YUSUF A. S.

Yorumlar

  1. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.

    Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).

    Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-

    YANITLASİL

    yuksel22 Mayıs 2024 13:52
    ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,

    .Κ.)

    BESİR

    YanıtlaSil
  2. يُسَ

    36- YÂSÎN

    SÛRESİ

    Sûre, ismini iki harften ibaret olan ilk âyetten almıştır. Mekke'de inmiştir. 83 âyettir.

    YanıtlaSil
  3. SEN ŞÜPHESİZ PEYGAMBERLERDENSİN

    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    لا يسَ (۱) وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ ﴿۲﴾ إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ ﴿۳﴾ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ ﴿٤﴾ تَنزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ ﴿٥﴾ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ أَبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ ﴿٦﴾ لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿۷﴾

    Bismillahirrahmanirrahîm

    1. Yâsîn,

    2. Hikmet dolu Kur'an hakkı için,

    3. Sen şüphesiz peygamberlerdensin.

    4. Doğru yol üzerindesin.

    5. (Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli Allah tarafın-dan indirilmiştir.

    6. Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

    7. Andolsun ki onların çoğu cezâyı hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.

    "يس" harfleri ya tek tek okunup söylenmek için sıralanmıştır ya da çoğunluğun görüşüne göre sûrenin adı olup mahzuf bir mübtedânın habe-

    YanıtlaSil
  4. 256

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 1

    ridir. Bu Yâsîn sûresidir' demektir. Ya da gizli bir fiilin mefülüdür. Yasin sûresini oku' demektir. Yâsîn harflerinin sûrenin adı olduğunu Peygam berimiz (s.a.)'in şu hadîsi teyid eder: "Allah Teâlâ Adem'i yaratmadan iki bin yıl önce Tâhâ ve Yâsîn sûrelerini okudu. Melekler bu süreleri isitince: "Bu sürelerin kendilerine indirileceği ümmete ne mutlu! Bu sûreleri okuyacak dillere ne mutlu! Bunları taşıyacak gönüllere ne mutlu!" dediler. "1

    Bir hadiste söyle denilmiştir: "Hakk'ın dostları cennete ulasınca Cenâb-ı Ceberût'tan onlara: "Başkalarından çok işittiniz; Benden işite ceğiniz vakit geldi." diye nidâ gelir. Onlar da: "Bize (Kur'an) oku' der ler. Bunun üzerine Hak Teâlâ onlara Fâtiha, Tâhâ ve Yâsîn sürelerini okur. Hz. Mustafa (s.a.) şöyle buyurur: "İnsanlar Rahman'ın kendilerine okuduğu Kur'an'ı dinleyince sanki daha önce onu hiç duymamış gibi olurlar. "2 Nitekim Keşfü'l-esrar'da böyle geçmektedir.

    Bazıları hurûf-i mukattaanın Allah Teâlâ'nın isimleri olduğunu söyle-miştir. Hz. Ali (r.a.( "يا كهيعص يا حم "عشق" diye dua etmesi de buna delalet eder. Bu durumda Yâsîn'e yemîn edilmiş olur. Mânâsı ise 'Yâsin'e, yani Allah Teâlâ'ya yemîn ederim.' demek olur.

    Hukemâ-i ilâhiyyeden birisi, bu harflerin on dört meleğin isimleri oldu-ğunu söylemiştir. Nitekim bu konunun açıklaması Şuarâ sûresinin başında geçmişti.

    İbn Abbas (r.a.)'dan rivâyet edilir ki: "Yâsîn, Tayy kabilesinin lügatin-de 'Ey İnsan' demektir. Bu hitap ile kasdedilen de Rasûlullah (s.a.)'dir." Müfessirlerin çoğunun, görüşü de budur. Belki de bunun aslı insan kelime-sinin tasğîri ile “يَا أَنْيْسِينُ )Ey) insancağız"dır. Çünkü bazen tasgîr siygası şefkat/sevgi ve tâzimi göstermek için olur. Özellikle de tasgîr siygasıyla konuşan Allah Teâlâ olunca. Çünkü Allah Teâlâ ancak doğru ve hikmet olanı söyler ve yapar. Bu durumda Yâsîn'deki "Yâ" nidâ harfidir. "Sin" ise "أنيسين )üneysin)" kelimesinin yarısıdır. Arap dilinde böyle nidalar çok olunca hafiflik ve kolaylık için bu kelimenin ikinci yarısıyla yetindiler.

    Bu hitap, Mustafa (a.s.)'ın sûret ve beşeriyetinedir. Bir başka yerde "De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim." (el-Kehf, 18/110) buyu-

    1. Darimi, Fedailu'l-Kur'ân 20.

    2. Suyûti, ed-Dürru'l-mensûr, VI, 31.

    YanıtlaSil
  5. Cür: 22

    257

    rulması, insanlık ve cinsiyet sebebiyledir. O insanlara benzemektedir. Bu hitap nübüvvet şerefi ve risâletin tahsisi sebebiyle insanadır. Ona olan hitap şöyledir: "يا أيها النبى، يا أَيُّهَا الرَّسُول (Nebî, Ey Rasûl)" Süret ve beşeriyet şeklinde olan hitabın sebebi, gayret hicabı olsun da nā-mahrem olanlar onun hâl ve kemalinden haberdar olmasın diyedir. Bu da şairin söylediği gibi şu şekildedir:

    Beni arslan olarak çağır da

    Kim olduğumu kimse bilmesin

    İbnü'l-Hanefiyye'den nakledildiğine göre "Yâsîn" Yâ Muhammed demektir. Allah Teälä'nın bundan sonra "Sen şüphesiz peygamberler-densin." (Yasin, 36/3) buyurması buna delildir. Bir hadîste şöyle buyrul-muştur: "Allah beni şu yedi isimle isimlendirdi: Muhammed, Ahmed, Tâhá, Yâsîn, el-Müzzemmil, el-Müddessir ve Abdullah. "3 Ehl-i Beyt'e "Al-i Yâsîn (Yâsîn Ailesi)" denilmesi de bunu te'yid etmektedir. Nitekim şair şöyle demiştir:

    لِلَّهِ دَرُّكُمْ يَا آلَ يَاسِينا

    Ey Yasin Ailesi, sizin muvaffakiyetiniz Allah'tandır.

    Fakir (Bursevî) der ki: "Yâsîn Ailesi" ile Allah Teâlâ'nın bu sürede yücelttiği kimsenin ailesinin kasdedilmiş olması da mümkündür. Bu durum-da Ehl-i Beyt'e "Al-i Yâsîn (Yâsîn Ailesi)" denilmesi bunu te'yid etmez.

    Kaşifi der ki: "Hakikat şu ki Arap dilinde bir kelimeyi bir harf ile ifåde ederler. Mesela: ")قَدْ قُلْتَ لَهَا قِفِى فَقَالَتْ لى قَافُ (ق )Ben) ona dur' dedim, o da 'durdum' dedi)" Buradaki "ق" harfi وقفت )durdum)" demektir. O halde "sin" harfi "يا سيد )Eyefendi, yani يَا سَيِّدَ الْبَشَر )Ey) beşerin efendi-si)" veya "يَا سَيِّدَ الأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ )Ey) öncekilerin ve sonrakilerin efendisi(" demek oluyor. "Ben Ademoğullarının efendisiyim" hadisi de bu harfin tefsiridir. Nitekim el-Arais'te şöyle der: "Hz. Peygamber (a.s.) bu sözüyle kendisini övmemiş, ancak Hak Teâlâ'nın 'Yâsîn' buyurarak kendisine hitab etmesinin mânâsını haber vermiştir."

    Ayrıca bilmek gerekir ki harfler arasında "sîn", yazılış ve telaffuz itiba-riyle uygunluk ve eşitlik sahibi tek harftir, bunun dışında hiçbir harfte bu

    3. Kurtubi, XV, 5.

    4. Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'an 18, Menalıb 1; İbn Máce, Zühd 37; Müsned, III, 2

    YanıtlaSil
  6. 36. Yâsîn Sûresi

    258

    Ayet: 1-2

    durum söz konusu değildir. Bu sebeple ister tevhid yolunda ister şeriatin ahkamında olsun, hakîkî adâletin kendisine mahsus olduğu Hazret-i Peygamber'e mahsustur.

    Her hâl u kârda itidal mertebesi sana mahsustur.

    Tevhid faziletine sahip olmakta herkesten daha adil olan sensin.

    Cem'ü'l-cem ' makamında temkindesin sen.

    Böyle bir fazilete sahip olmakla herkesten daha yücesin.

    Anlatılan kelime ve sözlerden çıkan mânâya göre bahçelerin kokusu, Kur'an'ın kalbi olan Yasîn ile koklanabilir.

    Nimetullah Nakşibendî (Yâsîn harflerinin mânâsı hakkında) der ki: "Ey yakîn denizinin pınarının hakikatini bilen, sapma ve telvînden sålim olarak onda yüzen!"

    Şeyh Necmeddîn şöyle demiştir: "Yâsîn, Habîbin peygamberliğinin bereketine (yümn) ve O'nun temiz sırrına yemindir."

    İnşaallah bu konunun tamamı sûrenin sonunda gelecektir.

    Baklî der ki: "Allah Teâlâ ezeli kudret eline (yed) ve rubûbiyyetin yüce-liğine (senâ) yemîn etmiştir."

    Kuşeyrî der ki: "Ya" harfi misak gününe, "sîn" Allah Teâlâ'nın dostlarıyla olan sırrına işaret etmektedir. Sanki Allah Teâlâ: 'Misak günü, benim dostlarla olan sırım ve Kur'an hakkı için/bunlara yemin olsun ki...' buyurmuştur."

    Ulemâdan bir topluluk Allah Teâlâ'nın hiç kimseye bazı sürelerin baş-larında olan hurûf-i mukattaanın mânâlarını idrake imkan vermediği görü şüne varmış ve "Bunların ilmi sadece Allah'a aiddir. Biz bunların Kur'ân-ı Azîm cümlesinden olduğuna îman ederiz. Bunların ilmini Allah Teâlâ ya havāle ederiz. Diğer âyetlerden anladığımız mânâları bunlardan anlamasak da ibadet maksadıyla, Allah'ın emrini yerine getirmek ve O'nun kelâmını ta'zim için bu harfleri okuruz." demişlerdir.

    Yenâbî'de şöyle geçer: "Hurûf-i mukattaa'dan her bir harfin gayb hazinesinden bir sırrı vardır ki Hazret-i Hak Teâlâ habibine bunu bildirmiş tir. Ondan sonra Cebrail onun üzerine nazil olmuş, Allah ve Rasûlü'nden başka kimse ondan haberdar değildir."

    YanıtlaSil
  7. Cüz: 22

    Rúhu'l-Beyân

    259

    Şeyh Nûreddinzâde Váridat'ında şöyle der: "Rasûlullah (s.a.)'e böyle mütesabih harflerin esrarını sordum. "Onlar benimle Allah Teâlâ arasın-daki muhabbetin sırlarındandır." buyurdu. Ben: "Bunları kimse bilir mi?" diye sordum. "Bunları ceddim İbrahim (a.s.) dahi bilmez. Bunlar hiçbir mürsel nebî ve mukarreb meleğin bile muttali olmadığı Allah Teâlânın sırlarındandır." buyurdu.

    Şu rivâyet de bunu te'yid eder: Cebrail (as( "كهيعص" kavli ile indiğin deka" deyince Hz. Peygamber (a.s.) "Bildim" dedi. Cebrail (a.s.) ها/ha" deyince yine "Bildim" dedi. Cebrail (a.s.( "ياya" deyince yine "Bildim" dedi. Cebrail (as.( عين/ayn deyince yine "Bildim" dedi Cebrail )as.( "صاد/sad" deyince yine "Bildim" dedi. Bunun üzerine Cebrail (a.s.(: -Benim bilmediğimi sen nasıl bildin?" diye sordu.

    Fakir (Bursevî) der ki: Başkaları şöyle dursun ümmetin kamil fertle-rinden hiçbir kimsenin ulaşamadığı kemal ve olgunluk makamına şüphesiz Peygamberimiz (a.s.) ulaşmıştır. Peygamberimiz (s.a.)'in mi'rac gecesin-de bütün mevki ve makamları geçmesi buna delalet eder. Bundan dola-yı 'İnsanlardan, cinlerden ve meleklerden hiçbir kimse Peygamberimiz (s.a.)'in bildiğini bilememiştir' denilmesi câizdir. Çünkü hepsinin ilimleri O'nun ilmine nisbetle denizden bir damla gibidir. Beşerin haddine nisbet-le daha fazlası olamayacak şekilde harflerin hakikatlerinin ilmi de O'na aiddir. O'nun dışındakiler ise kendi istîdad ve kabiliyetlerine göre bu harf-lerin gereklerini ve bazı hakikatlerini bilirler. İşte hâlin verdiği bilgi budur. Gizlilikleri, sırları, Kitabının içinde dürülü olanları ve hitabının ihåta ettikle-rini en iyi bilen Allah Teâlâ'dır.

    لا وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ (۲)

    2. Hikmet dolu Kur'an hakkı için,

    “الْعَلِيمُ" kelimesi "الْعَالِمُ )bilen)" manasına olduğu gibi " الْحَكِيمُ "de الحاكم hüküm veren)" mânâsınadır. Çünkü Kur'an muhtevasındaki hükümlerle hüküm verir. Yahut Kur'an her türlü çelişki, kusur ve değişme-den muhkemdir/korunmuştur. Nitekim Allah Teâlâ: "Elbette onu Biz koruyacağız." (el-Hicr 15/9) buyurur. "Hakim", nazmı ve üslübu muhkem/

    YanıtlaSil
  8. 260

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 2-3-4

    sağlam yapılmış, mânâsı ve muhtevâsı sapasağlam kılınmış demektir. Ya da "hakim" hikmet sahibi demektir. Yani Kur'an hikmeti ihtiva eder ve ona sâmildir. Çünkü Kur'an her hikmetin menbaı, her öğüdün ma'denidir Buna göre de bir nisbet mânâsı vardır. Bu söz, onu söyleye. nin sıfatı ile vasfetmek kabilindendir. Yani söyleyeni hakim olan demektir.

    لا إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ (۳)

    3. Sen şüphesiz peygamberlerdensin.

    Ey rasullerin en kamili ve hepsinin en üstünü! "Sen şüphesiz peygam-berlerdensin."

    Bu söz, Hz. Peygamber (s.a.)'in zâtına yemin etme şerefinden sonra O'na yüzüne karşı doğrudan olan bir hitaptır. Bu cümle kâfirlerin Hz. Peygamber (s.a.) hakkındaki "Sen peygamber değilsin. Allah bize hiçbir elçi göndermemiştir." sözleriyle ortaya koydukları inkârı reddetmek içindir.

    "الْإِرْسَالُ )gönderme)" rüzgârı ve yağmuru göndermek gibi bazen emre âmâdelik için olur. Bazen de elçiler göndermek gibi ihtiyar ve tercih sahibi olan zâtın göndermesiyle olur. Nitekim el-Müfredat'ta böyle geçmektedir.

    Bahru'l-ulûm'da der ki: "Gönderilen (Kur'an) ile kendisine gönderilen (Hz. Peygamber (s.a.) arasındaki tenâsüb/uyumdan dolayı bu yemin güzel ve eşsiz yeminlerdendir. Bunlardan birisi kendisine yemin edilen ve indirilen Kur'an, diğeri ise üzerine yemin edilen ve Kur'an'ın kendisine indirildiği zattır."

    "Sen şüphesiz peygamberlerdensin" sözüyle Allah tarafından yapı-lan bu şahitlik, Allah Teâlâ'nın "Kâfir olanlar: Sen resûl olarak gön-derilmiş bir kimse değilsin" derler. De ki: "Benimle sizin aranızda şâhid olarak Allah ve yanında Kitab'ın bilgisi olan (Peygamber) yeter." (er-Ra'd, 13/43) sözüyle işaret edilen şâhitlik cümlesindendir. Allah Teâlâ kitabında Hz. Peygamber (s.a.)'den başka peygamberlerinden hiçbiri nin risaletine yemin etmemiştir. İnsânü'l-uyûn'da der ki: "Hz. Peygamber (s.a.)'e has özelliklerden birisi de Allah Teâlâ'nın "Yâsîn, Hikmet dolu Kur'an hakkı için, Sen şüphesiz peygamberlerdensin." buyurarak O'nun (s.a.) risâletine yemin etmesidir."

    YanıtlaSil
  9. Cüz: 22

    Rûhu'l-Beyân

    261

    Şeyh Sa'dî der ki:

    Bilmem ki ben ne söyleyeyim?

    Çünkü sen benim her söylediğimden daha yücesin.

    Senin yüceliğini göstermek için "Levlâk" hitabı, Seni medh için "Tâhâ” ve “Yâsîn” sözleri yeter.

    "Taha"nın Peygamberimiz (s.a.)'e övgü olmasının mânâsı şudur: Hz. Peygamber (s.a.) geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılıp ibadet eder-di. Bundan dolayı Allah Teâlâ: “Tâhâ” “Ey Tâhâ veya ey şefaat talibi ve beşeriyete yol gösteren! "Biz Kur'an'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik." buyurdu. (Tāhā, 20/2). Bazıları der ki: "Tâ" dokuz, "ha" ise beştir. (Toplamı on dörttür.) Bunun mânâsı: 'Ey dolunay gecesi nur saçan ay gibi olan!' demektir.

    "Yâsîn"in övgü olmasının mânâsı ise zikredilen Hz. Peygamber (s.a.)'in risâletine yapılan yeminlerdir. Bununla birlikte daha önce geçtiği üzere-"Yasîn" ile “يَا سَيِّدَ الْبَشَرِ )Ey) beserin efendisi)" ve benzeri mânâların da murad edilmiş olması mümkündür. Bu da Allah Teâlâ'dan bir övgüdür. Hem de ne övgü!

    عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ ﴿٤)

    4. Doğru yol üzerindesin.

    "Doğru yol üzerindesin." Yâni cennete, kurbete/Hakk'a yakınlı-ğa, rızâya, lezzete ve likaya/Hak ile buluşmaya ulaştıran tevhid ve şer'î esaslar üzere yerleşip karar kılmış durumdasın. Başka bir yerde de "Zira sen, hakikaten dosdoğru bir yoldasın." (el-Hacc, 22/67) buyrulmuştur. Yani sen doğru yol, hakiki din, pak bir şeriat ve beğenilmiş bir sîret üzere gönderilmiş peygamberlerdensin. Nitekim Keşfü'l-esrûr'da böyle geçmektedir.

    Eğer "Doğru yol üzeresin" demeye ne gerek var? Peygamberlerin doğru yol üzere oldukları zaten malumdur." denilirse, şöyle cevap veririm: "Sen şüphesiz peygamberlerdensin." sözü buna zorunlu olarak delâlet etse de bunun faydası açıkça şeriatı istikametle vasfetmektir. Bu durumda bir nizamda iki vasıf bir araya getirilmiştir. Sanki Allah Teâlâ: 'Elbette sen istikameti sabit olan bir yol üzere sabit olan peygamberlerdensin' buyur-

    YanıtlaSil
  10. 262

    36. Yasin Sûresi

    Ayet: 4-5

    muştur. Hz. Peygamber (s.a.)'in yollar arasında başka bir yolun kendisine denk olmadığı, doğruluk vasfı tam olarak kavranılamayan bir yol üzere gönderilmiş olduğuna delalet etmesi için Allah Teâlâ صراط )yo)" kelime-sini nekre olarak getirmiştir. Nekrelik burada tâzim içindir. Şu halde bu kelimenin nekre yapılması şereflendirmek içindir.

    et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de der ki: "Bu âyetlerde Allah Teâlâ Hz. Peygamber (s.a.) in efendiliğine/önderliğine (siyådet), efendilikte pey-gamberlerden hiç kimsenin O'nun rütbesine ulaşamamış olduğuna işaret etmektedir. Çünkü Allah Teâlâ hakim olan Kur'an'a yemin ederek Allah'a yakınlıkta (kurb) iki yay mesafesi kadar hatta yakınlığın (kurb) kemåline daha yakın olma hususunda O'nun doğru yol üzere gönderilmiş peygam berlerden olduğunu ifade etmiştir. Nitekim O (s.a.): "Benim Allah ile öyle bir vaktim vardır ki o vakitte beni mukarreb bir melek yahut mürsel bir nebî ihâta edemez/bu duruma muttali olamaz. "5 buyurmuştur. Çünkü her gönderilen peygamberin Allah'ın yolu olan sırât-ı müstakîm/doğru yol üzere belli bir makama kadar bir seyri vardır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) mi'rac gecesinde her semada bazı peygamberleri gördüğünü haber vermiş ve "Ben altıncı kat semada Musa (a.s.)'ı gördüm. "6 buyurmuştur. Yine Peygamberimiz (s.a.) yedinci semada İbrahim (a.s.)'ı görmüştür. Onları geçip mertebesinin kemalinde âlemlerden hiç kimsenin ulaşamadığı bir mertebeye ulaşmıştır.

    لا تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ ﴿٥﴾

    5. (Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli Allah tarafın-dan indirilmiştir.

    "تنزيل" kelimesi, medih için olup indirilmiş mânâsına masdardır. Nitekim Araplar: "هَذَا الدِّرْهَمُ ضَرْبُ الْأَمير )Bu dirhem emir tarafından bas tırılmıştır)" derler. Bu sözde ضرب )basmak) masdarı "مَضْرُوبٌ )basılmış/bastırılmış)" mânâsınadır. Kur'ân'ın Allah Teâlâ katından indirilmiş olduğu kemal üzere bilinip tanındığı için sanki Kur'an tenzîlin/indirmenin bizzat kendisiymiş gibi ifade edilmiştir.

    5. Aclûni, II, 266.

    6. Buhari, Menakıbu'l-ensar 42; Müslim, İman 264.

    YanıtlaSil
  11. Cüz: 22

    Rûhu'l-Beyân

    263

    kelimesi, kesret ve mübalāğa üzerine binâ edilmiştir. Şuna işa-ret etmektedir: Bu Kur'an gökten bir kerede inmedi, belki de yirmi üç yıl müddetince defalarca kerede indi. On üç yıl Mekke'de, on yıl Medine'de ihtiyaca ve vakte göre peyderpey, âyet âyet, sûre sûre nazil oldu.

    "الْعَزِيزُ" kudret ile yapılabilecek her şeye galib, üstün ve hükümran olan mütekebbir, itaat edenlerin tâatinden müstağnî olan, kendisine muhalefet eden ve Kur'an'ı tasdik etmeyenlerden intikam alan demektir.

    Bu ismin özelliği ise sûret, hakikat veya mânâ bakımından zenginlik ve izzetin meydana gelmesidir. Her kim bu ismi kırk gün süreyle, günde kırk defa okursa Allah Teâlâ ona yardım eder ve aziz kılar. Onu yarattıkların-dan hiçbirine muhtaç etmez.

    el-Erbeûne'l-İdrisiyye'de der ki:

    يَا عَزِيزُ الْمَنِيعُ الْغَالِبُ عَلَى أَمْرِهِ فَلَا شَيْءَ يُعَادِلُهُ

    Ey Aziz; karşı konulmaz, işine galip olup da hiçbir şeyin kendisine denk olmadığı!

    Sühreverdî der ki: "Kim bu ismi yedi gün süreyle peş peşe, her gün biner kere okursa Allah o kimsenin hasım ve düşmanını helâk eder. Bu ismi yetmiş kere düşman askerinin yüzüne okuyup eliyle onlara işaret eder-se mağlup olurlar."

    "الرَّحِيم çok merhametli)" mü'min kullarını gaflet uykusundan, unutma uyuşukluğundan uyandırmak için Kur'an'ı indirerek onlara lütuf ve ihsanda bulunan demektir. Bu ismin özelliği kalbin rikkat ve yumuşaklığı, yaratıl-mışlara şefkat ve merhamettir. Kim bu ismi her gün yüz kere okumaya devam ederse bu meziyet hasıl olur. İstenmeyen bir şeye düçar olmaktan endişe eden kimse bu ismi onun arkadaşı olan "الرَّحْمَنُ" ismiyle birlikte zikreder veya üzerinde taşır.

    el-Erbeûne'l-İdrisiyye'de der ki:

    يا رَحِيمَ كُلِّ صَرِيحٍ وَمَكْرُوبٍ وَغِيَاثَهُ وَمَعَاذَهُ

    "Ey her feryad edene ve derde düçar olana merhamet eden, onun yardım ve imdadına yetişen, onun sığınak ve barınağı!"

    Sühreverdî der ki: "Kişi bu ismi yazar, suda eritir ve bu suyu ağacın köküne dökerse bu ağacın meyvesi bereketlenir. Kim bu sudan içerse onu

    YanıtlaSil
  12. 36. Yasin Sûresi

    264

    Ayet: 5-6

    yazana istiyak duvar. Yine bu isim talib, matlûb ve onun annesinin ismiyle beraber yazılırsa o kimse âşık olur, dayanılamayacak bir şevk ve iştiyaka tutulur. Böyle yapılan kimse layık bir kimse ise onun hakkında bunu yap-mak caiz olur. Aksi halde olmaz.

    el-İrşad'da der ki: "Tam üstünlüğü ve genel bir şefkati ifade eden bu iki değerli ismin âyette özel olarak zikredilmiş olması, korkutmak ve "Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik." (el-Enbiya 21/107) âyetinin ifade ettiği gibi rağbet ettirmek sûretiyle ona (Kur'ân'a) îmana teşviktir.

    et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de der ki: "Allah Teâlâ işaret etmektedir ki Kur'an, herhangi bir sebeple onu indirmeye muhtaç olmayan azîz (mutlak üstün) ve ganî (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan) bir zat tarafından indirilmiştir. Bilakis O Rahîm'dir, çok merhametlidir. O'nun rahmeti Kur'an'ın indi-rilmesini gerektirmiştir. Çünkü Kur'an Allah'ın ipidir. Sadık talib bu ipe sarılır, Allah Teâlâ'nın izzet ve azamet duvarlarına yükselir."

    Keşfü'l-esrûr'da der ki: "Allah yabancılara "Azîz", mü'minlere ise "Rahîm"dir. Eğer Rahîm olmadan Azîz olsa, asla kimse O'nu bulamazdı. Aziz olmaksızın Rahîm olsa, herkes O'nu bulurdu. Aziz'dir, ta ki kafirler dünyada O'nu bilemesinler. Ukbåda Rahîm'dir, ta ki mü'minler O'nu görebilsinler."

    Rahmet eli kendi perdesini çekip kaldırdı. Aşıklar O'na kavuşmanın zevkini tattı. Hicab ehli perde arkasında kaldı. Onun firakının belâsında ölüp gitti.

    لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ أَبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ (٦)

    6. Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

    Fetret müddetinin uzun sürmesi ve kendilerinin de kitap ehli olmama-ları sebebiyle "Ataları" yakın babaları "uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu" bir kavmi Kur'an ile "uyarman" korkutman "için indirilmiştir."

    YanıtlaSil
  13. Rühu'l-Beyân

    265

    Cüs: 22

    Bu cümle onların uyarmaya son derece muhtaç olduklarını beyan etmektedir.

    Araplar hakkındaki şu âyetler de onların atalarının uyarılmadığını te'yid etmektedir: "Halbuki biz senden önce onlara bir uyarıcı (peygam-ber) de göndermemiştik." (Sebe, 34/44), "Çünkü ümmilere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Süphesiz onlar

    önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler." (el-Cum'a, 62/2).

    "ما"nın mevsûle veya mevsûfe olması da mümkündür. Buna göre ondan sonraki cümle "لتنذر"nın ikinci mef'ûlü olur. Bu durumda mânâ şöyledir: "İsmail (a.s.) zamanında büyük dedelerinin uyarıldığı azabla onla-nuyarman için Kur'an sana indirilmiştir." Kureyş kavminin ataları hem uyarılmış hem uyarılmamış gibi çelişkili bir mână ortaya çıkmaması için "ataları" birinci tefsirde yakın ataları, ikinci tefsirde ise uzak ataları ola-rak açıklanmıştır. Şüphe yok ki onların önceki atalarına uyarıcı gelmiştir. Yakın ataları olan Kureyş ise böyle değildir. Bu durumda bu âyet, Allah Teâla'nın "Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?" (el-Mü'minûn, 23/68) kavlinin mânâsında olur.

    Eğer "Bu nasıl olabilir? Halbuki Allah Teâlâ bir başka âyette "Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur." (Fatır, 35/24) buyurmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.)'den de Allah'ın Araplara Halid b. Sinan'ı peygamber olarak gönderdiği rivayet edilmiştir." dersen, şöyle cevap veririm: Allah Teâlâ her ümmete uyarıcının gelmesiyle fetret döneminden önce uyarının yapılmış olduğunu murad etmektedir. Halbuki tarih kitaplarında anlatıldığına göre geçmiş zamanlarda bir peygamberle diğer peygamber arasında birtakım fetret dönemleri olmuştur. Hadîse gelince Halid b. Sinan Araplardan sadece Absoğulları'na gönderilmiş-tir. Halid (a.s.) Îsâ (a.s.) ile bizim Peygamberimiz (s.a.)'ın devri arasında yaşamıştır. Kabrinin Cürcan nahiyesinde Huda-kûh (Tanrıdağı) denilen bir dağın tepesinde olduğu söylenir. Halid b. Sinan'ın kızlarından birisi yanına geldiğinde Rasûlullah (s.a.) onun hakkında: "Ey kauminin zayi ettiği peygamberin kızı!"? buyurmuştur. el-Es'iletü'l-müfhime'de böyle geçmektedir.

    7. Ibn Sa'd, Tabakat, 1, 296.

    YanıtlaSil
  14. 266

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 6

    Yukarıdaki âyetlerin başka bir şekilde bağdaştırılması da muhtemel dir. Söyle ki: kendilerine uyarıcı gelip geçen ümmet kökü kesilen/yok edilen ümmettir. Çünkü uyarıcı gelmeden ve onu yalanlama konusunda israr olmadan hiçbir kavmin kökü kesilmemiştir. Yine her asırda uyarıcının bulunmuş olması, onun her nahiyede/bölgede var olmasını gerektirmez En iyisini Allah bilir.

    Toplumun "bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış" olmaları, uyarının yapılmamış olmasıyla alakalı ve ondan kaynaklanmaktadır. Yani onların ataları uyarılmamış, bu yüzden onların hepsi îmandan, doğru yol-dan, tevhîdin huccetlerinden ve yeniden diriltilmenin delillerinden gafil-dirler.

    Babalarının uyarılmamış olması bunların da gaflet içinde kalmış olma-larının sebebidir. Ya da aradan uzun müddet geçtiği için eski/geçmiş ata-larının uyarıldıkları şeylerden bunlar gafildirler/bîhaberdirler.

    Gaflet, bir mânânın nefiste bulunmamasıdır. Nisyan (unutma) ise, bir mânâ nefiste bulunduktan sonra kaybolmasıdır. Bazıları der ki: Gaflet kal-bin uyumasıdır. Kalb uyuyorsa dilin hareketine îtibar edilmez. Kalb uya-nıksa dilin durması zarar vermez. Kalbin uyanık olmasının mânâsı, Allah Teâlâ'nın kendisini koruyup muhafaza ettiğini, murâkabe edip gözettiğini ve maslahatlarını yerine getirdiğini müşâhede etmek/görmektir.

    Molla Câmî der ki:

    Nice Kur'an okuyanlar vardır ki,

    Bu okuyuş, onu rüsvaylığa götürür.

    Lânet olsun, makam ve ses için

    Allah'ın kelâmının nuru

    Senin gönlünde parlamaz.

    Senin yüzünden gönül huzuru kayboldu Musikinin güzellik fikri aklını alır götürür; Mütekellim/konuşan seni unutur. Lânet hükmü, sadece Kur'an okuyanların İhlassız davranışlarından dolayı değildir. Nice namaz kılanlar vardır ki namaz esnasında Allah Teâlâ'ya niyazda bulunurlar. Sıdk kapısı ona açık olmadığından, O namaz ona lânet eder.

    YanıtlaSil
  15. Cüz: 22

    Rûhu'l-Beyân

    267

    Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Gaflet üç şeyde olur: Allah'ın zik-rinden gafil olmak, fecr-i sadık ile güneşin doğuşu arasında gafil olmak ve kişinin din konusunda nefsinden gafil olması "8

    Keşfü'l-esrar'da der ki: "Gafiller iki gruptur. Birinci grupta olanlar, din hususunda gafil, kendilerini ıslah hususunda habersizdirler. Başlarını dünyaya koymuş, şehvetten dolayı kendilerinden geçmiş, fikir ve ibret gözünü kapatmışlardır. Bunlarla ilgili Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "... ayetlerimizden gafil olanlar yok mu, işte onların, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer, ateştir! (Yūnus, 10/7-8) Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: "Kendisinden gafil olunmadığı halde gafil olana şaşarım."9

    Diğeri, beğenilmiş gafilliktir. Dünya işleri ve yaşamın düzenlenme-si hususunda gaflettedir. Hakikat sultanı onun bâtınını istîlā etmiştir. Ahadiyyet celâlinin mükâşefesinde öyle yok olmuştur ki kendinden geçmiş, ne dünyadan haberi var ne de ukbâdan. Hâl diliyle şöyle der:

    Bu cihan aklın elinde, diğer cihan rûhun elindedir Himmet ayağını her iki köyün efendisinin ensesine vur

    "Sûfî kâin ve bâindir (Bedeniyle halk iledir, kalbi ile onlardan ayrıdır.)" demişlerdir.

    Hak kime marifet nurunu vermiş ise,

    O kimsenin sıfatı "kain bâin" olur

    Can Hak ile, ten Hak'tan gayrisi iledir.

    Ten Hak'tan, can Hakk'ın gayrısından ayrıdır.

    Onun zahiri halkla beraber,

    Bâtını ise halktan kopuktur

    İçerden tanıdık, bildik;

    Dışından yabancı elbisesinde

    İşte bu sıfatın ehli olanlar uyusalar da hakikaten uyanıktırlar. Çünkü âriflerin gönül gözleri uyumaz. Diğer insanlar ise uyanık da olsalar hakikaten uykudadırlar. Çünkü onların gönül gözleri açılmamıştır.

    8. Bk. Deylemi, hadis no: 4327.

    9. Deylemi, Hadis no: 4095,

    YanıtlaSil
  16. 268

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 6-7

    Vasaya'da şöyle geçer: "Ev Ali! Ölülerle oturma." Ali (r.a.), "Ev Allah'ın Rasûlü! Ölüler kimlerdir?" diye sordu. Hz. Peygamber (a.s.): "Câhiller ve gâfiller." buyurdu.

    Allah'ım! Bizi ilim, irfan, îkan, müşâhede ve ıyân ehlinden eyle. Bizi iki cihanda sana kavuşmakla şereflendir. Bizi dünya ve âhiret mülahazasından çevirip uzaklaştır. Amîn.

    لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (۷)

    7.

    Andolsun ki onların çoğu cezâyı hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.

    "Andolsun ki onların" senin kendilerini uyardığın Mekke halkının "çoğu cezayı hak etmişlerdir. Çünkü onlar" senin onları uyarmanla "îman etmiyorlar."

    Buradaki "الْقَوْلُ" hakkında ulema ihtilaf etmiştir. Bazıları "الْقُولُ onların cehennemlik olduklarına dair Allah Teâlâ'nın verdiği hüküm-dür." demiştir. el-Müfredat'ta "Allah'ın onları bilmesidir." der. Bazıları "الْقَوْل azabdan kinâyedir." der. Yani onların çoğuna azab vacib olmuş-tur." demektir. Cumhur ise bununla kasdedilen İblis: "Onların hep-sini mutlaka azdıracağım" (Sad, 38/82) dediğinde Allah Teâlâ'nın: "Mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduraca-ğım!" (Sad 38/85) buyurmasıdır. İşte Allah Teâlâ'nın: "Ama azap sözü kâfirlerin üzerine hak olmuştur." (ez-Zümer, 39/71) sözüyle kasdedilen de budur.

    Bu söz cinlerden ve insanlardan İblis'e tabi olanlarla ilgilidir. Allah, Mekke halkının çoğunun da şeytana tabi olmakta ısrar eden ve ölene kadar küfrü tercih eden kimseler olduğunu bildiğinden onlar bu الْقَوْلُ )sözün mazmûnu kendileri aleyhinde vacib ve sabit olan kimselerden olmuşlardır. Ancak bu durum kendileri tarafından bunu gerektirecek bir şey olmaksızın cebir yoluyla olmamıştır. Bilakis onların küfür ve inkârda kendi irâdeleriyle ısrar etmeleri; öğüt ve uyarılardan etkilenmemeleri sebebiyle olmuştur. Azap hükmünün (sözün) sabit olup onlar hakkında gerçekleşmesi onla-rın ölünceye kadar küfür ve inkârda ısrar etmelerine bağlı olunca, Allah

    YanıtlaSil
  17. Cün: 22

    Rûhu'l-Beyân

    269

    Teâla'nın "Çünkü onlar iman etmiyorlar" sözü de gerçekte azab hük-münün sabit olmasına değil onların küfür ve inkârda ısrarlarına bağlanmış oldu.

    Kaşifi der ki: "Kasdedilenler, Ebû Cehil ve arkadaşları gibi Allah Teâlâ'nın küfür üzere veya şirk üzere öleceklerini bildiği kimselerdir."

    Bu makamın hakikati şudur: "Saîd olsun şakî olsun şu dünyada herkes istidad ve kabiliyetine göre hareket eder. Allah Teâlâ onların amellerinin safhalarına göre hallerini ortaya koyar. Kulları hiçbir konuda icbar etmez/zorlamaz. Onun için kim bir hayır bulursa, Allah Teâlâ'ya hamd etsin. Kim de başka bir şey bulursa kendi nefsinden başkasını kınamasın.

    Ameller emârelerdir, sonucu zorunlu/gerekli kılan şeyler değildir. Çünkü bütün işlerin sonunda varacağı yer başlangıçta kaderde yazılan şeydir. Sahih haberde Abdullah b. Amr b. As (r.a.)'tan rivayet edildi-ğine göre o şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.) bir gün iki elinde iki kitap-la çıkageldi. Sağ elindeki kitap için: "Bu âlemlerin Rabbi'nden gelen bir kitaptır. Bu kitapta cennetliklerin isimleri, babalarının isimleri ve kabilelerinin isimleri yazılıdır. Cennetliklerin sonuncusuna varıncaya kadar yazılmış ve toplanmıştır. Bunların sayısı artırılıp eksiltilmeyecek-tir." buyurdu. Sonra sol elindeki kitap için: "Bu da âlemlerin Rabbi'nden gelen bir kitaptır. Bu kitapta cehennemliklerin isimleri, babalarının ve kabilelerinin isimleri yazılıdır. Cehennemliklerin sonuncusuna varıncaya kadar yazılmış ve toplanmıştır. Bunların sayısı da artırılıp eksiltilmeyecektir." buyurdu. Sonra eliyle işaret ederek o iki kitabı bıraktı ve şöyle buyurdu: "Rabbiniz kulların kaderlerini yazıp bitirmiştir. Bir kısmı cennette bir kısmı da çılgın alevli cehennemde olacaktır. "10

    Allah Teâlâ kulların çoğunun şakavetine/bedbaht olacağına hükmetti. Bu da saådet ehlinin azınlıkta olduğuna delalet etmektedir. Bunlar ezelde Hakk'ın hitabını işitenlerdir. Sonra dünyada Hz. Peygamber (s.a.)'in çağ-rısını duyduklarında, ezelde Hakk'ın nidâsına icabet ettiklerinden dolayı O'nun (s.a.) dâvetine de icâbet ettiler. Saâdet ehlinin daha az olması şun dandır: Var etmeden maksad, kullardan halife ortaya çıkmasıdır. O da bir kişiyle hâsıl olur. Bununla birlikte hak üzere olan bir kişi hakîkatte sevåd-a'zam/büyük topluluktur.

