Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
Ben nefs-i emmareyi İngilizce'ye 'zalim' (tyrannical) olarak tercüme ettim. Bu bize zulmeden nefistir. İlginçtir; Mevlana nefs-i emmareden firavun olarak bahseder. Nefs-i emmareyi İngilizce'ye çevirmeye kalkıştığımda endişelenmiştim. Ben kimdim ki, kısır Kur'an ve Arapça bilgimle Kur'ani bir kavramı tercüme etmeye kalkışıyordum! Mevlana'nın kitabını okuduktan sonra, 'Elhamdülillah, tercümem o kadar da fena değilmiş' dedim, çünkü orada nefs-i emmare Firavun olarak tasvir ediliyor.
YANITLASİL
yuksel27 Mayıs 2024 06:20 Ekim 2003 Sayı: 212 Şaban 1424-4.250.000 TL. (KDV dan
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32 Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34 Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35 oscar Yayınları sy. 217.
Nasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
Görev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Olayların mânâsını kavramak için, o günün si-yasî güçlerinin tavırlarına bakmak gerekir. Bu güçler; a) sultan, b) sivil bürokrasi, c) ordu, d) itti-hat Terakki Cemiyeti, e) muhalefet partileri ve organ-ları, f) dış güçler, g) dış güçlerle bu yurdiçi güçler arasında irtibat görevi yapabilen organizasyonlardan masonluk, diye sıralanabilir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 188 1 İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 188 2 Günah, kalblerin heyecanıdır. Hiç bir bakış (kadınlara) yoktur ki, onda şeytanın tamaı olmasın. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 188 3 En büyük ecir, Mescide en uzak yerden gelenindir. Sonra uzaklık sırası ile. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 188 4 Kötülükten korunmak iki türlüdür. Birisi nikahla, diğeri iffetli olmakla. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 188 5 Namazda (secdede) eli (dirsekleri) bögre koymak, Cehennem ehlinin dinlenmesidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 188 6 Ezan, on dokuz sözdür. Kamet ise on yedi sözdür. Hz. Ebû Mahzure (r.a.) 188 7 Ruhlar, (muhtelif neviden) toplanmış askerlerdir. Onlardan Allah için tanışanlar, kaynaşırlar . Allah yolunda tanışmıyanlar, ihtilaf ederler. Söz açığa çıkınca, amel mahfuz olunca, lisanlar uyuşup, kalbler birbirine buğz edince ve her akraba sıla-i rahmi kesince, işte o zaman Allah onlara lanet eder ve sonra da onların kulaklarını sağır ve gözlerini görmez eder. Hz. Selman (r.a.) 188 8 Sarkıtmak, entari, gömlek ve sarıkta olur. Kim onlardan birini, böbürlenme veya kibir için yaparsa, Allah Teala kıyamet gününde o kimseye nazar etmez. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 188 9 "İstînâs" kendilerine selam verilen ev halkı, izin verinceye kadar hizmetçiyi çağırmandır. Hz. Ebû Eyyub (r.a.) 188 10 "İstînâs", ev halkına geldiğini bildirmek için, bir kimsenin "Subhanellah", Allahuekber, veya Elhamdülillah" demesi veyahutta "öksürmesi" demektir. Hz Ebu Eyyub (r.a.) 188 11 İslamda üç tip ev vardır. Yüksek olmayan, yüksek ve ğurfe (köşk). Yüksek olmayan eve bütün müslümanlar, sorulduğunda ancak "Ben müslümanım" diyerek girerler. Yüksek olanına ise bir kısım müslümanlar, amellerinin diğerlerinkinden daha faziletli olması sebebiyle, girerler. Ğurfe kısmına giriş sebebi ise, Allah yolunda cihaddır. Oraya girmeye, en faziletli mü'minler nail olurlar. Hz. Fadâle İbni Abid (r.a.)
۱۰۰۲ لَيْسَ مِنْ عَبْدِ يَقُولُ : لَا إِلهَ إلا الله « مَائَةَ مَرَّةٍ ، إِلَّا بَمَنَهُ اللَّهُ تَعَالَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَوَجْهَهُ كَالْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ، وَلَمْ يُرْفَعْ لِأَحَدٍ يَوْمَئِذٍ عَلْ أَفْضَلُ من عمله ، إلا مَنْ قَالَ مِثْلَ قَوْلِهِ ، أَوْ زَادَ . ( رواه البيهقي عن أبي الدرداء )
1002) <<- Allah'tan başka ilah yoktur.. Kelime-i Tevhidini yüz defa okuyan her kulu, Allah-ü Taâlâ kıyamet günü yüzü mehtaplı gecedeki ay gibi olarak diriltir.. Hiç kimse için onun amelinden daha üstün bir amel çıkmaz.. Onun okuduğu kadarını veya daha fazlasımı okuyan müstes-na...»
**
Burada zikri geçen Kelime-i Tevhidi, hergün yüz defa okumak icab eder. Ve yetmiş bine tamamlamak gerekir..
Yetmiş bin defa okunan Kelime-i Tevhidin adı hatm-i kebir'dir.. Hatm-i kebir tamamlandıktan sonra yapılan ekseri dilek, Allah ta-rafından makbul olur.. Bu, denenmiştir.
1005) «Hiçbir günün ameli yoktur ki, o günün sonunda mühür-lenmesin; mühürlenir..
Mümin hasta olduğu zaman melekler şöyle der: Ey Rabbımız, falan kulunu yaptığı ibadetten aldın?.. Rabb Taâlâ şöyle buyurur:
Önceki gibi amellerini tamamlayınız.. Taa, ölünceye veya hastalıktan kurtuluncaya kadar..>>
* **
İşte böylece iyi niyetli iman sahibi hasta olduğu zaman dahi, sağlı-ğında yaptığı iyi amellerden aldığı sevab kadar sevab alır.. Hatta daha fazlasını..
۱۰۰۹ ليس الشديد بالصُّرَعَةِ . إنما الشَّدِيدُ الذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ . ) رواه البخاري ومسلم عن أبي هريرة )
1009) «Güçlü olmak, tutup yere vurmak değildir. Asıl güçlü odur ki, öfke anında nefsine hâkim olur..>>>
Allah-ii Taâlâ cümlemize nefse hakim olmayı nasib etsin.. Çünkü asıl kahraman nefsine hakim olandır..
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
۱۰۱۰ ليَغْشَبَنْ أُمَّتِي مِنْ بَعْدِي فَتَنْ ، كَقِطَعِ اللَّيْلِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا ، وَيُمْسِي كافراً ، يَبِيعُ أَقْوَامٌ دِينُهُمْ بِعَرَضَ مِنَ الدُّنْيَا قَلِيل. ( رواه الحاكم عن ابن عمر )
1010) «Benden sonra ümmetimi fitneler kaplayacaktır.. Tıpkı kazan-lık gece parçaları gibi.. İnsan, o zamanda mümin olarak sabahlar; akşama kâfir olur.. Bir takımları dinlerini dünyanın fani olan az metama sata-caklar..>>>
Gerçekten Peygamber S.A. efendimizden sonra, pekçok fitne zuhur etmiştir. Halen de etmektedir..
Bilhassa dinini dünyaya değiştirenler.. Allah bunların şerrinden bizleri korusun..
1011) «İkindi namazını kaçıran, ehlini ve malını yitirip tek başına kalan gibidir.>>>
**
Bu Hadis-i şerifte, ikindi namazını kılamayanın nekadar büyük ecirden mahrum olduğu anlatılmak isteniyor..
**
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte.. ۱۰۱۲ الَّذِي يَخْنَقُ نَفْسَهُ يَخْنُقُها في النَّارِ ، وَالَّذِي يَطْمَنُهَا يَطْمَتُهَا فِي النَّارِ .
( رواه البخاري عن أبي هريرة )
1012) «Kendini asan, kendini ateşe atmış olur.. Kendini vuran da, kendini ateşe atmış gibidir..>>
**
Burada intiharın kötülüğü anlatılıyor ve intihar edenin yeri açıkça cehennem olduğu belirtiliyor.. Bundandır ki, bazı imamlara göre, intihar edenin cenaze namazı dahi kılınmaz..
**
Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
Hastalık için içene- Allah şifa verir.. Açlıktan dolayı içeni- Allah doyurur.. Bir hacet için içenin Allah hacetini bitirir.. ZEMZEM suyu, bütün dertlere devadır..>>>>
**
2.
ZEMZEM: Mekke'de bir kuyunun adıdır.. Harem-i Şerifte Kâbe'nin şark cenubuna düşer.. Derinliği yirmi dört metredir. Derler ki: O kuyuyu Cebrail açmıştır.. İbrahim'in a.s. hanımı Hacer ve oğ-
maya, kısaca bir yere, bir mekâna ihtiyacı yok-tur. Çünkü mekanı ve zamanı da o yaratmıştır. Yaratan yarattığına muhtaç olmaz. Allah'ın (cc) bir iş yapmak için zamana da ihtiyacı yoktur. Zamanı da, mekânı da yaratan O'dur. Zatında olduğu gibi, sıfatlarında ve işlerinde de, ne insana, ne de başka bir varlığa benzer bir yanı vardır. Kur'an'da geçen Allah'ın (c.c.) "arşı veya "kürsüsü sözleri bir benzetme ve bir mecazdır. Maddi ve manevi bütün varlık-lar dünyasının tek sahibinin ve bütün bunları emir ve yönetimi altıda tutanın ancak Allah (c.c.) olduğunu, özlü olarak anlatan bir sembol deyimdir. Bu deyimler gerçek mänäsıyle alına-maz. Gerçekten de, Ayet-el Kürsi'de, Allah'ın (c.c.) kürsüsünün bütün gökleri ve Yer'i ku şattığı belirtilmektedir. Ayetteki bu "kürsü", sonsuz kāinatı kuşattığına göre, bunu, gerçek månada bildiğimiz "kürsü" veya "taht" olarak anlamanın imkanı yoktur. Ancak bunu mecazi månäsiyle almak ve anlamak mümkündür. Bu durumda "kürsü" sözünden, Allah'ın (c.c.) sonsuz sıfatlariyle, sonsuz gücüyle, sonsuz ilmi ve iradesiyle her şeyi kuşattığını; tek, or-taksız, yardımcısız olan hakimiyetinin sonsuz ve sınırsız olduğunu anlayabiliriz
arsi a'la عرض اعلى : en yüksek arş, Allah'ın )c.c.), kainatı idaresinde bütün isim ve sıfat-larıyla häkimiyetinin ifadesi olan månevi en yüce makamı (bkz.arş)
ars-i azam عرش اعظم : en büyük ars, Allah'ın (c.c.), kainatı idarede bütün isim ve sıfatla rıyla hakimiyetinin ifadesi olan månevi en büyük ve yüce makamı (bkz.arş)
arsi azim عرش عظيم : büyük ars (bkz. arş-1 a'zam). Kur'an'da "arş" hakkında "azim" sıfa tı üç ayette geçer. (bkz. Kur'an, 9/129; 23/86, 27/26)
ars-i azim-i muhit عرش عظیم محیط : Allah'ın ( her şeyi kuşatan yüce ve büyük arşı (bkz.arş)
arsi ehadiyet عرض احدیت : ehadiyet arsı Allah'ın (c.c.) bir kısım isim ve sıfatlarıyla her bir varlıkta birliğini gösterdiği månevi yüce häkimiyet makamı
ars-hayat عرش حیات : hayatın yaratılması, devamı ve idaresinde Allah'ın (c.c.) isim ve kendini gösterdiği månevi yüce
arşi ve süllemi
44
arşı hayat ve ihya عرش حيات و إحياء : hayat ver me ve yeniden diriltme arşı, hayatın yaratıl masında, cansızlara can verilmesinde (ihya) Allah'ın (c.c.) kendisini isim ve sıfatlarıyla gösterdiği månevi häkimiyet makamı
ars-llahi عرض إلهى : Allah'ın (c.c.) her şeyi häki-miyeti altında tuttuğu, her şeyi emir ve yöne timi altında bulundurduğu manevi makamı
ars- kemalat عرش کمالات :üstun vasıfların en yükseği, din ve ahlâkta en üstün derece.
arşı manevi عرش معنوی : manevi en yüksek makam
arşı marifet-i Rabbaniye عرش معرفت ربانیه : her varlığın gerçek ve teksahibi (Rab) olan Allah'ı (c.c.), isim ve sıfatlarıyla hakkıyla bilip tanı manın (marifet) en yüksek derecesi
arsi marifetullah عرش معرفت الله : Allah (cc( isim ve sıfatlarıyla hakkıyla tanımanın (mari-fetullah) en üstün derecesi
arşı Rahman عرش رحمن : her şeyi rahmetiyle kuşatan (Rahman) Allah'ın (c.c.) rahmet ve merhametinin månevi yüce makamı
arşı Rahmani عرش رحمانی : her şeyi rahmetiyle kuşatan (Rahman) Allah'ın (c.c.) rahmet ve merhametine ait yüce mânevi makamı
arşı rahmet عرض رحمت : Allah'ın (c.c.) rahmet ve merhametinin en yüksek derecesindeki mânevi makamı
arşı rububiyet عرش ربوبیتrablik makamı; Allah'ın (c.c.) her şeyin gerçek ve tek sahibi ve terbiyecisi sıfatına (rububiyet) ait månevi yüce makamı
arş-ûr Rahman عرش الرحمن : bkz.arşı Rah-man)
arş ve fers عرش و فرش gök (ars) ve yer (ferş( cc.arşın
eskiden kullanılan bir uzunluk öl-çüsü, yaklaşık 68 cm.
arşعرضی آ : Larsla ilgili (bkz.arş) 2.(fel.) sebep-ler zincirinde ilk başlangıcına doğru yükselen 3.Allah'ın (c.c.) yüce makamı ile ilgili (bkz. semavi)
arşi ve süllemi عرشی و سلمی : )fel.) sebepler zin-cirinde ilk başlangıca doğru yükselen (arşi) ve basamak basamak başlangıca doğru sıra lanan (süllemi)
Bunun üzerine, ev halkı anlaşmazlığa düştüler ve tartışmağa başladılar. (109) Kadınlardan birisi (Resûlullah Aleyhisselâma, istediğini getiri-
niz!) dedi.
Ömer b. Hattab (Sus! Siz, O'nun Sâhibelerisiniz.
O, hastalandığı zaman, gözlerinizi sıkar, yaş çıkarırsınız.
Sıhhatlı olduğu zaman da, boynundan tutarsınız, sıkarsınız!) de-di. (110)
Peygamber Aleyhisselâmın zevcesi Zeyneb de (Size bir ahid yaz-dırmak isteyen Peygamber Aleyhisselâmı, ne diye dinlemiyorsunuz?!)
dedi. (111) Kimisi (Resûlullâh Aleyhisselâm, sizin için yazacağını, yazsın. (112)
Kalem ve kâğıtı, yanına yaklaştırınız! (113) Sizin için bir yazı yazsın da, hiç bir zaman yolunuzu şaşırmayasınız!) (114) diyor.
Kimisi de (Ömer'in dediği, yerindedir.) diyordu. (115) Resûlullah Aleyhisselâmın yanında (116) anlaşmazlığı çoğaltıp sözleri birbirine karıştırdıkları (117) ve Resûlullah Aleyhisselâma baygınlık getirdikleri zaman (118), Resûlullâh : (Yanımdan kalkı-nız (119) Benim yanımda nizâ olmaz! (120)
Beni, kendi hâlime bırakınız!
(109) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 438, İbn-i Sa'd med b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari Sahih c. 3, s. 1259 Tabakat c. 2, s. 244, Ah-Sahih c. 5, s. 138, Müslim
(110) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 243-244
(111) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 245
(112) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325
(113) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 438-439, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 244. Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari lim Sahih c. 3, s. 1259 Sahih c. 5, s. 138, Müs
(114) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 439, Buharai Sahih c. 3, s. 1259 Sahih c. 5, s. 138, Müslim
(115) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 439, İbn-i Sa'd med b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari Sahih c. 3, s. 1259 Tabakat c. 2, s. 244, Ah-Sahih c. 7, s. 9, Müslim
(116) Müslim Sahih c. 3, s. 1259
(117) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 439, İbn-i Sa'd med b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari Sahih c. 3, s. 1259 (118 Tabakat c. 2, s. 244, Ah-Sahih c. 5, s. 138, Müslim-
) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 244, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325
(119) Abdurezzak Musannef c. 5, s. 439, İbn-i Sad Tabakat c. 2, s. 244, Ahmed b, Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari Sahih c. 5, s. 138, Müslim Sahih c. 3, s. 1259
Benim, şu içinde bulunduğum hal, sisin, beni davet ve meşgul et üğiniz şeylerden hayırıdır!) buyurdu. (121)
Ne büyük musibettir o musibet ki Anlaşmazlıklara düşmek ve söaler, birbirine karıştırılmak yüzünden, Resûlullah Aleyhisselamla, onlar için yazacağı yazı arasına gerilmiştir) (122)
Peygamberimizin Hz. All'ye Yazdırmak İstediği Şeyler
Hz. All der ki Resûlullah. Aleyhisselâm, ağırlaştığı zaman (Ey Alil Bana, bir kürek kemiği getir de, benden sonra, ümmetimi doğru
yoldan şaşırtmayacak şeyi, onun içine yazdırayım.) buyurdu, (123) Resûlullah Aleyhisselamın başı, kollarımın arasında bulunuyor du. (124)
Gidip gelinceye kadar kendisini gayb etmekten korktuğum için (125) (Ben, buyuracaklarını, ezberimde tutarım!) dedim. (126)
(Eshedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdu-hù ve Resûlüh) diyerek şehadette bulunmayı da, emr etti,
(Bu iki gerçeğe şehadette bulunan'a, Cehennem ateşi haram olur.) buyurdu.» (128)
Peygamberimizin Hz. Osman'la Gizli Konuşması:
Peygamberimiz, ziyaretine gelen Hz. Osman'ı görünce, ona «Ya-kınıma gel! buyurdu.
Hz. Osman, yaklaşıp Peygamberimizin üzerine eğildi.
Peygamberimiz, ona, gizlice birşey söyledi.
Hz. Osman, başını kaldırınca, Peygamberimiz şeyi anladın mı?» diye sordu. «Sana söylediğim
Hz. Osman «Evet!» dedi.
Peygamberimiz Yakınıma gel!» buyurdu.
Hz. Osman, Peygamberimizin üzerine tekrar eğildi.
(121) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 242, Müslim Sahih o. 3, s. 1258
(122) Abdurrezza Musannef c. 5, s. 439, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, n. 244, Ah-med b. Hanbel Müsned e, 1, s. 325, Buhari Sahih c. 3, s. 1259 Sahih c. 5, 8. 138, Müslim-
(123) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, a. 243, Ahmed b. Hanbel Müsned e. 1, n. 00
(124) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 243
(125) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, n. 50
(126) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 90
(127) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 90
معيد فرار بحون اولا سه ایکی آبنبان عاشر ] بوهارفه تفسیر ده، منا فقر حقنده اولان اون ایلی ایت الله ايضاحات وتفصيلاتك بجنده، بعض هود منا إن بلاغتناك هو قار اگلا ناجعه و استفاده اتمه به جا اهميت نكته لدينا ذكر يد يالمنهك ستری و دیگر این ارده کی تحقیقه و ایضاحہ مختلف اولارقه ماهيت كفر يه تك تفصيلاتنه واهل نفاقك تمسك ايتد كارى شبه الريفيه يك از تماس ايديكم سنك حكمتي. وبالكن الفاظ قرآنيرنك اینجه اینجه اشارات ودلالتهرينك الميدانه بيران
اشارات الاعمار
ابدیلمه سندك سببي [ اوچ نکنه تا در .
برنجی نکته ی بدایت ظهور اسلامیتده، مهند و کتابز فرارك و نفاقه كرين اسکي دينارك منا فقاری کی، عینا بو زمان آخرده بر نظیره می چیقا جفنی درس قرآنید نه حکم بر سنوحات البله اسکی سعید حسن ایمن. من افطار حقنده کی آبیاری ایضاح ایله آن اینجه نکته لری بیانه ایمن. فقط من العر جبارك ذهنهريني بولانديرما من يحجون ما هيت مسلكاتريني و استناد نقطه لديني محمل براقمه، ايضاح ايمر من ذاتا - ساله نورك مسلگی او در که ذهن کرده برایز بر قمامعه ایجون سائر علما یہ مخالف اولارق، معار خلوك شبه الديني ذكر التمدن اويله بر جواب ويدركه، دها وهيم و وسوسه یه برها سر یہ بر قالماز اسکی سعید بوتفسیر ده رساله نور كبي، ذهنلرى بولاندير عام المجون بالكز
ایک نجی نکنه تا مادام قرآن حكيمك هر حر في اوقوغه سیاله او بله بر قیمتی اولورکه، بر حرف، اون، یون بيك و بيطار ثوابي و باقی میوه اخروى بي ويره جك ما هينده در. البته اسکى سعيدك بو تفسیرنده
بر صتاج کبی، به ذره کبی، قرآنك كلماتنه تماس اين نكته لرى ايضاح ايمي اشراف دخل اهميتز دكلور. بلكه كوز قيا قلد ينك كير بيطري و بلکه کو زیبگنگ ذره لری کی قیمتهای اولر یعنی حس اینتمشکی او دهشتهای حرب ایچنده بواینجه جان صباح کی مناسبتاری باز مقدمه و دو تو نمکدن، او هی خطنده
دوشمان خاله لری اونی شاشید تمامه، آوندن و از كبير مه من [ حاشیه ]
حاشیه ) عجبا بویله بر آدم هیچ ممکنید که دینی سیاسته دنیا به آلت اینیه بواتها می یا یا نارن نور طلبه الرندن زبیر، بايرام نه قدر عد الندن خارج به ظلم ابتد قاري احلا شيلير.
Håşiye: Bu hârika tefsirde, münafıklar hakkında olan on iki ayet ile muannid käfirler için olan iki ayetin izâhát ve tafsilatının içinde, bazı çok münasebåt-belågatinin çoklar anlamayacak ve istifade etmeyecek ehemmiyetsiz nüktelerinin zikredilmesinin sırrı; ve diğer åyetlerdeki tahkike ve izäha muhalif olarak mahiyet-i küfriyenin tafsilatına ve ehl-i nifåkın temessük ettikleri şübhelerine pek az temas edilmesinin hikmeti; ve yalnız elfáz-ı Kur'âniyenin ince ince işârât ve delâletlerinin ehemmiyetle beyån edilmesinin sebebi "Üç Nükte"dir.
Birinci Nükte: Bidayet-i zuhûr-u İslâmiyette, muannid
ve kitapsız kafirlerin ve nifåka giren eski dinlerin münafıkları gibi, aynen bu zaman-ı áhirde bir naziresi çıkacağını ders-i Kur'ânîden gelen bir sünûhât ile Eski Said hissetmiş. Münafıklar hakkındaki âyetleri îzâh ile en ince nükteleri beyân etmiş. Fakat mütálaacıların zihinlerini bulandırmamak için mâhiyet-i mesleklerini ve istinåd noktalarını mücmel bırakmış, izah etmemiş. Zaten Risale-i Nûr'un mesleği odur ki, zihinlerde bir iz bırakmamak için, sáir ulemâya muhálif olarak, muȧrızların şübhelerini zikretmeden öyle bir cevab verir ki, daha vehim ve vesveseye yer kalmaz. Eski Saîd, bu tefsirde Risale-i Nûr gibi, zihinleri bulandırmamak için yalnız belägat noktasında lafzın delaletine ve
işărâtına ehemmiyet vermiş.
İkinci Nükte: Madem Kur'ân-ı Hakim'in her harfi okunmasıyla öyle bir kıymeti olur ki, bir harf, on, yüz, bin ve binler sevabı ve båki meyve-i uhreviyi
verecek mâhiyettedir. Elbette Eski Said'in bu tefsirinde bir saç gibi, bir zerre gibi, Kur'ân'ın kelimatına temas eden nükteleri izah etmesi israf değil, ehemmiyetsiz değildir. Belki göz kapaklarının kirpikleri ve belki gözbebeğinin zerreleri gibi kıymetli olduğunu hissetmiş ki,
o dehşetli harb içinde bu incecik saç gibi münasebetleri yazmaktan ve düşünmekten, avcı hattında
düşman gülleleri onu şaşırtmamış, ondan vaz geçirmemiş. (Hey)
Hâşiye: Acaba böyle bir adam, hiç mümkün müdür ki, dini siyåsete, dünyaya ålet etsin. Bu ithâmı yapanların ne kadar adaletten håriç bir zulüm ettikleri anlaşılır.
Yerli hukuk tedvini sadedinde, Osmanlı Devletinde son olarak yapılan çalışma (Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye)yi tedkik ve tahlile geçmeden önce; altıyüz seneden fazla bir müddet, islâmî bir devlet olarak tarihe geçmiş bir devletin, hukuki temellerini teşkil eden kaynaklara kısa bir göz atmak faydalı olur zannederim. Bu kay-nakların, hepsi, esasen ilk kaynak olarak göreceğimiz İslâm huku-kuna dayanmakla beraber veya daha başka bir ifade ile; İslâm hukukunun haricinde mütâlea edilmemesine rağmen, bizim bunları müstakil maddeler halinde ele alışımız; tedkikin kolaylaştırılması gayesine matûftur.
1. ISLAM HUKUKU
İslâm hukukunun ilk kaynağı Kur'an-ı Kerîm'dir. Kur'an Allah tarafından son peygamber Hz. Muhammed'e 12 sene, beş ay ve 13 günü Mekke'de, geri kalan kısmı 10 senede Medine'de ol-mak üzere 23 seneye yakın bir zaman içerisinde ihtiyaca göre kısım kısım gönderilen, 114 sûreden müteşekkil ilâhî bir kitaptır. Mekke'de gönderilen Ayetler kısa olup, ahlâkî öğütler, tevhid ve ibadetlere aiddir. Medine'de inzal olunan Ayetler ise; uzundur ve muamelât hakkındadır. Kur'an'ın 23 sene gibi uzun bir müddette peyder-pey gönderilmesi ve tamamlanmasını takiben de Hz. Peygamber'in vefat etmesi dolayısiyle; kendi zamanında tedvine gidilememiştir. Ancak bu Ayetler Zeyd b. Sâbit, Abdullah b. Mes'ud ve Ubeyy b. Ka'b gibi bazı Sahabe tarafından ceylan derisi, tuğla ve kerpiç gibi şeyler üzerine yazılmış ve bir kısım Sahâbe tarafından da ezberlen-miştir. Böylece Hz. Peygamber devrinde tedvin olunamamasına rağ-men Kur'an-ı Kerim'deki Ayetlerin zâyi olmasına ve tahrifine mani
olunmuştur. Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir devrinde «Yemámesde çıkan bir muharebede yetmişe yakın hafızın şehid olması üzerine Hz. Ömer'in ikazı ve Hz. Ebû Bekir'in emri ile Zeyd b. Sabit'in başkanlığında bir heyet teşekkül etti. Ashabdan yanında Kur'an'dan Ayet ve Süreler yazılı olanlar ellerindeki bu malzemeleri getirdiler. Kur'anı ezberlemiş olan hafızlar da bu he-y'ete davet edildiler. Hey'etin yaptığı çalışma neticesinde tertib ettiği nüshayı Hz. Ömer hayatta ve Medine'de bulunan Ashâba oku-du. Hepsinin ikrar ve şehadeti ile böylece Hz. Ebû Bekir devrinde Kur'an cem edilmiş oldu. Hz. Ebû Bekir'in vefatından sonra Hz. Ömer'e ve O'nun vefatından sonra da kızı Hafsa'ya intikal eden bu nüsha üzerinde, Hz. Osman'ın halifeliği esnasında H. 30(650) se-nesinde teşkil olunan bir kurra heyetince Sûre sırası tesbit edil-di ve Hz. Ebû Bekir devrinde yapıldığı gibi Ashâbın tasviblerinden de geçtikten sonra, yedi nüsha yazdırıldı. Bu nüshalardan Mekke, Şam, Basra, Küfe, Bahreyn ve Yemâme'ye birer aded gönderildi. Bir tanesi de Hz. Osman'da kaldı. İşte bugün elimizde mevcut olan Kur'an-ı Kerim'ler bu nüshalardan istinsah edilmek suretiyle bir harf dahi değişmeksizin zamanımıza kadar gelmiştir".
İslâm Hukukunun ikinci ana kaynağı Sünnettir. Ehemmiyeti ve İslâm hukukundaki yeri pek çok Ayet ile sabittir. Bunlar dan el-Haşr Süresi'nin 7. Ayetinde bu ehemmiyet şöylece belirtil-mektedir: «... Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak etti ise ondan da sakının...>
Sünnet kelimesi Arap lügatinde yol ve âdet gibi manalara gelir. Istilahi, yani İslâm hukukunda ifade ettiği manada ise sünnet Pey-gamberimizden kavlen, fi'len ve takriren sadır olan şeyler olmak üzere üçe ayrılır. Kavlen sådır olan şeyler; Peygamberimize nisbet olunan sözlerdir ki, bunlara «Hadis» denir. Fi'len sadır olan şey-ler ise Peygamberimizin fiil, hareket ve davranışlarıdır. Takriri sünnete gelince bu; Peygamberimizin huzurunda veya devirlerinde söylenilir veya işlenirken, işitip veya görüp yasaklamadığı söz veya fiillerdir. Hz. Peygamber'in sükût etmeleri takrir olduğundan hak-kında hüküm olmayan bir söz veya harekete itiraz etmemesi ile meydana gelen bu 3. sünnete Hadis-i Takriri de denir.
Iema İslâm hukukunun ana kaynaklarından üçüncüsüdür. Lü-
gat manası ile azim ve ittifak manasını taşır. İslâm hukukundaki Istılâhi manası ise: Aynı devirde mevcut olan müctehidlerin bir şer'i hüküm hakkında ittifak etmeleridir Bu kimselerin müslüman olma-ları ve müştehid vasfını taşımaları şarttır. Bu ittifak iki şekilde olur. 1. Şekle azimet, icma-i kavli, icma-i ameli gibi isimler veril-miştir. Bu şekilde bir icmâın meydana gelmesi için bir hususda bü-tün müştehidlerin kavlen ve fi'len ittifak etmeleri şarttır. 2. şekle ise Ruhsat ve lemâ-i sükûti gibi isimler verilmiştir. Bu, bir mesele hakkında müctehidlerden bir kısmının verdiği bir hükmü, diğer bazı müctehidlerin duydukları ve öğrendikleri hålde âzâmî düşünme müddeti olan üç gün geçtikten sonra o hükmü reddetmeyip sükût etmeleri ile meydana gelen bir nevi ittifaktır. İcmâın şartı; aynı devirde yaşayan müctehidlerin bir hüküm hakkında toptan ittifak etmeleridir". İcmâın İslâm hukukunun ana kaynaklarından olduğuna şu Ayetler işaret etmektedir". Ayrıca buna dair pek çok Hadis-i Şerif de mevcuttur".
Kıyas: Lügat manası ile; takdir, bir şeyi diğer bir şey ile ölçmek demektir. İslâm hukukundaki manası ise; Kur'an, Sünnet veya icma ile sabit olan bir hükmün benzerini aralarındaki aynı cins illete binaen fer de izhar etmek demektir". Mesela: Bir Hadis'inde Peygamberimiz; buğdayı aynı miktar buğday ile sat-maya müsaade etmiş, fakat fazlası ile satmayı faiz olarak yasak-lamıştır. İşte buna kıyas ederek darıyı aynı miktar darı ile satma-nın serbest, fakat fazlası ile satmanın yasak olduğu neticesine va-rılır". Kıyas, bundan önce bahsettiğimiz üç delilin fer'i hük-mündedir. Çünkü onlardan hareketle bir neticeye varır. Yani kıyas yeni bir hükmü isbat ediyor sayılmaz. Kur'an, Sünnet ve lema ka-
9. İstılahat, I, 165.
10. Ruh'ul-Mecelle, I, 38.
11. Al-i Imran Süresi (III) Ayet 103 ve 110; Bakara Sûresi (II), Ayet 143; Tevbe Süresi (IX), Ayet 119.
12. إن امتى لا تجتمع على ضلالة > Türkçesi: Ümmetim asla dalálet üzere ittifak etmez. (İbn Mace, II, 1303, 3950 nolu Hadis).
< يد الله مع الجماعة > Türkçesi: Allah'ın kudret ve nusreti cemaatle be-
raberdir. (el-Cami'us-Sağır, II, 206; Nesel, VII, 92).
فمارأى المسلمون حسناً فهو عند الله حسن وما رأوا سيئاً فهو عند الله سي »
Türkçesi: Müslümanların İyi gördükleri şey Allah katında da iyi, kötü gördükleri şey de Allah katında kötüdür. (İbn Hanbel, el-Müsned, I, 379).
tiyyet, kıyas ise zanniyyet ifade eder". İslâm hukukçuları kıyasım şer'i bir delil oluşuna şu üç esasa bağlamışlardır: 1. Kur'-an'da buna işaret eden âyetler vardır". 2. Hadisler". 3. Sahabe-nin icmâi".
Kıyasın rükünleri ise dört tanedir. Birincisi asıl, makisun aleyh veya müşebbehünbih ismini taşır. Meselâ yukarıda kıyası izah eder-ken geçen buğday misâlindeki fâiz asıldır. İkincisi fer', makis veya müşebbeh ismini alır ki, ikinci misâlde geçen darı gibidir. Üçüncüsü illet veya sebebtir. Buğday misalindeki fazlalığa tekâbül eder. Dör-düncüsü hüküm diye isimlendirilir. Misalimizdeki buğdaylar arasın-daki fazlalığın haram oluşu hükümdür".
Yukarda kısaca izahına çalıştığımız İslâm hukukunun dört asli kaynağından başka İstihsan: Kıyas yoluyla adem-i cevâzı lâzım gelirken; Hadis, İcma, İzdırar ve Kıyas-1 hafi gibi sebeplerden bi-rinin mevcudiyeti ile tecviz olunan şeydir".
Mesâlih-i Mürsele: Şer'i bakımdan ne itibar ne iptal ve ne de ilga edildiği bilinmeyen maslahattır". İstishâb: Ma-
15. Ruh'ul-Mecelle, I, 40.
16. Ankebût Süresi (XXIX), Ayet 43; Haşr Süresi (LIX), Ayet 2.
Turkçesi: Ben bana vahiy - أنا اقضى بينكم بالرأى فيما لم ينزل على فيه ، 17 gelmediği hususlarda aranızda re'yimle hüküm veriyorum. (Ebû Davud, II, 75)
Mu'âz b. Cebeli Yemen'e kadı olarak gönderdiğinde Peygamberimizle ara-larında şöyle bir konuşma geçmişti:
كيف تقضى فقال أقضى بما فى كتاب الله قال فان لم يكن في كتاب الله قال فبسنة رسول الله صلى الله عليه وسلم قال فان لم يكن فى سنة رسول الله صلى الله عليه وسلم قال أجتهد رأبي قال الحمد لله الذي وفق رسول رسول الله صلى الله عليه وسلم
(Tirmizi, III, 616, 1327. Hadis) Türkçesi: Peygamberimiz Muâz'a nasıl hüküm vereceksin dediğinde, Mu'az cevaben: Allah'ın kitabındaki hüküm-ler ile cevabını verdi. Hz. Peygamber: Şayet Allah'ın kitabında bulamazsan ne yaparsın? Mu'az: Resûlullah'ın sünneti ile hükmederim, dedi. Hz. Pey-gamber tekrar: Resûlullah'ın sünnetinde de bulamazsan ne yaparsın? dedi. Mu'az da cevaben: Kendi reyimle ictihad ederim cevabını verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz: «Resûlünün elçisini muvaffak kılan Allah'a hamd ederims buyurdu.
18. Daha fazla malumat için bk. Masâdır'ut-Teşri', s. 34.
19. Daha fazla malumat için bk. Felsefet'ut-Teşri', s. 120-125; Istılahat, I, 171-195.
20. Ruh'ul-Mecelle, I, 42-43; Felsefet'ut-Teşri, s. 127-130.
21. Felsefet'ut-Teşri, s.130-133; Istilahât, I, 199-203.
zide sabit olup, bilâhare zail olduğu bilinmeyen bir hükmün halâ de-vam ediyor sayılmasıdır. İstidlal" gibi ve ayrıca Prof. M. Hamidullah'ın on kadar kaydettiği" ikinci ve üçüncü dere-cedeki kaynaklar vardır. Mevzuumuzla doğrudan doğruya alakalı bahisler olmaması dolayısiyle bu kaynaklar hakkında tafsilâta gir-meyip, bibliyografya vermek suretiyle iktifa ediyoruz".
2. FETVALAR
Fetva kelimesi lügat manası ile sorulan bir meseleye verilen cevap demektir. Istılahî manası ise: Sorulan bir dinî meselenin hük-münü beyan etmektir. Böyle bir soruya cevap vermeye «Iftâ», håll ve izahını istemeye ise İstiftâ denir. Soran kimse (müstefti», ce-vap veren «müfti» ve kendisiyle fetvâ verilen kavl «müftâbih» diye isimlendirilir. Fetvâlar birer hüküm mahiyeti taşımayıp, müf-tilerin şer'i kanunları delillerinden istinbat edip, müdevven hâle ge-tirmelerinden ibarettir. Kadılar ise bu tedvin edilen şer'i meseleler içerisinden, kendisine arzolunan dâvâya aid hükmü bulup tatbik eder. Şu hâlde fetvâları tatbik sahasına koyan müftiler değil, kadı-lardır. Müftilerde beş vasıf aranır: 1. İyi niyet, 2. İlim, hilm, vekâr ve sekinet, 3. Bilgide kuvvet, 4. İstiğna (kimseye muhtaç olmamak) ve kifayet, 5. Hak ile bâtılı kolayca ayırabilecek kuvvet".
Fetva müessesesinin tarihi seyrini takib edecek olursak altı devirde mütâlea etmek mümkündür.
1. Devir Peygamberimizin kendisine peygamberlik geldikten sonra vefatına kadar geçen devrede, sorulan suallere Kur'an-ı Ke-rîm'i esas alarak verdiği fetvâları içine alan devirdir. Böylece İs-lâmda ilk müfti Hz. Muhammed kabûl edilmiştir.
2. Devir Ashâb zamanında Sahâbenin verdiği fetvâları içine alan devirdir ki, H. 11 (632) senesi ile H. 40 (660) seneleri arasını içine alır. Hz. Ebû Bekir'in halife olduğu devrede (632-634) «Ifta mahkemeleri ismiyle bir müessese meydana gelmişti. Bu mahke-menin vazifesi fıkhî meseleleri araştırıp, gözden geçirmek ve tevcih olunan sorulara cevap vermekti. Bu devirde fetvâ vermek vazifesi ile meşgul olanlar arasında Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Abdur-
22. Felsefet'ut-Teşri', s. 134-135; Istilahât, I, 195-196; Ruh'ul-Mecelle, I, 44.
23. Felsefet-ut-Tegri, s. 133-134; Istilahât, I, 197.
24. İslâm Hukukunun Kaynaklarına Dair Yeni Bir Tedkik, Hamidullah, Is-lâm Tedkikleri Enstitüsü Dergisi, c. I, cüz 1-4, s. 63-66.
25. Masûdir'ut-Teşri, s. 19-177; Felsefet'ut-Teşri', s. 99-186.
1017) «Herhangi bir cemaat, Allah'ın evlerinden birinde toplanır, Allah'ın kitabını okur ve -manasımı aralarında anlamaya çalışırlarsa.. Ancak bunlara SEKİNET iner, kendilerini rah. met kaplar, çevrelerini melekler sarar ve Allah-ü Taâlâ yanın. da bulunanlara onları anlatır..>>>
SEKİNET: Pekçok manaya gelir.. Hemen hepsi tasavvufîdir. Bura-da itminan manasınadır. Kısaca manası: Kalb huzuru..
Ravi: EBU DAVUD.. Menkıbesi, 11. Hadis-i Şerifte..
۱۰۱۸ مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فَتَفَرَّقُوا عَنْ غَيْرِ ذِكْرِ اللَّهِ وَصَلَاةٍ عَلَى النبي صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّمَ ، إِلَّا كَأَنَّمَا تَفَرَّقُوا عَنْ جِيفَةِ حِمارٍ ، وَكَانَ ذَلِكَ الْمَجْلِسُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةٌ. ) رواه أحمد عن أبي هريرة )
1018) «Allah'ı zikretmeden ve Peygambere S.A. salavat getirmeden, toplanıp dağıdan her kavim, bir himar cifesinden dağılmış gi bidir.. Ve bu meclis, kendilerine bir hasrettir..>>>>
* **
İnsanlar bir gaye için toplanmalı ve aynı gaye üzerine dağılmalıdır; ve bu gaye ahlâk ve fazilet üzerine olmalıdır..
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menki-beleri, 1. ve 5. Hadis-i Şerifte..
arzu-yu umumi آرزوی عمومی: genelistek, her kesin isteği
asabiyet-i nev'iye ve milliye حشت نوعیه و ملیه millet ve soydaşlık bağı ve taraftarlığı
arzu-yuzati آرزوی ذاتی :kisinin kendi özel isteği arzuhal 1 : عرض حال.durumunu dile getirme 2 dilekçe
asabiyet-i unsurive milliyetçilik veya ırkçılık; milliyetçilik veya soydaşlık bağı
arzukes آرزرکش : istekli
asa آسا : )...-asa) gibi, (kelime sonuna eklenen son ek. (örnek: berk-äsä: şimşek gibi, cen-net-åså: cennet gibi)
asa عصا : degnek
Asa-i Musa 1: عصای موسی.Hz.Musa'nın mu'ci zeli değneği 2 Bediüzzaman Said Nursi'nin (r.a.) bir eserinin adı. (Hz.Mūsa, bir mucize eseri olarak değneğini taşa vurup taştan su çıkarması gibi, bu eser de, ölmüş ve taş kesil-miş kalbleri canlandıracak iman hakikatlerini Kur'an'dan ve Allah'ın (c.c.) her yerde gördü-ğümüz iş ve eserlerinden örnekler alıp ortaya çıkarmaktadır.)
asab عصب : sinir 2 damar.
asab اعصاب : sinirler 2.damarlar
a'sab-ı muharrike اعصاب محرکه : hareket sinir leri
a'sâb-ı muharrike ve hassase أعصاب محرکه و حساسه : hareket ve duygu sinirleri (beyin ve omurilikten gelen emirleri hareket organla rına götüren hareket sinirleri (muharrike) ile göz, kulak, dil gibi duyu (his) organlarından gelen duyumları ve uyarıları omuriliğe ve beyne götüren duyu sinirleri hassåse))
a'sab-i vechiye أعصاب وجهه : yüz sinirleri
asabi 1 : عصى.sinirli, çabuk sinirlenen 2.sinir-le ilgili
asabilik عصبيلك : sinirlilik hali, çabuk sinirlen me hali
asabiye 1 : عصبيه.sinirle ilgili 2.sinir hastalık ları
asabiyet 1 : عصبیت.asabilik, sinirlilik 2.soy-sop, akraba, kabile veya ırk bağlılığı ve taraf-tarlığı
asabiyet-i cahiliye عصبیت جاهلية : İslamiyet ön-cesi aşırı soy-sop, akraba, kabile ve ırk bağlı lığı ve taraftarlığı
türler asabiyet-i nev'iye 1 : عصبیت نوعیه.bütün arasında en üstün tür olarak insan türünden olmaktan ileri gelen insanlar arasındaki bağ-lılık 2.soydaşlık bağlılığı ve taraftarlığı
ve taraftarlığı
مليلية abiyetten him, akraba, soy-sop bag lılığı ve taraftarlığı bakımından
asarienbiya آثار انبیاء : peygamberlerin eserle ri, insanlığa kazandırdıkları değerler
äsär-ı esma-i İlahiye آثار أسماء إلهيه : Allah'ın )c.c.) mübarek ve kutsal isimlerinin kendini gösteren eserleri, belirtileri
asari fiiliye آثار فعلية : fiili eserler, gözle görülen etkili sonuçlar, belirtiler, izler
asari gazab ilahi آثار غضب إلهى : Allah'ın (c.c.) cezasının belirtileri
asar-giran-baha آثار گرانبها : çok değerli eserler
asar hafiye آثار حفيه : saklı ve gizli duran eser-ler, henüz ortada olmadığı için bizce gizli ka lan (fakat Allah'ın (c.c.) ikramı olarak inşal lah yazılacak olan) eserler
asar-ı haşmet آثار حشمت : sahibinin büyüklü-ğünü gösteren eserler
asar hasmetkarane آثار حشمتکارانه : sahibinin büyüklüğünü gösteren göz kamaştırır tarz-daki eserler
sari hayat آثار حبات : canlılık belirtileri, can-lılık izleri
asar- hikmet آثار حکمت : hikmet eserleri, bir çok gåyeler ve faydalar gözetilerek, tam uy-gun ve yerli yerinde yapılmış eserler
asar-i ihsan آثار إحسان : iyilik ve lütuf olarak ya-pılan eserler, ni'metler
asar-i İlahiye آثار إلهيه : Allah'a (c.c.) ait eserler
asar- ilham آثار إلهام : ilham eserleri, kalbe ge-len ilhamla yazılmış eserler
Äsär-ı İlmiye Kütüphanesi آثار علمیه کتبخانه سی : İlmi Eserler Kitaplığı månåsında bir basım ve yayınevi
asari kat'iye آثار قطعيه : kesin deliller, kesin bel-geler
asari kemal آثار کمال : mükemmelliğin belirtisi olan eserler
asari kemälät آثار کملات : mükemmelliklerin belirtisi olan eserler
asar-i kudret آثار قدرت : kudret eserleri, Allah'ın sonsuz güç ve kuvvetinin eserleri
åsår-ı kudret-i Rabbaniye آثار قدرت ربانیه : sonsuz güç ve kuvvet sahibi Rabb'in eserleri
asari kudsiye آثار قدسیه : kudsi (mübarek) eser-ler, kutsal kaynağa (Kur'an'a) dayanan eserler
asari lütuf آثار لطف : Allah'ın (c.c.) lütfu olan eserler
äsår-ı lütuf ve merhamet آثار لطف و مرحمت : Allah'ın (c.c.) lütfu ve merhametinin eserleri
47
äsår- san'at
asar-ı mahsusa آثار مخصوصه : özel nitelikler ta-şıyan eserler
äsår-ı medeniyet آثار مدنیت : medeniyet eserleri
äsår-ı meşhude آثار مشهوده : gözle görünen eserler
äsår-ı meşhude-i alem آثار مشهوده، عالم : dunya-da ve kainatta görülen eserler
asar-ı mucize آثار معجزه : mucize eserler
ásár-ı mucizekārane آثار معجزه کارانه : mucize ni teliğinde eserler
asar-ı muhtelife آثار مختلفه : muhtelif eserler, çeşitli eserler
äsår-i muhteşeme آثار محتشمه : muhteşem eser ler, büyük ve çok önemli eserler
asar-ı muntazama آثار منتظمه : düzenli, ölçülü ve tertipli eserler
asar-ı mübareke آثار مبارکه : mubarek eserler
asar-ınamadud آثار نا معدود : sayısız eserler
asar-i Nur آثار نور : Risale-i Nur adlı eserler
asar-i nuraniye 1: آثار نورانيه.nurlu, parlak, göz kamaştırıcı ve dikkat çekici eserler 2.(mec.( görüp inceleyen ve üzerinde düşünenlerin akıl ve kalblerinin iman ışığıyla aydınlan-masına yol açan eserler, inancı güçlendiren eserler
asar-i pür-nur آثار پر نور : çok nurlu eserler, (akıl ve kalbleri) aydınlatıcı eserler
asari Rabbaniye آثار ربانيه : her şeyin gerçek ve tek sahibi ve terbiyecisi (Rabb) olan Allah'a )cc.) ait eserler
asari rahmet آثار رحمت : rahmet eserleri, Allah'ın (c.c.), her şeyi kuşatan merhameti-nin eserleri
äsär-ı rahmet ve inayat آثار رحمت و عنایات : (Allah'a c.c. ait) rahmet ve inayet eserleri; Allah'ın (c.c.), her şeyi kuşatan merhametini ve yardımlarını gösteren eserler
asar-ı rububiyet آثار ربوبیت : )Allah'ac.c. ait) her şeyin sahibi ve terbiyecisi olma (rububiyet( sıfatını gösteren eserler
āsār-ı sabıka-i nuraniye آثار سابقه نورانیه :adı ge-çen nurlu eserler
asar-saire آثار سائره : öteki eserler
āsār-ı saltanat-ı zâtive آثار سلطنت ذاتيه : her şeyi tek olarak, sonsuz gücü ve ilmiyle hakimiye-ti ve emri altında bulunduran zâtın (Allah'ın cc.) eserleri
rahman b. Avf, Muaz b. Cebel, Übeyy b. Kab, Zeyd b. Sabit ve Hz. Aişe yer almakta idi.
3. Devir H. 41 (661) senesinden başlayarak 2. asrın (M. 8. asır) ilk senelerine kadar devam eder. Bu devre ait başta Hz. Aişe, Ab-dullah b. Ömer, Ebû Hilrcyre olmak üzere kırk büyük müfti bulun-makta idi.
4. Devir, H. 2. (8.) asrın ilk senelerinden başlayarak, H. 4. (10.) asrın ortalarına kadar devam eder. Mezheplerin kurucuları olan bü-yük imamlar bu devirde fetvå makamını işgal edenlerin başında. gelmekte idiler.
5. Devir H. 4. (10) asrın ortalarından başlayarak, Abbasiler'in yıkılışına H. 656 (1258) kadar devam eden devredir Bu devirdeki âlimlerin bir çoğu kendilerini fetvâya selahiyetli görmeyerek, bir ön-ceki devrede fetvā makamını işgal eden Imam Azam, Imam Şafii ve Imam Malik gibi müctehidlere tâbî olma yolunu tutmuşlardır. Imam Azam'ın talebesi olan İmam Ebû Yusuf, Harûn ur-Reşid dev-rinde (786-809) hem fetvå, hem kazā vazifesi ile muvazzaf bir zat idi.
6. Devir Bağdad'ın Moğollar tarafından alınmasıyla H. 656 (1258) başlar ve günümüze kadar devam eder. Bu devre içerisinde içtihad yapma vasfını haiz pek çok âlim gelip geçmiş, fakat müç-tehidlik iddiasında bulunmayarak büyük mezhep imamlarının çiz-dikleri usûlün dışına çıkmamışlardır.
Bu son devre içerisinde mütâlea edilen Osmanlılardaki fetvå müessesesi ise, Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi'nin istiklâlini ilân ettiği zaman kayınpederi Edebali'yi fetvâ işleri ile vazifelendirmesi ile başlar. Edebalinin vefatı ile H. 701 (1301-1302) yerine fetvå makamını damadı Dursun Fakih işgal etmiştir". Dur-sun Fakih'den sonra Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar geçen altı asırlık bir zaman içerisinde fetvâ makamını işgal eden pek çok büyük âlimler gelmiş geçmiş ve bir çok fetvâlar vermişlerdir. Bu fetvalardan bir kısmı kitap haline getirilmiş tab' olunmuş, bir kıs-mı ise yazma mecmualar halinde kütüphanelerimizde mevcuttur. Osmanlı Devleti'nde gerek kazada ve gerekse iftâda Hanefi mezhebi esas alınmış, bunu temin için de müftilere verilen menşûrlarda Ha-nefi imamlarının en sahih ve kuvvetli kavilleri ile iftâda bulunmaları emir ve tavsiye olunmuştur". Nitekim ileride de göreceğimiz üzere Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'de de aynı prensibin haricine çıkılma-mıştır.
28. Tarih Deyimleri, I, 615-621.
29, Padişah tarafından birine bir vazife tevcihini bildiren ferman. (Tarih De-yimleri, II, 478-479).
Örf kelimesi lügat manası ile; insanlar arasında tanınmış, be-ğenilmiş, güzel kabul edilmiş, redd ve inkâr edilmeyip tekrar edile-gelmiş olan şeydir. Tursun Beğ ise Tarih-i Ebu'l-Feth'de örfü; akıl esasına dayanan siyaset-i sultanis veya yasağı padişahi> denilen tedbir olarak tarif eder". Örf tabirinin bazan örf-i sultani şeklinde hükümdarın cemiyetin hayrı ve faydası için kendi irade-sine dayanarak çıkardığı kanunlar için de kullanıldığı görülmek-tedir". Fıkhi tarifi ise: Aklen ve şer'an iyi kabûl edilen ve selim akıl sahipleri yanında kötü teläkki olunmayan şeydir. Buna âdet ve teâmül de denir. Fıkhi ıstılahta örf önce ikiye ayrılır: 1. Kavli Örf, 2. Ameli Örf. Kavli örfü bir misalle izah etmek icab ederse; bir kimse filån eve ayağımı basmam diye yemin ettikten son-ra, o eve ayağını basmadan herhangi bir kimsenin sırtında girse yeminini bozmuş olur. Zira «ayağımı basmams sözü örfen o eve girmem manasınadır". Ameli örf ise bir yerde fiili bir şeyin in-sanlar arasında âdet ve teâmül haline gelmesidir. Meselâ bir böl-gede koyun etinin yenmesi mutad olduğu gibi, diğer bir yerde keçi etinin yenmesi mutaddır.
Örfü fıkhi manada tekrar ikiye ayırırız: 1. Umumi, 2. Hu-susi. Umumi Örf: Bir çok memleket ve cemiyetlerin müşterek olan örfleridir. Hususi Örf ise; muayyen bir memleketin veya cemaatin mükerreren işledikleri şeylerdir.
Sahabe devrinden zamanımıza kadar İslâm ümmeti arasında teamül hâline gelip, hakkında nass (Ayet, Hadis) bulunmayan ve müçtehidler tarafından takrir edilerek kendisiyle amel edilmiş bu-lunan bir örf icma gibidir. Kıyasa muhalif olsa bile onunla amel olunur. Fakat nass ile örf ve âdet arasında tenakuz olursa Imam Azam ve İmam Muhammed'e göre ness tercih edilir. Nass örften kuvvetlidir. Mümkündür ki, Örf ve adet batıl ve yanlış bir şey üzerine müesses olabilir".
İslâmiyet teessüsü sırasında insanlar arasında iyi telâkkî edil-miş ve teâmül haline gelmiş olan bazı örf ve âdetleri olduğu hâl üzere bırakmış ve böylece örf, âdet ve teâmül İslâm hukukunun kaynaklarından birisini teşkil etmiştir. Örf ve âdetin İslâm hu-
31. TOEM, Cüz 26, s. 11-13.
32. Os. Huk. Giriş, s. 103.
33. Istilahat, I, 197-198.
24. Istilahat, I, 199-201.
35. <İslâm Hukukunun Kaynaklarına Dair Yeni Bir Tetkik, Hamidullah, Is-lâm Tedkikleri Enstitüsü Dergisi, c. I, cüz 1-4, s. 63-66.
Hz. Osman, başını kaldırınca, Peygamberimiz «Sana söylediğim şeyi anladın mı?» diye sordu.
Hz. Osman «Evel! Onu, kulağım işitti, kalbim de, ezberledi. dedi. Bunun üzerine, Peygamberimiz, ona «Haydi giti» buyurdu. (129)
Peygamberimizn Hz. Ebû Bekir Hakkında
Yazı Yazdırmak İstemest:
Peygamberimiz, rahatsızlığı ağırlaştığı sırada, Abdurrahman b. Ebi Bekr'e Bana, kalem kâğıt getir de, Ebû Bekir İçin bir yazı ya-zayım ki, onun üzerinde anlaşmazlığa düşülmesin!» buyurdu.
Abdurrahman, kalem kâğıt getirmeğe gitmek için kalkınca, Otur! Ebû Bekir üzerinde anlaşmazlığa düşülmesine, Allâh da, Mü' minler de, razı olmaz!» buyurdu. (130)
Sonra, Hz. Aişe'ye Bana, baban Ebû Bekir'l ve senin kardeşini çağır, bir yazı yazayım.
Çünki, ben, bir heveslinin, heveslenip (Ben, bu işe, herkesten ön-ce gelirim!) demesinden korkuyorum. (131)
Oysa ki, Allah da, Mü'minler de, Ebû Bekir'den başkasına razı ol mazl buyurdu, (132)
Peygamberimiz «Bana, Ebû Bekir'i çağırınız!» buyurduğu zaman, Hz. Ömer'i çağırdılar.
Peygamberimiz, ayılınca, tekrar «Bana, Ebû Bekir'i çağırınız!» buyurdu.
Yine, Hz. Ömer'i çağırdılar.
Bunun üzerine, Peygamberimiz «Her halde, sizler de, Yûsüf Aley-hisselâm'ın Sahibeleri olan kadınlar takımındansınız!» buyurdu. (133)
Yûsüf Aloyhisselâmın Sahibelerinin Başlıcaları:
1. Mısır Aziz'inin
Kapıcıbaşının karısı,
2.
İçkicibaşının karısı,
3.
Ekmekcibaşının karısı,
4.
5.
a
n
Sayiscibaşının karısı,
idi.
Hapisane Müdürünün karısı
30
(129) Aluned b. Hanbel Müsned c. 6, s. 263
(130) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 47, Belázüri Ensabüleşraf c. 1, п. 541
(131) Müslim Sahih c. 4, n. 1857
(132) Müslim Sahih c. 4, s. 1857, Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 541
Bunlar, Hz. Yüsüf'ü, Mısır Aziz'inin zevcesi Züleyha'ya boyun eğ-dirmek için kandırmağa çalışmışlardı. (134)
Peygamberimizin Bir Uyarısı:
Peygamberimizin hastalığı sırasında, yanında konuşulurken, Hz. Ümmü Seleme ile Hz. Ümmü Habibe, Habeş ülkesinde, içinde süretler bulunan bir kilise gördüklerini anlattılar,
Peygamberimiz Gerçekten de, onlar, İçlerinde iyi bir kimse bulu-nur da, vefat ederse, onun kabri üzerine bir mescid yaparlar, o sûret-leri, bu mescide asarlardır.
Arap yarım adasında (139), Arap toprağında (140), iki din, bıra-kılmayacaktır!» buyurdu. (141)
Peygamberimizin Mescidde Müslümanlara Son Hitap ve Tavsiyeleri:
Ensardan Nûman b. Beşir'in bildirdiğine göre Peygamberimizin hastalığı ağırlaştığı zaman, halk «O'ndan sonra, bu işi kim yönetecek?>>> diye konuşmağa başladılar.
Kimisi «Ebû Bekir, yönetir!» kimisi de «Übeyy b. Ka'b, yönetir!» dediler.
(131) Zemahşeri Keşşaf c. 2, s. 316
(135) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 239-240, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 51, Buhari Sahih c. 1, s. 110-111, Müslim Sahih, c. 1, s. 375-376
(135) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 240, Müslim Sahih c. 1, s. 377-378
(137) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431-432, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 240, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 218, Müslim Sahih c. 1, s. 377
(133) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 6, s. 274 Sire c. 4, s. 316, Ahmed b. Hanbel Müsned
(139) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 316
(140) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 240
(141) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 316, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 240
اوضحی کنه ) تور تجہ یہ ترجمہ کی گریجودہ کی جزالت و بلاغت و فارق قسمتی محافظه ایده مومن بعض اوہ مختصر لتمن اونك المحور منا فقر مقنده کی اوزون تفصلاتك وحسمنى نشر اتمه های بیت بندم. فقط قرآن عائد ولى جهتيله قرآنه عائد بر ذره نك ده قمتى مولد بلام بعض اکر بندہ فائدہ میں دارد. ان شاء الله عربی تفسیر، بو ترجمه لك آخرنده به مانع او لما سه نشر ید یاله جدا ، ترجمه ه کی نقصه انلاین از ال ایده جاله فقط عربی تغیر ده توافقان انواعند نه چومه خار قرار وار در بشر اختیاری قاريشما شد.. اونك اليوم، أو مطبوعك عين طرزنده مطاني وارسه، ممكن ولد يغي قدر چاليشمن لازمدركه، علامت مقبولیت اولان او خار قرار غائب او لما سين.
سعيد النورسي
1 باسمه سبحانه ].
قرمه سنه اول، حرب عمومیده، جبهه ده، آوجی خطنده، بعضاً آن اوستنده تأليف ابديله بو اشارات الاعجاز تفسيرينك برقمنی، استاد یزدن درس الدم. علم بلاغتی و قواعد عربيه بي به اعد بیگمز حالده الد یغمر درس ایله بونده کی بر سر عظیمی فهم ایتد حكم، بو آثارات الاعجاز تفسیری حقیقتاً خارق در بوتفسير قرآنك وجوه المجازندن بالکن نظمندہ کی اعجازی خارقہ بر طر زده
کو ستر می مناسبتیله [ درت نقطه تا بي بيان ايديورز .
برنجیمی ) ما دام قرآن كلام الله، عموم عصر کی اور زنده و آرقه منده او توران مختلف طبقه طبقه اولارق ويزيل من بتون نوع بشره خطاب الديبور، درس وپریور هم بوكائناتك طالعه ذو الجلاليك كلامي اولارق يو بيتك ان يوكسك مرتبه سندن حيقوب ، بو بيط كركه مختلف طبقه مخاطب ار له قونو شويور . عمومنك بتون سؤالكرين واحتدا جارين جواب ويربيور. البته معد الري كلي و عمو ميدر. بشر کلامی کی مخصوص به زمانه، معین برطا معین بر طائفه یه و جزوی به معنایه انحصار التمديور بتون جن وانك بيقدر مختلف طبقه ده اولان افطار و عقول و قلوب و ارواحك هر بريسه لايق غد الرى ويربيور، طاغيتييور.
Üçüncü Nükte: Türkçe'ye tercümesi, Arabca'dakı cezález ve belägat ve hårika kıymetini muhafaza edememis, bazen de muhtasar gitmiş. Onun ıçın münafıklar hakkındaki uzun tafsilatın bir kısmını neşir etmemeyi myet ettim. Fakat Kur'an'a ait olması cihetiyle, Kur'ân'a ait bir zerrenin de kıymeti büyüktür. Belki bazılarına da fäidesi vardır. İnşaallah Arabi tefsir, bu tercümenin alırinde bir mání olmazsa neşredilecek. Tercümedeki noksanlarını izåle edecek. Fakat Arabi tefsirde tevåfukun envåından çok hårikalar vardır. Beşer ihtiyarı karışmanıştır. Onun için, o matbûun aynı tarzında imkânı varsa, mümkün olduğu kadar çalışmak lazımdır ki, alåmet-i makbüliyet olan o hårikalar gäib olmasın.
Saidü'n-Nürs
باشیه شمانه
Kırk sene evvel, harb-i umůmide, cebhede, avcı hattında, bazen at üstünde te'lif edilen bu İşărătu'l-lcáz tefsirinin bir kısmını, Ustådımızdan ders aldık. İlm-i belägati ve kaväid-i Arabiyeyi bilmediğimiz halde, aldığınız ders ile bundaki bir sırr-ı azimi fehmettik ki, bu İşărâtü'l-l'câz tefsiri hakikaten hårikadır. Bu tefsir, Kur'ân'ın vücûh-u i'câzından yalnız nazmındaki i'câzı harika bir tarzda göstermesi münasebetiyle "Dört Nokta"yı beyan ediyoruz.
Birincisi: Madem Kur'ân kelámullähtır, umum asırlar üzerinde ve arkasında oturan muhtelif tabaka tabaka olarak dizilmiş bütün nev'-i beşere hitâb ediyor, ders veriyor. Hem bu kainatın Halik-ı Zülcelal'inin kelâmı olarak rubůbiyetin en yüksek mertebesinden çıkıp, bu binlerle muhtelif tabaka muhatablarla konuşuyor. Umumunun bütün suållerine ve ihtiyaçlarına cevab veriyor. Elbette ma'nåları külli ve umůmidir. Beşer kelamı gibi mahsůs bir zamana, muayyen bir täifeye ve cüz'i bir ma'naya inhisår etmiyor. Bütün cin ve insin binler muhtelif tabakada olan efkår ve ukül ve kulüb ve ervähının her birisine layık gıdaları veriyor, dağıtıyor.
1023) «Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.. Minberim, havzunın üzerindedir..>>>
Peygamber S.A. efendimizin evi aynı zamanda kabridir. Minberine elli kol boyu kadar bir mesafe vardir. Minberi, ilm-i ilâhî'nin kaynağı olduğu için böyle anlatılmıştır.. TAYYİBİ'nin tarifi bu yoldadır.
***
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MUSLIM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
1025) «İki nefha arasında, kırk -gün veya ay yahut sene vardır. Sonra Allah-ü Taâlâ semadan su yağdıracaktır.. -İnsanlar- nebat gibi çıkacaklar.. İnsanda bulunan herşey çürüyecektir. Ancak UCB-Ü ZENEB diye bir kemik var ki, kalacak..
Kıyamet günü halkın terkibi ondan olacak..>>
**
Bu Hadis-i Şerifte anlatılan iki nefha: Biri bütün canlıların ölmesi, öbürü de dirilmesi için çalınan İsrafil'in surudur..
UCB-U ZENEB: Daha önce de anlatıldığı gibi kuyruk sokumunda bir kemiktir.. Ramuz şerhinde bunun hardal tanesi küçüklüğünde oldu-ğu yazılıdır..
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen HATİB.. Menkıbeleri, 5. ve 64. Hadis-i Şerifte..
äsår-ı san'at-ı İlahiye آثار صنعت إلهيه : Allah'ın (c.c.) sanat eserleri
asar-i tahribkarane آثار تخریبکارانه : yakıt ve bo
zucu şekilde iş ve eserler
asari tecelliyat آثار تجلیات : kendini belli etme-ye, kendini göstermeye yarayan eserler, belir tiler, izler
asari terakkiyat ve kemalat آثار ترقیات و کمالات : son derece ilerilik, üstünlük (terakkiyat) ve mükemmellik derecelerine (kemlåta) ulaş mışlığın işaretleri ve delilleri olan eserler
äsår-ı üns ve ülfet آثار انس و الفت : dostluk ve sıcak yakınlık belirtileri
asayiş آسایش : dirlik ve düzenlik
asayişi dahiliye آسایش داخليه : yurt içindeki dir-lik ve düzenlik
äsäyiş-i memleket آسایش مملکت ülkedeki dir lik ve düzenlik
asayişi umumiye آسایش عمومیه : genel asayiş toplumun genel dirlik ve düzenliği
asayişçi آسايشي : dirlik ve düzenliği koruyucu
asayişi آسایشی : asayişi ilgilendiren, dirlik ve düzenlikle ilgili
asdaf أصداف : sedefler (mec.) çok değerli ger-çeklerin saklı kaynağı
asel: bal
asel-i musaffa عسل مصلى :suzme bal saf bal
asfiya أصفياء : Kur'an ilmi ve terbiyesiyle kalb ve akılları aydınlanmış, saflaşmış, her türlü şüphe ve günahlardan arınmış, Kur'an ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sünnetine sahip çıkan İslâm büyükleri
asfiya-i müdakkıkin اصفیاء مدققين : müdakkik asfiya, gerçekleri inceden inceye araştıran ve delilleriyle ortaya koyan asfiya (bkz.asfiya)
asfiya; dinde açık hükümler bulunmayan konularda Kur'an ve hadislerin var olan hü-kümlerinden hareketle, bu hükümlere ters düşmeyen, bu hükümlerin mantığa uygun sonuçları olan yeni hükümler çıkarabilen ve bu yolla, yeni ortaya çıkan hukuki ve dini promlemlere çözümler getirebilen (ictihad sahibi), bilgi bakımından yeterli,günahlar-
ashab-i cennet
48
dan hep uzak durmasını bilen (asfiya) Islam büyükleri (bkz.asfiya)
asgar اصغر : en küçük, daha kuçük
asgari اصغری : enaz, en azından
ashab اصحاب : sahabeler, Hz. Peygamberle (a.s.m.) beraber olmuş, İslam'ı ondan öğren miş ve O'nun peygamberliğini gönülden ka bul ederek sevgiyle O'na bağlanmş ilk donem Müslümanları (r.a.) 2.arkadaş olanlar 3 sahib olanlar. (Bu månada "asheb" yerine "erbab" veya "ehl" sözü de kullanılır; örnek: ashab ilim, erbab-ı ilim, ehl-i ilm: ilm sahiplern)
ashab-ı akıl 1 : أصحاب عقل akıllarını iyi ve dog-ru kullananlar 2. akıl sahipleri, akıla öncelik verenler (bkz.ehl-i akıl)
ashab-ı akıl ve nakil أصحاب عقل و نقل : )ashab 1 akıl ve ashab-ı nakıl) dini konuları anla ma ve yorumlamada akıla öncelik verenler, (ashab-ı akıl) ile nakle önceli tanıyanlar, yani, delil ve yol gösterici olarak Allah'ın (c.c.( kitabını ve Hz. Peygamber'in (a.s.m) hadis lerini esas alanlar, Kur'an ve Hadis'e öncelik tanıyanlar (bkz.ehl-i akıl, ehl-i nakıl(
ashab- Bedir أصحاب بدر : Hz. Peygamber
(a.s.m.) ile beraber Bedir Savaşına katılan sa habeler (r.a.). (bkz.Gazve-i Bedir(.
ashab-ı Bedir ve Suffa ve Uhud أصحاب بدر و
صفه واحد : )ashab-ı Bedir ve ashab-1 Suffa ve as hab-ı Uhud) Bedir, Suffa ve Uhud ashabı; Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sahabelerinden Bedir savaşına katılanlar (ashab-ı Bedir), Hz. Pey-gamber'in (a.s.m.) Medine'de kurduğu mesci dinin bitişiğindeki "Suffa" denilen yatılı İslâm eğitim merkezinde yetişenler (ashab-ı Suffa) ve Uhud savaşına katılanlar (ashab-ı Uhud)
Ashab- Bedir, Uhud, Huneyn, Suffa, Rid-صفه و رضوان van اصحاب بدر، احد ، حنين
Hz. Peygamber'in sahabelerinden Bedir, Uhud, Huneyn savaşlarına katılanlar, Hz. Peygamber'in (a.s.m.) kurduğu "Suffa" deni len yatılı İslâm eğitim merkezinde yetişenler (ashab-1 Suffa) ve Hudeybiye'de bir ağacın altında Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ölesiye bağ lı kalacaklarına dair biat edenlerden Allah'ın (c.c.) razı olduğuna dair gelen âyetle müjde lenenler (ashab-ı Rıdvan). (bkz.biat, Suffa. şecere-i Rıdvan, Hudeybiye, gazve-i Bedir, Uhud, Huneyn). ana
49 ashab-ı diyanet اصحاب دیانت :dine sahip çıkan lar, dine candan bağlı kalıp korumaya çalı-şanlar
ashab-ı dünya أصحاب دنيا : dunyaya sahip çi-kanlar, dünyaya bağlananlar, dünya zevki ve menfaati için kutsal inanç ve değerleri hafife alanlar
أصحابي لياليfil sahibleri; İslâm'dan once Habesistan'ın Yemen'deki valisi Ebre-
he'nin, Kabe'yi yıkmak için Mekke yakınla rina kadar getirdiği ordusu. Kur'an'ın 105 sûresi olan Fil Süresi'nde bahsedildiği üzere Ebrehe, büyük bir ordu hazırlamış, filleri de savaş aracı olarak kullanıp Käbe'yi yıkmak için Mekke üzerine yürümüştü. Yemen'de bir Yahudi devleti olan Himyeri Devleti'nin za-lim kralı Ebû Nüvas, mi.VI.yy.da Yemen'deki Hıristiyanlara zulüm ve işkence uygulamış, hattå isteğine boyun eğmeyenleri diri diri ateşe atıp yakmıştır. (bkz. Kur'an, sûre 85, åyet 4-8). Bu durum karşısında Hıristiyan Habeş İmparatoru, dindaşlarına bu zulmü yapan Ebú Nuvas'ı cezalandırmak üzere bir ordu göndererek Yemen'i işgal etmiş ve Him-yeri Devleti'ne son vermişti. Bu olaydan 50 yıl kadar sonra, Habeşistan'ın Yemen valisi Ebrehe, Kâbe'yi yıkıp bütün Arabistanı Hı-ristiyan hâkimiyeti altına almak üzere filler-le desteklenen büyük bir ordu hazırladı ve Mekke önlerine geldi. İlk hedefi Käbe'yı yık maktı. O zaman Mekke şehir devletinin baş-kanı olan Abdülmuttalib (Hz. Muhammed'in dedesi) Mekke yakınlarına gelen Ebrehe'nin yanına gitti ve bir istekte bulundu. O'ndan ordusu tarafından el konan develerini geri is-tedi. İşgalci komutan Ebrehe: "Ben Käbe'nin yıkılmaması ricasında bulunacağını sanmış-tum, develer ne ki?" deyince, Abdülmuttalib: "Develer benim olduğu için onları kendi adı-ma geri istiyorum. Kâbe'ye gelince, onun sa-hibi vardır, O, onu koruyacaktır" diye karşılık verdi. Gerçekten de, o dönemin tankı olan fil, Mekke'ye doğru yürümek istemedi. Ayrıca o sırada, Kur'an'da "ebabil" olarak isimlendi-rilen bir "uçucular ordusu" gelip Ebrehe'nin ordusu üzerine, özel bir çeşit taş yağdırdı. Taşlar düşman ordusunu perişan etti; sağ kurtulan olmadı. Ayette geçen "tayren eba-bil" sözü "uçan kuşlar" mânâsına geldiği gibi daha genel mânâda "uçucu ebabiller" demek olur". Ebabil"in ne olduğu kesin bilinmediği-ne göre buna "uçucular ordusu" demek müm-
ündür. Ebrehe'nin filli ordusunu, Allah'ın c.c.) "uçucular ordusu" karşı gelmiş demek lur. Bu bize günümüzün "hava kuvvetleri"-i hatırlatmaktadır. Bu olayın tanıkları başta abdülmuttalib olmak üzere onun yaşıtları di. Bu olaydan yaklaşık 40 yıl sonra Fil s Fil Süresi ndiğinde, Mekke'li putperestler bu sûrenin bildirdiklerine hiç bir itirazda bulunmadılar. Dolayısiyle olayı onlar da doğrulamış oldular. Aslında tarihçiler de olayı kaydetmişlerdi.
ashab-ı hakikat اصحاب حقیقت : hakikata sahip çıkanlar; gerçekleri bilen ve savunan Müslü-man ilim adamları
ashab-ı hayat أصحاب حيات : hayat sahipleri, canlılar
ashab-1 Huneyn أصحاب حنين : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sahabelerinden Huneyn Savaşına ka-tılanlar (r.a.) (bkz. Gazve-i Huneyn).
ashab-ı Huneyn ve Feth, Uhud ve Bedir أصحاب حنين و فتح، أحد و بدر : Hz. Peygamber'in (a.s.m.( sahabelerinden Huneyn savaşına, Mekke'nin fethine, Uhud ve Bedir savaşlarına katılanlar (bkz.sahabe)
ashab-ı ihtisas أصحاب إختصاص : ihtisas sahiple-ri, belli konuda derin ve geniş bilgi sahipleri
ashab-i ilim أصحاب علم : ilim sahipleri din ilim-lerinde derin ve geniş bilgi sahibi olanlar
ashab-i irfan 1 : أصحاب عرفان.irfan sahipleri; Al-
lah'ı (c.c.) isim ve sıfatları ile doğru şekilde ve gereğince bilip tanıyanlar 2.çok yönlü ve de-rin bilgi sahipleri
ashab-ı irfan ve hikmet أصحاب عرفان و حکمت : irfan ve hikmet sahipleri; Allah'ı (c.c.), isim ve sıfatlarıyla doğru şekilde ve gereğince bilip tanıyanlar (irfan sahipleri) ve görünüşlerin ötesindeki mânevî gerçekleri ve bir takım sır-ları bilenler (hikmet sahipleri)
ashab-ı izam أصحاب عظام : büyük ve ünlü saha-
be (bkz.sahabe)
ashab-ı izzet ve servet أصحاب عزت و ثروت : izzet ve servet sahipleri; güç, kuvvet, şeref (izzet) ve servet sahipleri
ashab-ı Kehf أصحاب كهف :Eski Çağ'da bir ma-ğarada (kehf) yüzyıllarca uyku halinde canlı kalanlar. Kur'an'da bildirildiği üzere, Allah'ın (c.c.) birliği inancına karşı gelenlerin kötülük ve zulmünden korunmak için bir mağaraya saklanıp orada bir çeşit uyku halinde, üç yüz yıl kadar kalan iman sahibi genç yiğitler (bkz. Kur'an, 18/9-22,25,26)
kukuna girişini bir kaç madde hâlinde şöylece özetleyebiliriz: 1. Ba-za nasslar ve bilhassa Hadis'ler örf esasına dayanıyordu. Meselâ, arpa ve buğday alışverişi ölçek esasına dayanıyordu. 2. Bir takım ådetler Peygamberimizin takrirleri ile meşruiyyet kazandı. 3. Dört büyük mezhep imamlarından İmam Malik, nass olmadığı zaman Medine şehri halkının tatbikatını şer'î bir delil olarak kabul etti. 4. Fetihler esnasında fethedilen yerlerde nasslara muhalif olmayan ådet ve teâmmüller istihsan, istishab v.s. yollarla benimsendi".
Şeriatın hemen yanıbaşında kanun, örf, yani sırf hükümdarın iradesinden doğan ayrı bir hukuk düzeni Türk-İslâm devletlerinde de yerleşmişti. Bu usûl İlhanlılar'dan sonra gerek Osmanlılar, ge-rekse Doğu Anadolu ve İran'da kurulan Türkmen devletlerinde, mesela Akkoyunlular'da da devam etmiştir".
Örfi hukukun Osmanlı Devleti'ndeki ilk tatbikatı Osman Gazi ile başlar. «Pazar Bacı alınması teklifine karşı Osman Gazi so-rar: Tanrı mı buyurdu, yoksa beyler kendiler mi ettiler?» Bir kişi der ki: Türedir Hânım! ezelden kalmıştır. Bunun üzerine Osman Gazi o adamı şiddetle azarlar. Fakat Pazar Beylerine âdettir diye durumu kendisine izah ederler, o zaman kabul eder ve örfi olan bác kanununu koyar". Osman Gazi'yi takiben Orhan Gazi'nin mâli sa-hada kendi iradesine dayanarak koyduğu kanunlar, I. Murad dev-rinde bazı âlim vezirler tarafından örfi hukuku geliştirme gayret-leri, daha sonra I. Bayezid devrinde örfi kanunların çoğalması üze-rine devrine devrin ileri gelen âlimlerinden Mehmed Fenârî Efen-di'nin padişahı ikazı", bu sahadaki gelişmenin tarihi seyrinden bazı bölümlerdir. Örfi vergiler ve toprak tasarrufu hukukuna esas olan tahrir sistemi hakkındaki en eski kayıtlar yine Yıldırım Ba-yezid devrine uzanmaktadır".
Teşkilâta aid olan Kanunname'sinde Fatih nişancı Mustafa'ya divanda kendisiyle amel edilmek üzere bir Kanunname hazırlama-sını emretmiş, O da Fatih'ten önce ataları zamanında mer'i olan kanunları bir araya getirmiş ve Fatih bunun eksiklerini tamamla-
36. Felsefet'ut-Teşri', s. 181-182.
37. Os. Huk. Giriş, s. 103-107.
38. Bir çeşit vergi. Fazla malûmat için bk. Tarih Deyimleri, I, 143-144.
39. Os. Huk. Giriş, s. 108.
40. Siyaseten Katl, s. 35.
41. Os. Huk. Giriş, s. 109.
42. Şeriat için müfti ne ise örfi kanunlar için de nişancı öyle sayılır. Padi-şahın çıkardığı bütün örfi kanunlar nişancının elinden geçer. Örfi hukuka aid meselelerde mer'ı kanunu bildiren son makam nişancıdır. (Os. Huk. Giriş, s. 113).
yarak: «Bu atam dedem kanunudur. Evlåd-ı kiramım neslen ba'de neslin bununla âmil olalars diye emretmiştir". Fatih'in bu ifadesi de kendisinden önce yapılan örfi hukuk sahasındaki çalışmaları di-le getirmiş olmaktadır. Örfi hukuka tezimizin son kısmında «Ka-nunnameler dolayısıyle yeniden döneceğim için, bu mevzuda daha fazla tafsilât vermeyi son bölüme bırakıp, tezimizin esas konusu olan Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'de ve bugünkü Türk Medeni ka-nununda örfle alakalı bir kaç maddeyi zikrederek bu bölüme son vermiş olacağım.
Mecelle'de örfe dair bir kaç madde:
Madde 36 Adet muhakkemdir.>>>>
Madde 37 cib olur.
Madde 45
Örf ile tayin nass ile tayin gibidir. Buna ben-zer bir çok maddeler Mecelle'de mevcuttur".
Türk Medeni Kanunu'nun 1. maddesinin 2. fıkrası ise örfün meşruiyyetine şöylece temas eder: Hakkında kanûnî bir hüküm bulunmayan meselede hâkim örf ve âdete göre... hükmeder.
Bugünkü Ticaret Kanunu da örfe 1. maddede şöylece yer ver-miştir: Hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde mah-keme: a) Ticari örf ve âdete... göre hüküm verir".>
43. Kanun-name-i Al-i Osman (Fatih Kanunnamesi), s. 9.
Fadl b. Abbas, seslenince, Müslümanlar, Mescidde toplandılar. (152)
Mescid, Müslümanlarla doldu.
Peygamberimiz, Kelime-i şehådet getirdikten sonra (153) «Ey in-sanlar! Ben, size olan nimetinden dolayı O Allâha hamd ederim ki, kendisinden başka ilah yoktur!» diyerek (154) Allâha hamd-ü senâ et-tl. (155)
Her zaman yaptığı gibi, Uhud günü şehid düşen Müslümanlar için Allah'dan mağfiret diledi. (156)
Sonra Ey insanlar! Yakınıma geliniz!» buyurdu.
Peygamberimize doğru geldiler. (157)
Ey insanlar! Bana haber verildiğine göre: Sizler, Peygamberini-zin vefat edeceğinden korkuyormuşsunuz.
Benden önce gönderilip ümmeti içinde temelli kalmış bir Peygam-ber varmıdır ki, ben de, içinizde temelli kalayım?
İyi biliniz ki: Ben, Rabbıma kavuşacağım! Ona, siz de kavuşacak-sınız.
İlk Muhacirlere karşı hayırlı olmanızı, onların da, aralarında bir-birlerine karşı hayırlı olmalarını tavsiye ederim.
Yüce Allah (Asr'a and olsun ki Muhakkak, insan kesin bir ziyan-dadır.
Ancak, iman edenlerle güzel ve yararlı amellerde bulunanlar, bir de, birbirlerine hakkı tavsiye, sabrı tavsiye edenler, böyle değildir. (Asr: 1-3) buyurmuştur.
Muhakkak ki, bütün işler, yüce Allâhın iznile cereyan eder.
Geç olacak şeyleri, acele istemeniz, bir yarar sağlamaz.
Çünki, yüce Allâh, hiç kimsenin acele etmesile, acele etmez.
Allâh, kendisini yenmeğe kalkanı yener, mahveder. Aldatmağa kalkanı da, zararlı çıkarır.
(Demek idareyi ve hâkimiyeti ele alırsanız, hemen yer yüzünde fe-sad çıkaracak, akrabalık münasebetlerinizi bile keseceksiniz öyle mi?! (Muhammed: 22) (158)
(152) Taberi Tarih c. 3, s. 191
(153) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 251
(151) Taberl Tarih c. 3, s. 191
(155) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, 228, 255, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Buharf Sahih c. 1, s. 223
(156) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 299, Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 228, 251
(157) Buhaari Sahih c. 1, s. 223
(158) Kastalani Mevahibülledünniye c. 2, s. 484, Halebi 3. 463-464 İnsanüluyun, с. 3.
المنحى ] كلام زليدن حكم و بتونه عصر لری و بتونه طوائف نوع بشری مخاطب اتخاذ بدین قرار حاکمی غات کلی معند الربيك جوهر لر نيك صد فى حكمنده اولان لفظ قرآني، الله در بالكرفان هر حرفتك اون بوز، بيك وبطر و ایام مبارکه ده او توز سکه قدر توان خروی و میو جنت و برید حروف قرآنیدن هر برنده موجودیتی قطعی اولان اعجازك بر شمنی بو تفسیر ده کوردن
و منجی ) بر شينك حسن و جمالی، او شيدك مجمو عنده كور و نور. جواله أي بلدي في وقته مجمو عنده کورونه حسن و جمال، پارچه پرنده کور و نیز او شيان مومند تف هراد من نفسه و نوزادانی هر بر قسمنده آرا نماز کور و نمدیگی وقت، کورو غه می، اونان سبد قصوری تو هم اید یا نزد بویله اوله سنه رغماً، قرآن حکیمان سوره و آیتا برنده کورونه معجزه نظم، هيئات وكيفيات اعتبارباد تحلیل ایدیلدیگی وقت باشقه به طر زده بینه کندینی اهل دفته كوستر بیور ایشته بو اشارات الاعجاز عربی تفسیری، اعجاز قرآنك بدى منبصندن بر منبعی اولانہ نظم نده کی جزالتی، ان پیجر سر این قدر بیان و اظهار بی بیور. قرآن حکیمان اون، بوز، بین و بیکار و ایام مبارکه ده او توز بی که قدر تمرة اخروى ويرن حروفاتان هر برين عائد، اشارات الاعجازك اعظمی اهتمام اله اون کرده کی اعجازی کو ستر مگر چالشمري، البته اسراف دخل، عین حقیقتدر.
در دنجیبی ) قرآن حکيمك كلام از ليدن قلمی و بتون عصر لردہ کی بتون طبقات نوع بشره خطاب التى حسبیها، معناسنده بر جمعیت و کیت خارقه دار در انساندہ کی عقل و لسانه کبی، برآنده بالگر بر مستهام بی دو شونمك و بالگر به لفظی سویلہ مل کی جزوی دگل، بلکه گوز مثل او و محیط بر نظره صاحب اولق کی کلام از طی دخی بتونه زمانی و بتور طائفه انسانيه بي نظره آلان بر چکیده بر كلام الهيدر. البته البته اونك اونا معنها، بشر کلامی کی جزوی به معنایه و خصوصی به مقصده منحصر دیگور. بوسیدن، بتونه تفسیر کرده کورونه و صراحت، اشارت، من، ایما، تلویح، تصحیح کی طبقه لوله مفسر بينان بيان ايند ماكرى معنالی، قواعد عربه به واصول نحوه واصول دينه مخالف او لما مع شرطيله، أو معنا الى
İkincisi: Kelâm-ı Ezeli'den gelen ve bütün asırları ve bütün tavaif-i nev-i beşeri muhatab ittihaz eden Kur'ân-ı Hakim'in gayet külli ma'nålarının cevherlerinin sadefi hükmünde olan lafz-ı Kur'âni, elbette küllidir. Yalnız kıraatinde her bir harfinin on, yüz, bin ve binler ve eyyam-ı mübarekede otuz bine kadar sevåb-1 uhrevi ve meyve-i cennet veren hurüf-u Kur'aniyenin her birinde mevcûdiyeti kat'i olan i'câzın bir kısmını bu tefsirde gördük.
Üçüncüsü: Bir şeyin hüsn ü cemâli, o şeyin mecműunda görünür. Cüz'lere ayrıldığı vakit, mecmûunda görünen hüsün ve cemål, parçalarında görün-mez. O şeyin umumunda tezahür eden nakış ve güzellik, her bir kısmında aranmaz. Görünmediği vakit, görünmemesi, onun sebeb-i kusůru tevehhüm edilmez.
Böyle olmasına rağmen, Kur'ân-ı Hakîm'in sûre ve âyetle-rinde görünen mucize-i nazım, hey'ât ve keyfiyât î'tibariyle tahlil edildiği vakit, başka bir tarzda yine kendini
ehl-i dikkate gösteriyor. İşte bu İşârâtü'l-İ'câz Arabi tefsiri, i'câz-ı Kur'ânın yedi menbaından bir menbai olan nazmındaki cezâleti, en ince esrârına kadar beyân ve izhar ediyor. Kur'ân-ı Hakîm'in on, yüz,
bin ve binler ve eyyâm-ı mübarekede otuz bine kadar semere-i uhrevi veren hurüfatının her birine ait, İşârâtü'l-İ'câz'ın a'zami ihtimâm ile onlardaki i câzı göstermeye çalışması, elbette israf değil, ayn-ı hakikattir.
Dördüncüsü: Kur'ân-ı Hakim'in Kelâm-1 Ezeli'den gelmesi ve bütün asırlardaki bütün tabakāt-ı nev'-i beşere hitâb etmesi hasebiyle, ma'nâsında bir câmiiyet ve külliyet-i hârika vardır. İnsandaki akıl ve lisân gibi, bir anda
yalnız bir mes'eleyi düşünmek ve yalnız bir lafzı söylemek gibi cüz'î değil, belki göz misillü ve muhît bir nazara sahib olmak gibi, Kelâm-ı Ezeli dahi bütün
zamanı ve bütün tâife-i insaniyeyi nazara alan bir külliyette bir kelâm-ı İlâhîdir. Elbette onun ma'nâsı, beşer kelâmı gibi cüz'î bir ma'nâya ve hususî bir maksada münhasır değildir. Bu sebebden, bütün tefsîrlerde görünen
ve sarâhat, işaret, remiz, îmâ, telvîh, telmîh gibi tabakalarla müfessirînin beyân ettikleri ma'nålar, kavâid-i Arabiyeye ve usûl-ü nahve ve usûl-ü dine muhâlif olmamak şartıyla, o ma'nålar, o kelâmdan bizzât muraddır, maksûddur.
ashab kemal اصحاب کمال: kemal sahipleri, yuksek iman, ahlak ve ilim sahibi olgun kim seler
ashab-i kemalat اصحاب کمالات: yuksek iman, irfan, ahlak, ilim gibi değerlere sahip olgun kimseler
ashab kest اصحاب کشف : keşif sahipleri, må-nevi bir takım gerçekleri keşfedenler
ashab kiram اصحاب کرام : buyuk sahabe, Hz. Peygamber (as.m.) ile beraber bulunmuş, üstün meziyetlere sahip sahabe (bkz.sahabe)
ashab- Kütub-ü Sitte اصحاب كتب سنه : alti ha dis külliyatının sahipleri, altı hadis külliyatını yazan büyük hadis ålimleri:
1.Ebû Abdullah Muhammed Buhari: (Hafız Ebû Abdullah Muhammed Buhari) (hi.194-256; mi.810-870) Buhara'lı ünlü hadis älimi. (bkz. Buhara) Altı yüz bin kadar hadis top lamış ve bunlardan senedinden tam emin olmadıklarını ayıklamış, 2775 adet sağlam hadisi, konularına göre bölümlere ayırarak Sahih-i Buhari adıyla bilinen ünlü hadis ki-tabını yazmıştır. Bu eser, Kur'an'dan sonra İslam'ın en sağlam kaynaklarından biri kabul edilmektedir
2.İmam-ı Müslim b. El-Haccac (hi.204-261; mi.819-875); eseri: Sahih-i Müslim
3. Ebû Abdullah Muhammed Kazvini (hi.209-273; mi.824-886); eseri: Sünen-i İbn-i Mâce 4.Ebû Davud Süleyman es-Sicistaní (hi.201-274; mi.817-887); eser: Sünen-i Ebû Davud 5. Hafız Ebû Isa et-Tirmizi (hi. 208-275; mi 824-888); eseri: Sünen-i Tirmizi 6. Hafız Ebû Nesal (hi.215-303; mi.830-916); eseri: Sünen-i Nesai
ashab - meratib اصحاب مراتب : makam ve rutbe sahibleri
ashab-ı muratib اصحاب موراتب : makam ve rüt-be sahibleri
ashab-i nakil أصحاب نقل : doğruyu bulmada nakli (yani Kur'an ve Hadis'i) esas (temel) alanlar
ashab-i Nebi أصحاب نبي : Hz. Peygamber'in
)a.s.m.) sahabesi, Hz. Peygamber'le (a.s.m.) beraber bulunmuş ve O'nun peygamberliğini O'na gönulden kabul ederek saygı ve sevgiyle O'na bağlanmış ilk dönem Müslümanları (r.a.) (bkz.sahabe)
shab-i Resullullah اصحاب رسول الله : Allah'ın
(c.c.) resulü (gönderdiği peygamberi) olan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) sahabesi (bkz. sahabe)
ashab-ıdvan اصحاب رضوان : Allah'ın (c.c.) ken-dilerinden razı olduğu sahabeler. Hudeybiye barış antlaşması (mi.628) (bkz. Hudeybiye) sırasında bir ağacın altında bulunan Hz. Pey-gamber'in (a.s.m.) huzuruna gelip hayatla ri pahasına biat eden (bağılılık sözü veren) 1500 kadar seçkin sahabe. "O ağacın altın-da sana biat eden mü'minlerden Allah (cc) razı olmuştur" mealinde, Fetih Süresi'nin 18 äyettinde geçen ifade, bu mübarek sahabelen belirtmektedir.
ashab- Suffa أصحاب صفہ : Medine'deki Peygam-ber Mescidi'nin (Mescid-i Nebevi) "Suff denilen bölümünde gece ve gündüz devamlı kalan ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sohbetine devamlı katılıp İslâm dinini O'ndan öğrenen Müslümanlar. Bunlar ev ve aileleri olmayan fakir Müslümanlardı. İslam'ı Hz. Peygam ber'den (a.s.m.) öğrendikleri için bilmeyen insan ve topluluklara İslam'ı öğretme gö revleri vardı. Aynı zamanda savaşlarda hazır kuvvet olarak katılırlardı. Suffa, bir çeşit ya-tılı İslam okulu idi.
ashab - Suffe أصحاب صفه : )bkz.Ashab-1 Suffa
ashab-ı şevk ve ask اصحاب شوق و عشق : Allah (c.c.) zikrederken coşkuya kapılan ve Allah'ı (c.c.) aşk derecesinde sevenler
ashab-ı suhud أصحاب شهرد : cine melek gibi varlıkları ve manevi dünyaları görenler
ashabi suur أصحاب شعور : suur sahipleri, Kur'an ve iman hakikatlerinden ve dünyaya geliş gâyesinden haberli olanlar
علالي habitahkik أصحاب تحقيق :dindeki doğru bilgilere ciddi inceleme ve derin araştırmalar yoluyla varanlar
ashab-ı tesbih أصحاب تسبيح : Allah'ı (c.c.) yüce vasıfları ve isimleriyle anarak zikredenler
ashab-ukul أصحاب عقول : akıl sahipleri
ashab-ı vezaif أصحاب وظائف : vazifeliler, görev-liler
this şeyin örneği veya benzeri değil, ken-dist 4 hakikat, gerçek 5.en önemli 6.soy-sop, neseb, kök
ais temelsiz, gerçek dışı, yanlış
Trablusgarp, Şam, Muğla ve Manisa'da subay olarak görevler yaptı.
2. Güzel el yazısıyla Nur risalelerini yazmaya başladı.
Bir gün evinde Nur risaleleri ile meşgul iken polisler baskın yaptı ve Binbaşı Asim Bey'i sparta sorgu hakimliğine götürdü. Häkimin, Bediüzzaman ve Nur hizmeti hakkındaki sorularına karşı içinden "Doğru söylesem Üstadıma zarar gelebilir, yalan söylemek ise haysiyet ve hizmetime yakışmaz" diye düşün dù ve "Ya Rabbi, canımı al" diye dua etti. Bu duanın hemen ardından mahkeme salonun-da vefat eden Åsım Bey, Bediüzzaman'ın ta-biriyle "istikamet şehidi oldu
1 : عصر yüzyıl 2 devir, çağ 3 zaman 4 ikin di vakti
asar-beasir عصر بعضر : asırdan asıra, yüzyıldan yüzyıla, devirden devire
aardide عصر دیده : asırlık, bir asır yaşayarak çok şeyler görmüş
عاصی : Lisyan eden, başkaldıran; itaat et-meyen, emir ve söz dinlemeyen 2 Allah'ı (c.c.) tanımayan, emirlerine uymayıp karşı çıkan
siyane عامیانه : isyankarca, isyan ederek, karşı gelerek
assol, köklü, üstün değer taşıyan 2 vekil olmayıp kendi adına hareket eden
asilzade اصل زاده : soylu, köklü ve sağlam aile-
den gelen
asistan 1 : آسیستان yüksek okul ve üniversitede öğretim üyesi yardımcısı 2.yardımcı doktor 3. yardımcı
asker عسكر : Lorduda görevli ve silahlı, rut-beli veya rütbesiz kimse 2.er, rütbesiz asker 3 askerlik görevi
askeri Calot عسکر جالوت : Eski Çağda yaşamış
Calûd'un askeri (ordusu). Calûd ve ordusun-dan, Kur'an'da Bakara Sûresi'nin 2/249,250 ve 251 inci ayetlerinde söz edilir. Calúd, Inkärcı bir toplumun başkanı idi. Güçlu bir ordusu vardı. Ona karşı savaşan müminler ordusunun komutanı ise Talût idi. Mü'min-
asl- hilkat- Arz
ler savaş yoldunda sadakat, bağlılık ve ihlás konusunda denendiler. Karşılarına çıkan bir nehir suyundan onlara bir avuçtan fazla su içmemeleri emredildi. Susuzluğa dayanama-yip emre uymayan ve nehir suyundan içenler, kendilerinde Calût'un ordusuna karşı sava-şacak güçleri kalmadığı özrünü ileri sürerek savaştan kaçındılar. Su içmeme emrine itaat edip ihlás ve bağlılık sınavını kazananlar ise, sayıca az oldukları halde, Câlut'un ordusuna karşı savaştılar ve onları yendiler. Aralarında bulunan Hz. Davud (a.s.) Calut'u öldürdü.
Risale-i Nur Kulliyatından Barla Lahikası'nda yer alan bir şiirde bu olaya işaret edilmekte dir. Öğretmen Ahmed Galib'in (r.h.) bir mıs raı, belki bir yanlış yazılış sonucu, "Asker-i Calût küfrü mahveder" şeklinde yazılmıştır. Bunun aslı, "Asker-i Calüt küfrün mahveder" şeklinde olmalıdır. Çünkü kafir olan Calüt'un askeri ve ordusudur. Calût'un askerinin küf-rünün mahvedilmesi söz konusudur. Mısra-daki hece sayısına uymayan "Asker-i Calût'un küfrünü mahveder" sözü, bir hece düşmesi ile hece sayısına uyar hale gelir ve "Asker-i Calût kufrün mahveder" şekline girer. Bu misra ile, Nur Risaleleri'nin yazarı Bediüzzaman (r.a.) ve talebeleri; ihläs ve sadakatın bereketiyle, zamanımızın Calût'larına ve basın-yayın, propaganda ve din karşıtı destekçileri olan ordularına karşı üstün gelir ve gelecektir, in-şallah!" denmiş olmaktadır.
askeri (askeriye( عسكرية : askerlikle ilgili
askerlik عسكرلك : askerlik hizmeti, asker olma durumu
askerlik temsilatı عسكرلك تمثیلاتی : askerlik ha-yatından alınan örnekler (misaller)
اصل : bkzasıl(
al Arabi اصل عربی : Arapça (yazılmış eserin( aslı
asli asil اصل اصیل : aslın aslı varlığı kendinden olan, ezeli ve ebedi, gerçek varlığın asıl ken-disi
aslı esası meslek اصل أساس مسلك : mesleğin (tutulan yolun) aslı, özü, temeli
asli evvel اصل اول : ilk temel, ilk kaynak
asl hilkat اصل خلقت : 1 yaradılışın başlangıcı 2.yaradılıştaki temel madde
asli hilkat Arz اصل خلقت أرض : Yerin (Dun ya'nın) yaradılışının aslı gerçek şekli; başlan gıcı
MIKDAN b. MADIKEREB.. Sahabe.. Lakabı EBU YAHYA.. Ibn-4 Saad'ın rivayetine göre: Hicretin 87. yılında 91 yaşında vefat etmiştir... Allah ondan razı olsun..
Derse, o nimetin şükrünü eda etmiş olur.. İkinci defa dediği takdirde, Allah onun sevabını yeniler.. Üçüncü defa derse, Al-lah onun günahlarını bağışlar..»
Hamd etmek, sadece dille:
Allaha hamd olsun...
Demekle tam manasını bulmaz.. Herşeyin kendine göre bir hamdi vardır.. Meselä: Malın hamdi, zekâtını vermektir..
TANZİMAT SONRASI OSMANLI DEVLETİNİN HUKUKİ VEÇHESİNE UMUMİ BİR BAKIŞ
1. 18. ASRIN SONUNDAN TANZİMATA KADAR GİRİŞİLEN BAZI YENİLİK HAREKETLERİ
18. asrın sonu ile 19. asrın başlarında yani III. Selim (1789-1807) devrinde Mühendishâne-i Berr-i Hümayûn'un kuruluşu, ecne-bî bir lisandan öğretimde istifade yoluna gidilişi, yabancı lisanda yazılmış askeri kitapların, türkçeye tercüme olunuşu gibi maarif; Nizam-1 Cedid Ordusu'nun kuruluşu, yabancı uzman ve subaylar-dan orduda istifade, Tophane ve Baruthanelerin ıslahı gibi askerî, Avrupa'ya ikâmet elçileri gönderme v.s. gibi diplomatik sahada atılan yeni adımlar yanında, «devletin kanunlarının zamanla bo-zulmuş olduğunu, eski kanunnâmelerin zamanın icab ve ihtiyaçla-rına cevap vermediğini, dolayısıyla yeni esaslara dayanan yeni tedbirler düşünmek lazım geldiği gibi fikirleri ileri sürüp, Os-manlı İmparatorluğu'nun hukuki sahada da bazı yeni adımlar at-ması icab ettiğini düşünenler o gün için seslerini duyurabilecek bir grup teşkil ediyorlardı.
