İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 188 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel24 Ekim 2024 19:43 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) Sayfa: 198 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla - Ey iman edenler! Yahûdileri ve hristiyanları dost Ey iman. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden ledinmları dost edinirse, o onlardandır. Allah, den limler topluluğuna yol göstermez.
51 52. Kalplerinde hastalık bulunanların: "Başımıza bir fe het gelmesinden korkuyoruz." diyerek onların läketa koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah
bfr letih, yahut katından bir emir (iş) getirir de on-
lar, içlerinde gizledikleri şeye pişman olurlar.
53- (O zaman) iman edenler: "Bunlar mıdır sizinle be raber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?" derler. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve kaybedenlerden olmuşlardır.
54 - Ey îman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bil- sin kil) O, öyle bir kavim getirir ki Allah onları se ver ve onlar da O'nu severler. Mü'minlere karşı al- çak gönüllü, kafirlere karşı ise çok çetindirler. (On- lar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah(ın lütfu ve fazlı) geniştir, her şeyi bilendir.
55- Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun Rasûlü ve îman edenlerdir. Onlar Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.
56- Kim Allah'ı, Rasûlünü ve îman edenleri dost edinir-
se (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Al- lah'ın tarafını tutanlardır.
"Ey iman edenler!" Âyetin iniş sebebi, her ne kadar bazı müs manlarla ilgili olsa da bu hitap ihlaslı olsun olmasın bütün müminleri
Her kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sus- sun... (Buhari, Rikák, 23)
DEĞİŞİM DİL İLE BAŞLAR
Dil; dinin, kimliğin, geleneğin, kültürün taşıyıcısıdır. Bizi biz yapan şeydir. Başkasının kelimeleriyle kendimizi inşa edemeyiz. Kimin ekmeğini yiyorsan onun kılıcını çalarsın sözüne karşılık şunu söyleyebiliriz: Kimin kelimeleriyle konuşuyorsan onun kelimeleriyle düşünmeye başlarsın. Bize ait olmayan kelime veya kavramlarla yerli düşünce gerçekleşmez. Bir süre sonra ken- dimize yabancılaşmaya başlarız. Yabancılaşmak, benliğinden, kimliğinden uzaklaşmak demektir. Mazi ile bağımız koptuğunda öz duruştan söz etmemiz de imkânsızlaşır. Değişim dil ile başlar, sonra hayatın bütününe sirayet eder. Milli ve manevi değerler onunla örselenir ve zamanla her şey normal gel- meye başlar. Bu normalleşme geçmişle bağımızı koparır. O bağ koptuğunda bizi biz yapan milli ve manevi değerlerle bağımızı da koparmış oluruz. Bu açıdan milletlerin kaderleri dilleriyle doğru orantılıdır. Dili yaşayan milletler hayatlarını sürdürmüş, dili ölmüş toplumların varlığı ise nihayete ermiştir.
AKBAŞ, A. Vahap. Mehmet Akif'ten Nükteler, Beyan Yay, İst-2010 ALKAN, Erdoğan, Aşık Veysel'den Nükteler, Pencere Yay, Ist-2001
ALTINKAYNAK, Hikmet. Nükte ve Fıkralarıyla Ahmet Rasim, Ist-2004
ARIDORU, Abdullah, Meşhurlardan Espriler, Nesil Basım Yay, İst-2000 BAYAT, Ali Haydar, Keçecizade Mehmed Fuat Paşa'nın Nesirleri, Şiirleri,
Nükteleri, Türk Düny. Araş. Vakfı, İst-1988
BULUT, Süleyman, Ünlü Nükteler... Ünlü Nükteciler Nüktedan, İst-2003 CEM, Hasan, Osmanlı Dönemi Padişah Sadrazam Vezir ve Devlet Adamla- rından Fıkralar, Milliyet Yay.
ÇALIK, Etem, Şair ve Yazarlarımızdan Nükteler, Ötüken Neş, İst-1993 ÇETİNDAĞ, Yusuf, Geçmiş Zaman Nükteleri, Kaynak Yay, İst. 2003
"Geçenlerde birisi bir rüya görmüş. Rüyasında görüyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.), koltuğunda bir kitapla gidiyor. Kita bın ucuna bakıyor, kitap Türkçe. Peygamber Elendimiz'e (sav)
"Ya Resulallah! Koltuğunuzun altındaki kitap Türkçe mp diye soruyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
"Türkçe... Türkler dinimize çok hizmet etti, daha edecekler" buyuruyor.
Sizin Nerede Kışlayacağınızı Bilemem
Sultan Alparslan'ın elindeki az bir kuvvetle güneye doğru se- fere çıktığını haber alan Bizans İmparatoru, 200 bin kişilik büyük bir ordu ile Sultan Alparslan'ın üzerine yürür. Türk tarihinde bir dönüm noktası olacak bu savaşta iki ordu, Malazgirt ovasında karşı karşıya gelir.
Kan dökülmesini istemeyen Sultan Alparslan, en yakın adam- larından Sevük Tekin'i barış İçin Bizans Kralı Romen Diyojene gönderir.
Ancak Rornen Diyojen, Sultan Alparslan'ın korktuğu için barış İstediğini düşündüğünden, kendisine gönderilen elçiyi hafife ala rak:
"Kışlamak için İsfahan mı, yoksa Hemedan mı daha iyi?" diye sorar. Ardından da:
Üzerine Keskin Zeka Küpeleri heyet başkanı Sevük Tekin: Allarınızın Hemedan'da kışlayacaklarından ben de eminim. Bunun sain nerede kışlayacağınızı bilemiyorum!" der.
Eğer!..
Janlı bir general, meşhur Isparta komutanlarından Lizandors a dolu bir mektup yazarak bütün Isparta'yı yıkacağını bildirir Ber memleketine girecek olursam her tarafı ateşe verip, her- Alçtan geçireceğim." Lizandros su tek kelime ile cevap verir: Eger!.."
İade-i Ziyaret
Meşhur Keçecizade Fuad Paşa'ya Fransa'dayken: Vyana kapılarında ne işiniz vardı?" dediklerinde paşa şöyle Haçlı seferinin iade-i ziyaretiydi!"
İstanbul'a Dönüş
ga Kemal'e "Ankara'nın en çok hangi tarafını seviyorsu dye sorduklarında şu cevabı verir: anbul'a dönüşünü..."
Bunun üzerine heyet başkanı Sevük Tekin: Atlarınızın Hemedan'da sizin nerede Keskin Zeka Küpeleri kışlayacaklarından ben de eminim. kışlayacağınızı bilemiyorum!" der.
Eğer!..
banlı bir general, meşhur Isparta komutanlarından Lizandors'a dolu bir mektup yazarak bütün Isparta'yı yıkacağını bildirir: Eğer memleketine girecek olursam her tarafı ateşe verip, her baçtan geçireceğim." Lizandros şu tek kelime ile cevap verir: "Eger!.."
İade-i Ziyaret
Meşhur Keçecizade Fuad Paşa'ya Fransa'dayken: Viyana kapılarında ne işiniz vardı?" dediklerinde paşa şöyle
Haçlı seferinin iade-i ziyaretiydi!"
İstanbul'a Dönüş
ya Kemal'e "Ankara'nın en çok hangi tarafını seviyorsu dye sorduklarında şu cevabı verir: tanbul'a dönüşünü..."
Çavus, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralina gönderildi bazı yerlerinde elbisesinin yama vardır. Kral bunları görün
Sana senden başka gönderecek adam bulamadılar mi?" diye anamayıp: Incili Çavuş şöyle der:
Osmanlılar, adama göre adan gönderirler! Beni de sana gön derinin hikmeti bu olsa gerek."
İki İsmet'ten Çektim
Alabasi Ismet Hanım ile evlenen Osman Yüksel, İnönü've den dolayı hanımına hiçbir zaman İsmet diye hitap etmez, Hadice der. Bir keresinde:
Ismet 'ten çektim. Biri hürriyetimi, diğeri zürriyetimi mah- dyerek hanımının isminin İsmet olduğunu ifade eder.
Miğer Osman Yüksel'in birkaç çocuğu olur fakat yaşamayıp, dekken ölürler. O yüzden hanımına "Zürriyetimi mahvetti." İnönü için de sürekli onu içeri attırdığından "Hürriyetimi der.
Bütün Fakirler Sevinir
kintünün bir yurt dışı seyahatinde uçakta Osman Yüksel de maktadır. İnönü, Osman Yüksel'e takılmak için torununu ça- Sedengeçti'yi tarif ederek, "Git, Osman amcana söyle, aşa- para atıp birkaç fakiri sevindirsin." der.
Tarun İnönü, Osman Yüksel'e gider ve dedesi İnönü'nün iste gini söyler. Osman Yüksel gülerek şöyle der
"Evladım, ben aşağıya biraz para atsam birkaç fakir sevinir, ama aşağı dedeni atarsak bütün fakirler sevinir,
Sadece Şiir Mahvolurdu!
Yahya Kemal bir gün
"Bu iş yanlış oldu." der ve ekler
"Ben devleti yönetmeliydim, İsmet Paşa da (İnönü) şiir yazma lıydı." "Niçin üstad?" dediklerinde Yahya Kemal: "Hiç olmazsa o zaman sadece şiir mahvolurdu!" der.
Asgari Kafa Çilesi
Ostad Necip Fazıl, bir yerde heyecanlı bir konferans vermek tedir. Toplantının sonunda yanına yaklaşan Cumhuriyet gazetesi muhabiri, tahrik edici bir soru sorar: "Siz İsmet İnönü'ye komünist diyormuşsunuz, doğru mu?" Necip Fazıl:
"Ne münasebet. Ben ona komünist diyemem. Çünkü bir ko- münistte bile asgari kafa çilesi olur. Ben İnönü'de o kafayı göremi- yorum." der.
Catad Necip Fazıl başınলা মেলো Shay Begin , bir komünist geline-
"Excel"
hami takdir ediyorum, her seyiyle tanke
Ama iktisadi doktrini yok!"
O komüniste dedim ki
Sana bir şey söyleyeceğim simdi, ter vseyi anlayacan To elmadaki erimiş lezzet gibi... Islam demittin suyunda demir gibi, bünyede enimis clamat mexatur Ve donu görebilene!
Benimki benim, seninki de seninl Blu serratin incisi: Seninki senin, benimki de semmin! Bu tart
Üçüncüsü; Ne seninki senin, ne beninku benim. Here hin... Bu da hakikattir.
Komünist muhatabım o kadar tahassis sambhog doldu. Fakat ne inceleyen, ne soran, me avilayan, men den var bu memlekette. Sadece mağrur bir chole
Aramızda Allah var
Osman Yüksel Serdengeçti, "Osman Bey, koministerik ane fark var?" sorusuna şöyle cevap verm Aramızda Allah var."
The grin yine Nazm binne kontinizmi anlation Cente vanına yaklaşır der k
"Ostad, bu kombintzen nedi
Nazam
"Eltnt sol cebime at Serdengeti hemen star Nezame
"Ne buldun Berdengeçti
"Iki 25 kurus." der.
Nazm
"Birini al." der. Serdengeçti alır.
Nazım, gururla "İşte komünizm bu" der
Serdengeçti alışır, her grin elini Nazmin cabine atar neglier sa yarısını alır. Bir gün Nazım'a 50 lira gelir bizimkini sormadan hemen elini Nazım'in cebine atar ve yanar almak ister. Neam hemen müdahale eder.
"Hop hop ne oluyor?" der. Serdengeçti
"Ostad yarısı benim değil miydi?" der.
Nazım:
"O kadar da uzun boylu değil der. Serdengeçti orada ta gediğine koyar
"İşte! Komünizm dedikleri 25 kuruşluk bir şeymiş..."
Malta Adası'nda birçok vatanperverin yanında Eriver Paşa'nın olan babası da vardır. Bir gün dolaşırlarken Süleyman Nazif, Enver Paşa'nın baba- dat "Paşa, Pasa!" diye seslenir ve aralarında şu konuşma geçer:
"Buyur, Süleyman!" "Yahu pasa! Sen burada bir İngiliz hatunla evlensene!" Enver Paşa'nın babası, şaşkınlık ve hayret içinde sorar: *Bu da nereden çıktı Süleyman?"
Süleyman Nazif, sözlerini şöyle tamamlar:
"Hani..." der. "Vaktiyle bir Türk hanımla evlendiniz, Enver e bir oğlunuz oldu da koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nu baer Belki derim, evleneceğin İngiliz hanımdan da bir oğlunuz olu ao da İngiliz İmparatorluğunu batırır. Hem biz, hem de düny Ingiliz belasından kurtulmuş olur!"
İngiltere Haritası
Süleyman Nazif'in İngilizleri sevmediği herkesçe malum ağı toplantılardan birinde, kendisine bir kadından şöyle b ker: "Kadın, kimin adını ayakkabısının altına yazsa, o kişs belaya giriyormuş." Bunun duyan Nazif heyecanla atılır: Aman ne güzel, şu kadının ayakkabısının altına bir İngi
Neyzen'e kadınlar hakkında ne düşündüğünü sorarlar. O da şu benzetmeyi yapar.
"Kadın gazete, gazete kadına benzer. Ağzına kadar lakırdı do- lar. Her söylediğine inanılmaz. Vitrine ehemmiyet verir, kılı kırk yarar, pireyi deve yapar. Günü geçmişleri para etmez, eteği tutu- şunca derhal parlar, ele avuca sığmaz!
Gazetelerimiz
Osman Yüksel Serdengeçti gazeteler için şöyle der:
"Gazetelerimizin çoğunun isminin sonu 'et'li. Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Medeniyet, Hizmet, Hakimiyet, Memleket vs. Bu et düşkünlüğü de nereden çıkıyor? Acaba gazetecilerin her yere, her şeye burnunu soktuklarından, etliye sütlüye karıştıklarından mı?"
Keresteciyim
Necip Fazıl bir konferansında isim vermeden gazetelerin ten- kidini yapar. O şekilde açık konuşur ki, bu işlerle az çok ilgili olan hangi gazeteden söz edildiğini anlar. Dinleyenlerden biri üstadın sözünü keserek:
Serdengeçti 1947'de çıkardığı dergiyi çıkarmakta çok güçlük çeker. Abone bulmak için şöyle der:
"Serdengeçti'ye abone olunuz. Ne yazıktır ki tek yüzlü hakika tin meydana çıkması için bile şu ikiyüzlü lanet paraya ihtiyaç var!"
Yoklar Efendim
Serdengeçti dergisinin ilk sayısı çıkınca Osman Yüksel Serdengeçti'nin kapısını aşındıranların sayısı artar. Aralarında çok şık olan adamlar da vardır. Böyle tiplerden hoşlanmayan Serden- geçti, kendisine yok dedirtir. Bir gün evde yalnızdır, kapıyı açan da kendisidir. Gelen kişi sorar:
"Osman Bey evdeler mi?"
"Yoklar efendim."
"Siz kimsiniz?"
"Ben onun hizmetçisiyim."
"Yaaa. O halde kendisine selam ve hürmetlerimi söyleyiniz."
"Hay hay efendim."
Bir Adı da Van mı?
Asıl adı Ömer olan Nef'i Hasankale'de doğar. Ziya Paşa, 'Ha rabat' adlı eserinde Nefi'nin doğum yerini Van diye belirtince Na- mık Kemal:
Net, danemin devlet adamlarından Sadrazam Ahmet Paşa Askında başka söylentiler de vardır Keza Neli, A değil de Dördüncü Murad'i hievettiği de söylenir. Bun sarasla bir söylentidir başlar ve bu padişah Dördünn in kulağına kadar gider.
Nihayet Nefi'nin saray mahzeninde boğdurulmasına karar Ne ve harembaşı sarayın mahzenine doğru yol alırken op Nefi yer
Neft, ben senin şiirlerini çok seviyorum ister misin se padşaha bir rica mektubu yazayım?" deyince Nefi sevinir Neden olmasın ki, tabi isterim." der.
Harembaşı kağıdı kalemi eline alır ve masaya oturur. N de adam, Afrikalı bir zencidir. Teni esmerdir. Kâğıdı ön tam kalemi hokkaya daldırıp kağıdın üzerine getirdiğin kağın üstüne siyah bir damla düşer... Nefi dilini tutas
Aga efendi, mübarek teriniz kâğıda damladı." der. Bunur harembaşı Nefi'ye sinirlenir, onu kurtarmaktan vazgeçer Seni köpek seni, sen dünden hak etmişsin ölmeyi." der.
Sadrazam Talat Paşa, Neyzen Tevlik'e devlet dairesinde kätiplik önerdiğinde Neyzen sorar:
"Katip olacağım da ne olacak?"
"Önce katip, sonra umumi müdür, vekil, nazır, kim bilir belki de sadrazam..." diye sayar Talat Paşa:
"Ya sonra?" Paşa:
"Sonrası hiiiç..." diye omuz silkince Neyzen güler:
"Ben bugün de 'hiç'im. Sonu 'hiç' olduktan sonra onca zah mete ne hacet?.."
Akdeniz Karadeniz Olur
Mukaddesat düşmanı meşhur bir adamdan bahsedilir. Serden- geçti böyle insanlara çok kızar ve der ki:
"Bu adam öylesine pis, mülevves ve kirli ki, Akdeniz'e düşse o deniz, Karadeniz haline gelir."
Eğer Din Kötü Bir Şey Olsaydı
Abdullah Cevdet, zamanında dinsizliği ile tanınan ve böyle ta- nınmasından da gocunmayan birisidir. Süleyman Nazif'e bu konu- da ne düşündüğünü sorduklarında Nazif şöyle der:
"Abdullah Cevdet'in dinsizliğinden anlayın ki din iyi bir şeydir. Eğer din kötü bir şey olsaydı, Abdullah Cevdet dindar olurdu."
Sakrit Saraçoğlu imzasıyla "Allah ve ahlaktan bahsetmek ya emri basında yayınlanır. Bunun üzerine dönemin Milli Eği Rakanı Hasan Ali Yücel, Necip Fazıl'a:
Akademideki hocalığınızla Büyük Doğu'dan birini seçmenizi ederim!" ihtarına üstad:
edici kürsütyü, Büyük Doğu'yu seçtiğimi ihtarınıza karşı ihtar ederim!" ceva- verir ve akademiden atılır.
Lâik miyim, Değil miyim?
Bir gün, mahkemede bana hakim sordu. Dedi ki: "Kurum Necip Fazıl, zapta geçirmeyeceğim, hükümde de esas letmeyecek, şahıs olarak, dost olarak, dostluğa kabul ediyor bir sual soracağım."
"Buyursunlar." dedim. "Suz laik misiniz, değil misiniz?" Dedim ki: Elendim, bir şartla cevap veririm. Hem zapta geçmesi hem me tesir etmesi şartıyla..." Ve devam ettim:
Ben Allah'a inanıyorum, yani Halik'a... Bütün ålemlerin Rab- Nasıl istersiniz ki, Allah'ı ve onun emirlerini dünyanın dı más kabul edeyim. Şimdi ben läik miyim, değil miyim, siz karar
Bir kimse ümmetime hiyanet ederse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Dediler ki: "Ya Resulallah hiyanet nedir?" Buyurdu ki: "İnsanlara bidat icad etmek ve onunla amel etmektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 431 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
GÜNÜMÜZDE YAPAY ZEKĀ VĀSITASIYLA, MĀSUM İNSANLARIN SES VE GÖRÜNTÜLERİNİN KOPYALANARAK, YAPMADIKLARI ŞEYLERİ YAPMIŞ GİBİ GÖSTERİLEBİLDİĞİ DİJİTAL DÜNYADA, PEK ÇOK YALAN VE İFTİRANIN KOL GEZDİĞİ MÁLUM. DOLAYISIYLA TOPLUMU FITNE VE FESĀDA SÜRÜKLEMEK İSTEYEN ŞER ODAKLARININ BU NEVĪ TUZAKLARINA KARŞI SON DERECE UYANIK OLALIM, ONLARIN OYUNUNA GELMEYELİM. BİLGİ KİRLİLİĞİNİN HAD SAFHADA OLDUĞU SANAL ALEMDE, HER GÖRDÜĞÜMÜZE VE DUYDUĞUMUZA HEMEN İNANMAYALIM, TEMKİNLİ VE İHTİYATLI YAKLAŞALIM, BİLHASSA DİN KARDEŞLERİMİZE KARŞI HÜSN-İ ZANNIMIZI DAIMA MUHAFAZA EDELİM.
AKSİ HALDE, ŞU AYET-İ KERİMEDEKİ İLAHİ İHTARIN MUHATABI OLMAKTAN KURTULAMAYIZ:
"EY ÎMÂN EDENLER! EĞER BİR FÄSIK SİZE BİR HABER GETİRİRSE ONUN DOĞRULUĞUNU ARAŞTIRIN. YOKSA BİLMEDEN BİR TOPLULUĞA KÖTÜLÜK EDERSİNİZ DE, SONRA YAPTIĞINIZA PİŞMAN OLURSUNUZ." (EL-HUCURAT. 6)
Allah'ım! Bana düşmanı sevindirecek bir bela, dostumu üzecek bir musibet verme." Hazret-i Ali (Kerremallahü Vechehû)
"Dikkat edin! Elek gibi unun incesini döküp kepeğini kendinize koymayın. Sakın ağzınızdan hikmet dökülürken kalplerinizde bile ve fesat olmasın. Yoksa; İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutur musunuz?'
(Bakara; 44) âyetince hesaba çekilirsiniz."
Seyyid Ahmed er-Rifa'i (Kuddise Sirruhů)
"İnsanı vuslattan mahrum eden ve onun melekût âlemini görmesini engelleyen iki şey vardır. Bunlardan birincisi 'haram yemek' ikincisi ise Allahu Teala'nın mahlûkatına zarar vermektir."
Hayat ibni Kays el-Harrânî (Kuddise Sirruhû)
"Ailenizin fertleriyle, kardeşlerinizle iyi geçinmeyi sakın ihmal etmeyin. Elinizin altında bulunan çocuğunuz yahut kardeşiniz veya gelininiz bir kusur ettiğinde devamlı af tarafında bulunun. Kısaca ilişkilerimizde büyükten
küçüğe, küçükten büyüğe devamlı af nazarı ile bakmalıdır."
dostları ile sohbete nail olup onlara hürmetten mahrum olması."
Muhammed İbni Fadl el-Belhî (Rahimehullah)
“Bidat ehlinin, bidatleri terk etmeyip Ehl-i Sünnet Mmüslümanlarla iyi geçinmeleri ve onları kardeş olmaya çağırmaları, çirkin bir hiledir." Bedreddîn el-Aynî (Rahimehullah)
“Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Zira zaten size benzeyeceklerdir. Siz kendinizi terbiye edin yeter" İbni Haldun
Evet, bu işaret ise kizb, yalancılık zehirinin te'sîrinin çok şiddet- li olduğuna en doğru bir şâhiddir. Zîrâ yalancılık küfrün esâsı, te- melidir. Belki de küfrün kendisi yalancılıktır ve onun başıdır. Hem yalancılık, münafıklık 'alâmetlerinin en başta gelenidir. Hem yine kizb, Kudret-i İlâhîyeye iftiradan başka bir şey değildir, Hikmet-i İlâhîyeye de zıddır, muğayirdir.
Evet, o kizb ve yalancılıktır ki İslâm milletlerinin yüksek ahlakla- rını tahrib etmiş. Hem yine o kizbdir ki büyük, 'azìm teşebbüsleri, pis ve kokuşmuş lâşeler ve rùhsuz karaltılar hàline getirmiş ve onunla -ya'nî yalancılık vâsıtasıyla- 'âlem-i İslâm içine zehirler yayılmış- tır. Hem o yalancılıkla nev-i beşerin ahvali karışmış, karıştırılmıştır. Yine o yalan ve yalancılıktır ki insanlık âlemini yüce kemâlât zirve- sine koşup gitmekten alıkoymuş ve yüksek terakkiyatından durdur- muştur, tevkif ettirmiştir. Hem yine onunla Müseylime-i Kezzáb gibiler alçaklığın esfel-i sâfilininin derekesine düşmelerine sebep olmuştur. Hem yine o kizbdir ki büyük, ağır bir yük tarzında insanın sırtına binmiş, onu maksud ve matlûbuna erişip ulaşmaktan alıkoy muştur. Hem yine o yalancılıktır ki riyânın babası, tasannu' ve temel- luk'un annesi olmuş ve bunları türetmiştir. İşte bütün bu sebepler-
dendir ki kizb ve yalancılık, 'Arş-ı 'Azìm-i İlâhînin fevkından gelen tel'în ve tehdîde ve ölüm naʻyına, haberine hedef olmuş ve buna karşı hususiyet kesb edip almıştır.
Öyle ise Ey insânlar!. Hususan ey müslümanlar! Bu âyet-i kerî- me sizi dikkate çağırıyor, dikkat ediniz!..
40- Eğer deseniz: Maslahat için olan bir yalan âf edilir?!
Cevâben size denilir ki: O maslahat, eğer hakikaten ve cidden zarùrîlik ve katʻîliği varsa!.. Hâlbûki çoğu kereler o maslahat, bâtıl bir özür olmaktadır. Zîrâ, maslahat denilen şeyin vaz'ıyeti i'tibâriy- le sû'-i isti'mâle müsâʻitdir.
Evet, usùl-ü şerî'atta tekarrur etmiştir ki: "Gayr-i mazbût bir emir, iş (ya'nî sağlam ve mu'ayyen hudûdların içine alınmamış olan bir mes'ele) hüküm için 'illet ve medâr olamaz." Ya'nî vaz'ıyeti iʻtiba- riyle kat'î, sağlam hudûdları olmamasından, sû-i isti'mâle müsâ'it- liği sebebiyle, tâm bir zabıt çerçevesi içine alınamamış olmasından o maslahat bâtıl olan bir özrün vasfına bürünmesi mümkündür. Meselâ nasıl ki seferdeki meşakkat ve zahmetin derece, mikdår ve vasfı tâm bir zabt, bir ölçü altına alınamaması sebebiyle nama- zın kasrına (kısaltılmasına) 'illet olmamış, sayılmamıştır. Belki ancak kasr-ı namazın 'illeti yalnız seferdir (sefer olmadığı zaman
سلعة شيء تفتى بنسخه وتكون المصلحة فى عدمه. وما ترى من الهرج والمرج فِي حَالِ العالم شاهِدٌ على غلبة ضرر عذر المصلحة. ا أن التعريض والكناية ليسا مِنَ الكَذِبِ، فَالسَّبِيلَ مَثْنَى: إِمَّا شكرت إذ لا يلزمُ مِنْ لَزُومِ صِدْقٍ كُلِّ قَول، قول كُل صدقه وأما الصدق؛ إذ الصدقُ هُوَ أَسَاسُ الإِسْلاميَّةِ، وَهُوَ خَاصَةُ الإيمان.
ne kadar meşakkat olsa da, namazın kasrına sebep ve 'illet olamaaj Şayet yalanın maslahat için olduğu zaman câiz olabileceği teshim ve kabül de etsek lakin bir şeyde bulunabilen bir menfe ata ondaki zararın galib gelmesi halinde onun neshine fetva verdiği gh o zaman, maslahat olan şey, onun terkinde, yapılmamasında olur.
MÜHİM BİR MEBHAS
-Müellig-
Acaba hàl-i 'alem icraatında cereyân etmekte olan bütün here- merclerin; maslahat denilen o bâtıl özrün zıddına ve 'aleyhine olan şahidliklerini niçin göremiyorsun?..!
Not: Burada şu hususun da bilinmesi lazımdır ki; örtülü bir taʻriz tarzında ve kinâyeli bir sürette söylenen sözler kizbden sayıl mamaktadır.
Ve netice olarak, bu vaz'ıyette yol iki kalmış olur:
Ya'ni: Her bir sözün illâ da doğru olmasının lüzûmu lâzım olduğu gibi her bir doğruyu da söylemek doğru değildir.
2- Ya da sıdk! Ya'ni: Söylediği zaman doğruyu söyleyip yalan de memektir. (Ya'ni, şâyet sükûtun yeri kalmıyorsa ve bir kelâm etmek lâzım geliyorsa, doğru olandan gayrı bir şey söylememektir.)
Evet, sıdk ve doğruluk, İslâmiyetin esâsı ve temeli olup, o da îmânın hàssasıdır..
بل الإيمان صدق ورأسه، وهو الرابط لكل الكمالات، وهو الحياة الاخلاق العالمية، وهو العرق الرابط الاشياء بالحقيقة، وهو الجالي الحن في اللسان، وهو محور ترقي الإنسان، وهو نظام العالم الاسلامي، وهو الذي يُسرع بنوع البشر في طريق الترقي كالبرق إلى كعبة الكمالات، وَهُوَ الَّذِي يُصِيرُ الحَمَدَ النَّاسِ وَأَفْقَرَهُ أَعز من السلاطين، وبه تَفَوقَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ عَلَيْهِ الصَّلاةُ وَالسَّلامُ على جَمِيعِ النَّاسِ، وَبِهِ ارْتَفَعَ سَيِّدُنَا مُحَمَّدٌ الهَاشِمِيُّ» عَلَيْهِ الصَّلاةَ والسلام إلى أعلى عليين مراتب البشر.
Belki îmânın kendisi öz sıdktır ve onun başıdır.
Hem sidk, 'ulvi kemâlâtın ve yüce ahlakların bağlayıcısıdır. Hem yine sıdk, ahlak-ı âlîyenin hayatıdır. Kezâ sıdk, eşyayı haki katla rabt eden, bağlayan bir ırk ve büyük bir damardır, kökdür. Hem sıdk, lisânda hakkın tecelli etmesidir.
Hem insanın terakki mihverinin zenbereğidir ve keza İslâm âleminin nizamıdır.
Hem nev'i beşeri terakki yolunda kâ'be-i kemålāta şimşekvāri bir sür'atle koşturandır.
Hem yine o sıdktır ki, insanların en gevşek, perişan ve fakirini padişahlardan daha fazla 'azîz kılar.
Hem Peygamberin ashabını umum insanlara tefevvuk ettiren yine o sıdkdır. Başka bir ifade ile o sıdkla Peygamberin sahābeleri bütün insanların fevkına yükselmişlerdir.
Hem yine o sıdkladır ki, seyyidimiz Hazret-i Muhammed-ül Haşimi Aleyhissalâtü Vesselâm, beşeriyet mertebelerinin en a'la-i illiyyînine çıkmıştır. ***
مخالف السوان قل لك: هو الترجمة الأزلية لهذه الكائنات والترجمان الأمل المنتها الثالبات للآيات التكوينية ومفسر كتاب العالم وكنا فى كتاف المخفيات كنوز الأسماء المستترة في الأرض. وكذا هو مفتاح الحقائق الشئون المضمرة في تطوير الحادثات، وكذا هو السَانُ الغَيب في عالم الشهادة، وكما هو حرية المخاطبات الأزلية السبحانية والالتفاتات الأبدية الرحمانية ولا
Kuran Nedir? Tarifi Nasıldır?
Karin pukitab-kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi. We kits tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-1 ebedisi..
We pum-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri.. Ve zaminde ve gökte gizli esmå'-i İlâhiyenin ma'nevi hazinelerinin keşşafı..
wries hadisatın altında muzmer hakàikın miftahı. Veem-i jehadette 'ålem-i gaybın lisânı.. Vie pu "lem-i şehadet perdesi arkasında olan tinden gelen iltifatit- ebedive-i Rahmaniye
alması, din kardeşine Allah için muhabbetin kalk mam. Ahirete rafhet olmayıp dünyaya tamaların ariması, karandanda, yenip içilende helalin, hara min aranmaması. Bunlar küçük alametlerdir.
Dunya üzerinde yaşayanların, cnetukluk genc ik ittyarık, hastalık gibi değişikliğe uğrayarak sihlyet, imege mahküm olduğunu daima görmek veyts. Rinkmaleyh Dünyanın da hir gün bu hali wina ereceği muhakkakdır. Çünki her değişen py, evåle mahkümdur. Dünya da zeväle mahküm dur. Akil ve mantık bunu böyle kabul etmek
zurundadır.
Kıyametin büyük alümetleri (on) dur
1 Yemende bir stegin zuhüru
Deccalin çıkmas Hazreti Isänın giden inmesi,
Ye'cûr ve me'cir
3 Döbbetül arz çıkmanı, U husuf yani biri Şarlela, biri Garda
Ahirvi gününe inanmak, sunlara tamlimen inammak demekdir ki, bunlar Kur'an ayetlers ile shitdie Birinci sur (Yerde gökde bütün yaşayan birs arm mesi), Dainel sur Ölülerin tekrar dirilme 4), hagir (Mahkeme kübra, sorgu, el, ayak an laruun ve yerta gehadetleri), vesin, eilat (Mah perde, mahkeme-brada, siratda, cehennemde)
6 de Arabistanda Arın yere batmans Dünyky duman kaplamam,
Güneyin hatidan doğması,
srat, orbemenet
Kur'âne Karimde beyán truyurulduğuna göre, koylmet, herkes tstyle güedyle mengul äen birden tre sus derece siddetli deprenme ile vaküs
10
Kabel gerifde bulunan Racer Exved in kalkman.
Kur'ânın kalkmas
Bundan sonra tatlı bir rüngår eser, mü'minler tomamen ülürler, kykmet de Insanların sortieri anerine kupar
Şimdi kıyametin nasıl kopacağını öğrecelim
Hadial perifde bayan buyurulduğuna göre yer ALLA ALLAH diyerek kimas kal maymes, Elbel Minsanlar tarafından Allaha şirk eden glyet lilim ve şerli tosanlar the kupansk
Kiymatin ne ramas kogern bell değildir Lapanın şartları Peygamberi miri A. Vi tarafından diriintytär
Merhametia alangk
41
Styled sur üfürmek için Allahın emrini beyen frätil alayhisselam, kendisine anl olarak verilen emir ile sürüfürürük üfürülen sür ile son Aeece şiddetli deprenmeler olacak, dentalerin maya çekilecek, dağların taşları yerinden kape hirtirlerine çarpmakla tehålline gelerek, yazine holatlar gibi savrularak, ne pulkur ve ne de tümach glünmeyerek, yerde, glede ne kadar canlı varsa, Allahım dediklerinden başka hrpoi Allmleris smalh ahillerin artmasin Mask, yer yüzü bir rivayetde burk semetom big wah palman, reallar faktive, se kalacak, Gilden, insanların ana rahminde ilk te ime tatelli epal ve dırılman, whep dan sua bep to par echipayaprak pang tepat an
Ahmed ibni Hanbel hazretleri, bütün ehli sa net arasında tebeil edilen dört muazzam, mübar müetehidin dördüncüsü bulunmaktadır. Haiz ole ğu kemålåt ve merârife karşı İmam Şafii gibi üsta ları bile meclübiyet gösterirlendi. Hatta Imam Şa demiştir ki: «Ben Bağdattan çıktım, orada Ahm ibni Hanbelden daha fazıl, daha âlim, daha falc bir halef bırakmadım,>
Kitâbi tehzibil'esmå da yazıldığı üzere yin
Imam Şafii demiştir ki: «Ben Ahmed ibni Hanb ile Süleyman ibni Dâvudı Haşimiden daha akıll kimse görmedim.>
Ebû Hatim de demiştir ki: «Bir kişiyi gördü mü Ahmed ibni Hanbeli seviyor, bil ki o sahib sünnettir.>
Bâzı zevâtın kanâatine nazaran Imam Ahmedia hadisi şerif sahasındaki vüs'ati ıttılaı, kudret ilmlyyesi, fıkıh sahasındaki vüs'at ve kudretinden daha ziyâdedir.
Imam Ahmedin ne büyük, ne kudretli bir müc tehid olduğunu anlamak için (Elmugni) gibi pel kıymetli kütübi hanabileye müracaat edilmes
kâfidir. Imam Ahmed hazretlerinin menâkibine dair Imam Beyhaki, Ebû İsmailil'ensari, Ebülferec ib- nülcevazi gibi yüksek âlimler tarafından yazılmış
bir hayli Asar vardır.
IMAM AHMED IBNI HANBELİN HAYATI VE METANETI AHLAKİYESİ:
Imam Ahmed hazretleri, pek ziyade åbid, zahid. yüksek bir seciyeye malik pek nesih bir hayatı his Fakirine yaşamayı bir nimet sayar. Insana az somal yetişir, çok mal yetişmers derdi. Kendisine deservet ve riyaseti kabulden sa
gün pek mükellef bir sofra yemek gönderilirdi. Fakat o, bunu kabul etmez, bu yemeklerden yemez- di, vakit vakit yüz gösteren sıkıntılara, ibtilälara karşı büyük bir metånetle mukavemet gösterir. tākib ettiği zühd ve tekva yolundan asla ayrılmazdı.
Hallfe Me'mun zamanında käzil'kuzat Ahmed ibni Düvadın yanlış bir ictihadı olan målüm bir meseleden dolayı bu muhterem Ahmed ibni Hanbel hazretleri de Mu'tesim halife tarafından haps edilmiş, darb edilmişti. Hapis müddeti yirmi sekiz ay devam edib (220) senesinde hapisden çıkarılmış tır. Hazreti Imam, bu vesile ile de bütün hak ve hakikat taraftarlarının kıyamete kadar tebelline läyik bir diyânet ve şehämet misāli vücüde getirmiş oldu.
Imam Ahmede hallfe Våsik zamanında bir fenalık yapılmamış, Väsikden sonra hilåfete näil olan kardeşi Mütevekkil ibni Mu'tesim Ise ikram etmiş, onunla meşveret etmedikçe kimseye bir vazi- fe tevcih etmemekte bulunmuştu. Bu ikram ve hür- met, o büyük älimin vefâtına kadar devam etmiştir. Imam Ahmed hazretleri (164) tarihinde doğ- mus, (241) senesinde Bağdatta vefat etmiştir. <Babı harb denilen kabristanda medfündur, Rah
( سوال) قرآن کر عك لو همان ده مرض حکم سنی مفعول دلیل غیر شکلنده فول لانسی وان
الجواب ) منافقاری باطنی و قالبی اولا به مرضاری دانکه ظاهره جیغ سرایت این مقاله او نارك وجود لری تمامیله مرض کی امن اولدینی
وسون عمله و
فاده اعمال بجون (مرض اخوان
تمیز اولارق قول لانها شد. اون (فرض) کامرسی فصل اول یعنی تقدیرده و معالي قارة چونکہ او وقت زياده لك، بالگر مرضه تعلق ایدر التنجي جماله بي تشكيل ليدن ( ولهم عذاب البقان وجه ارتباطی این منفعتی افاده به اداره
الات ابرکه، منا فقالون منفعتی یا دنیاده الیم بر عذا بدر و یا خود آخر نده شد بد بر آمد بود
منفعت دیگر او بله این منطقه هاری مخالد
سوال ؟ اليم، متألم معناسنه در متألم ايه شخصيه صفتيد.. بناء عليه عذالك الوان وصفلاند برنامه سنده نه حکمت وار در؟
برنجی حمله یی تشكيل ايدن (بما كانوا يك ديون ) لك وجه ارتباطي منا فقالون عند كار بلا ماء جذابیتهاری آراسنده بانگه کذب ایله و فلان بر بام ، كذبك شدت فع و ر بانگه دارند.
الجواب ) عذاب او نارك وجود لري اويله قابلار و جدلرینی او بله احاطه ایدر و با طاره نفوذ ایدر که مانکه او نارن و جوداری بر عذاب کو چه ی کسیا بر او نارك جدار ند سه عزاید نه مالداری کورو غمز اولور حتى او عذاب کو لچه سندن فيشقيران أهلي، فيزا الي تألملم عمالكم نفسي عند
نشئت ابدالی یعنی جا غير انه با غیران، متألم اولان، عين عذاب اولد يقي صاب ابر
بو اشارت وهى، كذلك نه قدر تأثير لى بر هر اولدیفنه به شاهد صاد قدر زيرا كذب، كفرن السابور، كذب، نفاقك بركى علامتيد كذب، قدمت الهيام وليد کوب، حکمت و باید به صد در اخلاقه عاليه في تحريب الدن، كننده عالم اسلامي العرب انجمه گریدر عالم کشری اهوالی ساده و برند، که بر نوع شری کاندید کرد پر داده شده
مسلم لذات الله احتمالی عالمده ردیل و رسوای ایده گردد در طول بدر که هر جاندار اینده تلعبه تحدیده یان به باد کند .
ada elim bir anıbdır. Veyahud ahirette sedid bir elemdir. Bunlar ise anlaşılır ki, menfaat değildir. Öyle ise menfaatleri muhåldir.
Sual: Elim, müteellim ma'nâsınadır. Müteellim ise şahsın sıfatıdır. Binâenaleyh azabın elîm ile vasıflandırılmasında ne hikmet vardır?
Elcevab: Azab, onların vücûdlarını öyle kaplar ve cesedlerini öyle ihâta eder ve bâtınlarına öyle nüfüz eder ki, sanki onların vücûdları bir azab külçesi kesilir. Onların cesedlerinden, azabdan mâadâ bir şey görünmez olur. Hatta o azab külçesinden fışkıran åhlar, fizârlar, teellümler, sanki nefs-i azabdan neş'et ederler. Yani çağıran, bağıran, müteellim olan, ayn-ı azab olduğu sanılır.
Yedinci cümleyi teşkil eden بما كانُوا يَكْذِبُونَ nin vech-i irtibatı: Münafıkların azablarının mezkûr cinayetleri arasında yalnız kizb ile vasıflandırılması, kizbin şiddet-i kubuh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahı, kizbin ne kadar te'sîrli bir zehir olduğuna bir şâhid-i sâdıktır.
Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifakın birinci alametidir. Kizb, kudret-i İlâhiyeye bir iftirâdır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıddır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrib eden, kizbdir. Ålem-i İslamı zehirlendiren, ancak kizbdir. Ålem-i beşerin ahvalini fesâda veren. kizbdır. Nev'-1 beşeri kemålåttan geri bırakan, kızbdır. Müseyleme-i Kezzab ile emsâlini âlemde
rezil ü rüsvay eden, kizbdir. Iste bu sebeblerden dolayıdır ki, bütün cinayeder inde teline, tehdide tahsis edilen, kizbdır. Bu avet sanları, bulhasa muslumanları dikkate davet eder.
cambeyi teşkil eden بما كانوا يكذبون in vechi irtibatc
Evet mamafikların azapları, mezkür cinayetleri arasında yalnız vafandt dahi, kibihin siddet i kubh ve çirkinliğinalaz Ve bu inatur dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehirlinga bar şahidi sadıktır. Zira
Kah, küfrün esasıdır.
Kab, nifakın birinci alâmetidir.
Kish, kudret-i İlahiyeye bir iftiradır.
Kish, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır.
Ahlik-ı âliyeyi tahrip eden kizbdir.
Alem-i İslam'ı zehirlendiren ancak kizbdir.
Alem-i beşerin ahvalini fesada veren kizbdir.
Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan kizbdir.
Museylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ü rüsvay eden kizbdir.
Işte bu sebeplerden dolayıdır ki bütün cinayetler içinde teline, tehdide tahsis edilen kizbdir. Bu âyet, insanları bilhassa müslü- manları dikkate davet eder.
SUAL. Rir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir Ovle midir?
CEVAP: Evet, kat'i ve zaruri bir maslahat için mesağı şer'i var Cavina hakikate bakılırsa maslahat dedikle Mar, batıl bir ür dur. Zira usul-ü şeriatta takarrur ettiği vecihle "Mazbut ve miktar muayyen olmayan bir şey, hükümlere illet ve medar olamaz. Çünkü miktarı bir had altına alınmadığından sü-i istimale uğrar" Maaháză bir şeyin zararı menfaatine galebe ederse o şey, men
suh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur. Evet âlemde görünen şu kadar inkılablar, karışıklıklar, zararın Szür telakki edilen maslahata galebe etmesine bir şahittir.
Fakat kinaye veya ta'riz suretiyle yani gayr-1 sarih bir kelime ile
öylenilen yalan, kizbden sayılmaz.
Hülasa: Yol ikidir.
Ya sükûttur. Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır.
Veya sıdktır. Çünkü
İslâmiyet'in esası sıdktır.
İmanın hâssası sıdktır.
Bütün kemalâta îsal edici sıdktır.
Ahlak-ı âliyenin hayatı sıdktır.
Terakkiyatın mihveri sıdktır.
Alem-i İslâm'ın nizamı sıdktır.
Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta îsal eden sıdktır.
Ashab-ı Kiram'ı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır.
Muhammed-i Hâşimî'yi (aleyhisselâm) meratib-i beşeriyenin en
Dünya üzerinde yaşayanların, çocukluk, genç- lik, ihtiyarlık, hastalık gibi değişikliğe uğrayarak nihâyet, ölmeğe mahkûm olduğunu dâima görmek- teyiz. Binâenaleyh: Dünyanın da bir gün bu hâli- nin sona ereceği muhakkakdır. Çünki her değişen şey, zevâle mahkûmdur. Dünyâ da zevâle mahkûm- dur. Akıl ve mantık bunu böyle kabul etmek zorundadır.
Ahiret gününe inanmak, inanmak demekdir ki, bunlar şunlara temâmen Kur'ân âyetleri ile sâbitdir. Birinci sur (Yerde, gökde bütün yaşayan- ların ölmesi), İkinci sur (Ölülerin tekrar dirilme- si), haşir (Mahkeme-i kübra, sorgu, el, ayak âzâ- larının ve yerin şehadetleri), vezin, şefâat (Mah- şerde, mahkeme-i kübrâda, sıratda, cehennemde) sırat, cehennem, cennet.
Kur'ânı Kerîmde beyân buyurulduğuna göre, kıyâmet, herkes işiyle güciyle meşgul iken birden bire son derece şiddetli deprenme ile vukûa gelecek.
Hadîsi şerîfde beyân buyurulduğuna göre yer yüzünde ALLAH ALLAH diyecek kimse kal- mayınca; Ka'be-i Muazzama insanlar tarafından yıkılıb Hac eden kimse kalmayınca; kıyâmet, Allâha şirk eden gâyet zâlim ve şerli insanlar üze- rine kopacak.
Kıyâmetin ne zaman kopacağı belli değildir. Lâkin kıyâmetin kopmasının şartları, Peygamberi- miz (S. A. V.) tarafından bildirilmiştir.
Kıyametin küçük alâmetleri:
Alimlerin azalıb câhillerin artması, adâletin azalıb zulmün çoğalması, cezâların fakirlere, âciz- lere tatbik edilib eşraf ve ekâbirden kaldırılması; işin ehlinin gayrisine burakılması, zinâ ve binâya rağbetin artması, büyüklere hürmet, küçüklere merhametin kalkması, kadınların erkeklerden çok
olması, din kardeşine Allah için muhabbetin kalk- ması. Ahirete rağbet olmayıp dünyaya tamaların artması, kazanılanda, yenip içilende helâlin, hara- mın aranmaması.. Bunlar küçük alâmetlerdir.
Kıyametin büyük alâmetleri (on) dur:
1 Yemende bir ateşin zuhůru,
2 Deccalin çıkması,
3 Hazreti İsânın gökden inmesi,
4 Ye'cûc ve me'cûc,
5 Dâbbetül arz çıkması,
6 Üç husuf yâni biri Şarkda, biri Garbda, biri de Arabistanda Arzın yere batması,
7 Dünyayı duman kaplaması,
8 Güneşin batıdan doğması,
9 Kur'ânın kalkması,
10 Ka'be-i şerîfde bulunan Hacer-i Esved'- in kalkması.
Bundan sonra tatlı bir rüzgâr eser, mü'minler temâmen ölürler; kıyâmet de insanların şerlileri üzerine kopar.
Şimdi kıyametin nasıl kopacağını öğrenelim:
Şöyleki: sur üfürmek için Allâhın emrini bekleyen İsrafil aleyhisselâm, kendisine ânî olarak verilen emir ile sûru üfürür. İlk üfürülen sûr ile son derece şiddetli deprenmeler olacak, denizlerin suyu çekilecek, dağların taşları yerinden kopup birbirlerine çarpmakla toz hâline gelerek, gök yüzüne bulutlar gibi savrulacak, ne çukur ve ne de tümsek görünmeyecek; yerde, gökde ne kadar canlı varsa, Allâhın dilediklerinden başka hepsi ■ölecek, yer yüzü bir rivâyetde kırk sene bom boş - kalacak, Gökden, insanların ana rahminde ilk te- şekkülüne sebep olan suya benzeyen, bir yağmur a yağacak, toprak olmuş yâni parçaları toprak ara- sında kaybolmuş insan cesedleri yeniden teşekkül edecek.
Ey insanlar! Dünya, peşin verilen bir metadır. İyi de kötü de ondan nasibini alır. Ahiret ise sadık (değişmez) bir vaaddır. Orada Kadir olan Melik hükmeder. Hak yerini bulur. Batıl ise zail olur. Ey insanlar! Ahiret evladı olun, dünya uşağı olmayın. Zira evlat anaya tabidir. (Yani dünya çocuğu olursanız., dünya gibi mahvolmaya layık olursunuz) Allah'tan korku üzerine amel ediniz Biliniz ki, amelleriniz sizinle yüzleştirilecektir. Ve yine sizler, mutlaka Allah'a mülaki olacaksınız. Kim, zerre miktarı hayır yaparsa onu görecek ve kim de zerre miktarı şer yaparsa onu görecek. Ravi: Hz. Şeddad İbni Uveys (r.a.) Sayfa: 184 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Bir baba veya anne, evladına hoşnudluk ifade eden bir bakışla baksa, onun bu bakışı, o evlad için bir insan azad etmiş olmasına denk olur. Denildi ki: "Ya Resulallah üçyüz altmış defa baksa da mı?" Buyurdu ki: "Allahuekber." (Allah bundan fazlasına da kadirdir) Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 65 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Fitneye karşı fiili ve tatbiki plåndaki tedbirler: 1,435-36. Fitnenin çeşitleri: 13,394-95.
Fitne-isyan: 6,198.
Fitne Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17,156.
YanıtlaSil
Yuksel17 Aralık 2024 21:37 18. CİLT
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13,365-66.
Fitne sebebiyle zamanın fenalaşması: 17,545.
Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13,471-72-73.
Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13,466-67.
Fitnenin vasıfları: 13,447-48.
Fitne sırasında müslümanların takib edeceği siyaset: 13,373,
Fitne yavaş gelişir. 13,448-49.
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13,461.
Fitneye karışmanın yasak olması: 13,370-71.
Fitneye karışan sahâbeler: 13,527-28.
Fitneyi ihbar: 13,360.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13,390-91; 17,529.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13,456-57.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13,378-79-80.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13,454-55.
Fitne zamanında irtidat artar. 13,459-60.
Fitne zamanında kerahet: 13,391.
Fitne zamanı katı vak'aları artar: 13,463-64.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermememesi: 13,366.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13,383-84.
Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13,466.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13,392-93.
Fitne zamanında terk-i diyår etmek: 13,380-81.
Fitne zamanında yalan artar: 13,452.
Fitne zamanında zenginlik artar. 13,460-61.
Fitnecileri yalnız bırakmak: 13,377-78.
Allah'a karşı sıdk içinde olana fitne zarar vermez: 14,238-39-42.
Demirbaş fitne: 13,395.
Dört büyük fitne: 13,419.
İctimai kargaşa olarak fitne: 13,356-57.
Ismen zikredilen fitneler: 13,398-99.
Ismen zikredilmeyen fitneler: 13,418. Kıyamete kadar hakim olacak fitne: 13,426.
Medine'ye fitnenin çokca yağması: 13,428.
Resulüllah (s.a.v.) bizleri dahili fitneye karşı uyarmıştır. 15,422-23.
Resulüllah (s.a.v.) kıyamete kadar gelecek olan fitne başlarını haber
vermiştir: 15,428-29. Sahâbe ve fitne hareketleri: 13,519-20.
Sahâbe ve Tabiin arasında çıkan kavga ve ihtilaf: 13,482-83-84.
Ümmeti helak edecek bela, fitnedir. 15,422.
Zamanla vukua' gelecek fitne ve hevalardan zikredilenler: 13,394-95-96.
Fiyat kızıştırmaya dair. 3,62.
Fiyat söylerken yüksek değil satmak istenilen fiat söylemelidir. 17,252.
Fıkıh olmayan ibadette hayır yoktur. 15,185.
71
YanıtlaSil
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Ruhu l beyan Ekim 23, 2024 Devamı Nefis Aralık 07, 2024 Devamı Tarih Ekim 23, 2024 Devamı Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
Yuksel Profili ziyaret edin Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
İsmet Özel, katıldığı bir televizyon programında “Ben yenir yutulur şeyler söylemiyorum. Çünkü bu televizyon dediğimiz şey sadece yenir yutulur şeylerin söylendiği yerdir. Yani burada sadece yutturmaca vardır. Bu yüzden ben bir televizyon programı yapamıyorum.” diyerek medyanın gerçek yüzünü ortaya koyarken medyanın bize dayattığı gündemin de bir yutturmacadan başka bir şey olmadığını gözler önüne seriyor.
YanıtlaSil
Yuksel18 Aralık 2024 23:05 Kendi gündemini belirleme erdemini ortaya koyamayan topluluklar, kendilerine dayatılan gündemi takip etmeye mecbur bırakılmışlardır. Artık onların yerine düşünen, düşündürten, karar veren, yönlendiren birileri vardır. Onlara da kendilerine ait hayat gemisinde dümeni tanımadığı birine vererek gemiye çarpan dalgalarda sallanmak kalır.
Albert Einstein’ın “Dünyanın kötülük yapanlar yüzünden değil, buna seyirci kalanlar yüzünden tehlikeli bir yer haline geldiğini unutmayın.” sözü içine düşürüldüğümüz durumun acı bir göstergesidir. Kendi gündeminden uzaklaşan bireyler günceli takip ederek resmin tamamına vakıf olmak yerine fırçanın detayında boğulmaktadır. Medya da bunu körükleyen temel etkendir.
müşlerdir ki, bu hükümet onların hepsinden güçlü bir manç ve programla iktidara gelmiş ve sür'atli ve köklü eformları; Türkiye'yi daha uzun bir süre başsız bırak- mak ve buhranlara sürüklemek, anarşi'nin tahribatına göz yummak için çeşitli engellemeler yapan bir muha- efete rağmen, gerçekleştirmek için olanca gücüyle ça- ışmıştır.
Şurasını bilhassa belirtmek gerekir ki, Demirel ve partisi tek başlarına iktidara gelseydi, hiçbir şey değil- di ve hiçbir şey yapamazdı.
*
GİZLİ DEVLET
Bir defa daha belirtelim:
Masonluk, biribirlerine gizli yeminlerle bağlı bir takım kişilerin meydana getirdiği topluluktur.
Masonluk, gerçekleri halktan gizleyenlerin mey- dana getirdiği bir kuruluştur.
Masonluğun gizli gâyelerine, sâdece imtiyazlı üye- ler vakıf olurlar.
Hakiki gayelerini ustalıkla gizleyen Üstadlarının elinde, masonluk bir takım yan kuruluşlarıyla (Lions, Rotary, Diners Kulüpler v.s. gibi) Siyonizmin maşasın- dan başka bir şey değildir.
Her mason locasında bir Yahudi vardır. Bu Ya- hudi'nin muvafakatı olmadan «Mason>>> olmak müm- kün değildir.
<<<> iktisaden dünyayı saran «gizli dev- let>>in adıdır.
Büyük sermaye sahipleri ile nüfuzlu kişileri bün- yesine toplayan Masonluk, Yahudi tarafından kontrol edilir, güçlü sermaye'nin emrindedir.
Burada Yahudi'nin, ister sosyalist yahut Komü- nist, ister anarşist olsun; yine Yahudi olduğunu unut- mamak lazımdır.
Habere intizarda kaldıklarında, "Ummadığın adam sana haberi getirir" mısrasını söylerlerdi. Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 525 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel1 Ocak 2025 05:14 2025 BEDIUZZAMAN TARVIMI
TARİHTE BUGÜN
1958 - Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu.
- 1960-Bediüzzaman Said Nursi İstanbul'daki Nur Talebelerinin isteği üzerine İstanbul'a gitti.
MÜBAREK ÜÇ AYLARIN BAŞLANGICI
OCAK
01
ÇARŞAMBA
1
1446
RECEB
RUMI: 19 K. EVVEL 1440
KASIM: 55
BİR AYET
İlâhınız bir tek ilähtır. Ondan başka ilah yoktur. Rahman'dır, Rahim'dir.
(Bakara: 163)
BİR HADİS
Yüce Allah'ı anarak başlanmayan her anlamlı söz veya iş, bereketsizdir/ sonuçsuzdur.
(İbn Hanbel, II, 360)
Bismillah, her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız.
Sözler, 1. Söz
YanıtlaSil
Yuksel1 Ocak 2025 08:11 SAHIFE 430
Nefim yed-i kudretinde olana kasem ederim ki kıyamet kopmar hastatik, fuhray mahir oluncaya, emine hiyanet edilinceye, haine guveni Inoeye your helkk oluncaya. "Tuhut" zahir oluncaya kadar. Denad : "Vaalne Tahut nedir? Buyurdu ki, Vuul insanların esrah Tuhut se Insanların ayak takımadır.
Muhammed (sav) in nefsi yed-i kudretinde Olana kasem ederim Umumetimden bir cemaat ifrad, keyif, kibir, oyun ve eğlence nere geoellyworkler de, sabahleyin kalktıklarında domuz ve maymun s tinde kalkacaklardır. Buna sebeb de haramiarı helal saymaları, caipo kadınlar edinmeleri, şarab içmeleri, riba yemeleri ve ipekli giymeleride
YanıtlaSil
Yuksel1 Ocak 2025 08:14 Nefsim yed-i kudretinde Olana kasem ederim ki, kıyamet kopmaz hasislik, fuhuş zahir oluncaya, emine hiyanet edilinceye, haine güvenilinceye "vuul" helak oluncaya, "Tuhut" zahir oluncaya kadar. Denildi ki: "Vuul ve Tuhut nedir?" Buyurdu ki, Vuul insanların eşrafı, Tuhut ise insanların ayak takımıdır. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 459 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel1 Ocak 2025 08:14 Muhammed (s.a.v)in nefsi yed-i kudretinde Olana kasem ederim ki, ümmetimden bir cemaat ifrad, keyif, kibir, oyun ve eğlence üzere geceliyecekler de, sabahleyin kalktıklarında domuz ve maymun suretinde kalkacaklardır. Buna sebeb de haramları helal saymaları, çalgıcı kadınlar edinmeleri, şarab içmeleri, riba yemeleri ve ipekli giymeleridir. Ravi: Hz. Ubâde (r.a.) Sayfa: 459 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Nefis Aralık 07, 2024 Devamı Ruhu l beyan Ekim 23, 2024 Devamı Gönül Aralık 07, 2024 Devamı Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
Yuksel Profili ziyaret edin Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
<- Bismillahi estevdiuke ve uîzühü bilvâhidi min şerri külli hà sidin ve kaimin ve kaidin anis sebili hâmidün alel fesâdi Câhidün ve küllü halkın fåsidin min nâfizin ve âkıdin ve küllü cin mâridin ye. hüzü bil mirâsıdi fi tarikıl mevâridi là yedurrúnehü ve lå yet'unchü fi yakazatin ve lâ menâmin ve ta'nin ve lå makamin yedullahi fevka eydihim ve hicâbullahi dûne âdetihim.»
Açıklama:
«Allah'ın ismine sığınırım. O tek olan Allah'a sığınırım. O'ndan yardım dilerim. Bütün hasetçinin şerrinden ve ayakta duran (ister dursun, ister otursun, ister yürüsün, her ne yaparsa yapsın) fesat çıkaran müfsid yaratıkların fenalıklarından Allah'a sığınırım. Her geçen, içe kadar işleyen, otlayan, sıçrayan, boy atan, zarar verici şey- lerin zararından ki ne zarar verebilsinler, ne kötülük yapabilsinler. Onların ne uyanık iken, ne uykuda iken ziyanları dokunabilsin. Ne durabilsinler, ne de yaklaşabilsinler. Allah'ın hicabı onlardan üstün- dür.
- İşte bu nüshayı çocuğun üstüne oku! dedi:
Muhammed bin Abdullahil Kerim ibni Halefil Bağdadi bu mus- cayı tahriç ve rivayet eyleyerek dedi ki:
Bu nusha, Nebi aleyhissalâtü vesselâm'ın anası Amine Ha- ından şöyle rivayet olundu:
<- Bir gece rüyamda bana haberci geldi, bana:
YanıtlaSil
Yuksel13 Ocak 2025 21:52 KARA DAVUD EFENDİ ŞERHI
169
Yå Åmine! dedi. Gerçektir ki sen bütün yaratıkların yücesi ve Seyyidi olan Ahir Zaman Nebisi (S.A.V.) e håmile bulunuyorsun, onu doğurduğun zaman mübarek adını MUHAMMED koy. Onun ism-i şerifi Tevratta AHMED'dir. Bu nushayı ona tak. Yani üstüne as!
Uyandığım zaman başımın üzerinde gümüşten bir sahife yazının durduğunu gördüm. Üstünde
Bismillahi, estevdiuke ve uizühü bilvähidi ve geri kalan yam vardı.
Ulema (Allah onlara rahmet eylesin):
Bu dua hangi çocuğa konulursa yüce Allah'ın ismiyle bütün nazar değmelerden ve cin zararlarından korunur! dediler.
Ebu Ömer (Rahimehullah) da dedi ki:
Her kimin üzerine Nebi Aleyhisselâm'ın bu nüshası bulunur- sa her nerde yatarsa yatsın hiçbir zaman hiçbir kötülükten korkul- maz. Yani bu Nebi nüshası hürmetine ona zarar gelmez.
Resûl (S.A.V.) Efendimizin doğduğu ayda da aykırı iddialar var dır. En bilinen Rebiülevvelin on ikisidir.
Gece mi, gündüz mü doğdų? Bunda da aykırı rivayetler vardır.
Gerçek olan Gece ile gündüzün vaktindedir. Çünkü Resül-i Ek rem (S.A.V.) subh-1 sadıkta doğduktan sonra henüz aydınlık meyda na gelmeden, yâni gece vaktinde dünyaya teşrif buyurdular.
Gece doğdu! diyenlere gelince onlar için gece güneşin batma sından güneşin doğmasına kadar olan zamandır. Buna göre gec doğmuş olur.
Gündüz doğdu! diyenlere göre de gece, güneşin batmasında subh-1 sådıkın belirmesine kadardır. Bu hale göre gündüz doğmu olur. Ve doğrusu da budur. Nitekim Oruç'tan bilinir ki oruç vat gündüzdür. Oruçun evvel vakti tûlu-ı fecirdendir.
Doğumun ne gün olduğunda aykırı fikirler vardır. Doğru ola Pazartesi günüdür. Hazret-i Muhammed'in Mekkeden hicretleri yin bir Pazartesi günüdür. Medine'ye de Pazartesi günü girmiştir.
Mâide sûresi de Pazartesi günü inmiştir. Yine Pazartesi gece Mirac ile müşerref ve mükerrem olmuşlardır. Mekke'nin fethi Pazartesi günü olmuştur. Ve bir Pazartesi günü de Beka sarayun teşrif buyurmuştur.
Ben, Nizar oğlu, Mudar oğlu, İlyas oğlu, Mudrike oğlu, Huzeyme oğlu, Kinane oğlu, Nadr oğlu, Malik oğlu, Fahir oğlu, Galib oğlu, Luey oğlu, Kaab oğlu, Mürve oğlu, Kusey oğlu, Abdi Menaf oğlu, Haşim oğlu Abdülmuttalib oğlu, Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v)'ım. İnsanlar ikiye ayrılırsa Allah beni onların en hayırlısından kılmıştır. Bana cahiliyet devrinin kötülüğü isabet etmedi. Ve ben Adem (a.s.) dan beri nikahla oldum. Ve Ben sizin ecdad ve nefis (soy, sop) olarak en hayırlınızım. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 151 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Ağlama ya Ömer (r.a) dağların altın olarak hareket etmesini dilesiydim, hareket ederlerdi. Eğer dünyanın Allah'ın indinde sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı kafirlere ondan bir şey vermezdi. Ravi: Hz. Ataa (r.a.) Sayfa: 466 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
ir kardeşimiz "Müslümanlan maddi cihette B orta çağda durduran altı hastalıktan ikin- cisi 'Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi' meselesini açabilir misiniz?" diye sordu.
Sözlükte doğruluk, dürüstlük olan sıdkın terim mânâsı, "Hakikatil kikati konuşmak, gerçeğe uygun bilgi vermek, dürüst ve güvenilir olmak sadakat göstermektir "Doğru, düzgün, dengeli, sabit ve kararlı olma, doğruluk, dürüstlük, adalet, itidal, itaat, sadakat ve dürüstçe yaşamaktır. Ve, "Diní ve ahlâki hükümlere uygun bir hayat sürme, her türlü aşınlıktan sakınma, Allah'a itaat edip Hz. Muhammed'in sünnetine uyma." demektir.
Sidk kelimesi Kur'ân'da -mecaz dahil- on beş yerde geçer. Üç âyette "doğru sözlü" anlamında sâdık, elli kadarında çoğul şekilleri (sadikun, sadikın, sädikat), altmış kadar âyette aynı kökten çeşitli fiil ve isimler yer alır.
Keza, Kur'ân'da meâlen, "Ey inananlar, Allah'tan
AJ
Doğruluğun ölmesi...
korkun ve doğru söz söyleyin" "Doğrularla be raber olun" "Emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et" diye emredilir. Doğruluk, dürüstlük ders ve eğitimini Kur'ân ve Resulullah'tan (asm) alan hakiki bir Müslüman, her hal ve şartta tam bir sıdk, ihlås, sadakat ve istikamet üzeredir Mad konjonktürel hal onu doğruluktan ayırmaz!
Çünkü, "Fitrat-ı beşeriyede, yalana yalan demek bir meyl-i arzusu vardır. Sahabeler ise sidk ve doğruluk için, can ve mal ve peder ve vålidelerini ve kavim ve kabilelerini feda edip, sıdk ve hak için fedai olan sahabeleri örnek alır.
O zaman niçin çevremiz yalancı, çifte standartçı, sözünde durmayanlarla kaynıyor? İnandığımız Kur'ân baştan başa doğruluk, dürüstlük hakikatleriyle bezeli olduğu halde, sıdkın ölmesinin sebebi nedir? "Çok zamandan
beri terbiye-i İslâmiye zedelenmiş", "yalancı, gad-
Tarihin içinden
Turhan Celkan
doğruluk ve dürüstlüğü öldürmüştür siyaset",
Dalkavukluk ve tasannu (sunilik), alçakça bir yalancılıktır. Nifak ve münafıklık, muzir bir yalancılıktır. Yalancılık ise, s Sani-i Zülcelal'in ku dretine iftiradır. "Biz ki hakiki Müslümanız aldanınz, fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz?
Ingiliz filozof, hukukçu, bilim ve devlet adamı ve yazar Francis Bacon (22 Ocak 1561-9 Nisan 1626); "Yalancı, Allah'a karşı gelen, fakat insanlar- dan korkan bir ahmaktır" der.
Ya Abbas, bu işi Allah Benimle başlattı. Senin sülalenden biri ile bitirecek. O delikanlı dünyayı, evvelce zulümle dolduğu gibi, tekrar adaletle dolduracak ve o İsa (a.s)la namaz kılacak. Ravi: Hz. Ammr İbni Yaser (r.a.) Sayfa: 498 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
1- "Halk-ı şer, şer değil belki kesb-i şer, şerdir. Çünkü, halk ve icad umum neticelere bakar. Bir şerrin vücudu çok hayırlı neticelere mukaddeme olduğu için, o şerrin icadı, neticeler itibarıyla hayır olur, hayır hükmüne geçer...
Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 344 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Peygamberlerin icabetine önden uyan şu üç kişidir: Musa (a.s)'a, Yuşa bin Nun, İsa (a.s)'a Sahibi Yasin (Habibi Neccar) ve Hz. Muhammed (a.s)'a Ali İbni Ebi Talib. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.a.) Sayfa: 212 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
Miraca götürüldüğüm gece Musa (a.s.)'ı gördüm. Esmer, uzun boylu, kıvırcık saçlı idi. Sanki o Şemua adamlarındandı (temizlikte). İsa (a.s.)'ı da gördüm. O, orta yapıda, rengi beyazla kırmızı arası, saçı da düz, gürdü, ve kıvırcık değildi. Ateşin Hazini (bekçisi) olan Malik'i ve deccalı da gördüm. Ravi: Hz. İbni Abbas ra. Sayfa: 287 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Musa (a.s.)'dan yahudiler sordular, gene sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler, ta ki küfre düştüler. Hristiyanlar da İsa (a.s)'dan sordular da sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler ve neticede onlar da küfre düştüler. Muhakkak ki Benden size hadisler söylenecektir. Size Benim hadislerim geldiğinde Allah'ın kitabını okuyun, Onunla karşılaştırın. Allah'ın kitabına uygunsa, onu Ben söylemişimdir. Allah'ın kitabına uymuyor ise, onu Ben söylememişimdir. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 294 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Dinî cemaatlerde sözü geçerli olan şahıslar, bu gibi esasları ve bu esaslarda birleşmenin zaruret ve elzemiyetini tekraren beyan ve telkin etmeleri icab eder.
Dinî cemaatler de aynı kaide ile, yani meşru meslek esaslarında ittifak etmeyi esas almalıdırlar. Çünkü başka meşru bir ittifak yolu yoktur.
İşte tam bu sırada Gazi Mustafa Kemal gelecekteki düşündüklerini ger-çekleştirmek adına bizce tarihi olan şöyle bir konuşma yapmıştı:
"Arkadaşlar mevzubahis olan meseleyi çok münakaşa etmek, çok tahlil etmek mümkündür. Fakat zannediyorum ki, münakaşat ve tahlilât da ne kadar ileri gidersek meseleyi halletmekte o kadar müşkülat ve teahhurata uğrarız. Benden önce kürsüyü terk eden Yusuf Ziya Bey, halife olacak zatın vazife ve salahiyetlerinin ne olacağından bahis buyurdular. Zannediyorum ki, ondan önce bir halife intihap etmek daha mühimdir. Sonra seçeceğimiz halifeye hilafetini tebliğ edeceğiz... Binaenaleyh bugün söylenen şeylerin hepsini halletmemiz mümkün değildir."
Mustafa Kemal'in hedefi "sözde bir halifelik"le seçimi yapmak ve halife-ye hiçbir vazife verdirtmemek idi. İşte bu konuşmayla "biat" ve "halifenin sala-hiyetleri" meselesi gündemden çıkıverdi. Son söz olarak Mustafa Kemal, halife-lik ve hilafet makamı üzerinde durarak: "... Fakat Türkiye'nin vazifesi Makam-1 Hilafeti kurtarmaktır. Bu bizim için bir davayı mahsustur. Bunu makam-ı Hila-fet olarak nihayetine kadar göstermek ve onun kurtarılmasına çalışmak bizim için hayırlı bir davadır. Bizim için bu dava Alem-i İslâm nazarında fevkalåde takviye eden bir meseledir. Bunu sarsmak doğru değildir." diyerek halifeye sa-hiplenme hususunda meclisin nabzına hakim olmaya çalıştı."11
İşin ilginç yanı Atatürk'ün çok açık bir dille hilafeti ve halifeliği savunan bu konuşmalarına rastlayan günlerde; 18 Kasım 1922 tarihinde Lozan Barış Konferansı için Lozan'da bulunan İsmet İnönü de bütün bir dünyaya ve dünya müslümanlığına aynı mesajı veriyordu. İsmet İnönü 17 Kasım 1922'de Lozan'da kabul ettiği: "Muslim Standart" gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Seyyid Abdül-kayyum Melik'e bütün dünyaya duyurulmak isteği ile verdiği beyanatta:
Size ve sizin vasıtanızla bütün müslümanlara şunu söyliyeyim ki...
" Türk Milleti, İslâmiyet'in kolu ve kılıcıdır. Türkiye Anayasası, Hilafetin yani hür ve müstakil bir "İslâm Devleti"nin menfaatlerini yürütmeğe çalışacak ellere, bütün müdafaa kudretini vereceğini söylüyor. Bu halde, Hilafeti nasıl, maddi, desteksiz bırakmış oluruz.
Türkiye, Hilafeti tutuyor ve tutacaktır. Hilåfet Türk Milletine vediadır, emanettir. Türk milleti hür ve müstakildir. Bunun için Hilâfet de taarruzdan masûn ve iktidara maliktir. Hilafetin bütün vasıfları mahfuz ve emindir.
