İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 188 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel24 Ekim 2024 19:43 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) Sayfa: 198 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Enes (r.a), Resûlullah (s.a.v) Efendimiz'e sordular. - Yâ Resûlallah! Tasadduk edeceğim bir ekmek mi yoksa kılacağım yüz rek'ât namaz mı sana daha sevim- lidir?
- Tasadduk edeceğin bir ekmek, nafile olarak kıla- cağın iki yüz rek'ât namazdan daha sevimlidir. - Yâ Resûlallah! Bir haram lokmayı terk etmek mi, yoksa bin rek'ât namaz kılmak mı sana daha sevimlidir? - Bir haram lokmayı terk etmek nafile olarak kılaca-
ğın iki bin rekât namazdan daha sevimlidir.
- Yâ Resûlallah! Gıybeti terk etmek mi yoksa bin rek'ât namaz kılmak mı sana daha sevimlidir? - Gıybeti terk etmek, on bin rekât namazdan daha
sevimlidir.
- Dul bir kadının ihtiyacı olan nafakayı temin mi yok- sa on bin rek'ât namaz mı sana daha sevimlidir? - Dul bir kadının nafakasını vermek otuz bin rek'ât
nafile namazdan daha üstündür.
- Yâ Resûlallah! Ailenin nafakasını temin etmek mi yoksa Allâhü Teâlâ yolunda infakta bulunmak mı sana daha sevimlidir?
- Aileye sarfedeceğin bir dirhem (gümüş para), Allâ- hū Teâlâ yolunda harcayacağın bin dinar(altın)dan da- ha çok hoşuma gider. - Yâ Resülallah! Ana babaya iyilik etmek mi, yoksa bin yıl ibadet etmek mi sana daha sevimlidir? - Yâ Enes! Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz bâtıl
yok olmaya mahkûmdur. Ana babaya iyilik etmek iki bin
MENKIBE ... İki kardeş vardı. Yatalak an- hizmete gidince, bu ibadet nelerine bir gece biri, diğer etmeye koyuldu.
gece öteki bakacaktı. Öyle anlaşmışlardı. Abid olan näfile ibädete çok düşkündü, saba- Bir ara uyuya kaldı ve rüya gördü. Rüyasında nu- ranī yüzlü bir zat buna dedi k
ha kadar ibådet ederdi. Bunun için, kardeşine; "Bugün de anneme sen hizmete devam et, ben de yine ibådet edeyim." derdi. Annesine bakma sırası hiç ona - Kardeşin affedildi. Genç merakla sordu: - Ben niye affedilmedim? Sen de affedildin amo kardeşinin yüzünden affedildin - Ben Allahü teâlâya ibadet gelmezdi. Kardeşi, onun da ediyorum. Kardeşim ise an sevap kazanması için abid neme hizmet ediyor. Fakat olan kardeşine, bazen; "Bugün benim onun yüzünd sıra sende." derdi. Bu abid affedilmemin hikmeti nedin
genç, rica eder, sabaha kadar O zat dedi ki:
ibadetle meşgul olurdu. - Allahü teâlâ size nâfile ibâde Yine bir gece sabaha kadar ti farz kılmadı, ama ana babaya yaptığı ibadetten duyduğu iyiliği hizmeti farz kıldı. Ustek hazdan dolayı kardeşine, her annenin hizmete ihtiyacı vac zaman olduğu gibi sırayı Kardeşin emre uyduğu için bozarak, "Bu gece de bana kazandı ve yükseldi. Onun izin ver, ibadet edeyim." dedi. sayesinde sen de affedildin. Kardeşi kabul edip annesine
التَّوَّابُ الرَّحِيمُ Rabbimizi Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet verlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli plansın." (BAKARA/128)
"Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru". (BAKARA/201)
"Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et." رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!" "Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin jibi ağır yük yükleme". "Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme!" "Bizi affet, bizi bağışla, bize
Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı vadinden dönmezsin." (ALI IMRAN/194) ile bize va'dettiklerini ver bize. Kıyamet gunü bizi rezil etme S وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيرًا
يوم القيمَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ
مِن لَدُنْكَ وَلِيًّا Rabbimizi Katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver. (NISA/75) "Ey
ا لنا من
تَيْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ Rabimiz inandic Artık bizi (hakikate) şahitlik edenler (Muhammed'in ümmeti) ile beraber
"Ey قَالَ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِأَوَّلِنَا وَآخِرِنَا وَآيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَأَنْ غَيْر الا الله MAIDE/83) ( Bize gökten bir sofra bir mucizesizdaki dind
Alaham Ey Alah geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Senz
en hayırlısısın" (MAIDE/114)
لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ الفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ "Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan ede (A'RAF/23)
ا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
"Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma". (A'RAF/47)
عَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ
"Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak bizim canımızı al." (A'RAF/126)
في هذه الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ إِنَّا هُدْنَا إِلَيْكَ "Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik" (
yolundan saptırsınlar diye mi? onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezier." (YONUS/88) abbimizi Gerçekten sen Firavun'a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver,
رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلُوةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِى إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ miz Namazı dosdoğru kilizare dinle sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylett, onlar erden rızıklandır, umulur şükrederier."
رَبَّنَا إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا تُخْفَى وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ miz Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli
2(İBRAHİM/38)
رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلُوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ . Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul
ml Beni namaza devam eden bir kimse eyle
(İBRAHİM/40)
bimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla
"Haccac denilen Allah'in belası, o zalim herif! "Ya şeyh sen Haccacı görsen tanır mısın?"
"Hoyer
"Iste Haccac benim."
"Ey kardeş sen de beni tanıyor musun?"
"Hayar
"Beni Amir kabilesinden delinin biriyim. Ne söylediğimi yap- bigumu bilmem. Haccac, ihtiyarın tedbirinden hoşlanır ve kendisini alfeder
Deli
Callinus bir gün talebelerine:
"Bana falan ilacı getirin içeceğim." der. Öğrencileri itirazda bulunurlar:
"Elendim" derler. "O ilaç deliler içindir. Halbuki siz bir dahisiniz."
Bunun üzerine Calinus:
"Bugün bir deli önce yüzüme baktı, sonra bana göz kırpı Data sonra da üstlümü başımı yırtı. O, eğer bende kendine benar yon balrasaydı bana bunu yapmazdı. Hiç kimse kendi cins damayana musallat olmaz. İki kişi birbirine sataştı mı araları de mutlaka bir ortaklık aramak lazımdır." der.
Tebrizi ve Mevlâna Celaleddin Rumi iki büyük dost Aralarındaki dostluk asırları aşarak günümüze kadar ulaşır. dostluğun ne olduğuna dair kıymetli ölçüler verirler. Çeşitli aunilhp, kavuşurlar. Ayrılığın acısını, kavuşmanın sevincini
Bir gün Şems Tebriz'dedir. Bir adam koşarak gelir ve şöyle
"Müjde Mevlâna, müjde. Şems geliyor." Mevlana, műtebesim rçehreyle bütün varını yoğunu adama bağışlar. Adam gittikten ma olaya şahit olan birisi Mevlānā'ya:
"Bu adam seni aldattı. Yolda gelen kimse yok! Şems gelmi order. Mevlânâ, tebessümünü bozmaz ve dostluğun o müthiş çlüsünü verir:
"Biliyorum. Bu sözün yalanına malımı mülkümü verdim. Doğ olsaydı canımı vermem gerekirdi."
Kumaşın Değeri
Leka Küpelen
Kalfasını bırakıp camiye gider. Dönerken bir adamın elinde bir Yunus bin Ubeyd62, ticaretle uğraşmaktadır. Bir gün dükkana Mumas topu görür. Nereden aldığını sorar. "Yunus bin Ubeyd in kkanından..." der müşteri. Aralarında şu konuşma geçer
Kaça aldın?"
Dört yüz dirheme."
Ryukderinden Haramlardan ve süphelilerden çok sakanan, an ve hikmet
Nasil olur? Bunun değeri iki yüz dirhemdir Benmeler kamptep de bütün malimi haram hale getirmek Memes Gar
Beraberce dükkana giderler. Tezgahtarı çağırıp
Buyur dirhemlik kumaş dört yüz dirheme sen mi verdi
Evet, ama kendisi razı oldu der tezgahtar. Yunus bin Ubeyd "Red" der. Bu adam, malın asıl fiyatını bildiği için mi, yık böyle sandığı için mi razı oldu?"
diye sorar
Cevap yoktur tezgahtarda. Yunus bin Ubeyd:
"Pelit, sen müşterinin itimadını kötüye kullanarak yalan y kanyap de lauda para alan kimseye Allah'ın lanet ettiğini bilmiyor
Teagahtarda yine cevap yoktur. Yunus bin Ubeyd: "Sen bana yaramazsın!" deyip işine son verir ve müşterisine de ilki yüz dirhemi iade eder.
Bez Parçası
ballpi Auf Hoca'nın İstiklal Mahkemesi'nde yargılan vndini kayafetlerden "bez parçası dive bahsetmesi üzerine Ad Hoca hidden bir şekilde duvarda asılı olan bayrağı göster eden
heni hurmanı beğendiğim bahçeye götürdü. Oradan Re- dediği kadar hurma verdi.
adayı da, verdi.
A'dan başka ilah yoktur!
zaman Bem, phá
ed Aleyhisselâm da, Allah'ın Resülüdür! Omer Gördüğün şeyi, yapmağa beni sevk eden, Ramblullah
Tevrat'ta yamlı bütün sıfatlarını Hilm safat, hårse
görmüştüm. Kendisinin Hilmini, denemiş, onu da, Tevrat'ta yanlı bulmuşumdur. 2
hid tutarım ki: Şu hurma ile malımın yarısı, Müslüman- sarierine bağışlarımıştır dedi.
Ömer(Onlardan bazısına) dels dedi. tell de Onlardan bazısına dedi.
Yad küfür üzere yaşayan yüz yaşlarındaki tek ihtiyarları nev halkı ile birlikte Müslüman oldu. (136)
Thahidi bilginlerinden (137) ve zenginlerinden (138) Zeyd b. Sü der ki: «Muhammed Aleyhisselamın yüzüne bakınca, Ken- Peygamberlik alametlerinden iki şeyden başka zuhur etme yy kalmadığını anladım.
Kendisindeki Hilm sıfatı, karşılaştığı cahillik ve kabalığı geçiyor miyor mu? Teine kara en ağır câhilce ve kabaca davranışlar, Hiimini
Artarmayor mu?
bunda henüz bir bilgi edinememiş, eğer, Kendisile düşer kal- her halde, bunu da, öğrenirim, demiştim. Aleyhisselâm, günlerden bir gün, yanında Ali b. Elbl duğu halde, odalardan birinden dışarı çıktı.
adhayvan Gerinde, Bedeviye benzeyen bir adam, çıka hwangerinden dan nan oğulları, Müslüman olup
Yå Resûlallah! Ben, onların, Sizlerden bir şeyler umarak gi
leri İslamiyetten çıkmalarından korkuyorum! Eğer, onlara bir şeyler gönderip yardım etmeyi uygun görün gönder!) dedi.
du
Resûlullah, bir adama baktı ve yan tarafına bakınca, All'yl
All (Ya Resûlallah! Onlara verilecek hiç bir şey kalmadı!) de Bunun üzerine, ben, hemen Resûlullah'ın yanına sokulup( Muhammed! Sana åid filan oğullarının bahçesinden, şu kadar zaman sonra vermek üzre bana belli miktarda hurma satsan olmaz m dedim.
Resûlullah (Hayır! Olmaz! Ey Yahûdi!
Fakat, sana, şu kadar zaman sonra belli miktarda hurma sala bilirim.) buyurdu.
Filan oğullarının bahçesinden diye isim açıklamadı. Ben de (Olur!) dedim.
Bana satış yapınca, kasama gidip şu kadar müddet sonra şu ka dar hurmaya karşılık Kendisine seksen Miskal altın verdim. Onu, hemen o adama teslim edip (Onlara, adalet üzere paylay tır ve kendilerine, bununla yardım et!) buyurdu. Alacağımın vådesinden İki veya üç gün önce, Resûlullah'ın yanına vardım.
Gömleğinin ve Ridasının yakasından tuttum. Ask ve ekşi bir suratla, yüzüne dik dik baktım. (Ya Muhammed Hakkımı, daha ödemeyecekmisin?
Vallahi, ey Abdulmuttalip oğulları Sizin, borcunuru ödemede kötü davranıcı olduğunuzu, hep uzatıp durduğunuzu bilmezdim! Sizinle düşüp kalkmak, böyle olduğunuzu, bana öğrettil) dedim Ömer'in yüzüne baktığım zaman, gözleri, dönen Felek gibi de nüyordu!
Bonra, güslerini, bana dikti ve (Ey Allah düşmanı! Senmisin. Re
sah Aleyhisselam's, işittiğira sözleri söyleyen, görduğum hak Din ve Kitabla Peygamber gönderen Allah'a yomin kelleni uğuru Kendisinden çekinmmseydim, gönderen Remülullah Aleyhamastan, sükünet hacimla vur Bakktan sonra (Ya Onuer! Ben te onder da bashanzi İçinde gülümseyerek
yapan?!
gürmek ibtiyarında idik Ekle almenní de, ma tavsiye edecektin
Ömer! Git, ana hakkını öde! Yirmi Sa' hurma da, fazla cla ver! buyurdu. Omeri Burnleyana ne için veriliyor?) diye sordum.
Omer (Resûlullah Aleyhisselâm, san sana hiddet ve şiddet göstermiş n yerine bu fazlayı vermemi, bana emr etti.) dedie
By Ömer! Bent, tanıdın mı?) diye sordum. Omer (Hayır! Tanıyamadım. dayd b. Sûne'yim!) dedim. Sen, kimsin?) dedi.
Yahüdilerin bilgini mi?) dedi.
(Yahůdi bilgini!) dedim.
Öyle ise, Resûlullah Aleyhisselâm'a yaptığın şeyi yapmağa seni et eden, ne idi?) diye sordu.
(By Ömer! Muhammed Aleyhisselâmın yüzüne bakınca, Kendi-
Peygamberlik alametlerinden, iki şeyden başka bir şey kalma- anladım. Hilm sıfatı, karşılaşacağı cahillik ve kabalığı geçiyor mu, ges
myor mu?
En kaba ve câhilce davranışlar, Kendisinin Hilmini artırıyor mu,
tumayor mu? Bu hususta henüz bir denemede bulunamamıştım.
İşte, Ona, o söylediklerimi, ancak, bu maksadla söyledim ve Ken- fande aradığım bu sıfatların da, bulunduğunu gördüm. Ey Ömer! Seni şahid tutarım ki: Ben, Allah'ı Rab, İs'amiyeti Muhammed Aleyhisselâmı da, Peygamber olarak kabul ettim.
Omer (Onlardan bir kısmına.) de!
Ve yine, seni şahid tutarım ki: Malımın yarısı, Muhammed Aley-
melimin Ümmetine Eadakadır. Cünki, ben, servetçe, onlardan zengin bulunuyorum.) dedim.
Çünki, sen, onların bütününe tasaddukta bulunmağa mal yetiş remezsin!) dedi.
Ben de (Onlardan bir kısmınal) dedim. 2db onlardan birlerimizin yanına dönünce Şehadet ederim
Allah'dan başka lah yoktur. Yine şehadet deran kok Muhammed Aleyhisselam, Allah'ın kulu Realidade deri man, ikrar ve bey'at etti. (139)
Ya Muhammed Ben, bo gün yaptığın şeyi gördüm! ded Zülhuvavura relip Peygamberimizin
G demden düşmeyen bir vahşete şahid ol muştuk. On dokuz yaşındakı bir delikanlı, iki kızı vahşice öldürdükten sonra kendisi de Edirnekapı surlarından atlayarak intihar etmişti. Ve toplum olarak psikopatça işlenen bu korkunç cinayetin sokunu yaşanmıştık.
ve artan şiddet olaylarının, halkın çoğunun Müslüman olduğu ülkemizde meydana
gelmesi....
Bu kan donduran cinayet haberini dinlerken bile tüylerimiz ürperiyorken, bu katliamı yapan nasıl yapabiliyor anlamak mümkün değil.. Bun lar ne yiyip içiyorlar, kimlerle görüşüp konuşu yorlar. Hangi dijital platformlara, hangi sitelere girip çıkıyorlar?
Maalesef internette öyle siteler, gruplar ve ka ranlık odalar oluşturulmuş ki, oralarda şiddet, istismar, şantaj, tehdit gibi hukuk dışı ve gayri ahläki her türlü rezillik var. İşin daha garibi ise, birini canice öldürüp bedenini parçalara ayıran katilin, sosyal medyada bir takım sapkın grup lar tarafından övulüp takdir edildiği platformla
rin olması...
İşlenen bu korkunç cinayetle birlikte, baza di- jital platformlarda örgütlenen grupların dehşete düşüren söylemleri de ortaya çıktı. Kadınları kat leden canilerin övüldüğü, kadınlara yönelik şid detin teşvik edildiği, reşit olmayan genç kızların şantaj amaçlı hedef alındığı, hatta şiddete yönelik söylemleri olan bazı grupların, ergen yaştaki bazı
üyelerini tehdit ederek kendisine zarar vermeye
zorladığı videolar ortalığa saçıldı... Ne yazık ki, tüm dünyayı etkisi altına alan bu sapkın platformların milyonlarca üyesi var ve sayıları her geçen gün daha da artıyor. Bunun la birlikte sanat adı altında sergilenen sapıkça re simler, şiddet içerikli paylaşımlar, yapılan şeytan ayinleri... Satanist ritüelleri çağrıştıran semboller, müzikler, danslar ve daha neler neler...
Tüm bunlar belirli bir yaş grubunu maalesef et- kiliyor ve onların bilinçaltına şiddeti, sapkınlığı empore ediyor. Gün geliyor bu sapkınlık ve şid det, Edimekapı surlarında hunharca işlenen bir cinayet olarak karşımıza çıkıyor.
Bir İnsanı Öldüren Bütün İnsanları
Öldürmüş Gibidir
Vahşice işlenen bu tür cinayet haberleri yüreği miz sızlatıyor ve içimizi acıtıyor. Fakat daha da
Fi emänillah!
Mustafa Ozsonsokler
LALEGÜL DERGİSİ HASIM SAY 14101
tün insanığı öldürmüş gibidir.." (Maide 32) buy- ruluyor. İslam Dini, bir cana kıymanın çok büyük günah olduğunu beyan etmiş ve şiddetle yasakla mıştır. Masum bir insam öldürenler için dünyevi uhrevi ağır cezalar koymuştur. Hatta (birini öldürüp bedenini parçalamayı bırakın) sözle bile bir mümi ne eziyet etmeyi yasaklamıştır. (Ahzub: 58) Mümin kardeşinin dedikodusuma yaparak onu üzecek şey- Jer söylemeye dahi müsaade etmemiştir. (Hucûrat: 12) Dolayısıyla boynuzsuz koyunun boynuzludan hakkını alacağı Mahkeme-i Kübra'ya inanan bir mümin, asla şiddet ve cinayete teşebbüs etmez.
Bir çift söz de anne ve babalara söylemek istiyo- rum!
Çocuklarımızı ihmal etmeyelim ve onlarla ilgile- nelim. Yavrularımız kimlerle görüşüp konuşuyor, gerçek ve sanal arkadaşları kimler bunlara dikkat edelim. Çünkü, yüzlerce sene ömrü olsa, hayatı bo- yunca hiç karşılaşmayacağı kötü ahlaklı kimseler- le, sosyal mecrada tanışıp arkadaş olabiliyor. Sonra "Üzüm üzüme baka baka kararır." Misali yav- rularımız elimizden kayıp gidebiliyor. Hatırlayacak olursanız, cinayet işleyen gencin babası verdiği ifa- desinde, "oğlunun on altı yaşına kadar normal biri olduğunu, hatta namaz bile kıldığını söylemişti. Peki, bu çocuk son üç senesinde kimlerle tanıştı, görüştü, konuştu da alnı secdeli biriyken eli kanlı bir caniye dönüştü?..
Resülüllah (Sallallahü Aleyhi ve sellem) bizi uyanp ikaz ediyor ve buyuruyor ki:
"Kişi arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaş olduğuna baksın." (Tir- miri, Zühd, 45: Ebu Davud, Edeh, 19)
Belki diyeceksiniz ki, "onlar İslam'ı gerçek ma nada
Siz Elhamı okuduğunuzda, "Bismillahirrahmanirrahim" i de okuyunuz. Zira bu sure "Ümmül Kur'an, ümmül kitab ve es seb'ul mesani" dir. Ve "Bismillahirrahmanirrahim" de onun ayetlerinden biridir. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 57 / No: 16 Ramuz El-Ehadis
bords. (178) sekilčiak ve kaidecilik, beorandan çok sert ve herelmez olas Islame lar, yenileşmede hiçbir hareke zöttern.lye: iardi. Bu yüzdan bagokian Türk çülüğe karşı da dirsek çevirdiler. (79) Türçülük A. b a başka milliyetek hareketleri de slam birliğini bozacağı korkusuyla lenkit et weydiler. Wakat Türkçülüğe karşı, Osmanlıcı görüşün teplisini ondan ayamalar. Mesela, Ebűzziya «Mecmuasında Türkçülük ve Tatarcılık cereyaninth Osmanlı bütün lüğüne aykırı olduğunu yazıyordu. (180) Nitekim ayı yazar, baska bir yazama- da Arap Türk gerginliğinin de Osmanlı ve İslam birliği içir, zararlı olğunu ileri sürüyordu. (181) «İçtihad»da yazan Süleyman Nazif, Takçülere hücum ederken buna benzer bir dil kullanmaktaydı. (182) Türkçülerin, İslama zarar vermiş Cengiz gibi paganist hükümdarları kendilerine lider gibi göstermeleri de bu hücumların sebepler arasındaydı. (Yusuf Akçura'nın Türk Yurdus C. I de çıkan Cengiz tefrikası (1909) bu tartışmaya kapı açmıştı). İslamcılar kanunların uygulanmasında sert kaideci görüşlerini şiddetle sa vunmaktaydılar: Şeriata uygun olmayan kanunların kaldırılmasını istiyorlar dı. (183) Bu hücumun sön temsilcilerinden Mustafa Sabri (mütareke devrinin şeyhülislâmı) Mısır'daki sürgün hayatında yazdığı Arapça ba eserin giris kis mında şöyle diyordu: «Kanun bakımından dünya ikiye ayrıhyor: Dår Islam, Dâr-1 Harp. Birincisinde İslâmi kanun käkimdir, İkincisinde değildir. Onları yo
la getirmek için İslâm âlemi 'cihad' halindedir. Türkler medeni kanunu aldık-
ları zamandan beri bu ikinci kısma girdikleri için, İslâm âlezni onlarla barp
halinde demektir⟫, (184) Kadınların örtünmesi dini kanun gereğidir, ona uyma-
mak kanuna uymamaktır. (185) Çok evlenme de nesil üretme ve iffet kaidele-
rine uygun olarak caiz ve lazımdır. (186) İslamcılar batılaşma hareketinin
doğurduğu bir çok yeni iktisadi, bedii ve fikri hareketlere hücum ettiler, bu
hususta fetvalar aldılar. «Tiyatro ahlaksızlık yuvasıdır ve kadınlar sahneye
(
178) G. Hanotaux'ya karşı mücadeleye giren Abdüh El-lsjóm ve'n-Nasraniyes, το του kiye'deki İslamcılara cesaret vermied. Fakat batının ahlak
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 508 1 İçki müptelası adam kabrinden çıkar, iki gözü arasında şöyle yazılır: "Allah'ın mağfiretinden mahrumdur." Riba yiyen de kabrinden iki gözü arasında: "Allah'ın yanında hücceti yoktur" diye yazılı olarak kalkar. Muhtekir de kabrinden iki gözü arasında: "Ya kafir patlamanın yerine hazırlanır" diye yazılan olarak kalkar. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 508 2 Deccal, Horasan denilen yerden çıkar, ona bir kavim tabi olur ki yüzleri meşindir. Hz. Ebû Bekir (ra) 508 3 Şark başları traşlı bir kavim çıkar. Kur'an'ı dilleri ile okurlar lakin hançerelerini geçmez. Onlar dinden, okunduğu yaydan çıktığı gibi çıkarırlar. Hz. Sehl İbni Hüneyf (ra) 508 4 Horasandan siyah bayraklılar çıkar ve İlyaya (Kudüsü şerife) kadar önlerine bir şey tutunamaz. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 508 5 Şark tarafından bir cemaat meydana gelir. Kur'an okurlarının hançerelerinden aşağı geçiş. Onlardan bir taife inkıraz bulsa, diğer taife zuhur eder. Son partileri çıkartma ile beraber olurlar Hz. İbni Amr (ra) 508 6 Şarktan bir cemaat çıkarıyor, Mehdinin saltanatına yardım ediyorlar. Hz. Abdullah İbni Amr (ra) 508 7 Ümmetimin sonunda Mehdi (as) çıkar, Allah (zchz.) ona rahmetini indirir. Arz ona nebatını çıkarır. Mal sahih olarak verilir ve müsavaat şeklinde taksim edilir. Davar çok olur. Cariyeler bile saygı duyar. Yedi veya sekiz yıl yaşar. (Yedi veya sekiz rakamında ravi tereddüd etmişti.) Hz. Ebû Said (ra) 508 8 Ümmetimin içinden Mehdi (as) çıkar. Beş veya yedi veya dokuz (sene) kalır. (Ravi sayıda tereddüd etmiş) Sonra üzerlerine bol Rahmet gönderilir. Arz nebatatından bir şey saklamaz bitirir. Mal hakir olur. Bir adam ona gelir ve şöyle der: "Ya Mehdi bana ver, bana ver." Ona elbisesinin taşıyabileceği kadar verir. Hz. Ebû Said (ra) 508 9 Bu ümmetten bir kavim çıkar ki, yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar vardır. Sabah Allah'ın gadabında gider, akşam Allah'ın gadabında dönerler. Hz Ebu Ümame (ra) 508 10 Ehli Beytimden bir adam çıkar, ismi ismime, ahlakı ahlakıma mutabık olur. Dünyayı ahlak ve nesafetle doldurmanız gerekir. Evvelce zulm ve cevr ile dolduğu gibi Hz. İbni Mes'ud (ra) 508 11 Allah'ın eli müezzinin başı üstündedir, ezanını bitirinceye kadar, Sesinin uzadığı kadar da mağfiret olunur. Hz. Enes (ra) 508 12 Cennette hiç bir ev ve oda ehli kalır ki, bir adama şöyle demesinler: "Merhaba, merhaba, bize buyurun." İşte o adam sensin ya Ebu Bekir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
llah'ın indirdiğiyle A hükmetmeyenler, iş- te onlar kâfirlerdir." (Maide, âyet:44)
Bu âyet, Türkiye'nin dârü'l- harb olduğunu iddia edenlerce, hem bu iddialarına payanda, hem de demokrasiyi İslâma aykı- rı görmelerine gerekçe olarak kullanılıyor.
Ağustos ayında, "İslâm ve de- mokrasi'' konusunu işlerken müfessirlerin bu âyeti nasıl tefsir ettikleri ele almış ve âyetteki "hükmetmeyenler" tabirinden "tasdik etmeyenler," yahut "inkâr edenler" mânâsının an- laşılması gerektiğini ifade etmiş tik.
Bu âyete dair müfessirlerin yaptıkları izahları, bir defa daha, kısaca belirtmek istiyoruz:
Bediüzzaman Said Nursî, Mü- nazarat'ında, "Hükmetmeyen ler' bilmânâ [mânâ itibarıyla] 'tasdik etmeyenler'dir" diyor. Ashab-ı Kiramdan Abdullah ib- ni Abbas (r.a.), "Kasden inkâr ederek Allah'ın hükümleri ile hükmetmeyen kimseler kâfirler- dir. Kabul ettiği halde onunla hükmetmezse, zalim veya fâsık olur" diyor. Fahreddin Razi, "Bir kimse, Allah'ın hükümle tiyle hükmetmezse dahi, kalbiy- le o hükümlerin doğruluğuna inanmazsa kâfır olmaz" diyerek, kalben tasdik ettiği halde Allah' in hükmüyle hükmetmeyenlerin
ancak fåsık olduğunu söylüyor. Kadı Beyzavi, âyeti tefsirinde ancak "Allah'ın hükümlerini in. kâr edip onlara hakaret edenle- rin kâfır olacaklarını açıklıyor. Ebussuud Efendi de, "hükmet. meyenler'i "inkâr edenler" ola- rak tefsir ediyor.
Asrımız müfessirlerinden Konyalı Vehbi Efendi de, Ebus- suud Efendi'ye dayanarak, "hak olduğunu tasdik ve ikrarla bera- ber hilafında hükmün küfür ol- madığı'nı söylüyor. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, "hük- metmeyenin," "Allah'ın hâki- miyetini tanımamak" duru- munda küfre gireceğini belirti- yor. Ömer Nasuhî Bilmen de, "Bir kimse hükm-ü İlâhîyi kal- ben tasdik ettiği halde terk eyler- se, kâfır olmaz, günahkâr olur" diyor, büyük İslâm âlimlerinden İkrime'nin "Her kim Allah'ın hükmettiğini ikrar ettiği halde onunla hükmetmezse o fâsıktır, zalimdir, yoksa kâfır değildir" dediğini kaydediyor.
Bütün bu iktibaslar, bize mü- fessirlerin cumhurunun âyetin mânâsını "Allah'ın indirdiğini tasdik etmeyenler, işte onlar kâ- firlerdir" veya "Allah'ın indir- diğini inkâr edenler, işte onlar kâfirlerdir" olarak anladıklarını; bizim de, münferiden verilen in- dî ve sathî mânâlara değil, bu mânâya itibar etmemiz gerekti- ğini göstermektedir.
ZAMANIMIZDAKİ BİR ÇOK DERVİŞİN GAYESİ NEFSİN TEZKİYESİ DEĞİL DE KEŞİF VE HARİKALARI ELDE ETMEKTİR
Bunların silim perdedir» demeleri sebebiyle şer'i ilmi tenkis ediyor- lar ve dolayısıyla akıbetlerinden korkuluyor! Böyle bir çok dervişleri görüyorsun. Başkasıyla istihza eder, intisab ettikleri ve ismen velilere uy- dukları için kendileri böbürlenmektedir. Halbuki bunlar sadece velilere isim ve meslekte uymuşlar, edebde ise, uymamışlardır. Maksadın güzel niyyet olduğunu bilmemişlerdir. Maksadın záhirde ve bâtında büyük ve lilere ayak uydurmak olduğunu unutmuşlardır. Yani sadece surette ve- lilere uymak kafi değildir. Belki istikamet de lazımdır. İstikamet ehli, tarikat ehlinden olmasa dahi yine de bid'atçı dervişlerden daha çok ve- lilere yakındırlar. Nitekim Cenab-ı Peygamber (S.A.V.), Yahudilerin aşu- ra gününde oruç tuttuğunu duydukları zaman onun sebebini sordu. De- diler ki:
«Bu öyle bir gündür ki, Cenâb-ı Hak bugünde, Mûsa (Aleyhisselâm)1 Firavunun elinden kurtarmıştır.»
Bunun üzerine Resülüllah buyurdu: «Biz onlardan Müsa'ya daba evlå ve yakınız. Binnenaleyh Resûlül-
lah, bugünün orucunu (bir gün evvel veya bir gün sonrayla beraber) emir buyurdu.»
Allahın rahmeti senin üzerine olsun ey okuyucu! Tarikat-ı aliyyenin tarif ve tanımına dikkat et! O tarif onların şu kavlidir:
tir. Ve buna benzer o yolun yolcusunun tam mânasıyla Allaha yöneldiği- ni haber veren daha nice şartlar... Buna dikkat ettikten sonra bu târif- leri zamanımızdaki ehl-i tarikatın birçoğuna tatbik et! Acaba bu tarif- lerin mânasından birşey onlarda görebilir misin? Dervişlerin çoğunda cehaletinden başka ne görülebilir? Nerede kaldı ki, onlar, şeriatı tafsili ve müşahede edecek derecede bilsinler. Sebebler ve izafelerle beraber durmaktadırlar. Dünya için aralarında toslaşmakta, hattā muharebeyi ka-
tarikatta taklidden bag- unan herkesten daha fazla zengin, meta' ve akar sahibi belirtmektedir. dit. Iste onlardan sådır olan bu emirler onların kadar nasibleri olmadığını
olmak- terre Hakikat nokta-i nazarından duşündüğün zaman, dünyayı avlamak tarikat gibi göremezsin. Çünkü orada avam navamak sine hitab eden keşifler ve harikalar vardır. Halbuk bu keşif he lalar, iç áleminin sızıntılarıdır. Orada yalancıyı doğrudan ayırd edete ek azdır. Bunun için birçok hilecileri görursün ki, böylece insanlarsek amaktadırlar. Şeytanın onlara güzel gösterdiği tehlikelerin en büyügu Amlerden buğzetmeleridir. Şeriat ilmini hafif görup filah ilmini tahsil emeyi terketmeleridir. Birçok şeyhin kendisine farz olan ilm-i halden afil olduğunu görüyorsun. Farz olan ilm-i halil bırakıp natilelere i'tina sterir. Bid'atlerle müptelá olmuştur. Hattá Cenab-ı Hakkın teklif bu surmadığı şiddetli riyazatlar yapa yapa nefsini öldürenleri görüyorsun (1) Balbuki fazlasıyle acıkmak ve ifrat derecesinde nafilelere dalmak. Resü Hillahın şu hadis-i şerifleriyle mezmumdur:
إن هذا الدِّينَ مَنِينَ فَا وَعِلُوا فِيهِ بِرِفْقٍ فَإِنَّ الْمُبْتَ لَا أَرْضًا قَطَعَ وَلَا ظهرا ابقى هم
«Bu din yıkılmaz bir kal'adır. Binaenaleyh bu dine yavaşça dalınız. Çünkü durmadan bineğini özengileyen bir kimse ne mesafeyi kateder,
te de bineğinin sırtında hayır bırakır.»
İşte onları ilgilendirmeyen hususlarda adetleri böyledir. Meşru olan larz ve sünnet ilgilendirmeyen hada ciden musahale etmektedirec atla kılınan nam gelince namazın tadılı erkäni, ehl-i sünnet vel-cen stin birçok akideleri
gibi... den Rafizi taifesinin ifratçılarını bu mezhebe davet etmiş. Onlar, leri hükümleri tátil ettiği için onun mezhebini kabül etmedikleri gibi memleketlerinden de kovmuslar. Bu da diyarı ruma gelmiş. Rum divi Hikâye ediliyor ki, zındıklardan birisi bir mezheb kurmus Academ nada dervişlerden daha cahil bir zümreyi görmemiş. Daimi bir şekilde dervislere sokulmuş, mezhebini sonunda onlara kabül ettirmitir te mun mezhebini kabül eden bu cemaat bugün Bektaşi dive inimlendir mektedir. Eğer insanoğlu yemin edip dese ki, İslam dininden en anak bu lanan din bu Bektaşi mezhebidir kendisine keffaret dugme Cunkir bu
batıl dinler bazı yerlerde birtakım emir ve yasaklar bakımından İslâma uymaktadır. Bu zındıklar ise, herşey'i mübah kıldılar. Ve bu rezaletlerie de cemiyetlerını çoğalttılar. Her heva ve hevesat chlini kendilerine cel bettiler. Alimlerden bugreden ve âlimlere suret âlimleris diyen ve Alla hin tertemiz şeriatiyle istihza eden ve «ilim perdedir (3) diyen bir kim- seyi hiç bir alimin nasihatını dinlemese ve şeriat ilminin yok olup or. tadan kalkmasına ihtimam göstermese hakkıdır ve kendisine uygun di. şen bir harekettir. Nitekim Cenab-ı Peygamber (S.A.V.) buyurmuştur:
١٢٦- ثَلَاثَةٌ لا يُعْضُهُمْ الْأَمْنَافِقُ ذُو الْعِلْمَ وَالسَّلْطَانُ الْمُقْسِطُ ود و الشَّيبَةِ فِي الإِسْلَامِهم
Üç zümre vardır. Onlardan ancak münafık kimse buğzeder:
A) lim sahibi
B) Adil sultan
C) Saçını sakalını İslamda ağartan.»
Alimler ittifak etmişler ki; ilmiyle amel eden ve şeriat ehlinden olan álimlerle istihzá eden bir kimse küfre girmiş olur. O kimse Allah ve Resú- lüllahın düşmanıdır. Onun älimleri sevmemesi, dinden buğzetmesinden geliyor. İmam-ı Rabbani, kırkıncı mektubunda der ki:
Allah, mahlükatının çoğu bu sözde cahil sofuları kastediyor- hayal ve keşiflerle mutmain olmuşlardır. Şeriatı kabuk, hakikatı de oz olarak iddia ediyorlar. Muamelenin hakikatini bilmezler. Belki sofuların
turrehatiyle aldanıyorlar. Hal ve sufli makamlarla meftün oluyorlar. Ço- ğunun maksadı kalbin tasfiyesi, keşifler ve harikalar olduğuna istikamet ve nefsin tezkiyesi olmadığına dair karinelerin en büvüğü onların isti- kamet erbabı ve sälih kimselerin sezişine muktedir olmamalarıdır. Eger birinci, ikinci ve üçüncü asırların erbabından birisi onlara hayır ile gelseydi onun halini sezmeye muktedir olmayacaklardı. Ancak hal ve riyazet erbabının sohbetiyle ruhu gelişen bir kimse müstesnadır. Çün
kü bunlar halin keşfinde mahirdirler.
Benim tesadüf ettiğim garib hadiselerden birisi şudur: Melâmi der vişlerinin begavatlarından birisine tesadüf ettim. Ki bu kimseler tarikat larına çok i'tina gösterirler. Fakat namaz, zekât ve hacları yoktur. Rast ladığım kışı, hayatının çoğunu frenkler diyârında (Avrupa'da) geçirmiş ti. Şeyhı öldükten sonra gelmişti. Şeyhi de melámi zındıklarından bire
Krdi. Bu kimse (sözde) ehl-i sünnetten bir zatın yanina, Intisab etme in, geldi. Bu şeyh de hal ve kemaliyle halk aranda meghurdu. Bu it onu görür gormez onun tarikat erbabından olduğunu, daha evellin rutınında bir kuvvetin meydana geldiğini het başlayıp sen kemâlâtla dopdolusun dedi. Binaenaleyh ben sana yeni- yhinden ye
den intisab eden bir kimsenin dersini veremem. Halbuki bu şeyhin yanına müstakim bir kimse geldiği zaman, big se bu kadar i'tina göstermiyordu.
a Bır kısım meşayıh vardır ki, Eflatun-i Hákim övüyor. Oman kejit Deminde çok nur sahibi olduğunu söylüyor. Halbuki Eflat Jar nezdinde kâfirlerden birisidir. Hazret-i İsa'ya iman etmemiz be mlardan sâdır olan bu haller tarikatlarının veliler tarikatı olma en kuvvetli delildir. Belki onların tarikatı felsefecilerin tari kendisidır. Çünkü veliler, emrin başlangıcında iman, istikametsime nebeviyeye yapışmaktan ibaret olan manevi kemålätı severler Nesin ta fiyesine, şeytanî hallere, birkaç defa geçtiği gibi, kıymet vermeder. Bu fitne ne büyüktür! Biz şikâyetimizi ancak Allaha arrediyoruz
*İmâm-ı Rabbani (K.S.) dedi ki:
<Dervişe gereken, şeriatta sabit kadem ve rasih bulunan mürşiddım himmet beklemektir. (Yâni müteşerri olanın izinde gitmelidira)
yip, yüzünü çevirdi. Koyun dile gelip: "Ben de, senin kulu oldu- ğun zatın kuluyum. Allah'ın rız- kını Allah'ın kulundan al." dedi. Altını almak için elini uzatınca, onu eline bıraktı ve koyun kay- boldu.
Buyurdu ki:
"Allahü tealayı tanıyana hiç- bir şey gizli kalmaz.".
"Ey insan bu fani hayatta Allah korkusunu kalbinden çı- karma! Kurtuluş çaresi Ona ita- attedir."
"Yüksekliği aradım, tevazu- da buldum. Başkanlık aradım, halka nasihatta buldum. Neseb aradım, takvada buldum. Şeref aradım, kanaatte buldum. Ra- hatlık aradım, zühtte buldum. Zenginlik aradım, tevekkülde buldum."
Adam, meclisinde, güldürmek için öyle bir söz söyler ki, Sureyya yıldızı kadar aşağı düşer. Ravi: Hz Ebu Hüreyre (r.a.) Sayfa: 99 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Besmele önce rahmāniyyet sonra da rahîmiyyet sıfatını ızhar etmek için ālemlerin yaratılmasına Yüce Allah'ın hem zat ismi hem de ism-i a'zam olan Allah isminin bereketi ile başlandığına işaret etmektedir.
Bu ise dünya âleminin rahmâniyyet sıfatının mazharı (zuhür etme
yeri) olması içindir. Bu yüzden: "Ey dünyada Rahman, âhirette Rahim
olan!" diye dua edilir. Çünkü canlı-cansız, mü'min-kafir, hoşbaht-bed- baht tüm yaratılmışlar, dünyada Allah Teâlā'nın mübālağalı rahmet sıfa- tı olan Rahman'dan istifade eder.
Oysa ahirette O'nun rahimiyyet sıfatından sadece mü'minler istifā- de edecektir. Nitekim Allah kendisi için: "O, mü'minlere Rahimdir, çok merhametlidir." (el-Ahzab, 33/43) buyurmuştur. Nitekim et-Te'vila- tu'n-Necmiyye'de böyle geçmektedir.
Ey Cami, eğer Hakk'ın rahmeti son değilse; Neden besmele Rahim ile sona erdi?
Tarih yazılmıştır Kaderler yazılmıştır Levh-i Mahfuz'da, zaman durmaz, saat durmaz, işte bu saat herkesin ölüm zamanını da, dünya ninda, kâinat inda kıyameti kopardı gi Bir cum'a günü akşam namazı sularında işte o zaman Cennet, Cehennem e girecek olanların gerçek hayatın başlama zamanının gösterdiği sonsuz lugun başlangıcıdır.
Ayrıca, bu şehadet onlara bir can kurtaries Resulüllah B.A. efendimizin risaletine sehadet et
- MESHUD.
Denilmesindeki bir mana da budur.
Resulüllah B.A. efendimize bu ismin verilmesindeki bir baska
mana da şudur:
Onun aşkında, şevkinde olan ve ona, doğru mahalibet sesleyen erkek kadın bütün müminlerin kalbindedir. Bir an olun, ona kar besledikleri mahabbet bağından ayrılmazlar. Ona tazim elmekten ve onu hoşça arup salát ve selän ile tescil etmekter gert durmaziar Bu manada, Resulüllah SA efendimiz b
hazırdır. Dolayısı ile:
- MEŞHUD. İsmini aldı.
Şu da bir başka mana:
Záhir olsun batın olsun, daima ve her zaman, dünyada ve hi rette, Sübhan Allah'ın üstün lütuflarına ve üähl füruzat ve tecel lerinde bulunduğu için, bir ismine de - MESHUD.
Denildi. Allah-ü Taålà ona salat ve selkm eylesin.
49. İsim: BEŞIR. (Sallallahü Taälä aleyhi ve sellem.)
Allahın, bu ismin sahibi zata salit ve selam eyle -BEŞIR.
Lafzı, ism-i faildir. Arap dili kaidesine göre böyle. Beguret
künden gelmektedir. Manası - İşitildiği zaman sürur verecek haberi vermek veya em Demektir. Yanı: Müjdelemek veya müjde vermek. Daha açık ma
-Müjdeyi tam manası ile veren
Demektir.. Bu manayı şöyle açabiliriz
Resul-ü Ekrem ve Neblyy-i Muhterem S.A. efendimit, Yize Bak
kın ülühiyet ve vahdaniyetini ikrar ve tasdik, ayrıca kendisinin nü
büvvet ve risaletini ikrar ve tasdik, bundan sonra Yüce Fok katın dan getirdiklerinin cümlesini ir'an ve kabul etmek suretiyle - İlahi emirleri tutun, Sübhan Hakkın yasaklarından kaçının yani: Allah'ın kitabında ve Resulüllah'ın hadisinde anlatina işleri
yapın...
Şeklinde emredilen işleri butünüyle yapap emri yerine geliren tere; işlenmesi yasak Janlardan kendilerini karuyanliza Hakkın ga zabından ve hışmından necat ve selamet geleceğini, türlü
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 108 7 Mescit kapılarında (cuma namazında) melekler insanlar saatine göre yazarlara göre gelişir. "Falan adam şu saatle geldi, filân da şu anda geldi, filân, hutbe ayrılırken geldi, filân da namaza yetişti, fakat hutbeye yetişemedi." Hz. Ebû Hüreyre (ra) 130 1 Allah (zchz)'nin, onun cuma günü hepsi cehennemi hak etmiş oldukları halde, oradan azad ettiği altıyüz bin azadlısı vardır. Hz. Enes (ra) 164 2 Azameti gökle yer arasını dolduran ve yetmiş bin meleğin tazim ve teşyi ettiği bir sureyi size haber vereyim mi? O "El Kehf" suresidir. Her kim Cuma günü onu okursa, Allah Teala bu sebeble o kimsenin diğer cumaya kadar ki ondan sonra da üç gün ilavesi İçindeki Günahlarını mağfiret eder. Ayrıca kendisine semaya kadar erişen bir nur verilir. Ve çıkartmanın fitnesinden oluşur. Kimin yatacağı zaman bu surenin sonunda beş satır okursa, korunur ve gecenin istediği yerde uyandırılır. Hz. İsmail İbni Rafi (ra) 219 2 Beş vakit namaz ve diğer cumaya kadar Cuma namazı, büyük günahlardan sakınılmak şartıyla, aralarındakilere kefarettir. Hz Ebu Bekir (ra) 391 6 Cuma günü imam hutbe konuşurken konuşanın misali, kitap içeren merkebe benzer. Yanındakine su diyenin de cuması yoktur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 482 5 Ağacındaki meyvadan dolayı ve "cumardan" (hurma göbeği) dolayısıyla el kesilmez. (Çalıp yemekte ve on dirhemden az da el kırma yok diye ilave var.) Hz. Rafiğ ra. 544 10 Efendimiz (sav)'in bir kılıcı vardı. Kabzası ve kınının ucu gümüş işlemeli idi. Ayrıca gümüşten halkaları vardı, adı "Zülfikar" denilirdi. Ok ve yayı vardı, ismine "Zessedat" denirdi. Ok mahfazası vardı, ismine "Zelcuma" denirdi. Bakır işlemeli bir zırhı vardı, ona "Zatül fudul" denirdi. Kargısı vardı, "Enneb'âü" denirdi. Kalkanı vardı, "Zagan" denirdi. Al bir atı vardı, adına "Mürtecis" denirdi. Yağız bir atı vardı, ona "Sekib" denirdi. Bir kişi vardı, ona "raac" adı veriliyordu. Boz bir katırı vardı, ona "Düldül" denirdi. Bir devesi vardı, "Kusva" denilirdi. Bir merkebi vardı, ona "Yafur" denirdi. bir yaygısı vardı, "kez" denilirdi. Bir harbisi vardı ona "Nemr" denirdi. Bir ibrik vardı, ona "Sadr" adı veriliyordu. Bir aynası vardı, ona "Midelle" adı veriliyordu. Bir makası vardı, ona "Câmi'" denilirdi. Beyaz bir çubuk vardı, ona da "Memşûk" denilirdi. Hz İbni Abbas (ra)
İsmet Özel, katıldığı bir televizyon programında “Ben yenir yutulur şeyler söylemiyorum. Çünkü bu televizyon dediğimiz şey sadece yenir yutulur şeylerin söylendiği yerdir. Yani burada sadece yutturmaca vardır. Bu yüzden ben bir televizyon programı yapamıyorum.” diyerek medyanın gerçek yüzünü ortaya koyarken medyanın bize dayattığı gündemin de bir yutturmacadan başka bir şey olmadığını gözler önüne seriyor.
YanıtlaSil
Yuksel18 Aralık 2024 23:05 Kendi gündemini belirleme erdemini ortaya koyamayan topluluklar, kendilerine dayatılan gündemi takip etmeye mecbur bırakılmışlardır. Artık onların yerine düşünen, düşündürten, karar veren, yönlendiren birileri vardır. Onlara da kendilerine ait hayat gemisinde dümeni tanımadığı birine vererek gemiye çarpan dalgalarda sallanmak kalır.
Albert Einstein’ın “Dünyanın kötülük yapanlar yüzünden değil, buna seyirci kalanlar yüzünden tehlikeli bir yer haline geldiğini unutmayın.” sözü içine düşürüldüğümüz durumun acı bir göstergesidir. Kendi gündeminden uzaklaşan bireyler günceli takip ederek resmin tamamına vakıf olmak yerine fırçanın detayında boğulmaktadır. Medya da bunu körükleyen temel etkendir.
. İLERİDE meydana koyacağım sistemimiz, iki gö rüş noktasından hareket eder. Kendimiz ve Yahudi olma yanlar.
1. Herkes iktidar mevkisinde olmayı arzu eder, her şahıs bir diktatör olmayı ister, yeter ki buna muk- tedir olsun.
2. Siyasetin ahlak ile ortak hiçbir yönü yoktur.
3. Her çeşit iktidarın sallantı halinde olduğu şimdiki zamanda, bizim iktidarımız diğer herhangi birin- den daha yenilmez olacaktır.
4. Hürriyetin kendilerine çok miktarda içki kul lanma hakkı verdiği içki ile düşünce kabiliyetini kaybetmelidir. Yahudi olmayan halka, bu empoze edilmelidir.
255
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:41 www.tutkuyayinevi.com
5. Çok eski zamanlarda "hürriyet, eşitlik, kardeşlik" kelimelerini halk kitleleri arasında ilk defa biz ba- ğırdık. O günlerden beri her taraftan gelip bu ol- taya takılan budala papağanlar tarafından bu keli- meler çok defalar tekrar edildi.
6. Yahudi olmayanların sözde zeki insanları, ilim sa- hipleri, bu anlamlı kelimelerin hakiki manalarını anlayamadılar.
7. Amaçlarımıza erişebilmek için harplerin, müm- kün olduğu kadar arazi kazançları ile neticelenme- mesi zorunludur. Böylece harpler, ekonomik alana kaydırılacaktır.
8. Bizim tertip ettiğimiz Darvinizm, Nietzcheizmin başarılarını dikkatle düşünün.
9. Basının rolü devamlı olmalıdır. Yahudi olmayan devletler, bu kuvvetin nasıl kullanılacağını bileme- diler ve o kuvvet, bizim elimize geçti.
10. Halkımızı temsil eden sembolik yılanın önünde; Yahudi olmayan bütün devletler eğilecekler.
11. Yahudi olmayan halklar, fakirlik sebebi ile ağır ça- lışma mecburiyetine zincirlenecektir.
12. Biz anayasaya kitleler için hayali ve gerçek dışı gö- züken bir kısım haklar dahil ettirdik.
13. Biz; Yahudi olmayanların öldürülerek azalmala- rından menfaat bekliyoruz. Bizim kuvvetimiz, de- vamlı yiyecek kıtlığı ve işçinin beden zayıflığında gizlidir.
14. Bizimkilere dokunulmayacaktır. Çünkü saldırı anı bizce bilinecek ve biz kendimizinkileri muhafaza etmek için tedbirler alacağız.
15. Halk kendisine hürriyet adı altında her türlü mu- saade ve müsamahada bulunulduğunu görünce kendisini hükümdar tahayyül ederek, yolunun üzerindeki iktidara saldırtırız.
16. Fransız İhtilali'ni, Kızıl Ekim devrimini ve başka- larını hatırlayın, onların hazırlanmasındaki sırlar bizce gayet iyi bilinmektedir. Çünkü bunlar tama- men bizim ellerimizin eseridir.
17. Hürriyet kelimesi, insan topluluklarını her kuvvet- te, her çeşit otoriteye, hatta Allah'a ve yaratılış ka- nunlarına karşı savaşa sevk eder.
18. Bizim kuvvetimiz, görünmeyen bir kuvvettir. Ya- hudi olmayanların masonluğu, bir paravana olarak bize ve amaçlarımıza körü körüne hizmet eder.
19. Yahudi olmayanların kafalarından Allah ve ma- neviyat düşüncelerini koparmak ve onların yerine aritmetik hesaplar ve maddi ihtiyaçları yerleştir- mek, bizim için zaruridir.
20. Biz, cemiyetlerin bütün güçlerini ellerimize alabil- mek için, sıkı bir şekilde merkezleştirilmiş bir hü- kümet meydana getirmeliyiz.
21. İçinde bizim esrarlı elimiz bulunmadıkça milletler, önemsiz bir hususi anlaşma bile yapamazlar.
22. Yahudi olmayanların aristokrasisi öldü. Fakat ara- zi sahibi olarak kendi kendilerine yeter oldukları
257
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:44 www.futkuyayinevi.com
müddetçe håla bize zararlı olabilirler. Her ne paha sına olursa olsun onları topraklarından uzaklaştır mak, bizim için çok önemlidir. Arazi vergilerinin artırılması ile arazilere borç yüklenerek, bu amaç en iyi bir şekilde elde edilecektir.
23. Silahlanmanın hızlandırılması ve polis kuvvetleri- nin artırılması çok önemlidir.
24. Hasımlarımızın bize karşı kullanabilecekleri bütün silahlar ile kendimizi silahlandırmalıyız.
25. Bizim masonik paralarımızın ifadeleri olan liberal kelimeler "hürriyet, kardeşlik, eşitlik" biz krallığı mızı kurduğumuz zaman bu "hürriyet hakkı, kar deşlik ideali, eşitlik vazifesi" şekline çevrilecektir.
26. Elimizdeki silahlar hudutsuz ihtiras, yanan hirs, merhametsiz hınç, kin ve garazdır.
27. Yahudi olmayanların gençliği, çeşitli yollarla alda- tılacak, şaşırtılacak ve bozulacak.
28. Öyle bir terör manevrası hazırlayacağız ki en ce- sur kalpler bile ürkecek. Metrolar, yer altı geçitleri. o zamandan evvel oralardan bu başşehirler bütün teşkilatları ve arşivleri ile birlikte havaya uçurula- caktır.
29. Hakkın liderleri olarak onların başına geçirdiğimiz ajanlarımızın yol göstermesi olmadan asla hiçbir yöne hareket etme durumda olmavacaktır.
30. Bir hükümetin planını bir beyin hazırlamalıdır
mevent bulunan şeyler, hemen hemen bir ve aym şeylerdir. Temsil etme, edilma, bakanlik devlet sürast, yasama ve yürütme heyetleri ger bizim tarafımızdan tavsiye edilmelidiu
12. Yayınevi sahibi, kitabevi sahibi veya mathasa mak isteyen herkes, kendisine bu işler için tesis edilmiş bir diploma tedarik etmeye mecbur totula caklar ve bizim düzenimize karşı herhangi bir hats halinde derhål tevkif edileceklerdir.
33. Dünyanın her tarafına haber ajansları kurulacak tır. Bu ajanslar, bilahare tamamen bizim olacak ve sadece bizim kendilerine dikte ettiklerimizi yaya- caklardır.
34. Yayınevi sahibi veya matbaacı, herhangi bir eseri basılı olarak yayınlamak için, kabul etmeden evvel bu işi yapmak, müsaade almak üzere yetkili ma kamlara başvurmaya mecbur olacaklardır. Böylece bize karşı hazırlanan bütün düzenleri önceden bi leceğiz ve onlardan evvel davranarak onları tesirsiz bırakacağız.
35. Vergiler, tatsız yazarlık heveslerini sınırlayacak ve ceza sorumluluğu, yazarları bize bağlı yapacaktır.
36. Kitap yayını ve gazetecilik, en önemli eğitim güç- lerinden ikisidir ve bundan dolayı bizim hüküme timiz, gazetelerin çoğunun sahibi olacaktır. Ve ser- mayelerini biz vereceğiz.
259
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:45 www.tutkuyayinevi.com
37. Kitlelerin, düştükleri tuzakları anlamaması için biz onlara ayrıca zevkler, oyunlar, eğlenceler, tutkular, her çeşit sanat ve spor müsabakaları, devlet eliyle resmî kumar düzenleri kuracağız.
38. Allah'a ait dinimizden başka mevcut dinler, kral lığımızı kurunca bizim için istenilmez olacaktır. Bundan dolayı biz, diğer bütün inanç şekillerini ortadan kaldırmalıyız. Hristiyanların dinini boz duğumuz gibi, Müslümanların içinde de bozuk tarikatlar kurmalıyız. Kitabını ve din adamlarını bozmalıyız.
39. Müslüman devletlerin başına, dindar gözüken bi- zim ajanlarımız yerleştirilmelidir.
40. Müslüman ülkelerde, bizim kurduğumuz tarikatlar olacak ve zamanı gelince halkı kışkırtıp, birbirine kırdıracaktır.
41. Bizim krallığımızı kurmamıza silahla karşı koyan- ların hepsini merhametsizce öldüreceğiz.
42. Yahudi olmayan ülkelerdeki bütün gizli cemiyetle ri biz kuracağız. Her gizli servisin kurucuları ara sında mutlaka bir Hiram bulunacaktır.
43. Bizim hükümetimizin kararları nihai olacak ve bunlara karşı müracaat yolları bulunmayacaktır.
44. Bize hizmet etmeyen devlet liderlerine verilen sözler tutulmayacak ve ödül verilmeyecek. Ancak bunlar ne zaman bize diz çöküp hizmetimize gi rince verilecek.
45. Dünyadaki her memlekette serbest mason locaları kuracağız ve çoğaltacağız.
46. Ordu ve polis teşkilatının liderleri, hemen hemen bu locaların arasında bulunacaktır.
47. Hayati önem taşıyan sanayici ve fabrikatörler, bu locaların üyeleri olacak ve olmayanlarsa ulusla rarası hiçbir iş yapamayacak ve sonları perişan olacak.
48. Kurduğumuz mason localarına, devletlerin lider- leri ve önde gelen her kesimden halkın gözdesi ki- şiler kandırılarak bize diz çöktürülecek ve çıraklık, kalfalık, ustalık katlarından geçecek, miatları dol- duğunda paçavra gibi atılacaklar.
49. En gizli siyasi planlar bizim tarafımızdan bilinecek ve bu planlar, henüz onların düşündükleri günde bizim rehberlik edici ellerimize düşecektir.
50. Dünyadaki bütün para, bizim ellerimizde toplana- caktır. Bundan dolayı bizim hükümetimizin mas- raftan korkmasına gerek yoktur.
51. İsrail Kralı; Avrupa'nın kendisine sunduğu tacı ba- şına giydiği zaman, dünyanın atası olacaktır.
52. Bizimkilerin dışında bütün toplu kuvvetlerin yı- kılmasına tesir etmek için, toplu hareketlerin ilk başlangıcı olan üniversiteleri, yeni bir istikamette yeniden eğiterek kuvvetten düşüreceğiz. Çeşitli formlarda fitne çıkararak üniversitelileri, hükü- metlere karşı kışkırtacağız. Fitne, bizim en büyük silahımızdır.
261
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:46 www.tutkuyayinevi.com
53. Her şey kitaplarda yazıldığı gibi olacak, eğer biri çıkıp da bunun aksini söylerse o zaman Karalar or- taya çıkacak, o âlimin, o liderin sonu çok kötü ola cak, eceli, kendi ardından gelen halkının elinden olacak.
54. Yahudi olmayanların din adamlarını itibardan dü şürmek ve bu suretle onların dünya üzerindeki fa- aliyetlerini yıkmaya dikkat edeceğiz. Bize hizmet eden din adamlarını bütün dünyaya yayacağız, her ülkede iş yapacak, okullar açacak, yetiştirdikleri öğrenciler, bilmeden bize hizmet edecek. Sloganla- rı, "hizmet, sevgi, kardeşlik" olacak. Asla bilmeye- cekler ki bu slogan, bizim mason kardeşlerimizin şifreli konuşmalarıdır.
55. Yahudi olmayan ülkelerin anayasalarına, bizim eli- mizle öyle kanun maddeleri yerleştireceğiz ki haklı kişiler haksız çıkacak, aileler parçalanacak; halk, hükümete ve kanun adamlarına düşman olacak.
56. Hangi ülkeden zulüm ve eziyetle kovulmuşsak o ülkeler, zamanı gelince darmadağın edilecek.
57. Mısır'dan sürüldüğümüzde 13 aşirettik, bir aşireti- miz kayboldu, onu buluncaya kadar dünya halkına kan kusturacağız.
58. Bize vadedilmiş toprakları mutlaka geri alacağız.
59. Yahudi olmayan halklara, bizim yerleştirdiğimiz krallara tanrı diye taptırdık. Gelecekte de bizim uydurma tanrılarımıza tapacaklar.
60. Kutsal şehirlerin başına, bize hizmet eden kölele rimizi lider olarak yerleştireceğis ve o şehirleri, bi zim için imar ve inşa edecekler.
61. Yahudi olmayan ülkelerin yönetim şekillerini bo zup da o ülkelere, planını iblisin yaptığı demokra siyi altın tepside sunacağız, sonunda kendi kendi lerini parçalayacaklar.
62. Papalık sarayını yıkma zamanı gelince, nihayet gö rünmez bir elin parmağı, milletleri bu saraya karşı sevk edecektir.
63. Her Yahudi aynı zamanda aktif bir ajandır.
64. Yahudi olmayan veya Yahudiliğe hizmet etmeyen kral ve devlet adamlarının sonu hazin olacaktır.
65. Devletlere aşılar bağışlanıp şirin gözükülecek.
66. Bankalar kurulup halk faize bağlanılacaktır.
67. Devletlerin resmi sigorta müesseselerini bizler si- gortalayacağız ve para bize akacak.
68. Her teşkilat, yasal ve yasa dışı örgütler, bizim eli- mizle kurulacak ve sempatizanlar bilmeden bize hizmet edeceklerdir. Bunlara partiler de dâhildir.
69. Yeni baştan ülkeler kuracağız, öyle ki dünyanın dışından bakıldığında bile, bizim sembollerimizi görecekler.
70. Yahudi olmayan ülkelerde, bizim isteğimizle has- taneler ve hapishaneler çoğalacak, bizim projeleri- miz ileriye dönüktür. Asla bilmezler.
263
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:48 www.tutkuyayinavi.com
71. Yahudi olmayan bir kişi kral da olsa, bizden olan bir dilenciye bile ondan daha fazla hürmet gös teriniz.
72. Bizim gözümüz, yeryüzü insanlarını her yerden gözetleyecek.
73. Öyle icatlar yapacağız ki gözleri gözümüz, kulak ları kulağımız olacak. En mahrem sırlarını bile bi zimle paylaşacaklar. Asla bilmeyecekler ki biz, se çilmiş insanlarız.
74. Yaptıklarımızı filmlerde hayranlıkla izleyecekler, yapacaklarımızı da hayretten dehşete düşerek izle yecekler.
75. Yahudi olmayan devletlere, istedikleri kadar borç vereceğiz, verdiğimiz paranın yüzde yetmişi bize dönecek, yüzde otuzu da aracı olan bizim ajanları mıza gidecek. Bizden giden hiçbir şey olmayacak, fazladan kazanan biz olacağız.
76. Hastanelere tıbbi cihazlar sağlayacağız, karşılığın da da ihaleleri biz alacağız, bağışladıklarımızı as- lında iki misline satacağız.
77. İblisin bize hediye ettiği üç mesleği, Yahudi olma yanlara verdik. Dünyanın sonuna kadar peşine düşecekler. Bunlar; casusluk, fahişelik, şamanlık. Birini değişime uğrattık; şamanlık, politikacı ve avukat oldular.
78. Daima uyanık olmalıyız. Yeryüzündeki her ülkeyi yok etmek için bir kitle imha silahımız olmalı.
79. Sion Tarikatı'mızın 300 üyesi olmalı, her üye, bir ülkeyi yönetmeli. Dünyayı biz yönetmeliyiz, fakat kimse farkına varmamalı.
80. Kutsal ve efsanevi hazineler bizim olmalı, başkaları, bulmak için boş yere oyalanmalıdır.
81. Süleyman Tapınağı'nı yeniden inşa etmeliyiz, Şö valyeler, eskiden olduğu gibi yine olmalı.
82. Yahudi olmayanların malları mülkleri bizden ça- lınmadır. Zamanı gelince hepsini geri alacağız.
83. Yeryüzündeki bütün tohumlar, bizim elimizde ol- malı, hatta insanların ki bile.
84. Yahudi olmayan herkes, sığır gibi damgalanacak.
85. Biz daima veren el olacağız, alan el bizi geçtiği za- man, onu yok edeceğiz.
86. Gül tomarına bakın. Hristiyanların rahiplerini yoldan çıkarttık.
87. Hristiyanların kiliselerini avucumuza aldık. Bağış- ları hep bize akacak, fakat onlar bilmeyecekler ki azizleri, bizim ajanımızdı.
88. Tapınak Şövalyeleri hâlâ yaşamaktadır, onların her birini bir yıldız simgeleyecek, ülkeler, şöval- yelerimize köle olmak için sıraya girecekler, fakat Davud'un Yıldızı önünde diz çökmedikleri sürece kabul olunmayacaklar.
19. Yahudi olmayanlar tarafından tanınmış olan bütün müsamaha ve hürriyetleri, birer birer geri alacak ve bizim krallığımız herhangi bir anda ve her yerde,
265
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:49 www.tulkuyayinavi.com
bize söz veya fiilen karşı gelecek olan herhangi bir Yahudi olmayan şahsı yok edecek derecede muhte şem bir kalabalık halk ile temayüz edeceğiz.
90. Bizim, Allah tarafından, bütün dünyanın idaresi için seçildiğimizi, peygamberler söylemiştir. Allah bizi, bu vazifeyi görebilecek bir zekâ ile teçhiz etti.
91. Yöneticiliğimizin en mühim amacı, şu hususları ihtiva eder: Halkın zihnini yıkarak bozmak, onu mukavemet uyandıran ciddi düşüncelerden uzak laştırmak, zihni kuvvetleri boş nutukların sahte sa- vaşı ile meşgul etmek.
92. Yahudi olmayanların kuvvetlerini o şekilde azar azar tüketeceğiz ki onlar bize, dünyanın enternas yonal iktidarını sunmaya mecbur olacaklardır.
93. Yahudi olmayan milletlerde ziraat ve hayvancılığı gerileteceğiz, bu işle uğraşan işçileri anarşiye ve sarhoşluğa yönlendirerek, araştırarak, üretim kay- naklarını kurnazlıkla ve el altından derin bir şekil- de mahvetmeye çalışacağız.
94. Öyle bir gizli örgüt kuracağız ki adını duyan mil- letler irkilecek.
95. Öyle icatlar yapacağız ki yeryüzündeki halklar; ai- lesini, işini, ibadetini unutacaklar, her geçen gün yenilerini icat edeceğiz, perişan olan milletler, so- nunda önümüzde eğilecekler. İşte o zaman her şey- lerini bize sunacaklar, namuslarını bile.
96. Öyle ülkeler imar edeceğiz ki dünyanın dışından bakıldığında bile bizim masonik sembollerimizi görecekler.
97. Seçimlere iki başkan adayı çıkacak, biri kazanacak, biri kaybedecek, sonuçta biz kazanacağız, çünkü ikisi de bizim ajanımız.
98. 88'in sırrını bizden başka hiç kimse bilmiyor, öğ- retmeyeceğiz de. Zamanı gelince onu biz kullana- cağız, dünya halkına armageddonu yaşatacağız.
99. Bütün mevcut idarecilerin yerini alacak olan hü- kümdarımız, varlığını, bizim ahlaksızlaştırdığımız cemiyetlerin arasında sürdürecektir. O cemiyetler ki Allah'ın otoritesini bile inkâr edecekler.
100. Allah'ın yarattıklarını değişime uğratacağız, in- sanları bile. İnsanlar ne yapacaklarını şaşıracaklar. Yahudi olmayanlar, şaşırmaya mecburdurlar.
101. Dünyayı beşe bölecek, ülkeleri de beşe bölecek, her bölümün başına da bir yönetici koyacağız. Bi- zim istediğimiz gibi yönetecekler.
102. Yapacağımız terörü, kara mizah olarak sunacağız, çocuk oyunu sanacaklar, öyle mizah ki paranın üs- tünde bile olacak. Gerçekleştirdiğimizde, neye uğ- radıklarını anlayamayacaklar.
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:51 DERIN
SUIKASTLAR
ABDULLAH ÇATLI, TURGUT ÖZAL, ASELSAN, CEM ERSEVER, SADDAM HÜSEYİN
MUHSİN YAZICIOĞLU, PAPA II. JOHN POUL, ADNAN KAHVECİ, CHE, İZAK RABİN
TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA TARİHİ DEĞİŞTİREN SUIKASTLARIN PERDE ARKASI
Ya Aişe (r.a) dinlerini tefrikaya verip, bölük olanlar, bunlar bu ümmetin bid'at ehlidir. Ehli heva ve ehli delalettir. Ya Aişe, muhakkak ki her günah sahibi için tevbe vardır. Ancak heva ve bid'at ashabı hariç. Ben onlardan beriyim, onlar da Benden beridir. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 500 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Kıyamet gününde, Adem evladından bir takım kavimler getirilir ki, yanlarında dağlar gibi hasenat vardır. Bunlar Cenneti görecek gibi yaklaştığında: "Sizin orada nasibiniz yok" denilir. (İtikadları dürüst ve riayetleri halis olmadıkları için) Ravi: Hz. Salim (r.a.) Sayfa: 505 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Buna hiç durmadan Yahudi akını da eklenince her kapıyı açan para, Amerika'nın iç ve dış politikasını da baskısı altına almaya muvaffak oldu. Hem de, Israel aleyhinde bir karar söz konusu olduğunda, Amerikan idarecilerine <> kaydıyla şu talimat verilmişti:
1- Radyo, televizyon, gazeteler, sinema, mec- mualar ve kitaplar üzerindeki büyük kontrolumuzu ge- nişletiniz.
2- Hukuk, tıp, kimya ve buna benzer bütün tah- sillerden, Yahudi olmayanları uzaklaştırınız ve Yahudi- leri bilhassa bu şubelerde tahsile ve okumaya teşvik ediniz.
3- Yahudi olmayanların okullarını birer ihtiläl merkezi haline getiriniz.
4- Yahudi olmayan peygamberleri gülünç şekle sokup, onları rezil rüsvay edecek mevzular icat ve aynı zamanda Yahudi olmayanların arasında tefrik ve nifak çıkarınız. Din müesseselerini zayıflatınız, fakat bizlere
karşı da kendilerine kardeşlik (1) hisleri telkin ediniz. 5- Bizden olmayanların kadın ve çocuklarının ahlâklarını ifsat ediniz. (172)
6- Kanunları ve anayasaları yanlış şekillerde tef- sir ederek, mahkemelerini dahi iğlāk edip, her yere şüp- he ilka ediniz.
Yuksel5 Ocak 2025 03:22 tohumları ekiniz. Renkli ırkları, diğer ırklara düşman kı- lınız.
8- Çeşitli aşılar ve suya katıla ntürlü yabancı maddelerle bizen olmayanları tımarhanelere atarak ve medeni hakları suiistimal ederek, onları yok ediniz, tü- ketiniz.
9- Devlet adamlarını eliniz altında tutmaya ça- lışınız.
10- Memleketlere girmek imkânlarını ve kanun- larını kolaylaştırınız.
11- Her vasıtaya müracaat ederek para üzerin- deki diktatörlüğümüzü takviye ediniz.
12- Hükümetin, ordunun ve bahriyenin en can alıcı noktalarına Yahudileri yerleştiriniz.
13- Cumhuriyeti ortadan kaldırarak, onun yeri ne demokrasiyi ikame édiniz. (Yahudilerin idare ettiği sosyalizme giden yol).
14- Türlü hile ve desise kullanarak işçileri el- de tutunuz. Mitingler tertip ediniz. Grevler yaptırınız. Ve bu mavzuda hiç bir fedakârlıktan çekinmeyiniz.
Hahamlar Merkez Komitesinin bu konudaki açık- lamasına göre de; bulunan bu usuller sayesinde, Yahu- dilerin bulundukları memleket yok olacak, ahlâksızlığa, iflása. -ivil harbe sürüklenerek, düşmanlarının sayısı azalacaktır.
Sonra açıklama şoyie vam ediyor:
«Unutmayın ki, Bolşevik hizi Rusya'nın efendisi yaptı Son harp ise bizi Asya ve Avinin efendisi yaptı. Bundan yalnız İspanya hariç kaldı. Bir- leşmiş Milletler Teşkilatı, İsrail Devleti'ni meydana ge- tirdi. Biz bahsedilen bu hazineyi dünyanın merkezi ha- line getireceğiz.
Eğer Yahudi olmayanlar tarafından yukarıdaki ta- limat ve program hakkında sorguya çəkilirseniz, yuka-
Kıyamet kopmaz, siz yahudilerle harb etmedikçe. Hatta taşlar bile arkasındaki yahudiyi "Ya müslüman şu benim arkamdaki yahudidir onu öldür" diye haber verir. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 477 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Ayetlerin esmâ-i hüsnâ ile son bulması, (M.N.) 175:Şemme, 10. risa Avrupa edebiyatı Kur'ân'ın büyüklüğünü kavrayamaz. (S.) 676, 687:Lemaat; (K.L.) 127.
Bakara Sûresine bu ismin verilmesinin sebebi. (S.) 223:20. Söz 1. mak Bâtın ilmine vakıf kimseler için Kur'ân baştan başa ihbarât-ı gay- biye nevindendir. (S.) 369:25. Söz, 3. şua, 1. cilve
Bediüzzaman'ın Kur'ân'ı ezberlemeye başlaması. (T.H.) 43. Bediüzzaman Kur'ân'ın sönmez ve söndürülmez bir nur olduğu- nu gösterme vaadinde bulundu. (T.H.) 47.
Bediüzzaman'ın yaptığı Hizb-i Kur'ânî. (T.H.) 351:Den. hayatı Besmele Fâtiha'nın fihristesi ve Kur'ân'ın mücmel bir hülasa-
sıdır. (S.) 19:1. Söz
Bir kavle göre Kitâb-ı Mübîn Kur'ân'dan ibarettir. (S.) 229:20. Söz, 2. makam
Cumhuriyet devrinde aslî harfleriyle Kur'ân okumak suçtu (S.T.) 171.
Cumhuriyet devrinde Kur'ân yerine câmilerde Türkçesini okut- maya çalıştılar. (E.L.) 2:9; (S.T.) 56:27. Mektup
Deccala Kur'ân nurlarıyla karşı konulabilir. (T.H.) 131.
Dünyanın ömrü kalmışsa, insanlık Kur'ân hakikatlarına yapışa-
cak. (H.Ş.) 79.