    10. Tirmizi, Kader 8; Müsned, II, 167.

    YanıtlaSil
  18. 270

    36. Yâsîn Sûresi

    Ayet: 7-8

    Büyüklerden birisi der ki: "Hz. Muhammed (s.a.)'i yakaza halinde/uya-nikken gören kimse Allah'ın bütün mukarreb kullarını görmüş olur. Çünkü onların hepsi O'nda dürülmüştür. O'nun hidayet yoluna uyan, bütün pey-gamberlerin yoluna uymuş olur."

    İslâm ameldir. Îman tasdiktir. İhsan rü'yettir/görmektir veya rü'yet gibidir. İslâm'ın şartı boyun eğmektir. İmanın şartı îtikad etmek/inanmak tır. İhsanın şartı şâhid kılmaktır/tutmaktır. Îman eden dîni yüceltmiştir. Dini yücelten de Allah katında yücelik, izzet ve şeref kazanmıştır. İnkâr eden Allah'ın nûrunu söndürmek istemiştir. Halbuki Allah nurunu tamam-layacaktır. (bk. et-Tevbe, 9/32; es-Saff, 61/8)

    Mesnevî'de der ki:

    Hakk'ın mumuna üfleyen kişi ağzını yakar.

    Bu mum hiç söner mi?

    Müşrikler Uhud günü: "Yüce ol Hübel! Yüce ol Hübel!" deyince Allah onları ve Hübellerini zelil kıldı. Hübel, Cahiliyye devrinde tapınılan bir put idi. Bu put şu anda Kâbe kapısının alt eşiğinde, Benî Şeybe kapısı tarafında insanların çiğneyip geçtikleri bir taştır. Bu taş şimdi yüzüstü yere kapatılmış vaziyettedir. Melikler bu putun üzerine taşlar döşemişlerdir. Şayet bu gibi sırları anlıyorsan ne âlā! Değilse sus.

    Allah Teâlâ hakîmdir, hikmet sahibidir. İşleri hep yerli yerinde yapar. Şu âlemde ortaya çıkan her şey bir hikmettir. Allah Teâlâ onu yerli yerinde yapmıştır. Ancak Şâri'in red ve inkâr ettiğini mutlaka inkâr etmek lazımdır. Aman dikkat et, yanlış yapmaktan sakın!

    YanıtlaSil
  19. Menderes Özal ve Tayyip Erdoğar

    D ün ayın kaçı olduğunu unutmuşum meğerse 26 Mayıs imiş. Cumhuriyetin kuruluşu ve sonrası ile ilgili kısa bir yazıy Milat gazetesinde ya yınlanmak üzere göndermiştirm

    Abdulkadir İKBAL

    Bugün 27 Mayıs yani Türkiye'de ilk askeri darbenin ya-pıldığı yüz karası olan bir tarih. Soytarı hâkimlerden oluşan bir mahkeme. Vücutlarında sigara söndü-rülmüş idam mahkûmları. İşkencenin her türlüsünün yapıldığı Yassıada zindanları.

    Bu ülkede, Başbakan Adnan Menderes ve iki arkadaşı 27 Mayıs 1961 yılında idam edilmişti. İdamın yapıldığı masrafın bedelini de Menderes'in ailesinden istiyorlardı. Yani Menderes'in boynuna geçirilen urganın pa-rası dahi aileden isteniyordu. Hele bir düşü-nün babanızı idam ediyorlar idamın masra-fını da sizden talep ediyorlar. Bu vahşetin izahı var mı?

    Ne hazindir ki, Adnan Menderes'in ida-mından sonra bir oğlu banyoda ölü bulun-du, bir oğlu da trafik kazasında hayatını kaybetti. Geride sadece Aydın Menderes kalmıştı. Rahmetli Adnan Menderesin oğlu Aydın Menderesin kurduğu Büyük Değişim Partisi'nin genel idare kurulu üyesi idim.

    Epeyce beraberliğimiz oldu. Batman'da bir miting yapıldı. Rahmetli Aydın Menderes gözyaşlarıyla babasına yapılan zülmü dile getirmişti. O zamanın valisi bizi vilayete ça ğırdı ve konuşmalardan rahatsız olduğunu açıkça ifade etti. Üstü kapalı bir de tehdit vardı. Umursamadık bile. O zihniyeti çok iyi tanıyorduk, her türlü melaneti yapmak-tan asla çekinmezlerdi.Zaten Turgut Özal rahmetli olduğunda eski Mit Başkanı Prof. Mahir Kaynak ta Menderes'in partisinde ge nel başkan yardımcısı idi. Rahmetli Mahir Kaynak Mit Başkanlığını yaptığı sırada ask ri bir darbe yapılacağını haber vermiş ve

    darbeyi önlemişti. Böyle bir kişiliğe sahipt Rahmetli Mähir Kaynak ile yan yana

    YanıtlaSil
  20. darbeyi önlemişti. Böyle bi Rahmetli Mahir Kaynak

    oturuyorduk. Turgut Özal vefat ettiğinde kendisine sordum. Hocam Turgut Özal öldü mü yoksa öldü-rüldü mü? Tek bir kelime ile cevap ver-di, ÖLDÜRÜLDÜ.

    Turgut Özal Rei-sicumhurdu. Hasta-landığı zaman yanın-da doktoru yoktu. Ayrıca ambulans da yoktu. Çünkü birileri onu da öldürmek için gereken bütün tedbirleri almışlardı. Ortada şüpheli bir ölüm vakası vardı. Zehirlendiği söyleni-yordu. Koca bir Rei-sicumhurun ölüm se bebi doğru durüst açıklanmadı bile.

    Bilahare Refah(Fa-zilet Partisi Milletvekili iken, yine bir trafik kazası sebebiyle mer-hum Başbakan Adnan Menderes'in hayatta kalan oğlu Aydın Menderes te felç oldu ve bilahare hayatını kaybetti. Bu aileden geriye nerede ise hiç kimse kalmadı. Elbette bunlar tesadüf ola-mazdı. Merhumun soyu kurudu.

    Sayın Reisicum-hur Recep Tayyip Er-doğan'a da bir kaç kez suikast yapıldığı-na şahit olduk. Kendi arabasının içinde otururken birden bire arabanın kapıları ka-panmış ve arabanın anahtarı bulunami-yordu. İçeride nefes-sizlikten hayatını kaybedebilirdi. Bal-yozlarla camları kır-dılar ve bu suikast önlendi.

    YanıtlaSil
  21. okluğunu bildusin, razı olmayacağı bir işi kocası yapama am... Qyle bir sevce ki tatediği zaman evden çıkain, di lediğinde dönsün ve her yerde erkeklerle oturup kalkan!

    Evet, kadın hakları taraftarı görünen zat bunu ister mi, yoksa böyle bir seveeye cam sıkılır ve karısını hürri yetlerine kavuşturan şu samana lanet mi eder? Fakat buna rağmen gene de davasının adamı görünür...

    Böylesi davasında samimi midir? Yoksa bu davanın arında başka saebeplers mi vardır?

    Kadhin, hakikaten hürriyete ermesi için mi kayıl lardan sıyrılmasım ister, yoksa ticarethanede, fabrikada, mektepte ve yolda kolay ele geçebilmesi veya kendi gehe vetlerini sahmetsia ve engelsis tatmin etmesi için mi

    Açık ve samimi olalım. Bütün bu didinmeler kadı m ele geçirmek içthdir, yoksa hürriyete kavuşturmak için değil

    Bir başka misal:

    Genç kızları gazetesinde çalıştıran patron... Kadını hürriyetine kavuşturmak için uğraştığını söyler, Çalış mak, geçimini sağlamak ve şahsiyetini gerçekleştirme yo lunda her sahada faaliyet gösterebilmek için kadına yar dım etmektedir o. Patron, kadının erkekten daha randı manı olduğunu, vazifesini yapmakta ondan daha muk tedir bulunduğunu söyler. Kadının ise daha dayanıklı ol duğunu, ona daha samimi sarıldığını söyler... Söyler de söyler...

    Hakikaten kadını hürriyete kavuşturmaya ve onun iktidarını isbata mı çalışıyor o?

    Yoksa yürüttüğü gazetecilik işinde onu bir tuzak mi edinmek istiyor? Kadını haber toplamaya gönderir, çünkü çok iyi biliyor ki öteden kıvrak bir hareket, beri

    (2) Bir yasarunia Kadını kafesten kurtaracağız, diyenler, onu sokak ortasında kafeslemek isteyenlerdivs der.

    254

    YanıtlaSil
  22. olduğunu bildirsin, razı olmıyacağı bir işi kocası yapama sın... Öyle bir zevce ki istediği zaman evden çıksın, di lediğinde dönsün ve her yerde erkeklerle oturup kalksın!

    Evet, kadın hakları taraftarı görünen zat bunu ister mi, yoksa böyle bir zevceye cam sıkılır ve karısını hürri-yetlerine kavuşturan şu zamana lånet mi eder? Fakat buna rağmen gene de davasının adamı görünür...

    Böylesi davasında samimi midir? Yoksa bu davanın ardında başka sebepler» mi vardır?

    Kadının, hakikaten hürriyete ermesi için mi kayıt lardan sıyrılmasını ister, yoksa ticarethanede, fabrikada, mektepte ve yolda kolay ele geçebilmesi veya kendi şeh vetlerini zahmetsiz ve engelsiz tatmin etmesi için mi??

    «Açık ve samimi olalım... Bütün bu didinmeler kadı mele geçirmek içindir, yoksa hürriyete kavuşturmak için değil.

    Bir başka misal:

    «Genç kızları gazetesinde çalıştıran patron... Kadını hürriyetine kavuşturmak için uğraştığını söyler. Çalış-mak, geçimini sağlamak ve şahsiyetini gerçekleştirme yo-lunda her sahada faaliyet gösterebilmek için kadına yar-dım etmektedir o. Patron, kadının erkekten daha randı-manlı olduğunu, vazifesini yapmakta ondan daha muk-tedir bulunduğunu söyler. Kadının ise daha dayanıklı ol-duğunu, ona daha samimi sarıldığını söyler... Söyler de söyler...

    «Hakikaten kadını hürriyete kavuşturmaya ve onun iktidarını isbata mı çalışıyor o?

    Yoksa yürüttüğü gazetecilik işinde onu bir «tuzak» mı edinmek istiyor? Kadını haber toplamaya gönderir, çünkü çok iyi biliyor ki öteden kıvrak bir hareket, beri-

    [2] Bir yazarımız: Kadını kafesten kurtaracağız, diyenler, onu sokak ortasında kafeslemek isteyenlerdir. der.

    254

    YanıtlaSil
  23. Edep ve haya; toplum ahlakının temel taşlarını oluşturan kıymetli unsurlardır. Ahlakı geliştiren, bes-leven ve ileri götüren fıtrî insanlık vasıflarından biri; iffet ve namusun kirlenmesine, şeref ve haysiyetin le kelenmesine mânî olan bu duygudur.

    Hayâ esasları, her müslümanı, erkek ve kadın vü cudunun bazı kısımlarını hem açmaktan, hem de on-lara bakmaktan men eder.

    Allah Teâlâ insanı; "ahsen-i takvim" yani, "yaratıl-mışların en mükemmeli" olarak yaratmış. Rabbimiz, bize değer verdiği için diğer canlılardan üstün kıldı ve onları hizmetimize sundu. O hâlde bunun farkında olmalıyız. Kıymetli olan bir eşya, iyi muhafaza edilir, gizlenir, herkesin eline verilmez. Onu sadece sahibi görebilir, dokunabilir ya da kullanabilir değil mi? Öy-leyse kendimizi kollamalı, yani edep ve hayâ sınırları içerisinde yaşamalıyız. Aksi takdirde kendi değerimizi düşürmüş oluruz.

    ***

    Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:

    "Muhakkak hayâ îmândandır." diye buyuruyor. (Buhâri, Îmân, 16)

    Karakterimizi oluşturan bütün unsurlarda olduğu gibi; edep ve hayânın tohumları da âilede atılır.

    Cenâb-ı Hak, Nisa Sûresi'nin 23. âyet-i kerîmesin-de:

    "Sizlere; analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkardeşleriniz, zevcelerinizin anneleri, kendileriyle cinsel münâse-bette bulunduğunuz kadınlarınızdan olup yanınızda kalan üvey kızlarınız -onlarla cinsel münasebette bulunmamışsanız (kendileriyle boşandıktan sonra oğullarınızın esleri ve iki kız kardesi bir arada almak haram kılındı..." buyuruyor.

    Bunların dışındaki herkes nâmahremimiz olduğu için; ancak dînimizin emrettiği tesettür kurallarına ria-yet etmek şartı ile ve belli ölçüler çerçevesinde yanla-rında olabiliriz. Ayrıca müslüman bir hanım için gayr-i müslim bayan da erkek mesâbesindedir ve onların yanında da tesettüre riâyet edilmesi gereklidir. Bunun sebebi, dînî hassasiyetleri olmadığı için; erkeklerin

    YanıtlaSil
  24. vanında saçımız ve vucudumuz hakkında bazı bilgiler verme ihtimallerının olmasıdır.

    Peki aile içinde ya da hemcinslerimizin va-runda nasıl olmalıyız? Onlar bizim mahremi-miz dive kendimizi tamamen ifşa mu etmeliyiz? Tabii ki hayır! Nerede kaldı bizim değerimiz? Her birimizin husüsi mahremiyet ölçüleri var değil mi?

    Elbette, evdeki giyimimiz de ölçülü olmalı. Hanımların ve beylerin kendi aralarında ya da mahremlerinin yanında göbek ile diz kapağı ara-sunu gizlemesi gerekir. Oyle ya saklanan şey kay-metli olur. Bir de son dönemlerde yaygınlaşan bir şey, müslüman hanımların haşema (tesettür mayosu) ile kapalı plajlarda denize girmesidir.

    Kardeşim sen kendini gizliyorsun da, gözle rini oradaki mayolu hanımlara bakmaktan koru-yabiliyor musun? Bu da haram değil mi?

    Çocuklarda dahi, edepli yetişmeleri açısın-dan bu konuda hassas davranmamız elzemdir. Anne, bebeğinin bezini değiştirirken; bebek kız ise erkek kardeşinin, erkek ise kız kardeşinin ya-nında bulunmamasına dikkat etmelidir. Belli bir yaştan sonra kız ve erkek kardeşlerin odalarının avrılması gerekir.

    Evde yatak odaları özeldir. Mecbur kalma-dıkça odanın sahibinden başkasının girmemesi tavsiye edilir. İhtiyaç hâlinde ise, izin istenme-lidir. Yavrularımıza kapalı gördükleri kapıyı tıklayıp, müsaade isteme alışkanlığı kazandır-malıyız.

    -Günümüzde bu konulara çok da dikkat edil-mediğini üzülerek görüyorum. Bir delikanlının kız kardeşi varsa; eve erkek arkadaşlarını ge-tirmesi, bilhassa da yatıya bırakması oldukça yanlış bir davranıştır. Aynı şekilde evli bir beyin, erkek kardeşi ile birlikte oturması veya evli ha-nımın kız kardeşi ile yaşaması da mahzurludur. Çünkü kayın ve baldız da námahremdir, asla kardeş gibi düşünülemez.

    İmanın elimizde kor gibi olduğu, edep ve hayanın ortadan kalktığı, yatak odalarının özel bir mekân olmaktan çıkıp, umúma açıldığı, her-kesin her şeyi artık sokaklarda yaptığı zor bir dönemdeyiz. Hål böyle olunca, değil çocuklan-

    mızı edepli yetiştirmek; maalesef kendimizi bile haramdan koruyamaz duruma geldik.

    Fakat zamanın kötülüğünü bahane edip, her şeyi oluruna bırakmak, müslümana yakışmaz. Mahremiyet eğitimi ile ilgili öncelikle yapmamız gereken iş, evimizden televizyonu atmaktır. Bu, hem kendimizi, hem de çocuklarımızı korumak açısından oldukça önemlidir. Kardeşlerimizin

    sokakta bir hanım görünce basını öne eğip de; televizyondaki kadınlara, sanki câizmiş gibi baktıklarını üzülerek görüyorum. Onun haya-

    YanıtlaSil
  25. tımıza girmesi ile edep ve hayânın iyice dumûra uğradığına şahit olmaktayız.

    ***

    Hayasızlığı yaygınlaştıranlara elimizden geldiğince engel olmalıyız. Cenâb-ı Hak, Nûr Sûresi 19 ve 20. âyetlerde:

    "Mü'minler arasında hayâsızlığın yayılma-sını arzu edenlere, işte onlara dünya ve âhirette can yakıcı bir azap vardır. Allah bilir, siz ise bilemezsiniz. Allâh'ın size lûtuf ve rahmeti bulunmasaydı; Allah, şefkatli ve merhametli olmasaydı, (haliniz nice olurdu?)" buyuruyor.

    Rabbimiz er-geç hayâsızlığı yayanlara ceza-sını verecektir. O hålde neden evlerimizin baş köşesine televizyonu koyarak onları destekle-yip, gazaba dûçar olalım ki!...

    Televizyonu hayatımızdan çıkardıktan son-ra; kendimizin de bu konuda oldukça hassas davranarak, evlatlarımızı uyarmamız gerekir.

    "O çocuktur, ne olacak?!" anlayışından vaz-geçmeliyiz. Zira insanın karakteri küçük yaş-larda oluşur.

    Ayrıca çevremizi, kardeşlerimizi de bu ko-nuda uyarmakla yükümlüyüz.

    Kıymetli eşyalar sandıklarda gizlenir, bakı-mı yapılır, zamanı gelince de sahibine teslim edilir. Evlatlarımızın da; ailelerinde karakter-lerine îmân tohumları atılarak, edep ve hayâ ile yeşertilip muhafaza edilmesi ve vakti gelince de en hayırlısı ile evlendirilmesi gerekir. Toplum, ancak bu şekilde huzur bulur.

    Rabbim, cümlemize islâmî değerlerden vaz-geçmeyen, sağlam karakterli, iffetli, edepli ve hayalı nesiller yetiştirmeyi nasip etsin. Ahlakı-mızı bozmak için her yola başvuranlara fırsat vermesin... Amin!

    YanıtlaSil
  26. Altunatak'n Rams Chine

    Sebnem

    Kaden ve Aile Dangst

    Ramazan Bayramınız Mübarek Olsan

    İnsanın Şerefini Yücelten İlâhî Sınır

    MAHREMİYET

    YanıtlaSil
  27. Sebnem

    Yil 9 Sayı 67 Eylül 2010

    Kadın ve Aile Dergisi

    YanıtlaSil
  28. 588

    HADIS-I ŞERİFLER

    1213) «Her kim, bir müslümana zarar verirse; Allah onu zarara uğ ratsm.. Ve her kim bir sıkıntı verirse; Allah ona sıkıntı ver. sin...>>>

    Peygamber S.A. Efendimizin bu intizarını alanlar, acaba felâh bulur. lar mı?..

    **

    Ravi: TİRMİZİ.. Menkıbesi, 13. Hadis-i şerifte..

    ( رواه الطبراني )

    مَنْ عَمَّا عِنْدَ الْقُدْرَةِ عَفَا اللَّهُ عَنْهُ يَوْمَ الْمُسْرَةِ

    ١٢١٤

    1214) «Her kim, gücü yettiği halde affederse; Allah sıkıntılı günde onu affeder..>>»

    Yani: İntikam almaya gücü yetenler, intikam almaktan vaz geçer-lerse, kıyamet günü Allah onları affeder..

    * **

    Ravi: TABERANI.. Menkıbesi, 9. Hadis-i şerifte..

    ( رواه أحمد عن أبي الدرداء )

    مَنْ عَلَى تَمِيمَةً فَقَدْ أَشْرَكَ .

    ۱۲۱۵

    1215) «Her kim, bir TEMİME takarsa; müşrik olur..>>>

    **

    TEMİME: Nazar boncuğu ve benzeri şeylerdir. Bilhassa yararlı ola-cağına inanarak takanlar, bu Hdis-i Şerifin tehdidi altına girerler..

    Ravi: EB'UD-DERDA'dan r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkıbele-ri, 1. ve 9. Hadis-i Şerifte..

    ١٢١٦ مَنْ غَرَسَ غَرْمًا لَمْ يَأْكُلْ مِنْهُ آدَمي وَلَا خَلْقٌ مِنْ خَلْقِ اللَّهِ إِلَّا كَانَ لَهُ صدقة .

    ( رواه أحمد عن أبي الدرداء )

    1216) «Her kim, bir ağaç diker de; ondan bir âdemoğlu veya Allah'-ın yarattıklarından biri yerse; ancak kendisine sadaka olur..>>>>

    **

    Bu Hadis-i şerif, bizi bilhassa meyveli ağaçların dikilmesine teşvik ediyor..

    **

    Ravi: EB'UD-DERDA'dan r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkibe-leri, 1. ve 9. Hadis-i şerifte..

    *

    YanıtlaSil
  29. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    589

    ۱۲۱۷ مَنْ غَسَلَ مَيْتًا سَتَرَهُ اللَّهُ مِنَ الذُّنُوبِ، وَمَنْ كَفَتَهُ كَاهُ اللَّهُ مِنَ السُّنْدُ. ( رواه الطبراني عن أبي أمامة )

    1217) «Her kim, bir ölüyü yıkarsa; Allah onun günahlarını örter.. Ve her kim onu kefenlerse; Allah-ü Taâlâ kendisine SÜNDÜS'ten elbise giydirir..>>>

    *

    SUNDUS: Cennetin ipekli elbiselerinden bir cinsin adıdır.

    Arasıra ölüleri yıkayıp, kefenlemekte fayda vardır. Eilhassa âhireti hatırlamak için..

    **

    Ravi: EBU UMAME'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 22. Hadis-i Şerifte..

    ۱۲۱۸ مَنْ طَافَ بِالْبَيْتِ خَمْسِينَ مَرَّةً خَرَجَ مِنْ ذُنُوبِهِ كَيَوْمٍ وَلَدَتْهُ اللهُ .

    ( رواه الترمذى )

    1218) «Her kim, Kâbe'yi elli kere tavaf ederse; günahlarından çıkar.. Tıpkı, anasi onu doğurduğu gün gibi..>>>

    Hacca gidenler bu tavafı yapmalıdırlar.. Yalnız farz olan tavafla kalmamalıdırlar..

    * **

    Ravi: TİRMİZI.. Menkıbesi, 13. Hadis-i şerifte..

    ۱۲۱۹ مَنْ فَطَرَ صائما كانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِهِ ، غَيْرَ أَنَّهُ لَا يَنْقُصُ مِنْ أَجْرِ الصَّائم ( رواه أحمد ) شينا

    1219) «Her kim, bir oruçluya iftar ettirirse; onun gibi ecir alır.. Sonra: Oruç tutanın da ecrinden birşey eksilmez..>>

    Bilhassa ramazan ayında oruç tutan fakirler, iftara davet edilmeli-dir. Diğer günlerde de unutulmamalıdır.

    **

    Ravi: İMAM-I AHMED.. Menkıbesi, 1. Hadis-i şerifte..

    **

    YanıtlaSil
  30. HAZRETİ

    YUSUF

    ALEYHİSSELAM

    Mahmud Hakkı

    YanıtlaSil
  31. Fatih Gençlik Vakfı Yayınları No. 1

    FATİH GENÇLİK VAKFI YAYINLARI

    Bab-ı Ali Caddesi No. 37

    Telefon: 26 30 03

    Cağaloğlu İstanbul

    YanıtlaSil
  32. بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah

    YanıtlaSil
  33. HAZRETİ

    YÛSUF

    Aleyhisselam

    Yazan: MAHMUD HAKKI

    Üçüncü Baskı

    İSTANBUL-1977-1397

    YanıtlaSil
  34. Dizgi - Baskı

    Fatih Gençlik Vakfı Matbaa İşletmesi

    Tel: 26 30 03 - İstanbul

    YanıtlaSil
  35. TAKDİM

    Alemlerin Rabbı tarafından, KISSALARIN EN GÜZELİ olarak tavsif buyurulan Hazreti YÛSUF Kıssası, insanlara büyük hisse ver-mektedir.

    Bir INSAN'ın tâ doğumundan, çocukluğundan; gençliğine ve ihtiyarlığına değin, başından geçen veya geçmesi muhtemel olan ha-dise ve vakıaların hiçbiri yoktur ki, YOSUF KISSASI'ndakilerin bi-rine benzememiş olsun. Ve ondan istifade kabiliyyetine sahip olan için, ibret alıp hisseyâp bulunmasın!...

    İNSANLIK târihinde en çok faydalanılacak yol, NEBİLER, yâ-ni HAK ELÇİLERİ yoludur. Aklı zinde, şuûru yerinde bir İNSAN'-ın aradığı HAK, HAYAT, HUZUR ve SAADET'in, ancak bu yol-la bulunduğu târîhen sâbittir.

    Evvelce de, bugün de, yarın da, yaradılmışların en mükemme-li ve şereflisi olan ADEMOĞLU'nun, BİLMEK istediği, ERMEK istediği, OLMAK istediği HAKİKAT'ın tâ kendisine nâiliyet, HAK ELÇİLERİ vasıtasıyle mümkün oluyor.

    ALLAH'a îmanı,

    İLİM'le yükselmeyi,

    AHLÂK'la mes'ud yaşamayı,

    SAN'AT'la huzûr ve devamlılığı sağlamayı onlardan öğrenmişizdir.

    HAK ELÇİLERİ'ne inanıp; onların yolunda giden nice 1N-

    5

    YanıtlaSil
  36. 6

    SAN'lar vardır ki, vakıf oldukları ILIM, yaşadıkları AHLAK, mey-dana getirdikleri SAN'AT eserleri sayesinde yer yüzünü ziynetle-mişler, insanlık izzet ve şerefini arşa yükseltmişlerdir. Bunlar beşe-riyyetin yüz akı'dırlar.

    HAK ELÇİLERİ'ni inkâr edip; onların yolundan sapanlar, nef-sânî haris emeller taşıyanlar, kendilerini ve tâbî'lerini husrâna dü-çâr etmişler; karşı koyanları ise zulme, gâdre uğratmışlardır. Ah-lâksızlıkları ile İLMİ ve SAN'ATI' şerre âlet ederek İNSANLIK iz-zet ve şerefini ayaklar altına almışlardır.

    İSTİKAMET, HÖRMET, SADAKAT ve NAMUS gibi güzel huylar ve duygular gönüllerinden silinmiş, zulümleri hayatlarınca sürmüş ve nihâyet hepsi lä'netlenmişlerdir. Bunlarda beşeriyyetin yüz karasıdırlar...

    Dünya, iyi ile kötü HAK ile haksız mücadelesidir.

    Imdi:

    Haksızı tehdit için Hak kuvvetli olmalı.

    Kuvvetin gölgesinde, Halk da huzur bulmalı!..

    Onun için PEYGAMBER:

    <<Cennet de Kılıçların Gölgesi altında-..» Der...

    Hak ehlinin hâmisi Bizzat Cenâbı HAK dır. Ona dayanan bir kul, Mutlak kurtulacaktır.

    YanıtlaSil
  37. Hicreti esnasında HABIB-i KIBRIYA da Yâr-i gâriyle SEVIR dağına çıkmışlardı.

    Düşmanları, peşlerin ta'kib ederek geldi... Onlarda hemencecik bir Mağaraya girdi

    <> denize açılmış,

    (*) 4 beyit Kaside-i bürde den tercümedir.

    7

    YanıtlaSil
  38. Hicreti esnasında HABIB-I KIBRIYA da Yâr-i gâriyle SEVİR dağına çıkmışlardı.

    Düşmanları, peşlerin ta'kib ederek geldi.. Onlarda hemencecik bir Mağaraya girdi

    <> dedi.

    ALLAH, hifzettiğini, istiğnâya erdirir; Ne yüksek kal'a ister, ne de kat kat çevşeni.»(*)



    HAKKAnî hizmetlere Kendini veren İNSAN, Yanlış anlaşılmaktan, Yolları kesilmekten Mağaraya girmekten Kuyuya atılmaktan Azmini gevşetemez; Korku ve hüzün bilmez, Ye'se de asla düşmez!.. NEBILER e baksan'a!: Herbiri neler çekmiş?: <<> denize açılmış,

    Deyit

    Kaside-i bürde den tercümedir.

    7

    YanıtlaSil
  39. 8

    <> zındana düşmüş.

    <> Peygamberi de Yerinden oynatmışlar, Sebeb-i hilkatimiz, Kâinatın seyyidi,

    Son NEBIMIZE bizim, Neler neler etmişler!.. Hiç biri de azminden Dönmemiş, sebât etmiş...

    Büyük bâdirelerde, HAKK'a ilticâ etmiş; Hepsi de nâm-1 Bâkî Bırakmışlar Dünyâda...

    Salât, selâm onlara HAKK'a dayanmış onlar; Hikmetini gözetmiş. Sabrı iltizâm etmiş...

    Â'mâli sâliha da Azim ve sebât etmiş, ZAFER müyesser olmuş. Huzurlara ermişler!..

    YanıtlaSil
  40. Karşı koyanlar ise, Hâk ile yeksân olmuş... NEBI ler den örnek al Ey İNSAN oğlu İNSAN!

    Uyan derin uykudan! Derin uykudan uyan! HAK KUR'ÂN ına dayan O KUR'AN dan bir sûre;

    Hıssaların hıssası, Ve en güzel bir töre, Hazreti YÛSUF kıssası,

    21 Şevval 1395 ÖMER KİRAZLI

    YanıtlaSil
  41. 46

    DELAIL 1 HAYRAT ŞERHİ

    Deyince, tekrar sordum:

    Hangi sebepten seni bağışladı?.

    Şöyle anlattı:

    -Resulüllah S.A. efendimizin adımı

    mutlaka ona salavat-ı şerife okurdum. zardım-kitaba yazdığım zaman: dille söyler; kitaba da ya-

    Iste, anlattığım sebepten ötürü, şanı yüce Rabbim bana öyle insanlar exledi ki, onları: Mahlukattan hle birinin gözü görmemiştir: bir insanın kalbine

    yali de gelmemiştir. Bu rivayette, NESSAH tabiri vardır.

    Eskiden matbaalar yoktu. Hoca efendilerin, yani: Alimlerin yaz. dığı kitaplar el yazısı ile çoğaltılırdı. İşte bu işi yapanlara:

    NESSAH.

    Denirdi ki, onların dünyalık geçimi buydu. Onların yerini şimdi matbaalar aldı. Tam bir sanat olan el yazısına da şimdi rağbet kal-madı. (1)

    Inttı: 25. Enes r.a. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu an-

    «Hiç birinizin imanı kemale ermez. Taa, ben o kimsenin kal. hinde; sevgi cihetiyle: Kendi özünden, malından, çocuğundan, baba-sından ve bütün insanlardan daha fazla yer tutmadıkça..>>>

    Bu hadis-i şerifi rivayet eden ENES r.a. Resulüllah S.A. efendi-mizin hizmetinde bulunurdu. Künyesi şöyledir: Enes b. Malik b. Nadr Ansari. Allah ondan razı olsun.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu hitabı; meclis-i saadetinde bulu-nan ashabına yapmıştır. Vasıtalı olaraktan da: Kıyamete kadar gele-cek bütün ümmetine şamildir. Bu mübarek kelâmı duyan herkes, manasının muhatabı olur.

    Burada anlatılan sevgiden murad: İhtiyarî ve akli sevgidir.

    Insan, Resulüllah S.A. efendimizin sevgisini her şeye tercih ede-cektir. İsterse nefis, bunun böyle olmasını istemesin.

    Bir hastaya bak, ilacı kötü görür; tab'an ondan nefret eder. Böy-le olmasına rağmen, aklını kullanarak o ilacı içer. Aklen, o ilaçta şifa olduğunu bildiği için, tab'ının rağmına o ilacı isteyerek içer.

    Bir mümin bilirse ki: Resulüllah S.A. efendimizin emrettiği her şey, yasak ettiği her şey; mümin kulun dünyasında, âhiretinde yara-rından veya zararından dolayı emredilmiş veya yasak olmuştur.

    Yine bilirse ki: Resul-ü Ekrem S.A. ümmeti için; ana babaların-dan ve cümle insanlardan daha şefkatli ve daha merhametlidir..

    İşte.. bütün bunlara inanarak, Resulüllah'ın S.A. emrini tutar: nehyinden kaçar.. hem de tam manası ile.

    (1) Yeri geldiği için, burada; kısmen sadeleştirenin şerhi vardır.

    YanıtlaSil
  42. KARA DAVUD

    كنتُ إِذَا كَبَتْ اسْمَ مُحَمَّد صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ في كتابِ سَلْتُ عَلَيْهِ فَاعْطَانِي رَبِّي مَا لَا عَيْرُ رَأَتْ وَلَا أُذُنْ سَمِعَتْ وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرَ .. وَعَنْ انينَ انَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى كُونَ احَتَ إِلَيْهِ مِنْ نَفْسِهُ وَمَا لِهُ وَوَلَدَهُ وَوَالِدُهُ وَالنَّا وَمَا اجمعين .. وَفِي حَدِيثِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِى اللهُ عَنْهُ انْتَا حَبُّ إِلَيَّ يَا رَسُولَ اللَّهِ مِن كُل شي الا نفسي التي بَيْنَ جَنْبَى فَقَالَ لَهُ عَلَيْهِ الصلوةُ وَالسَّلَامُ لَا تَكُونُ مُؤْمِنًا حَتَّى أكُونَ أَحَبَّ إِلَيْكَ مِنْ نَفْسِكَ فَقَالَ عُبَرَ وَالَّذِى أُنزِلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ لَانْتَ حَبَالَي مِن التي بَيْنَ جَنَّى فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ

    Küntü iza ketebtű isme Mu-hammedin sallallahü aleyhi ve selle-me fi kitabin salleytü aleyhi fea'tani Rabbi maläaynün raet vela üzünün se-miat vela hatare alá kalbi beşerin.

    25. Ve an Enesin ennehu kale kale Resulüllahi sallallahü aleyhi ve sellem:

    47

    Lâyü'minü ehadüküm hatta ekûne ehabbe ileyhi min nefsihi ve malihi ve veledihi ve validihi ven-na-si ecmain.>

    26. Ve fihadisi Ömer'ebn'il-hat-tab radiyellahü anhü:

    Ente ehabbü ileyye ya resu lellahi min külli şey'in illä nefsiyel-leti beyne cenbeyye.

    selâm: Fekale lehu aleyhissalâtű ves-

    Lâtekünü nü'minen hatta ekûne ehabbe ileyke min nefsike.> Fekale ÖMERÜ (1):

    Vellezi enzele aleyk'el-kitabe leente ehabbü ileyye min nefsiyelle-ti beyne cenbeyye.

    Fekale resulüllahi sallallâhü...

    *

    **

    Şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimizin adını kitaba yazdığım zaman; mutlaka ona salavat-ı serife okurdum.

    İşte anlattığım sebepten ötürü şanı yüce Rabbım, bana öyle ihsanlar eyle-di ki, onları: Mahlukattan hiç birinin gözü görmemiştir; kulaklar onun adını duymamıştır; hiç bir insanın kalbine onların hayali de gelmemiştir.

    25. Enes r.a. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:

    «Hiç birinizin imanı kemale ermez. Taa, ben o kimsenin kalbinde; sevgi ciheti ile: Kendi özünden, malından, çocuğundan, babasından ve bütün insanlar-dan daha fazla yer tutmadıkça.»

    26. Hazret-i Ömer b. Hattab'ın r.a. rivayet ettiği bir hadis-i şerif vardır. Bir defasında, Resulüllah S.A. efendimize şöyle dedi:

    -Ya Resulellah, iki kaburgam arasında bulunan nefsim hariç; seni her şeyden fazla severim.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Ya Ömer, ben sana anlattığın nefsinden daha sevgili olmadıkça, tam kamil bir mümin olamazsın.»

    Hazret-i Ömer r.a. Resulüllah S.A. efendimizin bu cana işleyen kelâmını işitince, şöyle dedi:

    Sana Kur'an-ı Kerim'i inzal buyuran Yüce Allah hakkı için; sen bana: İki kaburgam arasında bulunan nefsimden daha sevgilisin.

    (1) Arapça aslında ÖMERE, diye gelir; yanlıştır.

    (Devamı: 51. Sayfada)

    YanıtlaSil
  43. 48

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Sonra onu, cümle yaratılmışlara tercih eder. Tam imanın ikti. zası budur.

    Bu anlatılan, imanın ilk derecesidir. Ama, biraz daha ilerleyip imanda tam kemali bulduktan sonra, insan, nefsanî tab'ını aklına tabi kılar. Ve.. her hal ü kårda Resulüllah S.A. efendimize, itaat et.. meye başlar; her şeyden çok onu sever.

    Burada bir misal verelim. Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz,

    harb ve kıtal emri verdiği zaman, nefsi bunu istemeyebilir. Buna

    rağmen, Resulüllah S.A. emrettiği için, harb ve kıtala yönelmedikçe imanda kemal nulamaz. Mal işinde de, aynı sevgiyi ve bağlılığı göstermek gerekir. Diyelim

    ki. Resulullah S.A. efendimiz:

    Şu malı şu yere harca.

    Kendine göre Diye emretmiştir. Bu emri alan kimsenin malı: kıymetlidir. Tabiatı icabı o malı, emredilen yere harcamaz. Bütün bu isteksizliğe rağmen malını Resulüllah'ın emri yolunda harcama-dıkça, imanı kemale ermez.

    Resulüllah S.A. efendimiz, malı başta saydı; çünkü: Mal, candan bir parça gibidir.

    Hasılı: Resulüllah S.A. efendimize olan sevgi ana baba da dahil: herşeyden ileri olacaktır. Şöyle bir misal verelim:

    Bir kimsenin çocuğu, anası veya babası; düşman cephesinde yer aldığı zaman, Resulüllah S.A. efendimiz onlara karşı çarpışma emrini verir de; o kimse bu emre uymazsa, iman bakımından kemale ermez. İnsan, imanının kemâle ermesi için, Resulüllah S.A. efendimizin sev-gisini, onlara tercih edecektir. İnsan, tabiatı icabı olarak: Onlara eza ve cefa olmasını istemez; ama imanın kemâle ermesi için tabiî arzusunu kırmalıdır.

    Metinde geçen hadis-i şerif, Sehliye nüshasında, yalnız BABA lafzı ile anlatılmıştır. Burada murad olan mana: Cins'tir; bu sebep-ten, hem anaya, hem de babaya şamildir.