Kanımızın son damlasına kadar Hilafeti tutup, yaşatacağız. Fakat tek bir adamın şahsi malı olmasına asla müsaade edemeyiz. İşte Türk Milletinin kararı
11. Çetin Özek, Türkiye'de Gerici Akımlar, s. 31-34, Varlık Yay. Istanbul, 1964.
"Ben toplumumuzun yücelme istidadını ve yapacaklarımı bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak, peyderpey toplumumuza tatbik ettirmek mecburiyetinde dim, "14
Gazi Mustafa Kemal'in bütün meclisi yönlendiren konuşmalarından sonra halife seçimiyle ilgili fetvanın okunması isteğiyle Konya Mebusu, Şer'iye Vekili müderris ve müfessir Mehmed Vehbi Efendi (Çelik) kürsiye gelir. 16 ciltlik "Hülasatül Beyan Fi Tefsir'il Kur'an" adlı büyük tefsir kitabının da müellifi olan Hadim'li Vehbi Efendi 15 özetle şu konuşmayı yapar:
14. ag.e. s.67.
15. Konyalı Mehmet Vehbi (Çelik) (1861-1949).
"Mehmed Vehbi (Çelik) Efendi, İstiklal Mücadelesi sırasında Büyük Millet Meclisi Hükümeti-nin üçüncü şəriyye ve Evkat vekilidir. 15 ciltlik "Hûlasat-ı Beyan Fi Tefsiri'l-Kur'an" adlı tefsiriy-le şöhret bulmuş değerli din alimlerindendir.
1861 yılında Konya ilinin Hadim kazasında doğmuştur. Hadim ulemasından Çelikzadə Hü-seyin Efendi adında bir zatın oğludur.
İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra 1877 yılında Hådim Medresesine girmiş üç yıl burada gerekli temel İslâmi ilimleri öğrendikten sonra 1880 yılında Konya'da şirvaniye medresesine kaydolmuştur. Konya'da Fıkha ağırlık veren Mehmed Vehbi Efendi, 1888 yılından itibaren Fi-kıh, Tefsir, Hadis gibi temel ilimlerden icazet aldıktan sonra ders okutmaya başlamış ve 1899 yılında da Mahmudiye Medresesine müderris olmuştur. 1901 yılında Konya Hukuk Mahkeme-si üyeliğine seçilen Mehmed Vehbi Etendi, 1908 yılında İkinci Meşrutiyetin ilanı ile Konya me-busu olarak İstanbul Meclisi Mebusanı'na katılmıştır.
1911 yılında Meclisi Mebusan'ın dağılması üzerine Konya'ya gelerek 1915 yılına kadar, "Hülasatül Beyan" adlı 15 cildlik tefsirini yazmakla uğraşmıştır.
1918 yılında Yunanlılar'ın İzmir'e asker çıkarmasıyla, yurdun değişik yerlerinde oluşturu-lan "Kuvay-ı milliye" için, Konya'da vaaz və İrşadlarıyla büyük desteklerde bulunmuştur. Bu desteklerinden ve halkın da kendisine karşı sevgisinden dolayı kısa bir müddet Konya Vali Ve-killiğinde bulunmuştur.
Vehbi Efendi 1919 yılında yapılan seçimlerde tekrar Meclisi Mebusan'a Konya Milletvekili olarak katılmıştır.
23 Nisan 1920 yılında Ankara'da Büyük Millet Meclisinin açılışıyla Ankara'ya gelmiş, bir müddet Meclis Reisliğinde de bulunmuş, bilahare 6 Kasım 1922'de Abdullah Azmi Efendi'nin yerine Şer'iye Vekilliğine getirilmiştir. Şeriye ve Evkaf Vekaletinde iken ruhen ve fikren uyuştu-ğu İkinci Grup milletvekillerine dahil olması yüzünden çok sıkı takip ve tazyik ile Mustafa Ke-mal Atatürk'ün ve 1. Grup milletvekillerinin kuracağı Halk Partisine girmesi için zorlanmış ve fa-kat o bütün baskılara ve partiye girmezsen Şeriye vekaletinden istifa et!" demelerine rağmen ne Halk Partisi (Firkası)ne üye olmuş ve ne de Şeriye vekaletinden istifa etmiştir.
Mehmed Vehbi Efendi'nin Şeriye Vekilliği 4 Ağustos 1923 yılında kabinenin istifası ile so-na ermiştir. 3 Nisan 1923 yılında alınan seçim kararı ile dini düşüncelerinden dolayı milletvekili seçimlerine alınmayan Vehbi Efendi, Milletvekilliği sonrasından, 1949 yılı, Kasım ayının 27inde 88 yaşında hakkın rahmetine kavuşuncaya kadar sürekli Tek Parti -Halk Partisi-nin tarassutu altında kalmıştır.
Onun bu dönemdeki baskı dolu hayatını anlatması açısından şu örnek yeterli olur kanaatin-deyiz:
"Mehmed Vehbi Efendi basılmış olan "Hülasat'l-Beyan" adlı təfsirinin cilt işlerini takib için 1926 yılında İstanbul'a gitmişti. Birgün köprüde eski Canik mebusu Nafiz Beye tesadüf etmiş ve Nafis Bey ile birlikte 1. dönem TBMM'nin ateşli İslamcılarından ve İkinci Grup milletvekili I-derlerinden Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) Bey'in Karaköy'de bulunan bürosuna gitmiş-
sunda büyük değişiklikler olmaya başladığını görmüşlerdi. Bu duyuş ve sezişler yeniden onları halifelik makamına sahip çıkmaya ve "halife meclisindir, meclis halifenindir."31 anlayışını meclise hakim kılmaya zorladı.
Halifenin ve halifeliğin kaybolmakta olan esprisinin yeniden gündeme getirilmesi adına, 15 Ocak 1923 tarihinde, Afyonkarahisar mebusu İsmail Şükrü Hoca önceden bastırılmış olan bir risaleyi meclis üyelerine dağıtarak açıkça ha-rekete geçmişti. Risalenin adı "Hilafet-i İslâmiyye ve Büyük Millet Meclisi"32 dir.
Medrese öğrenimi yapmış vaiz olan Karahisar-ı Sahip (Afyonkarahisar) mebusu olan Hoca İsmail Şükrü (Çelikalay), (1876-1950) 46 yaşında mebus se-çilmiş, ailecek hoca ve müderris yapısına sahipti. 33
Karahisar-ı Sahip Mebusu Hoca İsmail Şükrü'nün yaptığı 55 gün kadar önce mecliste konuşulanların bir tekrarı gibidir. Şükrü Hoca, Halifenin varlığın-dan bahisle "onun tanınmasının şer'an vacib olduğunu" Meclisin halifeyi hemen hemen ittifakla seçtiğini ve bu maksatla hilafet aynı hükümettir. Hilafetin hukuk ve vezaifini iptal etmek hiç kimsenin, hiç bir meclisin elinde değildir."34 görü-şünü savunmuştur.
Şükrü Hoca risalesinin başında, "Bazı ulemayı ikram arkadaşlarımızla birlikte, düşündüklerimizi, kütüb-ü şer'iyye'de mevcut, muayyen ve müstakar (değişmez) İslâm buyruklarını neşrederek... ne yazık ki yanılgıya sürüklendiği, aldatıldığı görülen Müslüman kamuoyunu tenvir etmeyi kaçınılmaz bir vecibe telakki ettik. "35 diyerek müslüman kamuoyuna "Halife meclisindir, meclis hali-fenindir" demişti.
Bu risale mecliste milletvekillerine dağıtıldığında Mustafa Kemal Eskişe-hir'de bulunuyordu. Gezi anında meclisteki gelişmeleri duyan Atatürk, Şükrü
31. Naşit Hakkı Uluğ, Halifeliğin Sonu, s. 100, Ş.Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. 3, s. 68.
32. Bu Risalenin kataloglara göre Erzurum Atatürk Üniversitesi Kütüphanesinde Seyfettin Özege kolleksiyonunda iki, Türk İnkilap Tarihi kütüphanesinde de bir nüshası vardır. Seyfettin Özege kolleksiyonundaki risale orijinaldir.
33. Mete Tunçay, Tek Parti Yönetiminin Kurulması, s. 64, Yurt Yayınları, Ankara, 1981.
34. Nutuk, c. II, s. 705-717, Seçil Akgün, Hilafetin Kaldırılması ve Sonuçları, (Doktora Tezi) Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, 1975, s. 119.
35. Nutuk-Söylev, c. II, s. 954-955, Mete Tunçay, Tek Parti Yönetimi, s. 64, Yurt Yayınları, Anka-ra, 1981.
Hocanın dağıtığı, "Hilafet-i İslamiye ve BMM" adlı risaleyi gezinin ikinci du-rağı olan İzmit'e acilen istetmişti. Meclisteki beklenmedik bu gelişmeler ve ye-niden halifeliği gerçek anlamında görmek isteyenlerin tavrı Mustafa Kemal'i çok sinirlendirmişti. Mustafa Kemal Atatürk meclis içerisindeki bu hareketi dü-pedüz irtica hareketi olarak yorumluyor ve Şükrü Hoca'nın taraftarlarına ateş püskünüyordu. 36
Mustafa Kemal Atatürk, Afyonkarahisar Mebusu Şükrü Hoca'nın "Hila-fet-i İslamiyye ve Büyük Millet Meclisi" isimli risalesine hiddetlenmesinin ya-nunda, ona ilmi ve dinî bir cevabın da verilmesini istiyordu. Bunun için meclis I. Grubunda bir araştırma komisyonu oluşturularak sözkonusu risalenin cevaplan-dırılmasına çalışıldı. 37 Yapılan çalışmalar neticesinde Hoca Şükrü Efendi'ye ce-vap ve Halifelik ile Milli Hakimiyet arasındaki bağı göstermesi açısından aşağı-daki şu risale yayınlandı.
Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi Neşriyatından 22 No ile yayınlanan "Hilafet ve Milli Hakimiyet"38 adlı risale:
1- Hilafetin Manası ve Vazifesi
II- Hilafetin Saltanattan Ayrılması ve Saltanat'ın İlgası
III- Hilafetin Son Şekli ve Alem-i İslâm Üzerindeki Tesirleri
IV- Genel Olarak Hilafet Meseleleri Üzerine Münakaşalar
V- Hilafet ve Milli Hakimiyet Üzerine Görüşler adı altında beş bö-lümden oluşturuldu.
Türk İnkılap Tarihi Kütüphanesi'nde orijinali bulunan bu metin sayfa nu-marası ve sırasıyla şu konu ve görüşleri muhtevidir.
HILAFET VE MİLLİ HAKİMİYET
Hilafet ve Milll Hakimiyet Meselesi Hakkında Muhtelif Zevana Makaldt ve Müzalaatından Mürekkep Bir Risaledir.
(Ankara Matbuat ve İstihbarat M. 1339, 240 sayfa)
Thug age, s. 102.
Toynters, Survey, 190051, 55
Erzurum Atrik Üniversitesi Kütüphanesindeki Seyfettin Özege koleksiyo-Twin Kophanesinde de bir nüshası vardır.
Akhisar halkı bir müftünün böyle bir konuşma yapac ağını hiç düşünme-mişti. Mustafa Kemal, bir müftünün kendi düşüncelerini destekleyen bu tavrı yüzünden çok sevinmiş ve ona duygulanarak teşekkür etmişti.99
Gezilere katılan gazetecilerden Naşit Hakkı Uluğ da o zamana kadar böy-lesi bir müftüyle karşılaşmadığından olsa gerek onu aydın ve olgun(!)bir insan olarak yorumlamıştı.Bu aydın ve olgun müftü de kendisine yapılan iltifatlar sonrasında yeni Türkiye için ve düşünülen inkılaplar için uzunca bir dua da bu-lunmuştu.
Mustafa Kemal 14 Ocak 1923'de başladığı yurt gezisinde, yukarıda belirt-tiğimiz yerlerde yapılan konuşmaların tam tersine, Balıkesir'de çok farklı bir alanda konuşma yapıyordu. 7 Şubat 1923 tarihinde Atatürk ilk kez bir camide hutbe vermiş ve halka camiden hitap etmiş oluyordu.
Atatürk'ün Balıkesir Lala Paşa Camiinde yaptığı konuşma din-dünya ay-rılmazlığını dile getiriyordu. Evet yanlış okumadınız! "Camilerin din ve dünya işlerinin konuşulduğu, işlerin çözüme ulaştığı, dünyada yapılması gereken işler için "istişare merkezi" olduğunu belirtiyordu Mustafa Kemal! 100
Devlet-Din ilişkileri üzerine hemen her fırsatta bahis konusu edilen ve Devlet adına değerlendirilmek istenen bu konuşma, kuruluşundan bugüne kadar bir tek Diyanet İşleri Başkanlığı'nca değerlendirilememiştir. Çünkü Diyanet İş-leri Başkanlığı'nın kuruluşundan bugüne pek az zaman müstesna yıllarca cami-ler sadece din yeri, ahiret yeri, ibadet yeri olarak telakki edilmiştir. Camileri din ve dünya yeri saymak, orada ibadetten başka dünya işleriyle uğraşmak ve hele hele devlete ve millete ait hususları bu merkezlerde istişare etmek yıllar yılı suç sayılmıştır. Hem de laiklik adına.
Mustafa Kemal, Balıkesir Lala Paşa Camiinde minberden hutbesini okur-ken özellikle bu hususların altını çizmiş ve camileri "milletin hal ve istikbalin-deki meselelerin görüşüldüğü ve müşavere edildiği yerler" olarak nitelemişti.
Medreselerin kapatılması, Hilafetin kaldırılışı ve din eğitim ve öğretimi-nin yasaklanışıyla birlikte, 1924-1950 yılları arası laikliğe aykırı davranış ve ko-nuşmalardan en çok ceza yiyenlerin camilerde din ve dünya işlerini birlikte ko-nuşanlar ve camileri sadece ibadet merkezi değil, bir istişare merkezi olarak gö-ren hocalarımız olduğunu söylersek, burada Balıkesir Lala Paşa Camiindeki hutbe ile beliren bir çifte standardı ve bir hakikatı da bu vesileyle belirtmiş olu-ruz.
99. Naşit Hakkı Uluğ, Halifeliğin Sonu, s. 118.
100. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. 3, s. 76 ve Dipnot-1.
Bundan da öte camilerde yıllarca Kur'an okutan ve öğretenlerin takip, taz-yik, tedhiş ve baskıya maruz kalması, Balıkesir Lala Paşa Camiisindeki hutbe-nin düşündürdüğü acı gerçeklerden sadece bir kısmıdır.
Cami-Cemaat ve Hutbe kavramlarına 7 Şubat 1923'te Balıkesir Lala Paşa Camiinde bizzat Mustafa Kemal tarafından yüklenen mana ve muhtevalar -maalesef- yıllarca Atatürkçülük adına inkar edilmiş ve o mana ve muhtevaları yaşatmak isteyenler de yıllar yılı en acımasız cezalara çarptırılmışlardır.
Bir tarihi nutuk ve müslümanlar için bir vesika olması niteliğiyle Balıke-sir Lala Paşa Camii hutbesini aynen aşağıya alıyorum:
"Sevgili arkadaşlarım! Hepiniz bilirsiniz ve kabul buyurursunuz ki, Allah birdir ve şanı büyüktür. Bunun için Cenab-ı Hakk'ın selamı ve atıfeti ve hayn üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Cenab-ı Hak tarafından insanlara, hakaik-ı tebliğe memur bir "resul" olarak gönderilmiştir. Onun Kanu-nu Esasi'si, anayasası Kur'an'dır ve Kur'an-ı Azimüşşan'daki husüs'tur(ayetler-dir). O, insanlara feyiz ruhu vermiş ve dinimiz de yeryüzünde son din-i mübin olmuştur. İslâm dini mükemmeldir. Aklî ve mantıkîdir. Bu, böyle olmamış ol-saydı, kendisiyle diğer kavanin-i tabiiye arasında tezad olması icabederdi. Çün-kü bilcümle kavanini kevniyeyi, kainatın bütün kanunlarını yapan, Cenab-ı Hak'ır.
Arkadaşlar!... Cenab-ı Hak Peygamber'e mesaisinde, çalışmalarında iki hane layık görmüştü. Biri kendi ikamet eylediği hanesi, diğeri din işleriyle işti-gal buyurduğu Allah'ın evi idi. Kendi hususi işlerini evinde görür, ammenin, ümmetin hizmetini de Allah'ın evi olan camii şerifte rü'yet eylerdi. Biz de Haz-reti Peygamberin usulüne (işrine) 101 iktiza ederek milletimize, milletimizin hal ve istikbaline taalluk eden hususlar için şu beytullaha toplandık, şimdi Hazreti Allah'ın huzurundayız. Bana bunu müyesser eden Balıkesir'in dindar ve kahra-man insanlarına arzı şükran ederim. Çok memnunum ve bu yüzden büyük bir sevaba nail olacağımı da ümid ediyorum.
Efendiler, camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Her şeyden evvel itaat ve inkiyadı tamme ile ibadet, din ve dün-ya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek için yapılmamıştır. Millet işle-rinde her fert başlıbaşına bir hizmet ifa etmelidir. Biz de burada din ve dünya
101. Hutbedeki asıl ifade; "Peygamberlerimizin işrine, yani "şeriatine", "sünnetine uygun olarak" ifa-desinin kullanılması çok dikkat çekicidir. Gerçekten de tüm peygamberler ve Peygamberimiz (s.a.s.) camiyi din ve dünya İşlerinin görüldüğü bir merkez olarak kullanmıştı. Bu merkezlerde dünya işlerinde belirtildiği gibi, "Kur'an-ı Azimüşşan'daki nusûs" (ayetler) idi. (HHC)
ki, yazdııp imzalatığımız takrir, herkesde hilafet ve saltanatı sizin alacağınız endişesini doğurmuştur. Mebusların çoğu bunun aleyhindedir, ve mesuliyetten korkarak memleketlerine gitmek üzere hazırlanıyorlar. Şark ve Garpta halkın vukuu tabii olacak olan tezahürata karşı ordularımızın karşı durması imkanı yoktur. Bilakis sonunda bu tezahürata iştirak mümkündür. Bunun için, bu takri-rin geri alınması ve bunun yerine, saltanatın kaldırılması ve hilafetin Osmanlı hanedanında bırakılması esasından yeni bir takririn ortaya konulması lazımdır. Aksi halde hiçbir mesuliyet kabul etmiyoruz. İsmet Paşa teklifimi muvafik bul-du. Fakat sözü kendi idare edeceğini bildirdi ve benim mümkün olduğu kadar sükutu muhafaza ile Gazi'yi kızdııp işi inadına fena mecraya dökmek tehlikesi-ne maruz bırakmamaklığımı teklif etti. Ben de bu maksadı temin etmeleri şartıy-la kabul ettim. 31 Teşrin-i evvel sabahı Çankaya'ya Gazi'yi ziyarete gittik. Salo-na girince, "hayrola Şark ve Garp cepheleri kumandanları bir arada. Ne haber?" dedi. İsmet Paşa da ziyaretimizin maksadına teklif ettiğimiz şarı apaçık söyledi. Gazi sükunetle dinledi. Fakat renkten renge giriyordu. Kızdığı zamanlardaki mutad uzun çekişleriyle sigarasını da içiyordu. İsmet Paşa'nın sözü bittikten sonra, eline bir kağıt kalem aldı ve bana sert sert bakarak dedi: Peki Paşam ne tarzda istiyorsanız söyleyin yazayım dedi. Dedim Paşa hazretleri, umumun ar-zusu saltanat mülgadır Hilafet Ali Osman'a aittir" arzusundan ibarettir" dedim. Rıza Nur Bey takririn altıncı maddesini tadil edici yeni bir teklif verir. Netice esaslı bütün milletin sevineceği, kabul edeceği bir kanun yapılmasına ve kabul edilmesiyle mesele hallolur. Bunun üzerine de takriri her üçümüzün de söze ka-nşmasıyla tesbit ettik. Bu İsmet, Dr. Rıza ve benim gayretlerimle gerçekleşti.
Gazi Paşa şu teklifi yapı: Yann maclisi ekseriyeti temin için, ikinci grup azasıyla da görüşerek, tadil teklifini anlatır. Herhalde yann ekseriyeti temine ça-lışmalısınız. Tabii, M. Kemal'in hilafetin Osmanlı'da bırakılmasına tahammülü yok, bekliyor, sıra hilafete geliyor, galiba bir sene sonra bir punduna getirip hi-lafeti bir gece yansı karar veriyor ve Türkiye'de hilafet kalkıyor. İyi mi oldu kö-tü mü oldu, bunu tarih, sosyologlar anlatacaklar. Ama şu var. Bugün İstanbul'da Ortodoksluğun hristiyanlığın en yüksek makamları, Ermenilerin en yüksek ma-kamlan İstanbul'da otururken, bizimkisi basit bir devlet memuru olarak görevini yapıyor.
Hocam, düşmanların bizi fikri yönden, zayıflatacağını, yok edeceğini Ka-zım Karabekir Paşa söylüyor, Kadir Mısıroğlu, Sarıklı Mücahidler isimli kita-bında bunu belirtmişti. İstiklal Harbinin hem Osmanlı sarayında, hem Anado-
lu'daki hareketin dış güçlerin (İngiliz) yönettiği hususunda görüşleri var. Bu ko-nuda bilgi rica etsek?
O kadar çok söyleyecek şey var ki... Kadir Mısıroğlu "Sebil" gazetesinde yazdı, tek o yazdı, üstü kapalı şekilde, İsmet Paşa soruyor, M. Kemal Paşa'ya: Paşam diyor, İngilizler size "Dizbağı nişanı" vermiş (Dizbağı nişanı İngilizlerin en büyük nişanıdır. Kimseye vermezler) Bu nasıl oldu, benim haberim yok" di-yor. O da geçiştiriyor. M. Kemal Paşa. Diyor ki, "İngilizler beni sever de onun için" diyor.
Ben bir de tarihçilerden, mütareke zamanı, o bir seneye yakın, kısa bir sü-re içinde, İstanbul'da ilerde söz sahibi olacak kimsenin faaliyetlerini tam olarak meydana çıkarmalarını arzu ederim. Tam belgeleriyle... Bunda görülür ki M. Kemal Paşa'yı, "Beni kim tutarsa, onun taraftayım" şeklinde çalışmıştır. Bir ta-rafta sarayda zaten yaverdi, sarayda yükselme gayretleri içindeydi, bir taraftan hükümeti devirip meclise girip çıkmıştır. Hatta onun için Anadolu'ya gönderdi-ler, hükümeti devirme gayretleri içindeydi. Bir tarftan İngilizlerle sıkı ilişkiler içindeydi, bir taraftan İtalyanlarla sıkı temastaydı, herkęsle sıkı temastaydı. Ama deniyor ki, doğru, memleketi kurtarmak için yol arıyordu, herkesle sıkı te-mastaydı ve yardım vaadediyordu. Kadir Mısırlıoğlu der ki, "Hilafetin kaldırıl-masım İngilizler şiddetle istiyorlardı ve bunu başardığı için M. Kemal Paşayı tältif ettiler. Çünkü hilafet İslam birliğinin ve dolayısıyla İngilizlerin Ortado-ğu'daki hakimyetini önleyici bir faktör idi. Bunu dağıtmak suretiyle Ortado gulyu hakikaten paylaştılar Suriye'yi en arsızlar aldı, müstemleke yaptı. Irak'ı İngilizleraldı, müstemleke yaptı. Hindistan'a daha önceden girmişlerdi. Binaena-leyh Ortadoğu'nun en büyük zenginliğini, petrollerini İngilizler ve Fransızlar paylaştı. II. Cihan Harbi de zaten onun için patladı. Çünkü Almanlar herşeyi kaybettiği için, bunları geri almak üzere tekrar silahlandılar, teşkilatlandılar.
Hocam isterseniz biraz geriye dönelim... İstiklal Harbi'nin başladığı yıl-lara... Anadolu'ya geçişleri nasıl oldu. M. Kemal'in, Anadolu'ya gönderilişi, bu konuda Kazım Karabekir Paşa'nın çalışmaları Sultan Vahdettin'in M. Kemal'e yaptığı yardım...
Bunlar artık apaçık bilinen şeyler... Fakat ne yazık ki yazılı tarihimize geçmiyor. Fakat gelir geçer, belgeler ziyan olabilir ama, tarihimiz ziyan olma-sın. M. Kemal Paşa'nın bu faaliyetleri olunca, İstanbul'da da kuşku başladı. Vahdeddin aslında vatan haini değil, Vahdeddin kurtuluş nerede olacak bilemi-yor, şaşkına dönmüş, saray İngilizlerin elinde, İngilizlerin avucuna düşmüş...
Vakif arazileri ise 5 Haziran 1935 tarihinde, 2762 sayılı yasayla yeni yönetim ve idare şekline
Kokularak tüm vakıf arazileri Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlanmış oldu. Vakıf arazile şekling Eykaf Bütçesinin bütünüyle devletleştirilmesi noktasında Ziya Gökalp vakıf sistemnini en keskin Fozlerle suçlamıştı. (Jaeschke, s. 28). Gökalp Evkaf Bütçesinin maliye Bakanlığı bütçesiyle bir leştirilmesini ve tekke vakıflarının da kapatılmasını istiyordu. Bu görüşlerden esinlenilerek 22 Şubat 1926 tarihli kanunla "milli ve terkedilmiş topraklar dışında doğrudan doğruya idre edilen Vakıfların, belediyeler ve genel menfaatlere yarar başka kurumlara satılabilmesi kabul edilmişti Bu yasayla birçok vakıf arazisi, 1926-1930 yılları arasında satıldı. 1930 yılında ise vakıf talanı doruk noktasına ulaşmış ve vakıf camileri bile resmen satılmaya başlamıştı. 1930 yılında topra
ğın altında yatanlara bakılmaksızın nice vakıf mezarlığı da kişi ve kuruluşlarca satın alınmıştı. 91 Ocak 1926 tarihinden itibaren miladi yılın kabul edilişiyle hicri ve rumi takvim kullanılışı da kal dırılmış oluyordu.
Takvimle ilgili bu gelişmeden sonra dini bayram günleri ile resmi bayram günlerinde bir düzenle meye gidildi ve önce Peygamber (s.a.s.)in doğum günü olan Mevlid Kandili kaldırılarak yerine Saltanatın kaldırıldığı gün olan 1 Kasım günü "Ulusal Egemenlik Bayramı" kutlanmaya başlan dı. Daha sonra 19 Nisan 1925 tarihli kanunla 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı oldu. İki büyük dini bayram olan Ramazan ve Kurban bayramları yerinde kaldı. 1 Muharrem hicri yılbaşı bayramı da kaldırılarak yerine 1 Ocak günü Hristiyanların yılbaşısı resmi tatil günü kabul edildi. 30 Ağus
tos zafer Bayramı, 23 Nisan Çocuk Bayramı devletçe kabul edilmiş bayramlardandı. En son Müslümanların ibadetlerini daha rahat yerine getirebilme noktasında tatil olarak kullam
lan cuma günleri de 1935 yılından itibaren mesai günü kabul edilerek, hafta tatili pazara çevril
1930 yılında Sultan Ahmed'de Tapu ve Kadastro Dairesi'nin bitişiğindeki iki katlı "Maliye Hazine Evrakı" denilen yerdeki tarihi evrak "fersûde evrak" diye Bulgarlar'a okkası üç kuruş on paraya satılmıştı. Yüz binlerce kilo bu tarihi evrak arasında yalnız Osmanlı Tarihi değil, Dünya tarihini aydınlatacak vesika-lar vardı. Burada Orhan Gazi devrine kadar çıkan vesikalar da bulunuyordu. İslâm yazılarının her çeşidini okuyan bir Bulgar Albayı İstanbul'a gelmiş, hırsız-larla uyuşmuş, vesikalarımızı aylarca incelemiş ve onlara şöyle bir teklif yap-mış:
"- Bunları fersûde evrak diyerek satışa çıkarın. Şartnamesine Türkiye si-nırları dışına çıkarılmasını koyunuz!..."
Bu Bulgar zabitinin istediği gibi bir şartname hazırlanmış, kuru ot fiatın-dan aşağı, okkası üç kuruş on paraya satılmıştır.
Bulgaristan, Alman Kraliyet Enstitüsü ve Vatikan arşivi bunları paylaş-mışlar!. Bulgarlar bunları tasnif ederek, iki ciltlik bir de rehber neşretmişlerdir. Türk tarihini inceliyecekler, artık Sofya'ya gidecekler!. Ben canileri yakalattım. İzmit Ağır Ceza Mahkemesi duruşmalarını yapacaktı. Ancak çıkartılan bir aftan faydalandılar ve zulmü işleyenler maalesef hiç bir cezaya çarptırılmadan serbest bırakıldılar. Ben bu ibretli olayları hepinize tarihten der alasınız diye anlattım.
Si4Gg M dünyaya gelen oğlu, yani M us sene once uhammed bebeğin amcasıydı. Dedesi esi onu amcası-olduğundan, "Bu senin kardeşin!" diye tanıtmıştı. na, yaşları yakın olduğ Talib'in kucağı-Hz. Amine'nin yanındaydı. Torununu, oğlu Ebu Tal Abdülmuttalib Hz.
869324501
TARİHTE BUGÜN
• 1926 - İskilipli Atıf Hoca idam edildi.
• 1969-Yaser Arafat, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün liderliğine getirildi.
4
PAZAR
SUNDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Onların sözü seni üzmesin.
Kudret ve üstünlük bütünüyle Allah'ındır.
Yunus Suresi: 65
BİR HADİS
Dinin felâket kaynakları üçtür: (1) günah işleyen âlim, (2) zalim idareci, (3) ibadete gayretli cahil.
Müsnedü'l-Firdevs
Eserleriyle azameti anlaşılan şu muhteşem, zevalsiz saltanat; böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, umurlar üzerinde kurulmaz, durulmaz...
Ahiret vardır ve dünyadan daha güzeldir. (L.) 227:26. Lem'a 5. ricâ
Allah'ın bütün isimleri haşri gerektirir. (M.N.) 42:Lasiyyemaların sonu
Allah fâni insanlar için baki bir âlem yaratmıştır. (L.) 21:3. Lem'a, 2. nükte
Allah'a haşri gerçekleştirmek çok kolaydır. (S.) 86:10. Söz hâti-me; (S.) 107:10. Söz, zeylin 4. parçası; (S.) 271:22. Söz 2. makam, 6. lem'a; (S.) 485:488:29. Söz 2. makam, 3. esas (M.) 380:29. Mektup, 1. kısım, 4. nükte; (Ş.) 134: 7. Şua 3. işâret; (M.N.) 119:Zeylü'l-Habbe
Bütün insanlan diriltemeyen bir tek nefsi diriltemez. (Sn.) 31. Cemîl ve Celîl isimleri haşri gerektirir. (S.) 77:10. Söz 8. hak. Celîl ve Bakî isimleri haşri ister. (S.) 72:10. Söz 6. hakikat Cevad ve Cemîl isimleri haşri ister. (S.) 68:10. Söz 4. hakikat Dünyadaki haşir örnekleri. (S.) 78:10. Söz 9. hakikat
Dünyanın zerreleri âhirette kullanılacak. (S.) 511, 512:30. Söz 2. makam 3. nokta
Dünyay-ı deniyye içinde kemâlât-ı insaniye yerleşemez. (Mh.) 123:3. makale, tenbih
Dünyayı yaratan âhireti de yaratır. (M.) 230:20. Mektup, 2. makam, 5. kelime
Hafiz ve Rakîb isimleri haşri ister. (S.) 75:10. Söz 7. hakikat Hakîm, Kerîm, Adil, Rahîm isimleri haşri gerektirir. (S.) 66, 80:10. Söz 10. hakikat
Hakk ismi haşri gerektirir. (S.) 83:10. Söz 11. hakikat Haşirde amellerin yayılması. (S.) 109:10. Söz zeylin 4. parçası Haşirde, azalarını helâl dairede kullanan insanın bütün azaları lehinde şehadet ederler. (S.) 293:23. Söz 2. meb. 3. nükte Haşirde, azalarını yanlış yolda kullanan insandan bütün azaları şikâyetçi olacak. (S.) 293:23. Söz 2. mebhas, 3. nükte FIHRIST/248
Hayat haşri ispat eder. (L.) 326:30. Lem'a 5. nükte, 4. remiz Hayy, Kayyum, Muhyî ve Mümît isimleri haşri gerektirir. (S.) 77:10. Söz 8. hakikat
"Hazırlanınız başka dâimî bir memlekete gideceksiniz." (S.) 60:10. Söz İbni Sina, "Akıl haşre yol bulamaz" diyor. (M.) 361:28. Mek-tup, 7. mesele, 3. işâret; (B.L.) 13; (S.) 89:10. Söz hâtime İmam Gazâlî'nin "İkinci diriliş birinciye muhâliftir" sözü. (B.L.) 144. İnsan için bir haşir meydanı açmayı değer mi? (S.) 64:10. Söz mukaddime, 3. işaret
İnsan kabre girip rahatla yatamaz. Mutlaka uyandırılacaktır. (S.) 77:10. Söz, 7. hak.
Insan, ruhlar âleminden, anne rahminden, çocukluktan, ihtiyar-lıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan ge-çen uzun bir imtihan yolculuğundadır. (S.) 35:7. Söz
Insanın yaratılması ve diriltilmesi bir tek nefis kadar kolaydır. (Sn.) 32; (S.) 641:Lemaat
Kainat haşir sabahıyla gözünü açacaktır. (S.) 489:29. Söz 4. esas 1. mese
Kainata serpilmiş hayat parçalarının muhassal bir hayat-ı umu-miyesi var olmak gerektir. (Sn.) 24.
davranmaktan ziyade, bir karşı ihtilalin ilk darbecisi gibi hareket ediyordu ve açtığı bayrak hilafet bayrağıydı, şeriat bayrağıydı..." diyerek Şeyh Said hare-ketinin tam bir karşı-devrim hareketi olduğunu vurgular.
Nitekim yakalandıktan sonra, 6 Mayıs 1925 tarihinde yargılanmak üzere Ordu Müfettişliği'nin 10.5.1925 tarih ve 374 nolu yazısıyla, Elazığ İstiklal Mahkemesi'ne gönderilen Şeyh Said ve otuzsekiz arkadaşı verdikleri ifadelerle "din için kıyam" ettiklerini ve "müstakil bir İslâm Hükümeti vücuda getirmek" istediklerini, "putperestlik dinini ihyaya ve ayini metrukelerini icraya çalışan bu laik Türk Hükümeti'ni de yıkmaya" çalıştıklarını açıkça söylemişlerdir.
Şeyh Said Elazığ İstiklal Mahkemesi'nde yaptığı konuşmada: "Yüce şeri-atin hükümlerini uygulamayan bir hükümete karşı, ayaklanmak vaciptir. Bu bi-zim fıkıh kitaplarımızda yazar. Biz de bunun için kıyam ettik ve hükümete biraz olsun şeriat meselesini anlatmak istedik. Hiç olmazsa şeriatın bir kısmını uygu-lamalarını teklif edecektik." diyerek, Allah'ın kaderi doğrultusunda bu işin geliş-tiğini ve "şer'an vacip" olduğu için bu kıyama "gayr-i ihtiyari" katıldıklarını söylemiştir.7
Şeyh Said savunmasına devamla: "Hilafet kaldırılmıştır. Zamanın imamı kalmamıştır. Halbuki zamanın imamına biat etmeden ona bağlanıp, onu tasdik etmeden ölen müslüman, Peygamberimiz Efendimizin şefaatinden mahrum ka-lır!
Görüyorsunuz! vaktiyle şeyhülislamlık binası olan dairede şimdi Roman-ya Üniversitesi'nden gelen Hristiyan öğrenciler kız öğrencilerle beraberce otu-rup kalkmaktadırlar. Bu nasıl iştir? Bu dine uyar mı?8
Ayrıca dinin dünya işlerinden ayrılması diye bir şey yoktur İslâm dininde. İslâm dinine göre dinin dünyaya ait işleri de upkı bir ibadet gibidir. Laiklik İs-lamlığa göre değildir!" diyerek mevcut hükümet uygulamalarını da tamamen din bazına oturtarak tenkid etmiştir.
Şeyh Said ayaklanmasının niteliği bu olmasına rağmen, Şeyh Said ve otuzsekiz arkadaşı, "Bağımsız Kürdistan" oluşturma çabasıyla ve dolayısıyla
5. a.g.e. s. 17.
6.
Ahmet Süreyya Órgeevren, Dünya Gazetesi'nde tefrika edilen hatıralarında, bu olayları yaşa-mış ve İstiklal Mahkemesi Savcısı olarak bu durumu dile getirir ve Şeyh Said ile arkadaşları-nın "din için kıyam" ettiklerini bildirir. (Dünya 20-21 Nisan 1957-Örgeevren'in hatıraları.)
7. TBMM Arşivi, Elazığ İstiklal Mahkemesi, Şeyh Said Davası, T. 12, Dosya 69.
8.
9.
Behçet Cemal, Şeyh Said İsyanı, s . 98-113, Istanbul-1955.
Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. 3, 221, TBMM Arşivi, T-12, Dosya 69, Zarf 1-6, Esas: 54-16, 68-81.
Cibril (a.s.) Bana dedi ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) dilediğin kadar yaşa, öleceksin. İstediğini sev nihayet ondan ayrılacaksın. İstediğini yap, nihayet onun hesabını vereceksin." Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 331 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
O gün Büyük Millet Meclisi çok hareketli konuşmalara ve tarışmalara sahne oluyordu. Tarih 18 Kasım 1922 ve Mustafa Kemal'le belirlenen Meclis gündemi de "Halifenin intihabı", "Halife seçimi" idi.
Mustafa Kemal kürsüye çıkıyor ve şu ilginç konuşmayı yapıyordu. Türkiye'nin vazifesi Makam-ı Hilafeti kurtarmakur. Bu bizim için bir davayı mahsustur. Hilafet makamının kurtarılmasına çalışmak bizim için en hayırı bir davadır. Bizim için bu dava bizi (Türkiye'yi) Alem-i İslam nazarında fevkalade takviye eden bir meseledir. Bunu sarsmak doğru değildir."
Bu konuşmadan sonra başta Büyük Millet Meclisi reisi Mustafa Kemal ve diğer Meclis üyeleri yüzde 95'lik bir çoğunlukla Abdülmeciu Efendi'yi halife seçmiş ve bir gün sonra da 19 Kasım 1922 tarihinde Meclis Başkanı Mustafa Kemal'in bizzat kendi el yazısıyla halifeye bir tebrik telgran gönderilerek, Abdülmecid Efendi "Halife-i Müslimin ve Hadimal-e Haremeyn'aş şerifeyn" olarak onaylanmıştı.
Tarih 18-19 Kasım 1922'de Türkiye'nin manzarası buydu. Türkiye'nin başında Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca seçilen bir Halife-i Müslimin vardır. Türkiye'nin bu manzarası aynı tarihlerde Lozan görüşmelerini sürdüren lamet İnönü tarafından da onaylanıyor ve Müslimin Standart Gazetesine verdiği bir demeçle de bütün bir islam dünyasına duyurulmuş oluyordu.
İsmet İnönü, 18 Kasım 1922 tarihinde sözkonusu gazeteye Hilafet Makamıyla ilgili olarak verdiği demeşte özetle şunları söylüyordu. Bütün Müslümanlara şunu söyliyelim ki, Türk Milleti, İslam'ın kolu ve kihcadır. Türkiye Anayasası, hilafetin ve halifenin yani hür ve müstakil bir "İslâm Devleti"nin menfaatlerini yürütmeye çalışacak ellere bütün müdafaa kudretini vereceğini söylüyor. Türkiye hilafeti tutuyor ve naacaktır. Hilafet Türk Milleti'ne bir vediadır (emanettir). Hilafetin bütün vasıfları bizlerde mahfus ve emindir.
Kanımızın son damlasına kadar hilafeti tutup yaşatacağız. İşte, Türk Milleti'nin kararı budur. Bit böyle hissediyoruz ki, Hilafet bugün daha Müslümanlar arasında daha büyük bir anlaşma ve yardımlaşma kaynağıdır
Bizim kanaatimiz şudur ki, Hilafet hakkı ebediyen Türk Milleti'nde varalacak ve mahfuz kalacaktır. Benim bu sözlerimi yeryüzündeki bütün din kardeşlerimin dikkatle dinlemelerini isterim."
Evet bu ifadelerde Ismet Paşa'ya aittir. İşin ilginç yanı da, Mustafa Kemal'le sözleri ayrı güne rastiyor ve aynı muhtevayı taşıyordu.
Oysa her iki liderin dilinden söyledikleriyle gönüllerinde taşıdıkları hiçbir zaman bir olmamışh
Bu sözlerin zaman ve zemine uygun olarak ve de özellikle syaset gereği söylenmiş olduğunu Türkiye'yle birlikte yeryüzündeki Müslümanlar, 3 Mart 19924 tarihinde, yani bu sözlerin söylendiği tarihten tam 16 ay sonra, Hilafetin kaldırılması tartışmalarında görmüş ve 16 ay önce "Makam-1 Hilafet bizim için en all makamdır" diyenlerin, 16 ay sonra "Makam-ı Hilafet bir menba-i şerdir dediklerine de şahit olmuştur.
Mustafa Kemal ve İsmet İnönü ile vermeye çalıştığımız bu iki örnekteki taban tabana zit bu iki yaklaşımın temel nedeni bize Cumhuriyet'i kuranların dinden faydalanma, dini kullanma ve yeri geldiğinde de dini istismar etme duygularıydı.
Çünkil, bırakın 1922 yılında en yetkili iki ağızdan Halifeye bağlılık ve Makam- Hilaferi ebediyyen Türk'ün başında bulundurma gayretlerini, daha Mustafa Kemal 1907 tarihinde bile (Garip gelecek belki ama tarih gerçekten 1907 dir ve bu tarih halifeliğin kaldırılmasından tam 17 yıl önceki tarihtir.) başta halifeliğin kaldırılacağını, Cumhuriyet'in kurulacağını ve saltanatın ilga edileceğini söylemiş biridir.
Mustafa Kemal'in daha 1907 yılında iken Bulgarların meşhur Türkoloğu Manolov'a söyledikleri bunun kadar ilgi çekicidir:
Bir gün gelecek ben hayal sandığımız bütün bu devrimleri başaracağım. (Konuşmada saltanatın ve hilafetin kaldırılacağının yanında, giyim-kuşamla lgili devrimlerden, harf devrimine kadar 3 Mart 1924 tarihinde gerçekleştirilen bu devrimlerden bahsedilmiştir) Mensup olduğum Tark ulusu da bana inanacakar Düşündüklerin hayal ve demogoji değildir. Saltanat yıkılmalıdır. Hilafet ilga edilmelidir. Din ve devlet birbirinden ayrılmalı ve ülkeye laikliği
getirmeliyiz. Doğu uygarlığından benliğimizi sıyırarak Batı uygarlığına aktarmalıyız. Kadın ve erkek arasındaki her türlü şekil ve hukuki farklar, silinip yeni bir toplum düzeni kurmalıyız. Batı uygarlığına girmemize engel olan yasağı (Arap alfabesini) atarak, latin kökünden bir alfabe seçmeli ve en son kılık kyafetimize değin her şeyimizde Batılılara uymalıyız. Bunun için de şapka inkılabını gerçekleştirmeliyiz.
İnanınız ki, bütün bunlar bir gün gelecek ve hepsi de bir bir gerçekleşecektir. Belki hiç kimsenin aklına getiremediği ve hayal sandığı bu inkılapların hepsini; ben göreceksiniz nasıl başaracağım..."
Evet bu sözler Mustafa Kemal'in Abdülmecid Efendi'yi halife seçip; ona "halife-i müslimin" olarak bağlandığı 19 Kasım 1922 tarihinden tam 15 sene öncedir. Bu sözlerin sahibi Mustafa Kemal yine gönlünde yatan aslan bunlarken sırf zaman zemin ve de dini çok iyi kullanmak adına bu niyetlerinden tam 14 yıl sonra 11.7.1921 tarihinde Şark Cephesi Kumandanı Mareşal Kazım Karabekir'e c. 11.7.1920 şifre telgrafını gönderdiğinde, kendisine Erzurumlu büyük alim Kadı Raif Efendi tarafından yöneltilen:
a- Saltanatı kaldıracak mısın?
b- Cumhuriyeti kuracak mısın?
c-Hilafeti ilga edecek misin?
Sorularına çok net olarak hayır diyerek:"... Kadı Raif Efendi'nin saltanaun Cumhuriyet'e inkılap olacağını (dönüşeceğini) düşünmesi ve de Hilafet ilgası gibi bir fikre kapılması tamamen bir fikr-i mahsusa- vehmden ibarettir, Hilafet ve saltanatın kaldırılması gibi bir sorun yoktur. Türkiye'nin başında ebediyyen bir İslam Halifesi olacak ve başımızda da daima bir hükümdar sultan bulunacaktır" şeklindeki bu cevabî yazıyı Kazım Karabekir'e gönderebilmiştir.
Yapılmak istenenlerle, gösterilmek istenenlerin işte bu şekilde farklı farklı oluşu Cumhuriyet dönemi boyunca dinin devletçe hep kullanıldığını ve çok yerde de istismarını yanında getirmiştir.
Kitabımızın birinci cildinde ve elinizdeki ikinci ciltte ortaya koyduğumuz binlerce arşiv belgesi din-devlet ilişkilerindeki bu istismarın zirve örneklerini teşkil etmiştir.
Tarih 3 Mart 1924'ten itibaren, yani "Devlete bağlı din sistemi devri"ne geçtikten sonra da istismarın yerini zulüm ve işkence almıştır.
Türkiye'nin en lleri gelen isimleri 1922'lerde halijeye (sönde sözlü ve yazá baglilik çerisinde iken Konya'da, Düzce'de, Gerede ve Yozgat'ta ve yüzlerce batik kerkezinde inanan insanlar bu bağlılıklarını sözde değil de önde Yaptıkları için canlarından ve mallarından ve hatta evlåd ve tyalinden olmuşlardır.
2 Ekim- 15 Kasım 1920 tarihinde Konya, Ilgın, Bozkır, Karaman, Çumr Hadim, Kadınhanı, Seydişehir ve Beyşehir'de inanan insanlara daha ortada Cumhuriyet yokken, saltanat ve Hilafet kaldırılmamışken ve hatta kaldıralama diye tartışması bile yapılamazken bu bölgelerin insanları İsmet İnönü'nün Lozan'da 18 Kasım 1922'de söylediği sözleri, Mustafa Kemal'in de Büyük Millet Meclisi'nin 18 Kasım 1922 tarihinde, 140. Birleşiminin 5. celsesinde Halifelik ve Hilafet makamı için açıkça belirttiği hususları söyledikleri için hertür muameleye reva görülmüştür.
Bu insanların suçu Makam-ı Hilafet'e bağlılık ve onun tabii uzantısı olarak da yönetimden ahkamı şer'iyyenin icrasını istemek idi. Bu istekler ülkede henüz Hilafet ve hatta saltanat olduğundan ve de Cumhuriyet gibi bir rejim henüz kurulmadığından herkese göre doğaldı. Fakat bu istekler Ankara'ya hiç de doğal gelmemiştir. Bölgeye acil kayıtlı gönderilen İstiklal Mahkemesi ve kalabalık askeri güçler çok şiddetli ve acımasız bir şekilde bu istekleri bastırdılar. Binlerce kişi öldürüldü, binlerce kişi de yakalınmış istiklal Mahkemesine sevkedilmiştir. Yakalanan zavallı masum müslümanların sayısı o kadar fazlaydı ki, onları muhakeme etmeye istiklal Mahkemesi kifayet etmeyince Ankara'nın kendi kanunlarına aykırı olmasına rağmen (İstiklal Mahkemelerinin bulunduğu mahalde Harp Divanlarının kurulması kanunen yasakn) bölgede onu aşkın Harp Divanı kuruldu.
Bölgedeki Harp Divanları binlerce suçluyu hemen cezalandırabilmek için herkese birkaç dakika zaman ayırarak, "gereğini düşünüp", gerekçesiz kararlarla bine yakın müslümanı hemen birkaç gün içinde idam edivermişti. Sadece Konya ve Bozkır çevresinde resmi tablolara giren 780 müslüman hemen bölgelerinde asılmış ve 1 Ekim 1920 tarihinden 18 Şubat 1921 tarihine kadar süren Konya İstiklal Mahkemeleri sonucunda da 843 kadar müslüman idam edilmiş ve 3600 kişi de en ağır mahkumiyetlerle yıllarca süren cezalara çarpırılmışlardı (Bkz: Konya İstiklal Mahkemesi Ayaklanma Genel Arzivt Dosya: T. No:10 ve TBMM Arş. Konya istiklal Mahkemesi, T-144, No:5, Zarf 48).
Evet daha ortada Cumhuriyet diye bir rejim yokken ve daha Hilafet makamı ve Halifelik mevcutken bu kadar insan halifeye ve halifeliğe bağlılıktan ve en önemlisi de "Ahkam-ı şeriyyenin tenfizi"ni istemekten idam edilmişlerdir.
Rejimin sahipleri Ankara ve Lozan'da bu istemleri açıkça belirtip yazıyla da belgelemelerine rağmen aynı istemler inanan Müslüman halkça gündeme geldiğinde cumhuriyet öncesi İstiklal Mahkemelerinde binlerce insanın idamına binlercesinin de mahkumiyetlerine sebep olmuştur.
Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet İlişkileri adlı araştırmamızın elinizdeki bu İkinci cildi nefesinizi tutarak okuyacağınızve yer yer dehşet ve nefret hislerine kapılabileceğiniz olaylarla doludur.
Kitap, aslında "Bir devrimin anlatılmamış öyküsüdür." Bir diğer ifadeyle; Cumhuriyet öncesi ve sonrası İstiklal Mahkemelerinde can veren onbinlerin, isyana kalktılar diye kurşuna dizilen binlerin, evleri, köyleri yakılan yüzbinlerin ve de bunların şanlı temsilcisi olmuş, İskilipli Auf Efendilerin, Babaeskili All Rıza Efendilerin, nice mücahid şeyhlerin, evliyaullahın, müderrisin ve mazlum bir Müslüman kitlenin Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet İlişkileri içerisindeki anlatılmamış öyküleridir.
Kitabın bir diğer önemli yanı da "Allahu Ekber'den Tanrı Uludur'a, oradan da 18 yıllık bir aradan sonra yeniden Allahu Ekber'e giden yolda yaşanan olayları, gelişmeleri; kısaca Ezan'ın Türkiye mücadelesini en geniş boyutlarıyla anlatmaya çalışmış olmasıdır.
Türkçe Kur'ân, Türkçe Ezan, Türkçe Namaz ve Türkçe Hutbe diyerek başlatılan "İbadetlerin zamana uydurma ve islamiyeti Islah projeleri"nin ne idüğünü ve Devletin toplumuyla birlikte dinsizleştirme eylemlerine nasıl muhatap olduğunu bu araştırmamızda çok değişik boyutlarda ortaya koymaya çalıştık.
Kapatılan, satılan, yıkılan, depo olarak kullanılan camiler... Ayetleri ve sureleri değiştirilerek yeni ayet ve ilave sureler "Kemalist Kur'an" ortaya koyma teşebbüsleri... Tanrı Uludur diye 18 yıl aralıksız okutulan ne idiga belirsiz Ezan ulumaları... De re mi fa sol la si do eşliğinde ayakkabılarla girilen camilerde okunan ve okutulan Yasinler, Tebarekeler ve Ammeler... Yasaklanan Elifba'lar... Tekmelenen postal altında Kur'anlar...
Sakalından tutularak, boğazına sarılan sarığıyla sokaklar ve caddelerde jandarmalarca dolaştırılan ak sakallı alimler... Bunlar da mürtecidir denilerek
iç isyanlarda suçsuz ve haksız yere öldürülen binler... Yıkılan, yakılan köyler ve
İşte bütün bunlar "Bir devrimin anlatılmamış öyküsüdür" dediğimiz evler... Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet İlişkileri isimli kitabınızın elinizdeki İkinci cildinin kilometre taşlarıdır.
1920-1950 yillar arasında bu kitabın sayfaları arasında yolsuzluk yaparken karşımıza çıkan bu kilometre taşlarının neler ifade ettiği supheste insan olan herkesin gönlünde derin yaralar açacaktır.
Hele hele 1920-1928 arası çalışan Ankara İstiklal Mahkemesi, Sark Inkilal Mahkemesi ve İsyan Mıntıkaları İstiklal Mahkemelerinin yüzlerce Celladından sadece birisinin, Ankara İstiklal Mahkemesi cellatlarından Cellat Kara Ali'nin suçsuz yere idam edilen binlerce müslümanı ve alimleri işaretle "Sadece benim, bir cellat olarak darağıcında sallandırdığım, salben (asarak) idam ettiğim Müslüman sayısı 5216'dır. Bunların da çoğunun sakallı, sarıklı ve cübbeli alimler oluşturmuştur"" demesi ben insanım diyen herkesin gönlünde bırakan yara açmasını herkesin, inanan insanların Cumhuriyet döneminde resmen bir kitle katliamıyla karşılaşmış olduğuna kanaat getirecektir.
Bir tek cellat 5216 kişiyi idam ettiyse, yüzlerce görevlendirilmiş celladın 8 yıl süren bu zulüm mahkemelerince ne kadar binlerce kişiyi idam ettiğini varın siz düşünün!... Bulacağınız rakamın 6 haneli rakamların olacağı şüphesizdir, bu da bize göre su götürmez bir gerçektir.
İşte son bir tablo daha. Hem de bugün hiçbir bakanın ve milletvekilinin ve de bürokratın giymeyerek suç işlediği (!) Şapka Devrimi uğruna idam edilenlerden bir tablodur aşağıdaki. Şapkayla ilgili İstiklal Mahkemesi'nde yargılanan ve çoğunluğu dini etkinliği olan kişilerin oluşturduğu idam edilenlerin sayısı o kadar çok olmuştur ki, sadece Orhan Koloğlu'nun, "İslamda Bağlılık" adlı kitabından şu küçük İstiklal Mahkemesi istatistiklerini aktarmak sadece şapka yüzünden idam edilenlerin genel sayısının kavranmasında önemli bir ipucu oluşturur kanaatindeyiz.
Aralık 1925: 75 dava, 163 sanık, 3 idam.
Ocak 1926: 78 dava, 582 sanık, 41 idam.
Şubat 1926: (İlk 15 gün) 63 sanık, 13 idam.
Ever 25 ay gibi kasa bir zamanda sadece şapkaya muhalefetten 56 mümin insan idan sehpasında sallandırılmıştır.
Böylesi karanlık bir dönemin aydınlatılmasında eğer bu araştırmamızı bir fonksiyon icra etmiş ve "Surda bir gedik açmaya" yardımcı olmuşsa kendimizi bahtiyar addederiz.
Çavuşsku'ların idam edildiği, Jivkov'ların hapse atıldığı, Honecker'lerin yıkıldığı bir dünyada bütün bu oluşumları sağlayan glasnost rüzgarlarının biraz da bizim ülkemizde esmesi dileğiyle...
600 yıl Kur'ân'ın bayraktarlığını yapmış, sünneti hayatlarına hakim kal-mış bir toplumun evlatlarının zaman gelipte bayraktarlığını yaptıkları Kitabın okunmasını ve okutulmasını yasaklayacağını ve Kur'ân'ı jandarma postallarının altında çiğneyeceğini, Ezan-ı Muhammediyi değiştireceğini "Kabe Arab'ın olsun, bize Çankaya yeter!" diyerek Allah'ın evini ve Resulullah'ın makamını ret edeceğini ve bütün bunları yapanların Osmanlı ahfadları olacaklarını kim nere-den bilebilirdi ki?
Kur'ân'ı ve Sünnet'i savunma adına veya bugün halkın yüzde 99'unun ve özellikle de okumuş kesimin yüzde 100'ünün başlarına giymedikleri şapka adına insanların toplu kıyıma, -isyan ettiler gerekçesiyle- tabi tutulacağını kimler ne-reden bilebilirdi ki?
12 Eylül sonrası Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin kararı gereği 9 kadar kişi nin idam edilmesiyle sadece Türkiye'de değil, dünyada yer yerinden oynarken. 1923-1931 yılları arası sırf İslami düşünüş ve yaşayışlarından dolayı darağaç larında sallandırılan 10 binlerin üstünde (tabiki topluca öldürülenler ve kurşu na dizilenler hariç!) kişinin ve ulemanın hali zamanının yöneticilerince keyifle izlenirken, İslam'ın 600 yıl kal'alığını yapmış bir coğrafyada böylesine zulümler olacağını kim nereden bilebilirdi ki?
Hele hele basit bir şapka giyip-giymeme için insanların gözünü kırpma dan ölüme götürüleceğini kim bilebilirdi ki? Orhan Koloğlu gibi tam anlamıyla rejimin propagandisti olan biri tarafından bile o yılların hatırasına yanlan "İslam'da Başlık" isimli eserde ifade edilen rakamları sizlerin ve bürün dünya nın dikkatine sunmak istiyorum:
Orhan Kologlu, "Şapka değişikliğinin istekle değil, kan dökülerek yürü tüldüğünü ifade için İstiklal Mahkemeleri'nin sadece şapkadan 75 gün giba kısa bir zaman içerisinde kaç mümini idam ettiğini zu rakamlarla izah ediyor
İsmet İnönü... CHP Genel Başkanı... "Ne olacağını" söylüyor... Meclis kürsüsünden... TBMM tutanakları: Eğer insan hakları yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi kurulursa, ihtilal behemehâl olur. Şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. Sizi ben de kurtaramam. Ve... Darbe oldu... 27 Mayıs 1960. Menderes gitti... 2 arkadaşıyla birlikte idam edildi. Hani, Menderes gidince her şey değişecek ve düzelecekti... Ülke çok daha iyi yönetilecek ve yükselecekti... Ne oldu? *** Süleyman Demirel Hani ne derler? "Onun başına gelen, pişmiş tavuğun başına gelmedi." "Köprüye de hayır, Keban'a da hayır." "Morrison Süleyman, yolculuk ne zaman?"
Menderes'i astık, seni de asacağız." "Demirel gidecek, dertler bitecek." Demirel... Muhtırayla gitti... 12 Mart 1971. Darbeyle gitti... 12 Eylül 1980. Ya dertler, sorunlar ne oldu? Her şey değişti mi? Düzeldi mi? Olan yaralı demokrasiye oldu... Milletin iradesine hançer üstüne hançer. *** Turgut Özal Türkiye'yi dışa açan Başbakan. Demirel... Başbakan iken Başbakanlık'ta... Bakanlar Kurulu Toplantı Salonu'nun önünde yumruklanmıştı. Özal... Başbakan iken... Anavatan Partisi Büyük Kongresi'nde kurşunlandı.
Çalıştı... Cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu... Kendi partisinden tepki gösterenler, oy vermeyenler oldu. Cumhurbaşkanı iken... Sloganlar atıldı: "Çankaya'nın şişmanı, işçi düşmanı." Ortalığa öyle bir hava yayıldı ki... "Özal gidecek ve her şey değişecek... Düzelecek." Ve gitti... Cumhurbaşkanı iken vefat etti. Söyler misiniz? Neler değişti? Neler düzeldi? *** Necmettin Erbakan Adil düzen... Anadolu sermayesine, Anadolu Kaplanları'na destek... Başörtülü öğrenci üniversiteye gidecek. Vay sen misin bunları söyleyen? Sloganlar... "Türkiye, İran olmayacak... Türkiye, Libya olmayacak." Eylemler... Akşamları ışıkları yakıp söndürmeler. Sincan caddelerinde tankları yürütmeler. Batı Çalışma Grubu destekli muhalefet... Yükselen sesler: "Erbakan gidecek, her şey düzelecek... Bütün sorunlar sona erecek."
Ve... 28 Şubat... Postmodern darbe. Sonuç... Erbakan gitti. Ardından... Tırmanışa geçen siyasi istikrarsızlık. Koalisyonlar... Milletvekili transferleri... Azınlık hükümeti... Cumhurbaşkanı ile Başbakan saç saça, baş başa kavga... Milli Güvenlik Kurulu'nda tartışmalar... Anayasa kitapçığı fırlatmalar... "Nankör" tepkileri. Ve... Ekonomik kriz... İflaslar... İntiharlar... Başbakan'a hesap makinesi fırlatmalar. Hani, "Erbakan gidecek ve her şey değişecekti... İşler düzelecekti." *** Seçmen umuda oy verir
Mahkeme, kadıya mülk değildir. Makam koltukları, siyasetçilere babalarından kalan miras değildir. Siyasette alternatif vardır... Kimse, "Alternatifim yok" diyemez. Alternatifsizlik... Demokrasiye inançsızlıktır. Alternatif, muhalefettir. Ama... Fakat... Lakin... "Kahrolsun iktidar... Ordu göreve... Darbeye davetiye" muhalefet etmek değildir. Gazi Meclis'i bombalayan, halkın üzerine bomba yağdıran hain darbe girişimine "Tiyatro" demek, muhalefet hiç değildir. Seçmen... Umuda oy verir. Ve siyasi iktidar özgür seçimle, kansız, darbesiz el değiştirir. İktidar olabilmek için de... Çalışmak, siyaset üretmek, halka inmek, vatandaşın desteğini almak gerekir. Sloganla... "Bir kişi gidecek... İlle de gidecek... Ya gidecek ya da gidecek" demekle hiçbir şey değişmez... Hiçbir sorun çözülmez. *** Siyasetin sefaleti Sloganlar... Kafiyeli sözler... Hakaretler... Türk siyasetini yıprattı... Siyasete itibar kaybettirdi. "Ecevit gidecek, sorunlar bitecek" denildi... Ecevit gitti. "Tansu Çiller gidecek, dertler bitecek" denildi... Çiller gitti. "Mesut Yılmaz gidecek, işler düzelecek" denildi... Yılmaz gitti. Ve siyaset çorbaya çevrildi... Her aklına esen siyasi parti kurmaya heveslendi... Bugün siyasi parti sayısı 168. Tam bir komedi... Enflasyonun daniskası. İçişleri Bakanlığı'na dilekçe ver, al sana parti. Sonra başla yönetimdekilere hakarete... Nasıl olsa alkışlayan çıkacaktır. *** Tutanaklarda gezinirken
iki şeyi unut, İki şeyi unutma. sana yapılan kötülüğü unut, senin yaptığın iyiliği unut. Allah c. c. ile ölümü unutma. günahlarını unutma. Aliye Izzetbegovic DEVLETİ UNUTMA.
198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a
YanıtlaSil
Yuksel18 Şubat 2025 23:20 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) Sayfa: 198 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel18 Şubat 2025 23:22 Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 198 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel18 Şubat 2025 23:38 tehir · ertelemek, gecikme, geciktirme, rötar · sadece trenlerin yaptığı bişey. "otobüs tehir yapmış" ya da "sevgilim çok tehirlisin" olmuyor.. · (bkz: tecil) · ( ..
YanıtlaSil
Yuksel18 Şubat 2025 23:40 tesvif ne demek? (Sevf. den) (C.: Tesvifat) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
• 1986 - Halley kuyruklu yıldızı güneşe en yakın mesafeye geldi. 20. yüzyıl içinde bu ikinci ziyareti oldu.
9
CUMA FRIDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Zaman olur, kâfirler arzu ederler ki keşke vaktiyle Müslüman olsaydılar!
Hicr Suresi: 2
BİR HADİS
Evlilikleri hakkında kadınların fikrini alınız. Dul, kendi arzusunu açıkça ifade eder. Bakirenin izni ise susmasıdır.
Taberanî
Bir sineğe mağlup olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen aciz bir insanın uluhiyet dava etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malumdur. Mektubat
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 198 1 Tesbih, erkekler için el vurmak kadınlar içindir. (İmam namazda yanılınca) Bir adam namazda belirli bir işaret verirse namazı iade etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 198 2 "Subhanallah" demek erkekler, el vurmak kadınlar içindir. Hz. Câbir (r.a.) 198 3 Gazinin, gazadaki tesbihi yetmiş bin hasenedir. Hasanesi ise on katıyladır. (Gazada olmıyan tesbihin yetmiş bin misli) Hz. Muaz (r.a.) 198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) 198 5 Allah'ın azameti hususunda, Cennet ve Cehennem hakkında bir lahza tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir. Ve Allah'ın zatını takdis hususunda, tefekkür eden, hayırlı kimsedir. İnsanların şerlisi de bunu yapmıyandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 198 6 Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur. Hz. Enes (r.a.) 198 7 Cuma günü tırnak kesmek şifa getirir ve derdi giderir. Yemekten evvel ve sonra el yıkamak da zenginlik getirir ve fakirliği giderir. Hz. İbni Abbas (r.a.) 198 8 Müttaki adam, Allah (z.c.hz)'leri indinde muhteremdir. Facir ise şaki ve kıymetsizdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 198 9 Bir adamın imamla alacağı tekbir, bin deveyi Haremi Şerif'e kurban yollamasından hayırlıdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 198 10 "Telbîne" (Bal, süt ve unla yapılan bulamaç) hastanın yüreğine rahatlık verir ve hüznünün bir kısmını giderir. Hz. Âişe (r. anha) 198 11 Hurma hurmaya, tuz tuza, buğday buğdaya, altın altına, arpa arpaya misli misline satılır. Gümüş gümüşe de ayni tarzda. Arada fark olursa bu ribadır. (Hatta birisi fea hurmadan iki, iyiden bir almak istiyor. Bunu da men ediyor. Satın, diğerini alın buyuruyor) Hz. Bilal (r.a.) 198 12 Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır. Hz. Ali (r.a.) 198 13 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin ki, Allah sizi yükseltsin. Hz. Enes (r.a.) 198 14 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin, Allah sizi yükseltsin. Afiv de azizlikten başka şey ziyade etmez. Af edin, Allah sizi izzetlendirsin. Sadaka da malı ziyadeden başka bir şey yapmaz. Tasadduk edin ki Allah size rahmet etsin. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.) 198 15 Tövbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 198 16 Tövbeyi Nasuh, günaha nedametinle Allah'dan mağfiret dilemen ve ifrat suretile bir günah yaptıktan ve tövbe ettikten sonra bir daha o günahı yapmamandır. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.) 198 17 Tevhid Cennetin, Hamid de nimetin bedelidir. Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.) Hz. Enes (r.a.)
Güven, Ahlâk ve Söz Erbay Kücet Erbay Kücet Milat 18 5 dün Güven ve söz vermekle ilgili olarak unutulan hassalarımızdan bahseden bir yazı kaleme almayı düşündüm.Ahlaki değerlerimizin örselendiği ve adam satmanın yaşandığı bu günlerde hissiyatımızın sesini anlatalım dedik!..
İnsan hayatı, bazen ince bir iplik gibi gerilir. Bir tarafta vicdanın sesi, diğer tarafta menfaatin aldatıcı fısıltıları… Bir yol ayrımına geldiğimizde, kimi içindeki teraziyi bozar ve kazandığını sanarak kaybeder. Kimi ise doğruluğun çetin ama onurlu yolunu seçer ve ardında silinmez bir iz bırakır.
Güven, öyle bir hazinedir ki kaybedildiğinde ne servetle ne de özürle yerine konulabilir. Ahlâkla taçlanmamış bir kurnazlık, aslında insanın kendini kandırmasından ibarettir. Dostluklarda da böyledir bu; bir kez güvenini kırdığınız bir dost, bir daha size eskisi gibi bakmaz. Güven, toprak gibidir; ne ekerseniz onu biçersiniz.
İnsanı yücelten unvanı değil, sözünün doğruluğudur.........
Gratin aldatıcı siltuları Bir yol ayrımına geldiğimizde, kimi için deki terazivi bozar ve kazandığı sanarak kaybeder. Kimi ise doğruluğun çetin ama onurlu yo luna seçer ve ardında silinmez bir iz bırakır
Güven, öyle bir hazinedir ki kaybedildiğinde ne servetle ne de özürle yerine konulabilir. Ahläkla taçlanmamış bir kurnaz-lık, aslında insanın kendini kan-
dırmasından ibarettir. Dostluklarda da böyledir bu; bir kez güvenini kırdığınız bir dost, bir daha size eskişi gibi bakmaz.
Cuven toprak gibidir, ne ekeras niz onu biçersiniz. Insanı yücel ten unvaru değil sözünün doğruluğudur. Tarih, güvenilir msanların isimlerini altın harf-lerle yazmıştır. Elendimiz (s.a.v. peygamberlikten önce "el-Emin" olarak anılmıştı. Mekke'de her-kes, ona en kıymetli emanetlerini gönül rahatlığıyla bırakırdı; çünkü bilirdi ki O'nun sözü, kaya gibi sağlam, ahlakı gökyüzü gibi berraktı. II. Abdülhamid, devlet adamlarıyla yaptığı görüş-melerde vaat ettiği her reformu hayata geçirmek için çabaladı.
Güvenilir bir lider olmanın, tahtta oturmak değil, halkın gön-lünde yer almak olduğunu en iyi bilenlerden biriydi.
Bugün modern dünyada da güvenilir insanlar hep en ön saf-tadır. İş dünyasında, siyasette... Bir baba, çocuğuna "Akşam bir-likte oynayacağız" dediğinde, eğer sözünü tutmazsa, o çocu-ğun gözlerindeki ışık bir nebze olsun solar. Bir dost, "Yanında-yım" dediğinde, eğer zor zaman-larda ortadan kaybolursa, o dostluk sessizce küllenir. Çünkü güven, kelimelerden değil, ey-lemlerden inşa edilen bir yapıdır. Insanın ardında ne bıraktığını düşünmesi gerekir. Yalnızca ka-zandığı paralar mı, inşa ettiği ya-pılar mı, yoksa arkasında bıraktığı sağlam bir itibar mı? Gün gelip de ismimiz bir soh-bette anıldığında, insanlar yüzle-rinde bir tebessümle mi hatırlayacak bizi, yoksa güvenil-mez biri olarak mı anacaklar?
Gerçek başarı, geride bırakı-lan güvenle ölçülür. Bir insan, hayatta verdiği sözlere sadık kal-dıkça, dostlarının ve toplumun gözünde yükselmeye devam eder. O yüzden söz, sadece bir kelime değildir. Söz, insanın kendisini var eden, varlığını an-lamlandıran bir yemindir. Ve bu yemin ne kadar güçlü tutulursa, hayatın inşa ettiği bina o kadar sağlam olur. İşte bu yüzden, bir hayat felsefesi edinmek gereki-yorsa, bu sözünde durmak olma-lıdır. Çünkü insan, ardında bıraktığı güvenle anılır. Ve güven, bir ömrü en güzel şekilde mühürleyen en değerli emanettir ve's-selam.
Biz yatalak mıyız ki İttihâd-ı İslâm’ı gerçekleştiremiyoruz? Selahattin Gezer Selahattin Gezer Milat 31 10 dün Birine sorsanız:
“En sevdiğiniz tatlı nedir?” Cevap olarak:
“Baklava” dese ve tekrar sorsanız:
“Peki, en son ne zaman yediniz?
“Ben ömrümde hiç baklava yemedim ki!”
İşte bu cevap gerçekten kabak tadı verir... İnsan baklavayı seviyorsa yemesi ve Allah’ı seviyor ise itaat etmesi lazımdır! Her Müslüman birlikten, beraberlikten, uhuvvetten bahseder. Fakat çok azı gerçekleşmesi için mücadele verir, çok azı hayat emaresi gösterir zira birlik olmak hayattır…
Halat misalini severim ve onun üzerinden meramımı anlatmaya çalışacağım: Farz edelim; değişik fıtrattaki insanlar ve milletler farklı iplikler olsun ve kiminin de mukavemeti diğer ipliklere göre az olsun. Bir araya geldiklerinde, fıtratı zayıf olanın ve olmayanın o birliktelikten elde edeceği muazzam kuvvet ile o dev Cruise gemileri adeta limana çivilenecektir… Oysa o iplikçiklerin çok daha kuvvetli olanı tek başına o dev gemiyi tutamadığı gibi oyuncağını bile tutamaz! Sır birliktelikte, keramet birlikteliktedir…
İnsan namaza başlarken, niyetine iftitah tekbiri ittifak ediyor. Eûzü-Besmele ayetlerle ittifak ediyor ve tekbirlerin, kıyamın, rükû ve secdenin, tahiyyat ve de duaların ittifakıyla namaz........
duaların ittilakryla namaz meydana gel miş, tamamlanmış oluyor. Sadece bun lar mı? Hayır! Kıyamda iken denge taşları muhalefet etse, rüküda fıtık mu halefet etse, secde ve Tahiyyatta dizler ve eklemler muhalefet etse namaz s kıntılı hale gelmiş olacak, iş ima yo luyla namaz kılmaya kalacaktır. Namazda, oruçta bile ittihat varken, Alemi İslam'ın mukadderatını ilgilendi-recek olan ittihad-ı sağlayamamak bizim yatalak olduğumuzu göstermez mi?
