ADALET

Yorumlar

  1. 1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif

    YANITLASİL

    yuksel16 Şubat 2020 08:31
    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah

    YanıtlaSil
  2. CAMIÜ'S-SAĞIR

    MUHTASARI, TERCÜME VE ŞERHİ

    Allah'ı sevmenin yolu Resûlullaha (a.s.m.) tabi ol- maktan; söz, hål ve hareketlerimizde onu ölçü almak- tan geçer.

    Resûlullahın (a.s.m.) hadislerinin herbiri ise karan- lıkta kalanlara bir ışık, yolunu şaşıranlara bir rehber, ölünceye kadar doğru yolda tutan bir kılavuzdur.

    Resûlullahın (a.s.m.) hadisleri ahiret yolcusu olan insanlar için en sağlam birer ölçü, esas ve hayat pren- sipleridir. Bilhassa bunalımda olan çağımız insanlarına bir kurtuluş simidi, huzur ve saadet yollarını gösteren hatasız bir programdır. Hayata hayat, ruh ve nurdur.

    Günümüzün insanının onun emir, yasak ve öğütle- rinden istifade edecekleri çok şeyler var. Ruh, kalp ve vicdanlar, onlara gıda, hava ve su kadar muhtaçtır.

    ***

    Camiü's-Sağir, 10,000 civarında hadis-i şerifi ihtiva eden meşhur hadis kitaplarından biridir. Uyanıkken yetmiş defa Resûlullahı (a.s.m.) gören Celaleddin es-Suyuti (1445-1505) tarafından tasnif edilmiştir. Elinizdeki cildlerde, bu eserin, Feyzü'l-Kadir isimli şer- hi esas alınarak günümüze bakan 4000 civarında hadis ele alınmış, bazılarının açıklamaları yapılmıştır.

    YA NE

    YanıtlaSil
  3. Evet sabıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi; "Vema ra meyte iz raheyte sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hük münde onları inhizama sevketmesi; "Ven şakke'l kamer" nassı ile aynı avucunun parmağıy la Kamer'i iki parça etmesi; ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir or- duya içirmesi; ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mu cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir. Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'da- ya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas et- se derman olur. Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-ı Kainat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile bi- at edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..

    O, bütün resullerin sevuid

    mukarrob

    YanıtlaSil
  4. Güzel ahlak, ancak hayız veya zina mahsulu olandan soyulup alınır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 205 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  5. Güzel ahlak, ancak hayız veya zina mahsulu olandan soyulup alınır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 205 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  6. İnsanların akidlerini bozduklarını, emanetleri hafife aldıklarını, ve -parmaklarını birbirine geçirip- böyle olduklarını gördüğün zaman evini tercih et, lisanına sahip ol, maruf olanı al, münkeri bırak, kendi işinle meşgul ol ve ammenin işlerini kendilerine bırak.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.)
    Sayfa: 46 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

  7. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    203 1 Hased imanı bozar. Sabr (müshil ilacı)nın balı bozduğu gibi. Hz. Ebû Hakim (r.a.)
    203 2 Hak bununla beraberdir. Hak bununla beraberdir. (Hz. Ali r.a işaret ederek ilerideki fitneler için buyurmuştur) Hz. Ebû Said (r.a.)
    203 3 Benden sonra hak, nerede olsa, Ömer İbni Hattab'ladır. Hz. Fadl İbni Abbas (r.a.)
    203 4 Hikmet on cüzdür. Dokuzu halktan kendini çekmekte, biri susmaktadır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 5 Halim olan adam, dünya ve ahirette seyyiddir. Hz. Enes (r.a.)
    203 6 Nimete hamd etmek, o nimetin gitmesine karşı emandır. Hz. Ömer (r.a.)
    203 7 Hamd olsun O Allaha, ümmetimden öyle kimseler yarattı ki, onlarla birlikte (zikrederek) sabretmeyi isterdim. (Şu mealdeki ayetin nüzulu üzerine bu hadisi şerif varid olmuştur. "Nefsimi, akşam ve sabah, sırf Onun rızasını murad ederek Rablerine dua edenlerle sabırlı kıl.") Hz. Selman (r.a.)
    203 8 O Allah'a hamd olsun ki yedirir yedirilmez ve bize ihsanda bulunur, bize hidayet eder. Ve bizi doyurur, içirir ve bizi tatlı belalarla imtihan eder. Arası kesilmeyen nimetlerinin karşılığı ödenemiyecek olan, kendisine karşı nankörlük yapılamayacak olan ve kendisine muhtaç olmamaya imkan bulunmayan Allah'a hamd ederim. O Allah'a hamd olsun ki, bize yiyeceklerden yedirdi, içeceklerden içirdi. Çıplaklıktan giydirdi. Ve dalaletten hidayete erdirdi. Ve körlükten görür hale getirdi. Mahlukatının çoğuna da bizi üstün kıldı. Hamd, Alemlerin Rabbı olan Allah'a muhsustur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 9 O Allaha Hamd ederim ki, Resulullahın gönderdiği adama, onun istediği şekilde hareket nasib etti. Ve tevfik ihsan etti. Hz. Muaz (r.a.)
    203 10 Fatiha yedi ayettir. Birincisi Besmeledir. Fatiha Sebül mesanidir. (tekrar edilen yedi ayettir) Kur'anı azimdir. Ümmül Kur'andır. Ve Fatihatül Kitaptır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 11 Ey Allahın düşmanı, seni zelil eden Allah'a hamd olsun. Bu ümmetin, bu firavunu idi. (Bedirde Ebu Cehilin başı getirildiğinde) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    203 12 Ümmetim içinde seni bu şekilde yaratan Allaha hamd ederim. (Hz. Salim (r.a) için) Hz. Âişe (r. anha)
    203 13 O Allah'a Hamd olsun ki, avretimi örtebileceğim bir elbise ile beni giydirdi. Ve hayatımda onunla beni güzelleştirdi. Beni Hak ile gönderene yemin ederim ki, hiçbir müslüman kul yoktur ki, Allah (z.c.hz) leri onu yeni bir elbise ile giydirdi de o da eskisini fakir bir müslümana verdi ise, o kimse diri veya ölü de olsa o elbisenin bir ipliği kalıncaya kadar Allah'ın hıfzında ve emanında olmasın. Hz. Ömer (r.a.)
    203 14 Hamd olsun Rabbıma ki Beni senin gibi leîm kılmadı. (Ebu Cehili kasdederek) Hz. Ali (r.a.)
    203 15 Humma günahları döker. Ağacın yapraklarının dökülmesi gibi. Hz. Abdullahil Kasrinin babasından
    203 16 Humma, Cehennem ateşinin şiddetindendir. Onu su ile serinleşirin. (Bir rivayette zemzemle) Hz. Ömer (r.a.)
    203 17 Humma, Cehennem körüklerinden bir körüktür. Ve mü'minin Cehennemden payıdır. Hz. Ebû Reyhâne

    YanıtlaSil

  8. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    203 1 Hased imanı bozar. Sabr (müshil ilacı)nın balı bozduğu gibi. Hz. Ebû Hakim (r.a.)
    203 2 Hak bununla beraberdir. Hak bununla beraberdir. (Hz. Ali r.a işaret ederek ilerideki fitneler için buyurmuştur) Hz. Ebû Said (r.a.)
    203 3 Benden sonra hak, nerede olsa, Ömer İbni Hattab'ladır. Hz. Fadl İbni Abbas (r.a.)
    203 4 Hikmet on cüzdür. Dokuzu halktan kendini çekmekte, biri susmaktadır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 5 Halim olan adam, dünya ve ahirette seyyiddir. Hz. Enes (r.a.)
    203 6 Nimete hamd etmek, o nimetin gitmesine karşı emandır. Hz. Ömer (r.a.)
    203 7 Hamd olsun O Allaha, ümmetimden öyle kimseler yarattı ki, onlarla birlikte (zikrederek) sabretmeyi isterdim. (Şu mealdeki ayetin nüzulu üzerine bu hadisi şerif varid olmuştur. "Nefsimi, akşam ve sabah, sırf Onun rızasını murad ederek Rablerine dua edenlerle sabırlı kıl.") Hz. Selman (r.a.)
    203 8 O Allah'a hamd olsun ki yedirir yedirilmez ve bize ihsanda bulunur, bize hidayet eder. Ve bizi doyurur, içirir ve bizi tatlı belalarla imtihan eder. Arası kesilmeyen nimetlerinin karşılığı ödenemiyecek olan, kendisine karşı nankörlük yapılamayacak olan ve kendisine muhtaç olmamaya imkan bulunmayan Allah'a hamd ederim. O Allah'a hamd olsun ki, bize yiyeceklerden yedirdi, içeceklerden içirdi. Çıplaklıktan giydirdi. Ve dalaletten hidayete erdirdi. Ve körlükten görür hale getirdi. Mahlukatının çoğuna da bizi üstün kıldı. Hamd, Alemlerin Rabbı olan Allah'a muhsustur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 9 O Allaha Hamd ederim ki, Resulullahın gönderdiği adama, onun istediği şekilde hareket nasib etti. Ve tevfik ihsan etti. Hz. Muaz (r.a.)
    203 10 Fatiha yedi ayettir. Birincisi Besmeledir. Fatiha Sebül mesanidir. (tekrar edilen yedi ayettir) Kur'anı azimdir. Ümmül Kur'andır. Ve Fatihatül Kitaptır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 11 Ey Allahın düşmanı, seni zelil eden Allah'a hamd olsun. Bu ümmetin, bu firavunu idi. (Bedirde Ebu Cehilin başı getirildiğinde) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    203 12 Ümmetim içinde seni bu şekilde yaratan Allaha hamd ederim. (Hz. Salim (r.a) için) Hz. Âişe (r. anha)
    203 13 O Allah'a Hamd olsun ki, avretimi örtebileceğim bir elbise ile beni giydirdi. Ve hayatımda onunla beni güzelleştirdi. Beni Hak ile gönderene yemin ederim ki, hiçbir müslüman kul yoktur ki, Allah (z.c.hz) leri onu yeni bir elbise ile giydirdi de o da eskisini fakir bir müslümana verdi ise, o kimse diri veya ölü de olsa o elbisenin bir ipliği kalıncaya kadar Allah'ın hıfzında ve emanında olmasın. Hz. Ömer (r.a.)
    203 14 Hamd olsun Rabbıma ki Beni senin gibi leîm kılmadı. (Ebu Cehili kasdederek) Hz. Ali (r.a.)
    203 15 Humma günahları döker. Ağacın yapraklarının dökülmesi gibi. Hz. Abdullahil Kasrinin babasından
    203 16 Humma, Cehennem ateşinin şiddetindendir. Onu su ile serinleşirin. (Bir rivayette zemzemle) Hz. Ömer (r.a.)
    203 17 Humma, Cehennem körüklerinden bir körüktür. Ve mü'minin Cehennemden payıdır. Hz. Ebû Reyhâne

    YanıtlaSil
  9. Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet ediniz! Onlara şefkat ve sevgi ile muamele ediniz! Onlar hakkında Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim... (Müslim, Hac, 147)

    FERASET SAHİBİ BİR EŞ: ÜMMÜ SELEME

    Peygamberimizin evlilik gerçekleştirdiği hanımlardan birisi de kabile bağlarının oldukça güçlü olduğu bir yapıda Hz. Peygamber'e düşmanlıkta en ileri gitmiş Mahzüm kabilesine mensup olan Ümmü Seleme'dir. Kabile- sinin İslam nefretine rağmen İslam'a girmenin en zor olduğu bir dönemde İslam'ı ilk seçenler içinde yer alışıyla, dönemin seyahat imkânlarının tüm zorluklarına rağmen inancı adına Habeşistan gibi deniz aşırı bir yere hicret edişiyle, Hz. Peygamber'in davetine itaatin bir yansıması olan Medine'ye hicreti küçücük çocuğuyla yapmayı göze alan cesaretiyle ilk dönem İslam toplumu içinde müstesna bir yer edinmiştir. Keskin zekâsı sayesinde ver- diği isabetli fetvalarıyla, Hz. Peygamber'i ikna eden konuşmalarıyla, fitne dönemlerinde geriye çekilme basiretiyle dikkat çekmiştir. Ümmü Seleme, şiir bilgisi ve okuma-yazma becerisi ile İslam toplumunda donanımlı kadın profilini çok iyi yansıtan örneklerden biri olmuştur.

    YanıtlaSil

  10. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    54 1 İsrail oğullarında görülen şeyler sizin aranızda da zuhur ettiği zaman, şöyle ki; Kötü eşyalarınızda, mülk tasarruflarınızda, küçüklerinizde, ilim de en rezillerinizde olduğu zaman. (Bu hadisi şerif Peygamberimiz (sas)'e şöyle soru vardı: "Ya Resulallah biz marufla emri ve münkerden nehyi ne zaman terkediniz?" Diğer bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur: "Hayırlarınız arasında medihçilir (iki yüzlülük) şerlileriniz arasında fuhuş, küçükleriniz arasında Mülke tasarruf ve rezil kimseler arasında fıkıh meydandan alınanda.) Hz. Enes (ra)
    54 2 Arz üzerinde bir yerde kötü yayıldığında, onların arasında salihler bulunsa da, Allah o yer halkına azabını indirir. İnsanlara gelen azab o salihlere de isabet eder. Lakin daha sonra onlarda Allah'ın rahmetine ve Onun mağfiretine kavuşurlar. Hz. Ümmü Seleme (r.anhüma)
    54 3 Bir yerde bir kötü zuhur ettiğinde o kötü erkeklerin olmaması ise, Allah azabını o kavme indirir. Denildi ki: "Onlar arasında salihler bulunsa da mı?" Buyurdu ki: Evet, onlara isabet eden o salihlere de isabet eder. Lakin, daha sonra o salihler Allah'ın mağfiretine ve O'nun rahmetine ulaşırlar. Resulü Ekremin azadlısından
    54 4 Yalan sözleri ve davalar meydanda alındığında, ameller gizlenip bozulduğunda, dilde ülfet olduğu halde kalbler birbirlerine buğz istediklerinde, akrabanın akrabası ile saklanmayı kestiğinde, işte o zaman, Allah o kavme lanet eder ve onların kulaklarını sağır ve gözlerini de görmez yapar. Hz. Selman (ra)
    54 5 Fuhuş yayıldığında zelzeleler ve fitneler çoğalır. İdareciler zulmettiğinde yağmuru azalttı. Zimmet ehline gadrın dağılımı ise düşman galebe çalar. Hz. İbni Ömer (ra)
    54 6 Ümmetimde masiyetler zuhur ettiğinde, Allah Teala kendi ininden onlara umimi bir azab verir. Denildi ki: "O gün insanların içinde salih kişiler yok mudur?" Buyurdu ki: "Evet vardır. Ancak insanların isabet eden şeyleri onlara da isabet eder. Fakat daha sonra onlar Allah'ın mağfiret ve rızasına tırnak olurlar." Hz. Ümmü Seleme (r.anhüma)
    54 7 Evde yılanların gösterildiğinde ona şöyle diyorsunuz: "Nuh (as) ve Davud oğlu Süleyman (as)'ın senden gönderilmesi ahde dayanarak bize eza vermemeni istiyoruz." Buna rağmen yine de boyuta yönelirse onu hemen öldürün. Hz. Ebû Leyla (ra)
    54 8 Bid'atler yayıldığı ve bu ümmetin sonra gelenleri öncekilere lanet ettiği zaman, kendinde ilim sahipleri onu yaysın. Zira böyle zamanda ilmini gizleyen kimse, Allah'ın Muhammed (sas)'e indirdiğini gizleyen kimse gibidir. Hz. Muaz (ra)
    54 9 Ümmetim arasında bid'atler zuhur ettiğinde ve ashabım hakkında kötü sözler söylendiğinde, alim ilmini açığa çıkarsın. Eğer böyle olmazsa onun üzerine Allah'ın laneti olsun. Hz. Muaz (ra)
    54 10 Adem kardeşine hasta ziyaretinde bulunduğu veya onu mutlaka Allah'ın rızası için ziyaret ettiğinde, Allah o kimse için şöyle buyurur: "Pek güzel ettin. Gidişin de güzel oldu. Cennette de kendine bir menzil hazırlanmış oldun." Hz. Ebû Hüreyre (ra)
    54 11 Rebia kabilesi izzet bulduğu zaman İslam zillete düçar olur. Oysa Mudar ve Yemen kabileleri izzetinin bulunduğu süre boyunca Allah Teala İslam'a ve ehline izzet vermekte, şirki ve ehlini ise noksanlaştırmakta devam edecek. H. Şeddad İbni Evs (ra)
    54 12 Bir beldede zina ve riba meydan alırsa, onlar (o belde halkı) Allah'ın azabına hak kazanırlar. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
    54 13 Şu beş şey zuhur ederse helak ümmetim üzerine hak olur: Birbirleriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve yaştaki erkeklerle, kadınların kadınlarla iktifa edilmeleri. Hz. Enes (ra)

    YanıtlaSil
  11. Abdurrahman DİLİPAK

    abdurrahmandilipak@yeniakit.com

    Derin yapı

    Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışandalar.

    İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..

    İşin kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi aralann-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..

    Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının İçinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil etmış gozuküyor.. Bu işler, bu adamları oraya so-kup, işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-düklerini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..

    Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..

    Adamlar kendilerinden çok eminler, "biz gide-riz ötekiler gelir, arma sonuçta bu düzen böyle de-vam eder" anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,

    İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..

    Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç-lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yaşanan örtülü hesaplaşmaların davası ayrıca, görülecek..

    Yarın sıra 28 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ-lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha yüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunların tümü-nü mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer ve adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane de yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genel af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor-lar..

    YanıtlaSil
  12. Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak Ister gibl.

    MIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?

    Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bilgiye sahip değiller mi?

    Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..

    Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..

    İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yaşanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş yıia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!

    Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!

    Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..

    Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demagoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etmiş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..

    Bana kalırsa bu yasa değişikliği ŞİKE'cilen kur-tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..

    Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Habe-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin karıştığını düşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..

    Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozcuiara da, kayıtdışı ekonomiye de, yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir. kayıtdışı siyasete de karşı-Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçirip topluma İlahilik ve Rabilik taslayanlar, eğer bu Sazgeçmeyeceklerse cehenneme! ve dua ile.. işten

    YanıtlaSil
  13. TARİHTE BUGÜN

    1451-Fatih Sultan

    Mehmet ikinci kez tahta çıktı.

    • 1856 - Islahat Fermanı yayınlandı.

    18

    PAZAR

    SUNDAY

    ŞUBAT FEBRUARY

    BİR AYET

    Dünyada da, ahirette de hamd ve sena, medih ve minnet Ona mahsustur

    Kasas Suresi: 70

    BİR HADİS

    Allah'ın en çok buğzettiği yaratık, iman edip sonra küfre giren kimsedir.

    Temmam

    Musibet şerr-i mahz olmadığı için bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Tarihçe-i Hayat

    HİCRİ: 8 ŞABAN 1445 - RUMI: 5 ŞUBAT 1439

    İmsak Güner Öğle İlindi Ne

    KASIM: 103 - GÜN: 49 KALAN: 317 -

    GÜN. UZ.: 3 DK

    ünü nedi

    YanıtlaSil
  14. TARINTE BUGUN

    1405-Buyük Moğol İmparatorluğu hükümdarı Timur öldü.

    - 1923 - Bediüzzaman'ın Medresetüzzehra projesiyle ile ilgili kanun teklifi Meclis Başkanlığına arz edildi.

    • 1952-Bediüzzaman, İstanbul Gençlik Rehberi Mahkemesi'nin ikinci celsesinde müdafaada bulundu.

    19

    PAZARTESİ

    MONDAY

    ŞUBAT FEBRUARY

    BIR AYEY

    Her şeyi O yaratmıştır, her şeyi hakkıyla bilen de Odur,

    En'am Suresi: 101

    BİR HADİS

    Allah'ın en çok gazap ettiği kimse, düşmanlıkta aşırı gidendir.

    Buhari, Ahkâm: 34

    Gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffetle, istikamette sarf etmek lazım ve elzemdir.

    Şualar

    HİCRİ: 9 ŞABAN 1445-RUMI: 6 ŞUBAT 1439

    KASIM: 104 - GÜN: 50 KALAN: 316-GÜN.UZ: 2DK

    YanıtlaSil
  15. GUN

    • 1622-Genç Osman

    olarak da bilinen II. Osman katledildi.

    • 1954 - Nur Talebelerinden Santral Sabri Arseven vefat etti.

    20

    SALI

    TUESDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    Hüküm ve hükümranlık yalnız Onundur, siz de Ona döndürüleceksiniz.

    Kasas Suresi: 70

    BİR HADİS Siz ancak zayıflarınız hürmetine rızıklandırılıyor ve yardım görüyorsunuz.

    Buhârî, Cihad: 76

    Ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkîde göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fânî ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Mesnevî-i Nuriye

    HİCRI: 10 ŞABAN 1445 - RUMI: 7 ŞUBAT 1439

    İmsak

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    inü

    edi.

    İSTANBUL

    KASIM: 105 - GÜN: 51 KALAN: 315 - GÜN. UZ.: 3 DK

    06.21

    Güneş

    07.46

    13.23

    18.50

    ESKİŞEHİR

    06 15:07 38 18 17 16 16 10

    Akşam

    Yatsı

    en

    16.20

    20.09

    400.00

    YanıtlaSil
  16. TARİHTE BUGÜN

    • 1965 - Malcolm X (Malik

    El Şahbaz), New York'ta uğradığı bir suikast sonucu öldürüldü.

    • 1923 - Medresetüzzehra projesi Meclis'te görüşülerek Lâyiha (Kānun Teklifleri) Encümenine havâle edildi.

    • 1970 - Nur Talebeleri

    günlük Yeni Asya gazetesini çıkarmaya başladı.

    21

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    C

    BIR AYET

    Yaratan bilmez olur mu hiç?

    Onun ilmi en gizli işlerin bütün inceliğine nüfuz eder; O herşeyden hakkıyla

    haberdardır.

    Mülk Suresi: 14

    BİR HADİS

    Kim bir câmi yaparsa, Allah da onun için Cennette bir ev yapar.

    Taberani

    Bu dünya eğer daimi olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevalin rüzgârlan esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde manevî kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım. Lem'alar

    HİCRİ: 11 ŞABAN 1445 - RUMI: 8 ŞUBAT 1439

    KASIM: 106-GÜN: 52 KALAN: 314-GÜN, UZ-3 DK

    di

    YanıtlaSil
  17. TARİHTE BUGÜN

    • 1920-Ikdam gazetesinde

    Bediüzzaman'ın da "Kürtler ve Osmanlılık"

    imzasının bulunduğu

    hakkında bir yazı yayınlandı.

    • 1951 - Vatikan Bayn Başkâtibi, Bediüzzaman'ın Zülfikar isimli eserinin Papa'ya takdim edildiğini bildiren bir mesaj gönderdi. (Bknz: Emirdağ Lahikası, 279. mektup)

    22

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    Sonunda herkes

    Onun huzuruna döndürülecektir.

    Al-i İmran Suresi: 83

    BİR HADİS

    Ey Ademoğlu, Rabbine itaat et ki, sana akıllı denilsin. Ona isyan etme ki, sana cahil denmesin.

    Ebu Nuaym

    Hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor.

    Mesnevî-i Nuriye

    HİCRİ: 12 ŞABAN 1445 - RUMI: 9 ŞUBAT 1439

    Imsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    İmsak

    04

    12

    07

    Güneş

    25

    Öğle

    12

    17

    İkindi

    16 18

    18

    48

    Akşam

    Yatsı

    20.05

    ISTANBU

    KASIM: 107- GÜN: 53 KALAN: 313 - GÜN. UZ.: 2 DK

    04 10 07 13 13 33 14 33 19 52 30 12

    di

    YanıtlaSil
  18. TARİHTE BUGÜN

    -632-Hz. Muhammed'in

    (asm) Veda Hutbesi.

    • 1998 - İstanbul

    Üniversitesi Rektörlüğü; sakallı, başörtülü ve

    kimliksiz öğrencilerin kampüs ve binalara girişini yasakladı.

    23

    CUMA

    FRIDAY

    BİR AYET

    Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı hakkıyla görür.

    Bakara Suresi: 110

    BİR HADİS

    Ey Ademoğlu, sana kâfi gelecek nimetler varken, seni azdıracak şeyleri

    istiyorsun.

    Beyhaki

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    C

    i

    i.

    Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider.

    Sözler

    KASIM: 108-GÜN: 54 KALAN: 312 - GÜN. UZ.: 3 DK

    HİCRİ: 13 ŞABAN 1445 - RUMI: 10 ŞUBAT 1439

    Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  19. TARINTE BUGÜN

    - 1495-Şehzade Cemin ölümü.

    • 1798 - Napolyon

    Bonapart'ın Gazze'yi işgali ve Akka'yı kuşatması.

    • 2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmed Kırkıncı vefat etti.

    MÜBAREK

    BERAT GECENİZİ

    TEBRİK EDERİZ.

    24

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    Allah vaadinden dönmez.

    Bakara Suresi: 80

    ۱۰

    BİR HADİS

    Ebu Bekir ve Ömer, nebîler ve resuller hâriç, gelmiş ve geçmiş bütün Cennet halkının yaşlılarının

    efendisidir.

    Tirmizî, Menakıb: 16



    Bir şeyde mehasin ve şeref hasıl oldukça, havassa peşkeş ederler; seyyiat olsa, avama taksim ederler.

    HİCRI: 14 SABAN144

    Hutbe-i Şamiye

    edi

    YanıtlaSil
  20. TARİHTE BUGÜN

    • 1918-Bediüzzaman'ın da

    âzâları arasında yer aldığı Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye kuruldu.

    • 1991 - Varşova Paktı feshedildi.

    25

    PAZAR

    SUNDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    Yeryüzünde ne varsa sizin

    için O yarattı.

    Bakara Suresi: 29

    BİR HADİS

    Baş için kulak ve göz ne ise, Ebu Bekir ve Ömer de benim için öyledir.

    Ebu Ya'lâ

    Elbette en bahtiyar odur ki: dünya için ahireti unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin.

    Mektubat

    di

    YanıtlaSil
  21. Izin almatrydi Yers S

    TARINTE BUGÜN

    1848-Fransa'da "İkinci Cumhuriyet" ilan edildi.

    • 2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Said Özdemir vefat etti.

    26

    PAZARTESİ

    MONDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    Halime sütanneil melip sağ göğsün

    au açarken, beklediği onayı Hz. Amine lik için ilk adımı atmaya hazırdı. Ancak

    BIR AYET

    İman eden ve güzel işler yapanları müjdele.

    Bakara Suresi: 25

    BİR HADİS

    Ebu Bekir, peygamberler müstesnâ insanların en hayırlısıdır.

    Taberani

    Bu dünya dârü'l-hikmettir, dârü'lhizmettir; dârü'l-ücret ve mükâfat değil. Buradaki, a'mål ve hizmetlerin ücretleri berzahta ve ahirettedir. Buradaki a'mål, berzahta ve ahirette meyve verir.

    Mektubat

    HİCRİ: 16 SABAN 1445 BUMI: 13 SURAT 1420

    nü edi.

    YanıtlaSil
  22. TARINTE BUGÜN

    • 1917 - Rus Çarlığı çöktü.

    • 1909 - Bediüzzaman

    Said Nursî, Bayezit talebe mitinginde talebeleri yatıştırdı.

    • 1923-TBMM'de Lozan Konferansı ile ilgili gizli oturumda görüşmeler yapıldı.

    27

    SALI

    TUESDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    Allah onların

    gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da...

    Bakara Suresi: 77

    BİR HADİS

    Alimlere uyunuz. Çünkü onlar dünyanın kandilleri, ahiretin de lambalarıdır.

    Deylemî

    Tezkiyesiz nefs-i emmâresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zâhirî sevse de samimi sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever.

    Lem'alar

    HİCRİ: 17 ŞABAN 1445 - RUMI: 14 ŞUBAT 1439

    Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    ISTANBUL

    KASIM: 112 - GÜN: 58 KALAN: 308 - GÜN.

    06.11

    13.22

    20.17

    İmsak Güneş

    Öğle

    UZ.: 3 DK

    İkindi Aksam

    Yatsı

    sen

    16.26

    ESKİŞEHİR

    06.06 07.28

    16.22

    ünü

    nedi.

    Ben

    07.36

    18.58

    13.16

    18.53

    20.11

    YanıtlaSil
  23. TARINTE BUGÜN

    1923-Tan gazetesi, Medresetüzzehra ile ilgili Meclis'teki ilk müzakereleri "Medresetüzzehra: Pek Mühim ve Feyiznak bir Teşebbüs" başlığıyla haber yaptı.

    • 1997-Refah-Yol

    hükümetinin düşmesiyle sonuçlanan darbe sürecini başlatan MGK toplantısı yapıldı.

    28

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BIR AYET Ancak Allah, dilediğini doğru yola iletir.

    Bakara Suresi: 272

    BİR HADİS

    Sizin için ölüm kesin olarak takdir edilmiştir; ya azap getirir, ya da saadet.

    İbni Ebi'd-Dünya

    ir

    le

    Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı

    ihlås kuvvetine dayanmak gerektir. Lem'alar

    HİCRİ: 18 ŞABAN 1445 - RUMI: 15 ŞUBAT 1439

    KASIM: 113-GÜN: 59 KALAN: 307 - GÜN, UZ.: 2 DK

    e

    Imsak Günes Dala Hindi N

    YanıtlaSil
  24. TARİHTE BUGÜN

    • Halife Abdülmecid'in

    İstanbul'daki son selamlık töreni. (1824)

    • Fas'ta deprem: 3000'den fazla kişi öldü. (1960)

    29

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    ŞUBAT

    FEBRUARY

    BİR AYET

    O hesap gününün sahibidir.

    Fâtiha Suresi: 4

    BİR HADİS

    İyilik yapmak suretiyle fakirlerin yanında bir yatırımınız bulunsun.

    Ebu Nuaym

    di.



    İnsanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir.

    Lem'alar

    KASIM: 114-GÜN: 60 KALAN: 306-GÜN. UZ.: 2 DK

    HİCRİ: 19 ŞABAN 1445 - RUMI: 16 ŞUBAT 1439

    1

    YanıtlaSil
  25. TARİHTE BUGUN

    1921-Mehmet Akif Ersoy'un sözlerini yazdığı "İstiklal Marşı," Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından Meclis'te ilk kez okundu.

    • 1926 - Bediüzzaman Van'dan sürgün edildi.

    • 1927 - Bediüzzaman sürgün olarak Barla'ya getirildi.

    • Yeşilay Haftası.

    BİR AYET

    1

    CUMA

    FRIDAY

    MART

    MARCH

    Allah, tevbeleri çok kabul

    edendir.

    Nasr Suresi: 3

    BİR HADİS

    Büyük bir güçlüğün içine düştüğünüzde, "Hasbünallahü ve ni'me'l-vekil" deyin.

    İbni Mürdeveyh

    ünü

    edi.

    Sen, eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i sâfilîne düşersin. Eğer Hak ve Kur'ân'ı dinlersen, âlâ-yı illiyyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.

    en

    Sözler

    YanıtlaSil
  26. ES-SEYYİD

    AHMED HAŞİMİ

    مختار الأحاديث النبوية

    والحكم المحمدية

    Muhtar'ül-ehadisin-nebeviyy vel-hikem'il-Muhammediyye

    İZAHLI TERCÜMESİ

    HADİSİ ŞERİFLER

    VE

    VAAZ ÖRNEKLERİ

    AYRICA

    RAVİLERİN MENKIBELERİ

    Muharriri

    Abdulkadir Akçiçek

    ALICEKITABEVIY

    AVINLARI 10

    DS ISTANBU

    YanıtlaSil
  27. SEN AHMEL

    RESULULLAH

    (571-632)

    RESULULLAH SA EFENDİMİZ'in soyu, Hz. İbrahim'e ulaşır.. Soyun-da puta tapmis tek kişi yoktur. Kureyş kabilesinden ve Hasimoğulların.

    Babasının adı Abdüllah. Annesinin adı: Amine.. Mekke-i Mükerreme'de dandır. dünyaya geldi. Dedesi ona MUHAMMED adını verdi.. Annesi de: Ahmed Doğumundan iki ay kadar evvel babası, altı yaşına vardığında da annesi

    vefat etti Doğduktan sonra dört yaşına kadar sütannesi Halime'nin yanında kaldı:

    altı yaşına kadar da öz annesinin.. Sekiz yauna kadar, dedesi, Abdülmuttalib'in yanında kaldı. Sonra dedesi

    ölünce, amcası Ebu Talib'in yanına gitti..

    On iki yaşında iken, amcası Ebu Talib ile, Suriye'ye ticaret için gitti. On yedi yaşında iken de, amcaları Abbas ve Zübeyr ile Yemen ticaretine..

    Yirmi yaşında iken, Ficar harbine amcaları ile katıldı, fakat ok atmadı ve kimsenin kasını akıtmadı. Bunu takiben, Hilfül-Füdul adı ile kurulan bir

    adalet cemiyetine katıldı..

    Otuz beş yaşında iken, Käbe'de hakemlik yaptı ve Hacer-i Esved'i yerine eli ile koydu.

    Yirmi beş yaşında, Hz. Hatice ile evlendi..

    Kırk yaşında peygamberlik geldi. Bu peygamberlik devresi, 23 yıl sürdü. Bunun 10 yılı Mekke-i Mükerreme'de, son 13 yılı ise, Medine-i Münevvere'de

    Hicri, altmış üç (Miladi tarihe göre, 611 yaşında iken ebedi åleme göç etti. Allah ona salát ve selam eylesin...

    Kz. All (Kr.), RESULULLAH SA. EFENDİMİZİ şöyle vasfederdi:

    -Ne cok uzun boylu, ne de uzuvları birbirine girmiş kısa boyluydu.. Kavmin uzuna yakın orta boylusuydu.....

    Saçı, ne çok kıvırcık, ne de düzdü. Kıvırcıkla düz arası dalgalıydı. Yüzü elli ainı çıkık değildi. Yüzünde zatına has bir yuvarlaklık vardı. Kırmızı ile akın karışımı beyaz tenliydi.

    Karası çok karı, akı da çok ak iri gözlüydü. Kirpikleri de uzuncaydı. Kemik başları ve omuz kemikleri iriceydi. Vücudu kılsız ve tüysüzdü. Yalnız göğsünden göbeğine kadar kamış gibi uzayan hafif bir tüy vardı.

    Elleri ve ayakları etliceydi. Yürüdüzü zaman, yüksek bir yerden iniyor-muş gibi ayağını yerden kuvvetlice kaldırırdı. Birins iltifat edeceği zaman, bütün vücudu ile dönerek iltifat ederdi. İki dali arasında nübüvvet mührü

    Insanların en comerdi ve en lyi kalblisiydi. En doğru sözlüsü ve en yu-vardı. Peygamberlerin sonuncusuydu. muşak tablatlısıydı. Muaserette en keremlisi idi. Onu ilk gören kendisine karşı bir heybet duyar, tanışıp görüşünce de hos lanir ve severdi.

    HAK'TAN BİZE SULTAN-I MÜEYYED'SİN EFENDİM -

    YanıtlaSil
  28. MUKADDİME

    Allah'a hamd olsun..

    Ki o, izzet ve celal sahibidir. Keremi bol, ihsanı çoktur.

    Efendimiz Muhammed's salat ve sclâm olsun..

    Ki o, en güzel huyları benimsetmek için gönderilmiştir.. Ve o, istis-

    nasse bütün yaratılmışlardan üstün kılınmıştır. Bu salát ve selam onun aline de olsun..

    Ki onlar, birer bayrak olan sünnetin kandilleridir.

    Bu salát ve selam onun ashabına da olsun..

    Ki onlar, şer'i yolların ve dini ahkámın açığa çıkarılman için canla rum seve seve verdiler..

    Kalan müştehid imamların da, bu salát ve selám'dan nasibi olsun. Çünkü bunlar, İslam'ın şerefini korumak için çalıştılar... Münkirlerin karşısında dimdik durdular. Yorulmadılar, sarsılmadılar..

    Şimdi arz edelim:

    Sünnet-i Nebeviye: Kur'an-ı Kerim'den sonra, ilimlerin en krymet-liai, şeref ve fazilet bakımından en yükseği olduğu bir hakikattır..

    Çünkü şer'i, yani İslami hükümlerin sütunları onun üzerinde yük selmektedir. Sonra, Kur'an ayetlerinin, mücmel manalarının tafsili onun-la yapimaktadır.

    değil..) (NECM, 3-4)

    Bu neden böyle olmasın?.. Çünkü onun çıkış merkezi:

    (O boşuna konuşmaz; onlar, kendisine gelen vahiyden başka

    Ayet-i Korimeleridir..

    Ancak o, tefsir etmektedir, yüce KİTABI

    Çünkü o, Rabbından geleni konuşan NEBI



    Altı sahih hadis kitabını mütalia ettiğim zaman, BUHARI, MUS-LIM, NESEI, TIRMIZI, EBU DAVUD, IBN-1 MACE- şunu istedim: As-lında güzel olan o EHADIS-I NEBEVİYYE'nin en güzellerini ve onlar-

    dan en çok Muhammedi hikmet kokusu tütenleri seçeyim... Bir kitap ha-line getircyim..

    Ta ki bu eser, içtimai ihtiyaçlara cevap veren şeyleri ihtiva etsin... Sonra, Islami topluluğun istediği mevzuları içine almış bulunsun..

    Ve... harf sırası ile tertip edilmiş olsun..

    Yaptım....

    Aliah subhandır.. - Noksan sıfatlardan munczsch ve kemal sıfatları le muttanftır. Yücedir.. Yardım taleb edilecek makam orasıdır..

    Millif

    Es-Scyyid Ahmed'el-Hagimi

    YanıtlaSil
  29. 14

    HADIS-1 ŞERİFLER

    Bu Hadis-i Şerifi ENÉS b. HALİK rivayet ediyor.. Ondan naklen de, IMAM-I AHMED b. HANBEL..

    ENES 6. MALIK: Ansardandır.. Ashabın da ileri gelenlerinden... Do-kuz yaşından itibaren Peygamber S.A. efendimizin hizmetinde bu-Junmuş; ashabın en çok hadis rivayet edeni olmuştur.. Rivayet ettiği Ha dis-i Şeriflerin adedi üçbini bulur.. Hadis imamları; rivayet ettiği Hadis-i Şeriflerin hemen hepsini almıştır. Mezhép imamları da, onlara dayana rak içtihad yapmış ve ahkâm çıkarmıştır.. Onu namaz kılarken gören, Peygamber S.A. efendimizi hatırlardı... Tıpkı onun gibi kılardı..

    Yüz yıldan fazla yaşadı. Şarânî Hz. nin anlattığına göre; Imam-A'zam bu zata kavuştu.. Hicretin 93. yılında; Basra'da vefat etti..

    Allah ondan razı olsun..

    **

    IMAM-I AHMED b. HANBEL: HANBELİ Mezhebinin kurucusu..

    Hicretin, 164. yılında; Bağdad'da doğdu.. Ve 241. yılında yine Bağdad'da vefat eyledi..

    Onun, mezhep kurucusu bir MÜCTEHID olduğunu söylemek; fazi-letini anlatmaya yeter.. Bir kimsenin müctehid olabilmesi için, çocuklu-ğundan tut; taa, son nefesine kadar hatasız yaşaması gerekir.. O, böy-leydi.. Bütün hayatı; vera', zühd ve takva içinde geçti..

    Çok kuvvetli bir hafızaya sahipti.. Ezberinde iki milyona yakın Ha-dis-i şerif vardı..

    Bir gün, zühdü sordular; üçe ayırdı ve şöyle anlattı:

    1- Cahillerin zühdü; bu, haramı bırakmaktır..

    2 Alimlerin zühdü; bu, helâlin fazlasını bırakmaktır.

    3 Ariflerin zühdü; bu, Allah'ı unutturan herşeyi bırakmaktır..

    Allah ondan razı olsun..

    وَانْظُرْ مَا يُعْجِبُ أَذُنَكَ أَنْ يَقُولَ

    ، وَانْظُرُ الَّذِي تَكْرَهُ أَنْ يَقُولَ لَكَ

    إنْتِ الْمَعْرُوفَ ، وَاحْتَيْبِ الْمُنْكَرَ لَكَ الْقَوْمُ إِذَا قُمْتَ مِنْ عِنْدِهِمْ فَأَتِهِ لْقَوْمُ إِذَا قُمْتَ مِنْ عِنْدِهِمْ فَاجْتَنِبْهُ

    ۲

    ( رواه الجماعة )

    2) İyiliği yap; kötülüğe yanaşma.. Aralarında bulunduğun cemaatın sana dediğine kulak ver.. Hoşuna giden olursa, onlardan ayrılınca hemen onu yapmaya başla..

    Yine bak.. Onların anlattığı arasında, sevmediğin bir halin var-sa; onu da yapma... Kaçım..>>

    YanıtlaSil
  30. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    15

    Her iyilik ve kötülüğün tesbit kaynağı Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriftir. İslam alimleri; bir şeye iyi, ya da kötü derken, mutlaka delille-ri Kur'an veya hadis'tir.

    Din âlimleri birbirini seven bir faziletli cemaattır.. Bunlar, cemiye-tin; maddi ve manevi tabibidir.. Oturur; ümmetin kurtuluş çarelerini ararlar.. Onları dinlemek; parmak bastıkları yaraya eğilmek ve göster-dikleri şifa yollarını izlemek gerekir..

    Onların vazifesi emr-i maruf ve nehy-i münkerdir.. Yani iyiliği yap-mak ve yaptırmak... Kötülüğü yapmamak; yapana da mâni olmak.. Bu vazife; namaz, oruç ve diğer ibadetlerimiz gibi, Allah'ın emridir; farz-dır..

    Bu Hadis-i Şerifte zikri geçen cemaatın bir başka mânası da; insa-nın, içinde yaşadığı topluluktur.. Topluluğa bakmak; ve onların sözüne kulak vermek gerekir.. Bazı âdet ve töreler vardır ki, onları bırakmak doğru olmaz, isterse, hakkında bir emir olmasın... Bunun adına, ADET-I BELDE denir.. O adetler yapılmadığı takdirde cemiyetin nizamı bozulur.. Böyle bir nizamı bozmaya kimsenin hakkı yoktur..

    Bu nizamın, belirli bir şekli de yoktur. Her köye, her kasabaya ve her kent'e göre değişir..

    Her yaşadığımız beldenin âdetine dikkat etmeliyiz..

    Bu Hadis-i Şerifi birçok sahabe rivayet etmiştir.. Bütün Hadis imamları da doğruluğunda ittifak eylemiştir..

    Kur'an-ı Kerim'den sonra en kuvvetli; üzerinde tek âlimin şüphe izi bulamadığı tek eser BUHARİ-İ ŞERİF'tir.. İşte bu Hadis-i Şerif de, buraya ondan alınmıştır.. EDEB bölümünden..

