ZULKIFL A. S.

Yorumlar

  1. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.

    Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).

    Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-

    YANITLASİL

    yuksel22 Mayıs 2024 13:52
    ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,

    .Κ.)

    BESİR

    YanıtlaSil
  2. TENBİHÜ'L GÂFİLİN

    15

    Fakih diyor ki:

    Resulullah (sav)'in bu sözünün manası şudur:

    Bu kişinin yaptığı iyi amel ortaya çıktığında ona; biri, yaptığı amelin diğeri ise başkalarına örnek olmasının karşılığı olarak iki sevap vardır. Çünkü bu amel ortaya çıkınca başkalarının ona uyarak aynı ameli yapması söz konusudur.

    Nitekim konu ile ilgili olarak Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

    "Kim iyi bir gelenek başlatırsa onun sevabını alacağı gibi, kıyamete kadar onu yapanların sevabını da alır. Kim kötü bir gelenek başlatırsa onun günahını alacağı gibi, kıyamete kadar o günahı işleyenlerin günahı da kendisine yazılır.""

    Kişi kendisine uyulması için değil de nefsinin hoşuna gittiği için iyi amelinin ortaya çıkmasını isterse sevabının yok olmasından endişe edilir.

    Bu konuda Resulullah (sav)'in diğer bir hadisi şöyledir:

    "Melekler bir kulun amelini arşa yükseltirken onu gözlerinde büyü-tüp tezkiye ederler. Nihayet Allah'ın dilediği yere kadar onu götürdük-lerinde Allah onlara şöyle vahyeder:

    'Siz kulumun amellerinin zahirini gözetlersiniz, bense onun iç dün-yasını bilirim. Bu kulum amellerini sırf benim rızam için yapmadı. Dola-yısıyla bunu cehenneme atın!"

    Başka bir kulun amellerini arşa yükseltirken onu az görüp küçüm-serler. Nihayet Allah'ın dilediği yere kadar onu götürdüklerinde Allah kendilerine şu vahyi gönderir:

    "Siz kulumun amellerinin görünen kısmını bilirsiniz bense onun iç âlemini bilirim. Bu kulum sırf benim rızamı kazanmak için iyi ameller yaptı. Bu sebeple onu cennete götürün."

    Bu hadis; Allah'ın rızası gözetilerek yapılan az bir amelin, Allah rıza-sı gözetilmeksizin yapılan çok amelden daha hayırlı olduğunu göstermek-tedir.

    Nitekim Allah (cc) bu konuda şöyle buyurmaktadır:

    Müslim, 1017

    Ibn Mübarek, 452

    YanıtlaSil
  3. OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    22

    masan 1303 (11 Haziran 1886) de son defa olarak Adilye nazırlığı ve 1307 senesi 21 Ramazan (Nisan 1890)ında Meclis-i Aliye memu-riyeti."

    Cevdet Paşa bu çok cepheli memuriyet hayatında devlete ve millete yararlı bir çok faaliyet ve hizmetlerde bulunmuş, pek çok kanun tedvininde ve talimatnamelerin hazırlanmasında baş rolü oynamıştır. Tezimizin ana mevzuu Cevdet Paşa olmadığı için bu mevzuda fazla malumat için Prof. Ebu'l-Ola Mardin Bey'in «Medeni Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paşa isimli eserini zikredip, müteakip bölümlerde «Mecellesnin hazırlanışını anlatırken A. Cev-det Paşa'nın hukuk sahasındaki hizmetlerine temas edeceğiz.

    A. Cevdet Paşa bahsinde yeri gelmişken şunu da belirtmek lå-zım ki, O'nun çeşitli muhit ve mevkilerde fasılasız devam eden me-muriyeti yanında daha talebe iken başladığı ve büyük bir zevk ve hazz duyduğu te'lif hayatı da çok verimli ve bereketli olmuştur. Eserlerinin belli başlılarını şöylece sıralayabiliriz:

    1. Adab-ı Sedad

    2. Beyan'ul-Unvân

    3. Beláğat-ı Osmaniyye

    4. Divan-1 Säib Şerhinin Tetimmesi

    5. Divançe-i Eş'âr

    6. Eser-i Ahd-i Hamidi (Mekteb-i Ibtidaiyye için İlmihâldir)*

    7. Esmâ-i Şerife Şerhi

    8. Hilye-i Saadet"

    9. Hulasat'ul-Beyan fi Te'lif'il-Kur'an

    10. Imam Münziri'nin el-Terğib ve'l-Terhib'inin tercemesi =

    11. Kısas-1 Enbiya ve Tevârih-i Hulefâ

    12. Kavaid-i Osmaniyye

    13. Kırım ve Kafkas Tarihçesi

    14. Kavaid-i Türkiyye

    15. Местûa-i Ahmed Cevdet

    16. Miyar-1 Sedâd

    17. Mukaddime-i İbn Haldun Tercemesi

    18. Mecmua-i Aliyye Aliyye'nin Dersleri

    19. Medhal-i Kaväid

    20. Mälûmat-ı Nafia

    21. Maruzât

    19. Aynı eser, IV, 274.

    20. Tesäkir, IV, 283.

    21. Aym eser, IV, 244.

    22. Osmanlı Müellifieri, II, 130-132.

    YanıtlaSil
  4. MECELLENİN ORTAYA ÇIKIŞI

    22. Risâlet'ul-Vefâ

    23. Şafiye-i İbn Hacib, Mutavvel, Netâyic'ul-Efkâr, Bina ve Emsile-i Muhtelife Üzerine Ta'likat

    24. Ta'dil Mebâni'il-İnşâ' "

    25. Tarih-i Cevdet"

    26. Takvim'ul-Edvar

    27. Ta'rif'ul-İrtifa

    28. Tezakir-i Cevdet.

    Bazı müellifler Mecelle'yi de Cevdet Paşa'nın te'lifatı arasında sayarlarsa da, müteakip bölümlerde göreceğimiz gibi Mecelle A. Cevdet Paşa'nın riyasetinde bir komisyon tarafından hazırlanmıştır.

    Ahmed Cevdet Paşa 5 Zilhicce 1312 (30 Mayıs 1895) de İstan-bul'da vefat etti ve Fatih Camii avlusunda bir çok ulemâ ve devlet büyüklerinin medfûn bulunduğu mahalle defn olundu.

    Cevdet Paşa kendi gayret ve himmetinin mahsulü olan Mecelle'-yi Mekteb-i Hukuk'ta okutmak bahtiyarlığına da ermiştir. "

    MECELLE CEMİYETİ AZALARI

    Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin hazırlanışında devrin ileri gelen İslâm hukukçuları vazife görmüştür. Bunların adedi A. Cevdet Pa-şa hariç tutulursa 14 kişidir. İleride tafsilâtıyla inceleyeceğimiz <<Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye» isimli kanun mecmuası 16 kitaba tak-sim olunmuş ve bu kitapların hazırlanışında 14 azanın ikisi tama-mında, diğerleri ise muhtelif kitapların tedvininde bulunmuşlardır. Biz bu isimleri sıraya korken, bu çalışmalarda en çok vazife alan-dan başlamayı münasip gördük.

    AHMED HİLMİ EFENDİ

    Mecelle'nin bütün kitaplarının hazırlanışına iştirak etmiş olan Ahmed Hilmi Efendi Kastamonu'ludur. Tahsilini İstanbul'da yap-mış ve ilmiyye mesleğine müderrislik ile başlamıştır. H. 1275 (1858) senesinde Galata mollalığına tayin olunmuş, yedi sene sonra yani H. 1282 (1865) de kendisine Sofya mollalığı tevdi olunmuştur. Daha sonra Mekke pâyesini ihraz ederek H. 1285 (1868) de Divan-ı Ah-kâm-ı Adliyye azası olmuş ve müteakiben Mecelle-i Ahkâm-1 Ad-ilyye'deki vazifesine başlamıştır. H. 1292 (1875) senesinde İstan-bul pâyesi ile mükafatlandırılan A. Hilmi Efendi, aynı senenin Ra-

    23. Tezakir, IV, 118.

    24. Son Asır Türk Şairleri, s. 238.

    25. Tezakir, IV, 198.

    23

    YanıtlaSil
  5. 536

    HADIS-I ŞERİFLER

    1060) «Allah katında, kulun yutacağı öfke yudumundan daha sevim. li bir yudum yoktur.. Bir kul öfkesini yuttuğu takdirde, Allah-ü Taâlâ, içine iman doldurur..>>>

    Bir Ayet-i Kerimede, öfkesini yutan kulların muhsinlerden olduğu-na dair işaret vardır..

    Ravi: IBN-1 ABBAS.. (r.a.) menkıbesi, 42. Hadis-i Şerifte..

    ١٠٦١ مَا مِنْ دَعْوَةٍ يَدْعُو بِهَا الْعَبْدُ أَفْضَلُ مِنْ : « اللَّهُمَّ إِلى أَسْأَلُكَ المُعَافَاةَ فِي ) رواه ابن ماجه عن أبي هريرة ) الدُّنْيا وَالآخِرَةِ » .

    1061) «Kulun yapacağı dualar arasında şu duadan daha fazi-letlisi yoktur.. Allahım senden dünya ve âhirette AFİYET diliyorum..>>>

    **

    AFİYET: Sıhhat ve selâmet manâsınadır.. Ya da bol nasip..

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen İBN-İ MACE.. Menkıbeleri, 5. ve 68. Hadis-i Şerifte..

    ١٠٦٢ مَا مِنْ ذَنْبِ أَجْدَرُ أَنْ يُعَجِّلَ اللهُ تَعَالَى لِصَاحِبِهِ العُقُوبَةَ في الدُّنْيَا مَعَ مَا يَدَّخِرُهُ لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ قَطِيعَةِ الرَّحِيمِ ، وَالحَيَانَةِ ، وَالكَذِبِ ، وَإِنَّ أَعْجَلَ الطاعَةِ ثَوَابًا لَصِلَةِ الرَّحِيمِ ، حَتَّى إِنَّ أَهْلَ البَيْتِ لَيَكُونُونَ فَجَرَةٌ ، فَتَنْمُو ( رواه الطبراني ) أَمْوَالُهُمْ ، وَيَكْثُرُ عَدَدُهُمْ ، إِذَا تَوَاصَلُوا .

    1062) «Bir kısmını âhirete bırakmakla beraber; Allah-ü Taâlâ, en çok şu günahların cezasını dünyada verir: Akrabadan kesil-mek.. Hıyanet.. Yalan.. Bir taatın sevabını bu âlemde verecekse: O akraba ziyareti olur.. Hatta, akraba ziyareti yaptıkları takdirde, bir ev halkı facir de olsalar, malları bereketli olur ve sayıları çoğalır..>>>

    *** İnsanlar bu âlemde daima birbirine muhtaçtır. En çok birbirinin ihtiyacını temin etmeye de akraba olanlar lâyıktır..

    Ve böylelikle tesanüd de sağlanmış olur..

    YanıtlaSil
  6. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    537

    Ravi: TABERANI.. Menkıbesi, 9. Hadis-i Şerifte..

    ١٠٦٣ مَا مِنْ ذَنْبِ إِلا وَلَهُ عِندَ الله تَوْبَة إلا وه الخلق ، فَإنّهُ لاَ يَتُوبُ مِنْ ذَنْبِ إِلَّا رَجِعَ إِلَى مَا هُوَ شَرٌّ مِنْهُ.

    ( عن السيدة عائشة )

    1063) «Allah katında hemen bütün günahların tevbesi vardır; kötü huy müstesna.. Çünkü kötü huylu bir kimse, bir günahtan döndüğü takdirde ondan daha şerlisine geçer..>>>

    **

    Dünyada kötü huy kadar fena bir şey yoktur.. Allah cümlemizi korusun..

    ** Ravi: Hz. AİŞE.. (r.a.) Menkıbesi 8. Hadis-i Şerifte..

    ١٠٦٤ مَا مِنْ رَجُلٍ يَفْرِسُ غَرْسًا إِلَّا كَتَبَ اللهُ لَهُ مِنَ الْأَجْرِ قَدْرَ مَا يَخْرُجُ

    ( رواه الإمام عن أبي أيوب )

    مِنْ أَمْرِ الفَرْسِ .

    1064) «Herhangi bir kimse, bir ağaç dikerse; Allah-ü Taâlâ ona, o ağaçtan çıkan meyve kadar sevap yazar..>>>>

    Ağaç dikmek, öldükten sonra da sevabı devam eden iyi ameller ara-sındadır..

    * **

    Ravi: EBU EYYUB'dan r.a. naklen İMAM.. Menkıbesi, 914. Hadis-i Şerifte..

    * **

    IMAM: Esas adı YUSUF.. DIMEŞKİ. Yani şamlı. Hem müfessir, hem de muhaddis. Aynı zamanda bu mevzuda eserleri var. Hicretin 1055. yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin..

    ١٠٦٥ ما مِنْ رَجُلٍ يَأْتِي قَوْمًا وَيُوسِمُونَ لَهُ حَتَّى يَرْضَى ، إِلَّا كَانَ حَقًّا عَلَى اللَّهِ ( رواه الطبراني عن أبي موسى ) رضاهم .

    1065) «Herhangi bir kimse, bir topluluğa geldiği zaman, kendisinin seveceği bir yer verilirse; onlardan razı olmak Allah'a bir haktır..>>>>

    ** **

    Mümin kardeşlerini memnun ettikleri için, Allah-ü Taâlâ da kıya-met günü onları memnun edecektir..

    YanıtlaSil
  7. 64

    ayine-i müştāk

    ayn- emir

    ayine-i müstak آببنه مشتاق : istiyak duyan (müş-tak) ayna, (mec.) (bir şeye karşı) güçlü özlem ve kavuşma isteği içinde olan varlık

    âyine-i rahmet-i alem آبينة رحمت عالم : alem için rahmet aynası; (mec.) insanlık dünyasına Al-lah'ın (c.c.) geniş merhametini gösteren, on-lara iman ve Kur'an derslerini vererek kurtu-luş yolunu bildiren eser (Risale-i Nur)

    ayine-i ruh آيينه روح : ruh aynası, (mec.) geniş månevi gerçekleri içine sığdırması ve yansı malarını alması bakımından aynaya benze yen ruh

    ayine-i Samed آببنة صمد : Allah'ın (c.c.) Samed isminin aynası; (mec.) Allah'ın (c.c.) hiç bir muhtaç olmadığını, her an her şeyin kendisine muhtaç olduğunu belirten Samed ayn isminin yansımalarını alan, O'nu tanıyan ve tanıtan varlık (iman nuru ile aydınlanmış

    månevi kalb, ruh, hayat)

    ayine-i samediyet آيينه صمدیت : samediyet ay nası, (mec.) Allah'ın (c.c.) hiç bir şeye muhtaç olmadığını, her şeyin her an kendisine muh-taç olduğunu gösteren, Samed isminin yan sımaları için ayna gibi olan, O'nu tanıyan ve

    tanıtan varlık (mânevi kalb, ruh, hayat)

    ayine-i tecelli آیینه تجلی : Allah'ın (c.c.) kutsal isimlerine ait tecelli aynası, (mec.) bir kısım isim ve sıfatlariyle Allah'ı tanıtan yaratılmış her bir varlık

    âyine-i tecelliyat-ı emaillahiye آیین تجليات أسماء إلهيه : İlahi isimlerin tecellilerinin aynası, Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerinin bir kısmı-nı san'atlı ve harika yaradışlariyle gösterip tanıtan her bir varlık

    ayine-i ubudiyet آیینه عبودیت : kulluk ayna-sı; (mec.) kulun güçsüz ve yardıma muhtaç olduğunu ve her şeyin tek ve gerçek sahibi Rabbi) olan Allah'ın (c.c.), her varlığın en gü-zel terbiye edici olduğunu ve O'na sığınmak gerektiğini ayna gibi apaçık gösteren ibadet,

    kulluk görevi

    ayine-i vehm آبيئة وهم : vehim (kuruntu) deni-len ayna, (mec.) gerçek olmayan şeyleri hayal etme ve tasarlama gücü

    ayine-l vücud آببنه وجود : varlık denilen aynası (mec.) Allah'ın (c.c.) birçok san'at ve icadla-rının yansıtıcısı (aynası) durumunda olan (maddi) varlık

    ayine-i zişuur آيينه ذی شعور : suur (akıl ve düşün sahibi ayna, (mec.) Allah'ın (c.c.) san'atlı

    ve harika eseri olarak yaratıcısının kutlu ve güzel isim ve sıfatlarını ayna gibi apaçık tanı tıcısı durumunda olan akıl ve düşünce sahibi varlık

    ayinecik آيينه جك : küçücük ayna

    ayinedar آیینه دار : )birine ve bir şeye) ayna tut ma görevlisi, (mec.) bir şeyleri göruntu veya yansıma şeklinde gösterme görevini yapan

    ayinedarlık آبینه دارلق : )birine ve bir şeye) ayna tutma görevi, (mec.) bir şeyleri görüntu veya yansıma şeklinde gösterme görevi

    ayine-misal آبينه مثال : ayna gibi

    âyine şişesi آبینه شیشه سی : ayna camı, aynanın

    yapıldığı cam

    1 عين.bir şeyin kendisi, aslı 2 göz 3.pınar, çeşme, su kaynağı

    ayni adalet عن عدالت : adaletin ta kendisi

    tam adalet

    ayn-adiyat عين عاديات : adi şeylerin (adiyat) ta kendisi; sıradan, her zaman olagelen varlık ve olayların kendisi

    ayni adl عين عدل : adaletin ta kendisi, tam

    adalet

    ayn-aks عين عکس : yansıma ile olan görüntü nün kendisi

    aynı belagat عين بلاغت : belägatin ta kendisi; konuya ve dinleyicilerin durumuna, gözeti

    len gâyeye ve zamanın şartlarına en uygun, yerinde güzel, doğru ve etkileyici söz söyle-me sanatının ta kendisi, tam belägat

    ayn-belahet عين بلاهت : akıl noksanlığının ta

    kendisi, akılsızlık

    ayn-1 Celal عين جلال Allah'ın (c.c.) Celâl (son-suz büyüklük ve yücelik, sonsuz güç ve kuv vet sahibi olma) sıfatının ta kendisi

    ayn-ı çirkinlik عين چركينلك : çirkinliğin ta ken-

    disi, tam mānāsıyla çirkinlik

    aynida عن داء : hastalığın ta kendisi

    aynı dehşet عين دهشت : dehşetin (korkunun( ta kendisi

    ayn-dert عین درد : derdin kendisi

    ayn edeb عين أدب : ahlak ve terbiyenin ta kendisi

    aynı ehadiyet عين أحديث : tam manasiyle Al-lah'ın (c.c.) birliği

    aynı elem عين ألم : acının ta kendisi

    ayn-1 emir عين أمر : emir ve kanunun ta kendisi

    YanıtlaSil
  8. ayn-i gazab

    ayn- gazab عين غضب : gadabın, öfkenin, ceza-nın ta kendisi

    aynı hak عين حق : gerçeğin ta kendisi, tam mânâsıyla gerçek

    ayn- hak ve hakikat عین حق و حقیقت : gerçeğin ve doğrunun ta kendisi, tam månåsıyla ger-çek ve doğru

    aynı hak ve adalet عین حق و عدالت : doğrunun ve adaletin ta kendisi, tam doğru ve tam ada-let

    aynı hakaik عين حقائق : gerçeklerin ta kendisi

    aynı hakikat عين حقیقت : doğrunun ta kendisi

    aynı hayat عين حيات : hayatın kendisi

    ayn-heba عين هيا : tam manasıyla faydasızlık ve zarar

    ayn heva عين هوا : boş istek ve arzuların ta kendisi

    ayn-ı Hızır عين خضر : Hazır'ın (a.) kendisi

    ayn- hidayet عين هدایت : hidayetin (doğu yola ermenin) ta kendisi

    aynı hikmet عین حکمت : hikmetin ta kendisi, gözetilen gåye ve faydaya tam uygunluk

    ayn-ikab عين عقاب : cezanın ta kendisi

    ayn-ilim عين علم : ilmin ta kendisi

    ayn- inayet عين عنایت : inayetin (Allah'ın (c.c.) yardım ve lütfunun) ta kendisi

    ayn- inayet ve hayat عین عنایت و حیات : inayetin (Allah'ın (c.c.) yardım ve lütfunun) ve haya-tın ta kendisi

    ayn-1 irade عين إراده : iradenin ta kendisi

    ayn- isabet عين إصابت : tam isabet, gaye ve he defe tam uygunluk

    ayn-ı istibdad عين إستبداد : istibdadın (baskıcılık ve zorbalığın) ta kendisi

    aynı kabul عين قبول : tam manasıyla kabul

    ayn-ı Kadim عين قديم : ezeli ve başlangıçsız ola-nın (Allah'ın c.c.) kendisi

    aynı kayıd عن قيد : kaydın (sartın kendisi

    ayn-i kudret عين قدرت : )Allah'a c.c. ait) sonsuz güç ve kuvvetin kendisi

    ayn-ı lezzet عين لذت : lezzetin (zevkin) kendisi

    ayn-ı lezzet-i sefihane عين لذت سفيهانه : günaha sokan aşağılık zevklerin kendisi

    ayn-i lika عين لقاء : sevilen ve istenilenlere ka vuşmanın ta kendisi

    ayn-i marifetullah عين معرفت الله : Allah (cc) tanıma ve rızasına erme yolunda çalışmanın

    65

    ta kendisi

    ayn- zulmet

    A

    ayn-matlub عين مطلوب : istenilenin aynısı

    ayn-1 merhamet عن مرحمت : acıma ve merha-metin ta kendisi

    aynı muhabbet عن محبت : sevginin ta kendisi

    aynı mutlak عين مطلق : tam manāsiyle sınırsız

    ayn-ı müsemma عين مسما : isimlendirilen var lığın kendisi

    ayn-i nimet عين نعمت : nimetin (lütuf ve iyili-ğin) ta kendisi

    aynı ömür عين عمر : ömrün kendisi, hayatın kendisi

    ayn-ı rahmet عین رحمت : rahmetin (nimet ve lütfun) ta kendisi

    ayn-riya عين رباء : gösterişin ta kendisi

    ayn-sekam عين سلم : hastalığın ta kendisi

    aynı semahat عين سماحة : iyilikseverliğin ve esirgemeden gerektiği gibi vermenin ta ken-disi

    ayn- siyaset عین سیاست : siyasetin (politika-nın) ta kendisi

    ayn-ı Şems عين شمس : Güneş'in kendisi

    ayn-i şerعين شر : kötülüğün ta kendisi

    ayni suur عين شعور : gerçeklerden haberli ol-manın ta kendisi

    aynı şükran عين شكران : teşekkürün şükret-menin) ta kendisi

    aynı şükür عين شكر : şükrün ta kendisi

    ayn-i tecelli-i Kudret عين تجلى قدرت : Allah'ın (c.c.) güç ve kuvvetinin kendisini gösterme-sinin ta kendisi

    ayn-ı ücret عين اجرت : ücretin kendisi

    ayn-visal عين وصال : kavuşmanın ta kendisi

    aynı zahir عين ظاهر : herkese bilinen gerçeğin kendisi

    aynı zarar عين ضرر : zararın kendisi

    ayn-zat-ı Akdes عين ذات اقدس : en kutsal, her ba-

    kımdan kusursuz ve noksansız (Akdes) zâtın (Allah'ın c.c.) kendisi

    aynı zat 1 : عين ذات )bir şeyin veya birinin( kendisi 2.bir şeyin öz ve gerçek haliyle varlı-ğının kendisi

    aynı zeval عين زوال : ölümün kendisi, dünya-dan göçüp gitmenin ta kendisi

    ayni ziya 11 : عين ضياءgin kendisi

    ayn-zulmet عن ظلمت : karanlığın kendisi

    YanıtlaSil
  9. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    40

    Hz. Ebû Bekir, ayakta, Peygamberimiz de, oturduğu halde, Pey gamberimizin namazına uydu.

    Cemânt ta, Hz. Ebû Bekir'in namazına uyarak namazı kıldılar. (278)

    Peygamberimizin Sabah Namazında Hz. Ebû Bekir'e Uyuşu:

    Feygamberimiz, bir kerre de, Hz. Ebû Bekir'in arkasında otura-rak namaz kıldı. (279)

    Peygamberimiz, bir sabah, vücudunda hafiflik bulmuştu.

    Hz. Ebû Bekir, bir rekât kıldırdıktan sonra, Peygamberimiz, Mes-cid'e çıktı.

    Hz. Ebû Bekir'in sağ yanına oturup Hz. Ebû Bekir'e uydu. Kalan rekâtı da, Kendi başına kılıp tamamladı. (280)

    Namazdan sonra: «Ümmetinden birisi, Kendisine, İmamlık et-medikçe. Ahiret Alemine alınmış bir Peygamber, yoktur!» buyurdu. (281)

    المسجد النبوى

    ان السلامة

    باب الصديق

    Mescidin Hz. Ebû Bekir Kapısından Bir Görüntü

    (278) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 218, Ahmed b. Hanbel c. 5, s. 221, Buhari Sahih c. 1, s. 169, Müslim Belâzürt Ensabüleşraf c. 1, s. 557 Müsned c. 1, s. 356-357, Sahih c 1, s. 312, 314,

    (279) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 159, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 555

    (280) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 223, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 555

    (281) İbn-i Sa'd Süheyli Tabakat c. 2, s. 222, Ahmed b. Hanbel Ravdulünf c. 7, s. 572 Müsned c. 1, 8. 13,

    YanıtlaSil
  10. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    47

    محراب التي بالمسحار

    بریکن

    Mescidde Peygamberimizin Mihrabından Bir Görüntü

    Peygamberimizin Rıza ve Müsaadesi Alınmadan Ağzına Zatüicenb İlacı Akıtılması ve Akıtanların Ağızlarına da Ceza Olarak

    Ayı İlaçtan Akıtılması:

    Peygamberimiz, rebiül'evvel'in on birinci pazar günü, hastalığı-nın şiddetinden dolayı, Kendisinden geçmiş bir halde idi. (282)

    O gün, Hz. Abbas, Hz. Ümmü Seleme, Hz. Abbas'ın zevcesi Üm-mülfadl ile Esmå bint-i Umeys de, Peygamberimizin yanında toplan-dılar. (283)

    Peygamberimizin ağzına ilaç akıtmak hususunda söz birliği etti-ler ve Peygamberimiz, baygın bir halde iken, ağzının yan tarafından akıttılar. (284)

    Akıttıkları ilaç, Ûd-i Hindi ile Vers denilen biraz Alaçehre veya Yemen Zağferanı, biraz da, zeytin yağı idi. (285)

    (282) Vakıdî Megazi c. 3, s. 1119, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 190

    (283) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 545

    (284) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 438, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 545 (285) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, 5. 546

    YanıtlaSil
  11. ۱۱

    سوره فاتحه (1)

    اشارات الاعجاز

    وكذا (الحمد لله) ده کی (ل) اختصاصی افاده این یگند نه توحیده انشارتد . (رب العالمين) عد اليله نبونه ومزور چونکہ ترینہ رسوللر واسطه سله اولور ( مالك يوم الدين) ذانا صراحتاً مرو قيامته دلالت ايدر. وكذا ( أنا أَعْطَيْنَاكَ الكوثر ) صد فى ده، او مقاصدار بعد جوهر لر بنی نضمن این شور

    (بسم الله) بو کلام کونسه کبید. یعنی گونه با شفر برینی کوستی دیگی کیا، کندینی ده کوسترر. باشقه بر گونه احتیاج برا مان (بسم الله) باشقه الرينه يا بديعي وظيفي کندیسنه ده یا بیور. اینجی بر (بسم الله ) داها لازم دگلدر. اون (بسم الله) اویله مستقل به نور در که بو نور هیچ به شیشه با غالی دیلدر. حتی بونورك 7 جار ومجروری تا بیاید هیچ برشیه محتاج دیگدر آنجه (ب) حرفند نه مستفاد اولان (استعين) و با عرفاً معلوم اولان (آنتین) و یا خود مقدر اولان (قل) نه است الزام ایتدیگی (اقرأ) فعل لندن

    برینه متعلقدر.

    افطار ) ( بسم الله ) دہ کی جار ومجرورہ متعلقہ اولارق مذكور اولان فعلا بسمله در صوكره تقدير الدياركر، حصرى افاده ای مقاله، اخلاص و توحيدي نضمن اينسين. اسم : جناب حقك ذاتی اسماری اولد یعنی کبی، فعلی اسمارى ده واردر. بو فعلى اسمارك غفار و رزاق محی و محیت کی یک حومه نو عاری وار در.

    سؤال ؟ ] بو فعلى اسمارك كرتله تنوعی نه در میدانه کالیبور ؟

    الجواب ) قدرت أزليه نك كائناتده كى موجوداتك نو عارين، في الدين اولان نسبت تعلقندن حصوله كلير. بو اعتبار له ( بسم الله ) قدرت از لينك تعلق و تأثريني جلب ايدر. و او تعلق، عبدك كسبنه و ایشنه یاردیم ایدیکی بر روح کی اولور اویله ایسه هیچ کیچه هیچ برایشنما بسمله مزیر اقما سين.

    ( الله ) لفظه جلالى ، بتون صفات كماليه في تضمن ايدن به صد فدر. چونکه لفظه جلال، ذات اقدمه دلالت ايدر. ذات اقدس ده بتون صفات كماليه بي استلزام اليدر.

    اویله اید، او لفظه مقدس، دلالت التزامية ايله بتون صفات كما ليديه دلالت ايدر.

    YanıtlaSil
  12. جاز

    جَلْبُ

    دلالت الترابية

    غَفَّارٌ

    حصول

    الخطار

    استلزان

    كنب

    كثرت

    قُدْرَتِ آزليه

    موجودات

    محي

    حبيت

    متفان

    مستقل

    متعلق

    نسبت

    عرفاً

    رزق

    صدف

    صِفَاتِ كَمَالِيهِ

    تعلق

    تقدير

    تضمن

    تو

    Carr: Basına geldiği kelimele-ri esreyle okutan edatlar

    Celb: Çekme

    Delalet-i iltizamiye: Bir lafzın konu içinde-ki ma'nasından başka bir ma'naya işaret etmesi

    Gaffar: Çok bağışlayan (Allah)

    Husûl: Meydana gelme

    İntar: Hatırlatma

    İstilzām: Gerektirme

    Kesb: Kazanma

    Kesret: Çokluk

    Kudret-i ezeliye: (Allah'ın( Başlangıcı olmayan kudreti

    Mevcudat: Var olanlar

    Muhyi: Hayat veren (Allah(

    Mimit: Öldüren

    Müstefad: İstifade edilen

    Müstakil: Kendi başına

    Müteallik: Alákalı

    Nisbet: İlişki, oran

    Örfen : Bilinen ma'nâsıyla

    Rezzāk: Çokça rızık veren (Allah)

    Sadef: İnci kabuğu

    Sıfat - kemâliye: Mükemmel sıfatlar

    Taalluk: Alakalı olma

    Takdir: Harfi kelimeyi) var kabul etme

    Tazammun: İçine alma

    Tenevi: Çeşit çeşit olma

    YanıtlaSil
  13. 11 (1)

    anh-s

    Ve keza المنديلو daki (J) ihtisası ifade ettiğinden tevhide işarettir ن العالمية adäletle nübüvvete remizdir. Çünki terbiye resüller vasıtasıyla olur مالك يوم الذين zaten sarahaten haşır ve kryåmete delalet eder. Vekeza المياة الكرتي sadefi de, o makasıd-1 erbaa cevherlerini tazammun etmiştir.

    بشو الله Bu kelam güneş gibidir. Yani güneş başkalarını gösterdiğı gibi, kendini de gösterir. Başka bir güneşe ihtiyaç bırakmaz بشوش başkalarına yaptığı vazifeyi, kendisine de yapıyor. İkinci bir daha lazım değildir. Evet يش اللي öyle müstakil bir nürdur ki, bu nûr hiçbir şeye bağlı değildir. Hatta bu núrun car ve mecrúru bile hiçbir şeye muhtaç değildir. Ancak )ب( harfinden müstefåd olan استعين veya örfen ma'lum olan آتين veyahud mukadder olan (ji)'ün istilzām ettiği fiillerinden birine mütealliktir.

    ihtar: بشواي daki cår ve mecrûra müteallik olarak mezkür olan füller, besmeleden sonra takdir edilir ki, hasrı ifade etmekle, ihlås ve tevhidi tazammun etsin.

    İsim: Cenab-ı Hakk'ın záti isimleri olduğu gibi, füli isimleri de vardır. Bu fiili isimlerin Gaffär ve Rezzák, Muhyi ve Mümit gibi pek çok nev'leri vardır.

    Sual: Bu fiili isimlerin kesretle tenevvüü neden meydana geliyor?

    Elcevâb: Kudret-i ezeliyenin käinâttaki mevcûdâtın nev'lerine, ferdlerine olan nisbet ve taallukundan husûle gelir. Bu itibarla بسم الله kudret-i ezeliyenin taalluk ve te'sirini celb eder. Ve o taalluk, abdin kesbine ve işine yardım edici bir ruh gibi olur. Öyle ise, hiç kimse hiçbir işini besmelesiz bırakmasın.

    الله Lafza-i Celali, bütün sıfåt-ı kemâliyeyi tazammun eden bir sadeftir. Çünki Lafza-i Celal, Zât-ı Akdes'e delalet eder. Zât-ı Akdes de bütün sıfât-ı kemâliyeyi istilzám eder. Öyle ise, o lafza-i mukaddese, delälet-i iltizâmiye ile bütün sıfat-ı kemâliyeye delâlet eder.

    YanıtlaSil
  14. Ebu Talib'in fukara evine şimdi bir yoktu. O, sıradan birisi değildi. O, "Alem imlerin Efendisi seçilmişti. Onu himaye eden evden huzur eksik olur muydu hiç? Onun oturduğu sofrada bereket başmi adiği az çoğalmaz mı, herkese yetmez miydi; kullandığı

    -1929-ik Tip Bayramı

    Haydarpaşa Tip Fakültesi'nde kutlandı.

    Dünya Hemşireler Günü

    12

    PAZAR

    SUNDAY

    MAYIS

    MAY

    BİR AYET

    Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Ona

    teslim olmuştur.

    Al-i İmran Suresi: 83

    BİR HADİS

    Çok gülme; çünkü çok gülmek kalbi öldürür.

    Tirmizî, Zühd: 2

    Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.

    HİCRI: 4 ZİL KA'DE 1445 DUM 20

    Sözler

    YanıtlaSil
  15. -1795-Ünlü kimyacı

    Lavosier Fransız İhtilali'ni yapanlar tarafından giyotinle idam edildi.

    1935 - Bediüzzaman

    ve talebeleri, Isparta'dan Eskişehir hapsine nakledildi.

    1945 - II. Dünya Savaşının sona ermesi.

    MAYIS

    08

    PERŞEMBE

    10 1446 ZİLKA'DE

    RUMI: 25 NİSAN 1441 HIZIR: 3

    Iffetinizi korumanız, zinā etmemeniz, gizli dost edinmemeniz şartıyla ve mehirlerini verdiğiniz takdirde hür ve iffetli mü'min kadınlar ile sizden önce kitap verilmiş olanların hür ve iffetli kadınları size helâldir. (Maide: 5)

    BİR HADİS

    Şu evlilikleri ilân edin. Onu mescitlerde yapın. Nikâhta def de çalın.

    (C. Sağîr, No: 691)

    Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!

    Münazarat

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam

    Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    BIR AYET

    YanıtlaSil
  16. A

    aynı zahir

    ayn- zahir عين ظاهر : herkesçe bilinen gerçeğin kendisi

    ayn-zarar عين ضرر : zararın kendisi

    ayn-zat- Akdes عين ذات اقدس : en kutsal, herba kımdan kusursuz ve noksansız (Akdes) zátın (Allah'ın c.c.) kendisi

    zat 1 : عين ذات. )bir veya birinin( kendisi 2 bir şeyin öz ve gerçek haliyle vara ğının kendisi

    64

    azamet-i bedeniye

    azab-ı kabirkabir azabı, öldükten sonra mezar hayatında, ölulerin ruhları tara-fından çekilen ceza, eziyet

    azab-ı kabir ve sakar عذاب قبر و مقر kabir ve cehennem (sakar) azabı (cezası(

    azab-ı manevi عذاب معنوی : manevi ceza ve ezi-

    yet azab müeccele عذاب مؤجله : vakti gelince çeki lecek ceza, ertelenmiş ceza

    ayn-zeval عين زوال : ölümün kendisi, dünya-dan göçüp gitmenin ta kendisi

    ayn-i ziya 1 : عين ضياءşığın kendisi

    ayn- zulmet عين ظلمت : karanlığın kendisi

    ayn- zulüm عين ظلم : zulmün kendisi; haksızlı ğın, acımasızlığın, eziyet etmenin ta kendisi

    ayn-ül hayat عين الحيات : hayat pınarı (yn), ha-yat kaynağı

    ayn-ül hayat-i şeriat عين الحيات شریعت : seriat (din) hayatının pınarı, kaynağı (bkz. zülal-i ayn-ül hayat)

    aynelyakin عين اليقين : görerek bilgi edinme; apaçık görmeye dayanan bilgideki kesinlik

    ayni (ayniyye( 1 : عينى.göze ait, gözle ilgili 2.para olarak değil de mal şeklinde olan

    ayniye عينيه : bir şeyin aynı ile ilgili; bir şeyin aslı, özü veya zâtı ile ilgili

    ayniyet عینیت : aynilik, özdeşlik

    ayyas عياش : ikici içkiye düşkün

    ayyuka عوقه : göğün en yüksek yeri

    ayyuka çıkmak عبوفه چيلم : herkesçe duyul mak, herkese yayılmak

    aza 1 : اعضاء.organ 2.organlar 3.üye 4.bir bütü-

    nün parçaları, kısımları aza-yı beden اعضای بدن : beden organları

    aza-yesasi (ye( اعضای اساسی : ana kısımlar, esas

    organlar

    eski : اعضاء ابراهيم عليه السلام .aza-yi Ibrahim (a.s Mezopotamya kralı Nemrut tarafından ateşe atılan İbrahim peygamber'in (a.s.) el, kol, baş gibi vücut organları (âzâ)

    aza-yı tabiiye اعضاء طبيعيه : tabii az üye bir kuruluşun asli (doğal, olağan, normal) üyesi

    azab 1 : عذاب.ceza acı; sıkıntı; eziyet

    azab-ı cehennem عذاب جهنم : cehennem cezası

    azab-i elim عذاب اليم : acıklı ceza

    ceza azab-ı İlahi عذاب الهي : Allah'ın (c.c.) verdiği

    azab- uhrevi عذاب اخروی : ahirette çekilecek

    ceza

    azab- vicdaniye عذاب وجدانيه : vicdan azabi din, ahlâk, örf ve ädet veya adalete uygun düşmeyen iş veya hareketten dolayı duyulan pişmanlık, acı ve üzüntü

    azad آزاد : serbest, bağımsız, hür, kayıt ve şart-tan kurtulmuş

    azad etmek 1 : آزاد ايتمك.serbest bırakmak, sa-livermek 2.hürriyetini geri vermek 3.kurtar-mak

    azade 1 : آزاده.bağımsız, serbest, hür 2.başıboş, başına buyruk

    azade-ser 1 : آزاده سر.hür, başına buyruk 2.ba-şıboş

    azadlık 1 : آزادلك.azad olma, hürriyet, hürlük 2.âzad edilenlere verilen para

    azam 1 : اعظم.büyük 2.daha büyük 3.çok bü-yük, en büyük

    azamaktab اعظم اقطاب : "kutuplar" (aktab)'ın

    en büyüğü, "kutb" adı verilen ve belli bir za-mandaki evliyaların (ermişlerin) en büyüğü olan zat

    a'zam-ı cibal-i Dünya اعظم جبال دنيا : Dünyadaki dağ zincirlerinin en büyüğü.

    azam-ı mahlukat اعظم مخلوقات : yaratılmış var-lıkların en büyüğü

    a'zam- menfaat اعظم منفعت : menfaatın (fay-

    danın) en büyüğü

    a'zam-maiset اعظم معیشت : geçimin daha çoğu

    en büyük fayda a'zam-ün nef اعظم النفع : faydanın en büyüğü,

    ä'zam-üş şer اعظم الشر : kötülüğün daha büyü-ğü, daha büyük kötülük

    azamet عظمت : büyüklük

    azameti bedeniye عظمت بدنیه : bedence b yüklük

    azamet-i asar عظمت آثار : eserlerin büyüklüğü

    YanıtlaSil
  17. 65

    azamet-i celál

    azamet-i celal عظمت جلال yücelikteki büyük-lük, sonsuz büyüklük

    azamet-i envar عظمت انوار : )manevi) nurların ve değerlerin büyüklüğü ve önemi

    azamet-i hakikiye عظمت حقیقی büyük lük (sonsuz büyüklük)

    azamet-i hasmet عظمت حشمت saygı dolu kor-ku uyandırıcı büyüklük

    azamet-i heykel عظمت هیکل : vücut bakımın dan büyüklük

    azamet-i hitab عظمت خطاب : sözün her devir ve zamana bakan mână genişliği bakımından büyüklüğü

    azamet-i ihata عظمت احاطه : her şeyi kuşatma ve kapsama bakımından büyüklük

    azamet-i İlahiye عظمت الهيه : Allah'ın (c.c.) son-suz büyüklüğü

    azamet-i kadr عظمت قدر : kapsayıcı maná ve değer bakımından büyüklük

    azamet-i kemal عظمت کمال : kusursuzluk ve mükemmellik bakımından büyüklük

    azamet-i kibriya عظمت كبريا : her şeyi kuşatıcı olmak bakımından büyüklük

    azamet-i kudret عظمت قدرت : güç ve kuvvetçe herşeyi kuşatan büyüklük

    azamet-i kudret-i İlahiye عظمت قدرت الهيه : Al lah'ın (c.c.) güç ve kuvvetindeki her şeyi kuşa tna büyüklüğü

    azamet-i mahiyet عظمت ماهیت z ve temel özellikler (mahiyet) bakımından büyüklük

    azamet-i maneviye 1 : عظمت معنویه.mânâ ve de-ğer bakımından büyüklük 2.mânevi kişilik ve görev bakımından büyüklük

    azamet-i mertebe عظمت مرتبه : her dereceyi aşan sonsuz büyüklük

    azamet-i mutlaka عظمت مطلقه : sonsuz büyük lük

    azamet-i nur 11 : عظمت نورk ve aydınlık kayna-ğı olarak büyüklük

    azamet-i nuraniyat 11 : عظمت نورانیاتk kaynağı olmak bakımından büyüklük

    azamet-i Rububiyet عظمت ربوبیت her şeyin sa-hibi olmak ve emir ve terbiyesi altında bulun-durmak bakımından büyüklük

    azamet-i saltanat عظمت سلطنت : )Allah'acc ait) hâkimiyet gücünün büyüklüğü

    azamet-i saltanat-ulûhiyet عظمت سلطنت الوهيت Allah'ın (c.c.) hâkimiyet gücünün bürüklüğü

    Azim

    azamet-i Sani عظمت صانع : yaratıcı san'atkârın (Allah'ın c.c.) büyüklüğü

    azamet-i sevket-i rububiyet عظمت شوکت ربوبیت kâinatın ve her şeyin tek ve gerçek sahibi (Rab) olan Allah'ın (c.c.) akıl almaz büyük-lüğü

    azamet-tebihعظمت توبی : azarlamada ve tenkitteki şiddet

    azameti ulühiyet عظمت الوهيت : ulühiyette ki büyüklük, her varlığın kendisine kayıtsız şartsız boyun eğip kulluğunu ve itaatini gös-termesine gerçekten låyık olmak bakımından Allah'ın (c.c.) büyüklüğü ve yüceliği

    azamet-i ulviyet her şeyi aşan yü-celik (ulviyet) bakımından büyüklük

    azamet-i unvan عظمت عنوان : sifattaki büyüklük

    azamet-i vüs'at عظمت وسعت : )mânâca) geniş-lik ve kapsayıcılık (vûs'at) bakımından bü-yüklük

    azami (azamiye( 1: اعظم.enbüyük 2.en yük-sek 3.en çok, en fazla 4.son derece

    azametli 1 : عظمتلی.büyük yüce 2.(maddi ve mânevi) büyüklük sahibi

    azamiyyet عظمیت : azamlık, en üstünlük, en büyüklük

    azamlık اعظملك : en üstünlük, en büyüklük

    azap عذاب : ceza eziyet, sıkıntı

    azar آزار : incitme, kırma

    a'zar اعذار : özürler, bahaneler, engeller

    azb عذب : tatlı lezzetli, hoş

    Azerbeycan آذربایگان Iran Ermenistan, Gür-cistanla ve Nahcivan bölgesinde Türkiye ile komşu, halkı Müslüman ve Türkçe konuşan bir Kafkas ülkesi. Azerbeycan, Sovyetler Bir-liğinin dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşmuştur. Topraklarının önemli bir bö-lümü Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. Bu sırada halk kitleler halinde öldürülmüş-tür. İşgal alanından kaçan Azerilerden bir milyon civarında insan, göçmen durumunda kötü şartlarda yaşamaktadır

    Azeri 1 آذری.Azerbeycan halkından 2.Azerbey-can halkına ait

    azhar اظهر : cok açık; en açık

    azim 1 : عزم.kesin karar, kararlılık 2.gayret

    azim عظیم : büyük; yüce

    Azim عظیم : )Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) her durumda ve her işinde

    YanıtlaSil
  18. Azlm- Hakim

    büyüklüğünü gösteren; işleri, eserleri, yarat-nkları ve yaratacakları bakımından kendi nâtı ve sıfatları akılları aşan büyüklüğe ve yüceliğe sahip olan. Allah'ın (c.c.) "Azim" ismi, hem Kur'an'da (bkz.2/255; 42/4; 56/74; 69/33,52) ve hem "Esmå i Hüsna hadisinde (37. sira numarasında) geçer. Namaz kılar ken, rükü halinde üç defa "Sübhane Rab-biy'el-Azim" derken bu kutlu isim geçmek-

    tedir. Azim-i Hakim عظيم حكيم : )Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) Azim ve Hakim; sonsuz büyüklük sahibi olan (Azim) ve hiç bir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve faydalar gözeterek, ölçülü ve tam yerinde, güzel ve en uygun şekilde bilerek ya ratan ve yapan (Hakim) (Allah c.c.)

    azim-i pürkemal عظیم پر کمال : tam manasıyla kusursuzluk (pürkemal) ve sonsuz büyüklük sahibi (Azim) (Allah c.c.)

    azim-ül kadr عظيم القدر : kadri, değeri çok bü-

    yük, çok yüce

    azim-ül meal عظیم المثال : manaca çok yüksek

    azim-ül mefhum عظيم المفهوم : manāsı çok bü-yük ve önemli

    azimüşşan عظیم الشان :sanı yüce

    azimet 1 : عزیمت.Allah'ın (c.c.) emirlerine uy-mada titiz davranma 2.kesin kararlılık 3.yola

    çıkma, gidiş

    azimet-i şer'iye عزیمت شرعیه : dinin emirlerine uymada kararlı olma, titizlik gösterm

    azimkâr عزم کار : )güçlükleri yenme ve gayeye ulaşmada) kararlı, gayretli

    azimkärane عزم کارانه : )güçlükleri yenme ve gayeye ulaşmada) kesin kararlı tarzda, kesin kararlılıkla

    azimle عزمله : kesin kararlılık ve gayretle

    aziz عزیز : değerli, sevgi ve saygıya lâyık

    66

    Azze ve Celle

    Aziz Allah'ın (c.c.) mübarek ve guzel isimlerinden: sonsuz guç ve kuvvet sahibi şeref ve gücü sonsuz büyük ve yüce olan

    Aziz-i Cabbar Allah'ın (c.c.) mubarek ve güzel isimlerinden Aziz ve Cebbar; sonsuz güç ve yücellik sahibi (Aziz) ve her varlığın uymaya mecbur olduğu emir ve kanunlan

    bulunan (Cebbar) (Allah c.c.)

    Aziz-i Hakim عزیز حکیم : Allahin (c.c.) müba rek ve güzel isimlerinden, Aziz ve Hakim sonsuz güç ve yücelik sahibi (Aziz) olan ve ve hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gâyeler ve faydalar gözeterek, güzel ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bi lerek yaratan ve yapan (Hakim) (Allah c.c.)

    aziz-i Mısır عزيز مصر : Eski Çağ'da Mısır'da çok sevilen devlet idarecisi

    Aziz-i Rahim عزیز رحيم : Allah'in (c.c.) mübarek ve güzel isimlerinden Aziz ve Rahim; sonsuz güç ve büyüklük sahibi (Aziz) olan ve sevdik-lerine çok merhamet gösteren (Rahim) (Allah c.c.)

    azl عزل : görevden alma

    azm )1( 1 : عظم.büyüklük, ululuk 2.kemik

    azm )2( عزم : kesin karar, kasd, niyet

    azm-i kati عزم قاطعی : kesin karar verme

    azm u cezm etmek عزم وجزم ايتمك : tam ve ke sin karar vermek

    azot آزوت : havanın beşte dördünü meydana getiren, proteinli besin maddelerinde bile-şik olarak yer alan, renksiz ve kokusuz, tadı olmayan, tabii halde gaz halinde olan ele-ment (basit madde)

    Azrail (a.s.( ة : عزرائيل عليه السلامlüm meleği

    azze عز : büyük ve şanı yüce Allah (c.c.(

    Azze ve Celle عز وجل : Aziz ve Celâl olsun, oldu... (meâlinde, Cenab-ı Hakkın ismin-den sonra hürmet maksadı ile söylenir.)

    ...

    A

    YanıtlaSil
  19. 69

    B

    bâ1 : با.Osmanlıcada (b) harfinin adı 2. (...) ile (örnek: bå-åsam: günahlarla)

    4.yol veya metod 2.bölüm 3.konu, konu başlığı

    babalem باب عالم : dünya kapısı, (mec.) in-sanlık dünyasının gittiği yolun üzeri

    bab- beka باب بقا : ölümsüzlük kapısı, ölüm-süzlük dünyası olan öbür dünyaya geçiş kapı sı (ölüm, mezar)

    bab-i cud ve cemal باب جود و جمال : Allah'ın (c.c.) dünyadaki cûd ve cemâlinín, yâni, dün-yadaki sınırsız cömertlik (cûd) ve sonsuz gü-zelliklerin (cemål) sahibi olduğunu gösteren olaylar ve delillerin, ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığının da delilleri ve isbatı olduğunu anlatan Haşir Ri-salesi'ndeki bölüm (bab)

    bab-i feyz باب فيض : ilim ve manevi aydınlanma kapısı

    bab-i fitne باب فتنه : fitne kapısı, toplumu bo-zucu sebepler

    bâb-ı haşmet ve sermediyet باب حشمت و سرمدیت : Allah'ın (c.c.) haşmetine (sonsuz büyüklü-ğüne) ve sermediyetine (ezeli ve ebedi olu-şuna) delil ve işaret olan dünyadaki olayların, ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığının da delilleri ve isbatı olduğu-nu anlatan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (bab)

    bâb-ı hifz ve hafiziyet باب حفظ و حفیظیت Allah'ın (c.c.) bu dünyadaki hıfzını (her şeyi koruması altında bulundurmasını) ve hafizi-yetini (her şeyi koruyup esirgemesini) göste-ren olaylar ve delillerin, ölümden sonra tek rar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığının da delilleri ve isbatı olduğunu anlatan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (bâb)

    bâb-ı hikmet ve adalet باب حکمت و عدالت : Allah'ın (c.c.) bu dünyadaki hikmet ve ada-letini gösteren olaylar ve delillerin, ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığının da delilleri ve isbatı olduğunu an-latan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (båb) (bkz. hikmet, adalet)

    bab-ı hikmet, inayet, rahmet, adalet باب حکمت عنایت، رحمت، عدالت : Allah'ın (c.c.) bu

    dünyadaki hikmet, inayet, rahmet ve adale-tini gösteren olaylar ve delillerin, ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığının da delilleri ve isbatı olduğunu an-latan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (bab). (bkz. hikmet, inayet, rahmet, adalet)

    bâb-ı ihya ve imate باب إحيا و إماته : Allah'ın (c.c.( bu dünyadaki ihyasını (hayatı yaratıp canlıla-ra can vermesini) ve imatesini (verdiği canı geri almasını) gösteren olaylar ve delillerin, ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığının da delilleri ve isbatı ol-duğunu anlatan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (bab)

    bâb-ı insaniyet باب إنسانيت : Allah'ın (c.c.) en güzel ve en üstün şekilde yarattığı insanın taşıdığı insanlık (insaniyet) özelliklerinin, sadece bu dünyanın geçici hayatı için olmadı-ğını, bunun ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığının da delilleri ve isbatı olduğunu anlatan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (bab)

    bâb-ı kerem ve rahmet باب کرم و رحمت : Allah'ın (c.c.) dünyadaki keremini (bol bağış ve iyilik-lerini) ve her şeyi kuşatan geniş merhametini gösteren olaylar ve delillerin, ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığı-nın da delilleri ve isbatı olduğunu anlatan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (bab)

    bâb-ı medeniyet ve maarif باب مدنیت و معارف medeniyet ve maarif kapısı; (mec.) medeni-yet, ilim, teknik, eğitim ve öğretim (maarif) alanında ilerleme yolu

    bâb-ı medeniyet ve maarif باب مدنیت و معارف medeniyet ve maarif kapısı; (mec.) medeni-yet, ilim,teknik, eğitim ve öğretim (maarif) alanında ilerleme yolu

    bab-i rabi باب رابع : dördüncü bölüm

    bab-ı rahmet باب رحمت : Allah'ın (c.c.) rahmet kapısı, (mec.) Allah'ın (c.c.) geniş merhameti-ne götüren yol, iş, çalışma

    bâb-ı risalet ve tenzil باب رسالت و تنزیل : Allah'ın cc.) bazı seçkin kullarını peygamberlikle görevlendirmesini (risalet) ve kitaplar gön-

    YanıtlaSil
  20. 38

    HADIS-I ŞERİFLER

    Ravi: EBU MUSA'dan r.a. naklen TABERANI.. Menkibeleri, 9. ve 55. Hadis-i Şerifte..

    ١٠٦٦ مَا مِنْ وَالِ يَلِي رَعِيَّةٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ، فَيَمُوتَ وَهُوَ غَاشٍ لَهُمْ إِلَّا حَرَّ اللهُ عَلَيْهِ الجَنَّةَ .

    ) رواه الشيخان عن معقل بن يسار المزنى )

    066) «Herhangi bir vali müslümanlardan bir cemaatı idare eder de; ölürken onları aldatmış olarak ölürse, Allah-ü Taâlâ cenneti ona haram kılar..>>>

    * **

    Burada aldatmanın manası, zulüm de olabilir.. Zaten pek farkları woktur. Aldatan aynı zamanda zalimdir..

    **

    Ravi: MA'KAL b. YESAR'ÜL-MÜZENİ'den r.a. naklen BUHARI o MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. 5. ve 1059. Hadis-i Şerifte..

    ١٠٦٧ مَا مِنْ عَبْدِ كَابَتْ لَهُ نِيَّةٌ في أَدَاءِ دَيْنِهِ إِلَّا كَانَ لَهُ مِنَ اللَّهِ عَوْنَ .

    ) رواه أحمد عن عائشة -

    1067) «Herhangi bir kulda borcunu ödeme niyeti olursa, ancak Al-lah'tan ona yardım gelir..>>>

    ***

    Borç alanlar, daima iyi niyetli ve zamanında ödemeğe kat'i ka-carlı olmalıdırlar..

    * ***

    Ravi: Hz. AİŞE'den r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkıbeleri 1. ze 8. Hadis-i şerifte..

    ١٠٦٨ ما مِنْ عَبْدِ يَسْتَرْعِيهِ اللهُ رَعِيَّةً فَلَمْ يَحطها بِنَصِيحَةٍ إلا لم تجد رائحة

    ( رواه البخاري ومسلم عن معقل بن يسار المزني )

    الجنة .

    1068) «Herhangi bir kula; Allah-ii Taâlâ bir tebaanın idaresini ve-rir de, onları nasihat ederek korumazsa: Ancak, cennetin ko-kusunu alamaz..>>>

    **

    Her amir kendisine tabi olanlara nasihatçı olacaktır.. Onları ahlâkî kötülük de dahil, her çeşit fenalıktan koruyacaktır..

    YanıtlaSil
  21. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    539

    Ravi: MAKAL b. YESAR'ÜL-MÜZENİ'den ra. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menkibesleri, 2. 5. ve 1059. Hadis-i şerifte..

    ١٠٦٩ مِثْلَ مَا بَعَثَنِي اللهُ بِهِ مِنَ الهُدَى وَالْعِلْمِ كَمَثَلِ الغَيْثِ الكَثِيرِ ، أَصَابَ أَرْضاً ، فَكَانَ مِنْهَا نَقِيَّةٌ قَبِلَتِ الماء ، فَأَنْبَتَتِ الكَلا والعُشْبَ الكَثير، وكَانَتْ مِنْهَا أَجَادِبُ أَمْسَكَتِ المَاء فَنَفَعَ اللَّهُ بِهَا النَّاسَ ، فَشَرِبُوا وَسَقُوا وَزَرَعُوا وَأَصَابَ مِنْهَا طَائِفَةٌ أُخْرَى ، إنما هِيَ قِيمَانُ لا تُمْسِكُ مَاء وَلَا تُنْبِتُ كَلن ، فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ فَتَهُ فِي دِينِ اللهِ وَنَفَعَهُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ ، فَعَلِمَةً وَعَلَهُ وَمَثَلُ مَنْ لَمْ يَرْفَعْ بِذلِكَ رَأْسًا ، وَلَمْ يَقْبَلْ هُدَى اللَّهِ الَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ . ( رواه الشيخان والنسائي عن أبي موسى )

    1069) «Allah'ın benimle gönderdiği ilim ve hidayete misal bol yağ-murdur..

    O yağmur, temiz bir yere isabet etti; orası suyu kabul etti.. Faydalı bitki ve çokça ot bitirdi.. O yerden bir kısmı da, sert topraktı... Suyu tuttu. O suyla Al-lah insanları faydalandırdı: İçtiler, hayvanlarını suladılar ve ziraat yaptılar.. O yağmur, bunlardan başka bir zümreye de isabet etti.. Bu-

    rası öyle bir yabandır ki; ne suyu tutar ne de ot bitirir..

    Bu misal, -birinci, ikinci kısında geçen onadır ki, Allah'-

    ın dinini öğrendi.. Allah'ın benimle gönderdiği şeyden fayda

    aldı.. Belledi ve belletti..

    -Getirdiğime- baş kaldırıp bakmayana misâl odur ki: Al-lah'ım gönderdiği hidayeti kabul etmiyor..>>>

    ** Peygamber S.A. efendimiz, bu Hadis-i Şerifi ile hidayeti kabul işin-de, insanların üçe ayrıldığına işaret ediyor:

    a) Faydalandığı nisbette faydalı olan..

    b) Kendisi faydalanmadığı halde faydalı olan...

    c) Ne kendisine, ne de başkasına faydalı olan..

    Cenab-ı Hak bizi birinci zümreden kılsın..

    * Ravi: EBU MUSA'dan r.a. naklen BUHARI, MÜSLİM ve NESEÎ.. Menkıbeleri, 2. 5. 13. ve 155. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۷۰ مَا مِنْ رَجُلٍ يَنْظُرُ إِلَى وَجْهِ وَالِدَيْهِ نَظَرَةَ رَحْمَةٍ ، إِلَّا كَتَبَ اللهُ لَهُ بِهَا حَجَّةً مَقْبُولَةٌ مَبْرُورَةٌ .

    ( رواه الرافعي )

    YanıtlaSil
  22. 24

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    mazan ayında Mahkeme-i Temyiz reisliğine tayin olunmuştur. Ve. fatından kısa bir müddet önce Anadolu Kazaskerliği payesini de ihraz etmiş ve bir müddet sonra da hastalığı sebebiyle ve kendi ar-zusuyla H. 1305 (1888) senesi Şaban'ında tekâüd olmuştur. Tekâüde sevkinden çok kısa bir müddet sonra, aynı senenin Zilhiccesinin 6. günü (11 Ağustos 1888) vefat etmiş ve Fatih türbesi hazîresine defnolunmuştur. Fıkıh ilmindeki ihtisası sebebiyle Mecelle'nin ted-vini hususunda A. Cevdet Paşa'nın en çok müşavere ettiği bir kim-se olmuştur. Hatta Cevdet Paşa Mecelle Cemiyetinden ayrılıp, Yan-ya'da valilik yaparken Mecelle ile alakalı bazı hususlarda kendisi ile mektuplaşmıştır. "

    SEYFEDDİN İSMAİL EFENDİ

    Mecelle Cemiyeti çalışmalarının tamamında bulunanlardan bi-ridir. Harput'ta dünyaya gelmiş bir müddet orada tahsile devam-dan sonra İstanbul'a gelerek tahsilini tamamlamış ve İstanbul'daki talebelik hayatında Ahmed Cevdet Paşa ile birlikte Vidinli Hoca'-nın derslerine devam etmiştir. A. Cevdet Paşa Seyfeddin İsmail Efendi'nin talebeler içerisinde ileri gelenlerden olduğunu söylemek-tedir". Müderris olarak ilmiyye hayatına atıldıktan sonra H. 1284 senesi Muharrem (Mayıs 1867) inde Galata kadılığına tayin olun-muş ve aynı senenin Şaban ayı sonlarına doğru Mekke payesine erişmiş, H. 1286 senesi Muharrem (Nisan 1869) ayında Şuray-1 Devlet ve Mecelle Cemiyeti azası olmuş, hemen sonra İstanbul pa-yesini ihraz etmiştir. H. 1283 Rebîulâhir (Haziran 1872) inde bilfiil İstanbul kadısı, H. 1291 senesi Rebîulâhir (Mayıs 1874) ayında ise Muhakemat reisi olmuş ve H. 1292 Zilhicce (Aralık, 1875) sinde Şu-ray-ı Devlet'e alınmıştır. H. 1295 (1878) senesinde Anadolu ve Ru-meli Kazaskerliği payesini kazanan Seyfeddin İsmail Efendi, aynı senenin Zilhicce'sinde Halep nâibi ve H. 1296 (1879) da İstanbul'a dönerek tekrar Şuray-ı Devlet azalığına tayin olunarak, murassa ni-şan-ı Osmanî ile taltif olunmuştur. 17 Sefer (28 Aralık 1882) de İstanbul'da vefat eden Seyfeddin İsmail Efendi'nin kabri Haydar-paşa'dadır. Seyfeddin İsmail Efendi fıkıh sahasında son derece muk-tedir, hitabeti kuvvetli ve arkadaşları arasında kendine çok itimad edilen bir şahsiyetti. Ahmed Cevdet Paşa, Mecelle Cemiyeti azala-rından Hilmi Efendiye gönderdiği bir mektubunda kendi ifade-siyle: «Seyfeddin Efendi'nin metanet-i efkâr-ı sahihalarından emi-

    26. Sicill-i Osmani, II, 241; A. Cevdet Paşa, s. 162. 27. Tezakir, IV, 10.

    YanıtlaSil
  23. MECELLENIN ORTAYA ÇIKIŞI

    nim der". Onun A. Cevdet Paşa'nın bulunmadığı zamanlarda Me-celle Cemiyeti'ne reislik etmiş olması mümkündür ki Paşa üzerinde bıraktığı bu müsbet kanaat dolayısıyledir".