II. Mahmud (1808-1839) devrinde ise; eğitim, askerlik, diplo-masi ve cemiyet hayatında oldukça yeni hamleler yer almakta idi. İlk öğretim mecburiyeti, Avrupa'ya tahsil için talebe gönderilmesi, Tercüme Odası'nın ihdası, Takvim-i Vekâyi'nin kuruluşu, Tıp ve Harp mekteplerinin kuruluşu, Yeniçeriliğin kaldırılması, Asakir-i Mansûre-i Muhammediyye'nin kuruluşu, Avrupa ordularının talimat ve nizamlarının kabulü, vezaretler ve meclislerin kuruluşu, setre ve pantolonun kabul edilişi, pasaportun ihdası; bu devirde gördüğü-müz yeniklerin bir kısmını teşkil etmektedir.
Hukuk ve adliye sahasında ise az da olsa gördüğümüz hareket, ileride Tanzimatla birlikte girişilecek büyük çaptaki adli ve hukuki yeniliklerle aynı paralelde mütâlea olunabilir.
Nitekim bu devirde Şeriyye Mahkemelerinin Sadrıazam'ın mu-rakabesinden alınıp, Şeyhülislam'ın idaresi altına verilmesi gek-linde gördüğümüz bir değişikliğin çok yakın benzerini Abdulmecid devrinde de görüyoruz. Şöyle ki, bu tarihe kadar kadıların bağlı bulundukları Kazaskerlik makamı sadrıazama bağlı iken, bu tarih-ten sonra Şeyhülislâm'a bağlanmıştır.
II. Mahmud devrinde adli sahadaki diğer mühim bir yenilik de Abdülaziz devrinde daha da inkişaf edecek olan Meclisi Vala'yı Akâm- Adliyye'nin kuruluşudur. 28 Mart 1873'de ihdas olunan bu müessese; devletin muhtaç olduğu kanunname tasarılarını, nizam-nameleri hazırlamak, memur davaları ve devlet ile fertler arasın-daki davalara bakmakla vazifeli idi'.
2. TANZİMATIN HUKUK SAHASINDA GETİRDİĞİ YENİLİKLER
Eğitim, askerlik, diplomasi, cemiyet hayatı, hukuk ve adliye sahasında pek çok yenilik hareketlerine sahne olan Tanzimat dev-rinde girişilen islah teşebbüslerinde ve isdar olunan fermanlarda; Osmanlı Devleti'nin beynelmilel vaziyeti mühim rol oynamış, Av-rupa devletlerinin zaman zaman yaptıkları müdahaleler müteaddit fermanların isdariyle neticelenmiştir.
Hatta, 1839 Hatt-ı Şerîfi'nin isdarına dahi dış âmiller sebep olmuştur. Kısaca ifade etmek icab ederse bu konuda en kuvvetli iki amil: a) Mısır meselesi dolayısıyla Avrupa devletlerinin Osmanlı devletinin haricî ve dahilî işlerine müdahele etmeleri, b) Rusların Osmanlı teb'ası olan Ortodoksların haklarını koruma bahanesiyle giriştikleri teşebbüsleri kırmak için, garp devletlerinin bazı müda-helelerde bulunmalarıdır'.
Yukarda görüldüğü üzere daha çok dış tesirlerin meydana ge-tirdiği Tanzimat hareketlerinin tamamında olduğu gibi, kanunlaş-tırma hareketleri kısmında da Avrupa tesiri hemen kendisini gös-terir. Tanzimatla birlikte girişilen kanunlaştırma hareketinin âmil-lerini şöylece sıralayabiliriz:a) İktisadi şartlar değişmiş ve Av-rupa devletleri ile ticaret münasebetleri artmıştır. Bu münasebetler
2. Aynı eser, VII, 164.
3. Ayı eser, VI, 155.
4. Aynı eser, V, 157.
5. «Amme Hukukumuzda Tanzimat Devris, Okandan, Tanzimat, s. 114.
6. «Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tanzimat, s. 168.
7. Amme Hukukumuzda Tanzimat Devris, Okandan, Tanzimat, s. 114.
8. «Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tanzimat, s. 145.
Size, darlıkta da, bollukta da iyilik ve yardım ettiler.
Onların hakkını tanıyısız! (İbn-i Kutaybe-El'imâme vessiyase s. II)
Çünki, onlar, sizden önce Medine'yi yurd ve iman evi edinmiş ve siz Muhacirlere iyilik etmiş olan kimselerdir.
Onlar, meyva ve mahsullerini sizinle bölüşmediler mi?
Yurdlarında size yer vermediler mi?
Kendileri muhtaç oldukları halde, sizi, kendilerine tercih etmedi-ler mi? (Kastalani-Mevâhibülledünniye C. 2, s. 484, Halebî-İnsanüluyun c. 3, s. 463-464)
Ey Muhacirler cemâatı! Siz, çoğalmış olduğunuz halde, sabaha çıktınız.
Ensar ise, çoğalmamış olarak sabaha çıktılar. (159)
Ey Muhacirler cemâatı! (160) İyi biliniz ki: Bu Ensar cemâatı, git gide azalacaklar (161), hattâ, yemek içindeki tuz gibi olacaklar. (162)
Sizler ise, çoğalacaksınız. (163)
Başka insanlar da, çoğalacaklar. (164)
Ensara karşı iyi davranmanızı size tavsiye ederim. (165)
Çünki, onlar, benim Sırdaşlarım (166), sığınağım ve barınağım ol-dular. (167)
(159) İbn-i Abd-1 Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(160) İbn-i Ishak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 251, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
161) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 272, Buhari Sahih c. 1, s. 223
( (162) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 252, Buhari Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176 Sahih c. 4, s. 227, İbn-i Abd-i
(163) Abdurrezzak Musannef c. 5 s. 431
(104) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 252, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 272, Buhari Sahih c, 1, s. 223, c. 4, s. 227, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(165) Buhari Sahih c. 4, s. 226, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(166) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 251. Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 272, Buhari Sahih c. 4, s. 226, Belâzüri -Ensabüleşraf c. 1, s. 547 (
167) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 251, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 548
Onlar, üzerlerine aldıkları yardım vazifesini tamamiyle yerine ge-tirmişlerdir.
Kendilerine, ancak, mükâfat verilmesi kalmıştır. (168)
Sizden (169), Muhammed ümmetinden her kim, bir iş başına ge çer de, bir kimseye zarar veya yarar vermeğe gücü yetecek hale ge-lirse (170), Ensardan, iyilik edenlerin iyiliğini kabul, kötülük edenlerin de, kötülüğünü afvetsin! (171)
Onların iyllerine, İyilik ediniz! Kötülüklerinden de, geçiniz. (172)
İyi biliniz ki: Ben, sizden önce gidecek, sizi bekleyeceğim. Siz de, gelip bana kavuşacaksınız.
Dikkat ediniz! Sizinle buluşma yerimiz, Havuz başıdır.
Yarın, benimle buluşmak isteyen, elini ve dilini günahdan çeksin.
Ey insanlar! Günah, nimetlerin değiştirilmesine sebep olur.
Halk iyi olduğu zaman yöneticileri de, iyi olur.
Halk, kötü olduğu zaman, yöneticileri de, kötü olur. (173)
Varlığım, Kudret Elinde bulunan Allâha yemin ederim ki (174), ben, şu saatte Havuzumun üzerinde duruyor (175), şu bulunduğum yerden Havuzuma bakıyorumdur! (176)
Şânı yüce olan (177) Allâh, bir Kulu, dünya ile (178), dünya zi-neti ile (179), istediği (180) dünya nimetlerini kendisine vermekle (181), Kendi katındaki nimetler arasında muhayyer kıldı. Bunlardan
(168) Buhari Sahih c. 4, s. 226
(169) Buhari Sahih c. 4, s. 227
(170) Buhari Sahih c. 1, s. 223, с. 4, s. 227
(171) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 252, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 272, Buhari Sahih c. 1, s. 223, c. 4, s. 227, İbn-1 Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(172) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, Abdurrezzak Musannef c. 5,
s. 431, Ion-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 251-252, Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 548 (173) Kastalant с. 3, в. 464 Mevahibülledünniye c. 2, s. 484-485, Halebi İnsanüluyûn
(174) İbn-i Sa'd Tabakat e. 2, s. 231, Darimi Sünen c. 1, s. 37
175) Ibn-i Sa'd ( Tabakat c. 2, 5. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91
(176) Darimi Sünen c. 1, s. 37
(177) Buharl Sahih c. 1, s. 119
78) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sîre c. 4, s. 299, Abdurrezzak Musannef c. 5, в. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari Sahih c. 1, s. 119
(9) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Darimi Sünen c. 1, s. 37
80) Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
81) Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
قرآنه عظیم الشانه، بتونه زمان رده کلوب کچه نوع بشرن طبقه الرينو، مالدارين و فرد لرين خطاباً عرسه اعلاد نه ایراد ايد يلمه الهی و شموللی بر نطقه و عمومی، ربانی بر خطا به اول ایفی کی بی انیمی، بر فرون علان ديا كوچك بر جماعتك اقتدارند به خارج و بالخاصه بوز مانده دنیا مادياتنه عائد يك قومه فناری
و علماءي جا مصدر.
بو اعتبار له، زمانجه، مه نجه، اختصر احجه دائه احاطه سی به طار اولان بر فرون فهمندن و فريحه سندن جيقان بر تفسير معه قرآن عظيم الشانه تفسیر اولا ماز. چونکه قرآنك خطا بنه مخاطب اولان ملتارك ان انارك احوال روحه الديني و ماديا تكرینی جامع بولوند یخی اینجه فتاره، علماءه بر فرد، واقف و صاحب اختصاص اولا ماز که او کوره بر تفسیر با با بیاسین. هم بر فردن مسلگی و مشربي تعقيد به خالی اولا مازكه، حقائق قرآنير ي كوريون، بی طرفانه بيانه ايسين. هم بر فرون فهمندن چیقان به دعوا کندیسنه خاص اولوب باشقه ی او دعوانك قبوله دعوت ايدياله من مگر کی بر نوع اجتماعك تصديقه مظهر اولا .
بناء عليه، قرآنك اینجه معد الدين و تفسير لرده طاغینین به صورتده بولونیه محاسندن و زمانك تجربه سیله، فنك كشفى سايه سنده تجلى اين حقيقت لر بنك تثبيتيله، هر برى بر قاع فنده متخصص اولمعه اوزره، محققين على ادن يوكك ، هيئتك تدقيقاتي، تحقيق اتهام به تفسرين الياسي لازمدر. ننه کیم، قانوني حكم اترك تنظيم و اطراری، بر فردن فکرندن دیگل، یوگان به هيئتك نظر دقت و تدقیقا تند نه کچه می لاز مدر که عمومی بر امنیت و جمهور ناسك اعتمادینی قرائن اوزره
اوت، قرآن عظيم الشانك مفترى، بوسك به تها صاحي و نافذ به اجتهاده مالك و بر ولایت كامل بي حائز بر ذات او لمليدر. بالخاصه بوزمان کرده بوشر طاهر، آنجه يوكسك و عظیم به هيئتك
merhametliydi. Yumuşak huy ur sayılırsa bir kusuru vardı: Ka-pek elverişli değildi. Bu yüzden comettii de ayni zamanda, Yalnız, eger kusur zancı ve memaliki geçimini rahatça sağlamaya allece geçim sıkıntısı çektikleri gün sayısı kendile den daha fazlaydı. Abdülmuttalib oğullarını Nur lerini rahat ve ferah hissettiklerin-
TARİNTE BUGÜN 1920-Bediüzzamanın "Kur'ân-ı Azimüşşanın Häkimiyet-i Mutlakası" başlıklı makalesi Sebilürreşâd'da yayınlandı.
Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Binbaşı Asım Önerdem (1935) ve Sıddık Süleyman Kervancı (1965) vefat etti.
9
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
C
BIR AYET
Her nefis ölümu tadıcıdır, Sizi denemek için hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Sonunda ise Bize döndürüleceksiniz.
Enbiya Suresi: 35
BİR HADİS
Komşuna iyilik et ki, olgun mü'min olasın.
Tirmizî, Zühd: 2
Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmündedir.
Madi ammete ders ver itimad edip, ondan, rivayet saddak bir Sahabenin i az ederdi. Hem madem sidd meşhur bir namdarı, bir tarikle şkasının nakline iht yeter denilir, başkası le geliyor. arikle dik, sadük, sadık ve mu-bir ihtiyaç da kalmaz. Onu hadiseyi haber verse, nun için bazı mühim hadi-
TARİHTE BUGÜN
1885 - Anadolu'nun ilk lisesi (idadisi) Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi temeli törenle atıldı.
1984-Bediüzzamanın talebelerinden Molla Hamid (Ekinci) vefat etti.
MAYIS
02 CUMA
BİR AYET
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun... (Tahrîm: 6)
BİR HADİS
4
1446
ZİLKA'DE
RUMI: 19 NİSAN 1441
KASIM: 176
Kadın avrettir. Dışarı çıktığında şeytan onu ve onunla başkalarının yoldan çıkarmak için fırsat kollar.
(C. Sağîr, No: 3786)
"Mim"siz medeniyet, täife-i nisâyı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metai yapmış. Şer'-i İslâm onları Rahmeten dåvet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada; rahatları evlerde, hayat-ı ailede. Lemeat
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 111 1 İblis, en şiddetli ve kuvvetli adamlarını malını hayra sarf eden kimseye musallat eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 111 2 İblis, Âdem (a.s.)'ı içi boş görünce yemin etti ki: "Yaşadığı müddetçe onun içinden çıkmam." Allah da yemin etti ki: "Ben de onunla tevbe arasına hâil koymam." Hz. Hasan (r.a.) 111 3 İblisin köpek burnu gibi burnu vardır. Ve onu Âdem oğlunun kalbine koymuştur. Ona şehvet ve lezzetleri hatırlatır. Ve Allah hakkında şekke düşürecek vesvese verir. Kul, "Eûzü billâhissemî'il alimi mineşşeytanirracim. Ve Eûzü billâhi en yahdurûn, İnnallahe hüvessemî'ul alim" dedikçe hortumunu kalbinden çeker.(Bu sözler yürekten söylenecek. Yoksa zikirden ileri geçmez) Hz. Muaz (r.a.) 111 4 Mel'un iblis şeytanlarına hitab eder ve der ki: "Et, kadın ve içkileri ele alın, zira şer için bunlardan daha müessir bir şey bulamadım." Hz. Ebud Derda (r.a.) 111 5 İbrahim (a.s.) lraklılar hakkında beddua etmek istedi. Allah buyurdu ki: "Yapma, Ben onlara ilim ve kalblerine merhamet verdim." Hz. Muaz (r.a.) 111 6 Benim bu oğlum ki (İmam-ı Hasan) Seyyiddir. Umulur ki onun sebebiyle Allah (z.c.hz.) iki ordunun arasında sulhu sağlar. Hz. Ebû Bekre (r.a.) 111 7 Benim bu oğlum ki (İmam-ı Hüseyin) lrak'ta Kerbalâ'da katlolunacaktır. Kim ki, bu vak'aya şahid olursa kendisine yardım etsin. Hz. Enes (r.a.) 111 8 Cennetin kapıları kılıçların gölgeleri altındadır. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 111 9 Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 111 10 Kulun uyandığında söyleyeceği en güzel söz, "Sübhânellezî yuhyil mevtâ ve Hüve alâ külli şey'in kadir" dir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 111 11 Allah'a en sevgili ev, içinde ikram gören yetim bulunan evdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 111 12 Amellerin Allah'a en sevgili olanı, namazı ilk vaktinde (ilk cemaatle) kılmaktır. Hz. Ümmü Ferve (r.a.) 111 13 Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili kelâm: "Sübhâneke Allahümme ve bihamdike ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddüke ve lâ ilâhe ğayrük" En sevmediği de: "Allah'dan kork" diyene karşı: "Sen kendine bak" diyenin bu sözüdür. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 111 14 Gerek mescidlerinizde, gerekse kabirlerinizde (Allah'a gidişinizde) Allah'ın en sevdiği renk beyazdır. Hz. İmam İbni Hüseyin (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 224 1 "Umrâ ve Rukbâ" verilen kimselere caizedir. Hibesinden dönen kusmuğunu yalayan gibidir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 224 2 Onlarla (münafıklarla) Bizim aramızdaki ahit (eman) namazdır. Onu kim terkederse kafir olur. Hz. Hureyde (r.a.) 224 3 Bayram namazları her baliğ ve baliğaya vacibe yakın bir şeydir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 224 4 Göz yaşarır. Kalb de mahzun olur. İnşaallah Allah'ın hoşuna gitmiyecek bir şey söylemeyiz. Senin için, ey İbrahim, mahzunuz.(Oğlu İbrahim vefatında buyurulmuş) Hz. İmran İbni Husayn (r.a.) 224 5 Nazar haktır. Kaderi geçecek bir şey olsaydı nazar geçerdi. Sizden gusl etmeniz istenirse gusledin. (Şayet biri size gelir de nazar var elini ayağını yıkayıp suyunu ver derse versin) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 224 6 Nazar ve nefes az kaldı kaderi geçecekti. Nefes ve nazardan Allah'a sığının. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.) 224 7 Nazar haktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 224 8 Nazar adamı kabre, deveyi de tencereye sokar. Hz. Câbir (r.a.) 224 9 İki göz delillerdir. Kulaklar kapılardır. Dil de tercümandır. İki el iki kanattır. Karaciğer şefkat, dalak gülme ve akciğerler nefes yeridir. Böbrekler ise mekir yeridir. Kalb de meliktir. Melik temiz olursa, tebaası da temiz ve sağlam olur. Melik fesada uğrarsa tebaası da fesada uğrar. Hz. Ebû Said (r.a.) 224 10 iki göz zina eder. İki el, iki ayak ta zina ederler. Fert te zina eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 224 11 Akşam sabah ilim talimine gitmek Allah indinde, Allah yolunda cihaddan daha efdaldir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 224 12 Allah yolunda gaza eden, Beytullaha hac yapanlar ve umre edenler Aziz ve Celil olan Allah'ı ziyarete gelen heyetlerdir. Bunlar dua ederlerse kabul olunur. Ve Ondan bir şey isterlerse Allah isteklerini verir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 224 13 Gaza iki türlüdür: Allah rızası için gaza eden kimse, komutanına itaat eder, kıymetli şeylerini harcar, arkadaşlarına kolaylık gösterir ve arzda fitne çıkarmaktan kaçınır. İşte bu kimsenin uykusu da uyanıklığı da sevaptır. Başka maksadla gaza edene gelince Onunkisi öğünme, riya ve gösteriştir. Komutanını dinlemez, arzı da ifsad eder. İşte bu gibiler asla hayır ve sevabla dönemezler. Hz. Muaz (r.a.) 224 14 Garib gurbetinde, Allah yolundaki mücahid gibidir. (Sevab kazanır) her adımı için Allah bir derece yükseltir. Ve kendisine elli hasene yazar. Garib, gurbette iken Cennet ona vacib gibidir. Gariblere ikram ediniz. Zira, kıyamet gününde onların şefaat hakkı vardır. Umulur ki onların şefaati sebebiyle kurtulursunuz. Hz. Ebû Said (r.a.) 224 15 Dünyada garibler dörttür: Zalimin elinde Kur'an, bir mahallede içinde namaz kılınmayan mescid, bir evdeki okunmayan mushaf, kötü bir kavimle beraber bulunan salih adam. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
M ihrap deyip geçmeyelim Rasulullah makamıdır. Öyle cemiyetli bir makāmdır ki eğer o makâmın kıymetini başta imam arkadaşlar sonra cemaat bilseler kurtulmamız çok yakındır. Rasûlullah makamı öyle
kıymetlidir ki diğer dünya makamları hep oranın şubesidir. Efendimiz imamlığın yanında devlet başkanlığını da, kumandanlığını da müftülüğü de öğretmenliği de mihrapta yaptı. Bütün selahiyyetler o mihraptadır aslında. Eğer Cumhurbaşkanı mihrapla alakasını keserek şube sayılan makāma oturursa köksüz kalır, ruhsuz kalır, zaafiyet başlar.
T
-
- demek yasakdi hele bir
YanıtlaSil
Yuksel30 Nisan 2025 11:14 Enver Baytan Hoca'dan İki Fıkra
Altınoluk: Hocam sizin za-mana zemine göre nükteleriniz de vardır. Aklınıza gelen var mı?
BAYTAN: Var ama uygun
düşer mi bilmiyorum. Bir memle-ketin merkepleri nasılsa haberle-şerek büyük bir meydanda top-lanmışlar. Kongre yapacaklar. İç-lerinden biri yüksek bir yere gel-miş konuşmaya başlamış. "Ey merkep milleti biz bu memleket-te zulme uğruyoruz. Bu insanlar sırtımıza biniyorlar yük sarıyorlar kurtulamıyoruz. Yegâne sebep filan semercidir. Eğer o semerci olmazsa semer yapmazsa üzerimize binip, yük saramazlar. Ne yapıp yap-malı semercinin çaresine bakmalı." İçlerinden bir başkası söz almış "Cena-bi Hak mazlumların duasını kabul buyurur. Onun için içimizden duası mak-bul birisi bu yüksek yere gelsin semercinin ölmesi için dua etsin biz de ca-nu gönülden amin diyelim" demiş. İçlerinden birisi çıkmış; "Ya Rab kısa zamanda bu semercinin canını al!" diye duaya başlamış onlar amin amin derken üç gün içinde semerci ölmüş. Gelmiş mi acemi bir semerci bütün merkeplerin sırtı yara olmuş. Mecburen tekrar toplanmışlar. Durumumuz eskisinden de beter, acı arttı, ne yapalım derken yaşlı bir merkep çıkmış kürsüye "Bana bakın, önce siz bu merkeplikten vazgeçmedikçe bu acemi semerciden kurtulamazsınız, merkepliğinize tevbe edin ki semercilerden kurtulabilesiniz" demiş. Buradan ders alınabilir.
Siyasilerle ilgili de bir fıkra anlatayım:
Vaktiyle cahil bir siyası 20 kişilik etrafıyla beraber kabristanın yanından geçiyorlarmış. Vakıt yatsıdan sonra. Siyasi geriye dönmüş: "İçinizde Yasin bilen var mı?" diye sormuş ses yok. Tekrar sormuş, "İçinizde elham (fatiha) bilen var mi? gene ses yok, Peki, "İçinizde kulhü (ihlas) bilen var mı?" Ge-ne ses yok. Bu sefer siyasi emir vermiş; "Herkes ellerine büyükçe taş al-siol Almışlar. Şimdi "Dön ayak vaziyeti alın ve taşları yere pekçe vurarak vüruyun demiş. Etrafi sormuş: Ne olacak?" diye. Siyası "Kabirdekiler hiç olmazsa merkep sürüsü geçiyor zannetsinler" demiş.
Siredi böyle, Yasin bilmez, Fatiha bilmezlerin, yerin altındakilere fayda-olmayanlanh yenin üstündekilere ne faydası olacaktır?
alica cazın asli, mucize dere cesinde güzel, yerinde, doğru ve etkileyici söz söyleme san'atının (icazın) aslı, özü, temeli
al-millet اصل ملت milletin ashoz, temeli
asli nübüvvet اصل نبوت : peygamberliğin te-meli, kaynağı
asli tesaub اصل تشعب : ayrışan kol veya dalla-rın aslı, kaynağı
asli vesvese اصل وسوسه : vesvesenin kendisi, özü
aslu esas اصل و آساس asıl ve temel
aslu fast اصل و فصل : temel ve dayanak
asi u nesl اصل و نسل : soy ve sop
asla أصلا hiçbir zaman, hiçbir şekilde
aslah اصلح : en uygun, en elverişli, en fayda li, en selametli (güvenlikli), en iyi 2 günahlar-dan en çok kaçınan
aslahakellah اصلحك الله : Allah (cc.) seni islah etsin, Allah (c.c.) seni iyi etsin, Allah (c.c.) se-nin kötü halini düzeltsin
aslen اصل : soy bakımından 2 doğuş yeri ve memleket bakımından 3.aslında, esasında, temelden
asli (asliye( اصلی : asıl olana ait, asılla ilgili; esas olan, temel olan
asliyet اصلیت : esas ve temeldeki hal, değişikli ğe uğramamış hal
Asr عصر : Kur'an'ın 103.üncü süresinin adı
asr ahir عصر آخر : son yüzyıl, son devir
asr- bedeviyet عصر بدریت : bedevilik devri, göçebelik devri, toplumların toprağa yerleşik hale gelmeden önceki göçebe olarak yaşadık-
ları devir
asri cahiliyet عصر جاهلیت : Islam'dan önceki putlara tapma devri
asr-dalalet عصر ضلالت : doğru yoldan (din-den) sapma devri, dini inanç ve değerleri hiçe sayanların çoğaldığı bu son devir
asr-ı dalålet ve hüsran عصر ضلالت و خسران dalålet ve hüsran devri; dinden sapmaların, doğru yoldan ayrılmaların (dalålet) çokça görüldüğü ve insanların zararlara ve hayal rıklıklıklarına (hüsran) uğradıkları devir
asr-ı felőket ve helaket عصر فلاکت و هلاکت : fela
ket ve helåket asrı; dünya çapında kötülük lerin, dert ve belaların, dinsizlik ve inançsız lıkların yaygınlaştığı ve savaşların yıkımlara, kitleler halinde ölümlere yol açtığı son devir
asr-ı hakikathakikat asri, Kur'an çağı, Kur'an ile gerçeklerin ortaya çıktığı de nem
asr- hakikatbin hakikatı gören insanların yaşadığı devir, Hz. Peygamberin (a.s.m.) ve sahabelerin yaşadığı devir
a-hazırعصر حاض :simdiki devir, şimdik yüzyıl
asr-i hürriyet عصر حریت : hürriyet asri, insanla rın hür yaşadıkları yüzyıl
asri miladi عصر میلادی : miladi yuzyil Hz.İsa'nın doğumunu başlangıç olarak alan takvime göre hesap edilen yuzyıl
asr-ı Muhammedi عصر محمدی : Hz. Muham med'in (a.s.m.) hicretini (mi.622) başlangıç olarak alan hicri yüzyıl
asri nur عصر نور : nur asrı, aydınlık devir, (mec.) Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiğ Kur'an ve İslam'ın dünyayı aydınlatmaya baş ladığı devir
asrı nüzul-i Furkan عصر نزول فرقان : doğru ile yanlışı ayırıcı (Furkan) olan Kur'an'ın gönde rildiği yüzyıl
Asr-i Saadet عصر سعادت : mutluluk çağı, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ve sahabenin yaşadığı yüzyıl (bkz.sahabe)
Asr-ı Saadet ve tabiin عصر سعادت و تابعین : )Asr
Saadet ve asr-ı tabiin) Hz. peygamber (a.s.m.) ve sahabenin yaşadıkları devir olan Asr-1 Sa-adet (Mutluluk Çağı) ile Hz. Peygamber'den (a.s.m.) sonra yaşadıkları için Muslümanlığı sahabeden öğrenenlerin (täbiin) hayatta ol dukları devir (asr-ı tabiin: tabiin devri) (bkz tabiin)
asri sahabe عصر صحابه : sahabe devri; İslam'ı doğrudan Hz. Peygamber'den öğrenen Müs lümanların hayatta olduklar devir
asr-ı sālis-i asr عصر ثالث عشر : hicri) on üçuncu yüzyıl
asr-ı sıdk ve hakikat عصر صدق و حقیقت doğruluk(sıdk) ve gerçeklik (hakikat) devri, söz ve davranışta doğruluğun, inanç ve du kı-şüncede hakikatin ön plana geçtiği ve son de rece önem kazandığı devir (Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yaşadığı dönem)
asri عصرى : asırlık, yüzyıllık 2.bu yüzyıla ait, devrimize ait, modern, yeni, çağdaş
asrilik عصريلك : modernlik, çağdaşlık, son za manların usûl ve anlayışına uygunluk
astronomi استرونومىgo cisimlerinin yapısı ve hareketlerini inceleyen ilim
sude آسوده : rahat sessiz, såkin
suman آسمان : gok, semå
de ruhlarla yaptığı toplantıya (bezm) âşına ; Cenab-ı Hakk'ın, ruhları yaratınca topluca onlara sorduğu "Ben Rabbiniz değil miyim?" şeklindeki sorusunu ve ruhların "evet" diye cevap verişlerini bilen
aşinalık آشنا لى : bilme haberli olma 2.tanı-ma, tanımışlık, tanışıklık
sumani 1: آسمانی.semavi, yücelikten gelen 2 sonsuz yücelikler sahibi Allah (c.c.) tarafın-dan gönderilen 3.gökteki, göklere ait 3.gök renginde, açık mavi
olçusunde) aşitaireler, onda bileransta عشرات 2. (zaman asirat عاشرات bir (1/6010), yani, 6010 katı bir saat eden çok küçük zaman dilimi (zaman ölçüsünde daki-ka, saatın altmışta biri (1/60) saniye, ikinci altmışta bir(1/602); üçüncü altmışta bir (1/603) ve bunun gibi rabia (1/604) hâmi-se (1/605) sådise (1/606) säbia (1/607) să-mine (1/608) tåsia (1/609) ve aşire (1/6010) )
asvat أصوات : sesler
Asya آسيا : Avrupa'nın doğusundan başlayıp Hint ve Büyük Okyanusa kadar uzanan dün-yanın en büyük kara parçası (kıta)
as 2 ^ j yemek
aşair عشائر : aşiretler, kabileler, göçebe toplu-luklar
aser (aşere( عشر : on
aşere-i mübeşşere عشرة مبشره : Hz. Peygamber (as.m.) tarafından cennetle müjdelenmiş on kişi, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Abdurrahman Bin Avf, Hz. Ubey-de Bin Cerrah, Hz. Saad bin Ebi Vakkas, Talha, Hz. Zübeyr İbn-ül Avvam, Hz. Said (r.a.)
aşere-i mübeşşere-i Kur'anive عشرة مبشره قرآنیه Kur'anca müjdelenmiş on kişi
aşı آئی : belli hastalıklara karşı bağışıklık sağ lamak için vucuda verilmek üzere o hastalık ların zararsız hale getirilmiş mikropları ile hazırlanmış madde
aşık 1 : عاشق.çok seven, şiddetli sevgi duyan, tutkun 2.Allah'ı (c.c.) aşk derecesinde seven
aşık hakikat عاشق حقیقت : hakikat aşığı; ger
çeği, doğruyu durmadan ve bıkmadan arayan ve araştıran
aşıkan عاشقان : aşıklar 2.Allah'ı (c.c.) aşk de recesinde sevenler
aşıkane عاشقانه : aşıklar gibi, âşıklara mahsus
Aşıkin عاشقين : aşıklar.2.Allah'ı (c.c.) aşk de recesinde sevenler
aşikar آشكار : açık, apaçık, belli, meydanda
aşikarane آشکارانه : açıkça, belli ederek
aşikaren آشكارا : açık şekilde
aşina 1 : آشنا tanıdık, bildik; yabancı olmayan 2.yabancı kalmayacak kadar bilgi sahibi; bi len, tanıyan
asire عاشره : onda bir 2.zaman ölçüsünde onuncu altmışta bir yani 6010 katı bir saat eden çok küçük zaman süresi
aşire-i dakika عاشره دقیقه : dakikanın )1/6010( da biri (bkz aşire), son derece küçük bir an
aşiret عشیرت : kabile, göçebe topluluk
aşireti galib عشيرت غالب : üstün gelen aşiret (kabile)
asiyan 1 آشیان.yuva 2.ev
ask عشق : siddetli sevgi; tutkunluk
aşk beka عشق بقا :ask derecesinde çok kuv-
vetli ölümsüzlük isteği
aşk-ı dünya عشق دنیا dünya sevgisi, dünya zevklerine ve menfaatlerine bağlılık
aşk-ı dünyevi عشق دنیوی : dunya zevklerine ve varlıklarına karşı sevgi ve bağlılık
aşk-ı ebedi عشق أبدى : ebedi ask, ebedi olan varlığa (Allah'a c. c.) duyulan sevgi ve bağlılık
Ravi: EBU UMAME'den r.a. naklen TABERANI.. Menkibeleri, D. ve 22. Hadis-1 Şerifte..
۱۰۳۲ ما أهدى المرء المسلم لأخيه هدية أفضل من كلمة حكمة يَزيدُهُ الله ) رواه البيهقي عن ابن عمرو ) بِهَا هُدًى . أَوْ يَرُدُّهُ عَنْ رَدَى .
1032) «Bir müslüman kimse, bir müslüman kardeşine, bir hikmet ke-limesinden daha değerli hediye veremez.. Ki onunla Allah o -kardeşin-hidayetini artırır ve onu dalâletten korur..>
O halde, kardeşimize öğrendiğimiz bir hikmetli sözü hediye edelim..
Ravi: IBN-I AMR'dan bir rivayete göre de, IBN-1 ÖMER'den ra. naklen BEYHEKİ.. Menkıbeleri, 7. 12. ve 465. Hadis-i Şerifte..
) رواه البخاري ومسلم عن أبي سعيد الخدري وأبي هريرة )
1033) «Bir müslümana, zorluk, hastalık, keder, hüzün, eziyet ve gam cinsinden... Hatta -bir yerine- batan dikene kadar, her ne ki isabet ederse, Allah-ü Taâlâ onu, o müslümanın hatalarına kefaret kılar..>>>>
** Herşey imana ve ihlása bağlıdır.. İman ve ihlås olduktan sonra se-vab almak çok kolaydır.. **
Ravi: EBU HUREYRE, EBU SAID-I HUDRI, BUHARI ve MUS-LİM.. Menkıbeleri, 2. 5. ve 65. Hadis-i Şeriflerde..
ما تحاب اثْنَانِ فِي اللهِ تَعَالَى إلا كانَ أَفْضَلُها أَشَدَّهُمَا حُبًّا لِصَاحِبِهِ . ١٠٣٤
(رواه البخاري عن أنس)
1034) «Allah için mahabbet eden -iki arkadaşın- en faziletlisi, ar-kadaşına daha şiddetli sevgi duyandır..>>>
** O halde, arkadaşımızdan daha üstün olmak istiyorsak, daha fazla sevelim. Unutmamalı ki sevmek, kuru lafla olmaz.. Gerektiği zaman, yo Iunda can vermek icabeder.. **
١٠٣٦ ما تحاب رَجُلَانِ فى اللهِ تَعَالَى إِلا وَضَعَ اللَّهُ لَهُمَا كُرْسِيًّا فَأَجْلِسَا عَلَيْهِ حَتَّى يَفْرَعُ اللَّهُ مِنَ الْحِسَابِ .
( رواه الطبراني عن معاذ )
1036) «İki kişi, Allah için birbirini sevdiği takdirde, -buna mükâ-fat olarak ancak, Allah-ü Taâlâ onlara bir kürsü koyar ve üzerine ikisini de oturtur.. Taa Allah-ü Taâlâ hesabı bitirin-ceye kadar..>>>
**
Görülüyor ki, Allah için birbirini sevenlere, öbür âlemde hesab da yok..
neticesi mahkemelere intikal eden bir takım anlaşmazlıklar mey-dana gelmekte ve bunların halli için ecnebiler şer'i mahkemelerde davalarının görülmesine yanaşmamaktadırlar. b) Yeni bir hukuk tedvini ve kanunlar vücuda getirilmesi için ecnebî devletlerin taz-yiki son haddini bulmuştur. c) Fransız Medeni Kanunu'nu tercüme ve iktibas fikirleri taraftar bulmaya başlamıştır".
Bütün bu âmillerin neticesi olarak da Tanzimata kadar Os-manlı Devleti'nde hukuk için tek kaynak olan şer'i (İlâhî) huku-kun yanında Tanzimatla birlikte batıdan, hususiyle Fransa'dan alı-nan gayr-ı şer'i kanunlar da yer almaya başlamış, mevzuatın yal-nız dinî ve milli esaslara göre tedvini yoluna gidilmeyip, ya doğru-dan doğruya garp hukukundan iktibas veya kısmen tercüme ve kısmen telif yoluyla şer'i hukukun dışındaki kaynaklardan da isti-fade cihetine gidilmiştir". Dolayısiyle bu devre kadar şer'i konu-larda hüküm veren Şer'iyye Mahkemeleri, garpdan iktibas edilen yeni kanunların Şer-i Şerif'e uymayanlarını tatbik etmemiş" bu-nun neticesi olarak da bu yeni kanunlarla hüküm verecek yeni mahkemeler ihdas etmek icabetmiştir. İşte Nizamiye Mahkemeleri bu ihtiyacın neticesi olarak H. 1288 (1871) de teessüs etmiştir". Nizamiye Mahkemeleri dinî hukuka göre halledilmesi lâzım gelen davalarda kaza selâhiyetine hâiz değillerdi". Bu mahkemeler an-cak Şeriat Mahkemeleri ile Cemaat Mahkemeleri "nin salahiyetleri dışında kalan hukuk ve cinayet davalarına ve bir de ticaret mah-kemelerinin selahiyetleri dışında kalan davalara bakarlardı". Umu-mi bir ifade ile; Şer'iyye Mahkemeleri umumî mahkemeler hakkını haiz, Nizamiye Mahkemeleri ise; hususî mahkemeler durumunda idi. Bu sebeple Nizamiye Mahkemeleri'nde görülecek bir davaya Şer'iyye Mahkemeleri'nde bakılabilirdi". Buradan açıkça anlaşıl-maktadır ki, Tanzimattan itibaren Şer'i kanunların yanında gayr-1 Şer'i kanunların yer almasiyle, bu kanunların tatbik mercii olan
9. Dev. Of T. Sharia Under The Ott. Emp. Mardin, Law In The M.E., s. 288. 10. «Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimat», H. Veldet, Tanzimat, s. 189-190.
11. Mz. mk., s. 196.
12. Mz. mk., s. 202.
13. Medeni Hukuk, s. 48.
14. Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tanzimat, s. 202.
15. Cemaat Mahkemeleri Osmanlı Devleti'nin müslüman olmayan halkının din ve mezhep cihetinden bağı bulundukları ve aralarındaki ihtilafları kendi örf ve adetlerine göre halleden bir mahkeme idi! (Bk. Osmanlı Tarihi, V, 178).
mahkemenin ikiye ayrılması zarûrî bir hal almıştır. Avrupa'dan muktebas kanunların çoğalması ve Şer'i Hukuk'un ihmal edilmesiyle Şer'lyye mahkemeleri müslüman halkın hususi hukuk ihtiyaçlarını karılama vazifesini teminden ileriye geçememiş", diğer taraftan Şer'lyye Mahkemeleri dışında kalan mahkemelerin çeşid ve adedi artış göstermiştir.
3. 1856 ISLAHAT FERMANININ HUKUK SAHASINDA GETİRDİĞİ YENİLİKLER
Asli gayesi gayrı müslim unsurların haklarına bazı ilaveler yapmak ve onlara tam bir eşitlik sağlamak olan H. 1272 (1856) Islahat Fermanı'nın" isdarında Çar 1. Nikola ile başlayan Rus mü-dahele ve taarruzlarından Osmanlı Devleti'ni kurtarmak isteyen In-giltere, Avusturya ve Fransa'nın müdâhele ve tavsiyeleri büyük çapta rol oynamıştır". O kadar ki, Islahat Fermanı'nı Fransız te-zinin tercümesinden ibaret kabul edebiliriz". Fermanın hukuk sa-hasında ihtiva ettiği yenilikleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:
a) Mahkemelerde şahitlik hususunda eşitlik,
b) Mahkemelerde hüküm giyen tehaanın idam veya affı hu-susunun padişaha bırakılması,
g) Ticaret, ceza ve cinayet davaları için Karma mahkemelerin kurulması".
4. TANZIMATTAN SONRAKİ KANUN YAPMA ÇALIŞMALARI
Tezimizin ana mevzuunu teşkil eden ve tamamen ecnebî tesir-lerden âzâde olarak hazırlanan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye hariç, Tanzimattan sonra hazırlanan kanunların hepsinde Avrupa, husu-siyle Fransız kanunlarının tesiri barizdir. Şu kadar var ki, bu ka-nunların bir kısmı doğrudan doğruya batı menşe'li kanunların bil-
18. Osmanlı Tarihi, VI, 154.
19. Büyük hukukçu ve tarihçi Ahmed Cevdet Paşa bu mevzudaki görüşünü şöyle açıklıyor: Islahat Ferman-ı Alisi ledelmütálea malum olur ld, münderecatının ekseri Selátin-i izam tarafından teban-i gayr-ı müslimeye Ihsan buyurulmuş müsaadattan ibaret olup..> (bk. Tezákir, I, 71).
20. Amme Hukukunda Tanzimat Devris, Okandan, Tanzimat, a. 114,
İsmi; Nasr oğlu, Muhammed oğlu, Ahmed oğlu İbrahim'dir.
Künyesi; Ebu'l-Leys'dir.
Lakabı; İmamü'l-hüda olan müellif, Semerkant'lıdır.
Imam Zehebi, Siyeri A'lâmi'n-Nübelâ adlı eserinde müellif hakkında şöyle diyor:
Tenbihü'l-Gafilin adlı eserin sahibi oup İmam Fakih, Muhaddis ve zühd sahibi bir kimsedir. Muhammed oğlu Fadl'ın oğlu Buhari'den ve başka birçok kimseden hadis rivayet etmiştir. Mevzu hadisleri çokça kullanmıştır. Ebu Bekir Muhammed bin Abdurrahman Tirmizi ve başka hadis âlimleri kendisinden hadis rivayet etmiştir.
ESERLERİNDEN BİR KISMI ŞUNLARDIR
1-Tefsiru'l-Kur'an
2- Umdetü'l- Akaid
3- Bostânü'l-Arifin (Tasavvuf hakkında bir eserdir.)
4- Hızânetü'l-Fıkh (Küçük bir risaledir.)
5- Tenbihü'l-Gafilin (Elimizdeki eser)
6- Fedailü Ramazan (Ramazan'ın Fazietleri)
7- El-Mukaddime (Fıkıhla ilgili bir eserdir.)
8- Câmiu's-Sağir şerhi (Fıkıhla ilgili bir eserdir.)
9- Uyûnü'l-Mesâil (Fetva kitabıdır.)
10- Dekaiku'l-ahbår fi beyanı ehli'l-Cenneti ve'n-Nâr
11- Muhtelifu'r-Rivâyât (Ebû Hanife, Malik ve Şafii arasındaki ihtilaflı meseleler)
12- Şiratü'l-İslam (Fıkıhla ilgili bir eserdir.)
13- En-Nevâzil mine'l-Fetâvâ
14- Amme Cüzü Tefsiri
15- Usûlü'd-Din Risalesi
Vefat tarihi ile ilgili başka rivayetler varsa da Hicri 375, Miladi 983 yılında vefat etmiştir. (Allah rahmet eylesin.)
Tenbihü'l-gåfilin adlı bu eser asırlardır İslâm dünyasında en çok oku-nan ve istifade edilen eserler arasında yer almaktadır. Bu eser, ahlak, irşat ve nasihat konularını içermesinin yanı sıra fıkıh, ilmihal ve temel dini bil-gilere de değinmektedir. Asırlar boyunca vaizler, imam-hatipler ve dini anlatan önderler milyonlarca Müslüman'a bu kitaptan öğütler vermişler-dir. Ayrıca Müslümanlar, İslam'ın gerçek anlamda hayata aktarılmasını; faziletli, takvalı ve dindar olmayı öğrenmek için bu eseri çokça okumuş-lardır.
Bu kıymetli eserin farklı birçok dilde çevirisi vardır. Ülkemizde de daha önceleri birkaç çevirisi yapılmıştır. Bu tercümeler kendi zamanında önemli bir boşluğu doldurmuştur. Ancak geçen süre zarfında dil ve anla-tım açısından daha özenle hazırlanmış bir tercüme ihtiyacı doğmuştur. Bu nedenle bu elinizdeki kitap hazırlanmıştır. Bu eseri okuyanın kolay an-laması, bıkmadan zevkle okuması ve azami derecede istifade etmesi için diğer tercümelere göre bu tercümede bazı farklı uygulamalar yapılmıştır.
Elinizdeki bu tercümenin daha önce yapılmış olan tercümelerden bazı farkları şunlardır:
Çeviride sade bir dil kullanılmasına özen gösterilmiştir.
Akıcı bir üslup tercih edilmiştir.
Konular mümkün olduğunca maddeleştirilmiştir.
Karşılıklı konuşma tarzındaki anlatımlar (diyaloglar) konuşma çizgi-leriyle belirtilip ayrı satırlarda yazılmıştır.
Kitapta yer alan ayet ve hadisi şeriflerin kaynakları verilmiştir.
Kaynaklar arasında zayıf hadisler de belirtilmiştir.
Ayet ve hadislerin manası kalın (bold) olarak yazılmıştır.
Kitapta geçen ayetlerin tamamının mealinden önce Arapçası da ya-zılmıştır.
Her konuyla ilgili önemli ve sahih bir hadisin Arapça metni konul-muştur.
birisini seçmekte serbest bıraktı. O Kul da (182), Ahireti (183), Allâh katında olanı tercih etti, seçtil buyurdu. (184)
Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizin, kendisinden bahs ettiğini anla-dı. (185)
Cemaat içinde Hz. Ebû Bekirden başka hiç kimse, Peygamberimi-zin maksadını anlayamadı. (186)
Hz. Ebů Bekir, ağlamağa başladı. (187) Gözleri yaşla doldu. (188) Ağlayarak (189) «Babam, anam Sana feda olsun! (190) YA Resú Iallah! Sana, babalarımızı, analarımızı (191), canlarımızı, mallarımızı (192), evlådlarımızı (193) feda ederiz!» dedi. (194)
Mescidde, bulunan Müslümanlar, Hz. Ebû Bekir'in ağladığını gö-rünce Resûlullah Aleyhisselâm, dünya hayatı ile Rabbına kavuşmak arasında Rabbı tarafından muhayyer kılınan ve yüce Rabbına kavuş-mayı tercih eden Salih Kişi'den bahs ederken, şu Şeyh'in ağlama ha-line şaşmazmısınız?!» dediler.
Halbuki, O, Resûlullah Aleyhisselâmın söylediği sözün mânâsını, onlardan daha iyi biliyordu. (195)
(182) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam Stre c. 4, s. 299, Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 277, Buharl Sahih c. 1, s. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608, Beläzüri Ensabüleşraf c. I, s. 547
(183) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Darimi Sünen c. 1, s. 37
(184) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 299, Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Buhari Sahih c. 1, a. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Darimi Sünen c. 1, s. 37, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(185) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, Belázūri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(185) İbn-i Sad Tabakat c. 2, s. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Darimi Sünen c. 1, s. 37
(187) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Bu-harf Sahih c. 1, s. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Darimi c. 1, s. 37, Beläzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 517 Sünen,
(188) Darimi Sünen c. 1, s. 37
(189) Müslim Sahih c. 4, s. 1854
(190) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91
(191) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 299, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Müslim mizi Sünen c. 5, s. 608, Darimi Sünen e. 1, s. 38 Sahih c. 4, s. 1854, Tir-(
192) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, 8. 91, Darimi Sünen e. 1, s. 33, Belůzüri Ensabileşraf c. 1, s. 517
(193) İbn-i Sa'd Tabakat c' 2, s. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Be-läzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(191) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Stre e. 4, s. 299, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, 8. 91, Müslim - Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608, Dariml-Sünen c. 1, s38, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(195) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 478, Tirmizi Sünen c. 5, s. 607-609
Ebû Said'ül Hudrî der ki «Ben, kendi kendime: (Allâhın, bir Ku-lunu, dünya nimeti ile Ahiret nimetleri arasında muhayyer bırakma-sında, Onun da, Ahireti tercih etmesinde ne var ki, şu şeyh'ı ağlatı-yor?!) demiş (196)
(Ey Ebû Bekir! Sen, bir Kul'un, dünya ile Ahiret arasında muhay-yer kılınıp Onun da, Ahireti tercih edişine ne diye ağlıyorsun?) diye sormuştum. (197)
Ey insanlar! (201), İnsanlardan (202), canında (203), malında (204), arkadaşlığında (205), bana karşı, Ebû Bekir b. Ebi Kuhafe'den daha fedåkår ve cömerd davranan bir kimse yoktur! (206)
Eğer, Rabbımdan başka (207), insanlardan dost tutmuş olsaydım, muhakkak ki, Ebû Bekir'i dost tutardım!
Fakat, İslâm kardeşliği (208), daha üstündür! (209)
Haberiniz olsun ki (210), Sahibiniz, yüce Allâhın Dostudur! (211) Şu Mescid'e açılan kapıları kapatınız!
(196) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari Sahih c. 1, s. 119-120
(197) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(193) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari c. 4, s. 1851, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608 Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih
(199) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(200) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari Sahih c. 1, s. 120
(201) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227
(202) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 603 Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih
(203) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Buhari Sahih e. 1, s. 120
(204) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Buhari Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi c. 5, s. 608 Sünen
(205) İbn-i Sa'd Müslim Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s 18, Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
(206) Ibn-i Sa'd Buhari Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
(207) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 18
(208) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, 5. 270, Buhari Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih c. 4, s. 1854-1855, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
(209) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 228, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, 8. 270, Buhari Sahih c. 1, s. 120
(210) Tirmizi Sünen c. 5, s. 609
(211) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 377, Tirmizi Sünen c. 5, s. 606
نانديله واو هيئتك تلاحق افطارندن و روح دينك تناسبيله بر برینه یاردیم ایتمندن و همین فکر کرندن و تعصب ارنده آزاده اولا رحمه نام اخلا صارند به طوغانه داهی بر شخص معنویده بولونور.
ایشته قرآنی آنجه بویله بر شخص معنوی تفسیر ایده بیاید.
چونکه [ جزوده بولو نمايان، قلده بولونور ) قاعده سنه بناء، هر فرده بولو مايا نه بو کی شر طار هیئنده بولونور. بویله به هیئتك ظهور ینی چوقد بری بلکه یورک، مش قبل الوقوع في لندن اولا رحمه، مملكتي بيقوب يا قاجع بيوك بر زلزله ناك عرفه سنده بولوند يغمر ذهنه جلدی (هانیه) برشی تمامي له الده ابدیله مدیگی تقدیر ده، او شیئی تماميله ترك ايماك جائز دولور ) قاعده سنه بناء . عجز و قصور مله برای قرآنك بعض حقيقت اديله، نظمندہ کی اعجازینہ دائر بعض اشار تاری تك با شمه قید ایمگه با شلادم فقط برنجی حزب عموميتك يا تلامه سيله از فرومك، يا سينارك طاغلرینه و دره لرینه دو شده. او قيامتهارده، او طاغله و تیر کرده فرصت بولد فجر، قلمه قناری بربرینه او برایان عباره لرله، او دهشتهای و مختلف واللرده باز بیوردم.
او زمان کرده، او کی پرکرده مراجعت ايديله جك تفسير الرك، كتا بارك بولوغه مى ممكن او لما ديفندن. یاز د قادم، بالكز سنوحات قلبية مدن عبارت قالدی. شو نو هاتم، اگر تفسیر یره مواضع ایسه نور على نور - شاید مخالف جهتاری وارسه بنم قصور لريم عطف البديله بردای اون الصحيحه محتاج پراری دارد. فقط خط خريده بيون بإخلاص ايله، شهید لر آراسنده بازیلوب كبيدير بله او بيرتين عباره لوك تبديلنه ) شهيد لرك قال والبه لدينك تبديلنه جواز ویریا مدیگی کی) جواز ویره مدم و قلبم راضی اولمادی شیدی ده راضی دیگلور. چونکه او زماندہ کی اخلاص و خلوصی
شیدی بولا میورم. [ حاشیه ]
حاشیه ] اوت، وانده خور خور مدرسه فرن طامنده اثنای در سده بيون بر زلزله نك والمكده ولد يقتي سویله دی، حقیقتاً سویله دیگی کی آز بر زمانه موکره حرب عمومی باشلادی. حمزه محمد شفیق محمد مهری
حاشیه تا یکی سعید، سالم نوردہ کی حقیقی اخلاص ایلہ بینہ او اخلاصی بولدی یکی سعید، عین اخلاص الله با قدى الصحيح بريني بولامدى، ديمك سنوحات قرآنيه اولد يفندن، اعجاز قرآنیه اونی با لیشار در هاله ایمند نور طلبه لری
tesânüdüyle ve o hey'etin telähuk-u efkârından ve ruhlarının tenåsübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassublarından azåde olarak tam ihlåslarından doğan dahi bir şahs-ı ma'nevide bulunur. İşte Kur'ân'ı, ancak böyle bir şahs-ı ma'nevi tefsir edebilir.
Çünki "Cüz'de bulunmayan, küllde bulunur" kaidesine binåen, her ferdde bulunmayan bu gibi şartlar, hey'ette bulunur. Böyle bir hey'etin zuhûrunu çoktan beri bekliyorken, hiss-i kablelvuků kabilinden olarak, memleketi yıkıp yakacak büyük bir zelzelenin arefesinde bulunduğumuz zihne geldi. (-1)
"Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamıyla terk etmek caiz değildir" kaidesine binâen, acz ve kusurumla beraber, Kur'ân'ın bazı hakikatleriyle, nazmındaki i'câzına dair bazı işaretleri
tek başıma kaydetmeye başladım. Fakat birinci harb-i umůmînin patlamasıyla Erzurum'un, Pasinler'in dağlarına ve derelerine düştük. O kıyâmetlerde, o dağlar ve tepelerde fırsat buldukça, kalbime gelenleri birbirine uymayan ibârelerle, o dehşetli ve muhtelif hållerde yazıyordum.
O zamanlarda, o gibi yerlerde müracaat edilecek tefsirlerin, kitapların bulunması mümkün olmadığından, yazdıklarım, yalnız sünůhât-ı kalbiyemden ibåret kaldı.
Şu sünûhâtım, eğer tefsirlere muvafik ise, núrun alâ nûr, şâyet muhalif cihetleri varsa, benim kusurlarıma atfedilebilir. Evet, tashîhe muhtaç yerleri vardır. Fakat hatt-1 harbde, büyük bir ihlâs ile, şehîdler arasında yazılıp giydirilen
o yırtık ibárelerin tebdîline -şehîdlerin kan ve elbiselerinin tebdîline cevaz verilmediği gibi- cevaz veremedim. Ve kalbim râzı olmadı. Şimdi de râzı değildir. Çünki o zamandaki ihlâs ve hulûsu şimdi bulamıyorum. (Hisuye-2)
Hâşiye-1: Evet, Van'da Horhor Medresemizin damında esná-yı derste büyük bir zelzelenin gelmekte olduğunu söyledi. Hakikaten söylediği gibi, az bir zaman sonra harb-i umümi başladı. Hamza, Mehmed Şefik, Mehmed Mihri
Hâşiye-2: Yeni Saîd, Risale-i Nûr'daki hakiki ihlås ile yine o ihlâsı buldu. Yeni Saîd, aynı ihlås ile baktı, tashih yerini bulamadı. Demek sünûhât-ı Kur'âniye olduğun-dan, i'câz-ı Kur'âniye onu yanlışlardan himâye etmiş. Nûr Talebeleri
Ibn-i Hübeyre (1). der ki: «Fukaha, bir şehir halkının İslâmı terkedip, orada hükümrân olmasında ihtilaf et-tiler. Acaba, onların bulunduğu memleket düşman ül-kesi sayılır mı? Imam Ebu Hanife sayılmayacağını söy-ler... Imam Mâlikî'nin mezhebinden anlaşılan ise, bir şehirde, küfür kanunlarının yürürlüğe girmesiyle, ora-sı düşman ülkesi sayılır. İmam Şâfiî ve İmam Ahmed'in görüşü de budur...>>>
Imam Ebû Hanife'nin muayyen şartları vardır. İs-lâm ülkesinin düşman ülkesi sayılması için o şartların tahakkuk etmesi gerekir.
Imam Serahsî (2) der ki: «... Bir topluluk İslâmı terk etti. Müslümanlarla harp edip, şehre hâkim oldu-lar. Ebu Hanife'ye göre, şehirlerinin düşman ülkesi sayılması için üç şart lâzımdır:
1 Küfür diyârına bitişik olmalı. Bu ikisi arasın-da İslâm ülkesi bulunmamalıdır.
2 Orada, kendilerine inanan hiçbir müslüman veya zimmî bulunmamalıdır.
3- Orada şirk kanunlarını tatbik etmelidirler.
İmam Ebû Yusuf ve Imam Muhammed'e göre ise, orası, şirk kanunlarının yürürlüğe girmesiyle düşman ülkesi sayılır. Çünkü bir ülke, kuvvet ve üstünlük i'tibâ-riyle bizim veyâ onların olur. Her nerede ki şirk kanun-ları geçerlidir, orada kuvvet müşriklerindir. Bu durum-da orası, düşman ülkesi sayılır. Ve her nerede ki İs-lâm kanunları geçerlidir, orada da kuvvet müslümanla-rındır. Fakat Ebû Hanife, üstünlük ve kuvvetin tama-
yorum m. Yoksa gözüm arkada kalır!" enini, bütün samimiyetiyle kucaklayan Ebu Talib onun bu da sevinmişti. Zira onun berek
Abdül "Ben Ebu Talib'e şunları söyledi: ahirete gidiyorum. Artık nefeslerim sayılı. Nur oğulcuğumu sana emanet forum. Ne pahasına olursa olsun ona sahip çıkacağına dair yemin etmeni isti-ediyo
TARİHTE BUGÜN
-558-Ayasofya'nın kubbesi çöktü.
1990-Türkiye'de ilk özel televizyon kanali test yayınına başladı.
1997-İstanbul'da Yenikapı Mevlevihanesi yandı.
2014 - Nakşibendi şeyhi Şeyh Nazım Kıbrısî vefat etti.
7
SALI TUESDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Ezelden ebede her türlü
hamd ve övgü, şükür ve minnet, Alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Fatiha Suresi: 2
BİR HADİS
Kendin için istediğini başkaları için de iste ki, gerçek Müslüman olasın.
Tirmizî, Zühd: 2
Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.
Haram Ayların En Hürmetlisi Olan Zülhicce Ayınızı Tebrik Eder, Yüce Mevlä'dan Faziletli Amellerine Muvaffakıyetler ve Hassaten Gazze İçin Kurtuluş Dileriz!
Lalegui
Aylık İlim, Kültür ve Fikir Dergisi
Lâlegül Dergisi Yıl:13 Sayı:147 Zülka'de - Zülhicce 1446 Mayıs 2025 140t
sure hicri senenin birinci ayı olan muharrem ayının onuncu gunu 2 muharrem ayının onuncu gününde buğday, nohut gibi taneliler, kuru yemişler katılıp yapılan ve komşulara, yakınlara dağıtılan bir çeşit tath 3.(mec.) içinde çeşitli unsurlar bulunan, ka rışık olan şey
atai: 1.baba 2 aynı soydan olup geçmişte ya şamış büyüklerden her biri
ata 1 : عطاء.bağışlama, bağış, hediye, armağan, lütuf, iyilik 2 Allah'ın (c.c.) kullarına bağışı ve
lütfu 3.verme, veriş
aşk imani ve ilmi
aşk-ı imani ve ilmi عشق ایمانی و علمی : imani ve ilmi ask; iman ve ilimle ilgili konulara karşı güçlü istek, güclü bilme ve öğrenme, öğretme isteği
ask-insaniye insanın yaradılışın daki ebedi olanı isteme ve sevme duygusu
aşk-ı İslami عشق إسلامي : Islam sevgisi
aski İslamiyet عشق إسلاميت : Islamiyet aşkı, Is-lâm dinine karşı duyulan büyük sevgi
ask kimyevi عشق کیمیوی : kimyasal bag, çok küçük madde parçacıklarını (atom veya mo-lekülleri) birbirine bağlayan bağ
aski lähuti عشق لاهوتي : Allah (cc.) ask
aski mecazi عشق مجازی : yaratılmış, güzel, kat ölümlü varlıklara karşı duyulan sevgi
aşk-ı mukaddes عشق مقدس : mukaddes aşk, Allah'ın (c.c.) mukaddes (kutsal) sevgisi; Al-lah'ın (c.c.), yaratılmışlardaki sevgilere hiç bir bakımdan benzemeyen, sonsuz yüce, lekesiz, kusursuz olan, merhametine layık olanlara gösterdiği kutsal sevgi
aski Nebevi عشق نبوی Hz. Peygamber'e )a.s.m.) karşı duyulan kuvvetli sevgi ve bağ lılık, Peygamber (a.s.m.) sevgisi
aski sadık عشق صادق : hakiki aşk Allah (c.c.)
sevgisi
aski sebabi عشق شبابی : gençlik aşkı
aşk-ı tablat عشق طبیعت : tabiat aşkı, yaratılmış varlıklara karşı duyulan sevgi
asku sevk عشق و شوق : aşk ve coşkunluk
asketmek عشق إبتمك : kuvvetli tokat vurmak
askname عشق نامه : aşkı anlatan yazı; aşk şiiri
aşknüma عشق نما : aşkı belirten, aşkı gösteren
asr 1 : عشر.on 2.Kur'an'dan bir bölüm âyet
asr-i ahir عشر آخر : )bir ayın içindeki) son on, son on gün
aşr-ı ahir-i ramazan عشر آخر رمضان : ramazan ayının son (ahir) on günü
asr-i sani-yi ramazan عشر ثانی، رمضان : ramazan ayının ikinci(säni) on günü
aşr-i ula-yı ramazan عشر أولى رمضان : ramazan ayının ilk (ulå) on günü
ris. Devrindeki yüksek din eğitim ve öğretim okulu olan medrese öğreniminden sonra mu derrislik (yüksek okul ders hocalığı) ve kadı lık (mahkeme hakimliği) yapmıştır. Şiirleriy le tanınmıştır. Ünlü tarikat büyüklerinden Şeyh Aziz Mahmut Hüdaî'nin (mi.1544-1628) tarikatına girip ona bağlanmış ve tasavvuf konularında bilgi sahibi olmuştur. Hem man-zum, hem nesir türünden eserler yazmıştır. Şiirlerinde tasavvufi düşüncelere ve ozlu ve düşündürücü sözlere (hikmetlere) "Hikem"
adlı eserinde yer vermiştir. (bkz.tasavvuf) ata-yi mahz عطای محض : yalnız Allah (c.c.) ver
gisi olan
atâ-yı rahmet عطای رحمت Allah'ın (c.c.) mer hameti sonucu olan lütuf ve bağış, rahmet hediyesi
ata-yı Sübhan عطای سبحان : Subhan (her turlu kusur ve noksanlıktan sonsuz uzak) olan Al-lah'ın (c.c.) bağışı ve ihsanı
ata-ender عطا أندر : Allah'ın (c.c.) bağış ve lütfu
atlas اطلاس : bir çeşit ipekli kumaş 2.harita kitabı 3 bazı ilimlerin konularını görerek an-laşılır hale getirmek üzere hazırlanmış resim veya şekillerden oluşan kitap
Atlas اطلاس : Atlas Okyanusu'nun kısaltılmış adı
Atlas طلای : Atlas Okyanusu'na ait
atmaca آتماجه : kartalgillerden, ava alıştırılabi len yırtıcı bir kuş
atom آترم : bir maddenin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası, zerre
atom bombası آنوم بومباسی : uranyum madde sindeki atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu açığa çıkan çok büyük enerjinin yıkı-ı, yakıcı ve yaydığı ışıkla öldürücü etkilerini
ats عطش susuzluk, susama, hararet
attar عطار : baharat ve bitkisel ilaçları satan kimse veya dükkän
Atuf عطوف حل حلاله Allah'in (cc) güzel ve mü barek isimlerinden çok merhametli, merha-meti her şeyi kuşatan
avalim-i gayb (iye( عوالم عبيد : gayb alemleri, in-sanlarca bilinemeyen ve görülemeyen ålem-ler, insanın duyu organlarıyla bilgi edineme-diği çeşitli varlıklar dünyası
avalim-i mâneviye عوالم معنويه : Islama ait må nevi alemler
avalim-i uhreviye ve gaybiye ve dünyeviye ve uhrevi : عوالم اخرویه و غیبیه و دنیویه و مثالیه misalliye
gaybi, dünyevi ve misali älemler; ahiretteki dunyalar (avalim-uhreviye); insanlarca görü-lemeyen ve bilinemeyen varlıklara ait dün-yalar (avalim-i gaybiye), bu dünyamızdaki çeşitli varlık älemleri (avalim-i dünyeviye) ve misali varlık dünyaları (avalim-i misaliye): 1. dunyada olup biten her şeye ait bir çeşit canlı månevi kayıtlar dünyası 2.ayna, televizyon, bilgisayar gibi görüntü halindeki veya man-yetik dalgalar halindeki sanal dünyalar)
علویه و روحیه و جسمانیه : ulvi, ruhi ve cismani var-lıklara ait dünyalar; yükseklerdeki (göklerde-ki) dünyalar (avalim-i ulviye); ruhlar dünyası (avalim-i ruhiye) ve cisimler dünyası, madde-lerden meydana gelen varlıklar dünyası (ava-lim-i cismaniye(
1040) «Vasiyet edeceği bir şeyi olan müslüman kimseye gerekmez ki, iki gece üstüste uyuya.. Vasiyetini yazılı olarak yanı-na-koyarsa- müstesna..>>
**
Yani: Bir müslüman vasiyetini yazmadan ençok iki gece geçirebl-lir.. ramuz şerhinde belirtildiğine göre, iki geceden az zaman için de, va-siyetsiz yatmak caiz değildir..
** *
Ravi: ABDULLAH b. ÖMER'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM. Menkıbeleri, 2. 5. ve 7. Hadis-i şerifte..
Bize yüce kitabı Kur'ana ulaşmayı lutfeden ve sevdiklerinin en yücesi (Hz. Peygamber) vasıtasıyla bizi diğer ümmetlerden ümmetlerden üstün kılan Allah'a hamd ederiz. Bu hamdimiz sayesinde, Allah'ın rızasını elde etmeyi, onun hazinelerinden faydalanmayı ve nimetlerine şükreden kullarından olabil-meyi ayrıca onun dostlarını tanıyanlardan olmayı ümit ederiz.
Allah'ın seçilmiş resülü ve nebisi olan Hz. Muhammed'e onun terte-miz olan åli, ashabı ve bütün ümmetine salât ve selam ederiz.
Semerkant'lı bir âlim olan FAKİH namıyla meşhur İbrahim oğlu Mu-hammed oğlu Nasr (Allah kendisinden razı olsun) der ki:
Allah'ın kendilerini edebiyat bilgisine sahip kıldığı, ilimden nasip a-lan, hikmet ve öğütlere bakıp onlardan ders çıkarabilen, Allah'ın salih kul-larının yaşayışlarına ve müctehidlerin ictihadına vakıf olan her kese bu bilgisini başkalarına ulaştırmasının gerekli olduğunu kavradığım için bu kitabımda nasihat ve öğütlerden bir kısmını topladım.
Çünkü Allah (cc) Kur'an-ı Kerimde "Hikmetle ve güzel öğütlerle rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel bir şekilde mücadele et!"" buyurmaktadır. Rivayet edildiğine göre İbn Mesud (ra) şöyle diyor: "Pey-gamberimiz (sav) bize bıkkınlık vermemek için öğüt vermek istediğinde uygun zamanı kollardı."
Benim bu kitabımı okuyanlara tavsiyem, öncelikle kendilerinin bura-daki öğütlerden ibret alıp onları uygulamaları, sonra da başkalarına öğüt vermeleridir. Çünkü Allah tam olarak bunu emretmiş, hadisler de bu doğ-rultuda gelmiştir.
Nitekim Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın kitap, hikmet ve Peygamberlik bağışladığı bir kimsenin bütün bunlardan sonra kalkıp da insanlara Allah'ın yanı sıra bana ibadet edin demesi söz konusu olamaz. Tam tersine insanlara kitabın bilgisini öğreterek ve dersler yaparak rabbaniler olun." Bazı müfessirler göre "kitabın bilgi-sini öğretmek" ifadesinden maksat; "başkalarına öğrettiğiniz şeylerle ön-ce kendiniz amel edin (bunları kendiniz uygulayın.)" demektir.
hassa Fransız kanunlarının tercümesi veya ona çok az bir yerli kokusu verilmek suretiyle hazırlandığı gibi, diğer bir kısmı da garb tesirinden çok önceki mevzuatımızın tesirinde kalmıştır. Bu iti-barla Tanzimattan sonra tedvin olunan kanunları iki ana grupta toplayabiliriz: 1. Milli vasfı ağır basan kanunlar, 2. Garplı olma vasfı ağır basan kanunlar. Birinci gruba dahil olan kanunlar şun-lardır:
a) H. 1256 (1840) ve H. 1267 (1850-1851) tarihli Ceza Ka-nunları.
b) Metn-i Metin ".
23. Türk Medeni Huk., s. 47 ve 51; «Dev. Of T. Sharia Under The Ott. Emp.», Mardin, Law In T.M.E., s. 288.
24. Tezimizin ana mevzuunu teşkil eden Mecelle-i Ahkam-ı Adliye'ye mu-vazi fakat akim kalan bu kanun yapma çalışmasına kısaca temas et-mek herhalde faydah olur. Avrupalılarla olan münasebetlerin artması neticesi ortaya çıkan davalar için ecnebiler Şer'iyye mahkemelerini kabul etmemeye ve bir takım zevat ise Fransız kanunlarının türkçeye terce-me olunup Nizamiye mahkemelerinde onlarla hükmolunmasına taraftar olmuşlar ve ulemanın da bu gibi fikirleri kabule yanaşmaları üzerine H. 1272 (1855) senesi başlangıcında fıkıh ilminin muamelat kısmına dair türkçe Metn-i Metin ismiyle bir kitap yazılmasına vekiller arasında karar verilmiştir. Rüşdi Molla Efendi'nin riyaseti altında devrin kıymetli alimlerini de içine alan bir heyet bu işi üzerine alarak 20 Sefer 1272 (1 Kasım 1855) tarihinde ilk toplantılarını yaptılar. Bu heyet bir müddet sonra Kitabu'l-Buyu'u hillasa olarak hazırladı ise de Metn-i Metin ta-mamlanmadan cemiyet dağılmıştır. Metn-i Metin'i tedvin heyetinde bulun-ması ve böyle bir kanun tedvinine olan ihtiyacı izah etmesi bakımından; Ahmed Cevdet Paşa'nın Tezakir'inden şu kısmı almakta fayda görmekte-yim: <... binikiyüz yetmiş iki senesi eväilinde ilm-i fıkıhtan bir kitab te'lifine ne veçhile kıyam olunduğunun berveçh-i âtî beyanına mübade-ret olunur. Günden güne Avrupalılar'ın Memâlik-i mahrûse'ye tevarüdü ziyadeleşip alel-husus Kırım muharebesi münasebetiyle fevkalâde ço ğaldı ve bu cihetle daire-i ahz ve i'ta vus'at buldu. Dersaadet'te rûz-merre zuhûra gelen deâvây-ı ticareti bir mahkeme-i ticaret idare etmez oldu. Ecnebiler mehakim-i şer'iyye'ye gitmek istemez. Müslim aleyhinde gayr-i müslimin ve zimmi aleyhine müste'menin şehadeti şer'an istima' olun-mamak meselesi ise Avrupalılar'ın nazarına pek ziyade çarpar olduğunudan hristiyanların mehakim-i şer'iyyede muhakemelerine itiraz eder oldular. Bundan dolayı bazı zevat Fransa kanunları türkçeye terceme olunup da. mahākim-i nizamiyyede onlar ile hükm olunmak fikrine zahib oldular. Halbuki bir milletin kavanin-i esasiyyesini böyle kalb u tahvil etmek ol milleti imha hükmünde olacağından bu yola gitmek caiz olmayıp, ulema güruhu ise o makûle alafranga efkára sapanları tekfür ederlerdi. Frenk-ler dahi: «Kanununuz ne ise meydana koyunuz. Biz de görelim teb'amıza bildirelim derler idi.
Bunun üzerine ilm-i fıkhın muamelåt kısmına dair türkçe Metn-1 Metin namıyla ve herkesin anlayabileceği ibarat-ı vazıha ile bir kitap
a) H. 1266 (1850) tarihli Ticaret Kanunnamesi ve H. 1276 (1860) tarihli zeyli,
b) H. 1274 (1858) tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu",
c) H. 1278 (1861) zamnamesi, tarihli Usul-ü Muhakeme-i Ticaret Ni-
d) H. 1280 (1863) tarihli Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi",
e) H. 1296 (1879) tarihli Usul-ü Muhakemat-ı Cezaiye Ka-nunu,
f) Usul-ü Muhakemat-ı Hukukiye Kanunu H. 1297 (1880)".
pılmasına beyn'el-vükelä karar verilerek bu kerre Meclis-i Ali-i Tanzi-mat dairesinde ve meclis-i mezkůr azasından ve sudûr-u izamdan Rüşdi Molla Efendi'nin taht-ı riyasetinde bir cemiyyet-i ilmiyye teşkil ile aza-lığına İstanbul kadısı Tahsin Efendi ve Meclis-i Maarif azasından ve İstanbul payelilerinden Hüseyin Efendi ve Ali Râtıb Bey ile abd-i fakir me'mur edildik. Cemiyyet-i mezküre işbu yetmişiki senesi Seferi'nin yir-minci günü birinci defa olarak akdolundu.
Rüşdi Molla Efendi sahihen üdebådan ve eshab-ı fazl u maariften bir zat olup lisan-ı arap üzere inşa-i kelâma muktedir idi. Hüsam Efen-di muahharan şeyhülislam olan zat-ı fezāil-simattır ki, âlim ve tarih-şi-nas olup alel husus ilm-i ensaba vukûf-u tammı var idi. Ali Ratıb Bey dahi fuzaladan bir zat idi. Lakin üçünün dahi ilm-i fıkıhta maharetleri yok idi. Cem'iyyette sahihen fakih diyecek ancak Tahir Efendi idi. Fa-kirin dahi eväil-i ulüm-i nakliyyeye ve edebiyyeye masruf olarak ol vakit ulûm-ı nakliyyede ma'lumat ve melekem nåkıs idi. Fakat cemiy-yetin muharriri olduğum cihetle kütüb-i fıkhıyyenin mütaleasına milte-vağğil idim.
Ne hål ise kütüb-ü fikhiyye tetebbu olunarak hayli vakit uğraşıldı ve Kitab'ul-Büyü hülasa vechile yazıldı ise de Metn-i Metin'in itmamı müyesser olmadan cemiyyet-i mezkûre dağıldı. (bk. Tezakir, I, 62-63).
25. Bu kanun Ebussuud Efendi'nin hazırlamış olduğu Arazi Kanunundan alınmıştır. (bk. Ruh'ul-Mecelle, I, 16). Dolayısiyle kökleri tamamen milli (şer'i) dir. (bk. Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tan-zimat, s. 180).
26. Bu kanunnamedeki hükümlerin ekserisi Fransız Ticaret Kanunu'ndan ik-tibas edilmiştir. (mz. mk., s. 197).
27. Fransız Ceza Hukuku'nu esas almıştır. (Aynı eser, s. 198).
28. Bu kanunnamede Fransız tesiri esas olmakla beraber, Sardunya, Sicilya, Felemenk, Belçika, İspanya ve Prusya Ticaret Kanunları'ndan da istifa-de edilmiştir. (Aynı yer).
29. Daha fazla malumat için bk. «Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tanzimat, s. 197-199; Dev. Of. T. Sharia Under The Ott. Emp., Mardin, Law In T.M.E., s. 288-291.
Ben, Ebû Bekir'in kapısının üzerinde bir ışık, başka kapıların üzerlerinde ise, karanlık görüyorum! (213)
Nihayet, ben de, bir insanım. (214) Aranızdan, bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir. (215)
Ben, hangi kişinin tenine dokunmuş isem, işte, tenim! O da, do kunsun, ödeşsin! (216)
Ben, kimin sırtına kamçı vurmuşsam, işte, sırtım! O da, benim sırtıma vursun, benden öcünü alsın!
Ben, kimin nâmus ve şerefine dil uzatmışsam, işte, nåmus ve şe-refim! O da, gelsin, benden öcünü alsın! (217)
Ben, hangi kişinin malından ne almışsam, işte malım! O da, gel-sin, alsın!
İyi biliniz ki: Benim katımda, sizin en önde geleniniz (218), en sevgili olanınız (219), varsa, hakkını, benden alan veya hakkını, ba-na helâl eden (220) kişidir ki, Rabbıma, onun sayesinde helâllaşmış olarak (221), gönül hoşluğu ve rahatlığı ile (222) kavuşacağımdır. (223)
Hiç kimse (Resûlullâhın, kin ve düşmanlık beslemesinden korka-rım!) diyemez! (224)
İyi biliniz ki: (225), kin ve düşmanlık beslemek, aslå, benim hu-yumdan ve halimden değildir. (226)
(212) Abdurrezzak Musannef c' 5, s. 431, İnb-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227-228, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Buhari Sahih c. 1, s. 120, Müs-lim Sahih c. 4, s. 1854-1855, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
(213) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227
(214) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255
(215) İbn-i Sa'd ( Tabakat c' 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3, s. 191, İbn-i Esîr-Kâmil c. 2, s. 319, Ebülfida Sire c. 4, s. 457
216) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Ebülfida Sire c. 4, s. 457
(217) Taberi Tarih c. 3, s. 191, İbn-i Esir c. 4, s. 457 (218) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255 Kâmil c. 2, s. 319, Ebülfida Sire
(219) Taberi Tarih c. 3, s. 191
(220) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3, s. 191
(221) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255
(222) Taberi Tarih c. 3, s. 191
(223) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Taberi Kâmil c, 2, s. 319 Tarih c. 3, s. 191, İbn-i Esir
(224) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Ebülfida Sire c. 4, s. 457
(225) Taberi Tarih c. 3, s. 191
(226) İbn-i Sa'd Tabakat c' 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3, s. 191
(227) Taberi Tarih c. 3, s. 191, Ebülfida Sîre c. 4, s. 457
Ben, aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan kendimi müstağ-ni göremiyorum! buyurduktan sonra sözlerini tekrarladı. (227) Bunun üzerine, bir adam, ayağa kalkıp «Yå Resülallah! Ben, Sa-
na üç dirhem vermiştim. dedi. Peygamberimis «Doğru söylüyorsun! Ey Fadli Buna, üç dirhem
werts buyurdu. (228)
«By Allahım! Ben, ancak bir beşerim. Müslümanlardan hangi ki-şiye ağır söz söylemiş veya kamçı vurmuş veya lånet etmişsem, sen, bunu, onun hakkında bir temizlik, ecir ve rahmet vesilesi kills (229)
Allahım! Hangi Mü'mine ağır bir söz söylemişsem, Sen, o sözü-mü, Kıyamet gününde, o Mü'min İçin Sana yakınlığa vesile kıll» di-yerek düß etti. (230)
Sonra da «Ey insanlar! Kimin, üzerine geçmiş bir hak varsa, o, onu hemen ödesin. Dünyada rüsvay olurum demesin.
İyi biliniz ki: Dünya rüsvaylığı, Ahiret rüsvayığından hafiftir!» buyurdu. (231)
Bunun üzerine, bir adam, ayağa kalktı «Ya Resûlallah! Ben, Al-lah yolunda savaş ganimetine hiyanet etmiş, üç dirhem üzerime geçir-miştim!» dedi.
Peygamberimiz Sen, bu hiyaneti, ne için yaptın?» diye sordu.
Adam Ona ihtiyacım vardı! dedi.
Peygamberimiz «Ey Fadi! Bu kişiden dirhemi teslim all buyurdu. (232) Beytülmal hisabına üç
Ey insanlar! (233) Nefsinden korkan kendisi için düa edeyim?» buyurdu. varsa, ayağa kalksın da,
Bunun üzerine, bir adam, ayağa kalktı. (234) «Yâ Resûlallah! Ben, çok pintiyim, korkak'ım. Çok ta, uykucuyum.
Allaha düa et te, benden pintiliği korkaklığı ve uykuculuğu gider-sin! dedi,
Peygamberimiz, ona, düa etti. (235)
Sonra, bir adam, ayağa kalktı. «Yå Resûlallah! Ben, çok yalancı-
yım! Çirkin sözlü, çirkin işliyim. Hem de, uykucuyum!» dedi.
Peygamberimiz «Ey Allahım! Ona, doğru sözlülük ve iman olgun-
(228) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3. 191
(223) Abmed b. Hanbel Mümed e. 3, s. 400
(230) Bubarl Sahih e. 7, s. 157
(231) Taberi Tarih c. 3, s. 191, İbn-i Esir Kamil c. 2, s. 319
(Taberl Tarih c. 3, s. 191
bn-i Sa'd Tabakat e. 2, s. 255
bn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3, s. 191
مع هذا، قلم الدنعم شو اشارات الاعجاز اولی اثریمی، حقیقی تفسیر میله یا بمادم انجمه علمای اسلامون اهل تحقيقك تقدير لرين مظهر اولديغنى تقديرده، اوراقه بر استقبه الده با پیلاجه بوکستان بر تفسيره بر ئورنك و بر مأخذ ا ولعه اوزره، او زما نارك انسا نارینه بر یادها مقصد یله بایدم.
10 قرآن نه در؟ تعریفی نام اور ؟ .
الجواب ) قرآن ، شو کتاب کبیر خان به ترجمه الرسم و آیات تكوينه ي و قوای متنوع در الميدان ترجمان الديسى. وشو عالم غیب و شهادت كتابنان مفسری و زمینده و گوگده ی لی اسمای الهی نانه معنوى خزين الرينا كشافي و سطور حادثاتك النده مضمر حقائقك مفتاحي. وعلم شهادتده عالم غيبك لسانی و شو علم پرده می آرقه سنده اولان و عالم غيب جهند من حاسن التفاتات البدية رحمانية و خطابات أزليه سبحانه نك فريندسی و اسلاميت عالم معنويتك كونشى، تمالی، هندسه ی و عالم آخر وينك مقدس خريطه ى وذات و صفات و اسما و شئون الهية فان قول شارحي تفسیر واضحی، چهار قاطعی، ترجمان ساطعی و شو عالم انسانيتك مرئيسي و انسانيت کبرا اولان اسلاميتك ماء وضيداي و نوع بشرك حكمت حقیقیه ی وانسانيتي سعادته سوقه ايدن حقیقی مرشدی و هاديسي و انسانه هم بر کتاب شریعت، هم به کتاب حکمت هم به کتاب دعا، هم کتاب عبودیت هم بر کتاب امر و دعوت هم بر کتاب ذکر هم بر کتاب فکر در. هم انسانك بتونه حاجات
معنویه سنه مرجع اولاجق چوقه کتاباری تضمن ايدن، تك، جامع به کتاب مقد سدر. هم بتون اوليا و صديقينك وعرفا و محققينك مختلف مشر بالرینه و ایری آیری مسلط مینه و هر برنده کی مشربك مذاقته لايق و او مشر بي تنوير ايده جك و هر بر مسلمان مساقه موافقه و اونی تصویر ايده جك بدر رساله ابراز اين مقدس بر کتیبخانه مکنده به کتاب سماویدر
قرآن، عربه اعظمين، اسم اعظم و هر سه مرتبه عامه کلیدی بوده و در اینجی موزده بیان و اثبات ایدیلدیگی کبی ) قرآن، بتون عالملوك ربي اعتباريله الله كلاميدر.
Maaházá, kaleme aldığım şu İşărâtü'l-l'câz adlı eserimi, hakiki bir tefsir niyetiyle yapmadım. Ancak ulemâ-yı İslamdan ehl-i tahkikin takdirlerine mazhar olduğu takdirde, uzak bir istikbålde yapılacak yüksek bir tefsire bir örnek ve bir me'haz olmak üzere, o zamanların insanlarına bir yådigår maksadıyla yaptım.
Kur'ân nedir? Ta'rîfi nasıldır?
Elcevab: Kur'ân, şu kitâb-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi; ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercümân-ı ebedisi; ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri; ve zeminde ve gökte gizli esmâ-yı İlâhiyenin ma'nevî hazinelerinin keşşafı; ve sutůr-u hádisatın altında muzmer hakáikin miftâhı; ve âlem-i şehadette ålem-i gaybın lisânı; ve şu âlem perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden gelen iltifatât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi; ve İslâmiyet ålem-i ma'nevîsinin güneşi, temeli, hendesesi; ve ålem-i uhrevinin mukaddes haritası; ve zât ve sıfât ve esmå ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şårihi, tefsîr-i vâzıhı, burhân-ı kâtı, tercümân-ı sâtu; ve şu ålem-i insaniyetin mürebbisi; ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyet'in må ve ziyâsı; ve nev'-i beşerin hikmet-i hakikiyesi; ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hâdîsi; ve insana hem bir kitâb-ı şeriat, hem bir kitâb-ı hikmet, hem bir kitâb-ı dua, hem bir kitâb-ı ubûdiyet, hem bir kitab-ı emr u da'vet, hem bir kitâb-ı zikir, hem bir kitâb-ı fikirdir. Hem insanın bütün hâcât-1 ma'neviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden, tek, câmi bir kitâb-ı mukaddestir. Hem bütün evliyâ ve sıddîkînin ve urefâ ve muhakkikînin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayırı mesleklerine; ve her birindeki meşrebin mezȧkına lâyık ve o meşrebi tenvîr edecek ve her bir mesleğin mesâkına muvâfık ve onu tasvir edecek birer risâle ibraz eden mukaddes bir kütübháne hükmünde bir kitâb-ı semåvidir.
Kur'ân, Arş-ı A'zam'dan, İsm-i A'zam'dan ve her ismin mertebe-i a'zamından geldiği için -On İkinci Söz'de beyân ve isbat edildiği gibi- Kur'ân, bütün âlemlerin Rabbi i'tibariyle Allah'ın kelâmıdır.
is ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalätü Vesselämın yanında idik. übarek elinde tesbih etmeye başladılar. Sonra ttiler. Ebu Zerr-i Gıfârî, tarikinde Sonra aldı, yere
Mucizat
TARİHTE BUGÜN
- 672 - Eyüp Sultan Hazretlerinin vefatı.
1421-Sultan Çelebi Mehmed'in vefatı.
- 1920-Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) kuruldu.
MAYIS 04 PAZAR
6
1446
ZİLKA'DE
RUMI: 21 NİSAN 1441 KASIM: 178
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah takvaya sarılanlarla, iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlarla beraberdir.
(Nahl: 127)
BİR HADİS
Ben, erkekler için kadınlardan daha tehlikeli bir imtihan sebebi bırakmadım.
(C. Sağîr, No: 3385)
Ähirzamanın fitnesinde en dehşetli rolü oynayan tâife-i nisaiye ve onların fitnesi olduğu hadisin rivayetlerinden anlaşılıyor. Gençlik Rehberi
1044) «Allah-ii Taâlâ, bu yerde akıldan daha az birşey yaratmadı.. Zira bu yerde akıl, kibrit-i ahmer'den daha azdır.>>>
Akıl, sadece dünyayı çeviren akıl değildir. Asıl akıl, insana yarata. nını bildiren ve insanlığını bulduran akıldır. Böylesi de; yok denecek kadar azdır.
KİBRİT-I AHMER: Pek kıymetli kırmızı altun, yakut manalarına gelir.. Daha başka manaları da vardır..
1049) «Bir kulda Allah'ın nimeti çoğalırsa, ona halkın şiddetli yükü biner.. Bir kimse, bu ağır yükü almadığı takdirde; kendisinde bulu-nan nimeti yokluğa doğru itmiş olur..>>>
Tanzimattan sonra, yapılan kanun tedvini çalışmalarına muvazi olarak bir çok mahkemeler teşkil olundu. H. 1256 (1840) da sarraf-lar arasında çıkan ihtilafları hâlletmek üzere Maliye Nezaretinde «Meclis-i Muhasebe», deniz ticaretinde çıkan ihtilafların halli için; liman reisinin riyaseti altında hususi bir meclis teşkil olunmuş, yine 1840 tarihinde tüccarlar tarafından seçilen şehbender ve muh-tar denilen azaların huzuruyla teşkil olunan Ticaret Nezaretine bağlı bir Ticaret Mahkemesi tesis olunmuştur. 1847'de ise taşrada zuhur eden ticarî mahiyetteki davaları görmek üzere hususî meclisler teşkil olunmuştur". 1847'de Ceza ve Hukuk Karma Mahkemeleri tes-kil olunmuş, evvelâ İstanbul'da sonra da eyaletlerde haftanın muay-yen günlerinde toplanan ve ceza kanunnamesi hükümlerine göre davalara bakan Meclis-i Tahkikat adı altında bir ceza mahkemesi kurulmuştur". 1865 tarihinde ise her kaza merkezinde bir Deâvi Meclisis, sancak merkezlerinde biri hukuk, diğeri ceza işlerine bak-mak üzere «Meclis-i Temyiz-i Hukuk, ve «Meclis-i Cinayet ve bu mahkemelerin fevkinde vilayet merkezlerinde «Meclis-i Temyiz-i Hu-kuk ve «Meclis-i Kebir-i Cinayet» adlarıyla istinaf mahkemeleri teşkil olunmuş, daha sonra vilâyet mahkemelerinin iki dairesi bir-leştirilerek adına «Divan-ı Temyiz» denilmiştir".
30. <Tanzimat ve Adliye Teşkilatı, Belgasay, Tanzimat, a. 213-214.
31. Osmanlı Tarihi, VI, 150-155.
32. «Tanzimat ve Adliyye Teşkilat, Belgesay, Tanzimat, s. 215.
Bu tarihe kadar kısaca gözden geçirdiğimiz adlî ve hukuki islahatı İngiltere, Avusturya, Fransa ve Rusya kifayetsiz bulmuş-lar ve 1867 senesinde Şeriat mahkemeleri dışında kurulmuş olan mahkemelerin daha da geliştirilmesi mevzuunda tazyiklerini arttır-maya başlamışlardı. Artan bu tazyikler üzerine bazı selahiyetli ki-şiler bir şeyler yapmak için harekete geçmişlerdir. Bunların başın-da Ali, Fuat, Mithat ve Cevdet Paşalar gelmekteydi. Ali Paşa Fran-sız medenî kanununun iktibas edilerek mahkemelerimizde uygu-lanmasını istiyordu. O, bu fikrini 1867'de Girit'de isyan bastırmak-la meşgulken Sultan Abdülaziz'e gönderdiği lâyihada şöylece açıklı-yordu: «... Mısır'da olduğu gibi bizde dahi «Kodsivil» dedikleri ka-nunname tercüme ettirilip, karma davaları karma mahkemelerde ve bu kanunnameye göre görülmek zarurî görünmektedir. Ali Paşa beraberinde Girid'e götürdüğü Ticaret Nazırı Kabûlî Paşa'ya bu fikrini kabul ettirmişti. Girit dönüşü beraberce bu fikir etrafında arkadaşlarını iknaya çalıştılar. Ali Paşa'nın yakın arkadaşı olan İstanbul'daki Fransız elçisi Marqui De Mousteir de Fransız codeci-vil'i hakkında Ali Paşa'ya malumat vererek onların bu fikrini kuv-vetle destekledi. Belki de bu fikrin en kuvvetli ilham kaynağı oldu. Fuat Paşa da: «... Bugün Avrupa'nın bize arzeylediği yeni müesse-seler arasında İslâmlığın yüksek kaidelerine aykırı görülebilecek hiç bir şey yoktur» demek sûretiyle Ali Paşa ve taraftarlarının fik-rine iltihak edince Fransız Code Civil'ini iktisab fikri kuvveden fiile çıkmaya yüz tuttu. Şöyle ki: Ali Paşa Said Paşa'yı Fransız Medenî Kanunu'nu tercümeye memur ederek, bu kanun maddelerinden bin-
1. Osmanlı Tarihi, VII, 166.
2. <The Majalla, S. S. Onar, Law In T.M.E., s. 295.
8 Başka bir ayette Allah (cc) şöyle buyurur: “İnsanlardan yerde yürü yen canlılardan ve ehli hayvanlardan da böylece renkleri farklı olanlar vardır. Kulları içinde ancak âlimler Allah'tan korkar. Şüphe siz ki Allah'ın kudreti her şeye galiptir ve o çok bağışlayandır.
Bir başka âyette Allah(cc) Peygamberine şöyle hitap etmektedir: "Ey örtüsüne bürünen (Peygamber!) kalk ve insanları uyar!" Yine bir âyette Allah (cc); "Öğüt ver çünkü öğüt müminlere fayda verir."3 Bu-yurmaktadır. Resûlullah (sav)in "Bir saat tefekkür bir yıl ibadetten hayır-lıdır." buyurduğu rivayet edilmiştir.
Hikmet ve öğütlere itibar etmeyip ondan uzak kalan kimse için iki durumdan biri söz konusudur. Ya az bir amelle yetinir ama kendisini çok amel eden ve Allah'a yakın olanlardan zanneder, ya da başkalarına göre biraz fazla amel edip bu sebeple kendisini onlardan üstün görür, bunun sonucu olarak gayreti boşa gider ve amelleri yok olur.
Hikmet ve öğütleri kabul edip hayatını buna göre düzenleyenlerin Allah'a iyi bir kul olma yönünde hırsı ve isteği artar ve bu konuda yüksek derecelere ulaşmak için çaba sarf ederler.
Allah'tan dileğimiz bizi amellerin en yücesine ve en büyük iyiliklere muvaffak kılmasıdır. Şüphesiz nimeti bol olan ve her şeye gücü yetendir.
avam ehl-i iman غرام أهل إنسان : yeterli bilgisi olmayan imanlı halk
avami meläike عوام ملائکه : meleklerin alt ta-bakası
avam-i mü'minin عوام مؤمنین : egitimi yetersiz mü'min (imanlı) halk
avam-ı Müslimin عوام مسلمين : eğitimi yetersiz
Müslüman halk
avam nas عوام ناس : eğitimi yetersiz halktan insanlar, halk tabakası
avam-1 ümmet عزام أنت : Islam'a bağlı ve eğiti mi yetersiz halk tabakası
avamca عوامجه : eğitimi yetersiz halk kesimine göre
Avam Kamarası عوام قمراسی : Ingiltere Birleşik Krallığı Halk Meclisi, Birleşik Krallığın par-lamento meclislerinden biri. 1911 yılların-da çıkarılan kanunla, Lordlar Kamarasının (Asiller Meclisi) yetkileri daraltılmış ve Avam Kamarası geniş yetkilerle donatılmıştır. Avam Kamarası'nın 630 üyesi vardır. Kama-rada İngiltere adasının 511, Gal eyaletinin 36, İskoçya'nın 71, Kuzey İrlanda'nın 12 üyesi bulunmaktadır. Avam Kamarası üyeleri beş yıllık bir devre için seçilirler
avam tabakası عوام طبقه سی : eğitimsiz halk ta-bakası
avamperestane 1 : عوام پرستانه.çok bilgisizce 2.bilgisiz halk kesimini ön planda tutar tarz-da
vananlar zamanlar, vakitler
ävän tekemmül آران تكمل: tamamlanma ve bitme zamanları
avane عرانه : yardımcılar; birine bağlı olup onun emir ve sözlerine uyanlar; yardakçılar, kötülükte birilerine yardımcı olanlar
Avusturya Avrupa denen bölge içinde yer alan, halkı Almanca konuşan ve başkenti Viyana olan bir Avrupa ulkesi 57
avutmak 1.0 : آووتمyalamak, kandırmak 2.te-selli etmek, birinin sıkıntı veya acısını yatış-tırmak
aven havuz, göl
aya : 1.acaba 2.hayret, nasıl olur, hiç olur mu ayan belli, açık, meydanda
yanaynlar, bir takım şeylerin asılla-rn, değişmeyen özleri, kendileri 2.belli şeyler 3.gözler
van-ı sabite 1: أعيان ثابته.Allah'ın (c.c.) ezeli ve
ebedi ilminde varlıkların değişmez örnekleri, özleri, ilimden ibaret varlıklar, ilmi varlıklar 2. Eski Yunan filozofu Platon'un (Eflatun: m.ö. 429-347) "idea" dediği ilimden ibaret varlıklar, bu dünyadaki varlıkların kusursuz ezeli örnek-leri. Eflatun (Plâton), bu düşünceye geometri-yi örnek alarak varmıştır. Meselâ bir daire, bir üçgen veya bir küreyi düşünelim. Bunun gibi geometrik şekiller büyüklük, yer ve zamana bağlı olmadan vardır. Biz düşünmezsek de, zihnimizden bağımsız olarak vardır. Bizim çiz-diğimiz şekiller gerçekten geometrik şekiller değildir. Çünkü kusursuz değildir. Çizdiğimiz bir doğru parçası, asıl geometrik doğru parça-sının kusurlu bir kopyasıdır. Bilindiği gibi ge-ometrik bir doğrunun ne kalınlığı ve genişliği vardır. Oysa çizdiğimiz doğrunun bir kalınlığı ve genişliği vardır, tam düzgün de değildir. Fakat görmediğimiz, ancak zihinle varlığını ve özelliklerini kavradığımız asıl geometrik şekiller kusursuz ve mükemmeldir. Dünyada-kilerin mükemmel örnekleridir.
Eflatun, bundan hareketle dünyadaki diğer bütün varlıkların da kusursuz, ezeli ve ebe-di fakat zaman ve mekâna bağlı olmayan mânevî örneklerinin (idea) var olduğunu, dünyadaki varlıkların bu kusursuz mânevi örneklerin görüntüleri, gölgeleri, kopyaları olduğunu ileri sürmüştür. Eflatun'un, bütün var olan her şeyin zaman ve mekan dışı ezeli ve ebedî örnekleri dediği bu "idea"lar, bazı İs-lâm filozof ve tasavvufçuları tarafından, Al-lah'ın (c.c.) ezeli ve ebedî ilmindeki "ilmî var-lıklar", yâni, ilimden ibaret varlıklar ("a'yân-ı såbite") dedikleri şeylerle uyuşmaktadır. Buna benzer bir durum, İslâm düşüncesi ve tasavvufunda "anasır-ı erbaa" adı altında, Aristo ve öncekilerin maddenin temel dört
unsuru diye saydıkları "toprak, su, hava ve ates", i aynen doğru olarak kabul etmelerin-de görülmektedir. Oysa bunlar temel unsur (element) değil, kimya veya fizikteki deyim-le, bileşik veya karışımdır. Bu yanlış düşünce Orta Çağ'da İslam felsefesine ve tasavvufuna da geçmiş ve âdeta İslâmileşmişti. Eflatun'un "idealar teorisi" de "a'yan-ı sabite" adı altında kabul edilmiş görünüyor. Allah (c.c.), bütün ayrıntılariyle canlı varlıkları yarattığı gibi, bunların modelleri demek olan çekirdek, to-hum ve yumurtalarındaki genetik månevi programlarını da yaratmıştır. Aynı şekilde "ilm-i İlâhî'nin bir ünvanı", (Allah'ın (c.c.) ilminin bir adı) şeklinde tarif edilen "levh-i mahfuz" ve "olmuş ve olacak her şeyin ilm-i İlâhideki varlıkları" (Allah'ın (c.c. ilminde-ki ilimden ibaret olan varlıkları) diye tarif edilen "levh-i kaza ve kader" de yaratılmış-lar arasında zikredilmektedir. (bkz.Cevşen-i Kebir (79/4,10): "Ya halikel'levhi ve'l kalem, (meâlen) "Ey kaza ve kader yazılarını ve onu yazan kalemi yaratan!" Ve yine: "Yâ men yah-lukul eşyâe min'el adem", (meälen) "Ey her şeyi yoktan yaratan!")
Bu sebeple hatırlamak gerekir ki insan aklı, Allah'ın (c.c.) zaman dışı ve sonsuz olan sı-fatlarını hakkıyla kavrayamaz. (bkz.Cevşen-i Kebir (86/5): "Yâ men lå yebluğul efhamu sıfatehu", (meâlen "Ey kutsi sıfatları akılla kavranamayan.") Yine bu konuda Kur'an'ın çok ciddi bir uyarısını hep akılda tutmak ge-rekir: (meâlen) "Şeytan, Allah hakkında bil-mediğiniz şeyleri söylemenizi emreder" (bkz. Kur'an, 2/169)
ayan beyan عيان بيان : apaçık bebelli, açık se-çik
ayanen عياناً : açık olarak, açık şekilde
ayani عیانی : apaçık tarzdaki
ayar 1 : عيار.ölçü 2.uygun hale getirme 3.değer
derecesi
Ayasofya آيا صوفيا : Bizans'ın en büyük kilisesi iken Fatih Sultan Mehmed tarafından İstan-bul'un fethiyle camiye çevrilen, Fatih'in ve fethin bir çeşit sembolü haline gelen ibadet yeri (câmi). Ayasofya ilk yapılışından son du-rumuna kadar birçok değişiklikler ve onarım-lardan geçti. Birçok kere yanmış, birçok kere de yıkılmış ve her defasında yeniden yapılmış ve onarılmıştır.
naklar iki kısımdır. Miladi VII. yy.dan son raki tarihçiler Mi.326'da İmparator Büyük Konstantinus tarafından yaptırıldığını, daha önce yaşamış tarihçiler ise İmparator'un oğlu Konstantinus tarafından yaptırılıp mi.360 ул-lında merasimle açılıp Allah'a adandığını kay detmektedirler. İslâm Ansiklopedisi bu son görüşün isbatlandığını yazar.
İlk zamanlar Megalo Ekklesia (Büyük Kilise) olarak anılırken mi. V.yy.dan sonra Hristiyan-lıktaki "teslis"in ikinci elemanı sayılan (bkz. teslis) Oğul İsa'nın bir özelliği olarak "Hagia Sophia" (Kutlu Hikmet) olarak adlandırılmış-tır.
