Bir kimse bütün kaygılarını bir kaygı yaparsa-ahiret kaygısı- Allah onun diğer kaygılarına kafi gelir. Eğer dünya ahvaline ait kaygılarını yayarsa, Allah ona-hangi vadide helak olursa olsun-sahip çıkmaz. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.) Sayfa: 416 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Bir kimse dünya ve ahiret işinden kendisine kaygı veren şeyde kaygılarını bir kaygı ederse, Allah ona kafi gelir. Kim de kaygılarını çoğaltırsa dünyanın hangi vadisinde helak olursa olsun, Allah ona sahip çıkmaz. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 416 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
1. Yakında ommetimden ban kimseler gelir. Alimlerini müşkül meseleler- le yanıltırlar. Bunlar ummetimin şerlileridir. Is. Sevban ra
2. Yakında seninle Aişe (ra) arasında bir hadise olacak. (Bunu Ali (ra) ya söylemişti.) All (ra) dedi ki: "Oyle ise Ya Resulallah, ben onların en fenasıyım "Buyurdu ki. Hayır. Lakin bu hadise olduğunde sen onu evine (mahalli emaruna) teslim et. (Cemel vak'ast) Its. Khu Relig
3. Benden sonra ummetimden bir kavim gelir. Kur'arı okur, dini ilimier den de malumatları olur. Şeytan onlara gelir. "Dunyoığvan duzeltmek sin hukumete sokulsama ya. Siz yine dininizde onlara uymazsınız "der. Nasıl çaldan: dikenden başka birşey ahnmazsa, onlara sokulmaktan da günahtan başka bir şey elde edilmez Hs. Ibni Abbasта
4 Yakında bam emirler gelecek. Siz onların bazı işlerini beğenecek. bamlarından ise hoşlanmayacaksınız. Kim onlaria mticadele ederse necat bulur. Kim onlardan ayrılırsa selamet bulur, kim de onlara karışırsa belak olur. Hz. Ibel Abbas A
5. Benden sonra hir takım tümera gelecek. Ki onlar Benim yolumda gitmealer. Adetimi de adet etmezler. Onlardan bir takımının kalbleri. insan suretinden şeytan kalbidir. Hz. Huzeyfe (ra.) dedi ki: "O hadiseye yetişirsem nasıl yapayım?" Buyurdu ki. Emiri Azama itaat et. Sırtına
vurup lokmanı alsa da. (Hz. Osman (r.a.) fitnesi)
He. Huneyte ra
6 Sizin üzerinizde baza umera peydah olur. Namam vakitlerinden gecikti-
rir ve bid'adler çıkarırlar. Ibni Mes'ud (r.a.) dedi ki: "Onlara yetişirsem
nasıl yapayım?" Buyurdu ki: Ey Ummü Abdin oğlu! Benden nasıl
yapacağını soruyorsun. Allaha isyan edene itaat yoktur. H. The Mes'ud ra Ahir zamanda ummetimden bir takım insanlar meydana gelir ki.
kendimizin de babalarımızın da işitmediği şeylerı anlatırlar. Sizler ve babalarruz burlardan kendinizi çekin.
Ümmetimin sonunda bir takım kadınlar peydah olur ki, erkekler gibi eğerlere biner ve mescidin kapısında inerler. Onlar giyinik çıplaklardır. Başlarını da zaif devenin hörgücü gibi yaptırırlar. Bunları tel'in edin. Zira onlar mel'undurlar. Eğer sizden sonra gelecek ummet olsaydı, bunlar da o gelecek ümmete luzmetei olurlardı. Nasıl ki sizden evvelki
ümmetlerin kadınlarının sizlere hizmetçi oldukları gibi. Ha. ibni Amr r
9 Benden sonra, yakında, bazı umera gelecek, birbirini öldürecekler. emevki, makam için) 11x. Ammar ra
şerirleri olacak
10. Yakında madenler meydana çıkacak ve onun peşine düşenler insanların Beni Süleymden biri.
11. Ahir zamanda lüti denilen bir taife çıkar ve üç siruf olur: Bir sınıfı konuşmak ve yüze bakmakla, diğeri musafaha ve kucaklaşmakla yetinirler. Bir sınıfı da bu işi bilfiil yaparlar. Allahın läneti bunların
uzerine olsun. Meğer ki tövbe ederler. Tövbe edenin tövbesini Allah
1. Ümmetimin sonunda bir takım kavimler olur ki, camilerini süsler. kalblerini ise viran ederler. Onlardan birisi dinine vermediği ehemmi kablerini ise viran ederler verir. Bunlar, dunyaları selamet oldu mu fazlasını
Hz. ibni Abbas TA
2 ahiret işini kaale almazlar. * Benden sonra bir fitne olacak. O fitne olduğunda Ali ibni Ebi Talib (ra) tutun. Zira hak ile batılı Hz. Ebu Leyla el gifari ra
ayırd edecek odur.
3. Benden sonra muzlim gecenin karanlık dalgaları gibi fitneler olacak Insanlar orada alabildiğine gidecekler. Denildi ki: "O halde hepsi helak olucudur." Buyurdu ki: (dünyadaki) katl onlara kafidir. (Ahiretlerine dokunmayacak.) Hz. Saad ra
4. Yakında uzerinize bazı emirler gelecek. Kalbinizin yattığı ile size emirler verecek. Fakat sevmediklerinizi yapacaklar. Sizin için bunlara itaat gerekmez.
Hz. Ubade ra
5. Benden sonra bazı valiler gelecek, İyisi iyiliği ile, kötüsü de kötülük üzere valilik yapacak. Siz bunları dinleyin. Hakka uygun her şeyde kendilerine Itaat edin. Arkalarında namaz kılın. Eğer iyilik yaparlarsa hem size, hem onlara. Fenalık yaparlarsa sizin lehinize, onların aleyhine olur.
Hz. Ebu Hureyre ra
6. Ummetimden "Ehli kitabdan" bir cemaat ve "ehli liben" (çöl halkı) helák
olacak. Denildi ki; Ehli kitab kimdir?" Buyurdu ki, Kitabullahı öğrenişs müslümanlarla mücadele edecek bir kavimdir. Denildi ki: "Ehli Liben kimdir?" Buyurdu ki, şehvetlerine uyub, namazı terkedecek bir kavim- dir.
Hz. Ukbe ra
7 Müslümanlar ye'cüc ve me'cücün ok ve kalkarılarından kaları yedi sene Hz. Nuvvaz ibni Sin'an ra.
yakacaklardır.
(Turi Sinadan kurtulduktan sonra)
"ŞİN HARFT"
8 Yalancı şahidin ayağı yerinden oynamadan Cehennemi hak eder.
Hz. Enes ra
9 Ümmetimin en şerlileri o kimselerdir ki, akşam sabah nimet içinde yemeğin en iyisini yerler ve elbisenin en min gerçekten en şerlile İyisini giyerler. Onlar ummeti- şerlileridir. Zalim emirden kaçan adam asi değildir.
Bilákis asi olan zalim emirdir. Dikkat edin. Allaha isyanda mahlüks
Mübarek geceler, İslâm dininin kıymet verdiği gecelerdir. Bu gecelerin önemi, hadis-i şeriflerle de bildirilmiştir. Allahü teâlâ kullarına çok acıdığı için, bâzı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki duâ ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibadet yapması, duâ ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmıştır. Mübarek geceleri ihyâ etmeli, yânî kaza namazları kılmalı, Kur'ân-ı Kerîm okumalı, duâ ve tevbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevabını ölülere de göndermelidir. Af ve mağfiret için de çok
yalvarmalıdır. Mübarek geceler şunlardır:
1- Kadir Gecesi: Ramazan ayı içinde bir gecedir. İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe "rahmetullahi aleyh" hazretleri; "27. gecesi olması çok vâki olur." buyurdu.
2- Fitr (Ramazan) Bayramı gecesi: Ramazanın son günü
ile bayramın 1. günü arasındaki gecedir.
3- Arefe Gecesi: Arefe günü ile Kurban Bayramının 1. günü arasındaki gecedir. Arefe, Zil-hicce'nin 9. günüdür.
Ramazanın son gününe Arefe denmez!
4- Kurban 3. günlerinden sonraki gecelerdir.
Bayramı geceleri: Kurban Bayramının 1, 2 ve
5- Mevlid Gecesi: Rebi'ul-evvel ayının 11/12. günleri ara-
sındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğduğu gecedir. 6- Berat Gecesi: Şaban ayının 15. gecesidir.
7- Mirâc Gecesi: Receb ayının 27. gecesidir.
8- Regaib Gecesi: Receb ayının ilk Cuma gecesidir. 9- Muharrem Gecesi: Muharrem ayının 1. gecesi, Müslü-
Bunlardan başka, Fitr Bayramının diğer geceleri, Zil-hicce ve Muharrem aylarının ilk on geceleri, haftanın her Cuma ve Pazartesi geceleri de mübârektir.
Yukarıdaki on geceden beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci
Kendisinin Mina'da Cemretülvusta yanında oturduğu, Insanis rın, başına toplanıp kendisine bir takım meseleler sordukları sırada bir adam gelip başına dikilir ve «Sen, fetvå vermekten men olunma miş mi idin? diye sorar.
Ebů Zerrülgıfări, başını kaldırıp ona bakar ve Sen, der, benim Üzerime Muråkıp misin? (71)
Kafasına işaret ederek Kılıcı, buraya dayasanız, ben de, Rest lullah Aleyhisselâmdan duyduğum bir sözü, başım kesilmeden önce tebliğ edebileceğime kanäat getirsem, muhakkak, o sözü tebliğ ede rim! der. (72)
Peygamberimizin Yetiştirip Müftülük Yetkisi Verdiği İlim Adamlarmdan Başlıcaları:
1. Hz. Ebû Bekir,
2. Hz. Ömer,
- Sa'd - Tabaket Buhari - Sahih e. e. 2, a. 183, Alimed b. Hanbel - Münned c. 5. s. 37, 6, s. 238, Müslim Sahib e. 3, в. 1306
3. Hz. Osman (73),
(80)
(a) Mired b. Harbel - Mined c. 5. &. 183, Ebû Devud 120Sunen c. 3,32 Miro Sänen e. 1, s. 85 (18) Ahmed b. Hanbel-Müned e. 5, s. 412
60) Ebd Davud, Sünen e 3, s. 321, Ibn-i Mace Sünen e. 1, s. 98 ( (70) Ahmed b. Hanbel - Mined c. 5, s. 165, Darimi Sünen e. 1, s. 111 Darimi Sünen e. 1, s. 112 12) Ruharf-Sahih (
e. 1, s. 25, Dürimi Sünen c. 1, s. 112 (73) - Said - Takat e 2, 34, 35, 34, 350, Zeheb? Styerü 1,324
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
279
Yine, Allah'a yemin ederim ki: O, ilmin, kalan onda birine de, sizinle ortaktır!» demiştir. (89)
Muaviye b. Ebi Süfyan, Emirliği sırasında içinden çıkamadığı müşkil meseleleri, Hz. Ali'ye yazarak sorardı.
Hz. Ali'nin şehid edildiğini haber alınca «Fıkıh ve ilim, Ebû Ta- lib'in oğlunun ölümüyle gitti!» demekten kendini alamamış, kardeşi Utbe «Şamlılar, sakın, bunu, Senden, Senin ağzından işitmesinler!»
deyince de «Bırak beni, işitirlerse, işitsinler!» demiştir. (90) Hz. Ömer «Umre'ye nereden gireyim?» diye soran bir zata «Git,
Ali'ye sor!» demiştir.
Hz. Aişe'nin de, kendisine, mest üzerine meshden sorulunca «Git, Ali'ye sor!» dediği (91),
Yine, Hz. Aise'nin «Size, Âşûre günü orucunu tutmanız için kim fetva verdi?» diye sorup «Ali, verdi!» dedikleri zaman «Evet! İnsan- lar arasında, Sünnet'i en iyi bilen, Odur!» dediği de, rivayet edilir. (92)
Abdullah b. Mes'ud'a göre Hz. Ali, Medinelilerin Ferálzi en iyi bileni idi.
Feraiz âlimlerinden Mugire «Ferâiz âlimlerinden, ferâiz hakkın- da sözü, Ali'den daha kuvvetli olanı yoktur!» demiştir. (93)
Hz. Ömer «Ebülhasan'ın bulunmadığı mecliste, içinden çıkılmaz,
«Bizim en büyük Kadımız All'dir!» derdi. (94) Hz. Ali, Kur'ân-ı Kerim'i de, usûlüne göre en iyi okuyanlardan- dı. (95)
Abdullah b. Mes'ud'un İlmi:
Hz. Ömer, Abdullah b. Mes'ud hakkında «İlimle dolu Dağarcık!» derdl. (96)
(89) Muhibüttaberl - Riyadunnadra c. 2, s. 256, Alâüddin Ali Müntehabu Ken- zül'ummal c. 5, s. 33
(90) İbn-i Abdulber İstiab c. 3, s. 1108 (91) İbn-i Abdulber İstiab c. 3, s. 1106-1107, Muhibüttaberi Riyadunnadra
c. 2, s. 257 (02) İbn-i Abdulber - Istiab c. 3, s. 1104, Muhibüttaberi - Riyadunnadra e. 2, s. 255 (83) Ibn-1 Abdulber İstlab c. 3, s. 1105, Muhibüttaberi - Riyadunnadra e. 2, s. 256 (94) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 339-340, İbn-i Abdulber İstiab e. 3, s. 1102, 1103, 1104
(95) İbn-i Abdulber İstiab c. 3, s. 1109 (96) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 344, 351
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
281
Ebüdderda Uveymir'in İlmi:
Muaz b. Cebel, vefatı sırasında başucunda ağlayan bir öğrencisi- me, ilmin, kendisile gayb olup gitmeyeceğini söylemiş, ilimlerinden ararlanılmasını tavsiye ettiği dört zat arasında Abdullah b. Selâm le Ebüdderda'yı anmıştır. (108)
Ebüdderdå, Mescide girdiği zaman, öğrencileri, onun arkasını bı- rakmazlar, ona, kimi Ferâizden, kimi Hisaptan, kimi Hadisten, kimi karışık dolaşık meselelerden, kimisi de, şiir ve edebiyattan sorarlar- dı. (109)
Yetişen Genç İlim Adamları:
Eshab-ı kiram arasında: Abdullah b. Amr, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas... gibi yetişmiş bir çok genç ilim adamları da, bu- lunuyordu. İbn-i Abbas'ın ilmi, Hz. Ömer'den, Hz. Ali'den ve Übey b. Ka'b'-
dandı. (110)
Eshab-ı Kiramın Hadis ve Sünnet Üzerindeki Titizlikleri:
Peygamberimiz vefat edince, Merci, Eshab-ı kiramın hafızaların- da ve Sahife'lerinde yaşayan fi'li ve kavli Sünneti idi. Eshab-ı kiram, Kitabullâhın açıklamadığı hususlarda Peygambe-
rimizden gördüklerine ve işittiklerine göre hareket ve amel etmekte,
bilmediklerini de, bilenlerden sorup öğrenmekte idiler. Ümeyye b. Abdullah, Abdullah b. Ömer'e «Biz, hazer ve havf na- mazını Kur'ânda bulduk.
Fakat, sefer namazını Kur'ânda bulamadık?» dediği zaman, İbn-i Ömer, ona «Ey kardeşimin oğlu! Yüce Allah, bize Muhammed Aley- hisselâmı Peygamber olarak gönderdi.
Biz, başka bir şey bilmeyiz. Muhammed Aleyhisselâmın neyi, na- sıl yaptığını gördükse, biz, ancak Ondan gördüğümüzü yaparız!» de- miştir. (111)
Eshab-ı kiram, Peygamberimizin gerek fi'li ve gerek kavli Sün- neti üzerinde son derece titiz davranmakta idiler.
Ebû Eyyüb Halid b. Zeyd'ül'ensari, dünyada bir Mü'minin aybını örten kimsenin, Kıyamet gününde yüce Allah tarafından aybının ör-
(108) ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 352-353 (109) Zehebt Slyerü Âlâmünnübelâ c. 2, s. 250
(110) Zehebi Siyerü Älámünnübelů e. 1, s. 286 (111) Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 2, 8. 94
tüleceği hakkındaki Hadisi tahkik için, Mısırdaki Ukbe b. Amirüle heni'nin yanına kadar gitmişti.
Çünki, bu Hadisi, Peygamberimizden ikisi birlikte işitmişlerdi. Ukbe b. Amir'e «Ben, sana bir Hadis soracağım ki, onu, Resûlul lahın yanında bulunup işitenlerden seninle benden başka kimse kal
mamıştır. Resûlullah Aleyhisselamdan, Mü'minin aybını örtme hakkındaki Hadisini, sen, nasıl işitmiştin? diye sordu.
Ukbe b. Amirülcüheni «Resûlullah Aleyhissəlamın (Kim, dünya da bir Mü'minin aybını örterse, yüce Allah da, Kıyamet günü, onun aybını örter.) buyurduğunu işittim.» dedi.
Ebû Eyyüb, hayvanını çözmeden, izi sıra Medine'ye döndü. (112)
Hz. Ali «Resûlullah Aleyhisselâmdan bizzat bir Hadis işittiğim
zaman, ondan, yüce Allah'ın dilediği kadar yararlanırdım. Başkası, bana bir Hadis nakl edecek olursa, ona, önce yemin et tirir, sonra da, kendisini doğrulardım. demiştir. (113)
Amr b. Meymun der ki «Abdullah b. Mes'ud (Resûlullah Aleyhis-
selâm buyurdu ki) diyerek bir şey rivayet edip başını önüne eğdi. Kendisini, ayakta dikilirken gördüm ki gömleğinin düğmeleri çözülmüş, gözleri yaşla dolmuş, boynunun damarları şişmişti!
Hadis'i rivayet edip bitirdikten sonra (Resûlullah, ya böyle, ya bunun üzerinde, ya buna yakın, ya buna benzer, ya da, bundan baş ka bir tarzda buyurdu) dedi.»
Enes b. Malik te, bir Hadisi rivayet edip bitirdikten sonra, eğer, insanlık halile bir yanılma olmuşsa, bunun manevi vebalinden kurtul mak için Doğrusu, Resûlullah Aleyhisselamın buyurduğu gibidir!» demeyi unutmazdı. (114)
Hadis ve Sünnetin Husüsi Olarak Yazılışı:
Peygamberimizin Hadisleri, bir çok Eshab tarafından ezberlen miş olmakla beraber, onlardan bir kısmı da, Peygamberimizin sa ğında yazı ile tesbit edilmiş bulunuyordu.
Nitekim, Abdullah b. Amr b. As Yå Resûlallah! Ben, Senden duyduğum Hadisleri kalbimle ezberlemekle beraber, ellerimin yardı mından da, yararlanmak yani onları yazmak istiyorum. (115)
(112) Ahmed b. Hanbel Mümed c. 4, s. 159 (113) İbn-i Kuteybe. Tevilü muhtelifülhadis s. 39, Zebebi c. 1, s. 10
(114) İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 11
(115) İbn-i Sa'd - Tabakat c. 2, s. 212, Darimi Sünen c. 1, s. 104
Döyle yapmanı uygun görmüsü (116) Peygamberimiz, «Olur? (117)
Hacisimi dinledikten scuza kalbinde caberleben, el
nin yarımından da, yararlan) buyuruaca (118), Alih Am
Peygamberimizden, duyduklarıza yammağa başlamıştır (118) Abdullah b. Ame der ki Ben, Nesillullah Ayhan dow gum her şeyi ezberlemek ister ve yazar
Kureyşilerden olan Sahabiler, beni, bundan nehy ettiler
(Sen, Resûlullah Aleyhisselkudan duyduğun her şeyi yamp thr ruyorsun amma, Resûlullah Aleyhisselam, begervin Camp halinde nzà halinde de, söz söyler) dectiler.
Bunun üzerine, bir nailckiet, yanmaktan vas geylim Nihayet, durumu, Resûlullah Aleyhisselama are етіли (120)
Ağzına parmağıyla işaret ederek (121) 2
(Yaz! Varığım, Kudret Elinde bulunan Allaha yemin ederim ki buradan, hak sözden başkası çıkmas) buyurdu. (132)
(Ya Resûlallah! Rua halinde de, gasap halante de yayan mi?) diye sordum.
(Evet! Bu hallerde de, hakdan başka sa stylena raşmaz!) buyurdu.» (123)
Abdullah b. Amr, Peygamberimanden duyduğu Hadisleri (Schka) diye anılan Mecmuasına kayd ederdi (124)
Abdullah b. Amr, Peygamberimizin Hadislerinden bin kadarum ezberlemişti. (125)
Abdullah b. Amr, der ki Hayatta (Skika) ile (Vaht)dan başka bir şey beni, özendirmemiştir.
(Sáčika,) Resûlullah Aleyhisseländan Hadis ve Sünnetlerini yar dığım Sahife'dir.
(Vaht) ta, Amr b. Ås'in vakf ettiği ve üzerinde buluğu bir zidir.» (126)
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET 285
Mecmusant, Ahmed b. Hanbel (Vefatı: 241) Katâde'ye (Vefa- #118) okumuş, o da hemen ezberlemişti. (136)
fre-i Sirin, en çok Hadis ezberleyen Sahabilerden Semüre b. Cün- gu hakkında «Onun, oğluna bıraktığı Risåle'de çok ilim vardır.» de- mitir (137)
Knes b. Malik'in, çevresinde toplanarak Hadis dinlemek isteyen- e yarındaki Defteri çıkarıp «Bunlar, Resûlullah Alcyhisselâmdan yazığım ve Kendilerine arz ettiğim, dinlettiğim Hadislerdir!>> Jediği bildirilir. (138)
Abdullah b. Abbas da, Peygamberimizin Sünnetine dair Ebû RA- aden dinlediklerini, yanında bulundurduğu Levhalara kayd etmiş- (139)
Muaviye b. Ebi Süfyan da, Mugire b. Şûbe'ye gönderdiği bir ya- mda: Resûlullah'dan işittiklerini, bana yaz!» demiş, o da, yazmış- ta (140)
Gençlerin Eshab Tarafından Yetiştirilişi ve Sünnetin Yayılışı:
Peygamberimizin vefatını takib eden Enshab devri, Sünneti öğren- me ve öğretme ihtiyacının şumûlü nisbetinde inkişaflı oldu.
Täbiîn devrine girilince, Sünneti öğrenmek ve ona sarılmak ihti- yacı daha çok duyuldu.
Übey b. Ka'b'ın vefatına kadar ilim talipleri Mescidde, onun çev- resinde toplanmaktan ve ondan yararlanmaktan geri kalmadılar.
Hatta, son günlerini yaşadığı sıralarda (Vefatı: 30), Iraklı bir m talibinin, onun, ilim öğretmekten kaçındığını sanarak sitemlen-
mesine dayanamayıp ağlamış, sonra da: Ya Rab! Sana söz veriyorum: Eğer, beni, cuma gününe kadar bırakır, yaşatırsan, Resûlullah Aleyhisselâmdan işittiklerimi, hiç bir kinayıcının kınamasından çekinmeksizin, onlara söyleyeceğim!» de- mis cuma günü de, Hakkın rahmetine kavuşmuştur. (141)
İbn-i Abbas, Peygamberimizden helal ve haramları sorar durur-
du. (142)
(133) Zehehl Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 123
(137) İbn-i Eslr Üsdülgabe c. 2, s. 454
(128) Hakim Müstedrek c. 3, s. 573-574
(13)) Ibn-i Sa'd Tabakat e. 2, s. 371
(240) Buharl Edebülmüfred s. 122, Sahih c. 7, s. 184-185, Müslim Sahih c. 1, 414-415
(11) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 500, 501, 502 (12) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 371, 372
İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 188 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
"Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) Sayfa: 198 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Tayvanların günlük hayatımızda önemli bir yer H Lişgal ettiği, dünyayı adeta onlarla paylaştığımız, bu sebeple hayvanlara karşı da bazı sorumluluklarımı- zın olduğu bir gerçektir. Hayvan hakları başlığı altında olmasa bile insanların hayvanlara, genel olarak tabiata nasıl davranması gerektiği meselesi tarih kadar eski bir sorundur. Günümüzde hayvanlara yapılan kötü mu- ameleler ve hayvan haklarına yapılan saldırılar, insan haklarının yanı sıra hayvan hakları sorununu gündeme getirmiştir. Endüstrileşmeyle birlikte hayvanların gıda, pet, eğlence ya da deney amaçlı kullanımlarındaki ar- tış ve bu kullanım süreçlerindeki acımasız yöntemler birçok ülkede kamuoyu tepkisine neden olmuştur. Bu tepkiler, hayvana bakış ve onu yeniden tanımlama kay - gılarını ve buradan hareketle de hayvanların temel hak ve gönenci tartışmalarını da beraberinde getirmistir. Hali hazırda hayvan hakları devamh surette gündemi mesgul etmesine rağmen, hayvanlara verilen hakların niteliği kapsamının ne olduğu hala tartışılmaya devam
İslam bir toplum düzenidir. Bu dü- zenin örgütlendiği devletin kendine özgü bir biçimi, bir yönetimi vardır. Yahudi iken müslüman olan ve İslâmî bilimlerde bugün söz sahibi olan Mu- hammed Esed, bu kitabında İslâm top- lumunda yönetim biçiminin ne olabile- ceği konusunu gündeme getirmiştir.. Hindistan'dan ayrılan Pakistan'ın yeni yönetimi için Anayasa çalışmaları baş- lamışken Muhammed Esed, İslâm Ana- yasası'nı hazırlama görevini almıştı.. Läik kökenli Batı tipi yönetim biçimle- rini savunan Batıcı - Pakistan aydın- larına karşı Esed, tezini en güçlü delll- lerle savunmuştur. Eelinizdeki kitap, işte bu mücadelenin ürünüdür. Kitap- ta en çok üzerinde durulan nokta İs- làm yönetim biçiminin Batı kökenli yönetimlerle olan uyuşmazlıkları kendi kaynağına bağlı özelliğidir. ve
Her şeyin yeniden irdelendiği ve çağdaş sorunlara İslâmi yaklaşımların yapıldığı bu dönemde «İSLAM'DA YÖ- NETİM BİÇİMİ»nin çağdaş rejim tar- tışmalarına yeni boyutlar getireceği i- nancındayız.
İslâm'da siyasi düzenin yapısıyla ilgilenen oku- yuculara sunmakta olduğum bu kitap, ilk defa «Is- lâm Anayasasının Yapısı» adıyla yazdığım ve Mart, 1948 M. yılında Ingilizce ve Orduca dilleriyle Lahor'- da Pakistan hükümetinin nezareti altında yayınlanan bir broşürdeki düşüncelerimin olgunlaşmış şeklidir.
O sıralarda «İslâm Kurumlarının Yeniden Diril- tilmesi» adlı bir dairenin başkanıydım. Sözü edilen bu daire, hükümetin bir kurumu olup görevi, doğ- makta olan devletin, üzerinde yükseleceği sosyal ve fikri temelleri atmaktı. Pakistanın illeride boyun eğeceği Anayasa meselesi, karşımıza çıkan prob- lemierin en zorlarından biri idi. Nedeni ise, Anaya- sanın alacağı şeklin herkes için açık seçik olmama- sıydı. Halkımızın tümü Pakistan'da bir İslâm Devleti kurulmasını hararetle arzuluyordu. Bu devlet, fikri bugün dünyada var olan siyasal görüşlerin hepsin- den ayrı olacak ve unsur veya ırk temelleri üzerine değilde, yalnızca Kur'an ve Sünnet üzerinde yükse- lecekti. Bununla birlikte, aynı zamanda çağın gerek- lerini tam anlamıyla yerine getirecek ve deviete, kendine has İslâmî şahsiyetini kazandıracak organ- ların yapısı ve idare biçimi ile ilgili açık bir çözüm yolu da yoktu. Sonuç ise, bu mesele etrafında zor bir çatışmanın doğması şeklinde oldu. Halkın bir kıs- mı, -lyi niyetine rağmen- Pakistanın gerçek ve doğ- ru anlamda İslâmi bir devlet olabilmesi için: İlk ha- lifelik dönemine benzemesini ve dolayısile devlet başkanına aşağı yukarı diktatörce bazı yetkilerin verilmesini; eski toplumsal kurallara tam bir bağlılı- ğı (ki, kadının genel faaliyet alanından tam anla- mıyla uzaklaşması düşüncesi de bunlar arasındadır):
XX. asrın tanıdığı, çözülmez, bütün mali düzenleme lerden uzak ilkel bir iktisat kurup çağdaş-toplumsal, İktisadi bütün meseleleri yalnız zekatla çözmeyi ön görüyordu. Diğer taraftan belki daha gerçekçi fakat, Islamı uygulamayı daha az isteyen diğer bir grup vardı. Bunlar Pakistan için, beğenilir ve doğru ol. ması için, Batının yeni demokrasi anlayışlarının ka bullendiği temeller üzerinde yükselecek bir siyasi gelişme arzuluyor ve halkın çoğunluğunun istekleri- ne cevap vermek için de aynı zamanda Anayasaya: «Devletin Resmi Dini İslamdır» sözlerinin yazılması- nı ve «Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla yetinilmesini öngörüyorlardı.
Bakış açılarından dolayı aralarındaki uzaklığı yaklaştırıcı bir köprü kurmak, bizim için kolay bir şey değildir. Aynı zamanda çağın gereklerini göz önün- de bulunduracak, tam anlamıyla İslâmî bir Anayasa yapmaya Ihtiyacımız vardı. İslâmın sosyal düzeni- nin her çağın meselelerine kabul edilir çözümler getirdiğine ve insanın tekamül merhaleleriyle birlik- te yol aldığına dair olan inancımız, bu ihtiyacımıza daha açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Bu gerçeğe rağmen, eskiden yazılmış İslâmî eserlerin çoğu, o anda karşı karşıya olduğumuz engelleri aşmaya yar- dımcı olamıyordu. Şüphesiz ilk âlimlerin bir kısmı -özellikle Abbasi döneminde yaşayanlar- İslamın Si- yası Fıkhı ile ilgili bir çok eserler bırakmışlardır. Fa- kat karşılarına çıkan meselelerin çözümü, tabii ola- rak çağlarına özelliğini veren kültürel çevreden ve çağlarında bulunan içtimâî ve siyasî ihtiyaçlardan etkilenmiştir. Öyle ki, onların çabalarının ürünleri, XX. asırda İslâm devletinin gereklerine cevap vere- miyecek durumdadır. Bu konuda çağdaş Müslüman yazarların eserlerine gelince, genellikle bunlar -ken-
Her toplumun hayatında er veya geç değerli bir fırsat doğar. Toplum bu anda sonunu tespit et mek ve geleceğini dilediği gibi sınırlamakta tam bir hürriyet içinde olur. Bu, toplumun karşı güçle. rin her türlü zorlamasından uzak olarak kararını ver. diği ve hedefini tayin ettiği bir andır. O toplumu istediği yolu seçmekten veya yolunu değiştirmek- ten yer yüzündeki hiç bir gücün karşı durup engelle- yemediği bir an. Toplumların hayatında bu tip anlar son derece azdır. Eğer toplum, doğan bu değerli an- dan faydalanamayacak olursa, bu an çok hızlı bir şekilde gelir, geçer ve bir kaç asır geçmeden de benzeri bir fırsat ele geçiremez. Şu sıralarda İslâm Dünyası, dilediğini seçmek hürriyetine sahip oldu- ğu böyle bir anı yaşamaktadır. Tam bir asır süren çarpışma ve savaştan, başarı ve huzursuzluktan ve sürekli çırpınıştan sonra, İslâm ümmetinin çoğun- luğu, üzerlerindeki sömürgecilerin egemenliğinden kurtulup hürriyetlerine kavuşabildiler. Bu hürriyetin sonuçlarından biri de: «Bu ümmete egemen olma- sı gereken esaslar neler olmalıdır ki, böylece arzula dığı mutluluk ve refahı gerçekleştirebilsin?>> mese- lesiydi. Konu yalnızca devlet işlerinin idari denge- siyle ilgili değildi. Ozellikle toplumların karakteris- tik özelliğinin üzerinde yükselmesi gereken düşünce yapısı ile ilgili idi. Müslümanların bu sonucu tespit etmeleri gerekiyordu: Onların son zamanlarda hür- riyetlerini elde eden devletleri, yeni batı dünyasının kavramlarının -ki bu kavramlar, dinin insanların ameli (pratik) hayatlarını yönetme hakkını tanımı- Yortar- peşinden gidip onlara uyacak mı, yoksa mem leketlerinin her tarafında kelime gercek anla
mıyla İslamın dilediği toplumsal düzeni mi gerçek- leştirecek? Çünkü birdevletin Islami bir devlet ola- bilmesi için, mutlak çoğunluğunun hatta bütün hal- kının müslüman olması yeterli değildir. Çünkü, ha- yatını şuurlu bir şekilde Islamın siyasi ve ictimai esaslarına göre düzenlemedikçe ve özellikle bu esasları anayasasına hakim unsur kılmadıkça, bu sifat ile nitelendirilmesi mümkün olamaz.
Fakat bu noktada bazı kimseler şöyle sormak- tadır: Islâm, kendisini kabul eden kişilerden her yer ve her zamanda Islâmi bir devlet kurmalarını isti- yor mu, yoksa konu, Islam halklarının eski tarihle- rinin hatıralarının kendilerinde bıraktığı artıkların etkisi altında kalmaları sonucu mu ortaya çıkıyor? Islâmın yapısı gerçekten Müslümanlardan siyasi alanda belirli bir düzeni uygulamalarını mı istiyor. yoksa o da diğer dinler gibi sadece çağın gerek- lerine uygun olarak istenilen şekilde devletin siyasi yapısının kurulmasına göz yumuyor mu?
Aynı zamanda İslâm tarihinin belirgin özellikle- rinden olan dinin siyasetle ortak bir bağla ilişkisi; kültürlerini Batıdan almış bulunan müslümanlarca ve ameli hayatla din konularından her birinin ayrı olduğu inancı üzerinde yetişmiş kimselerce benim- senebilecek bir düşünce değildir. Diğer taraftan ise, bu konuya gerçek anlamıyla önem verilmedikçe ki- şinin İslâmı doğru kavraması mümkün değildir. Is- lâm öğretilerinden bir kısmı hakkında bir şeyler bi- len isterse bu bilgisi sathi ve az olsun bir kişi, bu öğretilerin, insanın yaratıcısıyla olan ilişkilerini dü- zenlemekle yetinmediklerini ve aynı öğretilerin aynı zamanda insanın yaratıcısıyla olan ilgisinin bir so- nucuymuş gibi, müslümanın uyması gereken top-
lumsal bir düzende sunduğunu bilir ve muslumann lumsaluyması gerektiğini de kavrar Eğer biz, tobi hayatın bütün görüntülerinin Allah'ın iradesinden kaynaklandığını ve bu nedenle kendine has olumly bir takım özelliklere sahip olduğunu kabulleniyor. sak, bilelim ki; Kur'ânın yaratıklar için tespit ettiği biricik ve nihãi gaye: Yaratıkların, Yaratanın irade. sine boyun eğmeleri ve onun iradesinin gereklerini yerine getirmeleridir. Insan tarafından gerçekleşti. rilen ve insana nispetle «ISLAM>> diye adlandırılan bu boyun eğiş; insanın arzu ve isteklerini ve yaşa yışını şuurlu ve olumlu bir şekilde, Yaratanın yaşa ma kanunlarıyla birlikte koyduğu diğer kanunlara göre şekillendirmesini açıkça istemektedir. Bunun gibi, halile hayır ve şer için değişmeyen ölçü ve anlamlar da olmalı ve bunlar zaman ve şartların de- ğişmesiyle değişmemelidirler. Bizim, hayır ve şer veya adaletle zülum kavramları için koymaya çalı şacağımız ölçülerin «Mutlak doğru olmakla nite- lendirilemiyecekleri apaçıktır. Bunun nedeni, insan düşüncesinin ta başlangıcından sınırlı olmasıdır. Çünkü her düşünce, düşünenin zaman ve çevresin- den sürekli olarak etkilenmekle karşı karşıyadır. Buna göre dinin amacı, insanın arzu ve ihtiyacla rını Allah'ın iradesine göre şekillendirmek ise; In- sanın yanılmaktan ve yanlışlar yapmaktan uzak bir şekilde, hayır ile şerri ve yapılması gerekenle yapıl maması gerekeni birbirinden nasıl ayırdedeceğini bilmesi ve öğrenmesi gerekir.
Şüphesiz ahlâk ilimlerinin önemle yer verdikle badinsanları sev veya «Doğru ol» veya Allahd bağlan şeklindeki öğretiler yetersizdir. Çünkü bun lar çelişkili olarak, çeşitli şekillerde yorumlanabi
Ker. Olması gereken odur ki: bir araya getirilmiş ve insan hayatının tümünü kapsıyon ruhi-maddi, ferdi- ictimai, iktisadi-siyasi bütün alanlarını sınırları ne kadar geniş olursa olsun düzenleyici, zaptedilmiş, sağlam kanunların olmasıdır.
İslâm bu gayeyi «ŞERİAT» diye adlandırıtan İlä ni bir kanun aracılığı ile gerçekleştirmektedir. Ki, Şeriat Kur'an-ı Kerim'in, diğer taraftan da Sünnet diye bilinen ve Kur'ân-ı ameli (pratik) örneklerle açıklayan Rasûlullah'ın sünnetinin hükümlerini kap- samaktadır. Sünnet de Rasûlullah'ın hayat şeklinden başka bir şey değildir. Mümin, Kur'an ve Sünnetin, kainatın yaratılışındaki her şeyi kuşatan ve içine alan Allah'ın Sünnetinin (Tabiat kanunlarının) bir yönünü açıklığa kavuşturduğu görüşündedir. O, in- sana nispetle de Kur'an ve Sünnetin Allah'ın bizden ne istediğini ve nasıl olmamız gerektiğini de kap- samları içinde ifade ettiklerine inanır.
Şüphesiz Allah, sadece bizden istediği şeyleri
açıklamaktadır. Fakat O, bu isteğine uygun davran-
maya da bizi zorlamaz. O, bize seçme hürriyetini
tanımıştır. Buna göre biz, dilersek Şeriatını seçerek ona boyun eğebiliriz. Dilersek de emirlerinin aksine gider ve sonucunu (azabı) kabullenmek şartıyla Şeriatına değer vermeyebiliriz. Çünkü hangi tara- lı seçersek seçelim, durum lehimize veya aleyhi- mize alacaktır. Buna göre İslam öğretilerine uygun yaşayabilmenin, bizim şeriata gerçek anlamıyla bo- yun eğmemize bağlı olduğu apaçıktır. Bundan baş- ka kişi olarak biz, Allah'ın emrine boyun eğmeyi seçmemize rağmen, bazan arzulanan şekilde bunu devamlı olarak gerçekleştirmemiz mümkün olmaya- bilir. Çünkü her ne kadar Islamın temel gayesi, in- sandaki kişisel yönü düzeltmek ise de; şüphesiz
aydının da bu görüşü paylaştıkları apaçıktır. Çağdaş hayatimizda diğer konularda da olduğu gibi bu ko- nuda da Batı düşüncesinin etkileri açıkça görülebil- mektedir.
Şüphesiz bu noktada da yalnızca batı için söz konusu olan ve onları din ile ki kendi dinleri ile anlaşmazlığa düşüren bazı nedenler vardır' Böyle bir anlaşmazlığın izleri, bugün dünyanın büyük bir kesimini etkisi altında bulunduran ahlâkî, siyasi ve İctimai bunalımlarda yansımaktadır. Bütün dinlerin -her durumda- en yüksek gayesi olan ahlâk ölçü lerine, davranış ve yaşantılarını uydurup boyun eğe cek yerde Batılılar, «maslahat yararı, sözü dinle- nebilecek tek kanun kabul ettiler ve bütün işlerin, ışığında çözümlenebileceği biricik ölçü olarak be- nimseyiverdiler. Fakat «maslahat>> ile nitelendirile- cek olan bir şeye her bir ümmet ve her bir toplu luğun bakış açısı ayrı ayrıdır. Bu çatışma ister bir milletin siyasî alanında olsun, ister dünya çapında olsun değişen bir şey yoktur. Aynı zamanda bu tip çıkar çatışmaları da gayet tabii bir şeydir. Elbet- te, insanlardan her hangi bir topluluk veya her hangi bir millete faydalı olan bir şeyin başka bir toplu- luğa veya bir millete faydalı olması gerekmiyor -çoğunlukla da durum böyle olmaktadır. Buna gö re insanlar, bu hayatta tasarruflarını bir ebedi ga- yeye veya belirli bir ahlâkî ölçüye göre ayarlama yacak olurlarsa, onların menfaatleri birinde olmasa diğer noktada mutlaka çatışacaktır; aralarındaki ya riş da kızışıp hızlandıkça menfaatları da gittikçe bir- birinden uzaklaşacak ve ların hayır ile şerri -birbirine karşılıklı ilişkilerinde on ayırd etmeleri mümkün olmayacaktır. kar ştırdıklarından
biri, adalet ve zulüm tasavvurun maslahat busin biri, veya şu veya bu millet için, maslahat ve fayde icin vardığı şeyler üzerinde yükseltmiştir. Daha ek bir anlatımla: Bu düzenler siyasî ve iktisadi meke nizmalarını yalnızca insanların arzu ve heveslerine ve durmadan, devamlı değişen maddi ihtiyaçlarına göre düzenlemişlerdir. İnsanların ve hayatın bu du rumlarından başka türlüsü olamıyacağını benimse diğimize göre; buna bağlı olarak, gerçekte «hoye ve şer>> veya «adalet ve zulüm kavramlarının olum lu bir gerçek taşımadıklarını da kabul etmeli ve bunların sosyal ve siyasal şartların gereklerine uy gun olarak şekil alabilen bir takım gölgelerden ileri gitmediklerini de kabullenmeliyiz.
Bu mantiki düşüncenin peşinden gidecek olur- sak kabul etmemiz mümkün olamıyacak bir nokto ya geliriz ki, o nokta da şudur: İnsan ilişkilerini bir kalıp içinde düzenleyen âhlâkî müeyyideler yok tur. Çünkü yanlızca bu müeyyidelerin varlığını du şünmek, onların değişmez nitelikleri olmadıkça bir değer ifade etmeyen boş şeyler olarak kalırlar.
Adalet-zülüm, İyilik-kötülük kavramlarının in sanlar tarafından konulduğu ve bunların ictimai ört ve çevre değiştikçe değiştikleri gerçeği vicdanımız da yer edecek olursa; onların artık güvenilir reh berler gibi hayat yolunda bizi doğru yola götürme leri mümkün değildir. Bunun için biz hayati mese lelerimizde, bütün ahlâkî değer yargılarını bir to rafa bırakır ve yalnızca özel menfaatlerimizi göz Önünde bulundururuz. İşte bu menfaatlerdir ki kişi ler, toplumlar ve milletler arasındaki ilişkilerde de vamlı artan bir bunalımı doğurmakta ve insano ve rilmiş mutluluğun bir parçasını da devamlı yıkmak
yır ile şerri ayırabildiği melekesi, yalnızca bu iki te. mel inanç üzerinde kurulabilmiştir. Eğer biz yaratı lanların ötesinde, mutlak yönetici bir gücün varlığı nı kabul etmeyecek olursak, herhangi bir gayemizin veya bir davranışımızın özde doğru veya yanlışlığı nı, ahlâkî veya gayri ahlâkiliğini düşünmemiz gerek. miyor. Varlık âleminin her durumunu yöneten bir gücün varlığına olan inancın olmayışı halinde, ah- läkla ilgili bizim her tasavvurumuz kapalı ve kişisel menfaatlere zorunlu olarak boyun eğen kavramlar olarak karşımıza çıkacaktır. Nitekim bizim her du- rumda iş ve gayelerle ilgili olan yargılarımız, onla- rın toplum için sağlayacağı fayda veya önleyeceği zarara göre olacaktır. Böylece adalet ve zülum kav- ramları, yalnızca kişiye veya topluma olan faydala- rına göre anlamları olan ve ancak bu anlamlara gö- re açıklanabilen kaypak kavramlar olur. Ki bu fay- daları da toplumsal ve iktisadi şartlar değiştikçe sü- rekli olarak değişmekle karşı karşıyadır.
Ahlâk dünyasında dinî şuur ve düşüncenin oy- nadığı rolle ilgili olarak yaptığımız bu açıklamalar, cağımızda dünyanın dine karşı olan tutumu karşı- sında daha büyük bir önem taşımaktadır. Hemen hergün kültürlü (!) kesimden birisi gelip bize şunu söylemektedir: Din, insanlığın ilkel geçmişinin ka- lıntılarından başka bir şey değildir. Zaten bu ilkel geçmişin güneşi, «İlim çağının doğmasıyla batmış tır. Ve tabii ilimler -onlara göre- gayeleri tükenmiş ve çağın ruhuyla uyuşmayan çürümüş dinî düşünce Ve nizamların yerini almak üzeredir. Üstelik bu ilim- ler, yollarında ilerlemelerine engel bulunmaksızın adımlarını atmaktadır. Insanlık bu dolaşmanın so- nunda yalnızca «Akıl kanununa>> göre nasıl yaşaya-
sız olarak bütün insanlık toplumlarının uymak zo- runda olduğu, hayatla birlikte yol alan fikrî ve tari- hì tekâmülü göz önünde bulundurmaktan almalıdır.
Birinci şartın gerçekleşebilmesi için dini inan- cın, insanın yalnızca ruhî ihtiyaclarına olumlu bir değer vermekle yetinmemesi ve onun maddi ihtiyac- larına da gereken değeri vermesi gerekir. Bu ise Islâmın gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmeğe çalıştı- ğının ta kendisidir. Ikinci şarta gelince: bu da dinin sunduğu siyasî hükümlerin açık, esasları değişmez olmasının yanında donukluktan ve katılıktan da uzak olduğu zaman gerçekleşebilir. Bu özelliği biz, İslâ- mın Kur'ân ve Sünnetten aldığımız siyasi hükümle- rine nispet etmekteyiz.
Kitabın ileriki sahifelerinde kabul ettiğim bu görüşlerle ilgili delilleri ortaya koymaya çalışacağım. Fakat buna girişmeden önce -Islâm Fakihleri ara- sında Şer'î kanunların yürürlük alanları ve bu ka- nunların ayrıntılarında fikir birliği olmaması nede- niyle- Islâmî kanun yapmakla ilgili genel görüşlerin bazılarını sunmayı kendim için kaçınılmaz bir görev sayıyorum.
ISLAM ŞERİATININ ALANI:
Müslüman fakihlerin ortaya koyduğu bütün emir ve yasakların Kur'ânda veya Sünnette nass (doğma) ile tesbit edilmiş hükümler olmadığı bilinen bir ger- çektir. Fıkıh hükümlerinin büyük bir kısmı, ictihadın ürünlerindendir. Bu tür hükümlere çeşitli hüküm çı- karma yollarıyla varılmıştır.
Geçmiş çağlarda müslüman fakihler, vardıkları fıkhi hükümleri, Allah'ın Kitabı (Kur'ân) ile Resûlünün Sünneti üzerindeki derin çalışmalarının temelleri üzerinde yükseltmişlerdir. Fakat buna rağmen çıkar-
Devleti Anayasasının kapsamı içerisinde şunları da hükme bağlayan bir madde bulunmalıdır: Vatandaşa lar, ahlâki durumlarını zedeleyecek ve şereflerini incitecek durumlardan korunacak, ayrıca evleri, şeref ve namusları da himaye edilecektir. Bizzat hü- kümet de bu ana garantilere aykırı düşecek idari İşlerden kendisini alı koymak zorundadır.
Buna göre -tehlikeli ithamlar altında kalmış ki- şiler dışında hiç bir kimsenin gizli polisin gözetimi altında tutulması, İslâm Devletinde olmaması gere- ken bir şeydir. Nitekim, yalnızca şüphe dolayısıyla tutuklamak, açıkça anayasaya ters düşmek olacak- tır. Muhakeme edilmeden ve mahkeme kararı olma- dan tevkif veya hapis, kişisel hürriyete vurulmuş bü- yük bir darbe kabul edilir. Oysa hürriyet, Kur'ân ve Sünnetin nasslarının açıkça hükme bağladıkları te- mel bir haktır.
İslâm Devletinde Öğretim
Mecburi ve Parasızdır
Vatandaşın tam bir uyanıklıkla hükümetin ça- lışmalarını kontrol etme hakkı, fikir ve fikirlerini açı- ğa vurma hürriyeti alanını geniş tutmadıkça, tam anlamıyla gerçekleşemez. Bu iki hususu (yani hü- kümetin çalışmalarını kontrol ve fikirleri açığa vur- ma hürriyeti) İslâm, toplum bireylerinden herkes İçin garanti etmiştir. Fakat tam bir hürriyet hava- sı içinde fikirlerini açıklama hakkının tanınması, ki- şinin görüşleri doğru bir kavrayış ve sağlam bir düşünüşün sonucu ortaya çıkmıyorsa hiç bir değeri olamaz. Hatta bazan toplumun faydasını zedeleye- bilir de. Bu bakımdan bu iki husus, fertte doğru bir kültür sağlanmadıkça gerçekleşemez. Buna göre memlekette her erkek ve kadının öğretimlerini ko- laylaştıracak bir düzenin sağlanması hükümet için
sanlık hayatının maddi yönünden ayrı bir takım şey lermiş gibi görmelerine hakları yoktur. İslam, ideal toplumun oluşturulmasını, yalnızca hayatın ahlaki yönüyle değil, pratik yönüyle de ortaya konmasını ister. İslâm toplumu, bireyleri için yalnızca ruhi ge rekleri sağlayan bir toplum değildir. Onların geçim ihtiyaçlarını da sağlayan bir toplumdur. Buna göre, tam anlamıyla devletin İslami bir devlet olabilmesi için, en azından erkek veya kadın olsun her ferdin, asgarî geçim seviyesinden faydalanabilecek şekil de, toplumun işleri düzene konmalıdır. Çünkü bu asgarî geçim seviyesi sağlanamadan, ne insanın yüceliğinden, ne gerçək hürriyetten, ne de ruhi kal kınmadan söz edilebilir.
Bu sözler, devletin vatandaşlarına rahat ve mutlu bir yaşayışı, çalışma söz konusu olmadan sağlayacak demek değildir, tabii. Birinci olarak, aşırı zenginlik ve servetle insanlığın özünü aşıı bir şekil de inciten, alçaltıcı bir fakirlik, İslâm Devletinde yan yana olamaz. İkinci olarak, her vatandaş için şe refli bir hayat sürmenin gereklerini sağlamak için bütün imkânlarını kullanmak devletin görevidir. Üçüncü olarak, bütün vatandaşların bu gereklert elde edebilmesi için eşit imkânlara sahip olmalan gerekir. Aksi taktirde belirli kişiler, toplumun geri kalanlarının hesabına yüksek ve tatlı bir hayatın se fasını sürerler. Peygamber (s. a.) şöyle buyurmuştur.
«Mümin, mümin için bir yapı taşı gibidir. Biri diğerinin kuvvetini artırır.» (2)
Buna göre, hayatın her kademesinde karşılıklı yardımlaşma, İslâmın hedef aldığı ana gayelerden biridir. Peygamber (s. a.) in ilan ettiği Şeriatin öğre tilerine göre vatandaşlarının yaşayışlarını sağlaya
(2) Buhari ve Müslim, Ebû Musa'dan rivayet etmişlerdin
öğretilerine uygun yasama imkanı vermeyen bu şart. ların, olduğu gibi korunmalarını isterler.
Şüphesiz okuyucu da benimle birlikte böyle dü şünmenin yanlış ve geçersiz olduğunu kabul etmek- tedir. Bu tip muhafazakârların geçersiz zanlarına ve İsnatlarının saçmalığına rağmen; düşüncelerinin, et- rafında dönüp dolaştığı kaide de budur. Kavramla- rımızda ve sosyal geleneklerimizde bir değişikliğin zorunluğunu kabul etmeyişleri, erkek, kadın bir çok müslümanın kör bir şekilde batının izinde gitmeleri sonucunu doğurmuştur. Onların yeni İslâm Devleti- nin eski tarihî geçmişlerine uygun bir nüsha olma- sı konusundaki değişmez ısrarlarının insanların ka- fasında İslâm Devletini gülünç bir şekilde canlandır- ması kaçınılmaz bir şeydir.
Uzun asırlar boyunca müslümanların düşünüş-
lerini etkileyen donukluk ve kültürel parçalanmala-
rın yolumuza yığdığı bu zorluklara ek olarak şunu da
kayd edelim: Bizim, hayatımızı soylu İslâm Düşün-
cesinin temellerine göre yeniden şekillendirme ça-
balarımız, İslâm Dinini kabul etmemiş halklarda bir
takım şüphe ve korkular doğurur ve bu onları -do-
laylı veya dolaysız olarak bu gayemizin yoluna
mümkün olan engelleri koymaya iter.
Haçlı Seferlilerden itibaren İslâm, son derece eksik, kötü bir şekilde Batılılara sunuluyor. Öyle ki, İslâmla ilgili her şeyin batı düşünce ve kültüründen taklik edilmiş bir parça olduğu hakkında şüphe -ba- zan da nefret- doğdu.
Batılılar, İslâm öğretilerinde inançlarının çoğu- nun kabul edilmediğini görmekle kalmıyorlar, onlar aynı zamanda İslâmı siyasî bir tehlike olarak da gö- rüyorlar. Asırlarca önce Avrupa ve İslâm dünyasını
Şeriatın Sosyal Hükümlerini Kapsayan Bir Ansiklopedinin
Gereği
Ben, bir kaç sözle önemli bir meseleye dokun- madan bu kitabı bitiremiyeceğim.
İslâm Devletinin hâkimiyeti altında bulunan böl- gedekilere Şeriat hükümlerin uygulama görevinde olduğunu görmüştük. (1) Bu gayenin gerçekleşebil- mesi için ise, Kur'ân ve Sünnette nassa bağlanmış Şer'i-sosyal hükümlerin bütününü ihtiva eden, özlü, kolay anlaşılır bir ansiklopedi gereklidir. Fakat fıkhi araştırmalar yoluyla varılan neticeler katılmaksızın bu hükümler, günümüze kadar getirilip müslüman- lara sunulmuş değildir.
İslâm Şerîatı, müslümanlara kolay, basit ve ha- kiki şekliyle sunulacak yerde, bin seneden beri çe- şitli fıkıh mekteplerinin ve âlimlerinin ortaya koydu- ğu çeşitli tevîl, istinbât, istidlâl ve netice çıkarma usullerinden meydana gelmiş, çok yönlü, üstüste yığılmış bir yapı şeklinde sunulmuştur. İctihâd yo- luyla elde edilmiş bu sonuçlar gerçekten çok ve zor anlaşılır olmaktan başka, çoğu zaman önemli konu- larda biri diğeri ile çelişmektedir. Müslümanların sosyal ve siyasî konularda, hayatlarında ve yaşayış şekillerinde gayelerinin bir olduğu konularda fuka- hânın görüşleri ayrılık göstermektedir: -Meselâ- bu müctehidler arasında Ebû Hanife'nin mezhebine gö- re Sünnî olanı var veya Şîanın İsnâ Aşeriyye fuka- hâsından Şiî müctəhid olanı var veya bir üçüncüsü, sûfî mezheplerden birine mansup sûfî olanı da var. İşte bu noktada kişi kendi kendine sorar: İslâm Dev- letinin umumi kanunları bu çeşitli fıkhî mezheplerin hangisine göre yapılacaktır?
(1) bk. Üçüncü bölüm, «Yön Gösterici Bazı Esaslar.
görevleri, aşağıdaki sıfatları kendisinde bulunduran Kur'ân ve Sünnet hükümlerini bir araya getirmektir: <<> kelimesinin lügat anlamına uygun olan hükümler. Yani lafızları zâhir ve birden fazla mana anlaşılması mümkün olmayan öğretiler,
b C Bir emir veya nehiy ifade eden nasslar, İctimaî yaşayışla direkt olarak ilgisi bulu- nan nasslar.
İkinci olarak :
Kur'ân-ı Kerîmde nassa bağlanmış hükümleri seçip çıkarmak kolay bir çıkarmak için yalnız bir cektir. Peygamber (s. a.) çalışmadır. Çünkü bunları kaynağa müracaat edile- Efendimizin hadislerinin her biri ise, onun söylendiği tarihî sebebini bulmak için gayet ince bir tetkik ve seçme metoduyla elden geçirilmesi gerekir. Buna göre bu âlimler heyetinin, ilmi ve tarihî tenkid açısından mümkün olan en yük- sek bulunmayan hadislere güvenmemelidir. Sıhhat açısından az olsa bir tartışma götürebilecek hadis- lerin, baştan beri alınmaması gerekir. Tabiî bu, ilmî açıdan önemsiz bazı kusurlardan başka bir eksiği bulunmayan ve bunlar dışında sahih olmanın bütün özelliklerini kendisinde bulunduran hadislerden, çe- şitli zamanlarda ictihâd için faydalanılmayacağı an- lamına gelmiyor. Benim üzerinde durmak istediğim husus, bu gibi hadislerin, söz konusu Şer'î hüküm- leri bir araya getirecek ansiklopedinin içine girmek için elverişli bir madde olarak kullanılmasına mü- saade edilmemesi gerektiğidir.
Biz, Peygamber (s. a.) in her zaman ve her şart İçin uygun bulduğu hükümlerle, yalnız belirli bir du- rumu çözüme bağlamak veya belirli bir zamanın bir ihtiyacına cevap vermek için koyduğu hükümlerin
dikkatle birbirinden ayrılması gerektiğini söylemek İstiyoruz. Bu gibi muvakkat hükümler, Peygamber (s. a.) in bizzat kullandığı sözlerden veya hadisi ri vâyet eden sahâbînin kullandığı açıklamalar yardı mıyla ortaya çıkarılır. Nitekim bir hadisin, belirli bir zaman için söylendiğini, bu hadisin açıkça ortaya koyduğu bir vasiyyet de belirlemektedir. Bu hadisi, aynı konuyla ilgili diğer hadislerle karşılaştırdığımız da bu durum ortaya çıkar. Sıhhati kesinleşmiş bir hadisten çıkarılan bir hükmün, aksini gösterecek bir delil bulunmadıkça, devamlı olarak geçerli kabul edilmesi gerekir.
Üçüncü olarak :
Ahkâm ansiklopedisini meydana getirmek için yapılacak çalışmalarımızın, Kur'ânın şurasında, bu- rasında serpilmiş bulunan çeşitli âyetleri seçmekten veya bir hadisi diğerlerinden ayrı olarak, tek başı- na ele almaktan ibaret olmaması gerekir. Aksine, her durumda Kur'ân bütün örgüsüyle, Sünnet de ge- nel bir bakışla ele alınmalıdır. Bazan Kur'ân-ı Kerî- min bir âyetini okuduğumuzda ilk anda, bunun Şer'î bir hüküm ihtivâ etmediğini görebiliriz. Fakat aynı âyeti başka bir âyetin veya sahîh bir hadisin ışığın- da okuduğumuzda, onun ihtivâ ettiği hüküm açığa çıkar. Hadis-i Şeriflerde bu durum daha çok olur. Bu duruma göre bizim, Peygamber (s. a.) den rivâ- yet edilen hadislerinden ancak söylediklerinden bazı parlak bölümleri sunabildiğini veya hayatından ayrı ayrı bazı olayları çoğunlukla tarihî akışından dal- lanıp budaklanarak ümmeti için bir önder ve bir kanun koyucu gibi vasf ettiğini unutmamak gereki- yor. Buna göre, Peygambere gelen bir emir, bazan onu, bir miktar sahih hadislerle birlikte okumadıkça veya ilgili hadisi, konuyla alakalı bir âyetin ışığında
Yürekler kabarık, gözlerde damla, Mehteri saygıyla dur da selâmla. Bir huşû içinde dinle gülbankı, Sesleniyor tarih, bu ses o yankı. Sen böyle yürürken tuğla sancakla,
Türkün savaşları geliyor akla. Asırlar boyunca çınladı serhat, Doğudan batıya, Yemen Belgrad... Duyarak bakışan gözler görüyor, Fatih Topkapı'dan şehre giriyor. Sen böyle yürürken tuğla sancakla,
Türkün savaşları geliyor akla.
★★★
SOHBET.
NASIHAT
Hazret-i Ali buyurdu ki: (Her kim altı şeyi yerine getirirse, Cenneti istemek ve Cehennemden kaçınmak hususunda ona yetişir:
1.Hak teâlâyı tanıyıp, O'na itaât etmek, 2.Şeytanı tanıyıp, ona muhalefet etmek,
3.Hak yolu tanıyıp, ona sımsıkı yapışmak,
4. Bâtılı tanıyıp, ondan el çekmek.
5.Dünyayı tanıyıp, onun geçici olduğunu anlamak.
6.Ahireti tanıyıp, onun ebedî olduğunu bilmek.
★★★
SOHBET.
le
ar
is
tu
yr
ORUCA SABIR Ko
Kimsenin sözü ile orucu bozmamalıdır. Oruç insanı hasta
ler kabarık, gözlerde damla, eri saygıyla dur da selâmla. aşû içinde dinle gülbankı, miyor tarih, bu ses o yankı.
öyle yürürken tuğla sancakla, n savaşları geliyor akla.
boyunca çınladı serhat, Han batıya, Yemen Belgrad... ak bakışan gözler görüyor, Topkapı'dan şehre giriyor.
öyle yürürken tuğla sancakla, n savaşları geliyor akla.
★★★
NASIHAT
zret-i Ali buyurdu ki: er kim altı şeyi yerine getirirse, Cenneti istemek ve nemden kaçınmak hususunda ona yetişir: Jak teâlâyı tanıyıp, O'na itaât etmek, eytanı tanıyıp, ona muhalefet etmek, Tak yolu tanıyıp, ona sımsıkı yapışmak, âtılı tanıyıp, ondan el çekmek. ünyayı tanıyıp, onun geçici olduğunu anlamak. hireti tanıyıp, onun ebedî olduğunu bilmek.
★★★
T.
ORUCA SABIR
msenin sözü ile orucu bozmamalıdır. Oruç insanı hasta naz. Zayıfları kuvvetlendirir, zihinleri açar. Cenâb-ı faydalı olan şeyi emreder. Zararlı şeyi emretmez. Hasta yolcu olan, hamile olan veya süt emziren kadınlar madığı oruçlarını Ramazan'dan sonra kaza eder.
Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattık- larımızın birçoğundan üstün kıldık. (Isra, 17/70)
BİR AYET
İNSAN: HİKMET BAHŞEDİLEN CEVHER
O kul ki Allah'ın yarattığı ve ruh-i ilahisiyle desteklediği eşref-i mahlukat değil midir? Her insan O'nun "Ben hikmeti dilediğime veririm." buyruğuyla hikmet bahşedeceği bir cevher değil midir? Öyleyse her Allah kuluna bu nazarla bakmak gerekmez mi? Bazen hazineler harabelerde bulunur. Mü- cevherin toza toprağa bulanması değerini kaybettirmez ki! Şairin dediği gibi: "Harabat ehlini hor görme zakir/Defineye malik viraneler var." Öyle değil midir, kapımıza gelene alelade bir dilenci gözüyle bakarsak ondaki Hak tecellisini göremeyiz. Ama kim olursa olsun Allah'ın kullarından bir kul olarak karşılayıp gönlümüzle ağırlarsak hikmet nazarıyla bakmışız demek- tir. Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bilenler bulurlar hakikati. Aramakla bulunmaz ama bulanlar hep arayanlardır, demiş hikmet ehli. Kula düşen arayışta olmak, peşine düşmek hakikatin. Onu nasip etmek ve buldurmak ise Hakk'ın kudretindedir. Sen yolda ol, yolu bulduracak
Bir kimse öğrenmek istediği ilmi kast ederek çıkarsa, onun için Cennete bir kapı açılır. Melaike kanadlarını döşerler. Göklerin melekleri ve denizlerin balıkları onun için istiğfar ederler. Alimin abide fazileti, bedir gecesindeki ayın semadaki küçük bir yıldıza üstünlüğü gibidir. Muhakkak ki alimler Peygamberlerin varisleridir. Muhakkak ki Peygamberler altın ve gümüş miras bırakmazlar ve lakin onlar ilim miras bırakırlar. Kim ilmi alırsa nasibini almış olur. Alimin ölümü öyle bir musibettir ki, başka şeyle telafi olmaz. O, yeri kapanmıyan bir gediktir ve sönmüş bir yıldız gibidir. Bir kabilenin ölümü bir alimin ölümünden daha hafiftir. Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.) Sayfa: 419 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Beyt-i Mamur yedinci semadadır. Orayı her gün, ilk defa görmekte olan yetmiş bin melek ziyaret eder. Kıyamet kopuncaya kadar da bu böyle devam eder. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 196 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Beyt-i Mamur semadadır. Ve ona "Surah" ismi verilir. Bu, beyt-i Haram misillidir. Ve onun hizasına gelir. Düşecek olsa, onun üstüne düşerdi. Her gün yetmiş bin melek onu ziyarete gelir, her gelen melek bir defa gelmek şartıyla. Onun semadaki kıymeti, Beytullah'ın kıymeti gibidir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 196 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Babası Hafız Celal Efendi, annesi Fatma Hanım'dır. "İmamoğulları" adıyla bilinen bir aileye mensuptur. 1933 yılında ITU Yüksek Mühendis lik Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl Vasfiye Hanım ile evlendi. Çiftin Cahide, Cahit, Ayşe adlarında üç çocukları oldu. MTTB başkanlığı da yapan Tevfik İleri, öğrencilik yıllarından itibaren hareketli bir hayat sürdü. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti milletvekili olarak TBMM'ye girdi. Çeşitli bakanlıklarda bulun du. Ulaştırma (1950), Milli Eğitim (1950-1953 ve 1957), Devlet Ba- kanlığı ve Başbakan Yardımcılığı (1957-1958) ve Bayındırlık Bakan lığı (1958-1960) görevlerinde bu lunmuş, 1953-1955 yılları arasında TBMM başkanvekilliği yapmıştır. Gerçekleştirdiği icraatların bazıla- n şunlardır: Din derslerini ilkokul
İLERİ GÖRÜŞLÜ BİR DİNDAR DEMOKRAT programlarına soktu, din dersiennen
okutulup okutulmama karanna ve lilerin seçimine bıraktı, 1930 yılında kapatılan Imam Hatip Liselerinin yirmi yıl sonra yeniden açılmasına önculuk etti. Istanbul Yüksek Islam Enstitüsü'nü kurdu. Köy Enstitule ri'ni yeniden düzenleyerek öğret men okullarıyla birleştirdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesinin açılışara gerçekleştirdi. İlk Boğaz Köprsu projesi onun zamanında ihale sevi yesine kadar geldi, ancak 60 ihtiäli sebebiyle proje 10 yıl sonra gerçek leşebildi. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Yassiada Mahkemelerin de idama mahkûm edilmiş, cezası ömür boyu hapse çevrilmiştir. Yargı lamanın ardından Kayseri bölge ce zaevine yollanan İleri, hastalanması üzerine Ankara Hastanesine kaldırıl di ve 31 Aralık 1961 günü öldü.
Bakanlıkları döneminde önemli icraatlar gerçekleştirdi. Din derslerinin ilkokulların müfredat programına alınması (1950), Türk Sanat Tarihi Enstitüsü’nün kurulması (1951), Türk kültür eserlerinin yayımının başlatılması (1951), yirmi yıl aradan sonra İmam-Hatip okullarının yeniden açılması (1951-1952), İstanbul’da Yüksek İslâm Enstitüsü’nün kurulması (1959-1960) bunlardan bazılarıdır. Ayrıca Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanmakta olan İnönü Ansiklopedisi’ni Türk Ansiklopedisi adıyla yeni bir yayın kurulu oluşturarak devam ettirdi (1952). Yine tek parti döneminde propaganda vasıtası olarak kullanıldığını düşündüğü Köy enstitülerini, köy çocuğu - şehir çocuğu ayırımını önlemek ve yapısında düzenlemeler yapmak için öğretmen okullarıyla birleştirdi (1952-1953).
