesinde görev yapmaktaydı. Çünkü imanını açığa vurarak, Firavun'a karşı gelmesine rağmen, Firavun ona açıkça bir zarar vermeye cesaret edememiştir. İşte bundan dolayı Firavun ve a, bu mini aldur planlarını gizli gizli yapıyor Firavun ve Allah onların planlarını boşa çıkardı.

    62. Buradaki açıklamanın üslubundan da hadisenin Firavun ile Hz. Musa (a.s) arasındaki mücadelenin son döneminde vuku buldile ğu anlaşılmaktadır. Öyle ki Firavun bu mücadelenin sonunda ümit- siz bir hale düşerek Hz. Musa'yı (a.s) öldürmeye niyetlenmiştir. An- cak devlet erkanından biri kendisine karşı gelince, o, Hz. Musa'nın (as) kendi adamlarını da etkilediğini görerek çekinmişti. İşte bu yüz- den Hz. Musa'yı (a.s) yakalamadan önce, kendi adamlarından Hz. Musa'ya tabi olanları tasfiye etmeye karar vermiş ve sözkonusu planlarını kurarken, Hz. Musa'ya hicret emri gelmiştir. Sonuçta Fi- ravun, Hz. Musa'yı takip için, onların peşinden giderek ordusuyla birlikte felakete garkolmuştur.

    63. Bu ayet, berzah aleminde vuku bulacak azabı ispatlamaktadır. Nitekim bu husus birçok hadis kitabında "kabir azabı" başlığı altın- da yer almıştır. Allah Teâlâ burada açık bir surette sözkonusu aza- bın iki safhasını beyan etmiştir. Birinci safha, Al-i Firavun'a verile- cek olan şiddeti az olan azabtır. Bu azab şu şekilde olacaktır: Onlar sabah akşam cehennem ateşi ile karşı karşıya getirilerek dehşet İçinde kalacaklardır. Kıyametten sonra ise asıl cezayı görecek ve ate- şe atılacaklardır. Yani, onlar boğulduktan sonra, kıyamet gününe kadar geçecek süre içinde sabah akşam o ateş kendilerine gösterile- cektir. Ancak bu azab sadece Firavun ve kavmine mahsus olmayıp, tüm kafirler, kıyamete kadar aynı muameleye tabi tutulacaklardır. Allah'ın salih kullarına ise, kıyametten sonra da kendilerini bekle- yen o güzel cennet manzaraları sabah akşam gösterilecektir. Buha- ri, Müslim ve İmam Ahmed; Abdullah b. Ömer'in (r.a) Rasulül- lah'dan (s.a) rivayet ettiği şöyle bir hadisi nakletmişlerdir: "Sizlerden biri öldüğünde, ona ölümünden sonra, cennet ya da cehennem ehli de olsa, sabah akşam gideceği yer gösterilir ve "İşte dirildikten sonra Allah'ın seni göndereceği yer burasıdır" denilir. Daha fazla bilgi için bkz. Nisa: 97, Enarece 93-94, Enfal: 50, Nahl: 28 ve 32, Müminun:

    99-100, Yasin: 26-27, Muhammed: 27, an: 37. 64. Onlar kendi lider, önder ve yöneticilerinden birşeyler umduk ana kendi lider anderen için bu soruyu yöneltecekler dir.

    YanıtlaSil
  85. NATO NUN İSLAM'LA SAVAŞI

    MURAT AKAN

    NATO, aslında kuruluşundan beri bir Haçlı ordusuydu. Bunu 1990 yılına kadar gizlemeyi başardılar. Ancak Tapınak Şövalyeleri'nin Haçlı Seferleri'nde yapmış olduğu görev, 1990'lı yıllardan sonra resmen NATO'ya verildi. Komünizmin çökmesiyle birlikte, NATO'nun yeni 'düşmanı' olarak İslam seçildi.

    "Üst Akıl" isimli kitabıyla dünyayı yöneten küresel çeteyi deşifre eden Araştırmacı-Yazar Murat Akan, bu kitabıyla da Evanjelizm'in küresel ordusu Derin NATO'nun İslam'la olan savaşını ifşa ediyor. Aynı zamanda ABD'nin NATO'yu kullanarak Türkiye'yi nasıl 'savaşsız işgal' ettiğini de çarpıcı belgelerle ortaya koyan yazar, Derin NATO'nun 1990'dan sonra İslam dünyası ve Türkiye'ye çektiği örtülü operasyonları' belgeleriyle gözler önüne seriyor.

    İşte kitaptan bazı çarpıcı başlıklar:

    • ABD, savaşmadan Türkiye'yi nasıl işgal etti?

    • Misyoner okullarıyla Osmanlı nasıl çökertildi?

    • Milli Eğitimi ABD Büyükelçisi mi yönetiyor?

    • Hangi anlaşmalarla ABD ve NATO'ya Türkiye'yi işgal yetkisi verildi?

    • 15 Temmuz'da NATO işgali nasıl önlendi?

    • 1990'lardaki faili meçhul cinayetlerdeki Derin NATO parmağı nasıl deşifre oldu?

    Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı hangi Gladio belgesindeki talimatlar doğrultusunda

    öldürüldü?

    • NATO karşıtı Eşref Bitlis Paşa ve ekibi neden tasfiye edildi?

    • ABD'nin bugünkü Ortadoğu projesinin gerçek amacı ne?

    YanıtlaSil
  86. İÇİNDEKİLER

    16

    alvel

    Giriş

    9

    Casus Yuvası

    an yaza

    Okan

    г, 2008

    ersit

    k siya

    eşitli

    dizi

    Sun-

    lus.

    an

    bi-

    Kutsal İttifak

    1. BÖLÜM HAÇ'IN İSLAM'LA SAVAŞI

    Tapınak Şövalyeleri'nden Derin NATO'ya...

    Yahudi-Hıristiyan Kardeşliği

    Evanjelizm'in Gizli Örgütü

    Osmanlı'daki Amerika Tarihin En Derin Operasyonu.

    Misyoner Kuşatması

    Bab-ı Ali'deki Evanjelist

    İlk Gladio Denemesi

    Evanjelizm'in Boğaz'daki Karargahı

    Eğit, donat, kullan...

    17

    21

    24

    28

    31

    33

    39

    43

    48

    52

    56

    59

    Haç'ın Anadolu'yu İşgal Planı

    63

    Merzifon'daki Terör Üssü.

    67

    Ajan Öğretmenler!

    70

    Delil Karartmak İçin Yakılan Okul Dün Taşnak-Hınçak, Bugün PKK-YPG.

    72

    75

    Türksüz İslam, İslamsız Türk Projesi

    77

    Evanjelizm'in On Bir Asırlık Alevi Kartı

    80

    84

    Atatürk'ü Takip Eden Misyoner!

    86

    İşbirlikçi Aydın İhaneti

    Şeriat Devletinden 'Dinsiz' Devlete

    88

    Meclis Kayıtlarından Silinen İhanet

    İki Asırlık Gizli Plan

    92

    93

    YanıtlaSil
  87. II. BÖLÜM

    EVANJELİZM'İN KÜRESEL ORDUSU NATO

    NATO'ya Girişin Bedeli

    Sahte Düşmandan 'Yeni Dünya Düzeni'ne...

    Türkiye'nin Teslim Alındığı Gün

    ABD Büyükelçisine Bağlı "Milli" Eğitim!

    Kozmik Karargah

    Ankara'daki CIA Ordusu

    NATO'nun Gizli Orduları

    Devlet Eliyle Terör

    Türkiye'deki Derin NATO

    Kaosun Merkezi

    NATO'ya Karşı Gelmenin Bedeli!

    İtalya'da Patlayan Lağım

    NATO'nun Küresel Cinayetleri

    İtalya'da P2, Türkiye'de FETÖ

    Gizli El Taksim'de!

    Gladio'yu Şikâyetin Bedeli!

    Derin NATO'nun Solcu Askerleri

    Kızının Adını 'NATO' Koyan Subay

    Gladio Solu Nasıl Kullandı?

    Derin NATO'yu Soruşturunca...

    Derin NATO'nun Resmi Kanıtı

    'Yeşil Kuşak' Projesinden 'Yeşil Düşman' Teorisine

    'Mücahitler' Nasıl 'Terörist' Oldu

    Dokuz Asır Sonra Yeni Haçlı Seferi

    Sahte Belgelerle Yapılan İşgal

    YanıtlaSil
  88. Derin NATO'nun Faal Olduğu Tek Ülke

    NATO'nun Yeni 'Derin Devlet' Konsepti

    Derin NATO Harekete Geçiyor

    Kontrollü Kaos

    Türban Ne Zaman Meclise Gelse Bir Cinayet İşleniyoro

    En Stratejik Provokasyon.

    Meclise Kafa Tutan Güç

    Hırsızlık Çetesi Nasıl İslami Hareket' Oldu.

    Olmayan Örgüte Operasyon

    Uğur Mumcu'yu Öldüren Sır.

    Seri Numaraları Silinmiş 100 Bin Silah Kime Gitti?

    Soruşturma Savcısının Sır ölümü!

    'Kahrolsun Şeriat' Yaşasın Katiller!

    Bir Garip Provakasyon

    TSK'ya Derin Operasyon.

    Oyunu Gören Tasfiye Ediliyor

    Ortadoğu'ya Saplanan Haç.

    Derin Sabotaj.

    Sabotajın Nedeni Gizli Rapor

    Derin NATO'nun Jandarmadaki Eli.

    Kod Adı 'ACE'

    Apo'nun Sekreteri.

    Üçgendeki Tezgâh.

    JİTEM'in Kara Kutusu

    Hasan Mezarcı'ya Ne Oldu?

    MİT'in 'İrtica' Raporu.

    Fadime Şahin Tezgâhı

    Türkiye'yi Sarsan Sivilce

    Senaryo da Figüranlar da MİT'in.....

    YanıtlaSil
  89. 28 Şubat'ın Bilinmeyen Figüranları

    28 Şubat: NATO'nun Algı Darbesi NATO'cuların İktidar Savaşı Evanjelist İttifak'ın 'Çevik' Adamı İki Yüz Yıllık Oyun!.

    Türkiye İle İran'ı Savaştırma Planı 'İslami Hareket' Olmadı, 'Hizbullah' Verelim...... Nokta Atışı Operasyon! Büyük Kumpas. Silahlar NATO'dan, Eylem Hizbullah'tan! Kumpası Çökerten Düğün Kaseti Tanıklar ve Sanıklar Anlatıyor

    IV. BÖLÜM

    NATO'NUN TÜRKİYE'Yİ İŞGAL PLANI

    Hedefteki Türkiye

    Türkiye'den Saklanan Gizli Plan.

    ABD'nin Türkiye'yi İşgal Provası

    15 Temmuz Öncesi NATO'ya Verilen İşgal Yetkisi

    15 Temmuz Şifreleri.

    NATO'nun İşgal Denemesi

    İşgali Önleyen Hamle.

    NATO Kuşatmasındaki Türkiye.

    Son Söz

    BELGELER

    KAYNAKÇA

    YanıtlaSil
  90. Son Söz

    NATO, her ne kadar 1949 yılında kurulmuş olsa da tarihi kökleri itibariyle hep bir Haçlı ordusu olma kimliğini korudu, İlk Haçlı Seferi'nin başladığı 1095'ten sonra Tapınak Şövalye leri, Tanzimat döneminde Düvel-i Muazzama, Birinci Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ise 'NATO' olarak karşımıza çıktı...

    NATO'daki tek Müslüman ülke olan Türkiye, büyük bedeller ödedikten sonra bu örgüte üye olabilmiştir. Türkiye, hiçbir ulusal çıkarının olmadığı Kore Savaşı'nda binden fazla kayıp verdi. Oysa Kore Savaşı'ndan önce NATO'ya iki kez üyelik başvurusunda bu- lunmasına rağmen, Türkiye'nin bu talebi kabul edilmemişti. Kore Savaşı'nda Türk askerinin göstermiş olduğu büyük kahramanlık ve ABD'den sonra en fazla kayıp veren ülke olması nedeniyle, ABD/ Batı ittifakı Türkiye'yi NATO'ya almak zorunda kaldı.