Fetihten sonra İstanbul'un adı Ayasofya ola-rak söylenir olmuştur. Bina bir halk isyanın-da, mi.404 yılında yakılmış ve II. Theodosius tarafından 415'te tekrar yaptırılmıştır. Yine bir başka isyanda mi.532 tarihinde yakılmış ve İmparator Justinianus tarafından Ku-düs'teki Süleyman mabedinden daha büyük olarak 532'de yapımına başlatılmış ve yapımı, mi.27 Ocak 537'de tamamlanmıştır. Binanın resmi açılışı, olağanüstü tantanalı törenle gerçekleşmiştir. Bu imparator zamanında 558'deki depremde Ayasofya'nın büyük bir bölümü yıkılmıştır. 562'de zarar gören kısım-ları ile yıkılan kubbesi daha yüksek olarak ye-niden yaplmıştır. Daha sonra mi.869 ve 986 yıllarında meydana gelen iki depremde yine büyük zarar gören bina yeniden onarılmıştır. Dördüncü Haçlı ordusu İstanbul'a gelip şeh-ri işgal edince, işgalciler Ayasofya'yı da ağır zarara ve yıkıma uğrattılar ve yağma ettiler. Paleolog Hanedanı, şehri mi 1261'de geri al-dıktan sonra Mihael VIII tarafından bina tek-rar onarılmıştır. Bu, Bizanslılar tarafından yapılan son onarım olarak kalmıştır.
İstanbul 1453'de fethedilince Ayasofya ba-kımsız bir halde idi. Fatih Sultan'ın ilk işi, Hristiyanlık dünyasının en büyük mabedle-rinden biri olan Ayasofya'yı camiye çevirmek oldu. Caminin içi ve dışı temizlendi. Fatih, fetihten sonraki cuma namazını burada kıldı. Fatih, Ayasofya'yı camiye çevirirken gerek-li onarım ve değişiklikleri de yaptırdı. İçine mihrab ve minber koydurdu. İlk minareyi yaptırdı. Bu minare, caminin batı tarafında ve tuğladandır. Fatih ayrıca camiye bitişik bir de okul yaptırdı ve giderlerini karşılayacak vakıflarını da kurdu. Ayasofya'nın kıyamete kadar cami olarak devamını sağlamak üzere
vakıfnamesini yazdırdı ve gerekli her turla tedbirleri aldı. Onun en büyük isteği, fetih hatırası olan bu muhteşem caminin İslâm dünyasının bir övünç kaynağı olarak kıyame te kadar devam etmesi idi.
fva Camil
O tarihten sonra 20.nci yy.a kadar Ayasof ya'yı tam bir İslam mabedi sekline sokma ça-basıyla, hemen her Osmanlı Padişahı ve hat-tă bazı sadrazamlar bu eser üzerinde önemle durmuşlardır. Camiye gereken tamamlayıcı eklentileri yaptırdıkları gibi, günümüze ka dar sağlam olarak ulaşabilmesi için her turlu tedbir, bakım ve onarımları ihtimamla yap tırmışlardır. Bu bilgilerden anlaşılacağı üzere Ayasofya'yı tamamen Bizans eseri saymak yanlıştır. Ona sonradan birçok İslâm mimari karakterleri eklenmiştir ve cami olmuştur. Mimar Sinan gibi dâhi bir sanatkâr, kubbe. nin çevresine dıştan çeşitli payanda şeklinde sedler ve zelzeleye karşı direnç sağlayacak dayanak duvar çıkıntılarını yapmış ve kubbe-nin ve belki de binanın bütününü çökmekten kurtarmıştır.
Ayasofya, İstanbul'un fethi sonucu ve bu fet-hin sembolu ve hatırası olarak camiye çev--rildiği için büyük bir manevi değer kazandı.
Bir kısım padişah ve şehzadelerin türbeleri Ayasofya'nın avlusundadır. Selim II, Murad III, Mehmed III, Mustafa I ve yeğeni Sultan İbrahim'ın türbeleri buradadır. Şehzadeler ve devletin ileri gelenleri sık sık ikindi namaz--larını Ayasofya'da kılarlardı. Kadir gecesi gibi - mübarek gecelerde padişahlar buraya gelirdi. Bu geceler çoşkunlukla kutlanırdı. kutla Kubbe,
- dıştan kandillerle süslenip donanırdı.
- Cumhuriyet döneminde Ayasofya Camii, Bakanlar Kurulunun bir kararıyla 24 Kasım 1934'de ne yazık ki müze haline getirilmiş-- tir. Bakanlar Kurulunun bu kararnamesi ile Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesi, Ana-- yasa'ya ve mevcut kanunlara aykırı olduğu-nu, "Ayasofya Camii Meselesinin Etrafındaki Gerçek ve Kariye, Mesih Paşa, Fethiye Ca-milerinin Maruz Kaldığı Muameleler" isimli - kitabında İstanbul Vakıflar Baş Müdür Mua-vini hukukçu Abdullah Ahmed Çalışkan, bel-i gelere dayanarak isbat etmiştir. Eser Türdav Basın Yayın Limited Şirketi tarafından 1976 senesinde İstanbul'da yayınlanmıştır. Bu eserden bir parçayı kısmen sadeleştirilmiş e haliyle sunuyoruz:
sayılı yayınlanmamış bir Bakanlar Kurulu ka-rarnamesiyle müzeye çevrilmiştir. Bakanlar Kurulunun bu konuda anayasal ve kanuni hiçbir yetkisi mevcut değildir. Bakanlar Ku-rulunun yetkilerinin neler olduğu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türkiye'de geçer 1 bulunan kanunlar ile belirlenmiş ve tesbit edilmiştir. Bu yetkiler arasında bir camiyi kapatmak, müzeye çevirmek, cami olmak tan çıkarmak ve bunun dışında her-hangi bir kullanışa tahsis etmek gibi bir yetkiye rast-lanmaz. Bakanlar Kurulu, Ayasofya kararna-mesini kabul ederken, yetkilerini tamamen aşmış, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını ve Türkiye'de geçerli kanunları çiğnemiştir. Bu sebeble Ayasofya kararnamesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türkiye'de uygu-lanan kanunlar karşısında geçersizdir. Diğer bir ifade ile, Türkiye'deki anayasal ve kanuni mevzuat karşısında uygulanması gerekli bir yanı yoktur. Türkiye'deki yasal düzenlemeler, Ayasofya'nın müze yapılmasına engeldir ve cami olarak açık bulunmasını gerektirir. Aya-sofya kararnamesinin hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bakanlar Kurulu bu kararı ile, Türki-ye'deki Anayasa ve kanunları, bu konuda, ta-mamen yok saymıştır. Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya'yı cami olarak vakfetmiştir ve Tür-kiye'de geçerli yasal düzenlemeler karşısında cami olarak kalması kesinlikle gereklidir. Fa-tih'in isteği, Ayasofya'nın müze olması değil, cami olmasıdır. Ayasofya kararnamesi ile iba-det hürriyetinin kısıtlandığına şüphe yoktur. Bu hürriyetin büsbütün ortadan kaldırılması başka, kısıtlanması başkadır.Ayasofya cami olarak ibadete tahsis edilmiş ve bunun için vakıf yapılmıştır. Bu cami dahilinde sebebsiz olarak ve hiçbir anayasal ve kanunî mesnede dayanmaksızın muntazam bir şekilde ve de-vamlı olarak iba larak ibadet yapılmasının engellenme-si, ibadet hürriyetinin açık ve kesin bir şekilde kısıtlanması demektir. Ayasofya kararname-si, bu yönü ile de Türkiye Cumhuriyeti Anaya-sasına aykırıdır. Ayasofya kararnamesi, Vakıf-lar hukukuna da aykırıdır. Ayasofya Camii de, cami olmaktan çıkarılan diğer cami ve mes-cidler de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlar arşısında halen cami ve mesciddir-ler. Bunların cami olmaktan çıkarılmalarına dayanak yapılan Bakanlar Kurulu kararname-leri, Türkiye'de geçerli bulunan yasal düzen-lemeler karşısında yok hükmündedirler. Söz konusu kararnameler ile, Vakıflardan alınan
bütün taşınır ve taşınmazları geri verilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunları-nın gereğidir. Ayasofya, İstanbul'u fetheden-lerin hatırasıdır. Bu hatırayı bize bırakanlar cami olarak bıraktı. Biz de onların torunları olduğumuz sürece, onu cami olarak görmek istiyoruz. Torunlarımıza da cami olarak bı-rakacağız. Atalarımız vatan topraklarına camilerle imza atmıştır. Ayasofya Camii ise; Bizans'ın sona erişini, kıyamete kadar baki kalacak devletimizin hâkimiyetini remzeder. Buna gelen zarar bizi üzer, Rumları sevindirir. Ayasofya cami olacaktır. Bunu Müslümanlar istiyor. Bu istek er geç gerçekleşecektir, kim karşı koyabilir? Ayasofya camidir ve cami ka-lacaktır!..."
Ayasofya camiye çevrildiğinin ilk cumasında oku-nan aşağıdaki hutbe metni, İstanbul'un Bayezid semtinde bulunan Anıtlar Derne-ği'nden alınmıştır. Meali: "Mücahitlerin sa-vunmasıyla İslâmı aziz kılan Allah'a hamd olsun! Allah yolunda cihad edenlerin en ha-yırlısı olan Efendimiz Muhammed'e salat ve selam olsun! Allah'a hamd ederim ve on-dan bağışlanma dilerim. Güçlü parlak yar-dımıyla Müslümanları teyid eden Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Ve şahitlik ederim ki, Efendimiz ve sahibimiz Hz. Muhammed Onun kulu ve elçisidir. Allah bu kerim Peygambere salat ve rahmet indir-sin, ål ve ashabına da indirsinki onlar İ'lâ-i Kelimetullah için (Kur'anı yaşatmak ve yü-celtmek için) mal ve canlarını feda ettiler. Ve bütün insanlar için ortaya çıkmış en hayırlı ümmet oldular. Hamd ve salavattan sonra ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Hiç şüphesiz Allah muttakilerle ve gü-zel işler yapanlarla beraberir. Şeytan-ı racim-den (kovulmuş şeytandan) Allah'a sığınırım Bismillahirrahmanirrahim derim. Allah bu-yurmuş ki, bizim yolumuzda cihat edenleri biz doğru yola ileteceğiz ve hiç şüphesiz Allah muhsinlerle beraberdir. Peygamber Efendi-miz buyurmuşlar ki İstanbul mutlaka feth edilecektir. Onun komutanı ne iyi bir komu-tandır ve onun ordusu ne güzel ordudur!"
Ayasofya Camii آيا صوفيا جامعی : )bkz.Ayasofya(
Ayastafanos (Ayastefanos آیاصنافانوس : Istan bul'da bugünkü Yeşilköy semtinin eski adı
ayat 1 آیات.ayetler 2.mu'cizeler 3.Allah'ın (c.c.( varlığı ve birliğini gösteren işaretler, deliller, olaylar ve varlıklar
luğu nasib et! Uyumak istedikçe, kendisinden, uykuyu gider!» diyerek düa etti.
Daha sonra, bir adam, ayağa kalktı. «Vallahi, ya Resûlallah! Ben de, çok yalancıyım. Hem de, munafık'ım!
Benim, işlemediğim hiç bir kötülük yoktur!» dedi.
Hz. Ömer Be adam! Kendini, rezil ve rüsvay ettin!?» dedi.
Peygamberimiz «Ey İbn-i Hattabı Dünya rüsvaylığı, Ahiret rüs vaylığından hafiftir! buyurdu ve adam için de «Ey Allâhım! Buna, doğru sözlülük ve iman olgunluğu nasib et!
Kendisinin kötü işlerini, hayra çevir!» diyerek düa etti. (236)
Sonra, bir kadın, ayağa kalktı. «Bende de, şöyle şöyle haller var! Allaha düa et te, benden, bu halleri gidersin!» dedi.
Peygamberimiz, ona «Sen, Aişe'nin evine git! buyurdu. (237)
Sonra, Minberden indi. (238)
Hz. Aişe'nin evine dönünce, kadının başına, Asasını koydu. Sonra, ona düa etti.
Hz. Aişe, kadının, daha yanından ayrılmadan, Peygamberimizin düasının tesirini gördüğünü söyler. (239)
Mescide Açılan Kapılardan Hz. Ebû Bekirinkinin Bırakılıp
Başkalarının Kapatılması:
Mescid'in çevresindeki evlerin kapılarından, Hz. Ebû Bekirin ka-pısından başkaları tüm kapatıldı. (240)
Hz. Ömer Yå Resûlallah! Benim kapımı bırak, kapattırma da, onu açıp Senin namaza çıktığına bakayım?» dedi.
Peygamberimiz «Hayır!» buyurdu.
Hz. Abbas «Yå Resûlallah! Adamların kapılarını Mescide, ne için açtın, ne için kapadın?» diye sordu.
Peygamberimiz «Ey Abbas! Ben, ne kendiliğimden açtım, ne de, kendiliğimden kapattım!» buyurdu. (241)
Peygamberimizin Evinde Kıldırdığı En Son Namaz:
Peygamberimizin hastalığı sırasında kıldırdığı en son namaz, ak-şam namazı idi.
41 Hz. Abbas'ın zevcesi Ümmülfadl bint-i Hâris «Resûlullah Aleyhis-selam, elbisesini giyinmiş olduğu halde, (Vel'Mürselåt) sûresini oku-varak evinde bize akşam namazı kıldırdı.
Bundan sonra, Ahiret âlemine alınıncaya kadar bir daha namaz kıldırmadı. (241/2)
Resûlullah Aleyhisselâmdan, akşam namazında okurken en son dinlediğim, Vel'Mürselât sûresi idi.» demiştir. (242)
Peygamberimizu Bazı Sahâbilerini Yamna Çağırması:
Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, hastalığı sırasında Bana, Ali'yi, çağırınız!» buyurdu.
Hz. Aişe «Sana, Ebû Bekir'i de, çağıralım mı?» diye sordu.
Peygamberimiz «Onu da, çağırınız!» buyurdu.
Hz. Hafsa «Yâ Resûlallah! Sana, Ömer'i de, çağıralım mı?» diye sordu.
Peygamberimiz «Onu da, çağırınız!» buyurdu.
Ümmülfadl «Yå Resûlallâh! Sana, Abbas'ı da, çağıralım mı?» di-ye sordu.
هم نون موجود انك الهى عنوان الحمل فرمانند هم تون سماوات و ارضيك خالقی نامه به خطا بدر هم ربوبیت مطلقه جهتند به کلمه به مقاله در هم سلطنت عامه سبحانیه حسابه به خطبه از لیه در هم رحمت واسعه محيطه نقطه نظر ندن بر دفتر التفاتات رحمانيد. هم الوهيتك عظمت حشمتي حيثيتياله، با شكرنده بعضاً شيفر الر بولوانه به مخابره مجموعه سیدد. هم اسم اعظمك محيطند من نزول الله عربه العظمك بيوم عاطفه باقان وتقنين ايدن حكمتفشان به کتاب مقد سدر و شوره دندر کی کلام الله عنوانی، کمال لیا قتام قرآن وير بالمشدد. و دائماده ويريلييور.
قرآن نه هوکره، سائر البيانك كتب و صحفاری درجه مى كبير سائر نها يتز كلمات الهيه لك قسمی دخی خاص بر اعتبار ایله جزوی به عنوان ایله، خصوصی بر تجلی ایله، جزوی براسم اله، خاص بر ربوبیت ایله و مخصوص بر سلطنت ایله و خصوصی بر رحمت الله ظاهر اولان الهامات صورتنده بر مطا طه در ملك وبشر وحيواناتك الهاما تارى، كلبيت و خصوصیت اعتبار بله بك هوم مختلفدر.
قرآن، عصر لری مختلف بتونه البيانات که اباريني و مشر بالري مختلف بتون أوليانك - سالدلي و مسلطري مختلف بتون اصفياتك اثرلريني اجمالاً تضمن ايدن و جهان سترى بارلام. و اوهام و شبهاته ظلماتندن مصفى. و نقطه استنادي، باليقين وهي سماوي و كلام از لى . ولد في وغايري، بالمشاهده سعادت ابديه ايجي، بالبداهه خالص هدايت . اوستى، بالضرورة انوار ايمان ، التى، بعلم اليقين دليل وبرهان - صاغي بالتجربه تسليم قلب و وجدان صولى، بعين اليقين تسخير عقل و اذعان ميوه ، بحق اليقين رحمت رحمان ودار جنان. مقامي ورواجي، بالحدس الصادق مقبول ملك و انس و جان به کتاب سما ويدر .
قرآنك تعريفه دائر صفت لترك هربرى باشقه بر پرده قطعی اثبات الديلمن و يا اثبات ايدياله جکدر. دعوا مجرد دگل، هر بريسم برهان قطعي ايله مبر هندر.
Hem bütün mevcûdâtın İlâhı ünvanıyla Allah'ın fermanı dir. Hem bütün semávát ve arzın Halik'ı namına bir hitabdir Hem rubúbiyet-i mutlaka cihetinden gelen bir mükälemedu Hem saltanat-1 amme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir Hem rahmet-i vâsia-i muhita nokta-i nazarından bir defter-iltifatât-ı Rahmaniyedir. Hem ulûhiyetin azamet-i hasmeti haysiyetiyle, başlarında bazen sifreler bulunan bir muhabere mecmúasıdır. Hem İsm-i A'zam'ın muhitinden nüzül ile Arş-1 A'zam'ın bütün muhátına bakan ve teftiş eden hikmet-feşân bir Kitâb-ı Mukaddes'dir. Ve şu sırdandır ki, 'Kelamullah' ünvanı, kemål-i liyâkatla Kur'ân'a verilmiştir. Ve dăimâ da veriliyor.
Kur'ân'dan sonra, såir Enbiya'nın kütüb ve suhufları derecesi gelir. Såir nihayetsiz kelimât-ı İlâhiyenin bir kısmı dahi, hås bir i'tibâr ile, cüz'i bir ünvan ile, hususi bir tecelli ile, cüz'î bir isim ile, hâs bir rubübiyet ile ve mahsûs bir saltanat ile ve hususi bir rahmet ile záhir olan ilhâmât suretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvanâtın ilhâmâtları, külliyet ve hususiyet i'tibâriyle pek çok muhteliftir.
Kur'ân, asırları muhtelif bütün Enbiya'nın kitaplarını ve meşrebleri muhtelif bütün evliyânın risâlelerini ve meslekleri muhtelif bütün Asfiya'nın eserlerini icmâlen tazammun eden; ve cihât-ı sittesi parlak; ve evhâm ve şübehâtın zulümâtından musaffå; ve nokta-i istinâdı, bilyakîn vahy-i semâvi ve kelâm-ı ezeli; ve hedefi ve gayesi, bilmüşâhede saadet-i ebediye; içi, bilbedâhe hâlis hidâyet; üstü, bizzarûre envâr-1 îmân; altı, biilmilyakin delil ve burhân; sağı, bi't-tecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu, biaynilyakîn teshîr-i akıl ve iz'ân; meyvesi, bihakkilyakın rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân; makamı ve revâcı, bilhadsi's-sâdık makbül-ü melek ve ins ve can bir kitâb-ı semâvidir.
Kur'ân'ın ta'rifine dâir sıfatların her biri başka yerlerde kat'î isbat edilmiş veya isbat edilecektir. Da'vâ mücerred değil, her birisi burhân-1 kat'i ile müberhendir.
uhammed (asm), dedesi ile geçirdiği üç seneyi yad ediyordu. Nur Muha us, kollamıştı kendisini. Hiçbir şeyin eksikliğini hissettirm korumuş Bir baba gibi settirmemeye gayret
esine izin ver ece ona en küçük bir zarar gelmesi kkında Abdül-hayatta aldugum im. Müsterih olabilirsin ey babacığım" diye, Nur Torun hak 'in beklediği teminatı verdi. muttalib
TARİHTE BUGÜN
-1258-Osmanlı Devleti'nin Kurucusu Osman Bey'in doğumu.
1936-İtalya, resmen Etiyopya'yı ilhak etti.
1955-Batı Almanya, NATO'ya katıldı.
Veysel Karanî Hazretlerini Anma Haftası.
6
PERŞEMBE
THURSDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
İyilik ederseniz, kendiniz için iyilik etmiş olursunuz.
Kötülük ederseniz, o da kendinizedir.
İsra Suresi: 7
BİR HADİS
Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü o, ancak Allah'tan hakkını almasını ister.
Hatib'in Tarihinden
Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.
Dag, ta tax, Resul-i Ekrem lah" diyorla Aleyhissalatu diyor ki: Bidayet I nubuvVELLO orlardı. Hazret-i Ali'nin tarikinde diyar de Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraber gezdiğimizde, ages kit "Esselamü aleyke ya Rasulallah" diyorlardı. Hazret-i ssalatü Vesselâm, taş ve ağaca rast aleyke ya Ra-
TARIHTE B
- 2000 - Anayasa Mahkemesi başkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. cumhurbaşkanı seçildi.
MAYIS 05 PAZARTESİ
7
1446 ZİLKA'DE
RUMI: 22 NİSAN 1441 KASIM: 179
BİR AYET
O Allah ki, geceyi size bir örtü, uykuyu bir dinlenme yaptı ve gündüzü de yeniden bir diriliş kıldı. (Furkan: 47)
BİR HADİS
Allah çok hayalı ve çok ayıp örtücüdür. Hayayı ve örtünmeyi sever. Öyleyse biriniz yıkandığında avret yerini örtsün.
(C. Sağîr, No: 991)
Kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur. Lem'alar
10 - Dünyada iken kime gösteriş yapmak için amel ediyor idiyse niz ona gidin, ondan size bir fayda var mı bakın!"
Fakih diyor ki:
Onlara böyle denilmesinin sebebi, dünyada iken amellerinde hile yapmalarıdır. Dolayısıyla ahirette de kendilerine hile yapılacaktır. Nitekim konu ile ilgili olarak Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
"Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; hål-buki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar nama-za üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az hatıra getirirler."
Yani, Allah hilelerini başlarına çevirip amellerinin sevabını yok ede-cek ve kendilerine şöyle diyecektir:
Dünyada iken kime gösteriş yapmak için amel ettiyseniz ona gidin. Çünkü amellerinizi Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için değil de o kimse-ye gösteriş için yaptığınızdan dolayı bu gün size sevap verilmeyecektir.
Bir kul, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için yaptığı amellerinden dolayı sevap kazanır. Kendisine Allah'tan başkasının ortak edildiği amel şirktir, Allah Teâlâ ise şirkten uzaktır.
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
"Ben şirkten çok uzağım. Dolayısıyla rızamın dışında yapılan hiç bir amele ihtiyacım yoktur. Kim ameline benden başkasını or-tak ederse, ben ondan -ya da amelinden- uzağım."
Bu hadis, sadece Allah rızası için yapılan amellerin kabul edileceğine delildir. Allah'tan başkası adına yapılacak ameller kabul edilmeyeceği gibi, amel edene sevap da verilmez. Ayrıca onun yeri cehennemdir.
Şu ayeti kerime bu hususu ifade etmektedir:
"Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediği-miz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen veririz."
Bunun manası şudur:
Ameliyle ahiretin sevabını değil de dünya menfaatini elde etmek is-teyenlerden dilediğimiz kimseye istediğimiz kadar dünyalık veririz. Yani, onu helak etmeyi dilediğimiz için veririz veya biz istediğimiz için veririz, o istediği için değil.
Ayetin devamı şöyledir: "Sonra onu cehenneme sokarız." Yani ahirette onun cehenneme girmesi gerekli olur.
Ayete devam edelim: "Oraya kınanmış olarak girecektir." Yani, kınanmayı hak etmiş olarak oraya girecek, hem kendi kendini kınayacak hem de başkaları tarafından kınanacaktır.
Ayet şöyle bitiyor: "Ve kovulmuş olarak oraya girecektir."" Yani, Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak Cehenneme girecektir.
"Kim de ahireti diler" yani ahirette mükâfat elde etmeyi diler "ve ona yaraşır biçimde çabalarsa" yani sırf Allah rızası için ahirete yönelik salih ameller işlerse "ve mü'min ise" yani mü'min olduğu halde bunları yaparsa, "işte onlar" yani, ahirette mükâfat kazanmak için amel edip amellerine riya katmayanlar, "çalışmaları makbul olanlardır." Çünkü imanı olmayan kişinin yaptığı ameller kabul edilmez.
Yani bu özellikleri taşıyanlar amelleri kabul edilmiş olan kimselerdir.
"Hepsine, onlara da bunlara da (dünyayı isteyenlere de ahreti isteyenlere de) Rabbinin ihsanından (istediklerini) veririz." Yani, Al-lah her iki gruba da kendi rızkından verir. "Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir."3
yemize uygun olanları tesbit için özel bir komisyon kurdu. Bu arada Mithat Paşa'nın teklifi ile bu zamana kadar iç içe çalışan mülki ve idarî teşkilatla adalet teşkilatı birbirinden ayrıldı. Meclis-i Vâla'y-ı Ahkâm-ı Adliye ilga ile Şuray-ı Devlet ve Divan-ı Ahkâm-1 Adliye teessüs etti. Divan-ı Ahkâm-ı Adliye reisliğine Ahmed Cev-det Paşa getirildi. Azalarının 2/3 si müslim, 1/3 ü gayr-ı müslim idi. Şurayı Devletin başına da Mithat Paşa getirildi. Said Paşa hatıratında bu mevzua şöylece temas etmektedir: «Ali Paşa Sultan Abdülaziz hazretlerine takdim eylediği lâyiha-i mufassala-i meşhu-resinde tabaa-i hristiyaniyenin müsavaten hukuk ve menafi-i mem-leketten müstefid olmaları lüzumunu ve Code Civil'in mahâkim-i devlet-i Aliyye'de tatbikini tavsiye etmiş ve Fransa Code Civil'inin arabî tercümesi, ıslahat-ı adliyyeyi tamamiyle hâvî olduğu için bu-nun nusha-i arabiyesinden tercümesi dahi bana havâle olunmuş-tur.>
Ali ve Fuad Paşaların Fransız medenî kanununu kabul ettirme yolundaki çalışmalarına karşılık Ahmed Cevdet ve Şirvanîzade Rüş-tü Paşalar milli bünyemize, örf ve âdetlerimize uygun bir kanun tedvini fikrini kabul ettirmek için uğraşıyorlardı. Ali ve Fuat Paşa-ların Ahmed Cevdet Paşaya hürmet ve itimadları vardı. Onun ilmî hüviyetini yakından tanıyorlardı. Hatta Ali Paşa Ahmed Cevdet Paşadan ders bile okumuştu". Bu sebeple Cevdet ve Rüstü Paşa-ların fikirleri üzerinde durmak icab etti. Neticede birbirine tama-
6. Osmanlı Tarihi, VII, 172.
7. Osmanlı Tarihi, VII, 166-167; , Okandan, Tanzimat, s. 111.
8. Said Pş. Hatıratı, I, 6.
9. Rüştü Paşa müderrislikten ayrılıp vezir olan bir zat idi. Ahmed Cevdet Paşa ile bu mevzuda kuvvetli bir fikri ittifak içerisinde bulunuşunda ilmiyye sınıfından olmasının tesiri olduğu düşünülebilir.
10. Cevdet Paşa Tezākir'inde Ali Paşaya yaptığı hocalığa şöyle temas edi-yor: <All Paşanın arabide kuvveti yok idi. Bu kerre Sadaret'ten infisa-linde boş kaldı. Arabi tahsiline heveskår oldu. Ekser-i eyyamda ve bazı leyalide gidip kendisini tedrise başladım. İlm-i nahivden Birgivi'nin Avamil nam risalesini okuttum ve kavâid-i arabiyyenin tatbikatını gös-tererek kendisine bir çok arabi ibareler tedris ettim. Kendisi dahi mükibb ü münhemik olarak pek az vakit zarfında arabiye kesbi intisab eyledi ve ilm-i mantıkdan, İsagoci okuttum ve ağızdan kendisine ekyise tertib et-tirerek kavaid-i mantıkıyyenin tatbikatını dahi gösterdim.» (bk. Teza-kir, IV, 63-64).
men zıt olan iki fikirden birisini tercih maksadiyle bir kısım vil-kelânın da iştirakleri ile hususi bir komisyon kuruldu. Komisyon-da her iki tarafın da iddiaları dinlendi. Çetin mücadelelerden sonra Fransız medeni kanunu olan «Code Civil» i iktibas fikrinden vazge-çilip Ahmed Cevdet Paşa ve taraftarlarının fikirleri kabul olundu.
3. MECELLE CEMİYETİNİN TEŞEKKÜLÜ
Ahmed Cevdet Paşanın riyaseti altında bir ilim heyeti teşkil olunarak Fıkıh kitaplarından muamelâta dair ve zamanın icablarına uygun olmak üzere «Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye» ismiyle bir eser vü-cûda getirilmesine karar verildi. Bu safahatın tafsilatını Cevdet Paşa'nın kendisinden dinlemekte fayda vardır kanaatindeyim ".
11. <Gerek Divan-ı Ahkam-ı Adliyye'de ve gerek teşkili musammem olan İstinaf ve Bidayet mahakim-i nizamiyesinde ve Ticaret mahkemelerinde mamülünbih olacak kavanin ve nizamat yapılmak lazım gelip; halbuki her devlette kavanin ve nizamatın esası (Code Civil) yani Hukuk Kanun-namesi olup Devlet-1 Aliyye şer'i şerif üzere müesses olduğundan kava-nin ve nizamatına kavanin-i şer'iyye esas olmak fikri ötedenberi efkar-1 sahiha erbabı indinde arzu olunmaktaydı. Bu cihetle efkar-ı vükela bu bapta ikiye münkasim olmuştu. Bir kısmı ilm-i fıkhın muamelût kis-mından icabat-ı zamaneye muvafık olan mesañil-i şer'iyye cem' olunarak ehl-i İslâma göre ahkam-ı şer'iyye olup ve tabaa-i gayr-i müslimeye göre dahi kanun itibar olunmak üzere bir kitap te'lif olunmak re'yinde Idiler.
Hatta balada arzolunduğu üzere (Metn-i Metin) namiyle ilm-i fi-kahtan bir kitap telifine başlanmış iken fiile gelememiştir. Bu kere gene bu arzu tazelendi. Bu kulları ve hayli müddet Maliye Nezaretinde ve bir müddet de Dahiliye Nezaretinde bulunan Şirvanizade Rüştü Paşa bu reyde idi. Diğer bir kısmı dahi Fransa Kanunnamesini terceme lle Mn-hûkim-1 Nizamiye'de düstûr'ul-amel tutulması fikrinde idi. O zaman elçi-lerin Der-1 Saadet'çe en nüfuzlusu Fransa elçisi Mösyö Bourèe oldu-gundan Fransa kanunlarının Mahakim-i Devlet-i Allyye'de mamülünbih olması emelinde bulunmakla Fransız politikasına hadim olanlar hep bu fikr-i sakimde idiler. Ticaret Nazırı Kabüli Paşa ise bu fikirde musır olup hatta mukaddemce Fransız Code Civil'ini türkçeye terceme ettirerek Mес-lls-i Vükela'ya tasdik ettirmeye çalışıyordu. Lakin bizim muhalefetimize mebni icra-i garaza zaferyab olamıyordu. Bu hususun müzakeresi için havass-ı vükelådan mürekkeb akdolunan Encümen-i mahsusta Fund Pa-şa'nın irad eylediği nutuklar ve Şirvanizade ile tarafı ça'keriden derme-yan olunan deliller Karin-i hayyiz-i kabul olarak kütüb-i fıkhıyyeden muamelata dair icabat-ı zamaneye muvafık olan meseleler cem'i ile (Me-celle-1 Ahkâm-ı Adliyye) namiyle bir kitap yazılmak üzere riyaset-1 aci-zânem tahtında olarak fuhûl-ü fukahädan mürekkeb bir cemiyyet-1 11-miyye teşkiline karar verildi. İşte Mecelle Cemiyeti diye meşhur olan ce-miyet-i ilmiyye budur ki, te'lif ettiği Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye hâlâ
1054) «Herhangi bir kimse, bir dua yaptığı zaman, Allah-ü Taâlâ onun istediğini verir; yahut, ona mukabil bir kötülüğü ondan alır.. Ama, günah, ya da akrabadan kesilme işi gibi bir duada bulunmadığı takdirde..>>>>
Dualar daima temiz olarak yapılmalıdır. Ve Allah'ın emrine aykırı şeyler istenmemelidir.
1055) «Herhangi bir kimse, on -kişi veya daha fazlasıma âmir du-rumda bulunursa; kıyamet gününe, kelepçeye vurulur- ve zincirlere bağlı olarak gelir..>>>
ayat-adid(e( آیات عديد :ok sayıda âyetler, birçok åyet
äyât-ı äfäkiye ve enfüsiye آیات آفاقيه و أنفيه åfäki ve enfüsi âyetler, insanın dış dünyada dunya (åfåki) ve kendi iç dünyasında (enfüsî) bulu-nan, Allah'ın (c.c.) varlığını ve birliğini gös-teren işaretler, belirtiler, mücize iş ve eserler
ayat-i azam آيات أعظم : çok büyük äyetler, çok geniş ve derin hakikatleri ifade eden åyetler
ayat-i azime 1: آیات عظیمه.büyük ayetler, geniş avater azime kateri lade beukaran ayetleri 2.Allah'ı (c.c.) tanıtan büyük deliller, işaret-ler, olaylar veya varlıklar
ayat-ı binihaye آیات بی نهایبه :Allahı (c.c.) tanı-tan sonsuz sayıda deliller, olaylar ve varlıklar
ayat celile آیات جليله: man ve önemi yüce âyetler
ayat cemal آبات جمال Allah'ın (c.c.) sonsuz güzelliklerini belirten deliller, işaretler, olay-
lar ve varlıklar
ayatı ekber آيات أكبر : açıkladığı gerçekler ve ifade ettiği månålar bakımından) en büyük åyetler
ayat-i Furkaniye آیات فرقانیه : doğru ve yanlışın farkını gösterici (Furkan) olan Kur'an âyetleri
ayat- hamse آیات خمسه : beş ayet, beş işaret, beş delil, beş ders; käinat denilen ve Allah'ın (c.c.) eseri olan büyük kitabın beş âyeti; insa-nın gafletten uyanması, aklını başına alması; nefis, şeytan ve dünya zevklerinin aldatıcı lığına kapılmaması, Kur'an yolundan ayrıl maması gereğini ortaya koyan beş âyet(beş delil, beş işaret, beş ders):
1.ölüm: dünyanın geçiciliğini, insanın dünya da geçici bir misafir olduğunu, dünyada hiç bir kimsenin kalıcı olmadığını hatırlatır ve uyarır, ders verir.
2.fakr: fakirlik; insanın bitmek bilmeyen is-
tek ve ihtiyaçları sebebiyle daima fakir ve muhtaç durumda olduğunu ve hiçbir şeye muhtaç olmayan yalnız Allah'a (c.c.) sığınma sı gereğini hatırlatır
.cz: güçsüzlük; insanın sonsuz ihtiyaçları nı karşılayacak ve karşısına çıkan engelleri kaldıracak güç ve kuvvetten yoksun oluşunu, sonsuz guç ve kuvvet sahibi Allah'a (c.c.) St ğınması gereğini hatırlatır
4.zeval ve firak: hayatın bir gün son bulma siyle başlayan derin ve yakıcı ayrılık acısı, Allah'tan (c.c.) başkasına bağlanmanın boş-luğunu, yersizliğini ve yanlışlığını gösterir, hatırlatır
5.sefer: ebedi yolculuk; ruh åleminden dün yaya geliş, ölüm, kabir hayatı, ahiret hayatı şeklinde ard arda devam eden sonsuz yolcu luk, insanın dünyaya gelişinin boş ve gåyesiz olmadığını, sonsuz yolculuk için hazırlıklı olmasını, bunun gereğini yerine getirmesini düşündürür, hatırlatır.
ayat-ı haşriye آیات حشربه : hasir ile ilgili åyetler, öldükten sonra kıyamette yeniden dirilişle ilgili ayetler
ayat-ı hikmet آیات حکمت : Allah'ın (c.c.) her iş ve eserinde gözettiği bir çok gåye, sebep, fay-da, yerindelik gibi özellikleri gösteren işaret-ler, deliller
ayat-ı hüsn آیات حسن : Allah'a (c.c.) ait sonsuz iyilik ve güzelliklerin işaretleri, delilleri
ayatı İlahiye آبات إلهيه: Allah'ın (c.c.(
Kur'an'daki ayetleri 2.Allah'ın (c.c.) varlığını, birliğini, isim ve sıfatlarını gösteren käinat-taki (äfäki) ve insandaki (enfüsi) deliller, işa retler
ayat imaniye آبات إيمانيه : imanla ilgili ayetler
ayati kainat آیات کائنات : kainattaki âyetler; Allah'ın (c.c.) varlığını, birliğini, isim ve sıfat-larını gösteren käinattaki deliller, işaretler, belirtiler
ayat katia آیات قاطعه : )bkz.ayat-ı kati'ye(
ayat-ı kat'iye آیات قطعیه : manaları açık seçik ve kesin olan âyetler
ayat-ı kemal آیات کمال : kemal ayetleri, Allah'ın (c.c.) sonsuz mükemmelliklerini gösteren de-liller
ayat- kerime آیات کریمه : mübarekâyetler
ayatı kevniye آیات کونيه : kainatla ilgili ayet-ler: 1.Kur'an'daki dünya ve käinattaki olay ve
varlıklarla ilgili âyetler 2.kâinatta ve dünyada Allah'ı (c.c.) tanıtan, Allah'ın (c.c.) varlığını, birliğini, isim ve sıfatlarını gösteren deliller. işaretler, belirtiler; Allah'ın (c.c.) mu'cize iş ve eserleri özelliğindeki iş 61
ayat-kibriya آبات كبريا Allah'ın (c.c.) sonsuz büyüklük ve gücünü gösteren deliller, işaret-ler, mucize niteliğinde eserler
ávat kudret آیات قدرتkudretâyetleri. Allah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kuvvetini göste-ren deliller, işaretler, mu'cize niteliğinde is ve eserler
ayat-i Kur'aniye آیات قرآنی Kur'an âyetleri
ayat-kübra آیات کبری cok büyük mânâ ve öneme sahip âyetler, çok önemli gerçekleri ve delilleri ortaya koyan âyetler
ayat-ı meşhure آیات مشهوره : meşhur ayetler, birçok kimsenin üzerinde durup düşündüğü Kur'anı'ın belli âyetleri
ayat- Rabbaniye آیات ربانيه : her varlığın gerçek ve tek sahibi (Rab) olan Allah'ı (c.c.) tanıtıcı deliller, mu'cize niteliğindeki olaylar, işler ve eserler (bkz.Rab)
ayat- Rububiyet ربوبیت آيات : Allah'ın (c.c.) her varlığın tek ve gerçek sahibi olmak (rububi-yet) sıfatını sahip olduğunu gösteren deliller, mucize niteliğinde eserler, işler ve olaylar (bkz.Rab, rububiyet)
ayatı şuûniye آیات شؤنيه : varlıklar ve olaylar dünyasına düzen veren ve Allah'ın (c.c.) emir ve iradesi demek olan kanunlar (bkz.ādātul-lah, âyât-ı tekviniye, şeriat-ı fıtriye)
ayat-ı tekviniye آیات تكوينيه : tekvini ayetler, ya-radılış kanunları; tabiat ve tabiattaki bütün varlıklar dünyasına düzen veren ve Allah'ın (c.c.) emir ve iradesi demek olan kanunlar (Bu kanunlara "tabiat kanunları" demek hem yanlış, hem de bir tür şirktir, Allah'a (c.c.) ortak koşmaktır, tabiatı tanrılaştırmaktır, yaratılmış tabiatı yaratıcı saymaktır. Tabiat bu kanunların koyucusu değildir, tabiatın kendisi bu kanunlara bağlıdır. Bu kanunlara uyar. Tabiatı, kendini bağlayan bu kanunla-rın koyucusu saymak, aynı zamanda bir çeliş-kidir. Bu durumda tabiat hem bağımsız,hem bağımlı, hem kanun koyucu, hem bu ka-nununların zorunlu bağımlısı durumunda
olur. Tabiat bu kanunları koymadan önce de, kanunsuzdu demek olur. Oysa Allah (c.c.), yarattıklarını bütün özellikleriyle birlikte yaratmıştır ve hangi şartlarda nasıl hareket edeceklerini belirleyen kanunları da O koy-muştur. Atomlar, yıldızlar, güneşler, aylar, canlılar, cansızlar, her şey, zorunlu olarak bu kanunlara uyar, bu kanunlara göre hareket eder. Bu da onların Allah'a (c.c.) karşı bir tür ibadetleri, onların kulluk görevleri demektir. Allah'a (c.c.) ve birliğine inanmayanlar, yara-tılanı yaratıcı, kanunu kanun koyucu kudret, düzeni düzenleyici güç, san'atı sanātkår, kita-bı kitabın yazarı saymak gibi çelişkili bir du-ruma düşmektedirler.) (bkz.ādātullah, âyât-ı tekviniye, şeriat-1 fitriye)
ayat- tenzilliye آیات تنزیلیه : vahiy yolu ile kısım kısım indirilen Kur'an åyetleri
ayat tesriiye آيات تشريعيه : insanın, ferd ve toplumun din ve dünya hayatını düzenleyen åyetler
ayat- tevhid آیات توحید : tevhid ayetleri, dünya-da ve kâinatta (evrende) Allah'ın (c.c.) birliği-ni gösteren deliller, belirtiler, işaretler
ayatı uzma آیات عظمی : büyük ayetler, çok bü-yük månå ve gerçekleri ifade eden åyetler
ayatı vücub آيات وجوب : vücudelilleri; ezeli, ebedî ve sıfatları sonsuz olan Allah'a (c.c.) inanmanın zorunluluğunu (veya O'nu inkâr etmenin imkânsızlığını) isbat eden deliller
ayat-ı zulümat آیات ظلمات : inkarcıların halleri-ni, karanlıkları misal vererek anlatan âyetler. (bkz.Kur'an, 4/40)
ayat-ün nur آيات النور : Allah'ın (c.c.) gökle-ri ve yerleri aydınlatan nurunu, Kur'an'ın Nur Sûresi'nde misälle anlatan âyetler.(bkz. Kur'an, 24/35)
ayat u beyyinat آیات و بینات : ayetler ve açık se-çik açıklamalar
ayaz آیاز : sakin ve duru havadaki kuru soğuk, (böyle bir havadan kinaye) såkin ve duru hava
ayb 1 : عيب.kusur, eksiklik, noksanlık 2.ayıp, utanılacak hal
ayet 1 : آیت.Kur'an'ın içinde yer alan cümle veya cümlecik 2.Allah'ın (c.c.) varlığına delil, işaret 3.mu'cize
ayet-i acibe آیت عجیبه : hayret verici âyet, taşı-dığı geniş mânâ ve ifade ettiği derin gerçekler bakımından insanı hayrete düşüren âyet
O sırada, Müslümanlar, Mescidde Peygamberimizi yatsı namazına bekleyip duruyorlardı. (245)
Peygamberimiz, namaz kıldırmağa kendisinde tåkat bulamayınca: «Ebû Bekir'e söyleyiniz de, insanlara namazı kıldırsın!>> buyurdu. Hz. Aişe «Yâ Resûlallah! Ebû Bekir, yufka yürekli (246), zaif, in-ce sesli, Kur'an okurken, çok ağlayan bir zattır. (247)
Ağlamaktan, sesini insanlara işittiremez.
Senin Makamına durup ta, insanlara namaz kıldırmağa dayana-maz! (248)
Ömer'e emr et te, insanlara, namazı, o, kıldırsın!» dedi.
43 Ebû Bekir'e, söyleyiniz! diyorum, namazı, insanlara o, kıldırsın!» buyurdu. (253)
Hz. Hafsa'nın, Hz. Aişe'ye canı sıkıldı. Zâten, senden, bana ha-yır gelecek değildi!» dedi. (254)
Peygamberimiz, hastalık baygınlığı geçince, Hz. Aişe'ye İnsan-lara, namazı, kıldırması için Ebû Bekir'e söyledin mi?» diye sordu. Hz. Alşe Yâ Resûlallah! Ebû Bekir, yufka yürekli bir adamdır.
İnsanlara, sesini işittiremez. Ömer'e, emir buyursaydınız?» dedi. Peygamberimiz «Muhakkak ki, sizler de, Yûsüf Aleyhisselâmın Sâ-hibeleri takımından kadınlar gibisinizdir!
Ebû Bekir'e, söyleyiniz İnsanlara, namazı kıldırsın!» buyurdu.
Hz. Aişe «Vallahi, ben, böyle söylemekle, bu işin, babam Ebû Be-kir'e verilmesinden vaz geçirmek istemiştim. Çünki, kendi kendime, diyordum ki Resûlullah Aleyhisselâmın
Makamında duracak kimseyi, halk, hiç bir zaman, sevemeyecek,
Çünki, vuku bulacak her hådisede, onu, uğursuz sayacaklardır. Bunun için, bu işin, babama verilmesinden vazgeçirmek istemiş-tim! demiş (255) ve Hz. Ebû Bekir'in İmam olmaması için, Peygam-berimize, iki üç kerre muracaat edişinin, böyle düşünmesinden ve sanmasından ileri geldiğini açıklamıştır. (256)
Peygamberimiz, namazı kıldırması İçin Hz. Ebû Bekir'e adam gön-derdi.
Adam Resûlullah Aleyhisselâm, İnsanlara, namazı, kıldırmanı, sana, emr etti.» dedi.
Hz. Ebû Bekir «Ey Ömer! İnsanlara, namazı, sen, kıldır!» dedi. Hz. Ömer «Buna, sen, daha lâyıksın!» dedi. (257)
Bunun üzerine; Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizin Mihrabına
geçti.
Geçince, kendisini, ağlama tuttu.
Ağlaya, ağlaya, Mihrabdan ayrıldı.
Arkasındaki cemâat ta, Peygamberimizi, önlerinde bulamadıkları İçin ağlaştılar.
Hz. Ebû Bekir'in durumunu, Peygamberimize haber vermek ve cemâata, namazı, kimin kıldıracağını öğrenmek üzere, Müezzini gön-derdiler.
(253) Buhari Sahih c. 1, s. 165
(254) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 180, Buhari Sahih c. 1, s. 165, Eelâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 556
(255) ibn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 303, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 219 (256) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 217, Bu-
hart Sahih c. 5, s. 140, Müslim Sahih c. 1, s. 313 (257) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 218, Buhari Sahih c. 1, s. 168, Müslim Sahih c. 1, s. 312
اولاً ] شو اشارات الاعجاز أولى اثر دن مقصد يمين، قرآنك نظمته، لفظنه و عباره من عار اعجاز اشار تاریخی و رمز لرین بیان ایتمکدر چونکه اعجازن مهم بر وجهی، نظمند نه تجلی ایدر. و ان بار لام اعجاز اعجاز، قرآنك نظمنده کی نقشار دن عبار تدر.
ثانیاً ) قرآنده کی عناصر اساسيه و قرآنك تعقیب ایتدیگی مقصد لر [ توحید، نبوت، حشرايله عدالت و عبادت تا اولعه اوزره در قدر بودرت عنصری بیدانه ایده جگر
سؤال ؟ ] قرآنك، شودرت هدفه طوغری یورو دیگی نه دن معلو مدر؟
الجواب ] اون بنی آدم بیون بر کروان و عظیم به قافله کی ماضينك دره کرندن وجود و حیات صحراسنده مسافر اولوب، استقبد الله يوكن طاغلرينه و مزين با غلرينه متوجها قافله قافله اولارق متسلسلاً يورو مكده ايكن، كائناتك نظر دقتني جلب ابتدى. شو غريب وعجيب مخلوقات کیمیلی در؟ نره دن کلیپو لر؟ نمره یه کیدیور لر؟ دبیر احوال ترین اقلامی اوزره حکومت خلقت
فن حکمتی قاریشو لرینه چیقاردی و آراگرنده شویله بر محاوره با شلادی. حکمت : نه دن کلمبور سكر ؟ نده یه کیدیور سکر؟ بو دنیاده اینگونه در؟ رئیس گز کیمدر؟
بو سؤاله، بخادم نامنه، امثالی بدون منفجر لركي، محمد عرب عليه الصلاة والسلام نوع بشره و ثالثاً فارشونه چیقارقه، شویله جوابده بولوندی
akta bilmeksiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlastadir s
9 Makänd Kur'aniye
الله الرحمن الرحيم الرحمن على القرآن . خَلَقَ الإنسان و علمه البيان
محمده مصلين على نبيه محمد الذي ارسله تسمة العالمينَ وَجَعَلَ مُواتِهِ الْكُبرى الجامعة برموزها و اشاراتها الحقائق الكائنات باقية على مر الدهور إلى يوم الدين و على اليه عامة وأصحابه كافة
Evvelen: Şu İşârâtü'l-İ'câz
eserden maksadımız, Kur'ân'ın nazmına, lafzına ve ibâresine ait i'câz işaretlerini ve remizlerini beyan etmektir. Çünki i'câzın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder. Ve en parlak i'câz, Kur'ân'ın nazmındaki nakışlardan ibarettir.
Sâniyen: Kur'ân'daki anâsır-ı esâsiye ve Kur'ân'ın ta'kib ettiği maksadlar 'tevhid', 'nübüvvet', 'haşir' ile 'adalet ve ibâdet' olmak üzere dörttür.
Bu dört unsuru beyan edeceğiz.
Suâl: Kur'ân'ın, şu dört hedefe
doğru yürüdüğü neden ma'lúmdur?
Elcevab: Evet, beni-ådem, büyük bir kervan ve
azim bir kafile gibi mâzinin derelerinden vücüd ve hayat sahrâsında misafir olup, istikbålin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile olarak müteselsilen yürümekte iken, käinâtın nazar-ı dikkatini celb etti. "Şu garib ve acib mahlúklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?" diye ahvâllerini anlamak üzere hükümet-i hilkat
fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı:
Ve aralarında şöyle bir muhâvere başladı.
Hikmet: "Nereden geliyorsunuz? Nereye
gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir?
Reisiniz kimdir?"
Bu suâle, benî-âdem nâmına, emsâli büyük peygamberler gibi. Muhammed-i Arabi Aleyhissalâtü Vesselâm nev-i beşere vekâleten karşısına çıkarak, şöyle cevabda bulundu:
EDU Talibin, comertlikte nı olumsuz etkilemekteydi. Evi fukara eviydi. akıyordu. Her şeye rağmen o Kureyşin ile ordu. II. Ebu Talib in geçimi ileri geleniydi. Herkesten görüyor,
TARİNTE BUGÜN
1799- Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon
Bonapart'ın komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.
1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.
1876-Osmanlı
Devleti'nde, basına sansür uygulaması başlatıldı.
10
CUMA FRIDAY
MAYIS MAY
BİR AYET
Şüphesiz yerde ve
gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz.
Al-i İmran: 5
BİR HADİS
Dilsiz hayvanlara eziyetten sakının. Onlara güzel bir şekilde binin. Besili iken kesip yiyin.
Ebu Davud, Cihad: 44
Kıyâmetle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
"Kur'an-ı Azimüşşanın Häkimiyet-i Mutlakası" başlıklı makalesi Sebilürreşad'da yayınlandı.
Bediüzzaman Said
Nursî'nin talebelerinden Binbaşı Asım Önerdem (1935) ve Sıddık Süleyman Kervanı (1965) vefat etti.
MAYIS
06
SALI
8 1446 ZİLKA'DE
RUMI: 23 NİSAN 1441
HIZIR: 1
Tesettürün refi, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor.
Şayet karı-kocanın arala-rının iyice açılmasından ve artık yuvanın dağılmasından endişe ederseniz, erkeğin ve kadının ailesinden birer hakem belirleyin. İki taraf da iyi niyetle işi düzeltmek isterse, Allah karı-kocanın arasındaki dargınlığı giderip barışmalarını sağlayacaktır. (Nisa: 35)
Ebu Talib in, comertlikte geçimin nı olumsuz etkilemekteydi. Evi fo fukara evlydi recek kadar ileri gitmesi aile hayatı di. Ebu Talib'in geçimi birkaç deveye ydi. Herkesten saygı görüyor,
TARINTE BUGUN
-1799-Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon Bonapart'in komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.
1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.
1876 - Osmanlı
Devleti'nde, basına sansür uygulaması başlatıldı.
10
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Şuphesiz yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz.
Al-i İmran: 5
BİR HADİS
Dilsiz hayvanlara eziyetten sakının. Onlara güzel bir şekilde binin. Besili iken kesip yiyin.
Ebu Davud, Cihad: 44
Kıyâmetle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
ve nadirdir. Onlar. Al-Jah'ın kelamını kalbleri ve mâna yönleri ile din-erler. Ve bu güzel sest, yani Allah'ın kelamını. azalarının işlediği salih amellerle tasdik ederler.
Fethu'r-Rabbani 50. meclis)
Insanların her birinin meşguliyeti ayrı ayrıdır. Kimisi, mevkii ve şöhret talibidir.
Kimisi, paranın, malın.
mülkün kuludur.
Kimist, devlet fleri gelen-
lerinin kuludur.
Kimisi, nefsinin, giyim
1-
ve kuşamının esiridir.
Kimisi, tuttuğu oruca güvenir.
Kimisi, kıldığı namaza güvenir.
Kimisi, rivayet ettiği hadise güvenir.
Kimisi, cehennemden korkar ve bu korkusu-
na güvenir.
Kimisi, cennete girmek için bir çok ameller iş-lerler ve bu amellerine güvenir.
Bunlardan başka Allah için kalbleri çarpan.
Allah'a bağlı, O'nunla beraber olan kişiler var-dır. Bunlar fanilere bağlanmaz, gönül vermez-ler. Bütün kuvvetleriyle Allah'ın dininin ayakda durması için çalışırlar, yardımcı olurlar.
Bu evsafdaki değerli kimseleri arayıp bulma--lı, bulmak nasib olursa iyice taharri etdikten sonra, onlara bağlanmalı, yani onlara intisap etmeli.
Bir hadis-i kudside: (Faslü'l-Hitab'dan)
- Benim dostlarım örtülerim altındadır, onla-rın hakikatlerini benden başka kimse bilmez, buyurulmuşdur.
Düşünmeliyiz ki yolu zahir olan suret Kabe-sine rehbersiz yol bulamıyoruz. Oraya gidenler ise hem onu görmüşler, kaç adım olduğunu, ne kadar uzaklıkda bulunduğunu tayin etmişler. Hakikat yoluna girip gayeye vasıl olmağı dü-
şün! İlk bakışlarda görünmeyen binlerce nokta, binlerce mesafe... Bu yola, risalet unsurları yü-ce Peygamberler kadem basmışlardır. Allah'ın selātı selamı onların üzerine olsun. Düşün ki tek makam bile zahir değildir. Nitekim şöyle de-mişlerdir. Bu yolun erleri yüksek himmet ile ve maksuda tahsis-i nazarla gitmişlerdir. Bu se-beble yolda aşkdan başka bir şeye bağlanma-mışlardır.
mam Gazali kuddise sirruh, Adab-ı zikre mahsus risalesinde diyor ki: Terbiye etmek suretiyle kötü ahlakını atıp onun yerine güzel ahlakı yerleşdirmesi için salikin, mürşid ve mürebbi bir şeyhin terbiyesine girmesi şarttır.
MÜRŞİD İHTİYACI
A
bdülkadir Geylani kuddise sirruh
buyurur ki:
Allah'ın kelamı Kur'an'a ve Resulullah'ın sünnetine uymadık-ça sernin için felah, kurtuluş yoktur.
Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun büyük-lerden biri şöyle der:
Kimin ki bir mürşidi yoksa İblis onun mür-şididir.
Allah'ın kelamını ve Resûlullah'ın sünnetini bilen ve onlarla amel eden mürşidlere uyunuz. Haklarında hüsn û zan besleyiniz. Bilmedikleri-nizi onlardan öğreniniz. Onların huzurunda gů-zel edeble hareket ediniz. Onlarla beraberliği-nizde usül ve ädäbä riayet ediniz. İşte o zaman felah bulur, kurtuluşa erersiniz. Siz Allah'ın ki-tabına, Resülullah'ın ahlakına ve bunları iyi bi len ve hükümleriyle amel eden mürşidlere uy-madıkça asla felah bulamaz, kurtuluşa cremez-siniz. İşitmediniz mi ki bir sözde şöyle söyleni-yor:
- Kim ki sırf kendi aklı ile hareket eder, kendi-ni başkalarından müstağni sayarsa dalālete dü-şer.
Senden daha bilgili olanların sohbetlerine iş-tirak etmek suretiyle nefsini kötü ahlakdan temizle. Ruhunu terbiye et, ahlakını güzelleşdir. Önce kendi ruhunun terbiyesi, kendi nefsinin ıslahı ile meşgul ol. Sonra da başkaları ile ol. Ni-tekim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
Önce kendi nefsinin terbiyesi ile işe başla. Sonra da başkalarına yönel."
Es'ad Erbili kuddise sirruh irşada selähiyetli mürşidin evsafını şöyle anlatır:
* Şeriatı mutahharenin mucibi ile istikamet
üzere amil olması.
İnsanları şeriata tabi olmağa ve Allah Teala'yı huzur ile zikre irşad etmesi
Mümkün mertebe bütün insanlara nasihat
etmesi.
Ubeydullah Ahrar Hazretlerinin türbesinden bir görünüş. Hayatında bin lerce mü'mine ışık tutmuş olan bu Allah dostu asırları aydınlatarak ge yor ve bugün de susamış gönüller için bir kaynak serinliğı ikram ediyor
Mürsid, ehli kesifden ise, kalblerin kemalatını ve adabını, nefsani hastalıkları ve afetlerini bilmesi gerekir. Şayed ehli kesif değil se müride arız olan hallerden veya görünüşün den bunu bilmelidir.
Gönül zenginliğine sahib, ancak Allah rıza sna muhalif işlerde kızan, güzel ahlak sahibi bir zat-i kámil olmalıdır.
Bütün masiyetleri terk, farzlara, vaciblere, kolayına geldiği kadar sünnetlere uyma, müm kün olduğu kadar salavat-ı şerifeye devam gibi vasıllardan başka şeyler mürşidlik için şart de ildir.
Soru: İrşada selahiyetli mürşidin keramet göstermesi şart mıdır? Cevab: Keramet şart de dir.
Çünkü sahabe ve tabinin çoğundan kera-met nakledilmemişdir. Hatta sahabe-i kiramın en faziletlisi olmasına rağmen Hazret-i Sid-dıyk-ı Azam'dan hiç bir keramet nakledilmemiş-tir. Allah cümlesinden ran olsun.
İmam Gazali kuddise sirruh, Adab-ı zikre mahsus risalesinde di-yor ki: Terbiye etmek su-retiyle kötü ahlakını atıp onun yerine güzel ahlakı yerleşdirmesi için sali kin, mürşid ve mürebbi bir şeyhin terbiyesine girmesi şarttır.
güzelce büyümesini ve olgunlaşmasını sağla mak için çalışan çiftçinin işine benzer
Necmeddin Kübra kuddise sirruh buyurur:
Şeyhe kalb ile rabita etmek feyz alma husu-sunda en büyük esasdır. Hatta kalb aynası şey he rabita etmeden katiyyen safiyetine kavusa maz
Şeyh Abdülgani Nablusi kuddise sirruh da
Tacive kitabında yukarıda nakledilen ayrı görü şü takrir ve teyid etmiştir.
Sadıklardan murad mürşidlerdir. Onlar in sanları terbiye ederek, velayetlerinin kudretiyle sıddıkların derecelerine ulaşdırmak için canibi Hakdan görevlendirilmişlerdir
Rūzbehan Bakli, Aräisü'l-beyan'da buyu-rur:
Muhakkak Allah Teala ezeli bir sünnet koy-muştur ki onu kimse yerine getirmeden hiç bir kimse Hakka vásıl olamaz. Bu da bir mürşidi ka-mile kalbi bağlamakdır.
Bu yolu ancak Allah'ın kendisine, ärif i billah bir üstad nasib etdiği, bir üstadın "Dini anlayış tarzının onun terbiye usülünün ruhi ve kalbi
rağın diken ve yabani of ümmetin nesillerini asırlar boyu eğiten irşåd rehberlerimizden Abdülkadir Geyläni Hazretle
Aslında terbiye: Top-ları söküb nebatının rinin Bağdat'taki türbesinden bir görünüş.
miraclarının nes'esini duyabilen salikler bula bilir
O. Arif i billah olan mürşidi kamil, onunla Hak Teálá arasında vasıta olur ve şurası mu hakkakdır ki. fazilet Allah Teala'nın kudreti dal resindedir. Dilediğine verir. Dilediğine vermez.
Kutburrabbani Erbili hazretleri kuddise sir ruh (Divan-1 Es'ad'da) buyurur:
Vardıkda pir i kämile taş olsa dil yumşağ olur Fir'avn ise nefsin yalan, karıncadan alçağ olur. Oldunsa vakıf aczine, edna amel bir dağ olur. Çürüklerin hep sağ olur, zehrin kamu bal yağ olur. Dağlar yemişli bağ olur cümle cihan bostan sana.
Açıklama:
Bir mürşidi kamile teslim olan kimsenin kö tú halı düzelir. Huysuzlukları, taşkınlıkları ber tahdid Itikadi kuvvetlenir. Evvelce taş misalı olan gönlü huzura kavuşur. Yumuşar. Allahü Teala'yı daha yakındarı tanıdığı için aşkı, şevki artar. Zikrullaha istidat peydah olur.
Insanın. Firavun tablatındaki en büyük düş manı olan nefsi, eski kötülüklerinden sıyrılıb. ahlakı hamide sıfatına tebeddül eder.
Kişi Hak nazarındaki hatalarını bilir, anlar ve tevazu yoluna bürünürse, Allah Teâlâ ve tekad des hazretleri, onun en ehemmiyetsiz gibi görü-nen ameline dağlar gibi cesim büyük sevab ve dereceler verir.
Çürük, gafilane halleri, sağlam, sihhatli olur. Zehir gibi acı halleri, bal ve yağ nasıl leziz ve tatlı ise onlar da öyle şekerli ve leziz olur. Çünkü o hatasını bilmiş, yani Allah Teâlâ'nın kudreti ilähisi önünde küçüklüğünü, acizliğini anlamış ve itiraf etmişdir.
Bundan dolayıdır ki onun evvelki en çorak verimsiz ve gafllane amelleri mürşidi kämilin nazarıyla (Cenab-ı Hakk'ın izni ile) yemiş veren bereketli, münbit mahsuldar topraklar gibi olur.
Yukarıdakı sözlerden; mürşidi kämile teslim olmanın lüzumunu, teslimiyetten sonra o kişi-nin mizaç, ahlák ve itikadındakı mühim deği-şikliğe işaret olduğunu öğrenmiş oluyoruz.
Mirsadü'l-İbad kitabında, seyr ü sülükde şeyhe olan ihtiyaç bahsinde şöyle denilmekte dir: (Faslü'l-Hitab'dan)
- Din yolunda sülük etmek ve yakın älemine
30
vasıl olmak için kamil bir seyhi rehber edin. Bağlanacağın şeyh hem velayet sahibi olsun. hem de rabbani bir tasarruf sahibi olsun! Bas kası derdine derman olmaz. Herşeyden nasib siz olmakdansa bir yerde mesafe almak daha iyidir. Elinde putlarla dolaşacak olduktan sonra çadırda uyuman daha evladır.
Mühim bir mektub (Reşahat'den): İbadetin hakikatı, benliği kaybetmek, Alla
hū Teâlâ run azametinden utremek, yalvarmak ve kırık dökük olmakdır. Bu manalar, gönülde Ilahi azameti taraf taraf görmekle doğar. Bu saa det ask ve muhabbete bağlıdır. Ask ve muhab betin zuhůru ise evvellerin ve ähirlerin Efendisi ne uymakla kabildir. Uymak da uymanın yolu nu bilmeğe bağlıdır Elbetteki din ilimlerinin va risleri olan alimlere el uzatmak gerek. Fakat din alimliğini dünya kazancına vesile edinen ve ma kam sahibi olmakdan başka hırsı bulunmayan alimlerden uzak durmak şartıyla... Ve o derviş ler ki, raksederler, musiki dinlerler, ve ne verilir se kabul ederler. Onlardan uzaklaşmak
lazımdır... Sünnet ve cemaat ehli itikadına zıt, tevhid ve
fikir dinlemekden de perhiz etmek şart... İlim tahsilini de, Allah'ın Resülüne uymanın bir za rureti olarak yerine getirmek icab eder vesse lam.
Mevlana Sadeddin Kaşkari kuddise sirruh buyurur:
İnsanın her nefes alışında bir hazine heder olub gider. Her nefesde bilmedilir ki Allah hazır ve nazırdır. Bu şuur insana hakim olunca Al-lah'dan utanma duygusu da beraber gelir ve gaflet gider.
İnsanda gönül birdir. Ve o dünyaya sarkacak olsa Allah'dan mahrum olur. Allah'a yönelirse içinde bir pencere açılır ve o pencereden ilähi feyz güneşinin nuru girer. Bu nur doğudan batı-ya kadar her zerreye hayat verir. Ve yalnız pen ceresiz evler ondan nasibsiz kalır.
kikat nurundan devşirilmişdir. Kur'an ve hadi sin gerektirdiği tazimi evliya kelâmına da gös termek lazımdır. Kendi bahtiyarlığını dileyen kimse evliya kelamına da edeb ve saygı göster melidir.
Bir kimse öncelerin ve sonraların bütün flimlerini nefsinde toplasa son anın-da onlardan hiç bir falde bulamaz. Ta ki huzur hali ve Allah'ı bilme duygusu kendinde yer etsin.
Müride behemehal bir klavuz, bir delil lazımdır. Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar, afetler vardır. Susuzluk vardır. Yırtıcı vahşi hay vanlar vardır. İşte klavuz onu bu afetlerden sakındı-nr. Su bulunan yerleri gösterir. Meyvalı ağaçla ın bulunduğu bölgelere götürür. Halbuki tek başına, klavuzsuz olduğu takdirde, yırtıcı hay-vanların, akreplerin, yılanların, afetlerin bulun-
duğu bölgelere düşer, perişan olur, mahvolur. Ey, dünya yolunda yolculuk eden kişi! Kafile-den, klavuzdan ve arkadaşlardan ayrılma! Aksi halde malın da, rahatın da elinden gider.
Sen ey ahiret yolcusu, daima klavuzla bera-ber ol. Klavuzla birlikde bulun. Ta o seni varaca-ğın yere ulaşdırıncaya kadar.
Yolda klavuza yani mürşide hizmet et. Ona karşı edepli ol. Onun re'yinden ayrılma. Böylece o sana hakikatları öğretir. Seni kendisine yak-laşdırır. Sonra senin necabetini, sıdkını, ve ma-haretini gördüğünden yolda senin naip olman için talebde bulunur. Böylece seni yolun emiri.
yolcuların da sultanı yapar. Seni gidilen yolda ve binilen vasıtalarda kendi yerine halife yapar. NI-hayet gide gide seni peygamberinin huzuruna kadar getirir. Ona teslim eder. Seni ona yaklaş-dırır. Daha sonra, senin kalblere, hallere ve ma-
nalara naib olmanı talep eder. Böylece sen Alla-hū Teālā'nın kulları arasında elçi olur, peygam-berimiz sallallahu aleyhi ve sellemin maiyetinde hademe durumuna gelirsin. Vazifen icabı ola-rak da kâh halkın yanına gelir, käh Allah'ın hu-zuruna gidersin.
Fakat bütün bunlar öyle bir şeydir ki inzivaya çekilmekle ve boş temennilerle olmaz. Sineler-deki bu şeyin varlığını kişinin güzel amelleri tas-dik eder.
Milletlerin ferdleri arasından zuhur eden Al-lah dostları, milyonda bir denecek derecede az
ve nadirdir. Onlar, Al-lah'ın kelamını kalbleri ve mânä yönleri ile din-lerler. Ve bu güzel sesi, yani Allah'ın kelamını, azalarının işlediği salih amellerle tasdik ederler.
(Fethu'r-Rabbani 50. meclis)
İnsanların her birinin meşguliyeti ayrı ayrıdır. Kimisi, mevkii ve şöhret talibidir.
Kimisi, paranın, malın. mülkün kuludur.
Kimisi, devlet ileri gelen-lerinin kuludur.
Kimisi, nefsinin, giyim
ve kuşamının esiridir.
Kimisi, tuttuğu oruca güvenir.
Kimisi, kıldığı namaza güvenir.
Kimisi, rivayet ettiği hadise güvenir.
Kimisi, cehennemden korkar ve bu korkusu-na güvenir.
Kimisi, cennete girmek için bir çok ameller iş-lerler ve bu amellerine güvenir.
Bunlardan başka Allah için kalbleri çarpan, Allah'a bağlı, O'nunla beraber olan kişiler var-dır. Bunlar fanilere bağlanmaz, gönül vermez-ler. Bütün kuvvetleriyle Allah'ın dininin ayakda durması için çalışırlar, yardımcı olurlar.
Bu evsafdaki değerli kimseleri arayıp bulma-lı, bulmak nasib olursa iyice taharri etdikten sonra, onlara bağlanmalı, yani onlara intisap etmeli.
Bir hadis-i kudside: (Faslü'l-Hitab'dan)
Benim dostlarım örtülerim altındadır, onla-rın hakikatlerini benden başka kimse bilmez. buyurulmuşdur.
Düşünmeliyiz ki yolu zahir olan suret Kabe-sine rehbersiz yol bulamıyoruz. Oraya gidenler ise hem onu görmüşler, kaç adım olduğunu, ne kadar uzaklıkda bulunduğunu tayin etmişler.
Hakikat yoluna girip gayeye vasıl olmağı dü-şün! İlk bakışlarda görünmeyen binlerce nokta, binlerce mesafe... Bu yola, risâlet unsurları yй-ce Peygamberler kadem basınışlardır. Allah'ın selâtı selamı onların üzerine olsun. Düşün ki tek makam bile zahir değildir. Nitekim şöyle de-mişlerdir. Bu yolun erleri yüksek himmet ile ve maksuda tahsis-i nazarla gitmişlerdir. Bu se-beble yolda aşkdan başka bir şeye bağlanma-mışlardır.
Haliyle orada, adaleti çıkarsa kurtulur.. Aksi halde helik olur. *
**
Ravi: EBU HUREYRE.. Menkıbesi. 5. Hadis-i Şerifte..
١٠٥٦ مَا مِنْ أَحَدٍ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ يُحِبُّ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا إِلَّا الشَّهِيدُ يَتَمَنَّى أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا فَيُقْتَلَ عَشْرَ مَرَّاتٍ لِمَا يَرَى مِنَ الْكَرَامَةِ . ) رواه البخاري ومسلم عن أنس بن مالك رضى الله تعالى عنهم )
1056) «Cennete girdikten sonra, dünyaya dönmeyi isteyen, tek kişi yoktur. ŞEHİD müstesna.. İster ki dünyaya dönsün ve on de. fa ŞEHİD edilsin.. Sebebi: Gördüğü keramet..>>
**
ŞEHİD: Allah yolunda döğüşen ve ölen kimsedir. İlâhî bir gaye güt. meden ve imansız ölenlere şehid denmez..
*
Ravi: ENES'ten r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menkibeleri, 1. 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
1058) «Ademoğlu midesini doldurmaktan daha şerli bir kab doldur-madı.. Halbuki âdemoğluna, belini doğrultması için birkaç lokmacık kâfi.. Mutlaka yemek işini yapacaksa: -Mide-sinin üçte birini yemesine, üçte birini içmesine ve üçte biri-ni de nefes almasına ayırmalıdır..>>>
Mideyi, tıka basa doldurmak daima zararlı sonuçlar doğurur.. Mide İçindeki erimeden tekrar yemek de zararlıdır.. Sünnet olan odur ki: Acı-kınca, sofraya oturula.. Fazla doymadan da kalkıla..
1059) «Herhangi bir kimse, bu ümmetin işlerinden biri üzerine dü-şer de, aralarında âdil davranmazsa.. Ancak Allah-ü Taâlâ onu cehenneme atar..>>>
**
Ramuz şerhine göre: Kadılara, yani, hakimlere dikkat çekilmekte-dir.. Zehebî der ki:
Suikasdını ve kötü huyunu anlayan bir kadı, cehennemden kur-
tulması için derhal istifasını vermelidir..
Sonra da tevbe etmelidir.
**
Ravi: MA'KAL b. SINAN: Sahabedir. Ramuz şerhinde belirtildiği-ne göre çoğu yerde MA'KAL b. YESAR olarak geçer.. Mekke'nin fethi-ne, kavminin sancağım taşıyarak iştirak ettiği rivayetler arasındadır.. Allah ondan razı olsun..
8 senelik bir çalışma sonucu meydana getirilen Mecelle-i Ah-kâm-ı Adliyye'nin tedvininde başta Ahmed Cevdet olmak üzere devrin tanınmış hukuk otoriteleri vazife görmüşlerdir. Cemiyetin çalışmalarına geçmeden önce Ahmed Cevdet Paşa'dan başlayarak bu otorite şahsiyetlerin kısa birer terceme-i hallerini gözden ge-çirmek eserin değerini tebarüz bakımından herhalde faydalı olur.
AHMED CEVDET PAŞA Η. 1238-1312 (1822-1895)
H. 1238 (1822) de bugün Bulgaristan hudutları dahilinde bulu-nan Lofça'da dünyaya geldi. Babası Hacı İsmail Ağa, dedesi Hacı Ali Efendi'dir. İlk olarak Lofça müftüsü Hafız Ömer Efendi'den arapça ve fıkıh tahsil etmiş ve 1255 (1839) senesinin ilk aylarında İstanbul'a gelmiştir". İstanbul'a gelişinin hemen akabinde Fatih Camii'nde Tayranlı Mehmed Efendi'nin ve o günkü tasnife göre 4. tabakada bulunan diğer bir kısım hocaların derslerine devam et-miştir. Yine bu arada Şakir Efendi'nin mantık derslerine devam etmiş ve Vidinli Hoca'dan «Mutavvel»" okumuştur. Kara Halil Efendi'nin Fatih Camii'ndeki Vaz'iyye-i İsâm derslerine devam et-miş ve Halil Efendi ile bir çok mübahaselerde bulunmuştur. Farsça öğrenmek için de Murad Molla Tekkesi'ne devam etmiş, tekkenin post-nişini olan Mehmed Murad Efendi'nin ve Küçük Mustafa Pa-şa'da «Mesnevi okutan Hoca Hüsameddin Efendi'nin derslerinde hazır bulunmuş ve 9 Muharrem 1260 (30 Ocak 1844) de Murad Molla şeyhinden Mesnevi icazeti almıştır". Cevdet Paşa Tezâkirinde bu ilmi meclisler dışında edebî meclislere de devam ettiğini, soh-betinde bulunduğu şair Fehim Efendi'nin H. 1259 (1843) tarihinde kendisine «Cevdet mahlasını verdiğini ve «Edibler Meclisine» tak-dim ettiği ilk gazelinin beğenildiğini söyler".
Cevdet Paşa çok cepheli tahsil hayatını ikmalden sonra, pek çok çeşitli sahalarda vazife görmüş ve kendisinden çok çeşitli iş-
cümle mahakim-1 Nizamiyede düstur'ul-ameldir. (bk. A. Cevdet Ps., s. 63-64), Cevdet Ps. Tezakir'inde Bourèe'nin kendisine ziyadesiyle aleyhdar olduğunu kayd eder. (bk. Tezakir, IV, 95).
12. A. Cevdet Pg., s. 12-13.
13. Bådeddin el-Teftezani'nin (H. 722-792) üzerine yazdığı Meani ve Beyan hakkındakı meşhur eseri (bk. Keşf., I, 474).
lerde istifade edilmiştir. H. 1260 (1844) senesinde Rumeli kale-minde vazifeye başlayan Ahmed Cevdet Paşa, 23 Cumad'el-Ahire 1261 (29 Haziran 1845) de iptida-i hariç İstanbul rüûsu olarak tedris hayatına atılmış, maaşının kifayetsizliği sebebiyle mali sıkıntıya düçar olarak, o günlerde Şeyhulislam bulunan Arif Hikmet Bey'e ithafen yazdığı kasîdeden sonra maaşına bir miktar zam yapıl-mıştır". H. 1265 (1849) senesi Cumad'el-ûlâsında iptidâ-i hariçten, hareket-i harice terfi ederek" sırasıyla şu vazifelerde bulunmuştur: Η. 1270 (1854) Cemâziyul-âhirinde vak'anüvis, 1 C. Ahir 1272 (8 Şubat 1856) de Galata mevleviyeti, H. 1273 (1857) Receb'inde Mec-lis-i Tanzimat azalığı, H. 1278 (1861) Muharrem'inde Meclis-i Tan-zimat'ın Meclis-i Vâlâ ile birleşmesiyle Kavanîn Dairesi azalığı, H. 1280 (1863) Muharrem'inde Anadolu payesiyle Bosna ve Hersek müfettişliği, H. 1282 (1865) senesinin C. Ahir ayında Meclis-i Ha-zain azalığı, 21 Şaban 1282 (19 Ocak 1816) de Adana ve Halep vi-lâyeti teşekkülünda vezaretle vâlî, 21 Zilka'de 1284 (4 Mart 1868) de Divan-ı Ahkâm-ı Adliye reisliği, H. 1285 Muharrem (Nisan 1868) inde riyaset ünvanının vezarete tahvili ile vezaret, H. 1287 Muhar-rem (Nisan 1870) inde Bursa valisi, 1288 C. Ahir (Ağustos 1871) inde Şûray-ı Devlet azâlığı ve teşekkül eden Adliye Dairesi'ne reis-lik, 1288 Zilhicce (Şubat 1872) sinde ıslahat komisyonu azalığı, 18 Zilhicce 1288 (28 Şubat 1872) de Evkaf-ı Hümayun Vezareti, 1289 Rebiul-Ahir (Haziran 1872) inde Maraş valiliği, 8 Zilka'de 1289 (7 Ocak 1873) da tekrar Şuray-ı Devlet azalığı, 25 Sefer 1290 (24 Ni-san 1873) da Maarif Nazırlığı, 17 Sefer 1291 (5 Nisan 1874) de 3. defa Şuray-ı Devlet azalığı ile riyaset muavinliği, aynı senenin Ra-mazan'ının 23 ünde (4 Aralık 1874) Yanya valiliği, 8 Cemâziyul-evvel 1292 (12 Haziran 1875) de tekrar Maarif Nazırlığı, 2. Zilka'de 1292 (30 Kasım 1875'de Adliye Nezareti, 1293 Rebiul-Ahir (Nisan 1876) inde Suriye valiliği, bir hafta sonra 3. defa Maarif Nazırlığı, 27 Ramazan 1293 (16 Ekim 1876) de tekrar Adliye nazırlığı, 1293 Zilhicce (Aralık 1876) sinde nazırlığa ilâveten Şuray-1 Devlet riya-set vekilliği, 1294 Muharrem (Ocak 1877) inde Dahiliye nazırlığı, 1295 in Sefer ayında (Şubat 1878) tekrar Suriye valisi, 9 Zilhicce 1295 (4 Aralık 1878) de Ticaret nazırlığı, 1296 Şevvalinde (Eylül 1879) dokuz-on gün sadaret vekilliği ve vekiller heyetinin değiş-mesi ile 3 Zilkâde 1296 (19 Ekim 1879) da Adliye nazırlığı", 9 Ra-
Allah'ın rızkı ne mü'minden, ne kâfirden, ne takva sahibinden ne de fasıktan kısıtlanmış değildir.
Allah Teâlâ bu ayetlerde açık bir şekilde şunu anlatıyor:
Allah'ın rızası dışında yapılan bir amele sevap verilmeyeceği gibi onu yapanın gideceği yer cehennemdir, ancak Allah'ın rızası için yapılan amel. ler makbuldür. Dolayısıyla Allah rızası dışında yapılan bir amelin sahibine yorgunluk ve sıkıntı vermekten başka bir faydası yoktur.
Nitekim hadisi şerif bu gerçeği ifade etmektedir.
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuş
tur:
"Nice oruç tutanlar vardır ki, oruçlarının kendilerine açlık ve susuz-luktan başka bir faydası yoktur. Nice gece ibadetine kalkanlar vardır ki, ibadetlerinin kendilerine uykusuzluk ve yorgunluk dışında bir faydası
yoktur." Hadisten anlaşılıyor ki, Allah rızası için yapılmayan hiçbir ibadete sevap yoktur.
Nitekim bilge kişilerden birinin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Riya ve gösteriş için amel edenin durumu, çantasına para yerine çakıl doldurup pazara çıkana benzer.
Onu görenler aralarında şöyle konuşurlar:
Şu adama bakın! Çantası ne kadar çok dolu!
Oysaki çantadakilerin ona insanların söylediklerinin dışında bir fay-dası yoktur. Çünkü bir şey satın almak istese ona hiçbir şey verilmez.
İşte riya için amel eden kimsenin durumu da böyledir. Yaptığı ame-lin insanların övmeleri dışında kendisine bir faydası yoktur. Ayrıca böyle bir amelin ahirette sevabı yoktur.
Nitekim bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zer-reler haline getiririz (değersiz kılarız.)" Yani, Allah rızası için yapıl-mayan amellerin sevabını yok eder ve onları toz zerrecikleri haline so-karız.
"Bir adam Resulullah (sav)'e gelerek "Ey Allah'ın resûlü! Ben Allah rı-zası için bir iyilik yapıyorum ama insanların beni övmeleri de hoşuma gi-diyor." deyince şu ayet indi:" "Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa"
Yani, her kim Allah'ın huzuruna çıkmaktan korkarsa veya Allah'tan sevap isterse, "salih ameller işlesin" yani, sırf Allah rızası için amel etsin "ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın."ב
Hikmet ehlinden biri şöyle diyor:
Yedi şey vardır ki, bunları yaparken yedi şeyi göz ardı eden kimseye yaptığının bir faydası yoktur:
dığı geniş mână ve ifade ettiği derin gerçekler bakımından büyük öneme sahip åyet
ayet-i camia آیت جامعه : pek çok gerçekleri ve månåları kendinde toplamış olan âyet
ayet-i celile آیت جليله : yüce ayet, taşıdığı mână ayet-i celile gerçekler bakumundan çok buyuk õneme sahip âyet anemeciala ve ekber آیت اجمع و أعلى و
أكبر : en cami, en ali, çok büyük âyet: birçok månåları ve gerçekler kendinde toplayan (ecma) ve çok geniş ve yüce gerçekleri ifade eden(a'lä) ve ortaya koyduğu derin ve geniş månålar bakımından çok büyük (ekber) öne-me sahip olan åyet
ayet-i ekber آيت أكبر : çok büyük âyet; ortaya koyduğu derin ve geniş månålar ve gerçekler bakımından çok büyük ve çok önemli (ekber) olan åyet
ayet-i feth آیت فتح : fethi müjdeleyen ayet
ayet-i hamse آیت خمسه : beş ayet (bkz.ayat-ayet-i hamse)
ayet-i hasbiye آیت حسیه : "Allah (cc.) bize ye ter" mänäsında "hasbün'Allahu" sözü geçen åyet (bkz.Kur'an, 3/173; 9/129)
ayet-i kerime آیت کریمه : mubarek Kur'an ayeti
ayet-i kudsiye آیت قدسیه : kutsal yet, mübarek âyet
ayet-i Kur'aniye آیت قرآنیه : Kur'an ayeti
ayet-i kubra 1 : آیت کبری.çok büyük yet, bü-yük ve derin gerçekler ve mânâları ifade eden ayet 2.bu adı taşıyan risale, kitapçık (bkz. Ayet-ül Kübra Risalesi) 3.en büyük mucize 4.en büyük delil
ayet-i meşhure آبت مشهوره : meşhur yet, bir-çok kimse tarafından bilinen åyet
âyet-i muazzama آیت معظمه : muazzam (büyük( âyet, büyük ve derin gerçekleri ve mânâları ifade eden âyet
ayet-i mücesseme 1 : آیت مجسمه.cisim biçimi ne bürünmüş (gözle görülen) mucize eser 2. gözle görülen maddi delil
ayet-i Müdayene آیت مداینه : Müdayene borçlanma konusu ile ilgili âyet; Kur'an'ın ikinci sûresinde yer alan, uzunluğu bir sahi-fe tutan, borçlanma ile ilgili emir ve kuralları bildiren 282. âyet
ayet-i nuriye آیت نوریه : nur ayeti Allah'ın (c.c.) gökleri ve yerleri aydınlatan nurunu, Kur'an'ın Nur Süresi'nde misälle iyet. (bkz.Kur'an, 24/35 anlatan
A
äyet-i nuriye-i hasbiye ايت فورية حسب : içinde "Allah (c.c.) bize yeter" mânâsında "hasbu-nallahü sözü geçen, nurlu (akıl ve kalbi ay-dinlatan) ayet (bkz. Kur'an, 3/173 ve 9/129)
âyet-i pür-envar آیت پر انوار : içinde pekçok Al lah'ın (c.c.) yer ve gökleri aydınlatıcı nurunu, Kur'an'in Nur Suresi'de misälle anlatan âyet (bkz. Kur'a, 24/35(
âyet-i Rabbaniye آیت رئانیه : butün varlıkların gerçek ve tek sahibi (Rab) olan Allah'ın (c.c.), her biri birer mu'cize olan iş veya eseri. (bkz Rab)
ayet-i rahmet آیت رحمت : rahmet ayeti, Allah'ın (c.c.) sonsuz merhamet sahibi olduğunu gös teren işaret, delil
ayet-i Sübhani آیت سبحانی : her türlü ihtiyaç ve kusurdan uzak (Sübhan) olan Allah'ın (c.c.) kitabındaki âyet
tekviniye آیت تکوینیه : tekvini yet, yara-dılış kanunu; Allah'ın (c.c.) emir ve iradesini gösteren, käinattaki varlık ve olayları düzen-leyen kanun (bkz.âyât-ı tekviniye, âyâtullah)
ayet-i tenzil آیت تنزیل : vahiy ile kısım kısım in-dirilen åyet
âyet-i tevhidiye-i katia آبت توحیدیه قاطعه : Al lah'ın (c.c.) birliğini kesin ifade eden åyet
ayet-i uzma آیت عظمی : büyük yet, büyük ve derin gerçekleri ve mânâları ifade eden Kur'an âyeti
âyet-i "ve må yenbegileh آیت وما ينبغى له : "ve må yenbeğilehű", "zaten bu ona gerekmez" meålindeki âyet (bkz. Yasin Süresi, 36/69)
Ayet-ül Kübra Risalesi آیت الکبری رساله می : Be diüzzaman Said Nursî'nin (r.a.) eserlerinden biri olan Şuâlar adlı kitabın "Yedinci Şua" başlıklı bölümü
ayaktırmak uyandırmak, dikkatli ve yanık hale getirmek
anı basına topla ve gerçeği gör, oyan
almak kendine gelmek; aklı başına gelip gerçekleri görür hale gelmek
altmak uyandırmak; aklını başına al masini ve gerçekleri görmesini sağlamak
yine ayna 2. bir şeyin kendini göster mesine vasita olan nesne 3. (mec.) gerçeği duğu gibi gösteren eser, vasıta 4.(mec.) sahi bini tanıtıp gösteren eser.
ayine-/Ahmedive ابن أحمد:ir ayna göre vini yapan Hz. Muhammed (a.s.m.), (Allah'a ait) çeşitli mübarek isimleri ve guzellik leri bir ayna gibi kendi varlığı ve hayatı ile
yansıtan ve gösteren Hz. Muhammed (a.s.m.) byine-l azam آبينه، أعظم : çok büyük bir ayna
avine-l camia آیینه، جامعه : bir çok şeyi toplu halde birlikte gösteren ayna; (mec.) en gü zel ve en üstün yaratılışı ile yaratıcısının bir çok isim ve sıfatlarını ayna gibi gösterici ve Allah'ı (c.c.) tanıtıcı olan, bütün üstün güç ve yetenekleri ile insan
yine-l cemal آيينه جمال : )mec.) (Allah'a (c.c.) ait) güzellikleri ayna gibi gösteren eser
yine-i cemal-i İlahi آيينه جمال إلهى : )mec.) lah'a (c.c.) ait güzellikleri ayna gibi gösteren eser
İyine-i cemål-i zât-ı Ehadiye آبينة جمال ذات أحدية : (mec.) bir olan Zâtın Allah'ın (c.c.) güzellikle rini ayna gibi gösteren eser
ayine-l Ehad ve Samed آبينه أحد و صمد : )mec.( bir olan (Ehad) ve hiç bir şeye muhtaç olma-yıp her şey her an kendisine muhtaç olan (Sa-med) Allah'ı (c.c.), bu nitelikleriyle ayna gibi tanıtıcı olan kulu (Hz. Muhammed (a.s.m.) ve O'nun manevi kişiliği ve hayatı)
ayine-l Ehadiyet آیینه احدیث : )mec.) Allah'ın (cc.) birliğini ayna, gibi apaçık gösteren Allah'ın (c.c.) eseri
yine-lekber آیینه أكبر : en büyük ayna, kainat(, Allah'ın en büyük eseri
ayine-i ervah آبينة أرواح : Allah' (c.c.) isim ve s1-fatlarıyla tanıtıcı bir çeşit ayna görevi yapan ruhlar
ayine-i esma آيينه أسماء : )mec.) (Allah'a (cc( ait) isimleri ayna gibi gösterip tanıtan eser
ةyine-lesma-lilahiye أبينة أسماء إلهيه : )mec.) Allah'a
ayine-i mücellá
(c.c.) ait isimleri ayna gibi gösterip tanıtan Allah'ım (c.c.) eseri
ävine-i esma-i Rabbaniye سنة أسماء ربانية şeyin sahibi olan Allah'a (c.c.) ait) isimleri ayna gibi gosterip tanıtan Allah'ın (c.c.) eseri
ayine-i fikr آبية فكر : dusunce aynası, (mec.( zihin, akıl
ayine-i hava آية هرا : Allah'ın (c.c.) yaptığı bir çok harika işleri ve eserleri gösteren bir çeşit olayna görevi yapan hava
āyini hayat hayat aynası, Allah'ın (c.c.) hayat sıfatını tanıtan canlılar dünyası
ävine-i idrak idrak aynası, (mec.) an-lama ve kavrama, akıl gücü
ayine-i ilm أبينة علم : ayna gibi olan (llahi) ilim Allah'ın (c.c.) ezeli ilminde her şeyin ayda ki gibi yansıması, gorunur ve belirli olmasda
ayine-i insani آبينة إنساني : insanın aynası, (mec.( (ed.) insanın kişiliğini tanıtan vasıta (üslüp, anlatma tarzı)
âyine-i ism-i Hay ابية إسم حي : Allah'ın (cc.) Hay isminin aynası; (mec.) sonsuz hayat sahibi olan ve canlılara can ve hayat veren månäsın-da Allah'ın (c.c.) Hay ismini gösteren, canlı-lardaki canın ve hayatın özü ve temeli olan ruh
Alayine-i kalb آبینه قلب : kalb aynası; Allah'tan (c.c.) gelen ilhamları alan kalb denilen må-nevi ayna
ayine-i kemalat آبینه کمالات : )Allah'a cc. ait(
mükemmelliklerin aynası olan varlık, (mec.) Allah'ın (c.c.) son derece üstün ve kusursuz isim ve sıfatlarını ayna gibi yansıtan mükem-mel, san'atlı, güzel yaratılmış varlık(lar)
âyine-i mahlükat آیینه مخلوقات : mahlükatay-nası; Allah'ı (c.c.) isim ve sıfatlarıyla tanıtıcı bir ayna gibi olan yaratılmış varlıklar
ayine-i marifet آیینه معرفت : Allah (c.c.) tanıtıcı
ayna, (mec.) Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarnın yansımalarını ayna gibi gösteren ve akıl sa-hipleri için Allah'ı (c.c.) tanıma (marifet) ara-cı olan Allah'ın işi veya eseri
ayine-i mevcudat آیینه موجودات : mevcudat de-nilen ayna, (mec.) hârika ve san'atlı yara-dılışlarıyla Allah'ın (c.c.) kusursuz sıfat ve isimlerini ayna gibi yansıtan, apaçık gösterip tanıtan varlıklar dünyası
ayine-i mücella آیینه مجلا : parlak ayna (mec.(, ayna gibi gerçeklerin apaçık göstericisi, yan-Sıtıcısı
ای حکمت ! لو لور دیگه انسانلی، سلطان از لينك قدرتها لوفاق فراقفل رندن والق وفا عالمن جيهار بلان مخلوقار در سلطان از لی تون موجوداتی خنده بر انسانلرى كمن و امانت كرالى بره ويرمشدر بن حشر بوليله سعادت ابد به به متوجها حركت اتمكده بر دنیادہ کی انشمرده، او سعادت ابديه بولارين نامه اتمقلى ان الى المزاولان استعداد الرغزى تمالا ندير مقدر بوند ن صوكره شو عظیم انسان کروانه سلطانه از ليدن - سالت وظیفه مسیلم قلوب رياست ايدن بنم. ايشته أو سلطان از لينك - سالت براتي اولارم بطا ویردیگی
قرآن عظيم الشان المده در شبهه لها وارسه آل ، وقوا
محمد عربی علیه الصلاة والسلامه ویردیگی شو جوابالی، فرآندن مقتبس و قرآن ساندله سویلند یگند، قرآنك عنا صر ا سا سیه سنك شو درت مقصد ده تمرکز ایندیگی آخلا شیا بیور.
الجواب ) أو عناصر اربعه قرآنك هیئت مجموعه سنده بولوند یفی کی قرآنك سوره پرنده، آیت کونده کلا ملرنده، حتی کلمه برنده بیله صراحتاً و یا اشارتاً و يا مرزا بولو نقده در لی. چونکه قرآن کاتی جز و لرنده کوروندیگی کی قرآنك جزولری ده قرآنك كلنه آینه درولی بونك ايجوندر که قرآن
مشخص او لا یفی حالده ، افراد صاحب اولان کلی کی تعریف ايديالي .
سؤال ؟ ] (بِسْمِ اللهِ ) و (الحَمدُ لِلهِ ) کی آیت کرده مقاصد او بعد یه اشار تار وار میدر؟ الجواب ) اوت، (قُلْ) کلمه ی قرآنكه چومه برازنده مذکور د.. و یا مقدر در بو مذکور و مقدر اولان (قل) کلمہ برینه اساس اولیه اوزره (بسته الله ) در اول (قل) قلعه ی مقدر در.
یعنی، يا محمد بو جمله بي ان اناره سويله وتعليم است. ديمك بسمله ده الهی و ضمنی بر امر وار.
بناء عليه شو مقدر أولان (قُلْ ) امرى، رسالت و نبوته اشار تدر. چونکه رسول او لماسه ایدی تبليغ و تعليم مأمور اولمازدى. كذلك، مصرى افاده ليدن ( جار ومجرور ) لا تقديمي، توحيده ايجادر. وكذا، (الرحمن) نظام وعدالته، (الرحيم) ده حشره دلالت ايدر.
"Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezeli'nin kudretiyle, yokluk karanlıklarından varlık ve ziyá âlemine çıkarılan mahlúklardır. Sultan-ı Ezeli, bütün mevcüdâtı içinde biz insanları seçmiş ve emånet-i kübrayı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını te'min etmekle, re'sülmalımız olan isti dádlarımızı nemålandırmaktır. Bundan sonra şu azim insan kervanına Sultan-ı Ezeli'den risålet vazifesiyle gelip riyåset eden benim. İşte o Sultân-ı Ezeli'nin risålet beratı olarak bana verdiği Kur'ân-ı Azimüşşän elimdedir. Şübhen varsa al, oku!"
Muhammed-i Arabi Aleyhissalåtü Vesselâm'ın verdiği şu cevablar, Kur'ân'dan muktebes ve Kur'ân lisåıyla söylendiğinden, Kur'an'ın anasır-ı esâsiyesinin şu dört maksadda temerküz ettiği anlaşılıyor.
Suâl: Şu makasıd-1 erbaa Kur'ân'ın hangi âyetlerinde bulunuyor?
Elcevab: O anasır-ı erbaa, Kur'an'ın hey'et-i mecmûasında
bulunduğu gibi; Kur'ân'ın sürelerinde, âyetlerinde, kelâmlarında, hatta kelimelerinde bile sarahaten veya işareten veya remzen bulunmaktadırlar. Çünki Kur'ân'ın küllü, cüz'lerinde göründüğü gibi; Kur'ân'ın cüz'leri de Kur'ân'ın küllüne aynadırlar. Bunun içindir ki Kur'ân, "Müşahhas olduğu halde, efrad sahibi olan külli" gibi ta'rif edilir.
Sual: بِسْمِ اللهِ ve النذينهِ gibi ayetlerde makāsıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?
Elcevab: Evet, ) قل ( kelimesi, Kur'ân'ın çok yerlerinde mezkůrdur. Veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadder olan ) قل ( kelimelerine esas olmak üzere بِسْمِ اللهِ dan evvel ) قل ( kelimesi mukadderdir.
Yani, "Yâ Muhammed (m)! Bu cümleyi insanlara söyle ve ta'lim et." Demek besmelede İlâhi ve zımni bir emir var. Binâenaleyh şu mukadder olan ) قل ( emri, risalet ve nübüvvete işarettir. Çünki resül olmasa idi, tebliğ ve ta'lime me'mur olmazdı. Kezālik,
hasrı ifade eden câr ve mecrûrun takdimi, tevhide
imadır. Ve keza الرحمن nizam ve adalete, الرجيم de haşre delalet eder.
(Istanbul), Roma İmparatorluğunun resmi başkenti oldu.
1949 - İsrail, Birleşmiş Milletler örgütüne katıldı.
1978- Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Dr. Tahir Barçın vefat etti.
11 CUMARTESİ
SATURDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Onlar için de geleceğinde şüphe olmayan bir ecel takdir etmiştir. Yine de o zalimler inkârda direnip dururlar.
İsra Suresi: 99
BİR HADİS
Nasıl onların sizin hakkınızı gözetmelerini istiyorsanız, siz de çocuklarınız arasında adaletli davranın.
Taberanî
Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî îmânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye
1990 - Türkiye'de ilk özel televizyon kanalı test yayınına başladı.
1997 - İstanbul'da
Yenikapı Mevlevihanesi yandı.
2014 - Nakşibendi şeyhi Şeyh Nazım Kıbrısî vefat etti.
MAYIS
07
ÇARŞAMBA
9 1446 ZİLKA'DE
RUMI: 24 NİSAN 1441 HIZIR: 2
Süt anneleriniz ve süt bacılarınız (evlenme konusunda) size haram kılındı. (Nisa: 23)
BİR HADİS
Allah nesep sebebiyle evlenilmesini haram kıldıklarını, süt emme ile de haram kılmıştır.
(C. Sağîr, No: 988)
Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zâhiren bir cennet içinde olsa da, manen cehennemdedir. Ve her kim, hayat-ı bâkiyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır.
Allahım! Hamd yalnız sana özgüdür. Sen göklerin ve yerin nurusun. Hamd yalnız sana özgüdür. Sen gök ve yerleri ayakta tutansın. Hamd yalnız sana özgüdür. Sen göklerin, yerin ve bunların içinde bulunanların terbiye edicisisin. Sen Hak'sın, vaadin de haktır. Sözün haktır. Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır, cehennem de haktır. Peygamberler haktır. Kıyamet haktır. Allahım! Sana teslim oldum. Sana inandım. Sana güvendim. Sana yöneldim. Senin yardımınla düşmanlara karşı mücadele ettim. Hakkımı aramada senin hâkimliğine başvurdum. Şimdiye kadar yaptığım ve bundan sonra yapacağım hataları affet. Gizli işlediğim, aleni yaptığım hataları affet. İlâhî! Senden başka ilâh yok.
(Muslim, "Salätü'l-müsafirin", c. 199. Bk. Buhari, "Da'avát", 10, r. 6317; Ahmed b. Hanbel, 1, 308, г. 2812)
Rabbimizin arzu ettiği ve razı olduğu gibi, pek çok, lekesiz ve bereket üzerine bereket getiren hamd ile Allah'a hamd ederim.
(Ebü Davud, "Salát, 121, r. 773, Tirmizi, "Salát", 296, r 404, Nesal, futah", 36. 931)
Allahım! Beni, bana öğrettiğinle faydalandır. Bana faydalı olanı öğret. İlmimi arttır. Her hal üzere Allah'a hamdolsun. Cehennem ehlinin halinden Allah'a sığınırım.
(Tirmizi, "Da'avât", 129, n 3599; Ibn Măce. "Dua", 2, r 3833)
Rabbim! Zâtının azamet ve saltanatının büyüklüğünün gerektirdiği gibi yalnız sana hamd ederim.
(İbn Mace, "Edeb", 55, r. 3801; Taberaní, el-Mu'temul keht, XI, 343 344 г. 13297)
Yarattıklarının Yarattıklarının sayısınca Allah'a hamd ederim. dolusunca Allah'a hamd ederim. Göklerdeki ve yerdekilerin sayısınca Allah'a hamd ederim. Göklerdeki ve yerdekiler dolusunca Allah'a hamd ederim. Kitabının saydıklarının sayısınca Allah'a hamd ederim. Kitabının saydıklarının dolusunca Allah'a hamd ederim. Her şeyin sayısınca Allah'a hamd ederim. Her şey dolusunca Allah'a hamd ederim. Bir o kadar da Sübhanallah der, Allah'ı tesbih ederim.
(Ahmed b. Hanbel, V, 249, r. 22144, Bk. Nesai, es-Sunenu'l-kübra, IV, 73, 9921 Taberani, el-Mu'cemü'l-kebir, VIII, 284, r. 7930; 302, г. 7987)
Allahım! Geçmiş bütün günahlarımı bağışla. Kalan ömrümde de beni (kötülüklerden ve kötü şeylerden) koru. Razı ve hoşnut olacağın güzel amelleri bana nasip et.