1960 İhtilâli’nden sonra tutuklanarak Yassıada’ya götürüldü. Vatan cephesi kurmak, muhalefetin faaliyetini kısıtlayıp diktatörlük tesis etmek, meclisi çalıştırmamak, anayasayı ihlâl gibi suçlarla yargılandığı Yassıada mahkemesinde müebbet hapse mahkûm edildi. Fakat bir süre sonra hastalandı ve kaldırıldığı Ankara Hastahanesi’nde 1961 yılının son günü kanserden öldü. İyi bir hatip olan, idealist ve aktif bir mizacı bulunan Tevfik İleri, gelenekçi ve muhafazakâr bir düşünce yapısına sahip olup çevresinde daha çok milliyetçi fikirleriyle tanınmıştır.
nem ateşinin azabından ümmetini kurtarmakla da yun pakine MONCIN denilmiştir. Bazı nushalarda MÜNECCIN de yazılmıştır.)
MÜZEKKİRÜN
38
Allahümme salli ve sellim ala menismühü MÜZEKKİRÜN (S.A.V.)
Açıklama:
MÜZZİKİR, gereken şeyleri hatıra getirici manasındadır. Bu ism-i şerif Kur'ânda:
فَذَكَرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرُ
«Fezekkir innemá ente müzekkirün Sen (ey resûlüm) bürhan ve belgeler göstererek öğütler ver. Sen ancak bir nasihat edicisin.» (Gaşiye süresi, âyet: 21) âyetiyle såbittir. Hatıra getirmekten murad vaazdır. Yani fâni dünyadan yüz çevirmek ibadetle meşgul olmak ve bâki olan ahirete rağbet göstermektir.
Peygamber erin Seyyidi olan Resûlümüzün meclislerde ashab ve ümmeti daima ibadete teşvik edip fani dünyadan yüz çevirmelerini, ölümden evvel ve ölümden sonra gerekenlerin tedarik edilmesine ça- lışılmasını anlatması, ve Kur'ân-ı Kerim'de vaazlar, öğütler, teşvik- ler ile günahlardan korkutmalar ve bunlar gibi kendisine vahiy olu nan ilahi emirleri herkese bildirmesi, dünyada ve kabirde ve mahşer yerinde faydalı ve gerekli şeyleri bildirmesi, mü'minleri tehlikeli şey- lerden halås edip iki dünya saadetine, cismânt ve ruhani Alemlerin izzet ve yüceliğine erme sebeplerini vaaz ve nasihat ile bildirmeleri âdetleri olduğu için mübarek isimlerine MÜZEKKİR denildi.
NASIRÜN
39 Allahümme salli ve sellim alâ menismühü NÄSIRÜN (S. A.V.)
Açıklama:
Hazret-i Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Hazretleri, Hak Celle ve AlΑ Hazretlerinin kelimesini ilan etmekte İslâm dinini ve ehlini asis kıl- makta, düşmanlarını kahretmekle ve yok etmekte Allah dininin yar dımcısı olup mü'minlere öğüt verip onlara şeriat bilgilerini öğretmek
le tehlikelerden korkutmakta, yasak ve necat verici şeyleri bildirme de ve onlara rağbet göstermede, mazlumların üzerinden suluderet mede, acizlere ve zayıflara inayette daima nusret ettiği, yardımcı bu Junduğu için mübarek adına NASIR denildi.
Bir gün bir arabi Resül-i Ekrem (S.A.V.) Hazretlerine basi he- diyelerle gelmişti. İslam ile müşerref oldu. Resûl (S.A.V.) in meclisi ve güzel yüzü ve müciz sözleriyle lezzet duyduğundan vatanına gide- meyip orada kaldı. Lakin parası da bitmiş, tükenmişti. Ancak binip geldiği devesinden başka bir şeyi kalmamıştı. Zorlukta kaldığı için vatanına dönmeğe yol harçlığı yapmak üzere devesini satmaya karar verdi. Ebû Cehil, o arabinin halini öğrenince:
Şunu dininden çevireyim! diyerek deveyl satın almak istedi. Adama, parasını ödeyeceği anda:
Eğer sen Muhammedin dininden dönersen ve babanın dinine girip Muhammed'e verdiğin hediyeleri geri alırsan hem sana devent, hem de parasını veririm! dedi. Bedevi:
- Ben Hak dinini buldum. Canımı bu yolda feda ederim, dinim den dönmem! Ben senden bir şey istemem. Ancak, devemin pahasını ve hakkını isterim! dedi.
Ebû Cehil:
Mademki sen dininden dönmüyorsun, ne deveyl, ne de para- sını sana veririm! dedi ve rabi'yi koğdu. O da:
Lât ve Uzza'ya kasem ederim ki eğer sen Muhammed'e varıp şikâyet eder ve adam getirirsen getirdiğin adamı da, seni de döğe- rim! dedi. Arabi bu deli saçması sözleri duyunca Resûl-1 Ekrem (8. A.V.) Hazretlerine gidip Ebû Cehilden şikâyet ve tasallümde bulun du. Hazret-i Resûl-i Ekrem (S.A.V.), Ashab-ı Kiramdan birini arabi'- nin yanına verdi:
Var, Ebû Cehil'e söyle bu adamın ya devesini, ya da devesi- nin akçesini versin! dedi. Onlar da bu buyruğu alarak Ebû Cehil'in yerine doğru ilerlediler. Kureyşlilerden kimileri Ebû Cehil'e:
Arabi, Muhammed'e varmış, onun bir adamı ile geliyor! de- diler. O da yeniden putları Lât ve Uzza'ya yemin ederek:
Gelince ikisini de döğerim! diye kızgın kızgın haykırdı, Bu anda o sahabe geldi. Ebû Cehil'e:
Sen bu kişinin devesini almışsın. Resûlullah'a gelip senden gl- kâyet etti! dedi. Ebû Cehil:
Muhammed'in emri nedir? Soyle! Buyruğu başım üzerine dedi. O sahabe de
Buyruğu şudur ki, bu arabi'nin va devesini ya akçesini bu
saat verirsin dedi Eba Cehil hemen devenin bedelini ödedi. Onlar da parayı alıp gittiler. Kureyş ehli bu işe şaşıp kaldı Deminden beri neydt o korlemen, neydi a yeminlerin Haber
gelince sana soylenir söylenmes saatte Muhammed'in emrine boyun
eğdin dediler. Ebû Cehil Benim gorduguma sta gormedinia? Sanki ben deveyi kendi rizamla nu verdim. Hayır. O sahabe gelip Muhammed'in dileğini bil dirince o sahabinin başının ucunda bir kızgın deve gördüm. Ağzını açmış, başına doğru uzanıyordu. Eğer aykın bir iş yapsaydım başı mu çekip koparacaktı. Çaresiz olarak korkumdan ötürü o fermana boyun eğdim. Adamın hakkını verdim ve kurtuldum! dedi. İşte bu hal gibi nice mazlumları zalım şerrinden kurtardığı için Resûl (SA.V.) in mubarek adına NÁSIR denikti.
MANSURUN
40 Allahümme salli ve sellim ala menismühü MANSÜRÜN (SAV)
Açıklama:
Resulullah (SAV) in MANSUR diye isimlendirilmesinin sebebi şudur:
MANSUR, kendisine Cenab-a Hak tarafından yardım olunmuş kimseye denir. Resül (S.A.V.) Efendimizin mensuriyeti, bütün dinler üzerine galip kılınması, bütün öteki şeriatleri ortadan kaldırması ve ümmetinin cümle ümmetten hayırh ve mükerrem olmasıdır. Kendi nurlu zatları veya kendilerinin tâyin buyurduğu zaferler kazanan sa habeleri, tå Kıyamet'e kadar da yüce ümmetlerinden din düşmanları üzerine yürüyecek olan sevgili ümmeti Allah indinde ebedi kılınmış ve düşmanlarının yüreklerine tå bir aylık mesafeden korku verilmiş ve kahredilmiştir. Savaşta, tanyeli ve meleklerin gökten yere inişl sür'atindedirler. Ashabı biribirine uygundur ve işlerinde tam yürür lükle mansur kılınmışlardır. Ama ahirette de büyük şefaata mazhar dırlar. Makam-a-Mahmud ve Liva-yi Hamd ve Hava Mevrûd, cümle arzu edilen şevler, dilekler håcetler Resûl (S.A.V.) e verilecek ve rast oluncaya kadar şefaate izinli olacaktır. Böyle bütün büyük ve şerefli nebiler ve kalbi såt lleri gelenler arasında yüce mestyet ve fazilet ile
mümtaz ve muzaffer kılınmış, kendisine yardım edilmiş olduğundan kendi mübarek ismine MANSUR denildi.
NEBİYYÜR RAHMETI
Allahümme salli ve sellim alå menismühü NEBİYYÜR RAHMETİ (S.A.V.)
Açıklama:
Enbiya Sultanı, Esfiya Senedi, Mefhar-1 Ålem, Adem evladları Seyyidi olan Nebi-yi Mükerrem (S.A.V.) Hazretleri önceden ve sonra- dan, zähiren, båtinen rahmete sebep olduğu için güzel isimlerine NE- BİYYUR RAHMETİ denilmiştir. Netekim Hak Celle ve Alá, Kur'ân-ı Kerimde şefkat ve rahmet yüceliğini ve şanının yüceliğini:
Ve må erselnâke illa rahmeten lil âlemin Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik!» diye beyan buyurmuşlardır. Onun müba- rek zatı ve peygamber olarak gönderilişi, risaleti rahmet üzerine has- rolunmakla onun fazilet ve kemâlini kalem, söz, dil beyan edemezler. Bu imkânlar sınırına giremez. İnsanın takati dışıdır bu. Hele insan- ların babası Adem (A.S.) in alnında Resûl (S.A.V.) in nurları bulun- duğu için melekler tahiyyat secdesine varıp kendilerine tâzim ve tek- rimde bulunmuşlardır. Nebilerin babası Hazret-i Nuh (A.S.) in o rahmetten parlak nurunun nåsibi mübarek döllerinden gelen oğlu Sam'da bulunduğundan dolayı gerek gemisine, gerek içinde bulunan- lara Tufan'dan ve sulara batmaktan necat ve selâmete erişmiştir. Gemi Cudi adındaki dağa oturmuş, gemi içindekilerin dışında bütün yeryüzünün sakinleri boğulmuş ve helâk olmuştur. Gemi içinden se- låmetle çıkan insanların hiçbirinden nesil gelmeyip ancak, yüce Al- lah Risaletpenah Efendimizin en şerefli atası olan Nuh (A.S.) in dö- lünden gelen Hâm, Sâm ve Yâfes'ten yine dünyayı insan cinsleriyle süslemişlerdir. Sonra, peygamberlerin en faziletlisi olan Hazret-i İb- rahim Habibullah Hazretine o rahmetten isabet eden nasip ile kudsi döllerinde Resûl (S.A.V.) in mukaddes nurları bulunduğu için Nem- rud'un ateşi ona soğuk ve selâmet kılınmıştır. Mübarek evladı İsmail (A.S.) Allah Hazretlerine boğazlanmak suretiyle fedâ kılınmıştır. Böylece, bütün yüce enbiyâ ve yüce resûller, sâdıklar, saygı değer şe-
hitler, mü'min erkekler ve mü'min kadırılar türlü nimetler ile ni metlenmiş ve turiu ikramlarla aziz kılınmış olduğundan bütün bun lar hep Resûlullah (SAV) e intisapları dolayıslyle olmuştur. Hatta bütün insanlar ve başka hayvanlar ve kuşlar, böcekler, kısaca, yara tıkların hepsine verilen rahmet O'nun şerefine olduğundan mübarek İsimlerine NEBİYYÜR RAHMETİ denildi.
(Allahümme ec'alná fiddåreyni minel merhümine bi hürmeti Ne- biyyir Rahmeti ve Seyyidil Mürselin.)
NEBİYYÜT TEVBETI
42 Allahümme salli ve sellim alà menismühü NEBİYYÜT TEVBETI (S.A.V.)
Açıklama:
Insan cinsinde lik tevbe Adem (A.S.) Hazretlerinden gelmiştir. Bu tevbe, Hazret-i Resúl vesilesiyle olduğundan Allahü Teâlâ tara fından kabul olunmakla, kendi mübarek isimlerine NEBİYYÛT TEV- BETI denildi. Kendisinden önce teşrif eden Enbiya ve Mürselin (A S.) ların ümmetlerinden kimisinin tevbeleri aslå kabul olunmayıp, kimisinin tevbelerinin kabulüne ağır işler şart kılındı. Mesela Haz- ret-i Musa (A.S.) in ümmeti Beni İsrail'den Abede-yl Acil, yäni Bu- zağı kulları denen kimseler böyle ağır şartlara uğrayanlardır. Bu olay şöyle olmuştur: Hazret-i Musa, Tevrat-ı Şerifi almak için Tür-1 Sina'ya kırk gün, kırk gecelik münacata gitmişti. Sihirbaz Samiri, İsrailoğullarının altın ve gümüşlerini toplayıp onlardan bir buzağı yaptı:
İşte Músa'nın Rabbi budur! diye halkı aldattı, onları buzağı- ya taptırdı. İsrailoğullarının çoğunu kafir etti. Hazret-i Müsa (A.8.) Túr dağından dönüncé kavminin käfir olduğunu gördü. Onlar pię manlık getirerek tevbe ile yeniden Musa dinine dönmek istediler. O zaman Hazret-i Músa (AS) tevbelerinin kabulü için Hak Celle ve Ala'dan yakarı ve niyazda bulundu. Hak Teâlâ Hazretleri:
Buzağıya tapanlar otursunlar. Tapmayanlar kılıçla onların üzerlerine yürüyüp onları öldürsünler. Onlardan boyunlarını unatip öldürülmeğe razı olanların tevbelerini kabul ettim! diye günah işle yenleri kendilerini öldürtmek gibi ağır bir şart ortaya koymuştur. Fakat Seyyidler Seyyidi, saadetler pınarı olan Resûl-i Hüda Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.V.) ümmetinin gizli veya aşikar, küçük, büyük, kasten veya unutarak bütün günahlarını tà Kıyamete kadar. Hak Celle ve All Hazretleri kabul edecektir. Bu da Kur'ân-ı Kerim'de:
Mebde terimi İslâm felsefesinde “ilimlerin ilkeleri” anlamında da kullanılmıştır. Buna göre felsefî ilimlerin konular (mevzûât), ilkeler (mebâdî) ve problemler (mesâil) olmak üzere üç metodolojik yönü bulunur. İlimler bu yönlerden birbiriyle hem farklılaşır hem ilişki içinde olur; bu ilişki ve farklılıklar da felsefî ilimlerin tasnifini şekillendirir. İlkeler ya ilimlerin tamamı veya bir kısmı için ortak olur ya da sadece bir ilme özgü olabilir. Bu ilkeler bir ilmin problem çözme işlemlerine kanıt teşkil eden öncüller olup kendileri o ilmin sınırları içinde kalınarak kanıtlanmaz. Bir ilmin kendine özgü ilkeleri yanında bir üst ilimden ya da bir tümel ilim olarak metafizikten aldığı ilkeler de vardır. Meselâ aritmetikte 5’in tek sayı olması bu bilime özgü bir ilkedir. “Aynı sayıya eşit olan bütün sayılar birbirine eşittir” ilkesinde aritmetik başka bazı bilimlerle ortaktır. “Aynı şeye eşit olanlar birbirine eşittir” ilkesinde ise bütün bilimler ortaktır. Bilimler arasında ilke alışverişi şeklinde yardımlaşma da söz konusudur. Metafizik tümel bir ilim olup öteki cüz’î ilimlere tümel ilkelerini verir (Fârâbî, Kitâbü’l-Burhân, s. 59-65; İbn Sînâ, en-Necât, s. 139-140). İbn Sînâ vahye dayalı dinin teorik ve pratik felsefenin ilkelerini içerdiğini, felsefenin işlevinin bu ilkeleri aklî yöntemlerle yeniden keşfedip uygulama imkânlarını geliştirmek olduğunu ileri sürmektedir (ʿUyûnü’l-ḥikme, s. 16-17).
Ontoloji açısından mebde, İslâm felsefesinde sebep veya illet terimleriyle eş anlamlı olarak da kullanılmaktadır. Buna göre varlıkların ilkeleri onların var oluşunu sağlayan fizik yahut metafizik sebeplerdir. Fârâbî, bilgilerimizin ilkeleri yanında varlığın da ilkelerinin bulunduğunu ve bu ikincilere sebepler dendiğini belirtmektedir (Kitâbü’l-Burhân, s. 70). Nitekim onun es-Siyâsetü’l-medeniyye adlı eserinin diğer adı Mebâdiʾü’l-mevcûdât’tır. Bu adlandırmada mebâdî kelimesi cismanî varlıkların sebeplerini ifade etmektedir. Bu sebepler, cisim olmayan ve cisimde bulunmayan ilkelerle cisim olmayan fakat cisimde bulunan ilkeler olmak üzere ikiye ayrılır. İlk sebeple (Tanrı) ikincil sebeplerin semavî akıllar, melekler, cisim ve cismanîlikle hiçbir ontolojik bağlantısı yoktur. Öteki ilkelerden nefis mânevî bir cevher olmasına rağmen cisimle (beden) bitişebilen, sûret ve ilk madde ise duyulur dünyada daima birlikte bulunan ve cismin iç ilkelerini teşkil eden
sebeplerdir. Dört unsur ve madenlerin inorganik düzeyinden başlayarak canlı organizmalara ve nefis sahibi göklere kadar bütün varlık aşamalarındaki oluşlar bu sebeplilik düzeni içinde gerçekleşmektedir (Fârâbî, es-Siyâsetü’l-medeniyye, s. 31 vd.). İbn Sînâ da üstadının sudûrcu bir anlayışla geliştirdiği ontolojik hiyerarşi görüşünü sürdürürken Tanrı’yı ifade eden ilk sebep (el-illetü’l-ûlâ) yerine ilk ilke (el-mebdeü’l-evvel) tabirini de kullanmıştır (eş-Şifâʾ, s. 27, 42). Gazzâlî, ilk ilke kavramını sorgularken esas itibariyle filozofların Tanrı anlayışını eleştirmek amacındadır (özellikle bk. Tehâfütü’l-felâsife, s. 97-114). İbn Rüşd ise meseleyi eski filozoflara atıflarda bulunarak ele almakta, maddesiz semavî ilkelerin varlığını kabul edip hepsinin nihaî sebep olan ilk ilkeye indirgenebileceğini ileri sürmekle birlikte sudûr teorisini Aristoculuk’tan bir sapma olarak görmekte ve bu konudaki eleştirisinde Gazzâlî’ye hak vermektedir (Tehâfütü’t-Tehâfüt, s. 184-185, 211-218, 229-233).
BİBLİYOGRAFYA et-Taʿrîfât, “mebâdî” md.
İsmail Fenni [Ertuğrul], Lugatçe-i Felsefe, İstanbul 1341, s. 551-553.
Cemîl Salîbâ, el-Muʿcemü’l-felsefî, Beyrut 1982, II, 320-322.
Aristoteles, Logic, Prior Analytics [I, 24a], (trc. A. J. Jenkinson, The Works of Aristotle içinde), Chicago-London 1952, I, 39.
a.mlf., Logic, Posterior Analytics [I, 72a], (trc. G. R. G. Mure, a.e. içinde), I, 98.
a.mlf., Metaphysics [I, 3-9, 983a-995a; VII, 1-4, 1012b-1015a], (trc. W. D. Ross, a.e. içinde), I, 501-513, 533-535.
a.mlf., en-Naṣṣü’l-kâmil li-Manṭıḳı Arisṭo (nşr. Ferîd Cebr), Beyrut 1999, III, 182; IV, 431.
Genel Kısaltmalar Transkripsiyon İşaretleri Arama Kılavuzu Duyurular TDV İslâm Ansiklopedisi Hakkında Görüntü Ayarları
TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara... ANÂSIR-ı ERBAA العناصر الأربعة İlkçağ Yunan, Ortaçağ İslâm ve hıristiyan felsefesinde tabii varlıkların ilkesi sayılan dört madde. İlişkili Maddeler TABİAT Yaratılış, seciye, bir varlığın aslî yapısı, maddî dünya anlamında bir terim. KEVN ve FESAD Tabiat alanındaki oluş ve bozuluşu ifade eden felsefe terimi.
Müellif: H. BEKİR KARLIĞA Anâsır kelimesi sözlükte “asıl, kök, soy; şeref ve asâlet” gibi mânalara gelen unsur kelimesinin çoğuludur. Kur’ân-ı Kerîm’de unsur ve anâsır kelimeleri geçmemektedir; hadislerde ise “kök, kaynak” anlamında bir iki defa unsur kelimesi kullanılmıştır (bk. Buhârî, “Tevḥîd”, 37; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ʿunṣur” md.). Anâsır-ı erbaa “dört unsur” demek olup klasik felsefede toprak, su, hava ve ateşten ibarettir. İslâm kaynaklarında anâsır-ı erbaa yerine ustukussât-ı erbaa, erkân-ı erbaa, tabâi‘-i erbaa, mevâdd-i erbaa, ümmehât-i erbaa, ümmehât-i süfliyye, usûl, mebâdî ve kavâbis gibi daha başka terimler de kullanılmıştır. Bu terimler pek çok âlim ve düşünür tarafından eş anlamlı sayılmışsa da aralarında bazı küçük farklar bulunmaktadır. Şöyle ki, bir birleşiğin içinde onun bir parçası olarak yer alan şeye rükn (çoğulu erkân), birleşiğin çözülmesi sonucunda ortaya çıkan şeye ustukus (çoğulu ustukussât), birleşiği meydana getiren maddeye asıl (çoğulu usûl), yeni bir madde teşkil etmek üzere eski şeklini bırakıp bozulan şeye de unsur (çoğulu anâsır) denir.
İslâm felsefesindeki anâsır-ı erbaa anlayışı antik Yunan düşüncesinden gelmektedir. Antik Yunan’da antropomorfik tanrı inancı hâkim olduğu için yaratma veya yoktan var olma (ex-nihilo) fikri mevcut değildir. Bu sebeple Grekler’e göre tanrı (veya tanrılar) kâinatı yoktan var etmiş değildir; aksine o, kendisi gibi ezelî olan kâinatın ilk maddesine sadece şekil verip onu düzene sokmuştur. İşte tanrı gibi ezelî olan bu ilk maddenin ne olduğu Grek düşüncesinin kuruluş döneminde çok tartışılmıştır. Arkhe diye ifade edilen bu ilk madde Thales’e göre su, Anaximenes’e göre hava, Herakleitos’a göre ateştir. Empedokles ise bunlardan her birini arkhe olarak kabul etmek yerine, toprakla birlikte dördünün kâinatın ana maddesini teşkil ettiğini söylemiştir. Eflâtun’un da dört unsur fikrini savunduğu bilinmektedir. Dört unsur teorisini sistemleştirerek tabiat bilimlerinde hâkim görüş haline getiren ise Aristo olmuştur. Ona göre kâinat, ay üstü ve ay altı olmak üzere ikiye ayrılır. Ay üstü âlem ebediyet diyarı olduğu için burada oluş (kevn-géneration) ve bozulma (fesad-corruption) yoktur ve bu sebeple ay üstü âlemde bir tek unsur vardır. Aristo buna esîr adını verir. Ay altı âlem ise oluş ve bozulma evreni olduğu için burada birden fazla unsurun bulunması gerekir. Aksi takdirde etkileme (fiil) ve etkilenme (infiâl) olamaz. Her ne kadar bazı İlkçağ filozofları ay altı âlemde madde olarak değişik şeylerden söz etmişlerse de klasik düşünceye hâkim olan Empedokles’in zikrettiği dört unsur (ateş, hava, su, toprak) görüşüdür. Zira bütün varlıkların yapısında bu dört madde değişik şekillerde bulunmaktadır.
Tasavvufî düşünceyi felsefî boyutlara kavuşturarak İslâm düşüncesinde büyük değişiklikler meydana getiren İbnü’l-Arabî, unsurların feleklerin hareketi sonunda ortaya çıktığını belirterek Tanrı’nın dört unsuru dört günde yarattığını, bunların içerisinde ateşin en üst mertebede bulunduğunu, fakat Hz. Âdem’in çamurunda yer alan suyun hepsinden daha etkili olduğunu söyler ve unsurlara kendi özelliklerini verenin Allah olduğunu belirtir. İbnü’l-Arabî ile paralel fikirler taşıyan İbn Seb‘în ise dört unsurdan söz ederken bunların keyfiyetleriyle fiilleri arasında denklik bulunduğunu, parlak olan ateşin cisimleri kendi tabiatına çevirdiğini, şeffaf ve latîf olan havanın sûretleri kolayca benimseyip bıraktığını, suyun da aynı özellikleri taşıdığını, toprağın ise yoğun bir cisim olduğunu belirtir.
Meşşâî felsefe ile İşrâkī düşünceyi birleştirerek yeni bir hikmet anlayışı kurmaya çalışan Şehrezûrî, bir ağaç şeklinde tasarladığı evrende hareketin keyfiyeti, keyfiyetin de unsurları doğurduğunu, diğer bütün şeylerin ise unsurlardan meydana geldiğini söyler. O da tıpkı İbn Sînâ ve arkadaşları gibi unsurların bir tane olmasının imkânsızlığını vurgulayarak analiz ve sentez metoduyla bunların dört tane olması gerektiğini bildirir (bk. eş-Şeceretü’l-ilâhiyye, vr. 74b-75b).
İlk dönem kelâm bilginleri tabiat bilimleriyle ilgili değişik görüşleri tartıştıkları halde unsur konusuyla hemen hemen hiç ilgilenmemişlerdir. Sadece Mu‘tezilî düşünür Nazzâm’ın kümûn teorisinde arkhe olarak unsur fikri görülmektedir. Eş‘arî de dört unsurdan ziyade dört keyfiyetten söz etmekle yetinir. Âlemin kıdemi noktasından arkhe problemine yaklaşan İmam Mâtürîdî ise dört unsurdan çok dört tabiattan bahseder.
Başlangıç, kendisinden başlanılan ve gidilen hareket noktası, kendisine dayanılan (mevku- fun aleyh) veyahut zihinde ya da hariçte önce plan şey. Mebde (Arapça) fiilinden türemiş bir isimdir. Çoğulu mebadi (Arapça)dir. Türkçeye ilke, esas, temel
âşir ki bu da el-aklü'l-Fa'âl) dır. İslâm filozo sadır olan ezeli on akıl (ukul-i aşere) ve dokuz nefis ka- bul etmişler ve iddialarına göre bunlar âlemin yaratılışın- dâ aracılık etmişlerdi. Mütekellimîn, İslâm filozoflarının eski Yunan felsefesinden aldıkları bu görüşlerine şiddet- le karşı çıkmışlardı. Çünkü filozofların bu iddiaları, ak- lî ve nakli hiç bir delil ile sabit değildir. Allah Teâlâ ise ya- ratmasında aracıdan münezzehtir. Yine İslâm filozofları on akıl ve feleklerin nefislerine (semavî nefislere) el-Me- bâdiü't-âliye (yüce mebdeler) demişlerdi.
Mebde; kâinatın ve dünyanın başlangıcı ve yaratılışı anlamına da gelir. Nitekim Kelâm ilmi; "Allah Teâlâ'nın zat ve sıfatlarından, mebde (başlangıç) ve mead itibariy- le mümkinâtın (kâinâtın) ahvalinden İslâm kanunu üzere bahseden bir ilimdir" diye tarif edilir.
Alimlerin ıstılahında mebdein çoğulu olan "mebâdi" şek(inde kullanılır. Mebâdi; ilimlerin meselelerinin (bahis ve asli maksadlarının) kendilerine dayandığı doğru ve genel esaslardır. Küllî ve temel kaziyyeler (önermeler)dir. İlimlerin hakikat ve maksadlarını isbat edip açıklamada başlangıç ve hareket vazifesi görürler. İlimlerin hakikatla- rını teşkil eden bahis ve konuları isbata vesile oldukların- dan dolayı mebâdi'ye "Vesâil" de denilmiştir.
Bir görüşe göre ilimlerin mebâdii iki kısımdır: 1- el-Mebâdiü't-Tasavvuriyye: İlimlerin konuları sayılan
temel kavram ve terimlerdir.
2- el-Mebâdiü't-Tasdikiyye: İlimlerin meselelerinin is- batı kendilerine dayanan temel ve genel kaziyyeler (önermeler)dir. Ancak "mebâdiü'l-Ulûm" denilince bu İkincisi anlaşılır.
Bir ilmin maksad ve bahislerini ispatta mebdelere (prensiplere) şiddetle ihtiyaç duyulduğundan, mebâdî de o ilimden bir cüz sayılır.
Mebâdî, bazen mebdein de isbatında kesin delil ola- rak kullanılır:
ezli ve ebedi değişmeyen gerçeklerdir- gibi sabit olunlar
yp zamanla ihtiyaca ve kültür cereyanlarına göre değişe
bilir. Bazılarının yerine ilimlerin ilerlemesinden faydalanıla-
rak kesin ve açıkça isbat edilmiş gerçekler getirilir. Mese-
lâ inkârcılara karşı atalet ve entropi prensiplerinden fay-
dalanılarak insanda ruhun varlığı şu şekilde isbat edilir:
Mikro seviyelerden makro seviyelere varıncaya kadar
bütün maddeler cansız, şuursuz ve atıldır. İnsanda şuur
(cilinç), bilgi edinme ve irade vardır. Dışarıdan bir kuvvet
uygulamadıkça madde olduğu hal üzere kalır. Madde ha-
reketini, biçim ve şeklini dışarıdan bir etki ile alır. Ben ise,
dişandan bir kuvvetin itmesi ve bir hareketin verilmesi ile
değil, kendi içinden gelen bir irade ile istediğim gibi hare-
ket ederim. Madde ve enerji ise fizik ve kimya kanunları-
nın dışına çıkamaz. Yani hürriyeti yoktur. O halde insanda
dileyip tercih ettiren varlik madde olmayıp kendiliğinden
hal olan cul ettiren var eiger, beyin maddesinden si
mejiler, düşünmeyi ve iradeyi sağlıyor" denilirse; yine il-
urla kontrol edilmeyen kendiliğinden yürüyen olaylarda
min kesin prensip ve karunlarına dayanarak deriz karda
entropinin artışını söyleyen termodinamiğin ikinci kanu-
nuna göre, bir gün boşlukta kendiliğinden sıkışması im-
kânsız olduğu gibi enerjinin de düzenli ve bir amaca uy-
gun olarak sıkışıp yoğunlaşması da mümkün değildir. Z
Madde olmayan
kontr
lu bir ruhun bilgisiyle Π
C
pat ederken başka ilimlerin mebâdiine muhtaç olmasına razı olmamışlar, dinî akideleri isbata mebde teşkil eden ve vesile olan hemen hemen zamanlarındaki bütün tabi- at bilgilerini ve mantıkî bahisleri bu ilmin mebadi ve ve- sall içerisine almışlardı. Özellikle kelâm ilminin mebâdii, dini âkideler-ki bunlar
Kâtib Çelebi evâile dair ilk eserin Ebû Hilâl el-Askerî (ö. 400/1009’dan sonra) tarafından kaleme alındığını söylerse de ilk telifin İbnü’l-Kelbî’ye (ö. 204/819) ait olduğu anlaşılmaktadır (İbnü’n-Nedîm, s. 109). Günümüze gelen evâille ilgili belli başlı eserler şunlardır: 1. Ebû Bekir b. Ebû Şeybe (ö. 235/849), el-Muṣannef. İlk tasnif edilen hadis kitaplarından biri olup evâil konusu “Kitâbü’l-Evâil” başlığı altında ele alınmıştır (VII, 247-276). Eser, Kûfe’de ilk defa kadılık yapan kişinin Süleyman b. Rebîa el-Bâhilî olduğu, ancak kırk gün zarfında kendisine hiçbir davacının başvurmadığı, bayramlarda minberi mescid dışına ilk defa Bişr b. Mervân’ın çıkardığı gibi hususlarla başlamakta, Resûl-i Ekrem ile daha önceki peygamberlerin, ashap ve tâbiîn ile daha sonraki dönemlerde yaşayanların yaptığı kaydedilen ilk hareketleri, herhangi bir sıra gözetmeden 315 rivayet halinde senedleriyle birlikte zikretmektedir. 2. İbn Kuteybe, el-Evâʾil. Eserde emîr hitabıyla ilk defa selâmlanan kişinin Mugīre b. Şu‘be olduğu söylenmektedir. Daha sonra zikredilen ilklerden biri de Konstantiniye’nin kapısına kılıcıyla ilk defa vurup Bizans ülkesinde ilk ezanı okuyan, Mesleme b. Abdülmelik kumandasında İstanbul kuşatmasına katılan Abdullah b. Küleyb’dir. Eserdeki bilgiler senedsiz olarak nakledilmektedir. Müellifin el-Maʿârif’te (s. 551-558) bir bölüm halinde ele aldığı konular Muhammed Bedreddin el-Kahvecî tarafından müstakil bir kitap olarak yayımlanmıştır (Dımaşk 1407/1987). 3. İbn Ebû Âsım en-Nebîl, el-Evâʾil. Eser, ilk yaratılan şeyin kalem olduğuna dair üç ayrı rivayetle başlamakta ve 194 rivayeti senedleriyle birlikte zikretmektedir. Kitaptaki rivayetler Ebû Hâcir Muhammed Saîd b. Besyûnî Zağlûl tarafından titiz bir çalışma ile tahkik edilmiştir (Beyrut 1407/1987). 4. Taberânî, Kitâbü’l-Evâʾil. Seksen altı rivayetin senedleriyle birlikte yer aldığı bu eser Süyûtî’nin el-Vesâʾil’i ile birlikte yayımlanmıştır (Beyrut 1406/1986). 5. Ebû Hilâl el-Askerî, el-Evâʾil. Süyûtî tarafından ihtisar edilen eser (aş.bk.) birkaç defa basılmıştır (Medine 1966; Dımaşk 1975-1976, 1984; Riyad 1401/1981). 6.
YGZ'nin öğrenme süreci de mevcut yapay zekâ sistemlerinden farklıdır. Şu anki sistemler, genellikle büyük miktarda veriyle eğitilir ve bu verilerden öğrendikleri kalıpları kullanır. YGZ ise tıpkı insanlar gibi çok daha az veriyle öğrenebilme yeteneğine sahip olacaktır. Örneğin, bir çocuğun bir nesneyi sadece birkaç kez görerek tanıması gibi YGZ de yeni kavramları çok daha az örnekle öğrenebilecektir. Ayrıca YGZ, öğrendiği bilgileri farklı alanlara transfer edebilir. Fizik alanında öğrendiği bir prensibi ekonomi alanında bir problemi çözmek için kullanabilir. Yani insanların "aha!" anı olarak adlandırdığı, farklı bilgi parçalarını beklenmedik şekillerde bir araya getirerek yeni fikirler üretme yeteneğine benzer bir yeteneğe sahip olabilecektir.
192 9 İman, Allah'a, Melaikeye, Kitaba, Peygaberlere, ahiret gününe, ölüme ve öldükten sonra dirilmeye inanman, Cennete, Cehenneme, yaşar, mizana inanır, kaderin hepsine, hayır ve şerre (Allah'ın elile meydana geldiğine) inanır. Böyle yaptıklarında, iman etmiş olursun. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 208 8 Deva, kaderden maduddur. Kaderi bozmaz. İlaç, Allah'ın izni ile, yine Allah'ın dilediğine tesir eder. (Katiyetle ilaca bağlanmak yok. Kaderimdir diye terk te yok.; ilaç, vacip ve farz da değildir) Hz. İbni Abbas (r.anhüma
30 Bahru Fulüm'da şöyle der: "Ayette geçen el-Cebbar kelimesi kate Bahni na gelir veya sonuçlarına bakmaksızın kızdığı zaman döven kaböldüren kimse demektir. Onun Allah'ın emirlerine boyun eğmeyen ve kendini büyük gören kimse olduğu da söylenmiştir."
15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!
Annesinin rahminden "doğduğu gün," diğer insanların uğradığı şeytanın dürtmesinden (ta'nından), tabil ölümle "öleceği gün" ölümün korkularından ve kabir azabından "ve diri olarak kaldırılacağı gün" kıya metin ve cehennem azabının korkularından "ona" Yahya (a.s.)'a "selám olsun! Allah Teälä dan selamet ve ermån/emniyet olsun.
Cümlenin aslı şöyledir: "Bu hallerde biz ona selām verdik. Bu håller ise insanın en yalnız olduğu yerlerdir. Selänın devamlı ve yerleşmiş olduğu belli olsun diye cümle fiil cümlesinden isim cümlesi şekline çevrilmiştir. Çünkü Hz. Yahya'nın bu hallerdeki yalnızlığı ancak selamın varlığı ve devamıyla ortadan kalkabilirdi.
Bu âyette tabiat annesinden doğuşa, Allah'ta fäni olmakla tabiatın gerektirdiği şeylerden ölmüş gibi kurtulmaya ve fäni olduktan sonra yeniden dirilmekle bäki kalmaya işaret vardır.
İbn Ebi Uyeyne demiştir ki: "Ayette sayılan durumlar arasında insa
nın en çok yalnızlık ve gariplik çektiği gün, öncelikle doğduğu gündür ki daha evvel wwel bulunduğu yerden çıkar. Sonra ise öldüğü gündür. Çünkü o gün daha önce görmediği bir takım toplulukları görür. Daha sonra da yeniden dirildiği gündür. Çünkü o günde daha evvel görmediği bir mey danda (mahşerde) kendisini bulur. Özellikle Hz. Yahya bu durumlardan selamette kılınmıştır."
4 Bilesin ki Zekeriyya (a s.), insan ruhuna; hanımı ruhun eşi olan bede ne, Yahya (a.s.) da kalbe işarettir Buna göre uzun zaman kalıba (bedene)
1.3.5. Sebep-Sonuç İlişkisi Banaman kaderin Açısından Kader
sebep ve somaca berlikte baktios, tais ve her durumda guzel olduğunu söyler. Kader netice ve meyveler serden ve çirkinlikten münezach olduğu gibi "melde ve münte alve fer", "illet ve netice itibariyle de zulüm ve kubuhan mukaddes minezzehtir. Çünki kader hakiki sebeplere bakıp adalet eder, insanlar ahiri gördukleri illetlere hükümlerini bina edip bazen zulme diyerler Me- hakim bir kişiyi hırsızlık suçuyla mahküm edip hapsettiği halde, o kişi değildir. Fakat hakimin mahkûm ettiği kişinin, kimsenin bilmediği bir cinaveti vardır. Kader o kişivi o gizli cinayeti için hapisle mahkam ip adalet etmiş. Hakim ise, o kişiyi hırsızlık sebebiyle mahkam emagim etmiştir. Bir insan başka bir insana yapmadığı bir iş sebebiyle zalmet redir. Fakat kader, onun gizli hataları sebebiyle onu, o masibetlerle hem biye etmekte hem de hatasına kefaret yapmaktadır."
Kaderin koyduğu kalıplar dışında yaşama isteği yok olma sebebidir. Her varlık için en uygun program, kaderden kendisine çizilen programdır ah'ın yasakladığı şeyler fitrata aykırı şeylerdir. O yasakları yapmaya kal- an insan ondan dolayı zarar görecektir. Yasaklama onun zarar görmemesi çın yapılmış uyarıdır. Yasaklanan şeyler, yaratılışta kendisine takdir edilen Bilere ters düşen şeylerdir. Bu durum başkasının merasına giren bir ko a, sahibi tarafından atılan taşa benzer. Çoban koyunu yaralamak ve ona vermek için değil, aksine gittiği yanlış istikametten dönmesi için taş atar. labi kudret de kaderden gelen bazı musibet taşları ile insanı hata ve güna sürüklenmekten uyarmak hikmeti ile değişik sıkıntılar verebilir. Bunlar katte insana eziyet, zulüm ve haksızlık değil aksine kişinin Allah'ı ta ması, günahtan ve yanlış yoldan dönmesi ve kendisini kendisinden daha seven Rabbi'ne karşı kederlenmemesi içindir. Dünyadaki
musibetler, elemler ve hastalıklar masumlara ve hatta hay lara dahi zulüm değildir. Çünkü yeryüzünden gökyüzüne, topraktue dunva ve ahiret, her şey Allah'ın mülküdür. Mülk sahibi, mülkünde Mediği gibi tasarruf eder. Elemler, musibet ve hastalıklar, hayatın asıl ga- dza, atomdan güneşe, ezelden ebede kadar her bir mevcut, semavat ve
ni kuvvetleştiren ve Allah'ın esmasının cilvelerini gösteren hikmet pa landır. Elemler, musibet ve hastalıklar tarzında olan hikmet parıltıları. 1237
Kim sabrederse, Allah ona dayanma gücü verir. Kimseye sabırdan daha
BİR HADİS
hayırlı ve daha geniş bir ikram verilmemiştir. (Müslim, Zekat, 124)
SABIRLA DONATILAN ORDUNUN KISSASI: TÂLÛT VE CÂLÛT
Tālût ve Câlût'un kıssası sabır eğitimi için önemli bir örnektir. Kıssa, sa- yıları az da olsa sabırlı dayanıklı ve arzularına hakim olabilen, disiplinli bir ordunun yapabileceklerini anlatır. Tälût komutasındaki İsrailoğulları, Câlût'un ordusu ile savaşmak üzere karşı karşıya gelmişti. Ordu, karşıları- na çıkan bir nehir ile sınanmıştı. Askerlerin nehrin suyundan içmemeleri gerekiyordu, ancak çoğu sudan içti. Nehri geçmişlerdi ama bu defa su içen askerlerin bütün savaşma azmi kırılmıştı. Tālût'un sözünü dinleyen ve Al- lah'a hesap vereceğini aklından çıkarmayan, imanı güçlü olanlar ise şöyle diyordu: "Nice az birlik vardır ki, Allah'ın izniyle sayıca çok birliği yenmişlerdir, Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 2/249) Allah, kendine ve arzularına hâ- kim olarak emirlerine uyanlar ile birliktedir. O, kendi yolundan çıkanlara karşı kararlılıkla cihad eden müminlerin yardımcısıdır. Rablerinin yardım ve desteğiyle zafere ulaşacak olan da onlardır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 360 1 Hacer-i Esved'e cahiliyet zamanı adamlarının manevi pislikleri bulaşmasaydı, ona dokunup da iyi olmıyan dertli kalmazdı. (Yeryüzünde yegane Cennet eşyasıdır.) Hz. İbni Amr (ra) 360 2 Bu parçaların başına bir ümmet olsaydı, hepsini tamamlamayı emrederdim. Koyu siyah kişileri öldürün. Hiç bir beyt ehli yok ki, evde köpek bağlasın da her gün sevabından bir kıratın eksilmesinin. Ancak av ve bekçi veya koyun köpekleri hariç. Hz. Abdullah İbni Makil (ra) 360 3 Köpekler, ümmetlerden bir ümmet biriktirir, onu siyah olanını öldürmeyi emrederdim. Lakin özelliklerinden siyah olup da gözünün üstünde çukurluk olanı öldürün. Zira onlar, cinlerin lanetlenmiş olanlarındandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 360 4 Adil hakime, kıyamet günü öyle bir sıra gelir ki: "Keşke iki adam arasındaki bir hurma davasını dahi görmeseydim." diye temennide bulunur. Hz. Âişe (r.anha) 360 5 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, kalpleri acem kalbi olacaklar. Denildi ki: "Acem kalbi nedir?" Buyurdu ki: "Kalblerinde dünya muhabbeti, adetleri bedevi adeti gibi. Kendilerine rızık verilmiş mi hayvanlarını çoğaltır, gazayı zarar adder ve zekatı cereme sayarlar. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 360 6 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, gökten yere bir taş düşse, ya bir facire kadına veya bir münafıka rastlayacak. Hz. Enes (ra) 360 7 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, adamın malı nereden alındığına ehemmiyet vermiyecek. Helal den mi haramdan mı? Hz. Ebû Hüreyre (ra) 360 8 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, yetiştirilen riba yemiyen hiç kimse kalmayacak. Yemese bile hiç olmazsa kendisine toz isabet ettirecek. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 360 9 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların şef önderleri hakim olacak. Şerlilerini bir geçirecekler. Onlar da elbette hayırlıların sevgisini izhar edecekler. Namaz vaktinden sonra bırakacaklar. Kim bu zamana yetişirse reis olmasın. Memur olmasın. Vergi memuru olmanın. Maliyeci de olmasın. Hz. Ebû Said (ra) 360 10 Kıyamet günü adam ailesinin elini elinde bulunduran, isteyen ki Cennete götürün. Ateş elleri kesecek ve nida olacak ki: "Âziz ve Celil olan Allah ona müşrike Cenneti haram kılmıştır." Bunun üzerine o , yine vereceği ki: "Yarabbi babasıdır. Yarabbi babasıdır. Yarabbi babasıdır." Onun üzerine babası çirkin bir suret ve kokmuş bir hale gelecek de artık o da babasına sahip olmayacak. Hz. Ebû Said (ra
Güney Kıbrıs Rum Kesimi. İçinde 2 İngiliz üssü var. Ağrotur ve Dikelya. ABD ile yaptıkları anlaşma. 9 Eylül 2024’te imzalandı. İkili Savunma İşbirliği Anlaşması. Tarihi bile anlamlı. İzmir’in kurtuluş günü. Türk Ordusu’nun işgalci Yunan askerlerini denize döktüğü gün.
İÇERİĞİ Süreç bir plan dahilinde yürüdü. ABD Rumlara silah ambargosunu kaldırdı. Arkasından anlaşma. Yunanistan’la yapılanın… Hani şu ABD’ye çok sayıda üs verilen… Kritik anlarda Yunanistan’ın tamamını ABD üssü yapan anlaşmanın benzeri. Anlaşma uyarınca… Rumların silahları değiştirilecek. ABD’nin gelişmiş silahları verilecek. Rum ordusunu ABD eğitecek. Gizli olanlar da ayrı.
KARARGAH OLDU Sonrasında yaşananlar… Anlaşma hükümleri hızla hayata geçirildi. Bu arada, İsrail havaalanları ve limanları… Güvenlikleri kalmadı. Onlar da Güney Kıbrıs’ı kullanmaya başladı. Nasrallah’ı şehit eden İsrail F-35’i. Güney Kıbrıs’tan kalktı. Lübnan’a, Suriye’ye yapılan saldırılar… Birçoğu Rum havaalanlarından gerçekleşti. İran’ın füzeleri engellenirken de burası kullanıldı. Güney Kıbrıs şu anda ABD ve İsrail’in karargâhı.
YÜZLERCE TANK KKTC’li bir dostum Rum Kesimi’ne geçti. Gitmeden aramıştı. Etrafı iyi gözlemesini… ABD ve İsrail varlığını incelemesini istemiştim. Dönünce görüştük. Anlattıkları beni dehşete düşürdü. Özetle şu bilgileri verdi: “Güney Kıbrıs ABD, İsrail üssü olmuş. Larnaka Havaalanı’nın 9 km yakını. Tank ve zırhlı araç dolu. Sen de 1000, ben diyeyim 1500. Üstleri örtülmüş. Ama ne olduğu anlaşılıyor. Etrafındaki güvenlik çok sıkı. Kesinlikle fotoğraf çektirmiyorlar. Anında müdahale ediyorlar. Biraz soruşturdum gemilerle getirmişler.
YABANCILAR “Rumlarla konuştuk. Bazıları tedirgin. Bazıları ise mutlu. Açıkça söylemeseler de beklentileri var. Rum arkadaşımla Larnaka’da yürüyoruz. Yolda yabancıları işaret etti. ‘Bu Amerikalı, bu İsrailli’ dedi durdu. Her yerin ajan kaynadığını söyledi. MOSSAD’a vurgu yaptı.”
TANKLAR KİME KARŞI Yığılmış yüzlerce tank. Yüzlerce zırhlı araç. Sorunca İsrail’e gideceği ifade ediliyormuş. Ama ikna edici değil. Tankları getiren Amerikalılar. Gemilerle taşınmış. İsrail’e gidecekse doğrudan Hayfa Limanı’na götürülür. Niyetin başka olduğu anlaşılıyor.
KKTC’YE TEHDİT Bu kadar tank ve zırhlı araç… KKTC’ye karşı kullanılır mı? Olası bir saldırı… ABD, İngiltere, Fransa, İsrail… Rumların arkasında durur mu? Açık destek verir mi? Türkiye sessiz kalamaz. Türkiye ile sıcak çatışma yaşanır mı? Bu soruların yanıtı önemli.
ACİL YAPILMASI GEREKEN Cumhurbaşkanı Erdoğan. Türkiye’ye tehditten söz etti. İsrail doğrudan ülkemize saldıramaz. Aparatlarını kullanacak. Fırat’ın doğusu… Rum Kesimi’ndeki hareketlilik… İçeride terörün tırmandırılması… Uluslararası mafyalaşmış finans kuruluşlarının baskıları… Öne çıkan gelişmeler bunlar. ABD, İsrail, PKK/PYD, FETÖ ittifakı var. Buna bazı Avrupa ülkeleri de ekleniyor. Bu duruma göre konumlanmak şart. “Denge politikası” geçersiz. Bölgesel ittifak acil ihtiyaç. Aksi halde yarın çok geç olabilir.
YanıtlaSil
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar CUMU A NAMAZI KILMAK Mayıs 31, 2024 Devamı HADDİNİ BİLMEK Mayıs 31, 2024 Devamı HACCA GİTMEK Mayıs 31, 2024 Devamı Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel Vasiyet ve mustafa Profili ziyaret edin Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Her kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sus- sun... (Buhari, Rikák, 23)
DEĞİŞİM DİL İLE BAŞLAR
Dil; dinin, kimliğin, geleneğin, kültürün taşıyıcısıdır. Bizi biz yapan şeydir. Başkasının kelimeleriyle kendimizi inşa edemeyiz. Kimin ekmeğini yiyorsan onun kılıcını çalarsın sözüne karşılık şunu söyleyebiliriz: Kimin kelimeleriyle konuşuyorsan onun kelimeleriyle düşünmeye başlarsın. Bize ait olmayan kelime veya kavramlarla yerli düşünce gerçekleşmez. Bir süre sonra ken- dimize yabancılaşmaya başlarız. Yabancılaşmak, benliğinden, kimliğinden uzaklaşmak demektir. Mazi ile bağımız koptuğunda öz duruştan söz etmemiz de imkânsızlaşır. Değişim dil ile başlar, sonra hayatın bütününe sirayet eder. Milli ve manevi değerler onunla örselenir ve zamanla her şey normal gel- meye başlar. Bu normalleşme geçmişle bağımızı koparır. O bağ koptuğunda bizi biz yapan milli ve manevi değerlerle bağımızı da koparmış oluruz. Bu açıdan milletlerin kaderleri dilleriyle doğru orantılıdır. Dili yaşayan milletler hayatlarını sürdürmüş, dili ölmüş toplumların varlığı ise nihayete ermiştir.
Sözler var; zindanları saray yapar, ölümü sevgili, kabri gül bahçesi gibi sevdirir, darağacında asılmayı bekleyen bir çaresizi ebedi idamdan kurtarır, fani ve fakir bir adama dünya kadar ebedî bir mülkü kazandırır, ebedi hayatın levazımatını buldurur. Yeterki insan kulağını tıkamasın, gönül kapılarındaki kilitleri kırsın, ölüden daha ölü olanları dirilten, maddesiyle manasıyla iflas etmiş zavallıları sultan yapan sözler var.
"Nerede o sözler, hani?" diyorsanız, gözlerinizi yüreğinizle birlikte açın, basiretinizde yanınızda bulunsun ve elinizdeki kitabın sayfalarını çevirmeye başlayın.
müşlerdir ki, bu hükümet onların hepsinden güçlü bir manç ve programla iktidara gelmiş ve sür'atli ve köklü eformları; Türkiye'yi daha uzun bir süre başsız bırak- mak ve buhranlara sürüklemek, anarşi'nin tahribatına göz yummak için çeşitli engellemeler yapan bir muha- efete rağmen, gerçekleştirmek için olanca gücüyle ça- ışmıştır.
Şurasını bilhassa belirtmek gerekir ki, Demirel ve partisi tek başlarına iktidara gelseydi, hiçbir şey değil- di ve hiçbir şey yapamazdı.
*
GİZLİ DEVLET
Bir defa daha belirtelim:
Masonluk, biribirlerine gizli yeminlerle bağlı bir takım kişilerin meydana getirdiği topluluktur.
Masonluk, gerçekleri halktan gizleyenlerin mey- dana getirdiği bir kuruluştur.
Masonluğun gizli gâyelerine, sâdece imtiyazlı üye- ler vakıf olurlar.
Hakiki gayelerini ustalıkla gizleyen Üstadlarının elinde, masonluk bir takım yan kuruluşlarıyla (Lions, Rotary, Diners Kulüpler v.s. gibi) Siyonizmin maşasın- dan başka bir şey değildir.
Her mason locasında bir Yahudi vardır. Bu Ya- hudi'nin muvafakatı olmadan «Mason>>> olmak müm- kün değildir.
<<<> iktisaden dünyayı saran «gizli dev- let>>in adıdır.
Büyük sermaye sahipleri ile nüfuzlu kişileri bün- yesine toplayan Masonluk, Yahudi tarafından kontrol edilir, güçlü sermaye'nin emrindedir.
Burada Yahudi'nin, ister sosyalist yahut Komü- nist, ister anarşist olsun; yine Yahudi olduğunu unut- mamak lazımdır.
Emanete riayeti olmıyanın imanı ve ahdi olmıyanın da dini yoktur. Muhammed (s.a.v) in nefsi kudret elinde olan Zata yemin ederim ki, kulun dili dürüst olmadıkça dini dürüst olmaz. Kalbi dürüst olmadıkça dili dürüst olmaz. Komşusu "beraika"sından emin olmıyan Cennete giremez. Denildi ki: "Ya Rasulallah beraika nedir?" Buyurdu ki eziyeti ve zulmüdür. Hangi adam ki haramdan mal kazanır da ondan infak ederse ona sevap verilmez. Eğer sadaka verirse kabul olmaz. Elinde kalan da Cehennem bakımından gidişini artırır. Zira habisi habis örtmez. Lakin habisi temiz ve helal olan şey temizler. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 463 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Emaneti olmıyanın imanı, tahareti olmayanın namazı ve namazı olmayanın da dini yoktur. Namazın dindeki yeri, başın gövdedeki yeri gibidir. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 463 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Yüce Rabbimiz buyuruyor: "Allah (c.c.)'ın cenneti ve cemâliyle müşerref olmak arzu edenler, amel-i sâlih işlesinler. Amel ve ibâdeti ancak Cenâb-ı Hak görsün diye yaparak Cenâb-ı Hakk'ın gayriye teşmil etmeye- rek şirk ve riyâdan ictinâb etsinler." (Kehf Süresi/110)
Mevt-i ahmer, nefis ve şeytan ile mücadele ederek menhiyattan ictinâb ile ibâdet ve tâat için nefsi iksârdır.
Mevt-i esved, münkir ve muhâliflerin zem ve kötüle- mesine, seb ve şetmine, ezâ ve cefâsına sabır ve tahammülden ibarettir.
Mevt-i ahdar, belâ ve musi- betlere rıza göstermektir.
Mevt-i ebyaz, açlığa dayanıp şikâyet etmemektir.
"Mü'minler ölmezler. Belki bir dârdan öbür diyâra intikal eder- ler." hadis-i şerîfi, mü'min-i kâ- mil olanlar ölmezler; ancak bir mahalden diğer mahalle nak- lolunurlar, şeklinde de terceme olunur. Bir misâl:
İmâm Gazâlî hazretleri hasta yatmakta iken birkaç kişi gelerek evinin yakınında bir bahçeye kendisini götüre- ceklerini ve orada biraz hava almasını teklif etmişler evinden çıkararak bahçeye götürmüşler. İmâm Gazal evinin yakınında böyle bir güzel bahçe olduğu halde kendisine meçhûl kalmasını tefekkür ederek teessüf et- miş. Hânesinden de bir vâveylâ, feryâd koparak cenâze çıktığını görmüşler? Biraz sonra yanındakiler gitmeye kalkmışlar İmâm Gazâlî de beraber gitmek istemiş, fa- kat kendisine orada kalacağını ve öldüğünü söylemişler İşte âşıkların ölümü böyle bir evden bir bahçeye nakildir Herkes, Cenâb-ı Hakk'ın kulu değildir, mahlûkudur. Ku olan, Cenâb-ı Hakk'ın evâmir-i ilâhiyesini kâmilen îfå ve nevâhisinden külliyen ictinâb eder. İşte kul budur. Yoksa
gaflet ile imrår-ı vakt ederek ibâdet ve tâata ehemmiyet vermeyen kimseler, kul olamaz. Bazıları da süs ve ziyne- te, paraya emvâle muhabbet eder, paranın kuludur. Haz- ret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuştur ki:
"Altın ve gümüşe tapanların Allah müstahakkını ver- sin." Cenâb-ı Hak da buyurur ki:
"Evladlarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırırız." (İsrâ Sûresi / 31) Evlâdınız çok olursa, rızkını nasıl tedarik edeyim, diye korkarsınız. Halbuki onların rızkını sizden daha evvel ben düşünmüşüm. Müşfik bir pedere isyân eden evláda mecnûn derler. Cenâb-ı Hakk'ın emrine muhalefet ede- ne ne söylense azdır. Ashâb-1 Kirâmdan bir zâtın haremi, zev- cine kendisini tatlîk etmesi için ricâ etmiş. Sahâbe hazretleri bu halden müteessir olarak aklı ba- şından gitmiş. Merdivenlerden inerken düşmüş, ayağı zede- lenmiş. Zevcesi derhal kucak- layarak kaldırmış, yaralarının tedavisi için adam çağırmış ve harekâtından nedâmet ettiğini söylemiş. Sebebi ise sahâbî haz- retlerinin uzun müddet hasta olmadığından Cenâb-ı Hakk'ın gazab ettiğini ve böyle olduğu halde dünyada zevcinden ayrıl- mak muvafik olduğunu ve bu ibtiláda Cenâb-ı Hakk'ın lütfunu gördüğünden nedâmet ettiğini söylemiştir.
Teslimiyet güzel bir haslettir. Evliyâullah'tan zuhûr eden halleri, hüsn-i zan ile kabûl etmeli; fakat keyfiye- ti hakkında ne sûretle olduğunu çok ince düşünmelidir. Hz. İsa bazı ashâbı ile yolda giderken bir köpeğin lâşesine tesadüfle yanından geçerlerken sahâbîleri fena kokudan burunlarını kapamaya başlamışlar. İsa (a.s.) da hiçbir hal-i kerâhet göstermedikleri gibi, "Ne beyaz dişleri var!" buyurmuşlardır. İşte bir mü'min de böyle olmalıdır. Hiç- bir şeyi fenâ görmemelidir. Eğer böyle olursa dünyada, cennette gibidir.
Zamanımızın en büyük kayb samimiyetin kaybıdır. Peygambe Efendimiz, aleyhissalât-ü-ves-selâm imamete geçip namazı kıldırmada önce arkasını dönüp Sahabe-i Kirar Hazeratının düzgün bir saf yapı omuz omuza durup durmadıkların bakardı. Sahabe buna o kadar aşkla saygıyla riayet ederlerdi ki, kıyafetle rinin omuz kısmı aşınmaya başlard İşte bu bizim kaybettiğimiz sevgi v samimiyettir.
Modern toplumlar ubudiyet sıfatlarından yoksun, teslimiyet ve fedakârlıktan bihaberdir. Dünya mütevazı ve sadık müridlerden mahrumdur. Müridlik sıfatının kaybı, Ümmet-i Muhammed'in en büyük kaybıdır. Dünyayı dervişlikten, talebeden mahrum bırakırsak, Efendimiz'den gelen feyz kaynağında bir kesinti başlar. Muhabbet, mână, güven, huzur yok olmaya yüz tutar. Ardından zulüm, sahtekârlık, adaletsizlik ve yozlaşma çoğalır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 153 1 Ben her mü'mine nefsinden daha evlayım. Kim ki bir borç veya zarar bırakırsa Bana aittir. Kim de mal bırakırsa o veresesinindir. Ve Ben velisi olmıyanın velisiyim. Malına vâris olur, borcu varsa öderim. Dayı, velisi olmıyanın velisidir. Malına vâris olur, diyetini öder. Hz. El Mikdam (r.a.) 153 2 Ben Meryem oğlu İsa (a.s.)'a dünya ve ahirette insanların en yakınıyım. Benimle onun arasında hiç bir Peygamber yoktur. Peygamberler babaları bir, anneleri ayrı ve dinleri bir (kardeşler)dir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 153 3 Ben insanların soy sopça en şereflisiyim, iftihar yok. Kadr ü kıyamette en kerimiyim, iftihar yok. Ey insanlar! Bize gelene gideriz. Bize ikramda bulunana ikramda bulunuruz. Bizim kölemizi azad edenin kölesini azad ederiz. Bizim ölümüzü teşyi edenin ölülerini teşyi ederiz. Hakkımızı koruyanın hakkını koruruz. Ey insanlar! İnsanlarla soyları derecesine göre oturup kalkın ve dinleri derecesinde de onlarla karışın. Mürüvvetleri nisbetinde onlara misafir olun, insanları aklınızla ikna edin. H.Cabir (r.a.) 153 4 Ben Muhammed ve Ahmed (s.av)'im. Ben Rahmet Peygamberiyim. Ben cihad Peygamberiyim. Ben artçıyım ve toplayanım (Kıyamette). Ben cihad için gönderildim, ziraat için değil. Hz. Mücahid (r.a.) 153 5 Ben oruç tutarım ve iftar ederim. Namaz kılarım ve uyurum. Her amelin bir şevkli zamanı ve her şevkin de bir fetrek (durgunluk) zamanı vardır. Kimin fetreti sünnete yönelik olursa doğruyu bulmuştur. Kimin fetreti bunun dışına olursa dalâlete düşmüştür. Hz. Cade İbni Hubeyre (r.a.) 153 6 Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden. Hz. Muaz ve Enes (r.a.)
Ümmetim dünyaya ehemmiyet verdiğinde, islamın azamet ve heybeti kendisinden alınır. Marufu emr ve münkerden nehyi terkettiğinde vahyin bereketinden mahrum kalır. Ümmetim birbirine kötü sözler söylediklerinde ise Allahın gözünden düşer. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 55 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 232 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel21 Mart 2024 01:01 Bediüzzaman Nur Talebelerinden ihtiyatlı olmalarını istiyor.(K. L.) 109. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 505.
Insanlar onu tanıyacak diye faciri anmaktan çekiniyor musunuz? Facirden, bulunduğu hal üzere bahsedin ki, insanlar ondan sakınsınlar.
Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
Sayfa: 12/No: 13
Ramuz El-Ehadis
YANITLASIL
yuksel25 Aralık 2023 22:59
ط والحكيم دهب عن يديه ووَيْلٌ فى لمن جَعَلَ الله مفاتيح الخير على على يديه ناسًا مفاتيح لِلشَّرِّ مَغَالِيقٌ لِلْخَيْرِ فَطُوب لمَنْ جَعَلَ اللَّهُ مَفَاتِيحَ الشر
بن
انس
1716- İnsanlar arasında, hayrın anahtarları, şerrin kilitleri olan kişiler vardır. İnsanlar arasında şerrin anahtarları, hayrın kilitleri de mevcuttur. Allah'ın hayır anahtarları eline verdiği kimseye ne mutlu! Allah'in şer anahtarlarını eline verdiği kimsenin de vay haline!
Peygamberler, baba bir ana ayrı kardeşlerdir. Dinleri de birdir. Meryem oğlu İsa (a.s) da Benim kardeşimdir. Ve aramızda başka Peygamber yoktur. O, tekrar yeryüzüne gelecektir. Onu gördüğünüzde tanırsınız. Orta boylu, kırmızı-beyaz renkli bir zattır. Üzerinde Mısır kumaşından iki parçalı elbise vardır. Su isabet etmediği halde başında damlalar görülür. (Geldiğinde) putu kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır ve milletleri islama davet eder. İslamdan başka din kalmaz. Arslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla, kurtlar koyunlarla beraber dolaşıp otlarlar. Ve çocuklar yılanlarla oynar ve hiç biride diğerine zarar vermezler. O kırk sene yaşayacak ve ölecektir. Cenazesini müslümanlar kaldıracaktır. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 191 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Zina yapan kimse, zina ederken mü'min değildir. Şarap için de içerken mü'min değildir. Hırsızlık yapan da hırsızlık yaparken mü'min değildir, yağmacılık yapan bir mevki sahibi kimse de yağmacılık yaparken mü'min değildir. Öyle bir yağmacılık ki; o adamın cür'etine hayretten dolayı insanların gözü ona dikilir. (Müslimin Ebu Hureyre (r.a)dan rivayetinde "sizden hiç biriniz ganimetten bir şey çaldığında mü'min değildir. Aman sakının sakının" ibaresi ilavesi vardır) Ravi: Hz. Abdullah İbni Evfa r.a Sayfa: 488 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Kulun imanı, kalbi doğrulmadan ve kalbi de dili doğrulmadan doğrulmaz ve komşusu zulmünden emin olmadan da Cennete giremez. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 488 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Günümüzde teknolojik geliş- meye paralel olarak gelişen kit le iletişim araçlarının insan kit le eri üzerindeki geniş etkisi in- kâr edilemez. Genellikle geniş imkânlara sahip devletler tara fından politik amaçların ger - çekleştirilmesi için en önem i araçların başında gelmektedir. Bir anda geniş kitlelere seslen- me ve ulaşabilme imkânı sağla yan iletişim araçları bireysel bo yutların ötesinde kitleleri ilgilen diren toplumsal işlevlere sahip tir.
Özelikle azgelişmiş ülkelerde süper güçlerin yaptığı hesapla- rın ana tem'asını söz konusu ül ke halklarının yönlendirilmesi İçin gerekli olan eğitim kurum larıyla çeşitli yayın organları oluşturmaktadır. Azgelişmiş ül kelerdeki siyasi bilinçlenmenin yetersiz olması da gözönüne alınırsa konunun oldukça ciddi olduğu görü'ecektir. Zaten kül- türel birikiminin az olduğu bu geri bırakılmış ülke halklarının kendilerine ulaşan yeni kültür karşısında yapabilecekleri boca lamaktan başka birşey yoktur. Üstelik böylesine sistemli ve ge nis boyutlara bain bl
daya da cevap verebilmeleri de tomamen imkan dahilinde değil dir. En ücra yerleşim bö gelert ne kadar ulaşabilme imkânına sahip olan yayın organlan va sıtasıyla devletler gerek merkezi leşmenin sağlanması ve gerek se otoriteye saygının sağlanma sı açısından başarılı o'abilmiş lerdir
Teknolojinin önemli sonuçla- rından biri olan merkezileşme- nin sağlanması şimdi ülke'er ve ülkeler arası hatta bloklar arası bir merkezileşmeye doğru gitmektedir. Teknolojik gelişme nin sağlamış olduğu imkânlar 'a dünya ülkeleri çeşitli kutup ların ve süper güçlerin egemen liğini kabul etmek zorunda kal mışlardır. Meselenin İletişim a- racianyla ilgii boyutları da tek nolojik gelişmeye paralel ola- rak gelişme göstermiş ve bu gün haber ajansları ve yayın or ganlarının %50'den fazlasına yakın bölümünün tek kaynak tan bes'endikleri söylenmekte- dir. İnsan yaşamının ayrılmaz bir parçası ve yönlendiricisi o- lan iletişim araçlarının bu yö- nüyle i'gill olarak ciddi şekilde düşünülmesi gerekir. Artık mu- harebe'er günümüzde açık sa- vaş meydanlarında göğüs göğü se meydana gelmediği gibi, top lu katliam ve katl'lerde de eski den oldukça farklı şekilde olmak tadır. İnsanlar katledilip kendine düşman edilmektense kendi dü şüncelerinin propagandacısı ve ya görüşlerinin bedava savunu culuğunu yapan sadık uşaklar edinme yolunu seçmektedirer. Bu şekilde yönlendirilen kitle ler zararsız hale getirilerek de netim altına alınmaktadır. Kat-
SAYFA: 11
llom bu boyutuy'a medeni bir hale getirilmekte hergün mi yonlarca kitlenin beyinleri uyuş turularak Inanc ve düşünceleri yok edilmektedir. Insanların Inançlarındaki şüpheyi daha da llerleterek inanclarina tamamen aykırı davranışları yapmaya να ahlâken bozulmaya itmektedir - ler.