    **

    BUHARI Hz.nin adı MUHAMMED'dir.. Babasının adı da ISMAIL.. Künyesi de EBU ABDULLAH.. Babası da kendisi gibi bir hadis bilgini idi..

    Eserini yarım milyondan fazla sahih Hadis-i şerif arasınılan seçip almıştır.. Bu seçip çıkardığı Hadis-i Şcrifin miktarı 7265 tir ve bazları mükerrerdir..

    Escrin ilk dokümanını hazırladıktan sonra Mescid-i Haram'a gitmiş-tir.. Yazacağı her Hadis-i şerif için; boy abdesti aldıktan sonra, iki ri-kât namaz kılmış, istihareye yatmıştır.. Bizzat Peygamber S.A. efendi-mize arz edip, tasvibini ve tasdikini aldıktan sonra yazmıştır..

    Hadis toplamak için birçok islám ilim merkezlerini ziyaret etmiştir.. Ravisi hakkında tam malûmat almadan, dürüstlüğüne kani olmadan hiç-bir Hadis-i şerifi yazmamıştır..

    YanıtlaSil
  31. TARİHTE BUGÜN

    • 1389 - Nakşibendiyye tarikatının kurucusu Şâh-ı Nakşibend vefat etti.

    • 1923 - Büyük

    Millet Meclisi'nde

    Medresetüzzehra hakkında kanun teklifi verildi.

    • Rize'nin kurtuluşu 1918.

    2

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    MART

    MARCH

    DOC

    BİR AVET

    De ki: "Ona hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum."

    Cin Suresi: 20

    BİR HADİS

    Allah'ı an. Çünkü bu yapmak istediğin işte senin için yardımcıdır.

    İbni Asakir

    Hayatın da iki vechi vardır. Biri siyah dünyaya bakar, diğeri şeffaf âhirete nâzırdır. Nefis, siyah vechin altına girer, şeffaf veche terettüp eden saadet-i ebediyeyi ister.

    Mesnevî-i Nûriye

    HİCRİ: 21 ŞABAN 1445 - RUMI: 18 ŞUBAT 1439

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam

    Yatsı

    İmsak

    KASIM: 116-GÜN: 62 KALAN: 304 – GÜN. UZ.: 1

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    DK

    AN

    İSTANBUL

    06.05

    13.21

    16.29

    20.22

    ESKİŞEHİR

    07.22

    16.24

    Aksam

    18.58

    Yatsı

    ANKARA

    07.30

    19.03

    06.00

    13.15

    20.15

    YanıtlaSil
  32. BU ZAMANIN EN BÜYÜK FARZ VAZİFESİ

    BEDİÜZZAMAN, “İttihad-1 İslâm hakikatinde olan İttihad-ı Muhammedinin (asm) cihetü'l-vahdeti tevhid-i İlâhîdir. [...] Müntesibîni umum mü'minlerdir. Nizamnamesi Sünen-i Ahmediyedir (asm). [...] Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-1 İslâmdır" demişti.

    İSTİKRAR İÇİN TEK YOL BİRLİK OLMAK

    EL Ezher Şeyhi Ahmed Tayyib, Müslümanların istikrar ve kalkınmalarının tek yolunun birlik olmalarından geçtiğini belirtti. Şeyh Tayyib, şunları kaydetti. "İslâm ümmetinin birliği, kimsenin bir çivi dahi çakmaya güç yetiremeyeceği sağlam bir duvardır."

    >> HABERİ 4'TE

    YanıtlaSil

    Yuksel1 Mart 2025 03:59
    A ba S Si

    BEDİÜZZAMAN'IN "BU ZAMANIN FARZ VAZİFESİ İTTİHAD-I İSLÂMDIR" SÖZÜNE EL EZHER ŞEYHİNDEN DESTEK GELDİ.

    YanıtlaSil

    Yuksel1 Mart 2025 04:00
    Hiç kimse kendi başına kalkınamaz

    TAYYİB, şunları kaydetti: "İslâm ümmetinin birliği, kimsenin bir çivi dahi çakmaya güç ye-tiremeyeceği sağlam bir duvardır, bu birlik ol-madan da hiç kimse kendi başına kalkınamaz. İslâm dünyasında gerçek bir birlik olsaydı Gaz-ze'deki olaylar yaşanmayacaktı."Anlaşmazlığa düşmenin diyalog ve birlikle tedavi edilmesi

    gereken bir hastalık olduğunun altını çizer

    Şeyh Tayyib, "Filistin davası ve Gazze mesele-

    sinden de bir ders çıkarabiliriz. Müslümanların

    gerçek birliği olsaydı, 16 aydan fazla süredi

    masum insanlar ve çocuklar öldürülmezdi ve

    yahut Filistinlilerin topraklarından tehcir planla

    yapılmazdı" ifadelerini kullandı. İstanbul - aa

    YanıtlaSil

    Yuksel1 Mart 2025 04:01
    3

    OLMADAN DA H

    MISIR'DAKİ Ezher Kurumu Şeyhi ve Müslüman Bilgeler Konseyi Baş-kanı olan Ezher Şeyhi Tayyib, Bah-reyn'in başkenti Manama'da düzenlenen “İslâm dünyasının diya-loğu” konulu konferans çerçeve sinde Malezya Başbakanı Enver İbrahim ile bir araya geldi. Yaklaşık 16 ay boyunca İsrail bombardıma-

    nına maruz kalan Gazze Şeri-di'ndeki gelişmelere dikkati çeken Şeyh Tayyib, Müslümanların istikrar ve kalkınmalarının tek yolunun bir-lik olmalarından geçtiğini belirtti. Şeyh Tayyib, Müslümanların birlik olmalarıyla öz güvenlerini geri ka-zanacakları ve krizleri kendi başla-rına çözebileceklerini dile getirdi.

    YanıtlaSil
  33. akla ka api açan, ama aki ganüstülükler se hbatünuyle ipt sergiliyordu. Yaşıt men ve ruhe Sekiz tlarına göre lik olmuştu. Be lamıştı ve bir asl tal etmeyecek derecede bazı ola o daha çabuk gelişiyordu zihnen, Bebekçe konuşmaya ve söyleneni ay sonra, artık düzgün bir şekilde hale gelmişti.

    TARINTE DOGUN

    1916-Bediüzzaman Said Nursî, Bitlis savunması sırasında yaralandı ve Ruslara esir düştü.

    3

    BIR AYET

    (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!

    İbrahim Suresi: 41

    Alla

    Allah

    • 1916-Bediüzzaman'ın İşaratü'l-İcaz isimli eseri Abdülmecid Nursî tarafından temize çekilmeye başlandı.

    PAZAR SUNDAY

    BİR HADİS

    stagi

    MART MARCH

    Yediğiniz yemeği Allah'ı zikrederek sindiriniz. Üzerine yatmayın ki, kalpleriniz katılaşmasın.

    YANITA

    Taberanî

    Mâdem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimâl etmeyenler, dår-ı bekada ve Cennet-i bâkiyede hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır.

    Sözler

    HİCRİ: 22 ŞABAN 1445-RUMI: 19 ŞUBAT 1439

    KASIM: 117-GÜN: 63 KALAN: 303 - GÜN. UZ.: 1 DK

    Verlegs ker

    Imsak Günes Öğle İkindi Akşam Yatsı

    Imsak Güneş Öğle İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  34. HADIS-1 ŞERİFLER

    Bir ravinin, boş torbayı gösterip, kaçan atım çağırdığını görmüş:

    -Bu adam yalan söyleyebilir;

    Demiş ve rivayetini kabul etmemiştir..

    Çok zeki idi ve kuvvetli bir hafızaya malikti.. Hemen hemen bütün sahih hadisler onun ezberindeydi.. Hatta bazı ilim adamları:

    Bir hadisi, BUHARI Hz. bilmiyorsa; o sahih değildir..

    Demiştir..

    Hicretin 194. yılında BUHARA'da doğdu... Ve 256. ydda SEMER. KAND'da vefat eyledi..

    ISLAM ALEMI böyle bir ilim adamı ile ne kadar iftihar etse yeri. dir.. Allah ondan razı olsun... Ve cümlemizi şefaatına nail eylesin..

    آفَةُ الْعِلْمِ النَّسْيَانُ ، وَإِضَاعَتُهُ أَن تُحدِّثَ بِهِ غَيْرَ أَهْلِهِ . ( رواه ابن أبي شيبة )

    ۳

    3) «İlmin âfeti unutkanlıktır.. Onu Ehli olmayana anlatmak ise, bo-şa harcamaktır.. Yitirmektir..>>>

    Herşeyin başına gelmesi muhtemel bir åfet vardır; gelir ve yok eder..

    Bilgi için gelecek âfetlerin başında, unutkanlık gelir. Unutmak, bil-giyi siler.. Bilinen birşey, yeri gelince akla gelmezse; ha bilinmiş, ha bi-linmemiş ne çıkar..

    Sonra bu Hadis-i Şerif bizi zimnen ilmi, ehline atlatmaya dâvet ediyor.. Ehli olmayana ilim öğretmek; yol kesiciye kılıç satmaya benzer.. Herşey yerinde güzel olur ve ehlinin eline geçince fayda sağlar.. Ehli bu-lunup verilmeyen şey yitirilmiş olur..

    Gaye mahsul almaksa, tohumu münbit araziye ekmeli.. Kıraç yere ekilen tohum, ekene zarar getirir..

    **

    Bu Hadis-i Şerifin, elmizdeki esere göre ravisi IBN-1 EBU ŞEYBE-dir..

    Bu zat, Küfelidir. Esas adı ABDULLAH'tır.. Ashaba kavuşamamış; TABIIN'e kavuşmuştur.. Ve TEBE-I TABIIN'den olmuştur

    Tefsir, hadis üzerine ihtisası olan bir ISLAM ALİMİ'dir.. Buhari ve Müslim kendisinden Hadis-i Şerif almıştır..

    Aynı asırda yaşayan ve kendisini iyi bilen biri anlatıyor:

    (Ondan daha kuvvetli bir hafızaya sahip olanı görmedim.. Sün-net ve ahkâm dışına çıktığına da hiç şahid olmadım.)

    Hicretin 235. yılında vefat etmiştir.. Allah'tan bol rahmet ve riza dileriz..

    16

    YanıtlaSil
  35. 33. Ey cin ve insan topluluğu! (Siz o hesabınızı görme ve azabımız geldiği zaman) göklerin ve yerin çevrelerinden geçip gitmeye (kurtulmaya) gücünüz yeterse haydi geçip gidin! Ama (Bizden) bir yetki/kudret olmadıkça geçemezsiniz. [krş. 6/128]

    34. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

    YanıtlaSil
  36. tirhal (ai) -Yola çıkma. 2-Göç etme.

    fir-kes:تیرکش )...( Okluk, ok kabı, terkes, sadak.

    YanıtlaSil
  37. tirhal (ai) -Yola çıkma. 2-Göç etme.

    tir-kes:تیرکش )...( Okluk, ok kabı, terkes, sadak.

    YanıtlaSil
  38. sadakat

    sadaha. 1-Arap alfabesinin on dördün-cü, Osmanlı ve Fars alfabelerinin on yedin-ci harfi olup, ebced hesabında doksan sa-yısının karşılığıdır. 2-ö.i. Kur'ân-ı Kerim'in 38. suresi. Mekke'de nazil olmuştur. 88 âyettir.

    dai. Göz ağrısı, göz hastalığı.

    sds.kz. Sâdd.

    sad (..) z.

    sad:

    1 (..) سعد-Kutluluk. 2-Uğur getiren sey, uğur. 3-s. Kutlu, uğurlu.

    sad

    : صعد )..( Mihnet, meşakkat, zahmet, sı-kıntı.

    (i) 1-Ses, seda. 2-Yankı.

    sadak

    : صدق )ai) 1-Doğruluk, doğru olma. 2-Tasdik edilen, onaylanan şey.

    sadaka: صدقه )a.i. c. sadakât.) 1-Allah rızâsı için ihtiyaç sahibi fakirlere yapılan yardım, farz olmadığı halde kişinin fakirlere verdi-ği para, mal vs. gibi şeyler. 2-Zekât. 3-Di-lenciye verilen para.

    sadaka-i azîme: صدقة عظيمه Büyük sadaka.

    sadaka-i cariye: صدقه جاريه fik. Köprü yol, okul, hastahane, çeşme gibi sürekli hayra sebep olan ve sevabı öldükten sonra da yazılmaya devam eden sadaka.

    sadaka-i fitr: صدقه فطر Fitir sadakası Rama-zan ayına erişmenin ve onun sevap ve be reketinden yararlanmanın şükrü olarak, unda namazdan önce veril-

    S

    YanıtlaSil
  39. Vatanını en çok, seven görevini en iyi yapandır

    EĞERLİ D okurlarım geçen gün bir kamu kurumu-na işim dolayısıy-la gitmiştim, kuru-mun girişinde "Vatanını en çok, seven görevini en

    iyi

    Burhanettin AYDINLI

    yapandır. cümle-si yazılıydı. Bu cümleden esinle-nerek yazımı yazdım.

    Vatan insanların bir kara parçası üzerinde doğup büyüyüp, havasını teneffüs ettiği, suyunu içtiği, ve uğrunda canını vereceği topraktır. Insanın ana yurdu vatanıdır. Vatan biz Türkler için çok özel ve kut-saldır.

    Vatan denilince akla tarihte 16 devlet kurmuş üç kıtada at koştur-muş gittiği her coğrafya da adaletle hükmetmiş, kardeşlik ve barışı götür-müş kimseye zulüm etmemiş, ma-zlumlara merhamet duygusuyla kol kanat germiş, bulunduğu her yerde kültür ve medeniyeti yaşatmış, koru-muş kollamış, tebasındaki bütün halkın hakkını hukukunu gözetmiş, herkesin dini inançlarına saygı göstermiş ve o bölgelerde görevini en iyi şekilde icra etmiş bir milletten bahsediyoruz

    Bugun orta Asya'dan rutun Balkanlara oradan Afrika'ya kadar

    olan topraklarda atalarımızın inşa et-tiği hanlar, hamamlar, köprüler, camiler, mescitler, türbeler medreseler, kervan saraylar, hala dimdik ayakta durmaktadır. Bizim kültür ve medeniyetimize baktığımız da görevini layıkıyla yapan o döne-min mimarlarını, mühendislerini,

    paşalarını ve vezirlerini görürsünüz. Osmanlı döneminde 15. ve

    16.yy. da medreselerde liyakat esas alınırdı. Osmanlının altın çağı olarak bilinen bu yüzyıllar da medresel-erde, binalara değil insana değer verilirdi.

    Padişah III.Mustafa dönemin de Mora isyanının bastırılması sırasında gösterdiği gayretlerden dolayı Yenişehirli Müderris Osman Efendi'nin iki mertebe birden terfi et-tirilmesini bizatihi medreseden talep dor lakin medresede müderris

    YanıtlaSil
  40. olan topraklarda atalarımızın inşa et ghanlar, hamamlar, kopruler, Camiler, mescither, türbeler medreseler, kervan saraylar, hala dimdik ayakta durmaktadır. Bizim kültür ve medeniyetimize baktığımız da görevini layıkıyla yapan o döne min mimarlarını, mühendislerini, paşalarını ve vezirlerini görürsünüz.

    Osmanlı döneminde 15, ve

    16. yy, da medreselerde liyakat esas almırdı. Osmanlının altın çağı olarak bilinen bu yüzyıllar da medresel-erde, binalara değil insana değer verilirdi.

    Padişah III.Mustafa dönemin de Mora isyanının bastırılması sırasında gösterdiği gayretlerden dolayı Yenişehirli Muderris Osman Efendi'nin iki mertebe birden terfi et tirilmesini bizatihi medreseden talep eder, lakin medresede müderris olarak görev yapan Mirza zade Mehmet Said Efendi, ilim erbabının geleneğine aykırı olduğunu gerekçe göstererek padişahın bu isteğini kab-ul etmez. İşte! vatan ve millet için görevini en iyi yapan bir müderris.

    Günümüz de herkes her şey den anlamak zorunda değil, ancak bu yüzyılda insana "her şey olmalısın" deniliyor. Her şeyi bilmek arzusu günümüz insanının zihnine o kadar yer etmiş ki, her şey oluyoruz gibi ama aslında hiçbir şey olmuyoruz. Elimizde yığınla diploma ve sertifika var. Rahmetli Nurettin Topçu bunu çok güzel özetlemiş. Talebeliğin artık bir ilim yolculuğu değil, bir diploma avcılığı olduğunu söyler.'

    Kim! nerde, hangi makamda ve ünvanda bulunursa bulunsun ister kamuda, ister özelde, görev ve so-rumluluklarını yerine getirmekle mükelleftir. Kimi zaman işimiz de yaptığımız bir hata, bir yanlışlık veya görevi ihmal, farkında olmadan ça-lıştığımız iş yerlerinde düzenin bo-zulmasına ve kurumların yıpratılma-sına yol açabilir.

    Vatanı sevmek lafla olmaz. Önemli olan vatana yararı dokuna-cak, işler yapmaktır. İşini savsakla-yan, vatana hiçbir hayrı olmayan bi-rinin vatanımı çok seviyorum deme-si, hiç de inandırıcı gelmiyor bana.

    Gerçekten Vatanımızı seviyor-muyuz?

    Bence bu sorunun cevabını ilk önce kendimize sormalıyız. Sahi ne dersiniz görevimizi gerçekten, layı kıyla yapıyor muyuz?

    YanıtlaSil
  41. шар yelles

    TARİHTE BUGÜN

    • 1920 - Sebîlürreşad'da "Kürtler ve İslâmiyet" başlıklı bir yazıda Bediüzzaman'ın görüşleri yayınlandı.

    • 1989 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmed Feyzi Efendi vefat etti.

    • 2011 - Bediüzzaman'ın

    Talebelerinden Mustafa Kırıkçı vefat etti.

    4

    PAZARTESİ

    MONDAY

    MART

    MARCH

    BİR AYET

    0 (Allah) ki; göklerin ve yeryüzünün mülkü, O'nundur. Ve O, çocuk edinmemiştir. Mülkte, O'nun şeriki (ortağı) olmamıştır. Ve her şeyi, O yarattı sonra da onların kaderini takdir etti.

    Furkan Suresi: 2

    BİR HADİS

    Bildiğini yaşamak suretiyle Allah'tan kork.

    Tirmizî, İlim: 19.

    Ey şan ve şerefi, nâm ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al.

    Şöhret ayn-ı riyadır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır ve insanı insanlara abd ve köle yapar.

    Mesnevî-i Nûriye

    Ta

    HİCRİ: 23 ŞABAN 1445 - RUMI: 20 ŞUBAT 1439

    KASIM: 118 - GÜN: 64 KALAN: 302 - GÜN. UZ.: 3 DK

    YanıtlaSil
  42. Feyzinur

    Kapanmasa

    gereken kapılar -63

    ABDULBAKİ ÇİMİÇ

    bkicimic@hotmail.com

    Kuvve-i akliye-i melekiye, nef've za rarı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz eder. Idråk, anlama ve tefekkür äleti olan kuvve-i akliye, insana has düşün me ve eşyanın sebeplerini yakalama ve esmå lisânı ile tanıma melekesidir. Kuvve-i akliyenin üç mertebesi vardır, vasat mertebesi hikmet ve istikametli olmak, terfit mertebesi gabavet, ifrat (aşırı) mertebesi ise cerbezedir.

    GABAVET

    Kuvve-i akliyenin tefrit' mertebesi ga bavet ve geri zekalılıktır. Yani "hiçbir şey den haberi olmaz.

    Gabavet, ahmaklık, anlayışsızlık, ga bilik olarak bilinir. Hayatı ve yaratılış hikmetlerini nazara almadan bir hayat yaşamak, hiçbir şeyden haberi olma mak, bir nevi akıl kuvvesinin en aşağı mertebesini yaşayan insanlar için kul-lanılan bir kavramdır.

    Kuvve-i akliyenin 'tefrit' mertebesi olan gabavet; halk-ı ef'al meselesinde İtizal (Mutezile) mezhebinin te'siri in-sana vermesi, itikadda teşbih (benzet-me) yapılması, ahläkta tezellül ve ta-basbus göstermesi, âhirete imanda âhireti tasdik edip fakat inandığı gibi yaşamayan ehl-i sefehat ve dalalet mi sal olarak verilebilir.

    CERBEZE

    Kuvve-i akliyenin ifrat mertebesi cer bezedir. Şaşırtıcı cerbezekârlık ve demo-gojidir ki; akı kara, karayı ak göstermek gibi işlerin mantık dışı ve ma'nasızlıkla rıyla uğraşan ve bulaşan bir zekâdır. Bu mertebede kişi "Hakkı båtıl, bâtılı hak su retinde gösterecek kadar aldatıcı bir ze kâya malik olur.

    Cerbeze insafsızca, aldatıcı ve muvâ-zene etmeden hüküm vermektir. Böy lece cerbeze ile yapılan mugalâtalar inhilal-i anåsırı netice vermektedir. "Hem de, cerbezeyle, insan adalet ya parken zulme düşüyor. Zira insan ku-sursuz olmaz. Fakat uzun zamanda ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-i me-hasinle (güzelliklerin bozulmasıyla) ta-dil olunan müteferrik kusurları, cerbe-ze ile cem edip, bir zaman-ı vahitte bir şahsı vahitten sudûrunu tevehhüm ederek şedit cezaya müstahak görür. Halbuki bu tarz, bir zulm-i şedittir.

    Gabavet ve cerbeze

    CERBEZE, ENVA'IYLA GARÄİBİN MAKİNASIDIR

    Hem de insan nazarı tenkid ile, bir cer beze ile binler mehasin içinde, nazarında hatiat tevehhüm edilen onbeş-yirmi nokta ile bütün o mehasini setrettirecek ve hükümden iskåd edecek ve yalnız o, onbeş-yirmi nokta ona hedef-i maksüd yapacak bir vaziyet alır. Böylece o nazar-I tenkid ve cerbeze ile ittihamkârâne ileri sürdüğü garazkâr håli muhatabına isnåd edebilir. Cerbezenin tavrı acibi; zaman ve mekanda müteferrik şeyleri toplar, bir yapar. O siyah perde ile her şeyi temaşa eder. Hakikaten cerbeze, envaiyla garai-bin makinasıdır.

    Müteferrik büyük işlerde yalnız kusur lan görmek cerbezeliktir; aldanır ve alda-tır. Cerbezenin şe'ni, bir seyyieyi sümbül-lendirerek hasenåta galip etmektir.

    CERBEZE, DAİMA ZĀLİMDİR

    Evet, "hakikat-bin göz aldanmaz; hak-perest kalb aldatmaz" sırrınca aldanmaz bir göz ve hakperest ve aldatmaz bir kalb için Kur'ân'a, Sünnet-i Peygambe-riye (asm) ve onların hakîkî bir tefsiri ve månevi bir dersi olan Risale-i Nur'a sa-rılmalıyız ki "Cerbeze"nin aklı yanıltma-sından, akıl tutulmasından ve cerbeze-nin zulmünden korumuş olalım. Çünkü "Sebeb-i ihtiläf, hâkim-i zâlim olan cer-bezedir. Fikr-i tenkit ve bedbinliğe isti-nad eden cerbeze, daima zālimdir." bil-meliyiz. Hakikat-bin ve hakperest olan adam: "Cerbeze bir hâkimdir." bilmeli. "Yalnız seyyiat tarafını konuşturmamalı; onun hasmı olan hasenâtı da dinlemeli, sonra muvazene edip, mizan-ı haşirdeki hükm-ü ädiläne gibi råcih gelene mu-habbetle hak vermelidir."

    Öyleyse bütün himmetimizi kuvve-i akliyenin vasat mertebesi olan adl ve adalete vermeliyiz. Bu mertebe hikmettir ki; "Kime hikmet verilmişse işte ona pek çok hayır verilmiştir. ayeti, onun måhi-yetini beyan ve tefsir eyler. İnsan hikmet mertebesinde "Hakkı hak bilir, imtisal eder; batılı batıl bilir, içtinap eder.

    Dipnotlar:

    1- İşărâtü'l-leaz, s. 46; 2- Age, s. 23.

    3- ESDE, Divan-s Harb-i Orfi, s. 120.

    4- ESDE, Münazarat, s. 249.

    5- ESDE, Tuluat, s. 570.; 6- Age, s. 572.

    7-Age, s. 572.: 8- Bakara Suresi: 269.

    YanıtlaSil
  43. disa prokning dips en ap skip s

    TARİHTE BUGÜN

    1920-Bediüzzaman'ın da âzâları arasında yer aldığı Hilal-i Ahdar (Yeşilay Cemiyeti) kuruldu.

    5

    BİR AYET

    Şüphesiz Allah, ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkarandır.

    En'am Suresi: 95

    : Ak

    boşlukta eden (arazları

    Cisimlerin rengi, seki, tadi,

    'dir (1096)

    Taht. Molk, dronat

    • 1952 - Bediüzzaman, son celsesi yapılan İstanbul Gençlik Rehberi Mahkemesi'nde beraet etti.

    SALI

    TUESDAY

    MART

    MARCH

    BİR HADİS

    Şu dört şey peygamberlerin sünnetidir: Haya, güzel koku sürünmek, evlenmek ve misvak kullanmak.

    Tirmizî, Nikâh: 1

    Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi, pek kolay ve zahmetsizdir.

    HİCRİ: 24 ŞABAN 1445 - RUMĪ: 21 ŞUBAT 1439

    Mesnevî-i Nûriye

    KASIM: 119 - GÜN: 65 KAI AN-301 GÜN UT

    YanıtlaSil
  44. 20

    HADIS-1 ŞERİFLER

    Hz. Ömer r.a. zamanında BAHREYN valiliği yaptı.. Hz. Osman da r.a. onu Mekke kadılığına getirdi..

    Devamlı ibadet halindeydi.. Günde on iki bin tesbih duası okurdu... Sebebini soranlara şöyle derdi:

    Günahım kadar tesbih duası okuyorum.> Hicretin, 58. yılında vefat etti. 78 yaşında idi..

    MUSLIM: BUHARI-I ŞERİF'ten sonra MÜSLIM-I ŞERİF gelir..

    Başta IMAM-I AHMED olmak üzere birçok üstün ilim sahiplerin. den ders almıştır.. Hadis-i şerif toplamak için, IRAK, HICAZ, BAGDAD gibi büyük ilim merkezlerini ziyaret etmiştir.. Haliyle, birçok zahmetlere katlanarak, ISLAM DİNİ için büyük bir eser bırakmıştır..

    Tasnif ettiği eseri; yüz bin sahih Hadis-i şerif içinden seçmiştir.. Hicretin, 204. yılında, NİŞABUR'da dünyaya gelmiştir.. Yine, hic.

    retin 261. yılında orada vefat etmiştir.. Allah ondan razı olsun ve rahmet eylesin.

    آية العز ( وَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَم يَتَّخِدُ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكَ في الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلُّ وَكَرْهُ تكبيراً » . ( رواه الإمام أحمد )

    6) «Şu Ayet-i Kerime İZZET AYETİ'dir.

    (Söyle:

    Allah'a hamd olsun.. O, çocuk edinmedi.. Mülkünde ona or-tak da yok.. Zülden kurtulmak için, kimseye de muhtaç değil...

    İşte onu, böyle bil ve tam mânasiyle tekbir getirerek an..)»

    **

    Yukarıda geçen Ayet-i Kerimeye İZZET AYETİ adı veriliyor...

    İZET'in lügattaki yeri; kuvvet, şiddet ve karakter selâbetidir.. Da-ha başka ulvî mânaları da vardır..

    Ayrıca; böbürlenme, büyüklenme gibi, nefsanî ve süfli saydığımız halleri anlatmaya da yarar..

    Bu Ayet-i Kerime'nin özünde şu mânalar saklıdır:

    Ey yüce Peygamber, kuvvetimi kudretimi anlat... Şanımı ilan et.. Yarattıklarımın hepsi bana muhtaçtır.. Ben kimseye muhtaç değilim..

    Evlåda onlar muhtaç olur.. Yalnız yapamıyacakları işe ortak arayan onlardır.. Dara düşünce, kurtarıcıyı yine onlar arar.. Kendinden başka şeye muhtaç olmak âcizliktir.. Acizlik benim şanıma yakışmaz.. Zerre-sinden; gözünüzün, gönlünüzün kavradığı bütün yaratılmışa ka-dar herşeye gücüm yeter.. İstersem, hepsini bir anda yok ederim... Var etmek de aynı şekilde elimde...

    ٦

    YanıtlaSil
  45. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    21

    Bu kuvvetimi çevrenize ve nefsinize bakarak sezebilirsiniz.. Özünüze eğilin.. Ve düşünün.. Tekbir getirin varlığımı anın...

    Ve... Secdeye kapanın; varlığınızı bana bırakın...

    İşte İZZET-İ İLAHÎ'nin kısaca mânası... Peygamber S.A. efendimiz bize bu mānayı anlatmak, istiyor:

    İşte size İZZET AYETİ.. okuyun ve özünde saklı mânayı kabi-liyetinize göre alın...

    Buyuruyor.. Ne mutlu, mânasını anlayarak okuyana...

    Bu Hadis-i şerifin ravisi IMAM-I AHMED b. HANBEL'dir.. Ma-lim, HANBELI mezhebinin kurucusu.... AHLAK ve fazilet timsali. Bi-rinci Hadis-i şerifte kısaca anlattığımız için, burada tekrar bahsetmeyi zayit görüyoruz.. Arzu eden oraya bakabilir..

    انتعُوا الرَّفْعَةَ عِنْدَ اللهِ : تَحْلُمُ عَمَّنْ حَمَلَ عَلَيْكَ ، وَتُعْطِي مَنْ حَرَمَكَ . ) رواه عدى عن ابن عمر )

    V

    7) «Allah katında üstün makam isteyiniz!.

    a Sana sataşana karşı halim selim olacaksın...

    b Elinden alana vereceksin...>>>

    Birinci cümle ashaba hitaben buyuruldu... Aradan biri kalktı:

    Neyle ya resulallah?.

    Dedi. Bu talebe karşılık; a ve b- bendinde belirtilen cümleler buy-ruldu..

    Bu Hadis-i şerifte daha çok iyi huya işaret ediliyor.. Sonra da hu-zura...

    Bu dünya çeşitli insanların barınağıdır.. Kimsenin dış şekli diğer kimseye benzemediği gibi huyu da benzemez., Kimi iyi; kimi de kötü... İnsan tek başına herkese karşılık verecek güçte değildir.. Onun için; dostları hoş tutmalı; kırmamalı... Düşmanlarla, kendini ve haddini bil-mezlerle de iyi geçim yolu aramalı... Nasihat tesirli olacaksa yapmalı; yoksa bırakıp gitmeli...

    Mukabele, dinimizde caizdir; fakat, haddi aşma korkusu vardır. Bir kötü lâf atanın lâfına bir kelime eklense, mazlum vasfı kalkar. Zalim vasfı gelir.. Bir yumruğa karşılık atılan yumruğun, daha serti de aynı-dır.. Nefsanî duygunun da karışma tehlikesi ayrı mescele.. Kim kendine zulmedeni döverken Allah'ı anabilir?..

    YanıtlaSil
  46. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    Ömrünü ilme vermişti.. Rivayet ettiği Hadis-i şerifin miktarı 2500'น aşar.. Altmış yıl aralıksız fetva makamını işgal etti... Onun için ne hila-fet davası vardı, ne de siyaset..

    Ilim adamlarımızın ibret dersi alması gereken şu cümlesi ne kadar

    güzeldir: Şu vasıflar olmadan ilim sahibi olma vasfını kimse alamaz:

    1 Kendisinden üstün kimseye hased etmeyecek..

    2 Kendisinden alt kimseye de, dûn nazarla bakmayacak..

    Hicretin 73. yılında Mekke'de vefat etti. 84 yıl yaşamıştı. Allah on-dan razı olsun..

    ADIYY: Ashabdandır.. Peygamber S.A. efendimizden de Hadis-i Şe-rif rivayet etmiştir. Daha fazla naklettiği Hadis-i şerifler, ashabdan duyduğudur..

    Babasının adı AMİR'dir.. EBUZERARE künyesi ile çağrılır.. IMАМ-Г MÜSLIM başta olmak üzere, birçok hadis imamları eserlerine kendisin-den bir hayli Hadis-i şerif almıştır..

    Muaviye r.a. devrinde vefat etmiştir.. Vefat tarihi pek belli değildir...

    أَبْغَضُ الْعِبَادِ إِلَى اللَّهِ مَنْ كَانَ تَوْبَاهُ خَيْرًا مِنْ عَمَلِهِ ، أَنْ تَكُونَ نِيَابَهُ ) رواه الديلمي عن عائشة ) نياب الأنبياء ، وَعَمَلَهُ عَمَلَ الْجَبَّارِينَ .

    8) «Allah-ü Taâlânın; kulları arasında ençok buğzettiği kimse, el-bisesi amelinden iyi olandır..

    Dışına bakılınca, peygamberler gibi giyinmiştir.. Ama yaptığı iş-ler CEBBAR'ların işidir..>>>

    **

    Cenab-ı Hak kulların kalbine bakar.. Herhalde kalbin temiz olması gerekir..

    Kalb temizliği için, ne lâzımsa onu yapmalı.. Başta Allah'ın emrini yerine getirmeli.. Peygamber ve ashabı yolundan gitmeli..

    İslâm dini hem temiz giymeyi hem de temiz kalbli olmayı emreder. Ve Allah-ü Taâlâ içi dışı temiz olanı sever. Dışına verdiği önem kadar, özüne, sözüne, ahlâkına önem vermeyeni Allah-ü Taâlâ hiç sever mi?.. Elbisesinin ütüsü bozulur, diye namaza gelmeyene buğzetmez mi?..

    Konumuz olan Hadis-i şerifte geçen CEBBAR kelimesini bir zat şöyle açıklıyor:

    yan... İnsanları arzu ettiği yola çeken.. Keyfine göre idareye zorla-

    23

    YanıtlaSil
  47. HADİS-1 ŞERİFLER

    24

    Bir başka yerde ise şöyle anlatılır: Sonuna bakmadan, halkı döven.. Onları sorgu sualsiz öldüren.. İstediği gibi zulüm eden..

    Bir başka zat da şöyle anlatıyor: Allah'ın emrine boyun eğmeyen.. Bu hallerin hepsi kalb fesadına delildir.. Kalbin fesadı yapılan işle

    anlaşılır.. Kılık kıyafetle değil.. Çünkü kab, içindekine göre sızar.. Allah-ü Taal'nın sevdiği zümreden olmak için kalıbımıza değil; kal-bimize önem verelim..

    * **

    Bu Hadis-i Şerifi Hz. Aişe rivayet ediyor.. Ondan da DEYLEMI r.a. naklediyor.. Bu zat hakkında kısa bir malûmatı 4. Hadis-i şerifte vermiş bulunuyoruz..

    Hz. AİŞE: Peygamber S.A. efendimizin hanımı; Hz. Ebubekr'in r.a. kızıdır. Müminlerin de anası...

    Hz. Hatice'nin r.a. vefatından üç yıl sonra efendimizle nikhlandı.. Hiç çocuğu olmadı. Kendisini ilme vermiş; bir müçtehide olmuştu.. Hele kadın halleri üzerinde onun içtihadı çok muteberdir.. Asr- Saadet-

    te dahi kadınlar; meselelerini onun delâletiyle çözdürürdü... Kendisine başvurulan her meseleyi Peygamber S.A. efendimize açar; gerçeği öğrenir, söylerdi.. Böylece bir ilim deryası olmuştu.. Müçtehidler birçok konularda onun rivayetine dayanır.. Hicretten sekiz sene evvel dünyaya geldi.. Peygamber S.A. efendi-mizin vefatında on sekiz yaşındaydı.

    Hicretin 57. yılında 65 yaşında vefat etti. Baki'e defnedildi.

    Allah ondan razı olsun..

    أَبْلِغُوا حَاجَةً مَنْ لَا يَسْتَطِيعُ إِبْلَاعَ حَاجَتِهِ ، فَمَنْ أَبْلَغَ سُلْطَانَا حَاجَةً مَنْ لَا يَسْتَطِيعُ إِبْلَاعَهَا تَنتَ اللهُ تَعَالَى قَدَمَيْهِ عَلَى الصِّرَاطِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ . ( رواه الطبراني عن أبي الدرداء )

    9) «Muhtaç olduğu bir işi başaramayana yardımcı olunuz. İşini biti-riniz. Her kim böyle bir güçsüzün; kuvvet, kudret ve nüfuz sahibi biri ya-nında bitecek işine aracı olur, başarırsa; Allah-ü Taâlâ onun, kıya-met günü sırat üstünde ayaklarına kuvvet verir; kaydırmaz.>>>

    ۹

    YanıtlaSil
  48. HADİS-1 ŞERİFLER

    26 Hadis-i şerif toplamak, yazmak ve İSLAM ALEMINE eserler bırak mak için, binden fazla âlimle görüşmüştür. Her birinden ayrı ayrı, çeşit çeşit bilgiler almış ve ciltler dolusu eser yazmıştır..

    Pek çok da ilim adamı yetiştirmiştir.. Zülcenaheyn zatların dahi iti. raz etmediği EBU NUAYM bu zatın talebeleri arasındadır..

    Uzun ömürlü olmuştu.. YÜZ yıldan fazla yaşadı.

    Hicretin 361. yılında vefat etti..

    Allah rahmet eylesin..

    ابْنَ (۱) آدَمَ : أَطِعْ رَبَّكَ تُسَمَّى عَاقِلًا ، وَلَا تَعْصِهِ فَتُسَمَّى جَاهِلا .

    ۱۰

    ( رواه أبو بهم عن أبي هريرة )

    (۲) هكذا بالأصل والقياس تسم فقسم محذف الف (1) يفتح النون للنداء

    تسمى في الموضعين في حواب الأمر وكذا النهي ، راجع الجامع الصغير اهـ .

    10) «Ademoğlu! Yaratanına itaat et; adın akıllı, olur; ona asi ol ma, adın cahil olur.>>>

    flim adamları, aklın ve cehlin çeşitli tarifini yapmıştır. Onların hep-si de yerine göre güzel.. Sırası geldikçe onların da fikrini eserimize ala. cağız..

    Biz buraya sadece CÜRCANÎ Hz. nin fikrini alıyoruz.. O zülcena-heyn bir zattır. Hakikat ehlidir.. Gerçeği görüp, üzerine parmak basan-lardandır..

    Onu dinleyelim:

    linir. Akıl, kalbde bir nurdur.. Onunla, hak ve batıl, ayırd edilir... bi-

    Cehâletin tarifini de şöyle yapıyor:

    Cehâlet, bir şeyin aslına aykırı itikattır.. Ve ona itiraz etmektir..

    İşte Hadis-i şerifte zikri geçen akıl ve cehlin mânaları..

    Daha başka mânalarını da söyler.. Ama bu kadar kâfi..

    Bazı zatlar da aklı ikiye ayırmış; birine, AKL-I MAAŞ, öbürüne de

    AKL-I MAAD demiş..

    AKL-I MAAŞ'la dünya yapılıyor.. AKL-I MAAD'la da âhiret..

    Öteleri gören büyük zatlar da dünyayı imar eden aklı, tam akıl say-mıyor.. İllå Allah'ını bilecek.. Yaratanını, bütün sıfatları ile tanıyacak, diyorlar. Ne kadar tuhaf

    da... değil mi?.. Zamanımızın akıllı geçineni düşünüyoruz

    Allah-ü Taâlâ cümlemize gerçek aklı nasip etsin de: cehaletten kur-tulalım.

    YanıtlaSil
  49. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    27

    Bu Hadis-i Şerifin esas ravisi EBU HÜREYRE'dir.. EBU NUAYM ondan naklediyor.

    EBU HUREYRE'yi r.a. 5. Hadis-i şerifte anlattık..

    EBU NUAYM: Esas adı, AHMED b. ABDULLAH'dır. Isfahanlıdır. Ve tasavvuf chlidir.. Aynı zamanda büyük bir fıkıh alimi..

    Birçok ilim adamı yetiştirmiştir..

    Zamanında yaşayan hemen bütün ilim chli ondan feyz almıştır. Söy-lediği her söz mutlaka kati bir delile dayanırdı.. Söylediği her söze ina-nılır ve delili artık sorulmazdı..

    Büyük mutasavvif Hatib-i Bağdadi onun talebesiydi.

    En meşhur cseri, HILYETUL-EVLIY A'dır.

    O devri yaşayan zatlardan biri anlatıyor:

    Hilye adlı eserini bitirdikten sonra, satışa çıkardı; kapanın elin-

    de kaldı ve dört yüz altına satıldı. Her yandan onu dinlemek için, halk akın ederdi.. Ortalık bet bereket dolmuştu.. Ve bundan sonra EBU NU-AYM'in ünü ülkelere yayldı..

    IMAM-I Osman Sabuni isminde bir zat ZIYA adlı eserinde şöyle diyor:

    Kim EBU NUAYM'in HILY ET'ÜL-EVLİYA adı eserini evinde bu-lundurursa, oraya şeytan giremez..

    94 yıl yaşadı. Hicretin 433. yılında vefat etti. Allah rahmet eylesin..

    ( رواه أبو داود في سننه )

    أَبْغَضُ الْحَلالِ إِلَى اللهِ الطَّلَاقُ .

    ۱۱

    11) «Allah-ü Taâlâ'nın en sevmediği helâl, TALAK'tır..>>>

    TALĀK, nikâhlı kadını boşamak fiilinin adıdır.. Burayı böylece noktaladıktan sonra konuyu biraz açalım..

    Aile, cemiyetin temelidir.. Bu âile bağı ancak nikâhla kurulur.. Kuv-

    veti; nikâhın sağlamlığı ile meydana gelir. Bu sağlamlığı meydana ge-tirmek için, o NİKAH dediğimiz manevî bağa saygı duymak icab eder.. Sadece duygu yetmez, fiiliyatta göstermek gerekir..

    Kuvvetli ve sarsılmaz bir aile yuvası; iki tarafın, yani kadın ve er-keğin gayreti sayesinde meydana gelir.. Bu sebeple, ikisinin de tam bir anlaşma içinde olmaları gerekir..

    Nikah kıyılmadan önce; kadın erkek, erkek kadın hakkında incele-me yapmalıdır.. Bu inceleme işinde ikisi de hislerine kapılabilir.. Ve kusurlu tarafı göremiyebilir. Bu sebeble incelemeyi, her iki tarafın na-

    YanıtlaSil
  50. TARİHTE BUGÜN • 1970-Türkiye Cumhuriyeti 32. hükümeti Süleyman Demirel'in başbakanlığında kuruldu.

    6

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    MART

    MARCH

    BİR AYET

    İslâm'a çağrıldığı halde, Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.

    Bakara Suresi: 149

    BİR HADİS

    Akrabalarının hakkını gözet! Akrabalarının hakkını gözet!