    İnsan, hiç bir şekilde, nefsin hevasına ve onun tabii sevgisine iti-har etmemelidir. Resulüllah S.A. efendimizin hadis-i şerifinden çıkan mana budur ve şöyle anlatmaktadır:

    İnsan, nefsine ve onun icabı tabiî arzulara itibar etmeden; beni hepsine tercih edip tam mahabbet göstererek, itaatla emrime hoyun eğmedikçe, imanı kemale ermez.

    Resulüllah S.A. efendimizin emrine itaat edip tam sevmenin alâ-meti vardır. Meselâ: Onun sünnet-i seniyyesine, güzel fiillerine, ah-låk-ı hamidesine uymaktır. Onun ism-i şerifini işittiği zaman, sala-vat okuyup tazim etmektir.

    Ve.. ona her daim salavat okumak; Mahabbet alâmetlerinden sa-yılır.

    Allahım, bize onun sevgisini; ashabının, ehl-i beytinin ve zürri-yetinin sevgisini nasib eyle. Amin!.

    YanıtlaSil
  44. KARA DAVUD

    49 26. Hazret-i Ömer'in r.a. rivayet ettiği bir hadis-i şerif vardır. Bir defasında, Resulüllah S.A. efendimize şöyle dedi:

    Ya Resulellah, iki kaburgam arasında bulunan nefsim hariç: seni her şeyden fazla severim.

    Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Ya Omer, ben, sana anlattığın nefsinden daha sevgili olma-dıkça, tam kâmil bir mümin olamazsın.>>>

    Hazret-i Ömer, Resulüllah S.A. efendimizin bu cana işleyen ke-lámını işitince şöyle dedi:

    Sana Kur'an-ı Kerim'i inzal buyuran Yüce Allah hakkı için, sen bana: İki kaburgam arasında bulunan nefsimden daha sevgili-sin.

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Ya Omer, şu anda imanın tam kemalini buldu.>>>

    Bu hadis-i şerif, Buhari'de vardır; Abdullah b. Hişam'dan riva-yet edildiğini çıkarıp anlatmıştır. Allah ondan razı olsun.

    Hazret-i Ömeri'n r.a. burada:

    - İki kaburgam arasında bulunan nefsim.

    Demesinden muradı:

    Canım.

    Demektir. Hazret-i Ömer r.a. Resulüllah S.A. efendimizi, canın-dan daha fazla sevdiğini böylece anlatmış oluyor. Resulüllah S.A. ise.. ona imanının kemale ermiş olduğunu müjdeliyor.

    dı:

    **

    27. Resulüllah S.A. efendimize şöyle soruldu:

    Ne zanıan, kâmil bir mümin olurum?.

    Bir başka rivayette ise, şöyle soruldu:

    Ne zaman, sadık bir mümin olurum?.

    Resulüllah S.A. efendimiz, onun bu sorusunu şöyle cevaplandır-

    «Allah-ü Taâlâ'yı sevdiğin zaınan..>>>

    Allah-ü Taâlâ'yı nasıl sevebilirim?.

    Diye sorulduğu zaman, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Allah-ü Taâlâ'nın Resulünü sevdiğin zaman..>>>

    Allah-ü Taâlâ'nın Resulünü ne zaman sevebilirim?.

    Diye sorulunca, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Allah-ü Taâlâ'nın Resulüne tabi olursan; onun sünnetine gö-re amel işlersen; onun sevgisine göre seversen; onun buğzuna göre buğzedersen; dostluğuna bakarak dost; düşmanlığına bakarak düş-man olursan.

    İnsanlar, iman cihetinden değişik derece alırlar. Onların bu de-receleri bana olan sevgileriyle ölçülür.

    Yine, insanların kâfir olanları da küfürde değişik durumdadır-

    F. 4

    YanıtlaSil
  45. 469

    Karaciç. No. 24, s. 3.) 14502. Tanrı ona verdiyse, senedini de vermedi ya. (İktidar, varsıllık için kullanılır.

    14503. Tanrı vermiş. Tanrı almış. (Birisi ölünce ya da bir şey yitince söylenir. Bulgarca benzeri var. Bog dao, bog i uzeo. Karacic, No. 300, 5. 20.)

    14504. Tanrı uyumaz. (Bulgarca benzeri var. Karacic, No. 318, s. 211.)

    14505. Tanrı yücelerde, sultan uzaklarda, bana kim yardım eder? (Bulgarca benzeri var. Bog visoko, a tsar daleko, nyama koy da pomogne. Karaciç, No, 290, s. 20.)

    ,beni dostlarımdan koru, düşmanlarımdan kendimi korumasını bilirim. 14506. Tanrım, (Bulgarca, Romence benzerleri var. Saçuvay me, boje, od priyatela, a od nepriyatela çu se sam çuvati. Karaciç, No. 5454, s. 345.)

    14507. Tavşan gibi hızlı. (Bulgarca benzeri var. Brz kao zets. Karaciç, No. 531, 5.34.)

    14508. Tembellik, en ağır yüktür.

    14509. Topalla gezen, aksaklık öğrenir. (Türkçe, Bulgarca, Romence, Yunanca benzerleri var.)

    14510. Türk ölmüşse, sevgili karıları ölmedi ya! (Kötü ve anlamsız bir atasözü. Bulgarca benzeri de var. Karaciç, No. 133, s. 10.)

    14511. Türkler "Tarhana, yemektir", gâvurlarsa "Lahana ile domuz yağdır" derler. (Turtsii nele "Tarana e hrana", a kauri "Kupis s slantsa".)

    14512. Türkler, tavşanı arabayla avlarlar. (Türkçesi: Osmanlı, tavşanı araba ile avlar (Şinasi). Değişik biçimi: Araba ile tavşan avlanmaz. Turci zeca na kolima hvataju.)

    14513. Türkü söylememi yasaklamışlarsa, ağlamamı da yasaklayamazlar ya! (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 68, s. 6.)

    14514. Vurduysam, öldürmedim ya. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 13, s. 2.)

    14515. Ucuz çorba, dilini yakar. (Türkçeden geçmiş.)

    14516. Ucuz etin çorbası vadiye (dökülür). (Türkçesi: Ucuz etin yahnisi (suyu) yavan (tatsız) olur. Od jeftina mesa çorba na dolinu.)

    14517. Utanmayan kişiye, her şey haramdır.

    14518. Üvey ana iyi olsaydı, bahçede ekilirdi.

    14519. Varsıl vaktinde, yoksul bulduğunda yer. (Bulgarca, Romence, Yunanca benzerleri var. Bogat yede, kad hoçe, a siromah kad moje. Karaciç, No. 287, s. 19.)

    14520. Yanlışsa Tanrı'dan, doğruysa Bey'den korkmam. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 137, s. 10.)

    14521. Yaşlı köpek, boşuna havlamaz.

    14522. Yeni gün, yeni nafaka. (Nov dan, nova sreça.)

    YanıtlaSil
  46. 468

    kao rak. Karaciç, No. 1810, s. 117.)

    14483. Para, ruhun katilidir.

    Karaciç, No. 191 ve 7349, s. 14 ve 458.) 14484. Parasız, kiliseye bile girilmez. (Bulgarca benzeri var. Bez para ni u tarkvu.

    14485. Pazarda koyun postundan çok, kuzu postu bulunur. (Bulgarca, Romence, Yunanca benzerleri var. Karaciç, No. 665, s. 42.)

    14486. Pide ile yoğurt çok lezzetli olurmuş. Nereden biliyorsun? -Papaz yerken babam görmüş. (Mujena je vruta pogaça kiselo mlijeko. A okle li znas? -Vite je to otats ga jede popov ak.)

    14487. Roma'da yaşamış, Papa'yı görmemiş. (Bulgarcası: İstanbul'da yaşamış, padişahı görmemiş. Bio ye u Rimu, ya niye vidio pape. Karaciç, No. 234, s. 16.)

    14488 Sağlık olmadan, varlık olmaz. (Bez zdravla nema bogatstva. Karaciç, No. 183, s. 13.)

    14489. Sanki üç gün ekmek yememiş. (Bulgarca benzeri var. Kao da treçi dan hleba neyede. Karaciç, No. 2477, s. 159.)

    14490. Serçeden korkan, darı ekmesin. (Ko se boyi vrabtsa, nek ne seye proso.)

    14491. Sevgi çok şey yapar, para daha çok.

    14492. Sirke, en çok kendi fıçısını ısırır. (Değişik biçimi: Sert sirke, kendi fıçısını bozar. Turkçesi: Keskin sirke, kabına (küpüne) zarardır. Sirçe svoje bure najvişe grize. Değişik biçimi: Ljudo sirçe svoju fuçiju kvari.)

    14493. Söz gümüşse, sükût altındır. (Beseda ye srebro, a çutane zlato.)

    14494. Su ile kötülük yeryüzünden eksik olmaz. (Bulgarca benzeri var. Vode i zlobe neçe nikad nestati. Karaciç, No. 694, s. 44.)

    14495. Su, kara yüz ile kötü dilden başka her şeyi temizler. (Bulgarca benzeri var. Voda svașto opere do pogana yezika "tsma obraza". Karaciç, No. 690, s. 44.)

    14496. Su, yüzkarasından başka her şeyi temizler. (Türkçe, Bulgarca benzerleri var. Voda sve nosi izvan sramote. -Karaciç, No. 691, s. 44.)

    14497. Sultansa, Çingene haraççıbaşı değil ya! (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 39, s. 4.)

    14498. Şarap, ölüyü bile canlandırır. (Bulgarca, Romence, Yunanca benzerleri var. Vino i mudroga pobudali. Karaciç, No. 639, s. 41.)

    14499. Şeytanın ıstavrozdan kaçtığı gibi kaçıyor! (Bulgarca, Arnavutça, Yunanca benzerleri var. Byeje kao od krsta. Karaciç, No. 253, s. 17.)

    14500. Tanrı çamurlu ayaklara bakmaz, yüreğin temizliğine bakar. (Fıkralı bir atasözü, Bulgarca benzeri var. Ne gleda bog na kalave noge, vec na cisto srise. Karaciç, No. 3823, s. 241.) 14501

    . Tanrı gökyüzünde, sultan yeryüzünde buyurur. (Bulgarca benzeri var. Bog na nebu, a tsar na zemli zapoviyeda. Karacic, No. 315, s. 21.)

    YanıtlaSil
  47. BAYEZIDIMISTAMIRAZNETLER NIEN

    METU SALES

    GERÇEK TASAVVUF

    -Kim;

    Kur'ân-ı Kerim kıraatini bırakır,

    Zühd hayatını terk eder,

    Cemaate devam etmez,

    . Cenâzelere katılmaz,

    الله

    Hastaları ziyaret etmez de sûfi olduğunu iddia ederse,

    >0 ancak bid'atcidir. (Beyhaki, Şuab, III, 305; İbnü'l-Cevzi, Telbisü iblis, s. 151)

    İnsanların Hakk'a en yakın olanı;

    Halkın cefâlarına katlanan,

    Onların ihtiyaçlarını merhametle yüklenen ve

    Ahlâkı en güzel olandır. (Attar, Tezkire, s. 199)

    ŞEKİLDE DEĞİL AMELDE

    Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri bir gün yolda gidiyor, bir genç de ayak izlerine basarak onu takip edi-yordu. Şeyhin üzerinde bir kürk vardı. Genç dedi ki:

    "-Efendim, kürkünüzden bir parça verseniz de bereket ve feyziniz-den istifade etsek!"

    Hazret ona şu mânidar cevabı verdi:

    "-Kürkünü değil, bizzat Bâyezîd'in derisini giysen, onun yaptığı amelleri yapmadıkça bir fayda göremezsin!" (Attår, Tezkire, s. 191)

    YanıtlaSil
  48. ENGİN ŞEFKAT

    Bayezid-i Bistami Hazret-leri'ne zamanın kutbu-nun Ebû Hafs adında bir demirci olduğu keşfolun-muştu. Bunun hikmetini öğrenmek için onu ziya-rete gitti. Kendisini çok dertli gördü ve sebebini sordu. Ebû Hafs derin bir âh çekerek, gözyaşları içinde şöyle dedi:

    "-Acaba benim derdimden daha büyük bir dert, benden daha dertli bir insan var mı?

    Derdim şudur:

    Acaba kıyamet gününde bu kadar «ibâdullâh »ın hâli nice olur?"

    Bâyezîd-i Bistâmî sordu:

    "-Halkın muazzeb olmasından niçin bu kadar kederleniyorsun?"

    Ebû Hafs Hazretleri cevâben şöyle dedi:

    "-Benim fıtratım merhamet ve şefkat mayasıyla yoğrulmuştur. Bir müslüman muzdarip hâlde iken, ben saâdet duyamam..."

    Hazret-i Bâyezid, bu ziyaretinin neticesini şöyle ifade eder:

    "Anladım ki, Ebû Hafs Hazretleri; <> diyenlerden değil, peygamber meşrebinde olup; <<Ümmetî! Ümmetî!» diyenler-dendir. (...)

    Bu mânevî teveccüh ve mevhibenin Ebû Hafs Hazretleri'ne nasib olmasında, ondaki engin şefkat ve merhametin tabiat-i asliye hâline gelmesinin bereketi vardır."

    YanıtlaSil
  49. BAYEZİD-İ BİSTAMI HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER

    -Tasavvuf;

    Nefsânî arzulardan temizlenmek,

    Kalbi, Cenâb-ı Hakk'a râm etmek,

    Bütün güzel vasıflarla ahlâklanmak ve,

    Dâimâ Allah'ın rızâsı istikametinde olabilmektir.

    (Sehlegî, en-Nûr, s. 138)

    YanıtlaSil
  50. DUASI

    Allah'ım! Beni Sana itaat etmek sûretiyle aziz eyle! Sana isyan etmek sûretiyle rezil eyleme!

    Allah'ım! Bana fazlından bolca lut-fettiğin nimetlerle, rızkını daralttı-ğin kimselere ihsanlarda buluna-bilmeyi nasib eyle! (Ebû Nuaym, Hilye, III, 196; Mizzi, Tehzibü'l-Kemål, V, 91)

    OĞLUNA VASİYETİ

    Câfer-i Sâdık, oğlu Musa Kâzım Hazretleri'ne şu hikmetli tavsiye-lerde bulunmuştur:

    -Oğlum!

    Allah Teâlânın taksimine rıza gösteren zengin olur, başkasının elindekine göz diken ise muhteris olur ve gönül fakiri olarak ölür...

    Kendi günahını küçük gören kişi, baş-kasının küçük günahını büyük görür. Başkasının günahını kü-çük gören, kendi günahını büyük görür.

    -Yavrucuğum!

    Lehine de olsa aleyhine de olsa, hakkı/doğruyu söyle! Böyle yapar-san toplum arasında şânın yücelir.

    Allâhın Kitabını oku, selâmı yay, iyiliği emredip kötülüğü nehyet, sana gelmeyene git, seninle konuşmayanla önce sen konuş ve isteyene ver!

    197

    YanıtlaSil
  51. BİR MEV'IZASI

    Namaz, her takvâ sahibi için (Hakk'a) yakınlıktır.

    Hac, her güçsüzün cihâdıdır.

    Bedenin zekâtı oruçtur.

    Amelsiz davetçi, yay olmadan ok atmaya çalışan kişi gibidir.

    Sadaka vermek sûretiyle, rızkın üzerinize bolca inmesini sağlayınız.

    Zekât vererek mallarınızı koruyunuz.

    İktisatlı davranan, fakir düşmez.

    Tedbir, hayatın yarısıdır.

    İnsanlarla dost olmak, aklın yarısıdır...

    Anne-babasını üzen, onlara âsî olmuş olur.

    Musîbet zamanında sabredemeyip feverân eden, sevâbından mahrum kalır...

    Allah Teâlâ sabrı musîbet miktarınca, rızkı da ihtiyaç miktarınca indirir.

    Allah Teâlâ;

    Kendisine verilen malı idareli (riyâzat içinde) kullananı rızıklandırır.

    Malını saçıp savuranı ise mahrum bırakır.

    (Ebû Nuaym, Hilye, III, 194-195; Mizzi, Tehzibü'l-Kemål, V, 89)

    196

    YanıtlaSil
  52. 50

    DELAILI HAYRAT ŞERHI

    lar. Onların küfürde siddetli olanları ile, diğerleri bana karşı buğz ları ile belli olurlar.

    Dikkat edin: ONA mahabbeti olmayanın imanı yoktur. Dikkat edin: ONA mahabbeti olmayanın imanı yoktur.

    Dikkat edin: ONA mahabbeti olmayanın imanı yoktur.»

    Bu hadis-i şerifte, soran belli olmadığı için; meçhul kalmış:

    Soruldu.. Lafzı ile anlatılmıştır. Ancak, soran kimsenin ashabdan biri ol duğu sabittir.

    Bu hadis-i şerifin sonunda üç kere:

    «Dikkat edin.>>>

    Cümlesi kullanılmıştır ki, bu: İşin önemini anlatır. Ayrıca:

    «ΟΝΑ.»

    Lafzından, Resulüllah S.A. efendimiz kasd edilmektedir.

    Bu hadis-i şerifte; bilhassa iki husus önemlidir:

    a) Allah sevgisi..

    b) Allah Resulünün sevgisi..

    Bunları biraz açalım. Şöyleki:

    Allah sevgisinin ifade ettiği mana şudur: Onu şirkten, acizlik-ten, noksan sıfatlardan, onun şanına layık olmayan her türlü yersiz vasıflardan münezzeh bilmek ve ona göre amel etmektir. Ayrıca, onun üluhiyetine yakışır biçimde, tevhid edip, sıfat-ı sübutiyesine uyar şekilde itikad etmektir. Bir mümin böyle yaptıktan sonradır ki: Imanda kemal bulur; doğru olur.

    Allah sevgisinin yolu: Resulüllah S.A. efendimizden geçer. Al-

    lah-ü Taala'nın nasıl sevileceği Resulüllah S.A. efendimizden öğreni-

    lecektir. Bunun için de, Resulüllah S.A. efendimizin sünnetine uymak gerekir. Ona uymak için de, Resulüllah S.A. efendimizi candan sev-mek icab eder.

    İşte.. Allah ve Resulünün sevgisi budur ve hadis-i şerifte özetle aniatılmıştır.

    man sahibi, imanda kemal buldukça, Resulüllah S.A. efendimi-zin sünnetine tabi olur; onu çok çok sever. Dolayısıyle, Allah-ü Taâ-lā'yı sevmiş olur.

    Küfür ehline gelince.. Resulüllah S.A. efendimize buğuzlar art-tıkça, küfürleri katmerli olur; dolayısiyle, Allah-ü Taâlâ'dan uzakla-şırlar.

    28. Resulüllah S.A. efendimize soruldu:

    Bir mümini görürüz ki, HUŞUU tamdır; bir mümini de görü-rüz ki, huşuu yoktur. Bunun sebebi nedir?.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu manayı şöyle anlattı:

    «İmanında halâvet bulan huşu sahibi olur; imanında HALA-bulmayan huşu sahibi olmaz.»

    YanıtlaSil
  53. KARA DAVUD

    عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْآنَ يَا عُمَرُ إِيمَانُكَ ، وَقِيلَ الرسولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَتَى أَكُونُ مُؤْمِنًا وَفِي لَفْظُ أَخَرَ مُؤْمِنًا صَادِقًا قَالَ إذا اجْبَبْتَ اللَّهَ فَقِيلَ وَمَتَحَاحُبُّ اللَّهَ قَالَ إِذَا احبَتُ رَسُولَهُ فَقِيلَ وَمَتَى يُحِبُّ رَسُولَهُ إذا عَتْ طَرِيقَتَهُ وَاسْتَعْمَلْتَ سُنَتَهُ وَاحْبَتَ بِحِبَّهُ وَابْعَضَتَ بِبَعْضُهُ وَوَالَيْتَ بولايته وَعَادَيْتَ بِعَنَا وَتِهِ وَيَتَهَا وَتَالنَّاسُ في الإِيمَانِ عَلَى قَدْرِ تَنَا وَتِهِمْ فِي تَحَى وَ يتَفَا وَوُنَ فِي الكُفْرِ عَلَى قَدْرِ تَفَا وَتِهِمْ فِي بَعْضَى الا لا ايمانَ لِمَنْ لَا تَجَبَّةَ لَهُ أَلَا لَا إِيْمَانَ لِمِينَ لا تَجَنَّةَ لَهُ إِلَّا لَا أَيْمَانَ لِمَنْ لَا تَجَبَّةَ لَهُ ٢٠ وقيل لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَرَى

    aleyhi ve sellem:

    nüke -El-ane ya Ömerü temme ima

    27. Ve kile liresulillahi sallalla-hü aleyhi ve sellem:

    Meta ekünü mü'minen?.

    51

    Ve filafzin âhare: Mü'minen sa-dıkan. Kale: «İza alhbebtellāhe. Faki-le: Ve meta uhibbullâhe?. Kale: «İza ahbebte Resulehu. Fakile: Ve meta uhibbü Resulehu. Kale: «İzette-ba te tarikatehu vesta'melte sünnetehu ve ahbebte bihubbihi ve abğazte bibuğzi-hi ve valeyte bivilâyetihi ve adeyte bi-adavetihi ve yetefavet'ün-nasü fil-ima-ni alâ kaderi tefavütihim fi mahab-beti ve yetefavetune fil-küfri alâ kade-ri tefavütihim říbuğzi elā laimane li-men låmahabbete lehu elå låimane li-men låmahabbete lehu elå laimane limen låmahabbete lehu.>

    28. Ve kile lifesulillāhi sallalla-hü aleyhi ve sellem:

    Nera.........

    Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Ya Ömer, şu anda imanın tam kemalini buldu.»

    27. Resulüllah S.A. efendimize şöyle soruldu:

    Ne zaman, kámil bir mümin olurum?.

    Bir başka rivayette ise, şöyle soruldu:

    Ne zaman sadık bir mümin olurum?.

    Resulüllah S.A. efendimiz onun bu sorusunu şöyle cevaplandırdı:

    «Allah-ü Taåla'yı sevdiğin zaman.»

    Allah-ü Taålå'yı ne zaman sevebilirim?.

    Diye sorulduğu zaman, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu: «Allah-ü Taálá'nım Resulünü sevdiğin zaman.»

    Allah-ü Taala'nın Resulünü ne zaman sevebilirim?.

    Diye sorulunca, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Allah-ü Taala'nın Resulüne tabi olursan; onun sünnetine göre amel iş-lersen; onun sevgisine göre seversen; onun buğzuna göre buğzedersen; dostluğu-na bakarak dost; düşmanlığına bakarak düşman olursan..

    İnsanlar, iman cihetinden değişik derece alırlar. Onların bu dereceleri bana olan sevgileriyle ölçülür.

    Yine, insanların kafir olanları da değişik durumdadırlar. Onların küfürde şiddetli olanları ile, diğerleri bana karşı buğuzları ile belli olurlar.

    Dikkat edin: Ona mahabbeti olmayanın imanı yoktur.

    Dikkat edin: Ona mahabbeti olmayanın imanı yoktur.

    Dikkat edin: Ona mahabbeti olmayanın imanı yoktur.»

    (Devamı: 53. Sayfada)

    YanıtlaSil
  54. 52

    DELAIL I HAYRAT SERHI

    Tekrar soruldu:

    Bu halåvet nasıl bulunur nasıl erilir, nasıl kazanılır?, Resulüllah SA. efendimiz şöyle anlattı:

    Allah sevgisinde doğru olmakla...

    Yine soruldu..

    Allah sevgisi nasıl bulunur veya nasıl kazanılır?. Resulüllah S.A. efendimiz bunu da şöyle anlattı:

    «Allah'ın Resulüne sevgi ile..

    Allah-ü Taálá'nın rızasını ve Resulünün rızasını onlara sevgi bes-lemekte arayımız.

    Burada geçen soru, sahabe-1 kiram tarafından sorulmuştur. On-lar, Resulüllah SA. efendimizin meclisinde bulunmakla şerefyab ol-muşlardır. Risalet kaynağından feyz almışlardır. Allah onlardan razı olsun.

    Onlar daima nail oldukları manaların, daha açılmasını isterler-di. Resulüllah S.A. efendimizin kelâmındaki mana derinliğine daha çok dalmak ister, bütün incelikleri sorarlardı. İşte, bu da o çeşit so-rulardan biridir.

    Burada anlatılması gereken bir husus da HUŞU'dur.

    HUŞU: Kalbde Allah korkusudur. Allah'a ibadet ve taatta gös-terdiği zilletteki huzura ve sükünete verilen bir isimdir.

    Burada bir husus sorulabilir; şöyle denir:

    HUŞU, kalbde Allah korkusundan meydana gelen huzur, ila-hi kuvvet önünde ezildiğini bilmek ve böylece sükûnet bulmaktır. Bü-tün bunlar batını şeylerdir. Bunlar nasıl bilinir? Bunlara nasıl vâkıf olunur?. Ki:

    Bir mümini görürüz ki, HUŞUU tamdır.

    Denildi ve sebebi soruldu.

    Bu soruyu şöyle cevaplayabiliriz:

    HUŞU, batıni bir iştir; kalbi bir vasıftır. Bu sebepten ona it-tıla kolay olmaz. Ama onun eserleri, zâhiri duygularda belli olur.

    Mesela: Konuşurken, yumuşak konuşur; bakması caiz olmayan şeylere gözünü yumar; dilini, faydasız sözleri söylemekten korur; ken-disinden yaşlı kimselere saygı gösterir, ikram eder; kendisinden kü-çüklere, zayıflara, fakirlere merhamet eder; Hak Taala'nın bütün mahlukuna şefkat gösterir.

    Anlatılanın aksine HUŞUU olmayan mümin ise; sert konuşur. Çekinmeden her yana bakar. Diline geleni söyler. Küçük bilmez; bü-yük bilmez. Hiç kimseye saygısı yoktur. Şefkatı yoktur. Nefsani ar-zusu peşine düşüp gider.

    Ancak.. bütün bu anlatılanlara rağmen, imanın aslına göre her iki mümin de Iman bahsinde müşterektir. Ama, birbirine uymayan yanlarının sebebi de gizlidir. İşte.. bunlar bir sırdır ki, ancak Resulül-lah S.A. efendimiz bu sırların perdesini açabilir.

    YanıtlaSil
  55. KARA DAVUD

    مؤْمِنًا يَخْتَعُ وَ مُؤْمِنًا لَا يَخْعُ ما السبي ذلك فَقَالَ مَنْ وَجَدَ الإِيمَانِهُ حَلَاوَةَ خَشَعَ وَمَنْ لَمْ يَجِدْهَا لَمْ يَخْعُ فَقِيلَ بِهِ يُوجَدُ وَهُمَ تنالُ وتَكَتَبَ قَالَ بِصِدْقِ الْجُ فِي اللَّهِ فَقِيلَ وَلَمَ يُوجَدُ حُبُّ اللَّهِ أَوْ لَمَ يُكْتَبَ فَقَالَ بحتِ رَسُولِهِ فَالْتَوَارَ ضَاءَ اللَّهِ وَيَرْضَاءَ رسولِهُ فِي حُبِّهما .. وَقِيلَ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنَ الُ محمد الَّذِينَ امْرَنَا بِحِهِم وَاكْرَامِهِم وَالْبُرُورِ بِهِ فَقَالَ أَهْلُ الصَّفَاءِ وَالوَفَاءِ مَنْ مَنَ فِي وَاخْلَصَ فَقِيلَ وَعَلا مَا تُهُمْ فَقَالَ إِيثَارُ تَحتَى عَلَى كُلِّ تَحْبُوب وَاشْتِغَالُ الْبَاطِنِ بِذِكْرَى بَعْدَ ذِكْرًا اللَّهِ وفي أُخْرَى عَلَامَتُهُمْ إِدْمَانُ ذِكْرَى وَالْأَكَارُ

    .........mü'minen yahşau ve mü'minen layahşau mes-sebebü fizalike?. Feka-le:

    Men vecede liimanihi halave-

    ten hasaa ve men lem yecidha lem-yahşa.>

    Fe kile bime tucedü ev bime tünalü ve tüktesebü kale:

    53

    Bisıdk'ıl-hubbi fillāhi.>

    Fekile ve bime yucedű hubbül-

    láhi ev bime yüktesebü fekale:

    Bihubbi resulihi feltemisu n zzelléhi ve rizae resulihi fi hubbihi-

    ma.s

    29. Ve kile liresulillahi sallalla-hü aleyhi ve sellem:

    Men alü Muhammed'in - illezi ümirna bihubbihim ve ikramihim vel-büruri bihim fekale:

    Ehl'üs-safai vel-vefai men amene bi ve ahlasa.>

    Fekile ve maalämatühüm fekale: İsarü mahabbeti alá külli

    mahbubin veştiğal'ül-batıni bi zikri ba'de zikrilláhi.

    Ve fiuhra:

    -Alametühüm idmanű zikri vel-iksarū....

    28. Resulüllah S.A. efendimize soruldu:

    Bir mümini görürüz ki, huşuu tamdır; bir mümini de görürüz ki, huşuu

    yoktur. Bunun sebebi nedir?.

    Resulüllah S.A. cfendimiz, bu manayı şöyle anlattı:

    «İmanında halavet bulan huşu sahibi olur; imanında halåvet bulmayan

    huşu sahibi olmaz.s

    Tekrar soruldu:

    -Bu halåvet nasıl bulunur veya nasıl erilir, nasıl kazanılır?.

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:

    «Allah sevgisinde doğru olmakla..>

    Yine soruldu:

    Allah sevgisi nasıl bulunur veya nasıl kazanılır?.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bunu da şöyle anlattı:

    «Allah'ın Resulüne sevgi ile..

    Allah-ü Teâlâ'nın rızasını ve Resulünün rızasını onlara sevgi beslemekte

    arayınız.

    29. Resulüllah S.A. efendimize şöyle soruldu:

    Muhammed'in S.A. Al'i kimlerdir. Onları sevmek, onlara ikram etmek

    emri bize verildi. Haklarına riayet vazifesi aldık. Resulüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:

    «Onlar, safa vefa ehlidir. Bana iman edip ihlás sahibi olanlardır.»

    (Devamı: 59. Sayfada)

    YanıtlaSil
  56. 467

    14463. Kurda "ne zaman daha soğuk?" diye sormuşlar. "güneş doğduğu zaman" demiş. (Pitali ku yaka: kad je na veçe zima? A on odgovorilo: kak se suntse raça.) 14464. Kurt, ismarlama et yemez. (Bulgarca, Arnavutça benzerleri var. Po porukama vutsi mesa ne yedu. Karacic. No. 5043. s. 320.)

    14465, Kurt, sayılı koyunu da yer. (Bulgarca, Arnavutça, Romence, Yunanca benzerleri var. I broyene ovtse kuryak yede. Atasözünün Türkçe anlamı terstir: Sayılı koyunu kurt yemez. Karacic, No. 1774, s. 115.)

    14466. Kurt tüyünü değiştirir, ama huyunu değiştirmez.

    14467. Kurttan söz ederken, kurt kapıda gözüküverdi. (Mi o vuku, a vuk na vrata.)

    14468. Kurunun yanında yaş da yanar. (Türkçeden geçmiş.)

    14469. Kuyruğu ardından sürüklenir. (Bulgarca benzeri var. Vuçe se rep za nim. Karaciç, No. 756, s. 48.)

    14470. Manda karadır, ama ak süt verir. (Türkçe, Bulgarca benzerleri var. I tsrna krava ima biyelo mliyeko. Karaciç, No. 2009, s. 129.)

    14471. Nasıl bir horon tutarsan, öyle de oynarsın. (Bulgarca benzeri var. U kakvo kolo doçeş, onako i igray. Karaciç, No. 6719, s. 418.)

    14472. Nasıl doğrarsan, öyle yiyeceksin. (Değişik biçimi: Nasıl doğrarsan, öyle kaşıklarsın. Türkçesi: Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına. Kako udrobiş tako ceş pokuşati. Değişik biçimi: Kako udrobiş onako ceş i kuşati.)

    14473. Ne ekersen, onu biçersin. (Şta posejeş, to çeş poznjeti.)

    14474. Ne mutlu, aklı olmayıp gailesi de olmayana! (Bulgarca benzeri var. Blago tome, koyi pameti nema. Karaciç, No. 273, s. 19.)

    14475. Ne mutlu, Tanrı'nın yardımını sağlayana! (Bulgarca benzeri var. Blago tome, kome bog pomaga. Karaciç, No. 274, s. 19.)

    14476. Ne olduğunu bilsen de ne olacağını bilemezsin. (Türkçesi: Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. Bulgarca benzeri var. Ako znaş şto ti je bilo, ne znaş şto çe ti biti. Karaciç, No. 19, s. 2.)

    14477. Ne soğan yemiş, ne soğana kokmuş. (Ni luk yeo, ni nyim mirisa. Türkçeden geçmiş.)

    14478. Neredeydin? - Hiçbir yerde. - Ne yedin? -Hiçbir şey. (De si bio? -Nigde. -Şta si çinio? -Nişta.)

    14479. Nine iğneyi görmüş de tası görmemiş. (Bulgarca benzeri var. Vid'la baba iglu na kuli, a kule ne vid'la. Karaciç, No, 629, s. 40.)

    14480. On beşindeki kız ya erde gerek, ya yerde. (Çim djevojka stupi u petnaestu godinu, ja muzu za vrat, ja liçinu na vrat.)

    14481. Ot biçilmişse, köklenmemiş ya! (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 57, s. 5.)

    14482. Önden yengeç gibi yürür. (Bulgarca, Romence benzerleri var. İde natraşke

    YanıtlaSil
  57. 466

    1srna. Karaciç, No. 6759, s. 420.) 14443. Karanlıkta her inek karadır. (Bulgarca benzeri var. U mraku svaka ye krava

    14444, Kardeş kardeşi uçuruma götürür, ama iteklemez. (Bulgarca benzeri var. Brat brata nad yamu vodi, ali ga u nu ne tiska. Karacic, No. 509, s. 33.)

    14445. Kardeşe kardeş gibi davranmayan, bir ele "efendi" demek zorunda kalır.

    14446. Kardeşsek, keselerimiz de kardeş değil ya. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 123, s. 9.)

    14447. Karga karganın gözünü oymaz. (Türkce, Bulgarca benzerleri var. Vrana vrani oçiyu ne vadi. Karaciç, No. 729, s. 47.)

    14448. Karısını döven, kendi başını döver. (Bulgarca benzeri var. Ako jenu tuçeş, svoyu sreçu tuçeş. Karaciç, No. 7347. s. 457.)

    14449. Keçi yalan söylerse, boynuzu söylemez. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 61, s. 5.)

    14450. Kedi olmayan yerde, sıçanlar kola (dans) oynar. (Türkçesi: Kedi olmayan yerde, fareler cirit atar. Şinasi'de: Kedi bulunmadığı yerde, fareler baş kaldırır. Gde nema maçke, tu mişevi kolo vode.)

    14451. Kendi gözündeki merteği görmez, âlemin gözündeki çöpe bahane bulur. (Türkçe, Bulgarca, Romence, Yunanca benzerleri var. U tuçem oku vidi slamku, a u svome grede ne vidi. Karaciç, No. 6857, s. 426.)

    14452. Kendini kalkındırmak isteyen, önce devleti kalkındırmalı.

    14453. Kızım, sana söylerim; gelinim, sen dinle. (Mayka çerku kara, snahi prigovara.)

    14454. Kim kimi beğenirse, onunla eğlenir. (Türkçesi: Gönül kimi severse, güzel odur. Koji koga begenişe, s onim i jeglenişe. Değişke: Ko koga begenişe, su onim i eglenişe.)

    14455. Kişi ne ederse, kendi kendine eder. (Çovjek sto god uçini, sebije učinio.)

    14456. Kokuyorsa da bari pis kokmuyor ya. (O denli bozulmamış, anlamına. Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 78, s. 6.)

    14457. Komşunun evi yanarsa, koş, kendi evini koru. (Bulgarca, Romence. Yunanca benzerleri var. Karaciç, No. 62, s. 5.)

    14458. Köpek pideyi yemişse, tepsi duruyor. (Türkçe, Bulgarca benzerleri var. Karaciç. No. 50, s. 5.)

    14459. Körler ülkesinde tek gözlüler padişah olur. (Türkçe, Bulgarca, Romence, Yunanca benzerleri var. Karaciç, No. 3415, s. 215.)

    14460. Kulaklarından çok, gözlerine inan! (Bulgarca, Romence, Yunanca benzerleri var. Oçima vişe vala vyerovati, nego uşima. Karaciç, No. 4808, s. 305.)

    14461. Kuluçkayı kendin kemirmektense, civcivi komşuyla bölüşmek yeğdir.

    14462. Kurda koyun emanet etmişler. (Arnavutça, Bulgarca, Romence, Yunanca benzerleri var. Na kuryaka stado ostaviti. Karaciç, No. 3649, 5. 230.)

    YanıtlaSil
  58. SADIKHAZMETLERİNDEN H

    NEFİSLE CİHAD

    Kim nefsine karşı yine nefsi için mücahede ederse, keråmetlere ulaşır.

    Kim de nefsine karşı Allah Teâlâ için mücâhede ederse Allah'a ulaşır.

    (Attår, Tezkine, s. 56)

    SORDULAR...

    -Allah Teâlâ faizi niçin haram kıldı?

    -Insanlar birbirlerini ihsanların-dan mahrum bırakmasın ve birbirlerinden yardımı esirge-mesinler diye!

    (Zehebi, Tarihul-İslâm, IX, 92)

    -Bize ne hâl oldu ki dua ediyoruz, fakat duâmız kabul edilmiyor?

    -Çünkü siz, tanımadığınız bir Zâťa duâ ediyorsunuz!

    (Kuşeyri, er-Risale, II, 424-425; Hâni, el-Haddik, s. 130)

    [Yani siz, makbul bir kulluktan uzak kalıyor, takva sahibi olamı-yor, Rabbimiz'in <<çokça zikretme» emrine uymuyor, hâl ve yaşayışınızla O'nu lâyıkıyla tanımıyor, «mârifetullâh»a ere-miyorsunuz. Böyle boş bir kalp ile duâ ettiğiniz için de duânız kabul edilmiyor.]

    YanıtlaSil
  59. BETTEN GUNUMUZE HİDAYET

    TEMBELDE

    HAYIR YOKTUR!

    Çalışıp kazanarak ihtiyaç-larını karşılamak gibi bir derdi olmayan kişide hayır yoktur.

    Hayırlı kişi, mal kazanıp geçi-mini temin ederek kimseye muhtaç olmaz, o malla bor-cunu öder ve sıla-i rahimde

    bulunur. (Ibn-i Şemsü'l-Hilafe, el-Adabü'n-Nafia, s. 4)

    EN HAYIRLI KUL

    Allah Teâlâ'nın;

    <>>

    hitâbındaki lezzet, kişiden ibâdet ve tâatin bütün yorgunluk ve ağırlığını giderir, yok eder (bilâkis ibâdetleri mânevî bir ziyafet hâline getirir).