Biz yatalak mıyız sadece ima yo luyla İslam birliği isteyelim. Sadece go zümüzle ruhumuzla değil, ayaklarımızla, yureğimizle nefes nelese İttihad İslam için koşacağız, yorulaca ğız, düşeceğiz ama sürünmeye devam edeceğiz. Bütün mevcudiyetimizle ve İslam'ın her bir ferdiyle kıyama kalkma-lıyız ki bu Fitne-i ahirzaman önümüzde diz çöksün; zafer Islam'ın olsun...
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın, Malezya, Endonezya ve Pa-kistan'ı kapsayan Asya turunda, sadece bu üç ülkenin nüfusu olan 600 milyon insanın sevgisiyle İslam kumaşına itti-hat ilmeği, düğümü atılmıştır... Ma-lezya Başbakanı Enver İbrahim, Erdoğan için: "Müslüman Aleminin Li-deri" demesi bile Islam Dünyasının to-parlanmasına ve birliğine ve de dirayetli bir lidere ihtiyacın varlığına haykırış olmuştur. İttihad- islam'ın sağ-lanması da Peygamberimiz Hz. Mu-hammed (sav) Efendimizin istikbalde ki Müslümanlar için: "Onlar benim kar-deşlerim" şerefine bizleri nail etmiş olacak. Yoksa böyle yatalak ve ima yo-luyla İttihad-ı islam gerçekleşmez! Hiç bir hamle yapmadan, adım atmadan, Islam birliği bizi kucaklayamaz...
Son sözü yine Üstadım Bediüzza-man'a bırakıyorum: Her ikinizin Halıkı-nız bir, Malikiniz bir, Mabudunuz bir, Rázıkınız bir.. bir bir, bine kadar bir bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir.. bir bir, yüze kadar bir bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir.. ona kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbi-rine bağlayacak manevi zincirler bu-lundukları halde; şikak ve nifaka, kin ve adavete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü'mine karşı hakiki ada-vet etmek ve kin bağlamak; ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfal ve o münasebat-ı uhuvvete karşı ne de-rece bir zulüm ve i'tisaf olduğunu; kal-bin ölmemiş ise, aklın sönmemiş ise anlarsın!
Süveybe çok merhametli bir insandı. Hemen Hz. Amine nin yenina ko Muhammed'i (asm) kucakladığı gibi M di. emzirmeye başladı. O da hiç naz nazlanma-Hz. Amine'nin mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Suveybe ise bam ular içindeydi. Bu oğlancığa kanı kaynamıştı. Onu göğsüne bastırdığında, olmustu. Hz. Amine'ye "Hatırlamalısın. Mu-bu ikisi hem exseque
2024 un
icatlar
fotoğr
TARİHTE BUGÜN
1909-II. Abdülhamid tahttan indirildi.
• 1988 - Emirdağ hanım Nur Talebelerinden Firdevs Söker vefat etti.
• 2009 - Nur Talebelerinden Mustafa Ramazanoğlu (Oruç) vefat etti.
10
CUMARTESİ
SATURDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi de Rahman'ın huzuruna birer kul olarak gelirler.
Meryem Suresi: 93
BİR HADİS
Duaların sonunda söylenen "Âmin!" mü'min kullarının dili üzerinde Ålemlerin Rabbinin mührüdür.
İbni Adiyy
Evere
Çıkan
Ilaç D
TEKN
Türk
Tekn
Ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.
Bir şahs-1 månevi olan bir milletin kuvvet ve malının havuzu ve hazinesini boşaltan başlar o milleti serseri, perişan ve mev-cudiyetsiz eder. (Mn.) 96.
Bu milletin dünya ve ahiretini tehdit eden iki cereyan. (E.L.) 2:164.
Büyük, milleti kendine feda eden değil, millet için fedakârlıkta bulunandır. (Mn.) 36.
Her kavmin kendi dili milletin varlığını devam ettiren şeylerdir. (Nt.. İç. R.) 2:253.
Her milletin bir sehaveti vardır. (Mn.) 97.
Her millet ırkçılığa bir iştiyak gösteriyor. (E.L.) 2:132.
Herbir millet için o milletin milli cesaretini teşkil eden ve nå-mus-u milliyesini muhafaza eden ve kuvveti onda toplayan mânevî bir havuz vardır. (Mn.) 96.
Hürriyet-i şeriyye esas alınırsa milletimiz bin derece terakki eder. (D.H.Ö.) 73; (Τ.Η.) 51.
İhsan millet için olsa güzeldir. (Mn.) 108.
İnsan evvela nefsini, sonra akrabasını ve milletini sever. (S.) 322:24. Söz, 5. dal. 1. meyve
İnsanın milleti için kendisini fedâ etmesi şehadettir. (E.L.) 2:97. İnsan milletine karşı aklen, dinen, hissen, hikmeten şefkat hissi ve hürmet meyliyle mükelleftir. (Sn.) 80.
İslâmiyet milliyeti, Türk ve Arap içinde tamamıyla meczolmuş tur. (H.Ş.) 70:Zeyl
Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir. (H.Ş.) 64:5, kel Komşumuz olan milletler bizden az iken bize üstün gelmeleri nin sırı nedir? (Mn.) 95.
Allah'ın zikri olmadan çok söz söyleme. Zira Allah'ın zikri olmaksızın, sözün çokluğu, kalbin kasvetine sebebtir. Muhakkak ki insanların Allah'a en uzağı, kalpleri kasvetli olanlardır. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 478 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Benden evvelki peygamberlerden, ümmetimi deccal ile korkutmıyan hiç kimse olmadı. Onun sol gözü şaşı, sağ gözü ise perdelidir. Ve alnında kafir diye yazılıdır. Yanında Cennet, Cehennem diye iki vadi olur. Cennet dediği Cehennem, Cehennemi ise Cennetir. Yanında Peygamber kıyafetinde iki melek bulunur. Biri sağında biri solundadır. Bu beraberlik insanları imtihan içindir. Ve deccal onlara sorar: "Ben sizin Rabbiniz değilmiyim? Diriltiyorum, öldürüyorum." Meleklerden biri "Yalan söylüyorsun" der. Fakat bu sözü yanındaki melekten başkası duymaz. İkinci melek diğerine "Doğru söylüyorsun" der. İkinci meleğin sözünü ise insanlar işitir. Ve zannederler ki, deccalı tasdik etti. Bu da imtihan içindir. Sonra Medine'ye yürür. Giremeyince: "Bu O'nun (s.a.v)ülkesidir" der. Sonra Şam'a yürür. Orada "Akıbeti Efik" mevkiinde Allah onu helak eder. Ravi: Hz. Sefine (r.a.) Sayfa: 140 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
il, enzor du. O da dahil Süveybe, Nur Bebekle birlikte oğlunu da emziriyordu nenin evlåd böyle hissetmemişti. Şu anda bir anne veybe Ha ydi... Süvey adına karşı his Matun, Alemler
TARİHTE BUGÜN
• 1888 - Sirkeci Garı'nın temeli atıldı.
• 1936 - İstanbul'da kar fırtınası: 120 kadar tekne battı ve Unkapanı Köprüsü parçalandı.
• 1961 - Adalet Partisi, Ragıp Gümüşpala'nın başkanlığında kuruldu.
11
PAZAR
SUNDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Kim mümin olduğu halde güzel işler yaparsa, emeği boşa gitmez. Biz onun her işini kaydediciyiz.
Enbiya Suresi: 94
BİR HADİS
Allah, bid'atçının amelini bid'atından vazgeçinceye kadar kabul etmez.
İbni Mâce
Kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedî, daimî hayatını ve saadet-i ebediyesini berbat etmek, ehl-i aklın kârı değil. Mektubat
Süveybe, Peygamberimizin (asm) ilk sutanme buader Hz Amine, yavrucuğunu, ancak bir hafta emzirebilmişti. Hz. Amine bu adeu sunun iyiliği için, geleceği için bu adete uymalıy-a cölde yaşayan bir
TARİHTE BUGÜN
• 1258 - Hülagů, Bağdat'ı işgal etti. 200 bin Bağdatlı öldürüldü.
• 1925-Bediüzzaman Said Nursî'nin bütün engelleme çabalarına rağmen Şeyh Said Hadisesi meydana geldi.
13
SALI TUESDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir.
Enfâl Suresi: 29
BİR HADİS
Ayete'l-Kürsî, Kur'ân'ın dörtte biridir.
Ebu'ş-Şeyh
un.
Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır.
mur Osene Mekke'de yine veba salgii vardı. Abdülm uttalib, sirtanne atamaje Amine'nin tahmininden daha önce başlamıştı. rada cak henüz gelen giden yok Anca mine biricik yavrusunu Hz. Am
TARİHTE BUGÜN
- 1876-ABD'li bilim adamı Alexander Graham Bell telefonu icat etti.
• 1909 -Türkiye'de ilk güven oylaması yapıldı; Kâmil Paşa kabinesi düşürüldü.
14
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah takvaya sarılanlarla, iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlarla
beraberdir.
Nahl Suresi: 127
BİR HADİS
Kaba davranana yumuşaklıkla muamele ederek, vermeyene vererek şerefi Allah katında arayınız.
İbni Adiyy
Böyle bir zamanda en lüzumlu, en ehemmiyetli, en birinci vazife imanı kurtarmaktır.
iyi sütannelik yapıyor olmasına rağmen, salgin hastalık riski ezdi. Veba salgını hâlâ devam ediyordu. Hem Nur beden sağlığı yerinde olduğu gibi, kadar, iyi bir dil
TARİHTE BUGÜN
• 1918 - Gümüşhane ve Maçka'nın kurtuluşu.
• 1919-Cemiyet-i Müderrisîn kuruldu. Bediüzzaman 7 ay kadar âzâ olarak hizmet verdi.
• 1934-Bediüzzaman, talebesi Re'fet beye hitaben bir lähika mektubu kaleme aldı. (Barla Lahikası, 263. mektup.)
15
PERŞEMBE THURSDAY
ŞUBAT FEBRUARY
BİR AYET
Bütün işlerin sonu Allah'a varır.
Lokman Suresi: 22
raltic
BİR HADİS
Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir. Çünkü bu sevgiyi daha da sağlamlaştırır.
Taberânî
Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler'de, pencerelerden seyret, içlerine girme. Mektubat
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışandalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşin kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi aralann-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının İçinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil etmış gozuküyor.. Bu işler, bu adamları oraya so-kup, işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-düklerini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminler, "biz gide-riz ötekiler gelir, arma sonuçta bu düzen böyle de-vam eder" anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç-lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yaşanan örtülü hesaplaşmaların davası ayrıca, görülecek..
Yarın sıra 28 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ-lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha yüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunların tümü-nü mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer ve adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane de yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genel af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor-lar..
Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak Ister gibl.
MIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?
Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bilgiye sahip değiller mi?
Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..
Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..
İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yaşanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş yıia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!
Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!
Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..
Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demagoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etmiş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..
Bana kalırsa bu yasa değişikliği ŞİKE'cilen kur-tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..
Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Habe-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin karıştığını düşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..
Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozcuiara da, kayıtdışı ekonomiye de, yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir. kayıtdışı siyasete de karşı-Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçirip topluma İlahilik ve Rabilik taslayanlar, eğer bu Sazgeçmeyeceklerse cehenneme! ve dua ile.. işten
Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ve rüsvay eden, kizbdir.
İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel'ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir.
lisärätü'l-cazl
Maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiş. Maslahat ve zaruret için bazı âlim "muvakkat" fetvâsı vermişler. Bu zamanda o fetvā verilmez. Çünkü, o kadar su-i istimal edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez.
(Hutbe-i Samiyel
Maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz. Çünkü muayyen bir haddi yok; su-i istimale mü-sait bir bataklıktır.
(Hutbe-i Samiye)
Yol ikidir, üç değildir. Ya doğru, ya yalan, ya sükût değildir.
[Hutbe-i Samiye)
Müseylime'yi esfel-i säfiline düşüren kizb olduğu gibi, Muhammedü'l-Emin Aleyhissalatü Vesselâmı âlâ-yı illiyyine çıkaran sıdktır ve doğruluktur.
(Sözler)
343
YanıtlaSil
Yuksel27 Şubat 2025 00:53 RISALE-I NUR DAN SECİLMIS VECİZELER
Allah namına iftira eden, yalan söyleyen, en edna bir dereceye düşer.
[Mektübat
344
Ahlāk-ı âliyeyi ve yüksek huyları hakikate yapıştıran ve o ahlakı daima yaşattıran, ciddiyet ile sıdktır. Eğer sıdk kalkıp araya kizb girerse, rüzgârlara oyuncak olan yapraklar gibi, o adam da in sanlara oyuncak olur.
(Isârâtü'l-cazi
S-Herşeyden evvel bize lazım olan nedir?
C-Doğruluk.
S-Daha?
C-Yalan söylememek.
S-Sonra?
C-Sıdk, ihlås, sadakat, sebat, tesanüd.
S-Yalnız...
C-Evet...
S-Neden?
C-Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu burhan käfi değil midir ki, hayatı-mızın bekası imaın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır?
(Münazarat)
Bir zatta içtima eden ahlâk-ı âliye kizb, hile gibi alçak halleri reddeder. Evet, yalnız şecaatle iş tihar eden bir zat, kolay kolay yalana tenezzül etmez.
(İşârâtü'l-İcaz)
Hulfülvaad ve hilaf ve kizb ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve naks ve kusurdur.
Fahrettin Paşa, Mustafa Kemal'in komutanlarından bir tanesi olup yaşı doksanı geçmiş ve hâlà yaşamaktadır, 185 Bu hatıratlarda Fahrettin Paşa, Mustafa Kemal'i milli bir kahraman ilan etmek istemiştir.
"On Yıl Savaş ve Sonrası" adlı hatıratında bu paşa (diğer övü. cüler gibi) Mustafa Kemal'in gerçek yüzünü, en azılı düşmanının dahi kabul edemeyeceği bir şekilde göstermeye çalışmıştır. On bir gün boyunca Çankaya'da Mustafa Kemal'e misafir kalmış bu paşa, Mustafa Kemal'in sofrasında sunulan yemekleri dahi yaz-mış olduğu hatıratlarında, üstünü örtmeye çalışmasına rağmen işlenen rezaleti gizlemeyi başaramamıştır:
"Atatürk, dansa, Fransız büyükelçinin kızıyla başladı. Çünkü he-nüz büyükelçinin karısı orada değildi. Kızın güzelliği, herkesin aklı nı almıştı. Hemen sahneyi dans edenler doldurdu. Atatürk, benden, kendi kızlarından 186 biriyle dans etmemi istedi. Danstan sonra, bazı sanatçılar, çıplak bedenleriyle Rıfat Süreyya'ya bazı danslar sergile-diler.
Sevinçli bir şekilde orada burada herkese nazik davranıyordu. Bazen gösteriyi izlemek için otururdu. Fransız büyükelçisi ise, kızını almış kendini hiç kimseye göstermeden partiden ayrılmıştı... Sabah vakti yaklaşmış davetliler teker teker partiyi terk ediyordu. Saat sa-bah dört olunca bana: "Haydi gidelim" dedi. Beraber çıktık. Arabada beni yanına oturttu. Araba hareket edince başını göğsüme koydu ve uyudu. Dağılmış altın sarısı saçları göğsümün üzerindeydi. Kalbim-deki en güçlü hisleri harekete geçiriyordu. Saçlarını öpüyor ve kok-luyordum. İlk defa Atatürk'ün bu kadar sarhoş olduğunu gördüm.
Bu asrda inan ve killi on sen istinaia dayanms (ST) 3
TISH) Coast પર ફેક્ષા -UNY QUEURE G
Büyük günahian işiyen kaffe ona (L.) 78, 8:13. Lom'ave 7. (8L) IN
Daryana Allah kaunda shek kara kadar değen olsaydı, ki lere oudan bir yuhan sa dali içimen. (S) 311:24. Sa, 3.
Felsefe mitbeltrinin, küfür milletinin ve neist ominarenin on milidiş dalilei Alladiuumanakus (S) 61:10. S. muk
Harbi kafirin hayat bakka varie (M)-42
Iman ite küfrin ortası yoktur. (1) 200
hikar altem-i kabel değil, kabilaendin. (S.) 172:15. St. 2. bir Bima
Ihkanda çok büyük neeluklar var. (L.) 1984:23. Lom'a 2. me sole: (L.) 316, 317:30 Lom'a & milkte, 4. işler (MN) 31: Lasiyyemalar: (MN) 50 Kaire. 1. Bal (S) 110:10. Shu,
Insan küfürle esfel-islite diger (S) 28:25. Sa, 1. med. L. nok.
Kille fleme müstakil bir ağa nazaryla baktyor. (MN) 200Şale
Kifirin Allah'a bişmangan sebebi (L.) 34830 Loma 6 milkte, 5. quanın sonuc (S) 69:10. St. 4. hakikat
Allah, zulme uğrayanlar hariç kötü sözün alenen söylenmesini sevmez... (Nisa, 4/148)
BEDDUADAN SAKINALIM
Beddua, Farsça'da "kötü” anlamına gelen "bed" ile Arapça'da "dileme, isteme" gibi anlamlara gelen "dua" kelimelerinden oluşmuş bir terimdir. Dinimiz İslam, sözün güzelini söylememiz gerektiğini emrettiği gibi duanın da güzelini yapmamız gerektiğini emretmektedir. Ancak zulüm ve haksızlık gibi bazı durumlarda maz-lumun ve haksızlığa uğrayan kişinin beddua etmesini caiz görmüştür. Peygam-ber Efendimiz (sas) müşriklerin elinden türlü sıkıntılara maruz kalsa da onlara beddua etmemiş, insanların hidayete ermesi için dua etmiştir. Bununla birlikte Peygamberimiz Bi'rimaûne'de insanlara ilim öğretmek için gönderilen seçkin bir irşat ekibinin -can güvenlikleri taahhüt edildiği hâlde- katledilmeleri sebebiyle bunu yapanlara beddua etmiştir. Ümmet-i Muhammed olarak bizlere düşen, af yolunu tutmaktır. Bedduayı hayatımızdan çıkarmaktır. Kendimiz ve ailemiz için asla beddua etmemektir. Zulme ve şiddete ise asla tevessül etmemektir. Zira unutmayalım ki mazlumun bedduası Allah katında geri çevrilmez.
"Doğru söylemek, hayırla buyur-mak ve insanların arasını bulmak hariç konuşmada hayır yoktur." (Nisa 114)
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
- İbadetlerin en kolayını size bildireyim mi: Susmak ve iyi huylu olmak.
- Açları doyur, susayanlara su ver, iyili-ği emret, kötülüklerden sakındır. Bunlara gücün yetmezse hayır olmayan sözlerden dilini çek.
- Kişinin kalbi doğru olmadıkça, imâni doğru olmaz, dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz.
Dilin åfetleri çok ve kendini bunlardan korumak zor olduğu için, elden geldiği ka-dar susmak en iyi çaredir. O hâlde insan, zaruret mikdarından fazla konuşmamalıdır. Dediler ki (abdallar), yani yüksek derece-deki veliler, konuşması, yemesi ve uyuma-sı zaruret mikdarında olan kimselerdir.
Az konuşmak hakkındaki Hâce-i Kainat efendimiz hazretlerinin, ashâb-ı kirâm hazerâtının, meşayihi zevil-ihtiram hazerâtının sözlerinden bazılarını aşağıda dercediyoruz;
- Sükūtu tefekkür, bakışı ibret ve defte-rinde çok istiğfar bulunan kimse iflah oldu.
- İnsanoğlunun hatalarının çoğu dilin-dendir.
Fahri-i Käinat sallallahu aleyhi ve sel-lem devam ediyor;
-Fuzûli, lüzumsuz sözlerden kaçınmak, kişinin ahlakının güzel oluşundandır.
- Diline häkim olan, evi kendisine geniş gelen ve kusurlarına gözyaşı döken kimse ye ne mutlu.
Ali kerremallahü vecheh hazretleri buyurur.
- Kişi dili altında saklıdır, konuşturunuz, kıymetinden neler kaybetdiğini anlarsınız.
Sahabeden birisi der ki:
Kalbinde kasavet, bedeninde bir gevşeklik, rızkında bir kıtlık görürsen bil ki sen mutlaka lūzumsuz, fuzüli şeyler konuşmuşsundur.
Büyüklerden birisi demiş ki:
- Söz gümüş ise sükût altındır. Hayırlı söz kerâmetdir. Süküt ise selämetdir. Ko-nuşma insanın teräzisidir, fazlası ziyandır, azı vakardır. Az konuşan kınanmaz. Üstelik itibarı çok olur. Dilini tutan bütün kötülük-lerden korunur.
Sükûta devam edende, zikrullah hâli tecelli eder, bu süretle, hem de hataya düşmekden, yalandan, dedikodudan, söz taşımakdan, riyākarlıkdan, nefsini övmek-den, gıybetden, mâlâyâniden kurtulduğu gibi, tefekküre gönlünde yol açılmış olur.
Yeri gelince de konuşmasını bilmeli, zarûrî olan meseleleri açıklamalı, gizli kapaklı hiçbir şey kalmamalı. Lüzumlu, söylenilmesi icâb eden, hususlar ketm edilirse, bu birçok fitnelere sebeb olur, bundan da en ziyāde, dînî zayıf, münafık ruhlu insanlar istifade eder, yalan haber-lerle Müslümanları, birbirlerine düşürürler.
Bilhassa münafıklar lüzumlu konuları daima gizlerler, gayeleri fesād çıkarıb, kötü emellerine nail olmakdır. Çünkü "dilsiz şeytan" ahlâkından nasiblidirler.
Bazı din kardeşlerimiz nezaket icabı her söyleneni sükütle karşılamaktadır. Halbuki hilaf-ı hakikat hâlinde, dinin yasakladığı hususlarda, katiyyen baş sallanmaz, haki-kat söylenmelidir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 28 1 Allah bir emire hayır murad ettiğinde, ona sadık bir vezir ihsan eder. Unuttuğu zaman ona hatırlatır, hatırladığı zaman ona yardım eder. Allah bir emire de hayırdan başkasını murad ederse, ona kötü bir vezir verir. Unuttuğu zaman ona hatırlatmaz, hatırladığı zaman da yardım etmez. Hz. Âişe (r.anha) 28 2 Allah bir kavme bereket murad ettiğinde, onları semahat ve afiflikle rızıklandırır. Bir kavim için de bereketin kesilmesini dilerse, onların üzerine hıyanet kapısını açar. Hz. Ubâde (r.a.) 28 3 Allah, bir kavme hayır murad ettiğinde, onların fakihlerini çoğaltır ve cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yardımcılar bulur, cahil konuştuğunda ise yalnız kalır. Bir kavme de şer dilediğinde, cahillerini çoğaltır ve fakihlerini azaltır. Cahil konuştuğunda yardımcılar bulur, fakih konuştuğunda ise yalnız kalır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 28 4 Allah bir kavme hayır murad ettiğinde, onların başına hilim sahiblerini geçirir, aralarında alimleri hüküm verir, serveti de en cömert olanlarına ihsan eder. Allah bir kavme de şer murad ederse, akılsızları onların başına amir olarak geçirir, aralarında cahiller hüküm verir ve serveti de en cimri olanlara verir. Hz. Mihran (r.a.) 28 5 Allah bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara misafir hediyye eder. Misafir, rızkı ile gelir ve rızkı ile gider. Allah Teala da o ev halkına mağfiret eder. Hz. Ebû Kirsâfe (r.a.) 28 6 Allah bir kavme kıtlık murad ettiğinde, gökten bir melek şöyle nida eder: "Ey mide genişle! Ey göz sakın doyma ve ey bereket ortadan kalk!" Hz. Enes (r.a.) 28 7 Allah bir kavme bir afet vermek murad ettiğinde, mescidlerin ehline nazar eder de onlardan o belayı önler. Hz Enes (r.a.) 28 8 Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 28 9 Allah Teala hilafet için bir kul yaratmak murad ettiğinde, kudret eliyle onun nasiyesini mesh eder. Hz Ebu Hureyye 28 10 Allah bir kulu (haktan) meylettirmek isterse, tedbir almakta basiretini kapalı kılar. (Doğruya yol bulamaz) Hz. Osman (r.a.) 28 11 Allah kaza ve kaderini infaz etmek murad ettiğinde, kaza ve kaderinin hükmünü infaz edinceye kadar, akıl sahiplerinin akıllarını alır. Emrinin hükmü yerine geldikten sonra ise, onların akıllarını iade eder de onlarda nedamet vuku bulur. Hz. Enes (r.a.) 28 12 Allah bir kulun ruhunu bir yerde kabz etmek murad ettiğinde, o kimse için o yerde bir ihtiyaç halkeder. Hz. Ebû Ğarre el Huzeli (r.a.) 28 13 Sizden biriniz helaya gitmek isterse, namaza da kamet getirilmiş olsa bile, o kimse (önce) helaya gitsin. Hz Abdullah İbni Erkam (r.a.) 28 14 Sizden biriniz sefere çıkmak murad ettiğinde, kardeşlerine (veda edip) selam versin. Zira Allah onların duaları sebebiyle o kimsenin hayrını artırır. Hz. Zeyd ibni Erkam (r.a.) 28 15 Sizden biriniz bir yeri mü'min kardeşine ziraat için vermek isterse, atiyye olarak versin. Üçte bir veya dörtte bir (kira ile) vermesin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 28 16 Gazaya gitmek istediğinde yağız olan, sağ ön ayağı müstesna ayakları ve alnı beyaz bir at satın al. Böyle yaparsan ganimete erişir ve selamette olursun. Hz. Ukbe ibni Amir (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 299 1 Benden sonra, yakında sizin üzerinize bazı umera gelecek. İyi görmediğinizi amel edecekler ve fena gördüklerinizi de yapacaklar. Bunlar emriniz değildir. Hz. Ubâde (r.a.) 299 2 Yakında fitne, fesad ve ihtilaf olacak. "Ne yapalım?" dediler. Buyurdu ki: (Hz. Osman (r.a.)'ı göstererek) günün emiri olan bu zata ve ashabına tabi olun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 299 3 Benden sonra birtakım emirler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi Cehenneme atılacaklar. Hz. Muaviye (r.a.) 299 4 Benden sonra yakında, muzlim gecelerin karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacak. O fitnelerde adam sabah mümin, akşam kafir, akşam mümin, sabah kafir olacak. Denildi ki: "O zaman ne yapalım?" Buyurdu ki: "Evlerinize girin kendinizi unutturun." Denildi ki: "Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?" Buyurdu ki: "Elinize sahip olun. Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun. Zira öyle zamanda islam, adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hâlıkına küfreder. Neticede de kendisine Cehennem vacib olur." Hz. Cündeb el Beceli (r.a.) 299 5 Yakında fitneler olacak. Dediler ki: "Ne emredersin Ya Resulallah?" Buyurdu ki: Şam'a bakın. Hz. Bekr İbni Hakim (r.a.) 299 6 Yakında Benim üzerime hadis rivayet eden raviler gelecek. Siz o hadisleri Kur'an'a arzedin. Uyarsa alın, uymazsa bırakın. Hz. Ali (r.a.) 299 7 Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kafir olur. Ancak, Allah'ın kendisini ilimiyle ihya ettikleri müstesna. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 299 8 Yakında sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harundan biri ile gerçeklenir. Ve bu yedi sene devam eder. Denildi ki: "Ya Resulallah, o gün insanların imamı kimdir?" Buyurdu ki: "İmam, Benim evladımdan, kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan bir kimsedir. Tavrı beni İsrail ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 299 9 Yakında, hadiseler, tefrika, fırka ve ihtilaflar olacak. O günde katil olmaktan kurtulup maktul olabilirsen ol. Hz. Halid İbni Urfe (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 344 1 (Bir yerde sofraya keler getirmişler) Buyurun onu yiyin. Onda beis yoktur. Lakin bu Benim kavmimin alıştığı bir şey değildir. Hz. İbni Amr (r.a.) 344 2 Nasıl "Lâ ilâhe illallah" sözüne iki dudak mani olmazsa, öylece de onun Arşa varmasına gökler mani olmaz. Nihayet arşa arı uğultusu gibi bir uğultu ile varır da, sahibine şefaat eder. Hz. Câbir (r.a.) 344 3 Nice kendisine silah isabet eden kimse vardır ki, şehid de değil, hamîd de değildir. Nice döşeğinde ölen kimse vardır ki, Allah katında sıddık ve şehiddir. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 344 4 İmanın kemali, güzel ahlaktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 344 5 Ben sizi kabir ziyaretinden menetmiştim. Artık kabirleri ziyaret edin. Zira bu, insanı dünyada zâhid kılar ve ahireti hatırlatır. Hz. İbni Mes'ud (r.a.) 344 6 Hayır ya filan, her arkadaş gündüzün bir saati kadar bile birisi ile arkadaşlık etse, arkadaşlığının hesabını verecektir. Bir sahabiden 344 7 Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 344 8 Allah (z.c.hz.) kulun tevbesi sebebiyle, sizden birisinin vâsi bir çölde kaybettiği devesini ansızın bulmasından doğan sevincinden daha fazla sevinç duyar. Hz. Enes (r.a.) 344 9 Allah (z.c.hz.) Ramazanın her gecesi iftar zamanında bir milyon kişiyi Cehennemden azad eder. Cuma'nın her saatinde de, hepsi cehennemlik olan yine bir milyon kişiyi Cehennemden azad eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 344 10 Eğer yaşarsam yahudi ve hıristiyanları arab yarımadasından çıkaracağım. Öyle ki, orada müslümanlardan başkası kalmasın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 344 11 Adamın evladını terbiye etmesi, onun bir sa' (ölçek) sadaka vermesinden hayırlıdır. Hz. Câbir (r.a.) 344 12 Allah (zc.hz)'nin senin elinde bir adama hidayet vermesi, senin için güneşin üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. Hz. Ebû Rafi (r.a.) 344 13 Allah'ı zikreden bir cemaat arasında sabah namazından güneş doğuncaya kadar oturmam Bana, İsmail (a.s.) evladından her bir adamın diyeti 12 bin dirhem olan, dört köle azab etmekten daha kıymetlidir. İkindi namazından sonra güneş batana kadar Allah'ı zikreden bir kavimle beraber oturmam da Bana gene, İsmail (a.s.) evladından dört köle azad etmemden daha sevgilidir. Ki, onlardan her birinin diyeti yine on iki bin dirhemdir. Hz. Enes (r.a.)
Hz. Peygamberin sağlığında müslüman olan insanların büyük çoğunluğu âyetlerin etkisinde kalarak değil, bizzat Hz. Muhammed'in (s.a.) dürüstlüğünün ve güvenilirliğinin etkisinde kalarak yeni dine girmişlerdir. Bunlardan biri de Yehûdî Hahambaşı'nın oğlu Abdullah ibni Selâm idi. Abdullah, kıyametin ne zaman kopacağından tutunuz da ruhun ne olduğuna kadar bir dizi suâl hazırladı. Niyeti bu suâller ile Hz. Peygamberi müşkül duruma sokmak ve matetmekti. Fakat onu görür görmez, suâl sormaktan vazgeçti ve şöyle dedi: "Vallahi, Tevrat'ta ve Zebur'da müjdelenen âhir zaman nebisi sensin!" diyerek hemen müslüman oldu.
Kur'ân âyeti bu durumu şöyle açıklıyor:
"Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanır gibi tanırlar" (Bakara 2/146)
Peygamberlerde bulunması gerekli olan "sıdk, emânet, tebliğ, fetanet ve ismet" diye bilinen beş önemli özelliğin birincisi doğru sözlülük, ikincisi de ona bağlı olan güvenilirliktir. Doğru sözlülük ve güvenilirlik, her müslümanda hatta her insanda bulunması gereken temel özelliklerdir. Hz. Peygamber, müslümanı tarif ederken "Müslüman, dilinden ve elinden diğer müslümanların güvende olduğu kişidir" buyuruyor. Eliyle ve
19. ALTINOLUK MAYIS - 2002
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:19 diliyle başkalarına zarar verenlerin gerçek müslüman olmadıklarına işaret etmiş oluyor.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 300 1 Yakında dört fitne olacak. Kanın mübah sayıldığı fitne ,kanın mübah ve malın helal sayıldığı fitne, kanın mübah malın ve namusun helal sayıldığı fitne (dördüncüsü Deccal fitnesidir) Hz. İmran (r.a.) 300 2 Yakında başınıza bazı emirler gelecek , rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lakin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya çalıştıklarında onlarla mukatele edin. kim bu yolda öldürülürse o şehiddir. Hz. Ebû Sülale (r.a.) 300 3 Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Said (r.a.) 300 4 Allah'dan ilm-i nâfi isteyin ve faide vermeyen ilimden Allah'a sığının. Hz. Câbir (r.a.) 300 5 ALLAH'dan dünya ve ahirette af, afiyet ve yakîn isteyin. Zira yakînden sonra kula, afiyet kadar hayırlı bir şey verilmedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) 300 6 Allah'ın fazlından isteyin. Zira O istenmekten bıkmaz. İbadetin efdali de gamm ve hemmden kurtuluşu beklemektir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 300 7 Düşük çocuklara da isim koyun. Allah onunla mizanınızı ağırlaştırır. Zira onlar kıyamet günü gelir de şöyle derler: "Ey rabbimiz beni zayi ettiler ve bana isim vermediler. Hz. Enes (r.a.) 300 8 Fena ahlak, sirkenin balı ifsad etmesi gibi, ameli bozar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 300 9 Bakara suresinde bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin seyyididir. Bir yerde okundu mu şeytan orada tutunamayıp mutlaka çıkar. Bu "ayetül kürsi" dir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 300 10 Kuran'da bir sure vardır ki otuz ayettir. Sahibine (devamlı okuyana) affedilinceye kadar şefeat edecektir. O "Tebarekellezî biyedihil mülk"dür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 300 11 Yakında ilim taleb eden kimseler gelecek. Onları gördüğünüzde: "Allah'ın rasulunün tavsiyesi ile merhaba" deyin ve onlara istedikleri fetvayı(bilgiyi) verin. Hz. Ebû Said (r.a.) 300 12 Benden sonra yakında bir kavim gelecek, benim hadisimden soracaklar. Onlara ancak ezberlediklerinizi söyleyiniz. Kim kasten bana yalan isnad ederse cehennemde yerine hazırlansın. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 300 13 Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o vakitte şu üç şeyden daha hayırlı bir şey olmayacak: "Helal para, kendisi ile ülfet edilen din kardeşi, amel edilen bir sünnet. Hz. Huzeyfe (r.a.)
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu iyiliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul-tusunda yapmışlardır. Ingilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak Müslümanların gözünde kahramanlaşmasını istediler. Zira onun İslâm'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlaş-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
⚫ Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de İslâm şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra İngilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İttihatçılardır. İngilizler, hedeflerini tamamlamak için,
203.
YanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 08:38 HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir.
Türkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 346 1 Ya, emri bil mar'uf ve nehyi anil münker yaparsınız, yoksa Allah'ın size, nezdi İlahisinden bir azab göndermesi yakındır. Sonra Ona dua edersiniz ama size icabet etmez. Hz. Huzeyfe (r.a.) 346 2 Ya ma'rufla emreder, münkeri nehy edersiniz. Yahut da Allah üzerinize Acemi gönderir de boynunuzu vururlar. Onlar öyle şiddetli olurlar ki, tepenizden ayrılmazlar. Hz. Hasan (r.a.) 346 3 Kadınlar, hatta hayızlılar bile dua toplantılarına çıkabilirler. Yalnız hayız olanlar musallaya giremezler. Hz. Ummi Aliyye (r.a.) 346 4 Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da yüzleriniz karar olur. Ya gözlerinize sahip olursunuz ya da gözleriniz dışarı uğrar. (Mahşer korkusu ile veya kör olarak haşir olursunuz) Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 346 6 Hiç şüphe yok ki; arz, cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehli Beytimden ismi Benim ismimde babasının ismi Babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nasafetle doldurur. Önce zulm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsulünü esirgemiyecek ve O aranızda yedi, sekiz çok çok dokuz vakit duracak. (Ay veya sene) Hz. Muaviye İbni Kur'a (r.a.) 346 7 Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri (tutanakları) birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 346 8 İslamın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek. Hz. Huzeyfe (r.a.) 346 9 Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin adetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 346 10 Ümmetimden bir taife, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar. Hz. Ubâde (r.a.) 346 11 Bir adama Ribadan isabet eden bir dirhem, islamiyet zamanında işlediği otuz üç zinadan daha büyüktür. Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.) 346 12 Akşam sabah Allah'ı zikretmek, Allah yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 4 1 Cennete gireceklerin sonuncusu Cüheyne kabilesinden biridir. İsmi de Cüheyne'dir. Cennet halkı: "Sorun" derler. "Son haber nedir?" Sorarlar: "Halktan azab olan var mı?" "hayır" der. "Son olan benim" (Cehennemden en son çıkacak müslüman) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 4 2 Adem (a.s.) dünya semasındadır. Kendisine ümmetinin (zürriyetinin) amelleri arz olunmaktadır. Yusuf (a.s.) ikinci semada, teyze çocukları olan Yahya (a.s.) üçüncü semada. İdris (a.s.) dördüncü semada, Harun (a.s.) beşinci semada, Musa (a.s.) altıncı semada. İbrahim (a.s.) da yedinci semadadır. Hz. Ebû Said (r.a.) 4 3 İlmin afeti unutmak, onu zayi etmek de ehli olmayana söylemektir. Hz. Ameş (r.a.) 4 4 Zarafetin afeti sakf (övünmek ve manasız sözler)dir. Şecaatin afeti serkeşliktir. Semahatin (hoşgörünün) afeti minnet etmek, güzelliğin afeti kibir göstermek, ibadetin afeti fetrettir (Gayretten sükuna düşmek.), sözün afeti yalandır. İlmin afeti unutkanlıktır. Hilmin afeti hoppalıktır. Asaletin afeti tefahurdur. Cömertliğin afeti israftır. Dinin afeti ise hevadır(Nefsine uymak). Hz. Ali (r.a.) 4 5 Dinin afeti üçtür: Fasık alim, cahil ve zalim reisler, cahil sofular. (İbadete çalışıyor, fakat cahil. Bu zümreler din namına yıkımdır.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 4 6 Faiz yiyene, yedirene, faiz senedini yazana, bu senede şahid olana (farkında olarak yaparsa), dövmeyi de yapan ve yaptırana, sadakayı geciktirene, hicretten sonra İslam camiasından çıkıp gidenlerin hepsine birden, kıyamet gününde Muhammed (s.a.s.) dilinden lanet edilmiştir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 4 7 Bir kulun yediği gibi yerim. Nefsim Yed'i Kudretinde olan Zata yemin ederim ki, bu dünyanın Allah'ın indinde sivrisinek kanadı kadar bir kıymeti olsa idi, kafire bir yudum su vermezdi. Hz. Amr (r.a.) 4 8 Ehli Kur'an Ehlullahdır. Hz. Enes (r.a.) 4 9 Her muttaki insan Ehlibeyttendir. Hz. Enes (r.a.) 4 10 Size dört şeyi emrediyor ve dört şeyden de sizi nehyediyorum: Size, sadece Allah'a iman etmenizi emrediyorum. Allah'a iman nedir bilir misiniz? Allah'tan başka ma'bud olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in O'nun Peygamberi olduğuna şahid olmaktır. Ayrıca size namaz kılmayı, zekat vermeyi ve Ramazan orucunu tutmayı emrediyorum. Ganimet olarak aldığınızın beşte birini Allah için yerine vermenizi de emrediyorum. Ve sizi kabaktan kap yapmaktan, ağaçtan oyma kaptan, ziftlenmiş kap kullanmaktan ve çömlek kap kullanmaktan (Bütün bu kablar içki için kullanılırdı) men ediyorum. Bu bildirdiklerimi muhafaza ediniz ve onları sizin arkanızda olanlara bildiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 23 1 Sizden biri, müslümanlar arasında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman, sesini iki hasımdan birine yükselttiğinden daha fazla diğerine yükseltmesin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha) 23 2 Allah Teala müslim bir kulunu, bedenine bir musibetle ibtilaya maruz bıraktığı zaman, Aziz ve Celil olan Allah meleklerine şöyle buyurur: "Onun için evvelce işlemekte olduğu amelin en iyisini yazın." Eğer Allah o kuluna şifa verirse onu günahtan yıkar ve temirler. Eğer ruhunu kabz ederse onu bağışlar. Ve rahmetine nail kılar. Hz. Enes (r.a.) 23 3 Allah teala bir kula buğz ettiği zaman, ondan hayayı soyup alır. Hayayı alınca da o kimseyi sen sevmeyen ve sevilmeyen bir şahıs olarak görürsün. Allah, emaneti de ondan alır. Emanet alınınca, merhameti de alır. Merhamet alınınca da İslam'ın esasını da o kimseden alır. İslam'ın esası alınınca da, o kimseyi artık kovulmuş bir şeytan olarak görürsün. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 23 4 Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı pazarlarını süsledikleri ve para toplamak için evlendikleri (Kadınla malı için evlenmek) zaman, Allah onları şu dört hususla mubtela kılar. Zamandan kıtlık, sultandan zulüm, hakimlerden hıyanet, düşman saldırısına maruz kalma. Hz. Ali (r.a.) 23 5 Köle kaçtığı zaman, tekrar efendisine dönünceye kadar namazı kabul olunmaz. Hz. Cerir (r.a.) 23 6 Sizden biriniz yatmağa geldiği zaman şöyle desin: "Ey göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allahım! Sen bizim ve herşeyin Rabbisin. Herşeyin tasarrufu Senin elindedir. Evvel sensin, Senden önce bir şey yok. Ahir de sensin, Senden sonra da bir şey yok. Sen Batınsın. Senin gizliliğinden öteye bir şey yok. Bizi fakirlikten zenginliğe eriştir. Borcumuzu bize ödettir Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 23 7 Sizden biri yatağına gireceği zaman, gömleğini çıkarıp onunla yatağını silsin, temizlesin. Zira o bilmez ki yatağından kalktıktan sonra yatağına bir şey oldu mu? (böcek, akreb v.s girdi mi?) Sonra sağ yanı üzerine yatsın ve şöyle dua etsin: "Ya Rabbi! Senin adını anarak sağ yanımı yere koydum. Ancak senin yardımınla kaldırabilirim. Eğer ruhumu kabzedersen ona merhamet eyle. Eğer onu geri verirsen salih kullarını muhafaza ettiğin şekilde onu koru Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 23 8 Sizden biri bir meclise gelince selam versin. Oturma gözüküyorsa otursun. Kalkıp gitmek isterse yine selam versin. Zira birinci selam ikinci selamdan evla değildir. (İkinci selama da ihtiyaç vardır.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 23 9 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yaklaşmak isterse, önce abdest alsın. Hz. Ebû Said (r.a.) 23 10 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yakın olmak isterse, taharet alsın. Hz. Ömer (r.a.) 23 11 Sizden biri helaline yakın olmak istediğinde örtünsün, helalini de örtsün. Onlar merkeb çıplaklığı gibi üryan olmasınlar. (Allah'dan haya, meleklerden edep, şeytandan da kaçınmak için.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 23 12 Sizden biri helaline yakın olduğu zaman örtünsün. Vahşi merkeblerin çıplaklığı gibi soyunmasın. Hz. Utbe (r.a.) 23 13 Sizden biri defi hacet esnasında kıbleyi önüne almasın ve arkasını da döndürmesin. Batı veya doğu cihetine dönsün. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 22 1 Kardeşlerinizi isimleri ile çağırınız. Onları lakapları ile çağırmayınız. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.) 22 2 Abdestinizdeki şüpheyi, yakın bilginizle def edin. Namazda ise zannınıza göre hareket edin. (Abdestten şüphelendiğinde zanna göre değil, kat'i bilgiye dayanılır. Halbuki namazda ise tereddüde düşüldüğünde galip zanna göre hareket edilir.) Hz. Âişe (r.anha) 22 3 Ölülerinizi salih insanların arasına defnediniz. Zira ölü, kötü komşudan eza görür. Nasıl ki hayattaki bir kimse de kötü komşudan eza duyar. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 22 4 Siz, kan, saç ve tırnaklarınızı toprağa gömünüz ki, büyücüler onlarla sihir yapmasınlar. Hz. Câbir (r.a.) 22 5 Süt ile yağlanınız. Zira bu sizin için hanımlarınızın nezdinde daha haz vericidir. Menekşe yağı da sürünüz. Zira o yazın serinlik ve kışında hararet verici vasıftadır. Hz. Ali (r.a.) 22 6 Hac ve Umreye devam ediniz. Zira demirci ocağının, demirin pasını temizlemesi gibi, hac ile umre de fakirliği ve günahları yok eder. Hz. Câbir (r.a.) 22 7 Yetimi kendine yakın tut. Başını elinle okşa ve onu sofrana oturt. Böyle yaparsan, kalbin yumuşar ve hacetin görülür. Hz. Ebû İmran (r.a.) 22 8 Cennet ehlinden derecesi en az olan kimse için, seksen bin hadim ve yetmiş iki zevce vardır. Onun için, büyüklüğü Cabiye (Şam) ile San'a (Yemen) arası kadar olan inci, zebercet ve yakuttan bir kubbe kurulur. Hz. Ebû Said (r.a.) 22 9 Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır(yatak sahibinin). Zani için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını veli edinirse, yahud başkasına nisbet iddia ederse Allah'ın meleklerinin ve insanların hepsinin laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti kabul olunur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 22 10 Allah'ı çok zikretmekle meclislerin hakkını verin. Doğru yolu gösterin ve gözlerinizi indirin. (Haramdan sakının). Hz. Sebi İbni Huneyf (r.a.) 22 11 Azimetleri yerine getirin ve ruhsatları da kabul edin. (Din kolaylıktır icabında faydalanın.) İnsanları bırakın (gizli hallerini ve ayıblarını araştırmayın). Onlara böyle yapmanız sizin için yeterlidir (şerlerinden emin olursunuz.) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 22 12 Şu maldan (dünyadan) istemeksizin ve tamah etmeksizin Allah Teala sana verdiğinde onu al ve ye, Onu mal edin. Hz. Ebud Derda (r.a.) 22 13 Allah sana bir mal verdiği zaman, Allah'ın bu nimet ve ikramının eseri senin üzerinde görülsün. Hz. Ebud Derda (r.a.) 22 14 Bir kimse ile kardeşlik kurduğunda onun adını ve babasının adını sor. Onun gaybutinde aile efradını korursun, hasta olursa ziyaret edersin, vefat ederse cenazesinde hazır olursun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 22 15 Sizden biriniz bir hadim (köle) satın aldığında ona ilk yedireceği şey helva (tatlı) olsun. Onun alışması için bu daha iyidir. Hz. Muaz ibni Cebel (r.a.) 22 16 Marufu (iyilik) istediğiniz zaman onu güzel yüzlülerden taleb ediniz. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.) 22 17 Sizlerden biri, müslümanlar hakkında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman öfkeli iken hüküm vermesin. Onlara (davacı ve davalıya) bakışta, oturtma yerinde ve işaret etmede kendilerine eşit davranılmasını temin etsin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha
Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır(yatak sahibinin). Zani için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını veli edinirse, yahud başkasına nisbet iddia ederse Allah'ın meleklerinin ve insanların hepsinin laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti kabul olunur. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 22 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
- Bunlar kolay cevaplanacak sorular değil? Cenab-ı Hak inşaallah güzel günler gösterecek. Herkes faaliyetlerini ya-pacak Cenab-ı Hak bir halte nasib edecek inga ba-şına. Dağınık olunca ta-bii hiç bir şey olamıyor. Lokman Hekim kırk tane
Cenab-ı Hak inşallah güzel günler gösterecek.
çöp bağlamış, "kırın" demiş, evlatlarından kimse ki ramamış. Çözmüş hepsini, çat çat kırmışlar. "Hepi-niz birleşin ki böyle kuvvetli olasınız." demiş. Bu an cak hiläfetle olur. Hilafete tam sahip olunursa, bir kaç kötü de erir gider.
"Bir gün Peygamber (s.a.v.) in terkisinde (bineğinin arkasında) idim. Bana şöyle bu-yurdu:
"Ey genç! Sana bazı kelimeler öğreteyim: Allah'ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki, O'nu karşında bulasın. Bir şey is-tediğinde Allah'tan iste. Yardım dilediğinde Allah'tan dile. Şunu bil ki, şayet bütün üm-met (insanlık) sana bir fayda vermek için bir araya gelse, ancak Allah'ın senin için yazdı-ğı kadarıyla fayda verebilirler. Yine şayet sana bir zarar vermek için bir araya gelseler, ancak Allah'ın senin aleyhine yazdığı kadar zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış, sa-hifeler kurumuş (yani her şey takdir edilmiş ve bitmiştir)." 8
Bu tavsiyeleri ile Rasul-i Zîşân Efendi-miz, tüm fillerimizde, düşüncelerimizde ve niyetlerimizde Allah'ın rızasını, emirlerini ve yasaklarını göz önünde bulundurma-mız gerektiğini işaret buyurur. Bu, Allah bilinciyle yaşamaktır ki, hayatın merkezine O'nu koymanın ta kendisidir. Yine O (s.a.v.), insanın tüm ihtiyaçlarında ve zorlukların-da ilk ve en nihai merci olarak Allah'ı gör-mesi gerektiğini belirtir. Bu, tam bir tevek-kül ve acziyetini bilerek yalnızca Yaratıcısı-na yönelme halidir.
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 16 / No: 17 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 01:58 Evet, Ben Kur'an'ı fehm ile okuyorum. Siz ise zahiri ile okuyorsunuz . Dediler ki: "Ya Resulallah, zahir ile batın (fehm)'in farkı nedir?" Buyurdu ki: "Ben Kur'an'ı okuyorum ve tefekkür ediyorum. Ve ahkamı ile amel ediyorum. Halbuki siz şöyle okuyorsunuz, buyurdu ve elini süratle geçirerek işaret etti. (Bu hadis-i şerif Ashabın peygamber Efendimize şöyle demeleri üzerine varid olmuştur: "Ya Rasülallah! Siz Kur'an-ı Kerim'i okuduğunuz zaman öyle bir manevi haz duyuyoruz ki, kendi kendimize okuduğumuzda bu halaveti duyamıyoruz.") Ravi: Hz. Umeyr İbni Hani (r.a.) Sayfa: 16 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Evet, Ben Kur'an'ı fehm ile okuyorum. Siz ise zahiri ile okuyorsunuz . Dediler ki: "Ya Resulallah, zahir ile batın (fehm)'in farkı nedir?" Buyurdu ki: "Ben Kur'an'ı okuyorum ve tefekkür ediyorum. Ve ahkamı ile amel ediyorum. Halbuki siz şöyle okuyorsunuz, buyurdu ve elini süratle geçirerek işaret etti. (Bu hadis-i şerif Ashabın peygamber Efendimize şöyle demeleri üzerine varid olmuştur: "Ya Rasülallah! Siz Kur'an-ı Kerim'i okuduğunuz zaman öyle bir manevi haz duyuyoruz ki, kendi kendimize okuduğumuzda bu halaveti duyamıyoruz.") Ravi: Hz. Umeyr İbni Hani (r.a.) Sayfa: 16 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:24 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar. Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.) Sayfa: 355 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:26 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 355 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:27 Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 16 / No: 17 Ramuz El-Ehadis
M EZAR taşları sadece gö-rünüşleriyle değil, üzerlerine ya-zılmış nice ibretli cümlelerle de tam bir hikmet hazinele-ridir. İnsanın, dünya-nın, hayatın ve eşyanın künhüne vakıf olabilmek için mezar taşları ara-sında gerçekleştirile-cek küçük bir seyahat yeter de artar bile. İşte insanın bu-gününü ve yarınını özetleyen veciz bir mezar taşı yazısı; "En insan! Dün bende senin gibiydim. Unutma ki yarın sende benim gibi olacaksın!"
★
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 04:37 müptelası idi. Ruhu şad, mekanı cennet,
makamı âli, menzili mübarek olsun.
Marifet yayınevinin kapandığı gün-lerdi. Ömer Ziya Belviranlı ağabey, Kamil Büyüker Hocam ve bendenizi yayınevine davet etmiş, "buradan dilediğiniz kitabı alabilirsiniz" demişti.
Birkaç tane kitap almış, daha fazlasını almaya elimiz varmamıştı. Bir yayınevinin kapanışına şahit olmak ikimize de çok ağır gelmişti. Ben bu atmosferde merhuma şöyle bir soru sormuştum:
"Abi, bu kitapları verecek yakınında ve çevrende kimsen yok mu?"
Merhum soruma cevaben "Olmaz olur mu? Elbette var hamdolsun" demiş ve fi-nali şu muhteşem cümle ile gerçekleştir-mişti: "Kitabın gerçek varisleri okurlarıdır."
kerini kıyıda durdurur. Ama arkada donanmanın desteği olduğu için denize dökemezler onları. Bunun üzerine İtalya'da büyük olay çıkar.
Atatürk'ten sonra gerçekten derin devlet vizyonuna sahip bir isim geldi mi?
Derin devlet vizyonuna sahip Alparslan Türkeş, olağanüstü derin ve karmaşık bir bakışı olan ve enteresan duruşlar sergileyen bir insandır. Mesela gün gelmiştir, Alparslan Türkeş Nazım Hik-met'ten şiir okumuştur. Çok farklı bir hareketti, ama ülkücüler bunu anlamamıştır. Bu adam şiirlerini Türkçe yazmış. İsterse va-tan haini olsun, bu bir Türk şairidir. Dolayısıyla bu adamın Türk-çeye bir hizmeti vardır. Türkeş'in onun şiirini okumasını böyle bir millet vefası olarak görmüşümdür.
Türkeş başka bir şey daha yaptı. Mesela Bakü-Ceyhan petrol boru hattı için, "Bu ortaklığın içinde Türkiye'nin payı yüzde on, Rusya'nın payı yüzde yirmi beş olmalı" dedi. Bir numaralı Rus düşmanı böyle bir şeyi nasıl yapabilir, diye düşünebilirsiniz. Tür-keş biliyor ki, Rusya istemezse petrol boru hattının gerçekleşme-si çok zor olur. Ayrıca eğer Rusya'ya yüzde yirmi beş verip de ya-nınıza almazsanız, bu sefer siz yüzde onu alsanız bile Amerika'yı bu işte o kadar etkin kılarsınız ki, dengelenmesi imkânsız bir güç olur. Türkeş'te bir devlet adamı kumaşı vardır.
Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın liderliğindeki İt-tihat ve Terakki'nin Teşkilat-ı Mahsusa isimli bir istihbarat teş-kilatı vardı. Bu, Türk tarihindeki belki de en önemli gizli servis-lerden biri olarak kabul edilir. Ayrıca Yakup Cemil, Eşref Kuş-çubaşı, Yahya Efendi gibi önemli fedaileri vardı. Teşkilat-ı Mahsusa bir derin devlet oluşumu mudur?
Dönem İttihat Terakki dönemiydi. Daha doğrusu tarihin en önemli dönemlerinden bir tanesiydi. Teşkilat-ı Mahsusa ve onun öncülü sayabileceğimiz Jurnalciler Örgütü çağdaşlaşan ba-
Dosya Gündem Siyaset Dünya Ekonomi Spor Tarih Filistin
Çanakkale
Ekonomi
Gündem
Eğitim
Aktüel
Sağlık
Dünya
Genel
Spor
Manisa
Edirne
Bolu
Yerel
Dosya
Filistin
Bilim,
Balıkesir
İstanbul
Ankara
Kayseri Abdurrahman Dilipak Dünya nereye götürülüyor? Abdurrahman Dilipak 19.09.2024 - 00:05 Yayınlanma Google News Derin Gerçekler Bakın dün başlayıp bu gün devam ettiğimiz, Pedefolik Satanist Siyonistlerin bu eylem planındaki işleri savunan partisinden, cemaatinden, mediasından, iş adamından, akademisyeninden uzak duralım. Bunların partilerinden, STK’larından ayrılın. Ya da içeride mücadele edin, orada olup bitenleri insanlara duyurun. Artık İnsan Hakları diye bir şey yok, çünkü insan yok. Çevre yalan, Kadın özgürlük hareketleri de yalan. Sağlık diye geni ile oynanmış gıdalar, sentetik et öneriyorlar. İlaçlar zehir.
Sıkı durun daha devamı var: CIA, FBI, eyalet ve yerel polis teşkilatları, IRS, FEMA, Sosyal Güvenlik'in ana dosyaları büyük ölçüde genişletilecek ve ABD’deki tüm bireylerin kişisel kayıtlarının temelini oluşturacaktır. Evlilik yasaklanacak ve bildiğimiz gibi bir aile hayatı olmayacak. Çocuklar erken yaşta ebeveynlerinden alınacak ve devlet malı olarak vesayet altında büyütülecek. Böyle bir deney, çocukların devlet tarafından sadakatsiz vatandaşlar olarak görülen ebeveynlerinden alındığı Doğu Almanya'da Erich Honnecker tarafından gerçekleştirilmişti. Kadınlar, "kadın kurtuluşu" hareketlerinin devam eden süreci boyunca aşağılanacak. Özgür seks zorunlu olacak. 20 yaşına kadar en az bir kez uyulmaması, şahsına karşı ağır misillemelerle cezalandırılır. Bir kadına iki çocuk doğduktan sonra kendi kendine kürtaj öğretilir ve uygulanır; bu kayıtlar, Tek Dünya Hükümeti'nin bölgesel bilgisayarlarındaki her kadının kişisel dosyasında yer alır. Bir kadın daha önce iki çocuk doğurduktan sonra hamile kalırsa, böyle bir kürtaj ve sterilizasyon yapılması için zorla bir kürtaj kliniğine götürülür.
Pornografi teşvik edilecek ve eşcinsel ve lezbiyen pornografisi de dahil olmak üzere her sinema salonunda zorunlu olarak gösterilecektir. Bakın ülkemizde, bugün yargı ve vergi muafiyeti verdiğimiz, Diplomatik dokunulmazlığa sahip, doğrudan ve dolaylı olarak Kamu, özel ve STK’larla hertürlü görüşme, iş birliği ve mali kaynak desteği, EGİTDONAT faaliyetine ilişkin imtiyaz sahi UN WOMAN Örgütü bu Pedefolik, Satanist, Siyonistlerin yüz milyon dolarları bulan fonlarını ülkemizde dağıtmaya devam ediyor. "Eğlence amaçlı" uyuşturucuların kullanımı teşvik edilecek ve her kişiye, dünyanın dört bir yanındaki One World Government mağazalarından satın alınabilen uyuşturucu kotaları tahsis edilecektir. Zihin kontrol uyuşturucuları yaygınlaştırılacak ve kullanımı zorunlu hale gelecektir. Bu tür zihin kontrol uyuşturucuları, insanların bilgisi ve/veya rızası olmadan yiyecek ve/veya su tedariklerinde verilecektir. One World Government çalışanları tarafından işletilen ve köle sınıfının boş zamanlarını geçirebileceği uyuşturucu barları kurulacaktır.
Zübeyir Ağabey neşriyatın üzerinde çok dururu lik yayпечь durmuştu. Bunun sebebini Zubayir Ağabey söyle izah ederdi miz Mihrap Yayınevidir Mihrap Yayınevini Zubevir Ağabey kar
"Gazetede çıkan yazılar heder olmasın Çıkan güzel tefrikala ran kapatacak bir gelir kaynağı olur. Bu vesile ile o güzel yan Gazeteler geçmişte hep zarar ederek gelmiştir. Yayınevi de 20 n, makaleleri toplayıp kitap yapın. Gazeteler para kazanmaz lar da kitaplaşmış olur."
6. 1969, DIN ADINA SİYASİ HAREKETLER
27 Mayıs İhtilali, demokrasi kahramanlarını Yassıada'da da rağacına götürürken, Demokrat Partivi de tarih sahnesinden sil meye çalışmışlardı. Milli Şef İnönü, silah zoru ile ve idamın göl gesinde iktidara gelmişti.
Sindirilen geniş kitleler, çıkış yolu için bekliyordu. Demokrat Adalet Partisine doğru kaymış ve kısa zamanda bu partiyi ezici Parti'yi destekleyen halkın tabanı, 11 Şubat 1961'da kurulan çoğunlukla iktidar yapmıştı.
AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'nın ölümü üzerine yapr lan AP Kongresinde Süleyman Demirel Genel Başkanlığa geti rilmiş ve 12 Eylül İhtiläline kadar bu partinin başında kalmıştı.
Gizli güçler, Süleyman Demirel ve Nur Talebelerinin arasında ki ilişkiyi yıllarca malzeme olarak kullanmış, bu durum, Demirel'e, "Said Nursî'nin halifesi" (1966 basın) demeye kadar götürülmüş tü. Adalet Partisi ezici çoğunlukla iktidara gelince İnönü, meydan lanı dolaşarak, "AP Nurcuların yardımı ile oy topluyor" demişti.
Gündüzalp, Said Nursi'nin hareket tarzını benimseyerek, si yasīleri ikaz etmeyi ihmal etmemişti. Gerektiğinde mektup gön dermiş, gerektiğinde ise hey'etler oluşturarak ilgili mercilerin ya nına göndermişti.
Zübeyir Gündüzalp, içinde Bekir Berk, Mehmet Kutlular ve Mehmet Fırıncı'nın sürekli olarak bulunduğu bir hey'eti, ihtiyaç
YanıtlaSil
Yuksel19 Ağustos 2025 12:13 Nurculuk HAREKETinde YENİ DÖNEM |
443
emirel in de bu kelimeyi kullanmamaya özen gösterdiğini ya-ebiliyorum.
Zubeyir Ağabey, bu tip yanlışlar olduğu zaman, sür'atle tashi-ister ya da ikaz gönderirdi.
1968'in başı idi. Müslümanları sıkıntıya sokacak bir kanun çı acaktı: Anayasa Nizamını Koruma Kanunu, Kanun ihtilal son-ası hazırlatılmıştı; ihtilalcilerin isteği doğrultusunda...
Zübeyir Ağabey bizleri çağırdı, Bekir Ağabey de vardı: "Gi-din, Süleyman Demirel'le görüşün. Bu kanun Müslümanları fev-kaläde sıkıntıya sokacak. Bu kanun çıkmasın" dedi.
Bekir Ağabeyle bir ekip gittik. Konuşmalar yapıldı. Bu kanu-nun çıkmaması lazım geldiği, eğer çıkarılıp tatbik edilirse Allah demenin bile suç olacağı, elāstikî bir durum bulunduğu ve Müs-Jümanların bundan çok zarar göreceği ifade edildi.
Süleyman Demirel de özetle, "Ben de sizinle aynı kanaatte-yim; ama Milli Güvenlik Kurulu mutlaka bu kanunun çıkarılma-sını istiyor. Bunun için de bize tazyik yapıyorlar. Şu anda yapa-cağımız bir şey yok" dedi.
Sonra zaten Demirel'le münasebetlerimiz daha fazlalaştı ve ek-seriyetle de Bekir Ağabey giderken Fırıncı Ağabeyi ve beni yanı-na alırdı. Demirel'e bir mesaj verilecekse, konuşulması gerekecek-se böyle ikili, üçlü, dörtlü Bekir Ağabey başta olarak gidiyorduk.
Milli Nizam Partisi
Zübeyir Gündüzalp'in son yılları, Nurculuk hareketini yakın-dan ilgilendiren ciddi bir problemle uğraşmakla geçmişti.
Din adına bir parti kuruluyordu. Kurulma aşamasında, Nur Talebesi bazı parlamenterler de fiili olarak çalışıyordu.
Alemde bulunan intizamdaki güzellik ve kemal o derece nak-şolunmuş ki, bütün hayalperestlerin ve mübalağacıların hül-yalarından geçmiş olan harikulade hüsün ve kemale nisbet edilse, o harikulade kemaller gayet âdi ve âdetullah gayet ha-rikulade bir hüsün ve haşmet gösterecektir. (Mh.) 43:1. maka. 12. mukaddime
Ukbe bin Amiri'l Cüheni diyor ki: "Biz Tebük Seferi'ne çıktık. Bir madı. Peygamberimiz (asm) dedi ki: "Ya Bilal, bizi sabah namazına gece Resulullah (asm) uyuyordu. Güneş yükselinceye kadar uyan-kaldır demedim mi?" Hz. Bilal: "Ya Resulullah, sizin başınıza gelen sonra namaz kıldı. Sonra Allah'a hamd ü sena etti. Ve daha sonra bizim de başımıza geldi." Peygamberimiz azıcık yerinden ayrıldıktan aşağıdaki hadisi anlattı:
1- "Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır"
(Zira o sözlerin üzerinden bin dört yüz sene geçtiği halde 6666 ayetten bir tanesi dahi geçerliliğini kaybetmemiştir.)
2- "En sağlam ip yani tutunulacak dal, takva yani kelime-i şehadettir."
(Zira kelime-i şehadet takvanın sebebi ve esasıdır. Takva ise ilahi bütün emirleri yerine getirmek ve yasaklardan sakınmaktır.)
3- "Milletlerin en hayırlısı, Hz. İbrahim (as)'in milleti olan Müslü-manlıktır."
(Buna binaendir ki Peygamberimiz (asm) o milletten olmayı em-
retmiştir.)
4- "Sünnetlerin en hayırlısı, Hz. Muhammed (asm)'in sünnetidir."
(öyleyse o sünnet, nur isteyenlere kâfidir.)
5- "Konuşmaların en şereflisi, Allah'ı zikretmektir."129
(Zira ona ait olmayan sözler malayani sayılabilir.)
6- "Kissaların en güzeli, bu Kur'an'dır."
(Zira Kur'an, bütün kıssalarında ümit ve korku dengesini muha-faza eder.)
129 Tezkire-i Kurtubi kitabında şu hadis rivayet edilmektedir: "Kim Allah'ın emirlerine uyarsa Allah'ı zikretmiş olur. Velev ki, kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı hayırlar az olsun. Allah'a isyan eden, Allah'ı unutmuş olur. Velev ki, kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı hayırlar çok olsun."
88
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:32 7- "İşlerin en hayırlısı farzlardır."
(Evet, bu zamanda farzları işleyen kebairi terk eden ehl-i necat olur.)
8- "İşlerin en şerlisi ise sonradan icad edilendir yani bid'alardır."
(Bid'a duanın kabulüne engeldir ve insanı helakete sevk eden en büyük yedi günahtan birisi de bid'alara taraftar olmaktır.)
9. "En güzel yol peygamberlerin yoludur."
(Zira hak ve hakikat nübüvvet içindedir ve nebilerin elindedir. Şer ve dalalet onlara muhalefet edenlerdedir.)
10- "Ölümlerin en şereflisi şehidlerin ölümüdür."
(Evet, bu zamanda imanı kurtarmanın en rahat yolu, şehid veya gazi olmaktır.)
11- "En büyük körlük hidayetten sonra dalalete gitmektir."
(Zira dalalete gitmek imanın kazandırdığı dünya ve ahiret dolusu daimi vücut nurlarını kaybettirir. Öyleyse bundan daha büyük bir körlük olamaz.)
12- "İlmin en hayırlısı faydalı olandır."
(Zira faydası olamayan ilim, sahibine vebal getirir. Ve ahirette aleyhinde şahitlik eder.)
13- "Hidayetin en hayırlısı ona uyulandır."
14- "En şerli körlük kalbin körlüğüdür."
(Yani basiretin kapanmasıdır. Zira onun kapalı olması dünya ve ahiret saadetinin ve nurlarının kaybolmasına sebeptir.)
15- "Veren el alan elden hayırlıdır."
16- "Az olup da yeten, çok olup da gaflete düşürenden hayırlıdır."
(Zira malın kıymeti ve değeri ahireti ve Rabb'imizin rızasını kazandırmaya vesile olması nisbetindedir.)
17- "Mazeretlerin en şerlisi ölüm anındaki mazerettir."
(Zira firavun gibi öleceği anda yapılan tevbe makbul değildir)
18- "Pişmanlıkların en şerlisi kıyamet günündeki pişmanlıktır
19- "İnsanlardan bir kısmı vardır ki, (büyük bir fenalık olarak) ancak vakit geçtikten sonra namaz kılarlar."
(Zira namazın kazaya kalması büyük günahlardandır.)
20- "İnsanlardan bir kısmı riyakârlıkla Allah'ı zikrederler."
(Yani, az olarak ancak başkasının gördüğü yerde ibadet eder. Halbuki riyakârlık gizli şirk olarak kabul edilmiştir)
21- "Hataların en büyüğü yalan söylemektir."
(Zira yalan küfrün temeli ve münafıklığın birinci alametidir.)
22- "En hayırlı zenginlik gönül zenginliğidir."
23- "En hayırlı azık takvadır."
(Takva günahlardan sakınmaktır. Takvanın en büyüğü ise kalbi Allah'tan başka her şeyden arındırmaktır.)
24- "Hikmetin başı Allah korkusudur."
(Zira Allah'tan korkan O'nun emir ve yasaklarına uymayı esas yapar.)
25- "Kalbe yerleşenlerin en hayırlısı yakîndir."
(Yakîn, dinimizin emrettiği şeyleri, şeksiz ve şüphesiz kabul et-mektir. Bu ise kişiye tahkiki imanı kazandırır ve iman ile Rabb'ine kavuşmasına vesile olur.)
26- "İman hakikatlerinin herhangi birisi hakkındaki şüphe küfür-dendir."
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:35 Evet, inanmamız lazım gelen İlahi emirlerden birisi hakkında süpheye düşen kişi: "Ben bu hakikate Allah ve Resulü nasıl isti-yorsa öyle inanıyorum" demeli ve acilen bilen bir âlime gidip o şüphesini gidermelidir.)
27- "Ölü üzerine bağırmak, feryat etmek cahiliye işidir."
29. "Zekâtı verilmeyen para sahibini yakan ateşten bir dağdır."
(Yani insanların toplumsal hayatında intizam ve asayişi temin eden köprü zekâttır.)
30- "(Haram olan) şiir şeytanın çalgılarındandır."
31- "İçki, bütün günahları içinde barındırır."
32- "Kadın şeytanın tuzağıdır."
(Zira Cennet annelerin ayakları altında olduğu gibi şeytanın ve bütün dünyayı ifsat etmeye çalışanların da en çok kullandıkları tuzak ise iffetini kaybeden kadınlardır.)
33- "Gençlik delilikten bir şubedir."
(Zira gençlerdeki hissiyatın kuvvetli olması nefsanî arzulara şiddetli meyletmeleri bazen aklın devre dışı kalmasına sebep olur.)
34- "Kazançların en şerlisi, faiz yoluyla kazanılandır."
(Evet, faiz Cenab-ı Hakk'a karşı savaşmak olduğu gibi kişinin ser-mayesini de bitirir.)
35- "En şerli yiyecek, (zulüm ile alınan) yetim malıdır."
36- "En bahtiyar adam, başkasından ders alan (istikamet yolunu bulan) dır."
37- "En şaki ve bedbaht adam daha annesinin karnında iken bed. baht olandır.
(Evet, takvim hazırlayan bir adamın tecrübeleriyle gelecek se-nenin nasıl geçeceğini bilip henüz sene gelmeden takvimi ha-zırladığı gibi aynen öyle de dünyaya gelecek bir insanın iyilik veya kötülükten hangisini tercih edip yapacağını Allah ilm-i ezelisi ile bilir. Ve bunu bildiği için annesinin karnındayken o kişinin iyi veya kötü olacağını, kaderinde yazar.)
38- "Şüphesiz hepinizin gideceği yer iki metrelik bir kabirdir."
(Evet, dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.)
39- "Her iş neticesine göredir."
(Evet, iman ve amel-i salihin neticesi ise bir saati dünyanın bin sene hayatından üstün olan Cennet ve Cennetin de bin senesi bir saatine mukabil gelmeyen Cemalullah'ı görmektir.)
40- "Rivayetlerin en şerlisi yalan olan bir şeyi rivayet etmektir."
(Zira yalan lanetlenen bir günahtır. Ve hikmet-i İlahiye'ye zıddır.)
41- "Her gelen yakındır."
(Öyleyse ölüm de yakındır. Her an hazırlıklı olmamız gerekir.)
42- "Mü'mine sövmek fasıklıktır."
43- "(Haksız yere ve helaldir diyerek) bir mü'mini öldürmek küfürdür."