Çeşitli sermaye cevrelerince de desteklenen bu yayın, organ lan, sermayedar arın ve patron ların eline doğrudan doğruya geçmesiyle birlikte sömürü araç larından birisi haline gelmiştir. Geniş insan kitle'erini aldat mak ve boş şey erle oyalamak için bu tür basın ve yayın or- ganlarını sermayeleriyle destek Jeyen İktisadi güce sahip varl.k lılar sınıfı diğer insan'ar üzerin deki egemenliklerini böylece da ha da sağ amlaştırmaktadır. Ay rica reklam gelirleriyle destek ledikleri bu yayın organlarıyla Insanları inançlarından soğut tukları gibi aynı zamanda tüke timin aşırı şekildə artmasını da teşvik etmişlerdir. Artan tüke- timle birlikte doğal olarak geliri artan sınıf yine bu varlıklılar sı nıfı olacaktır.
letişim araçlarının tüm bu olumsuz sonuçlarına račen da ha da iyl amaçlar için kullanıla bileceği de unutulmamalıdır. Ço ğunlukla haber iletme işevine sahip bu araçların bizlere ilete cekleri haberlerin sıhhat dere cesi de araştırılmalıdır. Birta kım spekülasyonlarla sorunu halletme yoluna gidilmektense en kısa zamanda sorun enine boyuna iyice düşünülüp, hal ça relerinin aranması gerekir.
<- Bismillahi estevdiuke ve uîzühü bilvâhidi min şerri külli hà sidin ve kaimin ve kaidin anis sebili hâmidün alel fesâdi Câhidün ve küllü halkın fåsidin min nâfizin ve âkıdin ve küllü cin mâridin ye. hüzü bil mirâsıdi fi tarikıl mevâridi là yedurrúnehü ve lå yet'unchü fi yakazatin ve lâ menâmin ve ta'nin ve lå makamin yedullahi fevka eydihim ve hicâbullahi dûne âdetihim.»
Açıklama:
«Allah'ın ismine sığınırım. O tek olan Allah'a sığınırım. O'ndan yardım dilerim. Bütün hasetçinin şerrinden ve ayakta duran (ister dursun, ister otursun, ister yürüsün, her ne yaparsa yapsın) fesat çıkaran müfsid yaratıkların fenalıklarından Allah'a sığınırım. Her geçen, içe kadar işleyen, otlayan, sıçrayan, boy atan, zarar verici şey- lerin zararından ki ne zarar verebilsinler, ne kötülük yapabilsinler. Onların ne uyanık iken, ne uykuda iken ziyanları dokunabilsin. Ne durabilsinler, ne de yaklaşabilsinler. Allah'ın hicabı onlardan üstün- dür.
- İşte bu nüshayı çocuğun üstüne oku! dedi:
Muhammed bin Abdullahil Kerim ibni Halefil Bağdadi bu mus- cayı tahriç ve rivayet eyleyerek dedi ki:
Bu nusha, Nebi aleyhissalâtü vesselâm'ın anası Amine Ha- ından şöyle rivayet olundu:
<- Bir gece rüyamda bana haberci geldi, bana:
YanıtlaSil
Yuksel13 Ocak 2025 21:52 KARA DAVUD EFENDİ ŞERHI
169
Yå Åmine! dedi. Gerçektir ki sen bütün yaratıkların yücesi ve Seyyidi olan Ahir Zaman Nebisi (S.A.V.) e håmile bulunuyorsun, onu doğurduğun zaman mübarek adını MUHAMMED koy. Onun ism-i şerifi Tevratta AHMED'dir. Bu nushayı ona tak. Yani üstüne as!
Uyandığım zaman başımın üzerinde gümüşten bir sahife yazının durduğunu gördüm. Üstünde
Bismillahi, estevdiuke ve uizühü bilvähidi ve geri kalan yam vardı.
Ulema (Allah onlara rahmet eylesin):
Bu dua hangi çocuğa konulursa yüce Allah'ın ismiyle bütün nazar değmelerden ve cin zararlarından korunur! dediler.
Ebu Ömer (Rahimehullah) da dedi ki:
Her kimin üzerine Nebi Aleyhisselâm'ın bu nüshası bulunur- sa her nerde yatarsa yatsın hiçbir zaman hiçbir kötülükten korkul- maz. Yani bu Nebi nüshası hürmetine ona zarar gelmez.
Resûl (S.A.V.) Efendimizin doğduğu ayda da aykırı iddialar var dır. En bilinen Rebiülevvelin on ikisidir.
Gece mi, gündüz mü doğdų? Bunda da aykırı rivayetler vardır.
Gerçek olan Gece ile gündüzün vaktindedir. Çünkü Resül-i Ek rem (S.A.V.) subh-1 sadıkta doğduktan sonra henüz aydınlık meyda na gelmeden, yâni gece vaktinde dünyaya teşrif buyurdular.
Gece doğdu! diyenlere gelince onlar için gece güneşin batma sından güneşin doğmasına kadar olan zamandır. Buna göre gec doğmuş olur.
Gündüz doğdu! diyenlere göre de gece, güneşin batmasında subh-1 sådıkın belirmesine kadardır. Bu hale göre gündüz doğmu olur. Ve doğrusu da budur. Nitekim Oruç'tan bilinir ki oruç vat gündüzdür. Oruçun evvel vakti tûlu-ı fecirdendir.
Doğumun ne gün olduğunda aykırı fikirler vardır. Doğru ola Pazartesi günüdür. Hazret-i Muhammed'in Mekkeden hicretleri yin bir Pazartesi günüdür. Medine'ye de Pazartesi günü girmiştir.
Mâide sûresi de Pazartesi günü inmiştir. Yine Pazartesi gece Mirac ile müşerref ve mükerrem olmuşlardır. Mekke'nin fethi Pazartesi günü olmuştur. Ve bir Pazartesi günü de Beka sarayun teşrif buyurmuştur.
1- Bu adamlar Ayaz'ın oraya altın koyduğunu gördüler mi?
Hayır görmediler değil mi? Böyle olmasma rağmen onun hakkında kötü zan besleyerek oraya hazineden çaldığı altımları koyduğunu düşünüyor- lar. Kuzucuğum bir mü'min kardeşin hakkında gönlünden kötü düşünceler geçirmeye su-i zan de- nilir. Su-i zan çok kötü bir davranıştır. Çünkü bi- rilerini istemeden bile olsa, yapmadığı bir şeyden dolayı zor duruma düşürebilirsin. Her zaman biz kullarımım iyiliğini dileyen Rabbimiz Kur'an-ı Ke- rim'de bak ne buyuruyor:
"Ey iman edenler zannın çoğundan sakının. Çünkü bazı zan vardır ki günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın ve birbirinizin glybetini Japmayın. Sizden herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?
rumluluk bilincinde olun. Çünkü Allah tövbeleri Bundan tiksindiniz değil mi? Allah'a karşı so-
"Siz su-i zan etmekten sakınınız. Çünkü zan sözlerin en yalanıdır" (Buhari, Vasaya, 8, Müslim, Birr, 28)
Yanlış bile olsa bir kişi hakkında iyi şeyler dü şünmek, kötü şeyler düşünmekten her zaman ha- yırlıdır.
2- Padişah neden Ayaz'a gidin diyor?
Evet, çünkü bu kul hakkına giriyor değil mi?
Kul hakkını ödemenin yolu da o kişi ile dünya ha- yatında iken helalleşmektir.
3- Değerli arkadaşımı
Hayat her zaman tekdüze gitmez. Yusuf -aley- hisselam- gibi kah kuyuya atılırsın kah kuyudan çıkar Mısır'a sultan olursun. Bu değişimler önem- li değil. Önemli olan bu değişikliklere nasıl bakti- ğındır.
Savet başa gelen sıkıntılara sabreder, verilen nimetlere de şükredebilirsen güzel olursun. bir kul olmuş
Hayatta türlü türlü nimetlere, mala, mülke ve makama sahip olabilirsin. Fakat bu nimetleri ve- reni asla unutmamalısın. Bu nimetlerin geçici bi- rer emanet olduğunun farkında olmalısın. Bu ni- metler karşısında bir Nemrut, bir Firavun gibi davranmamalısın. Zalimlerin sonunun ne kadar deıklı olduğunu biliyorsun. Nemrutun bir stadar Değe yenik düştüğünü, Firavun'un ise denizde bo- ğulduğunu hatırlıyorsun değil mi?
Hayatın her safhasında bize rehber olan Sevgi- li Peygamberimiz İslamiyet'in ilk devirlerinde çe- kilen sıkıntı devresinde de, sonraki devlet reisliği döneminde de hep tevazu sahibiydi.
Karşısında, heybetinden dolayı titreyenlere "sakin ol arkadaş, ben Mekke'de kurutulmuş et yi- yen bir kadının oğluyum" demesi ne kadar dikkat çekicidir.
Mekke'yi fethettikten sonra Mekke'ye devesi- nin üzerinde secde eder vaziyette girmesi her za- man kulluk şuurunda olmanın ne kadar güzel bi Örneğidir.
Bizim de tarihimiz böyle mütevazi, kulluk b Uncinde olan hükümdarlarla süslüdür.
Padişahlarımıza sevgi tezahüratı yapıldığında helen arkalarındaki bir gurup kısık bir sesle
"Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var" diyerek onları gurura kapılmaktan alıkoyar
Mısır'a fethettiğinde adına hutbe okutulan Ya vuz Sultan Selim Han'a hakimül Haremeyn (Mek ke ve Medine'nin hakimi) denildiğinde, gözyaşları içerisinde:
"Hayır, hayır. Belki hadimül Haremeyn (Mek- ke ve Medine'nin hizmetçisi)" diyerek düzeltmişti.
Osmanlı Padişahları kavuklarının ucuna birer tüy (sorguç) takarlardı. Dikkat ettin mi bunlar ay- m süpürgeye benzer? Zaten bununla kendilerinin İslam aleminin bir hizmetçisi olduklarını ifade ederlerdi. Ne büyük bir tevazu.
Tarihimiz hep böyle örneklerle doludur. Bu te vazuları yüzünden onlar saygı ve sevgiyle anılı- yor. Ama Nemrutlaşmış insanlar birer zavallı ola- rak hatıralarımızda kaldılar.
Rabbimiz bizleri de her an kulluğun bilincinde olan mütevazi kullarından eylesin.
Musa (a.s.)'dan yahudiler sordular, gene sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler, ta ki küfre düştüler. Hristiyanlar da İsa (a.s)'dan sordular da sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler ve neticede onlar da küfre düştüler. Muhakkak ki Benden size hadisler söylenecektir. Size Benim hadislerim geldiğinde Allah'ın kitabını okuyun, Onunla karşılaştırın. Allah'ın kitabına uygunsa, onu Ben söylemişimdir. Allah'ın kitabına uymuyor ise, onu Ben söylememişimdir. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 294 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
İşgalci Ingilizleri ve Pontusçu Rumların cirit attığını görür. Rahat hareket edemezler ve Havza'ya geçerler.
Saltanatın kaldırılması da bir İngiliz oyunuydu. İtilaf Devletleri, Lozan Barış Kon- feransına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hü- kümeti ile birlikte İstanbul Hükümeti'ni de davet edince mecliste saltanatın kaldırılması kanunu çıkmıştı. Daha sonra halifelik ku- rumu saltanattan ayrılıp Osmanlı Haneda- nından Abdülmecid halife seçilmişti. Halife Abdülmecid bile millî mücadele döneminde bu harekete katılmak için girişimde bulun- duysa da İngilizler tarafından göz hapsine alınmıştı. Halife Abdülmecid, halife seçi- lince Kurtuluş savaşına maddî anlamda büyük bir destek oluşmuştur. O sıralarda Hint Müslüman Cemaati ve İngiltere'deki merkezi Kurtuluş savaşına büyük destekte bulundular. Abdülmecid halife seçilince Hint Müslümanları, Gazi Mustafa Kemal'i tebrik eden bir mektup gönderirler. Hilafeti kurtaran adam olarak Gazi Paşa'yı tebrik et- mişlerdi. Tebrik mektubuyla birlikte o zaman Hindistan'a özel elçi olarak giden edebiyatçı yazar Halide Edip Adıvar'a topla- dıkları paraları verirler.
Hint Müslümanlarının hem Balkan sa- vaşları sırasında hem de Millî Mücadele dö- neminde büyük paralar toplayarak Hilafet merkezine gönderdiği bir hakikattir.
Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler. Ancak tevbe eden, îman edip sâlih ameller yapanlar müstesnâ... Onlar cennet girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. " (Meryem, 59-60)
Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Rasûlü'ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir. (et-Tevbe, 71)
an olmaya değil, imtihan olmaya geldiği miz şu dünya hayatı İnişli çıkışlıdır. Hava; gün, güneşlik, bulutlu, gök gürültülü, şim- şek yağmurludur. Mevsimler ılık, soğuk, sıcak, fir ana, kar boralı dönüşümlüdür. Tekdüze bir günün ve mevsimin tadı yoktur, terakkisi de...
"Zeminde ezdad içtima etmiş, eşrar ahyara kanş içlerinde münakaşat başlamış. O sebepten, ih at ve iztirabat düşmüş ve ondan, imtihanat ve müsabakat teklif edilmiş ve ondan, terakkiyat ve denniyat çıkmış
Hizmet yolunda da birçok sıkıntı ve problem- rin olması imtihan gereğidir. Samimilerle riya- rlar, hizmet ehli ile tufeyliler ortaya çıkar. "Ger- mk şu ki, içinizden cihad edenleri ve sabreden- ayırt edinceye; söz ve davranışlarınızdaki sa mimiyetinizin doğruluğunu ortaya çıkanıncaya adar biz sizi sınamaya, imtihana devam edece-
Tarihin içinden
ğiz." meâlindeki âyet bu olgulara da işaret eder. Insan, imtihan ve hizmet olan yerde problem- ler de çıkabilir. Bu Hz. Adem'den (as) günümüze kadar devam ede geliyor. Herkes, her şeyle sı- nanmaktadır. "Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ve davası uğrunda sabredip direnenleri ortaya çıkarmadan kolayca Cennete girivereceği- nizi mi sandınız? meâlindeki ayetle haber verilir. Dünyanın bu gerçekleri karşısında nasıl bir tavır sergilememiz gerektiği de şöyle tavsiye edilir: "Sa- kın gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mut- laka siz en üstünsünüzdür.
Ne olursa olsun, önünde sonunda hak ortaya ç kacaktır. Çünkü, "Hakikat tahavvül etmez [değiş- mez]; hakikat haktır. El-hakku ya'lu velâ yulâ aleyh/Hak daima üstün gelir, hakka galebe edil- mez
"Millet uyanmış: mugalāta ve cerbezeyle (yanılt-1
Turhan Celkan
Hak daima üstün gelir
ma ve demagojil iğfal olunsa da, devam etmeye- cektir. Hakikat teläkki olunan hayalin ömrü kısadır. Feveran eden efkår- umumiye [kamuoyu] ile o al- datmalar ve mugalatalar [yanıltmalar, aldatmacalar, safsatalar] dağılacaktır. Ve hakikat meydana çıka- caktır, inşaallah."
Yalan, hile, yanlış, tuzak, batıl, haksızlık, yoksulluk ve zulmün ilelebet devam ettiği nerede görülmüş? Tecrübe edilmiş kesin bir kuraldır. "Küfür devam eder, zülüm devam etmez!" Bu, tarih boyunca ken- disini göstermiştir.
Öyle ise, asla sıkıntı ve problemler karşısında ümitsizlikle moralimizi bozmayalım!
ir dairenin, çevresini, çapına böldüğumüzle B elde edilen orana pi sayısı denilir ve claire İçin sabit bir orandır. Yaklaşık olarak kısaca 3,14 di ye ifade edilir. Pi sayısının gerçek değeri aslında son suz uzunluktaki sayılardan oluşur ve işte bu noktada kader ile irtibatlandırınz
Masamın üzerindeki tabağın çevresi 35,2.ст. Сар 11,2'dir. Çevresini çapına bökdüm 3,1429.,, çıktı. Su şişesinin çevresi 17,3. Çapı 5.5. Çevreyi çapa böldüm yine 3,14 çıktı. Kitap okumada kullandığım parça bo runun çevresini çapına böldüm yine aynı sayı çıktı. Anlaşılan çember ve çapın rakamlan değişse de oran değişmiyor.
2021 yılında İsviçre'deki Graubünden Üniversite sinden bir grup araştırmacı, it (2) sayısının ondalik değerini 62 8 trilyon basamağa kadar hesaplayarak dünya rekoru kirch. Bu rekordan once, in sayisinin de ğeri 50 trilyon basamağa kadar biliniyordu. Pi sayr sının ondalık basamaklan sonsuza dek uzadığı için sayılar kendilerini hiçbir şekikle düzenli tekrarlamaz lar. Bundan dolayı bir dairenin alanını ya da gerçek çevresini bulmak mümkün olmamaktadır. Pinin ilk 31 basamağında hiç sıfır yoktur.
Önemine binaen 14 Mart, pi sayısı günü olarak kut lanır
Pİ SAYISI NİÇİN ÖNEMLİ?
Iple çizilen dairenin çemberini eşit şekilde üçe bö lüp tekrar birleştirildiğinde başlangıçtaki çembert, ay ni ölçüye eşit ve net olarak yapılamıyer, milyonluk küsuratla bile olsa farklılık ortaya çıkıyor. Birbirine tam olarak uyan çemberin parçalanıyla illim insanlan, akla zlyan şeyleri yapabilir ama tam olarak pi sayısına ula şabilirlerse
Alem, matematiksel değerlerde doğrudan irtibath dhe Çember Käinal kadar büyuk ya da zene kadar ko çuk de oba orada mutlaka pivante Her
Bir dairenin, çevresini, çapına böldüğümüzde elde edilen orana pi sayısı denilir ve daire için sabit bir orandır. Yaklaşık olarak kısaca 3,14 diye ifade edilir. Pi sayısının gerçek değeri aslında sonsuz uzunluktaki sayılardan oluşur ve işte bu noktada kader ile irtibatlandırırız.
Masamın üzerindeki tabağın çevresi 35,2. cm. Çapı 11,2’dir. Çevresini çapına böldüm 3,1429… çıktı. Su şişesinin çevresi 17,3. Çapı 5,5. Çevreyi çapa böldüm yine 3,14 çıktı. Kitap okumada kullandığım parça borunun çevresini çapına böldüm yine aynı sayı çıktı. Anlaşılan çember ve çapın rakamları değişse de oran değişmiyor.
2021 yılında İsviçre’deki Graubünden Üniversitesinden bir grup araştırmacı, π (pi) sayısının ondalık değerini 62,8 trilyon basamağa kadar hesaplayarak dünya rekoru kırdı. Bu rekordan önce, π sayısının değeri 50 trilyon basamağa kadar biliniyordu.1 Pi sayısının ondalık basamakları sonsuza dek uzadığı için sayılar kendilerini hiçbir şekilde düzenli tekrarlamazlar. Bundan dolayı bir dairenin alanını ya da gerçek çevresini bulmak mümkün olmamaktadır. Pi’nin ilk 31 basamağında hiç sıfır yoktur.
Önemine binaen 14 Mart, pi sayısı günü olarak kutlanır.
Pİ sayısı niçin önemli?
İple çizilen dairenin çemberini eşit şekilde üçe bölüp tekrar birleştirildiğinde başlangıçtaki çemberi, aynı ölçüye eşit ve net olarak yapılamıyor, milyonluk küsuratla bile olsa farklılık ortaya çıkıyor. Birbirine tam olarak uyan çemberin parçalarıyla ilim insanları, akla ziyan şeyleri yapabilir ama tam olarak pi sayısına ulaşabilirlerse.
Âlem, matematiksel değerlerle doğrudan irtibatlıdır. Çember, kâinat kadar büyük ya da zerre kadar küçük de olsa orada mutlaka pi vardır. Her rotasyon yani yer değişim, pi sayısının fonksiyonudur. Güneş sistemi, dairesel rotasyonlar üretir. Pi, ışık dalgalarının bir parçasıdır. Dalgalar rengin ve sesin oluşumunu sağlar ve orada da pi vardır. Mühendislik, GPS, simülasyon, radyo, TV, telefon, enerji
üretimi gibi pek çok alanda pi sayısı kullanılır. Ses dalgalarından okyanus dalgalarının ritmine kadar geometride hemen her yerde pi sayısı var. Üç boyutlu geometrik şekillerin çevreleri, alanları ya da hacimlerinin hesaplanması, açısal hız hesaplamalarında, frekansların dalga boylarında onunla işlem var. Esnek ve salınımlı yay sarkaçları hesaplamalarında, ipin, telin titreşimi, nehrin dolambaçlı hareketinin matematiğinde. Pi ile âlemi anlamaya, sırları çözülmeye çalışılır.
Mümkün olduğu kadar özetle nakletmeye çalıştığımız pi hakkındaki bilgilerden anlaşılan şu ki, pi formülü en küçükten en büyüğe kadar her şeyi sarmalamış ki bunlar her şeyi kuşatan bir ilmi gösterir.
“Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle, bir ölçü ile yarattık.”2, ayetinin bir şahididir pi.
İnsanoğlu, pi sayısının sırrını sonuna kadar araştıracak ama o, İlâhi ilmin bir sırrı olma vasfını muhafaza edecek. Varlığın sırrını, mikro ve makro âlemde sonsuza kadar uzanan hesaplardaki kaderin enginliğine hayran kalarak takdirini ifade eden, o makamın nuruna muhatap olacak, etmeyen de zulmetine.
Ve insan, pi ile kaderi arayacak, bilecek ve hissedecek vesselâm.
Dipnotlar:
1-Pi sayısı hakkında ayrıntılı bilgi için karekodu telefonunuza okutunuz.
SIR السرّ Bölümler İçin Önizleme İlişkili Maddeler SIR KÂTİBİ Bazı İslâm devletlerinde başlıca görevi hükümdarın özel kâtipliği olan memur; Memlükler’de Dîvân-ı İnşâ başkanı. HUZEYFE b. YEMÂN Hz. Peygamber’in sırdaşı olan sahâbî.
1/2 Müellif: MUSTAFA ÇAĞRICI Sözlükte “saklamak, gizlemek” anlamında masdar ve “saklanan, gizli tutulan, bir şeyin iç yüzü, bir nesnenin özü, her şeyin en iyisi” gibi anlamlarda isim olan sır kelimesi (çoğulu esrâr, serâir) ahlâk terimi olarak genellikle bir kimsenin saklı tuttuğu, başkalarınca öğrenilmesini istemediği, kendisine veya başkasına ait bilgiler için kullanılır. Sırrı saklamaya kitmân, vefâ, sırrı etrafa yaymaya ifşâ, yaptığı şeyleri gizleyen kimseye sırrî denir (İbn Düreyd, I, 81; Lisânü’l-ʿArab, “srr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “srr” md.). Râgıb el-İsfahânî’ye göre sırrın iki şekli vardır. İlki bir kimsenin başka birine saklaması talebiyle söylediği sözdür. Bu talep ya sözle veya sır verenin bunu kimsenin duymayacağı bir yerde vermesi, bir arada bulunduğu başka insanlardan gizleyerek söylemesi gibi davranışlarla olur. İkincisi bir kimsenin sadece kendisinin bildiği, başka hiçbir kimseyle paylaşmadığı söz veya yapmak istediği iştir. Sır verme ve verilen sırrı saklama genel olarak toplumda görülen bir durumdur. Bir kimsenin kendi sırlarını başka hiçbir kimseyle paylaşmaması ise bilhassa yöneticiler ve siyaset adamları için gerekli olup bu sırları ancak iradeleri çok sağlam, yürekleri çok geniş olanlar saklayabilir (el-Müfredât, “srr” md.; eẕ-Ẕerîʿa, s. 297-298).
Kur’ân-ı Kerîm’de sır kavramı insanın içinde saklı tuttuğu özel durumunu, duygu ve düşüncelerini, başkalarından saklayarak söylediği ve duyulmasını istemediği sözleri ve yaptığı işleri ifade etmek üzere on bir âyette tekil (meselâ bk. el-Bakara 2/235, 274; el-En‘âm 6/3; Tâhâ 20/7), bir âyette çoğul olarak (serâir) geçmektedir. Ayrıca yirmi âyette aynı kökten fiil ve masdar şekli yer alır (meselâ bk. er-Ra‘d 13/10; et-Tahrîm 66/3; Nûh 71/9). Bu âyetlerin bir kısmında, Allah’ın ilminin sınırsızlığını ifade etmek ve insanları uyarmak maksadıyla sır olarak saklanan ve açığa vurulanıyla hiçbir sözün Allah’a gizli kalmayacağı, O’nun sırrı da sırdan daha gizli olanı da bildiği, ilmi karşısında saklı tutulanla açığa vurulanın eşit durumda bulunduğu ifade edilmektedir. Müfessirlerin çoğu, “sırdan daha gizli olan” ifadesiyle (Tâhâ 20/7) insanların içlerinden geçirip dış dünyaya yansıtmadıkları duygu ve düşüncelerin kastedildiğini ileri sürmüştür. Bu ifadeyle ilgili farklı yorumlar hakkında bilgi veren Taberî’ye göre sırdan daha gizli olandan maksat, var olması mümkün bulunmakla birlikte Allah’ın henüz varlık alanına çıkarmadığı, kendi ilminde saklı tuttuğu ve kulları arasından sadece bazı özel kişilere bildirdiği şeylerdir (Câmiʿu’l-beyân, VIII, 392-394). Sır kavramının yer aldığı bazı âyetlerde ise insanlara gizli veya açıktan hayır yapmaları öğütlenmekte, bunun âhiretteki mükâfatı üzerinde durulmaktadır. Bu âyetlerin birinde, “Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı özenle kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda gizli ve açık olarak harcayanlar asla zararlı olmayan bir kazanç umabilirler” buyurulmaktadır (Fâtır 35/29; ayrıca bk. el-Bakara 2/274; İbrâhîm 14/31; en-Nahl 16/75). Târık sûresinde (86/9) kıyamet günü “sırların ortaya döküleceği gün” şeklinde tanımlanmaktadır.
Hadislerde sır saklamanın önemi vurgulanmakta, Hz. Peygamber ile sahâbîlerin bu husustaki tutumlarına ve konuya verdikleri öneme dair bilgiler yer almaktadır (Wensinck, el-Muʿcem, “srr” md.). Buhârî’de “Sır Saklama” başlıklı bir bab bulunmaktadır (“İstiʾẕân”, 46). Resûlullah yanlarında üçüncü bir kişi varken iki kişinin gizli konuşmamalarını öğütlemiş (Müsned, II, 17); kıyamet gününde Allah’ın huzurunda en kötülerden sayılacak insanlardan birinin de eşinin kendisine verdiği sırları etrafa anlatan kimse olduğunu ifade ederek aile mahremiyetinin önemine dikkat çekmiştir (Müsned, III, 69; Müslim, “Nikâḥ”, 123, 124; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 32). Diğer bir hadiste Hz. Peygamber’in sırrının ve aleniyetinin aynı olduğu bildirilerek onun insanlardan gizleyeceği bir kusurunun bulunmadığına işaret edilmiştir (Müsned, VI, 309). Ebü’d-Derdâ’nın anlattığına göre Resûl-i Ekrem en çok Ebû Zer el-Gıfârî’ye güvenir ve sırlarını en çok onunla paylaşırdı (Müsned, V, 197). Bir rivayette sahâbeden Huzeyfe b. Yemân “sâhib-i sır” diye nitelenir (Müsned, VI, 449). Hz. Peygamber’in yanında yetişen ve onun sırlarına en çok vâkıf olanlar arasında yer alan Enes b. Mâlik’in anlattığına göre Resûl-i Ekrem kendisine mahfuz bir bilgi vermiş, bu bilgiyi merak edip soran Ümmü Süleym’e Enes, “Bu ikimizin arasında bir sırdır” deyince Ümmü Süleym ona, “Öyleyse Resûlullah’ın verdiği sırrı koru” demiş, Enes de daha sonraları bu sırrı hiç kimseye açıklamamıştır (Müsned, III, 109; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 145). Sır kelimesi ibadetlerin, zekât ve sadakaların gizli tutulmasını öğütleyen hadislerde de geçmektedir. Bazı hadis mecmualarında son konuya dair bablar yer alır (Buhârî, “Zekât”, 13; Nesâî, “Zekât”, 68). Resûl-i Ekrem, birinin gizli yaptığı iyiliğin kendi iradesi dışında duyulması halinde bunun iyilik yapanın sevabını eksiltmeyeceğini, hatta ikiye katlanmasına vesile olacağını bildirmiştir (Tirmizî, “Zühd”, 49; İbn Mâce, “Zühd”, 35). Hz. Âişe’nin anlattığına göre Resûlullah kendisini ziyarete gelen kızı Fâtıma’yı yanına oturtup ona bir sır vermiş, Fâtıma ağlamış, bir sır daha verince gülmüştür. Hz. Âişe’nin konuşulanları merak edip sormasına rağmen Fâtıma Resûl-i Ekrem’in sırrını hiçbir zaman yaymadığını söyleyerek bu talebi reddetmiş, ancak Hz. Peygamber’in vefatından sonra bunu Âişe’ye açıklamıştır. Bu rivayete göre Hz. Fâtıma’yı ağlatan şey Resûlullah’ın kendi vefatının yaklaştığını bildirmesi, sevindiren şey ise cennete ilk girecek kadının kendisi olacağını müjdelemesiydi (Müsned, I, 10; VI, 77, 240; Buhârî, “Menâḳıb”, 25; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 97-99).
Sır kavramı ahlâk ve âdâba dair kitapların konuları arasında yer alır (meselâ bk. İbn Kuteybe, I, 96-100; İbrâhim b. Muhammed el-Beyhakī, s. 374-379; İbn Hibbân, s. 187-194; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, s. 99-101; İbn Abdülber, I, 458-466). Ayrıca Mâverdî’nin Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn’i (s. 295-298), Râgıb el-İsfahânî’nin eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa’sı (s. 297-298) gibi bazı ahlâk kitaplarında da sır konusuna yer verilmiştir. Sır saklamanın önemli bir ahlâkî ödev olduğuna dikkat çekilen bu eserlerde gerek sır verme gerekse sır saklamayla ilgili ilkeler ve tavsiyeler bulunur; sır saklamama sabırsızlık ve tahammülsüzlükten kaynaklanan bir zaaf ve erdemsizlik, hatta karakter bozukluğu ve hıyanet olarak değerlendirilir (meselâ bk. İbn Hibbân, s. 189-191; Mâverdî, s. 295-296; Râgıb el-İsfahânî, s. 298; Gazzâlî, II, 176). Özellikle İbn Hazm sır saklamamayı alçaklık ve bayağılık sayar, bunun insanlarda görülebilecek en kötü hal olduğunu söyler; hatta böyle bir duruma düşmemek için meclislere katılmamayı öğütler. Çünkü fazla samimiyet tehlikeli sırların ortalığa yayılmasına sebep olabilir; bu tür meclislerde kurulacak samimi ilişkiler en mahrem sırların bile açığa vurulmasına yol açabilir. İbn Hazm şu uyarıda da bulunur: Nice sırlar vardır ki gizlenmesi konusundaki aşırılık onun yayılmasına sebep olabilir (el-Aḫlâḳ ve’s-siyer, s. 27, 36, 40, 79). Konuyu kardeşlik hakları çerçevesinde ele alan Gazzâlî kişinin kendisine emanet edilen sırları en yakın dostlarına dahi açmaması, hatta yalan söyleme pahasına bile olsa bu sırları koruması gerektiğini belirtir. Genel bir ilke olarak kişinin başkalarının iyiliklerini anmasını, kusurlarını saklı tutmasını öğütler ve bunu onurlu bir mümine yakışır erdem olarak değerlendirir (İḥyâʾ, II, 176-180).
Bazı ahlâk kitaplarında sır saklama yararlılık açısından değerlendirilmiştir. Meselâ İbn Hibbân, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ adlı eserinde (s. 189, 191) sırlarını titizlikle koruyanların hedefledikleri başarıya ulaşma ve zararlardan korunma hususunda gerekli önlemi almış sayılacaklarını, sırlarını korumayanların ise sonunda pişman olacaklarını ifade eder. Mâverdî’nin Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn’inde (s. 295) kişinin kendine ait sırları saklaması, hayatta başarılı olmanın ve huzurlu yaşamanın en önemli sebeplerinden sayılır. Bununla beraber insan sırlarını başka biriyle paylaşma ihtiyacı duyabilir, nasihat ehli bir dostla konuşarak içinde bulunduğu durumla ilgili olarak onunla istişarede bulunmak zorunda kalabilir. Mâverdî sır sahibinin öncelikle güvenilir birini araması gerektiği uyarısında bulunur ve şu ilginç tesbitini ifade eder: Mal konusunda emanet ehli olan her insan sır konusunda güvenilir olmayabilir. Sır saklamak emaneti korumaktan zordur. Bu yüzden sır saklamaya lâyık birini bulmak son derece güçtür. Birine sır vermeden önce onun akıllı, dindar ve ketum bir kişi olup olmadığına bakmak gerekir. Zira bunlar sırları ifşa etmeyi önleyen, güven kazandıran hasletlerdir. İnsanların gizli hallerini öğrenme peşinde koşan kişilere sır vermemek gerekir, çünkü emanete talip olanlar genellikle onlara hıyanet etmeye eğilimli kimselerdir. Nihayet çok sayıda insana sır vermek de doğru değildir. Çok sayıda insana sır veren kişi onların bu sırrı ifşa etmelerinden kurtulsa bile minnet altında kalmaktan kurtulamaz. Râgıb el-İsfahânî’ye göre özellikle şu iki sebepten dolayı birine gizli bir sözü bilhassa kalabalıkta söylemekten sakınmak gerekir: 1. Topluluk içinde kendisi hakkında suizanda bulunanlar olabilir; meclistekilerden bazıları kendilerinin aleyhinde konuşulduğunu düşünüp kuşkuya kapılabilir. 2. Meclistekiler meraklarından dolayı işin peşine düşüp sırrını öğrenebilirler. Bu sebeple Hz. Peygamber, “Üç kişi bir mecliste bulunduğunda ikisi kendi aralarında fısıldaşmasın” buyurmuştur (Müsned, II, 17), çünkü bu tutum üçüncü şahsı incitir.
Tasavvufta diğer letâifin yanı sıra sır için de bir nur, mekân ve peygamber belirlenmiştir. Sûfîlere göre sır Hz. Mûsâ’nın kademi altındadır, yani feyzini onun ruhaniyeti vasıtasıyla alır. Bir diğer ifadeyle Hz. Mûsâ meşrebinde olan sûfîler sır latifesi yoluyla vuslata ererler. Bazılarına göre sırrın nuru yeşil, çoğunluğa göre ise beyaz renklidir. Sırrın yeri de bazılarına göre göğsün sol tarafı ile ortası arasında, bazılarına göre göğsün ortasında, bazılarına göre ise sol memenin iki parmak üzerindedir. Sâlik kalp ve ruhtan sonra sır bölgesine yoğunlaşarak zikre devam eder.
BİBLİYOGRAFYA Serrâc, el-Lümaʿ, s. 430, 455-456.
Sülemî, Ṭabaḳāt, s. 208.
Hücvîrî, Keşfü’l-maḥcûb (nşr. Mahmûd Âbidî), Tahran 1384 hş., s. 453.
Kuşeyrî, er-Risâle (nşr. Abdülhalîm Mahmûd – Mahmûd b. Şerîf), Kum 1374 hş., s. 57, 121, 167; a.e. (Uludağ), s. 128, 179, 223-224.
Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, Beyrut 1988, s. 105-106.
Baklî, Şerḥ-i Şaṭḥiyyât (nşr. H. Corbin), Tahran 1374 hş., s. 574.
a.mlf., Meşrebü’l-ervâḥ (nşr. Nazif M. Hoca), İstanbul 1974, s. 153-154.
Ferîdüddin Attâr, Mantık al-Tayr (trc. Abdülbaki Gölpınarlı), İstanbul 1990, I, 38, 43.
Abdürrezzâk el-Kâşânî, Leṭâʾifü’l-iʿlâm (nşr. Saîd Abdülfettâh), Kahire 1416/1996, II, 14-21.
Ca‘fer Seccâdî, Ferheng-i Luġāt u Iṣṭılâḥât u Taʿbîrât-i ʿİrfânî, Tahran 1375 hş., s. 460-464.
Shigeru Kamada, “A Study of the Term Sirr (Secret) in Sufi Latā’if Theories”, Orient, XIX, Tokyo 1983, s. 7-28.
G. Vitestam, “Sirr: A Lexicographical Essay on a Word with Various Nuances in Arabic and Islam”, Orientalia Suecana, XXXIII-XXXV, Uppsala 1984-86, s. 455-462.
Ahmet Ögke, “Tasavvuf Düşüncesinde Sır Kavramı ve Marmaravî’nin Keşfü’l-esrâr İsimli Risâlesi”, Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 3, Van 2000, s. 225-262.
Mohammad Ali Amir-Moezzi, “Sırr”, EI2 Suppl. (İng.), s. 752-754.
Bazılarına göre sırrın nuru yeşil, çoğunluğa göre ise beyaz renklidir. Sırrın yeri de bazılarına göre göğsün sol tarafı ile ortası arasında, bazılarına göre göğsün ortasında, bazılarına göre ise sol memenin iki parmak üzerindedir. Sâlik kalp ve ruhtan sonra sır bölgesine yoğunlaşarak zikre devam eder.
dinilmesi için kâfi olacak kadarını seçtik ve onları dercet- tik.
Bütün bu ifadelerden anlaşılıyor ki, İsrail bir cihan ha- kimiyeti peşinde koşmaktadır ve bunu dinlerinin bir emri olarak yapmaktadırlar. Bu emele vasıl olmak için siyasi, askerî, ilmî ve ahlâkı sahada kendi işlerini kolaylaştıracak tarzda çalışmakta ve akla gelmedik tuzaklar ve caniyane metotlar kullanmaktadırlar.
Bugün hedeflerine - milletlerin umursamazlığı dola- yısıyle - hızla yaklaşmaktadırlar. Dünyadaki önemli basın yayın organları, ajanslar, sinema, tiyatro, beynelmilel teş- kilatlar hemen hemen tamamen onların idaresi altında- dır. Bütün bunlardan çok daha tehlikeli olarak Eğitim Ku- rumları onların eline geçmiştir. Dünyadaki Eğitim kurum- larında onlar bilfiil çalışmamış bile olsalar, Birleşmiş Mil- letlerin bir kolu olan UNESCO vasıtasıyla dünya eğitimini yönlendirmekte ve ilmi yahudileştirmektedirler.
Kitleler onun programına göre uyuşturulmakta, körpə dimağlar din ve milliyet duygusundan uzaklaştırılmakta dır. İcki ve uyuşturucu madde kullanımı yaygınlaştırılarak milletler sersemleştirilmekte ve neticede Yahudi kilicing karşı direnme gücü azaltılmaktadır.
Yukarıdaki tasnife bir kriter bulmak çok zordur. Bu bir kavmin tarihi midir, yoksa Arz-ı Filistin'in mi tarihi- dir? Bu husus belli değildir. Ancak, bu tarihin ismine «Is. rail'in Tarihi» denilmiştir. Ne gariptir ki İsrail kelimesi böy lece, hem Hz. Yakub'a, hem yahudiliğe ve hem de bir «devlet>»e ad olmuştur.
Bilinen tarih İçerisinde diğer birçok milletler için Ih mal edilebilecek bir «devletsizlik» yılları, İsrailoğulları için LERİN TARİHİDİR. «Beynel- milel Yahudi» TABİRİ DE YAHUDİLİĞİN BU ÖZELLİĞİN- DEN DOLAYI ZARŪRĪ OLARAK ORTAYA ÇIKAN BİR TE- RİMDİR. Hulâsa İsrail'in tarihi diğer milletlerinki gibi de- ğildir. Yahudinin genel olarak diğer insan ve milletler- den çok farklı olan karakteri, tarihine de aksetmiştir.
Bu tarih sadece bir kavmin tarihi değil; aynı zamanda bazı kelimelerin de tarihidir. O «kelimelerin gelişimle- rinin tarihidir. Ve bu kelimeler yahudilik sayesinde «mâ- nâ>> larının «evc-i bâlâ larına ulaşmışlardır. O halde is- rail'in tarihi, fitne ve «fesad>>ın tarihidir. İsyan ve «ihtilal>»<> lerin tarihidir. Katliâm ve «sürgün>»lerin tarihidir. <>un tarihidir. <<>un ve <namussuzluk» un tarihidir. «Soygun ve sömürü nün tarl- hidir. Kan ve «kin»in ve her çeşit vahşet»in tarihidir. Ya- hudi tarihinde, diğer birçok milletlerde gördüğümüz şan, şeref, kahramanlık, yiğitlik ve asalet levhalarına rastian- maz. Yahudi, hedeflerinden hiçbirine böyle insanca mezi- yetlere dayanarak varmamıştır. İlerideki pasajlarda yer yer yahudiliğin çeşitli faaliyetlerine değinirken yukarıda
«...MILLETİM BU IMPARATORLUĞU KANLARI- NI DÖKEREK KAZANMIŞLARDIR... BENİM SURI YE ve FİLİSTİN ALAYLARININ EFRADI BİRER BI- RER PLEVNE'de ŞEHİT DÜŞMÜŞLERDİR. BİR TA- NESİ DAHİ GERİ DÖNMEMEK ÜZERE HEPSİ MU- HAREBE MEYDANINDA KALMIŞLARDIR. TÜRK MİLLETİNİNDİR, BEN ONUN HİÇBİR PARÇASINI VEREMEM.
Sultan Abdülhamid'in Theodr Herzl'e cevabından.
İlk Siyonist Kongresi toplanmadan önce 1896 yazında Herlz, Padişahla görüşmek amacıyla İstanbul'a gelmiştir. Esasen Herlz bir müddetten beri Neue Presse gazetesimin Paris muhabiri olmanın da verdiği imkânla çeşitli ülkelerin kralları, reisicumhurları, başbakanları ve diğer ileri gelen- leriylə görüşmeler yapıyor ve yahudi davası için birçoğu- nun destek ve tasvibini alıyordu. Herlz bir yandan da ya- hudi bankerleri ve ilim adamları ile sıkı temas içinde idi.
Osmanlı Sultanı ile görüşmek için Herlz'in düşündüğü ilk kanal İstanbul'daki Avusturya - Macaristan sefiri New- linski'dir. Bu zat Herlz'in yakın dostu idi. Fakat Herlz İs- tanbul'a ilk gelişinde padişahla görüşmeye muvaffak ola-
Tarih boyunca Yahudilik, devletlerin siyasi hayat larında önemli roller oynamıştır. Yahudi Kadımlar, casuslar ve dönme müşavirler vasıtasıyla saraylara girmiş ve uzun vadede bu faaliyetlerinden karlı çıkı mıştır. 18. Yüzyılın sonlarında gerçekleştirilen Fransız İhtilali ile başlıyan krallıkların ve aristokra sinin inhitatı yahudiliğin, devlet idarelerinde «vatan daş olarak bilfiil ve yüksek makamlarda siyaset yapabilmesi neticesini doğurmuştur.
Yahudilik ile siyaset adeta müteradif iki kavramdır. Çünkü yahudi ideolojisinin gerçekleşmesi evvelemirde ge- niş çaplı ve yoğun bir siyasî faaliyete bağlıdır.
Yahudilik, önce Filistin'de bir devlet kurmak ve sonra da cihan çapında yapmayı hayal ettiği bir kanlı ihtilälle kuracağı «TEK DÜNYA»nın, yani bir DÜNYA DEVLETİ'nin tahtına oturmak ister. Bu sebeble yahudiliğin siyaseti çok yönlü ve beynəlmiləl olmak durumundadır. Bir labirent gibi
karışık ve girift yollarla örülmesi gerekmektedir. Yahudilik yüzyıllarca bu işin sadece teorisi lle uğraş- mıştır. Bu uğraşının mihver noktası bidayette insan ve cemiyetlerin tabiatları üzerine teksif edilmiştir. Yani yahu
önce genel manada insanın ve cemiyetin ne olduğunu animali; ve sonra da bu genel tanıma içinde milletlerin Marakterlerini ayrı ayrı incelemeliydi. Milletlerin sahip ol- dukları örf, adet kültür ve medeniyet incelenmeli, milli ka- rakterlerinin oluşmasındaki payları tesbit edilmeliydi. İnanç tesbit edilmeliy- lar, dinleri irdelenmeli, genel fert tipleri tanınmalı «ma'seri suurlarının hangi kaynaklara dayandığı
di. İkinci safha olarak İnsanlık - Yahudilik> ve «Milletler - yahudilik>> ilişkilerinin mahiyeti her yönüyle ele alınmalı ve bu suretle önce insan ve millet mefhumları deşifre edili ve lydi. Yahudi milletler hakında alabildiğine araştırma ya- parak onları öğrenmeye çalışırken, kendisi de - onlar ta- rafından tanınmamak için - alabildiğine gizlenmeliydi.
Yahudilik kendi yükselişini miletlerin düşüşüne bağ- Jamıştı. Onun için milletleri ayakta tutan «değerlerin ne- ler olduğu bilinmeli ve onlara hücum edilmeliydi. Bu «de- ğerlerin yıpranması demek milletlerin yıpranması ve deje- nerasyonu demek olacağından, işe buradan başlanmalıydı. Ancak haklı olarak milletler tarafından istenmiyen, ken- disinden çekinilen yahudi, milletlerin içine girebilmenin bir yolunu, bir metodunu bulmalıydı. O, bunu da buldu: «DÖN- MELİK». Gerçekte yahudi kalındığı halde, bir başka din ve milletten görünme demek olan dönmelik sayesinde yahu- dilik, Abdullah İbn-i Sebe ile müslümanlar arasındaki ilk ciddi ihtilafın çıkmasına ve çok kan dökülmesine sebeb olmuştur. Hz. Osma'ın şehadeti, Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasındaki ihtilafın savaşa dönüşməsi hep bu yahudi dön mesinin çevirdiği entrikalar neticesinde olmuştur. Bu ko Hulefa adlı kıymetli kitabında çok geniş tafsilât vardır. Ay- huda Ahmet Cevdet Paşa'nın Kısas-i Enbiya ve Tevarihi rica Ö. Riza Doğul'un Hz. Osman'ın Kanlı Gömleği adlı kitabında Abdullah ibn-i Sebe'nin başlattığı bu fesatlar zinciri bir roman haline getirilerek anlatılmıştır).
* Yüce bilginize sunmaya çalıştığımız bu Batı yazarlarının kimi yeni, kimi eskidir. Bunlardan kimi tarihçi, sosyolog, kimi de siyasetçi ve müsteşriktir. Fakat hepsinde ortak taraf ve ibret alınacak nokta bunların İslâm dini ve İslâm ülkeleri hakkında bizden daha fazla bil- giye sahib olmalarıdır. Bu anlatılanlardan anlaşılacağı gibi Batılılar İslâm ülkelerinde görülen İslâmî bir hareketi enine boyuna incele- dikleri, İslâma davet adı ile kurulan bir parti veya bir hükümeti yıkmak ve dağıtmak için çareler aramaktadırlar. Batılılar böyle küçük bir hareket karşısında bu kadar hassas davrandıklarına göre acaba bir gün kurulmak istidâdını gösterecek İslâm Birliğine karşı nasıl davranacaklardır? Batı'nın tarihi, duygusu ve kültürü böyle bir şeye tahammül edemeyeceği herkesçe açıktır.
6) «İslâm'dan bütün bu korkular neden?» adlı eserden. S. 9-13
yısının Başyazısı. Prof. Dr. Esat Coşan'ın, "Halil Necatioğlu" adıyla kaleme aldığı yazıda, önce darbe tahrikçilerine dikkat çekilerek; "In- şallah ve muhakkak ki ordu bu oyuna gelmez; çünkü millet buna hiç mi hiç razı olmaz, asla fırsat vermez, kazandığı hak ve hürriyetlerin elinden alınmasına kesinlikle göz yummaz. Emareler ve ibretli olaylar ortadadır. Önce ülke karmakarış karışır; sonra iş, bölgeye yayılır, İsra- il'e kadar dayanır; o da yaptıklarına bin kere pişman olur" deniliyor. Yazı şöyle:
"Bizi Müslüman eylediği, sahih bir imana sahip kıldığı, tevfikatı, tevfi- kat-ı samedaniyyesini bizlere refik ettiği için âlemlerin Rabbi Yüce Yara- danımıza sonsuz şükürler, hadsiz hamd-ü senalar olsun! En büyük nimet: İSLAM; ne muhteşem lütuf: İSLAM!
Halkın içindeyiz, çok geziyoruz, yurti- çini ve yurtdışını çok gördük; bazı kim- seler İslam'ı bilmiyor, tanımıyor; Müslü- manlardan ürküyor, korkuyor. Ayrıca, is- lâm'ın hain ve sinsi, gaddar ve hilekâr, ezeli ve ebedi düşmanları, "bedhah"ları da harıl haıl aleyhte çalışmalar peşinde- ler... Onun için çok dikkatli olmak, çok iyi ve güzel çalışmak, çağdaş usuller kullan- mak, çok zarif ve ârif, çok faziletli ve hik- metli davranmak... hâsılı İSLAM'ı tam ve mükemmel temsil etmek zorundayız.
Maalesef, dünyanın birçok yerinde mazlum ve mağdur durumdayız; İşte Bosna-Hersek, işte Çeçenistan, işte Doğu Türkistan v.s. hatta bazen kendi öz ülkelerimizde bile düşmanca tavırlara muhatap oluyoruz... lähi imtihan! Allah celle celalüh, sabrımızı, İhlasımızı ölçüyor, Kendi yolunda, ne kadar fedakârlık yapabileceğimizi deniyor!
Gelelim son günlerin çok güncel meselelerine: Bir kısım hain ve zalim basın-yayın ile onları kışkırtan ve destekleyen-
ler çok te haine zalim basına oynuyorlar. Yaptıkları işlerde nok bo- dırdıkları fitne ve fesatlardan, çevirdikleri entrika ve dolaplardan çok bu Yük zararlara uğrayabilirler. Arnavutluk olayları onlara ibret olmalı, halkın infial ve galeyuğrayabilir. Anarı Dikkat etsinler, kaç kişi onlann valor lanına aldanıyanından korkmalıları Dika köpürüyor, patlamaya hazır bir bomba gibi müthkaç kişi için için kızında duruyor. Onlar halkımızı iyi ta demiyorlar çünkü, bir sessizlikle keşısındalar, sahip olduklan imkan ve
destekler kendilerini aldatıyor, çok fena aldanıyorlar!.. Bunlar Hükümet'e karşı tå başından beri bir garip düşmanlık içinde-
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Hazretleri Ashab-1 Fil'in helâk oldu.
ğu yılda dünyaya gelmiştir. Helåk oluştan yeni yıl Muharremini günüdür. Bundan gün geçince Rebilüeevvelin elli dokuzunes gunu ve Nisanın yirminci veya kimilerine göre yirmi ikin on ikin-
gün dünyayahammed (S.A.V.) Nisan ayında doğduğu için Hak ci günü gelmiştir. Celle ve Ala Hazretleri onun hürmetine bu ayda yağan yağmuru kul ları için bereketli ve faydalı kılmıştır.
Güneş de Oğlak burcunun sonunda ve Ay Mizan burcunda idi. Yıldızların ve seyyarelerin (gezegenlerin) hepsi şerefli vakitlerinde idiler.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.), İsâ (A.S.) ın göğe çıkmasından altı yüz yıl sonra, Hazret-i İbrâhim (A.S.) in ölümünden iki bin yüz yıl sonra, Hazret-i Adem (A.S.) in dünyaya halife olduğundan altı . bin altmış iki yıl sonra dünyaya teşrif buyurmuşlardır.
Şimdi şöyle bir soru hatıra gelebilir:
Bütün âlemlerin Fahri olan Resûl (S.A.V.) Hazretleri, Rebiül- evvel ayında neden doğdu? Mübarek Ramazan ayında veya üç-aylar içinde doğmadı? Neden Pazartesi gecesi doğdu da Cuma gecesi veya Kadir gecesi doğmadı? Denebilir.
Bu soruya cevap şudur: O ayların ve o gecelerin şerefi onun za- tıdır. Eğer Hüda'nın o Habibi, o Nebilerin Sultanı, Safiylerin tâcı, Allah'ın emrine uyanların imamı, önderi, ceza günün şefaatçısı olan iki dünya seyyidi Muhammed (S.A.V.) Hazretleri o ayların veya o gecelerin birinde doğmuş olsaydı bazı nâdân kişiler sanırdı ki ona ihsan olunan kerametler, fazilet ve yücelikler, kadrinin ululuğu o mü- barek günlerin şerefi sebebiyle olmuştur. Oysa, hâl böyle değildir. Belki, o âlicenap Nebi, öyle mübarek bir zattır ki cümle zaman ve mekân ona intisap ile şeref bulmuşlardır. Nitekim bunun örneği şu- dur:
Memleketlerin en faziletlisi olan, mekânların en şereflisi bulu- nan Mekke-i Mükerreme'de doğan Hazret-i Muhammed (S.A.V.) e kırk yaşında kendisine Peygamberlik geldi. Halkı, on üç yıl imana dâ- vet etti. Mucizeler gösterdi. Sonra Medine'ye Hicret etti. Orada da halkı on yıl imana çağırdı. Orada Ukba diyarına göçtü. Temiz vücud- ları orada gömüldü. Tâ ki temiz ravzasına ve nurlu kabrine yapılan saygı ve sevgi gösterisi Mekke-i Mükerreme hürmetine yapıldığı sa- nılmasın diye! Bundan dolayı Medine-i Münevvere topraklarına gö- müldü. Mübarek cesetleri orada olmakla o mekân, o mübarek toprak ona bütün mekân ve topraklardan, daha şerefli ve daha faziletlidir.
«Allahümme yesirlenâ ziyaretehüma!» Allahü Teâlâ ziyaretleri- ni nasib ve müyesser kılsın, Amin.
★
Amine Hatun'un doğurma zamanı çok yaklaşınca Kâbe-i Müker- reme ortasından yarılıp ikiye bölündü. Onun ikiye bölündüğünü gö- ren Kureyş Taifesi korktular, çok ürktüler. Haşımoğulland
Bu mukaddes evin yarılması boşuna değildir. İkinci kurban olan Abdül Muttalib oğlu Abdullah'ın öldüğündendir! dediler.
Züheyroğulları ise:
Bu yüce ev yarılmadı. Ancak bu hâl Amine hatunun babası Veheb bin Menaf'ın ölmüş olması nedenindendir. Çünkü o Arapların çok cesur, cür'etli, şecaatli bahadır bir kişiydi! dediler.
Kureyş ve Züheyrliler böyle konuşurlarken ansızın Kâbe'nin için- den bir ses işittiler. O ses şöyle diyordu:
Ey Kureyşliler! Kâbe hiçbir kimsenin öldüğünden yarılmadı. . Ancak dünyanın nuru ve âhiretin şerefi Cennet Ehlinin parlak ışı- ğı Abdullah oğlu Muhammed (S.A.V.) ana karnından dünyaya çık- mak muradındadır. O âlicenab bir Peygamberdir ki putlar ve sanem- lerle Allah'a ortak tanımakla ve isyanda Beyt-i Mükerremeyi kirle- tenlerden temizleyecek ve evvelki yüz güzelliğini yerine getirecek, iman şerefiyle aydınlatacak, halkın ve ümmetin kıblesini yılda bir kere hac ile bana tâzim ettirecektir. Ben onun şerefiyle ikiye bölün- düm!
Hazreti Muhammed (S.A.V.) in doğacakları gece olunca şanı yü- ce Allah (Celle Celâlühü ve Ammenevalühü ve lâ ilâhe gayrühü) me- leklerine:
Bütün göklerin kapılarını açın! Cennet'in de kapılarını açın! diye ferman buyurdu:
O gün güneş, öteki günlerden daha nurlu, daha parlak ve bol ışıklarla dünyaya yayılmıştı. O gecenin, o günün ve o güneşin nurun- dan bütün dünya halkı, asıl nur olan Muhammedil Mustafa (S.A.V.) Hazretlerinin teşrif buyurduklarını anlayıp sevindiler.
Abdullah bin Selâm (R. anh) dedi ki:
Muhammed (S.A.V.) in doğduğu gece Kitap Ehli ulemâdan birisi ile birlikteydim. O bilgin başını semaya kaldırdı. Baktı. Bana:
Ey İbni Selâm! dedi. Bu gece Mekke'de Abdullah oğlu Mu- hammed (S.A.V.) Hazretleri anasından doğup dünyayı nurlara boğdu. Ben de sordum:
0:
Ne söylüyorsun sen? Bunu sana kim ve ne gibi şey bildirdi?
Ben gökkubbeye baktığım zaman orada büyük bir nur ve
ışık gördüm. Öyle ki dünya yaratılalı beri hiç bir kimse onun eşini görmemiştir. Ondan bildim! dedi. Ben de bir karanlık odaya girdim Conmemiştiki yemiş kadar çerağ ve kandil yanmış gibi aydınlık ve parlaklık vardı. Şaşırdım kaldım, tarihini yazamadım. Sonraları Mekke'ye geldiğim zaman sordum. İşin gerçeği o bilginin dediği gi bi çıktı. O gece Muhammed (S.A.V.) Hazretlerinin mübarek doğum ları olmuş idi.
Amine Hatun da demiştir ki:
Oğlumun mübarek doğumları olunca benim yanımda ne bir erkek, ne bir kadın vardı. Erden, dişiden kimse yoktu. Çünkü, oğlu- mun buyük babası bile Beytullah'ı tavaf'a gitmişti. Evimde yalnız başımaydım. Ansızın bir büyük, korkunç gürültü ve ses işittim. Yü- reğime bir korku geldi. Büyük bir iş olmuştu. Bir de ne göreyim. Bir ak, bembeyaz kuş geldi. Göğsümü sığadı. O korku benden tüm silin- di, gitti. Bende hiçbir üzüntü, elem ve ağrı kalmadı. Bundan sonra gördüm ki bana bir kâse beyaz şerbet verdiler. Alıp içtim. O ânda yüreğim büyük bir nurla aydınlandı. İçimde ferahlık ve büyük bir sevinç doğdu. Bundan sonra nice nice hatunları gördüm. Servi gibi uzun boyları vardr. Eşsiz bir güzelliğe sahip idiler. Sanki Abdi Menâf kızları ortaya çıkmıştı. Çevreme halka gibi oturdular. Ben bunları görünce şaşırdım:
Acaba bunlara benim hâlimi kim haber verdi? Bunu neden bildiler? diye kendi kendimle konuştum. Bu kızlardan birisi:
Yà Ámine! dedi. Ben Ådem (A.S.) in hatunu Havva'yım. Sonra öteki kadın:
Ben de İbrahim (A.S.) ın karısı Sâre'yim! dedi. Birisi de:
Ben Firavun'un karısı Müzâhim kızı Asiye'yim! dedi. Birisi
de:
Ben de İmran kızı Meryem'im! İsâ Peygamberin annesiyim! dedi. Bu gördüğün kızlar da Cennet Hurileridir. Dünyayı şereflen- direcek Nebi-yi Mükerrem'e saygı ve tebcil için geldik, dedi.
Her dakika öncekinden daha şiddetli gürültüler ve sesler ve korku veren âvazlar işitiyordum. Ansızın beyaz bir ipekli kumaş, bir dibâce gökten yere kadar gerildi. Oğlum, cinlerin gözlerinden gizlen- mişti. Sonra bir bölük kuşlar geldi. Burunları yeşil zümrütten, kanat- ları yakuttandı. Bana yaklaştılar. Göğsüme burunları ve kanatlariy- le õper gibi dokundular. Sonra çevremi tavaf ettiler. Hak Celle ve Alâ Hazretleri gözümdeki perdeyi kaldırttı. Bana bütün âlemi açtı, gös- terdi. Tâ maşrıkı da, mağribi de gördüm. Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar bütün dünya gözümün önündeydi. Sonra yine üç ålem (sancak) getirdiler. O sancakların birini Doğu yönüne birini
Batı yönüne, birini de Kabe'nin yerine diktiler. Gökyüzünde bir bö- adautuyorlardı. Yine Ellerinde ansızın acıabrik, altından meşakkatsiz benden doğduğunu gördüm. «Allahümme salli alâ, sey- yidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.
Hemen çocuğuma baktım. Sünnetliydi ve göbeği de kesilmişti. eva bir pekli kundaga sarılmıştı. Mübarek başını yere koymişti sredeye kapanmış duruyordu. Mübarek elinin şehadet parmağını kal dırmıştı. Hak Celle ve Ala'ya ihlas ile yalvarıp yakarıyordu. Eğildim, niyazını dinledim. Şöyle diyordu:
«Eşhedü en là ilahe illallah, ve ennî resûlullahi Allahü ekber ke- biren vel hamdülillahi hamden kesiren ve sübhânellahi bükreten ve asilen Allahümme ümmeti ümmeti.»
Böylece yaratanına, ma'buduna niyaz ediyordu.
Bir rivayete göre Safiye binti Abdül Muttalib, şöyle rivayet et- miştir.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.) in doğduğu gece ben yanınday- dım. Doğum zamanı bir nur belirdi. O gece ben altı alâmet gördüm:
Birisi, Muhammed, doğduğu saat secde kıldı.
İkincisi: Mübarek başını kaldırdı. Tertemiz bir söyleme ile: «La ilahe illallah ve ennî resûlullah yoktur ve ben Allah'ın Resûlüyüm.» dedi. Allahtan başka Allah
Üçüncüsü: Büyük bir nür görünür oldu.
Dördüncüsü: Ben Muhammed'i yıkamak diledim. Bir ses işittim. Bana:
- Ey Safiye, zahmet çekme! Biz onu yuduk, påk ettik, temizle- dik! dedi.
Beşincisi, gördüm ki sünnet olmuş ve göbeği kesilmişti.
Altıncısı, bir şeye sarmak dilediğim zaman sırtında bir mühür gördüm. Üstünde:
4. Faiz. "Cahiliye döneminin faizli alışverişleri kaldırılmıştır.
Riba yahut faiz, kapitalist çağa kadar, hemen hemen bütün dinler ve sosyal felsefeler tarafından reddedilen bir uygulamadır. Mal takasında da söz konusu olmakla beraber, esas olarak paranın para doğurmasıdır riba. Kuran-ı Kerim'de önce yumuşak, bilahare çok sert âyetlerle yasaklanmış, Veda hutbesinde ise son çizgi çekilmiştir. Küresel kapitalist sistemin ise köşe taşıdır. Kapitalizm sınırsız sermaye birikimi arayışı olduğundan hem tek tek kapitalist şirketler hem de kapitalist ülke ekonomileri mütemadi büyüme baskısı altındadırlar. Büyüme baskısı finans ihtiyacı doğurur, fertler tüketmek için, şirketler de yatırım yap- mak için borçlanmak zorundadırlar. Bu durumda faizin kalkması değil, olması gereken düzeyde tutulabilmesi marifettir. Bu mikro rasyonalite, ne yazık ki makro düzlemde tam bir irrasyonalite ile sonuçlanıyor, en başta işaret edildiği
YanıtlaSil
Yuksel24 Ocak 2025 06:56 41
VEDA HACCI HUTBELERİNDE İKTİSAT AHLAKI
üzere, dünya nüfusunun yüzde l'i, yüzde 99'una hükmeder hale geliyor. Riba yasağının hikmeti, kapitalist rasyonalitenin çerçevesine sığmıyor!...
YanıtlaSil
Yuksel24 Ocak 2025 06:57 AH
C
HZ. PEYGAMBER'IN VEDA HACCI HUTBELERİ
SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ
2-3 KASIM 2019
Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi, İstanbul
rüh
TMKV
199
YanıtlaSil
Yuksel24 Ocak 2025 06:59 Riba faiz oranı sıfır da olan ülkeler var.
Bediüzzaman'a göre despotizme, keyfi karar ve iradelere, bilim ve hikmet dışı eğilimlere dayanan bir toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve varlığını istikrarlı bir şekilde devam ettirmesi mümkün değildir. Özellikle İslam toplumlarının sosyo-ekonomik gelişmesi her türlü, istibdat ve baskıdan uzak İslamî hür- riyet ve Şurâ ile mümkündür.
Yüce Allah şöyle buyurdu: "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda vadettim." (Ebú Dávúd, Salát, 9)
RAHMET VE HİKMET YÜKLÜ BİR YOLCULUK: MİRAÇ
Mekkeli müşriklerin sınır tanımaz işkence ve eziyetleriyle kararttığı o günlerde Allah Resûlü, amcası Ebû Tālib'i kaybetmiş, bunun üstüne biricik eşi Hz. Hati- ce'nin acısı da eklenmişti. Artık kimsesiz ve himayesizdi. Bir çıkış yolu aramak ve İslam'ı tebliğ etmek için Täif'e gitmişti. Ancak orada da hakaretlere uğramış, taşlanmış ve mübarek ayakları kan revan içerisinde kalmıştı. Teselliye en çok muhtaç olduğu bir zamanda Cenâb-ı Hak, elçisini himaye ederek, "Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (İsrá, 17/1) ayetinde buyurduğu üzere ona İsra ve Miraç mucizelerini bahşetti. Rahmet ve hikmet dolu bu yolculuktan Peygamber Efendimiz üç hediyeyle döndü: gözümün nuru dediği beş vakit namaz, Bakara suresinin son ayetleri ve ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların büyük günahlarının affolunacağı müjdesi.
Beyt-i Mamur yedinci semadadır. Orayı her gün, ilk defa görmekte olan yetmiş bin melek ziyaret eder. Kıyamet kopuncaya kadar da bu böyle devam eder. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 196 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
"Amellerin en zor olanı dört baslettir: Öfkeliyken de affetmek. Muhtaçken de cömert davranmak.
Kapalı ve tenha yerlerde (yalnızken) de nefsin şerrinden korunmak. Korktuğu veya bir menfaat umduğu kimseye karşı da doğru söylemek,"
Hazret-i Ali (Radıyallabu Anh)
"Açıktan Iblise länet edip de gizlice ona itaat edenlerden olma!"
Omer ibni Abdülaziz (Radıyallahu Anh)
"Ey insan! Etrafındakilerin çokluğuna bakıp da aldanma. Çünkü yalnız ölecek, yalnız kabre girecek ve kabirden yalnız kalkıp hesabını yalnız vereceksin."
Hasen-i Basri (Radıyallahu Anh)
"Sizin tuttuğunuz yol öyle bir yol olsun ki, size uyanları cennete götürsün.
Mahmud Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhů)
"Her şey çok olunca ucuzlar. Edep bunun aksinedir, o çoğaldıkça değeri artar."
Şems-i Tebrizi Hazretleri
"Câhillere ve hak tanımazlara, sükût ile karşılık veriniz!"
Hacı Bektaş- Veli Hazretleri
"Öfkenin ateşi önce sahibini yakar, sonra kıvılcımı düşmana ya varır ya varmaz."