Dünyaya Kur'ân nazarıyla bakmak. (S.) 315:24. Söz, 3. dal 11. asıl; (S.) 401:25. Söz, 3. şu'le 2. ziya
Edep kaynağı olan Kur'ân'ın insan açısından edebe zıt olan bazı tâbirâtı. (S.) 211:18. Söz, 2. nokta
Elde Kur'ân gibi bir hakikat varken inkarcıları ilzam etmek ko-
laydır. (S.) 328:25. Söz
Elmas hakikat Kur'ân'dadır. (S.) 189:17. Söz, siyah dutun bir mey. Fâtiha Kur'ân'ın fihristesidir. (S.) 45:9, Söz.
Felâk Süresinin bir tefsiri. (Ş.) 224:11. Şua, hât.; (As. M.) 74:hât. Fennin hiçbir kesin hakikati Kur'ân'ın kudsî hakikatlarına ilişe-
Emanete riayeti olmıyanın imanı ve ahdi olmıyanın da dini yoktur. Muhammed (s.a.v) in nefsi kudret elinde olan Zata yemin ederim ki, kulun dili dürüst olmadıkça dini dürüst olmaz. Kalbi dürüst olmadıkça dili dürüst olmaz. Komşusu "beraika"sından emin olmıyan Cennete giremez. Denildi ki: "Ya Rasulallah beraika nedir?" Buyurdu ki eziyeti ve zulmüdür. Hangi adam ki haramdan mal kazanır da ondan infak ederse ona sevap verilmez. Eğer sadaka verirse kabul olmaz. Elinde kalan da Cehennem bakımından gidişini artırır. Zira habisi habis örtmez. Lakin habisi temiz ve helal olan şey temizler. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 463 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Emaneti olmıyanın imanı, tahareti olmayanın namazı ve namazı olmayanın da dini yoktur. Namazın dindeki yeri, başın gövdedeki yeri gibidir. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 463 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Ben, Nizar oğlu, Mudar oğlu, İlyas oğlu, Mudrike oğlu, Huzeyme oğlu, Kinane oğlu, Nadr oğlu, Malik oğlu, Fahir oğlu, Galib oğlu, Luey oğlu, Kaab oğlu, Mürve oğlu, Kusey oğlu, Abdi Menaf oğlu, Haşim oğlu Abdülmuttalib oğlu, Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v)'ım. İnsanlar ikiye ayrılırsa Allah beni onların en hayırlısından kılmıştır. Bana cahiliyet devrinin kötülüğü isabet etmedi. Ve ben Adem (a.s.) dan beri nikahla oldum. Ve Ben sizin ecdad ve nefis (soy, sop) olarak en hayırlınızım. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 151 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Ağlama ya Ömer (r.a) dağların altın olarak hareket etmesini dilesiydim, hareket ederlerdi. Eğer dünyanın Allah'ın indinde sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı kafirlere ondan bir şey vermezdi. Ravi: Hz. Ataa (r.a.) Sayfa: 466 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Bir kimse ilim talebi için giderse, melaike ona dua eder, maişeti mübarek kılınır, maişetinden sıkıntı görmez ve kendi de mübarek olur. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 431 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel20 Şubat 2025 22:01 Bir kimse: "Rabbimin Allah olduğuna, dinimin İslam olduğuna, Peygamberimin (ve Resulumun) Hz. Muhammed (s.a.s.) olduğuna razı oldum" derse, Cennet ona vacib olur. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 432 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Sen kendini büyük görürsün! Sen eğer koçla toslaşırsan az zamanda alnının parçalandığını görürsün.
İnsanları ısıran ve halka ızdırap veren hacılara benim tarafımdan de ki: Sen hacı değilsin. Asıl hacı, devedir. Çünkü zavallı hayvan, hem yük taşır, hem diken yer.
Bir câhil için en iyi şey susmaktır. Ne var ki, bunu bilseydi zaten câhil olmazdı.
Germicilerin şöyle bir şarkısı vardır: Dağlara yağmur yağmazsa hepsi bir yılda kurur.
Halkın, Käbe örtüsünü öptüğünü görürsün. O, ipek böceğinin kozasından yapıldığı için şöhret bulmadı. Birkaç gün bir mukaddesle bir arada bulundu da azîz oldu. Yani birkaç gün o örtü, Kâbe duvarına asıldı.
Kerem (cömertlik) ağacı nerede kök salarsa boyu ve dalları gökleri tutar. Eğer "başa kakma" testeresini gövdesine vurursan meyvesini yemekten ümidini kes.
Sarhoşlarla bir arada bulunmak îman ehli için kâfî bir zindan azabıdır.
Yalnız ibâdet neye yarar? İbadetin yanında kerem ve ihsân da lazımdır. Allâh yolunda bir altın vermeleri lâzım gelse çamura batmış merkep gibi acizleşiyorlar. Ama fatiha okumaya gelince yüz defa okurlar.
Arab atı koşarak iki saat gider; deve ise, ağır ağır gider ama gece-gündüz yol alır.
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu: lah- Tuala suara Allah'a dininde ihlas erbabı ve muvahhid ola rak ibadet etmelerinden, namaz kılmalarından ve zekât verme rinden başka bir şey emri verilmemişti.. İşte doğru bir din..>>>>
**
Bu Ayet-i Kerime Kur'an-ı Kerimin 98. suresi olan EEYYİNE S resinin 5. âyetidir.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إنما الأعمال بالنيات ، وإنما لكل أمرى مَا نَوَى ، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ، فَهَجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ ورسوله ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إلى ما هاجر إليه . ) رواه الشيخان عن عمر )
2) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu: <>
* **
Bu Hadis-i Şerif, bize niyetin önemini anlatmaktadır. Bakalım: yetimiz bizi hangi yola çekiyor..
* **
Ravi: Hz. Ömer'den r.a. naklen BUHARI ve MUSLIM.. Menkabal 2. 5. ve 41. Hadis-i Şerifte..
إنَّ الله تَعَالَى لا يَنظُرُ إلى أجامِكُمْ وَلَا صُورِكُمْ ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قلوبكم وأما لكم . ( رواه مسلم عن أبي هريرة )
4) «Allah-ü Taâlâ iyilikleri de yazdı, kötülükleri de.. Sonra bunları kitabında beyan etti.
Her kim, bir iyilik kasdeder, yapamazsa; Allah, katında onu tam bir sevab yazar.. Şayet kasdettiği o iyiliği yaparsa; Allah, katında onu on kattan yediyüz kata kadar sevab yazar.. Hatta daha fazla-sı ile..
Her kim, bir kötülük kasdeder de yapmazsa; Allah, katında tam bir sevab yazar.. Şayet o kötülüğü kasdeder de yaparsa; Allah onu bir günah yazar..>>>
**
Bilhassa yapılan işlerin niyet şekline dikkat edilmelidir. Daha zi-yade ihlasa.. Çünkü sevablar ona göre verilir..
** Ravi: IBN-I ABBAS'tan r.a. naklen BUHARI ve MUSLIM... Menka-beleri, 2. 5. ve 42. Hadis-i Şerifte..
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 113 1 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Hz. Ömer (r.a.) 113 2 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Hz. Muaz (r.a.) 113 3 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Hz. Enes (r.a.) 113 4 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Hz. Ebud Derda (r.a.) 113 5 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Hz. Câbir (r.a.) 113 6 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.) 113 8 Ehli Cennet'in en aşağı dereceli olanının Cennetteki mülkünü temaşası ikibin sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür. Bunlar zevceleri, hizmetçileri, kürsüleri, bahçeleri vs.dir. Efdal dereceli olanı ise, Allah (z.c.hz.)'nin Cemalini günde iki defa temaşa eder. Hz. İbni Ömer (r.a.) 113 9 Fisebilillâh mücahid olanlar en ufak bir zorlama ile bir senelik oruç bedeli ve bir senelik gece ibadeti hak ederler. Soruldu: "En ufak zorlama nedir?" Buyuruldu ki: "Meselâ böyle bir mücahid gece giderken hayvan üzerinde uyuklar ve kamçısını düşürür, inip bunu alması en ufak zorlamalardandır." Hz. Sabit İbni Ebu Asım (r.a.) 113 10 Ehli Cennetin derecesi en aşağı olanının bahçelerine, kürsülerine, zevcelerine bakışı bin sene sürer. En efdali ise günde iki kere, sabah, akşam Allah (z.c.hz.)'ni temaşa eder buyurup şu ayeti okudular: "Vücûhün yevme izin nâdiretün ilâ Rabbihâ nâzıra." Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 113 11 Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Besmelenin azamet-i kadrine en kat'l bir hüccet şudur ki, İmam-Şatil (ra) gibi suk buyuk müçtehidler demişler. "Besmele tek bir åyet olduğu halde Kuran'de yüz on dort dele وسته للعبة tur
"Bismillah" güneş gibidir. Başkalarını tenvir ettiği gibi, kendini de gösteriyor Her nudes ve her dakika ruhlar ona hava ve su gibi muhtaç olduğundan onun hakikatini berkasin ruhu moder
(Emirdag Lalitkast
Bismillah, her hayrın başıdır. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslam nişanı olduğu tün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır.
Bu kelime öyle mubarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni athayetsiz hud rete, rahmete rabtedip Kadir-i Rahimin dergahında aczi, fakrı en makbul bir gedaatçı yapar
(Sozler
Hem veren Bismillah demeli, hem alan Bismillah demeli. Eger o Bismillah demiyor, sen de al maya muhtaçsan, sen Bismillah de, onun başı üstünde rahmet-i İlahiyenic elini gör, şükürle op, ondan al.
Low
Her bir zerre mebde-i hareketinde lisan-s hal ile "Bismillahirrahmanirrahim" der Yani, "Ben Allah'ın namıyla, hesabıyla, ismiyle, izniyle, kuvvetiyle hareket ediyorum" der
Cismani ihtiyaç gibi, manevi hâcât dahi muhteliftir. Bazısına insan her vakit muhtaç olur. Cis-me hava, ruha "Hü" gibi. Bazısına her saat: "Bismillah" gibi. Ve hâkeza.
(Nurun İlk Kapısı
Bismillahirrahmanirrahim ferşi Arşa bağlar. İnsanî arşa çıkmaya bir yol olur.
(Lem'alar)
"Blahirrahmanirrahim" cümlesi, Arşı ferşe bağlayan ve kâinatı ışıklandıran ve her daki-ka herkes oma muhtaç olan öyle bir hakikattir ki, milyonlar defa tekrar edilse yine ihtiyaç vardır Değil yalnız ekmek gibi her gün, belki hava ve ziya gibi her dakika ona ihtiyaç ve iştiyak vardır
(Şuâlar)
Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı Zât-ı Ahmediye (a.s.m.) olduğu gibi en birinci anahtarı dahi "Bismillahirrahmanirrahim" dir. (Lem'alar)
Iman, yalnız icmâlî ve taklidî bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten, tā büyük hurma ağa-na kadar ve eldeki aynada görünen misali güneşten tå deniz yüzündeki aksine, tā güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi; imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, bin bir esmå-i llå-hiye ve sair erkân-ı imaniyenin kâinat hakikatleriyle alåkadar çok hakikatleri var ki, "Bütün ilim-lerin ve marifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikiden gelen taf-silli ve burhanlı mârifet-i kudsiyedir" diye ehl-i hakikat ittifak etmişler.
(Emirdağ Lähikası)
İman, altı rüknünden çıkan öyle bir vahdânî hakikattir ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir kül-lidir ki, tecezzî kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki, kabil-i inkısam olmazlar. Çünkü, herbir rükn-ü imani, kendini ispat eden hüccetleriyle, sair erkän-ı imaniyeyi ispat eder. Herbiri herbirisine gayet kuvvetli bir hüccet-i âzam olur. Öyleyse, bütün erkänı bütün delilleriyle sarsmayan bir fikr-i bâtıl, hakikat nazarında birtek rüknü, belki bir hakikati iptal edip inkâr edemez.
(Suālar)
Bir hakperest adama böyle cevabımız var. O dedi birincide: "Muhammed (Aleyhissalâtü Ves-selâm) dini nedir?" Dedim: İşte Kur'ân'dır. Erkân-ı sitte-i iman, erkân-ı hamse-i İslâm esas mak-sad-1 Kur'ân.
(Lemeat)
İman-ı billah hakikatı, hüccetleriyle hem meläikeye iman, hem kadere iman hakikatlerini da-hi kať'î ispat eder. Güneş gündüzü ve gündüz güneşi gösterdiği gibi, imanın rükünleri birbirini is-pat ederler.
(Sualar)
Erkân-ı imaniye altıdır. İman-ı billāhtan başka, iman-ı bi'l-yevmi'l-ähir gibi rükünler var. Bu rükünler ise, mümkinatın vücutlarını ister. O muhkem erkän-ı imaniye hayal üstünde bina edil-mez.
Ben ve benden evvel gelen peygamberlerin en ziyade faziletli ve kıymetli sözleri, "La ilahe il-allah kelamıdır.
(Sualar)
Tevhidde cemal ve kemål-i İlâhînin kalben görünmesi ve ruhen hissedilmesi içindir ki, bütün evliya ve asfiya, en tatlı zevklerini ve en şirin manevi rızıklarını, kelime-i tevhid olan "La ilahe il-lallah" zikrinde ve tekrarında buluyorlar.
(Sualar)
Öyle bir Allah ki, vücub-u vücud ve vahdetine, şu kitab-ı kebir denilen ålem, bütün yazıları ve fasıllarıyla, sayfalarıyla, satırlarıyla, cümleleriyle, harfleriyle şehadet ettiği gibi; şu insan-ı kebir deni-len käinat da, bütün āzāsıyla, cevahiriyle, hüceyratıyla, zerratıyla, evsafıyla, ahvaliyle delalet eder.
Yani bu kâinat, ihtiva ettiği bütün envåıyla "La ilahe illallah" ve o âlemlerin erkänıyla "Là hã-lika illä hû"; ve o erkânın azasıyla "Là sânia illà hû"; ve o âzanın eczāsıyla "Lâ müdebbire illâ hù"; ve o eczarın cüz'iyatıyla "Lå mürebbiye illā hù"; ve o cüz'iyatın hüceyratıyla "Lå mutasarrife illä hũ"; ve o hüceyratın zerratıyla "Lā hālıka illä hû"; ve o zerratın tarlası olan esiriyle "La ilahe illa hü söyleyerek, bütün enväıyla, erkänıyla, āzāsıyla, eczâsıyla, hüceyratıyla, zerratıyla, esiriyle, el-li beş lisanla vücub-u vücud ve vahdetine şehadet ve delalet eder.
(Mesnevi-i Nûriyel
Öyle bir Muhammed'dir (a.s.m.) ki, âlem-i şehadette iken gaybiyattan haber verir bir beşir ve nezir olup bütün kuvvetiyle, kemal-i ciddiyetle ve vüsuk ile ve itminanla, yüksek bir imanla nev-i beşere karşı tevhid dinini "La ilahe illallah" ile ilan ve ilâm ediyor.
Hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gr. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir Alem-i nur bulursun İşte o dlemin anahtarı, ma rifetullah ve vahdaniyet sırlarını ifade eden "La ilahe illallah" kelime-i kudsiyesiyle kalbi söylet tirmek, ruhu işlettirmektir.
Lem'alar)
"La ilahe i
İman ise, hem o şahustaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği alemin ziyasıdır. lällah" ise, o nuru açar bir anahtardır
Mektobat
Cismani ihtiyaçlar vakitlerin ihtiläflarıyla tebeddül eder, noksan ve fazlalaşır. Mesela, havaya olan ihtiyaç her anda var. Suya olan ihtiyaç, midenin harareti zamanlarında olur Gıdaya olan ha cet, her günde olur. Ziyaya olan ihtiyaç, alelekser haftada bir defa lazımdır. Ve häkeed....
Kezalik månevi ihtiyaçlar da vakitleri muhtelif ve mütefavittir. Her anda "Allah" kelimesine ihtiyaç vardır. Her vakit Besmeleye, her saatte "La ilahe illallah"a ihtiyaç vardır. Ve häkeza...
(Mesnev Nariye
"La ilahe illallah" olan kelime-i zikriyeyi bir insan vird-i zeban ettiği zaman, zamanı bir hal ka-i zikir tahayyül etmekle, o halkanın sağ tarafı olan mazi cihetinde enbiyanın, sol tarah olan is tikbal cihetinde de evliyanın oturup cemaatle zikrettiklerini ve kendisi de, o cemaat-t uzmā ide bulunarak şu kubbe-i minâyı dolduran yüksek, İlähi ve tatlı sadalarına iştirak ettiğini tahayyüle sin. Kuvve-i hayaliyesi daha keskin olanlar da kâinat mescidinde bütün masnuatın teşkil ettikler halka-i zikirlerine girsin, şu fezayı velvelelendiren o sadåları dinlesin.
Mesneve-i N
Şu kainatın yüzüne bak ki, birbiri içinde hadsiz mektubatı Samedaniye hukmünde olan se häif-i mevcudat ve herbir mektup üstünde hadsiz sikke-i tevhid mühürleriyle temhir edilive be tün bu mühürlerin şehadetlerini kim tekzip edebilir? Hangi kuvvet onları susturabilir? Kalb kal ğıyla hangisini dinlesen "Eşhedü en lå ilahe illallah" dediğini işitirsin.
S
"Eşhedü en lå ilahe illallah ve Muhammedün resulullah" ve "Elhamdű lillah" gibi mab kelimelerle ilån ettiğin ve hüküm ve iddia ettiğin bir dāvā ve işhad ettiğin bir itikad, lisas kar çıkmaz, milyonlarca mü'minlerin tasdik ve şehadetlerine iktiran eder.
Ey insan! Onun esmå ve sıfatına ait istidad-ı muhabbetini, sair bekasız mevcudata verme, fay-dasız mahlükata dağıtma. Çünkü, âsâr ve mahlükat fånidirler. Fakat o âsårda ve o masnuatta na-kışları, cilveleri görünen Esmâ-i Hüsnâ bâkidirler, daimidirler. Ve esmå ve sıfâtının herbirisinde binler merâtib-i ihsan ve cemal ve binler tabakat-ı kemal ve muhabbet var. Sen yalnız Rahman is-mine bak ki, Cennet bir cilvesi ve saadet-i ebediye bir lem'ası ve dünyadaki bütün rızık ve nimet bir katresidir.
(Sözler)
"Ya İlâhena! Rabbimiz Sensin. Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden Sensin.
"Hem Sensin Halık. Çünkü biz mahlûkuz, yapılıyoruz.
"Hem Rezzak Sensin. Çünkü biz rızka muhtacız; elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve riz-kımızı veren Sensin.
"Hem Sensin Malik. Çünkü biz memlüküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek Må-likimiz Sensin.
"Hem Sen Azizsin, izzet ve azamet sahibisin. Biz zilletimize bakıyoruz; üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek Senin izzetinin aynasıyız.
"Hem Sensin Ganiyy-i Mutlak. Çünkü biz fakiriz; fakrımızın eline yetişmediği bir gına verili-yor. Demek Ganî Sensin, veren Sensin.
"Hem Sen Hayy-ı Bakisin. Çünkü biz ölüyoruz; ölmemizde ve dirilmemizde bir daimi hayat verici cilvesini görüyoruz.
"Hem Sen Bäkisin. Çünkü biz, fenå ve zevālimizde, Senin devam ve bekanı görüyoruz.
"Hem cevap veren, atiyye veren Sensin. Çünkü biz, umum mevcudat, kalî ve hali dillerimiz-le daimi bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerine geliyor, maksudlarımız ve-riliyor. Demek bize cevap veren Sensin."
On sekiz bin âlemin herbirinin ışığı birer ism-i İlâhî olduğunu bana kanaat verecek bir vakıa-i kalbiye-i hayaliyeyi gördüm.
(Mektûbat)
Nakkaş-ı Ezelî, şu kâinatı, kemâlâtını ve cemâlini ve hakaik-i esmâsını göstermek için öyle bir tarzda yazmıştır ki, bütün mevcudat hadsiz cihetlerle nihayetsiz kemâlâtını ve esmâ ve sıfâtırı bil-dirir, ifade eder.
(Sözler)
Herşeyi kanun ve nizamına itaat ettiren hikmet-i âmme; ve herşeyi süslendirip yüzünü gül-düren inâyet-i şâmile; ve herşeyi sevindirip memnun eden rahmet-i vâsia; ve zîhayat herşeyi bes-lendirip lezzetlendiren rızk-ı umumî-i iâşe; ve herşeyi umum eşyaya münasebettar ve müstefid ve bir derece mâlik eden hayat ve ihyâ gibi, kâinatın yüzünü güldüren, ışıklandıran bedihî hakikat-ler ve vahdânî fiiller, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzák, Hayy ve Muhyiyi bilbedâhe gösteriyorlar.
(Lem'alar)
İman-ı tahkikînin bir mertebesi de aynelyakîn derecesidir ki, pek çok mertebeleri var. Belki es-mâ-i İlâhiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur'ân gibi okuyabilecek derecesi-ne gelir.
Sâni-i Zülcelâl, Vâhid ve Vâcibü'l-Vücud olduğu gibi, bütün sıfât-ı kemâliye ile de muttasıf-tır. Zira âlemde ve masnuatta bulunan kemâlât tamamıyla Sâniin kemâlinden tecellî eden gölge-den muktebestir. Öyleyse, Sânide bulunan cemâl, kemâl, hüsün, umum kâinatta bulunan umum cemallerden, kemallerden, hüsünlerden gayr-ı mütenâhi derecelerle yüksektir. Zira ihsan, in'âm edenin servetinden doğar ve servetine delildir. İcad, icad edenin vücuduna delâlet eder. İcab, mû-cibin vücuduna burhandır. Verilen hüsün, verenin hüsnüne delildir.
Ve en büyük şey, en küçük şey gibi kudretine musahhar ola;
Ve hiçbir şey hiçbir şeye, hiçbir fiil hiçbir fiile mâni olmaya;
Ve hadsiz efrad, bir fert gibi nazarında hazır ola;
Ve bütün sesleri birden işite;
Ve umumun hadsiz hâcâtını birden yapabile;
Ve kâinatın mevcudatındaki bütün intizamat ve mizanların şehadetiyle, hiçbir şey, hiçbir hal daire-i meşiet ve iradesinden hariç olmaya;
Ve hiçbir mekânda olmadığı halde, herbir yerde ve herbir mekânda kudretiyle, ilmiyle hazır ola;
Ve herşey Ondan nihayet derecede uzak olduğu halde, O ise herşeye nihayet derecede yakın olabilen bir Zât-ı Hayy-ı Kayyûm-u Zülcelâlin elbette hiçbir cihetle misli, nazîri, şerîki, veziri, zıd-dı, niddi olmaz ve olması muhaldir.
Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, bi liyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?
(Sözler
Basar masnuatı görüp de, basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer.
(Mesnevî-i Nûriyel
İşte, eğer aklın evhamda boğulmamışsa anlarsın ki,
bir kelime-i kudreti, mesela balarısını ekser eşyaya bir nevi küçük fihriste yapmak,
ve bir sayfada, meselā insanda şu kitab-ı kâinatın ekser meselelerini yazmak,
hem bir noktada, meselä küçücük incir çekirdeğinde koca incir ağacının programını dert etmek,
ve bir haríte, meselä kalb-i beşerde şu âlem-i kebirin safahâtında tecellî ve ihâta eden bü tün esmänın äsårını göstermek,
ve bir mercimek tanesi kadar mevki tutan kuvve-i hâfıza-i insaniyede bir kütüphane kadar yazı yazdırmak ve bütün hədisât-ı kevniyenin mufassal fihristesini o kuvvecikte derc et mek, elbette ve elbette
Halık-ı Külli Şeye has ve bu kâinatın Rabb-i Zülcelâline mahsus bir hâtemdir.
(Sözler
Herbir kelimesi bir kitabı ve herbir harfi bir satırı içerisinde tutan bir kitabın, kâtipsiz vücuda yanlarin değildir. Kainat kitabı da Nakkaş-ı Ezelinin vücub-u vücuduna bağlıdır. Sarhoş olma yanlar, ancak Nakkaş-ı Ezeliye iman etmekle kitab-ı kâinata şahit olabilirler.
Mesnevi-i Nûry
k bir lamba dahi muntazam bakılmazsa söner. Kozmoğrafyaca, küre-i arzdan bir milyon dan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan guneronski, yağsız yandıran, sun
dürmeyen Hakim i Zülcelalin hikmetine, kudretine bak, "Sübhanallah" de. Güneşin müddet-i öm runde geçen dakikaların aşirâtı adedince "Mäşaallah, bårekällah, là ilahe illa Hù" söyle.
(Lem'alar)
Acaba dünya sarayını ısındıran güneş sobasına veyahut lambasına ne kadar odun ve kömür ve gazyağı lazım olduğu hesap edilsin. Hergün yanması için-kozmoğrafyanın sözüne bakılsa-bir milyon küre-i arz kadar odun yığınları ve binler denizler kadar gazyağı gerektir. Şimdi düşün Onu odunsuz, gazsız, daimi ışıklandıran Kadir-i Zülcelălin haşmetine, hikmetine, kudretine, gü neşin zerreleri adedince "Sübhanallah, mâşaallah, bårekållah" de.
(Lem'alar)
Rahim-i Zülcemalin bağıstan-ı kereminden, mucizatının salkımlarından bir tanecik hükmün de gördüğüm, iki parmak kalınlığında bir üzüm asmasına asılmış olan salkımları saydım. Yüz el-li beş çıktı. Bir salkımın danesini saydım, yüz yirmi kadar oldu. Düşündüm, dedim: Eğer bu asma çubuğu, ballı su musluğu olsa, daim su verse, şu hararete karşı o yüzer rahmetin şurup tulumba-aklarını emziren salkımlara ancak kifayet edecek. Halbuki, bazan az bir rutubet ancak eline geçer. İşte, bu işi yapan, herşeye kadir olmak lazım gelir.
(Sözler)
Acaba gözleri kör olmuş, görmüyorlar mı ki, kainat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzey-yen ve gayelerle müsmirdir ve mevcudat, zerrelerden güneşlere kadar vazifelerle muvazzaftır ve evåmir-i İlâhiyeye musahharlardır.
(Sözler)
Madem bir harf, kätibini göstermeksizin olmaz. San'atlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek ol maz. Nasıl olur ki, bir harfte koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin?
(Sözler)
Madem eşya ve san'atlıdır. Elbette bir ustaları var. Eğer herşey birinin olmazsa, o vakit herbir şey bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur. Eğer herşey birinin olsa, o zaman bütün eşya bir şey ka-dar åsån ve kolay olur.
Bir kelimeyi yazan harfini yazanın gayrısı, bir sayfayı yazan satırı yazanın gayrısı, kitabı ya-zan sayfayı yazanın gayrısı olması mümkün olmadığı gibi; karıncayı halk eden cins-i hayvanı halk edenin gayrısı, hayvanı yaratan arzı yaratanın gayrısı, arzı halk eden, Rabbü'l-Âlemînin gayrısı ol-ması muhaldir.
Bütün kainatın mevcudatında görünen ve vesile-i muhabbet olan kemal ve hüsün ve ihsanın madsiz bir derece fevkinde bir cemal ve kemal ve ihsanın sahibi ve bütün mahbuplara bedel, bir-ek cilve-i cemåli käfi gelen bir Måbud-u Lemyezel, bir Mahbub-u Lâyezālin ezelî ve ebedî bir ha-at-ı daimesi var ki, şaibe-i zeval ve fenādan münezzeh ve avârız-ı naks ve kusurdan müberrådır.
(Mektübat)
Hayatı daimidir, ezeli ve ebedidir. Mevt ve fenā, adem ve zeval Ona ârız olamaz. Çünkü ha-yat, Ona zátidir. Zati olan, zail olamaz. Evet, ezeli olan, elbette ebedidir.
Kadim olan, elbette bäkidir. Väcibü'l-Vücud olan, elbette sermedidir.
(Mektübat)
Evet, bir hayat ki, bütün vücut, bütün envârıyla onun gölgesidir; nasıl adem ona ârız olabilir? Evet, bir hayat ki, vacib bir vücut onun lâzımı ve ünvanıdır; elbette adem ve fenå hiçbir cihet-le ona arız olamaz.
Evet, bir hayat ki, bütün hayatlar mütemadiyen onun cilvesiyle zuhura gelir ve bütün haka-ik-i sabite-i käinat ona istinad eder, onunla kaimdir. Elbette, hiçbir cihetle fenå ve zeval ona ârız olamaz
Evet, bir hayat ki, onun bir lem'a-i cilvesi, mâruz-u fenâ ve zeval olan eşya-yı kesireye bir vah det verip bekaya mazhar eder ve dağılmaktan kurtarır ve vücudunu muhafaza eder ve bir nevi be kaya mazhar eder. Yani, hayat, kesrete bir vahdet verir, ibka eder; hayat gitse dağılır, fenâya gider. Elbette, öyle hadsiz lemeât-ı hayatiye bir cilvesi olan hayat-ı vacibeye, zeval ve fena yanaşamazat
The rahmetit. Ve bu hadsiz fezayı ve boş ve hâli âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bil. hahede, rahmetr. Ve bu fani insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedi bir Zâta muhatap ve dost yapan, bilbedähe, rahmettir.
(Lem'alar)
İşte rahmet seni, ey insan, o Müstağnî-yi Alelıtlak'ın ve Sultan-ı Sermedînin huzuruna çıkanır ve Ona dost yapar ve Ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir. Fakat nasıl sen güne-se yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun; fakat güneşin ziyası, güneşin aksi-cilvesini, senin aynan vasıtasıyla senin eline verir. Öyle de, o Zât-ı Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. Fakat Onun ziya-yı rahmeti Onu bize yakın ediyor
İşte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedi, tükenmez bir hazine-i nur buluyor.
(Lem'alar)
Rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zāhirdir. Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her ta-raftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın da-ire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar, kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmete içinde bir håtem-i Rahimiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inȧ-yeti nesc ediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor.
(Lem'alar
İstidat ve ihtiyacı fıtri lisanıyla insan ne istemişse, bütün verilmiş. İnsana olan nimet-i İlâhi ye tädät ile bitmez, tükenmez. Evet, insanın madem bir sofra-i nimeti semâvat ve arz ise ve o sof-radaki nimetlerden bir kısmı şems, kamer, gece, gündüz gibi şeyler ise, elbette insana müteveccih olan nimetler had ve hesaba gelmez.
(Sözler
Butün zihayatın, hususan acizlerin ve bilhassa yavruların, bütün zeminde ve fezada ihtiyar ve Hindararının haricinde, gayet harika bir tarzda hiçten ve mütemasil çekirdeklerden ve su katrele cuklara a toprak haberiklerinden yetiştiriyor. Hatta ağacın başındaki yuvada kanatsız, zayıf kuş sahhar eder, elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna yedirir. Ve sair hayvanatın ve insanın yavrula gibi gezdirir, naikingetidak ada kanyavrusuna rina memeler musluğundan åb-ı kevser gibi hos, mugaddi, safi, halis, beyaz sütleri kırmızı
Ve madem bir şeyde mertebelerin bulunması, o şeyin içinde zıddının tedahülü iledir. Mesela ziyahin kavi ve zayıf gibi mertebeleri, zulmetin müdahalesi ile; ve hararetin ziyade ve aşağı dere celeri, soğuğun karışması ile; ve kuvvetin şiddet ve noksan miktarları, mukavemetin karşılaması melminastyledir Elbette o kudret-i zåtiyede mertebeler bulunmaz. Bütün eşyayı, birtek şey gi bi icad eder.
Ve madem o kudret-i zatiyede mertebeler bulunmaz ve zaaf ve noksan olamaz. Elbette hiçbir mani onu karşılayamaz ve hiçbir icad ona ağır gelmez.
Ve madem hiçbir şey ona ağır gelmez, elbette haşr-i âzamı bir bahar kadar kolay ve bir baha-nı bir ağaç kadar suhuletli ve bir ağacı bir çiçek kadar zahmetsiz icad ettiği gibi, bir çiçeği bir ağaç kadar san'atlı, bir ağacı bir bahar kadar mucizatlı ve bir baharı bir haşir gibi cemiyetli ve harikalı halk eder ve gözümüzün önünde halk ediyor.
(Şuâlar)
Kudret-i zátiyenin bir cilvesiyle, birtek güneş, birtek aynaya ziyalı akis verdiği gibi, hadsiz ay-nalara ve parlak şeylere ve katrelere o kayıtsız kudretinin geniş faaliyetinden ziyalı ve hararetli olan aynı aksini emr-i İlahi ile kolayca verebilir. Az ve çok birdir, farkı yoktur.
(Suâlar)
Elbette hem gayr-ı mütenåhi, hem ezelî, hem ebedî, hem bütün kâinatı adem-i sırftan icad eden ve bütün ukulü hayrette bırakan, hem åsår-ı azametiyle tecellî eden kudret-i ezeliyeye nisbe ten, şüphesiz herşey müsavidir. Hiçbir şey Ona ağır gelmez.
Hem birtek kelime söylense, nihayetsiz hallākıyetin nihayetsiz vüs'atinden, o birtek kelime, burtek adamın kulağına zahmetsiz girdiği gibi, bir milyon kulakların kafalarına da izn-i Rabbânî ile zahmetsiz girer. Binlerle dinleyen ile birtek dinleyen müsâvidir, fark etmez.
Hem göz gibi birtek nur veya Cebrail gibi nuranî birtek ruhânî, tecelli-i rahmet içinde olan fa-huke kubaniyenin kemål-i vüs'atinden, birtek yere suhuletle baktığı ve gittiği birtek yerde su pok farkbulunduğu gibi, binler yerlerde de, kudret-i İlâhiye) ile suhuletle bulunur, bakar, girer; az, çok yoktur.
(Şuâlar)
Cenab- Hak öyle bir Kadir-i Mutlaktır ki, adem ve vücut, kudretine ve iradesine nisbeten iki dan geht gayet kolay bir anda ora çevirir.
Cenab-ı Hak öyle bir Kadir-i Mutlaktır ki, adem ve vücut, kudretine ve iradesine nisbeten iki menzil gibi, gayet kolay bir surette oraya gönderir ve getirir. İsterse bir günde, isterse bir anda ora
Kurün-u sălifede cereyan eden åsi ve mütemerrid kavimlere gelen azaplar gösteriyor ki, insan başıboş değil, bir celal ve gayret sillesine her vakit maruzdur.
(Sözler)
Sänisi Alemin pek yüksek, celálli, izzetli bir haysiyeti vardır ki, ubudiyetle Sänii täzim etme yenlerin veya istihtaf edenlerin tediplerini, tehir ve imhal etse bile, ihmal etmez.
(Mesnevi- Nûriye)
Insan ve bazı canavarlardan başka, güneş ve ay ve arzdan tut, ta en küçük mahlüka kadar her-şey kemål-i dikkatle vazifesine çalışması, zerrece haddinden tecavüz etmemesi, bir azim heybet tahtında umumi bir itaat bulunması, büyük bir celal ve izzet sahibinin emriyle hareket ettiklerini gösteriyor.
(Sözler)
Kudret-i İlahiye, âlem-i ekberde haşmet-i rububiyetini gösteriyor. Rahmet-i Rabbaniye ise, ålem-i asgar olan insanda nimetleri tanzim ediyor. Yani, Sâniin kudreti, kibriya ve celâl noktasın-da, kainatı öyle muhteşem bir saray şeklinde icad ediyor ki, güneşi büyük bir elektrik lämbası, ka-meri kandil, ve yıldızları mumlar meyveleriyle yaldızlar, elektrikler. Ve zemin yüzünü bir sofra, bir tarla, bir bahçe, bir haliçe ve dağları birer mahzen, birer direk, birer kale, ve håkeză, bütün eş yayı büyük bir mikyasta o büyük sarayın levazımatı şekline getirerek şaşaalı bir surette haşmet-i rububiyetini gösterdiği gibi; cemal noktasında, rahmeti dahi, en küçük zihayata kadar her ziruha envå-i nimetini verir, onunla tanzim eder, baştan aşağıya kadar nimetlerle süsleyip lütuf ve kerem-le tezyin eder ve o haşmet-i celăliyeye karşı cemål-i rahmetini o küçücük lisanlarla, o büyük lisa-na karşı çıkarır.
Yani, güneş ve Arş gibi büyük cirmler haşmet lisanıyla "Yå Celil, yå Kebir, yå Azim" dedikle-ri vakit, sinek ve semek gibi o küçücük zīhayatlar dahi rahmet lisanıyla "Yå Cemîl, yâ Rahim, yå Kerim" diyerek, o musika-i kübraya lätiť nağamatlarını katıyorlar, tatlılaştırıyorlar.
Umum kainattaki umum kemålât, bir Zât-ı Zülcelâlin kemâlinin âyâtıdır ve cemâlinin işârât dır. Belki, hakiki kemåline nisbeten bütün kâinattaki hüsün ve kemal ve cemal, zayıf bir gölgedir
(Sözler
Săni-i Zülcelal ve Fätır-ı Zülcemal ve Hâlık-ı Zülkemâlin bütün kemâlâtı hakikiyedir, zâtiye dir. Gayr ve måsivă Ona tesir etmez, yalnız mezâhir olabilirler.
(Sözler
Cenab-ı Hakkın bütün kemålâtı ve Esmâ-i Hüsnâsının bütün merâtipleri ve bütün faziletleri hakiki kemälät olduklarından, bizzat sevilirler; mahbûbetün lizâtihâdırlar.
(Sözler
Nihayetsiz kemålât-ı muhabbet, vâhidiyet ve ehadiyet dairesinde, Zât-ı Zülcelâlin kendi es ve mahlükatıyla hasıl olur. Demek, o daire haricinde tevehhüm olunan kemâlât, kemâlât değildin
(Sözle
kitab kebiri kainat, nasıl ki vücud ve vahdete dair âyât-ı tekviniyeyi bize ders veriyo Dyle de, o Zat Zülcelain bütün evsåf-1 kemåliye ve cemaliye ve celaliyesine de şehadet eder
kusursuz ve noksansız kemål-i Zātīsini ispat ederler. Çünkü, bedihîdir ki: • Bir eserde kemal, o eserin menşe ve mebdei olan fiilin kemâline delâlet eder.
• Fiilin kemåli ise, ismin kemâline,
ve ismin kemäli, sıfatın kemâline,
ve sıfatın kemāli, şe'n-i zâtinin kemâline,
⚫ ve şe'nin kermáli, o zât-ı zişuûnun kemåline, hadsen ve zarureten ve bedâheten
Şu kainatta görünen mevsimlerin değişmesi gibi haşmetli icraat ve seyyârâtın tayyare-misel hareketleri gibi azametli harekât ve arzı insana beşik, güneşi halka lâmba yapmak gibi dehşetli tes hirat ve ölmüş, kurumuş küre-i arzı diriltmek, süslendirmek gibi geniş tahvilât gösteriyor ki, per de arkasında böyle muazzam bir Rububiyet var, muhteşem bir saltanatla hükmediyor.
(Sözler
Bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen, birtek zerreye rububiyetini dinletemez.
(Sözler
Ara ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele malik olmayan kimse, kainatta dåvâ-yı halk ve iddiayı icad edemez. Zira herşey herşeyle bağlıdır (Hakikat Çekirdeklen
In edna bir mahlüka rububiyet, bütün anâsırı kabza-i tasarrufunda tutana mahsustur. Ve en hot hir hayvanı tedbir ve tedvir etmek, bütün hayvânâtı, nebåtâtı, masnůâtı kabza-i rububiyetin de turbiye edene has olduğunu, kör olmayan görür.
Sözler
Sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir.
(Hakikat Çekirdeklen
Pimmin midesini tanzim eden, manzume-i şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.
(Hakikat Çekirdekleri
Zeminin yuzunde, dört yüz bin muhtelif taifeden ibaret olan bütün hayvanat ve nebatat en shuru bilmüşahede ayrı ayrı erzakları, suretleri, silahları, libasları, talimatları, terhisatla kemi mizan ve intizamla, hiçbir şey unutulmayarak, hiçbirini şaşırmayarak, bir surette ted 4
Şu käinatta görünen ef ål ile tasarruf edip icad eden Sâniin, bir muhit ilmi var. Ve o ilim, Onun ının hassa-i lazime-i zaruriyesidir; infikâki muhaldir. Nasıl ki güneşin zâtı bulunup ziyası bu mamak kabil değil; öyle de, binler derece ondan ziyade kabil değildir ki, şu muntazam mevcu ah icad eden Zâtın ilmi, ondan infikâk etsin.
Şu ilm-i muhit, o Zâta lâzım olduğu gibi, taallûk cihetiyle herşeye dahi lâzımdır. Yani, hiçbir ey Ondan gizlenmesi kabil değildir. Perdesiz, güneşe karşı zemin yüzündeki eşya, güneşi görme mesi kabil olmadığı gibi, o Alim-i Zülcelâlin nur-u ilmine karşı eşyanın gizlenmesi, bin derece da Tha gayr-ı kabildir, muhaldir. Çünkü huzur var. Yani, herşey daire-i nazarındadır ve mukabildir ve daire-i şuhudundadır ve herşeye nüfuzu var.
(Mektübal
Ya kainatın herbir nev'i, kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor-bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intaç ediyor; insan gibi bir aciz-i mutlakta c kuveli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lazım geliyor. Veyahut bu kâinatın perdesi arkasın kari Mutlakın ilmiyle bu muavenet oluyor. Demek, kâinatın envåı insanı tanıyor değil; be ki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.
(Lem'alan
Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveco hen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine lebbeyk dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin tarumasın, görmesin?
(Lem'alan
Muntazam bir saray gibi käinattan ve manzume-i şemsiyeden ve kelimeler ve seslerin nesrin de zerreleri medar-ı hayret bir intizam gösteren hava sayfasından ve üç yüz bin ayrı ayrı nevilen her baharda bir intizam-ı ekmel içinde yetiştiren zemin yüzünden tut, tå herbir zîhayatın vücu dundaki azā ve cihazat ve hüceyrat ve zerrelere kadar derin, ihatalı, şaşırmaz bir ilmin eseri olan 50
mizani düzgünlük ve tam intizam bulunması, gayet zahir ve kat'i bir surette, ihatalı bir ilme delå-let ve şehadet eder.
(Sualar)
Bütün mevcudatta görünen bütün hikmetler, o ilme işaret eder. Çünkü, hikmetle iş görmek, ilimle olur. Hem bütün inayetler, tezyinatlar, o ilme işaret eder. İnåyetkåråne, lütufkåråne iş gören, elbette bilir ve bilerek yapar.
(Mektübat)
Herbiri birer mizan içindeki bütün intizamlı mevcudat ve herbiri birer intizam içindeki bütün mizanlı ve ölçülü hey'ät, yine o ilm-i muhite işaret eder. Çünkü, hikmetle iş görmek, ilimle olur.
[Mektübat]
Bütün inayetler, tezyinatlar o ilme işaret eder. Ölçü ile, tartı ile san'atkåråne yapan, elbette kuvvetli bir ilme istinaden yapar.
(Mektübat)
Bütün mevcudatta görünen muntazam miktarlar, hikmet ve maslahata göre biçilmiş şekiller, bir kazanın düsturuyla ve kaderin pergeliyle tanzim edilmiş gibi meyvedar vaziyetler ve heyetler, bir ilm-i muhiti gösteriyor.
(Mektübat)
Eşyaya ayrı ayrı muntazam suretler vermek, herşeyin mesalih-i hayatiyesine ve vücuduna lå-yık mahsus bir şekil vermek, bir ilm-i muhitle olur, başka surette olamaz.
(Mektübat)
Bütün zihayata, herbirisine lâyık bir tarzda, münasip vakitte, ummadığı yerde rızıklarını ver mek, bir ilm-i muhitle olur. Çünkü rızkı gönderen, rızka muhtaç olanları bilecek, tanıyacak, vakti-ni bilecek, ihtiyacını idrak edecek; sonra rızkını layık bir tarzda verebilir.
(Mektübat)
Bütün mevcudata şamil, herbir mevcuda lâyık bir surette rahmetin taltifatı, bir rahmet-i våsia İçinde bir ilm-i muhiti gösteriyor. Çünkü, mesela, zíhayatın etfallerini sütle iaşe eden ve zeminin suya muhtaç nebåtâtına yağmurla yardım eden, elbette etfäli tanır, ihtiyaçlarını bilir ve o nebåtâtı görür ve yağmurun onlara lüzumunu derk eder, sonra gönderir. Ve håkeză, bütün hikmetli, inå-yetli rahmetinin hadsiz cilveleri, bir ilm-i muhiti gösteriyor.
Zihayat âleminde daimî ve ezelî bir hayattan neş'et eden hadsiz bir muhabbetin, nihayetsiz bir merhametin cilveleri görünüyor. Ve o cilveler gösteriyor ki, kendini böyle sevdiren ve seven ve şefkat edip lütuflarda bulunan Zâtın kudsiyetine lâyık ve vücub-u vücuduna münasip o hayat-ı sermediyenin muktezası olarak, hadsiz derecede-tabirde hata olmasın-bir aşk-ı lâhûtî, bir muhab-bet-i kudsiye, bir lezzet-i mukaddese gibi şuûnât-ı kudsiye o hayat-ı akdeste var ki, o şuûnât böy-le hadsiz faaliyetle ve nihayetsiz bir hallâkıyetle kâinatı daima tazelendiriyor, çalkalandırıyor, de-ğiştiriyor.
(Lem'alar)
Muhabbet-i İlâhiyenin tecellîsinde ve o şarâb-ı muhabbetten, herkes istidadına göre mesttir. Malûmdur ki, her kalb, kendine ihsan edeni sever ve hakikî kemâle muhabbet eder ve ulvî cemâ-le meftun olur. Kendiyle beraber sevdiği ve şefkat ettiği zatlara dahi ihsan edeni daha pek çok se-ver. Acaba, herbir isminde binler ihsan defineleri bulunan ve bütün sevdiklerimizi ihsânâtıyla mes'ud eden ve binler kemâlâtın menbaı olan ve binler tabakat-ı cemâlin medarı olan bin bir es-mâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl, Mahbub-u Zülkemal ne derece aşk ve muhabbete lâ-yık olduğu ve bütün kâinat Onun muhabbetiyle mest ve sergerdan olmasının şayeste bulunduğu anlaşılmaz mı?
İşte şu sırdandır ki, Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, "Cenneti istemiyoruz. Bir lem'a-i muhabbet-i İlâhiye ebeden bize kâfidir" demişler.
Kilimi Ezeli, lim, kudret gibi bir sıfat-ı İlâhiye olduğu cihetle, gayr-ı mütenâhidir. Nihaye siz olan birşeye denizler mürekkep olsa, elbette bitiremez.
(Lem'alar
Kendisi, kendine layık bir kelâm-ı ezeli ile konuşuyor. Her yerde ilim ve kudretiyle hâzır v nizmın kelamı dahi hadsizdir. Ve kelâmının mânâsı Onu bildirdiği gibi, tekellümü dahi Onu sıfa byla bildiriyor.
(Şuâlan
Bütün meläikelere ve insanlara, hattå hayvanlara gelen umum ilhamlar, bir nevi kelâm-ı İla hidir. Bu kelamın kelimatı elbette gayr-ı mütenâhidir.
(Lem'alar
Şehir islamiyedeki tabirat- Nebeviye ve İlâhiye, hayattar ve sevabdar bir cilt, bir deri hük mündedir.
(Mektûbal
Kalam tinh nhayetsizdir. Bir zaten vücudunu bildiren en zahir alamet, konuşmasıdır. De eder
(Şuâlan
Cenab- Hakkan hitabatında yaptığı bu tenezzülât-ı İlâhive, insanların zihinlerini hakaikten tenfir edip kaçırtmamak için İlahi bir okşamadır.
Celal sahibi olan Allah her türlü kusurdan műnezzehtir. O Kadîm-i Ezelî ki, sonradan vucula gelen ve zeval bulup giden mevcudata müşabehetten påk ve berîdir.
het ati tuna mezzati cibül-Vücud ki, naziri mün Onlar bela breyta valgi ve olduğu müsavi, kendisi ise mümkinatın mahiyetleri k
olan kusurlardan påk ve beridir. Celal schön olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Zât-ı Zülcelâl ki, "Onun benzen higher gey yoktur. O herşeyi hakkıyla işiten Semi ve herşeyi hakkıyla gören Basîrdir" ve kastre hatil vehimlerin her türlü tasavvurâtından påk ve berîdir.
Celil sahibi olan Allah her türlü kusurdan műnezzehtir. O Zât-ı Zülcelâl ki, "Göklerde ve yer de en yüce sıfatlar Onundur. O kudreti herşeye galip olan Azîz ve hikmeti herşeyi kuşatan Hakim dir" ve nåkas ve båtl akidelerin her türlü tavsifatından påk ve berîdir.
Gelil sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Kadîr-i Mutlak ki, aczden ve ihti yaştan pak, beri ve müstağnidir.
Cellsahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. Onun zâtında ve sıfâtında ve ef âlin de kasundin ve olsandan pak ve beri olduğuna kâinatın kemâlâtı şahittir. Çünkü kâinatta kemal emal namna ne varsa, hadis-i sådıkla ve kat'î burhanlarla ve vâzıh delillerle sabittir ki, o ke chips, minezeh Zaten kenaline nisbetle bir zayıf gölgeden ibarettir. Zira tenvir mangat baka tili olamaz. Aynaların faniliğine ve mazharların seyyaliyetine rağ infantiline ve mazhaten meşrepleri muhteli physik remain yla da sabittir ki, kainattaki kemälät, Za Väch-Vücudun
Celal sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O ezeli, ebedî ve sermedî Zât-ı Zül-envår- kemålinin bir gölgesidir. celli, sonradan vücuda gelip teceddüd ve tekamüle täbi olan mevcudatın lazımı olan tagayyur ve tubeddüden pük ve beridir.
Celil sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Halık-1 Keyn ve Mekân ki, kesif ve kesir ve mukayyed ve mahdud olan maddi varlıkların lazımı olan tahayyüz ve tecezzîden påk ve belda
Celll sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Kadim-i Bâkî ki, hudus ve zeval-Cell sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Vacibü'l-Vücud ki, doğurmak ve den pilk ve beridir
blmaktan başka varlıkların vücuduna girmek ve onlarla birleşmekten, hasr ve tahdit edil-mekten, kendisine yakışmayan ve vücub-u vücuduna münasip düşmeyen me muvafik olmayan şeylerden påk ve beridir. Oman ni ve ezeliyet ve ebediye
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşâhede ederse ilimdir.
(Mesnevi-î Nuriye)
Bizim düşmanımız cehalet, zarûret, ihtiläftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak sila-hıyla cihad edeceğiz.
(Divan-ı Harb-i Örfil
Biz Kur'an şakirdleri olan Müslümanlar, bürhana tabi oluyoruz. Akıl ve fikir ve kalbimizle ha-käik-i imaniyeye giriyoruz. Başka dinlerin efradları gibi, ruhbanları taklid edip bürharı bıraknu-yoruz. Onun için akıl ve ilim ve fennin hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı akliye istinaden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur'an hükmedecek.
(Hutbe-i Şâmiye)
Biz ehl-i haliz. Namzed-i istikbaliz. Tasvir ve tezyin-i müddea zihnimizi işbā etmiyor. Bürhan isteriz.
(Muhakemat)
İnsan, bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat iti-bariyle her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu; ma-rifetullahtır ve onun üssü'l esası da îman-ı billahtır.
(Sözler)
Şu kainattan maksad-ı âlā; tezahür-ü rubûbiyete karşı, ubudiyet-i külliye-i insaniyedir ve in-sanın gaye-i aksası, o ubûdiyete ulûm ve kemalât ile yetişmektir.
lim arizdir, zelil etmek istemem. Hem de size göstermek isterim ki, bir kısım ehl-i ilim vardır ki, dünyaya berezil etmez ve sanat-ı ilmi, medar-ı maişet yapmaz.
Vietmana yang ditandaniyatir kaina nurut fünuntur medeniyedir. İkisinin imtizacıyla haki-ateliere in tahlile libertini imeti perverzneider. İftirak ettikleri vakit; birincisinden taassup, ikincisinden hile, şüphe tevellüd eder.
(Münazarât)
İnsanın vazife-i fitriyesi tallümle tekemmüldür, dua ile ubudiyettir.
(Sözler)
lim odur ki kalpte yerleşsin. Yalnız akılda olsa insana mal olmuyor.
(Hakikat Çekirdekleri)
milme kuvvet verir.
(Muhakemåt)
lim ile cehil arasındaki hicab ne kadar latif, ne kadar kalındır.
(Mesnevi-î Nuriye)
Teşvik, irşad, nasihat ve lütuf ilmin şanındandır.
(Muhakemat
miyetin mengelilim, esası akıldır. Binäenaleyh İslamiyetin hakikati kabul ve safsatalı ev-bamu reddetmek şanındandır.
(İşârâtü'l İcaz
Dililletve fenaliklar cehaletten gelse, def etmesi kolaydır. Fakat fenden, ilimden gelse izalesi
Kur'an-ı Hakimden alınan marifet huzur-u daimivi vermekle beraber, ne kâinatı mahkum adem eder, ne de nisyan-ı mutlakta hapseder. Belki başıbozukluktan çıkarıp Cenab-ı Hak namun stihdam eder. Her şey mir'at-ı marifet olur.
(Mektüba
.a.)
Kaivyen bilki: Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billahtır. Ve ins mjeren nail mertebesis et egeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtis
(Mektüba
Bul Hakikinin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye, bir senedir. Eğer Onun yulur da olmazsa, bir sene bir saniyedir.
(Lem'alar
Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zin dandadır, bedbahttır.
(Sualar
Hayat-s kalbi ve ruhiye medar olan marifet-i İlâhiye ve muhabbet-i Rabbaniye ve ubudiyet Sübhaniye ve marziyât-ı Rahmaniye cihetiyle, bu dünyadaki fani ömür, bâki bir ömrü tazammun ender ve ebedi ve baki ve läyemut bir ömür hükmüne geçer.
(Lem'alan
need in praleisti onun hakiki lezzetleri ancak marifetullah, muhabbetullah,ilim gibi umur-a ebediyededir.
(İşârâtü'l-İcaz
Cemal Hakkı tanıyan ve seven; nihayetsiz saadete, nimete, envara, esrara ya bilkuvve veva bilimahardir. Onu hakiki tanımayan, sevmeyen nihayetsiz sekâvete ve âlâma ve eyhama må men veya maddeten mübtelä olur.
(Mektüba
Onun marifetiyle elemler lezzetlere inkıläb eder. Evet, Onun marifeti olmazsa, ulûm evhama havilleder. Hikmetler illetve belalara tebeddül eder. Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve le iz ginahlara tahavvül eder. Evet, Onun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insa N
na a'da ve düşman olurlar. Bekâ belâ olur. Kemâl heba olur. Ömür hevâ olur. Hayat azab olur. Akıl ikâb olur. Âmâl, âlâma inkılab eder.
(Mesnevi-î Nuriye)
Allah'ı tanımayan; her şeye, herkese nisbetine göre bir rububiyet tevehhüm eder, başına mu-sallat eder.
(Hutbe-i Şamiye)
Allah'ı tanımayanın dünya dolusu belâ başında vardır. Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve ma-nevi sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle istifade eder.
(Lem'alar)
Nasıl ki açlığın dereceleri nisbetinde ve ihtiyacın envaı miktarınca taamın lezzeti ve derecatı ve çeşitleri anlaşılır. Onun gibi, sen de nihayetsiz aczin ve fakrınla, nihayetsiz kudret ve gına-yı İlâ-hiyenin derecatını fehmetmelisin.
Beşer fitraten şu kainatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzere yaratılmıştır.
(Lem'ala
Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, marifetullah içindeki muhabbetullahtır.
(Mektûba
kuh-u beşer için en hålis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, muhabbetullah içindeki lez zet-i ruhaniyedir.
(Mektûbat
Kemalāt insaniyenin en mühimi ve en büyüğü, belki bilcümle kemalât-ı insaniyenin menbal ve esasi iman-ı billah ve marifetullahtan neş'et eden muhabbetullahtır.
(Sualan
havite ve muhabbete alet olacak iki cihaz fıtratında derc olunmuştur. Âlâküllihal o mu dir. Halka muhabbet dahi belalı bir musibettir. Çünkü sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet habere left yahalla veya alikichatranda der olunmust ise elim bir beliye elmez veya senin istirhamını kabul etmez. Su halde havf elim bir belâdır. Muhabbet ise sevdiğin yey ya seni tarumaz, Allah'a ısmarladık demeyip gider -gençliğin ve malın gibi ya muhabbetin için seni tahkir eder.
(Sözler
Havf ve muhabbeti öyle birisine tevcih et ki, senin havfın lezzetli bir tezellül olsun. Muhabbe fin, zilletsiz bir saadet olsun.
Ebedi bir cemål, fâni bir müştāka ve zail bir dosta razı olamaz. Çünkü cemål, kendini sevdiği için sevmesine mukabil muhabbet ister.
(Lem'alar)
Nihayetsiz muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemål sahibi olabilir.
(Sözler)
Nihayetsiz bir muhabbete lâyık ve nihayetsiz rüyete ve nihayetsiz bir iştiyaka elyak bir Zât-ı Zülcelâli ve'l-Kemålin saadet-i ebediyede rüyetine muvaffak olması ne kadar saadetaver ve ma-der-ı sürur ve hoş ve güzel bir meyve olduğunu, insan isen anlarsın.
(Sözler)
Bütün hakiki saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve såfi lezzet marifetullah ve muhabbetul-lahtadır. Onlar, onsuz olamaz.
(Mektûbat)
Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemal ve cemâl sahibine mahsustur. Ne vakit haki-ki sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun aynası olduğu cihetle ızdırapsız sevebilirsin.
(Sözler)
Rabb-ı Rahim, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da Ona hasr-ı mu-habbetle, tahsis-i taabbüdle kendini Ona sevdirir.
(Sözler)
Dost ve ahbap, eğer onlar iman ve amel-i salih sebebiyle Cenab-ı Hakkın dostları iseler, "El-hubbu fillah" sırrınca, o muhabbet dahi Hakka aittir.
(Sözler)
Ruhun tekemmülüne göre meratib-i muhabbet, meratib-i esmaya göre inkişaf eder.
İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi; İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz.
[Mektüba
Sükutu suud, tedenniyi terakki, cehl-i mürekkebi yakin, uykunun son perdesini intibah zane tevehhüm eden bir kısım medenileri gaflet ve evham öyle istilå eder ki, kesret içinde gark olmak la tam manasıyla tevhidi unutmuş olurlar. Onlar hakäik-ı imaniyeyi derketmekte bedevilerin be devileridir.
(Mesnevi-i Nuriyel
Sübhanallah! İman ne kadar kıymettar ve hayattardır ki; hangi şeye girse canlandırır ve bir şü lesi böyle fânî hayatı bakıyâne hayatlandırır, üstündeki fenâyı siler.
(Sualar
Deläilin zuhuru nisbetinde iman ziyadeleşir, teceddüt eder.
(İşârâtü'l-lcaz
Zerrât-ı âlem adedince iman nimetlerine hamd ü sena etmek bir borçtur.
Nemrud'un sekerat vaktinde azaba ve hicaba inkılâp eden iftiharına karşı kendi mensubiyetinin şerefini irãe edip, onunkini hiçe indirebilir.
(Şualar
Mü'min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan bir manevî ömrü var dır. Ve insanın bu manevi ömrü ezelden ebede uzanan bir hayat nurundan medet ve yardım alır.
(Suālar
Ancak Onun kudretiyle, irådesiyle her müşkül hallolur ve kapalı kapılar açılır. Ve Onun zik-riyle kalpler mutmain olurlar. Binaenaleyh necat ve halâs ancak Allah'a ilticayla olur.
(Mesnevî-i Nûriye)
Meşhurdur ki, biri demiş: "Eğer bir nokta-i istinad bulsam küre-i zemini yerinden oynatırım" Bu faraziyede acip bir nokta vardır. Demek, bir küçücük insan, nokta-i istinad bulsa, küre gibi bü yük işler çevirebilir.
(Sünûhat
Ey İnsan! Senin nokta-i istinadın ancak ve ancak Allah'a olan imandır. Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdad ise ancak âhirete olan imandır. Binaenaleyh bu her iki noktadan haberi olmayan bir insanın kalbi, ruhu tevahhuş eder, vicdanı daima muazzeb olur.
(Suālar)
Cenab-ı Hakkı bulan neyi kaybeder?
Ve Onu kaybeden neyi kazanır?
Yani Onu bulan her şeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur.
(Mektübat)
Yalnız biri iste; başkaları istenmeye değmiyor.
Biri çağır, başkaları imdada gelmiyor.
Biri tāleb et; başkalar lâyık değiller.
Biri gör, başkalar her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar. .
Biri bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir Biri söyle; Ona ait olmayan sözler mâlâyani sayılabilir.
Sultan-1 Ezeliye iman ile intisap eden ve amel-i sâlih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkeza kabirden sonraki butün ålemlerin geniş hudutlarından berk ve burak süratinde geçer. Tâ saadet-i ebediyeyi bulur.
(Sözler)
Şu gördüğüm dünyayı, bütün lezāiziyle, sefahetleriyle, sefalarıyla pek ağır ve büyük yük gör-düm. Ruhu fåsid, kalbi hasta olanlardan başka, kimse o ağır yükün altına giremez. Çünkü, bütün käinatla aläkadar olmaktansa ve her şeyin minnetine girmektense ve bütün esbab ve vesaite el açıp, arz-ı ihtiyaç etmektense bir Rabb-ı Vahid, Sem'i ve Basir'e iltica etmek daha rahat ve kârlı de-ğil midir?
(Mesnevî-i Nûriye)
İnsanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. Mahiyetin değeri ise, himmeti nisbetindedir. Him-meti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.
(İşârâtü'l-İcaz)
Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî almazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarz-da İslamiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Ådeta bir gayr-i müslim birisinin İslâmiyeti ka-bul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer.
(Emirdağ Lâhikasıl
Kat'iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billähtır. Ve insani-yetin en äli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Cin ve Insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer İçin en hålis sürur ve kalb-i insan için en såfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.
Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve såfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, ni-mete, envåra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakiki tanımayan, sevmeyen, niha-yetsiz şekavete, âlâma ve evhama månen ve maddeten müptelâ olur.
Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, åciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu āvāre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bi-Çare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine ilti-caeder, kudretine istinad eder. O vahşetgah dünya, bir tenezzühgāha döner ve bir ticaretgah olur.
İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Halik-ı Kâinatı tanımak ve Ona iman edip, ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve fariza-i zimmeti, marifetullah ve iman-ı billah-tır ve iz'an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.
(Suâlar)
İnsan ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin süretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zabtedilir.
(Sözler)
İnsanlar, Sultan-ı Ezelinin kudretiyle, yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarı lan mahlûklardır. Sultan-ı Ezeli bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimizde, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re'sül-malımız olan istidatlarımızı nemalan-dırmaktır.
(İşârâtü'l-İcaz)
Programımız budur ki: Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levazımatı tedarik etmekle mükel-leftir.
(Sözler)
İnsan Saltanat-ı Rububiyetin mehasinine nâzır ve Esma-i Kudsiyenin cilvelerine dellal ve ka-lem-i kudretle yazılan mektubat-ı İlahiyeyi mütalaa ile mütefekkir olduğu cihetle eşref-i mahlukat ve halife-i arz olmuştur.
Eğer insan enaniyetine istinad edip hayat-ı dünyeviyeyi gâye-i hayal ederek derd-i maişet içinde muvakkat bazı lezzetler için çalışsa, gayet dar bir daire içinde boğulur gider. Ona verilen bütün ciházat ve âlât ve letäif ondan şikâyet ederek haşirde onun aleyhinde şehadet edeceklerdir. Ve davacı olacaklardır. Eğer kendini misafir bilse, misafir olduğu Zât-ı Kerimin izni dairesinde ser-maye-i ömrünü sarfetse, öyle geniş bir daire içinde uzun bir hayat-ı ebediye için güzel çalışır ve teneffüs edip istirahat eder. Sonra âlâ-yı illiyyîne kadar gidebilir.
(Sözler)
Ebedi tesiri ve azîm ehemmiyeti bulunan, emanet-i kübra hamelesi ve arzın halifesi olan in-sanların ef al, ve âsår ve akvalleri ve hasenat ve seyyiatları, kemal-i dikkat ile muhafaza edilir ve muhasebesi görülecek.
Âyā bu insan zanneder mi ki başıboş kalacak? Haşa! Belki insan ebede meb'ustur, saadet-i ebediyeye ve şekâvet-i daimeye namzettir. Küçük büyük, az çok her amelinden muhasebe göre cek. Ya taltif ya tokat yiyecek.
(Lem'alar)
Arslan gibi hayvanların diş ve pençelerine bakılırsa, iftiras ve parçalamak için yaratılmış ol-duğu anlaşılır. Ve kavunun meselä letāfetine dikkat edilirse, yemek için yaratılmış olduğu hissedi-lir. Kezalik, insanın da istidadına bakılırsa, vazife-i fıtriyesinin ubudiyet olduğu anlaşıldığı gibi, ruhani ulviyetine ve ebediyete olan derece-i iştiyakına dikkat edilirse, en evvel bu insan daha lâ-tif bir ålemde rühen yaratılmış da techizat almak üzere muvakkaten bu âleme gönderilmiş oldu-ğu anlaşılır.
(Mesnevî-i Nuriye)
Sırr-ı vahdet ile insan, bütün mahlukat içinde büyük bir kemål sahibi ve kâinatın en kıymet-tar meyvesi ve mahlukatın en nazenini ve en mükemmeli ve zîhayatın en bahtiyarı ve en mes'udu ve Halik-ı âlemin muhatabı ve dostu olabilir.
(Suâlar)
Sen çendan, nefsin ve sûretin itibariyle hiç hükmündesin. Fakat vazife ve mertebe noktasında, sen şu haşmetli kainatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belâğatlı bir lisan-ı nâtıkı ve kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalaacısı ve şu tesbih eden mahlükatın hayretli bir nâzırı ve şu badet eden masnuatın hürmetli bir ustabaşısı hükmündesin.
Her şey sağır adam gibi sadece kendi sözünü işitir. İnsan ise bütün mevcudatın lisanlarıyla te-kellüm ettikleri Esma-i Hünsanın delillerini fehmeder.
[Mesnevî-i Nûriyel
Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur.
(Suālar)
Zamanın geçti; kabirden başka mekânın var mı? Biçare! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihayetsizdir, ecelin yakındır. Evet, böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan håli bir insanın ne olacak hali? Hazain-i rahmet sahibi Halık-ı Rahmanü'r-Rahime, böyle bir aczle itimad etmek lazımdır. Odur herkese nokta-i istinad. Odur her zaife cihet-i istimdat.
(Mesnevî-i Nûriye)
Şu esåsata dikkat lâzımdır:
1. Allah'a abd olana herşey musahhardır. Olmayana herşey düşmandır.
2. Herşey kaderle takdir edilmiştir. Kısmetine râzı ol ki, rahat edesin.
3. Mülk Allah'ındır; sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza ede-cek. Sende kalırsa, meccânen zâil olur, gider.
4. Devam olmayan birşeyde lezzet yoktur. Sen zäilsin. Dünya da zäildir. Halkın dünyası da zā-ildir. Kainatın şu şekl-i hâzırı da zaildir. Bunlar saniye ve dakika ve saat ve gün gibi birbirini taki-ben zevale gidiyorlar.
5. Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.
İnsan ahsen-i takvimde yaratıldığı ve ona gayet câmi bir istidat verildiği; esfel-i safilinden tå ālā-yı illiyyîne, ferşten tå arşa, zerreden tå şemse kadar dizilmiş olan makamâta, meratibe, dere câta, derekâta girebilir ve düşebilir bir meydan-ı imtihana atılmış; nihayetsiz sukut ve suuda gi-den iki yol onun önünde açılmış bir mu'cize-i Kudret, ve netice-i hilkat ve acûbe-i san'at olarak, şu dünyaya gönderilmiştir.
(Sözler)
İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.
(Mesnevî-i Nûriyel
İnsan bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak acip ve latif bir mizac ile yaratılmıştır. O mizac yüzünden insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir.
(İşârâtü'l-İcaz)
Bu kainatta en müntehap netice ve Hälikın nazarında en ehemmiyetli mahluk beşerdir.
(Hutbe-i Şamiyel
Cenab-ı Hak, insan nev'ini, binler nevileri sümbül verecek, hayvanatın sair binler nevileri ka-dar tabakat gösterecek bir fitratta yaratmıştır. Sair hayvanat gibi kuvalarına, lätifelerine, duygula-rına had konulmamış; serbest bırakılıp hadsiz makamatta gezecek istidat verdiğinden, bir nevi iken binler nevi hükmüne geçtiği içindir ki, arzın halifesi ve kainatın neticesi ve zihayatın sultanı hükmüne geçmiştir.
Madem insan mahiyetinin câmiiyeti itibariyle, sıtmadan müteellim olduğu gibi arzın zezel ve ihtizazından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrasından mütellim oluyor. Ve nas ki, hurdebini bir mikroptan korkar, ecram-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi kor kar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever öyle de, hadsiz ebedi Cenneti dahi müştakane sever. Elbette böyle bir insanın Ma'budu, Rabbi melcei, halaskârı, maksudu öyle bir Zât olabilir ki, umum kâinat Onun kabza-i tasarrufunda, zer-rat ve seyyarat dahi taht-1 emrindedir.
(Lem'alar)
Arzın tefrişine sebep, yani vesile insandır. Bu misafirhanedeki ziyafet onun namına verildi.
(İşârâtü'l-İcaz)
Fitraten daimî bir hayat ve ebedi yaşamak isteyen ve hadsiz emelleri ve nihayetsiz elemleri bulunan biçare insana, elbette o hayat-ı ebediyenin üssü'l-esası ve anahtarı olan iman-ı billâh ve marifetullah ve vesilelerinden başka olan şeyler ve kemâlâtlar o insana nisbeten aşağıdır. Belki ço-ğunun kıymetleri yoktur.
(Şuâlar)
Bir gözsüz akrep ve ayaksız bir yılan gibi haşerâta mağlup olan insana, bir küçük kurttan ipe-ģi giydiren ve zehirli bir böcekten balı yediren; onun iktidarı değil, belki onun za'fının semeresi olan teshir-i Rabbanî ve ikrâm-ı Rahmanîdir.
(Sözler)
Bütün dünya dest-i itaat ve teshirine verilen insanın, elbette Halikının yanında büyük bir mevkii vardır.
(İşârâtü'l-İcaz)
İnsan bir çekirdeğe benzer. Nasıl ki, o çekirdeğe kudretten manevi ve ehemmiyetli cihazât ve kaderden ince ve kıymetli program verilmiş. Tā ki, toprak altında çalışıp, tå o dar âlemden çıkıp, geniş olan hava ålemine girip, Halikından istidat lisanıyla bir ağaç olmasını isteyip, kendine lâyık bir kemål bulsun.
(Sözler)
İnsan kainatın ekser envaina muhtaç ve alâkadardır. İhtiyacâtı, âlemin her tarafına dağılmış, arzuları ebede kadar uzanmış. Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu et-
Her hakiki hasenat gibi, cesaretin dahi menbai imandır, ubûdiyettir. Her seyyiat gibi cebåne-tin dahi menbal hasanett gibi, et, tam münevverü'l-kalb bir åbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ih-timaldir ki, onu korkutmaz. Belki, harika bir kudret-i Samedâniyeyi lezzetli bir hayretle seyrede cek. Fakat, meşhur bir münevverü'l-akıl denilen kalbsiz bir fâsık filozof ise, gökte bir kuyrukluyıl. dızı görse, yerde titrer, "Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?" der, evhâma düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terk ettiler.)
yor. Demek, ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlü.
(Sözler)
Şu dår-ı dünya, beşerin ruhunda mündemiç olan hədsiz istidatların sünbüllenmesine müsait değildir. Demek başka äleme gönderilecektir. Evet, insanın cevheri büyüktür, öyleyse ebede nam-zettir. Mahiyeti aliyedir. Öyleyse cinayeti dahi azimdir, sair mevcudata benzemez. İntizamı da mü-himdir. İntizamsız olamaz, mühmel kalamaz, abes edilmez, fenâ-yı mutlakla mahkûm olamaz, adem-i sırfa kaçamaz. Ona, Cehennem ağzını açmış, bekliyor. Cennet ise, âguş-u nazdārānesini aç mış, gözlüyor.
(Sözler)
Dünyada bundan daha doğru bir haber, daha sağlam bir dāvā, daha zahir bir hakikat olamaz. Demek, şüphesiz dünya bir mezraadır. Mahşer ise bir beyderdir, harmandır. Cennet, Cehennem ise birer mahzendir.
Haşre mâni hiçbir şey yoktur. Muktazi ise, herşeydir.
(Sözler)
Bu kainatın Såni-i Hakîminin bütün esmåsı bu dünyada gösterdikleri cilveleriyle bir âlem-i bekayı bilbedähe iktiza ettiklerinden, yine âhiretin vücuduna delaletiyle; ve her sene, baharda, rú-yizeminde ayakta duran had ve hesaba gelmez ölmüş ağaçların cenazelerini emr-i kün feyekûn ile ih-yå edip ba'sü ba'delmevte mazhar eden ve haşir ve neşrin yüz binler nümunesi olarak nebåtat taife-lerinden ve hayvånat milletlerinden üç yüz bin nevileri haşir ve neşreden hadsiz bir kudret-i ezeliye ve hesapsız ve israfsız bir hikmet-i ebediye ve rızka muhtaç bütün zîruhları kemål-i şefkatle gayet harika bir tarzda iaşe ettiren ve her baharda az bir zamanda had ve hesaba gelmez envå-ı ziynet ve mehäsini gösteren bir rahmet-i bâkiye ve bir inåyet-i daimenin bilbedähe âhiretin vücudunu istilzam le ve şu kainatın en mükemmel meyvesi ve Hâlık-ı Käinatın en sevdiği masnuu ve kainatın mevcu-datıyla en ziyade alákadar olan insandaki şedit, sarsılmaz, daimi olan aşk-ı beka ve şevk-i ebediyet ve åmål-i sermediyet, bilbedâhe işaret ve delâletiyle, bu âlem-i fåniden sonra bir âlem-i bâki ve bir dårs åhiret ve bir dar-ı saadet bulunduğunu o derece kat'î bir surette ispat ederler ki, dünyanın vü-nadu kadar, bilbedâhe âhiretin vücudunu kabul etmeyi istilzam ederler.
(Lem'alar)
Haşrin merâtibi var. Bir kısmına iman farzdır, marifeti lâzımdır. Diğer kısmı, terakkiyât-ı ru-hiye ve fikriyenin derecâtına göre görünür ve ilim ve marifeti lâzım olur. Kur'ân-ı Hakim, en ba-sit ve kolay olan mertebeyi kat'i ve kuvvetli ispat için, en geniş ve en büyük bir daire-i haşri aça-ak bir kudreti gösteriyor.