44- "Mü'minin etini yemek yani gıybetini yapmak Allah'a karşı isyandır."
(Evet, nasıl ateş odunu yer bitirir, gıybet dahi salih amelleri yer bitirir.)
45- "Mü'minin kanını dökmek haram olduğu gibi (haksız yere) malını almak da haramdır."
46- "Kim Allah'a yemin ederek 'Allah şu işi yapar' diyorsa Allah'a iftara eder."
92
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:37 (Zira Cenab-ı Hak hikmetiyle iş yapar, hiç kimsenin istedigine uymak mecburiyetinde değildir.)
47- "Kim başkasının kusurunu örterse Allah da onun kusurunu örter."
48- "Kim başkasını affederse Allah da onu affeder."
49. "Kim (karşılığını yerine getirebileceği halde) öfkesini yenerse Allah da ona mükafat verir."
50- "Kim musibete sabrederse Allah o musibetin götürdüğünün yerini (daha hayırlısı) ile doldurur."
51- "Kim desinler için ibadet ederse Allah da onun ayıbını ifşa eder."
52- "Kim sabrederse Allah mükafatını kat kat verir."
53- "Kim Allah'a karşı isyan ederse Allah ona azab verir."
(Zira ne iyilik ne de fenalık karşılıksız kalmayacaktır.)
Dedikten sonra üç defa "Ya Rabb'i beni ve ümmetimi mağfiret eyle sizler ve kendim için Allah'tan mağfiret diliyorum, "130 buyurdu.
Elli üç maddeden ibaret olan bu hadis-i şerif, bütün kemalat-ı insaniyeyi, dünya ve ahiret saadeti için gereken bütün düsturları barındırdığından elimizden geldiği kadar tercüme etmeye gayret ettik. İmam Münavî'nin, Camiü's-Sağir'in şerhi olan Feyzu'l Ka-dir'inden ve Risale-i Nurlardan istifade ederek Ehl-i Sünnet aki-desine göre bir kısım izahlar yaptık. Cenab-ı Hak hatalarımızı affetsin. Bu hadis-i şeriften bütün ehl-i imanla birlikte bizleri de istifade edenlerden eylesin. Âmin. 131
130 Feyzu'l-Kadir, Şerhü'l-Camiüs-Sağir El-Munavi c. 2, s. 175 hadis no:1619 et-Tab'atus-Saniye, Daru'l Marife, Beyrut, 1972.
131 (Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinden paragraflar aldık. Bu yazıyı okuyan kardeşlerden ricamız, bizzat o kaynakları okumalarıdır.)
Abdurrahman bin Ebu Bekre (ra) babasından, o da Peygamberimiz tasmi'den şöyle rivayet etmiştir. "Ya alim ol, ya talebe ol, ya dinteyenlerden ol yahut bunları sevenlerden ol, beşincisi olma helak olursun." Bu hadis-i şerif, âlim ol demek ile insan için en mühim hedefin ilim olduğunu göstermekte dir. Eğer âlim değilsem ne yapayım sualine: alim olabilmek için talebe olmayı, ya talebe değilsem ne yapayım sualine, talebe olabilmek için âlimleri dinlemeyi, ya âlimleri dinleye)miyorsam ne yapa-yım sualine ise, o âlimleri sev! diye cevap vermiştir.
Zira "Kişi sevdiğiyle beraberdir." Demek ki alimleri sevmek onlarla beraber olup onları dinlemeyi, onları dinlemek ise talebe olmayı, onlara talebe olmak ise âlim olmayı netice verir. Dikkat edilirse Allah Resulü (sav) aklımıza gelecek her suale ilmi hedef göstererek her Müslümanın ilim öğrenmesi gerekli olduğunu vurgulayarak cevap verir. Cenab-ı Hakk'a sığınırız ki, bu dört sınıftan birine girmez-sek beşincisi, yani helâke sebep olan cehalet yolunda gitmiş oluruz.
05116
SÜEDA
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:20 iLiM ve KUR'AN HARFLERİ
Muhammed Zakır ÇETİN
SÜEDA
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:22 بسم الله الرحم الرحيم
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:23 İÇİNDEKİLER
Önsöz
Birinci Bölüm: İlim
En Yüce Hedef İlimdir
1. Kur'an'a Göre İlim En Âlî Maksattır..
12
2. Hadis-i Şeriflere Göre İlim En Yüce Gayedir
17
Üstad Bediüzzaman (r.a)'ın Not Defterindeki "33 Hadis-i Şerif"
34
3. Alimlere Göre İlim En Büyük Mürşittir
46
4. Fıtrata Göre İlim En Ehemmiyetli Vazifedir
51
İkinci Bölüm:
Kur'an'ın Temel Taşı Harfleridir ve Şeairin Tağyiri
18. yüzyılda Yale'in başkanları, aristokrat Nazi sempatizanları, McCarthy dönemi anti-komünistleri ve Playboy'un eski editörünün ortak yönü nedir? Fransız Devrimi'nin kökenleri, Romanov cinayeti, doların dizaynı arasındaki bağlantılar nelerdir?
Cevap, dünyanın en gizemli, en korkulan ve tartışılan gizli örgütü İlluminati'de saklı.
Bu kitap, Illuminati'nin eşsiz tarihini sunarken örgüt hakkındaki farklı teorileri de araştırıyor. Toplulukla ilgili korkuların zaman içinde nasıl değişime uğradığını gösteriyor. En önemlisi de, yüzyılın en eski sorusuna cevap veriyor, Illuminati kimdir?
Tarihsel verilere göre, İlluminati 1600'lü yıllarda Vatikan'a karşı intikam yemini etmiştir. Galileo zamanındaki ilk Illuminati, Vatikan tarafından Roma'dan uzaklaştırılmış ve acımasızca yok edilmiştir. İlluminati, Katolik kilisesinden kaçan diğer mültecilere (mistik, simyacı, bilim adamı, doğaüstü güçlere inanan gruplar, Müslümanlar, Museviler) karışarak Bavyera'da saklanmıştır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 294 1 Aziz ve Celil olan Rabbimden diledim ki, Ümmetimden evlendiğim ve evlendirdiğim kimseler Cennette Benimle beraber olsunlar. Allah (z.c.hz)'leri bu dileğimi kabul etti. Hz. Abdullah İbni Ebu Evfa (r.a.) 294 2 Rabbimden diledim ki, evlendireceğimi Cennetlik bir adama vereyim ve alacağımı da Cennetlik alayım, kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 294 3 Cebrail (a.s)'a dedim ki, Rabbimi görür müsün? Dedi ki: "Benimle O'nun arasında nurdan yetmiş bin hicap vardır. En ednasını görsem yanarım." Hz. Enes (r.a.) 294 4 Rabbimden kadın tarafından hısımlarım için Cenneti diledim. Kat'i olarak kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 294 5 (Allah'dan sabır istiyen bir kimseye) Allah'dan bela istiyorsun. Evvela afiyet iste, (Sabır bela ile gelir.) Hz. Muaz (r.a.) 294 6 Musa (a.s) altı şeyden sual eyledi: Zanneder ki o hasletler kendisi içindi. Yedinci bir suali ise, kendisini düşünerek sormamıştı. Dedi ki: "Ya Rabbi, Kullarının hangisi daha müttekidir?" Allah Buyurdu ki: "Allah'ı zikreden ve Onu unutmayan." Dedi ki: "Hangi kulun daha hidayettedir?" Buyurdu ki: "Hangi kulum Hudaya (inzal olunan vahye) tabi ise o." Dedi ki: "Hangi kulun daha (ahkem)dir?" Buyurdu ki: "İnsanlara hükmederken kendine hükmettiği gibi olan." Dedi ki: "Hangi kulun daha ilim sahibidir?" Buyurdu ki: "İlimden doymıyan ve nâsın ilmini de kendi ilmi üzerine toplıyan alimdir." Dedi ki: "Hangi kulun daha azizdir?" Buyurdu ki: "Kısmetine razı olan." Dedi ki: "Kularının hangisi en fakirdir?" Buyurdu ki: "Sahibi sefer olan." Resulallah buyurdu ki: "Zenginlik mal zenginliği değil, kalb zenginliğidir. Allah, bir kulu için hayır murad ettiğinde onun gönlünü zengin eder, ve kalbine kanaat verir. Allah, bir kul hakkında da şer murad ettiğinde onun ihtiyacını iki gözü arasına kor. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 294 7 Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor) Hz. Ubâde (r.a.) 294 8 Musa (a.s.)'dan yahudiler sordular, gene sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler, ta ki küfre düştüler. Hristiyanlar da İsa (a.s)'dan sordular da sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler ve neticede onlar da küfre düştüler. Muhakkak ki Benden size hadisler söylenecektir. Size Benim hadislerim geldiğinde Allah'ın kitabını okuyun, Onunla karşılaştırın. Allah'ın kitabına uygunsa, onu Ben söylemişimdir. Allah'ın kitabına uymuyor ise, onu Ben söylememişimdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
A DEM'E secde etme yen kâfir oldu, Adem'in Rabb'i-ne secde etme-yen Müslüman kalabilir mi?" der Ahmed b. Han-bel. Bu söz, sade-ce bir hatırlat-ma değil, aynı zamanda insanın yaratılış hikmetini ve kulluğun özünü ortaya koyan güçlü bir uyarıdır. Prof. Dr. Ahmet TEKİN
Kur'an bize anlatır: Allah melekle-re, Adem'e secde etmelerini emret-ti. Iblis kibir ve inat yüzünden bu sec-deyi reddetti. İşte orada kibrin küfre dönüşen isyanını gördük. Secde sade-ce yere kapanmak değildir; secde, kalbin teslimiyeti, ruhun boyun eğişi, nefsin kırılmasıdır.
Şimdi kendimize soralım: Melekle-rin Adem'e secde ile sınandığı yerde, biz hangi secde ile sınanıyoruz? Biz-den Adem'e değil, Adem'in Rabb'i-ne secde etmemiz isteniyor. Namaz, bu secdenin zirvesidir, Kulun Rabbine en yakın olduğu an, alnını yere koy-duğu andır. Peki ya Rabbine secde etmeyen, namazı terk eden, kulluğun özünü reddeden bir insan Müslüman kalabilir mi?
Resûlullah (s.a.v.) buyurur: "Kul
ile küfür arasında sadece namazı terk etmek vardır." (Müslim) Bu hadis, secdenin sadece bir hareket değil, iman ile inkâr arasındaki çizgi oldu-ğunu gösteriyor. Namaz, kulun ima-nını canlı tutan bir kandil gibidir. O kandil sönerse geriye karanlık kalır.
Bugün toplumda nice insan var ki "Kalbim temiz" diyerek secdesiz bir hayatı normalleştiriyor. Oysa kal-bin temizliği, Allah'a boyun eğmek-le, secdede gözyaşıyla, itaatle müm-kün olur. İblis de Allah'a inanıyordu, hatta O'nun huzurundaydı. Ama kibri secdeye engel oldu. Demek ki iman, boyun eğmeyle, secdeyle korunur.
Ahmed b. Hanbel'in sorusu hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: "Adem'in Rabb'ine secde etmeyen Müslüman kalabilir mi?"
Cevap aslında çok açık: Secdesiz Müslümanlık olmaz. Secde, İslam'ın omurgasıdır.
O halde gelin, alnımızı yere koyar-ken şunu unutmayalım: Her secde, bizi Adem'e secde etmeyen İblis'in yolundan uzaklaştırır; Rabbimizin rahmetine yaklaştırır. Ve secde, ahi-rette yüzümüzü ak edecek en büyük şahit olacaktır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 198 1 Tesbih, erkekler için el vurmak kadınlar içindir. (İmam namazda yanılınca) Bir adam namazda belirli bir işaret verirse namazı iade etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 198 2 "Subhanallah" demek erkekler, el vurmak kadınlar içindir. Hz. Câbir (r.a.) 198 3 Gazinin, gazadaki tesbihi yetmiş bin hasenedir. Hasanesi ise on katıyladır. (Gazada olmıyan tesbihin yetmiş bin misli) Hz. Muaz (r.a.) 198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) 198 5 Allah'ın azameti hususunda, Cennet ve Cehennem hakkında bir lahza tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir. Ve Allah'ın zatını takdis hususunda, tefekkür eden, hayırlı kimsedir. İnsanların şerlisi de bunu yapmıyandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 198 6 Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur. Hz. Enes (r.a.) 198 7 Cuma günü tırnak kesmek şifa getirir ve derdi giderir. Yemekten evvel ve sonra el yıkamak da zenginlik getirir ve fakirliği giderir. Hz. İbni Abbas (r.a.) 198 8 Müttaki adam, Allah (z.c.hz)'leri indinde muhteremdir. Facir ise şaki ve kıymetsizdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 198 9 Bir adamın imamla alacağı tekbir, bin deveyi Haremi Şerif'e kurban yollamasından hayırlıdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 198 10 "Telbîne" (Bal, süt ve unla yapılan bulamaç) hastanın yüreğine rahatlık verir ve hüznünün bir kısmını giderir. Hz. Âişe (r. anha) 198 11 Hurma hurmaya, tuz tuza, buğday buğdaya, altın altına, arpa arpaya misli misline satılır. Gümüş gümüşe de ayni tarzda. Arada fark olursa bu ribadır. (Hatta birisi fea hurmadan iki, iyiden bir almak istiyor. Bunu da men ediyor. Satın, diğerini alın buyuruyor) Hz. Bilal (r.a.) 198 12 Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır. Hz. Ali (r.a.) 198 13 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin ki, Allah sizi yükseltsin. Hz. Enes (r.a.) 198 14 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin, Allah sizi yükseltsin. Afiv de azizlikten başka şey ziyade etmez. Af edin, Allah sizi izzetlendirsin. Sadaka da malı ziyadeden başka bir şey yapmaz. Tasadduk edin ki Allah size rahmet etsin. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.) 198 15 Tövbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 198 16 Tövbeyi Nasuh, günaha nedametinle Allah'dan mağfiret dilemen ve ifrat suretile bir günah yaptıktan ve tövbe ettikten sonra bir daha o günahı yapmamandır. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.) 198 17 Tevhid Cennetin, Hamid de nimetin bedelidir. Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.) Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 293 1 Oğullarınızı ve kızlarınızı evlendirin. Kızları altın ve gümüşle süsleyin, ve elbiseleri güzel olsun. Ve kendilerine rağbet edilmesi içinde onlara güzel hediyelerle ihsanda bulunun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 293 3 Kur'an-ı Kerim'i seslerinizle ziynetlendiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 293 4 Bayram namazlarınızı tehlil, tekbir, tahmid ve takdislerle ziynetlendiriniz. Hz. Enes (r.a.) 293 5 Meclislerinizi Bana selat ve selam getirmekle ziynetlendiriniz. Zira Bana selavat getirmeniz kıyamette size nur olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 293 6 Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu. Hz. Enes (r.a.) 293 7 Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu. Hz. Enes (r.a.) 293 8 Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir." Hz. Ömer (r.a.) 293 9 Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Hz. Ali (r.a.) 293 10 Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.) Hz Ali (r.a.)
Namazi eda edince de cemaate yönelerek şunları söyledi:
Bir takım insanlara ne oluyor ki cemaatten geri kalıyorlar, böy-başkalarının da geri kalmasına sebep oluyorlar. Vallahi içimden geçiyor: Onlara adam göndereyim, boyunlarından yakalanarak gennisinler ve onlara «Namaza iştirak edin!» denilsin. "568
Bir gece vaktiydi. Hz. Ömer (r.a.), mûtādı olduğu üzere Medine kaklarını gezmekteydi ki ansızın durakladı. Önünden geçmekte oldu-gu evde geçen bir tartışma dikkatini çekmişti. Bir anne, kızına:
-Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır!" demekteydi.
Kız ise:
-Anneciğim, halife süte su karıştırılmasını yasaklamadı mı?" dedi.
Anne, kızının sözlerine sert çıkarak:
--Kızım, gecenin bu saatinde halîfe süte su kattığımızı nereden
bilecek?!" dedi.
Gönlü Allah sevgisi ve korkusu ile dipdiri olan kız, şu muhteşem cevabı verdi:
dedi. -Anneciğim! Halife görmüyor diyelim, Allah da mı görmüyor?.."
Allah muhabbeti ve korkusuyla dolu temiz bir gönle sahip olan bu nezihe kızın cevabı, Hz. Ömer'i son derece duygulandırdı. Emî-rul-Mü'minîn, onu oğluna gelin olarak aldı. Bu gelinin kızından ise Beşinci Halîfe olarak zikredilen meşhûr Ömer b. Abdülazîz (r.a.) doğ-du,549
Allah c.c.ım, senden bana hayırlı işler yapma gayreti, kötü işleri terk etme iradesi, yoksulları sevme arzusu vermeni, beni affetmeni, beni acımanı, eğer bir toplumu ağır bir fitneyle imtihan edeceksen, o fitneye muhatapolmaksızın benim canımı almanı niyaz ediyorum.5.
1 Muhakkak ki Biz sana kitabı hak ile indirdik. İbadetini ihlas ile Ona yönelterek sådece Allah'a kulluk et. Bilin ki sirkten ve riyâdan uzak hâlis din Allah'a mahsustur
, . (Zümer Süresi, 2, 3.) 2. İnsanlar helâk olur: ancak, bilenler haric. Bilenler de helâk olur; ancak, bildiklerini yaşayanlar hariç. Bildiklerini yaşayanlar da helâk olur; ancak, ihlaslı olanlar haric. İhlaslı olanlar da her an onu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. (Keşfü'l-Hafâ, 2:312.)
11 Eylül 2001'de New York'taki İkiz Kule-lere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen olay baha-ne edilerek sonrasında başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen hissedilmeye devam ediyor. Gerçek failleri hâlâ karanlıkta kalan ve tartışılan İkiz Kulelere düzenlenen saldırılar, yalnızca bin-lerce canın ölümüne sebep olmakla kalmadı; küresel güvenlik anlayışından toplumların birbirine bakışına kadar pek çok alanda ka-lıcı etkiler doğurdu. Zamanla CIA ve MOS-SAD GİBİ istihbarat örgütlerinin bir operas-yonu olduğu görüşünün ağırlık kazandığı saldırılar sonrasında yükselen İslamofobi dalgası ise en kalıcı sonuçlardan biri oldu.
MÜSLÜMANLAR HEDEF ALINDI
İkiz Kuleler ve Pentagon'u hedef alan sal-dırılar, uluslararası gündemin seyrini değiş-tirdi. ABD ve Batı dünyasında "terörle mü-cadele" söylemi ön plana çıkmaya başladı. Havalimanları ve kamusal alanlarda sıkı gü-venlik önlemleri yürürlüğe girdi. Bu süreç, hürriyetlerin kısıtlanması ve özellikle Müslü-manların hedef alınması gibi sonuçlara sebep oldu. 11 Eylül sonrası Batıda İslam ve Müs-lüman toplumlar, medya ve siyaset tarafın-dan sık sık haksız yere terörle ilişkilendirildi. Bu önyargılar, camilere yönelik saldırıları, ba-şörtülü kadınlara şiddeti ve göçmenlere karşı ayrımcılığı beraberinde getirdi.
İŞGALLER, OTORİTE BOŞLUKLARINA SEBEP OLDU
11 Eylül saldırılarının ardından ABD, 2001'de Afganistan'ı, 2003'te ise Irak'ı işgal etti. Bu operasyonlar bölgede derin otorite boşlukları doğurdu. Ortaya çıkan /İstihba-
YanıtlaSil
Yuksel13 Eylül 2025 04:24 AĞIR İNSANI VE EKONOMİK BEDEL
ABD 11 Eylül'ün ardından "terörle mü-cadele" politikası adı altında başta Afganis-tan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasında başlattığı sa-vaşlarda yaklaşık 5 trilyon dolar harcadı. Bu süreçte 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü ve çoğu Irak ve Afga-nistanda bulunan, büyük çoğunluğu Müs-lüman dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. ABD'nin, 11 Eylül 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a ya-pılan saldırılarının ardından başlattığı te-rörle mücadele savaşlarında en az 37 mil-yon kişinin yerinden edildiği belirtildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede ka-lıcı bir istikrar hâlâ sağlanabilmiş değil.
İkiz kulelerin saldırısı sonrası hali...
rat örgütleri tarafından kurulan ya da yön lendirilen yeni silahlı örgütler küresel çapta saldırılar düzenledi. "İslâm devleti kurma" iddiasıyla hareket eden bu yapıların şiddet eylemleri, Batılı devletler tarafından "İsla-mi terörizm" kavramı altında genelleştiril-di. Bu söylem, Müslümanların şiddet yan lısı ve demokrasi karşıtı bir topluluk olarak gösterilmesine zemin hazırladı.
GERÇEK FAİLLERİ HĀLĀ KARANLIKTA KALAN SALDIRILAR, SONUÇLARI İTİBARIYLA MÜSLÜMANLARA AĞIR BEDELLER ÖDETİRKEN İFSAT KOMİTE-LERİNİN PLANLARINA DESTEK OLDU. İŞGALCİ İSRAİL'E CESARET VERDİ.
SALDIRILAR İSLAMAFOBİYİ TETİKLEDİ
11 EYLÜL 2001'de New York'taki İkiz Kulelere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen ve CIA, MOSSAD, M16 gibi istihbarat teşkilatları tarafından planlandığı ileri sürülen olay sonrası başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen devam ediyor. İslâm coğrafyasında başlatılan işgaller milyonlarca can kaybına ve göçe yol açtı; yükselen İslamofobi ise hålå etkisini sürdürüyor.
AĞIR İNSANİ VE EKONOMİK BEDEL
ABD 11 Eylül'ün 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve saldırılarının ardından başlattığı "terörle mücadele" adı altında başta Afganistan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasındaki savaşlarda çoğunluğu Irak ve Afganistan'da dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. İşkence ve tecavüze uğradı. 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü. 37 milyon kişi yerinden edildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede kalıcı
bir istikrar hålå sağlanabilmiş değil. >> HABERİ 8'DE
0
KARADAĞI: SAL
Israil tüm s
ULUSLARARAS Alimler Birliği Ba Karadaği, Israil saldırı girişimin sınırları aşan te olarak değerk Ali el-Karada kinayarak hiçbir yasay antlaşmaya tuzuge sayg bu haydu tabiatını alçakça İşbirliğ Katar'c heyet
I hlas ve samimiyet, dinin özü, dindarlığın hülasasıdır. Ihlas ve samimiyet, inancın, kulluğun ve itaatin sadece ve sadece alemlerin Rabbi olan Allah'a ozgu kılınmasıdır. İhlas ve samimiyet, bútun ibadetlerin, her türlu riya, gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırılıp sadece Allah rızası için yapılmasıdır.
İhlas, yaratıcısına gizli-açık hiçbir şeyi ortak koşmadan yapılan samimi imandır. İhlas, dünyevi bir çıkar beklemeden sırl Allah rızası için yapılan kulluktur. Ihlas, Allah'a karşı olduğu gibi insanlara, canlı-cansız bütün varlıklara karşı gösterilen samimiyettir. İhlas, nifak ve ikiyüzlülükten uzak bir kalp safiyetidir. İhlas, Allah rızasına göre hareket eden akıl ve kalbin karşılıksız, garazsız amelidir. İhlas, Hz. Mevlâna'nın ifadesiyle, olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmaktır.
Kasırga, insanların sel hâlinde günahlara gittiği şu caddede... Kasırga, gençlerin ebedi hayatını tehlikeye uğrattığı bu büyük şehirde... Kasırga, iffetsiz mekân-larda, gayretsiz insanlarda ve boşa geçen koca bir ömürde... Kasırga, vahiyden uzak zihinlerde, Hak için yapılmayan işlerde... Kısacası kasırga burada! Bir kurtarma ekibi de buraya gönderin, tutun elimizden! Tu-tun biz gençlerin elinden!
Böyle bir zamanda yaşamak, böyle bir zamanda genç olmak gerçekten zor! Fakat Rabbimizin, her zorlukla beraber bir kolaylık yarattığını da hatırlayalım. İşte bu kitap, bu zamanın zorlukları karşısında bir kolaylık, bir rehber, bir açılım...
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 286 1 Ümmetimden mülhem olan arifleri bırakın. Cennete de, Cehenneme de kondurmayın Sahibine bırakın. Taki Allah kıyamet gününde onlar hakkındaki hükmünü versin. Hz. Ali (r.a.) 286 2 Ben sizi bıraktığım kadar siz de beni bırakın. Sizden evvelkiler, işte bunun için, çok sual sormak ve Peygamberleri ile ihtilafa düşmek sebebiyle helak oldular. Size neyi emrettimse, elinizden geldiği kadar onu yapınız. Neyi menettimse onu bırakınız. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 286 3 İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak müslümanların efdali mazhar olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 286 4 Ana karnındaki yavrunun boğazlanması, anasının boğazlanması ile tahakkuk eder. (Diri çıkarsa bir bıçakta ona yetiştireceksin) Hz. Câbir (r.a.) 286 5 Tüylenmiş yavrunun kesilmesi, anasının kesilmesi ile tahakkuk eder. Mevcut kanı aksın diye ayrıca boğazlanır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 286 6 Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür. Hz. Muaz (r.a.) 286 7 Öyle büyük bir günah vardır ki, insanlar ondan dolayı Allah'dan mağfiret dahi istemezler. Bu da "Dünya Sevgisi"dir. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.) 286 8 Alimin günahı bir günahtır. Cahilinki iki günahtır. Alim, günaha düşmesiyle azab olunur. Cahil ise hem günaha düştüğü, hem de öğrenmediği için azab olunur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 286 9 Gözün kör olması günahlara mağfirettir. Kulağın sağır olması da günahlara mağfirettir. İnsanın vücudundan kaybettiği her şey günahına sebebi mağfirettir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 286 10 Annem Beni doğurduğunda kendisinden bir nur zahir oldu. Ve o nurla "Basrâ"nın köşkleri ışıklandı. Hz. Ebul acfa (r.a.) 286 11 Annem gördü ki, kendisinden bir nur zahir olmuş ve onunla Şamın köşkleri aydınlanmıştı. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 286 12 Aklın başı, Allah'a imandan sonra haya ve iyi ahlaktır. Hz. Enes (r.a.) 286 13 Sidrenin yanında Cebrail (a.s.)'ı gördüm. Altıyüz kanadı vardı ve kanadlarının tüylerinden inci ve yakutlar saçılıyordu. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 286 14 Rabbimi uykumda gördüm. Bir yeşillikte ve zülfü bol bir genç şeklinde idi. Ayağında altından ayakkabılar ve yüzünde altın bir nikab vardı. Hz. Ümmü Tufeyl (r.a.)
4797- İki müslüman kişi, aralarında iki veya üç çocuk vefat eder de sabredip karşılığını yalnız Allah'tan beklerlerse, ka-tiyyen ateş yüzü görmezler.
٤٧٩٨ - مَا مِنْ مَلِكِ يَصِلُ رَحْمَةً وَذوى قرابته وَيَعْدِلُ عَلى رعيته الا شد اللهُ لَهُ مِلْكَهُ وَاجْزَلَ لَهُ ثَوَابَهُ وَاكْرَمَ مَأْيَهُ وَخَفَّفَ حِسَابَهُ ابو الحسن والديلمى خط
كر عن على
4798- Herhangi bir melik, akrabasını ziyaret edip halkı-na adil davranırsa Allah mülkünü sağlamlaştırır, bol sevap verir. Dönüşünü iyi kılar, hesabını hafifletir.
4799- Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmeti arasında bir veya iki öğretici bulunmasın. Eğer benim ümmetim içinde bir ta-ne bulunursa o da Hattab'ın oğludur. Çünkü hak Ömer'in kal-binde de dilinde tahakkuk etmektedir.
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekir İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Os-man Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l-Ğıfâri'ye baksın.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 212 1 Dünyada Zühd, helali haram etmek ve malı ziyan etmekte değildir. Zühd odur ki, Allah'ın elindekine kendi elindekinden fazla bağlanmaktır. Musibetin sevabına talib olmaklığın, musibeti çekmekte iken de varsa, zahidsin. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 212 3 Zühd, Allah'ın sevdiğini sevmen, Allah'ın sevmediğini de sevmemen ve dünyanın helalinin de haramı gibi sana ağır gelmesidir. (Hacetinden fazla helali). Zira, dünyanın helali hesab, haramı ise azabdır. Zühd, kendi nefsine merhametin gibi, bütün müslümanlara da merhamet etmen, haram sözden kaçındığın gibi faydasız sözden de kaçınman, çok kokmuş bir ölüden kaçtığın gibi, çok yemekten de kaçman, dünyanın servet ve zinetinden ateşten kaçar gibi kaçman ve dünyada emelini kısa tutmandır. İşte Zühd dediğin de budur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 212 4 Dul ve miskinlerin hizmetine koşan kimse, fisebilillah cihad eden, yahud gece kaim, gündüz saim olan gibidir. Hz Ebu Hureyre (r.a.) 212 5 Annesinin- babasının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse, fisebilillah çalışıyor demektir. Ailesinin veya çocuklarının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse de gene fisebilillah çalışıyor demektir. Kendi nefsinin ihtiyacını gidermek ve insanlara muhtaç olmamak için çalışan da yine fisebilillah çalışıyor gibidir. Hilede, hud'ada olan ise şeytan çalışıyor demektir. Hz. Enes (r.a.) 212 6 Hayra koşanlarla, itidal üzerine gidenler Cennete hesabsız giderler. Nefsine zulmedenler ise, kolay bir hesab gördükten sonra Cennete girer. Hz. Ebud Derda (r.a.) 212 7 Peygamberlerin icabetine önden uyan şu üç kişidir: Musa (a.s)'a, Yuşa bin Nun, İsa (a.s)'a Sahibi Yasin (Habibi Neccar) ve Hz. Muhammed (a.s)'a Ali İbni Ebi Talib. Hz. İbni Abbas (r.a.) 212 8 Yırtıcı hayvan haramdır. Hz. Ebû Said (r.a.) 212 9 İslamiyete önden icabet eden dört kişi vardır; Ben arabların ilkiyim, Suheyb Rumun, Selman Farsın ve Bilal de Habeşin ilkidir. Hz. Enes (r.a.) 212 10 Secde yedi aza üzerindedir: İki el, iki ayak, bir alın ve iki diz. Beytullahı gördüğünde, Safa ve Merve'de, Arafat'ta, Müzdelife'de, şeytan taşlamada ve namaza başlandığında eller kaldırılır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Ermenek'ten Aysel Yildiz: "Filistin davasını nasıl anlayacağız? Mescid-i Aksa'nın bizim İçin önemi nedir?"
BU NAMERTLİKTİR
Filistinin havat-memat meselesi ile ilgili olarak alem-i İslam neden ses çıkarmıyor? Razi mi-dirlar bu durumdan? "Durun bakalım. Ne yapıyorsunuz orada? Insan onlar, hayvan değil! Savaş böyle mi yapılır? Savaşın bir hu kuku yok mudur? Savaş asker askere, erkek erkeğe yapılmaz mı?" demiyorlar!
Bu ne? Kadınları, çocukları, yaşlıları öl dürmek savaş mıdır? Hele çocukları... Ça-resiz, silahsız, amansız, namertçe... Bu ne-dir? Namertliktir! Bu korkaklıktır! Bu katliamdır.
Resulullah'ın Bedir Savaşında "Çocukları, kadınları, yaşlıları öldürmeyin" sözü hälä ku lağımda çınlar!
Bu savaş değildir! Bu, bir neslin kıyımıdır! Sessizce, savaş görünümüyle, dünyayı alda-tarak ve dünyanın gözü önünde.
KRAL FAYSAL'IN GAYRETİ
Suudi Arabistan kralı, merhum Kral Faysal Kudüs'ün işgalden kurtulmasını hayatının ga-yesi bilmişti. 1964 yılında ağabeyi kral Suuddan vazifeyi devralır almaz, İsrail'in Kudüs'teki ve Fi-listin'deki zulümlerine ses çıkarmayan ülkelere petrol ambargosu uyguladı.
Kral, Cidde radyosunda on üç dilde İslâm dünyasına açıkça hitap etti.
"Kardeşlerim neden bekliyorsunuz? Dün-yanın vicdana gelmesini mi bekliyorsunuz? Nerede dünyanın vicdanı? Mukaddes Ku-düs-ü Şerif bizleri çağırıyor. Kendisini kur-tarmamızı bekliyor. Ölümden mi korkuyo-ruz? Allah yolunda cihad ederek ölmekten daha faziletli ve şerefli bir ölüm var mıdır? WAH Harem-i Şerifimiz olan Kudüs ve mukadde-
satımız işgal ve tecavüz altındadır. Ve aşa-ğılanmaktadır. Orada günahlar, orada Al-lah'a isyan ve ahlaki çöküntüler vardır. Arzumuz milliyetçilik, ırkçılık ve bloklaşma değildir. Bizim İsteğimiz dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harim-i İslâm için İslâm milliyeti ve İslâmi uyanıştır."
Kralın bu konuşması Bediüzzamanın, "Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyet'tir. ha-kikatinin bir tecellisi idi.
Merhum Kral Faysal bu konuşmadan sonra ne mi oldu? Yeğeni tarafından bıçaklanarak şe
hit edildi.
"Dünyanın vicdana gelmesini beklemeyin" sözü hälä kulaklarımızda çınlamaktadır."
ÖLÜMÜ İSTEYİN!
Yahudiler en fazla ölümden korkuyorlar. Onlar dünya için çalışırlar. Ölümü isteyeme-veceklerdir. Dolayısıyla Allah için ve ahirette Bunda olmak için çalışamazlar
uzzaman'ın, "Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyet'tira ha-kikatinin bir tecellisi idi.
Merhum Kral Faysal bu konuşmadan sonra ne mi oldu? Yeğeni tarafından bıçaklanarak şe-hit edildi.
"Dünyanın vicdana gelmesini beklemeyin" sözü hālā kulaklarımızda çınlamaktadır."
ÖLÜMÜ İSTEYİN!
Yahudiler en fazla ölümden korkuyorlar. Onlar dünya için çalışırlar. Ölümü isteyeme-yeceklerdir. Dolayısıyla Allah için ve ahirette haklı pozisyonda olmak için çalışamazlar. Bu nedenle Kur'ân, Yahudilerin istedikleri cevabı şöyle veriyor:
"Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahi-ret yurdu (Cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizin içinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi ölümü isteyin!"3
Yahudileri İspanya'dan kurtaran maalesef ki, Osmanlıydı. 1492 yılında Endülüs devleti yıkıldıktan sonra kraliçe İzabella'nın emri ile Müslümanlar ile Yahudîler etnik temizliğe tâbî tutuldular. Müslümanlar Osmanlı tara-fından kabul edildi. Osmanlılar Yahudileri de vatansız bırakmadılar. Ülkelerine kabul ettiler ve Selanik'te onları iskan ettiler.
1665 yılında ise İzmir'de Sabatay Sevi, kendisini mehdi ilân etti ve İzmir'den hare-ket başlattı. Bu yüzden Osmanlı'da idamla yargılandı. Fakat iş mahkemeye düşünce Sabatay Sevi, Müslüman olduğunu söyle-yerek idamdan kurtuldu.
Yahudiler o günden itibaren Selanik'te yer-leşerek, kendi dinî kimliklerini de gizlediler Onlara Sabatayist dendi. Ve Müslüman nü-fustan hepten gizlendiler. Ama İsrail devletini gizlice savundular.
İsrail hep haksız gerekçelerle bu günlere geldi. Bugün de insanlığın başına böyle fe-caat açtılar.
"Onların ateşin karşısında "Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de Rabbimizin âyetlerini yalan saymayıp inananlardan olsak" dediklerini bir görsen! Hayır! Geri gönderilseler bile yasaklanan şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar." (EN'AM 27-28)
YanıtlaSil
Yuksel26 Eylül 2025 00:59 GÜNÜN HADİSİ
"Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk'in işittiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” (TİRMİZÎ, EBÛ DÂVÛD)
Siz kıyamet günü kendi isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağın lacaksınız. Öyleyse güzel isimler koyun. (ED)
İSLAMİYET'İN BATI KAPISI: FAS KRALLIĞI
Fas, İslam dünyasının Mağrip kapısıdır. Kuzey Afrika'nın en kallabalik deledic Başşehri, Atlas Okyanusu kıyısının kuzeyinde bulunan Rabattır. Fransa'nun hakimiyetinden kurtularak 1956 yılında bağımsızlığını kazanımıştır. Müsili manların Mağribü'l-aksā dedikleri Fas'a ilk ayak basan lider Ulkhe b. Näft dic Kuzey Afrika'daki valiliği döneminde Müslümanların Tunus'taki varlığı koru mak için Fas'ta askerî ve dinî bir üs kurmuştur. Ukbe b. Näfi ile başlayan İslam fetihleri 711 yılında Mūsā b. Nusayr ile tamamlandığında İslam dini, bölgede etkin bir güç olan Berberilerin direnmesi sebebiyle halkın içine tam olarak nüfuz edememişti. Devlet desteğine sahip olmamasına rağmen Endülüs yoluyla gelen Maliki mezhebi tanınmış âlimler vasıtasıyla Fas'ta etkisini göstermeye başladı. Kuzey Afrika'nın İslamiyet ile şereflenmesi sonucu Fas, Müslüman bir kimlik kazanmıştı. İslami dönemle birlikte Fas'ta canlanan ilmi hayat fıkıh hadis, tefsir, dil, edebiyat, tarih ve coğrafya alanlarında hızla gelişti.
Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz senamed O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış, başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar. (İbrahim, 14/42-43)
Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al! Bir de onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir. (Teube, 9/103)
ZEKAT: MALIN ARINDIRILMASI
Zekât, İslam'ın beş esasından biridir. Rabbinin rızasına ermek arzusuyla zenginin yerine getirdiği bu ibadette birçok hikmet vardır. Zekât, bir yandan fakirlerin ihtiyacını karşılarken diğer yandan da veren kişinin şahsiyetini geliştirmektedir. Zekât, hem maldaki kirleri temizlemekte hem de sahibini arındırmaktadır. Zekâtın maddi boyutu olduğu gibi manevi ve ruhi bir boyutu da vardır. Yılda bir kez zekât vermek, hem malın hem de nefsin temizlenmesine yardımcı olmaktadır. Zekât, insanın benliğinde yer alan cimrilik hastalığının giderilmesine de yardımcı olur. Zekât fakirin hakkı olduğu için emaneti sahibine vermek gerekir. Müslüman zekâtını ödeyerek hem Allah (cc) hakkını yerine getirmiş hem de kul hakkını ödemiş olur ve böylelikle malını arındırmış olur. Zekât aynı zamanda malın temizlenerek bereketlenmesine vesile olur. Nite-kim Rabbimiz ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe', 34/39)
YanıtlaSil
Yuksel30 Eylül 2025 08:23 عيد
DİYANET TAKVİMİ - 2025
30
EYLÜL SALI
8 Rebîu'l-Ahir 1447
Rumî: 17 Eylül 1441.
Ay Batış: 23.59.
Hızır: 148
Gün/Kalan Gün: 273/92
IMSAK
Fiyatları artırmak i için Müslümanların fiyatla-rına (piyasalarına) müdahale eden kişiyi, Allah Teâlâ'nın kıyamet gününde büyük bir ateşe oturtması haktır. (İbn Hanbel, V, 28)
Kim, ileri gelenlerin izni olmaksızın bir kavmin başına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olur. Kıyamet gününde de onun ne farzı, ne de nafilesi kabul olunur. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 415 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
yuksel 11 Ekim 2024 15:13
YanıtlaSilBİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
ELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 188 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel24 Ekim 2024 19:43
"Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.)
Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
Sayfa: 198 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
5. Maide Süresi
YanıtlaSilAyet: 51
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla - Ey iman edenler! Yahûdileri ve hristiyanları dost Ey iman. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden ledinmları dost edinirse, o onlardandır. Allah, den limler topluluğuna yol göstermez.
51 52. Kalplerinde hastalık bulunanların: "Başımıza bir fe het gelmesinden korkuyoruz." diyerek onların läketa koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah
bfr letih, yahut katından bir emir (iş) getirir de on-
lar, içlerinde gizledikleri şeye pişman olurlar.
53- (O zaman) iman edenler: "Bunlar mıdır sizinle be raber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?" derler. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve kaybedenlerden olmuşlardır.
54 - Ey îman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bil- sin kil) O, öyle bir kavim getirir ki Allah onları se ver ve onlar da O'nu severler. Mü'minlere karşı al- çak gönüllü, kafirlere karşı ise çok çetindirler. (On- lar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah(ın lütfu ve fazlı) geniştir, her şeyi bilendir.
55- Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun Rasûlü ve îman edenlerdir. Onlar Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.
56- Kim Allah'ı, Rasûlünü ve îman edenleri dost edinir-
se (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Al- lah'ın tarafını tutanlardır.
"Ey iman edenler!" Âyetin iniş sebebi, her ne kadar bazı müs manlarla ilgili olsa da bu hitap ihlaslı olsun olmasın bütün müminleri
ne alır.
6
İsmail Hakkı BURSEVİ
YanıtlaSilRÛHU'L - BEYÂN
- Kur'an Meâli ve Tefsiri
5. Cilt
ERKAM YAYINLARI
BİR HADİS
YanıtlaSilHer kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sus- sun... (Buhari, Rikák, 23)
DEĞİŞİM DİL İLE BAŞLAR
Dil; dinin, kimliğin, geleneğin, kültürün taşıyıcısıdır. Bizi biz yapan şeydir. Başkasının kelimeleriyle kendimizi inşa edemeyiz. Kimin ekmeğini yiyorsan onun kılıcını çalarsın sözüne karşılık şunu söyleyebiliriz: Kimin kelimeleriyle konuşuyorsan onun kelimeleriyle düşünmeye başlarsın. Bize ait olmayan kelime veya kavramlarla yerli düşünce gerçekleşmez. Bir süre sonra ken- dimize yabancılaşmaya başlarız. Yabancılaşmak, benliğinden, kimliğinden uzaklaşmak demektir. Mazi ile bağımız koptuğunda öz duruştan söz etmemiz de imkânsızlaşır. Değişim dil ile başlar, sonra hayatın bütününe sirayet eder. Milli ve manevi değerler onunla örselenir ve zamanla her şey normal gel- meye başlar. Bu normalleşme geçmişle bağımızı koparır. O bağ koptuğunda bizi biz yapan milli ve manevi değerlerle bağımızı da koparmış oluruz. Bu açıdan milletlerin kaderleri dilleriyle doğru orantılıdır. Dili yaşayan milletler hayatlarını sürdürmüş, dili ölmüş toplumların varlığı ise nihayete ermiştir.
Kaynaklar
YanıtlaSilAKBAŞ, A. Vahap. Mehmet Akif'ten Nükteler, Beyan Yay, İst-2010 ALKAN, Erdoğan, Aşık Veysel'den Nükteler, Pencere Yay, Ist-2001
ALTINKAYNAK, Hikmet. Nükte ve Fıkralarıyla Ahmet Rasim, Ist-2004
ARIDORU, Abdullah, Meşhurlardan Espriler, Nesil Basım Yay, İst-2000 BAYAT, Ali Haydar, Keçecizade Mehmed Fuat Paşa'nın Nesirleri, Şiirleri,
Nükteleri, Türk Düny. Araş. Vakfı, İst-1988
BULUT, Süleyman, Ünlü Nükteler... Ünlü Nükteciler Nüktedan, İst-2003 CEM, Hasan, Osmanlı Dönemi Padişah Sadrazam Vezir ve Devlet Adamla- rından Fıkralar, Milliyet Yay.
ÇALIK, Etem, Şair ve Yazarlarımızdan Nükteler, Ötüken Neş, İst-1993 ÇETİNDAĞ, Yusuf, Geçmiş Zaman Nükteleri, Kaynak Yay, İst. 2003
DİKMEN, Mehmet, Nükteler, Türdav Yay, Istanbul-2004
.......... İslam Büyüklerinden Latifeler, Cihan Yay, İstanbul
DÖLEK, Sulhi, Yergi Nükte ve Fıkralarıyla Yusuf Ziya Ortaç, Milliyet Yay, Ist-1984
DUMAN, Mahir, Espri Dükkanı Seçme Espriler-1, Meneviş Yay, Anka-
ra-2008 ...., Gülümseyen Sözler Seçme Nükteler-II, Meneviş Yay, Ankara-2006 ENER, Mümtaz, Meşhurların Fıkraları, Varlık Yay, İst-1957
EREN, Şadi, Kur'andan Nükteler, Zafer Yay, İstanbul-1996
ERCAN, Enver, Türk ve Dünya Edebiyatından Fıkralar, Alfa Yay, 2. Baskı, İstanbul-2002
FAİK, Reşad, Geçmişten Günümüze Latifeler Nükteler, Timaş Yay, İstan- bul-1997
HİSAR, Abdülhak Şinasi, Geçmiş Zaman Fıkraları, Bağlam Yay, İst-1997 HÜB, Ramazan, Resülullah'ın Nükteleri, Reşha Yay, İst-2010
İbni Abdirrabih, Nükteler ve Mizahi Öyküler, Bordosiyah Yay, İst-2003 KIRKINCI, Mehmed, Nükteler, Zafer Yayınları, İstanbul-2001
MUALLIMOĞLU, Nejat, Politikada Nükte, Avcıol Yay, İst-1997 NACİ, Elif, Anılardan Damlalar, Karacan Yay, İst-1981
ÖNGÖREN, F., Cumhuriyet Dönemi Türk Mizahı ve Hicvi (1923-1983) Tür-
kiye İş Bankası Kültür Yay, Ankara-1983
SÖZTUTAN, Cevdet, Bir Deste Nükte, Babıali Yay, İst-2000
SUBAŞI, R. Kemal, Ferman Padişahındır, Çınaraltı Yay, İst-2010,
URAL, Yalvaç, Yergi, Nükte ve Fıkralarıyla Süleyman Nazif, Milliyet Yay, Ist-1983
YARDIM, M. Nuri, Edebiyatımızın Güleryüzü, Çatı Yay, İst-2002
YALIM, Özcan, Fıkralar ve Nükteler Antolojisi, Papirüs Yay, İst-1993
YAVUZ, Hilmi, Gülen Düşünce, Zaman Gazetesi, 28.11.1999
YENER, Kamil, İlim Deryasında Nükteler, Bereket Yay,
YÜCEABA, H., Türk Mizahçıları, Nüktedanlar ve Şairler, L&M Yay, Ist-
2004
TARİH BOYUNCA UNUTULMAYAN NÜKTELER
YanıtlaSilKESKİN ZEKÂ KÜPELERİ
MUSTAFA ŞAHİN
Mustafa SAILIN
YanıtlaSilTürkler
Gönenli Mehmed Efendi, anlatıyor
"Geçenlerde birisi bir rüya görmüş. Rüyasında görüyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.), koltuğunda bir kitapla gidiyor. Kita bın ucuna bakıyor, kitap Türkçe. Peygamber Elendimiz'e (sav)
"Ya Resulallah! Koltuğunuzun altındaki kitap Türkçe mp diye soruyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
"Türkçe... Türkler dinimize çok hizmet etti, daha edecekler" buyuruyor.
Sizin Nerede Kışlayacağınızı Bilemem
Sultan Alparslan'ın elindeki az bir kuvvetle güneye doğru se- fere çıktığını haber alan Bizans İmparatoru, 200 bin kişilik büyük bir ordu ile Sultan Alparslan'ın üzerine yürür. Türk tarihinde bir dönüm noktası olacak bu savaşta iki ordu, Malazgirt ovasında karşı karşıya gelir.
Kan dökülmesini istemeyen Sultan Alparslan, en yakın adam- larından Sevük Tekin'i barış İçin Bizans Kralı Romen Diyojene gönderir.
Ancak Rornen Diyojen, Sultan Alparslan'ın korktuğu için barış İstediğini düşündüğünden, kendisine gönderilen elçiyi hafife ala rak:
"Kışlamak için İsfahan mı, yoksa Hemedan mı daha iyi?" diye sorar. Ardından da:
"Barış görüşmelerini Rey'de yapacağım, ordumu İsfahari'da kışlatıp Hemedan'da sulayacağım." der.
Üzerine Keskin Zeka Küpeleri heyet başkanı Sevük Tekin: Allarınızın Hemedan'da kışlayacaklarından ben de eminim. Bunun sain nerede kışlayacağınızı bilemiyorum!" der.
YanıtlaSilEğer!..
Janlı bir general, meşhur Isparta komutanlarından Lizandors a dolu bir mektup yazarak bütün Isparta'yı yıkacağını bildirir Ber memleketine girecek olursam her tarafı ateşe verip, her- Alçtan geçireceğim." Lizandros su tek kelime ile cevap verir: Eger!.."
İade-i Ziyaret
Meşhur Keçecizade Fuad Paşa'ya Fransa'dayken: Vyana kapılarında ne işiniz vardı?" dediklerinde paşa şöyle Haçlı seferinin iade-i ziyaretiydi!"
İstanbul'a Dönüş
ga Kemal'e "Ankara'nın en çok hangi tarafını seviyorsu dye sorduklarında şu cevabı verir: anbul'a dönüşünü..."
299
Bunun üzerine heyet başkanı Sevük Tekin: Atlarınızın Hemedan'da sizin nerede Keskin Zeka Küpeleri kışlayacaklarından ben de eminim. kışlayacağınızı bilemiyorum!" der.
YanıtlaSilEğer!..
banlı bir general, meşhur Isparta komutanlarından Lizandors'a dolu bir mektup yazarak bütün Isparta'yı yıkacağını bildirir: Eğer memleketine girecek olursam her tarafı ateşe verip, her baçtan geçireceğim." Lizandros şu tek kelime ile cevap verir: "Eger!.."
İade-i Ziyaret
Meşhur Keçecizade Fuad Paşa'ya Fransa'dayken: Viyana kapılarında ne işiniz vardı?" dediklerinde paşa şöyle
Haçlı seferinin iade-i ziyaretiydi!"
İstanbul'a Dönüş
ya Kemal'e "Ankara'nın en çok hangi tarafını seviyorsu dye sorduklarında şu cevabı verir: tanbul'a dönüşünü..."
299
Ne K
YanıtlaSilMustafa S. Ni
Geldiler Gördüler Gittiler
Batai erine tarihçi yoğun bir "Dünya Tarihi" götürür. araştırma içinde 10 ciltlik bir
Napolyon kızar ve daha kısa bir özet ister. Tarihçi yine beş ciltlik yapar ve Napolyon daha kısa ister. Tarihçi bu sefer iki cilde indirir.
Napolyon yine kızınca tarihçi sinirlenir eline bir kağıt alır ve Üzerine "Gekdiler, gördüler, gittiler!" yazar ve Napolyon'a götürür. Napolyon sorar
"Bu nasıl bir dünya tarihi?" der. Tarihçi kızarak: "Sizin istediğiniz özet ancak böyle olur." der.
Senin Oturduğun Yere Otururdum
19. asrın sonlarında bir törende, Osmanlı Elçisi'ni aralarında görmekten memnun olmayan Fransız valisi, ona:
"Sen kendini Kanuni zamanında mı zannediyorsun ki gelip aramıza oturdun?" diye bir haber gönderince Osmanlı Elçisi'nden qu cevap gelir:
"Kanuni zamanında olmadığıma şükret. Yoksa buraya değil, gelip senin oturduğun yere otururdum."
900
Keskin Zeka Küpeleri
YanıtlaSilAdama Göre Adam
Çavus, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralina gönderildi bazı yerlerinde elbisesinin yama vardır. Kral bunları görün
Sana senden başka gönderecek adam bulamadılar mi?" diye anamayıp: Incili Çavuş şöyle der:
Osmanlılar, adama göre adan gönderirler! Beni de sana gön derinin hikmeti bu olsa gerek."
İki İsmet'ten Çektim
Alabasi Ismet Hanım ile evlenen Osman Yüksel, İnönü've den dolayı hanımına hiçbir zaman İsmet diye hitap etmez, Hadice der. Bir keresinde:
Ismet 'ten çektim. Biri hürriyetimi, diğeri zürriyetimi mah- dyerek hanımının isminin İsmet olduğunu ifade eder.
Miğer Osman Yüksel'in birkaç çocuğu olur fakat yaşamayıp, dekken ölürler. O yüzden hanımına "Zürriyetimi mahvetti." İnönü için de sürekli onu içeri attırdığından "Hürriyetimi der.
Bütün Fakirler Sevinir
kintünün bir yurt dışı seyahatinde uçakta Osman Yüksel de maktadır. İnönü, Osman Yüksel'e takılmak için torununu ça- Sedengeçti'yi tarif ederek, "Git, Osman amcana söyle, aşa- para atıp birkaç fakiri sevindirsin." der.
301
Mustafi BATHIN
YanıtlaSilTarun İnönü, Osman Yüksel'e gider ve dedesi İnönü'nün iste gini söyler. Osman Yüksel gülerek şöyle der
"Evladım, ben aşağıya biraz para atsam birkaç fakir sevinir, ama aşağı dedeni atarsak bütün fakirler sevinir,
Sadece Şiir Mahvolurdu!
Yahya Kemal bir gün
"Bu iş yanlış oldu." der ve ekler
"Ben devleti yönetmeliydim, İsmet Paşa da (İnönü) şiir yazma lıydı." "Niçin üstad?" dediklerinde Yahya Kemal: "Hiç olmazsa o zaman sadece şiir mahvolurdu!" der.
Asgari Kafa Çilesi
Ostad Necip Fazıl, bir yerde heyecanlı bir konferans vermek tedir. Toplantının sonunda yanına yaklaşan Cumhuriyet gazetesi muhabiri, tahrik edici bir soru sorar: "Siz İsmet İnönü'ye komünist diyormuşsunuz, doğru mu?" Necip Fazıl:
"Ne münasebet. Ben ona komünist diyemem. Çünkü bir ko- münistte bile asgari kafa çilesi olur. Ben İnönü'de o kafayı göremi- yorum." der.
802
İktisat
YanıtlaSilCatad Necip Fazıl başınলা মেলো Shay Begin , bir komünist geline-
"Excel"
hami takdir ediyorum, her seyiyle tanke
Ama iktisadi doktrini yok!"
O komüniste dedim ki
Sana bir şey söyleyeceğim simdi, ter vseyi anlayacan To elmadaki erimiş lezzet gibi... Islam demittin suyunda demir gibi, bünyede enimis clamat mexatur Ve donu görebilene!
Benimki benim, seninki de seninl Blu serratin incisi: Seninki senin, benimki de semmin! Bu tart
Üçüncüsü; Ne seninki senin, ne beninku benim. Here hin... Bu da hakikattir.
Komünist muhatabım o kadar tahassis sambhog doldu. Fakat ne inceleyen, ne soran, me avilayan, men den var bu memlekette. Sadece mağrur bir chole
Aramızda Allah var
Osman Yüksel Serdengeçti, "Osman Bey, koministerik ane fark var?" sorusuna şöyle cevap verm Aramızda Allah var."
Mastal BAHIR
YanıtlaSilKomünizm Dedilderi
Nechte Fazd, Sarderigennem ysler durur. Berdergesti pre negleme lent anlatır durur.
The grin yine Nazm binne kontinizmi anlation Cente vanına yaklaşır der k
"Ostad, bu kombintzen nedi
Nazam
"Eltnt sol cebime at Serdengeti hemen star Nezame
"Ne buldun Berdengeçti
"Iki 25 kurus." der.
Nazm
"Birini al." der. Serdengeçti alır.
Nazım, gururla "İşte komünizm bu" der
Serdengeçti alışır, her grin elini Nazmin cabine atar neglier sa yarısını alır. Bir gün Nazım'a 50 lira gelir bizimkini sormadan hemen elini Nazım'in cebine atar ve yanar almak ister. Neam hemen müdahale eder.
"Hop hop ne oluyor?" der. Serdengeçti
"Ostad yarısı benim değil miydi?" der.
Nazım:
"O kadar da uzun boylu değil der. Serdengeçti orada ta gediğine koyar
"İşte! Komünizm dedikleri 25 kuruşluk bir şeymiş..."
304
Bir Ingiliz Kadınla Evlensenize
YanıtlaSilKeskin Zeka Küpeleri
Malta Adası'nda birçok vatanperverin yanında Eriver Paşa'nın olan babası da vardır. Bir gün dolaşırlarken Süleyman Nazif, Enver Paşa'nın baba- dat "Paşa, Pasa!" diye seslenir ve aralarında şu konuşma geçer:
"Buyur, Süleyman!" "Yahu pasa! Sen burada bir İngiliz hatunla evlensene!" Enver Paşa'nın babası, şaşkınlık ve hayret içinde sorar: *Bu da nereden çıktı Süleyman?"
Süleyman Nazif, sözlerini şöyle tamamlar:
"Hani..." der. "Vaktiyle bir Türk hanımla evlendiniz, Enver e bir oğlunuz oldu da koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nu baer Belki derim, evleneceğin İngiliz hanımdan da bir oğlunuz olu ao da İngiliz İmparatorluğunu batırır. Hem biz, hem de düny Ingiliz belasından kurtulmuş olur!"
İngiltere Haritası
Süleyman Nazif'in İngilizleri sevmediği herkesçe malum ağı toplantılardan birinde, kendisine bir kadından şöyle b ker: "Kadın, kimin adını ayakkabısının altına yazsa, o kişs belaya giriyormuş." Bunun duyan Nazif heyecanla atılır: Aman ne güzel, şu kadının ayakkabısının altına bir İngi
Mustafa ŞAHİN
YanıtlaSilKadının Vasfı
Neyzen'e kadınlar hakkında ne düşündüğünü sorarlar. O da şu benzetmeyi yapar.
"Kadın gazete, gazete kadına benzer. Ağzına kadar lakırdı do- lar. Her söylediğine inanılmaz. Vitrine ehemmiyet verir, kılı kırk yarar, pireyi deve yapar. Günü geçmişleri para etmez, eteği tutu- şunca derhal parlar, ele avuca sığmaz!
Gazetelerimiz
Osman Yüksel Serdengeçti gazeteler için şöyle der:
"Gazetelerimizin çoğunun isminin sonu 'et'li. Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Medeniyet, Hizmet, Hakimiyet, Memleket vs. Bu et düşkünlüğü de nereden çıkıyor? Acaba gazetecilerin her yere, her şeye burnunu soktuklarından, etliye sütlüye karıştıklarından mı?"
Keresteciyim
Necip Fazıl bir konferansında isim vermeden gazetelerin ten- kidini yapar. O şekilde açık konuşur ki, bu işlerle az çok ilgili olan hangi gazeteden söz edildiğini anlar. Dinleyenlerden biri üstadın sözünü keserek:
"Hangi gazeteden bahsediyorsunuz?" deyince.
Necip Fazıl sorar:
"Siz ne iş yapıyorsunuz?"
"Keresteciyim." deyince üstad tek kelime söyler:
"Belli."
308
Mustafa ŞAHİN
YanıtlaSilAbone Olunuz
Serdengeçti 1947'de çıkardığı dergiyi çıkarmakta çok güçlük çeker. Abone bulmak için şöyle der:
"Serdengeçti'ye abone olunuz. Ne yazıktır ki tek yüzlü hakika tin meydana çıkması için bile şu ikiyüzlü lanet paraya ihtiyaç var!"
Yoklar Efendim
Serdengeçti dergisinin ilk sayısı çıkınca Osman Yüksel Serdengeçti'nin kapısını aşındıranların sayısı artar. Aralarında çok şık olan adamlar da vardır. Böyle tiplerden hoşlanmayan Serden- geçti, kendisine yok dedirtir. Bir gün evde yalnızdır, kapıyı açan da kendisidir. Gelen kişi sorar:
"Osman Bey evdeler mi?"
"Yoklar efendim."
"Siz kimsiniz?"
"Ben onun hizmetçisiyim."
"Yaaa. O halde kendisine selam ve hürmetlerimi söyleyiniz."
"Hay hay efendim."
Bir Adı da Van mı?
Asıl adı Ömer olan Nef'i Hasankale'de doğar. Ziya Paşa, 'Ha rabat' adlı eserinde Nefi'nin doğum yerini Van diye belirtince Na- mık Kemal:
310
Prema diyerek alay stor
YanıtlaSilMübarek Teriniz Kâğıda Damladı
Net, danemin devlet adamlarından Sadrazam Ahmet Paşa Askında başka söylentiler de vardır Keza Neli, A değil de Dördüncü Murad'i hievettiği de söylenir. Bun sarasla bir söylentidir başlar ve bu padişah Dördünn in kulağına kadar gider.
Nihayet Nefi'nin saray mahzeninde boğdurulmasına karar Ne ve harembaşı sarayın mahzenine doğru yol alırken op Nefi yer
Neft, ben senin şiirlerini çok seviyorum ister misin se padşaha bir rica mektubu yazayım?" deyince Nefi sevinir Neden olmasın ki, tabi isterim." der.
Harembaşı kağıdı kalemi eline alır ve masaya oturur. N de adam, Afrikalı bir zencidir. Teni esmerdir. Kâğıdı ön tam kalemi hokkaya daldırıp kağıdın üzerine getirdiğin kağın üstüne siyah bir damla düşer... Nefi dilini tutas
Aga efendi, mübarek teriniz kâğıda damladı." der. Bunur harembaşı Nefi'ye sinirlenir, onu kurtarmaktan vazgeçer Seni köpek seni, sen dünden hak etmişsin ölmeyi." der.
Mustafa ŞAHİN
YanıtlaSil'Hiç'im
Sadrazam Talat Paşa, Neyzen Tevlik'e devlet dairesinde kätiplik önerdiğinde Neyzen sorar:
"Katip olacağım da ne olacak?"
"Önce katip, sonra umumi müdür, vekil, nazır, kim bilir belki de sadrazam..." diye sayar Talat Paşa:
"Ya sonra?" Paşa:
"Sonrası hiiiç..." diye omuz silkince Neyzen güler:
"Ben bugün de 'hiç'im. Sonu 'hiç' olduktan sonra onca zah mete ne hacet?.."
Akdeniz Karadeniz Olur
Mukaddesat düşmanı meşhur bir adamdan bahsedilir. Serden- geçti böyle insanlara çok kızar ve der ki:
"Bu adam öylesine pis, mülevves ve kirli ki, Akdeniz'e düşse o deniz, Karadeniz haline gelir."
Eğer Din Kötü Bir Şey Olsaydı
Abdullah Cevdet, zamanında dinsizliği ile tanınan ve böyle ta- nınmasından da gocunmayan birisidir. Süleyman Nazif'e bu konu- da ne düşündüğünü sorduklarında Nazif şöyle der:
"Abdullah Cevdet'in dinsizliğinden anlayın ki din iyi bir şeydir. Eğer din kötü bir şey olsaydı, Abdullah Cevdet dindar olurdu."
312
Keskin Zeka Küpeleri
YanıtlaSilBüyük Doğu
Sakrit Saraçoğlu imzasıyla "Allah ve ahlaktan bahsetmek ya emri basında yayınlanır. Bunun üzerine dönemin Milli Eği Rakanı Hasan Ali Yücel, Necip Fazıl'a:
Akademideki hocalığınızla Büyük Doğu'dan birini seçmenizi ederim!" ihtarına üstad:
edici kürsütyü, Büyük Doğu'yu seçtiğimi ihtarınıza karşı ihtar ederim!" ceva- verir ve akademiden atılır.
Lâik miyim, Değil miyim?
Bir gün, mahkemede bana hakim sordu. Dedi ki: "Kurum Necip Fazıl, zapta geçirmeyeceğim, hükümde de esas letmeyecek, şahıs olarak, dost olarak, dostluğa kabul ediyor bir sual soracağım."
"Buyursunlar." dedim. "Suz laik misiniz, değil misiniz?" Dedim ki: Elendim, bir şartla cevap veririm. Hem zapta geçmesi hem me tesir etmesi şartıyla..." Ve devam ettim:
Ben Allah'a inanıyorum, yani Halik'a... Bütün ålemlerin Rab- Nasıl istersiniz ki, Allah'ı ve onun emirlerini dünyanın dı más kabul edeyim. Şimdi ben läik miyim, değil miyim, siz karar
313
isine hediye una taktığını anlattıktan sonra sorar:
YanıtlaSilKeskin Zeka Küpeleri
ettiği bir mücevheri bozdurarak yaptırdığını ve kula-
"Acaba Sultan Abdülaziz bu hareketime kızar mı?"
Paşa şöyle der:
"Bilakis sevinir efendim. İstanbul'dan gelen şeylere bu kadar bulak verdiğiniz ve kulağınıza küpe yaptığınız için çok memnun olurlar!"
--
Bir kimse ümmetime hiyanet ederse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Dediler ki: "Ya Resulallah hiyanet nedir?" Buyurdu ki: "İnsanlara bidat icad etmek ve onunla amel etmektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 431 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
muş:
YanıtlaSilGÜNÜMÜZDE YAPAY ZEKĀ VĀSITASIYLA, MĀSUM İNSANLARIN SES VE GÖRÜNTÜLERİNİN KOPYALANARAK, YAPMADIKLARI ŞEYLERİ YAPMIŞ GİBİ GÖSTERİLEBİLDİĞİ DİJİTAL DÜNYADA, PEK ÇOK YALAN VE İFTİRANIN KOL GEZDİĞİ MÁLUM. DOLAYISIYLA TOPLUMU FITNE VE FESĀDA SÜRÜKLEMEK İSTEYEN ŞER ODAKLARININ BU NEVĪ TUZAKLARINA KARŞI SON DERECE UYANIK OLALIM, ONLARIN OYUNUNA GELMEYELİM. BİLGİ KİRLİLİĞİNİN HAD SAFHADA OLDUĞU SANAL ALEMDE, HER GÖRDÜĞÜMÜZE VE DUYDUĞUMUZA HEMEN İNANMAYALIM, TEMKİNLİ VE İHTİYATLI YAKLAŞALIM, BİLHASSA DİN KARDEŞLERİMİZE KARŞI HÜSN-İ ZANNIMIZI DAIMA MUHAFAZA EDELİM.
AKSİ HALDE, ŞU AYET-İ KERİMEDEKİ İLAHİ İHTARIN MUHATABI OLMAKTAN KURTULAMAYIZ:
"EY ÎMÂN EDENLER! EĞER BİR FÄSIK SİZE BİR HABER GETİRİRSE ONUN DOĞRULUĞUNU ARAŞTIRIN. YOKSA BİLMEDEN BİR TOPLULUĞA KÖTÜLÜK EDERSİNİZ DE, SONRA YAPTIĞINIZA PİŞMAN OLURSUNUZ." (EL-HUCURAT. 6)
42 ALTINOLUK
AKLIN İDRAK ETMEKTEN
YanıtlaSilACİZ KALDIĞI BAZI HADİSELER, SABREDİLDİĞİ TAKDİRDE VUZÜHA KAVUŞURKEN; SABREDEMEYENLER İSE, NİCE SIR VE HİKMETLERE VAKIF OLMAKTAN MAHRUM KALIRLAR.
BUNUN İÇİNDİR Kİ ERZURUMLU İBRAHİM
HAKKI HAZRETLERİ ŞU ÖĞÜTTE BULUNUR:
DEME ŞU NİÇİN ŞÖYLE, YERİNDEDİR OL ÖYLE, BAK SONUNA SEYREYLE,
ALLAH GÖRELİM NEYLER
NEYLERSE GUZEL EYLER..
İnsanlığın Kurtuluşu Tevhidde TEVHİDİN SIRRİ İHLASTA
YanıtlaSilKasım 2024 / C. Evvel 1446
www.altinoluk.com, Sayı: 465,130.00%
Allah'ım! Bana düşmanı sevindirecek bir bela, dostumu üzecek bir musibet verme." Hazret-i Ali (Kerremallahü Vechehû)
YanıtlaSil"Dikkat edin! Elek gibi unun incesini döküp kepeğini kendinize koymayın. Sakın ağzınızdan hikmet dökülürken kalplerinizde bile ve fesat olmasın. Yoksa; İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutur musunuz?'
(Bakara; 44) âyetince hesaba çekilirsiniz."
Seyyid Ahmed er-Rifa'i (Kuddise Sirruhů)
"İnsanı vuslattan mahrum eden ve onun melekût âlemini görmesini engelleyen iki şey vardır. Bunlardan birincisi 'haram yemek' ikincisi ise Allahu Teala'nın mahlûkatına zarar vermektir."
Hayat ibni Kays el-Harrânî (Kuddise Sirruhû)
"Ailenizin fertleriyle, kardeşlerinizle iyi geçinmeyi sakın ihmal etmeyin. Elinizin altında bulunan çocuğunuz yahut kardeşiniz veya gelininiz bir kusur ettiğinde devamlı af tarafında bulunun. Kısaca ilişkilerimizde büyükten
küçüğe, küçükten büyüğe devamlı af nazarı ile bakmalıdır."
Mahmud Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhû)
Bir kimsesinin bedbaht olmasının alameti üçtür:
YanıtlaSil1- Kendisini ilim verilip amelden mahrum kalması.
2- Amel verilip ihlastan mahrum bırakılması.
3- Allah
dostları ile sohbete nail olup onlara hürmetten mahrum olması."
Muhammed İbni Fadl el-Belhî (Rahimehullah)
“Bidat ehlinin, bidatleri terk etmeyip Ehl-i Sünnet Mmüslümanlarla iyi geçinmeleri ve onları kardeş olmaya çağırmaları, çirkin bir hiledir." Bedreddîn el-Aynî (Rahimehullah)
“Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Zira zaten size benzeyeceklerdir. Siz kendinizi terbiye edin yeter" İbni Haldun
İçindekiler
YanıtlaSilTakdim.
.7
BİRİNCİ BÖLÜM
Çocukluğum ve gençliğim.
11
İKİNCİ BÖLÜM
Askerliğim
.31
Risale-i Nur'la tanışma.
.32
Manisa günleri
40
Zübeyir Ağabey ve ben.
48
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İstanbul'a ikinci gelişim ve neşriyat.
.55
Kirazlı mescit
.59
Hüsrev Ağabey olayı....
.73
Basın yayın ihtiyacı ve "Nurculuk Komitesi".
.84
İttihad'a doğru
.94
On sekiz maddelik protokol.
.97
"Kutlular ve protokol".
...98
"Günlük gazete" ihtiyacı.
102
Toplu namaz faslı ve radikaller
104
İttihat günlük mü oluyor?.
105
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yeni Asya gazetesi.
.111
Zübeyir Ağabey ve Yeni Asya..
113
Zübeyir Ağabeyin "istihdam politikası".
.114
1961 ve sonrasına ait siyasî değerlendirmeler.
.117
Nur Talebeleri, AP ve Demirel
.122
Hürriyetçilik anlayışı
141
Müspet hareket ve radikalizm.
.142
Parti tercihinde rol oynayan ölçüler...
143
Hürriyet-i şer'iyeye zemin hazırlamak..
149
Yüzde atmış-yetmiş tam mütedeyyin Görev paylaşımında "liyakat" esastır.
Din herkesin mukaddesidir, tekel altına alınamaz.
156
157
159
Zübeyir Ağabey
YanıtlaSilMNP ve Nur Talebeleri ilişkisinin devamı.
Zübeyir Ağabeyin vefatı
oran, parti için mi ortaya konulmuş?"
159
163
165
ALASI
Zübeyir Ağabeyden sonra...
176
Fırıncı Ağabey
179
Ankara-İstanbul problemi
181
NELL
Tahir Ağabey
182
183
Ahmet Aytimur ve Said Özdemir ağabeyler.
AMID
187
Sözler Yayınevi
..189
196
206
IDI
...210
..217
..220
..224
..243
8
Bekir Ağabey meselesi
Hizmet üzerinde oynanmak istenen oyunlar.
Evliliğim....
Düşmanın merhametine sığınılmaz.
Tele-kulak aramızda..
Farklı faaliyetler dönemi.
12 Eylül İhtilâli öncesi bünyedeki gelişmelerin analizi.
BEŞİNCİ BÖLÜM
12 Eylül 1980 ve sonrası
1977 seçimleri.
12 Eylül 1980 İhtilâli: sonuçları ve biz. .
12 Eylül sonrası gazetenin kapatılması 1982 Anayasası ve "mavi" pusulalar.
İhtilâlciler ve siyaset..
12 Eylül'ün yaptığı ahlâkî tahribat
12 Eylül ve bünyedeki zafiyetler.
Fırıncı Ağabey ve 1990'a giden süreç
.255
..267
272
.308
.317
.319
324
..329
.333
..336
.353
..355
.360
361
Mevlit fırtınası başlıyor.
.367
MİT'le yüzyüze.
375
Demirel'in cemaate yakınlığı.