    (Bursevi, Rûhu'l-Beyân, II, 185 (el-Bakara, 183])

    Zira Cenâb-ı Hak, kulunu

    muhatap alarak ona değer veriyor.

    YanıtlaSil
  60. MÜRÜVVET ÖLÇÜLERİ

    Yalancının mürüvveti olmaz.

    Hasetçi kimse rahat yüzü göremez.

    . Cimrinin dostluğu olmaz.

    Duygusuz kimsenin kardeşliği yoktur.

    . Kötü ahlâklı kimsede efendilik olmaz.

    Haramdan geri dur, åbid olursun.

    . Allah'ın sana nasib ettiği kısmete râzı ol, (Allâh'a gönülden teslim olan) bir müslüman olursun.

    Insanların seninle nasıl arkadaş olmalarını istiyorsan, sen de onlarla öyle samimi arkadaş ol, o zaman (gerçek) bir mü'min olursun.

    . Günahkâr ile düşüp kalkma, yoksa sana kendi çirkin hållerini öğretir. Nitekim bir hadis-i şerifte;

    "Kişi dostunun dini üzeredir. Onun için her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin!" (Ebû Dâvûd, Edeb, 16/4833) buyurulmuştur.

    İşini Allah'tan korkan takvâ sahibi sâlih kişilerle istişare et!

    EHL-İ BEYT TERBİYESİ

    -Babam beni üç şeyle terbiye etti.

    Bana dedi ki:

    -Oğlum!

    Kötü arkadaşla beraber olan, selâ-mette olmaz.

    Kötü yerlere girip çıkan, töhmet altında kalır.

    Diline sahip olmayan, pişman olur! (Ibn-i Hacer el-Heytemi, ez-Zevácir, 1, 28; Hâni, el-Hadaik, s. 130-131)

    YanıtlaSil
  61. GİZLİ HAKİKATLER

    Allah üç şeyi üç şeyde gizlemiştir:

    Rızâsını tâatinde gizlemiştir.

    Bu sebeple;

    O'nun tâatinden hiçbir şeyi kü-çük görmeyin; belki rızası o şeydedir.

    Gazabını günahlarda gizlemiştir.

    Onun için;

    Hiçbir günahı küçük görmeyin; belki gazabı ondadır.

    Evliyâsını mü'min kulları arasında gizlemiştir.

    Bu sebeple;

    Mü'minlerden hiç kimseyi hor görmeyin; belki o, Allah Teâlânın veli kuludur. (Ebü Tälib Mekki, Kütül-Kulüb, 1, 347; Gazali, lhya, IV, 49)

    (Dördüncü olarak şunu ilave ettiği de bildirilmiştir:)

    ➤ Duânın kabulünü de kendisine yapılan duālarda gizledi.

    Onun için;

    Duâyı terk etmeyin; belki icâbet o duâdadır. (Gazāli, lhyà, IV, 49)

    DÜNYAYA TALİMAT

    Allah Teâlâ dünyaya şöyle vah-yetti:

    -Ey dünya!

    Bana hizmet edene sen de hiz-met et!

    Sana hizmet edeni ise (kendi işlerinde çalıştırıp) yor ve yıprat! (Ebů Nuaym, Hilye, III, 194)

    YanıtlaSil
  62. KAYYÛM
    القيّوم
    Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
    İlişkili Maddeler
    ESMÂ-i HÜSNÂ
    Allah’ın isimleri için kullanılan bir tabir.
    HAY
    Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.

    Müellif: BEKİR TOPALOĞLU
    Sözlükte “doğrulup ayakta durmak, devam ve sebat etmek, bir işin idaresini üzerine almak, gözetip korumak” anlamındaki kıyâm kökünden mübalağa ifade eden bir sıfat olup “her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, kâinatı idare eden” demektir. Kıyâm kökünün ifade ettiği mânaların ilki maddî ve yaratılmışlık unsurları taşıdığından Allah’a nisbet edilmemekte, diğerleri ise ulûhiyyet makamına yakışacak bir muhteva çerçevesinde kayyûm ismi içinde mütalaa edilmektedir. Aynı kökten türeyen kāim sıfatı iki yerde, makām ve kayyûm da üçer âyette Allah’a izâfe edilmiştir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre Âl-i İmrân sûresinde (3/18) Allah’ın birliğini vurgulayan âyetteki kāim kelimesi, “her fiil ve buyruğunda adaleti ayakta tutup hikmeti gerçekleştiren” mânasıyla (Mâtürîdî, vr. 73b; Şevkânî, I, 295) Allah’ı nitelemektedir. Ra‘d sûresindeki âyette (13/33) yer alan ve “her canlının fiil ve davranışını sanki tepesinde duruyormuş gibi tesbit edip canlının varlığını sürdüren” anlamına gelen kāim de tevhid ilkesini pekiştirmektedir. “Rabbin huzuruna çıkmak, huzurunda durmak” mânasındaki makam kelimesi ise buna hazırlanmanın bilincini taşıyanlara dünya ve âhiret mutluluğunun sağlanacağını ifade eden kompozisyonlar içinde geçmektedir (İbrâhîm 14/14; Tâhâ 20/111; er-Rahmân 55/46). Kayyûm ismi iki âyette (el-Bakara 2/255; Âl-i İmrân 3/2) “Allah kendisinden başka tanrı bulunmayan, hay ve kayyûm olandır” meâlindeki kelime-i tevhidin sonunda yer almış, bir âyette de kıyametin tasviri sırasında hay ismiyle birlikte lafza-i celâl yerine kullanılmıştır (Tâhâ 20/111).

    YanıtlaSil
  63. Kayyûm, doksan dokuz isme yer veren Tirmizî ve İbn Mâce listesine alınmış (İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10; Tirmizî, “Daʿavât”, 82), ayrıca, “Kendisinden başka tanrı bulunmayan, hay ve kayyûm olan Allah’tan bağışlanmayı talep eder, O’na arz-ı halde bulunurum” diyen kimsenin savaştan kaçma derecesinde büyük günah işlemiş olsa bile affedileceğini bildiren hadiste kelime-i tevhid biçimindeki yaygın kullanılış şekliyle tekrar edilmiştir (Ebû Dâvûd, “Vitir”, 26; Tirmizî, “Daʿavât”, 17). Kelime şekli açısından zengin muhtevalı (mübalağalı) sıfat konumunda bulunan kayyûmun eş anlamlısı “kayyâm” da Hz. Peygamber’in gece ibadeti sırasında Allah’a arzettiği uzunca bir münâcât metninde “kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi” mânasında yer almıştır (Müsned, I, 298, 308; Buhârî, “Tevḥîd”, 24; Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 199; Tirmizî, “Daʿavât”, 29). Esasen Hz. Ömer dahil olmak üzere sahâbî ve tâbiîlerden bazı âlimlerin Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerinde geçen kayyûm ismini kayyâm şeklinde okudukları nakledilmektedir (Şevkânî, I, 243, 282). Sözü edilen metin bazı rivayetlerde “gözetip koruyan” anlamındaki “kayyim” şeklinde de kaydedilmiştir (Müsned, I, 358; Buhârî, “Teheccüd”, 1, “Tevḥîd”, 8, 35).

    Kıyâm kökünden türeyip Kur’an âyetleri ve hadis metinlerinde Allah’a nisbet edilen kelimelerden sıfat sîgasında olmayan makam istisna edilirse geride kāim, kayyim, kayyâm ve kayyûm isimleri kalır. Kāim süreklilik arzetmeyen, kayyim ise sebat ve devam özelliği taşıyan sıfatlardır. Kayyâm ve kayyûm hem süreklilik hem de mübalağa ifade eder. Bu kavramların tamamını göz önünde bulunduran âlimlerin zât-ı ilâhiyye hakkında yaptıkları nitelemeleri üç noktada toplamak mümkündür: Allah bizâtihi kāim ve mevcut olup kimseye muhtaç değildir; bunun bir gereği olarak ezelî ve ebedîdir, her şeyin ibtidâen var olması ve mevcudiyetini sürdürmesi ancak O’nun yaratması, maddî ve mânevî ihtiyaçlarını giderip korumasıyla mümkündür. Hz. Peygamber’in gece ibadetinde yaptığı, “Allahım! Bütün övgüler sana hastır. Sen kâinatı ve orada bulunanları yaratan ve yaşatansın (kayyim). Her çeşit övgü sana lâyıktır. Sen göklerin, yerin ve orada bulunanların hükümranlığına mâliksin” anlamındaki niyazı da bu anlayışı destekler mahiyettedir.

    YanıtlaSil
  64. Kayyûm ismini tasavvufî yaklaşımla yorumlayan Abdülkerîm el-Kuşeyrî’ye göre Allah’ın bütün nesne ve olayları yönetimi altında bulundurduğunun bilincini taşıyan kimse, sürekli tedbir alma endişesi ve başkasına boyun eğme zahmetinden kurtulup gönül rahatlığıyla yaşar, böyle bir kimse için dünya önemsenecek bir değer taşımaz (et-Taḥbîr fi’t-teẕkîr, s. 76).

    “Bizâtihi mevcut, ezelî ve ebedî” şeklindeki mânasıyla kayyûm ismi evvel, âhir ve bâkī isimleriyle muhteva beraberliği içinde olur. “Kâinatı yaratan ve yöneten” anlamı çerçevesinde ise kevnî isimlerle açıklayıcı ve tamamlayıcı münasebetine girer. Kayyûm “bizâtihi var olma” mânasıyla sübûtî, her şeyden müstağni oluş yönüyle selbî, kâinatı yaratıp yaşatması açısından ise fiilî sıfatlar grubuna girer.


    BİBLİYOGRAFYA
    Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ḳvm” md.

    Lisânü’l-ʿArab, “ḳvm” md.

    Müsned, I, 298, 308, 358.

    Buhârî, “Teheccüd”, 1, “Tevḥîd”, 8, 24, 35.

    Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 199.

    Ebû Dâvûd, “Vitir”, 26.

    İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10.

    Tirmizî, “Daʿavât”, 17, 29, 82.

    Taberî, Câmiʿu’l-beyân (Bulak), III, 4-5.

    Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 61b, 73b.

    Ebü’l-Kāsım ez-Zeccâcî, İştiḳāḳu esmâʾillâh (nşr. Abdülhüseyin el-Mübârek), Beyrut 1406/1986, s. 105-108.

    Hattâbî, Şeʾnü’d-duʿâʾ (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkāk), Dımaşk 1404/1984, s. 80-81.

    Halîmî, el-Minhâc, I, 200.

    İbn Fûrek, Mücerredü’l-Maḳālât, s. 55.

    Kādî Abdülcebbâr, el-Muġnî, V, 239.

    Abdülkāhir el-Bağdâdî, el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, Kayseri Râşid Efendi Ktp., nr. 497, vr. 160a.

    Kuşeyrî, et-Taḥbîr fi’t-teẕkîr (nşr. İbrâhim Besyûnî), Kahire 1968, s. 76.

    Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ (Fazluh), s. 143.

    Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, Beyrut 1410/1990, VII, 222.

    a.mlf., Levâmiʿu’l-beyyinât, s. 307-310.

    Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Kahire 1349, I, 243, 282, 295.

    YanıtlaSil
  65. 2025 |

    EYLÜL

    Dîn-i Mübîn-i

    İslâm'ın erkânı üçtür!

    İlim, amel,

    ihlas.

    Mahmûd Efendi Hazretleri

    (Kuddise Sirruhů)

    YanıtlaSil
  66. 3

    81-TEKVİR SÜRESİ: 1

    Can

    الله الرحمن الرحيم

    إِذا الشَّمْسُ كُورَتْ وَإِذَا الْجُومُ الْكَدَرَتْ وَإِذَا الْبَالُ سيرت وَإِذَا الْعِشَارُ عَطِلَتْ وَإِذَا الْوُحُوسُ حُشِرَتْ وَإِذَا الْجَارُ سُحْرَتْ وَإِذَا النَّفُوسُ زُوجَتْ وَإِذَا الْمَوْوُدَةُ سُئِلَتْ بِأَتِي ذَنْبٍ قُتِلَتْ ) وَإِذَا الصُّحُفُ نُشْرَتْ وَإِذَا السَّمَاءُ كَسْطَتْ وَإِذَا الجيد سُعْرَتْ وَإِذَا الْجَنَّةُ أُخْلِفَتْ عَلِمَتْ نَفْرٌ مَا أَحْضَرَتْ (0) فَلَا أُقْسِمُ بِالْخَفْرُ (0) الْجَوَارِ الْكُنس (0) وَاليْلِ إِذَا عَسْعَسَ ( وَالصُّبْحُ إِذَا نَفْسُ إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُول كرار ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينَ مُطَاعِ ثُمَّ امين وَمَا صَاحِبُكُمْ بِجُنُونَ وَلَقَدْ رَاهُ بِالْأُفُقِ المبين ) وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَانِ وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شيطان رجيم (0) فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ ( إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ العالمين ) لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ (0)

    YanıtlaSil
  67. Cüz: 30

    81-TEKVİR SÜRESİ: 1

    وَمَا تَشَاؤُنَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (0)

    Meal-i Şerifi

    1- Güneş katlanıp dürüldüğünde,

    2- Yıldızlar bulandığında,

    3- Dağlar yürütüldüğünde,

    4- Kıyılmaz mallar bırakıldığında,

    5- Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,

    6- Denizler ateşlendiğinde,

    7- Nefisler eşleştirildiğinde,

    8- Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,

    9- "Hangi günahtan dolayı öldürüldü?" diye.

    10- Amel defterleri açıldığında,

    11- Gök sıyrılıp açıldığında,

    12- Cehennem kızıştırıldığında,

    13- Ve cennet yaklaştırıldığında,

    14- Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.

    15- Şimdi yemin ederim o sinenlere,

    16- O akıp akıp yuvasına gidenlere,

    17- Yöneldiği an geceye,

    18- Nefeslendiği an sabaha ki,

    19- Kuşkusuz o değerli bir elçinin sözüdür.

    20- O elçi güçlü, Arş'ın sahibinin yanında çok itibarlıdır.

    21- Orada ona itaat edilir, güvenilir.

    22- Arkadaşınızı cin çarpmış değildir.

    23- Andolsun o, Cebrail'i açık ufukta gördü.

    24- O, gayb hakkında cimri de değildir.

    25- O, kovulmuş bir şeytanın sözü değildir.

    9

    YanıtlaSil
  68. 10

    81. TEKVİR SÜRESİ: 1

    Cuz: 30

    26- Hål böyle iken, siz nereye gidiyorsunuz?

    27- O, âlemler için öğütten başka bir şey değildir,

    28- İçinizden doğru gitmek isteyenler için.

    29. Ålemlerin Rabb'ı olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz.

    ذا الشمس كورتO güneş dürüldüğü vakit. Burada zaman edatı olan ile oniki olay zikredilmiş, cevabında قسما احضرت Herefis ne getirdiğini bile cektir." denilmiştir.

    Bu oniki olay şunlardır: 1. Güneşin dürülmesi, 2. Yıldızların bulanması, 3. Dağların yürütülmesi, 4. Kıyılmaz malların bırakılması, 5. Vahşi hayvanların toplanması, 6. Denizlerin ateşlenmesi, 7. Nefislerin eşleştirilmesi, 8. Diri diri gömülen kıza sorulması, 9. Amel defterlerinin açılması, 10, Göğün sıyrılıp açılması, 11. Cehennemin kızıştırılması, 12. Cennetin yaklaştırılması.

    Bunlar bir kısmı ilk üfürme ile dünyada, bir kısmı ikinci üfürme ile ahirette olmak üzere kıyamet gününün en korkunç manzaraları ve anlarıdır.

    1. GÜNEŞİN DÜRÜLMESİ: Tekvir aslında yuvarlak şekle sokmak ve

    toplamak mānālarıyla ilgili olarak sarık sarar gibi yuvarlanmasına dürüp sarmak ve bohçalamak mânâsınadır. Bir de bizim devirmek ve kürümek dediğimiz gibi yıkıp atmak mānāsına gelir. Razi tefsirinde yazıldığı üzere bazıları Hz. Ömer'den gelen bir rivayete dayanarak kör etmek körletmek mânâsına olduğunu da söylemişlerdir. (1) Bunların mechûl (edilgen) şekli olarak tekvir olunmak da dürülüp sarılmak veya devşirilip atılmak veya körletilmek demek olur.

    Güneşin dürülmesi iki mânāda anlaşılabilir.

    Birisi, uzaktan düz görünen güneş yuvarlağının etrafı kabuk bağlayıp bir bohça gibi sarılarak ışığının sönmesi ve körlenmesi demek olur ki bu hakikattır. Veya güneş tutulduğu zaman olduğu gibi gözden kaybolmasıdır. Bu da me-cazdır.

    İkincisi, guneş kütlesinin bizzat kendisinin ortadan kaldırılıp atılması de-mek olur ki, bu mecazi bir mânădır. Zira bir elbise kaldırılacağı zaman dürülüp de kaldırılmak ådet olduğundan, dürülmek, gerekli olma ilgisiyle, yok etme manasından mecaz olur. Tekvirin ikinci mânâsı olan yıkıp atmak, bu manada

    (1) Fahrü'r-Razi, ag.c., XXX1, 67.

    YanıtlaSil
  69. 44

    82- INFITAR SÜRESİ

    Cuz: 30

    Cu

    İnfitâr Sûresi

    Mekke Döneminde Indi

    Ayet Sayısı: 19

    Infitar Süresi veya السا القطر Suresi denilen bu süre de Mekke'de inmiştir.

    Ayetleri : Ondokuz;

    Kelimeleri Seksen.

    Harfleri

    : Üçyüz yirmiyedidir.

    Fasılası

    : تمكن ، هـ harfleridir.

    الله الرحمن الرحيم

    إِذا السَّمَاءُ الْفَطَرَتْ

    وَإِذَا الكَوَاكِبُ اشْتَرَتْ

    (0)

    YanıtlaSil
  70. Cüz: 30

    82- İNFİTAR SÜRESİ. 1-2

    وَإِذَا الْجَارُ بِرَتْ ( وَإِذَا الْقُبُورُ يُعْرَتْ (0) عَلِمَتْ نَفْسُرُ مَا قَدَّمَتْ وَاخَرَتْ ( يَاءَ يُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَكَ بِرَبِّكَ الكَرِيمِ الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوْبَكَ فَعَدَ لَكَ فَوَاتِ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَبَّكَ كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لما فظين كِرَامًا كَا بَينَ اليَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ إِنَّ الْأَبْرَارَ فَى بِهِمْ ( وَإِنَّ الْفَجَارَ كَفَى جم (0) يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ وَمَا أَدْرَيكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ ثُمَّ مَا أَدْرِيكَ مَا يَوْمَ الدِّينُ يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْرٌ لِنَفْسِيرِ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ ()

    45

    Meal-i Şerifi

    1- Gök çatladığı vakit,

    2- Yıldızlar döküldüğü vakit,

    3- Denizler yarılıp akıtıldığı vakit,

    4- Kabirlerin içi dışına getirildiği vakit,

    5- IHerkes neyi önünden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilir.

    6- Ey insan! İhsanı bol Rabb'ine karşı seni aldatan nedir?

    di. 7- O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim ver-

    8- Seni dilediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.

    9- Hayır hayır, siz cezayı yalanlıyorsunuz.

    YanıtlaSil
  71. 82-INFITAR SÜRESİ: 1-2

    Cüz: 30

    10- Oysa üzerinizde koruyucular var.

    11- Değerli yazıcılar

    12- Onlar, siz her ne yaparsanız bilirler

    13- Kuşkusuz iyiler nimet içindedirler.

    14- Kötüler de cehennemdedirler.

    15- Ceza günü ona girecekler.

    16- Onlar o cehennemin gözünden kaçamazlar.

    17- Ceza gününün ne olduğunu sen bilir misin?

    18- Evet, bilir misin nedir acaba o ceza günü?

    19. O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye sahip olamadığı gündür. O gün buyruk yalnız Allah'ındır.

    الثاء النظرة "Gak patladığı vakit".

    INFITAR, yarılmak demek ise de, yarılmanın başlangıcı olması daha çok yarasir ويوم تشقق السماء بالعمام وترك الملكة لشيلا "O gün gök, bulutlar ile yarılacak ve melekler ard arda indirilecek (Furkan )25/25( فاذا انشقت السماء فكانت وردة كالدعان "Gok yarıhp da kızaran, yanan ve yağ gibi eriyen bir gül gibi olduğu zaman" )Rahman, 55/37( والتلقت السماء فهي يومند واهية gun gök yarılmış, sarkmıştır." (Hakka, 69/16); )Müzzemmil, 73/18( وفتحت السماء فكانت البوابا "Gök açılmıştır da kapı kapı olmuştur." (Nebe', 78/19) âyetlerinin ifade ettiği gibi meleklerin inmesi için yarılmaya başlamasıdır ki göğün terkibi, gökte bulunan cisimlerin düzeni bozu-larak alemin harap olmaya yüz tuttuğu zamandır. günün şiddetinden gök çatlamıştır."

    Önceki sürenin başındaki kıyamet kopacağı sırada olacak oniki alåmet gibi burada da dört alåmet zikrediliyor. Bunlardan ikisi yukarıda, ikisi de aşağıda olan şeylere ait bulunuyor.

    kit

    Birincisi göğün çatlaması, ikincisi واذا الكواكب التقرت yıldızlar saçıldığı va-

    INTISER, dizili bir şeyin bağı koparak dökülüp dağılmasıdır. Yıldızların dökülmesi de genel çekim dengesinin bozulmasıyla meydana gelecek düşüş ve yok oluşlarıdır ki ipliği kopmuş inci dizilerinin dökülüp saçılmalarına benzetile-rek yok oluşlarını ifade eden bir istiare-i musarraha veya mekniyye olduğunu söylemişlerdir.

    YanıtlaSil
  72. Cu 30

    83. MUTAFFIFIN SÜRESİ

    57

    Mutaffifîn Sûresi

    Mekke Döneminde İndi

    Åyet Sayısı: 36

    Tatfif Süresi de denilen bu ريل المطين Süresi Mekke'de son inen süredir. Hz. Peygamber (s.a.v) Medine'ye geldiği zaman Medine'lilerin ölçekleri kötü olduğundan dolayı düzeltilmesi için Medine'de ilk inen süre olduğu da rivayet edilmiştir. (1) Medine'ye varmadan önce Mekke ile Medine arasında indiği de söylenmiştir ki, o da Mekke'de inmiş demektir.

    Ayetleri

    : İttifakla otuzaltı,

    Kelimeleri

    Yüzdoksan dokuz,

    Harfleri

    : Yediyüzotuzdur.

    Fâsılası

    : نve م harfleridir.

    نيم لله الرحمن الرحيم

    ويل المطففين الَّذِينَ إِذَا أَكَالُو عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ) (0)

    (1) Suyûti, ag.c., VIII, 441.

    YanıtlaSil
  73. 83. MUTAFFIFİN SÜRESİ 1

    Cüz

    SV

    واذا كالُوهُما وَوَزَنُوهُمْ يُخْسِرُور لا يظن اولين انهم مبْعُوثُونَ لِيَوْمٍ عَظِيم (يَوْمَ يَقُومُ النَّاسراب العالمين اذ ان كتاب النجار في غير ما انریک ما سير كان مرقوم ) وَيْلٌ يَوْمَي المكدير الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ وَمَا كَذِبُ بِهِ إِلَّا كُل مُعْتَدٍ ابيم إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَساطير الأولين كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ (0) كلا أنهم عن رميان يومَئِذٍ لحجوبُونَ ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا الحجم ( لَمْ يَقَالُ هذا الذي كنتم به تكذير كَا أَن تَابَ الآبار في اليا وَمَا أَدْرَيَكَ مَا عَلِيُّونَ كِتَابٌ مروا بها المقربُونَ إِن الْأَبْرَارَ لَفَي نعيم ( عَلَى الْأَرَاتِكِ يَنظُرُونَ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضَ النَّعِيمِ ( يَسْقُونَ مِن رح محومُ ( خِتَامُهُ مِنكُ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَنَا فِي الْمُتَنَافِسُونَ (٢) وَمَرَاجُهُ مِنْ نَسيم (0) عَيْنَا يَشْرَبُها

    YanıtlaSil
  74. C 30

    83- MUTAFFIFIN SÜRESİ 1

    الْمُعْرَبُونَ إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانَا مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ وَإِذَا مَرُوا بِهِمْ يَتَغَامَرُونَ ( وَإِذَا أَنقَلَبُوا إِلَى أَهْلِهِمْ انقلبوا فكَهِينَ ) وَإِذَارَ أَوْ هُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلَاءِ لَضَالُونَ) وَمَا أَرْسَلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِينَ فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُوا مَنَ الْكُفَّارِ يَفْكُونَ ) عَلَى الْأَرَائِكِ يَنْظُرُونَ ) هَل تُوبَ الْكُفَّا وَمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ )

    59

    Meâl-i Şerifi

    1- Eksik ölçüp tartanların vay haline!

    2- Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.

    3- Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.

    4- Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?

    5- Büyük bir gün için.

    6- Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rabblerinin huzurunda divan dura-caklar.

    7- Hayır hayır, kötülerin yazısı muhakkak Siccin'dedir.

    8- Bildin mi sen, Siccin nedir?

    9. Yazılmış bir kitaptır o.

    10- Vay haline yalanlayanların o gün!

    11- Onlar ceza gününü yalanlayanlardır.

    12- Onu ancak sınırı aşan ve günaha düşkün olanlar yalanlar.

    13- Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, "eskilerin masalları" der.

    14- Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalpler-

    YanıtlaSil
  75. 83- MUTAFFIFIN SURESI: 1

    Cüz: 30

    înin üzerine pas olmuştur.

    15- Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rab'lerini görmekten mahrum-durlar.

    16- Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler.

    17- Sonra da onlara, "işte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir" denile.

    18- Hayır hayır, iyilerin yazısı muhakkak İlliyn'dedir.

    19- Bildin mi sen, İlliyn nedir?

    20- Yazılmış bir kitaptır o.

    21-Allah'a yaklaştırılmış melekler ona tanık olurlar.

    22- Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir.

    23- Tahtlar üzerinde etrafa bakarlar.

    24- Yüzlerinde nimet ve mutluluğun sevincini görürsün.

    25-Onlara damgalı saf bir içki sunulur.

    26- Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.

    27- Karışımı Tesnim'dendir.

    28- Allah'a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o.

    29. Doğrusu o suç işleyenler inananlara gülüyorlardı.

    30- Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı.

    31- Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı.

    32- Müminleri gördükleri vakit; "işte bunlar sapıklar" diyorlardı.

    33- Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.

    34- İşte bugün de inananlar kafirlere gülecek.

    35- Koltuklar üzerinde etrafa bakacaklar.

    36- Nasıl, kafirler yaptıklarının cezasını buldular mı?

    ويل المطثنين Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline.

    Çoğunlukla "vay haline demekle yetindiğimiz "veyl" kelimesi hakkında daha önceki sürelerde ve bu arada "Mürselät" Süresi'nde de söz geçmişti. Bu-nunla beraber bizdeki "vay" tabiri Araplar'ın "veyh" kelimesi karşılığı olduğundan "veyl"in şiddetini pek duyurmadığı gibi, özel bir isim olması

    YanıtlaSil
  76. 78

    İnşikâk Sûresi

    Mekke Döneminde İndi

    Âyet Sayısı: 25

    Inşikâk, yahut انشئت Süresi, ittifakla Mekke'de inmiştir.

    Ayetleri : Basri ve Şamî'de yirmiüç, diğerlerinde yirmibeştir.

    Kelimeleri : Yüzyedi, harfleri dörtyüzkırktır.

    Fasılası harfleridir ت ، ه ، ا ور ، ق . من:

    الله الرحمن الرحيم

    إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ ( وَأَذِنَتْ لِرَيْهَا وَحُقَّتْ (0) وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ وَالْفَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ ( وَأَذِنَتْ

    YanıtlaSil
  77. Căn 30

    84- İNŞİKAK SÜRPSE I

    انهَا وَحُقَّتْ يَاءَ بِهَا الْإِنْسَانُ إِنَّكَ كَارِحُ إِلى ذَلِكَ كنها فلافيهِ فَأَمَّا مَنْ أَوْ تَكَتَابُهُ بِهِ فَسَوْفَ يحاسب حسابا يسيراً وَيَنْقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُوراً ) وَأَمَّا مَنْ أُونِي كِتابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ فَسَوْفَ يَدْعُوا شُبُورًا ) و يصلى عيرا ( إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْلِهِ مَسْرُورًا إِنَّهُ ظَنَ ان أَن يَهُورُ بَلَى أَنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيرًا فَإِذَا قِيمُ بالشفق ( وَالْيَيْلِ وَمَا وَسَقَ وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَوا لركنَ طَبَقًا عَنْ طَوانِ وَالَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ وَإِذَا قُرِى عَلَيْهِمُ القُرارُ لَا يَسْجُدُونَ بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُكَذِبُونَ ) وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابِ اليَم ) إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرَ غَيْرُ مَمْنُونٍ)

    Meâl-i Şerifi

    70

    1- Gök yarıldığı,

    2- Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,

    3- Yer uzatılıp düzlendiği,

    4- İçinde ne varsa attığı ve tamamen boşaldığı

    5- Ve Rabb'ini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,

    YanıtlaSil
  78. 84- INŞİKAK SÜRESİ

    Che: 3

    6- Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbin doğru çaba ustüne çaba sari mektesin, nihayet ona varacaksın.

    7. O vakit kitabı sağ eline verilen,

    8- Kolay bir hesapla hesaba çekilecek,

    9- Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.

    10- Ama kitabı arkasından verilen,

    11- "Yetiş ey ölüm?" diye bağıracak

    12- Ve alevli ateşe girecektir.

    13- Çünkü o allesi içinde sevinçli idi.

    14- Hiç Rabbine dönmeyeceğini sanmıştı.

    15- Hayır Rabb'i onu görmekte idi.

    16- Şimdi, yemin ederim o şafağa,

    17- Geceye ve içinde barındırdığı şeylere.

    18- Derlendiği zaman o aya,

    19- Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz.

    20- Böyleyken onlar neden acaba iman etmezler?

    21- Karşılarında Kur'ân okunduğu vakit secde etmezler?

    22- Aksine o nankörler yalanlıyorlar.

    23- Oysa Allah içlerinde sakladıklarını biliyor.

    24- Onun için onlara elem verici bir azabı müjdele.

    25- Ancak iman edip iyi ameller işleyenler başkadır. Onlara tükenmez bir ecir var.

    إن الشاء الثالث Gök yarıldığı (veya parçalandığı) vakit.

    Göğün İNŞİKAKı, bu älemin değişmesi için yukarı tarafından gelen ilähi emrin inmek ve gerçekleşmek üzere gökte ortaya çıkışıdır. Bunun başlangıcı catlama, sonu da يوم تطوى السماء قطى السجل المكتب "O gün biz göğü, kitapların say fasını dürer gibi düreceğiz." (Enbiya, 21/104) âyetinde belirtildiği gibi dürülmedir. Sonra da كنا بنانا ارك خلق لعيدة "ik yaratılaya başladığımız gibi yine onu iade edeceğiz." (Enbiya, 21/104) buyrulduğu gibi iadedir. Bu şekilde yarılma bir taraftan dünya göğünün yıkımı, öte yandan ahiret semasının kuruluşudur.

    YanıtlaSil
  79. CHA 30

    HS BOROC SORESI

    Bürûc Sûresi

    Mekke Döneminde Indi

    Ayet Sayısı: 22

    Bürûe Süresi ittifakla Mekke'de inmiştir.

    Ayetleri

    Kelimeleri

    Yirmiiki.

    Harfleri

    Yüzdokuz.

    Fasılası

    Dörtyüzellisekizdir.

    .harfleridir ج ه . ق ، راب ، ط، ظ :

    Bu süre özellikle yukarıda والله اعلمُ بِمَا يُرْعُونَ "Oysa Allah onların içlerinde ne sakladıklarını biliyor." (Inşikák, 84/23) åyetiyle işaret buyurulduğu üzere káfirlerin müminlere karşı besledikleri öfke ve kin müminlerin onlardan gördükleri sıkıntıya katlanarak Allah yolunda şehitlik ile büyük kurtuluşa erdik-lerine dair dünya değişimlerinden bir değişimin misalini kapsayarak önceki süre gibi müminlere vaadi, kafirlere tehdidi ve Kur'ân'ın şanına dikkat çekmeyi içerir. Kureyş'ın müminlere işkence etmeleri sebebiyle inmiş olduğu anlaşılıyor.

    YanıtlaSil
  80. Cz

    85- RÜRÜ SÜRESİ: 1

    وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوج ( وَالْيَوْمِ الْمَوعُودِ ) وَشَاهِدِ وَمَشْهُود ( قُتِلَ أَصْحَابُ الْأَخْدُودِ ( النَّارِدَاتِ الوفود اذْهُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ (0) وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ ( وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَن يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِينِ الحميد (0) الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كَلِ شَيْءٍ شَهِيدٌ ) إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيوَانَ اللَّينَ مَنُوا وَعَمُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ذلك الفَوْزُ الكَبِيرُ إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدُ إِنَّهُ هُوَ يُبْدِي وَيُعِيدُ وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ ذو العرش المجيد ( فَعَالُ لِمَا يُرِيدُ هَلْ أَتَيْكَ حَدِيثَ الْجُنُودِ فِرْعَوْنَ وَثَمُودُ ( بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي كَذِب) وَاللَّهُ مِنْ وَرَائِهم محيط بل هو قرآن مجيدا في اوج محفوظ )

    YanıtlaSil
  81. Meal-4 Nerifl

    Burçlar sahibi gökyüzüne,

    2. Vaad olunan o güne

    95

    3. Sakinlik vodene ve edilene andolsun ki,

    Kahroldu o hendeğin sahipleri,

    3. O prah ateşin,

    Hani o ateşin başına oturmuşlar,

    7. Müminlere yaptıklarını seyrediyorlarh.

    8. Müminlere kızmalarının sebebi de yalnız Aziz ve Hamid olan Allah'a iman enmeleri idi.

    9. Allah ki, göklerin ve yerin hükümranığı onundur ve Allah her

    10- Inanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyen. bre cehennem azabı ve yangın azabı vardır.

    11- Iwanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennet-ke varshe. İşte büyük kurtuluş odur.

    12- Kuşkusuz Rabb'inin yakalaması serttir.

    13. Yoktan o yaratır ve tekrar o diriltir,

    14- Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir.

    15- Ary'ın sahibidir, yücedir.

    16- Dilediğini yapandır.

    17- orduların kıssası sana geldi mi?

    18- Yani Firavun ve Semud'un?

    19. Fakat o inkarcılar hålà bir yalanlama içinde.

    20- Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.

    21- Hayır o şerefli bir Kur'ân'dır.

    22- Levh-i Mahfuz dadır.

    والثناء ذات الجديع Burçlu semaya yemin olsun. Vav, yemin içindir. Semå-i Zail-baruc, burçla, yani burçlarla süslenmiş semå demektir.

    BÜRÜC, bilindiği gibi "büre"ün çoğuludur. Bürc, aslında "görünen şey"

    YanıtlaSil
  82. Cuz: 30

    86- TARIK SÜRESİ

    103

    Târık Sûresi

    Mekke Döneminde İndi

    Âyet Sayısı: 17

    Tarık Süresi Mekke'de inmiştir.

    Ayetleri: Onyedidir.

    Fasılası : 1. ق ، ب ، ظ، ر . ع . ل harfleridir.

    Bu sürelerin kapsadığı mânâların birbirlerine münasebeti çeşitli şekillerle ortadadır. Özellikle burada, Levh-i Mahfuz'dan her nefsin üzerinde bulunan ko-ruyucu meleğe geçiş itibarıyla da düşünülmesi gereken güzel bir münasebet vardır. Bürüc Süresi Kur'ân'ın son kısmında bulunan ve tival, evsat ve kısar diye üçe ayrılan mufassal sürelerden tivāl-ı Mufassalın sonu, Târık Süresi de evsât-ı mufassalın ilkidir.

    YanıtlaSil
  83. STARIK SÜRESİ 1

    وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقُ وَمَا أَدْرَيكَ مَا النَّارِ العَامُ الثَّاقِبُ إِن كُلُّ نَفَيرِ مَا عَلَيْهَا حَافظا ) الكل الْإِنْسَانُ مِمَّ خَاقَ خَلَقَ مِنْ فَاءَ او اخرج من الا الصلْبِ وَالْتَرَائِبُ إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرُ (0) يَوْمَ تبلى السرائِرُ مَا لَهُ مِنْ تَوَةٍ وَلَا نَا صِيرِ (1) وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجعُ وَالْأَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعُ () إِنَّهُ لَقَولٌ فَضْلُ وَمَا هُوَ بِالْهَرْلُ ) إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدَا وَاكَيْدُ گندا (0) فَيَهْلِ الْكَافِرِينَ أَمْهَلَهُمْ رُوَيْدًا (0)

    Meal-i Şerifi

    1- Andolsun o göğe ve Tarık'a,

    2- Tarık nedir, bildin mi?

    3- O, karanlığı delen yıldızdır.

    4- Hiçbir nefis yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın.

    5- Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın.

    6- Atılan bir sudan yaratıldı.

    7. O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıka

    8- Elbette Allah'ım onu döndürmeye gücü yeter.

    9. Bütün sırların yoklanacağı gün,

    YanıtlaSil
  84. TARIE SORES

    10. Insanin o ga ne bar ghen vardır, ne de bar pardament

    11. Andolsun a dinnye goge,

    13. O yarılıp çatlayan yere,

    13. Kuskoene Kur'an, aytres file sedar

    14. O ada bir şaka değildir.

    15. Haberin olsun ki, kafirler hep bile kuruyorlar.

    16. Ben de hilelerine karşılık veririm.

    17. Onun işin sen käflelere mühlet ver, onlara az bir zaman tant

    .والث "Andolan gökyüzüne Buradaki vay yemin içindir Seme не, bildiğimiz göğe ve mutlak yüksek månkune maddi ve ruhani her yüksekliğe ve dolayısıyla hava boşluğuna, buluta ve yağmura veya yağmurdan meydana gelen hitkilere ve yiyeceklere dahi denir. Burada bazıları yağmur mánasina demişlerse de çoğunluğun dediği gibi bildiğimiz gük månäsina olması açıktır ki yukarıda çatlayacağı, yarılacağı hatırlatdan ve harçlan olduğu bildiriten gik de mek ulur. Bununla beraber Ary'a kadar maddi ve ruhani mutlak yükseklik mánásına olması da yeminin cevabına pek uygundur.

    Yeminin faydası, yemin edilen şeyin önemine dikkati çekerek verilen habe fi desteklemektir. Burada iki şeye yemin olunuyor. Birisi ok, birisi de والطارق Tarıktır.