İşte, umuma iman lâzım olan haşrin mertebesi şudur ki: İnsanlar öldükten sonra ruhları baş-la makamlara gider. Cesetleri çürüyor, fakat insanın cesedinden bir çekirdek, bir tohum hükmün-de olacak "acbűzzeneb tabir edilen küçük bir cüzü baki kalıp, Cenâb-ı Hak onun üstünde cesed-asaniyi haşirde halk eder, onun ruhunu ona gönderir. İşte bu mertebe o kadar kolaydır ki, her biharda milyonlarla misali görülüyor.
Haşr-i baharide görüyoruz ki, beş altı gün zarfında, küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan, ur vüz binden ziyade envâı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihya edip iade ediyor. Başkalarını ayniyet derecesinde bir misliyet suretinde icad aliyor. Halbuki, maddeten farkları pek az olan tohumcuklar, o kadar karışmışken, kemål-i imti-yaz ve teşhis ile, o kadar sürat ve vüs'at ve suhulet içinde, kemål-i intizam ve mizan ile, altı gün veya altı hafta zarfında ihyå ediliyor.
Hiç kabil midir ki, bu işleri yapan Zâta birşey ağır gelebilsin, semavat ve arzı altı günde halk edemesin, insanı bir sayha ile haşredemesin? Hâşā!
(Sözler)
Acaba, muciznümå bir kātip bulunsa, hurufları ya bozulmuş veya mahvolmuş üç yüz bin ki-tabı tek bir sayfada, karıştırmaksızın, galatsız, sehivsiz, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir surette, bir saatte yazarsa; birisi sana dese, "Şu kātip, kendi telif ettiği, senin suya düşmüş olan ki-tabını yeniden, bir dakika zarfında hafızasından yazacak"; sen diyebilir misin ki, "Yapamaz ve inanmam"?
Veyahut bir sultan-ı mucizekâr, kendi iktidarını göstermek için veya ibret ve tenezzüh için, bir işaretle dağları kaldırır, memleketleri tebdil eder, denizi karaya çevirdiğini gördüğün halde, sonra görsen ki, büyük bir taş dereye yuvarlanmış, o zatın kendi ziyafetine davet ettiği misafirlerin yo-lunu kesmiş, geçemiyorlar. Biri sana dese, "O zat, bir işaretle, o taşı, ne kadar büyük olursa olsun, kaldıracak veya dağıtacak; misafirlerini yolda bırakmayacak." Sen desen ki, "Kaldırmaz veya kal-dıramaz."
Veyahut, bir zat, bir günde yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde, biri dese, "O zat, bir boru sesiyle, efradı istirahat için dağılmış olan taburları toplar; taburlar nizamı altına girerler." Sen desen ki, "İnanmam"; ne kadar divanece hareket ettiğini anlarsın.
İşte, şu üç temsili fehmettinse, bak: Nakkaş-ı Ezeli, gözümüzün önünde kışın beyaz sayfasını çevirip, bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp, rû-yi arzın sayfasında üç yüz binden ziyade envåı, kud-et ve kader kalemiyle ahsen-i suret üzere yazar. Birbiri içinde, birbirine karışmaz. Beraber yazar; birbirine mani olmaz. Teşkilce, suretçe birbirinden ayrı, hiç şaşırtmaz, yanlış yazmaz.
Evet, en büyük bir ağacın ruh programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdekte derc edip muhafaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafiz, vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder, denilir mi? Ve kirei arzı bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr, âhirete giden misafirlerinin yolunda nasıl bu ar a kaldıracak veya dağıtacak, denilir mi? Hem, hiçten, yeniden bütün zīhayatın ordularını, bütün setlerinin taburlarında kemål-i intizamla zerrâtı emr-i kün feyekün ile kaydedip yerleştiren, ordu-disin kemål-i intizamlesedin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışan zerrât-ı asiye ve eczâ-yı asliyesini bir sayha ile nasıl toplayabilir, denilir mi?
unan bu insanlar, elbette ve elbette ve herhalde ve hiçbir şüphe getirmez ki, bu yirmi hakikatın müyle, insanlar için bir haşir ve neşir olacak ve Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükafatını kusuratının mücazatını çekecek ve Hafiz ismiyle cüz'i-külli kayd altına alınan her amelinden hasebe ve sorguya çekilecek ve dår-ı bekada saadet-i ebediye ziyafetgālının ve şekavet-i daime apishanesinin kapıları açılacak ve bu alemde çok taifelere kumandanlık yapan ve karışan ve ba-an karıştıran bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere aip saklanmayacaktır.
Yoksa, sineğin sesini işitip hakk-ı hayatını vermekle fiilen cevap verdiği halde, gök gürültüsü Juvvetinde bekaya ait hadsiz hukuk-u insaniyenin, mezkůr yirmi hakikatler lisanlarıyla edilen ve Arşı ve ferşi çınlatan dualarını işitmemek ve o hadsiz hukuku zayi etmek ve sinek kanadının inti-zamı şehadetiyle sinek kanadı kadar israf etmeyen bir hikmet, bütün o hakikatlerin bağlandıkları insani istidadatı ve ebede uzanan emelleri ve arzuları ve o istidat ve arzuları besleyen kainatın pek çok rabıtalarını ve hakikatlerini bütün bütün israf etmek öyle bir haksızlıktır ve imkân haricinde vezălimăne bir çirkinliktir ki, Hak ve Hafiz ve Hakim ve Cemil ve Rahim isimlerine şehadet eden bü-tin mevcudât onu reddeder, "Yüz derece muhal ve bin vecihle mümtenidir" derler.
(Sözler)
İnsanın fıtrat-ı zîşuuru olan vicdanı, saadet-i ebediyeye bakar, gösterir. Evet, kim kendi uya-nok vicdanını dinlerse, "Ebed, ebed!" sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, o ebed için mahlüktur.
(Sözler)
Şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar måkul ve lâzım ve kať'i ise haşrin sabahı da, berzahın baharı da o kat'iyyettedir.
(Sözler)
Ey haşir ve neşri inkâr eden kafasız! Ömründe kaç defa cismini tebdil ediyorsun? Sabah ve ak-elbiseni değiştirdiğin gibi her sene de bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdid ediyorsun, haberin var mıdır? Belki her senede, her günde cisminden bir kısım şeyler ölür, yerine emsali ge-le Bunu hiç düşünemiyorsun. Çünkü kafan boştur. Eğer düşünebilseydin, her vakit ålemde bin-me nümuneleri vukua gelen haşir ve neşri inkâr etmezdin. Doktora git, kafarı tedavi ettir.
(Mesnevî-i Nuriye)
Haşrin gelmesini gelecek baharın gelmesi gibi kaťî bir sürette anlamak istersen, haşre dair Onuncu Söz ile Yirmi Dokuzuncu Söze dikkatle bak, gör. Eğer baharın gelmesi gibi inanmazsan, a partnağını gözüme sok!
Şu ålem bütün mevcudatıyla Sáni-i Zülcelâline kat'i delalet eder. Såni-i Zülcelâlin de sıfat ve esmå-i kudsiyesi, dar-ı âhirete delalet eder ve gösterir ve ister.
(Sözler)
Evet, madem hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükafatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın. Elbette rububiyet-i mutlaka mertebesinde bir saltanat-ı sermediyenin, o sal-tanata iman ile intisap ve täat ile fermanlarına teslim olanlara mükafatı ve o izzetli saltanatı küfür ve isyanla inkâr edenlere de mücazatı; o rahmet ve cemâle, o izzet ve celâle lâyık bir tarzda olacak diye Rabbül-Ålemin ve Sultanü'd-Deyyan isimleri cevap veriyorlar.
(Şuālar)
Fitratta israf ve hilkatte abesiyet olmadığına delil, Sani-i Zülcelalin, herşeyin hilkatinde en kı-sa yolu ve en yakın ciheti ve en hafif sureti ve en güzel keyfiyeti ihtiyar ve intihap etmesidir ve ba-zan birşeyi yüz vazifeyle tavzif etmesidir ve bir ince şeye bin meyve ve gayeleri takmasıdır. Ma-dem israf yok ve abesiyet olmaz.
Elbette saadet-i ebediye olacaktır. Çünkü, dönmemek üzere adem, herşeyi abes eder, herşey
israf olur.
(Sözler)
Evet, mahşer-i acaip olan şu koca arzı, adi bir hayvan gibi imâte ve ihyâ eden ve beşer ve hay-vana hoş bir beşik, güzel bir gemi yapan ve güneşi onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırı-a bir lamba eden, seyyåråtı meleklerine tayyare yapan bir Zătın, bu derece muhteşem ve sermedi Rububiyeti ve bu derece muazzam ve muhit hakimiyeti, elbette, yalnız böyle geçici, devamsız, bi-karar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekasız, nåkıs, tekemmülsüz umûr-u dünya üzerinde kurulmaz ve durmaz. Demek, Ona şayeste, daimi, berkarar, zevalsiz, muhteşem bir diyar-ı âhar var, başka bäki bir memleketi vardır.
Nev-i beşerin hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağ-latıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler. Ve gayet zayıf ve nazik vücutlarında bir kuvve-i måneviye bulabilirler. Ve herşeyden çabuk ağlayan gayet mukavemetsiz mizac-ı ruhların-da, o Cenneti ile bir ümit bulup mesruråne yaşayabilirler.
(Sualar
Nev-i insanın nısfı olan ihtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile yakınlarında bulunan kabre kar-şı tahammül edebilirler. Ve çok alâkadar oldukları hayatlarının yakında sönmesine ve güzel dün yalarının kapanmasına mukabil bir teselli bulabilirler. Ve çocuk hükmüne geçen seriü't-teessür ruhlarında ve mizaçlarında mevt ve zevalden çıkan elim ve dehşetli meyusiyete karşı, ancak ha-yat-ı bakiye ümidiyle mukabele edebilirler.
(Suālar)
İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin en kuvvetli medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i gale-yanda olan hissiyatlarını ve ifratkär bulunan nefis ve hevålarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden, yalnız Cehennem fik-ridir.
(Suâlarl
Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevi saadet için bir cennet, bir melce bir tahassungåh ise, aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimî ve ciddî ve vefadarâne hür met ve hakiki ve şefkatli ve fedakârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimî mer-hamet ise, ebedi bir arkadaşlık ve daimi bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zaman-da ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşåne, arkadaşane munasebetle rin bulunmak fikriyle ve akidesiyle olabilir.
Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlās, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlā-sevab-ı uhrevi yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgåmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zahiri āsayiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet månåları hükme-der, o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kaviler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar.
Buna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir milli ailenin hanesidir. Eğer iman-äluret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimi hürmet ve ciddi merhamet ve rüşvetsiz mu-habbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret ve riyāsız ihsan ve fazilet ve enaniyetsiz büyük-lik ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar.
Çocuklara der: "Cennet var, haylazlığı bırak." Kur'ân dersiyle temkin verir.
Gençlere der: "Cehennem var, sarhoşluğu bırak. Aklı başlarına getirir.
Zalime der: "Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin." Adalete başını eğdirir.
Ihtiyarlara der: "Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî bir uhrevî sa-adet ve taze, bāki bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmaya çalış." Ağlamasını gülmeye çevi-
Bunlara kıyasen, cüz'î ve külli herbir taifede hüsn-ü tesirini gösterir, ışıklandırır. Nev-i beşe-rin hayat-ı içtimaiyesiyle alākadar olan içtimaiyyun ve ahlâkıyyünların kulakları çınlasın!
(Suâlar)
Eğer bu hakikat-ı haşriyenin neticeleri insaniyetten çıksa, o çok ehemmiyetli ve yüksek ve ha-yattar olan insaniyet mahiyeti, murdar ve mikrop yuvası bir leş hükmüne sukut edeceğini isbat eder.
Beşerin idare ve ahlâk ve içtimaiyatı ile çok aläkadar olan içtimaiyyun ve siyasiyyun ve ahlâ-kiyyunun kulakları çınlasın! Gelsinler, bu boşluğu neyle doldurabilirler? Ve bu derin yaraları ney-le tedavi edebilirler?
Her insan kıymetli bir sözünü ve fiilini bâkileştirmek için iştiyakla kitabet ve şiir, hattå sine-ma ile hıfzına çalışır. Hususan, o fiillerin Cennette bâki meyveleri bulunsa, daha ziyade merak eder. Kirâmen Kâtibin insanın omuzlarında durup onları ebedî manzaralarda göstermek ve sahip-lerine daimî mükafat kazandırmak, o kadar bana şirin geldi ki, tarif edemem.
(Şuâlar)
Saltanat-ı rubûbiyetin her tarafta, serâda, Süreyya'da, zeminin temelinde, dışında hakîmâne ve haşmetkârâne icraatını onlar temsil edebilirler.
(Şuâlar)
Melekler havada gezdikleri gibi toprakta ve taşta ve yerin merkezinde de gezerler.
Elde Kur'ân gibi bir mucize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zaid görünür. Elde Kur'ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?
(Sözler
Kur'an-ı Hakim, ehl-i şuura imamdır, cin ve inse mürşiddir, ehl-i kemåle rehberdir, ehl-i hak kate muallimdir.
(Mektüba
Kur'an, İsm-i Āzamdan ve her ismin âzamlık mertebesinden gelmiş. Hem bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın kelämıdır. Hem bütün mevcudatın ilâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdı Hem semavat ve arzın Häıkı haysiyetiyle bir hitaptır. Hem Rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mi kälemedir. Hem saltanat-ı âmme-i Sübhäniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir. Hem rahmet-i våsia-i muhita noktasında bir defter-i iltifatât-ı Rahmaniyedir. Hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti hays yetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır. Hem İsm-i Azamın muhitin den nüzul ile Arş-ı Azamın bütün muhâtına bakan, teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddes tir. İşte bu sırdandır ki, "Kelâmullah" ünvanı kemâl-i liyakatle Kur'ân'a verilmiş.
(Sözler
Kur'ân-ı Hakim, şu Kur'ân-ı Azim-i Käinatınen äli bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanı-dır. Evet, o Furkandır ki, şu kainatın sayfalarında ve zamanların yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekviniyeyi cin ve inse ders verir.
Sözler
Kur'ân,
şu kitab-ı kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi,
ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-1 ebedisi,
⚫ ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,
⚫ ve zeminde ve gökte gizli esmā-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşafı,
ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikin miftalı,
ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı,
⚫ ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan älem-i gayb cihetinden gelen iltifatât-ı ebedi-ye-i Rahmaniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhāniyenin hazinesi,
ve şu İslâmiyet âlem-i mânevisinin güneşi, temeli, hendesesi,
ve avälim-i uhreviyenin mukaddes haritası,
ve Zât ve sıfât ve esmā ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şärihi, tefsir-i vâzılı, burhan-ı katı, ter-
cüman-ı satu,
⚫ ve şu âlem-i insaniyetin mürebbisi,
ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetin mâ ve ziyası,
ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,
ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,
ve insana hem bir kitab-ı şeriat,
hem bir kitab-ı dua,
hem bir kitab-ı hikmet,
hem bir kitab-ı ubudiyet,
hem bir kitab-1 emir ve davet,
hem bir kitab-ı zikir,
⚫hem bir kitab-ı fikir,
⚫ hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cămi bir kitab-ı mukaddestir.
• Hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefâ ve muhakkıkinin muhtelif meşreplerine ve ayrı ay-n mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına layık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesle-gin mesåkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hük-münde bir kitab-ı semåvîdir.
(Sözler)
Kur'ân,
asırları muhtelif bütün enbiyanın kütüplerini ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risa-ilerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmâlen tazammun eden,
ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ve şübehâtın zulümâtından musaffä,
ve nokta-i istinadı, bilyakîn, vahy-i semâvî ve kelâm-ı ezeli,
ve hedefi ve gayesi, bilmüşahede, saadet-i ebediye,
Evet sabıkan bahsi geçmis: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi; "Vema ra-meyte iz rameyte sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hük-münde onları inhizama sevketmesi; "Ven şakke'l kamer" nassı ile aynı avucunun parmağıy-la Kamer'i iki parça etmesi; ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir or-duya içirmesi; ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mu cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir. Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'da-ya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas et-se derman olur. Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile dönduğü vakit, ab-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zatın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-i Käinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile bi-at edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..
O, bütün resullerin seyyididir, bütün enbiyanın imamıdır, bütün asfiyanın serveridir, bütün mukarrebînin akrebidir, bütün mahlükatın ekmelidir, bütün mürşidlerin sultanıdır.
(Sözler
Nasıl kainat insanı için yaratılmış ve kâinattan maksud ve müntehap insandır. Öyle de, insan-dan dahi en büyük maksud ve en kıymettar müntehap ve en parlak ayine-i Ehad ve Samed, elbet-te Ahmed-i Muhammeddir.
Kainat bir şeceredir. Anasır onun dallarıdır. Nebatat yapraklarıdır. Hayvanat onun çiçekleri-dir. İnsanlar onun semereleridir. Bu semerelerden en ziyadar, nurlu, ahsen, ekrem, eşref, eltaf Sey-yidü'l-Enbiya ve'l-Mürselin, İmâmü'l-Müttakin, Habibi Rabbu'l-Ålemîn Hazret-i Muhammed'dir.
(Mesnevî-i Nûriyel
İnsanlardan bir çekirdek var ki, Cenab-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbat etmiştir. O çe-kirdek de ancak ve ancak bütün ehl-i kemälin ve belki nev-i beşerin rusfının ittifakıyla efdalü'l-halk, seyyidü'l-enâm Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselämdır.
(Mesnevi- Nûriyel
Hem o melek, cin ve beşerin seyyidi olan zat, şu kainat ağacının en münevver ve mükemmel meyvesi ve rahmet-i İlahiyenin timsali ve muhabbet-i Rabbaniyenin misali ve Hakkın en münev-ver burharı ve hakikatin en parlak siracı ve tılsım-ı kâinatın miftahı ve muammâ-yı hilkatin keş-şafı ve hikmet-i âlemin şärihi ve saltanat-ı İlâhiyenin dellälı ve mehäsin-i san'at-ı Rabbaniyenin vassåfi; ve câmiiyet-i istidat cihetiyle, o zat mevcudattaki kemålåtın en mükemmel enmuzecidir. Öyleyse, o zâtın şu evsafı ve şahsiyet-i mâneviyesi işaret eder, belki gösterir ki, o zat kainatın illet-gaiyesidir. Yani, "O zâta şu kainatın Halıkı bakmış, kainatı halk etmiştir. Eğer onu icad etmesey-di, kainatı dahi icad etmezdi" denilebilir.
[Mektübat]
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtemü'l-Enbiyadır ve umum nev-i beşer namına mu-hatab-ı İlähidir. Elbette, nev-i beşer onun caddesi haricinde gidemez; ve bayrağı altında bulunmak zaruridir.
(Mektůbat)
Her şey nur-u Ahmedi ile alâkadardır.
(Sözler)
Bu abdin, bütün kâinata taallük eden bir emanet beraberindedir. Hem şu kâinatın rengini de-iştirecek bir nur beraberdir
(Sözler)
Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrap, Medine bir minber; o burhan-ı bahir olan Peygambe Timiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya re-bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzākiri; bütün
Herbir nevi mevcudatın, hattā yıldızların da bir serzakiri ve nurefşan bir bülbülü var. Fakat bütün bülbüllerin en efdali ve en eşrefi ve en münevveri ve en bähiri ve en azîmi ve en kerîmi ve sesçe en yüksek ve vasıfça en parlak ve zikirce en etem ve şükürce en eam ve mahiyetçe en ekmel ve suretçe en ecmel, käinat bostanında, arz ve semāvātın bütün mevcudatını latif seceâtıyla, leziz nağamâtıyla, ulvi tesbihatiyle vecde ve cezbeye getiren, nev-i beşerin andelib-i zîşânı ve beni Ade-min bülbül-ü zü'l-Kur'an'ı, Muhammed-i Arabidir.
(Sözler)
Elbette, dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidatta ve en ali ahlâkta ve nev-i beşerin humsu ona iktida etmiş ve nısf-ı arz onun hükm-ü mänevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdi-ži nurun ziyasıyla bin üç yüz sene ışıklanmış ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip ona dua-yı rahmet ve saadet edip ona medih ve muhab-bet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş; ve resul yapacak ve yapmış; ve sair nev-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır.
(Mektübat)
Elbette o zat, mevcudattaki kemâlâtın ve ahlâk-ı âliyenin misali ve mümessili ve timsali ve üs-tadıdır.
(Mektübat)
Maden-i kemâlât ve muallim-i ahlâk-ı âliye olan o delläl-1 vahdaniyet ve saadet, kendi kendi-ne söylemiyor, belki söylettiriliyor. Evet, Halık-ı Käinat tarafından söylettiriliyor. Üstad-1 Ezelisinden ders alır, sonra ders verir.
(Mektübat)
Bir nazar-ı peygamber
Birden bire kalb eder bir bedevî câhil, bir arif-i münevver.
Eğer mizan istersen: İslâmdan evvel Ömer, İslâmdan sonra Ömer.
Birbiriyle kıyası: bir çekirdek, bir şecer. Defaten verdi semer, o nazar-ı Ahmedi, o himmet-i Peygamber.
Ceziretü'l-Arabda, fahm olmuş fıtratları kalb etti elmaslara, birden bire seråser, Barut gibi ahlâkı parlattırdı, oldular birer nur-u münevver.
O zat (a.s.m.) öyle bir Şeriat ve bir İslâmiyet ve bir ubudiyet ve bir dua ve bir davet v imanla meydana çıkmış ki, onların ne misli var ne de olur. Ve onlardan daha mükemmel, ne lunmuş ve ne de bulunur. Çünkü, ümmi bir zatta (a.s.m.) zuhur eden o Şeriat, on dört asrı ve i beşerin humsunu, âdilâne ve hakkaniyet üzere ve müdakkikane hadsiz kanunlarıyla idare si, emsal kabul etmez.
(Mekt
Mucizātıyla, āsārıyla kâinatın medar-ı fahri ve nev'i beşerin şerefi olan Muhammed Ale salâtü Vesselâmı inkar eden adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nura mazhar olamaz.
[Mektu
Bütün nimet hazinelerini açmak salāhiyetinde olan, nimet-i imana vesile olan Hazret-i hammed Aleyhissalātü Vesselâm dalu öyle bir nimettir ki, nev-i beşer ilelebed o zâtı (a.s.m.) m ü senā etmeye borçludur.
(Sua
O zat, küre-i arzın yarısını ve nev-i beşerin beşten birisini saltanat-ı mâneviyesi altına alam bin üç yüz elli sene kemål-i haşmetle saltanat-1 måneviyesini devam ettirip, bütün ehl-i kem bütün envå-ı hakaikte bir üståd-ı küll hükmüne geçmiş. Dost ve düşmanın ittifakıyla, ahlâk-ı senenin en yüksek derecesine sahip olmuş, bidāyet-i emrinde, tek başıyla bütün dünyaya mey okumuş; her dakikada yüz milyondan ziyade insanların vird-i zebânı olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-yanı göstermiş bir zat, elbette o ferd-i mümtazdır, ondan başkası olamaz. Bu âlemin hem çekir ği, hem meyvesi odur.
(Mektü
Kainatın umum zerrâtının, umum zamanlarındaki umum dakikalarının bütün aşireler darb edilip, hâsıl-1 darb adedince o zât-ı Ahmediyeye salât-ü selâm, nihayetsiz hazine-i rahmet den inmesini, Zât-ı Ferd-i Ehad-i Samedden niyaz ediyoruz.
Münȧcât-ı Ahmediye (A.S.M) zamanından şimdiye kadar bütün ümmetin bütün salâtları salavatları Onun duasına bir âmin-i daimî ve bir iştirak-i umumîdir.
(Sözl
Zât-ı Ahmediyeye (A.S.M) gelen rahmet, umum ümmetin ebedî zamanındaki ihtiyacatına b kıyor. Onun için gayr-i mütenâhî salât yerindedir.
(Lem'ala
O Zât-ı Ahmediye (A.S.M.), ubudiyeti cihetiyle -halktan Hakka teveccühü hasebiyle- rahm manasındaki salâtı ister. Risaleti cihetiyle - Haktan halka elçiliği haysiyetiyle- selâm ister.
(Lem'ala
Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı Zât-ı Ahmediye (A.S.M) olduğu gibi, e birinci anahtarı dahi "Bismillahirrahmanirrahim"dir. Ve en kolay bir anahtarı da salavattır.
(Lem'ala
Rahmeten lilâlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesile salâvattır. Evet, salavatın manası ral tmetr. Ve o zihayat mücessem rahmete, rahmet duası olan salavat ise, o rahmeten lilaleminin v sülüne vesile salāvattır.
(Lem'ala
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma salāvat getirmek, tek başıyla bir tarik-ı hakikattir. Re - Ekrem Aleyhissalatu Vesselam nihayet derecede rahmete mazhar olduğu halde, nihayets
Allah'a (celle celalühü) imanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz. Madem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zāta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek. Zaten siz Al-lah'ı seversiniz, tā ki Allah da sizi sevsin.
(Lem'alar)
Bid'aların ve dalâletlerin istilāsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ve hakikat-i Kur'äniyeye te-messük edip hizmet eden, yüz şehid sevabını kazanabilir.
(Lem'alar)
Sünnet-i Seniye, saadet-i dâreynin temel taşıdır ve kemalâtın madeni ve menbaıdır.
(Lem'alar)
Evet Cenab-ı Hakk'a iman eden, elbette ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bila-şübhe Habibullah'ın gösterdiği ve takib ettiği yoldur.
(Lem'alar)
Sünnet-i Seniyeye ittiba, mutlaka gayet kıymetdardır. Hususan bid'aların istilası zamanında sünnet-i seniyeye ittiba etmek daha ziyade kıymetdardır. Hususan fesad-ı ümmet zamanında Sün-net-i Seniyenin küçük bir âdâbına müraat etmek, ehemmiyetli bir takvayı ve kuvvetli bir imaru ih-sas ediyor.
(Lem'alarl
Doğrudan doğruya Sünnete ittiba etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalātü Vesselâm'ı hatıra geti-riyor. O ihtardan o hatıra, bir huzur-u İlahî hatırasına inkılab eder. Hattå en küçük bir muamele-
Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevi istersen; ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faydalı görmek istersen; ve âdetini ibadete ve gafletini huzura kalb etmeyi seversen, Sün-net- Seniyyeye ittibå et.
(Sözler)
Velayet yolları içinde en güzeli, en müstakimi, en parlağı, en zengini, Sünnet-i Seniyyeye itti-bådır
(Mektübat)
Ne mutlu o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeye ittibaından hissesi ziyade ola. Veyl o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeyi takdir etmeyip, bid'alara giriyor.
(Lem'alar)
Rivayet-i sahiha ile, mahşerin dehşetinden herkes, hattå enbiya dahi "nefsi, nefsi" dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm "ümmeti, ümmeti" diye refet ve şefkatini göstere-ceği gibi, yeni dünyaya geldiği zaman, ehl-i keşfin tasdikiyle, validesi onun münacatından "üm-meti, ümmeti" işitmiş. Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârâne mekärim-i ahlak, ke-mål-i şefkat ve refetini gösterdiği gibi, ümmetinin hadsiz salāvatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, ümmetinin bütün saadetleriyle kemål-i şefkatinden alåkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şef-katini göstermiş.
İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sünnet-i seniyyesine müraat etmemek ne de-rece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.
(Lem'alar)
O zatın şefaati altına girip ve nurundan istifade etmenin ve zulümat-ı berzahiyeden kurtulma-nin çaresi, sünnet-i seniyyesine ittibådır.
(Lem'alarl
Resul-i Ekrem Aleyhissalātü Vesselânun caddesinden hariç ve onun arkasından gitmeyen, muhaldir ki, hakikî envår-ı hakikate vasıl olabilsin.
inyada namdar olan cemaat-ı meşhurenin, ittifakla, can ve mallarını, peder ve aşiretlerini feda etizen ve kuvvetli imanla tasdikleridir.
(Suâlar)
Bir bedevi adam, kızını sağ olarak defnedecek bir kasavet-i vahşiyânede bulunduğu halde, ge-ip bir saat sohbet-i nebeviyeye müşerref olur, daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şef-jati rahîmåneyi kesb ederdi. Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i nebeviyeye mazhar olur, senra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-ikemälät olurdu.
(Sözler)
Fazilet-i a'mâl ve sevab-ı efâl ve fazilet-i uhreviye cihetinde Sahâbelere yetişilmez.
(Sözler)
Sahäbelerin tesis-i İslâmiyette ve neşr-i ahkâm-ı Kur'âniyede hizmetleri ve İslamiyet için bü-fin dünyaya ilân-ı harp etmeleri o kadar yüksektir ki, bir dakikasına, başkaları bir senede yetişe-mez
(Sözler)
Onlara yetişmek için, hakiki Sahâbe olmak lazım geliyor.
(Sözler)
Sahābeler yalnız suret-i insaniyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselămı görüp, bazan mu-zesiz olarak, öyle bir iman getirmişler ki, bütün efkâr-ı âmme-i ålem, onların imanlarını sarsmu-Jordu. Şüphe değil, bazısına vesvese de vermezdi.
Velâyet yollarının ve tarikat şubelerinin en mühim esası, ihlastır. Çünkü ihlâs ile hafî şirkler-den halās olur. İhlâsı kazanmayan, o yollarda gezemez.
(Mektûbat)
Ve o yolların en keskin kuvveti, muhabbettir. Evet, muhabbet, mahbubunda bahaneler aramaz ve kusurlarını görmek istemez. Ve kemâline delâlet eden zayıf emâreleri, kavî hüccetler hükmün-de görür. Daima mahbubuna taraftardır.
(Mektûbat)
Meslek-i velâyet çok kolay olmakla beraber çok müşkülâtlıdır; çok kısa olmakla beraber çok uzundur; çok kıymettar olmakla beraber çok hatarlıdır; çok geniş olmakla beraber çok dardır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 111 1 İblis, en şiddetli ve kuvvetli adamlarını malını hayra sarf eden kimseye musallat eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 111 2 İblis, Âdem (a.s.)'ı içi boş görünce yemin etti ki: "Yaşadığı müddetçe onun içinden çıkmam." Allah da yemin etti ki: "Ben de onunla tevbe arasına hâil koymam." Hz. Hasan (r.a.) 111 3 İblisin köpek burnu gibi burnu vardır. Ve onu Âdem oğlunun kalbine koymuştur. Ona şehvet ve lezzetleri hatırlatır. Ve Allah hakkında şekke düşürecek vesvese verir. Kul, "Eûzü billâhissemî'il alimi mineşşeytanirracim. Ve Eûzü billâhi en yahdurûn, İnnallahe hüvessemî'ul alim" dedikçe hortumunu kalbinden çeker.(Bu sözler yürekten söylenecek. Yoksa zikirden ileri geçmez) Hz. Muaz (r.a.) 111 4 Mel'un iblis şeytanlarına hitab eder ve der ki: "Et, kadın ve içkileri ele alın, zira şer için bunlardan daha müessir bir şey bulamadım." Hz. Ebud Derda (r.a.) 111 5 İbrahim (a.s.) lraklılar hakkında beddua etmek istedi. Allah buyurdu ki: "Yapma, Ben onlara ilim ve kalblerine merhamet verdim." Hz. Muaz (r.a.) 111 6 Benim bu oğlum ki (İmam-ı Hasan) Seyyiddir. Umulur ki onun sebebiyle Allah (z.c.hz.) iki ordunun arasında sulhu sağlar. Hz. Ebû Bekre (r.a.) 111 7 Benim bu oğlum ki (İmam-ı Hüseyin) lrak'ta Kerbalâ'da katlolunacaktır. Kim ki, bu vak'aya şahid olursa kendisine yardım etsin. Hz. Enes (r.a.) 111 8 Cennetin kapıları kılıçların gölgeleri altındadır. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 111 9 Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 111 10 Kulun uyandığında söyleyeceği en güzel söz, "Sübhânellezî yuhyil mevtâ ve Hüve alâ külli şey'in kadir" dir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 111 11 Allah'a en sevgili ev, içinde ikram gören yetim bulunan evdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 111 12 Amellerin Allah'a en sevgili olanı, namazı ilk vaktinde (ilk cemaatle) kılmaktır. Hz. Ümmü Ferve (r.a.) 111 13 Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili kelâm: "Sübhâneke Allahümme ve bihamdike ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddüke ve lâ ilâhe ğayrük" En sevmediği de: "Allah'dan kork" diyene karşı: "Sen kendine bak" diyenin bu sözüdür. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 111 14 Gerek mescidlerinizde, gerekse kabirlerinizde (Allah'a gidişinizde) Allah'ın en sevdiği renk beyazdır. Hz. İmam İbni Hüseyin (r.a.)
110. "(Ey ümmetiml) Cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız? Cennet ehlinin üçte biri olmaya razı mısınız? Cennet ehlinin misini olmaya razı mısınız? Cennete ancak müslüman olan insan girer. Your ancak Cehennem ehli müşriklere göre siyah öküzün cildinde beyaz bir kıl, yahut kırmızı öküzün cildinde siyah bir kıl kadarsınız."
۱۱۱ - اَ تَرِعُونَ عَنْ ذِكْرِ الْفَاجِرِ حَتَّى يَعْرِفَهُ النَّاسُ اذْكُرُوا الْفَاجِرَ بِمَا فِيهِ يحذره الناس طب عق عدق خط واربعة عن بهز بن حكيم عن أبيه عن جده وقــال البعض منكم
111. "Facir (kötü insanı) herkes tanıyacak diye anmaktan imtina mı ediyorsunuz? Kötü insanda bulunan çirkin huyu teşhir edin ki, insanlar ondan çekinme imkanını bulsunlar."
۱۱۲ - اُتْرُكُوا الْحَبَشَةَ مَا تَرَكُوكُمْ فَإِنَّهُ لَا يَسْتَخْرِجُ كَيْرَ الْكَعْبَةِ إِلَّا ذُو السَّوِيقَتَيْنِ مِنَ الْحَبَشَةِ (د ك ق عن ابن عمور حم عن رجل من الحبشة)
112- "Habeşliler size dokunmadıkça onları terk ediniz. Çunkü Kâbe'nin hazinesini ancak Habeşlilerden iki cılız bacaklı biri çıkaracaktır."
113- "Dünyayı ehline terk ediniz. Zira dünyadan kendisine yeteceğinden fazlasını alan kimse bilmeden ölümünden (bir şeyi) almış olur."
١١٤ - اَ تَرَوْنَ هَذِهِ رَحِيمَةٌ بِوَلَدِهَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ اللَّهُ أَرْحَمُ بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ هَذِهِ بوَلَدِهَا (عبد بن حميد عن ابن ابی اوفى)
114. "Şu çocuğuna merhametli davranan kadını görüyor musunuz? Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah mü'minlere bundan daha merhametlidir."
Hadisi Ibn Mace, Ahmed b. Hanbel, ve Tirmizi Hasen sahih olarak Ibn Mes' Od Badan rivayet etmiştir. Hadisin benzerleri de vardır
-۱۱۱ - أَتَرعُونَ عَنْ ذكر الفاجر حتى يعرفه الناس ؟ أذكروا الفاجر بما فيه يحذرة الناس
(facir) kimseyi anmaktan çekiniyor musunuz? Taşkınlık yapan kimsedeki şeyleri anın ki insanlar ondan sakınsınlar.
Apiktan günah ipleyenlerin günahlarının
الرغون عن ذكر الفاجرة "Cekinyor musunuz günahkarı anmaktan?" Yani korkuyor an aşan kimseleri anmaktan korkuyor musunuz? Yani hiçbir şeye aldirmaksızın ve gizliliği gözetmeksızın açıkça sınırları aşıp günah işleyen kimsey anmaktan korkuyor musunuz?
Hiçbir şeye aldırmaksızın sınırları aşmak hem mü'min hem de kafirde olabilir. Ancak burada kastedilen, hadisin söyleniş nedeninden anlaşıldığına göre
mu'mindir Nitekim Resülüllah (sav) Müslümanın günahlarını örtmeye teşvik edip onlan ortaya çıkaranlanı tehdit edince, mü'minin tevhid inancına olan saygılarından dolayı sahabiler, insanların günahlarını anmaktan korktular. Bunun üzerine Resülüllah (sav) onlara, günahı örtmenin, ancak günahı gizleyenler için geçerli olduğunu açıkladı
Bir kimseye taşkınlıklarının çokluğu ve günahlarına aldırış etmesinin azing nedeniyle fäcır/taşkın ismi vurulduğunda o kimsenin saygınlığı kalmaz dolayısıyla yaptıklanı da gizlenmez. Aksine, yaptığı işlerin anılması gerekir. Hatta bundan gen durmak hainlik sayılır. Görmez misin Resülüllah şöyle buyuruyor:
منى يغرفة الناش Insanların onu tanıyacağı zamana kadar" "م" in fethası ve ""nın şeddesiz okunuşuyla... Yani insanlar onu tanıyacağı zamana kadar demektir
Eğer o kişide olanı bilmiyorlarsa;
أذكروا الفاجر " Aşikare günah işleyen (fâciri) anın." Yani günahkarı (fasığı) alin
بنا فيه Onda olanla" Diyanet örtüsünü yırtana ve aşikare günahlardan onda olanla anın. Resülüllah (sav) bu sözünü, mü'minin günahkar kimseye aldanıp onun davranışlarına uymaması, günah işleyenin, bid'atiyle mü'mini saptırmaması veya hilesiyle ona eziyet etmemesi için gerekli olan öğüt türünden söylemiştir.
يحذرة الناش "Insanlar ondan sakınsınlar. Yani insanlar ondan sakınsınlar diye
Kişinin, bir kimsedeki günahları söylemesinin geçerli oluşu, Allah rizasyon olma kasdi ve aldanmayı ortadan kaldırmayı amaç edinen öğüt olma koşuluna bağlıdır. Bir kimse, taşkınık yapan kimsenin yaptıklarını, hıncını almak ve kipe
kam in veya kurums anarsa o günahtır görme ve benzeri kişisel nedenlerden dolayı
(1/9
Hadisi, Taberani, Mu'cemü'l-kebir'de, Ukayll, Ibn Adiy, Beyhaki es-Sunenü'l-bada, Haraiti ve dördü vani bunlarla birlikte dört kişi daha hadisinin üstünü vehin cezimiyle, Behz b. Hakim'den o, babasından o da babasından rivavet emiste, Bazisi yani Ahmed b. Hanbel, hadisin münker, Ibn Adly ise lah (za) olduğunu söylemiştir.
١١٦- التركوا الحبشة ما تركوكم فإنَّه لا يستخرج كثر الكعبة إِلَّا ذُو السُّويفتين من الحياة
112- "Habeşistanlılar sizi bıraktığı sürece siz de onlan bırakın. Çünkü Käbe'nin hapnesini ancak Habeşlilerden iki bacağı ince biri çıkaracaktır
الحنة -harekeli olarak - zencilerden tanınmış bir cil/topluluktur. Tekil aynı ekilde الحبش dur. Çoğulu خشان Habsan dir el-Hubs الخيش tre ve ceaim ile-cons smdir. Bu nedenle hubeys/خبيش olarak küçültülmüştür
Ibn Hacer şöyle dedi: "Habeşistanlıların, Habeş b. Hâm b. Noh'un çocuklan olduğu söylenmiştir. Onlar Yemenlilere komşudur. Yemenlilerle aralanını deniz ayınır. Habeşıstanlılar İslam'dan önce Yemen'i ele geçirip oraya sahip olmuşlardı Onların krallarından Ebrehe, filleriyle birlikte Kabe'yi ele geçirmek için yürümüştü."
ما تركوكم "Sizi bıraktıkları sürece" Yani şerlerinden sizin için korkutulan şeyi terk ettikleri sürece. Nitekim Resülüllah (sav)'in şu sözü buna işaret etmektedir.
فإنه لا يستخرج "çıkarmaz", İçinden çıkarmaz, istinbat etmez. İstinbat, istihrác, çinden çıkarmak demektir.
كثر الكتيبة "Kabe'nin hazinesini Yani Kabe'de gömülü olan mali... Taş taş Käbe'yi yıktığı sırada taşlarını da denize atar Nitekim diğer bir hadiste böyle gelmiştir.
Kåbe, Beyt-i Haram'ın (kutsal evin) ismidir. Dört köşeli olduğu halde, küp şeklinde olduğu için Kabe diye isimlendirmiştir. Her yüksek bina da, kabedir. Bir yen ile dairesel oluşu ve yüceliği nedeniyle ve topuk şeklinde olduğu için Kabe dendiği de söylenmiştir.
إلا ذو الشؤيقتين من الحبينة Ancak Habeşlilerden ik bacağı ince bri )pkaracaktır(" سويقة رشيقة kelimesinin küçültülmüş ikiidie. Tibl der ki, küçültme (smi tasğir) kalıbının kullanılmasındakı sır (gizem), Käbe muazzama gibi bölyuk
Abdurazzak, Musannef V/136, Ahmet Harbel, Mined 1971, B Med
Kudret masdardır, kader mistardır. Kudret, o maâni kitabını, o mistar üstünde yazar.
(Sözler)
Herbir zihayatın müddet-i hayatında geçireceği ahval ve etvârı, o kaderin kalemiyle tersim edilmiş. Çünkü, sergüzeşt-i hayatı, bir intizam ve mizanla cereyan ediyor, suretler değiştiriyor, şe-killer alıyor.
(Sözler)
En yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruatıyla kaderin mikyasıyla çizil-miştir ve kalemiyle yazılıyor. Evet, nasıl katreler buluttan haber verir; reşhalar su menbaını göste-rir, senetler, cüzdanlar bir defter-i kebirin vücuduna işaret ederler. Öyle de, şu meşhudumuz olan, zihayatlardaki intizam-ı maddi olan bedihi kader ve intizam-ı månevî ve hayatı olan nazari kade-rin reşhaları, katreleri, senetleri, cüzdanları hükmünde olan meyveler, nutfeler, tohumlar, çekir-dekler, suretler, şekiller, bilbedähe, Kitab-ı Mübin denilen irade ve evâmir-i tekviniyenin defterini ve İmam-ı Mübîn denilen ilm-i İlâhînin bir divanı olan Levh-i Mahfuzu gösterir.
(Sözler)
Şecere-i kâinatın bütün dal ve budaklarıyla herbirinin bir mazisi ve müstakbeli var; geçmiş ve gelecek tavırlarından ve vaziyetlerinden müteşekkil bir silsilesi bulunur. Her nevi ve her cüz'ünün ilm-i İlâhiyede muhtelif tavırlarla müteaddit vücutları bir silsile-i vücud-u ilmî teşkil eder. Ve vü-cud-u harici gibi, o vücud-u ilmî dahi, hayat-ı umumiyenin månevî bir cilvesine mazhardır ki, mu-kadderât-ı hayatiye, o mânidar ve canlı elväh-ı kaderiyeden alınır.
Güneşlerin deveränından ve seyir ve seyahatlerinden tut, tå zerrelerin mevlevî gibi devretme lerine ve dönmelerine ve ihtizazlarına kadar kâinattaki bütün sa'y ve hareket, kanun-u kader-illä. hi üzerine cereyan ediyor ve dest-i kudret-i İlâhiden sudur eden ve irade ve emir ve ilmi tazam mun eden emr-i tekvînî ile zuhur eder.
(Lemalar
Ruh cisme hakim olduğu gibi, câmid maddelerde dahi, kaderin yazdığı evâmir-i tekviniye o maddelere håkimdir. O maddeler, kaderin månevi yazısına göre mevki ve nizam alabilirler.
(kelimeler)
Kader, herşeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlaktan aldığı fey-ze olan kabiliyeti o kalıba göredir.
(Mesnevi-i Nüriyel
İmam-ı Mübin, ilim ve emr-i İlâhînin bir nev'ine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade, mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, herşeyin vücud-u zahirisinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i İlähinin bir defteridir.
(Mektübat)
Mevcudatın mütemadiyen zevalleri, tazelenmeleri gösteriyor ki, o mevcudat, bir Sâni-i Kadi-rin kudsi esmåsının cilveleri ve envår-ı esmåiyesinin gölgeleri ve efâlinin eserleri ve kalem-i ka-der ve kudretin nakışları ve sayfaları ve cemål-i kemålinin aynalarıdır.
(Mektübat)
İnsan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme mâruz kalır, başına bir feläket gelir, hapse de mah-kům olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adale tin tecellisine bir vesile olur. Kader-i İlâhi başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesb etmiş olan o kimseyi bu defa bir zâlim eliyle cezaya çarptırır, feläkete düşürür. Bu, adalet-i İlâhînin bir nevi tecellisidir.
(Emirdağ Lähikasıl
Kader, ilm-i ezeliden olduğu için; ilm-i ezell, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlådan, ezelden ebe de kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makamanları ald
Kader ilim nev'indendir. İlim, malūma tåbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallük ediyor.
(Sözler)
Kader, cüz-ü ihtiyari, iman ve İslâmiyetin nihayet merätibinde; kader, nefsi gururdan; ve cüz-ü ihtiyari, adem-i mes'uliyetten kurtarmak içindir ki, mesail-i imaniyeye girmişler.
(Sözler)
Kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de, illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir.
(Sözler)
Cenab-ı Hakkın atā, kazā ve kader namında üç kanunu vardır. Atā, kazā kanununu; kază da, kaderi bozar.
Meselâ: Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazā demektir. O ka-
ranın iptaliyle hükmü kazadan affetmek, atâ demektir. Evet, yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kazā kanununun kat'iyetini deler. Kazá da ok gibi kader kararlarını deler. Demek, atânın kazaya nisbeti, kazanın kadere nisbeti gibidir. Atā, kazā kanununun şümulünden ihraçtır. Kază da kader kanununun külliyetinden ihracıdır. Bu hakikate vakıf olan ärif, "Ya İlâhî! Hasenatım senin atândandır. Seyyiatım da senin kazandandır. Eğer atån olmasaydı heläk olur-
dum" der.
(Mesnevî-i Nuriye)
Bir hådisede hem insan eli, hem kader müdahalesi olduğundan, insan, zahiri sebebe bakıp, bazan haksız hükmedip zulmeder. Kader, o musibetin gizli sebebine baktığı için adalet eder
Maziya, mestíbe kader nazarıyla, ve müstakbele, meåstye teklif noktasında bakmak lazımdır
(Hakikat Çekirdeklenil
Kaderi İlahi isyanımız için musibet verir. Ona rızâdāde olmak, o günahtan tevbe demektir.
(Hutuvat- Sittel
IsA'ya demiş şeytan: "Madem herşeyi O yapar. Kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at. O da sana ne yapar?" Iså dedi: "By mel'un! Abd edemez Rabbini tecrübe ve imtihan."
İkadı İlâhide şer ve çirkinlik yoktur; belki abdin kisbine ve istidadına aittir.
(Sözler)
Herbir unsurun, maddi ve manevi kış ve zelzele gibi hadiselerin, yüzer hayırlı neticeleri ve ga-quieri varken, şerli ve zararlı birtek neticesi için onu vazifesinden durdurmak, o yüzer hayırlı ne-teleri terk etmekle, yüzer şer yapmak, ta bir tek şer gelmesin gibi, hikmete, hakikate, rububiyete minafi olur. Fakat, külli kanunların tazyikinden feryat eden fertlere, inâyât-ı hâssa ve imdādât-ı hususiyeyle ve ihsânât-ı mahsusayla Rahmanürrahîm, her biçarenin imdadına yetişebilir. Dertle-the, derman yetiştirir. Fakat o ferdin hevesiyle değil, hakikî menfaatiyle yardım eder. Bazan, dün-yada istediği bir cama mukabil, ahirette bir elmas verir.
(Kastamonu Lâhikası)
Halk-ı şer, şer değil; belki kesb-i şer, şerdir. Çünkü, halk ve icad umum neticelere bakar. Bir in vücudu çok hayırlı neticelere mukaddeme olduğu için, o şerrin icadı, neticeler itibarıyla ha-Tir olur, hayır hükmüne geçer. Meselâ ateşin yüz hayırlı neticeleri var. Fakat bazı insanlar, sû-i ih-Syarianyla ateşi kendilerine şer yapmakla, "Ateşin icadı şerdir" diyemezler.
Äfatlar, zaaf-ı imandan neşet eden hataların neticesidir.
(Kastamonu Lähikasi
Musibetler, dergåh-ı İlähiyeye sevk etmek için birer kader kamçısıdır.
(Barla Lähikas
Maddi musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür.
(Lem'alari
Musibetin darbesine karşı şekvå suretiyle elbette aciz ve zaif insan ağlar, fakat şekvā Ona ol malı, Ondan olmamalı.
Mektübat
Musibeti Allah'a şekvå etmeli; yoksa Allah'ı insanlara şekvå eder gibi "Eyvah, of!" deyip "Ben ne ettim ki bu başıma geldi?" diyerek aciz insanların rikkatini tahrik etmek zarardır, mānāsızdır
(Mektübat
Nasıl ki mübarezede müthiş bir hasma karşı gülmekle, adavet musalāhaya, husumet şakaya döner, adavet, küçülür, mahvolur, tevekkül ile musibete karşı çıkmak dahi öyledir.
Her zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musibet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhasta bela, belâ değil, belki bir lütf-u İlâhidir.
(Lem'alar)
Derece-i hararet gibi, her musibette bir derece-i nimet vardır. Daha büyüğünü düşünüp, kü-çükteki derece-i nimeti görüp, Allah'a şükretmeli. Yoksa, isti'zam ile üflense şişer, merak edilse iki-leşir, kalpteki misali, hayali, hakikate inkılap eder, o da kalbi döver.
(Hakikat Çekirdekleri)
Hem yüzer tecrübenle, ey sabırsız nefsim, kať'i kanaatin gelmiş ki, zahiri musibetler altında ve neticesinde inayet-i İlâhiyenin çok tatlı neticeleri var.
(Emirdağ Lähikası)
En büyük saadetler, büyük ve acı felâketlerin neticesidir.
(Suâlar)
Asıl musibet ve muzır musibet dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergah-1 lähiyeye iltică edip, feryad etmek gerektir.
Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rah-manldir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hisse-derler ki, zararlı bir işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunåne dönerler. Öyle de zahiri çok mu-sbetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffaretü'z-zünuptur. Ve bir kısmı gafle-ti dağıtıp, beşeri olan aczini ve zaafını bildirerek, bir nevi huzur vermektir.
Hastalık hiç aldatmaz bir nåsih ve ikaz edici bir mürşiddir.
Lem alar
Eğer hastalık olmazsa sıhhat ve afiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, ahireti unutturar Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bad-i hevă boş yere sarf ettiriyor Hastalık ise, birden gözünü açtırıyor. Vücuduna ve cesedine der ki: "Läyemût değilsin, başıboş de ğilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öylece hazırlan
Lem'alar
Hastalığın suretine bakıp, ah eyleme, manasına bak, oh de. Eğer hastalığın manası güzel bir şey olmasa idi, Halik-ı Rahim en sevdiği ibādına hastalıkları vermezdi.
Lem alarl
Hastalık sabun gibi, günahların kirlerini yıkar.
Lemalar
Hastalık bazılara ehemmiyetli bir definedir, gayet kıymetdar bir hediye-i İlahiyedir. Her has ta kendi hastalığını o neviden tasavvur edebilir.
(Lem alari
Sani-i Zülcelâl sana ey hasta, göz, kulak, akıl, kalp gibi nurani duygularla murassa olarak giy dirdiği cisim gömleğini, Esma-i Hünsanın nakışlarını göstermek için, çok hålåt içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla Onun Rezzak ismini tarıdığın gibi, Şafi ismini de hastalığınla bil. Elemler, musibetler bir kısım esmåsının ahkamını gösterdikleri için, onlarda hik metten lem'alar ve rahmetten şuålar ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açıl sa, tevahhuş ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel månåları bulursun.
Fıtrî olmasa da vaziyeti itibarıyla Risale-i Nura ekmek ve ilaç gibi muhtaç olan hastalar ve ih-tiyarlardır. Çünkü Risale-i Nur hayat-ı bakiyeyi güneş gibi gösterdiğinden ve dünyevî hayatın fa-nilik cihetinde mahiyetini tam gösterdiğinden, dünyevî hayatlarına ya hastalık veya ihtiyarlıkla darbe gelen ve gaflet ve dalâlet cihetiyle ölümü idam tevehhüm eden hastalar ve ihtiyarlar Risa-le-i Nura o derece muhtaçtırlar ve öyle bir teselli, bir nur alırlar ki, onların hastalık ve ihtiyarlığı-nı sıhhat ve gençliğe tercih ettiriyor.
(Emirdağ Lâhikasıl
Ey hasta kardeşler! Siz gayet nâfi ve her derde devâ ve hakikî lezzetli kudsî bir tiryak isterse-niz, imanınızı inkişaf ettiriniz. Yani, tevbe ve istiğfarla dua ve niyazla istimâl ediniz.
Biliniz ki, ihtiyarlıktaki zaaf ve acz, rahmet ve inayet-i İlâhiyenin celbine vesiledir.
Lem'alar
Madem, elhamdülillah biz ehl-i imanız; ve madem imanda bu kadar nurlu, lezzetli, sevimli, şirin defineler var; ve madem ihtiyarlığımız bizi bu definenin içine daha ziyade sevk ediyor. Elbet-te imanlı ihtiyarlıktan şekvā değil, binler teşekkür etmeliyiz.
(Lem'alar
Elbette sizlere ihtiyarlıktan gelen karanlık ve gaflet ve teessürat ve teellümâta, iman kâfi ve vå fidir. Asıl en karanlıklı ve en nursuz ve tesellisiz ihtiyarlık ve en elîm ve müthiş firak, ehl-i dalale tin ve ehl-i sefahetin ihtiyarlılarıdır ve firaklarıdır.
(Lem'alar
Madem Kur'an-ı Hakimin bize verdiği en mühim bir ders iman-ı bil'âhirettir; Ve o imanda bu derece kuvvetlidir; ve o imanda öyle bir rica ve bir teselli var ki, yüz bin ihtiyarlık bir tek şahsı gelse, bu imandan gelen teselli mukabil gelebilir.
(Lem'alar
Kur'an'ın verdiği ders-i iman nuruyla, ihtiyarlığı ve vefatı ve hastalığı hoş görmeliyiz, belki bir cihette sevmeliyiz. Madem iman gibi hadsiz derecede kıymettar bir nimet bizde vardır. İhtiyar lık da hoştur, hastalık da hoştur, vefat da hoştur. Nāhoş bir şey varsa o da günahtır, sefahettir, bid'atlardır, dalalettir.
Madem sizlerde iman var ve madem imanı ışıklandıran ve inkişaf ettiren namaz ve niyaz var Bhijyarlığınıza ebedî bir gençlik nazarıyla bakabilirsiniz. Çünkü onunla ebedî bir gençlik kazana-bilirsiniz. Hakiki soğuk ve sakîl ve çirkin ve zulmetli ve elemli olan ihtiyarlık ise, ehl-i dalâletin ih-tyarıklarıdır, belki de onların gençlikleridir. Onlar ağlamalı, onlar "Vâ esefa, Vâ hasreta!" deme-Sizler, ey muhterem imanlı ihtiyarlar, "Elhamdü lillâhi alâ külli hal" deyip mesrurâne şükret-melisiniz.
(Lem'alar)
İhtiyarlarınızın en fenası, sefahette ve başını gaflete sokmakta gençelere benzeyenlerdir.
(Lem'alar)
Hadis-i şerifte vardır ki, "Altmış yetmiş yaşlarında ihtiyar bir mü'min dergâh-ı İlâhiyeye elerini kaldırıp dua ederken, rahmet-i İlâhiye onun elini boş döndürmeye hicap ediyor." Ma-dem rahmet size karşı böyle hürmet ediyor; siz de rahmetin bu hürmetini, ubudiyetinizle ihti-nam ediniz.
(Lem'alar)
"Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuştu. Ancak ihtiyarlık sabahıyla uyandım" mealinde olan şiirin şümulüne dahilim.
(Mesnevî-i Nûriye)
Ey benim gibi ihtiyarlar! Kur'an-ı Hakîmde yüz yerde "Er-Rahmanür-Rahim" sıfatlarıyla ken-dini bizlere takdim eden ve daima zeminin yüzünde merhamet isteyen zîhayatların imdadına rah-Betiri gönderen ve gaybtan her sene baharı hadsiz nimet ve hediyeleriyle doldurup rızka muhtaç bzlere yetiştiren ve zaaf ve acz derecesi nisbetinde rahmetinin cilvesini ziyade gösteren bir Hâlik-Rahimimizin rahmeti, bu ihtiyarlığımızda en büyük rica ve en kuvvetli bir ziyadır. Bu rahmeti balmak iman ereti, bu ihtiva etmek ve feraizi kılmakla Ona itaat etmektir.
Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz.
[Lem'alar
Ey insan, düşün! Sen alåküllihal öleceksin.
(Lem'alar
Gündüz nasıl şu siyah bir kabre tebeddül etti, dünya siyah kefenini giydi; öyle de, senin öm rünün gündüzü de geceye ve dünya gündüzü de berzah gecesine ve hayatın yazı dahi ölümün kış gecesine inkılâp edeceğini kalbimin kulağına söyledi.
(Lem'alar)
Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç, ihtiyar farkı yok. tur. Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-ebedi, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir ålem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek ha disesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.
(Sözler
Herkesin kalbinde derinden derine bir din-i hakkı aramak meyli çıkmış. Herşeyden evvel, ölüm idamına karşı din-i haktaki bir hakikati arıyor ki kendini kurtarsın.
(Hutbe-i Şamiyel
Ölüm gelse, "Baş üstüne geldin" demek gerektir.
(Emirdağ Lähikası
Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Elbette bu ecel cellâdının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve herşeyin fevkinde bir en dişesi, bir meselesidir.
(Şuâlar)
Ölüm o kadar katı ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımı-za gelecek. Bu hapishane nasıl ki mütemadiyen çıkanlar ve girenler içilmesi gibi ölum barha
nedir, öyle de bhandar. Herbirahi acele hareket eden kafilelerin yollarında bir gecelik konmak ve symek için bir handır. Herbir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elba bir istediği var.
(Sualarl
Bu senin etrafındaki kabristanın, yüz İstanbul, içinde vardır. Çünkü yüz defa İstanbul buraya boşalmış. Bütün İstanbul'un halkını buraya boşaltan bir Häkim-i Kadirin hükmünden kurtulup müstesna kalamazsın; sen de gideceksin.
Bu menzilcikte misafir olduğum gibi, İstanbul'da da misafirim, dünyada da misafirim. Misa-fit, yolunu düşünmeli. Nasıl ki bu odadan çıkacağım, birgün de İstanbul'dan da çıkacağım, diğer birgün de dünyadan çıkacağım.
(Lem'alar)
İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.
Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolapları-nı süratle çalıştırıyor.
(Mesnevî-i Nûriye)
Ey biçareler! Bu dünya bir misafirhanedir. Her günde otuz bin şahit, cenazeleriyle "El-mevtü hakkun" hükmünü imza ediyorlar ve o dâvâya şehadet ediyorlar. Ölümü öldürebilir misiniz? Bu şahitleri tekzip edebilir misiniz? Madem edemiyorsunuz; mevt Allah Allah dedirtir. Sekeratta Al-lah Allah yerine hangi topunuz, hangi tüfeğiniz, zulümat-ı ebediyi o sekerattakinin önünde ışık-landırır, ye's-i mutlakını ümid-i mutlaka çevirebilir?
Madem ölüm var, kabre girilecek, bu hayat gidiyor, bâki bir hayat geliyor. Bir defa top tüfek denilse, bin defa Allah Allah demek lazım gelir. Hem Allah yolunda olsa, tüfek de Allah der, top da Allahu ekber diye bağırır, Allah ile iftar eder, imsak eder.
(Mektûbat)
Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder.
Birisi: Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır.
Üçüncüsü: Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elim
clemlere maruz kalmaktır. Öyleyse, bu gaflet ve nisyan nedir? Devekuşu gibi başırı nisyan kumu-na sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen Onu görmeyesin. Ne vakte kadar zâilât-ı fåniyeye ihtimam ve båkiyat-ı daimeden tegafül edeceksin?
İhtiyarık gibi, şerait-i hayatiyeyi ağırlaştıran birçok esbab vardır ki pederi hayatın peke kindihtiyarlık gibi, seriti Mesela, sana iztirap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validenle bera kinde nimet olarak gösteriri halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet heer reddin cedlerie olduğunu bilecektin. Hem meselá, güzel çiçeklerin aşıkları olan güzel sinek lerin, kışın şedâidi içinde hayatları ne kadar zahmet ve ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılı
(Mektübat)
Yolculara seyahat için vesika vermek bir vazife olduğu gibi, ebed tarafına giden yolculara di hem vesika, hem o zulümatı yolda nur vermek öyle bir vazifedir ki, hiçbir vazife o vazife kadar ehemmiyetli değildir. Böyle bir vazifenin inkârı, ölümün inkârıyla ve hergün el-mevtü hakkun da vâsını, cenazelerinin mührüyle imza edip tasdik eden otuz bin şahidin şehadetini tekzip ve inkár etmekle olur.
(Lem'alar)
Nasihat istersen ölüm yefer. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddi çalışır.
(Mektübat
Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ih-tiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulů etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedi öm-rün önündedir. O ömr-ü bäkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fåni ömürde sa'y ve çalışma-larına bağlıdır. Senin o ömrü bäkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!
(Mesnevî-i Nûriyel
Mevt, ehl-i dalålet için, bütün mahbubåtından elim bir firak-ı ebedidir. Hem kendi cennet-i kazibe-i dünyeviyesinden ihraç ve vahşet ve yalnızlık içinde zindan-ı mezara idhal ve hapis oldu-ğu halde, ehl-i hidayet ve ehl-i Kur'ân için, öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşma-ya vesiledir. Hem hakiki vatanlarına ve ebedi makam-ı saadetlerine girmeye vasıtadır. Hem zin-dan-ı dünyadan bostan-ı cinâna bir davettir. Hem Rahmân-ı Rahîmin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Hem vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem ubudi-yet ve imtihanın talim ve talimatından bir paydostur.
Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbabın, kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki ta-ne ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdane kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister.
(Sözler)
İnsan-ı mü'mine nur-u imanla gösterir ki, mevt, idam değil, tebdil-i mekândır. Kabir ise, zu-lümatlı bir kuyu ağzı değil, nuraniyetli älemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şaşaasıyla, ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir.
Elbette zindan-ı dünyadan bostan-ı cinâna çıkmak ve müz'iç dağdağa-i hayat-ı cismaniyeden älem-i rahata ve meydan-ı tayeran-ı erväha geçmek ve mahlükatın sıkıntılı gürültüsunden sıyrılıp huzur-u Rahman'a gitmek, bin can ile arzu edilir bir seyahattir, belki bir saadettir.
(Sözler)
En evvel, beni çok korkutan ölümün yüzüne baktım. Gördüm ki, ölüm, ehl-i iman için bir ter-histir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesi ve kapısı-dız. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır. Hizmetinin ücretini almak için huzur-u Rahman'a girmeye bir nöbettir ve dår-ı saadete gitmeye bir davettir diye kat'i anladığım-dan, ölümü ve mevti sevmeye başladım.
(Suâlar).
Ehl-i iman için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem dünya meydanındaki imti-banda, talim veicin ölüm, vazifayetten bir paydostur. Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan do kuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir. Hem hakiki vatanına ve ebedi makam-ı sa-adetine girmeye babasına iridan-ı dünyadan, bostan-ı cinåna bir davettir Hem Halika Rahiminin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Madem ölümün
thisisnostasiada budur, ona dehsetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir me
kaddemesi nazarıyla bakmak gerektir. Hem chhaahlan bir kısmının ölümden korkmaları, ölümün dehşetinden değildir. Belki dah na hayır kazanacağım diye, vazife-i hayatın idamesinden kazanacakları hayrat içindir.
Eive, ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalâlet için zulümat-ı ebediye kuyusudur.
(Lem'alar
um bizim için bir terhis tezkeresidir. Eğer idam da olsa, bizim için bir saat zahmet, ebedi br saadetin ve rahmetin anahtarı olur.
(Sualar
E
lim, namen mit ini tidarın dünyadan bostan-ı cinâna, huzur-u Rahman'a götüren b saka katini gören kamil insanlar, mi sevmişler, daha ölüm gelmeden ölmek istemişler.
Ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalålet için zulümat-ı ebediye kuyusudur.
(Lem'alar)
Zehirli bir bal hükmünde olan gayr-ı meşru dairedeki gençliğin sefahetkåråne zevkleri, hazi-nei ebediyenin ve saadet-i sermediyenin bileti ve vesikası olan imanı kaybettiği için, darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedi zulümat kapısı olan kabrin musibetine, aynen zahiren göründüğü gibi düşer. Ve ecel gizli olduğu için, genç ihtiyar fark etmeyerek, her vakit ecel cellådı başını kes-mek için gelebilir.
(Sözler)
Şirk ve dalåletin ve fısk ve sefahetin yolu, insanı nihayet derecede sukut ettiriyor. Hadsiz elemler içinde nihayetsiz ağır bir yükü, zayıf ve aciz beline yükletir. Çünkü, insan Cenab-ı Hakkı tanımazsa ve Ona tevekkül etmezse, o vakit, insan, gayet derecede aciz ve zayıf, nihayet derecede muhtaç, fakir, hadsiz musibetlere maruz, elemli, kederli bir fäni hayvan hükmünde olup, bütün sevdiği ve alāka peyda ettiği bütün eşyadan mütemadiyen firak elemini çeke çeke, nihayette, bå-ki kalan bütün ahbabını bir firak-ı elim içinde bırakıp, kabrin zulümatına yalnız olarak gider.
(Sözler)
Madem lezzet ve zevk için ölümü hatıra getirmeyip dalålet ve sefahete atılıyorsun. Kaťiyen bil ki, senin dalaletin hükmüyle bütün geçmiş zaman-ı mazi ölmüş ve mädumdur. Ve içinde cena-zeleri çürümüş bir vahşetli mezaristandır. İnsaniyet alākadarlığıyla ve dalalet yoluyla, serin base ta ve varsa ve binevaseline, hadsiz firaklardan ve o nihayetsiz dostlarının ebedi taden gelen elemler, senin şimdiki sarhoşça, pek kısa bir zamandaki cüz'i lezzetini imha ettiği gi beekin kemler, senin şimdiki suhanğın cihetiyle yine mådum ve karanlıklı ve ölü ve dehşet-li bir vahşetgahtır.
Ve oradan gelen ve başını vücuda çıkaran ve zaman-ı hazıra uğrayan biçarelerin başları el celladının satırıyla kesilip hiçliğe atıldığından, mütemadiyen akıl alâkadarlığıyla senin imanız başına hadsiz elim endişeler yağdırıyor. Senin sefihåne cüz'i lezzetini zir ü zeber eder.
(Sullar)
Sú-i ihtiyarından neşet eden küfür sarhoşluğuyla ve dalålet divaneliğiyle, Sani-i Hakimin qu misafirhane-i dünyasını tesadüf ve tabiat oyuncağı olduğunu tevehhüm edip, ve cilve-i esmå-illä hiyeyi tazelendiren masnuatın, zamanın geçmesiyle vazifelerinin bittiğinden âlem-i gayba geçme lerini, adem ile idam tasavvur ederek, ve tesbihat sadālarını zeval ve firak-1 ebedí våveylası olduk larını tahayyül ettiğinden; ve mektubat-ı Samedaniye olan şu mevcudat sayfalarını månäsız, kar ma karışık tasavvur ettiğinden; ve âlem-i rahmete yol açan kabir kapısını zulümat-ı adem ağzı ta savvur ettiğinden, ve eceli, hakiki ahbaplara visal daveti olduğu halde, bütün ahbaplardan firak nöbeti tasavvur ettiğinden; hem kendini dehşetli bir azab-ı elimde bırakıyor, hem mevcudatı, hem Cenâb-ı Hakkın esmåsını, hem mektubatını inkâr ve tezyif ve tahkir ettiğinden merhamete ve şef-kate layık olmadığı gibi, şiddetli bir azaba da müstehaktır, hiçbir cihette merhamete layık değildir
(Sözler
Kapısı kapanmayan kabir, daima idamını o münkire ihtar etmekle lezzetli hayatını elim elem-lerle zehirliyor.
Nasıl ki bu yaz ve güzün ähiri kıştır, öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir reberzah kışıdır.
(Sualar)
Kabir var; hiç kimse inkâr edemez. Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda, üç yoldan başka yol yok.
Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir älemin kapısıdır.
İkinci yol: Ahireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalålette gidenlere, bir haps-i ebedi ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğu eitikad ettiği; ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muamele görecek.
Üçüncü yol: Ahirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedi kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak ay-görecek.
(Sözler
Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-1 thedi, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir liem-ibäkiye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek ha-sesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.
(Sözler)
Ey nefsim! Deme, "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş det derd-i maişetle sarhoştur." Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalb olup başkalaşmıyor. Azi beşeri, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peydå ediyor. Hem deme, "Ben de herkes gibiyim." Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Heriesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
Ey nefs-i emmare! Kat'iyen bil ki, senin hususi ama pek geniş bir dünyan vardır ki, amal, img tallakat, thiyacat uzerine bina edilmiştir. En büyük temel taşı ve tek direği, senin vücudun vese nin hayatındır. Halbuki o direk kurtludur. O temel taşı da çürüktür. Hülása, esastan fásit ve zayé tır. Daima harap olmaya hazırdır.
Evet, bu cisim ebedi değil, demirden değil, taştan değil; ancak et ve kemikten ibaret birşeydir Âni olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak zaman-ı māzi, senin gibi geçmiş olanla ra geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır. Bugün sen iki kah rin arasındasın; artık sen bilirsin.
(Mesnevî-i Nüriye)
Gördüm ki, kabir kapısı tam yolumun üstünde açık görünüp, ağzını açmış, bana bakıyor Onun arkasında, ebed tarafına giden cadde ve o caddede giden kafileler uzaktan uzağa nazara çar-pıyor.
(Lem'alar
Hem şuur-u imanî ve intisab-ı ubudiyetle toprak perdesinin arkası ışıklanmasını ve ağır taba ka-i türäbiye dahi ölülerin üstünden kalktığını ve kabir kapısıyla girilen yeraltı dahi adem-älüd karanlıklar olmadığını ilmelyakin ile bildim.
(Sualarl
Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime bak tım, vücudum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor.
(Lem'alar)
Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Halık-ı Kerimim! Benim sû-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verid elemler, dalālet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede, göre göre, gayet süratle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihti yarsız bir tarzda, vefat eden ahbap ve akran ve akaribim gibi, kabir kapısına yanaşıyorum.
O kabir, bu dar-i fåniden firåk-ı ebedi ile ebedü'l-åbåd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kaťi bir ya kîn ile anladım ki, håliktir gider ve fänidir ölür. Ve bilmüşahede, içindeki mevadat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkärdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzun yedirse, yuz
Ey Rabb-i Rahimim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! "Külli åtin karīb" sırrıyla ben şimdiden görüyo rum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergåh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun san-ı kaliyle bağırarak derim: "El-aman, el-aman! Ya Hannan! Yâ Mennån! Beni günahlarımın ha-caletinden kurtar!"
İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergah-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidă ediyo-rum: "El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halás ey-le
İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyiciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok. Günahların çir kin yüzünden ve māsiyetin vahşi şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidå edip diyorum:
"El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yá Mennân! Yâ Deyyân! Beni çirkin günahları-mın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir! İlahi, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten l-Alemin olan Habibin, Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvå değil, belki nef-simi ve halimi Sana şekvā ediyorum.
"Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlükun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem aciz, hem gafil, hem cahil, hem alil, hem zelil, hem müsi', hem müsin, hem şaki, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergahı ta avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatiatlarını itiraf ediyor. Ev-ham ve türlü türlü illetlerle müptelâ olmuş,
Sana tazarru ve niyaz eder. Eğer kemål-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet et-sen, zaten o Senin şanındır. Çünkü Erhamürråhimînsin. Eğer kabul etmezsen, Senin kapından baş ka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergahına gidilsin. Senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin."
(Lem'alar)
Kabrin arkası için çalışınız; hakiki saadet ve lezzet ondadır.
Mevt-i dünya ve kıyamet kopması ise: Bir anda bir seyyare veya bir kuyruklu yıldızın emri Rabbani ile küremize, misafirhanemize çarpması, bu hanemizi harap edebilir: On senede yapılan bir saray bir dakikada harap olması gibi.
(Sualar)
Kıyamet dahi, şu insan-ı ekber olan dünyanın ecelidir. Eğer vakti taayyün etseydi, bütün ku run-u ülá ve vustă gaflet-i mutlakaya dalacak idiler ve kurun-u uhrâ dehşette kalacaktı.
(Sözler)
Evet, nasıl ki insan küçük bir älemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Ålem dahi büyük bir insan-dır, o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek; veya yatıp, sonra subh-u haşirle gözünü açacaktır.
(Sözler)
Herhalde bir zaman gelecek ki, käinat hakikat-i uzmāsının kışır ve sureti olan âlem-i şehadet, Fātır-ı Zülcelălin izniyle parçalanacak, sonra daha güzel bir surette tazelenecektir.
(Sözler)
Käinat dediğimiz şu apartman-ı İlähi öyle ulvi, yüksek, derin, ince nizamlara tâbi ve öyle acip, garip rabıtalara bağlıdır ki, eğer bir duvarı veya bir taşı "Yerinden çık!" emrine hedef olsa, derhal ålem, ölüm hastalığına düşer, sekerata başlar, yıldızlar arasında müsademeler, ecram arasında mu harebeler vukua gelir. Şu gayr-ı mütenahi boşluk, pek şiddetli sayhalar, pek dehşetli sâikalar, pek korkunç sesler, sadālar, gürültüler ve gümbürtülerle dolar.
Evet, insan-ı kebirin ölümü, küçük bir ölüm değildir. Sekerata başladığı zaman, milyarlarca kürelerin çarpışmasından husule gelen fırtınanın, ne tasavvuru ve ne tarifi ve ne de görülmesi im-kän dairesinde değildir.
İşte bu şiddetli ölümle hilkat bayılır, kâinat yayılır, hilkatin yağı ayranı biribirinden ayrılır; Ce-bennem, maddesiyle, aşîretiyle bir tarafa çekilir; Cennet de letafetiyle, lezaiziyle ve bütün güzel unsurlarıyla tecellî ve incilâ eder.
(İsârâtü'l-İcaz)
Şu dünyanın sekerâtını âyât-ı Kur'âniyenin işaret ettiği surette tahayyül etmek istersen, bak: Su kainatın eczaları dakik, ulvî bir nizamla birbirine bağlanmış; hafi, nazik, lâtif bir rabıta ile tu-tunmuş; ve o derece bir intizam içindedir ki, eğer ecrâm-ı ulviyeden tek bir cirm, kün emrine veya "Mihverinden çık" hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerâta başlar. Yıldızlar çarpışacak, ecram-lar dalgalanacak. Nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müt-hiş sadāları gibi vâveylâya başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, deniz-ir yanarak, yeryüzü düzlenecek. İşte, şu mevt ve sekeratla, Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip, Cehennem ve Cehennemin maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennetin mevadd-ı mü-nasebeleri başka tarafa çekilir; âlem-i âhiret tezahür eder.