Bir hatıra..
387
389
Bir başka "nezaret" hatırası
391
Hüseyin Demirel olayı
AYES meselesi
On günde yeniden Yeni Asya
1990 sonrası.
Mevlit olayı.
YENİ ASYA NEŞRİYAT
YanıtlaSilİŞTE HAYATIM Mehmet Kutlular
على شدة تأثير سم الكذب. اذ الكذب أسَاسُ الكُفْر بَل الكُفْرُ كذب ورأس الكذب. وهو الأولى من علامات النفاق. وَمَا الكذب 292 لا افْتِرَاء عَلَى الْقُدْرَةِ الإِلَهِيَّةِ، وَضِدُّ لِلحِكْمَةِ الرَّيَّانِيةِ، وَهُوَ الَّذِي غرب الأخلاق العالية. وَهُوَ الَّذِي صَيْرَ التشبنَاتِ العَظِيمَة كَالشَّبَحَاتِ الْمُنْتِنَةِ، وَبِهِ انْتَشَرَ السُّمُّ فِي الإِسْلَامِ، وَبِهِ اخْتَلَ أَحْوَالَ نوع البشر. وَهُوَ الَّذِي قَيَّدَ العَالَمَ الْإِنْسَانِي عَنْ كَمَالَاتِهِ، وَأَوْقَهُ عَنْ تَرَقْيَاتِهِ. وَبِهِ وَقَعَ أَمْثَالُ مُسَيْلِمَةِ الْكَذَابِ فِي أَسْفَلِ سَافِلِينَ الخسَّةِ. وَهُوَ الْحَمْلُ الثَّقِيلُ عَلَى ظَهْرِ الْإِنْسَانِ فَيُعَوِّتُهُ عَنْ مَقْصُودِهِ. وَهُوَ الْأَبُ لِلرِّيَاءِ وَالْأُمُّ لِلتَّصَنْعِ، فَلِهَذِهِ الْأَسْبَابَ اخْتَصَ
YanıtlaSilEvet, bu işaret ise kizb, yalancılık zehirinin te'sîrinin çok şiddet- li olduğuna en doğru bir şâhiddir. Zîrâ yalancılık küfrün esâsı, te- melidir. Belki de küfrün kendisi yalancılıktır ve onun başıdır. Hem yalancılık, münafıklık 'alâmetlerinin en başta gelenidir. Hem yine kizb, Kudret-i İlâhîyeye iftiradan başka bir şey değildir, Hikmet-i İlâhîyeye de zıddır, muğayirdir.
Evet, o kizb ve yalancılıktır ki İslâm milletlerinin yüksek ahlakla- rını tahrib etmiş. Hem yine o kizbdir ki büyük, 'azìm teşebbüsleri, pis ve kokuşmuş lâşeler ve rùhsuz karaltılar hàline getirmiş ve onunla -ya'nî yalancılık vâsıtasıyla- 'âlem-i İslâm içine zehirler yayılmış- tır. Hem o yalancılıkla nev-i beşerin ahvali karışmış, karıştırılmıştır. Yine o yalan ve yalancılıktır ki insanlık âlemini yüce kemâlât zirve- sine koşup gitmekten alıkoymuş ve yüksek terakkiyatından durdur- muştur, tevkif ettirmiştir. Hem yine onunla Müseylime-i Kezzáb gibiler alçaklığın esfel-i sâfilininin derekesine düşmelerine sebep olmuştur. Hem yine o kizbdir ki büyük, ağır bir yük tarzında insanın sırtına binmiş, onu maksud ve matlûbuna erişip ulaşmaktan alıkoy muştur. Hem yine o yalancılıktır ki riyânın babası, tasannu' ve temel- luk'un annesi olmuş ve bunları türetmiştir. İşte bütün bu sebepler-
RAKARA/9,10 ■MÜNAFIKLAR BAHSİ
YanıtlaSil293
بالتلمين والتهديد والنَّعْيِ النَّازِلِ مِنْ فَوْقِ الْعَرْشِ، فَيَا أَيُّهَا النَّاسُ! لا سَيِّمَا أَيُّهَا الْمُسْلِمُونَ إِنَّ هَذِهِ الْآيَةَ تَدْعُوكُمْ إِلَى الدِّيَّةِ. فَإِنْ قُلْتُم : إِنَّ الْكِذَبَ لِلْمَصْلَحَةِ عَفْو ؟ قِيلَ لَكُمْ: إِذَا كَانَتِ الْمَصْلَحَةُ ضَرُورِيَّةً قَطَعِيَّةَ، مَعَ أَنَّهُ عُدْرُ باطِلُ إِذْ تَقَرَّرَ فِي أُصُولِ الشَّرِيعَةِ: إِنَّ الْأَمْرَ الْغَيْرَ الْمَضْبُوطَ وَأَي الَّذِي لا يَتَحَصَّلُ - بِسَبَبِ كَوْنِهِ قَابِلا لِسُوءِ الْاِسْتِعْمَالِ - لا يَصِيرُ علَّةً وَمَدَاراً لِلْحُكْمِ كَمَا أَنَّ الْمَشَقَّةَ لِعَدَمِ انْضِبَاطِهَا مَا صَارَتْ عِلَّةً لِلْقَصْرِ، بَلِ الْعِلَّةُ السَّفَرُ. وَلَئِنْ سَلَّمْنَا ؛ فَغَلَبَةُ الضَّرَرِ عَلَى
dendir ki kizb ve yalancılık, 'Arş-ı 'Azìm-i İlâhînin fevkından gelen tel'în ve tehdîde ve ölüm naʻyına, haberine hedef olmuş ve buna karşı hususiyet kesb edip almıştır.
Öyle ise Ey insânlar!. Hususan ey müslümanlar! Bu âyet-i kerî- me sizi dikkate çağırıyor, dikkat ediniz!..
40- Eğer deseniz: Maslahat için olan bir yalan âf edilir?!
Cevâben size denilir ki: O maslahat, eğer hakikaten ve cidden zarùrîlik ve katʻîliği varsa!.. Hâlbûki çoğu kereler o maslahat, bâtıl bir özür olmaktadır. Zîrâ, maslahat denilen şeyin vaz'ıyeti i'tibâriy- le sû'-i isti'mâle müsâʻitdir.
Evet, usùl-ü şerî'atta tekarrur etmiştir ki: "Gayr-i mazbût bir emir, iş (ya'nî sağlam ve mu'ayyen hudûdların içine alınmamış olan bir mes'ele) hüküm için 'illet ve medâr olamaz." Ya'nî vaz'ıyeti iʻtiba- riyle kat'î, sağlam hudûdları olmamasından, sû-i isti'mâle müsâ'it- liği sebebiyle, tâm bir zabıt çerçevesi içine alınamamış olmasından o maslahat bâtıl olan bir özrün vasfına bürünmesi mümkündür. Meselâ nasıl ki seferdeki meşakkat ve zahmetin derece, mikdår ve vasfı tâm bir zabt, bir ölçü altına alınamaması sebebiyle nama- zın kasrına (kısaltılmasına) 'illet olmamış, sayılmamıştır. Belki ancak kasr-ı namazın 'illeti yalnız seferdir (sefer olmadığı zaman
294
YanıtlaSilسلعة شيء تفتى بنسخه وتكون المصلحة فى عدمه. وما ترى من الهرج والمرج فِي حَالِ العالم شاهِدٌ على غلبة ضرر عذر المصلحة. ا أن التعريض والكناية ليسا مِنَ الكَذِبِ، فَالسَّبِيلَ مَثْنَى: إِمَّا شكرت إذ لا يلزمُ مِنْ لَزُومِ صِدْقٍ كُلِّ قَول، قول كُل صدقه وأما الصدق؛ إذ الصدقُ هُوَ أَسَاسُ الإِسْلاميَّةِ، وَهُوَ خَاصَةُ الإيمان.
ne kadar meşakkat olsa da, namazın kasrına sebep ve 'illet olamaaj Şayet yalanın maslahat için olduğu zaman câiz olabileceği teshim ve kabül de etsek lakin bir şeyde bulunabilen bir menfe ata ondaki zararın galib gelmesi halinde onun neshine fetva verdiği gh o zaman, maslahat olan şey, onun terkinde, yapılmamasında olur.
MÜHİM BİR MEBHAS
-Müellig-
Acaba hàl-i 'alem icraatında cereyân etmekte olan bütün here- merclerin; maslahat denilen o bâtıl özrün zıddına ve 'aleyhine olan şahidliklerini niçin göremiyorsun?..!
Not: Burada şu hususun da bilinmesi lazımdır ki; örtülü bir taʻriz tarzında ve kinâyeli bir sürette söylenen sözler kizbden sayıl mamaktadır.
Ve netice olarak, bu vaz'ıyette yol iki kalmış olur:
لا يَلْزَمُ مِنْ لُزُومِ صِدْقٍ كُلِّ قَوْلٍ قَوْلُ كُلِّ صِدْقٍ : Sukat unki -
Ya'ni: Her bir sözün illâ da doğru olmasının lüzûmu lâzım olduğu gibi her bir doğruyu da söylemek doğru değildir.
2- Ya da sıdk! Ya'ni: Söylediği zaman doğruyu söyleyip yalan de memektir. (Ya'ni, şâyet sükûtun yeri kalmıyorsa ve bir kelâm etmek lâzım geliyorsa, doğru olandan gayrı bir şey söylememektir.)
Evet, sıdk ve doğruluk, İslâmiyetin esâsı ve temeli olup, o da îmânın hàssasıdır..
BANARA 10 MONAFIKLAR BARSi
YanıtlaSilبل الإيمان صدق ورأسه، وهو الرابط لكل الكمالات، وهو الحياة الاخلاق العالمية، وهو العرق الرابط الاشياء بالحقيقة، وهو الجالي الحن في اللسان، وهو محور ترقي الإنسان، وهو نظام العالم الاسلامي، وهو الذي يُسرع بنوع البشر في طريق الترقي كالبرق إلى كعبة الكمالات، وَهُوَ الَّذِي يُصِيرُ الحَمَدَ النَّاسِ وَأَفْقَرَهُ أَعز من السلاطين، وبه تَفَوقَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ عَلَيْهِ الصَّلاةُ وَالسَّلامُ على جَمِيعِ النَّاسِ، وَبِهِ ارْتَفَعَ سَيِّدُنَا مُحَمَّدٌ الهَاشِمِيُّ» عَلَيْهِ الصَّلاةَ والسلام إلى أعلى عليين مراتب البشر.
Belki îmânın kendisi öz sıdktır ve onun başıdır.
Hem sidk, 'ulvi kemâlâtın ve yüce ahlakların bağlayıcısıdır. Hem yine sıdk, ahlak-ı âlîyenin hayatıdır. Kezâ sıdk, eşyayı haki katla rabt eden, bağlayan bir ırk ve büyük bir damardır, kökdür. Hem sıdk, lisânda hakkın tecelli etmesidir.
Hem insanın terakki mihverinin zenbereğidir ve keza İslâm âleminin nizamıdır.
Hem nev'i beşeri terakki yolunda kâ'be-i kemålāta şimşekvāri bir sür'atle koşturandır.
Hem yine o sıdktır ki, insanların en gevşek, perişan ve fakirini padişahlardan daha fazla 'azîz kılar.
Hem Peygamberin ashabını umum insanlara tefevvuk ettiren yine o sıdkdır. Başka bir ifade ile o sıdkla Peygamberin sahābeleri bütün insanların fevkına yükselmişlerdir.
Hem yine o sıdkladır ki, seyyidimiz Hazret-i Muhammed-ül Haşimi Aleyhissalâtü Vesselâm, beşeriyet mertebelerinin en a'la-i illiyyînine çıkmıştır. ***
إِشَارَاتُ الْإِعْجَازِ فِي مَظَانِ الْإِيجَازِ
YanıtlaSilİşaral-ül İcaz
KUR'ÂN'IN ÎCÂZ YERLERİNDEKİ İ‘CÂZ İŞARETLERİ
Te'lîf
Bedîüzzaman Said Nûrsî
Tercüme: Abdülkadir Badıllı
ولا
القرآنُ مَا هُوَ ؟
YanıtlaSilلمعة مِنْ تَعْرِيفِ الْقُرْآنِ
مخالف السوان قل لك: هو الترجمة الأزلية لهذه الكائنات والترجمان الأمل المنتها الثالبات للآيات التكوينية ومفسر كتاب العالم وكنا فى كتاف المخفيات كنوز الأسماء المستترة في الأرض. وكذا هو مفتاح الحقائق الشئون المضمرة في تطوير الحادثات، وكذا هو السَانُ الغَيب في عالم الشهادة، وكما هو حرية المخاطبات الأزلية السبحانية والالتفاتات الأبدية الرحمانية ولا
Kuran Nedir? Tarifi Nasıldır?
Karin pukitab-kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi. We kits tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-1 ebedisi..
We pum-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri.. Ve zaminde ve gökte gizli esmå'-i İlâhiyenin ma'nevi hazinelerinin keşşafı..
wries hadisatın altında muzmer hakàikın miftahı. Veem-i jehadette 'ålem-i gaybın lisânı.. Vie pu "lem-i şehadet perdesi arkasında olan tinden gelen iltifatit- ebedive-i Rahmaniye
vehitahuitenllye-i Sübhaniyenin hazinesi
KURAN'IN TARİFİ
YanıtlaSil37
هُوَ اسَاسٌ وَهَنْدَسَةٌ وَشَمْسَ لِهَذَا العَالَمِ الْمَعْنَوِي الْإِسْلامِي. وكذا هُوَ خَرِيطَةٌ لِلْعَالمِ الأُخْرَوِيِّ. وَكَذَا هُوَ الْقَوْلُ الشَّارِحُ وَالتَّفْسِيرُ الواضح وَالْبُرْهَانُ الْقَاطِعُ وَالتَّرْجَمَانُ السَّاطِعُ لِذَاتِ اللَّهِ وَصِفَاته وَأَسْمَائِهِ وَشُؤُونِهِ. وَكَذَا هُوَ مُرَبِّ لِلْعَالَمِ الْإِنْسَانِي وَكَالْمَاءِ وكالضياء للإِنْسَانِيَّةِ الكُبْرَى الَّتِي هِيَ الْإِسْلامِيَّةُ. وَكَذَا هُوَ الحِكْمَةُ الحَقِيقِيَّةُ لِنَوْعِ البَشَرِ، وَهُوَ الْمُرْشِدُ الْمُهْدِيُّ إِلَى مَا خُلِقَ البَشَرُ لَهُ. وَكَذَا هُوَ لِلإِنْسَانِ كَمَا أَنَّهُ كِتَابُ شَرِيعَةٍ كَذَلِكَ هُوَ كِتَابُ حِكْمَةٍ. وَكَمَا أَنَّهُ كِتَابُ دُعَاءٍ وَعُبُودِيَّةٍ كَذَلِكَ هُوَ كِتَابُ أَمْرٍ وَدَعْوَةٍ وَكَمَا أَنَّهُ كِتَابُ ذِكْرٍ، كَذَلِكَ هُوَ كِتَابُ فِكْرٍ. وَكَمَا أَنَّهُ كِتَابٌ وَاحِدٌ لَكِنْ فِيهِ كُتُبٌ كَثِيرَةٌ فِي مُقَابَلَةِ جَمِيعِ حَاجَاتِ الْإِنْسَانِ المَعْنَوِيَةِ؛ كَذَلِكَ هُوَ كَمَنْزِلَ مُقَدِّسٍ مَشْحُونَ بِالْكُتُبِ وَالرِّسَائِلِ. حَتَّى
Ve şu İslâmiyet 'âlem-i ma'nevîsinin güneşi, temeli, hendesesi.. Ve 'avâlim-i uhreviyenin mukaddes harîtası..
Ve zât ve sıfât ve esma' ve şu'ûn-u İlâhîyenin kavl-i şârihi,
tefsîr-i vâzıhı, bürhân-ı katı'ı, tercümân-ı satı'ı..
Ve şu 'âlem-i insâniyetin mürebbîsi..
Ve insâniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ' ve zıyà'sı..
Ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi..
Ve insâniyeti sa'âdete sevk eden hakiki mürşidi ve hâdîsi...
Ve insânlara hem bir kitâb-ı şerî'at, hem bir kitâb-ı du'a',
hem bir kitâb-ı hikmet, hem bir kitâb-ı 'ubûdiyet,
hem bir kitâb-ı emr ü da'vet, hem bir kitâb-ı zikir,
hem bir kitâb-ı fikir.
Hem insânın bütün hàcât-ı ma'neviyesine merci' olacak
çok kitabları tazammun eden tek, câmi' bir kitâb-ı mukaddes..
Umihal
YanıtlaSilDORDONCE BAVIAN DEVAM
How PEAD CAMISE
ABIRET GUNUNE INANMAR
alması, din kardeşine Allah için muhabbetin kalk mam. Ahirete rafhet olmayıp dünyaya tamaların ariması, karandanda, yenip içilende helalin, hara min aranmaması. Bunlar küçük alametlerdir.
Dunya üzerinde yaşayanların, cnetukluk genc ik ittyarık, hastalık gibi değişikliğe uğrayarak sihlyet, imege mahküm olduğunu daima görmek veyts. Rinkmaleyh Dünyanın da hir gün bu hali wina ereceği muhakkakdır. Çünki her değişen py, evåle mahkümdur. Dünya da zeväle mahküm dur. Akil ve mantık bunu böyle kabul etmek
zurundadır.
Kıyametin büyük alümetleri (on) dur
1 Yemende bir stegin zuhüru
Deccalin çıkmas Hazreti Isänın giden inmesi,
Ye'cûr ve me'cir
3 Döbbetül arz çıkmanı, U husuf yani biri Şarlela, biri Garda
Ahirvi gününe inanmak, sunlara tamlimen inammak demekdir ki, bunlar Kur'an ayetlers ile shitdie Birinci sur (Yerde gökde bütün yaşayan birs arm mesi), Dainel sur Ölülerin tekrar dirilme 4), hagir (Mahkeme kübra, sorgu, el, ayak an laruun ve yerta gehadetleri), vesin, eilat (Mah perde, mahkeme-brada, siratda, cehennemde)
6 de Arabistanda Arın yere batmans Dünyky duman kaplamam,
Güneyin hatidan doğması,
srat, orbemenet
Kur'âne Karimde beyán truyurulduğuna göre, koylmet, herkes tstyle güedyle mengul äen birden tre sus derece siddetli deprenme ile vaküs
10
Kabel gerifde bulunan Racer Exved in kalkman.
Kur'ânın kalkmas
Bundan sonra tatlı bir rüngår eser, mü'minler tomamen ülürler, kykmet de Insanların sortieri anerine kupar
Şimdi kıyametin nasıl kopacağını öğrecelim
Hadial perifde bayan buyurulduğuna göre yer ALLA ALLAH diyerek kimas kal maymes, Elbel Minsanlar tarafından Allaha şirk eden glyet lilim ve şerli tosanlar the kupansk
Kiymatin ne ramas kogern bell değildir Lapanın şartları Peygamberi miri A. Vi tarafından diriintytär
Merhametia alangk
41
Styled sur üfürmek için Allahın emrini beyen frätil alayhisselam, kendisine anl olarak verilen emir ile sürüfürürük üfürülen sür ile son Aeece şiddetli deprenmeler olacak, dentalerin maya çekilecek, dağların taşları yerinden kape hirtirlerine çarpmakla tehålline gelerek, yazine holatlar gibi savrularak, ne pulkur ve ne de tümach glünmeyerek, yerde, glede ne kadar canlı varsa, Allahım dediklerinden başka hrpoi Allmleris smalh ahillerin artmasin Mask, yer yüzü bir rivayetde burk semetom big wah palman, reallar faktive, se kalacak, Gilden, insanların ana rahminde ilk te ime tatelli epal ve dırılman, whep dan sua bep to par echipayaprak pang tepat an
I EYLOL: 1951
YanıtlaSilSAYI: 5
ZILKADE ZILHICKE
İSLAMIN NÛRU
İmam Ahmed İbni Arasınd
YanıtlaSilAhmed ibni Hanbel hazretleri, bütün ehli sa net arasında tebeil edilen dört muazzam, mübar müetehidin dördüncüsü bulunmaktadır. Haiz ole ğu kemålåt ve merârife karşı İmam Şafii gibi üsta ları bile meclübiyet gösterirlendi. Hatta Imam Şa demiştir ki: «Ben Bağdattan çıktım, orada Ahm ibni Hanbelden daha fazıl, daha âlim, daha falc bir halef bırakmadım,>
Kitâbi tehzibil'esmå da yazıldığı üzere yin
Imam Şafii demiştir ki: «Ben Ahmed ibni Hanb ile Süleyman ibni Dâvudı Haşimiden daha akıll kimse görmedim.>
Ebû Hatim de demiştir ki: «Bir kişiyi gördü mü Ahmed ibni Hanbeli seviyor, bil ki o sahib sünnettir.>
Bâzı zevâtın kanâatine nazaran Imam Ahmedia hadisi şerif sahasındaki vüs'ati ıttılaı, kudret ilmlyyesi, fıkıh sahasındaki vüs'at ve kudretinden daha ziyâdedir.
Imam Ahmedin ne büyük, ne kudretli bir müc tehid olduğunu anlamak için (Elmugni) gibi pel kıymetli kütübi hanabileye müracaat edilmes
kâfidir. Imam Ahmed hazretlerinin menâkibine dair Imam Beyhaki, Ebû İsmailil'ensari, Ebülferec ib- nülcevazi gibi yüksek âlimler tarafından yazılmış
bir hayli Asar vardır.
IMAM AHMED IBNI HANBELİN HAYATI VE METANETI AHLAKİYESİ:
Imam Ahmed hazretleri, pek ziyade åbid, zahid. yüksek bir seciyeye malik pek nesih bir hayatı his Fakirine yaşamayı bir nimet sayar. Insana az somal yetişir, çok mal yetişmers derdi. Kendisine deservet ve riyaseti kabulden sa
Mallite Mo
anbel'in Müctehidler
YanıtlaSili Mevkii
Istanbul Müftisi: ÖMER NASCHI BİLMEN
gün pek mükellef bir sofra yemek gönderilirdi. Fakat o, bunu kabul etmez, bu yemeklerden yemez- di, vakit vakit yüz gösteren sıkıntılara, ibtilälara karşı büyük bir metånetle mukavemet gösterir. tākib ettiği zühd ve tekva yolundan asla ayrılmazdı.
Hallfe Me'mun zamanında käzil'kuzat Ahmed ibni Düvadın yanlış bir ictihadı olan målüm bir meseleden dolayı bu muhterem Ahmed ibni Hanbel hazretleri de Mu'tesim halife tarafından haps edilmiş, darb edilmişti. Hapis müddeti yirmi sekiz ay devam edib (220) senesinde hapisden çıkarılmış tır. Hazreti Imam, bu vesile ile de bütün hak ve hakikat taraftarlarının kıyamete kadar tebelline läyik bir diyânet ve şehämet misāli vücüde getirmiş oldu.
Imam Ahmede hallfe Våsik zamanında bir fenalık yapılmamış, Väsikden sonra hilåfete näil olan kardeşi Mütevekkil ibni Mu'tesim Ise ikram etmiş, onunla meşveret etmedikçe kimseye bir vazi- fe tevcih etmemekte bulunmuştu. Bu ikram ve hür- met, o büyük älimin vefâtına kadar devam etmiştir. Imam Ahmed hazretleri (164) tarihinde doğ- mus, (241) senesinde Bağdatta vefat etmiştir. <Babı harb denilen kabristanda medfündur, Rah
metullahi teálů aleyh.
YA RASULALLAH
Gubarı payine almam cihanı ya Rasülallah.
Değişmem műyuna heft åsümânı ya Rasülallah.
Duyunca makdem-i tasrifin Adam sulb-i påkinden
Değişti habbeye bağı cimâni ya Rasülallah..
13
( سوال) قرآن کر عك لو همان ده مرض حکم سنی مفعول دلیل غیر شکلنده فول لانسی وان
YanıtlaSilالجواب ) منافقاری باطنی و قالبی اولا به مرضاری دانکه ظاهره جیغ سرایت این مقاله او نارك وجود لری تمامیله مرض کی امن اولدینی
وسون عمله و
فاده اعمال بجون (مرض اخوان
تمیز اولارق قول لانها شد. اون (فرض) کامرسی فصل اول یعنی تقدیرده و معالي قارة چونکہ او وقت زياده لك، بالگر مرضه تعلق ایدر التنجي جماله بي تشكيل ليدن ( ولهم عذاب البقان وجه ارتباطی این منفعتی افاده به اداره
الات ابرکه، منا فقالون منفعتی یا دنیاده الیم بر عذا بدر و یا خود آخر نده شد بد بر آمد بود
منفعت دیگر او بله این منطقه هاری مخالد
سوال ؟ اليم، متألم معناسنه در متألم ايه شخصيه صفتيد.. بناء عليه عذالك الوان وصفلاند برنامه سنده نه حکمت وار در؟
برنجی حمله یی تشكيل ايدن (بما كانوا يك ديون ) لك وجه ارتباطي منا فقالون عند كار بلا ماء جذابیتهاری آراسنده بانگه کذب ایله و فلان بر بام ، كذبك شدت فع و ر بانگه دارند.
الجواب ) عذاب او نارك وجود لري اويله قابلار و جدلرینی او بله احاطه ایدر و با طاره نفوذ ایدر که مانکه او نارن و جوداری بر عذاب کو چه ی کسیا بر او نارك جدار ند سه عزاید نه مالداری کورو غمز اولور حتى او عذاب کو لچه سندن فيشقيران أهلي، فيزا الي تألملم عمالكم نفسي عند
نشئت ابدالی یعنی جا غير انه با غیران، متألم اولان، عين عذاب اولد يقي صاب ابر
بو اشارت وهى، كذلك نه قدر تأثير لى بر هر اولدیفنه به شاهد صاد قدر زيرا كذب، كفرن السابور، كذب، نفاقك بركى علامتيد كذب، قدمت الهيام وليد کوب، حکمت و باید به صد در اخلاقه عاليه في تحريب الدن، كننده عالم اسلامي العرب انجمه گریدر عالم کشری اهوالی ساده و برند، که بر نوع شری کاندید کرد پر داده شده
مسلم لذات الله احتمالی عالمده ردیل و رسوای ایده گردد در طول بدر که هر جاندار اینده تلعبه تحدیده یان به باد کند .
اشته و سیاه
مساندي بالخاصه مسلماناری دقته دعوت به
ada elim bir anıbdır. Veyahud ahirette sedid bir elemdir. Bunlar ise anlaşılır ki, menfaat değildir. Öyle ise menfaatleri muhåldir.
YanıtlaSilSual: Elim, müteellim ma'nâsınadır. Müteellim ise şahsın sıfatıdır. Binâenaleyh azabın elîm ile vasıflandırılmasında ne hikmet vardır?
Elcevab: Azab, onların vücûdlarını öyle kaplar ve cesedlerini öyle ihâta eder ve bâtınlarına öyle nüfüz eder ki, sanki onların vücûdları bir azab külçesi kesilir. Onların cesedlerinden, azabdan mâadâ bir şey görünmez olur. Hatta o azab külçesinden fışkıran åhlar, fizârlar, teellümler, sanki nefs-i azabdan neş'et ederler. Yani çağıran, bağıran, müteellim olan, ayn-ı azab olduğu sanılır.
Yedinci cümleyi teşkil eden بما كانُوا يَكْذِبُونَ nin vech-i irtibatı: Münafıkların azablarının mezkûr cinayetleri arasında yalnız kizb ile vasıflandırılması, kizbin şiddet-i kubuh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahı, kizbin ne kadar te'sîrli bir zehir olduğuna bir şâhid-i sâdıktır.
Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifakın birinci alametidir. Kizb, kudret-i İlâhiyeye bir iftirâdır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıddır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrib eden, kizbdir. Ålem-i İslamı zehirlendiren, ancak kizbdir. Ålem-i beşerin ahvalini fesâda veren. kizbdır. Nev'-1 beşeri kemålåttan geri bırakan, kızbdır. Müseyleme-i Kezzab ile emsâlini âlemde
rezil ü rüsvay eden, kizbdir. Iste bu sebeblerden dolayıdır ki, bütün cinayeder inde teline, tehdide tahsis edilen, kizbdır. Bu avet sanları, bulhasa muslumanları dikkate davet eder.
باطل Bank: Hakikate zad
YanıtlaSilغير معتبر Gayr-i mu'teber: l'ubir
edilmeyen
Binden: Dayanarak
غير صريخ Gayri sarih : Açık olmayan Had: Sınır
قاقه Hassa: Ozellik, hususiyet
حقوق عباد Hukku ibåd: Kul haklan
حقوق الله Hukükullah: Allah'ın kullar
üzerindeki haklan
عِلَّتْ İllet: Sebeb
إلقا İlka: Koyma, bırakma, yerleştirme
إيمان isal: Ulaştırma
مع هذا Maahaza: Bununla beraber
مصلحة Maslahat: Fayda
مضبوط Mazbút: Sınırları belli olan
مدار Medar: Sebeb
منسوخ Mensah: Hukmü kaldırıbınış
مراتب بشرية Meratib-i beşeriye: İnsanlık mertebeleri
musaadesi
مساغ شرعى Mesa-ser'i: Şeriatin
مخور Mihver: Eksen
معين Muayyen: Belirli
تايمز Nazır: Bakan, gözeten
سوء استعمال Sa-i isti'mål: Kötuye kul-
صدق Sidk: Doğruluk
Takarrur: Karar kılma
lanma
Tecavüz: Haddi aşma,
3. Tefervuk: Utin olta
saldırma
İŞARATÜ'L-İ'CÂZ FÎ MEZANNİ'L-ÎCAZ
YanıtlaSilMÜELLİFİ
BEDİÜZZAMAN SAID NURSI
HAT
AHMED HUSREV EFENDİ
Hayrat Neşriyat
cambeyi teşkil eden بما كانوا يكذبون in vechi irtibatc
YanıtlaSilEvet mamafikların azapları, mezkür cinayetleri arasında yalnız vafandt dahi, kibihin siddet i kubh ve çirkinliğinalaz Ve bu inatur dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehirlinga bar şahidi sadıktır. Zira
Kah, küfrün esasıdır.
Kab, nifakın birinci alâmetidir.
Kish, kudret-i İlahiyeye bir iftiradır.
Kish, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır.
Ahlik-ı âliyeyi tahrip eden kizbdir.
Alem-i İslam'ı zehirlendiren ancak kizbdir.
Alem-i beşerin ahvalini fesada veren kizbdir.
Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan kizbdir.
Museylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ü rüsvay eden kizbdir.
Işte bu sebeplerden dolayıdır ki bütün cinayetler içinde teline, tehdide tahsis edilen kizbdir. Bu âyet, insanları bilhassa müslü- manları dikkate davet eder.
ISARATOL-PCAZ
YanıtlaSilSUAL. Rir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir Ovle midir?
CEVAP: Evet, kat'i ve zaruri bir maslahat için mesağı şer'i var Cavina hakikate bakılırsa maslahat dedikle Mar, batıl bir ür dur. Zira usul-ü şeriatta takarrur ettiği vecihle "Mazbut ve miktar muayyen olmayan bir şey, hükümlere illet ve medar olamaz. Çünkü miktarı bir had altına alınmadığından sü-i istimale uğrar" Maaháză bir şeyin zararı menfaatine galebe ederse o şey, men
suh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur. Evet âlemde görünen şu kadar inkılablar, karışıklıklar, zararın Szür telakki edilen maslahata galebe etmesine bir şahittir.
Fakat kinaye veya ta'riz suretiyle yani gayr-1 sarih bir kelime ile
öylenilen yalan, kizbden sayılmaz.
Hülasa: Yol ikidir.
Ya sükûttur. Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır.
Veya sıdktır. Çünkü
İslâmiyet'in esası sıdktır.
İmanın hâssası sıdktır.
Bütün kemalâta îsal edici sıdktır.
Ahlak-ı âliyenin hayatı sıdktır.
Terakkiyatın mihveri sıdktır.
Alem-i İslâm'ın nizamı sıdktır.
Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta îsal eden sıdktır.
Ashab-ı Kiram'ı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır.
Muhammed-i Hâşimî'yi (aleyhisselâm) meratib-i beşeriyenin en
seğine çıkaran sıdktır.
Risale-i Nur Külliyatından
YanıtlaSilİşarabir'l-İcaz
FI MEZANNİ'L-İCAZ
(TÜRKÇE TERCÜMESİ)
Müellifi
Bediüzzaman
Said Nursî
ruk Neşriyat Paz. San. Tic. AS
YanıtlaSilMehmet Nesih Özmen Mah.
Zafer Cad. No: 3 Kat: 3
Necmettin Aksoy Is Merkezi
34173 Merter/ Güngören/ İSTANBUL
Sertifika No: 20784
Tel : +90 212 512 10 06-07
Fax: +90 212 512 10 08
URL: http://www.rnk.com.tr
E-mail: info@rnk.com.tr
Baskı: Han Basım Yayın Matbaacılık
Atatürk Cad. No:42 Yarımburgaz
Küçükçekmece / İstanbul
Tel: 0212 276 77 77
Sertifika No: 24904
Baskı Tarihi: İstanbul - 2015 (Aralık) Birinci Baskı
Copyright © Her Hakkı Mahfuzdur
AHİRET GÜNÜNE İNANMAK
YanıtlaSilDünya üzerinde yaşayanların, çocukluk, genç- lik, ihtiyarlık, hastalık gibi değişikliğe uğrayarak nihâyet, ölmeğe mahkûm olduğunu dâima görmek- teyiz. Binâenaleyh: Dünyanın da bir gün bu hâli- nin sona ereceği muhakkakdır. Çünki her değişen şey, zevâle mahkûmdur. Dünyâ da zevâle mahkûm- dur. Akıl ve mantık bunu böyle kabul etmek zorundadır.
Ahiret gününe inanmak, inanmak demekdir ki, bunlar şunlara temâmen Kur'ân âyetleri ile sâbitdir. Birinci sur (Yerde, gökde bütün yaşayan- ların ölmesi), İkinci sur (Ölülerin tekrar dirilme- si), haşir (Mahkeme-i kübra, sorgu, el, ayak âzâ- larının ve yerin şehadetleri), vezin, şefâat (Mah- şerde, mahkeme-i kübrâda, sıratda, cehennemde) sırat, cehennem, cennet.
Kur'ânı Kerîmde beyân buyurulduğuna göre, kıyâmet, herkes işiyle güciyle meşgul iken birden bire son derece şiddetli deprenme ile vukûa gelecek.
Hadîsi şerîfde beyân buyurulduğuna göre yer yüzünde ALLAH ALLAH diyecek kimse kal- mayınca; Ka'be-i Muazzama insanlar tarafından yıkılıb Hac eden kimse kalmayınca; kıyâmet, Allâha şirk eden gâyet zâlim ve şerli insanlar üze- rine kopacak.
Kıyâmetin ne zaman kopacağı belli değildir. Lâkin kıyâmetin kopmasının şartları, Peygamberi- miz (S. A. V.) tarafından bildirilmiştir.
Kıyametin küçük alâmetleri:
Alimlerin azalıb câhillerin artması, adâletin azalıb zulmün çoğalması, cezâların fakirlere, âciz- lere tatbik edilib eşraf ve ekâbirden kaldırılması; işin ehlinin gayrisine burakılması, zinâ ve binâya rağbetin artması, büyüklere hürmet, küçüklere merhametin kalkması, kadınların erkeklerden çok
Müsevvid M. FUAD CAMDİBİ
YanıtlaSilolması, din kardeşine Allah için muhabbetin kalk- ması. Ahirete rağbet olmayıp dünyaya tamaların artması, kazanılanda, yenip içilende helâlin, hara- mın aranmaması.. Bunlar küçük alâmetlerdir.
Kıyametin büyük alâmetleri (on) dur:
1 Yemende bir ateşin zuhůru,
2 Deccalin çıkması,
3 Hazreti İsânın gökden inmesi,
4 Ye'cûc ve me'cûc,
5 Dâbbetül arz çıkması,
6 Üç husuf yâni biri Şarkda, biri Garbda, biri de Arabistanda Arzın yere batması,
7 Dünyayı duman kaplaması,
8 Güneşin batıdan doğması,
9 Kur'ânın kalkması,
10 Ka'be-i şerîfde bulunan Hacer-i Esved'- in kalkması.
Bundan sonra tatlı bir rüzgâr eser, mü'minler temâmen ölürler; kıyâmet de insanların şerlileri üzerine kopar.
Şimdi kıyametin nasıl kopacağını öğrenelim:
Şöyleki: sur üfürmek için Allâhın emrini bekleyen İsrafil aleyhisselâm, kendisine ânî olarak verilen emir ile sûru üfürür. İlk üfürülen sûr ile son derece şiddetli deprenmeler olacak, denizlerin suyu çekilecek, dağların taşları yerinden kopup birbirlerine çarpmakla toz hâline gelerek, gök yüzüne bulutlar gibi savrulacak, ne çukur ve ne de tümsek görünmeyecek; yerde, gökde ne kadar canlı varsa, Allâhın dilediklerinden başka hepsi ■ölecek, yer yüzü bir rivâyetde kırk sene bom boş - kalacak, Gökden, insanların ana rahminde ilk te- şekkülüne sebep olan suya benzeyen, bir yağmur a yağacak, toprak olmuş yâni parçaları toprak ara- sında kaybolmuş insan cesedleri yeniden teşekkül edecek.
1 EYLÜL: 1951
YanıtlaSilSAYI: 5
ZİLKADE - ZİLHİCCE: 1370
İSLÂMIN NÛRU
Ey insanlar! Dünya, peşin verilen bir metadır. İyi de kötü de ondan nasibini alır. Ahiret ise sadık (değişmez) bir vaaddır. Orada Kadir olan Melik hükmeder. Hak yerini bulur. Batıl ise zail olur. Ey insanlar! Ahiret evladı olun, dünya uşağı olmayın. Zira evlat anaya tabidir. (Yani dünya çocuğu olursanız., dünya gibi mahvolmaya layık olursunuz) Allah'tan korku üzerine amel ediniz Biliniz ki, amelleriniz sizinle yüzleştirilecektir. Ve yine sizler, mutlaka Allah'a mülaki olacaksınız. Kim, zerre miktarı hayır yaparsa onu görecek ve kim de zerre miktarı şer yaparsa onu görecek.
YanıtlaSilRavi: Hz. Şeddad İbni Uveys (r.a.)
Sayfa: 184 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Bir baba veya anne, evladına hoşnudluk ifade eden bir bakışla baksa, onun bu bakışı, o evlad için bir insan azad etmiş olmasına denk olur. Denildi ki: "Ya Resulallah üçyüz altmış defa baksa da mı?" Buyurdu ki: "Allahuekber." (Allah bundan fazlasına da kadirdir)
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 65 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ: 13,353, 17,518.
YanıtlaSilFitne bir kere çıktı mı sonu gelmez: 13,450-51.
Fitnede gençler rol oynar: 13,462-63.
Fitnede herkese ferdi olarak terettüp edecek vazifeler: 13,375.
Fitnede müdafa- nefis: 13,386,387.
Fitnede sabır: 13,375.
Fitnede sahabenin tutumu: 13,520.
Fitnede tesebbüt (Dikkatli, sabırlı olma): 17,5628.
Fitneden kimler salim olabilir. 17,532.
Fitne, fikri gruplaşımadır. 13,452.
Fitne hadiselerini sahabeler çıkarmadı: 13,520-21-22.
Fitne hususunda islamın fetvası: 13,441.
Fitne-irşad münasebeti: 3,381.
Fitneye karşı fiili ve tatbiki plåndaki tedbirler: 1,435-36. Fitnenin çeşitleri: 13,394-95.
Fitne-isyan: 6,198.
Fitne Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17,156.
YanıtlaSil
Yuksel17 Aralık 2024 21:37
18. CİLT
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13,365-66.
Fitne sebebiyle zamanın fenalaşması: 17,545.
Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13,471-72-73.
Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13,466-67.
Fitnenin vasıfları: 13,447-48.
Fitne sırasında müslümanların takib edeceği siyaset: 13,373,
Fitne yavaş gelişir. 13,448-49.
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13,461.
Fitneye karışmanın yasak olması: 13,370-71.
Fitneye karışan sahâbeler: 13,527-28.
Fitneyi ihbar: 13,360.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13,390-91; 17,529.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13,456-57.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13,378-79-80.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13,454-55.
Fitne zamanında irtidat artar. 13,459-60.
Fitne zamanında kerahet: 13,391.
Fitne zamanı katı vak'aları artar: 13,463-64.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermememesi: 13,366.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13,383-84.
Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13,466.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13,392-93.
Fitne zamanında terk-i diyår etmek: 13,380-81.
Fitne zamanında yalan artar: 13,452.
Fitne zamanında zenginlik artar. 13,460-61.
Fitnecileri yalnız bırakmak: 13,377-78.
Allah'a karşı sıdk içinde olana fitne zarar vermez: 14,238-39-42.
Demirbaş fitne: 13,395.
Dört büyük fitne: 13,419.
İctimai kargaşa olarak fitne: 13,356-57.
Ismen zikredilen fitneler: 13,398-99.
Ismen zikredilmeyen fitneler: 13,418. Kıyamete kadar hakim olacak fitne: 13,426.
Medine'ye fitnenin çokca yağması: 13,428.
Resulüllah (s.a.v.) bizleri dahili fitneye karşı uyarmıştır. 15,422-23.
Resulüllah (s.a.v.) kıyamete kadar gelecek olan fitne başlarını haber
vermiştir: 15,428-29. Sahâbe ve fitne hareketleri: 13,519-20.
Sahâbe ve Tabiin arasında çıkan kavga ve ihtilaf: 13,482-83-84.
Ümmeti helak edecek bela, fitnedir. 15,422.
Zamanla vukua' gelecek fitne ve hevalardan zikredilenler: 13,394-95-96.
Fiyat kızıştırmaya dair. 3,62.
Fiyat söylerken yüksek değil satmak istenilen fiat söylemelidir. 17,252.
Fıkıh olmayan ibadette hayır yoktur. 15,185.
71
YanıtlaSil
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Ruhu l beyan
Ekim 23, 2024
Devamı
Nefis
Aralık 07, 2024
Devamı
Tarih
Ekim 23, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
Yuksel
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
İsmet Özel, katıldığı bir televizyon programında “Ben yenir yutulur şeyler söylemiyorum. Çünkü bu televizyon dediğimiz şey sadece yenir yutulur şeylerin söylendiği yerdir. Yani burada sadece yutturmaca vardır. Bu yüzden ben bir televizyon programı yapamıyorum.” diyerek medyanın gerçek yüzünü ortaya koyarken medyanın bize dayattığı gündemin de bir yutturmacadan başka bir şey olmadığını gözler önüne seriyor.
YanıtlaSilYanıtlaSil
Yuksel18 Aralık 2024 23:05
Kendi gündemini belirleme erdemini ortaya koyamayan topluluklar, kendilerine dayatılan gündemi takip etmeye mecbur bırakılmışlardır. Artık onların yerine düşünen, düşündürten, karar veren, yönlendiren birileri vardır. Onlara da kendilerine ait hayat gemisinde dümeni tanımadığı birine vererek gemiye çarpan dalgalarda sallanmak kalır.
Albert Einstein’ın “Dünyanın kötülük yapanlar yüzünden değil, buna seyirci kalanlar yüzünden tehlikeli bir yer haline geldiğini unutmayın.” sözü içine düşürüldüğümüz durumun acı bir göstergesidir. Kendi gündeminden uzaklaşan bireyler günceli takip ederek resmin tamamına vakıf olmak yerine fırçanın detayında boğulmaktadır. Medya da bunu körükleyen temel etkendir.
müşlerdir ki, bu hükümet onların hepsinden güçlü bir manç ve programla iktidara gelmiş ve sür'atli ve köklü eformları; Türkiye'yi daha uzun bir süre başsız bırak- mak ve buhranlara sürüklemek, anarşi'nin tahribatına göz yummak için çeşitli engellemeler yapan bir muha- efete rağmen, gerçekleştirmek için olanca gücüyle ça- ışmıştır.
YanıtlaSilŞurasını bilhassa belirtmek gerekir ki, Demirel ve partisi tek başlarına iktidara gelseydi, hiçbir şey değil- di ve hiçbir şey yapamazdı.
*
GİZLİ DEVLET
Bir defa daha belirtelim:
Masonluk, biribirlerine gizli yeminlerle bağlı bir takım kişilerin meydana getirdiği topluluktur.
Masonluk, gerçekleri halktan gizleyenlerin mey- dana getirdiği bir kuruluştur.
Masonluğun gizli gâyelerine, sâdece imtiyazlı üye- ler vakıf olurlar.
Hakiki gayelerini ustalıkla gizleyen Üstadlarının elinde, masonluk bir takım yan kuruluşlarıyla (Lions, Rotary, Diners Kulüpler v.s. gibi) Siyonizmin maşasın- dan başka bir şey değildir.
Her mason locasında bir Yahudi vardır. Bu Ya- hudi'nin muvafakatı olmadan «Mason>>> olmak müm- kün değildir.
<<<> iktisaden dünyayı saran «gizli dev- let>>in adıdır.
Büyük sermaye sahipleri ile nüfuzlu kişileri bün- yesine toplayan Masonluk, Yahudi tarafından kontrol edilir, güçlü sermaye'nin emrindedir.
Burada Yahudi'nin, ister sosyalist yahut Komü- nist, ister anarşist olsun; yine Yahudi olduğunu unut- mamak lazımdır.
Hatta, bir Yahudi din değiştirse bile «müslüman,
239
YanıtlaSil
Yuksel30 Aralık 2024 22:36
Cemâl ANADOL
siyonizmin OYUNLARI
KAHAL
(YAHUDİNİN CİHAN HAKİMİYETİ ÜLKÜSÜ
KİTABI MUKADDES
•
B'NEI BREIT
MOSSAD
YAHUDI
SINBET
MASON
SİYON PROTOKOLLARI
TEVRAT
TALMUT
DÖNME
SİYONİST
LIONS
ROTARY
• İTTİHAT ve TERAKKİ
AMAN.
ALLIANCE D'ISRAELİTE • SUP
Habere intizarda kaldıklarında, "Ummadığın adam sana haberi getirir" mısrasını söylerlerdi.
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 525 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel1 Ocak 2025 05:14
2025 BEDIUZZAMAN TARVIMI
TARİHTE BUGÜN
1958 - Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu.
- 1960-Bediüzzaman Said Nursi İstanbul'daki Nur Talebelerinin isteği üzerine İstanbul'a gitti.
MÜBAREK ÜÇ AYLARIN BAŞLANGICI
OCAK
01
ÇARŞAMBA
1
1446
RECEB
RUMI: 19 K. EVVEL 1440
KASIM: 55
BİR AYET
İlâhınız bir tek ilähtır. Ondan başka ilah yoktur. Rahman'dır, Rahim'dir.
(Bakara: 163)
BİR HADİS
Yüce Allah'ı anarak başlanmayan her anlamlı söz veya iş, bereketsizdir/ sonuçsuzdur.
(İbn Hanbel, II, 360)
Bismillah, her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız.
Sözler, 1. Söz
YanıtlaSil
Yuksel1 Ocak 2025 08:11
SAHIFE 430
Nefim yed-i kudretinde olana kasem ederim ki kıyamet kopmar hastatik, fuhray mahir oluncaya, emine hiyanet edilinceye, haine guveni Inoeye your helkk oluncaya. "Tuhut" zahir oluncaya kadar. Denad : "Vaalne Tahut nedir? Buyurdu ki, Vuul insanların esrah Tuhut se Insanların ayak takımadır.
Muhammed (sav) in nefsi yed-i kudretinde Olana kasem ederim Umumetimden bir cemaat ifrad, keyif, kibir, oyun ve eğlence nere geoellyworkler de, sabahleyin kalktıklarında domuz ve maymun s tinde kalkacaklardır. Buna sebeb de haramiarı helal saymaları, caipo kadınlar edinmeleri, şarab içmeleri, riba yemeleri ve ipekli giymeleride
YanıtlaSil
Yuksel1 Ocak 2025 08:14
Nefsim yed-i kudretinde Olana kasem ederim ki, kıyamet kopmaz hasislik, fuhuş zahir oluncaya, emine hiyanet edilinceye, haine güvenilinceye "vuul" helak oluncaya, "Tuhut" zahir oluncaya kadar. Denildi ki: "Vuul ve Tuhut nedir?" Buyurdu ki, Vuul insanların eşrafı, Tuhut ise insanların ayak takımıdır.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 459 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel1 Ocak 2025 08:14
Muhammed (s.a.v)in nefsi yed-i kudretinde Olana kasem ederim ki, ümmetimden bir cemaat ifrad, keyif, kibir, oyun ve eğlence üzere geceliyecekler de, sabahleyin kalktıklarında domuz ve maymun suretinde kalkacaklardır. Buna sebeb de haramları helal saymaları, çalgıcı kadınlar edinmeleri, şarab içmeleri, riba yemeleri ve ipekli giymeleridir.
Ravi: Hz. Ubâde (r.a.)
Sayfa: 459 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Nefis
Aralık 07, 2024
Devamı
Ruhu l beyan
Ekim 23, 2024
Devamı
Gönül
Aralık 07, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
Yuksel
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
168
YanıtlaSilSERH-1 DELAILÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKIL-ENVAR
بِسْمِ اللَّهِ اسْتَوْدِعُكَ وَأَعِيدُهُ بِالْوَاحِدِ مِنْ شَرِّ كُلِّ حَاسِدٍ وَ قَائِدِ وَقَاعِدٍ عَنِ السَّبِيلِ حَامِدٌ عَلَى الْفَسَادِ جَاهِدٍ وَكُلُّ خَلْقٍ فَاسِدٍ مِنْ نَافِدٍ وَعَاقِدٍ وَكُلُّ جِنْ مَارِدٍ يَأْخُذُ بِالْمَرَاصِدِ فِي طَرِيقِ الْمَوَارِدِ لَا يَضُرُّونَهُ وَلَا يَطْؤُنَهُ فِي يَقَظَةٍ وَلَا مَنَاءِ وَطَعْنِ وَلَا مَقَامِ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ وَحَجَابُ اللَّهِ دُونَ عَادَتِهِمْ
<- Bismillahi estevdiuke ve uîzühü bilvâhidi min şerri külli hà sidin ve kaimin ve kaidin anis sebili hâmidün alel fesâdi Câhidün ve küllü halkın fåsidin min nâfizin ve âkıdin ve küllü cin mâridin ye. hüzü bil mirâsıdi fi tarikıl mevâridi là yedurrúnehü ve lå yet'unchü fi yakazatin ve lâ menâmin ve ta'nin ve lå makamin yedullahi fevka eydihim ve hicâbullahi dûne âdetihim.»
Açıklama:
«Allah'ın ismine sığınırım. O tek olan Allah'a sığınırım. O'ndan yardım dilerim. Bütün hasetçinin şerrinden ve ayakta duran (ister dursun, ister otursun, ister yürüsün, her ne yaparsa yapsın) fesat çıkaran müfsid yaratıkların fenalıklarından Allah'a sığınırım. Her geçen, içe kadar işleyen, otlayan, sıçrayan, boy atan, zarar verici şey- lerin zararından ki ne zarar verebilsinler, ne kötülük yapabilsinler. Onların ne uyanık iken, ne uykuda iken ziyanları dokunabilsin. Ne durabilsinler, ne de yaklaşabilsinler. Allah'ın hicabı onlardan üstün- dür.
- İşte bu nüshayı çocuğun üstüne oku! dedi:
Muhammed bin Abdullahil Kerim ibni Halefil Bağdadi bu mus- cayı tahriç ve rivayet eyleyerek dedi ki:
Bu nusha, Nebi aleyhissalâtü vesselâm'ın anası Amine Ha- ından şöyle rivayet olundu:
<- Bir gece rüyamda bana haberci geldi, bana:
YanıtlaSil
Yuksel13 Ocak 2025 21:52
KARA DAVUD EFENDİ ŞERHI
169
Yå Åmine! dedi. Gerçektir ki sen bütün yaratıkların yücesi ve Seyyidi olan Ahir Zaman Nebisi (S.A.V.) e håmile bulunuyorsun, onu doğurduğun zaman mübarek adını MUHAMMED koy. Onun ism-i şerifi Tevratta AHMED'dir. Bu nushayı ona tak. Yani üstüne as!
Uyandığım zaman başımın üzerinde gümüşten bir sahife yazının durduğunu gördüm. Üstünde
Bismillahi, estevdiuke ve uizühü bilvähidi ve geri kalan yam vardı.
Ulema (Allah onlara rahmet eylesin):
Bu dua hangi çocuğa konulursa yüce Allah'ın ismiyle bütün nazar değmelerden ve cin zararlarından korunur! dediler.
Ebu Ömer (Rahimehullah) da dedi ki:
Her kimin üzerine Nebi Aleyhisselâm'ın bu nüshası bulunur- sa her nerde yatarsa yatsın hiçbir zaman hiçbir kötülükten korkul- maz. Yani bu Nebi nüshası hürmetine ona zarar gelmez.
Resûl (S.A.V.) Efendimizin doğduğu ayda da aykırı iddialar var dır. En bilinen Rebiülevvelin on ikisidir.
Gece mi, gündüz mü doğdų? Bunda da aykırı rivayetler vardır.
Gerçek olan Gece ile gündüzün vaktindedir. Çünkü Resül-i Ek rem (S.A.V.) subh-1 sadıkta doğduktan sonra henüz aydınlık meyda na gelmeden, yâni gece vaktinde dünyaya teşrif buyurdular.
Gece doğdu! diyenlere gelince onlar için gece güneşin batma sından güneşin doğmasına kadar olan zamandır. Buna göre gec doğmuş olur.
Gündüz doğdu! diyenlere göre de gece, güneşin batmasında subh-1 sådıkın belirmesine kadardır. Bu hale göre gündüz doğmu olur. Ve doğrusu da budur. Nitekim Oruç'tan bilinir ki oruç vat gündüzdür. Oruçun evvel vakti tûlu-ı fecirdendir.
Doğumun ne gün olduğunda aykırı fikirler vardır. Doğru ola Pazartesi günüdür. Hazret-i Muhammed'in Mekkeden hicretleri yin bir Pazartesi günüdür. Medine'ye de Pazartesi günü girmiştir.
Mâide sûresi de Pazartesi günü inmiştir. Yine Pazartesi gece Mirac ile müşerref ve mükerrem olmuşlardır. Mekke'nin fethi Pazartesi günü olmuştur. Ve bir Pazartesi günü de Beka sarayun teşrif buyurmuştur.
Ben, Nizar oğlu, Mudar oğlu, İlyas oğlu, Mudrike oğlu, Huzeyme oğlu, Kinane oğlu, Nadr oğlu, Malik oğlu, Fahir oğlu, Galib oğlu, Luey oğlu, Kaab oğlu, Mürve oğlu, Kusey oğlu, Abdi Menaf oğlu, Haşim oğlu Abdülmuttalib oğlu, Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v)'ım. İnsanlar ikiye ayrılırsa Allah beni onların en hayırlısından kılmıştır. Bana cahiliyet devrinin kötülüğü isabet etmedi. Ve ben Adem (a.s.) dan beri nikahla oldum. Ve Ben sizin ecdad ve nefis (soy, sop) olarak en hayırlınızım.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 151 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Ağlama ya Ömer (r.a) dağların altın olarak hareket etmesini dilesiydim, hareket ederlerdi. Eğer dünyanın Allah'ın indinde sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı kafirlere ondan bir şey vermezdi.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ataa (r.a.)
Sayfa: 466 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
re
YanıtlaSilYerin Kulağı Ali Ferşadoğlu
ir kardeşimiz "Müslümanlan maddi cihette B orta çağda durduran altı hastalıktan ikin- cisi 'Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi' meselesini açabilir misiniz?" diye sordu.
Sözlükte doğruluk, dürüstlük olan sıdkın terim mânâsı, "Hakikatil kikati konuşmak, gerçeğe uygun bilgi vermek, dürüst ve güvenilir olmak sadakat göstermektir "Doğru, düzgün, dengeli, sabit ve kararlı olma, doğruluk, dürüstlük, adalet, itidal, itaat, sadakat ve dürüstçe yaşamaktır. Ve, "Diní ve ahlâki hükümlere uygun bir hayat sürme, her türlü aşınlıktan sakınma, Allah'a itaat edip Hz. Muhammed'in sünnetine uyma." demektir.
Sidk kelimesi Kur'ân'da -mecaz dahil- on beş yerde geçer. Üç âyette "doğru sözlü" anlamında sâdık, elli kadarında çoğul şekilleri (sadikun, sadikın, sädikat), altmış kadar âyette aynı kökten çeşitli fiil ve isimler yer alır.
Keza, Kur'ân'da meâlen, "Ey inananlar, Allah'tan
AJ
Doğruluğun ölmesi...
korkun ve doğru söz söyleyin" "Doğrularla be raber olun" "Emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et" diye emredilir. Doğruluk, dürüstlük ders ve eğitimini Kur'ân ve Resulullah'tan (asm) alan hakiki bir Müslüman, her hal ve şartta tam bir sıdk, ihlås, sadakat ve istikamet üzeredir Mad konjonktürel hal onu doğruluktan ayırmaz!
Çünkü, "Fitrat-ı beşeriyede, yalana yalan demek bir meyl-i arzusu vardır. Sahabeler ise sidk ve doğruluk için, can ve mal ve peder ve vålidelerini ve kavim ve kabilelerini feda edip, sıdk ve hak için fedai olan sahabeleri örnek alır.
O zaman niçin çevremiz yalancı, çifte standartçı, sözünde durmayanlarla kaynıyor? İnandığımız Kur'ân baştan başa doğruluk, dürüstlük hakikatleriyle bezeli olduğu halde, sıdkın ölmesinin sebebi nedir? "Çok zamandan
beri terbiye-i İslâmiye zedelenmiş", "yalancı, gad-
Tarihin içinden
Turhan Celkan
doğruluk ve dürüstlüğü öldürmüştür siyaset",
Dalkavukluk ve tasannu (sunilik), alçakça bir yalancılıktır. Nifak ve münafıklık, muzir bir yalancılıktır. Yalancılık ise, s Sani-i Zülcelal'in ku dretine iftiradır. "Biz ki hakiki Müslümanız aldanınz, fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz?
Ingiliz filozof, hukukçu, bilim ve devlet adamı ve yazar Francis Bacon (22 Ocak 1561-9 Nisan 1626); "Yalancı, Allah'a karşı gelen, fakat insanlar- dan korkan bir ahmaktır" der.
Yalancı hem kendine hem ailesine hem
toplumuna zarar verir.
Dipnotlar: 1-https://islamansiklopedisi.org.tr/is- tikamet; 2-Ahzab Sûresi, 70.; 3-Tevbe Suresi, 119.4 Hüd Suresi, 112; 5-Mektubat, s. 121; 6-Asar-1 Bediyye, 3. 374.; 7-Divan-1 Harb-i Örfi, s. 39
fersadoglu@yenlasya.com.tr
Ya Abbas, bu işi Allah Benimle başlattı. Senin sülalenden biri ile bitirecek. O delikanlı dünyayı, evvelce zulümle dolduğu gibi, tekrar adaletle dolduracak ve o İsa (a.s)la namaz kılacak.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ammr İbni Yaser (r.a.)
Sayfa: 498 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
1- "Halk-ı şer, şer değil belki kesb-i şer, şerdir. Çünkü, halk ve icad umum neticelere bakar. Bir şerrin vücudu çok hayırlı neticelere mukaddeme olduğu için, o şerrin icadı, neticeler itibarıyla hayır olur, hayır hükmüne geçer...
YanıtlaSilEsasat-ı Nuriye
Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 344 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Peygamberlerin icabetine önden uyan şu üç kişidir: Musa (a.s)'a, Yuşa bin Nun, İsa (a.s)'a Sahibi Yasin (Habibi Neccar) ve Hz. Muhammed (a.s)'a Ali İbni Ebi Talib.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.a.)
Sayfa: 212 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
Miraca götürüldüğüm gece Musa (a.s.)'ı gördüm. Esmer, uzun boylu, kıvırcık saçlı idi. Sanki o Şemua adamlarındandı (temizlikte). İsa (a.s.)'ı da gördüm. O, orta yapıda, rengi beyazla kırmızı arası, saçı da düz, gürdü, ve kıvırcık değildi. Ateşin Hazini (bekçisi) olan Malik'i ve deccalı da gördüm.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas ra.
Sayfa: 287 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Musa (a.s.)'dan yahudiler sordular, gene sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler, ta ki küfre düştüler. Hristiyanlar da İsa (a.s)'dan sordular da sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler ve neticede onlar da küfre düştüler. Muhakkak ki Benden size hadisler söylenecektir. Size Benim hadislerim geldiğinde Allah'ın kitabını okuyun, Onunla karşılaştırın. Allah'ın kitabına uygunsa, onu Ben söylemişimdir. Allah'ın kitabına uymuyor ise, onu Ben söylememişimdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 294 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
Dinî cemaatlerde sözü geçerli olan şahıslar, bu gibi esasları ve bu esaslarda birleşmenin zaruret ve elzemiyetini tekraren beyan ve telkin etmeleri icab eder.
YanıtlaSilDinî cemaatler de aynı kaide ile, yani meşru meslek esaslarında ittifak etmeyi esas almalıdırlar. Çünkü başka meşru bir ittifak yolu yoktur.
Esasat-ı Nuriye
Kâfirin Cehennemde ebedî kalması adalettir. (S.) 429:26. Söz mebhas; (L.) 87:13. Lem'a 12. işâ; (İ.İ.) 80; ($.) 194:11. $ 8. mes. (As. M.) 44: 8. mese. hül.; (M.) 47:12. Mektup, 1. SL
YanıtlaSilKâfirin Cehennem ile ülfet peyda etmesi. (İ.İ.) 81.
Kâfir Cehenneme lâyık bir mahiyet kesb eder. (S.) 32:6. Söz.
Kâfirlere Cehennem yok olmaktan hayırlıdır. (İ.İ.) 81.
Kâfirlerin cezası âhirete havale edilir. (E.L.) 1:75.
Kâfirlerin çocukları ehl-i necattır. (E.L.) 1:59; (K.L.) 75.
Kâfir dünyada cennet hayatı yaşar. (M.N.) 60:Katre.
Kâfirin dünyada cezalandırılmamasının sebebi. (Μ.Ν.) 180 Şemme, 10. risale; (S.) 667: Lemaat; (S.) 158:14. Söz, zeyl
Kâfirler dünyanın imârı için yaratılmıştır. (L.) 124:17. Lem'a 6 nota; (M.N.) 134:Zühre, 6. nota
Kâfir emânete hıyânet etmiştir. (S.) 33:6. Söz.
Kâfirler hakkında Kur'ân'ın rahmet ciheti. (L.) 83:13. Lem'a 8. işâ
Kâfirlerin hayat seyirleri ve akibetleri. (S.) 116:11. Söz
Kâfirin herbir sanat ve sıfatının kâfır olması lazım gelmez. (Mn.) 71; (İ.İ.) 214; (S.) 667:Lemaat
Kâfirler de İslâmiyetin rahmetinden istifade eder. (M.Ν.) 70: Katre'nin zeyli.
Kâfirler iyiliklerinin mükâfatını dünyada görür. (M.N.) 60: Katre, hât.
Kâfirlerin kılıncıyla fetih, sürür ve ferah istemeyiz. (L.) 108:16. Lem'a 3. suâl
Kafirlerin küfürdeki ittifakları ehemmiyetsizdir. (M.N.) 135: Zühre, 6. nota
Kafir küfür ve inkarıyla ahmakça bir cinayet işler. (S.) 77:10. Söz, 8. hak.
Kâfirin iki mânâsı vardır. (Mn.) 72.
Kafirin istikbali bir günü ellibin senedir. (M.) 306:26. Mektup, 1. mebhasın sonu.
Kâfire kâfir dememek. (Mn.) 71, 72.
FIHRIST/412
Bir Hazinenin Anahtarı RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
YanıtlaSilİSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
TBMM VE MUSTAFA KEMAL HALİFESİNİ SEÇİYOR
YanıtlaSil77
İşte tam bu sırada Gazi Mustafa Kemal gelecekteki düşündüklerini ger-çekleştirmek adına bizce tarihi olan şöyle bir konuşma yapmıştı:
"Arkadaşlar mevzubahis olan meseleyi çok münakaşa etmek, çok tahlil etmek mümkündür. Fakat zannediyorum ki, münakaşat ve tahlilât da ne kadar ileri gidersek meseleyi halletmekte o kadar müşkülat ve teahhurata uğrarız. Benden önce kürsüyü terk eden Yusuf Ziya Bey, halife olacak zatın vazife ve salahiyetlerinin ne olacağından bahis buyurdular. Zannediyorum ki, ondan önce bir halife intihap etmek daha mühimdir. Sonra seçeceğimiz halifeye hilafetini tebliğ edeceğiz... Binaenaleyh bugün söylenen şeylerin hepsini halletmemiz mümkün değildir."
Mustafa Kemal'in hedefi "sözde bir halifelik"le seçimi yapmak ve halife-ye hiçbir vazife verdirtmemek idi. İşte bu konuşmayla "biat" ve "halifenin sala-hiyetleri" meselesi gündemden çıkıverdi. Son söz olarak Mustafa Kemal, halife-lik ve hilafet makamı üzerinde durarak: "... Fakat Türkiye'nin vazifesi Makam-1 Hilafeti kurtarmaktır. Bu bizim için bir davayı mahsustur. Bunu makam-ı Hila-fet olarak nihayetine kadar göstermek ve onun kurtarılmasına çalışmak bizim için hayırlı bir davadır. Bizim için bu dava Alem-i İslâm nazarında fevkalåde takviye eden bir meseledir. Bunu sarsmak doğru değildir." diyerek halifeye sa-hiplenme hususunda meclisin nabzına hakim olmaya çalıştı."11
İşin ilginç yanı Atatürk'ün çok açık bir dille hilafeti ve halifeliği savunan bu konuşmalarına rastlayan günlerde; 18 Kasım 1922 tarihinde Lozan Barış Konferansı için Lozan'da bulunan İsmet İnönü de bütün bir dünyaya ve dünya müslümanlığına aynı mesajı veriyordu. İsmet İnönü 17 Kasım 1922'de Lozan'da kabul ettiği: "Muslim Standart" gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Seyyid Abdül-kayyum Melik'e bütün dünyaya duyurulmak isteği ile verdiği beyanatta:
Size ve sizin vasıtanızla bütün müslümanlara şunu söyliyeyim ki...
" Türk Milleti, İslâmiyet'in kolu ve kılıcıdır. Türkiye Anayasası, Hilafetin yani hür ve müstakil bir "İslâm Devleti"nin menfaatlerini yürütmeğe çalışacak ellere, bütün müdafaa kudretini vereceğini söylüyor. Bu halde, Hilafeti nasıl, maddi, desteksiz bırakmış oluruz.
Türkiye, Hilafeti tutuyor ve tutacaktır. Hilåfet Türk Milletine vediadır, emanettir. Türk milleti hür ve müstakildir. Bunun için Hilâfet de taarruzdan masûn ve iktidara maliktir. Hilafetin bütün vasıfları mahfuz ve emindir.
Kanımızın son damlasına kadar Hilafeti tutup, yaşatacağız. Fakat tek bir adamın şahsi malı olmasına asla müsaade edemeyiz. İşte Türk Milletinin kararı
11. Çetin Özek, Türkiye'de Gerici Akımlar, s. 31-34, Varlık Yay. Istanbul, 1964.
TBMM VE MUSTAFA KEMAL HALİFESİNİ SEÇİYOR
YanıtlaSil79
"Ben toplumumuzun yücelme istidadını ve yapacaklarımı bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak, peyderpey toplumumuza tatbik ettirmek mecburiyetinde dim, "14
Gazi Mustafa Kemal'in bütün meclisi yönlendiren konuşmalarından sonra halife seçimiyle ilgili fetvanın okunması isteğiyle Konya Mebusu, Şer'iye Vekili müderris ve müfessir Mehmed Vehbi Efendi (Çelik) kürsiye gelir. 16 ciltlik "Hülasatül Beyan Fi Tefsir'il Kur'an" adlı büyük tefsir kitabının da müellifi olan Hadim'li Vehbi Efendi 15 özetle şu konuşmayı yapar:
14. ag.e. s.67.
15. Konyalı Mehmet Vehbi (Çelik) (1861-1949).
"Mehmed Vehbi (Çelik) Efendi, İstiklal Mücadelesi sırasında Büyük Millet Meclisi Hükümeti-nin üçüncü şəriyye ve Evkat vekilidir. 15 ciltlik "Hûlasat-ı Beyan Fi Tefsiri'l-Kur'an" adlı tefsiriy-le şöhret bulmuş değerli din alimlerindendir.
1861 yılında Konya ilinin Hadim kazasında doğmuştur. Hadim ulemasından Çelikzadə Hü-seyin Efendi adında bir zatın oğludur.
İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra 1877 yılında Hådim Medresesine girmiş üç yıl burada gerekli temel İslâmi ilimleri öğrendikten sonra 1880 yılında Konya'da şirvaniye medresesine kaydolmuştur. Konya'da Fıkha ağırlık veren Mehmed Vehbi Efendi, 1888 yılından itibaren Fi-kıh, Tefsir, Hadis gibi temel ilimlerden icazet aldıktan sonra ders okutmaya başlamış ve 1899 yılında da Mahmudiye Medresesine müderris olmuştur. 1901 yılında Konya Hukuk Mahkeme-si üyeliğine seçilen Mehmed Vehbi Etendi, 1908 yılında İkinci Meşrutiyetin ilanı ile Konya me-busu olarak İstanbul Meclisi Mebusanı'na katılmıştır.
1911 yılında Meclisi Mebusan'ın dağılması üzerine Konya'ya gelerek 1915 yılına kadar, "Hülasatül Beyan" adlı 15 cildlik tefsirini yazmakla uğraşmıştır.
1918 yılında Yunanlılar'ın İzmir'e asker çıkarmasıyla, yurdun değişik yerlerinde oluşturu-lan "Kuvay-ı milliye" için, Konya'da vaaz və İrşadlarıyla büyük desteklerde bulunmuştur. Bu desteklerinden ve halkın da kendisine karşı sevgisinden dolayı kısa bir müddet Konya Vali Ve-killiğinde bulunmuştur.
Vehbi Efendi 1919 yılında yapılan seçimlerde tekrar Meclisi Mebusan'a Konya Milletvekili olarak katılmıştır.
23 Nisan 1920 yılında Ankara'da Büyük Millet Meclisinin açılışıyla Ankara'ya gelmiş, bir müddet Meclis Reisliğinde de bulunmuş, bilahare 6 Kasım 1922'de Abdullah Azmi Efendi'nin yerine Şer'iye Vekilliğine getirilmiştir. Şeriye ve Evkaf Vekaletinde iken ruhen ve fikren uyuştu-ğu İkinci Grup milletvekillerine dahil olması yüzünden çok sıkı takip ve tazyik ile Mustafa Ke-mal Atatürk'ün ve 1. Grup milletvekillerinin kuracağı Halk Partisine girmesi için zorlanmış ve fa-kat o bütün baskılara ve partiye girmezsen Şeriye vekaletinden istifa et!" demelerine rağmen ne Halk Partisi (Firkası)ne üye olmuş ve ne de Şeriye vekaletinden istifa etmiştir.
Mehmed Vehbi Efendi'nin Şeriye Vekilliği 4 Ağustos 1923 yılında kabinenin istifası ile so-na ermiştir. 3 Nisan 1923 yılında alınan seçim kararı ile dini düşüncelerinden dolayı milletvekili seçimlerine alınmayan Vehbi Efendi, Milletvekilliği sonrasından, 1949 yılı, Kasım ayının 27inde 88 yaşında hakkın rahmetine kavuşuncaya kadar sürekli Tek Parti -Halk Partisi-nin tarassutu altında kalmıştır.
Onun bu dönemdeki baskı dolu hayatını anlatması açısından şu örnek yeterli olur kanaatin-deyiz:
"Mehmed Vehbi Efendi basılmış olan "Hülasat'l-Beyan" adlı təfsirinin cilt işlerini takib için 1926 yılında İstanbul'a gitmişti. Birgün köprüde eski Canik mebusu Nafiz Beye tesadüf etmiş ve Nafis Bey ile birlikte 1. dönem TBMM'nin ateşli İslamcılarından ve İkinci Grup milletvekili I-derlerinden Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) Bey'in Karaköy'de bulunan bürosuna gitmiş-
TBMM VE MUSTAFA KEMAL HALİFESİNİ SEÇİYOR
YanıtlaSil85
sunda büyük değişiklikler olmaya başladığını görmüşlerdi. Bu duyuş ve sezişler yeniden onları halifelik makamına sahip çıkmaya ve "halife meclisindir, meclis halifenindir."31 anlayışını meclise hakim kılmaya zorladı.