Şehidin kanı yerde kurumadan onun Cennetteki zevceleri, ayrıldıkları yerde yavrularını bırakmış iki kuş gibi koşuşurlar. Her birinin elinde Cennet elbiseleri ile, Öyle ki yanlız onlar bütün dünya ve içindekilerden hayırlıdır. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 468 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Bir müslamana kendini zelil etmesi layık olmaz. Denildi ki: "Nefsi insanı nasıl zelil eder?" Buyurdu ki, gücü yetmeyecek belalara kendini atar. Ravi: Hz. Huzeyfe (r.a.) Sayfa: 491 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 448 1 Bir kimsenin din kardeşinin evine gelip te önüne konulanı yememesi cefadandır. Bir adama yolda arkadaş olup ta ismini ve babasının ismini sormaması cefadandır ve ailesi ile münasebetten evvel latife yapmaması da cefadandır. Hz. Ali (r.a.) 448 2 İnsanın bir din kardeşi konuşurken susması mürüvvettendir ve arkadaşının nalını kopunca onun da durması, hüsnü muaşeret güzelliğindendir. Hz. Enes (r.a.) 448 3 Bir müslümanın içine sevinç sokmak, gamını gidermek, borcunu ödemek veya onu açlıktan doyurmak, Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili amellerdendir. Hz. Ebû Şureyk (r.a.) 448 4 Arabın helak olması kıyamet alametidir. Hz. Talha İbni Malik (r.a.) 448 5 Bina kıyamet alametindendir. Bir adamın camiden geçip te iki rek'at kılmaması, tanıdığından başkasına selam vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alametlerindendir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 448 6 Kıyamet alametlerindendir, haine itimad edilip, emine ihamet edilmesi. Hz. İbni Amr (r.a.) 448 7 Kıyamet alametidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini ihlal etmesi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 448 8 Kıyamet alametlerindendir; çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması, yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, haine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi, münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hakim oluşu, mihrapların süslenmesi, kalblerin harap edilmesi, erkeğin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi, dünyanın mamur kısmının harab, harap kısmının mamur olması, şüphenin ve faizin aşikar olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenileşmesi, içkinin içilmesi, zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 448 9 Kula dünyada verilenin efdalindendir afiyet; ahiret için de verilenin efdalidir mağfiret. Kula nefsi tarafından verilenlerin efdali ise, bir kavimden neş'ed eden hayırdan adamın ders alması. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 448 10 Kıyametin yaklaşmasındandır minberlerin, hatiplerin çoğalması, ulemanın süslere meyledip haramı helal, helali haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri, altın ve gümüşlerinizi helal saymayı öğütlemeleri ve Kur'an'ı ticaret metaı edinmeleri. Hz. Ali (r.a.)
O diridir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde sadece Allah'a ita-at ederek (sumimi olarak) O'na ibadet edin. Hamd, Alemlerin Rabbine mahsustur. (Min, 40/65)
İHLAS
"İş, davranış ve ibadetleri gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak" manasına gelen ihlas, sözlükte saf, katışıksız, arı ve duru olmak gibi anlamlara gelir. İhlasın zıddı "riya" ve "süm'a"dır. Riya, bir işi gösteriş için yapmak, süm'a ise yapılan bir iyiliği, övünme ve çıkar amacry-la başkalarına duyurmaya çalışımaktır. Dolayısıyla Allah'tan başkası adına, başkasının gözüne girmek için yani Allah'a başka birini ortak kılarak yapılan ibadetin bir faydası yoktur. Zira Rabbimizin böyle bir kulluk gösterisine ih-tiyacı yoktur. Ameller ihlasla ve Allah'ın rızası gözetilerek yapıldığında bir değer taşır. Din, özü itibarıyla ihlas ve samimiyetten ibarettir. Dolayısıyla samimiyetin olmadığı yerde dinden veya dindarlıktan söz edilemez. Allah Resülü, namazlarının ardından, "Allah'ım! Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Beni ve ailemi dünya ve ahirette her an sana ihlasla bağlı kıl. Ey yücelik ve ikram sahibi!..." duasıyla Cenab-ı Hakk'a dua etmiştir. (Ehi David, Virir, 25)
Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubudiyet boşu boşuna gitmez. Bir dår-ı mükafat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir. Senin şu fani dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?... dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının, ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.
DE EVVEL KARN I SAHEBE I KIRAM RIDVANULLAHI ALEYHİM ECMAIN
ミ
wra Hazret-i Ali, sonra Zeyd b. Harise, sonra Ebu Bekir'dir. Müsaru-ma tahar ettiğinden näşi en evvel iman eden zat Ebû Bekir zatınında Bu rivayetin cem' ve tevfikınde şöyle denilmiştir. kadınlardan evel Islam ile müşerref olan Hazret-i Hatice'dir. Hür olan erkeklerden Haz-ebit Bekir es-Siddik dit. Na-balig zukür çocuklardan Hazret-i Ali'dir. Azadlı tollenden Zeyd b. Harise'dir. Kölelerden Bilal Habest'dir. Bu cem' ve tevfikan Azam hasretlerinden mervidır. Tahkik olan evvelen mutlakan tevfikan eve mahsas olup diğer mezkür olan diger esami sahabe-i kiramdan olmalarn heebiyle izali olmak üzere kabul edilmiştir
Ikusi Tabaka: Ehl-i Mekke kavl-i İslam ile Peygamber Efendimize biset eden Dart Nedvedir. Onlar sabikun İslam'a giren Hazret-i Ömer'in Islander devel imana gelmişler, (Darul-Erkam) denilen hanede gizlice ictima lamin bet-4 Nebeviye ile şeref-yab olmuşlar, Hazret-i Ömer'in İslam'ı gününe kadar Samlanını kafları Kureyşten gizlemişlerdi. Hazret-i Ömer daha evvel hånede anla müşerref olup ehl-i Islam'ın adedi onunla kırka bålig olmuş ve o zamana dar imanları gizlemiş olanlar Hazret-i Ömer'in İslam'ı üzerine Kabe'nin ya-mandaki mecma' olan Daru'n-Nedve'ye girip imanlarını izhar etmişlerdir. O vakte kadar hafiyyen imâna davet olunur ki Hazret-i Ömer'in İslam'ı üzerine cehren di Islam ilan edilmeye başlamıştır.
Üçüncü Tabaka: Müşriktnin eză ve cefasından näşi Mekke'den Habeş'e hicret eden zevatdır
Dördünců Tabaka: Akabe-i ülada Fahr-ı 'Ålem Efendimize bi'at eden subbak-ı ensira kiramdır ki on iki kişiden ibaret idiler. Şirk, zina, sirkat ve iftiradan ictinab emek ve çocuklan öldürmemek üzerine taahhüt verip bľat eylediler.
Beşinci Tabaka: Akabe-i saniyede brat eden ensår-ı kiram ki adetleri yetmiş bir kadar idi. İçlerinden dokuzu Hazrec'den, üçü dahi Evs'den olmak üzere on iki kişiden ibaret idiler.
Ibn Ishak, es-Siyer vel-Megazt (Beyrut: Daru'l-Fikr, 1978), 139.]
[Ibn Salah, Mukaddime, 299-300.1
[Hitseyin Avni birinci defterde bu kısmı Ashab-ı kiram'ın adedi başlığı altında da ele almak-tache Ancak bu kısmı "aşere-i mübeşşere s. 78" diye atıfta bulunarak ikinci defterde bu başlık alında tekrardan yazmıştır. Biz de çalışmamızda bu kısmı "aşere-i mübeşşere" kısmında ver-meyi ikinci defterin sonradan yazılması sebebiyle Hüseyin Avni'nin son tashthini içermesine hinden yeterli gördük.]
A DEVR-I EVVEL KARN-I SAHEBE-I KİRAM RIDVANULLAHİ ALEYHİM ECMA'IN
Hance sonta Hazret-i Ali, sonra Zeyd b. Harise, sonra Ebu Bekir'dir. Müşāru-İslam'ını izhar ettiğinden nâşi en evvel iman eden zat Ebû Bekir zannında muslardır. Bu vel olan Hazreter kunde söyle denilmiştir: kadınlarında en evvel Islam ile müserrel olan Hazret-i Hatice'dir. Hür olan erkeklerden Haz-- Ebu Bekir es-Siddik'dir. Na-balig zukür çocuklardan Hazret-i Ali'dir. Azadlı kelerden Zeyd b. Harise'dir. Kölelerden Bilal Habeşt'dir. Bu cem vete Azad - Azam hazretlerinden mervidir. Tahkik olan evvelen mutlakan leikan Hance'ye mahsüs olup diğer mezkür olan diğer esami sahabe-i kiramdan olmaları basebiyle izafi olmak üzere kabül edilmiştir. 65
İkinci Tabaka: Ehl-i Mekke kavl-i İslâm ile Peygamber Efendimize bi'set eden shab-1 Dar-1 Nedve'dir. Onlar sabikun İslam'a giren Hazret-i Ömer'in İslam'ın dan evvel imana gelmişler, (Daru'l-Erkam) denilen hånede gizlice ictima' ederek sohbet-i Nebeviye ile şeref-yab olmuşlar, Hazret-i Ömer'in İslam'ı gününe kadar manlarını küffar-ı Kureyşten gizlemişlerdi. Hazret-i Ömer daha evvel hånede İslam la müşerref olup ehl-i İslam'ın adedi onunla kırka bāliğ olmuş ve o zamana kadar imanlarını gizlemiş olanlar Hazret-i Ömer'in İslam'ı üzerine Kabe'nin ya-mındaki mecma' olan Dâru'n-Nedve'ye girip imanlarını izhar etmişlerdir. O vakte kadar hafiyyen imâna davet olunur ki Hazret-i Ömer'in İslâm'ı üzerine cehren din-i İslam ilan edilmeye başlamıştır.
Üçüncü Tabaka: Müşrikînin eză ve cefâsından nāşi Mekke'den Habeş'e hicret eden zevātdır.
Dördüncü Tabaka: Akabe-i ûlada Fahr-1 'Älem Efendimize bï'at eden subbak-1 ensar-ı kiramdır ki on iki kişiden ibaret idiler. Şirk, zinā, sirkat ve iftiradan ictinab etmek ve çocukları öldürmemek üzerine taahhüt verip bi'at eylediler.
Beşinci Tabaka: Akabe-i saniyede bi'at eden ensar-ı kiram ki adetleri yetmiş bir kadar idi. İçlerinden dokuzu Hazrec'den, üçü dahi Evs'den olmak üzere on iki kişiden ibaret idiler.
65 Hüseyin Avni birinci defterde bu kısmı Ashab-ı kiram'ın adedi başlığı altında da ele almak-tadır. Ancak bu kısmı "aşere-i mübeşşere s. 78" diye atıfta bulunarak ikinci defterde bu başlık altında tekrardan yazmıştır. Biz de çalışmamızda bu kısmı "aşere-i mübeşşere" kısmında ver-meyi ikinci defterin sonradan yazılması sebebiyle Hüseyin Avni'nin son tashthini içermesine binden yeterli gördük.]
Hicri 852 yılında vefat etmiş olan İbn Hacer el-Askalânî, 200'den fazla eserin sahibi büyük bir hadis ve fıkıh âlimidir. Müellifin telif eserleri yanında, derleme mahiyetinde bazı eserleri de bulunmaktadır. Tercümesini siz okurlara sunduğumuz "Münebbihât" adlı bu risâle de, müellife nispeti konusunda bazı tereddütler bulunmakla beraber, tasavvufî hakikat ve hikmetlerin, ayet ve hadis-lerle mezc edilerek harmanlandığı ve benzerlik-zıtlık esa-sına göre gruplandırıldığı önemli bir derlemedir.
Eser, yazıldığı dönemden itibaren büyük bir hüsn-ü kabule mazhar olmuş, medreselerde talebelerin ellerin-den düşürmediği ve Arapça bilen herkesin zevkle okudu-ğu bir kitap olarak günümüze kadar gelmiştir. Eserin şimdiye kadar yapılan farklı tercümeleri de, benzer bir ilgiye nail olmuştur. Eserin tercümesini müteaddit defalar yayınlayan Yayınevimiz, artık mevcudu kalmayan önceki tercüme yerine, günümüz Türkçesiyle yeni bir çeviri ya-pılmasını uygun görmüştür. Gerek Arapça bilenlerin kar-şılaştırma yaparak daha çok istifade edebilmesi ve gerek-se edebî yönü ağırlıklı olan eserin bu özelliğinin daha iyi vurgulanabilmesi için Arapça orijinal metin de kitaba alınmıştır.
Arapça metin kısmı itinalı bir çalışma ve farklı nüshala-
rın karşılaştırılması ile hazırlanmıştır. Okuyucunun Türkçe ve Arapça metinleri istediğinde mukayese edebilmesi için iki dildeki neşrin de sayfa numaraları eşitlenmiş ve ayrıca iki dil kumaralandırılmıştır. Okuyucu Arapça metni okur. ken Türkçesine bakmak istediğinde aynı sayfa numarası na gidip istediği sözün numarasına bakabilecektir.
Eserin şürsel bir dille kaleme alınmış olması ve kafiyeli ifadelerin alt alta sıralanmış olması, Arapça bilenler için bir anlam ifade etse de, bu özelliği aynı oranda çeviriye yansıtmanın zorluğu ortadadır. Fakat mümkün olduğu kadarıyla, eserin bu yönünü hissettirecek ve okunmasını daha zevkli hale getirecek tasarruflarda bulunulmuştur. Eserin hem Arapçasında ve hem de Türkçesindeki bu tasarrufların dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacağı ve takdirine mazhar olacağı kanaatindeyiz.
Esere hakim olan bakış açısı, her ne kadar bazı açılar dan günümüz insanının algılarıyla tam olarak örtüşmeye bilirse de, yüzyıllarca Müslüman toplumların düşünce sistemini etkilemiş genel kabulleri ve değerler hiyerarşisini yansıtması açısından önemlidir. Ayrıca eserin, bugünkü kabullerimizin mukayesesi ve sorgulanması açısından önemli bir fırsat sunduğu düşünülebilir. 4
Eserin çok amaçlı okumaları mümkün kılacak bir ma-hiyet ve şekle sahip olması nedeniyle, bir defada okunup bir kenara bırakılacak türden olmadığı söylenebilir. Bu özellik okuyucunun eseri, bir başucu kitabı gibi el altında bulundurmasına ve hiç bıkmadan defalarca okuyabilme sine imkân tanımaktadır. Çağlar öncesinden gelen bu "Uyarılar"ın faydalı olması ümidiyle...
Her an ve her zaman Allah'a hamdolsun. İnsanların ve yaratıkların en şereflisi olan Resulüne salât (ve selâm) olsun.
Münebbihât (: Uyarılar, Öğütler) adlı bu risale; İbn
Hacer künyesiyle meşhur olan, Ümmetin, hakkın ve dinin ışığı, aslen Askalan'lı olmakla birlikte daha sonra Mısır'a yerleşen Ahmed b. Ali b. Muhammed b. Ahmed eş-Şâfiî'nin, Ahiret gününe hazırlık olsun diye yaptığı bir derlemedir. Bu uyarılar ikili, üçlü, dörtlü... onlu gruplar halinde tasnif edilmiştir.
1. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet edilmiştir
"Şu iki hasletten daha üstün bir şey yoktur. Allah'a (cc) iman etmek, Müslümanlara yararlı olmak.
Şu iki hasletten de daha çirkin bir şey yoktur: Allah'a (cc) şirk (: ortak) koşmak, Müslümanlara zarar vermek."
2. Yine Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Alimlerin meclislerinden ayrılmayınız, hikmet sahipleri nin sözlerini dinleyiniz. Çünkü Yüce Allah (cc.), ölü toprağı yağmurla dirilttiği gibi, ölü kalpleri de hikmet nuruyla diril tir."
3. Hz. Ebû Bekir'den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
"Azıksız olarak kabre giren, gemisiz olarak denize açıl mış gibidir."
4. Hz. Ömer (ra) demiştir ki: "Dünyada zzet mal ile Ahirette izzet sâlih ameller iledir."
5. Hz. Osman (ra) der ki:
"Dünya endişesi kalpte bir zulmet (: karanlık), ahiret endişesi ise kalpte bir nurdur."
6. Ha All (ra) şöyle buyurur: "İllim talebinde olani Cennet, günah peşinde koşanı da cehennem arzular."
...
7. Yahya b. Muda (ra) demiştir ki: "Şeref sahibi hiçbir insan Allah'a (cc) isyan etmez, Hikmet sahibi hiçbir insan da dünyayı ahirete tercih et. mez"
8. A'mes (Allah kendisine rahmet etsin) şöyle söyler:
"Sermayesi takva olanın dindeki kazancını, sermayesi dunya olanın dindeki zararını vasfetmekten diller aciz kalır."
***
9. Süfyân-ı Sevri demiştir ki: "Şehvetten kaynaklanan bütün günahların bağışlan ması umulabilir. Kibirden kaynaklanan günahların bağış lanması ise ümit edilemez.
Nitekim İblis'in günahı kibirden, Hz. Adem'in (as) zellesi (: hatası) ise şehvetten kaynaklanmaktaydı."
***
10. Zâhitlerden biri şöyle söylemiştir:
"Kim gülerek bir günah işlerse, Allah (cc) onu ağlar bir vaziyette cehenneme sokar. Kim ağlayarak Allah'a itaat ( ibadet) ederse, Allah (cc) onu güler bir vaziyette cennela sokar."
***
11. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki: "Küçük günahları küçümseme! Çünkü onlardan bi
12. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet edilmiştir:
"Israrla işlenen bütün küçük günahlar, (küçük olarak kalmaz) büyük günahlar haline gelirler. İstiğfar edilirse de büyük günahlar (büyük olarak kalmaz) bağışlanırlar."
13. Denilmiştir ki:
"Arifin tasası (Allah'ı) övmek, Zahidin tasası (Allah'a) dua etmektir. Çünkü ârifin işi gücü Rabbi(ne kulluk), zâ-hidin işi gücü kendi nefsi(ni ıslah etme)dir."
14. Hikmet sahiplerinden biri şöyle demiştir:
"Allah'tan (cc) daha iyi bir dostu olduğunu zanneden kişi, Allah'ı (cc) hakkıyla tanımıyor demektir. Kendi nef-sinden daha kötü bir düşmanı olduğunu zanneden kişi de, nefsini hakkıyla tanımıyor demektir."
15. Hz. Ebû Bekir (ra); "Karada ve denizde fesat orta-ya çıktı" (Rûm Sûresi, 30/41) âyeti hakkında demiştir ki:
"Karadan maksat lisandır. Denizden maksat ise kalp-tir. Lisan bozulunca nefisler ona ağlar, kalpler bozulunca melekler ona ağlar."
16. Denilmiştir ki:
"Şehvet kralları köle yapar. Sabır ise köleleri kral ya-par. Yusuf (as) ile Züleyha kıssasına bakmaz mısın?"
Türkiye'de 'Derin Devlet' kavramının ete kemiğe bürünmüş halidir Mahmut Yıldırım. Ya da namı diğer, Yeşil. İşbirliği yaptığı istihbarat veyahut güvenlik kurumuna göre kod adı sürekli değişen fakat kendisine biçilen misyon itibariyle faaliyet alanı hiç değiş-meyen bu gizemli adamın yaşamındaki bilinmeyenleri elbette ki bilinenlerden çok daha fazladır.
Adının karıştığı yüzlerce 'Suç Dosyası'na rağmen polis ta-rafından yakalanamayan, hakkındaki klasörler dolusu iddia-namelere rağmen bir kez mahkemeye çıkarılamayan, yapıp ettik-leriyle ilgili değil yargılanmak, savcıya bile ifade vermeyen bu gizemli adamın etrafında örülü sır perdesini aralama gayretidir elinizdeki bu kitap.
Kısaca, derin devletin kara kutusu Yeşil'in hikayesi aslında tam olarak eski Türkiye'nin o bir türlü eskiyemeyen Türkiye'nin yedi kısım tekmili birden hikayesidir.
Dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın hazırladığı 'Susurluk Raporu'nda kendisine tam 12 sayfa ayrılan, bir dönem Güneydoğu'da 'Sakallı' namıyla canını yakmadığı kişi kalmayan, Öcalan operasyonlarından Sabancı suikastçisinin Türkiye'ye getirilme sürecine kadar her önemli olayda başrol oy-nadığı 'varsayılan' bu gizemli adamın hayat hikayesinin bilin-meyenleri aydınlatılmaya çalışılacak bu kitapta.
159. (Ey Resûlüm! Genelde ve özellikle Uhud gazvesinde sen) Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, elbette onlar etrafından dağılıverirlerdi. O halde onları affet, onlar için mağfiret dile ve (umûma ait) iş hakkında onlara danış, artık karar verdiğin zaman da, Allah’a güvenip dayan (onu yap). Şüphesiz Allah kendisine güvenip dayananları sever. [krş. 42/38]
38. (Onlar) Rableri(nin çağrısı)na gelirler, namazı dosdoğru kılarlar. İşleri aralarında danışma iledir. (Onlar) kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (Allah için) harcarlar.
(Bu âyet-i kerîme müslümanların mühim işlerinde şûrâ usulüne başvurmaları gerektiğine, İslâm idare şeklinin ise kendi aralarında ehliyet ve takvâ sahibi kimselerden seçecekleri şûrânın kararlarıyla olması lazım geldiğine delil teşkil etmektedir.)
39. Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman yardımlaşıp kendilerini savunur (zulme baş eğmez)ler.
(Âyet-i kerîmede görüldüğü gibi, hangi şekliyle olursa olsun zulme elbirliği ile karşı konulur. Çünkü zulme göz yummak caiz değildir. Bu durum, zalimin zulmüne, günah ve azabına ortak olmaktır. Hz. Ömer’in adaleti gibi bir adalet isteyenler O’nun halkı gibi bir halk olmalıdır.) [krş. 11/113]
40. Kötülüğün karşılığı, onun dengi bir kötülüktür. Kim de affeder, barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez. [bk. 16/126]
41. Kim de zulme/haksızlığa uğradıktan sonra o (hasmı)ndan aynı şekilde öcünü/hakkını alırsa, işte bunlar aleyhine olacak bir yol (hiçbir sorumluluk) yoktur.
42. Ancak sorumluluk ve ceza insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldıranlaradır. İşte, onlar için acıklı bir azap vardır. [bk. 5/33-34]
1. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet edilmiştir:
"Geçim darlığından şikâyetçi olarak sabahlayan kim-se, Rabbinden şikâyetçi olmuş gibidir. Dünya işlerinden dolayı üzüntülü bir şekilde sabahlayan kimse, Allah'a (cc) kızmış olur. Bir zengine zenginliğinden dolayı tevāzu gös-teren kimsenin, dininin üçte ikisi gitmiştir."
2. Hz. Ebû Bekr-i Sıddik (ra) demiştir ki:
"Üç şey üç şeyle elde edilmez: Zenginlik temenni ile; gençlik boya (: makyaj) ile; sağlık ilaç ile."
3. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
"İnsanlarla güzel dostluklar kurmak aklın yarısı, güzel ve yerinde soru sormak ilmin yarısı, güzel tedbir almak da geçimin yarısıdır."
***
4. Hz. Osman (ra) demiştir ki: "Dünyayı terk eden kişiyi Yüce Allah (cc) sever, gü-nahları terk eden kişiyi melekler sever, müslümanların elindeki nimetlere tamah etmeyen kişiyi de müslümanlar sever."
5. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Dünya nimeti olarak İslâm, meşgale olarak ibadet, ib-
17. Denilmiştir ki: "İnsanların en mutlusu; ilimle dolu bir kalbi, sabreden bir bedeni ve elindekiyle yetinme (: kanaat etme) duygusu olan kişidir."
***
18. İbrahim en-Nehaî demiştir ki: "Sizden önce helâk olanlar, şu üç şey yüzünden helâk olmuşladır: Gereğin-den fazla konuşmak, gereğinden fazla yemek, gereğinden fazla uyumak."
***
19. Yahya b. Muâz er-Râzî demiştir ki: "Dünya kendi-sini terk etmeden önce kendisi dünyayı terk eden, içine girmeden önce kabrini inşa eden, huzuruna varmadan önce Rabbini râzı eden kişiye müjdeler olsun!"
***
20. Hz. Ali (ra) demiştir ki: "Allah'ın (cc) sünnetinden,
peygamberinin sünnetinden ve evliyâsının sünnetinden nasibi olmayanın, elinde hiçbir şey yoktur." "Allah'ın (cc) sünneti nedir?" diye soruldu. "Sır sak-lamaktır" diye cevap verdi. "Peygamberinin sünneti ne-dir?" diye soruldu. "İnsanlara yumuşak ve nezaketle dav-ranmaktır" diye cevap verdi. "Evliyâsının sünneti nedir?" diye soruldu. "İnsanlardan gelen eziyete katlanmaktır" diye cevap verdi.
***
21. "Bizden öncekiler şu üç hasleti birbirlerine tavsiye ederler ve yazarlardı: Ahireti için çalışan kişiye, Allah (cc) din ve dünya işle-
"İzleri kayboldu, bedenleri toprak altında çürüdü, ge. riye amelleri, boyunlarında asılı olarak kaldı."
30. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Dilediğine ihsân et, onun efendisi olursun. Dilediğin-den iste, onun esiri olursun. Dilediğinden de müstağni ol (: bir şey isteme), onun dengi olursun."
***
31. Yahya b. Muâz (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) demiştir ki:
"Dünyayı tümüyle terk etmek, onu tümüyle almaktır (: elde etmektir). Onu tümüyle terk eden tümüyle alır. Onu tümüyle alan tümüyle terk eder. Onun alınması terk edilmesinde, terk edilmesi de alınmasındadır."
32. İbrahim b. Edhem'e (Allah kendisine rahmet etsin) denilmiş ki: "Zühdü ne ile elde ettin?"
O da cevaben demiş ki: "Şu üç şey ile: Kabri ıssız gör düm; yanımda arkadaş da yok. Yolu uzun gördüm; ya nımda erzak da yok. Azamet, sahibi olan Allah'ı hakim gördüm; yanımda hüccet (: delil) de yok."
***
33. Ariflerin büyüklerinden Şibli (Allah kendisine rah-met etsin) demiştir ki:
"Allahım! Yoksulluğum ve zayıflığıma rağmen bütün İyiliklerimi sana bağışlamak istiyorum, öyleyse ey Efen-dim, senin bana asla ihtiyacın olmadığı halde, nasıl olur bakötülüklerimi bana bağışlamayı istemezsin (: tabii ki bağışlamak istersin)!"
Aradan üç gün geçti. Hz. İbn Abbas'a (ra) bunun so-rulduğu ve onun da bu şekilde cevap verdiği haberi ken-disine ulaşınca Hz. Ali (ra) dedi ki:
"Doğudan ve batıdan âlimlere, hikmet sahiplerine ve fakihlere sorulsa, İbn Abbas gibi cevap veremezler. An-cak ben derim ki:
"Günlerin en hayırlısı, Mümin olarak dünyadan çıkıp Allah'a (cc) kavuştuğun gündür. Ayların en hayırlısı, Al-lah'a (cc) teube-i nasûh ile (: kesin bir şekilde) tövbe ve istiğfarda bulunduğun aydır. Amellerin en hayırlısı ise, Yüce Allah'ın (cc) kabul ettiği ameldir.
Şair der ki:
"Görmez misin iki yeni (: gece ve gündüz)
Bizi nasıl da eskitiyor; gizli-aşikâr, gülüp oynarken.
Dünyaya ve nimetlerine güvenme;
Vatanları vatan değilken...
Ölmeden önce kendin için amel et;
Arkadaş ve kardeşlerinin çokluğuna sakın aldanma!"
***
44. Denilmiştir ki:
"Allah (cc) bir kuluna hayır dilerse, onu dinde fakîh (: derin kavrayış sahibi) kılar, ona dünyadan yüz çevirtir, onun nefsinin kusurlarını görmesini sağlar."
***
45. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: Güzel koku, ka-dınlar, gözümün nûru kılınan namaz."
Bunu söylerken beraberinde ashabı oturmaktaydı. Hz. Ebû Bekr-i Sıddik (ra) de dedi ki:
"Doğru söyledin, ey Allah'ın Resulü! Bana da dünya. dan üç şey sevdirildi: Allah'ın Resulü'nün yüzüne bak-mak, malımı Allah'ın Resulü'nün yolunda infak etmek, kızımın Allah'ın Resulü'yle evli olması."
Hz. Ömer (ra) de dedi ki:
"Doğru söyledin, ey Ebû Bekir! Bana da dünyadan üç şey sevdirildi: Emr-i bi'l mâruf (: iyiliği emretmek), nehy-i ani'l-münker (: kötülükten menetmek), eski elbise (giy-mek)."
Hz. Osman (ra) da dedi ki:
"Doğru söyledin, ey Ömer! Bana da dünyadan üç şey sevdirildi: Açları doyurmak, çıplakları giydirmek, Kur'an okumak."
Hz. Ali (ra) de dedi ki:
"Doğru söyledin, ey Osman! Bana da dünyadan üç şey sevdirildi: Misafire hizmet etmek, yazın oruç tutmak, kılıçla vurmak (: Allah yolunda cihat etmek)."
Onlar bu şekilde konuşurlarken, Cebrail (as) geldi ve Hz. Peygamber'e (sav) dedi ki:
"Yüce Allah (cc) söylediklerinizi işitince beni gönderdi madünya ehlinden olsaydım neyi seveceğimi bana sor manı emretti."
Hz. Peygamber (sav) de ona "Dünya ehlinden olsay” dın neyi severdin?" diye sordu. O da;
gariplerle dost olmayı, yoksul ailelere yardım etmevi" "Yolunu şaşırmış olanlara yol göstermeyi, dini bütün
51. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki: "Gerçek sevgi üç haslettedir: Dostunun sözünü, baş kasının sözüne tercih etmek, dostuyla beraberliğini, baş kasıyla beraber olmaya tercih etmek, dostunun rızasını, başkasının rızasına tercih etmek."
***
52. Vehb b. Münebbih el-Yemânî (ra) demiştir ki:
"Teurat'ta şöyle yazılıdır: Tamahkâr olan, dünyanın kralı da olsa fakirdir. İtaatkâr olana, köle de olsa itaat edilir. Kanaatkâr olan, aç da olsa zengindir."
***
53. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki:
"Allah'ı (cc) tanıyan kimsenin, insanlarla birlikte bu-lunmakla elde edeceği bir lezzet yoktur. Dünyayı tanıyan kişi, onun nimetlerine rağbet etmez. Allah'ın (cc) adâleti-ni bilen kimsenin, önüne düşmanlar çıkmaz."
***
54. Zünnûn-ı Mısrî demiştir ki:
"Her korkak kaçar, her isteyen arar, Allah'a (cc) yakın olan herkes, nefsinden uzaklaşır."
***
55. Yine Zünnûn-ı Mısrî demiştir ki: "Arif-i billah (: Yüce Allah'ı hakkıyla tanıyan kişi) esir dir, kalp gözü açıktır, Allah (cc) için ameli çoktur."
"Dünya ve âhirette her hayrın kaynağı Allah'tan (cc) korkmaktır. Dünyanın anahtarı tokluk, âhiretin anahtarı açlıktır."
***
58. Denilmiştir ki:
"İbadet bir zanaattır; dükkânı halvet, sermâyesi takvâ, kazancı cennettir."
***
59. Mâlik b. Dinar demiştir ki:
"Üç şeyi üç şeyle güzelleştir (: ıslah et) ki, müminler-den olasın: Kibri tevâzu ile, hırsı kanaat ile, hasedi nasihat ile (: kıskanç kişinin iyiliğini istemek ve ona samimi ola-rak öğüt vermekle)."
İslâm ve lati'nın iç içe geçmiş tarihinin ana hatlarını ele alan bu çalışma, siyasi, askeri ve toplumsal ilişkilerin yanı sıra, ben tasavvuru, birki algas, zaman ve mekân tasavvuru, sembolik dil ve imgeler üzerinden inşa edilen anlamlar dünyasına eğilmeyi hedefliyor Kitap Islam ve Batı toplumlarının etkileşim içinde olan ve tedahal eden tarihlerinin dun ve bugün ifade ettiği anlamları ortaya koymak için tarihten felsefeye, teolofides sanata uzanan disiplinler arası bir yaklaşımı esas alıyor
Her 'ben' iddiası bir ötekinin varlığını tazammun ederken, her öteki' vurgusu da hir 'ben' tasavvuru inşasını zorunlu kılar Fakat modern dikotomilerin tersine, bu ayrımı mutlaklaştırarak sonsuz ve sınırsız düşmanlar üretmek gerekmiyur. Öteki üzerinden verilen hükümlet, aynı zamanda "ben' ile, hix' ile ilgili tanımlamaların da bir aynasıdır. Bu kitap, İslam ve llatı ilişkilerini tahlil ederken, arka planda yatan ben öteki diyalektiğinin inlüşümlerini takip etmeyi amaçlyur
Ibrahim Kalin in, İslamiyetin hızlı yayılışından beri Avrupa ve Islam ilişkısı, özellikle de Avrupa'nin karşısında Müslüman Türklerin konumu ile ilgili yazdıkları çok ilginç Kitabın geniş bir kaynak bilgisi var. Bu kitap batı dillerinde Osmanii donemi ve modern Türkiye ile ilgili kaynaklar yanında Anglosakson ve Fransızca literatürün başka dillerinden yapılan tercümelerin geniş ölçüde kullanıldığı bir calışma. Kalın, her tezin etrafinda en ince teferruata kadar gidip, onları sıralamada şaşırmadan sunmayı biliyor. Beş yuz sayfalık kitap çok ilgiyle ve yormadan okunabilecek durumda.
-lber Ortaylı, Tarihçi yazar
"Ne Doğu, Doğu dur artik, ne Dati, Batı. Bu ikisi artık birleşebiür! Kipling ve Peyami Safa'nın muhayyilesindeki Doğu-Batı'yı hala merak edenler varsa, İbrahim Kalın'ı okusunlar: akıcı ve düşündürücu bir eser."
-Mustafa Özel, İstanbul Şehir Üniversitesi
"Geleneksel diyalektikte, Isteseydim sizi tek bir millet yapardım ilahi lermanının karşıt anlamını yakalama gereği olarak öteki ile beraber var olmanın yollan aranırdı. Öteki denilen şey ezilip yok edilecek bir şey değil, ancak kendisi ile yansılacak bir şeydi. "Adem'in çocukları birbirinin uzvu gibidir" diyen Sa'di ve Varlığı bilmeden kendını bilemezsin. Ve varlığı bilmek Tanı'nın kendi eseriyle cilveleşmesinin yollarımı bilmekse, o zaman ben-idrakı bizi varlığa, varlık bizi Tanrı'ya, Tanrı da bizi tekrar ben'e geri getirir" diyen Malla Sadra gibi bilgelerden aldığı hamla Doç. Dr. Kalın, geleneksel ontolojinin karşısında yer alan modern zamanların hakim ötekileştirme eylemini sorgulamaktadır. İbrahim Kalın'ın modern ciekileştirmenin aynı zamanda yok etme haline gelmesi sürecini özellikle Müslümanın ötekileşlinimesi eylemi uzerinden okuyan bu mühim çalışmasını herkese tavsiye ederim.
-Mahmud Erol Kılıç, İslam İşbirliği Teşkilatına Üye Ülkeler Parlamentolar Birliği (ISIPAB) (PUIC) Genel Sekreteri
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 472 1 Ümmetimden bir taife, Allahın emrile hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden kimsenin onlara bir zararı dokunmaz. Taki Allahın emri gelinceye kadar onlar insanlara galibtirler. Hz. Muaviye (r.a.) 472 2 Ümmetimden bir taife, kendilerine düşmanlık edenlere galip oldukları halde, Hak üzerine mücadelede devam ederler. Hatta onların sonuncusu mesihüd deccal ile harp eder. Hz. İmran (r.a.) 472 3 Ümmetimden bir taife, kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini terkedenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez. Hz. Muaviye İbni Kırra (r.a.) 472 4 Ümmetim dininde basiretli olmakta devam eder. Taki yahudiler gibi, akşam namazı için yıldız çıkmasını beklemedikçe, nasraniler gibi de sabahda yıldızların kaybolmasını beklemedikçe ve cenazeyi de sahiplerine bırakmadıkça. (Cenazeyi teşyi etmeyi bırakmadıkça) Hz. Hars İbni Vehb r.a 472 5 Hilafet beni Ümeyyede deva eder, bir defa ellerinden (Abbasilerce) süratle çakilip alınıncya kadar. Onlardan çıkınca da hayattan hayır yoktur. Hz. Sevban (r.a.) 472 6 "La ilahe illallah" kelimesi halktan gadabı men etmekte devam eder, dünyaları düzelip de dinden gideni ehemmiyetsiz görmedikçe. O zaman bu kelimeyi söylediklerinde kendilerine "Yalan söylüyorsunuz. Siz onun ehli değilsiniz" denilir. Hz. Zeyd İbni Erkam (r.a.) 472 7 Ümmet şeriatı hasene üzerine devam eder, aralarında şu üç hal zahir olmadıkça; İlim kendilerniden alınmadıkça, aralarında habis veled çoğalmadıkça, "Sakkarun" aralarında zahir olmadıkça, Dediler ki: "Sakkarun nedir?" Buyurdu ki, bunlar içmeden sarhoş olanlardır. Ahir zamanda gelirler, birbirlerile karşılaştıklarında aralarındaki selamları lanetleşmektir. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.) 472 8 Kıyamet gününde şu beş şeyden hesap vermedikçe Adem oğlunun ayakları Rabbının huzurundan ayrılmaz: Ömrünü nerede ifna etti. Gençliğini nasıl geçirdi. Malını nasıl kazandı. Malını nereye harcadı. İlmi ile nasıl amel etti. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 472 9 Kulun ayakları ayrılmaz, şu dört şeyden sual olmadıkça: Ömrünü nerede ifna etti. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nerede kazandı, nasıl harcadı. Cismini nerede çürüttü. Hz. Berze (r.a.) 472 10 Bir adama karısını niye dövüyor diye sorma. Kime itimad ediyor kime itimad etmiyor diye de sorma. Vitri kılmadan da uyuma Hz. Ömer r.a
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 146 1 Seni davarları ve kır hayatını seviyor görüyorum. Kırlarda bulunduğun ve ezan okuduğunda sesini yükselt, Muhakkak ki müezzin sesini işiten cin, insan, taş, ağaç ve her şey kıyamet gününde (sesini işittikleri müezzinin ezanına) şahidlik edeceklerdir. Hz. Ebû Said (r.a.) 146 2 Ben, kıyamet gününde, yeryüzündeki taş, toprak ve ağaç adedinden fazla bir cemmi gafire şefaat edeceğim. Hz. Uneysil Ensari (r.a.) 146 3 Ben gümüşten mühür edindim ve üzerine "Muhammedün Resulullah" nakşettirdim. Kimse böyle bir mühür kullanmasın. Hz. Enes (r.a.) 146 4 Ben rağbet ve rehbet ile namaz kıldım. Ve namazımda üç şey diledim. İkisi kabul edildi. Biri kabul edilmedi. Harici düşmanlar onlara (Mahv edecek derecede musallat olmasın istemiştim. O ümmetime verildi. İstedim ki, boğularak helak olmasınlar, o da verildi. Aralarında düşmanlık olmasın istedim, bu reddedildi. Hz. Muaz (r.a.) 146 5 Rabbimden müşriklerin çocuklarını diledim. Onları bana verdi. Cennet ehline hizmetçi olarak. Zira bunlar fitreten islamdırlar. Ve babalarının düştüğü şirke henüz düşmediler. Hz. Enes (r.a.) 146 6 Ümmetim için mü'minden de, müşrikten de korkmam. Zira mü'min zarar yapmaz. İmanı onu bundan men eder. Müşrikin ise şirk başının belasıdır. Ve lakin dili bilgili münafıktan korkarım. Marufu konuşur, münkeri yapar. (Bunlar ümmeti şaşırtırlar) Hz. Ali (r.a.) 146 7 Bir taife bilirim ki, ne Peygamber, ne de şehiddirler. Lakin Peygamberler ve Şehidler kıyamette onların makamlarına imrenirler. Bu taifenin insanları hem Allah'ı severler, hem de Allah'ı sevdirmeye çalışırlar. Halka, Allah'a itaat etmeyi emrederler. Halk Allah'a itaat edince de Allah onları sever. (Yani halkta Allah sevgisi uyanır.) Hz. Ebû Said (r.a.)
13. (5046)- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhis. salātu vesselâm) (bir gün):
"Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanin gelme. si vacib olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah'ın Resulü! Bun. lar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:
★ Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse
★ Emanet (edilen şeyleri emanet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kal dıkları zaman.
★ Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki ettikle ri zaman.
★ Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;
★ Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
* Mescidlerde (rıza-yı İlahi gözetmeyen husumet, alış-veriş, eğlence ve siyasata us. müteallik) sesler yükseldiği zaman.
★ Kaume, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;
★ (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insan- ları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;
★ İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;
* (San'at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dan sing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yay gın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;
* Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, [zelzeleyi], yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) [veya gökten taş yağmasını, (kazfi)] bekleyin." [Tirmizî, Fiten 39, (2211).]
AÇIKLAMA:
te, Bu hadisi, ümmet umumiyetle, kızıl rüzgar hâdisi olarak bilir. Ha hayatında hakim duruma gelecek pekçok içtimâî marazları nazar-ı dik- diaye, Aleyhissalatu vesselâm, kıyameter rüzgar hadisioletinin ictimai kate arzetmektedir. Bu sayılanlardan herbiri hakikaten ictimâî bir has-
Şam ehli helak olduğunda, ümmetimde hayır kalmaz. Bununla beraber Deccalla savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin "hak üzere" galib olması devam edecektir. Ravi: Hz. Muaviye İbni Kurre (r.a.) Sayfa: 65 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
"Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı, emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı, ilim dinden başka gaye için tahsil edildiği, kişi karısına itaat edip annesine âsi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı, mescidlerde gürültüler başgösterdiği, fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın milletin lideri olduğu, şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu, şarkıcı
kadınlar ve çalgı âletleri türediği, şaraplar içildiği ve ümmetin sonunda gelenler evvel gelenleri lânetlediği zaman işte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şek değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbi ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler. (Tirmizî: 2308)
Hadis-i şerifin açıklaması:
"Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı."
Devlet malı birkaç şahsın elinde olacak ve bunu istedikleri gh kullanacaklar. Kim fazla çalarsa o çok rağbet görecek.
Devleti idare edenler, halka äit malları kendi üzerlerinde toplamaya çalışacaklar, halkın kazancını vergiler vasıtası ile ellerinden alacaklar bunu rahatça hem yiyecekler hem de yığacaklar. Kendileri büyük refah içinde yaşayıp halk sıkıntı çekecek.
Zālimin zulmü artacak, mazlum ise inleyecek.
Çünkü onlar Hakk'a yönelmeyecek, halka yönelecek. Her yöneldiğ kimse başına kaynar su dökecek. "Yandım!" diyecek, yine ona sokulacak Niçin? Şaşkın olduğu için.
Fakat hakikat ehli yine kanaat sebebiyle huzurludur. Onlar halka hiç bir zaman rağbet etmezler, Hazret-i Allah'a ve Resul'üne rağbet ederler Fakat bunlar da pek azdır.
"Emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı."
Bu kötülük zamanında emanet ganimet bilinecek, onu vermemeye gayret edilecek.
Binaenaleyh böyle bir zamanda çok tedbirli olmak gerekiyor. Çünkü itimat kalkmıştır. Bunun da sebebi kalpte imanın olmayışıdır.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde buyururlar ki:
ündunağın alameti üçtür: Söylerse yalan söyler, söz verirs sound Budurmaz, kendisine bir şey anlane soudilirse hryanel eder." (Buhârî Tecrid-i sarih: 31)
Bundan ötürü bu haller husule gelecek.
"İlim dinden başka gaye için tahsil edildiği."
İlim Allah için değil, memuriyet için, geçim için tahsil edilecek Görünüşte ilim tahsil ediyor denilecek, fakat menfaat, tahsil edilecek, onların Allah-u Teâlâ ile ilgileri olmayacak. nam ve şöhret icin
"Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir." (Ahkaf: 15)
maya efah
Emr-i şerif'ini de bırakmıştır. Kalbi tamamen ters döndüğü için, ana-babasına yapmadığını başkalarına yapıyor.
"Mescidlerde gürültüler başgösterdiği."
Gerçek mânâda tâzim ve saygı kalkacak, herkes aklına geleni söyleyecek. Tabii ki bu söylenenlerin hepsi ahkâma mugayir olacak.
"Fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği."
diği cak
Bu seyyiat zamanı öyle bir devirdir ki, baştakiler hep fâsık ve münafık olacak.
hiç er.
e
0
"Aşağılık adamın milletin lideri olduğu."
Halkın içinden asaletsiz, şerefsiz, haysiyetsiz insanlar milletin başına geçecekler. Yani ayak takımı başa, baştakiler ayak altına alınacak.
"Şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu."
O zālimler başa geldiğinde şerleri çok olacak. Halk korkup menfaatlerinden onlara boyun eğmek zorunda kalacak.
"Şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği."
O zamanda bunlara itibar edilecek. Bütün fuhuş, fenalık, rezalet alenen meydanda olacak ve bunlara rağbet edilecek. Allah-u Teâlâ onlara lânet eder ve hiçbir surette onlara rahmet nazarı ile bakmaz.
"Ve bu milletin sonunda gelenler, evvel gelenleri lânetlediği."
Öyle bozuk bir nesil gelecek ki, o kadar asaletsiz türemeler türeyecek ki, öyle piçler zuhur edecek ki, ecdadı ile övünmeyecek de içindeki kötülüğü onlara hamledecek, bu aseletsiz ayak takımı onlara hakaret nazarı ile bakacak.
Oysa geçen devirler, değil müslümanları, dünyayı hayrete düşüren en güzel hasletlerle dolu idi. Onlar iman, şecaat, cesaret, adalet, fazilet sahibi idiler.
"İşte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbir ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler."
Besmele ile serif
YanıtlaSilBir kimse bütün kaygılarını bir kaygı yaparsa-ahiret kaygısı- Allah onun diğer kaygılarına kafi gelir. Eğer dünya ahvaline ait kaygılarını yayarsa, Allah ona-hangi vadide helak olursa olsun-sahip çıkmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 416 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Bir kimse dünya ve ahiret işinden kendisine kaygı veren şeyde kaygılarını bir kaygı ederse, Allah ona kafi gelir. Kim de kaygılarını çoğaltırsa dünyanın hangi vadisinde helak olursa olsun, Allah ona sahip çıkmaz.
SilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 416 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Evden evvel komşu, yoldan evvel refik ve göçten evvel azık.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 199 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
SAHIFE 303
YanıtlaSil1. Yakında ommetimden ban kimseler gelir. Alimlerini müşkül meseleler- le yanıltırlar. Bunlar ummetimin şerlileridir. Is. Sevban ra
2. Yakında seninle Aişe (ra) arasında bir hadise olacak. (Bunu Ali (ra) ya söylemişti.) All (ra) dedi ki: "Oyle ise Ya Resulallah, ben onların en fenasıyım "Buyurdu ki. Hayır. Lakin bu hadise olduğunde sen onu evine (mahalli emaruna) teslim et. (Cemel vak'ast) Its. Khu Relig
3. Benden sonra ummetimden bir kavim gelir. Kur'arı okur, dini ilimier den de malumatları olur. Şeytan onlara gelir. "Dunyoığvan duzeltmek sin hukumete sokulsama ya. Siz yine dininizde onlara uymazsınız "der. Nasıl çaldan: dikenden başka birşey ahnmazsa, onlara sokulmaktan da günahtan başka bir şey elde edilmez Hs. Ibni Abbasта
4 Yakında bam emirler gelecek. Siz onların bazı işlerini beğenecek. bamlarından ise hoşlanmayacaksınız. Kim onlaria mticadele ederse necat bulur. Kim onlardan ayrılırsa selamet bulur, kim de onlara karışırsa belak olur. Hz. Ibel Abbas A
5. Benden sonra hir takım tümera gelecek. Ki onlar Benim yolumda gitmealer. Adetimi de adet etmezler. Onlardan bir takımının kalbleri. insan suretinden şeytan kalbidir. Hz. Huzeyfe (ra.) dedi ki: "O hadiseye yetişirsem nasıl yapayım?" Buyurdu ki. Emiri Azama itaat et. Sırtına
vurup lokmanı alsa da. (Hz. Osman (r.a.) fitnesi)
He. Huneyte ra
6 Sizin üzerinizde baza umera peydah olur. Namam vakitlerinden gecikti-
rir ve bid'adler çıkarırlar. Ibni Mes'ud (r.a.) dedi ki: "Onlara yetişirsem
nasıl yapayım?" Buyurdu ki: Ey Ummü Abdin oğlu! Benden nasıl
yapacağını soruyorsun. Allaha isyan edene itaat yoktur. H. The Mes'ud ra Ahir zamanda ummetimden bir takım insanlar meydana gelir ki.
kendimizin de babalarımızın da işitmediği şeylerı anlatırlar. Sizler ve babalarruz burlardan kendinizi çekin.
Ümmetimin sonunda bir takım kadınlar peydah olur ki, erkekler gibi eğerlere biner ve mescidin kapısında inerler. Onlar giyinik çıplaklardır. Başlarını da zaif devenin hörgücü gibi yaptırırlar. Bunları tel'in edin. Zira onlar mel'undurlar. Eğer sizden sonra gelecek ummet olsaydı, bunlar da o gelecek ümmete luzmetei olurlardı. Nasıl ki sizden evvelki
ümmetlerin kadınlarının sizlere hizmetçi oldukları gibi. Ha. ibni Amr r
9 Benden sonra, yakında, bazı umera gelecek, birbirini öldürecekler. emevki, makam için) 11x. Ammar ra
şerirleri olacak
10. Yakında madenler meydana çıkacak ve onun peşine düşenler insanların Beni Süleymden biri.
11. Ahir zamanda lüti denilen bir taife çıkar ve üç siruf olur: Bir sınıfı konuşmak ve yüze bakmakla, diğeri musafaha ve kucaklaşmakla yetinirler. Bir sınıfı da bu işi bilfiil yaparlar. Allahın läneti bunların
uzerine olsun. Meğer ki tövbe ederler. Tövbe edenin tövbesini Allah
kabul eder.
Its. Enes ra
SAHIFE 304
YanıtlaSil1. Ümmetimin sonunda bir takım kavimler olur ki, camilerini süsler. kalblerini ise viran ederler. Onlardan birisi dinine vermediği ehemmi kablerini ise viran ederler verir. Bunlar, dunyaları selamet oldu mu fazlasını
Hz. ibni Abbas TA
2 ahiret işini kaale almazlar. * Benden sonra bir fitne olacak. O fitne olduğunda Ali ibni Ebi Talib (ra) tutun. Zira hak ile batılı Hz. Ebu Leyla el gifari ra
ayırd edecek odur.
3. Benden sonra muzlim gecenin karanlık dalgaları gibi fitneler olacak Insanlar orada alabildiğine gidecekler. Denildi ki: "O halde hepsi helak olucudur." Buyurdu ki: (dünyadaki) katl onlara kafidir. (Ahiretlerine dokunmayacak.) Hz. Saad ra
4. Yakında uzerinize bazı emirler gelecek. Kalbinizin yattığı ile size emirler verecek. Fakat sevmediklerinizi yapacaklar. Sizin için bunlara itaat gerekmez.
Hz. Ubade ra
5. Benden sonra bazı valiler gelecek, İyisi iyiliği ile, kötüsü de kötülük üzere valilik yapacak. Siz bunları dinleyin. Hakka uygun her şeyde kendilerine Itaat edin. Arkalarında namaz kılın. Eğer iyilik yaparlarsa hem size, hem onlara. Fenalık yaparlarsa sizin lehinize, onların aleyhine olur.
Hz. Ebu Hureyre ra
6. Ummetimden "Ehli kitabdan" bir cemaat ve "ehli liben" (çöl halkı) helák
olacak. Denildi ki; Ehli kitab kimdir?" Buyurdu ki, Kitabullahı öğrenişs müslümanlarla mücadele edecek bir kavimdir. Denildi ki: "Ehli Liben kimdir?" Buyurdu ki, şehvetlerine uyub, namazı terkedecek bir kavim- dir.
Hz. Ukbe ra
7 Müslümanlar ye'cüc ve me'cücün ok ve kalkarılarından kaları yedi sene Hz. Nuvvaz ibni Sin'an ra.
yakacaklardır.
(Turi Sinadan kurtulduktan sonra)
"ŞİN HARFT"
8 Yalancı şahidin ayağı yerinden oynamadan Cehennemi hak eder.
Hz. Enes ra
9 Ümmetimin en şerlileri o kimselerdir ki, akşam sabah nimet içinde yemeğin en iyisini yerler ve elbisenin en min gerçekten en şerlile İyisini giyerler. Onlar ummeti- şerlileridir. Zalim emirden kaçan adam asi değildir.
Bilákis asi olan zalim emirdir. Dikkat edin. Allaha isyanda mahlüks
itaat yoktur.
Hz. ibni Abbasra
SOHBET MÜBAREK GECELER
YanıtlaSilMübarek geceler, İslâm dininin kıymet verdiği gecelerdir. Bu gecelerin önemi, hadis-i şeriflerle de bildirilmiştir. Allahü teâlâ kullarına çok acıdığı için, bâzı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki duâ ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibadet yapması, duâ ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmıştır. Mübarek geceleri ihyâ etmeli, yânî kaza namazları kılmalı, Kur'ân-ı Kerîm okumalı, duâ ve tevbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevabını ölülere de göndermelidir. Af ve mağfiret için de çok
yalvarmalıdır. Mübarek geceler şunlardır:
1- Kadir Gecesi: Ramazan ayı içinde bir gecedir. İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe "rahmetullahi aleyh" hazretleri; "27. gecesi olması çok vâki olur." buyurdu.
2- Fitr (Ramazan) Bayramı gecesi: Ramazanın son günü
ile bayramın 1. günü arasındaki gecedir.
3- Arefe Gecesi: Arefe günü ile Kurban Bayramının 1. günü arasındaki gecedir. Arefe, Zil-hicce'nin 9. günüdür.
Ramazanın son gününe Arefe denmez!
4- Kurban 3. günlerinden sonraki gecelerdir.
Bayramı geceleri: Kurban Bayramının 1, 2 ve
5- Mevlid Gecesi: Rebi'ul-evvel ayının 11/12. günleri ara-
sındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğduğu gecedir. 6- Berat Gecesi: Şaban ayının 15. gecesidir.
7- Mirâc Gecesi: Receb ayının 27. gecesidir.
8- Regaib Gecesi: Receb ayının ilk Cuma gecesidir. 9- Muharrem Gecesi: Muharrem ayının 1. gecesi, Müslü-
manların kamerń yılbaşı gecesidir. 10- Aşûre Gecesi: Muharrem ayının 10. gecesidir.
Bunlardan başka, Fitr Bayramının diğer geceleri, Zil-hicce ve Muharrem aylarının ilk on geceleri, haftanın her Cuma ve Pazartesi geceleri de mübârektir.
Yukarıdaki on geceden beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci
gecelere Kandil Geceleri denir.
Erkek: Zahit - Kiz: Zahide - Yemek: Şehriye çorbası, Haşlama et, Helva, Revani.
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilbilir ki, burada bulunan kimse, bunları, daha iyi arar
Ola
Allah, yüzünü ağartsın o kimsenin ki, bizden bir Hadis initipon Benden görmüş, benden işitmiş, benden sormuş olduğunuz
kimseye tebliğ etmiş bulunur. (66)
ezberler ve tebliğ eder... (67)
ne hazırlansın! buyurmuştur. (68)
lerde Benden ad ederek yalan uyduran kimse de, Cehennemde
haramberimiz, bir Hadislerinde denilinden bitte sorulup onu, saklayan kimseye, yüce Allah, Kıyamet günü Ateşten gemie ge enicaktiris buyurarak ilmi ketm etmenin Åhíretteki cezasının de
şetini duyurmuştur (69)
Ehů Zerrülgıtări «Resülullah Aleyhisselâm, bize üç şeyi: 1. İyiliği buyurmamızı,
2. Kötülükten men etmemizi, 3. Insanlara, Sünnetleri öğretmemizi önemle emr buyurdus
demiştir. (70)
Kendisinin Mina'da Cemretülvusta yanında oturduğu, Insanis rın, başına toplanıp kendisine bir takım meseleler sordukları sırada bir adam gelip başına dikilir ve «Sen, fetvå vermekten men olunma miş mi idin? diye sorar.
Ebů Zerrülgıfări, başını kaldırıp ona bakar ve Sen, der, benim Üzerime Muråkıp misin? (71)
Kafasına işaret ederek Kılıcı, buraya dayasanız, ben de, Rest lullah Aleyhisselâmdan duyduğum bir sözü, başım kesilmeden önce tebliğ edebileceğime kanäat getirsem, muhakkak, o sözü tebliğ ede rim! der. (72)
Peygamberimizin Yetiştirip Müftülük Yetkisi Verdiği İlim Adamlarmdan Başlıcaları:
1. Hz. Ebû Bekir,
2. Hz. Ömer,
- Sa'd - Tabaket Buhari - Sahih e. e. 2, a. 183, Alimed b. Hanbel - Münned c. 5. s. 37, 6, s. 238, Müslim Sahib e. 3, в. 1306
3. Hz. Osman (73),
(80)
(a) Mired b. Harbel - Mined c. 5. &. 183, Ebû Devud 120Sunen c. 3,32 Miro Sänen e. 1, s. 85 (18) Ahmed b. Hanbel-Müned e. 5, s. 412
60) Ebd Davud, Sünen e 3, s. 321, Ibn-i Mace Sünen e. 1, s. 98 ( (70) Ahmed b. Hanbel - Mined c. 5, s. 165, Darimi Sünen e. 1, s. 111 Darimi Sünen e. 1, s. 112 12) Ruharf-Sahih (
e. 1, s. 25, Dürimi Sünen c. 1, s. 112 (73) - Said - Takat e 2, 34, 35, 34, 350, Zeheb? Styerü 1,324
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET SÜNNErn
YanıtlaSil4. Hz. All,
5. Übey b. Ka'b,
6. Muaz b. Cebel,
1. Zeyd b. Såbit (74),
8. Abdullah b. Mes'ud (75),
10. Ebû Músal'eş'ari (77)
11. Selmânulfárisi,
9. Abdurrahman b. Avf (76),
12. Ebüdderda Uveymir, 13. Ammar b. Yasir,
14. Huzeyfetülyeman. (78)
İlim Adamlarından Başlıcaları:
1. Hz. Ömer, 2. Hz. Ali,
Peygamberimizin Yetiştirip Kendilerine Kadılık Yetkisi Verdiği
3. Zeyd b. Sabit,
4. Ebû Müsal'eşarî (79)
5. Muaz b. Cebel (80)
6. Huzeyfetülyeman. (81)
Peygamberimizin Yetiştirdiği İlim Kaynakları:
Misver b. Mahreme'ye göre Eshabın ilmi, altı kişiye:
1. Hz. Ömer'e,
2. Hz. Ali'ye,
4. Muaz b. Cebel'e,
6. Zeyd b. Sabit'e dayanmakta idi.
5. Übeyy b. Ka'b'a,
3. Hz. Osman'a,
Mesruk ta «Resûlullah Aleyhisselâmın Eshabile görüşüp konuş
1. Ömer'e, 2. Ali'ye,
Ibn-i Sa'd - Tabekat c. 2, 8. 350, Zehebi - Siyerü Alümünnübelä e 1,324
(74) 75) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 351. Zehebt. Siyerü Alámünnübelá c. 2, 310 (
tum. Onların ilimlerinin altı zata:
(78) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 310 (77) Zehebi Siyerü Alâmünnübeli c. 2, 279, 310
(78) Muhibbüttaberf ( Riyadunnadra c. 1, a. 140
79) Ibn-i Sa'd 80) İbn-i Sa'd ( Tabakat e. 2, s. 351
(1) Ibn-i Mace Tabakat. c. 2, & 347-348 Sünen e. 2, a. 785
ULUK TARIKATI NI KURAN HZ.
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
279
Yine, Allah'a yemin ederim ki: O, ilmin, kalan onda birine de, sizinle ortaktır!» demiştir. (89)
Muaviye b. Ebi Süfyan, Emirliği sırasında içinden çıkamadığı müşkil meseleleri, Hz. Ali'ye yazarak sorardı.
Hz. Ali'nin şehid edildiğini haber alınca «Fıkıh ve ilim, Ebû Ta- lib'in oğlunun ölümüyle gitti!» demekten kendini alamamış, kardeşi Utbe «Şamlılar, sakın, bunu, Senden, Senin ağzından işitmesinler!»
deyince de «Bırak beni, işitirlerse, işitsinler!» demiştir. (90) Hz. Ömer «Umre'ye nereden gireyim?» diye soran bir zata «Git,
Ali'ye sor!» demiştir.
Hz. Aişe'nin de, kendisine, mest üzerine meshden sorulunca «Git, Ali'ye sor!» dediği (91),
Yine, Hz. Aise'nin «Size, Âşûre günü orucunu tutmanız için kim fetva verdi?» diye sorup «Ali, verdi!» dedikleri zaman «Evet! İnsan- lar arasında, Sünnet'i en iyi bilen, Odur!» dediği de, rivayet edilir. (92)
Abdullah b. Mes'ud'a göre Hz. Ali, Medinelilerin Ferálzi en iyi bileni idi.
Feraiz âlimlerinden Mugire «Ferâiz âlimlerinden, ferâiz hakkın- da sözü, Ali'den daha kuvvetli olanı yoktur!» demiştir. (93)
Hz. Ömer «Ebülhasan'ın bulunmadığı mecliste, içinden çıkılmaz,
karışık meselelerle karşılaşmaktan Allah'a sığınırımı
«Bizim en büyük Kadımız All'dir!» derdi. (94) Hz. Ali, Kur'ân-ı Kerim'i de, usûlüne göre en iyi okuyanlardan- dı. (95)
Abdullah b. Mes'ud'un İlmi:
Hz. Ömer, Abdullah b. Mes'ud hakkında «İlimle dolu Dağarcık!» derdl. (96)
(89) Muhibüttaberl - Riyadunnadra c. 2, s. 256, Alâüddin Ali Müntehabu Ken- zül'ummal c. 5, s. 33
(90) İbn-i Abdulber İstiab c. 3, s. 1108 (91) İbn-i Abdulber İstiab c. 3, s. 1106-1107, Muhibüttaberi Riyadunnadra
c. 2, s. 257 (02) İbn-i Abdulber - Istiab c. 3, s. 1104, Muhibüttaberi - Riyadunnadra e. 2, s. 255 (83) Ibn-1 Abdulber İstlab c. 3, s. 1105, Muhibüttaberi - Riyadunnadra e. 2, s. 256 (94) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 339-340, İbn-i Abdulber İstiab e. 3, s. 1102, 1103, 1104
(95) İbn-i Abdulber İstiab c. 3, s. 1109 (96) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 344, 351
280
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
Abdullah b. Mes'ud'la görüşen ilim adamlare Onun hakkında «Kur'an ve Sünnet ilmi, Onda sona ermiştir!» derlerdi. (97)
Übey b. Ka'b, Zeyd b. Sabit ve Muaz b. Cebel'in İlmi:
Hz. Ömer, Ca'biye'de irad ettiği bir hutbesinde «Kur'andan bir
şey sormak isteyen, Übey b. Ka'b'a gelsin! Ferâizden bir şey sormak isteyen, Zeyd'e gelsin!
Fıkıhtan bir şey sormak isteyen, Muaz b. Cebel'e gelsin! Mal isteyen de, bana gelsin! Çünki, Allah, beni malların Hazine
dârı ve bölüştürücüsü kıldı.» demiştir. (98) Peygamberimiz «Ümmetimin, helâl ve haramı en iyi bileni Muaz b. Cebel'dir!» (99)
«Helâl ve haramı, en iyi bileniniz Muaz, en iyi Ferâizciniz de, Zeyddir!» buyurmuştur. (100)
Hz. Ömer «Kadınlar, Muaz'ın bir benzerini doğurmaktan âcizdir-
ler.. demiştir. (101) Zeyd b. Sâbit, Kaza'da, Fetvâ'da, Kırâatta, Ferâizde otorite idi. (102)
Hz. Ömer ve Hz. Osman, bu ilimlerde hiç kimseyi, Zeyd'e tercih etmezlerdi. (103)
Ebû Müsa'nın İlmi:
Esved b. Yezid «Küfe'de, All ile Ebû Mûsâ'dan daha âlim kim se görmedim!» demiştir. (104)
Hz. All'ye göre: «Ebû Mûsa, ilim boyasına batırılmış, onunla bo yanıp çıkmış!» idi. (105)
Selmân-ı Fârisi'nin İlmi:
Selmân-ı Fårisi, ilimle doldurulmuştu.
Hz. All «Ona, öncekilerin ve sonrakilerin ilmi verilmiştir. Onda ki ilme erişilmez!» (106)
«O, dibi bulunmaz bir Deryâdır!» demiştir. (107)
(97) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 352
) Zehebt Slyerü Älâmünnübelâ c. 1, n. 283 98 (
(90) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 347
100) Zehebl Siyerü Älåmünnübelâ c. 1, s. 320 (
(102) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 8. 360
101) Zehebt Siyerü Alâmünnübelá c. 1, s. 324 (
103) Zehehl Siyerü Alâmünnübelâ c. 2, s. 311 (
104) Zehebt Siyerű Álâmünnübela c. 2, s. 278 (
(105) Zehebi Siyerü Alåmünnübelâ c. 2, a. 279
(106) İbn-i Sa'd Tabakat c. 4, s. 85
107) Zehebi Siyerü Älâmünnübelá c. 2, в. 278 (
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET
YanıtlaSil281
Ebüdderda Uveymir'in İlmi:
Muaz b. Cebel, vefatı sırasında başucunda ağlayan bir öğrencisi- me, ilmin, kendisile gayb olup gitmeyeceğini söylemiş, ilimlerinden ararlanılmasını tavsiye ettiği dört zat arasında Abdullah b. Selâm le Ebüdderda'yı anmıştır. (108)
Ebüdderdå, Mescide girdiği zaman, öğrencileri, onun arkasını bı- rakmazlar, ona, kimi Ferâizden, kimi Hisaptan, kimi Hadisten, kimi karışık dolaşık meselelerden, kimisi de, şiir ve edebiyattan sorarlar- dı. (109)
Yetişen Genç İlim Adamları:
Eshab-ı kiram arasında: Abdullah b. Amr, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas... gibi yetişmiş bir çok genç ilim adamları da, bu- lunuyordu. İbn-i Abbas'ın ilmi, Hz. Ömer'den, Hz. Ali'den ve Übey b. Ka'b'-
dandı. (110)
Eshab-ı Kiramın Hadis ve Sünnet Üzerindeki Titizlikleri:
Peygamberimiz vefat edince, Merci, Eshab-ı kiramın hafızaların- da ve Sahife'lerinde yaşayan fi'li ve kavli Sünneti idi. Eshab-ı kiram, Kitabullâhın açıklamadığı hususlarda Peygambe-
rimizden gördüklerine ve işittiklerine göre hareket ve amel etmekte,
bilmediklerini de, bilenlerden sorup öğrenmekte idiler. Ümeyye b. Abdullah, Abdullah b. Ömer'e «Biz, hazer ve havf na- mazını Kur'ânda bulduk.
Fakat, sefer namazını Kur'ânda bulamadık?» dediği zaman, İbn-i Ömer, ona «Ey kardeşimin oğlu! Yüce Allah, bize Muhammed Aley- hisselâmı Peygamber olarak gönderdi.
Biz, başka bir şey bilmeyiz. Muhammed Aleyhisselâmın neyi, na- sıl yaptığını gördükse, biz, ancak Ondan gördüğümüzü yaparız!» de- miştir. (111)
Eshab-ı kiram, Peygamberimizin gerek fi'li ve gerek kavli Sün- neti üzerinde son derece titiz davranmakta idiler.