    FİLİBELİ HALİL EFENDİ

    Aslen Bursa'lı olmakla beraber büyük babası Bursa'dan Filibe'-ye göç etmiş ve Halil Efendi de H. 1220 (1805) de Filibe'de doğ-muştur. Bu sebeple de Filibeli Hoca diye tanınmaktadaır. Gerek büyük babası Abdullah Efendi ve gerekse pederi Mustafa Efendi zamanlarının sayılı âlimlerinden idiler. Halil Efendi tahsilini Fili-be'de tamamladıktan sonra 1824 esenesinde İstanbul'a gelip, yer-leşmiştir. İlk olarak müderrisliğe tayin olunmuş daha sonra Huzur Dersleri'nde muhatab ve mukarrirlik yapmıştır. Huzur derslerinde muhatab iken, sorulan suallere verdiği yerinde cevaplar dolayısıyla şöhret yapmış ve Sultan Abdülmecid'in teveccühünü kazanarak Sa-ray Hocalığı vazifesinde bulunmuştur. H. 1279 Rebiulevvel (Ağus-tos 1862) inde Medine mollası, Şaban 1280 (Ocak 1864) de fetvâ emi-ni ve H. 1283 (1866-1867) de ders vekili olan Filibeli Halil Efendi H. 1284 Şaban (Aralık 1867) ında İstanbul payesini elde etti. H. 1284 senesi Zilkade (Şubat 1868) ayında Meclis-i İntihab-ı Hükkâm reisi olduktan sonra H. 1295 (1878) de bilfiil Anadolu Kazaskeri ol-muş sonra da Rumeli Kazaskerliği ile taltif olunmuştur. Onyedi sene ders vekilliği yapmış olan Halil Efendi H. 1299 (1882) de emek-liye ayrılmış ve Hicaz'a gitmiştir. Vefat senesi ve yeri hakkında ihtilaf vardır". Kendisini ilme vermiş olan Halil Efendi bir taraf-tan talebelerinin icazet verdiğini görmek bahtiyarlığına ererken, diğer taraftan da bir çok kitap te'lif etmiştir. Bunların en meşhur-ları şunlardır:

    28. Aynı eser, IV, 137.

    29. Sicill-i Osmani, III, 122.

    30. Her sene Ramazan ayında Sarayda padişahın huzurunda yapılan âlimler arası mubâhaseli derslere bu isim verilmiştir. Bu derslerde mevzuu tak-rir eden âlime mukarrir, mukarririn takririni dinleyip, takrir hakkında sual sormak suretiyle mubahaseyi açan Alimlere de muhtab denilmekte idi. (bk. Tarih Deyimleri, I, 860-865).

    31. Ders vekili: Ders okutması Şeyhülislamlara meşrut iken Bayezid medre-sesinde bu vazifeyi vekületen ifa etmek üzere kibar-ı müderrisin arasın-dan tayin edilen zatın ünvanı idi. Sonraları medresede tedrisatla ve tale-beye nezaretle mükellef resmi bir memur mevkiinde kaldı. Bu vazife Osmanlıların son günlerine kadar devam etmiştir. (Aynı eser, I, 428).

    32. 1300 de Taif'de (bk. Sicill-1 Osmani, II, 310); 1302 de Medine'de (bk. Osmanlı Müellifleri, I, 396).

    25

    YanıtlaSil
  24. İHLAS

    إِنَّ اللهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفَهَا وَيُؤْتِ مِنْ 16 لَدُنْهُ أَجْراً عَظِيماً

    "Şüphesiz ki Allah zerre kadar haksızlık etmez, iyilik olursa kat kat artırır, kendinden de büyük mükafat verir. Bu böyledir

    onu Ancak Allah rızası için yapılmayan bir amele sevap verilmeyeceği gibi, bu amelin sahibinin gideceği yer de cehennemdir.

    Fakih anlatıyor:

    Bir grup fakihten dinlediğime göre, Semir el- Asbahi şunu anlatmış:

    Bir defasında Medine'ye girdiğimde insanların birinin başına toplan-dıklarını gördüm.

    Bu kimdir? Diye sorduğumda, Ebu Hüreyre olduğunu söylediler.

    Kendisine yaklaştığımda çevresindekilere hadis okuduğunu anladım. Bir süre sonra sözlerini bitirip etrafındakiler dağılınca baş başa kaldık.

    Bunun üzerine ona dedim ki:

    Allah seni yüceltsin! Bana Resûlüllahtan duyup ta hatırında tut-tuğun bir hadis naklet!

    Ebu Hüreyre:

    "Otur! Sana Resulullah (sav)'inle baş başa olduğum bir zaman bana anlattığı bir hadisi nakledeyim" dedi.

    Ardından bir inilti çıkardı ve düşüp bayıldı. Bir süre baygın halde kaldıktan sonra ayıldı. Yüzünü oğuşturup şöyle dedi:

    Resulullah (sav)'in bana okuduğu bir hadisi sana nakledeceğim.

    Bu sözlerin ardından tekrar bir inilti çıkararak düşüp bayıldı.

    Uzun bir süre baygın kaldıktan sonra ayılınca yüzünü silip; "Resul-ullah (sav)'in bana okuduğu bir hadisi sana nakledeceğim." deyip tekrar bayıldı ve uzun bir zaman baygın olarak kaldı.

    Bir süre sonra ayıldı, elleriyle yüzünü sildikten sonra şöyle dedi:

    Resûlüllah (sav) bana şunu anlattı:

    "Allah'ın kulları arasında hüküm vereceği kıyamet günü her bir üm-met diz çökmüş olarak Allah'ın huzuruna gelir. Allah'ın huzuruna ilk çağırılacak olanlar şunlardır:

    Nisa 40

    YanıtlaSil
  25. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    17

    Kur'an hafızları, Allah yolunda öldürülenler ve zenginler.

    Allah Teâlâ, Kur'an hafızına sorar:

    Peygamberlerime indirdiklerimi sana öğretmedim mi?

    Evet ya Rabbi, öğrettin.

    Peki, bildiklerinle hangi iyi ameli yaptın?

    Ya Rabbi! Gece yarılarına ve gün ortalarına kadar Kur'an okumakla vakit geçirdim."

    Bunun üzerine Allah (cc) ve Melekler: "Yalan söylüyorsun, falan Kur-'an okuyorlar desinler diye böyle yaptın nitekim senin bu isteğin oldu." derler.

    Sonra Allah mal sahibi zengini huzuruna çağırıp, sorar:

    Sana verdiğim malı hangi iyilik için harcadın?

    Ya Rabbi! Komşu ve akrabalarıma yardım ettim, ayrıca sadaka verdim.

    Allah ve melekleri şöyle derler:

    Yalan söylüyorsun! Sen cömert desinler, diye böyle yaptın, nite-kim senin için böyle denildi.

    Allah yolunda öldürülüp şehid olan huzura çıkartılır, Allah ona şöyle

    der:

    Niçin öldürüldün?

    - Ya Rabbi! Senin yolunda savaşırken öldürüldüm.

    Allah (cc) ona şöyle der:

    - Yalan söylüyorsun. Çünkü sen falan kişi ne kadar cesaretli desin-ler diye savaştın, nitekim senin hakkında bu söylendi.

    Melekler de aynı sözleri söylerler.

    Ebu Hüreyre diyor ki:

    Sonra Resûlüllah (sav) eliyle dizime vurup şöyle dedi:

    Ey Ebu Hüreyre! Bu üç kişi Allah'ın kendileriyle ilk olarak cehen-nemi tutuşturacağı kimselerdir.'

    Hz. Muaviye bu hadisi duyunca şiddetle ağlayarak Allah ve resûlü doğru söylemiştir, dedikten sonra şu ayeti okudu:

    Tirmizi, 2382

    YanıtlaSil
  26. 1 افطار ] باشقه کم ماصار ده بو دلالت بوقدر چوبه باسمه دیارده صفات الری

    استلزام ايتمك يوقدر .

    د الرحمن الرحيم بو یکی مفتك لفظ جلالده موکه ذکرکرین ایجاب ایده و استاد در بریتی شود که لفظه ملا لدن جلال سللى تحلى انتد على لى لو انكى صفتدن وفى جمال سلام تحلى الدسور اون هر عالمده امرونهی ثواب و عذاب، ترغیب و تره سبیح و تحمید، خوف و ر جاكي بك قومه فروعات، جلال و جمالك تجليسيه تسلسل ایده کامکده در.

    ایک نجیسی، جناب حقك اسمی، ذات اقد سنه عين اولاد في جهتها، لفظة جلال، صفات عيني به اشار تدر. (الرحيم) ده، فعلی اولان صفات غیریه به مادر. (الرحمن) دخی، نه عین و نه غیر اولاده صفات سبعديه رمز در زیرا رحمن رزامه معناسنه در رزمه، بقایه سبيدر بقاء تكرر وجود د نه عبارتندر وجود ایده، برنجی ممیزه ایکنجیسی مخصصه، او نجیبی مؤثره ولمعه اوزره (علم، اراده قدرت) صنفتهترينى استلزام ایدر بقادرخی، ثمره رزمه محصولی اولد يغي ايجون (بقر مع كلام) صفت الرينی اقتضا ايدركه، مرزومه ایسته دیگی زمان احتیرا جنی کورسون ایسته دیگی زمانه ایشتین. آرالرنده واسطه بولوند یفی تقدیرده، او واسطه ایله قونوشون.

    بو التي صنفت، شبه سر برنجی صفتی اولان حياتي استلزام ایدرلر

    سوال ؟ ) رحمن بیون نعمت اره، رحیم کوچک نعمت اره دلالت ایتد کاری جهتله، رحمن رحماندن صوکرہ ذکری، بوفاريدن آشاغي به اينمك معناسنه اولان ( صنعة الله لى ) قاعده من داخلد .

    بوایه بالاغتجه مقبول دیگر.

    الجواب ) اوت، فاشار کوزه، گم آنه متمم اولد قاري واو نكرك نقص الناريني الكمال ايتد كارى کی، کوچان نعمه ابرده بیون نعمت اره محمد ولی بو اعتبار له متم اولان، حد داننده کوچه ده اولسه فائده بی آلمان ایتدیکندن، بيوكدن داها بيون او لمى ايجاب ايدر.

    و گذار يوكد من بطني انه منفعت کو جو گر متوقف ایس او کوچک، بیون میره سنه چی. او بيون دفی کوچک حکمنده قالیر کلید ایله آن اختار، لسان ایله روح کی.

    YanıtlaSil
  27. بصر

    Basar: Gorme

    بقا

    Beka: Varlıkta kalma

    جلال

    Celal: Büyüklük, heybet, kahır

    جمال

    Cemal: Güzellik

    فروعات

    Fürut: Dallar, şu'beler, ayrıntılar

    غير

    Gayr: Başka

    خوف

    Hauf: Korku

    إكمال

    İkmal: Tamamlama

    كلام

    Kelam: Konuşma (sıfatı(

    مرزوق

    Merzük: Rızıklandırılan

    مخصصة

    Muhassisa: Tahsis, tercih eden

    مؤثره

    Messire: Te'sir eden, yapan

    مميزه

    Mümeyyize: Seçen, ayıran

    متية

    Mütemmim : Tamamlayan

    متوقف

    Mütevakkı: Bağlı olan

    تھی

    Nehiy: Yasaklama

    رجا

    Reca: Ümid

    ریز

    Remiz: İnce işaret

    صَنْعَةُ التدلي

    San'atii't-tedelli: Belágatte yukarıdan aşağıya inme san'atı

    سنع

    Sem: İşitme

    ثَمَرَة رزق

    Semere-i rızık: Rızık meyvesi

    صِفَاتِ عَيْنِيَهِ

    Sıfat-ı ayniye: Vücûd, kı-dem, bekā gibi selbi sıfatlar

    صِفَاتِ غَيْرِية صِفَاتِ سَبْعَه

    Sıfat - gayriye: Fiili sıfatlar

    Sifat-seb'a: (Allah'ın) yedi sıfatı

    سلسله

    Silsile: Zincir

    تجلى

    Tecelli: Görünme

    ترغيب

    Tergib: Ragbetlendirme

    ترهيب

    Terhib: Korkutma

    تعلل

    Teselsül: Ard arda gelme

    YanıtlaSil
  28. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    49

    Hz. Aişe der ki: «Peygamber Aleyhisselâm, baygın bir halde has-ta iken, ağzına ilaç koymağa, başlamıştık. O da, bize (Bana, ilaç ver-meyiniz!) diye işaret etmiş durmuştu.

    Biz ise (Resûlullah'ın ağzına ilaç akıtılmasını istememesi, hasta-lar ilaçtan hoşlanmadığı içindir.) demiş ve ilaç vermeğe devam etmiş-tik. (286)

    O sırada, Şam seferine hazırlanan ordunun Başkumandanı Üsâ me b. Zeyd gelip Resûlullâhın yanına girdi. Eğilip Resûlullâhı öptü.

    Resûlullah, konuşamıyordu. Ellerini, semaya kaldırdıktan sonra Üsâme'nin üzerine indirdi.

    Üsâme, bundan, Resûlullâhın, kendisi için düa ettiğini anladı. (287)

    «Resûlullâh Aleyhisselâm, ayıldığı zaman (288) (Ben, sizi, bana ilaç vermekten men etmedim mi idi?!) diye itab etti.

    Biz, yine kendi kendimize (Hasta, ilaçtan hoşlanmaz!) dedik.>> (289)

    Esmå bint-i Umeys'in bildirdiğine göre: Peygamberimiz «Bunu, kim yaptı bana?» diye sordu.

    Peygamberimizin zevceleri de, Habeş ülkesi tarafına işaret ede-rek «Oradan gelen şu kadın, yaptı!» diye Esmå bint-i Umeys'i gös-terdiler. (290)

    «Yå Resûlallah! Biz, Sendeki hastalığın Zâtülcenb olmasından korkmuştuk! (291) Seni, Zâtülcenb hastalığına tutulmuş sanmıştık!>>> dediler. (292)

    Peygamberimiz «Bu, Şeytan'dan gelen, bir şeydir. (293)

    Yüce Allah, bana, o hastalığı bulaştırmış değildir. (294)

    Ben, Allâh katında Zâtülcenb ile mübtelâ tutulmuşumdur. (295) kılınmaktan üstün

    (286) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 53, Buhari Sahih c. 4, s. 1733 Sahih c. 7, s. 17, Müslim

    (287) Vakıdî Megazi c. 3, s. 1119-1120, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 119-120

    (283) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 53, Buharaî Sahih c. 7, s. 17, Müslim Sahih c. 4, s. 1733

    (289) Buhari Sahih c. 7, s. 17

    290) Adurrezzak Musannef c. 5, s. 429, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 438 (

    291) İbn-1 İshak, İbn-i Hişam - Sire c. 4, s. 301, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 545 (

    292) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 429, Ahmed b. Hanbel ( Müsned c. 6, s. 438

    (293) Taberi Tarih c. 3, s. 195, Ebülfida Sire c. 4, s. 446 (

    294) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 301, Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 429, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 438

    (295) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 545-546

    YanıtlaSil
  29. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Allah, onu, bana musallat kılmamıştır. (296)

    Sizlerden, evde Amcam Abbas'tan başka, bu ilaçtan ağzına akı-tılmayan hiç kimse kalmayacaktır! (297)

    Abbas, bana ilaç vermekte, sizin yanınızda hazır bulunmadı. (298)

    Ağzına ilaç akıtacağınız kimseye ben de, bakacağım!» buyurdu. (299)

    Bunun üzerine, evde erkek, kadın, ağzına ilaç akıtılmadık kimse bırakılmadı. (300)

    Hz. Meymune'nin de, o gün, oruçlu olmasına rağmen, Peygam-berimizin yemininden dolayı, yaptıklarının cezası olarak ağzına ilaç akıtıldı. (301)

    Peygamberimizin, Mescidde Namaz Kılan Cemâatı En Son Seyr Edişi:

    Peygamberimiz; pazartesi günü (302), sabah namazında (303), Hz. Aişe'nin kapısının perdesini açıp Mesciddeki cemâata baktı. (304)

    Peygamberimizin üzerinde nakışlı bir elbise vardı. (305)

    Cemâat, Hz. Ebû Bekir'in arkasında saf olmuşlardı. (306)

    (296) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 236

    (297) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 301, Abdurrezzak Musannef c. 5' s. 429, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 438, 453, Buhari Sahih c. 7, s. 17, Müs-lim Sahih c. 4, s. 1733, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 546

    (298) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 53, Buhari Sahih c. 7, s. 17, Müslim Sahih c. 4, s. 1733

    299) Buhari Sahih c. 7, s. 17 (

    (300) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 6, s. 118, 438 Sire c. 4, s. 301, Ahmed b. Hanbel Müsned

    (301) İbn-i İshak, İbn-i Hişam s. 429, Ahmed b. Hanbel Sire c. 4, s. 301, Abdurrezzak Musannef c, 5, Müsned c. 6, s. 118, 438

    (302) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 110,

    Buhari Sahih c. 5. s. 141

    (303) Buhari Sahih c. 5, s. 141

    (304) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 163, Buhari Sahih c. 5, s. 141

    (305) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 202

    (306) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 219, c. 3, s. 110, Buhari Sahih c. 5, s. 141

    1. T. Medine Devri XI/F: 4

    49

    YanıtlaSil
  30. 1277-Karamanoğlu

    Mehmet Bey, Türkçeyi resmi dil ilan etti.

    1953-Bediüzzaman

    Samsun mahkemesine

    gidemiyeceğine dair hey'et-i sıhhiyeden rapor aldı.

    2009 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ali İhsan Tola vefat etti.

    13 PAZARTESİ

    MONDAY

    MAYIS

    MAY

    Sukür ve minnet, Alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

    Fâtiha Suresi: 2

    BİR HADİS

    Allah'tan korkun ve birbirinizin arasını düzeltin.

    Hâkim

    Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedî olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur. Mesnevî-i Nuriye

    HİCRÎ: 5 ZİLKA'DE 1445 - RUMÎ: 30 NİSAN 1440

    İmsak Güneş

    Öğle

    Akşam

    Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    İSTANBUL

    HIZIR: 8 - GÜN: 134 KALAN: 232 - GÜN. UZ.: 2 DK

    İkindi

    YanıtlaSil
  31. TARINTE BUGÜN

    1258-Osmanlı Devleti'nin Kurucusu Osman Bey'in doğumu.

    1936 - İtalya, resmen Etiyopya'yı ilhak etti.

    1955 - Batı Almanya, NATO'ya katıldı.

    Veysel Karanî Hazretlerini Anma Haftası.

    MAYIS

    09

    CUMA

    11

    1446 ZİLKA'DE

    RUMI: 26 NİSAN 1441

    HIZIR: 4

    Bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez.

    BİR AYET

    Zina edenlerle ve Allah'a

    ortak koşanlarla evlenmek mü'minlere haram

    kılınmıştır. (Nur: 3)

    BİR HADİS

    Kızlarını evlendirmek hususunda anneleriyle istişare ediniz.

    (C. Sağîr

    YanıtlaSil
  32. Beyinden İlham Alan Çipler

    Intel Loihi

    Intel'in geliştirdiği Loihi çipi, biyolojik sinir ağlarını taklit eden asenkron dikenli sinir ağlarını kullanıyor. Loihi, öğrenme ve adaptasyon yetenekleriyle özellikle robotik ve otonom sistemlerde tercih ediliyor. Çip, 128 nöromorfik çekirdekten oluşuyor ve enerji verimliliği ile öne çıkıyor.

    No New

    Nö daha Bus bir dal

    YanıtlaSil
  33. M. ERTUĞRUL DÜZDAĞ

    yakın tarihimizde Dönmelik ve Dönmeler

    350 senedir Türk ve Müslüman gibi yaşayan Dönmelerin aslı nedir?

    Sahte Mesih İzmirli Sabatay Sevi kimdir?

    Sevi, neden yalandan Müslüman olmuştur ve sonra neden dönmüştür?

    Sevi'nin kurduğu Dönme inancı nedir? Kime Dönme denir?

    Dönmeler 350 yıldır neden Yahudi ve Musevi kaldılar? Neden gizleniyorlar?

    Dönme tarihinde karanlık noktalar...

    Dönmelerin ağzından gizli hayatları...

    Dönmeler nasıl yaşar, nasıl ibadet ederler?

    Türkiye'de ne kadar Dönme var?

    Yeniden Musevi olmak isteyen Dönmeler...

    Dönmeler arasında kalem savaşı ve açıklanan asırlık sırlar...

    Diğer ülkelerdeki Dönmeler...

    10.00

    YanıtlaSil
  34. YAHUDİ ANSİKLOPEDİSİ'NDE

    DÖNME MADDESİ

    Yine Scholem'in, Yahudi Ansiklopedisi'nin (Encyclopedia Judaica) 1971'de basılan 6. cildine yazdığı (sütun 148-152) "Do-enmeh (Dönme)" maddesinde de bahsettiği önemli belgeleri görememekteyiz. Maddede, burada nakiller yapacağımız "Türkiye Dönmeleri" yazısında olduğu gibi; Mâliye Nâzırı Ca vid Bey'in mâlum olan Dönmeliğini açıklamakta, ancak Atatürk hakkında Selanik Yahudileri tarafından Dönme olduğuna dair ileri sürülen bir iddiayı buna eklemekle yetinmektedir.

    Halbuki böyle bir iddianın ya hiç bahsinin edilmemesi, edilecekse kesin belgelerinin gösterilmesi gerekirdi.

    Nitekim, aşağıda bahsedeceğimiz Dönmeler Tarihi adlı önemli eserinde bu noktaya temas eden Prof. Dr. Abdurrah -man Küçük maddenin bahsi geçen satırlarının tercümesini verdikten sonra, iddiayı muhâkemeden geçirmektedir.

    Bu ilgi çekici satırların tercümesini ve buna dair mütâla-asını, Küçük'ün eserinden aynen alıyoruz (s. 543-44):

    Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk hükümetinde Maliye Baka-nı olan Cavid Bey yanında Mustafa Kemal Atatürk'ün bile Dönme olduğu Yahudi Ansiklopedisi'nde iddia edilmiştir. Encyclopedia Judaica'da şöyle denilmektedir: "1909 Jön Türkler İnkılabından sonra iktidara gelen ilk hükûmette, ara-larında Baruchya Russo ailesinin ahfâdı olan ve fırkanın li-derlerinden biri olarak faaliyette bulunan Maliye Bakanı Ca-vid Bey'in de bulunduğu birkaç Dönme mevcuttu. Birçok Selanik Yahudisi tarafından yaygın bir şekilde ileri sürülen bir iddia da -Türk Hükümeti tarafından yalanlanmasına rağ-men- Kemal Atatürk'ün Dönme asıllı olduğuydu. Bu görüş, Kemal Atatürk'ün Anadolu'daki dindar birçok muhâlifi ta-rafından da iştiyakla benimsendi."

    Kanaatimizce bu iddianın ortaya atılmasının birkaç sebe-bi olmalıdır: 1. Selanik nüfusunun büyük çoğunluğunu Dön-meler'in teşkil etmesi ve Selânik doğumlulara Dönme naza-riyle bakılması, 2. Mustafa Kemal Atatürk'ün devam ett Şemsi Efendi mektebinin Dönmeler tarafından kurulmu

    YanıtlaSil
  35. Sabatay Sevi ve Dönmelik Hakkında Son Araştırmalar

    115

    ması ve orada çoğunlukla dönme çocukların eğitim-öğretim görmüş olması, 3. Masonlar gibi Dönmelerin de kendilerine meşrûiyet kazandırmak için meşhur olan büyük adamlara sahip çıkmak istemesi. Bu üç ihtimali değerlendirdiğimizde: Selanik'te, Dönmeler kadar olmasa da, bir Müslüman Türk kitle bulunmakta ve her Selânikli Yahudi Dönmesi demek anlamına gelmemektedir. Dönmelerin açtığı mektebe devam etmesi de onun Dönme olduğunu göstermez. Çünkü günü-müzde de azınlıkların açtığı mekteplere devam eden Türk çocukları bulunmaktadır. Böyle olunca üçüncü ihtimal kalı-yor ki o da: Dönmeler'in çeşitli hesaplarla Atatürk'ü kendile-rine mal etmeye çalışmalarıdır. Bize göre Atatürk Dönme de-ğildir. Dönme olsa idi; Dönmelerin önde gelenlerinden Ca-vid Bey'in idamına müsaade eder miydi? Masonlar derneği-ni kapatır mıydı? Çünkü Dönmelerin büyük çoğunluğunun mason olduğu ileri sürülmektedir.

    "DÖNMELER TARİHİ"

    Yukarıdaki satırları ikinci baskısından aldığımız Dönmeler Tarihi adlı eserin (ilâveli yeni baskı, Ankara, 1990, 580 sayfa) ya-zarı Prof. Dr. Abdurrahman Küçük'tür. Ankara İlâhiyat Fa-kültesi Dinler Tarihi kürsüsünde, Prof. Dr. Hikmet Tanyu Bey'in yanında "Sabatay Sevi ve Cemaati Üzerinde Bir Araştır -ma" başlıklı doktora tezini 1978'de bitirmiş ve bunu 1979'da Dönmeler ve Dönmelik Tarihi adıyla (İstanbul, tarihsiz, 304 s.) bastırmıştı. O günlerde İstanbul'a geldiğini ve bu mesele üze-rinde konuşup, birkaç ziyaret yaptığımızı hatırlıyorum.

    Hâlen aynı fakültede ve kürsüde anabilim dalı başkanı olan Abdurrahman Bey, eserini genişleterek 1990'da yeniden bastırdı. Kitabın ilk 248 sayfasında, Yahudilerin Müslüman-lar ve Türklerle münasebetlerinin tarihçesinden sonra, Yahu-dilikte "Mesih ve Kabbala", Hristiyanlıkta Mesih ve İslâm'da Mehdîlik inançları üzerinde durulmakta, münafık ve dönme terimleri hakkında geniş ve faydalı bilgiler verilmektedir. Eserin 249-466. sayfaları Sabatay Sevi ve ondan sonraki Dön-me hareketi ile Dönmelik inanclarına ayrılmıstır. Sondaki

    YanıtlaSil
  36. 18

    İHLAS

    مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لَا يُبْخَسُونَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ إِلَّا النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    "Kim (yalnız) dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işleri-nin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten baş ka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler zaten batıldır."

    Abdullah el- Antaki diyor ki:

    Kıyamet günü riyakârlar dünyadaki amellerinin karşılığını Allah'tan istediklerinde Allah kendilerine şöyle diyecek:

    Amellerinizin karşılığını dünyada iken almadınız mı? Meclislerde si-ze yer verilip saygı gösterilmedi mi? Dünyada iken insanlara reis olmadı-nız mı? Alış verişlerinizde bol para kazanmadınız mı? Bu ve benzerleriyle dünyada yaptıklarınızın karşılığı size verilmedi mi?

    Hikmet ehli kişilerden birine sordular:

    İhlås sahibi kime denir?

    Şöyle cevap verdi:

    İhlaslı kimse; kötülüklerini gizlediği gibi iyiliklerini de gizlice ya-

    pandır.

    Başka bir bilgeye "ihlåsın belirtisi nedir?" diye sorulunca o şöyle de-miştir:

    Başkalarının övmesinden hoşlanmamaktır.

    Zünnûni Mısrîye sordular:

    Bir kimsenin Allah'ın seçkin kullarından olduğu nasıl anlaşılır?

    Şöyle cevap verdi:

    Bunun belirtisi şu dört şeydir:

    1. Rahatı terk etmek.

    2. Elindeki az bile olsa ondan başkalarına verebilmek.

    3. Makam ve mevkisinin kaybolmasından korkmamak.

    YanıtlaSil
  37. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    19

    4. Övülme ve yerilmeyi eşit karşılamak.

    Hatemi Tâî'den rivayet edilen bir hadisi şerifte Resulullah (sav)'in şöyle buyuruyor:

    "Kıyamet günü bir kısım insanlara cennete gitmeleri emredilir.

    Cennete o kadar yaklaşırlar ki, kokusunu alırlar ve Allah'ın cennet-likler için hazırlamış olduğu nimetleri ve sarayları görüler. Bu sıra-da şöyle bir ses duyulur:

    - Onları geri çevirin! Cennette onların nasipleri yoktur. Öyle bir üzüntü ve pişmanlıkla geri dönerler ki, ne onlardan öncekiler ne de onlardan sonra başka bir kimse böyle bir pişmanlık ve üzüntü duymuştur.

    Şöyle denilmiştir:

    Ya Rabbi! Keşke cenneti ve oradaki nimetleri göstermeden bizi cehenneme atsaydın.

    Bunun üzerine Allah buyurur ki:

    Ben böyle istedim. Çünkü siz yalnız kaldığınızda bana karşı büyüklenip günah işliyor, halkın arasına karıştığınızda ise müte-vazı bir görüntü sergiliyordunuz. İçinizden gelmediği halde insan-lara gösteriş için iyilikler yapıyordunuz. Benden değil insanlardan korkuyordunuz, bana değil, insanlara saygı gösteriyordunuz ve kö-tülükleri benim rızam için değil insanların gönlünü kazanmak için terk ediyordunuz. Bu sebeple ben de bu gün sizi; hem mükâfa-tımdan mahrum bırakacağım, hem de acıklı azabımı tattıracağım."

    İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyur-muştur:

    "Allah Teâlâ, Adn cennetini yarattığı zaman orada daha önce hiç kimsenin görmediği, duymadığı ve aklından bile geçirmediği nimetleri yarattıktan sonra ona dedi ki:

    Konuş!

    Bunun üzerine Adn cenneti üç defa; "Gerçekten mü'minler kurtu-luşa ermiştir" dedikten sonra şunları söyledi:

    Şüphesiz ben; cimrilere, münafıklara ve riyakaralara haram kılın-dım."3

    Taberani, Kebir, 199; Heysemi, Mecma', 10/220

    *Müminûn 1

    Taberani, Evsat, 738; Kebir, 11439; Heysemi, Mecma', 10/397

    YanıtlaSil
  38. 26

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    1. Hâşiye-i Cedide alâ şerh-i İsâm'il-Feride (eski yazı)

    2. Tevşîh'ul-Usûl

    3. Hadaik'ul-İmtihân

    4. Süyûf'ul-Kavâti' (Bu eser oğlu Kazasker Hayreddin Efendi tarafından türkçeye çevrilmiştir.) "

    Halil Efendi Mecelle'nin hazırlanmasında büyük emeği geçen. lerdendir ".

    AHMED HULUSİ EFENDİ (Şirvani-zâde)

    Mecelle'nin 13 kitabının hazırlanmasında hizmeti geçen A. Hu-lûsî Efendi Amasya'da doğmuştur. Babası şeyh İsmail Siraceddin Efendi'dir. Sadrıazam Şirvani-zâde Rüştü Paşa'nın kardeşidir. Amasya'da tahsile başlamış ve İstanbul'da ikmal ettikten sonra mü-derris olmuş, 1284 senesi Muharrem (Mayıs 1867) ayında Galata kadılığına tayin olunmuştur. Bu senenin sonuna doğru Mekke paye-sini, daha sonda da İstanbul payesini kazandıktan sonra H. 1291 (1874) senesinde fi'len İstanbul Kadılığı makamını işgal etmiştir. Bir müddet sonra Anadolu Kazakerliği payesiin kazanıp, Η. 1294 (1877) senesinde bir vazife ile Afganistan'a gönderilmiştir. Hemen bir sene sonra yani H. 1295 (1878) sonlarında Diyar-ı Bekir nâib-liği tevcih olunarak Diyar-ı Bekir'de vazifelendirilmiştir. İki sene burada kaldıktan sonra memleketi olan Amasya'da ikamete memur edilen Ahmet Hulûsî Efendi 15 Cemaziyyulevvel 1306 (17 Ocak 1889) da orada vefat etmiştir. Mezarı Amasya'dadır. Ahmed Hulûsi Efendi yukarıdaki memuriyetlerinden başka Divan-1 Ahkâm-ı Ad-liyye azalığı, Şuray-ı Askeri Müftîliği, Meclis-i Tetkikat-ı Şeriyye azalığı ve reisliği ve Meclis-i İntihâb-ı Hükkâm reisliği yapmış bir ilim adamımızdır. "

    KARA HALİL EFENDİ

    Mecelle Cemiyeti'nin çalışmalarına 7. kitapta iştirak eden Kara Halil Efendi son kitabın hazırlanışı dahil olmak üzere on kitabın hazırlanışında kendilerinden istifade edilmiş olan bir âlimdir. H. 1219 (1804) senesinde o zaman Amasya'ya bağlı olan Mecitözü"

    33. Meşhur Adamlar, II, 513.

    34. bk. Sicill-i Osmani, II, 309-310; Osmanlı Müellifleri, I, 395-396; Meşhur Türk Hukukçuları, s. 251-252, A. Cevdet Paşa, s. 160-161.

    35. bk. Meşhur Türk Hukukçuları, s. 259; Sicill-i Osmani, I, 307; A. Cevdet Paşa, s. 161-162.

    Mecitözü bugün Çorum vilayeti hudutları dahilindedir.

    YanıtlaSil
  39. MECELLENİN ORTAYA ÇIKIŞI

    27

    kazasında dünyaya gelmiş ve ilk tahsilini memleketinde yaptıktan sonra, Konya'ya gitmiş ve orada meşhur Vidinli Mustafa Efendi'nin ve Kürt hoca diye anılan dersiâm Abdurrahman Efendi'nin dersle-rine devam etmiştir. H. 1250 (1834) de icazet almış ve bir sene son-ra H. 1251 (1835) de ruûs imtihanını kazandıktan sonra Fetvâhâne müsevvidi olarak ilk vazifesine başlamıştır. Bir taraftan Fetvâhâ-neye devam ederken diğer taraftan da Fatih Camii'nde Vaz'iyye-i İsâm okutmağa başlamış ve dersi büyük alâka görerek şiddetli mübahase ve tartışmalara sahne olmuştur. Halil Efendi'nin bu tar-tışmalı derslerine yılmadan ve usanmadan devam ettiğini, bu müba-haseler esnasında hocayı en çok uğraştıranlardan birinin de ken-disi olduğunu A. Cevdet Paşa Tezâkir'inde kaydetmektedir." H. 1281 (1864) de Mahreç mevâlisinden oldu. Şaban 1282 (Aralık 1865) de Kassam-ı askerî ve Ramazan 1282 (Ocak 1866) de Yenişehir mollası olan K. Halil Efendi Rebiulevvel 1283 (Temmuz 1866) de Fetva Emîni olarak vazifesine yine Fetvâhane'de devam etmiş ve aynı sene Edirne payesini H. 1284 (1867) de Mekke ve Medine (Ha-rameyn) payesi ve H. 1285 Muharrem (Nisan 1868) de İstanbul Kadılığı payesini kazanmıştır. Bu senenin sonlarında Evkaf-ı Hü-mayun müfetişliğine tayin edilmiş, daha sonra H. 1287 (1870) de Meclis-i Tetkikat-ı Şer'iyye azası olduktan sonra H. 1288 (1871) se-nesinde ikinci defa Fetva Emini olmuştur. 1290 (1873) da Anadolu Kazaskerliği payesini ihraz edip, 1294 (1877) de Meclis-i Ayân aza-lığına tayin olunan K. Halil Efendi Anadolu ve Rumeli Kazasker-liği payesini kazandıktan sonra aynı sene içerisinde 15 Receb 1294 de Şeyhulislâmlık makamına yükselmiş ve bu vazifede 1 sene 9 ay kaldıktan sonra Rebiulevvel 1295 (Mart 1878) de emekli olmuştur. Osmanlı Devleti'nin 114., Sultan II. Abdülhamid'in ise ilk Şeyhül-islâmı olan Kara Halil Efendi 27 Muharrem 1298 (30 Aralık 1880) de İstanbul'da vefat etmiş ve Fatih Camii avlusundaki mezarlığa defn edilmiştir. Usul-ü Fıkıhta otorite bir şahsiyet telâkkî olunurdu."

    AHMED HALİD EFENDİ (Yusuf-zâde)

    Kazasker Yusuf Efendi'nin oğlu olup, 117. Osmanlı Şeyhülis-lamı Mehmed Cemaleddin Efendi'nin babasıdır. Mecelle'nin dokuz kitabında imzası vardır. İstanbul'da dünyaya gelen A. Halid Efendi tahsilini bitirdikten sonra müderris olarak ilmiyye tarikine intisab

    37. Tezakir , IV, 11.

    38. bk. İlmiyye Sålnâmesi, s. 608-609; A. Cevdet Paşa, s. 20, not: 33; Meş-hur Türk Hukukçuları, s. 245-246.

    YanıtlaSil
  40. 540

    HADIS-I ŞERİFLER

    1070) «Herhangi bir kimse, ana babasının yüzüne şefkatle bakarsa, Allah-ii Taâlâ, ona makbul ve mebrur bir hac sevabı yazar...

    ** **

    Burada bakmaktan murad, onların gönlünü almaktır..

    ***

    Ravi: RAFII.. Menkıbesi, 63. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۷۱ مَا مِنْ صَبَاحِ يُصْبِحُ العِبَادُ فِيهِ إِلَّا وَصَارِح يَعْرُحُ : أَيُّهَا الخَلائِقُ سَبِّحُوا المَلكَ القُدُّوسُ ) .

    ) رواه ابن السني عن الزبير )

    1071) «Kulların sabahladığı her sabah, bir çağırıcı şöyle seslenir: -Ey yaratılmışlar, KUDDUS olan sultanı tesbih ediniz..>>

    ** *

    KUDDUS: Cümle noksan sıfatlardan münezzeh ve kemål sıfatları ile muttasıf olan Allah-ü Taâlâ...

    * **

    Ravi: ZÜBEYR'den r.a. naklen İBN'ÜS-SÜNNI.. Menkıbeleri, 66. ve 452. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۷۲ ما مِنْ عَبْدِ يَمُرُ بِقَبْرِ رَجُلٍ كَانَ يَعْرِفُهُ فِي الدُّنْيَا فَيُسَلِّمُ عَلَيْهِ إِلَّا عَرَفَهَ وَرَدٌ عَلَيْهِ السَّلام .

    ) رواه الخطيب عن أبي هريرة )

    1072) «Herhangi bir kul, dünyada tanıdığı birinin kabrinden geçer-ken, ona selâm verirse; kendisini tanır ve selâmına karşılık ve-rir..>>

    Bir başka Hadis-i şerifte de belirtildiği gibi, müminler ölmezler.. Bir evden diğerine göçerler.. Elbet böyle bir mümin, geleni tanır; selâ-mını alır..

    * **

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen HATİB.. Menkıbeleri, 5. ve 64. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۷۳ مَا مِنْ عَبْدٍ يُصْرَعُ صَرْعَةٌ مِنْ مَرَضِ إِلَّا بَعَثَهُ اللَّهُ مِنْهَا طَاهِراً .

    ( رواه الطبراني عن أبي أمامة )

    1073) «Herhangi bir kul, bir hastalıktan dolayı yatağa düşerse; Allah-iü Taâlâ onu, temiz olarak kaldırır..>>>>

    Yani: Günahlardan yana temiz.. Birçok Hadis-i Şeriflerde de belir-țildiği gibi, çoğu zaman hastalıklar, yapılan hatalara kefaret sayılır..

    YanıtlaSil
  41. ORNEKLERI

    ye 22. Hadis-i Serifte.. Ravi: EBU ÜMAME'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9.

    541

    ١٠٧٤ مَا مِنْ عَبْدِ مِنْ أُمَّتِي يُصَلَّى عَلَى صَلَاةٌ صَادِقًا بِهَا مِنْ قِبَلِ نَفْسِهِ ، إِلَّا مَلى اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ بِهَا عَشْرَ صَلَوَاتٍ ، وَكَتَبَ لَهُ بِهَا عَشْرُ حَسَنَاتٍ ، وَمَهَا عَنْهُ بها عشر سيئات . ( رواه أبو نعيم )

    1074) «Ümmetimden herhangi bir kul, doğru ve içinden gelerek ba-na bir defa salavat okursa; Allah-ü Taâlâ ona on salavat okur.. Ve ona o salavat-ı şerife dolayısıyla, on iyilik yazar; on kötü-lüğü de kendisinden siler..>>>

    *

    **

    Salavat-ı şerifenin pekçok çeşidi ve faziletine dair şerhleri vardır.. Bulup okumalı..

    Ravi: EBU NUAYM.. Menkıbesi, 10. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۷۵ ما مِنْ عَبْدٍ يُرِيدُ أَنْ يَرْتَفِعَ في الدُّنْيَا دَرَجَةً فَارْتَفَعَ إِلَّا وَضَعَهُ اللَّهُ تَعَالَى في الْآخِرَةِ دَرَجَةً أَكْبَرَ مِنْهَا وَأَطْوَلَ .

    ( رواه الطبراني )

    1075) «Herhangi bir kul, dünyada bir derece yükselmek diler ve yük-selirse; Allah-ü Taâlâ âhirette onu, dünyada aldığı dereceden daha büyük ve daha uzun bir derece düşürür..>>

    **

    Dünyada alınmak istenen dereceler, Allah ve âhiret için olmalı.. Bu-nun aksine olan dünyadaki yükselmeler, âhiret derecesinde düşüş kayde-der.

    Ravi: TABERANI.. Menkıbesi, 9. Hadis-i Şerifte..

    ١٠٧٦ ما مِنْ عَبْدٍ يُصَلَّى عَلى إِلا صَلَتْ عَلَيْهِ المَلائِكَةُ مَا دَامَ يُصَلَّى على ، فَلْيَقْلِلِ العَبْدُ مِنْ ذَلِكَ أَوْ لِيُكْثِر .

    ) رواه أحمد عن عامر بن ربيعة )

    1076) «Herhangi bir kul, bana salâvat okursa; ancak melekler de ona salavat okur.. Bu durumu nazara alarak, kul bana salavat okurken: İster azaltsın, ister çoğaltsın..>>>

    * **

    aha" de anlatıldığı gibi meleklerin kula salavatı, Allah'tan

    al

    YanıtlaSil
  42. 70

    bâb-ı rububiyet ve saltanat

    dermesini (tenzil) gösteren ve isbat eden delillerin, bu kitaplar ve peygamberlerle Al-lah'ın (c.c.) kıyamet günü, tekrar diriliş ve ähiret hayatı hakkında verdiği haber ve vaad-lerinden caymasının imkansızlığı sebebiyle, ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığının da delilleri ve isbatı olduğu-nu anlatan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (bab)

    bâb-ı rububiyet ve saltanat باب ربوبیت و سلطنت

    Allah'ın (c.c.) dünyada rububiyetini (bütün varlıkların tek ve gerçek sahibi oluşunu) ve her şeyi emir ve kanunlarıyla hakimiyeti altına al-mış olmasını (saltanatını) gösteren olaylar ve delillerin, ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlığının da delilleri ve isbatı olduğunu anlatan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (bab) (bkz.Rab, rububiyet)

    bab-salis باب ثالث : üçüncü bölüm

    babisani باب ثانی : ikinci bölüm

    bâb-ı seraskerî 1: باب سر عسکری.başkomutan-lık makamı 2.savunma bakanlığı

    bâb-ı şefkat ve ubûdiyet-i Muhammedi-ve باب شفقت و عبودیت محمدیه : Allah'ın (c.c.(

    Hz. Muhammed'e (a.s.m.) karşı gösterdiği şefkatin büyüklüğünü ve Hz.Muhammed'in de Allah'a (c.c.) karşı olan yüksek kulluk (ubudiyet) derecesinin, sadece geçici olan bu dünya hayatı ile sınırlı kalmasının imkânsız-lığına ait sebep ve delillerin, ölümden sonra tekrar dirilişin ve ölümsüz bir hayatın varlı-ğının de gerekçesi ve delili olduğunu anlatan Haşir Risalesi'ndeki bölüm (bâb)

    bab-ı tahkik باب تحقیق : gerçekleri bulup orta-ya koymak için) araştırma ve inceleme yolu

    bâb-ı vaad ve vaîd باب وعد ووعيد : Allah'ın (c.c.(,

    gönderdiği peygamberler ve kitaplarla bildir-diği şekilde, ahirette iyilerin cennete gidecek-lerine dair vaadinden (müjdeli haberinden) ve kötülerin ise cehennemde ceza görecekle-rine dair vaîdinden (korku verici ceza habe-rinden) caymasının imkânsızlığı sebebiyle, bu vaad ve vaîdin, kıyametten sonra tekrar diriliş ve ebedî âhiret hayatının gerçekleşece-ğinin delili ve isbatı olduğunu anlatan Haşir Risalesi'ndeki bölüm(bâb)

    Babüs Selam باب السلام : Selam Kapısı; Medi-ne'de Peygamber (a.s.m.) Mescidi'nin kapıla-rından birinin adı

    babüs sin باب السين : ansiklopedide veya söz-lükte) "sin" (s) harfiyle başlayan kelimelerin yazılı olduğu bölüm

    A

    B

    YanıtlaSil
  43. Babil

    D Babilski Çağ'da Dicle ile Fırat nehirle ri arasında (Mezopotamya'da) kurulan Babil Krallığının başkenti. Mezopotamya, en eski uygarlığın ve şehir hayatının ortaya çıktığı yerdir. Mezopotamya denilen bölge, coğrafya açısından ikiye ayrılmaktadır. Dicle ile Fırat'in birbirine en çok yaklaştığı yerden Basra Körfe zi'ne kadar olan bölgeye Aşağı Mezopotamya, bunun kuzeyindeki bölgeye de Yukarı Mezo-potamya denir. "Mezopotamya" sözü Yunanca olup "iki nehir arası" demektir. Bununla Dicle ile Fırat arası bölge kastedilir. Fakat bu iki ne-hir arasının dışında kalan komşu bölgeler de Mezopotamya sayılmaktadır. Babil Krallığı, Aşağı ve Yukarı Mezopotamya arasında yer alıyordu. Buraya o zamanlar Babilonya (Ba-billilerin Ülkesi) denmekte idi. Eski Çağ'da Mezopotamya'da birçok devlet kurulmuştu. Bunların en önemlileri, Sümerler, Akkadlar, Babilliler ve Asurluların kurdukları devletler-di. Babilliler ve Akkadlar Sämî ırkındandı. Dil-leri de Sâmî dili idi. Babilliler, Akkadlar, Arap-lar ve Yahudiler ayni kökten gelirler. Dilleri de aynı kökten türemiştir. İlk Babil Devleti, m.ö. 19. yüzyılda kuruldu ve varlığını m.ö.16.yüz-yıla kadar devam ettirdi. İkinci Babil Devleti ise bin yıl kadar sonra kuruldu ve m.ö. 625-539 yılları arasında tarih sahnesinde kaldı. O devirdeki devletler şehir devletleri idi (site). Merkezde büyük bir ibadet evi (måbet) bulu--nur, bunun çevresinde kral ve onun soyundan gelenlere (hânedan mensuplarına) ait evler yer alırdı. Daha sonra halka ait evler sırala-nırdı. Şehir en dıştan surlarla çevrilirdi. Babil de böyle bir şehirdi. Fakat, o çağın en gelişmiş şehir devletlerinden biriydi. Babil, dünyanın yedi harikasından biri sayılan 90 m yüksek-liğindeki yedi katlı Babil Kulesi ve Babil'in Asma Bahçeleri ile dillere destan olmuştu. Yine Babil'i tarihte önemli yapan bir yönü de, Babil Kralı Hammurabi tarafından hazırlanan - Hammurabi Kanunları'dır. Bu kanunlar Sâmî diliyle yazılmıştı. Hammurabi Kanunları 282 maddeden meydana gelmişti. Hammurabi'nin krallıktan başka dinî bir kimliği de vardı. O zamanın kralları, hem devlet başkanı, hem en büyük din adamı (baş rahip), hem baş yargıç, hem başkomutandı. Hammurabi Kanunla-rı'nın ceza maddeleri çok ağırdı. İşlenen suça denk ceza verilirdi. Birinin gözünü kör edenin - gözü çıkarılırdı. Kanun maddeleri "Eğer..." diye başlardı. Örnekler: "Eğer bir adam diğe-rini cinayetle suçlarsa ve bunu isbat edemezse

    r r -in

    YanıtlaSil
  44. bid

    suçlayan kimse öldürülür."; "Eğer bir kimse birini, kendisine ait bir eşyayı çalmakla suçlar ve bunu bilen şahitler getiremezse, o bir ya-lanci ve iftiracıdır; cezası ölümdür."; "Eğer bir adam bir tarlayı kiralar da çalışmaz ve tarlayı ekip biçmezse, bitişik komşunun tarlasındaki ürün oranında ürünü tarla sahibine verecek-tir.": "Eğer bir yargıç, mahkemede bir karar vemişken sonra o kararını değiştirmişse ve hakkında şikâyet varsa, ilk verdiği kararında-ki ödeme cezasının on katı ona ödettirilir ve yargıçlık görevinden alınır." Babilliler, çok tan-rili bir dine sahipti. Tanrılarını insan seklinde (antropomorfik) tasarlamışlardı. Bu inanış sekli, eski Anadolu ve Yunanistan'da yaygındı. Mûseviler ve daha sonra Hıristiyanlar da bu inanışın etkisinde kalmışlardır. (bkz.Yakub, teslis). Babillilerin dininde ahiret inancı yok-tu. Onlara göre kötülüklerin cezası bu dün-yada verilmekteydi. İnsanların başına gelen kötülüklerın sebebi kötü ruhlardı. Bunlardan kurtulmanın yolu da büyücülüktü. Babilde bü-yücülük çok yaygındı. Onların inanışına göre büyü yolu ile kötü ruhlar kontrol altına alına-bilir ve istenmiyen kişilere veya şeylere musal-lat edilebilirdi. Babil'deki gibi, ölüm ötesi ha-yata inanmama ve büyücülük, İslâm'dan önce Mekke'de ve Arabistan'da yaşayan Arap kabi-leleri arasında da yaygındı. Aynı şekilde bu tür inanç Hindistanda da yaygındı. (bkz. Budizm, Brahmanizm). Ahiret inancı İslâm'ın temel inançlarından biri olduğu için, Kur'an birçok âyetleri ile bu inancın gerekçelerini, misåller-le ortaya koyar. Kur'an, Babil'deki büyücülük konusunda da bilgi verir. Babil büyücülerinin, evli eşlerin arasını açacak büyü yapmasını öğ-rendiklerini, büyücülüğün aslında büyücülerin kendilerine zarar verdiğini, büyü yapanların veya yaptıranların âhirette kayba uğrayacakla-rını hatırlatır. (bkz.Kur'an,2/102)

    bad باد : rüzgar

    bad-i heva باد هوا : boş yere, boşuna

    bad-tecelli باد تجلی : tecelli esintisi, mec.( İlâhî yardım, Allah'ın (c.c.) yardımı

    bad بعد : )...( den sonra

    badehu بغده: ondan sonra

    bad-el memat بعد الممات : ölümden sonra

    bad-el mevt بعد الموت : ölümden sonra

    badet takbil بعد التقبيل : öptükten sonra

    bad-et teşekkül بعد التشكل : meydana geldik ten sonra, kuruluştan sonra

    YanıtlaSil
  45. 71

    bad بعد : )...( den sonra

    baha

    badem 1 : بادم.badem ağacı, gülgillerden ilk-baharda beyaz ve pembe renkli çiçekler açan yüksekçe bir çeşit meyve ağacı 2.bu ağacın yaş veya kuru yenilen yemişi

    badema بعدما : bundan sonra, bundan böyle

    badi بادی : sebep

    badiye باديه : sahra; saha

    bagi 1 : باغي.si, isyana kalkışan, isyankår, is-yancı, başkaldıran 2.haydut, yol kesici, soygun-cu 3.Allah'ın (c.c.) emrine karşı gelen, günah-kår 4. doğru yoldan sapmış

    ba 1 : باغ.bahçe, bostan, her türlü ağaç ve bit-ki yetiştirilen yer 2.üzüm bahçesi

    bag - cinan باغ جنان : cennetlerdeki bahçe(ler(, cennet bahçeleri

    bag - Firdevs باغ فردوس : Firdevs cennetindeki bahçe

    Bağdad بغداد : Irak'ın başkenti ve en büyük şehri, (Abbasi Devleti zamanında halifelik merkezi olmuştu)

    Bağdadi بغدادی : )bkz.Mevlâna Hâlid Bağdadi(

    bağışlamak 1 : باغشلامق.karşılık beklemeden lütuf ve iyilik olarak vermek 2.esirgemek 3.af etmek

    bagistan باغستان : bağlık ve bahçelik yer; bağ, bahçe

    bağistan-ı âlem باغستان عالم : alem denilen bağ ve bahçe yeri (bağ ve bahçeye benzeyen kâi-nat)

    bağistan-ı arz باغستان أرض : yeryüzü denilen bağ ve bahçe yeri (bağ ve bahçeye benzeyen dün-ya)

    bagistan-1 cinan باغستان جنان : cennetlerdeki bahçeler, cennnet bahçeleri

    bağistan-ı kâinat باغستان كائنات : kâinat (evren( denilen bağ ve bahçe (bağ ve bahçeye benze-yen kâinat)

    bağistan-ı kerem باغستان کرم : Allah'ın (c.c.(

    büyük ikram ve lütfunun eseri olan bağlık ve bahçelik yer

    bağistan-ı rahmet باغستان رحمت : Allah'ın (c.c.( geniş rahmetinin eseri olan bağlık ve bahçe-lik yer, (mec.) cennet

    bağır gri 1 : باغیری.iç 2.kalb 3.göğüs 4.yürek

    bağy: 1.isyan 2.zulüm, haksızlık 3.azgınlık

    baha 1 : بهاء.güzellik 2.incelik 3.süs

    YanıtlaSil
  46. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    50

    Peygamberimizin yüzü, Mushaf yaprağı gibi (307) bembeyazdı. (308)

    Peygamberimiz, Müslüman saflarını görünce, gülümsedi.

    Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizin, cemâata namaz kıldırmak is-tediğini sanarak ökcesinin üzerinde geriledi. (309)

    Cemâat ta, Peygamberimizi, sıhhatlı görünce, sevinçlerinden, az kalsın namazdan çıkacaklardı! (310)

    Peygamberimiz, onlara «Olduğunuz yerde durunuz! (311)

    Namazınızı, tamamlayınız!» diye elile işaret buyurdu. (312)

    «Ey insanlar! Muhakkak ki, Müslümanın göreceği veya ona gös-terilecek, sålih, sâdık rü'yadan başka, Peygamberliğin, gönüllere se-vinç ve ferahlık verecek müjdecilerinden hiç bir şey kalmamıştır.

    Haberiniz olsun ki Ben, rükü veya secde halinde Kur'an oku-maktan nehy olundum.

    Rükû'da, yüce Rabbı tâzim ediniz!

    Secdede ise, düa etmeye çalışınız.

    Çünki, secde halinde düanızın kabul olunması umulur.» buyur-du. (313)

    Perdeyi indirdi. (314)

    Bundan sonra Peygamberimizin yüzünü bir daha göremediler. (315)

    Peygamberimizin Son Gününde Hastalığının Hafiflemesi:

    Peygamberimiz; rebiül'evvel ayının on ikinci pazartesi günü, has-talığın baygınlığından kurtulmuştu.

    O gün, Üsâme b. Zeyd de, Peygamberimizin yanına tekrar geldi.

    (307) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 163, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 561

    (308) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 202 (309) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed

    b. Hanbel Müsned c. 3, s. 163, Buhari Sahih c. 5, s. 141 (310) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 433, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 196, Buhari Sahih c. 5, s. 141

    (311) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 110

    (312) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat c. 2, s. 216, Ahmed b. Hanbel Sahih c. 5, s. 141 Müsned c. 3, s. 163,

    (313) İbn-i Sa'd ( Tabakat c. 2, s. 216-217, Ahmed b. Hanbel Müslim Sahih c. 1, s. 348 Müsned c. 1, s. 219,

    314) Abdürrezzak Musannef c. 5, s. 433, İbn-i Sa'd med b. Hanbel Müsned c. 3, s. 110, 163, Buhari (315) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 202 Tabakat c. 2, s. 216, Ah-Sahih c. 5, s. 141

    YanıtlaSil
  47. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Peygamberimiz, ona «Allâhın bereketi üzere kuşluk vakti yola çıkınıa! buyurdu.

    Üsame, Peygamberimizle vedalaşarak karargahına döndü.

    Peygamberimizin zevceleri, Peygamberimizin rahatlaşmasına, açılmasına sevinerek saçlarını taramağa başladılar.

    O sırada, Ha. Ebû Bekir de, içeri girdi. «YA Resûlallah! Allaha hamd olsun ki (316), Onun nimeti ve lutfiyle istediğimiz gibi (317), sabaha çıkmış bulunuyorsun.

    Bu gün, Haricenin kızının günüdür." dedi. (318)

    «Onun yanına gideyim mi?» diye sordu.

    Peygamberimiz «Olur!» buyurdu. (319)

    Bunun üzerine, Hz. Ebû Bekir, kalkıp Sünh'daki Ailesinin yanı-na gitti. (320)

    Peygamberimizin Müslümanlara ve Kendi Evhalkına

    Son Seslenişi:

    Peygamberimiz, vefat günü olan pazartesi günü

    «Ey insanlar! Ateş, alevlendi.

    Karanlık gece kıtaları gibi fitneler geliyordur! (321)

    Ey insanlar! (322) Vallahi, siz, bana karşı hiç bir şeyle tutamak bulamazsınız.

    Çünki, ben, ancak Allahın Kitabı olan Kur'an'ın, helâl kıldığını, helâl kıldım. Kur'an'ın, haram kıldığını da, haram kıldım. (323)

    Ey Resûlullah Muhammed'in kızı Fatımal

    Ey Resûlullahın Amesi Safiyye!

    Allah katında makbul ameller işleyiniz! (Bana güvenmeyiniz.)

    Çünki, ben, sizi, Allahın azabından kurtaramam!» buyurdu. (324)

    (316) Vakıdł Megazi c. 3, s. 1120, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 191

    (317) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, Taberi Tarih c. 3, s. 196-197

    (318) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, Vakıdi Megazi c. 3, s. 1120, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 191, Taberi Tarih c. 3, s. 197

    (319) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Taberi Tarih c. 3, s. 197 Sire c. 4, s. 304, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 191,

    (320) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, Vakıdi İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 191, Taberi Tarih c. 3, Megazi c. 3, s. 1120, s. 197

    321) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 303-304, Taberi Tarih c. 3, s. 196

    ( (322) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 256

    (323) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c' 4, s. 304, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 216, Taberi Tarih c. 3, s. 196, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 558-559

    (324) İbn-i Sa' Tabakat c. 2, s. 216, 256, Belâzüri Ensebüleşraf c. 1, s. 559

    51

    YanıtlaSil
  48. سوره فاتحه (۱-۲)

    اشارات الاعجار

    وكذا، بومقام، نعمتلون تعدادى و يا نعمتاء الله امتنان مقامی دیلدر الحجه انساناری کرلی ولوجك نعمتاده غبيه وايقاظ اتمك مقاميد اولکی مقاملردہ کی (تولی) شو (تنبيه)

    مقامنده ترقى صبا ساير جونكہ كرلى ولو حك لعماری انسان کوسه مك وانسانارى او زارك وجود نہ الفاظ تمك، داها لايق وداها لازمدر. بو اعتبار له شو مثله مرده تولی دگل

    ترقی واردر

    [ سؤال ؟ ] مبدأ و مأخذ اعتباريله ( رقة القلب ) معنا نی افاده ايدن بو ایکی صفتك جذاب من حقنده قول لا ندا می جائز دگلدر. اگر معنای حقیقیدار بنات لازمی و نتیجه می اولانه انعام و احسان قصد اید یا برس، مجازده نه حکمت وار در؟

    الجواب ) بو ایکی صفت، يذكي، معنای حقیقيلريله جناب معه حقنده قول لا نامی محال اولان متشابها تدندر. متشابهانده معناى مجازينك معناي حقيقينك لفظيان، اسلوبيله کو ستر یا سندہ کی حکمت، انسانارك مألوف و معلو ماري اولمايان معدا الري و حقيقتهاري ذهنهرين باقينلا شد يرحب قبول ايتدير مكون عبار تدر. مثلا يدك معنای مجازیسی انساناره مأنوس اولاديفندن، معناى حقيقيتك شكليل، لفظیام کو ستریکمی ضرورتی واردد.

    الحمد ] (اولاً) بوكلمه بي ما قبلنه با غلا تديران جهت مناسبت رحمن و رحیمن) دلالت ابند طرى نعمت هوك حمد وشكر ابله فارشو لا غي لزومندن عبار ندر.

    (ثانياً) شو الحمد لله جمله سی، هر برى نعم الاسيه دن برینه اشارت او لمعه اوزره، قرآن درت سوره سنده تکر را تمدر. او نعمت برده ا نشته اونی ایله نشته اولی ده بقا، نشته اخرى الله نشئة أخرى ده بقأت، نعمت الندن عبار تدر.

    (ثالثاً) بو جمله نك قرآنك باشلا فيحيى اولان فاتحه سوره سنه فاتحه، یعنی باشد نتیج با پیامی نه به بناء در ؟

    الجواب ) كائناتك وطولا بسيار ان انارك خلقتنده کی حکمت و غايه [ وَمَا خَلَقْتُ الجنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ) فرمان جلي انجه عباد تدر.