    Türkiye, 1952'de NATO'ya üye olmakla sadece askeri bağımsız- lığını kaybetmekle kalmadı, Batı'nın seküler normlarını ve Batı me- deniyetinin 'evrenselliğini' de kabullenmiş oldu. NATO üyeliğinin elde edilmesinin gururuyla Meclis'te bir konuşma yapan Demokrat Parti'nin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü; "Atlantik Antlaşması yalnız bir askeri müdafaa vasıtası değil, çok geniş manada, maddi ve manevi yükselişi hedef tutan bir dayanışma ve işbirliği antlaşmasıdır" diyordu.

    Bu durum, aslında Osmanlı sonrası kurulan laik/seküler re- jimin doğrudan NATO güvencesi altına alınması demekti. Zira NATO'nun tüm konsept değişikliklerinde vurgulandığı gibi, NATO sadece bir askeri savunma paktı değil, "ortak değerlere bağlı ortak savunma" ittifakıydı. Bu yüzdendir ki, 1980'lerde NATO'nun Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Başkomutanı olan William Crowe, "Türkiye, NATO'nun ileri nöbetçisidir" diyecekti.

    Yine NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 2016 yılındaki Gürcistan konferansında öğrencilere NATO'yu anlatırken şöyle di- yordu: "Demokrasi, konuşma özgürlüğü, medyanın özgürlüğü, yargının bağımsızlığı ve azınlıkların korunması... Bunlar bizi birleştiren değerler, NATO'nun 1949'daki kuruluşundan bu yana savunduğu değerlerdir.

    Osmanlı'yı savaş yoluyla bertaraf edemeyen ABD Batı ittifakı, Evanjelist misyonerler eliyle önce imparatorluğun kurum ve aydınla rını seküler/laik hale getirerek kendilerine benzettiler. Zira Osman-

    YanıtlaSil
  91. idali geriat relies ordu ve Musliman tebaanın Sultan/Halife'ye mutlak itaat etmesi esasına dayanıyordu. Dolayısıyla ümitalife'ye yozlaştırılarak Batı medeniyetine karşı olan direnç kırılmış oldu.

    Osmanlı'nın yıkılmasıyla kurulan yeni rejimin seküler kalma- s, ABD/Batı ittifakı için oldukça önemliydi. Evanjelist kalma, güçlü bir Türkiye'nin yeniden Viyana kapılarına dayanıbitifak, ğinden hareketle, İslam dünyasıyla olan bağlarının kesilmesi ve milli politikaların uygulanmaması kaydıyla, Türkiye'nin NATO şemsiyesi altına alınmasını aslında bir zorunluluk olarak görü- yordu. İngilizlerin ünlü Başbakanı Winston Churchill'in deği- miyle Türkiye uzarsa budanmalı, kısalırsa sulanmalıydı.

    Nitekim Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO üyeliğinden sonra ABD/Batı ittifakının askeri standart ve stratejilerinin birer par- çası haline getirildi. NATO, Türkiye'nin üyelik başvurusunu in- celemek için, Türk ordusunun tüm savaş kabiliyetlerini, eldeki mevcut silahlarını büyük ölçüde kayıt altına aldı.

    TSK'nın geleneksel milli sistemi değiştirilerek, yeniden yapı- landırılıp NATO askeri standartlarına uyumlu hale getirildi. Yani Adnan Menderes döneminin Dışişleri Bakanlarından Fatin Rüş- tü Zorlu'nun NATO Daimi Temsilciliği yaptığı dönemde söyle- diği gibi, Türk ordusunun yüzde 95'i NATO'ya bağlandı. 296

    Küresel düzenin teorisyenlerinden 'Karanlıklar Prensi' lakaplı Richard Perle, "bir tek Amerikan askerini Türkiye'de tutmak bize 90 bin dolara mal oluyor. Oysa bir tek Türk askerinin Türk Hükümeti'ne maliyeti yılda 6 bin dolardır"297 diyerek Türk ordusuna hangi gözle baktığını açıkça ortaya koyuyordu.

    Türkiye, NATO üyelik süreciyle birlikte adeta ABD'nin aske- ri işgaline uğradı. "Askeri yardım" adı altında yerli üretimin önü kesilerek, Türk ordusu ABD/Batı ittifakının modası geçmiş silah deposuna çevrildi. Dahası, NATO savunma konsepti çerçevesin- de Türkiye'nin bütün stratejik bölgeleri 'NATO üssü' bahanesiy le ABD'nin kullanımına verildi. Üstelik, yapılan anlaşmalarla ül kenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı dahi bu üslere giremeyecek hale getirildi.

    Hiç şüphesiz Türkiye'nin NATO'ya kabul edilmesinin en önemli nedenlerinden biri de, küresel stratejik konumu ve laik re-

    Satish Gazetesi, Çetin Altan, "Bir NATO) Ordusu Kendiliğinden 3 Darbe Yapabilir mi? 15 by 2030 27 Sehtesi, Cetin Altan, ir NATO Ordu Ko, Soyal Araştemalar Valid, Aluston, 2001, 563

    YanıtlaSil
  92. 332 MURAT AKAN

    jimiydi. Kapitalizmin sözde düşmanı Sovyetler Birliği'ni ve ener- jinin merkezi Ortadoğu'yu kontrol etmenin yolu Türkiye'den geçiyordu. Nitekim soğuk savaş döneminde komünizme karşı en iyi mücadeleyi veren ülkelerin başında Türkiye gelecekti.

    Ancak Türkiye, ABD'den sonra NATO'nun en büyük ordusu- na sahip olmasına rağmen, Evanjelist ittifak Türkiye'ye hiçbir za- man güvenmedi. Mesela İstanbul'un üçte biri kadar nüfusu olan Danimarka'dan bile NATO Genel Sekreteri seçilirken, 66 yıllık üyelik sürecinde Türkiye'ye Genel Sekreterlik görevi verilmedi. Bu, Müslü- man bir ülkeye duyulan güvensizliğin göstergesiydi. Zira NATO'nun gizlilik derecesi ifade eden belge kodları da Türkiye'den saklanıyordu.

    NATO, bugüne kadar hiç Türkiye'nin yanında olmadı. Rum- lar Kıbrıs'ta Türklere acımazsızca soykırım uygularken, NATO ve Amerika, Yunanistan ve Rum çetelerini destekledi. Türkiye, 1964 yılında Kıbrıs Türklerini Rumların katliamından kurtarmak için faaliyete başladığında ise, ABD Türkiye'yi Johnson mektu- buyla resmen tehdit etti. Açık açık; "Bu askeri harekatı düzenler- seniz, NATO sizi korumayacaktır. Ayrıca, bizim onayımız olmadan ve denetimimiz dışında bu operasyonu başlatamazsınız." diyordu.

    Bugün güya NATO'da her üye eşittir ama Türkiye eksikli üvey evlattır. Zira Türkiye temsilcisini her toplantıya almazlar. Mesela lojistikle ilgili toplantılara, psikolojik harekat toplantılarına Tür- kiye temsilcisi alınmaz. Çünkü bu toplantılarda; PKK'ya lojistik yardım gibi Türkiye aleyhine kararlar alınır, Türkiye'yi parçalama ve paylaşma planları yapılır.

    Türkiye'nin NATO üyeliği, aynı zamanda İslam ülkelerinin Türkiye'ye düşman olmalarını sağlamıştır. Zira İncirlik Üssü, 1967'deki Arap-İsrail Savaşları'nda İsrail uçaklarının acil iniş ve ikmal yapmak için kullandığı bir yer olmuştu. İsrail'in NATO üyesi olmamasına rağmen, yine 1973 Arap-İsrail Savaşı'nda da İncirlik Üssü Siyonizm'in hizmetine açılmıştır.

    1979 yılındaki İran Devrimi sırasında da yine İncirlik kulla- nıldı. ABD ajanları İncirlik üzerinden ülkelerine kaçırıldı. Bitti mi? Elbette hayır. Birinci Körfez Savaşı'nda İncirlik, emperya- list koalisyonun en önemli merkezlerinden biri oldu. İncirlik Üssü Irak'ın parçalanmasında ve Barzani'ye devlet kurmada da kullanıldı. Daha önemlisi; 15 Temmuz darbe girişimi İncirlik Üssü'nde tezgâhlandı...

    YanıtlaSil
  93. NATO 'NUN İSLAMİLA SAVAŞI

    MURAT AKAN

    TÜRKİYE

    TÜRKMENİSTAN

    AFGANISTAN

    LİBYA

    MI

    CAD

    SUDA

    PAKİSTAN

    091821

    Hayat

    YanıtlaSil
  94. 358 MURAT AKAN

    Oral Sander, Türk-Amerikan İlişkileri 1947-1964, Ankara, AÜ SBF Yayın- ları, 1979.

    Orlin Sabev, 1910'larda Savaş ve Eğitim: Savaş Koşullarında İstanbul

    Robert Koleji ve Amerikan Kız Koleji, Balkan Savaşlarının 100. Yılı,

    Uluslararası Balkan Sempozyumu - 11-13 Mayıs İstanbul, 2012. Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi (Cilt 1-2), Eser Matbaası, İstanbul, 1977.

    Ömer E. Kürkçüoğlu, Türkiye'nin Arap Orta Doğusu'na Karşı Politikası (1945-1970), AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara, 1972.

    Ömer Karasapan, Turkey and US Strategy in the Age of Glasnot, Middle East Report, September October, 1989.

    Özgehan Şenyuva-Çiğdem Üstün, NATO-Türkiye İlişkileri, Türkiye Kamu- oyu ve Elit Algıları, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2013.

    Patrick Radden Kefe (Çeviri: Sinem Gül), Echelon, Defne Yayınevi 2006.

    Philip H. Stoddard, The Ottoman Government and the Arabs, 1911 to 1918: A Study of the Teskilat-i Mahsusa, Princeton University, 1963 (yayınlanmamış doktora tezi), 1993.

    Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991.

    Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap İsrail Savaşları (1948- 1988), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 1991.

    Prof. Dr. Gültekin Ural, Abdullah Çatlı ve Susurluk Dosyası, Kamer Ya- yınları, İstanbul, 1997.

    Prof. Dr. Mahir Kaynak, Komplo Yok, Timaş Yayınları, İstanbul, 1999.

    Prof. Dr. Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar, Çağ Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1991.

    Reşat Petek, İhanet ve Direniş, Hayat Yayınları, İstanbul, 2017.

    Richards, Samuel J. Mills, 187-225; Gardiner Spring, Memoir of Rev, Sa- muel John Mills, Perkins & Marvin, Boston, 1820.

    Rifat N. Bali, American Diplomats in Turkey: Oral History Transcripts (1928-1997), Cilt I, Libra Yayıncılık, İstanbul, 2011.

    Robert Cassaboom-Gary Leiser, Adana Station 1943-45: Prelude to the Post-war American Military Presence in Turkey, Middle Eastern Stu- dies, Cilt 34, No.1, 1998.

    Robert H. Williams, Bir CIA Ajanının Kaleminden Yahudi Ütopyası, So- nuncu Dünya Düzeni, Karakutu Yayınları, Nisan, 2006.

    Robert W. Cox, Beyond Empire and Terror: Critical Reflections on the Political Economy of World Order, New Political Economy, Vol. 9, No. 3, September, 2004.