Ebû Eyyüb Halid b. Zeyd'ül'ensari, dünyada bir Mü'minin aybını örten kimsenin, Kıyamet gününde yüce Allah tarafından aybının ör-
(108) ibn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 352-353 (109) Zehebt Slyerü Âlâmünnübelâ c. 2, s. 250
(110) Zehebi Siyerü Älámünnübelů e. 1, s. 286 (111) Ahmed b. Hanbel - Müsned c. 2, 8. 94
282
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRI XI
tüleceği hakkındaki Hadisi tahkik için, Mısırdaki Ukbe b. Amirüle heni'nin yanına kadar gitmişti.
Çünki, bu Hadisi, Peygamberimizden ikisi birlikte işitmişlerdi. Ukbe b. Amir'e «Ben, sana bir Hadis soracağım ki, onu, Resûlul lahın yanında bulunup işitenlerden seninle benden başka kimse kal
mamıştır. Resûlullah Aleyhisselamdan, Mü'minin aybını örtme hakkındaki Hadisini, sen, nasıl işitmiştin? diye sordu.
Ukbe b. Amirülcüheni «Resûlullah Aleyhissəlamın (Kim, dünya da bir Mü'minin aybını örterse, yüce Allah da, Kıyamet günü, onun aybını örter.) buyurduğunu işittim.» dedi.
Ebû Eyyüb, hayvanını çözmeden, izi sıra Medine'ye döndü. (112)
Hz. Ali «Resûlullah Aleyhisselâmdan bizzat bir Hadis işittiğim
zaman, ondan, yüce Allah'ın dilediği kadar yararlanırdım. Başkası, bana bir Hadis nakl edecek olursa, ona, önce yemin et tirir, sonra da, kendisini doğrulardım. demiştir. (113)
Amr b. Meymun der ki «Abdullah b. Mes'ud (Resûlullah Aleyhis-
selâm buyurdu ki) diyerek bir şey rivayet edip başını önüne eğdi. Kendisini, ayakta dikilirken gördüm ki gömleğinin düğmeleri çözülmüş, gözleri yaşla dolmuş, boynunun damarları şişmişti!
Hadis'i rivayet edip bitirdikten sonra (Resûlullah, ya böyle, ya bunun üzerinde, ya buna yakın, ya buna benzer, ya da, bundan baş ka bir tarzda buyurdu) dedi.»
Enes b. Malik te, bir Hadisi rivayet edip bitirdikten sonra, eğer, insanlık halile bir yanılma olmuşsa, bunun manevi vebalinden kurtul mak için Doğrusu, Resûlullah Aleyhisselamın buyurduğu gibidir!» demeyi unutmazdı. (114)
Hadis ve Sünnetin Husüsi Olarak Yazılışı:
Peygamberimizin Hadisleri, bir çok Eshab tarafından ezberlen miş olmakla beraber, onlardan bir kısmı da, Peygamberimizin sa ğında yazı ile tesbit edilmiş bulunuyordu.
Nitekim, Abdullah b. Amr b. As Yå Resûlallah! Ben, Senden duyduğum Hadisleri kalbimle ezberlemekle beraber, ellerimin yardı mından da, yararlanmak yani onları yazmak istiyorum. (115)
(112) Ahmed b. Hanbel Mümed c. 4, s. 159 (113) İbn-i Kuteybe. Tevilü muhtelifülhadis s. 39, Zebebi c. 1, s. 10
(114) İbn-i Mâce Sünen c. 1, s. 11
(115) İbn-i Sa'd - Tabakat c. 2, s. 212, Darimi Sünen c. 1, s. 104
LUK TARİKATI NI KURAN HZ. ML
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZİN BIRANTIK
Döyle yapmanı uygun görmüsü (116) Peygamberimiz, «Olur? (117)
Hacisimi dinledikten scuza kalbinde caberleben, el
nin yarımından da, yararlan) buyuruaca (118), Alih Am
Peygamberimizden, duyduklarıza yammağa başlamıştır (118) Abdullah b. Ame der ki Ben, Nesillullah Ayhan dow gum her şeyi ezberlemek ister ve yazar
Kureyşilerden olan Sahabiler, beni, bundan nehy ettiler
(Sen, Resûlullah Aleyhisselkudan duyduğun her şeyi yamp thr ruyorsun amma, Resûlullah Aleyhisselam, begervin Camp halinde nzà halinde de, söz söyler) dectiler.
Bunun üzerine, bir nailckiet, yanmaktan vas geylim Nihayet, durumu, Resûlullah Aleyhisselama are етіли (120)
Ağzına parmağıyla işaret ederek (121) 2
(Yaz! Varığım, Kudret Elinde bulunan Allaha yemin ederim ki buradan, hak sözden başkası çıkmas) buyurdu. (132)
(Ya Resûlallah! Rua halinde de, gasap halante de yayan mi?) diye sordum.
(Evet! Bu hallerde de, hakdan başka sa stylena raşmaz!) buyurdu.» (123)
Abdullah b. Amr, Peygamberimanden duyduğu Hadisleri (Schka) diye anılan Mecmuasına kayd ederdi (124)
Abdullah b. Amr, Peygamberimizin Hadislerinden bin kadarum ezberlemişti. (125)
Abdullah b. Amr, der ki Hayatta (Skika) ile (Vaht)dan başka bir şey beni, özendirmemiştir.
(Sáčika,) Resûlullah Aleyhisseländan Hadis ve Sünnetlerini yar dığım Sahife'dir.
(Vaht) ta, Amr b. Ås'in vakf ettiği ve üzerinde buluğu bir zidir.» (126)
Vaht, Taif'de bulunuyordu ve üzüm bağı ki (120)
(115) Darimi Sünen 104 (117) Ibn-i Sa'd Thakate 2262
(113) Darimi Sünen
(119) İbn-i Sa'd Tabakat
(120) Ahmed b. Hanbel Müssed 318
(121) Ebu Davud Simene. 338 (122) Ahmed b. Hanbel Müsnodo 18h h
(13) Ahmed b. Hanbel Mined 2008
(124) that Sa'd Tabakat
(125) De Bourdade & 300
(128) Dariml Sunen La 106
(127) Ibari Bale Nihkye
PEYGAMBERİMİZİN BIRAKTIĞI İKİNCİ BÜYÜK EMANET: SÜNNET 285
YanıtlaSilMecmusant, Ahmed b. Hanbel (Vefatı: 241) Katâde'ye (Vefa- #118) okumuş, o da hemen ezberlemişti. (136)
fre-i Sirin, en çok Hadis ezberleyen Sahabilerden Semüre b. Cün- gu hakkında «Onun, oğluna bıraktığı Risåle'de çok ilim vardır.» de- mitir (137)
Knes b. Malik'in, çevresinde toplanarak Hadis dinlemek isteyen- e yarındaki Defteri çıkarıp «Bunlar, Resûlullah Alcyhisselâmdan yazığım ve Kendilerine arz ettiğim, dinlettiğim Hadislerdir!>> Jediği bildirilir. (138)
Abdullah b. Abbas da, Peygamberimizin Sünnetine dair Ebû RA- aden dinlediklerini, yanında bulundurduğu Levhalara kayd etmiş- (139)
Muaviye b. Ebi Süfyan da, Mugire b. Şûbe'ye gönderdiği bir ya- mda: Resûlullah'dan işittiklerini, bana yaz!» demiş, o da, yazmış- ta (140)
Gençlerin Eshab Tarafından Yetiştirilişi ve Sünnetin Yayılışı:
Peygamberimizin vefatını takib eden Enshab devri, Sünneti öğren- me ve öğretme ihtiyacının şumûlü nisbetinde inkişaflı oldu.
Täbiîn devrine girilince, Sünneti öğrenmek ve ona sarılmak ihti- yacı daha çok duyuldu.
Übey b. Ka'b'ın vefatına kadar ilim talipleri Mescidde, onun çev- resinde toplanmaktan ve ondan yararlanmaktan geri kalmadılar.
Hatta, son günlerini yaşadığı sıralarda (Vefatı: 30), Iraklı bir m talibinin, onun, ilim öğretmekten kaçındığını sanarak sitemlen-
mesine dayanamayıp ağlamış, sonra da: Ya Rab! Sana söz veriyorum: Eğer, beni, cuma gününe kadar bırakır, yaşatırsan, Resûlullah Aleyhisselâmdan işittiklerimi, hiç bir kinayıcının kınamasından çekinmeksizin, onlara söyleyeceğim!» de- mis cuma günü de, Hakkın rahmetine kavuşmuştur. (141)
İbn-i Abbas, Peygamberimizden helal ve haramları sorar durur-
du. (142)
(133) Zehehl Tezkiretülhuffaz c. 1, s. 123
(137) İbn-i Eslr Üsdülgabe c. 2, s. 454
(128) Hakim Müstedrek c. 3, s. 573-574
(13)) Ibn-i Sa'd Tabakat e. 2, s. 371
(240) Buharl Edebülmüfred s. 122, Sahih c. 7, s. 184-185, Müslim Sahih c. 1, 414-415
(11) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 500, 501, 502 (12) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 371, 372
İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 188 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
"Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
Sayfa: 198 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Tayvanların günlük hayatımızda önemli bir yer H Lişgal ettiği, dünyayı adeta onlarla paylaştığımız, bu sebeple hayvanlara karşı da bazı sorumluluklarımı- zın olduğu bir gerçektir. Hayvan hakları başlığı altında olmasa bile insanların hayvanlara, genel olarak tabiata nasıl davranması gerektiği meselesi tarih kadar eski bir sorundur. Günümüzde hayvanlara yapılan kötü mu- ameleler ve hayvan haklarına yapılan saldırılar, insan haklarının yanı sıra hayvan hakları sorununu gündeme getirmiştir. Endüstrileşmeyle birlikte hayvanların gıda, pet, eğlence ya da deney amaçlı kullanımlarındaki ar- tış ve bu kullanım süreçlerindeki acımasız yöntemler birçok ülkede kamuoyu tepkisine neden olmuştur. Bu tepkiler, hayvana bakış ve onu yeniden tanımlama kay - gılarını ve buradan hareketle de hayvanların temel hak ve gönenci tartışmalarını da beraberinde getirmistir. Hali hazırda hayvan hakları devamh surette gündemi mesgul etmesine rağmen, hayvanlara verilen hakların niteliği kapsamının ne olduğu hala tartışılmaya devam
YanıtlaSilİSLAM HUKUKUNDA
YanıtlaSilHAYVAN HAKLARI
Prof. Dr. Adnan KOŞUM
Muhammed ESED
YanıtlaSilİslam bir toplum düzenidir. Bu dü- zenin örgütlendiği devletin kendine özgü bir biçimi, bir yönetimi vardır. Yahudi iken müslüman olan ve İslâmî bilimlerde bugün söz sahibi olan Mu- hammed Esed, bu kitabında İslâm top- lumunda yönetim biçiminin ne olabile- ceği konusunu gündeme getirmiştir.. Hindistan'dan ayrılan Pakistan'ın yeni yönetimi için Anayasa çalışmaları baş- lamışken Muhammed Esed, İslâm Ana- yasası'nı hazırlama görevini almıştı.. Läik kökenli Batı tipi yönetim biçimle- rini savunan Batıcı - Pakistan aydın- larına karşı Esed, tezini en güçlü delll- lerle savunmuştur. Eelinizdeki kitap, işte bu mücadelenin ürünüdür. Kitap- ta en çok üzerinde durulan nokta İs- làm yönetim biçiminin Batı kökenli yönetimlerle olan uyuşmazlıkları kendi kaynağına bağlı özelliğidir. ve
Her şeyin yeniden irdelendiği ve çağdaş sorunlara İslâmi yaklaşımların yapıldığı bu dönemde «İSLAM'DA YÖ- NETİM BİÇİMİ»nin çağdaş rejim tar- tışmalarına yeni boyutlar getireceği i- nancındayız.
Kapak, Mustafa Cengiz
İSLÂMDA YÖNETİM BİÇİMİ
YanıtlaSilMuhammet Eset
TÜRKÇESİ
M Beşir Eryorsoy
ÖNSÖZ
YanıtlaSilİslâm'da siyasi düzenin yapısıyla ilgilenen oku- yuculara sunmakta olduğum bu kitap, ilk defa «Is- lâm Anayasasının Yapısı» adıyla yazdığım ve Mart, 1948 M. yılında Ingilizce ve Orduca dilleriyle Lahor'- da Pakistan hükümetinin nezareti altında yayınlanan bir broşürdeki düşüncelerimin olgunlaşmış şeklidir.
O sıralarda «İslâm Kurumlarının Yeniden Diril- tilmesi» adlı bir dairenin başkanıydım. Sözü edilen bu daire, hükümetin bir kurumu olup görevi, doğ- makta olan devletin, üzerinde yükseleceği sosyal ve fikri temelleri atmaktı. Pakistanın illeride boyun eğeceği Anayasa meselesi, karşımıza çıkan prob- lemierin en zorlarından biri idi. Nedeni ise, Anaya- sanın alacağı şeklin herkes için açık seçik olmama- sıydı. Halkımızın tümü Pakistan'da bir İslâm Devleti kurulmasını hararetle arzuluyordu. Bu devlet, fikri bugün dünyada var olan siyasal görüşlerin hepsin- den ayrı olacak ve unsur veya ırk temelleri üzerine değilde, yalnızca Kur'an ve Sünnet üzerinde yükse- lecekti. Bununla birlikte, aynı zamanda çağın gerek- lerini tam anlamıyla yerine getirecek ve deviete, kendine has İslâmî şahsiyetini kazandıracak organ- ların yapısı ve idare biçimi ile ilgili açık bir çözüm yolu da yoktu. Sonuç ise, bu mesele etrafında zor bir çatışmanın doğması şeklinde oldu. Halkın bir kıs- mı, -lyi niyetine rağmen- Pakistanın gerçek ve doğ- ru anlamda İslâmi bir devlet olabilmesi için: İlk ha- lifelik dönemine benzemesini ve dolayısile devlet başkanına aşağı yukarı diktatörce bazı yetkilerin verilmesini; eski toplumsal kurallara tam bir bağlılı- ğı (ki, kadının genel faaliyet alanından tam anla- mıyla uzaklaşması düşüncesi de bunlar arasındadır):
5
XX. asrın tanıdığı, çözülmez, bütün mali düzenleme lerden uzak ilkel bir iktisat kurup çağdaş-toplumsal, İktisadi bütün meseleleri yalnız zekatla çözmeyi ön görüyordu. Diğer taraftan belki daha gerçekçi fakat, Islamı uygulamayı daha az isteyen diğer bir grup vardı. Bunlar Pakistan için, beğenilir ve doğru ol. ması için, Batının yeni demokrasi anlayışlarının ka bullendiği temeller üzerinde yükselecek bir siyasi gelişme arzuluyor ve halkın çoğunluğunun istekleri- ne cevap vermek için de aynı zamanda Anayasaya: «Devletin Resmi Dini İslamdır» sözlerinin yazılması- nı ve «Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla yetinilmesini öngörüyorlardı.
YanıtlaSilBakış açılarından dolayı aralarındaki uzaklığı yaklaştırıcı bir köprü kurmak, bizim için kolay bir şey değildir. Aynı zamanda çağın gereklerini göz önün- de bulunduracak, tam anlamıyla İslâmî bir Anayasa yapmaya Ihtiyacımız vardı. İslâmın sosyal düzeni- nin her çağın meselelerine kabul edilir çözümler getirdiğine ve insanın tekamül merhaleleriyle birlik- te yol aldığına dair olan inancımız, bu ihtiyacımıza daha açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Bu gerçeğe rağmen, eskiden yazılmış İslâmî eserlerin çoğu, o anda karşı karşıya olduğumuz engelleri aşmaya yar- dımcı olamıyordu. Şüphesiz ilk âlimlerin bir kısmı -özellikle Abbasi döneminde yaşayanlar- İslamın Si- yası Fıkhı ile ilgili bir çok eserler bırakmışlardır. Fa- kat karşılarına çıkan meselelerin çözümü, tabii ola- rak çağlarına özelliğini veren kültürel çevreden ve çağlarında bulunan içtimâî ve siyasî ihtiyaçlardan etkilenmiştir. Öyle ki, onların çabalarının ürünleri, XX. asırda İslâm devletinin gereklerine cevap vere- miyecek durumdadır. Bu konuda çağdaş Müslüman yazarların eserlerine gelince, genellikle bunlar -ken-
6
NEDEN İSLÂM DEVLETİ
YanıtlaSilHer toplumun hayatında er veya geç değerli bir fırsat doğar. Toplum bu anda sonunu tespit et mek ve geleceğini dilediği gibi sınırlamakta tam bir hürriyet içinde olur. Bu, toplumun karşı güçle. rin her türlü zorlamasından uzak olarak kararını ver. diği ve hedefini tayin ettiği bir andır. O toplumu istediği yolu seçmekten veya yolunu değiştirmek- ten yer yüzündeki hiç bir gücün karşı durup engelle- yemediği bir an. Toplumların hayatında bu tip anlar son derece azdır. Eğer toplum, doğan bu değerli an- dan faydalanamayacak olursa, bu an çok hızlı bir şekilde gelir, geçer ve bir kaç asır geçmeden de benzeri bir fırsat ele geçiremez. Şu sıralarda İslâm Dünyası, dilediğini seçmek hürriyetine sahip oldu- ğu böyle bir anı yaşamaktadır. Tam bir asır süren çarpışma ve savaştan, başarı ve huzursuzluktan ve sürekli çırpınıştan sonra, İslâm ümmetinin çoğun- luğu, üzerlerindeki sömürgecilerin egemenliğinden kurtulup hürriyetlerine kavuşabildiler. Bu hürriyetin sonuçlarından biri de: «Bu ümmete egemen olma- sı gereken esaslar neler olmalıdır ki, böylece arzula dığı mutluluk ve refahı gerçekleştirebilsin?>> mese- lesiydi. Konu yalnızca devlet işlerinin idari denge- siyle ilgili değildi. Ozellikle toplumların karakteris- tik özelliğinin üzerinde yükselmesi gereken düşünce yapısı ile ilgili idi. Müslümanların bu sonucu tespit etmeleri gerekiyordu: Onların son zamanlarda hür- riyetlerini elde eden devletleri, yeni batı dünyasının kavramlarının -ki bu kavramlar, dinin insanların ameli (pratik) hayatlarını yönetme hakkını tanımı- Yortar- peşinden gidip onlara uyacak mı, yoksa mem leketlerinin her tarafında kelime gercek anla
12
mıyla İslamın dilediği toplumsal düzeni mi gerçek- leştirecek? Çünkü birdevletin Islami bir devlet ola- bilmesi için, mutlak çoğunluğunun hatta bütün hal- kının müslüman olması yeterli değildir. Çünkü, ha- yatını şuurlu bir şekilde Islamın siyasi ve ictimai esaslarına göre düzenlemedikçe ve özellikle bu esasları anayasasına hakim unsur kılmadıkça, bu sifat ile nitelendirilmesi mümkün olamaz.
YanıtlaSilFakat bu noktada bazı kimseler şöyle sormak- tadır: Islâm, kendisini kabul eden kişilerden her yer ve her zamanda Islâmi bir devlet kurmalarını isti- yor mu, yoksa konu, Islam halklarının eski tarihle- rinin hatıralarının kendilerinde bıraktığı artıkların etkisi altında kalmaları sonucu mu ortaya çıkıyor? Islâmın yapısı gerçekten Müslümanlardan siyasi alanda belirli bir düzeni uygulamalarını mı istiyor. yoksa o da diğer dinler gibi sadece çağın gerek- lerine uygun olarak istenilen şekilde devletin siyasi yapısının kurulmasına göz yumuyor mu?
Aynı zamanda İslâm tarihinin belirgin özellikle- rinden olan dinin siyasetle ortak bir bağla ilişkisi; kültürlerini Batıdan almış bulunan müslümanlarca ve ameli hayatla din konularından her birinin ayrı olduğu inancı üzerinde yetişmiş kimselerce benim- senebilecek bir düşünce değildir. Diğer taraftan ise, bu konuya gerçek anlamıyla önem verilmedikçe ki- şinin İslâmı doğru kavraması mümkün değildir. Is- lâm öğretilerinden bir kısmı hakkında bir şeyler bi- len isterse bu bilgisi sathi ve az olsun bir kişi, bu öğretilerin, insanın yaratıcısıyla olan ilişkilerini dü- zenlemekle yetinmediklerini ve aynı öğretilerin aynı zamanda insanın yaratıcısıyla olan ilgisinin bir so- nucuymuş gibi, müslümanın uyması gereken top-
13
lumsal bir düzende sunduğunu bilir ve muslumann lumsaluyması gerektiğini de kavrar Eğer biz, tobi hayatın bütün görüntülerinin Allah'ın iradesinden kaynaklandığını ve bu nedenle kendine has olumly bir takım özelliklere sahip olduğunu kabulleniyor. sak, bilelim ki; Kur'ânın yaratıklar için tespit ettiği biricik ve nihãi gaye: Yaratıkların, Yaratanın irade. sine boyun eğmeleri ve onun iradesinin gereklerini yerine getirmeleridir. Insan tarafından gerçekleşti. rilen ve insana nispetle «ISLAM>> diye adlandırılan bu boyun eğiş; insanın arzu ve isteklerini ve yaşa yışını şuurlu ve olumlu bir şekilde, Yaratanın yaşa ma kanunlarıyla birlikte koyduğu diğer kanunlara göre şekillendirmesini açıkça istemektedir. Bunun gibi, halile hayır ve şer için değişmeyen ölçü ve anlamlar da olmalı ve bunlar zaman ve şartların de- ğişmesiyle değişmemelidirler. Bizim, hayır ve şer veya adaletle zülum kavramları için koymaya çalı şacağımız ölçülerin «Mutlak doğru olmakla nite- lendirilemiyecekleri apaçıktır. Bunun nedeni, insan düşüncesinin ta başlangıcından sınırlı olmasıdır. Çünkü her düşünce, düşünenin zaman ve çevresin- den sürekli olarak etkilenmekle karşı karşıyadır. Buna göre dinin amacı, insanın arzu ve ihtiyacla rını Allah'ın iradesine göre şekillendirmek ise; In- sanın yanılmaktan ve yanlışlar yapmaktan uzak bir şekilde, hayır ile şerri ve yapılması gerekenle yapıl maması gerekeni birbirinden nasıl ayırdedeceğini bilmesi ve öğrenmesi gerekir.
YanıtlaSilŞüphesiz ahlâk ilimlerinin önemle yer verdikle badinsanları sev veya «Doğru ol» veya Allahd bağlan şeklindeki öğretiler yetersizdir. Çünkü bun lar çelişkili olarak, çeşitli şekillerde yorumlanabi
14
Ker. Olması gereken odur ki: bir araya getirilmiş ve insan hayatının tümünü kapsıyon ruhi-maddi, ferdi- ictimai, iktisadi-siyasi bütün alanlarını sınırları ne kadar geniş olursa olsun düzenleyici, zaptedilmiş, sağlam kanunların olmasıdır.
YanıtlaSilİslâm bu gayeyi «ŞERİAT» diye adlandırıtan İlä ni bir kanun aracılığı ile gerçekleştirmektedir. Ki, Şeriat Kur'an-ı Kerim'in, diğer taraftan da Sünnet diye bilinen ve Kur'ân-ı ameli (pratik) örneklerle açıklayan Rasûlullah'ın sünnetinin hükümlerini kap- samaktadır. Sünnet de Rasûlullah'ın hayat şeklinden başka bir şey değildir. Mümin, Kur'an ve Sünnetin, kainatın yaratılışındaki her şeyi kuşatan ve içine alan Allah'ın Sünnetinin (Tabiat kanunlarının) bir yönünü açıklığa kavuşturduğu görüşündedir. O, in- sana nispetle de Kur'an ve Sünnetin Allah'ın bizden ne istediğini ve nasıl olmamız gerektiğini de kap- samları içinde ifade ettiklerine inanır.
Şüphesiz Allah, sadece bizden istediği şeyleri
açıklamaktadır. Fakat O, bu isteğine uygun davran-
maya da bizi zorlamaz. O, bize seçme hürriyetini
tanımıştır. Buna göre biz, dilersek Şeriatını seçerek ona boyun eğebiliriz. Dilersek de emirlerinin aksine gider ve sonucunu (azabı) kabullenmek şartıyla Şeriatına değer vermeyebiliriz. Çünkü hangi tara- lı seçersek seçelim, durum lehimize veya aleyhi- mize alacaktır. Buna göre İslam öğretilerine uygun yaşayabilmenin, bizim şeriata gerçek anlamıyla bo- yun eğmemize bağlı olduğu apaçıktır. Bundan baş- ka kişi olarak biz, Allah'ın emrine boyun eğmeyi seçmemize rağmen, bazan arzulanan şekilde bunu devamlı olarak gerçekleştirmemiz mümkün olmaya- bilir. Çünkü her ne kadar Islamın temel gayesi, in- sandaki kişisel yönü düzeltmek ise de; şüphesiz
15
aydının da bu görüşü paylaştıkları apaçıktır. Çağdaş hayatimizda diğer konularda da olduğu gibi bu ko- nuda da Batı düşüncesinin etkileri açıkça görülebil- mektedir.
YanıtlaSilŞüphesiz bu noktada da yalnızca batı için söz konusu olan ve onları din ile ki kendi dinleri ile anlaşmazlığa düşüren bazı nedenler vardır' Böyle bir anlaşmazlığın izleri, bugün dünyanın büyük bir kesimini etkisi altında bulunduran ahlâkî, siyasi ve İctimai bunalımlarda yansımaktadır. Bütün dinlerin -her durumda- en yüksek gayesi olan ahlâk ölçü lerine, davranış ve yaşantılarını uydurup boyun eğe cek yerde Batılılar, «maslahat yararı, sözü dinle- nebilecek tek kanun kabul ettiler ve bütün işlerin, ışığında çözümlenebileceği biricik ölçü olarak be- nimseyiverdiler. Fakat «maslahat>> ile nitelendirile- cek olan bir şeye her bir ümmet ve her bir toplu luğun bakış açısı ayrı ayrıdır. Bu çatışma ister bir milletin siyasî alanında olsun, ister dünya çapında olsun değişen bir şey yoktur. Aynı zamanda bu tip çıkar çatışmaları da gayet tabii bir şeydir. Elbet- te, insanlardan her hangi bir topluluk veya her hangi bir millete faydalı olan bir şeyin başka bir toplu- luğa veya bir millete faydalı olması gerekmiyor -çoğunlukla da durum böyle olmaktadır. Buna gö re insanlar, bu hayatta tasarruflarını bir ebedi ga- yeye veya belirli bir ahlâkî ölçüye göre ayarlama yacak olurlarsa, onların menfaatleri birinde olmasa diğer noktada mutlaka çatışacaktır; aralarındaki ya riş da kızışıp hızlandıkça menfaatları da gittikçe bir- birinden uzaklaşacak ve ların hayır ile şerri -birbirine karşılıklı ilişkilerinde on ayırd etmeleri mümkün olmayacaktır. kar ştırdıklarından
18
IN GÜZİDE ASHAR
YanıtlaSilbiri, adalet ve zulüm tasavvurun maslahat busin biri, veya şu veya bu millet için, maslahat ve fayde icin vardığı şeyler üzerinde yükseltmiştir. Daha ek bir anlatımla: Bu düzenler siyasî ve iktisadi meke nizmalarını yalnızca insanların arzu ve heveslerine ve durmadan, devamlı değişen maddi ihtiyaçlarına göre düzenlemişlerdir. İnsanların ve hayatın bu du rumlarından başka türlüsü olamıyacağını benimse diğimize göre; buna bağlı olarak, gerçekte «hoye ve şer>> veya «adalet ve zulüm kavramlarının olum lu bir gerçek taşımadıklarını da kabul etmeli ve bunların sosyal ve siyasal şartların gereklerine uy gun olarak şekil alabilen bir takım gölgelerden ileri gitmediklerini de kabullenmeliyiz.
Bu mantiki düşüncenin peşinden gidecek olur- sak kabul etmemiz mümkün olamıyacak bir nokto ya geliriz ki, o nokta da şudur: İnsan ilişkilerini bir kalıp içinde düzenleyen âhlâkî müeyyideler yok tur. Çünkü yanlızca bu müeyyidelerin varlığını du şünmek, onların değişmez nitelikleri olmadıkça bir değer ifade etmeyen boş şeyler olarak kalırlar.
Adalet-zülüm, İyilik-kötülük kavramlarının in sanlar tarafından konulduğu ve bunların ictimai ört ve çevre değiştikçe değiştikleri gerçeği vicdanımız da yer edecek olursa; onların artık güvenilir reh berler gibi hayat yolunda bizi doğru yola götürme leri mümkün değildir. Bunun için biz hayati mese lelerimizde, bütün ahlâkî değer yargılarını bir to rafa bırakır ve yalnızca özel menfaatlerimizi göz Önünde bulundururuz. İşte bu menfaatlerdir ki kişi ler, toplumlar ve milletler arasındaki ilişkilerde de vamlı artan bir bunalımı doğurmakta ve insano ve rilmiş mutluluğun bir parçasını da devamlı yıkmak
20
yır ile şerri ayırabildiği melekesi, yalnızca bu iki te. mel inanç üzerinde kurulabilmiştir. Eğer biz yaratı lanların ötesinde, mutlak yönetici bir gücün varlığı nı kabul etmeyecek olursak, herhangi bir gayemizin veya bir davranışımızın özde doğru veya yanlışlığı nı, ahlâkî veya gayri ahlâkiliğini düşünmemiz gerek. miyor. Varlık âleminin her durumunu yöneten bir gücün varlığına olan inancın olmayışı halinde, ah- läkla ilgili bizim her tasavvurumuz kapalı ve kişisel menfaatlere zorunlu olarak boyun eğen kavramlar olarak karşımıza çıkacaktır. Nitekim bizim her du- rumda iş ve gayelerle ilgili olan yargılarımız, onla- rın toplum için sağlayacağı fayda veya önleyeceği zarara göre olacaktır. Böylece adalet ve zülum kav- ramları, yalnızca kişiye veya topluma olan faydala- rına göre anlamları olan ve ancak bu anlamlara gö- re açıklanabilen kaypak kavramlar olur. Ki bu fay- daları da toplumsal ve iktisadi şartlar değiştikçe sü- rekli olarak değişmekle karşı karşıyadır.
YanıtlaSilAhlâk dünyasında dinî şuur ve düşüncenin oy- nadığı rolle ilgili olarak yaptığımız bu açıklamalar, cağımızda dünyanın dine karşı olan tutumu karşı- sında daha büyük bir önem taşımaktadır. Hemen hergün kültürlü (!) kesimden birisi gelip bize şunu söylemektedir: Din, insanlığın ilkel geçmişinin ka- lıntılarından başka bir şey değildir. Zaten bu ilkel geçmişin güneşi, «İlim çağının doğmasıyla batmış tır. Ve tabii ilimler -onlara göre- gayeleri tükenmiş ve çağın ruhuyla uyuşmayan çürümüş dinî düşünce Ve nizamların yerini almak üzeredir. Üstelik bu ilim- ler, yollarında ilerlemelerine engel bulunmaksızın adımlarını atmaktadır. Insanlık bu dolaşmanın so- nunda yalnızca «Akıl kanununa>> göre nasıl yaşaya-
22
11 Ekim 2024
YanıtlaSil15:13
IDRAHİM
sız olarak bütün insanlık toplumlarının uymak zo- runda olduğu, hayatla birlikte yol alan fikrî ve tari- hì tekâmülü göz önünde bulundurmaktan almalıdır.
Birinci şartın gerçekleşebilmesi için dini inan- cın, insanın yalnızca ruhî ihtiyaclarına olumlu bir değer vermekle yetinmemesi ve onun maddi ihtiyac- larına da gereken değeri vermesi gerekir. Bu ise Islâmın gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmeğe çalıştı- ğının ta kendisidir. Ikinci şarta gelince: bu da dinin sunduğu siyasî hükümlerin açık, esasları değişmez olmasının yanında donukluktan ve katılıktan da uzak olduğu zaman gerçekleşebilir. Bu özelliği biz, İslâ- mın Kur'ân ve Sünnetten aldığımız siyasi hükümle- rine nispet etmekteyiz.
Kitabın ileriki sahifelerinde kabul ettiğim bu görüşlerle ilgili delilleri ortaya koymaya çalışacağım. Fakat buna girişmeden önce -Islâm Fakihleri ara- sında Şer'î kanunların yürürlük alanları ve bu ka- nunların ayrıntılarında fikir birliği olmaması nede- niyle- Islâmî kanun yapmakla ilgili genel görüşlerin bazılarını sunmayı kendim için kaçınılmaz bir görev sayıyorum.
ISLAM ŞERİATININ ALANI:
Müslüman fakihlerin ortaya koyduğu bütün emir ve yasakların Kur'ânda veya Sünnette nass (doğma) ile tesbit edilmiş hükümler olmadığı bilinen bir ger- çektir. Fıkıh hükümlerinin büyük bir kısmı, ictihadın ürünlerindendir. Bu tür hükümlere çeşitli hüküm çı- karma yollarıyla varılmıştır.
Geçmiş çağlarda müslüman fakihler, vardıkları fıkhi hükümleri, Allah'ın Kitabı (Kur'ân) ile Resûlünün Sünneti üzerindeki derin çalışmalarının temelleri üzerinde yükseltmişlerdir. Fakat buna rağmen çıkar-
27
Omer Na
YanıtlaSilPEYGA
245019351
Devleti Anayasasının kapsamı içerisinde şunları da hükme bağlayan bir madde bulunmalıdır: Vatandaşa lar, ahlâki durumlarını zedeleyecek ve şereflerini incitecek durumlardan korunacak, ayrıca evleri, şeref ve namusları da himaye edilecektir. Bizzat hü- kümet de bu ana garantilere aykırı düşecek idari İşlerden kendisini alı koymak zorundadır.
Buna göre -tehlikeli ithamlar altında kalmış ki- şiler dışında hiç bir kimsenin gizli polisin gözetimi altında tutulması, İslâm Devletinde olmaması gere- ken bir şeydir. Nitekim, yalnızca şüphe dolayısıyla tutuklamak, açıkça anayasaya ters düşmek olacak- tır. Muhakeme edilmeden ve mahkeme kararı olma- dan tevkif veya hapis, kişisel hürriyete vurulmuş bü- yük bir darbe kabul edilir. Oysa hürriyet, Kur'ân ve Sünnetin nasslarının açıkça hükme bağladıkları te- mel bir haktır.
İslâm Devletinde Öğretim
Mecburi ve Parasızdır
Vatandaşın tam bir uyanıklıkla hükümetin ça- lışmalarını kontrol etme hakkı, fikir ve fikirlerini açı- ğa vurma hürriyeti alanını geniş tutmadıkça, tam anlamıyla gerçekleşemez. Bu iki hususu (yani hü- kümetin çalışmalarını kontrol ve fikirleri açığa vur- ma hürriyeti) İslâm, toplum bireylerinden herkes İçin garanti etmiştir. Fakat tam bir hürriyet hava- sı içinde fikirlerini açıklama hakkının tanınması, ki- şinin görüşleri doğru bir kavrayış ve sağlam bir düşünüşün sonucu ortaya çıkmıyorsa hiç bir değeri olamaz. Hatta bazan toplumun faydasını zedeleye- bilir de. Bu bakımdan bu iki husus, fertte doğru bir kültür sağlanmadıkça gerçekleşemez. Buna göre memlekette her erkek ve kadının öğretimlerini ko- laylaştıracak bir düzenin sağlanması hükümet için
131
sanlık hayatının maddi yönünden ayrı bir takım şey lermiş gibi görmelerine hakları yoktur. İslam, ideal toplumun oluşturulmasını, yalnızca hayatın ahlaki yönüyle değil, pratik yönüyle de ortaya konmasını ister. İslâm toplumu, bireyleri için yalnızca ruhi ge rekleri sağlayan bir toplum değildir. Onların geçim ihtiyaçlarını da sağlayan bir toplumdur. Buna göre, tam anlamıyla devletin İslami bir devlet olabilmesi için, en azından erkek veya kadın olsun her ferdin, asgarî geçim seviyesinden faydalanabilecek şekil de, toplumun işleri düzene konmalıdır. Çünkü bu asgarî geçim seviyesi sağlanamadan, ne insanın yüceliğinden, ne gerçək hürriyetten, ne de ruhi kal kınmadan söz edilebilir.
YanıtlaSilBu sözler, devletin vatandaşlarına rahat ve mutlu bir yaşayışı, çalışma söz konusu olmadan sağlayacak demek değildir, tabii. Birinci olarak, aşırı zenginlik ve servetle insanlığın özünü aşıı bir şekil de inciten, alçaltıcı bir fakirlik, İslâm Devletinde yan yana olamaz. İkinci olarak, her vatandaş için şe refli bir hayat sürmenin gereklerini sağlamak için bütün imkânlarını kullanmak devletin görevidir. Üçüncü olarak, bütün vatandaşların bu gereklert elde edebilmesi için eşit imkânlara sahip olmalan gerekir. Aksi taktirde belirli kişiler, toplumun geri kalanlarının hesabına yüksek ve tatlı bir hayatın se fasını sürerler. Peygamber (s. a.) şöyle buyurmuştur.
«Mümin, mümin için bir yapı taşı gibidir. Biri diğerinin kuvvetini artırır.» (2)
Buna göre, hayatın her kademesinde karşılıklı yardımlaşma, İslâmın hedef aldığı ana gayelerden biridir. Peygamber (s. a.) in ilan ettiği Şeriatin öğre tilerine göre vatandaşlarının yaşayışlarını sağlaya
(2) Buhari ve Müslim, Ebû Musa'dan rivayet etmişlerdin
134
öğretilerine uygun yasama imkanı vermeyen bu şart. ların, olduğu gibi korunmalarını isterler.
YanıtlaSilŞüphesiz okuyucu da benimle birlikte böyle dü şünmenin yanlış ve geçersiz olduğunu kabul etmek- tedir. Bu tip muhafazakârların geçersiz zanlarına ve İsnatlarının saçmalığına rağmen; düşüncelerinin, et- rafında dönüp dolaştığı kaide de budur. Kavramla- rımızda ve sosyal geleneklerimizde bir değişikliğin zorunluğunu kabul etmeyişleri, erkek, kadın bir çok müslümanın kör bir şekilde batının izinde gitmeleri sonucunu doğurmuştur. Onların yeni İslâm Devleti- nin eski tarihî geçmişlerine uygun bir nüsha olma- sı konusundaki değişmez ısrarlarının insanların ka- fasında İslâm Devletini gülünç bir şekilde canlandır- ması kaçınılmaz bir şeydir.
Uzun asırlar boyunca müslümanların düşünüş-
lerini etkileyen donukluk ve kültürel parçalanmala-
rın yolumuza yığdığı bu zorluklara ek olarak şunu da
kayd edelim: Bizim, hayatımızı soylu İslâm Düşün-
cesinin temellerine göre yeniden şekillendirme ça-
balarımız, İslâm Dinini kabul etmemiş halklarda bir
takım şüphe ve korkular doğurur ve bu onları -do-
laylı veya dolaysız olarak bu gayemizin yoluna
mümkün olan engelleri koymaya iter.
Haçlı Seferlilerden itibaren İslâm, son derece eksik, kötü bir şekilde Batılılara sunuluyor. Öyle ki, İslâmla ilgili her şeyin batı düşünce ve kültüründen taklik edilmiş bir parça olduğu hakkında şüphe -ba- zan da nefret- doğdu.
Batılılar, İslâm öğretilerinde inançlarının çoğu- nun kabul edilmediğini görmekle kalmıyorlar, onlar aynı zamanda İslâmı siyasî bir tehlike olarak da gö- rüyorlar. Asırlarca önce Avrupa ve İslâm dünyasını
146
Şeriatın Sosyal Hükümlerini Kapsayan Bir Ansiklopedinin
YanıtlaSilGereği
Ben, bir kaç sözle önemli bir meseleye dokun- madan bu kitabı bitiremiyeceğim.
İslâm Devletinin hâkimiyeti altında bulunan böl- gedekilere Şeriat hükümlerin uygulama görevinde olduğunu görmüştük. (1) Bu gayenin gerçekleşebil- mesi için ise, Kur'ân ve Sünnette nassa bağlanmış Şer'i-sosyal hükümlerin bütününü ihtiva eden, özlü, kolay anlaşılır bir ansiklopedi gereklidir. Fakat fıkhi araştırmalar yoluyla varılan neticeler katılmaksızın bu hükümler, günümüze kadar getirilip müslüman- lara sunulmuş değildir.
İslâm Şerîatı, müslümanlara kolay, basit ve ha- kiki şekliyle sunulacak yerde, bin seneden beri çe- şitli fıkıh mekteplerinin ve âlimlerinin ortaya koydu- ğu çeşitli tevîl, istinbât, istidlâl ve netice çıkarma usullerinden meydana gelmiş, çok yönlü, üstüste yığılmış bir yapı şeklinde sunulmuştur. İctihâd yo- luyla elde edilmiş bu sonuçlar gerçekten çok ve zor anlaşılır olmaktan başka, çoğu zaman önemli konu- larda biri diğeri ile çelişmektedir. Müslümanların sosyal ve siyasî konularda, hayatlarında ve yaşayış şekillerinde gayelerinin bir olduğu konularda fuka- hânın görüşleri ayrılık göstermektedir: -Meselâ- bu müctehidler arasında Ebû Hanife'nin mezhebine gö- re Sünnî olanı var veya Şîanın İsnâ Aşeriyye fuka- hâsından Şiî müctəhid olanı var veya bir üçüncüsü, sûfî mezheplerden birine mansup sûfî olanı da var. İşte bu noktada kişi kendi kendine sorar: İslâm Dev- letinin umumi kanunları bu çeşitli fıkhî mezheplerin hangisine göre yapılacaktır?
(1) bk. Üçüncü bölüm, «Yön Gösterici Bazı Esaslar.
150
görevleri, aşağıdaki sıfatları kendisinde bulunduran Kur'ân ve Sünnet hükümlerini bir araya getirmektir: <<> kelimesinin lügat anlamına uygun olan hükümler. Yani lafızları zâhir ve birden fazla mana anlaşılması mümkün olmayan öğretiler,
YanıtlaSilb C Bir emir veya nehiy ifade eden nasslar, İctimaî yaşayışla direkt olarak ilgisi bulu- nan nasslar.
İkinci olarak :
Kur'ân-ı Kerîmde nassa bağlanmış hükümleri seçip çıkarmak kolay bir çıkarmak için yalnız bir cektir. Peygamber (s. a.) çalışmadır. Çünkü bunları kaynağa müracaat edile- Efendimizin hadislerinin her biri ise, onun söylendiği tarihî sebebini bulmak için gayet ince bir tetkik ve seçme metoduyla elden geçirilmesi gerekir. Buna göre bu âlimler heyetinin, ilmi ve tarihî tenkid açısından mümkün olan en yük- sek bulunmayan hadislere güvenmemelidir. Sıhhat açısından az olsa bir tartışma götürebilecek hadis- lerin, baştan beri alınmaması gerekir. Tabiî bu, ilmî açıdan önemsiz bazı kusurlardan başka bir eksiği bulunmayan ve bunlar dışında sahih olmanın bütün özelliklerini kendisinde bulunduran hadislerden, çe- şitli zamanlarda ictihâd için faydalanılmayacağı an- lamına gelmiyor. Benim üzerinde durmak istediğim husus, bu gibi hadislerin, söz konusu Şer'î hüküm- leri bir araya getirecek ansiklopedinin içine girmek için elverişli bir madde olarak kullanılmasına mü- saade edilmemesi gerektiğidir.
Biz, Peygamber (s. a.) in her zaman ve her şart İçin uygun bulduğu hükümlerle, yalnız belirli bir du- rumu çözüme bağlamak veya belirli bir zamanın bir ihtiyacına cevap vermek için koyduğu hükümlerin
155
BININ HAYATINDAN TABLOLAR
YanıtlaSilPEY
mer
dikkatle birbirinden ayrılması gerektiğini söylemek İstiyoruz. Bu gibi muvakkat hükümler, Peygamber (s. a.) in bizzat kullandığı sözlerden veya hadisi ri vâyet eden sahâbînin kullandığı açıklamalar yardı mıyla ortaya çıkarılır. Nitekim bir hadisin, belirli bir zaman için söylendiğini, bu hadisin açıkça ortaya koyduğu bir vasiyyet de belirlemektedir. Bu hadisi, aynı konuyla ilgili diğer hadislerle karşılaştırdığımız da bu durum ortaya çıkar. Sıhhati kesinleşmiş bir hadisten çıkarılan bir hükmün, aksini gösterecek bir delil bulunmadıkça, devamlı olarak geçerli kabul edilmesi gerekir.
Üçüncü olarak :
Ahkâm ansiklopedisini meydana getirmek için yapılacak çalışmalarımızın, Kur'ânın şurasında, bu- rasında serpilmiş bulunan çeşitli âyetleri seçmekten veya bir hadisi diğerlerinden ayrı olarak, tek başı- na ele almaktan ibaret olmaması gerekir. Aksine, her durumda Kur'ân bütün örgüsüyle, Sünnet de ge- nel bir bakışla ele alınmalıdır. Bazan Kur'ân-ı Kerî- min bir âyetini okuduğumuzda ilk anda, bunun Şer'î bir hüküm ihtivâ etmediğini görebiliriz. Fakat aynı âyeti başka bir âyetin veya sahîh bir hadisin ışığın- da okuduğumuzda, onun ihtivâ ettiği hüküm açığa çıkar. Hadis-i Şeriflerde bu durum daha çok olur. Bu duruma göre bizim, Peygamber (s. a.) den rivâ- yet edilen hadislerinden ancak söylediklerinden bazı parlak bölümleri sunabildiğini veya hayatından ayrı ayrı bazı olayları çoğunlukla tarihî akışından dal- lanıp budaklanarak ümmeti için bir önder ve bir kanun koyucu gibi vasf ettiğini unutmamak gereki- yor. Buna göre, Peygambere gelen bir emir, bazan onu, bir miktar sahih hadislerle birlikte okumadıkça veya ilgili hadisi, konuyla alakalı bir âyetin ışığında
156
ok
bil
in
K
MARŞLARIMIZ..
YanıtlaSilFETİH MARŞI
C
e
C
Yürekler kabarık, gözlerde damla, Mehteri saygıyla dur da selâmla. Bir huşû içinde dinle gülbankı, Sesleniyor tarih, bu ses o yankı. Sen böyle yürürken tuğla sancakla,
Türkün savaşları geliyor akla. Asırlar boyunca çınladı serhat, Doğudan batıya, Yemen Belgrad... Duyarak bakışan gözler görüyor, Fatih Topkapı'dan şehre giriyor. Sen böyle yürürken tuğla sancakla,
Türkün savaşları geliyor akla.
★★★
SOHBET.
NASIHAT
Hazret-i Ali buyurdu ki: (Her kim altı şeyi yerine getirirse, Cenneti istemek ve Cehennemden kaçınmak hususunda ona yetişir:
1.Hak teâlâyı tanıyıp, O'na itaât etmek, 2.Şeytanı tanıyıp, ona muhalefet etmek,
3.Hak yolu tanıyıp, ona sımsıkı yapışmak,
4. Bâtılı tanıyıp, ondan el çekmek.
5.Dünyayı tanıyıp, onun geçici olduğunu anlamak.
6.Ahireti tanıyıp, onun ebedî olduğunu bilmek.
★★★
SOHBET.
le
ar
is
tu
yr
ORUCA SABIR Ko
Kimsenin sözü ile orucu bozmamalıdır. Oruç insanı hasta
aan Cenab-ı
_ARIMIZ..
YanıtlaSilFETİH MARŞI
ler kabarık, gözlerde damla, eri saygıyla dur da selâmla. aşû içinde dinle gülbankı, miyor tarih, bu ses o yankı.
öyle yürürken tuğla sancakla, n savaşları geliyor akla.
boyunca çınladı serhat, Han batıya, Yemen Belgrad... ak bakışan gözler görüyor, Topkapı'dan şehre giriyor.
öyle yürürken tuğla sancakla, n savaşları geliyor akla.
★★★
NASIHAT
zret-i Ali buyurdu ki: er kim altı şeyi yerine getirirse, Cenneti istemek ve nemden kaçınmak hususunda ona yetişir: Jak teâlâyı tanıyıp, O'na itaât etmek, eytanı tanıyıp, ona muhalefet etmek, Tak yolu tanıyıp, ona sımsıkı yapışmak, âtılı tanıyıp, ondan el çekmek. ünyayı tanıyıp, onun geçici olduğunu anlamak. hireti tanıyıp, onun ebedî olduğunu bilmek.
★★★
T.
ORUCA SABIR
msenin sözü ile orucu bozmamalıdır. Oruç insanı hasta naz. Zayıfları kuvvetlendirir, zihinleri açar. Cenâb-ı faydalı olan şeyi emreder. Zararlı şeyi emretmez. Hasta yolcu olan, hamile olan veya süt emziren kadınlar madığı oruçlarını Ramazan'dan sonra kaza eder.
***
Esas Hayat Ahiret Hayatıdır
YanıtlaSilSayı
429
altinoluk.com.tr.
1-1
9771302 531004
Yeni Dönem Hediyemiz
Yal 20 sayı 201 Kasım 2021
YanıtlaSilSebnem
Kadın ve Aile Dergisi
Allah Teâlâ buyuruyor: "Ey peygamberler!
Tertemiz (tıyb) olan şeylerden yeyin
salih ameller işleyin. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim."
(el-Mü'minûn, 51)
Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattık- larımızın birçoğundan üstün kıldık. (Isra, 17/70)
YanıtlaSilBİR AYET
İNSAN: HİKMET BAHŞEDİLEN CEVHER
O kul ki Allah'ın yarattığı ve ruh-i ilahisiyle desteklediği eşref-i mahlukat değil midir? Her insan O'nun "Ben hikmeti dilediğime veririm." buyruğuyla hikmet bahşedeceği bir cevher değil midir? Öyleyse her Allah kuluna bu nazarla bakmak gerekmez mi? Bazen hazineler harabelerde bulunur. Mü- cevherin toza toprağa bulanması değerini kaybettirmez ki! Şairin dediği gibi: "Harabat ehlini hor görme zakir/Defineye malik viraneler var." Öyle değil midir, kapımıza gelene alelade bir dilenci gözüyle bakarsak ondaki Hak tecellisini göremeyiz. Ama kim olursa olsun Allah'ın kullarından bir kul olarak karşılayıp gönlümüzle ağırlarsak hikmet nazarıyla bakmışız demek- tir. Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bilenler bulurlar hakikati. Aramakla bulunmaz ama bulanlar hep arayanlardır, demiş hikmet ehli. Kula düşen arayışta olmak, peşine düşmek hakikatin. Onu nasip etmek ve buldurmak ise Hakk'ın kudretindedir. Sen yolda ol, yolu bulduracak
Bir kimse öğrenmek istediği ilmi kast ederek çıkarsa, onun için Cennete bir kapı açılır. Melaike kanadlarını döşerler. Göklerin melekleri ve denizlerin balıkları onun için istiğfar ederler. Alimin abide fazileti, bedir gecesindeki ayın semadaki küçük bir yıldıza üstünlüğü gibidir. Muhakkak ki alimler Peygamberlerin varisleridir. Muhakkak ki Peygamberler altın ve gümüş miras bırakmazlar ve lakin onlar ilim miras bırakırlar. Kim ilmi alırsa nasibini almış olur. Alimin ölümü öyle bir musibettir ki, başka şeyle telafi olmaz. O, yeri kapanmıyan bir gediktir ve sönmüş bir yıldız gibidir. Bir kabilenin ölümü bir alimin ölümünden daha hafiftir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 419 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Beyt-i Mamur yedinci semadadır. Orayı her gün, ilk defa görmekte olan yetmiş bin melek ziyaret eder. Kıyamet kopuncaya kadar da bu böyle devam eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 196 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Beyt-i Mamur semadadır. Ve ona "Surah" ismi verilir. Bu, beyt-i Haram misillidir. Ve onun hizasına gelir. Düşecek olsa, onun üstüne düşerdi. Her gün yetmiş bin melek onu ziyarete gelir, her gelen melek bir defa gelmek şartıyla. Onun semadaki kıymeti, Beytullah'ın kıymeti gibidir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 196 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
31 ARALIK 2024
YanıtlaSilBabası Hafız Celal Efendi, annesi Fatma Hanım'dır. "İmamoğulları" adıyla bilinen bir aileye mensuptur. 1933 yılında ITU Yüksek Mühendis lik Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl Vasfiye Hanım ile evlendi. Çiftin Cahide, Cahit, Ayşe adlarında üç çocukları oldu. MTTB başkanlığı da yapan Tevfik İleri, öğrencilik yıllarından itibaren hareketli bir hayat sürdü. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti milletvekili olarak TBMM'ye girdi. Çeşitli bakanlıklarda bulun du. Ulaştırma (1950), Milli Eğitim (1950-1953 ve 1957), Devlet Ba- kanlığı ve Başbakan Yardımcılığı (1957-1958) ve Bayındırlık Bakan lığı (1958-1960) görevlerinde bu lunmuş, 1953-1955 yılları arasında TBMM başkanvekilliği yapmıştır. Gerçekleştirdiği icraatların bazıla- n şunlardır: Din derslerini ilkokul
İLERİ GÖRÜŞLÜ BİR DİNDAR DEMOKRAT programlarına soktu, din dersiennen
okutulup okutulmama karanna ve lilerin seçimine bıraktı, 1930 yılında kapatılan Imam Hatip Liselerinin yirmi yıl sonra yeniden açılmasına önculuk etti. Istanbul Yüksek Islam Enstitüsü'nü kurdu. Köy Enstitule ri'ni yeniden düzenleyerek öğret men okullarıyla birleştirdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesinin açılışara gerçekleştirdi. İlk Boğaz Köprsu projesi onun zamanında ihale sevi yesine kadar geldi, ancak 60 ihtiäli sebebiyle proje 10 yıl sonra gerçek leşebildi. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Yassiada Mahkemelerin de idama mahkûm edilmiş, cezası ömür boyu hapse çevrilmiştir. Yargı lamanın ardından Kayseri bölge ce zaevine yollanan İleri, hastalanması üzerine Ankara Hastanesine kaldırıl di ve 31 Aralık 1961 günü öldü.
Bakanlıkları döneminde önemli icraatlar gerçekleştirdi. Din derslerinin ilkokulların müfredat programına alınması (1950), Türk Sanat Tarihi Enstitüsü’nün kurulması (1951), Türk kültür eserlerinin yayımının başlatılması (1951), yirmi yıl aradan sonra İmam-Hatip okullarının yeniden açılması (1951-1952), İstanbul’da Yüksek İslâm Enstitüsü’nün kurulması (1959-1960) bunlardan bazılarıdır. Ayrıca Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanmakta olan İnönü Ansiklopedisi’ni Türk Ansiklopedisi adıyla yeni bir yayın kurulu oluşturarak devam ettirdi (1952). Yine tek parti döneminde propaganda vasıtası olarak kullanıldığını düşündüğü Köy enstitülerini, köy çocuğu - şehir çocuğu ayırımını önlemek ve yapısında düzenlemeler yapmak için öğretmen okullarıyla birleştirdi (1952-1953).
YanıtlaSil1960 İhtilâli’nden sonra tutuklanarak Yassıada’ya götürüldü. Vatan cephesi kurmak, muhalefetin faaliyetini kısıtlayıp diktatörlük tesis etmek, meclisi çalıştırmamak, anayasayı ihlâl gibi suçlarla yargılandığı Yassıada mahkemesinde müebbet hapse mahkûm edildi. Fakat bir süre sonra hastalandı ve kaldırıldığı Ankara Hastahanesi’nde 1961 yılının son günü kanserden öldü. İyi bir hatip olan, idealist ve aktif bir mizacı bulunan Tevfik İleri, gelenekçi ve muhafazakâr bir düşünce yapısına sahip olup çevresinde daha çok milliyetçi fikirleriyle tanınmıştır.
Hak şerleri hayreyler. Zan etme ki gayreyler. Arif ânı seyr eyler. Meula görelim n'eyler. Neylerse guzel eyler...
YanıtlaSilSen Hakk'a tevekkül kil! Tefuiz it ve rahat bul. Sabr eyle ve razı ol Meula görelim neyler. Neylerse guzel eyler
Kalbin Ana berk eyle Tedbirini terk eyle! Takdirini derk eyle Mevla görelim, n'eyler Neylerse guzel eyler
Hallák Rahin Oldur. Rezzák Kerim Oldur. Fa'al-i Hakim Oldur. Meula görelim n'eyler, Neylerse güzel eyler...
Bir işi murad etme. Olduysa inad etme Haktandır o red etime! Meula görelim neyler Neylesse güzel eyler.....
Hepişteri faikdir Birbirine layıkdır. Neylerse marvásikdir Meuld görelia n'eyler. Heylerse guzel eyler
Erzárumlu Ibrahim Hakla
Dilden gamı dür eyle. Rabbinle huzúr eyle. Tefuiz-ümár eyle Meulá görelim neyler Neylerse gizzel eyler....
Sen adli zulüm sanmat Teslim of, oda yanmal Sabret, sakın usanma Mevla görelim n'eyler Neylerse guzel eyle
Deme, su niçin şöyle! Yerencedir ol öyle Bak sonuna, sabreyle! Mevla göreltin n'eyler Neylerse guzel eyles
Hiç kimseye hor bakma! Incitme gönül yıkma Sen nefsine yan çıkma! Mevla görelim n'eyler Neylerse güzel eyler...
SERI I DELAILÜ'L-HAYRAT VE SEVÄRIKTL-ENVAR
YanıtlaSil116
nem ateşinin azabından ümmetini kurtarmakla da yun pakine MONCIN denilmiştir. Bazı nushalarda MÜNECCIN de yazılmıştır.)
MÜZEKKİRÜN
38
Allahümme salli ve sellim ala menismühü MÜZEKKİRÜN (S.A.V.)
Açıklama:
MÜZZİKİR, gereken şeyleri hatıra getirici manasındadır. Bu ism-i şerif Kur'ânda:
فَذَكَرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرُ
«Fezekkir innemá ente müzekkirün Sen (ey resûlüm) bürhan ve belgeler göstererek öğütler ver. Sen ancak bir nasihat edicisin.» (Gaşiye süresi, âyet: 21) âyetiyle såbittir. Hatıra getirmekten murad vaazdır. Yani fâni dünyadan yüz çevirmek ibadetle meşgul olmak ve bâki olan ahirete rağbet göstermektir.
Peygamber erin Seyyidi olan Resûlümüzün meclislerde ashab ve ümmeti daima ibadete teşvik edip fani dünyadan yüz çevirmelerini, ölümden evvel ve ölümden sonra gerekenlerin tedarik edilmesine ça- lışılmasını anlatması, ve Kur'ân-ı Kerim'de vaazlar, öğütler, teşvik- ler ile günahlardan korkutmalar ve bunlar gibi kendisine vahiy olu nan ilahi emirleri herkese bildirmesi, dünyada ve kabirde ve mahşer yerinde faydalı ve gerekli şeyleri bildirmesi, mü'minleri tehlikeli şey- lerden halås edip iki dünya saadetine, cismânt ve ruhani Alemlerin izzet ve yüceliğine erme sebeplerini vaaz ve nasihat ile bildirmeleri âdetleri olduğu için mübarek isimlerine MÜZEKKİR denildi.
NASIRÜN
39 Allahümme salli ve sellim alâ menismühü NÄSIRÜN (S. A.V.)
Açıklama:
Hazret-i Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Hazretleri, Hak Celle ve AlΑ Hazretlerinin kelimesini ilan etmekte İslâm dinini ve ehlini asis kıl- makta, düşmanlarını kahretmekle ve yok etmekte Allah dininin yar dımcısı olup mü'minlere öğüt verip onlara şeriat bilgilerini öğretmek
IK TARIKATI NI KURAN ΗΣ. ΜΟΗΑΜΜΙΟ.Χ.
YanıtlaSilKARA DAVUD EFENDI SERUI
117
le tehlikelerden korkutmakta, yasak ve necat verici şeyleri bildirme de ve onlara rağbet göstermede, mazlumların üzerinden suluderet mede, acizlere ve zayıflara inayette daima nusret ettiği, yardımcı bu Junduğu için mübarek adına NASIR denildi.
Bir gün bir arabi Resül-i Ekrem (S.A.V.) Hazretlerine basi he- diyelerle gelmişti. İslam ile müşerref oldu. Resûl (S.A.V.) in meclisi ve güzel yüzü ve müciz sözleriyle lezzet duyduğundan vatanına gide- meyip orada kaldı. Lakin parası da bitmiş, tükenmişti. Ancak binip geldiği devesinden başka bir şeyi kalmamıştı. Zorlukta kaldığı için vatanına dönmeğe yol harçlığı yapmak üzere devesini satmaya karar verdi. Ebû Cehil, o arabinin halini öğrenince:
Şunu dininden çevireyim! diyerek deveyl satın almak istedi. Adama, parasını ödeyeceği anda:
Eğer sen Muhammedin dininden dönersen ve babanın dinine girip Muhammed'e verdiğin hediyeleri geri alırsan hem sana devent, hem de parasını veririm! dedi. Bedevi:
- Ben Hak dinini buldum. Canımı bu yolda feda ederim, dinim den dönmem! Ben senden bir şey istemem. Ancak, devemin pahasını ve hakkını isterim! dedi.
Ebû Cehil:
Mademki sen dininden dönmüyorsun, ne deveyl, ne de para- sını sana veririm! dedi ve rabi'yi koğdu. O da:
Senden Allah'ın Resûlüne şikayetçi olurum! dedi. Ebû Cehil, Kureyş ileri gelenlerinin içinde:
Lât ve Uzza'ya kasem ederim ki eğer sen Muhammed'e varıp şikâyet eder ve adam getirirsen getirdiğin adamı da, seni de döğe- rim! dedi. Arabi bu deli saçması sözleri duyunca Resûl-1 Ekrem (8. A.V.) Hazretlerine gidip Ebû Cehilden şikâyet ve tasallümde bulun du. Hazret-i Resûl-i Ekrem (S.A.V.), Ashab-ı Kiramdan birini arabi'- nin yanına verdi:
Var, Ebû Cehil'e söyle bu adamın ya devesini, ya da devesi- nin akçesini versin! dedi. Onlar da bu buyruğu alarak Ebû Cehil'in yerine doğru ilerlediler. Kureyşlilerden kimileri Ebû Cehil'e:
Arabi, Muhammed'e varmış, onun bir adamı ile geliyor! de- diler. O da yeniden putları Lât ve Uzza'ya yemin ederek:
Gelince ikisini de döğerim! diye kızgın kızgın haykırdı, Bu anda o sahabe geldi. Ebû Cehil'e:
Sen bu kişinin devesini almışsın. Resûlullah'a gelip senden gl- kâyet etti! dedi. Ebû Cehil:
118
YanıtlaSilSERRI DELARUS HAVKAT VE SEVARISTE ENVAR
Muhammed'in emri nedir? Soyle! Buyruğu başım üzerine dedi. O sahabe de
Buyruğu şudur ki, bu arabi'nin va devesini ya akçesini bu
saat verirsin dedi Eba Cehil hemen devenin bedelini ödedi. Onlar da parayı alıp gittiler. Kureyş ehli bu işe şaşıp kaldı Deminden beri neydt o korlemen, neydi a yeminlerin Haber
gelince sana soylenir söylenmes saatte Muhammed'in emrine boyun
eğdin dediler. Ebû Cehil Benim gorduguma sta gormedinia? Sanki ben deveyi kendi rizamla nu verdim. Hayır. O sahabe gelip Muhammed'in dileğini bil dirince o sahabinin başının ucunda bir kızgın deve gördüm. Ağzını açmış, başına doğru uzanıyordu. Eğer aykın bir iş yapsaydım başı mu çekip koparacaktı. Çaresiz olarak korkumdan ötürü o fermana boyun eğdim. Adamın hakkını verdim ve kurtuldum! dedi. İşte bu hal gibi nice mazlumları zalım şerrinden kurtardığı için Resûl (SA.V.) in mubarek adına NÁSIR denikti.
MANSURUN
40 Allahümme salli ve sellim ala menismühü MANSÜRÜN (SAV)
Açıklama:
Resulullah (SAV) in MANSUR diye isimlendirilmesinin sebebi şudur:
MANSUR, kendisine Cenab-a Hak tarafından yardım olunmuş kimseye denir. Resül (S.A.V.) Efendimizin mensuriyeti, bütün dinler üzerine galip kılınması, bütün öteki şeriatleri ortadan kaldırması ve ümmetinin cümle ümmetten hayırh ve mükerrem olmasıdır. Kendi nurlu zatları veya kendilerinin tâyin buyurduğu zaferler kazanan sa habeleri, tå Kıyamet'e kadar da yüce ümmetlerinden din düşmanları üzerine yürüyecek olan sevgili ümmeti Allah indinde ebedi kılınmış ve düşmanlarının yüreklerine tå bir aylık mesafeden korku verilmiş ve kahredilmiştir. Savaşta, tanyeli ve meleklerin gökten yere inişl sür'atindedirler. Ashabı biribirine uygundur ve işlerinde tam yürür lükle mansur kılınmışlardır. Ama ahirette de büyük şefaata mazhar dırlar. Makam-a-Mahmud ve Liva-yi Hamd ve Hava Mevrûd, cümle arzu edilen şevler, dilekler håcetler Resûl (S.A.V.) e verilecek ve rast oluncaya kadar şefaate izinli olacaktır. Böyle bütün büyük ve şerefli nebiler ve kalbi såt lleri gelenler arasında yüce mestyet ve fazilet ile
KARA DAVUD EFENDİ ŞERHİ
YanıtlaSil119
mümtaz ve muzaffer kılınmış, kendisine yardım edilmiş olduğundan kendi mübarek ismine MANSUR denildi.
NEBİYYÜR RAHMETI
Allahümme salli ve sellim alå menismühü NEBİYYÜR RAHMETİ (S.A.V.)
Açıklama:
Enbiya Sultanı, Esfiya Senedi, Mefhar-1 Ålem, Adem evladları Seyyidi olan Nebi-yi Mükerrem (S.A.V.) Hazretleri önceden ve sonra- dan, zähiren, båtinen rahmete sebep olduğu için güzel isimlerine NE- BİYYUR RAHMETİ denilmiştir. Netekim Hak Celle ve Alá, Kur'ân-ı Kerimde şefkat ve rahmet yüceliğini ve şanının yüceliğini:
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ .
Ve må erselnâke illa rahmeten lil âlemin Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik!» diye beyan buyurmuşlardır. Onun müba- rek zatı ve peygamber olarak gönderilişi, risaleti rahmet üzerine has- rolunmakla onun fazilet ve kemâlini kalem, söz, dil beyan edemezler. Bu imkânlar sınırına giremez. İnsanın takati dışıdır bu. Hele insan- ların babası Adem (A.S.) in alnında Resûl (S.A.V.) in nurları bulun- duğu için melekler tahiyyat secdesine varıp kendilerine tâzim ve tek- rimde bulunmuşlardır. Nebilerin babası Hazret-i Nuh (A.S.) in o rahmetten parlak nurunun nåsibi mübarek döllerinden gelen oğlu Sam'da bulunduğundan dolayı gerek gemisine, gerek içinde bulunan- lara Tufan'dan ve sulara batmaktan necat ve selâmete erişmiştir. Gemi Cudi adındaki dağa oturmuş, gemi içindekilerin dışında bütün yeryüzünün sakinleri boğulmuş ve helâk olmuştur. Gemi içinden se- låmetle çıkan insanların hiçbirinden nesil gelmeyip ancak, yüce Al- lah Risaletpenah Efendimizin en şerefli atası olan Nuh (A.S.) in dö- lünden gelen Hâm, Sâm ve Yâfes'ten yine dünyayı insan cinsleriyle süslemişlerdir. Sonra, peygamberlerin en faziletlisi olan Hazret-i İb- rahim Habibullah Hazretine o rahmetten isabet eden nasip ile kudsi döllerinde Resûl (S.A.V.) in mukaddes nurları bulunduğu için Nem- rud'un ateşi ona soğuk ve selâmet kılınmıştır. Mübarek evladı İsmail (A.S.) Allah Hazretlerine boğazlanmak suretiyle fedâ kılınmıştır. Böylece, bütün yüce enbiyâ ve yüce resûller, sâdıklar, saygı değer şe-
41
120
YanıtlaSilŞERH-1 DELAILÜL HAYRAT VE SEVARİKIL ENVAR
hitler, mü'min erkekler ve mü'min kadırılar türlü nimetler ile ni metlenmiş ve turiu ikramlarla aziz kılınmış olduğundan bütün bun lar hep Resûlullah (SAV) e intisapları dolayıslyle olmuştur. Hatta bütün insanlar ve başka hayvanlar ve kuşlar, böcekler, kısaca, yara tıkların hepsine verilen rahmet O'nun şerefine olduğundan mübarek İsimlerine NEBİYYÜR RAHMETİ denildi.