    YanıtlaSil
  49. جِهَتِ مُنَاسَبَتْ

    Cihet-i münasebet: İlgi, alaka yönü

    دلالت Delalet: Delil olma

    فَرْمَانِ جَلِيل

    Ferman-ı celil: Yüce buyruk, Kur'ân

    خلقت Hilkat: Yaratılış

    امتنان İmtinan: Nimeti hatırlatma

    انعام In'am: Ni'met verme

    Keza: Bunun gibi

    مَعْنَا مَجازی

    Mana-yi mecâzî: Sözün gerçek ma'nasının dışında ifade ettiği ma'na

    ماقبل Makabl: Ondeki, geçmiş

    تأخذ Me'haz: Kaynak

    مأنوس Menus: Alışılmış

    مَبْدًا Mebde: Başlangıç

    محال Muhat: İmkânsız

    متشابهات Mütesabihat: Ma'nası açık olmayan âyet ve hadisler

    نَشْتَةِ أُخْرَى

    Nese-i uhra: Ölümden sonraki yeniden yaratılış

    نَشْتَةِ أولى Nese-i ala: İlk yaratılış

    نِعَمِ أَساسية Niam-ı esasiye: Esas ni'metler

    ثالثاً Salisen: Üçüncü olarak

    ثانياً Saniyen: İkinci olarak

    تعداد Ta'dad: Saymта

    تدلى Tedelli: Uzanıp sarkma

    تَكَرُرْ Tekerrür: Tekrarlanma

    تنبية

    Tenbih: Uyarma

    ترقي Terakki: Yükselme

    يذ Yed: El

    ضرورت Zaruret: Zorunluluk

    YanıtlaSil
  50. Ve kezá, bu makam, ni'metlerin ta'dadı veya ni'metler ile imtinan makamı değildir. Ancak insanları, gizli ve küçük ni'metlere tenbih ve ikäz etmek makamıdır.

    Evvelki makamlardaki 'tedelli' su 'tenbih' makamında terakki sayılır. Çünki gizli ve küçük ni'metleri insanlara göstermek ve insanları onların vücůduna ikäz etmek, daha layık ve daha lazımdır.

    Bu i'tibarla, şu mes'elemizde tedelli değil, terakki vardır.

    Sual: Mebde' ve me'haz i'tibariyle 'rikkatü'l-kalb' ma'nâsını ifade eden bu iki sıfatın

    Cenâb-ı Hakk hakkında kullanılması cáiz değildir.

    Eğer ma'nå-yı hakikilerinin lâzımı ve neticesi olan în'am ve ihsân kasdedilirse, mecazda ne hikmet vardır?

    Elcevâb: Bu iki sıfat, 'yed' gibi, ma'nâ-yı hakikileriyle

    Cenâb-ı Hakk hakkında kullanılması muhäl olan müteşäbihättandır. Müteşâbihâåtta ma'nâ-yı mecăzinin, ma'nâ-yı hakikinin lafzıyla, üslübuyla gösterilmesindeki hikmet, insanların me'lûf ve ma'lúmları olmayan ma'nåları ve hakikatleri zihinlerine yakınlaştırıp kabul ettirmekten ibårettir. Meselâ yed'in ma'nâ-yı mecâzîsi insanlara me'nûs olmadığından, ma'nâ-yı hakikinin şekliyle, lafzıyla gösterilmesi zarůreti vardır.

    Evvelen: Bu kelimeyi måkabline bağlattıran cihet-i münasebet, Rahmân ve Rahîm'in delâlet ettikleri ni'metlerin hamd ve şükür ile karşılanması lüzümundan ibarettir.

    Saniyen: Şu الحديث cümlesi, her biri niam-1 esâsiyeden birine işaret olmak üzere, Kur'ân'ın dört süresinde tekerrür etmiştir. O ni'metler de neş'e-i ûlà ile neş'e-i ûlâda bekā, neş'e-i uhrâ ile neş'e-i uhrâda bekä nimetlerinden ibårettir.

    Sâlisen: Bu cümlenin Kur'ân'ın başlangıcı olan Fâtiha Sûresi'ne fâtiha, yani başlangıç yapılması neye binâendir?

    Elcevab: Kâinâtın ve dolayısıyla insanların hilkatindeki hikmet ve gaye وَمَا عَلَقْتُ 1- ferman الجن والإنسَ إِلا لِيَعْبُدُونِ

    YanıtlaSil
  51. Elcevab: Kâinâtın ve dolayısıyla insanların hilkatindeki hikmet ve gaye وَمَا خَلَقْتُ

    1-ferman الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

    celîlince ibâdettir.

    YanıtlaSil
  52. baslarm simasına dikkat ediyor, diger 6 Chan bu konuda uyanyor ve eğitiyordu. Ona, "Sen çok hayırlı ve mübareksin" seklinde hitap ederek, olan bitenin onun yüzü

    TARINTE BUGÜN

    - 1950-27 yıllık

    Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı son buldu.

    Demokrat Parti yüzde 53 oyla tek başına iktidara geldi. Türkiye'de tek parti dönemi sona erdi.

    Dünya Çiftçiler Günü

    Dünya Eczacılık Günü

    14

    SALI

    TUESDAY

    MAYIS

    MAY

    BIR AYET

    Kendisine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için kıyamet günü büyük azap vardır.

    Ål-i imran Sûresi: 105

    BİR HADİS

    Namazı şartlarına uygun bir şekilde kılmak konusunda Allah'tan korkun.

    Beyhaki

    Ey insan! İbret alınız. Kurt, aslan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tanıyor, itaat ediyorlar. Sizlerin hayvandan, kurttan aşağı düşmemeye çalışmanız iktiza eder.

    Mektubat

    HİCRİ: 6 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 1 MAYIS 1440

    HIZIR: 9-GÜN: 135 KALAN: 231 - GÜN. UZ.: 2 DK

    YanıtlaSil
  53. nüyle Onur inde yeryüzü bütün ler. Halbuki kıyamet gunun tini hakkıyla bilemediler. tasarrufundadır; gökler de Onun kudretiyle dürüln ülmüştür" [meali alindeki aye yetini okudu. Ve dedi: "Cebbâr olan Allah kendini tâzîm ediyor ve buy uyuruyor ki: Ceb-un

    TARINTE BUGUN

    -1799- Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon Bonapart'ın komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.

    1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.

    1876 - Osmanlı

    Devleti'nde, basına sansür uygulaması başlatıldı.

    MAYIS

    10

    CUMARTESİ

    12 1446 ZİLKA'DE

    RUMÍ: 27 NİSAN 1441 HIZIR: 5

    BIR AYET

    İçinizden evli olmayanları, köle ve câriyelerinizden de evliliğe müsait olanları evlendirin. (Nur: 32)

    BİR HADİS

    Evlilikleri hakkında

    kadınların fikrini alınız. Dul, kendi arzusunu açıkça ifade eder. Bakirenin izni ise susmasıdır.

    (C. Sağîr, No: 18)

    Maişet derdi için, serseri, ahlâksız, frenkmeşrep bir kocanın tahakkümü altına girmektense, fıtratınızdaki iktisat ve kanaatle, köylü mâsum kadınların nafakalarını kendileri çıkarmak için çalışmaları nevinden kendinizi idareye çalışınız, satmaya çalışmayınız. Lem'alar

    YanıtlaSil
  54. Topolojik Kuantum Çipi

    Tekno-Yaşam

    Microsoft, "Majorana 1" adındaki topolojik çekirdek mimanii kuantum çipini tanıttı. Topolojik kübit geleneksel kübitlere kıyasla daha kararlı (kuantum mekaniksel bir sistemin klasik davranışlar göstermeye başlamadan süperpozisyon durumlarını daha uzun süre koruması) ve hata oranı (bir işlem sırasında geçen zamanın klasik davranışların ortaya pima süresine oranı) düşük bir yapı sunuyor. Topolojik kübitler, klasik bilgi işleme teknolojilerinde yan letkenlerin oynadığı role benzer şekilde, kuantum bilgi işleme teknolojilerindeki dönüşümün anahtarı olabilir.

    Varlığı kuramsal olarak öngörülen temel parçacıklar olan Majorana parçacıklarının kuantum bilgi işleme teknolojileri için önemli avantajlar sağlayacağı düşünülüyor. Dolayısıyla bu parçacıkları güvenilir bir sekilde üretmek ve kontrol edebilmek, işlemler sırasında meydana gelebilecek hatalan düzeltmeye yönelik zorlukları asarak buyük ölçekli kuantum bilgisayarlar oluşturmak

    için ihtiyaç duyulan daha kararlı kübitlerin geliştirilmesini sağlayabilir.

    Amazon tarafından geliştirilen "Ocelot" prototip kuantum Çipl ise özellikle hata düzeltme ve ölçeklenebilirlik sorunlarına odaklanıyor. Kedi kübitleri teknolojisini kullanan Ocelot, hata düzeltme algoritmaları kullanmadan belirli hata türlerini kendiliğinden ortadan kaldırarak veya etkisini azaltarak, kuantum hata düzeltme süreçlerini basitleştiriyor. Google'in Quantum Al ekibi tarafindan duyurulan 105 kübitlik "Willow" işlemcisi de hata oranını, hata düzeltme algoritmalarının çok daha verimli çalıştığı belirli bir değerin altına düşüren yani eşik altı kuantum hata düzeltmeye ulaşan ilk çip olarak dikkat çekiyor,

    Bu teknolojik gelişmelere rağmen, uzmanlar arasında kuantum bilgi işleme teknolojilerinin hemen pratik uygulamalara dönüşebileceğine dair şüpheler devam ediyor. Hata düzeltme ve ölçeklenebilir tasarımlar gibi teknik engellerin hālā çözülmediğini vurgulayan bilim insanları, işlevsel ve pratik kullanım için uygun kuantum bilgisayarlarının yaygınlaşmasının 10 ila 20 yıl gibi bir süre alabileceğini öngörüyor.

    https:/bit.lyitopo-kuant

    YanıtlaSil

  55. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    105 1 Mü'min kul Allah'a dua eder, Allah (z.c.hz.) Cibril (a.s.)'a der ki: "İstediğini yapma. Ben onun sesini seviyorum." Facir dua ettiğinde ise: "Ya Cibril (a.s.)! Hacetini yap. Çünkü ben onun sesini sevmiyorum" buyurur. Hz. Enes (r.a.)
    105 2 Kıyamet gününde ter yerde yetmiş kulaç gider ve insanların ağızlarına, kulaklarına kadar gelir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    105 3 Gadr eden kimse için kıyamet gününde bir bayrak dikilir ve: "Dikkat edin, bu falan oğlu filanın gadridir" denir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    105 4 Gazab şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateşi de ancak su söndürür. Sizden biriniz gazaba gelince abdest alsın. Hz. Atiyyetüssadi (r.a.)
    105 5 Gazab, Cehennem ateşinden bir alâmettir. (Dağlama ile yapılan işaret gibi.) Allah, gazab edenlerin kalb damarları üzerine bu ateşten yapılmış damgayı vurmuştur. Görmüyor musun ki, gazaba gelince, insanın gözleri kanlanır, suratları kızarır ve damarları şişer. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    105 6 İhtiyaç ve fakirlik ashabım için saadet, ahir zamanda ise mü'minler için zenginlik saadettir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    105 7 Fitne gelir, kulları fırtına gibi savurur. Bunun içerisinden âlim, ancak ilmiyle kendini kurtarır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    105 8 Fuhuş (her şeyde haddi aşmak) ve tefahuşun (lâfta hududu aşmak fena konuşmak) İslamda yeri yoktur. Kimin ki, ahlâkı güzeldir, o İslâm tarafından da güzeldir. Hz. Câbir (r.a.)
    105 9 Fitne gelir savrulur. Heva ve sabrı da beraber getirir. Kim hevaya tabi olursa onun fitnesi siyah (kara) olur. Kim de sabra tabi olursa, onun fitnesi ak (nur) olur. Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.)
    105 10 Adil kadı kıyamet günü hesaba getirilir. Hesabın şiddeti ile karşılaşınca: "Keşke iki kişi arasında bir hurma için bile karar vermemiş olsaydım" der. Hz. Ali (r.a.)
    105 11 Kadı, ayak kayacak noktalarda o kadar düşer ki, Medine ile Aden arası kadar Cehenneme düşer. Hz. Muaz (r.a.)
    105 12 Kabir ahiret menzillerinden ilk menzildir. Kim ki kabirde işi kurtardı, arkası iyidir. Kim ki işi kurtaramadı, arkası da çetindir. Hz. Osman (r.a.)
    105 13 Kur'an yedi vecih üzerine nazil oldu. Hangisini okursanız, isabet edersiniz. Kur'an üzerine münakaşa etmeyin. Çünkü o münakaşa küfürdür. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    105 14 Kalbler, Allah'ın parmaklarından ikisi arasındadır. İstediği gibi çevirir. Hz. Enes (r.a.)
    105 15 Cemaat, toplulukla namaz kıldığında, Allah onlardan hoşlanır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    105 16 Kâfir Cehennemde büyür. O kadar ki, bir azı dişi Uhud dağı kadar olur. Onun cesedinin bu dişe göre büyüklüğü, sizden birinizin cesedinin azı dişine nisbeti gibidir. Hz. Ebû Said (r.a.)
    105 17 Kâfirin dili kıyamette iki fersah (24.000 adım) arkadan gelir. Yani o kadar sarkar ki, herkes onu çiğner. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    105 18 Kafir, bir iş hususunda Allah'a dua eder, hemen yerine getirilir. Mü'min dua eder, hemen yerine getirilmez. Melâike bundan endişeye düşer. Allah buyurur ki: "Ben kâfire icabet ettim. Şunun için ki, Ben kâfire ve sesine gazab ederim. Benden duasını kessin ve Beni anmasın diye veririm. Mü'mine gelince, ağır davranırım. Benden ve Beni zikretmesinden kesilmesin diye. Çünkü Ben onu ve onun tazarruunu severim." Hz. Câbir (r.a.)

    YanıtlaSil

  56. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    481 1 İkindiden sonra güneş batıncaya, sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar namaz yoktur. Yalnız Mekke'de, Mekke'de. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    481 2 Cami komşusu için camiden başka yerde namaz yoktur. Hz. Câbir (r.a.)
    481 3 Yemek hazırken namaz yok, büyük küçük abdest zorlarken de namaz yoktur. Hz. Âişe (r.anha)
    481 4 Abdesti olmayanın namazı, besmele ile olmayanın abdesti yoktur. (Hayrı yok) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    481 5 Abdesti olmayanın namazı yoktur. Besmele çekmeyenin abdesti yoktur. Bana iman etmeyen Allah'a iman etmiş olmaz. Ensarı sevemeyenin de Bana imanı yoktur. Hz. Said İbni Zeyd (r.a.)
    481 6 Zarar vermek ve zarara zararla mukabele etmek de yoktur. Kim zarar verirse Allah ona zarar verir. Kim güçlük çıkarırsa Allah da ona güçlük çıkarır. Hz. Abr İbni Yahya (r.a.)
    481 7 Zarar vermek ve zarara zararla mukabele etmek yoktur. Bir adam komşusunun duvarına kiriş atabilir. Sahipsiz ve imar edilmemiş yerde yol yedi arşındır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    481 8 Allah'a masiyet olan yerde kimseye itaat yoktur. İtaat ancak meşru yerdedir. Hz. Ali (r.a.)
    481 9 Allah (z.c.hz.)ne isyan mahiyetinde olan yerde, mahluka itaat yoktur. Hz. İmran (r.a.)
    481 10 Malik olmadığın yerde talak yoktur. Malik olmadığın şeyde azad etmek yoktur. Malik olmadığın şeyde satış yoktur. Malik olmadığın şeyde nezre vefa yoktur. Allah Teala'nın rızası aranmayan şeyde nezir yoktur. Bir kimse günah işlemeye yemin ederse onun için yemin yoktur. Bir kimse sıla-I rahimi kesmek için yemin ederse onun için de yemin yoktur. Hz. Amr İbni Şuayb (r.a.)
    481 11 Hastalık sirayeti yoktur (Allah izin vermedikçe). Muharremin Sefer ayına tebdili de yoktur. Kuşu uğursuz saymakta yoktur. İki ay otuzar gün olmaz. Kim ahdini bozarsa Cennet kokusu koklayamaz. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    481 12 Kendiliğinden hastalık sirayeti ve şumluk yoktur. İyiye yorma hoşuma gider. İyiye yorma da güzel kelimedir. Hz Enes (r.a.)
    481 13 Kendiliğinden hastalık sirayeti ve şumluk yoktur. Kuş ötmesi üzerinde şumlarına da yoktur. Safer ayının şumluğu da yoktur. Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaç. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil

  57. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    229 1 Yalanın hepsi kaydolur. Müslümanın başından bir musibet defeden veya iyilik getiren yalan müstesna. Hz. Sevban (r.a.)
    229 2 Hoş söz sadakadır. Ve camiye giderken atılan her adım da bir sadakadır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    229 3 Mantar "'men'" (Beni İsraile inzal olunan nimet) dendir. Ve suyu da göze şifadır. H. Saad İbni Zeyd (r.a.)
    229 4 Kem'e (mantar) Allah Tealanın Beni İsraile indirdiği "men'dendir. Suyuda göze şifadır. Hz Saad İbni Zeyd (r.a.)
    229 5 "Kenud" ona derler ki, yanlız yer, taifesini men eder. Ve kölesini de döver. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    229 6 Kevser, Cennette bir nehirdir. Yanları altın, mecrası inci ve yakut, toprağı miskten iyi kokar ve suyu da baldan tatlı ve kardan beyazdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    229 7 Akıllı, nefsini güden (te'dib ve muhasebe eden) ve ölümden sonrası için amel eden kimsedir. Aciz de odur ki nefsini hevasına koyuverir ve Allah'a (iyi yapar inşaallah) diye temennide bulunur. Hz. Seddat İbni Evs (r.a.)
    229 8 Kur'an-ı meharetle okuyan kimse, vahiy memuru meleklerle beraberdir. Müşkilatla okuyan için ise iki sevap vardır. (emekleme ve okuma) Hz. Âişe (r. anha)
    229 9 Müzzine sesinin gittiği kadar mağfiret olunur. Ve ona o mesafedeki yaş ve kuru herşey şehadet eder. Namaza gelen adama da yirmibeş namaz sevabı yazılır. Ve onun iki namazı arasındakilere kefaret olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    229 10 Ezanda müezzin, kamette imam sahibi selahiyettir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.).
    229 11 Allah rızası için ezan okuyan müezin, ezan okuduğu müddetçe, kanı içinde kımıldayan şehid gibidir. Ona yaş ve kuru her şey şehaded eder. Ölürse, kabrinde kurtlanmaz. Hz. İbni ömer (r.a.).
    229 12 İhlaslı müezzin, kanı içinde yuvarlanan şehid gibidir. Ve o, ezanla kamet arasında istediğini Allah'tan ister. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    229 13 Müezzin Allah'ın davetçisi, imam Allah'ın nuru, saflar Allah'ın erkanı (izzeti ve askeri) ve Kuran Allah'ın kitabıdır. Öyle ise Allah'ın davetçisine icabet edin. Allah'ın nurunu alın. Allah'ın dininin erkanı (ana duvarı) olun ve Allah'ın kelamını da öğrenin. Hz. Ebû Saidil Ensari (r.a.)
    229 14 Müezzinler, kıyamet günü boyca insanların en uzunudur. Hz. İbni Zubeyr (r.a.)
    229 15 Müezzinler müslümanların iftarlarında da, sahurlarına da eminlerdir. Hz. Ebû Mahzure (r.a.)

    YanıtlaSil
  58. MASONLUK ve KAPITALIZM

    Sosyete sayfalarında her gün boy gösterenlerin, Türk halkını sömüre-rek kazandıkları paraları, açtıkları disko, gece kulübü ve benzer yerlerde harcavanların büyük kısmı Yahudiler ve Yahudi dönmeleridir. Kendi ara-larına kimsevi almaktan hoşlanmayan bu "üstün ırk" (!) ülkemizin re-fah ve zenginliğini paylaşıyorlar.

    Yapılan bu oyunları bütün çıplaklığıyla ortaya serecek "Dönmelik ve Masonluk" adlı kitabın hazırlığı içindeyiz. Türkiye'deki bütün dönmele-rin soy kütüklerini de bu kitapla beraber yayınlayacağız.

    Dinleri Dejenere Etmeleri

    Kendi kitapları olan Tevrat'ı, hırs ve tutkularına yönelik olarak tahrif eden Yahudiler, aynı yöntemi diğer dinlere uygulamaktan da geri kalma-mışlardır. Hak dine düşman olan hahamlar, en sinsi ve tehlikeli taktiklern-ni kullanmışlardır. Dinleri içten yıkmaya yönelik olan bu taktik Dönmelik-tir.

    Dönme Saul Hz. İsa'yı Tanrı İlan Ediyor

    Hıristiyanlık, Hz.İsa'nın ölümünden sonra da, Yahudilik için büyük bir tehlike oluşturmaya devam edince Yahudiler devreye yine klasik taktikle-rini soktular.

    Saul isminde bir Yahudi "Hıristiyan oldum" dedi ve adını Paul ola-rak değiştirdi. Yahudi Saul kendisine İsa'nın gökte görünerek İncil'in özü-nü anlattığını, buna göre gerçekte 3 tanrı olduğunu bunlardan birinin de Isa olduğunu iddia etti. Üçleme diye bilinen bu doktrinle Yahudiler daha gelişme aşamasında Hıristiyanlığın inanç yapısını dejenere etmeyi başar-dılar.

    Aziz Paul olarak tanınan bu Yahudi kendi düşüncelerini İncil'e "Pav-lus'un Mektupları" adıyla ekleterek de darbeyi tamamlamış oldu. Böylece "İbadet edecekleri bütün yerleri mutlaka harap edeceksin. (Tesniye Bölümü, 12/2)" şeklindeki Tevrat emri uygulanmış oldu.

    Dönmelerin İslam'ı bozmaya çalışmaları

    Hz. İsa'dan sonra yaşanan senaryo aynen Hz. Muhammed'in vefatın-dan sonra da sahnelendi. Din değiştirip müslüman olduğunu iddia eden İbn-i Sebe adlı Yahudi önce İran, Hint, Yahudi geleneklerini İslam'a sokmaya çalıştı. Ardından İslam Tarihi'ndeki ilk ihtilaf ve savaşı çıkardı. Hz. Osman'ın katledilmesini organize etti. Aziz Paul'ün Hz. İsa'yı tanrı ilan etmesi gibi "Sen bir ilahsın" diyerek Hz. Ali'yi Allah ilan etti. Ye-men Yahudisi Gafiki de bu bölücü hareketlerinde ona yardım etti.

    YanıtlaSil
  59. DIE İNSİDER

    ALLEN

    BAUMEISTER DER NEUEN WELT-ORDNUNG

    Band 2 Rockefeller CFR

    Bilderberger

    VAP

    Gary Allen

    Die Insider - Band 2

    Baumeister der "Neuen Welt-Ordnung"

    Band 2

    Rockefeller CFR

    Trilaterale Kommission

    Bilderberger

    256 Seiten, DM 29,80

    ISBN 3-922367-03-8

    Gary Allen'in Dünya baskıları 10 milyonun üzerindedir. Bu başlıkla 1976'da ROCKEFELLER-EVRAKLARI'nı yayınlamıştır. Yüzlerce kaynağı bir yere aktararak ve okura bugün bize sunulan YENİ DÜNYA DÜZENİNİ anlatmıştır ve böylece şaheser meydana getirmiştir. Bu yönde gelişen dünya olayları sayesinde bu yeni baskının güncel ekiyle birlikte, dünyayı gerçekte kimin yönettiğini göstermektedir.

    Rockefeller'in müttefikleri kapitalizm ve dünya sosyalizmini (eskiden komünizm) birleştirmeye çalışma çabaları, bu güç delisi ailenin cephe örgütleriyle birlikte hangi görev doğrultusunda çalıştığını bilirsek, bu çabalarını daha iyi anlayabiliriz.

    Bu elit sınıfın inanılmaz hedef tesbitiyle hiçbirşeyi umursamadan her hangi bir ülkeye karşı sürdürdüğü yöntemlerin bir milletin nasıl dilim dilim eğemenliğini kaybet-tiğini ve yok olmasını göstermektedir. Sonuçta 200 sene önce ortaya çıkan YENİ DÜNYA DÜZENİ sonunda yine karşımıza dikilmiştir.

    Bu konuyu ilk defa okuyan günümüzün insanına tamamen inanılmaz gelse bile, bu kanıt belgesi başka bir sonuç göstermemektedir. Süper zenginlerin dünya polisi ve Birleşmiş Milletler sayesinde sürdürülen totaliter dünya egemenliğini bu kitapta belge-lerle açık seçik gösterilmiştir.

    YanıtlaSil
  60. ÖMER FARUK İSPİR

    olmasına da vesile olmuştur. Ötesi Efendi Hazretleri, Sion Tarikatı üyesi pek çok kardinalle de tartışıp onlara İslam'ı tebliğ etmiş, git-tikleri yanlış yoldan dönmelerini, insanlara zulmetmemelerini söy-lemiştir vesselam.

    Derin Dünyayı İdare Eden Gizemli Aileler Deccal'e Hizmet

    Ediyor

    Deccal'in Askerlerini anlatıp da Deccale hizmet eden ve derin dünyayı idare eden gizemli ailelerden bahsetmeden geçemeyeceğim.

    Biraz da bu ailelere değinelim istedim.

    Derin dünya oluşumunda bulunan merkez isimlere baktığımız-da onların sadece bir ekonomik birlik içinde olmadıklarını görürüz. Diğer bir ifadeyle bu derin yapının üyelerini bir araya getiren sadece ekonomik çıkarlar değildir. Aynı zamanda etnik, dini, tarihsel bağ-larla beraber aralarında kan bağı vardır. Onlar kanlarının kutsal ol-duğuna inanmaktadırlar. Tarihten günümüze bazı aileler, dünyadaki gelişmeleri hem oluşturuyorlar ve hem de kontrol ediyorlar. Kendi-lerini de hanedan olarak anıyorlar. Aileler onların kendi ifadesiyle hanedanlar, içinde bulundukları toplumların imtiyazlı bir kesimine mensupturlar. İnsanüstü olduklarına inanıyorlar. Çok dar bir çerçe-vede yaşıyorlar. Ama çok geniş ilişkilere hükmediyorlar. Ailelerin inandıkları gibi söyleyecek de olursak onlar dünyanın efendileridir. Dolayısıyla dünyayı kontrol etme ve biçimlendirme yetkisini elle-rinde tuttuklarına inanıyorlar. Hepsi de ezoterik, okült, hermetik ve kabalist localara, cemiyetlere üyedirler. Yani anlayacağınız Tavisto-ck, Sion Tarikatı, Bohemian Kulüp gibi cemiyetlerle beraber dünyayı idare ederler. Onlar cemiyetlerden cemiyetler onlardan ayrılmazlar. Ellerinde olağanüstü bir servet olan global elitler bu sayede dünya mali piyasaları üzerinde de büyük etki sahibidirler. Aldıkları eko-nomik kararlar dünyayı ve insanları etkiler. Bunların dikkat çekici

    özelliklerinden biride şudur. Hepside bir ülkenin vatandaşıdır fakat ülkelerine karşı bağlılık hisleri taşımazlar. Aileler kanlarının kutsal-lıklarına inanırlar.

    Derin dünyanın merkezinde bulunan bir avuç aile mitolojik bir kan bağı kültüne inanıyorlar. Kanlarının kutsallığı her şeyin ötesin-

    443

    YanıtlaSil
  61. DECCAL'IN ASKERLERİ

    dedir. Çünkü kendilerinin tanrısal soydan olduklarına inanıyorlar. Kaderlerinin sırf ait oldukları kandan dolayı, dünyayı yönetmek ol-duğuna inandıkları için bu uğurda yapılması gereken ne varsa dü-şünmeden acımasızca yapıyorlar. Ayrıca bu ailelerin çocukları ge-nellikle birbirleri ile evlendiriliyorlar. Bunu yapmalarının sebebi ise kutsal kanlarının dışarıya çıkmasına izin vermemektir.

    Onların çok güçlü olmaları da üç şeye dayanıyor. Birincisi para, ikicisi silah ve üçüncüsü de sistemdir. Para onlarda kontrol edile-meyecek ve sayılamayacak kadar çoktur. O kadar çok paraları var ki isterlerse ülkeleri satın alabilirler. Silah sanayini de Amerika ve Avrupa'da kurdular. ABD ve Avrupa'daki silah şirketlerinin hepsi de ailelere aittir. Bütün bunlarla birlikte ekonomik hukuki sistem de onlara çalışır. Çünkü sistemi de kendilerine hanedan diyen aileler kurmuştur. Dünyayı idare eden hanedanlar toplumun dokunulmaz, ayrıcalıklı statüsündedirler. Ve dev malikânelerde yaşarlar. Sağa sola yağdırdıkları emirlerle her gün dünyayı değiştirir dönüştürürler. Sa-nılanın aksine toplum önüne çok az çıkarlar. Ama toplumun karar verici kişileriyle daima içli dışlıdırlar. 103

    Adamlar İncil ve Tevrat'ta ne yazıyorsa onu yapıyorlar. Biz ma-alesef Kuran-ı Kerim'de yazılı olanları yapmadık, Allah'ın emirleri-ni yerine getirmeyi zül gibi gördük. Umumi yerlerde ibadet eden Gayrımüslimleri pek çok insanımız alkışlar. Ah ne güzel her yerde ibadetlerini yapıyorlar. Ama aynı yerde namaz kılan bir Mümine öcü gibi bakarlar ve kınarlar. Bir Müslüman Kurandan örnek verirse hiç hoşlarına gitmez. Ama bu aileler dünyanın kaderine hükmeder-lerken İncil ve Tevrat'ı takip ediyorlar. Çünkü Deccal'in planı sah-te İncil ve Tevrat'larda yazıyor. Şimdi sizlere konuyla ilgili örnekler vermek istiyorum ki mesele daha iyi anlaşılsın. İncil ve Tevrat'a göre hanedanların dünyaya hükmetme programı şudur:

    Yeni bir dünya düzeni kuruluyor. İsrail ve Kudüs dünyanın başkenti olacak. Deccal'in tahtı Kudüs'te bulunacak. (Matta 23:2; Te-selya'lılara İkinci Mektup 2; Vahiy 11:8; Vahiy 18:24)

    103 Derin Dünya Devleti: Gizli Doktrinin Küresel Efendileri / Atilla Akar/Timaş Yayınları /7. Baskı Haziran 2005/Sayfa: 175-178.

    444

    YanıtlaSil
  62. ÖMER FARUK ISPIR

    Ticari ve siyasi yeni Babil kurulacak. (Vahiy 18; Yeremya 5; Zekeriya 5)

    Şeytanın gizemli Babil dini yeniden canlanacak. (Vahiy: 17)

    Dünya ekonomilerini kontrol edin. (Vahiy: 13)

    İblisler insanlığı silip süpürecek. Şeytani konuşmalar çoğala-cak. (Başlangıç 6; Vahiy 18:2; Vahiy 16:13; Teselya'lılara Mektup 2:1-4)

    Oysa İslamiyet'te kural, insanların birbirine üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece Allah'a yakınlıkta, takvadadır. Ticaret, üretim ve sa-nayi ancak insanların iyiliği içindir. Allah indinde tek din İslam'dır. Ekonomiyi ve ticareti insanın aleyhine kullanmak yasaktır. Haddin-den fazla kar etmek hoş görülmemiştir. İblis ve şeytan lanetlenmiştir.

    Kıymetli okurlarım, uzun yıllar 13 aileden onlarla ilgili gizem-lerden bahsedildi. Onların insanlık adına ama insan aleyhine yap-tıkları senaryolar hep konuşuldu. Ben burada sizlere dünyayı idare eden bu on üç aile dışında, çok konuşulmayan dört diğer ailenin sıra dışı öyküsünü ve faaliyetlerini yazacağım. Öğrendiklerinizden son-ra eminim çok şaşıracak ve ağzınız açık kalacaktır. Ailelerin gizemli öykülerini dinlemeye hazırsanız buyursunlar başlıyorum.

    Vanderbilt Ailesi

    Vanderbilt ailesinin kurucusu 4 Ocak 1877 yılında öldüğünde arkasında 185 milyar dolar servet bırakan Cornelius Vanderbilt'tir. Hollanda ve Amerika'da bulunan bütün demiryolları da Cornelius Vanderbilte aitti. Şimdi de torunlarına aittir. Tabii ki ailenin sahip olduğu demiryolları ve demir yolu şirketleri günümüzde sadece Amerika ve Hollandada değildir. Tüm Avrupa'nın demir yolu şir-ketleri Vanderbilt ailesinindir. Ailenin sadece demiryolu şirketleri olduğunu sanmayın. Dünyada vapur üreten fabrikaların da büyük çoğunluğu bu aileye aittir. Vanderbiltler kendilerine ait olmayan va-pur şirketlerinin de hissedarlarıdırlar. 1849 yılında dünyaya buharlı gemileri de Vanderbiltler sattılar. Aynı yıl Manhattan Tren Garı'nı da Cornelius Vanderbilt inşa ettirmiştir. Cornelius Vanderbilt'in 83 yaşında öldüğünde 13 çocuğu vardı ve hepsi de şirketlerinin başında

    445

    YanıtlaSil
  63. DECCAL'IN ASKERLERİ

    bulunuyordu. O çocukların torunları günümüzde maalesef dünya-nın idaresinde söz sahibidirler, 104

    Vanderbilt ailesinin Biltmore malikânesi ABD'nin Kuzey Caro-lina eyaletinde bulunmaktadır ve şato tarzında inşa edilmiştir. 1889 yılında inşa edilmeye başlanan şato 1895 yılından beridir dünyayı idare etme iddiasında olan ailelerin karargahıdır. Şato 16.300 met-rekare alanda yapılmıştır ve 250 adet odası bulunmaktadır. Şatonun çok küçük bir bölümü insanların da ziyaretlerine açık müzedir. Şa-tonun 230 odası ise insanlara kapalıdır. Çünkü hem Vanderbilt aile-si orada yaşıyor ve hem de şeytani aileler şatoda gizli toplantılarını yapıyorlar. Kaynakların yazdığına göre bu şatoya kamera sokmak yasak. Gezilen odalardan birisinin kapısında da "Tanrıların Mecli-si" yazmaktadır. Bu odanın duvarlarında Pan, Zeus, Posedion gibi şeytani sözde tanrıların yağlı boya tabloları da mevcuttur. Ayrıca odanın ortasına yerleştirilmiş çok büyük bir masa bulunmaktadır ve masanın her bir kenarında 13 adet oymalı sandalye vardır. Kendile-rini tanrı zanneden zavallılar maalesef kapısında "Tanrıların Mecli-si" yazan odada toplanıyorlar ve dünyaya hükmediyorlar. 105

    Vanderbilt ailesi, o kadar güçlü ki Amerika ve Avrupa Devlet-leri'nin silahlı kuvvetlerine emir verebiliyorlar. ABD'nin gelmiş ve geçmiş en zengin adamları bu ailenin üyesidirler. Ve kaynaklara göre onların kağıt parası da sahip oldukları mülk ve binalar da sayılamı-yor çünkü saymakla bitecek gibi değil. 106

    2 Ocak 2015 tarihinde Vanderbilt ailesi uluslar arası New York Ba-losu'nda dünyanın en zengin 45 Siyonist ve Sion Tarikatı mensubu iş adamını ağırladı. Baloya Rothschild, Rockefeller, Warburg, Walton, Hasburg, Bismarck ve Lazard gibi dünyayı yöneten aileler katıldı. Ba-loda 45 aile birbirlerine gelinler ve damatlar seçtiler. Kıymetli okurlar,

    104 Amerika'yı Kuran İş Adamları / Cemil Özyurt / 30 Temmuz 2013/https://www. paralimani.com/amerikayi-kuran-is-adamlari-yazisi-30576/

    105 İlluminati Entrika Çemberi / Texe Mars / Timaş Yayınları / 13. Baskı 2005 / Say-fa:82-103.

    106 Vanderbilt Tragedyası/Ümit Kıvanç/1 Ekim 2017/https://www.gazeteduvar.com. tr/yazarlar/2017/10/01/vanderbilt-tragedyasi/

    446

    YanıtlaSil
  64. ÖMER FARUK İSPİR

    bahsi geçen balonun ilki 1954 yılında yapılmıştı. Sonuncusu ise 2015 tarihinde organize edilmiştir. Balonun tek amacı sadece gelin ve da-mat seçmek değildir. Baloda dünyanın idaresiyle ilgili çok önemli ka-rarlarda alınmıştır. Geçmişte birçok İngiliz düşesi ve Avrupa ülkeleri-nin kraliyet ailelerinin erkeklerinin eş bulduğu aristokrasinin merkezi baloda, 2015 yılında hålå krallıkla yönetilen ülkelerin ve artık yöne-timde olmayan hanedan üyeleri de bulunmuşlardır. Amerikalı zengin ailelerinin çocuklarının da çağırıldığı toplantı Vanderbilt ve diğer aile-lerin de inandığı sözde kutsal kanı korumak için yapılıyor. Vanderbilt ailesinin ev sahipliğini yaptığı 2015 uluslar arası New York balosunda, biyolojik savaş ve sanal para konularıyla ilgili pek çok konu müzakere edilip karara bağlanmıştır. O gün o toplantıda alınan kararların yansı-malarını maalesef bugün masum insanlar yaşıyorlar. 107

    Onassis Ailesi

    Kıymetli okurlarım Onassis Ailesi, Yunanistan'ı idare eden şey-tani ailelerdendir. Aynı zamanda dünyayı yöneten ailelerin içinde de söz sahibidirler. Ailenin kurucu lideri Aristotle Onassis, 1906 yılında İzmir'de dünyaya gelmiştir. Babası Sokrates Onassis'in ge-mileri vardı. Aristotle babasının mirasını devraldıktan sonra ilk iş olarak Mason sonra da Sion Tarikatı'na üye olmuştur. Localara üye olan Onassis'in yükselişi çok hızlı olmuştur. Dünya üzerinde sürek-li gemi, vapur hatta savaş gemisi satın alan ailenin dünya üzerinde bilinen 5000 adet gemisi bulunkatadır. Onassis Ailesi'nden izin al-madan hiç kimse deniz taşımacılığı yapamaz, bir çakıl taşını bile bir yerden bir yere götüremez. Ailenin kurucu lideri Aristotle Onassis, İngiltere başbakanı Winston Churchill de dâhil olmak üzere 1975 yılında ölünceye kadar pek çok ülke başbakanını parmağında oynat-mış, karşılarında bacak bacak üzerine atarak oturmaktan da büyük keyif almıştır. 108

    107 Dünyanın En Zengin 45 Siyonist Allesi 60. Kez Bir Araya Geldi/2 Ocak 2015/https://www.islamidavet.com/dunyanin-en-zengin-45-siyonist-ailesi-60-kez-bir-araya-geldi//

    108 Onassis Ailesinin Efsanesi: Aristotle Onassis / 15 Mart 2020/ https://komsudaneolu-yor.net/onassis-ailesinin-efsanesi-aristotle-onasis//

    447

    YanıtlaSil
  65. DECCAL'IN ASKERL

    Kaynak: https://komsudaneoluyor.net/onassis-ailesinin-efsanesi-aristotle-onasis/

    Aristotle Onassis, Ingiltere Başbakanı Winston Churchill ile Görüşürkenki Rahatlığın-dan da Anlıyoruz ki Ailelerin Gücü İngiliz Başbakan'ın Üzerindedir.

    Ülke başbakanlarına her istediğini yaptıran Aristotle Onassis, İkinci dünya Savaşı yıllarında da İngiltere ve Amerika'ya nakliye ve savaş gemisi sağlamıştır. Aileler sözde kutsal kanlarının aile dışına çıkmasına asla izin vermezler demiştim. Bu manada Aristotle Onassis de ilk eşi öldükten sonra hanedanlar meclisinin kararıyla 1968 yılında ABD eski başkanı John F. Kennedy'nin dul eşi Jacqueline Kennedy ile evlendirilmiştir ve ölene kadar da onunla evli kalmıştır. Onassis ailesi-nin hanedanlar meclisindeki görevi dünya uyuşturucu trafiğini kont-rol etmek, porno sektörünün büyümesini ve yayılmasını sağlamaktır. Aristotle Onassis 15 Mart 1975 yılında ölmüştür. Onun ölümünden sonra aile dünyayı yöneten ailelerden sayılmakla ve küresel aileler-den olmakla birlikte yine de hanedanlar meclisinden çıkarılmışlardır. Onassis'in vazifelerini ise Rockefeller ve Bundy aileleri almıştır. Onas-sis ailesi şu anda dünya üzerindeki karanlık ailelerin ve kraliyetle yö-netilen ülkelerin silah, para ve mallarını gemileriyle taşımakta yerinde bir deyimle Deccale ulaştırma ve nakliyede yardımcı olmaktadır.

    Onassis ailesi ile ilgili ilginç bir konu var. Diğer ailelerin tarihi oldukça eski. Onasis ailesi ise bu aileler arasına sonradan Aristotle Onassis ile girmiş ve onun ölümü ile de hanedanlar meclisinden çı-karılmıştır.

    448

    YanıtlaSil
  66. ÖMER FARUK ISPIR

    Astor Ailesi

    Astor hanedanlığı, Türkiye de dâhil olmak üzere pek çok ülkede uyuşturucu baronlarıyla birlikte çalışmaktadır. İsrail'in MOSSAD istihbarat örgütüne ve Amerika'nın CIA istihbarat servisine yüklü miktarda paralar vermektedirler. Karşılığında ise onlardan uluslar arası alanda dokunulmazlık ve koruma almaktadırlar. Ayrıca her türlü pis işlerini de istihbarat servislerine yaptırmaktadırlar. Astor Ailesi dünya üzerinde pek çok yardım derneklerinin ve vakıfların da kurucusudurlar. Çünkü bu sayede yaptıkları pis işleri aklayabilmekte ya da saklamaktadırlar. ABD ve İsrail'in bilim ve uzay teknolojisine parasal yardım yaptıkları gibi üretilen teknolojileri de dünya çapın-da marka haline getirip satmaktadırlar.

    Astor hanedanlığının kurucusu John Jacob Astordur. 1763 ta-rihinde Yahudi Astor Ailesinin ilk çocuğu olarak Almanya Baden Dükalık'ında doğmuştur. 21 yaşında Amerika'ya gelen Jacob Astor, 24 yaşındayken Newyork City Holland Lodge Mason Locası'na ka-bul edilmiştir. Jacob Astor'un katıldığı Mason Locasının Sion Tari-katı'yla da çok iyi ilişkileri vardı. O yüzden kendisi Sion Tarikatı'na da üye olmuştur. 1788 yılında üstat Mason olan Astor, aynı yıllarda Amerika emlak piyasasını da ele geçirmiştir. Hızla yükseldiği emlak piyasasında artık New York gayrimenkul fiyatlarını o belirler hale gelmiştir. Jacob Astor Amerika'da deniz taşımacılığı işine de girmişti ve devrinin hükümetinden gemileri için diplomatik dokunulmazlık hakkı da almıştır. 1812 Amerika iç Savaşı'nda servetine servet kat-mıştır. Astor daha sonra eline geçirdiği çok özel belgeler sayesinde İngiliz istihbaratının önemli bir adamı oldu. İçeriği hala açıklanma-yan o belgelerin bugün bile açıklansa yeri yerinden oynatacağı ilim çevrelerinde konuşulmaktadır.

    Jacob Astor, satanist bir aile olarak bilinen Brevoort ailesinin kızı Todd ile de evlenerek satanizmi de ailesine taşımıştır. Jacob Astor 1818 yılında bu kez afyon ticaretine el atmıştır. Çin'den gemileriyle Amerika'nın her kıyısına afyon taşımaya başlamıştır. Ve kısa zaman-da çok büyük bir servetin sahibi olmuştur.

    449

    YanıtlaSil
  67. DECCAL'IN ASKERLERİ

    Astor ailesinin hükümetin gizli bilgilerine rahatça ulaşabildiğini belirtmiştim. Nitekim bunun semeresini de her fırsatta aldılar. Elle-rine geçirdikleri bilgilerle ilerde tren ya da kara yollarının geçeceği ve değer kazanacağı belli olan arazileri de satın aldılar. 1837 yılında Amerikada ortaya çıkan mali bunalım Jacob Astor için işin balı kay-mağı olmuştur. İpotek karşılığı emlak sahiplerine yüksek faizle kre-diler vermeye başladılar. Bu sayede serveti saymakla ve harcamakla bitirilemeyecek bir hale gelmiştir. Hal böyle olunca Jacob Astor da Ulusal Hamilton Bankı kurdu. Bu bankanın şöyle bir özelliği bulu-nuyordu. ABD'nin parası bu bankada duruyordu ve Astor devlete borç para veriyordu. John Jacob Astor'dan sonra torunları da dede-lerinin yolundan yürüdüler ve hala da dedelerinin yaptığını yapıyor-lar. Şu anda günümüzde New York'taki diğer üst düzey ailelerin ve şirketlerin içinde adamları vardır. 1890 yılından sonra Amerika'yı terk eden Astor hanedanlığı, tüm aile üyeleriyle birlikte İngiltere'ye gitmiştir. O gün bu gündür İngiltere'yi yöneten hanedanla birlikte dünyayı idare etme iddiasındadırlar. Çıkarılan her savaşta ve patlak veren her ekonomik krizde muhakkak müdahaleleri yönlendirmele-ri bulunmaktadır. Ailenin sadece kayıt altında olan parası 70 milyar dolardır. Araştırmacılar Astor ailesinin kayıt altında olmayan para-sının da kayıt altında olan 70 milyar doların en az 5 katı olduğunu söylemektedirler. Filmlere ve dizilere konu olan lüks Waldorf Asto-ria oteli de onlara aittir. Bu Astoria oteller zincirini dünyanın her tarafına da yaymışlardır. Günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde sadece zenginlere hitap eden Astoria otelleri bulunmaktadır.

    Şeytani yapı özellikle 1900 yılından sonra uluslararası kuruluşlar oluşturmuştur. 1900 yılından sonra oluşturulan bu kuruluşların en büyük mali destekçisi de tabii ki Astor ailesiydi. 1919 yılında İngil-tere'de kurulan Uluslararası İlişkiler Kraliyet Enstitüsü ve Amerika Dış İlişkiler Konseyi CFR'nin kuruluş paralarını da Astor ailesi ver-miştir. 109

    109 İlluminatı Entrika Çemberi / Texe Mars / Timaş Yayınları / 13. Baskı 2005 / Say-fa:37-99.

    Dünya'nın Derin Devleti İlluminati / Ali Kuzu / Kariyer Yayıncılık / İstanbul 2015/sayfa:

    78-83.

    450

    YanıtlaSil
  68. pa ülkesinde sozu

    sahiptirler. Ülkelere kurdukları danışmanlık şirketleriyle ülkelerin partilerine de çok büyük oranda sızmışlardır. Ailenin bilinen ilk lideri 7 ekim 1963 yılında ölen avukat Harvey Hollister Bundy'dir. Onun ölümüyle ailenin başına politikacı Mc George Bundy geçmiş-tir. 16 Eylül 1996 yılında ölümüyle ailenin liderliği kardeşi William Bundy'ye verilmiştir. Ancak o da 6 Ekim 2000 yılında ölmüştür. Wil-liam Bundy'nin ölümünden sonra aile liderinin kim olduğu saklan-mış açıklanmamıştır.

    Bundy ailesinin gelişmiş pek çok ülkede gayrimenkulleri bulun-maktadır. Ancak onların en önemli işi silah fabrikaları kurmak, yö-netmek ve dünyaya silah satmaktır. Zaten şu anda Bundy ailesinin fabrikaları 24 saat esasına göre çalışarak silah üretmekte, çıkacak üçüncü dünya savaşına hazırlanmaktadırlar. Size Bundy ailesinin ne kadar önemli olduğunu şöyle anlatayım. Atom bombası yapımında ve geliştirilmesinde, Manhattan projesinde görev alan kişi Harvey Hollister Bundy'dir. ABD'de devlet başkanlarına danışmanlık, savaş bakanlığı sekreterliği ve hazine bakanlığı yapmıştır. Ailenin sonraki yılların lideri olan William Putnam Bundy ise CIA içerisindeki en önemli adamlardan bir tanesiydi. Adeta CIA ile bütünleşmişti. Bu acımasız servisi o çekip çeviriyordu. Bundy ailesi günümüzde para-dan para kazanarak, ülkelere para satarak ve silah ticareti yaparak varlığını sürdürmektedir. Ayrıca sanal ve kripto para konusunda da son derece etkindirler. Ötesi İngiltere, Fransa, Almanya, Hollan-da, İspanya, Danimarka, İsveç ve Norveç gibi ülkelerde kurdukları danışmanlık ve avukatlık şirketleriyle kral, kraliçe, devlet başkanı,

    451

    YanıtlaSil
  69. DECCAL'IN ASKERLERİ

    başbakan ve bakan düzeyindeki devlet yöneticilerini siyasi olarak etkilemektedirler. 110

    Şimdilik Deccal'in Askerlerine ara veriyorum. Siz yazdıklarımı hazmedip tefekkür edip etrafınızla paylaşırken ben inşallah kitabın ikinci cildini yazıyor olacağım. Ara vermeyi ben de istemezdim. La-kin kaleme aldığım satırlar içerdiği konular itibariyle hem ağır hem de hazmı zor mevzulardır. Bu yüzden de Deccal'in Askerleri sizin kitabı soluksuz okumanız için bir arayı hak ediyor. Yeni kitapta gö-rüşmek üzere, Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Aziz va-tanıma ve siz değerli okurlarıma esenlikler dilerim.

    İstanbul, 5 Temmuz 2020

    YanıtlaSil
  70. KAYNAKÇA

    KİTAPLAR

    1. Amerikan Gizli Hükümeti / Anthony C. Sutton / Koridor Yayıncalk/Baskı 2005

    2. Bilimin Öncüleri/Cemal Yıldırım/Bilim ve Gelecek Kitaplugs / Ekim 2014 /28. Baskı

    3. Binlerce Yıldır Vatikan'ın Yasakladığı İnciller - Gnostik Inciller/Seref Mer can/Nokta Yayınları /1. Baskı Haziran 2007

    4. Bir Destandır Çanakkale / Vehbi Vakkasoğlu / Nesil Yayınları / 24. Backs/Israil'e Giden Yol Çanakkale Tepelerinden Geçti

    5. Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid / Vahedttin Engin / Yeditepe Yo yınları

    6. Bir İstanbul Tarikatı Cerrahilik Pir Nureddin Cerrahi Ve Cerrahi Tarikats/Ketebe Yayınları / Mehmet Cemal Öztürk/Basım Tarihi: 2018

    7. Bir Türk Casusunun Mektupları / Aytuınç Altındal / Alfa Yayınları / 1. Basım Aralık 2010

    8. Büyük Osmanlı Tarihi / Enver Ziya Karal / Turk Tarih Kurumu Yayınları 15. Cilt

    9. Cumhurbaşkanı Özal nasıl öldürüldü? / Turgay Şık /akis Kitap yayıncılık / basım yılı:2018

    10. Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi (1923-1950)/ Yahya Sezai Te zel/Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

    11. Da Vinci Şifresinin Çözümü / Martin Lunn / Marka Yayınları / basım tarihi: 2005

    12. Dahi Diktatör / Prof. Dr. Celal ŞEngör / Ka Kitap

    13. Derin Dünya Devleti: Gizli Doktrinin Küresel Efendileri / Atilla Akar/Timaş Yayınları/7. Baskı Haziran 2005

    14. Dijital Tapınak / Haluk Özdil / Destek Yayınları / 3 Ekim 2019/ "Rus denizaltısına Yapılan Siber Saldırı Türk Topraklarında Yapıldı" Başlığı

    15. Dünya'nın Derin Devleti Illuminati / Ali Kuzu / Kariyer Yayıncılık /Istanbul 2015

    16. Dünyada ve Türkiye'de Ruhçuluk / Ata Nirun / Wizart Yayıncılık / 1. Baskı Şubat 2016

    17. Dünyanın Gizli Efendileri / Turgut Gürsan /1. Baskı: İstanbul, Hazi-ran 2017/Pegasus Yayınları

    18. Dünyayı Yöneten Yahudiler / Hüseyin Sağlam/ Cinius Yayınları / 1. Baskı Nisan 2012

    453

    YanıtlaSil
  71. DECCAL'IN ASKERLERI

    19. Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi/Cihangir Gener/Bilgelik Okulu Ya yınları/14 Kasım 2014

    20. Ezoterik Öğretiler Ansiklopedisi/Cihangir Gener/Bilgelik Okulu Yayınları

    21. Geçmişin Kehaneti Ayasofya İstanbul'un Antik Gizemi / Şafak Tunç /Motto Yayınları/2018

    22. Geçmişten Günümüze Papalık / 1. Baskı 2009/Insan Yayınları/Bekir Zakir Çoban

    23. Geri Sayım: Küresel Sorunlar / Dr. Halit Kakınç / Wizart Yayıncılık /1. Baskı Eylül 2015

    24. Gül-Haç Evren Kavramı / Max Heindel / Hermes Yayıları /1. Basın Mart 2019/Çeviri: Ersen Yılmaz

    25. Harp Ve Mütareke Yıllarında Osmanlı Imparatorluğu'nun Ekonomisi/Vedat Eldem/Türk Tarih Kurumu

    26. Hazreti İsa'nın 114 Hadisi Mücahid Toma'nın Kitabı / Ahmed Yüksel Özemre/Sufi Kitap Yayıncılık / Eylül 2005

    27. Hermesler Hermesi Islam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce/Mahmud Erol Kılıç / Arkeoloj ve Sanat Yayınları / Basım Tarihi: 2010

    28. Ibrahim Has / Erenler Kitabı (Tezkiretü'l Has)/H Yayınları / Mustafa Tatcı/1. Baskı 2017

    29. Ikdam Gazetesi 17 Nisan 1919 Tarihli Müshası.

    30. İktisadi Ve İçtimai Türkiye Rakamlarla Cilt 3 "Türkiye'de Sanayi / Is-mail Hüsrev Tökin / T.C. Başbakanlık İstatistik Genel Müdürlüğü

    31. Illuminatı Entrika Çemberi/Texe Mars/Timaş Yayımları/13. Baskı 2005

    32. Incil/Kitabı Mukaddes Şirketi/1999/Romalılara Mektup (11) 26. Bölüm Romalılara Mektup 9,10 Bölüm: 32-33

    33. ingiliz casusunun itirafları / m. sıddık gümüş / hakikat kitapevi/fatih istanbul eylül 2006

    34. Islam ve Bilim: Islam Medeniyeti'nde Bilimler ve Tarihi Esasları/ Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr/Insan Yayınları / Basım Tarihi: 2006

    35. Islam, Laiklik ve Aydınlanma Savaşı/Taner Timur / Yordam Kitap Ba-sım Yayınevi / 1. Baskı Nisan 2019

    36. Karanlığın Işığı: Okült Evrene Yolculuk/Ata Nirun/Wizart Yayıncılık /2. Baskı 16 Aralık 2016

    37. Kehanet Geçmişten Geleceğe Kıyamet / Ata Nirun, Belkıs Huri Dala man/Wizart Yayıncılık / Temmuz 2018

    38. Kehanetler Kitabı / Çevirmen Aytunç Altındal/Laonicus Chalcondyles / Destek Yayınları / Şubat 2018/

    39. Klasik Yunan Mitolojisi / Şefik Can/ Ötüken Yayınları

    454

    YanıtlaSil
  72. ÖMER FARUK ISPIR

    40. Kutsal Kitabın Yorumu/ Isaac Newton - Çeviri Emre Alagöz / Panama Yayınları/2. Baskı Mayıs 2016

    41. Meryem Bülbül Dağı'nın Sırrı / Ata Nirun / Wizart Yayıncılık / 2. Baskı Mart 2016

    42. Michael Tamm, Reflections On Magical Warfare, Boston, 1990

    43. Misyonerlik Karşısında Türkiye / Samiha Ayverdi/ Kubbealtı Yayıncılık /1. Baskı 1969-3. Baskı 2005

    44. Örgütler ve Tarikatlar - Yeryüzünün Efendileri / Şeref Mercan / Nokta Kitap Yayıncılık /1. Baskı / Ocak 2006/

    45. Osmanlı Imparatorluğu'nda Çalışma İlişkileri: 1850-1920 Türkiye Ça-lışma İlişkileri Tarihi / Ahmet Makal/Imge Kitabevi Yayınları

    46. Osmanlı Sanayi Devrimi / Edward Clark / Belgelerle Türk Tarihi Der-gisi/Çeviren Yavuz Cezar

    47. Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (18. Yy) /Ramazan Muslu / Insan Ya-yınları/1. Baskı/İstanbul Haziran 2003

    48. Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl) / Hür Mahmut Yücer/In-san Yayınları/2. Baskı İstanbul Haziran 2004

    49. Osmanlı Türkiye İktisadi Tarihi / Şevket Pamuk / İletişim Yayınları

    50. Paris Kulübü/Steve Berry/Bilge Kültür Sanat yayıncılık/1. Basım Ocak 2011

    51. Peter Thomkins, The Magic of Obelisks, New York, 1982

    52. Pozitivizmin Türkiye'ye Girişi / Murtaza Korlaelçi / İnsan Yayınları /İstanbul 1986

    53. Rolf Alexander / Creative Realism / New York 1954

    54. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i sarih Tercümesi ve şerhi Beşinci baska II.Cilt

    55. Suikastlar/ Atilla Akar / Timaş Yayınları / 3. Baskı / Ekim 2005

    56. T.D.V Islam Ansiklopedisi- Habeş El Hasib Maddesi/ 14. Cilt

    57. Tanınmayan Büyük Çağ İslam Bilim Teknoloji Tarihi / Prof. Dr. Fuat Sezgin/Timaş Yayınları / İstanbul 2010

    58. Tapınak Kanunları- Gizlenen Talmud yasaları / Mavi Çatı Yayınları /İstanbul, Şubat 2018/ Hakan Yılmaz Çebi

    59. Tapınak Şövalyeleri Ve Nöro- Mesih / Dr. Ramazan Kurtoğlu / Destek Yayınları / Kasım 2017

    60. Tevrat'ın Şifresi / Michael Drosnin / Cep Yayınları / 1. Cilt 1. Basım 1999/2. Cilt 1. Basım 2003

    61. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi / 33. Cilt

    62. Vatikan Ve Tapınak Şövalyeleri / Aytunç Altındal / Eylül 2002 Ankara /yeni Avrasya Yayınları

    455

    YanıtlaSil
  73. zeteduvar.com.tr/yazarla

    124. Victor Hugo Hakkında Az Bilinen 10 Şey / Fikriyat.com/ 28 ağus tos 2018/ https://www.fikriyat.com/edebiyat/2018/08/28/victor-hugo-hakkin-da-az-bilinen-10-sey

    125. Victor Hugo 'nun KEHANETİ !! Notre Dame 'in Kamburu Kitap Yoru mu | Yazarın Hayatı | Katedral Yangını (Betül palacı- yayın tarihi: 1 haziran 2019. https://www.youtube.com/channel/UCXF3znBGoL5RkcuKECZ8ZDg/featured

    126. Victor Hugo'nun Kehaneti !! Notre Dame'ın Kamburu Kitap Yorumu Yazarın Hayatı- Katedral Yangını / 1 Haziran 2019 / Betül Palacı / https://www. youtube.com/watch?v=6QEO_Q8S-bc

    127. Whoops, Wrong Santa Cruz! / Kasım 2009 / https://discussions.fligh-taware.com/t/whoops-wrong-santa-cruz/8781/

    128. Yayınlanmamış Bir Kitabın Hikayesi / İbrahim Altay / 13.1.2015/ht-tps://www.sabah.com.tr/kitap/2015/01/13/yayimlanmamis-bir-kitabin-hikayesi

    129. Yeni Bir Din, Yapay Zeka, Dijital Tanrı / Gizli Gerçekler Programı 1. Bölüm / Medya 24 TV/9 Eylül 2019/Konuk: Haluk Özdil

    130. Yerçekimini Newtondan Önce Bulan Türk Alimi / https://marpatas. com/yercekimini-newtondan-once-bulan-turk-alimi-kim/

    131. Yolu Türkiye'den Geçen Simyacı Nicolas Flamel / Mustafa Barış Özkök / 14 Haziran 2017/ https://www.barisozkok.com/yolu-turkiyeden-gecen-simya-ci-nicolas-flamel/.

    132. Zaman Sanatı ve Saatçi Eflakî Dede / Alpaslan Paşaoğlu / 20 Mayıs 2019/https://www.art-his.com/zaman-sanati-ve-saatci-eflaki-dede/

    133. Zamanda Yolculuk Deneyi / 15.07.2014 / (https://www.cnnturk. com/2011/bilim.teknoloji/bilim/03/17/zamanda.yolculuk.deneyi/610259.0/in-dex.html/

    464

    YanıtlaSil
  74. 1

    2

    DECCAL'İN ASKERLERİ

    Kaynaklarıyla Deccal'in 5000 Yıllık Sisteminin Bugüne Kadar Anlatılmamış Derin Hikâyesi

    Da Vinin Şifresi tyla dünyayı sarsan Sion Tarikatı'nın hiç anlarış yüzünü, Türkiye'deki faaliyetlerini ve gelecek tarını okuyacak, büyü ve cinleri kullanan metafizik istihbaratın operasyonlarını, şifrelerini ve daha birçok sırrına ilk defa böylesine derin bir şekilde şahit olacaksınız Kaynaklarıyla beraber okuyacağınız bu eser, size gerçek siyasetin ve savaşın illegal yüzünü gösterecek. Devletler ötesi casusluk savaşları, medyaya düşmemiş, daha doğrusu saklanmış operasyonlar, olaylar ve isimler hepsi bir arada. Bu kitapta yazanları okuyup anlattıkça insanlar "Bu kadar şeyi nereden biliyorsun?" diye sormaya başlayacak. Eğer sen de korkunç ve illegal gerçekleri okumaya "Allah'ım aklıma mukayyet ol!" diyeceğin ifşalara erişmeye hazırsan kitabın ilk sayfasını açman yeterli. Akıcı ve sıra dışı üslubuyla bu kitap seni bir daha bırakmayacak.

    www.lonskitan.com

    Eskişehir İl Halk Kütüpha

    YanıtlaSil
  75. DECCAL'İN ASKERLERİ

    Yayıncı Sertifika No 52272

    Genel Yayın Yönetmeni Ersin Yalçın

    Editör Pınar Tekin

    Sayfa Tasarımı Lopus

    Kapak Tasarımı Betül Akyar

    1.Baskı Eylül 2020

    3.Baskı Temmuz 2022

    ISBN 978-605-7948-33-5

    Lopus

    Lyayınevi ayinev

    Baskı / Cilt: Salmat Basımevi

    Sebze Bahçeleri Caddesi (Büyük Sanayi 1. Cad.) Arpacıoğlu İş Hanı

    No: 95/1 İskitler/ANKARA

    Matbaa Sertifika No: 47771

    Kitabın tüm yayın hakları Lopus Yayınlarına aittir.