    YanıtlaSil
  95. 360 MURAT AKAN

    T.B.M.M'nin 23 Ekim 1990 Tarihli Genel Kurul Toplantı Tutanakları. Tahir Yörükoğlu, MİT, Kum Saati Yayınları, İstanbul, 2012. Talat Turhan, Doruk Operasyonu, Sorun Yayınları 1989. Talat Turhan, Kontgerilla Cumhuriyeti, Tümzamanlar Yayıncılık, Mart, 1993. Tanıl Bora, Türk Sağının Üç Hilali, Birikim Yayınları, 1999. Tanıl Bora Kemal Can, Devlet Ocak Dergah, İletişim Yayınları, 1999. TBMM Faili Meçhulleri Araştırma Komisyonu Raporu. TBMM Susurluk Komisyonu Raporu.

    TBMM Tutanak Dergisi, D. 17, 1. Y.Y., Cilt No:3, B. 55, 19.4.1984.

    TBMM Tutanak Dergisi, D. 17, 1. Y.Y., Cilt No:3, B. 55, 19.4.1984.

    TBMM. 12 Nisan 1987 Tarihli İçişleri Bütçesi Konuşma Tutanakları. TBMM'nin 23 Ekim 1990 Tarihli Genel Kurul Toplantı Tutanakları. Tevfik Çavdar, Türkiye'nin Demokrasi Tarihi 1950-1995, İmge Yayınları, Ankara, 1996.

    Tözün Bahçeli, Greek Turkish Relations Since 1955, Westview Press, 1990.

    Tufan Ş. Buzpınar, Suriye ve Filistin'de Avrupa Nüfuz Mücadelesinde Yeni Bir Unsur: İngiliz Misyonerleri, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı 110, 2003.

    Tuncay Özkan, Bir Gizli Servisin Tarihi, Milli İstihbarat Teşkilatı, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1999.

    Tuncay Özkan, Operasyon, Doğan Kitap, Şubat, 2000.

    Turgut Özal'a yönelik suikast girişiminin 30 Eylül 1988 tarihli 44 sayfalık iddianamesi.

    Türkiye'ye Amerikan İktisadi Yardımları: 1949-1968, Maliye Bakanlığı, Ankara, Maliye Bakanlığı Hazine Genel Müdürlüğü, 1968.

    Türkkaya Ataöv, Amerika, NATO ve Türkiye, İleri Yayınları, İstanbul, 2006. Türkkaya Ataöv, Amerika, NATO ve Türkiye, İleri Yayınları, İstanbul, 2006. U. S. Military Assistance and Foreign Military Sales Facts, March 1971.

    U. S. Policy in the Middle East: September 1957-June 1957.

    United Nations Treaty Series, Vol. 405; Vol. 411; Vol. 435. US Department of State Bulletin, 1957; 1958; 1959; 1960; 1962; 1964. Uygur Kocabaşoğlu, Anadolu'daki Amerika, İmge Yayınları, Ankara, 2000.

    Wilfrid L. Kohl, "Nuclear Sharing in NATO and Multileteral Force", Poli- tical Science Quarterly, C. 80 (1965), no: 1.

    William B. Sprague, Annals of the American Pulpit: Trinitarian Congrega- tional, Robert Carter & Brothers, New York, 1857.

    Zeine N. Zeine, The Emergence of Arab Nationalism, Beirut, 1966.

    YanıtlaSil
  96. Giriş

    NATO'nun İslam'a karşı yürüttüğü mücadele ve Türkiye üze-

    rindeki operasyonlarına geçmeden önce, Evanjelizm'in bu kü-

    resel ordusu konusunda genel bir bilgiyle başlamanın yerinde

    olacağını düşünüyorum. Zira kitap, doğrudan NATO'nun resmi

    tarihini ve gelişim sürecini değil, kurulduktan sonra İslam coğraf-

    yası ve Türkiye üzerindeki derin planlarını kapsıyor.

    Kitabın yazımına başlamadan önce, geniş bir kaynak taraması ve belge incelemesi yaptığımı belirtmeliyim. Konunun uzmanla- rı ve NATO'da görev yapmış subay ve diplomatlarla uzun uzun görüşmelerim oldu. Kitapta yer alan bilgileri en az dört kaynak- tan doğrulatmaya büyük özen gösterdim.

    Kitapta yer alan konularla ilgili olarak görüşlerine başvurdu- ğum siyasilerin çoğunluğu sorularımı büyük bir içtenlikle ce- vaplarken, bazıları da görüşme taleplerini geri çevirdiler. Halen görevde olan bürokratlar ise isimlerinin yazılmaması ricasında bulundu.

    Şimdi bu kısa önsözden sonra, NATO'nun kuruluş ve idari ya- pısını konu edinen giriş bölümüne geçelim...

    "North Atlantic Treaty Organization" yani "Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü" NATO, 4 Nisan 1949 yılında kuruldu. Her ne kadar küresel demokrasi ve barışı sağlamak adına kurulduğu iddia edilse de, bugüne kadarki icraatlarıyla hep beynelmilel ser- maye oligarklarının güvenlik ve askeri kolu görevini yürütmek- ten öteye gidemedi.

    NATO'yu Amerika Birleşik Devletleri'yle birlikte toplam 12 Hıristiyan Avrupa ülkesi kurdu. ABD, İngiltere, Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, Danimarka, İzlanda, İtalya, Norveç, Ka- nada ve Portekiz...

    NATO'nun kuruluş tüzüğüne göre, sözde üye ülkelerin hep- si eşittirler. Ancak bu 'eşitlik' ilkesi hiçbir zaman uygulanmadı. NATO'nun asıl sahibi Amerika olduğu için, her ne kadar kararlar

    YanıtlaSil
  97. MURAT AKAN

    'çoğunlukla alınsa da, bugüne dek ABD'nin aleyhte olduğu bir konuda karar alındığına şahit olunmamıştır.

    NATO'nun %75 oranındaki bütçesi doğrudan Amerika Bir- leşik Devletleri tarafından karşılanmaktadır. Örgütün vurucu as- keri gücü de yine Amerikan askerlerinden ve güvenlikle istihas rat örgütlerinden oluşmaktadır. İngiltere sonra NATO'da en çok sözü geçen Batılı ülkelerdir. ve Fransa ise, ABD'den

    NATO, 2018 yılı itibariyle 28 üye ülkenin askeri unsurlanın dan oluşmasına rağmen, dünyanın her bölgesine müdahale etme yetkisi vardır. Bu durum, NATO'nun küresel para oligarklarının asıl hedefi olan "Tek Dünya Devleti'nin küresel ordusu olduğung açıkça gözler önüne sermektedir.

    Amerika Birleşik Devletleri, NATO eliyle üye ülkelerin sa- vunma sanayilerini ve askeri güçlerini denetim altında tutmak tadır. Böylelikle ülkelerin bağımsızlıkları ve milli egemenlikleri hiçe sayılmakta, iç ve dış politikaları NATO standartlarına göre belirlenerek toplumsal mühendislik faaliyeti yürütülmektedir.

    NATO, Evanjelist küresel sermaye sahiplerinin örgütlediği Bilderberg ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) gibi gizli yapılar tara- fından kurulmuştur. NATO Genel Sekreterlerine bakıldığında, çoğunun Evanjelist sivil yapılanmalar ve masonik örgütlere üye oldukları görülür.

    NATO'nun kuruluş öncülüğünü Siyonist/Evanjelist bir Yahudi olan Amerika Başkanı Harry Truman yapmıştır. Truman, NATO'nun kuruluş tüzüğünün hazırlanmasıyla da bizzat ilgilenmiştir.

    NATO'nun kurucuları arasında hem Bilderberg Group'a, hem de CFR'ye üye çok sayıda kişi vardır. Zira NATO'nun en üst ka- demelerine yükselebilmenin yolu, küresel para oligarklarının ko ruyucu odakları olan CFR, Bilderberg ya da Trilateral gibi gizli yapılara olan yakınlıktan geçmektedir.

    Mesela, NATO'nun en güçlü Genel Sekreterlerinden Joseph NAS, George Marshall ve Dean Acheson CFR üyesiydiler. Yine Eiser O'nun ilk Başkomutanlığını da bir CFR üyesi olan Dwight Eisenhower yapmıştı.

    NATO'nun en güçlü eski Genel Sekreterlerinden biri olan Lord Carrington, aynı zamanda Bilderberg'in başkanlığını da yapmıştır. Yine NATO eski Genel Sekreterlerinden Alexander

    YanıtlaSil
  98. Giriş 11

    Haig, Paul Henri Spaak, Manfred Wörner ile Avrupa Yüksek Müttefik Kuvvetler Komutanlarından Andrew Goodpaster de birer Bilderberg üyesiydiler.

    NATO Genel Sekreterleri, görev yaptıkları dönem boyunca hemen tüm Bilderberg toplantılarına katılmak zorundadırlar.

    NATO'nun en dikkat çeken yönlerinden biri de, NATO üye- si olmamasına rağmen, İsrail'in NATO yönetimindeki Siyonist idarecilerle en üst düzeyde temsil edilmesidir. Siyonist lobiler, NATO gibi küresel kuruluşlara doğrudan Yahudileri yerleştirdik- leri gibi, masonlardan da bolca faydalanırlar.

    Mesela Bilderberg'ci Siyonist Yahudi Etienne Hirsch, Mason Jean Monnet, CFR'den W. Averell Harrimann Avrupa Birliği ve NATO'nun kuruluşunda önemli görevler üstlenen kişilerdi.

    NATO'nun eski başkomutanlarından General Lyman Lem- nitzer bir Siyonist'ti. Yine eski başkomutanlardan Omar Bradley ve Ortadoğu Barış Gücü Kuvvetleri Başkomutanı Earl Alexander da 33. Derece'den masondular. İşte bu yüzdendir ki, İsrail rejimi- nin bütün işgal, savaş ve insanlık suçlarına rağmen NATO ve BM

    gibi küresel kuruluşlar hep sessiz kalmıştır. Bu aynı zamanda bir

    Evanjelizm dayanışmasıdır.

    NATO, üç ana birim ve bunlara bağlı alt dairelerden oluşmak- tadır. NATO'nun üç ana birimi; Kuzey Atlantik Konseyi, NATO Genel Sekreteri ve NATO Askeri Komitesi'dir. Kuzey Atlantik Konseyi, NATO'nun en yüksek karar alma organıdır.

    Kuzey Atlantik Konseyi, üye ülkelerin Dışişleri Bakanları dü- zeyinde yılda iki kez toplanır. Bazen hükümet ya da devlet baş- kanları da ülkelerini Konsey toplantılarında temsil edebilirler. Bunun dışında Konsey'in işleri, üyelerin NATO katındaki sürek- li temsilcilerince (büyükelçi) yürütülür. Konsey, esas olarak her Çarşamba günü toplanır.

    Konsey toplantılarına Genel Sekreter başkanlık eder. Ayrıca her yıl bir üye ülkenin dışişleri bakanı, İngilizce alfabetik sıraya göre Konsey'in 'Onur Başkanlığı' görevini üstlenir. NATO Kon- seyi, ittifakı ilgilendiren askeri sivil bütün meselelerde karar alır. Konsey'de kararlar oy birliği ile alınır. Buradan kasıt, üye devlet- lerin eşit haklara sahip olduğunu göstermektir. Ancak ABD'ye rağmen karar alındığı da pek görülmemiştir.

    YanıtlaSil
  99. 12 MURAT AKAN

    Kuzey Atlantik Konseyi, kural olarak NATO'nun savunma sorunlarını ele almamaktadır. Bu sorunlar Konsey gibi sık ve aynı seviyede toplanan, Konsey'e bağlı "Savunma Planlama Ko- mitesi tarafından incelenmektedir. Savunma Planlama Komitesi, NATO Genel Sekreteri başkanlığında yılda iki kere Savunma Ba- kanları düzeyinde, geri kalan zamanlarda ise büyükelçiler düze yinde toplanmaktadır.

    indATO'nun en yüksek askeri organı olan Askeri Komite de, Sa- vunma Planlama Komitesi'ne bağlı olarak çalışmaktadır. NATO Genel Sekreteri, NATO ittifakının sözcüsüdür. Dolayısıyla genel likle Amerika'nın işaret ettiği kişiler Genel Sekreter olarak seçilir. Mesela Türkiye, NATO'nun ikinci büyük ordusu olmasına rağ men, bugüne kadar bir Genel Sekreterlik görevi verilmemiştir.