    TARIK, aslında "tark" kökünden ism-i fäildir. Tark, bir ses igitilecek şekilde şiddetle vurmak, çarpmaktır. Bu asd mänásından genişletilerek bunun gerektirdiği birçok månāda kullanılmıştır. "Çekiş" ve "qumak" mânâsına "mitraka" bu köktendir. Yol mänäsına gelen "tarik" da bundan türetilmiştir. Zira yolcular ona ayak vururlar. Buna göre "tarik", esasen "tokmak vurur gibi şiddet le vuran" demek olduğu halde sonra ayak vurmak, yol tepmek månåäsıyla lögat örfünde yola giden yolcuya isim olmuş ve bu manāda yaygın şekilde kul lanılarak hakikat olmuştur. Sonra "gece gelen" mânâsında özelleşmiştir ki gece leyin gelip kapı qalan veya gönül hoplatan ziyaretçi mănăsını ifade eder. Mas farr "tark" ve "turuktur. Sonra bu manadan genişletilerek her ne olursa olsun geceleyin ortaya çıkıp göze, gönüle çarpan her şeye, hatta hayali görüntülere dahi tarik denilmiştir. Nitekim Şair

    طرق الخيال ولا عليكم منابع مالا بارملنا ولم يتخرج

    YanıtlaSil
  85. 54

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    İşbu sebepten ötürüdür ki, Resulüllah S.A. efendimize:

    -Bu sırları bize anlatınız..

    Manasını taşıyan sorularını sormuşlardır.

    Resulüllah S.A. efendimiz ise bu sırrı imanda HALAVET babina alımıştır.

    HALAVET.

    Lafzı, TAD olarak anlatılır. Yani: İMAN TADI..

    İMAN TADI, şu manada anlatılır:

    İınan nimeti dışında kalan sair zahiri nimetlerinde ne gibi bir sıkıntı olursa olsun; bir mümin tasa ve hüzün göstermez.

    Mesela: Fakre düşer; maddi sıkıntısı artar, gücü azalır; daha başka türlü hastalıklara muptela olur. Ama, bu hallerin hiç biri, ima-nına zarar vermediği için, önem vermez. Halk arasında; nekadar hor, hakir, zelil, miskin görülürse görülsün.. hiç biri için elem duymaz. Bilhassa iman nuru ile münevver ve İslâm şerefi ile müşerref olduğu için:

    İman nurunu bulmuşum; İslâm şerefine ermişim.

    Diyerek, kalbben mesrur olur. Daima Allah'a şükreder, hamd eder.

    İMAN 'TADI olmayan ise.. anlatılanın tam aksinedir.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu iman tadının kazanılmasını: Allah ve Resulünün sevgisine bağlamıştır. Bilhassa, Allah sevgisini Resulü-nün sevgisine bağlamıştır.

    Resulüllah S.A. efendimize olan sevgi: Sözde ve işte onun sünne-tine uyup onun tuttuğu yolda gitmektir. Zâhiren ve batınen tam ma-nası ile onun emirlerine boyun eğmektir.

    İşte.. böyle bir kuldur ki: Allah sevgisini kazanır; onun rızasına nail olur.

    Bütün bu anlatılanlardan sonra.. Resulüllah S.A. efendimiz, işi sevgiye bağlanmaktadır. Yani: Allah'ın ve Resulünün rızasını kazan-mak isteyen onları sever.

    Allah'ı seven, onun emrini tutar; yasaklarından çekinir. Bunun için de onun rızasını kazanır.

    Resulünü seven, onun yolunda gider; sünnetine tabi olur. Dolayı-sıyle Allah'ın rızasını kazandığı gibi, Resulünün de rızasını kazanmış olur.

    Bazıları:

    «Allah-ü Taâlâ'nın rızasını ve Resulünün rızasını onlara sevgi beslemekte arayınız.>>>

    Cümlesini, Resulüllah'ın kelâmı olmayıp, müellif merhumun bir cümlesi saymışlardır. Ama bu, Resulüllah'ın kelâmı bir hadis-i şerif-tjr.

    Fasi'nin şerhinde ve diğerlerinde böyledir.

    **

    29. Resulüllah S.A. efendimize şöyle soruldu:

    Muhammed'in S.A. AL'i kimlerdir?. Onları sevmek ve onlara ikram címek emri bize verildi; haklarına riayet vazifesi aldık.

    YanıtlaSil
  86. KARA DAVUD

    Resulüllah S.A. efendimiz söyle anlatt:

    Onlar safa, veľa chlidir. Bana iman edip ihlás sahibi olan-

    Jardır. Tekrar soruldu:

    55

    Onların belli alâmetleri nelerdir?.

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:

    «Benim sevgimi, sevilen her şeye tercih etmek; kalbin, Allah'ı zikirden sonra benim zikrimle meşgul olması)

    Bir başka rivayette; Resulüllah S.A. efendimiz, onların alâmeti ni şöyle anlattı:

    «Beni anmaya devamla, bana çokça salavat okumaktır.»

    Burada, daha çok şu âyet-i kerimenin tefsiri sorulmaktadır:

    De ki; ben bu tebliğ işime, AKRABALIĞA sevgiden başka bir mükafat istemiyorum.» (42/23) (1)

    Bilhassa, burada zikri geçen AKRABALIK, üstte anlatılan AL manasınadır: Resulüllah S.A. efendimize bunun tefsiri sorulmakta, açıklanması istenmektedir. Ayrıca, bu âyet-i kerimede onlara ikram edip haklarında iyi davranmak emri vardır. Bu hususlar pek çok ha-dis-i şeriflerle anlatılmıştır.

    İmam-ı Süyuti Rh. ehl-i beyt hakkında müstakil bir risale yaz-mıştır. Adı: İHYAUL-MEYYİT BİFEZAİLİ EHL'İL - BEYT.

    Resulüllah S.A. efendimiz onları şöyle anlatmaktadır:

    «Onlar safa ehlidir.>>>>

    Yani: Sırları nefsanî kederlerden yana tamizdir. Gönüllerinde ağ-yar yoktur.

    Daha açık manası ile: Kalbleri safi ve halis olup tam manası ile Allah'ın rızasını tercih ederek alır ona yapışırlar. Başka bağları yok-tur.

    Onlar verdikleri sözde dururlar; yaptıkları ahde vefa gösterirler.

    Bu hadis-i şerifte, imandan sonra ihlás üzerinde durulmaktadır. Bir kimse:

    ŞEHADET EDERİM Kİ, ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOK TUR. (EŞHEDÜ EN LA ILAHE İLLALLAH.)

    Deyince iman eder. İhlasını şu ikrarı ile yapar:

    Ya Rabbi, benim Rabbım ancak sensin. Ben senin kulunum. Cümle emirlerine itaat ettim. Bütün yasaklarından da kaçtım.

    Bundan sonra, Allah'ın Resulüne de imanını açıklar:

    ŞEHADET EDERİM Kİ, MUHAMMED ALLAH'IN RESULU-DÜR. (VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RESULÜLLAH.)

    Bu şehadeti ile de, şu manayı anlatmak ister:

    Allah'ın Resulünü tasdik ederim. Yüce Hak katından getir-diği cümle şeylere inandım, iman getirdim. Hepsine karşı itaatım vardır. O yüce emirler önünde boynum eğiktir.

    (1) Bu âyet-i kerime metinde değildir; şerhte geçer.

    YanıtlaSil
  87. DELAL I HAYRAT SERHİ

    Bütün bu manalar anlatılıyor ki: Sağlam seriat üzere amel edip bu yolda yaptığı ahde sadakati gösterenler, Resulüllah'ın S.A. AL'idir.

    00

    Işte Resulüllah B.A. bu manayı anlattı.

    sebepten, onlara AL ehlini soran kimse üstte anlatılanlarla yetinmedi. Çünkü Iman ve ihlas batını sırlardır; kalbi fiillerdir. Bu seb muttall olmak mümkün değildir. İşte anlatılan sebepten ötürü, Resu-Jüllah S.A. efendimize onların zahiri alâmeti soruldu. Yani:

    Onların safa ve vefa ehli olduklarını ne ile bilelim?,

    Demek istediler. Bunun için, Resulüllah S.A. efendimiz, kendi sevgisinin her şeyin üstünde tutulmasını istedi. Geniş manası söyle anlattı lle

    Nefsi, malt, cocukları, ana babast, ehli avali ve kendisine ta-

    hi olanların sevgisinin üstünde, benim sevgim olmalıdır. Tabiatı icabı, anlatılanlar her nekadar insanın sevdiği şeyler ise de, aklını ve seç me kabiliyetini kullanarak; benim sevgimi cümlesinden üstün tut-malı ve hepsinden ileri bilmelidir. Onların sevgisinden önce, beni sev. meyi bilmelidir.

    Bu manada, Hz. Ömer r.a. şöyle anlatıldı:

    Hz. Ömer'in r.a. hilafeti zamanında yapılan bir gazada çokça mal hasıl olmuştu. Onları dilediği kimselere dağıtıyordu. O dağıtılan maldan Üsame b. Zeyd'e r.a. beş bin dirhem verdi; kendi oğlu Abdül-lah'a da ra. iki bin dirhem verdi. Bunun üzerine, Abdüllah r.a. sordu:

    Ben, senin öz oğlunum. Ayrıca, vaki olan bütün gazalarda bu-lundum. Halbuki Üsame benim kadar gazaya katılmadı. Onu, bana tercih edip daha fazla ihsanda bulunmanın sebebi nedir?. Bu işin sır. ri ve hikmeti nedir?.

    Hz. Ömer r.a. oğluna şu cevabı verdi:

    Ben şunu biliyorum; Resulüllah S.A. efendimiz Üsame hak-kında şöyle buyurdu:

    Üsame, bana insanların en sevgilisidir.» (1)

    Her nekadar sen benim gözümün nuru sevgili oğlum isen de. Üsame de Resulüllah'ın S.A. sevgilisidir. Resulüllah'a S.A. bir mahab-bet nişanı olarak, onu tercih ettim; sana verdiğimden daha fazla ver-dim.

    Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimiz, AL'in bir alâmetini de: Kendi-sini çokça anmak şeklinde anlattı.

    Böyledir; çünkü insan: Sevdiğini çokça anar.

    İşte.. Resulüllah S.A. efendimizin, safa ve vefa ehli olan ÂL'i, an latılan vasıfta olan kimselerdir.

    Allahım Resulüllah S.A. efendimiz Muhammed'e salât eyle; se-lam eyle.. Hem de zatının kemal nihayetsizliği kadar.. Ve.. onun, son-suz kemal derecesi kadar..

    *

    (1) Bu hadis-i şerif metinde değil; şerhde geçer.

    YanıtlaSil
  88. KARA DAVUD

    tarafından şöyle soruldu: 57 30. Resulüllah S.A. efendimizin sohbeti ile şerefyab olanlardan bi

    Ya Resulellah, sana iman etmekte en sağlamı kimdir?

    Resulüllah S.A. efendimiz söyle buyurdu: «Beni görmediği halde bana iman etmiştir. O: Icinden coşan

    bir sevkle, bana olan mahabbetindeki sadakatle bana iman eden bir mümindir. Onun alâmeti sudur: Beni görmevi o kadar arzu eder ki, görme imkânı olsa neyi varsa uğrumda fedava hazırdır. >>

    Bir başka rivayette ise şöyledir:

    «Onun yer dolusu altını olsa, beni görmek için; gerçekten harcar. Cünkü: Bana hakkıyle iman etmiş ve bana sevgisinde halis olmuştur.>>>

    Müminler, imanın aslında aynıdırlar. Ancak, kendi kuvvet ve za-afları itibarı ile, ayrı ayrıdırlar. Nitekim Sahih-i Müslim'de buna da-ir bir rivayet vardır. Ve meâlen şöyledir:

    «Kavi mümin hayırlıdır; celâl sahibi Yüce Allah'ın rıza-i şe rifine daha yakındır. Zayıf müminden hayırlı olup, cümle hayırda ileridir.» (1)

    Rivayete göre: Kavi müminin kim olduğunun sorulması da, bu hadis-i şerif üzerine vaki olmuştur.

    Burada, Resulüllah S.A. efendimize iman, anlatılmaktadır ki. manası şudur:

    - Resul olduğumu ikrar; nübüvvetimi, getirdiğim Kur'ân-ı azimüşşanı tasdik edip inandı ve kabul etti. Sünnetime, hadisi-me inandı; kabul etti.

    Bilindiği gibi, iman kalbdedir; İslâm ise.. zâhiri amelle belli olur. Aslında ikisi de bir manayadır. Bu sebeptendir ki: Resulüllah S.A. efendimiz o müminin zâhirdeki alâmetini de saydı. O müminin, Resulüllah uğruna şöyle diyeceğini anlattı:

    Onun cemalini görme imkânı olsaydı; canımı ve malımı uğu-runda feda ederdim.

    İşte.. kavi, kâmil mümin kulun vasfı..

    31. Ashab-ı kiram tarafından, Resulüllah S.A. efendimize şöyle so-ruldu:

    Ya Resulellah, sizden sonra gelenlerden, size salâvat-ı şerife okuyanlar için, görüşünüz nedir?. Bir de sizin gıyabınızda salavat-ı şerife okuyanlar için ne dersiniz?.. Bu iki zümre ümmetin hali nasıl olacak?. Sana göre nasıl olacaklar?

    Resulüllah S.A. efendimiz bu soruyu şöyle cevapladı:

    <>>

    (1) Yukarıdaki cümleden de anlaşılacağı üzere, bu kısım metinde değil; şerhde

    vardır.

    YanıtlaSil
  89. 58

    DELAIL-1 HAYRAT BERHI

    Resulüllah S.A. efendimize, burada iki husus sorulmaktadır;

    a) Asr-ı saadette yaşadığı halde, Resulüllah B.A. efendimizin gı yabında, kendisine salavat-ı şerife okuyanların durumu..

    b) lleride gelecek ümetten Resulüllah S.A. efendimize salá vat-i şerife okuyanların durumu..

    Resulüllah S.A. efendimiz, burada asr-1 saadette yaşayıp, giya-binda salavatı şerife okuyanlarla, gelecek zamanda salavat-i şerife okuyanların durumunu ayırd etmedi. Sadece: Tam mahabbet, şevk, safa ve vefa ehli ile bunların dışında kalanları ayırdı. Böylece, iki zümre arasında, her manada büyük bir fark olduğunu belirtti; özet-le şöyle anlattı:

    a) Şevk, mahabbet, safa ve vefa ehlinin salavatını bizzat duya-tım. Bunun için arada vasıta yoktur. Kendilerini de tanırım.

    b) Bu vasfı olmayan ümmetimin bana okuduğu salåvat ise.. vasıtalı arz olunur.

    Bundan da anlaşılıyor ki: Iki zümre arasında büyük fark olduğu gibi; okudukları salavat-ı şerifelerde de büyük fark vardır.

    DELAİL'ÜL-HAYRAT şerhinin SEHLİYE nüshasında anlatılan salavat-ı şerifelerin fazileti burada biter. Ancak bazı nüshalarda, yu-karıda anlatılanların sonunda şu salavat-ı şerife vardır:

    Allah-ü Taâlâ, resullerin imamı, nebilerin hatemi efendimiz Muhamined'e salâ teylesin. Keza, onun âline ve ashabına da..

    Ve ona: Tam manası ile selâm eylesin.

    Ålemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.

    YanıtlaSil
  90. KARA DAVUD

    من السادة عَلَى . وقال الرسول الله صل الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ من القَوَى فِي الْإِيمَانِ بِكَ فَقَالَ مَنْ آمَنَ فِي وَلَمْ يَرَنِي فَإِنَّهُ مُؤْمِنٌ بِي عَلَى سُوقِينَهُ وصدق في محبى وَعَلَامَهُ ذَلِكَ مِنْهُ اللَّه بود ربي مع مَا يَمْلِكُ وَفَأُخْرَى مِلْ الْأَمْرِ ذها ذَلِكَ الْمُؤْمِنُ فِي حَقًّا وَالْمُخْلِصُ في حبى صندقا .. وَقِيلَ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وسلم أَرَأَيْتَ صَلاةَ المُصلِّينَ عَلَيْكَ يَمَنْ غابَ عَنْكَ وَمَنْ يَأْتِي بَعْدَكَ مَا حَالَهُمَا عِندَكَ مَا لَا تَسْمَعُ صَلاةَ أَهْلِ تَحْتَى وَأَعْرِفُهُمْ ويعرضُ عَلَى صَلاة غيرهم عرضنا

    mines salāti aleyye.

    30. Ve kile liresulillahi sallalla hü aleyhi ve sellem:

    Men'il kaviyyü fil imani bi

    ke?.

    Fekale:

    59

    ve fi

    Ve kile liresulillahi sallallahü

    aleyhi ve sellem:

    Eraeyte salătel-musalline aley-ke mimmen ğabe anke ve men ye'ti ba'deke ma halühüma indeke?.

    Fekale:

    <Esmeu salate ehl-i mahab beti ve a'rifühüm ve tu'razu aleyye salatü ğayrihim arzan.

    Tekrar soruldu:

    Onların belli alâmetleri nelerdir?.

    Resalüllah S.A. efendimiz şöyle anlattı:

    Benim sevgimi, sevilen herşeye tercih etmek; kalbin, Allah'ı zikirden sonra benim zikrimle meşgul olması.»

    Bir başka rivayette, Resulüllah S.A. efendimiz onların alametini şöyle an

    lattı:

    «Beni anmaya devamla, bana çokça salavat okumaktır.»

    30. Resulüllah S.A. efendimizin sohbeti ile şerefyap olanlardan biri tarafın-dan şöyle soruldu:

    -Ya Resulellah, sana iman etmekte en sağlamı kimdir?. Resulüllalt S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Beni görmediği halde bana iman etmiştir. O: İçinden coşan bir şevkle, hana olan mahabbetindeki sadakatle bana iman eden bir mümindir. Onun alåmeti şudur: Beni görmeyi o kadar arzu eder ki, görme imkânı olsa neyi varsa uğ-rumda fedaya hazırdır.»

    Bir başka rivayette ise, şöyledir:

    «Onun yerdolusu altını olsa, beni görmek için; gerçekten harcar. Çünkü: Bana hakkıyla iman etmiş ve bana sevgisinde halis olmuştur.»

    31. Ashab-ı kiraım tarafından, Resulüllah S.A. efendimize şöyle soruldu:

    (Devamı: 60. Sayfada)

    YanıtlaSil
  91. DELAIL I HAYRAT ŞERHİ

    60

    Ya Resulellah, sizden sonra gelenlerden, size salavat-ı şerife okuyanla İçin, görüşünüz nedir?. Bir de sizin gıyabınızda salavat-ı şerife okuyanlar içi ne dersiniz?. Bu iki zümre ümmetin hall nasıl olacak?, Sana göre, nasıl olacal lar?.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu soruyu şöyle cevapladı:

    Bana mahabbeti olanların okuduğu salāvatı bizzat duyarım; kendileri de tanırım. Bunlardan başkalarının salavatı da bana vasıtalı olarak arz olunur.

    MEKKE-İ MÜKERREME RESMİDİR

    Resulüllah S.A. efendimiz orada dünyaya teşrif etti.

    Allah'ın emri ile oradan hicret etti; sonra fethetti.

    Vaktiyle ehli bir ressam tarafından çizilmiş ve DELAİL'UL - HAHRAT'a alınmıştır.

    Yüce Allah orayı ziyaret etmeyi Bizlere nasib eylesin.

    YanıtlaSil
  92. ان الرحم الرحيم

    Resulüllah S.A. Efendimizin

    Mübarek Isimleri

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile..

    Elendimiz, sahibimiz Muhammed SALLALLAHU ALEYHİ VF SELLEM (1) Hazretlerinin güzel isimleri: İKİ YÜZ BİR TANEDİR.

    Burada:

    İKİ YÜZ BİR.

    Derken, sadece:

    - Bu eserde yazılacaklar İKİ YÜZ BİR.

    Demektir. Yoksa:

    NEDİR. Resulüllah S.A. efendimizin tüm isimleri İKİ YÜZ BİR TA-

    Demeğe gelmez. Çünkü burada murad: Resulüllah S.A. efendimi-zin güzel isimlerini o mikdara sığdırmak değildir.

    **

    Müellif merhum, önce; salavat-ı şerife okumanın faziletlerini yaz-di; peşinden, Resulüllah S.A. efendimizin güzel isimlerini anlatmaya geçti.

    Resulüllah S.A. efendimiz, âlemlerin şerefi olup; âdemoğlu soyu-nun da güzidesidir. Onun güzel isimleri zımnında nice nice faziletler saklıdır. Bu manayı düşünerek okuyanlarda; aşk, şevk ve mahabbet terakkısi meydana gelir. Bu terakkiye eren kimse, gece gündüz; tam manası ile tazim, ihtiram ve saygı ile salát u selâmı diline vird edip ekur.

    Okunan isim sırasında, Resulüllah S.A. efendimize çokça salavat-1 şerife getirilirse. ona tam intisap ve bağlılık hâsıl olur. İşte, merhum müellifin muradı: Anlatılan mananın hâsıl olmasıdır.

    Anlatıldığı şekilde yapan kimse; Resulüllah S.A. efendimizin sün-retine tam manası ile tazim edip onun yoluna girer. Påk şeriatında belirtilen emirlere boyun eğer.

    (1) SALLALLAHU ALEYHI VE SELLEM: Manası daha önce anlatıldı; Resulül-lah S.A. efendimize bir duådır; iyi temennidir:

    Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize salât ve selâm eylesin..

    Demeğe gelir. Arapça aslına göre okunması gerekir. Biz onu, sadeleştirmemizde daima: S.A. şeklinde gösterdik.

    YanıtlaSil
  93. 62

    DELAIL I HAYRAT ŞERHI

    Iste bunu yapanlardır ki: İki cihan saadetine nail olurlar.

    Avrica, müellif merhumun, derleyip yazdığı bu güzel DELAİL UL-HAYRAT kitabını, aşkla, sevkle ve mahabbetle okumalarını sağ、 lamak dahi, arzu ettiği bir şeydir. Onlar okudukça:

    Hayra delil olanlar dahi, yapanlar kadar sevap alırlar.

    Kaidesine göre, kendisi de, sevaba nail olur.

    lerdir.

    iste, butun bu anlatılanlar, müellif merhumun arzu ettiği sev

    Burada sayılacak isimlerin hemen hepsi, ileride yazılacak sala vat-ı şerifelerin içinde geçecektir.

    Okuyanlar, o isimler geldikçe, hem manalarını anlamalı; hem de Resulüllah S.A. efendimize ait bir isim olduğunu bilmelidir.

    Muellif raerhumun, bu isimleri başta anlatmasının bir sebebi de budur.

    Bu kitabın yazılmasından murad, Resulüllah S.A. efendimize çokça salavat-ı şerifenin okunmasıdır. O isimler okundukça, salavat-1 şerife getirilecektir. Salavat-ı şerifeler çoğaldıkça da. Resulüllah S.A. efendimize bağlılık artar.

    Resulüllah S.A. efendimizin ismi okundukça:

    Muhammed, Ahmed, Hamid, Mahmud..

    Deyip geçmemelidir. Her ismi okundukça, Resulüllah S.A. efendi-mize salavat-ı şerife okumalıdır. Meselâ:

    Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem; Ahmed sallallâhü aleyhi ve sellem; Hamid sallallahü aleyhi ve sellem..

    Şeklinde, tazimie okunmalıdır. Meşhur olan rivayet budur.

    Meşayihten bazıları, Resulüllah S.A. efendimizin ismini okuma edebini beyan ederken, aşağıda anlatılan şekilde okunmasını söyle-mişlerdir:

    ALLAHÜMME SALLİ VE SELİM ALA MEN İSMÜHU MU-HAMMED SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM. (Allahım, ismi Mu-hammed S.A. olan zata salât ve selâm eyle.)

    ALLAHUMME SALLİ VE SELLİM ALÀ MEN İSMÜHU AHMED SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM. (Allahım, ismi Ahmed S.A. olan zata salāt ve selâm eyle.)

    ALLAHUMME SALLİ VE SELLİM ALÁ MEN İSMÜHU HAMİD SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM. (Allahım, ismi Hamid S.A. olan zata salât ve selâm eyle.)

    En faziletlisi de bu anlatılan şekildir.

    Merhum müellifin buradı da, son anlatılan şekilde, Resulüllah S.A. efendimize salavat-ı şerife okumaktır. Kendisi öyle, yazmadı; se-bebi: Kitabın uzun olmamasıdır. Ama, kendisinden okuyup mezun

    YanıtlaSil
  94. KARA DAVUD

    Resulüllah S. A. Efendimizin Mübarek İsimleri

    مُحَمَّد صَلَّى اللهُ تَعَالَى

    سَيِّدِنَا وَمَوْلنَا

    اسْمَاء

    مِائَتَانِ وَوَاحِدٌ

    عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

    الله الرحمن الرحيم

    مَنَ اسْمُهُ سَيدُنَا

    وَبَارِكْ عَلَى

    اللهُمَّ صَلِّ وَسَلَّمْ

    محمود

    اجيد

    حامد

    احمد

    محمد

    حاشر

    مارح

    وحيد

    عاقب ظهم

    طاهر

    نيس

    رسول

    63

    سيد

    طيب

    مطهر

    Esmaü seyyidina ve mevlana Muhammedin sallallahü taálá aleyhi ve selleme mietani ve vahidün

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Allahümme salli ve sellim ve barik alâ men ismühu seyyidina:

    1. Muhammedün sallalla-hü aleyhi ve sellem.

    2. Ahmedün sallallahü aley-hi ve sellem.

    3. Hamidün sallallahü aley-hi ve sellern.

    4. Mahmudün sallallahü a leyhi ve sellem.

    5. Ahyedü sallallahü aleyhi ve sellem.

    6. Vehidün sallallahü aley-hi ve sellern.

    ve sellem. 7. Mahin sallallahü aleyhi

    8. Haşirün sallallahü aleyhi ve sellem.

    9. Akibün sallallahü aleyhi ve sellem.

    10. Taha sallallahü aleyhi ve sellem.

    11. Yasin sallallahü aleyhi ve sellem.

    12. Tahirün sallallahü aleyhi ve sellem.

    13. Mutahharün sallallahü aleyhi ve sellem.

    14. Tayyibün sallallahü aleyhi ve sellem.

    15. Seyyidün sallallahü aleyhi ve sellem.

    16. Resulün sallallahü aleyhi ve sellem.

    * **

    (Devamı: 64. Sayfada)

    YanıtlaSil
  95. 84

    DELAIL I HAYRAT ŞERHI

    Resulüllah S.A. Efendimizin Mübarek İsimleri

    Seyyidimiz ve sahibimiz Muhammed'in isimleri iki yüz bir tanedir; Allah-ü Trála ema salát ve selâm eylesin.

    Rahman Rahim Allah'ım adı ile..

    Allahım, salát eyle ve selam eyle aşağıdaki isimlerin sahibi efendimize: berekes Busan eyle...

    1. Muhammed. Allahü Taâlà ona salât ve selâm eylesin.

    2. Ahmed. Allahü Taálà ona salát ve selâm eylesin.

    3. Hamid. Allah-ü Taálá ona salát ve selam eylesin.

    4. Mahmud. Allah-ü Taåla ona salát ve selam eylesin.

    5. Ahyed. Allahü Tallà ona salát ve selâm eylesin.

    5. Vebid. Allahü Taálá ona salât ve selâm eylesin.

    7. Mahin. Allah- Taálá ona salât ve selam eylesin.

    8 Haşir. Allah-ü Taåla ona salât ve selam eylesin.

    9. Akib. Allah-ü Taåla ona salât ve selâm eylesin.

    10. Taha. Allah-ü Talla ona salåt ve selâm eylesin.

    11. Yasin. Allahü Tahlá ona salát ve selâm eylesin.

    12. Tahir. Allah-ü Taala ona salât ve selâm eylesin.

    13. Mutahhar. Allahü Taålå ona salât ve selâm eylesin.

    14. Tayyib. Allah-ü Taälä ona salât ve selâm eylesin.

    15. Seyyid. Allah-ü Taåla ona salāt ve selâm eylesin.

    16. Resul. Allahü Taåla ona salát ve selâm eylesin.

    (Devamı: 85. Sayfada)

    YanıtlaSil
  96. KARA DAVUD

    65

    olanlara emri: Resulüllah S.A. efendimizin isimleri geçtikçe, anlatıl-dığı şekilde tazimle, saygı ile salavat-ı şerife okumaktır.

    Bizzat kendisi, taleblerine öyle belletmiştir.

    Bilinmeli ki..

    Resulüllah S.A. efendimizin isimleri çoktur. Onların bazısı, Kur-an-ı Kerim'de sabittir. Bazıları da, semavi kitaplarda vardır. Bir kis-sair nebilerin, resullerin bazıları da, icma ile sabittir.

    Ve.. isimlerin çokluğu, ismi alan zatın şerefine delâlet eder. Özel-likle, Resulüllah S.A. efendimiz için anlatılacak isimlerden her biri: ayrı bir medhi, ayrı bir övgüyü ve senayı zımmında taşır.

    Resulüllah S.A. efendimizin isimlerinin adedi üzerine çeşith gö-raş belirtilmiştir.

    İmam-ı Kastalâní Rh. Mevahib-i Ledünnive adlı eserinde şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimizin bin tane ism-i şerifi vardır. İbn-i Arabi'den naklen, İbn-i Faris Rh. ise, şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimizin iki bin yirmi tane ism-i şerifi vardır

    Ancak, merhum müellif, Şeyh Ebu İmran Zenatî'nin derleyip sı-raladığı, beyan ettiği İKİ YÜZ BİR ismi almayı tercih etmiştir.

    Resulülah S.A. efendimizin anlatılan İKİ YÜZ BİR ism-i şerifi aşağıda sırası ile anlatılacaktır.

    1. İsim: MUHAMMED. (Sallallahü Taâlà aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu güzel ismin sahibi, büyük zata salât ve selâm eyle.

    Bu ismin kısaca manası şudur: Çok çok sena edilen, övgüye, med-he layık olan üstün zat..

    Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemini şereflendirmeden evvel: Meleklerin dili ile; Adem a.s. ile, Resulüllah S.A. efendimiz ara-sında gelip göçen bütün nebilerin, resullerin dili ile ve bunlara inen kitaplarda, tekrar tekrar övülmüştür. Bu vücud âlemini şereflendir-dikten sonra, o övgüler dolayısı ile; zat-ı şerifine:

    MUHAMMED. (Sallallahü aleyhi ve sellem.)

    Adı verildi. Ta ki: Bu ism-i şeriflerinin ifade ettiği mana ile; kendilerinin nekadar muazzez, mükerrem ve muhterem olduğu an-laşıla..

    F. 5

    YanıtlaSil
  97. 66

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    Resulüllah S.A. efendimize Muahmmed S.A. ismini verdi. O mübarek O kadar ki: Hak Taålá, yerleri ve semaları yaratmadan eyvel: LAH MUHAMMEDÜN RESULULLAH.. (Allah'tan başka ilah yoktur: ismi, zatina has celal ismi ile birlikte söyle vazdı: LA ILAHE ILLAL.

    Muhammed Allah'ın Resulüdür.) Cenneti yarattıktan sonra, tuba ağacının yapraklarına; huri kız. larının alnına, cennetin cümle köşk ve sarayları üzerine LA ILAHE

    ILLALLAH MUHAMMEDÜN RESULULLAH vazdı. Onların cümlesi. ne, Resulüllah S.A. efendimizin şerefini ve İzzetini beyan buyurdu.

    Allah-ü Taâlâ, bu ism-i şerif hürmetine Ådem'in a.s. tevbesini kabul buyurdu.

    Adem a.s. tevbesini yaparken, yalvardı; Resulüllah S.A. efendi.

    mizi şöyle diyerek şefaatçı kıldı:

    Ya Rabbi, Muhammed hürmetine...

    Allah-ü Taâlâ, Adem'e a.s. sordu:

    Sen, Muhammed'i nereden biliyorsun?.

    Adem a.s. şöyle anlattı:

    Sen, Yüce zatınla beni topraktan yarattın. Sonra, bana can verdin. İşte o zaman, gözümü açıp bakınca gördüm ki: Bütün sema-ların ve yuce arşın üzerinde: LA İLAHE ILLALLAH MUHAMMEDÜN RESULULLAH yazılmış; onun ismi senin isminle beraber gelmiş. Mu-hammed S.A. kulların makbulu olduğunu bildim; sebebi: İsmi, zatın isımi ile beraber..

    Bunun üzerine, Allah-ü Taålå, şöyle buyurdu:

    Öyledir. O, cümleden muazzez ve muhteremdir. O, senin ev-Jódın arasındadır. Cümle enbiyadan sonra; ahir zamanda dünyaya gelecektir. O MUHAMMED olmasaydı; seni, tüm gökleri, arşı ve cen-neti yaratmazdım. Cümle mahluk onun hürmetine yaratılmıştır. Sonra..

    Havva yaratıldı. Adem a.s. ile nikâhları kıyıldığı zaman mihri: Resulüllah S.A. efendimize yirmi defa salavat okumakla bağlandı: nikâhı böyle kıyıldı.

    Bütün nebiler ve resuller:

    Åhir zamanda, Hazret-i Muhammed S.A. gelecektir.

    Diye haber vermişlerdir. Bütün bunlar, anlatıyor ki: MUHAM-MED ismi, Resulüllah S.A. efendimizin bütün isimlerinden büyük, şerefli ve hepsinden örice gelir.

    Resulüllah S.A. efendimizir. anası Amine Hatun hamile kaldığı zaman, rüyada kendisine şöyle dendi:

    Cümle mahlukatın ulusuna hamilesin. Doğumunu yaptıktan sonra, adını Muhammed S.A. koy.

    Resulüllah S.A. efendimizin büyük babası, şöyle bir rüya gördü: Arkasından bir gümüş zincir çıkıp dört bölüğe ayrıldı. Bir bölüğü semaya yükseldi; bir bölüğü yer zeminine girdi; bir, bölüğü meşrıka, bir bölüğü de mağribe gitti.. Her yanı kuşattı. Bundan sonra, o zin-cirler gert meldi; koca bir ağaç oldu. Yapraklarının her birinden nur

    YanıtlaSil
  98. KARA DAVUD

    67 zahir olmaya başladı. Bunun üzerine, şark ve garb ehli o ağaca tu-tunmaya başladı.

    Bu rüyasını tabirciye söyledi; ne manaya geldiğini anlatmasını istedi. Tabirci, şöyle anlattı:

    Senin sulbünden bir çocuk gelecek ve peygamber olacak. All-cenap bir zat olacağından, sark ve garb ehli onun seriatına tabl olur. Yer ve sema ehli onu övüp sena edeceklerdir. Semaya yükselin mirac edecektir. Sonunda dâr-ı bekaya teşrif eder ve mübarek vücudu yere defnolunur.

    İşte.. bütün bu rivayetler dolayısıyle, Resulüllah S.A. efendimiz dünyayı şereflendirince; muhterem anası Amine Hatun, onun ismi-ne:

    MUHAMMED. (Sallallahü aleyhi ve sellem.)

    Dedi. Bu ism-i şerifin, çok çok faydaları ve özellikleri vardır. Bu sebeple Hak Taâlâ, türlü türlü alâmetlerle kullarını ayıktırmak

    istemiştir. Simintari merhum şöyle anlattı:

    Horasan'da bir çocuk gördüm; bir tarafında LA İLAHE İL-LALLAH. diğer tarafında da MUHAMMEDÜN RESULÜLLAH yazıl-mıştı.

    Haber rivayet eden zatlar şöyle anlatmışlardır:

    Hind diyarında kırmızı bir gül vardır; yaprağında LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESULÜLLAH yazılmıştır.

    Bunları Kazi Iyaz Şifa kitabında yazar. Bir başka haberi de, Ab-düllah Haşimi Rıkki'den şöyle anlatır:

    Hind diyarında bir karyeye vardım. Orada büyükçe siyah bir gül gördüm. Kokusu gayet güzeldi. Yaprağı üzerine, beyaz yazı ile sunlar yazılı idi: LÀ ILAHE ILLALLAH MUHAMMEDÜN RESULÜL-LAH EBU BEKİR SIDDIK VE ÖMER'ÜL-FARUK.. Acaba bunu bir ilaçla mı yapmışlar, diye şüpheye kapıldım. Açılmamış bir konca gül aldım; açılıncaya kadar sakladım. Açılınca gördüm ki, onun yapra-ğında dahi aynısı yazılmış. O zaman anladım ki, bu işi Allah-ü Taâ-lâ'nın kudreti yapar.

    Şaşılacak şey şu ki: O diyarın halkı, bu durumu müşahede ettik-leri halde, Yüce Yaradanı bırakıp ateşe taparlar.

    Ebülbeka b. Ziya, Mensek adlı eserinde; Ebu Abdillah b. Malik'in şöyle anlattığını yazar:

    Hind diyarına gittim; orada TEMİLE diye anlattıkları bir şehre vardım. Orada büyük ağaçlar gördüm; üzerinde ceviz gibi ye-ınişleri vardı. O yemişlerin iki kat kabuğu vardı. O kabukları açınca, İçinden kat kat bükülmüş yeşil yapraklar çıktı. O yaprakların kapları İçinde ise; kırmızı, gayet güzel bir yazı ile: LA İLAHE ILL İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESULÜLLAH yazılmıştı. Hind ehli o ağaca tazim ederler. Hastalarına onun suyundan içirdiklerinde, Allah'ın izni ile şifa bulur. Yağmur yağması için, onu vesile bilip duâ ederler A lah'ın izni ile, duâları makbul olur; yağmur ihsan olunur.

    YanıtlaSil
  99. 68

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    İbn-i Tağir, bazı ravilere dayanarak şöyle dediklerini anlattı

    Bir adaya vardık. Orada büyük ağaçlar vardı. Yaprakları ga-vet güzel kokulu olup, üzerinde kızıl ve beyaz, gayet açık, belli bir şekilde güzel bir yazı ile üç satır yazılmıştı.

    Birinci satırında: LÀ ÍLÁHE ILLALLAH, yazılı idi.

    İkinci satırında: MUHAMMEDUN RESULÜLLAH, yazılı idi.

    Üçüncü satırında: İNNEDDİNE İNDALLAHİL-İSLAM, (Allah

    katında DIN Islam'dır.) yazılı idi. Bu rivayeti, İmam-ı Kastalani Mevahib-i Ledünniye adlı eserinde

    yazdı; anlattı. Ebu Yakup Rh. balık avlayıcı idi. Şöyle anlattı:

    Bir gün, denizden bir balık tuttum. Gördüm ki: Sağ yanında LA ILAHE ILLALLAH yazılı; sol yanında ise MUHAMMEDÜN RESU LÜLLAH yazılı idi. Bu isimlere saygımın bir icabı olarak, o balığı salıverdim.

    Bütün bu rivayetlerden anlaşılıyor ki: Burada mevzuumuz olan ism-i şerife tam manası ile tazim gerektir. Hatta bu manadan olarak, ashab-ı kiram r.a. Resulüllah S.A. efendimize

    Bir erkek çocuğumuz olduğu zaman, ism-i şerifiniz olan MU-HAMMED ismini verelim mi?.

    Diye sordukları zaman, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «O ismi verdiğiniz çocuklarınızı dövüp sövmeyecek ve hiç bir şekilde hakaret etmeyip tazim ederseniz bu ismi verebilirsiniz. Benim. ismim onda iken, onu tahkir etmek, tazime aykırıdır.»