Ahined & Harntial, V. 106, 25355, faberant, ed Dvd. 1. 1579, 1746)
Allah'a sığınırım! Allah'a sığınırım! O benim Rabbimdir. O'na hiçbir şeyi ortak koşmam.
Who Davud "Salt", 361, 1525; (bn Mace, Dus 17,3882)
Allahım! İbrahim'in âl'ine rahmet eylediğin gibi Muhammed'e ve onun eşleriyle zürriyetine rahmet eyle. İbrahim'in ål'ini mübarek eylediğin gibi Muhammed'i, eşlerini ve zürriyetini mübarek kıl. Sen övülmeye layık ve şerefi yüce olansın.
Allahım! İlminle gaybleri bilirsin. Gücünle tüm yarattıklarına hâkimsin. Yaşamak benim için hayırlı ise beni yaşat, ölüm benim için hayırlı ise beni vefat ettir. Allahım! Açık ve gizli her yerde senin korkunu isterim. Öfkeli ve sakin halimde doğru ve hakkı söylemeyi senden isterim. Zenginlikte ve fakirlikte orta yolu tutmayı isterim. Tükenmeyen nimetlerinden isterim. Kesintisiz göz aydınlığı isterim. Hükmünden sonra rızanı isterim. Ölümümden sonra iyi bir hayat sürdürmeyi isterim. Cemâline bakma lezzetini, zarar veren bir darlık ve aldatıcı bir fitne olmaksızın sana kavuşmayı şevkle istiyorum. Allahım! Bizi iman ziynetiyle süsle, doğru yola kavuşanlara sebep olucu kıl.
(Nesål, "Sehv", 62, r 1305, Ahmed b. Hanbel, IV, 264, r. 18325)
Allahım! Beni bağışla, bana merhamet et, rızanı kazandıracak işler yaptır, bana afiyet ve hayırlı rızık ver. (Muslim, "Zikir, 35, Ebů Dávud. "Salat", 145, r 850. Ahmed b. Hanbel, IV, 353, 19110. Bk. Tirmizi, "Salát", 211, r. 284, Ibn Mace, "Dua", 4, 3845)
Allahım! Senden, kendisiyle kalbimi hidayet edeceğin, işlerimi toparlayacağın, dağınıklığımı düzene koyacağın, iç dünyamı güzel ahlâkla olgunlaştıracağın, böylece beni yücelteceğin, amelimi temize çıkaracağın, doğru yolu bana ilham edeceğin, ülfet edeceğim dostumu temin edeceğin ve beni her kötüden koruyacağın bir rahmet dilerim.
Allahım! Bana, sonrasında küfrün yeri olmayacak bir iman ve yakîn bahşet. Dünya ve âhirette senin nazarında şerefini elde edebileceğim bir rahmet ver.
Allahım! Hakkımda vereceğin hükmünde, lütfunla kurtuluşu, şehitler menzilini, bahtiyar kulların yaşantısını ve düşmana karşı yardımını dilerim.
Allahım! Görüşüm zayıf, amelim eksik olsa bile ben senden ihtiyacımın bir an önce görülmesini dilerim. Senin rahmetine muhtacım.
(مسلم، "الذكر"، رقم: ١٣٥ ابو داود، " الصلاة"، ١٤٥، رقم : ٨٥٠ ؛ احمد بن حنبل ، ٢٥٣/٤، رقم ١٩١٢، انظر إلى الترمذي، "الصلاة " ، ۲۱ ، رقم : ۲۸٤؛ ابن ماجه، "الدعاء"، 1، رقم : ٣٨٤٥ )
Ey işlere hükmedip gören, gönüllere şifâ bahşeder Denizleri birbirine karıştırmayıp aralarını ayırdığın gi beni de cehennem azabından, helâke götüren çağrıdan v kabirler fitnesinden koru.
Allahım! Yarattıklarından birine vaadettiğin veya kullarından birine vermiş olduğun halde benim görüşümün erişemediği, niyetimin ulaşamadığı ve dileğimin yetişemediği, kendisiyle senin rızanı arzuladığım herhangi bir hayır varsa, ey âlemlerin Rabbi, rahmetine dayanarak onu senden diliyorum.
Allahım! Ey sağlam ipin (şeriatin) ve dosdoğru işin sahibi! Senden gören, rükūya varan, secdeye kapanan ve sözlerini tutan kullarla ve huzurunda bulunan mukarreb meleklerle birlikte, ceza gününde güvence ve sonsuzluk gününde cennet istiyorum. Şüphesiz sen Rahîm ve Vedûd'sun; dilediğini yaparsın.
Allahım! Bizi sapmadan, saptırmadan doğruya eren hidayet rehberlerinden eyle. Düşmanlarınla harp halinde, dostlarınla barışık kıl! Sevdiklerini seni sevdikleri için severiz. Sana karşı gelene de senin düşmanlığın için düşman oluruz.
Allahım! Elimden gelen dua budur, kabul etmek sana aittir. Elimden gelen gayret budur, dayanağımız ise sensin.
Allahım! Kalbime nur verip aydınlat, kabrime nur verip
aydınlat. Önüme nur verip aydınlat, arkama nur verip
aydınlat. Sağıma nur verip aydınlat, soluma nur verip aydınlat. Üstüme nur verip aydınlat, altıma nur verip aydınlat. Kulağıma nur verip aydınlat, gözüme nur verip aydınlat. Saçıma nur verip aydınlat, derime nur verip aydınlat. Etime nur verip aydınlat, kanıma nur verip aydınlat. Kemiğime nur verip aydınlat.
Allahım! Nurumu büyüt, bana bir nur ver. Benim için bir nur kıl.
(Ey) izzeti bürünerek kendine bayrak edinmiş (Rabbim)! Sen münezzehsin. Mecd'i giyip onunla kullarına bolca ikram eden (Rabbim)! Sen münezzehsin. Tesbihin ancak kendisine yakıştığı ve gerektiği (Rabbim)! Sen pek yüce ve (noksan sıfatlardan) münezzehsin. Ey fazl, ihsan ve nimet sahibi olan! Sen münezzehsin. Mecd ve kerem sahibi! Sen münezzehsin. Celâl ve İkram sahibi! Sen münezzehsin.
Allahım! Seni hamd ile tesbih ve tenzih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diler ve sana tevbe ederim. Kötülük işledim, nefsime zulmettim; beni bağışla. Günahları bağışlayan ancak sensin.
(Nesal, es-Soneniu
4859, Tirmal "Da'av
475
19812)
Hamd ve tesbih Allah'a özgüdür. O'nun güç ve kuvvetinden başka bir güç ve kuvvet yoktur. Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve ilminin her şeyi kuşattığını biliyorum.
(Ebü Davud. "Edeb", 111, 5025, Nes
Mülkün sahibi ve noksanlıklardan beri olan (Allah')ı tenzih ederim. (3 defa)
(Nesai, "Kıyamu'l leyl", 37, 1699; Ahmed b. Hanbel, III, 406, 15354 15359
Ebü Davud, "Salat, 341, 1430)
Münezzehsin, mukaddessin, meleklerin ve ruhun Rabbisin.
النسائي، السنن الكبرى : ١٢٣/٩ - ١٦٤، رقم : ١٣٨٨ ، انظر الى ابي داود، الأدب ، ٢٢، رقم : (0) الترمذي، "الدعوات " ، ٣٠ ، رقم : ١٣٤٣٣ احمد بن حنبل، ۱۲/۱، رقم ١٩٧٩١ ٤٣٥١ ، رقم: (٢٨)
Ceberût sahibi, mülk sahibi, ululuk ve büyüklük sahibi Allah'ı bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim.
(Ebü Davud, "Salat 151,873)
Allahım! Bedenime afiyet ver. Allahım! Kulağıma afiyet ver. Allahım! Gözüme afiyet ver. Senden başka ilah yok, ancak sen varsın. (3 defa)
(Ebü Davud, "Edel", 111, r 5090, Ahmed b. Hanbel, V, 42, г 20430)
Allahım! Kâfirlikten ve fakirlikten sana sığınırım. Allahım! Kabir azabından sana sığınırım. Senden başka ilah yok, ancak sen varsın. (3 defa)
(Ebû Davud, "Edeb", 111, r. 5090, Ahmed b. Hanbel, V, 42, 20430)
Allahım! Bizimle sana karşı olan günahlarımızı ayıracak haşyet; kendisiyle bizi cennetine ulaştıracağın taât; kendisiyle bize dünya musibetlerinden koruyacağın yakînden bir parça nasip eyle. Bize hayat verdiğin müddetçe kulaklarımızı, gözlerimizi ve gücümüzü bizim için faydalı kıl. Soyumuzdan gelenler için de faydalı kıl. Zulmedenlere karşı bize yaptıklarının misliyle mukabele eyle. Düşmanlık yapanlara karşı bize yardım eyle. Dinimizle ilgili hususlarda bize musibet verme. Dünyayı en büyük gayemiz eyleme ve ilmimizi de sadece dünyaya has kılma. Bize merhamet etmeyen kimseleri, bize musallat eyleme.
Allahım! Senin rahmetini ümit ederim. Bir göz açıp yumuncaya kadar da olsa beni nefsime bırakma. Bütün hallerimi benim için ıslah et. Senden başka ilah yok, ancak sen varsın.
(Ebû Dâvud. "Edeb", 111, 5090)
Ey kalpleri yönlendiren Allahım! Kalplerimizi sana itaate yönelt.
(Muslim, "Kader", c. 17, Bk. Ahmed b. Hanbel, II, 168, r. 6569)
Allahım! Dinimi doğru kıl, o benim işlerimin ismetidir. Dünyamı da doğru kıl, hayatım onda geçmektedir. Ahiretimi de doğru kıl, dönüşüm orayadır. Hayatı benim için her hayırda artma (vesilesi) kıl. Ölümü de her çeşit şerden (kurtularak) rahat(a kavuşma) kıl.
(Muslim, "Zikir", r. 71)
Allahım! (Hayrımızı) artır, bizi (iyilik yönüyle) noksanlaştırma. Bize ikram et, bizi zillete düşürme. Bize ihsanda bulun, bizi mahrum etme. Bizi tercih et, (düşmanlarımızı) bize tercih etme. (Allahım!) Bizi razı kıl, bizden razı ol.
(Tirmizi, "Tefsiru'l-Kur'ân", 24, r. 3173, Ahmed b. Hanbel, 1. 34, r. 223)
Allahım! Peygamberin Muhammed'in senden istediği şeyin hayrından biz de istiyoruz ve peygamberin Muhammed'in sana sığındığı şeyin şerrinden biz de sana sığınıyoruz. Yardımına müracaat edilen tek kapı sensin; eninde sonunda sana ulaşacağız; hiçbir güç ve kuvvet yoktur ancak tüm güçler senin elindedir.
(Tirmizi, "Da'avat", 89, r. 3521. Bk Taberani, el-Mu'cemul-kebir, Vill, 226-227, 7791)
Allahım! Senden hayrın tamamını, hemen verilenini ve ileride verilecek olanını, bildiğim ve bilemediğimi isterim. Şerrin hepsinden, hemen verileninden ve ileride verilecek olanından, bildiğim ve bilemediğimden sana sığınırım.
Allahım! Senden, kulun ve peygamberin (olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in) istediği hayırları isterim. Kulun ve peygamberin (olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in) sığındığı şerlerden de sana sığınırım.
Allahım! Senden cenneti ve ona yaklaştıracak söz veya ameli (nasip etmeni) isterim. Cehennem ateşinden ve ona yaklaştıran söz veya amelden de sana sığınırım. Senden, benim için takdir eylediğin her kaza hükmünü bana hayırlı kılmanı dilerim.
(Ibn Mace, "Dua", 4, r. 3846. Bk. Ahmed b. Hanbel, VI, 134, 25019)
İlim ve hilim sahibi olan Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Azametli Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve yüce Arş'ın Rabbinden başka hiçbir ilâh yoktur.
(Buhari, "Tevhid", 22, r. 7426. Bk. Ahmed b. Hanbel, 1, 356, г 3354)
Allahım! Senin pâk, güzel, mübarek ve zâtına en sevimli ismin ile senden dilerim. O isminle çağrıldığın zaman cevap verirsin. O isminle senden istendiği zaman verirsin. O isminle senden rahmet talep edildiği zaman rahmet eylersin. O isminle sıkıntıdan kurtulmak için senden yardım dilendiği zaman sıkıntıdan kurtarırsın. (Ibn Máce, "Dua", 9, 3859)
Allahım! Dünya ve âhirette af ve afiyet dilerim. Allahımi Dinimde ve dünyamda, ailemde ve malımda senden af ve afiyet dilerim. Allahım! Ayıplarımı ört ve beni korktuklarımdan emin eyle. Önümden ve arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden beni muhafaza eyle. (Ayaklarımın) altında (yerin kayıp beni) kapmasından sana sığınırım.
(Ibn Mace, "Dua", 14, r. 3871. Bk. Ebû Dâvud, "Edeb", 111, r 5074, Ahmed b Hanbel, II, 25, r. 4785)
Allahım! Sabaha erdim. Seni şahit kılıyorum; Arş'ını yüklenenleri, meleklerini ve tüm yarattıklarını şahit kılıyorum ki şüphesiz sen, senden başka ilah olmayan Allah'sın. Muhammed de senin kulun ve peygamberindir.
(Ebû Dâvud, "Edeb", 111, r. 5069, Bk. Tirmizi, "Da'avat", 79, 3501, Sunenü'l-kübra, IX, 9, r. 9753)
Ey Kitab'ı indiren ve hesabı süratli olan Allahım! Müttefik düşmanları dağıt. Allahım! Onları hezimete uğrat ve onları sars.
(Buhâri, "Cihâd", 98, r. 2933, "Meğāzi", 29, c. 4115, "Da'avat", 58, 6392 "Tevhid", 34, r. 7489, Müslim, "Cihad", r. 21, Tirmizi, "Fedaliun-cihád", 8, 1678 Ibn Máce, "Cihad", 15, r. 2796; Ahmed b. Hanbel, IV, 353, г. 19107)
البخاري، "الجهاد" ، ٩٨، رقم (١٩٣٢ " المغازى " ٢٠، رقم : 1114 " الدعوات ، 1، رقم : ١٣٩٢ والتوحيد، ٢١، رقم ٧٨ ا مسلم "الجهاد، رقم (1) الترملي، فصائل الجهاد (٨، رقم) ابن ماجه، "الجهاد " ، أو رقم (١٣٧٩٦ احمد بن حنبل ، more ، رقم : )
Allahım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana havale ettim. Sırtımı sana dayadım. Ümit bağladığım sen, korktuğum yine sensin. Senden kaçıp sığınacak ve senin elinden kurtulacak bir yer varsa yine sensin. İndirdiğin Kitab'ına ve gönderdiğin Peygamber'ine iman ettim.
(Buhari, "Tevhid", 34, r. 7488. Bk. "Vudû", 75, r. 247; "Da'avat", 6, r 6311; 7, г. 6313; 9, г. 6315; Muslim, "Zikir, r. 56-57; Ebû Dâvud, "Edeb", 108, г. 5046; Tirmizi, "Da'avat", 16, r. 3394; 117, г. 3574)
Allahım! Çıkışın ve girişin hayrını senden isterim. Allah'ın adıyla girdik, Allah'ın adıyla çıktık. Rabbimiz Allah'a güvendik.
(Ebů Dâvud, "Edeb", 114, t. 5096)
Allahım! Ey Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver ve bizi cehennem azabından (ateşinden) koru.
(Buhari, "Tefsiru'l-Kur'ân", 36, n. 4522, "Da'avat", 55, r. 6389; Ebû Dâvud. "Salat", 361, r 1519, Ahmed b. Hanbel, III, 101, r. 11981)
البخاري، الجهاد ٢٥٠٠، رقم : ٢٨٩٢ و "الدعوات " ( ٢٧، رقم ۱۰۰ ، رف ۱۳۰۰، رقم ١٣٧٤ النسائل الاستعانة ... رقم 10، رقم : ٢٧٤٤٧، رقم : احمدی حلیل، ۱۸۳/۱، رقم (هما)
Ey gökleri ve yeri yaratan, görünen ve görünmeyeni bilen Allahım! Ey her şeyin Rabbi ve yegâne sahibi! Senden başka ilâh bulunmadığına şehadet ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun sana şirk koşmaya davet etmesinden sana sığınırım.
(Ebi) Davud, "Edeb", 111, r. 5067 Bk. Tirmizi, "Da'avat", 14, r 3392; Ahmed b Hanbel, II, 196, r. 6851)
Allahım! Şimdiye kadar yaptığım işlerin şerrinden de, bundan sonra yapacağım işlerin şerrinden de sana sığınırım.
(Müslim, "Zikir", r. 65-66; Ebû Dâvud, "Salat", 367, 1. 1550, Ibn Mace, "Dua", 3, r. 3839, Nesai, "Sehv", 63, r. 1307; Ahmed b. Hanbel, VL 100, r 24684)
Allahım! Yıkıntılar altında kalmaktan sana sığınırım. Yükseklerden düşmekten sana sığınırım. Boğulmaktan, yangından ve (elden ayaktan düşüp muhtaç olacağım) yaşlılıktan sana sığınırım. Ölüm esnasında şeytanın tasallutundan (yoklamalarından) sana sığınırım. Senin yolundan yüz çevirmiş bir halde ölmekten sana sığınırım. Hayvanların sokup zehirlemesi ile ölmekten sana sığınırım.
(Ebu Davud, "Salát", 367, r. 1552. Bk. Neshl, "İstiäre", 61, 5531 5533, Ahmed b. Hanbel, III, 427.г. 15523)
Allahım! (Cezalandırmak için) yakalayıp sıkıca tuttuğun şeylerin şerrinden Kerîm olan zâtına ve eksiksiz kelimelerine sığınırım. Allahım! Borç yükünü ve günahları ancak sen kaldırırsın. Allahım! Senin askerlerin mağlup edilmez. Senin sözüne karşı konulamaz. Hiçbir şân ve şeref sahibinin bana faydası yoktur, şân ve şerefi veren sensin. Seni noksan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamd ederim.
(Ebû Dâvud, "Edeb", 108, r 5052, Nesai, es Sunenü'l-kubrá, VII, 154, г: 7685)
Gazabından, kullarının şerrinden, gelip giden şeytanların sataşmalarından Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.
(Ebû Dâvud, "Tib", 19, r. 3893. Bk. Tirmizi, "Da'avat", 94, r. 3528, Muvatta, "S r. 9; Ahmed b. Hanbel, IV, 57, r. 16573)
Allahım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız sensin. Öyleyse tükenmez lütfunla beni bağışla, bana merhamet eyle. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız sensin.
(Buhâri, "Ezán", 149, r 834, Müslim, "Zikır", r. 48; Tirmizi, "Da'avat" 97. 1. 3531. Ibn Mâce, "Dua", 2, 3835)
Allahım! Senden hidayet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği İstiyorum.
(Müslim. Zaar, 72. Tirmizi, "Da'avát", 73, r 3489, ihn Mace. "Dua" 2.1 3832 Ahmed b. Hanbel, 1. 411, 1904)
Allahım! Açlıktan sana sığınırım; çünkü o (takatsiz bırakan) ne fena bir haldir! İhanetten sana sığınırım, çünkü o ne fena bir huydur!
(Ebú Divud, "Salár", 367, 1. 1547, Ibn Mace, "Et'ime", 53.354.
19,5468)
Allahım! Senden, işte sebât, doğrulukta azîmet isterim. Senden nimetine şükretmekte, ibadetini iyi yapmakta yardımını dilerim. Senden doğru bir dil, dürüst bir kalp dilerim. Hakkımda bildiklerinin şerrinden sana sığınırım. Hakkımda bildiklerinin hayırlısını senden dilerim. Hakkımda bildiğin günahlarım için senden bağışlanma dilerim. Şüphesiz sen gizli olanları en iyi bilensin.
(Tirmizi, "Da'avat", 23, r 3407)
Allahım! Seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi senden dilerim. Allahım! Sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha cazip kıl.
(Tirmizi. "Da'avat", 73, г. 3490)
Allahım! Senden faydalı ilim, temiz, helal rızık ve kabul edilecek amel istiyorum.
(to Mice, "käme", 12. c. 1925, Ahmed & Hanbel, VI. 305, 20602,322,26731
Allahım! Beni çok tevbe edenlerden temizlenenlerden eyle! ve iyice
(Tirmizi, Taharet", 41, r. 55)
Allah'ın adıyla Allah'a dayandım ve güvendim. Güç ve kuvvet ancak Allah'ın (lütuf ve ihsanıyla)dır.
(Ebû Dâvud, "Edeb", 113, r 5095; Tirmizi, "Da'avat", 34, r. 3426; Taberani, el Mu'cemu'l-kebir, IX, 201, г. 8889)
İhtiyaçlarımı gören ve beni barındıran, yediren ve içiren Allah'a hamdolsun. Bana ikram edip ikramını bol kılan; veren ve verdiğini bol kılan Allah'a hamdolsun. Her hal üzerine Allah'a hamdolsun. Ey her şeyin Rabbi ve sahibi ve her şeyin ilâhı! Ateşten sana sığınırım.
(Ebû Dâvud, "Edeb", 108, r. 5058. Bk. Ahmed b. Hanbel, II, 117, 5983, Nesai, e Sünenü'l-kubra, VII, 138, r. 7647)
Bedenime afiyet veren, ruhumu bana iade eden ve kendisini zikretme imkânı veren Allah'a hamdolsun.
(Tirmizi, "Da'avat", 20, r. 3401, Nesai, es-Sünenu'l-kubrä, IX, 320, r. 10636)
Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve tüm kem gözlerden Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.
(Buhari, "Enbiya", 10, r 3371; Ebû Dâvud, "Sünnet", 22. r. 4737; Ibn Mace, "Tib", 36, 3525, Ahmed b. Hanbel, 1, 236, r. 2112 Bk Tirmizi, "Tib", 18, г. 2060)
البخاري، الانبياء ٢٠، رقم : ۱۳۳۸ ابو داوده "السنة" ٢٢٠، رقم (۱۱۷۳۷ ابن ماجه، "الطلب". ٣٦ م رقم : ١٣٥٢٥ احمد بن حنبل ، ۱۳۷۱، رقم : ٣٣ ، انظر الى الترمذي، الطلب ١٨٠، رقم (١٠)
Allahım! Bana helâlini yeterli kıl, haramına ihtiyacım kalmasın. Beni lütfunla zengin kıl, senden başkasına ihtiyacım olmasın.
(Tirmizi, "Da'avat", 111, r. 3563; Ahmed b. Hanbel, 1, 153, г. 1319)
Rabbim! Bana yardım eyle, bana karşı olana yardım eyleme. Beni muzaffer eyle, bana karşı olanı üstün kılma. Benim lehime tertip kur, bana karşı olanların oyununu boz. Beni doğru yola ilet ve yolunda olmayı bana kolaylaştır. Bana zulmedenlere karşı bana yardım eyle.
Rabbim! Beni, sana şükredenlerden, seni zikredenlerden, senden korkanlardan, sana çok itaat edenlerden, mütevazı olanlardan ve sana yönelenlerden eyle.
Rabbim! Tevbemi kabul eyle. Günahımı temizle. Duamı kabul eyle. Kalbime hidayet nasip eyle. Dilimi doğru eyle. Delilimi sağlam kıl. Kalbimden nefret duygusunu çekip çıkar.
(Ibn Mâce, "Dua", 2, r. 3830 Bk. Ebû Dâvud, "Salat", 360, 15:10, Tirmi "Da'avat", 103, r. 3551, Ahmed b. Hanbel, 1, 227, r. 1997)
Allahım! Dirilerimizi ölülerimizi, küçüklerimizi büyüklerimizi, erkeklerimizi kadınlarımızı, hazır olanlarımızı burada bulunmayanlarımızı mağfiret eyle. Allahım! Bizden kime hayat verdin ise onu iman üzere yaşat, kimi vefat ettirirsen İslâm üzere vefat ettir.
(Ebû Dâvud, "Cenáiz", 60, r. 3201. Bk. Tirmizi, "Cenâiz", 38, r. 1024; Ibn Mäce, "Cenāiz", 23, r. 1498; Ahmed b. Hanbel, II, 368, r. 8809)
Allahım! Ölüm hallerini bana kolaylaştır.
(İbn Mace, "Cenāız", 64, r. 1623; Ahmed b. Hanbel, VI, 64, r. 24356, 66, г. 24481 151, r. 25176. Bk. Tirmizi, "Cenâiz", 8, r. 978)
Allahım! Günahlarımı, bilgisizlik yüzünden yaptıklarımı, haddimi aşarak işlediğim kusurlarımı, benden daha iyi bildiğin bütün suçlarımı bağışla. Allahım! Ciddi ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bilerek işlediğimi, ki bunların hepsi vardır, affeyle. Allahım! Şimdiye kadar yaptığım ve bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle. Öne geçiren de sensin, geride bırakan da sen. Sen her şeye gücü yetensin.
ابو داود، الجنائز"، ، رقم : ٣٣٠١ . انظر الى الترمذي، الجنائز"، ٣٨، رقم ١٩٣٤ و ابن ماجه "الجنائز، ۲۳ رقم ١٤١٨ ؛ احمد بن حنبل، ۳۱۸۲، رقم : ۸۸۰۱)
اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى سَكَرَاتِ الْمَوْتِ )
ابن ماجه، "الجنائز"، 14، رقم : ١٩٣٣ ٤ احمد بن حنبل، ١٤/٦، رقم: ٢٤٣٥٦ ٦٦٤ ، رقم : ٢٤٤٨١ ٤ 101، رقم : ٢٥١٧٦ - انظر إلى الترمذى، "الجنائز" ، ٨، رقم : ۱۷۸)
Halîm ve Kerîm olan Allah'tan başka ilah yoktur. Büyük Arş'ın rabbi olan Allah'ı tesbih ederim. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'a özgüdür. (Allahım!) Senden rahmetinin gereklerini, gerçekleşmesi kesin olan mağfiretini, her türlü iyilik ve nimetleri kazanmayı, her türlü günahtan da selamette olmayı istiyorum. Bende bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir keder, rızana muvafık olup da karşılamadığın hiçbir ihtiyaç bırakma. Ey merhametlilerin en merhametlisi!
(Tirmizi, "Salāt", 348, r. 479, Bk. ibn Mâce, "İkäme", 189, г. 1384)
Allahım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lütfettiğin afiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezadan ve senin gazabını üzerime çekecek her şeyden sana sığınırım.
(Müslim, "Zikir", r. 96; Ebû Dâvud, "Salát", 367, r. 1545, Nesai, es-Sünenu'l-kubrä VII, 233, r 7900)
Allahım! Beni doğru yola ilet ve o yolda başarılı kıl.
(Müslim, "Zikir", r. 78, Ebû Dâvud, "Hátem", 4, 4225)
Allahım! Beni hidayet verdiklerinden kıl, afiyet verdiklerinden eyle. Beni velîsi olduğun kimselerden eyle. Verdiklerini hakkımda mübarek eyle. (Meydana gelmesini) takdir ettiğin şeylerin şerrinden beni koru. Sen dilediğin hükmü verirsin, kimse senin aleyhinde hükmedemez. Sen kimin işini üzerine aldıysan o zelil olmaz. Rabbimiz! Sen (her türlü eksiklikten) münezzeh ve yücesin.
(Tirmizi, "Salát", 341, 464; Ahmed b. Hanbel, I, 199, r 1718 Bk. Ebu Davud "Salat", 340, r 1425; Nesäi, "Kıyamu'l-leyl", 51, 1 1745; Ibn Maca, "kime: 110, 1178)
Allahım! Yedi kat göklerin ve azametli Arş'ın Rabbi! Bizim ve her şeyin Rabbi! Ey Tevrat'ı, İncil'i, Kur'ân-ı Azîm'i indiren! Sen öncesinde hiçbir şeyin bulunmadığı Evvel'sin. Sen sonrasında hiçbir şeyin bulunmadığı Âhir'sin. Sen üzerinde hiçbir şeyin olmadığı Zâhir'sin. Sen ötesinde hiçbir şeyin olmadığı Bâtın'sın. Borç yükünden ve fakirlikten bizi kurtar.
(Ibn Máce, "Dua", 2, r 3831. Bk. Müslim, "Zikir", r 61; Ebû Dâvud 5051, Tirmizi, "Da'avat", 19, r. 3400, Ahmed b. Hanbel, II, 381, 8960) 108,
Bize yedirip içiren, ihtiyaçlarımızı görüp bizi barındıran Allah'a hamdolsun. İhtiyacını görecek, barınak verecek kimsesi olmayan niceleri vardır.
Muslim, "Zikir", 64, Ebû Davud, "Edeb. 108, 5053, Tirmizi, "Daavat 16 3396. Ahmed b. Hanbel, IM, 153, 12552)
الترمذي "الصلاة " ٢٤١٠، رقم : ٤٦٤ و احمد بن حنبل، (۱۹۹۷، رقم: ۱۷۱۸ - انظر الی ابی داود. الصلاة" ، ٢٤٠، رقم : ١٤٢٥ النسائي، "قيام الليل" ، رقم: ١١٧٤٥ ابن ماجه، "الإقامة ، رقم : ۱۷۸)
ابن ماجه، "الدعاء" ٢٠، رقم : ٣٨٣١ . انظر إلى مسلم " الذكر"، رقم : 110 ابو داود، "الأدب". ١٠٨، رقم ٥٠٥١ : الترمذي، "الدعوات" ، ١٩، رقم: ٤٣٤٠٠ احمد بن حنیل، ۳۸۷۲، رقم : ۸۱۲۰)
Allahım! Faydasız ilimden, ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten, kabul olunmayan duadan sana sığınırım.
(Nesai, "İstiäze", 64, r. 5536. Bk. Müslilm, "Zikir", r. 73; Ebû Dâvud, "Salát", 367, r 1548, Tirmizi, "Da'avat", 69, r. 3482; Ahmed b. Hanbel, 11, 340, r. 8488)
Allahım! Günahımı bağışla. Bana evimde bolluk ver. Rızkımı benim için bereketlendir.
(Ahmed b. Hanbel, IV, 63, r. 16599. Bk. Tirmizi, "Da'avat", 79, г. 3500)
Allahım! Kalplerimiz arasında ülfet meydana getir. Aramızdaki geçimsizliği düzelt. Bizi selâmet yollarına sevket, karanlıklardan kurtarıp aydınlığa kavuştur. Bizi, çirkinliklerin açık ve gizli olanlarından uzak tut. Kulaklarımızı, gözlerimizi ve kalplerimizi; eşlerimizi ve çocuklarımızı hakkımızda mübarek ve hayırlı kıl. Tevbelerimizi kabul et. Sen merhametlisin, tevbeleri kabul edersin. Bizleri verdiğin nimetlere şükreden, onları kabul ederek sana senada bulunanlardan eyle. Onları (âhirette) bize tamamla.
النسائي، "الإستعادة" ، ١٤ ، رقم : ٥٥٣٦ ، انظر الى مسلم "الذكر " ، رقم : ٧٣ ١ ابو داود، الصلاة، ٣٦٧ ، رقم : ١٥٤٨ : الترمذى، " الدعوات " ، ٦٩ ، رقم : ٣٦٨٢ ١ احمد بن حتيل ، ٣٤٠/٢ ، رقم : ۸۸۸۸)
Bir Allah'tan başka ilah yoktur. Askerini aziz kılmış, kuluna yardım etmiş, bölüklere yalnız başına galip gelmiştir. O'ndan başka hiçbir şey yoktur.
(Buhari Melati, 29, 4114; Muslim, Zikar 77: Ahmed b. Hanbel 11,307 806
Allahım! Sana teslim oldum, sana iman ettim, sana güvendim, sana yöneldim. Senin yardımınla düşmanlara karşı mücadele ettim. Allahım! Beni saptırmandan yine sana, senin büyüklüğüne sığınırım ki, senden başka ilâh yoktur. Cinler ve insanlar ölürler ancak sen ölmeyen, daima diri kalansın.
(Müslim, "Zikir", r. 67. Bk. Ahmed b. Hanbel, 1, 302, г. 2748)
Allahım! Beni güzel bir biçimde yarattın. Ahlâkımı da güzelleştir.
(Ahmed b. Hanbel, 1, 403, r 3823. Bk. Taberäni, ed-Dua, II, 1456, г 1.407)
Allahım! Şüphesiz sen cömertçe affedicisin, affetmeyi seversin, beni affet.
(Tirmizi, "Da'avat", 85, r 3513 Bk. Ibn Mäce, "Dua", 5, 3850, Ahmed b. Hanbel, IV, 171, 1. 25384)
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
Ben nefs-i emmareyi İngilizce'ye 'zalim' (tyrannical) olarak tercüme ettim. Bu bize zulmeden nefistir. İlginçtir; Mevlana nefs-i emmareden firavun olarak bahseder. Nefs-i emmareyi İngilizce'ye çevirmeye kalkıştığımda endişelenmiştim. Ben kimdim ki, kısır Kur'an ve Arapça bilgimle Kur'ani bir kavramı tercüme etmeye kalkışıyordum! Mevlana'nın kitabını okuduktan sonra, 'Elhamdülillah, tercümem o kadar da fena değilmiş' dedim, çünkü orada nefs-i emmare Firavun olarak tasvir ediliyor.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel27 Mayıs 2024 06:20
Ekim 2003 Sayı: 212 Şaban 1424-4.250.000 TL. (KDV dan
ALTINOLUK
aylık mecmua
KISSALAR VE HİSSELER
YanıtlaSil"Devletim yıkılır mı?"
Yavuz Sultan Selim, Piri Mehmed Paşa ile sohbet ederken, soh- betle ilgisiz bir sual sordu:
"Allah'ın izni ile büyük fetihler yaptık. Hâdimül-Haremeyni'ş- Şerîfeyn unvanına kavuştuk. Allah bize her zaman ve her mekânda zafer lütfetti. Hazinelerimiz tepeleme altın ile doldu. Buna rağmen bu devlet yıkılır mı?"
Piri Paşa şöyle cevap verdi:
"Hünkârım! Bu sendeki hal, sendeki ruh, sendeki kararlılık, sebat ve faziler sürdükçe bir şey olma ihtimali yoktur. Velâkin to- runlarınızın zamanında Rabbin ihsân ettiği mükâfatların, nimetle- rin şükrü eda edilmez, emanetlere sahip olunmaz ve hak tevzi edilmez ise, yıkılır!"
"Nasıl?" diye tekrar sordu Yavuz Padişah.
"En çok şu üç şeyden endişe ederim" diye cevap verdi Piri Paşa...
217
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:32
Yavuz Bahadıroğlu
Ve devletleri yıkan sırrı tek tek saymaya başladı:
"Bir: Sadrazamlık makamı, liyakate göre değil de, menfaat kar- şılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse...
"İki: Dünya malı, kalpleri işgal eder, rüşvet kapısı açılır, altın her kapıyı açar ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse...
"Üç: Devlet adamları, hanımlarının tesirine girer ve onların arzularına göre devleti yönetmeye başlarlarsa, bu devlet yavaş yavaş inkıraza (yıkılmaya) yüz tutar."
Piri Paşa'nın bu sözleri karşısında Yavuz bir süre suskun kaldı. Derin derin düşündü. Sonra tasalı tasalı vezirinin yű- züne baktı:
"Rabbim bizleri böyle bir akıbete dûçâr olmaktan korusun!" diye duâ etti.
Haram yemeyen ordu
Şanlı ordu Mısır'a day
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:34
Yavuz Sultan Selim ve Kutsal Emanetler
Yavuz Bahadıroğlu
YANITLASİL
yuksel6 Haziran 2024 04:35
oscar Yayınları
sy. 217.
Ajanlara darbe eğitimi
YanıtlaSilNasıl mı? Anlatalım... ABD Savunma Bakanlığı'na (Kara Kuvvetleri bünyesinde) bağlı olarak faaliyet gösteren Foreign Area Officers (FAO) adlı askeri birlikte
363
YanıtlaSilGörev yapan subaylar özel olarak seçilip yetiştirilir. Özünde hepsi birer istihbaratçıdır. Bu istihbaratçı subaylar, gideceği bölgenin dilini bir iki yıl içinde öğrenir, uygulama için bir süre turist olarak o ülkelere gider, toplumu ve kültürünü tanımaya çalışır.
Bu kişiler dünyanın değişik bölgelerinde operasyonel ve fikir üretici olarak çalışır. Unvanları ateşe, ataşe görevlisi, irtibat ofis görevlisi, NATO görevlisi, bölge birimleri yetkilisi gibidir. Başarılı olurlarsa, zirveye kadar yol açıktır.
Sadece FAO mensubu subaylara dağıtılan "The FAO Journal" adlı dergide, seçimden bir yıl önce Soner Çağaptay ve Khairi Abaza'nın bir makalesi yayınlandı. Makalenin başlığı aynen şöyle: İslamcıları sandıkta mmek...
Önce yazarları kısaca tanımakta yarar var. Abaza, Mısırlı Waft Partisi İlişkiler Komitesi'nin eski üyesi, Demokrasileri Savunma Birliği'nin lemli üyesi. Çağaptay ise Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları ümü üyesi ve yöneticisidir. Ağırlıklı olarak yakın doğu politikaları wrinde yoğunlaşır. İkisi de Pentagon'un rafine çocuklarıdır.
Rakinlere al
Olayların mânâsını kavramak için, o günün si-yasî güçlerinin tavırlarına bakmak gerekir. Bu güçler; a) sultan, b) sivil bürokrasi, c) ordu, d) itti-hat Terakki Cemiyeti, e) muhalefet partileri ve organ-ları, f) dış güçler, g) dış güçlerle bu yurdiçi güçler arasında irtibat görevi yapabilen organizasyonlardan masonluk, diye sıralanabilir.
YanıtlaSilŞimdi, 1908 ihtilali'nin perde arkasına bakalım.
YanıtlaSil
Yuksel6 Nisan 2025 22:49
BEYNELMİLEL SERMAYE
VE
İHTİLALLER
Dizgi Baskı Cilt: Otağ Matbaası Baskı Tarihi
Nisan-1974
KEMAL YAMAN
HENRY COSTON
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
188 1 İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
188 2 Günah, kalblerin heyecanıdır. Hiç bir bakış (kadınlara) yoktur ki, onda şeytanın tamaı olmasın. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
188 3 En büyük ecir, Mescide en uzak yerden gelenindir. Sonra uzaklık sırası ile. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
188 4 Kötülükten korunmak iki türlüdür. Birisi nikahla, diğeri iffetli olmakla. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
188 5 Namazda (secdede) eli (dirsekleri) bögre koymak, Cehennem ehlinin dinlenmesidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
188 6 Ezan, on dokuz sözdür. Kamet ise on yedi sözdür. Hz. Ebû Mahzure (r.a.)
188 7 Ruhlar, (muhtelif neviden) toplanmış askerlerdir. Onlardan Allah için tanışanlar, kaynaşırlar . Allah yolunda tanışmıyanlar, ihtilaf ederler. Söz açığa çıkınca, amel mahfuz olunca, lisanlar uyuşup, kalbler birbirine buğz edince ve her akraba sıla-i rahmi kesince, işte o zaman Allah onlara lanet eder ve sonra da onların kulaklarını sağır ve gözlerini görmez eder. Hz. Selman (r.a.)
188 8 Sarkıtmak, entari, gömlek ve sarıkta olur. Kim onlardan birini, böbürlenme veya kibir için yaparsa, Allah Teala kıyamet gününde o kimseye nazar etmez. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
188 9 "İstînâs" kendilerine selam verilen ev halkı, izin verinceye kadar hizmetçiyi çağırmandır. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
188 10 "İstînâs", ev halkına geldiğini bildirmek için, bir kimsenin "Subhanellah", Allahuekber, veya Elhamdülillah" demesi veyahutta "öksürmesi" demektir. Hz Ebu Eyyub (r.a.)
188 11 İslamda üç tip ev vardır. Yüksek olmayan, yüksek ve ğurfe (köşk). Yüksek olmayan eve bütün müslümanlar, sorulduğunda ancak "Ben müslümanım" diyerek girerler. Yüksek olanına ise bir kısım müslümanlar, amellerinin diğerlerinkinden daha faziletli olması sebebiyle, girerler. Ğurfe kısmına giriş sebebi ise, Allah yolunda cihaddır. Oraya girmeye, en faziletli mü'minler nail olurlar. Hz. Fadâle İbni Abid (r.a.)
514
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
bu, hocaya karşı olacaktır.. Buradaki hased ise, daha ziyade ilim öğren. mek hevesidir. Bu da arkadaşlara karşı olacaktır.
**
Ravi: MUAZ'dan ra. naklen BEYHEKI.. Menkıbeleri, 34. ve 12. Hadis-i Şerifte..
۱۰۰۲ لَيْسَ مِنْ عَبْدِ يَقُولُ : لَا إِلهَ إلا الله « مَائَةَ مَرَّةٍ ، إِلَّا بَمَنَهُ اللَّهُ تَعَالَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَوَجْهَهُ كَالْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ، وَلَمْ يُرْفَعْ لِأَحَدٍ يَوْمَئِذٍ عَلْ أَفْضَلُ من عمله ، إلا مَنْ قَالَ مِثْلَ قَوْلِهِ ، أَوْ زَادَ . ( رواه البيهقي عن أبي الدرداء )
1002) <<- Allah'tan başka ilah yoktur.. Kelime-i Tevhidini yüz defa okuyan her kulu, Allah-ü Taâlâ kıyamet günü yüzü mehtaplı gecedeki ay gibi olarak diriltir.. Hiç kimse için onun amelinden daha üstün bir amel çıkmaz.. Onun okuduğu kadarını veya daha fazlasımı okuyan müstes-na...»
**
Burada zikri geçen Kelime-i Tevhidi, hergün yüz defa okumak icab eder. Ve yetmiş bine tamamlamak gerekir..
Yetmiş bin defa okunan Kelime-i Tevhidin adı hatm-i kebir'dir.. Hatm-i kebir tamamlandıktan sonra yapılan ekseri dilek, Allah ta-rafından makbul olur.. Bu, denenmiştir.
** *
Ravi: EB'UD-DERDA'dan r.a. naklen BEYHEKÎ.. Menkıbeleri, 9. ve 12. Hadis-i Şeriflerde..
۱۰۰۳ لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَطَمَ الخُدُودَ ، وَشَقَّ اليوبَ ، وَدَعَا بِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ ) . (1) في الجزع والهلع والفزع عند المصائب . (متفق عليه عن ابن مسعود )
1003) «Yanakları döven, yakaları yırtan ve cahiliyet devri çağrılarıy la bağırıp çağıran bizden değildir..>>>
*
Bu, bir musibet, ölüm vb. şeylerde yapılması yasak edilen hareket-lerdir.
Cahiliyet devrinde ölüsü olan bir ev, hususî ağlayıcı tutar ve ağıt-lar yazdırır, okuturdu..
İslâmiyet bunu yasak etmiştir. Üç gün kadere teslim olarak taziyet; sonra herkes işine..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil515
Ravi: 1BN-1 MESUD.. Menkibesi, 47. Hadis-i şerifte.. İmamlar bu Hadis-i Şerifin sıhhatında müttefiktir..
( رواه الجماعة )
لا يَحْكُمُ أَحَدٌ بَيْنَ اثْنَيْنِ وَهُوَ غَضْبَانُ .
١٠٠٤
1004) «Hiç kimse, öfkeli bir halde iki kişi arasında hakim olmama-lıdır.>>>
**
Derler ki: Öfke gelince, akıl gider.
Sonra öfkeli bir kimse vicdanının sesini nasıl duyabilir ki?.. Çünkü o: Atalarımızın, şeytanın atı, kabul ettiği öfkeye binmiştir.
** Hadis imamları bu Hadis-i Şerifin sıhhatında müttefiktir..
۱۰۰۵ لَيْسَ مِنْ عَمَلِ يَوْمِ إِلا وَهُوَ يُخْتَمُ عَلَيْهِ ، فَإِذَا مَرِضَ الْمُؤْمِنُ قَالَتِ الملائكة : يَا رَبَّنَا عَبْدُكَ فَلَانَ قَدْ حَبَسْتَهُ ، فَيَقُولُ الرَّبُ : « اخْتِمُوا لَهُ عَلَى مثل عَمَلِهِ ، حَتَّى يَبْرَأَ أَوْ يَمُوت . . ( رواه الحاكم )
1005) «Hiçbir günün ameli yoktur ki, o günün sonunda mühür-lenmesin; mühürlenir..
Mümin hasta olduğu zaman melekler şöyle der: Ey Rabbımız, falan kulunu yaptığı ibadetten aldın?.. Rabb Taâlâ şöyle buyurur:
Önceki gibi amellerini tamamlayınız.. Taa, ölünceye veya hastalıktan kurtuluncaya kadar..>>
* **
İşte böylece iyi niyetli iman sahibi hasta olduğu zaman dahi, sağlı-ğında yaptığı iyi amellerden aldığı sevab kadar sevab alır.. Hatta daha fazlasını..
*
Ravi: HAKİM.. Menkıbesi, 22. Hadis-i Şerifte.
١٠٠٦ لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَلَمْ يَعْرِفْ حَقٌّ كَبِيرِنَا ، وَلَيْسَ مِنَّا مَنْ غَشْنَا ، وَلَا يَكُونُ المُؤْمِن مُؤْمِناً ، حَتَّى يُحِبُّ لِلْمُؤْمِنِينَ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ .
( رواه الطبراني عن ضميرة )
516
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
1006) «Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüzün hakkını tanı. mayan, bizden değildir..
Bizi aldatan, bizden değildir.
Mümin, -tam mümin olamaz-; taa, kendisi için sevdiğini, müminler için de sevinceye kadar..>>>
Burada bizden değildir, buyrulması; imandan çıkmıştır, manasına alınmamalıdır. Ancak:
Arzu ettiğimiz manada iman sahibi değildir.
Manasına alınmalıdır..
**
Ravi: ZAMİRE'den r.a. naklen TABERANI.. Menkibesi, 9. Hadis-i Şerifte..
**
ZAMIRE: Ibn-i Hacer bu zatım sahabe olduğunu yazar.. Hayatına dair daha başka esaslı bir kayda raslanmamıştır..
Allah ondan razı olsun.. (۲)
۱۰۰۷ لَيْسَ مِنّى ذُو حَسَدٍ ، وَلَا نَمِيمَةٍ ، وَلَا كَانَةٍ (1) . وَلَا أَنَا مِنْهُ .
( رواه الطبراني عن عبد الله بن يسر )
(۲) أى مخبراً بالغيب بواسطة النجوم ومراعاة قواعد حسابية .
1007) «Hasedçi, söz gezdiren ve kehanette bulunan, benden değildir. Ben de ondan uzağım..>>>
** *
Hased, dedikodu ve kehänet.. Üçü de cemiyetin ve insanlığın teme-lini kemiren yıkıcı hallerdir.
Kehânet, yıldız ve bazı hesab oyunlarıyla gaipten verilen haberin adıdır..
** *
Ravi: ABDULLAH b. YÜSR'den r.a. naklen TABERANI.. Menkı-besi, 9. Hadis-i Şerifte..
* **
ABDULLAH b. YÜSR: EN-NASRI.. Sahabe.. Bir rivayete göre: Humus valiliğini de yapmıştır.. Allah ondan razı olsun..
۱۰۰۸ لَيْسَ يَتَحَسَّرُ أَهْلُ الْجَنَّةِ عَلَى شَيْءٍ إِلَّا عَلَى سَاعَةِ مَرَّتْ بِهِمْ لَمْ يَذْكُرُوا ( رواه الطبراني عن معاذ ) اللهَ عَزَّ وَجَلَّ فِيهَا .
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil517
1-
:
1008) «Cennet ehli, hiçbir şeye hasret çekmez.. Allah'ı zikretmeden üzerlerinden geçip giden bir saate duyacakları hasret-müs-tesna..»
İşte zamanın kıymeti.. Boga harcanan zamanın pişmanlığı orada duyulacaktır..
Ravi: MUAZ'dan ra. naklen TABERANI.. Menkibeleri, 9. ve 34. Hadis-i Şerifte..
۱۰۰۹ ليس الشديد بالصُّرَعَةِ . إنما الشَّدِيدُ الذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ . ) رواه البخاري ومسلم عن أبي هريرة )
1009) «Güçlü olmak, tutup yere vurmak değildir. Asıl güçlü odur ki, öfke anında nefsine hâkim olur..>>>
Allah-ii Taâlâ cümlemize nefse hakim olmayı nasib etsin.. Çünkü asıl kahraman nefsine hakim olandır..
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
۱۰۱۰ ليَغْشَبَنْ أُمَّتِي مِنْ بَعْدِي فَتَنْ ، كَقِطَعِ اللَّيْلِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا ، وَيُمْسِي كافراً ، يَبِيعُ أَقْوَامٌ دِينُهُمْ بِعَرَضَ مِنَ الدُّنْيَا قَلِيل. ( رواه الحاكم عن ابن عمر )
1010) «Benden sonra ümmetimi fitneler kaplayacaktır.. Tıpkı kazan-lık gece parçaları gibi.. İnsan, o zamanda mümin olarak sabahlar; akşama kâfir olur.. Bir takımları dinlerini dünyanın fani olan az metama sata-caklar..>>>
Gerçekten Peygamber S.A. efendimizden sonra, pekçok fitne zuhur etmiştir. Halen de etmektedir..
Bilhassa dinini dünyaya değiştirenler.. Allah bunların şerrinden bizleri korusun..
Ravi: IEN-İ ÖMER'den r.a. naklen HAKİM.. Menkıbeleri, 7. ve 22. Hadis-i Şerifte..
518
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
۱۰۱۱ الَّذِي تَفُوتُهُ صَلَاةُ العَصْرِ كَأَنَّمَا وَتِرَ أَهْلَهُ وَمَا لَهُ .
( رواه الشيخان )
1011) «İkindi namazını kaçıran, ehlini ve malını yitirip tek başına kalan gibidir.>>>
**
Bu Hadis-i şerifte, ikindi namazını kılamayanın nekadar büyük ecirden mahrum olduğu anlatılmak isteniyor..
**
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte.. ۱۰۱۲ الَّذِي يَخْنَقُ نَفْسَهُ يَخْنُقُها في النَّارِ ، وَالَّذِي يَطْمَنُهَا يَطْمَتُهَا فِي النَّارِ .
( رواه البخاري عن أبي هريرة )
1012) «Kendini asan, kendini ateşe atmış olur.. Kendini vuran da, kendini ateşe atmış gibidir..>>
**
Burada intiharın kötülüğü anlatılıyor ve intihar edenin yeri açıkça cehennem olduğu belirtiliyor.. Bundandır ki, bazı imamlara göre, intihar edenin cenaze namazı dahi kılınmaz..
**
Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
۱۰۱۳ اللَّيْلُ والنَّهَارُ ، مَطِيَّتَانِ ، فَارْكَبُوهُمَا بَلَاغا إِلَى الْآخِرَةِ .
) رواه ابن عدى عن ابن عباس )
1013) «Gece ve gündüz, iki binektir. Onlara âhirete ulaşmak için bi-niniz..>>>
Burada binmekten maksat, onlara iyi amel yüklemektir. İster istemez onlara binmiş, ebedî âleme gidiyoruz..
**
Ravi: İBN-I ABBAS'tan r.a. naklen İBN-İ ADİYY.. Menkıbeleri, 42. ve 47. Hadis-i Şerifte..
١٠١٤ لَيَأْتِيَنَّ عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَطُوفُ الرَّجُلُ فِيهِ بِالصَّدَقَةِ مِنَ الذَّهَبِ ، ثُمَّ لَا يَجِدُ أَحَداً يَأْخُذُهَا مِنْهُ ، وَيُرَى الْوَاحِدُ يَنْبَمُهُ أَرْبَعُونَ أَمْرَأَةً يَلْدْنَ بِهِ مِنْ قِلَّةِ الرِّجَالِ وَكَثْرَةِ النَّسَاءِ . ( رواه الشيخان )
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil519
1014) «Eğer dilenmenin ne olduğunu bilseydiniz, bir kimse diğerine gidip birşey istemeye adım atmazdı..>>>>
***
Bu Hadis-i Şerif, 975 numaralı Hadis-i Şerifin aynıdır. Ravileri de aşağı yukarı aynı..
حرف الميم
۱۰۱۵ ماه زَمْزَمَ لِما شُرِبَ لَهُ . مَـ . مَنْ شَرِبَهُ لِمَرَضٌ شَفَاهُ اللَّهُ ، أَوْ جُوعِ أَشْبَعَهُ ( رواه الديلمي) اللهُ ، أَوْ لحَاجَةِ قَضَاهَا اللهُ . مَاء زَمْزَمَ شِفَاء مِنْ كُلَّ دَاء .
()
MİM - HARFİ İLE BAŞLAYAN
HADİS-İ ŞERİFLER
1015) «ZEMZEM suyu; içildiği -niyete göredir.
Hastalık için içene- Allah şifa verir.. Açlıktan dolayı içeni- Allah doyurur.. Bir hacet için içenin Allah hacetini bitirir.. ZEMZEM suyu, bütün dertlere devadır..>>>>
**
2.
ZEMZEM: Mekke'de bir kuyunun adıdır.. Harem-i Şerifte Kâbe'nin şark cenubuna düşer.. Derinliği yirmi dört metredir. Derler ki: O kuyuyu Cebrail açmıştır.. İbrahim'in a.s. hanımı Hacer ve oğ-
lu içsin diye..
Ravi: DEYLEMİ.. Menkıbesi, 4. Hadis-i Şerifte..
ما آمَنَ بِي مَنْ بَات شَبْعَانَ ، وَجَارُهُ جَائِعٌ إِلَى جَنْبِهِ ، وَهُوَ يَعْلَمُ بِهِ. ( رواه البزار عن أنس )
١٠١٦
1016) «Yanındaki komşusunun aç olduğunu bildiği halde, tok yatan kimse bana iman etmiş değildir..>
**
Müminler bir kardeştir. Birinin başı ağrısa, öbürünün de ağrır.. Komşu da aynı hakka sahiptir.. Yardıma muhtaç olduğu bilinir bilinmez koşulacaktır..
ars- a'la
YanıtlaSilmaya, kısaca bir yere, bir mekâna ihtiyacı yok-tur. Çünkü mekanı ve zamanı da o yaratmıştır. Yaratan yarattığına muhtaç olmaz. Allah'ın (cc) bir iş yapmak için zamana da ihtiyacı yoktur. Zamanı da, mekânı da yaratan O'dur. Zatında olduğu gibi, sıfatlarında ve işlerinde de, ne insana, ne de başka bir varlığa benzer bir yanı vardır. Kur'an'da geçen Allah'ın (c.c.) "arşı veya "kürsüsü sözleri bir benzetme ve bir mecazdır. Maddi ve manevi bütün varlık-lar dünyasının tek sahibinin ve bütün bunları emir ve yönetimi altıda tutanın ancak Allah (c.c.) olduğunu, özlü olarak anlatan bir sembol deyimdir. Bu deyimler gerçek mänäsıyle alına-maz. Gerçekten de, Ayet-el Kürsi'de, Allah'ın (c.c.) kürsüsünün bütün gökleri ve Yer'i ku şattığı belirtilmektedir. Ayetteki bu "kürsü", sonsuz kāinatı kuşattığına göre, bunu, gerçek månada bildiğimiz "kürsü" veya "taht" olarak anlamanın imkanı yoktur. Ancak bunu mecazi månäsiyle almak ve anlamak mümkündür. Bu durumda "kürsü" sözünden, Allah'ın (c.c.) sonsuz sıfatlariyle, sonsuz gücüyle, sonsuz ilmi ve iradesiyle her şeyi kuşattığını; tek, or-taksız, yardımcısız olan hakimiyetinin sonsuz ve sınırsız olduğunu anlayabiliriz
arsi a'la عرض اعلى : en yüksek arş, Allah'ın )c.c.), kainatı idaresinde bütün isim ve sıfat-larıyla häkimiyetinin ifadesi olan månevi en yüce makamı (bkz.arş)
ars-i azam عرش اعظم : en büyük ars, Allah'ın (c.c.), kainatı idarede bütün isim ve sıfatla rıyla hakimiyetinin ifadesi olan månevi en büyük ve yüce makamı (bkz.arş)
ars-i azamet عرش عظمت : )Allah)c.c. ait) son-suz büyüklük ve yücelik makamı (bkz.arş)
arsi azim عرش عظيم : büyük ars (bkz. arş-1 a'zam). Kur'an'da "arş" hakkında "azim" sıfa tı üç ayette geçer. (bkz. Kur'an, 9/129; 23/86, 27/26)
ars-i azim-i muhit عرش عظیم محیط : Allah'ın ( her şeyi kuşatan yüce ve büyük arşı (bkz.arş)
arsi ehadiyet عرض احدیت : ehadiyet arsı Allah'ın (c.c.) bir kısım isim ve sıfatlarıyla her bir varlıkta birliğini gösterdiği månevi yüce häkimiyet makamı
ars-hayat عرش حیات : hayatın yaratılması, devamı ve idaresinde Allah'ın (c.c.) isim ve kendini gösterdiği månevi yüce
arşi ve süllemi
44
arşı hayat ve ihya عرش حيات و إحياء : hayat ver me ve yeniden diriltme arşı, hayatın yaratıl masında, cansızlara can verilmesinde (ihya) Allah'ın (c.c.) kendisini isim ve sıfatlarıyla gösterdiği månevi häkimiyet makamı
ars Huda عرش خدا : Allah'ın (c.c.) arst, Allah'ın (c.c.) kâinatın idaresinde hâkimiyetini gös-terdiği manevi makamı
ars-llahi عرض إلهى : Allah'ın (c.c.) her şeyi häki-miyeti altında tuttuğu, her şeyi emir ve yöne timi altında bulundurduğu manevi makamı
ars- kemalat عرش کمالات :üstun vasıfların en yükseği, din ve ahlâkta en üstün derece.
arşı manevi عرش معنوی : manevi en yüksek makam
arşı marifet-i Rabbaniye عرش معرفت ربانیه : her varlığın gerçek ve teksahibi (Rab) olan Allah'ı (c.c.), isim ve sıfatlarıyla hakkıyla bilip tanı manın (marifet) en yüksek derecesi
arsi marifetullah عرش معرفت الله : Allah (cc( isim ve sıfatlarıyla hakkıyla tanımanın (mari-fetullah) en üstün derecesi
arşı Rahman عرش رحمن : her şeyi rahmetiyle kuşatan (Rahman) Allah'ın (c.c.) rahmet ve merhametinin månevi yüce makamı
arşı Rahmani عرش رحمانی : her şeyi rahmetiyle kuşatan (Rahman) Allah'ın (c.c.) rahmet ve merhametine ait yüce mânevi makamı
arşı rahmet عرض رحمت : Allah'ın (c.c.) rahmet ve merhametinin en yüksek derecesindeki mânevi makamı
arşı rububiyet عرش ربوبیتrablik makamı; Allah'ın (c.c.) her şeyin gerçek ve tek sahibi ve terbiyecisi sıfatına (rububiyet) ait månevi yüce makamı
arş-ûr Rahman عرش الرحمن : bkz.arşı Rah-man)
arş ve fers عرش و فرش gök (ars) ve yer (ferş( cc.arşın
eskiden kullanılan bir uzunluk öl-çüsü, yaklaşık 68 cm.
arşعرضی آ : Larsla ilgili (bkz.arş) 2.(fel.) sebep-ler zincirinde ilk başlangıcına doğru yükselen 3.Allah'ın (c.c.) yüce makamı ile ilgili (bkz. semavi)
arşi ve süllemi عرشی و سلمی : )fel.) sebepler zin-cirinde ilk başlangıca doğru yükselen (arşi) ve basamak basamak başlangıca doğru sıra lanan (süllemi)
A
arteryen
YanıtlaSilarteryen آرترين : yerin burgu ile delinmesiyle çıkarılan basınçlı yeraltı suyu
Art: Danya, Yer, Yerküre
arz 1 أرض yer 2 toprak 3. yeryüzü 4 mekân, bir şeyin bulunduğu, kapladığı alan 5 yurt
are ahiret ارض آخرت : bür dünya öbür dünya yurdu
arz beyza أرض بيضا : beyaz yer bazı tasav-vufçuların haber verdikleri bilinmeyen bir yer 2. buzlarla kaplı Dünya'nın kutup bölgesi
ariyye ارضيه : dünya'ya ait, yeryüzüne ait 2 dünyevi, dünya hayatını ön planda tutan 3.İslam dinine ait olmayan, insan düşüncesi-nin ürünü olan
Arz'in gömleği ارضك گملگی : Dunya'daki canlı-lar tabakası (biyosfer)
Arz simast أرض سیماسی : Dunya'nın güzel yüzü, güzel yer yüzü
Arzin أرضين : Dünya'lılar, Dünya'dakiler
Art اصلی : Dunya'lı, Dünya'da yaşayan
art : sunma, takdim etme 2 gösterme, bildirme
arz-i dehålet etmek عرض دخالت إيتمك : girmek
arze didar عرض دیدار : kendini veya güzelliğini gösterme
arz-endam عرض اندام : gelme, görünme, ken dini gösterme
art-1 hacet عرض حاجت : ihtiyacını bildirme
45
arzu-yu tenzih-i hakikat
arz-ı ta'zim ve hürmet عرض تعظیم و حرمت : )biri nin) büyüklüğüne saygı duyma ve saygılarını sunma
arz-ı tazimat عرض تعظیمات tavır ve hareketle büyük saygı belirtme
arz-ı teslimiyet etmek عرض تسليميت إيتمك : iti razdan vazgeçip saygı ile boyun eğmek
arz-i ubudiyet عرض عبودیت saygı içinde iba-dette bulunma, saygı içinde kulluk etme
arz etmek 1 : عرض إيتمك.sunmak 2 göstermek 3.saygıyla ifade etmek, saygıyla anlatmak, söylemek
arzihal etmek عرصحال إيتمك : durumunu arz et-mek, dileğini bildirmek
arz u ifade عرض و إفاده : sunmak ve anlatmak
arz u takdim عرض و تقديم : arz etme ve takdim
etme, saygıyla sunma ve saygıyle verme
arzı أرصلى : dünyalı, yeryüzünde bulunan ve yaşayan
arzu آرزو : istek
arzu-yu beka آرزوی بقا : sonsuz hayat isteği
arzu-yu diyanet آرزوی دیانت : dindarlık isteği
arzu-yu hayır آرزوی خیر : iyilik dileği
arzu-yu hilaf آرزوی خلاف : karşı düşüncede olma isteği, muhalefet arzusu
arzu-yu İlahiye آرزوى إلهيه : Allah'ın (c.c.) isteği
arzu-yu kalb آرزوی قلب : kalbdeki istek, gizli is-tek
arz-hal عرض حال : durumunu ve dileğini bil-dirme
arzu-yu masiyet آرزوی معصیت : gunah olan işleri yapma isteği, Allah'ın (c.c.) emir ve yasakları-na isyan isteği
arz hürmet عرض حرمت saygı sunma
ar2-1 iftikar عرض إفتقار : fakirliğini açığa vurma, fakirliğini bildirme
arz-i ihlas عرض إخلاص : içten bağlılık ve iyi ni-yetini bildirme
arz ihtiyaç عرض إحتياج : ihtiyacını bildirme
arz-i intizam عرض إنتظام : düzen verme, düzen ortaya koyma
arz- minnetdari عرض منتداری teşekkür borcu-nu sunma
arz-i münacat عرض مناجات : dua etme, dua ve kurtuluş dileğinde bulunma
arz-ı şükran عرض شكران : teşekkür sunma
arz-ı tahsin-i eser عرض تحسین اثر : eseri güzel bulduğunu bildirme
arz-i tazim عرض تعظيم : buyük saygı gösterme
arzu-yu medeniyet آرزوی مدنیت : medeniyet ar-zusu, uygarlıkta ilerleme isteği
arzu-yu merhamet آرزوی مرحمت : merhamet gösterme istek ve iradesi
arzu-yu nefsaniye آرزوی نفسانیه : nefsani arzu, insanı günaha iten istek
arzu-yu san'at آرزوی صنعت : san'at (zanaat) ar-zusu; üretim veya hizmeti kolaylaştıran alet ve makineleri yapma ve geliştirme isteği
arzu-yu taazzum آرزوی تعظم : kendini büyük görme ve gösterme isteği
arzu-yu tahkir آرزوی تحقیر : başkalarını küçük görme ve küçük düşürme isteği
arzu-yu tenzih-i hakikat آرزوی تنزیه حقیقت : ger çeği ve hakikati yanlışlardan arındırıp ortaya koyma isteği
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil28
Bunun üzerine, ev halkı anlaşmazlığa düştüler ve tartışmağa başladılar. (109) Kadınlardan birisi (Resûlullah Aleyhisselâma, istediğini getiri-
niz!) dedi.
Ömer b. Hattab (Sus! Siz, O'nun Sâhibelerisiniz.
O, hastalandığı zaman, gözlerinizi sıkar, yaş çıkarırsınız.
Sıhhatlı olduğu zaman da, boynundan tutarsınız, sıkarsınız!) de-di. (110)
Peygamber Aleyhisselâmın zevcesi Zeyneb de (Size bir ahid yaz-dırmak isteyen Peygamber Aleyhisselâmı, ne diye dinlemiyorsunuz?!)
dedi. (111) Kimisi (Resûlullâh Aleyhisselâm, sizin için yazacağını, yazsın. (112)
Kalem ve kâğıtı, yanına yaklaştırınız! (113) Sizin için bir yazı yazsın da, hiç bir zaman yolunuzu şaşırmayasınız!) (114) diyor.
Kimisi de (Ömer'in dediği, yerindedir.) diyordu. (115) Resûlullah Aleyhisselâmın yanında (116) anlaşmazlığı çoğaltıp sözleri birbirine karıştırdıkları (117) ve Resûlullah Aleyhisselâma baygınlık getirdikleri zaman (118), Resûlullâh : (Yanımdan kalkı-nız (119) Benim yanımda nizâ olmaz! (120)
Beni, kendi hâlime bırakınız!
(109) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 438, İbn-i Sa'd med b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari Sahih c. 3, s. 1259 Tabakat c. 2, s. 244, Ah-Sahih c. 5, s. 138, Müslim
(110) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 243-244
(111) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 245
(112) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325
(113) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 438-439, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 244. Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari lim Sahih c. 3, s. 1259 Sahih c. 5, s. 138, Müs
(114) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 439, Buharai Sahih c. 3, s. 1259 Sahih c. 5, s. 138, Müslim
(115) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 439, İbn-i Sa'd med b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari Sahih c. 3, s. 1259 Tabakat c. 2, s. 244, Ah-Sahih c. 7, s. 9, Müslim
(116) Müslim Sahih c. 3, s. 1259
(117) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 439, İbn-i Sa'd med b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari Sahih c. 3, s. 1259 (118 Tabakat c. 2, s. 244, Ah-Sahih c. 5, s. 138, Müslim-
) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 244, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 325
(119) Abdurezzak Musannef c. 5, s. 439, İbn-i Sad Tabakat c. 2, s. 244, Ahmed b, Hanbel Müsned c. 1, s. 325, Buhari Sahih c. 5, s. 138, Müslim Sahih c. 3, s. 1259
(120) Buhari Sahih c. 1, s. 37
PEYGAMBERİMİZİN VEPATI
YanıtlaSilBenim, şu içinde bulunduğum hal, sisin, beni davet ve meşgul et üğiniz şeylerden hayırıdır!) buyurdu. (121)
Ne büyük musibettir o musibet ki Anlaşmazlıklara düşmek ve söaler, birbirine karıştırılmak yüzünden, Resûlullah Aleyhisselamla, onlar için yazacağı yazı arasına gerilmiştir) (122)
Peygamberimizin Hz. All'ye Yazdırmak İstediği Şeyler
Hz. All der ki Resûlullah. Aleyhisselâm, ağırlaştığı zaman (Ey Alil Bana, bir kürek kemiği getir de, benden sonra, ümmetimi doğru
yoldan şaşırtmayacak şeyi, onun içine yazdırayım.) buyurdu, (123) Resûlullah Aleyhisselamın başı, kollarımın arasında bulunuyor du. (124)
Gidip gelinceye kadar kendisini gayb etmekten korktuğum için (125) (Ben, buyuracaklarını, ezberimde tutarım!) dedim. (126)
(Namaz kılmağa, zekât vermeğe devam etmenizi, ellerinizdeki kölelerin haklarını gözetmenizi tavsiye ederiml) buyurdu. (127)
(Eshedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdu-hù ve Resûlüh) diyerek şehadette bulunmayı da, emr etti,
(Bu iki gerçeğe şehadette bulunan'a, Cehennem ateşi haram olur.) buyurdu.» (128)
Peygamberimizin Hz. Osman'la Gizli Konuşması:
Peygamberimiz, ziyaretine gelen Hz. Osman'ı görünce, ona «Ya-kınıma gel! buyurdu.
Hz. Osman, yaklaşıp Peygamberimizin üzerine eğildi.
Peygamberimiz, ona, gizlice birşey söyledi.
Hz. Osman, başını kaldırınca, Peygamberimiz şeyi anladın mı?» diye sordu. «Sana söylediğim
Hz. Osman «Evet!» dedi.
Peygamberimiz Yakınıma gel!» buyurdu.
Hz. Osman, Peygamberimizin üzerine tekrar eğildi.
(121) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 242, Müslim Sahih o. 3, s. 1258
(122) Abdurrezza Musannef c. 5, s. 439, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, n. 244, Ah-med b. Hanbel Müsned e, 1, s. 325, Buhari Sahih c. 3, s. 1259 Sahih c. 5, 8. 138, Müslim-
(123) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, a. 243, Ahmed b. Hanbel Müsned e. 1, n. 00
(124) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 243
(125) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, n. 50
(126) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 90
(127) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 90
(128) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 8. 243
00
معيد فرار بحون اولا سه ایکی آبنبان عاشر ] بوهارفه تفسیر ده، منا فقر حقنده اولان اون ایلی ایت الله ايضاحات وتفصيلاتك بجنده، بعض هود منا إن بلاغتناك هو قار اگلا ناجعه و استفاده اتمه به جا اهميت نكته لدينا ذكر يد يالمنهك ستری و دیگر این ارده کی تحقیقه و ایضاحہ مختلف اولارقه ماهيت كفر يه تك تفصيلاتنه واهل نفاقك تمسك ايتد كارى شبه الريفيه يك از تماس ايديكم سنك حكمتي. وبالكن الفاظ قرآنيرنك اینجه اینجه اشارات ودلالتهرينك الميدانه بيران
YanıtlaSilاشارات الاعمار
ابدیلمه سندك سببي [ اوچ نکنه تا در .
برنجی نکته ی بدایت ظهور اسلامیتده، مهند و کتابز فرارك و نفاقه كرين اسکي دينارك منا فقاری کی، عینا بو زمان آخرده بر نظیره می چیقا جفنی درس قرآنید نه حکم بر سنوحات البله اسکی سعید حسن ایمن. من افطار حقنده کی آبیاری ایضاح ایله آن اینجه نکته لری بیانه ایمن. فقط من العر جبارك ذهنهريني بولانديرما من يحجون ما هيت مسلكاتريني و استناد نقطه لديني محمل براقمه، ايضاح ايمر من ذاتا - ساله نورك مسلگی او در که ذهن کرده برایز بر قمامعه ایجون سائر علما یہ مخالف اولارق، معار خلوك شبه الديني ذكر التمدن اويله بر جواب ويدركه، دها وهيم و وسوسه یه برها سر یہ بر قالماز اسکی سعید بوتفسیر ده رساله نور كبي، ذهنلرى بولاندير عام المجون بالكز
بلاغت نقطه سنده لفظك ودلالته واشاراته الهميت ويرحسن.
ایک نجی نکنه تا مادام قرآن حكيمك هر حر في اوقوغه سیاله او بله بر قیمتی اولورکه، بر حرف، اون، یون بيك و بيطار ثوابي و باقی میوه اخروى بي ويره جك ما هينده در. البته اسکى سعيدك بو تفسیرنده
بر صتاج کبی، به ذره کبی، قرآنك كلماتنه تماس اين نكته لرى ايضاح ايمي اشراف دخل اهميتز دكلور. بلكه كوز قيا قلد ينك كير بيطري و بلکه کو زیبگنگ ذره لری کی قیمتهای اولر یعنی حس اینتمشکی او دهشتهای حرب ایچنده بواینجه جان صباح کی مناسبتاری باز مقدمه و دو تو نمکدن، او هی خطنده
دوشمان خاله لری اونی شاشید تمامه، آوندن و از كبير مه من [ حاشیه ]
حاشیه ) عجبا بویله بر آدم هیچ ممکنید که دینی سیاسته دنیا به آلت اینیه بواتها می یا یا نارن نور طلبه الرندن زبیر، بايرام نه قدر عد الندن خارج به ظلم ابتد قاري احلا شيلير.
بدايت ظهور
YanıtlaSilBidiyeri zehér-a İslamiyet:
İslamiyet'in kışın başkan
دلالة Delaler: Delil obna
آمل يقال - niak: Minliklar, iki yuzhi olankar
الفاظ قرانية El Kar Iniye: Kur'an'a dit sozler, kelimeler
انتقاذ İstinad: Dayanma
إشارات İsarat: İşaretler
إثماء thâm: Sulama
كلمات Kelimat: Kelimeler, sözler
ماهِيَتِ كُفريه Mahiyet-i küfriye: Küfrün iç yüzü
ماهِيَتِ مَسْلك Mahiyet-i meslek: Mesleğin iç yüzü
ميوة اخروى Meyve i uhrevi: Ahirete dit meyve
معيد Muannid: İnadı
معارض Muanz: Karşı çıkan
مخالف Muhalif: Zad
مُنَاسَبَاتِ بَلاغَتْ Münasebât-ı belägat: Belågat alakalan
نظيره Nazire: Benzerini yapma maksadlı örnek
ستوكات Sünûhat: Kalbe ilham olunan ma'nalar
تفصيلات Tafsilat: Açıklamalar
تحقيق Tahkik: Etrafica araştırma
تتنك Temessük Sıkıca tutunma
علما Ulema: Alimler
وهة Vehim: Kuruntu
زمان آخر
Zaman-ahir: Ahirzaman
ذكر Zikir: Anma
2 Tinkth
YanıtlaSilHåşiye: Bu hârika tefsirde, münafıklar hakkında olan on iki ayet ile muannid käfirler için olan iki ayetin izâhát ve tafsilatının içinde, bazı çok münasebåt-belågatinin çoklar anlamayacak ve istifade etmeyecek ehemmiyetsiz nüktelerinin zikredilmesinin sırrı; ve diğer åyetlerdeki tahkike ve izäha muhalif olarak mahiyet-i küfriyenin tafsilatına ve ehl-i nifåkın temessük ettikleri şübhelerine pek az temas edilmesinin hikmeti; ve yalnız elfáz-ı Kur'âniyenin ince ince işârât ve delâletlerinin ehemmiyetle beyån edilmesinin sebebi "Üç Nükte"dir.
Birinci Nükte: Bidayet-i zuhûr-u İslâmiyette, muannid
ve kitapsız kafirlerin ve nifåka giren eski dinlerin münafıkları gibi, aynen bu zaman-ı áhirde bir naziresi çıkacağını ders-i Kur'ânîden gelen bir sünûhât ile Eski Said hissetmiş. Münafıklar hakkındaki âyetleri îzâh ile en ince nükteleri beyân etmiş. Fakat mütálaacıların zihinlerini bulandırmamak için mâhiyet-i mesleklerini ve istinåd noktalarını mücmel bırakmış, izah etmemiş. Zaten Risale-i Nûr'un mesleği odur ki, zihinlerde bir iz bırakmamak için, sáir ulemâya muhálif olarak, muȧrızların şübhelerini zikretmeden öyle bir cevab verir ki, daha vehim ve vesveseye yer kalmaz. Eski Saîd, bu tefsirde Risale-i Nûr gibi, zihinleri bulandırmamak için yalnız belägat noktasında lafzın delaletine ve
işărâtına ehemmiyet vermiş.
İkinci Nükte: Madem Kur'ân-ı Hakim'in her harfi okunmasıyla öyle bir kıymeti olur ki, bir harf, on, yüz, bin ve binler sevabı ve båki meyve-i uhreviyi
verecek mâhiyettedir. Elbette Eski Said'in bu tefsirinde bir saç gibi, bir zerre gibi, Kur'ân'ın kelimatına temas eden nükteleri izah etmesi israf değil, ehemmiyetsiz değildir. Belki göz kapaklarının kirpikleri ve belki gözbebeğinin zerreleri gibi kıymetli olduğunu hissetmiş ki,
o dehşetli harb içinde bu incecik saç gibi münasebetleri yazmaktan ve düşünmekten, avcı hattında
düşman gülleleri onu şaşırtmamış, ondan vaz geçirmemiş. (Hey)
Hâşiye: Acaba böyle bir adam, hiç mümkün müdür ki, dini siyåsete, dünyaya ålet etsin. Bu ithâmı yapanların ne kadar adaletten håriç bir zulüm ettikleri anlaşılır.
Nür Talebelerinden Zübeyr, Bayram
GİRİŞ
YanıtlaSilOSMANLI DEVLETİNDE HUKUK KAYNAKLARI
Yerli hukuk tedvini sadedinde, Osmanlı Devletinde son olarak yapılan çalışma (Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye)yi tedkik ve tahlile geçmeden önce; altıyüz seneden fazla bir müddet, islâmî bir devlet olarak tarihe geçmiş bir devletin, hukuki temellerini teşkil eden kaynaklara kısa bir göz atmak faydalı olur zannederim. Bu kay-nakların, hepsi, esasen ilk kaynak olarak göreceğimiz İslâm huku-kuna dayanmakla beraber veya daha başka bir ifade ile; İslâm hukukunun haricinde mütâlea edilmemesine rağmen, bizim bunları müstakil maddeler halinde ele alışımız; tedkikin kolaylaştırılması gayesine matûftur.
1. ISLAM HUKUKU
İslâm hukukunun ilk kaynağı Kur'an-ı Kerîm'dir. Kur'an Allah tarafından son peygamber Hz. Muhammed'e 12 sene, beş ay ve 13 günü Mekke'de, geri kalan kısmı 10 senede Medine'de ol-mak üzere 23 seneye yakın bir zaman içerisinde ihtiyaca göre kısım kısım gönderilen, 114 sûreden müteşekkil ilâhî bir kitaptır. Mekke'de gönderilen Ayetler kısa olup, ahlâkî öğütler, tevhid ve ibadetlere aiddir. Medine'de inzal olunan Ayetler ise; uzundur ve muamelât hakkındadır. Kur'an'ın 23 sene gibi uzun bir müddette peyder-pey gönderilmesi ve tamamlanmasını takiben de Hz. Peygamber'in vefat etmesi dolayısiyle; kendi zamanında tedvine gidilememiştir. Ancak bu Ayetler Zeyd b. Sâbit, Abdullah b. Mes'ud ve Ubeyy b. Ka'b gibi bazı Sahabe tarafından ceylan derisi, tuğla ve kerpiç gibi şeyler üzerine yazılmış ve bir kısım Sahâbe tarafından da ezberlen-miştir. Böylece Hz. Peygamber devrinde tedvin olunamamasına rağ-men Kur'an-ı Kerim'deki Ayetlerin zâyi olmasına ve tahrifine mani
1. Nisa Sûresi (IV), Ayet 105; Hicr Sûresi (XV), Ayet 9.
2. Ahzab Sûres! (XXXIII), Ayet 40.
3. Felsefet'ut-Teşri, s. 104.
OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
YanıtlaSilolunmuştur. Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir devrinde «Yemámesde çıkan bir muharebede yetmişe yakın hafızın şehid olması üzerine Hz. Ömer'in ikazı ve Hz. Ebû Bekir'in emri ile Zeyd b. Sabit'in başkanlığında bir heyet teşekkül etti. Ashabdan yanında Kur'an'dan Ayet ve Süreler yazılı olanlar ellerindeki bu malzemeleri getirdiler. Kur'anı ezberlemiş olan hafızlar da bu he-y'ete davet edildiler. Hey'etin yaptığı çalışma neticesinde tertib ettiği nüshayı Hz. Ömer hayatta ve Medine'de bulunan Ashâba oku-du. Hepsinin ikrar ve şehadeti ile böylece Hz. Ebû Bekir devrinde Kur'an cem edilmiş oldu. Hz. Ebû Bekir'in vefatından sonra Hz. Ömer'e ve O'nun vefatından sonra da kızı Hafsa'ya intikal eden bu nüsha üzerinde, Hz. Osman'ın halifeliği esnasında H. 30(650) se-nesinde teşkil olunan bir kurra heyetince Sûre sırası tesbit edil-di ve Hz. Ebû Bekir devrinde yapıldığı gibi Ashâbın tasviblerinden de geçtikten sonra, yedi nüsha yazdırıldı. Bu nüshalardan Mekke, Şam, Basra, Küfe, Bahreyn ve Yemâme'ye birer aded gönderildi. Bir tanesi de Hz. Osman'da kaldı. İşte bugün elimizde mevcut olan Kur'an-ı Kerim'ler bu nüshalardan istinsah edilmek suretiyle bir harf dahi değişmeksizin zamanımıza kadar gelmiştir".
İslâm Hukukunun ikinci ana kaynağı Sünnettir. Ehemmiyeti ve İslâm hukukundaki yeri pek çok Ayet ile sabittir. Bunlar dan el-Haşr Süresi'nin 7. Ayetinde bu ehemmiyet şöylece belirtil-mektedir: «... Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak etti ise ondan da sakının...>
Sünnet kelimesi Arap lügatinde yol ve âdet gibi manalara gelir. Istilahi, yani İslâm hukukunda ifade ettiği manada ise sünnet Pey-gamberimizden kavlen, fi'len ve takriren sadır olan şeyler olmak üzere üçe ayrılır. Kavlen sådır olan şeyler; Peygamberimize nisbet olunan sözlerdir ki, bunlara «Hadis» denir. Fi'len sadır olan şey-ler ise Peygamberimizin fiil, hareket ve davranışlarıdır. Takriri sünnete gelince bu; Peygamberimizin huzurunda veya devirlerinde söylenilir veya işlenirken, işitip veya görüp yasaklamadığı söz veya fiillerdir. Hz. Peygamber'in sükût etmeleri takrir olduğundan hak-kında hüküm olmayan bir söz veya harekete itiraz etmemesi ile meydana gelen bu 3. sünnete Hadis-i Takriri de denir.
Iema İslâm hukukunun ana kaynaklarından üçüncüsüdür. Lü-
4. Ayzu eser, s. 105-106.
5. Ilm-i kıraate vakıf Kur'an-ı Kerim mütehassisları
6. Ruh'ul-Mecelle, I, 31-33,
7. Necm Süresi (LIII), Ayet 3-4: Maide Süresi (V), Ayet 92: Nisa Süresi
(IV), Ayet 80.
& Ruh'ul-Mecelle, 1, 35.
2
+
YanıtlaSilOSMANLI DEVLETİNDE HUKUK KAYNAKLARI
3
gat manası ile azim ve ittifak manasını taşır. İslâm hukukundaki Istılâhi manası ise: Aynı devirde mevcut olan müctehidlerin bir şer'i hüküm hakkında ittifak etmeleridir Bu kimselerin müslüman olma-ları ve müştehid vasfını taşımaları şarttır. Bu ittifak iki şekilde olur. 1. Şekle azimet, icma-i kavli, icma-i ameli gibi isimler veril-miştir. Bu şekilde bir icmâın meydana gelmesi için bir hususda bü-tün müştehidlerin kavlen ve fi'len ittifak etmeleri şarttır. 2. şekle ise Ruhsat ve lemâ-i sükûti gibi isimler verilmiştir. Bu, bir mesele hakkında müctehidlerden bir kısmının verdiği bir hükmü, diğer bazı müctehidlerin duydukları ve öğrendikleri hålde âzâmî düşünme müddeti olan üç gün geçtikten sonra o hükmü reddetmeyip sükût etmeleri ile meydana gelen bir nevi ittifaktır. İcmâın şartı; aynı devirde yaşayan müctehidlerin bir hüküm hakkında toptan ittifak etmeleridir". İcmâın İslâm hukukunun ana kaynaklarından olduğuna şu Ayetler işaret etmektedir". Ayrıca buna dair pek çok Hadis-i Şerif de mevcuttur".
Kıyas: Lügat manası ile; takdir, bir şeyi diğer bir şey ile ölçmek demektir. İslâm hukukundaki manası ise; Kur'an, Sünnet veya icma ile sabit olan bir hükmün benzerini aralarındaki aynı cins illete binaen fer de izhar etmek demektir". Mesela: Bir Hadis'inde Peygamberimiz; buğdayı aynı miktar buğday ile sat-maya müsaade etmiş, fakat fazlası ile satmayı faiz olarak yasak-lamıştır. İşte buna kıyas ederek darıyı aynı miktar darı ile satma-nın serbest, fakat fazlası ile satmanın yasak olduğu neticesine va-rılır". Kıyas, bundan önce bahsettiğimiz üç delilin fer'i hük-mündedir. Çünkü onlardan hareketle bir neticeye varır. Yani kıyas yeni bir hükmü isbat ediyor sayılmaz. Kur'an, Sünnet ve lema ka-
9. İstılahat, I, 165.
10. Ruh'ul-Mecelle, I, 38.
11. Al-i Imran Süresi (III) Ayet 103 ve 110; Bakara Sûresi (II), Ayet 143; Tevbe Süresi (IX), Ayet 119.
12. إن امتى لا تجتمع على ضلالة > Türkçesi: Ümmetim asla dalálet üzere ittifak etmez. (İbn Mace, II, 1303, 3950 nolu Hadis).
< يد الله مع الجماعة > Türkçesi: Allah'ın kudret ve nusreti cemaatle be-
raberdir. (el-Cami'us-Sağır, II, 206; Nesel, VII, 92).
فمارأى المسلمون حسناً فهو عند الله حسن وما رأوا سيئاً فهو عند الله سي »
Türkçesi: Müslümanların İyi gördükleri şey Allah katında da iyi, kötü gördükleri şey de Allah katında kötüdür. (İbn Hanbel, el-Müsned, I, 379).
13. Istilahat, I, 171; Ruh'ul-Mecelle, I, 39.
14. Istilahat, I, 171.
+
YanıtlaSil4
OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
tiyyet, kıyas ise zanniyyet ifade eder". İslâm hukukçuları kıyasım şer'i bir delil oluşuna şu üç esasa bağlamışlardır: 1. Kur'-an'da buna işaret eden âyetler vardır". 2. Hadisler". 3. Sahabe-nin icmâi".
Kıyasın rükünleri ise dört tanedir. Birincisi asıl, makisun aleyh veya müşebbehünbih ismini taşır. Meselâ yukarıda kıyası izah eder-ken geçen buğday misâlindeki fâiz asıldır. İkincisi fer', makis veya müşebbeh ismini alır ki, ikinci misâlde geçen darı gibidir. Üçüncüsü illet veya sebebtir. Buğday misalindeki fazlalığa tekâbül eder. Dör-düncüsü hüküm diye isimlendirilir. Misalimizdeki buğdaylar arasın-daki fazlalığın haram oluşu hükümdür".
Yukarda kısaca izahına çalıştığımız İslâm hukukunun dört asli kaynağından başka İstihsan: Kıyas yoluyla adem-i cevâzı lâzım gelirken; Hadis, İcma, İzdırar ve Kıyas-1 hafi gibi sebeplerden bi-rinin mevcudiyeti ile tecviz olunan şeydir".
Mesâlih-i Mürsele: Şer'i bakımdan ne itibar ne iptal ve ne de ilga edildiği bilinmeyen maslahattır". İstishâb: Ma-
15. Ruh'ul-Mecelle, I, 40.
16. Ankebût Süresi (XXIX), Ayet 43; Haşr Süresi (LIX), Ayet 2.
Turkçesi: Ben bana vahiy - أنا اقضى بينكم بالرأى فيما لم ينزل على فيه ، 17 gelmediği hususlarda aranızda re'yimle hüküm veriyorum. (Ebû Davud, II, 75)
Mu'âz b. Cebeli Yemen'e kadı olarak gönderdiğinde Peygamberimizle ara-larında şöyle bir konuşma geçmişti:
كيف تقضى فقال أقضى بما فى كتاب الله قال فان لم يكن في كتاب الله قال فبسنة رسول الله صلى الله عليه وسلم قال فان لم يكن فى سنة رسول الله صلى الله عليه وسلم قال أجتهد رأبي قال الحمد لله الذي وفق رسول رسول الله صلى الله عليه وسلم
(Tirmizi, III, 616, 1327. Hadis) Türkçesi: Peygamberimiz Muâz'a nasıl hüküm vereceksin dediğinde, Mu'az cevaben: Allah'ın kitabındaki hüküm-ler ile cevabını verdi. Hz. Peygamber: Şayet Allah'ın kitabında bulamazsan ne yaparsın? Mu'az: Resûlullah'ın sünneti ile hükmederim, dedi. Hz. Pey-gamber tekrar: Resûlullah'ın sünnetinde de bulamazsan ne yaparsın? dedi. Mu'az da cevaben: Kendi reyimle ictihad ederim cevabını verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz: «Resûlünün elçisini muvaffak kılan Allah'a hamd ederims buyurdu.
18. Daha fazla malumat için bk. Masâdır'ut-Teşri', s. 34.
19. Daha fazla malumat için bk. Felsefet'ut-Teşri', s. 120-125; Istılahat, I, 171-195.
20. Ruh'ul-Mecelle, I, 42-43; Felsefet'ut-Teşri, s. 127-130.
21. Felsefet'ut-Teşri, s.130-133; Istilahât, I, 199-203.
5
YanıtlaSilOSMANLI DEVLETİNDE HUKUK KAYNAKLARI
zide sabit olup, bilâhare zail olduğu bilinmeyen bir hükmün halâ de-vam ediyor sayılmasıdır. İstidlal" gibi ve ayrıca Prof. M. Hamidullah'ın on kadar kaydettiği" ikinci ve üçüncü dere-cedeki kaynaklar vardır. Mevzuumuzla doğrudan doğruya alakalı bahisler olmaması dolayısiyle bu kaynaklar hakkında tafsilâta gir-meyip, bibliyografya vermek suretiyle iktifa ediyoruz".
2. FETVALAR
Fetva kelimesi lügat manası ile sorulan bir meseleye verilen cevap demektir. Istılahî manası ise: Sorulan bir dinî meselenin hük-münü beyan etmektir. Böyle bir soruya cevap vermeye «Iftâ», håll ve izahını istemeye ise İstiftâ denir. Soran kimse (müstefti», ce-vap veren «müfti» ve kendisiyle fetvâ verilen kavl «müftâbih» diye isimlendirilir. Fetvâlar birer hüküm mahiyeti taşımayıp, müf-tilerin şer'i kanunları delillerinden istinbat edip, müdevven hâle ge-tirmelerinden ibarettir. Kadılar ise bu tedvin edilen şer'i meseleler içerisinden, kendisine arzolunan dâvâya aid hükmü bulup tatbik eder. Şu hâlde fetvâları tatbik sahasına koyan müftiler değil, kadı-lardır. Müftilerde beş vasıf aranır: 1. İyi niyet, 2. İlim, hilm, vekâr ve sekinet, 3. Bilgide kuvvet, 4. İstiğna (kimseye muhtaç olmamak) ve kifayet, 5. Hak ile bâtılı kolayca ayırabilecek kuvvet".
Fetva müessesesinin tarihi seyrini takib edecek olursak altı devirde mütâlea etmek mümkündür.
1. Devir Peygamberimizin kendisine peygamberlik geldikten sonra vefatına kadar geçen devrede, sorulan suallere Kur'an-ı Ke-rîm'i esas alarak verdiği fetvâları içine alan devirdir. Böylece İs-lâmda ilk müfti Hz. Muhammed kabûl edilmiştir.
2. Devir Ashâb zamanında Sahâbenin verdiği fetvâları içine alan devirdir ki, H. 11 (632) senesi ile H. 40 (660) seneleri arasını içine alır. Hz. Ebû Bekir'in halife olduğu devrede (632-634) «Ifta mahkemeleri ismiyle bir müessese meydana gelmişti. Bu mahke-menin vazifesi fıkhî meseleleri araştırıp, gözden geçirmek ve tevcih olunan sorulara cevap vermekti. Bu devirde fetvâ vermek vazifesi ile meşgul olanlar arasında Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Abdur-
22. Felsefet'ut-Teşri', s. 134-135; Istilahât, I, 195-196; Ruh'ul-Mecelle, I, 44.
23. Felsefet-ut-Tegri, s. 133-134; Istilahât, I, 197.
24. İslâm Hukukunun Kaynaklarına Dair Yeni Bir Tedkik, Hamidullah, Is-lâm Tedkikleri Enstitüsü Dergisi, c. I, cüz 1-4, s. 63-66.
25. Masûdir'ut-Teşri, s. 19-177; Felsefet'ut-Teşri', s. 99-186.
26. Istilahat, I, 251.
27. LA, IV, 583-a.
520
YanıtlaSilHADIS-1 ŞERİFLER
Ravi: ENES'ten r.a. naklen BEZZAR.. Menkibeleri, 1. ve 108. H₂-dis-i şerifte..
۱۰۱۷ مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتِ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ إلا نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ وَغَشِدَهُمُ الرَّحْمَةُ وَحَفَتْهُمُ المَلائِكَةُ بَيْنَهُمْ وَذَكَرَهُمْ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ .
( رواه أبو داود )
1017) «Herhangi bir cemaat, Allah'ın evlerinden birinde toplanır, Allah'ın kitabını okur ve -manasımı aralarında anlamaya çalışırlarsa.. Ancak bunlara SEKİNET iner, kendilerini rah. met kaplar, çevrelerini melekler sarar ve Allah-ü Taâlâ yanın. da bulunanlara onları anlatır..>>>
SEKİNET: Pekçok manaya gelir.. Hemen hepsi tasavvufîdir. Bura-da itminan manasınadır. Kısaca manası: Kalb huzuru..
Ravi: EBU DAVUD.. Menkıbesi, 11. Hadis-i Şerifte..
۱۰۱۸ مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فَتَفَرَّقُوا عَنْ غَيْرِ ذِكْرِ اللَّهِ وَصَلَاةٍ عَلَى النبي صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّمَ ، إِلَّا كَأَنَّمَا تَفَرَّقُوا عَنْ جِيفَةِ حِمارٍ ، وَكَانَ ذَلِكَ الْمَجْلِسُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةٌ. ) رواه أحمد عن أبي هريرة )
1018) «Allah'ı zikretmeden ve Peygambere S.A. salavat getirmeden, toplanıp dağıdan her kavim, bir himar cifesinden dağılmış gi bidir.. Ve bu meclis, kendilerine bir hasrettir..>>>>
* **
İnsanlar bir gaye için toplanmalı ve aynı gaye üzerine dağılmalıdır; ve bu gaye ahlâk ve fazilet üzerine olmalıdır..
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menki-beleri, 1. ve 5. Hadis-i Şerifte..
۱۰۱۹ مَا اخْتَلَطَ حَتَّى بِقَلْبِ عَبْدِ إِلَّا حَرَّمَ اللَّهُ جَسَدَهُ عَلَى النَّارِ .
( رواه أبو نعيم عن ابن عمر )
1019) «Bir kulun kalbine mahabbetim girerse, Allah-ii Taâlâ onun cesedini ateşe haram kılar..>>>
arzu-yu umumi
YanıtlaSil46
asar-tefa
arzu-yu umumi آرزوی عمومی: genelistek, her kesin isteği
asabiyet-i nev'iye ve milliye حشت نوعیه و ملیه millet ve soydaşlık bağı ve taraftarlığı
arzu-yuzati آرزوی ذاتی :kisinin kendi özel isteği arzuhal 1 : عرض حال.durumunu dile getirme 2 dilekçe
asabiyet-i unsurive milliyetçilik veya ırkçılık; milliyetçilik veya soydaşlık bağı
arzukes آرزرکش : istekli
asa آسا : )...-asa) gibi, (kelime sonuna eklenen son ek. (örnek: berk-äsä: şimşek gibi, cen-net-åså: cennet gibi)
asa عصا : degnek
Asa-i Musa 1: عصای موسی.Hz.Musa'nın mu'ci zeli değneği 2 Bediüzzaman Said Nursi'nin (r.a.) bir eserinin adı. (Hz.Mūsa, bir mucize eseri olarak değneğini taşa vurup taştan su çıkarması gibi, bu eser de, ölmüş ve taş kesil-miş kalbleri canlandıracak iman hakikatlerini Kur'an'dan ve Allah'ın (c.c.) her yerde gördü-ğümüz iş ve eserlerinden örnekler alıp ortaya çıkarmaktadır.)
asab عصب : sinir 2 damar.
asab اعصاب : sinirler 2.damarlar
a'sab-ı muharrike اعصاب محرکه : hareket sinir leri
a'sâb-ı muharrike ve hassase أعصاب محرکه و حساسه : hareket ve duygu sinirleri (beyin ve omurilikten gelen emirleri hareket organla rına götüren hareket sinirleri (muharrike) ile göz, kulak, dil gibi duyu (his) organlarından gelen duyumları ve uyarıları omuriliğe ve beyne götüren duyu sinirleri hassåse))
a'sab-i vechiye أعصاب وجهه : yüz sinirleri
asabi 1 : عصى.sinirli, çabuk sinirlenen 2.sinir-le ilgili
asabilik عصبيلك : sinirlilik hali, çabuk sinirlen me hali
asabiye 1 : عصبيه.sinirle ilgili 2.sinir hastalık ları
asabiyet 1 : عصبیت.asabilik, sinirlilik 2.soy-sop, akraba, kabile veya ırk bağlılığı ve taraf-tarlığı
asabiyet-i cahiliye عصبیت جاهلية : İslamiyet ön-cesi aşırı soy-sop, akraba, kabile ve ırk bağlı lığı ve taraftarlığı
asabiyet-i milliye عصبیت ملیه : milliyetçilik ark çılık, soydaşlık bağlılığı ve taraftarlığı
türler asabiyet-i nev'iye 1 : عصبیت نوعیه.bütün arasında en üstün tür olarak insan türünden olmaktan ileri gelen insanlar arasındaki bağ-lılık 2.soydaşlık bağlılığı ve taraftarlığı
ve taraftarlığı
مليلية abiyetten him, akraba, soy-sop bag lılığı ve taraftarlığı bakımından
asakir عساکر : askerler
asakir-i muvahhidin عساکر موحدين : Allah'ın (c.c.) birliğine inanan askerler, Müsluman askerler
asakir-i seyyare عساکر سیاره : seyyar (gezici as kerler; (mec.) Güneş sistemindeki gezegenler için mecazi ifade
اصالت : saygı uyandıran davranış şek asâlet li, güzel huyluluk 2.asillik, temiz soyluluk
asam آنام : gunahlar
asamm: sağır
asan kolay hafif
asansör آسانسور : yüksek binalarda dikine ha-reket ederek insan ve eşya indirip çıkaran kü çük bir odacık biçiminde araç
asar اعصار : asırlar, yüzyıllar
asar 1 : آثار.eserler 2 izler, belirtiler
asari acibe آثار عجیبه : hayret verici eserler
asar-salem آثار عالم : kâinattaki eserler
asar-i aliye آثار عاليه : değeri yüksek eserler
asar-i azamet آثار عظمت : yapıcısının buyüklü-
ğünü gösteren eserler
asar-i azime آثار عظیمه : büyük eserler
asari bahire آثار باهره : güzel eserler
asar-i bediiye آثار بديعيه : güzel sanat eserleri
asar-bergüzide آثار برگزیده : seçkin eserler
asar-ı beşeriye آثار بشريه : insan yapısı eserler
åsår-ı ceberut آثار جبروت : büyüklük ve häkimi yeti temsil eden eserler
asar-i celevat آثار جلوات ya yapıcısını isim ve st fatlarıyla tanıtıp gösteren eserler
asar-i celile آثار جليله : büyük eserler
asari celile ve cemile آثار جلیله و جمیله : buyük ve güzel eserler
asari din (dini, diniye( آثار دینیه : din ile ilgili eserler
äsäri efal آثار أفعال : yapılan işlerin sonuçları ve eserleri
äsår- enbiya
YanıtlaSilasarienbiya آثار انبیاء : peygamberlerin eserle ri, insanlığa kazandırdıkları değerler
äsär-ı esma-i İlahiye آثار أسماء إلهيه : Allah'ın )c.c.) mübarek ve kutsal isimlerinin kendini gösteren eserleri, belirtileri
asari fiiliye آثار فعلية : fiili eserler, gözle görülen etkili sonuçlar, belirtiler, izler
asari gazab ilahi آثار غضب إلهى : Allah'ın (c.c.) cezasının belirtileri
asar-giran-baha آثار گرانبها : çok değerli eserler
asar hafiye آثار حفيه : saklı ve gizli duran eser-ler, henüz ortada olmadığı için bizce gizli ka lan (fakat Allah'ın (c.c.) ikramı olarak inşal lah yazılacak olan) eserler
asar-ı haşmet آثار حشمت : sahibinin büyüklü-ğünü gösteren eserler
asar hasmetkarane آثار حشمتکارانه : sahibinin büyüklüğünü gösteren göz kamaştırır tarz-daki eserler
sari hayat آثار حبات : canlılık belirtileri, can-lılık izleri
asar- hikmet آثار حکمت : hikmet eserleri, bir çok gåyeler ve faydalar gözetilerek, tam uy-gun ve yerli yerinde yapılmış eserler
asar-i ihsan آثار إحسان : iyilik ve lütuf olarak ya-pılan eserler, ni'metler
asar-i İlahiye آثار إلهيه : Allah'a (c.c.) ait eserler
asar- ilham آثار إلهام : ilham eserleri, kalbe ge-len ilhamla yazılmış eserler
Äsär-ı İlmiye Kütüphanesi آثار علمیه کتبخانه سی : İlmi Eserler Kitaplığı månåsında bir basım ve yayınevi
asari kat'iye آثار قطعيه : kesin deliller, kesin bel-geler
asari kemal آثار کمال : mükemmelliğin belirtisi olan eserler
asari kemälät آثار کملات : mükemmelliklerin belirtisi olan eserler
asar-i kudret آثار قدرت : kudret eserleri, Allah'ın sonsuz güç ve kuvvetinin eserleri
åsår-ı kudret-i Rabbaniye آثار قدرت ربانیه : sonsuz güç ve kuvvet sahibi Rabb'in eserleri
asari kudsiye آثار قدسیه : kudsi (mübarek) eser-ler, kutsal kaynağa (Kur'an'a) dayanan eserler
asari lütuf آثار لطف : Allah'ın (c.c.) lütfu olan eserler
äsår-ı lütuf ve merhamet آثار لطف و مرحمت : Allah'ın (c.c.) lütfu ve merhametinin eserleri
47
äsår- san'at
asar-ı mahsusa آثار مخصوصه : özel nitelikler ta-şıyan eserler
äsår-ı medeniyet آثار مدنیت : medeniyet eserleri
äsår-ı meşhude آثار مشهوده : gözle görünen eserler
äsår-ı meşhude-i alem آثار مشهوده، عالم : dunya-da ve kainatta görülen eserler
asar-ı mucize آثار معجزه : mucize eserler
ásár-ı mucizekārane آثار معجزه کارانه : mucize ni teliğinde eserler
asar-ı muhtelife آثار مختلفه : muhtelif eserler, çeşitli eserler
äsår-i muhteşeme آثار محتشمه : muhteşem eser ler, büyük ve çok önemli eserler
asar-ı muntazama آثار منتظمه : düzenli, ölçülü ve tertipli eserler
asar-ı mübareke آثار مبارکه : mubarek eserler
asar-ınamadud آثار نا معدود : sayısız eserler
asar-i Nur آثار نور : Risale-i Nur adlı eserler
asar-i nuraniye 1: آثار نورانيه.nurlu, parlak, göz kamaştırıcı ve dikkat çekici eserler 2.(mec.( görüp inceleyen ve üzerinde düşünenlerin akıl ve kalblerinin iman ışığıyla aydınlan-masına yol açan eserler, inancı güçlendiren eserler
asar-i pür-nur آثار پر نور : çok nurlu eserler, (akıl ve kalbleri) aydınlatıcı eserler
asari Rabbaniye آثار ربانيه : her şeyin gerçek ve tek sahibi ve terbiyecisi (Rabb) olan Allah'a )cc.) ait eserler
asari rahmet آثار رحمت : rahmet eserleri, Allah'ın (c.c.), her şeyi kuşatan merhameti-nin eserleri
äsär-ı rahmet ve inayat آثار رحمت و عنایات : (Allah'a c.c. ait) rahmet ve inayet eserleri; Allah'ın (c.c.), her şeyi kuşatan merhametini ve yardımlarını gösteren eserler
asar-ı rububiyet آثار ربوبیت : )Allah'ac.c. ait) her şeyin sahibi ve terbiyecisi olma (rububiyet( sıfatını gösteren eserler
āsār-ı sabıka-i nuraniye آثار سابقه نورانیه :adı ge-çen nurlu eserler
asar-saire آثار سائره : öteki eserler
āsār-ı saltanat-ı zâtive آثار سلطنت ذاتيه : her şeyi tek olarak, sonsuz gücü ve ilmiyle hakimiye-ti ve emri altında bulunduran zâtın (Allah'ın cc.) eserleri
asar-san'at آثار صنعت : san'at eserleri
6
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
rahman b. Avf, Muaz b. Cebel, Übeyy b. Kab, Zeyd b. Sabit ve Hz. Aişe yer almakta idi.