(Allahümme ec'alná fiddåreyni minel merhümine bi hürmeti Ne- biyyir Rahmeti ve Seyyidil Mürselin.)
NEBİYYÜT TEVBETI
42 Allahümme salli ve sellim alà menismühü NEBİYYÜT TEVBETI (S.A.V.)
Açıklama:
Insan cinsinde lik tevbe Adem (A.S.) Hazretlerinden gelmiştir. Bu tevbe, Hazret-i Resúl vesilesiyle olduğundan Allahü Teâlâ tara fından kabul olunmakla, kendi mübarek isimlerine NEBİYYÛT TEV- BETI denildi. Kendisinden önce teşrif eden Enbiya ve Mürselin (A S.) ların ümmetlerinden kimisinin tevbeleri aslå kabul olunmayıp, kimisinin tevbelerinin kabulüne ağır işler şart kılındı. Mesela Haz- ret-i Musa (A.S.) in ümmeti Beni İsrail'den Abede-yl Acil, yäni Bu- zağı kulları denen kimseler böyle ağır şartlara uğrayanlardır. Bu olay şöyle olmuştur: Hazret-i Musa, Tevrat-ı Şerifi almak için Tür-1 Sina'ya kırk gün, kırk gecelik münacata gitmişti. Sihirbaz Samiri, İsrailoğullarının altın ve gümüşlerini toplayıp onlardan bir buzağı yaptı:
İşte Músa'nın Rabbi budur! diye halkı aldattı, onları buzağı- ya taptırdı. İsrailoğullarının çoğunu kafir etti. Hazret-i Müsa (A.8.) Túr dağından dönüncé kavminin käfir olduğunu gördü. Onlar pię manlık getirerek tevbe ile yeniden Musa dinine dönmek istediler. O zaman Hazret-i Músa (AS) tevbelerinin kabulü için Hak Celle ve Ala'dan yakarı ve niyazda bulundu. Hak Teâlâ Hazretleri:
Buzağıya tapanlar otursunlar. Tapmayanlar kılıçla onların üzerlerine yürüyüp onları öldürsünler. Onlardan boyunlarını unatip öldürülmeğe razı olanların tevbelerini kabul ettim! diye günah işle yenleri kendilerini öldürtmek gibi ağır bir şart ortaya koymuştur. Fakat Seyyidler Seyyidi, saadetler pınarı olan Resûl-i Hüda Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.V.) ümmetinin gizli veya aşikar, küçük, büyük, kasten veya unutarak bütün günahlarını tà Kıyamete kadar. Hak Celle ve All Hazretleri kabul edecektir. Bu da Kur'ân-ı Kerim'de:
ŞERHI DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVÄRIKI'L-ENVAR
YanıtlaSilKARA DAVUD
Delâil-i Hayrât Şerhi
Delail-i Hayrat Yazarı:
ABDULLAH MUHAMMED BİN SÜLEYMAN CEZÚLÍ
Şerheden:
MUHAMMED KARA DAVUD EFENDİ (İzmitî)
Bugünkü Dile Çeviren: M. FARUK GÜRTUNCA
HUZUR YAYIN DAĞITIM
PAZARLAMA TİC. LTD. ŞTİ.
Çatalçeşme Sok. Yücer Han No: 46/1-2
Cağaloğlu İstanbul
Tel & Fax: (0212) 513 5057-513 01 71
Allah Teâlâ buyuruyor:
YanıtlaSil"EY ÎMAN EDENLER! ALLAH'TAN KORKUN (TAKVĀ SAHİBİ OLUN) VE HERKES, YARINA NE HAZIRLADIĞINA BAKSIN.
ALLAH'TAN KORKUN, ÇÜNKÜ ALLAH YAPTIKLARINIZDAN HABERDARDIR."
(el-Haşr, 18)
Mebde terimi İslâm felsefesinde “ilimlerin ilkeleri” anlamında da kullanılmıştır. Buna göre felsefî ilimlerin konular (mevzûât), ilkeler (mebâdî) ve problemler (mesâil) olmak üzere üç metodolojik yönü bulunur. İlimler bu yönlerden birbiriyle hem farklılaşır hem ilişki içinde olur; bu ilişki ve farklılıklar da felsefî ilimlerin tasnifini şekillendirir. İlkeler ya ilimlerin tamamı veya bir kısmı için ortak olur ya da sadece bir ilme özgü olabilir. Bu ilkeler bir ilmin problem çözme işlemlerine kanıt teşkil eden öncüller olup kendileri o ilmin sınırları içinde kalınarak kanıtlanmaz. Bir ilmin kendine özgü ilkeleri yanında bir üst ilimden ya da bir tümel ilim olarak metafizikten aldığı ilkeler de vardır. Meselâ aritmetikte 5’in tek sayı olması bu bilime özgü bir ilkedir. “Aynı sayıya eşit olan bütün sayılar birbirine eşittir” ilkesinde aritmetik başka bazı bilimlerle ortaktır. “Aynı şeye eşit olanlar birbirine eşittir” ilkesinde ise bütün bilimler ortaktır. Bilimler arasında ilke alışverişi şeklinde yardımlaşma da söz konusudur. Metafizik tümel bir ilim olup öteki cüz’î ilimlere tümel ilkelerini verir (Fârâbî, Kitâbü’l-Burhân, s. 59-65; İbn Sînâ, en-Necât, s. 139-140). İbn Sînâ vahye dayalı dinin teorik ve pratik felsefenin ilkelerini içerdiğini, felsefenin işlevinin bu ilkeleri aklî yöntemlerle yeniden keşfedip uygulama imkânlarını geliştirmek olduğunu ileri sürmektedir (ʿUyûnü’l-ḥikme, s. 16-17).
YanıtlaSilOntoloji açısından mebde, İslâm felsefesinde sebep veya illet terimleriyle eş anlamlı olarak da kullanılmaktadır. Buna göre varlıkların ilkeleri onların var oluşunu sağlayan fizik yahut metafizik sebeplerdir. Fârâbî, bilgilerimizin ilkeleri yanında varlığın da ilkelerinin bulunduğunu ve bu ikincilere sebepler dendiğini belirtmektedir (Kitâbü’l-Burhân, s. 70). Nitekim onun es-Siyâsetü’l-medeniyye adlı eserinin diğer adı Mebâdiʾü’l-mevcûdât’tır. Bu adlandırmada mebâdî kelimesi cismanî varlıkların sebeplerini ifade etmektedir. Bu sebepler, cisim olmayan ve cisimde bulunmayan ilkelerle cisim olmayan fakat cisimde bulunan ilkeler olmak üzere ikiye ayrılır. İlk sebeple (Tanrı) ikincil sebeplerin semavî akıllar, melekler, cisim ve cismanîlikle hiçbir ontolojik bağlantısı yoktur. Öteki ilkelerden nefis mânevî bir cevher olmasına rağmen cisimle (beden) bitişebilen, sûret ve ilk madde ise duyulur dünyada daima birlikte bulunan ve cismin iç ilkelerini teşkil eden
sebeplerdir. Dört unsur ve madenlerin inorganik düzeyinden başlayarak canlı organizmalara ve nefis sahibi göklere kadar bütün varlık aşamalarındaki oluşlar bu sebeplilik düzeni içinde gerçekleşmektedir (Fârâbî, es-Siyâsetü’l-medeniyye, s. 31 vd.). İbn Sînâ da üstadının sudûrcu bir anlayışla geliştirdiği ontolojik hiyerarşi görüşünü sürdürürken Tanrı’yı ifade eden ilk sebep (el-illetü’l-ûlâ) yerine ilk ilke (el-mebdeü’l-evvel) tabirini de kullanmıştır (eş-Şifâʾ, s. 27, 42). Gazzâlî, ilk ilke kavramını sorgularken esas itibariyle filozofların Tanrı anlayışını eleştirmek amacındadır (özellikle bk. Tehâfütü’l-felâsife, s. 97-114). İbn Rüşd ise meseleyi eski filozoflara atıflarda bulunarak ele almakta, maddesiz semavî ilkelerin varlığını kabul edip hepsinin nihaî sebep olan ilk ilkeye indirgenebileceğini ileri sürmekle birlikte sudûr teorisini Aristoculuk’tan bir sapma olarak görmekte ve bu konudaki eleştirisinde Gazzâlî’ye hak vermektedir (Tehâfütü’t-Tehâfüt, s. 184-185, 211-218, 229-233).
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
et-Taʿrîfât, “mebâdî” md.
İsmail Fenni [Ertuğrul], Lugatçe-i Felsefe, İstanbul 1341, s. 551-553.
Cemîl Salîbâ, el-Muʿcemü’l-felsefî, Beyrut 1982, II, 320-322.
Aristoteles, Logic, Prior Analytics [I, 24a], (trc. A. J. Jenkinson, The Works of Aristotle içinde), Chicago-London 1952, I, 39.
a.mlf., Logic, Posterior Analytics [I, 72a], (trc. G. R. G. Mure, a.e. içinde), I, 98.
a.mlf., Metaphysics [I, 3-9, 983a-995a; VII, 1-4, 1012b-1015a], (trc. W. D. Ross, a.e. içinde), I, 501-513, 533-535.
a.mlf., en-Naṣṣü’l-kâmil li-Manṭıḳı Arisṭo (nşr. Ferîd Cebr), Beyrut 1999, III, 182; IV, 431.
Kindî, Resâʾil, I, 107-108, 114.
Fârâbî, el-Burhân (nşr. Mâcid Fahrî, el-Manṭıḳ ʿinde’l-Fârâbî içinde), Beyrut 1987, s. 23, 59-65, 70.
a.mlf., Kitâbü’l-Cedel (nşr. Refîk el-Acem), Beyrut 1986, s. 28.
a.mlf., es-Siyâsetü’l-medeniyye (nşr. Fevzî M. Neccâr), Beyrut 1993, s. 31-69.
İbn Sînâ, en-Necât (nşr. M. Takī Dânişpejûh), Tahran 1364 hş., s. 139-140.
a.mlf., eş-Şifâʾ el-İlâhiyyât (1), s. 27, 42.
a.mlf., ʿUyûnü’l-ḥikme, Küveyt-Beyrut 1993, s. 16-17.
Gazzâlî, Tehâfütü’l-felâsife (nşr. M. Bouyges), Beyrut 1990, s. 97-114.
Genel Kısaltmalar
YanıtlaSilTranskripsiyon İşaretleri
Arama Kılavuzu
Duyurular
TDV İslâm Ansiklopedisi
Hakkında
Görüntü Ayarları
TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ara...
ANÂSIR-ı ERBAA
العناصر الأربعة
İlkçağ Yunan, Ortaçağ İslâm ve hıristiyan felsefesinde tabii varlıkların ilkesi sayılan dört madde.
İlişkili Maddeler
TABİAT
Yaratılış, seciye, bir varlığın aslî yapısı, maddî dünya anlamında bir terim.
KEVN ve FESAD
Tabiat alanındaki oluş ve bozuluşu ifade eden felsefe terimi.
Müellif: H. BEKİR KARLIĞA
Anâsır kelimesi sözlükte “asıl, kök, soy; şeref ve asâlet” gibi mânalara gelen unsur kelimesinin çoğuludur. Kur’ân-ı Kerîm’de unsur ve anâsır kelimeleri geçmemektedir; hadislerde ise “kök, kaynak” anlamında bir iki defa unsur kelimesi kullanılmıştır (bk. Buhârî, “Tevḥîd”, 37; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ʿunṣur” md.). Anâsır-ı erbaa “dört unsur” demek olup klasik felsefede toprak, su, hava ve ateşten ibarettir. İslâm kaynaklarında anâsır-ı erbaa yerine ustukussât-ı erbaa, erkân-ı erbaa, tabâi‘-i erbaa, mevâdd-i erbaa, ümmehât-i erbaa, ümmehât-i süfliyye, usûl, mebâdî ve kavâbis gibi daha başka terimler de kullanılmıştır. Bu terimler pek çok âlim ve düşünür tarafından eş anlamlı sayılmışsa da aralarında bazı küçük farklar bulunmaktadır. Şöyle ki, bir birleşiğin içinde onun bir parçası olarak yer alan şeye rükn (çoğulu erkân), birleşiğin çözülmesi sonucunda ortaya çıkan şeye ustukus (çoğulu ustukussât), birleşiği meydana getiren maddeye asıl (çoğulu usûl), yeni bir madde teşkil etmek üzere eski şeklini bırakıp bozulan şeye de unsur (çoğulu anâsır) denir.
İslâm felsefesindeki anâsır-ı erbaa anlayışı antik Yunan düşüncesinden gelmektedir. Antik Yunan’da antropomorfik tanrı inancı hâkim olduğu için yaratma veya yoktan var olma (ex-nihilo) fikri mevcut değildir. Bu sebeple Grekler’e göre tanrı (veya tanrılar) kâinatı yoktan var etmiş değildir; aksine o, kendisi gibi ezelî olan kâinatın ilk maddesine sadece şekil verip onu düzene sokmuştur. İşte tanrı gibi ezelî olan bu ilk maddenin ne olduğu Grek düşüncesinin kuruluş döneminde çok tartışılmıştır. Arkhe diye ifade edilen bu ilk madde Thales’e göre su, Anaximenes’e göre hava, Herakleitos’a göre ateştir. Empedokles ise bunlardan her birini arkhe olarak kabul etmek yerine, toprakla birlikte dördünün kâinatın ana maddesini teşkil ettiğini söylemiştir. Eflâtun’un da dört unsur fikrini savunduğu bilinmektedir. Dört unsur teorisini sistemleştirerek tabiat bilimlerinde hâkim görüş haline getiren ise Aristo olmuştur. Ona göre kâinat, ay üstü ve ay altı olmak üzere ikiye ayrılır. Ay üstü âlem ebediyet diyarı olduğu için burada oluş (kevn-géneration) ve bozulma (fesad-corruption) yoktur ve bu sebeple ay üstü âlemde bir tek unsur vardır. Aristo buna esîr adını verir. Ay altı âlem ise oluş ve bozulma evreni olduğu için burada birden fazla unsurun bulunması gerekir. Aksi takdirde etkileme (fiil) ve etkilenme (infiâl) olamaz. Her ne kadar bazı İlkçağ filozofları ay altı âlemde madde olarak değişik şeylerden söz etmişlerse de klasik düşünceye hâkim olan Empedokles’in zikrettiği dört unsur (ateş, hava, su, toprak) görüşüdür. Zira bütün varlıkların yapısında bu dört madde değişik şekillerde bulunmaktadır.
Tasavvufî düşünceyi felsefî boyutlara kavuşturarak İslâm düşüncesinde büyük değişiklikler meydana getiren İbnü’l-Arabî, unsurların feleklerin hareketi sonunda ortaya çıktığını belirterek Tanrı’nın dört unsuru dört günde yarattığını, bunların içerisinde ateşin en üst mertebede bulunduğunu, fakat Hz. Âdem’in çamurunda yer alan suyun hepsinden daha etkili olduğunu söyler ve unsurlara kendi özelliklerini verenin Allah olduğunu belirtir. İbnü’l-Arabî ile paralel fikirler taşıyan İbn Seb‘în ise dört unsurdan söz ederken bunların keyfiyetleriyle fiilleri arasında denklik bulunduğunu, parlak olan ateşin cisimleri kendi tabiatına çevirdiğini, şeffaf ve latîf olan havanın sûretleri kolayca benimseyip bıraktığını, suyun da aynı özellikleri taşıdığını, toprağın ise yoğun bir cisim olduğunu belirtir.
YanıtlaSilMeşşâî felsefe ile İşrâkī düşünceyi birleştirerek yeni bir hikmet anlayışı kurmaya çalışan Şehrezûrî, bir ağaç şeklinde tasarladığı evrende hareketin keyfiyeti, keyfiyetin de unsurları doğurduğunu, diğer bütün şeylerin ise unsurlardan meydana geldiğini söyler. O da tıpkı İbn Sînâ ve arkadaşları gibi unsurların bir tane olmasının imkânsızlığını vurgulayarak analiz ve sentez metoduyla bunların dört tane olması gerektiğini bildirir (bk. eş-Şeceretü’l-ilâhiyye, vr. 74b-75b).
İlk dönem kelâm bilginleri tabiat bilimleriyle ilgili değişik görüşleri tartıştıkları halde unsur konusuyla hemen hemen hiç ilgilenmemişlerdir. Sadece Mu‘tezilî düşünür Nazzâm’ın kümûn teorisinde arkhe olarak unsur fikri görülmektedir. Eş‘arî de dört unsurdan ziyade dört keyfiyetten söz etmekle yetinir. Âlemin kıdemi noktasından arkhe problemine yaklaşan İmam Mâtürîdî ise dört unsurdan çok dört tabiattan bahseder.
MEBDE'
YanıtlaSilBaşlangıç, kendisinden başlanılan ve gidilen hareket noktası, kendisine dayanılan (mevku- fun aleyh) veyahut zihinde ya da hariçte önce plan şey. Mebde (Arapça) fiilinden türemiş bir isimdir. Çoğulu mebadi (Arapça)dir. Türkçeye ilke, esas, temel
gore,
YanıtlaSilbazısına göre; mebdeul-F
âşir ki bu da el-aklü'l-Fa'âl) dır. İslâm filozo sadır olan ezeli on akıl (ukul-i aşere) ve dokuz nefis ka- bul etmişler ve iddialarına göre bunlar âlemin yaratılışın- dâ aracılık etmişlerdi. Mütekellimîn, İslâm filozoflarının eski Yunan felsefesinden aldıkları bu görüşlerine şiddet- le karşı çıkmışlardı. Çünkü filozofların bu iddiaları, ak- lî ve nakli hiç bir delil ile sabit değildir. Allah Teâlâ ise ya- ratmasında aracıdan münezzehtir. Yine İslâm filozofları on akıl ve feleklerin nefislerine (semavî nefislere) el-Me- bâdiü't-âliye (yüce mebdeler) demişlerdi.
Mebde; kâinatın ve dünyanın başlangıcı ve yaratılışı anlamına da gelir. Nitekim Kelâm ilmi; "Allah Teâlâ'nın zat ve sıfatlarından, mebde (başlangıç) ve mead itibariy- le mümkinâtın (kâinâtın) ahvalinden İslâm kanunu üzere bahseden bir ilimdir" diye tarif edilir.
Alimlerin ıstılahında mebdein çoğulu olan "mebâdi" şek(inde kullanılır. Mebâdi; ilimlerin meselelerinin (bahis ve asli maksadlarının) kendilerine dayandığı doğru ve genel esaslardır. Küllî ve temel kaziyyeler (önermeler)dir. İlimlerin hakikat ve maksadlarını isbat edip açıklamada başlangıç ve hareket vazifesi görürler. İlimlerin hakikatla- rını teşkil eden bahis ve konuları isbata vesile oldukların- dan dolayı mebâdi'ye "Vesâil" de denilmiştir.
Bir görüşe göre ilimlerin mebâdii iki kısımdır: 1- el-Mebâdiü't-Tasavvuriyye: İlimlerin konuları sayılan
temel kavram ve terimlerdir.
2- el-Mebâdiü't-Tasdikiyye: İlimlerin meselelerinin is- batı kendilerine dayanan temel ve genel kaziyyeler (önermeler)dir. Ancak "mebâdiü'l-Ulûm" denilince bu İkincisi anlaşılır.
Bir ilmin maksad ve bahislerini ispatta mebdelere (prensiplere) şiddetle ihtiyaç duyulduğundan, mebâdî de o ilimden bir cüz sayılır.
Mebâdî, bazen mebdein de isbatında kesin delil ola- rak kullanılır:
LAM ANSI
YanıtlaSilezli ve ebedi değişmeyen gerçeklerdir- gibi sabit olunlar
yp zamanla ihtiyaca ve kültür cereyanlarına göre değişe
bilir. Bazılarının yerine ilimlerin ilerlemesinden faydalanıla-
rak kesin ve açıkça isbat edilmiş gerçekler getirilir. Mese-
lâ inkârcılara karşı atalet ve entropi prensiplerinden fay-
dalanılarak insanda ruhun varlığı şu şekilde isbat edilir:
Mikro seviyelerden makro seviyelere varıncaya kadar
bütün maddeler cansız, şuursuz ve atıldır. İnsanda şuur
(cilinç), bilgi edinme ve irade vardır. Dışarıdan bir kuvvet
uygulamadıkça madde olduğu hal üzere kalır. Madde ha-
reketini, biçim ve şeklini dışarıdan bir etki ile alır. Ben ise,
dişandan bir kuvvetin itmesi ve bir hareketin verilmesi ile
değil, kendi içinden gelen bir irade ile istediğim gibi hare-
ket ederim. Madde ve enerji ise fizik ve kimya kanunları-
nın dışına çıkamaz. Yani hürriyeti yoktur. O halde insanda
dileyip tercih ettiren varlik madde olmayıp kendiliğinden
hal olan cul ettiren var eiger, beyin maddesinden si
mejiler, düşünmeyi ve iradeyi sağlıyor" denilirse; yine il-
urla kontrol edilmeyen kendiliğinden yürüyen olaylarda
min kesin prensip ve karunlarına dayanarak deriz karda
entropinin artışını söyleyen termodinamiğin ikinci kanu-
nuna göre, bir gün boşlukta kendiliğinden sıkışması im-
kânsız olduğu gibi enerjinin de düzenli ve bir amaca uy-
gun olarak sıkışıp yoğunlaşması da mümkün değildir. Z
Madde olmayan
kontr
lu bir ruhun bilgisiyle Π
C
pat ederken başka ilimlerin mebâdiine muhtaç olmasına razı olmamışlar, dinî akideleri isbata mebde teşkil eden ve vesile olan hemen hemen zamanlarındaki bütün tabi- at bilgilerini ve mantıkî bahisleri bu ilmin mebadi ve ve- sall içerisine almışlardı. Özellikle kelâm ilminin mebâdii, dini âkideler-ki bunlar
Şamil İslâm Ansiklopedisi
YanıtlaSilV. Cilt
Genel Yayın Yönetmeni ve İlmi Redaksiyon Prof. Dr. AHMED AĞIRAKÇA
akit
AKIT Gazetesinin okurlarına hediyesidir
Kâtib Çelebi evâile dair ilk eserin Ebû Hilâl el-Askerî (ö. 400/1009’dan sonra) tarafından kaleme alındığını söylerse de ilk telifin İbnü’l-Kelbî’ye (ö. 204/819) ait olduğu anlaşılmaktadır (İbnü’n-Nedîm, s. 109). Günümüze gelen evâille ilgili belli başlı eserler şunlardır: 1. Ebû Bekir b. Ebû Şeybe (ö. 235/849), el-Muṣannef. İlk tasnif edilen hadis kitaplarından biri olup evâil konusu “Kitâbü’l-Evâil” başlığı altında ele alınmıştır (VII, 247-276). Eser, Kûfe’de ilk defa kadılık yapan kişinin Süleyman b. Rebîa el-Bâhilî olduğu, ancak kırk gün zarfında kendisine hiçbir davacının başvurmadığı, bayramlarda minberi mescid dışına ilk defa Bişr b. Mervân’ın çıkardığı gibi hususlarla başlamakta, Resûl-i Ekrem ile daha önceki peygamberlerin, ashap ve tâbiîn ile daha sonraki dönemlerde yaşayanların yaptığı kaydedilen ilk hareketleri, herhangi bir sıra gözetmeden 315 rivayet halinde senedleriyle birlikte zikretmektedir. 2. İbn Kuteybe, el-Evâʾil. Eserde emîr hitabıyla ilk defa selâmlanan kişinin Mugīre b. Şu‘be olduğu söylenmektedir. Daha sonra zikredilen ilklerden biri de Konstantiniye’nin kapısına kılıcıyla ilk defa vurup Bizans ülkesinde ilk ezanı okuyan, Mesleme b. Abdülmelik kumandasında İstanbul kuşatmasına katılan Abdullah b. Küleyb’dir. Eserdeki bilgiler senedsiz olarak nakledilmektedir. Müellifin el-Maʿârif’te (s. 551-558) bir bölüm halinde ele aldığı konular Muhammed Bedreddin el-Kahvecî tarafından müstakil bir kitap olarak yayımlanmıştır (Dımaşk 1407/1987). 3. İbn Ebû Âsım en-Nebîl, el-Evâʾil. Eser, ilk yaratılan şeyin kalem olduğuna dair üç ayrı rivayetle başlamakta ve 194 rivayeti senedleriyle birlikte zikretmektedir. Kitaptaki rivayetler Ebû Hâcir Muhammed Saîd b. Besyûnî Zağlûl tarafından titiz bir çalışma ile tahkik edilmiştir (Beyrut 1407/1987). 4. Taberânî, Kitâbü’l-Evâʾil. Seksen altı rivayetin senedleriyle birlikte yer aldığı bu eser Süyûtî’nin el-Vesâʾil’i ile birlikte yayımlanmıştır (Beyrut 1406/1986). 5. Ebû Hilâl el-Askerî, el-Evâʾil. Süyûtî tarafından ihtisar edilen eser (aş.bk.) birkaç defa basılmıştır (Medine 1966; Dımaşk 1975-1976, 1984; Riyad 1401/1981). 6.
YanıtlaSilYGZ'nin öğrenme süreci de mevcut yapay zekâ sistemlerinden farklıdır. Şu anki sistemler, genellikle büyük miktarda veriyle eğitilir ve bu verilerden öğrendikleri kalıpları kullanır. YGZ ise tıpkı insanlar gibi çok daha az veriyle öğrenebilme yeteneğine sahip olacaktır. Örneğin, bir çocuğun bir nesneyi sadece birkaç kez görerek tanıması gibi YGZ de yeni kavramları çok daha az örnekle öğrenebilecektir. Ayrıca YGZ, öğrendiği bilgileri farklı alanlara transfer edebilir. Fizik alanında öğrendiği bir prensibi ekonomi alanında bir problemi çözmek için kullanabilir. Yani insanların "aha!" anı olarak adlandırdığı, farklı bilgi parçalarını beklenmedik şekillerde bir araya getirerek yeni fikirler üretme yeteneğine benzer bir yeteneğe sahip olabilecektir.
YanıtlaSil1
1-
C
S
V
t
a
g
b
Z
ü
d
İnsan beyninin tüm bilişsel yeteneklerine sahip
YanıtlaSilYAPAY GENEL ZEKA
çağının eşiğinde miyiz?
192 9 İman, Allah'a, Melaikeye, Kitaba, Peygaberlere, ahiret gününe, ölüme ve öldükten sonra dirilmeye inanman, Cennete, Cehenneme, yaşar, mizana inanır, kaderin hepsine, hayır ve şerre (Allah'ın elile meydana geldiğine) inanır. Böyle yaptıklarında, iman etmiş olursun. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
YanıtlaSil208 8 Deva, kaderden maduddur. Kaderi bozmaz. İlaç, Allah'ın izni ile, yine Allah'ın dilediğine tesir eder. (Katiyetle ilaca bağlanmak yok. Kaderimdir diye terk te yok.; ilaç, vacip ve farz da değildir) Hz. İbni Abbas (r.anhüma
19. Meryem Süresi
YanıtlaSilAyet: 14-15
30 Bahru Fulüm'da şöyle der: "Ayette geçen el-Cebbar kelimesi kate Bahni na gelir veya sonuçlarına bakmaksızın kızdığı zaman döven kaböldüren kimse demektir. Onun Allah'ın emirlerine boyun eğmeyen ve kendini büyük gören kimse olduğu da söylenmiştir."
وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا (١٥)
15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!
Annesinin rahminden "doğduğu gün," diğer insanların uğradığı şeytanın dürtmesinden (ta'nından), tabil ölümle "öleceği gün" ölümün korkularından ve kabir azabından "ve diri olarak kaldırılacağı gün" kıya metin ve cehennem azabının korkularından "ona" Yahya (a.s.)'a "selám olsun! Allah Teälä dan selamet ve ermån/emniyet olsun.
Cümlenin aslı şöyledir: "Bu hallerde biz ona selām verdik. Bu håller ise insanın en yalnız olduğu yerlerdir. Selänın devamlı ve yerleşmiş olduğu belli olsun diye cümle fiil cümlesinden isim cümlesi şekline çevrilmiştir. Çünkü Hz. Yahya'nın bu hallerdeki yalnızlığı ancak selamın varlığı ve devamıyla ortadan kalkabilirdi.
Bu âyette tabiat annesinden doğuşa, Allah'ta fäni olmakla tabiatın gerektirdiği şeylerden ölmüş gibi kurtulmaya ve fäni olduktan sonra yeniden dirilmekle bäki kalmaya işaret vardır.
İbn Ebi Uyeyne demiştir ki: "Ayette sayılan durumlar arasında insa
nın en çok yalnızlık ve gariplik çektiği gün, öncelikle doğduğu gündür ki daha evvel wwel bulunduğu yerden çıkar. Sonra ise öldüğü gündür. Çünkü o gün daha önce görmediği bir takım toplulukları görür. Daha sonra da yeniden dirildiği gündür. Çünkü o günde daha evvel görmediği bir mey danda (mahşerde) kendisini bulur. Özellikle Hz. Yahya bu durumlardan selamette kılınmıştır."
4 Bilesin ki Zekeriyya (a s.), insan ruhuna; hanımı ruhun eşi olan bede ne, Yahya (a.s.) da kalbe işarettir Buna göre uzun zaman kalıba (bedene)
H
İsmail Hakkı BURSEVÍ
YanıtlaSilRÛHU'L - BEYÂN
Kur'an Meâli ve Tefsiri
12. Cilt
ERKAM YAYINLARI
1.3.5. Sebep-Sonuç İlişkisi Banaman kaderin Açısından Kader
YanıtlaSilsebep ve somaca berlikte baktios, tais ve her durumda guzel olduğunu söyler. Kader netice ve meyveler serden ve çirkinlikten münezach olduğu gibi "melde ve münte alve fer", "illet ve netice itibariyle de zulüm ve kubuhan mukaddes minezzehtir. Çünki kader hakiki sebeplere bakıp adalet eder, insanlar ahiri gördukleri illetlere hükümlerini bina edip bazen zulme diyerler Me- hakim bir kişiyi hırsızlık suçuyla mahküm edip hapsettiği halde, o kişi değildir. Fakat hakimin mahkûm ettiği kişinin, kimsenin bilmediği bir cinaveti vardır. Kader o kişivi o gizli cinayeti için hapisle mahkam ip adalet etmiş. Hakim ise, o kişiyi hırsızlık sebebiyle mahkam emagim etmiştir. Bir insan başka bir insana yapmadığı bir iş sebebiyle zalmet redir. Fakat kader, onun gizli hataları sebebiyle onu, o masibetlerle hem biye etmekte hem de hatasına kefaret yapmaktadır."
Kaderin koyduğu kalıplar dışında yaşama isteği yok olma sebebidir. Her varlık için en uygun program, kaderden kendisine çizilen programdır ah'ın yasakladığı şeyler fitrata aykırı şeylerdir. O yasakları yapmaya kal- an insan ondan dolayı zarar görecektir. Yasaklama onun zarar görmemesi çın yapılmış uyarıdır. Yasaklanan şeyler, yaratılışta kendisine takdir edilen Bilere ters düşen şeylerdir. Bu durum başkasının merasına giren bir ko a, sahibi tarafından atılan taşa benzer. Çoban koyunu yaralamak ve ona vermek için değil, aksine gittiği yanlış istikametten dönmesi için taş atar. labi kudret de kaderden gelen bazı musibet taşları ile insanı hata ve güna sürüklenmekten uyarmak hikmeti ile değişik sıkıntılar verebilir. Bunlar katte insana eziyet, zulüm ve haksızlık değil aksine kişinin Allah'ı ta ması, günahtan ve yanlış yoldan dönmesi ve kendisini kendisinden daha seven Rabbi'ne karşı kederlenmemesi içindir. Dünyadaki
musibetler, elemler ve hastalıklar masumlara ve hatta hay lara dahi zulüm değildir. Çünkü yeryüzünden gökyüzüne, topraktue dunva ve ahiret, her şey Allah'ın mülküdür. Mülk sahibi, mülkünde Mediği gibi tasarruf eder. Elemler, musibet ve hastalıklar, hayatın asıl ga- dza, atomdan güneşe, ezelden ebede kadar her bir mevcut, semavat ve
ni kuvvetleştiren ve Allah'ın esmasının cilvelerini gösteren hikmet pa landır. Elemler, musibet ve hastalıklar tarzında olan hikmet parıltıları. 1237
Sund Nur Emirdat La Bunu Yeni Ann Negrina 20
734.211
KÖPRÜ
YanıtlaSilÜÇ AYLIK FİKİR DERGİSİ SAYI: 139 YAZ/2017
Hukukun Üstünlüğü ve Adalet Ekseninde Devlet ve Cemaatler
302
YanıtlaSilKim sabrederse, Allah ona dayanma gücü verir. Kimseye sabırdan daha
BİR HADİS
hayırlı ve daha geniş bir ikram verilmemiştir. (Müslim, Zekat, 124)
SABIRLA DONATILAN ORDUNUN KISSASI: TÂLÛT VE CÂLÛT
Tālût ve Câlût'un kıssası sabır eğitimi için önemli bir örnektir. Kıssa, sa- yıları az da olsa sabırlı dayanıklı ve arzularına hakim olabilen, disiplinli bir ordunun yapabileceklerini anlatır. Tälût komutasındaki İsrailoğulları, Câlût'un ordusu ile savaşmak üzere karşı karşıya gelmişti. Ordu, karşıları- na çıkan bir nehir ile sınanmıştı. Askerlerin nehrin suyundan içmemeleri gerekiyordu, ancak çoğu sudan içti. Nehri geçmişlerdi ama bu defa su içen askerlerin bütün savaşma azmi kırılmıştı. Tālût'un sözünü dinleyen ve Al- lah'a hesap vereceğini aklından çıkarmayan, imanı güçlü olanlar ise şöyle diyordu: "Nice az birlik vardır ki, Allah'ın izniyle sayıca çok birliği yenmişlerdir, Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 2/249) Allah, kendine ve arzularına hâ- kim olarak emirlerine uyanlar ile birliktedir. O, kendi yolundan çıkanlara karşı kararlılıkla cihad eden müminlerin yardımcısıdır. Rablerinin yardım ve desteğiyle zafere ulaşacak olan da onlardır.
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
360 1 Hacer-i Esved'e cahiliyet zamanı adamlarının manevi pislikleri bulaşmasaydı, ona dokunup da iyi olmıyan dertli kalmazdı. (Yeryüzünde yegane Cennet eşyasıdır.) Hz. İbni Amr (ra)
360 2 Bu parçaların başına bir ümmet olsaydı, hepsini tamamlamayı emrederdim. Koyu siyah kişileri öldürün. Hiç bir beyt ehli yok ki, evde köpek bağlasın da her gün sevabından bir kıratın eksilmesinin. Ancak av ve bekçi veya koyun köpekleri hariç. Hz. Abdullah İbni Makil (ra)
360 3 Köpekler, ümmetlerden bir ümmet biriktirir, onu siyah olanını öldürmeyi emrederdim. Lakin özelliklerinden siyah olup da gözünün üstünde çukurluk olanı öldürün. Zira onlar, cinlerin lanetlenmiş olanlarındandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
360 4 Adil hakime, kıyamet günü öyle bir sıra gelir ki: "Keşke iki adam arasındaki bir hurma davasını dahi görmeseydim." diye temennide bulunur. Hz. Âişe (r.anha)
360 5 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, kalpleri acem kalbi olacaklar. Denildi ki: "Acem kalbi nedir?" Buyurdu ki: "Kalblerinde dünya muhabbeti, adetleri bedevi adeti gibi. Kendilerine rızık verilmiş mi hayvanlarını çoğaltır, gazayı zarar adder ve zekatı cereme sayarlar. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
360 6 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, gökten yere bir taş düşse, ya bir facire kadına veya bir münafıka rastlayacak. Hz. Enes (ra)
360 7 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, adamın malı nereden alındığına ehemmiyet vermiyecek. Helal den mi haramdan mı? Hz. Ebû Hüreyre (ra)
360 8 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, yetiştirilen riba yemiyen hiç kimse kalmayacak. Yemese bile hiç olmazsa kendisine toz isabet ettirecek. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
360 9 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların şef önderleri hakim olacak. Şerlilerini bir geçirecekler. Onlar da elbette hayırlıların sevgisini izhar edecekler. Namaz vaktinden sonra bırakacaklar. Kim bu zamana yetişirse reis olmasın. Memur olmasın. Vergi memuru olmanın. Maliyeci de olmasın. Hz. Ebû Said (ra)
360 10 Kıyamet günü adam ailesinin elini elinde bulunduran, isteyen ki Cennete götürün. Ateş elleri kesecek ve nida olacak ki: "Âziz ve Celil olan Allah ona müşrike Cenneti haram kılmıştır." Bunun üzerine o , yine vereceği ki: "Yarabbi babasıdır. Yarabbi babasıdır. Yarabbi babasıdır." Onun üzerine babası çirkin bir suret ve kokmuş bir hale gelecek de artık o da babasına sahip olmayacak. Hz. Ebû Said (ra
Güney Kıbrıs Rum Kesimi.
YanıtlaSilİçinde 2 İngiliz üssü var.
Ağrotur ve Dikelya.
ABD ile yaptıkları anlaşma.
9 Eylül 2024’te imzalandı.
İkili Savunma İşbirliği Anlaşması.
Tarihi bile anlamlı.
İzmir’in kurtuluş günü.
Türk Ordusu’nun işgalci Yunan askerlerini denize döktüğü gün.
İÇERİĞİ
Süreç bir plan dahilinde yürüdü.
ABD Rumlara silah ambargosunu kaldırdı.
Arkasından anlaşma.
Yunanistan’la yapılanın…
Hani şu ABD’ye çok sayıda üs verilen…
Kritik anlarda Yunanistan’ın tamamını ABD üssü yapan anlaşmanın benzeri.
Anlaşma uyarınca…
Rumların silahları değiştirilecek.
ABD’nin gelişmiş silahları verilecek.
Rum ordusunu ABD eğitecek.
Gizli olanlar da ayrı.
KARARGAH OLDU
Sonrasında yaşananlar…
Anlaşma hükümleri hızla hayata geçirildi.
Bu arada, İsrail havaalanları ve limanları…
Güvenlikleri kalmadı.
Onlar da Güney Kıbrıs’ı kullanmaya başladı.
Nasrallah’ı şehit eden İsrail F-35’i.
Güney Kıbrıs’tan kalktı.
Lübnan’a, Suriye’ye yapılan saldırılar…
Birçoğu Rum havaalanlarından gerçekleşti.
İran’ın füzeleri engellenirken de burası kullanıldı.
Güney Kıbrıs şu anda ABD ve İsrail’in karargâhı.
YÜZLERCE TANK
KKTC’li bir dostum Rum Kesimi’ne geçti.
Gitmeden aramıştı.
Etrafı iyi gözlemesini…
ABD ve İsrail varlığını incelemesini istemiştim.
Dönünce görüştük.
Anlattıkları beni dehşete düşürdü.
Özetle şu bilgileri verdi:
“Güney Kıbrıs ABD, İsrail üssü olmuş.
Larnaka Havaalanı’nın 9 km yakını.
Tank ve zırhlı araç dolu.
Sen de 1000, ben diyeyim 1500.
Üstleri örtülmüş.
Ama ne olduğu anlaşılıyor.
Etrafındaki güvenlik çok sıkı.
Kesinlikle fotoğraf çektirmiyorlar.
Anında müdahale ediyorlar.
Biraz soruşturdum gemilerle getirmişler.
YABANCILAR
“Rumlarla konuştuk.
Bazıları tedirgin.
Bazıları ise mutlu.
Açıkça söylemeseler de beklentileri var.
Rum arkadaşımla Larnaka’da yürüyoruz.
Yolda yabancıları işaret etti.
‘Bu Amerikalı, bu İsrailli’ dedi durdu.
Her yerin ajan kaynadığını söyledi.
MOSSAD’a vurgu yaptı.”
TANKLAR KİME KARŞI
Yığılmış yüzlerce tank.
Yüzlerce zırhlı araç.
Sorunca İsrail’e gideceği ifade ediliyormuş.
Ama ikna edici değil.
Tankları getiren Amerikalılar.
Gemilerle taşınmış.
İsrail’e gidecekse doğrudan Hayfa Limanı’na götürülür.
Niyetin başka olduğu anlaşılıyor.
KKTC’YE TEHDİT
Bu kadar tank ve zırhlı araç…
KKTC’ye karşı kullanılır mı?
Olası bir saldırı…
ABD, İngiltere, Fransa, İsrail…
Rumların arkasında durur mu?
Açık destek verir mi?
Türkiye sessiz kalamaz.
Türkiye ile sıcak çatışma yaşanır mı?
Bu soruların yanıtı önemli.
ACİL YAPILMASI GEREKEN
Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Türkiye’ye tehditten söz etti.
İsrail doğrudan ülkemize saldıramaz.
Aparatlarını kullanacak.
Fırat’ın doğusu…
Rum Kesimi’ndeki hareketlilik…
İçeride terörün tırmandırılması…
Uluslararası mafyalaşmış finans kuruluşlarının baskıları…
Öne çıkan gelişmeler bunlar.
ABD, İsrail, PKK/PYD, FETÖ ittifakı var.
Buna bazı Avrupa ülkeleri de ekleniyor.
Bu duruma göre konumlanmak şart.
“Denge politikası” geçersiz.
Bölgesel ittifak acil ihtiyaç.
Aksi halde yarın çok geç olabilir.
YanıtlaSil
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
CUMU A NAMAZI KILMAK
Mayıs 31, 2024
Devamı
HADDİNİ BİLMEK
Mayıs 31, 2024
Devamı
HACCA GİTMEK
Mayıs 31, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel
Vasiyet ve mustafa
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
BİR HADİS
YanıtlaSilHer kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sus- sun... (Buhari, Rikák, 23)
DEĞİŞİM DİL İLE BAŞLAR
Dil; dinin, kimliğin, geleneğin, kültürün taşıyıcısıdır. Bizi biz yapan şeydir. Başkasının kelimeleriyle kendimizi inşa edemeyiz. Kimin ekmeğini yiyorsan onun kılıcını çalarsın sözüne karşılık şunu söyleyebiliriz: Kimin kelimeleriyle konuşuyorsan onun kelimeleriyle düşünmeye başlarsın. Bize ait olmayan kelime veya kavramlarla yerli düşünce gerçekleşmez. Bir süre sonra ken- dimize yabancılaşmaya başlarız. Yabancılaşmak, benliğinden, kimliğinden uzaklaşmak demektir. Mazi ile bağımız koptuğunda öz duruştan söz etmemiz de imkânsızlaşır. Değişim dil ile başlar, sonra hayatın bütününe sirayet eder. Milli ve manevi değerler onunla örselenir ve zamanla her şey normal gel- meye başlar. Bu normalleşme geçmişle bağımızı koparır. O bağ koptuğunda bizi biz yapan milli ve manevi değerlerle bağımızı da koparmış oluruz. Bu açıdan milletlerin kaderleri dilleriyle doğru orantılıdır. Dili yaşayan milletler hayatlarını sürdürmüş, dili ölmüş toplumların varlığı ise nihayete ermiştir.
YUZAKI
YanıtlaSilYIL 20 NISAN 2024
Fecre andolsun!
AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ
Risale-i Nur dan
YanıtlaSilSeçilmiş Vecizeler
Sözler var; zindanları saray yapar, ölümü sevgili, kabri gül bahçesi gibi sevdirir, darağacında asılmayı bekleyen bir çaresizi ebedi idamdan kurtarır, fani ve fakir bir adama dünya kadar ebedî bir mülkü kazandırır, ebedi hayatın levazımatını buldurur. Yeterki insan kulağını tıkamasın, gönül kapılarındaki kilitleri kırsın, ölüden daha ölü olanları dirilten, maddesiyle manasıyla iflas etmiş zavallıları sultan yapan sözler var.
"Nerede o sözler, hani?" diyorsanız, gözlerinizi yüreğinizle birlikte açın, basiretinizde yanınızda bulunsun ve elinizdeki kitabın sayfalarını çevirmeye başlayın.
Kin tutmaktan sakının. Zira o, helak edicidir.
YanıtlaSilRavi: Hz Ebu Hureyre (r.a.)
Sayfa: 177 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
müşlerdir ki, bu hükümet onların hepsinden güçlü bir manç ve programla iktidara gelmiş ve sür'atli ve köklü eformları; Türkiye'yi daha uzun bir süre başsız bırak- mak ve buhranlara sürüklemek, anarşi'nin tahribatına göz yummak için çeşitli engellemeler yapan bir muha- efete rağmen, gerçekleştirmek için olanca gücüyle ça- ışmıştır.
YanıtlaSilŞurasını bilhassa belirtmek gerekir ki, Demirel ve partisi tek başlarına iktidara gelseydi, hiçbir şey değil- di ve hiçbir şey yapamazdı.
*
GİZLİ DEVLET
Bir defa daha belirtelim:
Masonluk, biribirlerine gizli yeminlerle bağlı bir takım kişilerin meydana getirdiği topluluktur.
Masonluk, gerçekleri halktan gizleyenlerin mey- dana getirdiği bir kuruluştur.
Masonluğun gizli gâyelerine, sâdece imtiyazlı üye- ler vakıf olurlar.
Hakiki gayelerini ustalıkla gizleyen Üstadlarının elinde, masonluk bir takım yan kuruluşlarıyla (Lions, Rotary, Diners Kulüpler v.s. gibi) Siyonizmin maşasın- dan başka bir şey değildir.
Her mason locasında bir Yahudi vardır. Bu Ya- hudi'nin muvafakatı olmadan «Mason>>> olmak müm- kün değildir.
<<<> iktisaden dünyayı saran «gizli dev- let>>in adıdır.
Büyük sermaye sahipleri ile nüfuzlu kişileri bün- yesine toplayan Masonluk, Yahudi tarafından kontrol edilir, güçlü sermaye'nin emrindedir.
Burada Yahudi'nin, ister sosyalist yahut Komü- nist, ister anarşist olsun; yine Yahudi olduğunu unut- mamak lazımdır.
Hatta, bir Yahudi din değiştirse bile «müslüman,
239
YanıtlaSil
Yuksel30 Aralık 2024 22:36
Cemâl ANADOL
siyonizmin OYUNLARI
KAHAL
(YAHUDİNİN CİHAN HAKİMİYETİ ÜLKÜSÜ
KİTABI MUKADDES
•
B'NEI BREIT
MOSSAD
YAHUDI
SINBET
MASON
SİYON PROTOKOLLARI
TEVRAT
TALMUT
DÖNME
SİYONİST
LIONS
ROTARY
• İTTİHAT ve TERAKKİ
AMAN.
ALLIANCE D'ISRAELİTE • SUP
DERIN SUIKASTLAR
YanıtlaSilDERIN
YanıtlaSilSUIKASTLAR
ABDULLAH ÇATLI, TURGUT ÖZAL, ASELSAN, CEM ERSEVER, SADDAM HÜSEYİN MUHSİN YAZICIOĞLU, PAPA II. JOHN POUL, ADNAN KAHVECİ, CHE, İZAK RABİN
TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA TARİHİ DEĞİŞTİREN SUİKASTLARIN
PERDE ARKASI
İSMAİL ÇORBACI
Emanete riayeti olmıyanın imanı ve ahdi olmıyanın da dini yoktur. Muhammed (s.a.v) in nefsi kudret elinde olan Zata yemin ederim ki, kulun dili dürüst olmadıkça dini dürüst olmaz. Kalbi dürüst olmadıkça dili dürüst olmaz. Komşusu "beraika"sından emin olmıyan Cennete giremez. Denildi ki: "Ya Rasulallah beraika nedir?" Buyurdu ki eziyeti ve zulmüdür. Hangi adam ki haramdan mal kazanır da ondan infak ederse ona sevap verilmez. Eğer sadaka verirse kabul olmaz. Elinde kalan da Cehennem bakımından gidişini artırır. Zira habisi habis örtmez. Lakin habisi temiz ve helal olan şey temizler.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 463 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Emaneti olmıyanın imanı, tahareti olmayanın namazı ve namazı olmayanın da dini yoktur. Namazın dindeki yeri, başın gövdedeki yeri gibidir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 463 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Ma
YanıtlaSilÖlüm Mü'mir
Yüce Rabbimiz buyuruyor: "Allah (c.c.)'ın cenneti ve cemâliyle müşerref olmak arzu edenler, amel-i sâlih işlesinler. Amel ve ibâdeti ancak Cenâb-ı Hak görsün diye yaparak Cenâb-ı Hakk'ın gayriye teşmil etmeye- rek şirk ve riyâdan ictinâb etsinler." (Kehf Süresi/110)
Ölüm dört kısımdır:
1- Mevt-i ahmer (kırmızı ölüm). 2- Mevt-i esved (siyah ölüm). 3- Mevt-i ahdar (yeşil ölüm). 4- Mevt-i ebyaz (beyaz ölüm).
Mevt-i ahmer, nefis ve şeytan ile mücadele ederek menhiyattan ictinâb ile ibâdet ve tâat için nefsi iksârdır.
Mevt-i esved, münkir ve muhâliflerin zem ve kötüle- mesine, seb ve şetmine, ezâ ve cefâsına sabır ve tahammülden ibarettir.
Mevt-i ahdar, belâ ve musi- betlere rıza göstermektir.
Mevt-i ebyaz, açlığa dayanıp şikâyet etmemektir.
"Mü'minler ölmezler. Belki bir dârdan öbür diyâra intikal eder- ler." hadis-i şerîfi, mü'min-i kâ- mil olanlar ölmezler; ancak bir mahalden diğer mahalle nak- lolunurlar, şeklinde de terceme olunur. Bir misâl:
İmâm Gazâlî hazretleri hasta yatmakta iken birkaç kişi gelerek evinin yakınında bir bahçeye kendisini götüre- ceklerini ve orada biraz hava almasını teklif etmişler evinden çıkararak bahçeye götürmüşler. İmâm Gazal evinin yakınında böyle bir güzel bahçe olduğu halde kendisine meçhûl kalmasını tefekkür ederek teessüf et- miş. Hânesinden de bir vâveylâ, feryâd koparak cenâze çıktığını görmüşler? Biraz sonra yanındakiler gitmeye kalkmışlar İmâm Gazâlî de beraber gitmek istemiş, fa- kat kendisine orada kalacağını ve öldüğünü söylemişler İşte âşıkların ölümü böyle bir evden bir bahçeye nakildir Herkes, Cenâb-ı Hakk'ın kulu değildir, mahlûkudur. Ku olan, Cenâb-ı Hakk'ın evâmir-i ilâhiyesini kâmilen îfå ve nevâhisinden külliyen ictinâb eder. İşte kul budur. Yoksa
gaflet ile imrår-ı vakt ederek ibâdet ve tâata ehemmiyet vermeyen kimseler, kul olamaz. Bazıları da süs ve ziyne- te, paraya emvâle muhabbet eder, paranın kuludur. Haz- ret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuştur ki:
YanıtlaSil"Altın ve gümüşe tapanların Allah müstahakkını ver- sin." Cenâb-ı Hak da buyurur ki:
"Evladlarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırırız." (İsrâ Sûresi / 31) Evlâdınız çok olursa, rızkını nasıl tedarik edeyim, diye korkarsınız. Halbuki onların rızkını sizden daha evvel ben düşünmüşüm. Müşfik bir pedere isyân eden evláda mecnûn derler. Cenâb-ı Hakk'ın emrine muhalefet ede- ne ne söylense azdır. Ashâb-1 Kirâmdan bir zâtın haremi, zev- cine kendisini tatlîk etmesi için ricâ etmiş. Sahâbe hazretleri bu halden müteessir olarak aklı ba- şından gitmiş. Merdivenlerden inerken düşmüş, ayağı zede- lenmiş. Zevcesi derhal kucak- layarak kaldırmış, yaralarının tedavisi için adam çağırmış ve harekâtından nedâmet ettiğini söylemiş. Sebebi ise sahâbî haz- retlerinin uzun müddet hasta olmadığından Cenâb-ı Hakk'ın gazab ettiğini ve böyle olduğu halde dünyada zevcinden ayrıl- mak muvafik olduğunu ve bu ibtiláda Cenâb-ı Hakk'ın lütfunu gördüğünden nedâmet ettiğini söylemiştir.
Teslimiyet güzel bir haslettir. Evliyâullah'tan zuhûr eden halleri, hüsn-i zan ile kabûl etmeli; fakat keyfiye- ti hakkında ne sûretle olduğunu çok ince düşünmelidir. Hz. İsa bazı ashâbı ile yolda giderken bir köpeğin lâşesine tesadüfle yanından geçerlerken sahâbîleri fena kokudan burunlarını kapamaya başlamışlar. İsa (a.s.) da hiçbir hal-i kerâhet göstermedikleri gibi, "Ne beyaz dişleri var!" buyurmuşlardır. İşte bir mü'min de böyle olmalıdır. Hiç- bir şeyi fenâ görmemelidir. Eğer böyle olursa dünyada, cennette gibidir.
DİJİTAL DÜNYA İLE İMTİHANIMIZ
YanıtlaSil31
SAYI: 467 OCAK 2025 / RECEB 1446
www.altinoluk.com
175.00৳
RABIA BRODBECK
YanıtlaSil-
Zamanımızın en büyük kayb samimiyetin kaybıdır. Peygambe Efendimiz, aleyhissalât-ü-ves-selâm imamete geçip namazı kıldırmada önce arkasını dönüp Sahabe-i Kirar Hazeratının düzgün bir saf yapı omuz omuza durup durmadıkların bakardı. Sahabe buna o kadar aşkla saygıyla riayet ederlerdi ki, kıyafetle rinin omuz kısmı aşınmaya başlard İşte bu bizim kaybettiğimiz sevgi v samimiyettir.
Modern toplumlar ubudiyet sıfatlarından yoksun, teslimiyet ve fedakârlıktan bihaberdir. Dünya mütevazı ve sadık müridlerden mahrumdur. Müridlik sıfatının kaybı, Ümmet-i Muhammed'in en büyük kaybıdır. Dünyayı dervişlikten, talebeden mahrum bırakırsak, Efendimiz'den gelen feyz kaynağında bir kesinti başlar. Muhabbet, mână, güven, huzur yok olmaya yüz tutar. Ardından zulüm, sahtekârlık, adaletsizlik ve yozlaşma çoğalır.
YanıtlaSil
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
153 1 Ben her mü'mine nefsinden daha evlayım. Kim ki bir borç veya zarar bırakırsa Bana aittir. Kim de mal bırakırsa o veresesinindir. Ve Ben velisi olmıyanın velisiyim. Malına vâris olur, borcu varsa öderim. Dayı, velisi olmıyanın velisidir. Malına vâris olur, diyetini öder. Hz. El Mikdam (r.a.)
153 2 Ben Meryem oğlu İsa (a.s.)'a dünya ve ahirette insanların en yakınıyım. Benimle onun arasında hiç bir Peygamber yoktur. Peygamberler babaları bir, anneleri ayrı ve dinleri bir (kardeşler)dir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
153 3 Ben insanların soy sopça en şereflisiyim, iftihar yok. Kadr ü kıyamette en kerimiyim, iftihar yok. Ey insanlar! Bize gelene gideriz. Bize ikramda bulunana ikramda bulunuruz. Bizim kölemizi azad edenin kölesini azad ederiz. Bizim ölümüzü teşyi edenin ölülerini teşyi ederiz. Hakkımızı koruyanın hakkını koruruz. Ey insanlar! İnsanlarla soyları derecesine göre oturup kalkın ve dinleri derecesinde de onlarla karışın. Mürüvvetleri nisbetinde onlara misafir olun, insanları aklınızla ikna edin. H.Cabir (r.a.)
153 4 Ben Muhammed ve Ahmed (s.av)'im. Ben Rahmet Peygamberiyim. Ben cihad Peygamberiyim. Ben artçıyım ve toplayanım (Kıyamette). Ben cihad için gönderildim, ziraat için değil. Hz. Mücahid (r.a.)
153 5 Ben oruç tutarım ve iftar ederim. Namaz kılarım ve uyurum. Her amelin bir şevkli zamanı ve her şevkin de bir fetrek (durgunluk) zamanı vardır. Kimin fetreti sünnete yönelik olursa doğruyu bulmuştur. Kimin fetreti bunun dışına olursa dalâlete düşmüştür. Hz. Cade İbni Hubeyre (r.a.)
153 6 Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden. Hz. Muaz ve Enes (r.a.)
Ümmetim dünyaya ehemmiyet verdiğinde, islamın azamet ve heybeti kendisinden alınır. Marufu emr ve münkerden nehyi terkettiğinde vahyin bereketinden mahrum kalır. Ümmetim birbirine kötü sözler söylediklerinde ise Allahın gözünden düşer.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 55 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Bid'at ehli, Cehennem ehlinin köpekleridir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 155 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 232 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel21 Mart 2024 01:01
Bediüzzaman Nur Talebelerinden ihtiyatlı olmalarını istiyor.(K. L.) 109.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 505.
YANITLASİL
YanıtlaSilyuksel25 Aralık 2023 22:53
Jasavvuf Klasikleri
ibn Hacer El-Askalani
MÜNEBBİHAT
UYARILAR
sy. 32,33.
YANITLASIL
yuksel25 Aralık 2023 22:56
Allah, Hz. Ibrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti.
Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine
tercih ederim."
(Halil dost, neciy sırdaş, Habib sevgili demektir.)
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 11/No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel25 Aralık 2023 22:57
Insanlar onu tanıyacak diye faciri anmaktan çekiniyor musunuz? Facirden, bulunduğu hal üzere bahsedin ki, insanlar ondan sakınsınlar.
Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
Sayfa: 12/No: 13
Ramuz El-Ehadis
YANITLASIL
yuksel25 Aralık 2023 22:59
ط والحكيم دهب عن يديه ووَيْلٌ فى لمن جَعَلَ الله مفاتيح الخير على على يديه ناسًا مفاتيح لِلشَّرِّ مَغَالِيقٌ لِلْخَيْرِ فَطُوب لمَنْ جَعَلَ اللَّهُ مَفَاتِيحَ الشر
بن
انس
1716- İnsanlar arasında, hayrın anahtarları, şerrin kilitleri olan kişiler vardır. İnsanlar arasında şerrin anahtarları, hayrın kilitleri de mevcuttur. Allah'ın hayır anahtarları eline verdiği kimseye ne mutlu! Allah'in şer anahtarlarını eline verdiği kimsenin de vay haline!
YANITLA
232
Dinga Bilgeleriasen Orle Sörler
YanıtlaSilKitap, ruhun ilacıdır. JAPON ATASÖZÜ
yi bir kitabı öldürmektense, bir adam öldürmek daha iyidir. MILTON
Bugünün gerçek üniversitesi, bir kitaplıktır. CARLYLE
Ban kitaplar tat almak, bazı kitaplar yutmak, bazı kitaplar da çiğneyip sindirmek içindir.
BACON
Yabani uluslar dışında her ülke, kitaplar tarafından yönetilir.
VOLTAIRE
Ahlaka uygun ya da aykırı kitap diye bir şey yoktur. Kitaplar ya lyi yazılmıştır, ya da kötü. Hepsi bu kadar!
OSCAR WILDE
by satan bir kitap, orta değerde bir yazarın yaldızlı mezarıdır. LOGAN P. SMITH
Umulla açılıp kazançla kapanan bir kitap, iyi bir kitaptır.
ALCOTT
59
Peygamberler, baba bir ana ayrı kardeşlerdir. Dinleri de birdir. Meryem oğlu İsa (a.s) da Benim kardeşimdir. Ve aramızda başka Peygamber yoktur. O, tekrar yeryüzüne gelecektir. Onu gördüğünüzde tanırsınız. Orta boylu, kırmızı-beyaz renkli bir zattır. Üzerinde Mısır kumaşından iki parçalı elbise vardır. Su isabet etmediği halde başında damlalar görülür. (Geldiğinde) putu kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır ve milletleri islama davet eder. İslamdan başka din kalmaz. Arslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla, kurtlar koyunlarla beraber dolaşıp otlarlar. Ve çocuklar yılanlarla oynar ve hiç biride diğerine zarar vermezler. O kırk sene yaşayacak ve ölecektir. Cenazesini müslümanlar kaldıracaktır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 191 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Zina yapan kimse, zina ederken mü'min değildir. Şarap için de içerken mü'min değildir. Hırsızlık yapan da hırsızlık yaparken mü'min değildir, yağmacılık yapan bir mevki sahibi kimse de yağmacılık yaparken mü'min değildir. Öyle bir yağmacılık ki; o adamın cür'etine hayretten dolayı insanların gözü ona dikilir. (Müslimin Ebu Hureyre (r.a)dan rivayetinde "sizden hiç biriniz ganimetten bir şey çaldığında mü'min değildir. Aman sakının sakının" ibaresi ilavesi vardır)
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Evfa r.a
Sayfa: 488 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Kulun imanı, kalbi doğrulmadan ve kalbi de dili doğrulmadan doğrulmaz ve komşusu zulmünden emin olmadan da Cennete giremez.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 488 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Günümüzde teknolojik geliş- meye paralel olarak gelişen kit le iletişim araçlarının insan kit le eri üzerindeki geniş etkisi in- kâr edilemez. Genellikle geniş imkânlara sahip devletler tara fından politik amaçların ger - çekleştirilmesi için en önem i araçların başında gelmektedir. Bir anda geniş kitlelere seslen- me ve ulaşabilme imkânı sağla yan iletişim araçları bireysel bo yutların ötesinde kitleleri ilgilen diren toplumsal işlevlere sahip tir.
YanıtlaSilÖzelikle azgelişmiş ülkelerde süper güçlerin yaptığı hesapla- rın ana tem'asını söz konusu ül ke halklarının yönlendirilmesi İçin gerekli olan eğitim kurum larıyla çeşitli yayın organları oluşturmaktadır. Azgelişmiş ül kelerdeki siyasi bilinçlenmenin yetersiz olması da gözönüne alınırsa konunun oldukça ciddi olduğu görü'ecektir. Zaten kül- türel birikiminin az olduğu bu geri bırakılmış ülke halklarının kendilerine ulaşan yeni kültür karşısında yapabilecekleri boca lamaktan başka birşey yoktur. Üstelik böylesine sistemli ve ge nis boyutlara bain bl
-ΧΑΡΑΚ KONUSU
YanıtlaSildaya da cevap verebilmeleri de tomamen imkan dahilinde değil dir. En ücra yerleşim bö gelert ne kadar ulaşabilme imkânına sahip olan yayın organlan va sıtasıyla devletler gerek merkezi leşmenin sağlanması ve gerek se otoriteye saygının sağlanma sı açısından başarılı o'abilmiş lerdir
Teknolojinin önemli sonuçla- rından biri olan merkezileşme- nin sağlanması şimdi ülke'er ve ülkeler arası hatta bloklar arası bir merkezileşmeye doğru gitmektedir. Teknolojik gelişme nin sağlamış olduğu imkânlar 'a dünya ülkeleri çeşitli kutup ların ve süper güçlerin egemen liğini kabul etmek zorunda kal mışlardır. Meselenin İletişim a- racianyla ilgii boyutları da tek nolojik gelişmeye paralel ola- rak gelişme göstermiş ve bu gün haber ajansları ve yayın or ganlarının %50'den fazlasına yakın bölümünün tek kaynak tan bes'endikleri söylenmekte- dir. İnsan yaşamının ayrılmaz bir parçası ve yönlendiricisi o- lan iletişim araçlarının bu yö- nüyle i'gill olarak ciddi şekilde düşünülmesi gerekir. Artık mu- harebe'er günümüzde açık sa- vaş meydanlarında göğüs göğü se meydana gelmediği gibi, top lu katliam ve katl'lerde de eski den oldukça farklı şekilde olmak tadır. İnsanlar katledilip kendine düşman edilmektense kendi dü şüncelerinin propagandacısı ve ya görüşlerinin bedava savunu culuğunu yapan sadık uşaklar edinme yolunu seçmektedirer. Bu şekilde yönlendirilen kitle ler zararsız hale getirilerek de netim altına alınmaktadır. Kat-
SAYFA: 11
llom bu boyutuy'a medeni bir hale getirilmekte hergün mi yonlarca kitlenin beyinleri uyuş turularak Inanc ve düşünceleri yok edilmektedir. Insanların Inançlarındaki şüpheyi daha da llerleterek inanclarina tamamen aykırı davranışları yapmaya να ahlâken bozulmaya itmektedir - ler.
Çeşitli sermaye cevrelerince de desteklenen bu yayın, organ lan, sermayedar arın ve patron ların eline doğrudan doğruya geçmesiyle birlikte sömürü araç larından birisi haline gelmiştir. Geniş insan kitle'erini aldat mak ve boş şey erle oyalamak için bu tür basın ve yayın or- ganlarını sermayeleriyle destek Jeyen İktisadi güce sahip varl.k lılar sınıfı diğer insan'ar üzerin deki egemenliklerini böylece da ha da sağ amlaştırmaktadır. Ay rica reklam gelirleriyle destek ledikleri bu yayın organlarıyla Insanları inançlarından soğut tukları gibi aynı zamanda tüke timin aşırı şekildə artmasını da teşvik etmişlerdir. Artan tüke- timle birlikte doğal olarak geliri artan sınıf yine bu varlıklılar sı nıfı olacaktır.
letişim araçlarının tüm bu olumsuz sonuçlarına račen da ha da iyl amaçlar için kullanıla bileceği de unutulmamalıdır. Ço ğunlukla haber iletme işevine sahip bu araçların bizlere ilete cekleri haberlerin sıhhat dere cesi de araştırılmalıdır. Birta kım spekülasyonlarla sorunu halletme yoluna gidilmektense en kısa zamanda sorun enine boyuna iyice düşünülüp, hal ça relerinin aranması gerekir.
VORUM
YanıtlaSilKÜRTÜR VE HABER-YORUM DERGİSİ YIL 1 SAYI: 1 HAZİRAN 1984 FIATI: 150 TL
İLETİŞİM
ARAÇLARI
TEKEL MI
!
Ey iman edenler
Şayet bir fasık size
bir haber getirirse onu tahkik edin.
Yoksa bilmeksizin bir kavme zulmedersiniz de sonra pişman olursunuz HUCURAT/6
10
168
YanıtlaSilSERH-1 DELAILÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKIL-ENVAR
بِسْمِ اللَّهِ اسْتَوْدِعُكَ وَأَعِيدُهُ بِالْوَاحِدِ مِنْ شَرِّ كُلِّ حَاسِدٍ وَ قَائِدِ وَقَاعِدٍ عَنِ السَّبِيلِ حَامِدٌ عَلَى الْفَسَادِ جَاهِدٍ وَكُلُّ خَلْقٍ فَاسِدٍ مِنْ نَافِدٍ وَعَاقِدٍ وَكُلُّ جِنْ مَارِدٍ يَأْخُذُ بِالْمَرَاصِدِ فِي طَرِيقِ الْمَوَارِدِ لَا يَضُرُّونَهُ وَلَا يَطْؤُنَهُ فِي يَقَظَةٍ وَلَا مَنَاءِ وَطَعْنِ وَلَا مَقَامِ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ وَحَجَابُ اللَّهِ دُونَ عَادَتِهِمْ
<- Bismillahi estevdiuke ve uîzühü bilvâhidi min şerri külli hà sidin ve kaimin ve kaidin anis sebili hâmidün alel fesâdi Câhidün ve küllü halkın fåsidin min nâfizin ve âkıdin ve küllü cin mâridin ye. hüzü bil mirâsıdi fi tarikıl mevâridi là yedurrúnehü ve lå yet'unchü fi yakazatin ve lâ menâmin ve ta'nin ve lå makamin yedullahi fevka eydihim ve hicâbullahi dûne âdetihim.»