(Sözler)
2024
üzzaman Takvimi
All around
Dünya bu eserleri okuyor... Ya siz?
Dünya öldükten sonra âhiret olarak diriltilecektir. Dünya harap edildikten sonra, o dünyayı yapan Zat, yine daha güzel bir surette onu tamir edecek, âhiretten bir menzil yapacaktır.
se world, people ead these books. oks. What about you?
Gafletten ve kısmen de ehl-i dalåletten gelen zulümat evhamlarıyla bize firaklı ve karanlıklı görünen berzah memleketi, ahbapların mecmaıdır.
(Lem'alar)
Senin küçüklüğünden bu yaşına kadar, sevdiklerinden yüzde doksan dokuzu, sana dehşet ve ren kabristana göçmüşler. Bu dünyada kalan bir iki dostun var; onlar da oraya gidecekler. Dünya-da vefatın firak değil, visaldir, o ahbaplara kavuşmaktır. Onlar, yani o ervâh-ı bâkiye, eskimiş yu-valarını toprak altında bırakıp, bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyor-lar diye ihtar edildi.
(Lem'alar)
Eğer o ziruhlar zevil'ukulden ise, zaten saadet-i ebediyeye ve maddî ve mânevî kemālāta me dar olan älem-i bekaya ve o Sáni-i Hakimin dünyadan daha güzel, daha nuranî olan âlem-i ber-zah, alem-i misal, âlem-i ervah gibi diğer menzillerine, başka memleketlerine bir seyr ü seferdir, bir mevt ve adem ve zeval ve firak değil, belki kemālāta kavuşmaktır.
(Sözler)
Hafız Ali'nin tavattun ettiği âlem-i berzah, nazarımda Isparta, Kastamonu gibi olmuş. Hattå bu gece, mesmuatıma göre, buradan birisi oraya gönderilmiş. On defadan ziyade teessüf ettim. "Niçin Hafız Ali'ye onunla selâm göndermedim?" Sonra ihtar edildi ki, selâm göndermek için va-sıtalara ihtiyaç yok; kuvvetli rabıtası telefon gibidir. Hem o gelir, alır.
Kur'ân-ı Kerîmin verdiği zâd ve takva ile ve nûr-u hidayetle, zulümat-ı berzah ve ehval-i ha-şir åsân olur. Ve o vesika-i Kur'âniye ile insan, bin senelik bir yolu bir günde kat eder.
(Nurun İlk Kapısı)
Âlem-i ziya, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehrüba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esir, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu âlem-ler, hepsi de, ihtilâlsiz, müsademesiz, küçük bir yerde içtima ederler.
"Eshedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasûlüh"
zzaman Takvimi
Bu kelime-i âliye, üssü'l-esas-ı İslâmiyet olduğu gibi kâinat üstünde temevvüc eden İslâmiye-tin en nûranî ve en ulvî bayrağıdır. Evet, misak-ı ezeliye ile peyman ve yeminimiz olan iman, bu menşur-u mukaddeste yazılmıştır.
(Muhakemat)
Kelime-i Şehadetin iki kelâmı birbirine şahittir. Birincisi ikincisine burhan-ı limmîdir, ikincisi birincisine burhan-ı innîdir.
(Hakikat Çekirdekleri)
All around world, people d these books. What about you?
Dünya bu eserler okuyor...
Ya Si
Kelime-i Şehadet: Vardır iki kelâmı. Birbirine şahittir, hem delil ve bürhandır. Birincisi, sânîye bir burhan-ı limmîdir. İkincisi, evvele bir burhan-ı inîdir.
Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvi bir münasebet ve nezih bir hizmet ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe'nindendir.
llsârâtü'l-cat
Namaz mü'minin mi'racıdır ve Mi'rac-1 Ekberin cilvesine mazhardır.
(Sualar
Namaz, Halik-ı Zülcelal tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde mane vi huzuruna yapılan bir davettir.
(Isârâtü'l-caz
Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri, güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır Bu surette bütün sermaye-i ömrünü ähirete mal edebilir; fâni ömrünü bir cihette ibka eder.
[Sözler
Her bir namazın vakti, mühim bir inkılap başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlâhi'nin ayna sı ve o tasarruf içinde ihsanat-ı külliye-i İlâhiyenin birer måkesi olduğundan, Kadir-i Zülcelâle o vakitlerde daha ziyade tesbih ve tazim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yeků nuna karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir.
(Sözler)
Namaz, kalplerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları Ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbaniyeye imtisal ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledit.
Käinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır
(Tarihçe-i Hayat)
Şu fani dünyada kemål-i sür'atle vaveylâ-yı firak-ı koparan giden, ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun åb-ı hayatı; her şeye bedel bir Mābūdu Bakinin, bir Mahbub-u Sermedînin çeşme-i rah-metine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.
(Sözler)
Nasıl ki insan, şu âlem-i kebirin bir misal-i musağğarıdır ve Fatiha-i Şerife, şu Kur'an-ı Azi-müşşarın bir timsal-i münevveridir. Namaz dahi bütün ibadatın envåını şamil bir fihriste-i nûrå-niyesidir ve bütün esnaf-ı mahlûkatın elvan-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-ı kudsiyedir.
(Sözler)
Beş vaktin her biri bir mühim inkılap başı olduğu ve büyük inkılapları ihtår ettiği gibi, kud-ret-i Samedaniyenin tasarrufat-ı azime-i yevmiyesinin işaretiyle, hem senevî, hem asrî, hem dehri kudretin mu'cizatını ve rahmetin hedâyâsını hatırlatır. Demek asıl vazife-i fıtrat ve esas-1 ubudiyet vekať'i borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve enseptir.
(Sözler)
Nasıl ki Fatiha Kur'an'a, insan kâinata fihristedir. Namaz da hasenāta fihristedir.
(İsârâtü'l-İcaz)
Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde senet yok ki, ona malik-sin. Öyle ise hakiki ömrünü bulunduğun gün bil. Läakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, ha-kiki istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya seccadeye at.
(Sözler)
Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kût ve gınå; ve elbette bir menzilin olan kab-tinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde senet ve berat, ve ister istemez üstünden ge pilecek Sırat Köprüsünde nur ve burak olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?
(Sözler)
Acaba yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye baba yirmi üç saatini su kısacık hayat eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf akil hareket eder.
Cenab-ı Hak her iki hayatın levazımatını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza vermek süretiyle yirmi üç saat kısa ve fäni olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir sah de beş namaza ve bakî ve sonsuz uhreví hayata sarf etmek lazımdır ki, dünyada paşa ahirette ge då olmasın.
(Mesnevi-i Nûriye
Namazı kıldıktan sonra Cenab-ı Rezzak-ı Kerimin matbaha-i rahmetinden tâyinatını aramak, başkalara bår olmamak için bizzat gitmek; güzeldir, mertliktir, o dahi ibadettir.
(Sozler
Eğer farz namazını terk etsen, bütün sa'yin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve be reketsiz bir nafakaya münhasır kalır.
(Sozler
İbadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin râiyeti hükmünde olan mevcüda tın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevi bir zulüm eder. Çünkü mevcudatın kemälleri, Sania müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder. İbadeti terk eden, mevcûdatın ibade tini göremez. Belki de inkâr eder. O vakit ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve her biri birer mektub-u Samedani ve birer åyine-i Esmâ-i İlâhiye olan mevcûdatı; âli makamla-rından tenzil ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, câmid perişan bir vaziyette telâkki ettiğinden, mevcûdatı tahkir eder, kemälätını inkår ve tecavüz eder.
(Lem'alar)
Her yeni gün, sana, hem herkese, bir yeni älemin kapısıdır. Eğer namazını kılmazsan, senin o günkü älemin zulümatlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misålde şehadet eder.
(Sözler)
Şer'an yedi yaşına gelen bir çocuğa namaz gibi farzlara peder ve valideleri onları alıştırmak için, teşvikkåråne emretmek, on yaşına girse şiddetle namaz kıldırmak ve alıştırmak şeriatta var.
Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakiki ve halis, azametli ve umumi bir şükrün anahtarıdır.
(Mektübat)
Oruç, çok cihetlerle hakiki vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.
(Mektübat)
Ramazan-ı Şerifte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi malik değil, memlüktür, hür değil abddir. Emir olunmazsa en ådi en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzata-maz diye mevhum rubûbiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakiki vazifesi olan şükre girer.
(Mektübat)
Beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün ilacı oruçtur.
(Mektûbat)
Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafırı, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir.
(Mektübat)
İnsana en mühim bir ilaç nev'inden maddi ve manevi bir perhizdir. Ve tıbben bir hımyedir ki; sanın nefsi yemek içmek hususunda keyfemâyeşå hareket ettikçe, hem şahsın maddi hayatına tben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, adeta månevî ha-Jahru da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir, serkeşăne dizginini eline alır. Daha insan ona binemez; o, insana biner.
Ramazan-ı Şerifte, oruç vasıtasıyla bir nev'i perhize alışır, riyâzete çalışır ve emir dinlemeyi thit: Bicare Serife, devastasidan evvel yemek yemek üzerine doldurmakla etmez ve zayıf mideye de ali terk ettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve şeraiten nemui dinlemeye satsiyat peyda eder. Hayat-ı maneviyeyi bozmamaya çalışır.
Orucun ekmeli ise, mide gibi bütün duyguları, gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazi insanlyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani muharremattan, mâlâyaniyattan çekmek ve her b risine mahsus ubudiyete sevk etmektir.
Meselă, dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak; veal sanı, tilåvet-i Kur'an ve zikir ve tesbih ve salāvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek; meselä, gi zünü námahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve ku lağını hak söz ve Kur'an dinlemeye sarf etmek gibi, sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Za ten mide en büyük fabrika olduğu için, oruçla ona tatil-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgahlar ko layca ona ittibă ettirilebilir.
[Mektübat
Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere ve mütemerridlere, zaafını ve aczini ve fakrırı ihsas ediyor
(Mektübat
Ramazan-ı Şerif bu fäni dünyada, fäni ömür içinde ve kısa bir hayatta bäki bir ömür ve uzun bir hayat-ı båkiyeyi tazammun eder, kazandırır.
(Mektübat
Ramazan-ı Şerif adeta bir ahiret ticareti için, gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevi ha sılat için, gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünema-i âmål için, bahardaki mā-i Nisandır. Saltanat 1 Rubübiyet-i İlahiyeye karşı ubůdiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsi bir bayram hükmündedir.
[Mektübat
Şaban ve Ramazanda akıldan ziyade kalp hissedardır, ruh harekete geçer.
(Mektûbat
Ramazan-ı Şerifte sevab-ı âmål bire bindir.
(Mektübat)
Ezel ve Ebed Sultanı olan on sekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelâli, o on sekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlişanı olan Kur'an-ı Hakimi, Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş. Elbette o Ra mazan, mahsus bir bayram-ı İlahi ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i rûhanî hükmüne geç mek, mukteza-yı hikmettir.
Ramazan-ı Şerifte müminler derecâtına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevi sürurlara pathar o ayda oruç va yat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar mâsumâne gülüyorlar.
(Mektübat)
Ramazan-ı Şerifte güyâ Âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor. Öyle bir mescid ki, milyon-larla hafizlar, o mescid-i ekberin kuşelerinde o Kur'an'ı, o hitab-ı semaviyi arzlılara işittiriyor.
(Mektûbat)
Ramazan-ı Şerifte ehl-i iman birden muntazam bir ordu hükmüne geçer.
(Mektübat)
Leyle-i Kadrin sırrıyla seksen sene bir ömrü kazandıracak bir vakitte, en iyi, en efdâl şeyler meşgul olmak lazım geliyor.
(Barla Lâhikas
Şu mübarek şehr-i Ramazan, leyle-i kadri ihata ettiği için, kendiside ömür içinde bir leyle-i Ka-dirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-ü bâkidir.
İnsanların hayat-ı içtimaiyesinde intizam ve asayişi temin eden zekâttır.
(İşârâtü'l-caz
Namaz "ımadü'd-din" yani dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, zekât da İslam'ın kantarası ya ni köprüsüdür. Demek birisi dini, diğeri asayişi muhafaza eden İlâhî iki esastırlar.
(İsârâtü'l-İcaz
Zekât, her şahıs için sebeb-i bereket ve däfi-i beliyyattır. Zekâtı vermeyenin, herhalde elinden zekât kadar mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.
(Mektübat
Tabakalar arasında musalahanın temini ve münasebetin tesisi, ancak ve ancak erkân-ı İslâmi-yeden olan zekât ve zekâtın yavruları olan sadaka ve teberruatın heyet-i içtimaiyece yüksek bir düstur ittihaz edilmesiyle olur.
(İşârâtü'l-İcaz
Acaba hakikat-i İslamiyenin binler mesäilinden yalnız zekât meselesi, düstûr-u medeniyet ve muavenet olursa, bu belâya ve yılanın yuvası olan maişetteki müthiş müsavatsızlığa devā-i şāfi ol-mayacak mıdır? Evet, en mükemmel ve bozulmaz bir deva olacaktır.
(Muhakematl
Beşerin haya-ı içtimaisinde bütün ahlâksızlığın ve bütün ihtilâlâtın menşei iki kelimedir. Biri-si, "Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne" İkincisi "Sen çalış ben yiyeyim" Bu iki kelimeyi de den, cereyan-ı ribā ve terk-i zekâttır.
Bu iki müthiş maraz-ı içtimaiyi tedavi edecek tek çare zekâtın bir düsrur-u umumi suretinde irasıyla, vücub-u zekât ve hurmet-i ribādır.
(Mektübat)
Zekät bir köprüdür ki; Müslüman, kardeşi olan Müslümana muavenet için ondan geçer.
(İsärät)
Vücub-u zekât ve hurmet-i ribā, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir. Şu ribā taşını altından çeksek, qu zálim medeniyet kasrı çökecektir.
(Rumûz)
Zekâtın vücubu ile ribanın hurmetinde büyük bir hikmet, yüksek bir maslahat, geniş bir rah-met vardır.
(İşârâtü'l-İcaz)
İslamiyet, havastan ziyade, avâmın tahassüngâhı olmuştur. Vücub-u zekât ve hurmet-i ribå de, havassı, avâmın üstünde müstebit yapmak değil, bir cihette hâdim yapıyor.
(Mektübat)
Zekât ile sadakanın lâyık oldukları mevkilerini bulmak için birkaç şart vardır:
1. Sadakayı vermekte israf olmaması.
2 Başkasından alıp başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp kendi malından ol-
3. Minnetle in'âmın bozulmaması.
4. Fakir olmak korkusuyla sadakanın terk edilmemesi.
5. Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle, ilim, fikir, kuvvet, amel gbi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi.
6. Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hâcât-ı zaruriyesinde sarf etmesi lazımdır.
(İşârâtü'l-İcaz)
Ey Ehl-i kerem ve vicdan! Ve ey Ehl-i sehavet ve ihsan!
İhsanlar, zekât namına olmazsa, üç zararı var. Bazan da faidesiz gider. Çünki: Allah namına Termediğin için, månen minnet ediyorsun; biçåre fakiri minnet esareti altında bırakıyorsun. Hem makbul olan duasından mahrum kalıyorsun. Hem hakikaten Cenab-ı Hakkın malını ibâdı-
na vermek in interziat memuru olduğun halde, kendini sahib-i mal zannedip bir küfrân-ı
met ediyorsun.
Eger zekât namına versen, Cenab-ı Hak namına verdiğin için bir sevap kazanıyorsun; bir şük. mimmamet gösteriyorsun. O muhtaç adam dahi sana tabasbus etmeğe mecbur olmadığı için, iz zet-i nefsi kırılmaz ve duası senin hakkında makbul olur.
Eve, zekât kadar, belki daha ziyade nâfile ve ihsan, yâhut sair suretlerde verip riyâ ve şöhret mimet ve tezlil gibi zararları kazanmak nerede? Zekât namına o iyilikleri yapıp, hem farz eslil etmek, hem sevabı, hem ihlâsı, hem makbul bir duayı kazanmak nerede?
Hacc-ı Şerif, bil'asale herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir.
(Sözler)
aman Takvimi
Bir hacı ne kadar âmi de olsa, kat-ı merâtip etmiş bir velî gibi, umum aktar-ı arzın Rabb-i Azî-mi ünvanıyla Rabbine müteveccihtir, bir ubudiyet-i külliye ile müşerreftir.
(Sözler)
All around Dünya orld, people bu eser these books. What about okuyc
Hac miftahıyla açılan meratib-i külliye-i rububiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devâir-i ubudiyet ve merâ-tib-i kibriya ve ufk-u tecelliyatın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i rububiyet Allahu Ek-ber, Allahu Ekber ile teskin edilebilir. Ve onunla, o meratib-i münkeşife-i meşhude veya mutasav-vire ilân edilebilir.
Käinat; iman nuruyla, matem-i umumi yeri olmaktan çıkıp, mescid-i zikir ve şükür olmuştur
(Mesnevi-i Nûriye
Mün'im-i Hakiki, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.
Biri zikir, biri şükür, biri fikir.
Başta "Bismillah" zikirdir.
Åhirde "Elhamdülilläh" şükürdür.
Ortada, bu kıymettar harika-i san'at olan nimetler, Ehad, Samed'in mu'cize-i kudreti ve hedi ye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derketmek fikirdir.
(Sözler)
Kur'an, kendi şakirtlerinin ruhlarına öyle bir inbisat ve ulviyet verir ki; doksan dokuz taneli tesbihe bedel, doksan dokuz Esma-i İlahiyenin cilvelerini gösteren doksan dokuz ālemlerin zerra-tını, birer tesbih taneleri olarak şakirdlerinin ellerine verir. "Evradlarınızı bununla okuyunuz" der. İşte Kur'an'ın tilmizlerinden Şah-ı Geylani, Rufai, Şâzeli (R.A.) gibi şakirdleri, virdlerini okuduk ları vakit dinle, bak! Ellerinde silsile-i zerratı, katarat adetlerini, mahlükatın aded-i enfâsını tut muşlar, onunla evradlarını okuyorlar. Cenab-ı Hakkı zikir ve tesbih ediyorlar.
(Lem'alar)
Nefs-i natıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hatta vehmî bir devamla kendini al-datmazsa hiçbir lezzet alamaz. Öyleyse ey devamı isteyen nefis! Daimi bir Zâtın zikrine devam ey-le ki, devam bulasın. Ondan nur al ki sönmeyesin. Onun cevherine sadef ve zarf ol ki, kıymetli ola sın. Onun nesim-i zikrine beden ol ki, hayattar olasın. Esma-i İlâhiyeden birinin hayt-ı şuaıyla te messük et ki, adem deryasına düşmeyesin.
Ey Nefis! Seni tutup düşmekten muhafaza eden Zât-ı Kayyûma dayan. Senin mevcûdiyetin den doksan dokuz parça Onun uhdesindedir. Senin elinde ancak bir parça kalır. En iyisi o parça yı da Onun hazinesine at ki, rahat olasın.
Tohum olacak bir habbenin kalbi, yani içi delindiği zaman, elbette sünbüllenip neşv ü nema bulamaz; ölür gider. Kezalik, ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, Allah Allah zikrinin şuâ ve ha-räretiyle delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Halik-ı semavat ve arza isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde ene mahvolur.
(Mesnevî-i Nûriye)
202
Semâvât zemine gıpta eder ki; zeminde hâlisen lillâh sohbet, zikir ve tefekkür için, bir iki adam, bir iki nefes, yani bir iki dakika beraber otururlar, kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-trahmetini ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı san'atını birbirine göstererek Sânilerini sevip sevdirir-ler.
Netice-i älemin en mühimmi şükürdür. Güya şu şecere-i hilkātin en mühim meyvesi şükür dür. Ve şu kainat fabrikasının çıkardığı mahsûlâtın en ālāsı şükürdür.
(Mektübat)
Hamd ve senå, medih ve minnet O'na mahsustur, O'na lâyıktır.
(Mektübat
Cenab-ı Hak, hadsiz enva-ı nimetini nev-i beşere zemin yüzünde neşretmiş. Ona mukabil, o nimetlerin fiyatı olarak şükür istiyor.
(Mektübat)
Ona teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya Ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.
(Mektûbat
Muvakkat lezzeti yalnız şükür için arayabilirsin. Zâten lezzetler şükür için verilmiş.
(Emirdağ Lâhikasıl
Lezzetli rızık ve nimet, kısa ve muvakkat lezzet-i zâhirîsiyle beraber, dâimî, hakikî, hadsiz bir lezzeti ve zevki taşıyan iltifat-ı Rahmanîyi şükür ile kazandırır.
(Mektübat)
Şükrün en var. O nevilerin en câmii ve fihriste-i umûmiyesi namazdır.
Teşekki kaderi tenkid ve teşekkür kadere teslimdir.
(Suâlar)
Nimet-i lähiye bir sükran ister ki devam etsin, ziyade olsun. Yoksa nimet şükrü görmezse gider.
(Mesnevî-i Nûriyel
Şükrün mikyası; kanattır ve iktisattır ve rızâdır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı; ster ve israftır, hürmetsizliktir, haram helål demeyip rast geleni yemektir.
(Mektübat]
Şükür nimette in'ämı görmek demektir. İn'âmı görmek, nimetin zevälinden håsıl olan elemi defeder. Ziră nimet zail olduğundan Mün'im-i Hakiki onun yerini boş bırakmaz; misliyle doldu-nu ve teceddüdünden lezzet alırsın.
(Mesnevi-i Nûriyel
Rızık dahi bütün envaıyla månen ve maddeten, halen ve kålen şükür ile käimdir, şükür ile oluyor, şükrü yetiştiriyor, şükrü gösteriyor.
(Mektübat)
Envă'-ı zihayat içinde en ziyade rızkın envaına muhtaç, insandır. Cenab-ı Hak insanı bütün Esmasına cami bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeharâtını tartacak, tanıyacak ci-hirata målik bir mu'cize-i kudret ve bütün Esmasının cilvelerinin ve san'atlarının inceliklerini mi-za çekecek âletleri havi bir halife-i arz sûretinde halk etmiştir. Onun için hadsiz bir ihtiyaç ve maddi ve månevî rızkın hadsiz envâına mıhtaç etmiştir. İnsanı, bu câmiyete göre en ålå bir mevki olan ahsen-i takvime çıkarmak vasıtası şükürdür. Şükür olmazsa, esfel-i såfiline düşer; bir zalm-ü azimi irtikāb eder.
(Mektübat)
En ålå ve en yüksek tarîk olan tarik-ı ubudiyet ve mahbubiyetin dört esasından en büyük esa-şükürdür ki; o dört esas şöyle tabir edilmiş:
"Der tarik-1 acz-mendi lâzım âmed çâr çîz:
Acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak ey aziz..."
Hem şükür içinde, såfi bir iman var, hålis bir tevhid bulunur.
(Mektüba
Hatta dünyada yediğin meyve üstünde söylediğin "Elhamdü lillah" kelimesi, Cennet meyves olarak tecessüm ettirilip, sana takdim edilir. Burada meyve yersin orada "Elhamdü lillah" yersin
(Sozier
Rızkın, aşka lâyık bir sûreti var, o da şükür ile o süret görünür. Yoksa ehl-i gaflet ve dalåletin rızka aşkları bir hayvanlıktır.
[Mektübat
Ey insan-ı müşteki! Sen ma'dum kalmadın, vücud ni'metini giydin, hayatı tattın; câmid kal madın, hayvan olmadın. İslâmiyet ni'metini buldun; dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet ni'me tini gördün; ve håkeză...
Ey nankör! Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Cenab-ı Hakkın sana verdiği mahz-ı ni'met olan vücud mertebelerine mukabil şükretmeyerek imkânat ve ademiyyât nev'inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın yüksek ni'metlerin sana verilmediğinden båtıl bir hırsla Cenab-1 Haktan şekvå ediyorsun ve küfran-ı nimet ediyorsun?.. Acaba bir adam; minare başına çıkmak gibi ali derecatlı bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her basamakta büyük bir ni'met gör sün; o ni'metleri verene şükretmesin ve desin: "Niçin o minareden daha yükseğine çıkamadım" diye şekvå ederek ağlayıp sızlasın. Ne kadar haksızlık eder; ve ne kadar küfran-ı ni'mete düşer; ne kadar büyük divånelik eder; divâneler dahi anlar...
Ey kanatsız hırslı ve iktisadsız israflı ve haksız şekvālı gafil insan! Kat'iyyen bil ki: Kanaat, ti-caretli bir şükrandır; hırs, hasåretli bir küfrandır. Ve iktisad, ni'mete güzel ve menfaatli bir ihtiram. dır. İsraf ise, ni'mete çirkin ve zararlı bir istihfaftır. Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızâya çalış Tahammül etmezsen "Ya Sabûr" de ve sabır iste; hakkına razı ol, teşekkî etme. Kimden kime şek vå ettiğini bil, sus. Herhalde şekvå etmek istersen; nefsini, Cenab-ı Hakka şekvå et; çünkü kusur ondadır.
Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlı olur.
(Emirdağ Lähikasıl
Tefekkür dahi, aşk gibi belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tariktir ki, Hakim ismi-ne isäl eder.
(Sözler
Tefekkür, gafleti izâle eder.
(Mesnevî-i Nûriyel
İnsanın vazife-i asliyesi, aczini, fakrını, kusurunu derkederek ubudiyetini ilän etmek; ve hacă-tanın celbi için dua etmek; ve mevcudatın tesbihatını görüp müşâhede ederek şehadet etmek; ve nimetleri görüp tefekkür içinde şükretmek; ve ibret içinde bakmaktır.
(Nurun İlk Kapısı)
İnsan nisyandan alındığı için nisyana mübtelâdır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulması-dez. Fakat hizmet, sa'y, tefekkür zamanlarında nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi da-lllettir. Hizmetler görüldükten sonra, neticede mükafat zamanlarında nefsin unutulması kemåldir.
(Mesnevi-i Nûriye)
Kuran'a ait mesaille iştigal, bir nevi månevî mütefekkiråne Kur'an okumak hükmündedir. Hem ibadet, hem ilim, hem marifet, hem tefekkür, hem kıraat-ı Kur'an manaları risalelerin istin-sah ve mütalâalarında vardır itikadındayız.
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışandalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşin kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi aralann-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının İçinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil etmış gozuküyor.. Bu işler, bu adamları oraya so-kup, işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-düklerini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminler, "biz gide-riz ötekiler gelir, arma sonuçta bu düzen böyle de-vam eder" anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç-lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yaşanan örtülü hesaplaşmaların davası ayrıca, görülecek..
Yarın sıra 28 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ-lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha yüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunların tümü-nü mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer ve adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane de yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genel af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor-lar..
Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak Ister gibl.
MIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?
Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bilgiye sahip değiller mi?
Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..
Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..
İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yaşanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş yıia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!
Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!
Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..
Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demagoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etmiş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..
Bana kalırsa bu yasa değişikliği ŞİKE'cilen kur-tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..
Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Habe-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin karıştığını düşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..
Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozcuiara da, kayıtdışı ekonomiye de, yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir. kayıtdışı siyasete de karşı-Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçirip topluma İlahilik ve Rabilik taslayanlar, eğer bu Sazgeçmeyeceklerse cehenneme! ve dua ile.. işten
Fahrettin Paşa, Mustafa Kemal'in komutanlarından bir tanesi olup yaşı doksanı geçmiş ve hâlà yaşamaktadır, 185 Bu hatıratlarda Fahrettin Paşa, Mustafa Kemal'i milli bir kahraman ilan etmek istemiştir.
"On Yıl Savaş ve Sonrası" adlı hatıratında bu paşa (diğer övü. cüler gibi) Mustafa Kemal'in gerçek yüzünü, en azılı düşmanının dahi kabul edemeyeceği bir şekilde göstermeye çalışmıştır. On bir gün boyunca Çankaya'da Mustafa Kemal'e misafir kalmış bu paşa, Mustafa Kemal'in sofrasında sunulan yemekleri dahi yaz-mış olduğu hatıratlarında, üstünü örtmeye çalışmasına rağmen işlenen rezaleti gizlemeyi başaramamıştır:
"Atatürk, dansa, Fransız büyükelçinin kızıyla başladı. Çünkü he-nüz büyükelçinin karısı orada değildi. Kızın güzelliği, herkesin aklı nı almıştı. Hemen sahneyi dans edenler doldurdu. Atatürk, benden, kendi kızlarından 186 biriyle dans etmemi istedi. Danstan sonra, bazı sanatçılar, çıplak bedenleriyle Rıfat Süreyya'ya bazı danslar sergile-diler.
Sevinçli bir şekilde orada burada herkese nazik davranıyordu. Bazen gösteriyi izlemek için otururdu. Fransız büyükelçisi ise, kızını almış kendini hiç kimseye göstermeden partiden ayrılmıştı... Sabah vakti yaklaşmış davetliler teker teker partiyi terk ediyordu. Saat sa-bah dört olunca bana: "Haydi gidelim" dedi. Beraber çıktık. Arabada beni yanına oturttu. Araba hareket edince başını göğsüme koydu ve uyudu. Dağılmış altın sarısı saçları göğsümün üzerindeydi. Kalbim-deki en güçlü hisleri harekete geçiriyordu. Saçlarını öpüyor ve kok-luyordum. İlk defa Atatürk'ün bu kadar sarhoş olduğunu gördüm.
Bir kişi Hz. Ömer'e gelerek: "Allah yolunda, kınayıcıların kınamalarından korkmamak mı yoksa kendini ibâdete vermek mi daha hayırlıdır?" diye sordu. Hz. Ömer bu soruya şöyle cevap verdi: "Kim Müslümanların işlerinden herhangi birinin başına getirilecek olursa, Allah yolunda kınayıcıların kınamalarından korkmasın.
kel
Bu gibi işlerin başında bulunmayanlar da nefsini ıslaha yönelsin ve emri altında bulunduğu kişilere nasihat etsin." (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)
YanıtlaSil
Yuksel23 Mayıs 2025 08:13 Ölümü: Normal mi, Suikast mı?
17 Nisan 1993… Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nde ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetti. Resmi açıklamaya göre, ölüm nedeni “doğal”dı. Ama bu ölüm, o günden beri Türkiye’nin en büyük sırlarından biri oldu. Özal’ın ani ölümü, hem zamanlaması hem de koşullarıyla şüphe uyandırdı. Yakın çevresi, özellikle eşi Semra Özal ve oğlu Ahmet Özal, “Bu bir suikasttı” dedi. Peki, neden böyle bir iddia ortaya atıldı?
Şüpheli Bulgular: Özal’ın ölümü sonrası otopsi yapılmadı. Cenazesi, alelacele toprağa verildi. Yıllar sonra mezarı açıldığında, vücudunda zehirli maddeler bulundu, ancak kesin bir sonuç çıkarılamadı.
Zamanlama: Özal, ölümünden hemen önce Kürt sorununa çözüm için cesur adımlar atıyordu. PKK ile dolaylı görüşmeler, ateşkes girişimleri konuşuluyordu. Ayrıca, Türk dünyasıyla ilişkileri güçlendirmek için Orta Asya gezisinden yeni dönmüştü. Bu adımlar, bazı iç ve dış güçleri rahatsız etmiş olabilir.
Tehditler: Özal, hayatı boyunca tehditler alıyordu. Suikast girişimi, bu tehditlerin ciddiyetini göstermişti. Ölümünden kısa süre önce, “Beni rahat bırakmıyorlar” dediği iddia edildi.
Uluslararası Bağlantılar: Özal’ın bölgesel liderlik vizyonu, Türkiye’yi Ortadoğu ve Kafkaslar’da daha aktif bir oyuncu haline getiriyordu. Bu, bazı küresel güçlerin çıkarlarına ters düşüyordu.
Bütün bu bulgular, “Özal öldürüldü” iddialarını güçlendirdi. Ancak resmi bir soruşturma, bu şüpheleri aydınlatamadı. Gerçek ne olursa olsun, Özal’ın ölümü, Türkiye’nin dönüşüm sürecinde bir kırılma noktası oldu. Onun vizyonu, yarım kaldı.
Nanoteknolojik bir dünya. Bilgisayarlar, uydular ve özel programlar. Teknolojik istihbaratçıların dijital çalışma metotları.
Küresel casusluk nasıl yapılıyor? Kimler kullanıyor? Hedefi ne? Unutmayın, artık asla yalnız değilsiniz!
hayykitap
YanıtlaSil
Yuksel26 Mayıs 2025 06:13 SİBER İSTİHBARAT
Küresel ve Nano Casusluğun Anatomisi
Nedret ERSANEL
YanıtlaSil
Yuksel26 Mayıs 2025 06:15 Hayykitap'ın manifestosu
Hayykitap, "yeryüzünde anlaşılmayacak hiçbir şey yoktur" diyor...
Bilginin kasıtlı bir biçimde saklanması, parçalanması, çarpıtılarak gerçeğin örtülmesine karşı bilgiyi birleştirmeyi, bunu hakikatle, dolayısıyla günlük hayatla ilişkilendirmeyi ve anlaşılır bir biçimde herkesin kullanımına sunmayı amaçlıyor...
Hayykitap, halktan kopuk elitist ve salt akademik tavrı benimse-meyecek... Günlük olayları birbiriyle irtibatlandırarak, gerçeğin üzerindeki sanal bilgileri kaldıracak, makyajı temizleyecek...Yeni-den üretilen "asıl" bilgiyi de "en net ve anlaşılır" şekilde okuyucu-suyla paylaşacak...
Dolayısıyla yayınlanan her kitap sizin ve sevdiklerinizin (ya da sev-mediklerinizin) bugününü ve geleceğini doğrudan etkileyecek...
Bizler bu etkinin hep iyilikler yönünde olması için çabalayacağız...
Hayykitap iyiliklere yönelik sözü olan herkesle buluşmak isteyecek, ortak paydası iyilikler olan bütün projeleri destekleyecek...
Hayykitap bu topraklara ait kültürel hafızayı koruyabilen yazarların özgün eserlerini de yayınlayacak... Sözün bittiği yerde "yeni bir söz dizimi" ile okuyucusuyla birlikte yeni anlamlara açılacak...
Hayykitap okuyuculara "aslında" birbirini tamamlayan farklı kate-gorilerde yayınladığı kitaplarla ulaşacak.
"Bir Yaşam Tarzı Olarak Bilgisayar" fikri çerçevesinde içinde bulunduğumuz mevsiminde verdiği ilhamla, bilgisayarı bir Müslüman açısın-dan ele almaya karar verdik.
Bilgisayarın sağladığı birçok yararın veya kullanım alanlarının özelleştirilmiş halini anlatan kelimelerimizle karşınızda olacağız.
Umarım, bu çalışma sayesinde, Ramazan ayı nın tüm bereketine ait ışınlarının üzerimize düştü-ğü şu günlerde inanan insanlar olarak, kulluğumu-zu teknolojiyi kullanarak daha iyi ifade edebiliriz.
Yazımızın teknik yönüne geçmeden, bir Müslümanın hayatı ile ilgili birkaç şey söyleye lim.
Bir müslümanın günü içinde ibadetler, gün-lük işler ve diğer ameller vardır. Hemen söyleye-biliriz ki, bir Müslüman sözüne sadık olmalıdır. Yapaca ğı işleri unutmamalıdır. Müslamanın en büyük özelliği güvenilir olmasıdır. Peygamberler de sıdk özelliği ile ta-nırırlar.
21. yy.da stresin olayları dolu dizgin ele aldığı kaçı-nılmaz bir gerçektir. Unutkanlık ise artık yadırganmaz hale gelmiştir. Bu da inandığını söyleyen insanlara en büyük zararı vermektedir.
İşte burada teknolojiye ihtiyaç vardır. Outlook adlı program sayesinde siz de sözünüzde duran bir insan ol-ma özelliğini taşıyabileceksiniz. Mahcup olmakla başla-yan aksilikler sona erecek.
Ayrıca; bir Müslümanın gününde ibadetler vardır. Yine bu ibadetleri de size Outlook hatırlatacak.
Ancak işin başka bir yönü daha var ki, o çok daha fazla önemli.
Bu ibadetlerin nasıl yapılacağını kimden öğrence ğim meselesi. Her an yanınızda bir insan bulabilmek zor olabilir. Ya da bulduğunuz insan müsait olmayabilir. Si-ze vakit ayırmakta güçlük çekebilir. Ama; bilgisayarlar hem hep yanınız dadır, hem de her
an müsaittirler. Hem figür, teknik adıyla ekran yö-nüyle hem de içe rik (okunacak du-
shone clan harkas
ALATINOL
TALGETREN
English
DUA
tham AERSO
Internet verimli kullanıldığında faydalı bilgiler bakımından çok zengin
alar vb.) konularında, uzman kişiler tarafından hazırla nacak program sayesinde gençliğin karşı karşıya kaldığı öğrenme problemi de aşılacaktır.
En meşhur hocalar, bu sayede her an yanımızda bu-lunabilecekler.
Ayrıca; insanlar yine dua okumayı da en güzel şek liyle hiçbir zaman sıkılmayan, bıkmayan, rahat rahat so-ru sormamızı sağlayan bilgisayar ile öğrenebilecekler. Hem olay daha zevkli hale gelecek, hem de kolaylaşımış olacak.
Bunların dışında, gündelik işlerimizde de zaten bil-gisayar kullanıyor olacağız. Bu konuya "Gündelik Haya-tımızda Bilgisayar" başlığı altında başka bir yazıda ince leyeceğiz.
Bir müslümanın aylık veya yıllık hayatı içinde ise; özel günler, kandiller vb. vardır. Bu özel günlerde eş, dost akraba ve yakınlarını unutmamalıdır. Bir müslü-
man, diğer insanlarla diyaloğunu hiçbir zaman kesme-melidir. Muhabbet duygularını artırmaya çalışmalıdırlar. Bunun için ise günümüzdeki yaygın iletişim araçları olan telefon, mektup, faks, doğrudan ziyaretler çoğu za man problemli olmaktadır. Telefon mali açıdan fazla külfetli gelmekte iken, mektup yorucu ve yavaş, faks ise herkesin evinde ya da elinde bulunmamaktadır. Zaten yoğun iş, kargaşa, stres ve yoğunluktan dolayı doğrudan ziyaretler çoktan imkansız hale gelmiştir.
Oysa; bunların yerine İnternet kullanılması hem işi daha zevkli hale getirecek, hem bu olayı ekonomikleşti-recek, hem de hızlandıracaktır.
İnsanlar, e-mail yani elektronik posta sayesinde te-
Tarihler 2010'u göstermekteydi. Ortalık birden karıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a ait olduğu iddia edilen müstehcen kasetler FETÖ mensubu gazeteci Yener Dönmez üzerinden servis edildi. Ortalığın karışması üzerine dört gün sonra, 10 Mayıs'ta Baykal CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa etti. Baykal'ın yerine, FETÖ'nün hazırladığı sözde yolsuzluk dosyaları ile adını duyuran, daha önce SSK'yı batırmış, adı Roche ilaç yolsuzluğuna karışmış olan, kendisini aklayan kişiyi milletvekili yaparak ödüllendiren, Sabetayist Rahşan Ecevit (Raşel Aral)'in
YanıtlaSil
Yuksel8 Temmuz 2025 09:51 Ecevit (Raşel Aral)'in siyasete taşıyıp ölene dek destek verdiği Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Kılıçdaroğlu işe CHP'deki Baykal kadrosunu ve FETÖ karşıtı kim varsa tasfiye ederek başladı. El konulan FETÖ medyası ve şirketlerine sahip çıktı. 15 Temmuz'un başarısız olması karşısında şok yaşayan Kılıçdaroğlu ve ekibi 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen millî direnişi 'kontrollü darbe' diyerek aşağılamaya kalktı.
Baykal'a kaset operasyonu yapan pek çok kişi hâlen FETÖ'den tutuklu.
Dinimizde kılınması emredilen beş vakit namaz, aslında doğruluk amacına yönelik bir ibadettir. Çünkü namazın her rek'atında okunan Fatiha Sûresi'nde Allah'dan istenen bir tek dua vardır, o da doğruluktan ayrılmamak demek olan "İhdinessırata'l-müstekîm" dileğidir. Her müslüman günde en az kırk defa bu duayı yapmakta ve Allah'dan ısrarla doğruluk ve dürüstlük istemektedir. Dıştan ve içten gelen baskılara kapılmadan, şaşırmadan ve sapıklığa düşmeden doğru yolda yürümek için Allah'ın yardımını dilemektedir. Çünkü "Namaz müminin miracıdır" ve miraç, Allah ile buluşmak ve O'nunla yüz yüze gelmek demektir. Kur'ân, bize, Allah'dan, doğru yoldan ayrılmamak için yardım istememiz gerektiğini öğütlerken, Allah'ın da doğru yolda olduğunu Haber veriyor ve "Benim Rabbim, kesinlikle doğru yol üzeredir" (Hûd 11/65) buyuruyor. Ayrıca Peygamber'in de "Doğru yolda olduğunu" (Yasin 36/4) bildiriyor.
D.
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:21 Bu şu demektir: Ben Rabbiniz olarak doğru yoldayım, izinden gitmeniz gereken Peygamber de doğru yoldadır. Siz doğruluktan ayrılır bir milim yoldan saparsanız Peygamber'in yolundan çıkmış olursunuz. O yoldan çıktığınız takdirde beni ebediyyen bu-lamazsınız, rızamı kazanamazsınız!
Sonuç olarak diyebiliriz ki:
Hem dünya hayatının düzen ve mutluluğ, hem ebedî hayat olan âhiretin düzen ve mutluluğu doğruluk ve dürüstlük temeline dayalıdır. İşte kıldan ince kılıçtan keskin olduğu bildirilen "Sırat Köprüsü" esas itibariyle budur. Yani, erginlik çağından itibaren ölünceye kadar, bütün nefsanî isteklere ve dünya nimetlerinin câzibesine kendisini kaptırmadan, insanoğlunun doğruluktan ayrılmadan yaşamaya çalışmasıdır. Her türlü engele rağmen bu yolda yürümeye azimli olmasıdır.
Ancak bu sayede Allah'a lâyık kul, Peygamber'e lâyık ümmet olunur.
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu iyiliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul-tusunda yapmışlardır. Ingilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak Müslümanların gözünde kahramanlaşmasını istediler. Zira onun İslâm'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
YanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 11:34 Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlaş-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
⚫ Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de İslâm şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra İngilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İttihatçılardır. İngilizler, hedeflerini tamamlamak için,
203.
YanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 08:38 HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 346 1 Ya, emri bil mar'uf ve nehyi anil münker yaparsınız, yoksa Allah'ın size, nezdi İlahisinden bir azab göndermesi yakındır. Sonra Ona dua edersiniz ama size icabet etmez. Hz. Huzeyfe (r.a.) 346 2 Ya ma'rufla emreder, münkeri nehy edersiniz. Yahut da Allah üzerinize Acemi gönderir de boynunuzu vururlar. Onlar öyle şiddetli olurlar ki, tepenizden ayrılmazlar. Hz. Hasan (r.a.) 346 3 Kadınlar, hatta hayızlılar bile dua toplantılarına çıkabilirler. Yalnız hayız olanlar musallaya giremezler. Hz. Ummi Aliyye (r.a.) 346 4 Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da yüzleriniz karar olur. Ya gözlerinize sahip olursunuz ya da gözleriniz dışarı uğrar. (Mahşer korkusu ile veya kör olarak haşir olursunuz) Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 346 6 Hiç şüphe yok ki; arz, cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehli Beytimden ismi Benim ismimde babasının ismi Babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nasafetle doldurur. Önce zulm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsulünü esirgemiyecek ve O aranızda yedi, sekiz çok çok dokuz vakit duracak. (Ay veya sene) Hz. Muaviye İbni Kur'a (r.a.) 346 7 Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri (tutanakları) birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 346 8 İslamın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek. Hz. Huzeyfe (r.a.) 346 9 Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin adetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 346 10 Ümmetimden bir taife, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar. Hz. Ubâde (r.a.) 346 11 Bir adama Ribadan isabet eden bir dirhem, islamiyet zamanında işlediği otuz üç zinadan daha büyüktür. Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.) 346 12 Akşam sabah Allah'ı zikretmek, Allah yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 16 / No: 17 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:51 Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim." Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 11 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:52 Cibril (a.s.) Bana geldi ve buyurdu ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Rabbin Sana selam ediyor ve şöyle buyuruyor: "Kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer onu fakir kılsa idim o küfranı nimet ederdi. Ve yine kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak fakirlikle salah bulur. Eğer onu zengin kılsa idim o küfrederdi. Kullarımdan öylesi de vardır ki onun imanı ancak sıhhatta olması ile tamam olur. Eğer ona hastalık versem, o küfrederdi. (Diğer bir nüshada şu ilave vardır) Kullarımdan öyle kimse de vardır ki, onun imanı ancak kendisinin hastalık içinde bulunması ile tamam olur. Eğer onu sıhhatte kılsam, o küfranı nimet ederdi" Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 11 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:53 Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır. Ravi: Hz. Sumame (r.a.) Sayfa: 354 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
"Bir gün Peygamber (s.a.v.) in terkisinde (bineğinin arkasında) idim. Bana şöyle bu-yurdu:
"Ey genç! Sana bazı kelimeler öğreteyim: Allah'ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki, O'nu karşında bulasın. Bir şey is-tediğinde Allah'tan iste. Yardım dilediğinde Allah'tan dile. Şunu bil ki, şayet bütün üm-met (insanlık) sana bir fayda vermek için bir araya gelse, ancak Allah'ın senin için yazdı-ğı kadarıyla fayda verebilirler. Yine şayet sana bir zarar vermek için bir araya gelseler, ancak Allah'ın senin aleyhine yazdığı kadar zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış, sa-hifeler kurumuş (yani her şey takdir edilmiş ve bitmiştir)." 8
Bu tavsiyeleri ile Rasul-i Zîşân Efendi-miz, tüm fillerimizde, düşüncelerimizde ve niyetlerimizde Allah'ın rızasını, emirlerini ve yasaklarını göz önünde bulundurma-mız gerektiğini işaret buyurur. Bu, Allah bilinciyle yaşamaktır ki, hayatın merkezine O'nu koymanın ta kendisidir. Yine O (s.a.v.), insanın tüm ihtiyaçlarında ve zorlukların-da ilk ve en nihai merci olarak Allah'ı gör-mesi gerektiğini belirtir. Bu, tam bir tevek-kül ve acziyetini bilerek yalnızca Yaratıcısı-na yönelme halidir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 186 1 Yarabbi. Ona (Hz. Ali'ye) yardım et. Ve onu yardım vesilesi et. Ona rahmet et ve onu rahmet vesilesi et. Ona nusret ver ve onu nusret vesilesi et. Yarabbi, ona dost olana dost ol ve ona düşman olana da düşman. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 186 2 Yarabbi, bunları (hz. Hasan ve Hüseyin) Ben seviyorum. Sen de sev, Ve buğz edene sen de buğz et. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 186 3 Yarabbi, Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Yarabbi Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Yarabbi, Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Ey amca, Mehdi senin sülalendendir. Teyid edilmiş, Radiye ve Merdiyye olarak. Hz. Abbas (r.a.) 186 4 Yarabbi, Ebu Bekir'e (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Ömer (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Osman'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Ebu Ubeyde İbnil Cerrah'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Amr İbni As'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Hz. İbni Yuhamir (r.a.) 186 5 Yarabbi, kim ki Bana inanır, Beni tasdik eder ve Senden Bana gelenin (kitabın) hak olduğuna şehadet ederse, Sen onun malını da evladını da az ver ve ruhunu da erken kabzet. Yarabbi, ona Sana kavuşmayı sevdir. Ve ölümünü de ta'cil et. Kim de Bana inanmaz ve Beni tasdik etmez ise ve getirdiğimin Hak olduğunu da bilmezse, onun malını ve evladını çoğalt ve ömrünü de uzun et. Hz. Muaz (r.a.) 186 6 Yarabbi Kureyş'e hidayet et. Zira onların alimi, arzı ilimle dolduracaktır. Yarabbi onlara (dünyevi) azabı tattırdığın gibi nimetini de tattır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 186 7 Yarabbi, ona (Hz. Muaviye ra) kitabı ve hesabı öğret. Onu memleketlerde hükmettir ve kendisini azabtan koru. Hz. Seleme İbni Muhalled (r.a.) 186 8 Yarabbi, ona (Hz. Muaviye r.a) ilim ihsan et. Ve onu hidayet rehberi ve Mehdi kıl. Ve onun sebebiyle de hidayet ver. Hz. Ömer (r.a.) 186 9 Yarabbi rüzgarın şerrinden ve rüzgarla gelecek şeyin şerrinden ve bilhassa Ad kavmini helak eden şimal rüzgarından sana sığınırım. Hz. Câbir (r.a.) 186 10 Yarabbi, Sen; ruhu, sinirlerin, kemiklerin ve parmak uçlarının arasından alırsın Sen Bana ölüm hususunda yardımcı ol. Onu Bana kolaylaştır. Hz. Tumet İbni Ğaylan (r.a.) 186 11 Yarabbi, imanı ruhuma içirdiğin gibi, kalbime de içir. Yaratılışımda takdir ettiğin şeyden bir şeyle Bana azab etme. Zira Sen Benim üzerimde her şeyi yapmaya muktedirsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
"Sizi boş yere yarattığımızı ve sizin hakîkaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?"
(el-Mü'minûn, 115)
***
"Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların (yâni insanların) çoğu (gafletlerinden dolayı) bilmiyorlar." (ed-Duhân, 38-39)
yuksel 11 Ekim 2024 15:13
YanıtlaSilBİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
ELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 188 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel24 Ekim 2024 19:43
"Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.)
Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
Sayfa: 198 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
eklemek
YanıtlaSilzama
YanıtlaSilHANGİSİ DAHA HAYIRLI?
Enes (r.a), Resûlullah (s.a.v) Efendimiz'e sordular. - Yâ Resûlallah! Tasadduk edeceğim bir ekmek mi yoksa kılacağım yüz rek'ât namaz mı sana daha sevim- lidir?
- Tasadduk edeceğin bir ekmek, nafile olarak kıla- cağın iki yüz rek'ât namazdan daha sevimlidir. - Yâ Resûlallah! Bir haram lokmayı terk etmek mi, yoksa bin rek'ât namaz kılmak mı sana daha sevimlidir? - Bir haram lokmayı terk etmek nafile olarak kılaca-
ğın iki bin rekât namazdan daha sevimlidir.
- Yâ Resûlallah! Gıybeti terk etmek mi yoksa bin rek'ât namaz kılmak mı sana daha sevimlidir? - Gıybeti terk etmek, on bin rekât namazdan daha
sevimlidir.
- Dul bir kadının ihtiyacı olan nafakayı temin mi yok- sa on bin rek'ât namaz mı sana daha sevimlidir? - Dul bir kadının nafakasını vermek otuz bin rek'ât
nafile namazdan daha üstündür.
- Yâ Resûlallah! Ailenin nafakasını temin etmek mi yoksa Allâhü Teâlâ yolunda infakta bulunmak mı sana daha sevimlidir?
- Aileye sarfedeceğin bir dirhem (gümüş para), Allâ- hū Teâlâ yolunda harcayacağın bin dinar(altın)dan da- ha çok hoşuma gider. - Yâ Resülallah! Ana babaya iyilik etmek mi, yoksa bin yıl ibadet etmek mi sana daha sevimlidir? - Yâ Enes! Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz bâtıl
yok olmaya mahkûmdur. Ana babaya iyilik etmek iki bin
yıl nafile ibadet etmekten daha sevimlidir.
ANNEYE HİZME
YanıtlaSilMENKIBE ... İki kardeş vardı. Yatalak an- hizmete gidince, bu ibadet nelerine bir gece biri, diğer etmeye koyuldu.
gece öteki bakacaktı. Öyle anlaşmışlardı. Abid olan näfile ibädete çok düşkündü, saba- Bir ara uyuya kaldı ve rüya gördü. Rüyasında nu- ranī yüzlü bir zat buna dedi k
ha kadar ibådet ederdi. Bunun için, kardeşine; "Bugün de anneme sen hizmete devam et, ben de yine ibådet edeyim." derdi. Annesine bakma sırası hiç ona - Kardeşin affedildi. Genç merakla sordu: - Ben niye affedilmedim? Sen de affedildin amo kardeşinin yüzünden affedildin - Ben Allahü teâlâya ibadet gelmezdi. Kardeşi, onun da ediyorum. Kardeşim ise an sevap kazanması için abid neme hizmet ediyor. Fakat olan kardeşine, bazen; "Bugün benim onun yüzünd sıra sende." derdi. Bu abid affedilmemin hikmeti nedin
genç, rica eder, sabaha kadar O zat dedi ki:
ibadetle meşgul olurdu. - Allahü teâlâ size nâfile ibâde Yine bir gece sabaha kadar ti farz kılmadı, ama ana babaya yaptığı ibadetten duyduğu iyiliği hizmeti farz kıldı. Ustek hazdan dolayı kardeşine, her annenin hizmete ihtiyacı vac zaman olduğu gibi sırayı Kardeşin emre uyduğu için bozarak, "Bu gece de bana kazandı ve yükseldi. Onun izin ver, ibadet edeyim." dedi. sayesinde sen de affedildin. Kardeşi kabul edip annesine
http://www.huzurpinari.c
KUR'ÂN-I KERİM' DEN DUÂLAR-1
YanıtlaSilأَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ Ey Rabbimizi Bizden kabul buyurl Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin". (BAKARA/127) رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُسْلِمَةٌ لَكَ وَآرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ
التَّوَّابُ الرَّحِيمُ Rabbimizi Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet verlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli plansın." (BAKARA/128)
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
"Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru". (BAKARA/201)
"Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et." رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
BAKARA/250)
İşittik رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا
ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır." (BAKARA/285)
سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!" "Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin jibi ağır yük yükleme". "Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme!" "Bizi affet, bizi bağışla, bize
Günahlarımızı bağışla, Kötülükler
YanıtlaSilRabbimiz! Peygamberlerin aracılığı vadinden dönmezsin." (ALI IMRAN/194) ile bize va'dettiklerini ver bize. Kıyamet gunü bizi rezil etme S وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيرًا
يوم القيمَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ
مِن لَدُنْكَ وَلِيًّا Rabbimizi Katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver. (NISA/75) "Ey
ا لنا من
تَيْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ Rabimiz inandic Artık bizi (hakikate) şahitlik edenler (Muhammed'in ümmeti) ile beraber
"Ey قَالَ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِأَوَّلِنَا وَآخِرِنَا وَآيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَأَنْ غَيْر الا الله MAIDE/83) ( Bize gökten bir sofra bir mucizesizdaki dind
Alaham Ey Alah geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Senz
en hayırlısısın" (MAIDE/114)
لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ الفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ "Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan ede (A'RAF/23)
ا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
"Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma". (A'RAF/47)
عَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ
"Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak bizim canımızı al." (A'RAF/126)
في هذه الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ إِنَّا هُدْنَا إِلَيْكَ "Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik" (
وكننَا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
"Biz yalnız Allah'a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine mar
أعُودُ اللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّحِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
YanıtlaSilرَبَّنَا إِنَّكَ أَتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاهُ زِينَةً وَأَمْوَالًا فِي الْحَيَوةِ الدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِك عَلَى أَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
رَبَّنا المن
yolundan saptırsınlar diye mi? onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezier." (YONUS/88) abbimizi Gerçekten sen Firavun'a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver,
رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلُوةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِى إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ miz Namazı dosdoğru kilizare dinle sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylett, onlar erden rızıklandır, umulur şükrederier."
رَبَّنَا إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا تُخْفَى وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ miz Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli
2(İBRAHİM/38)
رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلُوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ . Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul
ml Beni namaza devam eden bir kimse eyle
(İBRAHİM/40)
bimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla
." (İBRAHİM/41)
رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
رَبَّنَا نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ
رَبَّنَا آتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا
رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُ bur rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda
Rabbimizi Senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim". (İBRAHİM/4)
SOHBET İMAM-I GAZALİ'DEN NASİHATLER gibi kullanma!
YanıtlaSilSokak ve caddeleri meclis Dükkânları sohbet yeri olarak seçme!
Tartışmada kendini haklı çıkarmak için inat etmeme!
Edepsiz, terbiyesiz ve patavatsız kimselerle tartışma! Bir hüküm verirken; "Bu benim görüşümdür." de!
Bir şeyi veya bir adamı överken aşırıya gitme!
Bir toplulukta, başka bir şeyle meşgul olma! Bir toplulukta, vücudunun bir yeri ile oynama!
Halkın hafife alacağı söz ve davranıştan sakın! ► Güzel sözlere dikkat ederek kulak ver!
► Lüzumundan fazla güzel kokulu şeyler sürünme! Bir ihtiyacını dile getirirken üzerinde ısrarla durma!
Birtakım arzularının yerine gelmesi için küçülme!
Mevcut paranın tam rakamını çoluk çocuğuna verme! Birisiyle tartışırken vakar ve efendiliğini elden bırakma! Fazla heyecanlanıp yüzün kızarmasın!
Sana ölçüsüz davranılsa bile, sen ağırbaşlı davran! Her zaman son derece efendi ve yumuşak davran!
Zenginin verdikleri karşısında sakın küçülme!
Söz verdiğinde onu ısrarla yerine getirmeye çalış!
Konuştuğunda yalnız ve ancak doğruyu söyle!
Her yerde makbul söz söyle, güzel konuşmaya çalış!
Bâzı kelimeleri devamlı olarak tekrarlayıp durma!
Vücudunun rahatını istersen az ye ve az iç! Kimseyi aldatma ve kimse ile alay etme!
Dinleyenin olduğu takdirde konuş!
Meydanda yerlere tükürme! Sattığın şeyi beğenmeyip geri getirirlerse al!
Yalan söylemeyi hiç deneme ve alışma! Susamışsan önce ağzını çalkala, sonra iç!
Çarşı ve pazarda yürürken kimseyi incitme!
Sahibinin izni olmadan bir şeyini alma ve kullanma!
Ağzında lokma varken konuşmamaya çalış!
Konuşurken elinle ve parmağınla fazla işârette bulunma!..
Erkek: Levent - Kız: Leyla - Yemek: Kereviz çorbası, Türlü, Salata, Kabak tatlısı.
"Haccac denilen Allah'in belası, o zalim herif! "Ya şeyh sen Haccacı görsen tanır mısın?"
YanıtlaSil"Hoyer
"Iste Haccac benim."
"Ey kardeş sen de beni tanıyor musun?"
"Hayar
"Beni Amir kabilesinden delinin biriyim. Ne söylediğimi yap- bigumu bilmem. Haccac, ihtiyarın tedbirinden hoşlanır ve kendisini alfeder
Deli
Callinus bir gün talebelerine:
"Bana falan ilacı getirin içeceğim." der. Öğrencileri itirazda bulunurlar:
"Elendim" derler. "O ilaç deliler içindir. Halbuki siz bir dahisiniz."
Bunun üzerine Calinus:
"Bugün bir deli önce yüzüme baktı, sonra bana göz kırpı Data sonra da üstlümü başımı yırtı. O, eğer bende kendine benar yon balrasaydı bana bunu yapmazdı. Hiç kimse kendi cins damayana musallat olmaz. İki kişi birbirine sataştı mı araları de mutlaka bir ortaklık aramak lazımdır." der.
Dostluğun Ölçüsü
YanıtlaSilTebrizi ve Mevlâna Celaleddin Rumi iki büyük dost Aralarındaki dostluk asırları aşarak günümüze kadar ulaşır. dostluğun ne olduğuna dair kıymetli ölçüler verirler. Çeşitli aunilhp, kavuşurlar. Ayrılığın acısını, kavuşmanın sevincini
Bir gün Şems Tebriz'dedir. Bir adam koşarak gelir ve şöyle
"Müjde Mevlâna, müjde. Şems geliyor." Mevlana, műtebesim rçehreyle bütün varını yoğunu adama bağışlar. Adam gittikten ma olaya şahit olan birisi Mevlānā'ya:
"Bu adam seni aldattı. Yolda gelen kimse yok! Şems gelmi order. Mevlânâ, tebessümünü bozmaz ve dostluğun o müthiş çlüsünü verir:
"Biliyorum. Bu sözün yalanına malımı mülkümü verdim. Doğ olsaydı canımı vermem gerekirdi."
Kumaşın Değeri
Leka Küpelen
Kalfasını bırakıp camiye gider. Dönerken bir adamın elinde bir Yunus bin Ubeyd62, ticaretle uğraşmaktadır. Bir gün dükkana Mumas topu görür. Nereden aldığını sorar. "Yunus bin Ubeyd in kkanından..." der müşteri. Aralarında şu konuşma geçer
Kaça aldın?"
Dört yüz dirheme."
Ryukderinden Haramlardan ve süphelilerden çok sakanan, an ve hikmet
239
SARIN
YanıtlaSilNasil olur? Bunun değeri iki yüz dirhemdir Benmeler kamptep de bütün malimi haram hale getirmek Memes Gar
Beraberce dükkana giderler. Tezgahtarı çağırıp
Buyur dirhemlik kumaş dört yüz dirheme sen mi verdi
Evet, ama kendisi razı oldu der tezgahtar. Yunus bin Ubeyd "Red" der. Bu adam, malın asıl fiyatını bildiği için mi, yık böyle sandığı için mi razı oldu?"
diye sorar
Cevap yoktur tezgahtarda. Yunus bin Ubeyd:
"Pelit, sen müşterinin itimadını kötüye kullanarak yalan y kanyap de lauda para alan kimseye Allah'ın lanet ettiğini bilmiyor
Teagahtarda yine cevap yoktur. Yunus bin Ubeyd: "Sen bana yaramazsın!" deyip işine son verir ve müşterisine de ilki yüz dirhemi iade eder.
Bez Parçası
ballpi Auf Hoca'nın İstiklal Mahkemesi'nde yargılan vndini kayafetlerden "bez parçası dive bahsetmesi üzerine Ad Hoca hidden bir şekilde duvarda asılı olan bayrağı göster eden
teo da bez, hadi indirip yırtsana!"
ANLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI
YanıtlaSilheni hurmanı beğendiğim bahçeye götürdü. Oradan Re- dediği kadar hurma verdi.
adayı da, verdi.
A'dan başka ilah yoktur!
zaman Bem, phá
ed Aleyhisselâm da, Allah'ın Resülüdür! Omer Gördüğün şeyi, yapmağa beni sevk eden, Ramblullah
Tevrat'ta yamlı bütün sıfatlarını Hilm safat, hårse
görmüştüm. Kendisinin Hilmini, denemiş, onu da, Tevrat'ta yanlı bulmuşumdur. 2
hid tutarım ki: Şu hurma ile malımın yarısı, Müslüman- sarierine bağışlarımıştır dedi.
Ömer(Onlardan bazısına) dels dedi. tell de Onlardan bazısına dedi.
Yad küfür üzere yaşayan yüz yaşlarındaki tek ihtiyarları nev halkı ile birlikte Müslüman oldu. (136)
Thahidi bilginlerinden (137) ve zenginlerinden (138) Zeyd b. Sü der ki: «Muhammed Aleyhisselamın yüzüne bakınca, Ken- Peygamberlik alametlerinden iki şeyden başka zuhur etme yy kalmadığını anladım.
Kendisindeki Hilm sıfatı, karşılaştığı cahillik ve kabalığı geçiyor miyor mu? Teine kara en ağır câhilce ve kabaca davranışlar, Hiimini
Artarmayor mu?
bunda henüz bir bilgi edinememiş, eğer, Kendisile düşer kal- her halde, bunu da, öğrenirim, demiştim. Aleyhisselâm, günlerden bir gün, yanında Ali b. Elbl duğu halde, odalardan birinden dışarı çıktı.
adhayvan Gerinde, Bedeviye benzeyen bir adam, çıka hwangerinden dan nan oğulları, Müslüman olup
Müman olurlarsa, geçimlik geleceğini söyler, durur
dak, karaklık yüzünden son derecede kutlak mantan
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilYå Resûlallah! Ben, onların, Sizlerden bir şeyler umarak gi
leri İslamiyetten çıkmalarından korkuyorum! Eğer, onlara bir şeyler gönderip yardım etmeyi uygun görün gönder!) dedi.
du
Resûlullah, bir adama baktı ve yan tarafına bakınca, All'yl
All (Ya Resûlallah! Onlara verilecek hiç bir şey kalmadı!) de Bunun üzerine, ben, hemen Resûlullah'ın yanına sokulup( Muhammed! Sana åid filan oğullarının bahçesinden, şu kadar zaman sonra vermek üzre bana belli miktarda hurma satsan olmaz m dedim.
Resûlullah (Hayır! Olmaz! Ey Yahûdi!
Fakat, sana, şu kadar zaman sonra belli miktarda hurma sala bilirim.) buyurdu.
Filan oğullarının bahçesinden diye isim açıklamadı. Ben de (Olur!) dedim.
Bana satış yapınca, kasama gidip şu kadar müddet sonra şu ka dar hurmaya karşılık Kendisine seksen Miskal altın verdim. Onu, hemen o adama teslim edip (Onlara, adalet üzere paylay tır ve kendilerine, bununla yardım et!) buyurdu. Alacağımın vådesinden İki veya üç gün önce, Resûlullah'ın yanına vardım.
Gömleğinin ve Ridasının yakasından tuttum. Ask ve ekşi bir suratla, yüzüne dik dik baktım. (Ya Muhammed Hakkımı, daha ödemeyecekmisin?
Vallahi, ey Abdulmuttalip oğulları Sizin, borcunuru ödemede kötü davranıcı olduğunuzu, hep uzatıp durduğunuzu bilmezdim! Sizinle düşüp kalkmak, böyle olduğunuzu, bana öğrettil) dedim Ömer'in yüzüne baktığım zaman, gözleri, dönen Felek gibi de nüyordu!
Bonra, güslerini, bana dikti ve (Ey Allah düşmanı! Senmisin. Re
sah Aleyhisselam's, işittiğira sözleri söyleyen, görduğum hak Din ve Kitabla Peygamber gönderen Allah'a yomin kelleni uğuru Kendisinden çekinmmseydim, gönderen Remülullah Aleyhamastan, sükünet hacimla vur Bakktan sonra (Ya Onuer! Ben te onder da bashanzi İçinde gülümseyerek
yapan?!
gürmek ibtiyarında idik Ekle almenní de, ma tavsiye edecektin
448
AULAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI
YanıtlaSil640
Ömer! Git, ana hakkını öde! Yirmi Sa' hurma da, fazla cla ver! buyurdu. Omeri Burnleyana ne için veriliyor?) diye sordum.
Omer (Resûlullah Aleyhisselâm, san sana hiddet ve şiddet göstermiş n yerine bu fazlayı vermemi, bana emr etti.) dedie
By Ömer! Bent, tanıdın mı?) diye sordum. Omer (Hayır! Tanıyamadım. dayd b. Sûne'yim!) dedim. Sen, kimsin?) dedi.
Yahüdilerin bilgini mi?) dedi.
(Yahůdi bilgini!) dedim.
Öyle ise, Resûlullah Aleyhisselâm'a yaptığın şeyi yapmağa seni et eden, ne idi?) diye sordu.
(By Ömer! Muhammed Aleyhisselâmın yüzüne bakınca, Kendi-
Peygamberlik alametlerinden, iki şeyden başka bir şey kalma- anladım. Hilm sıfatı, karşılaşacağı cahillik ve kabalığı geçiyor mu, ges
myor mu?
En kaba ve câhilce davranışlar, Kendisinin Hilmini artırıyor mu,
tumayor mu? Bu hususta henüz bir denemede bulunamamıştım.
İşte, Ona, o söylediklerimi, ancak, bu maksadla söyledim ve Ken- fande aradığım bu sıfatların da, bulunduğunu gördüm. Ey Ömer! Seni şahid tutarım ki: Ben, Allah'ı Rab, İs'amiyeti Muhammed Aleyhisselâmı da, Peygamber olarak kabul ettim.
Omer (Onlardan bir kısmına.) de!
Ve yine, seni şahid tutarım ki: Malımın yarısı, Muhammed Aley-
melimin Ümmetine Eadakadır. Cünki, ben, servetçe, onlardan zengin bulunuyorum.) dedim.
Çünki, sen, onların bütününe tasaddukta bulunmağa mal yetiş remezsin!) dedi.
Ben de (Onlardan bir kısmınal) dedim. 2db onlardan birlerimizin yanına dönünce Şehadet ederim
Allah'dan başka lah yoktur. Yine şehadet deran kok Muhammed Aleyhisselam, Allah'ın kulu Realidade deri man, ikrar ve bey'at etti. (139)
Ya Muhammed Ben, bo gün yaptığın şeyi gördüm! ded Zülhuvavura relip Peygamberimizin
Pepemberimiz,
Huneyn ganimetini halka dağıttığı sırada, Bers
basucuna
Mewal Veda c180
IT Medice Dol
İSLÂM TARİHİ
YanıtlaSilHz. MUHAMMED (A.S.)
ve
İSLÂMİYET
MEDİNE DEVRİ
11
Yazan:
(Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dint Boerleri İnceleme Kurulu Aza Muavinliğinden amekill)
M. ASIM KÖKSAL
MISVÄK
Neşriyat ve Dağıtım Ipintmani
eçen ay ülkemizi derinden sarsan ve günlerce gün
YanıtlaSilEDİTÖRDEN
üz olam, bu korka, katliamu
G demden düşmeyen bir vahşete şahid ol muştuk. On dokuz yaşındakı bir delikanlı, iki kızı vahşice öldürdükten sonra kendisi de Edirnekapı surlarından atlayarak intihar etmişti. Ve toplum olarak psikopatça işlenen bu korkunç cinayetin sokunu yaşanmıştık.
ve artan şiddet olaylarının, halkın çoğunun Müslüman olduğu ülkemizde meydana
gelmesi....
Bu kan donduran cinayet haberini dinlerken bile tüylerimiz ürperiyorken, bu katliamı yapan nasıl yapabiliyor anlamak mümkün değil.. Bun lar ne yiyip içiyorlar, kimlerle görüşüp konuşu yorlar. Hangi dijital platformlara, hangi sitelere girip çıkıyorlar?
Maalesef internette öyle siteler, gruplar ve ka ranlık odalar oluşturulmuş ki, oralarda şiddet, istismar, şantaj, tehdit gibi hukuk dışı ve gayri ahläki her türlü rezillik var. İşin daha garibi ise, birini canice öldürüp bedenini parçalara ayıran katilin, sosyal medyada bir takım sapkın grup lar tarafından övulüp takdir edildiği platformla
rin olması...
İşlenen bu korkunç cinayetle birlikte, baza di- jital platformlarda örgütlenen grupların dehşete düşüren söylemleri de ortaya çıktı. Kadınları kat leden canilerin övüldüğü, kadınlara yönelik şid detin teşvik edildiği, reşit olmayan genç kızların şantaj amaçlı hedef alındığı, hatta şiddete yönelik söylemleri olan bazı grupların, ergen yaştaki bazı
üyelerini tehdit ederek kendisine zarar vermeye
zorladığı videolar ortalığa saçıldı... Ne yazık ki, tüm dünyayı etkisi altına alan bu sapkın platformların milyonlarca üyesi var ve sayıları her geçen gün daha da artıyor. Bunun la birlikte sanat adı altında sergilenen sapıkça re simler, şiddet içerikli paylaşımlar, yapılan şeytan ayinleri... Satanist ritüelleri çağrıştıran semboller, müzikler, danslar ve daha neler neler...
Tüm bunlar belirli bir yaş grubunu maalesef et- kiliyor ve onların bilinçaltına şiddeti, sapkınlığı empore ediyor. Gün geliyor bu sapkınlık ve şid det, Edimekapı surlarında hunharca işlenen bir cinayet olarak karşımıza çıkıyor.
Bir İnsanı Öldüren Bütün İnsanları
Öldürmüş Gibidir
Vahşice işlenen bu tür cinayet haberleri yüreği miz sızlatıyor ve içimizi acıtıyor. Fakat daha da
Fi emänillah!
Mustafa Ozsonsokler
LALEGÜL DERGİSİ HASIM SAY 14101
tün insanığı öldürmüş gibidir.." (Maide 32) buy- ruluyor. İslam Dini, bir cana kıymanın çok büyük günah olduğunu beyan etmiş ve şiddetle yasakla mıştır. Masum bir insam öldürenler için dünyevi uhrevi ağır cezalar koymuştur. Hatta (birini öldürüp bedenini parçalamayı bırakın) sözle bile bir mümi ne eziyet etmeyi yasaklamıştır. (Ahzub: 58) Mümin kardeşinin dedikodusuma yaparak onu üzecek şey- Jer söylemeye dahi müsaade etmemiştir. (Hucûrat: 12) Dolayısıyla boynuzsuz koyunun boynuzludan hakkını alacağı Mahkeme-i Kübra'ya inanan bir mümin, asla şiddet ve cinayete teşebbüs etmez.
Bir çift söz de anne ve babalara söylemek istiyo- rum!
Çocuklarımızı ihmal etmeyelim ve onlarla ilgile- nelim. Yavrularımız kimlerle görüşüp konuşuyor, gerçek ve sanal arkadaşları kimler bunlara dikkat edelim. Çünkü, yüzlerce sene ömrü olsa, hayatı bo- yunca hiç karşılaşmayacağı kötü ahlaklı kimseler- le, sosyal mecrada tanışıp arkadaş olabiliyor. Sonra "Üzüm üzüme baka baka kararır." Misali yav- rularımız elimizden kayıp gidebiliyor. Hatırlayacak olursanız, cinayet işleyen gencin babası verdiği ifa- desinde, "oğlunun on altı yaşına kadar normal biri olduğunu, hatta namaz bile kıldığını söylemişti. Peki, bu çocuk son üç senesinde kimlerle tanıştı, görüştü, konuştu da alnı secdeli biriyken eli kanlı bir caniye dönüştü?..
Resülüllah (Sallallahü Aleyhi ve sellem) bizi uyanp ikaz ediyor ve buyuruyor ki:
"Kişi arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaş olduğuna baksın." (Tir- miri, Zühd, 45: Ebu Davud, Edeh, 19)
Belki diyeceksiniz ki, "onlar İslam'ı gerçek ma nada
Kişi bir iş yapa önce besmele çekmeli, yani Allah'ı adını anarak işe başlamalı. Böylece is rast gider, yoksa işte bir aksilik çıkar
YanıtlaSil5391. Besmelesiz işe, şeytan karışır. Kişi işini bitirmek istiyorsa, Allah'ın adını anarak o işe başlamalı ki başarılı olma şansını artırsın.
5392. Besmelesiz işten hayır hâsıl olmaz.
Allah'ın adını anmadan başlanılan bir iş bitebilir ama yapan insana bir fay- dası olmaz.
5393. Besmelesiz kapı eşiğinden ge- çilmez. En kolay bir işe bile başlamadan Al-
lah'ın adını anmak gerekir.
5394. Besmelesiz kazanılan malı, sünnetsiz yer.
Allah'ın adı anılmadan yapılan bir iş- ten kazanılanları o işi yapan kişi değil, başkaları yani gayrimüslimler fayda-
lanır.
