İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 188 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel24 Ekim 2024 19:43 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) Sayfa: 198 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Bir kimse öğrenmek istediği ilmi kast ederek çıkarsa, onun için Cennete bir kapı açılır. Melaike kanadlarını döşerler. Göklerin melekleri ve denizlerin balıkları onun için istiğfar ederler. Alimin abide fazileti, bedir gecesindeki ayın semadaki küçük bir yıldıza üstünlüğü gibidir. Muhakkak ki alimler Peygamberlerin varisleridir. Muhakkak ki Peygamberler altın ve gümüş miras bırakmazlar ve lakin onlar ilim miras bırakırlar. Kim ilmi alırsa nasibini almış olur. Alimin ölümü öyle bir musibettir ki, başka şeyle telafi olmaz. O, yeri kapanmıyan bir gediktir ve sönmüş bir yıldız gibidir. Bir kabilenin ölümü bir alimin ölümünden daha hafiftir. Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.) Sayfa: 419 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel26 Ekim 2024 19:13 Beyt-i Mamur yedinci semadadır. Orayı her gün, ilk defa görmekte olan yetmiş bin melek ziyaret eder. Kıyamet kopuncaya kadar da bu böyle devam eder. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 196 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel26 Ekim 2024 19:14 Beyt-i Mamur semadadır. Ve ona "Surah" ismi verilir. Bu, beyt-i Haram misillidir. Ve onun hizasına gelir. Düşecek olsa, onun üstüne düşerdi. Her gün yetmiş bin melek onu ziyarete gelir, her gelen melek bir defa gelmek şartıyla. Onun semadaki kıymeti, Beytullah'ın kıymeti gibidir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 196 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Mekke döneminin başlarında tam olarak indirilen ilk sûre Fâtiha sû- residir. Yedi âyettir. Kur'ân'ı okumaya onunla başlayıp, her namazın, her rekatına da onunla başladığımızdan "Fâtiha sûresi" denmiştir. Bir çok adı vardır. En meşhuru Fâtiha ismidir. Bu sürede, yaratan, yaşatan ve yöneten Rabbimiz bize tanıtılmaktadır. Alemlerin Rabbine hamd etmeyi ve dinimizin evrenselliğini öğretmektedir. Rahmân, dünyada inanan, inanmayan ayırımı yapmadan, can veriyor, ten veri- yor, hava veriyor, merhamet ediyor. Rahmân'a inanan bizlerin de, ya- ratılmışlara merhamet etmemize işaret ediliyor. Ålemin sonunun ge- leceği, ceza gününün sahibinin huzuruna varılacağı, iyi ile kötünün ayırt edileceği öğretiliyor. "Yaratanla yaratılan aynıdır" diyen sapık cereyanlara: "Yalnız sana ibadet ederiz" diyerek cevap veriliyor ve ibadet edenlerle, ibadet edilen Ma'bûd'un ayrılığına işaret ediliyor. Allah'tan istenilecek şeyin en önemlisinin istikamet = doğruluk ol- duğu, o doğruluğun da Allah'ın nebilere öğrettiği doğruluk olduğu öğ retiliyor ve kendini doğru yolda zanneden sapık Hıristiyanlarla, Al- lah'ın gazabına uğrayan Yahudilerin yoluna gitmememiz için dua etmemiz öğretiliyor. Bu düamızın arkasından "Amin" demek sünnet- tir. Biz Rabbimizden doğru yolu, Nebilerin yolunu İstiyoruz. Rabbimiz de bize, Bakara süresinin başında "İşte kitap" diyerek bizim neyi, nasıl ve niçin yapacağımızı Kur'ân'ıyla öğretiyor okuyalım:
1-Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. 2-Bütün hamdler, alemlerin Rabbi olan Allah'a-
dır. 3- (Hamd) Rahmân ve Rahîm olan (Al- lah)'adır 4- (Hamd) ceza gününün sahibi Al- lah'adır. 5- Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz. 6- Bizi, doğru yola ilet. 7- Kendilerine nimet verdiğin (Nebiler, Sıddıklar, Şehitler ve Salih) kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine de- ğil.
Bakara süresi Medine'de uzun zaman içinde nazil olmuş bir süredir. Kur'ân'ın en uzun süresidir. iki yüz seksen altı (286) ayetten meydana gelmektedir. 67-71 nolu âyetlerde israil oğulla- rina bir inek kesmeleri olayını haber verdiği için "Bakara süresi" diye isimlendirilmiştir. Başta, beş ayetle mü'minlerin temel özel- likleri belirtilmiş, ardından iki ayetle kâfirler tanıtılmış, on üç ayetle münafıkların ta'rifi yapılmıştır. Adem'in yaratılışı, ilmin değeri, Cennet-Cehennem tanıtılmış, Yahudilerin tarih boyu kur- dukları tuzaklar bildirilerek tuzaklardan uzak durmamız tavsiye edilmiştir. Aile ilişkileri, medeni münasebetler, ahlâki ve hukuki yasalar, Noterliğin temel yasalarından, uluslararası hukuka kadar bizi kuşatan her sahada emir, yasak ve tavsiyelerde bulunul- maktadır bu sürede. Ekonomik kalkınmaya ve yardımlaşmaya büyük önem veren bu sûre, bizi iki dünyada da selâmete çıkara- cak olan kitabı tanıtarak başlıyor ve Rabbimize yapacağımız en önemli dua ile sona eriyor.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
1- Elif, Lâm, Mîm. 2- İşte Kitap budur, Onda hiç şüphe yoktur. (Bu kitap) mûttakilere yol gösteren bir kitaptır. 3- Onlar, gayba (Rabbin bildirdiği şekilde) iman ederler. Namazı dos-
doğru kılarlar ve onlara rızk olarak verdikleri-
mizden infak ederler. 4- Ve onlar, sana indiri- len(Kur'ân)a da, senden önce indirilen (kitap- lar)a da iman ederler ve onlar, âhirete de yakîn/kesin bir bilgi ile iman ederler. 5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler
mak için) ateş yakmak rumuna benzer. Ateş isteyenin du- macenta has gelen çevresini ay- nurunu giderdi ve karanlıklar görmez bir halde bıraktı. ( içinde Onlar) sa- ğırdırlar, dilsizdirler, kördürler. onlar dönmezler. Artık
19- Veya onların durumu; karan- lıklar, gök gürültüsü ve şimşeğin ol- tu- duğu gökten boşanan yağmura tulmuş kişiye benzer. Ölüm korku- suyla yıldınmlardan parmaklarını laklarına tıkarlar. Allah kafirleri çevre kuşatmıştır. ku- çeре-
Se singegin çakması neredeyse gözlerini kapiverecek simsek onlar şimşek Karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Alan dilesed on an itime agar melerini de aliverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. (İki yüzlü müna- fiklann, bu durumlarından geçici ola- rak yarar sağlayabileceğine işaret eder. Şimşek çakmasından ne kadar ışık alabiliyorsak işte o kadar yararlanabilirler.)
21-Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, takva sahibi ola- SINIZ.
22-O sizin için yeryüzünü döşek, gökyüzünü bina (tavan) yaptı. Gökten yağmur indirerek o su ile size rızk olarak meyveler çıkardı. O halde bile bile Allah'a ortaklar koşmayın. 23- Eğer kulumuz (Muhammed)'a parça parça indirdiğimiz (Kur'ân)'dan şüphe ediyorsanız, haydi onun benzeri bir süre de siz getirin. Allah'tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırın; eğer doğru söylüyorsanız.
24-Eğer yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan
ateşten sakının. O (ateş) kâfirler için hazırlanmıştır.
25- Iman edip güzel amellerde bu- lunanlara, altından irmaklar akan cemeter وَيَقْطَعُونَ مَا آمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ cennetlerin olduğunu müjdele Kendilerine nizk olarak o meyveler- den her yedinlişte: "Ha, bu, bizim
أَنَّهُمْ مُلَا مُوارَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ يَا خَائِرَ الَ ذكر واني الى انمَتُ عَلَيْكُمْ وَإِنِّي فَضَلْتُكُمْ عَلى العامين وَاتَّقُوا يَوْمَا لَا تَجْرِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا وَلَا يُؤْخَدُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ) bui kitap da okuyorsunuz naabır ve namazla (
harema 42-Hakkı batıla kanıştımp da bile bile 43. Namazı dosdoğru kılm, zekâb verin ve ruku edenlerle beraber
شفَاعَةٌ bedel alınmaz ve onlara yardım da yapılmaz.
rine getirin ki, Ben de ahdinizi yerine gelireyim ve ancak Benden korkun. 41- Beraberinizde ki (Tevrat)) doğ rulayıcı olarak indirdiğime (Kurania) iman edin. O'nu (Kur'an) inkâr edenlerin ilki siz olmayın ve Benim Syetlerimi az bir para karşılığında sat- mayın ve ancak Benden
sakının.
ruku' edin.
z insanlara iyiliği emreder de
kendinizi unutuyor musunuz? Hal- almayacak mısınmamı isteyiniz. Muhakkak bu (namez), huşu sahibi in Size verdiğim Ovle bir günden
44- Siz
. Hâlâ aklınızı başınıza Allah'tan) yardım
sanlardan başkasına ağır gelir. Onlar (husu sahibi olanlar) gerçekten Rablerine kavuşacaklarını ve ona döneceklerini bilirler.
korkun ki, o günde kimse bir diğeri adına bir şey ödeyemez. Kimseden zinsiz) şefaat kabul olunmaz, ondan
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 360 1 Hacer-i Esved'e cahiliyet zamanı adamlarının manevi pislikleri bulaşmasaydı, ona dokunup da iyi olmıyan dertli kalmazdı. (Yeryüzünde yegane Cennet eşyasıdır.) Hz. İbni Amr (ra) 360 2 Bu parçaların başına bir ümmet olsaydı, hepsini tamamlamayı emrederdim. Koyu siyah kişileri öldürün. Hiç bir beyt ehli yok ki, evde köpek bağlasın da her gün sevabından bir kıratın eksilmesinin. Ancak av ve bekçi veya koyun köpekleri hariç. Hz. Abdullah İbni Makil (ra) 360 3 Köpekler, ümmetlerden bir ümmet biriktirir, onu siyah olanını öldürmeyi emrederdim. Lakin özelliklerinden siyah olup da gözünün üstünde çukurluk olanı öldürün. Zira onlar, cinlerin lanetlenmiş olanlarındandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 360 4 Adil hakime, kıyamet günü öyle bir sıra gelir ki: "Keşke iki adam arasındaki bir hurma davasını dahi görmeseydim." diye temennide bulunur. Hz. Âişe (r.anha) 360 5 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, kalpleri acem kalbi olacaklar. Denildi ki: "Acem kalbi nedir?" Buyurdu ki: "Kalblerinde dünya muhabbeti, adetleri bedevi adeti gibi. Kendilerine rızık verilmiş mi hayvanlarını çoğaltır, gazayı zarar adder ve zekatı cereme sayarlar. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 360 6 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, gökten yere bir taş düşse, ya bir facire kadına veya bir münafıka rastlayacak. Hz. Enes (ra) 360 7 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, adamın malı nereden alındığına ehemmiyet vermiyecek. Helal den mi haramdan mı? Hz. Ebû Hüreyre (ra) 360 8 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, yetiştirilen riba yemiyen hiç kimse kalmayacak. Yemese bile hiç olmazsa kendisine toz isabet ettirecek. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 360 9 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların şef önderleri hakim olacak. Şerlilerini bir geçirecekler. Onlar da elbette hayırlıların sevgisini izhar edecekler. Namaz vaktinden sonra bırakacaklar. Kim bu zamana yetişirse reis olmasın. Memur olmasın. Vergi memuru olmanın. Maliyeci de olmasın. Hz. Ebû Said (ra) 360 10 Kıyamet günü adam ailesinin elini elinde bulunduran, isteyen ki Cennete götürün. Ateş elleri kesecek ve nida olacak ki: "Âziz ve Celil olan Allah ona müşrike Cenneti haram kılmıştır." Bunun üzerine o , yine vereceği ki: "Yarabbi babasıdır. Yarabbi babasıdır. Yarabbi babasıdır." Onun üzerine babası çirkin bir suret ve kokmuş bir hale gelecek de artık o da babasına sahip olmayacak. Hz. Ebû Said (ra
İbadet. Mükelleflerin (Erginlik çağına eren akıl sahibi insanla nefslerinin arzu ve temayüllerine muhalefetle Rab'larına tazim yapmış oldukları (1), yapılması Sevab olan ve Allah'a yakınlık de eden Hususi täatlarıdır.
On şey nefse gerekli görülmeyince, Vera' tamamlanmaz:
1. Dil, gıybetten korunmak,
2 Kötü sandan sakınmak,
3 Halkla alay etmekten geri durmak,
4. Haramiara bakmamak,
5. Doğru sözlü olmak,
Iman nimetinden dolayı yüce Allah'a minnetdar olmak ve indi kendinį beğenmemek,
7. Malı, hak yolunda harcamak ve batıl yollarda harcamamak, & Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak, 9. Beş vakit namazı vakitlerine, rüků ve secdelerine dikkat ve riyet ederek korumak,
10. Sünnet ve cemaat üzere istikamet etmek. Ebů Músa'l'Eş'ariden rivayet edildiğine göre:
Her şey için bir hadd vardır. Islam'ın hudûdu da Vera', Tevâzu, Sabr ve Şükürdür.
Vera İşlerin kıyam ve sebâtına,
Sabr Cehennem ateşinden kurtuluşa, Şükür de: Cennet'e nail olmağa sebebtir.
Hasari'ul'Basri, Mekke'de, Hz. Ali'nin Oğullarından, arkasını Ka- e dayayıp halka va'z eden bir Genç'e «Din'in sebat ve kıyamına
Açık destek verir mi? Türkiye sessiz kalamaz. Türkiye ile sıcak çatışma yaşanır mı? Bu soruların yanıtı önemli.
ACİL YAPILMASI GEREKEN Cumhurbaşkanı Erdoğan. Türkiye’ye tehditten söz etti. İsrail doğrudan ülkemize saldıramaz. Aparatlarını kullanacak. Fırat’ın doğusu… Rum Kesimi’ndeki hareketlilik… İçeride terörün tırmandırılması… Uluslararası mafyalaşmış finans kuruluşlarının baskıları… Öne çıkan gelişmeler bunlar. ABD, İsrail, PKK/PYD, FETÖ ittifakı var. Buna bazı Avrupa ülkeleri de ekleniyor. Bu duruma göre konumlanmak şart. “Denge politikası” geçersiz. Bölgesel ittifak acil ihtiyaç. Aksi halde yarın çok geç olabilir.
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (Isrů, 17/36)
KÜLTÜREL YOZLAŞMA VE İNANÇ KRİZLERİ
Seküler hayat, insanlığı ve bilhassa gençleri zihnen, kalben ve bedenen meşgul edecek çok fazla seçenek sunmaktadır. İnsanlar arasında, ruhlarını okşayan bu sunumları elinin tersiyle itebilecek pek az kişi vardır. Bilhassa sosyal medya, geniş bir dünya resminin sınırsız zenginliğini, baş döndüren bir özgürlük ilkesiyle servis ederken insanlar da bu rüzgâra kapılıp gitmektedir. Fakat ulaşılan nokta sınırları belli daracık bir alan, bir avuca sığan renkli bir ekrandan başka bir şey değildir. Bu dar alanda sıkışıp kalan birey kendi arafına kapanmıştır. Üstüne bir de sosyal medya kanalıyla yayılan bilgi kirlilikleri eklenince kültürel yozlaşmanın yanında inanç krizleri de baş göstermiş, özellikle gençler ciddi anlamda sosyal medyanın tesiri altında kalmıştır. Bizlere düşen, gençlerimize ve akabinde tüm insanımıza yüreklerinde kök salacak, çiçek açıp meyve verecek bir iman aşılamak, kültürel yozlaşmanın önüne geçerek onları sahih dinî bilgi ile buluşturmaktır.
والعين" الديلمي عن عبد الله بن جراد) 2747. Nazar ve nefes neredeyse kaderi geçecekti. Onun için Allah'a sığının, hem nefesten hem de gözden (nazardan).
٢٧٤٨ - الْعَيْنُ حَقٌّ (خ) م ده حم عن أبي هريرة ، عن عامر بن ربيعة) 2748. Göz (nazar) haktır.
٢٧٤٩ - الْعَيْن تُدْخِلُ الرَّجُلَ الْقَبْرَ وَالْجَمَلَ الْقدْر (عد حل خط عن جابر)
رعيته (ابو الشيخ في العظمة وابو نعيم في الطب عن أبي سعيد وسده والحكيم عن عائشة) 2750- Gözler delildir, iki kulak haber aracıdır. Lisan ise tercümandır. İki el iki kanattır. Ciğer rahmettir. Dalak sevincin, akciğer nefesin, iki böbrek hilenin yeridir. Kalp ise hükümdardır. Hukümdar iyi olursa halk da iyi olur, hükümdar bozuk olursa halk da bozuk olur.
4595- Dediklerimi siz onlardan (Bedir'de ölen müşrikler- den) daha iyi duyamazsınız. Ne var ki, onlar azaptan ötüşrikler bir cevap vermeye muktedir olamıyorlar.
٤٥٩٦ - مَا أَنتُمْ بِجُزء من مائة ألف جُزْء ممن يرد على الحوض (ط) حمد ع
طب ك ض عن زيد بن ارقم) 4596- Siz ey ashabım! Havzın kenarında yanıma gele- ceklerin yüz bin parçasından bir parça bile değilsiniz.
وَاخْتَلَفَ الْإِخْوَانُ وَحُرِقَ الْبَيْتُ الْعَتِيقُ (طب عن ميمونة)
4597- Dine önem verilmediği, kan akıtıldığı, zina zahir olduğu, güzel yapılar inşa edildiği, kardeşler anlaşmazlığa düştü- ğü, Beyt-i Atik (Kâbe) yandığı zaman, sizin haliniz nice olacaktır!
فَتَرْضَى فَذَخَرْتُهَا لِأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَمَةِ الديلمي عن على)
4598- Allah bana: "Ve le sevfe yu'tıyke rabbüke fe ter- da" (Gerçekten Rabbin sana şefaat makamını verecek de hoşnut olacaksın.) ayetinden daha ümit verici bir ayet indirmemiştir. Onu (şefaatımı) ümmetim için kıyamete sakladım.
4599- Allah kuluna bir nimet verdiği zaman, kul: "EΙ- hamdü lillah" derse, şükrünü eda etmiş olur. İkinci defa derse sevabı yenilenir, üçüncü defa derse Allah günahlarını affeder.
51 Allahümme salli ve sellim ala menismühü NEZİRÜN (S. A.V.)
Açıklama:
Kur'ân-ı Azimüşşan'da:
يا أَيُّهَا النَّبِي أَنا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا.
«Yâ eyyühen nebiyyü innå erselnåke şahiden ve mübeşşiren ve nezirâ - Ey peygamber! Seni bir şahit ve bir müjdeci, bir korkutucu olarak gönderdik.» (Ahzab sûresi, âyet: 45) âyet-i kerîmesinde ve başka başka âyetlerde Resûl-i Ekrem Hazretlerine NEZİR denilmiştir. NEZİR, korkutucu mânasınadır. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) ümmetin- den Hak Teâlâ Hazretlerinin yüce emrini terkedenleri, Allah'ın neh- yettiklerini işleyenler ve günahkârlık üzerine tevbe ve istiğfar etme- yenleri azap ve ceza ile korkutucu olduğundan ism-i pâkine NEZİ- RÜN denilmiştir.
MÜNZİRÜN
52 Allahümme salli ve sellim alâ menismühü MÜNZİRÜN (S.A.V.)
Açıklama:
MÜNZİR, Peygamber (S.A.V.) in ümmetinden åsi ve fâsık olan- larının kalbine korku getirici mânâsındadır.
NÜRÜN
53 Allahümme salli ve sellim alà menismühü NÜRÜN (S.A.V.)
Açıklama:
Mübeccel Resûlümüz ve Mufaddal Nebimiz (S.A.V.) Hazretleri- nin mübarek vücutlarının kendisi nur olup bütün yaratıkların nuru onun nurundan olduğu için mübarek isimlerine NÜRÜN denildi. Ne-
tekim Hak Celle ve Ala Hazretleri Kelâm-ı Kadiminde kendisi hak- kında:
قَدْ جَاءَ كُمْ مِنَ اللَّهِ وَنُورُ
«Kadcâeküm minallahi nûrün (Maide sûresi, âyet: 15) diye buyurdu. Allah tarafından bir nur geldi.>>>>
Bilinmeli ki, Alemlerin Serveri, Adem oğullarının övüncü (S.A. V.) Hazretlerinin nûrâniyetini ve nedenini bilmekle onun yüce şanı ve rütbesinin yüceliği, makamının ululuğu öğrenilirse ona intisaba şevk duyulur. Sünnet-i şerifesine ve yüce şeriatine tamamile uyuldu- ğundan, her an salât ve selâm ile tâzim ve tekrimde dünya ve âhiret saadeti ve yücelik menziline vâsıl olma vardır. Bunu bilmek Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Hazretlerinin rûhanî ve cismanî doğuşunu bilmeğe muhtaçtır.
HAZRETİ MUHAMMED (S.A.V.) İN RUHÂNİ DOĞUŞU
Ruhânî doğuşu şöyledir. Resûl-i Ekrem Hazretleri:
Mâ Halakallahü nûrî. Yâni, Hak Celle ve Ala Hazretleri bü- tün yarattıklarından önce benim nurumu yarattı! diye ümmetine ha- ber verdiler. Ve hem de kibar ashabdan Câbir bin Abdullah-il Ensârî (R. Anh) Hazretlerinden şöyle rivâyet edildi:
Ben Resûl-i Ekrem Hazretlerine dedim ki: «Yâ Resûlallah! Anam, babam sana feda olsun. Bana haber ver: Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri bütün varlıklardan önce ne şeyi yarattı? O da saa- detle şöyle buyurdular:
Gerçek ki, Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri bütün yaratık- lardan önce senin Peygamberinin nurunu, kendi nurundan yarattı. O nur, Allah'ın takdir ettiği mekânda durdu. O vakit henüz yaratık- lardan hiçbir şey yoktu. Ne Levh-i Mahfuz, ne kalem, ne Cennet, ne Cehennem, ne ulu melâike, ne gökyüzü, ne arz, ne güneş, ne ay, ne ins, ne cin, hiçbir şey halk olunmamıştı. Vakta ki Hak Celle ve Alâ yaratıklarını halk etmek murad ettiği zaman o nuru dört kısım etti. Birincisinden Kalem'i yarattı. İkinci bölüğünden Levh'i, üçüncü bö- lüğünden yüce Arş'ı yarattı.
Haberde bildirilmiştir ki Hak Sübhanehu ve Teâlâ Levh-i ve Ka- lem'i yarattı. Kalem'in yüz boğumu vardı. Her boğumdan öteki boğu- muna kadar ellişer yıllık yoldu. Hak Teâlâ o Kalem'e:
Yarabbi, ne yazayım? dedi. Hak Celle ve Ala Hazretleri: Yarabbe, Illallah Muhammedün
Resûlullah, yaz! diye ferman etti. Kalem: Muhammed ismi ne güzel, ne yüce isimdir ki onu ism-i Ce- lálinize yakın
zikrettiniz! Bu hangi mübarek varlığın ismidir? diye sordu. Hak Sübhanehu ve Teâlâ: Ey Kalem! diye hitap etti. Edeb ile yaz. O isim benim Habi- bimin ismidir ki Arş'ı, Levh'i ve ey Kalem seni dahi onun nurundan
yarattım. Eğer o olmasaydı hiçbir mahlûku yaratmazdım! Kalem, Allah'ın heybetinden çatlayıp yarıldı. Kalemin dile gelen o yeri kesildi. Şimdi kalem yarılıp kesilmedikçe yazı yazılmaz.
Ey mü'minler bu size bir işaret olmalıdır. O Resûle, ümmetinden tâzim ve tekrimde kusur etmeyip sünnet-i seniyesini yerine getirmek- te edebe uymamaktan kaçınmalıdırlar.
Sonra yine kaleme ferman oldu ki:
Yine yaz!.
Kalem:
Yarabbi, ne yazayım? dedi. Hak Sübhanehu ve Teâlâ:
Kıyamet'e kadar olacakları yaz! dedi. Kalem:
Yarabbi, ne şeyi yazarak başlayayım? Hak Celle ve Alâ:
الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim ile başla! diye emretti. Kalem de Levh'in üstüne Bismillahirrahmanirrahim'i tâzim ve yedi yüz yılda tamamladı. Yazı tamam olunca, Hak Sübhanehu ve Teâlâ dedi ki:
Yà Kalem! Benim bu üç ismim ki biri ism-i Celâlim, biri
Rahmanlığım, biri de Rahim olmamdır. Onları tâzim ile yedi yüz yıl-
da yazdın. Ben bu mübarek kelimeyi habibim Muhammed'in ümmet-
lerine ihsan etsem gerektir. Celâlime kasem ederim ki o ümmetten bir
kul, veya bir cariye hulûs ile: Bismillahirrahmanirrahim! dese ben o kulumun veya o cari- yenin iyilikler defterine yedi yüz sevap yazdırıp seyyiat defterinden yedi yüz günahını bağışlarım.
Yüce Allah o nurun dördüncü kısmını yine dört kısma ayırdı.
Birincisinden Hameletil Arş'i yarattı. İkincisinden Kürsî'yi, üçüncü
Yedinci hicab, MENZİLET perdesidir ki o ruh Yüce Hüda Hazret
lerini:
Sübhane men hüve halikun nûr! diye altı bin yıl tesbih etti. Sekizinci hicab, HİDAYET perdesiydi ki o yüce ruh orada; Allahü
Azimüşşan Hazretlerini: ledi. Sübhane men lem vezel ve lâ yezal; diye beşbin yıl tesbih ey
Dokuzuncu hicab, NÜBÜVVET perdesiydi ki, orada Cenab-ı Hak- ka o ruh: Sübhane men teferrede bil kudreti
vel bekai, diye dört bin yıl tesbih eyledi. Onuncu hicab, RIF'AT perdesi idi ki, orada Hazret-i Allah'ı, Va- cibül Vücud Hazretlerini o mükerrem ruh:
Sübhâne zil arşı ammâ yesıfûn, diye üç bin yıl tesbih eyledi. On birinci hicab, NUR perdesi idi ki, orada o yüce ruh Cenâb-1
Kibriyâyı: Sübhane Rabbiyel azîm! diye Hak Teâlâ'ya bin yıl tesbih ey- ledi.
On ikinci hicab, ŞEFAAT perdesiydi ki o Habibin ruhu: Sübhâne Rabbiyel azim! diye Hak Teâlâ'ya bin yıl tesbihte bulundu.