    NATO'nun başında dört yıllık görev süresi için atanan Genel Sekreter bulunur. Genel Sekreter Kuzey Atlantik Konseyi ve di- ğer önemli NATO organlarının toplantılarına başkanlık eder ve müttefikler arasında uzlaşma sağlanmasına yardımcı olur. Aynı zamanda uluslararası personel yapılanmasının yönetiminden de sorumludur.

    Genel Sekreter yardımcısı onun yokluğunda görevlerini yeri- ne getirir. Kuzey Atlantik Konseyi'nin ve NATO Savunma Plan- lama Komitesi'nin başkanı olan Genel Sekreter, aynı zamanda milletlerarası sekreterliğin yönetiminden de sorumludur.

    Genel Sekreter, Nükleer Savunma İşleri Komitesi ve Nükleer Planlama Grubu'nun da başkanıdır. Genel Sekreter'e bağlı olarak çalışan çeşitli uzmanlık daireleriyse; Siyasi İşler Dairesi, Savun- ma Planlaması ve Politikası Dairesi, Savunma Desteği Dairesi, Alt yapı, Lojistik ve Konsey Harekatı Dairesi ile Bilimsel İşler Dairesi'nden ibarettir.

    NATO'nun en yüksek askeri organı, üye ülkelerin Genelkur- may Başkanlarından oluşan Askeri Komite'dir. Askeri Komite, Savunma Planlama Komitesi'ne bağlı olarak çalışır. Daimi mer- kezi Brüksel'dedir. Yılda bir veya iki defa toplanır.

    Askeri Komite'ye çalışmalarında, Komite'nin yürütme organi olan ve sivil sekreterlik gibi çalışana Milletlerarası Askeri Kurma Heyeti yardım etmektedir. NATO, askeri bir savunma paktı olma- yanında, Amerika dışındaki diğer ülkelerin siyasi, toplumsal, ltürel, istihbarat teşkilatlarını da düzenleyip yönetmektedir

    YanıtlaSil
  100. Giriş

    13

    Türkiye de dâhil olmak üzere, yüksek rütbeli askerler ve kuv- vet komutanları Amerika ve NATO kademelerinde, özellikle istihbarat birimlerinde eğitim görüp, güvenilir olduklarını ispat- ladıktan sonra Genelkurmay Başkanları ve Kuvvet Komutanları olarak atanırlar.

    Askeri Komite, barış döneminde NATO bölgesinin ortak savunması ile ilgili tedbirleri Konsey'e tavsiye etmekle yüküm- lüdür. Başlıca NATO komutanlıkları da Komite'ye karşı sorum- ludurlar. Dolayısıyla, Komite'nin sürekli bir biçimde toplanabil- mesi için her ülke, Genelkurmay Başkanını temsilen bir Daimi Askeri Temsilci'sini de Askeri Komite'ye atamaktadır.

    NATO'nun ana karargahı Bürüksel'dedir. NATO komutan- lıklarından Müttefik Harekat Komutanlığı (ACO) Belçika'nın Mons kentinde, Müttefik Dönüşüm Komutanlığı (ACT) Nor- folk ise Amerika'nın Virginia eyaletinde bulunmaktadır.

    NATO'nun Nükleer Savunma İşleri Komitesi'nin ve Nükleer Planlama Grubu eskiden beri nükleer silah ve atom bombaları- nın geliştirilmesi ve kullanılması konusunda kararlar alır.

    NATO kuruluşundan beri nükleer ve diğer kitle imha silahla- rıyla donatılıp, nükleer silah kullanımını tekelinde bulundurmak- tadır. NATO'da Amerika ile İngiltere kraliyeti ve Fransa nükleer silah geliştirmiş bulunuyorlar. Amerika nükleer silahlarını NATO örtüsü altında Türkiye ile AB ülkelerinde konuşlandırmaktadır.

    YanıtlaSil
  101. 84 MURA

    Böylelikle Alevilerin 'makul' isteklerinin toplumsal alapya çözülmesi yerine, halkın büyük çoğunluğunun Sünni Müslüma bir ülkede, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılması g radikal talepleri dayatan mezhepsel bir ayrışma körüklenm olduğu oluyordu. İşte bütün bu yaşananlar, aslında once altyapısını oluşturduğu stratejik planların uygulanmasa dan başka bir şey değildi. misyonerlerin yılla

    Atatürk'ü Takip Eden Misyoner!

    Anadolu'yu Hıristiyanlaştırmak isteyen lerini gerçekleştirmek için sadece okul, hastane, zeri müesseseler kurmadılar. Onlar aynı zamanda yeni kurulacaá rejimde görev alabilecek üst düzey yöneticileri, aydınları ve a kerleri de takibe almayı ihmal etmemişlerdi. Bunun en dikkaty değer örneği 'Rahip Fru' takma adlı misyonerdi. bakımevi ve ben

    Mustafa Kemal, Anadolu'ya çıkmadan önce birçok yabanı gazeteci ve misyon şefiyle çeşitli görüşmeler yapmıştı. Ancai Mustafa Kemal'in belki de o güne kadar gerçekleştirdiği en ginç temaslardan biri 'Rahip Fru' olarak tanıdığı kişiyle yaptığ görüşmeydi. Mustafa Kemal, 'Rahip Fru' olarak tanıdığı kişiyle Anadolu'ya çıkmadan önce tam üç kez görüşmüştü. 123

    Mustafa Kemal'i 'Rahip Fru' ile tanıştıran kişi, işgal kuvvet lerinin kaldığı otel olarak ünlenen Pera Palas'ın müdürü Mösyö Martin'di. Tarih kitaplarında adından hemen hiç söz edilmeyen Rahip Fru, Mustafa Kemal'in Nutuk'ta kendisinden söz etmesiy le bilinir olmuştu. Ancak Mustafa Kemal'in Anadolu'ya çıkma dan önce 'Rahip' sandığı bu kişiyle neden görüşme ihtiyacı duy duğu ve görüşmenin içeriğine dair elimizde herhangi bir bilg kayıt yok...

    Peki, işgal günlerinin sisli havasında pek çok sivil toplum kao ruluşu ve üst düzey Osmanlı bürokratıyla görüşmeler yapan Mustafa Kemal'i izlemekle görevli bu 'Rahip Fru' kimdi?

    Mustafa Kemal'in 'Rahip Fru' olarak tanıdığı kişi, asında koyu bir Protestan misyoneri ve aynı zamanda İngiliz istihbara

    hesabına çalışan tecrübeli bir casustu. Misyonerlik faaliyetler 123 Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, İstanbul, 1965, S. 31,32. Yakın Tarihimiz ayn

    YanıtlaSil
  102. NATO'NUN İSLAM'LA SAVAŞI

    85

    de bulunmak üzere Osmanlı coğrafyasına 1902 yılında gelmişti. Gerçek adı Dr. Robert Frew'di.

    Kendini "hümanist düşünceye adamış iyiliksever bir rahip" ola- rak tanıtan Robert Frew, İngiliz işgalini benimsetmek, toplumun seküler dönüşümünü sağlamak ve işgal sonrası sivil toplum kuru- Juşları ile kamuoyu önderlerini ikna etmekle görevliydi.

    Dr. Robert Frew, İngiliz ordusunda 'Albay Emiling' takma adıyla görev yapıyordu. İstanbul'da kendini 'Rahip Fru' olarak ta- nitan Frew, Batı Anadolu'da ise 'Albay Emiling' ismiyle çalışıyor- du. O, Milli Mücadele döneminde İngiliz İstihbaratı adına çalı- şan, Mr. Ryan, General Didds, Albay Rawlinson, General Milne, Amiral Calthorpe ve Amiral Webb gibi ajanlar arasında en aktif görev yapanlardan biriydi.

    Mustafa Kemal'in Nutuk'ta "Anadolu'ya çıkmadan önce birkaç kez görüştüm" dediği Robert Frew, İskoçya doğumluydu. Kendi- sini Hıristiyanlığın yayılmasına adamış dini bütün bir Protestan olarak tanıtıyordu. İngilizler adına Hindistan'da yürüttüğü mis- yonerlik, yeraltı faaliyetleri ve politik entrikalardaki başarısı se- bebiyle, Türkiye'ye gönderilmişti.

    İşgal sonrasında Osmanlı topraklarında üstlenmiş olduğu gö- rev, İngiliz ordusundaki vazifesinden çok daha önemliydi. Zira Robert Frew yalnızca bir İngiliz ajanı değil, aynı zamanda Os- manlı tebaasını Hıristiyanlaştırmak isteyen büyük bir misyoner- lik örgütünün de başkanıydı.

    Hıristiyanlığı dünyaya hâkim kılmak için kurulan Board of Foreign Missions of the Presbyterian Church (BFMPC) ve American Board of Commissioners for Foreign Mission (ABCFM) gibi iki dev misyonerlik örgütünü de içinde barın- dıran "International Congregations"ın başkanlığı ona emanet edilmişti. Yani Osmanlı toplumunun seküler değişim ve dö- nüşümünü sağlayan bütün misyonerlik faaliyetlerinin koordi- natörlüğünü işte bu Dr. Robert Few yapıyordu. Bu görevini de 1924 yılına kadar sürdürdü.

    Robert Frew, İngiltere'nin işgal yıllarında Osmanlı toprak- laındaki örgütlenmesinde başrol oynadı. İngilizlerin Hindis tan'daki işbirlikçileri Ağa Han ve tyle Ingiltere'de bri Aged Crescent Society (Britanya Kızılay Seyyid Emir Ali'nin girişimle- Derneği) adıyla kurulan derneğin İstanbul temsilciliğini yaptı.

    YanıtlaSil
  103. 86 MURAT AKAN

    ve İngilizlere sempati kazandırmak İngiltere adına ağı kurmak için çeşitli çalışmaların içine girdi. İngiliz Muhiples Cemiyeti'nin kuruluş mimarlarındandı. İstanbul'da kurulan Ingil Muhipleri Cemiyeti'nin başına geçirdiği 'Said Molla' ile yakın hükümetiyle Anadolu'daki ulusal direniş hareketini yürütenleri arasını açmak için bütün komploların organizatörlüğünü yaptı una casu

    Robert Frew, sine gizleyebiliyordu ki, Mustafa Kemal onun gerçek kimliğin öğrendikten sonra hayretini gizleyemeyecekti. Zira Anadolu'n Çıktıktan sonra 'Rahip Fru'ya yazdığı mektupta şöyle diyord tuhaf olması bakımından şunu da bildirmek zorundayım ki bir din adamı olarak siyasa oyunlarına, özellikle öldürüşmeye war cak işlere karışmak hevesine kapılmamalıydınız. Sizinle yaptığın görüşmelerde, sizi bu türden bir siyasa adamı olarak değil, insanığ hizmet eden, adaleti seven erdemli bir kişi olarak tanımıştım. Bur ne denli aldandığımı son aldığım sağlam bilgilerin doğrulamakta duğunu size bildirmekle şeref duyarım."

    Ancak Mustafa Kemalin bu açıklaması, içerisinde çelişl leri de barındırmıyor değildi. Zira her ne kadar Mustafa Kemal Nutuk'ta Anadolu'ya çıktıktan sonra 'Rahip Fru'nun gerçek kim liğinden haberdar olduğunu belirtse de, bu durum hayatın ola ğan akışına pek de uygun gözükmüyor. Zira bir Osmanlı Paşa işgal günlerinde sıradan bir 'rahip' ile ne görüşebilirdi ki?