    Bu ism-i şerife has nice bereketler vardır. Meselâ:

    Bir sofrada, MUHAMMED İsimli biri bulunsa, Yüce Hak o sof-raya bereket ihsan eder. O yemek, yiyenlere şifa olur.

    Bir evde MUHAMMED isimli biri olsa; Yüce Hak o evi ve orada bulunanları cümle belâlardan emin kılar.

    Yüce Allah, bu ism-i şerif ile; Resulüllah S.A. efendimizi Kur'an-ı Kerim'in dört yerinde anmıştır.

    Biri Sure-i Ål-i İmran'dadır. Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    «MUHAMMED, ancak Resul'dür.» (3/144)

    Biri de, Sure-i Ahzab'dadır. Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    (33/40) «MUHAMMED erkeklerinizden, hiç birinin babası değildir."

    Bir tanesi de, Sure-i Muhammed'dedir. Allah-ü Taâla şöyle bu-yurdu:

    «... Ve MUHAMMED'e indirilene iman ettiler.» (47/2)

    Bir tanesi de, Sure-i Fetih'dedir. Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:

    «Tam şahid olarak Allah, yeter; MUHAMMED Allah'ın Resu-lüdür. (48/28-29)

    Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    YanıtlaSil
  100. KARA DAVUD

    2. İsim: AHMED. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu ismin kısaca manası:

    Pek ziyade Hamd eden.

    Demeğe gelir.

    69

    Şanı büyük, ihsanı yaygın, kendisinden başka ilah olmayan Yü-ce Allah cümle halkı yaratmadan üç yüz altmış bin sene evvel Resu-Jüllah S.A. efendimizin mübarek nurlarını yarattı. Bu mübarek nur, Allah'ın dilediği kadar çeşit çeşit hamd ve sena etti. Taa, bu vücud ålemine gelinceye kadar daima zikr ü tesbihe devam etti. Bu sebeple, sema ehli melekler, kendisine:

    AHMED.

    İsmini verip tazim etmişlerdir.

    Yeryüzünde, bilinen meşhur ismi, MUHAMMED olduğu gibi; göklerde bilinen meşhur ismi de AHMED dir. Cümle övülenlerden, onun övülmesi daha ziyade olduğu için:

    MUHAMMED'UL - MAHMUDİN.

    Dahi denmiştir. Kenaisinin Yüce Hakka olan hamdi, mahlukla-rim ettiği hamdlerden fazla olduğu için:

    AHMED'ÜLHAMİDİN.

    Adı verilmiştir. Yani:

    Hamd edenlerin en çok hamd edeni..

    Resulüllah S.A. efendimizin bu ism-i şerifiyle, kendisinden evvel hiç kimse isimlenmemiştir.

    Resulüllah S.A., efendimizin hamdi, cümle yaratılmışlardan faz-la olduğu için; Yüce Allah, Resulüllah S.A. efendimizi Musa'ya a.s. inzal buyurduğu Tevrat'ta övdükten sonra. Resulüllah S.A. efendimi-zin ümmetini de övmüştür:

    hallerde..>>> «Onun ümmeti hamd edicidir; darlıkta, genişlikte ve bütün

    Enes r.a. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:

    «İki kul, Alemlerin Rabbı huzurunda dururlar. İkisine de cennete girme emri verilir. Bunun üzerine o iki kul, şöyle derler:

    Ey Rabbımız, biz cennete lâyık bir amel işlemedik. Bize, ne sebepten cennet ihsan olundu?.

    Allah-ü Taâlà şöyle buyurdu:

    - Siz cennete girin; çünkü birinizin adı MUHAMMED, bi-rinizin adı da AHMED'dir. Ben, yüce şanımla AHMED ve MU HAMMED isimli olan kimseleri cehenneme atmaktan hayâ ederim.»

    Kazi Iyaz, Şifa adlı kitabında der ki:

    Süreyh b. Yunüs'ten rivayet olunduğuna göre; Allah-ü Taâ-lâ'nın bir bölük melâike-i kiramı vardır. Onların adına:

    Gezginci melekler.

    Derler. Onların ibadetleri daima yeryüzünde gezmektir. Içinde AHMED veya MUHAMMED isimli kimseler bulunan evlere gi-

    YanıtlaSil
  101. teetonie chlini ziyaret

    安発薬kallolar Inell'de anlatıl

    KARMED bir peygamber gelece

    iw the example in bir vertode geçmektedir. Allah-ü Ta

    larak anlath Bendeti sonra gelecek,

    Kch & Tall sekin eylesin.

    A

    RAMIDllä aleyhi ve sellem.)

    Kadim te nikt ve selam eyle

    Tester i hemin haddi olmadığı ve gücü yetmediği Alah Taliya hamd à senada muvaffak olduğundan,

    RAHAMID ismi ile isim verildi. Biraz

    Tore Rakshaminen kemalli manası ile hamd edici..

    renersk Kad lyst this ad eserinde, bir hadis-i şerife da-

    Jama SA efendimiz, arş altına gidip secde eyledi.

    Dye ante Bielaka rivayette ise, Resulüllah S.A. efendimiz

    Den mi ve aram sahibi Yüce Allah'ın manevi huzurunda derm Talk türlü hamd le, şanı büyük Allah'a hamd ü sena ey-bertes Oyle hard ederim ki, öyle bir hamde hiç kimse kadir değildir. haye Allah bana ilham eder.

    hapha rivayette, Bullah SA. efendimiz şöyle buyurdu:

    Allah Tháil ya hamd etmeyi istediğim zaman, benden ön-eleka kullarna nasib etmediği bir açıklıkla türlü türlü, zatına là yola hamd & sena kapaana hana açar.

    tena ikilide, Yüce Hakka daimi hamd etmek dille-rode wird dğun şeriflerine:

    -HAMID

    Allah Tail, ona salát ve selâm eylesin.

    MAHMUD. (Sallallahü Taálä aleyhi ve sellem.)

    Alatan, to lamin sahihi rata salat ve selam eyle.

    derin bu kitabında anlatılmıştır. A efendimize verilen bu ism-i şerif, Davud'a as.

    Dungarette, Resulüllah S.A. efendimiz, türlü kemålåt ile medhana le övüldliganden, Ahiret günü Hamd Sancağı kendisi-

    YanıtlaSil
  102. 70

    DELAIL 1 HAYRAT ŞERHI

    derler. Resulüllah S.A. efendimize hürmeten; o evi ve ehlini ziyaret edip tazim ederler.

    Bu AHMED ism-i şerifi, İsa'ya a.s. nazil olan İncil'de anlatıl mıştır. O ümmetine şöyle demiştir:

    Benden sonra, AHMED isimli şanlı bir peygamber gelece. ğini size müjdelerim.

    Bu isim, Kur'an-ı Kerim'in bir yerinde geçmektedir. Allah-ü Ta ala, İsa'dan a.s. naklen şöyle anlattı:

    «Bir resulün müjdecisi olarak anlattı: Benden sonra gelecek, ismi AHMED olacak, diye..» (61/6) Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    3. İsim: HAMİD. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Yaratılmışlardan hiç birinin haddi olmadığı ve gücü yetmediği bir şekilde; Allah-ü Taâlâ'ya hamd ü senada muvaffak olduğundan, Resulüllah S.A. efendimize, HAMİD ismi ile isim verildi. Biraz açık manası şudur:

    Yüce Hakka, hamdin en kemâlli manası ile hamd edici..

    Nitekim, Kazi Iyaz Rh. Şifa adlı eserinde; bir hadis-i şerife da-yanarak:

    Resulüllah S.A. efendimiz, arş altına gidip secde eyledi. Diye anlatır. Bir başka rivayette ise, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Ben, celal ve ikram sahibi Yüce Allah'ın manevi huzurunda dururum. Türlü türlü hamd ile, şanı büyük Allah'a hamd ü sena ey-lerim. Öyle hamd ederim ki, öyle bir hamde hiç kimse kadir değildir. O hamdi, şanı yüce Allah bana ilham eder.»

    Bir başka rivayette, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Allah-ü Taala'ya hamd etmeyi istediğim zaman, benden ön-ce başka kullarına nasib etmediği bir açıklıkla türlü türlü, zatına lá-

    yık olan hamd ü sena kapısını bana açar.»

    İşte.. anlatıldığı şekilde; Yüce Hakka daimi hamd etmek dille-rinde vird olduğu için, ism-i şeriflerine:

    HAMİD.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.

    ***

    4. İsim: MAHMUD. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Resulüllan S.A. efendimize verilen bu ism-i şerif, Davud'a a.s. gönderilen Zebur kitabında anlatılmıştır.

    Dünya ve âhirette, Resulüllah S.A. efendimiz, türlü kemålât ile medh ü sena ile övüldügünden; âhiret günü Hamd Sancağı kendisi-

    YanıtlaSil
  103. KARA DAVUD

    71

    ne Ihsan olunduğundan; Makam-ı Mahmud kendisine nasib olduğun dan MAHMUD ism-i şerifi ile isimlendirilmiştir. Mahşer günü, bütün mahşer halkı, bir an evvel hesaplarının gö

    rüümesi için cümle nebilerden ve resullerden aracı olmalarını dilerler. Ama hiç biri bu aracılığı kabul etmez, ayrı ayrı özür beyan ederler. Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimizden bu hususta şefaat et mesini dilerler. İşte o zaman: Yüce Hak tarafından, kendisine gefaat elme izni verilir. O da, şefaat eder; şefaatı makbul olur. Bu sebeple,

    cümle mahşer halkı kendisine türlü türlü sena ile övgüler sunarlar. İşbu mana icabıdır ki: Resulüllah S.A. efendimize MAHMUD ismi verildi.

    İnşaallah şefaatın geniş manası SAHİB'UŞ ŞEFAAT ismi anla-tılırken gelecektir.

    Allah-ü Taálá ona salât ve selám eylesin.

    5. İslın: AHYED. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle.

    Bu isim, Arapça değildir. Yüce Hak, bu isimle Tevrat'ta Resu-Jüllah S.A. efendimizi isimlerıdirdi.

    Nitekim Ibn-i Adiy Kelám, İbn-i Asakir Tarih-i Dimeşk kitabın-da; İbn-i Abbas r.a. yolu ile gelen bir rivayeti şöyle anlatırlar:

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu: «Kur'an'da ismim MUHAMMED'dir; İncil'de ismim AHMED'-

    dir; Tevrat'ta ismim AHYED'dir. A HYED ismi, ancak bana verildi. Ümmetimden, cehennem ateşini başka yana atıp yolunu çevirdiğim İçin bana bu isim verildi. Yani: AHYED.

    Bu isim, Sehliye nüshasında, yazdığımız gibidir. Bazı nüshalar-da: UHİYDÜ okunuşunda yazılmıştır. Ki Şifa kitabında böyledir. Bazı nüshalarda da ÜHYİDÜ okunuşunda anlatılmıştır.

    Bazı nüshalarda ise ÜHEYDÜ okunuşunda yazılmıştır. Bu anlatılanlar Arapça'dır. Müfessirlerden Maverdi Rh. bunu:

    AHİD, olarak anlattı.

    Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    **

    6. İsim: VEHİD. (Sallallahü Taâlá aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle. Bu İsim: Birdir; ikincisi yoktur, manasını taşır.

    Resulüllah S.A. efendimiz, cümle mahluktan evvel yaratıldığı za-man; ikincisi olmadığı için, VEHİD diye anıldı.

    Resulüllah S.A. efendimiz de yaratılmıştır. Ancak: Yüce maka-mında, güzel hallerinde, ilminin fazlalığında, ledün ilme vukufunda, özünün nurunda, güzel huylarında, iyi tavırlarında, şemail-i şerifele-rinde, kendisine ihsan olunan faziletlerde, zâhiri yaradılış şeklinin hoşluğunda ve zavallılara, muhtaçlara, dul kadınlara, yetimlere çeşit-

    YanıtlaSil
  104. 465

    biçimi: Devlet yasağı, üç gün sürer. Svako cudo za tri dana.)

    14420. Her yokuşun bir inişi vardır. (Svaka uzbrdica ima nizbrdicu.)

    14421. İçmesini bilmesem de içirmesini bilirim ya. (Eski çağa ait bir alışkı ile ilgilidir. Bulgarca benzeri var. Karacic, No. 88, s. 7.)

    14422. İğrenmeyi iğrenmeyle değil, saygıyla yok etmek beceridir.

    14423. İki karpuz, bir koltuğa sığmaz. (Dve lubenice pod jednu misku ne mogu da stane.)

    14424. İnat, en kötü zanaattır.

    14425. İnsan bir Çingene gibi pazarlık etmeli, bir efendi gibi ödemeli.

    14426. Insan olmadan, soy-sop olmaz. (Nema roda bez naroda.)

    14427. İnsanı tanımak istersen, eline güç (iktidar) ver. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 139, s. 10.)

    14428. İnsanlar balık gibidir; balık sudan çıkınca, insan insanlıktan çıkınca ölür.

    14429. İnsanlardan utanması kalmayan, Tanrı korkusunu da yitirir.

    14430. İstediğimiz gibi olamıyorsak, olabildiğimiz gibi olalım. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 79, s. 6.)

    14431. İsteyebileceği zaman istemeyen, istediğinde hiçbir şey elde edemez.

    14432. İşsiz papaz, oğlakları da vaftiz eder. (Bulgarca benzeri var. Besposlen pop i yariçe krsti. Karaciç, No. 203, s. 14.)

    14433. İyilik et, denize at; balık bilmezse, Halik bilir. (Dobro uçini, baci u more, ako ne zna riba, zna Bog.)

    14434. İyilik yaramazsa, kötülük hiç. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 99, s. S.)

    14435. Kaçan'ın anası türkü çağırır, Duran'ınki ağlar. (Türkçe karşılığı: Kaçan'ın anası ağlamamış. Bulgarca benzeri var. Bjezanova majka pjeva, a Stojanova plaçe. Karacıç, No. 2251, s. 17.)

    14436. Kadın çocuk gibidir; hayır demekten hoşlanır, kimi erkek de bu sözü ciddiye alır.

    14437. Kadının saçı uzun, aklı kısadır. (U jene ye duga kosa, a kratka pamet.)

    14438. Kadınlar, ancak bilmediklerini gizli tutar.

    14439. Kalburda da bulundum, elekte de. (Bulgarca benzeri var. Bio i na situ, i na reşetu. Karaciç, No. 233, s. 16.)

    14440. Kan, su değildir. (Türkçesi: Kanı kan ile yıkamazlar; kanı su ile yıkarlar. Krv nije vode.)

    14441. Kantar kadıdır. (Bulgarca benzeri var. Vyera myera. Kantar kadiya. Karaciç, No. 673, s. 42.)

    14442. Kar gibi beyaz. (Türkçe, Bulgarca, Romence benzerleri var. Biyelo kao sniyeg. Karaciç, No. 215, s. 15.)

    YanıtlaSil
  105. 464

    14398. En iyi baş, Arnavut başıdır.

    14399. En yüksekteki domuz, armudun en iyisini alır (koparır). (Türkçesi: Armudun (ahlatın) iyisini avılar yer. Naj gore prase naj bolju kruşku dobije.)

    14400. Esmersem. Çingene değilim ya. (Bulgarca benzeri var. Karacic, No. 104.5.8.)

    14401. Eşeği düğüne çağırmışlar, su taşısın, diye. (Türkçe, Arnavutça, Romence, Yunanca benzerleri var. Magaratsa su zvali na svadbu da vodu nosi. Karacic, No. 3355, s. 211.)

    14402. Eşek, maydanozun ne olduğunu bilmez. (Türkçesi: Eşek, hoşaftanı Ne zna magarac, sto je maydonos.) ne anlar!

    14403. Ev sahibidir, iki kanatlı kapısı vardır.

    14404. Ev yanmış, borç bacadan çıkmış. (Türkçe, Bulgarca benzerleri var. Karaciç, No. 64, s. 5.)

    14405. Evli adam, gailesiz olmaz. (Ozenjen çovjek ne moze biti bez zabune.)

    14406. Ey. Çingene, sen pazar günü de mi çekiç sallıyorsun? -Görüyorsun ya, gene de ilerlemiyorum. (Tsiganine, ti netelj ku eş? -Pa kako mi dobro, vidiş.)

    14407. Eziyetsiz bilgi olmaz. (Bulgarca benzeri var. Bez muke nema nauke. Karaciç, No. 187, s. 13.)

    14408. Fayda ile zarar (kazanç ile yitik) kardeştir. (Türkçesi: Kâr, zararın kardeşidir. Fajda i zarar (zarada i şeta) brat i sestra.)

    14409. Fiyatı bu kadar dediysem, parayı almadım ya. (Satıcı alıcıya söyler. Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 105, s. 8.)

    14410. Gölge etme, başka ihsan istemem! (Aynen çeviri: Bana yardım etmezsen, bari işimi bozma. Türkçe, Bulgarca benzerleri var. Karaciç, No. 71, s. 6.)

    14411. Görür müsün tası, nine? -Görmeı. - Ya ihtiyarı görür müsün? -Görür gibiyiın. (Bulgarca benzeri var. Vıdiş li, baba, kulu? -Ne vidim. -A vidiş li startsa? Nazirem. Karaciç, No. 628, s. 40.)

    14412. Gücü çoksa, sonsuz değil ya. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 56, 5. 5.)

    14413. Gün kısa ise, yıl uzundur. (Türkçe, Bulgarca benzerleri var. Karaciç, No. 43, 5. 4.)

    14414. Gün, sabahtan belli olur. (Dan se po jutru poznaje.)

    14415. Güzel lâkırdı, ak mecidiyedir.

    14416. Hastalığını saklayana ilaç yok. (Türkçesi: Derdini saklayan, derman bulamaz. Ko bolest krije, lijeka mu nije.)

    14417. Haydut hayduttan çalarsa, helâldir.

    14418. Her inek, kendi danasını yalar. (Bulgarca. Romence benzerleri var. Svaka krava svoye tele lije. Karaciç, No. 5485, s. 346.)

    14419. Her mucize, üç gün içindir. (Türkçesi: Yasak dediğin, üç gün sürer. Değişik

    YanıtlaSil
  106. YA RED GELİRSE!

    Imam Malik şöyle anlatır:

    Cafer-i Sadık ile birlikte hac-ca gittim. Telbiye getirmek istediği zaman yüzünün ren-gi değişti ve tir tir titremeye başladı. Ona;

    -Neyin var ey Rasûlullah'ın evlâdı?" diye sordum.

    -Telbiye getirmek isteyince bu hâle geldim." buyurdu.

    *Peki, seni durduran nedir?" diye sordum.

    *-«Buyur kulum!>> cevabından başka bir söz işitmekten korku-yorum!" karşılığını verdi. (Ibnü'l-Cevzi, et-Tebsira, II, 142)

    BEŞ RABBENĀ

    Câfer-i Sâdık bir gün;

    *-Üzücü ve tehlikeli bir işle kar-şılaşan kişi, beş defa ihlâsla; <<> derse, Allah onu korktuğundan emin kı-lar ve arzusuna nâil eyler." buyurmuştu.

    Kendisine;

    "-Bu nasıl olur?" diye soru-lunca;

    لله

    "-İsterseniz Âl-i İmrân Sûre-si'nin 191-194'üncü âyet-i kerîmelerini okuyunuz!" cevabını verdi. (Kurtubi, IV, 318) Ancak bunun için ihlâs şarttır.

    6

    W

    YanıtlaSil
  107. GÜNÜMÜZE HİDAYET RENBERLERİ

    ASLINDA...

    Kendini beğenmiş olan itaatkâr, aslında âsîdir.

    Özür dileyen âsî de hakikatte itaatkârdır.

    (Attâr, Tezkire, s. 55)

    DERHAL İSTİĞFAR

    Eğer bir günah işlersen, hemen istiğfâr et!...

    Sakın günahta ısrar etme!

    (Hânî, el-Hadaik, s. 130)

    Kimin rızkı daraldıysa, hemen istiğfârı çoğaltsın!

    (Hånî, el-Hadaik, s. 131)

    ÖNCE TEVBE

    Tevbesiz ibâdet

    sıhhatli olmaz.

    Nitekim Allah Teâlâ;

    <<<>>>

    (et-Tevbe, 112) âyetinde tevbeyi ibâdetten önce zikreder.

    (Attâr, Tezkire, s. 56)

    190

    YanıtlaSil
  108. GERÇEK İSTİĀZE

    (Gerçek) istiâze,

    >Kur'an kıraatine tâzim olmak üzere;

    . Ağzı yalan, gıybet ve iftiradan temizlemektir. (Bursevi, Rühu'l-Beyan, X, 515, (en-Nahl, 100))

    (istidze Allah'a sığınmak. Bu gaye ile «eűzü» çekmek)

    TAMAM OLUR...

    Hayır işleri, ancak şu üç şeyle kemåle erer:

    ➤Karar verildiği an ihmal edilmeyip hemen îfå edilmesiyle,

    ➤Yapılan ameli küçük görüp benlikten uzak kalmakla,

    Riyâdan sakınmak için gizli olarak îfâ edilmesiyle!

    (Ebû Nuaym, Hilye, III, 198)

    HÜSN-İ ZAN

    Bir mü'min kardeşine ait hoş olmayan bir şey duyarsan, onun için birden yetmişe kadar mâzeret kapısı araştır.

    Bulamazsan;

    <<-Belki benim anlamadığım bir mâzereti vardır.>> de, sonra da meseleyi kapat!" (Hani, el-Hadaik, s. 132)

    (Din) kardeşinden senin hakkında hoşuna gitmeyen bir söz ulaş-tığında üzülme!

    İşin aslı onun dediği gibiyse; bu üzücü söz, âhirette göreceğin bir cezaya keffâret olur. Yani o ceza, daha bu dünyada iken sana verilmiş olur.

    Öyle değilse; hiçbir şey yapmadan, bu söz sebebiyle bir hasene kazanmış olursun. (Ebû Nuaym, Hilye, III, 198)

    189

    YanıtlaSil
  109. BUNLARLA DOST OLUNMAZ!

    Beş çeşit insan ile arkadaş olmaktan sakın!

    Yalancı: Çünkü onunla beraber olduğun sürece aldanış içinde bulunursun. O serap gibidir. Sana uzağı yakın, yakını uzak gösterir.

    Ahmak: Sana faydalı olmak istediği zaman bile zarar verir, bunun da farkında olmaz.

    Cimri: Senin en fazla muhtaç olduğun şeyi senden esirger.

    Korkak: Seni başkasına teslim eder ve zor zamanda kaçıp gider.

    Fâsık: Seni bir lokmaya ya da daha azına satar. (Gazāli, lhya, II, 172)

    BUNLARLA DOST OLUNUR!

    Dostluk/arkadaşlık ancak kendi ölçüleri ile gerçekleşir. Kimde şu hasletlerden birini veya bir kısmını görürsen, bunu gerçek dostluğun alâmeti kabul et:

    Dostluk ölçülerinin;

    Birincisi, ivazsız garazsız bir şekilde sana karşı samimî olmasıdır.

    İkincisi; senin zor duruma düşmeni kendi sıkıntısı olarak görmesi, senin iyilik ve güzelliğini de kendi iyiliği olarak görmesidir.

    Üçüncüsü, mal ve makamın onu değiştirmemesidir.

    Dördüncüsü, imkânı dâhilinde olan hiçbir şeyi senden kıskanma-masıdır.

    Beşincisi ise; bu hasletlerin hepsini cem eder, o da felâketler esnasında seni terk etmemesidir. (Safedi, el-Vafi bi'l-Vefeyåt, Beyrut 1420, XI, 100)

    188

    YanıtlaSil
  110. موع

    CAFER-İ SADIK HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER

    Kulların en hayırlısı, kendisinde şu beş hasletin toplandığı kimsedir:

    İyilik yaptığı zaman sevinir.

    Kötülük yaptığı zaman istiğfâr eder.

    Kendisine nimet verildiği zaman şükreder.

    İptilâya mâruz kaldığı zaman sabreder.

    Haksızlığa uğradığı zaman affeder.

    (İbn-i Şemsü'l-Hilafe, el-Adabü'n-Nafia, s. 14)

    YanıtlaSil
  111. 2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1876-1. Meşrutiyetin ilânı. Kanun-u Esasî'nin yürürlüğe girmesi.

    1930- Menemen

    Hadisesi.

    ARALIK

    23

    SALI

    BİR AYET

    Ayetlerimizi yalanlayanlar, inkâr karanlıklarındaki sağırlar ve dilsizlerdir.

    En'am Suresi: 39

    BİR HADİS

    Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için kanatlarını yere sererler.

    İbni Abdi'l-Berr

    3 1447 RECEB

    RUMI: 10 K. EVVEL 1441 KASIM: 46

    Şükür, nimette in'amı görmek demektir.

    Mesnevî-i Nuriye

    Imsak Günes Ogle İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  112. 2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    - 1453-İstanbul Üniversitesi (Darülfünun) kuruldu.

    1574 - Padişah III. Murat tahta çıktı.

    1829 - İlk yolcu taşıyan demir yolu hattı olan "Baltimore-Ohio Demiryolu" açıldı.

    1938 - Alman kimyacı Otto Hahn tarafından ilk atom çekirdeği patlatıldı.

    ARALIK

    22

    PAZARTESİ

    BİR AYET Kur'ân'ı ve Resulullahı işitip durduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin.

    Enfal Suresi: 20

    BİR HADİS

    1447

    Çin'de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslümana farzdır.

    RECEB

    RUMI: 9 K. EVVEL 1441 KASIM: 45

    İbni Abdi'l-Berr

    Mevt (ölüm) ile cesed dağılır, ruh bâkî kalır. İşaratü'l-ĺ'caz

    YanıtlaSil
  113. 2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1918-Osmanlı Padişahı Sultan Vahdeddin Meclis-i Mebusan'ı feshetti.

    2020 - Jüpiter ve Satürn arasında büyük kavuşum yaşandı. Bu, 1623'ten beri iki gezegen arasındaki en yakın kavuşumdu.

    En uzun gece (Şeb-i yelda)

    Kış gündönümü (Kuzey yarımkürede)

    MÜBAREK ÜÇ AYLARIN

    BAŞLANGICI

    Eğer Allah'ı buldunsa, bütün eşya senindir gör.

    ARALIK

    21

    PAZAR

    11447

    RECEB

    RUMI: 8 K. EVVEL 1441 KASIM: 44

    Sözler

    Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı

    BİR AYET

    Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, karşılığında onlara Cenneti vermek suretiyle

    satın almıştır...

    Tevbe Suresi: 111

    BİR HADİS

    Allah'tan kusurlarınızı örtmesini ve sizi korkularınızdan emin kılmasını isteyin.

    Beyhaki

    YanıtlaSil
  114. VDO 20

    2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1919 - İ'tisam ve Jîn dergileri, İşaratü'l-İ'câz'ın İstanbul'daki ilk baskısının reklamını yaptı.

    1946 - Celâl Bayar, Demokrat Parti (DP) genel başkanı oldu.

    8

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    OCAK

    JANUARY

    BİR AYET

    Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir.

    Bakara Suresi: 153

    BİR HADİS

    Kim la ilahe illallah derse, bela ve sıkıntıdan kendini kurtarır.

    Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrdıldığın gibi bu şehirden de çıkacaksın.

    HICRI: 5 C.AHİR 1443 - RUMI: 26 K. EVVEL 1437

    Mesnevî-i Nuriye

    KASIM: 62 - GÜN: 8 KALAN: 357 - GÜN UZA. 1

    DK

    YanıtlaSil
  115. 2024 BEDIUZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1876-1. Meşrutiyetin ilânı. Kanun-u Esasî'nin

    yürürlüğe girmesi.

    1930 - Menemen Hadisesi.

    23

    PAZARTESİ

    MONDAY

    ARALIK

    DECEMBER

    Nimet ve rahmet-i ilahiyenin fiyatı, şükürdür.

    Emirdağ Lahikası

    HİCRĨ: 22 C.AHİR 1446 - RUMI: 10 K. EVVEL 1440

    BİR AYET

    Şüphesiz ölüleri ancak

    Biz diriltiriz.

    Yasin Suresi: 12

    BİR HADİS

    Malının zekâtını

    verdiğinde, gelecek kötülükleri gidermiş

    olursun.

    Hâkim

    KASIM: 46-GÜN: 358 KALAN: 8-GÜN, KIS ORK

    YanıtlaSil
  116. . Rahmân ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

    1 Muhakkak ki Biz sana kitabı hak ile indirdik. İbadetini ihlas ile Ona yönelterek sådece Allah'a kulluk et. Bilin ki sirkten ve riyâdan uzak hâlis din Allah'a mahsustur

    , . (Zümer Süresi, 2, 3.) 2. İnsanlar helâk olur: ancak, bilenler haric. Bilenler de helâk olur; ancak, bildiklerini yaşayanlar hariç. Bildiklerini yaşayanlar da helâk olur; ancak, ihlaslı olanlar haric. İhlaslı olanlar da her an onu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. (Keşfü'l-Hafâ, 2:312.)

    lar

    fa

    ya

    bin

    da re

    1. B

    YanıtlaSil
  117. HAZIRLAYAN:

    NURSEZA PARLAKOĞLU

    11 Eylül 2001'de New York'taki İkiz Kule-lere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen olay baha-ne edilerek sonrasında başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen hissedilmeye devam ediyor. Gerçek failleri hâlâ karanlıkta kalan ve tartışılan İkiz Kulelere düzenlenen saldırılar, yalnızca bin-lerce canın ölümüne sebep olmakla kalmadı; küresel güvenlik anlayışından toplumların birbirine bakışına kadar pek çok alanda ka-lıcı etkiler doğurdu. Zamanla CIA ve MOS-SAD GİBİ istihbarat örgütlerinin bir operas-yonu olduğu görüşünün ağırlık kazandığı saldırılar sonrasında yükselen İslamofobi dalgası ise en kalıcı sonuçlardan biri oldu.

    MÜSLÜMANLAR HEDEF ALINDI

    İkiz Kuleler ve Pentagon'u hedef alan sal-dırılar, uluslararası gündemin seyrini değiş-tirdi. ABD ve Batı dünyasında "terörle mü-cadele" söylemi ön plana çıkmaya başladı. Havalimanları ve kamusal alanlarda sıkı gü-venlik önlemleri yürürlüğe girdi. Bu süreç, hürriyetlerin kısıtlanması ve özellikle Müslü-manların hedef alınması gibi sonuçlara sebep oldu. 11 Eylül sonrası Batıda İslam ve Müs-lüman toplumlar, medya ve siyaset tarafın-dan sık sık haksız yere terörle ilişkilendirildi. Bu önyargılar, camilere yönelik saldırıları, ba-şörtülü kadınlara şiddeti ve göçmenlere karşı ayrımcılığı beraberinde getirdi.

    İŞGALLER, OTORİTE BOŞLUKLARINA SEBEP OLDU

    11 Eylül saldırılarının ardından ABD, 2001'de Afganistan'ı, 2003'te ise Irak'ı işgal etti. Bu operasyonlar bölgede derin otorite boşlukları doğurdu. Ortaya çıkan /İstihba-

    YanıtlaSil
  118. AĞIR İNSANI VE EKONOMİK BEDEL

    ABD 11 Eylül'ün ardından "terörle mü-cadele" politikası adı altında başta Afganis-tan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasında başlattığı sa-vaşlarda yaklaşık 5 trilyon dolar harcadı. Bu süreçte 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü ve çoğu Irak ve Afga-nistanda bulunan, büyük çoğunluğu Müs-lüman dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. ABD'nin, 11 Eylül 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a ya-pılan saldırılarının ardından başlattığı te-rörle mücadele savaşlarında en az 37 mil-yon kişinin yerinden edildiği belirtildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede ka-lıcı bir istikrar hâlâ sağlanabilmiş değil.

    İkiz kulelerin saldırısı sonrası hali...

    rat örgütleri tarafından kurulan ya da yön lendirilen yeni silahlı örgütler küresel çapta saldırılar düzenledi. "İslâm devleti kurma" iddiasıyla hareket eden bu yapıların şiddet eylemleri, Batılı devletler tarafından "İsla-mi terörizm" kavramı altında genelleştiril-di. Bu söylem, Müslümanların şiddet yan lısı ve demokrasi karşıtı bir topluluk olarak gösterilmesine zemin hazırladı.

    YanıtlaSil
  119. 11 EYLÜL'ÜN UZERINDEN 24 YIL GEÇTİ

    bakımını yaptılar 1534 okulun

    ALT

    TERÖR, İŞGALLER VE YÜKSELEN İSLAMOFOBİ

    LK

    Kule-

    11 EYLÜL'ÜN ARDINDAN BAŞLATILAN SAVAŞLAR İSLÂM COĞRAFYASINDA MİLYONLARCA ÖLÜME VE GÖÇE YOL AÇTI; YÜKSELEN İSLAMOFOBİ DALGASI İSE HÂLÂ TEHDİT EDİYOR.

    YanıtlaSil
  120. 11 EYLÜLLE BAŞLAYAN

    KÜRESEL OYUN DEVAM EDİYOR

    GERÇEK FAİLLERİ HĀLĀ KARANLIKTA KALAN SALDIRILAR, SONUÇLARI İTİBARIYLA MÜSLÜMANLARA AĞIR BEDELLER ÖDETİRKEN İFSAT KOMİTE-LERİNİN PLANLARINA DESTEK OLDU. İŞGALCİ İSRAİL'E CESARET VERDİ.

    SALDIRILAR İSLAMAFOBİYİ TETİKLEDİ

    11 EYLÜL 2001'de New York'taki İkiz Kulelere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen ve CIA, MOSSAD, M16 gibi istihbarat teşkilatları tarafından planlandığı ileri sürülen olay sonrası başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen devam ediyor. İslâm coğrafyasında başlatılan işgaller milyonlarca can kaybına ve göçe yol açtı; yükselen İslamofobi ise hålå etkisini sürdürüyor.

    AĞIR İNSANİ VE EKONOMİK BEDEL

    ABD 11 Eylül'ün 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve saldırılarının ardından başlattığı "terörle mücadele" adı altında başta Afganistan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasındaki savaşlarda çoğunluğu Irak ve Afganistan'da dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. İşkence ve tecavüze uğradı. 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü. 37 milyon kişi yerinden edildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede kalıcı

    bir istikrar hålå sağlanabilmiş değil. >> HABERİ 8'DE

    0

    KARADAĞI: SAL

    Israil tüm s

    ULUSLARARAS Alimler Birliği Ba Karadaği, Israil saldırı girişimin sınırları aşan te olarak değerk Ali el-Karada kinayarak hiçbir yasay antlaşmaya tuzuge sayg bu haydu tabiatını alçakça İşbirliğ Katar'c heyet

    Avru

    A A

    DOMA KATAR

    YanıtlaSil
  121. 72

    DELAIL I HAYRAT ŞERHI

    11 ihsan, kerem cümertliklerinde, bu dünya âleminde iken yedi kat göklere, sidre-i münteha, kürsi, arş ve Allah-ü Taála'nın dilediği ye. re kadar çıkıp yaptığı miracında, şeriatının devamında ve bakasında, aklının kemalinde, Allah katında saadet makamının yüksekliğinde işte, bütün bu anlatılanların hiç birinde, Allah-ü Taâla'nın yarattık-larının hiç biri kendisine muadil ve müsavi olmadığı için; bu hususta münferid olduğu için VEHİD ismi ile isim verilmiştir.

    Allah-ü Taâlâ ona salât ve selám eylesin.

    **

    7. Isinu: MAHİN. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu dünya âlemi; şirk, küfür ve her türlü sapıklıkla dolduğu za-man, Hak Taálà Resulüllah S.A. efendimizi bütün mahlukuna ářem-lere bir rahmet olarak gönderdi. Onun nübüvvet ve risaleti, tebliğ ve daveti ile âlemden küfür karanlıklarını mahvetti. İman ve irfan nuru ile de, her yanı aydınlattı.

    Sair peygamberlerin risalet ve davetleri bir kavme mahsustu. Bütün älem halkına ancak, Resulüllah S.A. efendimiz peygamber ola-rak gönderildi. Onlara bakarak, küfrü ve şirki tamamen mahvetmek işi Resulüllah S.A. efendimize verildiği için, MAHIN ismini aldı.

    Sair peygamberlerin şeriatleri, kendileri öbür âleme göçtükten sonra değiştirildi; kavimleri de azdı. Ama, Resulüllah S.A. efendi-miz, dâr-1 ukbaya teşrif buyurduktan sonra da, nübüvvet nurları dünya âleminde baki kaldı. Bu sebepten, onun şanlı ümmeti de; kı-yamete kadar sabit kaldı. Sair dinlere mensub olanlar da, bu nü-büvvet nurunun sabit olduğunu gördükten sonra, kendi yollarının batıl olduğunu anladılar; derhal İslâm şerefi ile müşerref oldular. Bu da, Resulüllah S.A. efendimizin, onlardaki şirk zulmetini bir manada mahvetmesidir. Bu manada dahi, Resulüllah S.A. efendimizin nübüv

    vet nuru daimidir.

    - MAHIN.

    İsmi ile anılmasının bir sebebi de budur.

    Bir başka sebep dahi şudur: Kendisine tam itaat edip yoluna baş koyar ümmetinin kalbinden, Allah-ü Taâlâ'nın zatından gayrı şevle-ri mahvedip giderdi; o kalbleri Allah ve Resulünün sevgisiyle doldur-du.. İşte anlatılan sebepler icabı ümmetinin günahlarını kefaret yol-lu mahvettiği için onun bir adı da:

    MAHİN.

    Diye anlatılmıştır.

    Allah-ü Taâlâ ona salát ve selâm eylesin.

    *

    **

    8. İsim: HAŞİR (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    HAŞİR, toplayıcı manasınadır. Resulüllah S.A. efendimiz, dil-leri ile anlatmışlardır: Cümle insanlar, kıyamet günü, izlerinde gide-

    YanıtlaSil
  122. KARA DAVUD

    73 mana da budur. Ayrıca, kendisini yalanlavanlar dahi cehennem zin-daninda toplanacaklardır. Bu da: HASIR adını almasına bir sebep-cek ve öylece toplanacaklardır. HASIR, adının verilmesindeki bir

    tir. Allah-u Talla ona salât ve selam eylesin. *

    9. Isim: ÅKİB. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salāt ve selam eyle.

    den sonra da, hiç kimseye peygamberlik verilmeyeceği İçin: HATEM-kendisin ON-NEBİYYİN, manasina:

    - AKIB.

    Denildi. Bu isim, cehennemde anlatılan isimdir. Şöyleki: Cehen-neme giren iman ehlinin cümlesi, cehennemden çıktığı zaman ta Bakanın ateşi tamamen sönecektir. Bu sebeple: AKİB İsmi verildi. Bir de, bütün güzel huylar, İyi işler önünden sonuna kadar cüm-Jesi Resulüllah S.A. efendimizde kemalini bulup tamam olduğu için

    AKİB.

    İsmi ile söylendi.

    Anlatılan sebepten ötürü: Din işinde, şer'i bir izin olmadan ne zuhur ederse o; bid'attır, onda hayır yoktur. Bu manada dahi:

    AKİB.

    Denildi.