Bundan sonra, Hak Celle ve Ala Hazretleri bir ağaç yarattı. Adı- na Şecere-yi Yakin denir. O ağacın dört dalı vardır. O mübarek ruh o ağacın üstüne konuldu. O latif ruh, orada Allahü Zülcelâl vel İkram'ı kırk bin yıl türlü tesbihlerle zikreyledi. Sonra Hak Celle ve Ala Haz- retleri, Habibi, o sevgili ruhun karşısına bir ayna yarattı:
Bu aynaya bak, diye buyrukta bulundu. O lâtif ruh, aynaya bakınca kendisini çok güzel, son derece güzel gördü. Allaha şükür secdesine vardı. Beş secdede bulundu. Her secdesinde yüz yıl durdu:
Sübhânel alimillezi lâ yechel, sübhânel halîmillezî lâ ya'cel. Sübhanel cevâdillezî lâ yencel! diye tesbihte bulundu. Böylece varlık dünyasına teşrif ettiklerinde de ümmetine de her secdesi karşılığında bir vakit namaz ferman buyuruldu. Ve beş vakit namazla rahmetler ihsan olunarak ümmeti şereflendirildi.
Bundan sonra Hak Celle ve Alâ, nurdan zincir ile o ağaçta kır- mızı yakuttan bir kandil yarattı. O nuru kandilin içine koydu: - Benim Esmâ-yı Hüsnâmı zikret! diye emirde bulundu. (1)
(1) Esmâ-yı Hüsna: Cenab-ı Hakkın yüce ve en güzel isimleri.
Bir kul muhlis olarak "Lâ ilâhe illallah" derse, gök kapıları onun için Arşa kadar açılır, kebairden kaçındıkça. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 377 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
Bir kul ihlas ile "Lâ ilâhe illallah" derse, bu tevhid hailsiz olarak göğe çıkar ve Allah'a erişir ve Allah mutlaka bu gibi kimselere rahmet nazarı ile bakar. Bir Muhavvide Rahmetle bakması da Allah üzerine haktır. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 377 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
Abdullah b. Münāzil demiştir ki: "Farzlardan birini zayi eden kim- seyi yüce Allah sünnetleri zayi etme belâsına düşürür. Sünnetlere önem vermeyen kimsenin de bid'atlara düşmesi yakındır."
Şu söz de onun:
"Vakitlerinin en faziletlisi, senin nefsinin vesvesesinden emin ol- duğun ve insanların da senin kötü düşüncelerinden kurtulduğu vakittir."
57. EBÛ ALİ-İ SEKAFI (8. 328/939) 173
İlk dönemin zahid süfīlerinden biri de Ebû Ali Muhammed b. Ab- dülvehhäb-ı Sekafi'dir (rah).
Vaktinin imamı idi. Ebû Hafs Haddad ve Hamdûn Kassår ile soh- bet etmiştir. Nişābur'da tasavvuf onunla yayılmıştır. 328 (939) yılında vefat etmiştir
Ebû Ali-i Sekafi demiştir ki: "Bir adam bütün İlimleri toplasa, bü-
tün insan grupları ile beraber bulunsa, kâmil bir şeyhin veya bir terbi-
ye rehberinin veyahut edep öğreten samimi bir kimsenin terbiyesinde nefsini islah etmeden ulu äriflerin ulaştığı makama ulaşamaz. Kendisi- ne amellerindeki kusurlarını ve nefsinin çirkin sıfatlarını gösteren bir üstattan edep almayan kimseye, amellerin ıslahı (mânevi terbiye) ko- nusunda uymak caiz değildir."
Ebû Ali-i Sekafi demiştir ki: "Bu ümmete öyle bir zaman gelir ki, o zamanda bir müminin bir münafığa sırtını dayamadan geçimini güzel
yapması mümkün olmaz."
Şu söz de onun: "Yazıklar olsun şu dünyaya ki, gelince bir sürü meşguliyetle gelir; gidince bir sürü hasretle gider. Akıllı kimse, gelişi bir meşguliyet, gidişi bir hasret olan bu dünyaya güvenip dayanmaz "
Hayatı ve hal tercümesi için bk. Tabakatü's-Süfiyye, s. 361, Tabakatü'ş-Şa'rānī, 1/107; Şezerâtü'z-Zeheb, 2/315; Mir'âtü'l-Cinan, 2/290, Siyeru A'lâmi'n-Nübelä, 15/280; el-Kevākibü'd-Dürriyye, 2/153; Nefehätü'l-Uns, s. 249; el-Ensåb, 3/135; Tabakatü'l-Evliya, s. 298; el-Vafi bil-Vefeyât, 4/75, Sübki, Tabakatü'ş-Şafiiyye,
3/192; Tezkiretü'l-Evliya, s. 413, Evliyalar Ansiklopedisi, 5/103
Ameller, Allahın indinde yedi türlüdür: iki amel vardır ki karşılığını vacib kılar. Diğer iki amel misli misline, bir amel on misli, bir amel yedi yüz misli kazandırır. Bir amel de vardır ki sevabını Allahdan başkası bilmez. Vacib kılan iki amele gelince, bir kimse ki, Allaha halisane ibadet eder ve Ona hiç bir şeyi şerik koşmadan kavuşursa, ona Cennet vacib olur. Bir kimse de, Allaha şirk koşarak mülaki olur ise, ona da Cehennem vacib olur. Bir kimse ki bir kötülük işler, misli ile cezalanır. (Ve iyiliğe niyet eder, yapamazsa, yine bir misli sevab alır) Bir kimes de bir iyilik işlerse on misli ile mükafatlanır. Ve bir kimse malını Allah yolunda infak ederse, nafakası, dirhemi yedi yüz dirhem, dinarı da yedi yüz dinar olacak şekilde katlanır. Oruç ise Allahu Teala içindir ki onu işliyenin sevabını Allah'dan başka kimse bilmez. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.a.) Sayfa: 190 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
Nafakada iktisad (harcayışta itidal) geçim ilminin yarısıdır.. Halk ile muhabbetli geçinmek, aklın yarısıdır. Ve sormasını bilmek te ilmin yarısıdır. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 190 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Yûnus Sûresi, 109 âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 98. âyette Hz. Yûnus'un kavminden bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir.
Mekke halkı, Allah'ın insandan bir peygamber göndereceğine, özellikle kendi içlerinden bir adamın peygamber olabileceğine inanamıyorlar ve "Allah, Ebû Tâlib'in yetimi Muhammed'den başka bir peygamber bulamadı mı?" diyorlardı. Hiç olmazsa hatırı sayılır, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasını daha uygun görüyorlardı. İşte bunun üzerine bu sûre inmiştir.
O Allah; Kur'an'ı hakikat suyuna varış ve oradan ka-
Rahman Hamd; Kur'an'ı, bir öğüt ve kalblerde bulunan hastalık- lara bir şifa olarak indiren Allah'adır.
narak dönüş için tatlı bir kaynak yapmıştır. Hak Teâlâ onu cem', tenzih ve nûn makamından ortaya çıkarmıştır. Kur'an'ı hem zahir ve hem bâtın ehli için bir huccet kılmıştır. Önceki milletlerin ve sonra gelecek olanların bilgilerini onda toplamıştır. "Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir ki- taptadır." (el-En'am, 6/89)
Salât ve selâm, Allah'ın Kur'an'ı vücûb, emr ve şe'n lev- hinden kendisine vahyettiği Efendimiz Muhammed (a.s.)'ın üzerine olsun ki Allah O'nun elinden selsebil ve rahîkı¹ an- dıran şeyler akıtmıştır. O'nun belāgati, çok konuşan hatip- leri susturmuştur. O, enfüs ve äfäktaki (iç ve dış dünyadaki) âyetleri, Melik (her şeyin sahibi, mâliki ve häkirni) ve Hallåk olan (çok yaratıcı, yaratma san'atı olan) Allah'ın murâdına göre açıklamıştır.
Yine salāt ve selâm, O'nun nûr fânûsundan aydınlanan, esrar denizinden avuç avuç içen, söz meydanlarında ârifâne
1. Selsebil, karışımı zencefil olan, rahik misk ise kokulu bir cennet içeceğidir (bkz. el-İnsan, 76/17- 18; el-Mutaffifin, 83/25-26).
S sözleri, ailesi nin ve ashabının, zaman durdukça her devirde Kur'an ile
nillaklanan ve onların izinde gidenlerin üzerine olsun! Imdi günah ve hatasını itiraf eden, afv ve bağışı için
Rabbine seslenen, üzerine rahmet perdesinin çekilme için den ümitli olan, kendisine hidayet rehberinin gönderilmin den Rabb'ine yalvaran, hak yolunun kurbanı İsmail (a.s.) tsi için Racelveti tarikatından İsmail Hakkı - Allah onu ve dost adaşı korusun, rahmetten kovulmuş şeytandan muhafaza et san, hayatının sonuna kadar bugününü dününden daha ha yırlı kılsın, üzerine terakki elbisesini giydirsin ve onu Hakki makamıyla mes'üd eylesin- şöyle der:
Aslan bile olsa her kükreyen tefsir ilmiyle boğuşmaya gi remez. Hasedinden ölse bile her kumandan onun bayrağını taşıyamaz. Bu husus aklı körelmemiş kimseler için delil ge tirmeye gerek kalmayacak derecede ay ve güneş kadar açık- tır. Bu işin önemine rağmen ömür kısadır, kulda da kusur vardır. Daha emeline ulaşmadan kendisine kader oku isabet eden, yazma ve ifade etme konusunda kâmil nice maharetli ālim görürsün. Bu başına bir felaketin veya ecelin gelme- siyle yahut da zamanın çok uzayıp zaafiyet ârız olmasıyla olmuştur. Çünkü dünya âb-ı hayat bile olsa içene bulanık gelir, yaramaz. Hangi varlık vardır ki onun üzerine musibet örümcekleri ağını örmesin?! Hangi nimet vardır ki feläket onu bulandırmasın?! Heyhât!..
Ben, Rūhu'l-kudüs'ün nefesinden kalbime atıldığına; melekūt makamından ve üns hazretinden ilham edildiğine göre "Rühu'l-Beyân fi tefsîri'l-Kur'ân" diye isimlendirilen bu derleme eserin birinci cildini tamamlayınca, benden ön cekilerin yapmadığı şekilde kalemi durdurdum.
Ürküten, korkutan ve önemli bir meseleyi bana haber veren bir rüya gördüm. Bu rüyanın tâbirini ve maksadı nı düşünüp perdenin açılması için kalbime danıştım. Allah Teâlâ'nın zamanımı genişlettiği ve bu dileğim yerine gelene
kadar ecelimi unutturduğu zahir oldu. Fakat esas gayeye göre daha mühim olmadığı için sınırı belli edilmedi, müb hem kaldı. Ancak yaşım kırkı geçmiş, saçlarım ağarmış ve ak saçlarım şakaklarımı kaplanış buldum. Yaşlılığın verdiği zăřiyetle kuvvet gevşemesinden azalarımın harab olduğu- nu gördüm. Vücudumdaki kuvvet güneşinin öğle vaktinden sonra batmaya yöneldiğini, düşüncenin Abbûd gibi dal- gınlaştığını ve kalbin iğne ile hatta şiş ile delindiğini fark ediyordum. Bu yüzden hokkaların yüzü örtüldü, kalemlerin sineleri yanıldı ve sayfalar sanki elemlerin måtemindeymiş gibi darma dağınık olup uçuştular.
Bunun üzerine bu girişi Hakk kapısının eşiğine, alnımı Müsebbibü'l-esbab olan Allah'a secde için toprağa koydum. Yöneliş dizginini O'nun yüce cenäbına çevirdim.
İkinci ve üçüncü ciltlerin tamamlanması için bana kuv- vet vermesi, zamanın feläket ve musibetlerini benden sav- ması, büyük de olsa bu gåyemi gerçekleştirinceye kadar beni harekete geçirmesi hususunda en hayırlı bir şefaatçi olur ümidiyle gözyaşı döktüm. Allah'ın fazl u keremi zaten büyüktür.
Benim bu derlemede ådetim tefsir vecihlerini çoğaltma-
mak, aksine åyetlerdeki düğümleri kolay bir şekilde çözmek- tir. Ama önceki büyük küçük tefsirlerin almadığı konuları ele aldım.
Söylenince öğüt ve ibret alanların kalblerinin sürür du yacağı eklemelere yer verdim. Bununla beraber uyarıcı bir ibret olması için, her mecliste fasih Farsça beyitlerden bir nebze ilave ettim.
Bir prensibim de kaynakların ibårelerini değiştirmemek- tir. Ancak sözlerin birbirine uyum sağlaması yahut da "Ha yır" veya "Niçin" denilebilecek yerler başka.
2. Abbüd, yattığı yerde bin hafta uyuduğu rivayet edilen ve Araplarca dalgırılığı ve uykusu ile mesel getirilen bir oduncunun ismidir. Mütercim Asım. Kamus Tercemesi okyanus, Il cilt, ilgili madde
Gönlüme doğan bazı düşüncelerime: "Fakir şöyle der:" diyerek işaret ettim. Bazılarını da anlatım arasında tim, ekledim.
derc et- Bu cilde başlama, Peygamberimiz'in hicretinin ikinci bin yılının ikinci onda birinin birinci onda birinin ikinci onda bi- yılımınanci yarısının ikinci altıda birinin üçüncü üçte birini ikinci onda birinde (22 Şaban 1102) oldu.
Hicretin sahibine milyonlarca selam olsun!
Birinci cildde olduğu gibi bu cilde başlamam benim hic. ret ve sığınak yerim olan korunmuş şehir Bursa'da olmuştur. Onun her tarafından, kendileriyle ünsiyet edilen kudsi ruhlar eksik olmasın.
Allah'ım, evvelki cildde³ beni bir çok hayra alıştırdığın gibi bu işi bana iyice kolaylaştır.
Bu kitabımı velilerinin yüzlerinin ağaracağı günde yüzü- mün ak olmasına vesile eyle.
Amel defterimin kara sayfalarını, peygamberlerinin en sevgilisi, habibin Muhammed (a.s.)'ın makamı hürmetine sil.
Ey Rabbim, hayatta olduğum müddetçe sabah akşam sana ettiğim duâ sâyesinde hiç bedbaht olmadım.
Büyük inâyetlerin için dünyada da âhirette de her türlü övgü ve senâ sanadır. "Onların dualarının sonu: "Alem- lerin Rabb'ına hamd olsun." demekten ibarettir." (Yūnus, 10/10).
Ismail Hakkı Bursevi. Rühu'l-Beyan'ı üç cild olarak tertip etmiştir. Onun tertibine göre Tevbe sûresinin sonunda tamamlanmakta. Yūnus sûresiyle 2. cild başlamaktadır. Genis Dr. Ali NAMLI tarafından yazılan bu tercümenin 1. cildinin başındaki makaleye bk.
1. Elif lâm râ. İşte bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir.
2. İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve inananlara Rab'leri katında kendileri için (yüksek) bir doğru- luk derecesi olduğunu müjdele!" diye vahyetmemiz, insanlara tuhaf mı geldi? Kâfirler: "Bu, apaçık bir sihirbazdır." dediler.
"Elif lâm râ." Açık olan şu ki "Elif lâm râ" bu sürenin ismidir. Yâni, "Elif lâm rå, bu süredir." veya "Bu sûre, Elif lâm rå'dır." demek- tir. Yani bu sûre bu adla isimlendirilmiştir. Allah sürelere dilediği ismi verir. Ebüssuûd (r.h.) da bu görüşü tercih etmiş ve şöyle demiştir: "Böy-
le olan başlangıç ifadesi olmasından daha doğrudur. Çünkü sürenin bir bilgi henüz geçmemiştir. Şu halde sürenin muhatabın bilgisine bağlı olan konu başlığı yapılması değil bildi vilmesi uygun olur. Zikri geçmeden önce ona işaret edilmesi, zikredilmek relagu içindir. Onun için de hazır hükmünde olmuştur
Fakir (Bursevi) şöyle der: Bil ki harfler kelimelerin, kelimeler cüm ." meler åyetlerin, âyetler sürelerin, sûreler de Kur'an' in bo leridir O halde Kur'an sürelere, sûreler âyetlere, âyetler cümlelere cümleler kelimelere, kelimeler harflere, harfler de noktalara ayrılır. Tiplo demizlerin maklara, ırmakların kanallara, kanallardaki suların da damla- lara aynması gibi. Şu halde her şeyin aslı bir noktadır. Çokluk ancak o genişlemesinden ve tafsilatlanmasından doğmuştur ar
"Elf lam rd" ve benzerleri hakkında zahir ehlinin görüşü, bunla Eden okumak için olduğudur. Bu görüş zayıflıktan håli değilda Camko be hurtfi mukattanın sahih delaletleri vardır. Bunlar muhakik em bilgilerinin özünü teşkil eder. Öncekilerin ve sonrakilerin ilime rmin Hz. Peygamber (s.a.)'e verilmiş olduğu sabittir. 4
Adem ve İdris (a.s.)'in ilimlerinden birisi de harflerin ilmidir (ilm
huarif Ancak Hurüfiyye denilen fırka, işareti esas alıp ibâreyi terk et tkiem ve hakikatin elbisesi olan şeriata hürmeti zedeledikleri için yeni mardır. Nitekim lafız mânânın elbisesi, ibâre işaretin zarfı, vücûd da juhüdun aynasıdır. Bunların hepsi diğerine bağlıdır. Bunlardan sadece birisini alan, ilahi marifet däiresinin haricinde kalır.
O halde gerekleri ve hakikatleriyle bu harfler hakkındaki bilgi hadkatte Allah'a, Peygamber (a.s.)'a ve kâmil vârisleri olan âlimlere havale edilir. Bu väris alimlerden bazıları bu harflerin mânâlarını te vil chetine gitmiş ve "Hurûf-i mukattaadan olan her harf Allah Teâlâ'nın simlerinden bir isimden alınmıştır." demiştir.
Arapçada kelimenin bir kısmını zikretmekle yetinmek alışılagelmiş bar husustur. Bundan dolayı İbn Abbas (r.anhúma): "Elif lâm rå nin "Ben Allah'ım, görürüm." demektir." demiştir. Yine ondan Ef lam rd" nan Rahman in harflerinden olduğu, "Elif lâm rå", "Ha
14 yemininin bozulaca bunun mümkün olmadığını bildirerek ğına fetvå verdiler. Bunun üzerine Imam Muhammed'in yanına vardı du. Onlar da Imam da:
"Ben senden bir içecek istediğimde işte sana bu meseleyi, bir de başka bir meseleyi öğretmek niyetindeydim. Ama şimdi artık meselenin önemin den dolayı onu sana ancak bin dinar aldıktan sonra öğretirim." dedi.
O da ona bin dinar verdi. İmam Muhammed:
"Kızına eğer bir mushaf verirsen, yeminini bozmamış ve yerine ge- tirmiş olursun." diye cevap verdi. Asrının âlimleri kendisine bunun nası olduğunu sordular. İmam da:
"Allah Teåla'nın: "Yaş kuru hiçbir şey yoktur ki apaçak bir kitapta bulunmasın." (e-En'am, 6/59) buyurduğunu söyleyerek cevap verdi. Bu cevap onlarca da kabul gördü.
İlim bir incidir, fakat kıymeti olduğu zaman iyidir Cehâlet öyle bir derttir ki dermanı yoktur
et-Te'vilât'da şöyle denilir: "Sana indirilen bu âyetler, ezelde sa na vaadettiğim, sana ve ümmetine miras olarak verdiğim "hikmetli Kitab'ın ayetleridir." O Kitap hakkında şöyle buyurmuşumdur: "Son- ra Kitâb'ı, kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik." (Fatır, 35/35)
Cenâb-ı Hak bu kitabı diğer kitaplardan hakîm olma özelliği ile ayır dı. Yani o, dînî hükümleri değiştirmek ve nesh etmek sûretiyle bütün kitaplara hükmeden, fakat hiçbir kitabın kendisine asla hükmedemediği bir kitaptır. Bu ümmeti de diğer ümmetlerden ayırıp seçerek özel kıldı. Onlara bu kitabı mîras bıraktı. Bu verâsetin mânâsı, bu Kitab'ın bu üm met içersinde baki kalması, birbirlerinden onu mîras olarak devralmalan ve kendisinin önceki kitapların tamamını nesh etmesi gibi onu hicbir kitabın nesh etmemesi demektir.
Kimileri cehennem ateşiyle uyarılır, kimileri de nimetler yurdu olan cen- nette derecelerinin düşmesiyle uyarılır. Üçüncü bir kısım da kerim olan Rabb'in cemâlini müşâhededen perdelenme ateşiyle uyarılıp korkutulur.
Ayette uyarma müjdelemeden önce getirilmiştir. Çünkü, derece iti- bariyle gereksiz şeyleri izâle edip ortadan kaldırmak, gerekli şeyleri yap- maktan önce gelir. Öğüt ve müjde, nefis inkâr ve günahlarla kirlenmiş olduğu müddetçe fayda etmez. Çünkü evi güzel kokularla havalandır- mak, ancak oradaki pislikleri yok edip süpürdükten sonra olur.
Görmez misin ki bedenî hastalıkları tedaviye girişen doktor önce vücûdu pisliklerden temizlemekle işe başlar. Sonra takviye edici tedaviyi tatbik eder. Aynı şekilde kalb hastalıklarını tedavi edecek olan tabibin de evvela bozuk akideleri, düşük huyları, kalbi bulandıran çirkin amelleri temizlemekle işe başlaması gerekir. Bunlara kötü akıbetten korkutma şerbeti içirir. Helâk edici şeylerden onu arındırır, sonra tâatlerde takviye edecek şeylerle tedavi ederek sâlih amellerin güzel akıbetiyle müjdeler. Bundan dolayı peygamberliğin başında Allah Teâlâ, sadece inzârı; kor- kutma ve uyarmayı zikretmekle yetinerek şöyle buyurmuştur: "Ey elbi- sesine bürünen, kalk uyar!" (el-Müddessir, 74/1-2)
Ayetteki " قدمَ صِدْقٍ " ifadesi aslında "doğruluk ayağı" demektir.
Böyle isimlendirilmesi, bir şeyi vasıtasının/âletinin adıyla isimlendirmek
kabilindendir. Çünkü öne geçmek ve önde gelmek ayak ile olur. Ni-
tekim Arapça'da nimet de "el" diye isimlendirilir. Çünkü nimet el ile
verilir. Kadem'in sıdka; yani ayağın doğruluğa izâfesi, doğruluk ve onun
gerçekleşmesinde mübâlağa ifade etmesi için mevsûfun sıfatına izâfesi
kabilindendir. Sanki o sıfatın doğruluğu ve gerçekleşmesi ayaktan doğ-
maktadır. Sıfat açıklanmak istenince bu ancak mevsufunun açıklanması
ile mümkün olur.
İbn Abbas (r.anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Kademe sıdkın", Peygamberlerinin mü'minlere şefâati demektir. O kendilerini cennete götürecek imamları, rehberleridir. Mü'minler ise onun izinde ve peşindedir.
(Ya Rasûlallah!) Özür dileyen âsîlere şefâat ederim buyurdun İşte o kereme nail olmak için gönül günaha düştü
ifadede aslında onlann, Kaler hayret eden Mekke kafirleri Rasûlullah (s.a.) i göstere bırakan harikulāde bir takım işler gör bir sihirbazdır." dediler." Bu RaJ de kendilerini aciz winan trai vardır.
Blesin ki kafirleri, nefis Fir'avn'unun sihirbazları büyülemiştir. Bu sebeple hakdan kör, sağır ve dilsiz olmuşlardır. Artık onlar hakkı anla maz ve hakka çağırana tabi olmazlar. Nefis, baş olma sevgisi ve ilerleyip elme arzusu üzere yaratılmıştır. Onun için başkasının emri altına gir- mye van olmaz. Nefsi islah etmek ancak riyasetin zıddı olan ubüdiyyet; Hakika kulluk ve mürşide boyun eğmekle olur.
Mesnevi de şöyle denilir:
Tıpkı yükten kaçan katır gibi Başımı alır, dağları boylar!
Hayvanın sahibi ona der ki: "A sersem, başı dönmüş, Her tarafta eşek aulamak üzere sinmiş bir kurt var Kemiklerini şeker gibi ezer, ufalar...
Artık bir daha diriliği, hayatı göremezsin bile!
Kendine gel de sahipliğimden kaçma, yükün ağırlığından çekinme... Senin canın benimdir." diye ardına düşer, koşar durur! Sen de bir katırsın.. Çünkü nefsin gâlib
A kendisine tapan, hüküm gâlibindir. Mustafa, Hakk'ın imrahorudur
Ceļakar nefis katırlarına bakmak, yola getirmek için His belaların çoğu peygamberlere gelir
Çünkü ham kişileri yola getirmek, bir belâdır.
balas) haváriere: "Dâne nerede biter?" diye sordu. Onlar da Toprak ba dediler. Hz. İsa da: "Hikmet de kalbde biter." dedi. Toprak alçak gönüllülüğe işaret eder. Beşerin Efendisi (s.a.) in su hadisi de buna işaret eder: "Kim Allah için kırk sabah (gün) ihlas üzere olur
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 189 1 İslam zelûldür ve Zelûle mal olur. (Uyması kolaydır.) Hz. Enes (ra) 189 2 İslam artar, eksilmez. (Dahil olanlarla artar. Mürtedlerle eksilmez) Hz. Muaz (ra) 189 3 İslam çıplaktır. Giyimi haya, zineti vefa, mürüvveti ameli salih, diğer de verâdır. Her şeyin bir temeli vardır. Müslümanlığın temeli de ashabı ve Ehli Beytimi (Resulallaha nisbeti olanı) sevmektir. Hz. Hüseyin İbni Ali (ra) 189 4 İslam, Allah'a şirk etmeksizin, Ona ibadet etmenin, namazılığın, zekatı vermenin, orucu tutmanın, hacca gitmenin, emri bil-maruf ve nehy-i anilmünkerle emretmekliğin ve ehline selam vermeliğindir. Birini terketmek, İslamiyet'in sehiminden birini terketmek demektir. Kim onları bırakırsa, Müslümanlığın arkasını çevirmiş bir adam olur. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 189 5 İslam, ahlak güzelliğidir. (İslamın uyguladığı şeyler yapılırsa ahlak güzelleşir.) Hz. Ebû Said (ra) 189 6 İslam, aşıkare olan şeylerdir. İman da kalbdedir. Takva buradadır. Takva buradadır, organların göğsüne işaretler buyurdu. Hz. Enes (ra) 189 7 İslam bundan izzetlidir. (Müşriklerle dostluktan) İslamiyet üsttedir, bunun üstüne çıkılmaz. (Galibtir. Mağlub olmaz.) Hz. Aziz İbni Amr (ra) 189 8 İslamiyet on sehimden ibarettir. Kendisinde bir tanesi noksan olan kimse hüsrandadır: "La ilahe illallah (diye) şehadet etmek ki, bu millet (din)dir. İkincisi, namaz ki o fıtrattır. Üçüncüsü, Zekat ki o temizliktir. Dördüncüsü, oruç ki o kalkandır. Beşincisi, Hac ki o şeriattır, Cihad ki o Urve (sarılmak)dır.Emri bil-maruf ki o vefadır.Nehy-i anil münker ki o hüccettir. ismettir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 189 9 Şerliler, cumalardan sonra yüz elli senedir. Dünya ehlisinin hepsine hakim olmak. Onlarda Türklerdir.(Türklerden maksad: Çinliler ve tatarı kebirdir ki, sonunda dünya bunların üzerinde kalacakmış) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 189 10 Şerbetler beşlikten yapılır. Buğdaydan, Arpadan, hurmadan, kuru üzümden ve baldan. Bu şerbetlerden hangisi aklını mahmur ederse, o içkidir. Hz. Numan İbni Beşir (ra)
Hakikat telâkki olunan hayalin ömrü kısadır. Feveran eden efkâr-ı umûmiye ile, o aldatmalar ve mugalâtalar dağılacak ve hakikat meydana çıkacaktır inşaallah.
Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet, faizi yasakla- maktadır. Farklı mânâ arayışları ile bu ya- sağın arkasından dolaşmaya çalışmanın, İslâmî bir duruş ile bağdaştırılabilir bir ta- rafı yoktur. Bir kimse, ekonomik hayatını faize bulaşmadan devam ettiremeyeceği düşüncesine kapılırsa, o kişiyi bekleyen ilk tehlike itikadî basamaktadır. Çünkü kişi böyle yapmakla, özü itibariyle kötü ve çirkin olan bir uygulamanın kaçınılmaz ve vazgeçilmez olduğunu kabul etmekte- dir. Buna karşılık Allah Teâlâ (cc.)'nın ke- sin emri olan dosdoğru bir davranışın ise
somut olarak uygulanamayacağını düşün- mektedir. Öyleye faiz olmadan ekonomik hayat alanında yürüyebilmenin mümkün olamayacağını dile getiren kimseler önce- likle İlâhî otoriteyi sorgulamakla kendile- rini büyük bir tehlikeye atmış olurlar. Yan- lış her zaman yanlıştır. Yapılması gereken doğruya sarılmak ve bunu uygulamaya dökmektir.
Faiz gelirinin ve faizli işlemlerin yasak- ladığı bir iktisadî düzende devletin atması gereken bir diğer adım zekât kurumuna iş- levsellik kazandırmaktır. Böylece kapitalist uygulama örneklerinin insanı bencilleşti- ren, hissizleştiren ve dünyevîleştiren do- kusu kaybolacaktır. İnsanlar, kendilerinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin günlük ihtiyaçlarını karşılamak adına har- camalar yaparken diğer yandan aynı top- lumu paylaştığı ihtiyaç sahiplerini düşüne- cek, onların da alım gücünü artırmak için zekâtlarını verecektir.
Faizin meşrûiyetinin ortadan kaldı- rılması sonrası oluşacak düzlemdeki en önemli rahatlıklardan bir tanesi de serma- yenin âtıl durumdan kurtularak, dolaşıma çıkması olacaktır. Bugün sermaye biriki- minin amacı sermayeyi kendisinden hiç- bir fayda sağlamayacak şekilde istiflemek üzerinedir. Ancak doğru olan sermayenin âtıl tutulması (kenz ve iddihar) değil, üre- time koşulmasıdır. Büyük üretim, büyük geçim kapısı demek olduğundan istihdam da canlanacaktır.
Her kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sus- sun... (Buhari, Rikák, 23)
DEĞİŞİM DİL İLE BAŞLAR
Dil; dinin, kimliğin, geleneğin, kültürün taşıyıcısıdır. Bizi biz yapan şeydir. Başkasının kelimeleriyle kendimizi inşa edemeyiz. Kimin ekmeğini yiyorsan onun kılıcını çalarsın sözüne karşılık şunu söyleyebiliriz: Kimin kelimeleriyle konuşuyorsan onun kelimeleriyle düşünmeye başlarsın. Bize ait olmayan kelime veya kavramlarla yerli düşünce gerçekleşmez. Bir süre sonra ken- dimize yabancılaşmaya başlarız. Yabancılaşmak, benliğinden, kimliğinden uzaklaşmak demektir. Mazi ile bağımız koptuğunda öz duruştan söz etmemiz de imkânsızlaşır. Değişim dil ile başlar, sonra hayatın bütününe sirayet eder. Milli ve manevi değerler onunla örselenir ve zamanla her şey normal gel- meye başlar. Bu normalleşme geçmişle bağımızı koparır. O bağ koptuğunda bizi biz yapan milli ve manevi değerlerle bağımızı da koparmış oluruz. Bu açıdan milletlerin kaderleri dilleriyle doğru orantılıdır. Dili yaşayan milletler hayatlarını sürdürmüş, dili ölmüş toplumların varlığı ise nihayete ermiştir.
Biz Türkler ne başkalarına uşaklık etmeyi, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul ederiz. İnsanlık haysiyetine saygı duymayan, Türk insanına karşı gönlünde sevgi taşımayan, Türk Milletini Türk Halkını hər gören zihniyete karşıyız. Dokuz Işıkçılar olarak bizler Türk halkını, Türk insanını Allahın mukaddes bir emaneti telâkki etmekteyiz. İdareci ve aydınların milletimizin bütün fertlerine bu anlayış içinde hizmet etmeleri, hangi mevkide olurlarsa olsunlar, mevki farkı zenginlik farkı gözetmeksizin herkesin hakkına, hukukuna riayetkar olmaları, ancak gönüllerini insan sevgisi ve insan haysiyetine sonsuz saygı ile dolu olmasına bağlıdır. Dokuz Işık, dokuz ana ilkeye dayanır, Bunlar;
Bu evin her yıl Rebîülevvel ayının 12. günü Mek- ke'de bulunanlarca ziyaret edilmesi adettendi Os- manlı Sultanı II. Mustafa, burada Ramazan'ın 27. gecesinde Hz. Peygamber'in nübüvvetini ta'zim ve Rebîülevvel'in 12. gecesinde Resûl-i Ekrem'in doğu- munu kutlamak amacıyla mevlit törenleri düzen- lenmesini emretmiş ve bunun için tahsisat ayırmış- tır. Daha sonra bu kutlamalar sadece 12 Rebîülev- vel'de sürdürülmüştür.
Bugün Safâ ve Merve tepeleri arasındaki sa'y yerinin tam karşısında, Mina ve Azîziye'ye giden tünelin gi- rişine yakın yerde mevcut olan bu ev, 1379 (1959) yılından beri Mekke Kütüphanesi olarak hizmet ver- mektedir.
30. (Resûlüm!) Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
31. Sonra (ey insanlar!) Şüphesiz siz Rabbinizin huzurunda dâvâlaşacaksınız.
32. Allah’a karşı yalan uydurandan ve kendisine gelen o doğruyu (Kur’ an’ı) yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Kâfirler için cehennemde barınacak(!) yer mi yok?
33. (Allah’tan) doğruyu getiren (peygamber) ve onu gereğiyle tasdik eden (mü’min)ler var ya! İşte onlar, takvâya eren (Allah’a saygı duyup emrine uygun yaşayan)ların ta kendileridir.
34. Rablerinin katında ne dilerlerse onlarındır. İşte bu, iyi davrananların/iyilik edenlerin mükâfatıdır.
35. Çünkü Allah, onların (geçmişte) yapmış olduklarının en kötüsünü bile örtecek ve kendilerine mükâfatlarını, yapmış olduklarının en güzeliyle verecektir.
36. Allah kuluna kâfî değil mi? (Resûlüm!) Seni O’ndan başkalarıyla (putlarıyla/tapındıklarıyla) korkutuyorlar. Allah kimi (böyle) sapıklığında bırakırsa, artık onu doğru yola getiren yoktur.
37. Allah kimi de doğru yola iletirse, artık onu hiçbir saptıracak yoktur. Allah mutlak galip ve (düşmanlarından) intikam alıcı değil midir?
28- (Biz o yüce Kitabı hiçbir eğrilige(, çelişki ihtilafa ve karışıklığa) sahip olmayan (ve şüpheli tek âyeti dahi bulunmayan) Arapça bir Kur'an olara (indirdik)! Ta ki onlar (onun yasaklarından) hakkı ola sakınsınlar
29- Allah(, bir olan Allah'a ibadet eden mümini güzel haliyle, birçok putlara tapan müşriğin kötü duru munu göz önünde canlandıran bir misal olmak üze re (köle) bir adamı açıklamıştır ki, kendisi hakkan da çekişmeli(, geçimsiz ve kötü huylu) birtakım or taklar vardır, bu yüzden o, kime ne cevap vereceğini ve nereye yetişeceğini şaşırmıştır), bir adamı da ki sadece tek bir adama aittir Bir örnek olarak bu İkisi eşit olabilirler mi?
1
Bütün hamdler Allah'a mahsustur (ki, tevhid eh lini bu meziyete muvaffak kılmıştır)! Doğrusu onların pek çoğu (bu kadar açık örnekleri dahi) bilmezler!
)
30- (Habibim! Sen bu kadar hakikatleri kendilerine beyan ettiğin halde håla hakka dönmüyorlarsa, onlar adına üzülmene değmez, zira) şüphesiz sen de öle ceksin, muhakkak onlar da öleceklerdir!
31- Sonra gerçekten de siz, kıyamet günü Rab binizin katında tartışacaksınız!
- -
(O zaman sen onlara: "Ben hak din üzereydim, sia ise yanlış yoldaydınız. Ben İrşad ve tebliğde olanca gü cümü sarf ettim, siz ise inat ve inkârı bırakmadınız! diyerek galip geleceksin. Onlar ise: "Biz liderlerimize ■uyduk, onlar da bizi haktan ayırdılar!" şeklinde birtakım asılsız mazeretler ortaya koyacaklardır)
11- (Rasûlüm! Ümmetini iman ve takvâya teşvik etmek için) de ki:
"Şüphesiz ben(im gibi peygamberlerin en üstünü olan bir kişi bile), dini (ve ibadeti, şirk ve riya gibi se- vapları iptal eden her türlü günahtan arındırıp) Allah'a halis kılan biri olarak O'na ibadet etmemle emro- lundum!
12- Ben (şeref ve mertebe bakımından) Müslüman- ların ilki olmam için (bu ihlasla) memur kılındım! (Zira dinde öncülük, ihlás nispetinde elde edilir.)"
13- (Habibim! Seni atalarının dinine çağıran Kureyş kâfirlerine) de ki: "Muhakkak ki ben, (faraza size uya- rak) Rabbime isyan edecek olursam; pek büyük bir günün azabından korkarım!"
14- De ki: "Ben, dinimi Kendisine tahsis edici biri olarak ancak Allah'a ibadet ederim!
15- Artık siz O'nun dışında dilediklerinize tapın (da belânızı bulun)!" (Habibim! Sana: "Atalarının dinine uymazsan büyük zarara uğrarsın" diyenlere) de ki: "Şüphesiz o (zarar çeşitlerinin hepsini kendilerinde toplayarak tam manasıyla) hüsrâna uğramış olan- lar, (dünyada Allah için yerini yurdunu terk edenler değil,) asıl kıyamet gününde kendilerini ve ailele- rini (cennetten mahrum bırakıp, cehenneme sokarak) zarara uğratmış olanlardır.
İşte sana! Haberin olsun ki; ancak bu, pek açık hüsrân (ve telafisi olmayan sonsuz bir ziyân)ın ta kendisidir!
16- Üzerlerinden doğru o (üst üste binmiş) ateş- ten birçok gölgelikler; altlarından da (yatak ve döşek gibi kendilerini saran) birçok tabakalar onlara aittir.
İşte sana! Bu (feci azap) ki, Allah kullarını ancak bununla korkutmaktadır.
Aişe Validemiz'in annelerimiz arasındaki konumu çok farklıdır; zira o, din adına hizmet etmeye ihtiyaç duyulan Medîne yıllarında, Resûlullah'ın yanında yer alan husûsî bir vezir- dir ve bu yönüyle o, Medîne döneminde akla gelen ilk isimdir. Husûsî bir donanıma sahiptir ve Allah ona, misyonunu edâ adına müthiş bir zekâ lütfetmiştir. Duyduğunu olduğu gibi ka- bullenmeyen, onu Kur'ân ve Sünnet'in kıstas- larına göre sorgulayan bir fıtratı vardır. Kulağı vahiyde, gözü ise istikbâldedir. Ayaklarını sapasağlam bastığı yerde o, Saâdet Asrı ile is- tikbali birbirine bağlayan muhteşem bir köprü gibi durmaktadır.
Onun bulunduğu yerde ayrı bir canlılık vardır; atmosferine girenler, vahyin insibāğıyla bo- yandıklarını hisseder, Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) ziyaret etmişçesine bir heyecan ve canlı- lıkla geri dönerlerdi.
Dün olduğu gibi bugün de yerini belirleye- meyenlerin Annemiz üzerinden dine dil uzat- maya çalıştığı bir dönemi, maalesef yine yaşı- yoruz. Zihinlerin kirli, bakışların bulanık ve kit- lelerin de muhakemesizliğin kurbanı olduğu böyle bir dönemde "Aişe Validemiz", ehl-i insaf ve vicdanı yeniden sırât-ı müstakîme davet edi- yor. Elinizdeki bu kitabın, sözü edilen davette
Fitneye karşı fiili ve tatbiki plåndaki tedbirler: 1,435-36. Fitnenin çeşitleri: 13,394-95.
Fitne-isyan: 6,198.
Fitne Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17,156.
YanıtlaSil
Yuksel17 Aralık 2024 21:37 18. CİLT
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13,365-66.
Fitne sebebiyle zamanın fenalaşması: 17,545.
Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13,471-72-73.
Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13,466-67.
Fitnenin vasıfları: 13,447-48.
Fitne sırasında müslümanların takib edeceği siyaset: 13,373,
Fitne yavaş gelişir. 13,448-49.
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13,461.
Fitneye karışmanın yasak olması: 13,370-71.
Fitneye karışan sahâbeler: 13,527-28.
Fitneyi ihbar: 13,360.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13,390-91; 17,529.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13,456-57.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13,378-79-80.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13,454-55.
Fitne zamanında irtidat artar. 13,459-60.
Fitne zamanında kerahet: 13,391.
Fitne zamanı katı vak'aları artar: 13,463-64.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermememesi: 13,366.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13,383-84.
Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13,466.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13,392-93.
Fitne zamanında terk-i diyår etmek: 13,380-81.
Fitne zamanında yalan artar: 13,452.
Fitne zamanında zenginlik artar. 13,460-61.
Fitnecileri yalnız bırakmak: 13,377-78.
Allah'a karşı sıdk içinde olana fitne zarar vermez: 14,238-39-42.
Demirbaş fitne: 13,395.
Dört büyük fitne: 13,419.
İctimai kargaşa olarak fitne: 13,356-57.
Ismen zikredilen fitneler: 13,398-99.
Ismen zikredilmeyen fitneler: 13,418. Kıyamete kadar hakim olacak fitne: 13,426.
Medine'ye fitnenin çokca yağması: 13,428.
Resulüllah (s.a.v.) bizleri dahili fitneye karşı uyarmıştır. 15,422-23.
Resulüllah (s.a.v.) kıyamete kadar gelecek olan fitne başlarını haber
vermiştir: 15,428-29. Sahâbe ve fitne hareketleri: 13,519-20.
Sahâbe ve Tabiin arasında çıkan kavga ve ihtilaf: 13,482-83-84.
Ümmeti helak edecek bela, fitnedir. 15,422.
Zamanla vukua' gelecek fitne ve hevalardan zikredilenler: 13,394-95-96.
Fiyat kızıştırmaya dair. 3,62.
Fiyat söylerken yüksek değil satmak istenilen fiat söylemelidir. 17,252.
Fıkıh olmayan ibadette hayır yoktur. 15,185.
71
YanıtlaSil
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar Ruhu l beyan Ekim 23, 2024 Devamı Nefis Aralık 07, 2024 Devamı Tarih Ekim 23, 2024 Devamı Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
Yuksel Profili ziyaret edin Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Gündem, kurullarda toplantılarda görüşülecek konular olarak tanımlanıyor olsa da bugün genellikle gündem belirlemek olarak değerlendirilir. Herkesin kendine göre bir gündemi vardır. Kişi kendi gündemini belirleyebildiği gibi etrafında olup bitenlere bakarak da bir gündeme yönlendirilebilmektedir.
Bireyin ve toplumun ortak ilgi ve dikkatini çeken olaylar, konular, çevresinde yaşananlar ve tartışmalardan oluşan gündem, bugün maalesef ki medyanın yönlendirmesiyle şekillenmektedir. Ne kadar medyayı suçlayacak olsak da her gün haber kanallarında, gazetelerde ve sosyal medyada öne çıkan konular, bir şekilde bizi etkisi altına alır. Böylelikle toplumlar kendi gündemlerinden ziyade kendilerine dayatılan gündemle meşgul olmak zorunda kalır. Bu da o toplumda yaşayan bütün bireylerin zihinlerinde ortak bir payda oluşturur. Her ne kadar bireyin kişisel tercih, inanç, dünya görüşü hayatında etkin olsa da dışarıdan gelen bu etki karşısında edilgen duruma düşmekten kendini alıkoyamaz. Bu durum da hayatımızda medyanın ne kadar güçlü yer edindiğinin en büyük kanıtıdır.
İsmet Özel, katıldığı bir televizyon programında “Ben yenir yutulur şeyler söylemiyorum. Çünkü bu televizyon dediğimiz şey sadece yenir yutulur şeylerin söylendiği yerdir. Yani burada sadece yutturmaca vardır. Bu yüzden ben bir televizyon programı yapamıyorum.” diyerek medyanın gerçek yüzünü ortaya koyarken medyanın bize dayattığı gündemin de bir yutturmacadan başka bir şey olmadığını gözler önüne seriyor.
Kendi gündemini belirleme erdemini ortaya koyamayan topluluklar, kendilerine dayatılan gündemi takip etmeye mecbur bırakılmışlardır. Artık onların yerine düşünen, düşündürten, karar veren, yönlendiren birileri vardır. Onlara da kendilerine ait hayat gemisinde dümeni tanımadığı birine vererek gemiye çarpan dalgalarda sallanmak kalır.
Albert Einstein’ın “Dünyanın kötülük yapanlar yüzünden değil, buna seyirci kalanlar yüzünden tehlikeli bir yer haline geldiğini unutmayın.” sözü içine düşürüldüğümüz durumun acı bir göstergesidir. Kendi gündeminden uzaklaşan bireyler günceli takip ederek resmin tamamına vakıf olmak yerine fırçanın detayında boğulmaktadır. Medya da bunu körükleyen temel etkendir.
Gündemi takip etmek, bireylerin yaşayan bir dünya parçası olduğunu hissetmesini sağlar. Bu, sadece bilgi edinmekle kalmaz; bireylerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirir, farklı bakış açılarını zenginleştirir. Toplumsal boyutta ise gündem, ortak bir bilincin oluşmasına zemin hazırlar. Kamusal tartışma alanları, gündemin yönlendirdiği konular etrafında şekillenir.
Dünyada güncel olan muhakkak takip edilmelidir. Zira dünyanın genel gündeminden uzaklaşmaya çalışmak insanın yalnızlaşmasına neden olacaktır. Lakin burada dikkat edilmesi gereken temel faktör takip edilen gündemin kişinin fikir, ruh ve inanç süzgecinden geçirilmesi gerektiğidir.
TİNDİSTAN'ın Rey şehrinde bir mescid vardı ki; her kim, gece bu mescidde kalırsa sabahleyin ölüsü çı- kardı. Bir gün akşam, garip bir misafir bu mescidde yatmağa niyetlendi. Bu misafir, bu mescidin hâlini işit- miş, uzak yerden kalkıp gelmişti. Hiç bir zaman kendi- sinde ölüm korkusu yoktu. Ahali bu garibe :
- Ey garip sakın bu mescidde yatma!.. Her kim bu mescidde bir gece yattı ise, gece yarısında şerbeti mevti içti. Binlerce insan buna vakıf kendini helâke atma ya- zık dediler. Garip de:
- Ey bana acıyan ahâli!.. Ben bu hayattan usandım, bana ölüm pek şirin ve lezizdir. Bana, bu fenâ dünyadan öbür dünyaya uçmakta büyük saâdet vardır. Bırakın be- ni, bu hususta vâiz ve nasihata ihtiyacım yoktur dedi. Bu garip adam, «Bismillah tevekkeltü teâlâllah» deyip mescide girdi. O gece, karanlık mescidde uyur gibi yat- tı, Gece yarısında dehşetli gürültülü bir ses, «geleyim mi, geleyim mi?» diye beş kere bağırdı. Öyle dehşetli bir sesdi ki; duyanların ödü patlardı, bu mert bir an sarsıl- dı, sonra kendine geldi. Ey cân;.. Ve gönül korkma! Tit- reme... Zîrâ korkmak, titremek ölümden korkanlar için- dir. Evhamı bırak. Ya merdane can veririm. Ya bu mes- cidin sırrına âşinâ olurum dedi. Sonra hemen ayağa sıç- rayarak :
- Ey canını sevenleri korkutucu!... Hazırım gel ba- kalım. Geleceğin varsa göreceğin de var, diye merdane bir nara attı. O anda, mescidin tavanındaki Mesnûğ bir tılsım bozularak mescidin içine yağmurlar gibi altınlar
desâtir-i Sünnet-i Seniyye tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut -hâşâ ve kellâ- nâkıs görmek hissini veren bid'aları icad etmek dalâlettir, ateştir.
Sünnet-i Seniyyenin merâtibi var. Bir kısmı vâciptir, terk edilmez. O kısım, Şeriat-ı Garrâda tafsilâtıyla beyan edilmiş. Onlar muhkemattır, hiçbir cihette tebeddül etmez. " (Lem'alar sh: 53)
müşlerdir ki, bu hükümet onların hepsinden güçlü bir manç ve programla iktidara gelmiş ve sür'atli ve köklü eformları; Türkiye'yi daha uzun bir süre başsız bırak- mak ve buhranlara sürüklemek, anarşi'nin tahribatına göz yummak için çeşitli engellemeler yapan bir muha- efete rağmen, gerçekleştirmek için olanca gücüyle ça- ışmıştır.
Şurasını bilhassa belirtmek gerekir ki, Demirel ve partisi tek başlarına iktidara gelseydi, hiçbir şey değil- di ve hiçbir şey yapamazdı.
*
GİZLİ DEVLET
Bir defa daha belirtelim:
Masonluk, biribirlerine gizli yeminlerle bağlı bir takım kişilerin meydana getirdiği topluluktur.
Masonluk, gerçekleri halktan gizleyenlerin mey- dana getirdiği bir kuruluştur.
Masonluğun gizli gâyelerine, sâdece imtiyazlı üye- ler vakıf olurlar.
Hakiki gayelerini ustalıkla gizleyen Üstadlarının elinde, masonluk bir takım yan kuruluşlarıyla (Lions, Rotary, Diners Kulüpler v.s. gibi) Siyonizmin maşasın- dan başka bir şey değildir.
Her mason locasında bir Yahudi vardır. Bu Ya- hudi'nin muvafakatı olmadan «Mason>>> olmak müm- kün değildir.
<<<> iktisaden dünyayı saran «gizli dev- let>>in adıdır.
Büyük sermaye sahipleri ile nüfuzlu kişileri bün- yesine toplayan Masonluk, Yahudi tarafından kontrol edilir, güçlü sermaye'nin emrindedir.
Burada Yahudi'nin, ister sosyalist yahut Komü- nist, ister anarşist olsun; yine Yahudi olduğunu unut- mamak lazımdır.
Emanete riayeti olmıyanın imanı ve ahdi olmıyanın da dini yoktur. Muhammed (s.a.v) in nefsi kudret elinde olan Zata yemin ederim ki, kulun dili dürüst olmadıkça dini dürüst olmaz. Kalbi dürüst olmadıkça dili dürüst olmaz. Komşusu "beraika"sından emin olmıyan Cennete giremez. Denildi ki: "Ya Rasulallah beraika nedir?" Buyurdu ki eziyeti ve zulmüdür. Hangi adam ki haramdan mal kazanır da ondan infak ederse ona sevap verilmez. Eğer sadaka verirse kabul olmaz. Elinde kalan da Cehennem bakımından gidişini artırır. Zira habisi habis örtmez. Lakin habisi temiz ve helal olan şey temizler. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 463 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel7 Ocak 2025 23:08 Emaneti olmıyanın imanı, tahareti olmayanın namazı ve namazı olmayanın da dini yoktur. Namazın dindeki yeri, başın gövdedeki yeri gibidir. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 463 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 464 1 İzarınızı (alt elbiseyi) yarı baldır ve topuğa kadar uzatmakta beis yoktur. Sizden evvelkilerden biri ağır elbiselerle kibirili olarak evinden çıktı da, Allah ona Arşının üstünden nazar etti ve ona gazab etti. Arza emretti ve arz onu alaşağı etti. O kimse arz içinde hala batmakta devam etmektedir. Öyleyse Allah'ın gazabından hazer edin. Hz. Câbir İbni Süleym (r.a.) 464 2 Belanın nüzulünden evvel ve nüzulünden sonra, Kur'an dan bir şey yazıp da takmakta beis yoktur. Hz. Âişe (r.anha) 464 3 Kabir ehline yapılan iyilikten efdal ihsan yoktur ve onu ancak mü'min yoklar. Hz. Câbir(r.a.) 464 4 Evlere gelirken kapının karşısından gelmeyin. Lakin onlara yandan gelin ve izin isteyin. Size izin verilirse içeri girin, yoksa dönün. Hz. Abdullah İbni Busr (r.a.) 464 5 Sadakayı fıtır (zekat, öşr) ancak şu dört şeyden olur. Arpa, buğday, kuru üzüm, hurma. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 464 6 Bir dinarı iki dinara, bir dirhemi iki dirheme, bir ölçeği iki ölçeğe almayın. Zira Ben sizin için ribadan korkarım. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 464 7 Halkın mallarının kıymetlerini seçip almayın. Yaşlı deveyi de, gencini de ayıplısını da alın (zekat hususunda) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 464 8 Uyuyana ve konuşana iktida etme. Hz. Mücahid (r.a.) 464 9 Halk için iyi veya kötü, bir hükümet lazımdır. Amma iyisi taksimde adalet yapar, ganimeti aranızda eşit taksim eder. Facire gelince; mü'min onda mübtela kılınır. Halbuki facir hükümet bile "herc"den daha hayırlıdır. Denildi ki; "Herc nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, öldürme ve yalandır (anarşi) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 464 10 Gerek yere batmak, suret değiştirmek ve gerekse taş yağmak zaruridir. Dediler ki; "Ya Resulallah bu ümmete mi?" Buyurdu ki evet, onlar şarkıcı cariyeler edindiklerinde, zinayı helal saydıklarında, riba yediklerinde, Harem (Mekke)de avlanmayı ve ipek giymeyi helal saydıklarında ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 464 11 "Kıyamül leyl" lazımdır. Deve sağımı veya koyun sağımı kadar olsa da. Yatsıdan sonra yatmadan evvelde yapılan (kılınan namaz) "Kıyamül leyl" den maduttur. Hz. İyas İbni Muaviye (r.a.) 464 12 Rivayeti (Hadisi) şehadetini kabul edeceğiniz kimselerden alın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Ümmetim dünyaya ehemmiyet verdiğinde, islamın azamet ve heybeti kendisinden alınır. Marufu emr ve münkerden nehyi terkettiğinde vahyin bereketinden mahrum kalır. Ümmetim birbirine kötü sözler söylediklerinde ise Allahın gözünden düşer. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 55 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
<- Bismillahi estevdiuke ve uîzühü bilvâhidi min şerri külli hà sidin ve kaimin ve kaidin anis sebili hâmidün alel fesâdi Câhidün ve küllü halkın fåsidin min nâfizin ve âkıdin ve küllü cin mâridin ye. hüzü bil mirâsıdi fi tarikıl mevâridi là yedurrúnehü ve lå yet'unchü fi yakazatin ve lâ menâmin ve ta'nin ve lå makamin yedullahi fevka eydihim ve hicâbullahi dûne âdetihim.»