Halifenin ve halifeliğin kaybolmakta olan esprisinin yeniden gündeme getirilmesi adına, 15 Ocak 1923 tarihinde, Afyonkarahisar mebusu İsmail Şükrü Hoca önceden bastırılmış olan bir risaleyi meclis üyelerine dağıtarak açıkça ha-rekete geçmişti. Risalenin adı "Hilafet-i İslâmiyye ve Büyük Millet Meclisi"32 dir.
Medrese öğrenimi yapmış vaiz olan Karahisar-ı Sahip (Afyonkarahisar) mebusu olan Hoca İsmail Şükrü (Çelikalay), (1876-1950) 46 yaşında mebus se-çilmiş, ailecek hoca ve müderris yapısına sahipti. 33
Karahisar-ı Sahip Mebusu Hoca İsmail Şükrü'nün yaptığı 55 gün kadar önce mecliste konuşulanların bir tekrarı gibidir. Şükrü Hoca, Halifenin varlığın-dan bahisle "onun tanınmasının şer'an vacib olduğunu" Meclisin halifeyi hemen hemen ittifakla seçtiğini ve bu maksatla hilafet aynı hükümettir. Hilafetin hukuk ve vezaifini iptal etmek hiç kimsenin, hiç bir meclisin elinde değildir."34 görü-şünü savunmuştur.
Şükrü Hoca risalesinin başında, "Bazı ulemayı ikram arkadaşlarımızla birlikte, düşündüklerimizi, kütüb-ü şer'iyye'de mevcut, muayyen ve müstakar (değişmez) İslâm buyruklarını neşrederek... ne yazık ki yanılgıya sürüklendiği, aldatıldığı görülen Müslüman kamuoyunu tenvir etmeyi kaçınılmaz bir vecibe telakki ettik. "35 diyerek müslüman kamuoyuna "Halife meclisindir, meclis hali-fenindir" demişti.
Bu risale mecliste milletvekillerine dağıtıldığında Mustafa Kemal Eskişe-hir'de bulunuyordu. Gezi anında meclisteki gelişmeleri duyan Atatürk, Şükrü
31. Naşit Hakkı Uluğ, Halifeliğin Sonu, s. 100, Ş.Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. 3, s. 68.
32. Bu Risalenin kataloglara göre Erzurum Atatürk Üniversitesi Kütüphanesinde Seyfettin Özege kolleksiyonunda iki, Türk İnkilap Tarihi kütüphanesinde de bir nüshası vardır. Seyfettin Özege kolleksiyonundaki risale orijinaldir.
33. Mete Tunçay, Tek Parti Yönetiminin Kurulması, s. 64, Yurt Yayınları, Ankara, 1981.
34. Nutuk, c. II, s. 705-717, Seçil Akgün, Hilafetin Kaldırılması ve Sonuçları, (Doktora Tezi) Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, 1975, s. 119.
35. Nutuk-Söylev, c. II, s. 954-955, Mete Tunçay, Tek Parti Yönetimi, s. 64, Yurt Yayınları, Anka-ra, 1981.
CUMHURİYET DÖNEMİ DİN - DEVLET İLİŞKİLERİ
YanıtlaSil86
Hocanın dağıtığı, "Hilafet-i İslamiye ve BMM" adlı risaleyi gezinin ikinci du-rağı olan İzmit'e acilen istetmişti. Meclisteki beklenmedik bu gelişmeler ve ye-niden halifeliği gerçek anlamında görmek isteyenlerin tavrı Mustafa Kemal'i çok sinirlendirmişti. Mustafa Kemal Atatürk meclis içerisindeki bu hareketi dü-pedüz irtica hareketi olarak yorumluyor ve Şükrü Hoca'nın taraftarlarına ateş püskünüyordu. 36
Mustafa Kemal Atatürk, Afyonkarahisar Mebusu Şükrü Hoca'nın "Hila-fet-i İslamiyye ve Büyük Millet Meclisi" isimli risalesine hiddetlenmesinin ya-nunda, ona ilmi ve dinî bir cevabın da verilmesini istiyordu. Bunun için meclis I. Grubunda bir araştırma komisyonu oluşturularak sözkonusu risalenin cevaplan-dırılmasına çalışıldı. 37 Yapılan çalışmalar neticesinde Hoca Şükrü Efendi'ye ce-vap ve Halifelik ile Milli Hakimiyet arasındaki bağı göstermesi açısından aşağı-daki şu risale yayınlandı.
Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi Neşriyatından 22 No ile yayınlanan "Hilafet ve Milli Hakimiyet"38 adlı risale:
1- Hilafetin Manası ve Vazifesi
II- Hilafetin Saltanattan Ayrılması ve Saltanat'ın İlgası
III- Hilafetin Son Şekli ve Alem-i İslâm Üzerindeki Tesirleri
IV- Genel Olarak Hilafet Meseleleri Üzerine Münakaşalar
V- Hilafet ve Milli Hakimiyet Üzerine Görüşler adı altında beş bö-lümden oluşturuldu.
Türk İnkılap Tarihi Kütüphanesi'nde orijinali bulunan bu metin sayfa nu-marası ve sırasıyla şu konu ve görüşleri muhtevidir.
HILAFET VE MİLLİ HAKİMİYET
Hilafet ve Milll Hakimiyet Meselesi Hakkında Muhtelif Zevana Makaldt ve Müzalaatından Mürekkep Bir Risaledir.
(Ankara Matbuat ve İstihbarat M. 1339, 240 sayfa)
Thug age, s. 102.
Toynters, Survey, 190051, 55
Erzurum Atrik Üniversitesi Kütüphanesindeki Seyfettin Özege koleksiyo-Twin Kophanesinde de bir nüshası vardır.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil• 1914-İstanbul'da Elektrikli Tramvay İşletmesi açıldı.
• 1939- Bediüzzaman'ın talebelerinden Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş vefat etti.
• 1975-Bediüzzaman'ın talebelerinden Re'fet Barutçu vefat etti.
2
CUMA FRIDAY
ŞUBAT FEBRUARY
BİR AYET
Onlar, hak ve adâletle hükmedici Mevlâları olan Allah'ın huzuruna gönderilirler.
En'am Suresi: 62
BİR HADİS
İbrahim'ın (as) ateşe atıldığında en son sözü, "Hasbiyallahü ve ni'me'l-vekîl" oldu.
Câmiü's-Sağir: 7
R
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam, her ne müşâhede ederse, ilimdir, eğer, gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur.
Mesnevî-i Nûriye
HİCRİ: 22 RECEB 1445 - RUMI: 20 K. SANI 1439
KASIM: 87 - GÜN: 33 KALAN: 333 - GÜN, UZ.: 2 DK
İmsak Günes Oğle İkindi Aksam Yatsı
Imeok Günes
CUMHURİYET DÖNEMİ DİN - DEVLET İLİŞKİLERİ
YanıtlaSil108
Akhisar halkı bir müftünün böyle bir konuşma yapac ağını hiç düşünme-mişti. Mustafa Kemal, bir müftünün kendi düşüncelerini destekleyen bu tavrı yüzünden çok sevinmiş ve ona duygulanarak teşekkür etmişti.99
Gezilere katılan gazetecilerden Naşit Hakkı Uluğ da o zamana kadar böy-lesi bir müftüyle karşılaşmadığından olsa gerek onu aydın ve olgun(!)bir insan olarak yorumlamıştı.Bu aydın ve olgun müftü de kendisine yapılan iltifatlar sonrasında yeni Türkiye için ve düşünülen inkılaplar için uzunca bir dua da bu-lunmuştu.
Mustafa Kemal 14 Ocak 1923'de başladığı yurt gezisinde, yukarıda belirt-tiğimiz yerlerde yapılan konuşmaların tam tersine, Balıkesir'de çok farklı bir alanda konuşma yapıyordu. 7 Şubat 1923 tarihinde Atatürk ilk kez bir camide hutbe vermiş ve halka camiden hitap etmiş oluyordu.
Atatürk'ün Balıkesir Lala Paşa Camiinde yaptığı konuşma din-dünya ay-rılmazlığını dile getiriyordu. Evet yanlış okumadınız! "Camilerin din ve dünya işlerinin konuşulduğu, işlerin çözüme ulaştığı, dünyada yapılması gereken işler için "istişare merkezi" olduğunu belirtiyordu Mustafa Kemal! 100
Devlet-Din ilişkileri üzerine hemen her fırsatta bahis konusu edilen ve Devlet adına değerlendirilmek istenen bu konuşma, kuruluşundan bugüne kadar bir tek Diyanet İşleri Başkanlığı'nca değerlendirilememiştir. Çünkü Diyanet İş-leri Başkanlığı'nın kuruluşundan bugüne pek az zaman müstesna yıllarca cami-ler sadece din yeri, ahiret yeri, ibadet yeri olarak telakki edilmiştir. Camileri din ve dünya yeri saymak, orada ibadetten başka dünya işleriyle uğraşmak ve hele hele devlete ve millete ait hususları bu merkezlerde istişare etmek yıllar yılı suç sayılmıştır. Hem de laiklik adına.
Mustafa Kemal, Balıkesir Lala Paşa Camiinde minberden hutbesini okur-ken özellikle bu hususların altını çizmiş ve camileri "milletin hal ve istikbalin-deki meselelerin görüşüldüğü ve müşavere edildiği yerler" olarak nitelemişti.
Medreselerin kapatılması, Hilafetin kaldırılışı ve din eğitim ve öğretimi-nin yasaklanışıyla birlikte, 1924-1950 yılları arası laikliğe aykırı davranış ve ko-nuşmalardan en çok ceza yiyenlerin camilerde din ve dünya işlerini birlikte ko-nuşanlar ve camileri sadece ibadet merkezi değil, bir istişare merkezi olarak gö-ren hocalarımız olduğunu söylersek, burada Balıkesir Lala Paşa Camiindeki hutbe ile beliren bir çifte standardı ve bir hakikatı da bu vesileyle belirtmiş olu-ruz.
99. Naşit Hakkı Uluğ, Halifeliğin Sonu, s. 118.
100. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. 3, s. 76 ve Dipnot-1.
TEMM VE MUSTAFA KEMAL HALİFESİNİ SEÇİYOR
YanıtlaSil109
Bundan da öte camilerde yıllarca Kur'an okutan ve öğretenlerin takip, taz-yik, tedhiş ve baskıya maruz kalması, Balıkesir Lala Paşa Camiisindeki hutbe-nin düşündürdüğü acı gerçeklerden sadece bir kısmıdır.
Cami-Cemaat ve Hutbe kavramlarına 7 Şubat 1923'te Balıkesir Lala Paşa Camiinde bizzat Mustafa Kemal tarafından yüklenen mana ve muhtevalar -maalesef- yıllarca Atatürkçülük adına inkar edilmiş ve o mana ve muhtevaları yaşatmak isteyenler de yıllar yılı en acımasız cezalara çarptırılmışlardır.
Bir tarihi nutuk ve müslümanlar için bir vesika olması niteliğiyle Balıke-sir Lala Paşa Camii hutbesini aynen aşağıya alıyorum:
"Sevgili arkadaşlarım! Hepiniz bilirsiniz ve kabul buyurursunuz ki, Allah birdir ve şanı büyüktür. Bunun için Cenab-ı Hakk'ın selamı ve atıfeti ve hayn üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Cenab-ı Hak tarafından insanlara, hakaik-ı tebliğe memur bir "resul" olarak gönderilmiştir. Onun Kanu-nu Esasi'si, anayasası Kur'an'dır ve Kur'an-ı Azimüşşan'daki husüs'tur(ayetler-dir). O, insanlara feyiz ruhu vermiş ve dinimiz de yeryüzünde son din-i mübin olmuştur. İslâm dini mükemmeldir. Aklî ve mantıkîdir. Bu, böyle olmamış ol-saydı, kendisiyle diğer kavanin-i tabiiye arasında tezad olması icabederdi. Çün-kü bilcümle kavanini kevniyeyi, kainatın bütün kanunlarını yapan, Cenab-ı Hak'ır.
Arkadaşlar!... Cenab-ı Hak Peygamber'e mesaisinde, çalışmalarında iki hane layık görmüştü. Biri kendi ikamet eylediği hanesi, diğeri din işleriyle işti-gal buyurduğu Allah'ın evi idi. Kendi hususi işlerini evinde görür, ammenin, ümmetin hizmetini de Allah'ın evi olan camii şerifte rü'yet eylerdi. Biz de Haz-reti Peygamberin usulüne (işrine) 101 iktiza ederek milletimize, milletimizin hal ve istikbaline taalluk eden hususlar için şu beytullaha toplandık, şimdi Hazreti Allah'ın huzurundayız. Bana bunu müyesser eden Balıkesir'in dindar ve kahra-man insanlarına arzı şükran ederim. Çok memnunum ve bu yüzden büyük bir sevaba nail olacağımı da ümid ediyorum.
Efendiler, camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Her şeyden evvel itaat ve inkiyadı tamme ile ibadet, din ve dün-ya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek için yapılmamıştır. Millet işle-rinde her fert başlıbaşına bir hizmet ifa etmelidir. Biz de burada din ve dünya
101. Hutbedeki asıl ifade; "Peygamberlerimizin işrine, yani "şeriatine", "sünnetine uygun olarak" ifa-desinin kullanılması çok dikkat çekicidir. Gerçekten de tüm peygamberler ve Peygamberimiz (s.a.s.) camiyi din ve dünya İşlerinin görüldüğü bir merkez olarak kullanmıştı. Bu merkezlerde dünya işlerinde belirtildiği gibi, "Kur'an-ı Azimüşşan'daki nusûs" (ayetler) idi. (HHC)
'na Jenes ejuпио ал приоpenunior inn epull
YanıtlaSil2024 BEU
TARİHTE BUGÜN
• 1451 - Osmanlı padişahı II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmet) tahta geçti.
• 1944 - Bediüzzaman'ın tale-belerinden Hüsrev Altınbaşak Denizli Ağır Ceza Mahkeme-sinde müdafaasını yaptı.
• 2002-Ali Ulvi Kurucu vefat etti.
3
CUMARTESİ
SATURDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilen de Odur.
Yunus Suresi: 65
BİR HADİS
Güzel konuşmanın tehlikesi insanlara karşı kibirlenme ve kendisinde olmayan şeyle övünmektir.
Beyhakî
Güya insanlar gibi dünyalar dahi, birer misafirdir.
Her mevsimde Zat-ı Zülcelal'in emriyle âlem dolar, boşalır.
Sözler
AL
HİCRİ: 23 RECEB 1445-RUMI: 21 K. SANİ 1439
SUR
KASIM: 88-GÜN: 34 KALAN-332-GÜN U
421
YanıtlaSilKAZIM KARABEKİR PAŞA VE İSTİKLAL MAHKEMELERİ
ki, yazdııp imzalatığımız takrir, herkesde hilafet ve saltanatı sizin alacağınız endişesini doğurmuştur. Mebusların çoğu bunun aleyhindedir, ve mesuliyetten korkarak memleketlerine gitmek üzere hazırlanıyorlar. Şark ve Garpta halkın vukuu tabii olacak olan tezahürata karşı ordularımızın karşı durması imkanı yoktur. Bilakis sonunda bu tezahürata iştirak mümkündür. Bunun için, bu takri-rin geri alınması ve bunun yerine, saltanatın kaldırılması ve hilafetin Osmanlı hanedanında bırakılması esasından yeni bir takririn ortaya konulması lazımdır. Aksi halde hiçbir mesuliyet kabul etmiyoruz. İsmet Paşa teklifimi muvafik bul-du. Fakat sözü kendi idare edeceğini bildirdi ve benim mümkün olduğu kadar sükutu muhafaza ile Gazi'yi kızdııp işi inadına fena mecraya dökmek tehlikesi-ne maruz bırakmamaklığımı teklif etti. Ben de bu maksadı temin etmeleri şartıy-la kabul ettim. 31 Teşrin-i evvel sabahı Çankaya'ya Gazi'yi ziyarete gittik. Salo-na girince, "hayrola Şark ve Garp cepheleri kumandanları bir arada. Ne haber?" dedi. İsmet Paşa da ziyaretimizin maksadına teklif ettiğimiz şarı apaçık söyledi. Gazi sükunetle dinledi. Fakat renkten renge giriyordu. Kızdığı zamanlardaki mutad uzun çekişleriyle sigarasını da içiyordu. İsmet Paşa'nın sözü bittikten sonra, eline bir kağıt kalem aldı ve bana sert sert bakarak dedi: Peki Paşam ne tarzda istiyorsanız söyleyin yazayım dedi. Dedim Paşa hazretleri, umumun ar-zusu saltanat mülgadır Hilafet Ali Osman'a aittir" arzusundan ibarettir" dedim. Rıza Nur Bey takririn altıncı maddesini tadil edici yeni bir teklif verir. Netice esaslı bütün milletin sevineceği, kabul edeceği bir kanun yapılmasına ve kabul edilmesiyle mesele hallolur. Bunun üzerine de takriri her üçümüzün de söze ka-nşmasıyla tesbit ettik. Bu İsmet, Dr. Rıza ve benim gayretlerimle gerçekleşti.
Gazi Paşa şu teklifi yapı: Yann maclisi ekseriyeti temin için, ikinci grup azasıyla da görüşerek, tadil teklifini anlatır. Herhalde yann ekseriyeti temine ça-lışmalısınız. Tabii, M. Kemal'in hilafetin Osmanlı'da bırakılmasına tahammülü yok, bekliyor, sıra hilafete geliyor, galiba bir sene sonra bir punduna getirip hi-lafeti bir gece yansı karar veriyor ve Türkiye'de hilafet kalkıyor. İyi mi oldu kö-tü mü oldu, bunu tarih, sosyologlar anlatacaklar. Ama şu var. Bugün İstanbul'da Ortodoksluğun hristiyanlığın en yüksek makamları, Ermenilerin en yüksek ma-kamlan İstanbul'da otururken, bizimkisi basit bir devlet memuru olarak görevini yapıyor.
Hocam, düşmanların bizi fikri yönden, zayıflatacağını, yok edeceğini Ka-zım Karabekir Paşa söylüyor, Kadir Mısıroğlu, Sarıklı Mücahidler isimli kita-bında bunu belirtmişti. İstiklal Harbinin hem Osmanlı sarayında, hem Anado-
422
YanıtlaSilCUMHURİYET DÖNEMİ DİN - DEVLET İLİŞKİLERİ
lu'daki hareketin dış güçlerin (İngiliz) yönettiği hususunda görüşleri var. Bu ko-nuda bilgi rica etsek?
O kadar çok söyleyecek şey var ki... Kadir Mısıroğlu "Sebil" gazetesinde yazdı, tek o yazdı, üstü kapalı şekilde, İsmet Paşa soruyor, M. Kemal Paşa'ya: Paşam diyor, İngilizler size "Dizbağı nişanı" vermiş (Dizbağı nişanı İngilizlerin en büyük nişanıdır. Kimseye vermezler) Bu nasıl oldu, benim haberim yok" di-yor. O da geçiştiriyor. M. Kemal Paşa. Diyor ki, "İngilizler beni sever de onun için" diyor.
Ben bir de tarihçilerden, mütareke zamanı, o bir seneye yakın, kısa bir sü-re içinde, İstanbul'da ilerde söz sahibi olacak kimsenin faaliyetlerini tam olarak meydana çıkarmalarını arzu ederim. Tam belgeleriyle... Bunda görülür ki M. Kemal Paşa'yı, "Beni kim tutarsa, onun taraftayım" şeklinde çalışmıştır. Bir ta-rafta sarayda zaten yaverdi, sarayda yükselme gayretleri içindeydi, bir taraftan hükümeti devirip meclise girip çıkmıştır. Hatta onun için Anadolu'ya gönderdi-ler, hükümeti devirme gayretleri içindeydi. Bir tarftan İngilizlerle sıkı ilişkiler içindeydi, bir taraftan İtalyanlarla sıkı temastaydı, herkęsle sıkı temastaydı. Ama deniyor ki, doğru, memleketi kurtarmak için yol arıyordu, herkesle sıkı te-mastaydı ve yardım vaadediyordu. Kadir Mısırlıoğlu der ki, "Hilafetin kaldırıl-masım İngilizler şiddetle istiyorlardı ve bunu başardığı için M. Kemal Paşayı tältif ettiler. Çünkü hilafet İslam birliğinin ve dolayısıyla İngilizlerin Ortado-ğu'daki hakimyetini önleyici bir faktör idi. Bunu dağıtmak suretiyle Ortado gulyu hakikaten paylaştılar Suriye'yi en arsızlar aldı, müstemleke yaptı. Irak'ı İngilizleraldı, müstemleke yaptı. Hindistan'a daha önceden girmişlerdi. Binaena-leyh Ortadoğu'nun en büyük zenginliğini, petrollerini İngilizler ve Fransızlar paylaştı. II. Cihan Harbi de zaten onun için patladı. Çünkü Almanlar herşeyi kaybettiği için, bunları geri almak üzere tekrar silahlandılar, teşkilatlandılar.
Hocam isterseniz biraz geriye dönelim... İstiklal Harbi'nin başladığı yıl-lara... Anadolu'ya geçişleri nasıl oldu. M. Kemal'in, Anadolu'ya gönderilişi, bu konuda Kazım Karabekir Paşa'nın çalışmaları Sultan Vahdettin'in M. Kemal'e yaptığı yardım...
Bunlar artık apaçık bilinen şeyler... Fakat ne yazık ki yazılı tarihimize geçmiyor. Fakat gelir geçer, belgeler ziyan olabilir ama, tarihimiz ziyan olma-sın. M. Kemal Paşa'nın bu faaliyetleri olunca, İstanbul'da da kuşku başladı. Vahdeddin aslında vatan haini değil, Vahdeddin kurtuluş nerede olacak bilemi-yor, şaşkına dönmüş, saray İngilizlerin elinde, İngilizlerin avucuna düşmüş...
Vakif arazileri ise 5 Haziran 1935 tarihinde, 2762 sayılı yasayla yeni yönetim ve idare şekline
YanıtlaSilKokularak tüm vakıf arazileri Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlanmış oldu. Vakıf arazile şekling Eykaf Bütçesinin bütünüyle devletleştirilmesi noktasında Ziya Gökalp vakıf sistemnini en keskin Fozlerle suçlamıştı. (Jaeschke, s. 28). Gökalp Evkaf Bütçesinin maliye Bakanlığı bütçesiyle bir leştirilmesini ve tekke vakıflarının da kapatılmasını istiyordu. Bu görüşlerden esinlenilerek 22 Şubat 1926 tarihli kanunla "milli ve terkedilmiş topraklar dışında doğrudan doğruya idre edilen Vakıfların, belediyeler ve genel menfaatlere yarar başka kurumlara satılabilmesi kabul edilmişti Bu yasayla birçok vakıf arazisi, 1926-1930 yılları arasında satıldı. 1930 yılında ise vakıf talanı doruk noktasına ulaşmış ve vakıf camileri bile resmen satılmaya başlamıştı. 1930 yılında topra
ğın altında yatanlara bakılmaksızın nice vakıf mezarlığı da kişi ve kuruluşlarca satın alınmıştı. 91 Ocak 1926 tarihinden itibaren miladi yılın kabul edilişiyle hicri ve rumi takvim kullanılışı da kal dırılmış oluyordu.
Takvimle ilgili bu gelişmeden sonra dini bayram günleri ile resmi bayram günlerinde bir düzenle meye gidildi ve önce Peygamber (s.a.s.)in doğum günü olan Mevlid Kandili kaldırılarak yerine Saltanatın kaldırıldığı gün olan 1 Kasım günü "Ulusal Egemenlik Bayramı" kutlanmaya başlan dı. Daha sonra 19 Nisan 1925 tarihli kanunla 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı oldu. İki büyük dini bayram olan Ramazan ve Kurban bayramları yerinde kaldı. 1 Muharrem hicri yılbaşı bayramı da kaldırılarak yerine 1 Ocak günü Hristiyanların yılbaşısı resmi tatil günü kabul edildi. 30 Ağus
tos zafer Bayramı, 23 Nisan Çocuk Bayramı devletçe kabul edilmiş bayramlardandı. En son Müslümanların ibadetlerini daha rahat yerine getirebilme noktasında tatil olarak kullam
lan cuma günleri de 1935 yılından itibaren mesai günü kabul edilerek, hafta tatili pazara çevril
96
YanıtlaSilCUMHURİYET DÖNEMİ DİN VE DEVLET İLİŞKİLERİ
CİLT 3
1930 yılında Sultan Ahmed'de Tapu ve Kadastro Dairesi'nin bitişiğindeki iki katlı "Maliye Hazine Evrakı" denilen yerdeki tarihi evrak "fersûde evrak" diye Bulgarlar'a okkası üç kuruş on paraya satılmıştı. Yüz binlerce kilo bu tarihi evrak arasında yalnız Osmanlı Tarihi değil, Dünya tarihini aydınlatacak vesika-lar vardı. Burada Orhan Gazi devrine kadar çıkan vesikalar da bulunuyordu. İslâm yazılarının her çeşidini okuyan bir Bulgar Albayı İstanbul'a gelmiş, hırsız-larla uyuşmuş, vesikalarımızı aylarca incelemiş ve onlara şöyle bir teklif yap-mış:
"- Bunları fersûde evrak diyerek satışa çıkarın. Şartnamesine Türkiye si-nırları dışına çıkarılmasını koyunuz!..."
Bu Bulgar zabitinin istediği gibi bir şartname hazırlanmış, kuru ot fiatın-dan aşağı, okkası üç kuruş on paraya satılmıştır.
Bulgaristan, Alman Kraliyet Enstitüsü ve Vatikan arşivi bunları paylaş-mışlar!. Bulgarlar bunları tasnif ederek, iki ciltlik bir de rehber neşretmişlerdir. Türk tarihini inceliyecekler, artık Sofya'ya gidecekler!. Ben canileri yakalattım. İzmit Ağır Ceza Mahkemesi duruşmalarını yapacaktı. Ancak çıkartılan bir aftan faydalandılar ve zulmü işleyenler maalesef hiç bir cezaya çarptırılmadan serbest bırakıldılar. Ben bu ibretli olayları hepinize tarihten der alasınız diye anlattım.
İ. Hakkı Konyalı
Nisan 1976-İstanbul
Dinî sevenler dünyadan çıkmadı,
YanıtlaSildünyayı sevenler dinden çıktı.
Osman Nûri Topbaş
Erkam Radyo
Si4Gg M dünyaya gelen oğlu, yani M us sene once uhammed bebeğin amcasıydı. Dedesi esi onu amcası-olduğundan, "Bu senin kardeşin!" diye tanıtmıştı. na, yaşları yakın olduğ Talib'in kucağı-Hz. Amine'nin yanındaydı. Torununu, oğlu Ebu Tal Abdülmuttalib Hz.
YanıtlaSil869324501
TARİHTE BUGÜN
• 1926 - İskilipli Atıf Hoca idam edildi.
• 1969-Yaser Arafat, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün liderliğine getirildi.
4
PAZAR
SUNDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Onların sözü seni üzmesin.
Kudret ve üstünlük bütünüyle Allah'ındır.
Yunus Suresi: 65
BİR HADİS
Dinin felâket kaynakları üçtür: (1) günah işleyen âlim, (2) zalim idareci, (3) ibadete gayretli cahil.
Müsnedü'l-Firdevs
Eserleriyle azameti anlaşılan şu muhteşem, zevalsiz saltanat; böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, umurlar üzerinde kurulmaz, durulmaz...
Sözler
HAŞİR
YanıtlaSilAhiret vardır ve dünyadan daha güzeldir. (L.) 227:26. Lem'a 5. ricâ
Allah'ın bütün isimleri haşri gerektirir. (M.N.) 42:Lasiyyemaların sonu
Allah fâni insanlar için baki bir âlem yaratmıştır. (L.) 21:3. Lem'a, 2. nükte
Allah'a haşri gerçekleştirmek çok kolaydır. (S.) 86:10. Söz hâti-me; (S.) 107:10. Söz, zeylin 4. parçası; (S.) 271:22. Söz 2. makam, 6. lem'a; (S.) 485:488:29. Söz 2. makam, 3. esas (M.) 380:29. Mektup, 1. kısım, 4. nükte; (Ş.) 134: 7. Şua 3. işâret; (M.N.) 119:Zeylü'l-Habbe
Bütün insanlan diriltemeyen bir tek nefsi diriltemez. (Sn.) 31. Cemîl ve Celîl isimleri haşri gerektirir. (S.) 77:10. Söz 8. hak. Celîl ve Bakî isimleri haşri ister. (S.) 72:10. Söz 6. hakikat Cevad ve Cemîl isimleri haşri ister. (S.) 68:10. Söz 4. hakikat Dünyadaki haşir örnekleri. (S.) 78:10. Söz 9. hakikat
Dünyanın zerreleri âhirette kullanılacak. (S.) 511, 512:30. Söz 2. makam 3. nokta
Dünyay-ı deniyye içinde kemâlât-ı insaniye yerleşemez. (Mh.) 123:3. makale, tenbih
Dünyayı yaratan âhireti de yaratır. (M.) 230:20. Mektup, 2. makam, 5. kelime
Hafiz ve Rakîb isimleri haşri ister. (S.) 75:10. Söz 7. hakikat Hakîm, Kerîm, Adil, Rahîm isimleri haşri gerektirir. (S.) 66, 80:10. Söz 10. hakikat
Hakk ismi haşri gerektirir. (S.) 83:10. Söz 11. hakikat Haşirde amellerin yayılması. (S.) 109:10. Söz zeylin 4. parçası Haşirde, azalarını helâl dairede kullanan insanın bütün azaları lehinde şehadet ederler. (S.) 293:23. Söz 2. meb. 3. nükte Haşirde, azalarını yanlış yolda kullanan insandan bütün azaları şikâyetçi olacak. (S.) 293:23. Söz 2. mebhas, 3. nükte FIHRIST/248
Haşirden Cehenneme gitmek. (M.) 22:3. Mektup
YanıtlaSilHaşirden Cennete gitmek. (M.) 22:3. Mektup
laşır cismânidir. (S.) 191:11. Şua 8. mesele; (L.) 119:17. Lem'a, 4. nota; (Mh) 124:3. makale
Haşirle ilgili suâller. (S.) 476:29. Söz 2. makam, mukaddime
Haşir, ism-i Azamın ve bazı isimlerin en büyük derecesinin maz-handır.. (S.) 307:24. Söz, 2. dal
Haşır meydanı insanı bekleyen bir harmandır. (M.N.) 100:Hab-be; (S.) 80:10. Söz 9. hakikat
Haşir meydanı nerededir? (M.) 41:10. Mektup, 2. suâl; (M.) 373:28. Mektup, 8. mesele, 4. nükte
Haşirde Müslümanlara kim yol gösterecek? (M.) 373:28. Mek-tup, 8. mesele, 4. nükte
Haşirde Müslümanlar Peygamberimizi şefaat için nasıl bulacak-lar? (M.) 373:28. Mektup, 8. mesele, 4. nükte
Haşır Risalesi ne zaman ve niçin yazıldı? (Ş.) 616:8. Şua
Haşirde ruhların cesetlere gelmesi, cesetlerin diriltilmesi. (Ş.) 31:2. Şua, hâtime
Haşirde toplanma nasıl olacak? (M.) 373:28. Mektup, 8. mes, 4. nük.
Haşirde zıtlar birbirinden ayrılır, sebepler ve vasıtalar ortadan kalkar. (1.1.) 230.
Haşri Allah vaad etmiştir. (M.) 244:20. Mektup, 2.makam, 11. kelime; (M.N.) 41:Lasiyyemalar; (Ş.) 155:9. Şua, 2. nokta
Haşrin bir anda gerçekleşmesi mümkündür. (S.) 105:10. Söz zeyl. 3. parça
Haşrin en büyük delili Peygamberimizdir. (Mh.) 150:3, makale, muk. Haşrin geleceğine en büyük delil rahmettir. (1.1.) 25.
Haşri gerektiren şey çoktur. (L.) 302-311:30. Lem'a 2. ve 3. nukte: ($) 1549 Suk, mukaddime; (M.N.) 35:Lasiyyemalar (1.1.) 25,26.
Hagrin ispatı. ($.) 177:11. Şua 7. mesele; ($.) 509:15. Şua: (M2) 151:3, maka; (S.) 46:9. Söz: (S.) 562:32. Söz 2. mevkıf, 2.
FIHRIST/249
makam; (S.) 54:10. Söz; (S.) 96-99:10. Söz hâtime; (1.1.) 55; (M.N.) 34-42:Lasiyyemaların sonu; (M.N.) 93:Zeylül-Hu bâb; (M.N.) 103:Habbe
YanıtlaSilHaşri ispat Kur'ân'ın maksatlarındandır. (Mh.) 11:1. makale, 1, mukaddime; (Mh) 104:2. makale
Kur'ân'ın haşri ispatı. (S.) 87:10. Söz hnâtime; (S.) 100, 107:10. Söz zeylin 2. ve 4. parçası; (S.) 364:25. Söz 1. şule, 1. şua 3. nokta; (S.) 381:25. Söz 2. şu'le 1. nükte 2. nükte-i belagat; (S.) 396, 397:25. Söz 2. şu'le, 2. nur
Haşrin muktazîleri. (S.) 479-485:29. Söz 2. mak. 2. esas
Haşrin ruhî faydaları. (Ş.) 153:9. Şua, mukaddime.
Hayat haşri ispat eder. (L.) 326:30. Lem'a 5. nükte, 4. remiz Hayy, Kayyum, Muhyî ve Mümît isimleri haşri gerektirir. (S.) 77:10. Söz 8. hakikat
"Hazırlanınız başka dâimî bir memlekete gideceksiniz." (S.) 60:10. Söz İbni Sina, "Akıl haşre yol bulamaz" diyor. (M.) 361:28. Mek-tup, 7. mesele, 3. işâret; (B.L.) 13; (S.) 89:10. Söz hâtime İmam Gazâlî'nin "İkinci diriliş birinciye muhâliftir" sözü. (B.L.) 144. İnsan için bir haşir meydanı açmayı değer mi? (S.) 64:10. Söz mukaddime, 3. işaret
İnsan kabre girip rahatla yatamaz. Mutlaka uyandırılacaktır. (S.) 77:10. Söz, 7. hak.
Insan, ruhlar âleminden, anne rahminden, çocukluktan, ihtiyar-lıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan ge-çen uzun bir imtihan yolculuğundadır. (S.) 35:7. Söz
Insanın yaratılması ve diriltilmesi bir tek nefis kadar kolaydır. (Sn.) 32; (S.) 641:Lemaat
Kainat haşir sabahıyla gözünü açacaktır. (S.) 489:29. Söz 4. esas 1. mese
Kainata serpilmiş hayat parçalarının muhassal bir hayat-ı umu-miyesi var olmak gerektir. (Sn.) 24.
FIHRIST/250
Kadın resmine şehvetle bakmak ruhun yüce hissiyatını öldürür. (S.) 668:Lemaat.
YanıtlaSilKuvve-i şeheviye. (İ.İ.) 29,141, 224.
Kuvve-i şeheviyenin ifrat, tefrit ve vasat mertebeleri. (1.1.) 29.
Kuvve-i şeheviye kapıcı ve it hükmündedir. (S.) 292:23. Söz, 2. meb.
Şehvetteki lezzet cüz'i bir ücrettir. (S.) 373:25. Söz, 1. şule, 3. şua, 2. cilve
ŞER
Ahirette hayır şerri idam-ı ebedî ile mağlup edecektir. (Mh.) 35:1. makale 9. mukaddime
Âlemin yaratılışında şer ve kubuh tebeîdir. (Mh.) 35:1. maka, 9. muk.
Az bir şer gelmemesi için çok hayır terkedilmez. (1.1.) 33, 81; (M.) 47:12. Mektup, 2. suâl; (Mh.) 23:1. makale 5. mukad.
Bazan hayır şerre vasıta olur. (S.) 648:Lemaat
Def-i şer celb-i nef a tercih edilir. (K.L.) 106.
Hayırdan bazan şer çıktığı gibi, şerden de bazan hayır çıkar. (Mn.) 75.
İnsanın hayra da, şerre de sınırsız kaabiliyeti vardır. (Sn.) 27.
Kainatın mülk ciheti, hüsün, kubuh, hayır, şer, küçük, büyük gibi zıtların cevelengâhıdır. (Sn.) 33.
Mecûsîler şerri başkasının yarattığına hükm ettiler. (Mh.) 114:3. maka. 1. maksat
Musîbet şerr-i mahz değildir. (Sn.) 56; (T.H.) 115.
Şer bin sene mağlup olacaktır. (Mh.) 35:1. maka. 9. mukaddime Şer kâinatta cüz'idir. (H.Ş.) 44; (Mh.) 34:1. makale 9. mukaddi.
Şerri yaratmak şer değil, işlemek şerdir. (L.) 80:13. Lem'a 7. işâret; (M.) 47:12. Mektup, 2. suâl
ŞERİAT
Âlem-i şehadetin cesed-i hilkatin unsur ve azasının fiillerini in-tizam altına alan şeriat-ı fıtriye vardır. (Mh.) 112:3. maka. 1. maks. FİHRİST/606
358
YanıtlaSilCUMHURİYET DÖNEMİ DİN - DEVLET İLİŞKİLERİ
davranmaktan ziyade, bir karşı ihtilalin ilk darbecisi gibi hareket ediyordu ve açtığı bayrak hilafet bayrağıydı, şeriat bayrağıydı..." diyerek Şeyh Said hare-ketinin tam bir karşı-devrim hareketi olduğunu vurgular.
Nitekim yakalandıktan sonra, 6 Mayıs 1925 tarihinde yargılanmak üzere Ordu Müfettişliği'nin 10.5.1925 tarih ve 374 nolu yazısıyla, Elazığ İstiklal Mahkemesi'ne gönderilen Şeyh Said ve otuzsekiz arkadaşı verdikleri ifadelerle "din için kıyam" ettiklerini ve "müstakil bir İslâm Hükümeti vücuda getirmek" istediklerini, "putperestlik dinini ihyaya ve ayini metrukelerini icraya çalışan bu laik Türk Hükümeti'ni de yıkmaya" çalıştıklarını açıkça söylemişlerdir.
Şeyh Said Elazığ İstiklal Mahkemesi'nde yaptığı konuşmada: "Yüce şeri-atin hükümlerini uygulamayan bir hükümete karşı, ayaklanmak vaciptir. Bu bi-zim fıkıh kitaplarımızda yazar. Biz de bunun için kıyam ettik ve hükümete biraz olsun şeriat meselesini anlatmak istedik. Hiç olmazsa şeriatın bir kısmını uygu-lamalarını teklif edecektik." diyerek, Allah'ın kaderi doğrultusunda bu işin geliş-tiğini ve "şer'an vacip" olduğu için bu kıyama "gayr-i ihtiyari" katıldıklarını söylemiştir.7
Şeyh Said savunmasına devamla: "Hilafet kaldırılmıştır. Zamanın imamı kalmamıştır. Halbuki zamanın imamına biat etmeden ona bağlanıp, onu tasdik etmeden ölen müslüman, Peygamberimiz Efendimizin şefaatinden mahrum ka-lır!
Görüyorsunuz! vaktiyle şeyhülislamlık binası olan dairede şimdi Roman-ya Üniversitesi'nden gelen Hristiyan öğrenciler kız öğrencilerle beraberce otu-rup kalkmaktadırlar. Bu nasıl iştir? Bu dine uyar mı?8
Ayrıca dinin dünya işlerinden ayrılması diye bir şey yoktur İslâm dininde. İslâm dinine göre dinin dünyaya ait işleri de upkı bir ibadet gibidir. Laiklik İs-lamlığa göre değildir!" diyerek mevcut hükümet uygulamalarını da tamamen din bazına oturtarak tenkid etmiştir.
Şeyh Said ayaklanmasının niteliği bu olmasına rağmen, Şeyh Said ve otuzsekiz arkadaşı, "Bağımsız Kürdistan" oluşturma çabasıyla ve dolayısıyla
5. a.g.e. s. 17.
6.
Ahmet Süreyya Órgeevren, Dünya Gazetesi'nde tefrika edilen hatıralarında, bu olayları yaşa-mış ve İstiklal Mahkemesi Savcısı olarak bu durumu dile getirir ve Şeyh Said ile arkadaşları-nın "din için kıyam" ettiklerini bildirir. (Dünya 20-21 Nisan 1957-Örgeevren'in hatıraları.)
7. TBMM Arşivi, Elazığ İstiklal Mahkemesi, Şeyh Said Davası, T. 12, Dosya 69.
8.
9.
Behçet Cemal, Şeyh Said İsyanı, s . 98-113, Istanbul-1955.
Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. 3, 221, TBMM Arşivi, T-12, Dosya 69, Zarf 1-6, Esas: 54-16, 68-81.
Jeinpios app! nunge
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1695 - Sultan II. Ahmedin vefatı.
MÜBAREK Mİ'RAC GECESİ BÜTÜN İSLAM ÂLEMİNE HAYIRLI OLSUN.
6
SALI
TUESDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
"Rabbiniz Odur ve sonunda Ona döndürüleceksiniz."
Hud Suresi: 34
BİR HADİS
Ben kulun yediği gibi yerim, kulun oturduğu gibi otururum.
Ebu Ya'lâ
Hakiki ve elemsiz lezzet yalnız imanda ve iman ile olabilir.
Şualar
HİCRİ: 26 RECEB 1445-RUMI: 24 K. SANİ 1439
KASIM: 91-GÜN: 37 KALAN: 329 - GÜN. UZ.: 2 DK
İmsak Güneş Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
Cibril (a.s.) Bana dedi ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) dilediğin kadar yaşa, öleceksin. İstediğini sev nihayet ondan ayrılacaksın. İstediğini yap, nihayet onun hesabını vereceksin."
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 331 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
SUNUŞ
YanıtlaSilO gün Büyük Millet Meclisi çok hareketli konuşmalara ve tarışmalara sahne oluyordu. Tarih 18 Kasım 1922 ve Mustafa Kemal'le belirlenen Meclis gündemi de "Halifenin intihabı", "Halife seçimi" idi.
Mustafa Kemal kürsüye çıkıyor ve şu ilginç konuşmayı yapıyordu. Türkiye'nin vazifesi Makam-ı Hilafeti kurtarmakur. Bu bizim için bir davayı mahsustur. Hilafet makamının kurtarılmasına çalışmak bizim için en hayırı bir davadır. Bizim için bu dava bizi (Türkiye'yi) Alem-i İslam nazarında fevkalade takviye eden bir meseledir. Bunu sarsmak doğru değildir."
Bu konuşmadan sonra başta Büyük Millet Meclisi reisi Mustafa Kemal ve diğer Meclis üyeleri yüzde 95'lik bir çoğunlukla Abdülmeciu Efendi'yi halife seçmiş ve bir gün sonra da 19 Kasım 1922 tarihinde Meclis Başkanı Mustafa Kemal'in bizzat kendi el yazısıyla halifeye bir tebrik telgran gönderilerek, Abdülmecid Efendi "Halife-i Müslimin ve Hadimal-e Haremeyn'aş şerifeyn" olarak onaylanmıştı.
Tarih 18-19 Kasım 1922'de Türkiye'nin manzarası buydu. Türkiye'nin başında Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca seçilen bir Halife-i Müslimin vardır. Türkiye'nin bu manzarası aynı tarihlerde Lozan görüşmelerini sürdüren lamet İnönü tarafından da onaylanıyor ve Müslimin Standart Gazetesine verdiği bir demeçle de bütün bir islam dünyasına duyurulmuş oluyordu.
İsmet İnönü, 18 Kasım 1922 tarihinde sözkonusu gazeteye Hilafet Makamıyla ilgili olarak verdiği demeşte özetle şunları söylüyordu. Bütün Müslümanlara şunu söyliyelim ki, Türk Milleti, İslam'ın kolu ve kihcadır. Türkiye Anayasası, hilafetin ve halifenin yani hür ve müstakil bir "İslâm Devleti"nin menfaatlerini yürütmeye çalışacak ellere bütün müdafaa kudretini vereceğini söylüyor. Türkiye hilafeti tutuyor ve naacaktır. Hilafet Türk Milleti'ne bir vediadır (emanettir). Hilafetin bütün vasıfları bizlerde mahfus ve emindir.
10
YanıtlaSilCUMHURİYET DÖNEMİ DİN VE DEVLET İLİŞKİLE
Kanımızın son damlasına kadar hilafeti tutup yaşatacağız. İşte, Türk Milleti'nin kararı budur. Bit böyle hissediyoruz ki, Hilafet bugün daha Müslümanlar arasında daha büyük bir anlaşma ve yardımlaşma kaynağıdır
Bizim kanaatimiz şudur ki, Hilafet hakkı ebediyen Türk Milleti'nde varalacak ve mahfuz kalacaktır. Benim bu sözlerimi yeryüzündeki bütün din kardeşlerimin dikkatle dinlemelerini isterim."
Evet bu ifadelerde Ismet Paşa'ya aittir. İşin ilginç yanı da, Mustafa Kemal'le sözleri ayrı güne rastiyor ve aynı muhtevayı taşıyordu.
Oysa her iki liderin dilinden söyledikleriyle gönüllerinde taşıdıkları hiçbir zaman bir olmamışh
Bu sözlerin zaman ve zemine uygun olarak ve de özellikle syaset gereği söylenmiş olduğunu Türkiye'yle birlikte yeryüzündeki Müslümanlar, 3 Mart 19924 tarihinde, yani bu sözlerin söylendiği tarihten tam 16 ay sonra, Hilafetin kaldırılması tartışmalarında görmüş ve 16 ay önce "Makam-1 Hilafet bizim için en all makamdır" diyenlerin, 16 ay sonra "Makam-ı Hilafet bir menba-i şerdir dediklerine de şahit olmuştur.
Mustafa Kemal ve İsmet İnönü ile vermeye çalıştığımız bu iki örnekteki taban tabana zit bu iki yaklaşımın temel nedeni bize Cumhuriyet'i kuranların dinden faydalanma, dini kullanma ve yeri geldiğinde de dini istismar etme duygularıydı.
Çünkil, bırakın 1922 yılında en yetkili iki ağızdan Halifeye bağlılık ve Makam- Hilaferi ebediyyen Türk'ün başında bulundurma gayretlerini, daha Mustafa Kemal 1907 tarihinde bile (Garip gelecek belki ama tarih gerçekten 1907 dir ve bu tarih halifeliğin kaldırılmasından tam 17 yıl önceki tarihtir.) başta halifeliğin kaldırılacağını, Cumhuriyet'in kurulacağını ve saltanatın ilga edileceğini söylemiş biridir.
Mustafa Kemal'in daha 1907 yılında iken Bulgarların meşhur Türkoloğu Manolov'a söyledikleri bunun kadar ilgi çekicidir:
Bir gün gelecek ben hayal sandığımız bütün bu devrimleri başaracağım. (Konuşmada saltanatın ve hilafetin kaldırılacağının yanında, giyim-kuşamla lgili devrimlerden, harf devrimine kadar 3 Mart 1924 tarihinde gerçekleştirilen bu devrimlerden bahsedilmiştir) Mensup olduğum Tark ulusu da bana inanacakar Düşündüklerin hayal ve demogoji değildir. Saltanat yıkılmalıdır. Hilafet ilga edilmelidir. Din ve devlet birbirinden ayrılmalı ve ülkeye laikliği
SUNUŞ
YanıtlaSil11
getirmeliyiz. Doğu uygarlığından benliğimizi sıyırarak Batı uygarlığına aktarmalıyız. Kadın ve erkek arasındaki her türlü şekil ve hukuki farklar, silinip yeni bir toplum düzeni kurmalıyız. Batı uygarlığına girmemize engel olan yasağı (Arap alfabesini) atarak, latin kökünden bir alfabe seçmeli ve en son kılık kyafetimize değin her şeyimizde Batılılara uymalıyız. Bunun için de şapka inkılabını gerçekleştirmeliyiz.
İnanınız ki, bütün bunlar bir gün gelecek ve hepsi de bir bir gerçekleşecektir. Belki hiç kimsenin aklına getiremediği ve hayal sandığı bu inkılapların hepsini; ben göreceksiniz nasıl başaracağım..."
Evet bu sözler Mustafa Kemal'in Abdülmecid Efendi'yi halife seçip; ona "halife-i müslimin" olarak bağlandığı 19 Kasım 1922 tarihinden tam 15 sene öncedir. Bu sözlerin sahibi Mustafa Kemal yine gönlünde yatan aslan bunlarken sırf zaman zemin ve de dini çok iyi kullanmak adına bu niyetlerinden tam 14 yıl sonra 11.7.1921 tarihinde Şark Cephesi Kumandanı Mareşal Kazım Karabekir'e c. 11.7.1920 şifre telgrafını gönderdiğinde, kendisine Erzurumlu büyük alim Kadı Raif Efendi tarafından yöneltilen:
a- Saltanatı kaldıracak mısın?
b- Cumhuriyeti kuracak mısın?
c-Hilafeti ilga edecek misin?
Sorularına çok net olarak hayır diyerek:"... Kadı Raif Efendi'nin saltanaun Cumhuriyet'e inkılap olacağını (dönüşeceğini) düşünmesi ve de Hilafet ilgası gibi bir fikre kapılması tamamen bir fikr-i mahsusa- vehmden ibarettir, Hilafet ve saltanatın kaldırılması gibi bir sorun yoktur. Türkiye'nin başında ebediyyen bir İslam Halifesi olacak ve başımızda da daima bir hükümdar sultan bulunacaktır" şeklindeki bu cevabî yazıyı Kazım Karabekir'e gönderebilmiştir.
Yapılmak istenenlerle, gösterilmek istenenlerin işte bu şekilde farklı farklı oluşu Cumhuriyet dönemi boyunca dinin devletçe hep kullanıldığını ve çok yerde de istismarını yanında getirmiştir.
Kitabımızın birinci cildinde ve elinizdeki ikinci ciltte ortaya koyduğumuz binlerce arşiv belgesi din-devlet ilişkilerindeki bu istismarın zirve örneklerini teşkil etmiştir.
Tarih 3 Mart 1924'ten itibaren, yani "Devlete bağlı din sistemi devri"ne geçtikten sonra da istismarın yerini zulüm ve işkence almıştır.
CUMHURİYET DÖNEMİ DİN VE DEVLET İLİŞKİLEM
YanıtlaSil12
Türkiye'nin en lleri gelen isimleri 1922'lerde halijeye (sönde sözlü ve yazá baglilik çerisinde iken Konya'da, Düzce'de, Gerede ve Yozgat'ta ve yüzlerce batik kerkezinde inanan insanlar bu bağlılıklarını sözde değil de önde Yaptıkları için canlarından ve mallarından ve hatta evlåd ve tyalinden olmuşlardır.
2 Ekim- 15 Kasım 1920 tarihinde Konya, Ilgın, Bozkır, Karaman, Çumr Hadim, Kadınhanı, Seydişehir ve Beyşehir'de inanan insanlara daha ortada Cumhuriyet yokken, saltanat ve Hilafet kaldırılmamışken ve hatta kaldıralama diye tartışması bile yapılamazken bu bölgelerin insanları İsmet İnönü'nün Lozan'da 18 Kasım 1922'de söylediği sözleri, Mustafa Kemal'in de Büyük Millet Meclisi'nin 18 Kasım 1922 tarihinde, 140. Birleşiminin 5. celsesinde Halifelik ve Hilafet makamı için açıkça belirttiği hususları söyledikleri için hertür muameleye reva görülmüştür.
Bu insanların suçu Makam-ı Hilafet'e bağlılık ve onun tabii uzantısı olarak da yönetimden ahkamı şer'iyyenin icrasını istemek idi. Bu istekler ülkede henüz Hilafet ve hatta saltanat olduğundan ve de Cumhuriyet gibi bir rejim henüz kurulmadığından herkese göre doğaldı. Fakat bu istekler Ankara'ya hiç de doğal gelmemiştir. Bölgeye acil kayıtlı gönderilen İstiklal Mahkemesi ve kalabalık askeri güçler çok şiddetli ve acımasız bir şekilde bu istekleri bastırdılar. Binlerce kişi öldürüldü, binlerce kişi de yakalınmış istiklal Mahkemesine sevkedilmiştir. Yakalanan zavallı masum müslümanların sayısı o kadar fazlaydı ki, onları muhakeme etmeye istiklal Mahkemesi kifayet etmeyince Ankara'nın kendi kanunlarına aykırı olmasına rağmen (İstiklal Mahkemelerinin bulunduğu mahalde Harp Divanlarının kurulması kanunen yasakn) bölgede onu aşkın Harp Divanı kuruldu.
Bölgedeki Harp Divanları binlerce suçluyu hemen cezalandırabilmek için herkese birkaç dakika zaman ayırarak, "gereğini düşünüp", gerekçesiz kararlarla bine yakın müslümanı hemen birkaç gün içinde idam edivermişti. Sadece Konya ve Bozkır çevresinde resmi tablolara giren 780 müslüman hemen bölgelerinde asılmış ve 1 Ekim 1920 tarihinden 18 Şubat 1921 tarihine kadar süren Konya İstiklal Mahkemeleri sonucunda da 843 kadar müslüman idam edilmiş ve 3600 kişi de en ağır mahkumiyetlerle yıllarca süren cezalara çarpırılmışlardı (Bkz: Konya İstiklal Mahkemesi Ayaklanma Genel Arzivt Dosya: T. No:10 ve TBMM Arş. Konya istiklal Mahkemesi, T-144, No:5, Zarf 48).
SINUS
YanıtlaSil13
Evet daha ortada Cumhuriyet diye bir rejim yokken ve daha Hilafet makamı ve Halifelik mevcutken bu kadar insan halifeye ve halifeliğe bağlılıktan ve en önemlisi de "Ahkam-ı şeriyyenin tenfizi"ni istemekten idam edilmişlerdir.
Rejimin sahipleri Ankara ve Lozan'da bu istemleri açıkça belirtip yazıyla da belgelemelerine rağmen aynı istemler inanan Müslüman halkça gündeme geldiğinde cumhuriyet öncesi İstiklal Mahkemelerinde binlerce insanın idamına binlercesinin de mahkumiyetlerine sebep olmuştur.
Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet İlişkileri adlı araştırmamızın elinizdeki bu İkinci cildi nefesinizi tutarak okuyacağınızve yer yer dehşet ve nefret hislerine kapılabileceğiniz olaylarla doludur.
Kitap, aslında "Bir devrimin anlatılmamış öyküsüdür." Bir diğer ifadeyle; Cumhuriyet öncesi ve sonrası İstiklal Mahkemelerinde can veren onbinlerin, isyana kalktılar diye kurşuna dizilen binlerin, evleri, köyleri yakılan yüzbinlerin ve de bunların şanlı temsilcisi olmuş, İskilipli Auf Efendilerin, Babaeskili All Rıza Efendilerin, nice mücahid şeyhlerin, evliyaullahın, müderrisin ve mazlum bir Müslüman kitlenin Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet İlişkileri içerisindeki anlatılmamış öyküleridir.
Kitabın bir diğer önemli yanı da "Allahu Ekber'den Tanrı Uludur'a, oradan da 18 yıllık bir aradan sonra yeniden Allahu Ekber'e giden yolda yaşanan olayları, gelişmeleri; kısaca Ezan'ın Türkiye mücadelesini en geniş boyutlarıyla anlatmaya çalışmış olmasıdır.
Türkçe Kur'ân, Türkçe Ezan, Türkçe Namaz ve Türkçe Hutbe diyerek başlatılan "İbadetlerin zamana uydurma ve islamiyeti Islah projeleri"nin ne idüğünü ve Devletin toplumuyla birlikte dinsizleştirme eylemlerine nasıl muhatap olduğunu bu araştırmamızda çok değişik boyutlarda ortaya koymaya çalıştık.
Kapatılan, satılan, yıkılan, depo olarak kullanılan camiler... Ayetleri ve sureleri değiştirilerek yeni ayet ve ilave sureler "Kemalist Kur'an" ortaya koyma teşebbüsleri... Tanrı Uludur diye 18 yıl aralıksız okutulan ne idiga belirsiz Ezan ulumaları... De re mi fa sol la si do eşliğinde ayakkabılarla girilen camilerde okunan ve okutulan Yasinler, Tebarekeler ve Ammeler... Yasaklanan Elifba'lar... Tekmelenen postal altında Kur'anlar...
Sakalından tutularak, boğazına sarılan sarığıyla sokaklar ve caddelerde jandarmalarca dolaştırılan ak sakallı alimler... Bunlar da mürtecidir denilerek
CUMHURİYET DÖNEMİ DİN VE DEVLET İLİŞKİLEN
YanıtlaSil14
iç isyanlarda suçsuz ve haksız yere öldürülen binler... Yıkılan, yakılan köyler ve
İşte bütün bunlar "Bir devrimin anlatılmamış öyküsüdür" dediğimiz evler... Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet İlişkileri isimli kitabınızın elinizdeki İkinci cildinin kilometre taşlarıdır.
1920-1950 yillar arasında bu kitabın sayfaları arasında yolsuzluk yaparken karşımıza çıkan bu kilometre taşlarının neler ifade ettiği supheste insan olan herkesin gönlünde derin yaralar açacaktır.
Hele hele 1920-1928 arası çalışan Ankara İstiklal Mahkemesi, Sark Inkilal Mahkemesi ve İsyan Mıntıkaları İstiklal Mahkemelerinin yüzlerce Celladından sadece birisinin, Ankara İstiklal Mahkemesi cellatlarından Cellat Kara Ali'nin suçsuz yere idam edilen binlerce müslümanı ve alimleri işaretle "Sadece benim, bir cellat olarak darağıcında sallandırdığım, salben (asarak) idam ettiğim Müslüman sayısı 5216'dır. Bunların da çoğunun sakallı, sarıklı ve cübbeli alimler oluşturmuştur"" demesi ben insanım diyen herkesin gönlünde bırakan yara açmasını herkesin, inanan insanların Cumhuriyet döneminde resmen bir kitle katliamıyla karşılaşmış olduğuna kanaat getirecektir.
Bir tek cellat 5216 kişiyi idam ettiyse, yüzlerce görevlendirilmiş celladın 8 yıl süren bu zulüm mahkemelerince ne kadar binlerce kişiyi idam ettiğini varın siz düşünün!... Bulacağınız rakamın 6 haneli rakamların olacağı şüphesizdir, bu da bize göre su götürmez bir gerçektir.
İşte son bir tablo daha. Hem de bugün hiçbir bakanın ve milletvekilinin ve de bürokratın giymeyerek suç işlediği (!) Şapka Devrimi uğruna idam edilenlerden bir tablodur aşağıdaki. Şapkayla ilgili İstiklal Mahkemesi'nde yargılanan ve çoğunluğu dini etkinliği olan kişilerin oluşturduğu idam edilenlerin sayısı o kadar çok olmuştur ki, sadece Orhan Koloğlu'nun, "İslamda Bağlılık" adlı kitabından şu küçük İstiklal Mahkemesi istatistiklerini aktarmak sadece şapka yüzünden idam edilenlerin genel sayısının kavranmasında önemli bir ipucu oluşturur kanaatindeyiz.
Aralık 1925: 75 dava, 163 sanık, 3 idam.
Ocak 1926: 78 dava, 582 sanık, 41 idam.
Şubat 1926: (İlk 15 gün) 63 sanık, 13 idam.
Ever 25 ay gibi kasa bir zamanda sadece şapkaya muhalefetten 56 mümin insan idan sehpasında sallandırılmıştır.
SUNUŞ
YanıtlaSil15
Böylesi karanlık bir dönemin aydınlatılmasında eğer bu araştırmamızı bir fonksiyon icra etmiş ve "Surda bir gedik açmaya" yardımcı olmuşsa kendimizi bahtiyar addederiz.
Çavuşsku'ların idam edildiği, Jivkov'ların hapse atıldığı, Honecker'lerin yıkıldığı bir dünyada bütün bu oluşumları sağlayan glasnost rüzgarlarının biraz da bizim ülkemizde esmesi dileğiyle...
Hasan Hüseyin CEYLAN
22.7.1990
Demetevler / ANKARA
SUNUŞ
YanıtlaSilBUNLARI GÜNDEMİNİZDEN HİÇ ÇIKARMAYIN!...
600 yıl Kur'ân'ın bayraktarlığını yapmış, sünneti hayatlarına hakim kal-mış bir toplumun evlatlarının zaman gelipte bayraktarlığını yaptıkları Kitabın okunmasını ve okutulmasını yasaklayacağını ve Kur'ân'ı jandarma postallarının altında çiğneyeceğini, Ezan-ı Muhammediyi değiştireceğini "Kabe Arab'ın olsun, bize Çankaya yeter!" diyerek Allah'ın evini ve Resulullah'ın makamını ret edeceğini ve bütün bunları yapanların Osmanlı ahfadları olacaklarını kim nere-den bilebilirdi ki?
Kur'ân'ı ve Sünnet'i savunma adına veya bugün halkın yüzde 99'unun ve özellikle de okumuş kesimin yüzde 100'ünün başlarına giymedikleri şapka adına insanların toplu kıyıma, -isyan ettiler gerekçesiyle- tabi tutulacağını kimler ne-reden bilebilirdi ki?
12 Eylül sonrası Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin kararı gereği 9 kadar kişi nin idam edilmesiyle sadece Türkiye'de değil, dünyada yer yerinden oynarken. 1923-1931 yılları arası sırf İslami düşünüş ve yaşayışlarından dolayı darağaç larında sallandırılan 10 binlerin üstünde (tabiki topluca öldürülenler ve kurşu na dizilenler hariç!) kişinin ve ulemanın hali zamanının yöneticilerince keyifle izlenirken, İslam'ın 600 yıl kal'alığını yapmış bir coğrafyada böylesine zulümler olacağını kim nereden bilebilirdi ki?
Hele hele basit bir şapka giyip-giymeme için insanların gözünü kırpma dan ölüme götürüleceğini kim bilebilirdi ki? Orhan Koloğlu gibi tam anlamıyla rejimin propagandisti olan biri tarafından bile o yılların hatırasına yanlan "İslam'da Başlık" isimli eserde ifade edilen rakamları sizlerin ve bürün dünya nın dikkatine sunmak istiyorum:
Orhan Kologlu, "Şapka değişikliğinin istekle değil, kan dökülerek yürü tüldüğünü ifade için İstiklal Mahkemeleri'nin sadece şapkadan 75 gün giba kısa bir zaman içerisinde kaç mümini idam ettiğini zu rakamlarla izah ediyor
İsmet İnönü... CHP Genel Başkanı... "Ne olacağını" söylüyor...
YanıtlaSilMeclis kürsüsünden... TBMM tutanakları:
Eğer insan hakları yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi kurulursa, ihtilal behemehâl olur.
Şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır.
Sizi ben de kurtaramam.
Ve... Darbe oldu... 27 Mayıs 1960. Menderes gitti... 2 arkadaşıyla birlikte idam edildi. Hani, Menderes gidince her şey değişecek ve düzelecekti... Ülke çok daha iyi yönetilecek ve yükselecekti... Ne oldu? ***
Süleyman Demirel Hani ne derler? "Onun başına gelen, pişmiş tavuğun başına gelmedi."
"Köprüye de hayır, Keban'a da hayır."
"Morrison Süleyman, yolculuk ne zaman?"
Menderes'i astık, seni de asacağız."
YanıtlaSil"Demirel gidecek, dertler bitecek."
Demirel... Muhtırayla gitti... 12 Mart 1971. Darbeyle gitti... 12 Eylül 1980.
Ya dertler, sorunlar ne oldu? Her şey değişti mi? Düzeldi mi?
Olan yaralı demokrasiye oldu... Milletin iradesine hançer üstüne hançer. ***
Turgut Özal Türkiye'yi dışa açan Başbakan.
Demirel... Başbakan iken Başbakanlık'ta... Bakanlar Kurulu Toplantı Salonu'nun önünde yumruklanmıştı.
Özal... Başbakan iken... Anavatan Partisi Büyük Kongresi'nde kurşunlandı.
Çalıştı... Cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu... Kendi partisinden tepki gösterenler, oy vermeyenler oldu. Cumhurbaşkanı iken... Sloganlar atıldı: "Çankaya'nın şişmanı, işçi düşmanı."
YanıtlaSilOrtalığa öyle bir hava yayıldı ki... "Özal gidecek ve her şey değişecek... Düzelecek."
Ve gitti... Cumhurbaşkanı iken vefat etti. Söyler misiniz? Neler değişti? Neler düzeldi? ***
Necmettin Erbakan Adil düzen... Anadolu sermayesine, Anadolu Kaplanları'na destek... Başörtülü öğrenci üniversiteye gidecek.
Vay sen misin bunları söyleyen?
Sloganlar... "Türkiye, İran olmayacak... Türkiye, Libya olmayacak."
Eylemler... Akşamları ışıkları yakıp söndürmeler. Sincan caddelerinde tankları yürütmeler.
Batı Çalışma Grubu destekli muhalefet... Yükselen sesler: "Erbakan gidecek, her şey düzelecek... Bütün sorunlar sona erecek."
Ve... 28 Şubat... Postmodern darbe.
YanıtlaSilSonuç... Erbakan gitti.
Ardından... Tırmanışa geçen siyasi istikrarsızlık. Koalisyonlar... Milletvekili transferleri... Azınlık hükümeti...
Cumhurbaşkanı ile Başbakan saç saça, baş başa kavga... Milli Güvenlik Kurulu'nda tartışmalar... Anayasa kitapçığı fırlatmalar... "Nankör" tepkileri.
Ve... Ekonomik kriz... İflaslar... İntiharlar... Başbakan'a hesap makinesi fırlatmalar.
Hani, "Erbakan gidecek ve her şey değişecekti... İşler düzelecekti." ***
Seçmen umuda oy verir
Mahkeme, kadıya mülk değildir. Makam koltukları, siyasetçilere babalarından kalan miras değildir.
YanıtlaSilSiyasette alternatif vardır... Kimse, "Alternatifim yok" diyemez.
Alternatifsizlik... Demokrasiye inançsızlıktır.
Alternatif, muhalefettir.
Ama... Fakat... Lakin... "Kahrolsun iktidar... Ordu göreve... Darbeye davetiye" muhalefet etmek değildir. Gazi Meclis'i bombalayan, halkın üzerine bomba yağdıran hain darbe girişimine "Tiyatro" demek, muhalefet hiç değildir.
Seçmen... Umuda oy verir. Ve siyasi iktidar özgür seçimle, kansız, darbesiz el değiştirir.
İktidar olabilmek için de... Çalışmak, siyaset üretmek, halka inmek, vatandaşın desteğini almak gerekir.
Sloganla... "Bir kişi gidecek... İlle de gidecek... Ya gidecek ya da gidecek" demekle hiçbir şey değişmez... Hiçbir sorun çözülmez. ***
Siyasetin sefaleti Sloganlar... Kafiyeli sözler... Hakaretler... Türk siyasetini yıprattı... Siyasete itibar kaybettirdi.
"Ecevit gidecek, sorunlar bitecek" denildi... Ecevit gitti.
"Tansu Çiller gidecek, dertler bitecek" denildi... Çiller gitti.
"Mesut Yılmaz gidecek, işler düzelecek" denildi... Yılmaz gitti.
Ve siyaset çorbaya çevrildi... Her aklına esen siyasi parti kurmaya heveslendi... Bugün siyasi parti sayısı 168. Tam bir komedi... Enflasyonun daniskası.
İçişleri Bakanlığı'na dilekçe ver, al sana parti. Sonra başla yönetimdekilere hakarete... Nasıl olsa alkışlayan çıkacaktır. ***
Tutanaklarda gezinirken
iki şeyi unut,
YanıtlaSilİki şeyi unutma.
sana yapılan kötülüğü unut,
senin yaptığın iyiliği unut.
Allah c. c. ile ölümü unutma.
günahlarını unutma.
Aliye Izzetbegovic
DEVLETİ UNUTMA.
tesvif ne demek?
YanıtlaSil(Sevf. den) (C.: Tesvifat) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
tehir · ertelemek, gecikme, geciktirme, rötar · sadece trenlerin yaptığı bişey. "otobüs tehir yapmış" ya da "sevgilim çok tehirlisin" olmuyor.. · (bkz: tecil) · ( ..
YanıtlaSil198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a
YanıtlaSilYanıtlaSil
Yuksel18 Şubat 2025 23:20
"Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.)
Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
Sayfa: 198 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel18 Şubat 2025 23:22
Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır.
Ravi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 198 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel18 Şubat 2025 23:38
tehir · ertelemek, gecikme, geciktirme, rötar · sadece trenlerin yaptığı bişey. "otobüs tehir yapmış" ya da "sevgilim çok tehirlisin" olmuyor.. · (bkz: tecil) · ( ..
YanıtlaSil
Yuksel18 Şubat 2025 23:40
tesvif ne demek?
(Sevf. den) (C.: Tesvifat) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
PJUOS
YanıtlaSil-дел шибо ша кегшен пубо изnut suus
2024 DEDIUZZAMAN TAI
TARİHTE BUGÜN
• 1921 - İstanbul Boğazı dondu.
• 1986 - Halley kuyruklu yıldızı güneşe en yakın mesafeye geldi. 20. yüzyıl içinde bu ikinci ziyareti oldu.
9
CUMA FRIDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Zaman olur, kâfirler arzu ederler ki keşke vaktiyle Müslüman olsaydılar!
Hicr Suresi: 2
BİR HADİS
Evlilikleri hakkında kadınların fikrini alınız. Dul, kendi arzusunu açıkça ifade eder. Bakirenin izni ise susmasıdır.
Taberanî
Bir sineğe mağlup olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen aciz bir insanın uluhiyet dava etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malumdur. Mektubat
HİCRİ: 29 RECEB 1445-RUMI: 27 K. SANİ 1439
KASIM: 94-GÜN: 40 KALAN: 326 - GÜN, UZ.: 2 DK
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
0024
08:00 13 23 16 10 18 36
19 57
Imsak Güneş
06 27 07 52
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
ESKİŞEHİR
13 17
16:06
18.33
19.52
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
198 1 Tesbih, erkekler için el vurmak kadınlar içindir. (İmam namazda yanılınca) Bir adam namazda belirli bir işaret verirse namazı iade etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
198 2 "Subhanallah" demek erkekler, el vurmak kadınlar içindir. Hz. Câbir (r.a.)
198 3 Gazinin, gazadaki tesbihi yetmiş bin hasenedir. Hasanesi ise on katıyladır. (Gazada olmıyan tesbihin yetmiş bin misli) Hz. Muaz (r.a.)
198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
198 5 Allah'ın azameti hususunda, Cennet ve Cehennem hakkında bir lahza tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir. Ve Allah'ın zatını takdis hususunda, tefekkür eden, hayırlı kimsedir. İnsanların şerlisi de bunu yapmıyandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
198 6 Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur. Hz. Enes (r.a.)
198 7 Cuma günü tırnak kesmek şifa getirir ve derdi giderir. Yemekten evvel ve sonra el yıkamak da zenginlik getirir ve fakirliği giderir. Hz. İbni Abbas (r.a.)
198 8 Müttaki adam, Allah (z.c.hz)'leri indinde muhteremdir. Facir ise şaki ve kıymetsizdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
198 9 Bir adamın imamla alacağı tekbir, bin deveyi Haremi Şerif'e kurban yollamasından hayırlıdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
198 10 "Telbîne" (Bal, süt ve unla yapılan bulamaç) hastanın yüreğine rahatlık verir ve hüznünün bir kısmını giderir. Hz. Âişe (r. anha)
198 11 Hurma hurmaya, tuz tuza, buğday buğdaya, altın altına, arpa arpaya misli misline satılır. Gümüş gümüşe de ayni tarzda. Arada fark olursa bu ribadır. (Hatta birisi fea hurmadan iki, iyiden bir almak istiyor. Bunu da men ediyor. Satın, diğerini alın buyuruyor) Hz. Bilal (r.a.)
198 12 Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır. Hz. Ali (r.a.)
198 13 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin ki, Allah sizi yükseltsin. Hz. Enes (r.a.)