    Tanıtım amacıyla, kaynak göstermek şartıyla yapılacak kısa alıntılar dışında, yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir elektronik ortamda, e-mail veya mekanik araçla kopya edilemez, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

    Lopus Yayınları®

    Uyanış Mah. Itri Cad. 57/A

    Keçiören/ANKARA

    YanıtlaSil
  76. 20

    İHLAS

    Hz. Ali'nin şöyle buyurduğu rivayet edilir.

    Bir kimsenin riyakâr olduğunu gösteren dört alamet vardır:

    1. Tek başına olduğu zaman tembeldir.

    2. Başkalarının yanında çalışkan gözükür.

    3. Bir davranışı sebebiyle övüldüğünde onu daha çok yapar.

    4. İnsanların kınadığı davranışlarını da azaltır.

    Şakik b. İbrahim Zahid şöyle diyor:

    Bir amelin güzelliği şu üç şeyle belli olur:

    1. Ameli yapma gücünü Allah'ın verdiğinin farkında olmak. Böylece kişinin kibri (kendini beğenmişliği) ortadan kalkmış olur.

    2. Kişi amelini sırf Allah rızasını gözeterek yapmalıdır. Böylece nefsi-nin arzularını yok etmiş olur.

    3. Yaptığı amelin sevabını yalnızca Allah'tan bekleyecek. Böyle ya-parsa gösterişten kurtulur.

    Bu üç hususa dikkat edilerek yapılan ameller sırf Allah için yapılmış olurlar.

    Şimdi bunları biraz açıklayalım:

    Kişi amelin Allah'tan olduğunu bilecek. Çünkü ona amel etme imkâ-nı veren Allah'tır. Kişi bunu bildiği zaman ameli ile övünmeyeceği gibi daima Allah'a şükür ile vaktini geçirir.

    Kişi yaptığını sırf Allah rızasını gözeterek yapacak. Yani, herhangi bir iyilik yapacağı zaman düşünecek; gayesi sırf Allah'ın rızasını kazanmak ise bunu yapacak aksi halde yapmayacak. Böylece nefsinin isteklerine uyarak bir iş yapmaktan kurtulmuş olur.

    Çünkü Allah Teâlâ, nefis hakkında şöyle buyurmaktadır:

    إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ

    "Şüphesiz her nefis, çokça kötülüğü emreder."

    Kişi amellerinin karşılığını sadece Allah'tan beklemelidir. Ancak bu durumda insanların sözlerine aldırmayıp, sırf Allah rızası için amel etme-nin zevkine ermiş olur.

    Nitekim hükemadan birinin şöyle dediği anlatılır:

    Yusuf 53

    YanıtlaSil
  77. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    21

    Kişi amel ederken koyun çobanını örnek alıp, onun gibi davranma-hdır.

    Bu nasıl olur? diye soranlara şu cevabı verdi:

    Nasıl ki, koyun çobanı namaz kılarken bununla koyunların övgüsü-nü kazanmayı hedeflemiyorsa kişi de kıldığı namazla insanların beğenisini değil sırf Allah rızasını amaç edinmelidir. Ayrıca tek başına olduğunda da insanların yanında da yaptığı amel aynı olmalıdır.

    Bir bilge kişide şöyle diyor:

    Amelin her türlü riya ve eksiklikten kurtulmuş olması dört şeye bağlıdır:

    1. Amele başlamadan önce konu ile ilgili bilgi sahibi olmak.

    Çünkü bilgisiz yapılan bir amel sahibine fayda sağlamayacağı gibi böyle bir amelin zararı faydasından çok olur.

    2. Başlarken niyet etmek.

    Çünkü amellerin faydası niyetle gerçekleşir. Nitekim bu konuda Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

    "Şüphesiz ki, amellerin sevabı niyetlere göredir. Herkese de niyetinin karşılığı vardır.""

    Namaz, oruç, hac, zekât ve diğer ibadetlerin sahibine fayda sağlayıp, sevap kazandırması ancak niyetle mümkündür. Dolayısıyla bunlara baş-larken niyet etmek gereklidir.

    3. İşi yaparken sabır göstermek.

    Kişi ibadet esnasında sabırlı olmalı. Böylece onu huzurlu bir şekilde tamamlamış olur.

    4. Ameli ihlâsla tamamlamak.

    Çükü amellerin kabul edilmesi ancak ihlâs ve samimiyetle yapılmala-rına bağlıdır. Kişi samimi olarak amel ettiğinde Allah bunu kabul edeceği gibi, insanların kalbini ona yönlendirir.

    Bu konuda Herm b. Hayyan'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    Herhangi bir kul kalbiyle Allah'a yönelirse, Allah bütün mü'minlerin kalbini ona yönlendirir. Sonuçta mü'minlerin sevgi ve merhametini ona nasip eder.

    Ebu Hüreyre (ra) Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    'Buhari, 1; Müslim, 1907

    YanıtlaSil
  78. 28

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    etmiştir. Şaban 1269 (Mayıs 1853) de Diyar-1 Bekr mollası olduk. tan sonra Mahreç payesini almış, 1277 Şaban (Şubat 1861) de ise Şam mollası olmuştur. Haremeyn (Mekke ve Medine) payesini ka-zandıktan sonra Rebiulâhir 1283 (Ağustos 1866) de Kassam-ı As-kerî olup İstanbul payesini kazandıktan sonra, 1293 senesi Rebiul-âhir (Nisan 1876) inde fiilen İstanbul Kadısı oldu. Daha sonra Ana-dolu Kazaskeri payesini kazanarak İdare-i Emvali Eytam reisi, Receb 1295 (Temmuz 1878) de ise Meclis-i Tetkikat-ı Şeriyye ve Intihab-ı Hükkam reisi olan Ahmed Halid Efendi 13 Şevval 1299 (28 Ağustos 1882) de vefat ederek, pederinin yanına Fatih Camii avlusundaki mezarlığa defn olundu. "

    ALAEDDİN EFENDİ (İbni Abidin-zâde)

    Mecelle'nin ilk beş kitabının tedvinine iştirak etmiştir. Meşhur fakih İbni Abidin'in oğludur. Şam'da doğmuştur. Tahsilini orada ikmalden sonra İstanbul'a gelmiş ve H. 1285 (1868) senesinde Me-celle Cemiyeti azalığına tayin edilmiştir. Babasının Redd'ul-Muhtar haşiyesini ikmal ederek «Kurret 'Uyun'il-Ahyar li-tekmilet redd'il-Muhtar» ismini verdiği kitabının başında Alâeddin Efendi Mecelle Cemiyetinde üç sene çalıştıktan sonra yani H. 1288 (1871) de Şam'a döndüğünü kaydetmektedir". Onun Şam'a dönüşüne altında imzası bulunan Mecelle'deki Kitab'ul-Vedia'nın hükümsüz bırakılarak, ye-niden hazırlanmış olması sebep olabilir. "

    ÖMER HİLMİ EFENDİ (Karin-âbad'lı)

    H. 1261 (1845) de İstanbul'da dünyaya gelen Ömer Hilmi Efen-di, Karinabad'lı fakihlerden Abdurrahman Efendi'nin oğludur. Bir çok hususi hocalardan ders okuduktan sonra, devrin meşhur hoca-larından Tikveşli Kazasker Yusuf Efendi'den icazet almıştır. İlk defa müderris olarak vazifeye başlayan Ö. Hilmi Efendi daha sonra Fetvâhâne başmüsevvidi olmuş, bir müddet sonra ise fetva emin-liğine tayin olunmuştur. Bunu takiben Evkâf-ı Hümayun müste-şarlığı, Senedât-ı Hakânî memurluğu, Mahkeme-i Temyiz azalığı, Evkaf müfettişliği vazifelerinde bulunduktan sonra sırasıyla ilmiye rütbelerini katederek 28 Ramazan 1302 (10 Temmuz 1885) de İstan-bul payesini kazanmıştır. 1305 senesi Şaban (Nisan 1888) de Tem-

    39. bk. Sicil-1 Osmani, II, 268; Meshur Türk Hukukçuları, s. 256; A. Cev-det Paga, s. 164-165.

    40. Felsefet'ut-Teşri, s. 63.

    41. bk. A. Cevdet Pg., s. 163; Meşhur Türk Hukukçuları, s. 256.

    YanıtlaSil
  79. MECELLENIN ORTAYA ÇIKIŞI

    29

    yiz Mahkemesi reisliğine tayin olan Ömer Hilmi Efendi bir taraftan da Hukuk Mektebinde Mecelle ve İslâm Hukuku'na aid bazı dersler okutmuş ve çok genç denecek bir yaşta 2 Rebiulevvel 1307 (27 Ekim 1889) de Temyiz Mahkemesi reisi iken vefat etmiştir. Mezarı Fatih türbesi hazîresindedir. Ömer Hilmi Efendi genç yaşta çok büyük ilmi kudret kazanmış bir şahsiyettir. Ahmed Cevdet Paşa kendisin-den devrimizin İmamı Azam'ı diye bahsedermiş ". Eserlerinden tab'

    edilmiş olanlar şunlardır: 1. Ahkâm'ul-Arazî,

    2. Miyar'ul Adâlet,

    3. İthaf'ul-Ahläf fi Ahkâm'il- Evkâf (Fransızcaya da tercüme edilmiş olan bu kitap çok mühim bir eserdir.)

    Ömer Hilmi Efendi Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin son dört kitabının hazırlanmasına iştirak etmiş ve kendisinden pek çok is-tifade edilmiştir".

    MUHAMMED EMİN EFENDİ (Bağdat'lı)

    Bağdad'da dünyaya geldiği için Bağdad'lı denilen Muhammed Emin Efendi aslen Anadolu Türklerindendir. Tahsilini Bağdad'da tamamlamış ve orada müftî olmuştur. Şuray-1 Devlete zaman za-man taşra vilayetlerinden tayin olunan azalar arasında 1867 sene-sinde İstanbul'a tayin olunmuştur. İstanbul'a gelişinden bir sene sonra yeni teşkil olunan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti'ne aza seçilmiş ve ilk kitaptan itibaren Mecelle'nin 4 kitabının hazırlan-masında vazife görmüştür. 1877 senesinde ise ilk Ayân meclisine aza olmuştur. Muhammed Emin Efendi H. 1309 (1891) da İstanbul'-da vefat etmiştir".

    ÖMER HULÚSÍ EFENDİ (Gerdan-kıran)

    Gümüşhane'lidir. Tahsilini ikmalden sonra müderris olarak ilim hayatına atılmış daha sonra dersiâm olmuş ve Şehzadelere hocalık yapmıştır. H. 1262 (1846) senesi sonlarına doğru Bahriye Müftisi, bir müddet sonra da Yenişehir mollası olmuş ve 1273 senesi Rebî-ülevvel (Ekim 1856) ayında Edirne mollalığına terfi etmiştir. Re-bîulâhir 1274 (Kasım 1857) de Mekke payesini kazanan Ömer Hu-

    42. Meşhur Türk Hukukçuları, s. 295.

    43. bk.: Osmanlı Müellifleri, I, 387; Sicill-i Osmani, III, 604; Istılahat, I, 361 ve 465; Meşhur Türk Hukukçuları, s. 293-295; A. Cevdet Ps., s. 165.

    44. bk. Meşhur Adamlar, I, 398; Meşhur Türk Hukukçuları, s. 255; A. Cevdet Paşa, s. 162-163.

    YanıtlaSil
  80. 542

    HADIS-1 ŞERİFLER

    Ravi: AMIR b. RABİA'dan r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menki. besi, 1. Hadis-i şerifte..

    ** *

    AMIR b. RABIA: Sahabedir. Lâkabı EBU ABDULLAH.. lik müs-lilmanlardandır. Bir deja Habeşistan'a, bir defa da Medine'ye hicret et-miştir..

    Hicretin 35. yılında vefat ettiği, sahih rivayetler arasındadır. Al-lah ondan razı olsun..

    ۱۰۷۷ ما مِنْ عَبْدٍ مُسْلِم يَدْعُو لأخِيهِ بِظَهْرِ الغَيْبِ إِلَّا قَالَ الملك : « وَلَكَ بِمِثْلِ ذلك . .

    ( رواه مسلم وأبو داود )

    1077) «Herhangi bir müslüman kul, bir müslüman kardeşine, gıya-bında dua ederse; bir melek şöyle der:

    Yaptığın duanım bir benzeri de sana..>>>

    ** *

    *

    Dualar daima gıyaben yapılmalıdır. Yüze karşı yapılan dualara riya karışabilir..

    ** Ravi: EBU DAVUD ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 5. ve 11. Hadis-i Serifte..

    ۱۰۷۸ ما مِنْ قَاضٍ مِنْ قُضَاةِ الْمُسْلِمِينَ إِلَّا وَمَعَهُ مَلَكَانِ يُسَدِّدَانِهِ إِلَى الْحَقِّ ما لم يُرِدْ غَيْرَهُ ، فَإِذَا أَرَادَ غَيْرَهُ مُتَعَمِّداً تَبَرَّأَ مِنْهُ المَلَكَانِ وَوَكَلاهُ إِلَى نَفْسِهِ .

    ( رواه الطبراني عن عمران )

    1078) «Müslüman kadılarından, herhangi bir kadı ile beraber, iki melek bulunur.. Aksini istemediği takdirde onu hakka iletir-ler...

    Aksini, kasden istediği takdirde, bu iki melek ondan ayrılır ve nefsine bırakırlar..>>>>

    **

    İşbu Hadis-i Şerif müslüman hakimlere tavsiye olunur.. Doğruyu istedikleri takdirde, Allah-ü Taâlâ melekleri vasıtasıyla kendilerini ile-tir..

    ** *

    Ravi: İMRAN'dan ra. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 256. Hadis-i Şerifte..

    YanıtlaSil
  81. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    543

    ۱۰۷۹ مَا مِنْ يَوْمِ يُصْبِحُ العِبَادُ فِيهِ إِلَّا مَلَكَانِ يَنْزِلَانِ فَيَقُولُ أَحَدُها : اللَّهُم أَعْطِ مُنْفِقَا خَلَفاً ، وَيَقُولُ الآخَرُ : اللَّهُمَّ أَعْطِ ميكا تلفا .

    ( رواه مسلم والبخاري عن أبي هريرة )

    1079) «Kulların kavuştukları günün her sabahı, iki melek iner.. Biri der ki:

    Allahım, sadaka verenin yerini doldur..

    Diğeri de der ki:

    Tutana da telef ver..>>>>

    **

    Bu Hadis-i Şerifte cimri ve cömerde işaret edilmektedir. Cömert, daima kazanır: Saygı, sevgi ve sevap.. Cimri de daima kazanır: Kin, ha-sed ve nefret..

    * **

    Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. 5. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۸۰ مَثَلُ الْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللهِ - واللهُ أَعْلَمُ بِمَنْ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِهِ - كَمَثَلِ الصَّائِمِ القَائِمِ ، وَتَوَكَّلَ اللَّهُ لِلْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِهِ إِنْ تَوَ فَاهُ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ ، أَوْ يُرْجِعَهُ سَالِما مَعَ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ .

    ( رواه الشيخان )

    1080) «Allah yolunda cihad eden; ki yolunda cihad edeni en iyi Al-

    lah bilir: -Gündüz oruç tutan, -gece- namaza kalkan

    gibidir. Allah-ü Taâlâ, yolunda cihad edene vekildir.. Eğer şehid olur-sa, cennete koyar.. Şayet salimen yurduna dönerse sevab ve ganimetle döndürür..>>>

    * **

    İşte bundandır ki, ashab ve bunları izleyen müminler, Allah yolunda gazaya katılmaya can atmışlardır.

    * **

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۸۱ ما مِن قَوْمٍ يَقُومُونَ مِنْ تَجْلِسِ لا يَذْكُرُونَ اللَّهَ تَعَالَى فِيهِ ، إِلا قَامُوا عَنْ مِثْلِ جِيفَةٍ حِمَارٍ ، وَكَانَ ذَلِكَ الْمَجْلِسُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةٌ يَوْمَ القِيَامَةِ .

    ) رواه أبو داود عن أبي هريرة )

    YanıtlaSil
  82. bahr-i Furkan

    72

    bahane-mahane بهانه مهانه : bahane türünden

    sebepler

    bahaneci بهانه جی : bahane arayan, uydurma sebepleri gerekçe olarak ileri süren

    bahanell بهانه لى her zaman bahanesi bulu

    nan

    bahar بهار : ilkbahar

    bahar- alem بهار عالم : dünyanın baharı

    bahari (ye( بهاریه : bahardaki

    bahçe باغچه : sebze çiçek veya ağaç yetiştiri

    len yer

    bahçe-i ebedi باغچه ابدی : ebedi bahçe, varlığı

    sonsuza kadar devamlı olan bahçe

    bahçe-i zemin باغچه زمین : zemin bahçesi yer yüzü bahçesi, bahçeye benzeyen yeryüzu

    bahçıvan باغچوان : bahçeci; sebze, çiçek ve ağaç

    yetiştirme işiyle uğraşan kimse

    bahçıvan-misal باغچوان مثال : bahçıvan gibi

    bahem باهم : beraber, birlikte

    bahil: cimri, pinti, eli sıkı

    bahillik بخيللك : cimrilik, pintilik

    bahir باهر : açık, apaçık

    bahis باحث : )bkz bahs

    bahir (bahr( 1 : بحر.deniz 2.nehir

    Bahr-i Ahmer بحر احمر : Kızıl Deniz Arabistan Yarımadası ile Afrika arasındaki dar ve uzun deniz

    bahr-i belagat بحر بلاغت : )mec.) belägat en

    ginliği, güzel söz söyleme san'atı bakımından çok zengin, mânâsı çok geniş ve derin ifade (bkz.belägat)

    bahr-i bikeran-ı zaman بحر بیکران زمان : zaman denilen kıyısı bulunmayan (bikeran) deniz

    bahr-i dalalet بحر ضلالت : dalalet denizi, (mec.(

    iman ve İslâm yolundan saptırıcı çok çeşitli sebepleri, etkileri, düşünceleri içinde bulun-duran çevre, ortam

    bahri dünya بحر دنیا : dünya denilen deniz,

    denize benzeyen dünya, (mec.) dalgalı, çal kantılı, kararsız, farklı devir ve dönemlerden geçen, güvenli olmayan dünya

    bahr-i envar بحر أنوار : nurlar deryası (mec.( derin ve geniş hakikatler kaynağı

    bahr-i esma بحر أسماء : )Allah'a c.c. ait) isimle-

    rin her şeyi kuşatıcılığı

    bahr-i Furkan بحر فرقان : Furkan (Kur'an) de-

    baha

    baha kıymet, değer

    baha-i Rahmani بهاء رحمتی : her şeyi kuşatan sınırsız rahmet sahibine ait (Allah'a c.c. alt) is ve eserlerdeki yüksek değer ve güzellik

    bahadar بهادار : değerli

    bahadır بهادر : yigit, kahraman

    bahadırlık بهادرلق : yiğitlik, kahramanlık

    Bahai (ye( )1( 1 : بهاليه.Şahı Nakşibendi Mu-hammed Bahaeddin'e (k.s.) ait olan 2.Baha eddin'e (k.s.) bağlı olan

    Bahai )2( بهائی : Bahailik denilen uydurma ve sapık mezhebe bağlı olan kimse (bkz.Bahai lik)

    Bahailik بهائى لك : batıl bir mezheb olan Babi lik'ten türemiş sapık bir mezhep. Babiliğin ku rucusu Şirazı (İran'ı) Mirza Ali Muhammed Bab (1819-1850), sapık duşunceleri sebebiyle küfrüne fetva verilerek Tebriz'de kurşuna di-zilmiştir. "Bab" lakabını (takma adını) kendisi almış ve bu isme "Bab-ı Mehdi-i Muntazar" (Beklenen Mehdi'nin Kapısı) månåsını ver-miştir. Kendisinden sonra en yakın taraftar-larından Mirza Yahya Nuri ve Mirza Hüseyin Ali adlarında iki üvey kardeş, Babiliğe sahip çıktılar. İran Şahına karşı suikasta girişmek suçundan sürgün edildiler. Önce Bağdad'a, oradan da İstanbul'a geldiler. Buradan da taraftarlarıya beraber Edirne'ye sürüldüler (1864). Mirza Hüseyin Ali (1817-1893) bek-lenen mehdinin kendisi olduğunu iddia ede-rek Bahaullah adını aldı. Babiliğe Musevi ve Hıristiyan dinlerinden bazı unsurları ve batıl bazı laik prensipleri de katarak, uydurma bir mezheb olan (kendi ifadesine göre din olan) Bahailiği kurmuştur. Bab'ın halefi olan kar-deşi Mirza Yahya Nuri ise bir derece Babiliğe sadık kalarak "Suph-i Ezel" adını almış ve bu yeni batıl mezhebine Ezeliye (Ezelcilik) den-miştir. Sultan Abdülaziz, bunlardan Mirza Hüseyin Ali'yi, taraftarlarıya birlikte, şimdi İsrail sınırı içinde kalan Akka'ya, Mirza Yahya Nuri'yi de Kıbrıs'a sürgün etmiştir

    Bahäilik daha çok Avrupa, Amerika, İsrail gibi Müslüman olmayan ülkelerde taraftar topla

    mıştır. En önemli iki merkezi, İsrail'de Hayfa şehrinde ve Amerika'da Şikago şehrindedir.

    bahalı بالی: pahali

    bahane بهانه : gerçek sebep gizlenerek ileri sü-rülen uydurma sebep

    bahane etmek بهانه إيتمك : gerçeğe uymayan ebep ileri sürmek

    YanıtlaSil
  83. bahr-i hakaik

    Bahr-i Umman

    nizi veya nehri, (mec) doğru ile yanlışın nası (Furkan) olan Kur'an'ın derin ve geniş (engin) hakikatleri

    73

    bahr-i hakalk بحر حقائق : hakikatler denizi, )mec.) derin, geniş ve kapsayıcı gerçekler veya gerçeklerin kaynağı

    bahr-i hakikat بحر حقیقت : hakikat denizi, (mec.) engin hakikat; derin, geniş ve kapsa yıcı gerçek

    Bahr-i Hazer بحر حزر : Hazar Denizi

    bahr-i i'caz-ı maneviye بحر إعجاز معتريه : manevi i'caz denizi, (mec.) çeşitli bir çok mânāları az sözle mucize derecesinde özlü, etkili, güzel ve doğru anlatama san'atındaki engin ve de-rin zenginlik

    bahr-i ilim بحر علم : ilim deryası, (mec.) derin ve geniş ilim kaynağı

    bahr-i marifet بحر معرفت : marifet denizi (mec.) Allah'ı (c.c.) tanıtıcı geniş ve derin bilgi

    bahr-i mevcudat بحر موجودات : varlıklar okyanusu, (mec.) uçsuz bucaksız varlıklar dünyası, kainat (evren)

    bahr-i mucizat بحر معجزات : mucizeler denizi, kendisine çok büyük ve çeşitli mucizeler ve-rilmiş olan kimse (Hz. Muhammed a.s.m.)

    bahr-i muhit بحر محیط : okyanus, kutaları kuşa-tan büyük deniz

    Bahr-i Muhit-i Atlas بحر محیط اطلاس : Atlas Ok yanusu, Amerika ile Afrika ve Avrupa arasın-da yer alan engin deniz

    Bahr-i Muhit-i Atlas-Garbi بحر محیط اطلاس غربی Batıdaki Atlas Okyanusu

    bahr-i muhit-i esîrî بحر محيط أثيرى : "esir" okya nusu; atom denilen zerreciklerin yapısındaki (elektron, proton, pozitron, nötron, nötrino vb.) parçacıklardan daha ince madde parça-cıklarından oluşan, atom içi ve yıldızlar arası bütün alanları okyanus gibi doldurup kuşatan,

    son derece küçük parçacıklardan oluşan ortam

    Bahr-i Muhit-i Garbi بحر محیط غربی : Batıdaki Okyanus, (Atlas Okyanusu)

    bahr-i muhit-i havaبحر محیط هوائی آ : hava ok yanusu, dünyayı kuşatan hava tabakası, at-mosfer

    bahr-i muhit-i kâinat بحر محيط كائنات : kainat denen okyanus, kâinatta yer alan uçsuz bu caksız varlıklar dünyası

    Bahr-i Muhit-i Kebir بحر محيط كبير : Büyük Ok-yanus, Amerika ile Asya ve Avusturalya kıta-

    ayıları arasında yer alan engin deniz

    bahr-i muhit-i Kur'ani بحر محیط قرآنی : Kur'an okyanusu, (mec.) Kur'an'daki çok derin ve engin ilimler, hakikatler ve månålar

    bahr-i muhit-i Nur بحر محیط نور : Nur okyanu su, (mec.) Kur'an âyetlerindeki akıl ve kalble-ri aydınlatıcı çok derin ve engin hakikatlerin yer aldığı Risalei-i Nur kitapları

    bahr-i muhit-i umman بحر محیط عمان : engin okyanus, uçsuz bucaksız okyanus, (mec.) çok derin ve uçsuz bucaksız ilim (bkz.bahr-i Um-man)

    bahr-i münir بحر منير : nur yayan engin deniz, (mec.) insanlık ve bütün varlıklar dünyasını aydınlatan Kur'an peygamberi (Hz.Muham-med a.s.m.(

    bahr-i müsebbih بحر مسبح : tesbih edici engin deniz, (mec.) Güneşler, Aylar ve bütün yıldız-lariyle Allah'ı (c.c.) zikreden uçsuz bucaksız gökler

    bahr-i rahmet-i ilahi بحر رحمت إلهى : Ilahi rah-met denizi, (mec.) Allah'ın (c.c.) her şeyi ku-şatan geniş merhameti

    bahr-i Rububiyet Allah'ın c.c.) her şeyin tek ve gerçek sahibi olmak ve her şeyi emir ve kanunları ile terbiyesi altına almak (rububiyet) sıfatının sınırsızlığı

    Bahr-i Rum بحر روم : Akdeniz

    bahr-i sema بحر سماء : gök denilen engin deniz, (mec.) uçsuz bucaksız gökler veya uzay bahr-i sürur بحر سرور : sevinç denizi, (mec.) bü-yük bir sevinç

    bahr-i şeriat بحر شریعت : engin seriat denizi, (mec.) bütün insanlığı kucaklayan, doğru yolu gösteren, her çağın ve her toplum kesi-mindeki insanların dünya ve âhiretleri için gerekli temel inanç ve yaşayış kuralallarını bildiren şeriat (İslâm dini)

    bahr-i tevhid بحر توحيد : engin tevhid denizi, (mec.) Allah'ın (c.c.) birliğini gösteren çok de-rin ve zengin hakikatlerin kaynağı (Kur'an)

    bahr-i ubudiyet حر عبودیت : engin kulluk denizi, (mec.) Allah'a (c.c.) kulluk eden, O'nun emirlerine ve kanunlarına boyun eğip uyan bütün varlıklar ve olaylar dünyası

    bahr-i umman بحر عمان : okyanus, engin deniz

    Bahr-i Umman بحر عمان: Umman Denizi, Ara-bistan Yarımadası ile Hindistan Yarımadası arasında kalan deniz

    YanıtlaSil
  84. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Peygamberimizin Fakirlere Dağıtılacak 6-7 Dinarı Dağıttırmadıkça Gözüne Uyku Girmediği:

    Peygamberimizin vefat ettiği günde idi. (325) Hz. Aişe'nin ya nında altı veya yedi dinar bulunuyordu.

    Peygamberimiz, onları, fakirlere dağıtmasını, Hz. Aişe'ye emr et mişti.

    Hz. Aişe ise, Peygamberimizin hastalığı ile oyalandığı için, onla rı, dağıtamamıştı.

    Peygamberimiz, Hz. Aişe'ye «Altı, yedi dinarı, ne yaptın? Dağıt

    tın mı?» diye sordu. Hz. Aişe «Hayır! Vallahi, Senin hastalığın, beni, meşgul etti.

    dedi. Peygamberimiz, onları isteyip getirtti. Avucuna aldı.

    «Allahın Peygamberi Muhammed, bunları, fakirlere dağıtmadığı, yanında bulundurduğu halde, Rabbına kavuşacağını sanır değildir. buyurdu. (326) Onların hepsini, Ensar fakirlerinden beş ev halkına bölüştürdükten sonra:

    «İşte, şimdi rahatlaştım! buyurdu ve uyudu. (327)

    Bu münasebetle İmam Kastalani der ki «Peygamberler Ulu'su, Rabb'ül'Aleminin Sevgilisi, geçmişteki ve gelecekteki kusurları bağış-lanmış bulunan Peygamberimiz, böyle yaparsa, üzerlerinde Müslü-manların kanları ve kendilerine haram olan mal hakları bulunduğu halde, Allâha kavuşanların halleri, nice olur bir düşün!» (328)

    Hz. Abbas'ın Peygamberimiz Hakkındaki Teşhisi ve

    Hz. All'ye Bir Teklifi:

    Hz. All, Peygamberimizin yanından dışarı çıkınca, halk «Ey Ebül-hasan! Resûlullah Aleyhisselâm, bu gece nasıl sabahladı?» diye sor-dular.

    Hz. All «Allâha hamd olsun, hastalıktan uzak olarak sabaha çık-t1!» dedi,

    Hz. Abbas, Hz. Ali'nin elinden tuttu ve «Ey All! Vallahi, sen, üç gün sonra Abdul'Asâ emir kulu olacaksın! (329)

    (325) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 237

    (326) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 237-238, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 104

    (327) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 237

    ( 328) Kastalani Mevahibülledünniye c. 2, s. 480-481

    329) İbn-1 İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, Abdurrezzak Musannif c. 5, (

    8. 435, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 8. 245, Ahmed b. Hanbel Müned c. 1. 8. 203, Buhari Sahih e. 5, s. 140-141, Belâzüri. Ensabülegraf c. 1, s. 565

    52

    YanıtlaSil
  85. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    53

    Allaha yemin ederim ki: Resûlullah Aleyhisselâmın vefat edece-#ini yüzünden anladım. (330) Vallahi, Resûlullah Aleyhisselâm, bu hastalığından yakında ve-fat edecektir! (331)

    Ben, Abdulmuttalip oğullarının yüzlerindeki ölüm çizgilerini çok iyi bilir ve anlarım.

    şimdi, sen, bizler için, Resûlullah Aleyhisselâma git, sor!

    Bu iş (Halifelik işi), bize aid ise, bilelim.

    Eğer, bizden başkasına aid ise, onu da, bilelim.

    Bizim hakkımızda da, halka tevsiyede bulunsun!» dedi.

    Hz. All «Vallahi, ben, bunu (332), yapamam! (333)

    Vallahi, biz, bunu, Resûlullah Aleyhisselama sorarsak, O da, bizi, bundan men edecek olursa, artık, Resûlullahdan sonra, halk, bu işi, bize hiç vermezier! (334)

    Vallahi, ben, bunu, Resûlullah Aleyhisselama hiç bir zaman sor-mam! dedi. (335)

    Peygamberimizin Hastalığının Ağırlaşması:

    Hz. Aişe der ki «Ağrının, hiç kimseye, Resûlullâh Aleyhisselâma olduğu kadar ağır olduğunu görmedim! (336)

    Ölümün, Resûlullah Aleyhisselâma olan şiddetinden sonra, ölü-mü, şiddetli bulunan Mü'mine imrenmekten geri kalmadım! (337)

    Hiç bir zaman, hiç bir kimse için de, şiddetli ölümü, sevimsiz bulmadım! (338)

    Resûlullah Aleyhisselâmın yanında kadeh içinde su bulunduru-luyor, Resûlullah Aleyhisselâm, suyun içine elini sokup suyu yüzüne sürüyor, sonra da (Ey Allâhım! Ölümü, akılları gideren acı ve sı-

    330) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, Belâzüri ( Ensabüleşraf, c. 1, s. 565

    (331) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 245, Ahmed b. Hanbel Buhari Sahih c. 5, s. 141 Müsned c. 1, s. 165,

    (332) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 263, Buhari züri Ensabüleşraf c. 1, s. 565 Tabakat c. 2, s. 245, Sahih c. 5, s. 141, Bela-

    333) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 565 (

    (334) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, Abdurrezzak Musannef c. 5, 8. 435-436, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 245, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 263, Buhari Sahih c. 5, s. 141, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 565

    (335) 1bn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 245, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 263, Buhari Sahih c. 5, s. 141

    336) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 207, Buhari Sahih c. 7, s. 3, Tirmizi. Sünen ( c. 4, s. 601

    (337) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 210

    (338) Buhari Sahih c. 5, s. 140

    YanıtlaSil
  86. سوره فاتحه (۲)

    اشارات الاعجاز

    محمد ايمه، عبادتك اجمالی به صورتی و كوچك به نسخه سیدر (الحمد لله ) له بو مقاعده ذكرى، فلقتك غايه مني تصور ايتماه اشار تدر.

    ( رابعاً ) محمدك أن مشهور معنى، صفات كمالي بي اظهار ایتمکدر شویله که: جناب هم انساني، وكائناته جامع بر نسخه و اون تكذبين عالمی حاوی تو بیون عالمك كتابنه به فهرست اولا رحه يارا تشدر و آسماى منادن هر بريتك تخليط هي اولان هر بر عالمدن بر تورنك. بر نمونه، انسانك جوهر نده ودیعه براق شدر اگر انسان، مادی و معنوی هر بر عضويني الله امر ایندیگی بره صرف ايتمتلكه، محمد شعبه الرندن اولان شكر عرفي بي ايضا و شریعته امتثال اینه انسانك جوهرنده ودیعه برا قبلان او نور نظرك هر بریسی کند بلرینه مخصوص عالماره بر پنجره اولور انسان او پنجره بردن او عالمهره باقار. واو عالمه تجلى ايدن صفته، او عالمدن تظاهر اين اسمه به قرآن و بر آیینه اولور او وقت انسان، روحیله جميله عالم شهادت و عالم غيبه ؟ خلاصه اولور و هر ایکی عالم تجلی ایدن انسانه ده تجلی ایدر ایشته بوجهتانه انسان صفات كمالية الهيه به هم مظهر اولور، هم مظهر اولور تنه کیم محمد السوين عربي ا كنتُ كنز

    مخفيا فَخَلَقْتُ الْخَلْقَ لِيَعْرِفُونِي ] حديث شريفتك بداننده، [ مخلوقاتی باراند مكه بط بر آیینه اولسون و او آیینه ده جمالی کوره یم تا دی مشور.

    [ الله ] (ل)، بوراده اختصاص الجوندر محمدك ذات اقدسه خاص و منحصر اول یعنی افاده ایدر بو ( لام ) كه متعلقی اولان اختصاص حذف اولد قدن صوكره، و انتقال انتشدركه، اخلاص و توصیدی افاده ایین.

    اخطار تا شخص اولان به شیئات عمومی به مفهوم ایلیه ملاحظه اید یلدیگنه بناء، ذات اقدس ده شخص اولا يغي حالده، واجب الوجود مفهو ميله تصور ايدياله بيايي.

    رب ] یعنی هر بر جزوی، به عالم مثابه سنده بولونان تو عالمی بتونه اجزا سیله تربیه و بدرالديزلر حکمنده اولان او جزو لون ذراتنی کمال انتظامله تحريك ايدر. اوت، جذاب همه، هر شي ايجون بر نقطة كمال تعيين ايتمشور. وأو نقطه في الده ايتملك اليجون او شيئه به میل وپر شده.

    YanıtlaSil
  87. عَالَهِ غَيْبٌ

    Atem-i gayb: Görünmeyen dlem

    عالم شمادَتْ

    Alem-i schådet: Görünen ålem

    بنا Binden: Dayanarak

    جامع

    Cami: Toplayıc

    آجر

    Ecza: Parralar

    آسماي حسناً

    Esma-yı hüsnä: Allah'ın güzel isimleri

    حاوى

    Havi: İçine alan

    حذف

    Hazf: Aradan çıkarma

    اجمالي

    İcmali: Özetlenmiş

    إيقا

    Ifa: Yerine getirme

    اختصاص

    İhtisas: Hususi kılma

    امتثال

    Imtisal: Uyma

    انتقال

    İntikal: Geçme

    المان

    Izhar: Gösterme, ortaya çıkarına

    مطر Mazhar: Üzerinde gösteren

    مفهوم

    Mesham: Kavram

    بزان

    Mir'at: Ayna

    مظهر

    Muzhir: Gösteren

    متعلق

    Müteallak: Harf-i cerr vâsıtasıyla mecrûra geçen şey, alakalı

    نُقْطَةِ كَمَال

    Nokta-i kemål: Mükemmel-lik noktası

    نسخه

    Nisha: Kopya

    صِفَاتِ كَمَالِيَةِ

    Sifat kemaliye-i İlahiye:

    الجيه

    Allah'ım mükemmel sıfatlan

    شكر عربي

    Silkr-il örft: Her a'zå ve duygunun Allah'ın razı olduğu şekilde kullanılması

    تحريك

    Tahrik: Hareket ettirme

    تصور

    Tasavvur: Zihinde şekillen-dinne

    تجليكان

    Tecelligah: Görünme yeri

    توجيد

    Tevhid: Allah'ı birleme

    تظاهر

    Tezahür Görünme

    واجب الوجود

    Vacibul-vücud: Varlığı zaniri olan (Allah)

    ودیعه

    Vedia: Emanet

    YanıtlaSil
  88. yatıştırmışlardı, ama Nur Yeğen aç olmalıydı. Fakat koca açlıklarını, bir ihi aclık hissetmediğini söylüyordu... hitti ve yıllar sonra, yeri geldiğinde bunu de susuzluktan

    Ebu Talib in hanimi Fatma sor şamın tek gidası sütü bitirmiş Işlerdi. Nur Yegene, Ebu Talib ve Fat

    TARİHTE BUGÜN

    1926-Vahideddin (VI. Mehmet) İtalya'nın San Remo kentinde kalp yetmezliği sebebi ile öldü.

    1953-Bediüzzaman'ın rahatsızlık sebebiyle iştirak edemediği ve neticede beraet de ettiği Samsun Mahkemesi duruşması.

    15 ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    MAYIS MAY

    BİR AYET

    Allah sizin

    yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Bakara Suresi: 149

    BİR HADİS

    Şu iki zayıfın hakkını gözetme hususunda Allah'tan korkun: Dul kadın ve yetim çocuk.

    Beyhaki

    Ahireti inkâr etmek, dünya ve mafihayı inkâr etmek demektir.

    Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.

    Sözler

    1440 آيه

    HIZIR-10 GÜN 136 KALAN-230-GÜN UZ 1 DK

    YanıtlaSil
  89. min yü-

    rak ki batıl yok olup gidi-

    haber veriyorlar ki Demişle Mıhlanmış üç yüz altmış sanem vardı. R zer bir değnekle o sanemlere birer nz krem

    TARİHTE BUGÜN

    330 - Konstantinopolis (İstanbul), Roma İmparatorluğunun resmi başkenti oldu.

    1949 - İsrail, Birleşmiş Milletler örgütüne katıldı.

    1978-Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Dr. Tahir Barçın vefat etti.

    MAYIS

    11 PAZAR

    13 1446 ZİLKA'DE

    RUMI: 28 NİSAN 1441

    HIZIR: 6

    BİR AYET

    O hayvanların yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından üretip belli bir zamana kadar kullanacağınız giyimlik, döşemelik eşyalar ve ticaret malları var etti. (Nahl: 80)

    BİR HADİS

    "Allah'ım! Sana hamd ve senalar olsun. Bunu bana Sen giydirdin. Bunun hayrını ve hayır için giymemi Senden diliyorum.

    (C. Sağîr, No: 3101

    Evet, ben güzelleştim. Fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir;

    benim değildir. Mektubat

    Imsak

    Günes

    Öğle

    İkindi Aksam Yatsı

    Imsak

    Günes

    Öğle

    İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  90. DİNÎ VAZİFENİN GEREKTİRDİĞİ

    BAZI VASIFLAR

    TENKİT DÜŞÜNCESİNE SAHİP OLMAK

    Bilgilerin iyi bir şekilde kullanılması, düşünce ka-biliyetinin gelişmiş olmasına bağlıdır. Umumiyetle insanlar düşünme zahmetine katlanmak istemez-ler. Herhangi bir özelliğ ile sivrilmiş olanlara tâbi olmayı tercih ederler. Bu durumda vazifeleri baş-kalarına yol göstermek olan kimseler, gerçekten doğru, tarafsız ve geniş düşünmeye, basiretli ve sağ duyulu olmaya mecburdurlar. Aksi halde dar ve sathî mantıklar içinde kalınarak yanlış hüküm-ler verilir. Büyük ve karışık problemler karşısında kalan geri ve yetersiz düşünce sahipleri durumla-rını korumak için çok defa asabîleşirler, tedhişe başvururlar veya riyaya sığınarak çeşitli maskeler kullanırlar.



    HİKMETLİ SÖZLER

    Edebin başı kişinin kendi haddini bilmesidir.

    Gerçeğini idrak edemediğin şeyi inkâr etme.

    Bir şey sınırını aşınca zıddına döner.

    Bilginin meyvesi, bilinen şeye uygun yaşamaktır.

    YanıtlaSil

    Yuksel9 Mayıs 2025 05:59
    Ey gönül! Kendini veznetmeye kantar ara, bul! Yürü kantarına, halis ayar ara, bul!

    Ne kazandın bu mülkü fâni fenâya geleli? Serseri gezme boşa, zikr ile settar ara, bul! Saltanat, mülki konak birgün elinden gidecek, Sana bâkiyde bir ev yapacak mimar ara, bul! Seni bu nefs bir gün, dosta düşman edecek, Yürü; dil mülküne bir ehli-kumandan ara, bul! Aldanma, azizim, bu dünyanın nakşına, nakkaşına; Hazreti Adem gibi girsen hezaran yaşına, Åkıbet gelirsin bir gün şu musalla taşına, Kapatırlar seni bir hali haraba yalınız, O karanlık gecede kendine bir dost ara, bul! Ummete farz olunan; savmı, salât, haccı-zekât, Ol şefaat şerefi Ahmedi muhtar ara, bul!

    Ey Cevahi; Ara gör derdine ilaç, Kevserin sâkisi olan Haydarı-Kerrar ara bul!

    YanıtlaSil
  91. 544

    HADIS-I ŞERİFLER

    1081) «Herhangi bir cemaat, bir meclisten Allah'ı zikretmeden kal-karlarsa; bir himar cifesinden kalkmış gibi olurlar.. Ve bu mec. lis kıyamet günü kendilerine bir hasret olur..>>>> *

    ** 1018 numaralı Hadis-i Şerifle bu Hadis-i Şerifin mana bakımından İrtibatı vardır; onu da okumalı..

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen EBU DAVUD.. Menkibeleri, 5. ve 11. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۸۲ مَا مِنْ قَوْمٍ يَذْ -قَوْمِ يَذْكُرُونَ الله إلا حفَتْ بِهِمُ المَلائِكَةُ ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ ، وَنَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةَ ، وَذَكَرَهُمُ اللهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ .

    ) رواه ابن ماجه عن أبي سعيد )

    1082) «Herhangi bir kavim -toplanır; Allah'ı zikrederlerse, on-ları melekler sarar.. Ve kendilerini rahmet kaplar.. Ve üzerle-rine SEKİNET iner.. Sonra, Allah-ü Taâlâ, bunları katında-kilere anlatır..>>>

    ** SEKİNET'in bir manâsını, bununla ilgili bulunan 1017 numaralı Hadis-i şerifte anlatmış bulunuyoruz.. Okumakta fayda vardır..

    ** Ravi: EBU SAID'den r.a. naklen 1BN-1 MACE.. Menkıbeleri, 65. ve 68. Hadis-i şerifte..

    ۱۰۸۳ ما مِنْ مُؤْمِنٍ إِلا وَلَهُ بَآبَانِ ، بَاب يَصْعَدُ مِنْهُ عَمَلَهُ ، وَ بَابٌ يَنْزِلُ مِنْهُ ( رواه الترمذي عن أنس ) رِزْقُهُ ، فَإِذَا مَات بَيَا عَلَيْهِ .

    1083) «Herhangi bir mümin için iki kapı vardır: Birinden ameli çı-kar; öbüründen de rızkı iner..

    Öldüğü zaman melekler ona ağlar..>>>

    * **

    Çünkü melekler onun iyi ameline sevinirler.. Kötü ameller onları izer..

    Ravi: ENES'ten r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 1. ve 13. Hadis-1 Serifte..

    ١٠٨٤ مَا مِنْ مُؤْمِنٍ يُمَزِّى أَخَاهُ مُصِيبَةٍ ، إِلا كَسَاهُ مِنْ حُلَلِ الكَرَامَةِ يَوْمَ ( رواه ابن ماجه عن عمرو بن حزم ) القيامة .

    YanıtlaSil
  92. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    545

    1084) «Herhangi bir mümin, bir musibete uğrayan kardeşine tazi-yede bulunursa, Allah-ü Taâlâ ona kıyamet günü kerainet el-biselerinden giydirir..>>

    Ölüm ve benzeri afetlere uğrayan müslüman kardeşe geçmiş olsun demek, onu tanıyan müslüman kardeşe bir vazifedir.. **

    **

    Ravi: AMR b. HAZM'dan r.a. naklen İBN-İ MACE.. Menkıbesi, 68. Hadis-i Şerifte..

    AMR b. HAZM: Sahabedir. Hazreç kabilesinden.. Lâkabı EB'UD-DAHHAK.

    lik katıldığı gaza Hendek gazasıdır. Henüz 17 yaşında iken Poy-gamber S.A. efendimiz, Necran'a fıkıh ve Kur'an hocası olarak gönder-di.. Aym zamanda da zekât tahsildarı.. Bu hususta kendisinc bir de na-me yazmıştır..

    Hz. Ömer'in r. a. hilâfeti devrinde Medine'de vefat etti.. Allah ondan razı olsun..

    ۱۰۸۵ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَنْظُرُ إِلَى أَمْرَأَة أَوَّلَ رَمْقَةٍ ، ثُمَّ يَغُضُ بَصَرَهُ إِلَّا أَحْدَثَ اللَّهُ لَهُ عِبَادَةٌ يَجِدُ حَلَاوَتَهَا فِي قَلْبِهِ .

    ( رواه أحمد )

    1085) «Herhangi bir müslüman yanılarak bir kadına baktıktan son-ra, gözünü yumarsa; Allah-ü Taâlâ onun için bir İBADET ihdas eder.. Ki bunun tadını kalbinde bulur..>>>

    İBADET: Burada daha ziyade ibadetin verdiği kalb huzuru ve ge-tirdiği nur manâsına alınmalıdır.

    **

    Ravi: İMAM-I AHMED.. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..

    ١٠٨٦ مَا مِنْ مُسْلِم يَزْرَعُ زَرْعًا أَوْ يَفْرِسُ غَرْسًا ، فَيَا كُلُّ مِنْهُ طَيْرُ أَوْ إِنْسَانِ ( رواه الشيخان عن أنس )

    أوْ بَهِيمَةٌ ، إلا كانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ .

    1086) «Herhangi bir müslüman, bir ekin ektiği, ya da bir ağaç dik-tiği zaman: Ondan bir kuş veya bir insan, yahut bir hayvan yerse; bu, ancak ona bir sadaka olur..>>>

    Daha önce de anlatıldığı gibi bu gibi işler, sevabı öldükten sonra da devam eden iyilikler arasındadır..

    Hadis-i Şerifler, F: 35

    **

    *

    YanıtlaSil
  93. 30

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    lûsî Efendi, 1280 senesi Rebiülevvelinde (Ağustos 1863) de İstanbul kadısı olmuştur. Daha sonra sırasıyla Anadolu ve Rumeli Kazas-kerliği payesini de kazanarak Meclis-i Tedkikât-ı Şeriyye azalığına tayin olunmuş ve bu vazifede iken Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin havirlanmasında vazifelendirilmiştir. Mecelle'nin 5. kitabından iti-baren dört kitabının meydana getirilmesinde, bilfiil çalışmış, hatta A. Cevdet Paşa'nın Mecelle Cemiyeti reisliğinden ilk uzaklaştırıldı. ğında ve Komisyon çalışmalarının Meşihat dairesine nakledildiğin-de Cemiyete Ömer Hulusi Efendi reislik etmiştir". Vefatı 6 Şaban 1292 (7 Eylül 1875) dedir".

    YUNUS VEHBİ EFENDİ

    H. 1284 (1832) senesinde İstanbul'da doğmuş, sırasıyla ilmi tahsilini ikmal ederek Isparta kadısı olmuştur. Daha sonra Hare-meyn (Mekke ve Medine) payelerini kazanarak İstanbul'da Evkaf Nezareti müfettişliği ile vazifelendirilmiştir. H. 1288 (1871) de ise Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'yi tedvin eden komisyonda vazifelendi-rilmiş ve 5. kitaptan itibaren dört kitabın tedvininde vazife gör-müştür. 5. kitabın sonunda isminin altındaki Müdîr-i Mekteb-i Nuv-vâb, 6., 7. ve 8. kitaplarda ise Müdir-i Muallimhâne-i Nuvvâb imza-sından Yunus Vehbi Efendi'nin Mecelle Cemiyeti'nde vazife almaz-dan önce Mekteb-i Nuvvâb müdürlüğüne tayin olunduğu ve bir taraftan bu vazifeye devam ederken, diğer taraftan da Mecelle Ce-miyeti çalışmalarına iştirak ettiği anlaşılmaktadır".

    ABDÜSSETTAR EFENDİ (Kırım'lı)

    Kırım'lıdır. İlmiyye tahsilini ikmalden sonra müderris olarak tedrîs hayatına atılmış ve uzun müddet İstanbul'da Mekteb-i Hu-kuk'ta müderrislik yapmıştır. İlâmat-ı Şer'iyye Mümeyyiz Muavini bulunduğu sırada Mecelle'nin 13., 14., 15. ve 16. kitaplarının tedvi-ninde de vazife görmüştür. H. 1304 (1886) senesinde Mahkeme-i Temyiz azası bulunduğu sırada Mekke-i Mükerreme mollalığına tayin olunmuş ve Mekke'ye giderek hacc vazifesini ifa etmiş, kısa bir müddet sonra aynı senenin Zilhicce ayının 16. günü (6 Eylül 1887) gecesinde vefat etmiştir". Fıkıh sahasında derin malumat sahibi olan Abdüssettar Efendi'nin devrin Şam müftisi Mahmud Hamzavi

    45. Tezākir, IV, 96.

    46. bk. Sicill-1 Osmani, III, 602; A. Cevdet Paşa, s. 163.

    47. bk. Istilahat, I, 361.

    48. Tezakir, IV, 263-264.

    YanıtlaSil
  94. MECELLENİN ORTAYA ÇIKIŞI

    31

    Efendi ile olan fıkhi mükâtebelerinden A. Cevdet Paşa Tezakir'inde bahsetmekte ve kendisinden sitayişle söz etmektedir". Başlıca eserleri

    1. Teşrih'ul-Kavâid'il-Külliyye (matbû, türkçe)

    2. Mecelle Şerhi Teşrih (700 maddenin şerhi, matbû, türkçe)

    3. Medhal-i Fıkh (matbû, türkçe)

    4. Tenbih'ur-Rukûd alâ ennel-imzâe min'el-Kaza fi'l-Kısasi ve'l-Hudûd (Şam müftisi Hamzavî Efendi'ye verdiği cevap, matbu, arapça).

    ABDÜLLATIF ŞÜKRÜ EFENDİ

    Mecelle'nin 6., 7. ve 8. kitaplarının hazırlanmasında vazife gör-düğü; Mecelle Cemiyeti'nin mazbatası altındaki imzasından anlaşıl-maktadır. Hayatı hakkında malumat bulunması melhûz kaynaklar-da bütün gayretime rağmen bir bilgiye tesadüf edemedim.

    ISA RÜHI EFENDİ

    Şirvan'da dünyaya gelmiştir. Babası Hasan Efendi'dir. İlmiyye tahsilini ikmalden sonra müderris olarak ilk vazifesine başlamış, daha sonra Meclis-i Tedkikat-ı Şer'iyye azalığına tayin olunmuş bir taraftan da Mecelle Cemiyeti'nde vazife alarak, Mecelle'nin 5. ki-tabı olan Kitab'ur-Rehn'in ve önce hazırlanıp, daha sonra beğenil-meyerek imha edilen Kitab'ul-Vedîa'nın hazırlanmasında vazife gör-müştür. H. 1289 (1872) senesinde ise Maraş mollası olduktan sonra, Mekke payesini kazanmıştır. İsa Ruhi Efendi H. 1297 (1880) sene-sinde İstanbul'da vefat etmiştir".

    Mecelle Cemiyeti'nin son zamanlardaki toplantılarına Meclis-i Kebir-i Maarif reisi meşhur dört ciltlik Dürer'ul-Hukkâm» adlı Mecelle şerhinin müellifi ve İstanbul Hukuk Fakültesi'nde senelerce hocalık yapmış ve Mecelle okutmuş olan Ali Haydar Efendi de işti-rak etmiştir".

    49. Aynı yer.

    50. bk. Osmanlı Müellifleri, I, 385; Meşhur Türk Hukukçuları, s. 255; Sicill-i Osmani, III, 336; Istilahat, I, 347; A. Cevdet Ps., s. 166.

    51. bk. A. Cevdet Pg., s. 164.

    52. Aynı eser, s. 9 not 6.

    YanıtlaSil
  95. 22

    İHLAS

    "Allah Teâlâ bir kulunu sevdiğinde Cebrail'e der ki:

    Ben falan kulumu seviyorum, sen de sev.

    Cebrail de gökteki meleklere şöyle der:

    Rabbiniz falan kimseyi seviyor, siz de sevin. Bunun üzerine gökteki melekler onu sever. Yeryüzünde kabul görür. Allah bir kulu sevmediği zaman da böyle olur."

    Anlatıldığına göre adamın biri Şakik b. İbrahim ez-Zahid'e şunu sordu:

    İnsanlar benim salih bir kimse olduğumu söylüyorlar, salih olup olmadığımı nasıl anlayabilirim?

    Şakik şu cevabı verdi:

    Evvela; salih kimselerin yanında içyüzünü göster. Hoşnut olurlarsa anla ki sen salih birisin.

    İkinci olarak, dünyayı kalbine sun, geri çevirirse anla ki sen salih birisin.

    Üçüncü olarak, ölümü nefsine sun, onu arzu ederse bil ki sen salih birisin.

    Bunların üçü de sende bulunursa amellerine riya karışmaması için Allah'a yalvar. Çünkü riya amelleri ifsad eder.

    Enes b. Malik'in rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    Mümin kimdir bilir misiniz?

    Orada bulunanlar "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dediler.

    Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    Mümin, Allah'ın kendisine hoşlandığı şeyleri duyurmadıkça ölme-yecek kişidir. Bir kimse her birinin demirden kapısı olan yetmiş odalı evin bir odasında ibadet etse bile Allah Teâlâ amelinin izini onun üzerinde gösterir. Sonuçta insanlar bunun amelini fazlasıyla anlatıp dururlar.

    "Fazlası nasıl olur" diye sordular.

    Resulullah (sav) cevap verdi:

    "Mümin amelinin fazla olmasından hoşlanır.

    Peki, facir kimdir bilir misiniz? diye sorunca orada bulunanlar "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dediler.

    Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    Buhari, 3209; Müslim, 1907

    YanıtlaSil
  96. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    23

    Facir, Allah'ın kendisine hoşlanmadığı şeyleri duyurmadıkça ölmeyecek olan kişidir. Bir kimse her birinin demirden kapısı olan yetmiş odalı evin bir odasında Allah'a isyan etse bile Allah Teâlâ amelinin izini onun üzerinde gösterir. Sonuçta insanlar onun amelini fazlasıyla anlatıp dururlar.

    "Fazlası nasıl olur" diye sordular.

    Resulullah (sav) şu cevabı verdi:

    Facir, günahının fazla olmasından hoşlanır."

    Avf b. Abdullah'ın şöyle dediği anlatılır:

    lyi insanlar birbirlerine şu üç cümleyi tavsiye ederlerdi:

    1. Kim ahireti için çalışırsa dünyada Allah ona yeter.

    2. Kim Allah ile arasını düzeltirse, Allah da diğer insanlarla onun arasını düzeltir.

    3. Kim iç dünyasını düzeltirse, Allah da onun görünen hallerini dü-zeltir.

    Hamid el-Lifaf şöyle diyor:

    Allah bir kimseyi helak etmek isterse onu üç şeyle cezalandırır:

    1. Ona ilim verir ama ilmiyle amel etmesini nasip etmez.

    2. Ona salihlerle birlikte olmayı nasip eder fakat onların değerini bilmekten mahrum eder.

    3. Ona ibadetlerin kapısını açar ama amellerinde ihlåslı olmayı nasip etmez.

    Fakih diyor ki:

    Bu, kişinin niyeti bozuk olduğu için böyle olmuştur. Çünkü niyeti sağlam olsaydı Allah ona ilminin faydasını görmeyi, amellerinde ihlâslı ol-mayı ve salih kimselerin değerini bilmeyi nasip ederdi.

    Fakih anlatıyor:

    Güvenilir kişilerin bana anlattığına göre Tabiin'den biri şöyle anlatıyor:

    Abdülmelik b. Mervan'ın halifeliği zamanında bir savaşta idik. Bi-zimle birlikte bu savaşa geceleri çok az uyuyan tanımadığımız biri de

    Beyhaki, 6943

    Hennad, Zühd, 528; Ibn Ebi Şeybe, Musannef, 35472

    YanıtlaSil
  97. bahr-i zehhar

    Bäki Vedúd

    74

    bahr-i zehhar بحر زخار : dalgalı deniz, coşkun

    deniz

    bahr-ül mekarim بحر المكارم : iyilik ve güzellik ler okyanusu; (mec.) ilim, iman, güzel ahlâk gibi iyilik ve güzellikleri geniş şekilde anlatan ve açıklayan eserler (Nur Risaleleri)

    bahreyn 1 : بحرین. iki nehir 2. iki deniz

    bahri بحرى: denizdeki; denizle ilgili

    bahs (bahis( 1 : بحث.konu 2 konuşma, söz açma 3.tartışma 4.iddia

    bahs-i Kur'an بحث قرآن : Kur'an'ın anlatma tar-

    bahs-i Kur'ani بحث قرآنی : Kur'an'a mahsus an-

    latma tarzı bahsetmek بحث ايتمك : konuşmak, anlatmak,

    söz açmak, söz konusu etmek

    bahs بخش : bağış verme, lütuf, ihsan, ikram

    bahş-ı zemzem etmek بخش زمزم ايتمك : zemzem (suyunu) ikram etmek

    bahs olunmak بخش اولونمق : verilmek, ikram olunmak

    bahşayış بخشایش : bağışlayış, veriş, ihsan, lú-tuf

    bahşayışı rahmet بخشایش رحمت : Allah'ın (cc.) rahmet bağışı

    bahsetmek بخش اينمك : lütfetmek, ihsan et-mek, ikram etmek, vermek, bağışta bulun-mak

    bahsis بخشیش : hak edişin üstünde verilen üc-ret fazlalığı

    bahsis-i şairane بخشیش شاعرانه : sairane bahşiş, şiir diliyle övgü

    bahsolunmak بخش اولونمق : verilmek, lütfedil mek, ikram ve ihsan olunmak

    baht 1 : بخت.talih, kader 2.şans, şanslılık, kıs-met; uğur; mutluluk

    baht- Islam بخت إسلام : İslam dünyasının talih ve mutluluğu

    bahtına düşmek 1 : بختیکه دوشمك.)birinin ka rarına boyun eğmek, (birinin) belirlediği plå-na teslim olmak 2.(birinin) bağışına, iyiliğine kavuşmak

    bahtiyar بختیار : talihli, mutlu, şanslı

    bahtiyarane بختیارانه : mutlu şekilde

    bahtsız بختز : talihsiz, şanssız

    bahusus با خصوص : hususi olarak, özellikle

    baldlik بعيدلك : uzaklık

    Bals باعث : Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden Lölüleri dirilten 2 insanlara doğru yolu göstermek için peygamberler gönderen

    bals 1: باعث.sebep sebep olan; gerektiren 2.gönderen

    bals-lfeyz باعث فيض : manevi gelişme ve aydın lanma sebebi ve vesilesi

    bäis-i hayat-ı mücedded باعث حیات مجدد : haya tın yeniden canlanmasına sebeb

    bais-l necat باعث نجات : kurtulus sebebi, kur

    tuluş vesilesi bais olmak باعث اولمق : sebep olmak

    bakanlık باقائلك : hükümet işlerinden belli bir kısmı ile ilgili en üst kuruluş veya bu kurulu şun bulunduğu yer, makam

    bakarr.) sığır, öküz, dana

    bakar-i vahşi بقر وحشى : yabani öküz

    bakar-perestlik بقرير ستلك : )Eski Çağ'da M sır'da) öküz veya ineğe tapıcılık

    Bakara Sûresi بقره سوره سی : Kur'an'ın ikinci sú-resi

    bakaya baka : بقايا askerliğe alınma çağrısına uyma yip birliğine birliğine katılmayan ve böylece Askerlik Kanunu'na aykırı davranışta bulunan kimse

    baki (bakiye( 1 : باقیه.ölumsüz, ebedi, kalıcı 2.kalan; bir şeyden geri kalan, artan 3.kalıntı 4.diğeri, öteki

    Baki باقی : )Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) varlığı son bulmayan, sonsuza kadar varlığı hep kalıcı olan, ebedi ve ölüm-süz olan

    Baki-i hakiki باقی حقیقی : hakiki Baki; gerçek ten ölümsüz, gerçekten varlığı son bulmayan, sonsuza kadar kalıcı, ebedi ve ölümsüz olan (Allah c.c.)

    Baki-ilayezal باقيء لا يزال : Baki ve lâyezal; var lığı son bulmayan, sonsuza kadar hep kalıcı, ebedi ve ölümsüz olan (Bāki) ve varlığı hiç son bulmayan (lâyezal) (Allah c.c.)

    Bäki-i sermedi باقی سرمدی : Baki ve sermedi; varlığı son bulmayan, sonsuza kadar hep ka-lıcı, ebedi ve ölümsüz olan (Baki) ve varlığı ebedi, sonsuza kadar kalıcı olan (sermedi) (Allah c.c.)