Açıklama:
«Allah'ın ismine sığınırım. O tek olan Allah'a sığınırım. O'ndan yardım dilerim. Bütün hasetçinin şerrinden ve ayakta duran (ister dursun, ister otursun, ister yürüsün, her ne yaparsa yapsın) fesat çıkaran müfsid yaratıkların fenalıklarından Allah'a sığınırım. Her geçen, içe kadar işleyen, otlayan, sıçrayan, boy atan, zarar verici şey- lerin zararından ki ne zarar verebilsinler, ne kötülük yapabilsinler. Onların ne uyanık iken, ne uykuda iken ziyanları dokunabilsin. Ne durabilsinler, ne de yaklaşabilsinler. Allah'ın hicabı onlardan üstün- dür.
- İşte bu nüshayı çocuğun üstüne oku! dedi:
Muhammed bin Abdullahil Kerim ibni Halefil Bağdadi bu mus- cayı tahriç ve rivayet eyleyerek dedi ki:
Bu nusha, Nebi aleyhissalâtü vesselâm'ın anası Amine Ha- ından şöyle rivayet olundu:
<- Bir gece rüyamda bana haberci geldi, bana:
YanıtlaSil
Yuksel13 Ocak 2025 21:52 KARA DAVUD EFENDİ ŞERHI
169
Yå Åmine! dedi. Gerçektir ki sen bütün yaratıkların yücesi ve Seyyidi olan Ahir Zaman Nebisi (S.A.V.) e håmile bulunuyorsun, onu doğurduğun zaman mübarek adını MUHAMMED koy. Onun ism-i şerifi Tevratta AHMED'dir. Bu nushayı ona tak. Yani üstüne as!
Uyandığım zaman başımın üzerinde gümüşten bir sahife yazının durduğunu gördüm. Üstünde
Bismillahi, estevdiuke ve uizühü bilvähidi ve geri kalan yam vardı.
Ulema (Allah onlara rahmet eylesin):
Bu dua hangi çocuğa konulursa yüce Allah'ın ismiyle bütün nazar değmelerden ve cin zararlarından korunur! dediler.
Ebu Ömer (Rahimehullah) da dedi ki:
Her kimin üzerine Nebi Aleyhisselâm'ın bu nüshası bulunur- sa her nerde yatarsa yatsın hiçbir zaman hiçbir kötülükten korkul- maz. Yani bu Nebi nüshası hürmetine ona zarar gelmez.
Resûl (S.A.V.) Efendimizin doğduğu ayda da aykırı iddialar var dır. En bilinen Rebiülevvelin on ikisidir.
Gece mi, gündüz mü doğdų? Bunda da aykırı rivayetler vardır.
Gerçek olan Gece ile gündüzün vaktindedir. Çünkü Resül-i Ek rem (S.A.V.) subh-1 sadıkta doğduktan sonra henüz aydınlık meyda na gelmeden, yâni gece vaktinde dünyaya teşrif buyurdular.
Gece doğdu! diyenlere gelince onlar için gece güneşin batma sından güneşin doğmasına kadar olan zamandır. Buna göre gec doğmuş olur.
Gündüz doğdu! diyenlere göre de gece, güneşin batmasında subh-1 sådıkın belirmesine kadardır. Bu hale göre gündüz doğmu olur. Ve doğrusu da budur. Nitekim Oruç'tan bilinir ki oruç vat gündüzdür. Oruçun evvel vakti tûlu-ı fecirdendir.
Doğumun ne gün olduğunda aykırı fikirler vardır. Doğru ola Pazartesi günüdür. Hazret-i Muhammed'in Mekkeden hicretleri yin bir Pazartesi günüdür. Medine'ye de Pazartesi günü girmiştir.
Mâide sûresi de Pazartesi günü inmiştir. Yine Pazartesi gece Mirac ile müşerref ve mükerrem olmuşlardır. Mekke'nin fethi Pazartesi günü olmuştur. Ve bir Pazartesi günü de Beka sarayun teşrif buyurmuştur.
Ağlama ya Ömer (r.a) dağların altın olarak hareket etmesini dilesiydim, hareket ederlerdi. Eğer dünyanın Allah'ın indinde sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı kafirlere ondan bir şey vermezdi. Ravi: Hz. Ataa (r.a.) Sayfa: 466 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Ben, Nizar oğlu, Mudar oğlu, İlyas oğlu, Mudrike oğlu, Huzeyme oğlu, Kinane oğlu, Nadr oğlu, Malik oğlu, Fahir oğlu, Galib oğlu, Luey oğlu, Kaab oğlu, Mürve oğlu, Kusey oğlu, Abdi Menaf oğlu, Haşim oğlu Abdülmuttalib oğlu, Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v)'ım. İnsanlar ikiye ayrılırsa Allah beni onların en hayırlısından kılmıştır. Bana cahiliyet devrinin kötülüğü isabet etmedi. Ve ben Adem (a.s.) dan beri nikahla oldum. Ve Ben sizin ecdad ve nefis (soy, sop) olarak en hayırlınızım. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 151 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
Bediüzzaman'a göre despotizme, keyfi karar ve iradelere, bilim ve hikmet dışı eğilimlere dayanan bir toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve varlığını istikrarlı bir şekilde devam ettirmesi mümkün değildir. Özellikle İslam toplumlarının sosyo-ekonomik gelişmesi her türlü, istibdat ve baskıdan uzak İslamî hür- riyet ve Şurâ ile mümkündür.
YanıtlaSil
Yuksel25 Ocak 2025 00:06 EĞİTİM
Milli Eğitimden Evrensel Eğitime
Egitimde Akıl ve Kalp
Hakan Yahman
Bir Model Olarak
Medresetuzzehra Projesi
Umit Alparslan
Yeni Milenyumun Basında Esher'in Kaybolan Rolu
Mustafa Ozcan
Turk Milli Eğitiminin Demokratik
Değerler Acısından Durumu
Mustafa Cinell
Eğitim ve Özgürlük
Durmuş Hocaoğla
Bir Dönemin Aynası:
Köy Enstituleri
Alslulhalim Yener
Eğitim, Eğitimde Özgür Ortamın
Onemi ve Türkiye
Nazmi Eroğlu
Risale-i Nur'un Taksonomik Yapısı Üzerine
Bir İnceleme ve Mufredat Caltısması
Restami Sait Çiner
Risale-i Nur'da "Eğitim"
Bedhitzzaman Said Nursi
Mesru Demokrasi
Bünyamin Duran
Not ON
QUV 1000
1,000,000 14
YanıtlaSil
Yuksel25 Ocak 2025 00:08 KÖPRÜ
ÜÇ AYLIK FİKİR DERGİSİ
Risale-i Nur Enstitüsü yayınıdır
No: 68
GÜZ/1999
(Ekim-Kasım-Aralık)
2.000.000 TL
Sahibi
Yeni Asya Eğitim Kültür ve Araştırma Vakfı
Genel Yayın Yönetmeni
Mesut Toplayıcı
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Bekir Gönüllü
Yayın Kurulu
Prof. Dr. Bünyamin Duran
Doç. Dr. Abdulvahap Yiğit
Kâzım Güleçyüz, Nihat Derindere
Dr. Hakan Yalman, Adem Ölmez, Abdünnasır Yiner, M. Emin Üner
Editör
Selim Sönmez
Genel Koordinatör
Şener Boztaş
İstanbul
Vefa, Cemal Yener Tosyalı Cad., No: 117
Süleymaniye
www.yeniasya.org.tr
E-mail: kopru@yeniasya.org.tr
Tel:(0212) 513 11 10 Pbx
YanıtlaSil
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar İLİM Ekim 08, 2024 Devamı CUMU A NAMAZI KILMAK Mayıs 31, 2024 Devamı Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel Vasiyet ve mustafa Profili ziyaret edin Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
"Ey Muhammed (a.s.), Allah Teâlâ cehennemi yarattığı vakit onu ye tabaka kıldı. Bunların en hafif olanında ateşten yetmiş milyon dag, her dagda ateşten yetmiş milyon vadi, her vadide ateşten yetmiş milyon ev, her evde ateşten yetmiş milyon sandık ve her sandıkta da yetmiş milyon azab çeşidi vardır, "21
En ehven tabakası böyle olan cehennemden Allah'a sığınırız. Bu ri het Miskat heuer da gecemektedir. Bu rivayet mübalagayanyu mdır, aksine hakikatin ta kendisidir. Çünkü tavsif edilen azabonulma manetlerinin mukabilidir. Azab da nimetler de akıl dairesinin dışındadır. Şu hade akıllı kişiye gereken, ancak teslim olmak ve azabı gerekudedek hallerden sakınmaktır.
30. Îman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (bil- melidirler ki) biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz.
"İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar" kalbin amelini ve onun gereklerini yerine getirmeyi bir araya getirenler bilmelidirler ki " biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz."
الصالحات es-Salihat", saliha'nın çoğuludur. Esåsen sıfattır, ancak çoğunlukla şerîatın güzel gördüğü ameller için kullanılır olmuştur. Bu durumda onun vasıflanana (mevsûf) ihtiyacı kalmamıştır. Bu kelimenin benzeri Allah'a yaklaşmaya vesile olan şeyler hakkında "el-hasene" ke- limesidir.
الآخر el-Ecr, yapılan işin karşılığı demektir. Burada sevabın ilimle değil ancak amel ile vapilan digını vurgulamak üzere zamir yerine tindaki len" lafzı açıkça getirilmiştir. Çünkü månevî dereceler ve Allah katındaki
159. (Ey Resûlüm! Genelde ve özellikle Uhud gazvesinde sen) Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, elbette onlar etrafından dağılıverirlerdi. O halde onları affet, onlar için mağfiret dile ve (umûma ait) iş hakkında onlara danış, artık karar verdiğin zaman da, Allah’a güvenip dayan (onu yap). Şüphesiz Allah kendisine güvenip dayananları sever. [krş. 42/38]
YanıtlaSil
Yuksel31 Ocak 2025 06:18 38. (Onlar) Rableri(nin çağrısı)na gelirler, namazı dosdoğru kılarlar. İşleri aralarında danışma iledir. (Onlar) kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (Allah için) harcarlar.
(Bu âyet-i kerîme müslümanların mühim işlerinde şûrâ usulüne başvurmaları gerektiğine, İslâm idare şeklinin ise kendi aralarında ehliyet ve takvâ sahibi kimselerden seçecekleri şûrânın kararlarıyla olması lazım geldiğine delil teşkil etmektedir.)
39. Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman yardımlaşıp kendilerini savunur (zulme baş eğmez)ler.
(Âyet-i kerîmede görüldüğü gibi, hangi şekliyle olursa olsun zulme elbirliği ile karşı konulur. Çünkü zulme göz yummak caiz değildir. Bu durum, zalimin zulmüne, günah ve azabına ortak olmaktır. Hz. Ömer’in adaleti gibi bir adalet isteyenler O’nun halkı gibi bir halk olmalıdır.) [krş. 11/113]
40. Kötülüğün karşılığı, onun dengi bir kötülüktür. Kim de affeder, barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez. [bk. 16/126]
41. Kim de zulme/haksızlığa uğradıktan sonra o (hasmı)ndan aynı şekilde öcünü/hakkını alırsa, işte bunlar aleyhine olacak bir yol (hiçbir sorumluluk) yoktur.
42. Ancak sorumluluk ve ceza insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldıranlaradır. İşte, onlar için acıklı bir azap vardır. [bk. 5/33-34]
11. Hz. Peygamber'den (sav) rivayet edilmiştir ki:
"Namaz dinin direğidir; sükût ise daha faziletlidir. Sa-daka Rabbin gazabını söndürür; sükût ise daha faziletli-dir. Oruç cehenneme karşı bir kalkandır; sükût ise daha faziletlidir. Cihat dinin zirvesidir; sükût ise daha faziletli-dir."
12. Yüce Allah'ın (cc), İsrailoğullarının peygamberle-rinden birine şu şekilde vahyettiği rivâyet edilmiştir:
"Båtıl sözlerden dilini koruman, benim için oruçtur. Azālarını haramlardan koruman, benim için namazdır. İnsanlardan ümidini kesmen (: onlardan bir şey bekle-memen), benim için sadakadır. Müslümanlara eziyet ve-recek hususlardan kaçınman, benim için cihattır."
13. Hz. Abdullah b. Mes'ûd (ra) demiştir ki:
"Dört şey kalbin zulmetindendir (: karanlığındandır, kasvetindendir): Yediklerinin helâl-haram olup olmadığı-ni önemsemeyen tok bir karın, zâlimlerin sohbetinde bu-lunmak, geçmiş günahlan unutmak, tûl-i emel (: uzun emel)."
Yediklerinin helal-haram olup olmadığı konusundaki hassasiyeti yüzünden aç kalan bir karın, salihlerin sohbe-tinde bulunmak, geçmiş günahları unutmamak, kısa emel."
14. Hâtem-i Esamm (Allah kendisine rahmet etsin) demiştir ki: "Kim dört şeyi dört şeysiz iddia ederse iddiası yalandır: Yüce Allah'ın emirlerini yerine getirmediği hal-de, O'nu sevdiğini iddia eden kimsenin iddiası yalandır. Fakirlerden ve yoksullardan hoşlanmadığı halde, Hz. Peygamber'i (sav) sevdiğini iddia eden kimsenin iddiası yalandır. Sadaka vermediği (: hayır-hasenat yapmadığı) halde, cenneti sevdiğini iddia eden kimsenin iddiası ya-landır. Günahlardan kaçınmadığı halde, Cehennemden korktuğunu iddia eden kimsenin iddiası yalandır."
***
15. Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:
"Şekâvetin (: cehennemlik olmanın) alâmeti dörttür: Geçmiş günahları unutmak. Halbuki onlar Allah (cc) ka-tında muhafaza edilmektedir. Geçmiş hasenâtı (: iyi amelleri) hatırlamak. Halbuki kişi onların kabul edilip edilmediklerini bilmemektedir. Kişinin dünyevî konularda kendisinden daha üstün olan kimselere bakması, kişinin dinî konularda kendisinden daha aşağı olan kimselere bakmasıdır." Yüce Allah (cc) "Ben onu istedim, o beni istemedi. Ben de onu terk ettim" der.
(Aynı şekilde) Saâdetin (: cennetlik olmanın) alâmeti de dörttür:
Geçmiş günahları hatırlamak, geçmiş hasenâtı (: iyi
amelleri) unutmak, kişinin dünyevi konularda kendisin den daha aşağı olan kimselere bakması, kişinin dini ko nularda kendisinden daha üstün olan kimselere bakma sıdır"
16. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki: "İmanın ni şanı dörttür: Takvâ, hayâ, şükür, sabır."
17. Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:
"Analar (: esaslar) dörttür: İlaçların anası, edebin ana-sı, ibadetlerin anası, emniyetin anası. İlaçların anası az yemek, edebin anası az konuşmak, ibadetlerin anası az günah işlemek, emniyetin anası sabırdır."
18. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki: "Ademoğlunun vücudunda, dört şey tarafından yok edilen dört cevher vardır. Bu cevherler; akıl, din, hayâ ve salih ameldir. Gazap aklı yok eder, haset dini yok eder, tamah (: açgözlülük) hayâyı yok eder, gıybet salih ameli yok eder."
19. Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: "Cennetteki dört şey, cennetin kendisinden daha hayırlıdır:
Cennette ebedi olarak kalmak Cennetten daha hayır-lıdır. Cennette meleklerin hizmet etmesi Cennetten daha hayırlıdır. Cennette peygamberlerle komşuluk Cennetten daha hayırlıdır. Cennette Yüce Allah'ın rızası Cennetten
"Cehennemdeki dört şey de, Cehennemin kendisin-den daha kötüdür:
Cehennemde ebedî kalmak Cehennemden daha kö-tüdür. Cehennemde meleklerin kâfirleri kınamaları Ce-hennemden daha kötüdür. Cehennemde şeytanın kom-şuluğu Cehennemden daha kötüdür. Cehennemde Yüce Allah'ın gazabı Cehennemden daha kötüdür."
***
20. Hikmet sahiplerinden biri, Kendisine "Nasılsın?" diye sorulduğu zaman demiştir ki: "Mevlâ ile muvafakat (: uyum) üzereyim, nefisle muhalefet üzereyim, halkla nasihat üzereyim ve dünya ile zaruret üzereyim."
21. Hikmet sahiplerinden biri, dört semâvî kitaptan bi-rer cümle seçmiştir:
"Teurat'tan: Yüce Allah'ın (cc) verdiğine râzı olan, dünya ve âhirette rahata kavuşur.
İncil'den: Şehvetleri yerle bir eden, dünya ve âhirette aziz (: şerefli) olur.
Zebur'dan: İnsanlardan uzaklaşıp uzlete çekilen, dün-ya ve âhirette kurtuluşa erer.
Furkân (: Kur'ân)'dan: Dilini muhafaza eden, dünya ve âhirette selâmete erer."
22. Hz. Ömer'den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
"Allah'a yemin olsun ki, düçar olduğum her belada, Yüce Allah (cc) mutlaka şu nimetlerden (bir veya birkaçı-nı) bana lütfetmiştir: Birincisi, belâ günahımdan dolayı
"Dört şeyi dört şeyde aradık, yollarında hata ettik yanlış yerlerde aradık) ve onları başka dört şeyde bulduk Zenginliği malda aradık; kanaatte bulduk. Rahatı servette aradık; az malda bulduk. Lezzetleri nimette aradık; sağ lıklı bedende bulduk. Rızkı yerde aradık; gökte bulduk."
***
30. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Dört şeyin azı (bile) çoktur: Ağrı, yoksulluk, ateş, düş-manlık"
***
31. Hâtem-i Esamm demiştir ki:
"Dört şeyin kıymetini ancak dört sınıf insan bilir: Gençliğin kıymetini ancak yaşlılar bilir. Afiyetin kıymetini ancak dertliler bilir. Sağlığın kıymetini ancak hastalar bilir. Hayatın kıymetini ancak ölüler bilir."
***
32. Şair Ebû Nüvâs bir şiirinde demiştir ki:
"Düşünsem günahlarım çoktur;
Rabbimin merhameti ise günahlarımdan daha geniştir.
Bir iyilik yaparsam, karşılık olarak bir beklentim yok-tur;
Fakat Allah'ın (cc) merhameti konusunda beklentim çoktur.
O Allah (cc) benim Yaratıcımdır, Mevlamdır. Ben de kabul eder ve boyun eğerim; onun kuluyum. Eğer mağfi-mhederse bu bir rahmettir, aksi halde ya ben ne yapa-
159. O vakit Allah'dan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duâ et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Al-lah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine daya-nıp güvenenleri sever.
160. Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Mü'minler ancak Al-lah'a güvenip dayanmalıdırlar.
"Allah'ın onlardan esirgemediği büyük rahmeti sebebiyledir ki" bu rahmet, Allah'ın Hz. Peygamber (s.a.)'i metânetli kılması ve mekai bu ahlakı ona has kılmasıdır. Sen onlara karşı her yönden "yun mekârim-i randın"; seni düşmana terketmek ve emirlerine muhalefet etmek dabi davranışlarından sonra, yine de onlara nifk ve lutf ile muamele ettin." de-mektir. Eğer böyle olmasaydın da, beşerî münasebetlerde fiili ve kavli olarak kaba ve katı yürekli sert olsaydın ) فَظى الخلق ( kelimesi, kötü ablaklı ) غليظ القلب ( ise kalbi hiçbir şeyden etkilenmeyen demektir. Itu san, kötü ahlaklı olmayabilir, kimseye eziyet etmeyebilir, ancak başkala-nna rikkatli ve merhametli de davranmayabilir. Böylece iki kelime ara-sındaki fark ortaya çıkmış oluyor.
"Çevrenden dağılır giderlerdi." Yanında durmazlar, aşağılık işler peşinde koşarlardı. Öyle ise Allah bunları affettiği gibi, sen de kendi hu-kükunu ilgilendiren konularda onları affet, onlara gösterdiğin şefkati ve yaptığın bu iyiliği tam anlamak için de Allah'ın hukûkunu ilgilendiren ko-nularda Allah'ın onları bağışlamasını dile!
"İş hakkında onlara danış." Görüşlerini al. Savaş konusundaki dü-şüncelerini öğren. Konunun Uhud savaşı ile ilgili olması, buradaki işten maksadın, savaş olduğunu gösterir. Yahud da görüşlerini ortaya koyabil-meleri maksadıyla ve gönüllerini hoş tutabilmek; kadr-u kıymetlerini yü-celtmek için, âdeten müşâvere yapılagelen savaş ve benzeri bütün konu-larda onlara danış. Bu danışmanın akabinde herhangi bir şeye kalbin tam olarak mutmain olup karar verince de bu işi en doğru ve salih bir şekilde yürürlüğe koyabilmen husūsunda Allah'a tevekkül et. Çünkü, senin için en doğru olan şeyi ne sen, ne de danıştıkların değil, sadece Al-lah Teâlâ bilir.
"Allah kendine tevekkül edenleri sever" ve onlara kendileri için hayır ve salah bulunan işlerde yardım eder.
Tevekkül, işi Allah'a bırakmak ve Allah'ın o işe kâfî geleceğine inan-mak, demektir.
İmâm Fahreddin Râzî diyor ki: "Ayet-i kerîme, tevekkülün bazı ca diğini gösteriyor. Aksi takdirde Hz. Peygamber'e müşâverenin emredil-diğini gösekkulün emredilmesine zıt düşerdi. O halde tevekkül, kişinin za messebepleri de göz önünde bulundurması, ancak kalbiyle bunlara değil, hikmet-i ilahiyenin hatasızlığına güvenmesidir."
Hz. Peygamber'e tâbi olmak dinin gereği, O'ndan ayrılmak ise küfür olmasına rağmen, Allah (c.c.) Hz. Peygamber'in kaba ve katı yürekli ol ması durumunda ashâb-ı kirâm (r.anhüm)'ün ondan ayrılacağını beyan ediyor. Hz. Peygamber için durum bu merkezde olursa, insanlara haşin sözlerle hitap edip katı yürekli davranan kişiler, onların kendilerine bo-yun eğmesini; tâbi olup itâat etmesini nasıl bekleyebilirler?
Hülāsa, yumuşak söz kalplere daha fazla tesir eder. Hakka icâbet et-melerini daha çok temin eder; itâate daha çok yöneltir. Bu sebepledir ki Cenâb-ı Mevlâ, Mûsâ ve Hârûn (a.s.)'a; "Fir'aun'a yumuşak sözlerle hitap edin." (Tāhā, 20/44) buyurmuştur.
Yumuşaklıkla düşmandan bile alırsın postunu Kabalık ve sertlikle düşman edersin dostunu Hiç kimse örs gibi katılık yüzünü gösterip dışına
Te'dib için çekiç yemesin başına.
İmâm Fahreddin Râzî tefsirinde şöyle diyor: "Yumuşaklık ve rıfk, ancak Allah'ın haklarından bir hakkın ihmaline yol açmadığı zaman câ iz olur. Böyle bir hakkın ihmaline yol açtıkları zaman ise olmaz. Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Ey peygamber kâfirlerle ve münafıklarla cihad et. Onlara sert davran." (Tevbe, 9/73) Allah Teâlâ, zinā haddinin infâzı husūsunda da mü'minlere hitaben şöyle buyurur: "Allah'ın dini konu sunda, zinâ edenlerle ilgili olarak sizi bir acıma hissi kaplama sın." (en-Nûr, 24/2)
İşin gerçeği şudur: İfrât ve tefrît her zaman kötüdür. Doğru davranış, orta yolu tutmaktır. İşte sert davranmanın bazen emredilip bazen yasak lanması, sadece ifrât ve tefritten uzaklaşılmasını sağlamaya mâtüftur. Böylece, sırat-ı müstakîmden ibaret olan orta yol kalmış oluyor. Bu se beple Allah Teâlâ "orta yol"u medhetmiş ve şöyle buyurmuştur: "Böyle
ce sizi orta karar bir ümmet yaptık." (el-Bakara, 2/143) Hz Peygamber sal de şöyle buyurur: "Cok acı olma ki millet sana yüzündeygamber sin. Çok tatlı olma ki millet seni yutuvermesin.
Yumuşak olursan düşmana verirsin cesaret Sert davranırsan senden sakınır nihayet. Ne güzel sertlik ve yumuşaklık olurlarsa beraber, Cerrâh bile önce kan akıtır sonra merhem sürer.
Bil ki peygamber gönderilmesinin maksadı, Allah'ın emir ve yasak-lanını insanlara tebliğ etmesidir. Bu ancak insanlar peygambere kalben meylederler, onun yanında huzûr bulurlarsa gerçekleşir. İnsanların huzûr bulmaları da ancak peygamberin cömert, merhametli, kusurlarını pek görmeyen, kötü davranışlarını bağışlayan, her tür iyilik, ikrâm ve şefkat dolu hareketlerle davranan bir kişi olması durumunda mümkün olur. Bu sebepledir ki peygamber olan şahsın kötü huylardan uzak olması, katı yürekli olmaması, bilakis, zayıflara yardımı sever olması, fakirlere mu-åvenet işleri ile çok ilgilenmesi, kötülüklerini pek görmemesi ve zellele-rine karşı çok müsamahakâr davranması gerekmektedir. İşte Allah Te-älä'nın; "Eğer kaba, katı yürekli biri olsaydın, çevrenden dağılır gi-derlerdi." sözü bu mânadadır. Etrafından dağılıp giderlerse o zaman peygamber göndermenin maksadı elde edilememiş olur.
Ahireti arzulayan peygamber vârisi âlimler ile şeyhlerin de böyle ol-maları gerekir. Çünkü insanlar, zâhirde olsun, bâtın ilimlerde olsun, pe-şinden gittikleri kişilerin dîni üzeredirler. Günümüzde, -Allah'ın koruyup şeriata yapışmalarını ve hakikat âdâbıyla edeblenmelerini nasip ettiği ki-şiler hâriç- bu güzel huylarla muttasıf bulunan âlim ve şeyhler ne kadar azdır. Bu hâl, ancak tek tük kişide bulunmaktadır.
yalnız kaldığı bir sırada ona çok çirkin sekilde sövmüş ve Ahnef kalkın-Rivayet edilir ki: Bir adam, yumuşaklığı darb-ı mesel olan Ahnefile ca, onun peşine takılmıs. Ahnef kavminin bulunduğu yere varınca, dur-muş ve adama: "Bak kardeşim, eğer hâlâ söyleyeceğin bir şey kaldıysa,
Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Şayet Allah'a hakkıyla te vekkul etseniz, Allah sabahleyin karnı bomboş olan bir kuşu rızıklan ekpükşam vakti karnını dolu olarak yuvasına döndürdüğü gibi, s zi de rızıklandırır. "134
Biri şöyle anlatıyor: "Çölde bulunuyordum. Kervanın epeyi önünden giderken, ileride birinin olduğunu farkettim. Hızlı hızlı yürümeye başla dım. Nihâyet yetiştim. Bir de baktım ki elinde bir âsâ ve su matarası bu lunan ve titreye titreye yürüyen bir kadın! Bu kadıncağızın yolunu şaşır mış olduğunu zannettim. Elimi cebime sokup yirmi dirhem çıkardım ve "bunları al ve bekle birazdan gelecek olan kafile seni alır. Kafile ile birlik te yoluna devam et, geceleyin de yanıma gel hâcetini gidereyim" dedim. Kadın, eli ile havaya şöyle bir işaret etti. Bir de ne göreyim, avucunun içi dinar dolmamış mı? Kadın bana şöyle dedi: "Sen şu dirhemleri cebin-den çıkardın, bense bu dinarları gaybden aldım." Nitekim Hafız Şîrazi der ki:
Çık bu felek hanesinden dışarı, isteme ekmek, Çünkü bu dünyanın siyah kâsesi, sonunda misafiri öldürür.