    İşbirlikçi Aydın İhaneti

    Ne ilginçtir ki Protestanlık Hıristiyan dinin bir mezhebi olma sına rağmen, Evanjelistler kendi ülkelerinde dinin devlete håkim olması için her hangi bir çaba göstermiyordu. Ancak aynı Evate jelistler, Protestanlığın İslam coğrafyasında yayılması ve Mis lümanları Protestan yapmak adına gerektiğinde canlarını bile çekinmeden verebiliyorlardı. Batılı devlet yöneticileri de, kend ülkelerinde kilisenin kamusal hâkimiyetine karşı çıkarken, büt misyoner örgütlerinin Osmanlı'da yapmış oldukları misyoneri faaliyetlerini hem siyasi hem de finansal olarak destekliyordu

    Batı'da endüstri devrimiyle ortaya çıkan modern düşünce al mının ana hedefi, din ve geleneği saf dışı bırakmaktı. Bu nede

    YanıtlaSil
  104. NATO'NUN İSLAM'LA SAVAŞI

    87

    Batı'nın din karşıtı yüzünü temsil eden pozitivistler, bireylerin Hanrı'dan kopup özerk bir varlığa dönüşmesi için Batı normlarım evrenselleştirmeye çalışıyordu.

    Onlara göre Batı modernliği, insanları özgürleştirecekti. İşin ilginç yanı; Batılı pozitivistlerin kendi ülkelerinde dinin sosyin hayata müdahale etmesine takındığı olumsuz tavra tepki gös- termeyen Protestan misyonerler, Hıristiyanlığı bir başka ülkede yaymak için cansiperane çalışıyordu.

    ABD/Batı ittifakı, fetih anlayışının ve Müslümanların savaş- lardaki inanç üstünlüğünü İslam'a borçlu olduklarını fark etmiş- ti. Özellikle İslam'ın 600 yıl bayraktarlığını yapmış olan Türkleri İslamiyet'ten koparmadan, İslam coğrafyasını parçalamanın, üm- meti bölmenin ne kadar zor olduğunun bilincindeydiler.

    Bu nedenle, önce Osmanlı düşünce hayatına dini yaşamı dışla- yan pozitivist akımın girmesini sağladılar. Mesela Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid dönemi muhaliflerinin beyin takımı; Saint- Simon, Auguste Comte, Baron d'Holbach, Ernest Renan ve Emile Zola gibi Batılı pozitivistlerin dini kamusal alan dışına iten, hatta tamamen toplum hayatından çıkartan fikirlerinden etkilenmişlerdi.

    Lale Devri'yle birlikte askeri alanda başlatılan yenileşme ha- reketleri, Batı'yı tanıma imkânı bulan aydın/bürokrat kesiminde İslam'ı 'problem' olarak görmeyi hızlandırmıştı. Batı'daki İslam aleyhtarı oryantalizm ve pozitivist akımların etkisiyle Osmanlı aydın ve bürokrasisi, imparatorluğun gerilemesinde sorumlu tek suçlu olarak İslam'ı sanık sandalyesine oturtmuştu.

    İşte bu, tam da ünlü pozitivist Ernest Renan'ın İslam hakkın- daki katıksız önyargısıydı. Zira Pozitivist Ernest Renan, 1850'le- rin başında Sorbonne Üniversitesi'nde verdiği konferanslarda "Islam ilerlemeye manidir" diyordu...

    Osmanlı'daki yönetici elit, yenileşme çabasından başka yol olmadığını düşünüyor, bunun yolunu ise Batı tarzı yenilikleri en kısa sürede devreye sokmakta görüyordu. Ancak dönemin aydın ve yöneticileri, Batı'nın teknolojisini almak/uygulamak yerine; Batı değerlerini toptan alıp kendi kültürel değerlerinin yerine kame etmekle Batılı olacakları yanılgısına düşmüştü. Bu batıcı kesime göre, Osmanlı'nın geri kalmasına İslam sebep olmuştu ve dolayısıyla onun oluşturduğu geleneksel yapıdan sıyrılıp, şeyle Batılı olmak gerekiyordu...

    YanıtlaSil
  105. 88 MURAT AKAN

    1900'lü yılların başına gelindiğinde Osmanlı'daki sekuler leştirme faaliyetleri önemli mesafe kaydetmişti. Önce Ingiliale rin tertiplediği 31 Mart Vak'asıyla Türk siyasi lügatine 'gericilik ve 'irtica' kavramları sokuldu. Bu tanımlamalar da, yine Ernest Renan'ın "bir millet ancak geçmişi çarpıtılarak oluşturabilir. Ge mişini çarpıtmadan bir millet oluşturmak mümkün değildir" tezine dayandırılacaktı.

    Sultan İkinci Abdülhamid'e karşı yapılan İkinci Meşrutiyet post büyük ölçüde tamamlanmıştı. Evanjelizmin önündeki büyük engel olan Sultan İkinci Abdülhamid, İkinci Meşrutiye süreci sonucunda tahttan indirildi. Yönetimi devralan İttihat ve Terakki Cemiyeti, zaman kaybetmeden 'dinde reform' sayılabile cek bir takım uygulamaları başlatmakta gecikmeyecekti...

    Mesela henüz o yıllarda ibadetin Türkçeleştirilmesi için ze min hazırlandı. Kur'an'ı Kerim'in halk Türkçesine çevrilme talep leri günden güne seslendirilir olmuştu. Ardından deneme mahi yetinde önce dergilerde, sonra da kitap halinde Kur'an Türkçe haliyle basıldı.

    Tam metin olarak halk Türkçesi mahiyetinde ilk Türkçe çevi riyi yapan kişi ise ilginç bir isimdi. Hıristiyan bir Arap olan Zeki Megamiz... Katolik yazarın hazırladığı ilk Türkçe çeviri, önce tepki alır diye saklansa da, sonunda 1914 yılında baskıya verile rek piyasadaki yerini alacaktı.

    İkinci Meşrutiyetten sonra Türkçe namaz, Türkçe Kur'an ve Türkçe Hutbe sesleri gittikçe yükseldi. Hatta İttihatçıların mol- lalığını yapan Mehmed Ubeydullah Efendi, Talat Paşa'dan Türk çe namaz kıldırmak için izin dahi isteyecekti. Her ne kadar Talat Paşa toplumun tepkisinden çekindiği ve şartların oluşmadığını söyleyerek bu talibi geri çevirse de; cumhuriyet döneminde iba- detlerin Türkçeleştirilmesinin altyapısı bu dönemde oluşturuldu

    Şeriat Devletinden 'Dinsiz' Devlete

    ABD/Batı Evanjelist ittifakının Anadolu'yu Hıristiyanlaştır ma ve sekülerleştirme faaliyetleri, cumhuriyet kurulduktan sonra

    YanıtlaSil
  106. ISLAM'LA SAVAŞI

    89

    ve seküleştirmeyi başaramayan Evanjelistler, bütün rejime bağlamıştı. yanlaştırma ümitlerini Osmanlı sonrası kurulan yeni

    ba şaramadıklarını, cumhuriyet yöneticileri eliyle tavandan gerçek- leştirmek istiyorlardı. Öyle ki 12 asırdır dini İslam olan bir mil- letin meclisinde, Türkiye'nin resmi dininin 'Hıristiyanlık olmalı için teklif sunmayı dahi başaracaklardı...

    Lozan görüşmelerinin devam ettiği günlerdi. Tarihler 18 Temmuz 1923'ü gösterirken mecliste çok ilginç tartışmalar var- dı. O günkü adıyla Büyük Millet Meclisi'nin (BMM) Ankara İstasyonu'nda bulunan binasında, Teşkilat-ı Esasiye'de (anayasa) yapılması düşünülen değişiklikler görüşülüyordu. Amaç, Lozan görüşmelerine giderken Türkiye'nin 'laik bir devlet' olduğunu tescillemekti.

    Yeni rejim, 1921 anayasasından rahatsızlık duymuş olacak ki, yeni bir anayasa çalışması yapma ihtiyacı hissetmişti. Zira 1921 Anayasası laik bir anayasa değildi. Din işlerini yürütmek ve şeriat hukukunu uygulamak doğrudan BMM'ne verilmişti. Anayasanın 2. Maddesi'nde hâlâ "Türkiye Devlet'inin dini, din-i İslamdır" yazı- yordu.

    Toplumun ve o dönem milletvekillerinin tepkisinden çekinil- diği için, mecburen yeni rejimin ilk anayasası seküler/laik yapı- lamamıştı. Ancak bu hiç yapılmayacağı anlamına da gelmiyordu. Nasıl olsa bir gün ipler tam olarak ele geçirildiğinde bir şekilde din devlet hayatından çıkarılacaktı.

    Nitekim kısa sürede yeni anayasa çalışmalarına başlandı. Tek- hiîn hazırlanması için Mustafa Kemal'in başkanlığında kurulan hayasa komisyonunda; İçişleri Bakanı Fethi Bey (Okyar), Men- Base Milletvekili Tevfik Rüşdü Bey (Aras), Nafia Bakanı Fevzi Yayın Genel Müdürü Ağaoğlu Ahmet Bey, Mebuslardan Ziya Bey, Maliye Bakanı Hasan Bey, Ziraat Bakanı Sabri Bey, Basın

    livekiller tek tek söz alıp kanaatlerini bildiriyordu. Sıra Fransız Henüz müzakerelerin ikinci günüydü. Komisyonda görev- misyonerlerinin Beyrut'ta kurduğu mektepten mezun olan Tev- fik Rüştü Bey'e (Aras) gelmişti. Rüştü Bey şöyle diyordu: "Ben kanaatimi millet kürsüsünden de haykırırım. Kimseden korkmam. Teşkilat-1 Esasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır

    YanıtlaSil
  107. 90 MURAT AKAN

    Tam bu sırada, meclis görüşmelerinin 2. Günü olmasına ra men oturumdan haberdar edilmeyen Kazım Karabekir Paşa içen girmişti...

    Karabekir Paşa duyduklarına inanamıyordu. Nitekim meclisegi rer girmez "Teşkilatı Esasiye'de dinimizin İslâm olduğu yazılıdır Tefik Rüştü Bey. Hangi kanaati haykıracaksın? Hıristiyanlığı mı?" diye ven Rüştü Beyaptı. Ortam bir anda gerilmist area aust bir akust) girerek Kazım Karabekireye te yürünmez, mahvoluruz. Ve bize de kimse ehemiyet vermez...

    Üstelik Kazım Karabekir Paşa'ya çıkışan sadece Mahmut Esat Bozkurt değildi. Fethi Okyar da aynı cümleleri tekrarlıyordu "Evet Karabekir... Türkler İslamlığı kabul ettiklerinden böyle kald lar. Ve İslam kaldıkça da bu halde kalmaya mahkûmdurlar. Bun için İslam kalmayacağız..."

    Kazım Karabekir Paşa şok olmuştu. "Din, iman, Allah, kitap peygamber" diyerek birlikte kurtuluş mücadelesi verdiği silah ar kadaşları, şimdi milletin meclisinde, milletin dininin 'Hıristiyan- lık' olmasını istiyordu.

    Bunun üzerine söz alıp kürsüye çıkan Karabekir Paşa, Fethi Bey'e (Okyar) şu tarihi cevabı verecekti: "Bu yabancı ve tehlikeli fikrin, aramızda da münakaşaya tahammül edemeyecek kadar ta- raftar bulmasından çok müteessir oldum. Fakat ben iddia ediyorum ki, Türk Milleti ne Hıristiyan olur, ne de dinsiz kalır. Hakikat budur. Bir milletin asırlardan beri, en mukaddes duygularını bir hamlede atabileceğine inanışınız objektif bir görüş değil, hayalinizdir. Böyle bir harekete cüret, memlekette kanlı bir istibdat ile başlar ve İstiklal Harbinin birliğini de birbirine katar. Nasıl bitebileceğini de söyleye bilirim: Düşmanlarından kanı pahasına istiklâlini kurtaran Turk Milleti, hürriyetini kendi evlatlarına boğdurmayacak. Buna cind edenlerin de hakkından gelecektir Fethi Bey...