    Baki-i Vedûd باقي، ودود : )Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) Bâkî ve Vedüd; varlığı son bulmayan, sonsuza kadar hep kalıcı, ebe-

    YanıtlaSil
  98. Bäki-i Zülcelal

    di ve ölümsüz olan (Baki) ve (yarattığı güzel eserlerini ve iyi kullarını) çok seven, ( sini tanıyanlarca) çok sevilen, sevilmeye ger-çekten låyık olan (Vedüd) 75

    Baki-i Zülcelal بقى ذو الجلال Zülcelal: varlığı son bulmayan, sonsuza kadar hep ka-haebedi ve ölümsüz olan (Baki) ve sonsuz büyüklük ve yücelik, sosuz guç ve kuvvet sa-hibi olan (Zülcelal) (Allah c.c.)

    Baki-i Zülkemal باقی، ذو الكمال : Baki ve Zul kemål: varlığı son bulmayan, sonsuza kadar hep kalıcı, ebedi ve ölümsüz olan (Băki) ve sonsuz mükemmelliklerin sahibi olan (Zül-kemal) (Allah c.c.)

    baki kalmak 1 : باقی قلماق.var olmakta devam etmek, yok olmamak 2.hayatta kalmak, yaşa maya devam etmek, ölmemek 3.kalıcı olmak, ölümsüzleşmek 4.geriye kalmak, arta kalmak

    bakire باكره : kız hiç cinsel hayat yaşamamış hanım

    bakiyane باقیانه : ebediliğe diliğe yaraşır tarzda ölümsüz, cennet hayatına benzer tarzda

    bakiyat باقیات : baki ebedi, ölümsüz) kalanlar

    bakiyat-ı daime باقیات دائمه : sürekli kalıcı olan lar, ebedi ve ölümsüz olanlar

    bakiyat-i salihat باقیات صالحات : Allah (c.c.) zikredilirken söylenen "là ilahe illallh", "Al-lahu ekber", "sübhanallah", "elhamdülillah" gibi, månåları sonsuza kadar kalıcı olan ve söylenince mânevi kayıtlara geçip ebedileşen mübarek kelimeler 2.âhiret hayatında (cen-nette) insanın karşısına mükafat olarak çıka-cak hayırlı işler ve ibadetler

    bakiye باقيه : bkz.bāki(

    bakiye-i asar باقیه آثار : eserlerden ve izlerden geride kalanlar, kalıntılar

    bakiye-i din باقية دين : geçmiş dönemlere ait( bir dinin bozulmaya uğramadan ve unutul-madan toplumda yaşanagelmiş kısmı

    bakiye-i ömür باقية عمر : ömrün kalan kısmı

    bala 1 : بالا.yüksek 2.yukarı

    bala-pervazâne بالا پروازانه : yükseklerde uçar-casına, (mec.) kendini övüp yücelterek

    balçık بالجق : yapışkan çamur; killi, koyu ve su geçirmez toprak

    ball (baliga( بالغه : ulaşmış, ermiş 2.yetişkin, erişkin, olgunluğa ermiş

    balig olmak بالغ اولمق : ulaşmak, ermek, yetiş-mek

    Barbaros Hayrettin Paşa

    balta بالطه : kesmek, yarmak, yontmak gibi iş kendiler için yapılmış uzun saplı, yassı ve duz ağızlı demir araç

    balyoz بلوز : iri ve ağır çekiç

    banbina eden, kuran, yapan, yapıcı, ku-rucu

    Bani-i Zülcemal بانی ذو الجمال : Bani ve Zülce-

    mål; her şeyi temelden güzel kuran, güzel inşa edip yapan (Bânī) ve sonsuz güzellikle rin sahibi olan (Zülcemäl) (Allah c.c.)

    Bani-i Zülkemal بانئ ذو الكمال Bani ve Zülke-

    mål; her şeyi temelden güzel kuran, güzel inşa edip yapan (Bânî) ve sonsuz mükemmel-liklerin sahibi olan (Zülkemal) (Allah c.c.)

    banka بانقه : İslam dininin haram kıldığı faizle para alış verişi yaparak kazanç elde eden ve böyle işlere aracılık eden ticari kuruluş

    banknot بانقترط : kağıt para

    bar 1 : بار.yük zahmet, sıkıntı 3.izin

    barisakil : ağır yük

    bari siklet بار ثقلت : ağır yük (mec.) månevi ağır sıkıntı

    baran باران yağmur, rahmet

    bârân-ı marifet باران معرفت Allah'ı (c.c.) tanı-tıcı ilim yağmuru (mec.) Allah'ı (c.c.) tanıtan bigilerle dolu eser (Risale-i Nur)

    barani nimet باران نعمت : nimet yağmuru, (mec.) 1.bol ni'met, bol besin kaynakları 2.(mec) bol lütuf ve iyilikler

    baran-ı feyz باران فيض : nimetlutuf, iyilik, hi-dayet) yağmuru (bolluğu)

    barbar باربار : vahşi, insan eti yiyen, ilkel insan barekallah بارك الله : "Allah mübarek etsin!", "Al-lah iyiliğini ve güzelliklerini arttırsın!" mânâ-sında dua

    Barbaros Hayrettin Pasa بارباروس خیرالدین باشا 1467-1546)) Osmanlı denizciliğinin en büyük kaptan paşası. Hem Yavuz Sultan Selim ve hem de Kanunî Sultan Süleyman tarafından çok takdir edildi ve Hızır ismi yerine Hayret-tin läkabı verildi. Papalık, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz deniz kuvvetlerinden oluşan haçlı donanmasını, başlarında Avru-pa'nın en ünlü denizcisi olan Andrea Doria olduğu halde, Preveze'de büyük bir bozguna uğrattı. Bu zafer, Osmanlı İmparatorluğu'na Akdeniz'de rakipsiz deniz hakimiyetini kur-masını sağladı. Barbaros Hayrettin Paşa 1546 yılında İstanbul'da öldü. Türbesi Beşiktaş'tadır

    YanıtlaSil
  99. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    54

    kıntılarına karşı, bana yardım et!) diyerek düa ediyor (339) (Yam-ma yaklaşsana ey Cebraill) buyuruyordu. (340) Peygamberimizin, bir ara hastalığı, büsbütün şiddetlenince, Hz.

    Ümmü Seleme, feryad etmişti. Peygamberimiz «Sus! Kâfirden başkası feryad etmez!» buyurdu. (341)

    Peygamberimizin Kendisi İçin Şifa Düası Yaptırmaması:

    Yine Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, hastalandığı za-man, Muavvizeteyn sürelerini okuyup ellerine üfler ve vücudunu, elile mesh eder, sığardı.

    Resûlullahın hastalığı şiddetlendiği zaman, ben de, Ona, Muavvi-zeteyn sürelerini okumağa ve elinin bereketini umarak Kendi eliyle Kendisine mesh etmeğe başladım. (342)

    Cebrail'in, Resûlullah Aleyhisselâma, hastalığında okumuş oldu-ğu (343) İstiaze düasını da (Ey İnsanların Rabbı! Şu hastalığı, gider! Şifâ, ancak, Senin Elindedir. Senden başka şifa verici yoktur.

    Sen, öyle bir şifa ver ki, hiç bir hastalık bırakmasın!) diyerek okudum.

    Resûlullah Aleyhisselâm (Üzerimden, elini kaldır! Bu okuman, bana yarar vermez.

    Ben, müddetimi bekliyorum!) buyurdu.» (344)

    Peygamberimiz, bundan önce, ne zaman hastalansa, Allah'dan sıhhat ve åfiyet dilerdi.

    Fakat, vefatiyle sonuçlanan hastalığa tutulduğu zaman, şifa için hiç düa etmedi ve Ey nefs! Sana, ne oldu ki: Her sığınacak yere sığınıyor, her şeyden meded umuyorsun?!» diyerek nefsini kınadı. (345)

    Peygamberimizin Hz. Fatıma'yı Önce Ağlatan Sonra

    Güldüren Gizli Haberleri:

    Yine Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâmın yanında oturu-yordum. (346)

    (339) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 257-258, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 64,

    Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 552

    (340) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 258

    (341) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 210

    (342) İbn-i Sa'd Buharal Tabakat c. 2, s. 211, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 104, Sahih c. 5, s. 139, Müslim Sahih c. 4, s. 1723

    (343) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 260-261

    (344) İbn-i Sa'd Beläzüri Tabakat c. 2, s. 211, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 261, Ensabüleşraf c. 1, s. 550

    345) İbn-i Sa'd ( (346) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 257, Beläzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 550 Tabakat c. 2, s. 247

    YanıtlaSil
  100. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Resûlullah, Fatıma'yı, çağırttı. (347)

    Fatıma, yürüyerek geldi. Onun yürüyüşü, Resûlullah Aleyhisse-lamın yürüyüşünü andırırdı. (348)

    Resûlullah Aleyhisselâm (Merhaba ( Hoş geldin) kızım!) bu-yurduktan ve onu, sağına veya soluna oturttuktan sonra, kendisine,

    gialice bir şey söyledi. Fatıma, ağladı.

    Sonra, ona, gizlice bir şey daha söyledi. Bu defa da, Fâtıma, güldü. (349)

    Ben, bu günkü gibi, gülmenin, ağlamaya, sevinmenin, üzülmeye bu derece yakın olduğunu görmemiştim! (350)

    Fatıma'ya, bu ağlamasının ve gülmesinin sebebini sordum. (Tutulduğu hastalığı neticesinde vefat edeceğini haber verdi. Bu-na, ağladım.

    Sonra, Ev halkının, Kendisine, ilk kavuşup katılanı, ben olacağı-mi haber verince de, güldüm!) dedi.» (351)

    Hz. Ali ve İki Oğlunun Peygamberimizi Ziyaretleri:

    İbn-i Abbas der ki «Abbas, Peygamber Aleyhisselâmı, hastalığın-da ziyarete gelmişti.

    Peygamber Aleyhisselâmı kaldırıp serîr'inin üzerine oturttu.

    Peygamber Aleyhisselâm, ona (Ey Amuca! Allah da, seni yükselt-sin!) diyerek düa buyurdu.

    Abbas (Ali, içeri girmek için izin istiyor?) dedi.

    Resûlullah Aleyhisselâm (Girsin!) buyurdu.

    Ali, Hasan ve Hüseyin ile birlikte içeri girince, Abbas (Yâ Resû-lallah! Bunlar, Senin evladlarındır!) dedi.

    Resûlullah (Ey Amuca! Onlar, senin de, evladlarındır!) buyurdu. Abbas (Ben, onları, severim!) dedi.

    Resûlullâh Aleyhisselâm (Sen, onları sevdiğin gibi, Allâh da, se-ni sevsin!) buyurdu. (Taberânî-Mûcemüssagîr c. I, s. 90)

    (347) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat c. 2, s. 247, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 282, Sahih c. 5, s. 138, Müslim Sahih c. 4, s. 1904

    (348) İbn-i Sa'd Müslim Tabakat c. 2, s. 247, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 282 Sahih c. 4, s. 1904, Belâzürî Ensabüleşraf c. 1, s. 552

    (349) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 247, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 282 Buhari Sahih c. 5, s. 138, Müslim Sahih c. 4, s. 1904

    350) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 282, Belâzürî Ensabüleşraf c. 1, s. 55 (

    (351) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 247, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 282 Buhari Sahih c. 5, s. 138, Müslim Sahih c. 4, s. 1904

    55

    YanıtlaSil
  101. سوره فاتحه (۲-۲)

    اشارات الاعجار

    هرتى او نقطه كمال طوغری حرکت اتمك اوزره صانکه معنوی وامر الم کی منتظماً و نقطہ متوجهاً حرکت ایمانده در اثنای حر کنده او ناره یاردیم ایدن و ما نظر ینی دفع ایدن شبه ریز جناب حقك ترين سيدر. اون كائنات دقتانه با قلد فى زمان، انسانلوك طائف الرى وقيل الرى كبي، لاقناتك ذراتي منفرداً و مجتمعاً فالقار ينك قانونن امتثالاً، معينه اولان وظيفة الدين قوشم قده اولد قاري حسن الديار . [ بالكن بدبخت انساني مستثنا ]

    العالمين ) بو كام نك مو کنده کی (ین) يا يا لكن اعراب علاقتيدر، عشرين، ثلاثين كي. و یا جمع علامتید.. چونکه عالمك احتوالایتدیگی جزولون هر بریسی به عالمدر. و یا خود بالگر منظومه شمسیه به منحصر دگلور جناب حقك شو غير متناهی فضاده چومه عالماری واردر

    اوت [الحَمدُ لِلَّهِ كَمْ لِلَّهِ مِنْ فَلَكٍ ، تَجْرِيَ النُّجُومُ بِهِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ

    در انتهو لي ساجدین تا ده اولدیفی کبی، بوراده ده عقلایه مخصوص اولان جمع صیفه سیداد غیر

    عقلاده جمع اندير لمشدر. بوايسه قواعده مخالفدر؟

    اوت، عالمك احتوا ایتدیگی عضو لون بر رعاقل، برد منظم صورتنده تصور ابدیلمی، بلاغتك ان مقبول بر پرنسیبیدر زيرا ما فاتك عالم الله تسميه ، كائناتك صانعه اولان دلالتي شهادتي، اشارتي ايجوندر. بناء عليه لكائناتك عضو لری ده مدافعه اولان دلالتاري اشهار تكرى ایچون برر عالم اوله لری ایجاب ایدر ویاله ایسه، ما انعك او عضو لری تربیه سندنه و او عضو لرن ده صانعی اعلام ایتم کلوندن آهلا شیا ایر که او عضولی بررحی، بر عاقل، بر منظم صورتنده تصور ايد يا مشدر اونك يجون بوجمعده قواعده مخالفت يوقدر.

    ما قبلیله بو یکی صفتان نظمنی ایجاب اید نه شویله به مناسبت وار در که الرحمن الرحيم ) ما قبليله بری منفعتهاری جلب، دیگری مضر تكرى دفع ایمان اوزره تربیه نک ایکمی اسهای وارد. رزامه معناسنه اولان (الرحمن) برنجي اساس، غفار معناسی افاده ايدن (الرحيم) ده اینجی -

    اشار تارى الجون بر بریله با غلا نشدر .

    YanıtlaSil
  102. عاقل

    Akil: Akıllı

    جلب

    Cell: Çekme

    جمع

    Cem: Cogul

    دفع

    Def: Savma, uzaklaştırma

    غير متناهي

    Gayr-i mütenäht: Nihayetsiz

    Hayy: Hayat sahibi

    إعلام lâm: Bildirme

    إغراب

    'rab: Yüklendikleri göreve göre cümle içindeki isimlerin ve muzári' füllerin sonundaki harf ve hareke değişikliği, bunun ilmi

    احتوا

    İhtiva: İçine alma

    انتقالاً

    Imtisalen: Uyarak

    قواعد

    Kavaid: Kaideler

    ماقبل

    Makabl: Öndeki, geçmiş

    مانع

    مرت Mazarrat: Zarar

    Mani: Engel olan

    معين

    Muayyen: Belirli

    مجتمعاً

    Müctemian: Toplu olarak

    منفرداً

    Miinferiden: Yalnız olarak

    محصن

    Münhasır: Mahsüs kılınmış

    متكلة

    Mütekellim: Konuşan

    متوجهاً

    Miteveccihen: Yönelerek

    تُقْلَةِ كَمَالْ

    Nokta-i kemål: Mükemmel-lik noktası

    صيغة

    Siga: Kelimenin türetilme-siyle ortaya çıkan şekillerden her biri

    طائفة

    Taife: Hususi topluluk

    تنبيه

    Tesmiye: İsimlendirme

    عقلاً Ukala: Akıllılar

    YanıtlaSil
  103. Her şey, o nokta-i kemåle doğru hareket etmek üzere, sanki ma'nevî bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Esnå-yı harekette onlara yardım eden ve mâni'lerini def eden şübhesiz Cenâb-ı Hakk'ın terbiyesidir. Evet, käinåta dikkatle bakıldığı zaman, insanların täifeleri ve kabilelen gibi, kainatın zerrâtı münferiden ve müctemian Haliklaru kanununa imtisålen, muayyen olan vazifelerine koşmakta oldukları hissedilir.

    -Yalnız bedbaht insanlar müstesna-

    العالمية Bu kelimenin sonundaki ) پین(

    ya yalnız i'rab alâmetidir يشرع، ثلاثين gibi.

    Veya cem' alåmetidir. Çünki ålemin ihtiva ettiği cüz'lerin her birisi bir âlemdir. Veyahud yalnız manzůme-i şemsiyeye münhasır değildir. Cenab-ı Hakk'ın şu gayr-i mütenáhi fezâda çok âlemleri vardır.

    المنديله كه يله من ذلك . تجرى النجوم به والشمس و القمر Evet

    رايته في سكيدين de olduğu gibi, burada da ukalâya mahsús olan cem sigasıyla gayr-i ukala da cem'lendirilmiştir.

    Bu ise kaväide muhaliftir?

    Evet, âlemin ihtiva ettiği uzuvların birer åkil, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmesi, belägatin en makbül bir prensibidir. Zîrá kâinâtın ålem ile tesmiyesi, kâinâtın Sâni'ine olan delâleti, şehadeti, işareti içindir. Binåenaleyh kâinâtın uzuvları da Sâni'e olan delâletleri, şehadetleri için birer ålem olmaları îcâb eder. Öyle ise, Sâni'in o uzuvları terbiyesinden ve o uzuvların da

    Sâni'i i'lâm etmelerinden anlaşılır ki, o uzuvlar birer hayy, birer âkil, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmiştir. Onun için bu cem'de kaväide muhalefet yoktur.

    الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ Makabliyle bu iki sıfatın nazmını îcâb eden şöyle bir münasebet vardır ki:

    Biri menfaatleri celb, diğeri mazarrâtları def etmek üzere terbiyenin iki esası vardır. Rezzák ma'nasına olan الرحمن birinci esasa Gaffår ma'nâsını ifade edende ikinci esasa işaretleri için birbiriyle bağlanmıştır.

    YanıtlaSil
  104. Fatma hatun çocuklarının yaramazlık ve huysuzluklarına İçerliyordu. Özellikle Fa Peygamber Efendimizi hanesine kabul ettiğinden bu tarafa... Pe di Gözü gönlü toktu. Edep ve saygıda, bırakın

    TARINTE BUGÜN

    1957-IBM'in, yeni geliştirdiği bilgisayarın ağırlığı 21 tondu.

    1993 - DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, Türkiye'nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı seçildi.

    2016 - Nur Talebelerinden Said Gecegezen vefat etti.

    16

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    MAYIS

    MAY

    C

    BIR AYET

    Muhakkak ki tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet eden ancak Sensin.

    Bakara Suresi: 128

    BİR HADİS

    Allah'tan korkun ve akrabalarınıza iyilik edin.

    İbni Asakir

    Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni

    hifzeden Odur. Mesnevî-i Nuriye

    HİCRĪ: 8 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 3 MAYIS 1440

    İmeak Güne

    HIZIR: 11 - GÜN: 137 KALAN: 229 - GÜN. UZ.: 3 DK

    داية

    Vater

    YanıtlaSil
  105. ra-i Rahibin kilisesi civarına geldikleri vakit oturdular. Insanlarla ihtilät etmeyen münzevi Bahira-i Rahip birden çıkageldi. Kafile İçinde Muhammedü'l-Emini pudü'l Alemindir ye peygamber olacaktır."

    TARİHTE BUGÜN

    1929-İlk Tıp Bayramı Haydarpaşa Tıp

    Fakültesi'nde kutlandı.

    Dünya Hemşireler Günü

    MAYIS

    12 PAZARTESİ

    BİR AYET

    Kim de bir hata yapar veya günah işler de sonra onu suçsuz birinin üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur. (Nisa: 112)

    BİR HADİS

    14 1446 ZİLKA'DE

    Namuslu kadına iftira atmak yüz senelik ameli mahveder.

    (C. Sağîr, No: 1312)

    RUMI: 29 NİSAN 1441 HIZIR: 7

    İftira edenler, böyle iftiraya maruz kalacakları, cezâ-yı amelleri olmak ihtimalini düşünsünler!

    Mektubat

    İmsak

    Güner

    Öğle

    İkindi

    Micam

    i

    Yutu

    اية

    YanıtlaSil
  106. IBM North Pole

    ր

    IBM'in NorthPole çipi ise yüksek işlem kapasitesi ve gerçek zamanlı bilgi işleme yeteneğiyle dikkat çekiyor. Özellikle otonom araçlar ve akıllı şehir uygulamaları gibi enerji verimliliğinin

    kritik olduğu alanlarda kullanılıyor.

    BrainScales ve SpiNNaker

    Avrupa'da geliştirilen bu nöromorfik platformlar, sinir bilim araştırmalarında kullanılıyor. BrainScales, biyolojik sinir ağlarının işleyişinin analog sinirsel simülasyonlar aracılığıyla modellenmesine olanak tanırken SpiNNaker, yüz binlerce nöron ve milyarlarca sinapsi simüle edebiliyor.

    YanıtlaSil
  107. Mü'min, Cennette evlad istediğinde, onun hamli, doğumu ve yaşı bir anda istediği şekilde olur.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
    Sayfa: 230 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

  108. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    230 1 Müezzinler müslümnların namazları ve hâcetleri (oruç vakitleri) üzerine eminleridir. Hz. Hasan (r.a.)
    230 2 Müezzinler "emin" ve imamlar "Zâmin" (tekeffül edici) dirler. Allah, imamları irşad, müezzinleri mağfiret buyursun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    230 3 Mü'min, insanların kendinden emin olduğu ve müslüman da müslümanların dilinden zarar görmediği kimsedir. Muhacir de fenalığı terkeden adamdır. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, komşusu kendisinin eziyetinden emin olmıyan kimse Cennete giremez. Hz. Enes (r.a.)
    230 4 Mü'min bir, kafir ise yedi kursağına yer.( Bir gün bir adam geldi, Peygamberimiz (s.a.v) e misafir oldu. Yedi sefer süt getirdiler içti. O gün müslüman oldu, ertesi günü bir sefer süt ile doydu.) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    230 5 Mümin bir, kafir yedi kursağına içer. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    230 6 Mü'min, Cennette evlad istediğinde, onun hamli, doğumu ve yaşı bir anda istediği şekilde olur. Hz. Ebû Said (r.a.)
    230 7 Mü'min Mü'minin aynasıdır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    230 8 Mümin müminin aynasıdır. Ve mümin müminin kardeşidir. Nerede rastlarsa onu toparlar ve arkasından korur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    230 9 Mümin ülfet eder. Ülfet etmiyen ve ülfet edilmiyen kimsede hiç bir hayır yoktur. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
    230 10 Mümin mümin için bir yapı gibidir. Birbirini bağlar. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    230 11 Kavi mümin Allah'a, zaif müminden daha hayırlı ve sevgilidir. Gene de her birinde hayır vardır. Sana menfaat verecek şeye haris ol. Fakat Allah'a dayanarak işe giriş ve acze düşme. Eğer sana bir şey isabet ederse şöyle yapsaydım, böyle olurdu, deme. Lakin Allah böyle takdir etti ve dilediğini yaptı de. Zira "Keşke" sözü şeytanın işine yol açar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    230 12 Mümin gayyur olur. (Irz ve namusu hususunda kıskanç olur) Allah (z.c.hz)'leri da gayyurdur. (Bunun için Allah fuhuşu haram etmiştir) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    230 13 Mümin alicenaptır ve kerimdir. (Hüsnü zannı sebebiyle aldanır) Facir ise hilekardır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    230 14 Mümin her halinde hayır üzerindedir. Ruhu, Allah Azze ve Celle'ye hamd eder olduğu halde, iki yanı arasında kabzolunur. Hz. İbni Abbas (r.a.)
    230 15 Mümin iki korku arasında bulunan bir kuldur. Geçmiş günahını anar ve bundan dolayı Allah ona ne yapacak, bilmez, korkar. Yaşadığı kadar daha nelere uğrayacak onu da bilmez ve korkar. Ravisi belli değil

    YanıtlaSil

  109. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    104 1 Bir müslüman, lâyıkı ile abdest aldığında ve namazını da lâyıkı ile kıldığında, namazdan çıkarken annesinden yeni doğmuş gibi çıkar. (Bütün günahları dökülür.) Hz. Osman (r.a.)
    104 2 Kulun uykusunda ruhu kabzolur. Ve geri verilib verilmeyeceğini de bilmez. Vitir namazını kılıp yatması onun için daha hayırlıdır. Ayda üç gün oruç tutan, ayın hepsini oruçlu geçirmiş gibi olur. Çünkü Allah bire on sevab verir. Kul, kendisinden her "Sülâmâ"sının bir zekâtı olduğu halde sabahlar. "Sülâmâ nedir? Ya Resulallah" denildi. Buyurdu ki: "Ceseddeki her kemiğin mafsalıdır. Eğer o kul, dört secde ile iki rek'at namaz kılarsa (İşrak veya duha namazı) cesedinin zekâtını ödemiş olur. Hz. Ebud Derda (r.a.)
    104 3 Kul namaza durduğunda, ona Cennet kapıları ve Rabbi ile arasında bulunan perdeler açılır. Huriler ona karşı bulunurlar, tükürmedikçe ve sümkürmedikçe. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    104 4 Kul bir çok zamanlar, bir çok zamanlar, bir çok zamanlar müslüman yaşar. Fakat sonunda Allah'ın gazabına uğrayabilir. Yine, ömrünü hep küfürle geçirir. Fakat sonunda Allah'ın Rahmetine uğrayabilir. Kim ki herkese gıybet ederek ve fena lâkap takarak ölürse, kıyamette, burnu ile iki dudağı arasına damga vurulur. Hz. İbni Amr (r.a.)
    104 5 Kul, her harcadığından me'cur olur. Yalnız binaya harcadığından olmaz.(Fazlasına giderse) Hz. Habbab (r.a.)
    104 6 Kulun, eğer azmi, meramı (tasası) dünya olursa, Allah onun meşgalesini, ihtiyacını açar, yayar. Ve ihtiyacını iki gözü arasına koyar. Akşam yatar fakir, sabah kalkar fakir. Eğer, azmi ve meramı ahiret olursa, Allah onun meşgalesini toplar. İhtiyacını kaldırır. Zenginliği kalbine verir. Zengin yatar zengin kalkar. Hz. Enes (r.a.)
    104 7 Kul hasta olur, kalbi rikkat kesbeder. Günahlarını hatırlar, sinek kadar yaş döker. Bunun yüzü suyu hürmetine kendisine mağfiret olunur. Eğer kalkarsa günahlarından sıyrılıp kalkar. Ölürse mağfiret olunur. Hz. Enes (r.a.)
    104 8 Kula, duadan üç şeyden biri şaşmaz; Ya günahı affolunur, ya hayrı çoğaltılır. Veyahutta işlenmiş amel ecri alır. Hz. Enes (r.a.)
    104 9 Kul zulme uğradığında, intikam alamamış, yardımcı da bulamamış olduğu halde, ellerini göğe kaldırmış dua ederse, Allah ona; "Lebbeyk kulum: Ben sana dünyada ve ahirette yardım edeceğim." buyurur. Hz. Ebud Derda (r.a.)
    104 10 Kul namaza durduğunda sağa sola bakarsa, ona Rabbi buyurur ki: "Ey kulum, Ben senin iltifat ettiğin şeylerden hayırlıyım." 2'inci ve 3'üncü defa bakarsa yine aynı şekilde buyurur. 4'üncü defa bakarsa ondan yüz çevirir. Hz. Huzeyfe (r.a.)
    104 11 Kul bir yalan söyler ki, melek onun ağız kokusundan bir mil öteye kaçar. Hz. İbni Ömer (r.anhüma

    YanıtlaSil
  110. Güneş, kıyamet günü bir mile kadar yaklaşır ve harareti de çok ziyade artar. Ve bu sebeble beyinler, taşlar üzerindeki tencerelerin kaynadığı gibi kaynar. Bu hararetten, ehli mahşer, hatalarına göre terlerler. Ve ter onlardan bazısının ayak topuğuna, bazısının bacağına, bazısının karnına kadar çıkar. Bazısına ise ter, gem oluncaya kadar yükselir.
    Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
    Sayfa: 249 / No: 17
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

    Yuksel10 Mayıs 2025 09:39
    Siz kabirden haşrolup yaya, sürünerek, binitli veya yüzüstü götürülürsünüz. Ve siz Allah'a ağızlarınız kapalı olarak arzolunacaksınız. Ve ilk olarak konuşacak, uyluğunuzdur.
    Ravi: Hz. Muaviye İbni Hayde (r.a.)
    Sayfa: 249 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  111. Yerin her tarafı kıyamette mahvolur. Yalnız, namaz kılınıp, secde edilen yerler hariç. Ve bu yerler de birbirine eklenir. (Üzerinde namaz kılanlara şefaat edecekler, vazifesi bitince, Cennete intikal ederler.)
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    Sayfa: 250 / No: 1
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  112. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "DİNLERİNE UYMADIKÇA YAHUDİLER DE HIRİSTİYANLAR DA ASLA SENDEN RÂZI OLMAYACAKLARDIR.

    De ki: <<Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır."

    (el-Bakara, 120)

    YanıtlaSil
  113. MAHINUR AYDIN

    TARİHTE BU AY

    1 Mart 2021 Pazartesi/ 17 Receb 1442 Hendek Gazvesi 11-24 Mart 677 "Istiklal Marşı'nın, Meclis'te Ilk Kez Okunman (1921)/ Yeşilay (Hilal-Abdarim Kurulması (1920)

    2 Mart Salı/18 Receb Şah 1 Nak sibend Hazretleri'nin Vefatı (1389)/Emir Sultan'ın Vefatı (1430)/Imam Buhari'nin Vefatı (869)

    3 Mart Çaryamba/19 Receb-Halife-in Kaldırılması (1724)/Diyanet Is leri Başkanlığı'nım Kurulması (19241/Tevhid i Tedrisät Kanunu'nun Çıka rılması (1924/ Vakıflar Genel MO-dürlüğü'nlin Kurulması (1924)

    4 Mart Perşembe/20 Receb-Sela haddin Eyyübi'nin Vefatı (1193)/Os-manlı Hanedanı'nın Sürgüne Gön derilişi (1924) M. Es'ad Erbili Efen di'nin Wefit (1931)

    5 Mart Cuma/21 Receb BM'nin, Bosna'ya Türk Askeri Gönderilme sini Kabul Edişi (1994)

    6 Mart Cumartesi/22 Receb-Piri Reisin Vefatı (1554)/ Omer Seyfed-din'in Vefatı (1920)/ Imam-Hatip Okulları'nın Açılışı (1951)/ Üçüncü Cemre'nin (Toprağal Düşüşü

    7 Mart Pazar/23 Receb-Artvin'in Düşman Işgalinden Kurtuluşu (1921 Istiklal Mahkemeleri'nin Kaldımlışı (1927)

    Mart Pazartesi/24 Receb Pey gomberimizin Arafat'ta Veda Hutbe-si'ni Iradı (6321/Yıldırım Bayezidin Vefati (14031/Dünya Kadınlar Günü

    9 Mart Salt/25 Receb- Laleli CA-mii'nin İbadete Açılması (1764)

    10 Mart Çarşamba/26 Receb- Mi tac Kandili/Imam Cafer-i Sadık Haz-

    retleri'nin Vefatı (765)/ Telefonun Icadı (1876)/ Bekir Topaloğlu'nun Veflith (2016)

    11 Mart Perşembe/27 Receb- Tür kiye'nin IMF'ye Katılışı (1947)/ Bos-narda Sırp Katliamının Başlaması (1992)/ Kocakarı Soğukları'nın Baş-laması (11-17 Mart)

    12 Mart Cuma/28 Receb- İstiklal Marşı'nın Kabulü (1921)/ 12 Mart Muhtırası (1971)

    13 Mart Cumartesi/29 Receb-Sela-nik'in Fethi (1430)/ Rümi Yılın Son

    14 Mart Pazar/1 Şaban-Bedir Gaz-vesi (624)/ Rümi Yılbaşı, Rümi Tak vimin Kullanılmaya Başlanması (1840)/Tıp Bayramı

    15 Mart Pazartesi/2Şaban-Molla Fenari'nin Vefatı (1431)/Dünya Tüke ticiler Günü/Suriye'de Iç Savaş Baş ladı (2011)

    16 Mart Salı/3Şaban-İtiläf Devier-leri'nin İstanbul'u İşgali (1920)

    17 Mart Çarşamba/4Şaban-Ibn-i Haldun'un Vefatı (1406)/ Niyazi-1 Mısri'nin Vefatı (1694)/ Konya'nın Kurtuluşu (1920)

    18 Mart Perşembe /5 Şaban Ça-nakkale Deniz Zaferi (1915)/ Uzay-da lik Yürüyüş (1965)

    19 Mart Cuma/6Şaban-Süveyş Ka nalı'nın Açılması (1866)/L. Osmanlı Mebüsän Meclisi'nin Açılışı (1877)/Hasan Celal Güzel'in Vefatı (2018)

    20 Mart Cumartesi/7Şaban-Ada-na'da Deprem (1945)/ABD'nin Irak İşgalinin Başlaması (2003)/ Ham-sin'in Sonu

    21 Mart Pazar/ 8 Şaban- Nevruz (likbaharın Başlangıcı Halepçe Katliamı (1988)/ Gece ile Gündü zün Eşit Olması

    22 Mart Pazartesi/9 Şaban-Çaldı-ran Zaferi (1514)

    23 Mart Salı/10 Şaban- Uhud Gaz-vesi (625)/ Bediüzzaman Said Nur-si'nin Vefatı (1960)/ Pakistan Cum-huriyeti'nin Kurulması (1956)

    24 Mart Çarşamba/11 Şaban-Ab-basi Halifesi Harun Reşidin Vefa t: (809)/ Verem Mikrobunun Keş fi (1882)

    25 Mart Perşembe/12 Şaban Av rupa Topluluğu'nun (AT) Kuruluşu (1957)/ Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ve fatı (2009)

    26 Mart Cuma/13Şaban-Hallac-Mansur'un Vefatı (922)/ Edirne'nin İşgali (1913)/ Kral Faysal'ın Öldürül mesi (1975)/Mısır-İsrail Barış Anlaş ması (1979)

    27 Mart Cumartesi/14 Şaban-Be-rat Kandili/Ingiltere-Rusya Arasın-da Kırım Savaşı (1854)/Gediz Depre-mi-1086 kişinin vefatı (1970)

    28 Mart Pazar/15 Şaban- Gazian tep Müdafaası ve Şahin Bey'in Şehä deti (1920)

    29 Mart Pazartesi/16 Şaban- Hu neyn Gazvesi (630)/ Fahreddin er-Râzi'nin Vefatı (1210)

    30 Mart Salı/17Şaban-Fatih Sultan Mehmed'in Doğumu (1432)/Mithat Cemal Kuntay'ın Vefatı (1956)

    31 Mart Çarşamba/18 Şaban-Hu-deyblye Antlaşması (628)/Eyfel Ku lesi'nin Yapılışı (1889)

    MART

    2021

    YanıtlaSil
  114. Şeytan sabaha eriştiğinde askerlerini etrafa gönderirken onlara şöyle der: "Kim bir müslümanı haktan saptırırsa, ona taç giydiririm." Sonra askerlerinden biri ona gelir ve şöyle der: "Ben, birisinin karısını boşayıncaya kadar yanından ayrılmadan çalıştım." Bunun üzerine şeytan: "Mümkündür ki, o tekrar evlensin." Diğer biri gelir ve şöyle der: "Bu gün birisini ana ve babasına isyan ettirinceye kadar başından ayrılmadan uğraştım." Bunun üzerine şeytan: "Umulur ki, o kimse onlara iyilik yapsında iyilerden olsun" der. Başka birisi gelir ve şöyle der: "Ben, bir insanı Allah'a şirk koşuncaya kadar saptırmaya devam ettim." Bunun üzerine şeytan: " İşte aradığım sensin, sen" der ve tacı ona giydirir.
    Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
    Sayfa: 31 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  115. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "Ey îman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten aslâ geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler.

    Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.

    İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri hâlde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında «İnandık!>>> derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar.

    De ki: <>> Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.

    Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve takva sahibi olursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır."

    (A1-1 Imran, 118-120)

    YanıtlaSil
  116. bår-gåh

    bar-gah 1 : بارگاه.izinsiz girilemiyen yüksek ma-kam 2.Allah'ın (c.c.) huzuru (manevi ya kınlığı)

    bar-gah-ı huzur بارگاه حضور : Allah'in (c.c.) må nevi yakınlığını kazanma makamı

    bar-gah-i merhamet بارگاه مرحمت : merhamet kapısı, başvuranlara merhametle karşılık ve-rilen månevi makam, Allah'ın (c.c.) merha metiyle kendini belli ettiği mânevi yakınlığı

    bär-gah-i samediyet بارگاه صمدیت : Allah'ın (c.c.) samediyet makamı; hiç bir şeye hiç bir şekilde muhtaç olmamak ve her an her şey kendisine muhtaç bulunmak (samediyet) sıfatıyla kendini belli eden Allah'ın(c.c.) mâ-nevi yakınlık makamı

    barik parlak, ışıklı

    Bari بارتی : )Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) varlıkları ve canlıları, canlıla-rın organ ve oluşumlarını, yaradılışlarında gözetilen gâyelere, faydalara ve bütünlük içindeki yerlerine tam uygun, ölçülü, tertip li, yerli yerinde ve güzel yaratan

    Bari-i Musavvir بارئ مصور : )Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) Bârî ve Musavvir; varlıkları ve canlıları onların organ ve olu-şumlarını, yaradılışlarında gözetilen gâyele-re, faydalara ve bütünlük içindeki yerlerine tam uygun, ölçülü, tertipli, yerli yerinde ve

    güzel yaratan (Bari) ve varlıklara çeşit çeşit şekiller veren (Musavvir) (Allah c.c.)

    Bari-i Teala باری تعالى : Bari ve Tealâ; varlıkları ve onların organ ve oluşumlarını, yaradılış larında gözetilen gâyelere, faydalara ve bü-tünlük içindeki yerlerine tam uygun, ölçülü, tertipli, yerli yerinde ve güzel yaratan (Bari), yüceler yücesi olan (Teală) (Allah c.c.)

    barid (e(بارده : soğuk

    baridane باردانه : soğuk bir tarzda

    barigah بارگاه : bkz. bår-gāh(

    barigah- ehadiyet بارگاه احادیث : Allah'in (c.c.) birlik makamı, Allah'ın (c.c.) her varlıkta (bir kısım isim ve sıfatlarıyla) birliğini belli ettiği mânevî makamı

    barigah- kibriya بارگاه کبریا )Allaha cait) mânevî sonsuz büyüklük (kibriyā) makamı

    bârigah-ı mescid-i ulahiyet بارگاه مسجد الوهيت emirlerine itaat edilmeye ve ibadete lâyık olma (ulûhiyet) sıfatına sahibi olan Allah'a (c.c.) secde anında erişilen yüce mânevi ya kınlık makamı

    76

    basar

    bârika 1 : بارقه.parıltı parıldayan 2 şimşek

    dinleyenleri birden etkisi altına alan guçlu an latma tarzı

    barika-i hakikat بر حقیقت hakikatkıvılcımı, hakikatin parlak ışığı, (mec.) gerçeği aydın latan, gerçeğin ne olduğunu apaçık gösteren sağlam ve güvenilir bilgi ("bärika-i hakikat müsademe-i efkārdan doğar" (vecize): haki-kat kıvılcımı, farklı düşüncelerin çatışmasın-dan doğar)

    barika-i îman بارقة إيمان : parlak iman ışığı

    barika-i İslamiyet 1 : بارقة إسلاميت.İslamiyet'in parlak ışığı, (mec.) İslâm dünyasında yetişen ve toplumu derin ve geniş ilmiyle aydınlatan büyük din alimi 2.(mec.) insanlığı aydınlatan, doğru yolu gösteren İslâm'ın getirdiği haki-dogru katler

    barika-asa بارقه آسا : şimşek gibi

    bariz بارز : açık, belirgin

    Barla بارلا : Isparta'nın Eğirdir ilçesinin, bir beldesi, bir kasabası. Bediüzzaman Hazretle rini ilk sürgün olduğu köyün adı

    Barla Nahiyesi بالا ناحیه سی : Barla kasabası

    Barla ağzi بارلا آغزی : zikreden bir ağız gibi olan Barla

    Bartın بارطين : Zonguldağın bir ilçesi

    baru: surkale duvarı

    barut باروت : ateşli silahlarda kullanılan par-layıcı ve patlayıcı katı ve toz halinde madde

    ba's 1 : بعث.diriliş, yeniden diriliş 2.gönder-me, gönderilme 3.Allah'ın (c.c.) peygamber göndermesi 4. Allah'ın (c.c.) ölüleri diriltmesi

    ba'sü ba'de-l mevt بعث بعد الموت : ölümden sonra yeniden diriliş

    basamak 1 : با صامق.merdivende her adında basılan yer 2.ayak basılacak yer 3.derece, ka-deme, rütbe

    basamak-ı Mi'raciyye با صامق معراجيه : Mi'rac basamağı, (mec.) (namazda) Allah'ın (c.c.) yakınlığını arttırıcı basamak, derece (bkz. Mi'rac)

    Basar بصر : Allah'ın (c.c.) her şeyi görüp gö zetme sıfatı

    basar بر : )A) görme, görme duygusu (du-yusu), görme gücü 2.göz 3.zeká, akılla görüp anlama gücü

    YanıtlaSil
  117. basar basiret

    Bats

    basar-i basiret بصر بصيرت: basiret gucu, uzak ve derin gerçekleri sezip görme ve anlama ye teneğine dayanan görüş

    77

    basar u basiret بر و بصیرت basar ve basiret; gerçekleri görup anlama (basar) ve uzak ger çekleri sezip kavrama, uzak görüşlülük (basi-ret)

    basari (ye( بصريه : görme ile ilgili

    basira باصره : görme duygusu (duyusu(

    basit باسط : acan, yayan, seren, (mec.) i rahat latica

    Basit الباسط : kullarına maddi ve manevi rızık ve imkânları genişleten (Allah'ın c.c.) (Bu mü barek isim; "daraltan, kısan, kısıtlayan månå sındaki Kabıd ismiyle birlikte kullanılır.)

    Basir بصير : her şeyi gören ve gözeten (Allahc.c.(

    basir (e( بصيره : gerçekleri gören, derin anlayış sahibi, kalb gözü ile gören

    basirane بصبرانه : görerek, bilerek, görüp bile ne yaraşır tarzda

    basiret 1 : بصیرت.manevi ve derin gerçekleri görebilme gücü 2.uzak görüşlülük 3.uyanık lik, tedbirlilik

    basiret-i kalb بصیرت قلب : kalb basireti, mânevi kalb (gözü) ile gerçekleri görme ve anlama, kalb uyanıklığı

    basiretli 1 : بصیرتلی.gerçekleri gören ve anla yan; månevi kalb gözü açık 2.tedbirli ve uya-nik

    basiretsiz بصيرتز : gerçeklere karşı gönlü ve gözü kapalı, anlayışsız, kör

    basiretsizlik بصير تسزلك : anlayışsızlık gerçek-lere karşı körlük

    basit (basita( 1 : بسيط.såde, gösterişsiz 2.kolay; karmaşıksız, yalın 3.birleşik olmayan, farklı elemanlar taşımayan 4.tek, kendinden iba-ret, tek başına 5.önemsiz, özelliksiz, sıradan 6.gelişmemiş 7.bilgisi noksan (az) 8.aşağı, ba yağı, değersiz 9.(man.) tekil olumlu önerme (müsbet hüküm)

    basitane بسیطانه : basitçe basit şekilde, basit olarak, kolay biçimde

    basitlik بسيطلك : basit olma, basit halde olma

    (bkz.basit)

    basitleştirme بسیلندرمه : sadeleştirme, kolay laştırma, basit hale getirme

    Basra Firat ile Dicle nehirlerinin birles-

    tiği nokta ile Basra Körfezi arasında, nehir kenarında bir Irak sehri

    Basri بصرى : Basralı

    genişleme, açma, yayma

    bast-ı mukaddemat بسط مقدمات : ana fikre ha zırlayıcı giriş bölümü, giriş yapma; konuya giriş konuşması veya yazısı

    bastı özür بسط عذر : özür ileri sürme, özrünü

    bildirme

    bast- zaman 1 : بسط زمان zamanın genişleyip uzaması; kainatta belli bir yerdeki şartlara bağlı olan belli bir zaman süresine göre çok başka fizik şartlar altındaki zamanın geniş leyip uzaması; zamanın nisbi (rölatif) olarak uzaması 2.az zamanda (keramet yolu ile) çok zaman süresi geçirme (bkz.zaman)

    bastetmek 1 : بسط إيتمك.yaymak 2.açmak 3.açıklamak

    basgardiyan باش غارديان : ceza evlerinde düzeni sağlamak ve gerekli gözetimi yapmakla gö revli gardiyanların başı, âmiri

    baskitabet باش کتابت : başkatiplik, başsekre terlik

    başkumandan باش قوماندان: baskomutan, bir savaşta devletin bütün kara, deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komu-

    tan

    başmuharrir باش محرز : başyazar, bir gazete ve dergide başyazılar için ayrılan sütundaki yazıları yazan kimse; düşünce, görüş ve yo-rumlarına verilen değer ve önem nedeniyle yazıları başyazı olarak yayınlanan yazar

    basmurahhas باش مرخص : bir hükümet, kurum veya topluluk adına görüşmeler yapma yetki-sine sahip yetkili kurulun başkanı, başdelege

    başpapaz باش پاپاس : bir kiliseye bağlı papazla-rın ünvanca (rütbece) en üstünü

    başvekalet باش وکالت : başbakanlık

    başvekil باش وكيل : başbakan

    bataklık بطلق : fazla derin olmayan sularla kaplı batak yer, batak bölge

    batarya 1 : بطاريا.en küçüktopçu birliği 2.savaş gemisinde borda (yan cephe) topları 3.tek-nikte bazı ålet ve parçaların uygun şekilde birbirine eklenmesiyle meydana gelen takım

    bati güneşin battığı yön

    Bati باتی : Batı dunyası, ilerlemiş batı ülkeleri, Avrupa ve Kuzey Amerika

    YanıtlaSil
  118. 24

    IHLAS

    katılmıştı. Uzun zaman sonra bu kişinin Resulullah (sav)'in ashabından biri olduğunu öğrendik.

    Onun bize rivayet ettiği bir hadis şöyledir:

    "Müslümanlardan biri Resulullah (sav)'e sordu:

    Ey Allah'ın Resûlü! Kurtuluşa ermek için ne yapmalıyız?

    Resulullah (sav) "Allah'ı aldatmamalısınız" buyurdu.

    Adamın "Allah'ı nasıl aldatabiliriz ki?" diye sorması üzerine Resulul lah (sav) şöyle buyurdu:

    Allah'ın yapmamızı emrettiği amelleri onun rızasını kazanmak için değil de başkalarının hoşnutluğunu kazanmak için yapmak Allah'ı aldat maktır.

    Gösterişten sakının! Gösteriş Allah'a ortak koşmakla eşdeğerdir. Ri yakâr olan kimse kıyamet gününde bütün mahlükatın gözü önünde şu dört sıfatla Allah'ın huzuruna çağrılır:

    Ey kâfir! Ey fasık! Ey aldatan! Ey zarar eden! Amellerin boşa gitti ve sevabın yok oldu. Bu gün senin payına düşen hiçbir mükafat yoktur. Dün-yada iken kimin hoşnutluğunu kazanmak için amel ettiysen sevabı da git ondan iste!

    Bu noktada hadisi nakleden sahabeye "bunu Resulullah (sav)'inden duyduğuna dair kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin eder misin" diye sordum.

    O şöyle cevap verdi:

    Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki ben Resûlüllah'tan bunu duydum, ancak kastım olmaksızın bir hatam olmuşsa o başka.'

    Sonra da şu ayeti okudu:

    إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ

    "Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; hål-buki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir."

    Fakih diyor ki:

    Amelinin karşılığını ahirette almak isteyen kimse onu sırf Allah rıza sı için yapmalı sonra da bu amelini unutmalıdır. Böylece kendini be-

    Firdevs, 6619

    YanıtlaSil
  119. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    25

    ğenmişlikten kurtulmuş olur. Çünkü bir ibadetin riyadan korunması onu yapmaktan daha zordur.

    Ebu Bekir el-Vasıti şöyle diyor:

    İbadeti riyadan korumak onu yapmaktan daha zordur. İbadet çabuk kırılan ve tamiri mümkün olmayan cam gibidir, kendisine riya karışırsa onu kırar, kendini beğenmişlik karışırsa faydasız hale gelir.

    Bir kimse bir ibadete niyetlenir fakat ona riya karışmasından korkar-sa kalbinden riyayı söküp atmaya çalışmalıdır. Bunu başaramazsa riya kor-kusuyla ibadeti terk etmeyip onu yapmalı sonra da kalbine doğan göste-rişten dolayı Allah'tan bağışlanmayı dilemelidir. Bunun sonucu olarak bel-ki de Allah Teâlâ başka bir ameli ihlâslı bir şekilde yapmasını ona nasip eder.

    Bir atasözünde şöyle geçer:

    Riyakârlar öldüğünden beri dünya harap oldu.

    Çünkü onlar gösteriş için olsa da; han, hamam, kervansaray, mescit v.b. hayır kurumları yapıyorlar diğer insanlar da buralardan faydalanı-yordu. Kim bilir belki de buralardan faydalanan Müslümanlardan birinin duası sayesinde bu kurumları yaptıranlar sevap kazanıyordur.

    Nitekim geçmiş âlimlerden biri bu konu ile ilgili olarak şöyle bir olay anlatır:

    Eski zamanlarda adamın biri bir tekke yaptırır, kendi kendine bu yaptığı amelin Allah rızası için olup olmadığını düşünmektedir. Rüyasında ona gelen biri şöyle der:

    Senin bu amelin Allah rızası için yapılmış olmasa bile buradan fayda-lanan Müslümanların senin için yaptıkları duanın Allah rızası için oldu-ğunda şüphe yoktur. Bunun üzerine adam bu amelinden dolayı mutluluk duydu.

    Huzeyfe b. Yeman'ın yanında adamın biri "Allah'ım münafıkları helak eyle" diye beddua edince o şöyle dedi:

    "Onlar helak olursa siz düşmanlarınıza galip gelemezsiniz, çünkü onlar da sizinle birlikte düşmanlarınıza karşı savaşıyorlar".

    Selman-ı Farisi (ra) şöyle diyor:

    Allah münafıkların maddi gücü ile Müslümanları güçlendiriyor, Müslümanların duasıyla da münafıkları zafere ulaştırıyor.

    Fakih diyor ki:

    YanıtlaSil
  120. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    MECELLE CEMİYETİ'NİN ÇALIŞMALARI

    1285-1306 (1868-1889) seneleri arasında faaliyet gösteren Me-celle Cemiyeti, çalışmalarına Divan-ı Ahkâm-1 Adliyye Nezaretinde başlamış, Ahmed Cevdet Paşa'nın bu Nezaretten ve Mecelle Cemi-yeti reisliğinden ayrılması ile Meşihat dairesine nakl edilmiş, za-man zaman çalışmaları inkıtaa uğramış ve cem'an onbeş kişi bu çalışmalarda vazife almıştır. Cemiyetin reisliğini Ahmed Cevdet Paşa, onun bulunmadığı içtimalarda ise Gerdan-kıran Ömer Efendi yapmıştır.

    1. MECELLE'NİN SİSTEMATİĞİ

    Mecelle'nin tedvini bahsine girmeden önce, kısaca onun siste-matiğinden bahsetmek faydalı olur kanaatindeyim. İleride de göre-ceğimiz üzere İslâm hukukunun medenî kanunlar tarzında en geniş şekilde tertip ve tanzimi Mecelle ile başlar. Mecelle'de biribirinden tamamen ayrı olan mevzular Kitab'ul-Buyû', Kitab'ul-İcarat gibi «Kitab> başlığı altında toplanır. Bunu takiben her kitapta geçen ıstılahları izah mahiyetinde bir mukaddime yapılır. Sonra bu kitap-lar ihtiva ettikleri mevzuun icab ettirdiği kadar «Bab»lara, bablar da «fasıl» lara ayrılır. Mukaddimelerdeki izahlar dahil olmak üzere hükümler; Madde 1, Madde 2 şeklinde numaralanmış ve bazı mad-delerin hemen yanında o maddenin ifade ettiği hükmü izah mahiy-yetinde bir-iki misâle yer verilmiştir.

    2. TEDVİN VE MERİYETE GİRİŞ

    Mecelle Cemiyeti ilk toplantısını A. Cevdet Paşa'nın riyasetinde yukarıda kısaca terceme-i hâllerini gördüğümüz azalardan Seyyid Halil, Seyfeddin, Seyyid Ahmed Hulûsi, Seyyid Ahmed Hilmi, Meh-

    1. Tezakir, I, 63.

    2. Aynı eser, IV, 96.

    3. Aynı yer.

    YanıtlaSil
  121. MECELLE CEMİYETİ'NİN ÇALIŞMALARI

    33

    med Emin ve İbni Abidinzade Alaeddin Efendiler'in iştirakleri ile Divan-ı Ahkam-ı Adliyye Dairesinde yaptı. İlk olarak ilerideki bö Himlerde muhtevası üzerinde duracağımız; «Kavaid-i Külliyye» adı altında biri tarif mahiyetinde olmak üzere yüz maddeden ibaret olan ve Fıkıh ilminin muamelat kısmının bel-kemiğini teşkil eden ana maddelerin tesbitine başlandı. Gayet hummalı bir faaliyetten sonra bu ana maddeler tesbit edildi. Bunu takiben yine sıkı bir çalışma sonunda kısa zamanda 303 maddeden meydana gelen ve Mccelle'nin 1. kitabı olan Kitab'ul-Buyû' hazırlanıp, tedvini gerektiren hållerden ve tedvinde takib edilen metoddan bahseden bir «Esbab-ı Mucibe Mazbatası kaleme alınarak her ikisi birlikte Meclis-i Vükela'ya takdim olundu.

    MEGELLE ESBAB-I MÚCIBE MAZBATASI

    Mecelle tedvinine niçin ihtiyaç duyulduğunu, tedvinde nasıl bir yol takib edildiğini, o günlerde adliyemizin ne durumda oldu-ğunu, zamanın kanun ve mevzuatını bize kısaca hülâsa etmiş olması bakımından, 8 Zilhicce 1285 (29 Mart 1869) de Meclis-i Vükela'ya sunulan Mecelle Cemiyyeti'nin hazırladığı bu «Esbab-ı Mücibe Maz-batasını sadeleştirerek buraya almakta fayda mülahaza etmekte-yim:

    <Yüksek makamınızca malum olduğu üzere fıkıh ilminin dünya işleriyle alakalı olan kısmı münâkâhat (aile hukuku), muâmelât (alış-veriş) ve ukûbat (cezalar) kısımlarına ayrıldığı gibi, medenî ve müterakkî milletlerin Kanun-u Esasîleri de bu üç kısma ayrı-lıp, muamelât kısmı medeni kanun diye isimlendirilir. Fakat bu asırlarda ticarî muameleler pek fazla gelişmiş olduğundan poliçe ve iflas gibi pek çok hususlarda temel kanundan istisna olunmuş ve bu istisnâî meseleleri içine alan bir de ticaret kanunnnamesi tanzim edilmiştir ki, ticarî hususlarda ona uyulup, diğer hususlarda yine medenî kanuna baş vurulur. Meselâ, bir ticaret mahkemesinde ticaret kanunu hükmünce görülen bir davanın rehin, kefâlet ve ve-kâlet gibi bazı teferruat sayılan hususlarında temel kanuna mü-racaat edilmektedir. Suçların sebeb olduğu âdi hukuk davalarında da bu yol takib ediliyor. Medenî kanunun yerine Devlet-i Aliyye'de eski ve yeni pek çok kanun ve nizamlar yapılmıştır. Her ne kadar bunlar bütün muamelelerin hâlline kâfi değilse de fıkıh ilminin

    4. Esbab-ı Mucibe Mazbatası.

    5. Kanun-u Esasi bizde bugün Anayasa kelimesine tekabül etmekle beraber, burada temel hukuki mevzuat yerine kullanılmış olduğu siyak u sibaktan anlaşılmaktadır.

    O. H. T. Mecelle

    F: 3

    YanıtlaSil
  122. 546

    HADIS-1 ŞERİFLER

    Ravi: ENES'ten r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 1. 2 ve 5. Hadis-i şerifte..

    ۱۰۸۷ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذَى ، شَوْكَةً فَا فَوْقَهَا ، إِلا حَطَ اللَّهُ تَعَالَى بِهِ سيئاته ، كما تَحطُ الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا . ) رواه الشيخان عن ابن مسعود )

    1087) «Herhangi bir müslüman.. Kendisine bir diken, veya daha bü-yük bir şeyin eziyeti uğrarsa.. Ancak, Allah-ü Taâlâ bununla onun günahlarını döker.. Tıpkı, bir ağaç yaprağını döktüğü gibi..>>>

    ** *

    Herşey imana ve Allah'tan gelen kaza ve kadere razı olmaya bağlı..

    **

    Ravi: IBN-I MESUD'dan r.a. naklen BUHARÎ ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. 5. ve 47. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۸۸ ما مِنْ مُسْلم يَشِيبُ شَيْبَةً في الإسلام إلا كَتَبَ اللهُ لَهُ بِهَا حَسَنَةٌ وَحَطَّ ) رواه أبو داود عن ابن عمر ) عنه بها خطيئة

    1088) «Herhangi bir müslüman, Islâm dininde bir saç ağartırsa.. An-cak Allah-ü Taâlâ, ona bir hata siler..>>> karşılık bir iyilik yazar ve ondan

    ***

    Saç ağarması, mümine bir müjdedir. Çünkü bir başka rivayette : Saçı ağaran bir mümin artık cehenneme girmeyecektir..

    * **

    Ravi: İBN-İ ÖMER'den r.a. naklen EBU DAVUD.. Menkıbeleri, 7. ve 11. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۸۹ ما مِنْ مَوْلُودِ إِلا يُولَدُ عَلى الفِطْرَةِ ، فَأَبَوَاهُ يُهوَّدَانِهِ أَوْ يُنَصِّرَانِهِ ، أَوْ يُمَحِّسَانِهِ ، ما تُنْتَجُ الْبَهِيمَةُ بَهِيمَةً جَمْعَاء ، هَلْ تُحِبُّونَ فِيهَا مِنْ جَدْعاء .

    ( رواه البخاري ومسلم عن أبي هريرة )

    1089) «Her çocuk ancak FİTRAT üzerine doğar.. Sonra, ana baba-sı onu: Yahudî eder.. Veya Nasranî eder.. Yahut Mecusî.. Tıp-kı bir hayvan yavrusunu doğurduğu zaman, tam doğurduğu gibi.. Onda herhangi bir eksiklik görür müsünüz?..»

    Yani: O hayvan tam olarak doğar; sonra terbiyecileri, kuyruğunu, kulağını keser; istedikleri şekle sokarlar..

    YanıtlaSil
  123. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    547

    Bu doğan çocuğa bir misaldir.. Doğduğunda İslâmiyeti kabul edecek Istidattadır.. Sonra ana babası, istedikleri telkini yaparlar..

    **

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۹۰ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى ، مَرَضٌ فَمَا سِواهُ إِلا حَطَّ اللَّهُ بِهِ سَيِّئَاتِهِ كما تحط الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا . ) رواء البخاري ومسلم عن عبد الله بن مسعود )

    1090) «Herhangi bir müslüman, hastalık veya başka bir eziyete uğ-rarsa, Allah-ü Taâlâ buna karşılık onun hatalarını siler.. Tıpkı ağaç yaprağını döktüğü gibi..>>>

    * **

    1087 numaralı Hadis-i Şerifin bir başka şekilde söylenmişidir.. Ra-vileri de aynı..

    ۱۰۹۱ مَا مِنْ مُسْلَمَ كَمَا مُسْلِماً تَوْباً إلا كانَ فِي حِفْظِ اللَّهِ تَعَالَى مَا دَامَ عَلَيْهِ مِنْهُ ) رواه الترمذي عن ابن عباس ) خرقة

    1091) «Herhangi bir müslüman, -kardeşine bir elbise giydirirse; Allah-ü Taâlânın muhafazasında olur.. O elbisenin ufak bir parçası, onun üzerinde devam ettiği müddet..>>

    **

    Fakir müslümanlara elbise giydirmek, varlıklı müslümanların va-zifesidir. Peygamber S.A. efendimiz, yeni bir elbise giydiği zaman, eskisini fakirlere verirdi. Onun sünnetine uyalım..

    * **

    Revi: İBN-İ ABBAS'tan r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri.. 13. ve 42. Hadis-i şerifte..

    ۱۰۹۲ مَا مِنْ مُسلم يُصَابُ في جَسَدِهِ إِلا أَمَرَ اللهُ تَعَالَى الْحَفَظَةَ أَنِ أكتُبُوا لعبدي في كلَّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ مِنَ الْخَيْرِ مَا كَانَ يَعْمَلُ مَا دَامَ تَحْبُوساً في وثاقي (1) . ( رواه الحاكم عن ابن عمر )

    (1) الوثاق بالكسر والفتح : القيد والحبل ونحوه

    YanıtlaSil
  124. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Peygamberimizin Son Misvåk Kullanışı:

    Hz. Aişe der ki «Allâhın, bana ihsan ettiği nimetlerden birisi: Resûlullah Aleyhisselâmın, benim evimde, benim günümde ve başı, benim göğsümde olduğu halde, vefat etmesidir. (352)

    Bir de, hamd olsun Allaha ki, O'nun, dünyada bulunduğu gün-lerin son gününde (353), Ahiret gününün başında (354), benim tük. rüğümle Onun tükrüğünü bir arada birleştirmesidir. (355)

    Resûlullah Aleyhisselâmı, göksüme yasladığım sırada, kardeşim Abdurrahman, elinde bir misvåkle eve girmişti. (356)

    Resûlullah Aleyhisselâm, ona ve elindekine baktı. (357)

    Misvāki, istediğini anladım. (358)

    (Yå Resûlallah! Bu misvaki (359), Senin için alıp (360) Sana vermemi arzu edermisin?) diye sordum. (361)

    Başıyla (362) (Evet!) (363) diye işaret etti.

    Hemen alıp Kendisine verdim.