Kuşeyrî (rh.a.) şöyle diyor: "Gerçek yardım Allah'ın sana, nefsine karşı yardım etmesidir. Çünkü nefsin, senin en büyük düşmanındır. Ger-çek yardım, Allah'ın, nefsinin fitne säiklerini, rahmet koruyucuları ile çö kertmesidir. Neticede, bu yardımlar sâyesinde şehvet orduları dağılıp gi-der.
Velâyet, beşeriyet vasıflarından ve nefis şehvetlerinden ibaret olan bu dâvetçilerin saçmalıklarından kurtulmuş olarak sadece Allah'ın olur.
) الخذلان ( Allah Teala'nın kişi ile günahlar arasını açması, demektir.
Allah Teâlâ, kime yardım ederse, karar esnasında kötü şeyleri berta raf ederek onun elinden tutar. Kimi de yüzüstü bırakırsa, ipini boynuna takar, kötü iradesi ile başbaşa bırakır, uçsuz bucaksız sahralarda şaşkır bırakır. Böyle biri gâh arsız arsız doğuya gider; gâh kendisine hürme
38. Yine onlar, Rablerinin dâvetine icâbet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.
Bu âyet-i kerîme ensår hakkında inmiştir. Allah Rasûlü (s.a.) onlan îmâna dâvet etti. Onlar da hiç tereddüd etmeden samîmî olarak gönülden bu davete icâbet ettiler. "İsticâbet" lafzının mutlak olarak zikredilmesinden de anlaşılan budur. Burada şu husûsa bir işaret vardır: Elçiye icâbet etmek. elçiyi gönderene icâbet etmek demektir. Bu ifâde, husûsî olan bir hükmün umûmi olana atfedilmesi kabilinden olup geriye atfedilen bu husûsî hük iran muhatablarının şereflendirilmeleri içindir. Bunun îzahı şöyledir: Zäten icabet etme vasfı îman bünyesinde mevcut olan bir durumdur. Peki, öy
1. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet edilmiştir:
"Beş şeyi hakir gören beş şeyi kaybeder: Alimleri kü-çümseyen dininden olur. Yöneticileri küçümseyen dün-yasından olur. Komşularını küçümseyen menfaatlerinden olur. Akrabalarını küçümseyen onların sevgisinden olur. Aile fertlerini küçümseyen huzurundan olur."
***
2. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivâyet edilmiştir:
"Bir zaman gelecek, insanlar beş şeyi sevecek, beş şeyi unutacaklar: Dünyayı sevecek âhireti unutacaklar, binaları sevecek kabirleri unutacaklar, malı-mülkü seve-cek hesap gününü unutacaklar, eşlerini sevecek hurileri unutacaklar, nefislerini sevecek Allah'ı (cc) unutacaklar. Onlar benden uzaktır, ben de onlardan uzağım!"
***
3. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Allah (cc) hiç kimseye beş şey vermiş olmasın ki, ona diğer beş şeyi hazırlamasın: Kişiye şükretmeyi vermişse, ona (nimetin) ziyadesini de hazırlamıştır. Dua etmeyi nasip etmişse, duanın kabulünü hazırlanıştır. İstiğfarı (: bağışlanma talebinde bulunmayı) vermişse, bağışlamayı hazırlamıştır. Tövbeyi vermişse, kabulünü hazırlamıştır. Sadaka vermeyi nasip etmişse, kabulünü de hazırlamış-tır."
du: Cehålete kanaat, dünyaya düşkünlük, ihtiyaç fazlası malda cimrice davranmak, amelde riya, kendi görüşünü beğenmek."
8. Alimlerin çoğu Allah hepsine rahmet etsin- demiş-lerdir ki:
"Yüce Allah, Peygamberi Hz. Muhammed'e (sav) beş şey ikram etmiştir: İsim, cisim, ihsân, hata ve rıza.
İsim: Ona Adem, Nuh, İbrahim vb. diğer peygamber-lere isimleriyle hitap ettiği gibi seslenmek yerine, risâletle (: resûl diyerek) hitap etmiştir.
Cisim: Hz. Peygamber bir şey için dua edince Allah (cc) bizzat kendisi ona cevap vermiştir. Diğer peygamber-lere ise böyle yapmamıştır.
İhsan: Kendisi istemeden Allah (cc) ona ihsan etmiştir.
Hata: Günahını zikretmeden önce Allah (cc) onu af-fettiğini bildirmiştir. Yüce Allah buyurmuştur ki: "Allah seni affetti; fakat... neden onlara izin verdin ki!" (Tevbe Sûresi, 9/43)
Rıza: Diğer peygamberlere yüklediği gibi onun fidye, sadaka ve nafakasını kendi üzerine yüklememiştir."
***
9. Abdullah b. Amr b. el-Âs (ra) demiştir ki:
Beş şey kimde bulunursa dünya ve âhirette mutlu olur: Zaman zaman, "La ilahe illallah, Muhammedün Resûllullâh" cümlesini zikretmesi; bir belaya maruz kaldı-ğında, "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm (: Bizler Allah'a aidiz ve yine O'na döneceğiz. Her şey yüce ve azamet sahibi olan
Allah'ın iradesiyle meydana gelir. O'nun iradesinin önünde hiçbir güç ve kudret duramaz)" demesi; kendisi ne bir nimet ihsan edildiği zaman, verilen nimete şükür sadedinde; "Elhamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn (: Âlemlerin rabbi olan Allah'a hamd olsun)" demesi; bir şeye başla yacağı zaman, "Bismillahirrahmanirrahîm (: Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla başlarım)" demesi; bir günah işlediğinde, "Estağfirullâh el-azîm ve etûbu ileyh (: Aza-met sahibi olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve günahla-rımdan tövbe ederim)" demesi.
10. Hasan-ı Basri (Allah kendisine rahmet etsin) de-miştir ki:
"Teurat'ta beş cümle yazılıdır: Zenginlik kanaattedir. Selamet uzlettedir. Şeref şehvetleri reddetmektedir. Zevk ü safa uzun günlerdedir. Sabır kısa günlerdedir."
11. Hz. Peygamber'den (sav) rivâyet edilmiştir ki:
"Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bil: İhti-yarlık gelmeden önce gençliğinin, hastalık gelmeden ön-ce sağlığının, fakirlik gelmeden önce zenginliğinin, ölüm gelmeden önce hayatının, meşguliyet gelmeden önce boş vaktinin."
12. Yahya b. Muôz er-Rází (Allah kendisine rahmet etsin) demiştir ki:
Tokluğu çok olanın eti çok olur. Eti çok olanın şehve-çok olur. Şehveti çok olanın günahları çok olur. Gü Tablan çok olanın kalbi katılaşır. Kalbi katılaşan kimse, dunyanın aldatıcı nimetlerine ve ziynetlerine dalar."
"Ey dünyayla evlenmek isteyen! Onun her bir gün dostu vardır. Bir kocayla nikâh kıyar fakat Onu başka yerde başka birisiyle aldatır. Dünya, taliplilerine ne de güçlü atılır, Öldürmek için teker teker... Ben aldanmışım ve bela Bedenimi yemekte azar azar... Ölüm için azık hazırlayın zira Münâdi göç göç diye nida eder."
20. Hâtem-i Esamm (Allah kendisine rahmet etsin) demiştir ki:
"Acele şeytandandır. Ancak şu beş şeyde acele etmek, Allah Resulü'nün (sav) sünnetindendir: Konakladığında misafire ikram etmede, öldüğü zaman nâşı teçhiz etmede, ergenliğe ulaşınca kızı evlendirmede, vakti geldiğinde borcu ödemede, günah işlediğinde tövbe etmede."
21. Muhammed b. ed-Dûrî demiştir ki:
"Şeytan beş şeyden dolayı şakî (: cehennemlik) oldu: Hatasını kabul etmedi, pişman olmadı, nefsini kınamadı, tövbe etmeye yanaşmadı, Allah'ın (cc) rahmetinden ümi-dini kesti. Hz. Adem (as) ise beş şeyden dolayı saîd (: cennetlik) oldu: Hatasını kabul etti, pişman oldu, nefsini kınadı, derhal tövbe etti, Allah'ın (cc) rahmetinden (hiçbir zaman) ümidini kesmedi."
22. Şakik-i Belhi (Allah kendisine rahmet etsin) demiş tir ki:
"Şu beş haslete sarılınız ve onları uygulayınız: Allah'a (cc) olan ihtiyacınız kadar ona ibadet ediniz, dünyadaki ömrünüz kadar dünyadan alınız, azabına dayanabilece. ğiniz kadar Allah'a (cc) karşı günah işleyiniz, kabirde ka-lacağınız kadar dünyada iken azık hazırlayınız, Cennette ikamet etmeyi isteme dereceniz kadar Cennet için amel ediniz."
23. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
"Bütün dostları gördüm, dili muhafaza etmekten daha değerli bir dost görmedim. Bütün elbiseleri gördüm, vera'dan daha değerli bir elbise görmedim. Bütün malları gördüm, kanaatten daha değerli bir mal görmedim. Bü-tün iyilikleri gördüm, nasihatten daha değerli bir iyilik görmedim. Bütün yemekleri gördüm, sabırdan daha lez-zetli bir yemek görmedim."
***
24. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki; "Zühd beş haslettir: Allah'a (cc) güvenmek, insanlardan berî (: uzak) olmak, amelde ihlaslı olmak, zulme tahammül göster-mek, eldekine kanaat etmek."
***
25. Abidlerden biri duasında şöyle demiştir:
"Allahım! Uzun emel beni aldattı, dünya sevgisi beni helak etti, şeytan beni yoldan çıkardı, nefs-i emmare (: kötülüğü emreden nefis) beni haktan menetti, kötü arka-
İblis seni dini terk etmeye davet ediyor, nefis seni is. yana davet ediyor, arzular seni şehvete davet ediyor, dünya seni, kendisini ahrete tercih etmeye davet ediyor, ázálar seni günahlara davet ediyor, cebbår (olan Allah) da seni cennete ve mağfirete davet ediyor. Yüce Allah buyuruyor ki: "Allah cennete ve mağfirete davet ediyor" (Bakara Sûresi, 2/221).
İblise icåbet eden kimseden din gider, nefse icâbet eden kimseden ruh gider, arzularına icabet eden kimse-den akıl gider, dünyaya icâbet eden kimseden âhiret gi-der, âzálara icâbet eden kimseden cennet gider, Cebbår (olan Allah)'a icâbet eden kimseden de kötülükler gider ve bu kişi bütün hayırlara nail olur."
4. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
"Yüce Allah (cc) altı şeyi, altı şeyde gizlemiştir: Rızâyı taatte (: ibadette) gizlemiştir. Gazabı isyanda gizlemiştir. İsm-i âzâmını (: en büyük ismini) Kur'ân'ın âyetleri içeri-sinde gizlemiştir. Kadir gecesini Ramazan ayı içerisinde gizlemiştir. Salât-ı vustâ'yı (: orta namazı) diğer namazlar içerisinde gizlemiştir. Kıyamet gününü de diğer günler içerisinde gizlemiştir."
5. Hz. Osman (ra) demiştir ki:
"Mümin altı türlü korku içindedir: Yüce Allah'ın, imanı kendisinden alacağı korkusu. Hafaza meleklerinin, kıya-met gününde rezil olacağı şeyleri yazmaları korkusu. Şey-tanın, amelini boşa çıkaracağı korkusu. Ölüm meleğinin, gaflet anında aniden ruhunu alacağı korkusu. Dünyanın
kendisini aldatıp âhiretten alıkoyacağı korkusu. Ailesi ve çoluk çocuğuyla meşgul olup, onların kendisini Allah'ın (cc) zikrinden alıkoyacakları korkusu."
6. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Kim şu altı hasleti bir araya getirirse Cennete ulaş-manın ve Cehennemden kurtuluşun bütün vasıtalarını elde etmiştir: Allah'ı (cc) bilip ona itaat etmiştir. Şeytanı bilip ona isyan etmiştir. Ahireti bilip onu talep etmiştir. Dünyayı bilip onu reddetmiştir. Hakkı (hak) bilip ona tabi olmuştur. Bâtılı (bâtıl) bilip ondan kaçınmıştır."
***
7. Yine Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Nimetler altı tanedir: Müslüman olmak, Kur'an-ı Ke-rim, Allah'ın Resulü Muhammed (sav), sıhhat ve afiyet, hata ve günahların Allah tarafından gizlenmesi, insanlara muhtaç olmamak."
***
8. Yahya b. Muâz er-Râzîden (Allah kendisine rahmet etsin) rivayet edilmiştir:
"İlim amelin kılavuzudur. Anlayış ilmin kabıdır. Akıl hayrın komutanıdır. Arzular günahların bineğidir. Mal kibirlilerin kaftanıdır. Dünya âhiretin çarşısıdır."
***
9. Ebû Zürcimhir demiştir ki:
"Altı haslet bütün dünyaya bedeldir: Kolay hazmedi-len yemek, hayırlı evlat, uyumlu zevce, yerinde ve hik-metli söz, akıl olgunluğu, beden sağlığı."
demiştir ki: "Bana göre, aldanmanın en büyüğü, (nam olsa) af (edilirim) ümidiyle, pişman olmaksızın günahlara devam etmek, itaat (: ibadet) etmeksizin, Yüce Allah'a yakın olmayı ummak, Cehennem tohumundan cennet ekini beklemek, isyanlarla (: günahlarla), itaat edenlerin yurdunu (: Cennet'i) talep etmek, amelsiz mükâfat bek. lemek ve bir taraftan ifrata kaçıp haddini aşarken, bir taraftan da Allah'tan (cc) bir şeyler temenni etmektir."
Şiir
Kurtuluşu umar yolunda gitmez
Oysa hiçbir gemi karada yüzmez.
17. Ahnef b. Kays'a;
"Kula verilen en hayırlı şey nedir?" diye sorulduğunda "Allah vergisi bir akıl" dedi. "Bu yoksa?", "Güzel bir ah-lsk", "Bu yoksa?", "Uyumlu bir arkadaş", "Bu yoksa?", "Räbitalı (: Allah'la sürekli olarak irtibatlı) bir kalp", "Bu ycksa?", "Uzun bir sükût", "Bu da yoksa?", "Acil bir ölum cevabını verdi.
1. Hz. Ebû Hüreyre (ra), Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet etmiştir:
"Yedi sınıf insan vardır ki Allah (cc) onları, başka hiç-bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, Arş-ı Ala'nın gölgesinde gölgelendirecektir: Adil yönetici, Yüce Allah'a ibadetle yetişmiş genç, kimsenin bulunmadığı yerde Al-lah'ı (cc) hatırlayıp Allah korkusundan dolayı gözleri yaş-la dolan kişi, oraya tekrar dönünceye kadar kalbi mesci-de bağlı kimse, sağ eliyle verdiği sadakayı sol eli görme-yecek kadar gizli bir şekilde hayır-hasenat yapan kişi, Allah için birbirini seven iki kişi, güzel bir kadın kendisini gayr-i meşru ilişkiye davet ettiği zaman direnen ve "Ben Yüce Allah'tan korkarım!" diyen kimsedir."
***
2. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk (ra) demiştir ki:
"Cimri yedi şeyden birine maruz kalır: Ya ölür ve ken-disine, malını saçıp savuran, Allah'ın (cc) emrettiği yerlerin dışında harcayan bir kimse varis olur. Ya Allah ona zorba bir yönetici musallat eder ve o da cimriyi zelil ettikten sonra malına el koyar. Ya şehveti hareket geçer ve malını onun uğrunda çarçur eder. Ya aklına harap bir yere bina yapma veya böyle bir yeri imar etme fikri gelir ve malını o yolda heba eder. Ya başına boğulma, yangın, hırsızlık gibi dünyevî felaketlerden biri gelir. Ya devamlı bir hastalığa duçar olur ve malını onun tedavisi-ne harcar. Ya da malını bir yere gömer, sonra orayı unu-
Gülmesi çok olanın heybeti az olur. İnsanları küçün. seven küçümsenir. Bir şeyi çok yapan onunla tanın Sozu çok olanın hatası çok olur. Hatası çok olanın hayas a olur Hayası az olanın verâ duygusu az olur. Verâsı az olanın kalbi ölür."
4. Hz. Osman (ra), Yüce Allah'ın (cc) "O duvarın al tula, ikisine ait bir hazine vardı. Babaları da sâlih bir kimse idi." (Kehf Süresi, 18/82) mealindeki âyeti hakkında şöyle demiştir:
"Hazine altından bir levhadır. Üzerinde şu yedi sahr yazılıdır: Ölümü bilip de gülene şaşarım. Dünyanın fâni olduğunu bilip de ona rağbet edene şaşarım. Her şeyin takdir-i ilâhî sonucu gerçekleştiğini bilip de elde edeme-dikleri için üzülene şaşarım. Hesap gününü bilip de servet biriktirene şaşarım. Cehennemi bilip de günah işleyene şaşarım, Allah'ı (cc) yakinen bilip de O'ndan başkasını zikredene şaşarım. Cenneti yakinen bilip de dünyada rahatlık arayana şaşarım Şeytanı düşman olarak bilip de ona itaat edene şaşarım."
***
5. Hz. Ali'ye (ra); "Gökyüzünden daha ağır, yeryü zünden daha geniş, denizden daha zengin, taştan daha sert, ateşten daha yakıcı, zemheriden daha soğuk ve ze-hirden daha acı olan şey nedir?" diye sorulunca söyle cevap vermiştir:
Hetli kadınlara ahlaksızlık iftirasında bulunmak, gök-yüzünden daha ağırdır. Hak, yeryüzünden daha geniştir. Kanaatkârın kalbi, denizden daha zengindir. Münafığın kalbi, taştan daha serttir. Zalim hükümdar, ateşten daha yakıcıdır. Alçağa muhtaç olmak, zemheriden daha soğuk-har. Sabır, zehirden daha acıdır." ["İnsanların arasını boz-ma gayesiyle laf taşıma, zehirden daha acıdır" şeklinde bir rivayet de vardır.]
***
6. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Dünya, evi olmayanın evi, malı olmayanın malıdır. Aklı olmayan onun için mal toplar. Anlayışı olmayan onun hazlarıyla meşgul olur. İlmi olmayan onun sebebiy-le azap görür. Zekası olmayan onun için haset eder. Ya-kini olmayan onun için çalışır."
7. Cabir b. Abdullah el-Ensârî (ra), Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Cebrail (as), komşu hakkında o kadar tavsiyede bu-lundu ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim. Kadınlar hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onları boşamayı haram kılacağını zannettim. Köleler hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onların azat edileceği bir vakit belirleyeceğini zannettim. Misuak hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, dişleri fırçalamanın farz olduğunu zannettim. Cemaatle namaz hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, Allah'ın (cc) sadece cemaatle kılınan namazı kabul edeceğini zannettim. Gece namazı hakkında o ka-dar tavsiyede bulundu ki, geceleyin uyku uyunmaya-cağını zannettim. Allah'ı (cc) zikretme hakkında o kadar
tavsiyede bulundu ki, hiçbir sözün zikirsiz fayda verme yeceğini zannettim."
8. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Yedi kişi vardır ki, Allah (cc) kıyamet günü onların yüzüne bakmaz, onları temize çıkarmaz (: onların günah. larını affetmez) ve onları cehenneme sokar: Homoseksüel ilişkiye girenler, eliyle kendi kendini cinsel olarak tatmin eden, hayvanlarla cinsel ilişkiye giren, hanımı ile arkadan (: anal olarak) ilişkiye giren, bir kadını kızı ile birlikte ni kâhlayan, komşusunun hanımı ile zina eden, komşusuna, kendisine lânet okutacak derecede eziyet eden."
***
9. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Allah yolunda öldürülenler dışındaki şehitler yedi kı-sımdır: Mide ve bağırsak hastalığından ölen, suda boğu-lan, zatülcenp hastalığından ölen, tâun (: veba) hastalı-ğından ölen, yanarak ölen, enkaz altında kalarak ölen, doğum yaparken ölen."
***
10. İbn Abbâs (ra) demiştir ki:
"Akıllı kişinin yedi şeyi, yedi şeye tercih etmesi gerekir: Fakirliği zenginliğe, zilleti izzete, tevâzuu kibre, açlığı tok luğa, kederi sevince, aşağıyı yükseğe (: dünyevî açıdan düşük bir konumda bulunmayı yüksek bir mevkide ol maya), ölümü hayata."
"Sekiz şey sekiz şeye doymaz: Göz bakmaya, yeryüzü yağmura, kadın erkeğe, âlim ilme, soru soran sormaya, haris olan mal toplamaya, deniz suya, ateş oduna."
***
2. Hz. Ebû Bekir Sıddîk (ra) demiştir ki:
"Sekiz şey sekiz şeyin süsüdür: İffetli olmak fakirliğin süsüdür. Şükür nimetin süsüdür. Sabır belânın süsüdür. Halim-selim olmak ilmin süsüdür. Alçak gönüllülük (: Soru sormayı ve hatasını düzeltmeye çalışmayı gurur meselesi yapmamak) öğrencinin süsüdür. Çok ağlamak Allah korkusunun süsüdür. Başa kakmayı bırakmak ihsâ-nın (: başkalarına iyilik etmenin) süsüdür. Huşû namazın süsüdür."
***
3. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
"Fazla sözü terk edene hikmet bahşedilir. Fazla bak-mayı terk edene kalp huşûu (: Allah'a karşı derin ve say-gılı duruş) bahşedilir. Fazla yemeği terk edene ibadet lezzeti bahşedilir. Fazla gülmeyi terk edene heybet bah-şedilir. Şakayı terk edene şeref/güzellik bahşedilir. Dünya sevgisini terk edene âhiret sevgisi bahşedilir. Başkalarının kusurlarıyla uğraşmayı terk edene, kendi kusurlarını dü-zeltme (imkânı) bahşedilir.
1. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki: "Yüce Allah (cc), Musa b. İmran'a (as) Teurat'ta vahyetmiştir ki: Ana hatalar üç tanedir: Kibir, haset, hırs. Bunlardan altı hata daha meydana gelir. Böylece toplam dokuz olurlar: Tok-luk, uyku, rahatlık, mal sevgisi, övülme ve takdir edilme sevgisi, baş olma (: liderlik) sevdası."
2. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk (ra) demiştir ki:
"Abidler (: ibadet edenler) üç sınıftır. Her bir sınıfın kendileriyle tanındığı üçer alâmeti vardır:
Bir sınıf, Yüce Allah'a (cc) korkuyla ibâdet eder. Bir sınıf, Yüce Allah'a (cc) ümitle ibâdet eder. Bir sınıf, Yüce Allah'a (cc) sevgiyle ibâdet eder. Birinci sınıfın üç alâmeti vardır: Nefsini hakir (: değersiz) görür. İyiliklerini yeterli görmez, kötülüklerini çok bulur. İkinci sınıfın üç alâmeti vardır:
Her durumda insanlara örnek olur. Mal konusunda dünyadaki insanların hepsinden daha cömert olur. İnsan-lar içerisinde Allah'a en fazla hüsn-ü zan besleyen kişi olur. Üçüncü sınıfın da üç alâmeti vardır:
Sevdiği şeyi verir ve Rabbi râzı olduktan sonra başka hiçbir şeyi umursamaz. Rabbini râzı edip, nefsini kızdırmaya çalışır. Her durumda, Rabbinin emir ve ya-sakları doğrultusunda hareket eder."
käfirlerdir. Haksız yere adam öldüren. Sihir ve büyüyle uğraşan. Hanımını kıskanmayan deyyus. Zekâtını verme-yen. İçki içen. Üzerine farz olduğu halde hacca gitmeyen. Fitne-fesat çıkartmak için çalışan. Ehl-i harbe (: kendile-riyle savaş halinde bulunulan toplumlara) silah satan. Karısıyla arkadan (: anal) ilişkiye giren. Mahremi (: evlenmesi haram olan yakını) bir kadınla evlenen. Bu filleri helâl sayarak işleyen kimse kâfir olur."
***
7. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Akrabalık ilişkilerini canlı tutmadıkça kul, ne gökte ne de yerde mümin olabilir. Müslüman olmadıkça akrabalık ilişkilerini canlı tutan biri olamaz. Elinden ve dilinden insanlar emin olmadıkça Müslüman olamaz. Alim olma-dıkça emin bir kişi olamaz. İlmiyle âmil (: amel eden) olmadıkça âlim olamaz.
Zahid olmadıkça ilmiyle âmil olamaz. Verâ sahibi ol-madıkça zâhid olamaz. Mütevazi olmadıkça verâ sahibi olamaz. Arif (: nefsini tanıyan) olmadıkça mütevazi ola-maz. Sözünü bilip konuşmadıkça ârif olamaz."
***
8. Denilmiştir ki: Yahya b. Muâz er-Râzî (Allah kendi-sine rahmet etsin) dünyaya rağbet eden bir fıkıh âlimi görmüş ve ona şöyle demiştir:
"Ey ilim ve sünnet sahibi! Köşkleriniz Kayser köşkleri gibi, evleriniz Kisrâ evleri gibi, meskenleriniz Kârun'un meskenleri gibi, kapılarınız Tâlûť'un kapıları gibi, elbisele-riniz Câlût'un elbiseleri gibi, mezhepleriniz Şeytan'ın mezhebi gibi, helâkiniz Mârid'in (: şeytan) helâki gibi, hükümranlığınız Firavun'un hükümranlığı gibi, Hâkimleriniz aceleci, rüşvetçi ve sahtekâr, ölümünüz Câ-
Hâkimleriniz aceleci, rüşvetçi ve sahtekar, ölümünüz Ca hiliye ölümü gibidir. Peki Muhammedilik nerede?!"
Şair demiştir ki:
"Ey türlü sözlerle Rabbine niyâz eden, Meskeninin Dâru's-selâm (: cennet) olmasını isteyen Ve tövbe etmeyi sürekli olarak erteleyen! Seni yaratıklar içinde kendine insaflı görmüyorum. Sen ey gâfil! Gününü oruçla geçirsen,
Gece boyu namaz kılsan, Pek az yiyip pek az içsen, Daha lâyık olurdun şerefli makama nail olmaya; Mahlûkâtın Rabbinden büyük ikrâma, Celâl ve ikrâm sahibinden en büyük rızâya."