3. Devir H. 41 (661) senesinden başlayarak 2. asrın (M. 8. asır) ilk senelerine kadar devam eder. Bu devre ait başta Hz. Aişe, Ab-dullah b. Ömer, Ebû Hilrcyre olmak üzere kırk büyük müfti bulun-makta idi.
4. Devir, H. 2. (8.) asrın ilk senelerinden başlayarak, H. 4. (10.) asrın ortalarına kadar devam eder. Mezheplerin kurucuları olan bü-yük imamlar bu devirde fetvå makamını işgal edenlerin başında. gelmekte idiler.
5. Devir H. 4. (10) asrın ortalarından başlayarak, Abbasiler'in yıkılışına H. 656 (1258) kadar devam eden devredir Bu devirdeki âlimlerin bir çoğu kendilerini fetvâya selahiyetli görmeyerek, bir ön-ceki devrede fetvā makamını işgal eden Imam Azam, Imam Şafii ve Imam Malik gibi müctehidlere tâbî olma yolunu tutmuşlardır. Imam Azam'ın talebesi olan İmam Ebû Yusuf, Harûn ur-Reşid dev-rinde (786-809) hem fetvå, hem kazā vazifesi ile muvazzaf bir zat idi.
6. Devir Bağdad'ın Moğollar tarafından alınmasıyla H. 656 (1258) başlar ve günümüze kadar devam eder. Bu devre içerisinde içtihad yapma vasfını haiz pek çok âlim gelip geçmiş, fakat müç-tehidlik iddiasında bulunmayarak büyük mezhep imamlarının çiz-dikleri usûlün dışına çıkmamışlardır.
Bu son devre içerisinde mütâlea edilen Osmanlılardaki fetvå müessesesi ise, Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi'nin istiklâlini ilân ettiği zaman kayınpederi Edebali'yi fetvâ işleri ile vazifelendirmesi ile başlar. Edebalinin vefatı ile H. 701 (1301-1302) yerine fetvå makamını damadı Dursun Fakih işgal etmiştir". Dur-sun Fakih'den sonra Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar geçen altı asırlık bir zaman içerisinde fetvâ makamını işgal eden pek çok büyük âlimler gelmiş geçmiş ve bir çok fetvâlar vermişlerdir. Bu fetvalardan bir kısmı kitap haline getirilmiş tab' olunmuş, bir kıs-mı ise yazma mecmualar halinde kütüphanelerimizde mevcuttur. Osmanlı Devleti'nde gerek kazada ve gerekse iftâda Hanefi mezhebi esas alınmış, bunu temin için de müftilere verilen menşûrlarda Ha-nefi imamlarının en sahih ve kuvvetli kavilleri ile iftâda bulunmaları emir ve tavsiye olunmuştur". Nitekim ileride de göreceğimiz üzere Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'de de aynı prensibin haricine çıkılma-mıştır.
28. Tarih Deyimleri, I, 615-621.
29, Padişah tarafından birine bir vazife tevcihini bildiren ferman. (Tarih De-yimleri, II, 478-479).
30. LA, IV, 583-b.
OSMANLI DEVLETİNDE HUKUK KAYNAKLARI
YanıtlaSil3. ÖRFI HUKUK
Örf kelimesi lügat manası ile; insanlar arasında tanınmış, be-ğenilmiş, güzel kabul edilmiş, redd ve inkâr edilmeyip tekrar edile-gelmiş olan şeydir. Tursun Beğ ise Tarih-i Ebu'l-Feth'de örfü; akıl esasına dayanan siyaset-i sultanis veya yasağı padişahi> denilen tedbir olarak tarif eder". Örf tabirinin bazan örf-i sultani şeklinde hükümdarın cemiyetin hayrı ve faydası için kendi irade-sine dayanarak çıkardığı kanunlar için de kullanıldığı görülmek-tedir". Fıkhi tarifi ise: Aklen ve şer'an iyi kabûl edilen ve selim akıl sahipleri yanında kötü teläkki olunmayan şeydir. Buna âdet ve teâmül de denir. Fıkhi ıstılahta örf önce ikiye ayrılır: 1. Kavli Örf, 2. Ameli Örf. Kavli örfü bir misalle izah etmek icab ederse; bir kimse filån eve ayağımı basmam diye yemin ettikten son-ra, o eve ayağını basmadan herhangi bir kimsenin sırtında girse yeminini bozmuş olur. Zira «ayağımı basmams sözü örfen o eve girmem manasınadır". Ameli örf ise bir yerde fiili bir şeyin in-sanlar arasında âdet ve teâmül haline gelmesidir. Meselâ bir böl-gede koyun etinin yenmesi mutad olduğu gibi, diğer bir yerde keçi etinin yenmesi mutaddır.
Örfü fıkhi manada tekrar ikiye ayırırız: 1. Umumi, 2. Hu-susi. Umumi Örf: Bir çok memleket ve cemiyetlerin müşterek olan örfleridir. Hususi Örf ise; muayyen bir memleketin veya cemaatin mükerreren işledikleri şeylerdir.
Sahabe devrinden zamanımıza kadar İslâm ümmeti arasında teamül hâline gelip, hakkında nass (Ayet, Hadis) bulunmayan ve müçtehidler tarafından takrir edilerek kendisiyle amel edilmiş bu-lunan bir örf icma gibidir. Kıyasa muhalif olsa bile onunla amel olunur. Fakat nass ile örf ve âdet arasında tenakuz olursa Imam Azam ve İmam Muhammed'e göre ness tercih edilir. Nass örften kuvvetlidir. Mümkündür ki, Örf ve adet batıl ve yanlış bir şey üzerine müesses olabilir".
İslâmiyet teessüsü sırasında insanlar arasında iyi telâkkî edil-miş ve teâmül haline gelmiş olan bazı örf ve âdetleri olduğu hâl üzere bırakmış ve böylece örf, âdet ve teâmül İslâm hukukunun kaynaklarından birisini teşkil etmiştir. Örf ve âdetin İslâm hu-
31. TOEM, Cüz 26, s. 11-13.
32. Os. Huk. Giriş, s. 103.
33. Istilahat, I, 197-198.
24. Istilahat, I, 199-201.
35. <İslâm Hukukunun Kaynaklarına Dair Yeni Bir Tetkik, Hamidullah, Is-lâm Tedkikleri Enstitüsü Dergisi, c. I, cüz 1-4, s. 63-66.
7
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilPeygamberimiz, yine, ona gizlice bir şey söyledi.
Hz. Osman, başını kaldırınca, Peygamberimiz «Sana söylediğim şeyi anladın mı?» diye sordu.
Hz. Osman «Evel! Onu, kulağım işitti, kalbim de, ezberledi. dedi. Bunun üzerine, Peygamberimiz, ona «Haydi giti» buyurdu. (129)
Peygamberimizn Hz. Ebû Bekir Hakkında
Yazı Yazdırmak İstemest:
Peygamberimiz, rahatsızlığı ağırlaştığı sırada, Abdurrahman b. Ebi Bekr'e Bana, kalem kâğıt getir de, Ebû Bekir İçin bir yazı ya-zayım ki, onun üzerinde anlaşmazlığa düşülmesin!» buyurdu.
Abdurrahman, kalem kâğıt getirmeğe gitmek için kalkınca, Otur! Ebû Bekir üzerinde anlaşmazlığa düşülmesine, Allâh da, Mü' minler de, razı olmaz!» buyurdu. (130)
Sonra, Hz. Aişe'ye Bana, baban Ebû Bekir'l ve senin kardeşini çağır, bir yazı yazayım.
Çünki, ben, bir heveslinin, heveslenip (Ben, bu işe, herkesten ön-ce gelirim!) demesinden korkuyorum. (131)
Oysa ki, Allah da, Mü'minler de, Ebû Bekir'den başkasına razı ol mazl buyurdu, (132)
Peygamberimiz «Bana, Ebû Bekir'i çağırınız!» buyurduğu zaman, Hz. Ömer'i çağırdılar.
Peygamberimiz, ayılınca, tekrar «Bana, Ebû Bekir'i çağırınız!» buyurdu.
Yine, Hz. Ömer'i çağırdılar.
Bunun üzerine, Peygamberimiz «Her halde, sizler de, Yûsüf Aley-hisselâm'ın Sahibeleri olan kadınlar takımındansınız!» buyurdu. (133)
Yûsüf Aloyhisselâmın Sahibelerinin Başlıcaları:
1. Mısır Aziz'inin
Kapıcıbaşının karısı,
2.
İçkicibaşının karısı,
3.
Ekmekcibaşının karısı,
4.
5.
a
n
Sayiscibaşının karısı,
idi.
Hapisane Müdürünün karısı
30
(129) Aluned b. Hanbel Müsned c. 6, s. 263
(130) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 47, Belázüri Ensabüleşraf c. 1, п. 541
(131) Müslim Sahih c. 4, n. 1857
(132) Müslim Sahih c. 4, s. 1857, Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 541
(133) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, к. 225
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilBunlar, Hz. Yüsüf'ü, Mısır Aziz'inin zevcesi Züleyha'ya boyun eğ-dirmek için kandırmağa çalışmışlardı. (134)
Peygamberimizin Bir Uyarısı:
Peygamberimizin hastalığı sırasında, yanında konuşulurken, Hz. Ümmü Seleme ile Hz. Ümmü Habibe, Habeş ülkesinde, içinde süretler bulunan bir kilise gördüklerini anlattılar,
Peygamberimiz Gerçekten de, onlar, İçlerinde iyi bir kimse bulu-nur da, vefat ederse, onun kabri üzerine bir mescid yaparlar, o sûret-leri, bu mescide asarlardır.
Onlar, Kıyamet gününde, Allâh katında, yaratıkların en kötüleri olacaklardır!» buyurdu. (135)
Peygamberimiz, vefatından beş gün önce (8 Rebiül'evvel Perşembe günü) de
Dikkat ediniz! Sizden önceki kimseler, Peygamberinin ve Salih kişilerinin kabirlerini mescidler haline getirirlerdi.
Sizler, sakın kabirleri mescid haline getirmeyiniz!
Ben, sizi, böyle şeyden men ederim! (136)
Allâhın låneti, Yahudilerle Hıristiyanlara olsun ki Onlar, Pey-gamberlerinin kabirlerini mescid edindiler. (137)
Allah, Peygamberlerinin kabirlerini mescidler edinen kavmı kahr etsin! (138)
Arap yarım adasında (139), Arap toprağında (140), iki din, bıra-kılmayacaktır!» buyurdu. (141)
Peygamberimizin Mescidde Müslümanlara Son Hitap ve Tavsiyeleri:
Ensardan Nûman b. Beşir'in bildirdiğine göre Peygamberimizin hastalığı ağırlaştığı zaman, halk «O'ndan sonra, bu işi kim yönetecek?>>> diye konuşmağa başladılar.
Kimisi «Ebû Bekir, yönetir!» kimisi de «Übeyy b. Ka'b, yönetir!» dediler.
(131) Zemahşeri Keşşaf c. 2, s. 316
(135) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 239-240, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 51, Buhari Sahih c. 1, s. 110-111, Müslim Sahih, c. 1, s. 375-376
(135) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 240, Müslim Sahih c. 1, s. 377-378
(137) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431-432, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 240, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 218, Müslim Sahih c. 1, s. 377
(133) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 6, s. 274 Sire c. 4, s. 316, Ahmed b. Hanbel Müsned
(139) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 316
(140) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 240
(141) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 316, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 240
31
اشارات الاعجاز
YanıtlaSilاوضحی کنه ) تور تجہ یہ ترجمہ کی گریجودہ کی جزالت و بلاغت و فارق قسمتی محافظه ایده مومن بعض اوہ مختصر لتمن اونك المحور منا فقر مقنده کی اوزون تفصلاتك وحسمنى نشر اتمه های بیت بندم. فقط قرآن عائد ولى جهتيله قرآنه عائد بر ذره نك ده قمتى مولد بلام بعض اکر بندہ فائدہ میں دارد. ان شاء الله عربی تفسیر، بو ترجمه لك آخرنده به مانع او لما سه نشر ید یاله جدا ، ترجمه ه کی نقصه انلاین از ال ایده جاله فقط عربی تغیر ده توافقان انواعند نه چومه خار قرار وار در بشر اختیاری قاريشما شد.. اونك اليوم، أو مطبوعك عين طرزنده مطاني وارسه، ممكن ولد يغي قدر چاليشمن لازمدركه، علامت مقبولیت اولان او خار قرار غائب او لما سين.
سعيد النورسي
1 باسمه سبحانه ].
قرمه سنه اول، حرب عمومیده، جبهه ده، آوجی خطنده، بعضاً آن اوستنده تأليف ابديله بو اشارات الاعجاز تفسيرينك برقمنی، استاد یزدن درس الدم. علم بلاغتی و قواعد عربيه بي به اعد بیگمز حالده الد یغمر درس ایله بونده کی بر سر عظیمی فهم ایتد حكم، بو آثارات الاعجاز تفسیری حقیقتاً خارق در بوتفسير قرآنك وجوه المجازندن بالکن نظمندہ کی اعجازی خارقہ بر طر زده
کو ستر می مناسبتیله [ درت نقطه تا بي بيان ايديورز .
برنجیمی ) ما دام قرآن كلام الله، عموم عصر کی اور زنده و آرقه منده او توران مختلف طبقه طبقه اولارق ويزيل من بتون نوع بشره خطاب الديبور، درس وپریور هم بوكائناتك طالعه ذو الجلاليك كلامي اولارق يو بيتك ان يوكسك مرتبه سندن حيقوب ، بو بيط كركه مختلف طبقه مخاطب ار له قونو شويور . عمومنك بتون سؤالكرين واحتدا جارين جواب ويربيور. البته معد الري كلي و عمو ميدر. بشر کلامی کی مخصوص به زمانه، معین برطا معین بر طائفه یه و جزوی به معنایه انحصار التمديور بتون جن وانك بيقدر مختلف طبقه ده اولان افطار و عقول و قلوب و ارواحك هر بريسه لايق غد الرى ويربيور، طاغيتييور.
اغيز Ahir: Son
YanıtlaSilبلاغت Belagat: Hale uygun söz söyleme
بشر Beşer: İnsan
جزالة Cezalet: Sözdeki heybet, düzgün söyleyiş
جزوی Cizi: Hususi
آنگاز
Efkar: Fikirler
انواع
Enva: Türler, çeşitler
قمة
Fehim: Anlama, anlayış
عالي ذو الجلال
Halik: Zülcelal: Haşmet sahibi yaratıcı (Allah)
امتياز İhtiyar: Tercih etme
الجماز inhisar: Sınırlanma
ازالة İzale: Giderme
قواعد عربية Kavaid-i Arabiye: Arabca kurallan
كلام الله
Kelamullah: Allah'ın sözü
قلوب Kulab: Kalbler
مانع Mani: Engel olan
مطبوع
Matba: Basılmış
معين Muayyen: Belirli
مختصر Muhtasar Kısa
مختلف Muhtelif: Farklı
Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi
نشر Neşir: Yayma
نَوْعٍ بَشَرْ
Nevi beşer: İnsan nevi'
ربوبیت Rubabiyet: Terbiye edicilik
تفصیلات
Tafsilat: Açıklamalar
تأليف
Telif: Eser yazma
توافق Tevafuk: Birbirine uygun olma
عقول
Ukul: Akıllar
وجوه انجاز
Vich-u i'câz: Mucizelik yönleri
Üçüncü Nükte: Türkçe'ye tercümesi, Arabca'dakı cezález ve belägat ve hårika kıymetini muhafaza edememis, bazen de muhtasar gitmiş. Onun ıçın münafıklar hakkındaki uzun tafsilatın bir kısmını neşir etmemeyi myet ettim. Fakat Kur'an'a ait olması cihetiyle, Kur'ân'a ait bir zerrenin de kıymeti büyüktür. Belki bazılarına da fäidesi vardır. İnşaallah Arabi tefsir, bu tercümenin alırinde bir mání olmazsa neşredilecek. Tercümedeki noksanlarını izåle edecek. Fakat Arabi tefsirde tevåfukun envåından çok hårikalar vardır. Beşer ihtiyarı karışmanıştır. Onun için, o matbûun aynı tarzında imkânı varsa, mümkün olduğu kadar çalışmak lazımdır ki, alåmet-i makbüliyet olan o hårikalar gäib olmasın.
YanıtlaSilSaidü'n-Nürs
باشیه شمانه
Kırk sene evvel, harb-i umůmide, cebhede, avcı hattında, bazen at üstünde te'lif edilen bu İşărătu'l-lcáz tefsirinin bir kısmını, Ustådımızdan ders aldık. İlm-i belägati ve kaväid-i Arabiyeyi bilmediğimiz halde, aldığınız ders ile bundaki bir sırr-ı azimi fehmettik ki, bu İşărâtü'l-l'câz tefsiri hakikaten hårikadır. Bu tefsir, Kur'ân'ın vücûh-u i'câzından yalnız nazmındaki i'câzı harika bir tarzda göstermesi münasebetiyle "Dört Nokta"yı beyan ediyoruz.
Birincisi: Madem Kur'ân kelámullähtır, umum asırlar üzerinde ve arkasında oturan muhtelif tabaka tabaka olarak dizilmiş bütün nev'-i beşere hitâb ediyor, ders veriyor. Hem bu kainatın Halik-ı Zülcelal'inin kelâmı olarak rubůbiyetin en yüksek mertebesinden çıkıp, bu binlerle muhtelif tabaka muhatablarla konuşuyor. Umumunun bütün suållerine ve ihtiyaçlarına cevab veriyor. Elbette ma'nåları külli ve umůmidir. Beşer kelamı gibi mahsůs bir zamana, muayyen bir täifeye ve cüz'i bir ma'naya inhisår etmiyor. Bütün cin ve insin binler muhtelif tabakada olan efkår ve ukül ve kulüb ve ervähının her birisine layık gıdaları veriyor, dağıtıyor.
522
YanıtlaSilHADIS-1 ŞERİFLER
Bu vasıftaki bir kadına sahib olan, gerçekten dünyanın en kazançl adamıdır..
Ravi: IBN-I MACE.. Menkıbesi, 68. Hadis-i şerifte..
۱۰۲۲ ما بَعَثَ اللَّهُ مِنْ نَبِي ، وَلَا اسْتَخْلَفَ مِنْ خَلِيفَةً إِلَّا كَانَتْ لَهُ بِطَانَتَانِ : بطانةٌ تَأْمُرُهُ بِالْمَعْرُوفِ ، وَتَحَقَّهُ عَلَيْهِ ، وَبِطَانَةٌ تَأْمُرُهُ بِالشَّرِّ ؛ وَتَحْضَهُ عَلَيْهِ
فالمَعْصُومُ مَنْ عَصَمَهُ اللهُ تَعَالَى .
( رواه البخاري )
1022) «Allah-ü Taâlà, ne bir peygamber gönderdi, ne de bir halife.. Ancak onlara iki de BITANE verdi..
Onların biri iyiliği emreder ve ona teşvik eder.. Diğeri de şerri ve ona teşvik eder..
emreder -Bu arada- korunan ancak Allah'ın koruduğu kimsedir...
BITANE: Manevi yardımcı, manasına gelir.. Ayrıca her peygam-berin ve halifenin özünde bulunan kuvvet, manasına da alınabilir..
Ravi: BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i Şerifte..
۱۰۲۳ مَا بَيْنَ بَيْتِي وَمِنْبَرِى رَوْضَةٌ مِنْ رِياضِ الْجَنَّةِ ، وَمِنْبَرِي عَلَى حَوْضِي . ( رواه البخاري ومسلم عن أبي هريرة )
1023) «Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.. Minberim, havzunın üzerindedir..>>>
Peygamber S.A. efendimizin evi aynı zamanda kabridir. Minberine elli kol boyu kadar bir mesafe vardir. Minberi, ilm-i ilâhî'nin kaynağı olduğu için böyle anlatılmıştır.. TAYYİBİ'nin tarifi bu yoldadır.
***
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MUSLIM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
ما أَصَرَّ مَنْ اسْتَغْفَرَ (1) ، وَإِنْ عَادَ فِي الْيَوْمِ سَبْعِينَ مَرَّة . ١٠٢٤
( رواه الترمذي عن أبي بكر )
(1) أى طلب المغفرة بتوبة أو عمل صالح كذكر أو غيره
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil523
1024) «Günde yetmiş defa dönse dahi; istiğfar eden israr etmiş sa-yılmaz..>>>
Bu ısrar, günahta ısrardır. Kısaca şerhi şudur: Ne kadar günah işlerse işlesin, şirk de dahil tevbe ve istiğfar ettiği vakit bağışlanır..
**
Ravi: Hz. EBUBEKİR'den r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 13. ve 191. Hadis-i şerifte..
۱۰۲۵ ما بَيْنَ النَّفْحَتَيْنِ أَرْبَعُونَ ) ثم يُنزِلُ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَيَنْبُتُونَ كَمَا ينبتُ البَقْلُ وَلَيْسَ مِنَ الإِنْسَانِ شَيْءٍ إلا يَبْلَى ؛ إِلا عَظْمَا وَاحِداً وَهُوَ عَجْبُ الد نَبِ ، وَمِنْهُ يُرْكَبُ الخَلْقُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ .
( رواه الخطيب ومسلم عن أبي هريرة )
1025) «İki nefha arasında, kırk -gün veya ay yahut sene vardır. Sonra Allah-ü Taâlâ semadan su yağdıracaktır.. -İnsanlar- nebat gibi çıkacaklar.. İnsanda bulunan herşey çürüyecektir. Ancak UCB-Ü ZENEB diye bir kemik var ki, kalacak..
Kıyamet günü halkın terkibi ondan olacak..>>
**
Bu Hadis-i Şerifte anlatılan iki nefha: Biri bütün canlıların ölmesi, öbürü de dirilmesi için çalınan İsrafil'in surudur..
UCB-U ZENEB: Daha önce de anlatıldığı gibi kuyruk sokumunda bir kemiktir.. Ramuz şerhinde bunun hardal tanesi küçüklüğünde oldu-ğu yazılıdır..
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen HATİB.. Menkıbeleri, 5. ve 64. Hadis-i Şerifte..
١٠٢٦ مَا أَصِيبَ عَبْدٌ بَعْدَ ذَهَابِ دِينِهِ بِأَشَدَّ مِنْ ذَهَابِ بَصَرِهِ ، وَمَا ذَهَبَ ( رواه الخطيب عن بريدة ) بصرُ عَبْدِ فَصَبَرَ إِلا دَخَلَ الْجَنَّةَ .
A
YanıtlaSiläsårı san'at lähiye
äsår-ı san'at-ı İlahiye آثار صنعت إلهيه : Allah'ın (c.c.) sanat eserleri
asar-i tahribkarane آثار تخریبکارانه : yakıt ve bo
zucu şekilde iş ve eserler
asari tecelliyat آثار تجلیات : kendini belli etme-ye, kendini göstermeye yarayan eserler, belir tiler, izler
asari terakkiyat ve kemalat آثار ترقیات و کمالات : son derece ilerilik, üstünlük (terakkiyat) ve mükemmellik derecelerine (kemlåta) ulaş mışlığın işaretleri ve delilleri olan eserler
äsår-ı üns ve ülfet آثار انس و الفت : dostluk ve sıcak yakınlık belirtileri
asayiş آسایش : dirlik ve düzenlik
asayişi dahiliye آسایش داخليه : yurt içindeki dir-lik ve düzenlik
äsäyiş-i memleket آسایش مملکت ülkedeki dir lik ve düzenlik
asayişi umumiye آسایش عمومیه : genel asayiş toplumun genel dirlik ve düzenliği
asayişçi آسايشي : dirlik ve düzenliği koruyucu
asayişi آسایشی : asayişi ilgilendiren, dirlik ve düzenlikle ilgili
asdaf أصداف : sedefler (mec.) çok değerli ger-çeklerin saklı kaynağı
asel: bal
asel-i musaffa عسل مصلى :suzme bal saf bal
asfiya أصفياء : Kur'an ilmi ve terbiyesiyle kalb ve akılları aydınlanmış, saflaşmış, her türlü şüphe ve günahlardan arınmış, Kur'an ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sünnetine sahip çıkan İslâm büyükleri
asfiya-i müdakkıkin اصفیاء مدققين : müdakkik asfiya, gerçekleri inceden inceye araştıran ve delilleriyle ortaya koyan asfiya (bkz.asfiya)
asfiya-i muhakkıkin أصفياء محققين : gerçekleri inceden inceye araştırıp ortaya koyan asfiya (bak. asfiya)
asfiya-i müctehidin أصفياء مجتهدين : muctehid
asfiya; dinde açık hükümler bulunmayan konularda Kur'an ve hadislerin var olan hü-kümlerinden hareketle, bu hükümlere ters düşmeyen, bu hükümlerin mantığa uygun sonuçları olan yeni hükümler çıkarabilen ve bu yolla, yeni ortaya çıkan hukuki ve dini promlemlere çözümler getirebilen (ictihad sahibi), bilgi bakımından yeterli,günahlar-
ashab-i cennet
48
dan hep uzak durmasını bilen (asfiya) Islam büyükleri (bkz.asfiya)
asgar اصغر : en küçük, daha kuçük
asgari اصغری : enaz, en azından
ashab اصحاب : sahabeler, Hz. Peygamberle (a.s.m.) beraber olmuş, İslam'ı ondan öğren miş ve O'nun peygamberliğini gönülden ka bul ederek sevgiyle O'na bağlanmş ilk donem Müslümanları (r.a.) 2.arkadaş olanlar 3 sahib olanlar. (Bu månada "asheb" yerine "erbab" veya "ehl" sözü de kullanılır; örnek: ashab ilim, erbab-ı ilim, ehl-i ilm: ilm sahiplern)
ashab-ı akıl 1 : أصحاب عقل akıllarını iyi ve dog-ru kullananlar 2. akıl sahipleri, akıla öncelik verenler (bkz.ehl-i akıl)
ashab-ı akıl ve nakil أصحاب عقل و نقل : )ashab 1 akıl ve ashab-ı nakıl) dini konuları anla ma ve yorumlamada akıla öncelik verenler, (ashab-ı akıl) ile nakle önceli tanıyanlar, yani, delil ve yol gösterici olarak Allah'ın (c.c.( kitabını ve Hz. Peygamber'in (a.s.m) hadis lerini esas alanlar, Kur'an ve Hadis'e öncelik tanıyanlar (bkz.ehl-i akıl, ehl-i nakıl(
ashab- Bedir أصحاب بدر : Hz. Peygamber
(a.s.m.) ile beraber Bedir Savaşına katılan sa habeler (r.a.). (bkz.Gazve-i Bedir(.
ashab-ı Bedir ve Suffa ve Uhud أصحاب بدر و
صفه واحد : )ashab-ı Bedir ve ashab-1 Suffa ve as hab-ı Uhud) Bedir, Suffa ve Uhud ashabı; Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sahabelerinden Bedir savaşına katılanlar (ashab-ı Bedir), Hz. Pey-gamber'in (a.s.m.) Medine'de kurduğu mesci dinin bitişiğindeki "Suffa" denilen yatılı İslâm eğitim merkezinde yetişenler (ashab-ı Suffa) ve Uhud savaşına katılanlar (ashab-ı Uhud)
Ashab- Bedir, Uhud, Huneyn, Suffa, Rid-صفه و رضوان van اصحاب بدر، احد ، حنين
Hz. Peygamber'in sahabelerinden Bedir, Uhud, Huneyn savaşlarına katılanlar, Hz. Peygamber'in (a.s.m.) kurduğu "Suffa" deni len yatılı İslâm eğitim merkezinde yetişenler (ashab-1 Suffa) ve Hudeybiye'de bir ağacın altında Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ölesiye bağ lı kalacaklarına dair biat edenlerden Allah'ın (c.c.) razı olduğuna dair gelen âyetle müjde lenenler (ashab-ı Rıdvan). (bkz.biat, Suffa. şecere-i Rıdvan, Hudeybiye, gazve-i Bedir, Uhud, Huneyn). ana
ashab - cennet اصحاب جنت : cennetlikler, cen
nete girenler
ashab-ı Kehl
YanıtlaSilashab-ı diyanet
49 ashab-ı diyanet اصحاب دیانت :dine sahip çıkan lar, dine candan bağlı kalıp korumaya çalı-şanlar
ashab-ı dünya أصحاب دنيا : dunyaya sahip çi-kanlar, dünyaya bağlananlar, dünya zevki ve menfaati için kutsal inanç ve değerleri hafife alanlar
أصحابي لياليfil sahibleri; İslâm'dan once Habesistan'ın Yemen'deki valisi Ebre-
he'nin, Kabe'yi yıkmak için Mekke yakınla rina kadar getirdiği ordusu. Kur'an'ın 105 sûresi olan Fil Süresi'nde bahsedildiği üzere Ebrehe, büyük bir ordu hazırlamış, filleri de savaş aracı olarak kullanıp Käbe'yi yıkmak için Mekke üzerine yürümüştü. Yemen'de bir Yahudi devleti olan Himyeri Devleti'nin za-lim kralı Ebû Nüvas, mi.VI.yy.da Yemen'deki Hıristiyanlara zulüm ve işkence uygulamış, hattå isteğine boyun eğmeyenleri diri diri ateşe atıp yakmıştır. (bkz. Kur'an, sûre 85, åyet 4-8). Bu durum karşısında Hıristiyan Habeş İmparatoru, dindaşlarına bu zulmü yapan Ebú Nuvas'ı cezalandırmak üzere bir ordu göndererek Yemen'i işgal etmiş ve Him-yeri Devleti'ne son vermişti. Bu olaydan 50 yıl kadar sonra, Habeşistan'ın Yemen valisi Ebrehe, Kâbe'yi yıkıp bütün Arabistanı Hı-ristiyan hâkimiyeti altına almak üzere filler-le desteklenen büyük bir ordu hazırladı ve Mekke önlerine geldi. İlk hedefi Käbe'yı yık maktı. O zaman Mekke şehir devletinin baş-kanı olan Abdülmuttalib (Hz. Muhammed'in dedesi) Mekke yakınlarına gelen Ebrehe'nin yanına gitti ve bir istekte bulundu. O'ndan ordusu tarafından el konan develerini geri is-tedi. İşgalci komutan Ebrehe: "Ben Käbe'nin yıkılmaması ricasında bulunacağını sanmış-tum, develer ne ki?" deyince, Abdülmuttalib: "Develer benim olduğu için onları kendi adı-ma geri istiyorum. Kâbe'ye gelince, onun sa-hibi vardır, O, onu koruyacaktır" diye karşılık verdi. Gerçekten de, o dönemin tankı olan fil, Mekke'ye doğru yürümek istemedi. Ayrıca o sırada, Kur'an'da "ebabil" olarak isimlendi-rilen bir "uçucular ordusu" gelip Ebrehe'nin ordusu üzerine, özel bir çeşit taş yağdırdı. Taşlar düşman ordusunu perişan etti; sağ kurtulan olmadı. Ayette geçen "tayren eba-bil" sözü "uçan kuşlar" mânâsına geldiği gibi daha genel mânâda "uçucu ebabiller" demek olur". Ebabil"in ne olduğu kesin bilinmediği-ne göre buna "uçucular ordusu" demek müm-
49
YanıtlaSilashab-ı Kehf
A
ündür. Ebrehe'nin filli ordusunu, Allah'ın c.c.) "uçucular ordusu" karşı gelmiş demek lur. Bu bize günümüzün "hava kuvvetleri"-i hatırlatmaktadır. Bu olayın tanıkları başta abdülmuttalib olmak üzere onun yaşıtları di. Bu olaydan yaklaşık 40 yıl sonra Fil s Fil Süresi ndiğinde, Mekke'li putperestler bu sûrenin bildirdiklerine hiç bir itirazda bulunmadılar. Dolayısiyle olayı onlar da doğrulamış oldular. Aslında tarihçiler de olayı kaydetmişlerdi.
ashab-ı hakikat اصحاب حقیقت : hakikata sahip çıkanlar; gerçekleri bilen ve savunan Müslü-man ilim adamları
ashab-ı hayat أصحاب حيات : hayat sahipleri, canlılar
ashab-1 Huneyn أصحاب حنين : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sahabelerinden Huneyn Savaşına ka-tılanlar (r.a.) (bkz. Gazve-i Huneyn).
ashab-ı Huneyn ve Feth, Uhud ve Bedir أصحاب حنين و فتح، أحد و بدر : Hz. Peygamber'in (a.s.m.( sahabelerinden Huneyn savaşına, Mekke'nin fethine, Uhud ve Bedir savaşlarına katılanlar (bkz.sahabe)
ashab-ı ihtisas أصحاب إختصاص : ihtisas sahiple-ri, belli konuda derin ve geniş bilgi sahipleri
ashab-i ilim أصحاب علم : ilim sahipleri din ilim-lerinde derin ve geniş bilgi sahibi olanlar
ashab-i irfan 1 : أصحاب عرفان.irfan sahipleri; Al-
lah'ı (c.c.) isim ve sıfatları ile doğru şekilde ve gereğince bilip tanıyanlar 2.çok yönlü ve de-rin bilgi sahipleri
ashab-ı irfan ve hikmet أصحاب عرفان و حکمت : irfan ve hikmet sahipleri; Allah'ı (c.c.), isim ve sıfatlarıyla doğru şekilde ve gereğince bilip tanıyanlar (irfan sahipleri) ve görünüşlerin ötesindeki mânevî gerçekleri ve bir takım sır-ları bilenler (hikmet sahipleri)
ashab-ı izam أصحاب عظام : büyük ve ünlü saha-
be (bkz.sahabe)
ashab-ı izzet ve servet أصحاب عزت و ثروت : izzet ve servet sahipleri; güç, kuvvet, şeref (izzet) ve servet sahipleri
ashab-ı Kehf أصحاب كهف :Eski Çağ'da bir ma-ğarada (kehf) yüzyıllarca uyku halinde canlı kalanlar. Kur'an'da bildirildiği üzere, Allah'ın (c.c.) birliği inancına karşı gelenlerin kötülük ve zulmünden korunmak için bir mağaraya saklanıp orada bir çeşit uyku halinde, üç yüz yıl kadar kalan iman sahibi genç yiğitler (bkz. Kur'an, 18/9-22,25,26)
8
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
kukuna girişini bir kaç madde hâlinde şöylece özetleyebiliriz: 1. Ba-za nasslar ve bilhassa Hadis'ler örf esasına dayanıyordu. Meselâ, arpa ve buğday alışverişi ölçek esasına dayanıyordu. 2. Bir takım ådetler Peygamberimizin takrirleri ile meşruiyyet kazandı. 3. Dört büyük mezhep imamlarından İmam Malik, nass olmadığı zaman Medine şehri halkının tatbikatını şer'î bir delil olarak kabul etti. 4. Fetihler esnasında fethedilen yerlerde nasslara muhalif olmayan ådet ve teâmmüller istihsan, istishab v.s. yollarla benimsendi".
Şeriatın hemen yanıbaşında kanun, örf, yani sırf hükümdarın iradesinden doğan ayrı bir hukuk düzeni Türk-İslâm devletlerinde de yerleşmişti. Bu usûl İlhanlılar'dan sonra gerek Osmanlılar, ge-rekse Doğu Anadolu ve İran'da kurulan Türkmen devletlerinde, mesela Akkoyunlular'da da devam etmiştir".
Örfi hukukun Osmanlı Devleti'ndeki ilk tatbikatı Osman Gazi ile başlar. «Pazar Bacı alınması teklifine karşı Osman Gazi so-rar: Tanrı mı buyurdu, yoksa beyler kendiler mi ettiler?» Bir kişi der ki: Türedir Hânım! ezelden kalmıştır. Bunun üzerine Osman Gazi o adamı şiddetle azarlar. Fakat Pazar Beylerine âdettir diye durumu kendisine izah ederler, o zaman kabul eder ve örfi olan bác kanununu koyar". Osman Gazi'yi takiben Orhan Gazi'nin mâli sa-hada kendi iradesine dayanarak koyduğu kanunlar, I. Murad dev-rinde bazı âlim vezirler tarafından örfi hukuku geliştirme gayret-leri, daha sonra I. Bayezid devrinde örfi kanunların çoğalması üze-rine devrine devrin ileri gelen âlimlerinden Mehmed Fenârî Efen-di'nin padişahı ikazı", bu sahadaki gelişmenin tarihi seyrinden bazı bölümlerdir. Örfi vergiler ve toprak tasarrufu hukukuna esas olan tahrir sistemi hakkındaki en eski kayıtlar yine Yıldırım Ba-yezid devrine uzanmaktadır".
Teşkilâta aid olan Kanunname'sinde Fatih nişancı Mustafa'ya divanda kendisiyle amel edilmek üzere bir Kanunname hazırlama-sını emretmiş, O da Fatih'ten önce ataları zamanında mer'i olan kanunları bir araya getirmiş ve Fatih bunun eksiklerini tamamla-
36. Felsefet'ut-Teşri', s. 181-182.
37. Os. Huk. Giriş, s. 103-107.
38. Bir çeşit vergi. Fazla malûmat için bk. Tarih Deyimleri, I, 143-144.
39. Os. Huk. Giriş, s. 108.
40. Siyaseten Katl, s. 35.
41. Os. Huk. Giriş, s. 109.
42. Şeriat için müfti ne ise örfi kanunlar için de nişancı öyle sayılır. Padi-şahın çıkardığı bütün örfi kanunlar nişancının elinden geçer. Örfi hukuka aid meselelerde mer'ı kanunu bildiren son makam nişancıdır. (Os. Huk. Giriş, s. 113).
9
YanıtlaSilFAILET TRAVER
OSMANLI DEVLETINDE HUKUK KAYNAKLARI
yarak: «Bu atam dedem kanunudur. Evlåd-ı kiramım neslen ba'de neslin bununla âmil olalars diye emretmiştir". Fatih'in bu ifadesi de kendisinden önce yapılan örfi hukuk sahasındaki çalışmaları di-le getirmiş olmaktadır. Örfi hukuka tezimizin son kısmında «Ka-nunnameler dolayısıyle yeniden döneceğim için, bu mevzuda daha fazla tafsilât vermeyi son bölüme bırakıp, tezimizin esas konusu olan Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'de ve bugünkü Türk Medeni ka-nununda örfle alakalı bir kaç maddeyi zikrederek bu bölüme son vermiş olacağım.
Mecelle'de örfe dair bir kaç madde:
Madde 36 Adet muhakkemdir.>>>>
Madde 37 cib olur.
Madde 45
Örf ile tayin nass ile tayin gibidir. Buna ben-zer bir çok maddeler Mecelle'de mevcuttur".
Türk Medeni Kanunu'nun 1. maddesinin 2. fıkrası ise örfün meşruiyyetine şöylece temas eder: Hakkında kanûnî bir hüküm bulunmayan meselede hâkim örf ve âdete göre... hükmeder.
Bugünkü Ticaret Kanunu da örfe 1. maddede şöylece yer ver-miştir: Hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde mah-keme: a) Ticari örf ve âdete... göre hüküm verir".>
43. Kanun-name-i Al-i Osman (Fatih Kanunnamesi), s. 9.
44. Msl. m. 38, 40, 41, 42, 569, 574.
45. Türk Medeni Huk., s. 103-108.
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRI XI
YanıtlaSil37
Núman b. Beşir, Übeyy b. Ka'b'ın yanına varıp ona Ey Übeyy! Halk, Ebû Bekir'i, Resûlullah Aleyhisselâmın yerine Halife yapmak is tiyorlar!?
Hemen gidip bu işin ne olacağına bir bakalım?» dedi.
Übeyy b. Ka'b «Benim bu hususta, Ensar hakkında Resûlullah Aleyhisselâmdan bir şey işitmişliğim yoktur.
Allah, O'nu vefat ettirinceye kadar da, ben, bunu kendisine anıcı değilim! dedikten sonra, Núman b. Beşir'le birlikte gittiler.
Sabah namazından sonra, kendisine çanak içindeki çorbadan yu-dumlattıkları sırada, Peygamberimizin yanına girdiler.
Peygamberimiz, çorbasını içmekten boşalınca, Übeyy'e dönüp Bu, sana ne söylemişti? diye sordu.
Übeyy b. Ka'b «Bizi, tavsiye buyur! dedi. (142)
Hz, Ebû Bekir ile Hz. Abbas, Ensar meclislerinden bir meclise uğ ramışlardı.
Ağladıklarını görünce, onlara «Niçin ağlıyorsunuz?» diye sordular.
Onlar da Resûlullah Aleyhisselâmın huzurunda bulunduğumuz günleri hatırladık dediler. (143)
Hz. Ebû Bekir'le Hz. Abbas gelip bunu, Peygamberimize haber ver-diler. (144)
Ensarın kadınları, erkekleri Mescidde ağlıyorlar! denildi.
Peygamberimiz «Onlar, niçin ağlıyorlar?» diye sordu.
Sen, öleceksin diye korkuyorlar! dediler. (145)
O sırada, Fadl b. Abbas, Peygamberimizin yarına girdi.
Peygamberimiz «Ey Fadi! Şu sarığı başıma sar! buyurdu.
Fadi b. Abbas, sarığı sarınca (146) «Tut elimden! buyurdu.
O da Peygamberimizin elinden tuttu. (147)
Peygamberimiz, büyük bir ridayı sarınıp bürünmüş ve başını da, boz bir sarık ile bağlamış olduğu halde (148), Minber'e oturdu (149) ki,
bu Peygamberimizin Minber'e son oturuşu idi. (150)
Peygamberimiz, bu günden sonra bir daha Minber'e çıkmadı. (151)
«Halk'a, seslen! buyurdu.
(142) Ibn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, 4. 176
(143) Buhari Sahih e. 4, s. 226
(144) Buharl Sahih c. 4, s. 226
(145) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, 8. 252
(146) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 255
(147) Taberi Tarih c. 3, 191
(148) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 252, Buhari Sahih c. 1, 8. 223, c. 4, s. 220
149) Buhari ( Sahih e. 1, s. 223, c. 4, s. 226, Taberi Tarih c. 3, s. 191
(150) Buhari Sahih c. 1, a. 223
(151) Buhari Sahih c. 4, 8. 228
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilFadl b. Abbas, seslenince, Müslümanlar, Mescidde toplandılar. (152)
Mescid, Müslümanlarla doldu.
Peygamberimiz, Kelime-i şehådet getirdikten sonra (153) «Ey in-sanlar! Ben, size olan nimetinden dolayı O Allâha hamd ederim ki, kendisinden başka ilah yoktur!» diyerek (154) Allâha hamd-ü senâ et-tl. (155)
Her zaman yaptığı gibi, Uhud günü şehid düşen Müslümanlar için Allah'dan mağfiret diledi. (156)
Sonra Ey insanlar! Yakınıma geliniz!» buyurdu.
Peygamberimize doğru geldiler. (157)
Ey insanlar! Bana haber verildiğine göre: Sizler, Peygamberini-zin vefat edeceğinden korkuyormuşsunuz.
Benden önce gönderilip ümmeti içinde temelli kalmış bir Peygam-ber varmıdır ki, ben de, içinizde temelli kalayım?
İyi biliniz ki: Ben, Rabbıma kavuşacağım! Ona, siz de kavuşacak-sınız.
İlk Muhacirlere karşı hayırlı olmanızı, onların da, aralarında bir-birlerine karşı hayırlı olmalarını tavsiye ederim.
Yüce Allah (Asr'a and olsun ki Muhakkak, insan kesin bir ziyan-dadır.
Ancak, iman edenlerle güzel ve yararlı amellerde bulunanlar, bir de, birbirlerine hakkı tavsiye, sabrı tavsiye edenler, böyle değildir. (Asr: 1-3) buyurmuştur.
Muhakkak ki, bütün işler, yüce Allâhın iznile cereyan eder.
Geç olacak şeyleri, acele istemeniz, bir yarar sağlamaz.
Çünki, yüce Allâh, hiç kimsenin acele etmesile, acele etmez.
Allâh, kendisini yenmeğe kalkanı yener, mahveder. Aldatmağa kalkanı da, zararlı çıkarır.
(Demek idareyi ve hâkimiyeti ele alırsanız, hemen yer yüzünde fe-sad çıkaracak, akrabalık münasebetlerinizi bile keseceksiniz öyle mi?! (Muhammed: 22) (158)
(152) Taberi Tarih c. 3, s. 191
(153) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 251
(151) Taberl Tarih c. 3, s. 191
(155) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, 228, 255, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Buharf Sahih c. 1, s. 223
(156) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 299, Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 228, 251
(157) Buhaari Sahih c. 1, s. 223
(158) Kastalani Mevahibülledünniye c. 2, s. 484, Halebi 3. 463-464 İnsanüluyun, с. 3.
1. T. Medine Devri XI/F: 3
33
ته
YanıtlaSilالمنحى ] كلام زليدن حكم و بتونه عصر لری و بتونه طوائف نوع بشری مخاطب اتخاذ بدین قرار حاکمی غات کلی معند الربيك جوهر لر نيك صد فى حكمنده اولان لفظ قرآني، الله در بالكرفان هر حرفتك اون بوز، بيك وبطر و ایام مبارکه ده او توز سکه قدر توان خروی و میو جنت و برید حروف قرآنیدن هر برنده موجودیتی قطعی اولان اعجازك بر شمنی بو تفسیر ده کوردن
و منجی ) بر شينك حسن و جمالی، او شيدك مجمو عنده كور و نور. جواله أي بلدي في وقته مجمو عنده کورونه حسن و جمال، پارچه پرنده کور و نیز او شيان مومند تف هراد من نفسه و نوزادانی هر بر قسمنده آرا نماز کور و نمدیگی وقت، کورو غه می، اونان سبد قصوری تو هم اید یا نزد بویله اوله سنه رغماً، قرآن حکیمان سوره و آیتا برنده کورونه معجزه نظم، هيئات وكيفيات اعتبارباد تحلیل ایدیلدیگی وقت باشقه به طر زده بینه کندینی اهل دفته كوستر بیور ایشته بو اشارات الاعجاز عربی تفسیری، اعجاز قرآنك بدى منبصندن بر منبعی اولانہ نظم نده کی جزالتی، ان پیجر سر این قدر بیان و اظهار بی بیور. قرآن حکیمان اون، بوز، بین و بیکار و ایام مبارکه ده او توز بی که قدر تمرة اخروى ويرن حروفاتان هر برين عائد، اشارات الاعجازك اعظمی اهتمام اله اون کرده کی اعجازی کو ستر مگر چالشمري، البته اسراف دخل، عین حقیقتدر.
در دنجیبی ) قرآن حکيمك كلام از ليدن قلمی و بتون عصر لردہ کی بتون طبقات نوع بشره خطاب التى حسبیها، معناسنده بر جمعیت و کیت خارقه دار در انساندہ کی عقل و لسانه کبی، برآنده بالگر بر مستهام بی دو شونمك و بالگر به لفظی سویلہ مل کی جزوی دگل، بلکه گوز مثل او و محیط بر نظره صاحب اولق کی کلام از طی دخی بتونه زمانی و بتور طائفه انسانيه بي نظره آلان بر چکیده بر كلام الهيدر. البته البته اونك اونا معنها، بشر کلامی کی جزوی به معنایه و خصوصی به مقصده منحصر دیگور. بوسیدن، بتونه تفسیر کرده کورونه و صراحت، اشارت، من، ایما، تلویح، تصحیح کی طبقه لوله مفسر بينان بيان ايند ماكرى معنالی، قواعد عربه به واصول نحوه واصول دينه مخالف او لما مع شرطيله، أو معنا الى
او كلامهن بالذات مواد در مقصود در
طاهري زير صونفور خيرا
جيلان بايرام
جامعیت و
YanıtlaSilCamiiyet ve külliyet-i
ملات خارقة
Adrika: Kopsayahk ve somemilikteki hankalik
آیام مبارکه
Eyyim mübareke: Mübarek günler
حسب
Hased: Dolayısıyla, gereğince
هيتان
Heyat: Heyetler, conlenin paқalın
Hürün Güzellik
İtihaz: Edinme
كلام اني
Kelam- ezeli: Ezeli söz (Kur'an)
كلكم الجي
Kelam lahi: Allah'ım sözü
كيفيات
Kayfiyat: Bir şeyin bütün vaziyeti
قران
Kinder: Okuma
كلية
Kulliyet: Umimilik
مجموع
Mecmu: Tim
مشلو
Misilli: Gibi
مغيرة تية
Mucize i nazım: Sözün dizilişindeki mucize
محيط
Muhit: Kuşatica
مقشر
Müfessir: Tefsir eden, açık-layan
مخصر
Münhasır: Mahsüs kılınmış
نظر
Nazar: Bakış
ثمرة الحروى
Semere-i uhreri: Ahiret meyvesi
طبقات نوع
Tabakat - nev-i beşer: İnsan
بكر
nevinin tabakalan
قليل
Tahlil: Aynştırma
تمائِقة إنسانية
Taife-i insaniye: İnsan topluluğu
طوائف نوع
Tarif-i ner i beşer: İnsan
nevi topluluklan
توفه
Tevehhüm: Kuruntu yapma
تظاهر
Tezahür Goninme
أصول دين
Usal- din: Dinin düzen ve kaideleri
أصول تجو
Usal-ü nahir: Dil bilgisi
İkincisi: Kelâm-ı Ezeli'den gelen ve bütün asırları ve bütün tavaif-i nev-i beşeri muhatab ittihaz eden Kur'ân-ı Hakim'in gayet külli ma'nålarının cevherlerinin sadefi hükmünde olan lafz-ı Kur'âni, elbette küllidir. Yalnız kıraatinde her bir harfinin on, yüz, bin ve binler ve eyyam-ı mübarekede otuz bine kadar sevåb-1 uhrevi ve meyve-i cennet veren hurüf-u Kur'aniyenin her birinde mevcûdiyeti kat'i olan i'câzın bir kısmını bu tefsirde gördük.
YanıtlaSilÜçüncüsü: Bir şeyin hüsn ü cemâli, o şeyin mecműunda görünür. Cüz'lere ayrıldığı vakit, mecmûunda görünen hüsün ve cemål, parçalarında görün-mez. O şeyin umumunda tezahür eden nakış ve güzellik, her bir kısmında aranmaz. Görünmediği vakit, görünmemesi, onun sebeb-i kusůru tevehhüm edilmez.
Böyle olmasına rağmen, Kur'ân-ı Hakîm'in sûre ve âyetle-rinde görünen mucize-i nazım, hey'ât ve keyfiyât î'tibariyle tahlil edildiği vakit, başka bir tarzda yine kendini
ehl-i dikkate gösteriyor. İşte bu İşârâtü'l-İ'câz Arabi tefsiri, i'câz-ı Kur'ânın yedi menbaından bir menbai olan nazmındaki cezâleti, en ince esrârına kadar beyân ve izhar ediyor. Kur'ân-ı Hakîm'in on, yüz,
bin ve binler ve eyyâm-ı mübarekede otuz bine kadar semere-i uhrevi veren hurüfatının her birine ait, İşârâtü'l-İ'câz'ın a'zami ihtimâm ile onlardaki i câzı göstermeye çalışması, elbette israf değil, ayn-ı hakikattir.
Dördüncüsü: Kur'ân-ı Hakim'in Kelâm-1 Ezeli'den gelmesi ve bütün asırlardaki bütün tabakāt-ı nev'-i beşere hitâb etmesi hasebiyle, ma'nâsında bir câmiiyet ve külliyet-i hârika vardır. İnsandaki akıl ve lisân gibi, bir anda
yalnız bir mes'eleyi düşünmek ve yalnız bir lafzı söylemek gibi cüz'î değil, belki göz misillü ve muhît bir nazara sahib olmak gibi, Kelâm-ı Ezeli dahi bütün
zamanı ve bütün tâife-i insaniyeyi nazara alan bir külliyette bir kelâm-ı İlâhîdir. Elbette onun ma'nâsı, beşer kelâmı gibi cüz'î bir ma'nâya ve hususî bir maksada münhasır değildir. Bu sebebden, bütün tefsîrlerde görünen
ve sarâhat, işaret, remiz, îmâ, telvîh, telmîh gibi tabakalarla müfessirînin beyân ettikleri ma'nålar, kavâid-i Arabiyeye ve usûl-ü nahve ve usûl-ü dine muhâlif olmamak şartıyla, o ma'nålar, o kelâmdan bizzât muraddır, maksûddur.
Tâhirî, Zübeyr, Sungur, Ziya,
Ceylan, Bayram
50
YanıtlaSilashab-i kemål
asıl (asi)
ashab kemal اصحاب کمال: kemal sahipleri, yuksek iman, ahlak ve ilim sahibi olgun kim seler
ashab-i kemalat اصحاب کمالات: yuksek iman, irfan, ahlak, ilim gibi değerlere sahip olgun kimseler
ashab kest اصحاب کشف : keşif sahipleri, må-nevi bir takım gerçekleri keşfedenler
ashab kiram اصحاب کرام : buyuk sahabe, Hz. Peygamber (as.m.) ile beraber bulunmuş, üstün meziyetlere sahip sahabe (bkz.sahabe)
ashab- Kütub-ü Sitte اصحاب كتب سنه : alti ha dis külliyatının sahipleri, altı hadis külliyatını yazan büyük hadis ålimleri:
1.Ebû Abdullah Muhammed Buhari: (Hafız Ebû Abdullah Muhammed Buhari) (hi.194-256; mi.810-870) Buhara'lı ünlü hadis älimi. (bkz. Buhara) Altı yüz bin kadar hadis top lamış ve bunlardan senedinden tam emin olmadıklarını ayıklamış, 2775 adet sağlam hadisi, konularına göre bölümlere ayırarak Sahih-i Buhari adıyla bilinen ünlü hadis ki-tabını yazmıştır. Bu eser, Kur'an'dan sonra İslam'ın en sağlam kaynaklarından biri kabul edilmektedir
2.İmam-ı Müslim b. El-Haccac (hi.204-261; mi.819-875); eseri: Sahih-i Müslim
3. Ebû Abdullah Muhammed Kazvini (hi.209-273; mi.824-886); eseri: Sünen-i İbn-i Mâce 4.Ebû Davud Süleyman es-Sicistaní (hi.201-274; mi.817-887); eser: Sünen-i Ebû Davud 5. Hafız Ebû Isa et-Tirmizi (hi. 208-275; mi 824-888); eseri: Sünen-i Tirmizi 6. Hafız Ebû Nesal (hi.215-303; mi.830-916); eseri: Sünen-i Nesai
ashab - meratib اصحاب مراتب : makam ve rutbe sahibleri
ashab-ı muratib اصحاب موراتب : makam ve rüt-be sahibleri
ashab-i nakil أصحاب نقل : doğruyu bulmada nakli (yani Kur'an ve Hadis'i) esas (temel) alanlar
ashab-i Nebi أصحاب نبي : Hz. Peygamber'in
)a.s.m.) sahabesi, Hz. Peygamber'le (a.s.m.) beraber bulunmuş ve O'nun peygamberliğini O'na gönulden kabul ederek saygı ve sevgiyle O'na bağlanmış ilk dönem Müslümanları (r.a.) (bkz.sahabe)
shab-i Resullullah اصحاب رسول الله : Allah'ın
(c.c.) resulü (gönderdiği peygamberi) olan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) sahabesi (bkz. sahabe)
ashab-ıdvan اصحاب رضوان : Allah'ın (c.c.) ken-dilerinden razı olduğu sahabeler. Hudeybiye barış antlaşması (mi.628) (bkz. Hudeybiye) sırasında bir ağacın altında bulunan Hz. Pey-gamber'in (a.s.m.) huzuruna gelip hayatla ri pahasına biat eden (bağılılık sözü veren) 1500 kadar seçkin sahabe. "O ağacın altın-da sana biat eden mü'minlerden Allah (cc) razı olmuştur" mealinde, Fetih Süresi'nin 18 äyettinde geçen ifade, bu mübarek sahabelen belirtmektedir.
ashab- Suffa أصحاب صفہ : Medine'deki Peygam-ber Mescidi'nin (Mescid-i Nebevi) "Suff denilen bölümünde gece ve gündüz devamlı kalan ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sohbetine devamlı katılıp İslâm dinini O'ndan öğrenen Müslümanlar. Bunlar ev ve aileleri olmayan fakir Müslümanlardı. İslam'ı Hz. Peygam ber'den (a.s.m.) öğrendikleri için bilmeyen insan ve topluluklara İslam'ı öğretme gö revleri vardı. Aynı zamanda savaşlarda hazır kuvvet olarak katılırlardı. Suffa, bir çeşit ya-tılı İslam okulu idi.
ashab - Suffe أصحاب صفه : )bkz.Ashab-1 Suffa
ashab-ı şevk ve ask اصحاب شوق و عشق : Allah (c.c.) zikrederken coşkuya kapılan ve Allah'ı (c.c.) aşk derecesinde sevenler
ashab-ı suhud أصحاب شهرد : cine melek gibi varlıkları ve manevi dünyaları görenler
ashabi suur أصحاب شعور : suur sahipleri, Kur'an ve iman hakikatlerinden ve dünyaya geliş gâyesinden haberli olanlar
علالي habitahkik أصحاب تحقيق :dindeki doğru bilgilere ciddi inceleme ve derin araştırmalar yoluyla varanlar
ashab-ı tesbih أصحاب تسبيح : Allah'ı (c.c.) yüce vasıfları ve isimleriyle anarak zikredenler
ashab-ukul أصحاب عقول : akıl sahipleri
ashab-ı vezaif أصحاب وظائف : vazifeliler, görev-liler
ashab- vicdan أصحاب وجدان : vicdan sahipleri
ashab-ı zevk اصحاب ذوق : dindeki hakikatları yakından bilme zevkine erenler
ashab-id-dünya أصحاب الدنيا : )bkz.ashab-ı dün ya)
asıl (asi( اصل : esas temel kaynak, başlan
51
YanıtlaSilthis şeyin örneği veya benzeri değil, ken-dist 4 hakikat, gerçek 5.en önemli 6.soy-sop, neseb, kök
ais temelsiz, gerçek dışı, yanlış
Trablusgarp, Şam, Muğla ve Manisa'da subay olarak görevler yaptı.
2. Güzel el yazısıyla Nur risalelerini yazmaya başladı.
Bir gün evinde Nur risaleleri ile meşgul iken polisler baskın yaptı ve Binbaşı Asim Bey'i sparta sorgu hakimliğine götürdü. Häkimin, Bediüzzaman ve Nur hizmeti hakkındaki sorularına karşı içinden "Doğru söylesem Üstadıma zarar gelebilir, yalan söylemek ise haysiyet ve hizmetime yakışmaz" diye düşün dù ve "Ya Rabbi, canımı al" diye dua etti. Bu duanın hemen ardından mahkeme salonun-da vefat eden Åsım Bey, Bediüzzaman'ın ta-biriyle "istikamet şehidi oldu
1 : عصر yüzyıl 2 devir, çağ 3 zaman 4 ikin di vakti
asar-beasir عصر بعضر : asırdan asıra, yüzyıldan yüzyıla, devirden devire
aardide عصر دیده : asırlık, bir asır yaşayarak çok şeyler görmüş
عاصی : Lisyan eden, başkaldıran; itaat et-meyen, emir ve söz dinlemeyen 2 Allah'ı (c.c.) tanımayan, emirlerine uymayıp karşı çıkan
siyane عامیانه : isyankarca, isyan ederek, karşı gelerek
assol, köklü, üstün değer taşıyan 2 vekil olmayıp kendi adına hareket eden
asilzade اصل زاده : soylu, köklü ve sağlam aile-
den gelen
asistan 1 : آسیستان yüksek okul ve üniversitede öğretim üyesi yardımcısı 2.yardımcı doktor 3. yardımcı
asker عسكر : Lorduda görevli ve silahlı, rut-beli veya rütbesiz kimse 2.er, rütbesiz asker 3 askerlik görevi
askeri Calot عسکر جالوت : Eski Çağda yaşamış
Calûd'un askeri (ordusu). Calûd ve ordusun-dan, Kur'an'da Bakara Sûresi'nin 2/249,250 ve 251 inci ayetlerinde söz edilir. Calúd, Inkärcı bir toplumun başkanı idi. Güçlu bir ordusu vardı. Ona karşı savaşan müminler ordusunun komutanı ise Talût idi. Mü'min-
asl- hilkat- Arz
ler savaş yoldunda sadakat, bağlılık ve ihlás konusunda denendiler. Karşılarına çıkan bir nehir suyundan onlara bir avuçtan fazla su içmemeleri emredildi. Susuzluğa dayanama-yip emre uymayan ve nehir suyundan içenler, kendilerinde Calût'un ordusuna karşı sava-şacak güçleri kalmadığı özrünü ileri sürerek savaştan kaçındılar. Su içmeme emrine itaat edip ihlás ve bağlılık sınavını kazananlar ise, sayıca az oldukları halde, Câlut'un ordusuna karşı savaştılar ve onları yendiler. Aralarında bulunan Hz. Davud (a.s.) Calut'u öldürdü.
Risale-i Nur Kulliyatından Barla Lahikası'nda yer alan bir şiirde bu olaya işaret edilmekte dir. Öğretmen Ahmed Galib'in (r.h.) bir mıs raı, belki bir yanlış yazılış sonucu, "Asker-i Calût küfrü mahveder" şeklinde yazılmıştır. Bunun aslı, "Asker-i Calüt küfrün mahveder" şeklinde olmalıdır. Çünkü kafir olan Calüt'un askeri ve ordusudur. Calût'un askerinin küf-rünün mahvedilmesi söz konusudur. Mısra-daki hece sayısına uymayan "Asker-i Calût'un küfrünü mahveder" sözü, bir hece düşmesi ile hece sayısına uyar hale gelir ve "Asker-i Calût kufrün mahveder" şekline girer. Bu misra ile, Nur Risaleleri'nin yazarı Bediüzzaman (r.a.) ve talebeleri; ihläs ve sadakatın bereketiyle, zamanımızın Calût'larına ve basın-yayın, propaganda ve din karşıtı destekçileri olan ordularına karşı üstün gelir ve gelecektir, in-şallah!" denmiş olmaktadır.
askeri (askeriye( عسكرية : askerlikle ilgili
askerlik عسكرلك : askerlik hizmeti, asker olma durumu
askerlik temsilatı عسكرلك تمثیلاتی : askerlik ha-yatından alınan örnekler (misaller)
اصل : bkzasıl(
al Arabi اصل عربی : Arapça (yazılmış eserin( aslı
asli asil اصل اصیل : aslın aslı varlığı kendinden olan, ezeli ve ebedi, gerçek varlığın asıl ken-disi
aslı esası meslek اصل أساس مسلك : mesleğin (tutulan yolun) aslı, özü, temeli
asli evvel اصل اول : ilk temel, ilk kaynak
asl hilkat اصل خلقت : 1 yaradılışın başlangıcı 2.yaradılıştaki temel madde
asli hilkat Arz اصل خلقت أرض : Yerin (Dun ya'nın) yaradılışının aslı gerçek şekli; başlan gıcı
524
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
1026) «Bir kul dininin gitmesinden sonra, gözünün gidişinden daha zor bir musibete uğramaz.. Buna sabrederse.. Ancak, cennete girer..>>>>
* **
En büyük felâket, imansızlıktır.. Bundan sonra gelen felaketlerin bu. yüğü, insanın gözden olmasıdır..
Allah ikisinden de korusun..
** Ravi: BÜREYDE'den r.a. naklen HATİB.. Menkıbeleri, 64. ve 237. Hadis-i Şerifte.. ۱۰۲۷ مَا أَكْرَمَ شَابٌ شَيْئًا لِسِنْهِ ، إِلَّا قَيْضَ اللَّهُ لَهُ مَنْ يُكْرِمُهُ عِنْدَ سِنْهِ . ( رواه الترمذي عن أنس )
1027) «Bir genç, yaşından dolayı bir ihtiyara ikram etmez; ancak -karşılığında Allah ona yaşlandığı zaman ikram edecek birini gönderir..>>>
Yaşlılara saygı gençlerimizin vazifesidir.. Derler ki: Yaşlılara hürmet, ilmi artırır..
*
Ravi: ENES'ten r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 1. ve 13. На-dis-i Şerifte..
ما أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَط خَيْرًا مِنْ أَنْ يَا كُلَّ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ، وَإِنَّ نَبِيُّ اللَّهِ ۱۰۲۸ ( رواه البخاري عن المقدام ) دَاوُدَ كَانَ يَا كُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ .
1028) «Bir kimse, el emeğini yemekten daha hayırlı birşey yememiş-tir... Çünkü Allah'ın peygamberi Davud, eliyle çalışıp -ka-zandığını yerdi..>> **
Dünyada en güzel şey eliyle çalışıp yemektir.. Ve kimseye ylik ol-mamaktır..
**
Ravi: MİKDAN'dan r.a. naklen BUHARI.. Menkıbesi, 2. Hadis-i Şe-rifte..
**
MIKDAN b. MADIKEREB.. Sahabe.. Lakabı EBU YAHYA.. Ibn-4 Saad'ın rivayetine göre: Hicretin 87. yılında 91 yaşında vefat etmiştir... Allah ondan razı olsun..
*
**
VE VAAR ÖRNEKLERI
YanıtlaSil525
۱۰۲۹ ما التقت عند قط في صلاته الا قال له ربه : این تلفت يا ابن آدم !
( رواه البيهقي عن أبي هريرة )
أنا خير مما تلتفت إليه .
1029) «Hiçbir kul namazında sağa sola- bakmaz; ancak buna
karşılık Rabbı ona şöyle buyurur:
Ey Ademoğlu, nereye bakıyorsun?.. Ben senin baktığın
şeylerden hayırıyım..»
Namazda sağa sola bakılmaa.. Ayakta dururken seede yerine bakı-hr
Ravi: EBU HUREYRE'den ra. naklen BEYHEKI., Menkabeleri, 5. ve 12. Hadis-i Şerifte..
۱۰۳۰ ما أَنْعَمَ اللهُ تَعَالَى عَلَى عَبْدِ نِعْمَةَ ، فَقَالَ : « الْحَمْدُ اللهِ إِلا أَدى شكرها ؛ فإِنْ قَالَهَا الثَّانِيَةَ ، جَدَّدَ اللهُ لَهُ تَوَاتِها ، فَإِنْ قالَها الثالثة فَفَرَ اللهَ لَهُ ذُنُوبَهُ .
) رواه البيهقي عن جابر )
1030) «Allah'ın nimet ihsan eylediği bir kul:
-Allah'a hamd olsun..
Derse, o nimetin şükrünü eda etmiş olur.. İkinci defa dediği takdirde, Allah onun sevabını yeniler.. Üçüncü defa derse, Al-lah onun günahlarını bağışlar..»
Hamd etmek, sadece dille:
Allaha hamd olsun...
Demekle tam manasını bulmaz.. Herşeyin kendine göre bir hamdi vardır.. Meselä: Malın hamdi, zekâtını vermektir..
Ravi: CABIR'den ra. naklen BEYHEKI.. Menkıbeleri, 12. Hadis-1 Şerifte..
۱۰۳۱ مَا أَنفَقَ الرَّجُلُ في بَيْتِهِ ، وَأَهْلِهِ ، وَوَلَدِهِ ، وَخَدَمِهِ ، فَهُوَ لَهُ صَدَقَةٌ .
( رواه الطبراني عن أبي أمامة )
1031) «İnsanın evinde: Ehline, çocuğuna ve hizmetçisine nafakası, kendisi için bir sadakadır..>>
Dışarıda fakirlere bir sadaka veremeyen kimse, evinde beslemek zo-runda olduğu kimselere götürdüğü şeyle sadaka vermiş olur..
BİRİNCİ BÖLÜM
YanıtlaSilTANZİMAT SONRASI OSMANLI DEVLETİNİN HUKUKİ VEÇHESİNE UMUMİ BİR BAKIŞ
1. 18. ASRIN SONUNDAN TANZİMATA KADAR GİRİŞİLEN BAZI YENİLİK HAREKETLERİ
18. asrın sonu ile 19. asrın başlarında yani III. Selim (1789-1807) devrinde Mühendishâne-i Berr-i Hümayûn'un kuruluşu, ecne-bî bir lisandan öğretimde istifade yoluna gidilişi, yabancı lisanda yazılmış askeri kitapların, türkçeye tercüme olunuşu gibi maarif; Nizam-1 Cedid Ordusu'nun kuruluşu, yabancı uzman ve subaylar-dan orduda istifade, Tophane ve Baruthanelerin ıslahı gibi askerî, Avrupa'ya ikâmet elçileri gönderme v.s. gibi diplomatik sahada atılan yeni adımlar yanında, «devletin kanunlarının zamanla bo-zulmuş olduğunu, eski kanunnâmelerin zamanın icab ve ihtiyaçla-rına cevap vermediğini, dolayısıyla yeni esaslara dayanan yeni tedbirler düşünmek lazım geldiği gibi fikirleri ileri sürüp, Os-manlı İmparatorluğu'nun hukuki sahada da bazı yeni adımlar at-ması icab ettiğini düşünenler o gün için seslerini duyurabilecek bir grup teşkil ediyorlardı.
II. Mahmud (1808-1839) devrinde ise; eğitim, askerlik, diplo-masi ve cemiyet hayatında oldukça yeni hamleler yer almakta idi. İlk öğretim mecburiyeti, Avrupa'ya tahsil için talebe gönderilmesi, Tercüme Odası'nın ihdası, Takvim-i Vekâyi'nin kuruluşu, Tıp ve Harp mekteplerinin kuruluşu, Yeniçeriliğin kaldırılması, Asakir-i Mansûre-i Muhammediyye'nin kuruluşu, Avrupa ordularının talimat ve nizamlarının kabulü, vezaretler ve meclislerin kuruluşu, setre ve pantolonun kabul edilişi, pasaportun ihdası; bu devirde gördüğü-müz yeniklerin bir kısmını teşkil etmektedir.
Hukuk ve adliye sahasında ise az da olsa gördüğümüz hareket, ileride Tanzimatla birlikte girişilecek büyük çaptaki adli ve hukuki yeniliklerle aynı paralelde mütâlea olunabilir.
1. Osmanı Tarihi, V, 65.
TANZIMAT SONRASI OSMANLI HUKUKU
YanıtlaSil11
Nitekim bu devirde Şeriyye Mahkemelerinin Sadrıazam'ın mu-rakabesinden alınıp, Şeyhülislam'ın idaresi altına verilmesi gek-linde gördüğümüz bir değişikliğin çok yakın benzerini Abdulmecid devrinde de görüyoruz. Şöyle ki, bu tarihe kadar kadıların bağlı bulundukları Kazaskerlik makamı sadrıazama bağlı iken, bu tarih-ten sonra Şeyhülislâm'a bağlanmıştır.
II. Mahmud devrinde adli sahadaki diğer mühim bir yenilik de Abdülaziz devrinde daha da inkişaf edecek olan Meclisi Vala'yı Akâm- Adliyye'nin kuruluşudur. 28 Mart 1873'de ihdas olunan bu müessese; devletin muhtaç olduğu kanunname tasarılarını, nizam-nameleri hazırlamak, memur davaları ve devlet ile fertler arasın-daki davalara bakmakla vazifeli idi'.
2. TANZİMATIN HUKUK SAHASINDA GETİRDİĞİ YENİLİKLER
Eğitim, askerlik, diplomasi, cemiyet hayatı, hukuk ve adliye sahasında pek çok yenilik hareketlerine sahne olan Tanzimat dev-rinde girişilen islah teşebbüslerinde ve isdar olunan fermanlarda; Osmanlı Devleti'nin beynelmilel vaziyeti mühim rol oynamış, Av-rupa devletlerinin zaman zaman yaptıkları müdahaleler müteaddit fermanların isdariyle neticelenmiştir.
Hatta, 1839 Hatt-ı Şerîfi'nin isdarına dahi dış âmiller sebep olmuştur. Kısaca ifade etmek icab ederse bu konuda en kuvvetli iki amil: a) Mısır meselesi dolayısıyla Avrupa devletlerinin Osmanlı devletinin haricî ve dahilî işlerine müdahele etmeleri, b) Rusların Osmanlı teb'ası olan Ortodoksların haklarını koruma bahanesiyle giriştikleri teşebbüsleri kırmak için, garp devletlerinin bazı müda-helelerde bulunmalarıdır'.
Yukarda görüldüğü üzere daha çok dış tesirlerin meydana ge-tirdiği Tanzimat hareketlerinin tamamında olduğu gibi, kanunlaş-tırma hareketleri kısmında da Avrupa tesiri hemen kendisini gös-terir. Tanzimatla birlikte girişilen kanunlaştırma hareketinin âmil-lerini şöylece sıralayabiliriz:a) İktisadi şartlar değişmiş ve Av-rupa devletleri ile ticaret münasebetleri artmıştır. Bu münasebetler
2. Aynı eser, VII, 164.
3. Ayı eser, VI, 155.
4. Aynı eser, V, 157.
5. «Amme Hukukumuzda Tanzimat Devris, Okandan, Tanzimat, s. 114.
6. «Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tanzimat, s. 168.
7. Amme Hukukumuzda Tanzimat Devris, Okandan, Tanzimat, s. 114.
8. «Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tanzimat, s. 145.
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil31
Hiç bir Peygamber, arkasında bir Cemâat bırakmadıkca, vefat et-memiştir.
Ben de, sizin içinizde Ensarı bıraktım.
Allah'dan sakınmanızı ve onlara karşı iyi davranmanızı, size tav-slye ederim.
Bilirsinizdir ki: Onlar, mallarını sizinle bölüştüler.
Size, darlıkta da, bollukta da iyilik ve yardım ettiler.
Onların hakkını tanıyısız! (İbn-i Kutaybe-El'imâme vessiyase s. II)
Çünki, onlar, sizden önce Medine'yi yurd ve iman evi edinmiş ve siz Muhacirlere iyilik etmiş olan kimselerdir.
Onlar, meyva ve mahsullerini sizinle bölüşmediler mi?
Yurdlarında size yer vermediler mi?
Kendileri muhtaç oldukları halde, sizi, kendilerine tercih etmedi-ler mi? (Kastalani-Mevâhibülledünniye C. 2, s. 484, Halebî-İnsanüluyun c. 3, s. 463-464)
Ey Muhacirler cemâatı! Siz, çoğalmış olduğunuz halde, sabaha çıktınız.
Ensar ise, çoğalmamış olarak sabaha çıktılar. (159)
Ey Muhacirler cemâatı! (160) İyi biliniz ki: Bu Ensar cemâatı, git gide azalacaklar (161), hattâ, yemek içindeki tuz gibi olacaklar. (162)
Sizler ise, çoğalacaksınız. (163)
Başka insanlar da, çoğalacaklar. (164)
Ensara karşı iyi davranmanızı size tavsiye ederim. (165)
Çünki, onlar, benim Sırdaşlarım (166), sığınağım ve barınağım ol-dular. (167)
(159) İbn-i Abd-1 Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(160) İbn-i Ishak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 251, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
161) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 272, Buhari Sahih c. 1, s. 223
( (162) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 252, Buhari Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176 Sahih c. 4, s. 227, İbn-i Abd-i
(163) Abdurrezzak Musannef c. 5 s. 431
(104) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 252, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 272, Buhari Sahih c, 1, s. 223, c. 4, s. 227, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(165) Buhari Sahih c. 4, s. 226, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(166) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 251. Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 272, Buhari Sahih c. 4, s. 226, Belâzüri -Ensabüleşraf c. 1, s. 547 (
167) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 251, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 548
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilOnlar, üzerlerine aldıkları yardım vazifesini tamamiyle yerine ge-tirmişlerdir.
Kendilerine, ancak, mükâfat verilmesi kalmıştır. (168)
Sizden (169), Muhammed ümmetinden her kim, bir iş başına ge çer de, bir kimseye zarar veya yarar vermeğe gücü yetecek hale ge-lirse (170), Ensardan, iyilik edenlerin iyiliğini kabul, kötülük edenlerin de, kötülüğünü afvetsin! (171)
Onların iyllerine, İyilik ediniz! Kötülüklerinden de, geçiniz. (172)
İyi biliniz ki: Ben, sizden önce gidecek, sizi bekleyeceğim. Siz de, gelip bana kavuşacaksınız.
Dikkat ediniz! Sizinle buluşma yerimiz, Havuz başıdır.
Yarın, benimle buluşmak isteyen, elini ve dilini günahdan çeksin.
Ey insanlar! Günah, nimetlerin değiştirilmesine sebep olur.
Halk iyi olduğu zaman yöneticileri de, iyi olur.
Halk, kötü olduğu zaman, yöneticileri de, kötü olur. (173)
Varlığım, Kudret Elinde bulunan Allâha yemin ederim ki (174), ben, şu saatte Havuzumun üzerinde duruyor (175), şu bulunduğum yerden Havuzuma bakıyorumdur! (176)
Şânı yüce olan (177) Allâh, bir Kulu, dünya ile (178), dünya zi-neti ile (179), istediği (180) dünya nimetlerini kendisine vermekle (181), Kendi katındaki nimetler arasında muhayyer kıldı. Bunlardan
(168) Buhari Sahih c. 4, s. 226
(169) Buhari Sahih c. 4, s. 227
(170) Buhari Sahih c. 1, s. 223, с. 4, s. 227
(171) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 252, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 272, Buhari Sahih c. 1, s. 223, c. 4, s. 227, İbn-1 Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 176
(172) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 300, Abdurrezzak Musannef c. 5,
s. 431, Ion-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 251-252, Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 548 (173) Kastalant с. 3, в. 464 Mevahibülledünniye c. 2, s. 484-485, Halebi İnsanüluyûn
(174) İbn-i Sa'd Tabakat e. 2, s. 231, Darimi Sünen c. 1, s. 37
175) Ibn-i Sa'd ( Tabakat c. 2, 5. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91
(176) Darimi Sünen c. 1, s. 37
(177) Buharl Sahih c. 1, s. 119
78) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sîre c. 4, s. 299, Abdurrezzak Musannef c. 5, в. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari Sahih c. 1, s. 119
(9) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Darimi Sünen c. 1, s. 37
80) Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
81) Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
95
الحادة المرام
YanıtlaSilاشارات الاعجار
12 افادة المرام ]
قرآنه عظیم الشانه، بتونه زمان رده کلوب کچه نوع بشرن طبقه الرينو، مالدارين و فرد لرين خطاباً عرسه اعلاد نه ایراد ايد يلمه الهی و شموللی بر نطقه و عمومی، ربانی بر خطا به اول ایفی کی بی انیمی، بر فرون علان ديا كوچك بر جماعتك اقتدارند به خارج و بالخاصه بوز مانده دنیا مادياتنه عائد يك قومه فناری
و علماءي جا مصدر.
بو اعتبار له، زمانجه، مه نجه، اختصر احجه دائه احاطه سی به طار اولان بر فرون فهمندن و فريحه سندن جيقان بر تفسير معه قرآن عظيم الشانه تفسیر اولا ماز. چونکه قرآنك خطا بنه مخاطب اولان ملتارك ان انارك احوال روحه الديني و ماديا تكرینی جامع بولوند یخی اینجه فتاره، علماءه بر فرد، واقف و صاحب اختصاص اولا ماز که او کوره بر تفسیر با با بیاسین. هم بر فردن مسلگی و مشربي تعقيد به خالی اولا مازكه، حقائق قرآنير ي كوريون، بی طرفانه بيانه ايسين. هم بر فرون فهمندن چیقان به دعوا کندیسنه خاص اولوب باشقه ی او دعوانك قبوله دعوت ايدياله من مگر کی بر نوع اجتماعك تصديقه مظهر اولا .
بناء عليه، قرآنك اینجه معد الدين و تفسير لرده طاغینین به صورتده بولونیه محاسندن و زمانك تجربه سیله، فنك كشفى سايه سنده تجلى اين حقيقت لر بنك تثبيتيله، هر برى بر قاع فنده متخصص اولمعه اوزره، محققين على ادن يوكك ، هيئتك تدقيقاتي، تحقيق اتهام به تفسرين الياسي لازمدر. ننه کیم، قانوني حكم اترك تنظيم و اطراری، بر فردن فکرندن دیگل، یوگان به هيئتك نظر دقت و تدقیقا تند نه کچه می لاز مدر که عمومی بر امنیت و جمهور ناسك اعتمادینی قرائن اوزره
ملته قارشو بر كفالت ضمنية حصوله كلاسين. واجماع ملت، حجيتي ألده
ايده بياسين.
اوت، قرآن عظيم الشانك مفترى، بوسك به تها صاحي و نافذ به اجتهاده مالك و بر ولایت كامل بي حائز بر ذات او لمليدر. بالخاصه بوزمان کرده بوشر طاهر، آنجه يوكسك و عظیم به هيئتك
الموال Ahval: Haller
YanıtlaSilأحوال زوجية
Ahval-rahiye: Ruha dit håller
عرش أملاً
Ar-Ala: Kainatı kuşatan en yüksek ålem
Bihakkın: Hakkıyla
بناة علية
Bindenaleyh: Bunun üzerine
بی طرفانه
Bitarafane: Tarafsızca
جامع Cami: Toplayıca
جمهور ناش Cumhar nås: İnsanların çoğunluğu
دائرة العامة Daire-i ihata: Kuşatma dairesi
کید Fehim: Anlama, anlayış
حائز Haiz: Sahib
حصول Husal: Meydana gelme
ایران Ittırad: Düzenli devam etme
الجماع İcma: Fikir birliği yapma
إقادة المركز
İfadetü'l-merâm: Maksadını ifade etme
إيران frad: Söyleme
تريخه Kariha: Fikir, zihin
كفالت
Kefalet-i zimniye: Gizli
ضننيه kefillik
تحكين
Mehasin: Güzellikler
محققين علماً
Muhakkikin-i ulema: Araş-tına alimler
تافت Nafiz: İşe işleyen
تطلق Nutuk: Konuşma
رباني Rabbani: Rabb'e ait
شئول Şumal: İçine alma
تحقيقات Tahkikat: Etraflica araştır-malar
تنظية Tanzim: Düzenleme
تدقيقات Tedkikat: Dikkatle incele-meler
واقف Vakıf: Bilen, haberdar olan
merhametliydi. Yumuşak huy ur sayılırsa bir kusuru vardı: Ka-pek elverişli değildi. Bu yüzden comettii de ayni zamanda, Yalnız, eger kusur zancı ve memaliki geçimini rahatça sağlamaya allece geçim sıkıntısı çektikleri gün sayısı kendile den daha fazlaydı. Abdülmuttalib oğullarını Nur lerini rahat ve ferah hissettiklerin-
YanıtlaSilTARİNTE BUGÜN 1920-Bediüzzamanın "Kur'ân-ı Azimüşşanın Häkimiyet-i Mutlakası" başlıklı makalesi Sebilürreşâd'da yayınlandı.
Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Binbaşı Asım Önerdem (1935) ve Sıddık Süleyman Kervancı (1965) vefat etti.
9
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
C
BIR AYET
Her nefis ölümu tadıcıdır, Sizi denemek için hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Sonunda ise Bize döndürüleceksiniz.
Enbiya Suresi: 35
BİR HADİS
Komşuna iyilik et ki, olgun mü'min olasın.
Tirmizî, Zühd: 2
Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmündedir.
Lem'alar
HİCRİ: 27 ŞEVVAL 1445 - RUMI: 23 NİSAN 1440
HIZIR: 1-GÜN: 127 KALAN: 239-GÜN, UZ.: 2 DK
Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
Madi ammete ders ver itimad edip, ondan, rivayet saddak bir Sahabenin i az ederdi. Hem madem sidd meşhur bir namdarı, bir tarikle şkasının nakline iht yeter denilir, başkası le geliyor. arikle dik, sadük, sadık ve mu-bir ihtiyaç da kalmaz. Onu hadiseyi haber verse, nun için bazı mühim hadi-
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1885 - Anadolu'nun ilk lisesi (idadisi) Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi temeli törenle atıldı.
1984-Bediüzzamanın talebelerinden Molla Hamid (Ekinci) vefat etti.
MAYIS
02 CUMA
BİR AYET
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun... (Tahrîm: 6)
BİR HADİS
4
1446
ZİLKA'DE
RUMI: 19 NİSAN 1441
KASIM: 176
Kadın avrettir. Dışarı çıktığında şeytan onu ve onunla başkalarının yoldan çıkarmak için fırsat kollar.
(C. Sağîr, No: 3786)
"Mim"siz medeniyet, täife-i nisâyı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metai yapmış. Şer'-i İslâm onları Rahmeten dåvet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada; rahatları evlerde, hayat-ı ailede. Lemeat
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil111 1 İblis, en şiddetli ve kuvvetli adamlarını malını hayra sarf eden kimseye musallat eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
111 2 İblis, Âdem (a.s.)'ı içi boş görünce yemin etti ki: "Yaşadığı müddetçe onun içinden çıkmam." Allah da yemin etti ki: "Ben de onunla tevbe arasına hâil koymam." Hz. Hasan (r.a.)
111 3 İblisin köpek burnu gibi burnu vardır. Ve onu Âdem oğlunun kalbine koymuştur. Ona şehvet ve lezzetleri hatırlatır. Ve Allah hakkında şekke düşürecek vesvese verir. Kul, "Eûzü billâhissemî'il alimi mineşşeytanirracim. Ve Eûzü billâhi en yahdurûn, İnnallahe hüvessemî'ul alim" dedikçe hortumunu kalbinden çeker.(Bu sözler yürekten söylenecek. Yoksa zikirden ileri geçmez) Hz. Muaz (r.a.)
111 4 Mel'un iblis şeytanlarına hitab eder ve der ki: "Et, kadın ve içkileri ele alın, zira şer için bunlardan daha müessir bir şey bulamadım." Hz. Ebud Derda (r.a.)
111 5 İbrahim (a.s.) lraklılar hakkında beddua etmek istedi. Allah buyurdu ki: "Yapma, Ben onlara ilim ve kalblerine merhamet verdim." Hz. Muaz (r.a.)
111 6 Benim bu oğlum ki (İmam-ı Hasan) Seyyiddir. Umulur ki onun sebebiyle Allah (z.c.hz.) iki ordunun arasında sulhu sağlar. Hz. Ebû Bekre (r.a.)
111 7 Benim bu oğlum ki (İmam-ı Hüseyin) lrak'ta Kerbalâ'da katlolunacaktır. Kim ki, bu vak'aya şahid olursa kendisine yardım etsin. Hz. Enes (r.a.)
111 8 Cennetin kapıları kılıçların gölgeleri altındadır. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
111 9 Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
111 10 Kulun uyandığında söyleyeceği en güzel söz, "Sübhânellezî yuhyil mevtâ ve Hüve alâ külli şey'in kadir" dir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
111 11 Allah'a en sevgili ev, içinde ikram gören yetim bulunan evdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
111 12 Amellerin Allah'a en sevgili olanı, namazı ilk vaktinde (ilk cemaatle) kılmaktır. Hz. Ümmü Ferve (r.a.)
111 13 Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili kelâm: "Sübhâneke Allahümme ve bihamdike ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddüke ve lâ ilâhe ğayrük" En sevmediği de: "Allah'dan kork" diyene karşı: "Sen kendine bak" diyenin bu sözüdür. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
111 14 Gerek mescidlerinizde, gerekse kabirlerinizde (Allah'a gidişinizde) Allah'ın en sevdiği renk beyazdır. Hz. İmam İbni Hüseyin (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
224 1 "Umrâ ve Rukbâ" verilen kimselere caizedir. Hibesinden dönen kusmuğunu yalayan gibidir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
224 2 Onlarla (münafıklarla) Bizim aramızdaki ahit (eman) namazdır. Onu kim terkederse kafir olur. Hz. Hureyde (r.a.)
224 3 Bayram namazları her baliğ ve baliğaya vacibe yakın bir şeydir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
224 4 Göz yaşarır. Kalb de mahzun olur. İnşaallah Allah'ın hoşuna gitmiyecek bir şey söylemeyiz. Senin için, ey İbrahim, mahzunuz.(Oğlu İbrahim vefatında buyurulmuş) Hz. İmran İbni Husayn (r.a.)
224 5 Nazar haktır. Kaderi geçecek bir şey olsaydı nazar geçerdi. Sizden gusl etmeniz istenirse gusledin. (Şayet biri size gelir de nazar var elini ayağını yıkayıp suyunu ver derse versin) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
224 6 Nazar ve nefes az kaldı kaderi geçecekti. Nefes ve nazardan Allah'a sığının. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.)
224 7 Nazar haktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
224 8 Nazar adamı kabre, deveyi de tencereye sokar. Hz. Câbir (r.a.)
224 9 İki göz delillerdir. Kulaklar kapılardır. Dil de tercümandır. İki el iki kanattır. Karaciğer şefkat, dalak gülme ve akciğerler nefes yeridir. Böbrekler ise mekir yeridir. Kalb de meliktir. Melik temiz olursa, tebaası da temiz ve sağlam olur. Melik fesada uğrarsa tebaası da fesada uğrar. Hz. Ebû Said (r.a.)
224 10 iki göz zina eder. İki el, iki ayak ta zina ederler. Fert te zina eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
224 11 Akşam sabah ilim talimine gitmek Allah indinde, Allah yolunda cihaddan daha efdaldir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
224 12 Allah yolunda gaza eden, Beytullaha hac yapanlar ve umre edenler Aziz ve Celil olan Allah'ı ziyarete gelen heyetlerdir. Bunlar dua ederlerse kabul olunur. Ve Ondan bir şey isterlerse Allah isteklerini verir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
224 13 Gaza iki türlüdür: Allah rızası için gaza eden kimse, komutanına itaat eder, kıymetli şeylerini harcar, arkadaşlarına kolaylık gösterir ve arzda fitne çıkarmaktan kaçınır. İşte bu kimsenin uykusu da uyanıklığı da sevaptır. Başka maksadla gaza edene gelince Onunkisi öğünme, riya ve gösteriştir. Komutanını dinlemez, arzı da ifsad eder. İşte bu gibiler asla hayır ve sevabla dönemezler. Hz. Muaz (r.a.)
224 14 Garib gurbetinde, Allah yolundaki mücahid gibidir. (Sevab kazanır) her adımı için Allah bir derece yükseltir. Ve kendisine elli hasene yazar. Garib, gurbette iken Cennet ona vacib gibidir. Gariblere ikram ediniz. Zira, kıyamet gününde onların şefaat hakkı vardır. Umulur ki onların şefaati sebebiyle kurtulursunuz. Hz. Ebû Said (r.a.)
224 15 Dünyada garibler dörttür: Zalimin elinde Kur'an, bir mahallede içinde namaz kılınmayan mescid, bir evdeki okunmayan mushaf, kötü bir kavimle beraber bulunan salih adam. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
M ihrap deyip geçmeyelim Rasulullah makamıdır. Öyle cemiyetli bir makāmdır ki eğer o makâmın kıymetini başta imam arkadaşlar sonra cemaat bilseler kurtulmamız çok yakındır. Rasûlullah makamı öyle
YanıtlaSilkıymetlidir ki diğer dünya makamları hep oranın şubesidir. Efendimiz imamlığın yanında devlet başkanlığını da, kumandanlığını da müftülüğü de öğretmenliği de mihrapta yaptı. Bütün selahiyyetler o mihraptadır aslında. Eğer Cumhurbaşkanı mihrapla alakasını keserek şube sayılan makāma oturursa köksüz kalır, ruhsuz kalır, zaafiyet başlar.
T
-
- demek yasakdi hele bir
YanıtlaSil
Yuksel30 Nisan 2025 11:14
Enver Baytan Hoca'dan İki Fıkra
Altınoluk: Hocam sizin za-mana zemine göre nükteleriniz de vardır. Aklınıza gelen var mı?
BAYTAN: Var ama uygun
düşer mi bilmiyorum. Bir memle-ketin merkepleri nasılsa haberle-şerek büyük bir meydanda top-lanmışlar. Kongre yapacaklar. İç-lerinden biri yüksek bir yere gel-miş konuşmaya başlamış. "Ey merkep milleti biz bu memleket-te zulme uğruyoruz. Bu insanlar sırtımıza biniyorlar yük sarıyorlar kurtulamıyoruz. Yegâne sebep filan semercidir. Eğer o semerci olmazsa semer yapmazsa üzerimize binip, yük saramazlar. Ne yapıp yap-malı semercinin çaresine bakmalı." İçlerinden bir başkası söz almış "Cena-bi Hak mazlumların duasını kabul buyurur. Onun için içimizden duası mak-bul birisi bu yüksek yere gelsin semercinin ölmesi için dua etsin biz de ca-nu gönülden amin diyelim" demiş. İçlerinden birisi çıkmış; "Ya Rab kısa zamanda bu semercinin canını al!" diye duaya başlamış onlar amin amin derken üç gün içinde semerci ölmüş. Gelmiş mi acemi bir semerci bütün merkeplerin sırtı yara olmuş. Mecburen tekrar toplanmışlar. Durumumuz eskisinden de beter, acı arttı, ne yapalım derken yaşlı bir merkep çıkmış kürsüye "Bana bakın, önce siz bu merkeplikten vazgeçmedikçe bu acemi semerciden kurtulamazsınız, merkepliğinize tevbe edin ki semercilerden kurtulabilesiniz" demiş. Buradan ders alınabilir.
Siyasilerle ilgili de bir fıkra anlatayım:
Vaktiyle cahil bir siyası 20 kişilik etrafıyla beraber kabristanın yanından geçiyorlarmış. Vakıt yatsıdan sonra. Siyasi geriye dönmüş: "İçinizde Yasin bilen var mı?" diye sormuş ses yok. Tekrar sormuş, "İçinizde elham (fatiha) bilen var mi? gene ses yok, Peki, "İçinizde kulhü (ihlas) bilen var mı?" Ge-ne ses yok. Bu sefer siyasi emir vermiş; "Herkes ellerine büyükçe taş al-siol Almışlar. Şimdi "Dön ayak vaziyeti alın ve taşları yere pekçe vurarak vüruyun demiş. Etrafi sormuş: Ne olacak?" diye. Siyası "Kabirdekiler hiç olmazsa merkep sürüsü geçiyor zannetsinler" demiş.
Siredi böyle, Yasin bilmez, Fatiha bilmezlerin, yerin altındakilere fayda-olmayanlanh yenin üstündekilere ne faydası olacaktır?
Alish encamımızı hayretsin.