    Fakat, katı geldi.

    (Onu, Senin için, biraz yumuşatayım mı?) diye sordum.

    Başıyla (Evet!) diye işaret buyurdu. (364)

    Ben de, misvaki yumuşatıp Kendisine verdim. (365)

    Resûlullâhın, hiç bir zaman, misvåkle dişlerini, bu derece şiddet-11 (366), bu kadar güzel (367) oğuşturduğunu görmemiş gibiydim. Sonra, misvâki, bıraktı.

    Misvåk, elinden düştü.» (368)

    (352) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 262, Buhari Sahih c. 5, s. 141

    353) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 48

    ( (354) Ibn-i Sa'd Tabakat c' 2, s. 261

    (355) İbn-i Sa'd Tabakat c' 2, s. 261, Ahmed b. Hanbel Buhari Sahih c. 5, s. 141 Müsned c. 6, s. 48,

    (355) Buhari Sahih c. 5, s. 141

    (357) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304

    (358) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 234, Buhari Sahih c. 5, s. 141

    (359) Buhari Sahih c. 5, s. 141

    (360) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 305, İbn-i Sa'd (361) Buhari Sahih c. 5 , s . 141 Tabakat c. 2, s. 234

    (362) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 305, İbn-i Sa'd Buhari Sahih c. 5, s. 141 Tabakat c. 2, s. 234,

    (363) Buhari Sahih c. 5, s. 141-142

    (364) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 305, İbn-i Sa'd Buhari Sahih c. 5, s. 141-142 Tabakat c. 2, s. 234,

    (365) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 305, İbn-i Sa'd (366) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 261 Tabakat c. 2, 6. 234

    (

    367) İbn-i İshalk, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 305, İbn-i Sa'd - Tabakat c. 2, s. 234

    (368) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 261

    56

    YanıtlaSil
  125. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Peygamberimizin Ümmetine Son Tavsiyeleri :

    Peygamberimiz, ayıldıkça: «Aman! Aman! Ellerinizdeki kölele-rinize iyi davranınız!

    Onların sırtlarına, elbise giydiriniz! Karınlarını, doyurunuz!

    Onlara, yumuşak söz söyleyiniz! (369)

    Namaza! Namaza devam ediniz!

    Ellerinizdeki köleleriniz hakkında da, Allâh'dan korkunuz!>> bu-yurmaktan (370),

    Son nefesinde bile «Namaza! Namaza!

    Ellerinizdeki kölelerinize...» diye tavsiyede bulunmaktan geri durmamakta idi. (371)

    Peygamberimizin en son sözü «Kadınlarınız ve ellerinizdeki köle-leriniz hakkında Allah'dan korkunuz!» buyruğu idi. (372)

    Peygamberimizin Son Dakikaları ve Allah'dan Dilekleri:

    Rebiül'evvel ayının on ikinci (373), veya on üçüncü (374) pazar-tesi günü (375), kaba kuşluk vakti idi. (376)

    Güneş, zevâle (Batıya kaymağa) doğru yaklaşıyor (377), Pey-gamberimiz, son dakikalarını yaşıyordu. (378)

    Peygamberimizin başı, Hz. Aişe'nin göksüne yaslı bulunuyor, Hz. Aişe «Ey insanların Rabbı! Hastalığı, gider, kaldır! Gerçek Tabib Sensin! Gerçek şifâ verici Sensin!>> diyerek şifâ diliyor (379)

    Peygamberimiz ise «Hayır! (380) Ben, Allâh'dan, Refik-ı âlâ züm-

    (369) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 254

    (370) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 78

    (371) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 253, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 117, c. 6, s. 290, İbn-i Mâce Sünen c. 2, s. 900-901

    (372) Abdurrezzak Musannef c. 5, s. 436

    (373) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1120, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 191

    (374) İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid c. 2, s. 174

    (375) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sîre c. 4, s. 304, Malik Vakıdî Megazi c. 3, s. 1120, İbn-i Sa'd Muvatta' c. 1, s. 231, Tabakat c. 2, s. 191, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 364, c. 6, s. 45, 118, 132

    (376) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304

    (377) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1120, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 191, Taberî Tarih c. 3, s. 197

    (378) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 304, Vakıdî Megazi c. 3, s. 1120, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 191, Taberî Tarih c. 3, s. 197

    (379) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 212, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 108

    (380) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 301, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 274 Tabakat c. 2, s. 230,

    57

    YanıtlaSil
  126. سوره فاتحه (1)

    اشارات الاعجاء

    1 مالك يوم الدين ) ما قبليه توصفتك نضمنی اقتضا بدن سبب شودر کن تو صفت رحمتی افاده ابدن ما قدانه متحد در زیرا قيامتها سعادت ابديه نك كل مكنه ان سوك دليل رحمندر اوت همتان رحمت او مهری و نعمران نعمت اولی آنچه و انجه حشر و سعادت ابدی به با غلبید.

    اوت، سعادت ابديه اولماس ان بيون نعمتهار به مسلميلان عقلك، انسانك قفا سنده بيلان وظیفه فى كور مكون باشقه برايشي فالماز. كذلك، ان لطيف نعمت الردن هدا ييلان شفقت و محبت ابدی بر آیر بامه دوشونجه سیله ان بيون المهر حيره سنه کچوکر

    سؤال ؟ ] جناب حقك هر شيه مالك اولديغی به حقیقت ایکه، بوراده حشی و جزا کونك

    تخصیصی نه به بناء در؟

    الجواب ] شو عالمك ان انارجه حقير و خسيس ميلان بعض شيارين قدرت از ليرنك بالذات مباشرتي عظمت الهیه به مناسب تور و لد گندند، وضع ايديله اسباب ظاهريه نك او كون وفصيله . هر شينك شفاف پارلامه ایچ یوزیله تجلی اید وب ، صانعی، خالقی واسطه مزکورہ جگنه

    اشار تدر.

    (توید) تعبیری ایمه، حشرك وقوعنی کوسترن اماره کردن برینه اشار تدر شویله کرد: ثانیه، دقیقه ساعت و گونلری کوسترن هفته لو به ساعتك ميالمرندن بریسمی دورینما تمام ایتدیگی زمانه بهر حال او ته کی ارده دور لرینی اکمال ایده جفارينه قناعت حاصل اولور. كذلك، يوم، سنه عمر بشر و عمر دنیا ایچنده تعیین ابديله معنوی میا مردن بریسی دورینی تمام ایتدیگنده، او تر کیار ده ( ولو اوزون به زماند نه موکره اولسون) دور لريني المال ايده جهارينه حكم الديار.

    و كذا، بركون و یا بر سنه ظرفنده وقوعه كان كوچك كوچك قيامتری، حشویری کورنه بر آدم سعادت ابديه نك حشرك طلوع فجريله، شخصی، بر نوع حکمنده اولان انساناره احسان ایدیاله جاگنه شبهه التميز.

    (دین) کلمه سندنه مقصد یا جزادر، چونکه او گونه خیر و شر كره جزا وير يله جان بر گوند. ویا حقائق دینیه در چونکه حقائقه دینیه او کون تام معنا سیله میدانه چیقار که، دائره اعتقادك دائرة اسبابه غلبه ایده جنگی بر گوندر.

    YanıtlaSil
  127. عَظَمَتِ إِلَهِيهِ

    Azamet-i İlahiye: Allah'ın büyüklüğü

    بحمه حال

    Behemchal: Her halde, mutlakā

    جوا Ceza: Karşılık

    دائرة اعتقاد Daire-i i'tikād: İnanç dairesi

    اله Elem: Aa

    آماره Emare: Belirti

    أَسْبَابِ ظَاهِرِية

    Esbab-ı zahiriye: Görünür-deki sebebler

    حقائق دينيه

    Hakaik-i diniye: Dini hakikatler

    خالق Halık: Yaratıcı

    خيش Hasis: Değersiz

    حشر Haşir: Ölüleri dirilterek toplama

    إكمال İkmal: Tamamlama

    اقتضا İktiza: Gerekme

    كذلك

    Kezalik: Bunun gibi

    قُدْرَتِ آزليه

    Kudret-i ezeliye: (Allah'ın( Başlangıcı olmayan kudreti

    ماقبل Makabl: Ondeki, geçmiş

    مالك Malik: Sahib

    مباشرة

    Mübaseret: Temás etme

    نظم Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi

    رفع Ref: Kaldırma

    صانع Sani: San'atla yaratan (Allah)

    تخصيص

    Tahsis: Hususi kılma

    تَضَتُنْ Tazammun: İçine alma

    تجلى Tecelli: Görünme

    طلوع فجر

    Tula - fecir: Fecrin doğması

    وضع

    Vaz: Koyma

    یوم

    Yevm: Gün

    YanıtlaSil
  128. مالك يوم الدين Makabliyle şu sıfatın nazmını

    iktiză eden sebeb şudur ki: Şu sıfat, rahmeti ifade eden måkabline neticedir. Zira kıyâmetle saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve ni'metin ni'met olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.

    Evet, saadet-i ebediye olmasa, en büyük ni'metlerden sayılan aklın, insanın kafasında yılan vazifesini görmekten başka bir işi kalmaz.

    Kezâlik, en latif ni'metlerden sayılan şefkat ve muhabbet, ebedi bir ayrılık düşüncesiyle en büyük elemler sırasına geçerler.

    Sual: Cenâb-ı Hakk'ın her şeye målik olduğu bir hakikat iken, burada haşir ve ceza gününün tahsisi neye binåendir?

    Elcevâb: Şu âlemin insanlarca hakir ve hasîs

    sayılan bazı şeylerine kudret-i ezeliyenin bizzât mübaşereti azamet-i İlâhiyeye münasib görülmediğinden, vaz' edilen esbâb-ı zâhiriyenin o gün ref'iyle; her şeyin şeffaf parlak iç yüzüyle tecelli edip, Sâni'ini, Hålik'ını vasıtasız göreceğine işarettir.

    )يور( ta'biri ise, haşrin vuküunu gösteren emarelerden birine işarettir. Şöyle ki: Saniye, dakika, saat ve günleri gösteren haftalık bir saatin millerinden birisi devrini tamam ettiği zaman, behemehål ötekiler de devirlerini ikmâl edeceklerine kanâat hâsıl olur. Kezâlik, yevm, sene, ömr-ü beşer ve ömr-ü dünya içinde ta'yîn edilen ma'nevî millerden birisi devrini tamam ettiğinde, ötekilerin de -velev uzun bir zamandan sonra olsun-devirlerini ikmâl edeceklerine hükmedilir.

    Ve kezâ, bir gün veya bir sene zarfında vukūa gelen küçük küçük kıyametleri, haşirleri gören bir adam, saadet-i ebediyenin haşrin tulû'-u fecriyle, şahsı, bir nev' hükmünde olan insanlara ihsân edileceğine şübhe etmez.

    ) دین ( kelimesinden maksad ya cezâdır, çünki o gün hayır ve şerlere cezâ verilecek bir gündür. Veya hakäik-i diniyedir. Çünki hakäik-i diniye o gün tam ma'nâsıyla meydana çıkar ki, dâire-i i'tikādın, dâire-i esbâba galebe edeceği bir gündür.

    YanıtlaSil
  129. inin sevgilerine karşılık verirdi. Ebu Talibrin harums mini bu kadar çok sevmesinde onun iyi huyluluğu.

    -soa ansari Muhammed in velati

    -1639-Kasr-ı Şirin

    Antlaşması.

    1954-ABD'de siyah

    çocukların, beyaz çocuklarla aynı okula gitmelerini önleyen yasa yürürlükten kaldırıldı.

    1967 - İmam Hatip Okulu mezunlarına, üniversitelere girme hakkı tanındı.

    17

    CUMA

    FRIDAY

    MAYIS

    MAY

    BIR AYET

    Şüphesiz Allah butun işlerinde mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.

    Bakara Suresi: 220

    BİR HADİS

    Bize göre sizin hâinlikte en ileri gideniniz, ehli olmadığı halde bizden iş isteyeninizdir.

    Taberanî

    Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir. Mektubat

    HİCRỈ: 9 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 4 MAYIS 1440

    CHIZIR: 12 - GÜN: 138 KALAN: 228 - GÜN. UZ.: 2 DK

    YanıtlaSil
  130. TARİHTE BUGÜN

    - 1277 - Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçeyi resmî dil ilân etti.

    1953 - Bediüzzaman

    Samsun mahkemesine gidemiyeceğine dair hey'et-i sıhhiyeden rapor aldı.

    2009 - Bediüzzaman'ın

    talebelerinden Ali İhsan Tola vefat etti.

    MAYIS

    13 SALI

    15 1446 ZİLKA'DE

    RUMI: 30 NİSAN 1441

    HIZIR: 8

    İmsak

    BİR AYET

    Müşrik erkekleri de, iman etmedikleri sürece mü'min kadınlarla evlendirmeyin.

    (Bakara: 221)

    BİR HADİS

    İlmin tehlikesi, unutmak; zâyi edilmesi, ehil olmayana öğretmektir.

    (C. Sağîr, No: 7)

    Tam muvafık ve dindar ve ahlâklı bir zevc bulmadan, kendilerini açık saçıklıkla satmasınlar.

    Lem'alar

    مايق

    i لستاز

    Vater

    i

    Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    Neam

    YanıtlaSil
  131. SONUÇ

    im dini, hem bir inanç sistemidir hem de ahlâkî ve all kurallar manzumesi; dünya için mutluluk ve hu-kaynağı olduğu gibi, öte dünya için de kurtuluşun ahtarıdır. İnsanların ruh huzuru, gönul rahatlığı, turdik ve beraberlik esasına dayalı kardeşlik temelinde mutlu bir hayat sürmelerini istediği gibi, âhiret hayatını Cazanmanın ve kalıcı mutluluğa ve huzura erişmenin re-cetelerini de sunar. Dolayısıyla İslâm, inanç olduğu ka-dar, güzel davranıştır, yardımlaşmadır, selamlaşmadır, Paylaşmadır, güzel ahlâktır ve kısaca iyi ve güzel olan her şeyin yanında yer almaktır. Bütün bu güzel davra-Miglar ancak sağlam ve sarsılmaz inanç temelinde değer Caganur, ibadete dönüşür ve kurtuluşun anahtarı olur.

    lilam inanç sistemi, tevhit esasına dayandığından, bu Calibin hayata da yansımasını ister; sevincte ve tasada bir olmayı emreder, dini olanı dünyevi olanla kucak-lagtirir ve mutlak yaratıcıya inanmaya çağırır. Her şeyi yaratan ve her seyi bilen yüce yaratıcıya inanma, onun

    259

    YanıtlaSil
  132. Dünya hayatı bir rüyadan ibarettir.

    Dünyada servet ve makam sahibi olmak, rüyada define bulmaya benzer.

    Dünya malı, nesilden nesle aktarılır, yine dünyada kalır. Esas meziyet; malı, canı ve makamı doğru kullanmayı bilip âhiret sermayesi yapabilmektir.

    24

    YanıtlaSil

    Yuksel11 Mayıs 2025 08:36
    Sebnem

    that 6. Sap 26 - Nuan 2007

    Kadın ve Aile Dergisi

    YanıtlaSil

    Yuksel11 Mayıs 2025 08:38
    Sebnem

    Aylık Kadın ve Aile Dergisi Yıl 6 • Sayı 26

    www.sebnem.org

    Sahibi: Altınoluk Yay. San.

    Mam Sesli ve Gör Yay

    YanıtlaSil
  133. Şüphe, insanı rahat koymaz ama çok tehlikeden kurtarır.

    Şüphe, insanı huzursuz ve rahatsız eder. Ancak şüphe saye-sinde bazı tehlikeler ve kötü olaylar önceden tespit edilebi-lir. Bu nedenle bazen şüphe çok yararlı olur.

    Benzeri: Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak yeğdir.

    Şüpheli pazar mideyi bozar.

    İnsan bir alışveriş sırasında dürüst ve açık olmalıdır. Alışverişte dürüst olunmazsa arkadaşlık ve dostluklar bozu-lur, zarar görür.

    YanıtlaSil

    Yuksel11 Mayıs 2025 08:57
    ATASÖZLERİ VE DEYİMLER SÖZLÜĞÜ

    Atasözleri Sözlüğü

    Mehmet HENGİRMEN

    YanıtlaSil
  134. 548

    HADIS-1 ŞERİFLER

    1092) «Herhangi bir müslümanın cesedinde bir musibet olursa, Al. lah-ü Taalà HAFAZA meleklerine emreder:

    Bu kuluma, daha önce gece ve gündüz yaptığı ameller ka-dar, hayır yazınız.. Bağımla bağlı kaldığı müddet..>>>

    HAFAZA: Insanın iki meleğidir. Biri sağında durur, sevap yazar.. Biri solunda durur, günah yazar.. Mümin hastalıkla bağlı kaldığı müd-det, sevabı yazılır, hataları da silinir...

    Ravi: IBN-İ ÖMER'den r.a. naklen HAKİM.. Menkıbeleri 7. ve 22. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۹۳ ما مِنْ مُسْلِمٍ يَمَوتُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ ، أَوْ لَيْلَةَ الْجُمُعَةِ ؛ إِلَّا وَقَاهُ اللَّهُ فِتْنَةَ الْقَبْرِ. ( رواه أحمد عن ابن عمرو )

    1093) «Herhangi bir müslüman, cuma günü veya cuma gecesi vefat ederse; Allah-ü Taâlà, onu kabir fitnesinden korur..>>>>

    Kabir fitnesi, burada kabir azabı manasındadır.. Kabrin insana ve-receği ilk azap, kaburga kemiklerini sıkıp birbirine geçirmesidir. Allah korusun..

    *

    ** Ravi: ABDULLAH b. AMR'den r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkıbeleri, 1. ve 465. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۹۴ مَا مِنْ مُصَلِّ إِلَّا وَمَلَكَ عَنْ يَمِينِهِ وَمَلَكَ عَنْ يَسَارِهِ ، فَإِنْ أَتَمَّهَا عَرَجًا بها ، وَإِنْ لَمْ يُتِمَّهَا ضَرَبَا بِهَا وَجْهَهُ .

    ) رواه الدارقطني من عمر )

    1094) «Herhangi bir namaz kılan kimsenin sağında bir melek, solun-da bir melek vardır.. Namazını tam kıldığı takdirde onu alır -yücelere çıkarırlar.. Namazı tam kılmadığı takdirde, yü-züne çarparlar..>>>>

    Namaz, bedeni ibadetlerimizin en mühimidir. İlmihal kitaplarında yazıldığı şekilde edebine, erkânına riayet edilerek kılınmalıdır.

    Ravi: Hz. ÖMER'den r.a. naklen DAREKUTNI.. Menkıbeleri, 41. ve 46. Hadis-i şerifte..

    YanıtlaSil
  135. ÖRNEKLERİ VE VAAZ

    549

    ۱۰۹۵ ما مِنْ مُصِيبَةٌ تُصِيبُ الْمُسْلِمَ إِلا كَفَرَ اللَّهُ بِهَا عَنْهُ، حَتَّى الشَّوْكَةُ يُشَاكُها. ( رواه الشيخان عن عائشة )

    1095) «Herhangi bir musibet, bir müslümana uğrarsa, Allah-ii Ta-âlâ onu kendisine -günahlarına kefaret kılar.. Hatta, isa-bet eden bir dikeni bile..>>>>

    ** Bu mevzu ile ilgili birçok Hadis-i Şerif vardır.. 1087 ve 1090 numa-ralı Hadis-i Şerifler de keza bu mevzu ile ilgilidir.

    **

    Ravi: Hz. AlŞE'den r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbele-ri, 2. 5. ve 8. Hadis-i Şerifte..

    ( رواه الحاكم )

    مَا تَحلَ (۲) وَالِدٌ وَلَدَهُ أَفْضَلَ مِنْ أَدَبٍ حَسَن .

    ۱۰۹۶

    (۲) أي أعطى

    1096) «Bir baba, çocuğuna iyi edepten daha güzel bir şey hediye ede-mez..>>

    *

    Mal erir.. Servet çabuk tükenir.. Babadan kalma şöhret de az zaman-da silinir..

    Babanın çocuğuna bırakacağı en güzel miras, iyi terbiyedir.

    Ravi: HAKİM.. Menkıbesi, 22. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۹۷ مَثَلُ الْبَيْتِ الذِي يُذْكَرُ اللهُ تَعَالَى فِيهِ ، وَالْبَيْتُ الذِي لَا يُذْكَرُ اللَّهُ

    (رواه الشيخان عن أبي موسى الأشعري )

    فِيهِ ، مَثَلُ الْحَيُّ وَالْمَيِّتِ .

    1097) «İçinde Allah'ın zikri yapılan evle, içinde Allah'ın zikri yapıl-mayan eve misal: Ölü ile dirinin misâlidir..>>>

    İnsanlar iki yönlüdür: Madde yönü ve mana yönü.. Manâmızı can-landırdığımız takdirde, maddi hayatımızda bereket ve güzellik olur..

    İşte bundandır ki, daima evlerimizde Kur'an sesi duyulması ve na-mazlar kılınması emredilmiştir..

    Ravi: EBU MUSA'dan r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Menkı-beleri, 2. 5. ve 125. Hadis-i şerifte..

    ۱۰۹۸ مَثَلُ العالم الذي يُعَلِّمُ النَّاسِ الْخَيْرَ وَيَنْسَى نَفْسَهُ كَمَثَلَ السَّرَاحِ يُضِي

    ) رواه الطبراني عن جندب )

    للنَّاسِ وَيَحْرِقُ نَفْسَهُ .

    YanıtlaSil
  136. 34

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    muamelat kısmı bu hususdaki ihtiyaçlara yeter de artar bile. Ay-rıca davaların şeriat ve kanuna havale edilmesinde bazı zorluklar görülmekte ise de Temyiz-i Hukuk Mahkemeleri hakimlerin riya-seti altında şer'i davalara baktıkları gibi Temyiz Mahkemelerinde nizamlara göre görülen maddeler de yine onlar tarafından karara bağlanmakta ve bu tip problemler hålledilmektedir. Şu kadar var ki mülki kanun ve nizamların esas ve kaynağı fıkıh ilmi olarak nizamlara göre bakılan maddelerin bile bir çok teferruata dair olan hususları fıkha aid meseleleri tetkik ile halledilegelip Temyiz Mah-kemeleri azası ise fıkhî meselelere hakkiyle vakıf olmadıklarından güya hakim efendiler mevcut kanun ve nizamların haricinde olarak duruşmaları istedikleri kalıba döküyorlar nazarı ile bakılıp bir ta-kım sû-i zanlara kapılarak, dedi-koduya sebep oluyorlar.

    Devlet-i Aliyye'nin Ticaret Mahkemeleri'nde ise Ticaret Ka-nunnamesi tatbik edilmekte olup, davanın ticaretle alâkası olmayan hususlarda büyük zorluklar çekilmektedir. Şöyle ki; Avrupa kanun-larına müracaat olunsa bunlar padişahın iradesi ile vazedilmiş ka-nunlar olmadığından Devlet-i Aliyye'nin mahkemelerinde tatbik olunamaz. Şeriata havale olunduğunda ise; Şeriyye Mahkemeleri böyle hususlarda murâfaayı esasından tutmağa mecbur olur. Hal-buki iki mahkemenin mahkeme usulleri esasen muhtelif olduğu için tabiatıyla işde çatallık ortaya çıkması dolayısıyla buna benzer hu-suslarda Ticaret Mahkemeleri'nden, Şer'iyye Mahkemeleri'ne müra-caat edilemiyor. Ticaret Mahkemeleri azası fıkıh kitaplarına müra-caat etsin denilirse bu bile mümkün değildir. Çünkü fıkıha intisab hususunda onlar da Temyiz Mahkemeleri azasiyle aynı durumdadır.

    Fıkıh ilmi ise uçsuz bucaksız bir deniz olup, bir ummandan inci çıkarır gibi bundan lâzım olan meseleleri bulup çıkararak mesele halledebilmek epeyce maharet ve melekeye bağlıdır. Bilhassa Ha-nefî mezhebi üzere muhtelif devirlerde pek çok müctehitler gelip, pek çok ihtilaf ortaya çıkmış ve Hanefi fıkhı Şafii fıkhı gibi işlen-meyip pek geniş ve dağınık olmuştur. İşte birbirinden farklı bu kadar sözler içerisinde sahih olanını ayırarak hadiselerin ona tat-bikinde büyük zorluk vardır. Kaldı ki, asırların değişmesiyle örf ve âdete dayanan fıkhi meseleler de değişiklik gösterir. Meselâ; eski fıkıh âlimlerine göre satın alınacak evin bir odasını görmek kâfidir. Fakat sonrakilerin görüşüne göre her odasını görmek la-zımdır. Bu ise delil bakımından bir ihtilaf olmayıp, inşaat hakkında örf ve âdetin değişmesinden ortaya çıkmıştır ki, evvelce evlerin her odası aynı tarz üzere yapılageldiğinden bir odasını görmek diğerle-rini görmeye hacet bırakmazmış. Sonraları evlerin odaları birbi-rinden farklı yapılmak âdet olduğundan, her odasını görmek lâzım

    YanıtlaSil
  137. MECELLE CEMİYETİ'NİN ÇALIŞMALARI

    35

    gelmiştir. İşin hakikatinde lâzım olan keyfiyet ise alış-verişin mak-sadına göre kâfi bir bilgi edinmekten ibaret olduğu için, esas şer'i kâide değişmeyip, bunun hadiselere tatbiki meselesi, zamanın ah-vâlinin değişmesiyle değişiyor. Buna benzer zaman ve delil değişik-liğini birbirinden ayırmak oldukça fazla bir dikkate muhtaçtır. Fık-hi meseleleri ihâta etmek ve derinliklerine vakıf olmak ise pek güştür. Bir aralık Hanefi fıkhıyle alakalı meseleleri bir araya geti-rip toplamak üzere asrın fakih ve âlimleri bir araya getirilerek Tatarhaniyye ve Fetâvâ-i Cihangiriyye gibi kitaplar te'lifine gay-ret edilmiş ise de, yine fıkhî teferruat ve mezhebî ihtilaflar bütü-nüyle halledilememiştir.

    Gerçekten fetvå kitapları hadiselerin fıkhî kaidelere tatbikine dair verilmiş olan fetvâları hâvî eserler demek olup, halbuki bunca asırlardanberi Hanefi mezhebi büyükleri tarafından verilmiş olan fetvâların bir araya toplanmasının ne kadar güç olduğunu ifadeye lüzum yoktur. Binaenaleyh (Ibn Nüceym) bir takım kaide ve te-mel meseleleri toplayarak bunların ışığında fıkhî teferruatı muhta-sar olarak bir araya getirmek yolunda güzel bir çığır açmış ise de ondan sonraki asırların âlim ve fakîh yetiştirmek yolunda evvelki bereketi görülemediğinden onun yolunu takib ederek açmış olduğu çığırı geliştirecek zatların zuhûriyle bu yolda gayret göstermele-rine müsaid olmamıştır. Şimdi ise şer'î ilimlerde maharetli zatlar ender görülür olduğundan Nizamiye Mahkemeleri'nde icab ettiğinde fıkıh kitaplarına müracaat etmek suretiyle şüpheleri hâlledebilecek aza bulundurmak şöyle dursun, memleketimiz dahilinde bulunan bu kadar Şeriyye Mahkemeleri'ne kâfi kadı bulmak problem olmuştur.

    Bundan dolayı ihtilaflardan âzâde ve yalnız en uygun görüş-leri içerisine almak üzere fıkhi muamelelere dair anlaşılması kolay bir kitap yapılsa herkes kolaylıkla okuyarak muamelelerini ona tatbik ve böyle mazbut bir kitap olduğu halde näib efendi (kadı)-lere büyük faydası olacağı gibi Nizamiye Mahkemeleri azasiyle idari işlerde bulunan memurlar dahi okumak suretiyle şer'i mese-leleri kavrayarak, icabında güçleri yettiği kadar şer-i Şerîfe tâbi' olurlar. Hem Şer'i mahkemelerde muteber ve geçerli hem de Niza-miye Mahkemeleri'nde hukuk davaları için kanun kaynağı lüzumu kalmaz mütalâasına mebnî öyle bir muhteşem eserin vücuda gel-mesi hayli vakitten beri arzu olunan bir hâl olup, hatat bunun için Meclis-i Tanzimat Dairesinde bir ilmî cemiyyet teşkil edilmiş ve

    6. Şer'i mahkemelerin hakimlerine Anadolu ve Rumeli Kazaskerleri'nin niya-betini (vekaletini) yapmalarından dolayı denirdi. (bk. Tarih De-yimleri, II, 644).

    YanıtlaSil
  138. 26

    İHLAS

    Farz ibadetlere gösteriş karışıp karışmaması konusunda İslam âlim-leri farklı görüşler ileri sürdüler. Alimlerden bir kısmı, Müslümanların her birine farz olduğu için bunlarda riyanın söz konusu olmayacağını savų-nurken diğer bir kısım âlim ise başka ibadetlerde olduğu gibi farzlara da riyanın karışacağını iddia etmişlerdir.

    Fakih der ki:

    Bunu iki ayrı başlık altında değerlendirmek gerekir:

    1. Bir insan farzları başkalarına gösteriş amacıyla yapıyor insanların görmediği ortamlarda terk ediyorsa bu katıksız münafıktır.

    Ayrıca şu ayetin kapsamına girenlerdendir:

    إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ

    "Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt katındadırlar.""

    Yani, münafiıklar Firavun'un yandaşlarıyla birlikte cehennemin en alt tabakasına gireceklerdir. Çünkü onların Allah'ın birliğine inancı sahih olsaydı farzları yapmaktan geri kalmazlardı.

    2. Kişi farz ibadetlerini başkalarının yanında daha mükemmel yapı-yor insanlar görmediği zaman daha eksik yapıyorsa bu takdirde yaptığı ibadet kabul olmakla birlikte sevabı eksik olur. Ayrıca gösteriş yaptığı için günaha girer, dolayısıyla bundan dolayı sorumlu tutulur.

    Allah en iyisini bilir.

    Nisa 1

    YanıtlaSil
  139. باب هول الموت وشدته

    ÖLÜMÜN DEHŞETİ

    Ubåde ibni Samit Resûlüllah (sav)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    مَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ أَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءَهُ وَمَنْ كَرِهَ لِقَاءَ اللَّهِ كَرِهَ اللَّهُ

    لِقَاءَهُ

    "Kim Allah'a kavuşmayı dilerse Allah da ona kavuşmak ister. Kim de Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa Allah da ona kavuşmak istemez.m

    Müminin Allah'a kavuşmak istemesinin anlamı şudur:

    Bir mü'min artık hiç kimsenin imanının kabul edilmeyeceği ölüm anında iken Allah'ın rızası ve cenneti ile müjdelenir bunun sonucu olarak da kendisine ölüm, yaşamaktan daha sevimli hale gelir.

    Allah'ın ona kavuşmayı istemesi ise, ihsan ve ikramlarını ona bol bol vermesi demektir. Zira Allah Teâlâ için sevme, hoşlanma gibi şeyler söz konusu olmadığı için bu ifadeler onun sevmesi, istemesi ödüllendirmesi anlamındadır.

    'Buhâri, Rikák 41; Müslim, Zikr 14, (2683); Tirmizî, Cenâiz 67, (1066); Nesal, Cenāiz 10, (4, 10)

    YanıtlaSil
  140. babi (bätila)

    78

    bayrak vahdaniy

    batıl (batila( باطل : gerçeğe dayanmayan, ger çek dışı, geçersiz, uydurma, boş

    Babin باقي : insanın bilme imkanı ve sınırları nin ötesinde olan ve gizli her şeyi bilen (Al lah c.c.) (Allah'ın bu mübarek ismi, Kur'an'da 57/3 avetinde ve Esma-i Husna hadisinde 76. nci sırada geçer. İşaret edilen äyetin tasavvuf ta çok önemli bir yeri vardır.)

    batın (batn( 1 : بطى karın 2 mide 3 iç, iç taraf 4.soy, nesil, kuşak

    batin (batina( 2 باطنه.sır, gizli, bi-linmeyen ve görülmeyen taraf

    bati kalb باطن قلب : kalbinici, kalbdeki má nevi değer, inanış ve duygular

    batini umar باطن امور : işlerin iç yüzü, gerçekle rin gizli ve bilinmeyen tarafı

    batint veeh باطن وجه : ic yuz, iç tarafı; (mec.) ruh, bir şeyin månevi yönü

    bátinen 1 : باطنا iç yüzü bakımından, özü ba kımından, 2 içten, kalbten 3. bilinmeyen gizli yönüyle

    Batini باطنی : Batunilik mezhebine bağlı olan (bkz. Bätınilik)

    Batimilik باطنيلك : Kur'an âyetlerinin ve hadis-lerin açık månålarını bırakıp, tefsir ilminde ki metoda uymayan yollarla, gizli ve kapalı mānālarını bulma iddiasıyla ortaya çıkan ve Ehl-i Sünnet mezhebi yolundan ayrılan sapık bir mezhep (bkz.Ehl-i Sünnet)

    batiniyet باطنیت : "batin" ismine veya sıfatına sahip olma, Allah'ın (c.c.) her şeyin gizli ta-rafını ve iç yüzünü bilmesi ve hükmü altında tutma sıfatı (bkz.Båtın)

    Batiniyye باطنيه : Batintlik (bkz. Båtınílik(

    Bahniyyi make باطنی محض : aşırı Batınilik (bkz. Batınilik)

    Batman باطن : Batiniligi savunanlar (bkz. Batınilik)

    batman بطمان : bölgelere ve tartılacak malın cinsine göre farklılıklar gösteren 2,5 kg ile 10 kg arasında değişen eski bir ağırlık ölçüsü

    Bat بطن : )bkz.batin(

    bat: بطن أرض : yerin (Dünya'nın) içi

    batni baht بطن بحر : denizin içi

    Biçersiz, boş, faydasız 2.işe ya ramaz, kullanılmaz 3.alışılmış olandan büyük

    Batum باطرم : Gürcistan'in Turkiye simurma yakın, Karadeniz kıyısındaki önemli bir şeh

    bada عرضه : sinek

    båvehimle, kuruntu ile

    båvehm-i süphe-i tarikبارهم شه : man zayıflığı ve gerçeği bilmemekten ileri gelen) aklın ve kalbin karanlıkta kaldığı zamanlarda gelen şüphe ile

    ayezid بایزید : Bayezid Can Bayezid بایزید

    Camii semti 2. Baye zid Camii. Bu cami, Fatih Sultan Mehmed'in oğlu Sultan II. Bayezid (1448-1512) tarafın dan yaptırılmıştır.

    Bayezid-i Bistami بایزید بسطامی : )hi.188-261, mi.803-875) İran'ı ünlü tasavvufcu. Iran'in Bistam şehrinde doğduğu için Bistam'h mânâsına gelen Bistami läkabı ile anılır ol muştur. Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebine dahil tasavvuf düşüncesinin ileri gelenlerin dendir. "Vahdet-i Vücud" görüşünde "şata hat" sayılan sözlerinden, yani, Allah (cc( sevgisiyle kendinden geçmiş halde söylediği sözlerinden dolayı tenkitlere uğramıştır. İn ziva hayatını tercih ederek yaşamış ve evlen memiştir. ştir. Ehl-i Sünnet ålimleri, ilk bakışta küfür (inkår) gibi görünen bazı sözlerine rağ men, onu Allah'ı (c.c.) inkârla suçlamamışlar, yadırganan ve kabul edilemez görünen söz ve hallerini, yaşadığı özel månevi bir duruma bağlıyarak açıklamışlar ve büyük bir ermiş kişi olduğunu belirtmişlerdir. (k.s.)

    Bayi بابع : satici

    Baykuş بابقوش : gündüz gizlenen, karanlıkta ortaya çıkan bir tür gece kuşu

    bayrak بايراق : bir millet veya tpluluk, askeri birlik veya kuruluşun varlığını gösteren, belli bir şekil ve renkte kumaştan yapılmış sem bol, işaret, alâmet

    bayrak gehade بايراق شهادت : sahitlik bayrağı, (mec.) Allah'ın (c.c.) varlığı ve birliğine apaçık delil ve işaret

    bayrak tevhid بايراق توحيد : tevhid bayrağı (mec.) Allah'ın (c.c.) birliği inancına dayanan İslâm dini

    Bayrak tevhidillahi بايراق توحید الهی (c.c.) birliğine inanç bayrağı; (mec.) Allah'ın بايراق : Allahin (c.c.) birliği inancına dayanan İslam'ı koru mada öncülük

    kahdanivet بايراق وحدانیت Al lah'ın(c.c.) birliğine inanç bayrağı, (mec.) Al-

    YanıtlaSil
  141. Bayraklar

    balyet

    Jahini birdigin, est ve beneert gun apaçık dehli Bayraktara: hayrak tapmakla ohnah

    Zaheulak etmek, yol göstermek

    bayram bir toplumda kutlanan önem ve muthu bte gan veya günler 2 mutlu bi yon veya günler için yapılan kutlama agen lik, sevinς να περα

    Baht بايرام الهي Baht bayram (mec) Allah'm te geniş merhametiyle bu dunyayı bir styafet yerine dönüşturdugo, bol ikram landa bulunduğu, canlı ve ruhlu varlıklara bih bayram sevinci ve nepesini yaşattığı mevsim les, samanlar

    bayram Rabbaniya بايرام بناية : buton varlık gerçek ve tek sahibi ve terbiye edicisi (Rab) alan Allah'ın (cc), geniş merhametiyle Bu dunyayı bir siyafet ve bayram yeri haline çevirdiği, her yeri tarda turla nimetlerle do hattigh, canh ve rullu varlıklara bir bayram sevinci ve neşesini yaşattığı, mevsimler, aa manlar

    Bayram kai )1941-1999( بایرام پرکسل : dinasamanin talebelerinden olan Bayram Yüksel, 1931 yumda Bolvadin'in Çoğolla Ko yü'nde doğdu. 1945 yılında ilkokulu "pekiyi" derecesiyle bitirince öğretmeni tarafından Koy Institusine gönderilmek istendi, ancak, babası dindar bir insan olduğundan gönder medi. Bu okullardan mezun olan insanların, linine ve divanetine karşı yabancılaşması, halk tarafından benimsenmelerine mani teş kil ediyordu. Babası, Kur'an-ı Kerim't hufa et nesini ve öğrenmesini istiyordu.

    Çok genç yaşta Risale-i Nur'la tanışarak Be liüzzaman'a talebe oldu (1948). Vatani hin netini ifa ettiği sırada Kore Savaşı çıkmış ol aluğundan, Kore'ye gönderilen birliklerimizin çinde yer aldı (1951). Kore Gazisi olarak geri löndu. Bediuzzaman Hazretlerinin vefatı ma kadar hizmetinde bulunmaya devam etti (1960)

    Bayram Yüksel, vatani hizmetine lakende un'da başladı. Ancak, Kore'ye gönderilme kararı çıktı. Kore'd Kore'de Türk askerlerinin kardia ıldığı iddiasıyla kendisini Suriye'ye kaçırma eklifi yapıldı. Ancak, kendisi Emirdağ'a Emirdağ'a gi lip Bediüzzaman Hazretlerinin fikrini aldı. Habere sevinen Bediüzzaman, "Tamam, ben

    bte Nur Talehestni Kore'ye göndermek isti yordum Bent ya da Ceylan'ı düşuomuprom görevliliyete bars Kore'ye gitmek lasum" dedikten soma kendisine, hiçbir saman boy mundan sharmamak üzere Cevşen verdi ve da olduklarım söyledi. Bir de Japon başku mandana verilmek üzere Risaleler verdi

    Bayram Yüksel'in, Kore'de bulunduğu sıra da en çok dopunduğu şey, Ostad'ın verdiği kitapları Japon başkumandana nasıl ulaştı tacağı konusu idi. Tokyo'ya tedavi edilmek üzere gönderilmiş bulunan yaralıları alma görevi, kendisinin kendisinin mensubu bulunduğu tabu ja verildi ve böylece Tokyo'ya gitme imkanı komutanlarımdan izin doğdu. Buraya gelince komutar aldıktan sonra, Turklerin bulunduğu camiye çok yakın ilgi gösterildi Kazan Türklerinden olan müessin ve diğerleri, Japon Rus savaşı sırasında, Bediüzzaman'ın İstanbul'da iken tanışıp haberleştiği ve eserlerini gönderdi gi komutan tarafından Tokyo'ya getirilerek yerleştirilmiş ve kendilerine cami yaptırıl mıştı. Müezzin, Bediüzzaman'ı Rusya'daki esaretinden beri tamdıklarını söyledi. Japon kumandan vefat etmiş bulunduğundan, Bay ram Yüksel eserleri buradaki Türklere verdi.

    Bediüzzaman'ın vefatından sonra, iman ve Kur'an hizmetini Ankara ve Isparta'da de vam ettirdi. Nur hizmeti, Bediuzzaman ve parmakla parmakla sayılacak sayılacak kadar az sayıdaki tale beleriyle başlamışken, daha sonra ülkenin dört bir yanıma yayıldı. Risale-i Nur Külliyatı, başta Arapça ve İngilizce olmak üzere birçok dile tercume edildi. Bu hizmete paralel olarak yurt dışında bir çok hizmet merkezi vücuda geldi. Bayram Yüksel de muhtelif zamanlar da yurt dışına gitti. Yine böyle bir seyahatten sonra Almanya'dan dönüşlerinde, beraberin de bulunan Ali Uçar ve Mehmet Çiçek'le bir likte, Bulgaristan'da geçirdikleri trafik kazası sonucu vefat etti (19 Kasım 1997).

    Baytar مطار: hayvan hastalıkları doktoru, ve-

    termer

    baبع : bam, bir kısım

    doğan, şahin

    باز الأشهب عية 1 : باز akdogan 2 Abdülka-diri Geylani Hazretlerinin bir ünvanı (bkz. Geylani)

    basiyat بعضیت : bazılarına ait olma, genel ol

    mama

    YanıtlaSil
  142. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    58

    resine katılmayı (381), Cebrail, Mikâil ve İsrafil ile birlikte olmayı dilerim! (382)

    Ey Allâhım! Beni, yarlığa! Beni, Refik-ı âlâ zümresine kavuştur! (383)

    Ey Allahım! Beni, yarlığa! Bana, rahmetini ihsan et! Beni, Re-fik-ı âlâ zümresine kavuştur!» diyerek düaya devam ediyordu. (384) Resûlullah Aleyhisselâmın özlediği Refik-ı âlâ, en yüksek Makam-

    larda bulunan Peygamberler cemaatı (385), Allâhın, kendilerine ni-metler verdiği Peygamberler, Sıddiklar, Şehidler ve Salihler zümresi idi ki, bunlar, ne güzel arkadaştırlar. (386)

    Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâmdan, sıhhatta iken bir çok defalar (Hiç bir Peygamberin rûhu, Cennetteki durağını görme-

    dikçe, alınmaz! Sonra, durağına gitmesi, arzusuna bırakılır.) buyurmuştu.

    Kendisi, hastalanıp rûhu alınmak zamanı gelince, başı, benim dizimde bulunduğu halde, üzerine, bir baygınlık geldi.

    Sonra, ayılınca, gözü, açılıp evinin tavanına doğru dikildi ve (Al-lâhım! Beni, Refik-ı Âlâ zümresine kat!) diye düa etti.

    Ben, o zaman (Resûlullâh, bizi tercih etmiyor!) dedim.

    Anladım ki Resûlullâhın bu temennisi, vaktiyle, sıhhatlı zama-nında, bize söyleyip durduğu bir haberin Kendisinde gerçekleşmesi-dir.» (387)

    Peygamberimizin Hz. Fâtıma'yı Teselli Etmesi ve Öğütlemesi:

    Peygamberimizin hastalığı ağırlaşınca, Hz. Fâtıma, Peygamberi-mizi bağrına basıp «Vay Babamın çektiği ıztırâba!» diyerek ağlama-ğa başlamıştı.

    Peygamberimiz, ona «Bu günden sonra, babanın üzerinde hiç ız-tırap kalmayacak! (388)

    Ey kızım! Sakın ağlama!

    Ben, öldüğüm zaman (İnnå lillahi ve innâ ileyhi râciûn!) de!

    Her ölenin yerine, bir karşılık vardır.» buyurdu,

    381) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 211, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 120

    ( (382) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 230

    (383) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 126

    (384) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 210, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 231, Sahih c. 5, s. 139, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 549

    Buhari (385) İbn-i Esir Nihaye c. 2, s. 246

    (386) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 229

    (387) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 229, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 89, Buhari Sahih c. 5, s. 144

    (388) Buhari Sahih c. 5, s. 144, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 552

    YanıtlaSil
  143. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Hz. Fatıma «Senin yerine de mi var?» diye sordu. Peygamberimiz «Evet! Benim yerime de var!» buyurdu. (389)

    Ümmü Eymen'in Peygamberimize Ağlaması ve Ağlamasının Sebebi:

    Peygamberimizin Dadısı Ümmü Eymen, Peygamberimize ağlayın-ca, kendisine: «Ağlamal Resûlullah, Rabbının katında olanı, tercih buyurdu. denilmişti.

    Ümmü Eymen «Ben, ne diye ağlamayayım ki, artık, semâ habe-rimiz, kesilecek!» dedi.

    Peygamberimizin Ayılıp Kendisi Hakkındaki Ayeti Okuması:

    Peygamberimiz, ayıldığı zaman:

    «Muhammed, bir Resûlden başka bir şey değildir.

    O'ndan önce de, Resûller gelip geçmiştir.

    Şimdi, O, ölür veya öldürülürse, ökçenizin üzerinde gerisin geri-ye mi döneceksiniz?!

    Kim, böyle iki ökçesi üzerinde ardına dönerse, elbette ki, Allâha hiç bir şeyle zarar yapmış olmaz.

    Allâh, şükr ve sebat edenlere mükafat verecektir. (Al-i İmran: 144) mealli âyeti okudu. (390)

    Cebrail'in Peygamberimizi Ziyaret Edişi ve Azrail'in Peygamberimizden Ruhunu Almağa İzin İsteyişi:

    Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimizin eceline üç gün kaldığı ilk günde gelip «Ey Ahmed! Yüce Allah, Sana ikram olarak beni gön-derdi.

    Sana soracağı şeyi, Senden daha iyi bildiği halde, Sana (Kendi-

    ni, nasıl buluyorsun?) diye soruyor." dedi. Peygamberimiz de «Ey Cebrail! Kendimi, baygın bir halde bulu-

    yorum!

    Ey Cebrail! Kendimi, sıkıntılı bir halde buluyorum!» buyurdu. İkinci gün, Cebrail Aleyhisselâm, tekrar inip «Ey Ahmed! Yüce Allah, Sana ikram olarak beni gönderdi.

    Kendisi, Sana soracağı şeyi, Senden daha iyi bildiği halde, Sana (Kendini, nasıl buluyorsun?) diye soruyor» dedi.

    Peygamberimiz «Ey Cebrail! Kendimi, baygın bir halde buluyo-rum!

    (389) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 312, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 553 (390) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 553

    59

    YanıtlaSil
  144. حده لاکه (ه)

    تا اوت، جناب من مسبباتى اسباب باغلامقاله انتظامي من ايدن نظامى لفائده وضع يمن. و هر شيئى او نظام مراعات اتحمله و او نظامه فالمغه توجيه تحشور و بالخاصه انسانی ده او دائرة اسبابه مراعات تملكه و مربوط وطفله مكلف قد المشدر هم نه قدر دفاده دائرة اسباب دائرة اعتقاده غالب بهده اخرنده حقائق اعتقاد تماماً تحلى المالى دائرة اسبابہ علیہ ایده جکدر بود بناء، بودائره لون هر پریس ایجون ابری ایری معاملی، ایری ایری حکموالی وار در و هر مقامك اقتضا ایتدیگی حكم كوره حرکت لازمدر. عکس تقديرده، دائرة اسب ایده ایکه طبيعتيه وهميله خياليه دائره اعتقاده باقانه، معتزله اولورکه، تأثیری اسبا به ویرر و گذا دائره اعتقاد ده ایکن روحیه، ایمانیله دائره اسیا به با خانه ده، اسبدا به قیمت ویرم بورن (جبريه مذهبی کبی) تنبا بجد سنه بر تو کل ایله نظام عالمه مخالفت ایدر

    اشارات الاحجار

    [ إِيَّاكَ نَعْبُدُ ] ( ك ) ضمیرنده (یکی نکته ) وار در برنجیسی ) ما قبلنده ذکر اید باله صفات كماليه نك (لا) ضميرنده مستتر و متضمن اولدیفنه اشار تدر. چونکه او صفت الون بدر برر تعداد ند به حاصل اولان بیون به شوقه ایله غيبدن خطابه، يعني اسم ظاهر دن نو(ك) ضمير ينه التفات و انتقال اولمشدر. ديمك (ك) ضميرينك مرجعي، كچه صفات کماله الله

    موصوف اولان ذاتدر

    ایکنجيبي ] الفاظ او فونوركن معنا الديني دوشونمك، بلاغت مذهبنده واجب ولديقه شارتد . چونکه معنا لر دو مونولورسه، نازل اولدیغی کی او قونور. و او او قووسن طبيعتيله، ذو قيله خطا به انجرار ايدر حتى [إِيَّاكَ نَعْبُدُ تابي او قويان آدم، صدانکه [ أَعْبُدُ رَبَّكَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ ]

    جملہ سندہ کی امرہ اقتدا الا او قویور کی اولور

    جمع صیفه سیاه ذكر ايد ياس (نعبد) ده کی ضمیر (اوج طائفہ یہ ) اشار تدر.

    (برنجی ) انسانك وجود ندہ کی بتون اعضا و ذراته را جعدر که بو اعتبار له شكر عرفي بي اذا اتجه اولور (ایکنجیسم) بتونه اهل توحيدك جماعت الرينه عائد در. بوجهت له شريعته طاعت انجمن اولور (او منجیمی ) ك ناتك احتوا ایتدیگی موجوداته اشار تدر.

    YanıtlaSil
  145. جبريه

    Cebriye: Kulun iradesini inkâr eden båtıl mezheb

    دَاثِرَةِ أَسْبَابُ

    Daire-i esbab: Sebebler dairesi

    أَهْلِ توجيد

    Ehl-i terhid: Allah'ı birle-yenler

    الفاظ

    Elfaz: Lafizlar

    اسباب

    Esbab: Sebebler

    حَقَائِقِ اعْتِقَادِية

    Hakaik-i i'tikādiye: Înanca ait hakikatler

    امتثالاً

    İmtisalen: Uyarak

    النجران

    İncirar: Çekilme, sona erme

    انتقال

    İntikal: Gene

    مربوط

    Merbût: Bağı

    مرجع

    Merci : Müracaat makanu

    موصوف معتزلة

    Mersuf: Bir vasıfla sıfatlanan

    Mu'tezile: Bâtıl i'tikādi bir mezheb

    مُتَضَيْن

    Mutazammın: İçine alan

    مُكَلِّفُ

    Mükellef: Yükümlü

    مركعكة

    Müraat: Uyma, gözetme

    مُسَبَّبات

    Müsebbebat: Sebeble meyda-na gelenler

    مستتر

    Müstetir: Örtülü

    نازل

    Nazil: İnen

    نظام

    Nizam: Düzen

    راجع Raci: Geri dönen

    صِفَاتِ كَمَالِيهِ

    Sıfat - kemaliye: Mükemmel sıfatlar

    شكر عرفي

    Şükrü örft: Her aʻzá ve duygunun Allah'ın râzı olduğu şekilde kullanılması

    تعداد

    Ta'dad: Sayma

    توجيه

    Tevcih: Yoneltme

    YanıtlaSil
  146. 17 ha, F

    -

    Evet, Cenab-ı Hakk müsebbebåtı esbaba bağlamakla, intizami temin eden bir nizamı kâinatta vaz etmiş.

    Ve her şeyi o nizama müräät etmeye ve o nizamla kalmaya tevcih etmiştir. Ve bilhassa insanı da, o däire-i esbaba müräät etmekle ve merbût olmakla mükellef kılmıştır. Her ne kadar dünyada daire-i esbáb däire-i i'tikāda gälib ise de, âhirette hakäik-i i'tikâdiye tamamen tecelli etmekle, däire-i esbaba galebe edecektir. Buna binâen, bu dairelerin her birisi için ayrı ayrı makamlar, ayrı ayrı hükümler vardır. Ve her makamın iktizá ettiği hükme göre hareket lâzımdır. Aksi takdirde, däire-i esbabda iken tabiatıyla, vehmiyle, hayaliyle däire-i i'tikāda

    bakan, Mu'tezile olur ki, te'siri esbaba verir.

    Ve kezå däire-i i'tikädda iken ruhuyla, îmânıyla däire-i esbaba bakan da, esbaba kıymet vermeyerek Cebriye Mezhebi gibi tenbelcesine bir tevekkül ile nizăm-ı âleme muhalefet eder.

    zamirinde iki nükte ( ك ) ( إياك نعبد )

    vardır. Birincisi: Makablinde zikredilen

    sıfåt-1 kemåliyenin (2) zamirinde müstetir ve mutazammın olduğuna işarettir. Çünki o sıfatların birer birer ta'dådından hasıl olan büyük bir şevk ile, gaybdan hitaba, yani ism-i zähirden şu (3) zamirine iltifat ve intikäl olmuştur. Demek (3) zamirinin mercii, geçen sıfât-ı kemâliye ile mevsúf olan zâttır.

    İkincisi: Elfaz okunurken ma'nålarını

    düşünmek, belågat mezhebinde vacib olduğuna işarettir. Çünki ma'nålar düşünülürse, nazil olduğu gibi okunur. Ve o okuyuş tabiatıyla, zevkiyle

    hitâba incirar eder. Hatta اياك تعيد yü

    okuyan adam, sanki أعبد رَبَّكَ كانك تراء

    cümlesindeki emre imtisälen

    okuyor gibi olur.

    Cem-i sigasıyla zikredilen ) تعبد ( 'deki

    zamir üç täifeye işarettir.

    Birincisi: İnsanın vücüdundaki bütün azā ve zerrâta râci'dir ki, bu î'tibârla şükr-ü örfiyi edå etmiş olur. İkincisi: Bütün ehl-i tevhidin

    cemâatlerine aittir. Bu cihetle şeriata itåat etmiş olur. Üçüncüsü: Käinâtın ihtivâ ettiği mevcûdâta işarettir.

    YanıtlaSil
  147. TARİHTE BUGÜN

    - 1987 - İstanbul'da ilk

    deniz otobüsleri işlemeye

    başladı. İlk seferler

    Bostancı-Kabataş arasında yapıldı.

    1982 - Hattat Hamid Aytaç vefat etti.

    18

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    MAYIS

    MAY

    BIR AYET

    Allah bu dunyada da ahirette de dilediğine hesapsız rızık verir.

    Bakara Suresi: 212

    BİR HADİS

    İyice bildiklerinizin dışında benden söz nakletme konusunda Allah'tan korkun.

    Tirmizî, Fiten: 70

    Kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Hâlık-ı Zülcelâl'i inkâr edemez... Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır.

    Emirdağ Lâhikası

    HİCRÎ: 10 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 5 MAYIS 1440

    İmsak Günes Öğle İkindi Akram Yatri

    HIZIR: 13-GÜN: 139 KALAN: 227 - GÜN. UZ.: 2 DK

    YanıtlaSil
  148. TARİHTE BUGÜN

    1950-27 yıllık

    Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı son buldu.

    Demokrat Parti yüzde 53 oyla tek başına iktidara geldi. Türkiye'de tek parti dönemi sona erdi.

    Dünya Çiftçiler Günü

    Dünya Eczacılık Günü

    MAYIS

    14 ÇARŞAMBA

    16 1446 ZİLKA'DE

    RUMI: 1 MAYIS 1441

    HIZIR: 9

    BIR AYLI

    Hayır! Doğrusu siz, Allah'tan ikram bekliyorsunuz ama kendiniz yetime değer vermiyor, ona ikram etmiyorsunuz. (Fecr: 17)

    BİR HADİS

    En kötü yemek zenginlerin çağırılıp fakirlerin çağrılmadığı düğün yemeğidir.

    (C. Sağîr, No: 4179)

    Karıncayı halk eden cins-i hayvanı halk edenin gayrısı, hayvanı yaratan arzı yaratanın gayrısı, arzı halk eden Rabbü'l-Âlemîn'in gayrısı olması muhaldir.

    Mesnevî-i Nuriye

    Imeak Günes

    Öğle

    İkindi

    Akcam

    Yatsı

    İmsak

    Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  149. ÇAĞDAŞ İNANÇ PROBLEMLERİ

    yarattığı bütün varlıkları sevmeyi, hoş görmeyi, anlama-yı, kucaklaşmayı ve kısacası bütün insanlarla kardeşçe yaşamayı öngörür. Böylece inanç salt bir inanç olmakla kalmaz, gönüllerden taşar, eyleme dönüşür, sevgiye gö-türür ve hayata anlam ve renk katar. Bu yönüyle inanç artı bir değerdir, bireysel ve toplumsal hayatımızda fark oluşturur veya oluşturabilmelidir.

    Her şeyi yaratan ve her şeyi bilen yüce yaratıcıya inanma, bütün peygamberlerin davetinin ortak noktasıdır. Bütün peygamberler yalnızca ve yalnızca Allah'a imana davet etmiş ve bu inanca ters düşen bütün inkârcı düşünce ve anlayışlarla mücadele etmişlerdir. Ancak elinizdeki bu çalışma günümüze gelinceye kadar tarihte inanca mey-dan okuyan inkârcı kişilik (Firavun, Nemrut vb.) ve dü-şüncelerle ilgilenmemiştir.

    Bu çalışmanın muhtevasını, genel anlamıyla içinde bu-lunduğumuz yüzyıl ve özel anlamda da günümüz dünya-sında bir Müslüman'ın gündelik hayatında inanç alanın-da karşılaştığı güncel soru ve sorunlar oluşturmuştur. Ancak bu kitap, bir Müslüman'ın karşılaştığı inanç prob-lemlerinin tamamını ele alma gibi bir iddia da taşıma-maktadır. Hiç kuşkusuz ki, çağdaş dünyada inancımıza meydan okuyan akımlar, inanç biçimleri veya düşünceler burada ele alınan konularla sınırlı değildir.

    Kitabın muhtevasını, büyük ölçüde insanımızın inanç-la ilgili konularda karşılaştığı ve ilgili mercilere ilettik-leri sorular belirlemiş ve yüzyılımızın başlarında orta-ya çıkan ve etkileri hâlen devam eden birtakım inkârcı akımlara da kısaca temas edilmiştir. Ele alınan konula-rın tamamının inançla veya inkârla ilgili olduğunu söy-leyebilmek de mümkün olmayabilir. Ancak bu konuların bir kısmı doğrudan inkâr düşüncesiyle ilgili, bir kısmı ise zihinlerde oluşturduğu kafa karışıklığı sebebiyle inkâ-

    260

    YanıtlaSil
  150. SONUÇ

    ana-deşçe nakla e gö-

    ey-dü-

    r. b-a-ca er

    ra götürme riski taşımaktadır ve dolayısıyla bir inanç problemidir.

    Son birkaç yüzyıl içinde ortaya çıkan ve kısmen de olsa etkileri hâlen devam eden materyalizm, septisizm, ag-nostizm, pozitivizm, nihilizm ve evrimcilik gibi akımlar farklı biçimlerde ortaya çıksalar da esasta ateizmin fark-lı branşları olduğu görülmüştür. Her biri, bir veya diğer şekilde düşüncelerini ateizme dayandırmış, dinî inancı yok saymış, metafizikle her türlü bağını kopararak dinî inançlara karşı âdeta bir meydan okumaya dönüşmüştür. Ancak bu akımlar, hakikati öznel temelde tanımlamaları, hakikate ulaşmanın yolunu yalnızca deney ve gözlem-le sınırlamaları ve somut gerçekliğin dışında bir hakikat kabul etmemeleri sebebiyle indirgemeci ve beşerî tecrü-benin önemli bir kısmını yok saymaları sebebiyle son de-rece tartışmalıdır. Savundukları temel düşünce ve tezler herkesçe kabul edilmiş ve ispatlanmış da değildir.

    İnançla ilgili karşılaşılan sorunların bir kısmının, gide-rek karmaşıklaşan ve keşmekeş hâle gelen hayat tarzının doğurduğu tatminsizlik, tükenmişlik ve bunalımlardan kaynaklandığı görülmüştür. Lüks yaşam tarzının idealize edildiği ve tüketimin kışkırtıldığı bir dünyada, istedikle-rini elde edememenin doğurduğu tatminsizlik, insan ha-yatında ciddi sorunlara yol açmış, kadere karşı bir isyana dönüşmüş ve modern insan için hayatı anlamsızlaştır-mıştır. Ruh göçü gibi bazı inanışlar, bu türden sıkıntıları hafifletme ve adaletsizlikleri telafi etme gibi bir amaç-la savunulmuşsa da, bu inanışın sorunu çözmek yerine daha fazla karmaşıklaştırdığı ve hatta sorunu kalıcı hâle getirdiği görülmüştür.

    İnanç alanında karşılaşılan ve yöneltilen soruların büyük bir kısmının şaşırtıcı biçimde gizemli varlıklarla ilgili ol-duğu tespit edilmiştir. Bir başka deyişle insanoğlunun

    YanıtlaSil
  151. ÇAĞDAŞ İNANÇ PROBLEMLERI

    bilinmeyene, saklı ve örtülü olana, gizemli ve esraren-giz olana duyduğu yoğun ilgisi oluşturmaktadır. Özellik-le ruh ve ruhun mahiyeti, cinler, falcılık, medyumculuk, ufoculuk gibi konularda yöneltilen sorular oldukça faz-ladır. Bunlar arasında yoga, büyücülük, reiki ve şifacılık uygulamalarını zikretmek gerekir.

    Özellikle medyada sürekli gündemde tutulan sırlar, gi-zemli olaylar ve Kur'an'ın şifreli anlatınlarına ilişkin id-diaların, insanımız üzerinde oldukça etkili olduğu görül-mektedir. Hasta olan insanımız, çağdaş tıptan yardım almak yerine sözüm ona şifacılara başvurmakta, sıkıntılı hâlinde kulluk ve dua ile Allah'a sığınmak yerine, çoğu kere yoga ve meditasyondan medet ummakta ve esra-rengiz kurtarıcıların yardımına başvurmaktadır. Sonuç ise çoğu kere hayal kırıklığı ve hüsran olmaktadır.