    İbni Hibban

    Nasıl ki, zaruriyattan nazariyat istintâc olur. Öyle de âsâr-ı Sâni'in zaruriyatı, mahfiyat-ı sanatına bürhandır. İkisi beraber bu mes'eleyi ispat eder.

    Muhakemat

    Islân

    ARAZ oşlukta

    uichi arCADAN 1445 URAT 1420

    en

    KASIM-120 GÜN-66 KALAN-200 GÜN UZ 1 DV

    YanıtlaSil
  51. Necip Fazıl Bi

    Tanrı Kulundan Dinledikle-rim: İkinci Mektup - Makale, Büyük Doğu Dergisi - I. Devre, 22 Ekim 1943, S. 6, sh.5

    Cumhuriyet Doğu Dergisi Çerçeve, Büyük I. Devre, 29 Ekim 1943, S. 7, sh.2

    Tanrı Kulundan Dinledikle-rim: Üçüncü Mektup - Makale, Büyük Doğu Dergisi - I. Devre, 29 Ekim 1943, S. 7, sh.5

    Beklenen Şiir, Büyük Doğu Dergisi I. Devre, 29 Ekim 1943, S. 7, sh.12

    Kitâbe - Çerçeve, Büyük Doğu Dergisi I. Devre, 5 Kasım 1943, S. 8, sh.2

    Tanrı Kulundan Dinledikle-rim: Dördüncü Mektup Makale, Büyük Doğu I. Devre, 5 Kasım 1943, S. 8, sh.5 Ben - Şiir, Büyük Doğu Dergisi - I. Devre, 5 Kasım 1943, S. 8, sh.7

    Ferdi Zuhura Dair - Çerçeve, Büyük Doğu Dergisi - I. Devre, 12 Kasım 1943, S. 9, sh.2

    Tanrı Kulundan Dinledikle-rim: Beşinci Mektup - Makale, Büyük Doğu Dergisi - I. Devre, 12 Kasım 1943, S. 9, sh.5

    Noktalamalar: (Vasiyet / Sanat /Kaydırak / Otuzüç Yıl / Dipsiz Kuyu / Düşımanıma / Kervan) - Şiir, Büyük Doğu - I. Devre, 12 Kasım 1943, S. 9, sh.7

    Atatürk Dirilecektir - Çerçeve, Büyük Doğu Dergisi - I. Devre, 19 Kasım 1943, S. 10, sh.2

    YanıtlaSil
  52. NECİP FAZIL BİBLİYOGRAFYASI

    Yayına Hazırlayan SUAT AK

    BÜYÜK DOĞU YAYINLARI
    sy. 326.

    YanıtlaSil
  53. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    29

    ۱۲

    أَتَانِي جِبْرِيلُ ، فَقَالَ : يَا مُحَمَّدُ عِينَ مَا شِئْتَ فَإِنَّكَ مَيِّتٌ ، وَأَحْبِبْ مَا شِئْتَ فَإِنَّكَ مُفَارِقَهُ ، وَاعْمَلْ مَا شِئْتَ فَإِنَّكَ تَجْزِي بِهِ ، وَاعْلَمْ أَنَّ شَرَفَ الْمُؤْمِنُ ) رواه البيهقي عن جابر ) قِيَامُهُ بِاللَّيْلِ ، وَعِزَّهُ اسْتِغْنَاؤُهُ عَنِ النَّاسِ .

    12) «Bana Cebrail geldi:

    Ya Muhammed, dilediğin kadar yaşa; elbette öleceksin.. Ar-zu ettiğini sev; kesin olarak ayrılacaksım.. İstediğin işi yap, mu-hakkak karşılığını bulacaksın...

    dedi ve ekledi:

    Mümin şerefi, gece ibadetine kalkmakla bulur.. İzzeti de hal-ka karşı gani gönüllü olmakla... bunları da bilesin..>>>

    ***

    Ölümün geleceği o kadar tabiidir ki, tıpkı her nefeste alıp verdiği-miz hava gibi.. Ama, zamanı, saatı ve anı belli değildir. Bu duruma göre bize düşen, her an ona hazır olmaktır..

    İslâm âlimleri:

    Her akşam vasiyetinizi yazın, baş ucunuza koyun, sonra uyu-

    yun...

    Diyorlar. Geylânî ve Gazalî hazretleri bu fikri yaşıyanların başındadır. Bunu yapmayanın imanını, bazı zatlar zayıf sayar.. Sonra, vasiyet üze-rine buyrulan Hadis-i Şerifler de az değildir..

    Mümkün olduğu kadar işler düzenli olmalı.. Pek karışık işlere gi-rilmemeli... Hayatta kalanların hallinde zorluk çekecekleri meselelere dalmamalı...

    Maddî şeylere de pek gönül kaptırmamalı.. Orada Allah sevgisi ol-malı.. Yerleşmeli.. Hanlar, apartmanlar neye yarar ki... Bağların bahçe-lerin ne önemi var... Ya yele gider; ya da sele.. Bir yangın hepsini kül edebilir.. Allah saklasın... Burada herşey yitirilir; öteye de hesabı kalır..

    Ama gönül öyle mi?.. Ebedî hayat onunla temin edilir.. Onu muhafa-za etmeli, maddî şeyleri sokmamalı.. Oraya uğrasa uğrasa şeytan uğ-rar.. Fakat sahibine teslim edilir, güç kuvvet ona verilirse, şeytan da uğ-rayamaz.. Bu hali bulduktan sonra herşey kendisinin olur.. Çünkü bütün varlık Allah'ındır.. O sevdiğine dilediğini ihsan eylemez mi?..

    Sevdiğinin belirtileri ameldir.. Amelsiz, ibadetsiz sevgi mi olur?... Seven sevdiğinin emrine uyar.. Hatta fazlasiyle... Sadece farz ibadetler-le yetinmez.. Nafile ibadetlere de koşar.. Gece namazına kalkar.. Çünkü Allah'ı sevenler, hep böyle yapmış.. Menakıp kitapları, bu konuda çok şeyler yazar.. Geceleri sabahlara kadar ibadet ettikleri için, ayakların-

    YanıtlaSil
  54. HADIS-I ŞERİFLER

    30

    dan hastalananlar az mı?.. Peygamber S.A. efendimiz de öyle olmadı mı? Bunu kendilerine eziyet değil şeref sayarlar.. Hep onu... hep onu düşü nür; onu anar ve onun yoluna koşarlar.. Halk, bu zümrenin gözünde, gön-lünde olmadığı gibi malları da yoktur.. Çalışır, kazanırlar.. Ellerinde bu-lunan mevcutia yetinir, hırsa kapılmazlar.. Bu yüzden Cenab-ı Hak on-ları aziz kılmıştır. Onun aziz kıldığını kim zelil edebilir ki?.. Hem bu aziz vasfını onlardan ne alabilir ki?.. Halkın bir parça ekmeği mi?..

    Zahirde Peygamber S.A. efendimize söylenmiş gözüken; ama aslın-da biz ümmeti hedef alan Hadis-i Şerifin kısaca izahı budur..

    Her işin başı ihlastır.. Onu arıyalım; bulalım.. Hal edinelim...

    Bu Hadis-i Şerifin esas ravisi CABİR r.a. hazretleridir.. Ondan da BEYHEKİ alıyor..

    CABIR: Künyesi çoktur.. En meşhuru, EBU ABDULLAH'dır.. Ba-basının adı da ABDULLAH'dır..

    Çocuk olduğu için BEDR ve UHUD gazasına katılamamıştır.. BU-HARI Hz. nin anlattığına göre, BEDR'de mücahidlere su dağıtmıştır... Bu, doğrudur.. Zaten, ansardandır bir; BUHARI Hz. anlatıyor iki... An-sara, Cenab-ı Hak dinine yardım şuurunu vermiş; BUHARI Hz. ne de, doğruyu bulup yazmak.. Aksi nasıl isbat edilir ki?..

    Büyüdükten sonra, efendimizle birlikte tam on dokuz gazaya katıl-mıştır..

    Peygamber S.A. efendimizden çok feyz almış ve ilmi artmıştır.. Böy-lece ismi; ashabın en fazla Hadis-i Şerif rivayet edenleri sırasına yazıl-mıştır.. Rivayet ettiği Hadis-i şerif miktarı bin altı yüze yakındır...

    Vefat tarihi ve yeri hakkında çeşitli rivayet vardır.. Biz bazı vaka-ları tesbit edip yazdığı için; IMAM-I ASKALANİ'nin kavlini alıyoruz... Hicretin 74. yılında Medinede vefat etmiştir.. Yaşı 94 dü.. Bazı yerlerde türbesi varsa da; onları makam olarak kabul ediyoruz.. Çünkü birçok is-lâmi savaşlara katılmıştır.. Bir defasında, ISTANBUL'u fethe gelen. asakir-i İslâma dahi katılmıştır..

    Allah ondan razı olsun; bizi de şefaatına nail eylesin..

    **

    BEYHEKI: Künyesi, EBUBEKİR.. Adı, AHMED.. Babasının adı,. HÜSEYN.. Horasan ilinde yetişen büyük âlimlerden biridir.. Şafiî mez-hebine mensup..

    BEYHEK, Nisabur'un bir köyüdür. 384. Hicri yılında orada dünya ya gelmiştir.. Vefatı, Hicretin, 458. yılında Nisaburda vuku buldu..

    Allah rahmet eylesin..

    YanıtlaSil
  55. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    ۱۳

    أَتَانِي آتَ مِنْ رَبِّي فَأَخْبَرَنِي : أَنَّهُ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي لَا يُشْرِكْ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ، قَالَ : فَقُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ ؛ قَالَ : وَإِنْ زَلَى ( رواه مسلم والترمذي والنسائي ) وَإِنْ سَرَقَ .

    13) «Bana; aziz ve celil olan rabbım katından biri geldi; şu haberi verdi:

    Ümmetimden; herhangi bir şeyi, Allah'a ortak koşmadan ölen, cennete girer..>>>

    Bu Hadis-i Şerif, bize Ümmet-i Muhammed olmanın şerefini anla-tır.. Dinimiz tevhid dinidir.. Hem de en mütekâmil şekli... İSLAM dini zuhur ettikten sonra, diğerlerine artık din adı verilmiyor.. Artık onlar ismi var, cismi yok; anka kuşu gibi bir şey olmuş... Bir tane olsun; kâ-mil insan yetiştiremeyişleri bu yüzdendir.. Bir İSLAM TARİHİ'ne bakıl-sın; bir de onlarınkine... Hani ashab-ı kiram gibi insanları... Hani veli-lerimiz ayarında; nüfuz ve kudret sahibi adamları?... Hele İSLAMİYET'-in getirdiği içtimaî düsturlara, onlar hiç cevab veremez..

    Artık onlar kâmil insan yetiştiremez.. Yetiştirmelerine de imkân yoktur. Kaynakları kökten kurumuştur..

    Şu misal bile; onları susturmaya, İSLÂM dininin azameti önünde baş eğmelerine kâfidir.. Diğer bariz farklar bir yana...

    Biz diyoruz ki:

    Yerde gökte; her ne varsa, hepsi Allah-ü Taâlâ'nındır..

    Onlar diyor ki:

    İsâ Allah'ın oğludur..

    Tevhid esasına vakıf olanlar için, bu iki anlayış arasındaki farkı sezmek kolaydır.. Ama nasib meselesi.. İşin aslını sezenler, derhal teslim oluyor..

    **

    Tevhid halini yalnız şirk bozar.. Şirkin karışmadığı diğer hatalar israr edilirse tehlikelidir.. Hele bilerek yapılırsa fenâ... Son nefeste kor-kulur.

    Bir Ayet-i Kerimede; tevbenîn kabulü, yalnız bilmeden hata işleyen ve peşinden tevbe edenler içindir.. Bu duruma göre; bilerek ısrarla işle-nen hatalar tehlikelidir.. Hatanın küçüğü büyüğü olmaz. Çünkü; bir Hadis-i Şerifin delâletine göre; ısrar edilen küçük günahlar büyür, tevbe edildiği, Allah-ü Taâlâ'dan bağış dilendiği takdirde de, büyük günah kal-maz; bağışlanır..

    31

    YanıtlaSil
  56. yolculuguna çıkmıştı. Sevincine diyecek yoktu. Isler yolunda gin gibi davranmış ve can paresinin, bir müddet daha

    TARİHTE BUGÜN

    • 1927 - İstiklâl

    Mahkemeleri'nin görevi sona erdi.

    7

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    MART

    MARCH

    BİR AYET

    Kuşkusuz Rabbin

    katındakiler Ona kulluk etmekten kibirlenmezler.

    A'raf Suresi: 206

    BİR HADİS

    Dört şey vardır ki, bedbahtlık alâmetidir. Gözün yaş dökmemesi, kalp katılığı, aç gözlülük ve ebedî yaşama hayali.

    İbni Adiyy

    Kur'ân-ı Hakîmde çok hâdisât-ı cüz'iye vardır ki, her birisinin arkasında bir düstur-u küllî saklanmış ve bir kanun-u umûmînin ucu olarak gösteriliyor.

    Sözler

    HİCRİ: 26 ŞABAN 1445-RUMI: 23 ŞUBAT 1439

    KASIM: 121-GÜN: 67 KALAN: 299 - GÜN. UZ.: 3 DK

    Gula lleindi Neam Valce

    YanıtlaSil
  57. 32

    HADIS-I ŞERİFLER

    Bir başka Ayet-i Kerimede ise; şirkten maada, bütün günahlar ba ğışlanacak... İşte konumuz olan Hadis-i Şerif daha ziyade bu Ayet-i Ke rimenin tefsiri sayılır..

    Tevhid ehli cehennemde ebedi kalmayacaktır.. Ehl-i sünnet inancı budur.. Ama, yanmadan gitmek adaha iyi değil mi?.. Elden geldiği ka dar orada yanmamıza sebeb olan işlerden kaçınalım..

    Hak Taâlâ cümlemize doğru yolu nasip eylesin.. Amin!..

    ***

    Bu Hadis-i Şerifi; ilim adamları doğruluğunda ittifak ettiği alte hadis kitabından üçü de almıştır.. Bunlar; sırasıyla, MÜSLİM, TİRMİZİ ve NESEÎ.. MÜSLİM-İ ŞERİF hakkında; 5. Hadis-i şerifte kısa bir ma-lûmat vermiş bulunuyoruz.. Burada ise, diğerleri hakkında biraz bilgi vermeyi uygun buluyoruz..

    TIRMIZI: Esas adı; MUHAMMED b. ISA'dır. Ulema onu, İMAМ-Г TIRMIZI diye tanıtır.. Hadis imamları bu zatın doğruluğunda ittifak ey-lemiştir.. Seçtikleri altı güvenilir hadis kitabı arasında bu zatın eseri de vardır.. Ulema bu esere SAHIH-I TİRMİZİ der; fakat kendisi EL-CAMI ismini vermiştir..

    Bu eserini; hayatta iken, Irak, Hicaż âlimlerine arz etmiş; hepsi-nin takdirini kazanmıştır..

    Kendisi Türkistanlıdır.. Buhara'nın Tirmiz şehrinde dünyaya gel-miştir.. Vefatı ise, Tirmize bağı Bağ kasabasında olmuştur. Hicri 209-279 yılları arasında yaşamıştır..

    Allah rahmet eylesin..

    NESEI: Bu da Türkistanlıdır. Horasan'ın NESE şehrinde dünya-ya gelmiştir..

    Esas adı, HAFIZ AHMED'dir.. Babasının adı da ŞUAYB..

    Eserinde, daha ziyade ŞAFII fıkhına önem vermiş; bu konuda bazı izahlar koymuştur.. Haliyle, bu tutumu, bir yenilik olmuş ve o devirde takdir kazanmıştır.. Altı sağlam hadis kitabı arasına bu zatın eseri de girmiştir..

    Eserine kendisi; EL MÜCTEBA demiş; fakat ulemâ SUNEN-1 NE-SEl ismini uygun bulmuş ve öyle tamtmıştır..

    Hicri 215-303 yılları arasında yaşamıştır..

    İslâm âlemi, bu zatlara ne kadar rahmet okusa sezadır..

    YanıtlaSil
  58. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    ١٤

    أَتَانِي آن عِنْدَ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ فَقَالَ : مَنْ صَلَّى عَلَيْكَ مِنْ أُمَّتِكَ صَلَاةَ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بِهَا عَشْرَ حَسَنَاتِ ، وَمَا عَنْهُ عَشْرَ سَيِّئَاتِ وَرَفَعَ لَهُ عَشْرَ ( رواه أحمد عن أبي طلحة ) دَرَجَاتٍ ، وَرَدَّ عَلَيْهِ مِثْلَهَا .

    14) «Bana; aziz ve celil olan rabbım katımdan biri geldi.. Şöyle dedi: Ümmetinden, sana bir salavat okuyana; Allah-ii Taâlâ on iyi-

    lik yazar, on kötülüğünü siler. Derecesini on kat artırır. Okudu-

    ğu salavatın mislini ona okur.»

    Bu Hadis-i Şerifte; Peygamber S.A. efendimize salavat-ı şerife oku-manın fazileti anlatılıyor.. Zımnen de emir sayılır.. Bir şeyin faziletini, iyiliğini anlatmak; o şeyin yapılmasına teşvik sayılır..

    Bir Ayet-i Kerimede:

    <>

    Buyrulması da, ayrıca bir emirdir..

    Salavatın bir başka mânası da; mümin kulların duasıdır. Biz burada şükran duygularımızı arz, dersek; daha iyi olur.. Alemlere rahmet olan; beşeriyetin hidayet rehberi olan yüce Peygambere S.A. şükran borcu-muz, elbette vardır.. Onu her namazın akabinde, bunun için anarız. Dua-larımıza başlarken, bu sebeble ona salavatla başlarız. Bitirirken yine onunla bitiririz..

    Melekler de ona salavat okur.. Fakat onlarınkine, şeriat dilinde dua değil, istiğfar denir.. Yani bağış talebi.. Yüksek derece talebi...

    Allah-ü Taâlâ da Peygamberine salavat okuyor.. Onun salavatını burada tam anlatabilmek mümkün değildir.

    Herşey, hatta zerreler dahi ona salavat okur. Ağaçlar önünde eğilir, selâm verirdi. Dağlar, taşlar hep ona tazim eder, selâm verirdi.. İşte bunların hepsi, Allah-ü Taâlâ'nın yüce Peygamberine salavatıdır..

    <<<Habibim...» «Seni; âlemlere rahmet olarak gönderdim...» «Sen ol-masaydın; eflâki yaratmazdım...» cümleleri ve bunlar gibi daha niceleri hep onun şanında buyrulmuştur ve Allah-ü Taâlâ'nın ona salavatıdır.. Selâmıdır...

    Hakkın salavatı rahmettir; bizzat efendimizin kendisi rahmet de-ğil mi?..

    Salavat-ı şerifenin faziletine dair yazılan hayli eser vardır. Mümkün olduğu kadar, hergün bir miktar Peygamber S.A. efendimize salavat-i Şe-rife hediyesi gönderelim.. Onun ihtiyacı yok; ama, bizim borcumuz var..

    Hadis-i Şerifler: F: 3

    33

    YanıtlaSil
  59. ŞERİFLER HADIS-1

    34

    Sonra, öbür âlemde gefaat dilemeye yüzümüz olur..

    Bu âlemde salavat okuyanların, öbür Alemde yüzleri güneş gibi par-layacaktır.. Kim çok salavat okursa, kıyamet gününün sıkıntısından o daha çabuk kurtulacaktır. Ölürken acı duymayacaktır..

    Bizden efendimize, binlerce salât ve selam olsun..

    Bu Hadis-i Şerifi EBU TALHA rivayet ediyor.. Ondan, AHMED b. HANBEL Hz. naklediyor..

    AHMED b. HANBEL Hz. ni 1. Hadis-i şerifte anlattığımız için bu-rada anlatmıyacağız..

    **

    EBU TALHA: Esas adı ZEYD... Babası, SEHL.. Ansardandır ve HAZREC Kabilesine mensuptur.. Ashab-ı Kiramın ileri gelenlerinden. dir.. Kahraman, savaşcı ve bahadır bir sahabe idi.. Uhud savaşında göğ sünü Peygamber S.A. efendimize siper eylemişti. Peygamber S.A. efen. dimiz de onu mükâfatsız bırakmamış, şöyle buyurup, iltifat eylemişti:

    <EBU TALHA'mn askerler arasında sesi, bir orduya bedeldir... Bu iltifat-ı nebiden sonra EBU TALHA hiç durmamış, savaştan sa vaşa atılmıştı.. Savaş meydanında atım koştururken şu şiiri okurdu:

    Adım Zeyd'dir benim; EBU TALHA'yım; Silâhıma günde bin av takarım..

    İslâmiyeti kabulüne; sonradan hanımı olan, nişanlısı ÜMMÜ SU-LEYM sebeb olmuştu.. İstemeye gitti; istedi.. ÜMMÜ SÜLEYM düşündü ve şöyle dedi:

    Senin gibi bir erkek geri çevrilmez.. Fakat bir şartım var.. Ta-kacağın nişan yerine, ISLAM dinini kabul etmeni istiyorum...

    Sonra, ISLAMİYET'in faziletini anlatınca, anladı; derhal müslüman oldu...

    Peygamber S.A. efendimizin ebedi âleme göçünden sonra Şam'a yer-leşti.. Savaşlarda tutamayıp, hasret kaldığı bol bol nafile oruç tutmaya başladı...

    Enes r.a. nın anlattığına göre; Peygamber S.A. efendimizden sonra kırk yu yaşadı.. Ramazan ve kurban bayramında haram olan günler ha-riç; bütün günlerini oruçla geçirdi...

    Vefat tarihi üzerinde ihtilaf vardır.. En doğrusu IBN-1 HACER-1 ASKALĀNİ'nin dediği olsa gerek... O, Hicretin, 51. yılında vefat etti, diyor..

    Allah ondan razı olsun...

    YanıtlaSil
  60. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    أَتُحِبُّ أَنْ يَلِينَ قَلْبُكَ ، وَتُدْرِكَ حَاجَتَكَ : إِرْحَمِ الْيَتِيمَ ، وَامْسَعْ رَأْسَهُ وَأَطْعِمَهُ مِنْ طَعَامِكَ : يَلِنْ قَلْبُكَ وَتُدْرِكُ حَاجَتَكَ.

    ( رواه الطبراني عن أبي الدرداء )

    15) «İster misin; kalbin yumuşak ola.. Arzuna nail olasın?..

    O halde dinle:

    Yetime merhamet et; başımı okşa... Yediğinden ona da

    yedir..

    Böyle yaptığın takdirde, kalbin yumuşar; arzuna nail olursun...>>

    **

    Bu Hadis-i Şerifin ravisi EBUDDERDA r.a. şöyle anlatıyor:

    Birgün Peygamber S.A. efendimizın huzuruna ashabdan biri geldi.. Kalbinin katı olduğunu anlattı; şifasını istedi.. Bunun üzerine efendimiz zikri geçen Hadis-i Şerifini buyurdu...

    ** Anlatılan vasıflar, her iman sahibinde bulunması gereken yüce vasıf-lardır.. Babasız yavru, çok kere boynu bükük görülür.. Bu halinde onu, sevindirmek kadar iyi iş az bulunur..

    Bilindiği gibi yetim; babasız çocuğun; cemiyet içindeki adıdır.. Böy-lesi kim olursa olsun; şefkat gösterilmeye, merhamet edilmeye muhtaç-tır. İsterse kâfir çocuğu olsun.. Bilhassa böylesine daha iyi davranarak, İslâm ahlâkını anlatmak ve âdetlerimizin tadını taddırmak vazifemiz sa-yılır..

    Evinde yetişiyorsa, çocuklarından ayırd etmemesi, giydikleri cins-ten giydirmesi, yediklerinden de yedirmesi icab eder.. Taa, everip ev bark sahibi edinceye kadar...

    Bayram günlerinde; mümkün olduğu takdirde diğer günlerde müm-kün olduğu kadar bu zavallı çocuklara şefkat kucağı açalım.. İnsan, ken-di yavrularını düşünmeli.. Allah gecinden versin ve iman nasib etsin, ölüm bizim içindir; aniden gideriz, yavrularımız babasız kalabilir.. İşte onlara nasıl bakılmasını, yetiştirilmesini, terbiye edilmesini istiyorsak, elimizde ve çevremizdeki yetimlere de aynısını isteyelim... Yapalım.. Bu tarz hareket, İslâm dini tarafından kurulan, ahlâk kaidelerinin en güze-li arasındadır..

    Allah-ü Taâlâ islâm ahlâkı ile, bezenmeyi cümlemize nasip eylesin..

    ** *

    Yukarıda da anlatıldığı gibi, bu Hadis-i Şerifin ravisi EBUDDER-DA'dır. Allah ondan razı olsun.. Ondan da İMAM-I TABERANI Hz. alı-yor.. Bunlara dair, 9. Hadis-i şerifte, kısa bir malûmat vermiş bulunuyo-ruz.. Arzu edildiği takdirde bakılabilir..

    35

    YanıtlaSil
  61. nan ang ilা সাহস

    AYEL

    TARİHTE BUGUN

    • 1951 - Adnan Menderes hükümeti istifa etti.

    • 1972 - Demokratik Parti Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Menderes, Ankara'da hava gazıyla hayatına son verdi.

    8

    Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın.

    Al-i İmran Suresi: 139

    CUMA

    FRIDAY

    BİR HADİS

    MART

    MARCH

    Dört şey Arşın altındaki hazineden indirilmiştir: Fatiha, Ayete'l-Kürsî, Âmene'r-rasûlü ve Kevser Suresi.

    Taberanî

    Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrdıldığın gibi bu şehirden de çıkacaksın.

    Mesnevî-i Nuriye

    KASIM 12 CN 68 KALAN-208-GÜN UZ-3DK

    YanıtlaSil
  62. in ilgi odağı olmuştu. Kizgin güneşten ve çöl iklimini bir bulutun onu korumak için daima üstünde bulur koruyan b yer ve yöne Kudret yanind hareket etmeye devam etmesi gözlerden kaçm miyor ve onun ndaki değerini herkese sürekli hatırlatıyordu.

    TARİHTE BUGÜN

    1764-Padişah III. Mustafa tarafından yaptırılan Lâleli Camii ibadete açıldı.

    1949-Bediüzzaman'ın talebesi İbrahim Fakazlı, Afyon hapsinden tahliye oldu.

    6

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    MART

    MARCH

    BIR AYET

    Şüphesiz Allah butun işlerinde mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.

    Bakara Suresi: 220

    BİR HADİS

    Şu dört kelime sözlerin en üstünüdür: "Sübhanallah, Elhamdülillah, La ilahe illallah, Allahü ekber."

    İbni Mâce, Edeb: 56

    Senin işin, O'nun sofra-i ihsanından yiyip içmekle, şükretmektir. Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Çünkü, şükür nimette in amı görmek demektir.

    Mesnevi-i Nûriye

    YanıtlaSil
  63. HADIS-1 ŞERİFLER

    36

    أنَّي اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ ، وَأَنْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تمحها ، وَخَالِقِ النَّاسِ ١٦

    ( رواه الطبراني عن أبي ذر )

    يخلق حسن .

    16) «Bulunduğun her yerde Allah'a karşı İTTİKA sahibi ol.. Kötü. lüğün peşine iyilik kat ki, onu mahvetsin.. İnsanlarla; İyi huylu olarak geçin....

    *

    İnsanları; en çok iki şey kötülükten korur.. Biri Allah korkusu; dj. ğeri de åhlrete iman...

    Allah'tan korkan; daha çok onu darıltmaktan korkmalı.. Onun rıza yollarına koşamadığı için korkmalı. Bunun için tutulacak en selim yol; ITTIKA yoludur..

    İTTİKA'nın çok çeşitli tarifi vardır.. Bu çeşitli tarifler; her büyü. ğün duyduğu zevk sonunda anlattığı şekildir.

    ITTIKA, TAKVA köküne bağlıdır. Daha aslı VİKAYE'dir.. VIKA. YE, bilindiği gibi, dilimizde KORUMAK anlamında kullanılır..

    TAKVA sahibi kendini her kötülükten korur. Haramdan, hatta süp. hell şeylerden bile.. Dahası var ki, onu da YAZICIZADE şöyle anlatı. yor:

    Gayet-i TAKVA odur ki ikilik etmeyeler; İkilik eden kişinin içi dışı kör olur..

    İşte TAKVA'nın gerçek mânası, bu iki satırın özünde saklıdır.. Tev-hid haline işaret edilir.. O hali tadmayan anlayamaz.. Tadmak için de TAKVA yolundan başka çare yoktur..

    TAKVA sahibi bilerek hata etmez. Yanılıp bir hataya düşünce, pe-ginden tevbe eder ve onu telafi edecek iyi işler yapmaya koyulur..

    İyilik daimâ birkaç kötülüğü bağışlatır. Onun için her daim iyi iş-ler yapmalı.. İnsan bilmeden bir hata işler, anlayamaz; sonucu öbür âlem-de çıkar. Ama yaptığı iyilik, hatırlamadığı kötülüğe de kefarettir.. Mu-hiddin-i Arabi Hz. nin aşağıdaki cümlesi çok güzeldir:

    İyilik, daima kötülüğü siler.. Kötülük, iyilikten önce veya sonra olması, bu durumu değiştirmez..

    TAKVA yolu ihlásla bulunur.. Zaten ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. İhlasın başladığı yerde TAKVA; TAKVA'nın başladığı verde de ihlâs mevcuttur.

    Her ikisini de hal edinene ne mutlu...

    YanıtlaSil
  64. VE VAAZ GENEKLERI

    37

    Bu Hadis-i Şerifi EBUZER-I GIFARI ra. rivayet ediyor. Ondan da, TABERANI Hz. eserine almıştır. TABERANI Hz. ni 9. Hadis-i Şerifte anlattığımız için buraya tekrar almıyoruz.

    EBUZER-1 GIFARI: lslâm dinini ilk kabul eden beş kişiden biridir... Peygamber B.A. efendimizin daimi bir teveccühüne mazhardı... Bilhassa qu Hadis-i Şerif çok önemlidir:



    Buyurdu...

    Ayrıca Peygamber S.A. efendimizle mesebi KINANE'de birleşir.

    Hz. Ali ra. EBUZER'

    -lim dağarcığı;

    Şeklinde anlatırdı.. Zühdü Takvası çoktu.. IMAM-I ŞA'RANI HE. ona anlatırken:

    O dünyada bir yolcu olduğuna inanmıştı... Evine giren dünyalsk namına birşey göremezdi;

    Diyor..

    Hicretin 31. yılında vefat etti.. Allah onda nrası olsun...

    ۱۷

    أَنَّقِ اللَّهَ : وَلَا تَحْفِرَنَّ مِنَ المَعْرُوفِ شَيْئًا ، وَلَوْ أَنْ تُفْرِغَ مِنْ دَاوِكَ فِي إناءِ الْمُسْتَسْقِي ، وَأَنْ تَلْقَى أَخَالَكَ وَوَجْهَكَ إِلَيْهِ مُنْسَطٌ وَإِيَّاكَ وَ إِسْبَالَ الإِزارِ فإنَّ إِسْبَالَ الإِزارِ مِنَ الْمَخِيلَةِ (٣) وَلَا يُحِبُّهَا اللَّهُ ، وَإِنِ امْرُو شَتَعَكَ وَغَيْرَكَ بأمر لَيْسَ فِيكَ فَلَا تَعَيَّرْهُ بِأَمْرِ هُوَ فِيهِ ، وَدَعْهُ يَكُونُ وَبَالُهُ عَلَيْهِ ، وَأَجْرُهُ ( رواه الطيالسي عن جابر بن سليم ) لكَ وَلا تَدين أحداً (۳) المخيلة كعظيمة أى الخيلاء والتسكير عن تخيل فضيلة يجدها الإنسان في نفسه

    17) «Allah'a karşı ittika sahibi ol.. Az da olsa; hiçbir iyi şeyi hakir görme..

    Bu iyi şeyleri şöylece sıralayabiliriz; meselá:

    a b Suya muhtac olanın kabına, kovandan su akıtman.. - Din kardeşinle karşılaşınca; güler yüzlü, açık gönüllü ol

    man..

    c - Bilhassa; yerde sürünecek kadar, uzun elbise giyinmekten sakın..

    YanıtlaSil
  65. 38

    HADIS-1 SERİFLER

    Elbisenin; yerde sürünecek kadar uzuna, kibir veren seyler sa enda saydır.. Kaldı ki, Allah Taala da öyle giymeyi seYREL d - Biri, sende olmayan şey yüzünden sana çıka balini o çeker; sana da ecri kalır.. ayıplama.. Haline bwak.. Ve

    e Hiç kimseye sövme...

    Her Ayet-i Kerime ve her Hadis-i Şerif; bizi ahlikan; yani mem yükselmeye davet eder.. Bize düşen; onların davetine icabettir,

    Bu süfi ålen, özlümlüzde tamiri hayli güç gedikler açmıştır. Hergin biraz daha da açmakta... Onun derdinden, kederinden kurtulmamız; müze açtığı yaraları tedavi etmemiz için, Ayet-i Kerime ve Hadis-i herif kaynaklarındaki şifa ocaklarına koşmamız gerekir..

    Peygamber B.A. efendimiz, bizi nübüvvet dürbünlüyle Myrибра. Ulvi alemden getirdiğimiz, yüce haaletlerimizi bebé etmekte olduğum zu görüyor. Halbuki o getirdiklerimiz, bu ålende bize sermayedir. Onun la çok şeyler kazanıp, elde tutmamız gerekir. O, bize karşı çok şefkath dir. Her halimizde, füzerimize titrer.. En dar zamanda dahi; hem de küf far güruhuna, islahları için dua etmiştir.. Biz mlimin zümreye kara onun merhameti nasıl olur, düşünelim, şefkat derecesini tahmin edelim... Bu gösterdiği ahlâki yollar; hep o, merhamet ve şefkatin belirtisidir..

    Biz ötelerden, yücelerden gelmişiz; bu cihanı neyleriz. Geldiğimis âleme mutlaka döneceğiz. Yaptıklarımıza dikkat edelim; hepsi orada kar-şımıza çıkacak.. İyi olursa, cennetin dereceleri bizim olacak; değilse, hennem ehli arasına katılacağız; Allah saklasın..

    Arzumuz İyilikse, iyi olalım. Yaptığımız İyiliklere kibir, riya, desis ler karıştırmayalım.. Bilhassa, bizi ahlâki yönden küçük düşürücü işler den sakınalım..

    Daima, İyilik yollarını arıyalım.. Buna çok gayret sarf edelim; hig olmazsa, bir güler yüzümüz olsun...

    *

    Bu Hadis-i şerifin ravisi CABİR b. SÜLEYM'dir.. Ondan da; IMAM-I TAYALİSİ almıştır...

    CABIR 6. SÜLEYM: Bu zat sahabedir. TEMIM kabilesinden olup, EBU CERI'UL-HECİMİ künyesi ile bilinir.. SÜLEYM b. CABIR ami le anılmakta ise de; BUHARI Hz. bu ismi kabul etmiyor...

    CABIR b. SÜLEYM anlatvyor:

    - Birgün Peygamber S.A. efendimizin yanıma vardım... Ya Allah'ın resulü, sana öğretilen ilimden bana da nasib ver, dedim... Böyle buyurdu Mah'a karşı ittika sahibi ol... Az da olsa; hiçbir iyiliği hakim

    YanıtlaSil
  66. VE VAAZ ÖRNEKLERI

    Devamı, anlayacağınız gibi, yukarıda geçen Hadis-i şeriftir..

    IBN-1 HACER-I ASKALANI Ha. bu zattan uzun uzun bahsediyor. Fa-kat doğum ve öliim tarihleri hakkında hiçbir bilgi vermiyor..

    Hicretin 110. yılında vefat eden Muhammed b. Sirin Hz. bu zattan Hadis-i Şerif rivayet etmiştir.. Bu gösteriyor ki, uzun bir ömür sürmily.. Allah ondan razı olsun..

    *

    TAYALISI: Bu zatın esas adı, SÜLEYMAN'dır.. EBU DAVUD lolin-yesi ile tanınır..

    Hadis imamlarındandır.. Basri Hz. nin hemşehrisidir...

    Her işinde; Peygamber S.A. efendimiz ve ashabı izlemekte idi. Bi-dattan çok kaçardı.

    Basralıdır, büyük veli Hasan-ı Basri Hz. nin hemşehrisidir.... Hicretin 188. yılında doğmuş ve 203. yılında vefat etmiştir... Allah

    rahmet eylesin...

    ( رواه النعمان )

    اتَّقُوا اللَّهَ وَاعْدِلُوا بَيْنَ أَوْلَادِكُمْ

    ۱۸

    18) «Allah'a karşı ittika sahibi olunuz ve çocuklarınız arasında ada-leti kaim kılınız..>>>

    *

    Yavrularımız; bize Allah'ın birer emanetidir. Taksimde ve diğer iş-lerde onları eşit tutmalıyız.. Mal taksimini hayatta iken yapıyorsak, şer'i ölçüler dışına çıkmayalım..

    Unutmayalım; babanın çocukları üzerinde nasıl hakkı varsa; çocuk-ların da, baba üzerinde öyle hakları vardır..

    Doğuşlarında isimlerini güzel koymak...

    Terbiyeli yetişmesine önem vermek..

    Bir sanat, meslek sahibi yapmak..

    Vakti gelince de evermek...

    Bunların hepsi, her babanın mutlaka yapması gereken, asgari vazi-felerdir. Bunlardan birini ihmal eden, çocuklarına karşı vazifesini yapa-madığı gibi, cemiyet için de yapamamış olur.

    Yavrularımızı yetiştirirken Hz. Ali'nin:

    Çocuklarınızı, gelecek zaman için yetiştiriniz;>>

    cümlesindeki derin ve ince mânayı unutmayalım.

    Bu arada, en çok göz önünde tutmamız gereken bir mesele daha var ki; o da çocukların kabiliyetidir. Bir baba, çocuklarının tümünü älim ve-ya tek çeşit sanat sahibi yapmaya kalkarsa, yanılır.. Bu bir adalet sa-yılmaz. Asıl adalet; onların arzularını, kabiliyetlerini anlamak ve bu an-layışa göre, harekettir..

    39

    YanıtlaSil
  67. HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    onu bu konuda iknasa çalışmus, ancak o. "Hilalet Osmanoğullarının kalıntısıdır ve on larla beraber gitmelidir diyerek reddetmiştir.

    bkz Armstrong, Mustafa Kemal'in Hayatı

    10 Mustafa Sabri, Kemalistlerin Fransız devrimini taklit ederek ülkeyi laikleştirmeye çalıştığını görmüştur

    Devrime kadar Kilise, Avrupa'da yegane otorite sahibiydi. Beğenmediği kralları dahi aforoz ederek alaşağı edebiliyordu. Otoritesine karşı gelen herkesi engizisyon mahkeme leri ile şiddeth bir şekilde cezalandırıyordu. Farklı görüş ve düşünceleri savunan bilim adamlarını yakmaya kadar varan vahşi cezalarla yıldırmaya, bastırmaya çalışıyorlardı

    Halk dın adamlarının somürü, zulüm ve baskısından bıkmıştı. Kilise ve din adam larına karşı ayaklanan Avrupalı, kiliseyle beraber dini de hayatlarından çıkarıp attı. Din işlerinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmaması ilkesini, yani laikliği be nimsediler

    Görülduğü gibi, laıklık tamamen Batı şartlarında oluşmuş, Batıya özel bir kavram-dır. İslamiyete tatbik edilmesi kesinlikle mümkün değildir. İslâm ve laiklik birbirleriyle asla bağdaşmaz Islám nazarında laiklik, lådiniliğin ta kendisidir. Zira, devlet işlerine ka-rışmayan bir İslam dini yoktur. Böyle bir din varsa bu Islām değildir.

    11Ey okuyucu! Halifelerın istibdat ve zulümlerinden bahseden Halil Hulki ve llyas Sami gibi kimseler her zaman çıkarları doğrultusunda zalim ve diktatörlerin yanında yer almışlar, kendilerini onların hizmet ve uşaklığına adamışlardır.

    Onları eğer biraz araştırırsan, İttihatçılar döneminde Enver, Talat ve Cemal'in etra fında pervane olduklarını, şimdi de çıkarları doğrultusunda Mustafa Kemal'in sadık uşaklığını yapıklarını görürsün. Böyle kimseler, Anayasanın ilanından önce de Abdül-hamid'in etrafında pervane olmuşlardı. Cenab-ı Hak çıkarlarının kölesi bu münafıkların şerrinden Muslümanları korusun! (Mustafa Sabri)

    12Şeyh Galib el-Mevlevi (Mustafa Sabri)

    YanıtlaSil
  68. HILAFET KONUSUNDAKI MEZHEBIM

    b urada halife ve hilafet konusundaki mezhebimi tescil etmek isti-yorum. Hilafet; Islāmi hükümetlerden herhangi birisinin ayrıca-lıklı sıfatı değil, herhangi bir hükümetin İslâm şeriatını uygulamak üze-re Resulullah (sav)'ın hükümetine niyabet (vekalet) etmesinden ibaret-tir.

    Hilafetin iki rüknü vardır: 1- hükümet, 2- niyabet. 1

    Bu iki rükünden birinin yokluğu, hilafetin geçersizliğini gerektirir. Ankara hükümeti ve Abdülmecid örneğinde olduğu gibi. Ankara hükü-meti niyabetsiz bir hükümet, Abdülmecid ise hükümetsiz bir niyabete sahip olmalarından dolayı, her iki tarafın hilafeti de bâtıldır. Geçerli de-ğildir. Çünkü bu durumda bütün parçasından yoksundur ki, muhaldir. Daha önce yazdığım makalemde de ifade ettiğim gibi, hilafetin hakikati (özü) hükümet ve niyabetten ibarettir. O halde hilafet şartlarını haiz olan tüm İslâm hükümetleri hilafeti temsil etme yetki ve sorumluluğu-na sahiptir. Her ne kadar örf bu hükümetlerden sadece bir tanesinin hi-lafetini ilan etmesi şeklindeyse de, bu, sözünü ettiğimiz gerçeği değiş-tirmez. Çünkü, İslam şeriatını uygulayan bir hükümet otomatik olarak niyabet yetkisine sahip olur. O halde İslâm şeriatını uygulayan herhan-gi bir hükümet, niyabet hakkını elinde bulunduruyor demektir. Bu ise

    107.

    YanıtlaSil
  69. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    hilafetin ta kendisidir. Herhangi bir hükümet Islam şeriatına riayeti ol. cusunde hilafete hak kazanır. Yoksa hilaſet veraset yoluyla veya herhan gi bir şahıs ve cemaatin tevcihatı ile kazanılan birşey değildir.

    Şöyle bir itiraz gelebilir: Tüm İslâm hükümetlerinin hilafeti, halife. lerin taaddüdünü (çokluğunu) gerektirir. Halifelerin taaddüdü ise caiz değildir.