198 14 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin, Allah sizi yükseltsin. Afiv de azizlikten başka şey ziyade etmez. Af edin, Allah sizi izzetlendirsin. Sadaka da malı ziyadeden başka bir şey yapmaz. Tasadduk edin ki Allah size rahmet etsin. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)
198 15 Tövbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
198 16 Tövbeyi Nasuh, günaha nedametinle Allah'dan mağfiret dilemen ve ifrat suretile bir günah yaptıktan ve tövbe ettikten sonra bir daha o günahı yapmamandır. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)
198 17 Tevhid Cennetin, Hamid de nimetin bedelidir. Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.) Hz. Enes (r.a.)
Güven, Ahlâk ve Söz
YanıtlaSilErbay Kücet
Erbay Kücet
Milat
18 5
dün
Güven ve söz vermekle ilgili olarak unutulan hassalarımızdan bahseden bir yazı kaleme almayı düşündüm.Ahlaki değerlerimizin örselendiği ve adam satmanın yaşandığı bu günlerde hissiyatımızın sesini anlatalım dedik!..
İnsan hayatı, bazen ince bir iplik gibi gerilir. Bir tarafta vicdanın sesi, diğer tarafta menfaatin aldatıcı fısıltıları… Bir yol ayrımına geldiğimizde, kimi içindeki teraziyi bozar ve kazandığını sanarak kaybeder. Kimi ise doğruluğun çetin ama onurlu yolunu seçer ve ardında silinmez bir iz bırakır.
Güven, öyle bir hazinedir ki kaybedildiğinde ne servetle ne de özürle yerine konulabilir. Ahlâkla taçlanmamış bir kurnazlık, aslında insanın kendini kandırmasından ibarettir. Dostluklarda da böyledir bu; bir kez güvenini kırdığınız bir dost, bir daha size eskisi gibi bakmaz. Güven, toprak gibidir; ne ekerseniz onu biçersiniz.
İnsanı yücelten unvanı değil, sözünün doğruluğudur.........
Gratin aldatıcı siltuları Bir yol ayrımına geldiğimizde, kimi için deki terazivi bozar ve kazandığı sanarak kaybeder. Kimi ise doğruluğun çetin ama onurlu yo luna seçer ve ardında silinmez bir iz bırakır
YanıtlaSilGüven, öyle bir hazinedir ki kaybedildiğinde ne servetle ne de özürle yerine konulabilir. Ahläkla taçlanmamış bir kurnaz-lık, aslında insanın kendini kan-
dırmasından ibarettir. Dostluklarda da böyledir bu; bir kez güvenini kırdığınız bir dost, bir daha size eskişi gibi bakmaz.
Cuven toprak gibidir, ne ekeras niz onu biçersiniz. Insanı yücel ten unvaru değil sözünün doğruluğudur. Tarih, güvenilir msanların isimlerini altın harf-lerle yazmıştır. Elendimiz (s.a.v. peygamberlikten önce "el-Emin" olarak anılmıştı. Mekke'de her-kes, ona en kıymetli emanetlerini gönül rahatlığıyla bırakırdı; çünkü bilirdi ki O'nun sözü, kaya gibi sağlam, ahlakı gökyüzü gibi berraktı. II. Abdülhamid, devlet adamlarıyla yaptığı görüş-melerde vaat ettiği her reformu hayata geçirmek için çabaladı.
Güvenilir bir lider olmanın, tahtta oturmak değil, halkın gön-lünde yer almak olduğunu en iyi bilenlerden biriydi.
Bugün modern dünyada da güvenilir insanlar hep en ön saf-tadır. İş dünyasında, siyasette... Bir baba, çocuğuna "Akşam bir-likte oynayacağız" dediğinde, eğer sözünü tutmazsa, o çocu-ğun gözlerindeki ışık bir nebze olsun solar. Bir dost, "Yanında-yım" dediğinde, eğer zor zaman-larda ortadan kaybolursa, o dostluk sessizce küllenir. Çünkü güven, kelimelerden değil, ey-lemlerden inşa edilen bir yapıdır. Insanın ardında ne bıraktığını düşünmesi gerekir. Yalnızca ka-zandığı paralar mı, inşa ettiği ya-pılar mı, yoksa arkasında bıraktığı sağlam bir itibar mı? Gün gelip de ismimiz bir soh-bette anıldığında, insanlar yüzle-rinde bir tebessümle mi hatırlayacak bizi, yoksa güvenil-mez biri olarak mı anacaklar?
Gerçek başarı, geride bırakı-lan güvenle ölçülür. Bir insan, hayatta verdiği sözlere sadık kal-dıkça, dostlarının ve toplumun gözünde yükselmeye devam eder. O yüzden söz, sadece bir kelime değildir. Söz, insanın kendisini var eden, varlığını an-lamlandıran bir yemindir. Ve bu yemin ne kadar güçlü tutulursa, hayatın inşa ettiği bina o kadar sağlam olur. İşte bu yüzden, bir hayat felsefesi edinmek gereki-yorsa, bu sözünde durmak olma-lıdır. Çünkü insan, ardında bıraktığı güvenle anılır. Ve güven, bir ömrü en güzel şekilde mühürleyen en değerli emanettir ve's-selam.
Biz yatalak mıyız ki İttihâd-ı İslâm’ı gerçekleştiremiyoruz?
YanıtlaSilSelahattin Gezer
Selahattin Gezer
Milat
31 10
dün
Birine sorsanız:
“En sevdiğiniz tatlı nedir?” Cevap olarak:
“Baklava” dese ve tekrar sorsanız:
“Peki, en son ne zaman yediniz?
“Ben ömrümde hiç baklava yemedim ki!”
İşte bu cevap gerçekten kabak tadı verir... İnsan baklavayı seviyorsa yemesi ve Allah’ı seviyor ise itaat etmesi lazımdır! Her Müslüman birlikten, beraberlikten, uhuvvetten bahseder. Fakat çok azı gerçekleşmesi için mücadele verir, çok azı hayat emaresi gösterir zira birlik olmak hayattır…
Halat misalini severim ve onun üzerinden meramımı anlatmaya çalışacağım: Farz edelim; değişik fıtrattaki insanlar ve milletler farklı iplikler olsun ve kiminin de mukavemeti diğer ipliklere göre az olsun. Bir araya geldiklerinde, fıtratı zayıf olanın ve olmayanın o birliktelikten elde edeceği muazzam kuvvet ile o dev Cruise gemileri adeta limana çivilenecektir… Oysa o iplikçiklerin çok daha kuvvetli olanı tek başına o dev gemiyi tutamadığı gibi oyuncağını bile tutamaz! Sır birliktelikte, keramet birlikteliktedir…
İnsan namaza başlarken, niyetine iftitah tekbiri ittifak ediyor. Eûzü-Besmele ayetlerle ittifak ediyor ve tekbirlerin, kıyamın, rükû ve secdenin, tahiyyat ve de duaların ittifakıyla namaz........
una o dev pomiyi futamadığı sila
YanıtlaSiloyuncağım bile tamazi su birlikte
likte kesamict bediktedir
Insan namaza baglarken tie
duaların ittilakryla namaz meydana gel miş, tamamlanmış oluyor. Sadece bun lar mı? Hayır! Kıyamda iken denge taşları muhalefet etse, rüküda fıtık mu halefet etse, secde ve Tahiyyatta dizler ve eklemler muhalefet etse namaz s kıntılı hale gelmiş olacak, iş ima yo luyla namaz kılmaya kalacaktır. Namazda, oruçta bile ittihat varken, Alemi İslam'ın mukadderatını ilgilendi-recek olan ittihad-ı sağlayamamak bizim yatalak olduğumuzu göstermez mi?
Biz yatalak mıyız sadece ima yo luyla İslam birliği isteyelim. Sadece go zümüzle ruhumuzla değil, ayaklarımızla, yureğimizle nefes nelese İttihad İslam için koşacağız, yorulaca ğız, düşeceğiz ama sürünmeye devam edeceğiz. Bütün mevcudiyetimizle ve İslam'ın her bir ferdiyle kıyama kalkma-lıyız ki bu Fitne-i ahirzaman önümüzde diz çöksün; zafer Islam'ın olsun...
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın, Malezya, Endonezya ve Pa-kistan'ı kapsayan Asya turunda, sadece bu üç ülkenin nüfusu olan 600 milyon insanın sevgisiyle İslam kumaşına itti-hat ilmeği, düğümü atılmıştır... Ma-lezya Başbakanı Enver İbrahim, Erdoğan için: "Müslüman Aleminin Li-deri" demesi bile Islam Dünyasının to-parlanmasına ve birliğine ve de dirayetli bir lidere ihtiyacın varlığına haykırış olmuştur. İttihad- islam'ın sağ-lanması da Peygamberimiz Hz. Mu-hammed (sav) Efendimizin istikbalde ki Müslümanlar için: "Onlar benim kar-deşlerim" şerefine bizleri nail etmiş olacak. Yoksa böyle yatalak ve ima yo-luyla İttihad-ı islam gerçekleşmez! Hiç bir hamle yapmadan, adım atmadan, Islam birliği bizi kucaklayamaz...
Son sözü yine Üstadım Bediüzza-man'a bırakıyorum: Her ikinizin Halıkı-nız bir, Malikiniz bir, Mabudunuz bir, Rázıkınız bir.. bir bir, bine kadar bir bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir.. bir bir, yüze kadar bir bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir.. ona kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbi-rine bağlayacak manevi zincirler bu-lundukları halde; şikak ve nifaka, kin ve adavete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü'mine karşı hakiki ada-vet etmek ve kin bağlamak; ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfal ve o münasebat-ı uhuvvete karşı ne de-rece bir zulüm ve i'tisaf olduğunu; kal-bin ölmemiş ise, aklın sönmemiş ise anlarsın!
Süveybe çok merhametli bir insandı. Hemen Hz. Amine nin yenina ko Muhammed'i (asm) kucakladığı gibi M di. emzirmeye başladı. O da hiç naz nazlanma-Hz. Amine'nin mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Suveybe ise bam ular içindeydi. Bu oğlancığa kanı kaynamıştı. Onu göğsüne bastırdığında, olmustu. Hz. Amine'ye "Hatırlamalısın. Mu-bu ikisi hem exseque
YanıtlaSil2024 un
icatlar
fotoğr
TARİHTE BUGÜN
1909-II. Abdülhamid tahttan indirildi.
• 1988 - Emirdağ hanım Nur Talebelerinden Firdevs Söker vefat etti.
• 2009 - Nur Talebelerinden Mustafa Ramazanoğlu (Oruç) vefat etti.
10
CUMARTESİ
SATURDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi de Rahman'ın huzuruna birer kul olarak gelirler.
Meryem Suresi: 93
BİR HADİS
Duaların sonunda söylenen "Âmin!" mü'min kullarının dili üzerinde Ålemlerin Rabbinin mührüdür.
İbni Adiyy
Evere
Çıkan
Ilaç D
TEKN
Türk
Tekn
Ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.
Mektubat
HICRI: 30 BECER 1445
Bir şahs-1 månevi olan bir milletin kuvvet ve malının havuzu ve hazinesini boşaltan başlar o milleti serseri, perişan ve mev-cudiyetsiz eder. (Mn.) 96.
YanıtlaSilBu milletin dünya ve ahiretini tehdit eden iki cereyan. (E.L.) 2:164.
Büyük, milleti kendine feda eden değil, millet için fedakârlıkta bulunandır. (Mn.) 36.
Dil, din birse millet birdir (E.L.) 2:176, hâşiye; (M.) 314:26. Mektup, 3. mebhas
Dinsiz bir millet yaşamaz. (E.L.) 2:216; (T.H.) 205:Esk. hayatı
Hakimiyet-i milliyenin beraat-i istihlali olan kanun-u şeri. (D.H.Ö.) 74; (T.Η.) 51
Her kavmin kendi dili milletin varlığını devam ettiren şeylerdir. (Nt.. İç. R.) 2:253.
Her milletin bir sehaveti vardır. (Mn.) 97.
Her millet ırkçılığa bir iştiyak gösteriyor. (E.L.) 2:132.
Herbir millet için o milletin milli cesaretini teşkil eden ve nå-mus-u milliyesini muhafaza eden ve kuvveti onda toplayan mânevî bir havuz vardır. (Mn.) 96.
Hürriyet-i şeriyye esas alınırsa milletimiz bin derece terakki eder. (D.H.Ö.) 73; (Τ.Η.) 51.
İhsan millet için olsa güzeldir. (Mn.) 108.
İnsan evvela nefsini, sonra akrabasını ve milletini sever. (S.) 322:24. Söz, 5. dal. 1. meyve
İnsanın milleti için kendisini fedâ etmesi şehadettir. (E.L.) 2:97. İnsan milletine karşı aklen, dinen, hissen, hikmeten şefkat hissi ve hürmet meyliyle mükelleftir. (Sn.) 80.
İslâmiyet milliyeti, Türk ve Arap içinde tamamıyla meczolmuş tur. (H.Ş.) 70:Zeyl
Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir. (H.Ş.) 64:5, kel Komşumuz olan milletler bizden az iken bize üstün gelmeleri nin sırı nedir? (Mn.) 95.
FIHRIST/461
Bir Hazinenin Anahtarı RÍSALE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
YanıtlaSilİSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
Allah'ın zikri olmadan çok söz söyleme. Zira Allah'ın zikri olmaksızın, sözün çokluğu, kalbin kasvetine sebebtir. Muhakkak ki insanların Allah'a en uzağı, kalpleri kasvetli olanlardır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 478 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Çok kaygı çekme, mukadder olan olur ve takdir olunan rızkın da sana gelir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 478 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
Benden evvelki peygamberlerden, ümmetimi deccal ile korkutmıyan hiç kimse olmadı. Onun sol gözü şaşı, sağ gözü ise perdelidir. Ve alnında kafir diye yazılıdır. Yanında Cennet, Cehennem diye iki vadi olur. Cennet dediği Cehennem, Cehennemi ise Cennetir. Yanında Peygamber kıyafetinde iki melek bulunur. Biri sağında biri solundadır. Bu beraberlik insanları imtihan içindir. Ve deccal onlara sorar: "Ben sizin Rabbiniz değilmiyim? Diriltiyorum, öldürüyorum." Meleklerden biri "Yalan söylüyorsun" der. Fakat bu sözü yanındaki melekten başkası duymaz. İkinci melek diğerine "Doğru söylüyorsun" der. İkinci meleğin sözünü ise insanlar işitir. Ve zannederler ki, deccalı tasdik etti. Bu da imtihan içindir. Sonra Medine'ye yürür. Giremeyince: "Bu O'nun (s.a.v)ülkesidir" der. Sonra Şam'a yürür. Orada "Akıbeti Efik" mevkiinde Allah onu helak eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Sefine (r.a.)
Sayfa: 140 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
sy. 105.
YanıtlaSilil, enzor du. O da dahil Süveybe, Nur Bebekle birlikte oğlunu da emziriyordu nenin evlåd böyle hissetmemişti. Şu anda bir anne veybe Ha ydi... Süvey adına karşı his Matun, Alemler
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1888 - Sirkeci Garı'nın temeli atıldı.
• 1936 - İstanbul'da kar fırtınası: 120 kadar tekne battı ve Unkapanı Köprüsü parçalandı.
• 1961 - Adalet Partisi, Ragıp Gümüşpala'nın başkanlığında kuruldu.
11
PAZAR
SUNDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Kim mümin olduğu halde güzel işler yaparsa, emeği boşa gitmez. Biz onun her işini kaydediciyiz.
Enbiya Suresi: 94
BİR HADİS
Allah, bid'atçının amelini bid'atından vazgeçinceye kadar kabul etmez.
İbni Mâce
Kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedî, daimî hayatını ve saadet-i ebediyesini berbat etmek, ehl-i aklın kârı değil. Mektubat
Süveybe, Peygamberimizin (asm) ilk sutanme buader Hz Amine, yavrucuğunu, ancak bir hafta emzirebilmişti. Hz. Amine bu adeu sunun iyiliği için, geleceği için bu adete uymalıy-a cölde yaşayan bir
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1258 - Hülagů, Bağdat'ı işgal etti. 200 bin Bağdatlı öldürüldü.
• 1925-Bediüzzaman Said Nursî'nin bütün engelleme çabalarına rağmen Şeyh Said Hadisesi meydana geldi.
13
SALI TUESDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir.
Enfâl Suresi: 29
BİR HADİS
Ayete'l-Kürsî, Kur'ân'ın dörtte biridir.
Ebu'ş-Şeyh
un.
Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır.
Kastamonu Lahikası
mur Osene Mekke'de yine veba salgii vardı. Abdülm uttalib, sirtanne atamaje Amine'nin tahmininden daha önce başlamıştı. rada cak henüz gelen giden yok Anca mine biricik yavrusunu Hz. Am
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1876-ABD'li bilim adamı Alexander Graham Bell telefonu icat etti.
• 1909 -Türkiye'de ilk güven oylaması yapıldı; Kâmil Paşa kabinesi düşürüldü.
14
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah takvaya sarılanlarla, iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlarla
beraberdir.
Nahl Suresi: 127
BİR HADİS
Kaba davranana yumuşaklıkla muamele ederek, vermeyene vererek şerefi Allah katında arayınız.
İbni Adiyy
Böyle bir zamanda en lüzumlu, en ehemmiyetli, en birinci vazife imanı kurtarmaktır.
Kastamonu Lahikası
iyi sütannelik yapıyor olmasına rağmen, salgin hastalık riski ezdi. Veba salgını hâlâ devam ediyordu. Hem Nur beden sağlığı yerinde olduğu gibi, kadar, iyi bir dil
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1918 - Gümüşhane ve Maçka'nın kurtuluşu.
• 1919-Cemiyet-i Müderrisîn kuruldu. Bediüzzaman 7 ay kadar âzâ olarak hizmet verdi.
• 1934-Bediüzzaman, talebesi Re'fet beye hitaben bir lähika mektubu kaleme aldı. (Barla Lahikası, 263. mektup.)
15
PERŞEMBE THURSDAY
ŞUBAT FEBRUARY
BİR AYET
Bütün işlerin sonu Allah'a varır.
Lokman Suresi: 22
raltic
BİR HADİS
Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir. Çünkü bu sevgiyi daha da sağlamlaştırır.
Taberânî
Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler'de, pencerelerden seyret, içlerine girme. Mektubat
HİCRİ: 5 ŞABAN 1445-RUMI: 2 ŞUBAT 1439
KASIM: 100-GÜN: 46 KALAN: 320-GÜN. UZ.: 4 DK
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
edi, c tabul
Abdurrahman DİLİPAK
YanıtlaSilabdurrahmandilipak@yeniakit.com
Derin yapı
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışandalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşin kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi aralann-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının İçinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil etmış gozuküyor.. Bu işler, bu adamları oraya so-kup, işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-düklerini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminler, "biz gide-riz ötekiler gelir, arma sonuçta bu düzen böyle de-vam eder" anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç-lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yaşanan örtülü hesaplaşmaların davası ayrıca, görülecek..
Yarın sıra 28 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ-lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha yüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunların tümü-nü mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer ve adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane de yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genel af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor-lar..
Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak Ister gibl.
YanıtlaSilMIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?
Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bilgiye sahip değiller mi?
Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..
Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..
İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yaşanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş yıia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!
Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!
Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..
Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demagoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etmiş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..
Bana kalırsa bu yasa değişikliği ŞİKE'cilen kur-tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..
Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Habe-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin karıştığını düşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..
Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozcuiara da, kayıtdışı ekonomiye de, yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir. kayıtdışı siyasete de karşı-Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçirip topluma İlahilik ve Rabilik taslayanlar, eğer bu Sazgeçmeyeceklerse cehenneme! ve dua ile.. işten
bebek mer-
YanıtlaSilsütannelik yapacak bir aileyi bekleyedursun, Suveybe Hatun memnundu. İşini severek, büyük bir memnuniyetle yapmaya de-
TARİHTE BUGÜN
• 1459 - Akşemseddin Hazretlerinin vefatı.
• 1916-Ruslar, Erzurum'u işgal etti.
16
CUMA
FRIDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
Mü'minler ancak o kimselerdir ki... kendilerine Onun ayetleri okunduğunda imanları ziyadeleşir...
Enfal Suresi: 2
BİR HADİS
Yemeği sıcakken yemeyin. Çünkü sıcak yemeğin bereketi yoktur.
Hâkim
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir.
Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur. Mesnevî-i Nuriye
HİCRİ: 6 ŞABAN 1445-RUMI: 3 ŞUBAT 1439
KASIM: 101-GÜN: 47 KALAN: 319- GÜN. UZ.: 2 DK
Imsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
Imsak Güne Öğle
HALIL DULDAR
YanıtlaSilPalan
Kizb, küfrün esasıdır.
Kizb, nifakın birinci alåmetidir.
Kizb, kudret-i İlâhiyeye bir iftiradır.
Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır.
Ahläk-ı âliyeyi tahrip eden, kizbdir.
Alem-i İslâmı zehirlendiren, ancak kizbdir.
Ålem-i beşerin ahvälini fesada veren, kizbdir.
Nev-i beşeri kemalåttan geri bırakan, kizbdir.
Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ve rüsvay eden, kizbdir.
İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel'ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir.
lisärätü'l-cazl
Maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiş. Maslahat ve zaruret için bazı âlim "muvakkat" fetvâsı vermişler. Bu zamanda o fetvā verilmez. Çünkü, o kadar su-i istimal edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez.
(Hutbe-i Samiyel
Maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz. Çünkü muayyen bir haddi yok; su-i istimale mü-sait bir bataklıktır.
(Hutbe-i Samiye)
Yol ikidir, üç değildir. Ya doğru, ya yalan, ya sükût değildir.
[Hutbe-i Samiye)
Müseylime'yi esfel-i säfiline düşüren kizb olduğu gibi, Muhammedü'l-Emin Aleyhissalatü Vesselâmı âlâ-yı illiyyine çıkaran sıdktır ve doğruluktur.
(Sözler)
343
YanıtlaSil
Yuksel27 Şubat 2025 00:53
RISALE-I NUR DAN SECİLMIS VECİZELER
Allah namına iftira eden, yalan söyleyen, en edna bir dereceye düşer.
[Mektübat
344
Ahlāk-ı âliyeyi ve yüksek huyları hakikate yapıştıran ve o ahlakı daima yaşattıran, ciddiyet ile sıdktır. Eğer sıdk kalkıp araya kizb girerse, rüzgârlara oyuncak olan yapraklar gibi, o adam da in sanlara oyuncak olur.
(Isârâtü'l-cazi
S-Herşeyden evvel bize lazım olan nedir?
C-Doğruluk.
S-Daha?
C-Yalan söylememek.
S-Sonra?
C-Sıdk, ihlås, sadakat, sebat, tesanüd.
S-Yalnız...
C-Evet...
S-Neden?
C-Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu burhan käfi değil midir ki, hayatı-mızın bekası imaın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır?
(Münazarat)
Bir zatta içtima eden ahlâk-ı âliye kizb, hile gibi alçak halleri reddeder. Evet, yalnız şecaatle iş tihar eden bir zat, kolay kolay yalana tenezzül etmez.
(İşârâtü'l-İcaz)
Hulfülvaad ve hilaf ve kizb ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve naks ve kusurdur.
[Mektübat)
шен прапipe Heli
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1867 - Süveyş Kanalı'ndan ilk gemi geçti.
• 1923 - Bediüzzaman'ın Medresetüzzehra projesiyle ile ilgili bir kanun teklifi TBMM'ye verildi.
• 1926-Türk Medeni Kanunu kabul edildi.
17
CUMARTESİ
SATURDAY
ŞUBAT
FEBRUARY
BİR AYET
"Kendi elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?
Sizi de, sizin yaptıklarınızı da yaratan Allah'tır."
Saffat Suresi: 95-96
BİR HADİS
Allah'ın en hoşlanmadığı helâl, boşanmadır.
Hâkim
in
Ben ihtiyar oluyorum; bundan sonra kaç sene yaşayacağımı bilmiyorum.
Öyleyse bana en mühim iş, hayat-ı ebediyeye çalışmak lâzım geliyor. Mektubat
HİCRİ: 7 ŞABAN 1445-RUMI: 4 ŞUBAT 1439
KASIM: 102-GÜN: 48 KALAN: 318 – GÜN. UZ.: 2 DK
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İmsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
Eski Bir Türk Subayı
YanıtlaSilFahrettin Paşa, Mustafa Kemal'in komutanlarından bir tanesi olup yaşı doksanı geçmiş ve hâlà yaşamaktadır, 185 Bu hatıratlarda Fahrettin Paşa, Mustafa Kemal'i milli bir kahraman ilan etmek istemiştir.
"On Yıl Savaş ve Sonrası" adlı hatıratında bu paşa (diğer övü. cüler gibi) Mustafa Kemal'in gerçek yüzünü, en azılı düşmanının dahi kabul edemeyeceği bir şekilde göstermeye çalışmıştır. On bir gün boyunca Çankaya'da Mustafa Kemal'e misafir kalmış bu paşa, Mustafa Kemal'in sofrasında sunulan yemekleri dahi yaz-mış olduğu hatıratlarında, üstünü örtmeye çalışmasına rağmen işlenen rezaleti gizlemeyi başaramamıştır:
"Atatürk, dansa, Fransız büyükelçinin kızıyla başladı. Çünkü he-nüz büyükelçinin karısı orada değildi. Kızın güzelliği, herkesin aklı nı almıştı. Hemen sahneyi dans edenler doldurdu. Atatürk, benden, kendi kızlarından 186 biriyle dans etmemi istedi. Danstan sonra, bazı sanatçılar, çıplak bedenleriyle Rıfat Süreyya'ya bazı danslar sergile-diler.
Sevinçli bir şekilde orada burada herkese nazik davranıyordu. Bazen gösteriyi izlemek için otururdu. Fransız büyükelçisi ise, kızını almış kendini hiç kimseye göstermeden partiden ayrılmıştı... Sabah vakti yaklaşmış davetliler teker teker partiyi terk ediyordu. Saat sa-bah dört olunca bana: "Haydi gidelim" dedi. Beraber çıktık. Arabada beni yanına oturttu. Araba hareket edince başını göğsüme koydu ve uyudu. Dağılmış altın sarısı saçları göğsümün üzerindeydi. Kalbim-deki en güçlü hisleri harekete geçiriyordu. Saçlarını öpüyor ve kok-luyordum. İlk defa Atatürk'ün bu kadar sarhoş olduğunu gördüm.
185 Bu kitabın yazılı
KÜFRAN-I NIMET
YanıtlaSilsol, 4 sogy (MN) Somethe
KÜFÜR KAFİR
Lama & Salle Cevap
balve TE (CH) ID a yone or nos on In
Bu asrda inan ve killi on sen istinaia dayanms (ST) 3
TISH) Coast પર ફેક્ષા -UNY QUEURE G
Büyük günahian işiyen kaffe ona (L.) 78, 8:13. Lom'ave 7. (8L) IN
Daryana Allah kaunda shek kara kadar değen olsaydı, ki lere oudan bir yuhan sa dali içimen. (S) 311:24. Sa, 3.
Felsefe mitbeltrinin, küfür milletinin ve neist ominarenin on milidiş dalilei Alladiuumanakus (S) 61:10. S. muk
Harbi kafirin hayat bakka varie (M)-42
Iman ite küfrin ortası yoktur. (1) 200
hikar altem-i kabel değil, kabilaendin. (S.) 172:15. St. 2. bir Bima
Ihkanda çok büyük neeluklar var. (L.) 1984:23. Lom'a 2. me sole: (L.) 316, 317:30 Lom'a & milkte, 4. işler (MN) 31: Lasiyyemalar: (MN) 50 Kaire. 1. Bal (S) 110:10. Shu,
Insan küfürle esfel-islite diger (S) 28:25. Sa, 1. med. L. nok.
Kille fleme müstakil bir ağa nazaryla baktyor. (MN) 200Şale
Kifirin Allah'a bişmangan sebebi (L.) 34830 Loma 6 milkte, 5. quanın sonuc (S) 69:10. St. 4. hakikat
YanıtlaSil
Yuksel22 Mayıs 2025 19:44
Kâfirin Cehennemde ebedi kalması adalettir. (S.) 429:26. Söz, 1. mebhas; (L.) 87:13. Lem'a 12. işa; (1.1.) 80; ($.) 194:11. Şua 8. mes. (As. M.) 44: 8. mese. hül.; (M.) 47:12. Mektup, 1. suâl
Kâfirin Cehennem ile ülfet peyda etmesi. (1.1.) 81.
Kâfir Cehenneme lâyık bir mahiyet kesb eder. (S.) 32:6. Söz.
Kâfirlere Cehennem yok olmaktan hayırlıdır. (1.1.) 81.
Kâfirlerin cezası âhirete havale edilir. (E.L.) 1:75.
Kâfirlerin çocukları ehl-i necattır. (E.L.) 1:59; (K.L.) 75.
Kâfir dünyada cennet hayatı yaşar. (M.N.) 60:Katre.
Kâfirin dünyada cezalandırılmamasının sebebi. (M.N.) 180: Şemme, 10. risale; (S.) 667:Lemaat; (S.) 158:14. Söz, zeyl
Kâfirler dünyanın imârı için yaratılmıştır. (L.) 124:17. Lem'a 6. nota; (M.N.) 134:Zühre, 6. nota
Kâfir emânete hıyânet etmiştir. (S.) 33:6. Söz.
Kâfirler hakkında Kur'ân'ın rahmet ciheti. (L.) 83:13. Lem'a 8. işâ
Kâfirlerin hayat seyirleri ve akibetleri. (S.) 116:11. Söz
Kâfirin herbir sanat ve sıfatının kâfır olması lazım gelmez. (Mn.)
71; (1.1.) 214; (S.) 667:Lemaat
Kâfirler de İslâmiyetin rahmetinden istifade eder. (M.N.) 70: Katre'nin zeyli.
Kâfirler iyiliklerinin mükafatını dünyada görür. (M.N.) 60: Katre, hât.
Kâfirlerin kılıncıyla fetih, sürür ve ferah istemeyiz. (L.) 108:16. Lem'a 3. suâl
Kâfirlerin küfürdeki ittifakları ehemmiyetsizdir. (M.N.) 135: Zühre, 6. nota
Kâfir küfür ve inkarıyla ahmakça bir cinayet işler. (S.) 77:10. Söz, 8. hak.
Kâfirin iki mânâsı vardır. (Mn.) 72.
Kâfirin istikbali bir günü ellibin senedir. (M.) 306:26. Mektup, 1. mebhasın sonu.
Kâfire kâfir dememek. (Mn.) 71, 72,
FIHRIST/412
Mukaddes Dâvânın Sevdalıları
YanıtlaSil***
-Merhum Muhsin YAZICIOĞLU, Ömer HALİSDEMIR ve nicelerine....
Ali AĞIR aliagir70@gmail.com
Semâdaki <«yıldız»ların peşinden, Fecri beklemeden yola çıktılar. Sıyrılıp dünyanın tüm telâşından, Hak yoluna tenlerini döktüler.
Aldırmadan yağan yağmura, kara, Yol aldılar, kara kıştan bahara, Bataklıklar dönsün diye gülzâra; Gönüllere solmaz güller ektiler.
Cesur bir millette yiğit biter mi? Yiğit olan esâreti ister mi? Bir aslana, beş-on çakal yeter mi? Kaç senelik hayalleri yıktılar.
Hak âşığı, ukbâsını satar mı? Coşan seli, saman çöpü tutar mı? Hilâlin şavkını dalga yutar mı? Su misâli arzdan Arş'a aktılar.
Kavrulan çöllere yağmur oldular, Filizlenen genç nesle sur oldular, Millet güldü, onlar huzur buldular; Bu vatanın çilesini çektiler.
Gökte dalgalanan al bayrağına, Deresine, ovasına, dağına, Çiçeğine, bahçesine, bağına; Bu cennet diyâra hep âşıktılar,
6
YanıtlaSil
Yuksel14 Haziran 2025 08:12
Körpe umutların bittiği anda, Acının sevinci yuttuğu anda, Güneşin boşlukta yittiği anda; Geceyi bitiren bir ışıktılar.
Şu hayat, vuslata settir, engeldir, Vuslatın en son menzili eceldir, Mukaddesse dâvâ, ölüm güzeldir; Verdikleri söze çok sâdıktılar.
Dertler de kederler de kabre kadar, Kabrin sonrasında asıl hayat var, Ömür, üç gün eksik olsa ne çıkar!?. Gözlerini mâverâya diktiler.
Sırt dönüp küstüler heveslerine, Kelepçe vurdular nefislerine, Cesaretle dolu göğüslerine; Şehadetin rütbesini taktılar.
Sonsuzluğa son kapıdan geçtiler, Mânâ âlemine kanat açtılar, Peygamber elinden Kevser içtiler; Her an, buram buram cennet koktular.
Yandı yürek, cehennemin nârında, Bugün de sönmez bu ateş, yarın da, Ali, senin gibi, arkalarında; Bağrı yanık nice can bıraktılar.
18 Ocak 2018
BİR AYET
YanıtlaSilAllah, zulme uğrayanlar hariç kötü sözün alenen söylenmesini sevmez... (Nisa, 4/148)
BEDDUADAN SAKINALIM
Beddua, Farsça'da "kötü” anlamına gelen "bed" ile Arapça'da "dileme, isteme" gibi anlamlara gelen "dua" kelimelerinden oluşmuş bir terimdir. Dinimiz İslam, sözün güzelini söylememiz gerektiğini emrettiği gibi duanın da güzelini yapmamız gerektiğini emretmektedir. Ancak zulüm ve haksızlık gibi bazı durumlarda maz-lumun ve haksızlığa uğrayan kişinin beddua etmesini caiz görmüştür. Peygam-ber Efendimiz (sas) müşriklerin elinden türlü sıkıntılara maruz kalsa da onlara beddua etmemiş, insanların hidayete ermesi için dua etmiştir. Bununla birlikte Peygamberimiz Bi'rimaûne'de insanlara ilim öğretmek için gönderilen seçkin bir irşat ekibinin -can güvenlikleri taahhüt edildiği hâlde- katledilmeleri sebebiyle bunu yapanlara beddua etmiştir. Ümmet-i Muhammed olarak bizlere düşen, af yolunu tutmaktır. Bedduayı hayatımızdan çıkarmaktır. Kendimiz ve ailemiz için asla beddua etmemektir. Zulme ve şiddete ise asla tevessül etmemektir. Zira unutmayalım ki mazlumun bedduası Allah katında geri çevrilmez.
DİLİNİ KORUYAN KORUNMUŞTUR
YanıtlaSilMah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri bu-yurmuştur:
"Doğru söylemek, hayırla buyur-mak ve insanların arasını bulmak hariç konuşmada hayır yoktur." (Nisa 114)
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
- İbadetlerin en kolayını size bildireyim mi: Susmak ve iyi huylu olmak.
- Açları doyur, susayanlara su ver, iyili-ği emret, kötülüklerden sakındır. Bunlara gücün yetmezse hayır olmayan sözlerden dilini çek.
- Kişinin kalbi doğru olmadıkça, imâni doğru olmaz, dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz.
Dilin åfetleri çok ve kendini bunlardan korumak zor olduğu için, elden geldiği ka-dar susmak en iyi çaredir. O hâlde insan, zaruret mikdarından fazla konuşmamalıdır. Dediler ki (abdallar), yani yüksek derece-deki veliler, konuşması, yemesi ve uyuma-sı zaruret mikdarında olan kimselerdir.
Az konuşmak hakkındaki Hâce-i Kainat efendimiz hazretlerinin, ashâb-ı kirâm hazerâtının, meşayihi zevil-ihtiram hazerâtının sözlerinden bazılarını aşağıda dercediyoruz;
- Cenab-ı Hakk'ın ziyâde sevdiği amel, lisanı mâlâyâniden ve yasaklardan muha-faza etmekdir.
-Sükut, güzel ahlâkın başıdır, seyyididir.
-Lüzumsuz şeylerden sükût, ibâdetlerin başıdır.
- Sükūtu tefekkür, bakışı ibret ve defte-rinde çok istiğfar bulunan kimse iflah oldu.
- İnsanoğlunun hatalarının çoğu dilin-dendir.
Fahri-i Käinat sallallahu aleyhi ve sel-lem devam ediyor;
-Fuzûli, lüzumsuz sözlerden kaçınmak, kişinin ahlakının güzel oluşundandır.
- Diline häkim olan, evi kendisine geniş gelen ve kusurlarına gözyaşı döken kimse ye ne mutlu.
Ali kerremallahü vecheh hazretleri buyurur.
- Kişi dili altında saklıdır, konuşturunuz, kıymetinden neler kaybetdiğini anlarsınız.
Sahabeden birisi der ki:
Kalbinde kasavet, bedeninde bir gevşeklik, rızkında bir kıtlık görürsen bil ki sen mutlaka lūzumsuz, fuzüli şeyler konuşmuşsundur.
Büyüklerden birisi demiş ki:
- Söz gümüş ise sükût altındır. Hayırlı söz kerâmetdir. Süküt ise selämetdir. Ko-nuşma insanın teräzisidir, fazlası ziyandır, azı vakardır. Az konuşan kınanmaz. Üstelik itibarı çok olur. Dilini tutan bütün kötülük-lerden korunur.
Sükûta devam edende, zikrullah hâli tecelli eder, bu süretle, hem de hataya düşmekden, yalandan, dedikodudan, söz taşımakdan, riyākarlıkdan, nefsini övmek-den, gıybetden, mâlâyâniden kurtulduğu gibi, tefekküre gönlünde yol açılmış olur.
Yeri gelince de konuşmasını bilmeli, zarûrî olan meseleleri açıklamalı, gizli kapaklı hiçbir şey kalmamalı. Lüzumlu, söylenilmesi icâb eden, hususlar ketm edilirse, bu birçok fitnelere sebeb olur, bundan da en ziyāde, dînî zayıf, münafık ruhlu insanlar istifade eder, yalan haber-lerle Müslümanları, birbirlerine düşürürler.
Bilhassa münafıklar lüzumlu konuları daima gizlerler, gayeleri fesād çıkarıb, kötü emellerine nail olmakdır. Çünkü "dilsiz şeytan" ahlâkından nasiblidirler.
Bazı din kardeşlerimiz nezaket icabı her söyleneni sükütle karşılamaktadır. Halbuki hilaf-ı hakikat hâlinde, dinin yasakladığı hususlarda, katiyyen baş sallanmaz, haki-kat söylenmelidir.
Sadık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-5. s. 161-170
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
28 1 Allah bir emire hayır murad ettiğinde, ona sadık bir vezir ihsan eder. Unuttuğu zaman ona hatırlatır, hatırladığı zaman ona yardım eder. Allah bir emire de hayırdan başkasını murad ederse, ona kötü bir vezir verir. Unuttuğu zaman ona hatırlatmaz, hatırladığı zaman da yardım etmez. Hz. Âişe (r.anha)
28 2 Allah bir kavme bereket murad ettiğinde, onları semahat ve afiflikle rızıklandırır. Bir kavim için de bereketin kesilmesini dilerse, onların üzerine hıyanet kapısını açar. Hz. Ubâde (r.a.)
28 3 Allah, bir kavme hayır murad ettiğinde, onların fakihlerini çoğaltır ve cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yardımcılar bulur, cahil konuştuğunda ise yalnız kalır. Bir kavme de şer dilediğinde, cahillerini çoğaltır ve fakihlerini azaltır. Cahil konuştuğunda yardımcılar bulur, fakih konuştuğunda ise yalnız kalır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
28 4 Allah bir kavme hayır murad ettiğinde, onların başına hilim sahiblerini geçirir, aralarında alimleri hüküm verir, serveti de en cömert olanlarına ihsan eder. Allah bir kavme de şer murad ederse, akılsızları onların başına amir olarak geçirir, aralarında cahiller hüküm verir ve serveti de en cimri olanlara verir. Hz. Mihran (r.a.)
28 5 Allah bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara misafir hediyye eder. Misafir, rızkı ile gelir ve rızkı ile gider. Allah Teala da o ev halkına mağfiret eder. Hz. Ebû Kirsâfe (r.a.)
28 6 Allah bir kavme kıtlık murad ettiğinde, gökten bir melek şöyle nida eder: "Ey mide genişle! Ey göz sakın doyma ve ey bereket ortadan kalk!" Hz. Enes (r.a.)
28 7 Allah bir kavme bir afet vermek murad ettiğinde, mescidlerin ehline nazar eder de onlardan o belayı önler. Hz Enes (r.a.)
28 8 Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
28 9 Allah Teala hilafet için bir kul yaratmak murad ettiğinde, kudret eliyle onun nasiyesini mesh eder. Hz Ebu Hureyye
28 10 Allah bir kulu (haktan) meylettirmek isterse, tedbir almakta basiretini kapalı kılar. (Doğruya yol bulamaz) Hz. Osman (r.a.)
28 11 Allah kaza ve kaderini infaz etmek murad ettiğinde, kaza ve kaderinin hükmünü infaz edinceye kadar, akıl sahiplerinin akıllarını alır. Emrinin hükmü yerine geldikten sonra ise, onların akıllarını iade eder de onlarda nedamet vuku bulur. Hz. Enes (r.a.)
28 12 Allah bir kulun ruhunu bir yerde kabz etmek murad ettiğinde, o kimse için o yerde bir ihtiyaç halkeder. Hz. Ebû Ğarre el Huzeli (r.a.)
28 13 Sizden biriniz helaya gitmek isterse, namaza da kamet getirilmiş olsa bile, o kimse (önce) helaya gitsin. Hz Abdullah İbni Erkam (r.a.)
28 14 Sizden biriniz sefere çıkmak murad ettiğinde, kardeşlerine (veda edip) selam versin. Zira Allah onların duaları sebebiyle o kimsenin hayrını artırır. Hz. Zeyd ibni Erkam (r.a.)
28 15 Sizden biriniz bir yeri mü'min kardeşine ziraat için vermek isterse, atiyye olarak versin. Üçte bir veya dörtte bir (kira ile) vermesin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
28 16 Gazaya gitmek istediğinde yağız olan, sağ ön ayağı müstesna ayakları ve alnı beyaz bir at satın al. Böyle yaparsan ganimete erişir ve selamette olursun. Hz. Ukbe ibni Amir (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
299 1 Benden sonra, yakında sizin üzerinize bazı umera gelecek. İyi görmediğinizi amel edecekler ve fena gördüklerinizi de yapacaklar. Bunlar emriniz değildir. Hz. Ubâde (r.a.)
299 2 Yakında fitne, fesad ve ihtilaf olacak. "Ne yapalım?" dediler. Buyurdu ki: (Hz. Osman (r.a.)'ı göstererek) günün emiri olan bu zata ve ashabına tabi olun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
299 3 Benden sonra birtakım emirler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi Cehenneme atılacaklar. Hz. Muaviye (r.a.)
299 4 Benden sonra yakında, muzlim gecelerin karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacak. O fitnelerde adam sabah mümin, akşam kafir, akşam mümin, sabah kafir olacak. Denildi ki: "O zaman ne yapalım?" Buyurdu ki: "Evlerinize girin kendinizi unutturun." Denildi ki: "Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?" Buyurdu ki: "Elinize sahip olun. Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun. Zira öyle zamanda islam, adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hâlıkına küfreder. Neticede de kendisine Cehennem vacib olur." Hz. Cündeb el Beceli (r.a.)
299 5 Yakında fitneler olacak. Dediler ki: "Ne emredersin Ya Resulallah?" Buyurdu ki: Şam'a bakın. Hz. Bekr İbni Hakim (r.a.)
299 6 Yakında Benim üzerime hadis rivayet eden raviler gelecek. Siz o hadisleri Kur'an'a arzedin. Uyarsa alın, uymazsa bırakın. Hz. Ali (r.a.)
299 7 Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kafir olur. Ancak, Allah'ın kendisini ilimiyle ihya ettikleri müstesna. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
299 8 Yakında sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harundan biri ile gerçeklenir. Ve bu yedi sene devam eder. Denildi ki: "Ya Resulallah, o gün insanların imamı kimdir?" Buyurdu ki: "İmam, Benim evladımdan, kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan bir kimsedir. Tavrı beni İsrail ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
299 9 Yakında, hadiseler, tefrika, fırka ve ihtilaflar olacak. O günde katil olmaktan kurtulup maktul olabilirsen ol. Hz. Halid İbni Urfe (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
344 1 (Bir yerde sofraya keler getirmişler) Buyurun onu yiyin. Onda beis yoktur. Lakin bu Benim kavmimin alıştığı bir şey değildir. Hz. İbni Amr (r.a.)
344 2 Nasıl "Lâ ilâhe illallah" sözüne iki dudak mani olmazsa, öylece de onun Arşa varmasına gökler mani olmaz. Nihayet arşa arı uğultusu gibi bir uğultu ile varır da, sahibine şefaat eder. Hz. Câbir (r.a.)
344 3 Nice kendisine silah isabet eden kimse vardır ki, şehid de değil, hamîd de değildir. Nice döşeğinde ölen kimse vardır ki, Allah katında sıddık ve şehiddir. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
344 4 İmanın kemali, güzel ahlaktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
344 5 Ben sizi kabir ziyaretinden menetmiştim. Artık kabirleri ziyaret edin. Zira bu, insanı dünyada zâhid kılar ve ahireti hatırlatır. Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
344 6 Hayır ya filan, her arkadaş gündüzün bir saati kadar bile birisi ile arkadaşlık etse, arkadaşlığının hesabını verecektir. Bir sahabiden
344 7 Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
344 8 Allah (z.c.hz.) kulun tevbesi sebebiyle, sizden birisinin vâsi bir çölde kaybettiği devesini ansızın bulmasından doğan sevincinden daha fazla sevinç duyar. Hz. Enes (r.a.)
344 9 Allah (z.c.hz.) Ramazanın her gecesi iftar zamanında bir milyon kişiyi Cehennemden azad eder. Cuma'nın her saatinde de, hepsi cehennemlik olan yine bir milyon kişiyi Cehennemden azad eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
344 10 Eğer yaşarsam yahudi ve hıristiyanları arab yarımadasından çıkaracağım. Öyle ki, orada müslümanlardan başkası kalmasın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
344 11 Adamın evladını terbiye etmesi, onun bir sa' (ölçek) sadaka vermesinden hayırlıdır. Hz. Câbir (r.a.)
344 12 Allah (zc.hz)'nin senin elinde bir adama hidayet vermesi, senin için güneşin üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. Hz. Ebû Rafi (r.a.)
344 13 Allah'ı zikreden bir cemaat arasında sabah namazından güneş doğuncaya kadar oturmam Bana, İsmail (a.s.) evladından her bir adamın diyeti 12 bin dirhem olan, dört köle azab etmekten daha kıymetlidir. İkindi namazından sonra güneş batana kadar Allah'ı zikreden bir kavimle beraber oturmam da Bana gene, İsmail (a.s.) evladından dört köle azad etmemden daha sevgilidir. Ki, onlardan her birinin diyeti yine on iki bin dirhemdir. Hz. Enes (r.a.)
Burada şunu belirtmek gerekir ki;
YanıtlaSilHz. Peygamberin sağlığında müslüman olan insanların büyük çoğunluğu âyetlerin etkisinde kalarak değil, bizzat Hz. Muhammed'in (s.a.) dürüstlüğünün ve güvenilirliğinin etkisinde kalarak yeni dine girmişlerdir. Bunlardan biri de Yehûdî Hahambaşı'nın oğlu Abdullah ibni Selâm idi. Abdullah, kıyametin ne zaman kopacağından tutunuz da ruhun ne olduğuna kadar bir dizi suâl hazırladı. Niyeti bu suâller ile Hz. Peygamberi müşkül duruma sokmak ve matetmekti. Fakat onu görür görmez, suâl sormaktan vazgeçti ve şöyle dedi: "Vallahi, Tevrat'ta ve Zebur'da müjdelenen âhir zaman nebisi sensin!" diyerek hemen müslüman oldu.
Kur'ân âyeti bu durumu şöyle açıklıyor:
"Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanır gibi tanırlar" (Bakara 2/146)
Peygamberlerde bulunması gerekli olan "sıdk, emânet, tebliğ, fetanet ve ismet" diye bilinen beş önemli özelliğin birincisi doğru sözlülük, ikincisi de ona bağlı olan güvenilirliktir. Doğru sözlülük ve güvenilirlik, her müslümanda hatta her insanda bulunması gereken temel özelliklerdir. Hz. Peygamber, müslümanı tarif ederken "Müslüman, dilinden ve elinden diğer müslümanların güvende olduğu kişidir" buyuruyor. Eliyle ve
19. ALTINOLUK MAYIS - 2002
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:19
diliyle başkalarına zarar verenlerin gerçek müslüman olmadıklarına işaret etmiş oluyor.
Müslümanlık tek kelimeyle doğruluk demektir.
Sen gelirsin akla sevgi dendi mi Gözyaşım sel oldu yıktı bendimi. Gül kokan yollara vurdum kendimi Yunus derler, bir özge can olmuşum.
YanıtlaSilBu sevda çöllerden daha yakıcı, Kalbimi doğrarken hasret kılıcı, Bir esrarlı cilve, bir tatlı sancı, Yemen ellerinde çoban olmuşum.
Varedenin sevgilisi nûrusun, Bâtılı bitiren Kudret okusun, Leheblerin eli, kolu kurusun', Ben Sana, ben sana kurban olmuşum.
Yürüyüşün, oturuşun, gülüşün... Ey insanlar kardeş olun, bölüşün, Doğarken, ölürken ümmeti düşün, Tarifsiz hislerle hayran olmuşum.
Güvercin yuvası, örümcek ağı, Parmakların vardı Kevser ırmağı, Bir an geldi azad ettin Burağı, Şükür, Sana sadık yâran olmuşum.
Rahmet Peygamberi, Hakkın sesisin, Bütün zamanların efendisisin, Ezel-ebed aşkın ta kendisisin, Bir gecede taçtan, tahttan olmuşum.
Can pazarı kurulanda Ya Resûl, Yer, gök ateş, kor olanda Ya Resûl. Şefaatin sorulanda Ya Resûl, Yetiş imdadıma figân olmuşum.
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:42
Servet YÜKSEL
Ben Sana
Kurban Olmuşum
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
300 1 Yakında dört fitne olacak. Kanın mübah sayıldığı fitne ,kanın mübah ve malın helal sayıldığı fitne, kanın mübah malın ve namusun helal sayıldığı fitne (dördüncüsü Deccal fitnesidir) Hz. İmran (r.a.)
300 2 Yakında başınıza bazı emirler gelecek , rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lakin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya çalıştıklarında onlarla mukatele edin. kim bu yolda öldürülürse o şehiddir. Hz. Ebû Sülale (r.a.)
300 3 Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Said (r.a.)
300 4 Allah'dan ilm-i nâfi isteyin ve faide vermeyen ilimden Allah'a sığının. Hz. Câbir (r.a.)
300 5 ALLAH'dan dünya ve ahirette af, afiyet ve yakîn isteyin. Zira yakînden sonra kula, afiyet kadar hayırlı bir şey verilmedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
300 6 Allah'ın fazlından isteyin. Zira O istenmekten bıkmaz. İbadetin efdali de gamm ve hemmden kurtuluşu beklemektir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
300 7 Düşük çocuklara da isim koyun. Allah onunla mizanınızı ağırlaştırır. Zira onlar kıyamet günü gelir de şöyle derler: "Ey rabbimiz beni zayi ettiler ve bana isim vermediler. Hz. Enes (r.a.)
300 8 Fena ahlak, sirkenin balı ifsad etmesi gibi, ameli bozar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
300 9 Bakara suresinde bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin seyyididir. Bir yerde okundu mu şeytan orada tutunamayıp mutlaka çıkar. Bu "ayetül kürsi" dir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
300 10 Kuran'da bir sure vardır ki otuz ayettir. Sahibine (devamlı okuyana) affedilinceye kadar şefeat edecektir. O "Tebarekellezî biyedihil mülk"dür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
300 11 Yakında ilim taleb eden kimseler gelecek. Onları gördüğünüzde: "Allah'ın rasulunün tavsiyesi ile merhaba" deyin ve onlara istedikleri fetvayı(bilgiyi) verin. Hz. Ebû Said (r.a.)
300 12 Benden sonra yakında bir kavim gelecek, benim hadisimden soracaklar. Onlara ancak ezberlediklerinizi söyleyiniz. Kim kasten bana yalan isnad ederse cehennemde yerine hazırlansın. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
300 13 Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o vakitte şu üç şeyden daha hayırlı bir şey olmayacak: "Helal para, kendisi ile ülfet edilen din kardeşi, amel edilen bir sünnet. Hz. Huzeyfe (r.a.)
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu iyiliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul-tusunda yapmışlardır. Ingilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak Müslümanların gözünde kahramanlaşmasını istediler. Zira onun İslâm'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
YanıtlaSilIngi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlaş-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
YanıtlaSilIngilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
⚫ Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de İslâm şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra İngilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İttihatçılardır. İngilizler, hedeflerini tamamlamak için,
203.
YanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 08:38
HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir.
Türkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.
YanıtlaSil
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
346 1 Ya, emri bil mar'uf ve nehyi anil münker yaparsınız, yoksa Allah'ın size, nezdi İlahisinden bir azab göndermesi yakındır. Sonra Ona dua edersiniz ama size icabet etmez. Hz. Huzeyfe (r.a.)
346 2 Ya ma'rufla emreder, münkeri nehy edersiniz. Yahut da Allah üzerinize Acemi gönderir de boynunuzu vururlar. Onlar öyle şiddetli olurlar ki, tepenizden ayrılmazlar. Hz. Hasan (r.a.)
346 3 Kadınlar, hatta hayızlılar bile dua toplantılarına çıkabilirler. Yalnız hayız olanlar musallaya giremezler. Hz. Ummi Aliyye (r.a.)
346 4 Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da yüzleriniz karar olur. Ya gözlerinize sahip olursunuz ya da gözleriniz dışarı uğrar. (Mahşer korkusu ile veya kör olarak haşir olursunuz) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
346 6 Hiç şüphe yok ki; arz, cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehli Beytimden ismi Benim ismimde babasının ismi Babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nasafetle doldurur. Önce zulm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsulünü esirgemiyecek ve O aranızda yedi, sekiz çok çok dokuz vakit duracak. (Ay veya sene) Hz. Muaviye İbni Kur'a (r.a.)
346 7 Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri (tutanakları) birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
346 8 İslamın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek. Hz. Huzeyfe (r.a.)
346 9 Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin adetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
346 10 Ümmetimden bir taife, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar. Hz. Ubâde (r.a.)
346 11 Bir adama Ribadan isabet eden bir dirhem, islamiyet zamanında işlediği otuz üç zinadan daha büyüktür. Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.)
346 12 Akşam sabah Allah'ı zikretmek, Allah yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
4 1 Cennete gireceklerin sonuncusu Cüheyne kabilesinden biridir. İsmi de Cüheyne'dir. Cennet halkı: "Sorun" derler. "Son haber nedir?" Sorarlar: "Halktan azab olan var mı?" "hayır" der. "Son olan benim" (Cehennemden en son çıkacak müslüman) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
4 2 Adem (a.s.) dünya semasındadır. Kendisine ümmetinin (zürriyetinin) amelleri arz olunmaktadır. Yusuf (a.s.) ikinci semada, teyze çocukları olan Yahya (a.s.) üçüncü semada. İdris (a.s.) dördüncü semada, Harun (a.s.) beşinci semada, Musa (a.s.) altıncı semada. İbrahim (a.s.) da yedinci semadadır. Hz. Ebû Said (r.a.)
4 3 İlmin afeti unutmak, onu zayi etmek de ehli olmayana söylemektir. Hz. Ameş (r.a.)
4 4 Zarafetin afeti sakf (övünmek ve manasız sözler)dir. Şecaatin afeti serkeşliktir. Semahatin (hoşgörünün) afeti minnet etmek, güzelliğin afeti kibir göstermek, ibadetin afeti fetrettir (Gayretten sükuna düşmek.), sözün afeti yalandır. İlmin afeti unutkanlıktır. Hilmin afeti hoppalıktır. Asaletin afeti tefahurdur. Cömertliğin afeti israftır. Dinin afeti ise hevadır(Nefsine uymak). Hz. Ali (r.a.)
4 5 Dinin afeti üçtür: Fasık alim, cahil ve zalim reisler, cahil sofular. (İbadete çalışıyor, fakat cahil. Bu zümreler din namına yıkımdır.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
4 6 Faiz yiyene, yedirene, faiz senedini yazana, bu senede şahid olana (farkında olarak yaparsa), dövmeyi de yapan ve yaptırana, sadakayı geciktirene, hicretten sonra İslam camiasından çıkıp gidenlerin hepsine birden, kıyamet gününde Muhammed (s.a.s.) dilinden lanet edilmiştir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
4 7 Bir kulun yediği gibi yerim. Nefsim Yed'i Kudretinde olan Zata yemin ederim ki, bu dünyanın Allah'ın indinde sivrisinek kanadı kadar bir kıymeti olsa idi, kafire bir yudum su vermezdi. Hz. Amr (r.a.)
4 8 Ehli Kur'an Ehlullahdır. Hz. Enes (r.a.)
4 9 Her muttaki insan Ehlibeyttendir. Hz. Enes (r.a.)
4 10 Size dört şeyi emrediyor ve dört şeyden de sizi nehyediyorum: Size, sadece Allah'a iman etmenizi emrediyorum. Allah'a iman nedir bilir misiniz? Allah'tan başka ma'bud olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in O'nun Peygamberi olduğuna şahid olmaktır. Ayrıca size namaz kılmayı, zekat vermeyi ve Ramazan orucunu tutmayı emrediyorum. Ganimet olarak aldığınızın beşte birini Allah için yerine vermenizi de emrediyorum. Ve sizi kabaktan kap yapmaktan, ağaçtan oyma kaptan, ziftlenmiş kap kullanmaktan ve çömlek kap kullanmaktan (Bütün bu kablar içki için kullanılırdı) men ediyorum. Bu bildirdiklerimi muhafaza ediniz ve onları sizin arkanızda olanlara bildiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
23 1 Sizden biri, müslümanlar arasında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman, sesini iki hasımdan birine yükselttiğinden daha fazla diğerine yükseltmesin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
23 2 Allah Teala müslim bir kulunu, bedenine bir musibetle ibtilaya maruz bıraktığı zaman, Aziz ve Celil olan Allah meleklerine şöyle buyurur: "Onun için evvelce işlemekte olduğu amelin en iyisini yazın." Eğer Allah o kuluna şifa verirse onu günahtan yıkar ve temirler. Eğer ruhunu kabz ederse onu bağışlar. Ve rahmetine nail kılar. Hz. Enes (r.a.)
23 3 Allah teala bir kula buğz ettiği zaman, ondan hayayı soyup alır. Hayayı alınca da o kimseyi sen sevmeyen ve sevilmeyen bir şahıs olarak görürsün. Allah, emaneti de ondan alır. Emanet alınınca, merhameti de alır. Merhamet alınınca da İslam'ın esasını da o kimseden alır. İslam'ın esası alınınca da, o kimseyi artık kovulmuş bir şeytan olarak görürsün. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
23 4 Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı pazarlarını süsledikleri ve para toplamak için evlendikleri (Kadınla malı için evlenmek) zaman, Allah onları şu dört hususla mubtela kılar. Zamandan kıtlık, sultandan zulüm, hakimlerden hıyanet, düşman saldırısına maruz kalma. Hz. Ali (r.a.)
23 5 Köle kaçtığı zaman, tekrar efendisine dönünceye kadar namazı kabul olunmaz. Hz. Cerir (r.a.)
23 6 Sizden biriniz yatmağa geldiği zaman şöyle desin: "Ey göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allahım! Sen bizim ve herşeyin Rabbisin. Herşeyin tasarrufu Senin elindedir. Evvel sensin, Senden önce bir şey yok. Ahir de sensin, Senden sonra da bir şey yok. Sen Batınsın. Senin gizliliğinden öteye bir şey yok. Bizi fakirlikten zenginliğe eriştir. Borcumuzu bize ödettir Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
23 7 Sizden biri yatağına gireceği zaman, gömleğini çıkarıp onunla yatağını silsin, temizlesin. Zira o bilmez ki yatağından kalktıktan sonra yatağına bir şey oldu mu? (böcek, akreb v.s girdi mi?) Sonra sağ yanı üzerine yatsın ve şöyle dua etsin: "Ya Rabbi! Senin adını anarak sağ yanımı yere koydum. Ancak senin yardımınla kaldırabilirim. Eğer ruhumu kabzedersen ona merhamet eyle. Eğer onu geri verirsen salih kullarını muhafaza ettiğin şekilde onu koru Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
23 8 Sizden biri bir meclise gelince selam versin. Oturma gözüküyorsa otursun. Kalkıp gitmek isterse yine selam versin. Zira birinci selam ikinci selamdan evla değildir. (İkinci selama da ihtiyaç vardır.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
23 9 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yaklaşmak isterse, önce abdest alsın. Hz. Ebû Said (r.a.)
23 10 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yakın olmak isterse, taharet alsın. Hz. Ömer (r.a.)
23 11 Sizden biri helaline yakın olmak istediğinde örtünsün, helalini de örtsün. Onlar merkeb çıplaklığı gibi üryan olmasınlar. (Allah'dan haya, meleklerden edep, şeytandan da kaçınmak için.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
23 12 Sizden biri helaline yakın olduğu zaman örtünsün. Vahşi merkeblerin çıplaklığı gibi soyunmasın. Hz. Utbe (r.a.)
23 13 Sizden biri defi hacet esnasında kıbleyi önüne almasın ve arkasını da döndürmesin. Batı veya doğu cihetine dönsün. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
22 1 Kardeşlerinizi isimleri ile çağırınız. Onları lakapları ile çağırmayınız. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.)
22 2 Abdestinizdeki şüpheyi, yakın bilginizle def edin. Namazda ise zannınıza göre hareket edin. (Abdestten şüphelendiğinde zanna göre değil, kat'i bilgiye dayanılır. Halbuki namazda ise tereddüde düşüldüğünde galip zanna göre hareket edilir.) Hz. Âişe (r.anha)
22 3 Ölülerinizi salih insanların arasına defnediniz. Zira ölü, kötü komşudan eza görür. Nasıl ki hayattaki bir kimse de kötü komşudan eza duyar. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
22 4 Siz, kan, saç ve tırnaklarınızı toprağa gömünüz ki, büyücüler onlarla sihir yapmasınlar. Hz. Câbir (r.a.)
22 5 Süt ile yağlanınız. Zira bu sizin için hanımlarınızın nezdinde daha haz vericidir. Menekşe yağı da sürünüz. Zira o yazın serinlik ve kışında hararet verici vasıftadır. Hz. Ali (r.a.)
22 6 Hac ve Umreye devam ediniz. Zira demirci ocağının, demirin pasını temizlemesi gibi, hac ile umre de fakirliği ve günahları yok eder. Hz. Câbir (r.a.)
22 7 Yetimi kendine yakın tut. Başını elinle okşa ve onu sofrana oturt. Böyle yaparsan, kalbin yumuşar ve hacetin görülür. Hz. Ebû İmran (r.a.)
22 8 Cennet ehlinden derecesi en az olan kimse için, seksen bin hadim ve yetmiş iki zevce vardır. Onun için, büyüklüğü Cabiye (Şam) ile San'a (Yemen) arası kadar olan inci, zebercet ve yakuttan bir kubbe kurulur. Hz. Ebû Said (r.a.)
22 9 Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır(yatak sahibinin). Zani için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını veli edinirse, yahud başkasına nisbet iddia ederse Allah'ın meleklerinin ve insanların hepsinin laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti kabul olunur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
22 10 Allah'ı çok zikretmekle meclislerin hakkını verin. Doğru yolu gösterin ve gözlerinizi indirin. (Haramdan sakının). Hz. Sebi İbni Huneyf (r.a.)
22 11 Azimetleri yerine getirin ve ruhsatları da kabul edin. (Din kolaylıktır icabında faydalanın.) İnsanları bırakın (gizli hallerini ve ayıblarını araştırmayın). Onlara böyle yapmanız sizin için yeterlidir (şerlerinden emin olursunuz.) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
22 12 Şu maldan (dünyadan) istemeksizin ve tamah etmeksizin Allah Teala sana verdiğinde onu al ve ye, Onu mal edin. Hz. Ebud Derda (r.a.)
22 13 Allah sana bir mal verdiği zaman, Allah'ın bu nimet ve ikramının eseri senin üzerinde görülsün. Hz. Ebud Derda (r.a.)
22 14 Bir kimse ile kardeşlik kurduğunda onun adını ve babasının adını sor. Onun gaybutinde aile efradını korursun, hasta olursa ziyaret edersin, vefat ederse cenazesinde hazır olursun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
22 15 Sizden biriniz bir hadim (köle) satın aldığında ona ilk yedireceği şey helva (tatlı) olsun. Onun alışması için bu daha iyidir. Hz. Muaz ibni Cebel (r.a.)
22 16 Marufu (iyilik) istediğiniz zaman onu güzel yüzlülerden taleb ediniz. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.)
22 17 Sizlerden biri, müslümanlar hakkında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman öfkeli iken hüküm vermesin. Onlara (davacı ve davalıya) bakışta, oturtma yerinde ve işaret etmede kendilerine eşit davranılmasını temin etsin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha
Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır(yatak sahibinin). Zani için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını veli edinirse, yahud başkasına nisbet iddia ederse Allah'ın meleklerinin ve insanların hepsinin laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti kabul olunur.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 22 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
- Bunlar kolay cevaplanacak sorular değil? Cenab-ı Hak inşaallah güzel günler gösterecek. Herkes faaliyetlerini ya-pacak Cenab-ı Hak bir halte nasib edecek inga ba-şına. Dağınık olunca ta-bii hiç bir şey olamıyor. Lokman Hekim kırk tane
YanıtlaSilCenab-ı Hak inşallah güzel günler gösterecek.
çöp bağlamış, "kırın" demiş, evlatlarından kimse ki ramamış. Çözmüş hepsini, çat çat kırmışlar. "Hepi-niz birleşin ki böyle kuvvetli olasınız." demiş. Bu an cak hiläfetle olur. Hilafete tam sahip olunursa, bir kaç kötü de erir gider.
"Bir gün Peygamber (s.a.v.) in terkisinde (bineğinin arkasında) idim. Bana şöyle bu-yurdu:
YanıtlaSil"Ey genç! Sana bazı kelimeler öğreteyim: Allah'ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki, O'nu karşında bulasın. Bir şey is-tediğinde Allah'tan iste. Yardım dilediğinde Allah'tan dile. Şunu bil ki, şayet bütün üm-met (insanlık) sana bir fayda vermek için bir araya gelse, ancak Allah'ın senin için yazdı-ğı kadarıyla fayda verebilirler. Yine şayet sana bir zarar vermek için bir araya gelseler, ancak Allah'ın senin aleyhine yazdığı kadar zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış, sa-hifeler kurumuş (yani her şey takdir edilmiş ve bitmiştir)." 8
Bu tavsiyeleri ile Rasul-i Zîşân Efendi-miz, tüm fillerimizde, düşüncelerimizde ve niyetlerimizde Allah'ın rızasını, emirlerini ve yasaklarını göz önünde bulundurma-mız gerektiğini işaret buyurur. Bu, Allah bilinciyle yaşamaktır ki, hayatın merkezine O'nu koymanın ta kendisidir. Yine O (s.a.v.), insanın tüm ihtiyaçlarında ve zorlukların-da ilk ve en nihai merci olarak Allah'ı gör-mesi gerektiğini belirtir. Bu, tam bir tevek-kül ve acziyetini bilerek yalnızca Yaratıcısı-na yönelme halidir.
i
Ehli cehenneme deneydi ki: "Dünyadaki taşlar adedince Cehennemde kalacaksınız" buna ferahlanırlardı. Cennet ehline de denseydi ki: "Taşlar adedince kalacaksınız." hüzünlenirlerdi. Lakin onlara ebediyet mukadder kılındı.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 358 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
karşısında duygulanıyor ve O'nun arkasından şöy-le sesleniyordu:
YanıtlaSilGel, kardeşimin oğlu gell. İstediğini söy-le. Yemin ederim ki hiç bir şey karşısında seni onlara teslim etmem.»
Netice Muhammed (a.s.) için zaferdi.
Relslik, Mal ve Kadım
Bu girişimlerinin de etkisizliğini gören Mekkeliler bu kez Muham-med (a.s.) in kendisine müracaat
ettiler.
Reislik, mal ve kadın teklif ettiler...
Teklifleriyle dönüp gittiler..
Makam, para ve kadın...
Her devirde adam avlama araçlarıydı. Bugün de bu araçları pek hesablı ve sinsice kullananlar vardı...
Muhammed (a.s.) hepsini bir çırpıda reddetti.
O'nun ümmeti de öyle hareket edeceklerdi...
Taviz İsteği
Bir başka seferdi.. Geldiler. Putları kötü-lemekten olsun vaz geçmesini istediler.
Kur'an bu konuda şu bilgiyi verdi:
«...Onlar sana indirilen âyetlerden beğenme-diklerini bırakman suretiyle senin kendileriyle uyuşmanı isterler.
Böyle yapsan seni överler,>> Ta
Onlar överlerdi, ya Allah ne derdi?
«O takdirde sana hayatında ölümünde kat kat
(72) el-Kalem 68/9.
YanıtlaSil
Yuksel11 Ağustos 2025 04:33
(azab) ını taddırırdık. Sonra bize karşı bir yardım-cı da bulamazdın!» 73
di? Peygamber böyle bir uzlaşmaya nasıl gider-
Gitmedi. Taviz vermedi. Çünkü onu Allah Teâlâ pekiştirmişti.74
O'nun davasının güdücüleri de böylesi bölü-cü, kısmi anlaşmalara «evet» diyemezlerdi. Tev-hid'den taviz veremezlerdi. Tevhid'den taviz veril-mesini isteyen ana-baba da olsa, dinlenmezdi. On-lara böylesi konularda itaat gerekmezdi.75
«Sizin Dininiz
Size...»
Mekkeliler iyiden iyiye putların derdine düşmüşlerdi. Onları Mu-hammed (a.s.) ın hücumlarından kurtarmanın yollarını düşünmekteydiler. Geldiler:
<<- Sen dediler, bizim putlarımıza kulluk et, biz de senin Allahına kulluk edelim.>>>
Olacak şey miydi?
Vahy indi:
«De ki:
Ey cahiller, Bana Allah'dan başkasına kul-luk etmemi mi emredersiniz?» 76
«De ki:
Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam.
Benim taptığıma da sizler tapmazsınız.
Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim.
(73) el-İsrâ 17/75.
(74) bkz. el-İsrâ 17/74.
(75) bkz, el-Ankebût 29/8; Lokman 31/15.
(76) el-Kafirun 109/1-6.
(77) el-Kehf 18/29.
50
YanıtlaSil
Yuksel11 Ağustos 2025 04:36
Kur'an-ı Kerim'e Göre
Peygamberler
ve
Tevhid Mücadelesi
2
PEYGAMBER EFENDİMİZİN MEKKE DEVRİ MÜCADELESİ
N.Mehmed Solmaz. Dr. İsmail Lütfi Çakan
e
ENSAR NEŞRİYAT
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 17
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 01:58
Evet, Ben Kur'an'ı fehm ile okuyorum. Siz ise zahiri ile okuyorsunuz . Dediler ki: "Ya Resulallah, zahir ile batın (fehm)'in farkı nedir?" Buyurdu ki: "Ben Kur'an'ı okuyorum ve tefekkür ediyorum. Ve ahkamı ile amel ediyorum. Halbuki siz şöyle okuyorsunuz, buyurdu ve elini süratle geçirerek işaret etti. (Bu hadis-i şerif Ashabın peygamber Efendimize şöyle demeleri üzerine varid olmuştur: "Ya Rasülallah! Siz Kur'an-ı Kerim'i okuduğunuz zaman öyle bir manevi haz duyuyoruz ki, kendi kendimize okuduğumuzda bu halaveti duyamıyoruz.")
Ravi: Hz. Umeyr İbni Hani (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Evet, Ben Kur'an'ı fehm ile okuyorum. Siz ise zahiri ile okuyorsunuz . Dediler ki: "Ya Resulallah, zahir ile batın (fehm)'in farkı nedir?" Buyurdu ki: "Ben Kur'an'ı okuyorum ve tefekkür ediyorum. Ve ahkamı ile amel ediyorum. Halbuki siz şöyle okuyorsunuz, buyurdu ve elini süratle geçirerek işaret etti. (Bu hadis-i şerif Ashabın peygamber Efendimize şöyle demeleri üzerine varid olmuştur: "Ya Rasülallah! Siz Kur'an-ı Kerim'i okuduğunuz zaman öyle bir manevi haz duyuyoruz ki, kendi kendimize okuduğumuzda bu halaveti duyamıyoruz.")