5395. Besmelesiz, yere basmaz. "Hiçbir işe, Allah'ın adını anmadan başlamaz"
5396. Besmelesizden hayır gelmez. Islerinde Allah'ın adını anmayan insanlardan kimseye hayır gelmer
Siz Elhamı okuduğunuzda, "Bismillahirrahmanirrahim" i de okuyunuz. Zira bu sure "Ümmül Kur'an, ümmül kitab ve es seb'ul mesani" dir. Ve "Bismillahirrahmanirrahim" de onun ayetlerinden biridir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 57 / No: 16
Ramuz El-Ehadis
YUZAKI
YanıtlaSilYIL 20 NISAN 2024
Fecre andolsun!
AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ
bords. (178) sekilčiak ve kaidecilik, beorandan çok sert ve herelmez olas Islame lar, yenileşmede hiçbir hareke zöttern.lye: iardi. Bu yüzdan bagokian Türk çülüğe karşı da dirsek çevirdiler. (79) Türçülük A. b a başka milliyetek hareketleri de slam birliğini bozacağı korkusuyla lenkit et weydiler. Wakat Türkçülüğe karşı, Osmanlıcı görüşün teplisini ondan ayamalar. Mesela, Ebűzziya «Mecmuasında Türkçülük ve Tatarcılık cereyaninth Osmanlı bütün lüğüne aykırı olduğunu yazıyordu. (180) Nitekim ayı yazar, baska bir yazama- da Arap Türk gerginliğinin de Osmanlı ve İslam birliği içir, zararlı olğunu ileri sürüyordu. (181) «İçtihad»da yazan Süleyman Nazif, Takçülere hücum ederken buna benzer bir dil kullanmaktaydı. (182) Türkçülerin, İslama zarar vermiş Cengiz gibi paganist hükümdarları kendilerine lider gibi göstermeleri de bu hücumların sebepler arasındaydı. (Yusuf Akçura'nın Türk Yurdus C. I de çıkan Cengiz tefrikası (1909) bu tartışmaya kapı açmıştı). İslamcılar kanunların uygulanmasında sert kaideci görüşlerini şiddetle sa vunmaktaydılar: Şeriata uygun olmayan kanunların kaldırılmasını istiyorlar dı. (183) Bu hücumun sön temsilcilerinden Mustafa Sabri (mütareke devrinin şeyhülislâmı) Mısır'daki sürgün hayatında yazdığı Arapça ba eserin giris kis mında şöyle diyordu: «Kanun bakımından dünya ikiye ayrıhyor: Dår Islam, Dâr-1 Harp. Birincisinde İslâmi kanun käkimdir, İkincisinde değildir. Onları yo
YanıtlaSilla getirmek için İslâm âlemi 'cihad' halindedir. Türkler medeni kanunu aldık-
ları zamandan beri bu ikinci kısma girdikleri için, İslâm âlezni onlarla barp
halinde demektir⟫, (184) Kadınların örtünmesi dini kanun gereğidir, ona uyma-
mak kanuna uymamaktır. (185) Çok evlenme de nesil üretme ve iffet kaidele-
rine uygun olarak caiz ve lazımdır. (186) İslamcılar batılaşma hareketinin
doğurduğu bir çok yeni iktisadi, bedii ve fikri hareketlere hücum ettiler, bu
hususta fetvalar aldılar. «Tiyatro ahlaksızlık yuvasıdır ve kadınlar sahneye
(
178) G. Hanotaux'ya karşı mücadeleye giren Abdüh El-lsjóm ve'n-Nasraniyes, το του kiye'deki İslamcılara cesaret vermied. Fakat batının ahlak
Şehbenderzåde Ahmed
Sell
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
508 1 İçki müptelası adam kabrinden çıkar, iki gözü arasında şöyle yazılır: "Allah'ın mağfiretinden mahrumdur." Riba yiyen de kabrinden iki gözü arasında: "Allah'ın yanında hücceti yoktur" diye yazılı olarak kalkar. Muhtekir de kabrinden iki gözü arasında: "Ya kafir patlamanın yerine hazırlanır" diye yazılan olarak kalkar. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
508 2 Deccal, Horasan denilen yerden çıkar, ona bir kavim tabi olur ki yüzleri meşindir. Hz. Ebû Bekir (ra)
508 3 Şark başları traşlı bir kavim çıkar. Kur'an'ı dilleri ile okurlar lakin hançerelerini geçmez. Onlar dinden, okunduğu yaydan çıktığı gibi çıkarırlar. Hz. Sehl İbni Hüneyf (ra)
508 4 Horasandan siyah bayraklılar çıkar ve İlyaya (Kudüsü şerife) kadar önlerine bir şey tutunamaz. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
508 5 Şark tarafından bir cemaat meydana gelir. Kur'an okurlarının hançerelerinden aşağı geçiş. Onlardan bir taife inkıraz bulsa, diğer taife zuhur eder. Son partileri çıkartma ile beraber olurlar Hz. İbni Amr (ra)
508 6 Şarktan bir cemaat çıkarıyor, Mehdinin saltanatına yardım ediyorlar. Hz. Abdullah İbni Amr (ra)
508 7 Ümmetimin sonunda Mehdi (as) çıkar, Allah (zchz.) ona rahmetini indirir. Arz ona nebatını çıkarır. Mal sahih olarak verilir ve müsavaat şeklinde taksim edilir. Davar çok olur. Cariyeler bile saygı duyar. Yedi veya sekiz yıl yaşar. (Yedi veya sekiz rakamında ravi tereddüd etmişti.) Hz. Ebû Said (ra)
508 8 Ümmetimin içinden Mehdi (as) çıkar. Beş veya yedi veya dokuz (sene) kalır. (Ravi sayıda tereddüd etmiş) Sonra üzerlerine bol Rahmet gönderilir. Arz nebatatından bir şey saklamaz bitirir. Mal hakir olur. Bir adam ona gelir ve şöyle der: "Ya Mehdi bana ver, bana ver." Ona elbisesinin taşıyabileceği kadar verir. Hz. Ebû Said (ra)
508 9 Bu ümmetten bir kavim çıkar ki, yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar vardır. Sabah Allah'ın gadabında gider, akşam Allah'ın gadabında dönerler. Hz Ebu Ümame (ra)
508 10 Ehli Beytimden bir adam çıkar, ismi ismime, ahlakı ahlakıma mutabık olur. Dünyayı ahlak ve nesafetle doldurmanız gerekir. Evvelce zulm ve cevr ile dolduğu gibi Hz. İbni Mes'ud (ra)
508 11 Allah'ın eli müezzinin başı üstündedir, ezanını bitirinceye kadar, Sesinin uzadığı kadar da mağfiret olunur. Hz. Enes (ra)
508 12 Cennette hiç bir ev ve oda ehli kalır ki, bir adama şöyle demesinler: "Merhaba, merhaba, bize buyurun." İşte o adam sensin ya Ebu Bekir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
“ALLAH'IN İNDİRDİĞİYLE HÜKMETMEYENLER"
YanıtlaSilllah'ın indirdiğiyle A hükmetmeyenler, iş- te onlar kâfirlerdir." (Maide, âyet:44)
Bu âyet, Türkiye'nin dârü'l- harb olduğunu iddia edenlerce, hem bu iddialarına payanda, hem de demokrasiyi İslâma aykı- rı görmelerine gerekçe olarak kullanılıyor.
Ağustos ayında, "İslâm ve de- mokrasi'' konusunu işlerken müfessirlerin bu âyeti nasıl tefsir ettikleri ele almış ve âyetteki "hükmetmeyenler" tabirinden "tasdik etmeyenler," yahut "inkâr edenler" mânâsının an- laşılması gerektiğini ifade etmiş tik.
Bu âyete dair müfessirlerin yaptıkları izahları, bir defa daha, kısaca belirtmek istiyoruz:
Bediüzzaman Said Nursî, Mü- nazarat'ında, "Hükmetmeyen ler' bilmânâ [mânâ itibarıyla] 'tasdik etmeyenler'dir" diyor. Ashab-ı Kiramdan Abdullah ib- ni Abbas (r.a.), "Kasden inkâr ederek Allah'ın hükümleri ile hükmetmeyen kimseler kâfirler- dir. Kabul ettiği halde onunla hükmetmezse, zalim veya fâsık olur" diyor. Fahreddin Razi, "Bir kimse, Allah'ın hükümle tiyle hükmetmezse dahi, kalbiy- le o hükümlerin doğruluğuna inanmazsa kâfır olmaz" diyerek, kalben tasdik ettiği halde Allah' in hükmüyle hükmetmeyenlerin
ancak fåsık olduğunu söylüyor. Kadı Beyzavi, âyeti tefsirinde ancak "Allah'ın hükümlerini in. kâr edip onlara hakaret edenle- rin kâfır olacaklarını açıklıyor. Ebussuud Efendi de, "hükmet. meyenler'i "inkâr edenler" ola- rak tefsir ediyor.
Asrımız müfessirlerinden Konyalı Vehbi Efendi de, Ebus- suud Efendi'ye dayanarak, "hak olduğunu tasdik ve ikrarla bera- ber hilafında hükmün küfür ol- madığı'nı söylüyor. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, "hük- metmeyenin," "Allah'ın hâki- miyetini tanımamak" duru- munda küfre gireceğini belirti- yor. Ömer Nasuhî Bilmen de, "Bir kimse hükm-ü İlâhîyi kal- ben tasdik ettiği halde terk eyler- se, kâfır olmaz, günahkâr olur" diyor, büyük İslâm âlimlerinden İkrime'nin "Her kim Allah'ın hükmettiğini ikrar ettiği halde onunla hükmetmezse o fâsıktır, zalimdir, yoksa kâfır değildir" dediğini kaydediyor.
Bütün bu iktibaslar, bize mü- fessirlerin cumhurunun âyetin mânâsını "Allah'ın indirdiğini tasdik etmeyenler, işte onlar kâ- firlerdir" veya "Allah'ın indir- diğini inkâr edenler, işte onlar kâfirlerdir" olarak anladıklarını; bizim de, münferiden verilen in- dî ve sathî mânâlara değil, bu mânâya itibar etmemiz gerekti- ğini göstermektedir.
KÖPRÜ
YanıtlaSililme irfana ümrana
DÂRÜ'L-HARB TARTIŞMASI
AFGANISTAN HÄLÄ DİRENİYOR YARD. DOC.FARİS KAYA İLE SOHBET KONOMİDE ALTERNATİF: İSLÂM BANKACILIĞI
Kötülüğü kötülük yapmak için değil, ondan korunmak için tanıdım.
YanıtlaSilKim insanlardaki kötülüğü tanımazsa tuzağına düşer.
Halifenin teklifini kabul etme ve bu işin kaçınılmaz
DÖRDÜNCÜ BAHİS
YanıtlaSilZAMANIMIZDAKİ BİR ÇOK DERVİŞİN GAYESİ NEFSİN TEZKİYESİ DEĞİL DE KEŞİF VE HARİKALARI ELDE ETMEKTİR
Bunların silim perdedir» demeleri sebebiyle şer'i ilmi tenkis ediyor- lar ve dolayısıyla akıbetlerinden korkuluyor! Böyle bir çok dervişleri görüyorsun. Başkasıyla istihza eder, intisab ettikleri ve ismen velilere uy- dukları için kendileri böbürlenmektedir. Halbuki bunlar sadece velilere isim ve meslekte uymuşlar, edebde ise, uymamışlardır. Maksadın güzel niyyet olduğunu bilmemişlerdir. Maksadın záhirde ve bâtında büyük ve lilere ayak uydurmak olduğunu unutmuşlardır. Yani sadece surette ve- lilere uymak kafi değildir. Belki istikamet de lazımdır. İstikamet ehli, tarikat ehlinden olmasa dahi yine de bid'atçı dervişlerden daha çok ve- lilere yakındırlar. Nitekim Cenab-ı Peygamber (S.A.V.), Yahudilerin aşu- ra gününde oruç tuttuğunu duydukları zaman onun sebebini sordu. De- diler ki:
«Bu öyle bir gündür ki, Cenâb-ı Hak bugünde, Mûsa (Aleyhisselâm)1 Firavunun elinden kurtarmıştır.»
Bunun üzerine Resülüllah buyurdu: «Biz onlardan Müsa'ya daba evlå ve yakınız. Binnenaleyh Resûlül-
lah, bugünün orucunu (bir gün evvel veya bir gün sonrayla beraber) emir buyurdu.»
Allahın rahmeti senin üzerine olsun ey okuyucu! Tarikat-ı aliyyenin tarif ve tanımına dikkat et! O tarif onların şu kavlidir:
«İcmali deliller tafsili olacaktır İstidláli deliller müşâhede olacak-
tir. Ve buna benzer o yolun yolcusunun tam mânasıyla Allaha yöneldiği- ni haber veren daha nice şartlar... Buna dikkat ettikten sonra bu târif- leri zamanımızdaki ehl-i tarikatın birçoğuna tatbik et! Acaba bu tarif- lerin mânasından birşey onlarda görebilir misin? Dervişlerin çoğunda cehaletinden başka ne görülebilir? Nerede kaldı ki, onlar, şeriatı tafsili ve müşahede edecek derecede bilsinler. Sebebler ve izafelerle beraber durmaktadırlar. Dünya için aralarında toslaşmakta, hattā muharebeyi ka-
ACILI ANNE SOUS
KEŞF Ü KERAMET VE TEZKİYE
YanıtlaSiltarikatta taklidden bag- unan herkesten daha fazla zengin, meta' ve akar sahibi belirtmektedir. dit. Iste onlardan sådır olan bu emirler onların kadar nasibleri olmadığını
olmak- terre Hakikat nokta-i nazarından duşündüğün zaman, dünyayı avlamak tarikat gibi göremezsin. Çünkü orada avam navamak sine hitab eden keşifler ve harikalar vardır. Halbuk bu keşif he lalar, iç áleminin sızıntılarıdır. Orada yalancıyı doğrudan ayırd edete ek azdır. Bunun için birçok hilecileri görursün ki, böylece insanlarsek amaktadırlar. Şeytanın onlara güzel gösterdiği tehlikelerin en büyügu Amlerden buğzetmeleridir. Şeriat ilmini hafif görup filah ilmini tahsil emeyi terketmeleridir. Birçok şeyhin kendisine farz olan ilm-i halden afil olduğunu görüyorsun. Farz olan ilm-i halil bırakıp natilelere i'tina sterir. Bid'atlerle müptelá olmuştur. Hattá Cenab-ı Hakkın teklif bu surmadığı şiddetli riyazatlar yapa yapa nefsini öldürenleri görüyorsun (1) Balbuki fazlasıyle acıkmak ve ifrat derecesinde nafilelere dalmak. Resü Hillahın şu hadis-i şerifleriyle mezmumdur:
إن هذا الدِّينَ مَنِينَ فَا وَعِلُوا فِيهِ بِرِفْقٍ فَإِنَّ الْمُبْتَ لَا أَرْضًا قَطَعَ وَلَا ظهرا ابقى هم
«Bu din yıkılmaz bir kal'adır. Binaenaleyh bu dine yavaşça dalınız. Çünkü durmadan bineğini özengileyen bir kimse ne mesafeyi kateder,
te de bineğinin sırtında hayır bırakır.»
İşte onları ilgilendirmeyen hususlarda adetleri böyledir. Meşru olan larz ve sünnet ilgilendirmeyen hada ciden musahale etmektedirec atla kılınan nam gelince namazın tadılı erkäni, ehl-i sünnet vel-cen stin birçok akideleri
gibi... den Rafizi taifesinin ifratçılarını bu mezhebe davet etmiş. Onlar, leri hükümleri tátil ettiği için onun mezhebini kabül etmedikleri gibi memleketlerinden de kovmuslar. Bu da diyarı ruma gelmiş. Rum divi Hikâye ediliyor ki, zındıklardan birisi bir mezheb kurmus Academ nada dervişlerden daha cahil bir zümreyi görmemiş. Daimi bir şekilde dervislere sokulmuş, mezhebini sonunda onlara kabül ettirmitir te mun mezhebini kabül eden bu cemaat bugün Bektaşi dive inimlendir mektedir. Eğer insanoğlu yemin edip dese ki, İslam dininden en anak bu lanan din bu Bektaşi mezhebidir kendisine keffaret dugme Cunkir bu
273
274
YanıtlaSilBASİRETÜS-SALİKİN
batıl dinler bazı yerlerde birtakım emir ve yasaklar bakımından İslâma uymaktadır. Bu zındıklar ise, herşey'i mübah kıldılar. Ve bu rezaletlerie de cemiyetlerını çoğalttılar. Her heva ve hevesat chlini kendilerine cel bettiler. Alimlerden bugreden ve âlimlere suret âlimleris diyen ve Alla hin tertemiz şeriatiyle istihza eden ve «ilim perdedir (3) diyen bir kim- seyi hiç bir alimin nasihatını dinlemese ve şeriat ilminin yok olup or. tadan kalkmasına ihtimam göstermese hakkıdır ve kendisine uygun di. şen bir harekettir. Nitekim Cenab-ı Peygamber (S.A.V.) buyurmuştur:
١٢٦- ثَلَاثَةٌ لا يُعْضُهُمْ الْأَمْنَافِقُ ذُو الْعِلْمَ وَالسَّلْطَانُ الْمُقْسِطُ ود و الشَّيبَةِ فِي الإِسْلَامِهم
Üç zümre vardır. Onlardan ancak münafık kimse buğzeder:
A) lim sahibi
B) Adil sultan
C) Saçını sakalını İslamda ağartan.»
Alimler ittifak etmişler ki; ilmiyle amel eden ve şeriat ehlinden olan álimlerle istihzá eden bir kimse küfre girmiş olur. O kimse Allah ve Resú- lüllahın düşmanıdır. Onun älimleri sevmemesi, dinden buğzetmesinden geliyor. İmam-ı Rabbani, kırkıncı mektubunda der ki:
Allah, mahlükatının çoğu bu sözde cahil sofuları kastediyor- hayal ve keşiflerle mutmain olmuşlardır. Şeriatı kabuk, hakikatı de oz olarak iddia ediyorlar. Muamelenin hakikatini bilmezler. Belki sofuların
turrehatiyle aldanıyorlar. Hal ve sufli makamlarla meftün oluyorlar. Ço- ğunun maksadı kalbin tasfiyesi, keşifler ve harikalar olduğuna istikamet ve nefsin tezkiyesi olmadığına dair karinelerin en büvüğü onların isti- kamet erbabı ve sälih kimselerin sezişine muktedir olmamalarıdır. Eger birinci, ikinci ve üçüncü asırların erbabından birisi onlara hayır ile gelseydi onun halini sezmeye muktedir olmayacaklardı. Ancak hal ve riyazet erbabının sohbetiyle ruhu gelişen bir kimse müstesnadır. Çün
kü bunlar halin keşfinde mahirdirler.
Benim tesadüf ettiğim garib hadiselerden birisi şudur: Melâmi der vişlerinin begavatlarından birisine tesadüf ettim. Ki bu kimseler tarikat larına çok i'tina gösterirler. Fakat namaz, zekât ve hacları yoktur. Rast ladığım kışı, hayatının çoğunu frenkler diyârında (Avrupa'da) geçirmiş ti. Şeyhı öldükten sonra gelmişti. Şeyhi de melámi zındıklarından bire
KEŞF Ü KERAMET VE TEZKİYE
YanıtlaSilKrdi. Bu kimse (sözde) ehl-i sünnetten bir zatın yanina, Intisab etme in, geldi. Bu şeyh de hal ve kemaliyle halk aranda meghurdu. Bu it onu görür gormez onun tarikat erbabından olduğunu, daha evellin rutınında bir kuvvetin meydana geldiğini het başlayıp sen kemâlâtla dopdolusun dedi. Binaenaleyh ben sana yeni- yhinden ye
den intisab eden bir kimsenin dersini veremem. Halbuki bu şeyhin yanına müstakim bir kimse geldiği zaman, big se bu kadar i'tina göstermiyordu.
a Bır kısım meşayıh vardır ki, Eflatun-i Hákim övüyor. Oman kejit Deminde çok nur sahibi olduğunu söylüyor. Halbuki Eflat Jar nezdinde kâfirlerden birisidir. Hazret-i İsa'ya iman etmemiz be mlardan sâdır olan bu haller tarikatlarının veliler tarikatı olma en kuvvetli delildir. Belki onların tarikatı felsefecilerin tari kendisidır. Çünkü veliler, emrin başlangıcında iman, istikametsime nebeviyeye yapışmaktan ibaret olan manevi kemålätı severler Nesin ta fiyesine, şeytanî hallere, birkaç defa geçtiği gibi, kıymet vermeder. Bu fitne ne büyüktür! Biz şikâyetimizi ancak Allaha arrediyoruz
*İmâm-ı Rabbani (K.S.) dedi ki:
<Dervişe gereken, şeriatta sabit kadem ve rasih bulunan mürşiddım himmet beklemektir. (Yâni müteşerri olanın izinde gitmelidira)
८ كِتَابُ بصيرة
YanıtlaSilصر طواصل ا السالكينَ وَهَنْكِ الْمَاكِرِينَ
مِنَ الْعُلَمَاءِ السُّوءِ وَالْمَشَارِحَ الْمُبْتَدِعِينَ
BASÎRETÜS - SÂLİKÎN (ERENLERİN KALB GÖZÜ)
Müellifi:
Medineli Hacı Osman
Tercüme eden: ALİ ARSLAN
(Tekirdağ eski Müftüsü)
İstanbul Merkez Väizi
ARSLAN YAYINLARI Halk Kitapları Serisi No. 2
VEYSEL KARANI
YanıtlaSilyip, yüzünü çevirdi. Koyun dile gelip: "Ben de, senin kulu oldu- ğun zatın kuluyum. Allah'ın rız- kını Allah'ın kulundan al." dedi. Altını almak için elini uzatınca, onu eline bıraktı ve koyun kay- boldu.
Buyurdu ki:
"Allahü tealayı tanıyana hiç- bir şey gizli kalmaz.".
"Ey insan bu fani hayatta Allah korkusunu kalbinden çı- karma! Kurtuluş çaresi Ona ita- attedir."
"Yüksekliği aradım, tevazu- da buldum. Başkanlık aradım, halka nasihatta buldum. Neseb aradım, takvada buldum. Şeref aradım, kanaatte buldum. Ra- hatlık aradım, zühtte buldum. Zenginlik aradım, tevekkülde buldum."
Hilyetü'l-evliya; cilt-2, sh. 87
Tabakatü'l-kübra; cilt-1, sh. 27 Camiu Keramati'l-evliya; cilt-1, sh. 364
Tezkiretü'l-evliya, sh. 12
El-A'lam; cilt-2, sh. 32
Tabakat-ı İbn-i Sa'd; cilt-6, sh. 161 Mektubat-ı Rabbani; cilt-1, mek.
222,270
Tam Umihal Se'adet-i Ebediyye (Hal tercemeleri bahsi)
Eshab-: Kiram, sh. 405
30
367
Adam, meclisinde, güldürmek için öyle bir söz söyler ki, Sureyya yıldızı kadar aşağı düşer.
YanıtlaSilRavi: Hz Ebu Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 99 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Rühu'l-Beyân
YanıtlaSilz: 13
İBRAHİM SÜRESİ
Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla.
Besmele önce rahmāniyyet sonra da rahîmiyyet sıfatını ızhar etmek için ālemlerin yaratılmasına Yüce Allah'ın hem zat ismi hem de ism-i a'zam olan Allah isminin bereketi ile başlandığına işaret etmektedir.
Bu ise dünya âleminin rahmâniyyet sıfatının mazharı (zuhür etme
yeri) olması içindir. Bu yüzden: "Ey dünyada Rahman, âhirette Rahim
olan!" diye dua edilir. Çünkü canlı-cansız, mü'min-kafir, hoşbaht-bed- baht tüm yaratılmışlar, dünyada Allah Teâlā'nın mübālağalı rahmet sıfa- tı olan Rahman'dan istifade eder.
Oysa ahirette O'nun rahimiyyet sıfatından sadece mü'minler istifā- de edecektir. Nitekim Allah kendisi için: "O, mü'minlere Rahimdir, çok merhametlidir." (el-Ahzab, 33/43) buyurmuştur. Nitekim et-Te'vila- tu'n-Necmiyye'de böyle geçmektedir.
Ey Cami, eğer Hakk'ın rahmeti son değilse; Neden besmele Rahim ile sona erdi?
Tarih yazılmıştır
YanıtlaSilKaderler yazılmıştır
Levh-i Mahfuz'da,
zaman durmaz,
saat durmaz,
işte bu saat herkesin ölüm
zamanını da,
dünya ninda,
kâinat inda
kıyameti kopardı gi
Bir cum'a günü
akşam namazı sularında
işte o zaman Cennet, Cehennem e girecek olanların gerçek hayatın başlama zamanının gösterdiği sonsuz lugun başlangıcıdır.
KARA DAVUD
YanıtlaSilzat için:
315
Ayrıca, bu şehadet onlara bir can kurtaries Resulüllah B.A. efendimizin risaletine sehadet et
- MESHUD.
Denilmesindeki bir mana da budur.
Resulüllah B.A. efendimize bu ismin verilmesindeki bir baska
mana da şudur:
Onun aşkında, şevkinde olan ve ona, doğru mahalibet sesleyen erkek kadın bütün müminlerin kalbindedir. Bir an olun, ona kar besledikleri mahabbet bağından ayrılmazlar. Ona tazim elmekten ve onu hoşça arup salát ve selän ile tescil etmekter gert durmaziar Bu manada, Resulüllah SA efendimiz b
hazırdır. Dolayısı ile:
- MEŞHUD. İsmini aldı.
Şu da bir başka mana:
Záhir olsun batın olsun, daima ve her zaman, dünyada ve hi rette, Sübhan Allah'ın üstün lütuflarına ve üähl füruzat ve tecel lerinde bulunduğu için, bir ismine de - MESHUD.
Denildi. Allah-ü Taålà ona salat ve selkm eylesin.
49. İsim: BEŞIR. (Sallallahü Taälä aleyhi ve sellem.)
Allahın, bu ismin sahibi zata salit ve selam eyle -BEŞIR.
Lafzı, ism-i faildir. Arap dili kaidesine göre böyle. Beguret
künden gelmektedir. Manası - İşitildiği zaman sürur verecek haberi vermek veya em Demektir. Yanı: Müjdelemek veya müjde vermek. Daha açık ma
-Müjdeyi tam manası ile veren
Demektir.. Bu manayı şöyle açabiliriz
Resul-ü Ekrem ve Neblyy-i Muhterem S.A. efendimit, Yize Bak
kın ülühiyet ve vahdaniyetini ikrar ve tasdik, ayrıca kendisinin nü
büvvet ve risaletini ikrar ve tasdik, bundan sonra Yüce Fok katın dan getirdiklerinin cümlesini ir'an ve kabul etmek suretiyle - İlahi emirleri tutun, Sübhan Hakkın yasaklarından kaçının yani: Allah'ın kitabında ve Resulüllah'ın hadisinde anlatina işleri
yapın...
Şeklinde emredilen işleri butünüyle yapap emri yerine geliren tere; işlenmesi yasak Janlardan kendilerini karuyanliza Hakkın ga zabından ve hışmından necat ve selamet geleceğini, türlü
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
108 7 Mescit kapılarında (cuma namazında) melekler insanlar saatine göre yazarlara göre gelişir. "Falan adam şu saatle geldi, filân da şu anda geldi, filân, hutbe ayrılırken geldi, filân da namaza yetişti, fakat hutbeye yetişemedi." Hz. Ebû Hüreyre (ra)
130 1 Allah (zchz)'nin, onun cuma günü hepsi cehennemi hak etmiş oldukları halde, oradan azad ettiği altıyüz bin azadlısı vardır. Hz. Enes (ra)
164 2 Azameti gökle yer arasını dolduran ve yetmiş bin meleğin tazim ve teşyi ettiği bir sureyi size haber vereyim mi? O "El Kehf" suresidir. Her kim Cuma günü onu okursa, Allah Teala bu sebeble o kimsenin diğer cumaya kadar ki ondan sonra da üç gün ilavesi İçindeki Günahlarını mağfiret eder. Ayrıca kendisine semaya kadar erişen bir nur verilir. Ve çıkartmanın fitnesinden oluşur. Kimin yatacağı zaman bu surenin sonunda beş satır okursa, korunur ve gecenin istediği yerde uyandırılır. Hz. İsmail İbni Rafi (ra)
219 2 Beş vakit namaz ve diğer cumaya kadar Cuma namazı, büyük günahlardan sakınılmak şartıyla, aralarındakilere kefarettir. Hz Ebu Bekir (ra)
391 6 Cuma günü imam hutbe konuşurken konuşanın misali, kitap içeren merkebe benzer. Yanındakine su diyenin de cuması yoktur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
482 5 Ağacındaki meyvadan dolayı ve "cumardan" (hurma göbeği) dolayısıyla el kesilmez. (Çalıp yemekte ve on dirhemden az da el kırma yok diye ilave var.) Hz. Rafiğ ra.
544 10 Efendimiz (sav)'in bir kılıcı vardı. Kabzası ve kınının ucu gümüş işlemeli idi. Ayrıca gümüşten halkaları vardı, adı "Zülfikar" denilirdi. Ok ve yayı vardı, ismine "Zessedat" denirdi. Ok mahfazası vardı, ismine "Zelcuma" denirdi. Bakır işlemeli bir zırhı vardı, ona "Zatül fudul" denirdi. Kargısı vardı, "Enneb'âü" denirdi. Kalkanı vardı, "Zagan" denirdi. Al bir atı vardı, adına "Mürtecis" denirdi. Yağız bir atı vardı, ona "Sekib" denirdi. Bir kişi vardı, ona "raac" adı veriliyordu. Boz bir katırı vardı, ona "Düldül" denirdi. Bir devesi vardı, "Kusva" denilirdi. Bir merkebi vardı, ona "Yafur" denirdi. bir yaygısı vardı, "kez" denilirdi. Bir harbisi vardı ona "Nemr" denirdi. Bir ibrik vardı, ona "Sadr" adı veriliyordu. Bir aynası vardı, ona "Midelle" adı veriliyordu. Bir makası vardı, ona "Câmi'" denilirdi. Beyaz bir çubuk vardı, ona da "Memşûk" denilirdi. Hz İbni Abbas (ra)
İsmet Özel, katıldığı bir televizyon programında “Ben yenir yutulur şeyler söylemiyorum. Çünkü bu televizyon dediğimiz şey sadece yenir yutulur şeylerin söylendiği yerdir. Yani burada sadece yutturmaca vardır. Bu yüzden ben bir televizyon programı yapamıyorum.” diyerek medyanın gerçek yüzünü ortaya koyarken medyanın bize dayattığı gündemin de bir yutturmacadan başka bir şey olmadığını gözler önüne seriyor.
YanıtlaSilYanıtlaSil
Yuksel18 Aralık 2024 23:05
Kendi gündemini belirleme erdemini ortaya koyamayan topluluklar, kendilerine dayatılan gündemi takip etmeye mecbur bırakılmışlardır. Artık onların yerine düşünen, düşündürten, karar veren, yönlendiren birileri vardır. Onlara da kendilerine ait hayat gemisinde dümeni tanımadığı birine vererek gemiye çarpan dalgalarda sallanmak kalır.
Albert Einstein’ın “Dünyanın kötülük yapanlar yüzünden değil, buna seyirci kalanlar yüzünden tehlikeli bir yer haline geldiğini unutmayın.” sözü içine düşürüldüğümüz durumun acı bir göstergesidir. Kendi gündeminden uzaklaşan bireyler günceli takip ederek resmin tamamına vakıf olmak yerine fırçanın detayında boğulmaktadır. Medya da bunu körükleyen temel etkendir.
YAHUDİLERİN 1000 YILLIK PROJELERİ
YanıtlaSil100 MADDE
. İLERİDE meydana koyacağım sistemimiz, iki gö rüş noktasından hareket eder. Kendimiz ve Yahudi olma yanlar.
1. Herkes iktidar mevkisinde olmayı arzu eder, her şahıs bir diktatör olmayı ister, yeter ki buna muk- tedir olsun.
2. Siyasetin ahlak ile ortak hiçbir yönü yoktur.
3. Her çeşit iktidarın sallantı halinde olduğu şimdiki zamanda, bizim iktidarımız diğer herhangi birin- den daha yenilmez olacaktır.
4. Hürriyetin kendilerine çok miktarda içki kul lanma hakkı verdiği içki ile düşünce kabiliyetini kaybetmelidir. Yahudi olmayan halka, bu empoze edilmelidir.
255
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:41
www.tutkuyayinevi.com
5. Çok eski zamanlarda "hürriyet, eşitlik, kardeşlik" kelimelerini halk kitleleri arasında ilk defa biz ba- ğırdık. O günlerden beri her taraftan gelip bu ol- taya takılan budala papağanlar tarafından bu keli- meler çok defalar tekrar edildi.
6. Yahudi olmayanların sözde zeki insanları, ilim sa- hipleri, bu anlamlı kelimelerin hakiki manalarını anlayamadılar.
7. Amaçlarımıza erişebilmek için harplerin, müm- kün olduğu kadar arazi kazançları ile neticelenme- mesi zorunludur. Böylece harpler, ekonomik alana kaydırılacaktır.
8. Bizim tertip ettiğimiz Darvinizm, Nietzcheizmin başarılarını dikkatle düşünün.
9. Basının rolü devamlı olmalıdır. Yahudi olmayan devletler, bu kuvvetin nasıl kullanılacağını bileme- diler ve o kuvvet, bizim elimize geçti.
10. Halkımızı temsil eden sembolik yılanın önünde; Yahudi olmayan bütün devletler eğilecekler.
11. Yahudi olmayan halklar, fakirlik sebebi ile ağır ça- lışma mecburiyetine zincirlenecektir.
12. Biz anayasaya kitleler için hayali ve gerçek dışı gö- züken bir kısım haklar dahil ettirdik.
13. Biz; Yahudi olmayanların öldürülerek azalmala- rından menfaat bekliyoruz. Bizim kuvvetimiz, de- vamlı yiyecek kıtlığı ve işçinin beden zayıflığında gizlidir.
256
Derin Sukasilar
YanıtlaSil14. Bizimkilere dokunulmayacaktır. Çünkü saldırı anı bizce bilinecek ve biz kendimizinkileri muhafaza etmek için tedbirler alacağız.
15. Halk kendisine hürriyet adı altında her türlü mu- saade ve müsamahada bulunulduğunu görünce kendisini hükümdar tahayyül ederek, yolunun üzerindeki iktidara saldırtırız.
16. Fransız İhtilali'ni, Kızıl Ekim devrimini ve başka- larını hatırlayın, onların hazırlanmasındaki sırlar bizce gayet iyi bilinmektedir. Çünkü bunlar tama- men bizim ellerimizin eseridir.
17. Hürriyet kelimesi, insan topluluklarını her kuvvet- te, her çeşit otoriteye, hatta Allah'a ve yaratılış ka- nunlarına karşı savaşa sevk eder.
18. Bizim kuvvetimiz, görünmeyen bir kuvvettir. Ya- hudi olmayanların masonluğu, bir paravana olarak bize ve amaçlarımıza körü körüne hizmet eder.
19. Yahudi olmayanların kafalarından Allah ve ma- neviyat düşüncelerini koparmak ve onların yerine aritmetik hesaplar ve maddi ihtiyaçları yerleştir- mek, bizim için zaruridir.
20. Biz, cemiyetlerin bütün güçlerini ellerimize alabil- mek için, sıkı bir şekilde merkezleştirilmiş bir hü- kümet meydana getirmeliyiz.
21. İçinde bizim esrarlı elimiz bulunmadıkça milletler, önemsiz bir hususi anlaşma bile yapamazlar.
22. Yahudi olmayanların aristokrasisi öldü. Fakat ara- zi sahibi olarak kendi kendilerine yeter oldukları
257
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:44
www.futkuyayinevi.com
müddetçe håla bize zararlı olabilirler. Her ne paha sına olursa olsun onları topraklarından uzaklaştır mak, bizim için çok önemlidir. Arazi vergilerinin artırılması ile arazilere borç yüklenerek, bu amaç en iyi bir şekilde elde edilecektir.
23. Silahlanmanın hızlandırılması ve polis kuvvetleri- nin artırılması çok önemlidir.
24. Hasımlarımızın bize karşı kullanabilecekleri bütün silahlar ile kendimizi silahlandırmalıyız.
25. Bizim masonik paralarımızın ifadeleri olan liberal kelimeler "hürriyet, kardeşlik, eşitlik" biz krallığı mızı kurduğumuz zaman bu "hürriyet hakkı, kar deşlik ideali, eşitlik vazifesi" şekline çevrilecektir.
26. Elimizdeki silahlar hudutsuz ihtiras, yanan hirs, merhametsiz hınç, kin ve garazdır.
27. Yahudi olmayanların gençliği, çeşitli yollarla alda- tılacak, şaşırtılacak ve bozulacak.
28. Öyle bir terör manevrası hazırlayacağız ki en ce- sur kalpler bile ürkecek. Metrolar, yer altı geçitleri. o zamandan evvel oralardan bu başşehirler bütün teşkilatları ve arşivleri ile birlikte havaya uçurula- caktır.
29. Hakkın liderleri olarak onların başına geçirdiğimiz ajanlarımızın yol göstermesi olmadan asla hiçbir yöne hareket etme durumda olmavacaktır.
30. Bir hükümetin planını bir beyin hazırlamalıdır
258
mevent bulunan şeyler, hemen hemen bir ve aym şeylerdir. Temsil etme, edilma, bakanlik devlet sürast, yasama ve yürütme heyetleri ger bizim tarafımızdan tavsiye edilmelidiu
YanıtlaSil12. Yayınevi sahibi, kitabevi sahibi veya mathasa mak isteyen herkes, kendisine bu işler için tesis edilmiş bir diploma tedarik etmeye mecbur totula caklar ve bizim düzenimize karşı herhangi bir hats halinde derhål tevkif edileceklerdir.
33. Dünyanın her tarafına haber ajansları kurulacak tır. Bu ajanslar, bilahare tamamen bizim olacak ve sadece bizim kendilerine dikte ettiklerimizi yaya- caklardır.
34. Yayınevi sahibi veya matbaacı, herhangi bir eseri basılı olarak yayınlamak için, kabul etmeden evvel bu işi yapmak, müsaade almak üzere yetkili ma kamlara başvurmaya mecbur olacaklardır. Böylece bize karşı hazırlanan bütün düzenleri önceden bi leceğiz ve onlardan evvel davranarak onları tesirsiz bırakacağız.
35. Vergiler, tatsız yazarlık heveslerini sınırlayacak ve ceza sorumluluğu, yazarları bize bağlı yapacaktır.
36. Kitap yayını ve gazetecilik, en önemli eğitim güç- lerinden ikisidir ve bundan dolayı bizim hüküme timiz, gazetelerin çoğunun sahibi olacaktır. Ve ser- mayelerini biz vereceğiz.
259
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:45
www.tutkuyayinevi.com
37. Kitlelerin, düştükleri tuzakları anlamaması için biz onlara ayrıca zevkler, oyunlar, eğlenceler, tutkular, her çeşit sanat ve spor müsabakaları, devlet eliyle resmî kumar düzenleri kuracağız.
38. Allah'a ait dinimizden başka mevcut dinler, kral lığımızı kurunca bizim için istenilmez olacaktır. Bundan dolayı biz, diğer bütün inanç şekillerini ortadan kaldırmalıyız. Hristiyanların dinini boz duğumuz gibi, Müslümanların içinde de bozuk tarikatlar kurmalıyız. Kitabını ve din adamlarını bozmalıyız.
39. Müslüman devletlerin başına, dindar gözüken bi- zim ajanlarımız yerleştirilmelidir.
40. Müslüman ülkelerde, bizim kurduğumuz tarikatlar olacak ve zamanı gelince halkı kışkırtıp, birbirine kırdıracaktır.
41. Bizim krallığımızı kurmamıza silahla karşı koyan- ların hepsini merhametsizce öldüreceğiz.
42. Yahudi olmayan ülkelerdeki bütün gizli cemiyetle ri biz kuracağız. Her gizli servisin kurucuları ara sında mutlaka bir Hiram bulunacaktır.
43. Bizim hükümetimizin kararları nihai olacak ve bunlara karşı müracaat yolları bulunmayacaktır.
44. Bize hizmet etmeyen devlet liderlerine verilen sözler tutulmayacak ve ödül verilmeyecek. Ancak bunlar ne zaman bize diz çöküp hizmetimize gi rince verilecek.
260
Derin Sulkastlar
YanıtlaSil45. Dünyadaki her memlekette serbest mason locaları kuracağız ve çoğaltacağız.
46. Ordu ve polis teşkilatının liderleri, hemen hemen bu locaların arasında bulunacaktır.
47. Hayati önem taşıyan sanayici ve fabrikatörler, bu locaların üyeleri olacak ve olmayanlarsa ulusla rarası hiçbir iş yapamayacak ve sonları perişan olacak.
48. Kurduğumuz mason localarına, devletlerin lider- leri ve önde gelen her kesimden halkın gözdesi ki- şiler kandırılarak bize diz çöktürülecek ve çıraklık, kalfalık, ustalık katlarından geçecek, miatları dol- duğunda paçavra gibi atılacaklar.
49. En gizli siyasi planlar bizim tarafımızdan bilinecek ve bu planlar, henüz onların düşündükleri günde bizim rehberlik edici ellerimize düşecektir.
50. Dünyadaki bütün para, bizim ellerimizde toplana- caktır. Bundan dolayı bizim hükümetimizin mas- raftan korkmasına gerek yoktur.
51. İsrail Kralı; Avrupa'nın kendisine sunduğu tacı ba- şına giydiği zaman, dünyanın atası olacaktır.
52. Bizimkilerin dışında bütün toplu kuvvetlerin yı- kılmasına tesir etmek için, toplu hareketlerin ilk başlangıcı olan üniversiteleri, yeni bir istikamette yeniden eğiterek kuvvetten düşüreceğiz. Çeşitli formlarda fitne çıkararak üniversitelileri, hükü- metlere karşı kışkırtacağız. Fitne, bizim en büyük silahımızdır.
261
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:46
www.tutkuyayinevi.com
53. Her şey kitaplarda yazıldığı gibi olacak, eğer biri çıkıp da bunun aksini söylerse o zaman Karalar or- taya çıkacak, o âlimin, o liderin sonu çok kötü ola cak, eceli, kendi ardından gelen halkının elinden olacak.
54. Yahudi olmayanların din adamlarını itibardan dü şürmek ve bu suretle onların dünya üzerindeki fa- aliyetlerini yıkmaya dikkat edeceğiz. Bize hizmet eden din adamlarını bütün dünyaya yayacağız, her ülkede iş yapacak, okullar açacak, yetiştirdikleri öğrenciler, bilmeden bize hizmet edecek. Sloganla- rı, "hizmet, sevgi, kardeşlik" olacak. Asla bilmeye- cekler ki bu slogan, bizim mason kardeşlerimizin şifreli konuşmalarıdır.
55. Yahudi olmayan ülkelerin anayasalarına, bizim eli- mizle öyle kanun maddeleri yerleştireceğiz ki haklı kişiler haksız çıkacak, aileler parçalanacak; halk, hükümete ve kanun adamlarına düşman olacak.
56. Hangi ülkeden zulüm ve eziyetle kovulmuşsak o ülkeler, zamanı gelince darmadağın edilecek.
57. Mısır'dan sürüldüğümüzde 13 aşirettik, bir aşireti- miz kayboldu, onu buluncaya kadar dünya halkına kan kusturacağız.
58. Bize vadedilmiş toprakları mutlaka geri alacağız.
59. Yahudi olmayan halklara, bizim yerleştirdiğimiz krallara tanrı diye taptırdık. Gelecekte de bizim uydurma tanrılarımıza tapacaklar.
262
Derm Suikastier
YanıtlaSil60. Kutsal şehirlerin başına, bize hizmet eden kölele rimizi lider olarak yerleştireceğis ve o şehirleri, bi zim için imar ve inşa edecekler.
61. Yahudi olmayan ülkelerin yönetim şekillerini bo zup da o ülkelere, planını iblisin yaptığı demokra siyi altın tepside sunacağız, sonunda kendi kendi lerini parçalayacaklar.
62. Papalık sarayını yıkma zamanı gelince, nihayet gö rünmez bir elin parmağı, milletleri bu saraya karşı sevk edecektir.
63. Her Yahudi aynı zamanda aktif bir ajandır.
64. Yahudi olmayan veya Yahudiliğe hizmet etmeyen kral ve devlet adamlarının sonu hazin olacaktır.
65. Devletlere aşılar bağışlanıp şirin gözükülecek.
66. Bankalar kurulup halk faize bağlanılacaktır.
67. Devletlerin resmi sigorta müesseselerini bizler si- gortalayacağız ve para bize akacak.
68. Her teşkilat, yasal ve yasa dışı örgütler, bizim eli- mizle kurulacak ve sempatizanlar bilmeden bize hizmet edeceklerdir. Bunlara partiler de dâhildir.
69. Yeni baştan ülkeler kuracağız, öyle ki dünyanın dışından bakıldığında bile, bizim sembollerimizi görecekler.
70. Yahudi olmayan ülkelerde, bizim isteğimizle has- taneler ve hapishaneler çoğalacak, bizim projeleri- miz ileriye dönüktür. Asla bilmezler.
263
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:48
www.tutkuyayinavi.com
71. Yahudi olmayan bir kişi kral da olsa, bizden olan bir dilenciye bile ondan daha fazla hürmet gös teriniz.
72. Bizim gözümüz, yeryüzü insanlarını her yerden gözetleyecek.
73. Öyle icatlar yapacağız ki gözleri gözümüz, kulak ları kulağımız olacak. En mahrem sırlarını bile bi zimle paylaşacaklar. Asla bilmeyecekler ki biz, se çilmiş insanlarız.
74. Yaptıklarımızı filmlerde hayranlıkla izleyecekler, yapacaklarımızı da hayretten dehşete düşerek izle yecekler.
75. Yahudi olmayan devletlere, istedikleri kadar borç vereceğiz, verdiğimiz paranın yüzde yetmişi bize dönecek, yüzde otuzu da aracı olan bizim ajanları mıza gidecek. Bizden giden hiçbir şey olmayacak, fazladan kazanan biz olacağız.
76. Hastanelere tıbbi cihazlar sağlayacağız, karşılığın da da ihaleleri biz alacağız, bağışladıklarımızı as- lında iki misline satacağız.
77. İblisin bize hediye ettiği üç mesleği, Yahudi olma yanlara verdik. Dünyanın sonuna kadar peşine düşecekler. Bunlar; casusluk, fahişelik, şamanlık. Birini değişime uğrattık; şamanlık, politikacı ve avukat oldular.
78. Daima uyanık olmalıyız. Yeryüzündeki her ülkeyi yok etmek için bir kitle imha silahımız olmalı.
264
Derin Suikastlar
YanıtlaSil79. Sion Tarikatı'mızın 300 üyesi olmalı, her üye, bir ülkeyi yönetmeli. Dünyayı biz yönetmeliyiz, fakat kimse farkına varmamalı.
80. Kutsal ve efsanevi hazineler bizim olmalı, başkaları, bulmak için boş yere oyalanmalıdır.
81. Süleyman Tapınağı'nı yeniden inşa etmeliyiz, Şö valyeler, eskiden olduğu gibi yine olmalı.
82. Yahudi olmayanların malları mülkleri bizden ça- lınmadır. Zamanı gelince hepsini geri alacağız.
83. Yeryüzündeki bütün tohumlar, bizim elimizde ol- malı, hatta insanların ki bile.
84. Yahudi olmayan herkes, sığır gibi damgalanacak.
85. Biz daima veren el olacağız, alan el bizi geçtiği za- man, onu yok edeceğiz.
86. Gül tomarına bakın. Hristiyanların rahiplerini yoldan çıkarttık.
87. Hristiyanların kiliselerini avucumuza aldık. Bağış- ları hep bize akacak, fakat onlar bilmeyecekler ki azizleri, bizim ajanımızdı.
88. Tapınak Şövalyeleri hâlâ yaşamaktadır, onların her birini bir yıldız simgeleyecek, ülkeler, şöval- yelerimize köle olmak için sıraya girecekler, fakat Davud'un Yıldızı önünde diz çökmedikleri sürece kabul olunmayacaklar.
19. Yahudi olmayanlar tarafından tanınmış olan bütün müsamaha ve hürriyetleri, birer birer geri alacak ve bizim krallığımız herhangi bir anda ve her yerde,
265
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:49
www.tulkuyayinavi.com
bize söz veya fiilen karşı gelecek olan herhangi bir Yahudi olmayan şahsı yok edecek derecede muhte şem bir kalabalık halk ile temayüz edeceğiz.
90. Bizim, Allah tarafından, bütün dünyanın idaresi için seçildiğimizi, peygamberler söylemiştir. Allah bizi, bu vazifeyi görebilecek bir zekâ ile teçhiz etti.
91. Yöneticiliğimizin en mühim amacı, şu hususları ihtiva eder: Halkın zihnini yıkarak bozmak, onu mukavemet uyandıran ciddi düşüncelerden uzak laştırmak, zihni kuvvetleri boş nutukların sahte sa- vaşı ile meşgul etmek.
92. Yahudi olmayanların kuvvetlerini o şekilde azar azar tüketeceğiz ki onlar bize, dünyanın enternas yonal iktidarını sunmaya mecbur olacaklardır.
93. Yahudi olmayan milletlerde ziraat ve hayvancılığı gerileteceğiz, bu işle uğraşan işçileri anarşiye ve sarhoşluğa yönlendirerek, araştırarak, üretim kay- naklarını kurnazlıkla ve el altından derin bir şekil- de mahvetmeye çalışacağız.
94. Öyle bir gizli örgüt kuracağız ki adını duyan mil- letler irkilecek.
95. Öyle icatlar yapacağız ki yeryüzündeki halklar; ai- lesini, işini, ibadetini unutacaklar, her geçen gün yenilerini icat edeceğiz, perişan olan milletler, so- nunda önümüzde eğilecekler. İşte o zaman her şey- lerini bize sunacaklar, namuslarını bile.
96. Öyle ülkeler imar edeceğiz ki dünyanın dışından bakıldığında bile bizim masonik sembollerimizi görecekler.
266
Derin Suikastlar
YanıtlaSil97. Seçimlere iki başkan adayı çıkacak, biri kazanacak, biri kaybedecek, sonuçta biz kazanacağız, çünkü ikisi de bizim ajanımız.
98. 88'in sırrını bizden başka hiç kimse bilmiyor, öğ- retmeyeceğiz de. Zamanı gelince onu biz kullana- cağız, dünya halkına armageddonu yaşatacağız.
99. Bütün mevcut idarecilerin yerini alacak olan hü- kümdarımız, varlığını, bizim ahlaksızlaştırdığımız cemiyetlerin arasında sürdürecektir. O cemiyetler ki Allah'ın otoritesini bile inkâr edecekler.
100. Allah'ın yarattıklarını değişime uğratacağız, in- sanları bile. İnsanlar ne yapacaklarını şaşıracaklar. Yahudi olmayanlar, şaşırmaya mecburdurlar.
101. Dünyayı beşe bölecek, ülkeleri de beşe bölecek, her bölümün başına da bir yönetici koyacağız. Bi- zim istediğimiz gibi yönetecekler.
102. Yapacağımız terörü, kara mizah olarak sunacağız, çocuk oyunu sanacaklar, öyle mizah ki paranın üs- tünde bile olacak. Gerçekleştirdiğimizde, neye uğ- radıklarını anlayamayacaklar.
YanıtlaSil
Yuksel31 Aralık 2024 10:51
DERIN
SUIKASTLAR
ABDULLAH ÇATLI, TURGUT ÖZAL, ASELSAN, CEM ERSEVER, SADDAM HÜSEYİN
MUHSİN YAZICIOĞLU, PAPA II. JOHN POUL, ADNAN KAHVECİ, CHE, İZAK RABİN
TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA TARİHİ DEĞİŞTİREN SUIKASTLARIN PERDE ARKASI
İSMAİL ÇORBACI
Ya Aişe (r.a) dinlerini tefrikaya verip, bölük olanlar, bunlar bu ümmetin bid'at ehlidir. Ehli heva ve ehli delalettir. Ya Aişe, muhakkak ki her günah sahibi için tevbe vardır. Ancak heva ve bid'at ashabı hariç. Ben onlardan beriyim, onlar da Benden beridir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 500 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
KELÁM
YanıtlaSilEhl-i Sünnetin ilm-i kelamında. (K.L.) 172.
Kelam ilmi ile kazanılan marifet-i İlahiye tam huzur vermiy
(M.) 317:26. Mektup, 4. mebhas 2. mesele
KEMİYET-KEYFİYET
Kemiyetin keyfiyete nispeten ehemmiyeti azdır. (L.) 75:1 Lem'a 2. işaret; (L.) 124:17. Lem'a, 6. nota; (E.L.) 1:72, 74
(Σ.Τ.) 138; (Μ.Ν.) 134:Zühre 6. nota.
KERAMET
Az gıda ile idare edilmesi. (K.L.) 64.
Bast-ı zaman, tayy-ı mekan. (M.N.) 166:Şemme.
Bediüzzaman kerâmetini niçin açığa vurdu? ($.) 630:8. Şua;
(S.T.) 11.
Bediüzzaman oruç tutmayan doktora muayene olmadı. (K.L.) 64; (B.L.) 135.
Bediüzzaman'ın vefatını haber vermesi. ($.) Son sayfa:ed-Dâî
Evliyanın kerâmeti hakur. (S. T. Ten) 165:28. Lema Gavs-1 A'zam'ın bir kerameti. (L.) 145:19. Lem'a 3. nükte
Hakikat ehli kerâmetlerdeki zevke ehemmiyet vermiyor. (L.N.) 33. Halis niyetin
kerameti vardır. (B.L.) 13. Hatib-i Bağdadi tefekkürde bir günlük işi bir dakikada yapmış (B.L.) 38:haşiye
Hz. Ali ve Gavs-t A'zamın Risale-i Nurlara dair kerametleri.
(L.N.) 36.
Hz. Ömer'in bir kerameti. (M.) 55:15. Mektup. 2. makam
Ihlås ve sadakatin de kerämeti vardır. (B.L.) 142, 186. Ihtiyarsız gelen kerameri açığa vurmak zararsızdır. (S.T.) 189; (M.) 359:28. 7. mes. 6. sebep
Imani bir Mektup, in binler kerämetten daha iyidir (S.T.) 175
FIHRIST/383
Kıyamet gününde, Adem evladından bir takım kavimler getirilir ki, yanlarında dağlar gibi hasenat vardır. Bunlar Cenneti görecek gibi yaklaştığında: "Sizin orada nasibiniz yok" denilir. (İtikadları dürüst ve riayetleri halis olmadıkları için)
YanıtlaSilRavi: Hz. Salim (r.a.)
Sayfa: 505 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Buna hiç durmadan Yahudi akını da eklenince her kapıyı açan para, Amerika'nın iç ve dış politikasını da baskısı altına almaya muvaffak oldu. Hem de, Israel aleyhinde bir karar söz konusu olduğunda, Amerikan idarecilerine <> kaydıyla şu talimat verilmişti:
YanıtlaSil1- Radyo, televizyon, gazeteler, sinema, mec- mualar ve kitaplar üzerindeki büyük kontrolumuzu ge- nişletiniz.
2- Hukuk, tıp, kimya ve buna benzer bütün tah- sillerden, Yahudi olmayanları uzaklaştırınız ve Yahudi- leri bilhassa bu şubelerde tahsile ve okumaya teşvik ediniz.
3- Yahudi olmayanların okullarını birer ihtiläl merkezi haline getiriniz.
4- Yahudi olmayan peygamberleri gülünç şekle sokup, onları rezil rüsvay edecek mevzular icat ve aynı zamanda Yahudi olmayanların arasında tefrik ve nifak çıkarınız. Din müesseselerini zayıflatınız, fakat bizlere
karşı da kendilerine kardeşlik (1) hisleri telkin ediniz. 5- Bizden olmayanların kadın ve çocuklarının ahlâklarını ifsat ediniz. (172)
6- Kanunları ve anayasaları yanlış şekillerde tef- sir ederek, mahkemelerini dahi iğlāk edip, her yere şüp- he ilka ediniz.
7 İçtimai sınıflar arasında nifak ve mücadele
(172) Siyon Liderlerinin Protokolları Gnl. Cevat Rifat Atilhan.
128
YanıtlaSil
Yuksel5 Ocak 2025 03:22
tohumları ekiniz. Renkli ırkları, diğer ırklara düşman kı- lınız.
8- Çeşitli aşılar ve suya katıla ntürlü yabancı maddelerle bizen olmayanları tımarhanelere atarak ve medeni hakları suiistimal ederek, onları yok ediniz, tü- ketiniz.
9- Devlet adamlarını eliniz altında tutmaya ça- lışınız.
10- Memleketlere girmek imkânlarını ve kanun- larını kolaylaştırınız.
11- Her vasıtaya müracaat ederek para üzerin- deki diktatörlüğümüzü takviye ediniz.
12- Hükümetin, ordunun ve bahriyenin en can alıcı noktalarına Yahudileri yerleştiriniz.
13- Cumhuriyeti ortadan kaldırarak, onun yeri ne demokrasiyi ikame édiniz. (Yahudilerin idare ettiği sosyalizme giden yol).
14- Türlü hile ve desise kullanarak işçileri el- de tutunuz. Mitingler tertip ediniz. Grevler yaptırınız. Ve bu mavzuda hiç bir fedakârlıktan çekinmeyiniz.
Hahamlar Merkez Komitesinin bu konudaki açık- lamasına göre de; bulunan bu usuller sayesinde, Yahu- dilerin bulundukları memleket yok olacak, ahlâksızlığa, iflása. -ivil harbe sürüklenerek, düşmanlarının sayısı azalacaktır.
Sonra açıklama şoyie vam ediyor:
«Unutmayın ki, Bolşevik hizi Rusya'nın efendisi yaptı Son harp ise bizi Asya ve Avinin efendisi yaptı. Bundan yalnız İspanya hariç kaldı. Bir- leşmiş Milletler Teşkilatı, İsrail Devleti'ni meydana ge- tirdi. Biz bahsedilen bu hazineyi dünyanın merkezi ha- line getireceğiz.
Eğer Yahudi olmayanlar tarafından yukarıdaki ta- limat ve program hakkında sorguya çəkilirseniz, yuka-
129
F9
Cemâl ANADOL
YanıtlaSilsivonizmin
OYUNLARI
(YAHUDİNİN CİHAN HAKİMİYETİ
ÜLKÜSÜ
Z KAHAL
KİTABI
MUKADDES
• B'NEİ BREIT.
MOSSAD YAHUDI
SINBET MASON
SİYON PROTOKOLLARI
TEVRAT
DÖNME SİYONİST
LIONS ROTARY
TALMUT
ALLIANCE
SUP
D'ISRAELİTE
• İTTİHAT ve TERAKKİ
AMAN
Kıyamet kopmaz, siz yahudilerle harb etmedikçe. Hatta taşlar bile arkasındaki yahudiyi "Ya müslüman şu benim arkamdaki yahudidir onu öldür" diye haber verir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 477 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Yetmiş tane yalancı çıkmadan kıyamet kopmaz.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 477 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
Ayetlerin esmâ-i hüsnâ ile son bulması, (M.N.) 175:Şemme, 10. risa Avrupa edebiyatı Kur'ân'ın büyüklüğünü kavrayamaz. (S.) 676, 687:Lemaat; (K.L.) 127.
YanıtlaSilBakara Sûresine bu ismin verilmesinin sebebi. (S.) 223:20. Söz 1. mak Bâtın ilmine vakıf kimseler için Kur'ân baştan başa ihbarât-ı gay- biye nevindendir. (S.) 369:25. Söz, 3. şua, 1. cilve
Bediüzzaman'ın Kur'ân'ı ezberlemeye başlaması. (T.H.) 43. Bediüzzaman Kur'ân'ın sönmez ve söndürülmez bir nur olduğu- nu gösterme vaadinde bulundu. (T.H.) 47.
Bediüzzaman'ın yaptığı Hizb-i Kur'ânî. (T.H.) 351:Den. hayatı Besmele Fâtiha'nın fihristesi ve Kur'ân'ın mücmel bir hülasa-
sıdır. (S.) 19:1. Söz
Bir kavle göre Kitâb-ı Mübîn Kur'ân'dan ibarettir. (S.) 229:20. Söz, 2. makam
Cumhuriyet devrinde aslî harfleriyle Kur'ân okumak suçtu (S.T.) 171.
Cumhuriyet devrinde Kur'ân yerine câmilerde Türkçesini okut- maya çalıştılar. (E.L.) 2:9; (S.T.) 56:27. Mektup
Deccala Kur'ân nurlarıyla karşı konulabilir. (T.H.) 131.
Dünyanın ömrü kalmışsa, insanlık Kur'ân hakikatlarına yapışa-
cak. (H.Ş.) 79.
Dünyaya Kur'ân nazarıyla bakmak. (S.) 315:24. Söz, 3. dal 11. asıl; (S.) 401:25. Söz, 3. şu'le 2. ziya
Edep kaynağı olan Kur'ân'ın insan açısından edebe zıt olan bazı tâbirâtı. (S.) 211:18. Söz, 2. nokta
Elde Kur'ân gibi bir hakikat varken inkarcıları ilzam etmek ko-
laydır. (S.) 328:25. Söz
Elmas hakikat Kur'ân'dadır. (S.) 189:17. Söz, siyah dutun bir mey. Fâtiha Kur'ân'ın fihristesidir. (S.) 45:9, Söz.
Felâk Süresinin bir tefsiri. (Ş.) 224:11. Şua, hât.; (As. M.) 74:hât. Fennin hiçbir kesin hakikati Kur'ân'ın kudsî hakikatlarına ilişe-
mez. (S.) 316:24. Söz, 3. dal 12. asıl
FIHRIST/391
Dünya Bilgelerinden Özlü Sözler
YanıtlaSilKeskin sirke küpüne (kabına) zarar verir.
Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz.
Kılıç kınını kesmez.
Kimse ayranım (yoğurdum) ekşi demez.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Köpeğe gem vurma kendisini at sanır.
Köpek ekmek veren kapıyı tanır.
Köpeksiz sürüye (köye) kurt dalar (iner).
Körler memleketinde şaşılar padişah olur.
Müzeyyen Tüzün
YanıtlaSilKaçan balık büyük olur.
Karga, kekliği taklit edeyim demiş: kendi yürüyüşünü şaşırmış.
Kâr, zararın kardeşidir (ortağıdır).
Katıra "baban kim?" demişler, "dayım attır" demiş.
Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.
Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar.
Kedinin boynuna ciğer asılmaz.
Kele, köseden yardım gelmez.
Kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur. Kendi düşen ağlamaz.
Kesilen baş yerine konmaz.
131. Allahım! Şüphesiz ben fakirlik- ten, zatından başka birine zelil olmak- tan, senden başkasından korkmaktan, yalan söylemekten, bütün günah çeşit- lerini işlemekten ve senin affına alda- nıp gururlanarak günaha dalmaktan, düşmanların şamatasından, dermansız dertlerden, ümidin boşa gitmesinden, nimeti kaybetmekten, belânın ansızın gelmesinden sana sığınırım.
YanıtlaSilYanıtlaSil
Yuksel6 Ocak 2025 22:25
AÇIKLAMALI
DELÂİLÜ'L-HAYRAT
Salavat-ı Şerifeler
Süleyman el- Cezûli (k.s.)
İki at bir kazığa bağlanmaz.
YanıtlaSilİki ölç, bir bię.
İş insanın aynasıdır.
İşleyen demir ışıldar (pas tutmaz).
İşten artmaz, dişten artar.
İt derisinden post olmaz.
İtin (köpeğin) duası kabul olunsaydı, gökten kemik yağardı.
İt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz.
İtle yatan bitle kalkar.
İyi dost kara günde belli olur.
İyilik et, denize at; balık bilmezse Hâlik bilir.
Müzeyyon Tizen
YanıtlaSilHer Firavun'un bir Musa'sı olur.
Her inişin bir yokuşu vardır.
Herkesin yorulduğu yere han yapılmaz.
Her koyun kendi bacağından asılır.
Her kuşun eti yenmez.
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
Her ziyan bir öğüttür.
Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
Horozu çok olan köyde sabah geç olur.
Irmak kenarına çeşme yapılmaz.
Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
Emanete riayeti olmıyanın imanı ve ahdi olmıyanın da dini yoktur. Muhammed (s.a.v) in nefsi kudret elinde olan Zata yemin ederim ki, kulun dili dürüst olmadıkça dini dürüst olmaz. Kalbi dürüst olmadıkça dili dürüst olmaz. Komşusu "beraika"sından emin olmıyan Cennete giremez. Denildi ki: "Ya Rasulallah beraika nedir?" Buyurdu ki eziyeti ve zulmüdür. Hangi adam ki haramdan mal kazanır da ondan infak ederse ona sevap verilmez. Eğer sadaka verirse kabul olmaz. Elinde kalan da Cehennem bakımından gidişini artırır. Zira habisi habis örtmez. Lakin habisi temiz ve helal olan şey temizler.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 463 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Emaneti olmıyanın imanı, tahareti olmayanın namazı ve namazı olmayanın da dini yoktur. Namazın dindeki yeri, başın gövdedeki yeri gibidir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 463 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Ben, Nizar oğlu, Mudar oğlu, İlyas oğlu, Mudrike oğlu, Huzeyme oğlu, Kinane oğlu, Nadr oğlu, Malik oğlu, Fahir oğlu, Galib oğlu, Luey oğlu, Kaab oğlu, Mürve oğlu, Kusey oğlu, Abdi Menaf oğlu, Haşim oğlu Abdülmuttalib oğlu, Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v)'ım. İnsanlar ikiye ayrılırsa Allah beni onların en hayırlısından kılmıştır. Bana cahiliyet devrinin kötülüğü isabet etmedi. Ve ben Adem (a.s.) dan beri nikahla oldum. Ve Ben sizin ecdad ve nefis (soy, sop) olarak en hayırlınızım.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 151 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Ağlama ya Ömer (r.a) dağların altın olarak hareket etmesini dilesiydim, hareket ederlerdi. Eğer dünyanın Allah'ın indinde sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı kafirlere ondan bir şey vermezdi.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ataa (r.a.)
Sayfa: 466 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Bir kimse ilim talebi için giderse, melaike ona dua eder, maişeti mübarek kılınır, maişetinden sıkıntı görmez ve kendi de mübarek olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 431 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel20 Şubat 2025 22:01
Bir kimse: "Rabbimin Allah olduğuna, dinimin İslam olduğuna, Peygamberimin (ve Resulumun) Hz. Muhammed (s.a.s.) olduğuna razı oldum" derse, Cennet ona vacib olur.
Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 432 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Gönüllere Gıdalar
YanıtlaSilHuri SEZEN
Sen kendini büyük görürsün! Sen eğer koçla toslaşırsan az zamanda alnının parçalandığını görürsün.
İnsanları ısıran ve halka ızdırap veren hacılara benim tarafımdan de ki: Sen hacı değilsin. Asıl hacı, devedir. Çünkü zavallı hayvan, hem yük taşır, hem diken yer.
Bir câhil için en iyi şey susmaktır. Ne var ki, bunu bilseydi zaten câhil olmazdı.
Germicilerin şöyle bir şarkısı vardır: Dağlara yağmur yağmazsa hepsi bir yılda kurur.
Halkın, Käbe örtüsünü öptüğünü görürsün. O, ipek böceğinin kozasından yapıldığı için şöhret bulmadı. Birkaç gün bir mukaddesle bir arada bulundu da azîz oldu. Yani birkaç gün o örtü, Kâbe duvarına asıldı.
Kerem (cömertlik) ağacı nerede kök salarsa boyu ve dalları gökleri tutar. Eğer "başa kakma" testeresini gövdesine vurursan meyvesini yemekten ümidini kes.
Sarhoşlarla bir arada bulunmak îman ehli için kâfî bir zindan azabıdır.
Yalnız ibâdet neye yarar? İbadetin yanında kerem ve ihsân da lazımdır. Allâh yolunda bir altın vermeleri lâzım gelse çamura batmış merkep gibi acizleşiyorlar. Ama fatiha okumaya gelince yüz defa okurlar.
Arab atı koşarak iki saat gider; deve ise, ağır ağır gider ama gece-gündüz yol alır.
SEBNEM
YanıtlaSilYIL 3 SAYI 11 OCAK-ŞUBAT-MART 2005. ALTINOLUK'UN ÜCRETSİZ EKİDİR
SEBNEM
YanıtlaSilSEBNEM
YanıtlaSilYIL 4 SAYI 14 EKİM-KASIM-ARALIK 2005 ALTINOLUK'UN ÜCRETSİZ EKİDİR
Meşrûtiyet devleti ve milleti ebedî ömre mazhar eder. (Mn.) 23.
YanıtlaSilMeşrûtiyette hâkimiyet millettedir. (H.Ş.) 98; (Mn.) 42.
Millet asker gibi tek vücut olmalıdır. (Mk. İç. R.) 2:277.
Millet bâkidir, fert fâni. (Mn.) 108.
Millet hastadır, hükümet hekimdir. (Nt. İç. R.) 2:263.
Millet-i İbrahimiye. (S.) 327:24. Söz, 5. dal, 5. meyve
Millete fedakârlık iddia eden sahtekar hamiyetfüruşlar. (Mn.) 95.
Milletimizin ruhu İslâmiyettir. (Mn.) 24.
Milletimiz yalnız İslâmiyettir. (H.Ş.) 97.
Milletin baş hastalığı cehalettir. (D.H.Ö.) 37; (T.H.) 66; (Mk. İç. R.) 2:274.
Millet hastadır. (Mn.) 24.
Milletin hatın yücedir. (Mn.) 95.
Milletin ihyası din ile olur. (S.) 658:Lemaat
Milletin kalp hastalığı din zayıflığıdır. (D.H.Ö.) 63; (T.Н.) 55.
Milletin menfaatini değil, şahsi menfaatini düşünmek. (H.Ş.) 64: 5. kelime
Milletin nâmusunu muhafaza eden büyük kuvveti birbirlerine karşı kullandılar. (Mn.) 97.
Milletin selâmeti cana baksa, vermekten çekinilmez. (Mn.) 41.
Milletlerin istidatlarına göre ahkâm değişir. (S.) 447:27. Söz:hât.
Milletlerin lisanındaki belagat kaabiliyetleri çeşitlidir. (Mh.) 78: 2. makale 1. mesele
Millet maarif-i cedideye nihâyet derecede muhtaçtır. (D.H.Ö.) 38; (Τ.Η.) 67.
Millet rakîbdir. (Mn.) 42.
Milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifaka ve dost olmaya bakar. (Mn.) 67.
Millet uyandı. (D.H.Ö.) 51; (T.H.) 71.
Millî âdetler bir milletin varlığını devam ettiren şeylerdir. (Nt. İç. R.) 2:253.
FİHRIST/462
3
YanıtlaSilHADİS-İ ŞERİFLER
650
بينما نَحْنُ جُلُوسٌ عِندَ رسول الله صلى الله عليه وسلم إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ قدِيدُ بَيَاضِ الثَّيَابِ ، شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعْرِ لَا يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ، وَلَا يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ حَتَّى جَلَسَ إلى النبي صلى الله عليه وسلم ، فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتَيْهِ، وَوَضَعَ كَفَيْه عَلَى فَخَدَيْهِ ، وَقَالَ يَا مُحَمَّدُ : أَخْبِرْنِي عَنْ الإِسْلَام؟ فقالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم : الإِسْلَامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ الله وَتُقِيمَ الصَّلَاةَ ، وَتَوْلِيَ الزَّكَاةَ وَتَصُومَ رَمَضَانَ ، وَتَحُجَ الْبَيْتَ إِنْ اسْتَطَعْتُ إِلَيْهِ سَبِيلاً ، قال : صَدَقْتَ ، فَعَجِبْنَا لَهُ ، يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقَهُ .
قالَ : فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإيمان ؟ قَالَ : أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ ، وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ، وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ ، خَيْرِهِ وَشَرِّهِ ، قَالَ صَدَقْتَ.
قالَ : فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإِحْسَانِ ؟ قَالَ : أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَانَكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تكُن تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ .
قال : فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ . قَالَ مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بأَعْلَمَ مِنَ السائل .
قالَ فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمارَاتِهَا ؟ قال أَنْ تَلِدَ الأُمَةُ رَبَّنَهَا ، وَأَنْ تَرَى الْحَفَاةَ المُرَاةَ الْعَالَةَ رِعاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ، ثُمَّ انْطَلَقَ فَلَبِنْتُ مَلِيًّا ، ثُمَّ قَالَ يَا عُمَرُ أَتَدْرِي مَنِ السَّائِلُ ؟ قُلْتُ : اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ، قَالَ : فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ أَناكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ . ( رواه مسلم عن عمر )
2) Bir ara biz Peygamber S.A. efendimizin yanında oturuyorduk.. Aniden bize bir adam göründü..
Elbisesi çok beyazdı; saçı da pek siyah..
Kendisinde bir yolculuk eseri görülmüyordu.. Onu bizden tamyon da olmadı..
Gitti; Peygamber S.A. efendimizin önüne oturdu.. Dizlerini dizle rine dayadı; ellerini de dizleri üzerine koydu... ve konuştu:
Ya Muhanımed, bana İslam'ı anlat..
Peygamber S.A. efendimiz anlattı:
<<İslâm: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed cum
۲
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil651
vermen, ra mazan orucunu tutman ve yol işlerine gucun yettiği takdir de Beyt'i haccetmen..
Doğru söyledin..
Dedi; biz ona hayret ettik.. Soruyordu ve tasdik ediyordu:
Bana imanı anlat..
Dedi; Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
Allah'a, meleklerine, kitaplarına, ahiret gününe inanmandır. Bir de hayır ve şerrin kaderi ile olduğuna inanmand
Buna da:
Doğru söyledin..
Dedi ve devam etti:
Bana ihsandan haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
<>
Sormaya devam etti:
Bana kıyametten haber ver..
Peygamber S.A. efendimiz buyurdu:
<>
Devam etti:
O halde, alametlerini bana anlat..
Peygamber S.A. efendimiz anlattı:
- <>
Sonra o adam- çıkıp gitti.. Orada biraz durdum.. Sonra Pey gamber S.A. efendimiz bana şöyle buyurdu:
<>>
Bu Hadis-i Şerif, en önemli Hadis-i şeriflerden bir tanesidir. Bilhaa
akıyamet alâmetleri bölümünde geçen:
<Cariyenin, efendisini doğurması...
Cümlesi çok manalıdır. Kısaca ulema:
- Nesebin ve sülalenin ortadan kaybolacağı
Şeklinde şerh etmektedir.
Ravi: Hz. ÖMER'den ra. naklen MUSLIM. Menkabeleri, 5. ve 41. Hadis-i şerifte..