    Cevap olarak deriz ki: Caiz olmamasının nedeni, Islâm hükümetle. rinin birbirleriyle mücadeleye girmeleri ve böylece ümmetin gücünün yitirilmesi dolayısıyla ümmetinin başsız kalmasıdır. Birden çok halife. nin bulunmasının sakıncası hükümetlerin taaddüdünden neş'et etmek. tedir.

    Bilindiği gibi alimler, çokluklarına rağmen peygamberlerin varisle-ridirler. 2

    Halife ve ulemanın hilafeti arasındaki fark, halifelerin şeriatı uygu-layacak güç ve hükümete sahip olmasıdır. İslâm hükümetlerinin taad-düdü (çeşitliliği) nasıl caiz ve hatta zorunlu ise, her hükümete de bir baş gerekiyorsa, o halde hilafet ve halifelerin taaddüdü de caizdir.

    Daha doğru ve faydalı olan, o halifelerden birinin "büyük halife" kabul edilmesi ve diğerlerinin onun otoritesini tanımaları, Müslüman-lar arasındaki ihtilaflarda son söz ve içtihadın büyük halifede olmasıdır. Böylece Müslümanların safları birleşmiş olur. Bilindiği gibi büyük hali-fenin veya genel halifenin müçtehid olma zorunluluğu vardır. O halde içtihadi ayrılıklarda son merci büyük halife olmalıdır.

    Müslüman devlet başkanlarının, aralarından birini "büyük halife" seçmeleriyle gerçekleşecek olan İslâmî hilafeti, ben de Reşid Rıza gibi tüm kalbimle temenni ediyorum. Ancak halihazırda bunun gerçekleş-mesi pek mümkün gözükmüyor.

    Daha önce el-Maktam gazetesindeki makalelerinden alıntılar yaptı-ğımız yazarın, Kemalistlerin emiru'l mü'minini veraset yoluyla değil, Müslümanların reyleriyle seçtiklerini yazması fahiş bir yalandır. Zira ortada emir sahibi olmayan bir halife vardır.

    Müslümanların reyleri değil, çoğu Allah ve Resulune inanmayan azınlık bir grubun reyleri sözkonusudur. Yazar, Ankara'da oluşturulan meclisin kimlerden ve nasıl oluşturulduğunu acaba biliyor mu? Anado-lu halkıyla bir ilgileri var mı?3

    Yazarın "verasetle değil" şeklinde vurgulama yapması bana yöneltil-miş bir iftiradır. Oysa ben makalemde hilafetin veraset yoluyla olması

    • 108.

    YanıtlaSil
  70. HİLAFET KONUSUNDAKİ MEZHEBİM

    gerektiği yolunda hiçbir söz sarfetmedim. Zaten bunun gerekliliğini de kabul etmiyorum. Kemalistleri bundan dolayı eleştirmiyorum. Zaten onlar bu geleneği bozmadılar ve VI. Mehmed'den sonra Osmanlı gele-neğine göre Abdulmecid'i hilafete atadılar. Osmanoğullarından değil de baska birisini mesela Mustafa Kemal'i hilafete secselerdi ve o da buna ehil olsaydı, hilaſetin yetki ve sorumluluklarına dokunmasalardı, be-nim buna hiçbir itirazım olmazdı.

    Abdulmecid'in hilafetine veya şahsına karşı da bir itirazım yok. Bi-lakis itirazın onun hilaſetin yetki ve sorumluluklarından tecrid edilme-sini kabul etmesinedir. Ben onun devleti yönetme yetkisinden taviz vermesine karşı çıkıyorum. Şimdiye kadar, hiçbir zaman herhangi bir halifenin şahsiyeti aleyhine konuşmadım. Çünkü "şahıs" sorunu tartış-maya açık bir meseledir. Şimdiye kadar hep, hilafet ve hükümet kavra-mı noktasında akıl ve şeriatın gereklerinden bahsettim. Bunda şüphesi olanlar yazdıklarımı ve konuştuklarımı araştırsınlar. O zaman muhalif-lerimin beni, kendi fikri acziyet ve nezaketsizliklerinden dolayı, tartış-tığım konu ile ilgili hususlarla değil de, şahsıma yönelik ithamlarla suç-lamaya çalıştıkları görülecektir. 4

    Onların bize karşı kullandıkları silahları, galiz küfür ve iftiralarıdır. Kalplerine vesvese veren şeytanları sanki onlara şöyle diyor gibidir: "Hakka kulak vermeyin ve onun duyulmasını önleyin. Böyle yaparsa-nız, galip gelecek olan siz olursunuz." Bu, hasmına tüccarca yaklaşanla-rın üslubudur ve şeytanīlerin metodudur.

    Bunlar Kemalistleri Islām kahramanları olarak lanse ederken, bizi de din ve vatan haini olarak ilan etmektedirler. Ne kötü bir hüküm ve-riyorlar! Bunu basite, hafife alıyorlar. Oysa Allah indinde cezası çok ağır olacaktır.

    Daha önceki makalelerimde, Mısırlıların Türk siyasî hayatı konu-sundaki bilgisizliklerine değinmiştim.5

    "İşte onların erişebildikleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, o, yo-lundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayette olanı da çok iyi bilir."

    (Necm, 30)

    Bizim Kemalist bid'ate karşı verdiğimiz mücadelenin din ve vatan hainliği olarak ilan edilmesi, tıpkı Firavun'un Musa'yı kendisine iha-netle suçlamasına benziyor.

    • 109

    YanıtlaSil
  71. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Firavun şöyle diyordu.

    "Biz seni çocukken himayemize alıp buyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aranızda geçirmedin mi?" (Şuara, 18)

    "Sonunda o yaptığın isi de yaptın. Sen nankörün birisin!" (Suara , 19)

    "O nimet diye basıma kaktığın ise İsrailoğullarını kendine kul kole edinmendir." (Şuara, 22)

    Firavun iyiliklerini Musa'nın başına kakarken, kendisinin ise Isra-iloğullarını köleleştirdiğini unutuyor!

    Sonra Mustafa Kemal'in ihdas ettiği hilafet ve hükümetin ayrılması meselesinde kalem oynatan Mısır uleması, bu meselenin özünü anla-maktan çok uzaktırlar. Tüm yaptıkları meseleyi saptırmak, birilerini övüp yermekten ibarettir. Bir türlü, olayın asıl mahiyetine inemiyorlar. Bilakis meseleye imamet, hilafet ve Islām tarihi konularındaki derin ilimlerini sergilemek açısından bulunmaz bir fırsat olarak bakıyorlar. Araştırmalarını bu amaçları istikametinde yürütüyorlar. Kemalistlerin yaptıklarını din ile bağdaştırmaya, din usulüne uydurtmaya uğraşıyor-lar; olmuyor. Bu kez, dini Mustafa Kemal'e uydurmaya çabalıyorlar.

    Aksi halde din, meşhur Ezher âlimlerinden Şeyh Yusuf ed-Dece-vî'nin dediği gibi olurdu:

    "Ya din ve vatan için, ila'y-ı kelimetullah için savaşan mücahidlerin düşmanlarının, hırsız ve hainlerin karşısına dikilir, büyüklerimizin yo-lundan gider, yeryüzünün en ileri ve müreffeh toplumu oluruz; ya da bizi gerileten bu dini, hayatımızdan çıkarırız."

    Şeyhin ila'y-ı kelimetullah için savaşan mücahidlerden maksadı, Mustafa Kemal ve arkadaşlarıdır. Hırsız, hain ve mücahid düşmanları olarak nitelediği kimseler ise, Sultan Vahdeddin ve biziz. Bu adamın sözlerinden şöyle bir anlam çıkıyor: Bu din ya bize Mustafa Kemal'e saygı ve sevgiyi, muhaliflerine de kin ve öfkeyi emreder; ya da biz bu dini hayatımızdan sileriz.

    Anlaşılan adamın Mustafa Kemal'in mücahidliğine, takva ve du-rüstlüğüne, bizim de hainliğimize olan inancı, dinine olan inancından daha fazladır. Dininden şüphe ediyor da, Mustafa Kemal'den şüphe et-miyor. 6 Oysa, Allah'ın katında mesele hiç de böyle değildir. "Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlar-da bulunan kimseler bozulur giderdi." (Müminun, 71).

    110.

    YanıtlaSil
  72. HILAFET KONUSUNDAKİ MEZHEBİM

    Ankara kaynaklı, yazarı mechul kitabın ve Mısır ulemasının bu ko-nuyla ilgili olarak öne sürdükleri tum ſikhi hükümleri, İslam'ın ilk do-nemleri ile ilgili tarihi olayları, hakimiyet (kullanımının) ümmetin hak-kı olduğunu, ummetin dilediği fert veya cemaate (meclise) bu hakkını devredebileceğini, Sultan Mehmed Vahdeddin'in diğer Emevi, Abbasi ve Osmanlı sultanları gibi, imametin tüm şartlarını haiz olmadığını, ozellikle Kureyş şartının hiçbir Osmanlı halifesinde bulunmadığını ka-bul ediyorum. Ayrıca krallar ile sultanlar halife olabildiği gibi, cumhur-baskanının da halife olabileceğini, Mustafa Kemal'in hilafetin ilk ve te-mel sartı olan "Islam dini" şartına uyması halinde hilafet ve imametinin geçerli olacağını da kabul ediyorum. Bu meselelere bir itirazımız ola-maz, 7

    Fakat onlar, hakkı söyleyip bâtılı murat etmekteler. Zira onlara göre "Hilafet aslında asırlar önce asliyetini yitirmişti. Halifeler, göstermelik olmaktan başka bir anlam ifade etmiyorlardı. O halde, böyle bir mües-sesenin terkedilmesinde bir beis yoktu. Yani hilafet onlara göre aslı astarı olmayan bir hurafeden ibarettir.

    Madem õyle, daha düne kadar kendi atadığınız Abdülmecid'in hila-fetini teyid etmek için niçin onca çaba gösteriyordunuz?

    Şu suallerimize cevap verin bakalım:

    Niçin hilafeti önce yetkilerinden soyutlayarak göstermelik hale ge-tirip, sonra da tamamen yok ettiniz? Ulemanın hakkında bunca söz sar-lettiği, sizi savunmak için tüm bilgilerini sergiledikleri bu konuda, sizi hilafeti ilga etmeye zorlayan sebepleri lutfedip açıklar mısınız?

    Ulemanın bu gafleti, kendini bilmezliği beni çok üzmekte, derin-den yaralamaktadır. Ulema bu mühim dinî, siyasî ve tarihî meseleyi in-celerken, ilimlerinin derinliklerine saplanıp bakıyor. Meselenin özüne inemiyor.

    Sofilere "Zikir, sizi zikrettiğiniz kimseden alıkoydu" dendiği gibi, ilmi inceleme ve araştırmaları, onları meselenin mahiyetini anlamaktan alıkoymuştur.

    Ey sözlerinin akıntısına kapılanlar! Şizler uykuda yüzer gibisiniz. llim ve sözleriniz sizi helaka sürükledi. Nereye gidiyorsunuz? Siz ilmi-nizle oyalanıp dururken, onlar yapacaklarını yaptı.

    Bir yıl önceki el-Maktam ve el-Ehram gazetesindeki yazılarımda, araştırmacıların bu durumuna dikkat çekmiş ve bunun sebepleri üze-rinde durmustum. Orada sunları sormuştum:

    111.

    YanıtlaSil
  73. HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Mustafa Kemal'in hilafet ve hükümeti ayırmasının ne gibi dini ve milli menfaatleri var? İzmir'in fethinin amacı veya Yunan ordularını he zimete uğratmanın kaçınılmaz kosulu bu muydu? Yoksa, Lozan göruş.

    melerinin başarıyla sonuçlanmasının mı kaçınılmaz bir şartıydı bu? Bu soruları sordum ve bana sesimin yansımasından başka bir cevap veren olmadi.

    Mustafa Kemal, bunu, iddia ettiği üzere hilafet makamını yeniden ıslah etmek amacıyla yapmamıştı. Zira bunun yolu, kötü halifeyi, iyi-siyle değiştirmekten geçerdi. İddia ettikleri kötü halifeyi iyisiyle tebdil ettikten sonra, hükümet merkezini Ankara'ya naklettikleri halde niçin hilafet merkezini güvensiz bir yer olan İstanbul'da bıraktılar? Hilafet merkezini başkent yapmaya dahi tenezzül etmediler.

    Tanıdığım en bilinçli ve Türk siyasetini yakından takip eden insan-lardan birisi olmasına rağmen, Reşid Rıza bile, bu konuda Kemalistlerle aynı görüşü paylaşmakta. Hilafet merkezinin başkent olma zorunlulu-ğu yoktur demektedir.

    Işin hakikati, Kemalistler için, hilafet merkezinin korunmasının bir önemi yoktur. Çünkü zaten onlar, bir an önce bu müesseseden kurtul-mak istiyorlar. Reşid Rıza'nın onları hilafetin hakkını vermeye çağırma-sı yersiz ve abestir. Onun bu çağrıyı yapması beni çok şaşırttı. Zira "la-iklerin, en güçlü ve örgütlü durumda bulunduğu yerin Türkiye" oldu-ğunu söyleyen kendisiydi. Ayrıca laiklerin, Müslümanlara olan düş-manlığının, gayrimüslimlerin Müslümanlara olan düşmanlığından daha şiddetli olduğunu söyleyen kendisidir.

    İşte Türkiye'deki bu güçlü, örgütlü din düşmanı laiklerin, bizzat it-tihatçılar ve Kemalistler olduğu; başlarında ise Doğu kahramanı Musta-fa Kemal'in bulunduğu gerçeği, allame Reşid Rıza'nın ferasetinden nasıl kaçtı, hayret doğrusu!..

    Menar sahibini istisna tuttuktan sonra, bu konuda, Mısır uleması-nın onca ilim ve akıllarına rağmen, koyu bir cehalet veya körlük içinde olduklarını müşahede ediyoruz. Şark kahramanının yaptıklarını savun-mak için, delil olarak getirdikleri âyet ve hadisler, asıl yerinden saptır-dıkları ve hakkı bâtıla hizmette kullandıkları için, yarın onlardan da-vacı olacaktır. Mısırlılar bu konuda bilinçsizce, büyük vebal altına giri-yorlar. Ancak bilinçsizlikleri onlar için bir mazeret olamaz. Zira, hükû-metin hilafetten ayrılmasının din ve dünyayı ayırmak olduğu aşikardır. Müslüman avam dahi bunun bilincine vardığı halde, ilim ehlinin binbir

    112.

    YanıtlaSil
  74. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Mısır ulemasının, haliſelerin(!) istibdad ve zulumlerini ağızlarına dolamalarını ve böylece Kemalistlerin bu konudaki davranışlarına hak. kazandırmaya çalışmalarını gördukçe, gülesim geliyor!

    lılık hum Abdulhamidten sonra hiçbir halife yetki ve sorumluluklarını tam olarak kullanamadılar. Memleket idaresini İttihatçılara kaptırdılar. Zira, mer.

    Mısır uleması, gayba taş atar gibi, cahili olduğu konularda konuş. makta, haksız yere halifelere atılan iftiralara iştirak etmektedir. Mustafa Kemal'e olan güvenleri, onları böylesine müfteri kılmaktadır.

    Gerçekte ise, halifeler, hata ve günahlarına rağmen, diğer güruhun yanında birer evliya kalırlar. Onların günahlarının durumu, herhangi günahkar bir Müslümanın durumu gibidir. Günahkâr bir Müslüman mülhid bir kafirle kıyaslanamaz!

    Mısır'daki komiklikler güldürmekten çok ağlatıyor. Buradaki ko-mikliklerden biri de, 31 Ekim 1923 tarihli el-Maktam gazetesindeki Mı-sırlı doktor Hüseyin Himmet'in, beni ve Atatürk'ü karşılaştıran yazısı-dır.

    "Mustafa Kemal din ve devlete hizmet ederek Mustafa Sabri'nin sa-dece azledilmiş padişaha mahsus sandığı şeriatı kurtarmıştır. Onun ya-nılgısının nedeni, dünyanın hızla gerçek demokrasiye doğru yöneldiği-ni bilmemesidir. Şeyh, dünya gerçeklerine bir baksın! 10

    "Rusya'da çarın nasıl ateşe atıldığını, Almanların imparatora yaptık-larını ve İspanyolların nasıl krallarını tehdit ettiğini görsün. Tüm bun-lar halklarını, kendilerini Tanrı'dan aldıkları yetkilerle yöneten büyük kayserlerin kişisel diktatörlüklerinden bıkıp usanmaları nedeniyledir."

    Bu adama derim ki, eğer bende bir cehalet görüyorsan, hamdolsun bundan beriyim. Rus Bolşevik devrimini size süsleyen ve gerçeği oldu-ğundan farklı gösteren o soysuz ilminizden dahi yeterince malumatım var. Allah bir toplumun aklını almak istediği zaman, onları yetkisini Tanrı'dan alan kimselerden kaçındırarak, aralarında yetkisini şeytandan alan kimseleri peydah eder. Demokrasi vaad ederek iktidara gelen, son-ra da halkı azgın tağutlar gibi yöneten, siyasete karışmaması gereken askeri halkı sindirmek için kullanan yalancıların sözlerine kanacak ka-dar ahmaklık ancak senin gibilere yakışır.

    Sonra ahmaklığına ahmaklık katarak dünyanın en büyük iki fitne-sinden biri olan Bolşevik idaresini örnek gösteriyor. İkinci büyük fitne ise İttihatçı-Kemalist fitnesidir. Ben daha ne diyeyim? Allah, örnek al-makta ısrar ettikleri şeylerden onlara da nasib etsin!

    114.

    YanıtlaSil
  75. HİLAFET KONUSUNDAKİ MEZHEBİM

    Kemalistlerin ne kadar demokratik olduklarını bu kitabın başka bir konusunda açıkladım.

    Mısırlılarım gülünçluklerinden biri de, Kemalistlerin çıkardıkları iç-kiyı yasaklayan kanunun ciddiyet ve geçerliliğine inanmalarıdır. Kema-listlerin bu kanunu Allah rızası için veya halkın yararına çıkardıkları sanarak bunu onların iyilik ve keremlerine yordular. Oysa onlar, alkolū kendilerinden başkasının satmasını, ticaretini yapmasını engelleyerek, bu buyük kazanca tek başlarına konmayı amaçlamaktadırlar. Türki-ye'de çoğu kimse bazı Millet Meclisi üyelerinin, alkol ticareti ile uğraş-tuklarını, evlerini imalathane ve depo olarak kullandıklarını bilir.

    Gene Turkiye'de herkes bilir ki Mustafa Kemal içkiyi çok sever. Onun ve arkadaşlarının içki içmeden geçirmedikleri bir gün veya bir gece yoktur. 11

    Bazı Mısır gazeteleri, Cumhuriyetin ilanını ancak Mısırlılarda görü-lebilecek bir gaflet ve hamakatla ifade ederken şöyle diyorlardı:

    "Yenilikçiler hedeflerine ulaşarak 28 Ekim 1923'de Cumhuriyeti kurmayı başardılar. Bundan sonra, bu mutlu gün, Doğu, Türk ve İslâm tarihinin en meşhur ve parlak günü olarak kutlanacaktır. Böylece, 1s-lam'ın ilk günlerindeki demokratik şura yönetimine dönülerek yeniden Islam cumhuriyetine dönülmüş oldu. Mustafa Kemal, Ebu Süfyan'ın oğlunun Sıffin gününde kurduğu saltanat düzenini yıkarak yeniden şu-ra düzenini iade etti. "12

    Insanın Türkiye'deki devrimi bu şekilde değerlendirebilmesi için mutlaka Mısırlılar gibi kör ve basiretsiz olması gerekir. İslâm hüküme-tini lağveden Türk cumhurbaşkanını, Hulefa-i Rāşidīn ile ölçmekten haya ederiz. Bunu cumhuriyetin şekline bakarak değil, İslâm'ın mânâ ve ruhuna bakarak söylüyorum. Sonra İslâm'ın altın çağındaki Islām cumhuriyeti ile Mustafa Kemal'in Frenk usul ve görüşlerine göre tesis ettiği Türkiye Cumhuriyetini nasıl kıyaslayabiliriz?

    Mustafa Kemal ile Süfyan'ın oğlu da kıyaslanamazlar. O Ebu Süfyan oğlu ki; ölümünde Rasulullah'ın (sav) daha önce biriktirdiği tırnakları-nın gözlerine konularak defnedilmesini vasiyet eden bir zâttır. Mustafa Kemal'in icraatı da ortadadır.

    Bu Mısır körlüğüne emiru'ş-şuara Şevki de tabi olmuştu. Hilafete hitap ederek "Hind oğlundan sonra, hevaları üzerine sana tābi olanlar seni yalanlamışlardır" 13 diyor.

    115.

    YanıtlaSil
  76. HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Dort Halife'den sonra, hilafet makamma gelen herkes onu yalanla mis, daha sonra aradan onuc astr geçtikten sonra Mustafa Kemal gele rek hilafeti doğrulamış. Buna göre, Islam farihinin yüzde ikisi doğru, yüzde doksansekizi ise yalanla doludur. Şairin demek istediği budur Sonra din ve dünya ilişkilerini birbirinden ayırmak için, hilafeti tum yetkilerinden soyutlayan Mustafa Kemal gelerek, Dort Halife'den sonra kesilen doğruluğu tekrar başlatıyor. Ne gulünç!

    Hilafetin otuz yıl sonra saltanata dönüşeceğini ifade eden hadis-i nebevi acaba niçin 1300 sene sonra, tekrar aslına iade edileceğini zik. retmemiştir, anlayamıyorum!

    Olayın hakikati otuz yıldan sonra ısırıcı saltanatın, Mustafa Ke mal'den sonra da parçalayıcı saltanatın başladığıdır.

    Mısırlıların hakka mugayir komiklikleri sayılmayacak kadar çok. tur. 14 Seyyid Reşid Rıza dahi, geniş ilmine ve inci anlayışına rağmen bundan kendini kurtaramamıştır. Şöyle diyor: "Halihazırdaki Türk hú-kümeti şahsi yönetimi tamamen ilga etmiştir." Türkler, Mustafa Ke-mal'in şahsi yönetimi altında inlerken o, böyle diyor.

    Ağlanılacak hallerden biri de, Sultan Vahdeddin'in Istanbul'dan ka-çarak İngiliz himayesine sığınması meselesini konuşurken sarfettikleri söz ve iftiralardır. Bunlar, her insaf sahibini ağlatacak boyutlarda çirkin-lik yüklüdür. Vahdeddin'den ne istiyorlar! Istanbul'da kalsaydı da mer-hum Kemal Bey'in akıbetine mi uğrasaydı? Onun yerinde kendileri ol-salardı, hayatları söz konusu olduğunda, ne yaparlardı?

    Ey âlimler! Sizler Allah'ın yeryüzündeki emin kullarısınız, Ingilize olan düşmanlığınız sizi halife Vahdeddin hakkında adaletsizce hüküm vermeye itmesin! Onun kendilerinden kaçtığı kimseler Islam'a ve hila-fete iltica ettiği kimselerden daha az düşman değillerdi. Belki daha şe-did düşmanlardı! Bunu siz bilemezsiniz ama, biz biliyoruz.

    Ülkemizde olanlardan dolayı siz de sorumlusunuz. Çünkü İslâm düşmanlarını desteklediniz. Yalana kulak verdiniz ve olaylara titizlikle eğilmediniz. Türkler arasındaki bu siyasi mücadelede zehirli oklarınızı, tağuta boyun eğmekten kaçınan mustaz'aflara yönelttiniz. Onlara karşı kibirlenip gururlandınız. Şeytan ve tağuta tapanları ise kollarınız kırı-lırcasına alkışladınız!

    Kafirler için "Bunlar Allah'a iman edenlerden daha doğru yoldadır" diyorlar! (Nisa, 51)

    116.

    YanıtlaSil
  77. HİLAFET KONUSUNDAKİ MEZHEBİM

    Rabbimiz kimin hidayet üzere olduğunu, kimin akıbetinin hayırlı olacağını daha iyi bilir. Zalimler felah bulamazlar. Bazı Mısırlıların hälä Firavun tabiatı üzerine olduklarını görüyorum.

    "Halka, siz de toplanıyor musunuz, denildi.

    Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız, dediler" (Şuara, 40-41)

    Hakkınızda söylediğim bu kelime sizlere ağır geldiyse, ben bundan mazurum! Zira sizden ve Türk dostlarınız İttihatçı ve Kemalistlerden birçok zulümler gördük. Cenab-ı Hak kötü sözle cevap vermeyi zulme uğrayanlar için meşru kılmıştır!

    Mahiyetini, hakikatini bilmediğiniz konularda konuşmaya pek me-raklısınız. Artık gerçekleri görmeniz için, hilafete yapılanlar yeterli bir delil değil midir?

    Islam şeriatında ve tarihte yeri ve benzeri görülmedik şekilde, hila-fet hükümet etme yetkilerinden soyutlanmış; böylece devlet dinden ko-parak laikleşmiştir.

    Bu olgu, Lozan Konferansına iştirak eden Ankara temsilcisi zât ta-rafından resmen ilan edilmiştir.

    O halde kendi ladiniliklerine şahadet eden bu insanları hâlâ niçin savunuyorsunuz? Dinden uzaklaşmak isteyen bu insanları, niçin hâlâ dindar göstermeye, yaptıklarını dinle bağdaştırmaya çalışıyorsunuz? Onların şeriata aykırı tavırlarını hâlâ niçin tevil etmeye çalışıyorsunuz? Bu tutumunuzla dine değil, dinsizliğe arka çıktığınızın farkında değil misiniz?

    "Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak, yahut onlara kim vekil ola-cak?" (Nisa, 109)

    YanıtlaSil
  78. HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Muellifin hilafeti tarifi tüm Müslumanların icmat üzerinedir Imam Måverdi'nin tarifi söyledır. "Dini korumak ve dünya siyasetini yürütmek amacıyla Resulullah (say) vekalet etmektir. Ahkamus-Sultaniye

    Ibn Haldun ise Mukaddime'sinde su tarifi getirmiştir: "Şeriat sahibine, dini koru-mak ve dünya siyasetini yürütmek amacıyla niyabet etmeye hilafet veya imamet denir. Bu işi üstlenen de halife ve imam lakabını alır."

    21bn Receb'in risalesinde varid olan uzun hadisten bir cüzdür. Hadisi Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi ve Ibn Máce rivayet etmişlerdir.

    Ibn Derda'dan rivayet edilen hadisin tamamı şöyledir:

    Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: "Kim ki ilim öğrenmek amacıyla yola çıkarsa, Al. lah ona cennet yolunu gösterir. Melekler ilim talep etmeleri sebebiyle, kanatlarını onlara gererler. Gök ve yerdekiler, hatta denizdeki balıklar dahi âlim için istiğfar ederler. Ali-min abid üzerine fazileti dolunay halindeki ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Alim-ler peygamberlerin varisleridirler. Onlar dinar ve dirhem değil, ilim miras bırakırlar, kim ondan alırsa tam nasibini almış olur."

    3Şüphesiz, Şeyh Sabri meclis seçimlerini ve oluşumunu yakinen biliyordu. Mustafa Kemal adeti üzere, her zaman meclis seçimlerine müdahale ediyor, kendi adamlarının seçimini sağlıyordu. Armstrong'un da belirttiği gibi Atatürk, halkın iradesini hiçe sayan biriydi. Muhaliflerini suikastla tehdit ederek sindirmeye çalışmıştır. Bu politikalar saye-sinde Meclis kendi otoritesine bağlı, muhalefetten çekinen kişilerden oluşturulmuştu.

    *Daha önce de açıkladığım gibi Kemalistlerin düşmanlığı halifelerden birinin şahsı-na değil, hilafete yönelikti. Aksi takdirde meselenin halli son derece basitti. İstemedikle-ri halifeyi azleder, yerine yenisini geçirirlerdi. Ancak onların hedefleri bizzat hilafet mű-essesesi idi. Böylece, hilafeti tüm yetki ve otoritesinden mahrum bıraktılar. Ayrıca bazı-larının zannettiği gibi mesele halifenin ümmet ve devlet çıkarları aleyhindeki davranış-larına engel olmak da değildi. Bu ihtimal Meclis için veya Mustafa Kemal'in şahsı için de geçerlidir. Hangi güç, onların halk ve devlet aleyhine çalışmalarına engel olabilir?

    Sonra bazıları benim Mehmet Vahdeddin'in olumlu yönlerini savunmamdan dolayı Vahdeddin hayranlığı ve Abdülmecid düşmanlığı ile suçlamaktalar. Oysa ben bir gerçeği dile getirmekteyim. Sultan Vahdeddin hayatı tehlikeye girip yurdundan ve tahtından ay-rılmak zorunda kalıncaya kadar, hilafetin yetkilerini korumuş ve kullanmıştır. Abdül-mecid ise, Mustafa Kemal'le anlaşarak hilafetin yetki ve otoritesinden tecrid edilmesi su-çuna ortak olmuştur. Hilafet onurunun yitirilmesinde, Abdülmecid'in büyük sorumlulu-gu vardır. Böylece kötü bir geleneğin başlamasına vesile olduğu için, kıyamete kadar bu kötü geleneğe uyanların günahlarına ortak olmuştur.

    118.

    YanıtlaSil
  79. HILAFET KONUSUNDAKİ MEZHEBİM

    Vahdeddin in Kemalistlerin hilafet ve devleti birbirinden ayırma politikalarına karsi okması ve bu konuda verdiği mücadele takdire sayandır. Ancak onun Itihatei ve Kema-istlere yumuşak davranması bir hata idi Sultanın bu tutumu yüzünden ülkeyi ve halka onların hesap ve planlarından kurtarma fırsatı yitirilmistir. Birinci Dünya Savaşı sonun-da bu fırsat doğmuş, ancak ne yazık ki değerlendirilememişti

    Bızım ulkemizdeki insanlar çeşit çeşittir. Zalim, kana doymaz; halim ise, zalimleri yendiği zaman onlara benzememek için onları katletmekten cekinir. Sonra zalimler tek-rar toplanır ve daha siddetli ve zalimane kan dökmeye devam ederler. Bu kısır döngü her seferinde, zalimlerin daha güçlenmesi, mazlumların daha çok ezilmesine sebeptir.

    Insanlara zulmetmeyenlerin hali buysa, ya acımayanlara acıyanların hali ne olur?

    Sultan Vahdeddin'in Mustafa Kemal'e gösterdiği müsamaha hata ve günahını, onun zulmüne uğrayanlar affetmeyecektir. Onlar affetseler bile hiyanet ettikleri İslâm ruhu af-fetmeyecektir. İşte Vahdeddin bu yüzden suçludur.

    Padişah bir taraftan Ingilizlerle anlaşma masasına oturmuş, diğer taraftan da Musta-fa Kemal'i gizlice Anadolu'ya göndererek, orada direniş gücü oluşturmasını ve örgütlen-mesini sağlamıştı. Barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, direni-şe geçmek planlanmaktaydı. Durumu farkeden Ingilizler padişahtan Mustafa Kemal'i görevinden azletmesini ve İstanbul'a geri çağırmasını talep ettiler.

    Birinci Dünya Savaşı galibi İngilizler, başkent Istanbul'u işgal etmişlerdi. Sultanın onlara karşı koyacak durumu yoktu. Buna rağmen birkaç ay Ingilizleri oyalayabildi. Fa-kat sonuçta taleplerine boyun eğmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal ise padişaha karşı gelerek bu talebi reddetti. Aslında padişah onun yaptıklarını destekliyor, ancak Ingiliz baskıları sonucu açıktan destekleyemiyordu. Dolayısıyla Mustafa Kemal'e karşı yumu-şak ve hoşgörülü davranmaya devam ediliyordu. Kabinedeki Ali Rıza ve Salih Paşa gibi zatlar da Mustafa Kemal'e son derece yumuşak davranıyorlardı. Bu arada Mustafa Ke-mal'e bağlı askerler, İzmir'deki Yunanlılara saldırdı. Bunu fırsat bilen Yunanlılar Anadolu içlerine doğru işgallerini genişletmeye başladılar. İşgal ettikleri her yeri yakıp yıkıyorlar-dı. Böylece Anadolu'nun yarısına yakın bir kısmını ellerine geçirdiler. Ankara yakınları-na kadar ilerlemişlerdi.

    Birinci Dünya Savaşına girmemizden ve Mondros Mütarekesini ilan etmemizden dolayı, aleyhimizde çok şiddetli hükümler içeren Sevr Antlaşması yapılmıştı. Eğer be-yinsiz İttihatçılar olmasaydı savaşa girilmeyecek; Istanbul ve İzmir'in işgaline yol açan Mondros Mútarekesi imzalanmayacaktı. Ayrıca Mustafa Kemal Yunanlıları kışkırıp, Anadolu'nun ortalarına kadar ilerlemelerine sebep olmasaydı, Sevr Antlaşması aleyhimi-ze bu kadar şiddetli olmayacaktı. O sırada müttefik devletler arasındaki birlik devam ediyordu.

    Sultan Vahdeddin, Mustafa Kemal'in faaliyetleriyle devleti daha beter zorluklara su-

    119.

    YanıtlaSil
  80. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    rüklediğini, savaşın getirdiği olumsuzlukları daha da arttırdığını düşünüyordu. Bunun üzerine resmi bir ferman yayınlayarak, Mustafa Kemal'in bir asi olduğunu ilan ediyor ve tutuklanmasam emrediyordu. Bununla beraber fermanın gereği uygulamaya konmamış, aksine kısa bir zaman geçtikten sonra, özellikle müttefiklerin Yunanistan'a karşı tutum değiştirmeye baslaması ve Kemalistlerin Yunanlılara karşı direnişlerinde başarılar göster-meleri üzerine, padişah tekrar onlara müsamahalı davranmaya, hatta gizli-açık yardım etmeye başlamıştı. Bu durum Vahdeddin Istanbul'dan ayrılıncaya kadar böyle devam et miştir.

    Kendi atadığı veziri Tevfik Paşa, Sultan aleyhine Mustafa Kemal'e yardım ederek küfran-ı nimet örneği sergilemişti. Ali Kemal Bey'in feci akıbetini gören Vahdeddin aruk İstanbul'da kalmasının mümkün olmadığını görerek, yurdunu terk etmek zorunda kal.

    dı.

    Sözün özeti: Sultan Vahdeddin, Mustafa Kemal ile İngilizlere oyun oynamak istedi, lakin Ingilizler aynı şahısla sultanı oyuna getirdiler.

    Sultan Vahdeddin'in Kemalistlere gösterdiği müsamahanın en açık kanıtı, Tevfik Paşa gibi bir adamı iki yıl boyunca hükümetin başında bulundurmasıdır. Bu adam Allah ve halifenin üzerindeki hükümet emanetini tereyağından kıl çeker gibi merhale merhale Allah ve hilafet düşmanlığına teslim etmişlerdir. Ayrıca sultanın Emniyet Genel Müdürü olarak tayin ettiği Emiralay Esad Bey de sultana ihanet etmiş, Kemalistlerin Istanbul'u ele geçirmeleri üzerine, himmetlerinden dolayı buraya vali tayin edilmiştir.

    Bu kabil adamlar, iyilik gördükleri kapıya ihanet etmişlerdir. Bizzat Kemalistlerin Sultan Vahdeddin'den gördükleri yardım ve iyilikler saymakla bitmez. Allah'ın, Kemalist ve İttihatçılardaki sünneti, onlara yardım edenleri gene onlar eliyle cezalandırması şek lindedir. İttihatçıların Bab-ı Ali'de katlettikleri merhum Nazım Paşa, Kamil Paşa hükü-meti nezdinde onları korumuş ve affedilmelerini sağlamıştı. Aynı akibetten şehid Kemal Bey de nasibini aldı. Oysa o, Ferit Paşa hükümeti nezdinde İttihatçıların affedilmeleri için mücadele vermiş, girişimlerde bulunmuştu. Bu iyiliğinin karşılığını ise taş ve sopa-larla parçalanıncaya kadar dövülüp ölmesiyle görmüştür.

    Ülkemizdeki bu yırtıcı kurtların, Mısır'da birer kahraman gibi görülmesi, Ahmed'in

    şu sözlerini nasıl da haklı çıkarıyor.

    Kötü bir köle efendisini öldürürse

    Veya ihanet ederse, ona Mısır'da yer vardır.

    Kemalistlerin ve onların uydusu olan gazetelerin, Sultan Vahdeddin hakkındaki ha-kikatleri nasıl tersyüz ettiklerine bir örnek vermek istiyorum. Akşam gazetesinin 4 Ara-lık 1923 tarihli sayısında Sultan Vahdeddin döneminde Ictihad dergisi sahibi Doktor Ab-dullah Cevdet aleyhine verilen bir hükümden bahsediliyor. Akşam gazetesinin yazdığına göre Abdullah Cevdet'in suçu dergisine hadis-i şerif yazmaktı. Çünkü o dönemde, ilgili

    120.

    YanıtlaSil
  81. HILAFET KONUSUNDAKİ MEZHEBİM

    hakanlığın aldığı bir kararla gazete ve dergilere åyet ve hadislerin yazılması yasaklanmış # Gerekçesi ise insanların yanlışlıkla uygunsuz islerde kullanma olasılığı idi.

    Gazete daha sonra Abdullah Cevdet hakkında verilen sözkonusu hükmü eleştiriyor ve yem kurulan Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bu tür Ortaçağ kalıntısı kanunları iptal edeceğini müjdeliyordu!

    Oysa meselenin içyüzü Akşam gazetesinin anlattığı gibi değildi. Haber gerçek bo-yutlarından tamamen saptırılarak veriliyordu. Olayın hakikatı şu idi: Türk laiklerinin en meşhur simalarından olan Abdullah Cevdet, dergisinde Beni Kurayza gazzesinden bah-setmiş ve Peygamber Efendimiz'in (sav) onlar hakkında verdiği cezayı şiddetle ve haka-retvāri bir dille eleştirmişti. Onun bu hezeyanlarını 18 Mart 1923 tarihli Peyam-ı Sabah gazetesinde yazdığım uzunca bir makale ile cevaplamıştım...

    Olayı öğrenen sultan, bakanlıktan, sözkonusu şahsın peygamberlere hakareti men edici kanun mucibince cezalandırılmasını taleb etmiştir.

    Olay o günlerin tüm gazetelerinde bu şekliyle yer almıştır. Kendini habis çevrelerin emrine adamış Akşam gazetesi ise olayı bu çevrelerin isteği doğrultusunda kasden saptı-rıyor. Abdullah Cevdet'in habis, iğrenç günahını insanların gözünde küçültmeye çalışır-ken, Sultan Vahdeddin'in ne denli zalim birisi olduğunu ispatlamaya çalışıyor.

    İşte bu şekilde gerçekleri saptırarak hakkı batıl, batılı hak gösterme mücadelesi içindedirler. Peygamberlere hakareti hak sayarlarken, onları koruyan kanunları Ortaçağ hükümleri olarak nitelendirmektedirler. Tabii ki bu cesareti, mevcut laik yönetimden al-maktadırlar! (Mustafa Sabri)

    5Görüldüğü gibi Mustafa Sabri, Mısırlı yazarların olayları çarpıtmasından, tersyüz etmesinden ve kendine karşı takındıkları tavırlardan son derece muzdarip ve müşteki-dir. Mısırlıların böylesine olumsuz tavırlarını iki temel faktöre bağlayabiliriz:

    1- Onların da, diğer Müslümanlar gibi, Mustafa Kemal'in askeri başarılarının etki-sinde kalmaları ve böylece onun Islam'ın şerefli ve parlak günlerini geri getireceği veh-mine kapılmaları.

    Ancak onun askeri zaferden sonra, Islām'a karşı açıkça tavır alması, hilafeti ilga et-mesi ve laikliği getirmesi üzerine tüm Müslümanlar gibi, Mısırlılar da gerçeği görmüş, aldatıldıklarını anlamışlardır.

    2- Mısır'daki bazı İngiliz ajanı yazarların gene emperyalistler hesabına çalışan el-Maktam ve el-Muktatif gibi gazetelerde Mustafa Sabri aleyhine başlattıkları kampanya-dan etkilenmeleri.

    6Gözleri kör olduğu gibi basireti de kör olan bu adamın, zalim ve mülhidlerden do-layı İslam dinini yargılaması ne büyük bir ahmaklık! Allah fukahadan razı olsun; şehid bahsinde, hükm-ü şehid konusunu işlerlerken onu hakiki şehidlerden ayırmalarına su gerekçeyi gösteriyorlardı: "Yolunda cihad edeni Allah daha iyi bilir." Bir fakihlerin itida-

    • 121.

    YanıtlaSil
  82. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    line, bir de bu adamın hukum vermedeki cur'et, aşırılık ve israfına bakın!

    Mustafa Kemal'e olan aşırı hüsnuzannı ve bize karşı suizanı nasıl onu helake su rükluyor?

    Resid Rıza'nın İslám alemindeki frenkmeşrepler hakkındaki sözlerine göz atalım;

    "Laikler Turkiye'de örgütlü ve güçlüdürler. Mısır'da ise henüz örgütlenme asama-sında. Suriye, Irak ve Hindistan'da ise zayıftırlar. Hilafetin kaldırılması ve İslam dininin yaşamdan silinmesi için çalışırlar. İslam birliği yerine, ırki ve mahalli birlik oluşturmayı hedeflerler. Türkiye'de sahih imametin yeniden ihya edilmesine en çok bunlar karşı ge-lir. İslam'ın en sağlam kalelerinden biri olan Anadolu'da ümmet bilinci yerine kör ve ba ul taassuplar ikame etmek için tüm güçleriyle çalışıyorlar.

    "Daha önce bir Turk'e milliyeti sorulduğu zaman, 'Elhamdülillah Müslümanım' di-ye cevap verirdi. Böylece Rum ve Ermenilerden ayırt edilirdi. Şimdi ise aynı soruya 'Ben Türküm diye cevap verir oldu.

    "Türk halkı, daha önce halifeye itaat ve Allah yolunda cihad için askere giderken, şimdi Türk şan ve kahramanlığını göstermek için asker olmaktadır.

    "Geçen günlerde İsrail kökenli Türkiyeli kadın yazar Halide Edip'in Ateşten Gömlek isimli kitabını okudum. Kitap Türk halkının Yunan'a ve halifeye karşı verdiği savaşı an-latmakta. Ancak, kitapta ne Islām cihadından, ne de Anadolu halkının dini ruh yapısın-dan bahseden bir işarete veya ifadeye rastlamadım.

    Demek ki bu savaşla Islām ruhunun tekrar iade edilmesi yolundaki beklentilerimiz boşunaymış, yanılmışız." Reşid Rıza'dan alıntı. (Mustafa Sabri)

    7Atatürk'ün yakın arkadaşlarından başbakan Rauf ve diğer bazı siyasiler yeni bir hükümet kurularak padişahın anayasal kral, Atatürk'ün de başbakan olmasını teklif etti-ler. Ancak Mustafa Kemal bunu şiddetle reddetti. Zira onun niyeti ülkenin tek ve mut-lak hakimi olmaktı. (Armstrong)

    8Mısırlıların Mustafa Kemal'e olan sevgileri, Osmanlı İslâm devletine bağlılıkların-dan kaynaklanıyordu.