Açıklama:
«Allah'ın ismine sığınırım. O tek olan Allah'a sığınırım. O'ndan yardım dilerim. Bütün hasetçinin şerrinden ve ayakta duran (ister dursun, ister otursun, ister yürüsün, her ne yaparsa yapsın) fesat çıkaran müfsid yaratıkların fenalıklarından Allah'a sığınırım. Her geçen, içe kadar işleyen, otlayan, sıçrayan, boy atan, zarar verici şey- lerin zararından ki ne zarar verebilsinler, ne kötülük yapabilsinler. Onların ne uyanık iken, ne uykuda iken ziyanları dokunabilsin. Ne durabilsinler, ne de yaklaşabilsinler. Allah'ın hicabı onlardan üstün- dür.
- İşte bu nüshayı çocuğun üstüne oku! dedi:
Muhammed bin Abdullahil Kerim ibni Halefil Bağdadi bu mus- cayı tahriç ve rivayet eyleyerek dedi ki:
Bu nusha, Nebi aleyhissalâtü vesselâm'ın anası Amine Ha- ından şöyle rivayet olundu:
<- Bir gece rüyamda bana haberci geldi, bana:
YanıtlaSil
Yuksel13 Ocak 2025 21:52
KARA DAVUD EFENDİ ŞERHI
169
Yå Åmine! dedi. Gerçektir ki sen bütün yaratıkların yücesi ve Seyyidi olan Ahir Zaman Nebisi (S.A.V.) e håmile bulunuyorsun, onu doğurduğun zaman mübarek adını MUHAMMED koy. Onun ism-i şerifi Tevratta AHMED'dir. Bu nushayı ona tak. Yani üstüne as!
Uyandığım zaman başımın üzerinde gümüşten bir sahife yazının durduğunu gördüm. Üstünde
Bismillahi, estevdiuke ve uizühü bilvähidi ve geri kalan yam vardı.
Ulema (Allah onlara rahmet eylesin):
Bu dua hangi çocuğa konulursa yüce Allah'ın ismiyle bütün nazar değmelerden ve cin zararlarından korunur! dediler.
Ebu Ömer (Rahimehullah) da dedi ki:
Her kimin üzerine Nebi Aleyhisselâm'ın bu nüshası bulunur- sa her nerde yatarsa yatsın hiçbir zaman hiçbir kötülükten korkul- maz. Yani bu Nebi nüshası hürmetine ona zarar gelmez.
Resûl (S.A.V.) Efendimizin doğduğu ayda da aykırı iddialar var dır. En bilinen Rebiülevvelin on ikisidir.
Gece mi, gündüz mü doğdų? Bunda da aykırı rivayetler vardır.
Gerçek olan Gece ile gündüzün vaktindedir. Çünkü Resül-i Ek rem (S.A.V.) subh-1 sadıkta doğduktan sonra henüz aydınlık meyda na gelmeden, yâni gece vaktinde dünyaya teşrif buyurdular.
Gece doğdu! diyenlere gelince onlar için gece güneşin batma sından güneşin doğmasına kadar olan zamandır. Buna göre gec doğmuş olur.
Gündüz doğdu! diyenlere göre de gece, güneşin batmasında subh-1 sådıkın belirmesine kadardır. Bu hale göre gündüz doğmu olur. Ve doğrusu da budur. Nitekim Oruç'tan bilinir ki oruç vat gündüzdür. Oruçun evvel vakti tûlu-ı fecirdendir.
Doğumun ne gün olduğunda aykırı fikirler vardır. Doğru ola Pazartesi günüdür. Hazret-i Muhammed'in Mekkeden hicretleri yin bir Pazartesi günüdür. Medine'ye de Pazartesi günü girmiştir.
Mâide sûresi de Pazartesi günü inmiştir. Yine Pazartesi gece Mirac ile müşerref ve mükerrem olmuşlardır. Mekke'nin fethi Pazartesi günü olmuştur. Ve bir Pazartesi günü de Beka sarayun teşrif buyurmuştur.
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1521 - Martin Luther'î Kilise aforoz etti.
• 1917 - Ardahan Arap Camii'nde 373 Müslüman- Türk, Ermeni çeteciler tarafından camiyle birlikte yakıldı.
kılan yame
• 2006 - Nur Talebelerinden, son şahit Sâniye Çolakgil vefat etti.
3
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Hakkı bâtılla karıştırmayın ve bildiğiniz halde hakkı gizlemeyin.
Bakara Suresi: 42
BİR HADİS
Kişi sevabını Allah'tan bekleyerek ailesine bir harcamada bulunduğunda bu kendisi için sadaka olur.
Buharî, İman: 41
Küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.
Sözler
31
ارحم
Genç Dostum
YanıtlaSil1- Bu adamlar Ayaz'ın oraya altın koyduğunu gördüler mi?
Hayır görmediler değil mi? Böyle olmasma rağmen onun hakkında kötü zan besleyerek oraya hazineden çaldığı altımları koyduğunu düşünüyor- lar. Kuzucuğum bir mü'min kardeşin hakkında gönlünden kötü düşünceler geçirmeye su-i zan de- nilir. Su-i zan çok kötü bir davranıştır. Çünkü bi- rilerini istemeden bile olsa, yapmadığı bir şeyden dolayı zor duruma düşürebilirsin. Her zaman biz kullarımım iyiliğini dileyen Rabbimiz Kur'an-ı Ke- rim'de bak ne buyuruyor:
"Ey iman edenler zannın çoğundan sakının. Çünkü bazı zan vardır ki günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın ve birbirinizin glybetini Japmayın. Sizden herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?
rumluluk bilincinde olun. Çünkü Allah tövbeleri Bundan tiksindiniz değil mi? Allah'a karşı so-
128
YanıtlaSilçokça kabul eden ve çok merhamet sahibidir.
curat süresi, 18)
Yine bu konuda Peygamberimiz bize şöyle na
sihat ediyor:
"Siz su-i zan etmekten sakınınız. Çünkü zan sözlerin en yalanıdır" (Buhari, Vasaya, 8, Müslim, Birr, 28)
Yanlış bile olsa bir kişi hakkında iyi şeyler dü şünmek, kötü şeyler düşünmekten her zaman ha- yırlıdır.
2- Padişah neden Ayaz'a gidin diyor?
Evet, çünkü bu kul hakkına giriyor değil mi?
Kul hakkını ödemenin yolu da o kişi ile dünya ha- yatında iken helalleşmektir.
3- Değerli arkadaşımı
Hayat her zaman tekdüze gitmez. Yusuf -aley- hisselam- gibi kah kuyuya atılırsın kah kuyudan çıkar Mısır'a sultan olursun. Bu değişimler önem- li değil. Önemli olan bu değişikliklere nasıl bakti- ğındır.
Savet başa gelen sıkıntılara sabreder, verilen nimetlere de şükredebilirsen güzel olursun. bir kul olmuş
YanıtlaSilHayatta türlü türlü nimetlere, mala, mülke ve makama sahip olabilirsin. Fakat bu nimetleri ve- reni asla unutmamalısın. Bu nimetlerin geçici bi- rer emanet olduğunun farkında olmalısın. Bu ni- metler karşısında bir Nemrut, bir Firavun gibi davranmamalısın. Zalimlerin sonunun ne kadar deıklı olduğunu biliyorsun. Nemrutun bir stadar Değe yenik düştüğünü, Firavun'un ise denizde bo- ğulduğunu hatırlıyorsun değil mi?
Hayatın her safhasında bize rehber olan Sevgi- li Peygamberimiz İslamiyet'in ilk devirlerinde çe- kilen sıkıntı devresinde de, sonraki devlet reisliği döneminde de hep tevazu sahibiydi.
Karşısında, heybetinden dolayı titreyenlere "sakin ol arkadaş, ben Mekke'de kurutulmuş et yi- yen bir kadının oğluyum" demesi ne kadar dikkat çekicidir.
Mekke'yi fethettikten sonra Mekke'ye devesi- nin üzerinde secde eder vaziyette girmesi her za- man kulluk şuurunda olmanın ne kadar güzel bi Örneğidir.
Bizim de tarihimiz böyle mütevazi, kulluk b Uncinde olan hükümdarlarla süslüdür.
Padişahlarımıza sevgi tezahüratı yapıldığında helen arkalarındaki bir gurup kısık bir sesle
YanıtlaSil"Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var" diyerek onları gurura kapılmaktan alıkoyar
Mısır'a fethettiğinde adına hutbe okutulan Ya vuz Sultan Selim Han'a hakimül Haremeyn (Mek ke ve Medine'nin hakimi) denildiğinde, gözyaşları içerisinde:
"Hayır, hayır. Belki hadimül Haremeyn (Mek- ke ve Medine'nin hizmetçisi)" diyerek düzeltmişti.
Osmanlı Padişahları kavuklarının ucuna birer tüy (sorguç) takarlardı. Dikkat ettin mi bunlar ay- m süpürgeye benzer? Zaten bununla kendilerinin İslam aleminin bir hizmetçisi olduklarını ifade ederlerdi. Ne büyük bir tevazu.
Tarihimiz hep böyle örneklerle doludur. Bu te vazuları yüzünden onlar saygı ve sevgiyle anılı- yor. Ama Nemrutlaşmış insanlar birer zavallı ola- rak hatıralarımızda kaldılar.
Rabbimiz bizleri de her an kulluğun bilincinde olan mütevazi kullarından eylesin.
alış mı emelle
YanıtlaSilMEVLANA'DAN GENÇLERE
HİKAYELER VE SORULAR 2
kça
ERKAM
TAYIN VE SAN MAM SEU VE SORUNL
İkitelli Organize Sanayi Bölgesi Turgut Özal Cad. No: 117/2-C Küçükçekmece/İSTANBUL Tel: (+90 212) 671 07 00 (Pbx)-Faks: (+90 212) 671 07 17
Adres:
Adres: Ankara Caddesi Nakipoğlu İşhanı No: 60 Kat: 5 Oda: 48-49 Eminönü / İSTANBUL
Tel: (+90 212) 513 35 80-81-Faks: (+90 212) 513 27 03
ERKAM YAYINLARI
www.erkamalisveris.com
Semih Yolaçan
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1610-Sultanahmet Camii'nin temeli atıldı.
4
PERŞEMBE
THURSDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah insanlara pek şefkatli, pek merhametlidir.
Bakara Suresi: 143
BİR HADİS
Kul tevbe ettiğinde Allah onun günahlarını hafaza meleklerine unutturur. Aynı şekilde onun organlarına unutturur.
İbni Asakir
Rahat zahmette, zahmet rahattadır.
İlimsiz Kemal olmaz.
YanıtlaSilÇünkü ilim Allah c. c. isimlerinden sıfatlarından birisidir.
Mehmed Zahid Kotku
Akra Fm.
qeւeH (use) uzum usque died
YanıtlaSil2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
2005-Bilinen en büyük cüce gezegen Eris keşfedildi.
• 1997-Rus güçleri Çeçenistan'dan çekildi.
2007-Bediüzzamanı gören son şahitlerden Hakkı Yavuztürk vefat etti.
5
CUMA FRIDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda toplayacaktır.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Biriniz esnediğinde eliyle ağzını kapatsın. Çünkü şeytan esneyince içeri girer.
Buhari, Edeb: 128
Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider.
Sözler
Musa (a.s.)'dan yahudiler sordular, gene sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler, ta ki küfre düştüler. Hristiyanlar da İsa (a.s)'dan sordular da sordular, suali çoğalttılar, artırdılar, eksilttiler ve neticede onlar da küfre düştüler. Muhakkak ki Benden size hadisler söylenecektir. Size Benim hadislerim geldiğinde Allah'ın kitabını okuyun, Onunla karşılaştırın. Allah'ın kitabına uygunsa, onu Ben söylemişimdir. Allah'ın kitabına uymuyor ise, onu Ben söylememişimdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 294 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
İşgalci Ingilizleri ve Pontusçu Rumların cirit attığını görür. Rahat hareket edemezler ve Havza'ya geçerler.
YanıtlaSilSaltanatın kaldırılması da bir İngiliz oyunuydu. İtilaf Devletleri, Lozan Barış Kon- feransına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hü- kümeti ile birlikte İstanbul Hükümeti'ni de davet edince mecliste saltanatın kaldırılması kanunu çıkmıştı. Daha sonra halifelik ku- rumu saltanattan ayrılıp Osmanlı Haneda- nından Abdülmecid halife seçilmişti. Halife Abdülmecid bile millî mücadele döneminde bu harekete katılmak için girişimde bulun- duysa da İngilizler tarafından göz hapsine alınmıştı. Halife Abdülmecid, halife seçi- lince Kurtuluş savaşına maddî anlamda büyük bir destek oluşmuştur. O sıralarda Hint Müslüman Cemaati ve İngiltere'deki merkezi Kurtuluş savaşına büyük destekte bulundular. Abdülmecid halife seçilince Hint Müslümanları, Gazi Mustafa Kemal'i tebrik eden bir mektup gönderirler. Hilafeti kurtaran adam olarak Gazi Paşa'yı tebrik et- mişlerdi. Tebrik mektubuyla birlikte o zaman Hindistan'a özel elçi olarak giden edebiyatçı yazar Halide Edip Adıvar'a topla- dıkları paraları verirler.
Hint Müslümanlarının hem Balkan sa- vaşları sırasında hem de Millî Mücadele dö- neminde büyük paralar toplayarak Hilafet merkezine gönderdiği bir hakikattir.
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1946 - Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, Demokrat Parti'nin kuruluş başvurusunu yaptılar.
arina Hakikat,
Bugi
Sabah, li Gazete ve mız milliyetci Cemâl ANAD alue
• 1989-Bediüzzamanı gören son şahitlerden Mustafa Güleç vefat etti.
• 1961-Bediüzzamanı gören son şahitlerden 'Terzi Mehmet' vefat etti.
7
PAZAR
SUNDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Allah'a kulluk ediyorsanız, sayısız nimetlerine karşı Ona şükredin.
Bakara Suresi: 172
BİR HADİS
Bir topluluk ahiret İsteyenlerin görüntüsünü sergileyip gerçekte dünyayı istediklerinde yerleri Cehennemdir.
İbni Adiyy
Bu zaman cemaat zamanıdır. Kastamonu Lahikası
Allah Teâlâ buyuruyor:
YanıtlaSilBunlar, îman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir.
Bilesiniz ki, kalpler ancak
Allah'ı anmakla (zikretmekle)
huzur bulur.”
■ (er-Ra'd, 28)
ce Nihayet onların ardından
YanıtlaSilöyle bir nesil geldi ki, onlar namazı bıraktılar,
nefislerinin arzularına uydular.
Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler. Ancak tevbe eden, îman edip sâlih ameller yapanlar müstesnâ... Onlar cennet girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. " (Meryem, 59-60)
Allah Teâlâ buyuruyor :
YanıtlaSil"Mü'min erkeklerle
mü'min kadınlar da birbirlerinin velîleridir."
Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Rasûlü'ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir. (et-Tevbe, 71)
Allah Teâlâ buyuruyor:
YanıtlaSil"Allah, mü'minlerden, canlarını
ve mallarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır...”
(et-Tevbe, 111)
"Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?!"
YanıtlaSil(el-Mü'minûn, 115)
Yerin Kulağı Ali Fərşadoğlu
YanıtlaSilH
an olmaya değil, imtihan olmaya geldiği miz şu dünya hayatı İnişli çıkışlıdır. Hava; gün, güneşlik, bulutlu, gök gürültülü, şim- şek yağmurludur. Mevsimler ılık, soğuk, sıcak, fir ana, kar boralı dönüşümlüdür. Tekdüze bir günün ve mevsimin tadı yoktur, terakkisi de...
"Zeminde ezdad içtima etmiş, eşrar ahyara kanş içlerinde münakaşat başlamış. O sebepten, ih at ve iztirabat düşmüş ve ondan, imtihanat ve müsabakat teklif edilmiş ve ondan, terakkiyat ve denniyat çıkmış
Hizmet yolunda da birçok sıkıntı ve problem- rin olması imtihan gereğidir. Samimilerle riya- rlar, hizmet ehli ile tufeyliler ortaya çıkar. "Ger- mk şu ki, içinizden cihad edenleri ve sabreden- ayırt edinceye; söz ve davranışlarınızdaki sa mimiyetinizin doğruluğunu ortaya çıkanıncaya adar biz sizi sınamaya, imtihana devam edece-
Tarihin içinden
ğiz." meâlindeki âyet bu olgulara da işaret eder. Insan, imtihan ve hizmet olan yerde problem- ler de çıkabilir. Bu Hz. Adem'den (as) günümüze kadar devam ede geliyor. Herkes, her şeyle sı- nanmaktadır. "Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ve davası uğrunda sabredip direnenleri ortaya çıkarmadan kolayca Cennete girivereceği- nizi mi sandınız? meâlindeki ayetle haber verilir. Dünyanın bu gerçekleri karşısında nasıl bir tavır sergilememiz gerektiği de şöyle tavsiye edilir: "Sa- kın gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mut- laka siz en üstünsünüzdür.
Ne olursa olsun, önünde sonunda hak ortaya ç kacaktır. Çünkü, "Hakikat tahavvül etmez [değiş- mez]; hakikat haktır. El-hakku ya'lu velâ yulâ aleyh/Hak daima üstün gelir, hakka galebe edil- mez
"Millet uyanmış: mugalāta ve cerbezeyle (yanılt-1
Turhan Celkan
Hak daima üstün gelir
ma ve demagojil iğfal olunsa da, devam etmeye- cektir. Hakikat teläkki olunan hayalin ömrü kısadır. Feveran eden efkår- umumiye [kamuoyu] ile o al- datmalar ve mugalatalar [yanıltmalar, aldatmacalar, safsatalar] dağılacaktır. Ve hakikat meydana çıka- caktır, inşaallah."
Yalan, hile, yanlış, tuzak, batıl, haksızlık, yoksulluk ve zulmün ilelebet devam ettiği nerede görülmüş? Tecrübe edilmiş kesin bir kuraldır. "Küfür devam eder, zülüm devam etmez!" Bu, tarih boyunca ken- disini göstermiştir.
Öyle ise, asla sıkıntı ve problemler karşısında ümitsizlikle moralimizi bozmayalım!
Dipnotlar: 1-Sözler, Enst/intr., s. 163; 2-Muhammed Suresi, 31.; 2-Al-i Imran Suresi 142,3-Ags, 139; 4-Keshil Hafa, 1:127, Hadis No: 362: 5-Divan- Harb-Orfs.51.
afersadoglu@hotmail.com
turhancelkan@hotmail.com
kaderi aramak!
YanıtlaSilir dairenin, çevresini, çapına böldüğumüzle B elde edilen orana pi sayısı denilir ve claire İçin sabit bir orandır. Yaklaşık olarak kısaca 3,14 di ye ifade edilir. Pi sayısının gerçek değeri aslında son suz uzunluktaki sayılardan oluşur ve işte bu noktada kader ile irtibatlandırınz
Masamın üzerindeki tabağın çevresi 35,2.ст. Сар 11,2'dir. Çevresini çapına bökdüm 3,1429.,, çıktı. Su şişesinin çevresi 17,3. Çapı 5.5. Çevreyi çapa böldüm yine 3,14 çıktı. Kitap okumada kullandığım parça bo runun çevresini çapına böldüm yine aynı sayı çıktı. Anlaşılan çember ve çapın rakamlan değişse de oran değişmiyor.
2021 yılında İsviçre'deki Graubünden Üniversite sinden bir grup araştırmacı, it (2) sayısının ondalik değerini 62 8 trilyon basamağa kadar hesaplayarak dünya rekoru kirch. Bu rekordan once, in sayisinin de ğeri 50 trilyon basamağa kadar biliniyordu. Pi sayr sının ondalık basamaklan sonsuza dek uzadığı için sayılar kendilerini hiçbir şekikle düzenli tekrarlamaz lar. Bundan dolayı bir dairenin alanını ya da gerçek çevresini bulmak mümkün olmamaktadır. Pinin ilk 31 basamağında hiç sıfır yoktur.
Önemine binaen 14 Mart, pi sayısı günü olarak kut lanır
Pİ SAYISI NİÇİN ÖNEMLİ?
Iple çizilen dairenin çemberini eşit şekilde üçe bö lüp tekrar birleştirildiğinde başlangıçtaki çembert, ay ni ölçüye eşit ve net olarak yapılamıyer, milyonluk küsuratla bile olsa farklılık ortaya çıkıyor. Birbirine tam olarak uyan çemberin parçalanıyla illim insanlan, akla zlyan şeyleri yapabilir ama tam olarak pi sayısına ula şabilirlerse
Alem, matematiksel değerlerde doğrudan irtibath dhe Çember Käinal kadar büyuk ya da zene kadar ko çuk de oba orada mutlaka pivante Her
Bir dairenin, çevresini, çapına böldüğümüzde elde edilen orana pi sayısı denilir ve daire için sabit bir orandır.
YanıtlaSilYaklaşık olarak kısaca 3,14 diye ifade edilir. Pi sayısının gerçek değeri aslında sonsuz uzunluktaki sayılardan oluşur ve işte bu noktada kader ile irtibatlandırırız.
Masamın üzerindeki tabağın çevresi 35,2. cm. Çapı 11,2’dir. Çevresini çapına böldüm 3,1429… çıktı. Su şişesinin çevresi 17,3. Çapı 5,5. Çevreyi çapa böldüm yine 3,14 çıktı. Kitap okumada kullandığım parça borunun çevresini çapına böldüm yine aynı sayı çıktı. Anlaşılan çember ve çapın rakamları değişse de oran değişmiyor.
2021 yılında İsviçre’deki Graubünden Üniversitesinden bir grup araştırmacı, π (pi) sayısının ondalık değerini 62,8 trilyon basamağa kadar hesaplayarak dünya rekoru kırdı. Bu rekordan önce, π sayısının değeri 50 trilyon basamağa kadar biliniyordu.1 Pi sayısının ondalık basamakları sonsuza dek uzadığı için sayılar kendilerini hiçbir şekilde düzenli tekrarlamazlar. Bundan dolayı bir dairenin alanını ya da gerçek çevresini bulmak mümkün olmamaktadır. Pi’nin ilk 31 basamağında hiç sıfır yoktur.
Önemine binaen 14 Mart, pi sayısı günü olarak kutlanır.
Pİ sayısı niçin önemli?
İple çizilen dairenin çemberini eşit şekilde üçe bölüp tekrar birleştirildiğinde başlangıçtaki çemberi, aynı ölçüye eşit ve net olarak yapılamıyor, milyonluk küsuratla bile olsa farklılık ortaya çıkıyor. Birbirine tam olarak uyan çemberin parçalarıyla ilim insanları, akla ziyan şeyleri yapabilir ama tam olarak pi sayısına ulaşabilirlerse.
Âlem, matematiksel değerlerle doğrudan irtibatlıdır. Çember, kâinat kadar büyük ya da zerre kadar küçük de olsa orada mutlaka pi vardır. Her rotasyon yani yer değişim, pi sayısının fonksiyonudur. Güneş sistemi, dairesel rotasyonlar üretir. Pi, ışık dalgalarının bir parçasıdır. Dalgalar rengin ve sesin oluşumunu sağlar ve orada da pi vardır. Mühendislik, GPS, simülasyon, radyo, TV, telefon, enerji
üretimi gibi pek çok alanda pi sayısı kullanılır. Ses dalgalarından okyanus dalgalarının ritmine kadar geometride hemen her yerde pi sayısı var. Üç boyutlu geometrik şekillerin çevreleri, alanları ya da hacimlerinin hesaplanması, açısal hız hesaplamalarında, frekansların dalga boylarında onunla işlem var. Esnek ve salınımlı yay sarkaçları hesaplamalarında, ipin, telin titreşimi, nehrin dolambaçlı hareketinin matematiğinde. Pi ile âlemi anlamaya, sırları çözülmeye çalışılır.
YanıtlaSilMümkün olduğu kadar özetle nakletmeye çalıştığımız pi hakkındaki bilgilerden anlaşılan şu ki, pi formülü en küçükten en büyüğe kadar her şeyi sarmalamış ki bunlar her şeyi kuşatan bir ilmi gösterir.
“Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle, bir ölçü ile yarattık.”2, ayetinin bir şahididir pi.
İnsanoğlu, pi sayısının sırrını sonuna kadar araştıracak ama o, İlâhi ilmin bir sırrı olma vasfını muhafaza edecek. Varlığın sırrını, mikro ve makro âlemde sonsuza kadar uzanan hesaplardaki kaderin enginliğine hayran kalarak takdirini ifade eden, o makamın nuruna muhatap olacak, etmeyen de zulmetine.
Ve insan, pi ile kaderi arayacak, bilecek ve hissedecek vesselâm.
Dipnotlar:
1-Pi sayısı hakkında ayrıntılı bilgi için karekodu telefonunuza okutunuz.
2 - Kamer Suresi: 49.
SIR
YanıtlaSilالسرّ
Bölümler İçin Önizleme
İlişkili Maddeler
SIR KÂTİBİ
Bazı İslâm devletlerinde başlıca görevi hükümdarın özel kâtipliği olan memur; Memlükler’de Dîvân-ı İnşâ başkanı.
HUZEYFE b. YEMÂN
Hz. Peygamber’in sırdaşı olan sahâbî.
1/2
Müellif: MUSTAFA ÇAĞRICI
Sözlükte “saklamak, gizlemek” anlamında masdar ve “saklanan, gizli tutulan, bir şeyin iç yüzü, bir nesnenin özü, her şeyin en iyisi” gibi anlamlarda isim olan sır kelimesi (çoğulu esrâr, serâir) ahlâk terimi olarak genellikle bir kimsenin saklı tuttuğu, başkalarınca öğrenilmesini istemediği, kendisine veya başkasına ait bilgiler için kullanılır. Sırrı saklamaya kitmân, vefâ, sırrı etrafa yaymaya ifşâ, yaptığı şeyleri gizleyen kimseye sırrî denir (İbn Düreyd, I, 81; Lisânü’l-ʿArab, “srr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “srr” md.). Râgıb el-İsfahânî’ye göre sırrın iki şekli vardır. İlki bir kimsenin başka birine saklaması talebiyle söylediği sözdür. Bu talep ya sözle veya sır verenin bunu kimsenin duymayacağı bir yerde vermesi, bir arada bulunduğu başka insanlardan gizleyerek söylemesi gibi davranışlarla olur. İkincisi bir kimsenin sadece kendisinin bildiği, başka hiçbir kimseyle paylaşmadığı söz veya yapmak istediği iştir. Sır verme ve verilen sırrı saklama genel olarak toplumda görülen bir durumdur. Bir kimsenin kendi sırlarını başka hiçbir kimseyle paylaşmaması ise bilhassa yöneticiler ve siyaset adamları için gerekli olup bu sırları ancak iradeleri çok sağlam, yürekleri çok geniş olanlar saklayabilir (el-Müfredât, “srr” md.; eẕ-Ẕerîʿa, s. 297-298).
Kur’ân-ı Kerîm’de sır kavramı insanın içinde saklı tuttuğu özel durumunu, duygu ve düşüncelerini, başkalarından saklayarak söylediği ve duyulmasını istemediği sözleri ve yaptığı işleri ifade etmek üzere on bir âyette tekil (meselâ bk. el-Bakara 2/235, 274; el-En‘âm 6/3; Tâhâ 20/7), bir âyette çoğul olarak (serâir) geçmektedir. Ayrıca yirmi âyette aynı kökten fiil ve masdar şekli yer alır (meselâ bk. er-Ra‘d 13/10; et-Tahrîm 66/3; Nûh 71/9). Bu âyetlerin bir kısmında, Allah’ın ilminin sınırsızlığını ifade etmek ve insanları uyarmak maksadıyla sır olarak saklanan ve açığa vurulanıyla hiçbir sözün Allah’a gizli kalmayacağı, O’nun sırrı da sırdan daha gizli olanı da bildiği, ilmi karşısında saklı tutulanla açığa vurulanın eşit durumda bulunduğu ifade edilmektedir. Müfessirlerin çoğu, “sırdan daha gizli olan” ifadesiyle (Tâhâ 20/7) insanların içlerinden geçirip dış dünyaya yansıtmadıkları duygu ve düşüncelerin kastedildiğini ileri sürmüştür. Bu ifadeyle ilgili farklı yorumlar hakkında bilgi veren Taberî’ye göre sırdan daha gizli olandan maksat, var olması mümkün bulunmakla birlikte Allah’ın henüz varlık alanına çıkarmadığı, kendi ilminde saklı tuttuğu ve kulları arasından sadece bazı özel kişilere bildirdiği şeylerdir (Câmiʿu’l-beyân, VIII, 392-394). Sır kavramının yer aldığı bazı âyetlerde ise insanlara gizli veya açıktan hayır yapmaları öğütlenmekte, bunun âhiretteki mükâfatı üzerinde durulmaktadır. Bu âyetlerin birinde, “Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı özenle kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda gizli ve açık olarak harcayanlar asla zararlı olmayan bir kazanç umabilirler” buyurulmaktadır (Fâtır 35/29; ayrıca bk. el-Bakara 2/274; İbrâhîm 14/31; en-Nahl 16/75). Târık sûresinde (86/9) kıyamet günü “sırların ortaya döküleceği gün” şeklinde tanımlanmaktadır.
YanıtlaSilHadislerde sır saklamanın önemi vurgulanmakta, Hz. Peygamber ile sahâbîlerin bu husustaki tutumlarına ve konuya verdikleri öneme dair bilgiler yer almaktadır (Wensinck, el-Muʿcem, “srr” md.). Buhârî’de “Sır Saklama” başlıklı bir bab bulunmaktadır (“İstiʾẕân”, 46). Resûlullah yanlarında üçüncü bir kişi varken iki kişinin gizli konuşmamalarını öğütlemiş (Müsned, II, 17); kıyamet gününde Allah’ın huzurunda en kötülerden sayılacak insanlardan birinin de eşinin kendisine verdiği sırları etrafa anlatan kimse olduğunu ifade ederek aile mahremiyetinin önemine dikkat çekmiştir (Müsned, III, 69; Müslim, “Nikâḥ”, 123, 124; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 32). Diğer bir hadiste Hz. Peygamber’in sırrının ve aleniyetinin aynı olduğu bildirilerek onun insanlardan gizleyeceği bir kusurunun bulunmadığına işaret edilmiştir (Müsned, VI, 309). Ebü’d-Derdâ’nın anlattığına göre Resûl-i Ekrem en çok Ebû Zer el-Gıfârî’ye güvenir ve sırlarını en çok onunla paylaşırdı (Müsned, V, 197). Bir rivayette sahâbeden Huzeyfe b. Yemân “sâhib-i sır” diye nitelenir (Müsned, VI, 449). Hz. Peygamber’in yanında yetişen ve onun sırlarına en çok vâkıf olanlar arasında yer alan Enes b. Mâlik’in anlattığına göre Resûl-i Ekrem kendisine mahfuz bir bilgi vermiş, bu bilgiyi merak edip soran Ümmü Süleym’e Enes, “Bu ikimizin arasında bir sırdır” deyince Ümmü Süleym ona, “Öyleyse Resûlullah’ın verdiği sırrı koru” demiş, Enes de daha sonraları bu sırrı hiç kimseye açıklamamıştır (Müsned, III, 109; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 145). Sır kelimesi ibadetlerin, zekât ve sadakaların gizli tutulmasını öğütleyen hadislerde de geçmektedir. Bazı hadis mecmualarında son konuya dair bablar yer alır (Buhârî, “Zekât”, 13; Nesâî, “Zekât”, 68). Resûl-i Ekrem, birinin gizli yaptığı iyiliğin kendi iradesi dışında duyulması halinde bunun iyilik yapanın sevabını eksiltmeyeceğini, hatta ikiye katlanmasına vesile olacağını bildirmiştir (Tirmizî, “Zühd”, 49; İbn Mâce, “Zühd”, 35). Hz. Âişe’nin anlattığına göre Resûlullah kendisini ziyarete gelen kızı Fâtıma’yı yanına oturtup ona bir sır vermiş, Fâtıma ağlamış, bir sır daha verince gülmüştür. Hz. Âişe’nin konuşulanları merak edip sormasına rağmen Fâtıma Resûl-i Ekrem’in sırrını hiçbir zaman yaymadığını söyleyerek bu talebi reddetmiş, ancak Hz. Peygamber’in vefatından sonra bunu Âişe’ye açıklamıştır. Bu rivayete göre Hz. Fâtıma’yı ağlatan şey Resûlullah’ın kendi vefatının yaklaştığını bildirmesi, sevindiren şey ise cennete ilk girecek kadının kendisi olacağını müjdelemesiydi (Müsned, I, 10; VI, 77, 240; Buhârî, “Menâḳıb”, 25; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 97-99).
YanıtlaSilSır kavramı ahlâk ve âdâba dair kitapların konuları arasında yer alır (meselâ bk. İbn Kuteybe, I, 96-100; İbrâhim b. Muhammed el-Beyhakī, s. 374-379; İbn Hibbân, s. 187-194; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, s. 99-101; İbn Abdülber, I, 458-466). Ayrıca Mâverdî’nin Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn’i (s. 295-298), Râgıb el-İsfahânî’nin eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa’sı (s. 297-298) gibi bazı ahlâk kitaplarında da sır konusuna yer verilmiştir. Sır saklamanın önemli bir ahlâkî ödev olduğuna dikkat çekilen bu eserlerde gerek sır verme gerekse sır saklamayla ilgili ilkeler ve tavsiyeler bulunur; sır saklamama sabırsızlık ve tahammülsüzlükten kaynaklanan bir zaaf ve erdemsizlik, hatta karakter bozukluğu ve hıyanet olarak değerlendirilir (meselâ bk. İbn Hibbân, s. 189-191; Mâverdî, s. 295-296; Râgıb el-İsfahânî, s. 298; Gazzâlî, II, 176). Özellikle İbn Hazm sır saklamamayı alçaklık ve bayağılık sayar, bunun insanlarda görülebilecek en kötü hal olduğunu söyler; hatta böyle bir duruma düşmemek için meclislere katılmamayı öğütler. Çünkü fazla samimiyet tehlikeli sırların ortalığa yayılmasına sebep olabilir; bu tür meclislerde kurulacak samimi ilişkiler en mahrem sırların bile açığa vurulmasına yol açabilir. İbn Hazm şu uyarıda da bulunur: Nice sırlar vardır ki gizlenmesi konusundaki aşırılık onun yayılmasına sebep olabilir (el-Aḫlâḳ ve’s-siyer, s. 27, 36, 40, 79). Konuyu kardeşlik hakları çerçevesinde ele alan Gazzâlî kişinin kendisine emanet edilen sırları en yakın dostlarına dahi açmaması, hatta yalan söyleme pahasına bile olsa bu sırları koruması gerektiğini belirtir. Genel bir ilke olarak kişinin başkalarının iyiliklerini anmasını, kusurlarını saklı tutmasını öğütler ve bunu onurlu bir mümine yakışır erdem olarak değerlendirir (İḥyâʾ, II, 176-180).
YanıtlaSilBazı ahlâk kitaplarında sır saklama yararlılık açısından değerlendirilmiştir. Meselâ İbn Hibbân, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ adlı eserinde (s. 189, 191) sırlarını titizlikle koruyanların hedefledikleri başarıya ulaşma ve zararlardan korunma hususunda gerekli önlemi almış sayılacaklarını, sırlarını korumayanların ise sonunda pişman olacaklarını ifade eder. Mâverdî’nin Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn’inde (s. 295) kişinin kendine ait sırları saklaması, hayatta başarılı olmanın ve huzurlu yaşamanın en önemli sebeplerinden sayılır. Bununla beraber insan sırlarını başka biriyle paylaşma ihtiyacı duyabilir, nasihat ehli bir dostla konuşarak içinde bulunduğu durumla ilgili olarak onunla istişarede bulunmak zorunda kalabilir. Mâverdî sır sahibinin öncelikle güvenilir birini araması gerektiği uyarısında bulunur ve şu ilginç tesbitini ifade eder: Mal konusunda emanet ehli olan her insan sır konusunda güvenilir olmayabilir. Sır saklamak emaneti korumaktan zordur. Bu yüzden sır saklamaya lâyık birini bulmak son derece güçtür. Birine sır vermeden önce onun akıllı, dindar ve ketum bir kişi olup olmadığına bakmak gerekir. Zira bunlar sırları ifşa etmeyi önleyen, güven kazandıran hasletlerdir. İnsanların gizli hallerini öğrenme peşinde koşan kişilere sır vermemek gerekir, çünkü emanete talip olanlar genellikle onlara hıyanet etmeye eğilimli kimselerdir. Nihayet çok sayıda insana sır vermek de doğru değildir. Çok sayıda insana sır veren kişi onların bu sırrı ifşa etmelerinden kurtulsa bile minnet altında kalmaktan kurtulamaz. Râgıb el-İsfahânî’ye göre özellikle şu iki sebepten dolayı birine gizli bir sözü bilhassa kalabalıkta söylemekten sakınmak gerekir: 1. Topluluk içinde kendisi hakkında suizanda bulunanlar olabilir; meclistekilerden bazıları kendilerinin aleyhinde konuşulduğunu düşünüp kuşkuya kapılabilir. 2. Meclistekiler meraklarından dolayı işin peşine düşüp sırrını öğrenebilirler. Bu sebeple Hz. Peygamber, “Üç kişi bir mecliste bulunduğunda ikisi kendi aralarında fısıldaşmasın” buyurmuştur (Müsned, II, 17), çünkü bu tutum üçüncü şahsı incitir.
YanıtlaSilTasavvufta diğer letâifin yanı sıra sır için de bir nur, mekân ve peygamber belirlenmiştir. Sûfîlere göre sır Hz. Mûsâ’nın kademi altındadır, yani feyzini onun ruhaniyeti vasıtasıyla alır. Bir diğer ifadeyle Hz. Mûsâ meşrebinde olan sûfîler sır latifesi yoluyla vuslata ererler. Bazılarına göre sırrın nuru yeşil, çoğunluğa göre ise beyaz renklidir. Sırrın yeri de bazılarına göre göğsün sol tarafı ile ortası arasında, bazılarına göre göğsün ortasında, bazılarına göre ise sol memenin iki parmak üzerindedir. Sâlik kalp ve ruhtan sonra sır bölgesine yoğunlaşarak zikre devam eder.
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
Serrâc, el-Lümaʿ, s. 430, 455-456.
Sülemî, Ṭabaḳāt, s. 208.
Hücvîrî, Keşfü’l-maḥcûb (nşr. Mahmûd Âbidî), Tahran 1384 hş., s. 453.
Kuşeyrî, er-Risâle (nşr. Abdülhalîm Mahmûd – Mahmûd b. Şerîf), Kum 1374 hş., s. 57, 121, 167; a.e. (Uludağ), s. 128, 179, 223-224.
Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, Beyrut 1988, s. 105-106.
Baklî, Şerḥ-i Şaṭḥiyyât (nşr. H. Corbin), Tahran 1374 hş., s. 574.
a.mlf., Meşrebü’l-ervâḥ (nşr. Nazif M. Hoca), İstanbul 1974, s. 153-154.
Ferîdüddin Attâr, Mantık al-Tayr (trc. Abdülbaki Gölpınarlı), İstanbul 1990, I, 38, 43.
Abdürrezzâk el-Kâşânî, Leṭâʾifü’l-iʿlâm (nşr. Saîd Abdülfettâh), Kahire 1416/1996, II, 14-21.
Alâüddevle-i Simnânî, el-ʿUrve li-ehli’l-ḫalve ve’l-celve (nşr. Necîb Mâyil-i Herevî), Tahran 1362 hş./1404, s. 229-230, 326-328.
Ni‘metullāh-ı Velî, Risâlehâ-yı Ḥażret-i Seyyid Nûreddîn Şâh Niʿmetullāh-ı Velî (nşr. Cevâd Nurbahş), Tahran 1357 hş., IV, 88-90.
Ca‘fer Seccâdî, Ferheng-i Luġāt u Iṣṭılâḥât u Taʿbîrât-i ʿİrfânî, Tahran 1375 hş., s. 460-464.
Shigeru Kamada, “A Study of the Term Sirr (Secret) in Sufi Latā’if Theories”, Orient, XIX, Tokyo 1983, s. 7-28.
G. Vitestam, “Sirr: A Lexicographical Essay on a Word with Various Nuances in Arabic and Islam”, Orientalia Suecana, XXXIII-XXXV, Uppsala 1984-86, s. 455-462.
Ahmet Ögke, “Tasavvuf Düşüncesinde Sır Kavramı ve Marmaravî’nin Keşfü’l-esrâr İsimli Risâlesi”, Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 3, Van 2000, s. 225-262.
Mohammad Ali Amir-Moezzi, “Sırr”, EI2 Suppl. (İng.), s. 752-754.
Bazılarına göre sırrın nuru yeşil, çoğunluğa göre ise beyaz renklidir. Sırrın yeri de bazılarına göre göğsün sol tarafı ile ortası arasında, bazılarına göre göğsün ortasında, bazılarına göre ise sol memenin iki parmak üzerindedir. Sâlik kalp ve ruhtan sonra sır bölgesine yoğunlaşarak zikre devam eder.
YanıtlaSilTârık sûresinde (86/9) kıyamet günü “sırların ortaya döküleceği gün” şeklinde tanımlanmaktadır.
YanıtlaSilKüfür büyük bir cinayettir. (S.) 290:23. Söz, 2. mebhas; (S.) 429:26. Söz, 1. mebhas; (M.) 47:12. Mektup, 1. suâl
YanıtlaSilKüfür Cehennemin yaratılmasına sebeptir. (S.) 464:28 Söz, zeyl
Küfür cereyanının yediği semavî tokat. (K.L.) 161.
Küfür cinayetini ancak Cehennem temizler. (Ş.) 10:2. Şua, 1. mak.
Küfür dünyada da cehennemi netice verir. (E.L.) 2:216; (S.) 578:32. Söz, 3. mev. 2. mebhas; (S.) 23:2. Söz.
Küfür herşeyi birbirine düşman eder. (M.N.) 77:Hubâb
Küfür iki kısımdır. (L.) 82:13. Lem'a 8. işâ; (Ş.) 86:7. Şua, muk.
Küfür inkardır, reddir, adem-i kabüldür. (S.) 154:14. Söz, 5. si.
Küfür insanı âciz bir canavar hayvan eder. (S.) 285:23. Söz, 1. mebhas. 4. nokta
Küfür insanı elmastan kömüre dönüştürür. (S.) 282:23. Söz, 1. meb. 1. nok.; (M.N.) 60:Kat. hât.
Küfürle itham etmekten sakınmak gerekir. (Ş.) 358:14. Şua. hatâ sevap cetveli.
Küfür kâinatı müthiş düşman taifeleri olarak gösteriyor. (H.Ş.) 75:Zeyl.
Küfür korkaklık verir. (H.Ş.) 77.
Küfür makamına ancak terhib ve tahvif münasiptir. (İ.İ.) 70.
Küfür månevî bir cehennemin çekirdeğini taşıyor. (S.) 23:2. Söz; (B L.) 152; (M.N.) 88:Hubâb
Küfür māzi ve istikbali kararır. (Ş.) 168:11. Şua; (As. M.) 17:3. mes.
Küfür mutlak cinayettir. Affa kâbil değil. (S.) 80:10. Söz, 9. hak.
Küfür ölümü idâm-ı ebedî mâhiyetine getirir. (H.Ş.) 75.
Küfür tecessüm etse Cehennem olur. ($.) 194:11. Şua, 8. mes.;
(As. M.) 44:8. mesele, bir hülasa
Küfür ve isyan tahriptir. (S.) 429:26. Söz, 1. meb.
Küfür yolu zordur. (M.N.) 68:Katrenin zeyli.
Müslümanlara ülfeti mümkün olmayan kâfire sevgi duyulmaz. (M.N.) 76:Hubab
FIHRIST/414
dinilmesi için kâfi olacak kadarını seçtik ve onları dercet- tik.
YanıtlaSilBütün bu ifadelerden anlaşılıyor ki, İsrail bir cihan ha- kimiyeti peşinde koşmaktadır ve bunu dinlerinin bir emri olarak yapmaktadırlar. Bu emele vasıl olmak için siyasi, askerî, ilmî ve ahlâkı sahada kendi işlerini kolaylaştıracak tarzda çalışmakta ve akla gelmedik tuzaklar ve caniyane metotlar kullanmaktadırlar.
Bugün hedeflerine - milletlerin umursamazlığı dola- yısıyle - hızla yaklaşmaktadırlar. Dünyadaki önemli basın yayın organları, ajanslar, sinema, tiyatro, beynelmilel teş- kilatlar hemen hemen tamamen onların idaresi altında- dır. Bütün bunlardan çok daha tehlikeli olarak Eğitim Ku- rumları onların eline geçmiştir. Dünyadaki Eğitim kurum- larında onlar bilfiil çalışmamış bile olsalar, Birleşmiş Mil- letlerin bir kolu olan UNESCO vasıtasıyla dünya eğitimini yönlendirmekte ve ilmi yahudileştirmektedirler.
Kitleler onun programına göre uyuşturulmakta, körpə dimağlar din ve milliyet duygusundan uzaklaştırılmakta dır. İcki ve uyuşturucu madde kullanımı yaygınlaştırılarak milletler sersemleştirilmekte ve neticede Yahudi kilicing karşı direnme gücü azaltılmaktadır.
ALİ UĞUR
YanıtlaSilDünya Gündemindeki
İSRAİL
BURAK YAYINLARI
Beyaz Saray No: 41
Beyazıt/IST.
Yukarıdaki tasnife bir kriter bulmak çok zordur. Bu bir kavmin tarihi midir, yoksa Arz-ı Filistin'in mi tarihi- dir? Bu husus belli değildir. Ancak, bu tarihin ismine «Is. rail'in Tarihi» denilmiştir. Ne gariptir ki İsrail kelimesi böy lece, hem Hz. Yakub'a, hem yahudiliğe ve hem de bir «devlet>»e ad olmuştur.
YanıtlaSilBilinen tarih İçerisinde diğer birçok milletler için Ih mal edilebilecek bir «devletsizlik» yılları, İsrailoğulları için LERİN TARİHİDİR. «Beynel- milel Yahudi» TABİRİ DE YAHUDİLİĞİN BU ÖZELLİĞİN- DEN DOLAYI ZARŪRĪ OLARAK ORTAYA ÇIKAN BİR TE- RİMDİR. Hulâsa İsrail'in tarihi diğer milletlerinki gibi de- ğildir. Yahudinin genel olarak diğer insan ve milletler- den çok farklı olan karakteri, tarihine de aksetmiştir.
Bu tarih sadece bir kavmin tarihi değil; aynı zamanda bazı kelimelerin de tarihidir. O «kelimelerin gelişimle- rinin tarihidir. Ve bu kelimeler yahudilik sayesinde «mâ- nâ>> larının «evc-i bâlâ larına ulaşmışlardır. O halde is- rail'in tarihi, fitne ve «fesad>>ın tarihidir. İsyan ve «ihtilal>»<> lerin tarihidir. Katliâm ve «sürgün>»lerin tarihidir. <>un tarihidir. <<>un ve <namussuzluk» un tarihidir. «Soygun ve sömürü nün tarl- hidir. Kan ve «kin»in ve her çeşit vahşet»in tarihidir. Ya- hudi tarihinde, diğer birçok milletlerde gördüğümüz şan, şeref, kahramanlık, yiğitlik ve asalet levhalarına rastian- maz. Yahudi, hedeflerinden hiçbirine böyle insanca mezi- yetlere dayanarak varmamıştır. İlerideki pasajlarda yer yer yahudiliğin çeşitli faaliyetlerine değinirken yukarıda
26
SİYONİZME GEÇİT VERMEYEN SULTAN
YanıtlaSil«...MILLETİM BU IMPARATORLUĞU KANLARI- NI DÖKEREK KAZANMIŞLARDIR... BENİM SURI YE ve FİLİSTİN ALAYLARININ EFRADI BİRER BI- RER PLEVNE'de ŞEHİT DÜŞMÜŞLERDİR. BİR TA- NESİ DAHİ GERİ DÖNMEMEK ÜZERE HEPSİ MU- HAREBE MEYDANINDA KALMIŞLARDIR. TÜRK MİLLETİNİNDİR, BEN ONUN HİÇBİR PARÇASINI VEREMEM.
Sultan Abdülhamid'in Theodr Herzl'e cevabından.
İlk Siyonist Kongresi toplanmadan önce 1896 yazında Herlz, Padişahla görüşmek amacıyla İstanbul'a gelmiştir. Esasen Herlz bir müddetten beri Neue Presse gazetesimin Paris muhabiri olmanın da verdiği imkânla çeşitli ülkelerin kralları, reisicumhurları, başbakanları ve diğer ileri gelen- leriylə görüşmeler yapıyor ve yahudi davası için birçoğu- nun destek ve tasvibini alıyordu. Herlz bir yandan da ya- hudi bankerleri ve ilim adamları ile sıkı temas içinde idi.
Osmanlı Sultanı ile görüşmek için Herlz'in düşündüğü ilk kanal İstanbul'daki Avusturya - Macaristan sefiri New- linski'dir. Bu zat Herlz'in yakın dostu idi. Fakat Herlz İs- tanbul'a ilk gelişinde padişahla görüşmeye muvaffak ola-
57
SİYASETTE YAHUDİLİK
YanıtlaSilTarih boyunca Yahudilik, devletlerin siyasi hayat larında önemli roller oynamıştır. Yahudi Kadımlar, casuslar ve dönme müşavirler vasıtasıyla saraylara girmiş ve uzun vadede bu faaliyetlerinden karlı çıkı mıştır. 18. Yüzyılın sonlarında gerçekleştirilen Fransız İhtilali ile başlıyan krallıkların ve aristokra sinin inhitatı yahudiliğin, devlet idarelerinde «vatan daş olarak bilfiil ve yüksek makamlarda siyaset yapabilmesi neticesini doğurmuştur.
Yahudilik ile siyaset adeta müteradif iki kavramdır. Çünkü yahudi ideolojisinin gerçekleşmesi evvelemirde ge- niş çaplı ve yoğun bir siyasî faaliyete bağlıdır.
Yahudilik, önce Filistin'de bir devlet kurmak ve sonra da cihan çapında yapmayı hayal ettiği bir kanlı ihtilälle kuracağı «TEK DÜNYA»nın, yani bir DÜNYA DEVLETİ'nin tahtına oturmak ister. Bu sebeble yahudiliğin siyaseti çok yönlü ve beynəlmiləl olmak durumundadır. Bir labirent gibi
karışık ve girift yollarla örülmesi gerekmektedir. Yahudilik yüzyıllarca bu işin sadece teorisi lle uğraş- mıştır. Bu uğraşının mihver noktası bidayette insan ve cemiyetlerin tabiatları üzerine teksif edilmiştir. Yani yahu
168
önce genel manada insanın ve cemiyetin ne olduğunu animali; ve sonra da bu genel tanıma içinde milletlerin Marakterlerini ayrı ayrı incelemeliydi. Milletlerin sahip ol- dukları örf, adet kültür ve medeniyet incelenmeli, milli ka- rakterlerinin oluşmasındaki payları tesbit edilmeliydi. İnanç tesbit edilmeliy- lar, dinleri irdelenmeli, genel fert tipleri tanınmalı «ma'seri suurlarının hangi kaynaklara dayandığı
YanıtlaSildi. İkinci safha olarak İnsanlık - Yahudilik> ve «Milletler - yahudilik>> ilişkilerinin mahiyeti her yönüyle ele alınmalı ve bu suretle önce insan ve millet mefhumları deşifre edili ve lydi. Yahudi milletler hakında alabildiğine araştırma ya- parak onları öğrenmeye çalışırken, kendisi de - onlar ta- rafından tanınmamak için - alabildiğine gizlenmeliydi.
Yahudilik kendi yükselişini miletlerin düşüşüne bağ- Jamıştı. Onun için milletleri ayakta tutan «değerlerin ne- ler olduğu bilinmeli ve onlara hücum edilmeliydi. Bu «de- ğerlerin yıpranması demek milletlerin yıpranması ve deje- nerasyonu demek olacağından, işe buradan başlanmalıydı. Ancak haklı olarak milletler tarafından istenmiyen, ken- disinden çekinilen yahudi, milletlerin içine girebilmenin bir yolunu, bir metodunu bulmalıydı. O, bunu da buldu: «DÖN- MELİK». Gerçekte yahudi kalındığı halde, bir başka din ve milletten görünme demek olan dönmelik sayesinde yahu- dilik, Abdullah İbn-i Sebe ile müslümanlar arasındaki ilk ciddi ihtilafın çıkmasına ve çok kan dökülmesine sebeb olmuştur. Hz. Osma'ın şehadeti, Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasındaki ihtilafın savaşa dönüşməsi hep bu yahudi dön mesinin çevirdiği entrikalar neticesinde olmuştur. Bu ko Hulefa adlı kıymetli kitabında çok geniş tafsilât vardır. Ay- huda Ahmet Cevdet Paşa'nın Kısas-i Enbiya ve Tevarihi rica Ö. Riza Doğul'un Hz. Osman'ın Kanlı Gömleği adlı kitabında Abdullah ibn-i Sebe'nin başlattığı bu fesatlar zinciri bir roman haline getirilerek anlatılmıştır).
169
* Yüce bilginize sunmaya çalıştığımız bu Batı yazarlarının kimi yeni, kimi eskidir. Bunlardan kimi tarihçi, sosyolog, kimi de siyasetçi ve müsteşriktir. Fakat hepsinde ortak taraf ve ibret alınacak nokta bunların İslâm dini ve İslâm ülkeleri hakkında bizden daha fazla bil- giye sahib olmalarıdır. Bu anlatılanlardan anlaşılacağı gibi Batılılar İslâm ülkelerinde görülen İslâmî bir hareketi enine boyuna incele- dikleri, İslâma davet adı ile kurulan bir parti veya bir hükümeti yıkmak ve dağıtmak için çareler aramaktadırlar. Batılılar böyle küçük bir hareket karşısında bu kadar hassas davrandıklarına göre acaba bir gün kurulmak istidâdını gösterecek İslâm Birliğine karşı nasıl davranacaklardır? Batı'nın tarihi, duygusu ve kültürü böyle bir şeye tahammül edemeyeceği herkesçe açıktır.
YanıtlaSil6) «İslâm'dan bütün bu korkular neden?» adlı eserden. S. 9-13
"KESİNTİSİZ" CİNAYETİ
YanıtlaSil409
yısının Başyazısı. Prof. Dr. Esat Coşan'ın, "Halil Necatioğlu" adıyla kaleme aldığı yazıda, önce darbe tahrikçilerine dikkat çekilerek; "In- şallah ve muhakkak ki ordu bu oyuna gelmez; çünkü millet buna hiç mi hiç razı olmaz, asla fırsat vermez, kazandığı hak ve hürriyetlerin elinden alınmasına kesinlikle göz yummaz. Emareler ve ibretli olaylar ortadadır. Önce ülke karmakarış karışır; sonra iş, bölgeye yayılır, İsra- il'e kadar dayanır; o da yaptıklarına bin kere pişman olur" deniliyor. Yazı şöyle:
"Bizi Müslüman eylediği, sahih bir imana sahip kıldığı, tevfikatı, tevfi- kat-ı samedaniyyesini bizlere refik ettiği için âlemlerin Rabbi Yüce Yara- danımıza sonsuz şükürler, hadsiz hamd-ü senalar olsun! En büyük nimet: İSLAM; ne muhteşem lütuf: İSLAM!
Halkın içindeyiz, çok geziyoruz, yurti- çini ve yurtdışını çok gördük; bazı kim- seler İslam'ı bilmiyor, tanımıyor; Müslü- manlardan ürküyor, korkuyor. Ayrıca, is- lâm'ın hain ve sinsi, gaddar ve hilekâr, ezeli ve ebedi düşmanları, "bedhah"ları da harıl haıl aleyhte çalışmalar peşinde- ler... Onun için çok dikkatli olmak, çok iyi ve güzel çalışmak, çağdaş usuller kullan- mak, çok zarif ve ârif, çok faziletli ve hik- metli davranmak... hâsılı İSLAM'ı tam ve mükemmel temsil etmek zorundayız.
Maalesef, dünyanın birçok yerinde mazlum ve mağdur durumdayız; İşte Bosna-Hersek, işte Çeçenistan, işte Doğu Türkistan v.s. hatta bazen kendi öz ülkelerimizde bile düşmanca tavırlara muhatap oluyoruz... lähi imtihan! Allah celle celalüh, sabrımızı, İhlasımızı ölçüyor, Kendi yolunda, ne kadar fedakârlık yapabileceğimizi deniyor!
Gelelim son günlerin çok güncel meselelerine: Bir kısım hain ve zalim basın-yayın ile onları kışkırtan ve destekleyen-
ler çok te haine zalim basına oynuyorlar. Yaptıkları işlerde nok bo- dırdıkları fitne ve fesatlardan, çevirdikleri entrika ve dolaplardan çok bu Yük zararlara uğrayabilirler. Arnavutluk olayları onlara ibret olmalı, halkın infial ve galeyuğrayabilir. Anarı Dikkat etsinler, kaç kişi onlann valor lanına aldanıyanından korkmalıları Dika köpürüyor, patlamaya hazır bir bomba gibi müthkaç kişi için için kızında duruyor. Onlar halkımızı iyi ta demiyorlar çünkü, bir sessizlikle keşısındalar, sahip olduklan imkan ve
destekler kendilerini aldatıyor, çok fena aldanıyorlar!.. Bunlar Hükümet'e karşı tå başından beri bir garip düşmanlık içinde-
ALLAH ERİNİN AHLÂK ve KÜLTÜRÜ
YanıtlaSilYazan: SAID HAVVA
Tercüme RAMAZAN NAZLI
HİLAL YAYINLARI Ρ.Κ. 448 ΑΝKARA
YanıtlaSil
Yuksel22 Ocak 2025 06:06
KARA KITAP
Kesintisiz Cinayeti
akit
170
YanıtlaSilSERH-1 DELAILÜ'L-HAYRAT VE SEVÄRIKIL-ENVAR
Din bilginleri dediler ki:
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Hazretleri Ashab-1 Fil'in helâk oldu.
ğu yılda dünyaya gelmiştir. Helåk oluştan yeni yıl Muharremini günüdür. Bundan gün geçince Rebilüeevvelin elli dokuzunes gunu ve Nisanın yirminci veya kimilerine göre yirmi ikin on ikin-
gün dünyayahammed (S.A.V.) Nisan ayında doğduğu için Hak ci günü gelmiştir. Celle ve Ala Hazretleri onun hürmetine bu ayda yağan yağmuru kul ları için bereketli ve faydalı kılmıştır.
Güneş de Oğlak burcunun sonunda ve Ay Mizan burcunda idi. Yıldızların ve seyyarelerin (gezegenlerin) hepsi şerefli vakitlerinde idiler.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.), İsâ (A.S.) ın göğe çıkmasından altı yüz yıl sonra, Hazret-i İbrâhim (A.S.) in ölümünden iki bin yüz yıl sonra, Hazret-i Adem (A.S.) in dünyaya halife olduğundan altı . bin altmış iki yıl sonra dünyaya teşrif buyurmuşlardır.
Şimdi şöyle bir soru hatıra gelebilir:
Bütün âlemlerin Fahri olan Resûl (S.A.V.) Hazretleri, Rebiül- evvel ayında neden doğdu? Mübarek Ramazan ayında veya üç-aylar içinde doğmadı? Neden Pazartesi gecesi doğdu da Cuma gecesi veya Kadir gecesi doğmadı? Denebilir.
Bu soruya cevap şudur: O ayların ve o gecelerin şerefi onun za- tıdır. Eğer Hüda'nın o Habibi, o Nebilerin Sultanı, Safiylerin tâcı, Allah'ın emrine uyanların imamı, önderi, ceza günün şefaatçısı olan iki dünya seyyidi Muhammed (S.A.V.) Hazretleri o ayların veya o gecelerin birinde doğmuş olsaydı bazı nâdân kişiler sanırdı ki ona ihsan olunan kerametler, fazilet ve yücelikler, kadrinin ululuğu o mü- barek günlerin şerefi sebebiyle olmuştur. Oysa, hâl böyle değildir. Belki, o âlicenap Nebi, öyle mübarek bir zattır ki cümle zaman ve mekân ona intisap ile şeref bulmuşlardır. Nitekim bunun örneği şu- dur:
Memleketlerin en faziletlisi olan, mekânların en şereflisi bulu- nan Mekke-i Mükerreme'de doğan Hazret-i Muhammed (S.A.V.) e kırk yaşında kendisine Peygamberlik geldi. Halkı, on üç yıl imana dâ- vet etti. Mucizeler gösterdi. Sonra Medine'ye Hicret etti. Orada da halkı on yıl imana çağırdı. Orada Ukba diyarına göçtü. Temiz vücud- ları orada gömüldü. Tâ ki temiz ravzasına ve nurlu kabrine yapılan saygı ve sevgi gösterisi Mekke-i Mükerreme hürmetine yapıldığı sa- nılmasın diye! Bundan dolayı Medine-i Münevvere topraklarına gö- müldü. Mübarek cesetleri orada olmakla o mekân, o mübarek toprak ona bütün mekân ve topraklardan, daha şerefli ve daha faziletlidir.
KARA DAVUD EFENDİ SERHI
YanıtlaSil171
«Allahümme yesirlenâ ziyaretehüma!» Allahü Teâlâ ziyaretleri- ni nasib ve müyesser kılsın, Amin.
★
Amine Hatun'un doğurma zamanı çok yaklaşınca Kâbe-i Müker- reme ortasından yarılıp ikiye bölündü. Onun ikiye bölündüğünü gö- ren Kureyş Taifesi korktular, çok ürktüler. Haşımoğulland
Bu mukaddes evin yarılması boşuna değildir. İkinci kurban olan Abdül Muttalib oğlu Abdullah'ın öldüğündendir! dediler.
Züheyroğulları ise:
Bu yüce ev yarılmadı. Ancak bu hâl Amine hatunun babası Veheb bin Menaf'ın ölmüş olması nedenindendir. Çünkü o Arapların çok cesur, cür'etli, şecaatli bahadır bir kişiydi! dediler.
Kureyş ve Züheyrliler böyle konuşurlarken ansızın Kâbe'nin için- den bir ses işittiler. O ses şöyle diyordu:
Ey Kureyşliler! Kâbe hiçbir kimsenin öldüğünden yarılmadı. . Ancak dünyanın nuru ve âhiretin şerefi Cennet Ehlinin parlak ışı- ğı Abdullah oğlu Muhammed (S.A.V.) ana karnından dünyaya çık- mak muradındadır. O âlicenab bir Peygamberdir ki putlar ve sanem- lerle Allah'a ortak tanımakla ve isyanda Beyt-i Mükerremeyi kirle- tenlerden temizleyecek ve evvelki yüz güzelliğini yerine getirecek, iman şerefiyle aydınlatacak, halkın ve ümmetin kıblesini yılda bir kere hac ile bana tâzim ettirecektir. Ben onun şerefiyle ikiye bölün- düm!
Hazreti Muhammed (S.A.V.) in doğacakları gece olunca şanı yü- ce Allah (Celle Celâlühü ve Ammenevalühü ve lâ ilâhe gayrühü) me- leklerine:
Bütün göklerin kapılarını açın! Cennet'in de kapılarını açın! diye ferman buyurdu:
O gün güneş, öteki günlerden daha nurlu, daha parlak ve bol ışıklarla dünyaya yayılmıştı. O gecenin, o günün ve o güneşin nurun- dan bütün dünya halkı, asıl nur olan Muhammedil Mustafa (S.A.V.) Hazretlerinin teşrif buyurduklarını anlayıp sevindiler.
Abdullah bin Selâm (R. anh) dedi ki:
Muhammed (S.A.V.) in doğduğu gece Kitap Ehli ulemâdan birisi ile birlikteydim. O bilgin başını semaya kaldırdı. Baktı. Bana:
Ey İbni Selâm! dedi. Bu gece Mekke'de Abdullah oğlu Mu- hammed (S.A.V.) Hazretleri anasından doğup dünyayı nurlara boğdu. Ben de sordum:
0:
Ne söylüyorsun sen? Bunu sana kim ve ne gibi şey bildirdi?
Ben gökkubbeye baktığım zaman orada büyük bir nur ve
172
YanıtlaSilSERH-1 DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKİ'L-ENVAR
ışık gördüm. Öyle ki dünya yaratılalı beri hiç bir kimse onun eşini görmemiştir. Ondan bildim! dedi. Ben de bir karanlık odaya girdim Conmemiştiki yemiş kadar çerağ ve kandil yanmış gibi aydınlık ve parlaklık vardı. Şaşırdım kaldım, tarihini yazamadım. Sonraları Mekke'ye geldiğim zaman sordum. İşin gerçeği o bilginin dediği gi bi çıktı. O gece Muhammed (S.A.V.) Hazretlerinin mübarek doğum ları olmuş idi.
Amine Hatun da demiştir ki:
Oğlumun mübarek doğumları olunca benim yanımda ne bir erkek, ne bir kadın vardı. Erden, dişiden kimse yoktu. Çünkü, oğlu- mun buyük babası bile Beytullah'ı tavaf'a gitmişti. Evimde yalnız başımaydım. Ansızın bir büyük, korkunç gürültü ve ses işittim. Yü- reğime bir korku geldi. Büyük bir iş olmuştu. Bir de ne göreyim. Bir ak, bembeyaz kuş geldi. Göğsümü sığadı. O korku benden tüm silin- di, gitti. Bende hiçbir üzüntü, elem ve ağrı kalmadı. Bundan sonra gördüm ki bana bir kâse beyaz şerbet verdiler. Alıp içtim. O ânda yüreğim büyük bir nurla aydınlandı. İçimde ferahlık ve büyük bir sevinç doğdu. Bundan sonra nice nice hatunları gördüm. Servi gibi uzun boyları vardr. Eşsiz bir güzelliğe sahip idiler. Sanki Abdi Menâf kızları ortaya çıkmıştı. Çevreme halka gibi oturdular. Ben bunları görünce şaşırdım:
Acaba bunlara benim hâlimi kim haber verdi? Bunu neden bildiler? diye kendi kendimle konuştum. Bu kızlardan birisi:
Yà Ámine! dedi. Ben Ådem (A.S.) in hatunu Havva'yım. Sonra öteki kadın:
Ben de İbrahim (A.S.) ın karısı Sâre'yim! dedi. Birisi de:
Ben Firavun'un karısı Müzâhim kızı Asiye'yim! dedi. Birisi
de:
Ben de İmran kızı Meryem'im! İsâ Peygamberin annesiyim! dedi. Bu gördüğün kızlar da Cennet Hurileridir. Dünyayı şereflen- direcek Nebi-yi Mükerrem'e saygı ve tebcil için geldik, dedi.
Her dakika öncekinden daha şiddetli gürültüler ve sesler ve korku veren âvazlar işitiyordum. Ansızın beyaz bir ipekli kumaş, bir dibâce gökten yere kadar gerildi. Oğlum, cinlerin gözlerinden gizlen- mişti. Sonra bir bölük kuşlar geldi. Burunları yeşil zümrütten, kanat- ları yakuttandı. Bana yaklaştılar. Göğsüme burunları ve kanatlariy- le õper gibi dokundular. Sonra çevremi tavaf ettiler. Hak Celle ve Alâ Hazretleri gözümdeki perdeyi kaldırttı. Bana bütün âlemi açtı, gös- terdi. Tâ maşrıkı da, mağribi de gördüm. Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar bütün dünya gözümün önündeydi. Sonra yine üç ålem (sancak) getirdiler. O sancakların birini Doğu yönüne birini
KARA DAVUD EFENDI SERHI
YanıtlaSil173
Batı yönüne, birini de Kabe'nin yerine diktiler. Gökyüzünde bir bö- adautuyorlardı. Yine Ellerinde ansızın acıabrik, altından meşakkatsiz benden doğduğunu gördüm. «Allahümme salli alâ, sey- yidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.