652
YanıtlaSilHADIS-I SERİFLER
الدرس الثاني في فضل الإخلاص وتحريم الرياء
قال الله تعالى: وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُلَفَاء وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ ، وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ .
İKİNCİ DERS
İHLASIN FAZİLETİ VE RİYANIN HARAM OLUŞU
1) Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu: lah- Tuala suara Allah'a dininde ihlas erbabı ve muvahhid ola rak ibadet etmelerinden, namaz kılmalarından ve zekât verme rinden başka bir şey emri verilmemişti.. İşte doğru bir din..>>>>
**
Bu Ayet-i Kerime Kur'an-ı Kerimin 98. suresi olan EEYYİNE S resinin 5. âyetidir.
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إنما الأعمال بالنيات ، وإنما لكل أمرى مَا نَوَى ، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ، فَهَجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ ورسوله ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إلى ما هاجر إليه . ) رواه الشيخان عن عمر )
2) Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu: <>
* **
Bu Hadis-i Şerif, bize niyetin önemini anlatmaktadır. Bakalım: yetimiz bizi hangi yola çekiyor..
* **
Ravi: Hz. Ömer'den r.a. naklen BUHARI ve MUSLIM.. Menkabal 2. 5. ve 41. Hadis-i Şerifte..
إنَّ الله تَعَالَى لا يَنظُرُ إلى أجامِكُمْ وَلَا صُورِكُمْ ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قلوبكم وأما لكم . ( رواه مسلم عن أبي هريرة )
VE VAAZ ÖRNEKLERI
YanıtlaSil653
3) Muhakkak Allah-ü Taâlâ sizin cisimlerinize ve şekillerinize bak-maz. Kalblerinize ve amellerinize bakar..>>
Kalb bozuk, yapılan işler fesadçılık olduktan sonra, maddi güzelli-ğin ne önemi kalır..
*
Ravi: EBU HUREYRE'den ra. naklen MÜSLİM. Menkubeleri, 5. Hadis-i Şerifte..
في كِتَابِهِ ، فَمَنْ إنَّ اللهَ كَتَبَ الْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ ، ثُمَّ بَيْنَ ذَلِكَ فِي بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلُها كَتَبَهَا اللهُ عِندَهُ حَسَنَةٌ كَامِلَةً ، فَإِنْ هُم بِهَا فَعَمِلَها كنها اللَّهُ عِنْدَهُ عَشْرَ حَسَنَاتِ إِلَى سُبْمِائَةِ ضِعْفٍ إِلى أَضْعَافِ كَثِيرَةٍ ، وَمَنْ هُمْ بسيئة فَلَمْ يَعْمَلُهَا كَتَبَهَا اللهُ عِندَهُ حَسَنَةٌ كَامِلَةٌ ، وَإِنْ هُوَ هَمَّ بِهَا فَعَلم ( رواه الشيخان عن ابن عباس ) كتبها الله سيئة واحدة .
4) «Allah-ü Taâlâ iyilikleri de yazdı, kötülükleri de.. Sonra bunları kitabında beyan etti.
Her kim, bir iyilik kasdeder, yapamazsa; Allah, katında onu tam bir sevab yazar.. Şayet kasdettiği o iyiliği yaparsa; Allah, katında onu on kattan yediyüz kata kadar sevab yazar.. Hatta daha fazla-sı ile..
Her kim, bir kötülük kasdeder de yapmazsa; Allah, katında tam bir sevab yazar.. Şayet o kötülüğü kasdeder de yaparsa; Allah onu bir günah yazar..>>>
**
Bilhassa yapılan işlerin niyet şekline dikkat edilmelidir. Daha zi-yade ihlasa.. Çünkü sevablar ona göre verilir..
** Ravi: IBN-I ABBAS'tan r.a. naklen BUHARI ve MUSLIM... Menka-beleri, 2. 5. ve 42. Hadis-i Şerifte..
( رواه الشيخان )
مَن سَمعَ سَمَعَ اللهُ بِهِ ، وَمَنْ يُرَانِى يُرَاثى اللَّهُ بِهِ .
5) «Her kim, işitsinler diye bir iş yaparsa; Allah da ona yapar.. Ve her kinı, görsünler diye bir iş yaparsa; Allah da ona ya-par..>>
Demek olur ki, öbür Alemde: İçinde beslediği kötü niyeti açığa çıka rir; mahger halkına rüsvay eder.
٤
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
113 1 Ümmetim üzerine en korktuğum kimseler, ilimleri dillerinde olan münafıklardır. (Dili âlim) Hz. Ömer (r.a.)
113 2 Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkuncu; âlimin hatası, münafığın Kur'anla mücadelesi, kendisine fetholunacak dünya. (Yani dünya rahata mübtelâ edip, insana fedakârlığı unutturur. Dinin temeli ise fedakârlık üzerine kaimdir.) Hz. Muaz (r.a.)
113 3 Ümmetim üzerine korktuğumun en korkuncu, ya namazın vaktini geciktirmeleri veya vaktinden evvel kılarak acele etmeleridir. (İlk cemaati kaçırmamak efdaldir.) Hz. Enes (r.a.)
113 4 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu, mudil insanlar (önderler)dir. (Mudil, şaşırtıcı, istikamet kaybettirici demektir) Hz. Ebud Derda (r.a.)
113 5 Ümmetim üzerine korkmakta olduklarımın en korkuncu kavmi Lut'un hareketidir. Hz. Câbir (r.a.)
113 6 Ahir zamanda, ümmetim üzerine en korktuğum üç şey; Müneccimlik ve müneccimlere inanmak, kaderi tekzib ve sultanın zulmüdür. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
113 7 (Dini hususlarda) riyanın en azı dahi şirktir. Ve en iyi kulluk, mütteki olmak ve ittikasında gizli olmaktır. Bu gizlilik, bir merhalede bulunmayınca aranmamak ve bulununca da nazarı dikkati çekmemektir. Bunlar hidayet rehberi ve ilim kandilidirler. Hz. İbni Ömer (r.a.)
113 8 Ehli Cennet'in en aşağı dereceli olanının Cennetteki mülkünü temaşası ikibin sene sürer ve bu mülkün en uzak kısmını en yakını gibi görür. Bunlar zevceleri, hizmetçileri, kürsüleri, bahçeleri vs.dir. Efdal dereceli olanı ise, Allah (z.c.hz.)'nin Cemalini günde iki defa temaşa eder. Hz. İbni Ömer (r.a.)
113 9 Fisebilillâh mücahid olanlar en ufak bir zorlama ile bir senelik oruç bedeli ve bir senelik gece ibadeti hak ederler. Soruldu: "En ufak zorlama nedir?" Buyuruldu ki: "Meselâ böyle bir mücahid gece giderken hayvan üzerinde uyuklar ve kamçısını düşürür, inip bunu alması en ufak zorlamalardandır." Hz. Sabit İbni Ebu Asım (r.a.)
113 10 Ehli Cennetin derecesi en aşağı olanının bahçelerine, kürsülerine, zevcelerine bakışı bin sene sürer. En efdali ise günde iki kere, sabah, akşam Allah (z.c.hz.)'ni temaşa eder buyurup şu ayeti okudular: "Vücûhün yevme izin nâdiretün ilâ Rabbihâ nâzıra." Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
113 11 Mü'minlerin ruhları yedinci kat göktedir. Ve oradan Cennetteki makamlarına bakarlar. (Muellif hazretleri şu 7 sıfat dolayısıyla makamına varamaz buyurmuşlardır: Gıybet, tefahur, kibir, ucub (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenme), hased, merhametsizlik ve riya.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Besmele
YanıtlaSilBesmelenin azamet-i kadrine en kat'l bir hüccet şudur ki, İmam-Şatil (ra) gibi suk buyuk müçtehidler demişler. "Besmele tek bir åyet olduğu halde Kuran'de yüz on dort dele وسته للعبة tur
"Bismillah" güneş gibidir. Başkalarını tenvir ettiği gibi, kendini de gösteriyor Her nudes ve her dakika ruhlar ona hava ve su gibi muhtaç olduğundan onun hakikatini berkasin ruhu moder
(Emirdag Lalitkast
Bismillah, her hayrın başıdır. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslam nişanı olduğu tün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır.
Bu kelime öyle mubarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni athayetsiz hud rete, rahmete rabtedip Kadir-i Rahimin dergahında aczi, fakrı en makbul bir gedaatçı yapar
(Sozler
Hem veren Bismillah demeli, hem alan Bismillah demeli. Eger o Bismillah demiyor, sen de al maya muhtaçsan, sen Bismillah de, onun başı üstünde rahmet-i İlahiyenic elini gör, şükürle op, ondan al.
Low
Her bir zerre mebde-i hareketinde lisan-s hal ile "Bismillahirrahmanirrahim" der Yani, "Ben Allah'ın namıyla, hesabıyla, ismiyle, izniyle, kuvvetiyle hareket ediyorum" der
(Sozler
RISALE-NUR DAN SECILMIS VECIZELER
YanıtlaSilCismani ihtiyaç gibi, manevi hâcât dahi muhteliftir. Bazısına insan her vakit muhtaç olur. Cis-me hava, ruha "Hü" gibi. Bazısına her saat: "Bismillah" gibi. Ve hâkeza.
(Nurun İlk Kapısı
Bismillahirrahmanirrahim ferşi Arşa bağlar. İnsanî arşa çıkmaya bir yol olur.
(Lem'alar)
"Blahirrahmanirrahim" cümlesi, Arşı ferşe bağlayan ve kâinatı ışıklandıran ve her daki-ka herkes oma muhtaç olan öyle bir hakikattir ki, milyonlar defa tekrar edilse yine ihtiyaç vardır Değil yalnız ekmek gibi her gün, belki hava ve ziya gibi her dakika ona ihtiyaç ve iştiyak vardır
(Şuâlar)
Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı Zât-ı Ahmediye (a.s.m.) olduğu gibi en birinci anahtarı dahi "Bismillahirrahmanirrahim" dir. (Lem'alar)
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilIman Esasları
Iman, yalnız icmâlî ve taklidî bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten, tā büyük hurma ağa-na kadar ve eldeki aynada görünen misali güneşten tå deniz yüzündeki aksine, tā güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi; imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, bin bir esmå-i llå-hiye ve sair erkân-ı imaniyenin kâinat hakikatleriyle alåkadar çok hakikatleri var ki, "Bütün ilim-lerin ve marifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikiden gelen taf-silli ve burhanlı mârifet-i kudsiyedir" diye ehl-i hakikat ittifak etmişler.
(Emirdağ Lähikası)
İman, altı rüknünden çıkan öyle bir vahdânî hakikattir ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir kül-lidir ki, tecezzî kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki, kabil-i inkısam olmazlar. Çünkü, herbir rükn-ü imani, kendini ispat eden hüccetleriyle, sair erkän-ı imaniyeyi ispat eder. Herbiri herbirisine gayet kuvvetli bir hüccet-i âzam olur. Öyleyse, bütün erkänı bütün delilleriyle sarsmayan bir fikr-i bâtıl, hakikat nazarında birtek rüknü, belki bir hakikati iptal edip inkâr edemez.
(Suālar)
Bir hakperest adama böyle cevabımız var. O dedi birincide: "Muhammed (Aleyhissalâtü Ves-selâm) dini nedir?" Dedim: İşte Kur'ân'dır. Erkân-ı sitte-i iman, erkân-ı hamse-i İslâm esas mak-sad-1 Kur'ân.
(Lemeat)
İman-ı billah hakikatı, hüccetleriyle hem meläikeye iman, hem kadere iman hakikatlerini da-hi kať'î ispat eder. Güneş gündüzü ve gündüz güneşi gösterdiği gibi, imanın rükünleri birbirini is-pat ederler.
(Sualar)
Erkân-ı imaniye altıdır. İman-ı billāhtan başka, iman-ı bi'l-yevmi'l-ähir gibi rükünler var. Bu rükünler ise, mümkinatın vücutlarını ister. O muhkem erkän-ı imaniye hayal üstünde bina edil-mez.
(Mektübat)
17
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilİman-ı billah, kendi hüccetleriyle hem sair rükünlerini, hem iman-ı bil'âhireti ispat eder.
(Şuâlar)
Erkân-ı imaniye içinde iman-ı billâh ve iman-ı bi'l-yevmi'l-âhir âlem-i İslâmiyetin iki kutbu ve iki güneşidir.
(Kastamonu Lâhikası)
HALIL DULGAR
YanıtlaSilLa Ilahe Illallah
Ben ve benden evvel gelen peygamberlerin en ziyade faziletli ve kıymetli sözleri, "La ilahe il-allah kelamıdır.
(Sualar)
Tevhidde cemal ve kemål-i İlâhînin kalben görünmesi ve ruhen hissedilmesi içindir ki, bütün evliya ve asfiya, en tatlı zevklerini ve en şirin manevi rızıklarını, kelime-i tevhid olan "La ilahe il-lallah" zikrinde ve tekrarında buluyorlar.
(Sualar)
Öyle bir Allah ki, vücub-u vücud ve vahdetine, şu kitab-ı kebir denilen ålem, bütün yazıları ve fasıllarıyla, sayfalarıyla, satırlarıyla, cümleleriyle, harfleriyle şehadet ettiği gibi; şu insan-ı kebir deni-len käinat da, bütün āzāsıyla, cevahiriyle, hüceyratıyla, zerratıyla, evsafıyla, ahvaliyle delalet eder.
Yani bu kâinat, ihtiva ettiği bütün envåıyla "La ilahe illallah" ve o âlemlerin erkänıyla "Là hã-lika illä hû"; ve o erkânın azasıyla "Là sânia illà hû"; ve o âzanın eczāsıyla "Lâ müdebbire illâ hù"; ve o eczarın cüz'iyatıyla "Lå mürebbiye illā hù"; ve o cüz'iyatın hüceyratıyla "Lå mutasarrife illä hũ"; ve o hüceyratın zerratıyla "Lā hālıka illä hû"; ve o zerratın tarlası olan esiriyle "La ilahe illa hü söyleyerek, bütün enväıyla, erkänıyla, āzāsıyla, eczâsıyla, hüceyratıyla, zerratıyla, esiriyle, el-li beş lisanla vücub-u vücud ve vahdetine şehadet ve delalet eder.
(Mesnevi-i Nûriyel
Öyle bir Muhammed'dir (a.s.m.) ki, âlem-i şehadette iken gaybiyattan haber verir bir beşir ve nezir olup bütün kuvvetiyle, kemal-i ciddiyetle ve vüsuk ile ve itminanla, yüksek bir imanla nev-i beşere karşı tevhid dinini "La ilahe illallah" ile ilan ve ilâm ediyor.
(Mesnevî-i Nûriyel
"La ilahe illallah" tevhide alem ve isimdir.
(Mektübat)
19
RISALE I NUR DAN SECILMIS VECIZELER
YanıtlaSilHayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gr. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir Alem-i nur bulursun İşte o dlemin anahtarı, ma rifetullah ve vahdaniyet sırlarını ifade eden "La ilahe illallah" kelime-i kudsiyesiyle kalbi söylet tirmek, ruhu işlettirmektir.
Lem'alar)
"La ilahe i
İman ise, hem o şahustaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği alemin ziyasıdır. lällah" ise, o nuru açar bir anahtardır
Mektobat
Cismani ihtiyaçlar vakitlerin ihtiläflarıyla tebeddül eder, noksan ve fazlalaşır. Mesela, havaya olan ihtiyaç her anda var. Suya olan ihtiyaç, midenin harareti zamanlarında olur Gıdaya olan ha cet, her günde olur. Ziyaya olan ihtiyaç, alelekser haftada bir defa lazımdır. Ve häkeed....
Kezalik månevi ihtiyaçlar da vakitleri muhtelif ve mütefavittir. Her anda "Allah" kelimesine ihtiyaç vardır. Her vakit Besmeleye, her saatte "La ilahe illallah"a ihtiyaç vardır. Ve häkeza...
(Mesnev Nariye
"La ilahe illallah" olan kelime-i zikriyeyi bir insan vird-i zeban ettiği zaman, zamanı bir hal ka-i zikir tahayyül etmekle, o halkanın sağ tarafı olan mazi cihetinde enbiyanın, sol tarah olan is tikbal cihetinde de evliyanın oturup cemaatle zikrettiklerini ve kendisi de, o cemaat-t uzmā ide bulunarak şu kubbe-i minâyı dolduran yüksek, İlähi ve tatlı sadalarına iştirak ettiğini tahayyüle sin. Kuvve-i hayaliyesi daha keskin olanlar da kâinat mescidinde bütün masnuatın teşkil ettikler halka-i zikirlerine girsin, şu fezayı velvelelendiren o sadåları dinlesin.
Mesneve-i N
Şu kainatın yüzüne bak ki, birbiri içinde hadsiz mektubatı Samedaniye hukmünde olan se häif-i mevcudat ve herbir mektup üstünde hadsiz sikke-i tevhid mühürleriyle temhir edilive be tün bu mühürlerin şehadetlerini kim tekzip edebilir? Hangi kuvvet onları susturabilir? Kalb kal ğıyla hangisini dinlesen "Eşhedü en lå ilahe illallah" dediğini işitirsin.
S
"Eşhedü en lå ilahe illallah ve Muhammedün resulullah" ve "Elhamdű lillah" gibi mab kelimelerle ilån ettiğin ve hüküm ve iddia ettiğin bir dāvā ve işhad ettiğin bir itikad, lisas kar çıkmaz, milyonlarca mü'minlerin tasdik ve şehadetlerine iktiran eder.
Mesnes N
20
HALIL DULGAR
YanıtlaSilEsma-i İlahiye
Ey insan! Onun esmå ve sıfatına ait istidad-ı muhabbetini, sair bekasız mevcudata verme, fay-dasız mahlükata dağıtma. Çünkü, âsâr ve mahlükat fånidirler. Fakat o âsårda ve o masnuatta na-kışları, cilveleri görünen Esmâ-i Hüsnâ bâkidirler, daimidirler. Ve esmå ve sıfâtının herbirisinde binler merâtib-i ihsan ve cemal ve binler tabakat-ı kemal ve muhabbet var. Sen yalnız Rahman is-mine bak ki, Cennet bir cilvesi ve saadet-i ebediye bir lem'ası ve dünyadaki bütün rızık ve nimet bir katresidir.
(Sözler)
"Ya İlâhena! Rabbimiz Sensin. Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden Sensin.
"Hem Sensin Halık. Çünkü biz mahlûkuz, yapılıyoruz.
"Hem Rezzak Sensin. Çünkü biz rızka muhtacız; elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve riz-kımızı veren Sensin.
"Hem Sensin Malik. Çünkü biz memlüküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek Må-likimiz Sensin.
"Hem Sen Azizsin, izzet ve azamet sahibisin. Biz zilletimize bakıyoruz; üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek Senin izzetinin aynasıyız.
"Hem Sensin Ganiyy-i Mutlak. Çünkü biz fakiriz; fakrımızın eline yetişmediği bir gına verili-yor. Demek Ganî Sensin, veren Sensin.
"Hem Sen Hayy-ı Bakisin. Çünkü biz ölüyoruz; ölmemizde ve dirilmemizde bir daimi hayat verici cilvesini görüyoruz.
"Hem Sen Bäkisin. Çünkü biz, fenå ve zevālimizde, Senin devam ve bekanı görüyoruz.
"Hem cevap veren, atiyye veren Sensin. Çünkü biz, umum mevcudat, kalî ve hali dillerimiz-le daimi bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerine geliyor, maksudlarımız ve-riliyor. Demek bize cevap veren Sensin."
(Mektůbat)
21
HALIL BULGAR
YanıtlaSilOn sekiz bin âlemin herbirinin ışığı birer ism-i İlâhî olduğunu bana kanaat verecek bir vakıa-i kalbiye-i hayaliyeyi gördüm.
(Mektûbat)
Nakkaş-ı Ezelî, şu kâinatı, kemâlâtını ve cemâlini ve hakaik-i esmâsını göstermek için öyle bir tarzda yazmıştır ki, bütün mevcudat hadsiz cihetlerle nihayetsiz kemâlâtını ve esmâ ve sıfâtırı bil-dirir, ifade eder.
(Sözler)
Herşeyi kanun ve nizamına itaat ettiren hikmet-i âmme; ve herşeyi süslendirip yüzünü gül-düren inâyet-i şâmile; ve herşeyi sevindirip memnun eden rahmet-i vâsia; ve zîhayat herşeyi bes-lendirip lezzetlendiren rızk-ı umumî-i iâşe; ve herşeyi umum eşyaya münasebettar ve müstefid ve bir derece mâlik eden hayat ve ihyâ gibi, kâinatın yüzünü güldüren, ışıklandıran bedihî hakikat-ler ve vahdânî fiiller, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzák, Hayy ve Muhyiyi bilbedâhe gösteriyorlar.
(Lem'alar)
İman-ı tahkikînin bir mertebesi de aynelyakîn derecesidir ki, pek çok mertebeleri var. Belki es-mâ-i İlâhiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur'ân gibi okuyabilecek derecesi-ne gelir.
(Emirdağ Lâhikası)
Bismillahirrab-
YanıtlaSilHALİL DÜLGÅR
Sâni-i Zülcelâl, Vâhid ve Vâcibü'l-Vücud olduğu gibi, bütün sıfât-ı kemâliye ile de muttasıf-tır. Zira âlemde ve masnuatta bulunan kemâlât tamamıyla Sâniin kemâlinden tecellî eden gölge-den muktebestir. Öyleyse, Sânide bulunan cemâl, kemâl, hüsün, umum kâinatta bulunan umum cemallerden, kemallerden, hüsünlerden gayr-ı mütenâhi derecelerle yüksektir. Zira ihsan, in'âm edenin servetinden doğar ve servetine delildir. İcad, icad edenin vücuduna delâlet eder. İcab, mû-cibin vücuduna burhandır. Verilen hüsün, verenin hüsnüne delildir.
(İşârâtü'l-İcaz)
Evet, bir Zat ki,
YanıtlaSilHALİL DÜLGÂR
Ona yıldızların icadı zerreler kadar kolay gele;
Ve en büyük şey, en küçük şey gibi kudretine musahhar ola;
Ve hiçbir şey hiçbir şeye, hiçbir fiil hiçbir fiile mâni olmaya;
Ve hadsiz efrad, bir fert gibi nazarında hazır ola;
Ve bütün sesleri birden işite;
Ve umumun hadsiz hâcâtını birden yapabile;
Ve kâinatın mevcudatındaki bütün intizamat ve mizanların şehadetiyle, hiçbir şey, hiçbir hal daire-i meşiet ve iradesinden hariç olmaya;
Ve hiçbir mekânda olmadığı halde, herbir yerde ve herbir mekânda kudretiyle, ilmiyle hazır ola;
Ve herşey Ondan nihayet derecede uzak olduğu halde, O ise herşeye nihayet derecede yakın olabilen bir Zât-ı Hayy-ı Kayyûm-u Zülcelâlin elbette hiçbir cihetle misli, nazîri, şerîki, veziri, zıd-dı, niddi olmaz ve olması muhaldir.
(Lem'alar)
mide
YanıtlaSilRISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
Allah'ın Varlığı
Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, bi liyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?
(Sözler
Basar masnuatı görüp de, basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer.
(Mesnevî-i Nûriyel
İşte, eğer aklın evhamda boğulmamışsa anlarsın ki,
bir kelime-i kudreti, mesela balarısını ekser eşyaya bir nevi küçük fihriste yapmak,
ve bir sayfada, meselā insanda şu kitab-ı kâinatın ekser meselelerini yazmak,
hem bir noktada, meselä küçücük incir çekirdeğinde koca incir ağacının programını dert etmek,
ve bir haríte, meselä kalb-i beşerde şu âlem-i kebirin safahâtında tecellî ve ihâta eden bü tün esmänın äsårını göstermek,
ve bir mercimek tanesi kadar mevki tutan kuvve-i hâfıza-i insaniyede bir kütüphane kadar yazı yazdırmak ve bütün hədisât-ı kevniyenin mufassal fihristesini o kuvvecikte derc et mek, elbette ve elbette
Halık-ı Külli Şeye has ve bu kâinatın Rabb-i Zülcelâline mahsus bir hâtemdir.
(Sözler
Herbir kelimesi bir kitabı ve herbir harfi bir satırı içerisinde tutan bir kitabın, kâtipsiz vücuda yanlarin değildir. Kainat kitabı da Nakkaş-ı Ezelinin vücub-u vücuduna bağlıdır. Sarhoş olma yanlar, ancak Nakkaş-ı Ezeliye iman etmekle kitab-ı kâinata şahit olabilirler.
Mesnevi-i Nûry
k bir lamba dahi muntazam bakılmazsa söner. Kozmoğrafyaca, küre-i arzdan bir milyon dan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan guneronski, yağsız yandıran, sun
28
YESİLLENMESİ
YanıtlaSilNesi
Klan Bismil
HALIL DULDAR
dürmeyen Hakim i Zülcelalin hikmetine, kudretine bak, "Sübhanallah" de. Güneşin müddet-i öm runde geçen dakikaların aşirâtı adedince "Mäşaallah, bårekällah, là ilahe illa Hù" söyle.
(Lem'alar)
Acaba dünya sarayını ısındıran güneş sobasına veyahut lambasına ne kadar odun ve kömür ve gazyağı lazım olduğu hesap edilsin. Hergün yanması için-kozmoğrafyanın sözüne bakılsa-bir milyon küre-i arz kadar odun yığınları ve binler denizler kadar gazyağı gerektir. Şimdi düşün Onu odunsuz, gazsız, daimi ışıklandıran Kadir-i Zülcelălin haşmetine, hikmetine, kudretine, gü neşin zerreleri adedince "Sübhanallah, mâşaallah, bårekållah" de.
(Lem'alar)
Rahim-i Zülcemalin bağıstan-ı kereminden, mucizatının salkımlarından bir tanecik hükmün de gördüğüm, iki parmak kalınlığında bir üzüm asmasına asılmış olan salkımları saydım. Yüz el-li beş çıktı. Bir salkımın danesini saydım, yüz yirmi kadar oldu. Düşündüm, dedim: Eğer bu asma çubuğu, ballı su musluğu olsa, daim su verse, şu hararete karşı o yüzer rahmetin şurup tulumba-aklarını emziren salkımlara ancak kifayet edecek. Halbuki, bazan az bir rutubet ancak eline geçer. İşte, bu işi yapan, herşeye kadir olmak lazım gelir.
(Sözler)
Acaba gözleri kör olmuş, görmüyorlar mı ki, kainat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzey-yen ve gayelerle müsmirdir ve mevcudat, zerrelerden güneşlere kadar vazifelerle muvazzaftır ve evåmir-i İlâhiyeye musahharlardır.
(Sözler)
Madem bir harf, kätibini göstermeksizin olmaz. San'atlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek ol maz. Nasıl olur ki, bir harfte koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin?
(Sözler)
Madem eşya ve san'atlıdır. Elbette bir ustaları var. Eğer herşey birinin olmazsa, o vakit herbir şey bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur. Eğer herşey birinin olsa, o zaman bütün eşya bir şey ka-dar åsån ve kolay olur.
(Sözler)
29
HALİL DÜLGAR
YanıtlaSilBir kelimeyi yazan harfini yazanın gayrısı, bir sayfayı yazan satırı yazanın gayrısı, kitabı ya-zan sayfayı yazanın gayrısı olması mümkün olmadığı gibi; karıncayı halk eden cins-i hayvanı halk edenin gayrısı, hayvanı yaratan arzı yaratanın gayrısı, arzı halk eden, Rabbü'l-Âlemînin gayrısı ol-ması muhaldir.
(Mesnevî-i Nûriye)
CLE INUR DAN SEÇİLMİS VECIZELER
YanıtlaSilAllah'ın Ezeliyet ve Ebediyyeti
Bütün kainatın mevcudatında görünen ve vesile-i muhabbet olan kemal ve hüsün ve ihsanın madsiz bir derece fevkinde bir cemal ve kemal ve ihsanın sahibi ve bütün mahbuplara bedel, bir-ek cilve-i cemåli käfi gelen bir Måbud-u Lemyezel, bir Mahbub-u Lâyezālin ezelî ve ebedî bir ha-at-ı daimesi var ki, şaibe-i zeval ve fenādan münezzeh ve avârız-ı naks ve kusurdan müberrådır.
(Mektübat)
Hayatı daimidir, ezeli ve ebedidir. Mevt ve fenā, adem ve zeval Ona ârız olamaz. Çünkü ha-yat, Ona zátidir. Zati olan, zail olamaz. Evet, ezeli olan, elbette ebedidir.
Kadim olan, elbette bäkidir. Väcibü'l-Vücud olan, elbette sermedidir.
(Mektübat)
Evet, bir hayat ki, bütün vücut, bütün envârıyla onun gölgesidir; nasıl adem ona ârız olabilir? Evet, bir hayat ki, vacib bir vücut onun lâzımı ve ünvanıdır; elbette adem ve fenå hiçbir cihet-le ona arız olamaz.
Evet, bir hayat ki, bütün hayatlar mütemadiyen onun cilvesiyle zuhura gelir ve bütün haka-ik-i sabite-i käinat ona istinad eder, onunla kaimdir. Elbette, hiçbir cihetle fenå ve zeval ona ârız olamaz
Evet, bir hayat ki, onun bir lem'a-i cilvesi, mâruz-u fenâ ve zeval olan eşya-yı kesireye bir vah det verip bekaya mazhar eder ve dağılmaktan kurtarır ve vücudunu muhafaza eder ve bir nevi be kaya mazhar eder. Yani, hayat, kesrete bir vahdet verir, ibka eder; hayat gitse dağılır, fenâya gider. Elbette, öyle hadsiz lemeât-ı hayatiye bir cilvesi olan hayat-ı vacibeye, zeval ve fena yanaşamazat
(Mektübati
FORU
YanıtlaSilSALE INUR DAN SECİLMİŞ VECİZELER
The rahmetit. Ve bu hadsiz fezayı ve boş ve hâli âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bil. hahede, rahmetr. Ve bu fani insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedi bir Zâta muhatap ve dost yapan, bilbedähe, rahmettir.
(Lem'alar)
İşte rahmet seni, ey insan, o Müstağnî-yi Alelıtlak'ın ve Sultan-ı Sermedînin huzuruna çıkanır ve Ona dost yapar ve Ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir. Fakat nasıl sen güne-se yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun; fakat güneşin ziyası, güneşin aksi-cilvesini, senin aynan vasıtasıyla senin eline verir. Öyle de, o Zât-ı Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. Fakat Onun ziya-yı rahmeti Onu bize yakın ediyor
İşte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedi, tükenmez bir hazine-i nur buluyor.
(Lem'alar)
Rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zāhirdir. Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her ta-raftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın da-ire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar, kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmete içinde bir håtem-i Rahimiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inȧ-yeti nesc ediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor.
(Lem'alar
İstidat ve ihtiyacı fıtri lisanıyla insan ne istemişse, bütün verilmiş. İnsana olan nimet-i İlâhi ye tädät ile bitmez, tükenmez. Evet, insanın madem bir sofra-i nimeti semâvat ve arz ise ve o sof-radaki nimetlerden bir kısmı şems, kamer, gece, gündüz gibi şeyler ise, elbette insana müteveccih olan nimetler had ve hesaba gelmez.
(Sözler
Butün zihayatın, hususan acizlerin ve bilhassa yavruların, bütün zeminde ve fezada ihtiyar ve Hindararının haricinde, gayet harika bir tarzda hiçten ve mütemasil çekirdeklerden ve su katrele cuklara a toprak haberiklerinden yetiştiriyor. Hatta ağacın başındaki yuvada kanatsız, zayıf kuş sahhar eder, elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna yedirir. Ve sair hayvanatın ve insanın yavrula gibi gezdirir, naikingetidak ada kanyavrusuna rina memeler musluğundan åb-ı kevser gibi hos, mugaddi, safi, halis, beyaz sütleri kırmızı
RISALE-INUR DAN SECİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilVe madem bir şeyde mertebelerin bulunması, o şeyin içinde zıddının tedahülü iledir. Mesela ziyahin kavi ve zayıf gibi mertebeleri, zulmetin müdahalesi ile; ve hararetin ziyade ve aşağı dere celeri, soğuğun karışması ile; ve kuvvetin şiddet ve noksan miktarları, mukavemetin karşılaması melminastyledir Elbette o kudret-i zåtiyede mertebeler bulunmaz. Bütün eşyayı, birtek şey gi bi icad eder.
Ve madem o kudret-i zatiyede mertebeler bulunmaz ve zaaf ve noksan olamaz. Elbette hiçbir mani onu karşılayamaz ve hiçbir icad ona ağır gelmez.
Ve madem hiçbir şey ona ağır gelmez, elbette haşr-i âzamı bir bahar kadar kolay ve bir baha-nı bir ağaç kadar suhuletli ve bir ağacı bir çiçek kadar zahmetsiz icad ettiği gibi, bir çiçeği bir ağaç kadar san'atlı, bir ağacı bir bahar kadar mucizatlı ve bir baharı bir haşir gibi cemiyetli ve harikalı halk eder ve gözümüzün önünde halk ediyor.
(Şuâlar)
Kudret-i zátiyenin bir cilvesiyle, birtek güneş, birtek aynaya ziyalı akis verdiği gibi, hadsiz ay-nalara ve parlak şeylere ve katrelere o kayıtsız kudretinin geniş faaliyetinden ziyalı ve hararetli olan aynı aksini emr-i İlahi ile kolayca verebilir. Az ve çok birdir, farkı yoktur.
(Suâlar)
Elbette hem gayr-ı mütenåhi, hem ezelî, hem ebedî, hem bütün kâinatı adem-i sırftan icad eden ve bütün ukulü hayrette bırakan, hem åsår-ı azametiyle tecellî eden kudret-i ezeliyeye nisbe ten, şüphesiz herşey müsavidir. Hiçbir şey Ona ağır gelmez.
Hem birtek kelime söylense, nihayetsiz hallākıyetin nihayetsiz vüs'atinden, o birtek kelime, burtek adamın kulağına zahmetsiz girdiği gibi, bir milyon kulakların kafalarına da izn-i Rabbânî ile zahmetsiz girer. Binlerle dinleyen ile birtek dinleyen müsâvidir, fark etmez.
Hem göz gibi birtek nur veya Cebrail gibi nuranî birtek ruhânî, tecelli-i rahmet içinde olan fa-huke kubaniyenin kemål-i vüs'atinden, birtek yere suhuletle baktığı ve gittiği birtek yerde su pok farkbulunduğu gibi, binler yerlerde de, kudret-i İlâhiye) ile suhuletle bulunur, bakar, girer; az, çok yoktur.
(Şuâlar)
Cenab- Hak öyle bir Kadir-i Mutlaktır ki, adem ve vücut, kudretine ve iradesine nisbeten iki dan geht gayet kolay bir anda ora çevirir.
(Mektûbat)
Cenab-ı Hak öyle bir Kadir-i Mutlaktır ki, adem ve vücut, kudretine ve iradesine nisbeten iki menzil gibi, gayet kolay bir surette oraya gönderir ve getirir. İsterse bir günde, isterse bir anda ora
YanıtlaSildan çevirir.
(Mektûbat)
HALIL DÜLGAR
YanıtlaSilAllah'ın Celali
Kurün-u sălifede cereyan eden åsi ve mütemerrid kavimlere gelen azaplar gösteriyor ki, insan başıboş değil, bir celal ve gayret sillesine her vakit maruzdur.
(Sözler)
Sänisi Alemin pek yüksek, celálli, izzetli bir haysiyeti vardır ki, ubudiyetle Sänii täzim etme yenlerin veya istihtaf edenlerin tediplerini, tehir ve imhal etse bile, ihmal etmez.
(Mesnevi- Nûriye)
Insan ve bazı canavarlardan başka, güneş ve ay ve arzdan tut, ta en küçük mahlüka kadar her-şey kemål-i dikkatle vazifesine çalışması, zerrece haddinden tecavüz etmemesi, bir azim heybet tahtında umumi bir itaat bulunması, büyük bir celal ve izzet sahibinin emriyle hareket ettiklerini gösteriyor.
(Sözler)
Kudret-i İlahiye, âlem-i ekberde haşmet-i rububiyetini gösteriyor. Rahmet-i Rabbaniye ise, ålem-i asgar olan insanda nimetleri tanzim ediyor. Yani, Sâniin kudreti, kibriya ve celâl noktasın-da, kainatı öyle muhteşem bir saray şeklinde icad ediyor ki, güneşi büyük bir elektrik lämbası, ka-meri kandil, ve yıldızları mumlar meyveleriyle yaldızlar, elektrikler. Ve zemin yüzünü bir sofra, bir tarla, bir bahçe, bir haliçe ve dağları birer mahzen, birer direk, birer kale, ve håkeză, bütün eş yayı büyük bir mikyasta o büyük sarayın levazımatı şekline getirerek şaşaalı bir surette haşmet-i rububiyetini gösterdiği gibi; cemal noktasında, rahmeti dahi, en küçük zihayata kadar her ziruha envå-i nimetini verir, onunla tanzim eder, baştan aşağıya kadar nimetlerle süsleyip lütuf ve kerem-le tezyin eder ve o haşmet-i celăliyeye karşı cemål-i rahmetini o küçücük lisanlarla, o büyük lisa-na karşı çıkarır.
Yani, güneş ve Arş gibi büyük cirmler haşmet lisanıyla "Yå Celil, yå Kebir, yå Azim" dedikle-ri vakit, sinek ve semek gibi o küçücük zīhayatlar dahi rahmet lisanıyla "Yå Cemîl, yâ Rahim, yå Kerim" diyerek, o musika-i kübraya lätiť nağamatlarını katıyorlar, tatlılaştırıyorlar.
(Mektübat)
43
293/No: 9 El-Ehadis
k 2024 23:08
este sen
RISALE-INUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilAllah'ın Kemâli
Umum kainattaki umum kemålât, bir Zât-ı Zülcelâlin kemâlinin âyâtıdır ve cemâlinin işârât dır. Belki, hakiki kemåline nisbeten bütün kâinattaki hüsün ve kemal ve cemal, zayıf bir gölgedir
(Sözler
Săni-i Zülcelal ve Fätır-ı Zülcemal ve Hâlık-ı Zülkemâlin bütün kemâlâtı hakikiyedir, zâtiye dir. Gayr ve måsivă Ona tesir etmez, yalnız mezâhir olabilirler.
(Sözler
Cenab-ı Hakkın bütün kemålâtı ve Esmâ-i Hüsnâsının bütün merâtipleri ve bütün faziletleri hakiki kemälät olduklarından, bizzat sevilirler; mahbûbetün lizâtihâdırlar.
(Sözler
Nihayetsiz kemålât-ı muhabbet, vâhidiyet ve ehadiyet dairesinde, Zât-ı Zülcelâlin kendi es ve mahlükatıyla hasıl olur. Demek, o daire haricinde tevehhüm olunan kemâlât, kemâlât değildin
(Sözle
kitab kebiri kainat, nasıl ki vücud ve vahdete dair âyât-ı tekviniyeyi bize ders veriyo Dyle de, o Zat Zülcelain bütün evsåf-1 kemåliye ve cemaliye ve celaliyesine de şehadet eder
kusursuz ve noksansız kemål-i Zātīsini ispat ederler. Çünkü, bedihîdir ki: • Bir eserde kemal, o eserin menşe ve mebdei olan fiilin kemâline delâlet eder.
• Fiilin kemåli ise, ismin kemâline,
ve ismin kemäli, sıfatın kemâline,
ve sıfatın kemāli, şe'n-i zâtinin kemâline,
⚫ ve şe'nin kermáli, o zât-ı zişuûnun kemåline, hadsen ve zarureten ve bedâheten
delalet eder.
Sözle
RISALE-NUR DAN SEÇILMIS VECİZELER
YanıtlaSilAllah'ın Rububiyyeti
Şu kainatta görünen mevsimlerin değişmesi gibi haşmetli icraat ve seyyârâtın tayyare-misel hareketleri gibi azametli harekât ve arzı insana beşik, güneşi halka lâmba yapmak gibi dehşetli tes hirat ve ölmüş, kurumuş küre-i arzı diriltmek, süslendirmek gibi geniş tahvilât gösteriyor ki, per de arkasında böyle muazzam bir Rububiyet var, muhteşem bir saltanatla hükmediyor.
(Sözler
Bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen, birtek zerreye rububiyetini dinletemez.
(Sözler
Ara ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele malik olmayan kimse, kainatta dåvâ-yı halk ve iddiayı icad edemez. Zira herşey herşeyle bağlıdır (Hakikat Çekirdeklen
In edna bir mahlüka rububiyet, bütün anâsırı kabza-i tasarrufunda tutana mahsustur. Ve en hot hir hayvanı tedbir ve tedvir etmek, bütün hayvânâtı, nebåtâtı, masnůâtı kabza-i rububiyetin de turbiye edene has olduğunu, kör olmayan görür.
Sözler
Sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir.
(Hakikat Çekirdeklen
Pimmin midesini tanzim eden, manzume-i şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.
(Hakikat Çekirdekleri
Zeminin yuzunde, dört yüz bin muhtelif taifeden ibaret olan bütün hayvanat ve nebatat en shuru bilmüşahede ayrı ayrı erzakları, suretleri, silahları, libasları, talimatları, terhisatla kemi mizan ve intizamla, hiçbir şey unutulmayarak, hiçbirini şaşırmayarak, bir surette ted 4
No: muz El-Ehadis
NUR'DAN SECİLMIS VECİZELER
YanıtlaSilAllah'ın İlmi
Şu käinatta görünen ef ål ile tasarruf edip icad eden Sâniin, bir muhit ilmi var. Ve o ilim, Onun ının hassa-i lazime-i zaruriyesidir; infikâki muhaldir. Nasıl ki güneşin zâtı bulunup ziyası bu mamak kabil değil; öyle de, binler derece ondan ziyade kabil değildir ki, şu muntazam mevcu ah icad eden Zâtın ilmi, ondan infikâk etsin.
Şu ilm-i muhit, o Zâta lâzım olduğu gibi, taallûk cihetiyle herşeye dahi lâzımdır. Yani, hiçbir ey Ondan gizlenmesi kabil değildir. Perdesiz, güneşe karşı zemin yüzündeki eşya, güneşi görme mesi kabil olmadığı gibi, o Alim-i Zülcelâlin nur-u ilmine karşı eşyanın gizlenmesi, bin derece da Tha gayr-ı kabildir, muhaldir. Çünkü huzur var. Yani, herşey daire-i nazarındadır ve mukabildir ve daire-i şuhudundadır ve herşeye nüfuzu var.
(Mektübal
Ya kainatın herbir nev'i, kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor-bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intaç ediyor; insan gibi bir aciz-i mutlakta c kuveli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lazım geliyor. Veyahut bu kâinatın perdesi arkasın kari Mutlakın ilmiyle bu muavenet oluyor. Demek, kâinatın envåı insanı tanıyor değil; be ki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.
(Lem'alan
Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveco hen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine lebbeyk dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin tarumasın, görmesin?
(Lem'alan
Muntazam bir saray gibi käinattan ve manzume-i şemsiyeden ve kelimeler ve seslerin nesrin de zerreleri medar-ı hayret bir intizam gösteren hava sayfasından ve üç yüz bin ayrı ayrı nevilen her baharda bir intizam-ı ekmel içinde yetiştiren zemin yüzünden tut, tå herbir zîhayatın vücu dundaki azā ve cihazat ve hüceyrat ve zerrelere kadar derin, ihatalı, şaşırmaz bir ilmin eseri olan 50
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilmizani düzgünlük ve tam intizam bulunması, gayet zahir ve kat'i bir surette, ihatalı bir ilme delå-let ve şehadet eder.
(Sualar)
Bütün mevcudatta görünen bütün hikmetler, o ilme işaret eder. Çünkü, hikmetle iş görmek, ilimle olur. Hem bütün inayetler, tezyinatlar, o ilme işaret eder. İnåyetkåråne, lütufkåråne iş gören, elbette bilir ve bilerek yapar.
(Mektübat)
Herbiri birer mizan içindeki bütün intizamlı mevcudat ve herbiri birer intizam içindeki bütün mizanlı ve ölçülü hey'ät, yine o ilm-i muhite işaret eder. Çünkü, hikmetle iş görmek, ilimle olur.
[Mektübat]
Bütün inayetler, tezyinatlar o ilme işaret eder. Ölçü ile, tartı ile san'atkåråne yapan, elbette kuvvetli bir ilme istinaden yapar.
(Mektübat)
Bütün mevcudatta görünen muntazam miktarlar, hikmet ve maslahata göre biçilmiş şekiller, bir kazanın düsturuyla ve kaderin pergeliyle tanzim edilmiş gibi meyvedar vaziyetler ve heyetler, bir ilm-i muhiti gösteriyor.
(Mektübat)
Eşyaya ayrı ayrı muntazam suretler vermek, herşeyin mesalih-i hayatiyesine ve vücuduna lå-yık mahsus bir şekil vermek, bir ilm-i muhitle olur, başka surette olamaz.
(Mektübat)
Bütün zihayata, herbirisine lâyık bir tarzda, münasip vakitte, ummadığı yerde rızıklarını ver mek, bir ilm-i muhitle olur. Çünkü rızkı gönderen, rızka muhtaç olanları bilecek, tanıyacak, vakti-ni bilecek, ihtiyacını idrak edecek; sonra rızkını layık bir tarzda verebilir.
(Mektübat)
Bütün mevcudata şamil, herbir mevcuda lâyık bir surette rahmetin taltifatı, bir rahmet-i våsia İçinde bir ilm-i muhiti gösteriyor. Çünkü, mesela, zíhayatın etfallerini sütle iaşe eden ve zeminin suya muhtaç nebåtâtına yağmurla yardım eden, elbette etfäli tanır, ihtiyaçlarını bilir ve o nebåtâtı görür ve yağmurun onlara lüzumunu derk eder, sonra gönderir. Ve håkeză, bütün hikmetli, inå-yetli rahmetinin hadsiz cilveleri, bir ilm-i muhiti gösteriyor.
(Mektübat)
HALİL DÜLGAR
YanıtlaSilZihayat âleminde daimî ve ezelî bir hayattan neş'et eden hadsiz bir muhabbetin, nihayetsiz bir merhametin cilveleri görünüyor. Ve o cilveler gösteriyor ki, kendini böyle sevdiren ve seven ve şefkat edip lütuflarda bulunan Zâtın kudsiyetine lâyık ve vücub-u vücuduna münasip o hayat-ı sermediyenin muktezası olarak, hadsiz derecede-tabirde hata olmasın-bir aşk-ı lâhûtî, bir muhab-bet-i kudsiye, bir lezzet-i mukaddese gibi şuûnât-ı kudsiye o hayat-ı akdeste var ki, o şuûnât böy-le hadsiz faaliyetle ve nihayetsiz bir hallâkıyetle kâinatı daima tazelendiriyor, çalkalandırıyor, de-ğiştiriyor.
(Lem'alar)
Muhabbet-i İlâhiyenin tecellîsinde ve o şarâb-ı muhabbetten, herkes istidadına göre mesttir. Malûmdur ki, her kalb, kendine ihsan edeni sever ve hakikî kemâle muhabbet eder ve ulvî cemâ-le meftun olur. Kendiyle beraber sevdiği ve şefkat ettiği zatlara dahi ihsan edeni daha pek çok se-ver. Acaba, herbir isminde binler ihsan defineleri bulunan ve bütün sevdiklerimizi ihsânâtıyla mes'ud eden ve binler kemâlâtın menbaı olan ve binler tabakat-ı cemâlin medarı olan bin bir es-mâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl, Mahbub-u Zülkemal ne derece aşk ve muhabbete lâ-yık olduğu ve bütün kâinat Onun muhabbetiyle mest ve sergerdan olmasının şayeste bulunduğu anlaşılmaz mı?
İşte şu sırdandır ki, Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, "Cenneti istemiyoruz. Bir lem'a-i muhabbet-i İlâhiye ebeden bize kâfidir" demişler.
(Sözler)
RISALE NUR DAN SECILMIS VECİZELER
YanıtlaSilAllah'ın Kelamı
Kilimi Ezeli, lim, kudret gibi bir sıfat-ı İlâhiye olduğu cihetle, gayr-ı mütenâhidir. Nihaye siz olan birşeye denizler mürekkep olsa, elbette bitiremez.
(Lem'alar
Kendisi, kendine layık bir kelâm-ı ezeli ile konuşuyor. Her yerde ilim ve kudretiyle hâzır v nizmın kelamı dahi hadsizdir. Ve kelâmının mânâsı Onu bildirdiği gibi, tekellümü dahi Onu sıfa byla bildiriyor.
(Şuâlan
Bütün meläikelere ve insanlara, hattå hayvanlara gelen umum ilhamlar, bir nevi kelâm-ı İla hidir. Bu kelamın kelimatı elbette gayr-ı mütenâhidir.
(Lem'alar
Şehir islamiyedeki tabirat- Nebeviye ve İlâhiye, hayattar ve sevabdar bir cilt, bir deri hük mündedir.
(Mektûbal
Kalam tinh nhayetsizdir. Bir zaten vücudunu bildiren en zahir alamet, konuşmasıdır. De eder
(Şuâlan
Cenab- Hakkan hitabatında yaptığı bu tenezzülât-ı İlâhive, insanların zihinlerini hakaikten tenfir edip kaçırtmamak için İlahi bir okşamadır.
lİşârâtü'l-ca
RISALEMUR DAN SEÇILMIS VECİZELER
YanıtlaSilCelal sahibi olan Allah her türlü kusurdan műnezzehtir. O Kadîm-i Ezelî ki, sonradan vucula gelen ve zeval bulup giden mevcudata müşabehetten påk ve berîdir.
het ati tuna mezzati cibül-Vücud ki, naziri mün Onlar bela breyta valgi ve olduğu müsavi, kendisi ise mümkinatın mahiyetleri k
olan kusurlardan påk ve beridir. Celal schön olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Zât-ı Zülcelâl ki, "Onun benzen higher gey yoktur. O herşeyi hakkıyla işiten Semi ve herşeyi hakkıyla gören Basîrdir" ve kastre hatil vehimlerin her türlü tasavvurâtından påk ve berîdir.
Celil sahibi olan Allah her türlü kusurdan műnezzehtir. O Zât-ı Zülcelâl ki, "Göklerde ve yer de en yüce sıfatlar Onundur. O kudreti herşeye galip olan Azîz ve hikmeti herşeyi kuşatan Hakim dir" ve nåkas ve båtl akidelerin her türlü tavsifatından påk ve berîdir.
Gelil sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Kadîr-i Mutlak ki, aczden ve ihti yaştan pak, beri ve müstağnidir.
Cellsahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. Onun zâtında ve sıfâtında ve ef âlin de kasundin ve olsandan pak ve beri olduğuna kâinatın kemâlâtı şahittir. Çünkü kâinatta kemal emal namna ne varsa, hadis-i sådıkla ve kat'î burhanlarla ve vâzıh delillerle sabittir ki, o ke chips, minezeh Zaten kenaline nisbetle bir zayıf gölgeden ibarettir. Zira tenvir mangat baka tili olamaz. Aynaların faniliğine ve mazharların seyyaliyetine rağ infantiline ve mazhaten meşrepleri muhteli physik remain yla da sabittir ki, kainattaki kemälät, Za Väch-Vücudun
Celal sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O ezeli, ebedî ve sermedî Zât-ı Zül-envår- kemålinin bir gölgesidir. celli, sonradan vücuda gelip teceddüd ve tekamüle täbi olan mevcudatın lazımı olan tagayyur ve tubeddüden pük ve beridir.
Celil sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Halık-1 Keyn ve Mekân ki, kesif ve kesir ve mukayyed ve mahdud olan maddi varlıkların lazımı olan tahayyüz ve tecezzîden påk ve belda
Celll sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Kadim-i Bâkî ki, hudus ve zeval-Cell sahibi olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir. O Vacibü'l-Vücud ki, doğurmak ve den pilk ve beridir
blmaktan başka varlıkların vücuduna girmek ve onlarla birleşmekten, hasr ve tahdit edil-mekten, kendisine yakışmayan ve vücub-u vücuduna münasip düşmeyen me muvafik olmayan şeylerden påk ve beridir. Oman ni ve ezeliyet ve ebediye
pek yücedir ve Ondan başka ilah yoktur.
HALIL DÜLGÅR
YanıtlaSilSlim
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşâhede ederse ilimdir.
(Mesnevi-î Nuriye)
Bizim düşmanımız cehalet, zarûret, ihtiläftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak sila-hıyla cihad edeceğiz.
(Divan-ı Harb-i Örfil
Biz Kur'an şakirdleri olan Müslümanlar, bürhana tabi oluyoruz. Akıl ve fikir ve kalbimizle ha-käik-i imaniyeye giriyoruz. Başka dinlerin efradları gibi, ruhbanları taklid edip bürharı bıraknu-yoruz. Onun için akıl ve ilim ve fennin hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı akliye istinaden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur'an hükmedecek.
(Hutbe-i Şâmiye)
Biz ehl-i haliz. Namzed-i istikbaliz. Tasvir ve tezyin-i müddea zihnimizi işbā etmiyor. Bürhan isteriz.
(Muhakemat)
İnsan, bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat iti-bariyle her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu; ma-rifetullahtır ve onun üssü'l esası da îman-ı billahtır.
(Sözler)
Şu kainattan maksad-ı âlā; tezahür-ü rubûbiyete karşı, ubudiyet-i külliye-i insaniyedir ve in-sanın gaye-i aksası, o ubûdiyete ulûm ve kemalât ile yetişmektir.
(Sözler)
69
RISALEMUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSillim arizdir, zelil etmek istemem. Hem de size göstermek isterim ki, bir kısım ehl-i ilim vardır ki, dünyaya berezil etmez ve sanat-ı ilmi, medar-ı maişet yapmaz.
(Münazarat)
Nierea ikitaziya-ya kalpile şıklanıp mezcolmazsa zulmettir, zulüm fışkırır.
(Hutbe-i Şamiye)
Vietmana yang ditandaniyatir kaina nurut fünuntur medeniyedir. İkisinin imtizacıyla haki-ateliere in tahlile libertini imeti perverzneider. İftirak ettikleri vakit; birincisinden taassup, ikincisinden hile, şüphe tevellüd eder.
(Münazarât)
İnsanın vazife-i fitriyesi tallümle tekemmüldür, dua ile ubudiyettir.
(Sözler)
lim odur ki kalpte yerleşsin. Yalnız akılda olsa insana mal olmuyor.
(Hakikat Çekirdekleri)
milme kuvvet verir.
(Muhakemåt)
lim ile cehil arasındaki hicab ne kadar latif, ne kadar kalındır.
(Mesnevi-î Nuriye)
Teşvik, irşad, nasihat ve lütuf ilmin şanındandır.
(Muhakemat
miyetin mengelilim, esası akıldır. Binäenaleyh İslamiyetin hakikati kabul ve safsatalı ev-bamu reddetmek şanındandır.
(İşârâtü'l İcaz
Dililletve fenaliklar cehaletten gelse, def etmesi kolaydır. Fakat fenden, ilimden gelse izalesi
(Emirdağ Lâhikası
muskildir.
YanıtlaSilRISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilBazen olur ki, iki adamın söyledikleri bir söz, bir kelâm mütevafit olur; birisinin cehline, öte. kisinin ilmine, maharetine delâlet eder.
Mecaz ilmin elinden cehlin eline düşse hakikate inkılâp eder, hurâfata kapı açar.
(İşarâtü'l İcaz
Hakikat ışık veren fitildir, mecaz ise ziyasını tezyid eden şişesidir.
(Muhakemat)
(Muhakemat)
Ma
kalır.
RISALE NUR DAN SECILMIS VECİZELER
YanıtlaSilKur'an-ı Hakimden alınan marifet huzur-u daimivi vermekle beraber, ne kâinatı mahkum adem eder, ne de nisyan-ı mutlakta hapseder. Belki başıbozukluktan çıkarıp Cenab-ı Hak namun stihdam eder. Her şey mir'at-ı marifet olur.
(Mektüba
.a.)
Kaivyen bilki: Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billahtır. Ve ins mjeren nail mertebesis et egeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtis
(Mektüba
Bul Hakikinin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye, bir senedir. Eğer Onun yulur da olmazsa, bir sene bir saniyedir.
(Lem'alar
Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zin dandadır, bedbahttır.
(Sualar
Hayat-s kalbi ve ruhiye medar olan marifet-i İlâhiye ve muhabbet-i Rabbaniye ve ubudiyet Sübhaniye ve marziyât-ı Rahmaniye cihetiyle, bu dünyadaki fani ömür, bâki bir ömrü tazammun ender ve ebedi ve baki ve läyemut bir ömür hükmüne geçer.
(Lem'alan
need in praleisti onun hakiki lezzetleri ancak marifetullah, muhabbetullah,ilim gibi umur-a ebediyededir.
(İşârâtü'l-İcaz
Cemal Hakkı tanıyan ve seven; nihayetsiz saadete, nimete, envara, esrara ya bilkuvve veva bilimahardir. Onu hakiki tanımayan, sevmeyen nihayetsiz sekâvete ve âlâma ve eyhama må men veya maddeten mübtelä olur.
(Mektüba
Onun marifetiyle elemler lezzetlere inkıläb eder. Evet, Onun marifeti olmazsa, ulûm evhama havilleder. Hikmetler illetve belalara tebeddül eder. Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve le iz ginahlara tahavvül eder. Evet, Onun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insa N
HALİL DÜLGÂR
YanıtlaSilna a'da ve düşman olurlar. Bekâ belâ olur. Kemâl heba olur. Ömür hevâ olur. Hayat azab olur. Akıl ikâb olur. Âmâl, âlâma inkılab eder.
(Mesnevi-î Nuriye)
Allah'ı tanımayan; her şeye, herkese nisbetine göre bir rububiyet tevehhüm eder, başına mu-sallat eder.
(Hutbe-i Şamiye)
Allah'ı tanımayanın dünya dolusu belâ başında vardır. Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve ma-nevi sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle istifade eder.
(Lem'alar)
Nasıl ki açlığın dereceleri nisbetinde ve ihtiyacın envaı miktarınca taamın lezzeti ve derecatı ve çeşitleri anlaşılır. Onun gibi, sen de nihayetsiz aczin ve fakrınla, nihayetsiz kudret ve gına-yı İlâ-hiyenin derecatını fehmetmelisin.
(Sözler)
RISALE NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilMuhabbetullah
Beşer fitraten şu kainatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzere yaratılmıştır.
(Lem'ala
Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, marifetullah içindeki muhabbetullahtır.
(Mektûba
kuh-u beşer için en hålis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, muhabbetullah içindeki lez zet-i ruhaniyedir.
(Mektûbat
Kemalāt insaniyenin en mühimi ve en büyüğü, belki bilcümle kemalât-ı insaniyenin menbal ve esasi iman-ı billah ve marifetullahtan neş'et eden muhabbetullahtır.
(Sualan
havite ve muhabbete alet olacak iki cihaz fıtratında derc olunmuştur. Âlâküllihal o mu dir. Halka muhabbet dahi belalı bir musibettir. Çünkü sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet habere left yahalla veya alikichatranda der olunmust ise elim bir beliye elmez veya senin istirhamını kabul etmez. Su halde havf elim bir belâdır. Muhabbet ise sevdiğin yey ya seni tarumaz, Allah'a ısmarladık demeyip gider -gençliğin ve malın gibi ya muhabbetin için seni tahkir eder.
(Sözler
Havf ve muhabbeti öyle birisine tevcih et ki, senin havfın lezzetli bir tezellül olsun. Muhabbe fin, zilletsiz bir saadet olsun.
(Sözler
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilEbedi bir cemål, fâni bir müştāka ve zail bir dosta razı olamaz. Çünkü cemål, kendini sevdiği için sevmesine mukabil muhabbet ister.
(Lem'alar)
Nihayetsiz muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemål sahibi olabilir.
(Sözler)
Nihayetsiz bir muhabbete lâyık ve nihayetsiz rüyete ve nihayetsiz bir iştiyaka elyak bir Zât-ı Zülcelâli ve'l-Kemålin saadet-i ebediyede rüyetine muvaffak olması ne kadar saadetaver ve ma-der-ı sürur ve hoş ve güzel bir meyve olduğunu, insan isen anlarsın.
(Sözler)
Bütün hakiki saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve såfi lezzet marifetullah ve muhabbetul-lahtadır. Onlar, onsuz olamaz.
(Mektûbat)
Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemal ve cemâl sahibine mahsustur. Ne vakit haki-ki sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun aynası olduğu cihetle ızdırapsız sevebilirsin.
(Sözler)
Rabb-ı Rahim, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da Ona hasr-ı mu-habbetle, tahsis-i taabbüdle kendini Ona sevdirir.
(Sözler)
Dost ve ahbap, eğer onlar iman ve amel-i salih sebebiyle Cenab-ı Hakkın dostları iseler, "El-hubbu fillah" sırrınca, o muhabbet dahi Hakka aittir.
(Sözler)
Ruhun tekemmülüne göre meratib-i muhabbet, meratib-i esmaya göre inkişaf eder.
(Sözler)
77
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilNasıl käinat söndürülmezse, iman-ı İslâmî de söndürülemez.
(Lem'alar)
Iman ve tevhid yolu, gayet kısa ve doğru ve müstakim ve kolaydır.
(Suâlar)
Bir Müslümanın imarı o kadar kuvvetli ve sarsılmaz hadsiz hüccetlere dayanıyor ki, inkâr da içbir özrü kalmıyor. Adeta akıl kabulde mecbur oluyor.
(Suâlar)
İman hem tasdik, hem iz'an, hem iltizam, hem teslim, hem månevî imtisaldir.
(Hutbe-i Samiye)
Hayatın gayesi ve hayatın hayatı imandır.
(Suâlar)
İman sıdktır, doğruluktur.
(Hutbe-i Şamiye)
İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder.
(Sözler)
İman, Şems-i Ezeliden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuâdır ki, vicdanın iç yüzü-nü tamamıyla ışıklandırır.
(İşârâtü'l-İcaz)
İman her şeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür.
(Şuâlar)
Kur'an ve imana ait her şey kıymetlidir, zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyük-Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden küçük değildir.
(Mektûbat)
İman mal-i umumidir. Her taifede muhtaçları ve sahipleri vardır. Tarafgirlik giremez. Yalnız kifre, zındıkaya, dalâlete karşı cephe alır.
(Emirdağ Lâhikası)
81
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilİmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi; İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz.
[Mektüba
Sükutu suud, tedenniyi terakki, cehl-i mürekkebi yakin, uykunun son perdesini intibah zane tevehhüm eden bir kısım medenileri gaflet ve evham öyle istilå eder ki, kesret içinde gark olmak la tam manasıyla tevhidi unutmuş olurlar. Onlar hakäik-ı imaniyeyi derketmekte bedevilerin be devileridir.
(Mesnevi-i Nuriyel
Sübhanallah! İman ne kadar kıymettar ve hayattardır ki; hangi şeye girse canlandırır ve bir şü lesi böyle fânî hayatı bakıyâne hayatlandırır, üstündeki fenâyı siler.
(Sualar
Deläilin zuhuru nisbetinde iman ziyadeleşir, teceddüt eder.
(İşârâtü'l-lcaz
Zerrât-ı âlem adedince iman nimetlerine hamd ü sena etmek bir borçtur.
(Lem'alar
İmanın mahiyetindeki härikulāde şehamet, izzet-i İslâmiyetin tabiatındaki âlempesent şecaat, uhuvvet-i İslâmiyenin intibahıyla her vakit mu'cizeleri gösterebilir.
(Sünühât
İman, her derdin küdsi bir dermanıdır.
(Kastamonu Lâhikası
İman insanı insan eder, belki insanı sultan eder. Küfür insanı gayet aciz bir canavar hayvan eder.
(Sözler)
Selâmet ve emniyet yalnız İslâmiyette ve imandadır.
(İman ve Küfür Müvazeneleril
y e S
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilNemrud'un sekerat vaktinde azaba ve hicaba inkılâp eden iftiharına karşı kendi mensubiyetinin şerefini irãe edip, onunkini hiçe indirebilir.
(Şualar
Mü'min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan bir manevî ömrü var dır. Ve insanın bu manevi ömrü ezelden ebede uzanan bir hayat nurundan medet ve yardım alır.
(Suālar
Ancak Onun kudretiyle, irådesiyle her müşkül hallolur ve kapalı kapılar açılır. Ve Onun zik-riyle kalpler mutmain olurlar. Binaenaleyh necat ve halâs ancak Allah'a ilticayla olur.
(Mesnevî-i Nûriye)
Meşhurdur ki, biri demiş: "Eğer bir nokta-i istinad bulsam küre-i zemini yerinden oynatırım" Bu faraziyede acip bir nokta vardır. Demek, bir küçücük insan, nokta-i istinad bulsa, küre gibi bü yük işler çevirebilir.
(Sünûhat
Ey İnsan! Senin nokta-i istinadın ancak ve ancak Allah'a olan imandır. Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdad ise ancak âhirete olan imandır. Binaenaleyh bu her iki noktadan haberi olmayan bir insanın kalbi, ruhu tevahhuş eder, vicdanı daima muazzeb olur.
(Suālar)
Cenab-ı Hakkı bulan neyi kaybeder?
Ve Onu kaybeden neyi kazanır?
Yani Onu bulan her şeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur.
(Mektübat)
Yalnız biri iste; başkaları istenmeye değmiyor.
Biri çağır, başkaları imdada gelmiyor.
Biri tāleb et; başkalar lâyık değiller.
Biri gör, başkalar her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar. .
Biri bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir Biri söyle; Ona ait olmayan sözler mâlâyani sayılabilir.
(Sözler)
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilSultan-1 Ezeliye iman ile intisap eden ve amel-i sâlih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkeza kabirden sonraki butün ålemlerin geniş hudutlarından berk ve burak süratinde geçer. Tâ saadet-i ebediyeyi bulur.
(Sözler)
Şu gördüğüm dünyayı, bütün lezāiziyle, sefahetleriyle, sefalarıyla pek ağır ve büyük yük gör-düm. Ruhu fåsid, kalbi hasta olanlardan başka, kimse o ağır yükün altına giremez. Çünkü, bütün käinatla aläkadar olmaktansa ve her şeyin minnetine girmektense ve bütün esbab ve vesaite el açıp, arz-ı ihtiyaç etmektense bir Rabb-ı Vahid, Sem'i ve Basir'e iltica etmek daha rahat ve kârlı de-ğil midir?
(Mesnevî-i Nûriye)
İnsanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. Mahiyetin değeri ise, himmeti nisbetindedir. Him-meti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.
(İşârâtü'l-İcaz)
Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî almazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarz-da İslamiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Ådeta bir gayr-i müslim birisinin İslâmiyeti ka-bul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer.
(Emirdağ Lâhikasıl
Kat'iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billähtır. Ve insani-yetin en äli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Cin ve Insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer İçin en hålis sürur ve kalb-i insan için en såfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.
Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve såfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, ni-mete, envåra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakiki tanımayan, sevmeyen, niha-yetsiz şekavete, âlâma ve evhama månen ve maddeten müptelâ olur.
Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, åciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu āvāre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bi-Çare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine ilti-caeder, kudretine istinad eder. O vahşetgah dünya, bir tenezzühgāha döner ve bir ticaretgah olur.
(Mektûbat)
85
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilInsanın Vazifesi
İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Halik-ı Kâinatı tanımak ve Ona iman edip, ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve fariza-i zimmeti, marifetullah ve iman-ı billah-tır ve iz'an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.
(Suâlar)
İnsan ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin süretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zabtedilir.
(Sözler)
İnsanlar, Sultan-ı Ezelinin kudretiyle, yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarı lan mahlûklardır. Sultan-ı Ezeli bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimizde, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re'sül-malımız olan istidatlarımızı nemalan-dırmaktır.
(İşârâtü'l-İcaz)
Programımız budur ki: Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levazımatı tedarik etmekle mükel-leftir.
(Sözler)
İnsan Saltanat-ı Rububiyetin mehasinine nâzır ve Esma-i Kudsiyenin cilvelerine dellal ve ka-lem-i kudretle yazılan mektubat-ı İlahiyeyi mütalaa ile mütefekkir olduğu cihetle eşref-i mahlukat ve halife-i arz olmuştur.
(Mesnevi-i Nuriyel
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilEğer insan enaniyetine istinad edip hayat-ı dünyeviyeyi gâye-i hayal ederek derd-i maişet içinde muvakkat bazı lezzetler için çalışsa, gayet dar bir daire içinde boğulur gider. Ona verilen bütün ciházat ve âlât ve letäif ondan şikâyet ederek haşirde onun aleyhinde şehadet edeceklerdir. Ve davacı olacaklardır. Eğer kendini misafir bilse, misafir olduğu Zât-ı Kerimin izni dairesinde ser-maye-i ömrünü sarfetse, öyle geniş bir daire içinde uzun bir hayat-ı ebediye için güzel çalışır ve teneffüs edip istirahat eder. Sonra âlâ-yı illiyyîne kadar gidebilir.
(Sözler)
Ebedi tesiri ve azîm ehemmiyeti bulunan, emanet-i kübra hamelesi ve arzın halifesi olan in-sanların ef al, ve âsår ve akvalleri ve hasenat ve seyyiatları, kemal-i dikkat ile muhafaza edilir ve muhasebesi görülecek.
Âyā bu insan zanneder mi ki başıboş kalacak? Haşa! Belki insan ebede meb'ustur, saadet-i ebediyeye ve şekâvet-i daimeye namzettir. Küçük büyük, az çok her amelinden muhasebe göre cek. Ya taltif ya tokat yiyecek.
(Lem'alar)
Arslan gibi hayvanların diş ve pençelerine bakılırsa, iftiras ve parçalamak için yaratılmış ol-duğu anlaşılır. Ve kavunun meselä letāfetine dikkat edilirse, yemek için yaratılmış olduğu hissedi-lir. Kezalik, insanın da istidadına bakılırsa, vazife-i fıtriyesinin ubudiyet olduğu anlaşıldığı gibi, ruhani ulviyetine ve ebediyete olan derece-i iştiyakına dikkat edilirse, en evvel bu insan daha lâ-tif bir ålemde rühen yaratılmış da techizat almak üzere muvakkaten bu âleme gönderilmiş oldu-ğu anlaşılır.
(Mesnevî-i Nuriye)
Sırr-ı vahdet ile insan, bütün mahlukat içinde büyük bir kemål sahibi ve kâinatın en kıymet-tar meyvesi ve mahlukatın en nazenini ve en mükemmeli ve zîhayatın en bahtiyarı ve en mes'udu ve Halik-ı âlemin muhatabı ve dostu olabilir.
(Suâlar)
Sen çendan, nefsin ve sûretin itibariyle hiç hükmündesin. Fakat vazife ve mertebe noktasında, sen şu haşmetli kainatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belâğatlı bir lisan-ı nâtıkı ve kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalaacısı ve şu tesbih eden mahlükatın hayretli bir nâzırı ve şu badet eden masnuatın hürmetli bir ustabaşısı hükmündesin.
(Sözler)
87
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilInsan, Saniin muhatab-ı hassıdır.
(Mesnevî-i Nûriyel
Her şey sağır adam gibi sadece kendi sözünü işitir. İnsan ise bütün mevcudatın lisanlarıyla te-kellüm ettikleri Esma-i Hünsanın delillerini fehmeder.
[Mesnevî-i Nûriyel
Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur.
(Suālar)
Zamanın geçti; kabirden başka mekânın var mı? Biçare! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihayetsizdir, ecelin yakındır. Evet, böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan håli bir insanın ne olacak hali? Hazain-i rahmet sahibi Halık-ı Rahmanü'r-Rahime, böyle bir aczle itimad etmek lazımdır. Odur herkese nokta-i istinad. Odur her zaife cihet-i istimdat.
(Mesnevî-i Nûriye)
Şu esåsata dikkat lâzımdır:
1. Allah'a abd olana herşey musahhardır. Olmayana herşey düşmandır.
2. Herşey kaderle takdir edilmiştir. Kısmetine râzı ol ki, rahat edesin.
3. Mülk Allah'ındır; sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza ede-cek. Sende kalırsa, meccânen zâil olur, gider.
4. Devam olmayan birşeyde lezzet yoktur. Sen zäilsin. Dünya da zäildir. Halkın dünyası da zā-ildir. Kainatın şu şekl-i hâzırı da zaildir. Bunlar saniye ve dakika ve saat ve gün gibi birbirini taki-ben zevale gidiyorlar.
5. Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.
(Mesnevî-i Nûriye)
89
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilİnsanın Paradılışı
İnsan ahsen-i takvimde yaratıldığı ve ona gayet câmi bir istidat verildiği; esfel-i safilinden tå ālā-yı illiyyîne, ferşten tå arşa, zerreden tå şemse kadar dizilmiş olan makamâta, meratibe, dere câta, derekâta girebilir ve düşebilir bir meydan-ı imtihana atılmış; nihayetsiz sukut ve suuda gi-den iki yol onun önünde açılmış bir mu'cize-i Kudret, ve netice-i hilkat ve acûbe-i san'at olarak, şu dünyaya gönderilmiştir.
(Sözler)
İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.
(Mesnevî-i Nûriyel
İnsan bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak acip ve latif bir mizac ile yaratılmıştır. O mizac yüzünden insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir.
(İşârâtü'l-İcaz)
Bu kainatta en müntehap netice ve Hälikın nazarında en ehemmiyetli mahluk beşerdir.
(Hutbe-i Şamiyel
Cenab-ı Hak, insan nev'ini, binler nevileri sümbül verecek, hayvanatın sair binler nevileri ka-dar tabakat gösterecek bir fitratta yaratmıştır. Sair hayvanat gibi kuvalarına, lätifelerine, duygula-rına had konulmamış; serbest bırakılıp hadsiz makamatta gezecek istidat verdiğinden, bir nevi iken binler nevi hükmüne geçtiği içindir ki, arzın halifesi ve kainatın neticesi ve zihayatın sultanı hükmüne geçmiştir.
(Lem'alar)
HALİL DÜLGA
YanıtlaSilMadem insan mahiyetinin câmiiyeti itibariyle, sıtmadan müteellim olduğu gibi arzın zezel ve ihtizazından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrasından mütellim oluyor. Ve nas ki, hurdebini bir mikroptan korkar, ecram-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi kor kar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever öyle de, hadsiz ebedi Cenneti dahi müştakane sever. Elbette böyle bir insanın Ma'budu, Rabbi melcei, halaskârı, maksudu öyle bir Zât olabilir ki, umum kâinat Onun kabza-i tasarrufunda, zer-rat ve seyyarat dahi taht-1 emrindedir.
(Lem'alar)
Arzın tefrişine sebep, yani vesile insandır. Bu misafirhanedeki ziyafet onun namına verildi.