    Daru'l-hilafenin (Istanbul) Ingiliz, Fransız ve Italyanlarca işgal edilmesi, tüm Müs-lümanlar gibi, Mısırlıları da derinden yaralamıştı. Sonra Mustafa Kemal'in Anadolu'ya çıkarak, Türk ordusunun başına geçip Yunanlılarla mücadeleye girdiğini duyan Mısır halkı, İslâm ve hilafetin yeniden ihyası umutlarını Mustafa Kemal'e bağladı. Halkın gö-zünde M. Kemal Islam'ın şerefini geri getirecek, asrın en büyük İslâm mücahidiydi! Bir Islām kahramanıydı!

    Dolayısıyla Halk, onun her yaptığını destekliyordu.

    Sonra, savaş bitti. Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi ve hükümetin merkezi olarak Ankara seçildi.

    YanıtlaSil
  83. HILAFET KONUSUNDAKİ MEZHEBİM

    Hilafetin Istanbulda kalması her ne kadar kafalarda soru işareti oluşturduysa da halk ona guvenini henuz yitirmemisti.

    Ama ne zaman ki hilafet tamamen ilga edildı, böylece İslam ümmeti tarihinde ilk kez bassız kaldı, tum Muslumanlar gallet uykularından uyandılar ve kendilerini act ger-cekle basbasa buldular. Mustafa Kemal'i överek göklere sığdıramayanlar, artık is isten geçtikten sonra, onu siddetle eleştiriyorlardı!..

    Ustad Enver Cündi, halifelere yönelik günümüze kadar gelen bu iftiralara deginir-ken söyle diyor. Doğudaki ve Mısır'daki tarih kitapları, Osmanlı devletiyle ilgili görüşle ri aynen Batılı kaynaklardan aktarır. Oysa Batının bu konudaki düşünceleri Osmanlının Avrupa fetihleri ve ondokuzuncu yüzyılda yaşanan Balkan Savaşları sonucu oluşmuştur ve kendine özeldir. Emperyalist Batılılar, işgal ettikleri bölgelere kendi düşüncelerini de götürmeyi ihmal etmemiş, Osmanlı hakkındaki görüşlerini bizim okul ve üniversite ders kitaplarımıza sokmuşlardır. Bunun yanısıra, bizim tarihçilerimiz, araştırmalarında Batının kaynaklarına başvurmakta ve doğal olarak etki altında kalmaktadırlar.

    Osmanlı aleyhtarlığı, özellikle misyoner okulu mezunu Marunilerin çıkardıkları Arapça gazeteden sonra çok daha fazla şiddetlenmiştir.

    bkz. Enver Cundi, Osmanlı Devleti Meselesi.

    101ddianın aksine, Şeyh Mustafa Sabri, zamanının dünya gerçeklerine son derece vakıftı. Dolayısıyla, Kemalistlerin ilan ettiği demokrasi, halka özgürlük gibi yalan propa-gandalara aldanmadı. Bunun, arkasında ceberutu gizleyen bir demagoji olduğunu ilan etti. Dedi ki: "Onlar demokrasi vaad ediyorlar, sonra halkı diktatörce yönetiyorlar. Yöne-tim ve siyasete karışmaması gereken orduyu, kendi siyasi amaçlarını gerçekleştirmede maşa olarak kullanıyorlar."

    Şeyh Mustafa Sabri bu sözüyle ne kadar ileri görüşlü olduğunu isbat etmiş oluyor-du. Üçüncü Dünya ülkelerindeki hükümet-ordu krizlerine parmak basar gibiydi.

    11 Bu gerçeği Armstrong da ifade ederek, Atatürk'ün alkolik olduğunu bildirmiştir.

    12Tüm bunlar Mustafa Kemal'in kendini ve gerçek hedeflerini ne denli gizleyebil-

    diğini ve ne derece başarılı propagandalar yaptığını gösterir. Öyle ki yaptığı propaganda-larla halkı ve aydınları büyük ölçüde kendine çekmeyi başarmış, ancak çok az insan, onun gerçek niyetini sezebilmişti. 1952'lerde Istanbul'da Konsolos olarak bulunan Mus-tafa Saduni, Mustafa Kemal'in ciddi olarak İslâm dinini lağvedip yerine Hıristiyanlığı koymayı düşündüğünü ancak adamlarının onu doğacak muhtemel sonuçlardan sakındı-rarak düşüncesini uygulamayı engellediklerini öğrendiğini ileri sürmektedir. (Mustafa Saduni, Siyonist Düşünce ve Yahudi Siyaseti)

    13Diğer Müslümanlar gibi, Şevki de onun Islâm'a hizmet ettiğini zannederek aldan-

    mıştı. Bir şiirinde:

    YanıtlaSil
  84. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    "Allahu Ekber, fetihte ne acayiplikler vardır!

    Ey Türk Halidi, Arap Halid'ini yenile" diye yazmıştı.

    Ancak işin gerçek yüzü görulup hilafet ilga edildiği zaman, o da diğer Musluman. larla beraber ağlamış ve yazdığı siirlerde de bunu ifade etmiştir. Şevki bir şiirinde hilafe.

    tin ilgasından dolayı hüznünü şöyle ifade ediyor:

    Düğün şarkıları ölüm ağlayışlarına döndu Sevinç işaretleri arasında ölüm haberi yayıldı Zilaf gecesinde elbiseleriyle gömüldü Sabah ışıklarıyla beraber gömüldü Minare ve minberler senin için üzgün Ülkeler senin için gözyaşları dökmekte Hind ve Mısır hazin, senin için gözyaşları akıtıyorlar Şam, Irak ve Fars soruyor

    Sildi mi yeryüzünden hilafeti!

    14Ne gariptir ki Mısırlılardan sådır olan bu haller, onların Türklere olan aşırı sevgi, bağlılık ve vefa duygularından kaynaklanmakta. Ancak bu sevgi ve bağlılık kelimenin tam mânâsıyla cehaletin tezahürüdür. Çünkü Türklerin hilafet devletini yıkıp yerine la-ik devlet tesis etmelerini dahi desteklemektedirler. Oysa Türkler adına konuşan ve onlar adına iş yapanların ne gerçek Türklerle ve ne de Islâm'la bir ilgisi vardır. Bilakis onlar hile ve cebirle yönetimi ele geçirmiş, Türk halkının canına, malına ve dinine musallat olmuş Dönmelerden başka birşey değildirler. Onların sayesinde bugün Türk halkı daha düne kadar, kendi yönetimi altında olan halk ve devletlerden daha fakir, daha geri ve za-yıf düşürülmüştür. Bir taraf Türkleri bu kadar sevip onlardan sådır olan iyi kötü herşeye alkış tutarken, bazı Arap kardeşlerimin de Türk halkına zorla musallat olan bu Dönme-lerin yaptıklarını Türk halkına mal ettiklerini ve halkı Türk milletine düşman olmaya çağırdıklarını görüyoruz.

    Beyrut gazetelerinden er-Rey, el-Am ve el-Berk gazetelerinin halkı artık Türkleri sev-mekten vazgeçirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Gerekçe olarak Iürklerin İslâm şemsiye-sini terkederek Turancılık şemsiyesine girdiklerini, İslam dininin, sembol ve ibadetleri yerine Turancılık sembol ve anlamlarını ikame ettiklerini bildirmekte ve Arapların artık Türkleri sevmemeleri gerektiğini ilan etmekteler. Bu iki kıymetli gazete, Ittihatçı ve Ke-malistlerin yaptıklarından dolayı zavallı, miskin Türk halkını sorumlu tutma hatasına düşmüşlerdir. Oysa Türk halkının, onlardan çektiği musibet ve belaları hiçbir toplum çekmemiştir. Sizden önce ben onlarla mücadele ettim, körű körüne onları sevenleri uyarmaya çalıştım. Hatta bir Arap gazetesi beni kendi milletinden başka milletlere ya-kınlaşmaya çalışmakla suçladı. Oysa beni öyle suçlayanın kendisi eğer Müslümansa, başka millete yakınlaşmaya çalışmıştır. Çünkü benim milliyetim Islam'dır. Benim için

    124.

    YanıtlaSil
  85. HİLAFET KONUSUNDAKİ MEZHEBİM

    milliyetçiliğin İslam'dan başka bir anlamı yoktur. Ayrıca ben, Müsluman Türk milletin-den değil, milletime zorla musallat olup hilafet yerine laikliği, İslam yerine ırkçılığı bina eden Dönmeler grubundan hicret ettim. Aynı şey Araplar için de sözkonusudur. Kimse ırkını İslam'ın önüne geçiremez.

    Araplar yanlış kimseleri sevdiler. Önce İttihatçı ve Kemalistleri Türk zannederek onları sevip desteklediler. Sonra da onların yaptıklarını Türk halkına mal etmeye kalku-lar. Zalimin cinayeti mazluma yüklenmemelidir. Türk ismi altında, onların namına iş ya-panları sevip desteklemeyenlerin, şimdi Türk halkına kızması saçma ve adaletsizliktir. Müslüman kardeşlerimizin bu hususa dikkat etmeleri, İslâm için canlarını veren aziz Türk milletiyle onlar üzerine musallat olmuş azınlık grubu karıştırmamaları gerekir.

    Arapça dilimin döndüğü kadar konuyu beyan etmeye çalıştım.

    Acemi dilim, kastımı anlatmamda sıkıntı veriyor Kalemimin, kastımı ifadede aciz kaldığı yerde

    Kalbimi konuşturdum (Mustafa Sabri)

    YanıtlaSil
  86. KADIN VE ERKEKLER ARASINDAKI MAHREMİYETIN KALDIRILMASI

    کہ h

    ilafet meselesinden sonra, Mustafa Kemal'in kendine ve hüküme-tine kadınlarla ihtilatı meşru gördüğü, kadınların örtülerini terk etmeye teşvik ettiği, hatta zorladığı size yetmez mi?1

    Allah Reşid Rıza'dan razı olsun, konuyla ilgili araştırmasında şöyle diyor: "Yeni, modern Türk toplumunda kadına verilmek istenen yerin ve onların kadın meselesine yaklaşımlarının herhangi bir âlim ve din-dar tarafından tasvip edilmesi mümkün değildir."

    Hükümet tren, gemi gibi araçlardan sinema ve tiyatrolardan kadın ve erkeklerin birbirleriyle karışmasını engelleyen perdeleri kaldırmıştır. Buun üzerine halk tepki gösterip, bazı parlamenterler de bu konuyu meclise getirdiğinde İçişleri Bakanı şöyle cevap vermiştir: "Hükümet aradaki perdeleri sıhhi mülahazalar nedeniyle kaldırmıştır."

    Akşam gazetesi yazarlarından ve Ankara meclisinin nüfuzlu parla-menterlerinden Falih Rıfkı, hükümetin bu kararını savunarak Türkiye Cumhuriyeti'nin bir İslâm Cumhuriyeti olmadığını yazmıştır. Aynı ha-ber Beyrut baskılı el-Berk gazetesinin 25.12.1924 tarihli sayısında yer almıştır.

    127.

    YanıtlaSil
  87. HİLAFETİN ILGASININ ARKAPLANI

    Ayrıca Kemalistler yeni bir kanun tasarısı hazırlayarak, erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesine yasak getirmekteler. Böylece Kur'ân-ı Kerim'in ikişer, üçer, dörder kadınla evlenmeye verdiği cevaza açık bir muhalefet sergilemekteler. 2

    Buna ilaveten 17 yaşına ulaşmamış kız ve erkeklerin evliliklerine yasaklama getirmektedirler. Maalesef Mısır Hükümeti de bu geleneğe uymaktadır. Böylece gençler zinaya itilmektedir.

    Islam'da nikah, sünnet olduğu gibi, zina tehlikesi halinde farz kı-lınmıştır.

    1Mustafa Kemal, Ankara kadınlarına örtülerini çıkarmalarını emretti ve kendi karı-sını, erkek giysisine benzer bir kıyafetle insanların önüne çıkardı. Kadınları erkeklerle eşit olmaya teşvik etti.

    bkz. Armstrong, Mustafa Kemal'in Hayatı.

    2Vatan gazetesinde özellikle şu sıralar (cumhuriyetin ilk yılları) muhtelif Istanbullu kadın ve erkek yazarlar çok evlilik aleyhine yazılar yazmakta, Islám'ın bu cevazına çir-kince saldırmaktadır. Kendini Arapların büyük âlim ve fakihlerinden sayan bir şahısla karşılaştım. O da Kur'an-ı Kerim'de bildirilen adalet şartının yerine getirilemeyeceğini öne sürerek Kemalistlerin bu konudaki tutumunu desteklemekteydi.

    "Isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlayamazsınız" (âyet-i kerime)

    Bana göre ise, Allah'ın meşru gördüğünü ayıp karşılamak çok tehlikelidir. Bunu ya-parken âyetle delil getirmek ise ahmaklıktır. Çünkü bundan şu sonuç çıkar: Allah, Kur'ân-ı Kerim'de erkeklere meşru kıldığı ikişer, üçer, dörder evlenmeyi (hāşa) daha sonra batıl, boş ve anlamsız kılmıştır. Birden fazla kadınla evlenen Resulullah (sav), as-habı ve İslâm uleması adalet şartını görmezlikten gelmiş; âyetin mânăsını anlamamışlar-dır.

    Bu meseleyi Dini Müctehidler isimli kitabımda genişce inceledim ve yukarıda bahset-tiğim şahsın konuyla ilgili şüphesine gerekli cevabı verdim. Kitap, Kemalist hükümet ta-rafından toplatılmışur. (Mustafa Sabri)

    YanıtlaSil
  88. KAVMİYETÇİ DÜŞÜNCE

    S onra, 8 Aralık 1923 tarihli el-Ehram gazetesinde Mısırlı bir yazar tarafından kaleme alınan şu gerçekler sizi uyandırmaya yetmez mi?

    "Ankara'daki bazı adamlar İslâm âleminde görülmedik bir şekilde kavmiyetçi düşünceyi yaymaktalar. Mesela Yusuf Akçura, Osmanlı anayasasının ilanından birkaç yıl önce, İslâm birliğini bozmak amacıyla Jön Türkler adına bu düşünceyi yaymaya başlamıştır.2 Hedefleri İslâm birliğini yıkıp yerine Turan Birliğini tesis etmektir.

    "Turancılık önce muhtelif Türk lehçeleriyle konuşan toplulukları biraraya getirip, sonra bu topluluklardan ve Türk asıllı Macar, Bulgar ve Finlilerden müteşekkil, ırk esasına dayanan bir birlik ve pakt oluş-turmayı hedefler. Gayrimüslim olan bu topluluklarla ittifak ve birliği, Islām birliğine tercih ederler.

    "Bu adam ve benzerleri, İslâm dinini, Türkler üzerindeki Arap kül-tür işgali olarak değerlendirirler. Onlara göre İslâm, Arap kültürünün mahsulüdür ve bununla Türk kültürünü işgal etmişlerdir. O halde ne olursa olsun bu kültür işgalinden kurtulmak gerekir. Abdest ve diğer Islâmî kaidelerin sıcak iklimde yaşayan halklar için konduğunu söyler-ler. Bu kaidelerin diğer soğuk iklimlerde yaşayan halklara uygun olma-dığını iddia ederler.

    129.

    YanıtlaSil
  89. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    "Ankara'da yönetimi elinde bulunduran herkesin bu tür düşünceler taşımadığı doğrudur. Ancak sayı ve etkinlik bakımından bu düşünceyi savunanların gittikçe guçlendikleri de bir vakıadır. Bu hareketin önüne geçilmediği takdirde, gelecekte çok tehlikeli boyutlara ulaşacağı aşikar-dır. Dini Arap ırk ve şerefinin bir tezahürü İslâm büyüklerini ise Arap kahramanları olarak kabul eden bu sapık düşünce ekolü, Islām kardeş. liğine yöneltilmiş büyük bir darbedir. Onlara göre Türklerin vicdanın daki Islam inancına alternatif olarak, eski Türk uygarlığındaki cahill antik inançlar örneğin eski Türk putu Bozkurt yeniden ihya edilmeli ve Türk halkının vicdanına yerleştirilmelidir. Bu put için birçok marşlar yazılıp söylenmekte ve hükümetin posta pullarında Bozkurt resimleri yer almaktadır.

    "Ankara'daki herkesin bu düşüncede olmadığını söylemiştik. Ama onları işbirliği yapmaya sevkeden müşterek düşünce İslam düşmanlığı. dır.3

    "Bu iki grubun dışında, başka bir grup daha var ki; bunlar Islam birliğine taraftardırlar. Ancak bunu siyasi mülahazalarla değil, sosyal mülahazalarla istemekteler. Bu kesim, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Ce-lal Nuri, Ağaoğlu Ahmet, Hamdullah Suphi ve diğer Turancılarla müca-dele eder;onların amaç ve tehlikelerine dikkat çekmeye çalışırlar.

    Türk halkının geneli ve özellikle Anadolu halkının dindarlığından kuşku yoktur. Dini anlayışlarında yapılmak istenen hiçbir değişikliği tasvip etmezler. Ancak halkın bu tutumu ne hükümet icraatlarına ve planlarına, ne de kanunlara yansımaktadır."

    Bu makaleye söyleyeceğim birşey yok; Türkiye'de cereyan eden de-ğişimler doğru ama eksik bir şekilde ifade edilmiş. Mısırlı yazarlar san-ki olayın tüm gerçek boyutları hakkında konuşmamak üzere yemin et-miş gibidirler.

    Yusuf Akçura Ağaoğlu Ahmed, Ziya Gökalp4, Hamdullah Suphi, Celal Nuri ve emsali zātların planları, Mustafa Kemal'in planlarının ay-nısıdır. Onların arkasındaki güç Mustafa Kemal'dir. Makalede, olayın bu boyutuna değinilmemesi büyük bir eksikliktir.

    Turancıları koruyan, teşvik eden, hatta parlamenter tayin eden de odur. Anadolu halkı ise, onları ne tanır, ne de ilkelerini destekler. Onla-rın Islām birliğini parçalama çağrıları Mustafa Kemal'in rızasına uygun olmasaydı, ordusuyla beraber hiç onları destekler miydi?

    130.

    YanıtlaSil
  90. KAVMİYETÇİ DÜŞÜNCE

    Turkiye'de Mustafa Kemal muhaliflerinin örgütlenmesi kesinlikle yasaktır. Dolayısıyla sözü edilen fikirleri taşıyan insanlar memlekette diledikleri gibi cirit atıyorlar.

    Turancılık eğer yazarın ifade ettiği gibi sadece belli kimselerin du-şüncelerinden ibaret olsaydı, bugün hükümet pullarında Bozkurt re-simleri olmazdı. 5

    Sonra bugün, yeni meclis üyelerinin tamamını oluşturan Halk Par-tisi'nin programı gerçeği görmemize yetmez mi?

    Mustafa Kemal'in partisinin programına göre, eski gelenekler izale edilecek, yeni kanunlar ise hiçbir kayıt tanımadan tam bir hürriyetle yapılacaktır.

    Islamiyete yakınlığı ile tanınan Tevhid-i Efkar gazetesi bu hususu eleştirirken, Rauf Bey'in başbakanlıktan azledilmesine de değiniyor. Ga-zeteye göre Rauf Bey dinî duygularını yenemediği ve dini hükümlere saygı gösterdiği için azedilmiştir.

    Görevini hatırlayıp da dinini savunmaya çalışan Tevhid-i Efkar ve henüz dini duygularını yitirmeyen Rauf Bey gibilerine selam olsun.

    Turancı düşüncenin felseft temelini atan Ziya Gökalp'tir (1875-1924). Bu düşünce Islåm hilafetine alternatif olmak üzere geliştirilmiştir. Gökalp, Türklerin yakın geçmişin-den tamamen koparak bâtıl ve kavmiyetçi esaslarla kendini yeniden oluşturması gerekti-ğini savundu. Batı uygarlığını tercih ediyordu. Çünkü ona göre bu uygarlığın oluşturul-ması ve korunmasında Türklerin büyük payı vardı. Orta Asya'da oluşturulan Turan me-deniyeti, daha sonra göçler vasıtasıyla Tükler tarafından Avrupa'ya taşınmıştı.

    2Yahudi protokolleri açığa çıkarıldıktan sonra Jön Türkler'in niçin İslâm birliğini yı-kıp Turan birliği oluşturmak istedikleri daha iyi anlaşılıyor. Beşinci Yahudi protokolün-de dinî ve kavmi taassupların körüklenerek halkların kendi aralarında ihtilaf ve duş-manlığa sürüklenmeleri kararlaştırılmıştır.

    İşte hilafetin ilga edilmesinde Yahudi parmağına yeni bir delil!

    3Türklerin 600 yıl boyunca Islam'ın savunuculuğunu yaptıkları ve Islām mesajının, diğer halklara ulaşmasında büyük hizmetler verdikleri inkar edilemez tariht bir olgudur.

    Ancak siyonist ve Haçlı oyunlarına, bazı vilayetlerdeki vali ve diğer yöneticilerin zu-lüm, baskı ve hataları da eklenince Araplar arasında Türklere karşı bazı siyası akımlar oluşmuştur.

    • 131.

    YanıtlaSil
  91. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Doktor Muhammed Bedii Serif o zamanki durumu söyle tasvir ediyor. Kevakibinin temsil ettiği bir akım, Türk hilafeti yerine Arap hilafetinin oluşturulmasını savunuyordu Cemaluddin Afgani'nin temsil ettiği akım ise, hilafetin Osmanoğullarında kalmasıyla be. raber tamve şamil bir İslâm birliği sağlanmasından yanaydı.

    Başka bir görüş ise, Arapların Osmanlılardan tam bağımsızlığını savunmaktaydı. Bu aşırı görüşün yanısıra mevcut olan ılımlı görüşe göre ise Arap ülkeleri ancak gevşek bir bag ile Osmanlıya bağlı kalabilirdi.

    Farklılıklarına rağmen tüm bu siyası akımlar hilafetin korunmasından yanaydılar.

    Ancak Ingiliz ve Fransızların el altından destekleyip yaymaya çalıştığı bir akım daha vardı ki, Arap ülkelerinin yabancı mandasıyla yönetilmelerini savunuyordu. Bu görüşü savunanların yabancı güçlerin paralı uşakları olduğunda hiç şüphe yoktur.

    bkz. Doktor Muhammed Bedil Şerif, es-Sıraa beynel Mevali vel-Arab

    Din düşmanı Turan ırkçılığının karşısında, Osmanlı-İslâm sentezi bulunuyordu ve ulemanın genel eğilimini temsil ediyordu. Bu görüşe mensup olanların bazıları Osmanlı Türkleri ile Moğollar arasında hiçbir bağ olmadığı tezini savunuyorlar. Cengiz Han ile

    Hülagu'yu diğer Arap, Fars ve Batı tarihçileri gibi değerlendiriyorlar. Onlardan biri olan Tahir'ül-Mevlevi şöyle diyor. Türkler, o bozguncu ve kan içicilerle hiçbir şekilde övüne-mezler. Doğunun Batı karşısında gerilemesinin başlıca sebebi onlardır. Onlar yeryüzün de väki olmuş, insanlığın en büyük belasıdır. Müslüman Türkler tarihleriyle övünmek istiyorlarsa, Tolonlar, Selçuklular, Zengiler ve Osmanlı devleti onlara yeter.

    Değişik sosyal çalışmaları, eserleri olan Celal Nuri de şöyle diyor. Osmanlı Türkleri,

    önce Müslüman, sonra Türktürler.

    bkz. Şekib Arslan, Hadr el-Alem el-Islâmi

    512 Kanunusani 1340 tarihli lleri gazetesi Bozkurt'un yeni Türk bayrağı olması ge-rektiğini savunuyor. Gazeteye göre Bozkurt, Alman kartalından daha iyidir.

    Gazete, Türklerin asırlardır Timur, Cengiz, Alp, Ilhan gibi kendi öz isimlerini terk ederek, Osman, Muhammed, Ömer, Fatma, Aişe gibi Arap isimleri kullanmalarından esef ve üzüntü duyduğunu ilan ediyor.

    Muhammed'e, Ömer'e, Fatıma'ya canlarını feda eden Müslüman Türk milleti nasıl oyuna getirilmek isteniyor? Görün de ibret alın!

    Dint Müceddidler isimli kitabımda ırkçılığı ve ırkçılığın değişik boyutlarını tafsilatlı

    bir şekilde inceledim.

    Müslüman Anadolu halkı, tüm bu bâtıl duygu ve düşünceleri Islāmī duygu ve kimli-ğinin potasında eritmiş bir halktır. Atalarından miras aldıkları bu inanç, onların milliyet ve kimliklerini oluşturmuş; kalp ve vicdanlarına hakim olmuştur.

    Onların ilk kökenleri ile ilgili varsayımlar doğru dahi olsa, Türkler Müslüman ol-duktan sonra kazandıkarı İslâm kimliği ve milliyeti ile, o varsayımları çoktan unutmuş ve tarihe gömmüştür.

    Gerici ve bağnaz ırkçılar ise, Müslüman Türk halkına ve inançlarına rağmen, hälä ölüyü topraktan çıkarıp diriltme hevesindeler. (Mustafa Sabri)

    132.

    YanıtlaSil
  92. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Sonra şeri mahkemelerin ilgası hakkı görmemize yeterli değil mi

    dir?2

    Hakikatte bu olay, dinden çıkmanın en basit ve en açık alametidir. Daha nereye kadar, Kemalistleri savunacaksınız?

    Onların yaptıkları çoktan te'vil sınırlarını aşmadı mı?

    Dine mugayir planları görmeniz için daha ne gibi bir delil arıyorsu-nuz?

    Bizzat lādini olduklarını ilan etmelerini mi bekliyorsunuz?

    Bunu'da yaptılar. Lozan temsilcileri ve daha başkaları bu gerçeği itiraf ettiler. Hükümetlerinin lâdini olduğunu açıkladılar. Hükümetin görüşlerini yansıtan Akşam gazetesinin, hükümetin umumi taşıtlar ve mekanlardaki, kadın ve erkekleri ayıran perde ve engelleri kaldırması kararını yorumlarken, kararı Türkiye Cumhuriyeti'nin Islâm cumhuri-yeti olmadığı gerçeğine dayandırdığını görmediniz mi? Belki de onların din dışı değil, laik olduklarını söyleyeceksiniz.

    Arap gazetelerinden, Kemalistleri savunan kiralık kalem sahipleri de bu anlamda bir şeyler savsaklıyorlar.

    Gazeteler bu kiralığı, Lazkiye mutasarrıfı ve Beyrut vilayeti genel sekreteri olarak tanıyorlar.

    Şer'i mahkemelerin ilgasını, telgraflar, "Dini mahkemelerin ilgası" haberiyle duyurmuşlardır. Bu şahıs ise bir Ezher talebesinin konuyla il-gili sorusunu şöyle cevaplıyor: "Türkiye'de dinî mahkemeler yoktur, şer'i mahkemeler vardır."

    İşte, İttihatçı ve Turancıların peygamberi bu adamdır. Bu adamın Kemalistlerin nezdinde de önemli bir yeri vardır. Bugün, Millet Mecli-si'nde Diyarbakır mebusu olarak bulunmaktadır. Tevhid-i Efkar gazete-si, bu adamın resmini yayınlayarak altına şu cümleleri yazmıştır: Ziya Gökalp, Ağaoğlu Ahmed'le beraber, Mustafa Kemal'in Türkiye Cumhu-riyetinin temelini atan iki şahıstan biridir.

    Eski Lazkiye mutasarrıfının sözünü ettiği Mecelle medenî kanunu-nun genişletilip şer'ı hükümler ilave edilerek güncel koşullara uygunlu-ğunun sağlanması meselesi, şerî mahkemeleri ilga edenlerin plan ve programlarında yoktur. Onların programlarında, Ziya Gökalp'ın planla-rı vardır.

    Mecelle'nin, Islâm kaynakları ve muteber tüm İslâm mezheplerin-den yararlanılarak güncel koşullara uygunluğunun sağlanması, gerçek-ten çok ulvi ve önemli bir plandı. Ancak bu planın güzelliği, İttihatçı

    134.

    YanıtlaSil
  93. ŞER'İ MAHKEMENİN İLGASI

    hukumetin elinde ziyan oldu. Bu güzel proje, onların elinde oyuncak bebeğe döndü.

    Proje üzerinde yapılacak çalışmalar, ehil olmayan kimselere tevdi edildi. Istanbul'un tanınmış hiçbir aliminin görüşüne başvurulmadı. Oysa, önde gelen âlimlerden bağımsız bir komisyon oluşturularak, gö-rev bu komisyona tevdi edilmeliydi.

    Böyle yapılmadı. Yetersiz ve ehil olmayan kişilerden zayıf bir ko-misyon teşkil edildi ve başına da Seyyid Bey gibi dinine ve ilmine güve-nilmeyen birisi geçirildi. Bu adam şimdi Izmir mebusu ve adalet baka-nıdır. Daha önce de Osmanlı Ayan ve Millet meclislerinde İzmir naibi olarak bulunuyordu. Her iki mecliste de beraberdik. Mecliste, Ittihat ve Terakki'nin sözcülüğüne soyunmuştu. Bu adamın bir meclis oturumun-da söylediği öyle bir söz var ki, hiç unutamam!

    Parlamentoda herkesin şahit olduğu şu cümlenin sahibidir: "Kendi-nizi yormayın, devlet yok olur, İttihat ve Terakki gene yok olmaz."3 Sonra, ne gariptir ki, bu adam Harb-i Umumîden sonra, hapisten bana yazdığı bir mektupta Ferit Paşa hükümeti nezdinde, onun için af girişi-minde bulunmamı rica ediyor:

    "Ben hiçbir zaman, Ittihat ve Terakki Partisi üyesi olmadım. Hiçbir komisyon ve kongresine, gizli ve açık hiçbir toplantısına katılmadım. Zâtıâlinizce malum olduğu üzere, onlar bizi yabancı sayarlardı. Hiçbir zaman onların çirkin faaliyetlerini eleştirmekten geri durmadım ve dur-muyorum."

    Oysa, onu tanıyan herkes gibi, ben de onun İttihatçıların elebaşıla-rından olduğunu; resmî-gayriresmî meclis ve mahfillerde İttihatçıların avukatlığını yaptığını çok iyi biliyorum. Yıllar boyu İttihatçıların lider kadrosunda yer aldığı halde, nasıl oluyor da onların hiçbir toplantıları-na katılmadığını iddia edebiliyor? Sonra adamın İttihatçıları eleştirdiği veya onları terkettiği, duyulmuş ve görülmüş değildir.

    Bu Seyyid Bey'in unutulmaz bir sözü daha vardır ki, onun ne denli duyarsız biri olduğunu gösterir. İttihatçı Hükümet, devlet bütçelerinin birinde, Adalet Bakanlığına bağlı bir müsteşarlık ihdas etmişti. Bu ma-kama Italya'lı Kont Ostrorog'u atamak istiyorlardı. Kanunun Meclisteki müzakereleri sırasında Seyyid Bey şöyle dedi:

    "Hilafet başkentinde usul-i fıkhı bu konttan daha iyi bilecek bir alim yoktur."

    135.

    YanıtlaSil
  94. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Boylece Italyan kont bu goreve getirildi. Sonra kontun evinin lu hatcılar için eğlence ve fuhus mahalli haline getirildiğini duyduk.

    Iste Mecelle'yi araştırıp geliştirme komisyonunun başkanı! Burada kişiler hakkında tafsilata girmek istemiyorum. Fakat İttihatçı ve Kema. listlerin daha iyi tanınmalarına vesil olması amacıyla bu hususları zik. retme gereğini duydum. Dolayısıyla bu adamın mektubundaki, sadece bir sırrını ifşa etmek zorunda kaldım. Adamın kendisini İttihatçılardan ve yaptıklarından teberrî etmek istemesi sırrını açığa vurdum.

    Partiyi devletten, Italyan kontunu da Islâm ulemasından üstün tu-tan sözlerine ise, tüm Meclis üyeleri şahittir.

    Eski Lazkiye mutasarrıfının "Geçmişte olduğu gibi günümüzdede seri ve nizami mahkemeler arasında bircok ihtilaf ve zıtlıklar yaşanı yor. Bu da gereksiz yere hukuk ve vakit kaybına neden oluyor. Kanun-larını şerî hükümlerden alan bir İslâm devletinde iki ayrı mahkemenin bulunmasının hiçbir faydası olmadığı açıktır" şeklindeki sözleri yalan-dan ibarettir. İnsan, yüzü kızarmadan nasıl bunca yalanı söyler?

    Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasından sonra, nerede Is. lâm devleti? Nerede, bu devletin İslâm hükümlerinden istinbat edilen kanunları?

    Bilakis hilafete yaptıklarını, İslâm şeriatinden kurtulmak için yap-madılar mı?

    Bu adamın sözlerinde mantıktan bir eser yoktur. Eğer devletin ka-nunları, şer'i kaidelerden alınıyor olsaydı, bu, şerî mahkemelerin ilga-sını değil, ikamesini gerektirirdi.

    Adamın, Kemalistlerin yaptıklarına karşı konumu, şairin dediği gi-bidir.

    "Kişiyi eğer iyi işleri övmüyorsa

    Onu övmeye kalkan, fasih dahi olsa saçmalar"

    Onlar Ankara'da dini yıkarken, bu adam da Kahire'de Mısırlıların gafletini kullanıp, bâtılı hak gösterme çabasını veriyordu.

    Meselenin hakikati şudur: İslâm devletinin mahkemeleri sadece şeri mahkemeler olur. Osmanlının eski dönemlerinde de bu böyleydi. Nizamiye mahkemeleri ise devletin za'fiyete uğraması üzerine, yabancı devletlerin baskıları sonucu ihdas edilmiştir. Zorlama ile kurulmuş bu mahkemelerin dahi mümkün mertebe şeriata uygun olması için çalışıl-mıştı.

    136.

    YanıtlaSil
  95. ŞER'İ MAHKEMENİN İLGASI

    Bu mahkemeler devlet kontrolunde bulunmasına ve devletce tesis edilmesine rağmen "yabancı" sayılmışlardır. Şeri mahkemeler ise varlık ve görevlerini olduğu gibi devam ettirmişlerdir.

    Yapılması gereken şey, şer'i mahkemelerin alanını genişletip, yaban-a zorlamalarıyla oluşturulmuş nizamiye mahkemelerinin ortadan kal-dırmak iken, kimsenin aklına bunun tam tersinin gerçekleşebileceği gelmemişti.

    Muslumanlar, devletin yeniden istiklalini kazanmasını kutlamakla meşgulken, işte tam bu sırada şer'i mahkemelerin kaldırılması acı bir tokat olarak yüzlerine patladı.

    Sabah ışığını görmeyi temenni edenin, onu gördüğü zaman gözünü yitirmesi gibi, Müslümanlar skandalın olumsuz boyutlarını yeterince göremedikleri gibi, gerekli tepkiyi de gösteremediler.

    137.

    YanıtlaSil
  96. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Kemalistlerin İslam düşmanlığı açığa çıkmaya başlayınca her yerde Ankara huko.

    metinin irtidat ettiği yolunda söylentiler yayılmaya basladı. Vaiz ve hocalar, cami ve çar-sılarda Mustafa Kemal ve arkadaşlarını kınamaya ve eleştirmeye başladılar. Onun kari. katürlerini çizerek siddetle eleştiriyorlardı. Muhalifler böylece Istanbul'daki Halife Ab dulmecid etrafında toplanmaya basladılar. Hicbir zaman akıllarına, Gazinin hilafet ve halifeye dokunabileceği gelmemişti.

    Istanbul'da oluşmaya başlayan Islami hareketin kendisi açısından çok vahim sonuç lar doğuracağını sezen Mustafa Kemal, derhal şiddete başvurarak hilafetin ilgasını, halj. fenin sınırdışı edilmesini kararlastırdı ve din-devlet islerinin ayrılmasına yönelik planla-rını gecikmeksizin yürürlüğe koydu.

    bkz. Muhammed Celal Keşk, Hıvar fi Ankara

    2Bu, Kemalistlerin laik yönelimleri doğrultusunda din ve devlet islerini birbirinden ayırmak amacıyla atılmış önemli bir adımdır. Bunu diğer adımlar izlemiş ve İslâm şeriatı yerine İsviçre medeni kanunu, Italyan ceza kanunu ve Alman ticaret kanunları almıştır. Din öğrenimi ve dinî okullar yasaklanmıştır. Tesettür yerine açıklık ve kızlı-erkekli kar-ma eğitim getirilmiştir. Arapça harfler yerine ise Latin harfleri benimsenmiştir. Arapça ezan yasaklanmış, yerine Türkçesi konmuş; halkın giyim ve kuşamına müdahale edile-rek şapka giyme zorunluluğu getirilmiştir.

    "Olayın 'dini mahkemeler' şeklinde yansıması, telgraf dilinin Fransızca olmasından ve tercüme hatasından kaynaklanmaktadır. Zira Türkiye'de dinî mahkemeler değil, Mi-sır'da da olduğu gibi şeri mahkemeler vardır. Bu mahkemeler ihtisas alanına giren mese-lelerde kendisine başvuran insanların din ve mezhebine bakmaksızın başvurularını ka-bul eder ve hükmünü verir.

    "Harb-i Umumi sırasında da bu mahkemeler kapatılmak istenmiş ancak bazı engel lerden dolayı bu gerçekleşememiştir.

    "Mecelle'deki medeni kanun hükümlerinin genişletilerek günümüz koşullarına uy-gunluğunun sağlanması, yeni yüzyılın ruhunu yansıtacak şekilde geliştirilip uygulanma-sı çok doğru ve gereklidir. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de şerî ve nizami mahke meler arasında birçok ihtilaf ve zıtlıklar yaşanıyor, bu da gereksiz yere hukuk ve vakit kaybına neden oluyor. Kanunlarını şerî hükümlerden alan bir Islâm devletinde iki ayrı mahkemenin bulunmasının hiçbir faydasının olmadığı açıktır." (el-Ehram 15 Ocak 1923)

    Bu adam, Ankara hükümetince, yaptığı herşeyi hak surette göstermek üzere kiralan-miş adi bir ajandır. Mısırlıların gafletini kullanarak onlarla oynuyor. Bu kadar Allah'tan korkmaz, kuldan utanmaz birini görmedim.

    138.

    YanıtlaSil
  97. ŞER'İ MAHKEMENİN İLGASI

    Subhanallah! Seri mahkemelerin dini mahkemeler olmadığını daha önce hiç duy mamistik Yazarın delili ise bu mahkemelerin kendisine basvuran tum insanların davala-nat din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin bakmasıdır

    Kendisine başvuran gayrimuslimlerin davalarına bakması bu mahkemelerin adaleti-ne veya dini mahkeme olmalarına (Islam seriauna göre) gölge düsürür mu? Dini mah-keme olma yaslını kaybettirir mi?

    Eger o mahkemeler dini olsaydı, dini Islam olmayanların davalarına bakmazdı, de-mek gallet ve cehaletten baska birşey değildir. İslam dininin sadece Müslümanlar arasın-daki davalara bakabileceğini, gayrimüslimlerin davalarına bakamayacağını nereden çıka-nyor?

    Seri mahkemeleri dini mahkemeler olarak dillerine tercüme eden yabancılar, bu ko-nuda yanılmıyorlar. Bunu mahkemelerde cari olan İslâm hükümlerini gözönünde bu-Jundurarak söylüyorlar. Yoksa mahkemeye müracaat edenlerin dinlerine bakarak değil!

    Makalede, yazarın bir cümlesi var ki, çok doğrudur:

    "Harb-i Umumi sırasında da bu mahkemeler kapatılmak istenmiş, ancak bazı engel-lerden dolayı bu gerçekleşememişti."

    Evet bu mahkemeler, o dönemin İttihatçı hükümeti tarafından kapatılmaya çalışıl-mıştı. Çünkü onlar, gelişmiş toplumların ancak kendi akıl ve görüşleriyle oluşturacakla-n

    kanunlarla yönetileceğine inanıyorlardı. Gökten indiği söylenen kanunlarla değil!!

    İttihatçılar şeri mahkemeleri kapatmaya cesaret edemedilerse de bu mahkemelerin "Meşihat-ı İslamiyye" ile olan bağlarını koparmayı başardılar. Elbette bu Meşîhat ve şeri mahkemeler için büyük bir darbe oldu. Böylece Ittihatçılar kendilerinden daha büyük kahraman olan Izmir fatihi kardeşlerinin işini kolaylaştırdılar. Savaştan galip çıksalardı hiç kuşkusuz bu emellerine nail olacaklardı. Ama Cenab-ı Hak bu şerefsizliği Kemalistle-re nasip etmiştir. Yazarın bahsettiği engellerden kasıt budur.

    Şiirlerini Türk Kur'anı saydıkları Ziya Gökalp'ın şu beyitleri dediklerimi doğrular niteliktedir:

    Bir devlet ki hukukunu kendi doğurmaz

    Kanununa "Gökten indi değişmez" der

    O asla bir devlet değil müstakil durmaz

    Değişmeyen bir varlığı taşıyamaz yer

    Hakim olan millet midir, meşihat mıdır?

    Milli meclis, Mebusan mı, bab-ı fetva mi?

    Meşrutiyet bir hile-yi şeriye midir?

    Hür millet olduğumuz yoksa rüya mı?

    • 139.

    YanıtlaSil
  98. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    3Bu partinin yapısını ve hedeflerini tekrar hatırlatacak olursak, oluşumunda Yahudi ve Mason parmağı olduğunu görüruz. Abdulhamid'i tahuan indiren bu parti daha sonra benzeri görülmemis zulüm ve kıyımlara girişmiş ve nihayetinde devleti Birinci Dunya savaşına sokarak yıkıma sürüklemiştir.

    Araplara yönelik zulum ve baskılar da bu parti döneminde väki olmuş, Türk ve Arap ayrımcılığı yaparak ümmet unsurları arasında milliyetçilik fitnesinin doğmasına sebeb olmuşlardır. Böylece Şerif Hüseyin Türkler aleyhine Ingilizlerle işbirliği yapmış. Ingilizler ise bu hizmet karşılığında Arap ülkelerini parçalayarak işgal etmiştir!

    4Gerçekten de tüm bunlardan sonra nerede İslâm devleti?

    Kemalistler, tedrici olarak İslâm devletini ortadan kaldırdılar. Durumun farkında olan Şeyh Mustafa Sabri Müslümanları uyandırmak için beyhude, bunca çırpınmıştır.