***
9. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki:
"Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Yüce Allah (cc), on hasletin on sınıf kişide bulunmasına gazap eder: Zenginlerin cimri olmasına, fakirlerin kibirli olmasına, âlimlerin tamahkâr olmasına, kadınların hayâsız olması-na, ihtiyarların dünyayı sevmesine, gençlerin tembel ol-masına, hükümdarların zalim olmasına, askerlerin korkak olmasına, zâhidlerin kendini beğenmesine, âbidlerin riyakâr olmasına."
***
10. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
Afiyet (: esenlik) on türlüdür. Beşi dünyada beşi âhirettedir: Dünyadakiler şunlardır: İlim, İbadet, Helâl
haram yiyorsun, karnımda kurtlar-böcekler de seni ylye-cek. Sırtımda hilekârlık yapıyorsun, karnımda zelil ola-caksın. Sırtımda mutlu bir şekilde yürüyorsun, karnıma üzüntülü bir şekilde düşeceksin. Sırtımda aydınlıklar için-de yürüyorsun, karnımda karanlıklar içine düşeceksin. Sırtımda kalabalıklar içerisinde geziyorsun, karnımda tek başına olacaksın."
***
15. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Çok gülen kimse on cezayla cezalandırılır: Kalbi ölür, Yüzünün suyu (: utanması) gider, şeytan onun düştüğü duruma sevinir, Allah (cc) ona gazap eder, Kıyâmet günü bu sebeple (ağır bir) hesaba çekilir, Kıyamet günü Pey-gamber (sav) ondan yüz çevirir, melekler ona lânet eder, yerler ve göklerin ahalisi ona öfke duyar, her şeyi unutur, Kıyamet günü rezil olur."
***
16. Hasan-ı Basrî (Allah kendisine rahmet etsin), bir gün demiştir ki:
Dindar bir genç ile Basra sokaklarında ve çarşılarında dolaşırken birden kürsüde oturan bir doktora rast geldik. Önünde adamlar, kadınlar ve çocuklar vardı. Onların her birinin elinde su dolu şişeler vardı. Onlardan her biri, kendi hastalığı için ilaç tarif etmesini istiyordu. Genç, doktora doğru ilerleyerek:
"Ey Doktor! Şende günahları temizleyecek ve kalplerin (manevî) hastalıklarını iyi edecek bir ilaç var mı?" dedi. Doktor "Evet" dedi. Genç "Getir (de görelim!)" dedi. Doktor "Benden on şey al!" dedi. Sonra şöyle devam etti:
"Fakirlik ağacının köklerini tevazu ağacının kökleriyle birlikte al. Tövbe helilecini (: çam kozalağına benzeyen bir tür Hint meyvesi) onlara kat, (bu karışımı) rıza hava-nina at, onu kanaat tokmağıyla döv, takua kazanına koy, erine haya suyunu dök, muhabbet ateşiyle kaynat şükür kadehine koy, recâ (: ümit) yelpazesi ile havalandır ( soğut), hamd kaşığı ile iş. Bu ilaç, dünyevî ve uhrevi bütün hastalık ve belâlara iyi gelir."
***
17. Denilmiştir ki:
Hükümdarlardan biri ilim ve hikmet sahiplerinden beş kişiyi topladı ve her birinin hikmetli sözler söylemesini emretti. Onlardan her biri ikişer hikmet söyledi ve toplam on hikmet söylemiş oldular. Onlardan birincisi, "Yaratıcı-dan korkmak ondan emin olmaktır; O'ndan emin olmak ise küfürdür. Yaratılmıştan emin olmak (: korkmamak) hürriyettir, ondan korkmak ise köleliktir" dedi.
İkincisi, "Yüce Allah'tan ümidini kesmeyen zengindir, fakir olsa bile. O'ndan ümidini kesen fakirdir; malı-mülkü olsa bile" dedi.
Üçüncüsü, "Kalp (: mâneviyat) zenginliği ile birlikte kese fakirliği zarar vermez. Kalp (: mâneviyat) fakirliği ile birlikte kese zenginliği hiçbir fayda vermez" dedi.
Dördüncüsü, "Kalp zengininin, cömertlikle ancak zen-ginliği artar. Kalp fakirinin, kese zenginliği ile ancak fakir-artar" dedi.
Beşincisi, "Hayırdan az bir şey almak, şerden çok şeyi terk etmekten daha hayırlıdır. Şerrin tümünü terk etmek, hayırdan az bir şey almaktan daha hayırlıdır" dedi.
namaz kılan hür kadının, faiz yiyenin, zālim yöneticini namazı kendisini çirkinlikler ve kötülüklerden alıkoyma yerine, Allah'tan (cc) daha da uzaklaştıran kişinin."
***
20. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
Mescide giren kişiye on haslet yakışır: Terlik veya ayakkabılarını (çıkarıp) muhafaza etmek. İçeriye sağ ayakla girmek. İçeriye girdiğinde; "Bismillah ve selâmun alâ Rasûlillâh ve alâ melâiketillâh. Allâhümme ftah lena ebuâbe rahmetik, inneke ente'l-vehhab (: Allah'ın adıy la... Allah'ın Resulüne ve meleklerine selam olsun! Al. lahım! rahmetinin kapılarını bizlere aç! Şüphesiz sen çok cömertsin.)" demek. Mescid halkına selâm vermek ve eğer içeride kimse yoksa; es-Selâmu aleynâ ve alâ iba-dillâhi's-sâlihîn (: Selam, hem bizim üzerimize hem de Allah'ın sâlih kullarının üzerine olsun)" demek. (Sonra) "Eşhedü en Lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhamme-den Rasûlullâh (: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Mu-hammed'in O'nun peygamberi olduğuna şahitlik ede rim)" demek. Namaz kılanların önünden geçmemek Dünya işiyle meşgul olmamak ve dünya kelâmı konuş mamak. İki rekât namaz kılmadan dışarı çıkmamak. İçe-riye abdestli girmek. (Mescitten çıkmak üzere) ayağa kalktığında; "Sübhaneke'llâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk (: Allahım! Seni noksan sıfatlardan tenzih eder, verdiğin nimetlere hamd ederim. Senden başka ilah olmadığına şahitik eder, senden bağışlanma diler, günahlarımdan tövbe ederim)" demek.
21. Ebû Hureyre (ra), riz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:
"Namaz dinin direğidir ve namazda on haslet vardır: Yüzün süsüdür, kalbin nurudur, bedeni rahatlatır, kabirde arkadaştır, rahmetin inmesine vesiledir, göğün (ve yüceliklerin) anahtarıdır, mîzânın (: terazinin) ağırlığı-dır, rabbin rızasına ulaştırır, cennetin bedelidir, cehen-neme perdedir. Kim onu dosdoğru yerine getirirse, dinini ikame etmiş olur. Kim de onu terk ederse dinini yıkmış olur."
***
22. Hz. Aişe (ra), Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir:
Yüce Allah (cc), Cennet ehlini cennete sokmak istediği zaman onlara bir melek gönderir. Meleğin yanında cen-netten hediyeler ve elbiseler bulunmaktadır. Cennete girmek istediklerinde melek onlara; "Durun! Yanımda Alemlerin Rabbi'nin hediyeleri vardır" der.
"O hediyeler nelerdir?" derler. Melek şöyle der:
"On tane yüzüktür. Birincisinin üzerinde "Selâm size! Hoş geldiniz! Oraya ebedî kalmak üzere girin!" (Zümer Süresi, 39/73) yazılıdır. İkincisinde "Sizden üzüntü ve endişeleri kaldırdım" yazılıdır. Üçüncüsünde "İşte, yaptık-larınız karşılığında size miras olarak verilen ce inet bu-dur!" (Zuhruf Sûresi, 43/72) yazılıdır. Dördüncüsünde "Sizlere elbiseler ve ziynet eşyaları giydirdik" yazılıdır.
Beşincisinde "Onları hûr-i iynlerle (: iri gözlü hurilerle) evlendirdik." (Duhân Sûresi, 44/54) ve "Sabretmelerinin karşılığı olarak bugün onları mükafatlandırdım. Kazançlı çıkanlar onlardır." (Mü'minûn Sûresi, 23/111) yazılıdır.
cezasıdır!" yazmaktadır. Yedincisinde "Gazabım Cehen-nemde ebedi olarak üzerinize olsun!" yazmaktadır. Seki-zincisinde "Bile bile büyük günahları işlemeniz, tövbe etmemeniz ve pişman olmamanız sebebiyle lânetim üze-rinize olsun!" yazılıdır. Dokuzuncusunda "Cehennemdeki arkadaşlarınız ebedî olarak şeytanlardır" yazılıdır. Onun-cusunda "Şeytana uydunuz, dünyayı arzuladınız ve âhireti terk ettiniz. İşte bu da cezanızdır!" yazılıdır.
***
23. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki:
"On şeyi on yerde aradım fakat başka on yerde bul-dum: Üstünlüğü kibirlenmekte aradım fakat alçak gönül-lülükte buldum. İbadeti namazda aradım fakat vera'da (: takvada) buldum. Rahatı hırs ve tamahta aradım fakat zâhitlikte buldum. Kalbin nûrunu gündüz âşikâre kılınan namazda aradım fakat geceleyin gizlice kılınan namazda buldum. Kıyâmetin nûrunu cömertlik ve eli açıklıkta ara-dım fakat susuzluk ve açlıkta buldum. Sırattan geçmeyi kurban kesmekte aradım fakat sadakada buldum. Ce-hennemden kurtulmayı mubahlarda aradım fakat şehvet-leri terk etmekte buldum. Yüce Allah'ın sevgisini dünya-da aradım fakat Allah'ı (cc) zikirde buldum. Afiyeti kala-balıklarda aradım fakat uzlette (: tenhada) buldum. Kal-bin nûrunu vaazlarda ve Kur'an okumakta aradım fakat tefekkür ve ağlamakta buldum."
***
24. Hz. İbn Abbâs (ra) Yüce Allah'ın, "Bir zamanlar Rabbi İbrahim'i bazı kelimelerle sınamıştı." (Bakara Sûre-si, 2/124) âyeti hakkında demiştir ki:
"On haslet sünnettendir. Bunların beşi başta, beşi be-
G üven, toplumların sosyal doku sunu ayakta tutan temel değerler den birisi olmasına rağmen, modern çağda ciddi bir krizle karşı karşı yadır. Teknolojik ilerlemeler, küreselleşme, bireyselleşme, egoizm, bilgi kirliliği ve hızlı değişim gibi faktörler, güvenin zedelen-l mesine ve insan ilişkilerinde önemli boş lukların oluşmasına yol açmıştır. Güven krizinin neticesinde ise korkular, şüpheler, insan ilişkilerinde zayıflama ve toplumda parçalanma gibi sonuçlar ortaya çıkmak tadır. Abraham Maslow'un ihtiyaçlar hiye-rarşisinde yeme, içme, barnima gibl fizyolojik ihtiyaçlardan sonra gelen en önemli ihtiyaç, fertlerin kendini guvende hissetme arzusudur.
Ülkemizde yaşadığımız en temel prob-lem haline gelen güven sorunu, her alanda karşımıza çıkmaktadır. Ekonomik güvenliğin en dipte olması, dışarıdan al-dığımız ürünlerin sahte çıkma ihtimali, sağlık sektörüne başvurduğumuzda aklı-mıza gelen bebek katilleri, oturduğumuz evlerin muhtemel bir durum karşısında dayanıklılığından endişemiz, bir tatile gi-derken bile kalacağımız yerin ne kadar emniyetli olduğu...
Bütün bunlar önemli bir diyaloğu akla getirir. "Herşeyden evvel bize lazım olan nedir?
Peygamber Efendimizi ihtiyarlatan "Em-rolunduğun gibi dosdoğru ol ayeti yal-nızca ibadetlerde değil, hayatın her alanında dürüst, adaletli ve Allahın razı ol duğu şekilde yaşama sorumluluğunu ifade eder. Bu sorumluluğu öyle derinden hissetmiş ki, aşırılıklara sapmadan ihlasla, samimiyetle, ciddiyetle bu vazifeyi hayatı boyunca hassasiyetle yerine getirmiştir. Bizans Imparatoru Heraklius'u Islam'a davet ettiğinde o da Ebu Sufyan'a, Hz Peygamber'in yalan söyleyip söylemedi-ğini sormuş ve Ebu Sufyan: "O'nun hiç yalan söylediğine şahit olmadık" demiştir. Bu söylem üzerine Heraklius: "Insanlara yalan söylemeyen bir kişi, Allah'a asla yalan söylemez demiştir. Peygamberlik gelmeden düşmanları tarafından dahi "Muhammedü'l-Emin" läkabıyla anılması doğruluk ve güvenilirlikte zirvede oldu-ğunu gösterir. Bu yüzden Insanlar ara sında barış ve güvenin nasıl tesis edilebileceği konusunda bizim için büyük bir ilham kaynağı ve rehberdir.
Doğruluktan daha yüksek ve derin sıdk hakikati ise, kişinin kalbi, dili ve davranışlan n, arasındaki tam bir uyumu ifade eder. Yal-nızca zahiri bir doğruluk olmayıp kalpteki samimiyeti de içerir. Doğruluk sıdk ile bir erdem olmaktan çıkar ve hayat tarzı ha-line gelir. Bütün hayatı boyunca bunu mu-hafaza edebilmeye de istikamet denir.
n
"En büyük keramet, istikarnettir." sözü, doğruluğun ve istikametin manevi zevk-lerden ve olağanüstü hållerden de üstün olduğunu ifade eder. Çünkü istikamet, in-sanın hayatında sürekli ve istikrarlı bir şe-kilde Allah'a yönelmesi ve O'nun emirlerine uygun yaşamasıdır.
"Sidk ve doğruluk İslamiyet'in hayatı ve cemiyetin rabıtasıdır." ifadesi ise, doğrulu-ğun toplumun bağlarını kuvvetlendiren bir unsur olduğunu söyler. O hälde adalet ve huzur da ancak doğrulukla temin edilir.
İslamiyet doğruluk üzerine bina edilmiştir diyen Bediüzzaman, doğruluğun zede-lenmesiyle dini ve ahlâki yapıların çök meye başlayacağını hatırlatır. Yaşadığımız zamandaki güven probleminin menbaını izah eder.
Doğru olmak her zaman kolay değildir. Özellikle çıkar çatışmalarının olduğu du-rumlarda veya kişinin zarar görebileceği bir ortamda doğruyu söylemek ve yap-mak cesaret ister. Ancak bu cesaret, insa-nın ahlâki olgunluğunun bir göstergesidir. "Kişinin, sıdkı, onun mürüvveti (olgun-luğu) ölçüsündedir" sözüyle, Hz. Ali du-rumu özetler ve hayatında dahi birçok nümuneleri tezahür eder.
Velhasılı kelâm, doğruluk İslâmiyette en temel sıfat olduğu gibi hemen hemen her kültürde doğruluk ahlâkın temel ilke-lerinden biri olarak görülmüştür. Girdiği-miz, çıktığımız karşılaştığımız her alanda ve her an tercihlerimiz doğruluktan yana olursa kaybediyor gibi görünsek de kaza-nıyoruz demektir. Ferdî ve toplumsal hayat için vazgeçilmez değer olan doğru-luk insanlar arası güveni tesis eder, hu-zurlu yaşamanın kapılarını açar. Ahlāki ve manevi sorumluluk olan doğruluk, daha İyi bir gelecek demektir. O hålde heläket ve felåket asrının alimini dinleyelim. "Necat yalnız sıdkla, doğrulukla olur. Ur-vetü'l-vüska, sıdktır. Yani, en muhkem ve onunla bağlanacak zincir, doğruluktur.
Bediüzzaman Hazretleri ahireti böyle ispat ediyor -3
9. Enbiya ve evliyanın Rableri ile gö-rüşecek, hususi birer telefonlan vardır, diyor Bediüzzaman Hazretleri. Hani "Gönülden gönüle bir yol vardır, gö-rülmez deniyor ya onun gibi. Hem bazı Peygamberler onun huzuruna çıkmışlar. Bunlar ittifakla haber veri-yorlar ki ödül ve ceza için muhteşem ve öte yanda dehşetli bir yer hazırlan-mış bizleri bekliyor. Güçlü bir sözle (ayetler ve hadisler) ve şiddetli bir şe kilde tehdit ediyor. Aynı zamanda müjde veriyor. O (Cenab-ı Allah) sö-zünde durmamak gibi bir şeye tenez zül etmez. Oysa o âhiretten haber verenler yalan üzerinde ittifak etmesi mümkün olmayan bir çoğunluk tara-
findan nakledilmektedir (Mütevatir haberler). Hem de Ioma etmişler hepsi aynı kanaatte.
Demek bir başka yer var ve elbette o makarra gidilecektir.
10. Haşir Risalesi 10 Suret'te Said Nursî Hazretleri ahiretle ilgili açıkla-malanına şöyle devam ediyor: İlkba-har, yaz, sonbahar, kış mevsimlerini örmek vererek tabiatın değişimini ve dönüşümüne dikkat çekerek sinema perdeleri gibi her saat ve mevsim başka bir âlem gösterildiğini ifade ediyor.
Dikkatle baktığımızda, o kadar ka-rışık, süratli, çok gerçek perdeler içinde ne kadar mükemmel bir inti-
zam ve denge vardır ki her şey yeni yerinde. Hayali sinema perdeleri bile bu kadar muntazam olamaz. Milyon larca yetenekli sihirbazlar bile bu sa natlan yapamazlar. Bahar ayı, yaz ayn, güz ayn, kış ayn sanatta....
Demek ki, bize görünmeyen büyük bir zatın yani Mevla'mızın büyük mucizeleri var. İşte yap boz gibi yok edip tekrar inşa etmek O'na (cc) zor değil. Ve her şey kayıt altında ve o büyük mahşerde gösterilecek.
Anlaşılacağı üzere bu değişiklikler büyük bir mutluluk veya büyük bir hüsran yani ceza (karşılık) günü için dir. Büyük gayeleri var. Bu da dünyar daki davranışlanmıza bağlıdır.
pıldı. Kongre esnasında, grubun içinde k ana temayül ortaya çıktı: Milliyetçi Mer keziyetçiler ve Adem-i Merkeziyetçi Libe raller. Birinci kısım, Ahmet Rıza'nın bas kanlığında toplanırken, Liberaller ise Prens Sabahaddin Beyin etrafında top landı. İki grubun da Avrupa'da çıkartmış olduğu kendilerine ait gazeteleri vardı Meşveret ve Mizan.
1908'de iki rakip parti olarak seçimlere giren bu iki grubun temsil etmiş olduğu siyasi misyon, Cumhuriyet tarihinde "Halkçılar ve Demokratlar olarak tekrar siyaset sahnesinde karşı karşıya geldiler.
1917: İttihat ve Terakki Cemiyetinin si yasi lideri Talat Paşa, Said Halim Paşadan boşalan Sadrazamlık (Başbakanlık) maka mına geçti. Sultan II. Abdülhamid'in Hal'll ile Ermeni Tehciri'nin müsebbibi olan Ta lat Paşa, Masonlar tarafından da "Maşrık 1 Azam" diye kabul ediliyor.
1923: Lozan Konferansı kesintiye uğra dı. 20 Kasım 1922'de başlayan ilk Lozan görüşmeleri, göstermelik birtakım gerek-çelerie 4 Şubat 1923'te aniden kesiliverdi. Kesilmenin zahiri gerekçesi ile hakiki ge-rekçesi birbirinden farklıdır. İslamiyetin Türkiye'de nasıl yok edileceğinin plan ve programları devreye sokuldu. Nitekim, 3 Mart 1924'teki ilk icraat, Hiläfetin kaldırıl-ması, Medreselerin kapatılması oldu.
1926: İstiklal Mahkemesinin kararıyla, "Şapka aleyhtarı olup halkı şapka aley-hinde kışkırtmada bulundukları gerek-çesiyle İskilipli Atıf Efendi ile Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi zulmen idam edildiler. Birkaç gün önce de Hafız Osman ile Hafiz Muharrem, yine aynı gerekçeler-_le idam edilmişlerdi.
*
1934: Atina'da Türkiye'nin de mecburi-yet tahtında dahil edildiği Balkan Paktı -imzalandı.
• 630 - Hicretin sekizinci yılında, Müslümanların galip geldiği Huneyn Savaşı gerçekleşti.
• 1960 - Risale-i Nur'da "Kastamonulu Küçük Şeyhlerin Hilmi" nâmıyla geçen Hilmi Sema Erkal vefat etti.
2014-Bediüzzaman'ı gören son şahitlerden Mustafa Ekmekçi vefat etti.
27
CUMARTESİ
SATURDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Takvâ sahipleri cennetlerde ve iırmakların kenarlarındadır.
Kamer Suresi: 54
BİR HADİS
Birisi yanında bulunmayan kardeşine dua ederse bu işe görevli melek "Sana da bir misli verilsin." der.
İbni Adiyy
Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü kalbin kasavetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsûfa tutturur.
Ålemlere Rahmet Efendimizin yanında bir cahili-ye şairinin, şerefli olarak bilinmek için ne acılar çek-tiğini ifade eden bir beyti okununca "Cahiliyeden kim-seyi merak etmem ama bu beytin sahibi ile tanışmak isterdim" buyurmuşlardı. Söz insanın neresinden çıkarsa gider muhatabının da orasını bulur. Kalbe tesir eden söze Kur'an'ımız beliğ söz adını verir. Sö-zün kalbi bulması için kalpten çıkması gerekir. Ama bazen kalpten çıkan söz muhatabın nasibi yoksa baş-ka bir yeri bulur ve muhabbet doğuracağı yerde tam tersi gayz ve kini artırır.
Geçen ay bir dizinin reklam spotu olarak tasarla-nan "ölünce seni kim yıkayacak?" sözü çok konuşul-du. Gerçekte insânî bir duruma işaret eden bu söz ki-milerinin kalbini buldu, kimilerinin ise nefretini ar-tırdı. Zincirlikuyu Mezarlığı'nın girişindeki "Her ne-fis ölümü tadacaktır" ayetine tahammül edemeyenler güruhu bu sözden de incindi(!). Hakikatten incinene kimin ne dese fayda etmeyeceği bir kez daha ortaya çıktı. Ama hakikati bilenler birileri incinecek diye ha-kikati eğemez, bükemez ve biçemez. Onlar hakikati incitmekten korktukları için sözlerini Kur'an'ın ke-rim, beliğ, leyyin, sedid, tayyip, meysur, maruf ölçüleri ile söylemeye devam ederler.
Biz "ölünce seni kim yıkayacak" mesajını sevdik, çünkü ölünce bizi kimin yıkayacağı mühimdir. Rasû-lullah Efendimiz Hz. Ali radıyallahu anh'a "Vefat et-tiğim zaman beni sen yıka" diye vasiyet etmişlerdi. Hz. Ali yakınları ile birlikte Peygamberimizin müba-rek naaşını yıkarken ortalığı mis gibi bir koku kaplamış, öyle ki o aziz gas-sal "Anam babam sana feda olsun Ya Rasûlullah! Hayatında da, vefatında da temizsin, güzelsin" demekten ken-dini alamamıştı. Ölünce bizi maddi
olarak kimin temizlediği şüphesiz mühim ama daha mühimi ölünce bizi kimin tebrie edeceği, kimin tez-kiye edeceği, hakkımızda kimin, nasıl bir şahitlik ya pacağı meselesidir.
Ölünce bizi, kim nasıl anacak? Arkamızdan na sıl bir nam bırakacağız? Doğrusu istisnalar hariç arkamızdan gelecek sözler birkaç cümleden fazla olmayacak. "İyi insandı" kaç kelimedir ki? Ya "yara-mazdı"? Koskoca bir ömrün böyle bir iki kelime ile geçiştirilmesi insanın akıbetine dair nasıl bir dram-dır, tarif edebilen beri gelsin. Ama daha acısı bu dra-mı hissettiği halde insanın arkasından söylenecek sözlerin neler olacağını önemsememesidir. Çünkü o sözler belki de ebedi saadet ya da azabın hüküm cümleleri olacaktır.
Ölünce arkamızdan bizi kimin, nasıl anacağı, he-pimizin gündeminde olması gereken bir endişedir. Ne yapıp edip, güzelliklerimizi ve iyiliklerimizi ar-tırmamız ve bunlara güzel insanları şahit tutmamız gerekiyor. Şahitlikleri muteber sålihlerin gidenler hakkındaki şahitlikleri ya kurtuluş vesilesi olacak, ya da hafazanallah, tam tersi; güzel insanların hakikati incitmemek adına söyledikleri sözler ya da suskun-lukları "vecebet" hükmü ile ebedi bedbahtlığa götüre-cek. Kapak konumuz işte bu hakikate dikkat çekiyor. Rabbimizden arkamızdan hayırla anılacak işler yap-maya muvaffak kılmasını niyaz ederiz.
Şaban ayındayız. Ramazan'ın gölgesi üzerimize düştü. Berat Kandilinizi tebrik ediyo-ruz. Rabbimiz maddî ve mânevî sıkın-tılarımızı feraha tebdil eylesin ve bizi hep razı olduğu işlerde ve yerlerde bu-lundursun. Gelecek sayımızda buluş-mak ümidiyle Allah'a emanet olunuz.
ceğimi sandım. B inde, öyle bir ses duydum ki, korkudan eriyece an geldiğin nda, bende ne kos az bir kuş çıktı. Sırtımı kanadıyla sıvazladığı anda, beyaz akk kase icinde se
zin (451) May
TARİHTE BUGÜN
• 1948-Bediüzzaman Said Nursî, talebeleri ile Afyon Ağır Ceza Mahkemesine sevk edildi.