Hemen çocuğuma baktım. Sünnetliydi ve göbeği de kesilmişti. eva bir pekli kundaga sarılmıştı. Mübarek başını yere koymişti sredeye kapanmış duruyordu. Mübarek elinin şehadet parmağını kal dırmıştı. Hak Celle ve Ala'ya ihlas ile yalvarıp yakarıyordu. Eğildim, niyazını dinledim. Şöyle diyordu:
أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَإِنِّي رَسُولُ اللَّهِ اللَّهُ أَكْبَرُ كبيرا والحمد لله حَمْدَا كَثِيرًا وَسُبْحَانَ اللهِ بُكْرَةً وَاصيلاً اللهُمَّ أُمَّتِي أمتى
«Eşhedü en là ilahe illallah, ve ennî resûlullahi Allahü ekber ke- biren vel hamdülillahi hamden kesiren ve sübhânellahi bükreten ve asilen Allahümme ümmeti ümmeti.»
Böylece yaratanına, ma'buduna niyaz ediyordu.
Bir rivayete göre Safiye binti Abdül Muttalib, şöyle rivayet et- miştir.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.) in doğduğu gece ben yanınday- dım. Doğum zamanı bir nur belirdi. O gece ben altı alâmet gördüm:
Birisi, Muhammed, doğduğu saat secde kıldı.
İkincisi: Mübarek başını kaldırdı. Tertemiz bir söyleme ile: «La ilahe illallah ve ennî resûlullah yoktur ve ben Allah'ın Resûlüyüm.» dedi. Allahtan başka Allah
Üçüncüsü: Büyük bir nür görünür oldu.
Dördüncüsü: Ben Muhammed'i yıkamak diledim. Bir ses işittim. Bana:
- Ey Safiye, zahmet çekme! Biz onu yuduk, påk ettik, temizle- dik! dedi.
Beşincisi, gördüm ki sünnet olmuş ve göbeği kesilmişti.
Altıncısı, bir şeye sarmak dilediğim zaman sırtında bir mühür gördüm. Üstünde:
4. Faiz. "Cahiliye döneminin faizli alışverişleri kaldırılmıştır.
YanıtlaSilRiba yahut faiz, kapitalist çağa kadar, hemen hemen bütün dinler ve sosyal felsefeler tarafından reddedilen bir uygulamadır. Mal takasında da söz konusu olmakla beraber, esas olarak paranın para doğurmasıdır riba. Kuran-ı Kerim'de önce yumuşak, bilahare çok sert âyetlerle yasaklanmış, Veda hutbesinde ise son çizgi çekilmiştir. Küresel kapitalist sistemin ise köşe taşıdır. Kapitalizm sınırsız sermaye birikimi arayışı olduğundan hem tek tek kapitalist şirketler hem de kapitalist ülke ekonomileri mütemadi büyüme baskısı altındadırlar. Büyüme baskısı finans ihtiyacı doğurur, fertler tüketmek için, şirketler de yatırım yap- mak için borçlanmak zorundadırlar. Bu durumda faizin kalkması değil, olması gereken düzeyde tutulabilmesi marifettir. Bu mikro rasyonalite, ne yazık ki makro düzlemde tam bir irrasyonalite ile sonuçlanıyor, en başta işaret edildiği
YanıtlaSil
Yuksel24 Ocak 2025 06:56
41
VEDA HACCI HUTBELERİNDE İKTİSAT AHLAKI
üzere, dünya nüfusunun yüzde l'i, yüzde 99'una hükmeder hale geliyor. Riba yasağının hikmeti, kapitalist rasyonalitenin çerçevesine sığmıyor!...
YanıtlaSil
Yuksel24 Ocak 2025 06:57
AH
C
HZ. PEYGAMBER'IN VEDA HACCI HUTBELERİ
SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ
2-3 KASIM 2019
Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi, İstanbul
rüh
TMKV
199
YanıtlaSil
Yuksel24 Ocak 2025 06:59
Riba faiz oranı sıfır da olan ülkeler var.
Peygamberimizin (asm) Hayatı
YanıtlaSilResul-i Ekrem (asm) dünyaya geldikten sonra, özellikle doğum gecesinde, yıl-
dızların düşmesi çoğalmıştı. Bu durum şeytan ve cinlerin, yıldızlarla taşlanarak,
bırsızlamalarına engel
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TMKV 1969
1960-Bediüzzaman Said Nursi, Ankara'dan Emirdağ'a döndü.
2003-Bediüzzaman'ın talebelerinden Ihsan Çalışkan vefat etti.
MÜBAREK ÜÇ AYLARIN BAŞLANGICI
12
CUMA
FRIDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez. Bakara Suresi: 190
BİR HADİS
Eğer insanlar cemaatle kılınan yatsı ve sabah namazındaki sevabı bilselerdi emekleyerek de olsa ona gelirlerdi.
Taberani
TARİHTE BUGÜN
Kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden, bereket bulur.
Mektubat
HIERI 1 BECER 1445- RUMI-30 K EVVEL 1439
KASIM: 66-GÜN: 12 KALAN 354-GÜN UZ 1 DK
Bediüzzaman'a göre despotizme, keyfi karar ve iradelere, bilim ve hikmet dışı eğilimlere dayanan bir toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve varlığını istikrarlı bir şekilde devam ettirmesi mümkün değildir. Özellikle İslam toplumlarının sosyo-ekonomik gelişmesi her türlü, istibdat ve baskıdan uzak İslamî hür- riyet ve Şurâ ile mümkündür.
YanıtlaSilEĞİTİM
YanıtlaSilMilli Eğitimden Evrensel Eğitime
Egitimde Akıl ve Kalp
Hakan Yahman
Bir Model Olarak
Medresetuzzehra Projesi
Umit Alparslan
Yeni Milenyumun Basında Esher'in Kaybolan Rolu
Mustafa Ozcan
Turk Milli Eğitiminin Demokratik
Değerler Acısından Durumu
Mustafa Cinell
Eğitim ve Özgürlük
Durmuş Hocaoğla
Bir Dönemin Aynası:
Köy Enstituleri
Alslulhalim Yener
Eğitim, Eğitimde Özgür Ortamın
Onemi ve Türkiye
Nazmi Eroğlu
Risale-i Nur'un Taksonomik Yapısı Üzerine
Bir İnceleme ve Mufredat Caltısması
Restami Sait Çiner
Risale-i Nur'da "Eğitim"
Bedhitzzaman Said Nursi
Mesru Demokrasi
Bünyamin Duran
Not ON
QUV 1000
1,000,000 14
KÖPRÜ
YanıtlaSilÜÇ AYLIK FİKİR DERGİSİ
Risale-i Nur Enstitüsü yayınıdır
No: 68
GÜZ/1999
(Ekim-Kasım-Aralık)
2.000.000 TL
Sahibi
Yeni Asya Eğitim Kültür ve Araştırma Vakfı
Genel Yayın Yönetmeni
Mesut Toplayıcı
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Bekir Gönüllü
Yayın Kurulu
Prof. Dr. Bünyamin Duran
Doç. Dr. Abdulvahap Yiğit
Kâzım Güleçyüz, Nihat Derindere
Dr. Hakan Yalman, Adem Ölmez, Abdünnasır Yiner, M. Emin Üner
Editör
Selim Sönmez
Genel Koordinatör
Şener Boztaş
İstanbul
Vefa, Cemal Yener Tosyalı Cad., No: 117
Süleymaniye
www.yeniasya.org.tr
E-mail: kopru@yeniasya.org.tr
Tel:(0212) 513 11 10 Pbx
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilDERG
TARİNTE BUGÜN
-1942-II. Dünya Savaşı: Ekmek Karnesi uygulamasına başlandı.
• 1986 - Savunma Sanayii Müsteşarlığı kuruldu.
-2010-Haiti'de 7 şiddetinde büyük bir yıkıma sebep olan deprem meydana geldi.
13
CUMARTESİ
SATURDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
O Hayydır, ezeli ve ebedi hayat sahibidir; 0 kayyümdur.
Bakara Suresi: 255
N
BİR HADİS
tanın
Biriniz evinde abdestini alır, sonra camiye gelirse, dönünceye kadar namazda sayılır.
Hâkim
Şükür içinde safi bir iman var; halis bir tevhid bulunur.
Mektubat
14
YanıtlaSilPAZAR
SUNDAY
OCAK
JANUARY
nexe (use) quedad
YanıtlaSil2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
• 1915 - Sarıkamış Harekâtı bitti.
• 1919-Darü'l-Hikmeti'l- İslâmiye âzâlarının toplantısında Bediüzzaman da hazır bulundu.
• 1949 - İmam Hatip Liseleri açıldı.
15
PAZARTESİ
MONDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Allah her şeyi hakkıyla işiten ve hakkıyla bilendir.
Bakara Suresi: 256
BİR HADİS
Vefat edenin arkasından hayır söyleyin. Çünkü melekler aile fertlerinin söylediklerine âmin der.
İbni Mâce, Cenâiz: 6
Dünya madem fånîdir, değmiyor alaka-i kalbe.
Mektubat
HIERIA RECER 1445-BUMI-2K SAN 1439
KASIM 69-GÜN 15 KAI AN-351-GÜN UZ 1 DK
BİR HADİS
YanıtlaSilYüce Allah şöyle buyurdu: "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda vadettim." (Ebú Dávúd, Salát, 9)
RAHMET VE HİKMET YÜKLÜ BİR YOLCULUK: MİRAÇ
Mekkeli müşriklerin sınır tanımaz işkence ve eziyetleriyle kararttığı o günlerde Allah Resûlü, amcası Ebû Tālib'i kaybetmiş, bunun üstüne biricik eşi Hz. Hati- ce'nin acısı da eklenmişti. Artık kimsesiz ve himayesizdi. Bir çıkış yolu aramak ve İslam'ı tebliğ etmek için Täif'e gitmişti. Ancak orada da hakaretlere uğramış, taşlanmış ve mübarek ayakları kan revan içerisinde kalmıştı. Teselliye en çok muhtaç olduğu bir zamanda Cenâb-ı Hak, elçisini himaye ederek, "Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (İsrá, 17/1) ayetinde buyurduğu üzere ona İsra ve Miraç mucizelerini bahşetti. Rahmet ve hikmet dolu bu yolculuktan Peygamber Efendimiz üç hediyeyle döndü: gözümün nuru dediği beş vakit namaz, Bakara suresinin son ayetleri ve ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların büyük günahlarının affolunacağı müjdesi.
2024 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1846 - Ziraat Bakanlığı (Nazırlığı) kuruldu.
16
SALI
TUESDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Hoş bir söz, eziyetli bir sadakadan hayırlıdır.
Bakara Suresi: 263
BİR HADİS
Bir konuda hüküm verdiğinizde âdil davranın.
Taberanî
Nefsini itham eden, kusurunu görür.
Lem'alar
2024 BEDIOZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
1875-Karakoy-Beyoğlu arasındaki tünel hizmete girdi, Tünel dünyanın en eski ikinci ve en küçük metrosuydu.
1948-Bediüzzaman, on beş talebesiyle birlikte tutuklanarak Emirdağ dan Afyon'a Emniyet Oteline getirildi.
1990-Nur Talebelerinden Mustafa Acet vefat etti.
17
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Allah'ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilir.
Bakara Suresi: 268
BİR HADİS
Bir kul Kur'an'ı hatmederse, altmış bin melek onun günahlarının affı için dua eder.
Deylemi
Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur.
Şualar
Abdullah bin Cabir, Peygamberimize (asm) serdu: "Allah'ın ilk yaratdı peyi bana
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
-1910-Cragan Sarayı vand. Saray 1805'te Sultan Abdülaziz tarafından inşa ettirilmişti.
-1950-Demokrat Parti (DP) işçiye grev hakkı istedi.
18
PERŞEMBE
THURSDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Herkese kazandığı iyilik ve kötülüğün karşılığı verilir.
Bakara Suresi: 281
BİR HADİS
Biriniz Kur'an'ı hatmettiğinde şöyle dua etsin: "Allah'ım, kabrimde yalnız kaldığımda korku ve yalnızlığımı gider."
Deylemi
Kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden, bereket bulur.
19
YanıtlaSilCUMA
FRIDAY
OCAK
JANUARY
Peygamberimizw (asm) Hayatt
YanıtlaSil2024 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
TARİHTE BUGÜN
• 1960-Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ'dan Isparta'ya geçti.
• 1996-Filistin'de ilk kez devlet başkanlığı seçimleri yapıldı. Yaser Arafat Devlet Başkanı seçildi.
20
CUMARTESİ
SATURDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Allah sabredenlerle beraberdir.
Bakara Suresi: 249
BİR HADİS
Günah gizli kaldıkça sadece sahibine zarar verir. Ortaya çıktığında düzeltilmezse topluma zarar verir.
Taberanî
Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise her şey dosttur.
Mektubat
Beyt-i Mamur yedinci semadadır. Orayı her gün, ilk defa görmekte olan yetmiş bin melek ziyaret eder. Kıyamet kopuncaya kadar da bu böyle devam eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 196 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Hikmetli foyler
YanıtlaSil"Amellerin en zor olanı dört baslettir: Öfkeliyken de affetmek. Muhtaçken de cömert davranmak.
Kapalı ve tenha yerlerde (yalnızken) de nefsin şerrinden korunmak. Korktuğu veya bir menfaat umduğu kimseye karşı da doğru söylemek,"
Hazret-i Ali (Radıyallabu Anh)
"Açıktan Iblise länet edip de gizlice ona itaat edenlerden olma!"
Omer ibni Abdülaziz (Radıyallahu Anh)
"Ey insan! Etrafındakilerin çokluğuna bakıp da aldanma. Çünkü yalnız ölecek, yalnız kabre girecek ve kabirden yalnız kalkıp hesabını yalnız vereceksin."
Hasen-i Basri (Radıyallahu Anh)
"Sizin tuttuğunuz yol öyle bir yol olsun ki, size uyanları cennete götürsün.
Mahmud Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhů)
"Her şey çok olunca ucuzlar. Edep bunun aksinedir, o çoğaldıkça değeri artar."
Şems-i Tebrizi Hazretleri
"Câhillere ve hak tanımazlara, sükût ile karşılık veriniz!"
Hacı Bektaş- Veli Hazretleri
"Öfkenin ateşi önce sahibini yakar, sonra kıvılcımı düşmana ya varır ya varmaz."
Sa'di Şirazi (Rahimehullah)
48-AYLA
2024 BEDIUZZ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1522-Rodos'un Osmanlı donanmasınca fethi.
1963-21-25 Ocak'ta şiddetli soğuklar.
Elektrikler, sular kesildi, trenler yollarda kaldı; Uludağ'da kar kalınlığı 25 metreye ulaştı.
21
PAZAR SUNDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Gecede ve gündüzde barınan her şey Onundur.
En'am Suresi: 13
BİR HADİS
Biriniz camiye girince Pey-gambere salavat getirsin ve şöyle desin: "Allah'ım! Bana rahmetinin kapılarını aç."
Tirmizî, Salât: 117
İbadet, yaratılışın ücreti ve neticesidir.
İşaratü'l-İ'caz
Şehidin kanı yerde kurumadan onun Cennetteki zevceleri, ayrıldıkları yerde yavrularını bırakmış iki kuş gibi koşuşurlar. Her birinin elinde Cennet elbiseleri ile, Öyle ki yanlız onlar bütün dünya ve içindekilerden hayırlıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 468 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Bir müslamana kendini zelil etmesi layık olmaz. Denildi ki: "Nefsi insanı nasıl zelil eder?" Buyurdu ki, gücü yetmeyecek belalara kendini atar.
YanıtlaSilRavi: Hz. Huzeyfe (r.a.)
Sayfa: 491 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
1104011 (3050) uzunaaquunikad
YanıtlaSil2024 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİNTE BUGÜN
- 1932-İlk Türkçe Kur'ân, Yerebatan Camiinde okundu.
-1952-Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul'da Gençlik Rehberi Mahkemesinin 1. celsesinde hazır bulundu.
22
PAZARTESİ
MONDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur.
Ankebut Suresi: 22
BİR HADİS
Misåfır, bir topluluğa rızkıyla beraber gelir. Ayrıldığında da günahlarını bağışlatmış olarak ayrılır.
Deylemi
Şu alemde mü'minin mü'mine karşı en büyük yardımı dua iledir.
Barla Lahikası
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
448 1 Bir kimsenin din kardeşinin evine gelip te önüne konulanı yememesi cefadandır. Bir adama yolda arkadaş olup ta ismini ve babasının ismini sormaması cefadandır ve ailesi ile münasebetten evvel latife yapmaması da cefadandır. Hz. Ali (r.a.)
448 2 İnsanın bir din kardeşi konuşurken susması mürüvvettendir ve arkadaşının nalını kopunca onun da durması, hüsnü muaşeret güzelliğindendir. Hz. Enes (r.a.)
448 3 Bir müslümanın içine sevinç sokmak, gamını gidermek, borcunu ödemek veya onu açlıktan doyurmak, Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili amellerdendir. Hz. Ebû Şureyk (r.a.)
448 4 Arabın helak olması kıyamet alametidir. Hz. Talha İbni Malik (r.a.)
448 5 Bina kıyamet alametindendir. Bir adamın camiden geçip te iki rek'at kılmaması, tanıdığından başkasına selam vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alametlerindendir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
448 6 Kıyamet alametlerindendir, haine itimad edilip, emine ihamet edilmesi. Hz. İbni Amr (r.a.)
448 7 Kıyamet alametidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini ihlal etmesi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
448 8 Kıyamet alametlerindendir; çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması, yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, haine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi, münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hakim oluşu, mihrapların süslenmesi, kalblerin harap edilmesi, erkeğin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi, dünyanın mamur kısmının harab, harap kısmının mamur olması, şüphenin ve faizin aşikar olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenileşmesi, içkinin içilmesi, zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
448 9 Kula dünyada verilenin efdalindendir afiyet; ahiret için de verilenin efdalidir mağfiret. Kula nefsi tarafından verilenlerin efdali ise, bir kavimden neş'ed eden hayırdan adamın ders alması. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
448 10 Kıyametin yaklaşmasındandır minberlerin, hatiplerin çoğalması, ulemanın süslere meyledip haramı helal, helali haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri, altın ve gümüşlerinizi helal saymayı öğütlemeleri ve Kur'an'ı ticaret metaı edinmeleri. Hz. Ali (r.a.)
2024 BEDIUZZAMAN
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1556 - Tarihin en yüksek ölü sayısına sahip depremi, Çin'in Shaanxi eyaletinde meydana geldi: Yaklaşık 830.000 kişi öldü.
• 1948 - Bir hafta Emniyet Otelinden bekletilen Bediüzzaman, resmen tevkif edilerek Afyon hapsine konuldu.
23
SALI
TUESDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Allah kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla sorumlu tutmaz.
Bakara Suresi: 286
BİR HADİS
Bir eve girdiğinizde ev halkına selâm veriniz. Çık-tığınızda da onları selâmla Allah'a emanet ediniz.
Beyhaki
Nebatatı, hanemin zinetli levazımatı yapmıştır.
Sözler
ринг. 10K SANI 1420
KASIM-77-GÜN: 23 KALAN: 343- GÜN. UZ.: 1 DK
BİR AYET
YanıtlaSilO diridir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde sadece Allah'a ita-at ederek (sumimi olarak) O'na ibadet edin. Hamd, Alemlerin Rabbine mahsustur. (Min, 40/65)
İHLAS
"İş, davranış ve ibadetleri gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak" manasına gelen ihlas, sözlükte saf, katışıksız, arı ve duru olmak gibi anlamlara gelir. İhlasın zıddı "riya" ve "süm'a"dır. Riya, bir işi gösteriş için yapmak, süm'a ise yapılan bir iyiliği, övünme ve çıkar amacry-la başkalarına duyurmaya çalışımaktır. Dolayısıyla Allah'tan başkası adına, başkasının gözüne girmek için yani Allah'a başka birini ortak kılarak yapılan ibadetin bir faydası yoktur. Zira Rabbimizin böyle bir kulluk gösterisine ih-tiyacı yoktur. Ameller ihlasla ve Allah'ın rızası gözetilerek yapıldığında bir değer taşır. Din, özü itibarıyla ihlas ve samimiyetten ibarettir. Dolayısıyla samimiyetin olmadığı yerde dinden veya dindarlıktan söz edilemez. Allah Resülü, namazlarının ardından, "Allah'ım! Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Beni ve ailemi dünya ve ahirette her an sana ihlasla bağlı kıl. Ey yücelik ve ikram sahibi!..." duasıyla Cenab-ı Hakk'a dua etmiştir. (Ehi David, Virir, 25)
HADISLERDEN SEÇMELER
YanıtlaSilAhirei Hayan
Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubudiyet boşu boşuna gitmez. Bir dår-ı mükafat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir. Senin şu fani dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?... dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının, ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.
Bediüzzaman
DE EVVEL KARN I SAHEBE I KIRAM RIDVANULLAHI ALEYHİM ECMAIN
YanıtlaSilミ
wra Hazret-i Ali, sonra Zeyd b. Harise, sonra Ebu Bekir'dir. Müsaru-ma tahar ettiğinden näşi en evvel iman eden zat Ebû Bekir zatınında Bu rivayetin cem' ve tevfikınde şöyle denilmiştir. kadınlardan evel Islam ile müşerref olan Hazret-i Hatice'dir. Hür olan erkeklerden Haz-ebit Bekir es-Siddik dit. Na-balig zukür çocuklardan Hazret-i Ali'dir. Azadlı tollenden Zeyd b. Harise'dir. Kölelerden Bilal Habest'dir. Bu cem' ve tevfikan Azam hasretlerinden mervidır. Tahkik olan evvelen mutlakan tevfikan eve mahsas olup diğer mezkür olan diger esami sahabe-i kiramdan olmalarn heebiyle izali olmak üzere kabul edilmiştir
Ikusi Tabaka: Ehl-i Mekke kavl-i İslam ile Peygamber Efendimize biset eden Dart Nedvedir. Onlar sabikun İslam'a giren Hazret-i Ömer'in Islander devel imana gelmişler, (Darul-Erkam) denilen hanede gizlice ictima lamin bet-4 Nebeviye ile şeref-yab olmuşlar, Hazret-i Ömer'in İslam'ı gününe kadar Samlanını kafları Kureyşten gizlemişlerdi. Hazret-i Ömer daha evvel hånede anla müşerref olup ehl-i Islam'ın adedi onunla kırka bålig olmuş ve o zamana dar imanları gizlemiş olanlar Hazret-i Ömer'in İslam'ı üzerine Kabe'nin ya-mandaki mecma' olan Daru'n-Nedve'ye girip imanlarını izhar etmişlerdir. O vakte kadar hafiyyen imâna davet olunur ki Hazret-i Ömer'in İslam'ı üzerine cehren di Islam ilan edilmeye başlamıştır.
Üçüncü Tabaka: Müşriktnin eză ve cefasından näşi Mekke'den Habeş'e hicret eden zevatdır
Dördünců Tabaka: Akabe-i ülada Fahr-ı 'Ålem Efendimize bi'at eden subbak-ı ensira kiramdır ki on iki kişiden ibaret idiler. Şirk, zina, sirkat ve iftiradan ictinab emek ve çocuklan öldürmemek üzerine taahhüt verip bľat eylediler.
Beşinci Tabaka: Akabe-i saniyede brat eden ensår-ı kiram ki adetleri yetmiş bir kadar idi. İçlerinden dokuzu Hazrec'den, üçü dahi Evs'den olmak üzere on iki kişiden ibaret idiler.
Ibn Ishak, es-Siyer vel-Megazt (Beyrut: Daru'l-Fikr, 1978), 139.]
[Ibn Salah, Mukaddime, 299-300.1
[Hitseyin Avni birinci defterde bu kısmı Ashab-ı kiram'ın adedi başlığı altında da ele almak-tache Ancak bu kısmı "aşere-i mübeşşere s. 78" diye atıfta bulunarak ikinci defterde bu başlık alında tekrardan yazmıştır. Biz de çalışmamızda bu kısmı "aşere-i mübeşşere" kısmında ver-meyi ikinci defterin sonradan yazılması sebebiyle Hüseyin Avni'nin son tashthini içermesine hinden yeterli gördük.]
117
HUSEYİN AVNI ARAPKIRI
YanıtlaSilBUGYETU'L-HASÎS FÎ TÂRÎHİ İLMİ'L-HADÎS
NEŞREDEN:
NİLÜFER KALKAN YORULMAZ
A DEVR-I EVVEL KARN-I SAHEBE-I KİRAM RIDVANULLAHİ ALEYHİM ECMA'IN
YanıtlaSilHance sonta Hazret-i Ali, sonra Zeyd b. Harise, sonra Ebu Bekir'dir. Müşāru-İslam'ını izhar ettiğinden nâşi en evvel iman eden zat Ebû Bekir zannında muslardır. Bu vel olan Hazreter kunde söyle denilmiştir: kadınlarında en evvel Islam ile müserrel olan Hazret-i Hatice'dir. Hür olan erkeklerden Haz-- Ebu Bekir es-Siddik'dir. Na-balig zukür çocuklardan Hazret-i Ali'dir. Azadlı kelerden Zeyd b. Harise'dir. Kölelerden Bilal Habeşt'dir. Bu cem vete Azad - Azam hazretlerinden mervidir. Tahkik olan evvelen mutlakan leikan Hance'ye mahsüs olup diğer mezkür olan diğer esami sahabe-i kiramdan olmaları basebiyle izafi olmak üzere kabül edilmiştir. 65
İkinci Tabaka: Ehl-i Mekke kavl-i İslâm ile Peygamber Efendimize bi'set eden shab-1 Dar-1 Nedve'dir. Onlar sabikun İslam'a giren Hazret-i Ömer'in İslam'ın dan evvel imana gelmişler, (Daru'l-Erkam) denilen hånede gizlice ictima' ederek sohbet-i Nebeviye ile şeref-yab olmuşlar, Hazret-i Ömer'in İslam'ı gününe kadar manlarını küffar-ı Kureyşten gizlemişlerdi. Hazret-i Ömer daha evvel hånede İslam la müşerref olup ehl-i İslam'ın adedi onunla kırka bāliğ olmuş ve o zamana kadar imanlarını gizlemiş olanlar Hazret-i Ömer'in İslam'ı üzerine Kabe'nin ya-mındaki mecma' olan Dâru'n-Nedve'ye girip imanlarını izhar etmişlerdir. O vakte kadar hafiyyen imâna davet olunur ki Hazret-i Ömer'in İslâm'ı üzerine cehren din-i İslam ilan edilmeye başlamıştır.
Üçüncü Tabaka: Müşrikînin eză ve cefâsından nāşi Mekke'den Habeş'e hicret eden zevātdır.
Dördüncü Tabaka: Akabe-i ûlada Fahr-1 'Älem Efendimize bï'at eden subbak-1 ensar-ı kiramdır ki on iki kişiden ibaret idiler. Şirk, zinā, sirkat ve iftiradan ictinab etmek ve çocukları öldürmemek üzerine taahhüt verip bi'at eylediler.
Beşinci Tabaka: Akabe-i saniyede bi'at eden ensar-ı kiram ki adetleri yetmiş bir kadar idi. İçlerinden dokuzu Hazrec'den, üçü dahi Evs'den olmak üzere on iki kişiden ibaret idiler.
63 [libn Ishak, es-Siyer ve'l-Megāzi (Beyrut: Daru'l-Fikr, 1978), 139.]
64 [Ibn Salah, Mukaddime, 299-300.]
65 Hüseyin Avni birinci defterde bu kısmı Ashab-ı kiram'ın adedi başlığı altında da ele almak-tadır. Ancak bu kısmı "aşere-i mübeşşere s. 78" diye atıfta bulunarak ikinci defterde bu başlık altında tekrardan yazmıştır. Biz de çalışmamızda bu kısmı "aşere-i mübeşşere" kısmında ver-meyi ikinci defterin sonradan yazılması sebebiyle Hüseyin Avni'nin son tashthini içermesine binden yeterli gördük.]
Kitabın Adı
YanıtlaSilMünebbihat (Uyarılar)
Yazarı
İbn Hacer el-Askalani
ISBN
978-975-450-123-8
Editör
Mehmet Emin Başpehlivan
Çeviren
Yılmaz Özdemir
Dizgi, Kapak
Bahar Ajans, (0212) 521 03 03
Baskı, Cilt
Barış Matbaası, Davutpaşa Cad. Güven San. Sit., C Blok No 291 Topkapı / İstanbul (0212) 674 85 28
İletişim
Ailem Yayınları Vatan Cad. No 26 Fatih / İstanbul Tel.: (0212) 521 03 03-532 99 88 Faks: (0212) 621 99 40
İnternet
www.alokitap.com alokitap@alokitap.com
Genel Dağıtım
Bahar, (0212) 521 03 03
Ailem
OS MÜNEBBIНАТ
YanıtlaSilTAKDİM
Hicri 852 yılında vefat etmiş olan İbn Hacer el-Askalânî, 200'den fazla eserin sahibi büyük bir hadis ve fıkıh âlimidir. Müellifin telif eserleri yanında, derleme mahiyetinde bazı eserleri de bulunmaktadır. Tercümesini siz okurlara sunduğumuz "Münebbihât" adlı bu risâle de, müellife nispeti konusunda bazı tereddütler bulunmakla beraber, tasavvufî hakikat ve hikmetlerin, ayet ve hadis-lerle mezc edilerek harmanlandığı ve benzerlik-zıtlık esa-sına göre gruplandırıldığı önemli bir derlemedir.
Eser, yazıldığı dönemden itibaren büyük bir hüsn-ü kabule mazhar olmuş, medreselerde talebelerin ellerin-den düşürmediği ve Arapça bilen herkesin zevkle okudu-ğu bir kitap olarak günümüze kadar gelmiştir. Eserin şimdiye kadar yapılan farklı tercümeleri de, benzer bir ilgiye nail olmuştur. Eserin tercümesini müteaddit defalar yayınlayan Yayınevimiz, artık mevcudu kalmayan önceki tercüme yerine, günümüz Türkçesiyle yeni bir çeviri ya-pılmasını uygun görmüştür. Gerek Arapça bilenlerin kar-şılaştırma yaparak daha çok istifade edebilmesi ve gerek-se edebî yönü ağırlıklı olan eserin bu özelliğinin daha iyi vurgulanabilmesi için Arapça orijinal metin de kitaba alınmıştır.
Arapça metin kısmı itinalı bir çalışma ve farklı nüshala-
of MONEBBIHAT
YanıtlaSilrın karşılaştırılması ile hazırlanmıştır. Okuyucunun Türkçe ve Arapça metinleri istediğinde mukayese edebilmesi için iki dildeki neşrin de sayfa numaraları eşitlenmiş ve ayrıca iki dil kumaralandırılmıştır. Okuyucu Arapça metni okur. ken Türkçesine bakmak istediğinde aynı sayfa numarası na gidip istediği sözün numarasına bakabilecektir.
Eserin şürsel bir dille kaleme alınmış olması ve kafiyeli ifadelerin alt alta sıralanmış olması, Arapça bilenler için bir anlam ifade etse de, bu özelliği aynı oranda çeviriye yansıtmanın zorluğu ortadadır. Fakat mümkün olduğu kadarıyla, eserin bu yönünü hissettirecek ve okunmasını daha zevkli hale getirecek tasarruflarda bulunulmuştur. Eserin hem Arapçasında ve hem de Türkçesindeki bu tasarrufların dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacağı ve takdirine mazhar olacağı kanaatindeyiz.
Esere hakim olan bakış açısı, her ne kadar bazı açılar dan günümüz insanının algılarıyla tam olarak örtüşmeye bilirse de, yüzyıllarca Müslüman toplumların düşünce sistemini etkilemiş genel kabulleri ve değerler hiyerarşisini yansıtması açısından önemlidir. Ayrıca eserin, bugünkü kabullerimizin mukayesesi ve sorgulanması açısından önemli bir fırsat sunduğu düşünülebilir. 4
Eserin çok amaçlı okumaları mümkün kılacak bir ma-hiyet ve şekle sahip olması nedeniyle, bir defada okunup bir kenara bırakılacak türden olmadığı söylenebilir. Bu özellik okuyucunun eseri, bir başucu kitabı gibi el altında bulundurmasına ve hiç bıkmadan defalarca okuyabilme sine imkân tanımaktadır. Çağlar öncesinden gelen bu "Uyarılar"ın faydalı olması ümidiyle...
Bahar Yayınları
Bismillahirrahmanirrahîm.
YanıtlaSilHer an ve her zaman Allah'a hamdolsun. İnsanların ve yaratıkların en şereflisi olan Resulüne salât (ve selâm) olsun.
Münebbihât (: Uyarılar, Öğütler) adlı bu risale; İbn
Hacer künyesiyle meşhur olan, Ümmetin, hakkın ve dinin ışığı, aslen Askalan'lı olmakla birlikte daha sonra Mısır'a yerleşen Ahmed b. Ali b. Muhammed b. Ahmed eş-Şâfiî'nin, Ahiret gününe hazırlık olsun diye yaptığı bir derlemedir. Bu uyarılar ikili, üçlü, dörtlü... onlu gruplar halinde tasnif edilmiştir.
MONEBBIHAT
YanıtlaSilİKİLİ GRUP
1. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet edilmiştir
"Şu iki hasletten daha üstün bir şey yoktur. Allah'a (cc) iman etmek, Müslümanlara yararlı olmak.
Şu iki hasletten de daha çirkin bir şey yoktur: Allah'a (cc) şirk (: ortak) koşmak, Müslümanlara zarar vermek."
2. Yine Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Alimlerin meclislerinden ayrılmayınız, hikmet sahipleri nin sözlerini dinleyiniz. Çünkü Yüce Allah (cc.), ölü toprağı yağmurla dirilttiği gibi, ölü kalpleri de hikmet nuruyla diril tir."
3. Hz. Ebû Bekir'den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
"Azıksız olarak kabre giren, gemisiz olarak denize açıl mış gibidir."
4. Hz. Ömer (ra) demiştir ki: "Dünyada zzet mal ile Ahirette izzet sâlih ameller iledir."
5. Hz. Osman (ra) der ki:
"Dünya endişesi kalpte bir zulmet (: karanlık), ahiret endişesi ise kalpte bir nurdur."
5
MÜNEBBIHAT
YanıtlaSil6. Ha All (ra) şöyle buyurur: "İllim talebinde olani Cennet, günah peşinde koşanı da cehennem arzular."
...
7. Yahya b. Muda (ra) demiştir ki: "Şeref sahibi hiçbir insan Allah'a (cc) isyan etmez, Hikmet sahibi hiçbir insan da dünyayı ahirete tercih et. mez"
8. A'mes (Allah kendisine rahmet etsin) şöyle söyler:
"Sermayesi takva olanın dindeki kazancını, sermayesi dunya olanın dindeki zararını vasfetmekten diller aciz kalır."
***
9. Süfyân-ı Sevri demiştir ki: "Şehvetten kaynaklanan bütün günahların bağışlan ması umulabilir. Kibirden kaynaklanan günahların bağış lanması ise ümit edilemez.
Nitekim İblis'in günahı kibirden, Hz. Adem'in (as) zellesi (: hatası) ise şehvetten kaynaklanmaktaydı."
***
10. Zâhitlerden biri şöyle söylemiştir:
"Kim gülerek bir günah işlerse, Allah (cc) onu ağlar bir vaziyette cehenneme sokar. Kim ağlayarak Allah'a itaat ( ibadet) ederse, Allah (cc) onu güler bir vaziyette cennela sokar."
***
11. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki: "Küçük günahları küçümseme! Çünkü onlardan bi
MUNEBBIНАТ
YanıtlaSilyük günahlar filizlenir, dallanıp budaklanır."
12. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet edilmiştir:
"Israrla işlenen bütün küçük günahlar, (küçük olarak kalmaz) büyük günahlar haline gelirler. İstiğfar edilirse de büyük günahlar (büyük olarak kalmaz) bağışlanırlar."
13. Denilmiştir ki:
"Arifin tasası (Allah'ı) övmek, Zahidin tasası (Allah'a) dua etmektir. Çünkü ârifin işi gücü Rabbi(ne kulluk), zâ-hidin işi gücü kendi nefsi(ni ıslah etme)dir."
14. Hikmet sahiplerinden biri şöyle demiştir:
"Allah'tan (cc) daha iyi bir dostu olduğunu zanneden kişi, Allah'ı (cc) hakkıyla tanımıyor demektir. Kendi nef-sinden daha kötü bir düşmanı olduğunu zanneden kişi de, nefsini hakkıyla tanımıyor demektir."
15. Hz. Ebû Bekir (ra); "Karada ve denizde fesat orta-ya çıktı" (Rûm Sûresi, 30/41) âyeti hakkında demiştir ki:
"Karadan maksat lisandır. Denizden maksat ise kalp-tir. Lisan bozulunca nefisler ona ağlar, kalpler bozulunca melekler ona ağlar."
16. Denilmiştir ki:
"Şehvet kralları köle yapar. Sabır ise köleleri kral ya-par. Yusuf (as) ile Züleyha kıssasına bakmaz mısın?"
7
***
DERİN DEVLETİN RENGİ
YanıtlaSilYEŞİL
Türkiye'de 'Derin Devlet' kavramının ete kemiğe bürünmüş halidir Mahmut Yıldırım. Ya da namı diğer, Yeşil. İşbirliği yaptığı istihbarat veyahut güvenlik kurumuna göre kod adı sürekli değişen fakat kendisine biçilen misyon itibariyle faaliyet alanı hiç değiş-meyen bu gizemli adamın yaşamındaki bilinmeyenleri elbette ki bilinenlerden çok daha fazladır.
Adının karıştığı yüzlerce 'Suç Dosyası'na rağmen polis ta-rafından yakalanamayan, hakkındaki klasörler dolusu iddia-namelere rağmen bir kez mahkemeye çıkarılamayan, yapıp ettik-leriyle ilgili değil yargılanmak, savcıya bile ifade vermeyen bu gizemli adamın etrafında örülü sır perdesini aralama gayretidir elinizdeki bu kitap.
Kısaca, derin devletin kara kutusu Yeşil'in hikayesi aslında tam olarak eski Türkiye'nin o bir türlü eskiyemeyen Türkiye'nin yedi kısım tekmili birden hikayesidir.
Dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın hazırladığı 'Susurluk Raporu'nda kendisine tam 12 sayfa ayrılan, bir dönem Güneydoğu'da 'Sakallı' namıyla canını yakmadığı kişi kalmayan, Öcalan operasyonlarından Sabancı suikastçisinin Türkiye'ye getirilme sürecine kadar her önemli olayda başrol oy-nadığı 'varsayılan' bu gizemli adamın hayat hikayesinin bilin-meyenleri aydınlatılmaya çalışılacak bu kitapta.
Tutku
Sipari
Tel: (312) 442 73 95
8786054962556
OZEL FIYAT 995 TL
159. (Ey Resûlüm! Genelde ve özellikle Uhud gazvesinde sen) Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, elbette onlar etrafından dağılıverirlerdi. O halde onları affet, onlar için mağfiret dile ve (umûma ait) iş hakkında onlara danış, artık karar verdiğin zaman da, Allah’a güvenip dayan (onu yap). Şüphesiz Allah kendisine güvenip dayananları sever. [krş. 42/38]
YanıtlaSil38. (Onlar) Rableri(nin çağrısı)na gelirler, namazı dosdoğru kılarlar. İşleri aralarında danışma iledir. (Onlar) kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (Allah için) harcarlar.
YanıtlaSil(Bu âyet-i kerîme müslümanların mühim işlerinde şûrâ usulüne başvurmaları gerektiğine, İslâm idare şeklinin ise kendi aralarında ehliyet ve takvâ sahibi kimselerden seçecekleri şûrânın kararlarıyla olması lazım geldiğine delil teşkil etmektedir.)
39. Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman yardımlaşıp kendilerini savunur (zulme baş eğmez)ler.
(Âyet-i kerîmede görüldüğü gibi, hangi şekliyle olursa olsun zulme elbirliği ile karşı konulur. Çünkü zulme göz yummak caiz değildir. Bu durum, zalimin zulmüne, günah ve azabına ortak olmaktır. Hz. Ömer’in adaleti gibi bir adalet isteyenler O’nun halkı gibi bir halk olmalıdır.) [krş. 11/113]
40. Kötülüğün karşılığı, onun dengi bir kötülüktür. Kim de affeder, barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez. [bk. 16/126]
41. Kim de zulme/haksızlığa uğradıktan sonra o (hasmı)ndan aynı şekilde öcünü/hakkını alırsa, işte bunlar aleyhine olacak bir yol (hiçbir sorumluluk) yoktur.
42. Ancak sorumluluk ve ceza insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldıranlaradır. İşte, onlar için acıklı bir azap vardır. [bk. 5/33-34]
Al-i İmrân sûresi 159. ayet.
YanıtlaSilAl-i İmrân sûresi 159. ayet
YanıtlaSilMONEBBIHAT
YanıtlaSilÜÇLÜ GRUP
1. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet edilmiştir:
"Geçim darlığından şikâyetçi olarak sabahlayan kim-se, Rabbinden şikâyetçi olmuş gibidir. Dünya işlerinden dolayı üzüntülü bir şekilde sabahlayan kimse, Allah'a (cc) kızmış olur. Bir zengine zenginliğinden dolayı tevāzu gös-teren kimsenin, dininin üçte ikisi gitmiştir."
2. Hz. Ebû Bekr-i Sıddik (ra) demiştir ki:
"Üç şey üç şeyle elde edilmez: Zenginlik temenni ile; gençlik boya (: makyaj) ile; sağlık ilaç ile."
3. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
"İnsanlarla güzel dostluklar kurmak aklın yarısı, güzel ve yerinde soru sormak ilmin yarısı, güzel tedbir almak da geçimin yarısıdır."
***
4. Hz. Osman (ra) demiştir ki: "Dünyayı terk eden kişiyi Yüce Allah (cc) sever, gü-nahları terk eden kişiyi melekler sever, müslümanların elindeki nimetlere tamah etmeyen kişiyi de müslümanlar sever."
5. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Dünya nimeti olarak İslâm, meşgale olarak ibadet, ib-
11
CB MÜNEBBİНАТ
YanıtlaSilber veririm."
17. Denilmiştir ki: "İnsanların en mutlusu; ilimle dolu bir kalbi, sabreden bir bedeni ve elindekiyle yetinme (: kanaat etme) duygusu olan kişidir."
***
18. İbrahim en-Nehaî demiştir ki: "Sizden önce helâk olanlar, şu üç şey yüzünden helâk olmuşladır: Gereğin-den fazla konuşmak, gereğinden fazla yemek, gereğinden fazla uyumak."
***
19. Yahya b. Muâz er-Râzî demiştir ki: "Dünya kendi-sini terk etmeden önce kendisi dünyayı terk eden, içine girmeden önce kabrini inşa eden, huzuruna varmadan önce Rabbini râzı eden kişiye müjdeler olsun!"
***
20. Hz. Ali (ra) demiştir ki: "Allah'ın (cc) sünnetinden,
peygamberinin sünnetinden ve evliyâsının sünnetinden nasibi olmayanın, elinde hiçbir şey yoktur." "Allah'ın (cc) sünneti nedir?" diye soruldu. "Sır sak-lamaktır" diye cevap verdi. "Peygamberinin sünneti ne-dir?" diye soruldu. "İnsanlara yumuşak ve nezaketle dav-ranmaktır" diye cevap verdi. "Evliyâsının sünneti nedir?" diye soruldu. "İnsanlardan gelen eziyete katlanmaktır" diye cevap verdi.
***
21. "Bizden öncekiler şu üç hasleti birbirlerine tavsiye ederler ve yazarlardı: Ahireti için çalışan kişiye, Allah (cc) din ve dünya işle-
15
MUNEBBIHAT BO
YanıtlaSil"İzleri kayboldu, bedenleri toprak altında çürüdü, ge. riye amelleri, boyunlarında asılı olarak kaldı."
30. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Dilediğine ihsân et, onun efendisi olursun. Dilediğin-den iste, onun esiri olursun. Dilediğinden de müstağni ol (: bir şey isteme), onun dengi olursun."
***
31. Yahya b. Muâz (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) demiştir ki:
"Dünyayı tümüyle terk etmek, onu tümüyle almaktır (: elde etmektir). Onu tümüyle terk eden tümüyle alır. Onu tümüyle alan tümüyle terk eder. Onun alınması terk edilmesinde, terk edilmesi de alınmasındadır."
32. İbrahim b. Edhem'e (Allah kendisine rahmet etsin) denilmiş ki: "Zühdü ne ile elde ettin?"
O da cevaben demiş ki: "Şu üç şey ile: Kabri ıssız gör düm; yanımda arkadaş da yok. Yolu uzun gördüm; ya nımda erzak da yok. Azamet, sahibi olan Allah'ı hakim gördüm; yanımda hüccet (: delil) de yok."
***
33. Ariflerin büyüklerinden Şibli (Allah kendisine rah-met etsin) demiştir ki:
"Allahım! Yoksulluğum ve zayıflığıma rağmen bütün İyiliklerimi sana bağışlamak istiyorum, öyleyse ey Efen-dim, senin bana asla ihtiyacın olmadığı halde, nasıl olur bakötülüklerimi bana bağışlamayı istemezsin (: tabii ki bağışlamak istersin)!"
18
Co MÜNEBBIHAT
YanıtlaSilkılınan beş vakit namazdır."
Aradan üç gün geçti. Hz. İbn Abbas'a (ra) bunun so-rulduğu ve onun da bu şekilde cevap verdiği haberi ken-disine ulaşınca Hz. Ali (ra) dedi ki:
"Doğudan ve batıdan âlimlere, hikmet sahiplerine ve fakihlere sorulsa, İbn Abbas gibi cevap veremezler. An-cak ben derim ki:
"Günlerin en hayırlısı, Mümin olarak dünyadan çıkıp Allah'a (cc) kavuştuğun gündür. Ayların en hayırlısı, Al-lah'a (cc) teube-i nasûh ile (: kesin bir şekilde) tövbe ve istiğfarda bulunduğun aydır. Amellerin en hayırlısı ise, Yüce Allah'ın (cc) kabul ettiği ameldir.
Şair der ki:
"Görmez misin iki yeni (: gece ve gündüz)
Bizi nasıl da eskitiyor; gizli-aşikâr, gülüp oynarken.
Dünyaya ve nimetlerine güvenme;
Vatanları vatan değilken...
Ölmeden önce kendin için amel et;
Arkadaş ve kardeşlerinin çokluğuna sakın aldanma!"
***
44. Denilmiştir ki:
"Allah (cc) bir kuluna hayır dilerse, onu dinde fakîh (: derin kavrayış sahibi) kılar, ona dünyadan yüz çevirtir, onun nefsinin kusurlarını görmesini sağlar."
***
45. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: Güzel koku, ka-dınlar, gözümün nûru kılınan namaz."
21
MÜNEBBIHAT
YanıtlaSilBunu söylerken beraberinde ashabı oturmaktaydı. Hz. Ebû Bekr-i Sıddik (ra) de dedi ki:
"Doğru söyledin, ey Allah'ın Resulü! Bana da dünya. dan üç şey sevdirildi: Allah'ın Resulü'nün yüzüne bak-mak, malımı Allah'ın Resulü'nün yolunda infak etmek, kızımın Allah'ın Resulü'yle evli olması."
Hz. Ömer (ra) de dedi ki:
"Doğru söyledin, ey Ebû Bekir! Bana da dünyadan üç şey sevdirildi: Emr-i bi'l mâruf (: iyiliği emretmek), nehy-i ani'l-münker (: kötülükten menetmek), eski elbise (giy-mek)."
Hz. Osman (ra) da dedi ki:
"Doğru söyledin, ey Ömer! Bana da dünyadan üç şey sevdirildi: Açları doyurmak, çıplakları giydirmek, Kur'an okumak."
Hz. Ali (ra) de dedi ki:
"Doğru söyledin, ey Osman! Bana da dünyadan üç şey sevdirildi: Misafire hizmet etmek, yazın oruç tutmak, kılıçla vurmak (: Allah yolunda cihat etmek)."
Onlar bu şekilde konuşurlarken, Cebrail (as) geldi ve Hz. Peygamber'e (sav) dedi ki:
"Yüce Allah (cc) söylediklerinizi işitince beni gönderdi madünya ehlinden olsaydım neyi seveceğimi bana sor manı emretti."
Hz. Peygamber (sav) de ona "Dünya ehlinden olsay” dın neyi severdin?" diye sordu. O da;
gariplerle dost olmayı, yoksul ailelere yardım etmevi" "Yolunu şaşırmış olanlara yol göstermeyi, dini bütün
MUNEBBIHAT
YanıtlaSil51. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki: "Gerçek sevgi üç haslettedir: Dostunun sözünü, baş kasının sözüne tercih etmek, dostuyla beraberliğini, baş kasıyla beraber olmaya tercih etmek, dostunun rızasını, başkasının rızasına tercih etmek."
***
52. Vehb b. Münebbih el-Yemânî (ra) demiştir ki:
"Teurat'ta şöyle yazılıdır: Tamahkâr olan, dünyanın kralı da olsa fakirdir. İtaatkâr olana, köle de olsa itaat edilir. Kanaatkâr olan, aç da olsa zengindir."
***
53. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki:
"Allah'ı (cc) tanıyan kimsenin, insanlarla birlikte bu-lunmakla elde edeceği bir lezzet yoktur. Dünyayı tanıyan kişi, onun nimetlerine rağbet etmez. Allah'ın (cc) adâleti-ni bilen kimsenin, önüne düşmanlar çıkmaz."
***
54. Zünnûn-ı Mısrî demiştir ki:
"Her korkak kaçar, her isteyen arar, Allah'a (cc) yakın olan herkes, nefsinden uzaklaşır."
***
55. Yine Zünnûn-ı Mısrî demiştir ki: "Arif-i billah (: Yüce Allah'ı hakkıyla tanıyan kişi) esir dir, kalp gözü açıktır, Allah (cc) için ameli çoktur."
***
"Arif-i billah (: Allah'ı hakkıyla tanıyan) vefâkårdin 56. Yine Zünnûn-ı Mısrî demiştir ki:
MÜNEBBİHAT
YanıtlaSilkalbi zekidir, Allah (cc) için ameli temizdir."
57. Ebû Süleyman ed-Dârânî demiştir ki:
"Dünya ve âhirette her hayrın kaynağı Allah'tan (cc) korkmaktır. Dünyanın anahtarı tokluk, âhiretin anahtarı açlıktır."
***
58. Denilmiştir ki:
"İbadet bir zanaattır; dükkânı halvet, sermâyesi takvâ, kazancı cennettir."
***
59. Mâlik b. Dinar demiştir ki:
"Üç şeyi üç şeyle güzelleştir (: ıslah et) ki, müminler-den olasın: Kibri tevâzu ile, hırsı kanaat ile, hasedi nasihat ile (: kıskanç kişinin iyiliğini istemek ve ona samimi ola-rak öğüt vermekle)."
25
uksela
YanıtlaSilPROF. DR. ALİ GÜR
VAİZLİKTEN TERÖRİSTLİĞE
BİR İHANETİN PORTRESİ
Fetullahcı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)
NOKI eco
YanıtlaSilİslâm ve lati'nın iç içe geçmiş tarihinin ana hatlarını ele alan bu çalışma, siyasi, askeri ve toplumsal ilişkilerin yanı sıra, ben tasavvuru, birki algas, zaman ve mekân tasavvuru, sembolik dil ve imgeler üzerinden inşa edilen anlamlar dünyasına eğilmeyi hedefliyor Kitap Islam ve Batı toplumlarının etkileşim içinde olan ve tedahal eden tarihlerinin dun ve bugün ifade ettiği anlamları ortaya koymak için tarihten felsefeye, teolofides sanata uzanan disiplinler arası bir yaklaşımı esas alıyor
Her 'ben' iddiası bir ötekinin varlığını tazammun ederken, her öteki' vurgusu da hir 'ben' tasavvuru inşasını zorunlu kılar Fakat modern dikotomilerin tersine, bu ayrımı mutlaklaştırarak sonsuz ve sınırsız düşmanlar üretmek gerekmiyur. Öteki üzerinden verilen hükümlet, aynı zamanda "ben' ile, hix' ile ilgili tanımlamaların da bir aynasıdır. Bu kitap, İslam ve llatı ilişkilerini tahlil ederken, arka planda yatan ben öteki diyalektiğinin inlüşümlerini takip etmeyi amaçlyur
Ibrahim Kalin in, İslamiyetin hızlı yayılışından beri Avrupa ve Islam ilişkısı, özellikle de Avrupa'nin karşısında Müslüman Türklerin konumu ile ilgili yazdıkları çok ilginç Kitabın geniş bir kaynak bilgisi var. Bu kitap batı dillerinde Osmanii donemi ve modern Türkiye ile ilgili kaynaklar yanında Anglosakson ve Fransızca literatürün başka dillerinden yapılan tercümelerin geniş ölçüde kullanıldığı bir calışma. Kalın, her tezin etrafinda en ince teferruata kadar gidip, onları sıralamada şaşırmadan sunmayı biliyor. Beş yuz sayfalık kitap çok ilgiyle ve yormadan okunabilecek durumda.
-lber Ortaylı, Tarihçi yazar
"Ne Doğu, Doğu dur artik, ne Dati, Batı. Bu ikisi artık birleşebiür! Kipling ve Peyami Safa'nın muhayyilesindeki Doğu-Batı'yı hala merak edenler varsa, İbrahim Kalın'ı okusunlar: akıcı ve düşündürücu bir eser."
-Mustafa Özel, İstanbul Şehir Üniversitesi
"Geleneksel diyalektikte, Isteseydim sizi tek bir millet yapardım ilahi lermanının karşıt anlamını yakalama gereği olarak öteki ile beraber var olmanın yollan aranırdı. Öteki denilen şey ezilip yok edilecek bir şey değil, ancak kendisi ile yansılacak bir şeydi. "Adem'in çocukları birbirinin uzvu gibidir" diyen Sa'di ve Varlığı bilmeden kendını bilemezsin. Ve varlığı bilmek Tanı'nın kendi eseriyle cilveleşmesinin yollarımı bilmekse, o zaman ben-idrakı bizi varlığa, varlık bizi Tanrı'ya, Tanrı da bizi tekrar ben'e geri getirir" diyen Malla Sadra gibi bilgelerden aldığı hamla Doç. Dr. Kalın, geleneksel ontolojinin karşısında yer alan modern zamanların hakim ötekileştirme eylemini sorgulamaktadır. İbrahim Kalın'ın modern ciekileştirmenin aynı zamanda yok etme haline gelmesi sürecini özellikle Müslümanın ötekileşlinimesi eylemi uzerinden okuyan bu mühim çalışmasını herkese tavsiye ederim.
-Mahmud Erol Kılıç, İslam İşbirliği Teşkilatına Üye Ülkeler Parlamentolar Birliği (ISIPAB) (PUIC) Genel Sekreteri
KETSAN
27 Mayıs'tan 15 Temmuz'a
YanıtlaSilDARBELERİN SİYASİ TARİHİ
Murat Köylü
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
472 1 Ümmetimden bir taife, Allahın emrile hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden kimsenin onlara bir zararı dokunmaz. Taki Allahın emri gelinceye kadar onlar insanlara galibtirler. Hz. Muaviye (r.a.)
472 2 Ümmetimden bir taife, kendilerine düşmanlık edenlere galip oldukları halde, Hak üzerine mücadelede devam ederler. Hatta onların sonuncusu mesihüd deccal ile harp eder. Hz. İmran (r.a.)
472 3 Ümmetimden bir taife, kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini terkedenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez. Hz. Muaviye İbni Kırra (r.a.)
472 4 Ümmetim dininde basiretli olmakta devam eder. Taki yahudiler gibi, akşam namazı için yıldız çıkmasını beklemedikçe, nasraniler gibi de sabahda yıldızların kaybolmasını beklemedikçe ve cenazeyi de sahiplerine bırakmadıkça. (Cenazeyi teşyi etmeyi bırakmadıkça) Hz. Hars İbni Vehb r.a
472 5 Hilafet beni Ümeyyede deva eder, bir defa ellerinden (Abbasilerce) süratle çakilip alınıncya kadar. Onlardan çıkınca da hayattan hayır yoktur. Hz. Sevban (r.a.)
472 6 "La ilahe illallah" kelimesi halktan gadabı men etmekte devam eder, dünyaları düzelip de dinden gideni ehemmiyetsiz görmedikçe. O zaman bu kelimeyi söylediklerinde kendilerine "Yalan söylüyorsunuz. Siz onun ehli değilsiniz" denilir. Hz. Zeyd İbni Erkam (r.a.)
472 7 Ümmet şeriatı hasene üzerine devam eder, aralarında şu üç hal zahir olmadıkça; İlim kendilerniden alınmadıkça, aralarında habis veled çoğalmadıkça, "Sakkarun" aralarında zahir olmadıkça, Dediler ki: "Sakkarun nedir?" Buyurdu ki, bunlar içmeden sarhoş olanlardır. Ahir zamanda gelirler, birbirlerile karşılaştıklarında aralarındaki selamları lanetleşmektir. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)
472 8 Kıyamet gününde şu beş şeyden hesap vermedikçe Adem oğlunun ayakları Rabbının huzurundan ayrılmaz: Ömrünü nerede ifna etti. Gençliğini nasıl geçirdi. Malını nasıl kazandı. Malını nereye harcadı. İlmi ile nasıl amel etti. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
472 9 Kulun ayakları ayrılmaz, şu dört şeyden sual olmadıkça: Ömrünü nerede ifna etti. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nerede kazandı, nasıl harcadı. Cismini nerede çürüttü. Hz. Berze (r.a.)
472 10 Bir adama karısını niye dövüyor diye sorma. Kime itimad ediyor kime itimad etmiyor diye de sorma. Vitri kılmadan da uyuma Hz. Ömer r.a
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
146 1 Seni davarları ve kır hayatını seviyor görüyorum. Kırlarda bulunduğun ve ezan okuduğunda sesini yükselt, Muhakkak ki müezzin sesini işiten cin, insan, taş, ağaç ve her şey kıyamet gününde (sesini işittikleri müezzinin ezanına) şahidlik edeceklerdir. Hz. Ebû Said (r.a.)
146 2 Ben, kıyamet gününde, yeryüzündeki taş, toprak ve ağaç adedinden fazla bir cemmi gafire şefaat edeceğim. Hz. Uneysil Ensari (r.a.)
146 3 Ben gümüşten mühür edindim ve üzerine "Muhammedün Resulullah" nakşettirdim. Kimse böyle bir mühür kullanmasın. Hz. Enes (r.a.)
146 4 Ben rağbet ve rehbet ile namaz kıldım. Ve namazımda üç şey diledim. İkisi kabul edildi. Biri kabul edilmedi. Harici düşmanlar onlara (Mahv edecek derecede musallat olmasın istemiştim. O ümmetime verildi. İstedim ki, boğularak helak olmasınlar, o da verildi. Aralarında düşmanlık olmasın istedim, bu reddedildi. Hz. Muaz (r.a.)
146 5 Rabbimden müşriklerin çocuklarını diledim. Onları bana verdi. Cennet ehline hizmetçi olarak. Zira bunlar fitreten islamdırlar. Ve babalarının düştüğü şirke henüz düşmediler. Hz. Enes (r.a.)
146 6 Ümmetim için mü'minden de, müşrikten de korkmam. Zira mü'min zarar yapmaz. İmanı onu bundan men eder. Müşrikin ise şirk başının belasıdır. Ve lakin dili bilgili münafıktan korkarım. Marufu konuşur, münkeri yapar. (Bunlar ümmeti şaşırtırlar) Hz. Ali (r.a.)
146 7 Bir taife bilirim ki, ne Peygamber, ne de şehiddirler. Lakin Peygamberler ve Şehidler kıyamette onların makamlarına imrenirler. Bu taifenin insanları hem Allah'ı severler, hem de Allah'ı sevdirmeye çalışırlar. Halka, Allah'a itaat etmeyi emrederler. Halk Allah'a itaat edince de Allah onları sever. (Yani halkta Allah sevgisi uyanır.) Hz. Ebû Said (r.a.)
142
YanıtlaSilKÜTÜB-İ SİTTE
14. CİLT
وه القينات ( جمع قينة، وهي المغنية .
13. (5046)- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhis. salātu vesselâm) (bir gün):
"Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanin gelme. si vacib olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah'ın Resulü! Bun. lar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:
★ Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse
★ Emanet (edilen şeyleri emanet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kal dıkları zaman.
★ Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki ettikle ri zaman.
★ Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;
★ Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
* Mescidlerde (rıza-yı İlahi gözetmeyen husumet, alış-veriş, eğlence ve siyasata us. müteallik) sesler yükseldiği zaman.
★ Kaume, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;
★ (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insan- ları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;
★ İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;
* (San'at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dan sing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yay gın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;
* Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, [zelzeleyi], yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) [veya gökten taş yağmasını, (kazfi)] bekleyin." [Tirmizî, Fiten 39, (2211).]
AÇIKLAMA:
te, Bu hadisi, ümmet umumiyetle, kızıl rüzgar hâdisi olarak bilir. Ha hayatında hakim duruma gelecek pekçok içtimâî marazları nazar-ı dik- diaye, Aleyhissalatu vesselâm, kıyameter rüzgar hadisioletinin ictimai kate arzetmektedir. Bu sayılanlardan herbiri hakikaten ictimâî bir has-
Şam ehli helak olduğunda, ümmetimde hayır kalmaz. Bununla beraber Deccalla savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin "hak üzere" galib olması devam edecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaviye İbni Kurre (r.a.)
Sayfa: 65 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyururlar ki:
YanıtlaSilوَالزَّكَاةُ مغرما وتعلَّمَ لِغَيْرِ الدِّينِ وَأَطَاعَ الرَّجُلُ إِذَا تُحْدَ الْفَيْءِ دُولاً وَالْأَمَانَةُ مَعْنَمًا امْرَأَتَهُ وَعَقَّ أُمَّهُ وَأَدْنَى صَدِيقَهُ وَأَقْصَى آبَاهُ وَظَهَرَتِ الْأَصْوَاتُ فِي الْمَسَاجِدِ وَسَادَ الْقَبِيلَةَ فَاسِقُهُمْ وَكَانَ زَعِيمُ الْقَوْمِ ارْذَلَهُمْ واكْرِمَ الرَّجُلُ مَخَافَةَ شَرِّهِ وَظَهَرَتِ الْقَيْنَاتُ وَالْمَازِفُ وَشُربَتِ الْخُمُورِ وَلَعَنَ آخِرُ هَذِهِ الْأُمَّةِ أَوَّلَهَا فَارْتَقِبُوا عِنْدَ ذَلِكَ رِيحًا حمراء وَزَلْزِلَةً وَخَسفًا وَمَسْخًا وَقَدْفًا وَآيَات تتابع كنظام قطع سلكه فتتابع.
"Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı, emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı, ilim dinden başka gaye için tahsil edildiği, kişi karısına itaat edip annesine âsi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı, mescidlerde gürültüler başgösterdiği, fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın milletin lideri olduğu, şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu, şarkıcı
kadınlar ve çalgı âletleri türediği, şaraplar içildiği ve ümmetin sonunda gelenler evvel gelenleri lânetlediği zaman işte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şek değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbi ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler. (Tirmizî: 2308)
YanıtlaSilHadis-i şerifin açıklaması:
"Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı."
Devlet malı birkaç şahsın elinde olacak ve bunu istedikleri gh kullanacaklar. Kim fazla çalarsa o çok rağbet görecek.
Devleti idare edenler, halka äit malları kendi üzerlerinde toplamaya çalışacaklar, halkın kazancını vergiler vasıtası ile ellerinden alacaklar bunu rahatça hem yiyecekler hem de yığacaklar. Kendileri büyük refah içinde yaşayıp halk sıkıntı çekecek.
Zālimin zulmü artacak, mazlum ise inleyecek.
Çünkü onlar Hakk'a yönelmeyecek, halka yönelecek. Her yöneldiğ kimse başına kaynar su dökecek. "Yandım!" diyecek, yine ona sokulacak Niçin? Şaşkın olduğu için.
Fakat hakikat ehli yine kanaat sebebiyle huzurludur. Onlar halka hiç bir zaman rağbet etmezler, Hazret-i Allah'a ve Resul'üne rağbet ederler Fakat bunlar da pek azdır.
"Emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı."
Bu kötülük zamanında emanet ganimet bilinecek, onu vermemeye gayret edilecek.
Binaenaleyh böyle bir zamanda çok tedbirli olmak gerekiyor. Çünkü itimat kalkmıştır. Bunun da sebebi kalpte imanın olmayışıdır.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde buyururlar ki:
آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثُ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ .
ündunağın alameti üçtür: Söylerse yalan söyler, söz verirs sound Budurmaz, kendisine bir şey anlane soudilirse hryanel eder." (Buhârî Tecrid-i sarih: 31)
Bundan ötürü bu haller husule gelecek.
"İlim dinden başka gaye için tahsil edildiği."
İlim Allah için değil, memuriyet için, geçim için tahsil edilecek Görünüşte ilim tahsil ediyor denilecek, fakat menfaat, tahsil edilecek, onların Allah-u Teâlâ ile ilgileri olmayacak. nam ve şöhret icin
56
ve bu aman şeki birbiri nler
YanıtlaSil"Kişi karısına itaat edip annesine âsi olduğu."
İşte böyle bir zamanda amellerinin karşılığı olarak Allah-u Teâlâ onların başına kadın idareciler getirir. Bu kötü icraat onların amelidir.
"Dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı."
Dinden imandan uzaklaşan bir millet, Allah-u Teâlâ'nın her emrini bıraktığı gibi;
وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَانًا.
"Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir." (Ahkaf: 15)
maya efah
Emr-i şerif'ini de bırakmıştır. Kalbi tamamen ters döndüğü için, ana-babasına yapmadığını başkalarına yapıyor.
"Mescidlerde gürültüler başgösterdiği."
Gerçek mânâda tâzim ve saygı kalkacak, herkes aklına geleni söyleyecek. Tabii ki bu söylenenlerin hepsi ahkâma mugayir olacak.
"Fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği."
diği cak
Bu seyyiat zamanı öyle bir devirdir ki, baştakiler hep fâsık ve münafık olacak.
hiç er.
e
0
"Aşağılık adamın milletin lideri olduğu."
Halkın içinden asaletsiz, şerefsiz, haysiyetsiz insanlar milletin başına geçecekler. Yani ayak takımı başa, baştakiler ayak altına alınacak.
"Şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu."
O zālimler başa geldiğinde şerleri çok olacak. Halk korkup menfaatlerinden onlara boyun eğmek zorunda kalacak.
"Şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği."
O zamanda bunlara itibar edilecek. Bütün fuhuş, fenalık, rezalet alenen meydanda olacak ve bunlara rağbet edilecek. Allah-u Teâlâ onlara lânet eder ve hiçbir surette onlara rahmet nazarı ile bakmaz.
"Ve bu milletin sonunda gelenler, evvel gelenleri lânetlediği."
Öyle bozuk bir nesil gelecek ki, o kadar asaletsiz türemeler türeyecek ki, öyle piçler zuhur edecek ki, ecdadı ile övünmeyecek de içindeki kötülüğü onlara hamledecek, bu aseletsiz ayak takımı onlara hakaret nazarı ile bakacak.
Oysa geçen devirler, değil müslümanları, dünyayı hayrete düşüren en güzel hasletlerle dolu idi. Onlar iman, şecaat, cesaret, adalet, fazilet sahibi idiler.
"İşte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbir ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler."
5
gibi