    YanıtlaSil
  99. DINDEN DÖNMEK

    Peri mahkemelerin kapatılmasının, her ne kadar başlıbaşına çok önemli ve tehlikeli, hatta devleti İslâmî niteliğinden soyutlayıcı bir Hadise olmasıyla beraber, esasen hilafet ve devlet işlerinin ayrılması ha-disesine bağlıdır ve onun tabiî bir neticesidir. Çünkü Kemalistlerin hi-lafet ve yönetimi ayırmaları, halifenin dinî başkan olması görevinin de İslam dinini yönetime hakim kılmak olmasından dolayıdır. Böylece di-ni hükümlerin gerektirdiği sorumluluklardan kurtulacaklar ve memle-keti kendi akıl ve hevalarına göre diledikleri gibi yönetebileceklerdi. Bundan sonra memleketteki dinî otoriteyi temsil eden şerî mahkemele-ri kapatmak, onlar açısından yapılması gereken en tabii işti.1

    Dolayısıyla yeni Türk hükümetinin hilafet ve hükümeti ayırmasın-dan hemen sonra, ben kesin hükmümü vermiştim.

    Bu bana göre apaçık dinden dönmekti. Çoğu ulemanın, özellikle Mısır ulemasının bu olayı gereği gibi değerlendiremediklerini gördükçe üzüntü ve şaşkınlığım artıyordu. Olayı normal, mübah bir hadise ola-rak değerlendirmeleri ne garip! Onca derin ve geniş ilimleri, bu çok önemli dinî meseleyi idrak etmeye yaramıyorsa, daha neye yarıyor?

    Dünya, nazırı ile faydalanmadı ey kardeş Onun katında, aydınlık ve karanlık bir oldukça

    • 141.

    YanıtlaSil
  100. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Hilafetin yetkilerinden soyutlanması ve şeri mahkemelerin kaldırıl. ması çok mühim iki meseledir. Ulemanın uyanmasına, sorumlulukları-nı hatırlamasına vesile olabilecek iki önemli olay!

    Ne yazık ki, ulema bu meselelerin önemini kavrayamadı. Bilakis beni, meseleleri haddinden fazla büyütmekle ve Kemalistlere karşı aşı-rıya kaçmakla suçladılar. Oysa onlara yakışan, bu iki meseleyi, benim ve benim gibi düşünenlerin haklılığını gösteren birer kanıt olarak de-ğerlendirmeleriydi.

    Bazı kimseler, şer'i mahkemeler henüz kaldırılmadı, niye kendini bu kadar parçalıyorsun, diyeceklerdir. Evet henüz kaldırılmadı, ama kaldırılacağı bildirildi ve kesinlikle kaldırılacak. Bu, bir an meselesi. Eski Lazkiye mutasarrıfının önergeyi nasıl savunduğunu ve süsleyip güzelleştirmeye çalıştığını gördük. Konu Mısır gazetelerinde uzunca tartışıldı ve daha şimdiden birçok kimsenin destek ve hoşnutluğunu kazandı. Hem, ilga bilfiil vâki olduktan sonra dövünmenin ne faydası olacak?

    Şiirlerini, Türk Kur'anı saydıkları Ziya Gökalp şöyle diyor: Meşîhat makamına hitaben yazılmış bir şiirinde

    Ilmi bırak külliyeye, adli devlete

    Sen sadece diyanetin neşrine çalış

    Muradınsa nail olmak haklı hürmete

    Asra uyan vazifeni yapmaya çalış!

    Şair bu davasında yalancıdır. Meşîhattan (şeyhülislamlık makamı) sadece yargıyı gaspetmekle yetinmiyor, ilmin dahi gaspedilmesini em-rediyor. Böyle bir Meşîhat İslâm'ı nasıl neşredebilir? Allah yoluna davet önce hikmet ile olur. Bu da ilmi gerektirir. Aksi taktirde, hüküm ve hikmetten yoksun bir devlet, yalvarma ve istirham derecesine indirge-nir.

    Bizde yüksek okullarda ders veren bu adam ve benzerleri şöyle der-ler: "Dileyen dinine sarılır ve gereği gibi ibadet eder. Ancak kilisenin ⚫devlet işlerine karışmaması, yetki ve otorite talep etmemesi gerekir."

    Bu düşünceyi, aynen Avrupa'dan, özellikle de Fransız devriminden almışlardır. Onun için aynen kilise lafzını tekrar ediyorlar ve bununla camileri ve dinî otoriteyi kastediyorlar. Oysa İslâm dini, bireysel, top-lumsal ve siyasal hükümler ihtiva eder. İslam dini bir hükümet öngörür ve Müslümanların bu hükümetçe yönetilmelerini zorunlu kılar. İslâm

    142.

    YanıtlaSil
  101. DİNDEN DÖNMEK

    toplumunda en guclu ve etkin otorite, dini otoritedir. Mantık ve ikna-nin acız kaldığı yerde, dini otoriteye başvurulur. I'la-yı kelimetullahın garantisi budur. Dolayısıyla İslam dini, gucun kendi elinde olmasını ongorur; buna razı olmayanlar ise onun düşmanıdırlar.

    is 51-

    Di

    a

    "Kim Allah'ın hükmüyle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendile-ridir." (Maide, 44)

    Şimdi de dikkatleri başka bir hususa çekmek istiyorum. Şu sıralar, once bazı ağızlardan çıkan, sonra da Kemalistler nezdinde hüsn-ü ka-bul gören bir hezeyana dikkat çekmek istiyorum. Kemalistler yönetim yetkisinden soyutlanmış hilafeti savunurken, buna "urvetu'l vuska" gi-bi sarılmakta ve insanlar arasında yaymaya çalışmaktalar. Buna göre, hilafet hükmetme yetkisinden soyutlandırıldıktan sonra, Türkiye yöne-timinde olmayan diğer tüm Islam halklarıyla ilişkiler kurup geliştirme-si imkânı da doğmuş oldu. Böylece hilafetin otoritesi ve saygınlığı daha da genişledi. Son günlerde bu nağme birçok kiralık kalem tarafından terennüm edilmektedir. Özellikle eski Mutasarrıf tarafından. Gazete sütunlarındaki yazılarını bu nağme üzerine bina etti. Bu adamın arala-rında bulunması, Mısır ulemasına ar ve utanç olarak yeter!

    Mısır hariç hiçbir Islâm ülkesinde bu sese kulak veren çıkmaz. Da-ha önce söylediğimiz gibi, bu iddia, sadece bir hezeyandan ibarettir. Hiçbir yetkisi olmayan lafzi halifenin, yönetim ve hükümetin başı olan fiili halifeden daha etkili olacağını, İslâm topluluklarıyla daha iyi ilişki-ler kurup onları kontrol edeceğini iddia etmek, hezeyandan başka ne olabilir?

    Halifenin hilafetinin sahih olabilmesi için, öncelikle gerekli şartları yerine getirmesi lazım. Daha sonra etkinliğinin genişlemesi düşünüle-bilir. Kitap boyunca isbat ettik ki, hilafet hükümetsiz olmaz. Bilakis hi-lafet, hükümetin bizzat kendisidir.

    Hilafet düzeni hükümet çeşitlerinden bir çeşittir ve Resulul-lah'ın (sav) hükümetine niyabet (vekalet) etmekten ibarettir. Hükmet-me yetkisi elinden alınan bir hilafetin, hiçbir varlık nedeni yoktur.

    Mısırlıların eski mutasarrıfa, şimdiye kadar, bir yıla aşkın süre için-de, sözde halifenin ne yaptığını, bu konuda ne gibi etkinlikler gösterdi-ğini sormaları gerekmez miydi?

    Sözünü ettikleri "İslâm Kongresi"nin tertip edilmesi meselesi, ger-çekleşmesi halinde bile, hilafet ve imamet makamının yerini doldura-maz.3

    143.

    YanıtlaSil
  102. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Islam Kongresi en iyi olasılıkla, Islāmi irsad, davet ve Müslüman halklar arasındaki bağları takviye gibi işleri sağlayabilir. Böyle bir kong-renin önem ve gereğini kabul etmekle beraber, sahih hilafet makamına alternatif olması mümkün değildir. Hilafete alternatif olarak takdim edilemez. Bunu iddia edenler, İslâm şeriatında hilafet ve imametin ne anlama geldiğini, vaziſe ve sorumluluklarının neler olduğunu bilmeyen cahillerdir. O cahiller bilsinler ki, Islām Kongresiyle ilgili saydıkları ve am sayacakları tüm görevler, Resulullah (sav)'ın halife ve varisleri olan Is-lâm âlimlerinin görevleridir. İslâm ulemasının hilafetiyle büyük ima-mın (halife) hilafeti arasındaki fark, imamın hükümet yetkisine malik olmasıdır. Hükümet yetkisinden soyutlanan bir halife ulemadan biri olur. Tabii eğer ilmi varsa. Onunla, başkası arasında hiçbir fark kalmaz. Hakikat budur. Bunun dışında söylenenler Frenk şeytanlarının Müslü-manların kafalarını karıştırmak için uydurdukları hezeyanlardan ibaret-tir. Hilafetin bugüne dek sadece Türkiye'ye münhasır kaldığı, dolayısıy-la hilafetin Türk hükümetiyle ilişkilerini keserek nüfuzunu tüm İslâm âlemine yayma imkânı doğacağı düşüncesi garip bir düşüncedir. Çün-kü hükmetme yetkisinden yoksun bir hilafet, mahiyet ve anlamını yi-tirmiştir. Hilafet diye isimlendirilemez.

    "Mā lā yudrak küllühü, la yutrek küllühü"

    Tamamı idrak edilemeyenin, tamamı terk edilemez.

    Madem halifenin otoritesi tüm Müslümanları kapsamıyor, o halde Türkiye'deki otoritesine de son vermeliyiz, denilemez.

    Hilafet ve hükümet ayrılmazlığıyla ilgili olarak aşağıdaki âyet-i ke-rimeye dikkat çekmek istiyorum.

    "Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar ara-

    sında hak ve adaletle hükmet. Heva ve hevesine uyma, yoksa bu seni Allah'ın yolundan saptırır." (Sad, 26)

    Ne acaip bir hayasızlıktır ki, eski mutasarrıf "Hepsi idrak edilme-yenin, hepsı terk edilmez" kaidesi etrafında 14 Kasım 1923 tarihli el-Ehram gazetesinde şunları yazıyor:

    "Halife, siyasî ve idari sıfatını haiz olursa, hilafet sıfatı tam ve sahih olmaz diyen kimselerin şüphe ve tereddütlerine cevap vermek istiyo rum.

    "Evet, halifenin tüm Müslümanların dinî ve dünyevi idarelerinde, siyasî, idarî ve sosyal tüm işlerinde, tam ve genel bir velayetinin olması

    144.

    YanıtlaSil
  103. DİNDEN DÖNMEK

    vaciptir. Bununla beraber unutmamamız gerekir ki, bu şart ancak Hule-fa-i Raşidin döneminde uygulanabilmiştir. Çünků Raşid Halifelerin otori-tesi tüm Islam devletlerini kapsıyordu. Islam ülkelerinin tamamı halife-nin idare ve yönetimi altındaydı. Ancak daha sonra Islam ülkelerinin çe-şıtli sultanlıklara ayrılması üzerine bu şartın uygulanması mümkün ol-madı. Aynı anda, iki veya daha çok haliſenin varlığına şahit olmaktayız. Halifenin otoritesine boyun eğmeyen sultan ve beyler de işin cabası!

    Birşeyle amel etmek onu hepten iptal etmekten hayırlıdır. O halde şöyle diyebiliriz. Halife bazı siyasî ve idari yetkilerini sultanlara veya hükümetlere devredebilir. Zamanının şartlarına göre uygulayabileceği yetkilerini de kendinde tutabilir. Bu devir işlemi, sözlü olarak väki ol-masa bile fiilen vāki olmuştur. Denildiği gibi 'Tamamı idrak edilmeye-nin, tamamı terk edilemez.'

    "Bu şer'-i şerifin hükümlerine uygundur. Akıl ve hikmet gerçekleş-mesi mümkün olanı kabul, mümkün olmayanı ise ihmal etmeyi gerek-tirir."

    Bu adamın mezhebine göre, şeriat, akıl ve hikmetten her biri vāki olan herşeyi kabul etmeyi gerektirir. Çünkü vāki olan herşey mümkün, aksi mutazzirdir, gerçekleşmesi zor olandır. Vāki olan şey, eğer müm-kün olmasaydı vāki olamazdı.

    Şer'i mahkemelerin kaldırılmasını ve hilafetin hakikatinden soyut-lanmasını bu kaideye binaen kabul ediyor. Eğer Kemalistler, hilafetin adını değiştirselerdi, onu da kabul edecekti. Çünkü birşeyle amel et-mek, onu terk etmekten hayırlıdır! Ve hepsi idrak edilmeyenin hepsi terk edilmez.

    Böylece herkesin bildiği bu kaidelerle, olayların altını üstüne getiri-yor.

    Ey adam! Mısır'da yaşadıkça dilediğini söyle. Körler çarşısında tica-retin zarara uğramaz, malın elinde kalmaz!

    Bu sözlerini, hilafet otoritesinin tüm Müslümanların idarî ve siyasî işlerine şamil gelmesinin vücubiyeti üzerine bina ediyor. Müslümanla-rın siyasî ve idari işleri ise hükümetle tabir edilir ve bu sayede güç ve kemali sağlanır. Ancak gönlümüzde böyle olmadığından dolayı mevcut durumla yetinmek gerekir. Oysa makalesinin başında, hilafetin hükü-met yetkisinden tecrid edildikten sonra Müslümanlar üzerindeki otori-te ve nüfuzunun arttığını söylemişti. Adam böylece aynı makalede çe-lişkili iki görüşü savunarak açık bir tenakuza düşüyor.

    145.

    YanıtlaSil
  104. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Söylediklerinden çıkan sonuç şu: Halife ya tum Muslümanlar üze-rinde tam bir velayet ve hükümet yetkisine sahip olur, ya da kendi ül-kesi ve merkezindeki tum yetkilerini kaybeder.

    Böylece, "Tamamı idrak olunamayanın, tamamı terk edilemez" ka-idesini tersten işletiyor.

    "Bu devir işlemi, sözlü olarak vāki olmasa bile fiilen vāki olmuştur" derken, ne demek istiyor?

    Veya sorun bakalım: Niçin sözlü olarak vāki olmamıştır?

    Veya niçin fiili olarak vāki olmuştur?

    Daha önce de açıkladığım gibi, Kemalistlerin hilafet makamına yaptıklarıyla, mustaz'af halifeler döneminde olanlar kıyaslanamaz. Hali-ſelerin birden çok olmaları meselesini de izah etmiştik.

    YanıtlaSil
  105. DİNDEN DÖNMEK

    Işeri mahkemelerin kapatılmasının dini otorite açısından olumsuzluğunu Múslu-manlar anlayamadılar Oysa muellif bu olayın başlıbaşına çok büyük ve tehlikeli olduğu-nu bildiriyor. Böylece hükümet Islam kanunları yerine, kendi heva ve hevesleri doğrul-tusunda Batı kanunlarını alıp uygulayacaktı. Ve nitekim öyle oldu.

    2Adamın ismi, Abdulgani Sunni'dir. Hilafet ve Halk Hakimiyeti isimli kitabın yazarı-dır. Doktor Muhammed Hüseyin'in bildirdiğine göre, bu adam sözkonusu kitabı yazmak üzere Mustafa Kemal tarafından bizzat görevlendirilmiştir. Ankara hükümeti, kitabın te-lif ve neşr edilmesini bizzat desteklemiştir. Itticahat el-Vataniye fi'l-Edeb el-Muasır.

    3Şeyh Mustafa Sabri bu konudaki görüşünde de yanılmamıştır. İslâm Kongresi'nin, hilafet makamına alternatif olamayacağı doğrudur. Kongre belki Müslüman halkları bir-birine yaklaştırır; hilafet ise birlik ve bütünlüğünü sağlar. Allah'ın istediği üzere tek bir ümmet olmalarını temin eder.

    Şeyh zamanımızda yaşasaydı Islām Konferansı isimli sembolik örgütün nasıl topla-nıp ciddi hiçbir şey yapamadan dağıldığını görürdü.

    Mustafa Kemal'in hilafeti yetkilerinden soyutladığı sıralarda Avrupa'da ise Hıristi-yanlar bir bütün olarak örgütlenme amacıyla konferans düzenliyorlardı.

    31 Ağustos 1927 tarihli Fransız Aksiyon gazetesi şöyle yazıyordu:

    Doğu Ortodoks kilisesi temsilcileri, Rusya, Romanya, Ermenistan, Suriye, Bulgaris-tan, Iskenderiye patrikhanesi, Antakya patrikhanesi, Kudüs patrikhanesi, Kıbrıs ve Ati-na patrikhanesi, Anglikan ve Protestan kiliseleri temsilcileriyle biraraya geldiler ve te-orik ihtilaflarına ve görüş ayrılıklarına rağmen, tüm kiliseler bütün Hıristiyan halklara ortak bir bildiri yayınlayarak, Hıristiyan birliğinin zaruret ve şartlarının belirlenmesi ka-rarını aldıklarını açıkladılar. Bu, arzu edilen birliğin gerçekleştirilmesi doğrultusunda atılmış bir adımdır."

    Soruyoruz, Islām devletleri hilafet çatısı altında bir bütün iken, daha sonra kimin çı-karı için parçalandı? Hilafet nizamını korumakla beraber, Kemalistlerin iddia ettikleri bozukluk ıslah edilemez miydi?

    4Bu adam Hilafet ve Halk Hakimiyeti adını verdiği kitabında hilafetle ilgili birçok gerçekleri saptırıp çarpıtmış, Kemalistleri savunmaya çalışmıştır.

    YanıtlaSil
  106. Hilafetin İlgasının Arkaplanı

    ŞEYHÜLISLAM MUSTAFA SABRI EFENDI

    Çeviren

    OKTAY YILMAZ

    insan yayınları

    YanıtlaSil
  107. MUSTAFA SABRI EFENDI

    Din bilgini (Tokat, 1869-Kahire, 1954). İlköğrenimi-ni doğduğu yerde yaptı. Kayseri'de Hoca Emir ve ls-tanbul'da Ahmet Asım Efendi'den icazet aldı. Rüus imtihanını kazandıktan sonra müderris oldu. Fatih camiinde öğretime başladı (1889). Huzur derslerine muhatap olarak katıldı (1898-1913). İkinci Meşruti-yet'ten (1918) sonra Tokat'tan mebus seçildi. Cemi-yet-i Ilmiyye tarafından yayımlanan Beyanu'l-Hak adlı derginin başyazarlığını yaptı. Dâru'l-Hikmetü'l-Islâmiye üyeliğine tayin edildi. Damad Ferit Paşa ka-binesinde şeyhülislâm oldu (1919). Sadrazam Paris Konferansı'na gidince ona vekâlet etti. Ferid Paşa'nın istifasından sonra ikinci defa şeyhülislamlığa getiril-di (1920). Aynı yıl içinde bu görevden ayrıldı. Yüzel-lilikler ile beraber ülkeyi terk ederek, Hicaz'a gitti, oradan da Kahire'ye geçti ve Mısır'a yerleşti. Eserleri: Türkçe Yeni İslâm Müçtehidlerinin Kıymet-i Ilmiyesi: Dini Mücedditler; Islam'da Imamet-i Kübra; Savm Ri-salesi; Arapça Mes'eletű Tercemetü'l-Kur'an; Mevkifü'l-Beşer Tahta Sultani'l-Kader, el-Kavlü'l-Fasl.

    YanıtlaSil
  108. 45 11-

    zetede yayımladığı yazı serisinde bakın ne görüyoruz:

    unye

    di, da or,

    -29 yılları. Atatürk Ya-1928 lova'da, bir Fransızca kitap okumuş. Hay-ranlarından olan Rusen Esref'e gunlan an latıyor:

    ini

    "Şu kitabı okudum, bütün rahatım kt. (Dolm önce Intihat to Ludw Buhner'in bir yazısını okumuştum. Manevi boşluklan doldurulmamış, beslenmemiş milletlerin, hangi maddi düzeyde olursa ol sun, bir gün çökeceğini anlatıyor Ispathyor du. Bunu ben kolay anlayabilirdim. Asker-dim. Bir ordunun morali bozulmuşsa, hangi maddi gücü bulunursa bulunsun savaşı ka - zanamazdı. Ludwig Buhner, milletlerin de böyle olduğunu ispatıyordu."

    ve li-le cı er-a ri, k

    Her neyse, bugün şu kitabı okuyordum. -Yazar bir yerinde:

    en im le-35-ak ğu sa,

    la-

    "Tarihten, zaferlerden, büyük adamlar-dan mahrum milletler, maddi imkanları ge niş olsa da, ciddi bir sallantıya dayanamaz-lar, çöküp giderler" diyor. Birdenbire düşündüm:

    LAIK'İZ, dedik dinle ilişiğimizi (devlet olarak) kestik. CUMHURİYETİZ dedik, rejimimizi tehlikeye düşürmemek için, sal-tanat devrini kötülədik. Kazanılmış büyük zaferleri bile, birkaç satırla geçiştirmeye başladık. LATIN harflerini aldık, yeni ne-silleri binlerce yıllık geçmişimizin hazinele-rinden mahrum bıraktık.'

    k-Bu la de 0-ek in

    Biliyorsun, bunları yapmak zorundaydık biz BATI'NIN BİR PARÇASI OLMAK BU GEREKTİ. Ama ya açılan manevi çukur-a-lar? Bunlar yaptıklarımızı giderek tehlike ye düşürür. İşte daha sürüp gitmekte olan bu sözler de, nesilleri Atatürk üzerinde d düşündürecektir. Maskara, uydurma dilcilik bahsinde Falih Rıfkı'nın, Atatürk'ten nake lettiği pişmanlıkları ayrıca yazacağım.

    2. Aralık 1974 Ter womann Kabakli at

    YanıtlaSil
  109. "Allah Teâlâ kullarına lütufkârdır. Onlara kolaylık gösterilmesine memnun olur. Zorluk çıkaranlara ve başkalarına vermediği başarıyı ve sevabı, kolaylık gösterenlere verir." (Hadis-i şerif)

    KEMALİZM, HILAFET VE İSLAM DÜNYASI

    Aşağıdaki yazı, 14 Ağustos 1990 tarihli Cumhuriyet gazetisinde yayınlanan Fransa Beşeri Bilimler Vakfı Çağdaş Türkiye İncelemeleri Grubu'ndan François Ge-orgeon imzalı incelemeden alınmıştır.

    1923'ün başında Mustafa Kemal'in ve Türkiye'nin İs-lam dünyasındaki itibarı muazzamdı. Bir yıl sonra Anka-ra'daki Büyük Millet Meclisi'nce alınan hilafetin kaldırıl-ması kararı, İslam dünyasını "şaşkınlığın", "karışıklığın", "büyük bir üzüntün", "öfkenin" içine itti. Mustafa Kemal'in ve Türkiye'nin görüntüsü birdenbire değişti.

    Hilafetin kaldırılması İslam dünyasının tepesinde kurumsal bir boşluk yaratmıştı. Bu boşluğu doldurmak için bazı girişimlerde bulunuldu. Hicazlı ve Filistinli oto-riteler, Kral Hüseyin'i halife ilan ettiler. Fas Sultanı, Mi-sır Kralı, Afganistan Kralı da bu yönde girişimlerde bu-lundular. Ancak bu projelerin hiçbiri sonuç vermedi.

    En şiddetli tepki Hindistan'dan geldi. Hilafet hareke-tinin liderlerinin gözünde Mustafa Kemal, Hindistan

    Çocuklarınıza İsim: Erkek: Habil Kız: Beyza

    Müslümanlarının Türklere yaptığı yardımları unutan bir nankör, İslama ihanet eden biriydi.

    Türkiye'deki alfabe değişikliği, Mustafa Kemal'in Türkiye'yi İslam'dan koparmasının yeni bir işareti ola-rak yorumlandı. Günümüzde bu reform, Müslüman ve özellikle Arap kamuoyu tarafından en az kabul gören reform olma özelliğini korumaktadır. Oysa aynı reform Türkiye'de Kemalizmin en temel kazanımlarından biri olarak görülmektedir.

    Stratejik olarak bakıldığında, 1930'lu yılların Türki-yesi, İslam dünyasının kurtuluş umutlarını artık şahsın-da somutlaştırmıyordu. İmparatorluğun 1918'de yıkılı-

    şı, İslamın hamisi Osmanlı gücü efsanesine kesin dar-beyi indirmişti. Türkiye'nin Lozan'da kendi başına hare-ket etmesi ve Batılı güçlerle anlaşması, genel olarak Müslüman dünyaya karşı ilgisizliğine, Musul ve Hatay

    üzerindeki taleplerinin eklenmesi gibi nedenler, Kema-list Türkiye'nin ihanet ettiği duygusunun Müslümanlar arasında yaygınlaşmasına katkıda bulundu.

    Takvim yapraklarını yere atmayınız

    YanıtlaSil
  110. 12 MAYIS

    epiod

    SULTAN VAHDETTİN

    ve MUSTAFA KEMAL

    Yaverim Cevat Abbas yine eve geldi. Telaşlıydı.

    - Zat-ı Şahane sizi akşam yemeğine davet ediyor, dedi. Mayısın 14. akşamı yedibuçukta Yıldız Sarayı'na gittim. Beni çok küçük bir odaya aldılar. Biraz sonra Mehmet Vahdettin geldi. Ayağa kalktım. Beni yanına oturttu. O kadar yakın ki, adeta diz dize idik. Padişahın sağında, hemen dirseğini uzatarak dayandığı küçük bir masanın üstünde bir kitap vardı.

    Paşa, Paşa, sen şimdiye kadar devletimize çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba geçti!

    Bu bir "Tarih" kitabıydı.

    "Bunları unutunuz! Bundan sonra yapacağınız hizmet, şimdiye kadar yaptığınızdan çok mühim olacaktır. Dikkat ve sadakatle çalışır-sanız, devleti düştüğü bu felaketten kurtara-bilirsiniz. Birçok kumandanları Anadolu'nun

    kolordularına dağıttım. Sizin vazifeniz bunları teftiş etmek olacaktır." dedi.

    - Bu hususta elimden geleni yapacağım, bana emniyet buyurunuz dedim.

    Vahdettin ayağa kalktı, elimi sıkı sıkı sıktı: - Muvaffak olunuz! Dedi.

    Sarayı terkettim. O zaman bir kadife kutu içinde bir takım hediyeler verdi. Yaverim Cevat Abbasla gecenin karanlığında, derin düşünceler içinde yıldız tepelerini aşarak Şişli'ye geldik.

    ER. Atay, Atatürk'ün Bana Anlattıkları, s. 78.

    ATATÜRK'ÜN SAMSUN'A ÇIKIŞI

    16 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfüttişliği göre-viyle Samsun'a hareket eden Mustafa Kemal Paşa; hem vali ve mutasarrıflara, hem de Samsun'dan Hakkari'ye ve Rizeden Urfa'ya kadar olan yerlerde bulunan ordu birliklerine vaz-ife verip, tedbirler alabilecek, emniyet ve huzuru sağlayacaktı. 19 Mayıs 1919'da Samsum'a

    çıkarak Milli Kurtuluş Hareketini başlattı.

    YanıtlaSil
  111. SULTAN VAHDETTİN VATAN HAİNİ Mİ?

    Mareşal Fevzi Çakmak, eşi Fitnat Hanımefendiye verdiği "Yakın Tarihimizin En Büyük Sırrı";

    - Mütareke senesinde, bir Cuma selamlığından sonra Sultan Vahidettin beni huzuruna kabul etti.

    "Paşa, durumu görüyorsunuz. Bu işler ancak Anadolu'da teşkilatlanarak kurtarıla-bilir. Bana Anadolu'da teşkilat kuracak, mem-leketi şu karanlık durumdan kurtarabilecek Paşaların listesini yapıp getirin." Dedi.

    - Ertesi Cuma, yine selamlıktan sonra huzu-runa girip hazırladığım listeyi verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:

    Haşa Padişahım.

    - Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır?

    - Bir namussuzluğu, ahlaksızlığı var mıdır?

    - Haşa Padişahım.

    Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?

    Hayır efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve dinamiktir.

    - O halde bu listeye niçin onun adını yaz-madınız? Hiç düşünmeden cevap verdim.

    Padişahım Mustafa Kemal Paşa yenilik, bil-hassa öteden beri Cumhuriyet taraftarıdır.

    Padişah elindeki kağıdı atar gibi masanın üzer-ine bıraktı... Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilaf devletleri (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan) gemilerini göstererek

    - Paşa, Paşa... Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun. Kendine selamla birlikte tebliğ ediniz, haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Paşa'yı göreceğim. Cuma günü geldiğinde M. Kemal Vahidettin görüşmesi gerçekleşti ve M. Kemal devleti kurtarmak için Anadoluya görevlendirildi.

    Çocuğunuza İsim: Erkek, Hünkar; Kız, Handegül.

    YanıtlaSil
  112. SULTAN MEHMED VAHDETTİN

    (1861-1926)

    Babası Abdülhamid, annesi Gülistû'dur. 4 Temmuz 1918'de 36. Padişah ve 100. Halife olarak Osmanlı tahtına oturdu. Zeki ve kültür-lüydü. Devletin en kötü zamanında padişah olması, onun için talihsizlikti. Hiçbir yetkisi olmayan ve bütün sorumluluklar ise kendisine ait bir padişahtı.

    Sultan Vahdettin döneminde meydana gelen hadiselerden bazıları özetle şöyledir. 23 Temmuz 1918'de düşman uçakları İstanbul'u bombaladılar. Güney bölgelerinde, özellikle Suriye cephesinde Osmanlı ordusu yerli halkın da ihanetiyle İngilizlere karşı kayıplar verdi. Diğer cephelerde gösterilen başarılar işe yara-madı. Bulgaristan, Almanya, Avusturya ve Macaristan yenildikleri için Osmanlı Devleti de resmen yenik sayıldı. Düşman devletlerle

    Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) yapıldı. Osmanlı Devletinin ölüm fermanı olan bu mütarekeyi Türk azaların imzalamasına rağ-

    men padişah imzalamadı. Bundan sonra Sevr silah bırakılması yapıldı ve işgaller başladı. Antalya ve Muğla civarı İtalyanlar; Adana, G. Antep Suriye civarı Fransızlar; Irak bölgesi İngilizler; Kars ve Batum Gürcüler; İzmir ve civarı Yunanlılar tarafından işgal edildi.

    İstanbul, galip devletlerce işgal edildi. Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM açıldı. Başta Atatürk, İsmet Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Fevzi Çakmak Paşa olmak üzere işgalcilere karşı amansız bir mücadeleye girildi. 1 Kasım 1922'de Padişahlık kaldırıldı. Bunun üzerine 17 Kasım 1922'de Sultan Vahdettin İstanbul'-dan ayrılarak İtalya'nın San Remo şehrine gitti.

    15 Mayıs 1926'da Sultan Vahdettin vefat etti. Cenazesi Suriye'ye gönderildi ve Şam'da Sultan Selim Camii yanına defnedildi.

    Çocuğunuza İsim: Erkek, Haşmet; Kız, Hasret.

    ***

    YanıtlaSil
  113. 26 Zilkade 1420

    ERKAM TAKVİMİ

    Kur'an-ı Kerim'den

    3

    2000

    MART Cuma

    "De ki: Söyleyin bana, suyunuz yerin dibine çekilse size kim, bir akarsu getirebilir?"

    (Mülk 30)

    3.Ay 31 Gün Yılın 63. Günü

    Kalan Gün 303

    Imsak

    Güneş

    Öğle

    Ikindi

    Akşam

    Yatsı

    Kible

    İstanbul

    5 02

    6 28

    12 23

    15 30

    18 04

    19 25

    10 47

    Gündüz: 11 s. 25 d.

    Kocaeli

    4 59

    6 24

    12 19

    15

    26

    18

    00

    19 21

    10 51

    Gece: 12 s. 35 d.

    Gün Uzm.: 2 d. 36 sn.

    Rumi: 19 Şubat 1415

    Kasım: 117

    Edirne

    5 12

    6 38

    12 33

    15

    39

    18

    13

    19 35

    10 40

    Çanakkale

    5 13

    6 38

    12

    33

    15

    41

    18 15

    19 34

    10 35

    Tekirdağ

    5.08

    6 34

    12

    29

    15

    36

    18 10

    19 30

    10 42

    Bursa

    5 02

    6 27

    12

    23

    15

    31

    18 04

    19 24

    10 45

    İzmir

    5 11

    6 34

    12 30

    15 40

    18 13

    19 31

    10 31

    Halifelik kaldırıldı

    Son halife Abdülmecid Efendi, Dolmabahçe Sarayından alınıp İsviçre'ye gönderildi.

    Balıkesir

    5 08

    6 32

    12

    28

    15 36

    18 09

    19 28

    10 39

    Manisa

    5 10

    6 33

    12 29

    15 39

    18

    12

    19 29

    10 33

    Denizli

    5 04

    6 26

    12

    23

    15 33

    18 06

    19 23

    10 37

    1924

    Aydın

    5.09

    6 31

    12 28

    15 38

    18 11

    19 28

    10 32

    Muğla

    507

    6 28

    12 26

    15

    36

    18 09

    19

    25

    10 32

    Kütahya

    4 59

    6 23

    12 19

    15

    28

    18 01

    19 20

    10 47

    Eskişehir

    4 57

    6 21

    12 17

    15 25

    17 59

    19 18

    10

    50

    YanıtlaSil
  114. Yayınlayanın Önsözü

    Dâr-1 Harp. Birincisinde Islaни капи каки

    la getirmek için İslâm âlemi 'cihad' halindedir. Türkler medeni kanunn aldık

    RAHMAN VE RAHIM OLAN ALLAH'IN ADIYLA

    h amd, övgü ve sena Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım is-ter ve O'ndan bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amel-lerimizin kötülüğünden O'na sığınırız.

    Allah'ın hidayete eriştirdiğini kimse saptıramaz ve saptırdığını da kimse hidayete eriştiremez.

    Allah'tan başka ilah olmadığına, O'nun tek ve ortaksız olduğuna ve Muhammed'in (sav) de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim.

    Okuyucularımıza İslâm siyası düşüncesi ve çağdaş İslâm tarihi açı-sından özel bir öneme sahip bu kitabı sunuyoruz.

    Birçok hatalı bilgiyi düzelten gizli ve derin sırları açıklayan bu ki-tap konusu itibarıyla geniş çaplı bir basım ve yayını gerektirdiği halde, çok az insanın bilgisi dışında özel ve genel kütüphanelerde saklı kal-mıştır.

    Bu kitabın yazarı son Osmanlı Şeyhulislamı Mustafa Sabri Efen-di'dir.

    Müellif, kitabına, öfke ve tenkidinin şiddetini ifade eder biçimde, "Nimet, Hilafet ve Din Nimetlerini Inkâr Edene Reddiye" ismini koymuş-tur.

    Kitap okunduktan sonra Müellif'in kasdının doğruluğu daha iyi an-laşılacaktır.

    7.

    YanıtlaSil
  115. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Şeyh Mustafa Sabri, bu kitabında Peygamber Efendimizin vefatın-dan beri Islam'ın cevheri olan hilafetin ilga edilmesi felaketini anlat-maktadır.

    Bu kitabı tarihçiler, tarih yorumcuları, araştırmacılar ve Islâm da-vetçilerinin ellerinin altına koymayı gerekli gördük. Çünkü kitabın muhteviyatı yeni yüzyılda hilafetin ilgası ve ümmetin vahdetinin parça-lanmasıyla ilgili imtizaç etmiş haldedir. Birçok meseleye ışık tutmakta-dır.

    Kitap, son Osmanlı Şeyhulislamı Mustafa Sabri'nin görüşlerini kap-samaktadır. Onun bu görüşleri birçok tarihi, siyasî, askeri ve kültürel ayrıntılarla doludür. Okuyucuların bu gerçekleri anlamaları, olayların perde arkasına vakıf olmadıkça, zordur. Onun için kitabın ihtiva ettiği bazı olayları açıklama gereği duydum.

    Aynı nedenden dolayı, müellifin başlangıçtan sona kadar yaşadığı sıkıntılar ve olayların arkasındaki gizli isimler ve siyasî cemaatler açık-lanmıştır.

    O ve ailesi, türlü türlü eziyetlerle yurdundan kovuldu. Laik zihni-yetli yeni Türk yöneticileri ile bazı Mısırlı yazarların hakaret ve sövgü-lerine maruz kaldı.

    Ona birçok çirkin iftiralar attılar ve onu bu iftiraların en zalimcesi olan ihanet ile suçladılar.

    Ancak Mustafa Sabri, Kemalistlerin yaptıklarının dini içten yıkmak olduğunu görerek, dil ve kalemini kullanarak tüm gücüyle, akide ve şe-riat olarak, hilafetle gerçekleşen siyasî ve hür bir düzen olan Islam'ı sa-vundu.

    Biz okuyucu için başka bir zorluk daha görmekteyiz ve Cenab-ı Hak'tan onu gidermede bizi başarılı kılmasını diliyoruz. Şöyle ki: Oku-yucular çağdaş tarihi bilgilerini birtakım müsteşrikler ve talebeleri vası-tasıyla ediniyorlar. Bunlar ise Osmanlı hilafet düzenini bize tiksindirici bir sömürü yönetimi görüntüsü ile sunmaktalar! Osmanlının yaklaşık beş asır boyunca Batı akınlarını durdurmasını ve izzetli günlerini hiç anmayıp, son yıllarına bakmakla yetiniyorlar.

    Okuyucunun o dönemle ilgili olaylar hakkında kapsamlı bir görüşe ulaşabilmesi için bu olaylarla ilgili açıklamalar ve tahliller sunarak giz-lilikleri ve perde arkasındaki sebepleri göstermeye çalıştık.

    Böylece okuyucu; şahısları, olayları ve konusuyla bir filmi izliyor ve acıklı sona ulaşıyor.

    8.

    YanıtlaSil
  116. YAYINLAYANIN ÖNSÖZÜ

    Tüm bu olup bitenlerden Müslümanların gerekli dersi almalarını ve hilafetin er geç tekrar ikamesine ikna edici faydalı bilgileri çıkarmaları-m Allah'tan niyaz ediyorum.

    Ümmet ancak böylece yeniden toparlanır ve hilafet bağına döner. Bu güzel ve zaruri matlubu hemen gerçekleştirmek zor olsa bile, Al-lah'ın izniyle, ümmetin önderlerinin üzerinde ittifak edecekleri plan-lanmış adımlarla gelecekte gerçekleşmesi kolaylaşacak ümidindeyiz.

    Ilk adımlar, Avrupa Topluluğu örnek alınarak ekonomik işler-de birlik, sonra askeri yardımlaşmanın gerçekleştirilmesi ve sonra da kaçınılmaz olarak hilafet düzenine geçilmesi olacaktır. Çünkü hilafet düzeni İslam'ın ideolocyasıdır.

    Raşid Halifeler döneminde gerçekleşen o örnek düzene sırt çevirdik de ne oldu? Biraz durup düşünelim: Hilafet düzeni, Raşid Halifelerden sonra gereği gibi uygulanmamasına ve zayıflığına rağmen, tarihin en karanlık dönemlerinde dahi müslümanların vahdetini gerçekleştirebil-mekteydi.

    Ancak, Avrupa'nın desteğini alan Mustafa Kemal, başa geçtiğinde, Müslümanların muhafazasına çalıştığı ve bağlı kaldığı hilāfet düzenini ilga etti.

    Avrupa eski düzenini bırakıp yeni düzenler geliştirirken, Türkiye eski Avrupa düzenini uygulamaya başladı.

    O dönemde dünya, Sovyetler Birliği veya ABD ile birliğe doğru git-mekteydi. Çünkü, bu iki devlet değişik ırk ve halkların yardımlaşma ve dayanışmasını sağlayarak evrensel bir düzen kurmayı amaçlamaktaydı.

    Çağın birlik ve evrenselliğe yöneldiği bir dönemde bize yakışan, hi-lafet düzenini gerçekleştirerek evrensel nizama sahip çıkmak değil mi-dir?

    Böyle yaparsak taklitçilik yapmış olmayız. Bilakis, bizi bu geri kal-mışlığımızdan kurtaracak ve büyük devletler katına yükseltecek sağlık-lı bir uyanış başlatmış ve öz benliğimize yeniden kavuşmuş oluruz.

    Kitapta geçen kişiler ve olaylar tanıtıldıkça yazarın elem, hüzün ve keder dolu, -muhaliflerine karşı ise alaycı duygu ve düşüncelerine katılmamız mümkün olacaktır.

    Değişik kaynaklara başvurarak yazarın tarihi olaylarla ilgili rivayet-lerinin doğruluğunu bizzat tedkik ettim. Böylece onun doğruluk ve emanetine bizzat şahit oldum.

    9.

    Dâr-1 Harp. ВІ

    la getirmek icin İslâm âlemi 'cihad' halinde

    YanıtlaSil
  117. HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Gunlerin geçmesiyle birlikte Mustafa Sabri Efendi'nin bütun bek lentileri gerçekleşmis, birçok musibet ve bela Turkive ve Islam alemini kuşatmıştır. Bugün dahi bizi her yönden kuşatan bu musibet ve belaları yaşamaktayız, d

    Müellifin kitabında takip edilen metodun bir özelliği de sayfa ke-narlarına düşülen haşiyeler (notlar) ile açıklanmış olması ve Müellifin M. Kemal'in kendi seçtiği vekillerden oluşan T.B.M.M. 'ne aldırttığı ka-rarların yazılmış olmasıdır ki bu kararlar Atatürk'ün hilafet ile yönetimi ayırmasından itibaren, Şeyh'in beklediği olaylara hazırlık adımları idi.

    Bu kitap, Islām tarihi bilincinin oluşumuna ve gelecek nesillerin kendi gerçek tarihlerini tanımalarına bir katkı sağlayacaktır. Zaten tarih okumanın gayesi hali anlamaktır. Çünkü hal mazinin çocuğudur.

    Ayrıca bu kitap, sağlam adımlarla yarınlara daha iyi yürümemiz, geçmiş hatalardan dersler, ibretler ve sonuçlar çıkarmamızda, belgele-riyle ispatlanmış gerçek tarihi bilgilere ulaşmamızda bir katkı olacaktır.

    Kitabın genel mihveri İslam ümmeti için hilafet nizamının gerekli liği etrafında dönmektedir. Eğer Müslümanlar kaybolan şeref, haysiyet ve liderliklerini, uluslararası arenada nüfūzlarını yeniden elde etmek is-tiyorlarsa, bu ancak hilafetin yeniden ikamesiyle mümkün olacaktır.

    Geçen günler ispatlamıştır ki hilafetin ilgası, İsrail'in kurulmasına, Resulullah'ın (sav) mirac yeri ve Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa'nın, Kudüs'ün esaretine giden yolda bir hazırlık aşamasıydı.

    Yeryüzünde kendisine ziyaret kastıyla yolculuk yapılabilecek üç mescidden (Mescid el-Haram, Mescid en-Nebevî ve Mescid el-Aksa) bi-ri bugün Yahudi esareti altındadır. Resulullah (sav), bu üç mescidle san-ki İslam'ın emin sınırlarını çizmiş gibiydi. Oysa bugün bunların varlık-ları dahi tehlikededir.