2004-Türk Lirasından altı sıfır atılarak Yeni Türk Lirası olmasını öngören kanun tasarısı, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
28
PAZAR
SUNDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Muhakkak ki Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Birisi dua ettiğinde kabul edilmese bile kendisine bir sevap yazılır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 145 1 Ben size filan-falan kimseleri ateşle yakmanızı emretmiştim. Halbuki ateşle ancak Allah azab eder. Eğer onları yakalarsınız öldürün, kafi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 145 2 Ben sizin önünüzden "Havza" varıp, sizi arayacağım. Kim ki Beni orada bulur ve Havzı kevserden içerse bir daha susamaz. Öyle kimseler gelecek ki, Ben onları, onlar da Beni tanıyacak. Fakat kendileriyle aramız açılacak. Soracağım. Niye böyle? Denilecek ki: "Onlar senden sonra yaramaz işler yaptılar?" O zaman Ben onlara sahip çıkmıyacak ve benden sonra (dini) değiştirenlere "uzak , uzak olun" diyeceğim. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.) 145 3 Sizin üzerinize üç şeyden korkarım. Ki bunlar da vuku bulacaktır: Alimin hatası, Münafıkın Kur'anla cidali, Dünyalık kapısının size açılması. (Dünyanın yıkım oluşu şundandır. Dünya muhabbeti gönüle girerse çok fazla uyanıklık istiyor. Dünya teveccühüne aldanmasa da vasıta gibi hizmetinde kullansa büyük bir nimettir.) Hz Muaz (r.a.) 145 4 Kadınlarla biat edildiğinde el almam. Lakin ben onlardan Allah'ın aldığını alırım. (Kadınlardan sözle, erkeklerden ise söz ve musafaha ile biat alırlardı.) Hz. Enes binti Yezid (r.a.) 145 5 Öyle kast ediyorum ki, cemaate bir imam tayin edeyim, kendim de dolaşayım. Ve Cuma günü kimi evinde bulursam yakayım. Hz. İbni Mektum (r.a.) 145 6 Ben Rabbimden ümmetim için şefaat diledim. Onu bana verdi. Bu, şirk koşmıyan her mü'mine nasib olacaktır. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 145 7 Ben sizin görmediklerinizi görüyor, işitmediklerinizi işitiyorum. Gök gıcırdıyor, hakkıdır da. Gökte dört parmaklık boş bir yer yok ki, oraya bir melek secde etmiş olmasın. Nefsim kudretinin elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Benim bildiğimi siz bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Döşekler üzerinde kadınlarla telezzüz edemezdiniz ve bağrınızı döverek yabana uğrardınız. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 145 8 Ben bir kelime biliyorum ki, ölümü yakın olan kimse onu derse, ruhu rahatlık bulur ve kıyamette de ona nur olur. Bu, "Lâ ilâhe illallah" dır. Hz. Talha (r.a.) 145 9 Ben bir kelime biliyorum ki, kim onu hakkı ile söylerse Cehennem ona haram olur. O da, "Lâ ilâhe illallah" dır.(Hakkı meselesi haramdan kendisini koruması demektir.) Hz. Ömer (r.a.) 145 10 Ümid ediyorum ki, Bana tabi olanlar Cennet ehlinin dörtte biri, ümid ediyorum ki, üçte biri ve ümid ediyorum ki, yarısı olur (Sonradan üçte ikisi buyurulmuş.) Hz. Câbir (r.a.)
leşiyor. Yani bunların hepsi de Yahudi'dir. İsmet Paşa da Sür-
yani dir 340
Alelade bir vaizin Türk Silahlı Kuvvetlerini dizayn etmeye leri sürmesi hem FG'nin narsist ve megaloman kişiliğini hem de stediği olmayınca neler yapabileceğini ortaya koymaktadıre
Sürekli askeri vesayetin karşısında durduğu iddiasında olan FG, 12 Eylül Darbesi akabinde "Son Karakol” başlıklı yazısı olan leme aldığı Ekim 1980 tarihli Sızıntı dergisinde darbeyi şu ifade-lerle alkışlamıştır:
"Her milletin tarihinde asker bir tepe varlıktır (...) bir de anadan doğma asker-millet vardır. O, asker doğar, askerlik türkülerinden ninniler dinler ve asker olarak ölür. Aşıktır asker-liğe, serhad boylarına, akına ve kavgaya (...) onun süngüsü, yüz defa iniltimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Yakın tarihi-mizde dahi kaç defa onda mazinin tebessüm eden çehresini ve yıldırımlaşan celadetini gördük... Eğer, atik davranıp da yıl-lardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçmeseydi, bütün bir millet olarak inkisar içinde ağlamadan başka çare-miz kalmayacaktı. Tuğa selam, sancağa selam ve ölçülerimiz içinde onu tutan yüce başa binlerce selam... Düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. İçtimai bünyenin, harici bir kısım eraciften temizlenme, arındırılma ve aslına irca zaferi (...) ümidimizin tükendiği yerde, hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihalerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz" 341
Darbeyi kutsallaştırması da hakkında yakalama kararı çıka-rılmasını engelleyememiştir. Ancak bu yakalama kararı varken 6 yıl boyunca aleni dolaşmasına ve ziyaretler yapmasına rağmen yakalan(a)maması düşündürücüdür. İlginç olan durum, Türki-
Vehbi Kara bir köşe yazısında, Şualar isimli kitabında (5. Sun) Bediüzzaman Said Nursi'nin FG'yi Süfyan olarak tanımla-dığını şöyle ifade etmiştir:
"Süfyan büyük bir alim olacak... ilimle dalâlete düşer... ve çok Alimler ona tabi olacaklar... ve çok muallimleri kendine taraftar ede... maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır... sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eder... Herkesi teshir eder... Mühim kuvveti Yahudidir... Şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) ebedî bir kısım ahkamını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmaya çalışır... hayat-ı beşeriyenin maddi ve manevi rabıtalarını bozar... Yahudidir... Yahudiler içinde tevellüd eder... Horasan tarafla-rından zuhur eder... Yalancıdır... Aldatmakla iş görür... Ne-fis ve Şeytanın iğvasıyla İslamiyetin hükümlerini tağyir eder... Türk milletini ve Türkçülüğü kullanır... Mukaddesata hücum eder... Dördüncü ve son devresinde adileşir... Aklıyla çok alimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar... Müs-riftir, milletin malını israf eder...". 153
Bu açıklamalara ilaveten "Deccal ağlayıp inleyen, üzüntülü, ke-derli bir görüntüye sahiptir"154, "Deccalin karargahı köşk şeklinde bir Hristiyanların manastırıdır"155 hadisleri de değerlendirildi-ğinde bağlılarının inandığının aksine FG'nin Deccal veya Müs-lümanlar arasından çıkacak olan Süfyan olma ihtimali ciddi bir şekilde tartışmaya açılmıştır. 156
1593 Kara, Vehbi. "Bediüzzaman Feto'nun Mahiyetinden Bahsediyor", https://www. yeniakit.com.tr/yazarlar/vehbi-kara/bediuzzaman-fetonun-mahiyetinden-bahsediyor-36429.html (2021).
154 Hatipoğlu, Haydar. Sünen-i İbni Mace Tercümesi ve Şerhi (İstanbul: Ravza Ya-yınları, 2015) Hadis No:4074; İbn Ebi Şeybe, Musannef (İstanbul: Ocak Ya-yıncılık, 2013) Hadis No: 38791.
155 Haccac Bin Muslim, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi (12 Cilt Takım) - Imam Müslim Kitabı (İstanbul: Sönmez Neşriyat, 2018) Hadis No: 2942.
Örgüt elemanları, FG'nin Allah Teâlâ ile doğrudan konuş-tuğuna inandıklarından sözlerinin ve emirlerinin bizzat Al-lah'tan geldiği için sorgusuz uymak zorunda oldukları düşün-cesindedirler. Bu konuya örnek teşkil etmesi açısından FG'nin, 07.04.1991 tarihli bir vaazında biatten bahsederken "Elimi eli-me koydum, 'şunu benim arkadaşlarımın eli say ya Rasulallah' dedim. O eli tutanlar Allah'ın elini tutmuş sayılırlar. Bu cemaat Allah'ın elini tutmaya niyet etmiş gibidir"135 ifadesiyle Allah Tea-la'yı(c.c.) da müfsit düşüncelerine şahit tutmaya kalkışması hezeyanlarını açıkça ortaya koymaktadır. Oysa Allah Teala'nın (c.c.), seçilmiş peygamberleri haricinde hiçbir insanla doğru-dan konuşmadığı bilinmektedir (Şûra Suresi, 42/51; Nisa Sure-si, 4/164).
FETÖ elemanları, kurtarıcı Mesih olarak gördükleri FG'yi hatadan münezzeh kabul ettikleri için sorgulanamaz ve eleştiri-lemez görmektedirler. FG'nin çok yakınındakilerinin de oluş-turdukları mistik ve gizemli aura ile örgüt elemanlarının basiret-leri bağlanmakta, gözleri kör edilmekte ve liderlerini 'yarı tanrı' konumuna yükseltmektedirler. Örgüt elemanlarındaki bu kesin inançlılık hali, Cizvitlerin kurucusu Aziz Ignatius'a atfedilen "ki-lise siyah diyorsa, beyaz gördüğüm şeyin siyah olduğuna inanı-rım 136 sözünün bir yansıması gibidir.
FG, bazen dini kutsallar ile ilgili toplumun hassasiyetlerini sinir uçlarına dokunarak test etmiş ve toplumun reaksiyonlarını belirlemeye çalışmıştır. Bu kırılma noktalarında kendisine yöne-lik tepkiler oluşmayınca bu tür hezeyanlarının dozunu arttırmış-tır. Manisa/Salihli'de camide verdiği bir vaaz sırasında Kur'an-ı
135 Yeni Şafak, "Gülen'in İstismar Etmediği Değer Kalmadı", Text, https://www. yenisafak.com/gundem/gulenin-istismar-etmedigi-deger-kalmadi-2535208, (2016).
135 Eğilmez, Savaş, "Eğilmez: 'FETÖ'nün İlham Kaynağı Batıniler" (https://www. sondakika.com/haber/haber-egilmez-feto-nun-ilham-kaynagi-batiniler-
Çağımızda toplumsal ihtiyacın bir yansıması olarak dünya-nın farklı coğrafyalarında ılımlıdan radikal terör örgütüne kadar değişen milyonları aşkın dini hareket ve oluşumlar bulunmakta-dır. Bu dini hareket ve oluşumların çok büyük çoğunluğu ılımlı ve toplumu bütünleştirici yelpazede yer alırken çok az da olsa kuruluş aşamasında veya ilerleyen süreçlerinde evrilerek radikal dini terör örgütüne dönüşenler de bulunmaktadır. Bu tarz terör örgütüne dönüşümde hareketin hangi dinden olduğu fark et-memektedir. Dinin toplumsal gücünü araçsallaştıran bu hare-ketler zaman içinde belirli bir amaca hizmet eden suç ve menfaat örgütlerine dönüşürken aynı zamanda teolojik meşruiyet ve legalite üzerinden etkin suç imparatorlukları oluşturmaktadırlar.
Her ne kadar kurulduğu günden beri dini bir cemaat görün-tüsü verse de Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)'nün teolojik bir hareketten ziyade ezoterik bir çağdaş kült hareket olarak ka-bul edilmesi daha doğru bir yaklaşımdır.
Tarihte kaldığı zannedilen "Haçlı Seferleri" aslında modern çağımızda yine "Truva Atı" gibi tarihsel bir imge ile karşımıza çıkmıştır. Tehlikeden habersiz veya önemsemeyen toplumumuz bünyesine aldığı Truva Atı'nın ihanetine uğramış ve en stratejik noktalarına kadar teslim alınmıştır. Açıktan meydan savaşı başla-tınca gerçek yüzü ortaya çıkan FETÖ'nün, aslında İslamiyet ve Türklükle alakası olmayan uluslararası kullanışlı kanlı bir terör örgütü olduğu netleşmiştir. Ferasetli bazı insanlar tarafından bu durum erken fark edilmesine rağmen bu Truva Atı toplumun
büyük kesimi tarafından uzun yıllar fark edilemediği gibi bünye-ye kabul edilerek korunup kollanmış, hatta erken fark edenler de fitneci ve öteki olarak yaftalanmıştır.
Günümüzde üst düzey devlet yöneticileri ve komutanların yaverlerinin büyük bir çoğunluğunun FETÖ elemanı çıkması,
manist, milliyetçi, Sünnî, Alevi, Sufi, Hurufi, radikal olmak üzere akla gelebilecek her renge bürünebilmekte ve her maskeyi taka-bilmektedir. En önemli özelliklerinden biri de tüm bunları ya-parken din argümanını sürekli vitrinde tutup çok sayıda insanı kandırabilmesidir.
İlk kurulduğu zamandan beri yalan ve takiyeyi normal bir davranış modeli gibi kullanagelen FETÖ elemanları, 15 Tem-muz sonrası yalan ve takiyeye daha çok sarılmışlardır. Batı is-tihbaratının da gücünü ve desteğini arkasına alarak güçlenen ve yayılan FETÖ, sureti haktan görünerek, insanları sahih İslami inanç esaslarından uzaklaştırıp "Ilımlı İslam" söylemiyle "Hıristiyanvari Müslüman" haline getirmeyi hedeflemiştir. 15 Temmuz sonrası takiye o kadar ileri boyuta vardırılmıştır ki de-şifre olmamak ve takibata uğramamak için FETÖ lideri FG'ye küfür ve hakaretler etmeleri ve başka hareketlere sızarak onların rengine bürünmeleri bizzat FG tarafından talimatlandırılmıştır. FETÖ elemanları özellikle kendilerini meşrulaştırmak için ço-ğunlukla siyasi hareketleri kullanmaktadırlar.
Kamudaki "kadrolaşma" ve "okullaşma" hareketinde çok cid-di atılım yaptığı süreç olan 12 Eylül sonrası dönem, FETÖ için yeni bir sıçrama zemini oluşturmuştur. İlk zamanlar Şeriat dü-zenini savunduğu iddiasında olan FG'yi en çok koruyanların ve yolunu açanların seküler geçinen generaller olması düşündürü-cüdür. Ordu ile daima stratejik bir ilişki kuran FG, 1960 ihtilali hariç istisnasız tüm darbeleri ve darbe girişimlerini desteklemiş-tir.
Genç yaştan itibaren önemli ve etkin bir insan olma sevdasıy-la birçok mahfille temas kuran FG'nin, ulusal/uluslararası istih-barat birimleri ve dünyada önemli bir etkinliğe sahip olan Masonik yapılarla temas kurmaması veya bunların FG'yi göz ar-dı etmeleri uzak bir ihtimaldir. Kitabımızda FG'nin bu yapılarla ilişkisinin var olup olmadığından ziyade şok edici belgelerle iliş-kinin derinliğini okuyucularımıza sunmaya çalıştık.
Bir beldede zina ve riba meydan alırsa, onlar (o belde halkı) Allah'ın azabına hak kazanmış olurlar. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 54 / No: 12 Ramuz El-Ehadis
Medresetü'z-Zehranın vâridatı hamiyet ve gayrettir. (Mn.) 129 Millî eğitim bakanı Tevfik'in Medresetü'z-Zehraya sahip çık-ması. (Mn.) 144; (E.L.) 2:107.
Sultan Reşad'ın ve Mustafa Kemal'in Medresetü'z-Zehra için desteği. (E.L.) 2:196.
MEDYUM
Eski zaman kâhinleri gibi, şimdi de medyumlar sûretinde, yine bir nevi kâhinlik Avrupa'da istirpizmacılar arasında baş gös-termiş. (M.) 178:19. Mektup, 16. işaret
MEHDİ
"Ahirzamanda ümmetime şiddetli bir bela isabet edecek. Ondan Allah'ın dinini bildirdiği bir adamdan başka hiçkimse kurtu-lamayacak. O, kalbi ve dili ile mücadele edecek." (Tils.) 185.
Bediüzzaman da bir zamanlar bir zâtı beklemiş. (B.L.) 103:haş.
Bediüzzaman'ın Mehdi olarak görülmesi. (E.L.) 1:259, 268.
13. (5046)- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhis. salātu vesselâm) (bir gün):
"Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanin gelme. si vacib olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah'ın Resulü! Bun. lar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:
★ Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse
★ Emanet (edilen şeyleri emanet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kal dıkları zaman.
★ Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki ettikle ri zaman.
★ Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;
★ Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
* Mescidlerde (rıza-yı İlahi gözetmeyen husumet, alış-veriş, eğlence ve siyasata us. müteallik) sesler yükseldiği zaman.
★ Kaume, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;
★ (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insan- ları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;
★ İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;
* (San'at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dan sing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yay gın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;
* Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, [zelzeleyi], yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) [veya gökten taş yağmasını, (kazfi)] bekleyin." [Tirmizî, Fiten 39, (2211).]
AÇIKLAMA:
te, Bu hadisi, ümmet umumiyetle, kızıl rüzgar hâdisi olarak bilir. Ha hayatında hakim duruma gelecek pekçok içtimâî marazları nazar-ı dik- diaye, Aleyhissalatu vesselâm, kıyameter rüzgar hadisioletinin ictimai kate arzetmektedir. Bu sayılanlardan herbiri hakikaten ictimâî bir has-
talıktır. Beşeriyetin yaratılış hikmeti gereğince bu hastalıklara her de-virde her yerde rastlanır. Ancak çerçevesi dar, gücü zayıftır. Fakat, ande şulan o ki, kıyameti zaruri kılan bir hal olarak, bunlar, hem yaygın anla Janiyet ve hem de fevkalâde kesafet kazanarak cemiyetin bünyesinde kokleşeceklerdir. Beşeriyeti bir bütün olarak bir uzva, bir heyet-i içti-haiyeye benzetecek olursak, bu büyük beşerî uzviyet tıpkı münferid bir insan gibi, bünyesine yerleşen bu kadar ağır hastalıklara dayanarak, on beş çeşit hastalıkla, ağır hasta yatan tedavisiz bir beden gibi, ölüm ona daha hayırlı ve belki de bir kurtuluş olacaktır. Kıyamet bir bakıma onul-maz şekilde içtimâî marazlarla alude olmuş beşeriyetin ölümüdür. Anla-şılacağı üzere bu külli ölümü, beşeriyet, şeriat-ı İlahiyeyi dinlemeyerek kendi eliyle hazırlamaktadır. Hadiste sayılan on beş marazın herbiri di-nin yasak ettiği bir haramdır. Dikkat edersek insanlığın, kendi eliyle ördüğü teknik çerçevenin sağladığı kolaylık ve imkanların da yardımıyla, rihul-hamra vetiresinde her geçen gün daha da artan bir sür'atle yol aldığını görürüz.
2- Hadisin anlaşılması için, kapalı olan bazı tabirlerin yanına paran-tez içerisinde açıklayıcı ilavelerde bulunduk. Burada sonradan gelen ne-sillerin önceden gelenlere (yani halefin selefe) hakareti meselesi ile ilgili bir açıklamayı kaydedeceğiz. Tibi der ki: "Bundan maksad, halefin (arka-dan gelenlerin) selefi (Sahabe, Tabiin ve Etbau't-tabiin gibi Resulullah'ın senasına mazhar olan nesilleri) ta'n etmesi onlara birkısım kusurlar izafe etmesi, salih amellerde onlara ihtida etmemesidir. Bu davranışlar onlar hakkında lanet gibidir." Aliyyu'l-Kârî te'vile kaçmaya gerek olma-dan, selefe lanet eden zümrelerin varlığına dikkat çekerek "Bunlar kâfir veya mecnundur, ama lanet edici bir zümredir" der ve ilave eder: "Bu zümre sadece lanetle de yetinmeyip, selefi tekdir de ediyor. Bu cinayeti işlerken dayanakları fasid olan hevaları, kısır olan efkârlarıdır. Böyleleri mesela Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman radıyallahu anhüm ec-main'in, (Resulullah'tan sonra) hilafeti haksız olarak ele geçirdiğini, aslında hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğunu iddia ederler. Gerçek şu ki, bu iddia batıldır ve bu hususta selef ve halef bütün ümmet icma etmiştir. Bu iemaya karşı çıkan münkirlerin iddialarının hiçbir değeri yoktur. Kur'an ve sünnette hilafetin Resulullah'tan sonra Hz. Ali'ye ait olduğuna dair hiçbir delil, hiçbir nass mevcut değildir."
5047 ١٤ - وعن ابن عمرو بن العاص رضي الله عنهما قال: [ قَالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ : أول = الآياتِ خُروجاً طُلُوعِ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرِبهَا، وَخُرُوجُ الدَّابَّةِ عَلَى النَّاسِ ضُحى -
a) Saflar halinde (cemaatle) namaz kılma şerefi bana verildi.
b) Bana selam verildi ki, bu cennet ehlinin selamıdır.
c) Bana "Amîn" verildi ki, bu sizden öncekilerden hiç kimseye verilmemişti. Yalnız onu Allah Harun'a vermişti. Musa dua ediyordu, Harun da "Amîn" diyordu.
۱۰۲۳ أُعْطِيتُ الْكَوْثَرَ نهر في الْجَنَّةِ عَرْضُهُ وَطُولُهُ مَا بَيْنَ الْمَعْرِبِ وَالْمَشْرِقِ لَا يَشْرَبُ مِنْهُ أَحَدٌ فَيَظْمَاءُ وَلَا يَتَوَضَّؤُ مِنْهُ أَحَدٌ فَيَتَشَعَّتُ أَبَدًا لا يَشْرَبُهُ انْسَانُ اَحْفَرَ ذِمَّتِي وَلَا قَتَلَ أَهْلَ بَيْتِي (ابن مردوية عن انس)
1023- Cennette bir nehir olarak bana Kevser verilmiştir ki, eni ve uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Ondan içen hiç susamaz, ondan abdest alan asla kirlenmez. Ancak onu bana karşı olan, anlaşmayı bozan ile Ehl-i Beyt'imi öldürenler içemeyecektir.
1024- Ümmetimden yetmiş bin kişi bana bağışlandı. Hesap vermeden cennete girecekler. Yüzleri ayın ondördü gibidir. Kalpleri tek adam kalbi gibidir (yani birleşmişlerdir). Rabbim Azze ve Celle'den bu adedi fazlalaştırmasını istedim. Rabbim de bana herbir tanesi ile birlikte yetmiş bin kişi daha verdi (bağışladı).
• 1922 - Bediüzzaman'ın kısa hâl tercümesini hâvî bir beyanname tanzim edilerek Darü'l-Hikmet'teki dosyasına konuldu.
• 1923-Yunanistan ile Ahali Mübadelesi Antlaşması yapıldı. Aralık 1923'te başlayıp 1927 yılına kadar süren uygulamayla 400 bin Türk ve 1 milyonu aşkın Rum yer değiştirdi.
30
SALI
TUESDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
"Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur."
Tevbe Suresi: 129
BİR HADİS
Biriniz şahsında, malında veya Müslüman kardeşinde hoşuna giden bir şey gördüğünde, bereketi için dua etsin.
S
V:
Ebu Ya'lâ
Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme. Mesnevî-i Nûriye
Bir vartaya düştüğünde: "Bismillâhirrahmanirrahim velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil Azim." de. Zira Allah Tealâ onun sebebiyle belâ nevilerinden dilediğini senden kaldırır. Ravi: Hz. Ali (r.a.) Sayfa: 66 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Altıyüz yıl dine, İslâm'a, Kur'an'a ve Sünnet'e hizmet için vargüçleriyle çalışan ve "İlay-i Kelimetullah" "Allah'ın şanını yüceltme ve yayma" misyonunu üstlenerek, gerekirse bu uğurda üç kıtada seferler düzenleyen bir devletin to-runları, zaman gelip kendi ülkelerinde Kur'an eğitim ve öğretiminin yasaklana-cağını, Kur'an okutan ve öğretenlerin, "sizin en hayırlınız Kur'an okuyan ve ög-retendir" düsturunun tam hilafına "sizin en şerlileriniz..." dercesine muamele göreceklerini; sakallı hocaların sakallarından tutulup yollarda sürükleneceğini, Kur'an okudukları için jandarma dipçikleriyle dipçikleneceklerini ve ilmin sem-bolü olarak bilinen ulemâ cübbelerinin süngüleneceğini, Kur'an'ı okuyanların ise rahleleri veya sıraları sırtlarına bağlanarak karakollara götürüleceğini ne-reden bilebilirlerdi ki?
Tam altı yüz yıl İslâm'a ve müslümanlara hizmeti, hizmetin en güzeli ka-bul eden bir devletin torunları zaman gelip kendi ülkelerinde arapça ezanın ya-saklanacağını, "Tanrı Uludur, Tanrı Uludur, şüphesiz bilirim ve bildiririm ki, Tanrı'dan başka yoktur tapacak" sözlerinin ezan adına ve ezan niyetine minare-lerden okutulacağını ve tam 18 yıl şu gök kubbeyi çınlatacağını, şehir, köy ve kasaba neresi olursa olsun "Allahu Ekber, Allahu Ekber" diyerek ezan okuyan-ların en az üç aydan başlayarak tutuklanacağını ve tecziye edileceğini; suçu (!) bir kaç kez işleyenlerinse Mazhar Osman tedavisine müracaatla Bakırköy Akıl Hastanesine gönderileceğini kim aklına getirebilirdi ki?
Kur'an'ın rehberliğinde yollarını aydınlatan ecdadın ahfadları bir gün gelip kendi ülkelerinde, yıllarca ülkeleri için ışık olmuş, ışık tutmuş bir kitabın "çöl kanunu", "cahiliye kitabı" şeklinde tanıtılıp camilerden, evlerden, mağara-lardan toplatılacağını, pencerelerden aşağıya atılacağını, jandarma çizmesi al-
anda çiğneneceğini, süngülerle sayfalarının yırtılacağını hiç düşünebilirler mydi ki
Laman Türkçeleştirilmesiyle kalınmayıp, Kur'an'ın bütününün Türkçeles-amalarının başlayacağını, ibadetlerin Türkçe diliyle yapılacağını, na mrük ve secdelerin daha bir anlaşılabilmesi için Türkçeleştirileceğini camilerde Türkçeleştirilmiş ayet ve surelerin musiki eşliğinde kürsülerden hafız kura okamurulacağını, bunun için "usul-i dairesinde teganniye musait müezzin-ler, imamlar, hafızlar yetiştirileceğini" kim aklına getirebilirdi ki?
Hele hele bir yüksek din mektebi olarak bilinen bir okulun; Daru'l-Fünûn Thahiyat Fakültesi'nden bir grup ulema(!)nın, "mabetleri temiz tutmak, kabil-i zi-yaret ve kabil-i iskan hale getirmek" adına camilere "ayakkabılarla girmeyi" ve camiye gelenlerin rahat oturabilmesi için de camilerde sıralar, elbiselikler tesis etmeyi ayrıca "camilere yerleştirilecek olan musiki aletleri ile "asri ve enstrümental musiki çalışarak ibadetlerin "son derece bediî, mûheyyiç ve ruha-bir şekilde yapılmasını temin için teklifler vereceğini ve bu iş için adı geçen fakültenin, yani İlahiyat Fakültesi'nin öncülük edeceğini hangimiz aklımızdan geçirebilirdik ki?
Bütün bunlar 1923-1950 yılları arasında fazlasıyla cereyan etmiş olay-urdir. Ve işte bu yüzden 27 yıllık bu dönem ve de özellikle 1938-1950 yılları rass turihe "Milli Şeflik Dönemi" diye geçmiş dönem, Din-Devlet ilişkileri açı-sundar "sancılı dönem olarak kendini duyurmuştur.
Bugün yaşları 60 ve üzerindeki insanlara ulaşabildiğimizde, Din-Devlet ilişkileri açısından müslümanların en çok mağdur olduğu, inançlarından dolayı horlandığı, hapse atıldığı, işkenceler gördüğü ve gerekirse idam edildiği bu dö-nemleri anlatırlarken, "Allah o günleri bir daha bizlere göstermesin... Kur'an okurken dipçiklendiğimiz, yerlerde süründürüldüğümüz, Arapça ezanları duya-maz olduğumuz o günler var ya evlåd..." diyerek anlatmaya başlarlar ve aklı-nunda kalan cümleler, "Cenazelerini kaldıracak din adamlarından bile yoksun hale geldikleri ve dinin elden gittiği" olur.
Din-Devlet ve Devlet-Din ilişkilerinde bugün yaşları 60'ın üzerinde olan-ların anlamıklarını bütün çıplaklığıyla ortaya seren 27 yıllık bu dönem; müslü-manların ibadet hayatını, dini düşünce hayatı; itikadî ve amelî hayatlarını göz-ler önüne sererken, hepimizin dudaklarını ısırarak; "bunlar da olmuş mu?", "halkının % 99'u müslüman olan bu ülkede, müslümanlar gerçekten en başta Kur'an ve Ezan yasağıyla karşı karşıya kalmışlar mı?" sorularını hayretle ve ib-retle sormamiza neden olmaktadır.