    Nübüvvet makamlarında, risalet derecelerinde, insani kemallerde ve Allah katına onunla yakınlaşma hâsıl olan hallerin cümlesinde yüce mertebeye vâsıl olup, o vâsıl olduğu mertebeye kendisinden baş-ka kimsenin vâsıl olmayacağı için:

    AKİB.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin. **

    10. İsim: TAHA. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bu ism-i şerif, Kur'an-ı Kerim'de anlatılmıştır.

    Bu ismin manası üzerinde, değişik görüşler ileri sürülmüştür.

    Mücahid, Hasan, Ata:

    -Ya Recül..

    Manasına geldiğini söylemişlerdir. Allah rahmet eylesin.

    Katade ise:

    - Hu ya Recül.

    Manasına olduğunu anlattı. Allah rahmet eylesin.

    Kelbi ise, şöyle anlattı:

    - BU TAHA, Ukk lügatında; ya insan, manasına gelir. Bunların anlattığı manalara bakılarak şöyle denebilir:

    Resulüllah S.A. efendimiz, insan erkeklerinin ekmel bir ferdi olduğu için, kendisine: TAHA adı verildi.

    Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    YanıtlaSil
  123. 74

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    Vasiti ve Cafer-1 Sadık'tan Rh. gelen rivayette şöyle dedikleri anlatıldı:

    TAHA, lafzının TI harfi; Resulüllah S.A. efendimizin TA-HİR İsmine, HA harfi ise, HADİ ismine işaret olup, TAHİR VE HADİ manasına gelir. Bunun açık manası şudur: Halkı, küfürden ve şirkten temizleyen; onları iman nuruna hidayetle eriştiren.. İşbu ma-nalar düşünülmesi için, kendisine:

    TAHA.

    Adı verildi.

    Bazıları da, şöyle anlattı:

    TAHA lafzının TI harfi, TUBA'ya; HA harfi ise HÜDA'ya işarettir. Şu demeğe gelir:

    Onun vasıtası ile, hidayete erenlere ne mutlu.

    Daha açık manası şudur:

    Yuce cennetlerde, TUBA ağacının zevki, Resulüllah S.A. va-sıtası ile hidayete erenler için olduğundan onun adı: TAHA oldu.

    Bazıları da, şöyle anlattı:

    Ümmeti için şefaat, İslâm topluluğuna cümle halkı davet ve hidayet ettiği manada, kendisine:

    TAHA.

    İsmi verildi.

    Bazıları da, şöyle anlattı:

    -TAHA lafzındaki TI harfi DOKUZ, HA harfi ise BEŞ raka-mına işarettir; bunun toplamı ON DÖRT olup, ayın ON DÖRDÜ ma-nasını taşır. Mana böyle olunca, Resulüllah S.A. efendimiz kemalât-ta, noksandan uzak olmakta, cümle mahlukun zahmetsiz kendisin-den faydalanmasında ayın ON DÖRDÜ halindeki mehtaba benzer. Bu manada kendisine:

    TAHA.

    Adı verildi.

    Bazıları da, şöyle anlattı:

    BU TAHA ismi TAH'tır. Bunun manası da:

    Ayaklarınla yere bas.

    Demeğe gelir. Bunun böyle olmasının sebebi şuydu: Resulüllah S.A. efendimiz, gece namazında iken; gâh bir ayağı üzerinde durur; gâh diğer ayağı üzerinde dururdu. Bu şekilde bir çaba ile namaz kıl-dığı için, mübarek ayakları şişti: rahatsız oldu. Bunun üzerine:

    TAH.

    Emri geldi. Yani:

    Mübarek ayaklarının ikisini de, yere basarak namaz kıl. Vü-cud-u şerifine zahmet verme.

    Manasına gelir.

    Bazıları da, şöyle anlattı:

    TAHA lafzı, TAH şeklindedir; ama manası:

    Mutmain ol.

    Demeğe gelir. Daha açık manası şudur:

    YanıtlaSil
  124. KARA DAVUD

    75

    Ummetin hakkında; kalb-i şerifini, dünya ve âhirette mut-main kıl..

    Bazıları da, şöyle anlattı:

    TAHA, Allah-ü Taala'nın ismidir. Ama, resullerin efendisi, müttakilerin imamı ve âlemlerin Rabbı Allah-u Taálá'nın sevgilisi Resulüllah S.A. efendimize şeref ve kerem olarak ihsan olunmuştur. Bu manada:

    - ТАНА.

    Ism-i şerifi verilmiştir.

    Allah-u Taålà ona salât ve selâm eylesin.

    11. İsim: YASİN. (Sallallahü Taâlá aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salāt ve selâm eyle.

    Hadis imamaları, kesintisiz senetlerle; Hz. Ali, Cabir, Üsame b. Zeyd, İbn-i Abbas ve Aişe r.a. tarafından rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur:

    «Allah-ü Taâlâ katında benim için on isim vardır; onlardan biri de YASİN ismidir.»

    İbn-i Abbas r.a. şöyle anlattı:

    Tay kabilesi lügatinde, YASİN, EY İNSAN manasına gelir.

    Resul-ü Ekrem insan ferdlerinin en ekmeli olduğu için, YASİN Isminden murad, Resulüllah S.A. efendimizdir.

    Bazıları da:

    - YASİN.

    Lafzını, YA RECUL, manasına aldılar. Ebu Bekir Verak ise, şöyle anlattı:

    YA SEYYİD'EL-BEŞER, (Ey beşerin efendisi,) manasınadır.

    Bu manaya göre:

    Cümle insanın efendisi ve en faziletlisi.

    Demek olup, siyadet ve fehametini akıllar idrâkten aciz olduğun-dan; mutlak YA SEYYİD manasına:

    YASİN.

    Denildi.

    Bazıları da, şöyle anlattı:

    YASİN, Allah-ü Taâlâ'nın güzel isimlerindendir. Resulül lah S.A. efendimize tazim olarak ihsan buyurulup:

    -YASİN.

    Denildi.

    Şu da bir başka mana:

    Resulüllah S.A. efendimiz, neseb yönünden; tabiat, yaradılış, huy, edep.. hâsılı: Cümle güzel huylarında, bütün iyi işlerinde efen-diliği, cümlenin malumu olup herkes tarafından kabul edilerek an-latılan iyi halleri itiraf edilmiştir. İşbu anlatılan manadan ötürü; Resulüllah S.A. efendimizin ismine:

    YanıtlaSil
  125. 76

    DELAIL 1 HAYRAT ŞERHI

    - YASIN.

    Denildi. Allah-ü Taâlâ, ona salát ve selam eylesin.

    12. İsim: TAHİR. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selam eyle.

    Manası şudur: Cümle ayıptan ve günah kirlerinden yana temiz, ve påk..

    Resulüllah S.A. efendimiz, záhiri ve batıni, hissi ve manevi cümle günahtan; maddi ve manevi kirlerden uzak ve pak olduğu için, ism-1 şerifine:

    TAHİR.

    Denildi. Resulüllah S.A. efendimizin vücutları påk olduğu gibi, dışarı çıkan artıkları dahi påktir.

    Hatta ulema, şu hususta kesin karara vardı: Resulüllah S.A. efendiınizin cismi halk olunan nutfe påktir. Bu manayı, sarih olarak anlattılar.

    Şunu da anlattılar: Resulüllah S.A. efendimizin cesedi hayatta

    iken, nasıl påk idiyse.. dâr-ı ukbaya teşriflerinde dahi mübarek cesedi o şekilde yine påk idi. Bu durum dahi, saraheten anlatılan sabit bir durumdur.

    Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizden çıkan fazlalıkların temizli-ğine ve taharetine kesin karar verip saraheten açıklamışlardır.

    Ondan çıkan fazlalıkların taharetine bir delil olarak şu vakayı gösterdiler. Şöyle oldu: Uhud gazasında Resulüllah S.A. efendimizin başı yaralandı. Ashab-ı kiramdan Malik b. Sinan, Resulüllah S.A. efendimizin kanını emip yuttu. Resulüllah S.A. efendimiz, kanını iç mesini ona yasak etmedi; engel de olmadı. Bununla beraber ağzını yıkamasını dahi emretmedi. Şöyle buyurdu:

    -«Bu, sana afiyettir. Cehennem ateşi sana dokunmaz.>>>

    Onu müjdeledi. Bir başka vaka da şöyle olmuştu:

    Resulüllah S.A. efendimiz, kan aldırdı, Ondan çıkan kanı Abdül-lah b. Zübeyr r.a. içti. Kendisine: Niçin içtin?.

    Şeklinde, bir yasak işareti vermediği gibi, ağzını yıkama emrini dahi vermedi.

    İşte, bütün bu anlatuanlar gösteriyor ki, Resulüllah S.A. efendi-

    mizin mübarek kanı temizdir.

    Şu da oir başka rivayettir:

    Ümm-ü Eymen r.a. şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimiz, gece evin bir yerinde duran kaba bevletmişti. Gece uyandığım zaman, kendimi gayet susamış hisset-tim. Su aradım, o kabı buldum. İçinde İçi olanı da, içtim. Onun bevl ol-duğunu bilmedim. Sabah olduğu zaman, Resulüllah S.A. efendimiz;

    «Ya Umme Eymen, o kaptaki bevli dök.»

    Diyerek bana hitab etti.

    YanıtlaSil
  126. KARA DAVUD

    77

    Onu içtim.

    Deyince, Resulüllah S.A. efendimiz saadetle tebessüm edip şöyle buyurdu:

    Artık senin karnına ağrı ve sancı girmez.

    Ümm-ü Yusüf namında biri vardı. Şöyle anlattığı rivayet edildi: Resulüllah S.A. efendimizin bir tahta çanağı vardı. Geceleri kalktığı zaman, ona bevlederlerdi. Gece uyandım; kendimi susuz his-

    settim. O kab elime geçince, içindekini su sanıp içtim. Sabah olunca. Resulüllah S.A. efendimiz o kabı boş görünce sordu:

    «Bundaki bevl n'oldu?.»

    Onu su sanıp içtim.

    Dediğim zaman, bana şöyle buyurdu:

    «Sağlık olsun ya Umme Yusüf.»

    Bundan sonra, bir daha kendimde maraz ve hastalık görmedim. Resulüllah S.A. efendimiz, bunların yaptıklarına rıza gösterip:

    - Bir daha yapmayın veya ağzınızı yıkayın.

    Şeklinde bir tenbihte bulunmadığından anlaşılıyor ki: Resulül-lah S.A. efendimizin fazlalıkları påktir.

    Onun manevi temizliğine gelince.. Celal ve ikram sahibi Yüce Al-lah, habibini; bütün kötü sıfatlardan ve düşük huylardan beri kılıp pák eylemiştir. Ona sevimli sıfatlar, iyi huylar, üstün meziyetler ih-sanı ve ikramı yapmıştır. Bütün bu güzellikleri ile onu övüp şöyle buyurdu:

    - «Gerçekten sen, büyük bir ahlâka sahipsin.» (68/4)

    Allah-ü Taâlà, Resulüllah S.A. efendimizi, itikada dair işlerinde: konuşmalarır.da ve fiillerinde; hatta cümle hallerinde, rızasına aykı-

    rı işlerin cümlesinden koruyup onu masum kılmıştır. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selåm eylesin.

    13. İsim: MUTAHHAR. (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Bundan önce geçen TAHİR ismi, Resulüllah S.A. efendimize ait olup, zâhirdeki temizliğine işarettir.

    Burada anlatılacak MUTAHHAR ismi ise.. daha çok manevi temizliğine işarettir. Bu ismi alması, kendisine gelen ilâhî fayzlere ve iláhi kerametlere ait tecellilerin bir gereğidir. Böyle olduğu için, bi-zatihi TAHİR sayılır.

    Ayrıca, aldığı kudsi pâk feyzlere, nazif tecellilere ilâhî bir bağlı-lıkla mazhar olup gönül âlemi parladığı; Allah-ü Taâlâ'nın zatından gayrı her şeyden yana tam bir saflık bulduğu için bir ismine de:

    - MUTAHHAR.

    Denildi. Hak Taâlâ Hazretleri, bu temizliği Resulüllah S.A. efen-dimize has bir vasıf kıldı. Bunun sebebi de: Resulüllah S.A. efendi-mize olan inayetini, türlü türlü lütuflarını, ikramını ve cümle yara-tılmışlardan şerefli olduğunu açıkça belli etmektir.

    YanıtlaSil
  127. DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    78

    MUTAHHAR.

    Lafzı, okunuş şeklinden de anlaşılacağı gibi; Arap dili kaidesine göre: Ism-i mef'uldür ki: TEMİZLENMİŞ, manasını taşır. Mutemet nüshalarda böyle gelmiştir. Bazı nüshalarda ise.. ism-i fail olarak:

    - MUTAHHİR

    Şeklinde gelmiştir. Bunun manası: BAŞKALARINI TEMİZLEYİ Ci, olur. Resulüllah S.A. efendimiz, ümmetini küfür, şirk, Allah-ü Ta-ålå'yı bilmemek, ısyan, dalålet, günahta ısrardan temizleyip kıyamet günu müâheze olunmaktan emin kılarak kurtardığı için:

    MUTAHHİR.

    İsmi verilmiştir.

    Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin.

    ** 14. İsim: TAYYİB, (Sallallahü Taâlâ aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salât ve selâm eyle.

    Manası: Kokusu güzel..

    Allah-ü Taâlá, Resulüllah S.A. efendimizin hilkatını ve vúcud-u şerifini güzel kokulu yaratmıştır. Bu sebeple, Allah katında ve kulla-rın yanında; güzel kokuları bütün kokulardan daha güzel olduğu için:

    TAYYİB.

    Adı ona yakışmıştır. Şu mana rivayetle sabittir: Resulüllah S.A. efendimizin güzel kokuları, bir şey sürmese dahi vücudlarından misk ve amber gibi güzel kokardı. O kadar ki: Mübarek elini, bir kim-senin eline veya elbisesine değdirse.. o gün boyunca; güzel kokusu, o elini sürdüğü şeyde duyulur ve koklanırdı.

    Resulüllah S.A. efendimiz, bir sokaktan geçtiği zaman; o gün bo-yunca, oradan geçenler, Resulüllah S.A. efendimizin kokusunu alır ve o sokaktan geçtiğini anlarlardı.

    Resulüllah S.A. efendimizin âdeti idi. Bir çocuk gördüğü zaman onun başını mübarek elleri ile okşardı. Hangi çocuğun başını okşasa, o çocuğun yanına varanlar, güzel kokusundan anlardı ki: Resu-lüllah S.A. efendimiz, o çocuğun başını okşamış.

    Resulüllah S.A. efendimiz, helâya girdiği zaman; kendisinden çı-kanı, yer yarılır yutardı. O yerden de, misk gibi koku çıkardı.

    Abdüllah b. Zübeyr r.a. Resulüllah S.A. efendimizin hacamet ka-nını içtikten sonra; ağzından misk gibi güzel koku çıkmaya başladı. Vefat edinceye kadar, ağzından o güzel koku gitmedi.

    Dünyada, Resulüllah S.A. efendimizin vücudundan çıkan koku-dan daha güzel koku olmadığına şu bir delil olarak sana yeter: Re-sulüllah S.A. efendimiz terlediği zaman, påk zevceleri ondan çıkan terleri toplar; süründükleri güzel kokulara katarlardı. Bu kokuyu da çok dikkatle korurlardı.

    Resulüllah S.A. efendimiz, saadetle ebedi âleme göç ettikleri za-man, iyi sayılmayacak hiç bir hal kendilerinde görülmedi. Bundan-dır ki, ashab-ı kiram onun için şöyle dediler:

    YanıtlaSil
  128. KARA DAVUD

    79 - Hayatın, ölümün, hissin ve mananla tähir ve påk oldun ya Resulellah.. Ve.. ağladılar.

    Hak Taâlâ, cümlemize, kıyamet günü Resulüllah S.A. efendimi zin cemal nurunu göstersin. Onun güzel kokusu ile bizleri kokulan-dırsın. Onun şefaatına erdirmekle bizleri mesrur eylesin. Amin!. Allah-ü Taåla ona salât ve selâm eylesin.

    15. İsim: SEYYİD. (Sallallahü Taålå aleyhi ve sellem.)

    Allahım, bu ismin sahibi zata salát ve selâm eyle. Resulüllah S.A. efendimiz, cümlenin ulusu olduğu için, ism-i şe-

    riflerine:

    -SEYYİD.

    Denildi. Bu güzel lafzı beyan ederken, müfessir ve muhaddisle-rin her biri ayrı bir manaya kail oldular.

    Müfessirler sultanı İbn-i Abbas r.a. şöyle anlattı:

    SEYYİD, Ålemlerin Rabbı katında ikrama nail olan kim-

    sedir.

    Katade Rh. şöyle anlattı:

    SEYYİD, ibadet eden, vera' sahibi, kendisine kötülük ede-ne intikam hissi taşımayıp hilim ile muamele eden kimsedir.

    İkrime r.a. şöyle anlattı:

    SEYYİD, öfkesi üstün olmayıp, rıza hali ile öfke hali bir-birine eşit olan kimsedir

    Anlatılan bu manaların cümlesinde; Resulüllah S.A. efendimiz:

    Tam manası ile açık, belli, zâhir, vazıh bir üstünlüğe sahiptir. O ka-dar ki, delile hacet yoktur.

    tir: Bu güzel isim, Resulüllah S.A. efendimizin dilinden açıklanmış-

    «Ben, kıyamet günü, insanların SEYYİDİYİM..»

    Bu ve emsali hadis-i şeriflerle, SEYYİD lafzı sabit olmuştur.

    Resulüllah S.A. efendimizin, dünya ve âhirette SEYYİD ol-duğu sabit bir durum iken, bizzat kendisinin:

    «... kıyamet günü..»

    İçin, hususî bir mana vermesi, şöyle açıklanabilir:

    - O günde, cümle mahşer halkı, Resulüllah S.A. efendimizin SEYYİD olduğunu bilecek; bilmeyen hiç bir kimse kalmayacak. Öy-le buyurmalarının manası budur.

    O günün hali şöyle anlatılır:

    . Evvel ve âhir gelen ümmetler arasat meydanında toplana-

    caklardır.

    Nebiler, resuller, sıddıklar, şehidler, salihler ve bunlara katılan mümin erkekler ve mümine kadınlar arşın gölgesinde türlü nimet-lerle nimetlenip kalırlar. Geri kalan halk bir yere toplanır, çevreleri-ni de melekler sararlar; iyice sıkıştırırlar.

    YanıtlaSil
  129. 463

    velike se ribe hvatayu. Karaciç, No. 6614. s. 411.) 14376. Büyük ırmaklarda iri balıklar avlanır. (Bulgarca benzeri var. U velikim riyekama

    Stojanova plaçe.) 14377. Byejan 'ın anası türkü söyler. Stoyan'ınki ağlar. (Bjezanova majka pjeva, a

    14378. Cin (dev) başka, şeytan başka. (Sırbistan'da Türkçe olarak kullanılır.) oğlum, çalış! Yaşlılık sana gençliğinin nerde

    14380. Çingeneyi su kabağını kırmadan önce dövmeli. (Çingeneler tarlaya salt 14379. Çalış, olduğunu sorar. orakçılara su taşımak üzere irgat olarak giderlermiş. Udri tsigançe, dokde niye tikyu razbie, a kad razbie, po nehari. Karacic, No

    . 6665, s. 414.) 14381. Çocuk düşmedikçe, yürümeyi öğrenemez. (Türkçesi: Çocuk düşe-kalka büyür. Dok dete nepadne, ne moje se nauçiti hodati.)

    14382. Çocuklar ne mi yapar? Babalarından gördüklerini

    14383. Çok işlere girişen, hiçbirini gereği gibi yapamaz. (Ko u mnogo poslova ulazi, . ni jednoga kao što treba ne svrşuje.)

    14384. Çorba çok, et yok.

    14385. Cuval içindeki kuzu satın alınmaz. (Bulgarca benzeri var. Karacic, No. 3407, s. 215.)

    14386. Dağ dağa kavuşmaz, adam adama kavuşur. (Brdo s brdom ne moje se sastati, a jivi se ludi sastanu.)

    14387. Dili yoksa söylemeye, nice olacağını sen bilmez misin? (Hayvanlar için kullanılır. Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 89, s. 7.)

    14388. Din tutmak, yasa korunmak içindir. (Bulgarca benzeri var. Vyera ye da sc drji, a zakon da se brani. Karaciç, No. 672, s. 42.)

    14389. Doğru girerse, sağlam çıkmaz; eğri girerse, ağ çıkmaz. (Cezaevlerinin adaleti için kullanılır. Karaciç, No. 14, s. 2.)

    14390. Duman olan yerde, ateş de vardır. (Türkçesi: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Gde ima dim, tamo ima i vatre.)

    14391. Duvarı nem, insanı dert ve tasa yıkar.

    14392. Duvarın da kulağı var, çitin de gözü var. (Türkçesi: Yerin kulağı var. Í duvar uşi ima. Değişik biçimi: İ zid ima uşi, i plot ima oçi.)

    14393. Eğilen başı kılıç kesmez. (Türkçesi: Eğilen baş kesilmez. Değişik biçimi: Aman diyene kılıç kalkmaz. Pokornu glavu sabija ne sjieçe.)

    14394. El eli yıkar, iki el yüzü yıkar. (Ruka ruku miye, obraz ovadviye.)

    14395. Elçiye kötü davranılmaz. (Türkçesi: Elçiye zeval olmaz. Po zlo ne valja elçiy slati.)

    14396. Elma, ağacından uzak düşmez. (Yabuka ne pada daleko od svoga stabla.)

    14397. En aziz misafire üç gün yeterlidir. (Türkçesi: Misafirlik üç gündür. Naj miljije gosta, tri dana je dosta.)

    YanıtlaSil
  130. 462

    14355. Bedava babasına mezar bile kazmaz. (Türkçe, Bulgarca benzerleri var. Karaciç, No. 164, s. 12.)

    14356. Bekår kördür.

    14357. Belki bir gün cehennemde de bir panayır kurulabilir. (Bulgarcada benzeri var. Biçe yednom i u paklu vaşar. Karaciç, No. 243, s. 17.)

    14358. Belleği olmayanın ayağı vardır. (Arnavutça, Bulgarca, Romence benzerleri var. Karaciç, No. 77, s. 6.)

    14359. Ben ona "Hadımım" derim, oysa bana "Kaç çocuğun var?" diye sorar. (Arnavutça, Romence, Turkce, Yunanca benzerleri var. Karacic, No. 2052, s . 132.)

    14360. Ben onu vaftiz ederken, o yellenir. (Bulgarca benzeri var. Karacic, No. 2022 s. 130.)

    14361. Besin beden için neyse, kitaplar da ruh için odur.

    14362. Beterin de beteri var.

    14363. Bey oğlu beydir, parasız olsa da; eşek eşektir, altın semer taksa da. (Bulgarca benzeri var. Begovats ye begovats, ako neçe imati ni novats; a magarats ye ma-garats, ako çe imati i zlatan pokrovats. Karaciç, No. 175. s. 13.)

    14364. Bildiğini yapıyorsa, yaptığını bilmiyordur. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 141, s. 10.)

    14365. Bir biçimde doğar, ama bin bir biçimde ölürüz.

    14366. Bir kabağa osururlar. (Türkçe, Bulgarca benzerleri var. Prde u yednu tikvu. Karaciç, No. 7721. s. 453.)

    14367. Bir kırlangıçla bahar gelmez. (Yedna lasta ne çini proleçe.)

    14368. Bir kimse güzel ve varlıklı olamıyorsa, iyi ve saygın olmalı. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 142, s. 10.)

    14369. Biri deliyse, sen de öyle ol. (Bulgarca benzeri var. Karaciç, No. 49, s. 5.)

    14370. Bostancıya salatalık satılmaz. (Türkçesi: Bahçıvana pırasa satılmaz. Bulgarca, Romence benzerleri var. Ne prodayi bostançiyi krastavatsa. Karaciç, No. 7626, s. 477.)

    14371. Boş su kabağı, kendiliğinden ses çıkarır.

    14372. Budalalar çok güler. (Bulgarca benzeri var. Budale se mnogo smiyu. Karaciç. No. 550, s. 35.)

    14373. Bugünün işini yarına bırakma! (Türkçeden geçmiş.)

    14374. Bulanık suda balık avlar. (Türkçeden geçmiş. Bulgarca, Romence, Yunanca benzerleri var. U mutnoy se vodi riba lovi. Karaciç, No. 6762, s. 420.)

    14375. Bulaşıkları yıkamazsan, çorbam daha yağlı olur, demiş kaynata gelinine. (Fıkralı bir atasözü. Karaciç, No. 70, s. 6.)

    YanıtlaSil
  131. HEKİMİ DİNLE!

    Bir mü'minin dünyadaki hà-I hekimi yanında olan bir hasta gibidir.

    Hekim, onun hastalığını da bilir; ilacını da. Hasta, zararlı bir şey istediği za-man, hekimi ona mâni olur ve;

    <-Sakın ha ona yaklaşma; onu alırsan seni helak eder!» der. Has-talıktan kurtuluncaya kadar onu zararlı şeylerden uzak tutar ve nihayet ağrıları dinip iyileşir.

    İşte mü'minin hâli de böyledir. O, başkalarına verilen dünyalıklardan pek çok şeye kavuşmak ister; fakat Allah Teâlâ onu dâimâ nefsânî arzu-larından uzaklaştırır, tå ki bu hâl üzere canını alıp cennetine koyar. (Ebů Nuaym, Hilye, I, 206)

    NAMAZ ÖLÇÜSÜ

    Namaz ölçek gibidir, (bir mü'minin Allâh'a yakın-lığının ölçüsüdür).

    Kim ölçüyü tam tartarsa ona da karşılığı tam ola-rak verilir.

    Kim de eksik bırakırsa, Cenâb-ı Hakk'ın Mutaf-fifin Sûresi'nde ölçüyü eksik tartan hilekârlara yönelttiği tehdit herkesin mâlûmudur!

    (Abdürrezzák, Musannef, II, 372/3750)

    YanıtlaSil
  132. AZ DA OLSA DEVAMLI

    Selman Farisi, Ebud-Derda a ibadette aşırılıktan sakın mayı öğreterek şöyle demişti:

    -Senin üzerinde;

    Rabbinin hakkı vardır,

    Nefsinin hakkı vardır,

    Ailenin hakkı vardır.

    Her hak sahibine hakkını ver!

    Bu sözü, Peygamberimiz'e iletildiğinde; Efendimiz;

    "-Selmån doğru söylemiş." buyurdu. (Buhari, Savm, 51, Edeb, 86)

    GÜLDÜREN AĞLATAN GERÇEKLER

    -Üç şey beni güldürdü, üç şey de ağlattı.

    Şunlara güldüm:

    Birincisi: İnsan dünya için ümitlerle doludur; hâlbuki ölüm onun peşindedir.

    İkincisi: Insan gafil bir şekilde yaşar, hâlbuki kendisinden gafil ka-lınmaz, her hâli kaydedilir. Kirâmen Kâtibîn melekleri her an tespit hålindedir.

    Üçüncüsü: Bazı insanlar kahkaha ile gülerler. Halbuki gafletleri se-bebiyle Cenâb-ı Hakk'ın gazabını mı celbediyor, yoksa O'nu râzı mı ediyorlar bilmezler.

    Şu üç şey de beni ağlattı:

    Birincisi: Rasûlullah ve ashâb-ı kiram gibi güzîde ahbâbdan ay-rılmak, onların rûhânî ikliminden uzak kalmak,

    İkincisi: Ölüm ânındaki dehşet verici hâdiseler,

    Üçüncüsü: Cennete mi, yoksa cehenneme mi gideceğimi bilmeden Alemlerin Rabbi'nin huzûruna çıkmak. (Ebû Nuaym, Hilye, I, 207)

    YanıtlaSil
  133. SELMANI FARIM

    SAHABI MİYİM?

    İki kişi Hazret-i Selmân'a se-lâm verip;

    Sen Rasûlullah'in sahabi-si misin?" diye sordular.

    O da;

    0000

    Bilmiyorum." cevabını verdi.

    Gelenler, acaba yanlış birine mi geldik diye tereddüt ettiler. Selmân sözlerini şöyle tamamladı:

    "-Ben Rasûlullahi gördüm, O'nun meclisinde bulundum.

    Ancak Allah Rasûlü'nün asıl sahâbîsi, O'nunla birlikte cennete girebilen kişidir." (Heysemi, VIII, 40-41; Zehebi, Siyer, 1, 549)

    MEKANI MÜBAREK KILAN...

    Ebu'd-Derda, Medâin taraflarında bulunan Hazret-i Selmân'a;

    "Mukaddes topraklara gelsin!" diye mektupla haber göndermişti. Selmân da ona şöyle cevap verdi:

    "Toprak hiç kimseyi mukaddes kılmaz! İnsanı kudsîleştirecek olan şey, onun amelidir." (Muvatta', Vasiyet, 7)

    Hayr; mal ve evlât çokluğuyla değildir. Asıl hayr, hilminin artması ve ilminin sana fayda vermesidir.

    Bulunduğu mekân insana ibâdet sevâbı kazandırmaz.

    Sen Allah'ı görüyormuş gibi ibâdet et ve kendini ölülerden say! (Yani ölmeden evvel ölüme iyi hazırlan!) (Ibnü'l-Esir, Üsdü'l-Gåbe,II, 510)

    YanıtlaSil
  134. MUZE WIDAYET

    YÜK TAŞIYAN VALİ

    Selmân-ı Farisi Medâin vâlisiy-ken, Şam'dan Teymoğulları Ka-bilesi'ne mensup bir kişi gelmişti. Yanında bir yük de incir getir-mişti. Selman'ın sırtında bir elbise, bir de aba vardı. Şamlı, Hazret-i Selmân'ı tanımıyordu. Onu bu hâlde görünce de;

    "-Gel şunu taşı!" dedi.

    Hazret-i Selmân gitti, yükü sırtlandı. Halk kendisini görünce ta-nıdı. Şamlıya;

    "-Yükünü taşıyan bu zât vâlidir!" dediler.

    Şamlı derhål;

    "-Özür dilerim, seni tanıyamadım!" dediyse de Selmân;

    "-Zararı yok, yükü evine götürene kadar sırtımdan indirmeyece-

    ğim!" karşılığını verdi. (Ibn-i Sa'd, IV, 88)

    KENDİNİ TANITMAK

    Bir gün bir şahıs, Selmân'in ya-nında kendini methediyordu.

    Hazret-i Selmân söz alarak şöyle dedi:

    "-Bana gelince;

    Ben bedenî olarak necis ve sevimsiz bir sudan, yani nutfeden yaratıldım.

    Vefâtımdan sonra da bedenim kokuşmuş bir cîfe hâline gelecek.

    Ondan sonra da, amellerin tartıldığı mîzânın başına gideceğim.

    Eğer, hasenâtım ağır basarsa, işte o zaman ben kerîm ve değerli biri olurum;

    Yok hafif gelirse, bedbahtlardan olurum.” (Hânî, el-Hadaik, s. 295)

    YanıtlaSil
  135. SELMAN-I FARİSİ HAZRETLERİ'NDEN HİKMETLİ SÖZLER

    لله رضى عنه

    Selmân; her hâliyle ve bilhassa da Allah yolundaki fedakârâne gayretleriyle öyle güzel bir nümûne şahsiyet hâline gelmişti ki, ensar ve muhâcirler;

    "-Selmân bizdendir." diyerek onu paylaşamaz olmuşlardı.

    Rasûlullah de hem onların arasını bulmak, hem de Selmânı taltîf etmek için;

    "-Selmân bizdendir, ehl-i beyttendir!" buyurdular.

    (Ahmed, II, 446-447)

    YanıtlaSil
  136. 2025 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    -820-Imam Şafi'nin vefatı.

    1522 - Rodos'un Fethi.

    1924-Kırkkilise'nin adı Kırklareli olarak değiştirildi.

    Dünya İnsan Dayanışma Günü

    ARALIK

    20

    CUMARTESİ

    30 1447 C.AHİR

    RUMI: 7 K. EVVEL 1441

    KASIM: 43

    talep eder. Mektûbât

    Imsak

    BİR AYET

    Mü'min olarak güzel işler yapanlar, ne zulme uğramaktan korkarlar, ne de sevaplarının eksilmesinden.

    Tâhâ Suresi: 112

    BİR HADİS

    Allah'ın rahmet esintileri vardır. Onları dilediği kullarına isabet ettirir.

    Beyhaki

    Şefkat halistir, mukabele istemiyor, safi ve ivazsızdır. Hatta en âdi mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedakârane, ivazsız şefkatleri buna delildir. Halbuki aşk ücret ister ve mukabele

    Günes

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    Günes

    Oğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    Imsak

    YanıtlaSil
  137. 2022 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1909 - Bediüzzaman'ın bir makalesi Kürd Teavün ve Terakki gazetesinde "Nutk-u Sabıkın Neticesi" başlığıyla yayınlandı.

    1951 - Üçüncü Diyanet İşleri Başkanı Ahmed Hamdi Akseki vefat etti.

    1977 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Selahaddin Çelebi vefat etti.

    9

    PAZAR

    SUNDAY

    OCAK

    JANUARY

    C

    BİR AYET Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki, Ben de sizi anayım.

    Bakara Suresi: 152

    BİR HADİS

    Allah'ın en çok sevdiği amel az olsa da devamlı

    yapılanıdır.

    Senin işin, O'nun sofra-i ihsânından yiyip içmekle, şükretmektir. Şükürde bir zahmet yoktur. Bilâkis nimetin lezzetini arttırır. Çünkü, şükür nîmette in'amı görmek demektir.

    HİCRÎ: 6 C.AHİR 1443 - RUMI: 27 K.

    EVVEL 1437

    Mesnevî-i Nûriye

    KASIM: 63 - GÜN: 9 KALAN: 356 - GÜN UZA. 1 DK

    YanıtlaSil
  138. 2024 BEDIUZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1453-İstanbul Üniversitesi (Darülfünun) kuruldu.

    1574 - Padişah III. Murat tahta çıktı.

    1829 - İlk yolcu taşıyan demir yolu hattı olan "Baltimore-Ohio Demiryolu" açıldı.

    1938 - Alman kimyacı Otto Hahn tarafından ilk atom çekirdeği patlatıldı.

    22

    PAZAR

    SUNDAY

    ARALIK

    DECEMBER

    BİR AYET

    Allah, kendisine ortak koşulmasını asla

    bağışlamaz...

    Nisa Suresi: 116

    BİR HADİS

    Biriniz Rabbiyle konuşmak istiyorsa Kur'ân okusun.

    Hatib

    Bir derdin dermanı, başka bir derde zehir olabilir. Bir derman, haddinden geçse, dert getirir.

    C

    HİCRİ: 21 C.AHİR 1446 - RUMI: 9 K. EVVEL 1440

    Imsak Günes Ogle İkindi Akşam Yatsı

    Mektubat

    KASIM: 45 - GÜN: 357 KALAN: 9 - GÜN. KIS.: 0 DK

    Imsak Günes Ogle İkindi Aksam Yatsı

    06 30.08.09 13:02 15 23 17 44

    19.09

    YanıtlaSil
  139. I hlas ve samimiyet, dinin özü, dindarlığın hülasasıdır. Ihlas ve samimiyet, inancın, kulluğun ve itaatin sadece ve sadece alemlerin Rabbi olan Allah'a ozgu kılınmasıdır. İhlas ve samimiyet, bútun ibadetlerin, her türlu riya, gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırılıp sadece Allah rızası için yapılmasıdır.

    İhlas, yaratıcısına gizli-açık hiçbir şeyi ortak koşmadan yapılan samimi imandır. İhlas, dünyevi bir çıkar beklemeden sırl Allah rızası için yapılan kulluktur. Ihlas, Allah'a karşı olduğu gibi insanlara, canlı-cansız bütün varlıklara karşı gösterilen samimiyettir. İhlas, nifak ve ikiyüzlülükten uzak bir kalp safiyetidir. İhlas, Allah rızasına göre hareket eden akıl ve kalbin karşılıksız, garazsız amelidir. İhlas, Hz. Mevlâna'nın ifadesiyle, olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmaktır.

    Ad

    2022-06-1-0003-10

    ISBN 978-975-19-595

    9789751 9595-

    YanıtlaSil
  140. Şimdi valizleri çikarma zamanı

    Kasırga, insanların sel hâlinde günahlara gittiği şu caddede... Kasırga, gençlerin ebedi hayatını tehlikeye uğrattığı bu büyük şehirde... Kasırga, iffetsiz mekân-larda, gayretsiz insanlarda ve boşa geçen koca bir ömürde... Kasırga, vahiyden uzak zihinlerde, Hak için yapılmayan işlerde... Kısacası kasırga burada! Bir kurtarma ekibi de buraya gönderin, tutun elimizden! Tu-tun biz gençlerin elinden!

    Böyle bir zamanda yaşamak, böyle bir zamanda genç olmak gerçekten zor! Fakat Rabbimizin, her zorlukla beraber bir kolaylık yarattığını da hatırlayalım. İşte bu kitap, bu zamanın zorlukları karşısında bir kolaylık, bir rehber, bir açılım...

    YanıtlaSil
  141. 92

    2

    2

    2

    2

    64-TEĞABUN SÜRESİ: 11

    Cüz: 28

    الْمُؤْمِنُونَ يَاءَ يُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنَ ازْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُ وَ الكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ () إِنَّمَا أَمْوَالَكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٍ (0) فَاتَّقُوا اللَّهَ ما اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا وَأَنفِقُوا خَيْرًا إِلَّا نْفُسِكُمْ وَمَن يُوق شح نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِمُونَ () إِنْ تُفْرِضُوا لله فَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفَهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ شَكُورٌ حلية عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزيز الحكيم ()

    Meâl-i Şerifi

    11- Allah'ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.

    12- Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen apaçık bir duyurmadır.

    13- Allah ki O'ndan başka tanrı yoktur. Müminler Allah'a dayan-sınlar.

    14- Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız, bilin ki Allah çok bağışlayan çok esir-geyendir.

    15- Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük

    YanıtlaSil
  142. 64- TEĞÁBÚN SÜRESİ: 11

    Cúz: 28

    mükafat ise Allah'ın yanındadır.

    93

    16- O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun, dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden koru-nursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    17. Eğer Allah'a güzel borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat ya-par ve sizi bağışlar. Allah çok mükafat verendir, halimdir.

    18- Görünmeyeni ve görüneni bilendir. Üstündür, hikmet sahibidir.