YanıtlaSilRavi: Hz. Umeyr İbni Hani (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:24
Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar.
Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
Sayfa: 355 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:26
Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar.
Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 355 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:27
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 17
Ramuz El-Ehadis
Kitaplara adanmış bir ömür
YanıtlaSilİZLER
Bülent Acun
kulacuni@hotmail.com
M EZAR taşları sadece gö-rünüşleriyle değil, üzerlerine ya-zılmış nice ibretli cümlelerle de tam bir hikmet hazinele-ridir. İnsanın, dünya-nın, hayatın ve eşyanın künhüne vakıf olabilmek için mezar taşları ara-sında gerçekleştirile-cek küçük bir seyahat yeter de artar bile. İşte insanın bu-gününü ve yarınını özetleyen veciz bir mezar taşı yazısı; "En insan! Dün bende senin gibiydim. Unutma ki yarın sende benim gibi olacaksın!"
★
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 04:37
müptelası idi. Ruhu şad, mekanı cennet,
makamı âli, menzili mübarek olsun.
Marifet yayınevinin kapandığı gün-lerdi. Ömer Ziya Belviranlı ağabey, Kamil Büyüker Hocam ve bendenizi yayınevine davet etmiş, "buradan dilediğiniz kitabı alabilirsiniz" demişti.
Birkaç tane kitap almış, daha fazlasını almaya elimiz varmamıştı. Bir yayınevinin kapanışına şahit olmak ikimize de çok ağır gelmişti. Ben bu atmosferde merhuma şöyle bir soru sormuştum:
"Abi, bu kitapları verecek yakınında ve çevrende kimsen yok mu?"
Merhum soruma cevaben "Olmaz olur mu? Elbette var hamdolsun" demiş ve fi-nali şu muhteşem cümle ile gerçekleştir-mişti: "Kitabın gerçek varisleri okurlarıdır."
DERİN DEVLET
YanıtlaSilkerini kıyıda durdurur. Ama arkada donanmanın desteği olduğu için denize dökemezler onları. Bunun üzerine İtalya'da büyük olay çıkar.
Atatürk'ten sonra gerçekten derin devlet vizyonuna sahip bir isim geldi mi?
Derin devlet vizyonuna sahip Alparslan Türkeş, olağanüstü derin ve karmaşık bir bakışı olan ve enteresan duruşlar sergileyen bir insandır. Mesela gün gelmiştir, Alparslan Türkeş Nazım Hik-met'ten şiir okumuştur. Çok farklı bir hareketti, ama ülkücüler bunu anlamamıştır. Bu adam şiirlerini Türkçe yazmış. İsterse va-tan haini olsun, bu bir Türk şairidir. Dolayısıyla bu adamın Türk-çeye bir hizmeti vardır. Türkeş'in onun şiirini okumasını böyle bir millet vefası olarak görmüşümdür.
Türkeş başka bir şey daha yaptı. Mesela Bakü-Ceyhan petrol boru hattı için, "Bu ortaklığın içinde Türkiye'nin payı yüzde on, Rusya'nın payı yüzde yirmi beş olmalı" dedi. Bir numaralı Rus düşmanı böyle bir şeyi nasıl yapabilir, diye düşünebilirsiniz. Tür-keş biliyor ki, Rusya istemezse petrol boru hattının gerçekleşme-si çok zor olur. Ayrıca eğer Rusya'ya yüzde yirmi beş verip de ya-nınıza almazsanız, bu sefer siz yüzde onu alsanız bile Amerika'yı bu işte o kadar etkin kılarsınız ki, dengelenmesi imkânsız bir güç olur. Türkeş'te bir devlet adamı kumaşı vardır.
Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın liderliğindeki İt-tihat ve Terakki'nin Teşkilat-ı Mahsusa isimli bir istihbarat teş-kilatı vardı. Bu, Türk tarihindeki belki de en önemli gizli servis-lerden biri olarak kabul edilir. Ayrıca Yakup Cemil, Eşref Kuş-çubaşı, Yahya Efendi gibi önemli fedaileri vardı. Teşkilat-ı Mahsusa bir derin devlet oluşumu mudur?
Dönem İttihat Terakki dönemiydi. Daha doğrusu tarihin en önemli dönemlerinden bir tanesiydi. Teşkilat-ı Mahsusa ve onun öncülü sayabileceğimiz Jurnalciler Örgütü çağdaşlaşan ba-
Dosya
YanıtlaSilGündem
Siyaset
Dünya
Ekonomi
Spor
Tarih
Filistin
Çanakkale
Ekonomi
Gündem
Eğitim
Aktüel
Sağlık
Dünya
Genel
Spor
Manisa
Edirne
Bolu
Yerel
Dosya
Filistin
Bilim,
Balıkesir
İstanbul
Ankara
Kayseri
Abdurrahman Dilipak
Dünya nereye götürülüyor?
Abdurrahman Dilipak
19.09.2024 - 00:05
Yayınlanma
Google News
Derin Gerçekler
Bakın dün başlayıp bu gün devam ettiğimiz, Pedefolik Satanist Siyonistlerin bu eylem planındaki işleri savunan partisinden, cemaatinden, mediasından, iş adamından, akademisyeninden uzak duralım. Bunların partilerinden, STK’larından ayrılın. Ya da içeride mücadele edin, orada olup bitenleri insanlara duyurun. Artık İnsan Hakları diye bir şey yok, çünkü insan yok. Çevre yalan, Kadın özgürlük hareketleri de yalan. Sağlık diye geni ile oynanmış gıdalar, sentetik et öneriyorlar. İlaçlar zehir.
Sıkı durun daha devamı var: CIA, FBI, eyalet ve yerel polis teşkilatları, IRS, FEMA, Sosyal Güvenlik'in ana dosyaları büyük ölçüde genişletilecek ve ABD’deki tüm bireylerin kişisel kayıtlarının temelini oluşturacaktır. Evlilik yasaklanacak ve bildiğimiz gibi bir aile hayatı olmayacak. Çocuklar erken yaşta ebeveynlerinden alınacak ve devlet malı olarak vesayet altında büyütülecek. Böyle bir deney, çocukların devlet tarafından sadakatsiz vatandaşlar olarak görülen ebeveynlerinden alındığı Doğu Almanya'da Erich Honnecker tarafından gerçekleştirilmişti. Kadınlar, "kadın kurtuluşu" hareketlerinin devam eden süreci boyunca aşağılanacak. Özgür seks zorunlu olacak. 20 yaşına kadar en az bir kez uyulmaması, şahsına karşı ağır misillemelerle cezalandırılır. Bir kadına iki çocuk doğduktan sonra kendi kendine kürtaj öğretilir ve uygulanır; bu kayıtlar, Tek Dünya Hükümeti'nin bölgesel bilgisayarlarındaki her kadının kişisel dosyasında yer alır. Bir kadın daha önce iki çocuk doğurduktan sonra hamile kalırsa, böyle bir kürtaj ve sterilizasyon yapılması için zorla bir kürtaj kliniğine götürülür.
Pornografi teşvik edilecek ve eşcinsel ve lezbiyen pornografisi de dahil olmak üzere her sinema salonunda zorunlu olarak gösterilecektir. Bakın ülkemizde, bugün yargı ve vergi muafiyeti verdiğimiz, Diplomatik dokunulmazlığa sahip, doğrudan ve dolaylı olarak Kamu, özel ve STK’larla hertürlü görüşme, iş birliği ve mali kaynak desteği, EGİTDONAT faaliyetine ilişkin imtiyaz sahi UN WOMAN Örgütü bu Pedefolik, Satanist, Siyonistlerin yüz milyon dolarları bulan fonlarını ülkemizde dağıtmaya devam ediyor. "Eğlence amaçlı" uyuşturucuların kullanımı teşvik edilecek ve her kişiye, dünyanın dört bir yanındaki One World Government mağazalarından satın alınabilen uyuşturucu kotaları tahsis edilecektir. Zihin kontrol uyuşturucuları yaygınlaştırılacak ve kullanımı zorunlu hale gelecektir. Bu tür zihin kontrol uyuşturucuları, insanların bilgisi ve/veya rızası olmadan yiyecek ve/veya su tedariklerinde verilecektir. One World Government çalışanları tarafından işletilen ve köle sınıfının boş zamanlarını geçirebileceği uyuşturucu barları kurulacaktır.
440/Zübeyin Göndersto
YanıtlaSilZübeyir Ağabey neşriyatın üzerinde çok dururu lik yayпечь durmuştu. Bunun sebebini Zubayir Ağabey söyle izah ederdi miz Mihrap Yayınevidir Mihrap Yayınevini Zubevir Ağabey kar
"Gazetede çıkan yazılar heder olmasın Çıkan güzel tefrikala ran kapatacak bir gelir kaynağı olur. Bu vesile ile o güzel yan Gazeteler geçmişte hep zarar ederek gelmiştir. Yayınevi de 20 n, makaleleri toplayıp kitap yapın. Gazeteler para kazanmaz lar da kitaplaşmış olur."
6. 1969, DIN ADINA SİYASİ HAREKETLER
27 Mayıs İhtilali, demokrasi kahramanlarını Yassıada'da da rağacına götürürken, Demokrat Partivi de tarih sahnesinden sil meye çalışmışlardı. Milli Şef İnönü, silah zoru ile ve idamın göl gesinde iktidara gelmişti.
Sindirilen geniş kitleler, çıkış yolu için bekliyordu. Demokrat Adalet Partisine doğru kaymış ve kısa zamanda bu partiyi ezici Parti'yi destekleyen halkın tabanı, 11 Şubat 1961'da kurulan çoğunlukla iktidar yapmıştı.
AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'nın ölümü üzerine yapr lan AP Kongresinde Süleyman Demirel Genel Başkanlığa geti rilmiş ve 12 Eylül İhtiläline kadar bu partinin başında kalmıştı.
Gizli güçler, Süleyman Demirel ve Nur Talebelerinin arasında ki ilişkiyi yıllarca malzeme olarak kullanmış, bu durum, Demirel'e, "Said Nursî'nin halifesi" (1966 basın) demeye kadar götürülmüş tü. Adalet Partisi ezici çoğunlukla iktidara gelince İnönü, meydan lanı dolaşarak, "AP Nurcuların yardımı ile oy topluyor" demişti.
Gündüzalp, Said Nursi'nin hareket tarzını benimseyerek, si yasīleri ikaz etmeyi ihmal etmemişti. Gerektiğinde mektup gön dermiş, gerektiğinde ise hey'etler oluşturarak ilgili mercilerin ya nına göndermişti.
Zübeyir Gündüzalp, içinde Bekir Berk, Mehmet Kutlular ve Mehmet Fırıncı'nın sürekli olarak bulunduğu bir hey'eti, ihtiyaç
YanıtlaSil
Yuksel19 Ağustos 2025 12:13
Nurculuk HAREKETinde YENİ DÖNEM |
443
emirel in de bu kelimeyi kullanmamaya özen gösterdiğini ya-ebiliyorum.
Zubeyir Ağabey, bu tip yanlışlar olduğu zaman, sür'atle tashi-ister ya da ikaz gönderirdi.
1968'in başı idi. Müslümanları sıkıntıya sokacak bir kanun çı acaktı: Anayasa Nizamını Koruma Kanunu, Kanun ihtilal son-ası hazırlatılmıştı; ihtilalcilerin isteği doğrultusunda...
Zübeyir Ağabey bizleri çağırdı, Bekir Ağabey de vardı: "Gi-din, Süleyman Demirel'le görüşün. Bu kanun Müslümanları fev-kaläde sıkıntıya sokacak. Bu kanun çıkmasın" dedi.
Bekir Ağabeyle bir ekip gittik. Konuşmalar yapıldı. Bu kanu-nun çıkmaması lazım geldiği, eğer çıkarılıp tatbik edilirse Allah demenin bile suç olacağı, elāstikî bir durum bulunduğu ve Müs-Jümanların bundan çok zarar göreceği ifade edildi.
Süleyman Demirel de özetle, "Ben de sizinle aynı kanaatte-yim; ama Milli Güvenlik Kurulu mutlaka bu kanunun çıkarılma-sını istiyor. Bunun için de bize tazyik yapıyorlar. Şu anda yapa-cağımız bir şey yok" dedi.
Sonra zaten Demirel'le münasebetlerimiz daha fazlalaştı ve ek-seriyetle de Bekir Ağabey giderken Fırıncı Ağabeyi ve beni yanı-na alırdı. Demirel'e bir mesaj verilecekse, konuşulması gerekecek-se böyle ikili, üçlü, dörtlü Bekir Ağabey başta olarak gidiyorduk.
Milli Nizam Partisi
Zübeyir Gündüzalp'in son yılları, Nurculuk hareketini yakın-dan ilgilendiren ciddi bir problemle uğraşmakla geçmişti.
Din adına bir parti kuruluyordu. Kurulma aşamasında, Nur Talebesi bazı parlamenterler de fiili olarak çalışıyordu.
Hadise şöyle gelişmişti:
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş 'Beyaz Toroslar'ın sembolize ettiği faili meçhuller Türkiye'nin tarihinde kalmalı vurgusu yaptı.
YanıtlaSil>>HABERI SAYFA 4'TE
YanıtlaSil
Yuksel20 Ağustos 2025 22:13
TE
SEZGİN TANRIKULU:
Toros yakma olayının derin bağlantıları araştırılsın
>>> HABERİ SAYFA 4 TE
KÖTÜ HATIRALARI CANLANDIRDI
Beyaz Toros, faili mechulleri simgeliyor
>>4'TE
Mübalağa ihtilalcidir. (Mh.) 27:1. maka. 7. muk.
YanıtlaSilMübalağa, lisandan lisana geçerken her lisandan mübalağa meyli ile çok hayalâtı kendinde toplar, büyür. (Mh.) 44:1.
maka. 12. mukaddime
Mübalağa zemm-i zımnîdir. (S.) 657:Lemaat
Ülfet, mübalağacıların gözlerini kapatmış. (Mh.) 43:1. maka. 12. muk.
Yaratılışta olan güzellik, azamet ve ulviyete kanaat etmemek mübalağayı netice verir. (Mh.) 43:1. makale 12. mukaddime
MÜBAREK GÜNLER
Bediügge
YanıtlaSil
Yuksel26 Ağustos 2025 06:14
Mu'tezile kaderi inkar eder. (S.) 431:26 Söz, 2. mebhas
Mu'tezile'nin kâtil ve maktül hakkındaki görüşü. (1.1.) 75
Mu'tezile mezhebindeki dâne-i hakikat. (S.) 650:Lemaat
Mu'tezile sebeplere tesir verir. (1.1.) 26.
Mutezileye göre amel imandan bir cüzdür. (1.1.) 199, 200; (L.) 80:13. Lem'a 7. işaret
Taklidin temeli atılıp ihtilaf çıkarmak Mûtezile, Cebriye, Mür-cie, Mücessime gibi dalålet fırkalarını netice vermiştir. (Mn.) 31.
Zemahşerî'nin "Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır" demesi. (M.) 437:29. Mektup, 7. telvih, 4. nükte
Zemahşerî Mu'tezilidir. (M.) 437:29. Mektup, 9. kıs. 7. tel. 4. nükte
MÜBALAĞA
Alemde bulunan intizamdaki güzellik ve kemal o derece nak-şolunmuş ki, bütün hayalperestlerin ve mübalağacıların hül-yalarından geçmiş olan harikulade hüsün ve kemale nisbet edilse, o harikulade kemaller gayet âdi ve âdetullah gayet ha-rikulade bir hüsün ve haşmet gösterecektir. (Mh.) 43:1. maka. 12. mukaddime
Ayın yarılması mucizesine mübalağa karışmış. (Mh.) 28:1. ma-kale 7. mukaddime
Bazan şiddetli belagat mübalağa görünür. (Sn.) 27
Gazeteler Meşrûtiyette belagat yerine mübalağayı ve yalanı esas aldılar. (D.H.Ö.) 44; (Т.Н.) 68.
Hak mübalağaya muhtaç değil. (Mh.) 28:1. makale 7. muka.
Herşeyin kıymetine kanaat edilmelidir. (Mh.) 28:1. maka. 7. muk.
İnsanda harikulâdeye olan meyil ile; teceddüt veya revaç vermek için mübalağa meyli doğar. (Mh.) 43:1, maka. 12. muk.
İnsanın kendi meylini kuvveden fiile çıkarmaya olan meyli mübalağayı doğurur. (Mh.) 44:1. makale, 12. mukaddime
İnsan mübalağa meyli ile hayali hakikat gösterir. (Mh.) 27:1. makale 7. mukaddime
FİHRİST/485
YanıtlaSil
Yuksel26 Ağustos 2025 06:15
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
ZATO DE İKİNCİ BASKI
Saadet Düsturları
YanıtlaSilUkbe bin Amiri'l Cüheni diyor ki: "Biz Tebük Seferi'ne çıktık. Bir madı. Peygamberimiz (asm) dedi ki: "Ya Bilal, bizi sabah namazına gece Resulullah (asm) uyuyordu. Güneş yükselinceye kadar uyan-kaldır demedim mi?" Hz. Bilal: "Ya Resulullah, sizin başınıza gelen sonra namaz kıldı. Sonra Allah'a hamd ü sena etti. Ve daha sonra bizim de başımıza geldi." Peygamberimiz azıcık yerinden ayrıldıktan aşağıdaki hadisi anlattı:
1- "Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır"
(Zira o sözlerin üzerinden bin dört yüz sene geçtiği halde 6666 ayetten bir tanesi dahi geçerliliğini kaybetmemiştir.)
2- "En sağlam ip yani tutunulacak dal, takva yani kelime-i şehadettir."
(Zira kelime-i şehadet takvanın sebebi ve esasıdır. Takva ise ilahi bütün emirleri yerine getirmek ve yasaklardan sakınmaktır.)
3- "Milletlerin en hayırlısı, Hz. İbrahim (as)'in milleti olan Müslü-manlıktır."
(Buna binaendir ki Peygamberimiz (asm) o milletten olmayı em-
retmiştir.)
4- "Sünnetlerin en hayırlısı, Hz. Muhammed (asm)'in sünnetidir."
(öyleyse o sünnet, nur isteyenlere kâfidir.)
5- "Konuşmaların en şereflisi, Allah'ı zikretmektir."129
(Zira ona ait olmayan sözler malayani sayılabilir.)
6- "Kissaların en güzeli, bu Kur'an'dır."
(Zira Kur'an, bütün kıssalarında ümit ve korku dengesini muha-faza eder.)
129 Tezkire-i Kurtubi kitabında şu hadis rivayet edilmektedir: "Kim Allah'ın emirlerine uyarsa Allah'ı zikretmiş olur. Velev ki, kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı hayırlar az olsun. Allah'a isyan eden, Allah'ı unutmuş olur. Velev ki, kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı hayırlar çok olsun."
88
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:32
7- "İşlerin en hayırlısı farzlardır."
(Evet, bu zamanda farzları işleyen kebairi terk eden ehl-i necat olur.)
8- "İşlerin en şerlisi ise sonradan icad edilendir yani bid'alardır."
(Bid'a duanın kabulüne engeldir ve insanı helakete sevk eden en büyük yedi günahtan birisi de bid'alara taraftar olmaktır.)
9. "En güzel yol peygamberlerin yoludur."
(Zira hak ve hakikat nübüvvet içindedir ve nebilerin elindedir. Şer ve dalalet onlara muhalefet edenlerdedir.)
10- "Ölümlerin en şereflisi şehidlerin ölümüdür."
(Evet, bu zamanda imanı kurtarmanın en rahat yolu, şehid veya gazi olmaktır.)
11- "En büyük körlük hidayetten sonra dalalete gitmektir."
(Zira dalalete gitmek imanın kazandırdığı dünya ve ahiret dolusu daimi vücut nurlarını kaybettirir. Öyleyse bundan daha büyük bir körlük olamaz.)
12- "İlmin en hayırlısı faydalı olandır."
(Zira faydası olamayan ilim, sahibine vebal getirir. Ve ahirette aleyhinde şahitlik eder.)
13- "Hidayetin en hayırlısı ona uyulandır."
14- "En şerli körlük kalbin körlüğüdür."
(Yani basiretin kapanmasıdır. Zira onun kapalı olması dünya ve ahiret saadetinin ve nurlarının kaybolmasına sebeptir.)
15- "Veren el alan elden hayırlıdır."
16- "Az olup da yeten, çok olup da gaflete düşürenden hayırlıdır."
(Zira malın kıymeti ve değeri ahireti ve Rabb'imizin rızasını kazandırmaya vesile olması nisbetindedir.)
89
17- "Mazeretlerin en şerlisi ölüm anındaki mazerettir."
YanıtlaSil(Zira firavun gibi öleceği anda yapılan tevbe makbul değildir)
18- "Pişmanlıkların en şerlisi kıyamet günündeki pişmanlıktır
19- "İnsanlardan bir kısmı vardır ki, (büyük bir fenalık olarak) ancak vakit geçtikten sonra namaz kılarlar."
(Zira namazın kazaya kalması büyük günahlardandır.)
20- "İnsanlardan bir kısmı riyakârlıkla Allah'ı zikrederler."
(Yani, az olarak ancak başkasının gördüğü yerde ibadet eder. Halbuki riyakârlık gizli şirk olarak kabul edilmiştir)
21- "Hataların en büyüğü yalan söylemektir."
(Zira yalan küfrün temeli ve münafıklığın birinci alametidir.)
22- "En hayırlı zenginlik gönül zenginliğidir."
23- "En hayırlı azık takvadır."
(Takva günahlardan sakınmaktır. Takvanın en büyüğü ise kalbi Allah'tan başka her şeyden arındırmaktır.)
24- "Hikmetin başı Allah korkusudur."
(Zira Allah'tan korkan O'nun emir ve yasaklarına uymayı esas yapar.)
25- "Kalbe yerleşenlerin en hayırlısı yakîndir."
(Yakîn, dinimizin emrettiği şeyleri, şeksiz ve şüphesiz kabul et-mektir. Bu ise kişiye tahkiki imanı kazandırır ve iman ile Rabb'ine kavuşmasına vesile olur.)
26- "İman hakikatlerinin herhangi birisi hakkındaki şüphe küfür-dendir."
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:35
Evet, inanmamız lazım gelen İlahi emirlerden birisi hakkında süpheye düşen kişi: "Ben bu hakikate Allah ve Resulü nasıl isti-yorsa öyle inanıyorum" demeli ve acilen bilen bir âlime gidip o şüphesini gidermelidir.)
27- "Ölü üzerine bağırmak, feryat etmek cahiliye işidir."
28- "(Mü'minlere) Gizlice hainlik planlayan Cehennemliklerdendir."
29. "Zekâtı verilmeyen para sahibini yakan ateşten bir dağdır."
(Yani insanların toplumsal hayatında intizam ve asayişi temin eden köprü zekâttır.)
30- "(Haram olan) şiir şeytanın çalgılarındandır."
31- "İçki, bütün günahları içinde barındırır."
32- "Kadın şeytanın tuzağıdır."
(Zira Cennet annelerin ayakları altında olduğu gibi şeytanın ve bütün dünyayı ifsat etmeye çalışanların da en çok kullandıkları tuzak ise iffetini kaybeden kadınlardır.)
33- "Gençlik delilikten bir şubedir."
(Zira gençlerdeki hissiyatın kuvvetli olması nefsanî arzulara şiddetli meyletmeleri bazen aklın devre dışı kalmasına sebep olur.)
34- "Kazançların en şerlisi, faiz yoluyla kazanılandır."
(Evet, faiz Cenab-ı Hakk'a karşı savaşmak olduğu gibi kişinin ser-mayesini de bitirir.)
35- "En şerli yiyecek, (zulüm ile alınan) yetim malıdır."
36- "En bahtiyar adam, başkasından ders alan (istikamet yolunu bulan) dır."
37- "En şaki ve bedbaht adam daha annesinin karnında iken bed. baht olandır.
YanıtlaSil(Evet, takvim hazırlayan bir adamın tecrübeleriyle gelecek se-nenin nasıl geçeceğini bilip henüz sene gelmeden takvimi ha-zırladığı gibi aynen öyle de dünyaya gelecek bir insanın iyilik veya kötülükten hangisini tercih edip yapacağını Allah ilm-i ezelisi ile bilir. Ve bunu bildiği için annesinin karnındayken o kişinin iyi veya kötü olacağını, kaderinde yazar.)
38- "Şüphesiz hepinizin gideceği yer iki metrelik bir kabirdir."
(Evet, dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.)
39- "Her iş neticesine göredir."
(Evet, iman ve amel-i salihin neticesi ise bir saati dünyanın bin sene hayatından üstün olan Cennet ve Cennetin de bin senesi bir saatine mukabil gelmeyen Cemalullah'ı görmektir.)
40- "Rivayetlerin en şerlisi yalan olan bir şeyi rivayet etmektir."
(Zira yalan lanetlenen bir günahtır. Ve hikmet-i İlahiye'ye zıddır.)
41- "Her gelen yakındır."
(Öyleyse ölüm de yakındır. Her an hazırlıklı olmamız gerekir.)
42- "Mü'mine sövmek fasıklıktır."
43- "(Haksız yere ve helaldir diyerek) bir mü'mini öldürmek küfürdür."
44- "Mü'minin etini yemek yani gıybetini yapmak Allah'a karşı isyandır."
(Evet, nasıl ateş odunu yer bitirir, gıybet dahi salih amelleri yer bitirir.)
45- "Mü'minin kanını dökmek haram olduğu gibi (haksız yere) malını almak da haramdır."
46- "Kim Allah'a yemin ederek 'Allah şu işi yapar' diyorsa Allah'a iftara eder."
92
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:37
(Zira Cenab-ı Hak hikmetiyle iş yapar, hiç kimsenin istedigine uymak mecburiyetinde değildir.)
47- "Kim başkasının kusurunu örterse Allah da onun kusurunu örter."
48- "Kim başkasını affederse Allah da onu affeder."
49. "Kim (karşılığını yerine getirebileceği halde) öfkesini yenerse Allah da ona mükafat verir."
50- "Kim musibete sabrederse Allah o musibetin götürdüğünün yerini (daha hayırlısı) ile doldurur."
51- "Kim desinler için ibadet ederse Allah da onun ayıbını ifşa eder."
52- "Kim sabrederse Allah mükafatını kat kat verir."
53- "Kim Allah'a karşı isyan ederse Allah ona azab verir."
(Zira ne iyilik ne de fenalık karşılıksız kalmayacaktır.)
Dedikten sonra üç defa "Ya Rabb'i beni ve ümmetimi mağfiret eyle sizler ve kendim için Allah'tan mağfiret diliyorum, "130 buyurdu.
Elli üç maddeden ibaret olan bu hadis-i şerif, bütün kemalat-ı insaniyeyi, dünya ve ahiret saadeti için gereken bütün düsturları barındırdığından elimizden geldiği kadar tercüme etmeye gayret ettik. İmam Münavî'nin, Camiü's-Sağir'in şerhi olan Feyzu'l Ka-dir'inden ve Risale-i Nurlardan istifade ederek Ehl-i Sünnet aki-desine göre bir kısım izahlar yaptık. Cenab-ı Hak hatalarımızı affetsin. Bu hadis-i şeriften bütün ehl-i imanla birlikte bizleri de istifade edenlerden eylesin. Âmin. 131
130 Feyzu'l-Kadir, Şerhü'l-Camiüs-Sağir El-Munavi c. 2, s. 175 hadis no:1619 et-Tab'atus-Saniye, Daru'l Marife, Beyrut, 1972.
131 (Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinden paragraflar aldık. Bu yazıyı okuyan kardeşlerden ricamız, bizzat o kaynakları okumalarıdır.)
iLiM ve KUR'AN HARFLERİ
YanıtlaSilAbdurrahman bin Ebu Bekre (ra) babasından, o da Peygamberimiz tasmi'den şöyle rivayet etmiştir. "Ya alim ol, ya talebe ol, ya dinteyenlerden ol yahut bunları sevenlerden ol, beşincisi olma helak olursun." Bu hadis-i şerif, âlim ol demek ile insan için en mühim hedefin ilim olduğunu göstermekte dir. Eğer âlim değilsem ne yapayım sualine: alim olabilmek için talebe olmayı, ya talebe değilsem ne yapayım sualine, talebe olabilmek için âlimleri dinlemeyi, ya âlimleri dinleye)miyorsam ne yapa-yım sualine ise, o âlimleri sev! diye cevap vermiştir.
Zira "Kişi sevdiğiyle beraberdir." Demek ki alimleri sevmek onlarla beraber olup onları dinlemeyi, onları dinlemek ise talebe olmayı, onlara talebe olmak ise âlim olmayı netice verir. Dikkat edilirse Allah Resulü (sav) aklımıza gelecek her suale ilmi hedef göstererek her Müslümanın ilim öğrenmesi gerekli olduğunu vurgulayarak cevap verir. Cenab-ı Hakk'a sığınırız ki, bu dört sınıftan birine girmez-sek beşincisi, yani helâke sebep olan cehalet yolunda gitmiş oluruz.
05116
SÜEDA
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:20
iLiM ve KUR'AN HARFLERİ
Muhammed Zakır ÇETİN
SÜEDA
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:22
بسم الله الرحم الرحيم
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:23
İÇİNDEKİLER
Önsöz
Birinci Bölüm: İlim
En Yüce Hedef İlimdir
1. Kur'an'a Göre İlim En Âlî Maksattır..
12
2. Hadis-i Şeriflere Göre İlim En Yüce Gayedir
17
Üstad Bediüzzaman (r.a)'ın Not Defterindeki "33 Hadis-i Şerif"
34
3. Alimlere Göre İlim En Büyük Mürşittir
46
4. Fıtrata Göre İlim En Ehemmiyetli Vazifedir
51
İkinci Bölüm:
Kur'an'ın Temel Taşı Harfleridir ve Şeairin Tağyiri
55
Neden İslam Harfleri?.
7
9
11
56
1. Müslümanların Yazısı Kur'an Harfleridir
56
2. Kur'ân Başka Harflerle Yazılmaz
57
3. Kur'ân Harfleriyle Yazmanın İbadet Olması
60
4. Kur'ân Harflerinin Beş Türlü İbadet Olması
61
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:24
a) Manevi Cihat
61
b) Üstadına Yardım Etmek
61
c) İmana Hizmet Etmek
62
d) Kalemle İlmi Tahsil Etmek.
63
e) Tefekkürî Olan İbadeti Yapmak
63
5. Kur'ân Harflerinin Beş Türlü Dünyevî Faidesi
65
a) Rızıkta Bereket.
65
b) Kalpte Rahat ve Sürur..
65
c) Maişette Sühulet..
65
d) İşlerinde Muvaffakiyet.
66
e) Talebelik Faziletini Almak.
67
6. Bediüzzaman Hazretlerinin Kur'an Yazısına
Verdiği Ehemmiyet...
69
7. Şeair-i İslamiye Noktasında Yazının Ehemmiyeti.
75
8. Şahs-ı Mânevî..
80
Saadet Düsturları..
88
DÜNYAYI YÖNETEN İLLUMİNATİ
YanıtlaSil18. yüzyılda Yale'in başkanları, aristokrat Nazi sempatizanları, McCarthy dönemi anti-komünistleri ve Playboy'un eski editörünün ortak yönü nedir? Fransız Devrimi'nin kökenleri, Romanov cinayeti, doların dizaynı arasındaki bağlantılar nelerdir?
Cevap, dünyanın en gizemli, en korkulan ve tartışılan gizli örgütü İlluminati'de saklı.
Bu kitap, Illuminati'nin eşsiz tarihini sunarken örgüt hakkındaki farklı teorileri de araştırıyor. Toplulukla ilgili korkuların zaman içinde nasıl değişime uğradığını gösteriyor. En önemlisi de, yüzyılın en eski sorusuna cevap veriyor, Illuminati kimdir?
Tarihsel verilere göre, İlluminati 1600'lü yıllarda Vatikan'a karşı intikam yemini etmiştir. Galileo zamanındaki ilk Illuminati, Vatikan tarafından Roma'dan uzaklaştırılmış ve acımasızca yok edilmiştir. İlluminati, Katolik kilisesinden kaçan diğer mültecilere (mistik, simyacı, bilim adamı, doğaüstü güçlere inanan gruplar, Müslümanlar, Museviler) karışarak Bavyera'da saklanmıştır.
Dan Brown, 2001
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
294 1 Aziz ve Celil olan Rabbimden diledim ki, Ümmetimden evlendiğim ve evlendirdiğim kimseler Cennette Benimle beraber olsunlar. Allah (z.c.hz)'leri bu dileğimi kabul etti. Hz. Abdullah İbni Ebu Evfa (r.a.)
294 2 Rabbimden diledim ki, evlendireceğimi Cennetlik bir adama vereyim ve alacağımı da Cennetlik alayım, kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
294 3 Cebrail (a.s)'a dedim ki, Rabbimi görür müsün? Dedi ki: "Benimle O'nun arasında nurdan yetmiş bin hicap vardır. En ednasını görsem yanarım." Hz. Enes (r.a.)
294 4 Rabbimden kadın tarafından hısımlarım için Cenneti diledim. Kat'i olarak kabul etti. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
294 5 (Allah'dan sabır istiyen bir kimseye) Allah'dan bela istiyorsun. Evvela afiyet iste, (Sabır bela ile gelir.) Hz. Muaz (r.a.)
294 6 Musa (a.s) altı şeyden sual eyledi: Zanneder ki o hasletler kendisi içindi. Yedinci bir suali ise, kendisini düşünerek sormamıştı. Dedi ki: "Ya Rabbi, Kullarının hangisi daha müttekidir?" Allah Buyurdu ki: "Allah'ı zikreden ve Onu unutmayan." Dedi ki: "Hangi kulun daha hidayettedir?" Buyurdu ki: "Hangi kulum Hudaya (inzal olunan vahye) tabi ise o." Dedi ki: "Hangi kulun daha (ahkem)dir?" Buyurdu ki: "İnsanlara hükmederken kendine hükmettiği gibi olan." Dedi ki: "Hangi kulun daha ilim sahibidir?" Buyurdu ki: "İlimden doymıyan ve nâsın ilmini de kendi ilmi üzerine toplıyan alimdir." Dedi ki: "Hangi kulun daha azizdir?" Buyurdu ki: "Kısmetine razı olan." Dedi ki: "Kularının hangisi en fakirdir?" Buyurdu ki: "Sahibi sefer olan." Resulallah buyurdu ki: "Zenginlik mal zenginliği değil, kalb zenginliğidir. Allah, bir kulu için hayır murad ettiğinde onun gönlünü zengin eder, ve kalbine kanaat verir. Allah, bir kul hakkında da şer murad ettiğinde onun ihtiyacını iki gözü arasına kor. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
294 7 Ümmetimden hiç kimsenin Bana sormadığını sen sordun. Ümmetimin bolluk müddeti yüz senedir. Denildi ki: "Bunun bir alameti var mıdır?" Evet; yere batmalar, zelzeleler ve gemde olan şeytanların salıverilmesi. (Kudurtan şeytanlar manasına da geliyor) Hz. Ubâde (r.a.)
294 8 Musa (a.s.)'dan yahudiler sordular, gene sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler, ta ki küfre düştüler. Hristiyanlar da İsa (a.s)'dan sordular da sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler ve neticede onlar da küfre düştüler. Muhakkak ki Benden size hadisler söylenecektir. Size Benim hadislerim geldiğinde Allah'ın kitabını okuyun, Onunla karşılaştırın. Allah'ın kitabına uygunsa, onu Ben söylemişimdir. Allah'ın kitabına uymuyor ise, onu Ben söylememişimdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
Secdenin Hikmeti ve Müslümanın İmtihanı
YanıtlaSilA DEM'E secde etme yen kâfir oldu, Adem'in Rabb'i-ne secde etme-yen Müslüman kalabilir mi?" der Ahmed b. Han-bel. Bu söz, sade-ce bir hatırlat-ma değil, aynı zamanda insanın yaratılış hikmetini ve kulluğun özünü ortaya koyan güçlü bir uyarıdır. Prof. Dr. Ahmet TEKİN
Kur'an bize anlatır: Allah melekle-re, Adem'e secde etmelerini emret-ti. Iblis kibir ve inat yüzünden bu sec-deyi reddetti. İşte orada kibrin küfre dönüşen isyanını gördük. Secde sade-ce yere kapanmak değildir; secde, kalbin teslimiyeti, ruhun boyun eğişi, nefsin kırılmasıdır.
Şimdi kendimize soralım: Melekle-rin Adem'e secde ile sınandığı yerde, biz hangi secde ile sınanıyoruz? Biz-den Adem'e değil, Adem'in Rabb'i-ne secde etmemiz isteniyor. Namaz, bu secdenin zirvesidir, Kulun Rabbine en yakın olduğu an, alnını yere koy-duğu andır. Peki ya Rabbine secde etmeyen, namazı terk eden, kulluğun özünü reddeden bir insan Müslüman kalabilir mi?
Resûlullah (s.a.v.) buyurur: "Kul
ile küfür arasında sadece namazı terk etmek vardır." (Müslim) Bu hadis, secdenin sadece bir hareket değil, iman ile inkâr arasındaki çizgi oldu-ğunu gösteriyor. Namaz, kulun ima-nını canlı tutan bir kandil gibidir. O kandil sönerse geriye karanlık kalır.
Bugün toplumda nice insan var ki "Kalbim temiz" diyerek secdesiz bir hayatı normalleştiriyor. Oysa kal-bin temizliği, Allah'a boyun eğmek-le, secdede gözyaşıyla, itaatle müm-kün olur. İblis de Allah'a inanıyordu, hatta O'nun huzurundaydı. Ama kibri secdeye engel oldu. Demek ki iman, boyun eğmeyle, secdeyle korunur.
Ahmed b. Hanbel'in sorusu hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: "Adem'in Rabb'ine secde etmeyen Müslüman kalabilir mi?"
Cevap aslında çok açık: Secdesiz Müslümanlık olmaz. Secde, İslam'ın omurgasıdır.
O halde gelin, alnımızı yere koyar-ken şunu unutmayalım: Her secde, bizi Adem'e secde etmeyen İblis'in yolundan uzaklaştırır; Rabbimizin rahmetine yaklaştırır. Ve secde, ahi-rette yüzümüzü ak edecek en büyük şahit olacaktır.
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
198 1 Tesbih, erkekler için el vurmak kadınlar içindir. (İmam namazda yanılınca) Bir adam namazda belirli bir işaret verirse namazı iade etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
198 2 "Subhanallah" demek erkekler, el vurmak kadınlar içindir. Hz. Câbir (r.a.)
198 3 Gazinin, gazadaki tesbihi yetmiş bin hasenedir. Hasanesi ise on katıyladır. (Gazada olmıyan tesbihin yetmiş bin misli) Hz. Muaz (r.a.)
198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
198 5 Allah'ın azameti hususunda, Cennet ve Cehennem hakkında bir lahza tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir. Ve Allah'ın zatını takdis hususunda, tefekkür eden, hayırlı kimsedir. İnsanların şerlisi de bunu yapmıyandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
198 6 Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur. Hz. Enes (r.a.)
198 7 Cuma günü tırnak kesmek şifa getirir ve derdi giderir. Yemekten evvel ve sonra el yıkamak da zenginlik getirir ve fakirliği giderir. Hz. İbni Abbas (r.a.)
198 8 Müttaki adam, Allah (z.c.hz)'leri indinde muhteremdir. Facir ise şaki ve kıymetsizdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
198 9 Bir adamın imamla alacağı tekbir, bin deveyi Haremi Şerif'e kurban yollamasından hayırlıdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
198 10 "Telbîne" (Bal, süt ve unla yapılan bulamaç) hastanın yüreğine rahatlık verir ve hüznünün bir kısmını giderir. Hz. Âişe (r. anha)
198 11 Hurma hurmaya, tuz tuza, buğday buğdaya, altın altına, arpa arpaya misli misline satılır. Gümüş gümüşe de ayni tarzda. Arada fark olursa bu ribadır. (Hatta birisi fea hurmadan iki, iyiden bir almak istiyor. Bunu da men ediyor. Satın, diğerini alın buyuruyor) Hz. Bilal (r.a.)
198 12 Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır. Hz. Ali (r.a.)
198 13 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin ki, Allah sizi yükseltsin. Hz. Enes (r.a.)
198 14 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin, Allah sizi yükseltsin. Afiv de azizlikten başka şey ziyade etmez. Af edin, Allah sizi izzetlendirsin. Sadaka da malı ziyadeden başka bir şey yapmaz. Tasadduk edin ki Allah size rahmet etsin. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)
198 15 Tövbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
198 16 Tövbeyi Nasuh, günaha nedametinle Allah'dan mağfiret dilemen ve ifrat suretile bir günah yaptıktan ve tövbe ettikten sonra bir daha o günahı yapmamandır. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)
198 17 Tevhid Cennetin, Hamid de nimetin bedelidir. Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.) Hz. Enes (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
293 1 Oğullarınızı ve kızlarınızı evlendirin. Kızları altın ve gümüşle süsleyin, ve elbiseleri güzel olsun. Ve kendilerine rağbet edilmesi içinde onlara güzel hediyelerle ihsanda bulunun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
293 3 Kur'an-ı Kerim'i seslerinizle ziynetlendiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
293 4 Bayram namazlarınızı tehlil, tekbir, tahmid ve takdislerle ziynetlendiriniz. Hz. Enes (r.a.)
293 5 Meclislerinizi Bana selat ve selam getirmekle ziynetlendiriniz. Zira Bana selavat getirmeniz kıyamette size nur olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
293 6 Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu. Hz. Enes (r.a.)
293 7 Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu. Hz. Enes (r.a.)
293 8 Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir." Hz. Ömer (r.a.)
293 9 Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Hz. Ali (r.a.)
293 10 Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.) Hz Ali (r.a.)
Cazip gelir müslümana düşmanlık, Durmadan mü'mine çatar münafık. Binlerce halt etse duymaz pişmanlık, Korkmadan günaha batar münafık.
YanıtlaSilYüzüne gülse de itimat vermez, Menfaat olunca kimseyi görmez, İhtiyaç ânında yanında durmaz; Dostu beş paraya satar münafık.
Ne sadâkat bilir ne Hakk'a vefâ, Fütursuzca sürer dünyada sefâ, İslâm'ı hor görür bu köhne kafa; İnançsız kâfirden beter münafık.
Hayatına baksan insan yavşağı, Kıyafeti noksan belden aşağı, Avrupa zapt etmiş yeni kuşağı; Yabancı bir menzil tutar münafık.
Kalbini temiz der fitne yuvası, Yalan, riyâ, hıyânet tüm dâvâsı, Abdullah bin Übey meşhur ağası; Her devir yeniden biter münafık.
İnsanlık şaşırmış, sarmış cehalet, Bulunmaz işlerde düzen, halâvet, Görecek olsa da toptan felâket; İstemez ömründe düstur münafık.
Varoğlu, arama başkaca düşman, Hâinle doludur şu âhirzaman, Uyanık olmazsa eğer müslüman;
Fesâda tek kendi yeter münafık.
EL
YanıtlaSilHe Omer ve Ailesi
Namazımız için kimseyi beklemeyiz" dedi.
Namazi eda edince de cemaate yönelerek şunları söyledi:
Bir takım insanlara ne oluyor ki cemaatten geri kalıyorlar, böy-başkalarının da geri kalmasına sebep oluyorlar. Vallahi içimden geçiyor: Onlara adam göndereyim, boyunlarından yakalanarak gennisinler ve onlara «Namaza iştirak edin!» denilsin. "568
Bir gece vaktiydi. Hz. Ömer (r.a.), mûtādı olduğu üzere Medine kaklarını gezmekteydi ki ansızın durakladı. Önünden geçmekte oldu-gu evde geçen bir tartışma dikkatini çekmişti. Bir anne, kızına:
-Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır!" demekteydi.
Kız ise:
-Anneciğim, halife süte su karıştırılmasını yasaklamadı mı?" dedi.
Anne, kızının sözlerine sert çıkarak:
--Kızım, gecenin bu saatinde halîfe süte su kattığımızı nereden
bilecek?!" dedi.
Gönlü Allah sevgisi ve korkusu ile dipdiri olan kız, şu muhteşem cevabı verdi:
dedi. -Anneciğim! Halife görmüyor diyelim, Allah da mı görmüyor?.."
Allah muhabbeti ve korkusuyla dolu temiz bir gönle sahip olan bu nezihe kızın cevabı, Hz. Ömer'i son derece duygulandırdı. Emî-rul-Mü'minîn, onu oğluna gelin olarak aldı. Bu gelinin kızından ise Beşinci Halîfe olarak zikredilen meşhûr Ömer b. Abdülazîz (r.a.) doğ-du,549
568 Abdürrazzak, el-Musannef , 1/519.
569 Ibnü'l-Cevzi. Sıfatü's-safue, 2/203, no: 202.
Salat ey-
YanıtlaSilyuksel21 Aralık 2019 19:30
ni ayân ve alât eyle.
Allah c.c.ım, senden bana hayırlı işler yapma gayreti, kötü işleri terk etme iradesi, yoksulları sevme arzusu vermeni, beni affetmeni, beni acımanı, eğer bir toplumu ağır bir fitneyle imtihan edeceksen, o fitneye muhatapolmaksızın benim canımı almanı niyaz ediyorum.5.
fermanına izerine sa-
Tercümeli Emrem
arafından ğerlerdi.)
Delâil-i Şerif Mecmuası.sy.291.
luğu za-de, has-e salât
El-Hizbul Azam.
doğru işi doğru zeminde yapmak
doğru sözü doğru zamanda söylemek çok önemlidir.
uya-e çık-le.
13 Nisan 2014 08:14
2025 |
YanıtlaSilEYLÜL
Dîn-i Mübîn-i
İslâm'ın erkânı üçtür!
İlim, amel,
ihlas.
Mahmûd Efendi Hazretleri
(Kuddise Sirruhů)
. Rahmân ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
YanıtlaSil1 Muhakkak ki Biz sana kitabı hak ile indirdik. İbadetini ihlas ile Ona yönelterek sådece Allah'a kulluk et. Bilin ki sirkten ve riyâdan uzak hâlis din Allah'a mahsustur
, . (Zümer Süresi, 2, 3.) 2. İnsanlar helâk olur: ancak, bilenler haric. Bilenler de helâk olur; ancak, bildiklerini yaşayanlar hariç. Bildiklerini yaşayanlar da helâk olur; ancak, ihlaslı olanlar haric. İhlaslı olanlar da her an onu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. (Keşfü'l-Hafâ, 2:312.)
lar
fa
ya
bin
da re
1. B
HAZIRLAYAN:
YanıtlaSilNURSEZA PARLAKOĞLU
11 Eylül 2001'de New York'taki İkiz Kule-lere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen olay baha-ne edilerek sonrasında başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen hissedilmeye devam ediyor. Gerçek failleri hâlâ karanlıkta kalan ve tartışılan İkiz Kulelere düzenlenen saldırılar, yalnızca bin-lerce canın ölümüne sebep olmakla kalmadı; küresel güvenlik anlayışından toplumların birbirine bakışına kadar pek çok alanda ka-lıcı etkiler doğurdu. Zamanla CIA ve MOS-SAD GİBİ istihbarat örgütlerinin bir operas-yonu olduğu görüşünün ağırlık kazandığı saldırılar sonrasında yükselen İslamofobi dalgası ise en kalıcı sonuçlardan biri oldu.
MÜSLÜMANLAR HEDEF ALINDI
İkiz Kuleler ve Pentagon'u hedef alan sal-dırılar, uluslararası gündemin seyrini değiş-tirdi. ABD ve Batı dünyasında "terörle mü-cadele" söylemi ön plana çıkmaya başladı. Havalimanları ve kamusal alanlarda sıkı gü-venlik önlemleri yürürlüğe girdi. Bu süreç, hürriyetlerin kısıtlanması ve özellikle Müslü-manların hedef alınması gibi sonuçlara sebep oldu. 11 Eylül sonrası Batıda İslam ve Müs-lüman toplumlar, medya ve siyaset tarafın-dan sık sık haksız yere terörle ilişkilendirildi. Bu önyargılar, camilere yönelik saldırıları, ba-şörtülü kadınlara şiddeti ve göçmenlere karşı ayrımcılığı beraberinde getirdi.
İŞGALLER, OTORİTE BOŞLUKLARINA SEBEP OLDU
11 Eylül saldırılarının ardından ABD, 2001'de Afganistan'ı, 2003'te ise Irak'ı işgal etti. Bu operasyonlar bölgede derin otorite boşlukları doğurdu. Ortaya çıkan /İstihba-
YanıtlaSil
Yuksel13 Eylül 2025 04:24
AĞIR İNSANI VE EKONOMİK BEDEL
ABD 11 Eylül'ün ardından "terörle mü-cadele" politikası adı altında başta Afganis-tan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasında başlattığı sa-vaşlarda yaklaşık 5 trilyon dolar harcadı. Bu süreçte 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü ve çoğu Irak ve Afga-nistanda bulunan, büyük çoğunluğu Müs-lüman dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. ABD'nin, 11 Eylül 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a ya-pılan saldırılarının ardından başlattığı te-rörle mücadele savaşlarında en az 37 mil-yon kişinin yerinden edildiği belirtildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede ka-lıcı bir istikrar hâlâ sağlanabilmiş değil.
İkiz kulelerin saldırısı sonrası hali...
rat örgütleri tarafından kurulan ya da yön lendirilen yeni silahlı örgütler küresel çapta saldırılar düzenledi. "İslâm devleti kurma" iddiasıyla hareket eden bu yapıların şiddet eylemleri, Batılı devletler tarafından "İsla-mi terörizm" kavramı altında genelleştiril-di. Bu söylem, Müslümanların şiddet yan lısı ve demokrasi karşıtı bir topluluk olarak gösterilmesine zemin hazırladı.
11 EYLÜL'ÜN UZERINDEN 24 YIL GEÇTİ
YanıtlaSilbakımını yaptılar 1534 okulun
ALT
TERÖR, İŞGALLER VE YÜKSELEN İSLAMOFOBİ
LK
Kule-
11 EYLÜL'ÜN ARDINDAN BAŞLATILAN SAVAŞLAR İSLÂM COĞRAFYASINDA MİLYONLARCA ÖLÜME VE GÖÇE YOL AÇTI; YÜKSELEN İSLAMOFOBİ DALGASI İSE HÂLÂ TEHDİT EDİYOR.
11 EYLÜLLE BAŞLAYAN
YanıtlaSilKÜRESEL OYUN DEVAM EDİYOR
GERÇEK FAİLLERİ HĀLĀ KARANLIKTA KALAN SALDIRILAR, SONUÇLARI İTİBARIYLA MÜSLÜMANLARA AĞIR BEDELLER ÖDETİRKEN İFSAT KOMİTE-LERİNİN PLANLARINA DESTEK OLDU. İŞGALCİ İSRAİL'E CESARET VERDİ.
SALDIRILAR İSLAMAFOBİYİ TETİKLEDİ
11 EYLÜL 2001'de New York'taki İkiz Kulelere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen ve CIA, MOSSAD, M16 gibi istihbarat teşkilatları tarafından planlandığı ileri sürülen olay sonrası başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen devam ediyor. İslâm coğrafyasında başlatılan işgaller milyonlarca can kaybına ve göçe yol açtı; yükselen İslamofobi ise hålå etkisini sürdürüyor.
AĞIR İNSANİ VE EKONOMİK BEDEL
ABD 11 Eylül'ün 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve saldırılarının ardından başlattığı "terörle mücadele" adı altında başta Afganistan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasındaki savaşlarda çoğunluğu Irak ve Afganistan'da dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. İşkence ve tecavüze uğradı. 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü. 37 milyon kişi yerinden edildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede kalıcı
bir istikrar hålå sağlanabilmiş değil. >> HABERİ 8'DE
0
KARADAĞI: SAL
Israil tüm s
ULUSLARARAS Alimler Birliği Ba Karadaği, Israil saldırı girişimin sınırları aşan te olarak değerk Ali el-Karada kinayarak hiçbir yasay antlaşmaya tuzuge sayg bu haydu tabiatını alçakça İşbirliğ Katar'c heyet
Avru
A A
DOMA KATAR
I hlas ve samimiyet, dinin özü, dindarlığın hülasasıdır. Ihlas ve samimiyet, inancın, kulluğun ve itaatin sadece ve sadece alemlerin Rabbi olan Allah'a ozgu kılınmasıdır. İhlas ve samimiyet, bútun ibadetlerin, her türlu riya, gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırılıp sadece Allah rızası için yapılmasıdır.
YanıtlaSilİhlas, yaratıcısına gizli-açık hiçbir şeyi ortak koşmadan yapılan samimi imandır. İhlas, dünyevi bir çıkar beklemeden sırl Allah rızası için yapılan kulluktur. Ihlas, Allah'a karşı olduğu gibi insanlara, canlı-cansız bütün varlıklara karşı gösterilen samimiyettir. İhlas, nifak ve ikiyüzlülükten uzak bir kalp safiyetidir. İhlas, Allah rızasına göre hareket eden akıl ve kalbin karşılıksız, garazsız amelidir. İhlas, Hz. Mevlâna'nın ifadesiyle, olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmaktır.
Ad
2022-06-1-0003-10
ISBN 978-975-19-595
9789751 9595-
Şimdi valizleri çikarma zamanı
YanıtlaSilKasırga, insanların sel hâlinde günahlara gittiği şu caddede... Kasırga, gençlerin ebedi hayatını tehlikeye uğrattığı bu büyük şehirde... Kasırga, iffetsiz mekân-larda, gayretsiz insanlarda ve boşa geçen koca bir ömürde... Kasırga, vahiyden uzak zihinlerde, Hak için yapılmayan işlerde... Kısacası kasırga burada! Bir kurtarma ekibi de buraya gönderin, tutun elimizden! Tu-tun biz gençlerin elinden!
Böyle bir zamanda yaşamak, böyle bir zamanda genç olmak gerçekten zor! Fakat Rabbimizin, her zorlukla beraber bir kolaylık yarattığını da hatırlayalım. İşte bu kitap, bu zamanın zorlukları karşısında bir kolaylık, bir rehber, bir açılım...
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
286 1 Ümmetimden mülhem olan arifleri bırakın. Cennete de, Cehenneme de kondurmayın Sahibine bırakın. Taki Allah kıyamet gününde onlar hakkındaki hükmünü versin. Hz. Ali (r.a.)
286 2 Ben sizi bıraktığım kadar siz de beni bırakın. Sizden evvelkiler, işte bunun için, çok sual sormak ve Peygamberleri ile ihtilafa düşmek sebebiyle helak oldular. Size neyi emrettimse, elinizden geldiği kadar onu yapınız. Neyi menettimse onu bırakınız. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
286 3 İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak müslümanların efdali mazhar olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
286 4 Ana karnındaki yavrunun boğazlanması, anasının boğazlanması ile tahakkuk eder. (Diri çıkarsa bir bıçakta ona yetiştireceksin) Hz. Câbir (r.a.)
286 5 Tüylenmiş yavrunun kesilmesi, anasının kesilmesi ile tahakkuk eder. Mevcut kanı aksın diye ayrıca boğazlanır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
286 6 Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür. Hz. Muaz (r.a.)
286 7 Öyle büyük bir günah vardır ki, insanlar ondan dolayı Allah'dan mağfiret dahi istemezler. Bu da "Dünya Sevgisi"dir. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)
286 8 Alimin günahı bir günahtır. Cahilinki iki günahtır. Alim, günaha düşmesiyle azab olunur. Cahil ise hem günaha düştüğü, hem de öğrenmediği için azab olunur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
286 9 Gözün kör olması günahlara mağfirettir. Kulağın sağır olması da günahlara mağfirettir. İnsanın vücudundan kaybettiği her şey günahına sebebi mağfirettir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
286 10 Annem Beni doğurduğunda kendisinden bir nur zahir oldu. Ve o nurla "Basrâ"nın köşkleri ışıklandı. Hz. Ebul acfa (r.a.)
286 11 Annem gördü ki, kendisinden bir nur zahir olmuş ve onunla Şamın köşkleri aydınlanmıştı. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
286 12 Aklın başı, Allah'a imandan sonra haya ve iyi ahlaktır. Hz. Enes (r.a.)
286 13 Sidrenin yanında Cebrail (a.s.)'ı gördüm. Altıyüz kanadı vardı ve kanadlarının tüylerinden inci ve yakutlar saçılıyordu. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
286 14 Rabbimi uykumda gördüm. Bir yeşillikte ve zülfü bol bir genç şeklinde idi. Ayağında altından ayakkabılar ve yüzünde altın bir nikab vardı. Hz. Ümmü Tufeyl (r.a.)
4797- İki müslüman kişi, aralarında iki veya üç çocuk vefat eder de sabredip karşılığını yalnız Allah'tan beklerlerse, ka-tiyyen ateş yüzü görmezler.
YanıtlaSil٤٧٩٨ - مَا مِنْ مَلِكِ يَصِلُ رَحْمَةً وَذوى قرابته وَيَعْدِلُ عَلى رعيته الا شد اللهُ لَهُ مِلْكَهُ وَاجْزَلَ لَهُ ثَوَابَهُ وَاكْرَمَ مَأْيَهُ وَخَفَّفَ حِسَابَهُ ابو الحسن والديلمى خط
كر عن على
4798- Herhangi bir melik, akrabasını ziyaret edip halkı-na adil davranırsa Allah mülkünü sağlamlaştırır, bol sevap verir. Dönüşünü iyi kılar, hesabını hafifletir.
٤٧٩٩ - مَا مِنْ نَبِي إِلاَّ وَفِي أُمَّتِهِ مُعَلِّمٌ أَوْ مُعَلِّمَانِ فَإِنْ يَكُ فِي أُمَّتِي أَحَدٌ فَابْنُ الْخَطَّابِ إِنَّ الْحَقَّ عَلَى لِسَانِ عُمَرَ وَقَلْبِهِ (ابن سعد عن عائشة)
4799- Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmeti arasında bir veya iki öğretici bulunmasın. Eğer benim ümmetim içinde bir ta-ne bulunursa o da Hattab'ın oğludur. Çünkü hak Ömer'in kal-binde de dilinde tahakkuk etmektedir.
٤٨٠٠ - مَا مِنْ نَبِي إِلا لَهُ نَظِيرٌ فِي أُمَّتِي وَأَبُو بَكْرٍ نَظِيرُ إِبْرَاهِيمَ وَعُمَرُ نَظِيرُ مُوسَى وَعُثْمَانُ نَظِيرُ هَرُونَ وَعَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ نَظِيرِي وَمَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى عِيسَى بْنِ مَرْيَمَ فَلْيَنْظُرْ إِلَى أَبِي ذَرِّ الْغِفَارِي (كر عن انس)
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekir İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Os-man Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l-Ğıfâri'ye baksın.
٤٨٠١ - مَا مِنْ نِعْمَةٍ وَإِنْ تَقَادَمَ عَهْدَهَا فَيُجَدِّدُهَا الْعَبْدُ بِالْحَمْدِ إِلَّا جَدَّدَ اللَّهُ لَهُ ثَوَابَهَا وَمَا مِنْ مُصِيبَةٍ وَإِنْ تَقَادَمَ عَهْدَهَا الْعَبْدُ بِالْاِسْتِرْجَاعِ إِلَّا جَدَّدَ اللَّهُ أَجْرَهَا وَثَوَابَهَا (الحكيم عن انس)
1135
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
212 1 Dünyada Zühd, helali haram etmek ve malı ziyan etmekte değildir. Zühd odur ki, Allah'ın elindekine kendi elindekinden fazla bağlanmaktır. Musibetin sevabına talib olmaklığın, musibeti çekmekte iken de varsa, zahidsin. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
212 3 Zühd, Allah'ın sevdiğini sevmen, Allah'ın sevmediğini de sevmemen ve dünyanın helalinin de haramı gibi sana ağır gelmesidir. (Hacetinden fazla helali). Zira, dünyanın helali hesab, haramı ise azabdır. Zühd, kendi nefsine merhametin gibi, bütün müslümanlara da merhamet etmen, haram sözden kaçındığın gibi faydasız sözden de kaçınman, çok kokmuş bir ölüden kaçtığın gibi, çok yemekten de kaçman, dünyanın servet ve zinetinden ateşten kaçar gibi kaçman ve dünyada emelini kısa tutmandır. İşte Zühd dediğin de budur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
212 4 Dul ve miskinlerin hizmetine koşan kimse, fisebilillah cihad eden, yahud gece kaim, gündüz saim olan gibidir. Hz Ebu Hureyre (r.a.)
212 5 Annesinin- babasının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse, fisebilillah çalışıyor demektir. Ailesinin veya çocuklarının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse de gene fisebilillah çalışıyor demektir. Kendi nefsinin ihtiyacını gidermek ve insanlara muhtaç olmamak için çalışan da yine fisebilillah çalışıyor gibidir. Hilede, hud'ada olan ise şeytan çalışıyor demektir. Hz. Enes (r.a.)
212 6 Hayra koşanlarla, itidal üzerine gidenler Cennete hesabsız giderler. Nefsine zulmedenler ise, kolay bir hesab gördükten sonra Cennete girer. Hz. Ebud Derda (r.a.)
212 7 Peygamberlerin icabetine önden uyan şu üç kişidir: Musa (a.s)'a, Yuşa bin Nun, İsa (a.s)'a Sahibi Yasin (Habibi Neccar) ve Hz. Muhammed (a.s)'a Ali İbni Ebi Talib. Hz. İbni Abbas (r.a.)
212 8 Yırtıcı hayvan haramdır. Hz. Ebû Said (r.a.)
212 9 İslamiyete önden icabet eden dört kişi vardır; Ben arabların ilkiyim, Suheyb Rumun, Selman Farsın ve Bilal de Habeşin ilkidir. Hz. Enes (r.a.)
212 10 Secde yedi aza üzerindedir: İki el, iki ayak, bir alın ve iki diz. Beytullahı gördüğünde, Safa ve Merve'de, Arafat'ta, Müzdelife'de, şeytan taşlamada ve namaza başlandığında eller kaldırılır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
23 EYLÜL 2025 SALI
YanıtlaSilYENİASYA
Fıkıh Günlüğü
SÜLEYMAN KÖSMENE
Fikihqunluqu@veniasya.com
Tel: (0 501) 608 52.50
Namertlikle yapılan namertçe işler
Ermenek'ten Aysel Yildiz: "Filistin davasını nasıl anlayacağız? Mescid-i Aksa'nın bizim İçin önemi nedir?"
BU NAMERTLİKTİR
Filistinin havat-memat meselesi ile ilgili olarak alem-i İslam neden ses çıkarmıyor? Razi mi-dirlar bu durumdan? "Durun bakalım. Ne yapıyorsunuz orada? Insan onlar, hayvan değil! Savaş böyle mi yapılır? Savaşın bir hu kuku yok mudur? Savaş asker askere, erkek erkeğe yapılmaz mı?" demiyorlar!
Bu ne? Kadınları, çocukları, yaşlıları öl dürmek savaş mıdır? Hele çocukları... Ça-resiz, silahsız, amansız, namertçe... Bu ne-dir? Namertliktir! Bu korkaklıktır! Bu katliamdır.
Resulullah'ın Bedir Savaşında "Çocukları, kadınları, yaşlıları öldürmeyin" sözü hälä ku lağımda çınlar!
Bu savaş değildir! Bu, bir neslin kıyımıdır! Sessizce, savaş görünümüyle, dünyayı alda-tarak ve dünyanın gözü önünde.
KRAL FAYSAL'IN GAYRETİ
Suudi Arabistan kralı, merhum Kral Faysal Kudüs'ün işgalden kurtulmasını hayatının ga-yesi bilmişti. 1964 yılında ağabeyi kral Suuddan vazifeyi devralır almaz, İsrail'in Kudüs'teki ve Fi-listin'deki zulümlerine ses çıkarmayan ülkelere petrol ambargosu uyguladı.
Kral, Cidde radyosunda on üç dilde İslâm dünyasına açıkça hitap etti.
"Kardeşlerim neden bekliyorsunuz? Dün-yanın vicdana gelmesini mi bekliyorsunuz? Nerede dünyanın vicdanı? Mukaddes Ku-düs-ü Şerif bizleri çağırıyor. Kendisini kur-tarmamızı bekliyor. Ölümden mi korkuyo-ruz? Allah yolunda cihad ederek ölmekten daha faziletli ve şerefli bir ölüm var mıdır? WAH Harem-i Şerifimiz olan Kudüs ve mukadde-
satımız işgal ve tecavüz altındadır. Ve aşa-ğılanmaktadır. Orada günahlar, orada Al-lah'a isyan ve ahlaki çöküntüler vardır. Arzumuz milliyetçilik, ırkçılık ve bloklaşma değildir. Bizim İsteğimiz dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harim-i İslâm için İslâm milliyeti ve İslâmi uyanıştır."
Kralın bu konuşması Bediüzzamanın, "Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyet'tir. ha-kikatinin bir tecellisi idi.
Merhum Kral Faysal bu konuşmadan sonra ne mi oldu? Yeğeni tarafından bıçaklanarak şe
hit edildi.
"Dünyanın vicdana gelmesini beklemeyin" sözü hälä kulaklarımızda çınlamaktadır."
ÖLÜMÜ İSTEYİN!
Yahudiler en fazla ölümden korkuyorlar. Onlar dünya için çalışırlar. Ölümü isteyeme-veceklerdir. Dolayısıyla Allah için ve ahirette Bunda olmak için çalışamazlar
uzzaman'ın, "Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyet'tira ha-kikatinin bir tecellisi idi.
YanıtlaSilMerhum Kral Faysal bu konuşmadan sonra ne mi oldu? Yeğeni tarafından bıçaklanarak şe-hit edildi.
"Dünyanın vicdana gelmesini beklemeyin" sözü hālā kulaklarımızda çınlamaktadır."
ÖLÜMÜ İSTEYİN!
Yahudiler en fazla ölümden korkuyorlar. Onlar dünya için çalışırlar. Ölümü isteyeme-yeceklerdir. Dolayısıyla Allah için ve ahirette haklı pozisyonda olmak için çalışamazlar. Bu nedenle Kur'ân, Yahudilerin istedikleri cevabı şöyle veriyor:
"Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahi-ret yurdu (Cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizin içinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi ölümü isteyin!"3
Yahudileri İspanya'dan kurtaran maalesef ki, Osmanlıydı. 1492 yılında Endülüs devleti yıkıldıktan sonra kraliçe İzabella'nın emri ile Müslümanlar ile Yahudîler etnik temizliğe tâbî tutuldular. Müslümanlar Osmanlı tara-fından kabul edildi. Osmanlılar Yahudileri de vatansız bırakmadılar. Ülkelerine kabul ettiler ve Selanik'te onları iskan ettiler.
1665 yılında ise İzmir'de Sabatay Sevi, kendisini mehdi ilân etti ve İzmir'den hare-ket başlattı. Bu yüzden Osmanlı'da idamla yargılandı. Fakat iş mahkemeye düşünce Sabatay Sevi, Müslüman olduğunu söyle-yerek idamdan kurtuldu.
Yahudiler o günden itibaren Selanik'te yer-leşerek, kendi dinî kimliklerini de gizlediler Onlara Sabatayist dendi. Ve Müslüman nü-fustan hepten gizlendiler. Ama İsrail devletini gizlice savundular.
İsrail hep haksız gerekçelerle bu günlere geldi. Bugün de insanlığın başına böyle fe-caat açtılar.
Dipnotlar:
1- Bekir Berkle Hatıralar, M. N. Sungur, s.
2- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 254
3- Bakara Suresi: 94.
GÜNÜN AYETİ
YanıtlaSil"Onların ateşin karşısında "Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de Rabbimizin âyetlerini yalan saymayıp inananlardan olsak" dediklerini bir görsen! Hayır! Geri gönderilseler bile yasaklanan şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar." (EN'AM 27-28)
YanıtlaSil
Yuksel26 Eylül 2025 00:59
GÜNÜN HADİSİ
"Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk'in işittiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” (TİRMİZÎ, EBÛ DÂVÛD)
BİR HADİS
YanıtlaSilSiz kıyamet günü kendi isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağın lacaksınız. Öyleyse güzel isimler koyun. (ED)
İSLAMİYET'İN BATI KAPISI: FAS KRALLIĞI
Fas, İslam dünyasının Mağrip kapısıdır. Kuzey Afrika'nın en kallabalik deledic Başşehri, Atlas Okyanusu kıyısının kuzeyinde bulunan Rabattır. Fransa'nun hakimiyetinden kurtularak 1956 yılında bağımsızlığını kazanımıştır. Müsili manların Mağribü'l-aksā dedikleri Fas'a ilk ayak basan lider Ulkhe b. Näft dic Kuzey Afrika'daki valiliği döneminde Müslümanların Tunus'taki varlığı koru mak için Fas'ta askerî ve dinî bir üs kurmuştur. Ukbe b. Näfi ile başlayan İslam fetihleri 711 yılında Mūsā b. Nusayr ile tamamlandığında İslam dini, bölgede etkin bir güç olan Berberilerin direnmesi sebebiyle halkın içine tam olarak nüfuz edememişti. Devlet desteğine sahip olmamasına rağmen Endülüs yoluyla gelen Maliki mezhebi tanınmış âlimler vasıtasıyla Fas'ta etkisini göstermeye başladı. Kuzey Afrika'nın İslamiyet ile şereflenmesi sonucu Fas, Müslüman bir kimlik kazanmıştı. İslami dönemle birlikte Fas'ta canlanan ilmi hayat fıkıh hadis, tefsir, dil, edebiyat, tarih ve coğrafya alanlarında hızla gelişti.
ليد
YanıtlaSilDİYANET TAKVİMİ - 2025
28
EYLÜL PAZAR
Ay Doğuş: 13.21
6 Rebiu'l-Ahir 1447
Rumi: 15 Eylül 1441.
Hızır: 146
Ay Batig: 22.05 •
Gun/Katan Gün: 271/94
MSAK
Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz senamed O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış, başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar. (İbrahim, 14/42-43)
GUNES
OGLE
IKINDI
AKSAM
YATSI
KIBLE
BİR AYET
YanıtlaSilOnları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al! Bir de onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir. (Teube, 9/103)
ZEKAT: MALIN ARINDIRILMASI
Zekât, İslam'ın beş esasından biridir. Rabbinin rızasına ermek arzusuyla zenginin yerine getirdiği bu ibadette birçok hikmet vardır. Zekât, bir yandan fakirlerin ihtiyacını karşılarken diğer yandan da veren kişinin şahsiyetini geliştirmektedir. Zekât, hem maldaki kirleri temizlemekte hem de sahibini arındırmaktadır. Zekâtın maddi boyutu olduğu gibi manevi ve ruhi bir boyutu da vardır. Yılda bir kez zekât vermek, hem malın hem de nefsin temizlenmesine yardımcı olmaktadır. Zekât, insanın benliğinde yer alan cimrilik hastalığının giderilmesine de yardımcı olur. Zekât fakirin hakkı olduğu için emaneti sahibine vermek gerekir. Müslüman zekâtını ödeyerek hem Allah (cc) hakkını yerine getirmiş hem de kul hakkını ödemiş olur ve böylelikle malını arındırmış olur. Zekât aynı zamanda malın temizlenerek bereketlenmesine vesile olur. Nite-kim Rabbimiz ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe', 34/39)
YanıtlaSil
Yuksel30 Eylül 2025 08:23
عيد
DİYANET TAKVİMİ - 2025
30
EYLÜL SALI
8 Rebîu'l-Ahir 1447
Rumî: 17 Eylül 1441.
Ay Batış: 23.59.
Hızır: 148
Gün/Kalan Gün: 273/92
IMSAK
Fiyatları artırmak i için Müslümanların fiyatla-rına (piyasalarına) müdahale eden kişiyi, Allah Teâlâ'nın kıyamet gününde büyük bir ateşe oturtması haktır. (İbn Hanbel, V, 28)
GÜNES:
ÖĞLE :
İKİNDİ :
AKŞAM:
YATSI :
Ay Doğuş: 15.03.
KIBLE:
Kim, ileri gelenlerin izni olmaksızın bir kavmin başına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olur. Kıyamet gününde de onun ne farzı, ne de nafilesi kabul olunur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 415 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
ES TV.
YanıtlaSilESKİŞEHİR E SİLİKON VADİSİ KURULMASI İÇİN TEŞEBBÜS TE BULUNAN VALİ GÖREVDEN ALINDI.
NOT. AZ GOREV YAPAN VALI.