(İşârâtü'l-İcaz)
Fitraten daimî bir hayat ve ebedi yaşamak isteyen ve hadsiz emelleri ve nihayetsiz elemleri bulunan biçare insana, elbette o hayat-ı ebediyenin üssü'l-esası ve anahtarı olan iman-ı billâh ve marifetullah ve vesilelerinden başka olan şeyler ve kemâlâtlar o insana nisbeten aşağıdır. Belki ço-ğunun kıymetleri yoktur.
(Şuâlar)
Bir gözsüz akrep ve ayaksız bir yılan gibi haşerâta mağlup olan insana, bir küçük kurttan ipe-ģi giydiren ve zehirli bir böcekten balı yediren; onun iktidarı değil, belki onun za'fının semeresi olan teshir-i Rabbanî ve ikrâm-ı Rahmanîdir.
(Sözler)
Bütün dünya dest-i itaat ve teshirine verilen insanın, elbette Halikının yanında büyük bir mevkii vardır.
(İşârâtü'l-İcaz)
İnsan bir çekirdeğe benzer. Nasıl ki, o çekirdeğe kudretten manevi ve ehemmiyetli cihazât ve kaderden ince ve kıymetli program verilmiş. Tā ki, toprak altında çalışıp, tå o dar âlemden çıkıp, geniş olan hava ålemine girip, Halikından istidat lisanıyla bir ağaç olmasını isteyip, kendine lâyık bir kemål bulsun.
(Sözler)
İnsan kainatın ekser envaina muhtaç ve alâkadardır. İhtiyacâtı, âlemin her tarafına dağılmış, arzuları ebede kadar uzanmış. Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu et-
91
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilHer hakiki hasenat gibi, cesaretin dahi menbai imandır, ubûdiyettir. Her seyyiat gibi cebåne-tin dahi menbal hasanett gibi, et, tam münevverü'l-kalb bir åbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ih-timaldir ki, onu korkutmaz. Belki, harika bir kudret-i Samedâniyeyi lezzetli bir hayretle seyrede cek. Fakat, meşhur bir münevverü'l-akıl denilen kalbsiz bir fâsık filozof ise, gökte bir kuyrukluyıl. dızı görse, yerde titrer, "Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?" der, evhâma düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terk ettiler.)
(Sözler)
RISALE-I NUR DAN SECİLMİŞ VECIZELER
YanıtlaSilyor. Demek, ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlü.
(Sözler)
Şu dår-ı dünya, beşerin ruhunda mündemiç olan hədsiz istidatların sünbüllenmesine müsait değildir. Demek başka äleme gönderilecektir. Evet, insanın cevheri büyüktür, öyleyse ebede nam-zettir. Mahiyeti aliyedir. Öyleyse cinayeti dahi azimdir, sair mevcudata benzemez. İntizamı da mü-himdir. İntizamsız olamaz, mühmel kalamaz, abes edilmez, fenâ-yı mutlakla mahkûm olamaz, adem-i sırfa kaçamaz. Ona, Cehennem ağzını açmış, bekliyor. Cennet ise, âguş-u nazdārānesini aç mış, gözlüyor.
(Sözler)
Dünyada bundan daha doğru bir haber, daha sağlam bir dāvā, daha zahir bir hakikat olamaz. Demek, şüphesiz dünya bir mezraadır. Mahşer ise bir beyderdir, harmandır. Cennet, Cehennem ise birer mahzendir.
(Sözler)
102
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilHaşrin-Leniden Dirilişin İsbatı
Haşre mâni hiçbir şey yoktur. Muktazi ise, herşeydir.
(Sözler)
Bu kainatın Såni-i Hakîminin bütün esmåsı bu dünyada gösterdikleri cilveleriyle bir âlem-i bekayı bilbedähe iktiza ettiklerinden, yine âhiretin vücuduna delaletiyle; ve her sene, baharda, rú-yizeminde ayakta duran had ve hesaba gelmez ölmüş ağaçların cenazelerini emr-i kün feyekûn ile ih-yå edip ba'sü ba'delmevte mazhar eden ve haşir ve neşrin yüz binler nümunesi olarak nebåtat taife-lerinden ve hayvånat milletlerinden üç yüz bin nevileri haşir ve neşreden hadsiz bir kudret-i ezeliye ve hesapsız ve israfsız bir hikmet-i ebediye ve rızka muhtaç bütün zîruhları kemål-i şefkatle gayet harika bir tarzda iaşe ettiren ve her baharda az bir zamanda had ve hesaba gelmez envå-ı ziynet ve mehäsini gösteren bir rahmet-i bâkiye ve bir inåyet-i daimenin bilbedähe âhiretin vücudunu istilzam le ve şu kainatın en mükemmel meyvesi ve Hâlık-ı Käinatın en sevdiği masnuu ve kainatın mevcu-datıyla en ziyade alákadar olan insandaki şedit, sarsılmaz, daimi olan aşk-ı beka ve şevk-i ebediyet ve åmål-i sermediyet, bilbedâhe işaret ve delâletiyle, bu âlem-i fåniden sonra bir âlem-i bâki ve bir dårs åhiret ve bir dar-ı saadet bulunduğunu o derece kat'î bir surette ispat ederler ki, dünyanın vü-nadu kadar, bilbedâhe âhiretin vücudunu kabul etmeyi istilzam ederler.
(Lem'alar)
Haşrin merâtibi var. Bir kısmına iman farzdır, marifeti lâzımdır. Diğer kısmı, terakkiyât-ı ru-hiye ve fikriyenin derecâtına göre görünür ve ilim ve marifeti lâzım olur. Kur'ân-ı Hakim, en ba-sit ve kolay olan mertebeyi kat'i ve kuvvetli ispat için, en geniş ve en büyük bir daire-i haşri aça-ak bir kudreti gösteriyor.
İşte, umuma iman lâzım olan haşrin mertebesi şudur ki: İnsanlar öldükten sonra ruhları baş-la makamlara gider. Cesetleri çürüyor, fakat insanın cesedinden bir çekirdek, bir tohum hükmün-de olacak "acbűzzeneb tabir edilen küçük bir cüzü baki kalıp, Cenâb-ı Hak onun üstünde cesed-asaniyi haşirde halk eder, onun ruhunu ona gönderir. İşte bu mertebe o kadar kolaydır ki, her biharda milyonlarla misali görülüyor.
(Sözler)
103
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilHaşr-i baharide görüyoruz ki, beş altı gün zarfında, küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan, ur vüz binden ziyade envâı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihya edip iade ediyor. Başkalarını ayniyet derecesinde bir misliyet suretinde icad aliyor. Halbuki, maddeten farkları pek az olan tohumcuklar, o kadar karışmışken, kemål-i imti-yaz ve teşhis ile, o kadar sürat ve vüs'at ve suhulet içinde, kemål-i intizam ve mizan ile, altı gün veya altı hafta zarfında ihyå ediliyor.
Hiç kabil midir ki, bu işleri yapan Zâta birşey ağır gelebilsin, semavat ve arzı altı günde halk edemesin, insanı bir sayha ile haşredemesin? Hâşā!
(Sözler)
Acaba, muciznümå bir kātip bulunsa, hurufları ya bozulmuş veya mahvolmuş üç yüz bin ki-tabı tek bir sayfada, karıştırmaksızın, galatsız, sehivsiz, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir surette, bir saatte yazarsa; birisi sana dese, "Şu kātip, kendi telif ettiği, senin suya düşmüş olan ki-tabını yeniden, bir dakika zarfında hafızasından yazacak"; sen diyebilir misin ki, "Yapamaz ve inanmam"?
Veyahut bir sultan-ı mucizekâr, kendi iktidarını göstermek için veya ibret ve tenezzüh için, bir işaretle dağları kaldırır, memleketleri tebdil eder, denizi karaya çevirdiğini gördüğün halde, sonra görsen ki, büyük bir taş dereye yuvarlanmış, o zatın kendi ziyafetine davet ettiği misafirlerin yo-lunu kesmiş, geçemiyorlar. Biri sana dese, "O zat, bir işaretle, o taşı, ne kadar büyük olursa olsun, kaldıracak veya dağıtacak; misafirlerini yolda bırakmayacak." Sen desen ki, "Kaldırmaz veya kal-dıramaz."
Veyahut, bir zat, bir günde yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde, biri dese, "O zat, bir boru sesiyle, efradı istirahat için dağılmış olan taburları toplar; taburlar nizamı altına girerler." Sen desen ki, "İnanmam"; ne kadar divanece hareket ettiğini anlarsın.
İşte, şu üç temsili fehmettinse, bak: Nakkaş-ı Ezeli, gözümüzün önünde kışın beyaz sayfasını çevirip, bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp, rû-yi arzın sayfasında üç yüz binden ziyade envåı, kud-et ve kader kalemiyle ahsen-i suret üzere yazar. Birbiri içinde, birbirine karışmaz. Beraber yazar; birbirine mani olmaz. Teşkilce, suretçe birbirinden ayrı, hiç şaşırtmaz, yanlış yazmaz.
Evet, en büyük bir ağacın ruh programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdekte derc edip muhafaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafiz, vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder, denilir mi? Ve kirei arzı bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr, âhirete giden misafirlerinin yolunda nasıl bu ar a kaldıracak veya dağıtacak, denilir mi? Hem, hiçten, yeniden bütün zīhayatın ordularını, bütün setlerinin taburlarında kemål-i intizamla zerrâtı emr-i kün feyekün ile kaydedip yerleştiren, ordu-disin kemål-i intizamlesedin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışan zerrât-ı asiye ve eczâ-yı asliyesini bir sayha ile nasıl toplayabilir, denilir mi?
(Sözler)
105
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilunan bu insanlar, elbette ve elbette ve herhalde ve hiçbir şüphe getirmez ki, bu yirmi hakikatın müyle, insanlar için bir haşir ve neşir olacak ve Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükafatını kusuratının mücazatını çekecek ve Hafiz ismiyle cüz'i-külli kayd altına alınan her amelinden hasebe ve sorguya çekilecek ve dår-ı bekada saadet-i ebediye ziyafetgālının ve şekavet-i daime apishanesinin kapıları açılacak ve bu alemde çok taifelere kumandanlık yapan ve karışan ve ba-an karıştıran bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere aip saklanmayacaktır.
Yoksa, sineğin sesini işitip hakk-ı hayatını vermekle fiilen cevap verdiği halde, gök gürültüsü Juvvetinde bekaya ait hadsiz hukuk-u insaniyenin, mezkůr yirmi hakikatler lisanlarıyla edilen ve Arşı ve ferşi çınlatan dualarını işitmemek ve o hadsiz hukuku zayi etmek ve sinek kanadının inti-zamı şehadetiyle sinek kanadı kadar israf etmeyen bir hikmet, bütün o hakikatlerin bağlandıkları insani istidadatı ve ebede uzanan emelleri ve arzuları ve o istidat ve arzuları besleyen kainatın pek çok rabıtalarını ve hakikatlerini bütün bütün israf etmek öyle bir haksızlıktır ve imkân haricinde vezălimăne bir çirkinliktir ki, Hak ve Hafiz ve Hakim ve Cemil ve Rahim isimlerine şehadet eden bü-tin mevcudât onu reddeder, "Yüz derece muhal ve bin vecihle mümtenidir" derler.
(Sözler)
İnsanın fıtrat-ı zîşuuru olan vicdanı, saadet-i ebediyeye bakar, gösterir. Evet, kim kendi uya-nok vicdanını dinlerse, "Ebed, ebed!" sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, o ebed için mahlüktur.
(Sözler)
Şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar måkul ve lâzım ve kať'i ise haşrin sabahı da, berzahın baharı da o kat'iyyettedir.
(Sözler)
Ey haşir ve neşri inkâr eden kafasız! Ömründe kaç defa cismini tebdil ediyorsun? Sabah ve ak-elbiseni değiştirdiğin gibi her sene de bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdid ediyorsun, haberin var mıdır? Belki her senede, her günde cisminden bir kısım şeyler ölür, yerine emsali ge-le Bunu hiç düşünemiyorsun. Çünkü kafan boştur. Eğer düşünebilseydin, her vakit ålemde bin-me nümuneleri vukua gelen haşir ve neşri inkâr etmezdin. Doktora git, kafarı tedavi ettir.
(Mesnevî-i Nuriye)
Haşrin gelmesini gelecek baharın gelmesi gibi kaťî bir sürette anlamak istersen, haşre dair Onuncu Söz ile Yirmi Dokuzuncu Söze dikkatle bak, gör. Eğer baharın gelmesi gibi inanmazsan, a partnağını gözüme sok!
(Şuâlar)
RISALE I NUR DAN SECİLMİS VECIZELER
YanıtlaSilEsma-i İlahiye ve Haşir
Şu ålem bütün mevcudatıyla Sáni-i Zülcelâline kat'i delalet eder. Såni-i Zülcelâlin de sıfat ve esmå-i kudsiyesi, dar-ı âhirete delalet eder ve gösterir ve ister.
(Sözler)
Evet, madem hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükafatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın. Elbette rububiyet-i mutlaka mertebesinde bir saltanat-ı sermediyenin, o sal-tanata iman ile intisap ve täat ile fermanlarına teslim olanlara mükafatı ve o izzetli saltanatı küfür ve isyanla inkâr edenlere de mücazatı; o rahmet ve cemâle, o izzet ve celâle lâyık bir tarzda olacak diye Rabbül-Ålemin ve Sultanü'd-Deyyan isimleri cevap veriyorlar.
(Şuālar)
Fitratta israf ve hilkatte abesiyet olmadığına delil, Sani-i Zülcelalin, herşeyin hilkatinde en kı-sa yolu ve en yakın ciheti ve en hafif sureti ve en güzel keyfiyeti ihtiyar ve intihap etmesidir ve ba-zan birşeyi yüz vazifeyle tavzif etmesidir ve bir ince şeye bin meyve ve gayeleri takmasıdır. Ma-dem israf yok ve abesiyet olmaz.
Elbette saadet-i ebediye olacaktır. Çünkü, dönmemek üzere adem, herşeyi abes eder, herşey
israf olur.
(Sözler)
Evet, mahşer-i acaip olan şu koca arzı, adi bir hayvan gibi imâte ve ihyâ eden ve beşer ve hay-vana hoş bir beşik, güzel bir gemi yapan ve güneşi onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırı-a bir lamba eden, seyyåråtı meleklerine tayyare yapan bir Zătın, bu derece muhteşem ve sermedi Rububiyeti ve bu derece muazzam ve muhit hakimiyeti, elbette, yalnız böyle geçici, devamsız, bi-karar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekasız, nåkıs, tekemmülsüz umûr-u dünya üzerinde kurulmaz ve durmaz. Demek, Ona şayeste, daimi, berkarar, zevalsiz, muhteşem bir diyar-ı âhar var, başka bäki bir memleketi vardır.
(Sözler)
RISALE-I NUR DAN SECİLMİŞ VECIZELER
YanıtlaSilAhirete İmanın Faideleri
Nev-i beşerin hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağ-latıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler. Ve gayet zayıf ve nazik vücutlarında bir kuvve-i måneviye bulabilirler. Ve herşeyden çabuk ağlayan gayet mukavemetsiz mizac-ı ruhların-da, o Cenneti ile bir ümit bulup mesruråne yaşayabilirler.
(Sualar
Nev-i insanın nısfı olan ihtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile yakınlarında bulunan kabre kar-şı tahammül edebilirler. Ve çok alâkadar oldukları hayatlarının yakında sönmesine ve güzel dün yalarının kapanmasına mukabil bir teselli bulabilirler. Ve çocuk hükmüne geçen seriü't-teessür ruhlarında ve mizaçlarında mevt ve zevalden çıkan elim ve dehşetli meyusiyete karşı, ancak ha-yat-ı bakiye ümidiyle mukabele edebilirler.
(Suālar)
İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin en kuvvetli medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i gale-yanda olan hissiyatlarını ve ifratkär bulunan nefis ve hevålarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden, yalnız Cehennem fik-ridir.
(Suâlarl
Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevi saadet için bir cennet, bir melce bir tahassungåh ise, aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimî ve ciddî ve vefadarâne hür met ve hakiki ve şefkatli ve fedakârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimî mer-hamet ise, ebedi bir arkadaşlık ve daimi bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zaman-da ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşåne, arkadaşane munasebetle rin bulunmak fikriyle ve akidesiyle olabilir.
(Suâlar)
Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlās, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlā-sevab-ı uhrevi yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgåmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zahiri āsayiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet månåları hükme-der, o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kaviler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar.
YanıtlaSilBuna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir milli ailenin hanesidir. Eğer iman-äluret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimi hürmet ve ciddi merhamet ve rüşvetsiz mu-habbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret ve riyāsız ihsan ve fazilet ve enaniyetsiz büyük-lik ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar.
Çocuklara der: "Cennet var, haylazlığı bırak." Kur'ân dersiyle temkin verir.
Gençlere der: "Cehennem var, sarhoşluğu bırak. Aklı başlarına getirir.
Zalime der: "Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin." Adalete başını eğdirir.
Ihtiyarlara der: "Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî bir uhrevî sa-adet ve taze, bāki bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmaya çalış." Ağlamasını gülmeye çevi-
Bunlara kıyasen, cüz'î ve külli herbir taifede hüsn-ü tesirini gösterir, ışıklandırır. Nev-i beşe-rin hayat-ı içtimaiyesiyle alākadar olan içtimaiyyun ve ahlâkıyyünların kulakları çınlasın!
(Suâlar)
Eğer bu hakikat-ı haşriyenin neticeleri insaniyetten çıksa, o çok ehemmiyetli ve yüksek ve ha-yattar olan insaniyet mahiyeti, murdar ve mikrop yuvası bir leş hükmüne sukut edeceğini isbat eder.
Beşerin idare ve ahlâk ve içtimaiyatı ile çok aläkadar olan içtimaiyyun ve siyasiyyun ve ahlâ-kiyyunun kulakları çınlasın! Gelsinler, bu boşluğu neyle doldurabilirler? Ve bu derin yaraları ney-le tedavi edebilirler?
(Suâlar)
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilHer insan kıymetli bir sözünü ve fiilini bâkileştirmek için iştiyakla kitabet ve şiir, hattå sine-ma ile hıfzına çalışır. Hususan, o fiillerin Cennette bâki meyveleri bulunsa, daha ziyade merak eder. Kirâmen Kâtibin insanın omuzlarında durup onları ebedî manzaralarda göstermek ve sahip-lerine daimî mükafat kazandırmak, o kadar bana şirin geldi ki, tarif edemem.
(Şuâlar)
Saltanat-ı rubûbiyetin her tarafta, serâda, Süreyya'da, zeminin temelinde, dışında hakîmâne ve haşmetkârâne icraatını onlar temsil edebilirler.
(Şuâlar)
Melekler havada gezdikleri gibi toprakta ve taşta ve yerin merkezinde de gezerler.
(Şuâlar)
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilKur'an-ı Mu'cizül Beyan
Elde Kur'ân gibi bir mucize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zaid görünür. Elde Kur'ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?
(Sözler
Kur'an-ı Hakim, ehl-i şuura imamdır, cin ve inse mürşiddir, ehl-i kemåle rehberdir, ehl-i hak kate muallimdir.
(Mektüba
Kur'an, İsm-i Āzamdan ve her ismin âzamlık mertebesinden gelmiş. Hem bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın kelämıdır. Hem bütün mevcudatın ilâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdı Hem semavat ve arzın Häıkı haysiyetiyle bir hitaptır. Hem Rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mi kälemedir. Hem saltanat-ı âmme-i Sübhäniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir. Hem rahmet-i våsia-i muhita noktasında bir defter-i iltifatât-ı Rahmaniyedir. Hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti hays yetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır. Hem İsm-i Azamın muhitin den nüzul ile Arş-ı Azamın bütün muhâtına bakan, teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddes tir. İşte bu sırdandır ki, "Kelâmullah" ünvanı kemâl-i liyakatle Kur'ân'a verilmiş.
(Sözler
Kur'ân-ı Hakim, şu Kur'ân-ı Azim-i Käinatınen äli bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanı-dır. Evet, o Furkandır ki, şu kainatın sayfalarında ve zamanların yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekviniyeyi cin ve inse ders verir.
Sözler
Kur'ân,
şu kitab-ı kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi,
ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-1 ebedisi,
HALİL DÜLGAR
YanıtlaSil⚫ ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,
⚫ ve zeminde ve gökte gizli esmā-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşafı,
ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikin miftalı,
ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı,
⚫ ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan älem-i gayb cihetinden gelen iltifatât-ı ebedi-ye-i Rahmaniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhāniyenin hazinesi,
ve şu İslâmiyet âlem-i mânevisinin güneşi, temeli, hendesesi,
ve avälim-i uhreviyenin mukaddes haritası,
ve Zât ve sıfât ve esmā ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şärihi, tefsir-i vâzılı, burhan-ı katı, ter-
cüman-ı satu,
⚫ ve şu âlem-i insaniyetin mürebbisi,
ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetin mâ ve ziyası,
ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,
ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,
ve insana hem bir kitab-ı şeriat,
hem bir kitab-ı dua,
hem bir kitab-ı hikmet,
hem bir kitab-ı ubudiyet,
hem bir kitab-1 emir ve davet,
hem bir kitab-ı zikir,
⚫hem bir kitab-ı fikir,
⚫ hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cămi bir kitab-ı mukaddestir.
• Hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefâ ve muhakkıkinin muhtelif meşreplerine ve ayrı ay-n mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına layık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesle-gin mesåkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hük-münde bir kitab-ı semåvîdir.
(Sözler)
Kur'ân,
asırları muhtelif bütün enbiyanın kütüplerini ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risa-ilerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmâlen tazammun eden,
ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ve şübehâtın zulümâtından musaffä,
ve nokta-i istinadı, bilyakîn, vahy-i semâvî ve kelâm-ı ezeli,
ve hedefi ve gayesi, bilmüşahede, saadet-i ebediye,
121
RISALE-NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilHazreti Muhammed (a.s.m)
Evet sabıkan bahsi geçmis: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi; "Vema ra-meyte iz rameyte sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hük-münde onları inhizama sevketmesi; "Ven şakke'l kamer" nassı ile aynı avucunun parmağıy-la Kamer'i iki parça etmesi; ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir or-duya içirmesi; ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mu cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir. Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'da-ya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas et-se derman olur. Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile dönduğü vakit, ab-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zatın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-i Käinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile bi-at edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..
O, bütün resullerin seyyididir, bütün enbiyanın imamıdır, bütün asfiyanın serveridir, bütün mukarrebînin akrebidir, bütün mahlükatın ekmelidir, bütün mürşidlerin sultanıdır.
(Sözler
Nasıl kainat insanı için yaratılmış ve kâinattan maksud ve müntehap insandır. Öyle de, insan-dan dahi en büyük maksud ve en kıymettar müntehap ve en parlak ayine-i Ehad ve Samed, elbet-te Ahmed-i Muhammeddir.
(Lem'alar
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilKainat bir şeceredir. Anasır onun dallarıdır. Nebatat yapraklarıdır. Hayvanat onun çiçekleri-dir. İnsanlar onun semereleridir. Bu semerelerden en ziyadar, nurlu, ahsen, ekrem, eşref, eltaf Sey-yidü'l-Enbiya ve'l-Mürselin, İmâmü'l-Müttakin, Habibi Rabbu'l-Ålemîn Hazret-i Muhammed'dir.
(Mesnevî-i Nûriyel
İnsanlardan bir çekirdek var ki, Cenab-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbat etmiştir. O çe-kirdek de ancak ve ancak bütün ehl-i kemälin ve belki nev-i beşerin rusfının ittifakıyla efdalü'l-halk, seyyidü'l-enâm Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselämdır.
(Mesnevi- Nûriyel
Hem o melek, cin ve beşerin seyyidi olan zat, şu kainat ağacının en münevver ve mükemmel meyvesi ve rahmet-i İlahiyenin timsali ve muhabbet-i Rabbaniyenin misali ve Hakkın en münev-ver burharı ve hakikatin en parlak siracı ve tılsım-ı kâinatın miftahı ve muammâ-yı hilkatin keş-şafı ve hikmet-i âlemin şärihi ve saltanat-ı İlâhiyenin dellälı ve mehäsin-i san'at-ı Rabbaniyenin vassåfi; ve câmiiyet-i istidat cihetiyle, o zat mevcudattaki kemålåtın en mükemmel enmuzecidir. Öyleyse, o zâtın şu evsafı ve şahsiyet-i mâneviyesi işaret eder, belki gösterir ki, o zat kainatın illet-gaiyesidir. Yani, "O zâta şu kainatın Halıkı bakmış, kainatı halk etmiştir. Eğer onu icad etmesey-di, kainatı dahi icad etmezdi" denilebilir.
[Mektübat]
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtemü'l-Enbiyadır ve umum nev-i beşer namına mu-hatab-ı İlähidir. Elbette, nev-i beşer onun caddesi haricinde gidemez; ve bayrağı altında bulunmak zaruridir.
(Mektůbat)
Her şey nur-u Ahmedi ile alâkadardır.
(Sözler)
Bu abdin, bütün kâinata taallük eden bir emanet beraberindedir. Hem şu kâinatın rengini de-iştirecek bir nur beraberdir
(Sözler)
Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrap, Medine bir minber; o burhan-ı bahir olan Peygambe Timiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya re-bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzākiri; bütün
127
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilHerbir nevi mevcudatın, hattā yıldızların da bir serzakiri ve nurefşan bir bülbülü var. Fakat bütün bülbüllerin en efdali ve en eşrefi ve en münevveri ve en bähiri ve en azîmi ve en kerîmi ve sesçe en yüksek ve vasıfça en parlak ve zikirce en etem ve şükürce en eam ve mahiyetçe en ekmel ve suretçe en ecmel, käinat bostanında, arz ve semāvātın bütün mevcudatını latif seceâtıyla, leziz nağamâtıyla, ulvi tesbihatiyle vecde ve cezbeye getiren, nev-i beşerin andelib-i zîşânı ve beni Ade-min bülbül-ü zü'l-Kur'an'ı, Muhammed-i Arabidir.
(Sözler)
Elbette, dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidatta ve en ali ahlâkta ve nev-i beşerin humsu ona iktida etmiş ve nısf-ı arz onun hükm-ü mänevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdi-ži nurun ziyasıyla bin üç yüz sene ışıklanmış ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip ona dua-yı rahmet ve saadet edip ona medih ve muhab-bet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş; ve resul yapacak ve yapmış; ve sair nev-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır.
(Mektübat)
Elbette o zat, mevcudattaki kemâlâtın ve ahlâk-ı âliyenin misali ve mümessili ve timsali ve üs-tadıdır.
(Mektübat)
Maden-i kemâlât ve muallim-i ahlâk-ı âliye olan o delläl-1 vahdaniyet ve saadet, kendi kendi-ne söylemiyor, belki söylettiriliyor. Evet, Halık-ı Käinat tarafından söylettiriliyor. Üstad-1 Ezelisinden ders alır, sonra ders verir.
(Mektübat)
Bir nazar-ı peygamber
Birden bire kalb eder bir bedevî câhil, bir arif-i münevver.
Eğer mizan istersen: İslâmdan evvel Ömer, İslâmdan sonra Ömer.
Birbiriyle kıyası: bir çekirdek, bir şecer. Defaten verdi semer, o nazar-ı Ahmedi, o himmet-i Peygamber.
Ceziretü'l-Arabda, fahm olmuş fıtratları kalb etti elmaslara, birden bire seråser, Barut gibi ahlâkı parlattırdı, oldular birer nur-u münevver.
(Sözler)
129
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilO zat (a.s.m.) öyle bir Şeriat ve bir İslâmiyet ve bir ubudiyet ve bir dua ve bir davet v imanla meydana çıkmış ki, onların ne misli var ne de olur. Ve onlardan daha mükemmel, ne lunmuş ve ne de bulunur. Çünkü, ümmi bir zatta (a.s.m.) zuhur eden o Şeriat, on dört asrı ve i beşerin humsunu, âdilâne ve hakkaniyet üzere ve müdakkikane hadsiz kanunlarıyla idare si, emsal kabul etmez.
(Mekt
Mucizātıyla, āsārıyla kâinatın medar-ı fahri ve nev'i beşerin şerefi olan Muhammed Ale salâtü Vesselâmı inkar eden adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nura mazhar olamaz.
[Mektu
Bütün nimet hazinelerini açmak salāhiyetinde olan, nimet-i imana vesile olan Hazret-i hammed Aleyhissalātü Vesselâm dalu öyle bir nimettir ki, nev-i beşer ilelebed o zâtı (a.s.m.) m ü senā etmeye borçludur.
(Sua
O zat, küre-i arzın yarısını ve nev-i beşerin beşten birisini saltanat-ı mâneviyesi altına alam bin üç yüz elli sene kemål-i haşmetle saltanat-1 måneviyesini devam ettirip, bütün ehl-i kem bütün envå-ı hakaikte bir üståd-ı küll hükmüne geçmiş. Dost ve düşmanın ittifakıyla, ahlâk-ı senenin en yüksek derecesine sahip olmuş, bidāyet-i emrinde, tek başıyla bütün dünyaya mey okumuş; her dakikada yüz milyondan ziyade insanların vird-i zebânı olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-yanı göstermiş bir zat, elbette o ferd-i mümtazdır, ondan başkası olamaz. Bu âlemin hem çekir ği, hem meyvesi odur.
(Mektü
Kainatın umum zerrâtının, umum zamanlarındaki umum dakikalarının bütün aşireler darb edilip, hâsıl-1 darb adedince o zât-ı Ahmediyeye salât-ü selâm, nihayetsiz hazine-i rahmet den inmesini, Zât-ı Ferd-i Ehad-i Samedden niyaz ediyoruz.
(Lem'al
HALİL DÜL
YanıtlaSilSalavat
Münȧcât-ı Ahmediye (A.S.M) zamanından şimdiye kadar bütün ümmetin bütün salâtları salavatları Onun duasına bir âmin-i daimî ve bir iştirak-i umumîdir.
(Sözl
Zât-ı Ahmediyeye (A.S.M) gelen rahmet, umum ümmetin ebedî zamanındaki ihtiyacatına b kıyor. Onun için gayr-i mütenâhî salât yerindedir.
(Lem'ala
O Zât-ı Ahmediye (A.S.M.), ubudiyeti cihetiyle -halktan Hakka teveccühü hasebiyle- rahm manasındaki salâtı ister. Risaleti cihetiyle - Haktan halka elçiliği haysiyetiyle- selâm ister.
(Lem'ala
Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı Zât-ı Ahmediye (A.S.M) olduğu gibi, e birinci anahtarı dahi "Bismillahirrahmanirrahim"dir. Ve en kolay bir anahtarı da salavattır.
(Lem'ala
Rahmeten lilâlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesile salâvattır. Evet, salavatın manası ral tmetr. Ve o zihayat mücessem rahmete, rahmet duası olan salavat ise, o rahmeten lilaleminin v sülüne vesile salāvattır.
(Lem'ala
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma salāvat getirmek, tek başıyla bir tarik-ı hakikattir. Re - Ekrem Aleyhissalatu Vesselam nihayet derecede rahmete mazhar olduğu halde, nihayets
13
HALİL DÜLD
YanıtlaSilSünnet-i Seniyye
Allah'a (celle celalühü) imanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz. Madem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zāta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek. Zaten siz Al-lah'ı seversiniz, tā ki Allah da sizi sevsin.
(Lem'alar)
Bid'aların ve dalâletlerin istilāsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ve hakikat-i Kur'äniyeye te-messük edip hizmet eden, yüz şehid sevabını kazanabilir.
(Lem'alar)
Sünnet-i Seniye, saadet-i dâreynin temel taşıdır ve kemalâtın madeni ve menbaıdır.
(Lem'alar)
Evet Cenab-ı Hakk'a iman eden, elbette ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bila-şübhe Habibullah'ın gösterdiği ve takib ettiği yoldur.
(Lem'alar)
Sünnet-i Seniyeye ittiba, mutlaka gayet kıymetdardır. Hususan bid'aların istilası zamanında sünnet-i seniyeye ittiba etmek daha ziyade kıymetdardır. Hususan fesad-ı ümmet zamanında Sün-net-i Seniyenin küçük bir âdâbına müraat etmek, ehemmiyetli bir takvayı ve kuvvetli bir imaru ih-sas ediyor.
(Lem'alarl
Doğrudan doğruya Sünnete ittiba etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalātü Vesselâm'ı hatıra geti-riyor. O ihtardan o hatıra, bir huzur-u İlahî hatırasına inkılab eder. Hattå en küçük bir muamele-
133
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilEy nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevi istersen; ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faydalı görmek istersen; ve âdetini ibadete ve gafletini huzura kalb etmeyi seversen, Sün-net- Seniyyeye ittibå et.
(Sözler)
Velayet yolları içinde en güzeli, en müstakimi, en parlağı, en zengini, Sünnet-i Seniyyeye itti-bådır
(Mektübat)
Ne mutlu o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeye ittibaından hissesi ziyade ola. Veyl o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeyi takdir etmeyip, bid'alara giriyor.
(Lem'alar)
Rivayet-i sahiha ile, mahşerin dehşetinden herkes, hattå enbiya dahi "nefsi, nefsi" dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm "ümmeti, ümmeti" diye refet ve şefkatini göstere-ceği gibi, yeni dünyaya geldiği zaman, ehl-i keşfin tasdikiyle, validesi onun münacatından "üm-meti, ümmeti" işitmiş. Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârâne mekärim-i ahlak, ke-mål-i şefkat ve refetini gösterdiği gibi, ümmetinin hadsiz salāvatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, ümmetinin bütün saadetleriyle kemål-i şefkatinden alåkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şef-katini göstermiş.
İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sünnet-i seniyyesine müraat etmemek ne de-rece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.
(Lem'alar)
O zatın şefaati altına girip ve nurundan istifade etmenin ve zulümat-ı berzahiyeden kurtulma-nin çaresi, sünnet-i seniyyesine ittibådır.
(Lem'alarl
Resul-i Ekrem Aleyhissalātü Vesselânun caddesinden hariç ve onun arkasından gitmeyen, muhaldir ki, hakikî envår-ı hakikate vasıl olabilsin.
(Mektübat)
135
HALIL DÜLGÅR
YanıtlaSilinyada namdar olan cemaat-ı meşhurenin, ittifakla, can ve mallarını, peder ve aşiretlerini feda etizen ve kuvvetli imanla tasdikleridir.
(Suâlar)
Bir bedevi adam, kızını sağ olarak defnedecek bir kasavet-i vahşiyânede bulunduğu halde, ge-ip bir saat sohbet-i nebeviyeye müşerref olur, daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şef-jati rahîmåneyi kesb ederdi. Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i nebeviyeye mazhar olur, senra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-ikemälät olurdu.
(Sözler)
Fazilet-i a'mâl ve sevab-ı efâl ve fazilet-i uhreviye cihetinde Sahâbelere yetişilmez.
(Sözler)
Sahäbelerin tesis-i İslâmiyette ve neşr-i ahkâm-ı Kur'âniyede hizmetleri ve İslamiyet için bü-fin dünyaya ilân-ı harp etmeleri o kadar yüksektir ki, bir dakikasına, başkaları bir senede yetişe-mez
(Sözler)
Onlara yetişmek için, hakiki Sahâbe olmak lazım geliyor.
(Sözler)
Sahābeler yalnız suret-i insaniyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselămı görüp, bazan mu-zesiz olarak, öyle bir iman getirmişler ki, bütün efkâr-ı âmme-i ålem, onların imanlarını sarsmu-Jordu. Şüphe değil, bazısına vesvese de vermezdi.
(Sözler]
139
HALİL DÜLGÂR
YanıtlaSilVelâyet yollarının ve tarikat şubelerinin en mühim esası, ihlastır. Çünkü ihlâs ile hafî şirkler-den halās olur. İhlâsı kazanmayan, o yollarda gezemez.
(Mektûbat)
Ve o yolların en keskin kuvveti, muhabbettir. Evet, muhabbet, mahbubunda bahaneler aramaz ve kusurlarını görmek istemez. Ve kemâline delâlet eden zayıf emâreleri, kavî hüccetler hükmün-de görür. Daima mahbubuna taraftardır.
(Mektûbat)
Meslek-i velâyet çok kolay olmakla beraber çok müşkülâtlıdır; çok kısa olmakla beraber çok uzundur; çok kıymettar olmakla beraber çok hatarlıdır; çok geniş olmakla beraber çok dardır.
(Mektûbat)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
111 1 İblis, en şiddetli ve kuvvetli adamlarını malını hayra sarf eden kimseye musallat eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
111 2 İblis, Âdem (a.s.)'ı içi boş görünce yemin etti ki: "Yaşadığı müddetçe onun içinden çıkmam." Allah da yemin etti ki: "Ben de onunla tevbe arasına hâil koymam." Hz. Hasan (r.a.)
111 3 İblisin köpek burnu gibi burnu vardır. Ve onu Âdem oğlunun kalbine koymuştur. Ona şehvet ve lezzetleri hatırlatır. Ve Allah hakkında şekke düşürecek vesvese verir. Kul, "Eûzü billâhissemî'il alimi mineşşeytanirracim. Ve Eûzü billâhi en yahdurûn, İnnallahe hüvessemî'ul alim" dedikçe hortumunu kalbinden çeker.(Bu sözler yürekten söylenecek. Yoksa zikirden ileri geçmez) Hz. Muaz (r.a.)
111 4 Mel'un iblis şeytanlarına hitab eder ve der ki: "Et, kadın ve içkileri ele alın, zira şer için bunlardan daha müessir bir şey bulamadım." Hz. Ebud Derda (r.a.)
111 5 İbrahim (a.s.) lraklılar hakkında beddua etmek istedi. Allah buyurdu ki: "Yapma, Ben onlara ilim ve kalblerine merhamet verdim." Hz. Muaz (r.a.)
111 6 Benim bu oğlum ki (İmam-ı Hasan) Seyyiddir. Umulur ki onun sebebiyle Allah (z.c.hz.) iki ordunun arasında sulhu sağlar. Hz. Ebû Bekre (r.a.)
111 7 Benim bu oğlum ki (İmam-ı Hüseyin) lrak'ta Kerbalâ'da katlolunacaktır. Kim ki, bu vak'aya şahid olursa kendisine yardım etsin. Hz. Enes (r.a.)
111 8 Cennetin kapıları kılıçların gölgeleri altındadır. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
111 9 Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
111 10 Kulun uyandığında söyleyeceği en güzel söz, "Sübhânellezî yuhyil mevtâ ve Hüve alâ külli şey'in kadir" dir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
111 11 Allah'a en sevgili ev, içinde ikram gören yetim bulunan evdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
111 12 Amellerin Allah'a en sevgili olanı, namazı ilk vaktinde (ilk cemaatle) kılmaktır. Hz. Ümmü Ferve (r.a.)
111 13 Allah (z.c.hz.)'ne en sevgili kelâm: "Sübhâneke Allahümme ve bihamdike ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddüke ve lâ ilâhe ğayrük" En sevmediği de: "Allah'dan kork" diyene karşı: "Sen kendine bak" diyenin bu sözüdür. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
111 14 Gerek mescidlerinizde, gerekse kabirlerinizde (Allah'a gidişinizde) Allah'ın en sevdiği renk beyazdır. Hz. İmam İbni Hüseyin (r.a.)
مسعود)
YanıtlaSil110. "(Ey ümmetiml) Cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız? Cennet ehlinin üçte biri olmaya razı mısınız? Cennet ehlinin misini olmaya razı mısınız? Cennete ancak müslüman olan insan girer. Your ancak Cehennem ehli müşriklere göre siyah öküzün cildinde beyaz bir kıl, yahut kırmızı öküzün cildinde siyah bir kıl kadarsınız."
۱۱۱ - اَ تَرِعُونَ عَنْ ذِكْرِ الْفَاجِرِ حَتَّى يَعْرِفَهُ النَّاسُ اذْكُرُوا الْفَاجِرَ بِمَا فِيهِ يحذره الناس طب عق عدق خط واربعة عن بهز بن حكيم عن أبيه عن جده وقــال البعض منكم
111. "Facir (kötü insanı) herkes tanıyacak diye anmaktan imtina mı ediyorsunuz? Kötü insanda bulunan çirkin huyu teşhir edin ki, insanlar ondan çekinme imkanını bulsunlar."
۱۱۲ - اُتْرُكُوا الْحَبَشَةَ مَا تَرَكُوكُمْ فَإِنَّهُ لَا يَسْتَخْرِجُ كَيْرَ الْكَعْبَةِ إِلَّا ذُو السَّوِيقَتَيْنِ مِنَ الْحَبَشَةِ (د ك ق عن ابن عمور حم عن رجل من الحبشة)
112- "Habeşliler size dokunmadıkça onları terk ediniz. Çunkü Kâbe'nin hazinesini ancak Habeşlilerden iki cılız bacaklı biri çıkaracaktır."
۱۱۳ - اتْرُكُوا الدُّنْيَا لأَهْلِهَا فَإِنَّهُ مَنْ أَخَذَ مِنَ الدُّنْيَا فَوْقَ مَا يَكْفِيهِ أَخَذَ مِنْ حَتْفِهِ وَهُوَ لَا يَشْعُرُ الديلمي عن انس)
113- "Dünyayı ehline terk ediniz. Zira dünyadan kendisine yeteceğinden fazlasını alan kimse bilmeden ölümünden (bir şeyi) almış olur."
١١٤ - اَ تَرَوْنَ هَذِهِ رَحِيمَةٌ بِوَلَدِهَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ اللَّهُ أَرْحَمُ بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ هَذِهِ بوَلَدِهَا (عبد بن حميد عن ابن ابی اوفى)
114. "Şu çocuğuna merhametli davranan kadını görüyor musunuz? Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah mü'minlere bundan daha merhametlidir."
44
Levamiu'l-Uk
YanıtlaSilHadisi Ibn Mace, Ahmed b. Hanbel, ve Tirmizi Hasen sahih olarak Ibn Mes' Od Badan rivayet etmiştir. Hadisin benzerleri de vardır
-۱۱۱ - أَتَرعُونَ عَنْ ذكر الفاجر حتى يعرفه الناس ؟ أذكروا الفاجر بما فيه يحذرة الناس
(facir) kimseyi anmaktan çekiniyor musunuz? Taşkınlık yapan kimsedeki şeyleri anın ki insanlar ondan sakınsınlar.
Apiktan günah ipleyenlerin günahlarının
الرغون عن ذكر الفاجرة "Cekinyor musunuz günahkarı anmaktan?" Yani korkuyor an aşan kimseleri anmaktan korkuyor musunuz? Yani hiçbir şeye aldirmaksızın ve gizliliği gözetmeksızın açıkça sınırları aşıp günah işleyen kimsey anmaktan korkuyor musunuz?
Hiçbir şeye aldırmaksızın sınırları aşmak hem mü'min hem de kafirde olabilir. Ancak burada kastedilen, hadisin söyleniş nedeninden anlaşıldığına göre
mu'mindir Nitekim Resülüllah (sav) Müslümanın günahlarını örtmeye teşvik edip onlan ortaya çıkaranlanı tehdit edince, mü'minin tevhid inancına olan saygılarından dolayı sahabiler, insanların günahlarını anmaktan korktular. Bunun üzerine Resülüllah (sav) onlara, günahı örtmenin, ancak günahı gizleyenler için geçerli olduğunu açıkladı
Bir kimseye taşkınlıklarının çokluğu ve günahlarına aldırış etmesinin azing nedeniyle fäcır/taşkın ismi vurulduğunda o kimsenin saygınlığı kalmaz dolayısıyla yaptıklanı da gizlenmez. Aksine, yaptığı işlerin anılması gerekir. Hatta bundan gen durmak hainlik sayılır. Görmez misin Resülüllah şöyle buyuruyor:
منى يغرفة الناش Insanların onu tanıyacağı zamana kadar" "م" in fethası ve ""nın şeddesiz okunuşuyla... Yani insanlar onu tanıyacağı zamana kadar demektir
Eğer o kişide olanı bilmiyorlarsa;
أذكروا الفاجر " Aşikare günah işleyen (fâciri) anın." Yani günahkarı (fasığı) alin
بنا فيه Onda olanla" Diyanet örtüsünü yırtana ve aşikare günahlardan onda olanla anın. Resülüllah (sav) bu sözünü, mü'minin günahkar kimseye aldanıp onun davranışlarına uymaması, günah işleyenin, bid'atiyle mü'mini saptırmaması veya hilesiyle ona eziyet etmemesi için gerekli olan öğüt türünden söylemiştir.
يحذرة الناش "Insanlar ondan sakınsınlar. Yani insanlar ondan sakınsınlar diye
Kişinin, bir kimsedeki günahları söylemesinin geçerli oluşu, Allah rizasyon olma kasdi ve aldanmayı ortadan kaldırmayı amaç edinen öğüt olma koşuluna bağlıdır. Bir kimse, taşkınık yapan kimsenin yaptıklarını, hıncını almak ve kipe
XX, 118, by Ady, el-Kamil fid-dual V, 134, Bestalten X110 kebi, 1, 86, Hatib, Tarhu Bagdad. 1, 38
kam in veya kurums anarsa o günahtır görme ve benzeri kişisel nedenlerden dolayı
YanıtlaSil(1/9
Hadisi, Taberani, Mu'cemü'l-kebir'de, Ukayll, Ibn Adiy, Beyhaki es-Sunenü'l-bada, Haraiti ve dördü vani bunlarla birlikte dört kişi daha hadisinin üstünü vehin cezimiyle, Behz b. Hakim'den o, babasından o da babasından rivavet emiste, Bazisi yani Ahmed b. Hanbel, hadisin münker, Ibn Adly ise lah (za) olduğunu söylemiştir.
١١٦- التركوا الحبشة ما تركوكم فإنَّه لا يستخرج كثر الكعبة إِلَّا ذُو السُّويفتين من الحياة
112- "Habeşistanlılar sizi bıraktığı sürece siz de onlan bırakın. Çünkü Käbe'nin hapnesini ancak Habeşlilerden iki bacağı ince biri çıkaracaktır
KM
أوكرا "Brakin" Hemzenin ötresiyle Tenke künden detek kökünden emirdir.
الحنة -harekeli olarak - zencilerden tanınmış bir cil/topluluktur. Tekil aynı ekilde الحبش dur. Çoğulu خشان Habsan dir el-Hubs الخيش tre ve ceaim ile-cons smdir. Bu nedenle hubeys/خبيش olarak küçültülmüştür
Ibn Hacer şöyle dedi: "Habeşistanlıların, Habeş b. Hâm b. Noh'un çocuklan olduğu söylenmiştir. Onlar Yemenlilere komşudur. Yemenlilerle aralanını deniz ayınır. Habeşıstanlılar İslam'dan önce Yemen'i ele geçirip oraya sahip olmuşlardı Onların krallarından Ebrehe, filleriyle birlikte Kabe'yi ele geçirmek için yürümüştü."
ما تركوكم "Sizi bıraktıkları sürece" Yani şerlerinden sizin için korkutulan şeyi terk ettikleri sürece. Nitekim Resülüllah (sav)'in şu sözü buna işaret etmektedir.
فإنه لا يستخرج "çıkarmaz", İçinden çıkarmaz, istinbat etmez. İstinbat, istihrác, çinden çıkarmak demektir.
كثر الكتيبة "Kabe'nin hazinesini Yani Kabe'de gömülü olan mali... Taş taş Käbe'yi yıktığı sırada taşlarını da denize atar Nitekim diğer bir hadiste böyle gelmiştir.
Kåbe, Beyt-i Haram'ın (kutsal evin) ismidir. Dört köşeli olduğu halde, küp şeklinde olduğu için Kabe diye isimlendirmiştir. Her yüksek bina da, kabedir. Bir yen ile dairesel oluşu ve yüceliği nedeniyle ve topuk şeklinde olduğu için Kabe dendiği de söylenmiştir.
إلا ذو الشؤيقتين من الحبينة Ancak Habeşlilerden ik bacağı ince bri )pkaracaktır(" سويقة رشيقة kelimesinin küçültülmüş ikiidie. Tibl der ki, küçültme (smi tasğir) kalıbının kullanılmasındakı sır (gizem), Käbe muazzama gibi bölyuk
Abdurazzak, Musannef V/136, Ahmet Harbel, Mined 1971, B Med
Ayn di kulanan her kan lid
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilKader
Kadere iman, imanın erkânındandır. Yani, "Herşey Cenâb-ı Hakkın takdiriyledir."
(Sözler)
Kudret masdardır, kader mistardır. Kudret, o maâni kitabını, o mistar üstünde yazar.
(Sözler)
Herbir zihayatın müddet-i hayatında geçireceği ahval ve etvârı, o kaderin kalemiyle tersim edilmiş. Çünkü, sergüzeşt-i hayatı, bir intizam ve mizanla cereyan ediyor, suretler değiştiriyor, şe-killer alıyor.
(Sözler)
En yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruatıyla kaderin mikyasıyla çizil-miştir ve kalemiyle yazılıyor. Evet, nasıl katreler buluttan haber verir; reşhalar su menbaını göste-rir, senetler, cüzdanlar bir defter-i kebirin vücuduna işaret ederler. Öyle de, şu meşhudumuz olan, zihayatlardaki intizam-ı maddi olan bedihi kader ve intizam-ı månevî ve hayatı olan nazari kade-rin reşhaları, katreleri, senetleri, cüzdanları hükmünde olan meyveler, nutfeler, tohumlar, çekir-dekler, suretler, şekiller, bilbedähe, Kitab-ı Mübin denilen irade ve evâmir-i tekviniyenin defterini ve İmam-ı Mübîn denilen ilm-i İlâhînin bir divanı olan Levh-i Mahfuzu gösterir.
(Sözler)
Şecere-i kâinatın bütün dal ve budaklarıyla herbirinin bir mazisi ve müstakbeli var; geçmiş ve gelecek tavırlarından ve vaziyetlerinden müteşekkil bir silsilesi bulunur. Her nevi ve her cüz'ünün ilm-i İlâhiyede muhtelif tavırlarla müteaddit vücutları bir silsile-i vücud-u ilmî teşkil eder. Ve vü-cud-u harici gibi, o vücud-u ilmî dahi, hayat-ı umumiyenin månevî bir cilvesine mazhardır ki, mu-kadderât-ı hayatiye, o mânidar ve canlı elväh-ı kaderiyeden alınır.
(Lem'alar)
145
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilGüneşlerin deveränından ve seyir ve seyahatlerinden tut, tå zerrelerin mevlevî gibi devretme lerine ve dönmelerine ve ihtizazlarına kadar kâinattaki bütün sa'y ve hareket, kanun-u kader-illä. hi üzerine cereyan ediyor ve dest-i kudret-i İlâhiden sudur eden ve irade ve emir ve ilmi tazam mun eden emr-i tekvînî ile zuhur eder.
(Lemalar
Ruh cisme hakim olduğu gibi, câmid maddelerde dahi, kaderin yazdığı evâmir-i tekviniye o maddelere håkimdir. O maddeler, kaderin månevi yazısına göre mevki ve nizam alabilirler.
(kelimeler)
Kader, herşeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlaktan aldığı fey-ze olan kabiliyeti o kalıba göredir.
(Mesnevi-i Nüriyel
İmam-ı Mübin, ilim ve emr-i İlâhînin bir nev'ine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade, mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, herşeyin vücud-u zahirisinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i İlähinin bir defteridir.
(Mektübat)
Mevcudatın mütemadiyen zevalleri, tazelenmeleri gösteriyor ki, o mevcudat, bir Sâni-i Kadi-rin kudsi esmåsının cilveleri ve envår-ı esmåiyesinin gölgeleri ve efâlinin eserleri ve kalem-i ka-der ve kudretin nakışları ve sayfaları ve cemål-i kemålinin aynalarıdır.
(Mektübat)
İnsan bir sebeple bir haksızlığa, bir zulme mâruz kalır, başına bir feläket gelir, hapse de mah-kům olur, zindana da atılır. Bu sebep haksız olur. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adale tin tecellisine bir vesile olur. Kader-i İlâhi başka bir sebepten dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesb etmiş olan o kimseyi bu defa bir zâlim eliyle cezaya çarptırır, feläkete düşürür. Bu, adalet-i İlâhînin bir nevi tecellisidir.
(Emirdağ Lähikasıl
Kader, ilm-i ezeliden olduğu için; ilm-i ezell, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlådan, ezelden ebe de kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makamanları ald
(Sözlerl
HALIL DULGAR
YanıtlaSilKader ilim nev'indendir. İlim, malūma tåbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallük ediyor.
(Sözler)
Kader, cüz-ü ihtiyari, iman ve İslâmiyetin nihayet merätibinde; kader, nefsi gururdan; ve cüz-ü ihtiyari, adem-i mes'uliyetten kurtarmak içindir ki, mesail-i imaniyeye girmişler.
(Sözler)
Kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de, illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir.
(Sözler)
Cenab-ı Hakkın atā, kazā ve kader namında üç kanunu vardır. Atā, kazā kanununu; kază da, kaderi bozar.
Meselâ: Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazā demektir. O ka-
ranın iptaliyle hükmü kazadan affetmek, atâ demektir. Evet, yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kazā kanununun kat'iyetini deler. Kazá da ok gibi kader kararlarını deler. Demek, atânın kazaya nisbeti, kazanın kadere nisbeti gibidir. Atā, kazā kanununun şümulünden ihraçtır. Kază da kader kanununun külliyetinden ihracıdır. Bu hakikate vakıf olan ärif, "Ya İlâhî! Hasenatım senin atândandır. Seyyiatım da senin kazandandır. Eğer atån olmasaydı heläk olur-
dum" der.
(Mesnevî-i Nuriye)
Bir hådisede hem insan eli, hem kader müdahalesi olduğundan, insan, zahiri sebebe bakıp, bazan haksız hükmedip zulmeder. Kader, o musibetin gizli sebebine baktığı için adalet eder
(Kastamonu Lähikası)
Kader söylese, iktidar-ı beşer konuşmaz, ihtiyar-ı cüz'î susar.
[Mektübat)
Kadere iman eden gamlardan kurtulur.
(Suâlar)
Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalu
(Mektübat)
147
RISALE-INUR DAN SECLMIS VECIZELER
YanıtlaSilMaziya, mestíbe kader nazarıyla, ve müstakbele, meåstye teklif noktasında bakmak lazımdır
(Hakikat Çekirdeklenil
Kaderi İlahi isyanımız için musibet verir. Ona rızâdāde olmak, o günahtan tevbe demektir.
(Hutuvat- Sittel
IsA'ya demiş şeytan: "Madem herşeyi O yapar. Kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at. O da sana ne yapar?" Iså dedi: "By mel'un! Abd edemez Rabbini tecrübe ve imtihan."
(Lemeât
HALİL DÜLGAR
YanıtlaSilHayır-Ser
İkadı İlâhide şer ve çirkinlik yoktur; belki abdin kisbine ve istidadına aittir.
(Sözler)
Herbir unsurun, maddi ve manevi kış ve zelzele gibi hadiselerin, yüzer hayırlı neticeleri ve ga-quieri varken, şerli ve zararlı birtek neticesi için onu vazifesinden durdurmak, o yüzer hayırlı ne-teleri terk etmekle, yüzer şer yapmak, ta bir tek şer gelmesin gibi, hikmete, hakikate, rububiyete minafi olur. Fakat, külli kanunların tazyikinden feryat eden fertlere, inâyât-ı hâssa ve imdādât-ı hususiyeyle ve ihsânât-ı mahsusayla Rahmanürrahîm, her biçarenin imdadına yetişebilir. Dertle-the, derman yetiştirir. Fakat o ferdin hevesiyle değil, hakikî menfaatiyle yardım eder. Bazan, dün-yada istediği bir cama mukabil, ahirette bir elmas verir.
(Kastamonu Lâhikası)
Halk-ı şer, şer değil; belki kesb-i şer, şerdir. Çünkü, halk ve icad umum neticelere bakar. Bir in vücudu çok hayırlı neticelere mukaddeme olduğu için, o şerrin icadı, neticeler itibarıyla ha-Tir olur, hayır hükmüne geçer. Meselâ ateşin yüz hayırlı neticeleri var. Fakat bazı insanlar, sû-i ih-Syarianyla ateşi kendilerine şer yapmakla, "Ateşin icadı şerdir" diyemezler.
(Lem'alar)
149
27 Aralık 2024 23:08
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilMusibetler
Musibet-i ämme, ekseriyetin hatasınmdan terettüp eder. Musibet; cinayetin neticesi, müka tın mukaddemesidir.
[Hakikat Çekirdekler
Äfatlar, zaaf-ı imandan neşet eden hataların neticesidir.
(Kastamonu Lähikasi
Musibetler, dergåh-ı İlähiyeye sevk etmek için birer kader kamçısıdır.
(Barla Lähikas
Maddi musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür.
(Lem'alari
Musibetin darbesine karşı şekvå suretiyle elbette aciz ve zaif insan ağlar, fakat şekvā Ona ol malı, Ondan olmamalı.
Mektübat
Musibeti Allah'a şekvå etmeli; yoksa Allah'ı insanlara şekvå eder gibi "Eyvah, of!" deyip "Ben ne ettim ki bu başıma geldi?" diyerek aciz insanların rikkatini tahrik etmek zarardır, mānāsızdır
(Mektübat
Nasıl ki mübarezede müthiş bir hasma karşı gülmekle, adavet musalāhaya, husumet şakaya döner, adavet, küçülür, mahvolur, tevekkül ile musibete karşı çıkmak dahi öyledir.
(Lem alar
S
HALİL DÜLGAR
YanıtlaSilHer zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musibet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhasta bela, belâ değil, belki bir lütf-u İlâhidir.
(Lem'alar)
Derece-i hararet gibi, her musibette bir derece-i nimet vardır. Daha büyüğünü düşünüp, kü-çükteki derece-i nimeti görüp, Allah'a şükretmeli. Yoksa, isti'zam ile üflense şişer, merak edilse iki-leşir, kalpteki misali, hayali, hakikate inkılap eder, o da kalbi döver.
(Hakikat Çekirdekleri)
Hem yüzer tecrübenle, ey sabırsız nefsim, kať'i kanaatin gelmiş ki, zahiri musibetler altında ve neticesinde inayet-i İlâhiyenin çok tatlı neticeleri var.
(Emirdağ Lähikası)
En büyük saadetler, büyük ve acı felâketlerin neticesidir.
(Suâlar)
Asıl musibet ve muzır musibet dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergah-1 lähiyeye iltică edip, feryad etmek gerektir.
Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rah-manldir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hisse-derler ki, zararlı bir işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunåne dönerler. Öyle de zahiri çok mu-sbetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffaretü'z-zünuptur. Ve bir kısmı gafle-ti dağıtıp, beşeri olan aczini ve zaafını bildirerek, bir nevi huzur vermektir.
(Lem'alar)
151
27 Aralık 2024 23:08
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMIS VECİZELER
YanıtlaSilHastalıklar
Hastalık hiç aldatmaz bir nåsih ve ikaz edici bir mürşiddir.
Lem alar
Eğer hastalık olmazsa sıhhat ve afiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, ahireti unutturar Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bad-i hevă boş yere sarf ettiriyor Hastalık ise, birden gözünü açtırıyor. Vücuduna ve cesedine der ki: "Läyemût değilsin, başıboş de ğilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öylece hazırlan
Lem'alar
Hastalığın suretine bakıp, ah eyleme, manasına bak, oh de. Eğer hastalığın manası güzel bir şey olmasa idi, Halik-ı Rahim en sevdiği ibādına hastalıkları vermezdi.
Lem alarl
Hastalık sabun gibi, günahların kirlerini yıkar.
Lemalar
Hastalık bazılara ehemmiyetli bir definedir, gayet kıymetdar bir hediye-i İlahiyedir. Her has ta kendi hastalığını o neviden tasavvur edebilir.
(Lem alari
Sani-i Zülcelâl sana ey hasta, göz, kulak, akıl, kalp gibi nurani duygularla murassa olarak giy dirdiği cisim gömleğini, Esma-i Hünsanın nakışlarını göstermek için, çok hålåt içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla Onun Rezzak ismini tarıdığın gibi, Şafi ismini de hastalığınla bil. Elemler, musibetler bir kısım esmåsının ahkamını gösterdikleri için, onlarda hik metten lem'alar ve rahmetten şuålar ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açıl sa, tevahhuş ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel månåları bulursun.
(Lem'alarl
HALIL DULGAR
YanıtlaSilFıtrî olmasa da vaziyeti itibarıyla Risale-i Nura ekmek ve ilaç gibi muhtaç olan hastalar ve ih-tiyarlardır. Çünkü Risale-i Nur hayat-ı bakiyeyi güneş gibi gösterdiğinden ve dünyevî hayatın fa-nilik cihetinde mahiyetini tam gösterdiğinden, dünyevî hayatlarına ya hastalık veya ihtiyarlıkla darbe gelen ve gaflet ve dalâlet cihetiyle ölümü idam tevehhüm eden hastalar ve ihtiyarlar Risa-le-i Nura o derece muhtaçtırlar ve öyle bir teselli, bir nur alırlar ki, onların hastalık ve ihtiyarlığı-nı sıhhat ve gençliğe tercih ettiriyor.
(Emirdağ Lâhikasıl
Ey hasta kardeşler! Siz gayet nâfi ve her derde devâ ve hakikî lezzetli kudsî bir tiryak isterse-niz, imanınızı inkişaf ettiriniz. Yani, tevbe ve istiğfarla dua ve niyazla istimâl ediniz.
(Lem'alar)
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilİhtiyarlık
Biliniz ki, ihtiyarlıktaki zaaf ve acz, rahmet ve inayet-i İlâhiyenin celbine vesiledir.
Lem'alar
Madem, elhamdülillah biz ehl-i imanız; ve madem imanda bu kadar nurlu, lezzetli, sevimli, şirin defineler var; ve madem ihtiyarlığımız bizi bu definenin içine daha ziyade sevk ediyor. Elbet-te imanlı ihtiyarlıktan şekvā değil, binler teşekkür etmeliyiz.
(Lem'alar
Elbette sizlere ihtiyarlıktan gelen karanlık ve gaflet ve teessürat ve teellümâta, iman kâfi ve vå fidir. Asıl en karanlıklı ve en nursuz ve tesellisiz ihtiyarlık ve en elîm ve müthiş firak, ehl-i dalale tin ve ehl-i sefahetin ihtiyarlılarıdır ve firaklarıdır.
(Lem'alar
Madem Kur'an-ı Hakimin bize verdiği en mühim bir ders iman-ı bil'âhirettir; Ve o imanda bu derece kuvvetlidir; ve o imanda öyle bir rica ve bir teselli var ki, yüz bin ihtiyarlık bir tek şahsı gelse, bu imandan gelen teselli mukabil gelebilir.
(Lem'alar
Kur'an'ın verdiği ders-i iman nuruyla, ihtiyarlığı ve vefatı ve hastalığı hoş görmeliyiz, belki bir cihette sevmeliyiz. Madem iman gibi hadsiz derecede kıymettar bir nimet bizde vardır. İhtiyar lık da hoştur, hastalık da hoştur, vefat da hoştur. Nāhoş bir şey varsa o da günahtır, sefahettir, bid'atlardır, dalalettir.
(Lem'alar)
HALİL DÜLGAR
YanıtlaSilMadem sizlerde iman var ve madem imanı ışıklandıran ve inkişaf ettiren namaz ve niyaz var Bhijyarlığınıza ebedî bir gençlik nazarıyla bakabilirsiniz. Çünkü onunla ebedî bir gençlik kazana-bilirsiniz. Hakiki soğuk ve sakîl ve çirkin ve zulmetli ve elemli olan ihtiyarlık ise, ehl-i dalâletin ih-tyarıklarıdır, belki de onların gençlikleridir. Onlar ağlamalı, onlar "Vâ esefa, Vâ hasreta!" deme-Sizler, ey muhterem imanlı ihtiyarlar, "Elhamdü lillâhi alâ külli hal" deyip mesrurâne şükret-melisiniz.
(Lem'alar)
İhtiyarlarınızın en fenası, sefahette ve başını gaflete sokmakta gençelere benzeyenlerdir.
(Lem'alar)
Hadis-i şerifte vardır ki, "Altmış yetmiş yaşlarında ihtiyar bir mü'min dergâh-ı İlâhiyeye elerini kaldırıp dua ederken, rahmet-i İlâhiye onun elini boş döndürmeye hicap ediyor." Ma-dem rahmet size karşı böyle hürmet ediyor; siz de rahmetin bu hürmetini, ubudiyetinizle ihti-nam ediniz.
(Lem'alar)
"Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuştu. Ancak ihtiyarlık sabahıyla uyandım" mealinde olan şiirin şümulüne dahilim.
(Mesnevî-i Nûriye)
Ey benim gibi ihtiyarlar! Kur'an-ı Hakîmde yüz yerde "Er-Rahmanür-Rahim" sıfatlarıyla ken-dini bizlere takdim eden ve daima zeminin yüzünde merhamet isteyen zîhayatların imdadına rah-Betiri gönderen ve gaybtan her sene baharı hadsiz nimet ve hediyeleriyle doldurup rızka muhtaç bzlere yetiştiren ve zaaf ve acz derecesi nisbetinde rahmetinin cilvesini ziyade gösteren bir Hâlik-Rahimimizin rahmeti, bu ihtiyarlığımızda en büyük rica ve en kuvvetli bir ziyadır. Bu rahmeti balmak iman ereti, bu ihtiva etmek ve feraizi kılmakla Ona itaat etmektir.
(Lem'alar)
157
R
27 Aralık 2024 23:08
RISALE-I NUR DAN SECİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilÖlüm
Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz.
[Lem'alar
Ey insan, düşün! Sen alåküllihal öleceksin.
(Lem'alar
Gündüz nasıl şu siyah bir kabre tebeddül etti, dünya siyah kefenini giydi; öyle de, senin öm rünün gündüzü de geceye ve dünya gündüzü de berzah gecesine ve hayatın yazı dahi ölümün kış gecesine inkılâp edeceğini kalbimin kulağına söyledi.
(Lem'alar)
Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç, ihtiyar farkı yok. tur. Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-ebedi, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir ålem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek ha disesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.
(Sözler
Herkesin kalbinde derinden derine bir din-i hakkı aramak meyli çıkmış. Herşeyden evvel, ölüm idamına karşı din-i haktaki bir hakikati arıyor ki kendini kurtarsın.
(Hutbe-i Şamiyel
Ölüm gelse, "Baş üstüne geldin" demek gerektir.
(Emirdağ Lähikası
Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Elbette bu ecel cellâdının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve herşeyin fevkinde bir en dişesi, bir meselesidir.
(Şuâlar)
Ölüm o kadar katı ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımı-za gelecek. Bu hapishane nasıl ki mütemadiyen çıkanlar ve girenler içilmesi gibi ölum barha
HALIL DULGAR
YanıtlaSilnedir, öyle de bhandar. Herbirahi acele hareket eden kafilelerin yollarında bir gecelik konmak ve symek için bir handır. Herbir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elba bir istediği var.
(Sualarl
Bu senin etrafındaki kabristanın, yüz İstanbul, içinde vardır. Çünkü yüz defa İstanbul buraya boşalmış. Bütün İstanbul'un halkını buraya boşaltan bir Häkim-i Kadirin hükmünden kurtulup müstesna kalamazsın; sen de gideceksin.
Bu menzilcikte misafir olduğum gibi, İstanbul'da da misafirim, dünyada da misafirim. Misa-fit, yolunu düşünmeli. Nasıl ki bu odadan çıkacağım, birgün de İstanbul'dan da çıkacağım, diğer birgün de dünyadan çıkacağım.
(Lem'alar)
İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.
Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolapları-nı süratle çalıştırıyor.
(Mesnevî-i Nûriye)
Ey biçareler! Bu dünya bir misafirhanedir. Her günde otuz bin şahit, cenazeleriyle "El-mevtü hakkun" hükmünü imza ediyorlar ve o dâvâya şehadet ediyorlar. Ölümü öldürebilir misiniz? Bu şahitleri tekzip edebilir misiniz? Madem edemiyorsunuz; mevt Allah Allah dedirtir. Sekeratta Al-lah Allah yerine hangi topunuz, hangi tüfeğiniz, zulümat-ı ebediyi o sekerattakinin önünde ışık-landırır, ye's-i mutlakını ümid-i mutlaka çevirebilir?
Madem ölüm var, kabre girilecek, bu hayat gidiyor, bâki bir hayat geliyor. Bir defa top tüfek denilse, bin defa Allah Allah demek lazım gelir. Hem Allah yolunda olsa, tüfek de Allah der, top da Allahu ekber diye bağırır, Allah ile iftar eder, imsak eder.
(Mektûbat)
Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder.
Birisi: Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır.
İkincisi: Dehşetli, korkulu ebed memleketine yolculuktur.
Üçüncüsü: Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elim
clemlere maruz kalmaktır. Öyleyse, bu gaflet ve nisyan nedir? Devekuşu gibi başırı nisyan kumu-na sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen Onu görmeyesin. Ne vakte kadar zâilât-ı fåniyeye ihtimam ve båkiyat-ı daimeden tegafül edeceksin?
(Mesnevî-i Nûriye
15
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilİhtiyarık gibi, şerait-i hayatiyeyi ağırlaştıran birçok esbab vardır ki pederi hayatın peke kindihtiyarlık gibi, seriti Mesela, sana iztirap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validenle bera kinde nimet olarak gösteriri halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet heer reddin cedlerie olduğunu bilecektin. Hem meselá, güzel çiçeklerin aşıkları olan güzel sinek lerin, kışın şedâidi içinde hayatları ne kadar zahmet ve ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılı
(Mektübat)
Yolculara seyahat için vesika vermek bir vazife olduğu gibi, ebed tarafına giden yolculara di hem vesika, hem o zulümatı yolda nur vermek öyle bir vazifedir ki, hiçbir vazife o vazife kadar ehemmiyetli değildir. Böyle bir vazifenin inkârı, ölümün inkârıyla ve hergün el-mevtü hakkun da vâsını, cenazelerinin mührüyle imza edip tasdik eden otuz bin şahidin şehadetini tekzip ve inkár etmekle olur.
(Lem'alar)
Nasihat istersen ölüm yefer. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddi çalışır.
(Mektübat
Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ih-tiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulů etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedi öm-rün önündedir. O ömr-ü bäkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fåni ömürde sa'y ve çalışma-larına bağlıdır. Senin o ömrü bäkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!
(Mesnevî-i Nûriyel
Mevt, ehl-i dalålet için, bütün mahbubåtından elim bir firak-ı ebedidir. Hem kendi cennet-i kazibe-i dünyeviyesinden ihraç ve vahşet ve yalnızlık içinde zindan-ı mezara idhal ve hapis oldu-ğu halde, ehl-i hidayet ve ehl-i Kur'ân için, öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşma-ya vesiledir. Hem hakiki vatanlarına ve ebedi makam-ı saadetlerine girmeye vasıtadır. Hem zin-dan-ı dünyadan bostan-ı cinâna bir davettir. Hem Rahmân-ı Rahîmin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Hem vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem ubudi-yet ve imtihanın talim ve talimatından bir paydostur.
(Sözler)
HALIL DULGAR
YanıtlaSilIman Ghli İçin Ölüm
Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbabın, kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki ta-ne ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdane kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister.
(Sözler)
İnsan-ı mü'mine nur-u imanla gösterir ki, mevt, idam değil, tebdil-i mekândır. Kabir ise, zu-lümatlı bir kuyu ağzı değil, nuraniyetli älemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şaşaasıyla, ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir.
Elbette zindan-ı dünyadan bostan-ı cinâna çıkmak ve müz'iç dağdağa-i hayat-ı cismaniyeden älem-i rahata ve meydan-ı tayeran-ı erväha geçmek ve mahlükatın sıkıntılı gürültüsunden sıyrılıp huzur-u Rahman'a gitmek, bin can ile arzu edilir bir seyahattir, belki bir saadettir.
(Sözler)
En evvel, beni çok korkutan ölümün yüzüne baktım. Gördüm ki, ölüm, ehl-i iman için bir ter-histir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesi ve kapısı-dız. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır. Hizmetinin ücretini almak için huzur-u Rahman'a girmeye bir nöbettir ve dår-ı saadete gitmeye bir davettir diye kat'i anladığım-dan, ölümü ve mevti sevmeye başladım.
(Suâlar).
Ehl-i iman için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem dünya meydanındaki imti-banda, talim veicin ölüm, vazifayetten bir paydostur. Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan do kuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir. Hem hakiki vatanına ve ebedi makam-ı sa-adetine girmeye babasına iridan-ı dünyadan, bostan-ı cinåna bir davettir Hem Halika Rahiminin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Madem ölümün
161
Aralık 20
RISALE-NUR DAN SECİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilthisisnostasiada budur, ona dehsetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir me
kaddemesi nazarıyla bakmak gerektir. Hem chhaahlan bir kısmının ölümden korkmaları, ölümün dehşetinden değildir. Belki dah na hayır kazanacağım diye, vazife-i hayatın idamesinden kazanacakları hayrat içindir.
Eive, ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalâlet için zulümat-ı ebediye kuyusudur.
(Lem'alar
um bizim için bir terhis tezkeresidir. Eğer idam da olsa, bizim için bir saat zahmet, ebedi br saadetin ve rahmetin anahtarı olur.
(Sualar
E
lim, namen mit ini tidarın dünyadan bostan-ı cinâna, huzur-u Rahman'a götüren b saka katini gören kamil insanlar, mi sevmişler, daha ölüm gelmeden ölmek istemişler.
Sözler
HALİL DULGAR
YanıtlaSilKüfür Ehli İçin Ölüm
Ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalålet için zulümat-ı ebediye kuyusudur.
(Lem'alar)
Zehirli bir bal hükmünde olan gayr-ı meşru dairedeki gençliğin sefahetkåråne zevkleri, hazi-nei ebediyenin ve saadet-i sermediyenin bileti ve vesikası olan imanı kaybettiği için, darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedi zulümat kapısı olan kabrin musibetine, aynen zahiren göründüğü gibi düşer. Ve ecel gizli olduğu için, genç ihtiyar fark etmeyerek, her vakit ecel cellådı başını kes-mek için gelebilir.
(Sözler)
Şirk ve dalåletin ve fısk ve sefahetin yolu, insanı nihayet derecede sukut ettiriyor. Hadsiz elemler içinde nihayetsiz ağır bir yükü, zayıf ve aciz beline yükletir. Çünkü, insan Cenab-ı Hakkı tanımazsa ve Ona tevekkül etmezse, o vakit, insan, gayet derecede aciz ve zayıf, nihayet derecede muhtaç, fakir, hadsiz musibetlere maruz, elemli, kederli bir fäni hayvan hükmünde olup, bütün sevdiği ve alāka peyda ettiği bütün eşyadan mütemadiyen firak elemini çeke çeke, nihayette, bå-ki kalan bütün ahbabını bir firak-ı elim içinde bırakıp, kabrin zulümatına yalnız olarak gider.