    Şeyh Mustafa Sabri'nin bu kitabı daha basım halindeyken, M. Ke-mal ve kabinesi hilafetin ilgası, Osmanlı hanedanı mensuplarının yurt-larından çıkarılması, Şeri mahkemelerin, medrese ve vakıfların kapatıl-ması kararlarını ilan etti.

    Türkiye'de çıkan gazeteler, hükümetin aldığı bu kararlarla artık di-ne veda etmek istediğini yazdı.

    O zaman Şeyh şöyle bir bahis açtı:

    Cüheyne bütün hatiplerin sözünü kesti

    "Müslüman okuyucularım bu kitabı Ankara hükümetinin kararla-rından önce okumuş olsalardı kullandığım dili itidalsız, mübalağalı ve Kemalistlere karşı aşırı husumetkâr bulabilirlerdi.

    10.

    YanıtlaSil
  118. YAYINLAYANIN ÖNSÖZÜ

    Oysa bu kitabın sözleri acılarla yanan samimi bir kalpten sådır ol-maktadır. Cenab-ı Hak hüccetini hasmın itirafı hüccetiyle tamamlamış-

    Benim karşılaştığım zorluk ise, okuyucuların belki de hilafetin ilga-sıyla ilgili daha önce hiç duymadıkları perde arkası sırlarını açıklamaya çalışmaktı. Okuyucunun bu konudaki düşünceleri hakikate aykırı ol-duğu zaman iş daha zordur.

    İtiraf etmeliyim ki, ben de yaşıtlarım gibi hayatımın uzun bir bölü-münü İslam düşmanlarının bize empoze ettiği yanlış bilgilerle geçir-dim. Çünkü Islām tarihi, uleması ve gerçek liderleri geniş çaplı bir ka-ralama kampanyasına maruz kalmışlardı.

    Bu kitabı neşretme konusunda, içerdiklerinin önemini ve müellifini Müslümanlara tanıtma bakımından ağır bir sorumluluk duymaktayım. Bu duygu, hilafet düzeni ile ilgili master çalışmaları yaptığım günlerden beri bende vardı. Ancak Cenab-ı Hakk'ın kendisine muhtaç olan bu ku-luna güç ve imkan vermesiyle bu isteğimi gerçekleştirmiş oldum.

    Evvel ve ahir hamd Alemlerin Rabbine olsun.

    Ey Allahım! Senden bu kitabın müellifine rahmet istiyor, basım ve yayını konusunda bana yardımcı olanlara dua ediyorum.

    Ey Allahım! Yaptığım bu işi ahiretim için bir azık kıl.

    Ve ahiri da'vāhum el-hamdülillahi rabbi'l-alemîn.

    Mustafa Hilmi

    7 Muharrem 1405 (2 Ekim 1984)

    Iskenderiye

    YanıtlaSil
  119. 40

    HADIS-1 ŞERİFLER

    Sezilen üstün kabiliyetli yavruya daha yakın ilgi gösterilebilir. Di. ğerlerinden daha fazla önem verilmesinde bir mahzur yoktur. Mesela; Hz. Ebubekir r.a. kızı Aişeyi r.a. diğer çocuklarından üstün tutmuştur ve hepsinden faziletli görmüştür.. Kazı Beyzavî Hz. nin anlattığına gö-re; fazilet yönlünden çocukların birini diğerlerinden üstün tutup, yetişme-si için daha fazla önem vermekte hiçbir mahzur yoktur.. Ayrıca Kazı Beyzavi Hz. bu gibi hareketi:

    Ulema garip görmedi;

    Diyor...

    Bu Hadis-i Şerifi hem BUHARI, hem de MÜSLİM almıştır... çok önemlidir; gerçeği ile amel etmeyi, Cenab-ı Haktan temenni edelim..

    Elimizdeki esere göre ravi NUMAN olarak gözüküyor.. Diğerlerin-de olduğu gibi bu ravi hakkında yaptığımız araştırma sonunda bu za-tın NUMAN b. BEŞİR olduğunu tesbit etmiş bulunuyoruz. Faydalı ola-cağına inandığımız için aşağıda biraz malûmat vereceğiz.

    **

    NUMAN b. BEŞİR: Yani BEŞİR'in oğlu NUMAN.. Hem babası hem de kendisi Ansardandır.. Peygamber S.A. efendimizin Medine'ye hicre-tinden sonra, ilk doğan ansar çocuğudur. ASKALANİ'nin anlattığına göre, Hicretten tam ondört ay sonra doğmuştur..

    Bu zatım hayli menakıbi vardır.. Bilhassa IMAM-I Kurtubî Hz. ISA-BE adlı eserinde uzun uzun anlatıyor.

    Şair edip bir zattı.. Yedi ay kadar Küfe valiliği yaptı.. Sonra Şam'a geldi.. HUMUS valisi oldu.. Hilafet Muaviyede r.a. idi.. Taa Mervanın zamanına kadar.. Bir çok isyanları bastırmış.. Ehl-i islâm arasında çı-kan ihtilafları halletmiştir..

    Ortalığı iyice fesad sarınca kurtulamamış, Humus'lular tarafından, BİRAN'da şehid edilmiştir. Nedevî'nin anlattığına göre; şehadet tari-hi; Hicri: 15 zilhicce 64 dür.

    Allah ondan razı olsun..

    ( رواه الترمذى )

    اتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ ؛ فَإِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِ اللَّهِ : ۱۹

    19) «Müminin feraseti karşısında, kendinizi koruyunuz. Çünkü o; Allah'ın nuru ile bakar.>>>

    * **

    İman bir başka şeydir. Daha çok kalbi ilgilendirir. İnanmak ve inan-dığı şeyi hal edinmektir. Yani özüne sindirmek... Yazılan eserler, söyle-

    YanıtlaSil
  120. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    41

    nen sözler sadece onun yolun gösterir. Ona ermek bir nevi ezeli istidad. kabiliyete bağlı.. Bu öyle zor bir davadır ki, inen kitaplar, gelen peygam-

    berler; hep bu davanın halli içindir.. Şöyle bir hikâye vardır:

    Müridin biri, bir şeyh efendiye teslim olmaya gider.. Şeyh efendi ba-

    kar:

    Allah'ını unutma

    Der.. Mürid bir şey anlayamaz:

    - Nasıl?

    Der.. Şeyh efendi Müridin durumunu anlar:

    En çok sevdiğin şey nedir?

    Diye sorar.. Mürid, evdeki öküzünü çok sevdiğini söyleyince:

    İşte onu hiç aklından çıkarma;

    Der ve yola salar.. Aradan zaman geçer.. O Mürid şeyhin evine geldiği zaman, kapıdan içeri girerken başını eğer.. Şeyh sorar:

    Ne o?.. Niçin başını eğiyorsun?.

    Boynuzlarım kapıdan zor giriyor;

    Deyince şeyh durumu anlar ve:

    Hatırlar mısın?. Sana, Allah'ı unutma demiştim, sen de, cevabını vermiştin.. İşte sana unutmamanın mânası...

    Der ve o Müridi bu sayede erenlerden eyler..

    Bu Hadis-i Şerifin bir hikâyesi de şöyledir:

    Hz. Osmanın hilâfeti devrinde idi.. Sahabenin biri, onun yanına ge-liyordu.. Yolda güzel bir kadına rastladı ve kötü nazarla baktı..

    Hz. Osmanın yanına geldiği zaman, şu cümle ile karşılaştı:

    Gözlerinden haram okunuyor..

    Sahabe kızar gibi oldu ve şöyle dedi:

    Ne o, EMİR'EL-MÜMİNİN, Peygamberden S.A. sonra vahiy mi

    gelmeye başladı..

    Bunun üzerine Hz. Osman:

    Hayır öyle bir şey yok;

    Dedi ve bu Hadis-i Şerifi okudu.. Sahabe de sustu bir şey diyemedi.

    Allah cümlemize iman nasip eylesin..

    **

    Bu Hadis-i Şerif İMAM-I TİRMİZİ'den alınmıştır. İMAM-I TİRMİ-ZI, en büyük altı hadis imamından biridir. 13. Hadis-i şerifte kısaca me-nakıbini anlattığımız için burada tekrar etmiyeceğiz. Arzu edildiği tak-dirde bakılabilir..

    YanıtlaSil
  121. HADIS-I ŞERİFLER

    42

    اتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ ، فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَ بَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ . (رواه الترمذي)

    ۲۰

    20) «Mazlumun yakarışından korununuz. Çünkü o yakarışım Al-lah'a ulaşmasına mâni bir perde yoktur.>>>

    **

    Cemiyeti ayakta tutan umdelerden biri adalettir. Adaleti yok edecek tek şey de zulümdür. Adalet ve zulüm birbirinin zıddıdır. Birinin bulun-duğu yerde diğeri olmaz..

    Bu dünya hayatı, iki zümrenin devamı ile sürüp gider. Biri güçlüler; öbürü de güçsüzler.. Güçlülerin, güçsüzlere her yüklenişi bir zulümdür.. Bu zulmün, altında çıkan tek ses de AH'dır.. İşte bu Hadis-i Şerif, o AH'a işaret ediyor.. Dışı yıkık olanın içi zengin olur. Maddeden uzak olduğu için, mânaya yakındır.. Ciğerden çekilen her AH Hakka ulaşır ve zalimi er geç yok eder. Atalarımız bu hususu bize işaret için çok şeyler söyle-miş.. Birkaç tanesini anlatırsak, her halde faydalı olur..

    Arz edelim:

    Alma mazlum ahını, çıkar aheste, aheste..

    Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah'ı var..

    Zulm ile abad olanın, âhiri berbad olur...

    Bunlardan başka zulüm üzerine çok ata sözü vardır. Zulmün âhi-retteki cezasından önce, mutlaka dünyada acısı tadılır.. Bunun misali çoktur; görülmüştür..

    Hiç kimsenin ettiği yanına kalmaz..

    Bu Hadis-i Şerif, İMAM-I TİRMİZİ'den alınmıştır. Bu zatın kısa bir menakıbini 13. Hadis-i Şerifin sonuna almış bulunuyoruz. Arzu edil-diği takdirde bakılabilir..

    أنقِ الْمَحَارِمَ تَكُنْ أَعْبَدَ النَّاسِ ، وَارْضَ بِمَا قَسَمَ اللَّهُ لَكَ تَكُنْ أَغْنَى الناس . وَأَحْسِنُ إلى جارك تكن مُؤْمِناً ، وَأَحِبُّ لِلنَّاسِ مَا تُحِبُّ لِنَفْسِكَ تكن مُسلِماً ، وَلا تُكثر الضحك . فَإِنَّ كَثْرَةِ الصَّحِكِ تُمِيتُ الْقَلْبَ . ( رواه الإمام أحمد عن أبي هريرة )

    ۲۱

    21) «Haram şeylerden sakın; insanların en abidi olursun. Allah'ın sa-na verdiği kısmete razı ol; insanların en zengini olursun.. Kom-şuna iyilik et; tam bir mümin olursun.. Kendin için istediğini, hal-ka da iste; tam bir müslüman olursun.. Gülmeyi artırma.. Çün-kü çok gülmek kalbi öldürür.>>>>

    YanıtlaSil
  122. VE VAAZ ÖENEKLERİ

    43 Bu Hadis-i Şerif bir mucizedir.. Bu kadar kısa cümlelerle, çok geniş mânaları anlatabilmek, ancak bu kadar olur..

    İslâmi hayatımızı; emir ve yasaklar teşkil eder.. Her emir bir ya-sağa karşı buyurulmuştur. Bir emirden kaçan mutlaka bir yasağa ka-pılır. Ne kadar yasak, haram bırakılırsa, helâle o kadar yaklaşılmış olur. Haliyle tüm haramları bırakan, en çok ibadet eden olur.. Insanın her dakikası yasaklarla, emirlerle dolu olduğuna göre; dikkat edilirse, her an ibadetle geçebilir.. Çünkü, her haramı bırakmak, her helâle sarılmak bir ibadettir..

    Bu hali bulmak kolay olmaz.. Önce bir mürşid elinde manevi terbi-ye görmek gerekir. İşin özüne ermek icab eder. Bu terbiye alındıktan sonradır ki, iman tam olarak kalbe yerleşir. Ve.. Malın mülkün sahibi, Al-lah-ü Taâlâ olduğu gerçekten bilinir.. Kalbde, Allah'ın verdiği rıza hasıl olur, kimsenin elindekine göz dikilmez. Herşey ondan beklenir. Bu hali bulan kimse; elbetteki insanların en gani gönüllüsü olur.

    Gani gönüllü, gözü tok olan, varlığın esas sahibini tanıyan, elinde-ki mevcudu, muhtaçlara dağıtır. Herkese, iyilik eder. En yakınından tut; en uzağına kadar yardım elini uzatır. Çünkü iman sahibidir. Öbür âle-min varlığına inanır. Oraya dünya malı değil; o malla burada hasıl ola-cak sevabın götürüleceğini bilir. Bu yüzden elinde dünyalık tutmaz, dağıtır.

    İman sahibi, herkesi kendisi gibi bilir. Yaratılmışı, yaratandan ötü-rü sever. Elindekini kıskanmaz. Bilir ki elinde bulunan; bugün kendisinde ise, yarın da başkalarının olacak... Herkes için iyilik düşünür. Bazan ken-disini unutur; onlar için ağlar... yalvarır:

    Allahım, benim yüzümden onları helâk etme!..

    Der.. Böyle yapan veliler az değildir. Onların hayatı hep bu yoldadır.. Çünkü onlar bizim bilemediğimiz çok şeyi bilirler.. Bu yüzden çok ağlar az gülerler.. Bir büyük velî şöyle diyor:

    Eğer insanlar, ölümden sonra başlarına neler geleceğini bilse-lerdi; çok ağlar, az gülerlerdi..

    Bir başka büyük zata, hayatta iken:

    - Nasılsın?

    Diye sormuşlar... Şöyle buyurmuş:

    İdam mahkûmu gibi...

    Onlar, dünyada bir yolcudur. Akibetlerini beklerler.. Sonun ölüm olduğuna tam inanırlar.. Hakikata onlar vakıftır..

    Allah-ü Taâlâ bizi de onların zümresine katsın... Amin!..

    * **

    Bu Hadis-i Şerifin ravisi EBU HÜREYRE'dir. Ondan da İMAM-I AHMED b. HANBEL almıştır.. 1. ve 9. Hadis-i şerifte bu zatlar hak-kında kısa bir bilgi verilmiştir.. Bilinmesinde fayda vardır; okuyalım..

    YanıtlaSil
  123. VIAITIaya başlamişti. Daha çocuk yaşta her sız konuşan, ciddi, sıcakkanlı, terbiyeli, ağ başlamış, etrafında rkes onu, sözüne sa adik, dogru, yalan-akteri ile tanımaya ağırbaşlı dürüst karak bir sevgi ve hayran ranlık halesi oluşturmuştu. A oğulları yurdunda herkesçe bili bilinir olmuş Artik o, Sa'd line gelmişti. ve insanların gözdesi halin

    TARİHTE BUGÜN

    • 1933 - Sünusi hareketinin büyüklerinden Şeyh Ahmed eş-Şerif es-Sünusî vefat etti.

    • 2002 - Hanımlar

    Rehberin'de ismi geçen, Nur Talebelerinden Naile Özer vefat etti.

    10

    PAZAR

    SUNDAY

    MART

    MARCH

    BİR AYET

    Allah dilediğini doğru yola iletir.

    Bakara Suresi: 213

    BİR HADİS

    Yeryüzündekilere merhamet et ki, göktekiler de sana merhamet etsinler.

    Taberanî

    Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor; insan da beraber gidiyor. Ölüm sekerâtı seni uyandırmadan uyan! Mesnevî-i Nuriye

    HİCRİ: 29 ŞABAN 1445 - RUMI: 26 ŞUBAT 1439

    KASIM: 124-GÜN: 70 KALAN: 296 - GÜN, UZ-3DK

    urtu

    YanıtlaSil
  124. Kitabın yayınlanmasında izlenen yöntem

    1- Çalışmamıza Mustafa Sabri Efendi'yi ve dönemindeki akımları tanıtarak başladık. Böylece okuyucuya onun aksi istikametteki genel ve güçlü akımlara karşı verdiği mücadele hakkında bir fikir vermek iste-dik.

    2- Telifi üzerine uzun yıllar geçen kitabın metninin daha iyi anlaşıl-ması için o dönemin şahsiyetleri, siyasî cemaatleri ve önemli olayları hakkında bilgiler verdik. Kitabın telifinden bu yana, çeşitli tarihçi ve yazarlar kasden bu kitabın da temsil ettiği İslâmî görüşü gizlemiş, bu-nun yerine zıt yöndeki görüşleri ön plana çıkarmışlardır.

    Yeni nesiller çoğunlukla M. Kemal Atatürk'ü modern Türkiye'nin kuru-cusu, milli kahraman ve lider olarak tanımaktalar. Son Osmanlı Şeyhü-lislam'ı Mustafa Sabri Efendi'yi tanıyan ise çok az kimsenin dışında yoktur. Oysa o, o, imanı dışında hiçbir silahı olmamasına rağmen büyük bir hamlenin önderliğini yapmış, dini için yurdundan hicret etmiş, kar-şılığında ise ihanetle suçlanmış büyük bir mücahitti.

    Onun sabrı, mücahitlerin sabrının canlı bir timsali olmuştur.

    Artık İslâm tarihini güvenilir kalemlerden öğrenmek ve sahte tarih-leri bir kenara atmak zamanı gelmedi mi?

    Bu kitapta, gerçeklerin nasıl sahteleştirildiğini göreceğiz.

    13.

    YanıtlaSil
  125. HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    3- Hiç kimsenin bilmediği veya çok az kimsenin bildiği birçok gizli sırlara vakıf olmasından dolayı öngördüklerinin tamamen tahakkuk et-mesi; kitabın içeriği ve laik devrimden sonra Arapça'ya çevrilen veya Arapça neşredilen birçok vesikalar karşılaştırıldığında anlaşılmakta ve görülmektedir.

    Parçalar halinde ortaya çıkan vesikalardan her biri değişik bir ger-çeği göstermektedir. Bunlar bir araya getirilip incelendiğinde ise müel-lifin kitabında yazdığı gerçekleri teyid ettiği görülecektir.

    Şeyh Mustafa Sabri'nin bu kitabı siyonist ve Haçlı güçlerin Osmanlı hilafeti aleyhine uyguladıkları planları ispatlayan ve gösteren ilk vesika niteliğindedir. O, bu planları adım adım takip etmiş, değişik boyutları-nı açıklamış ve bunun muhtemel tehlikeli sonuçlarından sakındırmaya çalışmıştır.

    Dolayısıyla biz, çalışmamıza kitabın asıl ismini ve yazılma hedefini de gözeterek, devrimlerin sonuçlarına uygun bir isim verdik: Osmanlı

    Hilafetinin Ilgası'nın Ardındaki Gizli Sırlar.

    4- M. Kemal Atatürk'ün hilafet ve İslâm karşısındaki rolüne binaen bu konudaki hakikatler ön plana çıkarılmıştır. Kitabın konusu, onun şahsiyeti ve İslâm'a yönelik tutumlarının açıklanmasına yöneliktir.

    Mustafa Kemal'in, iman ve şeriat bütünlüğü oluşturan İslam'ın bu bütünlüğüne karşı gelen bir tavır sergilediğini; siyaset ve idarede İslâ-mi ölçüler yerine Batılı ölçüleri toplumuna kabul ettirdiğini görmekte-yiz. Mustafa Sabri Efendi, Mustafa kemal'in bu faaliyetinin Avrupalı

    devletlerin arzularıyla atbaşı gittiğini, Yahudi dönmelerin de buna arka çıktığını söylemektedir.

    Maksadımız M. Kemal'i yargılamak değildir. Onun hakkında değer-lendirme yapmaya kendi halkı daha lâyıktır. Ancak onun icraatı, tum Müslümanları olumsuz yönde etkilemiştir. Bizi daha çok ilgilendiren

    bu konudur. Onun kurduğu laik düzenin perde arkasını bu yüzden ara-

    lamak durumundayız.

    Günümüz nesillerinin gözünde Mustafa Kemal, milletinin çağdaş-laşma ve gelişme hareketini başlatan büyük önder konumundadır. Peki, Atatürk ve de onun izinden gidenler hangi gelişme ve ilerlemeyi ger-çekleştirdiler?

    Batıyı taklit ederek kurmaya çalıştığımız sosyal, siyasal ve ekono-mik düzenlerin hepsi tam bir fiyasko ve başarısızlıkla sonuçlanmadı mi?

    14.

    YanıtlaSil
  126. KITABIN YAYINLANMASINDA IZLENEN YÖNTEM

    Askeri ve siyasi hezimetlerden sonra, şimdi de ümmet olarak iktisa-di, ilmi ve ahlaki çoküntüleri yaşamıyor muyuz?

    *

    Batı bizi avına duşürdüğu kuzu süruleri olarak görmüyor mu?

    Düşünür ve aydınlar, sonuçları açıkça müşahade edilen şu gerçek-lere göre konumlarını yeniden gözden geçirmelidirler:

    1. Taklitte başarısızlık. Demek ki, bizim başka bir medeniyet kökü-muz var ve aslımıza dönmeliyiz.

    2- Batı uygarlığının içine girdiği kriz ve teorilerin uygulanmasında başarısızlıklarla karşılaşılması. Özellikle gençler arasında yaşanılan in-sani ve ahlaki buhranları ifade eden yeni akım ve hareketlerin gelişme-si. Düşünürler ve liderler yaşanan bu krizlere çözümler üretememekte-dirler.

    Batı toplumlarında yaşanan bu buhranlar gelip geçici sıkıntılar de-ğildir. Bu gerçeği birçok Batılı düşünür ve bilim adamı itiraf etmekte ve doğabilecek tehlikeli sonuçlardan halklarını sakındırmaya çalışmakta-dırlar.

    Schopenhauer, Toynbee, Bertrand Russell, Garaudy gibi düşünürle-rin görüşlerini incelersek aynı kanaate varabiliriz.

    3- Islam tarih aksiyonuna zıt Kemalist tecrübe, İslâm hilafetinin il-gası ve Batıya yönelişle meydana gelen değişimi ölçmede kullanılan bir ölçü olabilir. Japonya örneğinde olduğu gibi, ilerleme ve gelişme İslâm benliği korunarak ve ilmi gelişmeler izlenerek yapılmalıydı. Ümmetin

    birliğini sağlayan hilafet düzeninin yıkılmasıyla müslümanların başına

    gelen haller belli bir metod kullanılarak incelenmelidir.

    Biz bu metodun oluşumuna katkıda bulunmak amacıyla bazı soru-lar sormak istiyoruz.

    1- Ümmet inanç ve şeriatına ne kadar bağlıydı?

    2- İçerde yaşanan çöküntünün sebepleri nelerdi? Tedavisi nasıl ol-malıydı?

    Islahatçı liderler ne gibi engellerle karşılaşmışlar ve bu engelleri ni-çin aşamamışlardı?

    3- Genel bir strateji takip ederek emperyalist güçlerle mücadele edilmesi. Bu güçlerin Islâm âleminde uyguladıkları yöntem ve metodla-rın belirlenmesi.

    Bunun dışında başka yöntemlerin izlenilmesi olayları tek bir açıdan görme sonucunu getirecektir. Böylece araştırmacı milli, milliyetçi, ileri-ci, sosyalist veya demokratik bakışaçılarıyla olayı değerlendirme hatası-na düşecektir.

    15.

    YanıtlaSil
  127. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Oysa bu sayılan duzenleri mikyas ve miyar edinmek, daha önceki çalışmaların pratikte heba olması gibi, bu çalışmaların da heba olması-na sebep olacaktır.

    Ümmet olarak durumumuz, yolların ayrılış noktasına kadar bazen sağa sola tõkezlemesine rağmen yolunu kaybetmeden gidebilen, yolla-rın ayrılış noktasında ise başladığı seyir çizgisini kaybeden bir arabanın içindeki yolcuları andırmaktadır. Bu yolcular, yolların ayrılış noktasın-da arabanın direksiyonunu başka bir şoföre teslim etmişlerdi. O da yol-cuları doğru yoldan götürmek yerine başka yollara sapmış, böylece ara-banın içindekilere yollarını kaybettirmişti. Böylece yolcular istasyona değil, cehennemi andıran başka bir yere doğru yollanmışlardı.

    İslâm âlemi ve Türkiye hilafetle yönetildiği günlerde gücünün do-ruğuna ulaşmıştı, ve dünyaya yön veren bir konumdaydı. Hilafetin en zayıl ve kötü anlarında bile dünyaya meydan okumaya devam eden kendini saydıran Türkiye ve İslâm âlemi bugün sadece basit ve aşağılık bir Batı taklitçisi konumuna düşmüştür.

    Ayrıca, içinde bulunduğumuz durumu ispat için, çağdaş tarihimi-zin etrafında döndüğü Sultan Abdülhamid ve M. Kemal hakkında genel bir bilgi vermeyi gerekli gördük.

    Gayemiz bu iki şahsın hayat hikâyelerini anlatmak değildir. Bu şa-hıslar birbirine zıt iki ayrı düzeni temsil etmeleri açısından önemlidir.

    Batılılar ve İslâm düşmanları Abdülhamid'i "Kızıl Sultan" diyerek kötülerken, M. Kemal'e doğuya uygarlık taşıyan, devrimlerin lideri di-yerek övgüler yağdırmaktalar.

    Biz muhtelif vesika ve kanıtlara müracaat ederek gerçekleri de göz-ler önüne sermeye çalışacağız.

    16.

    YanıtlaSil
  128. HADIS-I ŞERİFLER

    44

    انقُوا اللَّهَ : وَصَلُّوا خَمْتَكُمْ ، وَصُومُوا شَهْرَكُمْ ، وَأَدُّوا زَكَاةَ أَمْوَالِكُمْ ، طيبة بها أَنفُسُكُم وَأَطِيعُوا ذَا أَمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّكُمْ .

    ۲۲

    ( رواه الحاكم عن أبي أمامة )

    22) «Allah'a karşı ittika sahibi olunuz. Beş vakit namazınızı kılımız, Bir ayhk orucunuzu tutunuz. Gönül hoşluğuyla mallarınızın ze-kâtını veriniz. Ve.. Rabbınızın cennetine giri giriniz.>>>

    Bu Hadis-i Şerifte, İSLÂM dininin temel ibadetlerine işaret edil-mektedir. Biz burada, sayılan bu kudsî vazifelere dair, SULTAN'ÜL-EV-LIYA-velilerin sultanı kabul edilen ABDÜLKADİR GEYLANI Hz.

    nin fikrini zikretmekle yetineceğiz.. Önce namaza dair fikrini dinleyelim:

    Şeriattaki namaz, namazlara devam ediniz; bilhassa orta nama-za... (Bakara, 238) Ayet-i Kerimesi ahkâmına göre malûm olmak-tadır.

    Dinimizin emrine göre kılınan namazdan murad, zahirdeki duygu-ların cismanî hareketlerle edâ ettiği rükünlerdir: Ayakta durmak, Kur'an okumak, rükûa varmak, secde etmek, sesle, lafızları tekrar etmek gibi... Bunların hepsi namaza ait hareketlerdir. Bu hareketlerin hepsinden bir namaz meydana gelmektedir. Ve bu sebepledir ki, cem edatı ile, «namaz-lara devam ediniz buyurulur.

    Namazın tarikat âlemindeki mânası; kalbin, sonsuz huzurda kalma-sını temindir. Yukarıda zikri geçen Ayet'i Kerimedeki «orta namaz an-latmak istediğimizin tâ kendisidir; çünkü o, kalb namazıdır. Çünkü kalb, bedenin tam ortasındadır. Sağ, sol; alt, üst; saâdet ve gekavet ara-sında bulunur. Bunların hepsinde o kalb, bir vasat durum arz eder.

    Zekâtı da şöyle anlatıyor:

    Şeriatın ve tarikatın zekâtı vardır; ayrı ayrıdır.

    Şeriat hükümlerine göre verilen zekât, dünya kazancından, malûm had dünyalığa sahip olduktan sonra, muayyen bir şeyi, her yıl ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktır.

    Tarikattaki zekâta gelince; o da âhiret'e ait kazançtan verilir. O, âhiret fakirlerine ve ona muhtaç olanlara dağıtılır.

    Zekât aynı zamanda sadaka demektir. Bunu Allah-ü Taâlâ «sadaka fakirlerin hakkıdır» (Tevbe, 60) âyet'i ile bildirir.

    İşte Orucu da şöyle anlatıyor:

    YanıtlaSil
  129. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    45 olunca, yemekten, içmekten beri olmak ve meşru münasebeti terktir.

    Tarikatın orucu, gece-gündilz, bütün duyguları cümle haramdan ko-rumaktır. Kötü, akla uymayan şeyleri zahirde olduğu gibi batında da terktir. Anlattığımız hareketlerin biri yapıldığı takdirde oruç batıl olur.

    Şeriat orucu muvakkattır. Fakat, tarikat orucu edebîdir; ömür bo-yunca devam eder. Asıl oruç budur. Çünkü Peygamber S.A. efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurur: «Birçok oruç tutanlar vardır ki, tut-tuğu orucun, yalnız açlık ve susuzluğu yanına kalır; dolayısı ile birçok oruçlular, iftar eder ve birçok iftar edenler de oruçlu durur.. Yani, duy-gularını kötülüğe kaymaktan korur. İnsanlara eliyle diliyle ezů etmez... Allah-ü Taâlânın, «Oruç benim içindir, mükafatını ben veririm,» diye tarif ettiği oruç budur. Bu yüce orucu tutanlar için Peygamber S.A. efen-dimiz de şöyle buyurur: «Oruçlunun iki sevinci vardır; biri iftar anında; öbürü de görüş anında... Allah c.c. fazlı, keremi ile bize bu orucu ve bu sevinci ihsan eylesin... Amin!..

    Sayılan ibadetleri, anlatıldığı gibi yapmayı Cenab-ı Hak cümlemize nasib eylesin.. Amin!..

    Bu Hadis-i Şerifin ravisi EBU ÜMAME'dir. Ondan da HAKİM al-mıştır..

    EBU UMAME: Bu künyeyi taşıyan iki sahabe vardır. Birinin adı, lyas b. SALEBE, diğerinin adı da, SUDAYY b. ACLAN'dır. Tercümemi-ze esas tuttuğumuz eserde; bunların hangisi ravi olduğuna dair işaret yoktur.. Pek de önemli değil... Nasıl olsa, ikisi de sahabe... Ikisi de Pey-gamber S.A. efendimizden Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Büyük imam-lar, ikisinden de Hadis-i şerif almıştır. Belki bu Hadis-i şerifi ikisi de ri-vayet etmiştir.

    Biz buradaki, EBU ÜMAYE'ye SUDAYY b. ACLAN diyeceğiz. Bu şekilde kabul etmemize üç sebep vardır:

    a) Öbürü üç; bu yüz elli Hadis-i Şerif rivayet etmiştir.

    b) Imam-ı Buhari bu zatın Hadis-i şerifini eserine almıştır.

    c) Hadis imamları ondan çok, buna önem vermişlerdir.

    Allah ikisinden de razı olsun.

    Imam-ı Kurtubî anlatıyor:

    EBU UMAME SUDAYY b. ACLAN, Peygamber S.A. efendimizden çokça Hadis-i şerif rivayet eden sahabelerden biridir.

    Devam ediyor:

    YanıtlaSil
  130. 46

    HADİS-1 ŞERİFLER

    Peygamber S.A. efendimizin irtihalinden sonra, Mısır'a yerleşti.. Sonra Şam'a geçti; Humus'a yerleşti ve orada vefat etti. Vefat tarihi Hicretin 81. yılı idi.. 86. yılında vefat etti... diyenler de vardır..

    Devam ediyor:

    Şam havalisinde en son vefat eden sahabe budur. Allah ondan razt olsun..

    ** HAKIM: Bu zat IBN-1 BEYYİ namiyle maruftur. Esas adı, şöyle-dir: HAKIM, EBU ABDULLAH MUHAMMED 6. ABDULLAH..

    Şafii mezhebine mensuptur.

    Sebüki Hz. anlatıyor:

    HAKIM, asrının en büyük din alimidir.

    Irak, Hicaz ve daha birçok islâm ülkelerini gezmiş; Hadis-i Şerif toplamıştır.

    Yazdığı eserler, yalnız Hadis-i şerif ve fıkıh üzerine değildir; di-ğer fenlere dair eserler de yazmıştır.

    Bilhassa, (TARIH-1 ULAMAI NISABUR) -Nisabur Alimleri Ta-rihi adlı eseri meşhurdur. Sebüki Hz. bu eseri şöyle anlatıyor:

    HAKIM'in bu eserini okuyanlar; asrının ilimlerine ne derece vakıf olduğunu derhal anlarlar.

    Samaniye devleti tarafından, Nisabur kadılığına da getirildi.. Hicretin 321. yılında doğmuş ve 405. yılında da vefat etmiştir... Kabri Nisaburdadır. Allah rahmet eylesin..

    اتَّقُوا دَعْوَةَ الْمَظلوم ؛ فَإِنهَا تَعْمَلُ عَلَى الْغَمَامِ يَقُولُ اللَّهُ : وَعِزَّنِي وَجَلَالِي ) رواه الطبراني عن خزيمة بن ثابت ) لا نصُرَنَّكَ (1) وَلَوْ بَعْدَ حِينٍ

    ۲۳

    *

    (1) أى لأستخلصن لك الحق ممن ظلمك

    23) «Mazlumun bedduasına uğramaktan korkunuz. Çünkü o bed-dua, GAMAM'ın üstüne çıkarılır; -ötelere uçar.-

    Ve... Allah-ü Taâlâ ona şu vaadi yapar:

    İzzetim, celâlim hakkı için; aradan uzun zaman geçse dahi, mutlaka sana yardım edeceğim.>>>

    ** *

    Mazlum zulme uğrayan kimseye denir. Zulmün çeşitleri çoktur; say-makla bitmez. Biz bu konuda fazla tafsilāta girmek istemiyoruz. Yalnız, az da olsa zulüm hakkında umumî bir malûmat vermeyi faydalı görü-

    yoruz.

    Seyyid Şerif Cürcanî Hz. zulmün, üç şekilde tarifini yapıyor:

    YanıtlaSil
  131. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    Birşeyi, asıl mevziinden alıp, başka bir yere koymak..

    1 2 Zulmün şer'i hükmü şudur:

    Hakkı bırakıp batıla saplanmak... Bunun bir adı da CEVR'dir..

    3- Zulmün bir başka tarifi de şöyledir:

    Kendisine ait olmayan bir mülkte tasarruf.. Ve şer'i ölçüleri aş-

    mak...

    *

    Bu Hadis-i Şerifte; üzerinde durmamız gereken kelimelerden biri de GAMAM'dır. Bu kelimenin, lügat manası buluttur.. Fakat bu bulut, bil-diğimizden bir başka buluttur..

    RAMUZ Şarihi bu Hadis-i Şerifi açıklarken, GAMAM'ı şöyle an-latıyor:

    O yedinci kat semânın ötesinde pek beyaz bir buluttur. Bulun-duğu yerden bir kopacak olsa, ağırlığını semaların hiçbiri taşıyamaz. Hepsini yarar geçer..

    Bu tariften de anlaşılacağı gibi, GAMAM arş-ı âlâya yakındır. Bir başka Hadis-i Şerifte, Mazlumun ahı arşa kadar yükselir.» buyurulması yine fikrimizi teyid eder. Bir duanın veya ahın arşa kadar yükselmesi, mutlaka ona icabet edileceğine ve hakkı korunacağına bir delildir. Ter-cümemize esas aldığımız eserin yazarı da aynı kanaatta olduğu; haşiye olarak koyduğu şu dip nottan anlaşılıyor:

    Sana yardım edeceğim;»

    Demek,

    Sana zulüm edenden mutlaka hakkını alacağım....

    Mânasını taşır..

    ***

    Bu sert emirlere ilâveten bir şeyler eklemeyi zayid görüyoruz. Zu-lüm, daha çok başkasının hakkına tecavüz sonunda olacağı için, halkla münasebetlerimize, muamelelerimize dikkat edelim. Şeriat dilinde; onla-rın bize geçen alacağına:

    Kul hakkı

    Denir.. Üzerimizde kalan hakkını, kul bağışlamadıkça Allah bağışla-maz Öbür âleme bırakmadan, burada helâllık olmalıdır. Orada; alacaklı kul razı oluncaya kadar sevabımız verilir; sevabımız bitince de günahı sırtımı-za yüklenir.. Bizi bu durumdan, ne üzerinde titrediğimiz dünya malı kur-tarır, ne evlâd, ne de ana baba..

    Allah-ü Taâlâ cümlemizi doğru yoldan ayırmasın.. Amin!..

    Bu Hadis-i Şerifin ravisi HUZEYME b. SABİT'tir. İmam-ı TABE-RANÎ Hz. de onun rivayetine istinaden eserine almıştır; bu zatı 9. Ha-dis-i Şerifin sonunda anlatmış bulunuyoruz..

    47

    YanıtlaSil
  132. Bunu duyan Halime ve kocasının endişeler da Peygamber Efendimizi ayakta du n bir kat daha art Murur buldular. M 1. Ustelik dudaklar Mübarek bedenlerinde klarına tatlı bir tebessüm

    BIR AYET

    TARİHTE BUGÜN

    1909-Bediüzzaman'ın Volkan gazetesindeki ilk makalesi "Hakikat" ismiyle neşroldu.

    • 1947 - Türkiye, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'na (IMF) katıldı.

    BÜTÜN İSLÂM ÂLEMİNİN

    RAMAZAN AYI

    MÜBAREK OLSUN.

    11

    PAZARTESİ

    MONDAY

    MART

    MARCH

    Muhakkak ki amenů olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için naîm Cennetleri vardır.

    Lokmân Suresi: 8

    BİR HADİS

    Merhamet ediniz ki, size de merhamet edilsin. Başkasını affediniz ki, affedilesiniz.

    Müsned, 2: 165

    Mesnevî-i Nûriye

    Kur'ân milyonlarca Arabî kitaplarla mukayese edilirse, benzeri bulunamaz. O halde, Kur'ân, ya hepsinin altındadır; bu ise muhaldir. Öyle ise hepsinin fevkındedir; öyleyse Allah'ın kelâmıdır.

    HİCRI: 1 RAMAZAN 1445 - RUMI: 27 ŞUBAT 1439

    KASIM: 125 - GÜN: 71 KALAN: 295 - GÜN. UZ.: 4 DK

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    Imsak

    Gunes

    Ogle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    İSTANBUL

    05.51

    07.15

    13.19

    16.35

    19.13

    20.32

    ESKİŞEHİR

    05.46

    07.09

    13.13 16.30 19.07

    20.25

    YanıtlaSil
  133. 106- (Biz) bir âyetin hükmünü kaldırır veya onu unutturursak, ondan daha hayır-lısını veya benzerini getiririz. (1) Bilmez misin ki şübhesiz Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir!

    r

    c

    e

    M

    107
    Bakara suresi

    YanıtlaSil
  134. (1) Bu sûre, tevbenin mâhiyetini ve kabûl edilme şartlarını îzâh ve beyân ettiği için; "Tevbe Sûresi" ismini almıştır. Bu sürenin meşhur olan diğer bir ismi de "Berâe"dir. Resûlullah Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm emrettiği için, Kur'ân'da başına Besmele yazılmayan tek sûre budur. Hz. Ali radıyallâhü anh: "Besmele emân ve rah-mettir. Bu sûre ise harb hakkındadır (harbi em-reder). Bunun için Besmele terk edildi!" demiş-tir. Hz. Osman radıyallahü anh ise: "Kur'ân-ı Hakîm'den herhangi bir âyet nazil olduğunda Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm: 'Bu âye-ti falan yere yazınız!' diye emrederlerdi. Enfâl

    Sûresinin sonu ile bu sûrenin başında vahiy ka-tibliğini ben yaptım. Bana burada 'Besmele yaz!" diye emretmedi" dedi.

    Ayrıca Enfâl Sûresi ile bu sûre arasında kuvvetli münasebet vardır. Bu sebeble Enfâl ve Tevbe sûreleri hakkında sahâbelerden bir kısmı (radıyallâhü anhüm ecmaîn): "Bunlar bir sûredir”, bir kısmı da: “Ayrı birer sûredir” demiş-lerdir. Enfâl Sûresinin arkasından ara vermeden Kur'ân okumaya devam edildiğinde, bu sûrenin başında ayrıca besmele çekilmez. (Râzî, c. 8/15, 223)

    YanıtlaSil
  135. KUR'ÂN-I KERİM VE KARŞILIKLI MUHTASAR MEÂLİ

    Hazırlayan

    Hayrât Neşriyat

    İlmî Araştırma Merkezi MEÂL HEY'ETİ

    YanıtlaSil
  136. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    SUBHANALLAH
    ELHAMDULİLLAH
    ALLAHUEKBER
    ESTAĞFİRULLAH
    ALLAHUMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED

    Yanıtla

    yuksel30 Mart 2019 08:08
    Beş vakit namazı camide kılan bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir.
    Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır.

    YanıtlaSil
  137. BU ZULMÜ DURDURUN ARTIK!

    Harun ÖĞMÜŞ harunogmanga.com

    Nasılsa vurduğun «insansı canlılar ancak, Ne var, koyun gibi doğransalar boğazlanarak?

    Yıkılsa evleri bombardımanla başlarına, Ölüp de çıkmasa bir ferdi sålimen yarına!

    Değil mi, vur hadi öyleyse çol-çocuk deme, vur! Kimin ne haddine, senden nasıl hesap sorulur?

    Önünde her yol açık, her ne istesen mebzül, Şikayet ettiğin işler, senin için makbül!

    Çalış otuz asır evvelki håle dönmek için, Bütün siyasetinin kaynağında olsun din.

    Şovenliğinde ve köktencilikte bilme hudut, Fakat bununla hep ağyarı suçla, mes'ül tut!

    Hamas'ta suç dediğin her ne varsa yap, sana hak! Yok et nesilleri neslin için ağıt yakarak...

    İçinde -çok değil- olsaydı zerre vicdanın, Olurdu belki o takdirde bir hesap soranın!

    Fakat için de rahattır senin, hem öyle rahat! Küçük bir empatiden vermiyor nişan, heyhat!

    O halde sensin o «hayvansı canlı ancak, sen! O canlı yoksun olur çünkü böyle hislerden!

    Delilim, işlediğin mendebur cinayetler, Kişi ne haldedir isbåta kendi fi'li yeter!

    Senin savaşçılığın halka bomba yağdırarak, Yiğitçe çarpışılan yerden ayrılıp kaçmak!

    Bu, korkunun ve de hâinliğin neticesidir; Tabiatinde olan hinliğin neticesidir!

    Yiğitliğin söker ancak beşikte ma'sûma, Ve bir de tutsağın olmuş zavallı mahkûma!

    17

    Utanma duygusu hiç yok mu sende, tüh yüzüne! Yüzün de yok ki satarsın cihāna tafra yine!