YanıtlaSil
Yuksel30 Nisan 2025 11:16
Sayı: 154
Aralık 1998
Şaban 1419
52
YanıtlaSilコ
asl-icaz
alla
alica cazın asli, mucize dere cesinde güzel, yerinde, doğru ve etkileyici söz söyleme san'atının (icazın) aslı, özü, temeli
al-millet اصل ملت milletin ashoz, temeli
asli nübüvvet اصل نبوت : peygamberliğin te-meli, kaynağı
asli tesaub اصل تشعب : ayrışan kol veya dalla-rın aslı, kaynağı
asli vesvese اصل وسوسه : vesvesenin kendisi, özü
aslu esas اصل و آساس asıl ve temel
aslu fast اصل و فصل : temel ve dayanak
asi u nesl اصل و نسل : soy ve sop
asla أصلا hiçbir zaman, hiçbir şekilde
aslah اصلح : en uygun, en elverişli, en fayda li, en selametli (güvenlikli), en iyi 2 günahlar-dan en çok kaçınan
aslahakellah اصلحك الله : Allah (cc.) seni islah etsin, Allah (c.c.) seni iyi etsin, Allah (c.c.) se-nin kötü halini düzeltsin
aslen اصل : soy bakımından 2 doğuş yeri ve memleket bakımından 3.aslında, esasında, temelden
asli (asliye( اصلی : asıl olana ait, asılla ilgili; esas olan, temel olan
asliyet اصلیت : esas ve temeldeki hal, değişikli ğe uğramamış hal
Asr عصر : Kur'an'ın 103.üncü süresinin adı
asr ahir عصر آخر : son yüzyıl, son devir
asr- bedeviyet عصر بدریت : bedevilik devri, göçebelik devri, toplumların toprağa yerleşik hale gelmeden önceki göçebe olarak yaşadık-
ları devir
asri cahiliyet عصر جاهلیت : Islam'dan önceki putlara tapma devri
asr-dalalet عصر ضلالت : doğru yoldan (din-den) sapma devri, dini inanç ve değerleri hiçe sayanların çoğaldığı bu son devir
asr-ı dalålet ve hüsran عصر ضلالت و خسران dalålet ve hüsran devri; dinden sapmaların, doğru yoldan ayrılmaların (dalålet) çokça görüldüğü ve insanların zararlara ve hayal rıklıklıklarına (hüsran) uğradıkları devir
asr-ı felőket ve helaket عصر فلاکت و هلاکت : fela
ket ve helåket asrı; dünya çapında kötülük lerin, dert ve belaların, dinsizlik ve inançsız lıkların yaygınlaştığı ve savaşların yıkımlara, kitleler halinde ölümlere yol açtığı son devir
asr-ı hakikathakikat asri, Kur'an çağı, Kur'an ile gerçeklerin ortaya çıktığı de nem
asr- hakikatbin hakikatı gören insanların yaşadığı devir, Hz. Peygamberin (a.s.m.) ve sahabelerin yaşadığı devir
a-hazırعصر حاض :simdiki devir, şimdik yüzyıl
asr-i hürriyet عصر حریت : hürriyet asri, insanla rın hür yaşadıkları yüzyıl
asri miladi عصر میلادی : miladi yuzyil Hz.İsa'nın doğumunu başlangıç olarak alan takvime göre hesap edilen yuzyıl
asr-ı Muhammedi عصر محمدی : Hz. Muham med'in (a.s.m.) hicretini (mi.622) başlangıç olarak alan hicri yüzyıl
asri nur عصر نور : nur asrı, aydınlık devir, (mec.) Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiğ Kur'an ve İslam'ın dünyayı aydınlatmaya baş ladığı devir
asrı nüzul-i Furkan عصر نزول فرقان : doğru ile yanlışı ayırıcı (Furkan) olan Kur'an'ın gönde rildiği yüzyıl
Asr-i Saadet عصر سعادت : mutluluk çağı, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ve sahabenin yaşadığı yüzyıl (bkz.sahabe)
Asr-ı Saadet ve tabiin عصر سعادت و تابعین : )Asr
Saadet ve asr-ı tabiin) Hz. peygamber (a.s.m.) ve sahabenin yaşadıkları devir olan Asr-1 Sa-adet (Mutluluk Çağı) ile Hz. Peygamber'den (a.s.m.) sonra yaşadıkları için Muslümanlığı sahabeden öğrenenlerin (täbiin) hayatta ol dukları devir (asr-ı tabiin: tabiin devri) (bkz tabiin)
asri sahabe عصر صحابه : sahabe devri; İslam'ı doğrudan Hz. Peygamber'den öğrenen Müs lümanların hayatta olduklar devir
asr-ı sālis-i asr عصر ثالث عشر : hicri) on üçuncu yüzyıl
asr-ı sıdk ve hakikat عصر صدق و حقیقت doğruluk(sıdk) ve gerçeklik (hakikat) devri, söz ve davranışta doğruluğun, inanç ve du kı-şüncede hakikatin ön plana geçtiği ve son de rece önem kazandığı devir (Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yaşadığı dönem)
asri عصرى : asırlık, yüzyıllık 2.bu yüzyıla ait, devrimize ait, modern, yeni, çağdaş
asrilik عصريلك : modernlik, çağdaşlık, son za manların usûl ve anlayışına uygunluk
astar
YanıtlaSil53
aşk-ı ilmi
stargiyeceklerde) iç yüzdeki ince kat
aşina-i bezm-i Hak آشناء بزم حق Hakkineel-
2. (inşaatta) boyadan önce vurulan kat
astronomi استرونومىgo cisimlerinin yapısı ve hareketlerini inceleyen ilim
sude آسوده : rahat sessiz, såkin
suman آسمان : gok, semå
de ruhlarla yaptığı toplantıya (bezm) âşına ; Cenab-ı Hakk'ın, ruhları yaratınca topluca onlara sorduğu "Ben Rabbiniz değil miyim?" şeklindeki sorusunu ve ruhların "evet" diye cevap verişlerini bilen
aşinalık آشنا لى : bilme haberli olma 2.tanı-ma, tanımışlık, tanışıklık
sumani 1: آسمانی.semavi, yücelikten gelen 2 sonsuz yücelikler sahibi Allah (c.c.) tarafın-dan gönderilen 3.gökteki, göklere ait 3.gök renginde, açık mavi
olçusunde) aşitaireler, onda bileransta عشرات 2. (zaman asirat عاشرات bir (1/6010), yani, 6010 katı bir saat eden çok küçük zaman dilimi (zaman ölçüsünde daki-ka, saatın altmışta biri (1/60) saniye, ikinci altmışta bir(1/602); üçüncü altmışta bir (1/603) ve bunun gibi rabia (1/604) hâmi-se (1/605) sådise (1/606) säbia (1/607) să-mine (1/608) tåsia (1/609) ve aşire (1/6010) )
asvat أصوات : sesler
Asya آسيا : Avrupa'nın doğusundan başlayıp Hint ve Büyük Okyanusa kadar uzanan dün-yanın en büyük kara parçası (kıta)
as 2 ^ j yemek
aşair عشائر : aşiretler, kabileler, göçebe toplu-luklar
aser (aşere( عشر : on
aşere-i mübeşşere عشرة مبشره : Hz. Peygamber (as.m.) tarafından cennetle müjdelenmiş on kişi, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Abdurrahman Bin Avf, Hz. Ubey-de Bin Cerrah, Hz. Saad bin Ebi Vakkas, Talha, Hz. Zübeyr İbn-ül Avvam, Hz. Said (r.a.)
aşere-i mübeşşere-i Kur'anive عشرة مبشره قرآنیه Kur'anca müjdelenmiş on kişi
aşı آئی : belli hastalıklara karşı bağışıklık sağ lamak için vucuda verilmek üzere o hastalık ların zararsız hale getirilmiş mikropları ile hazırlanmış madde
aşık 1 : عاشق.çok seven, şiddetli sevgi duyan, tutkun 2.Allah'ı (c.c.) aşk derecesinde seven
aşık hakikat عاشق حقیقت : hakikat aşığı; ger
çeği, doğruyu durmadan ve bıkmadan arayan ve araştıran
aşıkan عاشقان : aşıklar 2.Allah'ı (c.c.) aşk de recesinde sevenler
aşıkane عاشقانه : aşıklar gibi, âşıklara mahsus
Aşıkin عاشقين : aşıklar.2.Allah'ı (c.c.) aşk de recesinde sevenler
aşikar آشكار : açık, apaçık, belli, meydanda
aşikarane آشکارانه : açıkça, belli ederek
aşikaren آشكارا : açık şekilde
aşina 1 : آشنا tanıdık, bildik; yabancı olmayan 2.yabancı kalmayacak kadar bilgi sahibi; bi len, tanıyan
asire عاشره : onda bir 2.zaman ölçüsünde onuncu altmışta bir yani 6010 katı bir saat eden çok küçük zaman süresi
aşire-i dakika عاشره دقیقه : dakikanın )1/6010( da biri (bkz aşire), son derece küçük bir an
aşiret عشیرت : kabile, göçebe topluluk
aşireti galib عشيرت غالب : üstün gelen aşiret (kabile)
asiyan 1 آشیان.yuva 2.ev
ask عشق : siddetli sevgi; tutkunluk
aşk beka عشق بقا :ask derecesinde çok kuv-
vetli ölümsüzlük isteği
aşk-ı dünya عشق دنیا dünya sevgisi, dünya zevklerine ve menfaatlerine bağlılık
aşk-ı dünyevi عشق دنیوی : dunya zevklerine ve varlıklarına karşı sevgi ve bağlılık
aşk-ı ebedi عشق أبدى : ebedi ask, ebedi olan varlığa (Allah'a c. c.) duyulan sevgi ve bağlılık
aşk-ı hak عشق حق : doğru olanı, gerçeği öğren-
me aşkı
aşk-ı Hakk عشق حق Allah (cc.) aşkı (bkz. Hakk(
aşk-ı hakikat عشق حقیقت : hakikat aşkı; doğru-yu, doğru bilgiyi öğrenme aşkı
aşk-ı hakiki عشق حقیقی : hakiki aşk, Allah (c.c.(
aşkı
aşk-ı ihlasiye عشق إخلاصه : ihlaslı aşk, yalnız Allah (c.c.) rızası için olan sevgi
aşk-ı İlahiye عشق إلهيه : Allah (cc) aslı
aşk ilmi عشق علمی : ilim aşkı, gerçekleri ve doğruları araştırmak ve öğrenmek için duyu-lan kuvvetli istek
526
YanıtlaSilHADIS-1 ŞERİFLER
Ravi: EBU UMAME'den r.a. naklen TABERANI.. Menkibeleri, D. ve 22. Hadis-1 Şerifte..
۱۰۳۲ ما أهدى المرء المسلم لأخيه هدية أفضل من كلمة حكمة يَزيدُهُ الله ) رواه البيهقي عن ابن عمرو ) بِهَا هُدًى . أَوْ يَرُدُّهُ عَنْ رَدَى .
1032) «Bir müslüman kimse, bir müslüman kardeşine, bir hikmet ke-limesinden daha değerli hediye veremez.. Ki onunla Allah o -kardeşin-hidayetini artırır ve onu dalâletten korur..>
O halde, kardeşimize öğrendiğimiz bir hikmetli sözü hediye edelim..
Ravi: IBN-I AMR'dan bir rivayete göre de, IBN-1 ÖMER'den ra. naklen BEYHEKİ.. Menkıbeleri, 7. 12. ve 465. Hadis-i Şerifte..
۱۰۳۳ مَا يُصِيبُ الْمُسْلِمُ مِنْ نَصَبٍ ، وَلَا وَصَبٍ ، وَلَا هُمْ ، وَلَا حَزَنِ ، وَلَا أَذًى وَلَا غَمْ . حَتَّى الشوكة يُشَاكَهَا إِلَّا كَفَرَ اللَّهُ بِهَا مِنْ خَطَايَاهُ .
) رواه البخاري ومسلم عن أبي سعيد الخدري وأبي هريرة )
1033) «Bir müslümana, zorluk, hastalık, keder, hüzün, eziyet ve gam cinsinden... Hatta -bir yerine- batan dikene kadar, her ne ki isabet ederse, Allah-ü Taâlâ onu, o müslümanın hatalarına kefaret kılar..>>>>
** Herşey imana ve ihlása bağlıdır.. İman ve ihlås olduktan sonra se-vab almak çok kolaydır.. **
Ravi: EBU HUREYRE, EBU SAID-I HUDRI, BUHARI ve MUS-LİM.. Menkıbeleri, 2. 5. ve 65. Hadis-i Şeriflerde..
ما تحاب اثْنَانِ فِي اللهِ تَعَالَى إلا كانَ أَفْضَلُها أَشَدَّهُمَا حُبًّا لِصَاحِبِهِ . ١٠٣٤
(رواه البخاري عن أنس)
1034) «Allah için mahabbet eden -iki arkadaşın- en faziletlisi, ar-kadaşına daha şiddetli sevgi duyandır..>>>
** O halde, arkadaşımızdan daha üstün olmak istiyorsak, daha fazla sevelim. Unutmamalı ki sevmek, kuru lafla olmaz.. Gerektiği zaman, yo Iunda can vermek icabeder.. **
Ravi: ENES'ten r.a. naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 1. ve 2. Hadis-i Şerifte..
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil527
ما تَرَكْتُ بَعْدِي فِي النَّاسِ فِتْنَةٌ أَضَرُّ عَلَى الرِّجَالِ مِنَ النِّسَاءِ . ١٠٣٥
( رواه الترمذي عن أسامة )
1035) «Benden sonraki insanlar arasında, erkekler için, kadınlardan daha zararlı birşey bırakmadım..>>>
**
Demek olur ki:
Gelecek zamanda insanlara ençok zarar veren şey, kadınlar ola-caktır..
Ne kadar doğru buyurmuş.. Haliyle iyi kadınlar bu hükmün dışında-dır..
**
Ravi: USAME'den r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 13. ve Hadis-i Şerifte.. 333.
١٠٣٦ ما تحاب رَجُلَانِ فى اللهِ تَعَالَى إِلا وَضَعَ اللَّهُ لَهُمَا كُرْسِيًّا فَأَجْلِسَا عَلَيْهِ حَتَّى يَفْرَعُ اللَّهُ مِنَ الْحِسَابِ .
( رواه الطبراني عن معاذ )
1036) «İki kişi, Allah için birbirini sevdiği takdirde, -buna mükâ-fat olarak ancak, Allah-ü Taâlâ onlara bir kürsü koyar ve üzerine ikisini de oturtur.. Taa Allah-ü Taâlâ hesabı bitirin-ceye kadar..>>>
**
Görülüyor ki, Allah için birbirini sevenlere, öbür âlemde hesab da yok..
Ravi: MUAZ'dan r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9 ve Hadis-i Şerifte.. 34.
۱۰۳۷ مَا جَاءَ فِي جِبْرِيلُ ، إلا أمَرَنِي بِهَا تَيْنِ الدَّعْوَتَيْنِ : «اللَّهُمَّ ارْزُقْنِي طَيْبًا ، وَاسْتَعْمِلْنِي صَالِحًا .
( رواه الحكيم عن حنظلة )
1037) «Cibril bana her gelişinde şu iki cümlelik- duayı emre-derdi:
Allahım, bana helâl rızık ver.. Ve beni iyiye kullan..>>>> *
** Aynı zamanda bu dua bize talimdir.. Öğrenelim ve okuyalım..
**
Ravi: HANZALE'den r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbesi, 13. Hadis-1 Şerifte..
12
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
neticesi mahkemelere intikal eden bir takım anlaşmazlıklar mey-dana gelmekte ve bunların halli için ecnebiler şer'i mahkemelerde davalarının görülmesine yanaşmamaktadırlar. b) Yeni bir hukuk tedvini ve kanunlar vücuda getirilmesi için ecnebî devletlerin taz-yiki son haddini bulmuştur. c) Fransız Medeni Kanunu'nu tercüme ve iktibas fikirleri taraftar bulmaya başlamıştır".
Bütün bu âmillerin neticesi olarak da Tanzimata kadar Os-manlı Devleti'nde hukuk için tek kaynak olan şer'i (İlâhî) huku-kun yanında Tanzimatla birlikte batıdan, hususiyle Fransa'dan alı-nan gayr-ı şer'i kanunlar da yer almaya başlamış, mevzuatın yal-nız dinî ve milli esaslara göre tedvini yoluna gidilmeyip, ya doğru-dan doğruya garp hukukundan iktibas veya kısmen tercüme ve kısmen telif yoluyla şer'i hukukun dışındaki kaynaklardan da isti-fade cihetine gidilmiştir". Dolayısiyle bu devre kadar şer'i konu-larda hüküm veren Şer'iyye Mahkemeleri, garpdan iktibas edilen yeni kanunların Şer-i Şerif'e uymayanlarını tatbik etmemiş" bu-nun neticesi olarak da bu yeni kanunlarla hüküm verecek yeni mahkemeler ihdas etmek icabetmiştir. İşte Nizamiye Mahkemeleri bu ihtiyacın neticesi olarak H. 1288 (1871) de teessüs etmiştir". Nizamiye Mahkemeleri dinî hukuka göre halledilmesi lâzım gelen davalarda kaza selâhiyetine hâiz değillerdi". Bu mahkemeler an-cak Şeriat Mahkemeleri ile Cemaat Mahkemeleri "nin salahiyetleri dışında kalan hukuk ve cinayet davalarına ve bir de ticaret mah-kemelerinin selahiyetleri dışında kalan davalara bakarlardı". Umu-mi bir ifade ile; Şer'iyye Mahkemeleri umumî mahkemeler hakkını haiz, Nizamiye Mahkemeleri ise; hususî mahkemeler durumunda idi. Bu sebeple Nizamiye Mahkemeleri'nde görülecek bir davaya Şer'iyye Mahkemeleri'nde bakılabilirdi". Buradan açıkça anlaşıl-maktadır ki, Tanzimattan itibaren Şer'i kanunların yanında gayr-1 Şer'i kanunların yer almasiyle, bu kanunların tatbik mercii olan
9. Dev. Of T. Sharia Under The Ott. Emp. Mardin, Law In The M.E., s. 288. 10. «Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimat», H. Veldet, Tanzimat, s. 189-190.
11. Mz. mk., s. 196.
12. Mz. mk., s. 202.
13. Medeni Hukuk, s. 48.
14. Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tanzimat, s. 202.
15. Cemaat Mahkemeleri Osmanlı Devleti'nin müslüman olmayan halkının din ve mezhep cihetinden bağı bulundukları ve aralarındaki ihtilafları kendi örf ve adetlerine göre halleden bir mahkeme idi! (Bk. Osmanlı Tarihi, V, 178).
16. Osmanlı Tarihi, VII, 166-167.
Medeni Hukuk, s. 48.
TANZIMAT RONRASI ORMANLI HUKUKU
YanıtlaSil13
mahkemenin ikiye ayrılması zarûrî bir hal almıştır. Avrupa'dan muktebas kanunların çoğalması ve Şer'i Hukuk'un ihmal edilmesiyle Şer'lyye mahkemeleri müslüman halkın hususi hukuk ihtiyaçlarını karılama vazifesini teminden ileriye geçememiş", diğer taraftan Şer'lyye Mahkemeleri dışında kalan mahkemelerin çeşid ve adedi artış göstermiştir.
3. 1856 ISLAHAT FERMANININ HUKUK SAHASINDA GETİRDİĞİ YENİLİKLER
Asli gayesi gayrı müslim unsurların haklarına bazı ilaveler yapmak ve onlara tam bir eşitlik sağlamak olan H. 1272 (1856) Islahat Fermanı'nın" isdarında Çar 1. Nikola ile başlayan Rus mü-dahele ve taarruzlarından Osmanlı Devleti'ni kurtarmak isteyen In-giltere, Avusturya ve Fransa'nın müdâhele ve tavsiyeleri büyük çapta rol oynamıştır". O kadar ki, Islahat Fermanı'nı Fransız te-zinin tercümesinden ibaret kabul edebiliriz". Fermanın hukuk sa-hasında ihtiva ettiği yenilikleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:
a) Mahkemelerde şahitlik hususunda eşitlik,
b) Mahkemelerde hüküm giyen tehaanın idam veya affı hu-susunun padişaha bırakılması,
c) Mahkemelerin açık olması,
d) İlamların yayınlanması,
e) Suçlu mülklerinin müsaderesi usulüntin kaldırılması,
f) Hapishanelerin islahı,
g) Ticaret, ceza ve cinayet davaları için Karma mahkemelerin kurulması".
4. TANZIMATTAN SONRAKİ KANUN YAPMA ÇALIŞMALARI
Tezimizin ana mevzuunu teşkil eden ve tamamen ecnebî tesir-lerden âzâde olarak hazırlanan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye hariç, Tanzimattan sonra hazırlanan kanunların hepsinde Avrupa, husu-siyle Fransız kanunlarının tesiri barizdir. Şu kadar var ki, bu ka-nunların bir kısmı doğrudan doğruya batı menşe'li kanunların bil-
18. Osmanlı Tarihi, VI, 154.
19. Büyük hukukçu ve tarihçi Ahmed Cevdet Paşa bu mevzudaki görüşünü şöyle açıklıyor: Islahat Ferman-ı Alisi ledelmütálea malum olur ld, münderecatının ekseri Selátin-i izam tarafından teban-i gayr-ı müslimeye Ihsan buyurulmuş müsaadattan ibaret olup..> (bk. Tezákir, I, 71).
20. Amme Hukukunda Tanzimat Devris, Okandan, Tanzimat, a. 114,
21. Osmanlı Tarihi, V, 257.
22. Aynı eser, s. 258.
سم اله الرحمر الرحمن
YanıtlaSilTENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSilEbû'l-Leys es-SEMERKANDİ
Tercüme:
Hüseyin ARSLAN
Ali TÜLÜ
MEDİNE
YAYINCILIK
MÜELLİFİN HAYATI
YanıtlaSilİsmi; Nasr oğlu, Muhammed oğlu, Ahmed oğlu İbrahim'dir.
Künyesi; Ebu'l-Leys'dir.
Lakabı; İmamü'l-hüda olan müellif, Semerkant'lıdır.
Imam Zehebi, Siyeri A'lâmi'n-Nübelâ adlı eserinde müellif hakkında şöyle diyor:
Tenbihü'l-Gafilin adlı eserin sahibi oup İmam Fakih, Muhaddis ve zühd sahibi bir kimsedir. Muhammed oğlu Fadl'ın oğlu Buhari'den ve başka birçok kimseden hadis rivayet etmiştir. Mevzu hadisleri çokça kullanmıştır. Ebu Bekir Muhammed bin Abdurrahman Tirmizi ve başka hadis âlimleri kendisinden hadis rivayet etmiştir.
ESERLERİNDEN BİR KISMI ŞUNLARDIR
1-Tefsiru'l-Kur'an
2- Umdetü'l- Akaid
3- Bostânü'l-Arifin (Tasavvuf hakkında bir eserdir.)
4- Hızânetü'l-Fıkh (Küçük bir risaledir.)
5- Tenbihü'l-Gafilin (Elimizdeki eser)
6- Fedailü Ramazan (Ramazan'ın Fazietleri)
7- El-Mukaddime (Fıkıhla ilgili bir eserdir.)
8- Câmiu's-Sağir şerhi (Fıkıhla ilgili bir eserdir.)
9- Uyûnü'l-Mesâil (Fetva kitabıdır.)
10- Dekaiku'l-ahbår fi beyanı ehli'l-Cenneti ve'n-Nâr
11- Muhtelifu'r-Rivâyât (Ebû Hanife, Malik ve Şafii arasındaki ihtilaflı meseleler)
12- Şiratü'l-İslam (Fıkıhla ilgili bir eserdir.)
13- En-Nevâzil mine'l-Fetâvâ
14- Amme Cüzü Tefsiri
15- Usûlü'd-Din Risalesi
Vefat tarihi ile ilgili başka rivayetler varsa da Hicri 375, Miladi 983 yılında vefat etmiştir. (Allah rahmet eylesin.)
TAKDİM
YanıtlaSilTenbihü'l-gåfilin adlı bu eser asırlardır İslâm dünyasında en çok oku-nan ve istifade edilen eserler arasında yer almaktadır. Bu eser, ahlak, irşat ve nasihat konularını içermesinin yanı sıra fıkıh, ilmihal ve temel dini bil-gilere de değinmektedir. Asırlar boyunca vaizler, imam-hatipler ve dini anlatan önderler milyonlarca Müslüman'a bu kitaptan öğütler vermişler-dir. Ayrıca Müslümanlar, İslam'ın gerçek anlamda hayata aktarılmasını; faziletli, takvalı ve dindar olmayı öğrenmek için bu eseri çokça okumuş-lardır.
Bu kıymetli eserin farklı birçok dilde çevirisi vardır. Ülkemizde de daha önceleri birkaç çevirisi yapılmıştır. Bu tercümeler kendi zamanında önemli bir boşluğu doldurmuştur. Ancak geçen süre zarfında dil ve anla-tım açısından daha özenle hazırlanmış bir tercüme ihtiyacı doğmuştur. Bu nedenle bu elinizdeki kitap hazırlanmıştır. Bu eseri okuyanın kolay an-laması, bıkmadan zevkle okuması ve azami derecede istifade etmesi için diğer tercümelere göre bu tercümede bazı farklı uygulamalar yapılmıştır.
Elinizdeki bu tercümenin daha önce yapılmış olan tercümelerden bazı farkları şunlardır:
Çeviride sade bir dil kullanılmasına özen gösterilmiştir.
Akıcı bir üslup tercih edilmiştir.
Konular mümkün olduğunca maddeleştirilmiştir.
Karşılıklı konuşma tarzındaki anlatımlar (diyaloglar) konuşma çizgi-leriyle belirtilip ayrı satırlarda yazılmıştır.
Kitapta yer alan ayet ve hadisi şeriflerin kaynakları verilmiştir.
Kaynaklar arasında zayıf hadisler de belirtilmiştir.
Ayet ve hadislerin manası kalın (bold) olarak yazılmıştır.
Kitapta geçen ayetlerin tamamının mealinden önce Arapçası da ya-zılmıştır.
Her konuyla ilgili önemli ve sahih bir hadisin Arapça metni konul-muştur.
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil36
birisini seçmekte serbest bıraktı. O Kul da (182), Ahireti (183), Allâh katında olanı tercih etti, seçtil buyurdu. (184)
Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizin, kendisinden bahs ettiğini anla-dı. (185)
Cemaat içinde Hz. Ebû Bekirden başka hiç kimse, Peygamberimi-zin maksadını anlayamadı. (186)
Hz. Ebů Bekir, ağlamağa başladı. (187) Gözleri yaşla doldu. (188) Ağlayarak (189) «Babam, anam Sana feda olsun! (190) YA Resú Iallah! Sana, babalarımızı, analarımızı (191), canlarımızı, mallarımızı (192), evlådlarımızı (193) feda ederiz!» dedi. (194)
Mescidde, bulunan Müslümanlar, Hz. Ebû Bekir'in ağladığını gö-rünce Resûlullah Aleyhisselâm, dünya hayatı ile Rabbına kavuşmak arasında Rabbı tarafından muhayyer kılınan ve yüce Rabbına kavuş-mayı tercih eden Salih Kişi'den bahs ederken, şu Şeyh'in ağlama ha-line şaşmazmısınız?!» dediler.
Halbuki, O, Resûlullah Aleyhisselâmın söylediği sözün mânâsını, onlardan daha iyi biliyordu. (195)
(182) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam Stre c. 4, s. 299, Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 277, Buharl Sahih c. 1, s. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608, Beläzüri Ensabüleşraf c. I, s. 547
(183) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Darimi Sünen c. 1, s. 37
(184) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 299, Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Buhari Sahih c. 1, a. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Darimi Sünen c. 1, s. 37, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(185) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, Belázūri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(185) İbn-i Sad Tabakat c. 2, s. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Darimi Sünen c. 1, s. 37
(187) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 431, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Bu-harf Sahih c. 1, s. 119, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Darimi c. 1, s. 37, Beläzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 517 Sünen,
(188) Darimi Sünen c. 1, s. 37
(189) Müslim Sahih c. 4, s. 1854
(190) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91
(191) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 299, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Müslim mizi Sünen c. 5, s. 608, Darimi Sünen e. 1, s. 38 Sahih c. 4, s. 1854, Tir-(
192) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, 8. 91, Darimi Sünen e. 1, s. 33, Belůzüri Ensabileşraf c. 1, s. 517
(193) İbn-i Sa'd Tabakat c' 2, s. 231, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 91, Be-läzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(191) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Stre e. 4, s. 299, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, 8. 91, Müslim - Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608, Dariml-Sünen c. 1, s38, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(195) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 478, Tirmizi Sünen c. 5, s. 607-609
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSil37
Ebû Said'ül Hudrî der ki «Ben, kendi kendime: (Allâhın, bir Ku-lunu, dünya nimeti ile Ahiret nimetleri arasında muhayyer bırakma-sında, Onun da, Ahireti tercih etmesinde ne var ki, şu şeyh'ı ağlatı-yor?!) demiş (196)
(Ey Ebû Bekir! Sen, bir Kul'un, dünya ile Ahiret arasında muhay-yer kılınıp Onun da, Ahireti tercih edişine ne diye ağlıyorsun?) diye sormuştum. (197)
Meğer, muhayyer kılınan Kul, Resûlullah Aleyhisselâm imiş!
Bunu, Ebû Bekir, bizden daha iyi biliyormuş. (198)
Peygamber Aleyhisselâm, Ebû Bekir'e bakıp (199) (Ey Ebû Be kir! Ağlama! (200)
Ey insanlar! (201), İnsanlardan (202), canında (203), malında (204), arkadaşlığında (205), bana karşı, Ebû Bekir b. Ebi Kuhafe'den daha fedåkår ve cömerd davranan bir kimse yoktur! (206)
Eğer, Rabbımdan başka (207), insanlardan dost tutmuş olsaydım, muhakkak ki, Ebû Bekir'i dost tutardım!
Fakat, İslâm kardeşliği (208), daha üstündür! (209)
Haberiniz olsun ki (210), Sahibiniz, yüce Allâhın Dostudur! (211) Şu Mescid'e açılan kapıları kapatınız!
(196) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari Sahih c. 1, s. 119-120
(197) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(193) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari c. 4, s. 1851, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608 Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih
(199) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 547
(200) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari Sahih c. 1, s. 120
(201) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227
(202) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Buhari c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 603 Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih
(203) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Buhari Sahih e. 1, s. 120
(204) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Buhari Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi c. 5, s. 608 Sünen
(205) İbn-i Sa'd Müslim Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s 18, Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
(206) Ibn-i Sa'd Buhari Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih c. 4, s. 1854, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
(207) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 18
(208) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, 5. 270, Buhari Sahih c. 1, s. 120, Müslim Sahih c. 4, s. 1854-1855, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
(209) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 228, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, 8. 270, Buhari Sahih c. 1, s. 120
(210) Tirmizi Sünen c. 5, s. 609
(211) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 377, Tirmizi Sünen c. 5, s. 606
القادة الحرام
YanıtlaSilاشارات الاعجاز
نانديله واو هيئتك تلاحق افطارندن و روح دينك تناسبيله بر برینه یاردیم ایتمندن و همین فکر کرندن و تعصب ارنده آزاده اولا رحمه نام اخلا صارند به طوغانه داهی بر شخص معنویده بولونور.
ایشته قرآنی آنجه بویله بر شخص معنوی تفسیر ایده بیاید.
چونکه [ جزوده بولو نمايان، قلده بولونور ) قاعده سنه بناء، هر فرده بولو مايا نه بو کی شر طار هیئنده بولونور. بویله به هیئتك ظهور ینی چوقد بری بلکه یورک، مش قبل الوقوع في لندن اولا رحمه، مملكتي بيقوب يا قاجع بيوك بر زلزله ناك عرفه سنده بولوند يغمر ذهنه جلدی (هانیه) برشی تمامي له الده ابدیله مدیگی تقدیر ده، او شیئی تماميله ترك ايماك جائز دولور ) قاعده سنه بناء . عجز و قصور مله برای قرآنك بعض حقيقت اديله، نظمندہ کی اعجازینہ دائر بعض اشار تاری تك با شمه قید ایمگه با شلادم فقط برنجی حزب عموميتك يا تلامه سيله از فرومك، يا سينارك طاغلرینه و دره لرینه دو شده. او قيامتهارده، او طاغله و تیر کرده فرصت بولد فجر، قلمه قناری بربرینه او برایان عباره لرله، او دهشتهای و مختلف واللرده باز بیوردم.
او زمان کرده، او کی پرکرده مراجعت ايديله جك تفسير الرك، كتا بارك بولوغه مى ممكن او لما ديفندن. یاز د قادم، بالكز سنوحات قلبية مدن عبارت قالدی. شو نو هاتم، اگر تفسیر یره مواضع ایسه نور على نور - شاید مخالف جهتاری وارسه بنم قصور لريم عطف البديله بردای اون الصحيحه محتاج پراری دارد. فقط خط خريده بيون بإخلاص ايله، شهید لر آراسنده بازیلوب كبيدير بله او بيرتين عباره لوك تبديلنه ) شهيد لرك قال والبه لدينك تبديلنه جواز ویریا مدیگی کی) جواز ویره مدم و قلبم راضی اولمادی شیدی ده راضی دیگلور. چونکه او زماندہ کی اخلاص و خلوصی
شیدی بولا میورم. [ حاشیه ]
حاشیه ] اوت، وانده خور خور مدرسه فرن طامنده اثنای در سده بيون بر زلزله نك والمكده ولد يقتي سویله دی، حقیقتاً سویله دیگی کی آز بر زمانه موکره حرب عمومی باشلادی. حمزه محمد شفیق محمد مهری
حاشیه تا یکی سعید، سالم نوردہ کی حقیقی اخلاص ایلہ بینہ او اخلاصی بولدی یکی سعید، عین اخلاص الله با قدى الصحيح بريني بولامدى، ديمك سنوحات قرآنيه اولد يفندن، اعجاز قرآنیه اونی با لیشار در هاله ایمند نور طلبه لری
عطف
YanıtlaSilAuf: Bağlama, yukleme
ازاده
Azade: Serbest bırakılan
Binden: Dayanarak
جهت
Cihet: Yön
حِسَ قَبْلَ الْوُقُوعُ
Hiss-i kable'l-vukü': Mey-dana gelmeden önce hissetme duygusu
غلوش
Hulas: Samimiyet, hális ve saf olma
انجاز
İcaz: Mucize olma, herkesi aciz bırakma
اعجاز قرانيه
ica - Kur'âniye: Kur'ân'ım mucizeliği
عباره
İbare: Metin yazı parçası
مخالف
Muhalif: Zad
موافق
Muvafik: Uygun
نظم
Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi
نُورٌ عَلَى نُورٌ
Nûrun ala nûr: Nûr üstüne nûr
سُنُوحَاتِ قلبيه
Sünnhat-ı kalbiye: Kalbe ilham olunan ma'nålar
ستوحات قرانيه
Sinahat-ı Kur'aniye: Kur'ân'dan kalbe doğan ma'nalar
شخصٍ مَعْتَوِى
Şahs - manevi: Bir toplulu-ğun ifade ettiği ma'nevi kişilik
تصحيح
Tashih: Düzeltme
تبديل
Tebdil: Değiştirme
تلاحق آنکار
Telahuk-u efkar: Fikirlerin birbirine eklenmesi
تتكتب
Tenasüb: Uyuşma
تاند
Tesaniid: Dayanışma
ظهور
Zuhur: Meydana çıkma
(fadesi -Merim
YanıtlaSiltesânüdüyle ve o hey'etin telähuk-u efkârından ve ruhlarının tenåsübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassublarından azåde olarak tam ihlåslarından doğan dahi bir şahs-ı ma'nevide bulunur. İşte Kur'ân'ı, ancak böyle bir şahs-ı ma'nevi tefsir edebilir.
Çünki "Cüz'de bulunmayan, küllde bulunur" kaidesine binåen, her ferdde bulunmayan bu gibi şartlar, hey'ette bulunur. Böyle bir hey'etin zuhûrunu çoktan beri bekliyorken, hiss-i kablelvuků kabilinden olarak, memleketi yıkıp yakacak büyük bir zelzelenin arefesinde bulunduğumuz zihne geldi. (-1)
"Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamıyla terk etmek caiz değildir" kaidesine binâen, acz ve kusurumla beraber, Kur'ân'ın bazı hakikatleriyle, nazmındaki i'câzına dair bazı işaretleri
tek başıma kaydetmeye başladım. Fakat birinci harb-i umůmînin patlamasıyla Erzurum'un, Pasinler'in dağlarına ve derelerine düştük. O kıyâmetlerde, o dağlar ve tepelerde fırsat buldukça, kalbime gelenleri birbirine uymayan ibârelerle, o dehşetli ve muhtelif hållerde yazıyordum.
O zamanlarda, o gibi yerlerde müracaat edilecek tefsirlerin, kitapların bulunması mümkün olmadığından, yazdıklarım, yalnız sünůhât-ı kalbiyemden ibåret kaldı.
Şu sünûhâtım, eğer tefsirlere muvafik ise, núrun alâ nûr, şâyet muhalif cihetleri varsa, benim kusurlarıma atfedilebilir. Evet, tashîhe muhtaç yerleri vardır. Fakat hatt-1 harbde, büyük bir ihlâs ile, şehîdler arasında yazılıp giydirilen
o yırtık ibárelerin tebdîline -şehîdlerin kan ve elbiselerinin tebdîline cevaz verilmediği gibi- cevaz veremedim. Ve kalbim râzı olmadı. Şimdi de râzı değildir. Çünki o zamandaki ihlâs ve hulûsu şimdi bulamıyorum. (Hisuye-2)
Hâşiye-1: Evet, Van'da Horhor Medresemizin damında esná-yı derste büyük bir zelzelenin gelmekte olduğunu söyledi. Hakikaten söylediği gibi, az bir zaman sonra harb-i umümi başladı. Hamza, Mehmed Şefik, Mehmed Mihri
Hâşiye-2: Yeni Saîd, Risale-i Nûr'daki hakiki ihlås ile yine o ihlâsı buldu. Yeni Saîd, aynı ihlås ile baktı, tashih yerini bulamadı. Demek sünûhât-ı Kur'âniye olduğun-dan, i'câz-ı Kur'âniye onu yanlışlardan himâye etmiş. Nûr Talebeleri
SÖNMEZ NEŞRİYAT A. Ş.
YanıtlaSilISLAMI TETKİKLER
YAYINLARI
: Umumi 20
: Hususi 4
ISLÂM FIKHIN'DA
MÜRTED'in
TABİ OLDUĞU HÜKÜMLER
Yazan:
Bağdad Külliyetiş Şeriasında
Doçent
Numân Abdürrazzak
Samarraî
Osman Zeki Soyyiğit
MÜTERCİMLER :
Ahmet Tekin
SONMEZ
Cağaloğlu Şerefefendi Sokak No. 13
TELEFON: 228409-26 86 84
İSTANBUL
184
YanıtlaSilIbn-i Hübeyre (1). der ki: «Fukaha, bir şehir halkının İslâmı terkedip, orada hükümrân olmasında ihtilaf et-tiler. Acaba, onların bulunduğu memleket düşman ül-kesi sayılır mı? Imam Ebu Hanife sayılmayacağını söy-ler... Imam Mâlikî'nin mezhebinden anlaşılan ise, bir şehirde, küfür kanunlarının yürürlüğe girmesiyle, ora-sı düşman ülkesi sayılır. İmam Şâfiî ve İmam Ahmed'in görüşü de budur...>>>
Imam Ebû Hanife'nin muayyen şartları vardır. İs-lâm ülkesinin düşman ülkesi sayılması için o şartların tahakkuk etmesi gerekir.
Imam Serahsî (2) der ki: «... Bir topluluk İslâmı terk etti. Müslümanlarla harp edip, şehre hâkim oldu-lar. Ebu Hanife'ye göre, şehirlerinin düşman ülkesi sayılması için üç şart lâzımdır:
1 Küfür diyârına bitişik olmalı. Bu ikisi arasın-da İslâm ülkesi bulunmamalıdır.
2 Orada, kendilerine inanan hiçbir müslüman veya zimmî bulunmamalıdır.
3- Orada şirk kanunlarını tatbik etmelidirler.
İmam Ebû Yusuf ve Imam Muhammed'e göre ise, orası, şirk kanunlarının yürürlüğe girmesiyle düşman ülkesi sayılır. Çünkü bir ülke, kuvvet ve üstünlük i'tibâ-riyle bizim veyâ onların olur. Her nerede ki şirk kanun-ları geçerlidir, orada kuvvet müşriklerindir. Bu durum-da orası, düşman ülkesi sayılır. Ve her nerede ki İs-lâm kanunları geçerlidir, orada da kuvvet müslümanla-rındır. Fakat Ebû Hanife, üstünlük ve kuvvetin tama-
(1) El-İfsah Maani-s-Sıhâh 348
El-İzah Vet-Tebyin: İbn-i Hubeyre el yazması rakamsız El-Muğni: İbn-i Kudame 8/554
İhtilaf-ûl-Eimme: Dımışkî 270
(2) El-Mebsut: Serahsî 10/113
yorum m. Yoksa gözüm arkada kalır!" enini, bütün samimiyetiyle kucaklayan Ebu Talib onun bu da sevinmişti. Zira onun berek
YanıtlaSilAbdül "Ben Ebu Talib'e şunları söyledi: ahirete gidiyorum. Artık nefeslerim sayılı. Nur oğulcuğumu sana emanet forum. Ne pahasına olursa olsun ona sahip çıkacağına dair yemin etmeni isti-ediyo
TARİHTE BUGÜN
-558-Ayasofya'nın kubbesi çöktü.
1990-Türkiye'de ilk özel televizyon kanali test yayınına başladı.
1997-İstanbul'da Yenikapı Mevlevihanesi yandı.
2014 - Nakşibendi şeyhi Şeyh Nazım Kıbrısî vefat etti.
7
SALI TUESDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Ezelden ebede her türlü
hamd ve övgü, şükür ve minnet, Alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Fatiha Suresi: 2
BİR HADİS
Kendin için istediğini başkaları için de iste ki, gerçek Müslüman olasın.
Tirmizî, Zühd: 2
Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.
Şualar
HİCRİ: 28 ŞEVVAL 1445 - RUMI: 24 NİSAN 1440
Hindi Meeam Vater
HIZIR: 2-GÜN: 128 KALAN: 238-GÜN. UZ.: 3 DK
Imeak Güne Öala hindi Alecam Vater
Serif'inde
YanıtlaSilicemâdatta taş ve dağ taif lifesinin mucize-i Neb Kesre esretli misallerinden ebeviyeyi gos yedi sekiz mi-
2023 Bール
MAN TAKVIMI
BİR AYET
TARİHTE BUGÜN
1481-Yedinci Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed vefat etti.
1951-Demokrat Parti meclis grubunda din eğitiminin genişletilmesi istendi.
1978-Tarihte ilk kez bir bilgisayar ağı üzerinden yığın mesaj gönderildi.
MAYIS
03 CUMARTESİ
5
1446 ZİLKA'DE
RUMI: 20 NİSAN 1441
KASIM: 177
Mü'min erkeklere ve kadınlara Allah ebedî olarak kalmak üzere, altından ırmaklar akan Cennetler ve (...) güzel meskenler vaad etmiştir. (Tevbe: 72)
BİR HADİS
Bir kadın, kocası kendisinden hoşnut olduğu hâlde ölürse, Cennete girer.
Tirmizî
Käinat mescid-i kebîrinde, Kur'ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Sözler
Haram Ayların En Hürmetlisi Olan Zülhicce Ayınızı Tebrik Eder, Yüce Mevlä'dan Faziletli Amellerine Muvaffakıyetler ve Hassaten Gazze İçin Kurtuluş Dileriz!
YanıtlaSilLalegui
Aylık İlim, Kültür ve Fikir Dergisi
Lâlegül Dergisi Yıl:13 Sayı:147 Zülka'de - Zülhicce 1446 Mayıs 2025 140t
ataya-yi Subhaniye
YanıtlaSil54
aşûra عاشورا : )bkz.aşûre(
sure hicri senenin birinci ayı olan muharrem ayının onuncu gunu 2 muharrem ayının onuncu gününde buğday, nohut gibi taneliler, kuru yemişler katılıp yapılan ve komşulara, yakınlara dağıtılan bir çeşit tath 3.(mec.) içinde çeşitli unsurlar bulunan, ka rışık olan şey
atai: 1.baba 2 aynı soydan olup geçmişte ya şamış büyüklerden her biri
ata 1 : عطاء.bağışlama, bağış, hediye, armağan, lütuf, iyilik 2 Allah'ın (c.c.) kullarına bağışı ve
lütfu 3.verme, veriş
aşk imani ve ilmi
aşk-ı imani ve ilmi عشق ایمانی و علمی : imani ve ilmi ask; iman ve ilimle ilgili konulara karşı güçlü istek, güclü bilme ve öğrenme, öğretme isteği
ask-insaniye insanın yaradılışın daki ebedi olanı isteme ve sevme duygusu
aşk-ı İslami عشق إسلامي : Islam sevgisi
aski İslamiyet عشق إسلاميت : Islamiyet aşkı, Is-lâm dinine karşı duyulan büyük sevgi
ask kimyevi عشق کیمیوی : kimyasal bag, çok küçük madde parçacıklarını (atom veya mo-lekülleri) birbirine bağlayan bağ
aski lähuti عشق لاهوتي : Allah (cc.) ask
aski mecazi عشق مجازی : yaratılmış, güzel, kat ölümlü varlıklara karşı duyulan sevgi
Atai Nevizade عطائی نوی زاده : )Istanbul( fami.1583-1635) tasavvuf şairi, kadı ve müder
ask: merak عشق مراق : tutku halinde merak,
büyük merak
aşk-ı mukaddes عشق مقدس : mukaddes aşk, Allah'ın (c.c.) mukaddes (kutsal) sevgisi; Al-lah'ın (c.c.), yaratılmışlardaki sevgilere hiç bir bakımdan benzemeyen, sonsuz yüce, lekesiz, kusursuz olan, merhametine layık olanlara gösterdiği kutsal sevgi
aşk-ı mukaddes-i İlahiye عشق مقدس إلهيه : Al-lah'ın (c.c.) mukaddes sevgisi (bkz.aşk-ı mu-kaddes)
aski Nebevi عشق نبوی Hz. Peygamber'e )a.s.m.) karşı duyulan kuvvetli sevgi ve bağ lılık, Peygamber (a.s.m.) sevgisi
aski sadık عشق صادق : hakiki aşk Allah (c.c.)
sevgisi
aski sebabi عشق شبابی : gençlik aşkı
aşk-ı tablat عشق طبیعت : tabiat aşkı, yaratılmış varlıklara karşı duyulan sevgi
asku sevk عشق و شوق : aşk ve coşkunluk
asketmek عشق إبتمك : kuvvetli tokat vurmak
askname عشق نامه : aşkı anlatan yazı; aşk şiiri
aşknüma عشق نما : aşkı belirten, aşkı gösteren
asr 1 : عشر.on 2.Kur'an'dan bir bölüm âyet
asr-i ahir عشر آخر : )bir ayın içindeki) son on, son on gün
aşr-ı ahir-i ramazan عشر آخر رمضان : ramazan ayının son (ahir) on günü
asr-i sani-yi ramazan عشر ثانی، رمضان : ramazan ayının ikinci(säni) on günü
aşr-i ula-yı ramazan عشر أولى رمضان : ramazan ayının ilk (ulå) on günü
ris. Devrindeki yüksek din eğitim ve öğretim okulu olan medrese öğreniminden sonra mu derrislik (yüksek okul ders hocalığı) ve kadı lık (mahkeme hakimliği) yapmıştır. Şiirleriy le tanınmıştır. Ünlü tarikat büyüklerinden Şeyh Aziz Mahmut Hüdaî'nin (mi.1544-1628) tarikatına girip ona bağlanmış ve tasavvuf konularında bilgi sahibi olmuştur. Hem man-zum, hem nesir türünden eserler yazmıştır. Şiirlerinde tasavvufi düşüncelere ve ozlu ve düşündürücü sözlere (hikmetlere) "Hikem"
adlı eserinde yer vermiştir. (bkz.tasavvuf) ata-yi mahz عطای محض : yalnız Allah (c.c.) ver
gisi olan
atâ-yı rahmet عطای رحمت Allah'ın (c.c.) mer hameti sonucu olan lütuf ve bağış, rahmet hediyesi
ata-yı Sübhan عطای سبحان : Subhan (her turlu kusur ve noksanlıktan sonsuz uzak) olan Al-lah'ın (c.c.) bağışı ve ihsanı
ata-ender عطا أندر : Allah'ın (c.c.) bağış ve lütfu
içinde
atalet 1 : عطالت.tembellik 2.boş durma, çalış-mama 3.hareketsizlik
atalet-i mutlak عطالت مطلق : tam manasıyla ha
reketsizlik
ataletsiz عطالت سز : gevşekliği olmayan, durma ve duraksaması olmayan
ataya عطايا : bağışlar, hediyeler, armağanlar,
lütuflar, ihsanlar
ataya-yı Rahmaniye عطایای رحمانیه : Allahin
(c.c.) merhamet eseri olan bağışlar ve iyilikler
ataya-yı Sübhaniye عطایای سبحانيه : Subhan (her türlü kusur ve noksanlıktan sonsuz uzak) olan Allah'ın (c.c.) bağışları, ihsanları, lütufları
55
YanıtlaSilatya ve lähi
allahعطاياى الهى Allahım (cc) bağışla ihsanları, lütufları
avan
kilometrelerce geniş bir alanda gösterebilen korkunç bomba
A
ateye bir elçiliğe bağlı elçilik uzmanı
toyelik آناحه لك atayelik makamı, ataşenin go rev yaptığı yer
ayyaz maddelerin, tutuşmasiyle is vek yayar hale geldiği zamanki görüntüsü
ates-l dünyeviye الدنيوية dünyadaki ateş
ates bocell آتش بوجگی ildiz böceği, kın ka natlılardan karanlıkta ışıldayan uçarken yanar bir söner şekilde ışıldama özelliği gös teren bir tür böcek
atespare 1 : آتش پاره ateş parçası 2.(mec.) çok hareketli, çok canlı 3. (mec.) çok zeki
atespare-i zeka آتش بارة ذى : üstün ve parlak sekä sahibi
atesperest آتش پرست : ateşe tapan
atesperestlik آتش پرسنلك : ateşe tapıcılık
at (atif( عطف : bag, bağlama, çevirme 2 da-yandırma, yükleme, verme
atlehemmiyet عطف اهمیت : önem verme
atletmek 1 : عطف إيتمك yüklemek, mal etmek 2çevirmek, yöneltmek
bl عاطل : etkisiz, işe yaramaz
ati أتي : gelecek zaman, gelecek
tiye( آپ : gelecekteki, geleceğe ait
atik (a( 1 : عديقه.eski 2 antika değeri taşıyan
atiyye عطب : bahşiş, hediye, armağan, lütuf, ihsan
ato أنقى : Liplik 2 mekikle yerleştirilen enine
dokuma ipi
atlas اطلاس : bir çeşit ipekli kumaş 2.harita kitabı 3 bazı ilimlerin konularını görerek an-laşılır hale getirmek üzere hazırlanmış resim veya şekillerden oluşan kitap
Atlas اطلاس : Atlas Okyanusu'nun kısaltılmış adı
Atlas طلای : Atlas Okyanusu'na ait
atmaca آتماجه : kartalgillerden, ava alıştırılabi len yırtıcı bir kuş
atom آترم : bir maddenin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası, zerre
atom bombası آنوم بومباسی : uranyum madde sindeki atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu açığa çıkan çok büyük enerjinin yıkı-ı, yakıcı ve yaydığı ışıkla öldürücü etkilerini
ats عطش susuzluk, susama, hararet
attar عطار : baharat ve bitkisel ilaçları satan kimse veya dükkän
Atuf عطوف حل حلاله Allah'in (cc) güzel ve mü barek isimlerinden çok merhametli, merha-meti her şeyi kuşatan
atof عطرف : cok acıyıcı, çok merhametli
biravak engeller, zorluklar
avälim عالی : alemler, dunyalar
avalim-i gayb عوالم غیب : gayb alemleri, bilin-meyen ve insanlarca görülmeyen älemler
avalim-i gayb (iye( عوالم عبيد : gayb alemleri, in-sanlarca bilinemeyen ve görülemeyen ålem-ler, insanın duyu organlarıyla bilgi edineme-diği çeşitli varlıklar dünyası
avalim-i mâneviye عوالم معنويه : Islama ait må nevi alemler
avalim-i måneviye-i İslamiye عوالم معنويه، إسلامه : İslam'ın manevi älemleri
avallm-i uhreviye عوالم أخروية : uhrevi ålemler, ähiretteki dünyalar
avalim-i uhreviye ve gaybiye ve dünyeviye ve uhrevi : عوالم اخرویه و غیبیه و دنیویه و مثالیه misalliye
gaybi, dünyevi ve misali älemler; ahiretteki dunyalar (avalim-uhreviye); insanlarca görü-lemeyen ve bilinemeyen varlıklara ait dün-yalar (avalim-i gaybiye), bu dünyamızdaki çeşitli varlık älemleri (avalim-i dünyeviye) ve misali varlık dünyaları (avalim-i misaliye): 1. dunyada olup biten her şeye ait bir çeşit canlı månevi kayıtlar dünyası 2.ayna, televizyon, bilgisayar gibi görüntü halindeki veya man-yetik dalgalar halindeki sanal dünyalar)
avalim-l ulviye عوالم علويه : yükseklerdeki dün-yalar, göklerdeki ålemler
avalim-i ulviye ve ruhiye ve cismaniye عوالم
علویه و روحیه و جسمانیه : ulvi, ruhi ve cismani var-lıklara ait dünyalar; yükseklerdeki (göklerde-ki) dünyalar (avalim-i ulviye); ruhlar dünyası (avalim-i ruhiye) ve cisimler dünyası, madde-lerden meydana gelen varlıklar dünyası (ava-lim-i cismaniye(
avalim-ül guyup عوالم الغيوب : gayb alemleri, insanlarca görülemeyen ve bilinemeyen dün-yalar
avam 1 : عوام.halk 2 eğitimsiz ve fakir halk ta-bakası 3.bir toplumda alt tabakada olanlar
528
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
HANZALE: Sahabe.. Bir rivayete göre: Uhud gazasına katılmıştır. Siffin'e Hz. Ali'nin r. a. safında katıldı.. Allah ondan razı olsun..
۱۰۳۸ مَا جَلَسَ قَوْمٌ يَذْكُرُونَ اللهَ تَعَالَى ، إِلَّا نَادَاهُمْ مُنَادٍ مِنَ السَّمَاءِ : « قُومُوا مغْفُوراً لكم » .
( رواه الضياء عن أنس )
1038) «Bir yere oturup Allah'ı zikreden cemaate, mutlaka semadan şu nida gelir:
Bağışlanmış olarak kalkımız..>>
Bir başka rivayette zikir meclisleri: Cennet bahçeleri, olarak anla-tılır..
Cennct bahçelerine girende hiç günah mı kalır ki?..
** *
Ravi: ENES'ten r.a. naklen ZİYA.. Menkıbeleri, 1. ve 104. Hadis-i Şerifte..
۱۰۳۹ ما جميعَ شَيْءٍ إِلَى شَيْءٍ أَفْضَلُ مِنْ عِلْمٍ إِلَى حِلم .
( رواه الطبراني )
1039) «İlmin, hilme karışması kadar faziletli bir birleşme, hiçbir şe-yin diğer şeyle birleşiminde olmaz..>>>
**
En iyi insan hem âlim, hem de halim olandır.. Burada bize anlatılmak istenen mana budur..
Ravi: TABERANI.. Mentibesi, 9. Hadis-i Şerifte..
١٠٤٠ مَا حَقُّ امْرِي مُسلِمِ لَهُ شَيْءٍ يُوصَى فِيهِ ، يَبِيتُ لَيْلَتَيْنِ إِلَّا وَوَصِيَّتُهُ
( رواه البخاري ومسلم عن عبد الله بن عمر )
مكتوبة عِندَهُ .
1040) «Vasiyet edeceği bir şeyi olan müslüman kimseye gerekmez ki, iki gece üstüste uyuya.. Vasiyetini yazılı olarak yanı-na-koyarsa- müstesna..>>
**
Yani: Bir müslüman vasiyetini yazmadan ençok iki gece geçirebl-lir.. ramuz şerhinde belirtildiğine göre, iki geceden az zaman için de, va-siyetsiz yatmak caiz değildir..
** *
Ravi: ABDULLAH b. ÖMER'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM. Menkıbeleri, 2. 5. ve 7. Hadis-i şerifte..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil529
١٠٤١ مَا خَابَ مَنِ اسْتَخَارَ ، وَلا نَدِمَ مَنِ اسْتَشَارَ ، وَلَا عَالَ مَنِ اقْتَصَدَ (۱) .
( رواه الطبراني عن أنس )
(1) أى توسط فى النفقة على عياله بغير إسراف ولا تقتير عليهم .
1041) «İSTİHARE eden, ziyan etmez.. Müşavere eden, pişman ol-maz.. Iktisada riayet eden, fakir düşmez..>>>
**
İSTİHARE: Daima Allah'tan hayırlısını istemektir.. Fıkıh kitapla-rında istiharenin belli bir namazı ve belli bir duası vardır.
**
Ravi: ENES'ten r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 1. ve 9. Hadis-i Serifte..
١٠٤٢ مَا خَرَجَ رَجُلٌ مِنْ بَيْتِهِ يَطْلُبُ عِلْمًا ، إِلا سَهْلَ اللَّهُ لَهُ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ.
( رواه الطبراني عن السيدة عائشة )
1042) «Bir kimse ilim taleb ederek evinden çıkarsa, ancak Allah-iü Taâlâ, cennete götürecek bir yolu ona kolaylaştırır..>>>
**
İşbu Hadis-i Şerif bize: İlim yolunun, cennet yolu olduğunu anlat-maktadır..
*
** Ravi: Hz. AlŞE'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 8. ve 9. Hadis-i Şerifte..
١٠٤٣ مَا خَفَقْتَ عَنْ خَادِمِكَ مِنْ عَمَلِهِ فَهُوَ أَجْرُ لَكَ فِي مَوَازِينِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
( رواه البيهقي )
1043) «Hizmetçinin yaptığı işte hafiflettiğin birşey, senin için bir ecir. dir. Kıyamet günü terazinin sevab gözünde olacak..>>>>
* **
Bu hadis-i Şerifle de hizmetçilere yüklenen ağır vazifenin ceza ge-tireceğine işaret edilmektedir..
**
Ravi: BEYHEKI.. Menkıbesi, 12. Hadis-i şerifte..
١٠٤٤ مَا خَلَقَ اللهُ فِي الْأَرْضِ شَيْئًا أَقَلَّ مِنَ الْعَقْلِ ، وَإِنَّ الْعَقْلَ فِي الْأَرْضِ أَقَلُّ ( رواه ابن عساكر عن معاذ ) مِنَ الكبريت الأحمر .
Hadis-i Şerifler, F: 34
ÖNSÖZ
YanıtlaSilBize yüce kitabı Kur'ana ulaşmayı lutfeden ve sevdiklerinin en yücesi (Hz. Peygamber) vasıtasıyla bizi diğer ümmetlerden ümmetlerden üstün kılan Allah'a hamd ederiz. Bu hamdimiz sayesinde, Allah'ın rızasını elde etmeyi, onun hazinelerinden faydalanmayı ve nimetlerine şükreden kullarından olabil-meyi ayrıca onun dostlarını tanıyanlardan olmayı ümit ederiz.
Allah'ın seçilmiş resülü ve nebisi olan Hz. Muhammed'e onun terte-miz olan åli, ashabı ve bütün ümmetine salât ve selam ederiz.
Semerkant'lı bir âlim olan FAKİH namıyla meşhur İbrahim oğlu Mu-hammed oğlu Nasr (Allah kendisinden razı olsun) der ki:
Allah'ın kendilerini edebiyat bilgisine sahip kıldığı, ilimden nasip a-lan, hikmet ve öğütlere bakıp onlardan ders çıkarabilen, Allah'ın salih kul-larının yaşayışlarına ve müctehidlerin ictihadına vakıf olan her kese bu bilgisini başkalarına ulaştırmasının gerekli olduğunu kavradığım için bu kitabımda nasihat ve öğütlerden bir kısmını topladım.
Çünkü Allah (cc) Kur'an-ı Kerimde "Hikmetle ve güzel öğütlerle rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel bir şekilde mücadele et!"" buyurmaktadır. Rivayet edildiğine göre İbn Mesud (ra) şöyle diyor: "Pey-gamberimiz (sav) bize bıkkınlık vermemek için öğüt vermek istediğinde uygun zamanı kollardı."
Benim bu kitabımı okuyanlara tavsiyem, öncelikle kendilerinin bura-daki öğütlerden ibret alıp onları uygulamaları, sonra da başkalarına öğüt vermeleridir. Çünkü Allah tam olarak bunu emretmiş, hadisler de bu doğ-rultuda gelmiştir.
Nitekim Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın kitap, hikmet ve Peygamberlik bağışladığı bir kimsenin bütün bunlardan sonra kalkıp da insanlara Allah'ın yanı sıra bana ibadet edin demesi söz konusu olamaz. Tam tersine insanlara kitabın bilgisini öğreterek ve dersler yaparak rabbaniler olun." Bazı müfessirler göre "kitabın bilgi-sini öğretmek" ifadesinden maksat; "başkalarına öğrettiğiniz şeylerle ön-ce kendiniz amel edin (bunları kendiniz uygulayın.)" demektir.
14
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
hassa Fransız kanunlarının tercümesi veya ona çok az bir yerli kokusu verilmek suretiyle hazırlandığı gibi, diğer bir kısmı da garb tesirinden çok önceki mevzuatımızın tesirinde kalmıştır. Bu iti-barla Tanzimattan sonra tedvin olunan kanunları iki ana grupta toplayabiliriz: 1. Milli vasfı ağır basan kanunlar, 2. Garplı olma vasfı ağır basan kanunlar. Birinci gruba dahil olan kanunlar şun-lardır:
a) H. 1256 (1840) ve H. 1267 (1850-1851) tarihli Ceza Ka-nunları.
b) Metn-i Metin ".
23. Türk Medeni Huk., s. 47 ve 51; «Dev. Of T. Sharia Under The Ott. Emp.», Mardin, Law In T.M.E., s. 288.
24. Tezimizin ana mevzuunu teşkil eden Mecelle-i Ahkam-ı Adliye'ye mu-vazi fakat akim kalan bu kanun yapma çalışmasına kısaca temas et-mek herhalde faydah olur. Avrupalılarla olan münasebetlerin artması neticesi ortaya çıkan davalar için ecnebiler Şer'iyye mahkemelerini kabul etmemeye ve bir takım zevat ise Fransız kanunlarının türkçeye terce-me olunup Nizamiye mahkemelerinde onlarla hükmolunmasına taraftar olmuşlar ve ulemanın da bu gibi fikirleri kabule yanaşmaları üzerine H. 1272 (1855) senesi başlangıcında fıkıh ilminin muamelat kısmına dair türkçe Metn-i Metin ismiyle bir kitap yazılmasına vekiller arasında karar verilmiştir. Rüşdi Molla Efendi'nin riyaseti altında devrin kıymetli alimlerini de içine alan bir heyet bu işi üzerine alarak 20 Sefer 1272 (1 Kasım 1855) tarihinde ilk toplantılarını yaptılar. Bu heyet bir müddet sonra Kitabu'l-Buyu'u hillasa olarak hazırladı ise de Metn-i Metin ta-mamlanmadan cemiyet dağılmıştır. Metn-i Metin'i tedvin heyetinde bulun-ması ve böyle bir kanun tedvinine olan ihtiyacı izah etmesi bakımından; Ahmed Cevdet Paşa'nın Tezakir'inden şu kısmı almakta fayda görmekte-yim: <... binikiyüz yetmiş iki senesi eväilinde ilm-i fıkıhtan bir kitab te'lifine ne veçhile kıyam olunduğunun berveçh-i âtî beyanına mübade-ret olunur. Günden güne Avrupalılar'ın Memâlik-i mahrûse'ye tevarüdü ziyadeleşip alel-husus Kırım muharebesi münasebetiyle fevkalâde ço ğaldı ve bu cihetle daire-i ahz ve i'ta vus'at buldu. Dersaadet'te rûz-merre zuhûra gelen deâvây-ı ticareti bir mahkeme-i ticaret idare etmez oldu. Ecnebiler mehakim-i şer'iyye'ye gitmek istemez. Müslim aleyhinde gayr-i müslimin ve zimmi aleyhine müste'menin şehadeti şer'an istima' olun-mamak meselesi ise Avrupalılar'ın nazarına pek ziyade çarpar olduğunudan hristiyanların mehakim-i şer'iyyede muhakemelerine itiraz eder oldular. Bundan dolayı bazı zevat Fransa kanunları türkçeye terceme olunup da. mahākim-i nizamiyyede onlar ile hükm olunmak fikrine zahib oldular. Halbuki bir milletin kavanin-i esasiyyesini böyle kalb u tahvil etmek ol milleti imha hükmünde olacağından bu yola gitmek caiz olmayıp, ulema güruhu ise o makûle alafranga efkára sapanları tekfür ederlerdi. Frenk-ler dahi: «Kanununuz ne ise meydana koyunuz. Biz de görelim teb'amıza bildirelim derler idi.
Bunun üzerine ilm-i fıkhın muamelåt kısmına dair türkçe Metn-1 Metin namıyla ve herkesin anlayabileceği ibarat-ı vazıha ile bir kitap
TANZİMAT SONRASI OSMANLI HUKUKU
YanıtlaSil15
c) H. 1274 (1857-1858) tarihli Arazi Kanunu".
İkinci gruba dahil kanunlar ise:
a) H. 1266 (1850) tarihli Ticaret Kanunnamesi ve H. 1276 (1860) tarihli zeyli,
b) H. 1274 (1858) tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu",
c) H. 1278 (1861) zamnamesi, tarihli Usul-ü Muhakeme-i Ticaret Ni-
d) H. 1280 (1863) tarihli Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi",
e) H. 1296 (1879) tarihli Usul-ü Muhakemat-ı Cezaiye Ka-nunu,
f) Usul-ü Muhakemat-ı Hukukiye Kanunu H. 1297 (1880)".
pılmasına beyn'el-vükelä karar verilerek bu kerre Meclis-i Ali-i Tanzi-mat dairesinde ve meclis-i mezkůr azasından ve sudûr-u izamdan Rüşdi Molla Efendi'nin taht-ı riyasetinde bir cemiyyet-i ilmiyye teşkil ile aza-lığına İstanbul kadısı Tahsin Efendi ve Meclis-i Maarif azasından ve İstanbul payelilerinden Hüseyin Efendi ve Ali Râtıb Bey ile abd-i fakir me'mur edildik. Cemiyyet-i mezküre işbu yetmişiki senesi Seferi'nin yir-minci günü birinci defa olarak akdolundu.
Rüşdi Molla Efendi sahihen üdebådan ve eshab-ı fazl u maariften bir zat olup lisan-ı arap üzere inşa-i kelâma muktedir idi. Hüsam Efen-di muahharan şeyhülislam olan zat-ı fezāil-simattır ki, âlim ve tarih-şi-nas olup alel husus ilm-i ensaba vukûf-u tammı var idi. Ali Ratıb Bey dahi fuzaladan bir zat idi. Lakin üçünün dahi ilm-i fıkıhta maharetleri yok idi. Cem'iyyette sahihen fakih diyecek ancak Tahir Efendi idi. Fa-kirin dahi eväil-i ulüm-i nakliyyeye ve edebiyyeye masruf olarak ol vakit ulûm-ı nakliyyede ma'lumat ve melekem nåkıs idi. Fakat cemiy-yetin muharriri olduğum cihetle kütüb-i fıkhıyyenin mütaleasına milte-vağğil idim.
Ne hål ise kütüb-ü fikhiyye tetebbu olunarak hayli vakit uğraşıldı ve Kitab'ul-Büyü hülasa vechile yazıldı ise de Metn-i Metin'in itmamı müyesser olmadan cemiyyet-i mezkûre dağıldı. (bk. Tezakir, I, 62-63).
25. Bu kanun Ebussuud Efendi'nin hazırlamış olduğu Arazi Kanunundan alınmıştır. (bk. Ruh'ul-Mecelle, I, 16). Dolayısiyle kökleri tamamen milli (şer'i) dir. (bk. Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tan-zimat, s. 180).
26. Bu kanunnamedeki hükümlerin ekserisi Fransız Ticaret Kanunu'ndan ik-tibas edilmiştir. (mz. mk., s. 197).
27. Fransız Ceza Hukuku'nu esas almıştır. (Aynı eser, s. 198).
28. Bu kanunnamede Fransız tesiri esas olmakla beraber, Sardunya, Sicilya, Felemenk, Belçika, İspanya ve Prusya Ticaret Kanunları'ndan da istifa-de edilmiştir. (Aynı yer).
29. Daha fazla malumat için bk. «Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimats, H. Veldet, Tanzimat, s. 197-199; Dev. Of. T. Sharia Under The Ott. Emp., Mardin, Law In T.M.E., s. 288-291.
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilYalnız, Ebû Bekir'in kapısı açık kalsın! (212)
Ben, Ebû Bekir'in kapısının üzerinde bir ışık, başka kapıların üzerlerinde ise, karanlık görüyorum! (213)
Nihayet, ben de, bir insanım. (214) Aranızdan, bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir. (215)
Ben, hangi kişinin tenine dokunmuş isem, işte, tenim! O da, do kunsun, ödeşsin! (216)
Ben, kimin sırtına kamçı vurmuşsam, işte, sırtım! O da, benim sırtıma vursun, benden öcünü alsın!
Ben, kimin nâmus ve şerefine dil uzatmışsam, işte, nåmus ve şe-refim! O da, gelsin, benden öcünü alsın! (217)
Ben, hangi kişinin malından ne almışsam, işte malım! O da, gel-sin, alsın!
İyi biliniz ki: Benim katımda, sizin en önde geleniniz (218), en sevgili olanınız (219), varsa, hakkını, benden alan veya hakkını, ba-na helâl eden (220) kişidir ki, Rabbıma, onun sayesinde helâllaşmış olarak (221), gönül hoşluğu ve rahatlığı ile (222) kavuşacağımdır. (223)
Hiç kimse (Resûlullâhın, kin ve düşmanlık beslemesinden korka-rım!) diyemez! (224)
İyi biliniz ki: (225), kin ve düşmanlık beslemek, aslå, benim hu-yumdan ve halimden değildir. (226)
(212) Abdurrezzak Musannef c' 5, s. 431, İnb-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227-228, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 270, Buhari Sahih c. 1, s. 120, Müs-lim Sahih c. 4, s. 1854-1855, Tirmizi Sünen c. 5, s. 608
(213) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 227
(214) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255
(215) İbn-i Sa'd ( Tabakat c' 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3, s. 191, İbn-i Esîr-Kâmil c. 2, s. 319, Ebülfida Sire c. 4, s. 457
216) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Ebülfida Sire c. 4, s. 457
(217) Taberi Tarih c. 3, s. 191, İbn-i Esir c. 4, s. 457 (218) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255 Kâmil c. 2, s. 319, Ebülfida Sire
(219) Taberi Tarih c. 3, s. 191
(220) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3, s. 191
(221) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255
(222) Taberi Tarih c. 3, s. 191
(223) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Taberi Kâmil c, 2, s. 319 Tarih c. 3, s. 191, İbn-i Esir
(224) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Ebülfida Sire c. 4, s. 457
(225) Taberi Tarih c. 3, s. 191
(226) İbn-i Sa'd Tabakat c' 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3, s. 191
(227) Taberi Tarih c. 3, s. 191, Ebülfida Sîre c. 4, s. 457
33
PEYGAMBERİMİZİN VEPATI
YanıtlaSilBen, aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan kendimi müstağ-ni göremiyorum! buyurduktan sonra sözlerini tekrarladı. (227) Bunun üzerine, bir adam, ayağa kalkıp «Yå Resülallah! Ben, Sa-
na üç dirhem vermiştim. dedi. Peygamberimis «Doğru söylüyorsun! Ey Fadli Buna, üç dirhem
werts buyurdu. (228)
«By Allahım! Ben, ancak bir beşerim. Müslümanlardan hangi ki-şiye ağır söz söylemiş veya kamçı vurmuş veya lånet etmişsem, sen, bunu, onun hakkında bir temizlik, ecir ve rahmet vesilesi kills (229)
Allahım! Hangi Mü'mine ağır bir söz söylemişsem, Sen, o sözü-mü, Kıyamet gününde, o Mü'min İçin Sana yakınlığa vesile kıll» di-yerek düß etti. (230)
Sonra da «Ey insanlar! Kimin, üzerine geçmiş bir hak varsa, o, onu hemen ödesin. Dünyada rüsvay olurum demesin.
İyi biliniz ki: Dünya rüsvaylığı, Ahiret rüsvayığından hafiftir!» buyurdu. (231)
Bunun üzerine, bir adam, ayağa kalktı «Ya Resûlallah! Ben, Al-lah yolunda savaş ganimetine hiyanet etmiş, üç dirhem üzerime geçir-miştim!» dedi.
Peygamberimiz Sen, bu hiyaneti, ne için yaptın?» diye sordu.
Adam Ona ihtiyacım vardı! dedi.
Peygamberimiz «Ey Fadi! Bu kişiden dirhemi teslim all buyurdu. (232) Beytülmal hisabına üç
Ey insanlar! (233) Nefsinden korkan kendisi için düa edeyim?» buyurdu. varsa, ayağa kalksın da,
Bunun üzerine, bir adam, ayağa kalktı. (234) «Yâ Resûlallah! Ben, çok pintiyim, korkak'ım. Çok ta, uykucuyum.
Allaha düa et te, benden pintiliği korkaklığı ve uykuculuğu gider-sin! dedi,
Peygamberimiz, ona, düa etti. (235)
Sonra, bir adam, ayağa kalktı. «Yå Resûlallah! Ben, çok yalancı-
yım! Çirkin sözlü, çirkin işliyim. Hem de, uykucuyum!» dedi.
Peygamberimiz «Ey Allahım! Ona, doğru sözlülük ve iman olgun-
(228) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3. 191
(223) Abmed b. Hanbel Mümed e. 3, s. 400
(230) Bubarl Sahih e. 7, s. 157
(231) Taberi Tarih c. 3, s. 191, İbn-i Esir Kamil c. 2, s. 319
(Taberl Tarih c. 3, s. 191
bn-i Sa'd Tabakat e. 2, s. 255
bn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255, Taberi Tarih c. 3, s. 191
ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255
30
قرآنه نه در؟ تعریفی ناصله؟
YanıtlaSilاشارات الاعجاز
مع هذا، قلم الدنعم شو اشارات الاعجاز اولی اثریمی، حقیقی تفسیر میله یا بمادم انجمه علمای اسلامون اهل تحقيقك تقدير لرين مظهر اولديغنى تقديرده، اوراقه بر استقبه الده با پیلاجه بوکستان بر تفسيره بر ئورنك و بر مأخذ ا ولعه اوزره، او زما نارك انسا نارینه بر یادها مقصد یله بایدم.
10 قرآن نه در؟ تعریفی نام اور ؟ .
الجواب ) قرآن ، شو کتاب کبیر خان به ترجمه الرسم و آیات تكوينه ي و قوای متنوع در الميدان ترجمان الديسى. وشو عالم غیب و شهادت كتابنان مفسری و زمینده و گوگده ی لی اسمای الهی نانه معنوى خزين الرينا كشافي و سطور حادثاتك النده مضمر حقائقك مفتاحي. وعلم شهادتده عالم غيبك لسانی و شو علم پرده می آرقه سنده اولان و عالم غيب جهند من حاسن التفاتات البدية رحمانية و خطابات أزليه سبحانه نك فريندسی و اسلاميت عالم معنويتك كونشى، تمالی، هندسه ی و عالم آخر وينك مقدس خريطه ى وذات و صفات و اسما و شئون الهية فان قول شارحي تفسیر واضحی، چهار قاطعی، ترجمان ساطعی و شو عالم انسانيتك مرئيسي و انسانيت کبرا اولان اسلاميتك ماء وضيداي و نوع بشرك حكمت حقیقیه ی وانسانيتي سعادته سوقه ايدن حقیقی مرشدی و هاديسي و انسانه هم بر کتاب شریعت، هم به کتاب حکمت هم به کتاب دعا، هم کتاب عبودیت هم بر کتاب امر و دعوت هم بر کتاب ذکر هم بر کتاب فکر در. هم انسانك بتونه حاجات
معنویه سنه مرجع اولاجق چوقه کتاباری تضمن ايدن، تك، جامع به کتاب مقد سدر. هم بتون اوليا و صديقينك وعرفا و محققينك مختلف مشر بالرینه و ایری آیری مسلط مینه و هر برنده کی مشربك مذاقته لايق و او مشر بي تنوير ايده جك و هر بر مسلمان مساقه موافقه و اونی تصویر ايده جك بدر رساله ابراز اين مقدس بر کتیبخانه مکنده به کتاب سماویدر
قرآن، عربه اعظمين، اسم اعظم و هر سه مرتبه عامه کلیدی بوده و در اینجی موزده بیان و اثبات ایدیلدیگی کبی ) قرآن، بتون عالملوك ربي اعتباريله الله كلاميدر.
V
عالَهِ غَيْبٌ وَ حمادت
YanıtlaSilAlem-i gayb ve şehadet: Gö-
rünmeyen ve görünen ålem
آيات تكوينيه
Ayat- tekvîniye: Yaratmaya dit deliller
برهان قاطع
Burhan-ı katı': Kesin delil
جامع Cami: Toplayıra
أهل تحقيق
Ehl-i tahkik: Araştırmacı alimler
خطابات آزلية
Hitabat Ezeliye-i
الشحانية
Sübhaniye: Kusurlardan uzak olan Allah'ın ezeli hitâbları
ابراز
İbraz: Gösterme
قول شارخ
Kavli sarih: Açıklayıa söz
كَنَّا
Kessa: Çokça keşfeden
مع هذا
Maahaza: Bununla beraber
تأ
Me'haz: Kaynak
مرجع
Merci : Murácaat makamı
ماق
Mesak: Sevketmek, sevk yeri
مذاق Mezak: Zevketmek, zevk yeri
مفتاحمحققين
Miftah: Anahtar
Muhakkikin: Araştırmaa âlimler
متر
Muzmer: Gizli
مرق
Mürebbi: Terbiye edici
متنوع
Mitenevi: Çeşitli
سطور حادثات
Sutar-u hadisat: Hadiselerin satırlan
شُقُونُ الْهِيه
Suan-u İlahiye: İlâhi sıfatla-ın özündeki kudsi ma'nålar
تصفن
Tazammun: İçine alma
ترجمان ساطع
Tercümanı satı: Nûr saçan tercüman
عُلَماي إِسْلامُ
Ulema-yı İslâm: İslâm alimleri
عرفا
Urefa: İyi bilenler, Allah'ı tanıyanlar
ضياً
Ziya: Işık
nodie? Ta'rifi naaldır?
YanıtlaSilMaaházá, kaleme aldığım şu İşărâtü'l-l'câz adlı eserimi, hakiki bir tefsir niyetiyle yapmadım. Ancak ulemâ-yı İslamdan ehl-i tahkikin takdirlerine mazhar olduğu takdirde, uzak bir istikbålde yapılacak yüksek bir tefsire bir örnek ve bir me'haz olmak üzere, o zamanların insanlarına bir yådigår maksadıyla yaptım.
Kur'ân nedir? Ta'rîfi nasıldır?
Elcevab: Kur'ân, şu kitâb-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi; ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercümân-ı ebedisi; ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri; ve zeminde ve gökte gizli esmâ-yı İlâhiyenin ma'nevî hazinelerinin keşşafı; ve sutůr-u hádisatın altında muzmer hakáikin miftâhı; ve âlem-i şehadette ålem-i gaybın lisânı; ve şu âlem perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden gelen iltifatât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi; ve İslâmiyet ålem-i ma'nevîsinin güneşi, temeli, hendesesi; ve ålem-i uhrevinin mukaddes haritası; ve zât ve sıfât ve esmå ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şårihi, tefsîr-i vâzıhı, burhân-ı kâtı, tercümân-ı sâtu; ve şu ålem-i insaniyetin mürebbisi; ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyet'in må ve ziyâsı; ve nev'-i beşerin hikmet-i hakikiyesi; ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hâdîsi; ve insana hem bir kitâb-ı şeriat, hem bir kitâb-ı hikmet, hem bir kitâb-ı dua, hem bir kitâb-ı ubûdiyet, hem bir kitab-ı emr u da'vet, hem bir kitâb-ı zikir, hem bir kitâb-ı fikirdir. Hem insanın bütün hâcât-1 ma'neviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden, tek, câmi bir kitâb-ı mukaddestir. Hem bütün evliyâ ve sıddîkînin ve urefâ ve muhakkikînin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayırı mesleklerine; ve her birindeki meşrebin mezȧkına lâyık ve o meşrebi tenvîr edecek ve her bir mesleğin mesâkına muvâfık ve onu tasvir edecek birer risâle ibraz eden mukaddes bir kütübháne hükmünde bir kitâb-ı semåvidir.
Kur'ân, Arş-ı A'zam'dan, İsm-i A'zam'dan ve her ismin mertebe-i a'zamından geldiği için -On İkinci Söz'de beyân ve isbat edildiği gibi- Kur'ân, bütün âlemlerin Rabbi i'tibariyle Allah'ın kelâmıdır.
is ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalätü Vesselämın yanında idik. übarek elinde tesbih etmeye başladılar. Sonra ttiler. Ebu Zerr-i Gıfârî, tarikinde Sonra aldı, yere
YanıtlaSilMucizat
TARİHTE BUGÜN
- 672 - Eyüp Sultan Hazretlerinin vefatı.
1421-Sultan Çelebi Mehmed'in vefatı.
- 1920-Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) kuruldu.
MAYIS 04 PAZAR
6
1446
ZİLKA'DE
RUMI: 21 NİSAN 1441 KASIM: 178
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah takvaya sarılanlarla, iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlarla beraberdir.
(Nahl: 127)
BİR HADİS
Ben, erkekler için kadınlardan daha tehlikeli bir imtihan sebebi bırakmadım.
(C. Sağîr, No: 3385)
Ähirzamanın fitnesinde en dehşetli rolü oynayan tâife-i nisaiye ve onların fitnesi olduğu hadisin rivayetlerinden anlaşılıyor. Gençlik Rehberi
530
YanıtlaSilHADIS-1 ŞERİFLER
1044) «Allah-ii Taâlâ, bu yerde akıldan daha az birşey yaratmadı.. Zira bu yerde akıl, kibrit-i ahmer'den daha azdır.>>>
Akıl, sadece dünyayı çeviren akıl değildir. Asıl akıl, insana yarata. nını bildiren ve insanlığını bulduran akıldır. Böylesi de; yok denecek kadar azdır.
KİBRİT-I AHMER: Pek kıymetli kırmızı altun, yakut manalarına gelir.. Daha başka manaları da vardır..
Ravi: MUAZ'dan r.a. naklen İBN-İ ASAKİR.. Menkıbeleri, 34. ve 86. Hadis-i Şerifte..
١٠٤٥ مَا زَانَ اللهُ الْعَبْدَ بِزِينَةِ أَفْضَلَ مِنْ زَهَادَةٍ فِي الدُّنْيَا ، وَعَفَافِ بَطْنِهِ ( رواه أبو نعيم عن ابن عمر ) وَفَرْجِهِ .
1045) «Allah-ü Taâlâ kulu, dünyada zahidlikten daha değerli bir ziy-netle bezemedi.. -Bir de midesini ve edep yerini korumak-la..>>
Yani: Allah'ın kuluna verdiği bir başka zinet ise: Midesini haram-dan, edep yerini de zinadan korumaktır...
**
Ravi: IEN-İ ÖMER'den r.a. naklen EBU NUAYM.. Menkıbeleri, 7. ve 10. Hadis-i Şerifte..
١٠٤٦ مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ ، حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُوَرَتُهُ .
) رواه الشيخان عن السيدة عائشة )
1046) «Cibril, bana devamlı komşudan bahsederdi.. Hatta, bir ara- sandım ki, komşu komşunun varisi olacak..>>>
** İşte komşu hakkı bu kadar mühimdir..
Ravi: Hz. AİŞE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. 5. ve 8. Hadis-i şerifte..
١٠٤٧ مَا شَيْتُ خُرُوجَ الْمُؤْمِنِ مِنَ الدُّنْيَا ، إِلَّا مِثْلَ خُرُوجِ الصِّيِّ مِنْ أُمَّهِ ، ( رواه الحكيم ) مِنْ ذلِكَ الْفَمِ وَالظُّلْمَةِ إِلَى رَوْحِ الدُّنْيَا
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil531
1047) «Müminin, dünyadan çıkışını; ancak yavrunun, anasından do-ğuşuna benzetirim: O dar ve karanlık yerden, bu dünya rahat-lığına..>>
Bir yavru için, o dar ve karanlık yer ne kadar sıkıntılı ise, bir mümin
için de, bu dünya hayatı o kadar sıkıntılıdır. Bir rivayete göre: Dünya, müminin zindanıdır...
**
Ravi: TİRMİZİ.. Menkıbesi, 13. Hadis-i şerifte..
١٠٤٨ مَا ضَرَ أَحَدَكُمْ لَوْ كَانَ فِي بَيْتِهِ : مُحَمَّدٌ ، وَمُحَمَّدَانِ ، وَثَلاثَةٌ .
( رواه ابن سعد عن عثمان العمري مرسلا )
1048) «Herhangi birinize, bir zarar vermez; evinde bir MUHAM-MED, iki MUHAMMED, ya da üç.. Bulunursa bir zararr olmaz..>>>
Malûm olduğu üzere MUHAMMED, Peygamber S.A. efendi-mizin güzel isimlerinden biridir. Çocuklarımızın adını MUHAMMED koymamıza işaret edilmektedir.
Ahmed'el-Rüfaî Hz. nin anlattığı bir Hadis-i Şerife göre:
Bir kimsenin oğlu olur da, adını MUHAMMED koyarsa; kendisi ve çocuğu cennetlik olur..
**
Ravi: OSMAN'ÜL-ÖMERI'den naklen 1BN-I SAAD.. Menkibesi, 630. Hadis-i Şerifte..
OSMAN'UL-ÖMERI: Babasının adı VAKID.. Son zamanlarım Ваз-ra'da geçirmiş.. Itimada şayan bir muhaddis.. Allah rahmet eylesin..
١٠٤٩ مَا عَظُمَتْ نِعْمَةُ اللَّهُ عَلَى عَبْدِ إِلَّا اشْتَدَّتْ عَلَيْهِ مَؤُونَةُ النَّاسِ ، فَمَنْ لَمْ
يَحْتَمِلْ تِلكَ الْمَؤُونَةَ فَقَدْ عَرَّضَ تِلْكَ النَّعْمَةَ لِلزَّوَالِ .
) رواه ابن أبي الدنيا عن السيدة عائشة )
1049) «Bir kulda Allah'ın nimeti çoğalırsa, ona halkın şiddetli yükü biner.. Bir kimse, bu ağır yükü almadığı takdirde; kendisinde bulu-nan nimeti yokluğa doğru itmiş olur..>>>
16
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
5. TANZIMATTAN SONRA İHDAS OLUNAN BAZI MAHKEMELER
Tanzimattan sonra, yapılan kanun tedvini çalışmalarına muvazi olarak bir çok mahkemeler teşkil olundu. H. 1256 (1840) da sarraf-lar arasında çıkan ihtilafları hâlletmek üzere Maliye Nezaretinde «Meclis-i Muhasebe», deniz ticaretinde çıkan ihtilafların halli için; liman reisinin riyaseti altında hususi bir meclis teşkil olunmuş, yine 1840 tarihinde tüccarlar tarafından seçilen şehbender ve muh-tar denilen azaların huzuruyla teşkil olunan Ticaret Nezaretine bağlı bir Ticaret Mahkemesi tesis olunmuştur. 1847'de ise taşrada zuhur eden ticarî mahiyetteki davaları görmek üzere hususî meclisler teşkil olunmuştur". 1847'de Ceza ve Hukuk Karma Mahkemeleri tes-kil olunmuş, evvelâ İstanbul'da sonra da eyaletlerde haftanın muay-yen günlerinde toplanan ve ceza kanunnamesi hükümlerine göre davalara bakan Meclis-i Tahkikat adı altında bir ceza mahkemesi kurulmuştur". 1865 tarihinde ise her kaza merkezinde bir Deâvi Meclisis, sancak merkezlerinde biri hukuk, diğeri ceza işlerine bak-mak üzere «Meclis-i Temyiz-i Hukuk, ve «Meclis-i Cinayet ve bu mahkemelerin fevkinde vilayet merkezlerinde «Meclis-i Temyiz-i Hu-kuk ve «Meclis-i Kebir-i Cinayet» adlarıyla istinaf mahkemeleri teşkil olunmuş, daha sonra vilâyet mahkemelerinin iki dairesi bir-leştirilerek adına «Divan-ı Temyiz» denilmiştir".
30. <Tanzimat ve Adliye Teşkilatı, Belgasay, Tanzimat, a. 213-214.
31. Osmanlı Tarihi, VI, 150-155.
32. «Tanzimat ve Adliyye Teşkilat, Belgesay, Tanzimat, s. 215.
İKİNCİ BÖLÜM
YanıtlaSilMECELLENİN ORTAYA ÇIKIŞI
1. MECELLEYİ DOĞURAN AMİLLER
Bu tarihe kadar kısaca gözden geçirdiğimiz adlî ve hukuki islahatı İngiltere, Avusturya, Fransa ve Rusya kifayetsiz bulmuş-lar ve 1867 senesinde Şeriat mahkemeleri dışında kurulmuş olan mahkemelerin daha da geliştirilmesi mevzuunda tazyiklerini arttır-maya başlamışlardı. Artan bu tazyikler üzerine bazı selahiyetli ki-şiler bir şeyler yapmak için harekete geçmişlerdir. Bunların başın-da Ali, Fuat, Mithat ve Cevdet Paşalar gelmekteydi. Ali Paşa Fran-sız medenî kanununun iktibas edilerek mahkemelerimizde uygu-lanmasını istiyordu. O, bu fikrini 1867'de Girit'de isyan bastırmak-la meşgulken Sultan Abdülaziz'e gönderdiği lâyihada şöylece açıklı-yordu: «... Mısır'da olduğu gibi bizde dahi «Kodsivil» dedikleri ka-nunname tercüme ettirilip, karma davaları karma mahkemelerde ve bu kanunnameye göre görülmek zarurî görünmektedir. Ali Paşa beraberinde Girid'e götürdüğü Ticaret Nazırı Kabûlî Paşa'ya bu fikrini kabul ettirmişti. Girit dönüşü beraberce bu fikir etrafında arkadaşlarını iknaya çalıştılar. Ali Paşa'nın yakın arkadaşı olan İstanbul'daki Fransız elçisi Marqui De Mousteir de Fransız codeci-vil'i hakkında Ali Paşa'ya malumat vererek onların bu fikrini kuv-vetle destekledi. Belki de bu fikrin en kuvvetli ilham kaynağı oldu. Fuat Paşa da: «... Bugün Avrupa'nın bize arzeylediği yeni müesse-seler arasında İslâmlığın yüksek kaidelerine aykırı görülebilecek hiç bir şey yoktur» demek sûretiyle Ali Paşa ve taraftarlarının fik-rine iltihak edince Fransız Code Civil'ini iktisab fikri kuvveden fiile çıkmaya yüz tuttu. Şöyle ki: Ali Paşa Said Paşa'yı Fransız Medenî Kanunu'nu tercümeye memur ederek, bu kanun maddelerinden bin-
1. Osmanlı Tarihi, VII, 166.
2. <The Majalla, S. S. Onar, Law In T.M.E., s. 295.
3. Osmanlı Tarihi, VI, 26.
4. Aynı eser, VII, 172.
5. Aynı eser, VI, 27.
О. Н. Т. Мecelle F: 2
ÖNSÖZ
YanıtlaSil8 Başka bir ayette Allah (cc) şöyle buyurur: “İnsanlardan yerde yürü yen canlılardan ve ehli hayvanlardan da böylece renkleri farklı olanlar vardır. Kulları içinde ancak âlimler Allah'tan korkar. Şüphe siz ki Allah'ın kudreti her şeye galiptir ve o çok bağışlayandır.
Bir başka âyette Allah(cc) Peygamberine şöyle hitap etmektedir: "Ey örtüsüne bürünen (Peygamber!) kalk ve insanları uyar!" Yine bir âyette Allah (cc); "Öğüt ver çünkü öğüt müminlere fayda verir."3 Bu-yurmaktadır. Resûlullah (sav)in "Bir saat tefekkür bir yıl ibadetten hayır-lıdır." buyurduğu rivayet edilmiştir.
Hikmet ve öğütlere itibar etmeyip ondan uzak kalan kimse için iki durumdan biri söz konusudur. Ya az bir amelle yetinir ama kendisini çok amel eden ve Allah'a yakın olanlardan zanneder, ya da başkalarına göre biraz fazla amel edip bu sebeple kendisini onlardan üstün görür, bunun sonucu olarak gayreti boşa gider ve amelleri yok olur.
Hikmet ve öğütleri kabul edip hayatını buna göre düzenleyenlerin Allah'a iyi bir kul olma yönünde hırsı ve isteği artar ve bu konuda yüksek derecelere ulaşmak için çaba sarf ederler.
Allah'tan dileğimiz bizi amellerin en yücesine ve en büyük iyiliklere muvaffak kılmasıdır. Şüphesiz nimeti bol olan ve her şeye gücü yetendir.
Fatır 28
Müddessir 1-2
Zariyat 55
باب الإخلاص
YanıtlaSilİHLAS
Resûlüllah (sav) şöyle buyuruyor:
قَالَ النَّبِيُّ : أَخْوَفُ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ الشَّرْكُ الْأَصْغَرُ قَالُوا:
يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الشِّرْكُ الأَصْغَرُ ؟ قَالَ: الرِّيَاءُ يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى لَهُمْ يَوْمَ يُجَازِى الْعِبَادَ بِأَعْمَالِهِمْ اِذْهَبُوا إِلَى الَّذِينَ كُنْتُمْ تُرَاؤُونَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا فَانْظُرُوا هَلْ تَجِدُونَ عِنْدَهُمْ خَيْرًا
"Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey, küçük şirke düşme-nizdir.
Sahabe-i Kiram:
Ey Allah'ın Resûlü! Küçük şirk nedir diye sorunca, Resulul-lah (sav) şöyle buyurdu: O riyadır. Allah Teâlâ, kullarına amellerinin karşılığını ve-
receği kıyamet gününde şöyle diyecek:
avam ehl-i iman
YanıtlaSilavam ehl-i iman غرام أهل إنسان : yeterli bilgisi olmayan imanlı halk
avami meläike عوام ملائکه : meleklerin alt ta-bakası
avam-i mü'minin عوام مؤمنین : egitimi yetersiz mü'min (imanlı) halk
avam-ı Müslimin عوام مسلمين : eğitimi yetersiz
Müslüman halk
avam nas عوام ناس : eğitimi yetersiz halktan insanlar, halk tabakası
avam-1 ümmet عزام أنت : Islam'a bağlı ve eğiti mi yetersiz halk tabakası
avamca عوامجه : eğitimi yetersiz halk kesimine göre
Avam Kamarası عوام قمراسی : Ingiltere Birleşik Krallığı Halk Meclisi, Birleşik Krallığın par-lamento meclislerinden biri. 1911 yılların-da çıkarılan kanunla, Lordlar Kamarasının (Asiller Meclisi) yetkileri daraltılmış ve Avam Kamarası geniş yetkilerle donatılmıştır. Avam Kamarası'nın 630 üyesi vardır. Kama-rada İngiltere adasının 511, Gal eyaletinin 36, İskoçya'nın 71, Kuzey İrlanda'nın 12 üyesi bulunmaktadır. Avam Kamarası üyeleri beş yıllık bir devre için seçilirler
avam tabakası عوام طبقه سی : eğitimsiz halk ta-bakası
avamperestane 1 : عوام پرستانه.çok bilgisizce 2.bilgisiz halk kesimini ön planda tutar tarz-da
vananlar zamanlar, vakitler
ävän tekemmül آران تكمل: tamamlanma ve bitme zamanları
avane عرانه : yardımcılar; birine bağlı olup onun emir ve sözlerine uyanlar; yardakçılar, kötülükte birilerine yardımcı olanlar
avare 1 : آراره.başıbos, perişan 2.işsiz, güçsüz, aylak
avariz عوارض : arızalar, noksanlıklar, aksaklık-lar
avariz-i naks u kusur عوارض نقص و قصور : noksan lık ve kusur gibi arızalar
avaz 1 : آواز.ses 2.bağırtı, yüksek ses
avaz-ı hususi آراز خصوصی : özel bağırış, özel se kilde yüksek ses çıkarma
avaz-ı pür-naz آواز پر ناز : ince ve çok güzel ses
avaz u niyaz آواز و نیاز : dua ve yalvarış sesi
A
avdet عودت : geri gelme, donuş
Avustural
56
avertek gözlü, bir gözu görmez; (mec.) ahiret hayatını bilmez, görmez, ahirete inan maz
avn 1 : عود.yardım 2.yardımcı
Hak Cenab-ı Hakkın yardimi. Allah'ın (c.c.) yardımı
vlahlahi yardım, Allah'ın (c.c.)
yardımı
avni seriat şeriatın (dinin) yar dımcısı, büyük din alimi ve müceddid (dini yeniden canlandıran(
avn u inayet عون و عنایت : yardım ve iyilik
avra 1 وراء.şaşı 2.kör 3 tek gozlu 4 sadece dünyayı amaç edinip ahireti unutan
avret 1 : عورت.dinde örtünmesi emredilen yer ler 2 kadın 3.evli erkeğin eşi
Avrupa آورریا : dünyanın beş kıtasından en kü çüğü; Asya kıtasının batıya uzantısı görünü münde olup Ural dağları Avrupa'yı Asya'dan
ayırır Avrupai (Avrupaiye( 1 : آرروپائیه Avrupa'ya ait 2.Avrupalılar gibi, Avrupalılar tarzında
Avrupalaşmak آورو بالاشم : Avrupalılaşmak,
Avrupa yaşayış tarzını benimsemek, Avrupa lıları taklid etmek
Avrupa meftunlari آوروپا مفتونلری : Avrupa tut kunları, Avrupa hayranları
Avrupa mehasini آوروپا محسنی : Avrupanın (ilim, teknoloji, hür yönetim biçimi gibi) iyi ve olumlu yönleri
Avrupa muhabbeti آوری محبتی: Avrupa sevgisi
Avrupa mukallitleri آوروپا مقلدلری : Avrupa tak
litçileri, Avrupa da ne görürse iyi veya kötü demeden hemen onu benimseyen ve aynısını uygulamaya kalkanlar
Avrupaperest آورریا پرست : Avrupalılara ve on ların yaşayış tarzına her bakımdan hayran olan
Avrupazade آوروپازاده : Avrupadan doğan, Av-rupa medeniyetinin eseri olan
avukat آروقات : mahkemede taraflardan biri-nin kanun karşısındaki hakkını savunmayı meslek edinmiş ve bu iş için gerekli eğitimi almış kimse
Avusturalya آوو ستراليه : Dünya'nın güney yarım küresi içinde yer alan ve büyük bir ada gibi olan kıta
Avusturya
YanıtlaSilAvusturya Avrupa denen bölge içinde yer alan, halkı Almanca konuşan ve başkenti Viyana olan bir Avrupa ulkesi 57
avutmak 1.0 : آووتمyalamak, kandırmak 2.te-selli etmek, birinin sıkıntı veya acısını yatış-tırmak
aven havuz, göl
aya : 1.acaba 2.hayret, nasıl olur, hiç olur mu ayan belli, açık, meydanda
yanaynlar, bir takım şeylerin asılla-rn, değişmeyen özleri, kendileri 2.belli şeyler 3.gözler
van-ı sabite 1: أعيان ثابته.Allah'ın (c.c.) ezeli ve
ebedi ilminde varlıkların değişmez örnekleri, özleri, ilimden ibaret varlıklar, ilmi varlıklar 2. Eski Yunan filozofu Platon'un (Eflatun: m.ö. 429-347) "idea" dediği ilimden ibaret varlıklar, bu dünyadaki varlıkların kusursuz ezeli örnek-leri. Eflatun (Plâton), bu düşünceye geometri-yi örnek alarak varmıştır. Meselâ bir daire, bir üçgen veya bir küreyi düşünelim. Bunun gibi geometrik şekiller büyüklük, yer ve zamana bağlı olmadan vardır. Biz düşünmezsek de, zihnimizden bağımsız olarak vardır. Bizim çiz-diğimiz şekiller gerçekten geometrik şekiller değildir. Çünkü kusursuz değildir. Çizdiğimiz bir doğru parçası, asıl geometrik doğru parça-sının kusurlu bir kopyasıdır. Bilindiği gibi ge-ometrik bir doğrunun ne kalınlığı ve genişliği vardır. Oysa çizdiğimiz doğrunun bir kalınlığı ve genişliği vardır, tam düzgün de değildir. Fakat görmediğimiz, ancak zihinle varlığını ve özelliklerini kavradığımız asıl geometrik şekiller kusursuz ve mükemmeldir. Dünyada-kilerin mükemmel örnekleridir.
Eflatun, bundan hareketle dünyadaki diğer bütün varlıkların da kusursuz, ezeli ve ebe-di fakat zaman ve mekâna bağlı olmayan mânevî örneklerinin (idea) var olduğunu, dünyadaki varlıkların bu kusursuz mânevi örneklerin görüntüleri, gölgeleri, kopyaları olduğunu ileri sürmüştür. Eflatun'un, bütün var olan her şeyin zaman ve mekan dışı ezeli ve ebedî örnekleri dediği bu "idea"lar, bazı İs-lâm filozof ve tasavvufçuları tarafından, Al-lah'ın (c.c.) ezeli ve ebedî ilmindeki "ilmî var-lıklar", yâni, ilimden ibaret varlıklar ("a'yân-ı såbite") dedikleri şeylerle uyuşmaktadır. Buna benzer bir durum, İslâm düşüncesi ve tasavvufunda "anasır-ı erbaa" adı altında, Aristo ve öncekilerin maddenin temel dört
57
YanıtlaSilAyasofya
A
unsuru diye saydıkları "toprak, su, hava ve ates", i aynen doğru olarak kabul etmelerin-de görülmektedir. Oysa bunlar temel unsur (element) değil, kimya veya fizikteki deyim-le, bileşik veya karışımdır. Bu yanlış düşünce Orta Çağ'da İslam felsefesine ve tasavvufuna da geçmiş ve âdeta İslâmileşmişti. Eflatun'un "idealar teorisi" de "a'yan-ı sabite" adı altında kabul edilmiş görünüyor. Allah (c.c.), bütün ayrıntılariyle canlı varlıkları yarattığı gibi, bunların modelleri demek olan çekirdek, to-hum ve yumurtalarındaki genetik månevi programlarını da yaratmıştır. Aynı şekilde "ilm-i İlâhî'nin bir ünvanı", (Allah'ın (c.c.) ilminin bir adı) şeklinde tarif edilen "levh-i mahfuz" ve "olmuş ve olacak her şeyin ilm-i İlâhideki varlıkları" (Allah'ın (c.c. ilminde-ki ilimden ibaret olan varlıkları) diye tarif edilen "levh-i kaza ve kader" de yaratılmış-lar arasında zikredilmektedir. (bkz.Cevşen-i Kebir (79/4,10): "Ya halikel'levhi ve'l kalem, (meâlen) "Ey kaza ve kader yazılarını ve onu yazan kalemi yaratan!" Ve yine: "Yâ men yah-lukul eşyâe min'el adem", (meälen) "Ey her şeyi yoktan yaratan!")
Bu sebeple hatırlamak gerekir ki insan aklı, Allah'ın (c.c.) zaman dışı ve sonsuz olan sı-fatlarını hakkıyla kavrayamaz. (bkz.Cevşen-i Kebir (86/5): "Yâ men lå yebluğul efhamu sıfatehu", (meâlen "Ey kutsi sıfatları akılla kavranamayan.") Yine bu konuda Kur'an'ın çok ciddi bir uyarısını hep akılda tutmak ge-rekir: (meâlen) "Şeytan, Allah hakkında bil-mediğiniz şeyleri söylemenizi emreder" (bkz. Kur'an, 2/169)
ayan beyan عيان بيان : apaçık bebelli, açık se-çik
ayanen عياناً : açık olarak, açık şekilde
ayani عیانی : apaçık tarzdaki
ayar 1 : عيار.ölçü 2.uygun hale getirme 3.değer
derecesi
Ayasofya آيا صوفيا : Bizans'ın en büyük kilisesi iken Fatih Sultan Mehmed tarafından İstan-bul'un fethiyle camiye çevrilen, Fatih'in ve fethin bir çeşit sembolü haline gelen ibadet yeri (câmi). Ayasofya ilk yapılışından son du-rumuna kadar birçok değişiklikler ve onarım-lardan geçti. Birçok kere yanmış, birçok kere de yıkılmış ve her defasında yeniden yapılmış ve onarılmıştır.