(Sözler)
Madem lezzet ve zevk için ölümü hatıra getirmeyip dalålet ve sefahete atılıyorsun. Kaťiyen bil ki, senin dalaletin hükmüyle bütün geçmiş zaman-ı mazi ölmüş ve mädumdur. Ve içinde cena-zeleri çürümüş bir vahşetli mezaristandır. İnsaniyet alākadarlığıyla ve dalalet yoluyla, serin base ta ve varsa ve binevaseline, hadsiz firaklardan ve o nihayetsiz dostlarının ebedi taden gelen elemler, senin şimdiki sarhoşça, pek kısa bir zamandaki cüz'i lezzetini imha ettiği gi beekin kemler, senin şimdiki suhanğın cihetiyle yine mådum ve karanlıklı ve ölü ve dehşet-li bir vahşetgahtır.
163
RISALE I NUR DAN SECİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilVe oradan gelen ve başını vücuda çıkaran ve zaman-ı hazıra uğrayan biçarelerin başları el celladının satırıyla kesilip hiçliğe atıldığından, mütemadiyen akıl alâkadarlığıyla senin imanız başına hadsiz elim endişeler yağdırıyor. Senin sefihåne cüz'i lezzetini zir ü zeber eder.
(Sullar)
Sú-i ihtiyarından neşet eden küfür sarhoşluğuyla ve dalålet divaneliğiyle, Sani-i Hakimin qu misafirhane-i dünyasını tesadüf ve tabiat oyuncağı olduğunu tevehhüm edip, ve cilve-i esmå-illä hiyeyi tazelendiren masnuatın, zamanın geçmesiyle vazifelerinin bittiğinden âlem-i gayba geçme lerini, adem ile idam tasavvur ederek, ve tesbihat sadālarını zeval ve firak-1 ebedí våveylası olduk larını tahayyül ettiğinden; ve mektubat-ı Samedaniye olan şu mevcudat sayfalarını månäsız, kar ma karışık tasavvur ettiğinden; ve âlem-i rahmete yol açan kabir kapısını zulümat-ı adem ağzı ta savvur ettiğinden, ve eceli, hakiki ahbaplara visal daveti olduğu halde, bütün ahbaplardan firak nöbeti tasavvur ettiğinden; hem kendini dehşetli bir azab-ı elimde bırakıyor, hem mevcudatı, hem Cenâb-ı Hakkın esmåsını, hem mektubatını inkâr ve tezyif ve tahkir ettiğinden merhamete ve şef-kate layık olmadığı gibi, şiddetli bir azaba da müstehaktır, hiçbir cihette merhamete layık değildir
(Sözler
Kapısı kapanmayan kabir, daima idamını o münkire ihtar etmekle lezzetli hayatını elim elem-lerle zehirliyor.
(Sualar)
HALIL DÜLGAR
YanıtlaSilKabir
Nasıl ki bu yaz ve güzün ähiri kıştır, öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir reberzah kışıdır.
(Sualar)
Kabir var; hiç kimse inkâr edemez. Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda, üç yoldan başka yol yok.
Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir älemin kapısıdır.
İkinci yol: Ahireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalålette gidenlere, bir haps-i ebedi ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğu eitikad ettiği; ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muamele görecek.
Üçüncü yol: Ahirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedi kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak ay-görecek.
(Sözler
Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-1 thedi, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir liem-ibäkiye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek ha-sesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.
(Sözler)
Ey nefsim! Deme, "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş det derd-i maişetle sarhoştur." Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalb olup başkalaşmıyor. Azi beşeri, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peydå ediyor. Hem deme, "Ben de herkes gibiyim." Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Heriesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
(Sözler)
165
Ramuz El-Eno
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilEy nefs-i emmare! Kat'iyen bil ki, senin hususi ama pek geniş bir dünyan vardır ki, amal, img tallakat, thiyacat uzerine bina edilmiştir. En büyük temel taşı ve tek direği, senin vücudun vese nin hayatındır. Halbuki o direk kurtludur. O temel taşı da çürüktür. Hülása, esastan fásit ve zayé tır. Daima harap olmaya hazırdır.
Evet, bu cisim ebedi değil, demirden değil, taştan değil; ancak et ve kemikten ibaret birşeydir Âni olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak zaman-ı māzi, senin gibi geçmiş olanla ra geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır. Bugün sen iki kah rin arasındasın; artık sen bilirsin.
(Mesnevî-i Nüriye)
Gördüm ki, kabir kapısı tam yolumun üstünde açık görünüp, ağzını açmış, bana bakıyor Onun arkasında, ebed tarafına giden cadde ve o caddede giden kafileler uzaktan uzağa nazara çar-pıyor.
(Lem'alar
Hem şuur-u imanî ve intisab-ı ubudiyetle toprak perdesinin arkası ışıklanmasını ve ağır taba ka-i türäbiye dahi ölülerin üstünden kalktığını ve kabir kapısıyla girilen yeraltı dahi adem-älüd karanlıklar olmadığını ilmelyakin ile bildim.
(Sualarl
Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime bak tım, vücudum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor.
(Lem'alar)
Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Halık-ı Kerimim! Benim sû-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verid elemler, dalālet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede, göre göre, gayet süratle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihti yarsız bir tarzda, vefat eden ahbap ve akran ve akaribim gibi, kabir kapısına yanaşıyorum.
O kabir, bu dar-i fåniden firåk-ı ebedi ile ebedü'l-åbåd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kaťi bir ya kîn ile anladım ki, håliktir gider ve fänidir ölür. Ve bilmüşahede, içindeki mevadat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkärdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzun yedirse, yuz
yfa
Ramuz
tokat vurur
YanıtlaSilHALİL DÜLGAR
YanıtlaSilEy Rabb-i Rahimim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! "Külli åtin karīb" sırrıyla ben şimdiden görüyo rum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergåh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun san-ı kaliyle bağırarak derim: "El-aman, el-aman! Ya Hannan! Yâ Mennån! Beni günahlarımın ha-caletinden kurtar!"
İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergah-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidă ediyo-rum: "El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halás ey-le
İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyiciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok. Günahların çir kin yüzünden ve māsiyetin vahşi şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidå edip diyorum:
"El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yá Mennân! Yâ Deyyân! Beni çirkin günahları-mın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir! İlahi, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten l-Alemin olan Habibin, Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvå değil, belki nef-simi ve halimi Sana şekvā ediyorum.
"Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlükun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem aciz, hem gafil, hem cahil, hem alil, hem zelil, hem müsi', hem müsin, hem şaki, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergahı ta avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatiatlarını itiraf ediyor. Ev-ham ve türlü türlü illetlerle müptelâ olmuş,
Sana tazarru ve niyaz eder. Eğer kemål-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet et-sen, zaten o Senin şanındır. Çünkü Erhamürråhimînsin. Eğer kabul etmezsen, Senin kapından baş ka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergahına gidilsin. Senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin."
(Lem'alar)
Kabrin arkası için çalışınız; hakiki saadet ve lezzet ondadır.
(Mektübat)
167
mb
7 Aralık 2024 23:08
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilDünyanın Ölümü-Kıyamet
Mevt-i dünya ve kıyamet kopması ise: Bir anda bir seyyare veya bir kuyruklu yıldızın emri Rabbani ile küremize, misafirhanemize çarpması, bu hanemizi harap edebilir: On senede yapılan bir saray bir dakikada harap olması gibi.
(Sualar)
Kıyamet dahi, şu insan-ı ekber olan dünyanın ecelidir. Eğer vakti taayyün etseydi, bütün ku run-u ülá ve vustă gaflet-i mutlakaya dalacak idiler ve kurun-u uhrâ dehşette kalacaktı.
(Sözler)
Evet, nasıl ki insan küçük bir älemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Ålem dahi büyük bir insan-dır, o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek; veya yatıp, sonra subh-u haşirle gözünü açacaktır.
(Sözler)
Herhalde bir zaman gelecek ki, käinat hakikat-i uzmāsının kışır ve sureti olan âlem-i şehadet, Fātır-ı Zülcelălin izniyle parçalanacak, sonra daha güzel bir surette tazelenecektir.
(Sözler)
Käinat dediğimiz şu apartman-ı İlähi öyle ulvi, yüksek, derin, ince nizamlara tâbi ve öyle acip, garip rabıtalara bağlıdır ki, eğer bir duvarı veya bir taşı "Yerinden çık!" emrine hedef olsa, derhal ålem, ölüm hastalığına düşer, sekerata başlar, yıldızlar arasında müsademeler, ecram arasında mu harebeler vukua gelir. Şu gayr-ı mütenahi boşluk, pek şiddetli sayhalar, pek dehşetli sâikalar, pek korkunç sesler, sadālar, gürültüler ve gümbürtülerle dolar.
Evet, insan-ı kebirin ölümü, küçük bir ölüm değildir. Sekerata başladığı zaman, milyarlarca kürelerin çarpışmasından husule gelen fırtınanın, ne tasavvuru ve ne tarifi ve ne de görülmesi im-kän dairesinde değildir.
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilİşte bu şiddetli ölümle hilkat bayılır, kâinat yayılır, hilkatin yağı ayranı biribirinden ayrılır; Ce-bennem, maddesiyle, aşîretiyle bir tarafa çekilir; Cennet de letafetiyle, lezaiziyle ve bütün güzel unsurlarıyla tecellî ve incilâ eder.
(İsârâtü'l-İcaz)
Şu dünyanın sekerâtını âyât-ı Kur'âniyenin işaret ettiği surette tahayyül etmek istersen, bak: Su kainatın eczaları dakik, ulvî bir nizamla birbirine bağlanmış; hafi, nazik, lâtif bir rabıta ile tu-tunmuş; ve o derece bir intizam içindedir ki, eğer ecrâm-ı ulviyeden tek bir cirm, kün emrine veya "Mihverinden çık" hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerâta başlar. Yıldızlar çarpışacak, ecram-lar dalgalanacak. Nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müt-hiş sadāları gibi vâveylâya başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, deniz-ir yanarak, yeryüzü düzlenecek. İşte, şu mevt ve sekeratla, Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip, Cehennem ve Cehennemin maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennetin mevadd-ı mü-nasebeleri başka tarafa çekilir; âlem-i âhiret tezahür eder.
(Sözler)
2024
üzzaman Takvimi
All around
Dünya bu eserleri okuyor... Ya siz?
Dünya öldükten sonra âhiret olarak diriltilecektir. Dünya harap edildikten sonra, o dünyayı yapan Zat, yine daha güzel bir surette onu tamir edecek, âhiretten bir menzil yapacaktır.
se world, people ead these books. oks. What about you?
ur Külliyah
(Sözler)
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilAlem-i Berzah
Gafletten ve kısmen de ehl-i dalåletten gelen zulümat evhamlarıyla bize firaklı ve karanlıklı görünen berzah memleketi, ahbapların mecmaıdır.
(Lem'alar)
Senin küçüklüğünden bu yaşına kadar, sevdiklerinden yüzde doksan dokuzu, sana dehşet ve ren kabristana göçmüşler. Bu dünyada kalan bir iki dostun var; onlar da oraya gidecekler. Dünya-da vefatın firak değil, visaldir, o ahbaplara kavuşmaktır. Onlar, yani o ervâh-ı bâkiye, eskimiş yu-valarını toprak altında bırakıp, bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyor-lar diye ihtar edildi.
(Lem'alar)
Eğer o ziruhlar zevil'ukulden ise, zaten saadet-i ebediyeye ve maddî ve mânevî kemālāta me dar olan älem-i bekaya ve o Sáni-i Hakimin dünyadan daha güzel, daha nuranî olan âlem-i ber-zah, alem-i misal, âlem-i ervah gibi diğer menzillerine, başka memleketlerine bir seyr ü seferdir, bir mevt ve adem ve zeval ve firak değil, belki kemālāta kavuşmaktır.
(Sözler)
Hafız Ali'nin tavattun ettiği âlem-i berzah, nazarımda Isparta, Kastamonu gibi olmuş. Hattå bu gece, mesmuatıma göre, buradan birisi oraya gönderilmiş. On defadan ziyade teessüf ettim. "Niçin Hafız Ali'ye onunla selâm göndermedim?" Sonra ihtar edildi ki, selâm göndermek için va-sıtalara ihtiyaç yok; kuvvetli rabıtası telefon gibidir. Hem o gelir, alır.
(Suâlar)
HALİL DÜLGÂR
YanıtlaSilKur'ân-ı Kerîmin verdiği zâd ve takva ile ve nûr-u hidayetle, zulümat-ı berzah ve ehval-i ha-şir åsân olur. Ve o vesika-i Kur'âniye ile insan, bin senelik bir yolu bir günde kat eder.
(Nurun İlk Kapısı)
Âlem-i ziya, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehrüba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esir, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu âlem-ler, hepsi de, ihtilâlsiz, müsademesiz, küçük bir yerde içtima ederler.
(Mesnevî-i Nûriye)
Kelime-i Şehadet
YanıtlaSil2024
"Eshedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasûlüh"
zzaman Takvimi
Bu kelime-i âliye, üssü'l-esas-ı İslâmiyet olduğu gibi kâinat üstünde temevvüc eden İslâmiye-tin en nûranî ve en ulvî bayrağıdır. Evet, misak-ı ezeliye ile peyman ve yeminimiz olan iman, bu menşur-u mukaddeste yazılmıştır.
(Muhakemat)
Kelime-i Şehadetin iki kelâmı birbirine şahittir. Birincisi ikincisine burhan-ı limmîdir, ikincisi birincisine burhan-ı innîdir.
(Hakikat Çekirdekleri)
All around world, people d these books. What about you?
Dünya bu eserler okuyor...
Ya Si
Kelime-i Şehadet: Vardır iki kelâmı. Birbirine şahittir, hem delil ve bürhandır. Birincisi, sânîye bir burhan-ı limmîdir. İkincisi, evvele bir burhan-ı inîdir.
(Lemeât)
RISALE-I NUR'DAN SECİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilNamaz
Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvi bir münasebet ve nezih bir hizmet ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe'nindendir.
llsârâtü'l-cat
Namaz mü'minin mi'racıdır ve Mi'rac-1 Ekberin cilvesine mazhardır.
(Sualar
Namaz, Halik-ı Zülcelal tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde mane vi huzuruna yapılan bir davettir.
(Isârâtü'l-caz
Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri, güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır Bu surette bütün sermaye-i ömrünü ähirete mal edebilir; fâni ömrünü bir cihette ibka eder.
[Sözler
Her bir namazın vakti, mühim bir inkılap başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlâhi'nin ayna sı ve o tasarruf içinde ihsanat-ı külliye-i İlâhiyenin birer måkesi olduğundan, Kadir-i Zülcelâle o vakitlerde daha ziyade tesbih ve tazim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yeků nuna karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir.
(Sözler)
Namaz, kalplerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları Ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbaniyeye imtisal ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledit.
(İşârâtü'l-İcaz
ânâsı Cenab-ı Hakkı tesbih ve tāzim ve şükürdür.
(Sözler
So
HALİL DÜLGAR
YanıtlaSilKäinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır
(Tarihçe-i Hayat)
Şu fani dünyada kemål-i sür'atle vaveylâ-yı firak-ı koparan giden, ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun åb-ı hayatı; her şeye bedel bir Mābūdu Bakinin, bir Mahbub-u Sermedînin çeşme-i rah-metine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.
(Sözler)
Nasıl ki insan, şu âlem-i kebirin bir misal-i musağğarıdır ve Fatiha-i Şerife, şu Kur'an-ı Azi-müşşarın bir timsal-i münevveridir. Namaz dahi bütün ibadatın envåını şamil bir fihriste-i nûrå-niyesidir ve bütün esnaf-ı mahlûkatın elvan-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-ı kudsiyedir.
(Sözler)
Beş vaktin her biri bir mühim inkılap başı olduğu ve büyük inkılapları ihtår ettiği gibi, kud-ret-i Samedaniyenin tasarrufat-ı azime-i yevmiyesinin işaretiyle, hem senevî, hem asrî, hem dehri kudretin mu'cizatını ve rahmetin hedâyâsını hatırlatır. Demek asıl vazife-i fıtrat ve esas-1 ubudiyet vekať'i borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve enseptir.
(Sözler)
Nasıl ki Fatiha Kur'an'a, insan kâinata fihristedir. Namaz da hasenāta fihristedir.
(İsârâtü'l-İcaz)
Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde senet yok ki, ona malik-sin. Öyle ise hakiki ömrünü bulunduğun gün bil. Läakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, ha-kiki istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya seccadeye at.
(Sözler)
Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kût ve gınå; ve elbette bir menzilin olan kab-tinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde senet ve berat, ve ister istemez üstünden ge pilecek Sırat Köprüsünde nur ve burak olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?
(Sözler)
Acaba yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye baba yirmi üç saatini su kısacık hayat eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf akil hareket eder.
(Sözler)
177
27 Aralık Zu
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECIZELER
YanıtlaSilCenab-ı Hak her iki hayatın levazımatını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza vermek süretiyle yirmi üç saat kısa ve fäni olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir sah de beş namaza ve bakî ve sonsuz uhreví hayata sarf etmek lazımdır ki, dünyada paşa ahirette ge då olmasın.
(Mesnevi-i Nûriye
Namazı kıldıktan sonra Cenab-ı Rezzak-ı Kerimin matbaha-i rahmetinden tâyinatını aramak, başkalara bår olmamak için bizzat gitmek; güzeldir, mertliktir, o dahi ibadettir.
(Sozler
Eğer farz namazını terk etsen, bütün sa'yin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve be reketsiz bir nafakaya münhasır kalır.
(Sozler
İbadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin râiyeti hükmünde olan mevcüda tın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevi bir zulüm eder. Çünkü mevcudatın kemälleri, Sania müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder. İbadeti terk eden, mevcûdatın ibade tini göremez. Belki de inkâr eder. O vakit ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve her biri birer mektub-u Samedani ve birer åyine-i Esmâ-i İlâhiye olan mevcûdatı; âli makamla-rından tenzil ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, câmid perişan bir vaziyette telâkki ettiğinden, mevcûdatı tahkir eder, kemälätını inkår ve tecavüz eder.
(Lem'alar)
Her yeni gün, sana, hem herkese, bir yeni älemin kapısıdır. Eğer namazını kılmazsan, senin o günkü älemin zulümatlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misålde şehadet eder.
(Sözler)
Şer'an yedi yaşına gelen bir çocuğa namaz gibi farzlara peder ve valideleri onları alıştırmak için, teşvikkåråne emretmek, on yaşına girse şiddetle namaz kıldırmak ve alıştırmak şeriatta var.
(Emirdağ Lâhikasıl
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilOruç ve Ramazan-ı Şerif
Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakiki ve halis, azametli ve umumi bir şükrün anahtarıdır.
(Mektübat)
Oruç, çok cihetlerle hakiki vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.
(Mektübat)
Ramazan-ı Şerifte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi malik değil, memlüktür, hür değil abddir. Emir olunmazsa en ådi en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzata-maz diye mevhum rubûbiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakiki vazifesi olan şükre girer.
(Mektübat)
Beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün ilacı oruçtur.
(Mektûbat)
Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafırı, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir.
(Mektübat)
İnsana en mühim bir ilaç nev'inden maddi ve manevi bir perhizdir. Ve tıbben bir hımyedir ki; sanın nefsi yemek içmek hususunda keyfemâyeşå hareket ettikçe, hem şahsın maddi hayatına tben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, adeta månevî ha-Jahru da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir, serkeşăne dizginini eline alır. Daha insan ona binemez; o, insana biner.
Ramazan-ı Şerifte, oruç vasıtasıyla bir nev'i perhize alışır, riyâzete çalışır ve emir dinlemeyi thit: Bicare Serife, devastasidan evvel yemek yemek üzerine doldurmakla etmez ve zayıf mideye de ali terk ettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve şeraiten nemui dinlemeye satsiyat peyda eder. Hayat-ı maneviyeyi bozmamaya çalışır.
(Mektübat)
179
27 Aralık Zuz
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilOrucun ekmeli ise, mide gibi bütün duyguları, gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazi insanlyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani muharremattan, mâlâyaniyattan çekmek ve her b risine mahsus ubudiyete sevk etmektir.
Meselă, dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak; veal sanı, tilåvet-i Kur'an ve zikir ve tesbih ve salāvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek; meselä, gi zünü námahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve ku lağını hak söz ve Kur'an dinlemeye sarf etmek gibi, sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Za ten mide en büyük fabrika olduğu için, oruçla ona tatil-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgahlar ko layca ona ittibă ettirilebilir.
[Mektübat
Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere ve mütemerridlere, zaafını ve aczini ve fakrırı ihsas ediyor
(Mektübat
Ramazan-ı Şerif bu fäni dünyada, fäni ömür içinde ve kısa bir hayatta bäki bir ömür ve uzun bir hayat-ı båkiyeyi tazammun eder, kazandırır.
(Mektübat
Ramazan-ı Şerif adeta bir ahiret ticareti için, gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevi ha sılat için, gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünema-i âmål için, bahardaki mā-i Nisandır. Saltanat 1 Rubübiyet-i İlahiyeye karşı ubůdiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsi bir bayram hükmündedir.
[Mektübat
Şaban ve Ramazanda akıldan ziyade kalp hissedardır, ruh harekete geçer.
(Mektûbat
Ramazan-ı Şerifte sevab-ı âmål bire bindir.
(Mektübat)
Ezel ve Ebed Sultanı olan on sekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelâli, o on sekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlişanı olan Kur'an-ı Hakimi, Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş. Elbette o Ra mazan, mahsus bir bayram-ı İlahi ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i rûhanî hükmüne geç mek, mukteza-yı hikmettir.
(Mektübat
Ra
HALIL DÜLGAR
YanıtlaSilRamazan-ı Şerifte müminler derecâtına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevi sürurlara pathar o ayda oruç va yat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar mâsumâne gülüyorlar.
(Mektübat)
Ramazan-ı Şerifte güyâ Âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor. Öyle bir mescid ki, milyon-larla hafizlar, o mescid-i ekberin kuşelerinde o Kur'an'ı, o hitab-ı semaviyi arzlılara işittiriyor.
(Mektûbat)
Ramazan-ı Şerifte ehl-i iman birden muntazam bir ordu hükmüne geçer.
(Mektübat)
Leyle-i Kadrin sırrıyla seksen sene bir ömrü kazandıracak bir vakitte, en iyi, en efdâl şeyler meşgul olmak lazım geliyor.
(Barla Lâhikas
Şu mübarek şehr-i Ramazan, leyle-i kadri ihata ettiği için, kendiside ömür içinde bir leyle-i Ka-dirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-ü bâkidir.
(Barla Lâhikası)
RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilZekat-Sadaka
Å'mål-i mâliyenin kutbu zekâttır.
(İsârâtü'l-caz
İnsanların hayat-ı içtimaiyesinde intizam ve asayişi temin eden zekâttır.
(İşârâtü'l-caz
Namaz "ımadü'd-din" yani dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, zekât da İslam'ın kantarası ya ni köprüsüdür. Demek birisi dini, diğeri asayişi muhafaza eden İlâhî iki esastırlar.
(İsârâtü'l-İcaz
Zekât, her şahıs için sebeb-i bereket ve däfi-i beliyyattır. Zekâtı vermeyenin, herhalde elinden zekât kadar mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.
(Mektübat
Tabakalar arasında musalahanın temini ve münasebetin tesisi, ancak ve ancak erkân-ı İslâmi-yeden olan zekât ve zekâtın yavruları olan sadaka ve teberruatın heyet-i içtimaiyece yüksek bir düstur ittihaz edilmesiyle olur.
(İşârâtü'l-İcaz
Acaba hakikat-i İslamiyenin binler mesäilinden yalnız zekât meselesi, düstûr-u medeniyet ve muavenet olursa, bu belâya ve yılanın yuvası olan maişetteki müthiş müsavatsızlığa devā-i şāfi ol-mayacak mıdır? Evet, en mükemmel ve bozulmaz bir deva olacaktır.
(Muhakematl
Beşerin haya-ı içtimaisinde bütün ahlâksızlığın ve bütün ihtilâlâtın menşei iki kelimedir. Biri-si, "Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne" İkincisi "Sen çalış ben yiyeyim" Bu iki kelimeyi de den, cereyan-ı ribā ve terk-i zekâttır.
HALİL DÜLGAR
YanıtlaSilBu iki müthiş maraz-ı içtimaiyi tedavi edecek tek çare zekâtın bir düsrur-u umumi suretinde irasıyla, vücub-u zekât ve hurmet-i ribādır.
(Mektübat)
Zekät bir köprüdür ki; Müslüman, kardeşi olan Müslümana muavenet için ondan geçer.
(İsärät)
Vücub-u zekât ve hurmet-i ribā, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir. Şu ribā taşını altından çeksek, qu zálim medeniyet kasrı çökecektir.
(Rumûz)
Zekâtın vücubu ile ribanın hurmetinde büyük bir hikmet, yüksek bir maslahat, geniş bir rah-met vardır.
(İşârâtü'l-İcaz)
İslamiyet, havastan ziyade, avâmın tahassüngâhı olmuştur. Vücub-u zekât ve hurmet-i ribå de, havassı, avâmın üstünde müstebit yapmak değil, bir cihette hâdim yapıyor.
(Mektübat)
Zekât ile sadakanın lâyık oldukları mevkilerini bulmak için birkaç şart vardır:
1. Sadakayı vermekte israf olmaması.
2 Başkasından alıp başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp kendi malından ol-
3. Minnetle in'âmın bozulmaması.
4. Fakir olmak korkusuyla sadakanın terk edilmemesi.
5. Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle, ilim, fikir, kuvvet, amel gbi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi.
6. Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hâcât-ı zaruriyesinde sarf etmesi lazımdır.
(İşârâtü'l-İcaz)
Ey Ehl-i kerem ve vicdan! Ve ey Ehl-i sehavet ve ihsan!
İhsanlar, zekât namına olmazsa, üç zararı var. Bazan da faidesiz gider. Çünki: Allah namına Termediğin için, månen minnet ediyorsun; biçåre fakiri minnet esareti altında bırakıyorsun. Hem makbul olan duasından mahrum kalıyorsun. Hem hakikaten Cenab-ı Hakkın malını ibâdı-
183
27 Aralık 2024 23:08
RISALE NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER
YanıtlaSilna vermek in interziat memuru olduğun halde, kendini sahib-i mal zannedip bir küfrân-ı
met ediyorsun.
Eger zekât namına versen, Cenab-ı Hak namına verdiğin için bir sevap kazanıyorsun; bir şük. mimmamet gösteriyorsun. O muhtaç adam dahi sana tabasbus etmeğe mecbur olmadığı için, iz zet-i nefsi kırılmaz ve duası senin hakkında makbul olur.
Eve, zekât kadar, belki daha ziyade nâfile ve ihsan, yâhut sair suretlerde verip riyâ ve şöhret mimet ve tezlil gibi zararları kazanmak nerede? Zekât namına o iyilikleri yapıp, hem farz eslil etmek, hem sevabı, hem ihlâsı, hem makbul bir duayı kazanmak nerede?
(Mektûbat
Hac
YanıtlaSilHacc-ı Şerif, bil'asale herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir.
(Sözler)
aman Takvimi
Bir hacı ne kadar âmi de olsa, kat-ı merâtip etmiş bir velî gibi, umum aktar-ı arzın Rabb-i Azî-mi ünvanıyla Rabbine müteveccihtir, bir ubudiyet-i külliye ile müşerreftir.
(Sözler)
All around Dünya orld, people bu eser these books. What about okuyc
Hac miftahıyla açılan meratib-i külliye-i rububiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devâir-i ubudiyet ve merâ-tib-i kibriya ve ufk-u tecelliyatın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i rububiyet Allahu Ek-ber, Allahu Ekber ile teskin edilebilir. Ve onunla, o meratib-i münkeşife-i meşhude veya mutasav-vire ilân edilebilir.
(Sözler)
RISALE I NOR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilZikir
Käinat; iman nuruyla, matem-i umumi yeri olmaktan çıkıp, mescid-i zikir ve şükür olmuştur
(Mesnevi-i Nûriye
Mün'im-i Hakiki, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.
Biri zikir, biri şükür, biri fikir.
Başta "Bismillah" zikirdir.
Åhirde "Elhamdülilläh" şükürdür.
Ortada, bu kıymettar harika-i san'at olan nimetler, Ehad, Samed'in mu'cize-i kudreti ve hedi ye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derketmek fikirdir.
(Sözler)
Kur'an, kendi şakirtlerinin ruhlarına öyle bir inbisat ve ulviyet verir ki; doksan dokuz taneli tesbihe bedel, doksan dokuz Esma-i İlahiyenin cilvelerini gösteren doksan dokuz ālemlerin zerra-tını, birer tesbih taneleri olarak şakirdlerinin ellerine verir. "Evradlarınızı bununla okuyunuz" der. İşte Kur'an'ın tilmizlerinden Şah-ı Geylani, Rufai, Şâzeli (R.A.) gibi şakirdleri, virdlerini okuduk ları vakit dinle, bak! Ellerinde silsile-i zerratı, katarat adetlerini, mahlükatın aded-i enfâsını tut muşlar, onunla evradlarını okuyorlar. Cenab-ı Hakkı zikir ve tesbih ediyorlar.
(Lem'alar)
Nefs-i natıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hatta vehmî bir devamla kendini al-datmazsa hiçbir lezzet alamaz. Öyleyse ey devamı isteyen nefis! Daimi bir Zâtın zikrine devam ey-le ki, devam bulasın. Ondan nur al ki sönmeyesin. Onun cevherine sadef ve zarf ol ki, kıymetli ola sın. Onun nesim-i zikrine beden ol ki, hayattar olasın. Esma-i İlâhiyeden birinin hayt-ı şuaıyla te messük et ki, adem deryasına düşmeyesin.
Ey Nefis! Seni tutup düşmekten muhafaza eden Zât-ı Kayyûma dayan. Senin mevcûdiyetin den doksan dokuz parça Onun uhdesindedir. Senin elinde ancak bir parça kalır. En iyisi o parça yı da Onun hazinesine at ki, rahat olasın.
(Mesnevî-i Nûriyel
18/
Tohum olacak bir habbenin kalbi, yani içi delindiği zaman, elbette sünbüllenip neşv ü nema bulamaz; ölür gider. Kezalik, ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, Allah Allah zikrinin şuâ ve ha-räretiyle delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Halik-ı semavat ve arza isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde ene mahvolur.
YanıtlaSil(Mesnevî-i Nûriye)
202
Semâvât zemine gıpta eder ki; zeminde hâlisen lillâh sohbet, zikir ve tefekkür için, bir iki adam, bir iki nefes, yani bir iki dakika beraber otururlar, kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-trahmetini ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı san'atını birbirine göstererek Sânilerini sevip sevdirir-ler.
(Barla Lâhikası)
aman T
All around orld, people these
RISALE NUR DAN SECİLMIS VECİZELER
YanıtlaSilŞükür
Nimet ve rahmet-i İlahiyenin fiyatı şükürdür.
(Emirdağ Lähikas
Netice-i älemin en mühimmi şükürdür. Güya şu şecere-i hilkātin en mühim meyvesi şükür dür. Ve şu kainat fabrikasının çıkardığı mahsûlâtın en ālāsı şükürdür.
(Mektübat)
Hamd ve senå, medih ve minnet O'na mahsustur, O'na lâyıktır.
(Mektübat
Cenab-ı Hak, hadsiz enva-ı nimetini nev-i beşere zemin yüzünde neşretmiş. Ona mukabil, o nimetlerin fiyatı olarak şükür istiyor.
(Mektübat)
Ona teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya Ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.
(Mektûbat
Muvakkat lezzeti yalnız şükür için arayabilirsin. Zâten lezzetler şükür için verilmiş.
(Emirdağ Lâhikasıl
Lezzetli rızık ve nimet, kısa ve muvakkat lezzet-i zâhirîsiyle beraber, dâimî, hakikî, hadsiz bir lezzeti ve zevki taşıyan iltifat-ı Rahmanîyi şükür ile kazandırır.
(Mektübat)
Şükrün en var. O nevilerin en câmii ve fihriste-i umûmiyesi namazdır.
(Mektûbat)
HALİL DÜLGÅR
YanıtlaSilTeşekki kaderi tenkid ve teşekkür kadere teslimdir.
(Suâlar)
Nimet-i lähiye bir sükran ister ki devam etsin, ziyade olsun. Yoksa nimet şükrü görmezse gider.
(Mesnevî-i Nûriyel
Şükrün mikyası; kanattır ve iktisattır ve rızâdır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı; ster ve israftır, hürmetsizliktir, haram helål demeyip rast geleni yemektir.
(Mektübat]
Şükür nimette in'ämı görmek demektir. İn'âmı görmek, nimetin zevälinden håsıl olan elemi defeder. Ziră nimet zail olduğundan Mün'im-i Hakiki onun yerini boş bırakmaz; misliyle doldu-nu ve teceddüdünden lezzet alırsın.
(Mesnevi-i Nûriyel
Rızık dahi bütün envaıyla månen ve maddeten, halen ve kålen şükür ile käimdir, şükür ile oluyor, şükrü yetiştiriyor, şükrü gösteriyor.
(Mektübat)
Envă'-ı zihayat içinde en ziyade rızkın envaına muhtaç, insandır. Cenab-ı Hak insanı bütün Esmasına cami bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeharâtını tartacak, tanıyacak ci-hirata målik bir mu'cize-i kudret ve bütün Esmasının cilvelerinin ve san'atlarının inceliklerini mi-za çekecek âletleri havi bir halife-i arz sûretinde halk etmiştir. Onun için hadsiz bir ihtiyaç ve maddi ve månevî rızkın hadsiz envâına mıhtaç etmiştir. İnsanı, bu câmiyete göre en ålå bir mevki olan ahsen-i takvime çıkarmak vasıtası şükürdür. Şükür olmazsa, esfel-i såfiline düşer; bir zalm-ü azimi irtikāb eder.
(Mektübat)
En ålå ve en yüksek tarîk olan tarik-ı ubudiyet ve mahbubiyetin dört esasından en büyük esa-şükürdür ki; o dört esas şöyle tabir edilmiş:
"Der tarik-1 acz-mendi lâzım âmed çâr çîz:
Acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak ey aziz..."
(Mektübat)
189
RISALE-I NUR DAN SECİLMİŞ VECİZELER
YanıtlaSilHem şükür içinde, såfi bir iman var, hålis bir tevhid bulunur.
(Mektüba
Hatta dünyada yediğin meyve üstünde söylediğin "Elhamdü lillah" kelimesi, Cennet meyves olarak tecessüm ettirilip, sana takdim edilir. Burada meyve yersin orada "Elhamdü lillah" yersin
(Sozier
Rızkın, aşka lâyık bir sûreti var, o da şükür ile o süret görünür. Yoksa ehl-i gaflet ve dalåletin rızka aşkları bir hayvanlıktır.
[Mektübat
Ey insan-ı müşteki! Sen ma'dum kalmadın, vücud ni'metini giydin, hayatı tattın; câmid kal madın, hayvan olmadın. İslâmiyet ni'metini buldun; dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet ni'me tini gördün; ve håkeză...
Ey nankör! Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Cenab-ı Hakkın sana verdiği mahz-ı ni'met olan vücud mertebelerine mukabil şükretmeyerek imkânat ve ademiyyât nev'inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın yüksek ni'metlerin sana verilmediğinden båtıl bir hırsla Cenab-1 Haktan şekvå ediyorsun ve küfran-ı nimet ediyorsun?.. Acaba bir adam; minare başına çıkmak gibi ali derecatlı bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her basamakta büyük bir ni'met gör sün; o ni'metleri verene şükretmesin ve desin: "Niçin o minareden daha yükseğine çıkamadım" diye şekvå ederek ağlayıp sızlasın. Ne kadar haksızlık eder; ve ne kadar küfran-ı ni'mete düşer; ne kadar büyük divånelik eder; divâneler dahi anlar...
Ey kanatsız hırslı ve iktisadsız israflı ve haksız şekvālı gafil insan! Kat'iyyen bil ki: Kanaat, ti-caretli bir şükrandır; hırs, hasåretli bir küfrandır. Ve iktisad, ni'mete güzel ve menfaatli bir ihtiram. dır. İsraf ise, ni'mete çirkin ve zararlı bir istihfaftır. Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızâya çalış Tahammül etmezsen "Ya Sabûr" de ve sabır iste; hakkına razı ol, teşekkî etme. Kimden kime şek vå ettiğini bil, sus. Herhalde şekvå etmek istersen; nefsini, Cenab-ı Hakka şekvå et; çünkü kusur ondadır.
(Mektûbat)
HALİL DULGAR
YanıtlaSilTefekkür
Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlı olur.
(Emirdağ Lähikasıl
Tefekkür dahi, aşk gibi belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tariktir ki, Hakim ismi-ne isäl eder.
(Sözler
Tefekkür, gafleti izâle eder.
(Mesnevî-i Nûriyel
İnsanın vazife-i asliyesi, aczini, fakrını, kusurunu derkederek ubudiyetini ilän etmek; ve hacă-tanın celbi için dua etmek; ve mevcudatın tesbihatını görüp müşâhede ederek şehadet etmek; ve nimetleri görüp tefekkür içinde şükretmek; ve ibret içinde bakmaktır.
(Nurun İlk Kapısı)
İnsan nisyandan alındığı için nisyana mübtelâdır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulması-dez. Fakat hizmet, sa'y, tefekkür zamanlarında nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi da-lllettir. Hizmetler görüldükten sonra, neticede mükafat zamanlarında nefsin unutulması kemåldir.
(Mesnevi-i Nûriye)
Kuran'a ait mesaille iştigal, bir nevi månevî mütefekkiråne Kur'an okumak hükmündedir. Hem ibadet, hem ilim, hem marifet, hem tefekkür, hem kıraat-ı Kur'an manaları risalelerin istin-sah ve mütalâalarında vardır itikadındayız.
(Barla Lähikası)
191
27 Aralık 2024 23:08
Abdurrahman DİLİPAK
YanıtlaSilabdurrahmandilipak@yeniakit.com
Derin yapı
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışandalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşin kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi aralann-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının İçinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil etmış gozuküyor.. Bu işler, bu adamları oraya so-kup, işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-düklerini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminler, "biz gide-riz ötekiler gelir, arma sonuçta bu düzen böyle de-vam eder" anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç-lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yaşanan örtülü hesaplaşmaların davası ayrıca, görülecek..
Yarın sıra 28 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ-lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha yüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunların tümü-nü mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer ve adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane de yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genel af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor-lar..
Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak Ister gibl.
YanıtlaSilMIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?
Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bilgiye sahip değiller mi?
Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..
Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..
İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yaşanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş yıia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!
Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!
Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..
Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demagoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etmiş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..
Bana kalırsa bu yasa değişikliği ŞİKE'cilen kur-tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..
Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Habe-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin karıştığını düşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..
Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozcuiara da, kayıtdışı ekonomiye de, yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir. kayıtdışı siyasete de karşı-Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçirip topluma İlahilik ve Rabilik taslayanlar, eğer bu Sazgeçmeyeceklerse cehenneme! ve dua ile.. işten
Eski Bir Türk Subayı
YanıtlaSilFahrettin Paşa, Mustafa Kemal'in komutanlarından bir tanesi olup yaşı doksanı geçmiş ve hâlà yaşamaktadır, 185 Bu hatıratlarda Fahrettin Paşa, Mustafa Kemal'i milli bir kahraman ilan etmek istemiştir.
"On Yıl Savaş ve Sonrası" adlı hatıratında bu paşa (diğer övü. cüler gibi) Mustafa Kemal'in gerçek yüzünü, en azılı düşmanının dahi kabul edemeyeceği bir şekilde göstermeye çalışmıştır. On bir gün boyunca Çankaya'da Mustafa Kemal'e misafir kalmış bu paşa, Mustafa Kemal'in sofrasında sunulan yemekleri dahi yaz-mış olduğu hatıratlarında, üstünü örtmeye çalışmasına rağmen işlenen rezaleti gizlemeyi başaramamıştır:
"Atatürk, dansa, Fransız büyükelçinin kızıyla başladı. Çünkü he-nüz büyükelçinin karısı orada değildi. Kızın güzelliği, herkesin aklı nı almıştı. Hemen sahneyi dans edenler doldurdu. Atatürk, benden, kendi kızlarından 186 biriyle dans etmemi istedi. Danstan sonra, bazı sanatçılar, çıplak bedenleriyle Rıfat Süreyya'ya bazı danslar sergile-diler.
Sevinçli bir şekilde orada burada herkese nazik davranıyordu. Bazen gösteriyi izlemek için otururdu. Fransız büyükelçisi ise, kızını almış kendini hiç kimseye göstermeden partiden ayrılmıştı... Sabah vakti yaklaşmış davetliler teker teker partiyi terk ediyordu. Saat sa-bah dört olunca bana: "Haydi gidelim" dedi. Beraber çıktık. Arabada beni yanına oturttu. Araba hareket edince başını göğsüme koydu ve uyudu. Dağılmış altın sarısı saçları göğsümün üzerindeydi. Kalbim-deki en güçlü hisleri harekete geçiriyordu. Saçlarını öpüyor ve kok-luyordum. İlk defa Atatürk'ün bu kadar sarhoş olduğunu gördüm.
185 Bu kitabın yazılı
KÜFRÂN-I NİMET
YanıtlaSilTevazu bâzan küfrân-ı nimet olur. (M.) 358:28. Mektup, 7. me-sele, 4. sebep; (M.N.) 191:Şemme:10. risale
KÜFÜR-KAFİR
Bâzan söz küfür görünür, fakat sahibi kâfir olmaz. (L.) 273:28. Lem'a 1 Suâle Cevap
Bir kâfirin herbir sıfatı kâfir olmak lazım değil. (H.St.) 99:2.
hatve
Bu asırda iman ve küfür en son istinada dayanmış. (S.Τ.) 32.
Bu zamanda küfr-ü mutlak fenden geliyor. (H.Ş.) 22.
Büyük günahları işleyen kâfır olmaz. (L.) 78, 80:13. Lem'a 5 ve 7. işaretler, (B.L.) 109.
Dünyanın Allah katında sinek kanadı kadar değeri olsaydı, kâfir-lere ondan bir yudum su dahi içirmezdi. (S.) 311:24. Söz, 3. dal 9. asıl
Felsefe talebelerinin, küfür milletinin ve nefs-i emmarenin en müthiş dalâleti Allah'ı tanımamaktır. (S.) 61:10. Söz, muk.
Harbî kâfirin hayat hakkı vardır. (M.) 423:29. Mektup, 7. kıs. 3. işâ.
İman ile küfrün ortası yoktur. (E.L.) 2:60.
İnkar adem-i kabül değil, kabül-ü ademdir. (S.) 172:15. Söz, 2.
bir itiraz
İnkarda çok büyük zorluklar vardır. (L.) 184:23. Lem'a 2. me-sele; (L.) 316, 317:30. Lem'a 4. nükte, 4. işâret; (M.N.) 31: Lasiyyemalar, (Μ.Ν.) 50: Katre. 1. Bab; (S.) 110:10. Söz, zeylin 4. parça
İnsan küfürle esfel-i sâfilîne düşer. (S.) 281:23. Söz, 1. meb. 1. nok.
Kâfir âleme müstakil bir ağa nazarıyla bakıyor. (M.N.) 200:Şu'le
Kâfirin Allah'a düşmanlığının sebebi. (L.) 348:30. Lem'a 6. nükte, 5. şuanın sonu; (S.) 69:10. Söz, 4. hakikat
FİHRİST/411
YanıtlaSil
Yuksel22 Mayıs 2025 19:50
Kafirin Cehennemde ebedî kalması adalettir. (S.) 429:26. Söz, 1. mebhas; (L.) 87:13. Lem'a 12. işa; (1.1.) 80; ($.) 194:11. Şua, 8. mes. (As. M.) 44: 8. mese. hül.; (M.) 47:12. Mektup, 1. suâl
Kâfirin Cehennem ile ülfet peyda etmesi. (1.1.) 81.
Kâfir Cehenneme lâyık bir mahiyet kesb eder. (S.) 32:6. Söz.
Kâfirlere Cehennem yok olmaktan hayırlıdır. (1.1.) 81.
Kâfirlerin cezası âhirete havale edilir. (E.L.) 1:75.
Kâfirlerin çocukları ehl-i necattır. (E.L.) 1:59; (K.L.) 75.
Kâfir dünyada cennet hayatı yaşar. (M.N.) 60:Katre.
Kâfirin dünyada cezalandırılmamasının sebebi. (M.N.) 180: Şemme, 10. risale; (S.) 667:Lemaat; (S.) 158:14. Söz, zeyl
Kâfirler dünyanın imârı için yaratılmıştır. (L.) 124:17. Lem'a 6. nota; (M.N.) 134:Zühre, 6. nota
Kâfir emânete hıyânet etmiştir. (S.) 33:6. Söz.
Kâfirler hakkında Kur'ân'ın rahmet ciheti. (L.) 83:13. Lem'a 8. işâ
Kâfirlerin hayat seyirleri ve akibetleri. (S.) 116:11. Söz
Kâfirin herbir sanat ve sıfatının kâfir olması lâzım gelmez. (Mn.) 71; (1.1.) 214; (S.) 667:Lemaat
Kâfirler de İslâmiyetin rahmetinden istifade eder. (M.N.) 70: Katre'nin zeyli.
Kâfirler iyiliklerinin mükâfatını dünyada görür. (M.N.) 60: Katre, hât.
Kâfirlerin kılıncıyla fetih, sürür ve ferah istemeyiz. (L.) 108:16. Lem'a 3. suâl
Kâfirlerin küfürdeki ittifakları ehemmiyetsizdir. (Μ.Ν.) 135: Zühre, 6. nota
Kâfir küfür ve inkarıyla ahmakça bir cinayet işler. (S.) 77:10. Söz, 8. hak.
Kâfirin iki mânâsı vardır. (Mn.) 72.
Kâfirin istikbali bir günü ellibin senedir. (M.) 306:26. Mektup, 1. mebhasın sonu.
Kâfire kâfir dememek. (Mn.) 71, 72.
FİHRİST/412
Kâfirlerin Müslümanlara düşmanlığının sebebi. (M.N.) 76:Hubab Kâfirin Müslümana galip gelmesinin sırn. (S.) 667:Lemaat; (Rm. İç. R.) 1:230; (S.) 353:25. Söz 1. şu'le 1. şua 5. nokta; (M.N) 60:Katre, hât.; (B.L.) 152.
YanıtlaSilKâfirlerin medeniyeti ile müslümanların medeniyeti arasındaki fark. (M.N.) 77:Hubab
Kâfir şefkate layık değildir. (S.) 578:32. Söz, 3. mev. 2. mebhas
Kâfirin terakkiyat-ı medeniyette muvaffak olmasının sebebi. (M.N.) 180:Şemme, 10. risâle
Kâfirlerin şerrinden kâinat kızar. (L.) 86:13. Lem'a 11. işaret; (Ş.) 11:2. Şua, 1. mak.
Kâfirler vâhid-i kıyâsîdir. (M.N.) 134:Zühre, 6. nota; (L.) 124: 17. Lem'a, 6. nota
Kâfirlerin vasıflarından bâzıları. (1.1.) 206.
Kasten kimse kâfir olmaz. (M.N.) 68:Katrenin zeyli.
Küfre rıza küfürdür. (M.) 345:28. Mektup, 4. mes. 2. nok.; (E.L.) 2:145; (K.L.) 108.
Küfrü hayal etmek küfür değildir. (L.) 78:13. Lem'a 6.işaret; (K.L.) 7; (S.) 251:21. Söz, 2. makam 5. vecih
Küfrün inşikakının neticesi ittihad-ı İslâmdır. (Rm. İç. R.) 1:231.
Küfrü kâfir ister, Allah yaratır. (1.1.) 105, 108, 111.
Küfrün mâhiyeti nefiydir. (L.) 124:17. Lem'a, 6. nota
Küfr-ü mutlakın altı anarşistlik, üstü istibdad-ı mutlakadır. (Ş.) 238:12. Şua
Küfrün neticesi (L.) 82:13. Lem'a 8. işaret
Küfür ademdir. (Ş.) 65:4. Şua 3. bür. (Ş.) 86:7. Şua, mukaddime Küfür bir tahriptir. (S.) 289:23. Söz, 2. meb.
Küfür bütün eşyayı birbirinden ayrı gösterir. (M.N.) 60:Katre
Küfür bütün kâinata karşı bir tahkirdir. (S.) 64:10. Söz, muk. 3. işâ; (M.) 47:12. Mektup, 1. suâl
Küfür bütün mahlukatın hukukuna tecavüzdür. (L.) 87:13. Lem'a 11. işaret; (Ş.) 11:2. Şua, 1. makam; (S.) 422:25. Söz
FİHRİST/413
YanıtlaSil
Yuksel22 Mayıs 2025 19:56
Küfür büyük bir cinayettir. (S.) 290:23. Söz, 2. mebhas; (S.) 429:26. Söz, 1. mebhas; (M.) 47:12. Mektup, 1. suâl
Küfür Cehennemin yaratılmasına sebeptir. (S.) 464:28 Söz, zeyl
Küfür cereyanının yediği semavî tokat. (K.L.) 161.K)
Küfür cinayetini ancak Cehennem temizler. (Ş.) 10:2. Şua, 1. mak.
Küfür dünyada da cehennemi netice verir. (E.L.) 2:216; (S.) 578:32. Söz, 3. mev. 2. mebhas; (S.) 23:2. Söz.
Küfür herşeyi birbirine düşman eder. (M.N.) 77:Hubab
Küfür iki kısımdır. (L.) 82:13. Lem'a 8. işâ; (Ş.) 86:7. Şua, muk.
Küfür inkardır, reddir, adem-i kabüldür. (S.) 154:14. Söz, 5. si.
Küfür insanı âciz bir canavar hayvan eder. (S.) 285:23. Söz, 1. mebhas. 4. nokta
Küfür insanı elmastan kömüre dönüştürür. (S.) 282:23. Söz, 1. meb. 1. nok.; (M.N.) 60:Kat. hât.
Küfürle itham etmekten sakınmak gerekir. (Ş.) 358:14. Şua. hatâ sevap cetveli.
Küfür kâinatı müthiş düşman taifeleri olarak gösteriyor. (H.Ş.) 75:Zeyl.
Küfür korkaklık verir. (H.Ş.) 77.
Küfür makamına ancak terhib ve tahvif münasiptir. (1.1.) 70.
Küfür mânevî bir cehennemin çekirdeğini taşıyor. (S.) 23:2. Söz; (B L.) 152; (M.N.) 88:Hubâb
Küfür mâzi ve istikbali karartır. (Ş.) 168:11. Şua; (As. M.) 17:3. mes.
Küfür mutlak cinâyettir. Affa kâbil değil. (S.) 80:10. Söz, 9. hak.
Küfür ölümü idâm-ı ebedî mahiyetine getirir. (H.Ş.) 75.
Küfür tecessüm etse Cehennem olur. (Ş.) 194:11. Şua, 8. mes.; (As. M.) 44:8. mesele, bir hülasa
Küfür ve isyan tahriptir. (S.) 429:26. Söz, 1. meb.
Küfür yolu zordur. (M.N.) 68:Katrenin zeyli.
Müslümanlara ülfeti mümkün olmayan kâfire sevgi duyulmaz. (M.N.) 76:Hubâb
FIHRIST/414
YanıtlaSil
Yuksel22 Mayıs 2025 19:57
Resûlullah hakkında hatıra gelen çirkin düşünceler imana zarar
vermez. (L.) 79:13. Lem'a 6. işaret
Tevhid şirki reddeder. (30. Lem'a 4. Nük. 5. İş.) 308.
Zulme maruz kalan kâfirin âhiretteki durumu (K.L.) 45.
Ne Melik kalır, ne Şah, Zât-ı Mevlâ'dan başka. Yok yerde gökte İlâh, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
YanıtlaSilGül kırmızı, kar ak'tır, Zaman tıpkı ırmaktır, Her cana ölüm haktır, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Al ölümden bir hisse, Kulak ver sen bu sese, Diri kalmaz hiç kimse, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Dünyanın sonu harap, Yok olur acem, arap, Arama kendine Rab, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Ne gül olur, ne çiçek, Ne tek damla içecek, Yok bir ölümsüz gerçek, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Üzüm, incir, nar kalmaz, Hiçbir mahluk var kalmaz, Dost kalmaz ve Yâr kalmaz, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Sur öter, yel savurur, Zamanın çarkı budur, Her şey hiçliğe vurur, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Ey can, ey gam Yakubu, Sana ibret olsun bu. Kim verir bir damla su? Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Güneş, yıldız, ay kalmaz, Dünya, bu saray kalmaz, Hiçbir varlık Hayy kalmaz, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Gün gelir når bulamam, Varları var bulamam, Bir yerde yâr bulamam, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Ne er kalır, ne kadın, Hep silinecek adın, Olmasın bir murâdın, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Saatler vurmaz tık tık, Tâ candan uyan artık, Yok olur her yaratık, Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Kim yaratır kul eder? Kim zengin, yoksul eder? Kim göğü pul pul eder? Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Kim akıl, şuûr verir, Kim su, kim billûr verir? Kim âleme nûr verir? Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Kör nefis geri dursun, Kul ol da duâlar sun, Bir dost mu arıyorsun? Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Vahye mazhardır arı, Kim verir gülü, hârı? Kim verir bin baharı? Zât-ı Mevlâ'dan başka!..
Bir Nefes
YanıtlaSilKINAYANIN KINAMASINDAN KORKMA
tir. ור e
ist
Bir kişi Hz. Ömer'e gelerek: "Allah yolunda, kınayıcıların kınamalarından korkmamak mı yoksa kendini ibâdete vermek mi daha hayırlıdır?" diye sordu. Hz. Ömer bu soruya şöyle cevap verdi: "Kim Müslümanların işlerinden herhangi birinin başına getirilecek olursa, Allah yolunda kınayıcıların kınamalarından korkmasın.
kel
Bu gibi işlerin başında bulunmayanlar da nefsini ıslaha yönelsin ve emri altında bulunduğu kişilere nasihat etsin." (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)
YanıtlaSil
Yuksel23 Mayıs 2025 08:13
Ölümü: Normal mi, Suikast mı?
17 Nisan 1993… Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nde ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetti. Resmi açıklamaya göre, ölüm nedeni “doğal”dı. Ama bu ölüm, o günden beri Türkiye’nin en büyük sırlarından biri oldu. Özal’ın ani ölümü, hem zamanlaması hem de koşullarıyla şüphe uyandırdı. Yakın çevresi, özellikle eşi Semra Özal ve oğlu Ahmet Özal, “Bu bir suikasttı” dedi. Peki, neden böyle bir iddia ortaya atıldı?
Şüpheli Bulgular: Özal’ın ölümü sonrası otopsi yapılmadı. Cenazesi, alelacele toprağa verildi. Yıllar sonra mezarı açıldığında, vücudunda zehirli maddeler bulundu, ancak kesin bir sonuç çıkarılamadı.
Zamanlama: Özal, ölümünden hemen önce Kürt sorununa çözüm için cesur adımlar atıyordu. PKK ile dolaylı görüşmeler, ateşkes girişimleri konuşuluyordu. Ayrıca, Türk dünyasıyla ilişkileri güçlendirmek için Orta Asya gezisinden yeni dönmüştü. Bu adımlar, bazı iç ve dış güçleri rahatsız etmiş olabilir.
Tehditler: Özal, hayatı boyunca tehditler alıyordu. Suikast girişimi, bu tehditlerin ciddiyetini göstermişti. Ölümünden kısa süre önce, “Beni rahat bırakmıyorlar” dediği iddia edildi.
Uluslararası Bağlantılar: Özal’ın bölgesel liderlik vizyonu, Türkiye’yi Ortadoğu ve Kafkaslar’da daha aktif bir oyuncu haline getiriyordu. Bu, bazı küresel güçlerin çıkarlarına ters düşüyordu.
Bütün bu bulgular, “Özal öldürüldü” iddialarını güçlendirdi. Ancak resmi bir soruşturma, bu şüpheleri aydınlatamadı. Gerçek ne olursa olsun, Özal’ın ölümü, Türkiye’nin dönüşüm sürecinde bir kırılma noktası oldu. Onun vizyonu, yarım kaldı.
siber istihbarat
YanıtlaSilNanoteknolojik bir dünya. Bilgisayarlar, uydular ve özel programlar. Teknolojik istihbaratçıların dijital çalışma metotları.
Küresel casusluk nasıl yapılıyor? Kimler kullanıyor? Hedefi ne? Unutmayın, artık asla yalnız değilsiniz!
hayykitap
YanıtlaSil
Yuksel26 Mayıs 2025 06:13
SİBER İSTİHBARAT
Küresel ve Nano Casusluğun Anatomisi
Nedret ERSANEL
YanıtlaSil
Yuksel26 Mayıs 2025 06:15
Hayykitap'ın manifestosu
Hayykitap, "yeryüzünde anlaşılmayacak hiçbir şey yoktur" diyor...
Bilginin kasıtlı bir biçimde saklanması, parçalanması, çarpıtılarak gerçeğin örtülmesine karşı bilgiyi birleştirmeyi, bunu hakikatle, dolayısıyla günlük hayatla ilişkilendirmeyi ve anlaşılır bir biçimde herkesin kullanımına sunmayı amaçlıyor...
Hayykitap, halktan kopuk elitist ve salt akademik tavrı benimse-meyecek... Günlük olayları birbiriyle irtibatlandırarak, gerçeğin üzerindeki sanal bilgileri kaldıracak, makyajı temizleyecek...Yeni-den üretilen "asıl" bilgiyi de "en net ve anlaşılır" şekilde okuyucu-suyla paylaşacak...
Dolayısıyla yayınlanan her kitap sizin ve sevdiklerinizin (ya da sev-mediklerinizin) bugününü ve geleceğini doğrudan etkileyecek...
Bizler bu etkinin hep iyilikler yönünde olması için çabalayacağız...
Hayykitap iyiliklere yönelik sözü olan herkesle buluşmak isteyecek, ortak paydası iyilikler olan bütün projeleri destekleyecek...
Hayykitap bu topraklara ait kültürel hafızayı koruyabilen yazarların özgün eserlerini de yayınlayacak... Sözün bittiği yerde "yeni bir söz dizimi" ile okuyucusuyla birlikte yeni anlamlara açılacak...
Hayykitap okuyuculara "aslında" birbirini tamamlayan farklı kate-gorilerde yayınladığı kitaplarla ulaşacak.
Hakan TOPUZOĞLU
YanıtlaSilMüslümanın Hayatında Bilgisayar ve
Bir Tebliğ Aracı Olarak İnternet
"Bir Yaşam Tarzı Olarak Bilgisayar" fikri çerçevesinde içinde bulunduğumuz mevsiminde verdiği ilhamla, bilgisayarı bir Müslüman açısın-dan ele almaya karar verdik.
Bilgisayarın sağladığı birçok yararın veya kullanım alanlarının özelleştirilmiş halini anlatan kelimelerimizle karşınızda olacağız.
Umarım, bu çalışma sayesinde, Ramazan ayı nın tüm bereketine ait ışınlarının üzerimize düştü-ğü şu günlerde inanan insanlar olarak, kulluğumu-zu teknolojiyi kullanarak daha iyi ifade edebiliriz.
Yazımızın teknik yönüne geçmeden, bir Müslümanın hayatı ile ilgili birkaç şey söyleye lim.
Bir müslümanın günü içinde ibadetler, gün-lük işler ve diğer ameller vardır. Hemen söyleye-biliriz ki, bir Müslüman sözüne sadık olmalıdır. Yapaca ğı işleri unutmamalıdır. Müslamanın en büyük özelliği güvenilir olmasıdır. Peygamberler de sıdk özelliği ile ta-nırırlar.
21. yy.da stresin olayları dolu dizgin ele aldığı kaçı-nılmaz bir gerçektir. Unutkanlık ise artık yadırganmaz hale gelmiştir. Bu da inandığını söyleyen insanlara en büyük zararı vermektedir.
İşte burada teknolojiye ihtiyaç vardır. Outlook adlı program sayesinde siz de sözünüzde duran bir insan ol-ma özelliğini taşıyabileceksiniz. Mahcup olmakla başla-yan aksilikler sona erecek.
Ayrıca; bir Müslümanın gününde ibadetler vardır. Yine bu ibadetleri de size Outlook hatırlatacak.
Ancak işin başka bir yönü daha var ki, o çok daha fazla önemli.
Bu ibadetlerin nasıl yapılacağını kimden öğrence ğim meselesi. Her an yanınızda bir insan bulabilmek zor olabilir. Ya da bulduğunuz insan müsait olmayabilir. Si-ze vakit ayırmakta güçlük çekebilir. Ama; bilgisayarlar hem hep yanınız dadır, hem de her
an müsaittirler. Hem figür, teknik adıyla ekran yö-nüyle hem de içe rik (okunacak du-
shone clan harkas
ALATINOL
TALGETREN
English
DUA
tham AERSO
Internet verimli kullanıldığında faydalı bilgiler bakımından çok zengin
alar vb.) konularında, uzman kişiler tarafından hazırla nacak program sayesinde gençliğin karşı karşıya kaldığı öğrenme problemi de aşılacaktır.
En meşhur hocalar, bu sayede her an yanımızda bu-lunabilecekler.
Ayrıca; insanlar yine dua okumayı da en güzel şek liyle hiçbir zaman sıkılmayan, bıkmayan, rahat rahat so-ru sormamızı sağlayan bilgisayar ile öğrenebilecekler. Hem olay daha zevkli hale gelecek, hem de kolaylaşımış olacak.
Bunların dışında, gündelik işlerimizde de zaten bil-gisayar kullanıyor olacağız. Bu konuya "Gündelik Haya-tımızda Bilgisayar" başlığı altında başka bir yazıda ince leyeceğiz.
Bir müslümanın aylık veya yıllık hayatı içinde ise; özel günler, kandiller vb. vardır. Bu özel günlerde eş, dost akraba ve yakınlarını unutmamalıdır. Bir müslü-
man, diğer insanlarla diyaloğunu hiçbir zaman kesme-melidir. Muhabbet duygularını artırmaya çalışmalıdırlar. Bunun için ise günümüzdeki yaygın iletişim araçları olan telefon, mektup, faks, doğrudan ziyaretler çoğu za man problemli olmaktadır. Telefon mali açıdan fazla külfetli gelmekte iken, mektup yorucu ve yavaş, faks ise herkesin evinde ya da elinde bulunmamaktadır. Zaten yoğun iş, kargaşa, stres ve yoğunluktan dolayı doğrudan ziyaretler çoktan imkansız hale gelmiştir.
Oysa; bunların yerine İnternet kullanılması hem işi daha zevkli hale getirecek, hem bu olayı ekonomikleşti-recek, hem de hızlandıracaktır.
İnsanlar, e-mail yani elektronik posta sayesinde te-
43
ERKAM TAKVİMLERİ
Tuhanmeden
wlediginiz loves hemen ALTINMAIL.COM
ALIN TIKTIKLA
18 Ekim Carsamba
TAKVIH
Avet Kerlime
Hadie Seril
06.05.2010
YanıtlaSilTarihler 2010'u göstermekteydi. Ortalık birden karıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a ait olduğu iddia edilen müstehcen kasetler FETÖ mensubu gazeteci Yener Dönmez üzerinden servis edildi. Ortalığın karışması üzerine dört gün sonra, 10 Mayıs'ta Baykal CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa etti. Baykal'ın yerine, FETÖ'nün hazırladığı sözde yolsuzluk dosyaları ile adını duyuran, daha önce SSK'yı batırmış, adı Roche ilaç yolsuzluğuna karışmış olan, kendisini aklayan kişiyi milletvekili yaparak ödüllendiren, Sabetayist Rahşan Ecevit (Raşel Aral)'in
YanıtlaSil
Yuksel8 Temmuz 2025 09:51
Ecevit (Raşel Aral)'in siyasete taşıyıp ölene dek destek verdiği Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Kılıçdaroğlu işe CHP'deki Baykal kadrosunu ve FETÖ karşıtı kim varsa tasfiye ederek başladı. El konulan FETÖ medyası ve şirketlerine sahip çıktı. 15 Temmuz'un başarısız olması karşısında şok yaşayan Kılıçdaroğlu ve ekibi 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen millî direnişi 'kontrollü darbe' diyerek aşağılamaya kalktı.
Baykal'a kaset operasyonu yapan pek çok kişi hâlen FETÖ'den tutuklu.
YanıtlaSil
Yuksel8 Temmuz 2025 09:53
Altınoluk'un Uu
ÖZEL SAYI -1 |
Fiyatı 18 TL
4 MAYIS 31 ARALIK 2020
GERCEK HAYAT
gercekhayat.com.tr
HAYAT
FETO
ÖZEL
SAYI
GER
CER
Dinimizde kılınması emredilen beş vakit namaz, aslında doğruluk amacına yönelik bir ibadettir. Çünkü namazın her rek'atında okunan Fatiha Sûresi'nde Allah'dan istenen bir tek dua vardır, o da doğruluktan ayrılmamak demek olan "İhdinessırata'l-müstekîm" dileğidir. Her müslüman günde en az kırk defa bu duayı yapmakta ve Allah'dan ısrarla doğruluk ve dürüstlük istemektedir. Dıştan ve içten gelen baskılara kapılmadan, şaşırmadan ve sapıklığa düşmeden doğru yolda yürümek için Allah'ın yardımını dilemektedir. Çünkü "Namaz müminin miracıdır" ve miraç, Allah ile buluşmak ve O'nunla yüz yüze gelmek demektir. Kur'ân, bize, Allah'dan, doğru yoldan ayrılmamak için yardım istememiz gerektiğini öğütlerken, Allah'ın da doğru yolda olduğunu Haber veriyor ve "Benim Rabbim, kesinlikle doğru yol üzeredir" (Hûd 11/65) buyuruyor. Ayrıca Peygamber'in de "Doğru yolda olduğunu" (Yasin 36/4) bildiriyor.
YanıtlaSilD.
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:21
Bu şu demektir: Ben Rabbiniz olarak doğru yoldayım, izinden gitmeniz gereken Peygamber de doğru yoldadır. Siz doğruluktan ayrılır bir milim yoldan saparsanız Peygamber'in yolundan çıkmış olursunuz. O yoldan çıktığınız takdirde beni ebediyyen bu-lamazsınız, rızamı kazanamazsınız!
Sonuç olarak diyebiliriz ki:
Hem dünya hayatının düzen ve mutluluğ, hem ebedî hayat olan âhiretin düzen ve mutluluğu doğruluk ve dürüstlük temeline dayalıdır. İşte kıldan ince kılıçtan keskin olduğu bildirilen "Sırat Köprüsü" esas itibariyle budur. Yani, erginlik çağından itibaren ölünceye kadar, bütün nefsanî isteklere ve dünya nimetlerinin câzibesine kendisini kaptırmadan, insanoğlunun doğruluktan ayrılmadan yaşamaya çalışmasıdır. Her türlü engele rağmen bu yolda yürümeye azimli olmasıdır.
Ancak bu sayede Allah'a lâyık kul, Peygamber'e lâyık ümmet olunur.
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu iyiliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul-tusunda yapmışlardır. Ingilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak Müslümanların gözünde kahramanlaşmasını istediler. Zira onun İslâm'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
YanıtlaSilYanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 11:34
Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlaş-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
⚫ Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de İslâm şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra İngilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İttihatçılardır. İngilizler, hedeflerini tamamlamak için,
203.
YanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 08:38
HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir.
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
346 1 Ya, emri bil mar'uf ve nehyi anil münker yaparsınız, yoksa Allah'ın size, nezdi İlahisinden bir azab göndermesi yakındır. Sonra Ona dua edersiniz ama size icabet etmez. Hz. Huzeyfe (r.a.)
346 2 Ya ma'rufla emreder, münkeri nehy edersiniz. Yahut da Allah üzerinize Acemi gönderir de boynunuzu vururlar. Onlar öyle şiddetli olurlar ki, tepenizden ayrılmazlar. Hz. Hasan (r.a.)
346 3 Kadınlar, hatta hayızlılar bile dua toplantılarına çıkabilirler. Yalnız hayız olanlar musallaya giremezler. Hz. Ummi Aliyye (r.a.)
346 4 Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da yüzleriniz karar olur. Ya gözlerinize sahip olursunuz ya da gözleriniz dışarı uğrar. (Mahşer korkusu ile veya kör olarak haşir olursunuz) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
346 6 Hiç şüphe yok ki; arz, cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehli Beytimden ismi Benim ismimde babasının ismi Babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nasafetle doldurur. Önce zulm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsulünü esirgemiyecek ve O aranızda yedi, sekiz çok çok dokuz vakit duracak. (Ay veya sene) Hz. Muaviye İbni Kur'a (r.a.)
346 7 Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri (tutanakları) birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
346 8 İslamın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek. Hz. Huzeyfe (r.a.)
346 9 Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin adetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
346 10 Ümmetimden bir taife, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar. Hz. Ubâde (r.a.)
346 11 Bir adama Ribadan isabet eden bir dirhem, islamiyet zamanında işlediği otuz üç zinadan daha büyüktür. Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.)
346 12 Akşam sabah Allah'ı zikretmek, Allah yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 17
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:51
Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim."
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 11 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:52
Cibril (a.s.) Bana geldi ve buyurdu ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Rabbin Sana selam ediyor ve şöyle buyuruyor: "Kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer onu fakir kılsa idim o küfranı nimet ederdi. Ve yine kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak fakirlikle salah bulur. Eğer onu zengin kılsa idim o küfrederdi. Kullarımdan öylesi de vardır ki onun imanı ancak sıhhatta olması ile tamam olur. Eğer ona hastalık versem, o küfrederdi. (Diğer bir nüshada şu ilave vardır) Kullarımdan öyle kimse de vardır ki, onun imanı ancak kendisinin hastalık içinde bulunması ile tamam olur. Eğer onu sıhhatte kılsam, o küfranı nimet ederdi"
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 11 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:53
Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır.
Ravi: Hz. Sumame (r.a.)
Sayfa: 354 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
"Bir gün Peygamber (s.a.v.) in terkisinde (bineğinin arkasında) idim. Bana şöyle bu-yurdu:
YanıtlaSil"Ey genç! Sana bazı kelimeler öğreteyim: Allah'ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki, O'nu karşında bulasın. Bir şey is-tediğinde Allah'tan iste. Yardım dilediğinde Allah'tan dile. Şunu bil ki, şayet bütün üm-met (insanlık) sana bir fayda vermek için bir araya gelse, ancak Allah'ın senin için yazdı-ğı kadarıyla fayda verebilirler. Yine şayet sana bir zarar vermek için bir araya gelseler, ancak Allah'ın senin aleyhine yazdığı kadar zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış, sa-hifeler kurumuş (yani her şey takdir edilmiş ve bitmiştir)." 8
Bu tavsiyeleri ile Rasul-i Zîşân Efendi-miz, tüm fillerimizde, düşüncelerimizde ve niyetlerimizde Allah'ın rızasını, emirlerini ve yasaklarını göz önünde bulundurma-mız gerektiğini işaret buyurur. Bu, Allah bilinciyle yaşamaktır ki, hayatın merkezine O'nu koymanın ta kendisidir. Yine O (s.a.v.), insanın tüm ihtiyaçlarında ve zorlukların-da ilk ve en nihai merci olarak Allah'ı gör-mesi gerektiğini belirtir. Bu, tam bir tevek-kül ve acziyetini bilerek yalnızca Yaratıcısı-na yönelme halidir.
i
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
186 1 Yarabbi. Ona (Hz. Ali'ye) yardım et. Ve onu yardım vesilesi et. Ona rahmet et ve onu rahmet vesilesi et. Ona nusret ver ve onu nusret vesilesi et. Yarabbi, ona dost olana dost ol ve ona düşman olana da düşman. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
186 2 Yarabbi, bunları (hz. Hasan ve Hüseyin) Ben seviyorum. Sen de sev, Ve buğz edene sen de buğz et. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
186 3 Yarabbi, Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Yarabbi Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Yarabbi, Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Ey amca, Mehdi senin sülalendendir. Teyid edilmiş, Radiye ve Merdiyye olarak. Hz. Abbas (r.a.)
186 4 Yarabbi, Ebu Bekir'e (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Ömer (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Osman'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Ebu Ubeyde İbnil Cerrah'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Amr İbni As'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Hz. İbni Yuhamir (r.a.)
186 5 Yarabbi, kim ki Bana inanır, Beni tasdik eder ve Senden Bana gelenin (kitabın) hak olduğuna şehadet ederse, Sen onun malını da evladını da az ver ve ruhunu da erken kabzet. Yarabbi, ona Sana kavuşmayı sevdir. Ve ölümünü de ta'cil et. Kim de Bana inanmaz ve Beni tasdik etmez ise ve getirdiğimin Hak olduğunu da bilmezse, onun malını ve evladını çoğalt ve ömrünü de uzun et. Hz. Muaz (r.a.)
186 6 Yarabbi Kureyş'e hidayet et. Zira onların alimi, arzı ilimle dolduracaktır. Yarabbi onlara (dünyevi) azabı tattırdığın gibi nimetini de tattır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
186 7 Yarabbi, ona (Hz. Muaviye ra) kitabı ve hesabı öğret. Onu memleketlerde hükmettir ve kendisini azabtan koru. Hz. Seleme İbni Muhalled (r.a.)
186 8 Yarabbi, ona (Hz. Muaviye r.a) ilim ihsan et. Ve onu hidayet rehberi ve Mehdi kıl. Ve onun sebebiyle de hidayet ver. Hz. Ömer (r.a.)
186 9 Yarabbi rüzgarın şerrinden ve rüzgarla gelecek şeyin şerrinden ve bilhassa Ad kavmini helak eden şimal rüzgarından sana sığınırım. Hz. Câbir (r.a.)
186 10 Yarabbi, Sen; ruhu, sinirlerin, kemiklerin ve parmak uçlarının arasından alırsın Sen Bana ölüm hususunda yardımcı ol. Onu Bana kolaylaştır. Hz. Tumet İbni Ğaylan (r.a.)
186 11 Yarabbi, imanı ruhuma içirdiğin gibi, kalbime de içir. Yaratılışımda takdir ettiğin şeyden bir şeyle Bana azab etme. Zira Sen Benim üzerimde her şeyi yapmaya muktedirsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Rivâyete göre bir gün Hazret-i Îså -aleyhisselâm-: "-Ölülerle oturmaktan sakının, zira kalpleriniz ölür!" buyurdu.
YanıtlaSilKendisine: "-Ölüler kimlerdir?" diye sorulunca da, şu karşılığı verdi:
"-Ölüler, dünyaya dalanlardır. (Yani canlı cenazelerdir.)"
(Ebû Tálib el-Mekki, Kütü'l-Kulüb, Beyrut 1426, c. I, sf, 176)
RIN KERAN
TLIEKMP
"Sizi boş yere yarattığımızı ve sizin hakîkaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?"
YanıtlaSil(el-Mü'minûn, 115)
***
"Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların (yâni insanların) çoğu (gafletlerinden dolayı) bilmiyorlar." (ed-Duhân, 38-39)
Kadınlara itaat nedamettir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 312 / No: 1
Ramuz El-Ehadis