    Dönüp de hayvana benzettiğin yiğitlere bak! Yeter esirleri onlar için tanık olarak!

    Değil sevenleri bak, «hasmı yanlarında derim! Fazilet işte bu, düşman dahi eder teslim!

    Muhatap almaya layık senin neyin var ki? Geçip de karşına laf ettim, aptalım sanki!

    Asıl uyanması lazım gelen bugün ümmet! Fakat uyanmaz o halā bu uykudan, hayret!

    Ne bekliyor daha bilmem, büyük kıyameti mi? Ya ihtilafla perişan iken selámeti mi?

    Bilin ki böyle muhaldir bizim selametimiz! Şu anda koptu demektir inan kıyametimiz!

    Yaşar cehennemi aylardır işte bak Gazze... Biz izleriz onu yalnız, ne oldu böyle bize?

    Ne oldu? Aynı vücüdun uzuvlarıydık biz? Birinde varsa elem hissederdi dīgerimiz!

    Nasıl cemåda dönüp böyle duygusuzlaştık, Bu denli ayrışarak meskenette uzlaştık?

    Uyan ve kendine gel artık ey büyük ümmet! Seză olan sana ancak o eski güç-azamet!

    <>> Senin değil mi beden, uğraşıp çıkar bir baş!

    Bugün içindeki her ferde vacib işbu, derim Ve bir de toptan o efråda tek kelåm ederim:

    Sözüm şudur size ancak, ne çok uzun ne derin: Ya zulmü durdurun artık ya <<ümmetiz» demeyin!

    OCAK 2024

    YanıtlaSil
  138. 48

    HADIS-I SERİFLER

    HUZAYNK & SADI adir, He. Haticenin de ra. akraban. Br. Pippenler A. femminile ilk defa lit. Haticenin ra. yamada ta water. Blandan bir entfs. Peygamber S.A. efendimial ge.

    Sem gelmesi Peygambere benziyorsun. Bana şimdiden iman ediyorn, Peygamberliğini üän eder etmez, yanına geleceğim; Dodi. Allak mür verdi arzusu yerine geldi.

    Bir rivayete göre Bedir conginde şehid düşmüştür.. Diğer bir rive yete göre de, Hr. Amin Aildfeti zamanına kadar yaşamış ve Biffin sa. narında ocenotisk olmuştur.

    Allak ondon ran olsen.

    اتَّقُوا الظَّلْمَ ، فَإِنَّ الظُّلْمَ قَامَاتِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاتَّقُوا الشَّحَّ عَلَى التَّحْ أَهْلَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ ، وَحَمَلَهُمْ عَلَى أَنْ تَفَكُوا دِمَاءَهُمْ وَاسْتَحَلُوا تَحَارِفَهُمْ . ( رواه مسل)

    ٢٤

    24) «Zulümden sakımımız. Zira zulüm; kıyamet günü karanlık üstü. ne karanlıktır.

    Ve.. ŞUH'dan sakımınız. Zira şuh; sizden öncekileri helâk etti; onları, kanlarımı akıtmalarına kadar götürdü. Haramı helal gös-terdi...



    Bundan önceki Hadis-i Şerifte; zulme dair kısa, ama şümullü bir malůmat vermiş bulunuyoruz. Burada daha çok ŞUH üzerinde duracağız ŞUH kelimesinin birçok tarifi vardır. Biz onlar arasında en isabetli tarifi, Ramuz şerhinde bulduk..

    Şöyle anlatılıyor:

    ŞUH: Hırsla karışık cimrilik halidir.

    ŞUH: Verilmesi gerekli olana bir şeyi vermemektir.

    ŞUH: Başkasının yapacağı bir hayra mâni olmak; kendi kesesin-den çıkıyormuş gibi bir cimrilik durumuna düşmek..

    Muhammed Dimişki Hz. anlatıyor:

    Bahülle cimrilik- ŞUH arasında mâna itibariyle fark vardır.

    Bahil, kendisine ait olan birşeyi vermeyene denir. ŞUH ise, kendi-sine ait olmayan bir şeyin verilmesine engel olanın halidir. Bu mânada başkasının hakkına tecavüz kokusu olduğu için, zulüm karışır.. Yani, SUH sahibi aynı zamanda zalim olur...

    YanıtlaSil
  139. VE VAAR ÖRNEKLERI

    Geçen izahlara dayanarak, hemen diyelim ki: ŞUH aslında hiç biri bizim olmayan, elimizdeki dünya malını, sahibinin emri gereğince dağıt mamaktır.. Yani Allah'ın malını kullarına vermemektir..

    Allah-i Taală bine dünya malı vermiş; sarf yerlerini göstermiş, öte-sini irademize tørketmiştir. Onun malını arzu ettiği kimselere vermekten imtina edersek, cimri olmuş oluruz. Hakkımız olmayan bir tasarrufta bulunduğumuz için de zalim olmuş oluruz.

    Elimizdeki mevcut dünyalık; muayyen bir zümrenin malı değildir. Bu sebeble tek elde kalamaz. Dağıtılması, devr-i daim yapması icab eder. Terakilm etmiş sermayenin üstüne, muayyen bir zümre postu serdi

    mi, hemen felåket çanları çalmaya başlar. Bu duruma düşen, ister top-lu bir millet, ister tek şahıs olsun; düşmanlık tohumunu ekmiş olur.. O zaman; az gelirli millet çok gelirliyo göz diker. Fakir zengine düşman olur.. Sonunda kanlar akar.. Ve ortada ne helal kalır ne de haram.. Dü-zen, nizam bozulur.. İşte bundandır ki, İSLÂM DİNİ zekât ve sadaka mü-essesesini kurmuş.. Ve bunları dinin temel şartları arasında saymıştır.

    Cenab-ı Hak cümlemizi imandan ayırmasın.. Amin!..

    Bu Hadis-i Şerif MÜSLİM'den alınmıştır. Bu zata ve eserine dair kısa bir malūmat, 5. Hadis-i Şerifte vermiş bulunuyoruz. Arzu edildiği takdirde oraya bakılabilir.

    التَّحَدُثُ بِنِعْمَةِ اللَّهِ شُكْرٌ ، وَتَرْكُهَا كُفْرٌ : وَمَنْ لَا يَشْكُرِ الْقَلِيلَ لا يشكر الكَثِيرَ ، وَمَن لا يشكر الناس لا يَشْكُرِ اللَّهَ وَالْجَمَاعَةُ رَحْمَةٌ ( رواه البيهقي ) وَالْفُرْقَةُ عَذَابٌ . ٢٥

    25) «Allah'ım nimetlerini anlatmak şükürdür; terk ise küfür.. Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez. İnsanlara şükretmeyen Allah'a da şükretmez. CEMAAT, rahmet; FIRKA ise, azabdır..>>>

    İnsan, üzerindeki sayısız nimetleri anlatabilir; ama, kibre kapılma-mak şartiyle.. Ve.. elinde ne kadar dünyalık varsa, hepsini Allah'ın bi-lerek...

    İnsan, elinde varsa en iyisini giyecek; fakat kibre kapılmayacak.. Elindeki dünyalıktan; çevresindeki düşkünlere, muhtaçlara da dağıta-cak.. Ama onlara karşı bir üstünlük taslamayacak... Kendisini; belli. bir zaman için malının bekçisi bilecek..

    Hadis-i Şerifier, F: 4

    49

    YanıtlaSil
  140. 50

    HADİS-İ ŞERİFLER

    Dünyalık içinde yuvarlanan herkes; bütün hareketlerini yukarıda arz edilen sekilde ayarlamalıdır. Aksi halde, İslâmi gayeden uzak du-rulmuş olur.

    Insan, giydiğini kibir için giyerse; yani, güzel giyinip böbürlenirse.... verdiğini de; riya için, görsünler, işitsinler için verirse... bu verdiğiyle bir de halkı hizmetine koşturmak niyetini kalbinde beslerse... sonra, komşusu aç yatarken, hergün sofrasına beş on çeşit yemek yığarsa, şüp hesiz artık iman yolunu bırakmış olur.. Ve:

    «Komşusu aç yatarken, tok olan bizden değildir.>>

    Hadis-i Şerifinin tehdidi altına girer.

    Muhtaçlar kanaat sahibi olmalıdır. Azı kabul etmemek, mutlaka ço-ğu istemek doğru olmaz.. Birgün az olsa; bir başka gün çok olur.. Dün-yanın ömrü azdır. Düzeni elimizde değildir.

    Bilhassa işçiler; az çok demeden çalışmalıdır. Toplumda daima tok gözlü ve kanaatkâr olanlar sevilir. Kaldı ki, insanın bu âlemde ihtiya-en bitmez.

    Az verildiği için işi bırakmak hatadır. Çalışmalı; sebatı ve ihtisası görülünce ücret kendiliğinden artar.

    Çalışmalı.. Sebat etmeli. Verileni almalı. Alırken de teşekkür etme-li.. Sonra bilinmeli ki, kısmeti o verilendir. Kullara teşekkür edemeyen, Allah'a da şükür edemez.. Şunu da iyi bilmeli ki; Allah-ü Taâlâ vereceği-ni kullarının eliyle verir.. Geleni ondan bilip almalı..

    Bir cemiyetin zengini, etrafını gözetmez ve eli altındakileri hor gö-rürse... Buna karşılık; fakir ve muhtaçlar dikkafa ve kanaat sahibi de-ğil de açgözlü olursa... artık o cemiyette parçalanma başlamış demektir. Her ayrılığa düşen millet için parçalanmak, bölünmek mukadderdir. Par-çalanan milletin de hangi dev düşmana yem olacakları bilinmez.. Ayrılı-ğa düşen bir ümmetten rahmet kalkar, azap gelir.

    Allah bizi rahmetinden uzak etmesin ve parçalanma azabından ko-rusun..

    *

    Tercümemize esas aldığımız esere göre; bu Hadis-i şerif, BEYHEKİ Hz. inden alınmıştır. Bu zata dair kısa bir bilgi 12. Hadis-i Şerifin so-nunda verilmiştir; bakılabilir...

    ( رواه البيهقي )

    التَّأنِّي مِنَ اللَّهِ وَالْعَجَلَةُ مِنَ الشَّيْطَانِ

    ^<) «Teenni Allah'tan, acele şeytandandır.>>>>

    ٢٦

    **

    **

    YanıtlaSil
  141. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    51

    Bu Hadis-i Şerif, mümin bir kulun dış görünüşünün resmini çizer.

    Ve:

    O, şu vasfa sahiptir;

    Der... Devam eder:

    Teenni...

    Daha sonra yine devam eder:

    Ona acelecilik yakışmaz..

    Der..

    Bu iki kelimenin lügat mânasına bakarsak, işin özüne biraz daha nü-fuz etmiş oluruz:

    TEENNİ: Dikkatli ve âheste hareket.

    ACELE: Vakti gelmeden birşeyin olmasını istemek.

    Görülüyor ki, iki mâna birbirinin tamamen zıddıdır. Zaten Hadis-i

    Şerifte de böyle olduğu pekâlâ anlaşılıyor:

    Teenni Allah'tan, acele şeytandandır.>>

    Buyuruluyor.

    **

    Her işte daima ilâhî düzen câridir. Allah'ın emri olmadan sinek ka-nadını kıpırdatamaz. Güneş onun emriyle doğar. On sekiz bin âlem onun emriyle var olur... Her mümin buna böyle inanır. Altı iman erkânı ara-sında bunun da varolduğunu bilir. İman sadece dille olmaz, kalbe de yer-leşmeli.

    Bir iman mevzuu olan mesele, artık sözden çıkar; hal olur. Allah'ın kuvvetine ve kudretine inanan niçin acele etsin ki... Yaratanın emrine uyarak çalıştıktan sonra neden telaşa kapılsın... O bilir ki, her şeyde ilâhî nizam câridir. Yazılan ne ise, o gelecektir. Birşey gidiyorsa, demek kendisine nasip değildi.

    Bir şairin dediği gibi; menziline âheste yürüyen varır. Acelecinin ayağına etekleri dolaşır, tökezler. Maksadına nail olamaz.

    Bütün işlerimizde dikkatli hareket edelim. Atalarımızın dediği gibi:

    On defa ölçelim, bir defa biçelim.

    Bu Hadis-i Şerifi BEYHEKİ Hz. naklediyor. Bu zat büyük muhad-disler arasındadır. Kısa bir menkıbesini 12. Hadis-i şerifte yazmış bulu-nuyoruz.

    YanıtlaSil
  142. Mustafa Sabri Efendi hakkında

    MUSTAFA SABRİ'NİN HAYATI VE DÖNEMİ

    i lim tahsiline once memleketi Tokat'ta başladı. Sonra tahsilini devam ettirmek üzere babasından izin alarak Kayseri'ye gitti. Kayseri o do-nemde Anadolu şehirleri içinde âlimleriyle meşhur bir yöreydi. Yine ay-m amaçla buradan Istanbul'a gitti. Tüm bu yolculukları oğlunun büyük bir âlim olarak yetişmesini isteyen babasının özlemini gerçekleştirmek için yaptı.

    Daha sonra 22 yaşında, Fatih Camii'ne müderris olarak tayin edildi. Fatih Camii o dönemde Kahire'deki Ezher gibiydi.

    Rivayetlere göre babası bu tayine pek razı olmamıştı. Çünkü o, oğ-lunun tahsilini ikmal etmesini istiyordu. Bazı arkadaşlarına şöyle de-mişti: "Kayseri'den sonra ilim tahsilini Istanbul'da devam ettirmek üze-re benden izin aldı. Sonra çok geçmeden icazetnâmesini alarak hocalık makamına geçti. Bence otuz yaşına kadar tahsiline devam etmeliydi."1

    Mustafa Sabri ise kitabının girişinde babasının bu arzusunu ger-çekleştirmede önüne çıkan engellerden bahsediyor. Şartlar gereği önce hükümet maaşıyla ders kürsüsüne, sonra da şeyhuülislamlık makamına oturması gerektiğini özür dileyici bir dille anlatıyor. Daha sonra konu-yu yaptığı faaliyet ve çalışmalara getirerek babasının gönlünü alıyor. Onun övgü ve rızasını kazanmaya çalışıyor.

    17.

    YanıtlaSil
  143. HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Hayat hikâyesini anlatırken şöyle diyor:

    "Babacığım! Mebusluk ve şeyhülislamlık makamından önce ve sonra gazete ve dergilerde, mecliste, zulüm, yıkım ve fisk siyasetleri-ne karşı verdiğim mücadeleyi, ayrıca ümmetin din, ahlâk, edeb ve diğer mukaddesatını savunma mücadelesiyle geçirdiğim uzun yılla-rı, bu yolda karşılaştığım türlü türlü çile ve sıkıntıları, musibetleri görseydin muhakkak ki benimle gurur duyacak, beni övecek ve benden razı olacaktın.

    "Ilkelerden uzaklaşmamak uğruna iki defa malımı ve yurdumu terk ettim ve bu iki hicret arasında tutuklanıp hapse atıldım. Ancak mücadele yolundan asla dönmedim. Feda ettiğim dünya zevk ve ra-hatından dolayı asla pişmanlık duymadım."

    Daha sonra konuyu, hayatının son dönemlerinde kendini ilmi cihada verdiği sıralarda yazdığı büyük kitabına getiriyor.

    Akıl, llim ve Alimin Ålemlerin Rabbi Karşısındaki Konumu başlığı-nı taşıyan bu kitabı için şöyle diyor:

    "Kitabımda Müslüman bir öğrencinin dini inancını çağdaş ve bâtıl akımlardan koruyabilmesi için gerekli tüm ilmi ve felsefi mese-leleri topladım. Doğu ve Batının birçok ilim ve edeb ehline ver-dim."3

    Şeyh'in hayatını öğrendiğimiz nadir kaynaklardan biri de Prof. Mu-hammed Hüseyin'in Çağdaş Edebiyatta Ulusal Yönelişler kitabında, Is-kenderiye Üniversitesi Doğu dilleri profesörü İbrahim Sadri'den yaptı-ğı nakillerdir:

    "Kemalistlerin 1923'de idareye geçmelerinden kısa bir müddet önce yurdundan ayrılarak Mısır'a hicret etti. Bir müddet Kral Hüse-yin'in konuğu olarak Hicaz'da kaldı. Tekrar Mısır'a döndü. Mısır'da Kemalistlerle arasında geçen şiddetli münakaşalardan sonra Lüb-nan'a gitti. Orada Nimeti Inkar Edene Reddiye kitabını bastırdı. Sonra Romanya ve Yunanistan'a gitti. Yunanistan'da 5 yıl boyunca Yarın Gazetesini çıkardı. Kemalistlerin isteği üzerine Yunan hükümetince sınır dışı edildi. Mısır'a döndü ve vefatına kadar burada kaldı. (1954)"

    Mustafa Sabri, siyasî faaliyetlerine 1908'de ikinci anayasanın ilan edilmesinden sonra başladı. Memleketi Tokat yöresini temsilen meclise oirdi. Hitabet gücüyle dikkatleri üzerine çekmeye başladı. İttihat ve Te-

    18.

    YanıtlaSil
  144. MUSTAFA SABRİ EFENDİ HAKKINDA

    rakki'nin kötü emelleri anlaşılmaya başlayınca Türk, Arap ve Rumların Turancılığa karşı kurdukları muhalefet partisine girdi ve bu partinin başkan yardımcılığını üstlendi.

    İttihatçıların güçlenmesi ve nüfūzlarının artması üzerine onların baskılarından kaçarak Mısır'a gitti (1913) ve bir müddet orada kaldı. Daha sonra Avrupa'ya geçerek orada birçok yeri dolaştı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Bükreşte mülteci olarak bulunuyordu. Tutuklanarak Istanbul'a göturüldü. Savaşın Türkiye'nin yenilgisiyle bitmesi ve İttihat-çı liderlerin kaçmalarına kadar tutuklu kaldı. Serbest bırakıldıktan son-ra Istanbul'da tekrar siyasi faaliyetlere başladı.

    Meclis üyeliğine ve Şeyhülislamlık makamına tayin olundu. Sadra-zamın mütareke görüşmeleri için Avrupa'ya gitmesi üzerine vekaleten hükümete başkanlık etti. Kemalistlerin idareye geçmelerine kadar bu görevini devam ettirdi. Sonra Mısır'a hicret etti.5

    Siyasi hayatı boyunca birçok zor ve sıkıntılı anlar yaşadı:

    • Mustafa Kemal'in telkinlerine kapılan Mısırlılardan gördüğü ezi-yet ve düşmanlıklar. Ayrıca Ingiliz ve yahudilerin bazı çevreleri baskı yapmaya zorlamaları sonucu çektiği sıkıntılar ve hıyanetle ittiham edil-mesi.

    • Daha önceki şeyhulislam (Abdullah Beyderizade) ile anlaşmazlığa düşmeleri üzerine bu zâtın, Mustafa Sabri'nin Şeyhülislamlıktan alın-ması yolunda verdiği fetva hasımlarınca aleyhinde kullanılmış ve bu fetva ile halk kitleleri Şeyh aleyhine kışkırtılmıştır. Böylece birçok ezi-yete ve sıkıntılara maruz kalmıştır.

    • Hicreti boyunca mali sıkıntılarla karşılaşmıştır. Ailesiyle beraber Istanbul'dan Iskenderiye'ye yaptığı son yolculuğunda, yol masraflarını karşılayabilmek için kitaplarını satmak zorunda kalmış, buna rağmen ancak üçüncü mevkide yolculuk yapabilmiştir.

    • Bu şekilde onun doğruluğuna ve helal rızk talep etmesindeki se-batına şahit olmaktayız. Dört kere şeyhülislamlık makamına oturması-na rağmen, yolculuğu için dahi yeterli miktarda para biriktirememiştir. Oysa, emanete hıyanet edip İttihatçılarla işbirliği yapmış olsaydı mal mülk edinmesi işten bile değildi.

    Ustad Abdulfettah Ebu Gudde bize onun acı ve hüznünü ifade eden bazı beyitleri nakletmektedir.

    Şeyh, kendi mecburi münzeviliği ile Hind lider Gandi'nin iradī münzeviliğini karşılaştırarak şöyle diyor:

    19.

    YanıtlaSil
  145. TARİHTE BUGÜN

    • 1918-Erzurum işgalden kurtuldu.

    • 1921-İstiklal Marşı TBMM'de kabul edildi.

    • 1956-Risale-i Nur'da adı geçen Alvarlı Hoca Muham-med Efendi vefat etti.

    1966-Risale-i Nur'da adı geçen Haşmet Hoca (Tonus-lu) vefat etti.

    • 1971-TSK 12 Mart Muhtırası'nı verdi.

    12

    SALI

    TUESDAY

    MART MARCH

    BİR AYET

    O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.

    Kıyamet Suresi: 12

    BİR HADİS

    Yaptıkları işin kötü olduğunu bile bile onda ısrar edenlere yazıklar olsun.

    Müsned, 2: 165

    Bu âlemde tasarruf eden Sâni'in öyle bir Kitâb-ı Mübîni vardır ki, ne küçük ne büyük, o kitapta yazılıp hıfz edilmemiş hiç bir şey yoktur. Mesnevî-i Nûriye

    HİCRİ: 2 RAMAZAN 1445-RUMI: 28 ŞUBAT 1439

    KASIM: 126-GÜN: 72 KALAN: 294 - GÜN, UZ.: 2 DK

    YanıtlaSil
  146. HADIS-1 ŞERİFLER

    ۲۷

    **

    اثْنَانِ لَا يُنظَرُ إِلَيْهِمَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ : فَاطِعُ الرَّحِيمِ ، وَجَارُ السُّود .

    ( رواه الديلمي )

    27) «İki zümre var ki, kıyamet günü onlara rahmet nazarı ile bakıl.

    maz:

    Akrabalarımdan kesilen...

    Ve... Kötü komşu...»

    Allah-ü Taâlâ bizi insan olarak yaratmış ve birçok vazifeler yükle. miştir. İstidat ve kabiliyetimize göre, onların hepsini yapmak zorunda-yız. Onların bir kısmını tek başımıza yapmamız mümkündür. Ama öy leleri vardır ki, mutlaka birlikte yapmamız gerekir.. Meselâ, ibadetimizi tek başımıza yapmamız mümkündür; ama, dinimize, imanımıza kasde-den düşmanla savaşamayız. İşte bu sebepten, birlikte yaşadığımız in-sanlarla iyi geçinmeye ve içtimaî bir tesanüt kurmaya mecburuz..

    İyi geçinmek zorunda olduğumuz ve birlik, tesanüt kuracağımız kimselerin başında akrabalar gelir. Bunları takiben de komşular..

    Birinci derecede birlik olacağımız kimseler akrabalarımızdır. Akra-balarıyla iyi geçinemeyen, yabancılarla hiç geçinemez. Sonra, herhangi bir içtimaî meselede, ilk tahkikat akrabalardan yapılır.. Sonra da kom-şudan..

    İslâm dini içtimal bir dindir. Bu sebeple komşuya da önem verir... Komşu hakkı anlatılırken, kâfir ve mümin seçilmez. Komşu hakkını şu Hadis-i Şerif çok güzel anlatır:

    «Komşu üç tanedir. Birincinin bir hakkı, ikincinin iki hakkı, üçün-cünün ise üç hakkı vardır.

    Üç hakka sahip olan, akraba ve aynı zamanda müslüman olan kom-şudur.

    İki hakka sahib olan, akraba olmayan müslüman komşudur.

    Bir hakka sahib olan da, gayr-ı müslim komşudur.>>>

    Bir başka Hadis-i Şerif ise şöyledir:

    Cebrail komşu hakkında, bana o kadar anlatırdı ki, komşusunun mirasına konacağını sanırdım..>

    İçtimaî hayatımızda; komşu, komşu olmayan akrabadan daha önemli-dir. Komşu, komşunun yeri geldikçe herşeyidir. Yeri gelince, malını, yeri gelince namusunu korur.. Ama, ne kötü komşu bunları yapar; ne de kö-tü komşuya bunlar kolay kolay yapılır..

    İyi geçim için iyi komşuya sahib olmak gerekir. İslâm dini, daima iyi huylara sahib olmayı emreder.

    İsteyelim; Allah-ü Taâlâ cümlemize huy güzelliği nasib eylesin... Amin!..

    52

    YanıtlaSil
  147. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    53

    Bu Hadis-i Şerifi DEYLEMI r.a. rivayet etmiştir. Bu zatın kısa bir menkıbesini, 4. Hadis-i Şerifin sonuna yazmış bulunuyoruz.

    أَثْنَانِ يَكْرَهُهُمَا ابْنُ آدَمَ يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَالْمَوْتُ خَيْرٌ لَهُ مِنَ الْفِتْنَةِ ، وَيَكْرَهُ قَلَةَ الْمَالِ ، وَقِلَّةُ الْمَالِ أَقَلُّ لِلْحِساب . ( رواه أحمد عن محمود بن لبيد)

    ۲۸

    1.

    28) «İki şey var; insanoğlu onları sevmez...

    a) Ölümü sevmez.. Halbuki ölüm, onun için fitneye dalmaktan hayırlıdır..

    b) Malın azını sevmez.. Halbuki, az malın hesabı daha azdır.»

    Bu Hadis-i Şerif; ölümü kötü görenlere, genç yaşta vukubulan ölu-mü biraz zamansız buldukları için çeşitli söz edenlere bir öğüttür..

    Bir de, elinde dünyalığı az olanlara, bu yüzden:

    Neden malım yok;

    Diye sızlanan sabırsız fakirlere derstir..

    Hayatın çeşitli sıkıntıları vardır; hep bir düzen gitmez. İnsan bir-gün sonra, nelerle karşılaşacağını bilemez.. Bu sebepten mutlaka uzun ömür istemek doğru olmaz.. Allah-ü Taâlâ'nın verdiğine razı olmalı.. Ra-zı olmasa da birşey değişmez ya.. O da başka... Verdiği ömrü; ibadet, ta-at ve hayırlı işlerle doldurmalı.. Bir ömür hayırla dolduktan sonra, ölü-mün önce olması veya sonraya kalması ne önem taşır ki.. Er de olsa, geç de olsa gelecek..

    Ameline güvenenler ölümden korkmuyor.. Onlar:

    Ölüm bir terhis tezkeresidir;

    Diyorlar..

    İnsanı, bazan fitneler bekler.. Bazı ölümlü hadiseleri kolay atlatan-ları duyar, seviniriz.. Fakat ondan sonra başına gelenleri hatırladıkça:

    Keşke önce ölseydi;

    Deriz.. Neden acaba?.. Cenab-ı Hakkın emirlerine razı olmalı.. Bize düşen budur.

    *

    **

    Hayra sarf edilen mala sahib olmak iyidir. Sabreden fakirler ara-sında olmaktansa, şükreden zenginlerden olmak iyidir. Zenginlerin yar-dımı çoktur. Camileri, mescidleri onlar yaptırır. İslâm mücahitlerini on-lar teçhiz eder. Köprüler, hanlar, hamamlar onların yardımıyla yapı-

    YanıtlaSil
  148. 54

    HADIS-I ŞERİFLER

    lır.. Mektepler, medreseler onların eseridir. Ve... Arzulanan zengin, bun-ları yapandır.. Ve bu güzel, hayırlı işleri yapanlara AĞNİYA-I ŞAKİRİN denir. Yani verilen dünyalığın şükrünü eda eden zenginler.

    İslâm büyükleri arasında çok zenginler vardır.. Onlar mallarını Al. lah yolunda harcamıştır.. Onlara hesap yoktur.. Çünkü onlar hesaplarını bu âlemde vermişler... Mallarını emredilen şekilde harcamışlar..

    Asıl felåket, öbür âlemin hesabı, kitabı, cezası, anlatıldığı gibi ol. mayan zenginlerin başına gelecektir. Burada Allah'ın verdiği malı em-rettiği şekilde harcamadığı için öbür âlemde hesabı o verecektir.. Hem de ne hesap... İğneden ipliğe kadar.. İnsanı bu şekilde bir hesap vermek zorunda bırakan mala sahip olmaktansa, hiç olmamak daha hayırlıdır..

    Sabırlı bir fakir, şerre âlet olan zenginden hayırlıdır.. Bu Hadis-i Şe-riften kasdolunan mâna budur..

    Allah ömrün de, malın da hayırlısını versin.. Amin!..

    Bu Hadis-i Şerifi; İmam-ı Ahmed, Hz. Mahmud b. Lebid'den naklet-miştir. İMAM-I AHMED Hz. ni, 1. Hadis-i şerifte anlattığımız için, bu-rada anlatmayacağız..

    MAHMUD 6. LEBID: Bu zat, Evs kabilesindendir ve sahabedir. Rivayet ettiği Hadis-i şeriflerin çoğunu ashaptan naklen anlattığı için, sahabe olduğunda şüpheye düşenler vardır.. Kim ne derse desin; IMAM-I BUHARI Hz. şöyle buyurur:

    MAHMUD b. LEBID sahabedir. Peygamber S.A. Efendimizle sohbeti vardır. Ve ondan duyup rivayet ettiği Hadis-i şerifler vardır.

    Biz de BUHARI Hz. nin buyurduğunu doğru buluyoruz.. Sebebine gelince, birçok rivayetler asr-ı saadette doğmuş olduğunu bize anlatı-yor..

    İmam-ı Kurtubî Hz., Hicretin 96. yılında vefat ettiğini yazıyor. Allah ondan razı olsun.

    أثْنَانِ يُعَجَّلُهُما اللهُ في الدُّنْيَا : الْبَغْى وعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ (1) .

    ۲۹

    ( رواه الطبراني عن ابن أبي بكرة )

    (1) بمعنى أنه يعجل عقوبتهما .

    29) «İki şey var ki; Allah-ü Taâlâ onların cezasını dünyada verir:

    a) Azgınlık...

    b) Anaya, babaya asi olmak..»

    Burada azgınlık şeklinde tercüme ettiğimiz kelimenin Arapça aslı BAĞY'dır. Lügat kitapları bu kelimeyi bize şöyle anlatıyor:

    **

    YanıtlaSil
  149. HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Karsdastigum hersey Islam volu scandu Ben elsem bile benden soma O vasas Diulerian zivan eden, ahdlerine seja etmeyen Cağın maslamanlarına rağmen yasasın Benim gibisi açlıktan ölur bilinmez Keske onların seyhi Hind seyhi olsaydı!! 6

    DÖNEMINDEKI OLAYLARA BAKIŞI VE

    OLAYLARI TAHLILI

    Sanki o hayatı boyunca meydana gelen olaylarla randevulaşmış gi biydi. Yazılarıyla, Islâm'a ve Müslümanlara karşı açılan savaşların çıkar-dığı yoğun sis ve duman bulutları arasında doğruyu görebilme yolunu aydınlatmaktaydı.

    O olayları Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerden kaynaklanan du-şünce birliği ile bağlantılı olarak tahlil etmiş ve sebeplerine inebilmiştir.

    Müslümanların başına iki önemli felaket gelmişti:

    1- Yahudilerin ve Haçlıların, İslam ümmetinin yaşayan canlı temsil-cisi olarak gördükleri Osmanlı hilafetini yok etmek için üşüşmeleri ve bunun neticesinde Osmanlı topraklarını parça parça işgal etmeye başla-maları.

    Rusya, Katerina (1762-1796) döneminden itibaren bazı Osmanlı eyalet ve topraklarını ele geçirmeye başladı. Sonra Batı'nın emperya-lizm hareketi ardı sıra devam etti. Napolyon Mısır'a saldırdı (1789).

    Sonra Fransızlar Cezayir'i (1930), Tunus'u (1881) ve Fas'ı (1912) işgal ettiler. Italya Libya'yı işgal etti (1911). Bu devletler Osmanlıyı parçala-mak ve mirasını aralarında bölüşmek üzere ittifak etmişlerdi.

    Ingilizler, Musul petrollerini ele geçirmek ve Filistin'den başlayıp Basra körfezinde bitecek güvenli bir karayolu elde etmek istiyordu. Bu yolla Hindistan'ı daha güvenli bir şekilde sömürebilirdi. Fransa, ekono-mik gelişimi için; Halep pamuğu, Lübnan ipeği ve Suriye yününe el koymak istediğini çoktan açıklamıştı bile. Italya, Anadolu'nun batı böl-gelerine göz dikmişti. Rusya'nın ise Trakya, Istanbul, Ermenistan ve Kürdistan üzerinde emelleri vardı.7

    Ingilizler daha önce Hindistan'ı işgal etmişler, buradaki Müslüman-ları yönetimden uzaklaştırımışlar ve sağlam bir sömürü düzeni oluştur-muşlardı. 1839'da Aden ve Güney Yemen'i işgal ettiler. Daha sonra Mı-sır (1882) ve Sudan'ı (1898) da işgal ettiler.

    20.

    YanıtlaSil
  150. MUSTAFA SABRI EFENDI HAKKINDA

    Hollanda, Doğu Hint adaları ve Endonezya'yı işgal etmişti.

    Afganistan ve Iran ise, Ingiliz ve Rus tehdidi ve kuşatması altındaydı.

    Osmanlı'nın İslam devleti olarak tüm Müslümanları temsil etunesi nedemyle. Batılılar Osmanlı içinde de birçok karışıklık ve isyanlar çı-karmışlardı. 1804'den beri Balkan halklarını isyan ve ayrılığa teşvik et-tuler. Bu halklar 1878'de hilafetten koparılıncaya kadar Batılılardan bu-yük yardımlar aldılar. Yunanistan 1820'den itibaren isyan ve ayrılığa teşvik edilmiş ve 1830'da Türkiye'den koparılmıştır.

    Avrupalı devletler bunlarla da yetinmeyerek Lawrence gibi adamları vasıtasıyla Arapları kandırıp Osmanlı aleyhine kışkırtmış ve isyan et-tirmişlerdir.

    Osmanlıyı bölmek için tüm etnik ve bölgesel ayrılık ve taassupları körüklemişler ve birçok fitne çıkarmışlardır.8

    2- Osmanlı uzerinde oynanan oyunlar ve yapılan saldırılar neticesi-ni vermiş, sonunda hilafet ortadan kaldırılmıştır.

    Yahudiler, tarih boyunca zincirin muhkem halkaları gibi, Islām āle-minde başgösteren birçok fesat ve fitnenin baş kahramanları olmuşlar-dır.

    Ibn Sebe'nin, beşerin ilahlaştırılması, Hz. Osman'ın katledilmesi ve Müslümanlar arasında çıkan Cemel ve Sıffin Vak'alarında büyük bir ro-lü vardır.

    Aynı çirkin ve yıkıcı rolleri İslâm âleminde batınīliği yayarak birçok fitne ve sapkınlığa yol açan Ibn Hals ve Süveyş hisselerini kendi kavmi için satın alan Disraeli de kurnazlıkla ve zekice oynamışlardır.9

    Sonra, Theodor Herzl'in Kudüs'e çevirdiği okun ucunu görüyoruz. Bu adam altı yıl boyunca Sultan Abdülhamid'in huzuruna çıkmak için çırpınmış ve 1901'de bu muradına nail olmuştur. Filistin'den bir parça koparabilmek için Yahudilerin sahip oldukları tüm maddi imkanları Sultan'ın ayağına sermiş, Osmanlı'nın tüm borçlarını üstlenmeye hazır olduğunu söylemiş, ama Sultan onun bu teklifini reddetmiştir.

    Sultan'ın reddiyle karşılaşan Yahudiler Osmanlı aleyhine faaliyetle-rini hızlandırmış ve fırsat kollamaya başlamışlardır.

    Theodor Herzl şöyle yazıyor:

    "Osmanlı şu anda bir krizin içindedir. Eğer bu kriz özellikle Doğu meselelerinde daha da artar ve Avrupa devletleri Türkiye toprakları-nı taksim ederse, o zaman biz de kendimize müstakil bir yurt edine-bileceğiz. 10

    21.

    YanıtlaSil
  151. HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

    Elbette bu yurt, Istanbul üzerinden ulaşacakları Filistin toprakla-rından başka bir yer değildir.

    Bundan şüphesi olan varsa siyonist protokolleri okusun. Engerek yılanı ile ne remzedilmek istendiğini araştırsın. Bu remz İstanbul'un Ye-rüşalim (Kudüs)'e giden yolda son aşama olduğunu sembolize etmekte-dir. 11

    Yahudi ahtapotu Islām âleminin içinde bulunduğu çöküntüden de yararlanarak peşpeşe atılan adımlarla hedefine doğru ilerliyordu. Ilk si-yonist kongre Herzl'in başkanlığında 1879'da Basel'de toplanmıştır. Bu-nu 1916'da Ingiliz ve Fransızlar arasında yapılan ve hilafete tâbi olan Müslüman topraklarının paylaşılmasını öngören Sykes-Picot Antlaşma-sı takip etmiştir.

    Aynı yıl içinde Şerif Hüseyin, Türklere karşı Arap ayaklanmasını başlatmıştı. Neticede bu ayaklanma Araplar için büyük vebal oldu.

    1917'de Balfour, Yahudilere Filistin toprakları üzerinde milli bir Ya-hudi devleti kurulmasını vaad etmiştir. 12

    Mustafa Sabri tüm bunları izliyor ve Yahudi tehlikesine dikkat çek-meye çalışıyordu.

    Mustafa Sabri, aynı zamanda Müslümanları birbirine düşürebilecek her türlü kavmiyetçi ve bölgeci ayrılıkların karşısına çıkmıştır. Turancı-ların, şiirlerini Türk Kur'an'ı kabul ettikleri Ziya Gökalp'e şiddetle karşı

    çıkmıştır.

    Sonra neler oldu?

    Doğulu ve Batılı emperyalist güçler, İslâm âleminde görünüşte bay-rağı, milli marşı ve yapmacık sınırları olan hakikatte ise kendilerine bağlı yapay devletçikler oluşturdular. Bu ülkeciklere faşizm, sosyalizm, gibi kendi hasta fikirlerini ihraç ettiler. Ümmetin velayetini kendileri-nin şişirdiği birtakım siyasî liderlere ve hiziplere veya ihraç malı bâtıl düşünce ekollerine bağlamaya çalıştılar. Oysa ümmetin velayeti gerçek-te Allah'a ve Resulüne olmalıydı. Ayette belirtildiği gibi İslâm ümmeti-nin esas hedefi ilā-yı kelimetullah için çalışmaktı.

    "Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyili-ği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız." (Al-i Imran, 110)

    Müellif, etrafında cereyan eden olayları bizzat yaşaması veya göz-lemlemesi sonucu olup bitenleri sebepleriyle bağlantılandırabiliyordu. Mustafa Kemal'i de yakından tanıyor, onun amaçlarını sezebiliyordu.

    22.

    YanıtlaSil
  152. MUSTAFA SABRİ EFENDİ HAKKINDA

    Ayrıca tarihi bilgisi ve İslâm düşmanlarının entrikalarına vukufiyeti sonucu olayları, zaman ve mekandan ayrı yaşamak yerine, sebeplerine inme ve yorumlama kabiliyetine sahip olmuştur. 13

    Kemalistlerin yaptıklarıyla, daha önce meydana gelen Fransız lhti-lalini mukayese etmiş, kısmi ıslahatlar ve geçici zaferlerin perde arkası-nı tahlil etmiş ve gözler önüne sermeye çalışmıştır. Oysa bu reformlar ve zaferler birçok kimsenin bakışını değiştirmişti. Olaylar onun sezgi ve ferasetini doğrular yönde gelişmiştir.

    ŞEYH'IN ILMI VE AHLAKI

    Kur'ân-ı Kerim'i ezberlemişti. Hadis ve akaid ilimlerine derin vu-kufiyeti vardı. İçtihad derecesine yakın bir mertebede fıkıh ve usûl-i fıkıh bilgisi vardı. Kendine güveni tamdı. Müslümanlığından, ümme-tinden ve medeniyetinden gurur ve izzet duyardı. Olayları ve gelişme-leri yakından takip ederdi. Ayrıca olaylar hakkında geniş malumata sahipti.

    Dolayısıyla, o dönemde âlimler arasında vuku bulan inanç sapma-larına dikkat çekiyor, omuzlarında hissettiği ağır sorumluluk duygu-sundan dolayı, eleştirdiği şahısların isimleri ve makamları onu korkut-muyordu.

    Çünkü o bir Şeyhülislāmdı ve bu makamın hilafetin parlak günle-rinde müstesna bir yeri ve önemi vardı. 14

    Sabri Efendi, Batı medeniyetine müslümanlığından duyduğu şeref ve izzet duygularıyla bakardı. İslâm medeniyeti tarihinin ve İslâm şeri-atının diğer tüm medeniyet ve kanunlardan çok daha üstün olduğunu savunurdu.

    Askerî, kültürel ve iktisadi alanlardaki kontrolü Müslümanların elinden alan Batılılar karşısında asla aşağılık kompleksine kapılmadı. Bilinçsizce Batıdan her gelen şeye sarılan kimselere şaşırıyor, onlara bu psikolojik hastalıktan kurtulmaları gerektiğini söylüyordu.

    Kendilerini uygar kabul eden Batılıların aslında barbar milletler ol-duğunu savunuyordu. Çünkü onların belli bir adalet anlayışı yoktu. Kendilerince iki türlü adalet ölçüleri vardı. Biri kendi vatandaşları için, diğeri ise mağlup devletlerin halkları için!..

    Ihanet halindeki lider ve kalemlerin birtakım duygu sömürücü ve yalan beyanatlarla halkı aldatmalarını ve hakikat ile vakıa arasındaki uyumsuzluğu okuyup işitmesi, onu acılarının zirvesine çıkarıyordu.

    23.

    YanıtlaSil
  153. elbiseli iki tas vardı. Beni tutup göğsümü

    esini istediğinde sut kardeşi ile kaçakk yaşadığı olaya işaret etmiş ve

    şunları söylemişti:

    TARİHTE BUGÜN

    • 624 - Bedir Savaşı gerçekleşti.

    • 1781 - Güneş sisteminin yedinci gezegeni Uranüs keşfedildi.

    1840-Resmî takvim olarak Rumî Takvim kullanılmaya başlandı.

    • 1970-Bediüzzaman'ın ilk talebelerinden Seyyid Mehmet Şefik Arvasî vefat etti.

    13

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    MART

    MARCH

    BİR AYET

    O hesap gününün sahibidir.

    Fâtiha Suresi: 4

    BİR HADİS

    Gücünün yettiği kadar, israfa kaçmadan sadaka ver. Cimrilik etme ki, Allah da senden ihsanını kesmesin.

    Buharî, Zekât: 22

    Hem hiç imkân var mı ki, bu kâinatın Sânii, mahlūkatını yüz bin diller ile birbiriyle konuştursun ve onların konuşmalarını işitsin ve bilsin ve kendisi konuşmasın? Hâşa! Mesnevî-i Nûriye

    HİCRİ: 3 RAMAZAN 1445 - RUMI: 29 ŞUBAT 1439

    KASIM: 127-GÜN: 73 KALAN: 293 - GÜN, UZ.: 3 DK

    YanıtlaSil

Yorum Gönder