Ayasofya'yı kimin yaptırdığı hakkındaki kay-
58
YanıtlaSilAyasofya
naklar iki kısımdır. Miladi VII. yy.dan son raki tarihçiler Mi.326'da İmparator Büyük Konstantinus tarafından yaptırıldığını, daha önce yaşamış tarihçiler ise İmparator'un oğlu Konstantinus tarafından yaptırılıp mi.360 ул-lında merasimle açılıp Allah'a adandığını kay detmektedirler. İslâm Ansiklopedisi bu son görüşün isbatlandığını yazar.
İlk zamanlar Megalo Ekklesia (Büyük Kilise) olarak anılırken mi. V.yy.dan sonra Hristiyan-lıktaki "teslis"in ikinci elemanı sayılan (bkz. teslis) Oğul İsa'nın bir özelliği olarak "Hagia Sophia" (Kutlu Hikmet) olarak adlandırılmış-tır.
Fetihten sonra İstanbul'un adı Ayasofya ola-rak söylenir olmuştur. Bina bir halk isyanın-da, mi.404 yılında yakılmış ve II. Theodosius tarafından 415'te tekrar yaptırılmıştır. Yine bir başka isyanda mi.532 tarihinde yakılmış ve İmparator Justinianus tarafından Ku-düs'teki Süleyman mabedinden daha büyük olarak 532'de yapımına başlatılmış ve yapımı, mi.27 Ocak 537'de tamamlanmıştır. Binanın resmi açılışı, olağanüstü tantanalı törenle gerçekleşmiştir. Bu imparator zamanında 558'deki depremde Ayasofya'nın büyük bir bölümü yıkılmıştır. 562'de zarar gören kısım-ları ile yıkılan kubbesi daha yüksek olarak ye-niden yaplmıştır. Daha sonra mi.869 ve 986 yıllarında meydana gelen iki depremde yine büyük zarar gören bina yeniden onarılmıştır. Dördüncü Haçlı ordusu İstanbul'a gelip şeh-ri işgal edince, işgalciler Ayasofya'yı da ağır zarara ve yıkıma uğrattılar ve yağma ettiler. Paleolog Hanedanı, şehri mi 1261'de geri al-dıktan sonra Mihael VIII tarafından bina tek-rar onarılmıştır. Bu, Bizanslılar tarafından yapılan son onarım olarak kalmıştır.
İstanbul 1453'de fethedilince Ayasofya ba-kımsız bir halde idi. Fatih Sultan'ın ilk işi, Hristiyanlık dünyasının en büyük mabedle-rinden biri olan Ayasofya'yı camiye çevirmek oldu. Caminin içi ve dışı temizlendi. Fatih, fetihten sonraki cuma namazını burada kıldı. Fatih, Ayasofya'yı camiye çevirirken gerek-li onarım ve değişiklikleri de yaptırdı. İçine mihrab ve minber koydurdu. İlk minareyi yaptırdı. Bu minare, caminin batı tarafında ve tuğladandır. Fatih ayrıca camiye bitişik bir de okul yaptırdı ve giderlerini karşılayacak vakıflarını da kurdu. Ayasofya'nın kıyamete kadar cami olarak devamını sağlamak üzere
58
YanıtlaSilAyasofya
vakıfnamesini yazdırdı ve gerekli her turla tedbirleri aldı. Onun en büyük isteği, fetih hatırası olan bu muhteşem caminin İslâm dünyasının bir övünç kaynağı olarak kıyame te kadar devam etmesi idi.
fva Camil
O tarihten sonra 20.nci yy.a kadar Ayasof ya'yı tam bir İslam mabedi sekline sokma ça-basıyla, hemen her Osmanlı Padişahı ve hat-tă bazı sadrazamlar bu eser üzerinde önemle durmuşlardır. Camiye gereken tamamlayıcı eklentileri yaptırdıkları gibi, günümüze ka dar sağlam olarak ulaşabilmesi için her turlu tedbir, bakım ve onarımları ihtimamla yap tırmışlardır. Bu bilgilerden anlaşılacağı üzere Ayasofya'yı tamamen Bizans eseri saymak yanlıştır. Ona sonradan birçok İslâm mimari karakterleri eklenmiştir ve cami olmuştur. Mimar Sinan gibi dâhi bir sanatkâr, kubbe. nin çevresine dıştan çeşitli payanda şeklinde sedler ve zelzeleye karşı direnç sağlayacak dayanak duvar çıkıntılarını yapmış ve kubbe-nin ve belki de binanın bütününü çökmekten kurtarmıştır.
Ayasofya, İstanbul'un fethi sonucu ve bu fet-hin sembolu ve hatırası olarak camiye çev--rildiği için büyük bir manevi değer kazandı.
Bir kısım padişah ve şehzadelerin türbeleri Ayasofya'nın avlusundadır. Selim II, Murad III, Mehmed III, Mustafa I ve yeğeni Sultan İbrahim'ın türbeleri buradadır. Şehzadeler ve devletin ileri gelenleri sık sık ikindi namaz--larını Ayasofya'da kılarlardı. Kadir gecesi gibi - mübarek gecelerde padişahlar buraya gelirdi. Bu geceler çoşkunlukla kutlanırdı. kutla Kubbe,
- dıştan kandillerle süslenip donanırdı.
- Cumhuriyet döneminde Ayasofya Camii, Bakanlar Kurulunun bir kararıyla 24 Kasım 1934'de ne yazık ki müze haline getirilmiş-- tir. Bakanlar Kurulunun bu kararnamesi ile Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesi, Ana-- yasa'ya ve mevcut kanunlara aykırı olduğu-nu, "Ayasofya Camii Meselesinin Etrafındaki Gerçek ve Kariye, Mesih Paşa, Fethiye Ca-milerinin Maruz Kaldığı Muameleler" isimli - kitabında İstanbul Vakıflar Baş Müdür Mua-vini hukukçu Abdullah Ahmed Çalışkan, bel-i gelere dayanarak isbat etmiştir. Eser Türdav Basın Yayın Limited Şirketi tarafından 1976 senesinde İstanbul'da yayınlanmıştır. Bu eserden bir parçayı kısmen sadeleştirilmiş e haliyle sunuyoruz:
a
e "Ayasofya Camii, 24.11.1934 tarihli ve 2/1985
Ayasofya Camii
YanıtlaSil59
sayılı yayınlanmamış bir Bakanlar Kurulu ka-rarnamesiyle müzeye çevrilmiştir. Bakanlar Kurulunun bu konuda anayasal ve kanuni hiçbir yetkisi mevcut değildir. Bakanlar Ku-rulunun yetkilerinin neler olduğu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türkiye'de geçer 1 bulunan kanunlar ile belirlenmiş ve tesbit edilmiştir. Bu yetkiler arasında bir camiyi kapatmak, müzeye çevirmek, cami olmak tan çıkarmak ve bunun dışında her-hangi bir kullanışa tahsis etmek gibi bir yetkiye rast-lanmaz. Bakanlar Kurulu, Ayasofya kararna-mesini kabul ederken, yetkilerini tamamen aşmış, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını ve Türkiye'de geçerli kanunları çiğnemiştir. Bu sebeble Ayasofya kararnamesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türkiye'de uygu-lanan kanunlar karşısında geçersizdir. Diğer bir ifade ile, Türkiye'deki anayasal ve kanuni mevzuat karşısında uygulanması gerekli bir yanı yoktur. Türkiye'deki yasal düzenlemeler, Ayasofya'nın müze yapılmasına engeldir ve cami olarak açık bulunmasını gerektirir. Aya-sofya kararnamesinin hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bakanlar Kurulu bu kararı ile, Türki-ye'deki Anayasa ve kanunları, bu konuda, ta-mamen yok saymıştır. Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya'yı cami olarak vakfetmiştir ve Tür-kiye'de geçerli yasal düzenlemeler karşısında cami olarak kalması kesinlikle gereklidir. Fa-tih'in isteği, Ayasofya'nın müze olması değil, cami olmasıdır. Ayasofya kararnamesi ile iba-det hürriyetinin kısıtlandığına şüphe yoktur. Bu hürriyetin büsbütün ortadan kaldırılması başka, kısıtlanması başkadır.Ayasofya cami olarak ibadete tahsis edilmiş ve bunun için vakıf yapılmıştır. Bu cami dahilinde sebebsiz olarak ve hiçbir anayasal ve kanunî mesnede dayanmaksızın muntazam bir şekilde ve de-vamlı olarak iba larak ibadet yapılmasının engellenme-si, ibadet hürriyetinin açık ve kesin bir şekilde kısıtlanması demektir. Ayasofya kararname-si, bu yönü ile de Türkiye Cumhuriyeti Anaya-sasına aykırıdır. Ayasofya kararnamesi, Vakıf-lar hukukuna da aykırıdır. Ayasofya Camii de, cami olmaktan çıkarılan diğer cami ve mes-cidler de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlar arşısında halen cami ve mesciddir-ler. Bunların cami olmaktan çıkarılmalarına dayanak yapılan Bakanlar Kurulu kararname-leri, Türkiye'de geçerli bulunan yasal düzen-lemeler karşısında yok hükmündedirler. Söz konusu kararnameler ile, Vakıflardan alınan
âyật
YanıtlaSilbütün taşınır ve taşınmazları geri verilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunları-nın gereğidir. Ayasofya, İstanbul'u fetheden-lerin hatırasıdır. Bu hatırayı bize bırakanlar cami olarak bıraktı. Biz de onların torunları olduğumuz sürece, onu cami olarak görmek istiyoruz. Torunlarımıza da cami olarak bı-rakacağız. Atalarımız vatan topraklarına camilerle imza atmıştır. Ayasofya Camii ise; Bizans'ın sona erişini, kıyamete kadar baki kalacak devletimizin hâkimiyetini remzeder. Buna gelen zarar bizi üzer, Rumları sevindirir. Ayasofya cami olacaktır. Bunu Müslümanlar istiyor. Bu istek er geç gerçekleşecektir, kim karşı koyabilir? Ayasofya camidir ve cami ka-lacaktır!..."
Ayasofya camiye çevrildiğinin ilk cumasında oku-nan aşağıdaki hutbe metni, İstanbul'un Bayezid semtinde bulunan Anıtlar Derne-ği'nden alınmıştır. Meali: "Mücahitlerin sa-vunmasıyla İslâmı aziz kılan Allah'a hamd olsun! Allah yolunda cihad edenlerin en ha-yırlısı olan Efendimiz Muhammed'e salat ve selam olsun! Allah'a hamd ederim ve on-dan bağışlanma dilerim. Güçlü parlak yar-dımıyla Müslümanları teyid eden Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Ve şahitlik ederim ki, Efendimiz ve sahibimiz Hz. Muhammed Onun kulu ve elçisidir. Allah bu kerim Peygambere salat ve rahmet indir-sin, ål ve ashabına da indirsinki onlar İ'lâ-i Kelimetullah için (Kur'anı yaşatmak ve yü-celtmek için) mal ve canlarını feda ettiler. Ve bütün insanlar için ortaya çıkmış en hayırlı ümmet oldular. Hamd ve salavattan sonra ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Hiç şüphesiz Allah muttakilerle ve gü-zel işler yapanlarla beraberir. Şeytan-ı racim-den (kovulmuş şeytandan) Allah'a sığınırım Bismillahirrahmanirrahim derim. Allah bu-yurmuş ki, bizim yolumuzda cihat edenleri biz doğru yola ileteceğiz ve hiç şüphesiz Allah muhsinlerle beraberdir. Peygamber Efendi-miz buyurmuşlar ki İstanbul mutlaka feth edilecektir. Onun komutanı ne iyi bir komu-tandır ve onun ordusu ne güzel ordudur!"
Ayasofya Camii آيا صوفيا جامعی : )bkz.Ayasofya(
Ayastafanos (Ayastefanos آیاصنافانوس : Istan bul'da bugünkü Yeşilköy semtinin eski adı
ayat 1 آیات.ayetler 2.mu'cizeler 3.Allah'ın (c.c.( varlığı ve birliğini gösteren işaretler, deliller, olaylar ve varlıklar
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil40
luğu nasib et! Uyumak istedikçe, kendisinden, uykuyu gider!» diyerek düa etti.
Daha sonra, bir adam, ayağa kalktı. «Vallahi, ya Resûlallah! Ben de, çok yalancıyım. Hem de, munafık'ım!
Benim, işlemediğim hiç bir kötülük yoktur!» dedi.
Hz. Ömer Be adam! Kendini, rezil ve rüsvay ettin!?» dedi.
Peygamberimiz «Ey İbn-i Hattabı Dünya rüsvaylığı, Ahiret rüs vaylığından hafiftir! buyurdu ve adam için de «Ey Allâhım! Buna, doğru sözlülük ve iman olgunluğu nasib et!
Kendisinin kötü işlerini, hayra çevir!» diyerek düa etti. (236)
Sonra, bir kadın, ayağa kalktı. «Bende de, şöyle şöyle haller var! Allaha düa et te, benden, bu halleri gidersin!» dedi.
Peygamberimiz, ona «Sen, Aişe'nin evine git! buyurdu. (237)
Sonra, Minberden indi. (238)
Hz. Aişe'nin evine dönünce, kadının başına, Asasını koydu. Sonra, ona düa etti.
Hz. Aişe, kadının, daha yanından ayrılmadan, Peygamberimizin düasının tesirini gördüğünü söyler. (239)
Mescide Açılan Kapılardan Hz. Ebû Bekirinkinin Bırakılıp
Başkalarının Kapatılması:
Mescid'in çevresindeki evlerin kapılarından, Hz. Ebû Bekirin ka-pısından başkaları tüm kapatıldı. (240)
Hz. Ömer Yå Resûlallah! Benim kapımı bırak, kapattırma da, onu açıp Senin namaza çıktığına bakayım?» dedi.
Peygamberimiz «Hayır!» buyurdu.
Hz. Abbas «Yå Resûlallah! Adamların kapılarını Mescide, ne için açtın, ne için kapadın?» diye sordu.
Peygamberimiz «Ey Abbas! Ben, ne kendiliğimden açtım, ne de, kendiliğimden kapattım!» buyurdu. (241)
Peygamberimizin Evinde Kıldırdığı En Son Namaz:
Peygamberimizin hastalığı sırasında kıldırdığı en son namaz, ak-şam namazı idi.
(236) Taberi Tarih c. 3, s. 191-192
(237) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255
(238) İbn-i Sa'd
Tabakat c. 2, s. 231, Darimi Sünen c. 1, s. 38
(230) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 255
(240) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 3. 227
Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 228
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSil41 Hz. Abbas'ın zevcesi Ümmülfadl bint-i Hâris «Resûlullah Aleyhis-selam, elbisesini giyinmiş olduğu halde, (Vel'Mürselåt) sûresini oku-varak evinde bize akşam namazı kıldırdı.
Bundan sonra, Ahiret âlemine alınıncaya kadar bir daha namaz kıldırmadı. (241/2)
Resûlullah Aleyhisselâmdan, akşam namazında okurken en son dinlediğim, Vel'Mürselât sûresi idi.» demiştir. (242)
Peygamberimizu Bazı Sahâbilerini Yamna Çağırması:
Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, hastalığı sırasında Bana, Ali'yi, çağırınız!» buyurdu.
Hz. Aişe «Sana, Ebû Bekir'i de, çağıralım mı?» diye sordu.
Peygamberimiz «Onu da, çağırınız!» buyurdu.
Hz. Hafsa «Yâ Resûlallah! Sana, Ömer'i de, çağıralım mı?» diye sordu.
Peygamberimiz «Onu da, çağırınız!» buyurdu.
Ümmülfadl «Yå Resûlallâh! Sana, Abbas'ı da, çağıralım mı?» di-ye sordu.
Peygamberimiz «Onu da, çağırınız!» buyurdu.
Çağırılanlar, toplandıkları zaman, Peygamberimiz, başını kaldırıp baktı.
Hz. Ali'yi göremeyince, sustu.
Hz. Ömer «Resûlullâhın başından kalkınız, dağılınız!» dedi (243)
Peygamberimizin Hz. Ebû Bekir'i Nemaz Kıldırmağa Memur Etmesi:
Peygamberimizin vefatiyle sonuçlanan hastalığı sırasında na-maz vakti gelmiş, ezan da, okunmuş bulunuyordu. (244)
Peygamberimiz «İnsanlar, namazı, kıldılar mı?» diye sordu.
«Hayır! Yâ Resûlallâh! Seni bekliyorlar!» dediler.
Peygamberimiz «Öyle ise, benim için leğene su koyunuz!» bu-yurdu.
Leğene su, koydular. Gusl edip yıkandı.
Ayağa kalkmağa davranırken, bayıldı.
Sonra, ayıldı.
Yine «İnsanlar, namazı, kıldılar mı?» diye sordu.
«Hayır! Yâ Resûlallâh! Seni, bekliyorlar!» dediler.
(241/2) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 228
(242) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 140, Buhari Sahih c. 1, s. 185-186
(243) Ahmed b. Hanbel Müsned c 1, s. 356
(244) Buhari Sahih c. 1, s. 162
A
YanıtlaSilفران در تعریفی با صله؟
اشارات الاعجار
هم نون موجود انك الهى عنوان الحمل فرمانند هم تون سماوات و ارضيك خالقی نامه به خطا بدر هم ربوبیت مطلقه جهتند به کلمه به مقاله در هم سلطنت عامه سبحانیه حسابه به خطبه از لیه در هم رحمت واسعه محيطه نقطه نظر ندن بر دفتر التفاتات رحمانيد. هم الوهيتك عظمت حشمتي حيثيتياله، با شكرنده بعضاً شيفر الر بولوانه به مخابره مجموعه سیدد. هم اسم اعظمك محيطند من نزول الله عربه العظمك بيوم عاطفه باقان وتقنين ايدن حكمتفشان به کتاب مقد سدر و شوره دندر کی کلام الله عنوانی، کمال لیا قتام قرآن وير بالمشدد. و دائماده ويريلييور.
قرآن نه هوکره، سائر البيانك كتب و صحفاری درجه مى كبير سائر نها يتز كلمات الهيه لك قسمی دخی خاص بر اعتبار ایله جزوی به عنوان ایله، خصوصی بر تجلی ایله، جزوی براسم اله، خاص بر ربوبیت ایله و مخصوص بر سلطنت ایله و خصوصی بر رحمت الله ظاهر اولان الهامات صورتنده بر مطا طه در ملك وبشر وحيواناتك الهاما تارى، كلبيت و خصوصیت اعتبار بله بك هوم مختلفدر.
قرآن، عصر لری مختلف بتونه البيانات که اباريني و مشر بالري مختلف بتون أوليانك - سالدلي و مسلطري مختلف بتون اصفياتك اثرلريني اجمالاً تضمن ايدن و جهان سترى بارلام. و اوهام و شبهاته ظلماتندن مصفى. و نقطه استنادي، باليقين وهي سماوي و كلام از لى . ولد في وغايري، بالمشاهده سعادت ابديه ايجي، بالبداهه خالص هدايت . اوستى، بالضرورة انوار ايمان ، التى، بعلم اليقين دليل وبرهان - صاغي بالتجربه تسليم قلب و وجدان صولى، بعين اليقين تسخير عقل و اذعان ميوه ، بحق اليقين رحمت رحمان ودار جنان. مقامي ورواجي، بالحدس الصادق مقبول ملك و انس و جان به کتاب سما ويدر .
قرآنك تعريفه دائر صفت لترك هربرى باشقه بر پرده قطعی اثبات الديلمن و يا اثبات ايدياله جکدر. دعوا مجرد دگل، هر بريسم برهان قطعي ايله مبر هندر.
سعيد النورسي
يعين اليقين
YanıtlaSilBiaynelyakin: Görerek elde edilen kesin bilgiyle
بحق اليقين
Bihakkalyakin: Yaşayarak elde edilen kesin bilgiyle
بعله اليقين
Biilmelyakin: Bilmeye dayalı kesin bilgiyle
بالبداهه
Bilbedare: Akça
بالحدس الصادق
Bilhadsi's- sadık: Ánî ve doğru anlayış ile
بالمشاهده
Bilmüşahede: Görerek
باليقين
Bilyakin : Kesin bilgiyle
بالضَّرورة
Bizzarare: Zaniri olarak
جهان سنه
Cihat - sitte: Altı yön
دَفْتَرِ الْتِفَاثَاتِ
Defter-i iltifatât-ı
رختانية
Rahmaniye: (Allah'ın) mer-hamet iltifatlarının defteri
حِكْمَتْ فَشَانُ
Hikmet-feşân: Hikmet saçan
اجمالاً
İcmalen: Özetle
مخابره
Muhabere: Haberleşme
Muhat: Kuşatılmış
مصفى
Musaffa: Anndırılmış
مبرهن
Müberhen: Delilli, isbåth
مكالمة
Mükleme: Karşılıklı konuş-ma
نزول
Nüzûl: Inme
رَحْمَتِ واسعة
Rahmet-i väsia-i muhita:
نجيله
Rahmetin kuşatica genişliği
رُبُوبِيَتِ مُطْلَقَه
Rubabiyet-i mutlaka: Nihayetsiz terbiye edicilik
سَلْطَنَتِ عامة
Saltanat - amme-i
مجانية
sübhaniye: Her türlü ku-surdan uzak olan Allah'ın umúmi saltanatı
تَسْخِيرِ عَقِلْ وَ
Teshir-i akıl ve iz'ân: Akıl
اذعان
ve anlayışı itaat ettirme
الوهيت
Ulahiyet: İlahlık
ظلمات
Zulümat: Karanlıklar
Kur'an nedir? Toffi nanldır?
YanıtlaSilHem bütün mevcûdâtın İlâhı ünvanıyla Allah'ın fermanı dir. Hem bütün semávát ve arzın Halik'ı namına bir hitabdir Hem rubúbiyet-i mutlaka cihetinden gelen bir mükälemedu Hem saltanat-1 amme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir Hem rahmet-i vâsia-i muhita nokta-i nazarından bir defter-iltifatât-ı Rahmaniyedir. Hem ulûhiyetin azamet-i hasmeti haysiyetiyle, başlarında bazen sifreler bulunan bir muhabere mecmúasıdır. Hem İsm-i A'zam'ın muhitinden nüzül ile Arş-1 A'zam'ın bütün muhátına bakan ve teftiş eden hikmet-feşân bir Kitâb-ı Mukaddes'dir. Ve şu sırdandır ki, 'Kelamullah' ünvanı, kemål-i liyâkatla Kur'ân'a verilmiştir. Ve dăimâ da veriliyor.
Kur'ân'dan sonra, såir Enbiya'nın kütüb ve suhufları derecesi gelir. Såir nihayetsiz kelimât-ı İlâhiyenin bir kısmı dahi, hås bir i'tibâr ile, cüz'i bir ünvan ile, hususi bir tecelli ile, cüz'î bir isim ile, hâs bir rubübiyet ile ve mahsûs bir saltanat ile ve hususi bir rahmet ile záhir olan ilhâmât suretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvanâtın ilhâmâtları, külliyet ve hususiyet i'tibâriyle pek çok muhteliftir.
Kur'ân, asırları muhtelif bütün Enbiya'nın kitaplarını ve meşrebleri muhtelif bütün evliyânın risâlelerini ve meslekleri muhtelif bütün Asfiya'nın eserlerini icmâlen tazammun eden; ve cihât-ı sittesi parlak; ve evhâm ve şübehâtın zulümâtından musaffå; ve nokta-i istinâdı, bilyakîn vahy-i semâvi ve kelâm-ı ezeli; ve hedefi ve gayesi, bilmüşâhede saadet-i ebediye; içi, bilbedâhe hâlis hidâyet; üstü, bizzarûre envâr-1 îmân; altı, biilmilyakin delil ve burhân; sağı, bi't-tecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu, biaynilyakîn teshîr-i akıl ve iz'ân; meyvesi, bihakkilyakın rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân; makamı ve revâcı, bilhadsi's-sâdık makbül-ü melek ve ins ve can bir kitâb-ı semâvidir.
Kur'ân'ın ta'rifine dâir sıfatların her biri başka yerlerde kat'î isbat edilmiş veya isbat edilecektir. Da'vâ mücerred değil, her birisi burhân-1 kat'i ile müberhendir.
uhammed (asm), dedesi ile geçirdiği üç seneyi yad ediyordu. Nur Muha us, kollamıştı kendisini. Hiçbir şeyin eksikliğini hissettirm korumuş Bir baba gibi settirmemeye gayret
YanıtlaSilesine izin ver ece ona en küçük bir zarar gelmesi kkında Abdül-hayatta aldugum im. Müsterih olabilirsin ey babacığım" diye, Nur Torun hak 'in beklediği teminatı verdi. muttalib
TARİHTE BUGÜN
-1258-Osmanlı Devleti'nin Kurucusu Osman Bey'in doğumu.
1936-İtalya, resmen Etiyopya'yı ilhak etti.
1955-Batı Almanya, NATO'ya katıldı.
Veysel Karanî Hazretlerini Anma Haftası.
6
PERŞEMBE
THURSDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
İyilik ederseniz, kendiniz için iyilik etmiş olursunuz.
Kötülük ederseniz, o da kendinizedir.
İsra Suresi: 7
BİR HADİS
Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü o, ancak Allah'tan hakkını almasını ister.
Hatib'in Tarihinden
Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.
Mektûbât
HİCRİ: 1 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 26 NİSAN 1440
HIZIR: 4-GÜN: 130 KALAN: 236 - GÜN, UZ.: 2 DK
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
04:02 05:42 12 59 16 51 20:07
21.40
Dag, ta tax, Resul-i Ekrem lah" diyorla Aleyhissalatu diyor ki: Bidayet I nubuvVELLO orlardı. Hazret-i Ali'nin tarikinde diyar de Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraber gezdiğimizde, ages kit "Esselamü aleyke ya Rasulallah" diyorlardı. Hazret-i ssalatü Vesselâm, taş ve ağaca rast aleyke ya Ra-
YanıtlaSilTARIHTE B
- 2000 - Anayasa Mahkemesi başkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. cumhurbaşkanı seçildi.
MAYIS 05 PAZARTESİ
7
1446 ZİLKA'DE
RUMI: 22 NİSAN 1441 KASIM: 179
BİR AYET
O Allah ki, geceyi size bir örtü, uykuyu bir dinlenme yaptı ve gündüzü de yeniden bir diriliş kıldı. (Furkan: 47)
BİR HADİS
Allah çok hayalı ve çok ayıp örtücüdür. Hayayı ve örtünmeyi sever. Öyleyse biriniz yıkandığında avret yerini örtsün.
(C. Sağîr, No: 991)
Kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur. Lem'alar
İHLAS
YanıtlaSil10 - Dünyada iken kime gösteriş yapmak için amel ediyor idiyse niz ona gidin, ondan size bir fayda var mı bakın!"
Fakih diyor ki:
Onlara böyle denilmesinin sebebi, dünyada iken amellerinde hile yapmalarıdır. Dolayısıyla ahirette de kendilerine hile yapılacaktır. Nitekim konu ile ilgili olarak Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلاةِ قَامُوا كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ إِلَّا قَلِيلاً
"Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; hål-buki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar nama-za üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az hatıra getirirler."
Yani, Allah hilelerini başlarına çevirip amellerinin sevabını yok ede-cek ve kendilerine şöyle diyecektir:
Dünyada iken kime gösteriş yapmak için amel ettiyseniz ona gidin. Çünkü amellerinizi Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için değil de o kimse-ye gösteriş için yaptığınızdan dolayı bu gün size sevap verilmeyecektir.
Bir kul, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için yaptığı amellerinden dolayı sevap kazanır. Kendisine Allah'tan başkasının ortak edildiği amel şirktir, Allah Teâlâ ise şirkten uzaktır.
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى: أَنَا أَغْنَى الشَّرَكَاءِ عَنِ الشَّرْكِ فَمَنْ عَمِلَ عَمَلاً أشْرَكَ فِيهِ غَيْرِي فَأَنَا مِنْهُ بَرِيءٌ
Allah Teâlâ buyuruyor ki:
"Ben şirkten çok uzağım. Dolayısıyla rızamın dışında yapılan hiç bir amele ihtiyacım yoktur. Kim ameline benden başkasını or-tak ederse, ben ondan -ya da amelinden- uzağım."
Ahmed b. Hanbel, Müsned, 23680
Nisa 142
Müslim, 2985
TENBİHÜ'L GÂFİLİN
YanıtlaSil11
Bu hadis, sadece Allah rızası için yapılan amellerin kabul edileceğine delildir. Allah'tan başkası adına yapılacak ameller kabul edilmeyeceği gibi, amel edene sevap da verilmez. Ayrıca onun yeri cehennemdir.
Şu ayeti kerime bu hususu ifade etmektedir:
"Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediği-miz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen veririz."
Bunun manası şudur:
Ameliyle ahiretin sevabını değil de dünya menfaatini elde etmek is-teyenlerden dilediğimiz kimseye istediğimiz kadar dünyalık veririz. Yani, onu helak etmeyi dilediğimiz için veririz veya biz istediğimiz için veririz, o istediği için değil.
Ayetin devamı şöyledir: "Sonra onu cehenneme sokarız." Yani ahirette onun cehenneme girmesi gerekli olur.
Ayete devam edelim: "Oraya kınanmış olarak girecektir." Yani, kınanmayı hak etmiş olarak oraya girecek, hem kendi kendini kınayacak hem de başkaları tarafından kınanacaktır.
Ayet şöyle bitiyor: "Ve kovulmuş olarak oraya girecektir."" Yani, Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak Cehenneme girecektir.
"Kim de ahireti diler" yani ahirette mükâfat elde etmeyi diler "ve ona yaraşır biçimde çabalarsa" yani sırf Allah rızası için ahirete yönelik salih ameller işlerse "ve mü'min ise" yani mü'min olduğu halde bunları yaparsa, "işte onlar" yani, ahirette mükâfat kazanmak için amel edip amellerine riya katmayanlar, "çalışmaları makbul olanlardır." Çünkü imanı olmayan kişinin yaptığı ameller kabul edilmez.
Yani bu özellikleri taşıyanlar amelleri kabul edilmiş olan kimselerdir.
كُلا نُمِدُّ هَؤُلاَءِ وَهَؤُلاَءِ مِنْ عَطَاءِ رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاءُ رَبِّكَ مَحْظُوراً
"Hepsine, onlara da bunlara da (dünyayı isteyenlere de ahreti isteyenlere de) Rabbinin ihsanından (istediklerini) veririz." Yani, Al-lah her iki gruba da kendi rızkından verir. "Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir."3
Isra 18
Isra 19
Isra 20
18
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
yemize uygun olanları tesbit için özel bir komisyon kurdu. Bu arada Mithat Paşa'nın teklifi ile bu zamana kadar iç içe çalışan mülki ve idarî teşkilatla adalet teşkilatı birbirinden ayrıldı. Meclis-i Vâla'y-ı Ahkâm-ı Adliye ilga ile Şuray-ı Devlet ve Divan-ı Ahkâm-1 Adliye teessüs etti. Divan-ı Ahkâm-ı Adliye reisliğine Ahmed Cev-det Paşa getirildi. Azalarının 2/3 si müslim, 1/3 ü gayr-ı müslim idi. Şurayı Devletin başına da Mithat Paşa getirildi. Said Paşa hatıratında bu mevzua şöylece temas etmektedir: «Ali Paşa Sultan Abdülaziz hazretlerine takdim eylediği lâyiha-i mufassala-i meşhu-resinde tabaa-i hristiyaniyenin müsavaten hukuk ve menafi-i mem-leketten müstefid olmaları lüzumunu ve Code Civil'in mahâkim-i devlet-i Aliyye'de tatbikini tavsiye etmiş ve Fransa Code Civil'inin arabî tercümesi, ıslahat-ı adliyyeyi tamamiyle hâvî olduğu için bu-nun nusha-i arabiyesinden tercümesi dahi bana havâle olunmuş-tur.>
2. MECELLE TEDVİNİNİN LÜZUMU HAKKINDAKİ MÜNAKAŞALAR
Ali ve Fuad Paşaların Fransız medenî kanununu kabul ettirme yolundaki çalışmalarına karşılık Ahmed Cevdet ve Şirvanîzade Rüş-tü Paşalar milli bünyemize, örf ve âdetlerimize uygun bir kanun tedvini fikrini kabul ettirmek için uğraşıyorlardı. Ali ve Fuat Paşa-ların Ahmed Cevdet Paşaya hürmet ve itimadları vardı. Onun ilmî hüviyetini yakından tanıyorlardı. Hatta Ali Paşa Ahmed Cevdet Paşadan ders bile okumuştu". Bu sebeple Cevdet ve Rüstü Paşa-ların fikirleri üzerinde durmak icab etti. Neticede birbirine tama-
6. Osmanlı Tarihi, VII, 172.
7. Osmanlı Tarihi, VII, 166-167; , Okandan, Tanzimat, s. 111.
8. Said Pş. Hatıratı, I, 6.
9. Rüştü Paşa müderrislikten ayrılıp vezir olan bir zat idi. Ahmed Cevdet Paşa ile bu mevzuda kuvvetli bir fikri ittifak içerisinde bulunuşunda ilmiyye sınıfından olmasının tesiri olduğu düşünülebilir.
10. Cevdet Paşa Tezākir'inde Ali Paşaya yaptığı hocalığa şöyle temas edi-yor: <All Paşanın arabide kuvveti yok idi. Bu kerre Sadaret'ten infisa-linde boş kaldı. Arabi tahsiline heveskår oldu. Ekser-i eyyamda ve bazı leyalide gidip kendisini tedrise başladım. İlm-i nahivden Birgivi'nin Avamil nam risalesini okuttum ve kavâid-i arabiyyenin tatbikatını gös-tererek kendisine bir çok arabi ibareler tedris ettim. Kendisi dahi mükibb ü münhemik olarak pek az vakit zarfında arabiye kesbi intisab eyledi ve ilm-i mantıkdan, İsagoci okuttum ve ağızdan kendisine ekyise tertib et-tirerek kavaid-i mantıkıyyenin tatbikatını dahi gösterdim.» (bk. Teza-kir, IV, 63-64).
MECELLENİN ORTAYA ÇIKIŞI
YanıtlaSil19
men zıt olan iki fikirden birisini tercih maksadiyle bir kısım vil-kelânın da iştirakleri ile hususi bir komisyon kuruldu. Komisyon-da her iki tarafın da iddiaları dinlendi. Çetin mücadelelerden sonra Fransız medeni kanunu olan «Code Civil» i iktibas fikrinden vazge-çilip Ahmed Cevdet Paşa ve taraftarlarının fikirleri kabul olundu.
3. MECELLE CEMİYETİNİN TEŞEKKÜLÜ
Ahmed Cevdet Paşanın riyaseti altında bir ilim heyeti teşkil olunarak Fıkıh kitaplarından muamelâta dair ve zamanın icablarına uygun olmak üzere «Mecelle-i Ahkâm-1 Adliyye» ismiyle bir eser vü-cûda getirilmesine karar verildi. Bu safahatın tafsilatını Cevdet Paşa'nın kendisinden dinlemekte fayda vardır kanaatindeyim ".
11. <Gerek Divan-ı Ahkam-ı Adliyye'de ve gerek teşkili musammem olan İstinaf ve Bidayet mahakim-i nizamiyesinde ve Ticaret mahkemelerinde mamülünbih olacak kavanin ve nizamat yapılmak lazım gelip; halbuki her devlette kavanin ve nizamatın esası (Code Civil) yani Hukuk Kanun-namesi olup Devlet-1 Aliyye şer'i şerif üzere müesses olduğundan kava-nin ve nizamatına kavanin-i şer'iyye esas olmak fikri ötedenberi efkar-1 sahiha erbabı indinde arzu olunmaktaydı. Bu cihetle efkar-ı vükela bu bapta ikiye münkasim olmuştu. Bir kısmı ilm-i fıkhın muamelût kis-mından icabat-ı zamaneye muvafık olan mesañil-i şer'iyye cem' olunarak ehl-i İslâma göre ahkam-ı şer'iyye olup ve tabaa-i gayr-i müslimeye göre dahi kanun itibar olunmak üzere bir kitap te'lif olunmak re'yinde Idiler.
Hatta balada arzolunduğu üzere (Metn-i Metin) namiyle ilm-i fi-kahtan bir kitap telifine başlanmış iken fiile gelememiştir. Bu kere gene bu arzu tazelendi. Bu kulları ve hayli müddet Maliye Nezaretinde ve bir müddet de Dahiliye Nezaretinde bulunan Şirvanizade Rüştü Paşa bu reyde idi. Diğer bir kısmı dahi Fransa Kanunnamesini terceme lle Mn-hûkim-1 Nizamiye'de düstûr'ul-amel tutulması fikrinde idi. O zaman elçi-lerin Der-1 Saadet'çe en nüfuzlusu Fransa elçisi Mösyö Bourèe oldu-gundan Fransa kanunlarının Mahakim-i Devlet-i Allyye'de mamülünbih olması emelinde bulunmakla Fransız politikasına hadim olanlar hep bu fikr-i sakimde idiler. Ticaret Nazırı Kabüli Paşa ise bu fikirde musır olup hatta mukaddemce Fransız Code Civil'ini türkçeye terceme ettirerek Mес-lls-i Vükela'ya tasdik ettirmeye çalışıyordu. Lakin bizim muhalefetimize mebni icra-i garaza zaferyab olamıyordu. Bu hususun müzakeresi için havass-ı vükelådan mürekkeb akdolunan Encümen-i mahsusta Fund Pa-şa'nın irad eylediği nutuklar ve Şirvanizade ile tarafı ça'keriden derme-yan olunan deliller Karin-i hayyiz-i kabul olarak kütüb-i fıkhıyyeden muamelata dair icabat-ı zamaneye muvafık olan meseleler cem'i ile (Me-celle-1 Ahkâm-ı Adliyye) namiyle bir kitap yazılmak üzere riyaset-1 aci-zânem tahtında olarak fuhûl-ü fukahädan mürekkeb bir cemiyyet-1 11-miyye teşkiline karar verildi. İşte Mecelle Cemiyeti diye meşhur olan ce-miyet-i ilmiyye budur ki, te'lif ettiği Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye hâlâ
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil533
Ravi: USAME b. SUREYK'den r.a. naklen İBN-1 HIBBAN.. Men-kibeleri 65. ve 582. Hadis-i Serifte..
۱۰۵۳ مالى والدُّنْيا ، ما أنا في الدُّنْيا إلا كراكب اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ، ثم رَاحَ وتركها .
( رواه الترمذي عن ابن مسعود )
1053) «Dünya ile ne işim var.. Ben ancak dünyada; bir ağaç altında gölgelenen, sonra orayı bırakıp giden bir yolcu gibiyim..>
Gerçekten insan dünyada böyle olmalıdır. Haliyle, ne hırs kalır, ne kin, ne de haset..
* **
Ravi: İBN-İ MEŠUD'dan r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 13. ve 47. Hadis-i Şeriflerde..
١٠٥٤ ما مِنْ أَحَدٍ يَدْعُو بِدُعَاء إلا آتَاهُ اللهُ مَا سَأَلَ ، أَوْ كَفَّ عَنْهُ مِنَ السُّوء مِثْلَهُ ، مَالَمْ يَدْعُ بِإِثْمِ أَوْ قَطِيعَةِ رَحم .
( رواه أحمد)
1054) «Herhangi bir kimse, bir dua yaptığı zaman, Allah-ü Taâlâ onun istediğini verir; yahut, ona mukabil bir kötülüğü ondan alır.. Ama, günah, ya da akrabadan kesilme işi gibi bir duada bulunmadığı takdirde..>>>>
Dualar daima temiz olarak yapılmalıdır. Ve Allah'ın emrine aykırı şeyler istenmemelidir.
***
Ravi: İMAM-I AHMED.. Menkıbesi, 1. Hadis-i şerifte..
ما مِنْ أَحَدٍ يُؤْمَرُ عَلَى عَشَرَةٍ فَصَاعِداً ، إِلا جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي الأَصْفَادِ ( رواه أبو هريرة ) والأغلال . ۱۰۵۵
1055) «Herhangi bir kimse, on -kişi veya daha fazlasıma âmir du-rumda bulunursa; kıyamet gününe, kelepçeye vurulur- ve zincirlere bağlı olarak gelir..>>>
âyât-acibe
YanıtlaSil60
äyät kevniye
ayat-acibeآيات عج: hayret verici mucize eserler
ayat-adid(e( آیات عديد :ok sayıda âyetler, birçok åyet
äyât-ı äfäkiye ve enfüsiye آیات آفاقيه و أنفيه åfäki ve enfüsi âyetler, insanın dış dünyada dunya (åfåki) ve kendi iç dünyasında (enfüsî) bulu-nan, Allah'ın (c.c.) varlığını ve birliğini gös-teren işaretler, belirtiler, mücize iş ve eserler
ayat-i azam آيات أعظم : çok büyük äyetler, çok geniş ve derin hakikatleri ifade eden åyetler
ayat-i azime 1: آیات عظیمه.büyük ayetler, geniş avater azime kateri lade beukaran ayetleri 2.Allah'ı (c.c.) tanıtan büyük deliller, işaret-ler, olaylar veya varlıklar
ayat- bahire 1 : آیات باهره.apaçık mucizeler 2. şüphe ve itirazları dağıtan åyetler
ayati beyyinat آيات بينات : apack âyetler, ger-çekleri apaçık bildiren åyetler
ȧyât-ı beyyinat-ı Kuraniye آیات بینات قرآنی Kur'an'ın gerçekleri apaçık bildiren âyetleri
ayat-ı beyyinatı İlâhiye آيات بينات إلهيه : Allah'ın (c.c.) apaçık âyetleri, Allah'ın (c.c.) (Kur'an'da) gerçekleri apaçık bildirdiği âyetler
ayat-ı binihaye آیات بی نهایبه :Allahı (c.c.) tanı-tan sonsuz sayıda deliller, olaylar ve varlıklar
ayat celile آیات جليله: man ve önemi yüce âyetler
ayat cemal آبات جمال Allah'ın (c.c.) sonsuz güzelliklerini belirten deliller, işaretler, olay-
lar ve varlıklar
ayatı ekber آيات أكبر : açıkladığı gerçekler ve ifade ettiği månålar bakımından) en büyük åyetler
ayat-i Furkaniye آیات فرقانیه : doğru ve yanlışın farkını gösterici (Furkan) olan Kur'an âyetleri
ayat- hamse آیات خمسه : beş ayet, beş işaret, beş delil, beş ders; käinat denilen ve Allah'ın (c.c.) eseri olan büyük kitabın beş âyeti; insa-nın gafletten uyanması, aklını başına alması; nefis, şeytan ve dünya zevklerinin aldatıcı lığına kapılmaması, Kur'an yolundan ayrıl maması gereğini ortaya koyan beş âyet(beş delil, beş işaret, beş ders):
1.ölüm: dünyanın geçiciliğini, insanın dünya da geçici bir misafir olduğunu, dünyada hiç bir kimsenin kalıcı olmadığını hatırlatır ve uyarır, ders verir.
2.fakr: fakirlik; insanın bitmek bilmeyen is-
tek ve ihtiyaçları sebebiyle daima fakir ve muhtaç durumda olduğunu ve hiçbir şeye muhtaç olmayan yalnız Allah'a (c.c.) sığınma sı gereğini hatırlatır
.cz: güçsüzlük; insanın sonsuz ihtiyaçları nı karşılayacak ve karşısına çıkan engelleri kaldıracak güç ve kuvvetten yoksun oluşunu, sonsuz guç ve kuvvet sahibi Allah'a (c.c.) St ğınması gereğini hatırlatır
4.zeval ve firak: hayatın bir gün son bulma siyle başlayan derin ve yakıcı ayrılık acısı, Allah'tan (c.c.) başkasına bağlanmanın boş-luğunu, yersizliğini ve yanlışlığını gösterir, hatırlatır
5.sefer: ebedi yolculuk; ruh åleminden dün yaya geliş, ölüm, kabir hayatı, ahiret hayatı şeklinde ard arda devam eden sonsuz yolcu luk, insanın dünyaya gelişinin boş ve gåyesiz olmadığını, sonsuz yolculuk için hazırlıklı olmasını, bunun gereğini yerine getirmesini düşündürür, hatırlatır.
ayat-ı haşriye آیات حشربه : hasir ile ilgili åyetler, öldükten sonra kıyamette yeniden dirilişle ilgili ayetler
ayat-ı hikmet آیات حکمت : Allah'ın (c.c.) her iş ve eserinde gözettiği bir çok gåye, sebep, fay-da, yerindelik gibi özellikleri gösteren işaret-ler, deliller
ayat-ı hüsn آیات حسن : Allah'a (c.c.) ait sonsuz iyilik ve güzelliklerin işaretleri, delilleri
ayatı İlahiye آبات إلهيه: Allah'ın (c.c.(
Kur'an'daki ayetleri 2.Allah'ın (c.c.) varlığını, birliğini, isim ve sıfatlarını gösteren käinat-taki (äfäki) ve insandaki (enfüsi) deliller, işa retler
ayat imaniye آبات إيمانيه : imanla ilgili ayetler
ayati kainat آیات کائنات : kainattaki âyetler; Allah'ın (c.c.) varlığını, birliğini, isim ve sıfat-larını gösteren käinattaki deliller, işaretler, belirtiler
ayat katia آیات قاطعه : )bkz.ayat-ı kati'ye(
ayat-ı kat'iye آیات قطعیه : manaları açık seçik ve kesin olan âyetler
ayat-ı kemal آیات کمال : kemal ayetleri, Allah'ın (c.c.) sonsuz mükemmelliklerini gösteren de-liller
ayat- kerime آیات کریمه : mübarekâyetler
ayatı kevniye آیات کونيه : kainatla ilgili ayet-ler: 1.Kur'an'daki dünya ve käinattaki olay ve
ayat kibriya
YanıtlaSilvarlıklarla ilgili âyetler 2.kâinatta ve dünyada Allah'ı (c.c.) tanıtan, Allah'ın (c.c.) varlığını, birliğini, isim ve sıfatlarını gösteren deliller. işaretler, belirtiler; Allah'ın (c.c.) mu'cize iş ve eserleri özelliğindeki iş 61
ayat-kibriya آبات كبريا Allah'ın (c.c.) sonsuz büyüklük ve gücünü gösteren deliller, işaret-ler, mucize niteliğinde eserler
ávat kudret آیات قدرتkudretâyetleri. Allah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kuvvetini göste-ren deliller, işaretler, mu'cize niteliğinde is ve eserler
ayat-i Kur'aniye آیات قرآنی Kur'an âyetleri
ayat-kübra آیات کبری cok büyük mânâ ve öneme sahip âyetler, çok önemli gerçekleri ve delilleri ortaya koyan âyetler
ayat-ı meşhure آیات مشهوره : meşhur ayetler, birçok kimsenin üzerinde durup düşündüğü Kur'anı'ın belli âyetleri
ayat - mubareke آیات مبارکه : mübarek (kutsal( âyetler
ayat mühimme آیات مهمه : önemli ayetler
ayat- Rabbaniye آیات ربانيه : her varlığın gerçek ve tek sahibi (Rab) olan Allah'ı (c.c.) tanıtıcı deliller, mu'cize niteliğindeki olaylar, işler ve eserler (bkz.Rab)
ayat- Rububiyet ربوبیت آيات : Allah'ın (c.c.) her varlığın tek ve gerçek sahibi olmak (rububi-yet) sıfatını sahip olduğunu gösteren deliller, mucize niteliğinde eserler, işler ve olaylar (bkz.Rab, rububiyet)
ayatı şuûniye آیات شؤنيه : varlıklar ve olaylar dünyasına düzen veren ve Allah'ın (c.c.) emir ve iradesi demek olan kanunlar (bkz.ādātul-lah, âyât-ı tekviniye, şeriat-ı fıtriye)
ayat-ı tekviniye آیات تكوينيه : tekvini ayetler, ya-radılış kanunları; tabiat ve tabiattaki bütün varlıklar dünyasına düzen veren ve Allah'ın (c.c.) emir ve iradesi demek olan kanunlar (Bu kanunlara "tabiat kanunları" demek hem yanlış, hem de bir tür şirktir, Allah'a (c.c.) ortak koşmaktır, tabiatı tanrılaştırmaktır, yaratılmış tabiatı yaratıcı saymaktır. Tabiat bu kanunların koyucusu değildir, tabiatın kendisi bu kanunlara bağlıdır. Bu kanunlara uyar. Tabiatı, kendini bağlayan bu kanunla-rın koyucusu saymak, aynı zamanda bir çeliş-kidir. Bu durumda tabiat hem bağımsız,hem bağımlı, hem kanun koyucu, hem bu ka-nununların zorunlu bağımlısı durumunda
61
YanıtlaSilâyet-i azim (azime)
A
olur. Tabiat bu kanunları koymadan önce de, kanunsuzdu demek olur. Oysa Allah (c.c.), yarattıklarını bütün özellikleriyle birlikte yaratmıştır ve hangi şartlarda nasıl hareket edeceklerini belirleyen kanunları da O koy-muştur. Atomlar, yıldızlar, güneşler, aylar, canlılar, cansızlar, her şey, zorunlu olarak bu kanunlara uyar, bu kanunlara göre hareket eder. Bu da onların Allah'a (c.c.) karşı bir tür ibadetleri, onların kulluk görevleri demektir. Allah'a (c.c.) ve birliğine inanmayanlar, yara-tılanı yaratıcı, kanunu kanun koyucu kudret, düzeni düzenleyici güç, san'atı sanātkår, kita-bı kitabın yazarı saymak gibi çelişkili bir du-ruma düşmektedirler.) (bkz.ādātullah, âyât-ı tekviniye, şeriat-1 fitriye)
ayat- tenzilliye آیات تنزیلیه : vahiy yolu ile kısım kısım indirilen Kur'an åyetleri
ayat tesriiye آيات تشريعيه : insanın, ferd ve toplumun din ve dünya hayatını düzenleyen åyetler
ayat- tevhid آیات توحید : tevhid ayetleri, dünya-da ve kâinatta (evrende) Allah'ın (c.c.) birliği-ni gösteren deliller, belirtiler, işaretler
ayatı uzma آیات عظمی : büyük ayetler, çok bü-yük månå ve gerçekleri ifade eden åyetler
ayatı vücub آيات وجوب : vücudelilleri; ezeli, ebedî ve sıfatları sonsuz olan Allah'a (c.c.) inanmanın zorunluluğunu (veya O'nu inkâr etmenin imkânsızlığını) isbat eden deliller
ayat-ı zulümat آیات ظلمات : inkarcıların halleri-ni, karanlıkları misal vererek anlatan âyetler. (bkz.Kur'an, 4/40)
ayat-ün nur آيات النور : Allah'ın (c.c.) gökle-ri ve yerleri aydınlatan nurunu, Kur'an'ın Nur Sûresi'nde misälle anlatan âyetler.(bkz. Kur'an, 24/35)
ayat u beyyinat آیات و بینات : ayetler ve açık se-çik açıklamalar
ayaz آیاز : sakin ve duru havadaki kuru soğuk, (böyle bir havadan kinaye) såkin ve duru hava
ayb 1 : عيب.kusur, eksiklik, noksanlık 2.ayıp, utanılacak hal
ayet 1 : آیت.Kur'an'ın içinde yer alan cümle veya cümlecik 2.Allah'ın (c.c.) varlığına delil, işaret 3.mu'cize
ayet-i acibe آیت عجیبه : hayret verici âyet, taşı-dığı geniş mânâ ve ifade ettiği derin gerçekler bakımından insanı hayrete düşüren âyet
âyet-i azîm (azîme آیت عظیم : büyükâyet, taşı-
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilPeygamberimiz, yine «Benim için leğene su koyunuz!» buyurdu.
Oturup gusl etti.
Sonra, kalkmağa davranırken, yine, bayıldı.
Sonra, ayıldı.
Yine İnsanlar, namazı, kıldılar mı?» diye sordu.
«Hayır! Yâ Resûlallah! Seni, bekliyorlar?» dediler.
Peygamberimiz «Benim için leğen'e su koyunuz!» buyurdu.
Tekrar oturup gusl ettikten sonra kalkmağa davrandı.
Yine, bayıldı.
Sonra, ayıldı.
Ayılınca İnsanlar, namazı, kıldılar mı?» diye sordu.
Hayır! Yâ Resûlallâh! Seni, bekliyorlar!» dediler. «
O sırada, Müslümanlar, Mescidde Peygamberimizi yatsı namazına bekleyip duruyorlardı. (245)
Peygamberimiz, namaz kıldırmağa kendisinde tåkat bulamayınca: «Ebû Bekir'e söyleyiniz de, insanlara namazı kıldırsın!>> buyurdu. Hz. Aişe «Yâ Resûlallah! Ebû Bekir, yufka yürekli (246), zaif, in-ce sesli, Kur'an okurken, çok ağlayan bir zattır. (247)
Ağlamaktan, sesini insanlara işittiremez.
Senin Makamına durup ta, insanlara namaz kıldırmağa dayana-maz! (248)
Ömer'e emr et te, insanlara, namazı, o, kıldırsın!» dedi.
Peygamberimiz <<Ebû Bekir'e, söyleyiniz. İnsanlara, namazı, kıldır-sın!» buyurdu. (249)
Hz. Aişe, Hz. Hafsa'ya «Sen de, Resûlullâh'a: (Ebû Bekir, Senin Makamında durursa, ağlamaktan, kırâatını, insanlara işittiremez.
Ömer'e, emr et te, insanlara, namazı, o, kıldırsın!) de!» dedi.
Hz. Hafsa da, Peygamberimize, böyle söyledi. (250)
Peygamberimiz «Sus!» (251)
Muhakkak ki, sizler de, Yûsüf Aleyhisselâmın Sâhibeleri takımın-dan kadınlar gibisinizdir! (252)
(245) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 218, Ahmed b. Hanbel Buhari Sahih c. 1, s. 168, Müslim Sahih c. 1. s. 311 Müsned c. 2, s. 52-53,
(246) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 432-433, İbn-i Sa'd Buhari Sahih c. 1, s. 165 Tabakat c. 2, s. 217,
247) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 301, İbn-i Sa'd ( Tabakat c. 2, s. 219
248) Malik Muvatta c. 1, s. 170, Buhari Sahih ( c. 1, s. 165
249) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 217, Buhari Sahih c. 1, s. 165 (
250) Mâlik Muvatta' c. 1, s. 171, İbn-i Sa'd ( Sahih c. 1, s. 165 Tabakat c. 3, s. 180, Buhari
(251) Buhari Sahih c. 1, s. 165
(252) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 217, Bu-hari Sahih c. 1, s. 165, Müslim Sahih c. 1, s. 314
42
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSil43 Ebû Bekir'e, söyleyiniz! diyorum, namazı, insanlara o, kıldırsın!» buyurdu. (253)
Hz. Hafsa'nın, Hz. Aişe'ye canı sıkıldı. Zâten, senden, bana ha-yır gelecek değildi!» dedi. (254)
Peygamberimiz, hastalık baygınlığı geçince, Hz. Aişe'ye İnsan-lara, namazı, kıldırması için Ebû Bekir'e söyledin mi?» diye sordu. Hz. Alşe Yâ Resûlallah! Ebû Bekir, yufka yürekli bir adamdır.
İnsanlara, sesini işittiremez. Ömer'e, emir buyursaydınız?» dedi. Peygamberimiz «Muhakkak ki, sizler de, Yûsüf Aleyhisselâmın Sâ-hibeleri takımından kadınlar gibisinizdir!
Ebû Bekir'e, söyleyiniz İnsanlara, namazı kıldırsın!» buyurdu.
Hz. Aişe «Vallahi, ben, böyle söylemekle, bu işin, babam Ebû Be-kir'e verilmesinden vaz geçirmek istemiştim. Çünki, kendi kendime, diyordum ki Resûlullah Aleyhisselâmın
Makamında duracak kimseyi, halk, hiç bir zaman, sevemeyecek,
Çünki, vuku bulacak her hådisede, onu, uğursuz sayacaklardır. Bunun için, bu işin, babama verilmesinden vazgeçirmek istemiş-tim! demiş (255) ve Hz. Ebû Bekir'in İmam olmaması için, Peygam-berimize, iki üç kerre muracaat edişinin, böyle düşünmesinden ve sanmasından ileri geldiğini açıklamıştır. (256)
Peygamberimiz, namazı kıldırması İçin Hz. Ebû Bekir'e adam gön-derdi.
Adam Resûlullah Aleyhisselâm, İnsanlara, namazı, kıldırmanı, sana, emr etti.» dedi.
Hz. Ebû Bekir «Ey Ömer! İnsanlara, namazı, sen, kıldır!» dedi. Hz. Ömer «Buna, sen, daha lâyıksın!» dedi. (257)
Bunun üzerine; Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizin Mihrabına
geçti.
Geçince, kendisini, ağlama tuttu.
Ağlaya, ağlaya, Mihrabdan ayrıldı.
Arkasındaki cemâat ta, Peygamberimizi, önlerinde bulamadıkları İçin ağlaştılar.
Hz. Ebû Bekir'in durumunu, Peygamberimize haber vermek ve cemâata, namazı, kimin kıldıracağını öğrenmek üzere, Müezzini gön-derdiler.
(253) Buhari Sahih c. 1, s. 165
(254) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 180, Buhari Sahih c. 1, s. 165, Eelâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 556
(255) ibn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 303, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 219 (256) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 217, Bu-
hart Sahih c. 5, s. 140, Müslim Sahih c. 1, s. 313 (257) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 218, Buhari Sahih c. 1, s. 168, Müslim Sahih c. 1, s. 312
مقاصد قرآنيه
YanıtlaSilاشارات الاعجاز
بس الله الركن الوحيده الرَّحْمنُ عَلَى الْقُرْآنَ ، خَلَقَ الْإِنْسَانَ ، عَلَّمَهُ الْبَيَانَ .
فَتَحَمَّدَهُ مُصَلِّينَ عَلَى نَبِيِّهِ مُحَمَّدٍ الَّذِي أَرْسَلَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَجَعَلَ مُعْجِزَاتِهِ الْكُبْرَى الْجَامِعَةَ بِرُمُونِهَا وَإِشَارَاتِهَا لِحَقَائِقِ الكَائِنَاتِ بَاقِيَةً عَلَى مَنِ الدُّهُورِ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ وَعَلَى آلِهِ عَامَّةً وَأَصْحَابِهِ كَافَةً
اولاً ] شو اشارات الاعجاز أولى اثر دن مقصد يمين، قرآنك نظمته، لفظنه و عباره من عار اعجاز اشار تاریخی و رمز لرین بیان ایتمکدر چونکه اعجازن مهم بر وجهی، نظمند نه تجلی ایدر. و ان بار لام اعجاز اعجاز، قرآنك نظمنده کی نقشار دن عبار تدر.
ثانیاً ) قرآنده کی عناصر اساسيه و قرآنك تعقیب ایتدیگی مقصد لر [ توحید، نبوت، حشرايله عدالت و عبادت تا اولعه اوزره در قدر بودرت عنصری بیدانه ایده جگر
سؤال ؟ ] قرآنك، شودرت هدفه طوغری یورو دیگی نه دن معلو مدر؟
الجواب ] اون بنی آدم بیون بر کروان و عظیم به قافله کی ماضينك دره کرندن وجود و حیات صحراسنده مسافر اولوب، استقبد الله يوكن طاغلرينه و مزين با غلرينه متوجها قافله قافله اولارق متسلسلاً يورو مكده ايكن، كائناتك نظر دقتني جلب ابتدى. شو غريب وعجيب مخلوقات کیمیلی در؟ نره دن کلیپو لر؟ نمره یه کیدیور لر؟ دبیر احوال ترین اقلامی اوزره حکومت خلقت
فن حکمتی قاریشو لرینه چیقاردی و آراگرنده شویله بر محاوره با شلادی. حکمت : نه دن کلمبور سكر ؟ نده یه کیدیور سکر؟ بو دنیاده اینگونه در؟ رئیس گز کیمدر؟
بو سؤاله، بخادم نامنه، امثالی بدون منفجر لركي، محمد عرب عليه الصلاة والسلام نوع بشره و ثالثاً فارشونه چیقارقه، شویله جوابده بولوندی
احوال
YanıtlaSilAhval: Haller
بني ادم
Bent-adem: Ademoğulları
بيان
Beyan: Açıklama
جَلْب
Celb : Çekme
آنتال
Emsal: Denkler, benzerler
فَنِ حِكْمَتْ
Fenn-i hikmet: Felsefe ilmi
حشر
Hasir: Ölüleri dirilterek toplama
حُكُومَتِ خِلْقَتْ
Hükûmet-i hilkat: Yaratılış hükûmeti, idaresi
اعجاز
icaz: Mucize olma, herkesi âciz bırakma
عبارة
İbare: Metin yazı parçası
لفظ
Lafiz: Söz, kelime
مَعْلُومٌ
Malam: Bilinen
محاوره
Muhavere: Karşılıklı konuşma
متليلاً
Müteselsilen: Peş peşe
مُتَوَجمًا
Müteveccihen: Yönelerek
مزين
Müzeyyen: Süslenmiş
نَظَرِيقَتْ
Nazarı dikkat: Dikkatli bakış
نظم
Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi
نبوت
Nübüvvet: Peygamberlik
ريز
Remiz İnce işaret
تجلى
Tecelli: Görünme
توجيد
Tevhid: Allah'ı birleme
akta bilmeksiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlastadir s
YanıtlaSil9 Makänd Kur'aniye
الله الرحمن الرحيم الرحمن على القرآن . خَلَقَ الإنسان و علمه البيان
محمده مصلين على نبيه محمد الذي ارسله تسمة العالمينَ وَجَعَلَ مُواتِهِ الْكُبرى الجامعة برموزها و اشاراتها الحقائق الكائنات باقية على مر الدهور إلى يوم الدين و على اليه عامة وأصحابه كافة
Evvelen: Şu İşârâtü'l-İ'câz
eserden maksadımız, Kur'ân'ın nazmına, lafzına ve ibâresine ait i'câz işaretlerini ve remizlerini beyan etmektir. Çünki i'câzın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder. Ve en parlak i'câz, Kur'ân'ın nazmındaki nakışlardan ibarettir.
Sâniyen: Kur'ân'daki anâsır-ı esâsiye ve Kur'ân'ın ta'kib ettiği maksadlar 'tevhid', 'nübüvvet', 'haşir' ile 'adalet ve ibâdet' olmak üzere dörttür.
Bu dört unsuru beyan edeceğiz.
Suâl: Kur'ân'ın, şu dört hedefe
doğru yürüdüğü neden ma'lúmdur?
Elcevab: Evet, beni-ådem, büyük bir kervan ve
azim bir kafile gibi mâzinin derelerinden vücüd ve hayat sahrâsında misafir olup, istikbålin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile olarak müteselsilen yürümekte iken, käinâtın nazar-ı dikkatini celb etti. "Şu garib ve acib mahlúklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?" diye ahvâllerini anlamak üzere hükümet-i hilkat
fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı:
Ve aralarında şöyle bir muhâvere başladı.
Hikmet: "Nereden geliyorsunuz? Nereye
gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir?
Reisiniz kimdir?"
Bu suâle, benî-âdem nâmına, emsâli büyük peygamberler gibi. Muhammed-i Arabi Aleyhissalâtü Vesselâm nev-i beşere vekâleten karşısına çıkarak, şöyle cevabda bulundu:
önce
YanıtlaSille dikkat çekmişti:
EDU Talibin, comertlikte nı olumsuz etkilemekteydi. Evi fukara eviydi. akıyordu. Her şeye rağmen o Kureyşin ile ordu. II. Ebu Talib in geçimi ileri geleniydi. Herkesten görüyor,
TARİNTE BUGÜN
1799- Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon
Bonapart'ın komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.
1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.
1876-Osmanlı
Devleti'nde, basına sansür uygulaması başlatıldı.
10
CUMA FRIDAY
MAYIS MAY
BİR AYET
Şüphesiz yerde ve
gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz.
Al-i İmran: 5
BİR HADİS
Dilsiz hayvanlara eziyetten sakının. Onlara güzel bir şekilde binin. Besili iken kesip yiyin.
Ebu Davud, Cihad: 44
Kıyâmetle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
İşârâtü'l-İ'câz
HİCRİ: 2 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 27 NİSAN 1440
HIZIR: 5-GÜN: 131 KALAN: 235 - GÜN. UZ.: 2 DK
Umeak
Güner
Öğle
İkindi
Aksam Yatsı
Imsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam Yatsı
TARIATE BUGUN
YanıtlaSil-1920-Bediüzzaman'ın
"Kur'an-ı Azimüşşanın Häkimiyet-i Mutlakası" başlıklı makalesi Sebilürreşad'da yayınlandı.
Bediüzzaman Said
Nursî'nin talebelerinden Binbaşı Asım Önerdem (1935) ve Sıddık Süleyman Kervanı (1965) vefat etti.
MAYIS
06
SALI
8 1446 ZİLKA'DE
RUMI: 23 NİSAN 1441
HIZIR: 1
Tesettürün refi, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor.
Şayet karı-kocanın arala-rının iyice açılmasından ve artık yuvanın dağılmasından endişe ederseniz, erkeğin ve kadının ailesinden birer hakem belirleyin. İki taraf da iyi niyetle işi düzeltmek isterse, Allah karı-kocanın arasındaki dargınlığı giderip barışmalarını sağlayacaktır. (Nisa: 35)
BİR HADİS
Evleniniz, boşamayınız. Şüphesiz boşanma sebebiyle arş titrer. (C. Sağır, No: 1772)
İmsak
BİR AYET
Güneş
Öğle
Lem'alar
Ebu Talib in, comertlikte geçimin nı olumsuz etkilemekteydi. Evi fo fukara evlydi recek kadar ileri gitmesi aile hayatı di. Ebu Talib'in geçimi birkaç deveye ydi. Herkesten saygı görüyor,
YanıtlaSilTARINTE BUGUN
-1799-Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon Bonapart'in komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.
1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.
1876 - Osmanlı
Devleti'nde, basına sansür uygulaması başlatıldı.
10
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Şuphesiz yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz.
Al-i İmran: 5
BİR HADİS
Dilsiz hayvanlara eziyetten sakının. Onlara güzel bir şekilde binin. Besili iken kesip yiyin.
Ebu Davud, Cihad: 44
Kıyâmetle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
İşârâtü'l-İ'câz
HİCRĪ: 2 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 27 NİSAN 1440
İmsak Günes Öğle İkindi
Aksam
HIZIR: 5 - GÜN: 131 KALAN: 235 -
Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
GÜN. UZ.: 2 DK
İkindi
Aksam
Yatsı
ve nadirdir. Onlar. Al-Jah'ın kelamını kalbleri ve mâna yönleri ile din-erler. Ve bu güzel sest, yani Allah'ın kelamını. azalarının işlediği salih amellerle tasdik ederler.
YanıtlaSilFethu'r-Rabbani 50. meclis)
Insanların her birinin meşguliyeti ayrı ayrıdır. Kimisi, mevkii ve şöhret talibidir.
Kimisi, paranın, malın.
mülkün kuludur.
Kimist, devlet fleri gelen-
lerinin kuludur.
Kimisi, nefsinin, giyim
1-
ve kuşamının esiridir.
Kimisi, tuttuğu oruca güvenir.
Kimisi, kıldığı namaza güvenir.
Kimisi, rivayet ettiği hadise güvenir.
Kimisi, cehennemden korkar ve bu korkusu-
na güvenir.
Kimisi, cennete girmek için bir çok ameller iş-lerler ve bu amellerine güvenir.
Bunlardan başka Allah için kalbleri çarpan.
Allah'a bağlı, O'nunla beraber olan kişiler var-dır. Bunlar fanilere bağlanmaz, gönül vermez-ler. Bütün kuvvetleriyle Allah'ın dininin ayakda durması için çalışırlar, yardımcı olurlar.
Bu evsafdaki değerli kimseleri arayıp bulma--lı, bulmak nasib olursa iyice taharri etdikten sonra, onlara bağlanmalı, yani onlara intisap etmeli.
Bir hadis-i kudside: (Faslü'l-Hitab'dan)
- Benim dostlarım örtülerim altındadır, onla-rın hakikatlerini benden başka kimse bilmez, buyurulmuşdur.
Düşünmeliyiz ki yolu zahir olan suret Kabe-sine rehbersiz yol bulamıyoruz. Oraya gidenler ise hem onu görmüşler, kaç adım olduğunu, ne kadar uzaklıkda bulunduğunu tayin etmişler. Hakikat yoluna girip gayeye vasıl olmağı dü-
şün! İlk bakışlarda görünmeyen binlerce nokta, binlerce mesafe... Bu yola, risalet unsurları yü-ce Peygamberler kadem basmışlardır. Allah'ın selātı selamı onların üzerine olsun. Düşün ki tek makam bile zahir değildir. Nitekim şöyle de-mişlerdir. Bu yolun erleri yüksek himmet ile ve maksuda tahsis-i nazarla gitmişlerdir. Bu se-beble yolda aşkdan başka bir şeye bağlanma-mışlardır.
31
k
1
W
YanıtlaSilAYIN SOHBETİ
Sadık DÂNA
mam Gazali kuddise sirruh, Adab-ı zikre mahsus risalesinde diyor ki: Terbiye etmek suretiyle kötü ahlakını atıp onun yerine güzel ahlakı yerleşdirmesi için salikin, mürşid ve mürebbi bir şeyhin terbiyesine girmesi şarttır.
MÜRŞİD İHTİYACI
A
bdülkadir Geylani kuddise sirruh
buyurur ki:
Allah'ın kelamı Kur'an'a ve Resulullah'ın sünnetine uymadık-ça sernin için felah, kurtuluş yoktur.
Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun büyük-lerden biri şöyle der:
Kimin ki bir mürşidi yoksa İblis onun mür-şididir.
Allah'ın kelamını ve Resûlullah'ın sünnetini bilen ve onlarla amel eden mürşidlere uyunuz. Haklarında hüsn û zan besleyiniz. Bilmedikleri-nizi onlardan öğreniniz. Onların huzurunda gů-zel edeble hareket ediniz. Onlarla beraberliği-nizde usül ve ädäbä riayet ediniz. İşte o zaman felah bulur, kurtuluşa erersiniz. Siz Allah'ın ki-tabına, Resülullah'ın ahlakına ve bunları iyi bi len ve hükümleriyle amel eden mürşidlere uy-madıkça asla felah bulamaz, kurtuluşa cremez-siniz. İşitmediniz mi ki bir sözde şöyle söyleni-yor:
- Kim ki sırf kendi aklı ile hareket eder, kendi-ni başkalarından müstağni sayarsa dalālete dü-şer.
Senden daha bilgili olanların sohbetlerine iş-tirak etmek suretiyle nefsini kötü ahlakdan temizle. Ruhunu terbiye et, ahlakını güzelleşdir. Önce kendi ruhunun terbiyesi, kendi nefsinin ıslahı ile meşgul ol. Sonra da başkaları ile ol. Ni-tekim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
Önce kendi nefsinin terbiyesi ile işe başla. Sonra da başkalarına yönel."
Es'ad Erbili kuddise sirruh irşada selähiyetli mürşidin evsafını şöyle anlatır:
* Şeriatı mutahharenin mucibi ile istikamet
üzere amil olması.
İnsanları şeriata tabi olmağa ve Allah Teala'yı huzur ile zikre irşad etmesi
Mümkün mertebe bütün insanlara nasihat
etmesi.
Ubeydullah Ahrar Hazretlerinin türbesinden bir görünüş. Hayatında bin lerce mü'mine ışık tutmuş olan bu Allah dostu asırları aydınlatarak ge yor ve bugün de susamış gönüller için bir kaynak serinliğı ikram ediyor
Onlara takva ve istikamet yolunu gösterme
YanıtlaSilSer'an yapılması caiz görülmiyen şeylerden pusak etmesi.
Bütün mahlükata şefkat ve merhamet na-anyla bakması.
Kücüklerine merhamet, büyüklerine saygı göstermesi.
Müridlerine gerekli olduğu kadar fıkıh ve tevhid akidelerini iyi bilmesi
Müminlerin avıblarından, muttali oldukla nat setretmesi, gizlemesi.
Mürsid, ehli kesifden ise, kalblerin kemalatını ve adabını, nefsani hastalıkları ve afetlerini bilmesi gerekir. Şayed ehli kesif değil se müride arız olan hallerden veya görünüşün den bunu bilmelidir.
Gönül zenginliğine sahib, ancak Allah rıza sna muhalif işlerde kızan, güzel ahlak sahibi bir zat-i kámil olmalıdır.
Bütün masiyetleri terk, farzlara, vaciblere, kolayına geldiği kadar sünnetlere uyma, müm kün olduğu kadar salavat-ı şerifeye devam gibi vasıllardan başka şeyler mürşidlik için şart de ildir.
Soru: İrşada selahiyetli mürşidin keramet göstermesi şart mıdır? Cevab: Keramet şart de dir.
Çünkü sahabe ve tabinin çoğundan kera-met nakledilmemişdir. Hatta sahabe-i kiramın en faziletlisi olmasına rağmen Hazret-i Sid-dıyk-ı Azam'dan hiç bir keramet nakledilmemiş-tir. Allah cümlesinden ran olsun.
İmam Gazali kuddise sirruh, Adab-ı zikre mahsus risalesinde di-yor ki: Terbiye etmek su-retiyle kötü ahlakını atıp onun yerine güzel ahlakı yerleşdirmesi için sali kin, mürşid ve mürebbi bir şeyhin terbiyesine girmesi şarttır.
güzelce büyümesini ve olgunlaşmasını sağla mak için çalışan çiftçinin işine benzer
Necmeddin Kübra kuddise sirruh buyurur:
Şeyhe kalb ile rabita etmek feyz alma husu-sunda en büyük esasdır. Hatta kalb aynası şey he rabita etmeden katiyyen safiyetine kavusa maz
Şeyh Abdülgani Nablusi kuddise sirruh da
Tacive kitabında yukarıda nakledilen ayrı görü şü takrir ve teyid etmiştir.
Necmeddin Kübra kuddise sirruh: Sadıklarla beraber olun ayeti celilesinin tefsi-rinde (Bahrü'l-Hakavık'da) divor ki:
Sadıklardan murad mürşidlerdir. Onlar in sanları terbiye ederek, velayetlerinin kudretiyle sıddıkların derecelerine ulaşdırmak için canibi Hakdan görevlendirilmişlerdir
Rūzbehan Bakli, Aräisü'l-beyan'da buyu-rur:
Muhakkak Allah Teala ezeli bir sünnet koy-muştur ki onu kimse yerine getirmeden hiç bir kimse Hakka vásıl olamaz. Bu da bir mürşidi ka-mile kalbi bağlamakdır.
Bu yolu ancak Allah'ın kendisine, ärif i billah bir üstad nasib etdiği, bir üstadın "Dini anlayış tarzının onun terbiye usülünün ruhi ve kalbi
rağın diken ve yabani of ümmetin nesillerini asırlar boyu eğiten irşåd rehberlerimizden Abdülkadir Geyläni Hazretle
Aslında terbiye: Top-ları söküb nebatının rinin Bağdat'taki türbesinden bir görünüş.
AYIN SOHBETİ
YanıtlaSilmiraclarının nes'esini duyabilen salikler bula bilir
O. Arif i billah olan mürşidi kamil, onunla Hak Teálá arasında vasıta olur ve şurası mu hakkakdır ki. fazilet Allah Teala'nın kudreti dal resindedir. Dilediğine verir. Dilediğine vermez.
Kutburrabbani Erbili hazretleri kuddise sir ruh (Divan-1 Es'ad'da) buyurur:
Vardıkda pir i kämile taş olsa dil yumşağ olur Fir'avn ise nefsin yalan, karıncadan alçağ olur. Oldunsa vakıf aczine, edna amel bir dağ olur. Çürüklerin hep sağ olur, zehrin kamu bal yağ olur. Dağlar yemişli bağ olur cümle cihan bostan sana.
Açıklama:
Bir mürşidi kamile teslim olan kimsenin kö tú halı düzelir. Huysuzlukları, taşkınlıkları ber tahdid Itikadi kuvvetlenir. Evvelce taş misalı olan gönlü huzura kavuşur. Yumuşar. Allahü Teala'yı daha yakındarı tanıdığı için aşkı, şevki artar. Zikrullaha istidat peydah olur.
Insanın. Firavun tablatındaki en büyük düş manı olan nefsi, eski kötülüklerinden sıyrılıb. ahlakı hamide sıfatına tebeddül eder.
Kişi Hak nazarındaki hatalarını bilir, anlar ve tevazu yoluna bürünürse, Allah Teâlâ ve tekad des hazretleri, onun en ehemmiyetsiz gibi görü-nen ameline dağlar gibi cesim büyük sevab ve dereceler verir.
Çürük, gafilane halleri, sağlam, sihhatli olur. Zehir gibi acı halleri, bal ve yağ nasıl leziz ve tatlı ise onlar da öyle şekerli ve leziz olur. Çünkü o hatasını bilmiş, yani Allah Teâlâ'nın kudreti ilähisi önünde küçüklüğünü, acizliğini anlamış ve itiraf etmişdir.
Bundan dolayıdır ki onun evvelki en çorak verimsiz ve gafllane amelleri mürşidi kämilin nazarıyla (Cenab-ı Hakk'ın izni ile) yemiş veren bereketli, münbit mahsuldar topraklar gibi olur.
Yukarıdakı sözlerden; mürşidi kämile teslim olmanın lüzumunu, teslimiyetten sonra o kişi-nin mizaç, ahlák ve itikadındakı mühim deği-şikliğe işaret olduğunu öğrenmiş oluyoruz.
Mirsadü'l-İbad kitabında, seyr ü sülükde şeyhe olan ihtiyaç bahsinde şöyle denilmekte dir: (Faslü'l-Hitab'dan)
- Din yolunda sülük etmek ve yakın älemine
30
vasıl olmak için kamil bir seyhi rehber edin. Bağlanacağın şeyh hem velayet sahibi olsun. hem de rabbani bir tasarruf sahibi olsun! Bas kası derdine derman olmaz. Herşeyden nasib siz olmakdansa bir yerde mesafe almak daha iyidir. Elinde putlarla dolaşacak olduktan sonra çadırda uyuman daha evladır.
Mühim bir mektub (Reşahat'den): İbadetin hakikatı, benliği kaybetmek, Alla
hū Teâlâ run azametinden utremek, yalvarmak ve kırık dökük olmakdır. Bu manalar, gönülde Ilahi azameti taraf taraf görmekle doğar. Bu saa det ask ve muhabbete bağlıdır. Ask ve muhab betin zuhůru ise evvellerin ve ähirlerin Efendisi ne uymakla kabildir. Uymak da uymanın yolu nu bilmeğe bağlıdır Elbetteki din ilimlerinin va risleri olan alimlere el uzatmak gerek. Fakat din alimliğini dünya kazancına vesile edinen ve ma kam sahibi olmakdan başka hırsı bulunmayan alimlerden uzak durmak şartıyla... Ve o derviş ler ki, raksederler, musiki dinlerler, ve ne verilir se kabul ederler. Onlardan uzaklaşmak
lazımdır... Sünnet ve cemaat ehli itikadına zıt, tevhid ve
fikir dinlemekden de perhiz etmek şart... İlim tahsilini de, Allah'ın Resülüne uymanın bir za rureti olarak yerine getirmek icab eder vesse lam.
Mevlana Sadeddin Kaşkari kuddise sirruh buyurur:
İnsanın her nefes alışında bir hazine heder olub gider. Her nefesde bilmedilir ki Allah hazır ve nazırdır. Bu şuur insana hakim olunca Al-lah'dan utanma duygusu da beraber gelir ve gaflet gider.
İnsanda gönül birdir. Ve o dünyaya sarkacak olsa Allah'dan mahrum olur. Allah'a yönelirse içinde bir pencere açılır ve o pencereden ilähi feyz güneşinin nuru girer. Bu nur doğudan batı-ya kadar her zerreye hayat verir. Ve yalnız pen ceresiz evler ondan nasibsiz kalır.
Mevlâna Câmi kuddise sirruh buyurdular. - Evliyanın kudsi kelimeleri Muhammedi ha
kikat nurundan devşirilmişdir. Kur'an ve hadi sin gerektirdiği tazimi evliya kelâmına da gös termek lazımdır. Kendi bahtiyarlığını dileyen kimse evliya kelamına da edeb ve saygı göster melidir.
Gene buyurdular:
ALTINOLUK AĞUSTOS 93
Bir kimse öncelerin ve sonraların bütün flimlerini nefsinde toplasa son anın-da onlardan hiç bir falde bulamaz. Ta ki huzur hali ve Allah'ı bilme duygusu kendinde yer etsin.
YanıtlaSilAbdulkadir Geylani kuddise sirruh gene buyu-ruyor.
Müride behemehal bir klavuz, bir delil lazımdır. Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar, afetler vardır. Susuzluk vardır. Yırtıcı vahşi hay vanlar vardır. İşte klavuz onu bu afetlerden sakındı-nr. Su bulunan yerleri gösterir. Meyvalı ağaçla ın bulunduğu bölgelere götürür. Halbuki tek başına, klavuzsuz olduğu takdirde, yırtıcı hay-vanların, akreplerin, yılanların, afetlerin bulun-
duğu bölgelere düşer, perişan olur, mahvolur. Ey, dünya yolunda yolculuk eden kişi! Kafile-den, klavuzdan ve arkadaşlardan ayrılma! Aksi halde malın da, rahatın da elinden gider.
Sen ey ahiret yolcusu, daima klavuzla bera-ber ol. Klavuzla birlikde bulun. Ta o seni varaca-ğın yere ulaşdırıncaya kadar.
Yolda klavuza yani mürşide hizmet et. Ona karşı edepli ol. Onun re'yinden ayrılma. Böylece o sana hakikatları öğretir. Seni kendisine yak-laşdırır. Sonra senin necabetini, sıdkını, ve ma-haretini gördüğünden yolda senin naip olman için talebde bulunur. Böylece seni yolun emiri.
yolcuların da sultanı yapar. Seni gidilen yolda ve binilen vasıtalarda kendi yerine halife yapar. NI-hayet gide gide seni peygamberinin huzuruna kadar getirir. Ona teslim eder. Seni ona yaklaş-dırır. Daha sonra, senin kalblere, hallere ve ma-
nalara naib olmanı talep eder. Böylece sen Alla-hū Teālā'nın kulları arasında elçi olur, peygam-berimiz sallallahu aleyhi ve sellemin maiyetinde hademe durumuna gelirsin. Vazifen icabı ola-rak da kâh halkın yanına gelir, käh Allah'ın hu-zuruna gidersin.
Fakat bütün bunlar öyle bir şeydir ki inzivaya çekilmekle ve boş temennilerle olmaz. Sineler-deki bu şeyin varlığını kişinin güzel amelleri tas-dik eder.
Milletlerin ferdleri arasından zuhur eden Al-lah dostları, milyonda bir denecek derecede az
ALTINOLUK-AĞUSTOS/93
ve nadirdir. Onlar, Al-lah'ın kelamını kalbleri ve mânä yönleri ile din-lerler. Ve bu güzel sesi, yani Allah'ın kelamını, azalarının işlediği salih amellerle tasdik ederler.
YanıtlaSil(Fethu'r-Rabbani 50. meclis)
İnsanların her birinin meşguliyeti ayrı ayrıdır. Kimisi, mevkii ve şöhret talibidir.
Kimisi, paranın, malın. mülkün kuludur.
Kimisi, devlet ileri gelen-lerinin kuludur.
Kimisi, nefsinin, giyim
ve kuşamının esiridir.
Kimisi, tuttuğu oruca güvenir.
Kimisi, kıldığı namaza güvenir.
Kimisi, rivayet ettiği hadise güvenir.
Kimisi, cehennemden korkar ve bu korkusu-na güvenir.
Kimisi, cennete girmek için bir çok ameller iş-lerler ve bu amellerine güvenir.
Bunlardan başka Allah için kalbleri çarpan, Allah'a bağlı, O'nunla beraber olan kişiler var-dır. Bunlar fanilere bağlanmaz, gönül vermez-ler. Bütün kuvvetleriyle Allah'ın dininin ayakda durması için çalışırlar, yardımcı olurlar.
Bu evsafdaki değerli kimseleri arayıp bulma-lı, bulmak nasib olursa iyice taharri etdikten sonra, onlara bağlanmalı, yani onlara intisap etmeli.
Bir hadis-i kudside: (Faslü'l-Hitab'dan)
Benim dostlarım örtülerim altındadır, onla-rın hakikatlerini benden başka kimse bilmez. buyurulmuşdur.
Düşünmeliyiz ki yolu zahir olan suret Kabe-sine rehbersiz yol bulamıyoruz. Oraya gidenler ise hem onu görmüşler, kaç adım olduğunu, ne kadar uzaklıkda bulunduğunu tayin etmişler.
Hakikat yoluna girip gayeye vasıl olmağı dü-şün! İlk bakışlarda görünmeyen binlerce nokta, binlerce mesafe... Bu yola, risâlet unsurları yй-ce Peygamberler kadem basınışlardır. Allah'ın selâtı selamı onların üzerine olsun. Düşün ki tek makam bile zahir değildir. Nitekim şöyle de-mişlerdir. Bu yolun erleri yüksek himmet ile ve maksuda tahsis-i nazarla gitmişlerdir. Bu se-beble yolda aşkdan başka bir şeye bağlanma-mışlardır.
ÇAĞDAŞ INANÇ PROBLE
Ağustos 1993 Safer 1414
YanıtlaSilBosna Müftüsünün çığlığı
Sayı: 90
Flatı: 17.000
(KDV) Dahil
534
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
Haliyle orada, adaleti çıkarsa kurtulur.. Aksi halde helik olur. *
**
Ravi: EBU HUREYRE.. Menkıbesi. 5. Hadis-i Şerifte..
١٠٥٦ مَا مِنْ أَحَدٍ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ يُحِبُّ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا إِلَّا الشَّهِيدُ يَتَمَنَّى أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا فَيُقْتَلَ عَشْرَ مَرَّاتٍ لِمَا يَرَى مِنَ الْكَرَامَةِ . ) رواه البخاري ومسلم عن أنس بن مالك رضى الله تعالى عنهم )
1056) «Cennete girdikten sonra, dünyaya dönmeyi isteyen, tek kişi yoktur. ŞEHİD müstesna.. İster ki dünyaya dönsün ve on de. fa ŞEHİD edilsin.. Sebebi: Gördüğü keramet..>>
**
ŞEHİD: Allah yolunda döğüşen ve ölen kimsedir. İlâhî bir gaye güt. meden ve imansız ölenlere şehid denmez..
*
Ravi: ENES'ten r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menkibeleri, 1. 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
١٠٥٧ ما منْ أَحَدٍ يَشْهَدُ أَنْ لا إله إلا اللهُ ؛ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ صِدْقًا مِنْ قلبَه ، إِلَّا حَرَّمَهُ اللهُ عَلَى النَّارِ ، . قَالَ مَعَادُ بْنُ جَبَل : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، أَفَلَا ( رواه الشيخان ) أخبِرُ النَّاسِ فَيَسْتَبْشِرُوا ؟ قَالَ : إِذَنْ يَأْكُلُوا .
1057) «Herhangi bir kimse, doğru olarak kalbinden: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed Allah'ın resûlü olduğuna şehadet ederim..
Derse, ancak Allah-ü Taâlâ onu ateşe haram kılar.. Muaz b. Cebel dedi ki:
- Ya Resûlellah bunu insanlara haber vereyim; sevinsinler.. Buyurdu:
O takdirde buna güvenirler..>>>
Amel etmezler; tembelleşirler.. Nasıl olsa şehadet getirdik..
Der, kalırlar..
**
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil535
۱۰۵۸ مَا مَلَا آدَمِي وِعَاء شَرًّا مِنْ بَطْنِهِ ، بِحَسْبِ ابْنِ آدَمَ لَقَيْمَاتٌ يُقِمْنَ صُلْبَهُ ، فَإِنْ كَانَ لَا تَحَالَةَ فَاعِلاً ، فَقُلْتُ لِطَعَامِهِ ، وَقُلْتُ لِشَرَابِهِ ، وَتَلْتُ لِنَفْسِهِ
( رواه الترمذى )
1058) «Ademoğlu midesini doldurmaktan daha şerli bir kab doldur-madı.. Halbuki âdemoğluna, belini doğrultması için birkaç lokmacık kâfi.. Mutlaka yemek işini yapacaksa: -Mide-sinin üçte birini yemesine, üçte birini içmesine ve üçte biri-ni de nefes almasına ayırmalıdır..>>>
Mideyi, tıka basa doldurmak daima zararlı sonuçlar doğurur.. Mide İçindeki erimeden tekrar yemek de zararlıdır.. Sünnet olan odur ki: Acı-kınca, sofraya oturula.. Fazla doymadan da kalkıla..
**
Ravi: TİRMİZİ.. Menkıbesi, 13. Hadis-i şerifte..
١٠٥٩ ما مِنْ أَحَدٍ يَكُونُ عَلَى شَيْءٍ مِنْ أُمُورِ هَذِهِ الْأُمَّةِ فَلَا يَعْدِلُ بَيْنَهُمْ إِلَّا كَيْهُ اللهُ تَعَالَى فِي النَّارِ .
( رواه معقل بن سنان )
1059) «Herhangi bir kimse, bu ümmetin işlerinden biri üzerine dü-şer de, aralarında âdil davranmazsa.. Ancak Allah-ü Taâlâ onu cehenneme atar..>>>
**
Ramuz şerhine göre: Kadılara, yani, hakimlere dikkat çekilmekte-dir.. Zehebî der ki:
Suikasdını ve kötü huyunu anlayan bir kadı, cehennemden kur-
tulması için derhal istifasını vermelidir..
Sonra da tevbe etmelidir.
**
Ravi: MA'KAL b. SINAN: Sahabedir. Ramuz şerhinde belirtildiği-ne göre çoğu yerde MA'KAL b. YESAR olarak geçer.. Mekke'nin fethi-ne, kavminin sancağım taşıyarak iştirak ettiği rivayetler arasındadır.. Allah ondan razı olsun..
١٠٦٠ مَا مِنْ جُرْعَة أَحَبَّ إِلَى اللهِ تَعَالَى مِنْ جُرْعَةِ غَيْظِ يَكْظِمَهَا عَبْدٌ مَا كَفَمَهَا عبد إِلَّا مَلَا اللهُ تَعَالَى جَوْفَهُ إِيمَانًا .
( رواه ابن عباس )
20
YanıtlaSilOSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE
4. AHMED CEVDET PAŞA VE MECELLE OEMİYETİ AZALARI
8 senelik bir çalışma sonucu meydana getirilen Mecelle-i Ah-kâm-ı Adliyye'nin tedvininde başta Ahmed Cevdet olmak üzere devrin tanınmış hukuk otoriteleri vazife görmüşlerdir. Cemiyetin çalışmalarına geçmeden önce Ahmed Cevdet Paşa'dan başlayarak bu otorite şahsiyetlerin kısa birer terceme-i hallerini gözden ge-çirmek eserin değerini tebarüz bakımından herhalde faydalı olur.
AHMED CEVDET PAŞA Η. 1238-1312 (1822-1895)
H. 1238 (1822) de bugün Bulgaristan hudutları dahilinde bulu-nan Lofça'da dünyaya geldi. Babası Hacı İsmail Ağa, dedesi Hacı Ali Efendi'dir. İlk olarak Lofça müftüsü Hafız Ömer Efendi'den arapça ve fıkıh tahsil etmiş ve 1255 (1839) senesinin ilk aylarında İstanbul'a gelmiştir". İstanbul'a gelişinin hemen akabinde Fatih Camii'nde Tayranlı Mehmed Efendi'nin ve o günkü tasnife göre 4. tabakada bulunan diğer bir kısım hocaların derslerine devam et-miştir. Yine bu arada Şakir Efendi'nin mantık derslerine devam etmiş ve Vidinli Hoca'dan «Mutavvel»" okumuştur. Kara Halil Efendi'nin Fatih Camii'ndeki Vaz'iyye-i İsâm derslerine devam et-miş ve Halil Efendi ile bir çok mübahaselerde bulunmuştur. Farsça öğrenmek için de Murad Molla Tekkesi'ne devam etmiş, tekkenin post-nişini olan Mehmed Murad Efendi'nin ve Küçük Mustafa Pa-şa'da «Mesnevi okutan Hoca Hüsameddin Efendi'nin derslerinde hazır bulunmuş ve 9 Muharrem 1260 (30 Ocak 1844) de Murad Molla şeyhinden Mesnevi icazeti almıştır". Cevdet Paşa Tezâkirinde bu ilmi meclisler dışında edebî meclislere de devam ettiğini, soh-betinde bulunduğu şair Fehim Efendi'nin H. 1259 (1843) tarihinde kendisine «Cevdet mahlasını verdiğini ve «Edibler Meclisine» tak-dim ettiği ilk gazelinin beğenildiğini söyler".
Cevdet Paşa çok cepheli tahsil hayatını ikmalden sonra, pek çok çeşitli sahalarda vazife görmüş ve kendisinden çok çeşitli iş-
cümle mahakim-1 Nizamiyede düstur'ul-ameldir. (bk. A. Cevdet Ps., s. 63-64), Cevdet Ps. Tezakir'inde Bourèe'nin kendisine ziyadesiyle aleyhdar olduğunu kayd eder. (bk. Tezakir, IV, 95).
12. A. Cevdet Pg., s. 12-13.
13. Bådeddin el-Teftezani'nin (H. 722-792) üzerine yazdığı Meani ve Beyan hakkındakı meşhur eseri (bk. Keşf., I, 474).
14. Tezakir, IV, 0-13.
15. Aynı eser, IV, 14.
MECELLENIN ORTAYA ÇIKIŞI
YanıtlaSil21
lerde istifade edilmiştir. H. 1260 (1844) senesinde Rumeli kale-minde vazifeye başlayan Ahmed Cevdet Paşa, 23 Cumad'el-Ahire 1261 (29 Haziran 1845) de iptida-i hariç İstanbul rüûsu olarak tedris hayatına atılmış, maaşının kifayetsizliği sebebiyle mali sıkıntıya düçar olarak, o günlerde Şeyhulislam bulunan Arif Hikmet Bey'e ithafen yazdığı kasîdeden sonra maaşına bir miktar zam yapıl-mıştır". H. 1265 (1849) senesi Cumad'el-ûlâsında iptidâ-i hariçten, hareket-i harice terfi ederek" sırasıyla şu vazifelerde bulunmuştur: Η. 1270 (1854) Cemâziyul-âhirinde vak'anüvis, 1 C. Ahir 1272 (8 Şubat 1856) de Galata mevleviyeti, H. 1273 (1857) Receb'inde Mec-lis-i Tanzimat azalığı, H. 1278 (1861) Muharrem'inde Meclis-i Tan-zimat'ın Meclis-i Vâlâ ile birleşmesiyle Kavanîn Dairesi azalığı, H. 1280 (1863) Muharrem'inde Anadolu payesiyle Bosna ve Hersek müfettişliği, H. 1282 (1865) senesinin C. Ahir ayında Meclis-i Ha-zain azalığı, 21 Şaban 1282 (19 Ocak 1816) de Adana ve Halep vi-lâyeti teşekkülünda vezaretle vâlî, 21 Zilka'de 1284 (4 Mart 1868) de Divan-ı Ahkâm-ı Adliye reisliği, H. 1285 Muharrem (Nisan 1868) inde riyaset ünvanının vezarete tahvili ile vezaret, H. 1287 Muhar-rem (Nisan 1870) inde Bursa valisi, 1288 C. Ahir (Ağustos 1871) inde Şûray-ı Devlet azâlığı ve teşekkül eden Adliye Dairesi'ne reis-lik, 1288 Zilhicce (Şubat 1872) sinde ıslahat komisyonu azalığı, 18 Zilhicce 1288 (28 Şubat 1872) de Evkaf-ı Hümayun Vezareti, 1289 Rebiul-Ahir (Haziran 1872) inde Maraş valiliği, 8 Zilka'de 1289 (7 Ocak 1873) da tekrar Şuray-ı Devlet azalığı, 25 Sefer 1290 (24 Ni-san 1873) da Maarif Nazırlığı, 17 Sefer 1291 (5 Nisan 1874) de 3. defa Şuray-ı Devlet azalığı ile riyaset muavinliği, aynı senenin Ra-mazan'ının 23 ünde (4 Aralık 1874) Yanya valiliği, 8 Cemâziyul-evvel 1292 (12 Haziran 1875) de tekrar Maarif Nazırlığı, 2. Zilka'de 1292 (30 Kasım 1875'de Adliye Nezareti, 1293 Rebiul-Ahir (Nisan 1876) inde Suriye valiliği, bir hafta sonra 3. defa Maarif Nazırlığı, 27 Ramazan 1293 (16 Ekim 1876) de tekrar Adliye nazırlığı, 1293 Zilhicce (Aralık 1876) sinde nazırlığa ilâveten Şuray-1 Devlet riya-set vekilliği, 1294 Muharrem (Ocak 1877) inde Dahiliye nazırlığı, 1295 in Sefer ayında (Şubat 1878) tekrar Suriye valisi, 9 Zilhicce 1295 (4 Aralık 1878) de Ticaret nazırlığı, 1296 Şevvalinde (Eylül 1879) dokuz-on gün sadaret vekilliği ve vekiller heyetinin değiş-mesi ile 3 Zilkâde 1296 (19 Ekim 1879) da Adliye nazırlığı", 9 Ra-
16. Aynı eser, IV, 20.
17. Tezākir, IV, 24.
18. Aynı eser, IV, 194.
12
YanıtlaSilİHLAS
Allah'ın rızkı ne mü'minden, ne kâfirden, ne takva sahibinden ne de fasıktan kısıtlanmış değildir.
Allah Teâlâ bu ayetlerde açık bir şekilde şunu anlatıyor:
Allah'ın rızası dışında yapılan bir amele sevap verilmeyeceği gibi onu yapanın gideceği yer cehennemdir, ancak Allah'ın rızası için yapılan amel. ler makbuldür. Dolayısıyla Allah rızası dışında yapılan bir amelin sahibine yorgunluk ve sıkıntı vermekten başka bir faydası yoktur.
Nitekim hadisi şerif bu gerçeği ifade etmektedir.
Ebu Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuş
tur:
"Nice oruç tutanlar vardır ki, oruçlarının kendilerine açlık ve susuz-luktan başka bir faydası yoktur. Nice gece ibadetine kalkanlar vardır ki, ibadetlerinin kendilerine uykusuzluk ve yorgunluk dışında bir faydası
yoktur." Hadisten anlaşılıyor ki, Allah rızası için yapılmayan hiçbir ibadete sevap yoktur.
Nitekim bilge kişilerden birinin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Riya ve gösteriş için amel edenin durumu, çantasına para yerine çakıl doldurup pazara çıkana benzer.
Onu görenler aralarında şöyle konuşurlar:
Şu adama bakın! Çantası ne kadar çok dolu!
Oysaki çantadakilerin ona insanların söylediklerinin dışında bir fay-dası yoktur. Çünkü bir şey satın almak istese ona hiçbir şey verilmez.
İşte riya için amel eden kimsenin durumu da böyledir. Yaptığı ame-lin insanların övmeleri dışında kendisine bir faydası yoktur. Ayrıca böyle bir amelin ahirette sevabı yoktur.
Nitekim bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءً مَنْشُوراً
"Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zer-reler haline getiririz (değersiz kılarız.)" Yani, Allah rızası için yapıl-mayan amellerin sevabını yok eder ve onları toz zerrecikleri haline so-karız.
İbn Mace, 1690
Furkan 23
TENBİHÜ'L GAFİLİN
YanıtlaSil13
Mücahit (ra) anlatıyor:
"Bir adam Resulullah (sav)'e gelerek "Ey Allah'ın resûlü! Ben Allah rı-zası için bir iyilik yapıyorum ama insanların beni övmeleri de hoşuma gi-diyor." deyince şu ayet indi:" "Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa"
Yani, her kim Allah'ın huzuruna çıkmaktan korkarsa veya Allah'tan sevap isterse, "salih ameller işlesin" yani, sırf Allah rızası için amel etsin "ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın."ב
Hikmet ehlinden biri şöyle diyor:
Yedi şey vardır ki, bunları yaparken yedi şeyi göz ardı eden kimseye yaptığının bir faydası yoktur:
1. Günahlardan vazgeçmeksizin Allah'tan korkmanın.
Bir kimse, Allah'tan korkuyorum, der fakat günah işlemekten vaz-geçmezse bu sözünün ona bir faydası yoktur.
2. Çaba sarf etmeksizin ümit içinde olmanın.
Bir kimse Allah'tan sevap umduğunu söyler fakat bunu elde etmek için iyi ameller yapmazsa bu sözünün kendisine bir faydası yoktur.
3. Peşinde koşmaksızın bir şeye niyetlenmenin.
Bir kimse kalbiyle iyi işler yapmaya yönelir fakat bunları eyleme dökmek için çabalamazsa niyetinin kendisine bir faydası yoktur.
4. Çalışmaksızın yapılan duanın.
Allah'ın kendisini başarıya ulaştırması için dua eden fakat bu yolda gayret etmeyen kimsenin duasının ona bir faydası yoktur.
Bu kimsenin başarıya ulaşabilmesi için duasına ek olarak o işi başar-mak için çalışması gerekir. Nitekim bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyur-maktadır:
وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ
"Bizim uğrumuzda Cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz."3
Yani bize ibadet etmek için ve dinimizi yaşamak için gayret göste-renleri elbette bu isteklerine muvaffak kılarız.