    Oturumdaki tartışmalar alevlenince, Meclis Başkanı Mustafa Kemal haklı çıkışına destek veren çok sayıda milletvekili oldu. Nitekim o gün Türkiye'nin dinini 'Hristiyanlık' yapamadılar...

    124 Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası, İstanbul, 1995, S. 142; Ayrıca bknz. Kazım Karaba Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, 5, 86, 870k Cumhuriyet, "Kazım Karabekir Anlatıyor" başlıklı yazı dizisi, 10/29 Haziran, 1990 Atuh mud Esad Bozkurt, Atatürk İhtilali, İstanbul, 1940; S. 137; Türkiye Gazetesi

    YanıtlaSil
  108. NATO'NUN İSLAM'LA SAVAŞI

    91

    Ancak yeni rejim, devleti dinsizleştirmeyi kafasına koymuş tu. 2 Marta aihinde din-devlet ilişkileri açısında koymuş bir gelişme daha yaşandı. Dönemin Büyük Millet Meclisi temli fından çıkarılan 429 sayılı kanunla 'Şer'iye ve Evkaf Vekaleti ilga edilerek, yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu.

    Şer'iye ve Evkaf Vekaleti, Milli Mücadele döneminde Şeyhülis- lamlıkla Evkaf-1 Hümayun Nezareti'ni temsilen Ankara'da kurulan bir bakanlıktı. Bireyler arasındaki ilişkileri şeriat kurallarına göre düzenleme ve yasa yapma yetkilerine sahipti. Faaliyet ve ilgi alanı son derece geniş olan Evkaf-1 Hümayun Nezareti, imparatorluğun sonuna kadar varlığını sürdüren en önemli kurumlarından biriydi.

    Şer'iye Vekalet'ini ortadan kaldıran kanunun 1. Maddesi'nde "Din ve dünya işlerinin birbirinden ayrıldığı, dünya işlerini kanun- laştırma yetkisinin Büyük Millet Meclis'ine, bu kanunları uygulama yetkisinin de hükümete ait olduğu" ifade ediliyordu. Yani devlet ile din işleri birbirinden ayrılmıştı. Bu kanun, 'laik devlet' konusun- da atılmış önemli bir hukuki adımdı.

    Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılmasıyla şeriat mahkeme- leri de doğal olarak tarihe karıştı. Dini faaliyetler ise devletin mo- dernleşme politikası çerçevesinde Diyanet İşleri Başkanlığı'na devredildi. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yetki alanı tartış- ma götürmeyecek derecede daraltılmıştı.

    Prof. Dr. Bülent Tanör, bu değişikliği şöyle açıklayacaktı: "Di- yanet İşleri Başkanlığı, teknik bir kamu hizmeti kuruluşu olarak ça- laşıyor, rejimin talepleri doğrultusunda dinin kişiselleşmesine katkıda bulunuyordu. Yetkileri sınırlıydı, ruhani bir otoritesi yoktu. İslami kurallar öneremez, teolojik araştırma yapamazdı. Dinsel mülk sa- hibi değildi. Kısacası bu yeni kuruma laikleştirme politikasına dinsel meşruluk kazandırma görevi yüklenmişti. "las

    Nitekim Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılmasından sade- ce bir gün sonra ise, sıra İslam dünyasının önemli sembol ku- en numunun ilgasına gelmişti. Müslümanları bir arada tutan, İslam dünyasının ortak hareket etmesini sağlayan makamı da 3 Mart 1924 yılında kaldırıldı. Böylece Lozan'da kanı Müslüman sömürgelerinde ve Batı/ABD ittifa- yapılan gizli pazarlıklar sonrası, Evanjelizm'in "İslamsız bir Türk zor durumda bırakan Halifelik Devleti" kurma projesi büyük ölçüde tamamlanmış oluyordu.

    125 Prof Bülent Tanor, Kurulus Üzerine 10 konferans, 1920 sonları, 1996.

    YanıtlaSil
  109. 92 MURAT AKAN

    Hilafet makamının kaldırılması, Hıristiyan dünyasında by sevinç yaratmıştı. Öyle ki İngiliz büyükelçisi Ronald Lindu "laik Turkiye'nin Müslümanları artık İngiliz imparatorluğu ion by tehlike olmaktan çıkmıştır. "126 diyordu.

    Yine İngiliz Tarihçi Arnold J. Toynbee ise şöyle diyecek "Halifeliğin kaldırılmasıyla Türkiye, İslam dünyasının merkei maktan çıkmıştır. Türkiye İslam'ın manevi önderliğini bırakıp, ka başını dönüp, dünyevi bir hükümet kurup halifeyi sınır dışı edince Batılılaşmanın nimetlerine karşılık, İslam birliği ve İslam'ın destejn den vazgeçer olmuştur. Ne olursa olsun, halifelik İslam toplum en birleştirici ve İslam'ın geçmişi ile en güçlü bağı sayılmıştı.

    Meclis Kayıtlarından Silinen İhanet

    Türkiye'nin resmi dininin 'Hıristiyanlık' olması için yapılan meclis oturumu, bugüne kadar resmi tarih yazıcılarınca hep gir mezden gelindi. Hatta daha ileri gidenler, böyle bir oturum yapılmadığını bile iddia ettiler.

    Bu nedenle olayın aslını araştırmak için Türkiye Büyük Mille Meclisi'nin oturum kayıtlarını inceledim. Ancak 1923 yılına al hemen tüm meclis tutanakları mevcutken, 18 Temmuz 1923 Türkiye'nin resmi dininin 'Hıristiyanlık' olması için yapılan otar- tışmaların meclis tutanakları kayıptı. Belli ki gizli bir el, bu utano saklamak için o günkü tartışma kayıtlarını silmişti...

    Ne var ki meclis tutanaklarının ortadan kaybolması, Kazım Karabekir Paşa'nın söylediklerinin doğruluğuna helal getirmi yordu. Zira tartışmaların doğruluğunu Mustafa Kemal'in yakın çalışma arkadaşı ve bizzat o oturumda Kazım Karabekir Paşa ile tartışan Mahmud Esad Bozkurt da doğruluyordu.

    Bozkurt, Atatürk İhtilali' isimli kitabında Türkiye'nin resm dininin Hıristiyanlık olması için verilen o yasa teklifi görüşme lerini şöyle anlatıyordu: "Hiç unutmam, İkinci Teşkilatı Esasj (anayasa) projesi vekillerden ve milletvekillerinden kurulu özel be kurum tarafından Atatürk'ün başkanlığında Ankara istasyonund ki Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü binasında konuşulurken dinle ilgili maddelerin projeden çıkarılmasını ben teklif etmiştim

    126 Vakit Gazetesi, 18 Haziran 2007.

    127 Mahmud Esad Bozkurt, Atatürk İhtilali, İstanbul, 1940, S. 137.

    YanıtlaSil
  110. NATO'NUN İSLAM'LA SAVAŞI

    93

    Elbette bu konudaki itiraflar sadece Mahmut Esat Bozkurt'tan gelmemişti. Bu gerçeği Halide Edip Adıvar'dan dinlemiş olan Avukat Yusuf Türel de, 6 Şubat 1995 tarihli Türkiye olan Nayınlanan röportajında olayı şöyle anlatacaktı: "Halide Edip Ha Laleli'deki Antalya apartmanının ikinci katında otururdu. Bir in Naci Şensoy ve Ferruh llter ile Halide Hanım'ı ziyarete gittik. Halide Hanım'a bizde ve diğer devletlerde İslam'a karşı yapılan sal- drların nereye varacağını sordum. Anlattıkları karşısında gözleri miz dolmuştu"

    Halide Edip Adıvar, o dönem din konusunda yapılan tartışma- lar hakkında Avukat Yusuf Türel'e şunları söylüyordu: "Bir toplan- tada isimlerini vermek istemediğim kişiler (üst düzey idareciler) bana ikna kabiliyetim olduğunu ifade ederek, Avrupa devletleri arasına grebilmemiz için İslamiyet'i bir tarafa bırakıp onların inançlarına yakın, daha ziyade Protestanlığa yakın bir çizgiye gelmemiz için ya- zılar yazsanız iyi olur. Bu hurafelerle hem geride kaldık, hem daima geriye itileceğiz dediler. Ben onlara, hayır beyefendiler ben bu kanaatte değilim. Belki çaput bağlama gibi bazı hurafeler olabilir, ama bunlar dinin esasları değildir. İslam en mükemmel dindir. İlim adamları kür- sülere çıktığı zaman hurafeler ortadan kalkar dedim."128

    İki Asırlık Gizli Plan

    Osmanlı sonrası yönetime getirilen yeni rejimin elitleri, o gün Islam'ın yerine Hıristiyanlığı 'resmi din' yapmaya muktedir ola- mamıştı. Zira 8. Yüzyıldan beri İslam'la müşerref olmuş bir mil- letin dinini değiştirmek hiç de kolay bir şey değildi. Ancak bu, yeni rejim temsilcilerinin pes ettiği anlamına da gelmiyordu. Bu kez de "Dinde Reform Projesi" adı altında İslam dinini Hıristiyan- lığa benzetme çalışmalarına hız verildi. Çünkü Osmanlı'yı yıkan irade böyle istiyordu...

    Ehli Sünnet ve ümmet esasına göre yapılandırılmış bir im- paratorluğu parçalayarak yeni bir 'ulus devlet' kurmanın yolu; o toplumun dili ve dinini yozlaştırmakla mümkündü. Bu nedenle Evanjelist ittifaka karşı dünya Müslümanlarını tek vücut haline Betiren tüitifaka karşı dünyalilik adı altında değiştirilmeliydi. Nitekim 'milli devlet cuma adına yapılan yeni anayasa çalışma- 128 Türkiye Gazetesi, 6 Şubat 1995.

    YanıtlaSil
  111. 94 MURAT AKAN

    larıyla başlayan küçük seküler değişiklikler, sosyal yaşamın he alanında yapılan köklü devrimler'le devam etti.

    Cumhuriyet döneminde 'devrim' adı altında uygulamaya ka nulan yenilikler, aslında asırlar öncesine dayanan 200 yıllık gil bir projenin mihenk taşlarıydı. Tanzimat sürecinde pozitivium modernleşme ve batılılaşma hareketleriyle başlayıp cumhuriyet le hızlanan 'dinde reform' ya da 'dinin millileşmesi' projesi, Fu projeleriyle devam edecekti. İslam' ve 'Dinler

    Cumhuriyet döneminde yapılan devrimler, dünya devrim lerinden çok daha hızlı, çok daha radikaldi. Mesela Rusya leriupa'da yapılan devrimlerde geleneksel devlet kurumlan k Punurken; Osmanlı sonrası yapılan devrimlerde geleneksel he men tüm kurum ve kuruluşlar tasfiye edildi. Geçmişin, geleneğin ya da dinin sembolleri, kurumları ve etkinlikleri radikal biçimde kaldırılacak, yerine Batı'nın kurum ve değerleri inşa edilecekti...

    Ne ilginçtir ki 'milli devlet' kurma iddiasıyla yola çıkan cum huriyet elitlerinin, eskinin yerine ikame ettikleri hiçbir şey aslın da 'milli' değildi. Başta kanuni düzenlemeler olmak üzere, yeni alfabe, kılık kıyafet ve eğitim alanında yapılan değişikliklerin hemen hepsi, Türk milletinin gelenek ve göreneklerinden süzül müş, harmanlanmış uygulamalar değil; Batı medeniyetinin sos- yal ve kültürel kodlarıydı.

    Mesela, 17 Şubat 1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ve 22 Nisan 1926'da kabul edilen Borçlar Kanunu İsviçre'den; 1 Mart 1926'da kabul edilen Ceza Kanunu ise 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'ndan alınarak yürürlüğe konulmuştu. Bu kanunla rı 1927'de yürürlüğe giren İsviçre'nin Neuchatel Kantonu'ndan alınan Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu takip etmiş, 1929'da ise yürürlüğe giren 4 Nisan 1929 tarihli Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu da Almanya'dan alınmıştı.