    İnanç alanını bulanıklaştıran önemli hususlardan birisi de kuşkusuz, iletişim teknolojilerinde baş döndürücü ge-lişmelerdir. Özellikle artık akıllı telefonlar üzerinden bile ulaşılabilen, her an ve her yerde erişilebilen internetin, hayatımızda çok fazla yer tutması, özellikle genç nesli sa-nal dünyaya hapsetmekte, gerçek hayattan koparmakta ve dinî inançlara karşı ilgisizleştirmektedir. Diğer taraf-tan internet, inanç alanında karşılaşılan sorunları hem çeşitlendirmekte hem de yaygınlaştırmaktadır. Özellikle günümüzde ilâhî dinlere karşı bir başkaldırı niteliği taşı-yan satanizmin önemli yayılma vasıtalarından biri inter-nettir. Buna bir de internet ortamında paylaşılan ve pek çoğu da yanlış olan bilginin oluşturduğu kafa karışıklığı-nı da eklemek gerekir.

    Bu çalışmada, pek çok konu ve bir o kadar da soruya ce-vap aranmıştır. Sorular ele alınmaya çalışılırken olabil-diğince eleştirel yöntem izlenmiş, tutarsızlıkları ortaya konulmaya çalışılmış ve İslâm düşüncesi açısından ce-

    262

    YanıtlaSil
  152. SONUÇ

    vaplandırılmaya gayret gösterilmiştir. Ancak konuların hem çeşitli hem de karmaşık oluşu dikkate alındığında her birine herkesi ikna edebilecek cevaplar verebilmenin zorluğu aşikardır.

    Sorular olabildiğince mâkul biçimde cevaplandırılmaya çalışılmış, tutarsızlıkları ortaya konulmuş ve yaratıcı bir varlığı inkâr etmenin sağlıklı bir aklın ürünü olmadığı gösterilmeye çalışılmıştır. Bizim için önemli olan şey de, sahih bir inanca sahip olmak ve bu inancımızı ona za-rar verebilecek düşüncelerden korumaktır. Çünkü inkâr, hem dünya hem de âhiret açısından gerçek bir düş kırık-lığıdır. Dolayısıyla insanın beden ve ruh sağlığına zarar veren, dünya ve âhiret mutluluğuna engel olan her çeşit beşerî ve felsefî, bâtıl ve sapkın inançlarla mücadele et-mek her insanın aslî görevidir.

    Bu konuda diğer bir görev de, insanımıza din hizmetini götüren kurumlara düşmektedir. Bugün artık kabul et-sek de etmesek de, internet en etkin güçtür. Artık pek çoğumuz gününün önemli kısmını, ya bilgisayarıyla ya da akıllı telefonuyla baş başa geçirmekten mutlu görün-mektedir. Eğer gençlerimize inançla ilgili doğruları an-latmak istiyorsak, onların dünyalarına inmek ve onların anladığı dilden konuşmak kaçınılmaz görünüyor. Özel-likle Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde etkileşimli web sayfaları oluşturmak, gençleri bu sanal âlemde yal-nız bırakmamak ve onların dünyalarına iştirak etmek ve bir şekilde doğru bilgiye erişimleri sağlamak son derece önemlidir.

    263

    YanıtlaSil
  153. Uluslararası Uzay İstasyonu'nda

    Solunabilir Oksijen Nasıl Üretiliyor?

    Rayviye Sethy

    Bilim kurgu dünyasının en popüler kitaplarından biri olan Jules Verne'in "Denizler Altında Yirmi Bin Fersah" romanında Kaptan Nemo'nun komuta ettiği Nautilus isimli denizaltı, kitaptaki olayların geçtiği ana mekânlarından biridir. 1 fersahın 5 kilometreden fazla olduğu düşünüldüğünde kilometrelerce mesafenin katedildiği bu kurgu hikâyede günlerce denizaltıda yaşamak, akla bazı soruları da getiriyor. Denizaltı mürettebatırın tüm bu süreçte aksijen ihtiyacını nasıl karşıladığı kuşkusuz bu sorulardan biri. Kitabın zamanıın ötesinde bir teknolojiye yer vermesi bir yana günlerce su altında kalmaya imkân sağlayacak farklı oksijen üretim teknolojileri 1950'lerden beri geliştirilmeye devam ediyor. Bunlardan bir kısma tarihsel süreçte uzay araçları için geliştirilen birtakım teknolojilere de ilham kaynağı oldu. Günümüzde çeşitli denizaltılarda ve Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) benzer aksijen üretim yöntemleri kullanılsa da ortam koşullarının farklı olması nedeniyle bu teknolojiler farklı yöntemlerle çalışıyor. Peki, Dünya'nın yüzeyinden ortalama 400 kilometre uzaklıkta hareket eden ISS'de nefes almayı mümkün kılan teknolojiler neler?

    Bilim ve Teknik Niven US

    YanıtlaSil
  154. bazu

    80

    bedeviyet

    bazu1 : باز.pazı kolun omuz ile dirsek ara-sında bulunan kas kitlesi 2.(mec.) kol gucu; güç, kuvvet

    be- : (Far.) kelime başına getirilince "ile, de, den" månålarına gelen bir ek (be-tekrar: tek-rarla; be-nâm: namlı, ünlü vb.)

    beca با : layık, uygun, yerinde

    becayis 1 : بجايش.değiştirme 2.karşılıklı yer değiştirme

    becayişi mekani بجایش مکانی : karşılıklı yer de-ğiştirme

    bed: kötü, çirkin

    bed-maye بد مایه : soysuz, mayası bozuk, ka-rakteri bozuk, ahlaksız

    bedaat 1 : بداعت.hayret verici güzellik ve yeni-likler, 2.eşsizlik, benzersizlik

    bedaat-i üslüb بداعت أسلوب : üslübdaki bedaat, ifade tarzındaki eşsiz güzellik ve benzersizlik

    bedaat-i harika بداعت خارفه : harika bedaat, rika (eşi bulunmaz) yeni tarz ve güzellik

    bedahet بداهت : apaçıklık

    bedahet-i akliye بداهت عقلية : akıl için apaçıklık

    bedahet-i his بداهت حس : duygu (duyum) yani duygu organları yolu ile elde edilen bilginin apaçıklığı

    bedaheten بداهتاً : açıkça apaçık şekilde

    bedavet بدارت : bedevilik, göçebelik

    bedayi 1 : بدايع.görülmemiş san'at güzellikleri 2.güzel san'at eserleri

    bedayi-i san'at بدايع صنعت : harika san'at güzel likleri

    bedayikärane بدایع کارانه : eşsiz san'atlar ortaya koyar tarzda

    bedbaht بدبخت : talihsiz, karabahtlı mutsuz, perişan

    bedbin kötümser, karamsar, her şeyi kötü tarafından görüp kötüye yoran

    bedbinlik بدبينلك : kötümserlik, karamsarlık, her şeyi kötü tarafından görüp kötüye yorma (kötü mänä verme)

    beddua بد دعا : dua yolu ile birisi hakkında kö-tülük isteme

    bedel بدل : karşılık

    bedel-i nakdiye بدل نقديه : paraca karşılık

    bedelsiz بدلز : karşılıksız

    be-nam بنام: namlı, ünlü

    beden بدن: vucut, gövde

    beden-i insan insan vucudu, insan bedeni

    beden-i insani بدن إنساني : insandaki beden

    beden-i misali بدن مثالی : )ruh cinsinden varlık lardaki gibi) månevi beden

    beden-i zihayat بدن ذى حيات : canlılardaki be den, canlılardaki vücut, canlı beden

    bedenen beden ile

    bedeni (yy( بدنيه : bedene ait, vücuda ait

    Bedevi بدری : Bedeviyye tarikatına bağlı olan (bkz.Bedevi)

    Bedevi بدوی : Seyyid Ahmed Bedevi (hi.596-675; mi.1200-1276) Bedeviyye (Bedevilik) tarikatının kurucusu. Kuzey Afrika ülkesi Fas'ta doğdu. Mısır, Suriye, Arabistan, Irak gibi İslâm ülkelerini gezdi ve sonunda Mısır'a yerleşti. Tanta kasabasında tarikat ve tasav-haufi düşüncelerini anlattı ve yaydı. En büyük dört evliyadan biri sayılmaktadır (bkz.aktab-ı erbaa). Tarikatı en çok Mısır'da yayılmıştır. Gizli ve kalbi (hafi) zikri esas almıştır. Daha sonra Bedevilik tarikatında sesli (cehri) zikir de yapılır olmuştur. Bu zikrin oturarak veya ayakta yapılanları da vardır.Ahmed Bedevi, yedi kıraat (yedi okuma tarzı) üzerine Kur'an okur, çok ibadet ederdi. "Vesaya" (vasiyetler, öğütler) adlı eserinde tarikatının temel kural-larını açıklamıştır. Bu kuraların başlıcalarını; Kur'an'a ve sünnete tam bağlılık, doğruluk, safvet (günahlardan titizlikle arınma, tövbe ve günahlardan uzak durma), sabır, sözünde durma, hakikat (gerçeği arama ve gerçeğe da-yanma) ve aşk (Allah aşkı) olarak açıklamıştır. Türbesi Mısırda, Tanta kasabasındadır. Ta rikat mensupları, her yıl büyük kalabalıklar halinde Bedevi'yi Bedevi'yi a anma toplantıları yaparlar.

    bedevi بدوی : göçebe; çöllerde, açık arazilerde çadır hayatı yaşayan, toprağa yerleşmemiş, ilkel hayat süren

    bedevi-i cahil بدرى جاهل : cahil bedevi, cahil gö çebe insan

    Bedevilik بدويلك : Bedeviyye, Seyyid Ahmad Be-devî'nin kurduğu tarikat (bkz.Bedevi)

    bedevilik بدريلك : göçebelik, göçebe hayatı

    bedeviyane بدويانه : göçebe düşüncesi ve dav-ranışı tarzında

    bedeviyet بدويت : bedevilik, göçebelik, göçebe hayatı

    YanıtlaSil
  155. bedeviyet-i sirf

    bedeviyet-i sirf بدریت صرف : tam bedevilik, tam göçebelik

    bedi 1 : بديع benzeri ve örneği bulunmayan 2. hayret verici, hayranlık uyandırıcı 3.tuhaf,

    garip

    Bedi بديع : hiçbir örnek ve model olmadan bü-tün varlıkları san'atlı şekilde yoktan yaratan. (Allah c.c.) (Bu isim, hem Kur'an'da (2/117; 6/101) ve hem Esma-i Hüsna hadisinde, 95.inci sırasında geçer.)

    bedi-ül beyan بديع البيان : anlatma ve ifade tar-zı benzersiz, hayret verici

    bedi-ül cemal بديع الجمال : güzellik harikası, güzellikte olağanüstü

    bediüzzaman بديع الزمان : içinde bulunulan za-manda örneği ve benzeri bulunmayan

    Bediüzzaman بديع الزمان : Said Nursî) Risale-i Nur kitaplarının yazarı (bkz.Said Nursi, Yeni Said)

    81

    beka

    bedr-i tam بدر نام :dolunay, on dört günlük tam yuvarlak ay

    bedr-i münevver بدر منور : şıklı (parlak) dolu nay, parlak haldeki ayın on dördü

    bedraka بدرقه : rehber, kılavuz, yol gösterici

    bedraka-i efkar بدرقة افكار : fikir (duşünce) dün-yasında yol gösterici

    begayet بغایت : son derece

    beha بها : bkz.baha, bahá'(

    behäim (bahaim, bahayim( بهائم : dört ayaklı hayvanlar

    behaya بهايا : güzellikler, süsler, zinetler 2.değerler, verilen karşılıklar, bedeller (bkz. bahá, bahá')

    behcet (behçet( بهجت : sevinc 2.guler yüzlü-lük 3.güzellik

    behçet-i ferah بهجت فرح : gönül (iç) rahatlığı

    bedia بديعه : eşi bulunmaz güzellikte, eşine az rastlanır yaradılışta 2.san'atça çok güzel 3.güzel san'at eseri

    bediane بدیعانه : eşi bulunmaz tarzda

    nın sevinci ve neş'esi

    behçet ü sürur بهجت سرور :neseve sevinç

    behemehal بهمه حال : her halde, kesinlikle

    beher بهر: her her bir

    behim (e( بهيمه : dört ayaklı hayvan

    bedihi بدیهی : apaçık, delile ve isbata gerek ol mayacak kadar açık

    behimat بهيمات : hayvanlar

    bedih-ül butlan بديه البطلان : temelsizliği apa-çık; geçersizliği, çürüklüğü çok açık, ortada

    bedihiyat بديهيات : delile ve isbata ihtiyaç ol-mayacak derecede apaçık olan gerçekler

    bedihiyat-ı hissiyye بديهيات حسيه : duyu organ-ları yolu ile bilinen apaçık gerçekler

    bedii بدیعی : san'at değeri üstün, san'atça güzel (estetik)

    bediiyat 1 : بديعيات.hayret verici güzellikleri ve hakikatleri ortaya koyan eserler 2.san'at değerlerini inceleyen ilim (veya felsefe) dali (estetik)

    Bedir بدر : Mekke ile Medine arasında, Bedir Muharebesi'nin yapıldığı yerin adı (bkz.gaz-ve-i Bedir)

    bedir بدر : dolunay, on dört günlük tam yuvar-lak ay

    bedirlenmek بدرلنمك : dolunay haline gelmek

    Bedir Muharebesi بدر محاربه می : bkz.Gazve-i Bedir)

    bediülbeyan بديع البيان : )bkz.bedi, bedi -ül be yan)

    bedr بدر : )bkz, bedir(

    behimi (ye( بهیمیه : hayvana ait, hayvandaki gibi; hayvanca

    behimiyat بهيميات : hayvanlar, hayvan türün-den canlılar

    behişt بهشت : cennet

    behişt-i gina بهشت غنا : )Allah'tan (c.c.) başka(

    dünyada kendini kimseye muhtaç görmeden ve göstermeden yaşamakla duyulan mutlu-luk şeklindeki cennet

    behiye 1 : بهيه.hoşa giden şey 2 güzel

    behre بهره : nasip, kısmet, pay

    behresiz بهره سز : nasipsiz, kısmetsiz, pay al-mamış

    behresizlik بهره سزلك : nasipsizlik, pay alma-mışlık

    behreyab بهره یاب : nasibini almış, pay almış

    behreyab olmak بهره باب اولمل : pay almak, fay-dalanmak

    beht بهت : hayret, şaşkınlık

    beht ü hayret بهت و حیرت : şaşkınlık ve hayret

    beis: zarar, sakınca

    beka 1 : بقا.kalıcılık, var olmada devamlılık 2.sonsuzluk, ebedilik, ölümsüzlük 3 hayatta kalma, yaşama

    YanıtlaSil
  156. 28

    ÖLÜMÜN DEHŞETİ

    Kâfirin Allah'a kavuşmaktan hoşlanmamasının anlamı şudur:

    Kâfir, Allah'ın kendisi için hazırladığı azabı gördüğünde ağlama başlar ve ölmek istemez, dolayısıyla Allah'a kavuşmak istemez.

    Allah'ın ona kavuşmaktan hoşlanmaması, onu rahmetinden uzal tırıp cezalandırması demektir. Çünkü meşakkati içeren hoşnutsuzluk Al lah için söz konusu değildir.

    İmam Nevevi bu hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle diyor:

    "Burada kastedilen; kişinin Allah'a kavuşmayı sevmesi, Allah'ın ona kavuşmayı sevmesine sebep olur demek değildir; aksine Allah bir kulunu sevdiği zaman o kul Allah'a kavuşmaktan hoşlanır demektir. Aynı şekilde kişinin Allah'a kavuşmaktan hoşlanmaması Allah'ın da ona kavuşmaktan hoşlanmamasına sebep olur demek değildir, aksine Allah bir kulundan hoşnut olmadığında o kul Allah'a kavuşmaktan hoşlanmaz demektir."

    Bunun izahı şöyledir:

    Muhabbet (sevgi) Allah'ın sıfatıdır, kulun Rabbini sevmesi bu sıfata tabi olup, bunun bir yansımasıdır, tıpkı suyun pırıltısının duvardaki yansıması gibi.

    Resulullah (sav)'in şu hadisi bu açıklamayı desteklemektedir:

    Allah bir kulunu sevdiği zaman onu kendisiyle meşgul eder.

    Kur'an-ı Kerimde geçen "Allah onları sever onlar da Allah'ı sever-ler" mealindeki ayette, "Allah onları sever" cümlesinin önce gelmesi bu manaya işaret eder.

    Allah Teâlâ bize sevgisini tadan kullarından olmayı nasip etsin.

    Yukarıdaki hadisi dinleyen sahabeler sordular:

    - "Ey Allah'ın Resûlü! Hiç birimiz ölümü sevmeyiz ki.

    Resulullah (sav)'in şu cevabı verdi:

    Ölümünden hoşlanmamaktan maksat bu değildir. Mümin ölmek üzere iken kendisine Allah'tan bir müjdeci gelir ve dünyada yaptığı iyilik ler için göreceği karşılığı ona gösterir. Artık bu mü'min için Allah'a kavuş maktan daha sevimli hiçbir şey yoktur. Bunun sonucu olarak Allah da ona kavuşmayı ister.

    Aynı şekilde kâfir veya günahkâr bir kimse ölmek üzere iken kendisi-ne korkunç bir melek gelir ve dünyada yaptığı kötülüklerin karşılığındaki

    YanıtlaSil
  157. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    29

    cezasını gösterir. Sonuçta bu kimse Allah'a kavuşmak istemez, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz."

    Abdullah (ra)'ın rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    "İsrailoğulları, içlerinde ilginç olayların zuhur ettiği bir millettir, on-lardan haber nakledebilirsiniz, bunda bir sakınca yoktur."

    Resulullah (sav) bunu söyledikten sonra şu olayı anlattı:

    "İsrailoğullarından bir topluluk bir kabristana vardılar. Burada bir-birlerine şöyle dediler:

    "Biraz namaz kılıp Allah'a dua etsek belki Allah Teâlâ kabrinden bi-rini çıkarır da ondan ölüm hakkında bilgi alırız. Namaz kılıp Allah'a yal-vardılar. Onlar bu halde iken ansızın siyah kafalı alaca bulaca tenli bir adam kafasını kabrinden çıkarıp şöyle seslendi:

    Ey insanlar! Benden ne istiyorsunuz? Allah'a yemin ederim ki ölü-mümün üzerinden doksan yıl geçmesine rağmen şu anda ölüyormuş-çasına onun acısını hissediyorum. Allah'a dua edin de beni eski halime çevirsin. Bu şahsın alnında da secde izi vardı."

    Hz. Hasan, Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    "Mümin bir kimseye ölümün verdiği acı ve sıkıntı üç yüz kılıç dar-besi şiddetindedir."

    Fakih diyor ki:

    Ölüme kesin olarak inanan ve bir gün mutlaka öleceğini bilen bir kimsenin salih ameller işleyip, kötü amellerden kaçınmak suretiyle ölüme hazırlanmaktan başka çaresi yoktur. Çünkü ölümün ne zaman geleceğini hiç kimse bilemez.

    Resulullah (sav), ölümün şiddet ve acısını bütün açıklığıyla anlatmış-tır ki insanlar dünyanın zorluklarına sabredip daima ölüme hazırlıklı olsunlar. Çünkü dünyanın sıkıntılarına katlanmak ölümün acısına katlan-maktan daha kolaydır. Zira ölüm sıkıntısı ahiret azabıdır, ahiret azabı ise dünyadaki sıkıntıdan daha şiddetlidir.

    Abdullah Haşimi anlatıyor:

    Bir adam Resûlüllah (sav)'e gelerek şöyle dedi:

    Bana ilmin inceliklerini öğretmen için sana geldim.

    Bundan sonra aralarında şu konuşma geçti:

    Aclûni, Keşfü'l-Hafa, 119

    İbn Mübarek, Zühd, 620

    YanıtlaSil
  158. 36

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    haylice meseleler yazılmış iken, fiiliyat sahasına konamayıp (el. Umûru merhûnetun bi-evkatiha: İşler vakit ve saati gelmeden yapılamaz) hükmünce tesisi son derece mühim olan bir çok hayırlı işler gibi asırların imrendiği gıpta ettiği padişahımızın hayırlı işlere sahne olan devrine kalmıştır.

    Padişah hazretlerinin feyzinin bir semeresi olarak iftiharla göze çarpan bunca mükemmel eserler sırasında bu dahi husule gelmek üzere fıkıh ilminden asrın ihtiyaçlarına göre günün getirdikleri muamelelerin tatbikine kâfi gelebilecek öyle bir hayırlı eserin viü. cuda getirilmesi; biz acizlere havale buyurulmuş olduğundan irade-i aliyye mûcibince Divan-ı Ahkâm-ı Adliyye Dairesinde toplanarak fıkhın muamelât kısmından çok vukû' bulan ve zamanın muamele-lerine göre lüzumu âşikar olan maddeler hakkında Hanefi mezhebi büyüklerinin muteber sözleri bir araya getirilerek müteaddid ki-taplara taksim ve (Ahkâm-ı Adliyye) diye isimlendirilmek üzere bir Mecelle tertibine başlanarak mukaddimesiyle birinci kitabı ta-mamlanmış ve bir nüshası Fetvahâne yüksek makamına verildiği gibi fıkıhta maharet ve kâfi bilgisi olan diğer bazı büyük zatlara da birer nüshası takdim edilerek, gelen tenkidleri müteakip lâzım gelen değişiklik yapıldıktan sonra temize çekilerek vekâletiniz yük-sek makamına arzolundu. Bunun arapçaya nakli hazır olduğu gibi diğer kitaplar dahi cem' ve te'lif olunmak üzeredir.

    Gözden geçirmek suretiyle yüksek malûmunuz olur ki, mukad-dimenin ikinci makalesi (İbn Nüceym) ile onun yolunda yürüyen fakihlerin bir araya getirdikleri fıkhî kaideler olup, Şer'iyye hakim-leri sahih bir nakil bulmadıkça yalnız bunlarla hükmedemez. Fakat fıkhî meselelerin bir araya toplanmasına külli faideleri olarak göz den geçirenler meseleleri, delilleriyle zaptedmiş olurlar ve diğer me-murlara da her hususta baş vurulacak kaynak olabilir. Ayrıca bun-lar vasıtasıyla bir adam muamelâtını mümkün mertebe şeriata uy-durabilir. Dolayısıyledir ki, kitap yahut bab ünvanıyle yazılmayıp mukaddimede toplanmıştır. Fıkıh kitaplarında ekseriyetle mesele-ler ile temel kaideler karışık olarak zikrolunmuş ise de bu Mecelle'de her kitaba aid olan ıstılahat o kitabın mukaddimesi olmak üzere zikrolunarak meseleler sadece tertib üzere yazılıp fakat bu asli me-seleleri izah için misal olarak fetvâ kitaplarından bir hayli mesele nakledilmiş ve ilâve olunmuştur.

    Zamanımızda cereyan eden alış-veriş çok kere bazı şartlara bağlı olup Hanefî mezhebinde ise akdin yapıldığı anda, öne sürülen şartların çeşitlerinin çoğu alış-verişi fesad edici olması sebebiyle Kitab'ul-Buyû'un en mühim bahsi (bey'biş-şart: sarta bağı alış

    YanıtlaSil
  159. 37

    MECELLE CEMİYETİ'NİN ÇALIŞMALARI

    veriş) faslı olarak cemiyetimizce pek çok bahs ve münzarayı icab ettirdiğinden geçen tartışmaların hülāsasının aşağıdaki şekilde tak-dimi münasip görülmüştür.

    (Şarta bağlı alış-veriş) hakkında müctehidlerin çoğunluğunun sözleri birbirine uymaz. Maliki mezhebinde cüzi bir müddet için ve Hanbeli mezhebinde her hâl u kârda satıcı kendisi için satılan şeyde şahsî bir menfaat şart edebilir. Fakat satıcıda bu selahiyet olup da müşteride olmaması re'y ve kıyasa muhalif görülür. İmam A'zam hazretleri ile muasır olup da sonraları kendi yolunu takib edenleri kalmayan müctehidlerden (İbn Ebi Leyla) ile (İbn Şübrüme) haz-retleri bile bu hususta birbirine tam olarak zıd olan birer görüşte bulunmuşlardır. Şöyle ki İbn Ebî Leyla'ya göre umumi olarak bey' ve şart fâsid, İbn Şübrüme'ye göre ise her hal u kârda hem bey' hem de şart caizdir.

    İbn Ebi Leyla'nın mezhebi المسلمون عند شروطهم Hadisine zıd görünür. İbn Şübrüme mezhebi bu Hadise tamamiyle uygun ise de bâyi' ve müşteri icrası caiz ve kabil olmayan şartlar öne sürebilip, şarta riayet ise imkân nisbetinde olmak fakihler nazarında kabul edilmiş olmasıyla şarta riayet meselesi tahsis ve istisna kabul eder bir kaidedir. Bundan dolayıdır ki Hanefi mezhebinde mutedil bir yol takib edilerek bey'in şartları; (câiz), (müfsid) ve (lağıv) diye üç kısma ayrlımıştır. Şöyle ki satış akdinin zaruri icablarından olma-yıp veya akdin zarurî icapları satışı teyid etmeyip de taraflardan birinin menfaatine olan şart müfsid ve ona bağlı olan satış fâsid olur. Bir tarafın menfaatine olmayan şartla ise satış sahih ve şart lağıvdır. Zira alış-verişten maksad temlik ve temellük hususudur. Yani herhangi bir mani ve müşkülat olmaksızın müşterinin satılan şeye, satıcının ise paraya malik olması hâlidir. Halbuki faydası bir tarafa olan şartın icrasını o taraf ister, diğer taraf ise istemez ve böylece bir anlaşmazlık ortaya çıkabilir. Fakat örf ve âdet anlaş-mazlığı giderici olduğundan her hål u kârda herkes tarafından ka-bul edilen şart ile satışa müsaade edilmiştir.

    Ticari muameleler yukarıda izah edildiği üzere zaten müstesna bir halde olup, esnafın ekserisinde dahi birer herkesçe kabul edilen muamele yerleştiğine ve sonradan giren ådetler de muteber oldu-ğuna nazaran fesadı icab ettirecek yalnız bir takım münferid ve pe-rakende alış-veriş edenlerin örf ve âdet harici yapmış oldukları münferid alış-veriş de hiç bir değeri ve münakaşa götürür yeri ol-madığından asrın muamelelerinin kolaylaştırılması için Hanefi mez-

    7. Türkçesi: Müslümanlar şartlarına sadıktırlar. (bk. Keşf'ul-Haft, el-Aclûni, Beyrut, 1351, II, 209, 2303 numaralı Hadis.

    YanıtlaSil
  160. 550

    HADIS-I ŞERİFLEE

    1098) «İnsanlara öğretip, kendisini unutan âlime misal bir lamba-dır: Kendisi yanar; insanlara aydınlık verir..>

    **

    Asıl âlim, ilmi ile amil olandır.. Böylesi âlimin öğrettiği daha tesir. li olur..

    Ravi: CÜNDÜB'den r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 367. Hadis-i Şerifte..

    ۱۰۹۹ مَا يَكُونُ عِنْدِي مِنْ خَيْرٍ . فَلَنْ أُدْخِرَهُ عَنْكُمْ ؛ وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُقِفْهُ اللهُ ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ الله ، وَمَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبَرْهُ ، وَمَا أَعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاء خَيْراً ( رواه البخاري ومسلم عن أبي سعيد الخدري ) وَأَوْسَعُ مِنَ الصَّبْرِ .

    1099) «Yanımda sizden sakladığım hiçbir hayır yoktur..

    Bir kimse, iffetli olmak isterse; Allah onu iffetli kılar.. Bir kimse, zengin olmak isterse; Allah onu zengin eder.. Bir kimse, sabırlı olmaya çalışırsa; Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha bol ve hayırlı bir ihsan yapılmamıştır.>>>

    Ramuz şerhinde sabır için şöyle bir not vardır:

    -Çünkü sabrın faydası umumidir. Bilhassa nefse ağır gelen taat ve ibadet işlerinde..

    Ravi: EBU SAID-I HUDRI' den r.a. naklen BUHARİ ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. 5. ve 65. Hadis-i Şerifte..

    ۱۱۰۰ مَرَّ رَجُلٌ بِغُصْنٍ شَجَرَهُ عَلَى ظَهْرِ طَرِيقِ ، فَقَالَ : وَاللَّهُ لَأَ نَحْيَنَ هُذَا عَنِ الْمُسْلِمِينَ لِشَلَا يُؤْذِيَهُمْ ، فَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ .

    ( رواه مسلم)

    1100) «Bir adam geçip giderken, yol üzerinde bir ağaç dalına ras-ladı. Kendi kendine şöyle dedi:

    Vallahi ben bu ağacı, müslümanlara eziyet etmekten ala-cağım..

    Ve.. Cennetlik oldu..>>>

    Herşey niyete bağlı.. Derler ki:

    Yoldan geçen biri, bir kuyuya raslar; âmālar düşmesin diye, ka-patır.. Bir başkası gelir; yolcular su ihtiyacını temin etsin diye, kuyunun ağzını açar.. İkisi de cennetlik clur..

    Ravi: MÜSLİM.. Menkıbesi 5. Hadis-i Şerifte..

    YanıtlaSil
  161. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    551

    ۱۱۰۱ معلمُ الخَيْرِ يَسْتَغْفِرُ لَهُ كُلُّ شَيْءٍ حَتَّى الحيتان في البحار .

    ( عن جابر)

    1101) «Науrı öğretene, herşey - Allah'tan- bağış talebinde bulu-nur.. Denizdeki balıklar bile..>>>

    *

    Öğretilen hayırlar arasında faydalı bir eser bırakmak da vardır.

    Ravi: CABİR.. Menkıbesi, 12. Hadis-i Şerifte..

    ۱۱۰۲ مَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الأتْرُجَةَ ، رِيحُها طَيِّبٌ وَطَعْها طيبٌ ، وَمَثَلُ الْمُؤْمِنِ الذى لا يُقْرَأُ القُرْآنَ كمَثلِ التمرة لا ريح لها ، وَطَعْمُهَا حلو ، وَمَثَلُ المَنَافِقِ الذي يَقْرَأُ القُرْآنَ كمثل الريحانة ريحها طيب وطعمها من وَمَثَلُ المَنَافِقِ الَّذِي لَا يَقْرَأُ القُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ لَيْسَ لَمَا رِيحٌ ، وَطَعْمُهَا مُ. ( رواه البخاري ومسلم عن أبي موسى )

    1102) «Kur'an okuyan bir mümine misâl, tadı güzel, kokusu güzel bir kavundur. Kur'an okumayan bir mümin, tatlı fakat kokusuz hurma gl-bidir.. Kur'an okuyan münafıkın misali, kokusu iyi, tadı acı rey-handır.. Kur'an okumayan münafık, HANZALE gibidir. Ne kokusu vardır; ne de tadı..>>>

    ** HANZALE: Karpuza benzer bir mevvedir. İçi çok acıdır; fakat dışından güzel görünür.. Bundandır ki; Arap edipleri ona:

    Ebu Cehil Karpuzu..

    Adını vermişlerdir.

    * **

    Ravi: EBU MUSA'dan r.a. naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. 5. ve 125. Hadis-i şerifte..

    ۱۱۰۳ مكارم الأخلاقِ عَشَرَةٌ ، تَكُونُ فِي الرَّجُلِ ، وَلَا تَكُونُ فِي ابْنِهِ وَتَكُونُ فِي الابْنِ ، وَلَا تَكُونُ في الأب ، وَتَكُونَ في العَبْدِ ، وَلَا تَكُونُ في سَيِّدِهِ، يَقْسِمُهَا اللهُ لِمَنْ أَرَادَ بِهِ السَّعَادَةَ : صِدْقُ الحَدِيث وَصِدْقُ البَأْسِ )) وَإِعْطاه السائل ، والمكافاة بالصنائع ؛ وَحِفْظُ الأمانةِ ؛ وصلة الرحيم ؛

    YanıtlaSil
  162. 60

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Ey Cebrail! Kendimi, sıkıntılı bir halde buluyorum!» buyurdu.

    Üçüncü gün (Pazartesi günü) olunca, Cebrail Aleyhisselâm, indi. Cebrail Aleyhisselâmın yanında Ölüm Meleği (Azrail) de, inmiş-

    ti. Cebrail Aleyhisselâm «Ey Ahmed! Yüce Allah, Sana ikram olarak beni gönderdi.

    Kendisi, Sana soracağı şeyi, Senden daha iyi bildiği halde, Sana (Kendini, nasıl buluyorsun?) diye soruyor." dedi.

    Peygamberimiz «Ey Cebrail! Kendimi, baygın bir halde buluyo-rum!

    Ey Cebrail! Kendimi, sıkıntılı bir halde buluyorum!>> buyurdu.

    Bundan sonra, Ölüm Meleği (Azrail), içeri girmek üzre, izin is-tedi.

    Cebrail «Ey Ahmed! Bu Ölüm Meleği, Senin yanına girmek için izin istiyor.

    Halbuki, O, Senden önce, hiç bir Adem oğlunun yanına girmek için izin istememiştir.

    Senden sonra da, hiç bir Âdem oğlunun yanına girmek için izin istemezdir.

    Kendisine izin ver!» dedi.

    Ölüm Meleği, içeri girip Peygamberimizin önünde durdu.

    «Yâ Resûlallah! Yâ Ahmed! Yüce Allah, beni, Sana gönderdi. (391)

    Senin her emrine itaat etmemi de, bana emr etti.

    Sen, istersen, rûhunu, alacağım.

    Sen, istersen, rûhunu, Sana bırakacağım?» dedi. (392)

    Peygamberimiz «Ey Ölüm Meleği! Sen, böyle yapacakmısın?» di-ye sordu.

    Ölüm Meleği «Ben, bu hususta emr edeceğin her şeyde Sana ita-atla emr olundum!>> dedi.

    Cebrail Aleyhisselâm «Ey Ahmed! Yüce Allah, Seni özlüyordur!» dedi. (393)

    Peygamberimiz «Allâh katında olan, daha hayırlı ve daha de-vamlıdır! (394)

    (391) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 259, Ebülferec İbn-ül'Cevzi Vefâ c. 2, s. 786-787, İbn-i Hacer Metālibül'âliye c. 4, s. 258

    (392) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 259, Belâzüri - Ensabüleşraf c. 1, s. 565, Ebül'ferec İbn-ül'Cevzi Vefà c. 2, s. 787, İbn-i Hacer Metâlibül'aliye c. 4, s. 258

    (393) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 259, Ebülferec İbn'ül'Cevzi Veľa c. 2, s. 787, Ebülfida Sire c. 4, s. 549-550, İbn-i Hacer Metalibül'aliye c. 4, s. 258-259

    (394) Belâzürî Ensabüleşraf c. 1, s. 565

    YanıtlaSil
  163. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    61

    Ey Ölüm Meleği! Haydil Emr olunduğun şeyi, yerine getir! (395) Rûhumu, al!» buyurdu. (396)

    Peygamberimizn Rabbına Kavuşuşu:

    Peygamberimiz, yanındaki su kabına iki elini batırıp ıslak elle-rini yüzüne sürdü ve «La ilahe illallah!

    Ölümün de, akılları başlardan gideren ıztırap ve şiddetleri var!»

    buyurduktan sonra elini kaldırdı. (397)

    Gözlerini, evin tavanına dikti.

    «Ey Allahım! (398) Refik-ı âlâ!» (399) diye diye mübarek rûhu alınıp eli, yanına (400), yanındakı suyun içine (401) düştü! (402)

    Allâhümme Salli alâ Nebiyyinâ ve Seyyidina Muhammedin ve alâ álihi ve sahbihi vesellim.

    Cebrail'in Peygamberimizi Selamlaması:

    Cebrail Aleyhisselâm «Selâm olsun Sana ey Allâhın Resûlü!

    Bu, Senin için yer yüzüne ayak basışlarımın sonuncusudur!» de-dl. (403)

    Ehl-i Beyt'in Peygamberimize Ağlaşmaları:

    Peygamberimizin üzerine bir örtü örttüler. Çevresine oturup ağ-laşmağa başladılar.

    O kadar ağladılar ki, ağıt sesinden az kalsın ev yıkılacaktı! (404)

    Ehl-i Beyt'i Selamlayan, Taziye ve Teselli Eden Ses:

    Ehl-i Beyt, hiç bir şahsı görmedikleri ve sezmedikleri halde, «Se-lâm ve Allâhın rahmet ve bereketleri, üzerinize olsun!» diyerek ken-

    (395) İbn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 259, Ebülferee İbn'ül'Cevzi Vefâ c. 2, s. 787, İbn-i Seyyid Uyunüleser c. 2, s. 338, Ebülfida Sire c. 4, s. 550, İbn-i

    Hacer Metallbülállye c. 4, s. 259

    (396) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 565

    (397) Buhari Sahih c. 5, s. 142

    (398) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 229, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 89

    (309) İbn-i Sad Tabakat c. 2, s. 229, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 89,

    Buharl Sahih c. 5, s. 142

    (400) Buhari Sahih c. 5, a. 142

    (401) Ebülfida Sire c. 4, s. 475

    (402) Buhari Sahih c. 5, s. 142, Ebülfida Sire c. 4, s. 475

    (403) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 250, Ebüllerec İbn'ül'Cevzi Vefa c. 2, s. 787,

    İbn-i Seyyid Uyunüleser c. 2, s. 338

    (404) Belâzüri Ensabülegraf c. 1, s. 563

    YanıtlaSil
  164. 62

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    dilerine selâm verildiğini ve taziyede bulunulduğunu işittiler. (405)

    Ehl-i Beyt te, selâma aynı şekilde karşılık verdiler. (406)

    Nereden geldiği bilinemeyen ses, şöyle konuştu:

    «Her can, ölümü tadacaktır.

    Kıyamet günü, size ecirleriniz tamamile verilecektir. (Al-i İm-ran: 185) (407)

    Kim, ateşten uzaklaştırılıp Cennete sokuldu ise, artık, o, muhak. kak muradına ermiştir.

    Dünya hayatı, aldatma metâından başka bir şey değildir. (Al-i İmran: 185) (408)

    İyi biliniz ki: Her musibetin, Allâh katında bir tesellisi, her öle-nin, bir halefi, yerine geçeni, her vefat edenin de, bir bedeli vardır.

    Allâha sarılınız ve umacağınızı, Ondan umunuz!

    Asıl musibete uğrayan, sevaptan mahrum kalandır.

    Selâm ve Allâhın rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!» (409)

    İbn-i Ömer «Bu sözleri, Ehl-i Beyt'in hepsi, Mescidde bulunanlar ve yoldakiler işittiler!» demiştir. (410)

    Ehl-i Beyt'e Seslenen Kimdi?

    Hz. Ali «Bu seslenen'in kim olduğunu biliyormusunuz?» diye sordu.

    «Hayır!» dediler. (411)

    Hz. Ali «Bu, Hızırdır! (412) Peygamberinizden dolayı sizi taziye ediyordur!» dedi. (413)

    (405) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 259, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 563, İbn-i Hacer Metālibül'aliye c. 4, s. 259

    (406) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 564

    (407) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 259, Belâzüri. Ensabüleşraf c. 1, s. 563, İbn-i Seyyid Uyunüleser c. 2, s 338

    (408) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 564

    (409) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 259, Belâzüri Ensabüleşraf c, 1, s. 564, Hakim Müstedrek c. 3, s. 57-58, İbn-i Seyyid Uyunüleser c. 2, s. 338, Ebülfida Sire c. 4, s. 550-551, İbn-i Hacer Metālibül'äliye c. 4, s. 259

    (410) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 564

    (411) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Ebülfida Sire c, 4, s. 550, İbn-i Hacer Metâlibül'aliye c. 4, s. 259

    (412) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 260, Belâzüri Ensabülesraf c. 1, s. 584, Ebül-fida Sire c. 4, s, 550, İbn-i Hacer Metálibül'aliye c. 4, s. 259

    (413) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 564

    YanıtlaSil
  165. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Peygamberimiz Vefat Ettiği Zaman Kaç Yaşında İdi?

    Peygamberimiz, hicretin on birinci yılı rebiül'evvel ayının on İkinci (İbn-i Abd-i Rabbih'e göre: On üçüncü) Pazartesi günü, vefat ettiği zaman (414), altmış üç yaşında idi. (415)

    Hz. Fatıma'nın Peygamberimize Ağıtı:

    Peygamberimiz vefat edince, Hz. Fâtıma «Ey Rabbına, Kendi-sinden daha yakını bulunmayan Babam! (416)

    Ey Rabbın dâvetine icâbet eden Babam!

    Ey vefatını, Cebrail'e haber verdiğimiz Babam!

    Ey Makamı Firdevs Cenneti olan Babam!» (417) diyerek ağladı. (418)

    Medine'nin En Aydınlık ve En Karanlık Günleri:

    Enes b. Malik «Ben, hiç bir zaman, Resûlullah Aleyhisselâmla Ebû Bekir'in, Medine'ye gelip girdikleri günden daha ziyalı ve daha güzel olan bir gün görmedim!

    Ben, Resûlullah Aleyhisselâmın vefatı gününe de, şahid oldum. Kendisinin, içinde vefat etmiş olduğu günden daha karanlık, da-ha hayırsız, daha sevimsiz bir gün de, görmedim!» (419)

    «Resûlullahın, Medine'ye gelip girdiği gün, Medine'nin her şe-yi aydınlanmış, vefat ettiği gün de, her şeyi kapkaranlık olmuştur!» (420) diyerek, Peygamberimizin vefatında duyulan derin acıyı dile getirmiştir.

    (414) Vakıdi Megazi c. 3, s. 1120, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 272-273, с. 3, s. 8, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 568, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid e, 2, s. 174

    (415) Ebû Hanife Müsned s. 35, İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 8, Ahmed b. Hanbel -Müsned c. 1, s. 371, c. 4, s. 96, c. 6, s. 93, Buhari Sahih c. 4, s. 163, Tirmizi Sünen c. 5, s. 605, 606, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 579

    (416) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 311, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 197, Darimi Sünen c. 1, s. 41, İbn-i Máce Sünen c. 1, s. 522, Taberâni Müce-miüssğir c. 2, s. 112

    (417) Ibn-1 Sa'd Tabakat c. 2, s. 311, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 197, Buhari Sahih c. 5, s. 144, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 522, Darimi Sünen

    c. 1, s. 41, Taberânî Mûcemüssagir e. 2, s. 112 (418) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 197, İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 522,

    Darimi Sünen c. 1, s. 41 (419) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 122, 240, Darimi Sünen e. 1, s. 41

    (420) Tirmizi Sünen c. 5, s. 588, Hâkim Müstedrek c. 3, s. 57

    63

    YanıtlaSil
  166. اشارات الاعجار

    M

    تنا و اولارق حيرت ومحبته قدرت و عظمتك عربي التنده بو عبدالله شريعت فطري براي تابع اولار ساجد و عابد او لمن اولور .

    سورة فاتحة (ه)

    بو حمله نك ما قبليه وجه نظمى ( تقيد ) لك (الحمد) به تفسیر و بیانی او لمقله ( مالك يوم الدين ) ده بر نتیجه و بر لازم او لمسيدر.

    افطار ) ( إياك تك تقديمي، اخلاصي وقايه ايتمان الكوندر. وضمير خطاب ده، عبادتك سبب و علته اشار تدر. چونکه خطا به انجرار الدن، كچه صفتله متصف اولان ذات، البته عبادته مستحقدر.

    وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ) (نَسْتَعِينُ) ده متر ضمير ( نعبد) نك فعلى كبي، او اوج جما عندن هر برینه را جعد. یعنی بزم وجود عمرك ذراتی و یا اهل توحيد جماعتي ويا خود کائنات موجوداتی بتونه حاجات و مقصد لرمزه، بالخاصة ان الهم اولان عباد تمزه سندن اعانه و توفيق

    ایسته پورز

    (ايالا) كلم منك تكرار لا غمہ سندھ کی حکمتان برنجی، خطاب و حضورده کی لذتك آر تیر یلمه سنه - ايكنجيم، عيان مقامتك برهان مقامندن داها يوكك اولد يغنه . او منجیبی، حضور ده صدق اولوب كذبك احتمالي او لما ديفته در دنجیسی عبادتله استعانه تك آيرى و مستقل مقصد لر اولد فكرين اشار ندر.

    بو ایکی فعلی بر بریله با غلايان مناسبت، اجرتله خدمت آراسنده کی مناسبتدر زیرا عبادت عبدك اللهه قارشو به خدمتیدر اعانده او خدمته قارشو براجرت کبیدر و یا مقدمه ایله مقصود آراسنده کی علاقه در چونکه اعانه و توفیق عبادته مقدمه در. (إياك) كلمه منك تقديمند به طو له حصر، عبدك جناب حقه قران و پاریخی عبادت و خدمتها وسائط و اسبرا به اولان

    تذللد به قور تو لوشنه اشار تدر. لكن اسبابي تماماً الهمال وترك ايتماك الي دكلور. چونکه او زمانه جناب حقك حكمت و مشيئتياله لا فائده وضع ایدیله نظامه قارشو بر تمرد چیقار اوت دائره امید ایده ایکه تو کل اتمك، بر نوع تنب الملك وعطا القدر.

    YanıtlaSil
  167. عبد

    Abd: Kul

    عايد

    Abid: İbadet eden

    عَطَالَتْ

    Atalet: Bos dunna, hareket-sizlik

    عيان

    Ayan: Açıkca görme

    بيان

    Beyan: Açıklama

    برهان

    Burhan: Delil

    حاجات

    Hacat: İhtiyaçlar

    حصر

    Hasr: Mahsüs kılma

    إعانه

    Iane: Yardım

    إخطار

    İntar: Hatırlatma

    استعانة

    İstiane: Yardım isteme

    كذب

    Kizb: Yalan

    مقصود

    Maksud: Kasdedilen

    مَشِيئَتْ

    Mesiet: Dileme

    مُقَدَّمه

    Mukaddeme: Öne alınan, takdim edilen

    مُتَّصِفْ

    Muttası: Vasıflanmış

    مستقل

    Müstakil: Kendi başıma

    ساجد

    Sacid: Secde eden

    صدق

    Sidk: Doğruluk

    شَرِيعَتِ فِطْرِيَةِ

    Şeriat - fitriye-i kübra: En

    كرا büyük yaratılış kanunları

    تقدية

    Takdim: One geçirme

    تفسير

    Tefsir: Ma'nâyı açıklama

    تمرد

    Temerrid: Inåd etme

    توفيق

    Tevfik: Yardım etme

    تدلل

    Tezellül: Alçalma

    وَجْهِ نَ

    Vech-i nazım: Sözlerin diziliş yönü

    وسائط

    Vestit: Vasıtalar

    وقاية

    Vikaye: Koruma

    YanıtlaSil
  168. Bu i'tibarla, şeriat fitriye i kübraya tabi olarak hayret ve muhabbetle kudret ve azametin arsı altında såcid ve åbid olmuş olur.

    Bu cümlenin makabliyle vech-i nazmı, ) تعيد ( 'nün ) الند ('ye tefsir ve beyam olmakla مالك يزء الذي de bir netice ve bir lazım olmasıdır.

    İhtår: ()'nin takdimi, ihlásı vikaye etmek içindir. Ve zamir-i hitâb da, ibâdetin sebeb ve illetine işarettir. Çünki hitâba incirår eden, geçen sıfatla muttasıf olan zåt, elbette ibådete müstehaktır.

    تَسْتَعِينُ ) وَإِيَّاكَ تَسْتَعِينُ ( 'de müstetir zamir, ) تعين ('nün faili gibi, o üç cemaatten

    her birine râci'dir. Yani "Bizim vücúdumuzun zerrâtı veya ehl-i tevhid cemâati veyahud käinåt mevcûdâtı, bütün hâcât ve maksadlarımıza, bilhassa en ehemm olan ibâdetimize senden iåne ve tevfik istiyoruz."

    (3) kelimesinin tekrarlanmasındaki hikmetin birincisi, hitâb ve huzurdaki lezzetin artırılmasına; ikincisi, ayan makamının burhån makamından daha yüksek olduğuna; üçüncüsü, huzurda sıdk olup kizbin ihtimali olmadığına; dördüncüsü, ibådetle istiânenin ayrı ve müstakil

    maksadlar olduklarına işarettir.

    Bu iki fiili birbiriyle bağlayan münasebet, ücretle hizmet arasındaki münasebettir. Zira ibadet, abdin Allah'a karşı bir hizmetidir. lâne de, o hizmete karşı bir ücret gibidir. Veya mukaddeme ile maksûd arasındaki alâkadır. Çünki iâne ve tevfik,

    ibâdete mukaddemedir. (텐) kelimesinin takdiminden doğan hasr, abdin Cenâb-ı Hakk'a karşı yaptığı ibâdet ve hizmetle, vesâit ve esbaba olan tezellülden kurtuluşuna işarettir. Lakin esbabı tamamen ihmål ve terk etmek iyi değildir. Çünki o zaman, Cenâb-ı Hakk'ın hikmet ve meşîetiyle käinåtta vaz' edilen nizama karşı bir temerrüd çıkar. Evet,

    dâire-i esbabda iken tevekkül etmek, bir nevi' tenbellik ve atâlettir.

    YanıtlaSil
  169. Her varlik Peygamber Efendimizi (@sm) tanıyor ve emrine amade bekliyor demiş tik. Evet, öyleydi. Oyle olmasa, "Ben Allah'ın kulu ve resulü Muhammed'im. Al-lah'a iman ve bana itaat edin" çağrısı duyulduktan sonra gerçekleşen mu'cizeler nasıl açıklanabilirdi?

    TARÍNTE BUGUN

    -1910-Halley kuyruklu yıldızı, Dünya'ya yaklaştı.

    - 2008 - Kapalı yerlerde sigara içme yasağının başlaması.

    Gençlik ve Spor Bayramı.

    19

    PAZAR

    SUNDAY

    BIR AYET

    En yüce ve en büyük olan da ancak Odur.

    Bakara Suresi: 255

    BİR HADİS

    MAYIS

    Kim ki, benim söylemediğim bir sözü, benim adıma yalan konuşursa Cehennemdeki

    yerine hazırlansın.

    MAY

    Tirmizî, Fiten: 70

    Şu âlem, çendan, fânidir; fakat ebedî bir âlemin levâzımâtını yetiştiriyor. Çendan, zâildir, geçicidir; fakat bâkî meyveler veriyor, bâkî bir Zâtın bâkî esmâsının cilvelerini gösteriyor.

    Sözler

    HİCRĪ: 11 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 6 MAYIS 1440

    ستان وادقdi cam Yatri

    HIZIR: 14 - GÜN: 140 KALAN: 226 - GÜN. UZ.: 2 DK

    Imeak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  170. TARINTE BUGÜN

    1926 - Vahideddin (VI.

    Mehmet) İtalya'nın San Remo kentinde kalp yetmezliği sebebi ile öldü.

    1953 - Bediüzzaman'ın

    rahatsızlık sebebiyle iştirak edemediği ve neticede beraet de ettiği Samsun Mahkemesi duruşması.

    MAYIS

    15

    PERŞEMBE

    17 1446 ZİLKA'DE

    RUMI: 2 MAYIS 1441

    HIZIR: 10

    İmsak

    BİR AYET

    ... "Ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

    (Fussilet: 33)

    BİR HADİS

    Sizden biri düğüne çağrıldığı zaman gitsin, oruçlu değilse yesin, oruçlu ise dua etsin.

    (C. Sağîr, No: 4178)

    Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır.

    Münazarat

    YanıtlaSil
  171. Mevlâna H

    "Efendi bilmiş ol ki, edeb, insanın bedeninde ruhtur; Allah erlerinin gözünün ve gönlünün nurudur.

    Adem âlem-i ulvidendir, süflîden değil... Şu dönen feleğin dönüşündeki letâfet de edebdendir.

    Eğer şeytanın başını ezmek istersen, gözünü aç ve gör ki, şeytanın katili ancak edebdir.

    Âdemoğlunda edeb bulunmazsa, o insan değildir. İnsan ile hayvan arasındaki fark, edebdir.

    Gözünü aç da tamamiyle Kelâmullah'a bak; Kur'ân'ın bütün âyetleri edepten ibarettir.

    <<<Îman nedir?» diye akıldan sordum. Akıl, kalbimin kulağına eğilip; «Îman, edepten ibarettir!..» dedi."

    YanıtlaSil
  172. Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Sayfa: 232 / No: 14
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  173. Saliha kadının alâmet-leri; güzelliğinin Allah kor-kusu, zenginliğinin kanaat, süs ve ziynetinin iffet olma-sıdır.

    AA

    17

    in

    70;

    Haya ve iffet, insanı ahlâka aykırı her türlü fenâlıktan koruyan ve onu kötülüklerden ayıran bir perdedir. O perdeyi yırtan bir kimse, günah bataklı-ğında boğularak perişan olmayı peşinen kabûl etmiş demektir. Zira Hazret-i Ömer'in buyurduğu gibi; "Hayası gidenin kalbi ölür." Zâhiren canlı, lâkin mâ-nen ölmüş bir kalp ile de Cenâb-ı Hakk'a yaklaşmak asla mümkün değildir.

    n-

    ni

    m 22 Ekim

    YanıtlaSil
  174. Saliha kadının alâmet-leri; güzelliğinin Allah kor-kusu, zenginliğinin kanaat, süs ve ziynetinin iffet olma-sıdır.

    AA

    17

    in

    70;

    Haya ve iffet, insanı ahlâka aykırı her türlü fenâlıktan koruyan ve onu kötülüklerden ayıran bir perdedir. O perdeyi yırtan bir kimse, günah bataklı-ğında boğularak perişan olmayı peşinen kabûl etmiş demektir. Zira Hazret-i Ömer'in buyurduğu gibi; "Hayası gidenin kalbi ölür." Zâhiren canlı, lâkin mâ-nen ölmüş bir kalp ile de Cenâb-ı Hakk'a yaklaşmak asla mümkün değildir.

    n-

    ni

    m 22 Ekim

    YanıtlaSil

    Yuksel13 Mayıs 2025 05:50
    Altınoluk'un Ücretsiz Ebédér

    Sebnem

    Jul 14 Sap 128 Elim 2015 Kadın ve Aile Dergisi

    Ey Ehl-i Beyt!

    Allah sizden, sadece günâhı gidermek

    ve sizi tertemiz kılmak istiyor."

    el-Ahzab, 33

    YanıtlaSil

    Yuksel13 Mayıs 2025 05:51
    Sebnem

    Yul 14. Say 128. Ekim 2015

    Kadın ve Aile Dergise

    YanıtlaSil
  175. 552

    HADIS-1 ŞERİFLER

    وَالتَّدَمُ (۳) لِلْجَارِ وَالتَّدَتُّمُ للصَّاحِبِ ؛ وإِقْرَاءِ الضَّيْفِ ، وَرَاسُهُن ( الحياء ) .

    ( رواه الحكيم عن السيدة عائشة )

    (۲) أي حفظ حرمته ومراعاته بما ينفعه .

    (1) أي الثبات في الحرب

    1103) «İyi huylar ondur. -Bunlar

    bir adamda bulunur; fakat oğlunda bulunmaz... Oğlunda bulunduğu, babasında bulunmadığı da vâkidir.. Kö-lede olduğu, efendisinde olmadığı da olur..

    Allah-ü Taâlâ saadetini dilediği kimseye onları verir:

    a) Doğru söz..

    b) Harb esnasında sabit kadem olmak..

    c) Dilenciye iyilik ve ihsanda bulunmak..

    d) Yapılan iyilikleri karşılıksız bırakmamak..

    e) Emaneti korumak..

    f) Akrabaları ziyaret etmek..

    g) Komşuya faydalı olan şeylerde, bilhassa saygıda kusur et-

    memek..

    h) Arkadaşa saygı ve sevgi duygusu ile dopdolu olmak..

    1) Misafire iyi ve hoş muamelede bulunmak, ikram etmek..

    i) Hepsinin başı HAYA..»

    * **

    HAYA: Utanmak manâsına gelir.. Aynı zamanda haya imandandır.

    Yani imanın alâmeti hayadır; utanmaktır. Derler ki:

    Kıyamete yakın haya kalmayacak..

    Haliyle iman da kalmaz..

    Ravi: Hz. AİŞE'den r.a. naklen TİRMİZİ.. Menkıbeleri, 8. ve 13. Hadis-i Şerifte..

    ١١٠٤ مكتوب في الإنجيل « كما تدين تدان؛ وبالكيل الَّذِي تَكِيلُ تَكْتال

    ) رواه الديلمي عن فضالة بن عبيد )

    1104) «İncilde şöyle yazılmıştır:

    Ettiğini bulursun.. Ölçtüğün ölçekle ölçülürsün..>>>

    *

    ** Atalarımızın şu sözü bu Hadis-i Şerifin güzel bir şerhidir:

    Ne doğrarsan aşına, o gelir kaşığına..

    YanıtlaSil
  176. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    553

    Ravi: FADELE b. UBEYD' den r.a. naklen DEYLEMI.. Menkibesi, 4. Hadis-i şerifte..

    ** PADALE b. UBEYD: Sahabedir. Hem de ansardan.. Künyesi, EBU

    MUHAMMED..

    Uhud gazasından itibaren bütün savaşlara katılmıştır.. Şam'in fet-hine de katılmış ve oraya yerleşmiştir.. Bilâhare, Muaviye r.a. tarafın-dan oranın valiliğine tayin edilmiş, vefat edinceye kadar aynı vazifede kalmıştır..

    Peygamber (S.A.) efendimizden 50 Hadis-i şerif rivayet et-miştir..

    Vefat tarihi Hicretin 58. yılıdır. Allah ondan razı olsun.. ١١٠٥ مكتوب في التوراة : « مَنْ بَلَغَتْ لَهُ ابْنَةُ اثْنَتَيْ عَشَرَهُ سَنَةً فَلَمْ ( رواه البيهقي عن أنس) يزوجهَا فَأَصَابَتْ إِنَّمَا فَإِنَّمُ ذَلِكَ عَلَيْهِ » .

    1105) <<<>>

    ** **

    Kız çocukları bilhassa sıcak iklimlerde daha çabuk gelişirler.. Di-ğer yerlerde de çabuk gelişmeleri mümkündür.. On iki yaşına basan bir kız çocuğu, kadınlık haklarına kavuştuğu malum olursa, evlendiril-mesinde bir mahzur yoktur..

    Zamanımızda hayat şartları ağırdır. Mecburî bir durum olmadığı takdirde, onbeş yaşını aşmasını beklemek daha iyi olur..

    Bu Hadis-i Şerifte, işaret buyurulan durum bir cevazdır; emir de-ğildir.

    Ravi: ENES'ten r.a. naklen BEYHEKI.. Menkıbeleri, 1. ve 12. Hadis-i Şerifte.. ١١٠٦ مَكْتُوبٌ في التَّوْرَاةِ : ( مَنْ سَرَّهُ أَنْ تَقُولُ حَيَاتَهُ ؛ ويَزْدَادَ فِي رِزْقِهِ؛ ( رواه الحاكم عن ابن عباس ) فَلْيَصِلِ رَحِمَهُ ) .

    1106) «Tevrat'ta şöyle yazılıdır:

    Bir kimse ömrünün uzun, rızkının bol olmasını isterse; akrabasını ziyaret etsin..>>>

    **

    Akrabasından kesilen yalnız kalır.. Ve onlardan bir iyilik göremez.. Çoğu zaman sıkıntı ve darlık içinde yaşar..

    YanıtlaSil
  177. 38

    OSMANLI HUKUK TARİHİNDE MECELLE

    hebinin dışında İbn Şübrüme mezhebini takip etmek münasip gö-rülmeyip diğer fasıllarda olduğu gibi birinci babın dördüncü fas-lında da Hanefî mezhebi üzere bey'i ifsad etmeyen şartların beya-niyle iktifa olunmuştur.

    Hülasa bu Mecelle'de Hanefi mezhebinin dışına çıkılmayıp, içe-risindeki maddelerin çoğu hâlen Fetvåhane'de muteber ve tatbik edilir olduğu cihetle bunlar hakkında bahse lüzum görülmez. Fa-kat yine Hanefi fakihlerinden bazı büyük imamların muteber söz-leri, halkın ve günün ihtiyaçlarına uygun olması dolayısıyla tercih olunduğundan bunların muteber kaynakları ve mucib sebebleri aşa-ğıda beyan olunur.

    Yüzdoksan yedinci ve ikiyüzbeşinci maddeler mucebince mev-cud olmayan bir şeyin satışı sahih değildir. Halbuki gül ve enginar gibi çizek nevinden ve birbiri ardınca yetişen sebze ve meyve mah-sulleri bazı kısımları meydana çıkmadan diğer bazı kısımları gelip geçer olduğu cihetle çok kere buna benzer şeylerin meydana çıkmış ve çıkacak olan mahsulatı toptan olarak satılmak örf ve âdet olmuş-tur. Bu kabil mahsullerde mevcuda bakarak mevcud olmayanın da beraber olarak toptan satılmasına (Imam Muhammed b. Hasan'uş-Şeybani) hazretleri istihsan yoluyla cevaz vermiş, (Imam Fazli), (Şems'ul-Eimmet'il-Hulvani) ve (Ebu Bekr b. Fazl) O'nun kavli ile fetvâ vermiş olduklarından ve insanları buna benzer âdetlerinden vaz geçirmek mümkün olmayıp, halkın muamelelerini fesada nis-betten imkân dahilinde sıhhatte hamletmek evlâ olduğundan bu Mecelle'de de Muhammed "in kavli tercih edilerek ikiyüzyedinci mad-de ona uygun olarak yazılmıştır.

    (Subra) meselesinde mesela. kilesi şu kadar kuruşa olmak üzere bir yığın buğday satıldıkda İmam A'zam hazretlerine göre yalnız bir kilesi hakkında satış sahih olur, İmameyn'e göre ise o yığın tamamen satılmış olarak kaç kile çıkarsa ona göre parası verilmek lazım gelip halkın muamelelerini kolaylaştırmak düşüncesiyle Hi-dâye sahibi gibi bir çok fakihler bile bu hususta onların kavlini seçmiş olduklarından ikiyüzyirminci madde o suretle kaleme alın-mıştır.

    İmam A'zam hazretleri katında şartın muhayyer oluş müddeti üç günden fazla olamayıp, İmameyn'e göre ise her kaç gün muka-vele olunursa caiz olduğuna ve bu hususta da onların kavli hâl ve

    8. İmam Azam'ın meşhur talebesi ve Hanefi mezhebinin büyük imamlarından. (749/750-805).

    9. İmam Muhammed.