5. Yaptığından pişmanlık duymaksızın istiğfar etmenin.
Hennad, 852
Kehf no
Ankebut 69
ayık
YanıtlaSil62
ayet-i cămia
dığı geniş mână ve ifade ettiği derin gerçekler bakımından büyük öneme sahip åyet
ayet-i camia آیت جامعه : pek çok gerçekleri ve månåları kendinde toplamış olan âyet
ayet-i celile آیت جليله : yüce ayet, taşıdığı mână ayet-i celile gerçekler bakumundan çok buyuk õneme sahip âyet anemeciala ve ekber آیت اجمع و أعلى و
أكبر : en cami, en ali, çok büyük âyet: birçok månåları ve gerçekler kendinde toplayan (ecma) ve çok geniş ve yüce gerçekleri ifade eden(a'lä) ve ortaya koyduğu derin ve geniş månålar bakımından çok büyük (ekber) öne-me sahip olan åyet
ayet-i ekber آيت أكبر : çok büyük âyet; ortaya koyduğu derin ve geniş månålar ve gerçekler bakımından çok büyük ve çok önemli (ekber) olan åyet
ayet-i feth آیت فتح : fethi müjdeleyen ayet
ayet-i hamse آیت خمسه : beş ayet (bkz.ayat-ayet-i hamse)
ayet-i hasbiye آیت حسیه : "Allah (cc.) bize ye ter" mänäsında "hasbün'Allahu" sözü geçen åyet (bkz.Kur'an, 3/173; 9/129)
ayet-i kerime آیت کریمه : mubarek Kur'an ayeti
ayet-i kudsiye آیت قدسیه : kutsal yet, mübarek âyet
ayet-i Kur'aniye آیت قرآنیه : Kur'an ayeti
ayet-i kubra 1 : آیت کبری.çok büyük yet, bü-yük ve derin gerçekler ve mânâları ifade eden ayet 2.bu adı taşıyan risale, kitapçık (bkz. Ayet-ül Kübra Risalesi) 3.en büyük mucize 4.en büyük delil
ayet-i meşhure آبت مشهوره : meşhur yet, bir-çok kimse tarafından bilinen åyet
âyet-i muazzama آیت معظمه : muazzam (büyük( âyet, büyük ve derin gerçekleri ve mânâları ifade eden âyet
ayet-i mücesseme 1 : آیت مجسمه.cisim biçimi ne bürünmüş (gözle görülen) mucize eser 2. gözle görülen maddi delil
ayet-i Müdayene آیت مداینه : Müdayene borçlanma konusu ile ilgili âyet; Kur'an'ın ikinci sûresinde yer alan, uzunluğu bir sahi-fe tutan, borçlanma ile ilgili emir ve kuralları bildiren 282. âyet
ayet-i nuriye آیت نوریه : nur ayeti Allah'ın (c.c.) gökleri ve yerleri aydınlatan nurunu, Kur'an'ın Nur Süresi'nde misälle iyet. (bkz.Kur'an, 24/35 anlatan
A
äyet-i nuriye-i hasbiye ايت فورية حسب : içinde "Allah (c.c.) bize yeter" mânâsında "hasbu-nallahü sözü geçen, nurlu (akıl ve kalbi ay-dinlatan) ayet (bkz. Kur'an, 3/173 ve 9/129)
âyet-i pür-envar آیت پر انوار : içinde pekçok Al lah'ın (c.c.) yer ve gökleri aydınlatıcı nurunu, Kur'an'in Nur Suresi'de misälle anlatan âyet (bkz. Kur'a, 24/35(
âyet-i Rabbaniye آیت رئانیه : butün varlıkların gerçek ve tek sahibi (Rab) olan Allah'ın (c.c.), her biri birer mu'cize olan iş veya eseri. (bkz Rab)
ayet-i rahmet آیت رحمت : rahmet ayeti, Allah'ın (c.c.) sonsuz merhamet sahibi olduğunu gös teren işaret, delil
ayet-i Sübhani آیت سبحانی : her türlü ihtiyaç ve kusurdan uzak (Sübhan) olan Allah'ın (c.c.) kitabındaki âyet
tekviniye آیت تکوینیه : tekvini yet, yara-dılış kanunu; Allah'ın (c.c.) emir ve iradesini gösteren, käinattaki varlık ve olayları düzen-leyen kanun (bkz.âyât-ı tekviniye, âyâtullah)
ayet-i tenzil آیت تنزیل : vahiy ile kısım kısım in-dirilen åyet
âyet-i tevhidiye-i katia آبت توحیدیه قاطعه : Al lah'ın (c.c.) birliğini kesin ifade eden åyet
ayet-i uzma آیت عظمی : büyük yet, büyük ve derin gerçekleri ve mânâları ifade eden Kur'an âyeti
âyet-i "ve må yenbegileh آیت وما ينبغى له : "ve må yenbeğilehű", "zaten bu ona gerekmez" meålindeki âyet (bkz. Yasin Süresi, 36/69)
Ayet-ül Kübra Risalesi آیت الکبری رساله می : Be diüzzaman Said Nursî'nin (r.a.) eserlerinden biri olan Şuâlar adlı kitabın "Yedinci Şua" başlıklı bölümü
Ayet-ül Kübra Şua آیت الکبری شعاع : )bkz. Ayet-ül Kübra Risalesi
ayet-ül kübra آیت الكبرى : bkzayet-i kübra
ayetiyetül kürsi آیت الكرسى : Allah (cc), bir kı-sım isim ve sıfatlarıyla tanıtan Kur'an'ın ikin-ci sûresinin 255.inci âyeti
ayet-ün Nur آيت النور : )bkzayet-i nur(
ayıb عيب : )bkzayb(
ayik آبيق : uyanık (mec.) gafletten kurtulup månevi ve ince gerçekleri sezer veya görür hale gelmiş
63
YanıtlaSilaytırmak
ayaktırmak uyandırmak, dikkatli ve yanık hale getirmek
anı basına topla ve gerçeği gör, oyan
almak kendine gelmek; aklı başına gelip gerçekleri görür hale gelmek
altmak uyandırmak; aklını başına al masini ve gerçekleri görmesini sağlamak
yine ayna 2. bir şeyin kendini göster mesine vasita olan nesne 3. (mec.) gerçeği duğu gibi gösteren eser, vasıta 4.(mec.) sahi bini tanıtıp gösteren eser.
ayine-/Ahmedive ابن أحمد:ir ayna göre vini yapan Hz. Muhammed (a.s.m.), (Allah'a ait) çeşitli mübarek isimleri ve guzellik leri bir ayna gibi kendi varlığı ve hayatı ile
yansıtan ve gösteren Hz. Muhammed (a.s.m.) byine-l azam آبينه، أعظم : çok büyük bir ayna
avine-l camia آیینه، جامعه : bir çok şeyi toplu halde birlikte gösteren ayna; (mec.) en gü zel ve en üstün yaratılışı ile yaratıcısının bir çok isim ve sıfatlarını ayna gibi gösterici ve Allah'ı (c.c.) tanıtıcı olan, bütün üstün güç ve yetenekleri ile insan
yine-l cemal آيينه جمال : )mec.) (Allah'a (c.c.) ait) güzellikleri ayna gibi gösteren eser
yine-i cemal-i İlahi آيينه جمال إلهى : )mec.) lah'a (c.c.) ait güzellikleri ayna gibi gösteren eser
İyine-i cemål-i zât-ı Ehadiye آبينة جمال ذات أحدية : (mec.) bir olan Zâtın Allah'ın (c.c.) güzellikle rini ayna gibi gösteren eser
ayine-l Ehad ve Samed آبينه أحد و صمد : )mec.( bir olan (Ehad) ve hiç bir şeye muhtaç olma-yıp her şey her an kendisine muhtaç olan (Sa-med) Allah'ı (c.c.), bu nitelikleriyle ayna gibi tanıtıcı olan kulu (Hz. Muhammed (a.s.m.) ve O'nun manevi kişiliği ve hayatı)
ayine-l Ehadiyet آیینه احدیث : )mec.) Allah'ın (cc.) birliğini ayna, gibi apaçık gösteren Allah'ın (c.c.) eseri
yine-lekber آیینه أكبر : en büyük ayna, kainat(, Allah'ın en büyük eseri
ayine-i ervah آبينة أرواح : Allah' (c.c.) isim ve s1-fatlarıyla tanıtıcı bir çeşit ayna görevi yapan ruhlar
ayine-i esma آيينه أسماء : )mec.) (Allah'a (cc( ait) isimleri ayna gibi gösterip tanıtan eser
ةyine-lesma-lilahiye أبينة أسماء إلهيه : )mec.) Allah'a
ayine-i mücellá
(c.c.) ait isimleri ayna gibi gösterip tanıtan Allah'ım (c.c.) eseri
ävine-i esma-i Rabbaniye سنة أسماء ربانية şeyin sahibi olan Allah'a (c.c.) ait) isimleri ayna gibi gosterip tanıtan Allah'ın (c.c.) eseri
ayine-i fikr آبية فكر : dusunce aynası, (mec.( zihin, akıl
ayine-i hava آية هرا : Allah'ın (c.c.) yaptığı bir çok harika işleri ve eserleri gösteren bir çeşit olayna görevi yapan hava
āyini hayat hayat aynası, Allah'ın (c.c.) hayat sıfatını tanıtan canlılar dünyası
ävine-i idrak idrak aynası, (mec.) an-lama ve kavrama, akıl gücü
ayine-i ilm أبينة علم : ayna gibi olan (llahi) ilim Allah'ın (c.c.) ezeli ilminde her şeyin ayda ki gibi yansıması, gorunur ve belirli olmasda
ayine-i insani آبينة إنساني : insanın aynası, (mec.( (ed.) insanın kişiliğini tanıtan vasıta (üslüp, anlatma tarzı)
âyine-i ism-i Hay ابية إسم حي : Allah'ın (cc.) Hay isminin aynası; (mec.) sonsuz hayat sahibi olan ve canlılara can ve hayat veren månäsın-da Allah'ın (c.c.) Hay ismini gösteren, canlı-lardaki canın ve hayatın özü ve temeli olan ruh
Alayine-i kalb آبینه قلب : kalb aynası; Allah'tan (c.c.) gelen ilhamları alan kalb denilen må-nevi ayna
ayine-i kemalat آبینه کمالات : )Allah'a cc. ait(
mükemmelliklerin aynası olan varlık, (mec.) Allah'ın (c.c.) son derece üstün ve kusursuz isim ve sıfatlarını ayna gibi yansıtan mükem-mel, san'atlı, güzel yaratılmış varlık(lar)
âyine-i mahlükat آیینه مخلوقات : mahlükatay-nası; Allah'ı (c.c.) isim ve sıfatlarıyla tanıtıcı bir ayna gibi olan yaratılmış varlıklar
ayine-i marifet آیینه معرفت : Allah (c.c.) tanıtıcı
ayna, (mec.) Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarnın yansımalarını ayna gibi gösteren ve akıl sa-hipleri için Allah'ı (c.c.) tanıma (marifet) ara-cı olan Allah'ın işi veya eseri
ayine-i mevcudat آیینه موجودات : mevcudat de-nilen ayna, (mec.) hârika ve san'atlı yara-dılışlarıyla Allah'ın (c.c.) kusursuz sıfat ve isimlerini ayna gibi yansıtan, apaçık gösterip tanıtan varlıklar dünyası
ayine-i mücella آیینه مجلا : parlak ayna (mec.(, ayna gibi gerçeklerin apaçık göstericisi, yan-Sıtıcısı
A
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilO sırada, Peygamberimiz, baygın bir halde bulunuyordu.
Peygamberimizin zevcesi Hz. Hafsa «Resûlullah, ayılıncaya kadar, Ömer'e söyleyiniz de, namazı, kıldırsınta dedi. (258)
Abdullah b. Zem'a, gidip cemaat arasında Hz. Ebû Bekir'i, göre. meyince, Hz. Ömer'e «Kalk, ey Ömer! Insanlara, namazı, kıldır!s de dl. (259)
Hz. Ömer, cemâata, namazı, kıldırmağa durdu.
Peygamberimiz, ayılıp Hz. Ömer'in, namaz tekbirlerini işitince
Tekbir sesini işittiğim kim bu? (260)
Ömer'in sesi değil mi?» diye sordu. (261)
Peygamberimizin zevceleri (262) «Evet! Yâ Resûlallah! (263) Ömer b. Hattåbdır!
Müezzin gelip Ebû Bekirin, ağlamak yüzünden, Mihrabdan ay. rıldığını ve cemâata, namazı, kıldırması İçin, Peygamber Aleyhissela mın, birisine emir buyurmasını istediklerini söylediler.
Hafsa da (Ömer'e söyleyiniz de, Insanlara, namazı, kıldırsın!) de-dl. dediler,
Peygamberimiz Muhakkak ki, sizler de, Yûsüf Aleyhisselâmın Bähibeleri takımından kadınlar gibisinizdir! (264)
Ebû Bekir, nerede?
İşin, böyle olmasına, ne Allâh, ne de, Müslümanlar, râzı olur!
İşin, böyle olmasına, ne Allâh, ne de, Müslümanlar, râzı olur! (265)
Hayır; Hayır! Hayır! (266)
İbn-i Ebi Kuhafe, nerede?!
İbn-i Ebi Kuhafe, nerede?! (267)
İnsanlara, namazı, İbn-i Ebi Kuhafe, kıldıracaktır! (268)
Ebû Bekir'e, söyleyiniz. İnsanlara, namazı, kıldırsın!
Peygamberin, Vekil bırakmadığına, insanlar, itâat eder mi hiç?» buyurdu. (269)
(258) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 221
(259) Ibn-i Sa'dTabakat c. 2, s. 220, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 322
(250) Im-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 221
(131) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 432
(282) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, п. 221
(213) Abdfurrezzak Musannef c. 5, s. 432
(254) Ibn-i BadTabakat e 2, s. 221
(255) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 302-303, (205) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 220, Belâzürl Ebû Davud Sünen c. 4, s. 215
(257) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 222, Belázüri Ensabülegraf c. 1, s. 551 Ensabülegraf c. 1, s. 554
(208) Ibn-1 Ba'd Tabakat c. 2, в. 220
(209) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 221
44
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSil45 Ha Hafsa «YA Resulallah! Hasta olunca, Mihraba, ne için Ebû Bekiri, geçirdin?s diye sordu.
Peygamberimiz Onu, Mihraba, ben, geçirmiş değilim. Fakat, Al-ah, geçirmiştirts buyurdu. (270)
Its. Ömer'im, Abdullah b. Zem'a'ya Sitemlenmesi:
Hz. Ömer, Abdullah b. Zem'a'ya «Allah, senin İyiliğini versin! Sen, bana ne diye böyle yaptın?
"Vallahi (271), sen, bana emr ettiğin zaman, ben, bunu, Resûlul-ith Aleyhisselamın emr ettiğini sanmıştım.
Kaşki, insanlara, bu namazı, kıldırmamış olsaydım!» dedi. (272) Abdullah b. Zem'a Vallahi, Resûlullah Aleyhisselâm, bana, emr elmemişti. (273)
Fakat, Ebû Bekir'i, göremeyince, ondan sonra, namaz kıldırma-ga, cemaat arasında seni en layık görmüştüm!» dedi. (274)
Ha. Ebû Bekir'lu Namaz Kıldırmağa Başlaması:
Ha. Ebû Bekir, o günlerde İmam olup cemaata namaz kıldırma-ga başladı. (275)
Peygamberimizin Mescid'e Çıkışı ve Müslümanlara Son Namaz Kıldırışı:
Hz. Ebû Bekir, Müslümanlara, öğle namazını kıldırdığı sırada idi ki, Peygamberimiz, vücudunda bir hafiflik duydu.
Hz. Abbas ile Hz. Ali'ye dayanarak yavaş yavaş Mescid'e çıktı.
Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizin geldiğini anlayınca, geriye çe-kilmek istedi.
Peygamberimiz «Yerinde dur! diye işåret ve Kendisinin, Hz. Ebû Bekir'in yanına oturtulmasırı emir buyurdu. (276)
Peygamberimizi, Hz. Ebû Bekir'in sol yanına götürüp oturttular. (277)
(270) İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 175
(271) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 322
(272) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire e. 4, s. 303, Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 220-221, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, a. 332
(273) İbn-i İshak, İbn-i Hişam 4,322 Sire c. 4, & 303, Ahmed b. Hanbel Müsned
(274) İbn-i lahak, İbn-i Hişam Stre e. 4, s. 303, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, в. 221, Ahmed b. Hanbel Müsnede. 4, s. 322
(275) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 3. 215, Buhart Sahih e. 1, s. 168, Müslim Sahih c. 1, 3. 312
(276) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 218-219, Ahmed b. Hanbel Müsmed c. 1, s. 356, Buhart Sahih e. 1, s. 103, Müslim Sahih c. 1, 8. 314
(277) Ahmed b. Hanbel Müsned e. 1, a. 232, Müslim Sahih e. 1, 8. 314
A
مقاصد قرآنیه
YanıtlaSilاشارات الاعمار
ای حکمت ! لو لور دیگه انسانلی، سلطان از لينك قدرتها لوفاق فراقفل رندن والق وفا عالمن جيهار بلان مخلوقار در سلطان از لی تون موجوداتی خنده بر انسانلرى كمن و امانت كرالى بره ويرمشدر بن حشر بوليله سعادت ابد به به متوجها حركت اتمكده بر دنیادہ کی انشمرده، او سعادت ابديه بولارين نامه اتمقلى ان الى المزاولان استعداد الرغزى تمالا ندير مقدر بوند ن صوكره شو عظیم انسان کروانه سلطانه از ليدن - سالت وظیفه مسیلم قلوب رياست ايدن بنم. ايشته أو سلطان از لينك - سالت براتي اولارم بطا ویردیگی
قرآن عظيم الشان المده در شبهه لها وارسه آل ، وقوا
محمد عربی علیه الصلاة والسلامه ویردیگی شو جوابالی، فرآندن مقتبس و قرآن ساندله سویلند یگند، قرآنك عنا صر ا سا سیه سنك شو درت مقصد ده تمرکز ایندیگی آخلا شیا بیور.
سؤال ؟ ] تو مقاصدار بعد، قرآنك هانکی آیت رنده بولونو یور؟
الجواب ) أو عناصر اربعه قرآنك هیئت مجموعه سنده بولوند یفی کی قرآنك سوره پرنده، آیت کونده کلا ملرنده، حتی کلمه برنده بیله صراحتاً و یا اشارتاً و يا مرزا بولو نقده در لی. چونکه قرآن کاتی جز و لرنده کوروندیگی کی قرآنك جزولری ده قرآنك كلنه آینه درولی بونك ايجوندر که قرآن
مشخص او لا یفی حالده ، افراد صاحب اولان کلی کی تعریف ايديالي .
سؤال ؟ ] (بِسْمِ اللهِ ) و (الحَمدُ لِلهِ ) کی آیت کرده مقاصد او بعد یه اشار تار وار میدر؟ الجواب ) اوت، (قُلْ) کلمه ی قرآنكه چومه برازنده مذکور د.. و یا مقدر در بو مذکور و مقدر اولان (قل) کلمہ برینه اساس اولیه اوزره (بسته الله ) در اول (قل) قلعه ی مقدر در.
یعنی، يا محمد بو جمله بي ان اناره سويله وتعليم است. ديمك بسمله ده الهی و ضمنی بر امر وار.
بناء عليه شو مقدر أولان (قُلْ ) امرى، رسالت و نبوته اشار تدر. چونکه رسول او لماسه ایدی تبليغ و تعليم مأمور اولمازدى. كذلك، مصرى افاده ليدن ( جار ومجرور ) لا تقديمي، توحيده ايجادر. وكذا، (الرحمن) نظام وعدالته، (الرحيم) ده حشره دلالت ايدر.
بركت Berat: Ruthe verildiğini bildi ren ferman
YanıtlaSilبناءٌ عَلَيْة
Bindenaleyh: Bunun üzerine
باز
Carr: Basına geldiği kelimele ri esreyle okutan edåtlar
جزز
Cuz: Para
جزوی
Cuz: Cuz'de (parçada( bulunan
دلالت Delalet: Delil olma
اکران
Efråd: Fendler
حصر
Hair: Mahsüs kılma
هَيْئَتِ تَجْمُوعه
Heyet-i тества: Töpyekün görüniş
اشكرك
İşareten: İşaret olarak
كذلك
Kezalik: Bunun gibi
كل
Kill: Parçalardan oluşan bütün
على Kütti: Kiillde (butünde( bulunan
مقاصد اربعه
Makand - erbaa: Dört maksad
مجروز
Mecrar: Cerr olunmuş, son harfi esre okunan kelime
مذكور
Mezkar: Bahsi geçen
مقدر
Mukadder: Sözün gelişinden anlaşılan
مقتبس
Muktebes: Alıntılanmış
مشخص
Müşahhas: Saluslaştırılmış, somut
Nema: Çoğalma, büyüme
رأس المال
Resimal: Ana sermaye
روم
Remzen: İnce işaretle
رسالت
Risalet: Peygamberlik
ریاست
Riyaset: Reislik
صراحتاً
Sarahaten: Açıkça
تقدية
Takdim: One geçirme
تغلية
Ta'lim: Egitim
تبليغ
Teblig: Ulaştırma, bildirme
تتركز
Temerküz: Bir merkezde toplanma
ضنني
Zamni: Gizli olarak, içten içe
ضياً
Ziya: Işık
ålemine çıkarılan m bütün mevcůdâtı
ve emånet-i kübrayı bis
"Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezeli'nin kudretiyle, yokluk karanlıklarından varlık ve ziyá âlemine çıkarılan mahlúklardır. Sultan-ı Ezeli, bütün mevcüdâtı içinde biz insanları seçmiş ve emånet-i kübrayı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını te'min etmekle, re'sülmalımız olan isti dádlarımızı nemålandırmaktır. Bundan sonra şu azim insan kervanına Sultan-ı Ezeli'den risålet vazifesiyle gelip riyåset eden benim. İşte o Sultân-ı Ezeli'nin risålet beratı olarak bana verdiği Kur'ân-ı Azimüşşän elimdedir. Şübhen varsa al, oku!"
YanıtlaSilMuhammed-i Arabi Aleyhissalåtü Vesselâm'ın verdiği şu cevablar, Kur'ân'dan muktebes ve Kur'ân lisåıyla söylendiğinden, Kur'an'ın anasır-ı esâsiyesinin şu dört maksadda temerküz ettiği anlaşılıyor.
Suâl: Şu makasıd-1 erbaa Kur'ân'ın hangi âyetlerinde bulunuyor?
Elcevab: O anasır-ı erbaa, Kur'an'ın hey'et-i mecmûasında
bulunduğu gibi; Kur'ân'ın sürelerinde, âyetlerinde, kelâmlarında, hatta kelimelerinde bile sarahaten veya işareten veya remzen bulunmaktadırlar. Çünki Kur'ân'ın küllü, cüz'lerinde göründüğü gibi; Kur'ân'ın cüz'leri de Kur'ân'ın küllüne aynadırlar. Bunun içindir ki Kur'ân, "Müşahhas olduğu halde, efrad sahibi olan külli" gibi ta'rif edilir.
Sual: بِسْمِ اللهِ ve النذينهِ gibi ayetlerde makāsıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?
Elcevab: Evet, ) قل ( kelimesi, Kur'ân'ın çok yerlerinde mezkůrdur. Veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadder olan ) قل ( kelimelerine esas olmak üzere بِسْمِ اللهِ dan evvel ) قل ( kelimesi mukadderdir.
Yani, "Yâ Muhammed (m)! Bu cümleyi insanlara söyle ve ta'lim et." Demek besmelede İlâhi ve zımni bir emir var. Binâenaleyh şu mukadder olan ) قل ( emri, risalet ve nübüvvete işarettir. Çünki resül olmasa idi, tebliğ ve ta'lime me'mur olmazdı. Kezālik,
hasrı ifade eden câr ve mecrûrun takdimi, tevhide
imadır. Ve keza الرحمن nizam ve adalete, الرجيم de haşre delalet eder.
ajdiues
YanıtlaSil-330-Konstantinopolis
(Istanbul), Roma İmparatorluğunun resmi başkenti oldu.
1949 - İsrail, Birleşmiş Milletler örgütüne katıldı.
1978- Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Dr. Tahir Barçın vefat etti.
11 CUMARTESİ
SATURDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Onlar için de geleceğinde şüphe olmayan bir ecel takdir etmiştir. Yine de o zalimler inkârda direnip dururlar.
İsra Suresi: 99
BİR HADİS
Nasıl onların sizin hakkınızı gözetmelerini istiyorsanız, siz de çocuklarınız arasında adaletli davranın.
Taberanî
Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî îmânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye
düşürtemez. Sözler
HİCRÍ: 3 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 28 NİSAN 1440
اية
طاعة
HIZIR: 6 - GÜN: 132 KALAN: 234 - GÜN. UZ.: 2 DK
558 - Ayasofya'nın kubbesi çöktü.
YanıtlaSil1990 - Türkiye'de ilk özel televizyon kanalı test yayınına başladı.
1997 - İstanbul'da
Yenikapı Mevlevihanesi yandı.
2014 - Nakşibendi şeyhi Şeyh Nazım Kıbrısî vefat etti.
MAYIS
07
ÇARŞAMBA
9 1446 ZİLKA'DE
RUMI: 24 NİSAN 1441 HIZIR: 2
Süt anneleriniz ve süt bacılarınız (evlenme konusunda) size haram kılındı. (Nisa: 23)
BİR HADİS
Allah nesep sebebiyle evlenilmesini haram kıldıklarını, süt emme ile de haram kılmıştır.
(C. Sağîr, No: 988)
Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zâhiren bir cennet içinde olsa da, manen cehennemdedir. Ve her kim, hayat-ı bâkiyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır.
Sözler
Hadis-i Şerifler
YanıtlaSilAllahım! Hamd yalnız sana özgüdür. Sen göklerin ve yerin nurusun. Hamd yalnız sana özgüdür. Sen gök ve yerleri ayakta tutansın. Hamd yalnız sana özgüdür. Sen göklerin, yerin ve bunların içinde bulunanların terbiye edicisisin. Sen Hak'sın, vaadin de haktır. Sözün haktır. Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır, cehennem de haktır. Peygamberler haktır. Kıyamet haktır. Allahım! Sana teslim oldum. Sana inandım. Sana güvendim. Sana yöneldim. Senin yardımınla düşmanlara karşı mücadele ettim. Hakkımı aramada senin hâkimliğine başvurdum. Şimdiye kadar yaptığım ve bundan sonra yapacağım hataları affet. Gizli işlediğim, aleni yaptığım hataları affet. İlâhî! Senden başka ilâh yok.
(Muslim, "Salätü'l-müsafirin", c. 199. Bk. Buhari, "Da'avát", 10, r. 6317; Ahmed b. Hanbel, 1, 308, г. 2812)
Rabbimizin arzu ettiği ve razı olduğu gibi, pek çok, lekesiz ve bereket üzerine bereket getiren hamd ile Allah'a hamd ederim.
(Ebü Davud, "Salát, 121, r. 773, Tirmizi, "Salát", 296, r 404, Nesal, futah", 36. 931)
الاحاديث الشريفة
YanıtlaSilاللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيَّامُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ أَنْتَ الْحَقُّ وَوَعْدُكَ الْحَقُّ وَقَوْلُكَ الْحَقُّ وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ وَالْجَنَّةُ حَقٌّ وَالنَّارُ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ حَقٌّ اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ ، وَبِكَ آمَنْتُ ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ ، وَبِكَ خَاصَمْتُ ه وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَأَخَّرْتُ ) وَأَسْرَرْتُ وَأَعْلَنْتُ أَنْتَ إِلهِي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ )
سلم صلاة المسافرين"، رقم: ١١٩. انظر إلى البخاري، الدعوات (١٠، رقم ۱۱۳۲۷ احمد من حنيل، ال٣٠٨، رقم : ۲۸۱۲)
الْحَمْدُ لِلَّهِ حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ مُبَارَكًا عَلَيْهِ . كَمَا يُحِبُّ رَبُّنَا وَيَرْضَى .
(ابو داود، الصلاة ، ، رقم: ٣ ) الترمذى، "الصلاة ٢١٦٠، وقد ١٤ النسائي "الإفتتاح". (۳) رقم : (۱۳)
٤٤
CUMA GÜNÜ OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! Beni, bana öğrettiğinle faydalandır. Bana faydalı olanı öğret. İlmimi arttır. Her hal üzere Allah'a hamdolsun. Cehennem ehlinin halinden Allah'a sığınırım.
(Tirmizi, "Da'avât", 129, n 3599; Ibn Măce. "Dua", 2, r 3833)
Rabbim! Zâtının azamet ve saltanatının büyüklüğünün gerektirdiği gibi yalnız sana hamd ederim.
(İbn Mace, "Edeb", 55, r. 3801; Taberaní, el-Mu'temul keht, XI, 343 344 г. 13297)
Yarattıklarının Yarattıklarının sayısınca Allah'a hamd ederim. dolusunca Allah'a hamd ederim. Göklerdeki ve yerdekilerin sayısınca Allah'a hamd ederim. Göklerdeki ve yerdekiler dolusunca Allah'a hamd ederim. Kitabının saydıklarının sayısınca Allah'a hamd ederim. Kitabının saydıklarının dolusunca Allah'a hamd ederim. Her şeyin sayısınca Allah'a hamd ederim. Her şey dolusunca Allah'a hamd ederim. Bir o kadar da Sübhanallah der, Allah'ı tesbih ederim.
(Ahmed b. Hanbel, V, 249, r. 22144, Bk. Nesai, es-Sunenu'l-kübra, IV, 73, 9921 Taberani, el-Mu'cemü'l-kebir, VIII, 284, r. 7930; 302, г. 7987)
Allahım! Geçmiş bütün günahlarımı bağışla. Kalan ömrümde de beni (kötülüklerden ve kötü şeylerden) koru. Razı ve hoşnut olacağın güzel amelleri bana nasip et.
Ahined & Harntial, V. 106, 25355, faberant, ed Dvd. 1. 1579, 1746)
Allahımı Beni, güzel amel işlediği zaman sevinenlerden, kötülük yaptığı zaman da mağfiret dileyenlerden kıl.
YanıtlaSilAllah'ın adıyla, Allah'a tevekkül ettim. Allahım! Zillete ve sapıklığa düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillikten ve hakkımızda cehalete düşülmesinden sana sığınırız.
(Temni "Da'avat", 35, 3427; Nesil, es-Sonenu kübra, IX, 3098350 Mice "Dull", 10, г. 3884)
Allah'a sığınırım! Allah'a sığınırım! O benim Rabbimdir. O'na hiçbir şeyi ortak koşmam.
Who Davud "Salt", 361, 1525; (bn Mace, Dus 17,3882)
Allahım! İbrahim'in âl'ine rahmet eylediğin gibi Muhammed'e ve onun eşleriyle zürriyetine rahmet eyle. İbrahim'in ål'ini mübarek eylediğin gibi Muhammed'i, eşlerini ve zürriyetini mübarek kıl. Sen övülmeye layık ve şerefi yüce olansın.
M
الورد في يَوْمِ الجمعةِ
YanıtlaSilاللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِنَ الَّذِينَ إِذَا أَحْسَنُوا اسْتَبْشَرُوا وَإِذَا أَسَاءُوا اسْتَغْفَرُوا )
ابن ماجه ، " الأدب" ، ٥٧، رقم : ۱۳۸۲۰ احمد بن حنبل، ۱۳۹/۶، رقم : ۲۱۹۸۰)
بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ نَزِلَّ أَوْ نَضِلَّ أَوْ نَظْلِمَ أَوْ نُظْلَمَ ، أَوْ نَجْهَلَ أَوْ يُجْهَلَ عَلَيْنَا
الترمذى، "الدعوات " ، ٣٥، رقم : ٣٤٣٧ : النسائي، السنن الكبرى، ٢٩/٨، رقم : ١٨٣٥ ، انظر الى ابن ماجه، "الدعاء" ، ١٨، رقم : ٣٨٨٤)
اللهُ اللَّهُ رَبِّي لَا أُشْرِكْ بِهِ شَيْئًا )
ابو داود، "الصلاة"، ٣٦١ ، رقم : ١٥٢٥ ؛ ابن ماجه، "الدعاء"، ١٧، رقم : ۳۸۸۲)
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ )
البخاري "الأنبياء"، "، رقم : ١٣٣٩١ " الدعوات " ، ٣٣، وقم ۱۱۳٠ ابو داود، "الصلاة"، ۱۸۲ رقم ١٧٩: النساق "السهر " . ٥٤، رقم : ١٣٩٤ ١ الموطأ، "قصر الصلاة"، وقيا 19 - انظر الى
مل "الصلاة ، رقم ۱۱۹ ابن ماجه، "الإقامة" ، ٢٥، رقم : ١٠٠)
CUMA GÜNÜ OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! İlminle gaybleri bilirsin. Gücünle tüm yarattıklarına hâkimsin. Yaşamak benim için hayırlı ise beni yaşat, ölüm benim için hayırlı ise beni vefat ettir. Allahım! Açık ve gizli her yerde senin korkunu isterim. Öfkeli ve sakin halimde doğru ve hakkı söylemeyi senden isterim. Zenginlikte ve fakirlikte orta yolu tutmayı isterim. Tükenmeyen nimetlerinden isterim. Kesintisiz göz aydınlığı isterim. Hükmünden sonra rızanı isterim. Ölümümden sonra iyi bir hayat sürdürmeyi isterim. Cemâline bakma lezzetini, zarar veren bir darlık ve aldatıcı bir fitne olmaksızın sana kavuşmayı şevkle istiyorum. Allahım! Bizi iman ziynetiyle süsle, doğru yola kavuşanlara sebep olucu kıl.
(Nesål, "Sehv", 62, r 1305, Ahmed b. Hanbel, IV, 264, r. 18325)
الورد في يوم الجمعة
YanıtlaSilاللَّهُمَّ بِعِلْمِكَ الْغَيْبَ وَقُدْرَتِكَ عَلَى الْخَلْقِ أَحْيِنِي مَا عَلِمْتَ الْحَيَاةَ خَيْرًا لِي وَتَوَفَّنِي إِذَا عَلِمْتَ الْوَفَاةَ خَيْرًا لِي ) اللَّهُمَّ وَأَسْأَلُكَ خَشْيَتَكَ فِي الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَأَسْأَلُكَ كَلِمَةَ الْحَقِّ فِي الرِّضَا وَالْغَضَبِ ، وَأَسْأَلُكَ الْقَصْدَ فِي الْفَقْرِ وَالْغِنَى وَأَسْأَلُكَ نَعِيمًا لَا يَنْفَدُ وَأَسْأَلُكَ قُرَّةَ عَيْنٍ لَا تَنْقَطِعُ وَأَسْأَلُكَ الرِّضَاءَ بَعْدَ الْقَضَاءِ وَأَسْأَلُكَ بَرْدَ الْعَيْشِ بَعْدَ الْمَوْتِ ، وَأَسْأَلُكَ لَذَّةَ النَّظَرِ إِلَى وَجْهِكَ ) وَالشَّوْقَ إِلَى لِقَائِكَ فِي غَيْرِ ضَرَّاءَ مُضِرَّةٍ وَلَا فِتْنَةٍ مُضِلَّةٍ اللَّهُمَّ زَيِّنَا بِزِينَةِ الْإِيمَانِ وَاجْعَلْنَا هُدَاةً مُهْتَدِينَ
انسان، "السهر ١٢٠، رقم: ١٣٠٠ ١ احمد بن حنبل، ٢٦/٤، رقم : ۱۸۳۲۵)
Hadis-i Şerifler
YanıtlaSilAllahım! Beni bağışla, bana merhamet et, rızanı kazandıracak işler yaptır, bana afiyet ve hayırlı rızık ver. (Muslim, "Zikir, 35, Ebů Dávud. "Salat", 145, r 850. Ahmed b. Hanbel, IV, 353, 19110. Bk. Tirmizi, "Salát", 211, r. 284, Ibn Mace, "Dua", 4, 3845)
Allahım! Senden, kendisiyle kalbimi hidayet edeceğin, işlerimi toparlayacağın, dağınıklığımı düzene koyacağın, iç dünyamı güzel ahlâkla olgunlaştıracağın, böylece beni yücelteceğin, amelimi temize çıkaracağın, doğru yolu bana ilham edeceğin, ülfet edeceğim dostumu temin edeceğin ve beni her kötüden koruyacağın bir rahmet dilerim.
Allahım! Bana, sonrasında küfrün yeri olmayacak bir iman ve yakîn bahşet. Dünya ve âhirette senin nazarında şerefini elde edebileceğim bir rahmet ver.
Allahım! Hakkımda vereceğin hükmünde, lütfunla kurtuluşu, şehitler menzilini, bahtiyar kulların yaşantısını ve düşmana karşı yardımını dilerim.
Allahım! Görüşüm zayıf, amelim eksik olsa bile ben senden ihtiyacımın bir an önce görülmesini dilerim. Senin rahmetine muhtacım.
59
الْأَحَادِيثُ الشَّرِيفَةُ
YanıtlaSilاللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَاهْدِنِي وَعَافِنِي وَارْزُقْنِي )
(مسلم، "الذكر"، رقم: ١٣٥ ابو داود، " الصلاة"، ١٤٥، رقم : ٨٥٠ ؛ احمد بن حنبل ، ٢٥٣/٤، رقم ١٩١٢، انظر إلى الترمذي، "الصلاة " ، ۲۱ ، رقم : ۲۸٤؛ ابن ماجه، "الدعاء"، 1، رقم : ٣٨٤٥ )
اللهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِكَ ، تَهْدِي بِهَا قَلْبِي . وَتَجْمَعُ بِهَا أَمْرِي ، وَتَكُم بِهَا شَعَنِي ، وَتُصْلِحُ بِهَا غَائِبِي ه وَتَرْفَعُ بِهَا شَاهِدِي ، وَتُزَكِّي بِهَا عَمَلِي ، وَتُلْهِمُنِي بِهَا رَشَدِي ، وَتَرُدُّ بِهَا أُلْفَتِي ، وَتَعْصِمُنِي بِهَا مِنْ كُلِّ سُوءٍ ) اللَّهُمَّ أَعْطِنِي إِيمَانًا وَيَقِينًا لَيْسَ بَعْدَهُ كُفْرٌ ، وَرَحْمَةً أَنَالُ بِهَا شَرَفَ كَرَامَتِكَ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْفَوْنَ فِي الْقَضَاءِ ، وَنُزَلَ الشُّهَدَاءِ ، وَعَيْشَ السُّعَدَاءِ ) وَالنَّصْرَ عَلَى الْأَعْدَاءِ اللَّهُمَّ إِنِّي أُنْزِلُ بِكَ حَاجَتِي ، وَإِنْ قَصُرَ رَأْبِي وَضَعُفَ عَمَلِي • افْتَقَرْتُ إِلَى رَحْمَتِكَ )
CUMARTESİ GÜNÜ DUA OKUMALARI
YanıtlaSilEy işlere hükmedip gören, gönüllere şifâ bahşeder Denizleri birbirine karıştırmayıp aralarını ayırdığın gi beni de cehennem azabından, helâke götüren çağrıdan v kabirler fitnesinden koru.
Allahım! Yarattıklarından birine vaadettiğin veya kullarından birine vermiş olduğun halde benim görüşümün erişemediği, niyetimin ulaşamadığı ve dileğimin yetişemediği, kendisiyle senin rızanı arzuladığım herhangi bir hayır varsa, ey âlemlerin Rabbi, rahmetine dayanarak onu senden diliyorum.
Allahım! Ey sağlam ipin (şeriatin) ve dosdoğru işin sahibi! Senden gören, rükūya varan, secdeye kapanan ve sözlerini tutan kullarla ve huzurunda bulunan mukarreb meleklerle birlikte, ceza gününde güvence ve sonsuzluk gününde cennet istiyorum. Şüphesiz sen Rahîm ve Vedûd'sun; dilediğini yaparsın.
Allahım! Bizi sapmadan, saptırmadan doğruya eren hidayet rehberlerinden eyle. Düşmanlarınla harp halinde, dostlarınla barışık kıl! Sevdiklerini seni sevdikleri için severiz. Sana karşı gelene de senin düşmanlığın için düşman oluruz.
الورد في يوم السبت
YanıtlaSilفَأَسْأَلُكَ يَا قَاضِيَ الْأُمُورِ وَيَا شَافِي الصُّدُورِ كَمَا تُجِيرُ
بَيْنَ الْبُحُورِ أَنْ تُجِيرَنِي مِنْ عَذَابِ السَّعِيرِ وَمِنْ دَعْوَةِ
النُّبُورِ وَمِنْ فِتْنَةِ الْقُبُورِ اللَّهُمَّ مَا قَصُرَ عَنْهُ رَأْبِي )
وَلَمْ تَبْلُغُهُ نِيَّتِي ، وَلَمْ تَبْلُغُهُ مَسْأَلَتِي مِنْ خَيْرٍ وَعَدْتَهُ أَحَدًا
مِنْ خَلْقِكَ ، أَوْ خَيْرٍ أَنْتَ مُعْطِيهِ أَحَدًا مِنْ عِبَادِكَ ، فَإِنِّي
أَرْغَبُ إِلَيْكَ فِيهِ وَأَسْأَلُكَهُ بِرَحْمَتِكَ رَبَّ الْعَالَمِينَ )
اللهُمَّ ذَا الْحَبْلِ الشَّدِيدِ وَالْأَمْرِ الرَّشِيدِ ، أَسْأَلُكَ الْأَمْنَ
يَوْمَ الْوَعِيدِ وَالْجَنَّةَ يَوْمَ الْخُلُودِ مَعَ الْمُقَرَّبِينَ الشُّهُودِ
الوَكَّعِ السُّجُودِ الْمُوفِينَ بِالْعُهُودِ إِنَّكَ رَحِيمٌ وَدُودٌ .
وَأَنْتَ تَفْعَلُ مَا تُرِيدُ اللَّهُمَّ اجْعَلْنَا هَادِينَ مُهْتَدِينَ ٥ غَيْرَ
ضَالِّينَ وَلَا مُضِلِّينَ ( سِلْمًا لِأَوْلِيَائِكَ وَعَدُوًّا لِأَعْدَائِكَ )
نُحِبُّ بِحُبِّكَ مَنْ أَحَبَّكَ ، وَنُعَادِي بِعَدَاوَتِكَ مَنْ خَالَفَكَ )
CUMARTESİ GÜNÜ DUA OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! Elimden gelen dua budur, kabul etmek sana aittir. Elimden gelen gayret budur, dayanağımız ise sensin.
Allahım! Kalbime nur verip aydınlat, kabrime nur verip
aydınlat. Önüme nur verip aydınlat, arkama nur verip
aydınlat. Sağıma nur verip aydınlat, soluma nur verip aydınlat. Üstüme nur verip aydınlat, altıma nur verip aydınlat. Kulağıma nur verip aydınlat, gözüme nur verip aydınlat. Saçıma nur verip aydınlat, derime nur verip aydınlat. Etime nur verip aydınlat, kanıma nur verip aydınlat. Kemiğime nur verip aydınlat.
Allahım! Nurumu büyüt, bana bir nur ver. Benim için bir nur kıl.
(Ey) izzeti bürünerek kendine bayrak edinmiş (Rabbim)! Sen münezzehsin. Mecd'i giyip onunla kullarına bolca ikram eden (Rabbim)! Sen münezzehsin. Tesbihin ancak kendisine yakıştığı ve gerektiği (Rabbim)! Sen pek yüce ve (noksan sıfatlardan) münezzehsin. Ey fazl, ihsan ve nimet sahibi olan! Sen münezzehsin. Mecd ve kerem sahibi! Sen münezzehsin. Celâl ve İkram sahibi! Sen münezzehsin.
(Tirmizi, "Da'avat", 30, r. 3419)
الورد في يوم السبت
YanıtlaSilاللَّهُمَّ هَذَا الدُّعَاءُ وَعَلَيْكَ الْإِسْتِجَابَةُ ، وَهَذَا الْجُهْدُ وَعَلَيْكَ التَّكْلَانُ اللَّهُمَّ اجْعَلْ لِي نُورًا فِي قَبْرِي ، وَنُورًا فِي قَلْبِي ه وَنُورًا مِنْ بَيْنِ يَدَيَّ وَنُورًا مِنْ خَلْفِي وَنُورًا عَنْ يَمِينِي ه وَنُورًا عَنْ شِمَالِي ، وَنُورًا مِنْ فَوْقِي وَنُورًا مِنْ تَحْتِي . وَنُورًا فِي سَمْعِي وَنُورًا فِي بَصَرِي ، وَنُورًا فِي شَعْرِي ) وَنُورًا فِي بَشَرِي وَنُورًا فِي لَحْيِي وَنُورًا فِي دَمِي وَنُورًا فِي عِظَامِي اللَّهُمَّ أَعْظِمْ لِي نُورًا وَأَعْطِنِي نُورًا ، وَاجْعَلْ لِي نُورًا سُبْحَانَ الَّذِي تَعَطَّفَ الْعِزَّ وَقَالَ بِهِ سُبْحَانَ الَّذِي لَبِسَ الْمَجْدَ وَتَكَرَّمَ بِهِ سُبْحَانَ الَّذِي لَا يَنْبَغِي التَّسْبِيحُ إِلَّا لَهُ سُبْحَانَ ذِي الْفَضْلِ وَالنِّعَمِ سُبْحَانَ ذِي الْمَجْدِ وَالْكَرَمِ سُبْحَانَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
الترمذى الدعوات " ٣٠٠، رقم : ٢١١٨)
CUMARTESI CONG BUA OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! Alaca hastalığından, akıl rahatsızlığından, cüzzam illetinden ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.
Davut "Salt: 326, 1554 Ahmed b. Hanbel, 192, 13004 N
36,5493)
Allahım! Kötü ahlâklı olmaktan, fena işler yapmaktan ve yanlış inançlara sapmaktan sana sığınırım.
(Timis, "Delavat", 127, 3591)
Allahım! Beni senin doğru yoluna ilet! Nefsimin şerrinden beni koru.
Timmal, Dalavat 70, 3483)
Ey kalpleri (halden hale) çeviren (Allahım)! Benim kalbimi dinin üzerinde sabit kıl.
Timal Kader 7, x 2140, "Da'avat", 90, 3522, 125, 1 3587, Ahmed b. Hanbel
11212107)
الورد في يوم السبت
YanıtlaSilاللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبَرَصِ وَالْجُنُونِ وَالْجُذَامِ ، وَمِنْ سَيِّنِ الْأَسْقَامِ )
فرابو داود الصلاة ٢٢٧، رقم ( 1101 أحمد بن حميل، 7، رقم : ١٣٠ النظر إلى النسال الإستعادة ٣٦، رقم : ١١٩٣ )
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ مُنْكَرَاتِ الْأَخْلَاقِ وَالْأَعْمَالِ وَالْأَهْوَاءِ )
الترمذى "الدعوات"، ١٢٧، رقم ( ٣٥١١)
اللَّهُمَّ أَلْهِمْنِي رُشْدِي ، وَأَعِذْنِي مِنْ شَرِّ نَفْسِي )
الترمذى الدعوات ٧٠٠، رقم (٢١٨٣)
يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ، ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِكَ )
الترمذي "القدر" ، رقم : "الدعوات رقم : 1، رقم : عدم والحمد من جليل، ۱/۲، رقم: ۳۷)
Hadis-i Şerifler
YanıtlaSilAllahım! Seni hamd ile tesbih ve tenzih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diler ve sana tevbe ederim. Kötülük işledim, nefsime zulmettim; beni bağışla. Günahları bağışlayan ancak sensin.
(Nesal, es-Soneniu
4859, Tirmal "Da'av
475
19812)
Hamd ve tesbih Allah'a özgüdür. O'nun güç ve kuvvetinden başka bir güç ve kuvvet yoktur. Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve ilminin her şeyi kuşattığını biliyorum.
(Ebü Davud. "Edeb", 111, 5025, Nes
Mülkün sahibi ve noksanlıklardan beri olan (Allah')ı tenzih ederim. (3 defa)
(Nesai, "Kıyamu'l leyl", 37, 1699; Ahmed b. Hanbel, III, 406, 15354 15359
Ebü Davud, "Salat, 341, 1430)
Münezzehsin, mukaddessin, meleklerin ve ruhun Rabbisin.
(Müslim, Salat", 223: Ebû Divud "Salat" 151, с. 872. Nesai Tatbik 11
1048, Ahmed b. Hanbel, VI, 35, г. 24063)
الأَحَادِيثُ الشَّرِيفَةُ
YanıtlaSilسُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ . أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ عَمِلْتُ سُوءًا وَظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي ، إِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ )
النسائي، السنن الكبرى : ١٢٣/٩ - ١٦٤، رقم : ١٣٨٨ ، انظر الى ابي داود، الأدب ، ٢٢، رقم : (0) الترمذي، "الدعوات " ، ٣٠ ، رقم : ١٣٤٣٣ احمد بن حنبل، ۱۲/۱، رقم ١٩٧٩١ ٤٣٥١ ، رقم: (٢٨)
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ ، لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ مَا شَاءَ اللَّهُ كَانَ وَمَا لَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا
ابو داود، الأدب " ، رقم : ١٥٠٧٥ النسائي، السنن الكبرى، ١٠/٨، رقم ٩٧٥١٢ )
سُبْحَانَ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ
ثَلَاثَ مَرَّاتٍ)
النسائي، قيام الليل " ٣٧٠، رقم : ١٩٩٩ ١ احمد بن حنبل : ٤٠٦/٣، رقم : ١٥٢٥٤-١٥٣٥٩، انظر الى ابي داود، "الصلاة" ، ٣٤١، رقم : ١٤٣٠ )
سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّ الْمَلَائِكَةِ وَالرُّوحِ )
(مسلم "الصلاة"، رقم : ۲۲۳) ابو داود "الصلاة"، ماء رقم : ١٨٧٢ النسائل، "التطبيق ... رقم : ١١٠٩٨ احمد بن حنبل ۲۵/۱۰، رقم : (۲۱۰۱۲)
FAZAR LINH DUA OKUMALARI
YanıtlaSilCeberût sahibi, mülk sahibi, ululuk ve büyüklük sahibi Allah'ı bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim.
(Ebü Davud, "Salat 151,873)
Allahım! Bedenime afiyet ver. Allahım! Kulağıma afiyet ver. Allahım! Gözüme afiyet ver. Senden başka ilah yok, ancak sen varsın. (3 defa)
(Ebü Davud, "Edel", 111, r 5090, Ahmed b. Hanbel, V, 42, г 20430)
Allahım! Kâfirlikten ve fakirlikten sana sığınırım. Allahım! Kabir azabından sana sığınırım. Senden başka ilah yok, ancak sen varsın. (3 defa)
(Ebû Davud, "Edeb", 111, r. 5090, Ahmed b. Hanbel, V, 42, 20430)
Allahım! Bizimle sana karşı olan günahlarımızı ayıracak haşyet; kendisiyle bizi cennetine ulaştıracağın taât; kendisiyle bize dünya musibetlerinden koruyacağın yakînden bir parça nasip eyle. Bize hayat verdiğin müddetçe kulaklarımızı, gözlerimizi ve gücümüzü bizim için faydalı kıl. Soyumuzdan gelenler için de faydalı kıl. Zulmedenlere karşı bize yaptıklarının misliyle mukabele eyle. Düşmanlık yapanlara karşı bize yardım eyle. Dinimizle ilgili hususlarda bize musibet verme. Dünyayı en büyük gayemiz eyleme ve ilmimizi de sadece dünyaya has kılma. Bize merhamet etmeyen kimseleri, bize musallat eyleme.
Tirmizi, "Da'avat", 80, r. 3502, Nesal, es-Sünenu'l kubra, IX, 154, 101611 (
الوردُ فِي يَوْمَ الأَحَدِ
YanıtlaSilسُبْحَانَ ذِي الْجَبَرُوتِ وَالْمَلَكُوتِ وَالْكِبْرِيَاءِ
وَالْعَظَمَةِ (ابو داود، الصلاة"، 10، رقم : ٨٧٣)
اللهُمَّ عَافِنِي فِي بَدَنِي اللهُمَّ عَافِنِي فِي سَمْعِي اللهُمَّ عَافِنِي فِي بَصَرِي ، لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ (لَاثَ مَرَّانٍ)
ابو داود، " الأدب" ، ، رقم : ٥٠٠٠ ٤ احمد بن حنبل، ۱۲/۵، رقم : ۲۰۱۳۰)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكُفْرِ وَالْفَقْرِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ ثَلَاثَ مَوَانٍ)
ابو داود، "الأدب" ، 1، رقم : ٥٠٩٠ ؛ احمد بن حنبل ، ١٢/٥، رقم : ٢٠١٣٠)
اللَّهُمَّ اقْسِمْ لَنَا مِنْ خَشْيَتِكَ مَا يَحُولُ بَيْنَنَا وَبَيْنَ مَعَاصِيكَ ه وَمِنْ طَاعَتِكَ مَا تُبَلِّغُنَا بِهِ جَنَّتَكَ ، وَمِنَ الْيَقِينِ مَا تُهَوِّنُ بِهِ عَلَيْنَا مُصِيبَاتِ الدُّنْيَا وَمَتِّعْنَا بِأَسْمَاعِنَا وَأَبْصَارِنَا وَقُوَّتِنَا مَا أَحْيَيْتَنَا وَاجْعَلْهُ الْوَارِثَ مِنَّا وَاجْعَلْ تَأْرَنَا عَلَى مَنْ ظَلَمَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى مَنْ عَادَانَا وَلَا تَجْعَلْ مُصِيبَتَنَا فِي دِينِنَا وَلَا تَجْعَلِ الدُّنْيَا أَكْبَرَ هَمِّنَا ه وَلَا مَبْلَغَ عِلْمِنَا وَلَا تُسَلِّطْ عَلَيْنَا مَنْ لَا يَرْحَمُنَا )
الترمذي، "الدعوات " ،٨٠٠، رقم : ١٣٥٠٢ النسائي، السفن الكبرى ، ا، رقم : (17)
メン
PAZAR GÜNÜ
YanıtlaSilDUA OKUMALARI
Allahım! Senin rahmetini ümit ederim. Bir göz açıp yumuncaya kadar da olsa beni nefsime bırakma. Bütün hallerimi benim için ıslah et. Senden başka ilah yok, ancak sen varsın.
(Ebû Dâvud. "Edeb", 111, 5090)
Ey kalpleri yönlendiren Allahım! Kalplerimizi sana itaate yönelt.
(Muslim, "Kader", c. 17, Bk. Ahmed b. Hanbel, II, 168, r. 6569)
Allahım! Dinimi doğru kıl, o benim işlerimin ismetidir. Dünyamı da doğru kıl, hayatım onda geçmektedir. Ahiretimi de doğru kıl, dönüşüm orayadır. Hayatı benim için her hayırda artma (vesilesi) kıl. Ölümü de her çeşit şerden (kurtularak) rahat(a kavuşma) kıl.
(Muslim, "Zikir", r. 71)
Allahım! (Hayrımızı) artır, bizi (iyilik yönüyle) noksanlaştırma. Bize ikram et, bizi zillete düşürme. Bize ihsanda bulun, bizi mahrum etme. Bizi tercih et, (düşmanlarımızı) bize tercih etme. (Allahım!) Bizi razı kıl, bizden razı ol.
(Tirmizi, "Tefsiru'l-Kur'ân", 24, r. 3173, Ahmed b. Hanbel, 1. 34, r. 223)
Allahım! Peygamberin Muhammed'in senden istediği şeyin hayrından biz de istiyoruz ve peygamberin Muhammed'in sana sığındığı şeyin şerrinden biz de sana sığınıyoruz. Yardımına müracaat edilen tek kapı sensin; eninde sonunda sana ulaşacağız; hiçbir güç ve kuvvet yoktur ancak tüm güçler senin elindedir.
(Tirmizi, "Da'avat", 89, r. 3521. Bk Taberani, el-Mu'cemul-kebir, Vill, 226-227, 7791)
الورد في يوم الاحد
YanıtlaSilاللهُمَّ رَحْمَتَكَ أَرْجُو فَلَا تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ ) وَأَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ )
مسلم "القدر"، رقم: . انظر الى احمد بن حنبل، ۱۹۸/۲، رقم : ١٥٦٩)
اللَّهُمَّ مُصَرِّفَ الْقُلُوبِ ، صَرِّفُ قُلُوبَنَا عَلَى طَاعَتِكَ )
(مسلم، "القدر"، رقم ١٧ . انظر الى احمد بن حنبل، ١٦٨/٢، رقم : ١٥٦٩)
اللَّهُمَّ أَصْلِحْ لِي دِينِي الَّذِي هُوَ عِصْمَةُ أَمْرِي ، وَأَصْلِحُ لِي دُنْيَايَ الَّتِي فِيهَا مَعَاشِي ، وَأَصْلِحْ لِي أُخِرَتِي الَّتِي فِيهَا مَعَادِي ، وَاجْعَلِ الْحَيَاةَ زِيَادَةً لِي فِي كُلِّ خَيْرٍ وَاجْعَلِ الْمَوْتَ رَاحَةً لِي مِنْ كُلِّ شَر (مسلم، " الذكر"، وقعة (1)
اللَّهُمَّ زِدْنَا وَلَا تَنْقُصْنَا وَأَكْرِمْنَا وَلَا تُهِنَّا وَأَعْطِنَا وَلَا تَحْرِمْنَا ، وَأَثِرْنَا وَلَا تُؤْثِرُ عَلَيْنَا وَارْضِنَا وَارْضَ عَنَّا )
الترمذى، "تفسير القرآن" ، ٢٤، رقم: ۱٣١٧٣ احمد بن حنبل، ۳۷۱، رقم : ۲۲۳ )
اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ مَا سَأَلَكَ مِنْهُ نَبِيُّكَ مُحَمَّدٌ وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا اسْتَعَاذَ مِنْهُ نَبِيُّكَ مُحَمَّدٌ وَأَنْتَ الْمُسْتَعَانُ وَعَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ )
الترمذى الدعوات " ، رقم : . انظر إلى الطبراني، المعجم الكبير ، ۱۳۷۸ ۱۳۳، رقم : (۷))
Hadis-i Şerîfler
YanıtlaSilAllahım! Senden hayrın tamamını, hemen verilenini ve ileride verilecek olanını, bildiğim ve bilemediğimi isterim. Şerrin hepsinden, hemen verileninden ve ileride verilecek olanından, bildiğim ve bilemediğimden sana sığınırım.
Allahım! Senden, kulun ve peygamberin (olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in) istediği hayırları isterim. Kulun ve peygamberin (olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in) sığındığı şerlerden de sana sığınırım.
Allahım! Senden cenneti ve ona yaklaştıracak söz veya ameli (nasip etmeni) isterim. Cehennem ateşinden ve ona yaklaştıran söz veya amelden de sana sığınırım. Senden, benim için takdir eylediğin her kaza hükmünü bana hayırlı kılmanı dilerim.
(Ibn Mace, "Dua", 4, r. 3846. Bk. Ahmed b. Hanbel, VI, 134, 25019)
İlim ve hilim sahibi olan Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Azametli Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve yüce Arş'ın Rabbinden başka hiçbir ilâh yoktur.
(Buhari, "Tevhid", 22, r. 7426. Bk. Ahmed b. Hanbel, 1, 356, г 3354)
Allahım! Senin pâk, güzel, mübarek ve zâtına en sevimli ismin ile senden dilerim. O isminle çağrıldığın zaman cevap verirsin. O isminle senden istendiği zaman verirsin. O isminle senden rahmet talep edildiği zaman rahmet eylersin. O isminle sıkıntıdan kurtulmak için senden yardım dilendiği zaman sıkıntıdan kurtarırsın. (Ibn Máce, "Dua", 9, 3859)
الأَحَادِيثُ الشَّرِيفَةُ
YanıtlaSilاللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنَ الْخَيْرِ كُلِّهِ ، عَاجِلِهِ وَأَجِلِهِ مَا عَلِمْتُ مِنْهُ وَمَا لَمْ أَعْلَمُ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الشَّرِّ كُلِّهِ عَاجِلِهِ وَاجِلِهِ ه مَا عَلِمْتُ مِنْهُ وَمَا لَمْ أَعْلَمُ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ مَا سَأَلَكَ عَبْدُكَ وَنَبِيُّكَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا عَاذَ بِهِ عَبْدُكَ وَنَبِيُّكَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْجَنَّةَ وَمَا قَرَّبَ إِلَيْهَا مِنْ قَوْلٍ أَوْ عَمَلٍ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ النَّارِ وَمَا قَرَّبَ إِلَيْهَا مِنْ قَوْلٍ أَوْ عَمَلٍ وَأَسْأَلُكَ أَنْ تَجْعَلَ كُلَّ قَضَاءٍ قَضَيْتَهُ لِي خَيْرًا )
ابن ماجه، "الدعاء"، ٤ ، رقم : ٣٨٤٦ . انظر الى احمد بن حنبل، ١٣٤/٦، رقم : ٢٠١١)
لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ الْعَلِيمُ الْحَلِيمُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَرَبُّ الْأَرْضِ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ
البخاري، التوحيد ، ٢٢، رقم : ٧٤٣٦ . انظر الى احمد بن حنبل ، ٢٥٧١، رقم : ۲۳۵۱)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ الطَّاهِرِ الطَّيِّبِ الْمُبَارَكِ الْأَحَبِّ إِلَيْكَ ه الَّذِي إِذَا دُعِيْتَ بِهِ أَجَبْتَ وَإِذَا سُئِلْتَ بِهِ أَعْطَيْتَ ، وَإِذَا اسْتُرْحِمْتَ بِهِ رَحِمْتَ ، وَإِذَا اسْتُفْرِجْتَ بِهِ فَرَّجْتَ )
الواحة "الدعاء " ١٠، رقم : ٣٨٥١)
PAZARTESİ GUNU DUA OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! Dünya ve âhirette af ve afiyet dilerim. Allahımi Dinimde ve dünyamda, ailemde ve malımda senden af ve afiyet dilerim. Allahım! Ayıplarımı ört ve beni korktuklarımdan emin eyle. Önümden ve arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden beni muhafaza eyle. (Ayaklarımın) altında (yerin kayıp beni) kapmasından sana sığınırım.
(Ibn Mace, "Dua", 14, r. 3871. Bk. Ebû Dâvud, "Edeb", 111, r 5074, Ahmed b Hanbel, II, 25, r. 4785)
Allahım! Sabaha erdim. Seni şahit kılıyorum; Arş'ını yüklenenleri, meleklerini ve tüm yarattıklarını şahit kılıyorum ki şüphesiz sen, senden başka ilah olmayan Allah'sın. Muhammed de senin kulun ve peygamberindir.
(Ebû Dâvud, "Edeb", 111, r. 5069, Bk. Tirmizi, "Da'avat", 79, 3501, Sunenü'l-kübra, IX, 9, r. 9753)
Ey Kitab'ı indiren ve hesabı süratli olan Allahım! Müttefik düşmanları dağıt. Allahım! Onları hezimete uğrat ve onları sars.
(Buhâri, "Cihâd", 98, r. 2933, "Meğāzi", 29, c. 4115, "Da'avat", 58, 6392 "Tevhid", 34, r. 7489, Müslim, "Cihad", r. 21, Tirmizi, "Fedaliun-cihád", 8, 1678 Ibn Máce, "Cihad", 15, r. 2796; Ahmed b. Hanbel, IV, 353, г. 19107)
الورد في يوم الإثنين
YanıtlaSilاللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ )
اللهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِي دِينِي وَدُنْيَايَ وَأَهْلِي وَمَا لِي اللَّهُمَّ اسْتُرْ عَوْرَاتِي وَأَمِنْ رَوْعَاتِي وَاحْفَظْنِي مِنْ بَيْنِ يَدَيَّ وَمِنْ خَلْفِي وَعَنْ يَمِينِي وَعَنْ شِمَالِي وَمِنْ فَوْقِي وَأَعُوذُ بِكَ أَنْ أَغْتَالَ مِنْ تَحْتِي )
ابن ماجه، "الدعاء" 14، رقم : ۳۸۷۱. انظر إلى أبي داود، "الأدب "، 10، رقم: ١٠٠٧٤ أحمد بن حلیل ، ۲۰/۲، رقم : ۱۷۸۵)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَصْبَحْتُ ، أُشْهِدُكَ وَأُشْهِدُ حَمَلَةَ عَرْشِكَ . وَمَلَائِكَتَكَ وَجَمِيعَ خَلْقِكَ أَنَّكَ أَنْتَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ . وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ )
ابو داود الأدب ، رقم : 9، انظر إلى الترمذى، "الدعوات ٧٩، رقم : ١٣٥١ النسائي. السنن الكبرى، ١٩٧٩ رقم : ١٧٥٣)
اللهُمَّ مُنْزِلَ الْكِتَابِ سَرِيعَ الْحِسَابِ اهْزِمِ الْأَحْزَابَ اللَّهُمَّ اهْزِمُهُمْ وَزَلْزِلَهُمْ .
البخاري، "الجهاد" ، ٩٨، رقم (١٩٣٢ " المغازى " ٢٠، رقم : 1114 " الدعوات ، 1، رقم : ١٣٩٢ والتوحيد، ٢١، رقم ٧٨ ا مسلم "الجهاد، رقم (1) الترملي، فصائل الجهاد (٨، رقم) ابن ماجه، "الجهاد " ، أو رقم (١٣٧٩٦ احمد بن حنبل ، more ، رقم : )
PAZARTESİ GÜNÜ DUA OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana havale ettim. Sırtımı sana dayadım. Ümit bağladığım sen, korktuğum yine sensin. Senden kaçıp sığınacak ve senin elinden kurtulacak bir yer varsa yine sensin. İndirdiğin Kitab'ına ve gönderdiğin Peygamber'ine iman ettim.
(Buhari, "Tevhid", 34, r. 7488. Bk. "Vudû", 75, r. 247; "Da'avat", 6, r 6311; 7, г. 6313; 9, г. 6315; Muslim, "Zikir, r. 56-57; Ebû Dâvud, "Edeb", 108, г. 5046; Tirmizi, "Da'avat", 16, r. 3394; 117, г. 3574)
Allahım! Çıkışın ve girişin hayrını senden isterim. Allah'ın adıyla girdik, Allah'ın adıyla çıktık. Rabbimiz Allah'a güvendik.
(Ebů Dâvud, "Edeb", 114, t. 5096)
Allahım! Ey Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver ve bizi cehennem azabından (ateşinden) koru.
(Buhari, "Tefsiru'l-Kur'ân", 36, n. 4522, "Da'avat", 55, r. 6389; Ebû Dâvud. "Salat", 361, r 1519, Ahmed b. Hanbel, III, 101, r. 11981)
الورد في يوم الإثنين
YanıtlaSilاللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ ، وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ ) وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ لَا مَلْجَأَ وَلَا مَنْجَا مِنْكَ إِلَّا إِلَيْكَ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ )
البخاري، "التوحيد" ، ٣٤، رقم : ٧٤٨٨ . انظر "الوضوء " ٢٥٠، رقم: ١٩٦٧ " الدعوات ١٠، رقم: ٧٤ ، رقم: ١٣١٣ ٩٤ ، رقم : ١٣١٥؛ مسلم، "الذكر " ، رقم : ٥٦ ١٥٧ ابو داود، الأدب ، وقد ٥٠٤٦ و الترمذى، "الدعوات " ، ١٦، رقم : ١١٧١٣٣٩٤، رقم ( ٣٥٧٤)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَ الْمَوْلَجِ وَخَيْرَ الْمَخْرَجِ بِسْمِ اللَّهِ وَلَجْنَا وَبِسْمِ اللَّهِ خَرَجْنَا ، وَعَلَى اللَّهِ رَبِّنَا تَوَكَّلْنَا
ابو داود، "الأدب"، ١١٤، رقم : ٥٠١٦)
اللَّهُمَّ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةٌ ) وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
"الدعوات ". ..، رقم : ۱۳۸۸ ) ابو داود البخاري، "تفسير القرآن"، ٣٦، رقم : ١٥٣٢ "الصلاة ، ٢١١، رقم : ١١٥١١ أحمد بن حنبل، ۱۳۷۳، رقم (۱۹۸۸)
الورد في يوم الإثين
YanıtlaSilاللَّهُمَّ اغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا ، وَارْضَ عَنَّا وَتَقَبَّلْ مِنَّا وَأَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ وَنَجِّنَا مِنَ النَّارِ وَأَصْلِحْ لَنَا شَأْنَنَا كُلَّهُ )
ابن ماجه، "الدعاء ، ٢، رقم: ۱۳۸۳۶ احمد بن حنبل ، ٢٥٣/٥، رقم ١٣٣٥ الطيران، المعجم الكبير : ٢٣٧٨، رقم : ٨٧٢)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْفَقْرِ وَالْقِلَّةِ وَالذِّلَّةِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ أَظْلِمَ أَوْ أَظْلَمَ
ابو داود، الصلاة"، ٣٦٧، رقم : ١٩٤٤ النسائي، "الإستعادة ملا، رقم 1، 10417 الحمدان حلیل ۳۰۰/۲۰، رقم: ٣٢٥١٨٠٥٣، رقم : ٨٣١١)
اللَّهُمَّ اجْعَلْ سَرِيرَتِي خَيْرًا مِنْ عَلَانِيَتِي ، وَاجْعَلْ عَلَانِيَنِي صَالِحَةٌ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ صَالِحٍ مَا تُؤْتِي النَّاسَ مِنَ الْمَالِ وَالْأَهْلِ وَالْوَلَدِ غَيْرِ الضَّالِ وَلَا الْمُضِلَّ
الترمذى "الدعوات"، ١٣٤، رقم : ٣٥٨٦)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ أُرَدَّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الدُّنْيَا )
البخاري، الجهاد ٢٥٠٠، رقم : ٢٨٩٢ و "الدعوات " ( ٢٧، رقم ۱۰۰ ، رف ۱۳۰۰، رقم ١٣٧٤ النسائل الاستعانة ... رقم 10، رقم : ٢٧٤٤٧، رقم : احمدی حلیل، ۱۸۳/۱، رقم (هما)
Hadis-i Şerîfler
YanıtlaSilEy gökleri ve yeri yaratan, görünen ve görünmeyeni bilen Allahım! Ey her şeyin Rabbi ve yegâne sahibi! Senden başka ilâh bulunmadığına şehadet ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun sana şirk koşmaya davet etmesinden sana sığınırım.
(Ebi) Davud, "Edeb", 111, r. 5067 Bk. Tirmizi, "Da'avat", 14, r 3392; Ahmed b Hanbel, II, 196, r. 6851)
Allahım! Şimdiye kadar yaptığım işlerin şerrinden de, bundan sonra yapacağım işlerin şerrinden de sana sığınırım.
(Müslim, "Zikir", r. 65-66; Ebû Dâvud, "Salat", 367, 1. 1550, Ibn Mace, "Dua", 3, r. 3839, Nesai, "Sehv", 63, r. 1307; Ahmed b. Hanbel, VL 100, r 24684)
Allahım! Yıkıntılar altında kalmaktan sana sığınırım. Yükseklerden düşmekten sana sığınırım. Boğulmaktan, yangından ve (elden ayaktan düşüp muhtaç olacağım) yaşlılıktan sana sığınırım. Ölüm esnasında şeytanın tasallutundan (yoklamalarından) sana sığınırım. Senin yolundan yüz çevirmiş bir halde ölmekten sana sığınırım. Hayvanların sokup zehirlemesi ile ölmekten sana sığınırım.
(Ebu Davud, "Salát", 367, r. 1552. Bk. Neshl, "İstiäre", 61, 5531 5533, Ahmed b. Hanbel, III, 427.г. 15523)
الْأَحَادِيثُ الشَّرِيفَةُ
YanıtlaSilاللهُمَّ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ ه رَبِّ كُلِّ شَيْءٍ وَمَلِيكَهُ ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ ) أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ نَفْسِي ، وَشَرِّ الشَّيْطَانِ وَشِرْكِهِ )
ابو داود، "الأدب " ، ۱۱، رقم : ٥٠٦٧ . انظر الى الترمذى، "الدعوات" ، ١٤، رقم: ٣٣٩٢ ٤ احمد بن حنبل، ١٩٦/٢، رقم : ٦٨٥١)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا عَمِلْتُ ، وَمِنْ شَرِّ مَا لَمْ أَعْمَلْ
و(مسلم، "الذكر"، رقم: ٦٥-١٦ : ابو داود، "الصلاة"، ٣٦٧، رقم: ١٥٥٠ و ابن ماجه، "الدعاء". رقم: ۳۸۳۱ : النسائي، "السهر"، ۱۳ رقم: ۱۱۳۰۷ احمد بن حليل، ١٠٠/٦، رقم : ٢٤٦٨٤)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَدْمِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ التَّرَدِّي وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْفَرَقِ وَالْحَرَقِ وَالْهَرَمِ وَأَعُوذُ بِكَ أَنْ يَتَخَبَّطَنِيَ الشَّيْطَانُ عِنْدَ الْمَوْتِ وَأَعُوذُ بِكَ أَنْ أَمُوتَ فِي سَبِيلِكَ مُدْبِرًا وَأَعُوذُ بِكَ أَنْ أَمُوتَ لَدِيفًا )
(ابو داود، الصلاة ، ٣٦٧ ، رقم : ١٥٥٢ ، انظر الى النسائي، "الإستعادة" ، 11، رقم -و احمد بن خليل، ۱۲۷/۳، رقم: ١٥٥٢٣ ) ٠٩٢٧/٣٠
SALI GÜNÜ DUA OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! (Cezalandırmak için) yakalayıp sıkıca tuttuğun şeylerin şerrinden Kerîm olan zâtına ve eksiksiz kelimelerine sığınırım. Allahım! Borç yükünü ve günahları ancak sen kaldırırsın. Allahım! Senin askerlerin mağlup edilmez. Senin sözüne karşı konulamaz. Hiçbir şân ve şeref sahibinin bana faydası yoktur, şân ve şerefi veren sensin. Seni noksan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamd ederim.
(Ebû Dâvud, "Edeb", 108, r 5052, Nesai, es Sunenü'l-kubrá, VII, 154, г: 7685)
Gazabından, kullarının şerrinden, gelip giden şeytanların sataşmalarından Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.
(Ebû Dâvud, "Tib", 19, r. 3893. Bk. Tirmizi, "Da'avat", 94, r. 3528, Muvatta, "S r. 9; Ahmed b. Hanbel, IV, 57, r. 16573)
Allahım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız sensin. Öyleyse tükenmez lütfunla beni bağışla, bana merhamet eyle. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız sensin.
(Buhâri, "Ezán", 149, r 834, Müslim, "Zikır", r. 48; Tirmizi, "Da'avat" 97. 1. 3531. Ibn Mâce, "Dua", 2, 3835)
Allahım! Senden hidayet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği İstiyorum.
(Müslim. Zaar, 72. Tirmizi, "Da'avát", 73, r 3489, ihn Mace. "Dua" 2.1 3832 Ahmed b. Hanbel, 1. 411, 1904)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِوَجْهِكَ الْكَرِيمِ ، وَكَلِمَاتِكَ القَامَةِ مِنْ شَرِّ مَا أَنْتَ أَخِذٌ بِنَاصِيَتِهِ اللَّهُمَّ أَنْتَ تَكْشِفُ الْمَعْرَمُ وَالْمَامَ اللَّهُمَّ لَا يُهْزَمُ جُنْدُكَ ، وَلَا يُخْلَفُ وَقَدْكَ . وَلَا يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ سُبْحَانَكَ وَبِحَمْدِكَ )
YanıtlaSilابو داود، الأدب ١٣٨٠، رقم : ١٠٥٢ النسائي، السان الكبرى له ، رقم (10)
أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ غَضَبِهِ وَشَرِّ عِبَادِهِ وَمِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَنْ يَحْضُرُونِ )
ابو داود، الطلب ١٩٠، رقم : ۲۸۱۳، النظر إلى الترمذي "الدعوات " ، رقم ١٣٥٢ الموطأ. الشعر"، وقد المحمد بن حنبل، ٠٧/١، رقم : ٢٠٧٣)
اللَّهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْمًا كَثِيرًا وَلَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةٌ مِنْ عِنْدِكَ ، وَارْحَمْنِي إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ )
البخاري، الأذان" ، 115، رقم : ٨٣٤ ( مسلم : " الذكر" ، رقم : ١٤٨ الترمذي، "الدعوات و ٠١٧ رقم : ۳۵۳۱ : ابن ماجه، "الدعاء"، 1، رقم (٣٨٣٥)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْهُدَى وَالتَّقَى وَالْعَفَافَ وَالْغِنَى )
امل الذكر " ، رقم : ١٧٢ الترمذى، "الدعوات " ٧٣٠، وقم : ١٣٤٨٩ ابن ماجه، "الدعاء "٢٠ رقم : ۳۸۳۲ - انظر الى احمد بن حنيل ، ٤١٧٨، رقم : ٣٩٤))
۹۳
DUA OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! Açlıktan sana sığınırım; çünkü o (takatsiz bırakan) ne fena bir haldir! İhanetten sana sığınırım, çünkü o ne fena bir huydur!
(Ebú Divud, "Salár", 367, 1. 1547, Ibn Mace, "Et'ime", 53.354.
19,5468)
Allahım! Senden, işte sebât, doğrulukta azîmet isterim. Senden nimetine şükretmekte, ibadetini iyi yapmakta yardımını dilerim. Senden doğru bir dil, dürüst bir kalp dilerim. Hakkımda bildiklerinin şerrinden sana sığınırım. Hakkımda bildiklerinin hayırlısını senden dilerim. Hakkımda bildiğin günahlarım için senden bağışlanma dilerim. Şüphesiz sen gizli olanları en iyi bilensin.
(Tirmizi, "Da'avat", 23, r 3407)
Allahım! Seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi senden dilerim. Allahım! Sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha cazip kıl.
(Tirmizi. "Da'avat", 73, г. 3490)
Allahım! Senden faydalı ilim, temiz, helal rızık ve kabul edilecek amel istiyorum.
(to Mice, "käme", 12. c. 1925, Ahmed & Hanbel, VI. 305, 20602,322,26731
ta. Misal, os Sünenül kubrä, Ix. 44-45, xato)
الورد في يوم الثلاثاء
YanıtlaSilاللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُوعِ فَإِنَّهُ بِئْسَ الضَّجِيعُ ) وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخِيَانَةِ فَإِنَّهَا بِئْسَتِ الْبِطَانَةُ )
ابو داود " الصلاة"، ٣٦٧، رقم : ١٥٤٧ ؛ ابن ماجه، " الأطعمة"، ٣ رقم ١٣٣٥ النسائي الإستعادة" ، 13، رقم : ٥٤١٨)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الثَّبَاتَ فِي الْأَمْرِ وَأَسْأَلُكَ عَرِيمَةَ الرُّشْدِ وَأَسْأَلُكَ شُكُرَ نِعْمَتِكَ وَحُسْنَ عِبَادَتِكَ وَأَسْأَلُكَ لِسَانًا صَادِقًا وَقَلْبًا سَلِيمًا ( وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا تَعْلَمُ وَأَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ مَا تَعْلَمُ ) وَأَسْتَغْفِرُكَ مِمَّا تَعْلَمُ إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ )
الترمذى "الدعوات "، ٢٣، رقم : ٣٤٠٧ )
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ حُبَّكَ وَحُبَّ مَنْ يُحِبُّكَ ، وَالْعَمَلَ الَّذِي يُبَلِّغُنِي حُبَّكَ اللَّهُمَّ اجْعَلْ حُبَّكَ ، أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْ نَفْسِي وَأَهْلِي وَمِنَ الْمَاءِ الْبَارِدِ .
الترمذى، " الدعوات "، ٧٣، رقم : ٢٤٩٠)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ عِلْمًا نَافِعًا وَرِزْقًا طَيِّبًا وَعَمَلًا مُتَقَبَّلًا )
ابن ماجه، الإقامة ٠ ٣٢، رقم : ١٩٧٥ أحمد بن حبل ٢٠٥/٦٠، رقم ٢٩٧٢ ٢٤، رقم : النظر إلى النسائي، السان الكبرى، 14/1 - ما، رقم: ١٨٥٠)
SALI GUNU DUA OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! Beni çok tevbe edenlerden temizlenenlerden eyle! ve iyice
(Tirmizi, Taharet", 41, r. 55)
Allah'ın adıyla Allah'a dayandım ve güvendim. Güç ve kuvvet ancak Allah'ın (lütuf ve ihsanıyla)dır.
(Ebû Dâvud, "Edeb", 113, r 5095; Tirmizi, "Da'avat", 34, r. 3426; Taberani, el Mu'cemu'l-kebir, IX, 201, г. 8889)
İhtiyaçlarımı gören ve beni barındıran, yediren ve içiren Allah'a hamdolsun. Bana ikram edip ikramını bol kılan; veren ve verdiğini bol kılan Allah'a hamdolsun. Her hal üzerine Allah'a hamdolsun. Ey her şeyin Rabbi ve sahibi ve her şeyin ilâhı! Ateşten sana sığınırım.
(Ebû Dâvud, "Edeb", 108, r. 5058. Bk. Ahmed b. Hanbel, II, 117, 5983, Nesai, e Sünenü'l-kubra, VII, 138, r. 7647)
Bedenime afiyet veren, ruhumu bana iade eden ve kendisini zikretme imkânı veren Allah'a hamdolsun.
(Tirmizi, "Da'avat", 20, r. 3401, Nesai, es-Sünenu'l-kubrä, IX, 320, r. 10636)
Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve tüm kem gözlerden Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.
(Buhari, "Enbiya", 10, r 3371; Ebû Dâvud, "Sünnet", 22. r. 4737; Ibn Mace, "Tib", 36, 3525, Ahmed b. Hanbel, 1, 236, r. 2112 Bk Tirmizi, "Tib", 18, г. 2060)
الوردُ فِي يَوْمِ الثلاثاء
YanıtlaSilاللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِنَ التَّوَّابِينَ وَاجْعَلْنِي مِنَ الْمُتَطَهِّرِينَ
الترمدي الطهارة ، المد رقم )
بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
ابو داود، "الأدب" ، ١١٣، رقم : ١٥٠٩٥ الترمذى، "الدعوات"، ١٣٤ رقم ٤ ١٣٤٢٦ الطير الى المعجم الكبير، ٢٠٧١، رقم : ٨٨٨٩)
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي كَفَانِي وَأَوَانِي وَأَطْعَمَنِي وَسَقَانِي وَالَّذِي مَنَّ عَلَى فَأَفْضَلَ وَالَّذِي أَعْطَانِي فَأَجْزَلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ عَلَى كُلِّ حَالٍ اللَّهُمَّ رَبَّ كُلِّ شَيْءٍ وَمَلِيكَهُ وَإِلَهَ كُلِّ شَيْءٍ . أَعُوذُ بِكَ مِنَ النَّارِ
ابو داود، "الأدب " ، ١٠٨، رقم : ٥٠٥٨. انظر إلى احمد بن حتيل، ۱۷/۲، رقم : ١٥٩٨٣ النسائي السنن الكبرى، ١٣٨/٧، رقم : ٧٦٤٧)
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي عَافَانِي فِي جَسَدِي ، وَرَدَّ عَلَى رُوحِي ) وَأَذِنَ لِي بِذِكْرِهِ
الترمذى، "الدعوات " ٢٠٠، رقم : ٣٤٠١ ١ النسائي، السنن الكبرى، ٢٢/٨، رقم : ١٠٦٣٦)
أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لَامَّةٍ
البخاري، الانبياء ٢٠، رقم : ۱۳۳۸ ابو داوده "السنة" ٢٢٠، رقم (۱۱۷۳۷ ابن ماجه، "الطلب". ٣٦ م رقم : ١٣٥٢٥ احمد بن حنبل ، ۱۳۷۱، رقم : ٣٣ ، انظر الى الترمذي، الطلب ١٨٠، رقم (١٠)
Hadis-i Şerifler
YanıtlaSilAllahım! Bana helâlini yeterli kıl, haramına ihtiyacım kalmasın. Beni lütfunla zengin kıl, senden başkasına ihtiyacım olmasın.
(Tirmizi, "Da'avat", 111, r. 3563; Ahmed b. Hanbel, 1, 153, г. 1319)
Rabbim! Bana yardım eyle, bana karşı olana yardım eyleme. Beni muzaffer eyle, bana karşı olanı üstün kılma. Benim lehime tertip kur, bana karşı olanların oyununu boz. Beni doğru yola ilet ve yolunda olmayı bana kolaylaştır. Bana zulmedenlere karşı bana yardım eyle.
Rabbim! Beni, sana şükredenlerden, seni zikredenlerden, senden korkanlardan, sana çok itaat edenlerden, mütevazı olanlardan ve sana yönelenlerden eyle.
Rabbim! Tevbemi kabul eyle. Günahımı temizle. Duamı kabul eyle. Kalbime hidayet nasip eyle. Dilimi doğru eyle. Delilimi sağlam kıl. Kalbimden nefret duygusunu çekip çıkar.
(Ibn Mâce, "Dua", 2, r. 3830 Bk. Ebû Dâvud, "Salat", 360, 15:10, Tirmi "Da'avat", 103, r. 3551, Ahmed b. Hanbel, 1, 227, r. 1997)
الاحاديث الشريفة
YanıtlaSilاللَّهُمَّ اكْفِنِي بِحَلَالِكَ عَنْ حَرَامِكَ ، وَأَغْنِنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ )
الترمذي "الدعوات" ، 11، رقم : ١٣٥٦٣ احمد بن خليل، (١٥٣، رقم : ١٣١٩)
رَبِّ أَعِنِّي وَلَا تُعِنْ عَلَيَّ ، وَانْصُرْنِي وَلَا تَنْصُرْ عَلَى ه وَامْكُرْ لِي وَلَا تَمْكُرْ عَلَى وَاهْدِنِي وَيَسْرِ الْهُدَى لِي ، وَانْصُرْنِي عَلَى مَنْ بَغَى عَلَى رَبِّ اجْعَلْنِي لَكَ شَكَارًا لَكَ ذَكَارًا لَكَ رَهَّابًا لَكَ مُطِيعًا إِلَيْكَ مُخْبِتًا ، إِلَيْكَ أَوَّاهَا مُنِيبًا رَبِّ تَقَبَّلْ تَوْبَتِي وَاغْسِلْ حَوْبَتِي وَأَجِبْ دَعْوَتِي ، وَاهْدِ قَلْبِي وَسَدِّدْ لِسَانِي وَثَبِّتْ حُجَّتِي ، وَاسْلُلْ سَخِيمَةَ قَلْبِي )
ابن ماجه، "الدعاء" ٢٠، رقم : ۳۸۳۰. انظر الى ابي داود الصلاة"، ٢١٠، رقبا ها ( الترمذي الدعوات " ، ١٠٣، رقم : ١٣٥٥١ احمد بن حنبل ، ۲۷۷/۱، رقم : (۱۹۹۷)
١٠٣
ÇARŞAMBA GÜNÜ DUA OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! Dirilerimizi ölülerimizi, küçüklerimizi büyüklerimizi, erkeklerimizi kadınlarımızı, hazır olanlarımızı burada bulunmayanlarımızı mağfiret eyle. Allahım! Bizden kime hayat verdin ise onu iman üzere yaşat, kimi vefat ettirirsen İslâm üzere vefat ettir.
(Ebû Dâvud, "Cenáiz", 60, r. 3201. Bk. Tirmizi, "Cenâiz", 38, r. 1024; Ibn Mäce, "Cenāiz", 23, r. 1498; Ahmed b. Hanbel, II, 368, r. 8809)
Allahım! Ölüm hallerini bana kolaylaştır.
(İbn Mace, "Cenāız", 64, r. 1623; Ahmed b. Hanbel, VI, 64, r. 24356, 66, г. 24481 151, r. 25176. Bk. Tirmizi, "Cenâiz", 8, r. 978)
Allahım! Günahlarımı, bilgisizlik yüzünden yaptıklarımı, haddimi aşarak işlediğim kusurlarımı, benden daha iyi bildiğin bütün suçlarımı bağışla. Allahım! Ciddi ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bilerek işlediğimi, ki bunların hepsi vardır, affeyle. Allahım! Şimdiye kadar yaptığım ve bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle. Öne geçiren de sensin, geride bırakan da sen. Sen her şeye gücü yetensin.
(Muslim, "Zikir", 70)
الورد في يوم الاربعاء
YanıtlaSilاللَّهُمَّ اغْفِرْ لِحَيْنَا وَمَيِّتِنَا ، وَصَغِيرِنَا وَكَبِيرِنَا . وَذَكَرِنَا وَأُنْثَانَا ، وَشَاهِدِنَا وَغَائِبِنَا اللَّهُمَّ مَنْ أَحْيَيْتَهُ مِنَّا فَأَحْيِهِ عَلَى الْإِيمَانِ ، وَمَنْ تَوَفَّيْتَهُ مِنَّا فَتَوَفَّهُ عَلَى الْإِسْلَامِ .
ابو داود، الجنائز"، ، رقم : ٣٣٠١ . انظر الى الترمذي، الجنائز"، ٣٨، رقم ١٩٣٤ و ابن ماجه "الجنائز، ۲۳ رقم ١٤١٨ ؛ احمد بن حنبل، ۳۱۸۲، رقم : ۸۸۰۱)
اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى سَكَرَاتِ الْمَوْتِ )
ابن ماجه، "الجنائز"، 14، رقم : ١٩٣٣ ٤ احمد بن حنبل، ١٤/٦، رقم: ٢٤٣٥٦ ٦٦٤ ، رقم : ٢٤٤٨١ ٤ 101، رقم : ٢٥١٧٦ - انظر إلى الترمذى، "الجنائز" ، ٨، رقم : ۱۷۸)
اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي خَطِيئَتِي وَجَهْلِي وَإِسْرَافِي فِي أَمْرِي ) وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي جِدِي وَهَزْلِي وَخَطَئِي وَعَمْدِي ، وَكُلُّ ذَلِكَ عِنْدِي اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَتَّخَرْتُ ، وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ ، وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي ه أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ )
مسلم " الذكر" ، رقم : ٧٠)
ÇARŞAMBA GÜNÜ DUA OKUMALARI
YanıtlaSilHalîm ve Kerîm olan Allah'tan başka ilah yoktur. Büyük Arş'ın rabbi olan Allah'ı tesbih ederim. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'a özgüdür. (Allahım!) Senden rahmetinin gereklerini, gerçekleşmesi kesin olan mağfiretini, her türlü iyilik ve nimetleri kazanmayı, her türlü günahtan da selamette olmayı istiyorum. Bende bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir keder, rızana muvafık olup da karşılamadığın hiçbir ihtiyaç bırakma. Ey merhametlilerin en merhametlisi!
(Tirmizi, "Salāt", 348, r. 479, Bk. ibn Mâce, "İkäme", 189, г. 1384)
Allahım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lütfettiğin afiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezadan ve senin gazabını üzerime çekecek her şeyden sana sığınırım.
(Müslim, "Zikir", r. 96; Ebû Dâvud, "Salát", 367, r. 1545, Nesai, es-Sünenu'l-kubrä VII, 233, r 7900)
Allahım! Beni doğru yola ilet ve o yolda başarılı kıl.
(Müslim, "Zikir", r. 78, Ebû Dâvud, "Hátem", 4, 4225)
الورد في يوم الاربعاء
YanıtlaSilلَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ ) سُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ ، وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ . وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِر وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ لَا تَدَعْ لِي ذَنْبًا إِلَّا غَفَرْتَهُ ، وَلَا هَمَّا إِلَّا فَرَّجْتَهُ ، وَلَا حَاجَةٌ هِيَ لَكَ رِضًا إِلَّا قَضَيْتَهَا ، يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ )
الترمذى، "الصلاة"، ٣٤٨، رقم : ٤٧١. انظر الى ابن ماجه، "الإقامة" ، ١٨١، رقم / ١٣٨٤)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ زَوَالِ نِعْمَتِكَ ، وَتَحَوُّلِ عَافِيَتِكَ وَفُجَاءَةِ نِقْمَتِكَ وَجَمِيعِ سَخَطِكَ )
(مسلم الذكر"، رقبة (1) ابو داود الصلاة ٣٧٠، رقم هود و النسائی، السنن الكبرى . رق )
اللَّهُمَّ اهْدِنِي وَسَدِّدْنِي )
المسلم الذكر ، رقم 140 أبو داود العالم مادر قم )
CARŞAMBA GUNG DUA OKUMALARI
YanıtlaSilAllahım! Beni hidayet verdiklerinden kıl, afiyet verdiklerinden eyle. Beni velîsi olduğun kimselerden eyle. Verdiklerini hakkımda mübarek eyle. (Meydana gelmesini) takdir ettiğin şeylerin şerrinden beni koru. Sen dilediğin hükmü verirsin, kimse senin aleyhinde hükmedemez. Sen kimin işini üzerine aldıysan o zelil olmaz. Rabbimiz! Sen (her türlü eksiklikten) münezzeh ve yücesin.
(Tirmizi, "Salát", 341, 464; Ahmed b. Hanbel, I, 199, r 1718 Bk. Ebu Davud "Salat", 340, r 1425; Nesäi, "Kıyamu'l-leyl", 51, 1 1745; Ibn Maca, "kime: 110, 1178)
Allahım! Yedi kat göklerin ve azametli Arş'ın Rabbi! Bizim ve her şeyin Rabbi! Ey Tevrat'ı, İncil'i, Kur'ân-ı Azîm'i indiren! Sen öncesinde hiçbir şeyin bulunmadığı Evvel'sin. Sen sonrasında hiçbir şeyin bulunmadığı Âhir'sin. Sen üzerinde hiçbir şeyin olmadığı Zâhir'sin. Sen ötesinde hiçbir şeyin olmadığı Bâtın'sın. Borç yükünden ve fakirlikten bizi kurtar.
(Ibn Máce, "Dua", 2, r 3831. Bk. Müslim, "Zikir", r 61; Ebû Dâvud 5051, Tirmizi, "Da'avat", 19, r. 3400, Ahmed b. Hanbel, II, 381, 8960) 108,
Bize yedirip içiren, ihtiyaçlarımızı görüp bizi barındıran Allah'a hamdolsun. İhtiyacını görecek, barınak verecek kimsesi olmayan niceleri vardır.
Muslim, "Zikir", 64, Ebû Davud, "Edeb. 108, 5053, Tirmizi, "Daavat 16 3396. Ahmed b. Hanbel, IM, 153, 12552)
الورد في يوم الأزياء
YanıtlaSilاللَّهُمَّ اهْدِنِي فِيمَنْ هَدَيْتَ وَعَافِنِي فِيمَنْ عَافَيْتَ وَتَوَلَّنِي فِيمَنْ تَوَلَّيْتَ وَبَارِكْ لِي فِيمَا أَعْطَيْتَ وَقِنِي شَرِّ مَا قَضَيْتَ فَإِنَّكَ تَقْضِي وَلَا يُقْضَى عَلَيْكَ وَإِنَّهُ لَا يَذِلُّ مَنْ وَالَيْتَ تَبَارَكْتَ رَبَّنَا وَتَعَالَيْتَ )
الترمذي "الصلاة " ٢٤١٠، رقم : ٤٦٤ و احمد بن حنبل، (۱۹۹۷، رقم: ۱۷۱۸ - انظر الی ابی داود. الصلاة" ، ٢٤٠، رقم : ١٤٢٥ النسائي، "قيام الليل" ، رقم: ١١٧٤٥ ابن ماجه، "الإقامة ، رقم : ۱۷۸)
اللهُمَّ رَبَّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبَّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَيْءٍ مُنْزِلَ التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ الْعَظِيمِ أَنْتَ الْأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الْآخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَيْءٌ وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَيْءٌ ، وَأَنْتَ الْبَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَيْءٌ اِقْضِ عَنَّا الدَّيْنَ وَأَغْنِنَا مِنَ الْفَقْرِ )
ابن ماجه، "الدعاء" ٢٠، رقم : ٣٨٣١ . انظر إلى مسلم " الذكر"، رقم : 110 ابو داود، "الأدب". ١٠٨، رقم ٥٠٥١ : الترمذي، "الدعوات" ، ١٩، رقم: ٤٣٤٠٠ احمد بن حنیل، ۳۸۷۲، رقم : ۸۱۲۰)
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنَا وَسَقَانَا وَكَفَانَا وَأَوَانَا ، فَكَمْ مِمَّنْ لَا كَافِيَ لَهُ وَلَا مُؤْوِيَ .
مد " الذكر، رقم : ٦٤ و ابو داود، الأدب ، ١٠٨، رقم : ١٥٠٥٣ الترمذى، "الدعوات " ٠١٢٠ رقم : ٣٣١٩ : احمد بن حنيل، ١٥٣/٣ ، رقم : ١٢٥٥٢)
١٠٦
Hadis-i Şerîfler
YanıtlaSilAllahım! Hak'tan ayrılmaktan, münafıklıktan (iki yüzlülükten) ve kötü ahlâktan sana sığınırım.
(Ebû Dâvud, "Salat", 367, r. 1546; Nesai, "Istraze", 21, rг. 5471)
Allahım! Faydasız ilimden, ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten, kabul olunmayan duadan sana sığınırım.
(Nesai, "İstiäze", 64, r. 5536. Bk. Müslilm, "Zikir", r. 73; Ebû Dâvud, "Salát", 367, r 1548, Tirmizi, "Da'avat", 69, r. 3482; Ahmed b. Hanbel, 11, 340, r. 8488)
Allahım! Günahımı bağışla. Bana evimde bolluk ver. Rızkımı benim için bereketlendir.
(Ahmed b. Hanbel, IV, 63, r. 16599. Bk. Tirmizi, "Da'avat", 79, г. 3500)
Allahım! Kalplerimiz arasında ülfet meydana getir. Aramızdaki geçimsizliği düzelt. Bizi selâmet yollarına sevket, karanlıklardan kurtarıp aydınlığa kavuştur. Bizi, çirkinliklerin açık ve gizli olanlarından uzak tut. Kulaklarımızı, gözlerimizi ve kalplerimizi; eşlerimizi ve çocuklarımızı hakkımızda mübarek ve hayırlı kıl. Tevbelerimizi kabul et. Sen merhametlisin, tevbeleri kabul edersin. Bizleri verdiğin nimetlere şükreden, onları kabul ederek sana senada bulunanlardan eyle. Onları (âhirette) bize tamamla.
(Ebü Davud, "Salat", 182, r 969)
الاحاديث الشريفة
YanıtlaSilاللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشَّقَاقِ وَالنِّفَاقِ وَسُوءِ الْأَخْلَاقِ )
ابو داود " الصلاة"، ٢١٧، رقم : 10047 النسائي، "الإستعادة " . . رقم (1)
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ وَمِنْ قَلْبِ لَا يَخْشَعُ وَمِنْ نَفْسٍ لَا تَشْبَعُ وَمِنْ دُعَاءٍ لَا يُسْمَعُ )
النسائي، "الإستعادة" ، ١٤ ، رقم : ٥٥٣٦ ، انظر الى مسلم "الذكر " ، رقم : ٧٣ ١ ابو داود، الصلاة، ٣٦٧ ، رقم : ١٥٤٨ : الترمذى، " الدعوات " ، ٦٩ ، رقم : ٣٦٨٢ ١ احمد بن حتيل ، ٣٤٠/٢ ، رقم : ۸۸۸۸)
اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي وَوَسِعُ لِي فِي دَارِي وَبَارِكْ لِي فِيمَا رَزَقْتَنِي .
واحمد بن حنبل، ١٣/٤، رقم : ١٦٥٦٩ . انظر الى الترمذى، " الدعوات " ، ٧١، رقم : ٢٥٠٠)
اللَّهُمَّ أَلِفْ بَيْنَ قُلُوبِنَا ، وَأَصْلِحْ ذَاتَ بَيْنِنَا ، وَاهْدِنَا سُبُلَ السَّلَامِ ، وَنَجِّنَا مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ ) وَجَنِّبْنَا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ ، وَبَارِكْ لَنَا فِي أَسْمَاعِنَا وَأَبْصَارِنَا وَقُلُوبِنَا وَأَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا ) وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ وَاجْعَلْنَا شَاكِرِينَ لِنِعْمَتِكَ ، مُثْنِينَ بِهَا قَابِلِيهَا ، وَأَتِنَّهَا عَلَيْنَا )
ابو داود، الصلاة ، ۱۸۲، رقم : ١٦١)
PERSEMEE GUNU DUA OKURALARI
YanıtlaSilBir Allah'tan başka ilah yoktur. Askerini aziz kılmış, kuluna yardım etmiş, bölüklere yalnız başına galip gelmiştir. O'ndan başka hiçbir şey yoktur.
(Buhari Melati, 29, 4114; Muslim, Zikar 77: Ahmed b. Hanbel 11,307 806
Allahım! Sana teslim oldum, sana iman ettim, sana güvendim, sana yöneldim. Senin yardımınla düşmanlara karşı mücadele ettim. Allahım! Beni saptırmandan yine sana, senin büyüklüğüne sığınırım ki, senden başka ilâh yoktur. Cinler ve insanlar ölürler ancak sen ölmeyen, daima diri kalansın.
(Müslim, "Zikir", r. 67. Bk. Ahmed b. Hanbel, 1, 302, г. 2748)
Allahım! Beni güzel bir biçimde yarattın. Ahlâkımı da güzelleştir.
(Ahmed b. Hanbel, 1, 403, r 3823. Bk. Taberäni, ed-Dua, II, 1456, г 1.407)
Allahım! Şüphesiz sen cömertçe affedicisin, affetmeyi seversin, beni affet.
(Tirmizi, "Da'avat", 85, r 3513 Bk. Ibn Mäce, "Dua", 5, 3850, Ahmed b. Hanbel, IV, 171, 1. 25384)