    ما أصابَ مِنْ سُمية Bir musibet isabet etmez ki الأ باذن الله Allah'ın izniyle ol masin. Yani gerek kâfir, gerek mümin, ferd yahut topluluk her kim olursa olsun başına can, mal veya başka şeylerle ilgili herhangi bir musibet, maddi, manevi, kavli veya fiili hoşa gitmeyecek acı bir hadise gelirse o, her halde Allah'ın izniy-ledir. Allah'ın izni olmayınca hiç kimsenin istemesiyle, çalışmasıyla kimseye bir musibet erişmez. Allah'ın izni olmayınca bir yaprak bile yerinden oynamaz. ما اصاب من مصيبة في الأرض ولا في أنفسكم إلا في كِتَابٍ مِن قَبْلِ أَن تَبرَاهَا (Hadid Sûresi'nde gegen) )57/22( âyetinin tefsirine bkz) Gerçi وَمَا أصَابَكَ مِن سنة فمن تنك "Başına gelen kötülük ise nefsindendir." (Nisa/79 إن الله لا يُغَيْرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيْرُوا مَا بِانْفُ "Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe, Allah onların durumlarını değiştirmez." (Ra'd, 13/11) âyetlerinde geçtiği üzere bazı musibetlerin kaynağı, insanın veya kavmin kendisi olduğu muhakkak ise de böylesi musibetler bile, yine de Allah'ın takdiri, iradesi ve izni olmadıkça meydana gelmez. Onun için قُل كل من عند الله "De ki hepsi Allah'tandır.." (Nisa, 4/78) buyurulmuştur. Bu ancak Allah'ın izniyle olduğu gibi وَمَنْ يُؤْمن بالله يَهْدِ قَلبه her kim de Allah'a iman ederse Allah onun kalbine hidayet verir, yardım eder, doğruyu düşündürür, gelen musibetin ancak Allah'ın izniyle olabileceğini ve kendisinin de Allah'ın olup yine O'na döneceğini hatırlatarak انا لله وانا اليه راجعون "Biz Allah için varız ve biz sonunda O'na döneceğiz." (Bakara, 2/156) tesellisiyle gönlünü rahatlatır. لكيلا تأسوا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا أَتَاكُمْ "Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız.." (Hadid, 57/23) irşadıyla sabır, metanet ve إِنَّمَا يُوقَى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابِ "Yalnız sabredenlere, mükafatları he-Sapsız ödenecektir." (Zümer, 39/10) müjdesiyle ferahlık verir. واللَّهُ بِكُلِّ شَيْ عَلِيمٌ

    Ve Allah her şeyi bilicidir. Binaenaleyh ona izin vermesindeki hikmetini, ne gibi hayırlar ve faydalar gerektireceğini, bu yüzden mümin kulunu ne gibi se-vaplara ulaştıracağını, böyle iman eden bir kulun ne şekilde hareket etmesi gere-

    YanıtlaSil
  143. 64- TEQABÜN SÜRESİ 11-14

    104 Cir ومن rach iglerin neler olduğunu bilmek için de Allah'a ve Resulü'ne ve onus keceğini bilir ve kalbine o suretle hidayet vererek muvaffak kılar. O halde ya )Kur'ala) iman ediوأطيعوا الله وأطيح "Allah'a itaat edin, peygambers taat edin. Bu emir, yukarıda geçen cümlesine yahut من بالله به قله yetinin mänäsıyla ilgili olarak takdir edilen أمراء a bağlıd dan. Toplumda is huzurun en önemli prensiplerinden biri de aile düzenidir. أبها الذين أمر أن من التحكم الاداك" iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklaring

    Böylesine mühim bir mesele olmasından dolayı burada müminlere yararl işlerin beyanı sırasında aile problemleriyle ilgili bazı talimatları içeren bir hitap ile süreye son verilecektir ki bu husus, hem önceki iki sürenin sonunda yer alan يا أين الذين الشراء hitabelerine bir nazire, hem de bundan sonra gelecek olan iki Abbaslan şöyle rivayet etmişlerdir ki: "Bu ...يا أيها الذين امنوا أن من أزواجكم yeti süreye bir mukakdimedir. Tirmizi, Hakim, Ibnü Cerir ve daha başkaları Ibno bazı Mekkeliler hakkında nazil olmuştur ki, onlar müslüman olmuşlar ve Me dine'ye Peygamber (s.a.v)'in yanına gitmek istemişlerdi. Hanımları ve çocukları da onları bırakmaya razı olmadılar. Sonra kalkıp Resulullah'a geldiklerinde in-sanların dini bilgileri kavramış olduklarını görünce zevcelerine ve çocuklarına ceza vermeyi düşündüler. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu âyeti indirdi." Diğer bir rivayette de şöyle denilmiştir. "Bir adam hicret etmek istemişti, ancak karısı ve çocuğu ona máni olmuştu, o da "Eğer Allah Teâlâ sizinle beni Daru'l-hicre (Medine)'de bir araya getirirse vallahi şöyle şöyle yapacağım." diye yemin etmişti. Böylece bu âyet nazil oldu." Ata b. ebi Rabah'tan rivayet edildiğine göre: "Avf. b Malik el-Eşcei Peygamber'le beraber gazaya gitmek istemişti. Çoluk çocuğu toplanıp engel olmaya uğraştılar ve biz senin ayrılığına dayana-mayız diye sızlandılar. O da merhamet gösterip gazaya katılmamış, sonra da pişmanlık duymuştu. Bunun üzerine söz konusu âyet indi. "(1) Bu da gösteriyor ki âyetin nüzul sebebiyle ilgili birden çok rivayet vardır. Ancak bu rivayetleri birleştirmek mümkündür. Ayetin söz gelimi ve mânâsı bu ve benzeri rivayetlere uygun olduğu gibi daha da kapsamlıdır.

    Ezvac, zeve kelimesinin çoğuludur. Erkeğe de dişiye de denir. Burada hitab, ayetin dış anlamı itibarıyla erkeğe olduğuna göre murad da, onların eşleri olan hanımlar demektir. Ancak تا ابقا الديزانتوا "Ey iman edenler!" gibi erkeklere yapılan hitab'ın tağlib yoluyla kadınları da kapsaması kaidesine bakarak, ez-vacın da erkek ve kadın eşleri içine aldığı söylenebilir. Önceki ifadeden bu

    (1) Suyil, zge, VIII, 184,

    YanıtlaSil
  144. 94

    64- TEĞABÜN SÜRESİ: 11-14

    Ciz 24

    tarlı işlerin neler olduğunu bilmek için de Allah'a ve Resulü'ne ve o nura keceğini bilir ve kalbine o suretle hidayet vererek muvaffak kılar. O halde ys itaat edin." Bu emir, yukarıda geçen cümlesine yahutمیں بؤمن بالله يهد ل )Kur'ân'a) iman edin...وأطيعوا الله وأطيعو "Allah'a itaat edin, peygambere والله بكل تعليم yetinin mânâsıyla ilgili olarak takdir edilen ya bağlıdır. C dan." Toplumda iç huzurun en önemli prensiplerinden biri de aile düzenidir. أيُّهَا الَّذينَ آمَنُوا أن من أزواجكم وأولادكم "Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınız

    Böylesine mühim bir mesele olmasından dolayı burada müminlere yararlı işlerin beyanı sırasında aile problemleriyle ilgili bazı talimatları içeren bir hitap ile sûreye son verilecektir ki bu husus, hem önceki iki sürenin sonunda yer alan ويا أيها الذين أمثراء hitabelerine bir nazire, hem de bundan sonra gelecek olan iki sûreye bir mukaddimedir. Tirmizi, Hakim, İbnü Cerir ve daha başkaları İbnü Abbas'tan şöyle rivayet etmişlerdir ki: "Bu ... يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ مِنْ أَزْوَاجِكم âyeti bazı Mekkeliler hakkında nazil olmuştur ki, onlar müslüman olmuşlar ve Me. dine'ye Peygamber (s.a.v)'in yanına gitmek istemişlerdi. Hanımları ve çocukları da onları bırakmaya razı olmadılar. Sonra kalkıp Resulullah'a geldiklerinde in-sanların dinî bilgileri kavramış olduklarını görünce zevcelerine ve çocuklarına ceza vermeyi düşündüler. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu âyeti indirdi." Diğer bir rivayette de şöyle denilmiştir. "Bir adam hicret etmek istemişti, ancak karısı ve çocuğu ona mâni olmuştu, o da "Eğer Allah Teâlâ sizinle beni Daru'l-hicre (Medine)'de bir araya getirirse vallahi şöyle şöyle yapacağım." diye yemin etmişti. Böylece bu âyet nazil oldu." Ata b. ebi Rabah'tan rivayet edildiğine göre: "Avf. b Malik el-Escei Peygamber'le beraber gazaya gitmek istemişti. Çoluk çocuğu toplanıp engel olmaya uğraştılar ve biz senin ayrılığına dayana-mayız diye sızlandılar. O da merhamet gösterip gazaya katılmamış, sonra da pişmanlık duymuştu. Bunun üzerine söz konusu âyet indi. "(1) Bu da gösteriyor ki âyetin nüzul sebebiyle ilgili birden çok rivayet vardır. Ancak bu rivayetleri birleştirmek mümkündür. Ayetin söz gelimi ve mânâsı bu ve benzeri rivayetlere uygun olduğu gibi daha da kapsamlıdır.

    Ezvac, zevc kelimesinin çoğuludur. Erkeğe de dişiye de denir. Burada hitab, âyetin dış anlamı itibarıyla erkeğe olduğuna göre murad da, onların eşleri olan hanımlar demektir. Ancak يا أيها الذين أسترا "Ey iman edenler!" gibi erkeklere yapılan hitab'ın tağlib yoluyla kadınları da kapsaması kaidesine bakarak, ez-vacın da erkek ve kadın eşleri içine aldığı söylenebilir. Önceki ifadeden bu

    (1) Suyūti, a.g.c., VIII, 184,

    YanıtlaSil
  145. 67-MÜLK SÜRESİ

    173

    Mülk Sûresi

    Mrkku Döneminde Indi

    Ayet Sayesa: 30

    Bu sürenin Mülk'den başka Tebåreke, Mania, Münciye, Mücadele, Väkiye ve Mennan gibi isimleri de vardır. İniş yeri Mekke'dir.

    Ayel sayısı Otuzdur.

    Kelime sayı: Ügyüz beştir.

    Harf sayısı: Bin üç yüz on üçtür.

    Familans

    نمو Harfleridir.

    Taherani'nin yaptığı bir nakilde İbnü Mes'ud (ra) demiştir ki: "Biz Hz.

    Peygamber zamanında bu süreye "Mania" ismini verirdik." Mülk Süresi'nin fa-zileti hakkında Tirmizi ve başkaları İbnü Abbas (ra) dan şöyle rivayet stmişlerdir: "Hz. Peygamber'in ashabından birisi bir kabrin üzerine çadırını kur mupta, ancak onun bir kabir olduğunu bilmiyordu. Bir de baktı ki, orada bir

    YanıtlaSil
  146. 67-MÜLK SÜRESİ

    Cz

    174 adam تبارك الذي بيده الملك Suresi'ni okuyor. Sonuna kadar okudu. Bunun üzerine Üzerine kurmuşum fakat onun bir kabir olduğunu zannetmiyordum. Baktim ki çadır sahibi Peygamber'e gelerek, "Ey Allah'ın Resulü, ben çadırımı bir kabir (s.a.v) buyurdu ki, "O süre Mania'dır. O zatı kabir azabından kurtarır." Tirmizi der ki: "Bu bir hasen hadistir. Bu yönden gariptir. "(1) Bu konuda Ebu Ha-orada bir adam ملك تبارك Süresi'ni okuyor, sonuna kadar okudu. Resulullah reyre'den şöyle rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: "Kur'an'da otuz âyetli bir süre bir adama sefaat etti. Nihayet o, bağışlandı. İste bu sure تبارك الذي suresidir. (2) Bu bir hasen hadistir. Bu hadisi Ahmed, Cabir (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber Secde ve Mülk Ebu Davud, Nesai. İbnü Mâce ve Hakim rivayet etmişlerdir. Yine Tirmizide sürelerini okumadan uyumazdı." Benzer bir rivayeti de İbnü Merdüye, Hz. Age (ra)'den rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.v) Secde ve Mülk sürelerini her gece okurdu. Ne seferde ne de hazarda bunları bırakmazdı." Taberáni ve İbnú Merdûye'nin sağlam bir senedle İbnü Mes'ud'dan rivayet ettikleri bir hadisle, yine ondan bir cemaatın rivayet ettikleri ve Hâkim'in de sahih dediği başka bir hadisde de şöyle zikredilmiştir: من قراها ليلة فقد أكثر وأطيب "Her kim bu süreyi bir gecede okursa o, çok kazanmış ve iyi (bir iş) yapmış olur. "(3)

    Ålūsi der ki: "Bu sürenin fazileti hakkında zikredilen bu gibi haberlerden dolayı sözkonusu sürenin her gece okunmasının mendub olduğu söylenmiştir. Ben de temyiz yaşından beri bu süreyi okumaya devam ediyorum. Beni buna muvaffak kılan Allah'a hamd eder, bundan böyle de yardım ve kabulünü dile-rim. Buhari şerhlerinin birinde de şöyle denildiğini gördüm: Hilal görüldüğü za man bu sürenin otuz âyetinin, bir kişinin o ay içinde kötülüklerden korunması ümidiyle okunması mendubdur. "(4)

    Tahrim Sûresi'nden sonra Mülk Süresi'nin başlaması, muhtevası; kendisin den önce ve sonra geçen sürelerle olan münasebet ve alakası yönüyle tertibi, tıpkı Nur Süresi'nin peşinde تبارك الذي ترك الفرقان diye başlayan Furkan Süresi'ni andırır. Bu bir taraftan Vakıa Sûresi'nin sonuyla Hadid ve Mücadele'den beri ge len sürelerin her birinin asıl noktalarına basarak süzen ve hepsinin bir özeti ve gayesi gibi yeni bir inkılâb devrine işaret eden ve bu suretle de diğer taraftan kendisinden sonrasına bir giriş ve temel olmak üzere başlayan bir süredir.

    (1) Tirmizi, Sevabü'l-Kur'an, 9.

    (2) Tirmizi, Sevabül-Kur'an, 98; Ibn Mace, Edch, 52; Ahmed h. Hanbel, 11, 299, 321.

    (3) Suyûti, age, VIII, 232.

    (4) Alial, a.ge., XXIX, 2

    YanıtlaSil
  147. Che 29

    67. MÜLK SÜRESİ

    175

    Bu sürenin Tahrim Süresi'nde işaret ettiği esaslar, mesellerin mandların daki ibret noktalarını teşkil eden ilahi kelimelerin tasdik ve izals, Firavun g zebennem ateşinin şiddeti, sir noktası, bir de tahrim ve infak ile ilgili wak ralim, kafir ve münafıklara karşı cihad ve mücadele ile korunmass rolunas naik kazanma meselesi gibi esaslardır. Inigte Mekki olan bu sürelerin tertiple Bakkuk şekilleri itibariyle yine yeni bir devrin başlangıç noktasında bulunul-aksine Medeni olan sürelerden sonraya konulması, manalarını kapsamı ve fa duğunu göstermektedir. Sürenin iniş sebebi ve hikmeti, muhtevasından anlaşıldığına göre, Allah'ın mülk ve saltanatında bayağılıktan sakiti izzet ve mağfirete ermek üzere لبيكركم انكم أن" "Hanginizin daha guzel davranacains pamak için..." (Mülk, 67/2) âyetinin delaletiyle en güzel işlerde müsabakaya vik etmek için uyarmak ve müjdelemek, Allah'ın bu konudaki vaad ve tehdi dine karşı inkar ve alay ile متى هذا الرعد أن كنتم صادقين Doğru sözlü iseniz (söyleyin( bu tehdit hani ne zaman?" (Mülk, 67/25) diyen kafirlere karşı da onun ili bir olduğunu قُلْ إِنَّمَا العِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ "De ki: O bilgi ancak Allah'a mah tur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım." (Mülk, 67/26) emri gereğince an latmak ve tebliğ etmekle Hz. Muhammed'in risaletini takrirden ibarettir.

    الله الرحمن الرحيم

    تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرُ الَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيَكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ العَزِيزُ الغَفُورُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَوَاتٍ طِبَاقًا مَاتَرَى في خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِنْ تَفَاوُت فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِنْ فَطُورٍ وَ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَتَيْنِ يَنقَلَبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ حَاسِنَا وَهُوَ حَبِيْر (0) وَلَقَدْ زَيَّنَا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِحَ وَجَعَلْنَا هَا رُجُومَا لِلشَّيَاطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيمِ

    YanıtlaSil
  148. 176

    67-MÜLK SÜRESİ: 1

    Cüz: 29

    وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمَصَارِ () إِذا الْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيفًا وَهِيَ تَفُورٌ تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الغَيْظِ كُلَّمَا الْقَى فِيهَا فَوْجٌ سَالَهُمْ خَزَنَتُهَا لَمْ يَأْتِكُمْ نذير قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءَنَا نَذِي فَكَذَّبَنَا وَقُلْنَا مَانَزَلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرِ وَقَالُوا لَوْكُنَّا تسْمَعُ أَوْ نَعْقِلَ مَا كَا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ فَاعْتَرَفُوا بِنِهِم منحها لِأَصْحَابِ السَّعِيرِ إِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالغَيكُم مَغْفَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرُ وَاسِرُ وا قَوْلَكُمْ أَوِ اجْهَرُوا بِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ لَا يَعْلَمَ مَ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الخير (0)

    Meâli Şerifi

    1- Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.

    2- O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.

    3- O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahman'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?

    YanıtlaSil
  149. 67 MÜLK SÜRESİ

    177 4. Sonra göz(00) tekrar tekrar döndür bak), Göz aradığı bozulduğu tubeaktan) dela ve bitkin halde sona dönecekdir.

    d. Andolsun biz, en yakın gögü Jambalarla donattık ve onlar Sy unlar İçin Taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli steg azabını hazırladık.

    Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidile ok yerdir of

    7. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu içilirler.

    B. Ar daha öfkeden çatlayacak. Her ne zaman oraya bir topluluk ables, onun bekçileri onlara, "Size korkutucu bir peygamber gelmemis miydi?" diye sorarlar.

    9. Dediler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve Allah hiçbir p) indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindəsiniz." dedik.

    10. Ve dediler ki: "Eğer biz dinleseydik, yahut düşüntüp anlasaydık qu olga ateşin halkı arasında bulunmazdık!"

    11. Böylece günahlarını itiraf ettiler. (Artık) o çılgın ateş halka (Allah'm rahmetinden) uzak olsunlar!

    12. Fakat daha görmeden Rablerinden korkanlar var ya, İşte onlar kin bağışlama) ve büyük mükafat vardır.

    13. Sözünüzü İster gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki, O, göğüslerin Brünü bilir.

    14- Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince İşleri görüp bilmektedir ve her pyden haberdardır.

    ماركة الذي "Ne yücedir O ki..." (Bu konuda bilgi için Furkan Süresi'nin baş brafina (25/1) bkz.) Yani ezeli kemal sıfatı, sonsuz hayır ve bereketleriyle evvel ve šhir, şikåre ve gizlide her şeyden üstün olarak daim ve båki olan, yüceliği teden beri beyan edilegelen delil ve eserlerinin, lütuf ve nimetlerinin, fiil ve ta suruflarının akıllara sığmaz görüntüleriyle apaçık bulunan ne yüce feyyáz )bereket ve bolluk veren)dır, O Hak Teala. بيده الملك Milk O'nun elindedir. Yerde ve gökte, bütün kainatta, dünya ve ahiret tasarruf ve saltanatı, yaratma ve yok etmesi, ele geçirme ve yönetmesi, emrini yerine getirtme ve hükmünü icra elmesi, iyi davranması ve zorlaması, cezalandırması ve ikramı, ihsanda bulun

    YanıtlaSil
  150. 178

    67- MÜLK SÜRESİ 1-2

    Cüz 29

    hüküm ve kudretiyle cereyan eder. Dilediğini mülkünde kullanan yahut kuvvet mast ve nimet vermesi hep O'nun kudret elindedir. Hepsi emir ve iradesi, famamen vermediği gibi, kendi adına hareket etme selâhiyetini de ebedi olarak verip mülke kavuşturan ve kavuşturacak olan da ancak O'dur. Verdiklerine de vermez Mülkünü kendi elinden çıkarmaz. Kendine ortak kılmaz, çünkü şirkten beri ve yücedir. Yalnız kendi hükmü altında emredilmiş olmak üzere vekaleten ve geçici olarak verir, dilediği zaman da alır. Çünkü mülk hakkı, bizzat kendisi.

    nin ve mülkün hakikatı doğrudan doğruya O'nun kudret elindedirرهم على كل شى Cal Ve O, her şeye kadirdir. Mülk elinde olduğu gibi, her dilediğini dilediği şekilde eksiksizce yapmaya tam bir kudretle güç yetirmektedir. Hiçbir yardımcıya, vezire, vekile ve vasıtaya ihtiyacı yoktur. Her ne isterse kendi kud. retiyle yapar. Hiçbir iradesi hikmetsiz değildir, ol deyince oluverir. Dilerse zorla yaptırır, dilerse hürriyet verir. Dilerse küçültür, dilerse büyültür. Dilerse sıkar; dilerse açar, dilerse yıkar, dilerse yapar; dilerse daha başka ålemler yaratır ve onlarda da dilediği gibi tasarrufla bulunur. Ancak O'nun ortağı olmaz. O, öyle yüksek, öyle yüce, öyle fenâdan ve acizlikten beridir. (Bu konuyla ilgili olarak قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الملك من تشاء وتنزع الملك ممن نشاء وَتُعِزُّ مَنْ نَشَاءُ وَلَقَلَّ مَنْ نَشَاءُ بِدَانَ الخَيْرُ الله على كل شي قدير "De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçalırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin." تولج الليل في النهار وتولج النهار في الليل وتخرج الحي من الميت وتخرج الميت من 3/26 Ali Imran) الحي وارزق من نشاء بغير حساب "Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın; oluden diri çıkarırsın; diriden ölü çıkarırsın, dilediğini hesapsız rızıklan dırırsın." (Al-i Imrån, 3/27( مالك يوم الذين Din gününün sahibidir." (Fâtiha, 1/3( ve شهد الله اله لا اله الأقر "Allah kendisinden başka tanrı olmadığına şahitlik yaptı..." (Al-i Imran, 3/18) åyetlerinin tefsirlerine bkz( الذين خلق الموت والحيوة ليبْلُوكُمْ "O sizi denemek için ölümü ve hayatı yarattı." Birinci ayette geçen الذي den

    bedel olup mülkün bazı hükümleriyle kudretin bazı izlerini açıklamak ve bun-ların hikmet ve maslahat (keyfiyet) kanunları üzerinde cereyanıyla büyük ve önemli gayelere ve neticelere yönelik bulunduğunu izaha başlamak an-lamındadır. Demek ki bir hayatın arkasından ölümün ve onun arkasından diğer bir hayatın mukabil olarak yaratılması, insanların bu ikisi arasında iyi bir çalışma gayretiyle Allah'ın mülkünde güzel bir işçi, yüksek bir görevli olmak üzere yarış için bir imtihan meydanına çıkarılmaları hikmetine, bu da hayattan hayata, güzellikten güzelliğe bir yükseliş nizamı ve en güzel amellere daha güzeliyle mükafat vererek ileride bambaşka bir hayata ulaştırılmaları gayesine yöneliktir.

    YanıtlaSil
  151. Caz: 29

    67- MÜLK SÜRESİ 2

    179

    Bir taraftan ölüm, bir taraftan da hayat olmasa, birbirine zit ve karşılıklı olarak takip eden bu iki sıfat birlikte yaratılmış olmayıp da hayatı ölüm, ölümü de diğer bir hayat karşılamış olmasaydı, yahut Allah'ın mülkünde mertebeden mer-tebeye yükselebilecek güzel bir işçi olabilmek üzere Allah'ın muradı olan güzel hayat için çalışma gayretiyle yarışma kanunu konulmamış ve böylece de insan-lar ölüm ve hayat arasında imtihana çekilmemiş olsalardı, sıkıntılara katlanarak iyi çalışıp Hak Teâlâ'nın rızasına uygun güzel amellerde bulunarak müsabakayı kazananlara sıkıntılarını unutturacak güzellikler, güzel mertebeler, mutluluklarla sevab ve mükafatlar; iyi çalışmayan yahut hiç çalışmayıp boş kalmak isteyen veya mésäisini Allah'ın rızası hilafına boş ve faydasız şeylere yahut da bütün hayatın kötülüklerine, küfür ve nankörlüğe, hiyanet ve isyana, yok etme ve krize sarf edenlere de kötülüklerine göre Allah'ın mülkünde rütbesini alçaltma, süreli veya süresiz kovma ya da yaptığı işlere göre mahrumiyetler, horluklar ve acılarla cezalandırma sözkonusu olmasaydı, mülkde güzellikten güzelliğe yükselme düzeni bulunmamış, yahut meleklerden başka memur kullanılmayarak insan yaratılışı için bu nizamda hiçbir selahiyyet verilmemiş olsaydı; insanlar, ya hiçbir hayat izi yahut hayat ümidi kalmayacak şekilde hep ölümlü olur, hepsi söner veya hayat adına akıl ve zekâdan, çalışma ve iradeden, iş değerinden, hürriyetten mahrum ölümden ve kabir azabından daha beter olarak لا يَمُوتُ فيها ولا یعنی "Ne ölecek, ne de yaşayacak." (A'lā, 87/13) âyeti gereğince ne ölüm, ne de bir kurtuluş ümidi olmayan, her taraftan çaresizlikle kuşatılmış, bıktırıcı zelil bir ızdırab, üzüntü verici bir sefalet hüküm sürer giderdi. Bu da بيده المُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ في دير "Milk elinde ve O, her şeye kadirdir." (Mülk, 67/1) olan Allah Teâlâ'nın insan yaratılışına bahşetmek istediği bol ihsan ve kudret güzelliğine uygun ol-mazdı.

    Yukarılarda da geçtiği üzere yaratma fiili, takdir ve icad etmek mânâlarına gelir. Takdir, ilmî yönden bir sınırlama demek olduğundan hem varlığın öncesi ve sonrasıyla hem de yokluk ve varlıkla ilgilidir. İcad ise, fiilen yoğu var etmek, yok olanı varlığa geçirmek demek olduğundan, hem varlığın öncesi ve son-rasıyla hem de yokluk ve varlıkla ilgilidir. İcad ise, fiilen yoğu var etmek, yok olanı varlığa geçirmek demek olduğundan, varlığı takdir edilen yok olan bir şeyin varlık halini ifade eder. خلق الموت والحيوة "Ölümü ve hayatı yarattı." âyetinde ölümün de hayatın da birlikte yaratıldığının anlatılmasından dolayı Ehl-i Sünnet âlimlerinin çoğu, ölümün sırf yokluktan ibaret, yokluğa ait bir iş olmayıp, hayat gibi bir varlığa sahip, varlığa ait bir iş, varlığı bulunan bir hadise olduğunu kabul etmişlerdir. Yani ölüm ile hayatın karşıtı cansızlıkla canlılık

    YanıtlaSil
  152. Cat: 29

    67- MÜLK SÜRESİ: 2-3

    183

    dil ve diğer uzuvlardan ortaya çıkan güzel işlerin hepsini kapsadığı, merfu ola-krivayet edilen şu hadisle anlatılmıştır. Peygamber bu âyetin tefsiriyle ilgili Yani ايكم احسن عملا وأورع عن محارم الله تعالى وأسرع في طاعة الله عز وجل :hayumuştur ki hangisiz hak ve sevabı anlamak, iyiyi kötüyü seçmek ve gereğini yapmak cihe-leakal ve anlayışça daha güzel, Allah Teâlâ'nın yasakladığı haramlardan, ne-Bilerden, günahlardan, fenalıklardan ve zararlı şeylerden sakınıp korunma hu-sanda daha takva sahibi ve Allah Teala'nın itaatında daha çabuksunuz, "(1) ste Allah'ın ilminde belli olan bu hakikat, tecrübe ve imtihan sahasında sizin için mtydana çıksın. Çıkıp da ne olacak? denilecek olursa, şu da bilinmelidir ki وَهُرَ الفير العملة hem O, öyle Aziz, öyle Gafur'dur ki bundan sonra da açıklanacağı Bere, kötülüğe çalışanları, Allah'a karşı inad edip kullarını aldatmaya, fitne ve fesad ile halkı yoldan çıkarıp cehenneme sürüklemeye uğraşan şeytanları ve on-Jara aldanıp küfür ve nankörlükle inkâr ve isyan yollarına sapan kâfirleri ve baksızları sonuçta zelil edip izzetiyle kahreder. Zikredildiği gibi O, en yararlı işler yapanları aziz kılan, iman etmekle beraber beşer olarak kusur edip en güzel surette çalışmamış olanları tevbe etmeleri halinde veya dilediği şekilde afv ve mağfiret eden Gafürdur. İşte ölüm ve hayatın yaratılmasının, en yararlı işlerle müsabaka imtihanının asıl hikmet ve gayesi, O Allah Teâlâ'nın bu sıfatlarla vasıflanmış, her şeyden üstün mülk sahibi olduğunun fiilen görünmesiyle bilinip munmasıdır ki وما خلقت الجن والانس الأ ليعبدون "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kullak etsinler diye yaruttım." (Zâriyât, 51/56) âyetinin ifade ettiği bilme ve kul-lak etmenin mânâsı da budur. Onu ليعرفون "tanısınlar" diye tefsir edenlerin mak-satları bu olduğu gibi, hadis olarak rivayeti sabit olmamakla beraber tasavvuf Ben gizli bir hazine idim" كُنتُ كنزا مخفياً فاحببت أن أعرف فخلقت الخلق لأعرف kitablarında tanınmak istedim ve tanınmak için de mahlükatı yarattım."(2) diye nakledilen ve kutsi hadis olarak bilinen sözün anlamıyla da kasdedilen budur.

    Şimdi de O'nun, beşer hayatı ile ilgili tecelli ettiği mülkünden, kudret, izzet ve mağfiret izlerinden bir bölüm izah edilmek ve anlatılmak üzere buyuruluyor

    الذي خلق سبع سموات "O ki yedi gök yarattı." Bu الذي de baştaki الذي den be del yahut العَزِيزُ الغَفُورُ 'dan sıfattır. (Yedi gök hakkında bilgi için Talak, 65/12( ayetine bakınız.) Bu âyette de "seb'a semavât" "yedi gök" ifadesi, nekre (belirsiz) larak zikredilmiştir ki, herhangi bir سبع سنوات yedi gök" demek gibidir. Bu

    Alad, age., XIV, 5.

    Krylul-hafa, 11, 173 (2016).

    YanıtlaSil
  153. 67-MÜLK SÜRESİ: 14

    Cüz 29

    228 muştur. Fikir durmuş, akıl boğulmuştur. Gönül kendinden geçmiş, ben böyle ya. fikri, ne vicdanı kalır ne kendisi, Bakarsın bir an içinde el colak olmus, dil tutul parim diyen nefis yerle bir olmuştur. Yaratıcının yeni bir yaratma ile imdadi yetişmezse hiçbir yaratık onu kendine getiremez ve o yaratmayı işletemez. Çünkü bir zerre, bir şuur, bir şey yaratmanın dayandığı teferruatı bilemez. O, bütün sebepler silsilesini kuşatan olgun bir ilim ve kudretin eseridir. Ya-sonradan meydana gelen bilgiyi ve onun mânâsını ondan önce onu ve onda o ratıkların, yaratıcıdan bir şey gizlemesine imkân yoktur. Bir yaratık kendinde bilgiyi bütün hakikatiyle yaratan yaratıcının ilmine borçludur. Mahlūkta herhan-gi bir hadise meydana gelir de onu, yaratan Allah bilmez olur mu?اللطيف الغبير latif ve habirdir..

    Latif, "Lütuftan mübalağalı ism-i fäil, yahut "letäfet"ten sıfat-ı müşebbehe olabilir. Birincisine göre kelimenin anlamı, "son derece lütufkar" demektir. Lütuf, gayet incelik, hoşluk ve uygunlukla gayeye ulaştırmak ve muradını ver-mek mânâsınadır. Letâfet de kesäfet (kabalık, kalınlık)in karşıtı olarak incelik, hoşluk, naziklik demektir ki zıddı, bir anlam ifade eden kesäfetin derecesine göre nisbi olarak çeşitli mertebelerde düşünülür. Latif bir hava dediğimiz gibi bazı cisimlerin de latif ve ruh sahibi olduklarını söylemek bu anlamda nisbi

    (göreli) bir güzellik itibariyledir. Işığa, nura ve esire (kâinatı dolduran elastiki ve akıcı hafif bir cisme) latif denilmesi, daha ince bir düşüncedir. Halbuki bun-larda az çok maddi veya cismani bir çeşit kesâfet mânâsı da vardır. Hiç kesåfet mânâsı olmadan düşünebileceğimiz bir letáfeti ancak ilim mahiyetinde bulabili-riz ki, böyle yalnız ilmi işaretle hissedilebilen letaife "Mücerredat" ismi verilir. Mutlak varlık, mücerredâtın en yükseği, vācibü'l-Vücüd olan

    Allah'ın zatı ise hepsinden üstündür. Birisi, "en ince en gizli işleri bütün ince-liğiyle kolay kolay bilen: العالم بالخفايا برفق وكمال سهولة demektir ki bu mână, ilim sıfatının güzelliğine aittir. Diğeri de nasıl yapıldığı gizli olan, en güzel şeyleri yapan ve yaratıkların muhtaç oldukları faydalı şeyleri lütuf ve yardımıyla ihsan eden ve ulaştıran lütufkâr demektir. Bu mânâ da tekvîn sıfatına aittir. Razīnin de dediği gibi burada "habîr" sıfatı ayrıca zikredildiğinden dolayı bu mânâ daha uygundur. O yaratıcı, ancak böyle bir şeyden haberdar olan latif ve mükemmel bir zattır. Haberdar olmayan kuvvetler, tam mânâsıyla latif ol-mayacağı gibi, her şeyi bilmeyen latifler, ruhlar ve melekler de yaratıcının ken-disi değil, işleridir. Nitekim لوح من أمر ربى Dei: Ruh, Rabbimin işlerindendir..." (İsra, 17/85) buyurulmuştur. هُوَ اللطيف الخبير deklam-tarif

    (belirtme harfi) mükemmelliğe işaret etmektedir. Mükemmel latif, mükemmel

    YanıtlaSil
  154. 67-MÜLK SÜRESİ: 14

    229

    Cle: 29

    29 2 le

    hipili demektir. Müsnedin (haberin) ma'rife (belirli olmasa da yegane miner duğunu gösterir. Dolayısıyla bundan şu manaları anlayabiliriz. Birinciй, ук de ettiğinden dolayı, bu iki mükemmel sifatin tamamen yaratıcıya ait kavvatin işidir. İkincisi, ilimsiz kör bir kuvvetin özelliği değil, tam manasıyla ratma fili, yoğunluk ve durgunluğun işareti olan maddenin san değil, latif olan kudretin de değil, her şeyi tam hakkıyla bilen, haberdar olan Oyice kudret ve if we alim bir kudretin özelliğidir. Üçüncüsü, ilminde bir eksiklik bulunan kuvvetin şanıdır. İşte yaratıcı O'dur. O yaratan, yarattığını, yaratacağını ve her geyi bilir. O halde bütün göğüslerin hakikatini de bilir. Mükelleflerden çıkan gili açık, iyi ve kötü her söz ve fiil, iman ve küfür, her hal ve durum, her niyet ve maksat O'na malumdur. Lütfunu da cezasını da ona göre verir. Onun için in-san olan, ölüm ve hayat arasına, imtihan meydanına dökülmüş bulunan bütün sorumlular. O'na gizli ve açıkta o nisbette korku ve sevgiyle, saygı ve hürmet demek olan haşyet hissiyle dolu olarak yararlı işler koşup o ateş azabından ko mal, Allah'ın müjdelediği o büyük mükafat ve bağışa ermelidirler.

    Şimdi bunu daha pratik bir şekilde açıklamak ve bu âlemde insan için yeryüzünden göğe, maddeden mānāya, alçaklıktan yüksekliğe terakki şekille diyle gerileme ve helak tehlikeleri arasında doğrudan doğruya Allah'ın rahme-tine götürecek bir doğru yola, ahiret hayatı ve dirilme gayesine yönlendirmek için hem teşvik hem de uyarı mânâsında buyuruluyor ki:

    هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولا نَا مُتَوا في

    مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِهِ وَإِلَيْهِ النُّشُورُ وَأَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ أَنْ يَخَسِفَ بِكُمُ الْأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورٌ (0) أَمْ أَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ أَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبَا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ ) وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ تكبير أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَاتٍ وَيَقْبِضُنَ

    YanıtlaSil
  155. 230

    67-MÜLK SÜRESİ IS

    C

    ما يميكُهُنَّ إِلَّا الرَّحْمَنُ أَنَّهُ بِكُلِّ شَيْ يَصِيرِ أَمَنْ هُذَا اللَّى هُوَ جُندٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمَنِ إِنِ الْكَافِرُونَ إِلَّا في غرور أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ بل لجوا في عُتُةٍ وَ نُفُورٍ ( أَفَمَنْ عَمِي مُكِبًا عَلَى وَجْهِدِ الله امن يمشى سويا عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ ( قُلْ هُوَ الَّذِي أَنْشَاكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةُ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ ) قُلْ هُوَ الَّذِي ذَرَاكُمْ فِي الْأَرْضِ وَالَيْهِ تُحْشَرُونَ ) وَيَقُولُونَ مَتَى هُذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ ( قُلْ أَنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرُ مُبين ) فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةٌ سَنَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هَذَا الَّذِي كُنتُمْ بِنَدْعُونَ ) قُلْ رَايَيم إِنْ اهْلَكَنَ اللهُ وَمَنْ مَعِي أَوْرَحَمْنَا مَن يُجِيدُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابِ اليم ) قُلْ هُوَ الرَّحْمنُ مَنَا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مِنْ هُو في صلال بيا ل أَرَايَتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِكُمْ مَاءَ مَعِير

    Meal-i Şerifi

    15. O size yeri boyun eğer kıldı. Haydi onun omuzlarında yürüyün v

    Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır.

    YanıtlaSil
  156. 67. MÜLK SÜRESİ 15

    231 Gikte olunan sisi yere batervermeyeceğinden emin misiniz? O za-

    gökte olanın üzerinize tay yağdıran bir kasırga gönder magari mini? Tehdidim nasılmış bileceksiniz.

    10 onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama benim inti-

    18. stlerinde kanatlarını açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar Bulan Ramin dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görmekte-

    10. Rahmin olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani d? Inkarcılar, ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.

    21.Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verecek olabilen kim-Beyr, onlar argınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.

    12. Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa dos-ğru yolda yürüyen mi?

    13. De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O'dur. So kadar az şükrediyorsunuz!"

    24. De ki: "Sizi yerden üreten O'dur ve O'na toplanıp götürülecek-

    25. "Doğru iseniz bu tehdit ne zaman olacak?" diyorlar

    28. De ki: "(O'na ait) bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir

    27. Onu yakın görünce inkâr edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte páry durduğunuz şey budur!" dendi.

    25. De ki: "Baksanıza, eğer Allah bení ve benimle beraber olanları irirse de, yahut bize acısa da káfirleri acı azabdan kim kurtarabilir?

    23. De ki: "O çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."

    30. De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akarsu geti-

    تراش "O kaldı" Bu cümle, lütuf sahibi ve her şeyden haberdar olan

    YanıtlaSil

Yorum Gönder