    10. Ebû Yusuf ve Ebu Muhammed.

    YanıtlaSil
  178. MECELLE CEMİYETİ'NİN ÇALIŞMALARI

    duruma uygun görüldüğünden seçilerek üçyüzüncü maddede müd-det mutlak olarak ifade edilmiştir.

    Nakdin muhayyerliğinde dahi bu ihtilaf carî olup, bunda müd-detin mutlak oluşu hususunda (İmam Muhammed) hazretleri yal-nız kalmış ise de halkın menfaatlerine uygun düşmesi sebebiyle onun kavli ihtiyar olunarak üçyüzonüçüncü maddede filan vakte ka-dar deyip, müddet mutlak oluşu üzere bırakılmıştır.

    İmam Azam hazretlerine göre ısmarlama usûlü yapılan alış-verişten ısmarlayan kimse vazgeçebilir ise de İmam Ebu Yusuf haz-retlerine göre ısmarlama yapılan şey tarife uygun olduğu takdirde vaz geçemez. Şimdi ise dünyada pek çok fabrikalar yapılarak bunca toplar, tüfekler ve vapurlar mukavele ve sipariş ile yaptırılagelip ısmarlama işi her zaman yapılagelen büyük işlerden olmasıyle ıs-marlayanın ısmarlama akdini fesihde muhayyer olması bir çok bü-yük işleri bozacağından ve ısmarlama hususu kıyasın hilafına ola-rak halkın örfüne dayanarak istihsan yoluyla meşru olan seleme" kıyaslanan ve örfe dayanan bir durum olduğundan asrın ihtiyacına göre İmam Ebu Yusuf kavlinin alınmasına lüzum görülerek üçyüz-doksanikinci madde ona uygun olarak yazılmıştır.

    İctihadı icab ettiren meselelerde müslümanların reisi herhangi bir kavl ile amel olunmak üzere emrederse icab ettirdiği şekilde amel olunmak vacip olduğundan maruzatımız yüksek vekâletlerinde de tasvip buyurulursa ekte takdim olunan Mecelle'nin üstü halife hazretlerinin hatt-ı hümayunları ile iradesi alınmak babında.>>>

    Mazbatanın altında şu imzalar yer almaktadır.

    Divan-ı Ahkâm-ı Adliyye Nâzırı Ahmed Cevdet

    Evkâf-1 Hümayun Müfettişi Seyyid Halil

    Şuray-1 Devlet azasından Seyfeddin

    Divan-ı Ahkâm-1 Adliyye azasından Seyyid Ahmed Hulûsi

    Divan-ı Ahkâm-1 Adliyye azasından Seyyid Ahmed Hilmi

    Şuray-1 Devlet azasından Mehmed Emin

    Cemiyyet Azasından Ibn Abidinzâde Alâeddin"

    11. Selem: Peşin para ile veresiye mal satmaktır. (bk. Mecelle, m. 123). 12. Arşiv, Mecelle Dos.; Dürer'ul-Hukkam, I, 3-7; Mecelle (A. H. Bekri ngr.), s. 1-7.

    39

    YanıtlaSil
  179. 30

    ÖLÜMÜN DEHŞETİ

    Resulullah (sav)'in:

    - İlmin başı hakkında ne yaptın?

    Adam:

    İlmin başı nedir?

    Resulullah (sav):

    Yüce Rabbini tanıdın mı?

    Adam:

    Evet tanıdım.

    Resulullah (sav):

    Onun için ne yaptın?

    Adam:

    Allah'ın dilediği kadarını.

    Resulullah (sav):

    Ölüm hakkında bilgin var mı?

    Adam:

    Evet var.

    Resulullah (sav):

    Ölüm için ne hazırladın?

    Adam:

    Allah'ın dilediğini.

    Resulullah (sav):

    Öyleyse şimdi git, bu söylediklerime uygun davranışlar sergile, sonra gel sana ilmin inceliklerini öğreteyim."

    Yıllar sonra adam geldiğinde Resulullah (sav)'in ona şöyle dedi:

    "Elini vicdanına koy! Kendin için istemediklerini Müslüman kardeşin için de isteme, kendin için istediklerini Müslüman kardeşlerin için de iste! İşte ilmin inceliği budur."

    Resulullah (sav) ilmin başının ölüme hazırlık olduğunu açıkladı. Dolaysıyla ölüme hazırlıkla meşgul olmak gereklidir.

    Abdullah Haşimi anlatıyor:

    Resulullah (sav);

    Bu hadis mevzudur.

    YanıtlaSil
  180. TENBİHÜ'L GÂFİLİN

    31

    فَمَن يُرِدِ اللَّهُ أَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلَامِ وَمَنْ يُرِدْ أَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقاً حَرَجاً كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاءِ كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللَّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ

    "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslam'a açar; kimi de saptırmak isterse onu da göğe çıkıyormuş gibi kalbini İyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir" mealindeki ayeti okuduktan sonra şöyle buyurdu:

    "Bir kalbe İslam'ın nuru girdiğinde o kalp ferahlar ve genişler.

    Bunun bir alameti var mıdır? Sorusuna Resulullah (sav)'in şu ce-vabı verdi:

    Evet vardır. Bunun alameti gurur ve kibir evi olan dünyadan uzaklaşıp, ebedi yurt olan ahirete yönelmek ve ölüm gelmeden önce ona hazırlanmaktır."

    Meymun b. Mihran'ın rivayetine göre Resulullah (sav)'in öğüt verdiği

    birine şunları söyledi:

    Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bil!

    1. İhtiyarlıktan önce gençliğinin.

    2. Hastalıktan önce sağlığının.

    3. Meşguliyetten önce boş vaktinin.

    4. Fakirlikten önce zenginliğinin.

    5. Ölümden önce hayatının."3

    Resulullah (sav)'in birçok bilgiyi bu beş şeyin içine sığdırmıştır.

    Şimdi bunu açıklayalım:

    "İhtiyarlıktan önce gençliğin kıymetini bil!" Çünkü kişi yaşlandı-ğı zaman yapamayacağı şeyleri gençliğinde yapabilir. Aynı zamanda genç-liğini Allah'a isyan ile geçiren bir kimsenin yaşlandığında bundan vazgeç-mesi çok zordur. O halde kişi gençliğinde salih amel işlemeyi alışkanlık haline getirmelidir ki yaşlandığında bunları kolayca yapabilsin.

    'En'am 125

    Hadis zayıftır.

    İbn Mübarek, Zühd, 2; el-Elbani, Sahihü'l-Cami, 1077

    YanıtlaSil
  181. A

    B

    beka-i âhiret

    82

    beka-i ahiret بقاء آخرت : ahiretteki (öbür dün-yadaki) ölümsüzlük, sonsuz ahiret hayatı

    beka-i baki بقاء باقی : ebedi ve kalıcı hayat, ebe-di kalıcılık

    beka-i daimi بقاء دائمی : devamlı hayatta kal-mak, ebedi hayat, ölümsüzlük

    beka-i dünyevi بقاء دنیوی : dünyada hayatta kal-ma, dünyada uzun yaşama

    beka-i ervah بقاء أرواح : ruhların ölümsüzlüğü

    beka-i ilahi بقاء إلهى : Allah'ın (c.c.) ölümsüzlü-ğü ve sonsuzluğu

    beka-i uhrevi بقاء اخروی : ahiretteki (öbür dün-yadaki) devamlı hayat, ölümsüz ahiret hayatı

    beka-i nev'بقاء نوعی آ : canlı türün hayatta kal-ması, türün yaşaması, türün devamı

    beka-i ruh بقاء روح : ruhun ölümsüzlüğü

    beka-i şahsi بقاء شخصی : şahsın (bireyin) hayat-ta kalması, bireyin yaşaması

    beka-i uhrevبقاء اخروی آ : ahiretteki öbür dün-yadaki) devamlı hayat, ölümsüz ahiret hayatı

    beka-i vücud بقاء وجود : varlığın ebediliği, varlı-ğın sonsuza kadar devamlılığı

    beka-yı İlahi بقاى إلهى : bkz.beka-i İlâhî(

    beka-yı istiklâliyet-i İslam بقاى إستقلاليت إسلام İslam dünyasının bağımsızlığının devamı

    beka-alud بقا آلود : ölüm ötesine geçmiş gibi, fâni dünya ile ilgisini kesmiş gibi

    bekai (bekaiye( بقائى : )öbür dünyadaki) ölüm-süzlüğe ait

    bekar بکار : evlenmemiş kimse

    bekarlık بكارلق : evlenmeden yaşama

    bekasız بقاسز : geçici, ölümlü, devamsız, kalıcı olmayan

    bekçi بكجی : bir yeri veya bir şeyi korumak ve gözetmekle görevli kimse

    bekçi-i iman بكجيء إيمان : imanın bekçisi, ima-nın koruyucusu

    Bekir Ağa (Adilcevazlı بكر اغا : Lâhika mek-tuplarında adı Bekir Ağa, Bekir Bey, Kürt Be-kir Bey, Abdülcelil Oğullarından Adilcevazlı Emrullah Oğlu Bekir şekillerinde geçer.

    Bekir Ağanın okuma yazması yoktu. Ancak Risale-i Nur'a dair hissettiklerini yazdırdığı mektuplarla dile getirdi. Ayrıca Isparta'da Bediüzzaman'ın postacısı olarak hizmet etti. Bu sebeple özellikle Barla Lähikası'nın pek çok yerinde adı geçer. Üstad Bediüzzamanın onun hakkında "Ümmî, fakat allâmelerin işini gören ve esrâr-ı Kur'âniyeye karşı Ispar-

    YanıtlaSil
  182. Bektaşilik

    2

    ta'nın intibahına sebep olan, Adilcevazlı Be-kir Ağa..." şeklinde bahseder.

    Ayrıca Barla Lähikası'nda geçen bir başka mektupta, "Başta, Gavs-1 Azam'ın tabiriyle Bekir ifa-desiyle Ustad. Abdülkadir-i Geylani Hazret-lerinin işaretle haber verdiği talebelerinden birisi olduğunu ifade etmiştir.

    Bekir Ağa, Nurun kahramanlarındandır. As-len Bitlis Adilcevazlı'dır. Asıl Adı Bekir Çe-lik'tir. Adilcevaz'da seyyidler sülalesinden Emrullah oğlu ve Abdülcelil oğullarından Be-kir Ağa olarak bilinir ve yåd edilir.

    Risale-i Nur'un yazılma, yayılma ve okunma istidadı gösterdiği yıllarda Bekir Ağa, Risale-i Nurları köyden köye götürerek muhtaç gö-nüllere iletmiş, bu uğurda çileler çekmiş, ce-falar yüklenmiştir. Kendisi ümmîdir. Bediüz-zaman Hazretleri Nur'un satır aralarında bu bahtiyar talebesinden bahseder. Ona hitaben yazılı beyanları bulunmaktadır. Çeşitli Risa-lelerde Nurların hakkaniyeti ve Bediüzzaman Hazretlerinin şahsiyet-i manevisiyle alākah Bekir Ağa'nın mektupları mevcuttur.

    Memleketinden göç ederek Isparta'ya yerleş-miştir. Burada seyyar satıcılık yoluyla ayak-kabı satışı işiyle meşgul olurken, Barla'da Hz. Üstad'la hemşerilik yoluyla tanışarak ona ta-lebe olur. Ümmi hali içerisinde her gittiği yere Risale-i Nur'un o kudsi formalarını dağıtarak Nur'un ve Üstad'ın hizmetinde bulunur.

    Risale-i Nurların yazıldığı, yayıldığı ve okun-duğu o zor yıllarda Üstad ve Risale-i Nur'a hizmetteki alâkadarlığından dolayı Üstad Hazretleriyle birlikte mahkemelere düşmüş, sonunda Eskişehir hapishanesinde Üstad'la birlikte bir seneye yakın hapiste kalmıştır.

    Ak sakallı, orta boylu, tertemiz bir insan olan Bekir Ağa, kudsi Nur yolculuğunu yüzünün akıyla tamamlayarak, ömrünü yine memle-keti olan Adilcevaz'da tamamlamıştır.

    Adilcevaz'ın Cevizli (Drakbur) mahallesinde vefat etmiş, kabri aynı mahallede bulunan Karaveli mezarlığında bulunmaktadır. Vefat tarihi ise 24 Nisan 1961'tir. Allah rahmet ey-lesin.

    Bektaşi بکتاشی : Hacı Bektaş Veli'nin kurduğu kabul edilen tarikata bağlı olan kimse

    Bektaşilik بكتاشيلك : Hacı Bektaş Veli'nin (m. 1210. 1271) kurduğu kabul edilen tarikat. Hacı Bektaş Veli'nin "Makalat" adlı Arapça bir

    YanıtlaSil
  183. 83

    bel bağlamak

    eseri henüz ele geçmiş değildir. Fakat bunu özetleyen "Makalat" adlı bir eser vardır, yaza-ri belli değildir. Bektaşilik Batınîlikten, Şiilik-ten, Caferilikten ve eski orta asya Türklerinin Şamanizminden ve başka bir kısım inançlar-dan unsurlar almış ve zaman içinde değişik-liklere uğramıştır. Yeniçeri isyanına destek verdiği için Sultan II. Mahmut, Yeniçeriliği kaldırırken Bektaşîliği de yasaklamıştır (m. 1826). Bu günkü şekli ile Ehl-i Sünnete aykırı bir takım inanış ve tatbikatları olduğu, ilgili kaynaklarda belirtilmektedir. Bazı kaynak-lar, diğer İslam ülkelerinden farklı sekil alan inanış ve tatbikatlarından dolayı Bektaşiliğe Anadolu Aleviliği adını vermektedirler

    bel bağlamak بل باغلامق : güvenmek

    bel 1 : بلع.yutma 2.ortadan kaldırma

    bel etmek 1 : بلع ايتمك.yutmak 2.ortadan kal-dırmak

    bela )1( بلی : )vurgu birinci hecede) (Ar.) olum-suz soru cümlesine verilen "evet" cevabı (Örnek: "Gelecek mısın, gelmiyecek mısın?" sorusuna "evet" denirse, hangine soruya ce-vap verildiği anlaşılamaz. Arabçada bu so-ruya "bela" şeklinde "evet" denirse, "gelece-ğim" demek olur. Olumlu soru cümlesine ise "neam" şekliyle "evet" denir.)

    bela )2( بلا : )vurgu ikinci hecede) 1.âfet, musî-bet 2. büyük dert ve sıkıntı 3. ceza

    balayı semavi بلای سماوی : gökten gelen belå,

    gökten gelen afet

    bela-ender-bela بلا اندر بلا : bela içinde bela, musîbet üstüne musîbet, dert üstüne dert

    bela-ender بلا اندر : bela içinde

    bela بلی : evet (Arapçada olumsuz soruya veri-len olumlu cevap)

    belabil بلال : vesveseler, kederler, tasalar

    belagat بلاغت : konuya ve gözetilen gâyeye, dinleyicilerin durumuna ve zamanın şartları-na en uygun, doğru, yerinde, güzel ve etkili söz söyleme san'atı

    belagat - Arabiye بلاغت عربيه : Arabça'nın zen-gin ve belâgatlı dil olma özelliği

    belagat-ı âyet بلاغت آیت : ayetteki belagat ko-

    nuya, gözetilen gâyeye, zamanın şartlarına, dinleyicilerin durumuna en uygun, doğru, yerinde, etkili ve güzel söz söyleme san'atı

    belagat-ı beyan بلاغت بیان : doğruları ve ger-çekleri anlatma tarzındaki belāgat; konuya ve

    YanıtlaSil
  184. 83

    belägat-ı Kur'aniye

    gözetilen gâyeye, dinleyicilerin durumuna ve zamanın şartlarına en uygun, doğru, etkili ve yerinde, güzel ifade etme ve anlatma (beyan) san'atı

    belagati eda بلاغت ادا :üslübdaki (anlatma tarzındaki) belägat; konuya ve gözetilen gå-yeye, zamanın şartlarına ve dinleyicilerin durumuna en uygun, doğru, yerinde, etkili ve güzel anlatma tarzındaki söz san'atı

    belägat-ı harika بلاغت خارقه : harika belågat; olağanüstü (harika) şekilde konuya ve göze-tilen gâyeye, dinleyicilerin durumuna, zama-nın şartlarına en uygun doğru, yerinde, etkili ve güzel söz söyleme san'atı

    belägat-ı hårikulāde بلاغت خارق العاده : hariku lade belägat, olağanüstü söz söyleme san'atı; konuya, gözetilen gâyeye, dinleyicilerin du-rumuna, zamanın şartlarına en uygun, un, doğ-ru, etkili, yerinde olağanüstü (härikulâde) güzel söz söyleme san'atı

    belagat-icaz بلاغت إعجاز : icazdaki belägat; konuya, gözetilen gâyeye, dinleyicilerin du-rumuna, zamanın şartlarına en uygun, doğru, etkili ve yerinde, mucize derecesinde güzel söz söyleme (i'caz) san'atı

    belâgat-ı i'caz ve caz بلاغت إعجاز و إيجاز : i'caz ve îcazdaki söz san'atı (belâgat); doğuları ve ger-çekleri anlatırken vecize tarzında, geniş ve zengin mânâları az ve öz sözle anlatma (îcâz), konuya ve gözetilen gâyeye, dinleyicilerin du-rumuna, zamanın şartlarına en uygun, doğ-ru, etkili ve yerinde, mu'cize derecesinde gü-zel söz söyleme san'atı (i'caz)

    belagat-ı ifade بلاغت إفاده : ifadedeki belägat; doğruları ve gerçekleri güzel, etkili, konuya ve gözetilen gâyeye, dinleyicilerin durumu-na, zamanın şartlarına en uygun şekilde ifa-de etme san'atı

    belagat-i irşad بلاغت إرشاد : irsaddaki belâgat, konu ve dinleyicilerin durumuna en uygun ve en güzel tarzda doğru yola dâvet etme (irşad) san'atı

    belagat-ı irşadiye بلاغت إرشاديه : irsad ile ilgili belâgat; konu ve dinleyicilerin durumuna en uygun, en güzel tarzda doğru yolu gösterme ve uyarılarda bulunma (irşad) san'atı

    belägat-ı Kur'aniye بلاغت قرآنیه : Kur'an'daki belâgat; konuya, gözetilen gâyeye, zamanın şartlarına, dinleyicilerin durumuna en uy-gun, doğru, yerinde, etkili ve güzel ifade tarzı kullanan Kur'an'ın söz söyleme san'atı

    B

    YanıtlaSil
  185. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Peygamberimizin Vefatı Üzerinde Müslümanların Tereddüde ve Anlaşmazlığa Düşmeleri:

    Müslümanlar, Peygamberimizin vefat ettiğini işitince, Hz. Aise'. nin evinde toplandılar.

    «Peygamberinize, bir bakınız. Kendisi, bu durumu ile göğe uruc ettirilmiş olabilir!» dediler.

    Peygamberimizin karnına varıncaya kadar baktılar.

    «Nasıl ölmüş olabilir ki, O, bizim üzerimize şahid dikilecek, biz de, insanların üzerine şahid olacağız.

    O, ölürse, halk üzerine nasıl galebe çalar?

    Hayır! Vallahi, O, ölmemiştir. Fakat, İsâ b. Meryem Aleyhisse. lâm gibi, semâya kaldırılmıştır, geri dönecektir!» dediler.

    «Ölmüştür.» diyenleri, tehdid ettiler.

    Hz. Aişe'nin evinin içinde ve kapısının önünde: «O'nu, gömme. yiniz!

    Çünki, Resûlullah Aleyhisselâm, vefat etmemiştir!>> diyerek ses. lendiler. (421)

    Hz. Osman da «Resûlullâh Aleyhisselâm, ölmemiştir.

    Fakat, İså b. Meryem Aleyhisselâm gibi, semâya ref olunmuş, kaldırılmıştır!» diyordu. (422)

    Peygamberimiz hakkında kimi «Vefat etti!>>>

    Kimisi de «Vefat etmedi!>>>

    diyerek anlaşmazlığa düşünce, Esmå bint-i Umeys, elini, Peygambe-rimizin iki küreği arasına koyup «Resûlullah Aleyhisselâm, vefat et-*miştir.

    Çünki, Onun iki küreği arasındaki Peygamberlik Hâtemi (Müh-rü) kaldırılmıştır!» dedi. (423)

    Peygamberlik Hâtemi:

    Peygamberlik Hâtemi; Peygamberimizin iki kürek kemiğinin ara-sında, sol kürek kemiğinin ince tarafı yanında, yumulu avuç gibi ve üzerinde küçük tâneciklere benzer bir takım benler olup (424) gö-

    (421) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 271

    (422) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 567

    (423) İbn-i Sa'd

    (424) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 272, Kastalanî Mevahibülledünniye c. 2, s. 493

    Müslim Tabakat c. 1, s. 426, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 82, 83, Sahih c. 4, s. 1824

    64

    YanıtlaSil
  186. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    65

    verçin yumurtası (425), gelin çadırının iri düğmesi büyüklüğünde Idl. (426) Üzerlerinde de, kıllar bitmişti. (427) Peygamberimizin ruhu alındığı zaman, bu Peygamberlik Hatemi kaldırılmıştı. (428)

    Müslümanların Mescidde Ağlaşmaları ve Hz. Ömer'in Konuşması:

    Peygamberimizin vefatı üzerine, mağa başladılar. Müslümanlar, Mescidde ağlaş-

    Hz. Ömer ile Mugire b. Şûbe, izin alıp Peygamberimizin yanına

    girdiler. (429) Hz. Ömer «Yâ Resûlallah!» diyerek seslendi.

    Hz. Aişe «Bir saattenberi bayılmış bir haldedir!» dedi. (430)

    Peygamberimizin yüzünü açtılar.

    Hz. Ömer «Vâh! Bayılmış! Resûlullah Aleyhisselâmın baygınlığı, ne kadar da, ağır!» dedi. (431)

    Sonra, yüzünü örttü.

    Mugîre ise, hiç konuşmadı. (432)

    Kalktılar, kapının eşiğine gelince, Mugire b. Şûbe, Hz. Ömer'e Ey Ömer! Vallahi, Resûlullâh Aleyhisselâm, vefat etmiştir!» dedi.

    Hz. Ömer «Yalan söylüyorsun! Resûlullah Aleyhisselâm, vefat etmemiştir! (433)

    Munafıklar, yok olmadıkca (434), Resûlullâh Aleyhisselâm vefat etmez!

    Zâten, sen, fitneden ürperen, ürken bir adamsın!» dedi. (435)

    Munâfıklar «Eğer, Muhammed, Peygamber olaydı, ölmezdi!» di-yorlardı.

    Hz. Ömer «Hiç kimseden (Muhamed Aleyhisselâm, öldü!) dedi-ğini işitmeyeyim!

    (425) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 425, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 90, Müs-lim Sahih c. 4, s. 1823, Tirmizî Sünen c. 5, s. 602

    (426) Buhari Sahih c. 1, s. 56, Müslim Sahih c. 4, s. 1823, Tirmizi Sünen c. 5, s. 602

    (427) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 5, s. 77

    (428) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 565

    (429) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 267, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 563

    (430) Belâzürî Ensabüleşraf c. 1, s. 563

    (431) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 267, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, 8. 563

    (432) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 563

    (433) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 267, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 563

    (434) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 267

    (435) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 267, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 563

    1. T. Medine Devri XI/F: 5

    YanıtlaSil
  187. ۱۹

    اشارات الاعجاز

    سوره فاتحه (1)

    اخدنا ) هدايتي طلب التملكه اعانه می ایسته من آراسنده به مناسبت وار در؟

    اون بری سؤال، ديكرى جواب اولد قلوندن بر مرحله با غلا نیلمشدر شویله که: ( نَسْتَعِين) الله اعانہ طلب يد بالركن، مقام اقتضاسيله نه ایستر بورسك؟ دینه وارد اولان مقدر سؤال ( اهدنا ) ايلم جوابلا ندير بالمشدر . ( اهدنا ) الله ايست نهان شهرك هم ابرى ارى هم متعدد اولى ( اهدنا) معناسنه ده گیری آیری و متعدد اولمنی ایجاب ایدر.

    صدا که ( اخدنا) درت مصدر دن مشتقدر. مثلا، بر مؤمن هدايتي ايسترسن، (اهدنا) ثبات و دوام معناستی افتاده اید. زنگین اولان ایستر سه زیاده معناسی، فقیر اولان ایسترسه اعطا مند اسمی ضعیف اولانه ایسترسن اعانه و توفیق معناسی افاده ايدر. وكذا هر شيئي خامه و هدايت ایت در معنا اسنده بولونان [ خَلَقَ كُلَّ شَى وَهَدَى ، حکمنجه، ظاهری و باطنی دونغولى آفاقی و خارجی دلی لاری، انفسی و داخلی برهانلي، ميغجر لرك او ساليهم، كتا بارك انزالى كي واسطه الى اعتبار يله ده هدايتهاك معناسى تعدد ايدر.

    اخطار ) ان بيوك هدايت، حجابك فالدير يلميهم حقی حق، باطلی باطل كوستر مکدر

    اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتَّبَاعَهُ وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ أَمِينَ

    القراطَ الْمُسْتَقِية ) صراط مستقيم، شجاعت ،عفت، حكمتك فرجندن و خلاصه سندن حاصل اولان عدل و عدالته اشار تدر شوید که تغير وانقلاب و فلا كتاره معروض و محتاج شوان ان بدننده اسامه ابدیل روحك يا شا يا به لمسی ايجون (اوج قوت ) احداث ايديالمشدر. بو قوتارك برنجیسی منفعتهادى جلب و جذب الكون قوة شهوية بهمته .. انكنجسی، ضرر لى شياري دفع اليجون قوة تبعية غضبيه - انجینی، نفع و ضرری، ابي و کوتویی بر برند ه تمیز الجون

    قوة عقليه ملكيه در.

    لکہ انسانده کی بو قوتاره شریعتجه به هد و بر نهایت تعیین اید یا من ایمرده، فطرتاً تعبیه ابد يامه من اولد يفندن، بو قوتارك هر بریسی ( تفریط، وسط، افراط) نامیده اوج مرتبه یه

    ایر پلیرلر.

    YanıtlaSil
  188. آنفسی

    Enfusi: Kendine, içe ait

    علق

    Halk: Yaratma

    حجاب

    Hicab: Utanma, perde

    هدايت

    Hidayet: Doğru yolda olma

    إعطا

    İta: Verme

    عِفَّتْ

    iffet: Namus, şeref

    احداث İndas: Meydana getirme

    انزال

    inzal: İndirme

    ارسال

    İrsal: Gönderme

    انكان

    İskan: Yerleştirme

    قُوَّةٍ سَبْعِية

    Kurve-i sebûiye-i gazabiye:

    غضبية

    Saldını gazab kuvveti

    قُوَّةِ عَقْلِية

    Kuvve-i akliye-i melekiye:

    تكيية

    Meleklerde de bulunan akıl kuvveti

    قُوَّةٍ شَهْوِيَةُ

    Kuvve-i şeheviye-i behîmiye:

    تهيميه

    Menfaatleri hayvâní şekilde arzulama duygusu

    مرج Mezc: Kastırma, katma

    مشتق

    Müstak: Türemiş olan (ke-lime)

    متعدد

    Müteaddid: Bir çole

    نفع

    Nef: Fayda

    شجاعت

    Secaat: Cesaret

    تعدد

    Taaddüd: Sayıca artma

    طلب

    Taleb: İstek

    تغير

    Tagayyür: Başkalaşma

    تمييز

    Temyiz: Ayırt etme

    وارد

    Varid: Gelen

    ظاهری

    Zahiri: Görünürdeki

    YanıtlaSil
  189. Fatiha,

    ) إهدنا( "Hidayeti taleb etmekle iåneyi istemek arasında ne münasebet vardır?"

    Evet, biri suål, diğeri cevab olduklarından birbiriyle bağlanılmıştır. Şöyle ki: تستعين ile iåne taleb edilirken, makam iktizásıyla, "Ne istiyorsun?"

    diye vårid olan mukadder sual ) امينا ( ile cevablandırılmıştır. ) امينا ( ile istenilen şeylerin hem ayrı ayrı, hem müteaddid olması ) إهدنا( ma'nâsının da ayrı ayrı ve müteaddid olmasını îcâb eder.

    Sanki ) إحدنا ( dört masdardan müştäktır. Meselâ, bir mü'min hidâyeti isterse ) إهدنا( sebat ve devam ma'nâsını ifade eder. Zengin olan isterse ziyâde ma'nåsını, fakir olan isterse i'tå ma'nâsını, zayıf olan isterse iâne ve tevfik ma'nâsını ifade eder. Ve kezå, "Her şeyi halk ve hidâyet etmiştir" ma'nâsında bulunan تلقَ كُلِّ شَنْ وَهَذَى hükmünce, záhirî ve bâtınî duygular, åfåkî ve hårici deliller, enfüsî ve dâhili burhânlar, peygamberlerin irsáliyle, kitapların inzâli gibi vâsıtalar i'tibariyle de hidâyetin ma'nası taaddüd eder.

    İhtår: En büyük hidâyet, hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl göstermektir.

    اللغة أرنا الحق حقا وارزقنا اتباعه و آرنا الباطل باطلاً وَارْزُقْنَا ابْتِنَابَهُ أمين

    الفراط المستقية Sirat-ı müstakim, şecâat, iffet, hikmetin mezcinden ve hulāsasından hâsıl olan adl ve adâlete işarettir. Şöyle ki: Tagayyür ve inkılâb ve felâketlere ma'růz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdâs edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi, menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behîmiye; ikincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebûiye-i gazabiye; üçüncüsü, nef ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.

    Lakin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet ta'yin edilmiş ise de, fıtraten ta'yîn edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin her birisi tefrît, vasat, ifrât nâmıyla üç mertebeye ayrılırlar.

    YanıtlaSil
  190. geçmişti bile biraz daha büy yumuş, gelişmiş ve serpilmişti. Birlikte yaşadığı ailenin mali munu daha iyi iyi takdir edebiliyordu. Zaman zaman onlara yük olduğu düşünce kapılmıyo duru değildi. Onların himayesine girdiği andan beri aile bütçesine du Fakat amcası, özellikle yengesi buna asla izin

    TARINTE BUGUN

    -1622-II. Osman'ın şehadeti.

    - 1878 - Çırağan Hadisesi.

    1927 - Resmî binalardaki

    eski yazı ile yazılmış tuğra ve benzeri yazıların kaldırılmasına dair 1057 sayılı kanun kabul edildi. Bu kanun gereğince İstanbul Üniversitesi'nin girişindeki âyetler beton sıva ile kapatıldı.

    20

    PAZARTESİ

    MONDAY

    MAYIS

    MAY

    BIR AYET Inananların, imanlarını kat kat arttırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır.

    Allah bilendir, Hakim olandır.

    Fetih Suresi: 4

    BİR HADİS

    Şeytanın takva sahiplerini avlamak için kadınlardan daha sağlam ağı yoktur.

    Deylemî

    Hem enbiyâ ve evliyâyı sevmek, Cenâb-ı Hakkın makbul ibâdı olmak cihetiyle, Cenâb-ı Hakkın nâmına, hesabınadır ve o nokta-i nazardan Ona âittir.

    Sözler

    HİCRĪ: 12 ZİLKA'DE 1445 - RUMI: 7 MAYIS 1440

    Öğle İkindi Akcom Yatsı

    İmsak Günes Öğle

    HIZIR: 15-GÜN: 141 KALAN: 225 - GÜN. UZ.: 2 DK

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    C

    YanıtlaSil
  191. TARINTE BUGÜN

    1957 - IBM'in, yeni geliştirdiği bilgisayarın ağırlığı 21 tondu.

    1993 - DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, Türkiye'nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı seçildi.

    2016 - Nur Talebelerinden Said Gecegezen vefat etti.

    MAYIS

    16

    CUMA

    18 1446

    ZİLKA'DE

    RUMI: 3 MAYIS 1441 HIZIR: 11

    BİR AYET

    Biz ona dünyada iyilik yolunu, âhirette de hem hesabın hem de Cennetin yolunu kolaylaştırırız.

    (Leyl: 7)

    BİR HADİS

    Kıyamet Günü insanlar arasında hüküm verilinceye kadar herkes sadakasının gölgesinde bulunacaktır.

    (C. Sağîr, No: 3002)

    İnsanları fikren dalâlete atan sebeplerden biri, ülfeti ilim telâkki etmeleridir. Yani, me'lûfları olan şeyleri kendilerince malûm bilirler.

    Mesnevî-i Nuriye

    YanıtlaSil
  192. Kur'an ve Sünnet'te KALBİ HAYAT

    Kur'an'a göre ilâhi vahyin insanla buluşma noktası kalbdir. İnsanın idrak, duygu ve amel gibi fonksiyonları kalb merkezlidir. Îman, nifak ve inkâr gibi itikâdî yönelişler; sevgi, merhamet ve korku gibi ahlâkî ve psikolojik değerler, hep kalbe nisbet edilmiştir. İnsanı Hak katında mükerrem kılan "takva"nın mahalli kalb olduğu gibi kıyamet gününde kişinin değer ölçüsü de kalbdir. Bu sebepledir ki o, "nazargâh-ı ilâhî" olarak tavsif edilmiştir. Hz. Peygamberin -sallallâhü aleyhi ve sellem- "Dikkat edin cesette bir et parçası vardır ki o iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozuk olursa bütün beden de bozulur; işte bu et parçası kalbdir" (Buhârī, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107 Mâce, Fiten, 14.) sözleri ise kalbin insanda en önemli bir merkez olduğunu açıkça vurgular mâhiyettedir.

    İşte bu kitap, müslümânın, emanet edilen ömrü, "kalbî hayat" diye özetlenebilecek bir derinlikte yaşamaktan başka yolu olmadığını açıklıyor.

    Şimdi elinizde, hem Kur'an ve Sünnet'in ölçülerini belirlediği "kalbî hayat" konusunda sağlam bir müracaat kitabı, hem de dost ortamlarında gönül huzuru içinde paylaşılacak bir sohbet kitabı vardır.

    YanıtlaSil
  193. ÜSVE-İ HASENE

    Kullukta - Ahlâkta - Adabda

    En Güzel İnsan

    allallahu aleyhi ve sellem-

    Allah Rasülü'nün hayatı, kıyamete kadar gelecek bütün nesillere örnektir. Kur'ân-ı Kerîm'de O'nun hakkında:

    "Andolsun ki, sizin için; Allah'a ve âhiret gününe kavuşacağını uman ve Allah'ı çok zikre-den (mümin)'ler için Rasûlullah'ta üsve-i hasene (en mükemmel bir örnek) vardır." (el-Ahzab, 21) buyurulmuştur.

    Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'in sireti ve mübarek şahsiyeti, sırf insan idräkine sığabilen tezahürleri ile dahi beşerî davranışlar manzümesinin zirvesini teşkil eder. O, irşad vazifesini, insanlık içinde bizzat kendisi örnek olmak süreti ile tamamlayan zirve bir peygamber ve nümüne-i imtisal bir şahsiyettir. Allah -celle celălühü-, O mübarek varlığı -Kur'âni täbiriyle-"üsve-i hasene", yani en mükemmel bir örnek şahsiyet olarak bütün insanlığa takdim etmiştir.

    YanıtlaSil

    Yuksel14 Mayıs 2025 08:15
    ÜSVE-İ HASENE 2

    Tebliğde - Terbiyede - Muâmelede

    En Güzel İnsan

    -sallallahu aleyhi ve sellem-

    Gönüllerin şifa kaynağı dinimiz İslâm'ın bütün insanlara tebliği/ulaştırılması Müslümanların en önemli vazifesidir. Bunun yanında sadece İslam'ı insanlara ulaştırıp onları Müslüman yapmak da kâfi görülmemelidir. Zira nitelikli bir eğitim olmadan kaliteli ve müreffeh bir toplum oluşturmak, tarihe mâl olacak mühim işler başarabilmek mümkün değildir. Eğitimde ise örnek alma ve şuurlu bir ittiba, esas unsurlardandır. İşte bu çerçevede model alınacak zât olarak Allah Teâlâ bizlere "Üsve-i Hasene: en güzel örnek" diye Peygamber Efendimiz'i takdim etmektedir. Zira o yüce şahsiyet hayatının her safhasında her bakımdın müstesna bir güzellik ve mükemmellik sergilemiştir. Yani Fahr-i Kâinât -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sîreti bütün çeşitleriyle birlikte en müstesna güllerden derlenmiş bir bukete benzer ki, arayanlar güllerin en güzelini o bukette bulurlar.

    YanıtlaSil
  194. Kıyamet kopmaz, davaları aynı iki taife çarpışmadıkça

    Kıyamet kopmaz, çocuk öfkeli, yağmur sıcak olmadıkça

    Kıyamet kopmaz, bir erkek çocuğa kıskançlık gösterilmedikçe omaz, bir adam kabirde olmayı istemedikçe

    Ledbirini deruhte etmedikçe

    4

    47

    Kıyamet kopmaz, dili ile sığır gibi yiyen bir kavim çıkmadıkça

    4

    Kıyamet kopmaz, fitneler zahir olmadıkça

    Kıyamet kopmaz, Fırat altından dağ açmadıkca

    Kıyamet kopmaz, Ehli Beyt'ten bir adam yeryüzüne hakim olmadıkça

    4

    4

    4

    4

    Kıyamet kopmaz, gökten taş yağmadıkça

    Kıyamet kopmaz, Guneş batıdan doğmadıkça

    Kıyamet kopmaz, ilim kabzolunup zelzeleler çoğalmadıkça Kıyamet kopmaz, Isa (a.s.) imamı adil olarak nazil olmadıkca

    Kıyamet kopmaz, kahtan'dan bir adam çıkmadıkca

    Kıyamet kopmaz, kardeşler ayrı dinden olmadıkca

    Kıyamet kopmaz, mal çoğalmakdıkca.

    Kıyamet kopmaz, şeytan hadis rivayet etmedikce

    Kıyamet yaklaştığında, insanların dünyaya tamahlarının artacağı

    Kıyamet yaklaştığında, rüyaların çıkması

    Kıyamet yaklaştığında, yıldırımların çok olacağı

    Kıyametin bazı alametleri

    Kıyametin Cuma gunu kopacağı

    Kıyametin ilk alâmeti

    Kıyametin ilk büyük alâmeti

    Kıyametin on büyük alâmeti

    Kıyametin önü sıra, altı hadisenin zuhuru

    Kıyametin önü sıra, Deccal ve otuz kadar yalancı olduğu

    Kıyametin önü sıra, fitneler olacağı

    4

    4

    448 5-8.458.9

    Kıyametin önü sıra, hilekår seneler olacağı

    Kıyametin önü sıra, ilmin kaldırılacağı

    Kıyametin önü sıra, mesh, hazif ve kazif olduğu

    Kıyametin önü sıra, yalancılar geleceği

    Kıyametin önü sıra, selâmın tanıdıklara verileceği

    Kıyametin şerirler üzerine kopacağı

    Kıyametin yakın olduğunu belirten úç şev

    Kıyametin yaklaşmasının kuçuk alámetleri

    Kıyametin yaklaştığında, hatiplerin çoğalması, helälin haram sayılması

    Kıyametin yaklaştığında, yağmurun çok, ekinin az, umeranın çok olması

    Komşuluğun kötüleşmesi

    Kostantiniyye'nin fethi

    Kudüs'ün baas ve haşir yeri olduğu

    Kudüs'ün mamur olması

    Medine'nin harap olması

    Mehdi (a.s.) çıkınca Kostantiniyye'nin feth olunacağı

    Mehdi kureyşten ve Ehli Beyttendir

    Mehdi'nin Abbas (r.a.) sülalesinden olduğu

    Mehdi'nin adalet devrinin kaç sene devam edeceği

    Mehdi'nin adaletinin ümmeti ihata edeceği

    Mehdi'nin bir gecede olgunlaştırılacağı

    Mehdi'nin çıkışı.

    Mehdi'nin dünyayı ahlâk ve nesafetle dolduracağı

    Mehdi'nin Ehli Beytten olduğu

    Mehdi'nin gelme işaretleri

    Mehdi'nin Horasan'dan gelen siyah sancaklılar içinde olacağı

    Mehdi'nin İsa (a.s.) ile namaz kılacağı

    Mehdi'nin İsa (a.s.) dan önce geleceği

    Mehdi'nin Kureyşten olduğu

    236.

    YanıtlaSil
  195. SARIFE 630

    Ama ovas nadisesinde merkezin Şam'da olusu

    Amik ovasi harbi Rumların gadri

    3518

    Anik ovası Harbinın kıyamet alametlerinden oluşu

    Arabın helak olmasının kıyamet alametlerinden olduğu

    Ayakkabı ve kamçının evde olan biten işleri haber vermesi

    4434

    Bir kavmin vere geçtiğinin duyulması

    1434

    Cihadın kalkması dünyanın dini ihlal etmesi

    50 14

    4457

    Dabbet-ül arzın nelerle çıkacağı

    2498

    Deccal ile melhamenin kılıçının birleşmeyeceği

    354 13

    Deccal vak asında merkezin Kudus olduğu

    351 8.393 10

    Deccal zamanında müminlerin yemeği

    3121

    Deccalden, bütün Peygamberlerin kendi ümmetini korkuttugu

    140.11.143.1

    Deccalden evvel, yetmiş kusur deccal çıkacağı

    5183

    Deccale Isfahandan yetmiş bin yahudinin tabi olacağı

    50%9

    Deccale karşı Medine'nin kapılarını ikişer meleğin bekleyeceği

    4864

    Deccalin alnında "kafir" diye yazılı olduğu

    976

    Deccalin avanesi olacak kimseler

    5043

    Deccalin çıkışı

    236 18.319 11.485.9

    Deccalin dört yer hariç her yere gireceği

    978

    Deccalin en büyuk hadise olduğu

    373.8

    Deccalin hayırlı bir kavme yetişeceği

    362.1

    Deccalin Horasandan çıkacağı

    97.7.207.8.508.2

    Deccalin, insanlarca unutulmadıkca çıkmayacağı

    485 11

    Deccalin, Mekke, Medineye giremiyeceği

    406.5

    Deccalin önü sıra hud'alı seneler olacağı

    2585

    97.5.2077

    Deccalin vasıfları

    Deccalin yanında bir nehir ve bir ateş hendeği bulunacağı

    507 10

    Deccalle Ürdün nehri üzerindeki mukatele

    512 12

    Deccallerden üç tane geleceği

    346.8

    324.6

    Deccallerin sayısı

    Doğu tarafından giyimleri güzel bazı kimselerin gelmesi

    50.15

    258.4

    Dört fitne olacağı

    3469

    Eskilerin yaptıklarının yapılacağı

    Evvelå hükmün kalkışı, sonra da namazın bozulması

    346.7

    299.5

    Fitnelerde Şam'a bakılması

    91.7

    Fuhuşun zahir olması, eminlerin hain sayılması

    518 2

    Gaylan'ın fitnesi olacağı

    518.2

    Gelecek olan "Vehb"in iyi kimse olduğu

    Güneş batıdan doğmadıkca tövbe kapısının kapanmıyacağı

    87.10

    297 7

    Hadramut'tan bir ateşin zuhuru

    448.6

    Haine itimat, emine ihanet edilmesi

    507 1

    İlmin kalkıp, hasislik, fitne ve kıtal'ın çoğalması

    4585

    Imanın Medine'ye toplanması

    351.8

    Insanlar için üç toplanma yeri olacağı

    456 4

    Isa (a.s.) in adil bir hükümdar olarak ineceği

    344.7

    Isa (a.s.)ın sonunda geleceği

    1915

    Isa (a.s.)ın tekrar yeryüzüne geleceği

    314 2

    İsa (a.s.)ın zamanında hayat

    3725

    Käbe'nin yıkılması ve diğer alåmetler

    4716

    Kadınların kadınlarla, erkeklerin erkeklerle iktifa etmesi

    298.5

    Kazvin ve İskenderiyenin fethi

    132.5-6-7

    Kıyamet alåmetlerinden bazıları

    457.2

    Kıyamet alametlerinden olan altı şey

    Kıyamet alåmetlerinden; insanların kabirde olmayı istemesi

    296.7-8

    2776

    Kıyamet alåmetlerinin birbirini takiben meydana gelecekleri

    477.3

    Kıyamet kopmaz, "Allah, Allah" diyen kalmadıkça

    Kıyamet kopmaz, acemlerden kırman ile mukatele etmedikçe

    4767

    YanıtlaSil
  196. belägat- måneviye

    belägat-ı mânevive بلاغت معنویه : mânâdaki

    84

    belägat; anlatılmak istenen mänäları, konuya ve gözetilen gâyeye, dinleyicilerin durumuna, beliyyat: belalar, zamanın şartlarına en uygun, doğru, yerinde, etkili ve güzel şekilde ifade etme san'atı

    belägat-ı meaniye (maaniye( بلاغت معانیه mänäları ifade etmedeki belägat (bkz.bela-gat-1 måneviye)

    belāgat-ı nazmiye بلاغت نظمه : konuşmada yer alan harf, hece ve kelimelerin, konu ve dinle-yicilerin durumuna en uygun sekilde seçilip düzenlenmesi san'atı

    belagatça بلاغتجه : belågat bakımından (bkz belägat)

    belägatkar بلاغتکار : belägatlı, belägata sahip (bkz.belágat)

    belagati بلاغتلی : belagata sahip (bkz.belägat(

    bela بلا : eriştirme, iletme, yetiştirme 2. yetme, yeterli olma 3. gerçeklere, gözetilen gâyeye ve dinleyicilerin durumuna en uygun, güzel ve yerinde ifade

    belağan må belag بلاغا ما بلاغ : bol bol, yeterin ce, yeterli ölçüde

    belahet بلاهت : düşüncesizlik, akılsızlık

    belahet-i nefsiye بلاهت نفسه : nefisteki belä-het, nefsin akılsızlığı; insandaki nefsin (gü naha götüren istek ve duyguların, kendisine getireceği zarar ve tehlikelere karşı) düşünce den yoksun oluşu

    belalı بلالی : dert ve sıkıntıya yol açan, dert ve sıkıntı kaynağı

    belde 1 : بلده.şehir, kasaba 2.ülke, memleket

    belde-i İslam بلده، إسلام : Islam ülkesi

    belediye بلديه : bir şehir veya kasabanın ma-halli (yerel) yönetimi

    belig belgatlı; (konuşmada) gerçek-

    lere, gözetilen gâyeye ve dinleyicilerin duru-muna, zamanın şartlarına en uygun, güzel ve etkili tarzda söz söylemesini bilen 2.belägat

    san'atında usta (bkz.belägat)

    beliği (beliğ) mukni بليغ مقنع : gözetilen gaye ve gerçeklere, dinleyicilerin durumuna ve zamanın şartlarına en uygun, güzel, etkili ve ikna edici, güven verici ve inandırıcı (mukni) şekilde konuşan söz ustası

    beligane بلغانه : beliğ şekilde; gözetilen gâye we gerçeklere, dinleyicilerin durumuna, za-

    manın şartlarına en uygun, güzel ve etkil tarzda

    feläketler, dertler, kıntılar

    bellyyebela, feläket, dert, sıkıntı

    bellyye-i ämme بلة عامة: umumi bela, genel felaket, toplumun bütününe gelen feläket Belki Eski Çağ'da Peygamber Hz. So leyman zamanında yaşamış Yemen kraliçesi

    bellemek بله مك.bel denilen bir tarım ata cı ile toprağı eşmek 2.ezberlemek

    belva بلرا : musibet, dert, çile, sıkıntı

    belva-i azime بلواء عظیمه : büyük dert

    benzene) psk: Suurlu kişiliğimiz Başlangıçta çocuğun benliği şuurlu değildir Kendisini başkasından ayıramaz. Fakat canh olarak ihtiyaç ve istekleri vardır. Benin bu şu ursuz haline "alt ben" denir. Kendisi ile başkan arasındaki farkı anlamaya, münasebetler kur. maya, düşünmeğe başlayınca şuurlu kişilığı beni ortaya çıkar. Ben, kendi menfaatına gör dğü, haz duyduğu herşeyi ister. İsteklerine kendisi için tehlikeli, acı verici gördüğü yerde, yani yine kendisi için sınır koyar. Başkalarını hesaba katmaz. Ahlák ve din terbiyesiyle ben, her istediğini yapmaması gerektiğini öğrenir. Vicdan ve namus duygusuna sahip olur. Böy lece "üst ben" mertebesine ulaşır. İsteklerini dizginlemesini öğrenir. "Alt benin" had, sınır tanımayan arzularıyla din ve ahlakın benliği mizdeki sesi durumunda olan "üst ben" arasın da bir ziddiyet ve çatışma vardır. Ben, bu ikisi arasında ahenkle denge kurmaya çalışır. Bir suç ve günah işlediğinde benlikte suçluluk duy gusu uyanır. Bundan kurtulmak için en küçük bahane ve şüphelere yapışır. Ve ahlâk ve dini esasları inkara yönelir. Bu sebeple her günahta küfre giden bir yol açılır. İslâm terbiyesi alan bir insanın benliği meşru sınırlarda Allahın emir ve rızası dairesinde kalır. Günah sınırlan na varmaz. Benin mahiyeti hakkında felsefi ve psikolojik muhtelif görüşler vardır. Henüz ben liğin mahiyeti açıklanamamıştır. İslâm açısın dan bu mevzuda yazılan en esaslı yazı Risale-i Nurlardan Ene ve Zerre Risalesi'dir.

    benam بنام : ünlü seçkin

    benat بنات : az evlatlar

    bend بند : bag, boğum

    bende بنده : köle (birine çok) bağlı

    YanıtlaSil
  197. bendeniz

    85

    beray

    bendeniz بنده گی :koleniz, (mec.) büyuk say giyle sizin baglınız olan ben

    berahin-i akliye katiye براهيس عقلية قطعيهakla dayanan kesin deliller

    beni سی : oğullar

    beni-adem آدم dem gulları, insanlar

    beni-beserبنى بش : insanoğlu, insanlar

    berahin-i hasriye براهين حشريه : hasrin (öldük ten sonra kıyamette dirilmenin) gerçekliğini isbat eden deliller

    bonsai بنى: Israiloğulları, Müseviler berahini hidayet براهین هدایت doğru yola go-benlik kibir, gurur, kendini beğenmiş-lik, kendini ön planda tutma

    beytoprak, kara, yeryüzü

    türen deliller

    berahin-i kati براهين قاطع : kesin delil ve daya-naklar

    gibi, (ber) ile, månåsında kelimeye eklenen onek (bermütad بر معتاد her zamanki gibi, berahin-i lätifiakliye ahşıldığı gibi; berhayat: yaşamak üzere olan, yaşayan vb.)

    براهين قطعيه : kesin deliller (bkz.berahin-i kat'l)

    براهين لطيفة عق akla tam uygun ince ve derin månålı deliller

    ber-endaz برانداز bir yana atan

    ber-murad بر مراد : )ber-murad) muradına er-miş, dileğine ermiş

    bera برا : "...icin, ... gayesiyle, ...maksadıyla" mânâsında kelime başına gelen ek

    bera-yi malomat برای معلومات : bilgi için bilgi

    maksadıyla

    bera-yi tashih برای تصحیح : gözden geçirip du-zeltmek için

    bera-yi ziyaret برای زیارت : ziyaret için, ziyaret maksadıyla

    beraat براعت : iyi vasıflarda üstünlük, sağlam-lık, güçlülük (bkz. beraet)

    berat beyan براعت بیان : ilim ve edebiyat ba-kımından ifade üstünlüğü

    beraat istihlal براعت إستهلال : guzel ve olumlu başlangıç, olumlu ve güzel işaret

    beraat-ül istihlal براعت الإستهلال : bkz beraat-1

    istihlal)

    beret برائت : berat, aklanma, suçsuzluk, te-

    mize çıkma

    berahin-i nübüvvet براهین نبوت peygamberli-ğin gerçekliğini ispat eden deliller

    berahin-i sadıka-kat'iye براهین صادقة قطعيه : ger çeğe tam uygun ve kesin deliller

    : Allah'in (c.c.) bir-

    berahin-1 Sani براهين صانع : Yaratıcı'nın varlığı nı ve birliğini ispat eden deliller

    berahin-i tevhid براهین توحید

    liğini ispat eden deliller

    berahin-i tevhidiye براهین توحید به : Allah'ın (c.c.(

    birliğine dair deliller

    berahin-i uzma براهین عظمی cok büyük ve

    önemli deliller

    berahin-i vahdet براهين وحدت : Allah'ın (c.c.(

    birliğini ispat eden deliller

    berahin-i vücub-u vücud براهين وجوب وجود : Al

    lah'ın (c.c.) ezeli (başlangıçsız) ve ebedi (son-suz) olan varlığının (vücud) zorunluluğunu (vücub) gösteren deliller

    berahin-i vücub-u vücud ve vahdaniyet براهین وجوب وجود و وحدانیت : Allah'ın (c.c.) ezeli ve ebedi olan varlığının (vücud) zorunluluğunu (vücub) ve birliğini (vahdaniyet) gösteren de-

    liller

    beraet-i Nebeviye برائت نبویه: Hz. Peygam-

    ber'in (a.s.m.) (münafıkların suçlamasın-dan), âyetlerle temize çıkması, aklanması, suçlamaların haksız ve dayanaksız oluşunun ortaya konması (bkz.Kur'an, 33/37,40)

    berat 1 : برات nisan, rütbe 2.senet 3.belge

    Berahime 1 : براهمه.Brahmanlar; zamanımız-dan 2600 yıl öncesinden beri gelen Hindis tan'da en yaygın batıl bir din olan Brahma-nizmin bağlıları. 2.Brahmanizm dininin din adamları sınıfı. (bkz.Brahmanizm)

    berahin براهين : bürhanlar, deliller, isbat için

    dayanaklar

    berahin-i akliye براهین عقلیه : akla dayanan de

    liller

    berat-necat برات نجات : kurtuluş nişanı; kur-

    tuluş belgesi

    Berat (Berået) Gecesi برات گیجه سی : Allah'ın

    (c.c.) bol rahmet ve affının olduğu, duala-rın kabulünün umulduğu kutsal gece, hicri takvimdeki şaban ayının on beşinci gecesi (Bu mübarek (kutsal) gecede duaların kabul edildiği ve günahların af edildiğine dair hadis vardır. (bkz.İbn Mâce, İkame, 191)

    beray برای : )Far) beray-i (...) için, gâyesiyle, maksadıyla mânâsında isim tamlamasında

    B

    YanıtlaSil
  198. 32

    ÖLÜMÜN DEHŞETİ

    "Hastahktan önce sağığının kıymetini bil!" Çünkü kişi sağlıkli tken hem bedeni hem de malı üzerinde söz sahibidir. Öyleyse kişi sağlığı m firsat bilip hem mah hem de bedeni ile salih ameller işlemeye çalışmalı chr. Çünkü hastalandığında bedent ibadetleri yapma hususunda güç kay bına uğrayacağı gibi malının sadece üçte birinde tasarruf hakkına sahiptir.

    "Meşguliyetten önce boş vaktinin kıymetini bil!" Geceleyin mey. guliyet yoktur, gündüzleri ise iş yoğunluğu fazladır. Dolayısıyla kişi gece lerini namaz v.b. ibadetlerle gündüzlerini ise oruçla geçirmelidir. Özellik le de gecelerin uzun, gündüzlerin kısa olduğu kış günlerinde böyle yap malıdır.

    Nitekim Resulullah (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur:

    "Kış mevsimi mü'min için bir fırsattır. Geceleri uzun olduğu için bunları namazla kısa olan gündüzlerini de oruçla geçirmelidir."

    Hadisin bir başka rivayeti şöyledir:

    "Uzun olan geceleri uyku ile kısaltma, aydınlık olan gündüzleri gü nahlarınla karartma"!

    "Fakirlikten önce zenginliğin kıymetini bil!" Allah'ın sana verdiği nimetlere rıza göster ve başkalarının mal varlığına göz dikme.

    "Ölümden önce hayatın kıymetini bil!" Çünkü mü'min hayatta ol-duğu sürece salih ameller işleyebilir, öldüğünde ise amel etme imkânı or tadan kalkar. O halde mü'mine yakışan geçici olan günlerini boşa har camamak ve ebedi olan ahiret günlerini ganimet bilmektir.

    Bilge kişilerden biri şöyle diyor:

    Çocukluğunu akranlarınla oynayarak geçirdin, gençliğini gafletle ge çirdin, yaşlandığında ise zayıf düştün. Peki, ne zaman Allah'a ibadet ede ceksin?

    Demek istiyor ki:

    Öldükten sonra Allah'a ibadet edemeyeceğine göre, hayatta iken ölüme hazırlıklı olup, daima ölümü hatırında tutmak suretiyle ibadet et-meye gayret et! Çünkü Allah (cc) yaptıklarının hiçbirinden habersiz de-ğildir.

    Hz. Ali (ra) anlatıyor:

    "Bir gün ölüm meleğini Ensardan birinin başucunda gören Resu lullah (sav)'in ona şöyle dedi:

    Ahmed, 11734: Heysemi, Mecma', 3/200

    YanıtlaSil
  199. TENBİHÜ'L GAFİLİN

    33

    "Dostuma yumuşak davran, çünkü o Müslüman'dır".

    Bunun üzerine ölüm meleği şöyle dedi:

    Gönlünü ferah tut ya Muhammed! Ben bütün mü'minlere iyi dav-ranırım. Ey Muhammed! Allah'a yeminle söylüyorum ki ben insanoğlunun canını alırken onun akrabalarından birinin feryadını duyarım da şöyle derim:

    "Bu feryat da neyin nesi! Allah'a yemin ederim ki biz ona ne zulmet-tik ne vaktinden önce canını aldık ne de sonraya bıraktık. Dolayısıyla onun ölümünde bizim bir sorumluluğumuz yoktur. Allah'ın hükmüne rıza gösterirseniz mükafatını alırsınız, yok eğer Allah'tan gelene razı olmaz, bağırıp çağırırsanız günahkâr olursunuz. Sizin bize çıkışmanız doğru de-ğildir, bizim ise size gelip can alma görevimiz vardır. Öyleyse ölen kimse-nin ardından feryadü figan etmekten sakının!

    Karada veya denizde çadırda veya binada yaşayan hiçbir kimse yok-tur ki ben günde beş defa onların yüzüne bakmış olmayayım. Bu sayede küçük büyük hepsini tanırım ve onların içyüzünü bilirim.

    Ey Muhammed! Allah'a yeminle söylüyorum ki, ben Allah'ın izni ol-madan bir sivrisineğin bile canını alamam."

    Ebu Said el-Hudri anlatıyor:

    Resulullah (sav)'in bir takım insanları gülüşürken görünce "lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlasaydınız böyle yapmazdınız" dedi.

    "Ardından şöyle buyurdu":

    "Ağız tadını bozan ölümü sıkça hatırlayın".

    "Sonra da şunları söyledi":

    "Şüphesiz kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehen-nem çukurlarından bir çukurdur."ב

    Hz. Ömer bir keresinde Kaab'a, "bize ölümü anlat" dedi.

    Bunun üzerine Kâb şunları anlattı:

    Şüphesiz ölüm, her bir dikeni insanoğlunun damarlarından birine dolanmış olan dikenli bir çalı gibidir. Sonra güçlü biri bu çalıyı tutup çe-ker bunun sonucu olarak kişinin iç organlarından bir kısmı kopup dışarı çıkar bir kısmı da yerinde kalır.

    Anlatılır ki:

    Taberani, Kebir, 4188

    Tirmizi, 2460; Elbani, Daifu't-Tirmizi, 2460

    YanıtlaSil
  200. 1. KİTAB (K. EL-BUYÛ')

    Mezkûr esbab-ı mûcibe mazbatası ile birlikte, 7 Zilhicce 1285 (21 Mart 1869) ve 9 Mart 1285 tarihini taşıyan Mecelle'nin ilk ki-tabı Kitab'ul-Buyu' Vekiller heyetine takdim olunmuş, o gün resmî muamelelerde cari olan usûle göre Meclis-i Vükelâ, bu hususdaki kararını bir yazı ile padişaha arzetmiştir. Kararın metnini sade-leştirmek suretiyle satırlarım arasına alıyorum:

    <Yüksek malumunuz olduğu üzere Şer'iyye hakimleri Şer'î da-valara Şer'î noktadan bakmaya memur oldukları gibi kanunları da tatbikle vazifeli idiler. Temyiz mahkemeleri de riyasetleri altında bulunduğundan ve Şer'î Mahkemeler ile Ticaret Mahkemeleri'nde iş ve davalardan dolayı ihtilaflar ve zorluklar meydana çıkartılmaması lüzumu meydanda olduğundan herkes kolaylıkla gözden geçirerek muamelelerini ona uydurmak ve Nizamiye Mahkemeleri azasiyle ida-rî vazifelerde bulunan memurlar da gözden geçirmek suretiyle Şer'î meselelere vâkıf olarak icabında işlerini güçleri yettiği kadar Şer-i Şerîfe uygun yapmak ve hem Şer'î Mahkemelerde geçerli hem de Nizamiye Mahkemelerinde hukuk davaları için kanun koymağa ha-cet bırakmaması mütalaasiyle ihtilaflardan uzak ve kendisi ile hü-küm verilen maddeleri içine alan fıkıh muamelelerine dair kolay an-laşılır bir kitap yazılması öteden beri düşünüldüğü halde şimdiye kadar ortaya konulamamış olup, Padişahımızın devr-i saltanatların-da kıymetli eserlerinden olmak üzere öyle bir hayırlı eserin vücûda getirilmesi için Divan-ı Ahkâm-1 Adliyye Nazırı devletlû paşa haz-retlerinin başkanlığında bir ilmî cemiyet teşkil olunmuş idi. Adı geçen komisyonda birlikte yapılan çalışmalar neticesinde fıkhın mua-melat kısmından çok vuku' bulan ve devre göre lüzumu meydanda olan maddeler hakkında Hanefî mezhebinin ileri gelen alimlerinin muteber sözleri bir araya toplanarak, muhtelif kitaplara taksim edil-miş ve Ahkâm-1 Adliyye ismiyle adlandırılmak üzere tesbit edilmiş olan Mecelle'nin mukaddimesiyle 1. kitabı tamamlanarak bu hususta hazırlanan mazbata ile beraber geçen gün akdolunan hususî komis-yonda okunup, tetkik edilmiştir.

    Bu Mecelle'de Hanefî mezhebinin dışına çıkılmayıp, içerisindeki maddelerin ekserîsi hâlen Fetvâhane'de muteber ve tatbik edilmek-

    YanıtlaSil

Yorum Gönder