    Yine Kılık Kıyafet Devrimi'yle getirilen ve uğruna nice can lar alınan 'şapka' da Türk kültürüne ait bir kod değildi. Getirilen yenilik, Türklerin Orta Asya'dan beri başlarına taktıkları Börkya da Serpuş değil; Hasidik Yahudilerinin giydiği silindir şapka k Hristiyanlığın teslis inancını sembolize eden üç köşeli kasker

    129 http://ww.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra ekinci/586.

    YanıtlaSil
  112. NATO'NUN ISLAM'LA SAVAŞI

    95

    Bu kultürel yozlaşma halkın kendi talebi değil, Batılı yaşam tarzının 'devrim' adına Türk toplumuna dayatılmasıydı. Konya, Rize, Erzurum, Sivas, Kayseri, Maraş, Erbaa ve Giresun gibi şe hirlerde bu kanun yüzünden çıkan isyanlar kanla bastırıldı. Be has, şapka giymekte direnen Rize halkı, Hamidiye zırhlısı Da findan acımasızca bombalandı.

    Şapka İhtisas Hakkında Kanun, tekke ve zaviyelerin kapatıl- ması, Evlilik ve Nikah Hakkında Medeni Kanunu'nun kabulpatıl Kamların değiştirilmesi, Latin harflerinin kabulü ve tatbiki, Efendi, Bey, Paşa gibi unvanların kaldırılması, bazı kisvelerin giyilmesinin yasaklanması, şer'i mahkemelerin ilgası, haftalık tatilin Cuma'dan Pazar'a alınması, takvim değişikliği, alafranga saatin kabulü gibi ra- dikal değişiklikler; aslında Müslüman bir toplumu 'Batılılaştırma' adına yapılan birer Hıristiyanlaştırma' projeleriydi...

    Nitekim 10 Nisan 1928 tarihine gelindiğinde, devletin dini- nin İslam olduğu ibaresi anayasadan çıkarıldı. Böylece 11 asırdan beri 'Müslüman' olan bir toplumun devleti 'dinsiz' hale getirildi.

    1932 yılına kadar aralıklı nabız yoklamalarıyla başlayan dini ve sosyal alandaki devrimler, 1932'nin Ramazan ayı itibariyle fi- ilen uygulamaya konuldu. Bu tarihteki "dinde reform" girişimle- rinin bir parçası olarak, Ezan ilk kez Hafız Rıfat tarafından Fatih Camii minaresinden Türkçe olarak seslendirildi. Bunu Türkçe Kur'an ve Türkçe ibadet uygulamaları izledi.

    Tuhaf olan şuydu: Sözde 'demokratik' bir cumhuriyet inşa ediliyordu ama halka kimsenin bir şey sorduğu yoktu. Yapılan devrimlerin hepsine yalnızca bir avuç azınlığı temsil eden elitler karar veriyordu. Mesela Fransız devriminin arkasında milyonlar- ca insan kitlesi varken, cumhuriyet devrimleri kitlelerce destekle- nen bir hareket değildi.

    Milli Mücadele'de işgalcilere karşı halktan yoğun destek ge- urken, cumhuriyetin ilanından sonra 'modernleşme' adına atılan adımlar halkın taleplerinden çok uzak ve halka rağmen yapılmış- Yapılan tüm seküler değişim ve dönüşümler, kitlelerin hareke geçmesiyle değil, tıpkı Tanzimat döneminde olduğu gibi tepe- den yapılan İşin en dayatmalardı.

    ayrı dindar bir olan 130 dönemin ABD Büyükelçisi Charles She- ilginç tarafı ise; bütün bu devrim hareketlerinin bizzat 130 A

    Year's Embassy 199,203. Y to Mustafa Kemal, Charles Scribner's Sons, New York, Londra, 1934, 5.

    YanıtlaSil
  113. 96 MURAT AKAN

    rill tarafından denetlenmesiydi. Yapılan devrimler, aynı zamand tam bir Mussolini ve Hitler hayranı olan 131 Charles Sheril' in the dirini toplamış, dönemin hükümetine övgüler düzmüştü.

    Büyükelçi Sherill, bir zamanlar camii olan Ayasofya'da yapıla cak Türkçe Tekbir ve Türkçe Kur'an gecesine eşiyle bizzat katıla rak, "dinde reform” projesini yakından takip ettiğini göstermişti Dahası, bu projeleri uygulamaya koyanları takdir etmek ve yap lan reformları özendirmek için kitaplar bile kaleme alacaktı...

    E

    YanıtlaSil
  114. NATO 'NUN

    İSLAM'LA SAVAŞI

    MURAT AKAN

    TÜRKİYE

    TÜRKMENISTAN

    AFGANISTAN

    LIBYA

    MI

    PAKISTAN

    CAD

    SUDA

    1821

    Hayat

    YanıtlaSil
  115. Uyumakta iken Bana bir bardak süt verildi. O kadar içtim ki, tırnaklarımın ucuna kadar kandım. Fazlasını da Hz. Ömer (r.a)'a verdim. Dediler ki: "Ya Resulallah ne ile tabir ettin?" Buyurdu ki, ilimle.
    Ravi: Hz. Hamza İbni Abdullah (r.a.)
    Sayfa: 246 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel17 Ağustos 2024 06:22
    Hiç bir kul yoktur ki, günde yüz defa "Lâ ilâhe illallah" desin de, kıyamette Allah onun yüzünü bedir gecesi gibi baas etmesin. O gün hiç kimsenin ameli onun bu amelinen daha efdal olarak yükseltilmez. Ancak bunun aynını veya fazlasını söyliyen hariç.
    Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
    Sayfa: 365 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  116. Ben bir kelime biliyorum ki, kim onu hakkı ile söylerse Cehennem ona haram olur. O da, "Lâ ilâhe illallah" dır.(Hakkı meselesi haramdan kendisini koruması demektir.)
    Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
    Sayfa: 145 / No: 9
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  117. 22 HAZİRAN 2024

    NASREDDİN HOCA (1208-1284)

    Nasreddin Hoca, Anadolu Sel çullulan döneminde Hortu ile Akşehir ve çevresinde yaşamış eftarievi bir kişidir. Nasreddin Ho canın gerçekte yaşayıp 5. yaşadıysa gerçek kişiliğinin olduğu tartışma konusu olmakla birlikte, gerçek bir tarihi kişilik of duğuna dair bazı belgeler bulun maktadır. Çoğunlukla hazarcevap ve mizah anlayışını haiz bir bilge olarak akcettirildiği hikayelerle tanınan Nasreddin Hoca'ya dilen sözlerin, ders niteliği taşıyan hikmetli bir ya da bulunmak

    tadır. Ününün geniş bir coğrafi alana yayılmasına bağlı olarak sanat ve popüler kültür alandarın da Nasreddin Hoca'ya dair çok yaşamadeler verilmiştir. Bunların araunda ne 1775-1782 yıllan arasında yazılan Nasreddin Hocinen Mansibi bil nesik ayun, 1939da gösterime giren Nastradin Hoca Hitar Petar bilinen ilk filmdir. Aynca 1996 y UNESCO tarafindan tüm dünyada Nasreddin Hoca Yili olarak kutlan atfemiş olup günümüzde Nasreddin Hoca adına yenilikler, yanışmalar v toplantitar düzenlenmekted

    YanıtlaSil
  118. Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51;
    igfal... aldatma, kandırma, yanıltma.

    YanıtlaSil
  119. Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 245 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  120. AKIBÜN

    9 - Allahümme salli ve sellim alâ menismühü AKIBÜN (SA V.)

    Açıklama:

    Yüce nebiler (Allah'ın salât ve selâmı üzerlerine olsun) Hazret- lerinin dünyadan âhiret'e teşrif etmelerinden sonra gelen peygam- berimiz (S.A.V.) den sonra kimseye nübüvvet verilmediğinden HA- TEMEN NEBİYYİN anlamında olarak AKIB adı ile de isimlendiril- miştir. Ayrıca bu mübarek isim Cehennem'de anılan isimdir. Çünkü Cehennem'e giren iman ehlinin hepsi Peygamberimizin (S.A.V.) se- faatiyle Cehennemden çıkınca o tabakanın ateşi bütün bütün sönse gerektir. Onun için de AKIB denildi. Bir de bütün güzel ahlâk ve gü- zel fiiller, baştan sona kadar hepsi Resûlullah'ta tekmillendiği ve ta- mamlandığı için AKIB denilmiştir. Bu hâle göre kendilerinden son- ra din işlerinde şeriatin izni olmadan ne meydana gelirse bid'attir, uydurmadır, onda hayır yoktur mânasına olarak da AKIB denildi. Yine ayrıca Nübüvvet makam ve derecelerinde, insan kemâlinde ve Allah indinde onunla Aliah'a yaklaşmanın hepsinde yüce mertebeye ermiştir ve o mertebeye kendisinden başka bir ferd vâsıl olmadığı için de AKIB denilmiştir.

    YanıtlaSil
  121. Okuma Parçası 8: Echelon

    Bektronik istihbarat dünyasının en gizli ve en çok konuşulan sistemi Echelon midir. Echelon, sinyal ve görüntü istihbaratı yapan elektronik istihbarat ağının Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulmuş sistemdir. Beş büyük ülkenin güvenlik ve istihbarat birimleri olan ABD Ulusal venlik Ajansı (NSA), İngiltere Hükümet Haberleşme Merkezi (GCHQ), Kanada Derleşme Güvenlik Kurulu (CSE), Avustralya Savunma Haber Direktörlüğü (DSD) Yeni Zelanda Devlet İletişim Güvenlik Bürosu (GCSB) tarafından uygulamaya so- muştur. Her türlü iletişimi deşifre etmek, kontrol etmek ve dinlemek için kulla- maktadır. Sistem, dünya çerçevesinde beş ana stratejik uydu kullanılmaktadır. huyduların her birinin yeryüzü üzerinde bir ana üssü yani istasyonu bulunmak- Bu istasyonlar, İngiltere'nin kuzeyindeki Menwith Hill, Endonezya uydularını eyen Avustralya'nın güneyindeki Shoal Körfezi, Latin Amerika uydularıyla pas-

    yet, ABD, Kıbrıs'tan İsrail ve Türkiye'yi İzlemiş, (30 Ocak 2016).

    www.milliyet.com.tr/abd-kibris-tan-israil-ve/dunya/detay/2186576/default.htm

    zerinden-turkiyeye-buyuk-tuzak, U36R8ohokEe2PrscmcAJSQ?_ref=infinite

    YanıtlaSil
  122. HADİS MEALİ

    PEYGAMBERİMİZ (s), Buyurdu: «Ümmetim şu onbeş kötülüğü işleyince artık başlarına gelecek her belâyı haketmişlerdir.>>>

    Peygambere sordular: «O kötülükler nelerdir?

    ey Allah'ın elçisi.>>>>

    Peygamberimiz de şöyle cevap verdiler:

    1 Devlet malının (ve her çeşit milli serve- tin) birkaç imtiyazlı kimse arasında dolaşması.

    2- Emanete, orta malı gözü ile bakılarak çe- kinmeden hainlik edilebilmesi.

    3 Zekât vermenin angarya kabul edilmesi.

    4 Erkeğin karısına emir kulu olması.

    5 Anaya karşı gelinmesi, ona tatlı muame- le edilmemesi.

    6 Bunun yanında arkadaş ve dostlara ya- kın ve sıcak bir samimiyetin gösterilmesi.

    7 Babaya karşı cefa edilmesi.

    8 Camilerde yüksek sesle (dünyalık işlerin) konuşulması.

    9 olması. En alçak kimselerin başa geçerek idareci

    10 Yapacağı kötülükten korkularak birine iyilik yapma mecburiyetinin duyulması.

    11 İçki içmenin yayılması.

    12 olması. Erkekler arasında ipekli giymenin moda

    13 Şarkıcı kadınların türemesi.

    14 Şarkı âletlerinin türemesi.

    15 Bu ümmetin, evvelkilere lânet okuması.

    İşte bu zaman onlar kızıl bir rüzgârı veya bir batmayı veya şekil değişikliğini beklesinler.

    Tirmizi, Cild: 4, Shf: 494,

    Kitabül Fiten Hadis: 2210

    YanıtlaSil

    yuksel28 Ağustos 2024 08:44
    SUR

    Sayı 25

    Nisan 1978

    10 TL

    zamanın milbim şahıslan

    İSA ALEYHİSSELÂM MEHDİ

    DECCAL

    YanıtlaSil
  123. TEMEL İSTİHBARAT

    nuna yaklaşılan günlerde terörizm tehlikesi ABD gündeminin en tehlikeli sorunu olduğu kanaatine varılmıştı. Hatta Usame Bin Ladin bir konuşmasında Amerikalıla ra görüldüğü yerde saldırılmasının gerekliliği konusunda bir "fetva" vermiş ve sa- ra görüldüğü vepraklarına yaymak konusunda koguleri nukleer starte vaşı Amerika tour konuşma yapmıştı. İstihbaratteniyle deresalar ile ilg Peknoloji transferi, ticari istihbarat ve değişen tehdit nedeniyle devlet dışı aktörlere teknoloji transouk Savaş sonrası dönemi zain içine gir odaklanda HUMINT yeteneğini önemli ölçüde artırma gayreti içine girmiş, çeşitli savaş desteği rolleri için bölge operasyonlarına operatörler sağlamış ve Afganistan, Irak Filipinler, Yemen, Gürcistan gibi ülkelere özel kuvvet askerleri ile birlikte gö rev yapacak terörle mücadele personeli görevlendirmiştir.

    Stratejik Sürpriz

    20. yüzyıl istihbarat çalışmalarının önemli bir alanı da stratejik sürpriz oldu. 19, yüzyılın sonunda demiryollarının ve buharlı gemilerinin kullanılmaya başlanması kitlesel orduların seferberliğini ve taşınmasını kolaylaştırdı ve dünya savaşları or taya çıktı. 20. yüzyılda ise teknolojik sürpriz savaş alanlarının en önemli sürpriz şekli oldu. Teknolojik sürprizler iki kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki atom bombası gibi büyük bir sistemin gizlice geliştirilmesidir. Bunu tespit etmek oldukça zordur. İkinci kategoride ise yeni bir silah sisteminin savaş alanına getirilmesidir. Çok üstünlüğü olan yeni bir tankın durdurulamaması buna bir örnek olabilir. Gele- ceğin savaşlarında da teknolojik sürpriz ve aldatma önemli rol oynayacaktır. 21. yüzyıla kadar stratejik sürpriz için en büyük endişe konusu bir hasım bir devletin ordularını gizlice mobilize etmesi idi. Bugün teknoloji sayesinde hem birliklerin konsantre hale gelmesi hem de silah sistemlerin konuşlanması çok daha kısa süre de yapılabilir bir hale geldi.

    Stratejik sürprizlere uğramak, sadece istihbaratçıların bilgi verme ve uyarı sin-

    yallerinin eksikliğine bağlanamaz. Analiz ve bu bilgilerin bürokraside kabul görme- si ile ilgili süreçler de önemlidir. İstihbaratçının metodolojik sorunları ve algılama problemleri yanında organizasyonel ve bürokratik nedenlerle bu değerlendirmele rin kabul görme sorunu da ele alınmalıdır. İstihbaratçı topladığı bilgileri temel ola- rak ikiye ayırır, doğrular ve yanlışlar ya da istihbarat jargonu ile sinyaller ve gürül tüler, Söz konusu olan stratejik sürpriz ise aldatmalar zaten her şeyi karmaşık ha le getirir. Aldatma ve belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda en azından kısa dö nemli olarak hemen her bilginin yanında bir soru işareti vardır. Bu yüzden analitik

    Elanor Hill, Joint Inquiry Staff Statement, Part I, (September 18), 2002, 9. http://fas.org/irp/congress/2002_hr/091802hill.html

    Michael Howard, War in European History, Oxford University Press, (New York, 1979), Chs.5-7.5 Roberta Wohlstetter, Pearl Harbor: Warning and Decision, Standford University Press, (Stanford. 1962), 336-8.

    "Donald Daniel and Katherine Herbig (Eds), Strategic Military Deception, Pergamon, (New York.

    1982), 10.

    -66-

    YanıtlaSil

  124. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    379 1 Hiç kimse yoktur ki, altın ve gümüşten birşey bıraksında, sonra alnından ayağına kadar dağlanmasın. Hz. Sevban (r.a.)
    379 2 İnsanlar içinde, kendisine imamın (sultanın) emrettiğini Allah rızası için tutan, salih vezirden daha sevaplı kimse yoktur. Hz. Âişe (r.anha)
    379 3 Derece cihetinden, söylediğini doğru söyleyen, adaletle idare eden ve merhametli olan imamı adilden (Allah'a daha) sevgili yoktur. Hz. Enes (r.a.)
    379 4 Bu ümmette, bir bid'at icad eden adam, ölmeden evvel mutlaka onun seyyiesine uğrar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    379 5 Cennete girecek herkese Allah (z.c.hz.) yetmiş iki tane huri verir. Bunların iki tanesi kendinin, yetmiş tanesi de Cehennem ehlinden mirasdır. Bunlarla münasebetin kendisini yorması gibi bir şey de varid değildir. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    379 6 Bir kimse bu ümmetin umurunda bir işe geçerde adaletle iş yapmazsa, Allah (z.c.hz.) de onu Cehenneme yüz üstü atar. Hz. Ma'kil İbni Yesar (r.a.)
    379 7 Gerek kocayarak ölmüş, gerek düşük ölmüş, herkes otuz yaşında haşrolur. Cennetlik olanların yapısı Adem (a.s.) siması, Yusuf (a.s.)suretinde ve Eyyub (a.s.) kalbinde olur. Cehennemlikler ise dağlar gibi büyütülmüş olur. Hz. Mikdam İbni Madi Kerib (r.a.)
    379 8 Bir kimse bir serçeyi abes yere öldürürse, o kuş kıyamette şöyle bağırır: "Yarabbi bu kulun beni abes olarak öldürdü. Hem kendisi faydalanmadı, hem de beni bırakmadı ki senin arzında yaşayayım." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    379 9 Bu ümmetten Yahudi olsun, Nasara olsun. Beni duyup ta Bana iman etmeyen mutlaka Cehenneme girecektir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    379 10 Herkesin kapısında iki melek bulunur. Adam kapıdan çıkınca: "Ya âlim veya müteallim ol, üçüncüsü olma" derler. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    379 11 Ölenlerden kimse yoktur ki, sözü ile ameli tartılmasın. Sözü amelinden ağır gelenin ameli kabul olmaz. Eğer ameli sözünden ağır gelirse, ameli kabul edilir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    379 12 Kıyamet gününde fakir-zengin herkes: Dünyada keşke kıt kanaat geçinseydik" derler. Hz. Enes (r.a.)
    379 13 Ashabımdan biri bir memlekette ölürse, kıyamette onlara rehber ve hem de nur olarak baas olur. Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)

    YanıtlaSil
  125. Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 232 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  126. Medine Mekke'den efdaldir. (Peygamberimizin bulunduğu mevki dünya üzerinde en faziletli yerdir.)
    Ravi: Hz. Rafi İbni Hüdaye (r.a.)
    Sayfa: 233 / No: 11
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  127. Mü'min, Cennette evlad istediğinde, onun hamli, doğumu ve yaşı bir anda istediği şekilde olur.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 230 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel4 Eylül 2024 23:48
    Allah (z.c.hz.) tarafından hükümete isyan ve akraba ile alakayı kesmek gibi, cezası hem dünyada peşin olarak verilen, hem de ahirette ukubete layık bir iş yoktur.
    Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
    Sayfa: 381 / No: 10
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel4 Eylül 2024 23:50
    Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 28 / No: 8
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel4 Eylül 2024 23:52
    Haya örtüsünü atanı gıybet etmekten mes'uliyet yoktur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 409 / No: 13
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel4 Eylül 2024 23:53
    Allah Teala Bana şöyle vahyetti: "Ben Zekeriya oğlu Yahya (a.s.) sebebiyle yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Ve Senin kızının oğlu (Hz. Hüseyin r.a) sebebiyle ise yetmiş bin ve yetmiş bin kişiyi öldürürüm."
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 157 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel4 Eylül 2024 23:54
    Sana Allah'dan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için nurdur. Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah yolunda kınayanların kınamasından korkma. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama. Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur.
    Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    Sayfa: 157 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel4 Eylül 2024 23:55
    Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde mahvoldular.
    Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
    Sayfa: 455 / No: 4
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  128. ٦٤٢ - الصَّفْرَةُ خِصَابُ الْمُؤْمِن وَالْحُمْرَةُ خِصَابُ الْمُسْلِمِ وَالسَّواد

    خِضَابُ الْكَافِرِ" (طب ك وتعقب عن ابن عمر)

    2642- San renk mu'minın boyasıdır, kırmızı renk müslümanın boyasıdır, siyah renkten hazer et (çünkü o) kafirin boyasıdır.

    ٢٦٤٣ - الصَّلَاةُ فِي جَمَاعَةٍ تَعْدُلُ خَمْسًا وَعِشْرِينَ صَلَاةً فَإِذَا صَلَاهَا فِي

    YanıtlaSil

    Yuksel7 Eylül 2024 01:43
    AHMED ZİYAÜDDİN GÜMÜŞHANEVİ

    راموز الاحاديث

    RAMUZ'UL EHADİS

    HADİS ANSİKLOPEDİSİ

    1. CİLD

    PAMUK YAYINCILIK

    YanıtlaSil

    yuksel7 Eylül 2024 01:49
    Dininizden ilk kaybedeceğiniz şey emanet, sonra da namazdır.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Sayfa: 158 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel7 Eylül 2024 01:50
    Kulun, kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği şey namazdır. Eğer onu tamamlamışsa onun için "Tam" diye yazılır. Eğer tamamlamamışsa, Aziz ve Celil olan Allah Meleklerine şöyle buyurur: "Bakın bakalım, kulumun farzlarını tamamlayacağınız nafile ibadetinden bir şey bulacak mısınız?" Sonra Zekat da böyledir. Sonra diğer ameller de bu şekilde ele alınır.
    Ravi: Hz. Temim ed-Derda (r.a.)
    Sayfa: 158 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    yuksel7 Eylül 2024 01:51
    (Namaz için) vaktin evveli Allah'ın rızası, vaktin ortası Allah'ın rahmeti ve vaktin sonu ise Allah'ın affıdır.
    Ravi: Hz. İbrahim İbni Abdilmelik (r.a.)
    Sayfa: 158 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  129. 606

    9. Teube Sûresi

    Ayet: 112-113

    Şeyh Ahmed Gazzāli kardeşi İmam Muhammed Gazzali'ye şöyle dedi: "Senin tüm ilmini iki kelimede özetledim: Allah'ın emrine saygı göstermek, Allah'ın yarattıklarına şefkat göstermek."

    YanıtlaSil

    yuksel23 Eylül 2024 00:11
    بسم الله الرحمن الرحيم

    İstanbul 1438/2017

    YanıtlaSil

    yuksel23 Eylül 2024 00:06
    İsmail Hakkı BURSEVİ

    RÛHU'L-BEYAN

    Kur'an Meâli ve Tefsiri

    7. Cilt

    ERKAM YAYINLARI

    YanıtlaSil

    yuksel23 Eylül 2024 23:39
    Bir kimse babası olmadığını bildiği halde birine "babamdır" derse, ona cennet haram olur.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)
    Sayfa: 399 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

Yorum Gönder