Bu sebeple sorularımızdan hakkıyla kurtulabilmek ve onlara tarihten ce-vaplar verebilmek için en başta Türkiye'de Din-Devlet ilişkilerinin niceliğini ve nasıllığını bilmek gerekmektedir.
Din-Devlet ilişkileri derken, özellikle Cumhuriyet dönemi Din-Devlet iliş-kilerinin bütün boyutlarıyla bilinmesi gerektiğine inanıyoruz. 3 Mart 1924 tari-hinde Halifeliğin kaldırılmasıyla ve de sistemin arzularına göre yeni bir dini te-şekkül olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulmasıyla birlikte başlayan "dev-lete bağlı din sistemi" devri bu kitapta bütün boyutlarıyla ilgi alanımıza girmiş oldu.
Osmanlının kuruluşuyla başlayıp, Gülhane Hattı'nın İlanıyla sona eren "dine bağlı devlet sistemi" ile Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerini içine alan ve ta Medreselerin, Şer'iye ve Evkaf Vekaletlerinin ve en önemlisi Makam-ı hilafet Ilgası'na kadar devam eden "yarı dini devlet sistemi" devirlerinin incelenmesi bu kitabın ilgi alanı dışında kaldı.
Ancak ne var ki "dini devlet sistemi"nden, pek öylesine kolayca "devlete bağlı din sistemi"ne geçilmediği için bizler "devlete bağlı din sistemi", (buna sadece Türkiye'ye has özel laik sistemi de denilebilir!) devrinin arkaplanı ola-rak önceliklerini de araştırmış olduk.
Nitekim bu düşünceden hareketle araştırmamızı 1920'lerden başlatıp, Saltanatın kaldırılması, 1. Dönem (1921-1923) İstiklal Mahkemelerinin Anadolu İsyanlarındaki durumu, Cumhuriyetin İlanı ve tarihi 3 Mart 1924 devrimleriyle; Halifeliğin İlgası, Şeriye ve Evkaf Vekaletlerinin kaldırılması, Medrese, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, her tür din eğitimi veren okulların dini eğitime son vermesi ve laiklikle ilgili yapılan tüm bu köklü değişikliklerin sosyo-politik du-rumları kitabımızın birinci cildini oluşturdu.
1. cildin en önemli yanı Türk devriminin birazda anlatılmamış ve yazılma-mış öyküsünü anlatmış olmasıdır. Özellikle kitabımızın II. cildini oluşturan ve şapka devrimiyle başlatılan Şeyh Said İsyanı ve diğer doğu isyanlarının gerçek boyutları, Ankara ve Şark İstiklal Mahkemelerinin sınırtanımaz cuntacı tavırla-rının TBMM Arşivlerinden elde ettiğimiz insan olduğuna inanan herkesi ürper-ten ve korkutan hikayeler!: Sözkonusu mahkemelerin hiçbir suçları yokken sa-dece "gereği düşünüldü" gibi bir muğlak ifadenin arkasına sığınarak idam etti-ği, darağacında sallandırdığı binlerce, onbinlerce mü'minin dramı, acısı ve hi-kayesi...
Laiklik adına din değiştirme gayretleri, bu değişiklik için bizzat Dolma-bahçe Sarayı'nda yürütülen akıl almaz çalışmaların öyküsü. Ezanın, namazın, Kur'an'ın ve hutbenin Türkçeleştirme faaliyetleri...
Yeni yepyeni Kur'an modeli ortaya koyarak ezandan sonra milleti Kur'an'sız bırakma adına yürütülen "Tek Parti" gayretleri...
1963 yılından itibaren sistemin emniyet sübabı olan Diyanet İşleri Baş-kanlığı'nın ve İlahiyat Fakültesi'nin kuruluş gayelerini gösteren anlatılmamış ve yazılmamış öyküleri ve din adına dini satan din adamlarının bel'amilikleri...
Gerçek din hizmetlilerine ve ulemaya yapılan akıl almaz işkenceler...
Koca bir Türkiye'de sadece üç adete indirilen Kur'an Kurslarının yaşa-dıkları facialar...
Alfabe yerine Elifba'ya yönelenlerin; Kur'an'ı okuma, öğrenme ve öğret-menin resmen yasak oluşu itibariyle uğradıkları zulümler, işkenceler...
Ve camilerin yıkılması, yakılması, satılması ve müzeleştirilmesinin hika-yesi...
Ecdadın ortaya koyduğu cami medeniyetinin 1926'dan itibaren bir daha dirilmemek üzere yok edilmesi ve bunun için, "Şeyhul kurra, cüzhan, eczâ, de-virhan, surehan, müslimhan, buharihan, mesabihhan, şifahan..." gibi yalnızca bize ait olan ve başka bir ülkede bulunmayan cami içi görevlilerinin kısaca bir medeniyetin, "bunların varlığı irticanın yeniden dirilmesine kafidir" denilerek
ortadan kaldırılması... Tanrı Uludur'dan, Allahu Ekber'e giden yolda çekilen sıkıntılar, uğranı-lan mahkumiyetler, hapisler ve işkenceler...
Bilen bir toplum iken, bir gecede ümmî bir toplum haline getirilişimizin öyküsü olan harf devriminin gerçek boyutları...
Bu devrimle birlikte her tür dinî eğitimin yasaklanması ve insanların kita bını öğrenebilmesi için, dağlara, ormanlara, mağaralara ve mahzenlere çekil mesi...
"Bunlar Kur'an'ı toptan yok edecekler!" denilerek gizliden gizliye hafızlık yaptırtığı talebelerine bu maksatla, Kur'an'ı bütün secaventlerine varana dek yeniden yazacak tarzda öğrenme aşkında olan ve bu uğurda herşeyi göze alan ulemanın destansı faaliyetleri...
1932 yılından itibaren başlayan ve ortaya koyanların bile sonradan kul-lanmaktan imtina ettikleri "duygum tükel özge bir kıvançtır" gibi dilde uydu-rukçuluğun zirvesini gösteren "güneş-dil teorisi"nin gerçek hikayesi...
Ve nihayet 3 Şubat 1932'de başlayıp, 16 Haziran 1950 tarihinde sona eren, tam 18 yıl şu gök kubbeyi "Tanrı Uludur, Tanrı Uludur" diye çınlatan re-jim ezanının hikayesi...
Evet tüm bunlar, kısaca "Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet İlişkileri" diye-rek izah etmeye çalıştığımız, 1920-1950 yıllarının hikayesidir. Kitabın II. cildi bu gerçek öykülere ayrılmıştır.
Bir başka deyişle "bir devrimin anlatılmamış ve yazılmamış öyküsüdür bunlar.
Karabekir ise, "M.Kemal'in otorite ve güç bazında önceleri halife olmak is-
Sonunda Ismetten bu yahudi haham İzmir'den bir imtiyaz, bir menfaat temini istemiş... Hatta (Türkiye adına) Washington Büyükelçiliğini de istemiş!.. Herkese, "Ismet teklifsiz ahbabımdia
sözümdən dışarı çıkmaz!?" diyormuş... Sonraları bu haham Mısır'a gidip åyån azası olmuştur."
Lozan görüşmeleri sırasında başvəkil olan Rauf Orbay da bu görüşmeleri doğrular ve Haham-başı Haim Naum'un İngilizler adına İsmet Paşa ile İngilizler adına görüştüğü ve gizli pazarlık-larla haliteliğin kaldırılmasına sebep olduğunu açıklar.
Rauf Orbay, Feridun Kandemir'e konuyla ilgili olarak bakın neler anlatıyor:
"İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan'da İngilizlerle bir çeşit gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul yahudi Hahambaşısı Haim Naum Efendinin telkinleriyle, hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye'de devamına müsade edilmeyip, derhal kaldırılması fikrini tamamiyle be-
nimsemiş bulunuyordu." (Feridun kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri lle Rauf Orbay, s. 96-97)
Necib Fazıl Kısakürek de Halifeliğin kaldırılması fikrinin bu gizli görüşmelerde kesinleştiğini ve olayın kahramanının sözkonusu yahudi hahambaşı Haim Naum olduğunu ileri sürer.
Necib Fazıl, kendisinin çıkartmakta olduğu, "Büyük Doğu mecmuasının 29. sayısında konuy-
la ilgili olarak şu iddialarda buluur:
"Haim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelå Amerika'da TÜRKLER LEHINDE bir seri konfe ranslar vermek suretiyle başladı, bu konferanslarda Emperyalizm Şerflerine "Türkün maddesi ni serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tà içinden, kendi öz adamlarına yıktırmalarını telkin ediyordu
Yeni Masonluk hesabiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak, Haim Naum'un müthiş planı idi. Amerika'da bu zemini hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve halis Yahudi
olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur: - Siz Türkiye'nin mülki tamamiyetini kabul edin, ben İslâmiyeti ve İslâmi temsilciliklerini onlara
ayaklar altına çiğnetmeyi taahddüt ederim."
Büyük Doğu, aynı sayıda (29) şunları da eklemektedir:
Ingiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, niyahet en mânidâr sözünü söyledi. Dedi ki: "Tür-kiye İslâmi alakasını ve İslâmî temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atara bizimle hulūs birliği et-miş olur. Hristiyan dünyasının hürmet ve minnetini de kazanır. Biz de kendisine dilediğini veri-riz..."
Büyük Doğu (29) "Nihai Vesika" başlığı ile sözü şu sonuca bağlamaktadır:
"Lozan Muahedesinden sonra Ingiltere Avam kamarası'nda "Türklerin İstiklâlini niçin tanıdı-nız" diye yükselen itirazlara Lord Gürzon'un verdiği cevap:
-İşte asıl bundan sonradır ki Türklər bir daha eski savlet ve şevketlerine kavuşamayacaklar-
dır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz..."
Büyük Doğu'nun ve bazı başka kitapların bu bakışları için açık belge ve kaynaklar verilmemiş-
tir. Ancak "tahminler sözkonusudur.
Yükarıda verilenler arasında en kuvvetlisi, bir gözlemci olarrak Rıza Nur'un yazdıkları ile Rauf bey'in Kandemir'e anlattıklarıdır. Çünkü Rauf Bey, o zaman başbakan bulunuyordu. "Gizli Pa-zarlıklar'ın içinde olmasa bile, güçlü birtakım bilgi ve sezişleri olduğu kesindir.
Gazeteci-Yazar, Ahmet Kabaklı da, "Türk Edebiyatı dergisinde iki yıldan fazla bir zaman sür-dürdüğü "Temellerin Duruşması" isimli dizisinde hilafetin kaldırılması konusuna geniş yer ve-rerek, sözkonusu derginin 185. sayısında (Mart 89) Ismet Paşa-Haim Naum ilişkisine ve yapı-lan "gizli pazarlıklara yer verir.
Ahmet Kabaklı: "Büyük Doğuhun çıktığı uzun yıllarda da, Kadir Mısıroğlu'nun, 'Lozan Zafer mi, Hezimet mi?" kitabını yayımladığı tarihlerde de, bu itham ve suçlamaların baş hedefi Is-met Paşa yaşıyordu. Elinde suçlamaları reddetmek için yüzlerce "tekzip" imkanı da olduğu halde, bu ağır iddialara karşı hiç birşey söylememiş olması, insanı, hazin alanlarla dopdolu ola yakın tarihimiz açısından düşündürmektedirl.. diyerek Ismet Paşa-Hahambaşı Haim Na-
tediğini ve bunu başaramayınca da yüz seksen derece dönüş yaptığını, bunun müthiş bir garabet olduğunu" zikreder, 162
Kazım Karabekir Paşa kanaatlerini ispat sadedinde: "Mustafa Kemal Pa-şa'nın Hilafetin lüzumu hakkındaki, benim de dinlediğim Balıkesir Lala Paşa Camii hutbesi ve meclisteki saltanatın kaldırıldığı günkü nutku ve TBMM reis-liği adına İstanbul ahalisine gönderilen beyanname yanyana getirilir ve başları-na da meſkure hatıratı hocalar grubu ortasında ve aynı kisvede sarıklı, cübbeli resmiyle Mustafa Kemal Paşa'nın resmi konursa vaziyet daha iyi anlaşılır..."163 diyerek "müthiş garebet" dediği şeyi ortaya koyar.
Mustafa Kemal ise hilafetin kaldırılmasıyla ülkenin kazanacağı yararları açıklarken; muhalefetin baskısı ve kamuoyunun tedirgin olmaması açısından ve özellikle de Laik hükümet tabirinden dinsizlik manası çıkarmaya mütemayil ve vesileci olanlara fırsat vermemek maksadıyla "hilafetin kaldırılışından bir buçuk ay sonra; 20 Nisan 1924'de, Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) kanununda yaptırttığı bir değişiklikle, "Türkiye devletinin dini, Din-i İslâmdır" hükmünü koydurt-tu, 164
Cumhuriyet döneminde din ve devlet ilişkilerindeki tereddüt ve tenakuzla-n ve zaman zaman oluşan çifte standartı belirtmek açısından şu hükümleri yan-yana getirmemiz faydalı olacaktır.
* Türkiye Devleti'nin dini vardır. (29/30 Teşrinievvel 1923 tarihli ve 364 sayılı kanun)
* Türkiye Devletinin dini yoktur! (3 Mart 1924 Halifeliğin kaldırıp, Di-yanet İşleri Başkanlığı'nın kurulduğu gün ve 429 sayılı kanun.)
*Türkiye Devleti'nin dini vardır! (20 Nisan 1924 Teşkilat-ı Esasiye Ka-nunu)
bu değişken tavır bile, din-devlet ilişkilerindeki tartışmaların boyutlarını ve yer yer devletin din adına, muhalifleri susturmak için ne tür tavizler verdiğini ortaya koyar. Son değişiklik ve taviz gerçekten devlete Mustafa Kemal'in de de-
şır. (Türk Edebiyatı-185. sayı, s. 8, Mart-1989).
um ilişkisini Rauf Orbay gibi, Dr. Rıza Nur, Necib Fazıl, kadir Mısıroğlu gibi doğrulamaya çalı-162. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 992, dipnot: 1'den ayrıca Bkz. 1960 Baskısı, s. 1952.
163. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 992, 1969-Istanbul, Kadir Mısıroğlu, Sarıklı Mücahidler, 5. 429, Sebil Yay. 1977-Istanbul.
164. Ergun Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 71, Kültür Bakanlığı Yay. c. 4, s. 104, Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, Din ve Laiklik, s. 190-191, Yağmur Yayınları, 5. Baskı 1982-İstanbul.
Çünkü "İleri sürüldüğünün tersine mektuplar bu kişilerin daha önceki hareketle riyle hiç çelişmemektedir. Ağa Han ve Emir Ali daha önce de, Hind Hilafet Ko-mitesi ve Londra İslâm Cemiyeti adına gönderdikleri mektup ve bildirilerde "Hilafetin mutlaka yaşatılması gerektiğini, İslâm Alemi'nin dayanışması için bu-nun şart olduğunu ve bu sebeple halifenin vezaifinin düzenli ve meşru bir esas üzerine oturtulması gerektiğini" belirtmiş ve bunu resmen Türkiye'ye duyurmuş
kişilerdir. 86 5 Aralık 1923 tarihli Tanin ve İkdam ile, 6 Aralık 1923 tarihli Tevhid-i Ef-kar gazetelerinde yayınlanan mektuplar bu eski istek ve arzuların tekrarından başka bir şey değildir. Üstelik sözkonusu kişiler, yeni Cumhuriyet'i tanıdıklarını ve desteklediklerini ve fakat halifelik konusunun bütün müslümanları ilgilendi-ren bir mesele olduğunu söyleyerek halifeliğin korunmasını istemişlerdir.
,
Ağa Han ve Emir Ali'nin görüşleri, 8 Aralık 1923 tarihli meclis gizli oturu-munda da belirtildiği gibi87 "tezvir maksadıyla tertib" olarak tanımlanmıştır. Bu resmi görüş zamanın Maarif Vekili Yusuf Hikmet Bayur'un 1934 yılında yayın-ladığı, "Yeni Türkiye'nin Harici Siyaseti"88 isimli eserinde de mevcuttur.
Maarif Vekili Yusuf Hikmet Bayur bir resmi değerlendirme olarak Emir Ali ve Ağa Han'ın, "İngiliz'lerin adamı" olduğunu ve "Hilafetin sürdürülmesini istemeleri"nin bir İngiliz politikası uyarınca Türkiye'nin çağdaşlaşmasını engel-lemek ve Türkiye'yi geri bıraktırmak amaçlarından kaynaklandığını ileri sür-müştür.
Oysa, hilafetin kaldırılması gibi İmparatorluklarındaki müslüman uyruk-luların varlıkları bakımından son derece işlerine gelecek bir hareketi İngiliz-lerin istemiş olamayacakları açıktır.
Nitekim, Halifeliğin kaldırılması işi gerçekleşince, İngiltere'nin Musul'daki resmi görevlisi, "Halifeliğin kaldırıldığı haberini hayretle karşılayıp inanmakta güçlük çektiklerini yazmıştır. "89
Musul'daki İngiliz görevlisi, "Halifeliğin kaldırılacağı zamana kadar Kür-distan'ı patlamaya hazır bir volkan gibi kaynaştıran Türk propagandasının, kürt-
86. 15-16 Kasım 1922 tarihli Hakimiyet-i Milliye'de, Emir Ali ve Ağa Han imzasıyla yayınlanan mektuplar bunun ispatıdır. Ayrıca Londra İslâm Cemiyeti olarak eski başvekil Fethi Okyar'a gönderilen mektupda aynı muhtevadadır. 2 Eylül 1923 tarihli mektup, 8 Təşrinievvel 1339 ta-rihli Tanin'de yayınlanmıştır. (Bkz. M. Emin Bozarslan, Hilafet ve Ümmetçilik Sorunu, s. 123-124).
87. Mete Tunçay, Tek Parti Yönetimi, s. 77.
88. Eser, Cumhuriyetin 50. Yılı münasebetiyle, Türk Tarih Kurumunca, "Türkiye Devletinin Dış Si-yasası" adıyla hiç değiştirilmeden yeniden basılmıştır.
lerin halifeye kesin bağlılıklarına dayandırdıklarını, hilafetin kaldırılmasıyla da, Türkler'in kendi bindikleri dalı kestiklerini ve bunun da İngiltere için inanılma-yacak kadar mükemmel bir şey olduğunu"90 belirtmiştir.
Ömer Kürkçüoğlu'nun yazdığı ve Türk-İngiliz ilişkilerinde bir başvuru ya-pıtı niteliğindeki, "Türk-İngiliz İlişkileri" isimli eserinde de konuyla ilgili olarak İngiliz Büyükelçisi Ronald Lindsay'ın 8 Şubat 1926 tarihli bir raporuna dikkat çekilmektedir. İngiliz Büyükelçisi Ronald Lindsay'da halifeliğin kaldırılması ile ilgili olarak: "Laik Türkiye'nin Müslümanları, artık İngiliz İmparatorluğu için bir tehlike olmaktan çıkardığını; Laik Türkiye ile yakın ilişkilerin İngiltere'ye yarayacağını" belirtmiştir. 91
Bir İngiliz yazarı olan Phillips Graves'de, hilafetin kaldırılması ile ilgili olarak İngiliz Büyükelçisi'nin tesbitlerini aynen tekrarlamıştır. Graves: "Türk Cumhuriyetçileri, müslüman vatandaşları olan herhangi bir devletçinin her za-man güçlükler yaratabilecek bir kurumu; makam-ı hilafeti ortadan kaldırmakla, niyetleri öyle olmasa da, Britanya İmparatorluğuna olağanüstü bir iyilik yapmış-lardır. "92 demektedir.
Bütün bu gerçekler gözönüne alındığında İstanbul'a gönderilen İstiklal Mahkemesi'nin, gönderiliş nedenlerinin ne kadar temelsiz olduğu ve hele İsmet İnönü'nün, Tanin, İkdam ve Tevhid-i Efkar gazetelerinde yayınlanan mektuplar için "İngiliz telkini", "İngiliz teşviki" ve "Hilafet isteğinin İngiliz politikası ge-reği olduğunu söylemesi de çok temelsiz ve tutarsız kalacak şeylerdir.
Aslına bakılırsa olay, birtakım şeylere zaten karar vermiş olan Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerince iyi bir fırsat olarak görülmüş ve ihtilal yasası gere-ği düşünülen şeylerin de uygulamaya konması için kaçınılmaz bir fırsat telakki edilmiştir.
Bu kanaatimizi içerde ve dışarda doğrulayan çokca yazı ve belgeye rastla-mak mümkündür. Yukarıda belirttiğim dış örneklere ilaveten Toynbee'nin de kanatleri, kanaatlerimizi doğrular niteliktedir. Toynbee'ye göre olay: "İsmet Pa-şa'nın İngiliz düşmanlığı varsayımının, mevcut olaylarda hiçbir temeli, mesnedi yoktu; ve kendisi (İsmet Paşa) gerçeklerden daha iyi haberdar olsaydı ve ger-çekleri görebilseydi, Ağa Han'la, Emir Ali'nin hareketlerinin gerisinde Britanya Hükümeti'nin "gizli eli"ni görmenin ne kadar saçma olduğunu anlardı. İsmet Pa-
90. Edmonds'tan aktaran Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri (1919-1926), s. 309-310. Siyasal
Bilgiler Fak. Yay. 1978, Ankara. Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz ilişkileri, (1919-1926), s. 307.
91. 92. Phillips Graves, Briton and Türk, s. 213, London, 1941; Mete Tunçay, Tek Parti, s. 78, dipnot:
Özellikle bu teklif büyük tartışmalara yol açmıştı. Çünkü "halifeliğin kal-dırılışı ile dini devlet düzeninden, laik devlet düzenine geçilmiş oluyordu. "160
Hilafetin kaldırılmasına en büyük tepki Mustafa Kemal'in yakın silah arka-daşlarından gelmişti. Hüseyin Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Cafer Tayyar, Ali Fuad Paşa ve Cevat Paşa'lar ve Dr. Rıza Nur, Mustafa Kemal'e büyük tepkilerde bulunmuşlardı. Onların bu muhalefeti daha sonra Halk Partisi'nin karşıtlığını ya-pacak olan ve özellikle dine bağlılığı ile öne çıkacak olan Terakkiperver Cum-huriyet Firkası, TPCFnin kurulmasını sağlayacaktır.
Dr. Rıza Nur anılarında, "hilafetin kaldırılmasının tam bir cinayet olduğu-nu ve bunun yalnızca Mustafa Kemal'in işi olduğunu ileri sürerken"; 161 Kazım
160. Ergun Aybars, Istiklal Mahkemeleri, s. 70, Kültür Bak. Yay.
161. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, c. 3, 969, Istanbul-1967.
Dr. Riza Nur, "Hayat ve Hatıratım" isimli eserinde, bu cinayete ortak olanlardan bir tanesinin ve hatta halifeliğin kaldırılmasını hazırlayanlardan bir tanesinin de Ismet Paşa olduğunu zikre-der.
Dr. Rıza Nur'a göre halifeliğin kaldırılması Lozan görüşmeleri sırasında İstanbul Yahudi Ha-hambaşısı Haham Haim Naum ile Ismet Paşa arasında "gizli görüşmə" korkunç pazarlıklarla halledilmiş bir olaydır.
Rıza Nur bilindiği gibi Lozan görüşmelerinde ikinci murahhas azadır ve İsmet Paşa'nın görüş-me ve diyaloglarını en yakından izleyen birisidir. İsmet Paşanın çok sık görüştüğü kişilerden yahudi hahambaşı Haim Naum Rıza nurun çok dikkatini çeker ve hiçbir gereği yokken, Is-
met Önönü ile teklifsiz samimiyetleri ve içli-dışlı görüşmeleri Rıza Nur'u rahatsız eder. Lozan görüşmeleri sırasında başvekil olan və başlangıçta Atatürk'ün en yakın sırdaşlarından olan Rauf bey de (Orbay); Ismet Paşa, yahudi Haim Naum ilişkilerini doğrulayanlardandır.
Dr. Rıza Nur, "Hayat ve Hatıratım' isimli eserinin 3. cild, 1081, sahifesinde bu ilişkileri şöyle anlatır Bir müddettir eski İstanbul Hahambaşısı Haim Naum bizim kaldığımız otelde görün-meye başladı. Ne yapmış, kimi vasıta yapmış bilmem, Ismet'e yanaşmış... Yemek zamanını biliyor ya, asansörün kapısında bekliyor. Biz asansörden çıkınca derhal Ismet'in koluna giriyor ve elleriyle de (sanki kırk yıllık dostlarmışcasına) belinden kavrıyor... Sonra yemek salonun-da, herkesin içinde İsmetle şakalaşıyor, gülüyor... Anlaşılıyor ki Hahambaşı Haim Naum her-kese, "İsmet benim samimi teklifsiz arkadaşımdır" diye göstermek istiyor ve gösteriyor.
(...) Şimdi odasından da çıkmıyor, o kadar içli-dışlı oldular. İsmet onu müşavir tayin etti. Öğ-rendim ki, gündelik vermeye de başlamış (günlük harcırah). Bana da söylemiyor. Heyet-i mu-rahhasa (delegeler heyeti) çiftliktir, keyfi gibi kullanıyor... Derken (en mahrem görüşmelerimiz esnasında) Hahambaşı'yı soframıza da aldı. Artık dayanamayıp, Ismet'e dedim ki:
"Senin böyle yapudi haham ile böyle laubali bir tarzda görüşmen, kendi haysiyetini ve Türk milletinin haysiyetini kırar. Buna bu kadar yüz verme. Hiç olmazsa herkesin içinde yüz ver-me..."
Bana kızdı... bu hahambaşı ile kimbilir nesi var?1. ben de Ismete kızıp başka sofraya geçtim. Çünkü yemek yerken kendi samimiyet muhitimizdeyiz, düşünmeden ağzımızdan bir laf kaçıra-cağı, o bunu derhal düşmanlara yetiştirecek (ispiyonlayacak)... Aramızda bulunduğunu herke-se gösterecek ve dalaverasını yürütecek.
Hahambaşı Naum, bizim İsmete, "bütün Fransız ve İngiliz yetkililerini tandığını, hepsinin ken-disinin ahbabı olduğunu, işleri istediği gibi yaptıracağını söylüyormuş... Tabi, aynı Hahamba-şı, kimbilir Ingiliz, İtalyan ve Fransız delegelerine de İsmet'i avucunda tuttuğunu söylüyordur...
11 Aralık tarihli Tanin'de yayınlanan açıklamalar halkı korkutmaya yet-mişti. İstiklal Mahkemesi Ocak başına kadar şu tutuklamalarda bulundu. (Gaze-te başlıklarından alınarak verilmiştir.)
"İstiklal Mahkemesi Savcılığı'ndan verilen emir üzerine Halife Abdülme-cid'in yaverlerinden Ekrem Bey ile Tanin Gazetesi yazı işleri müdürü Baha Beyler tutuklandılar." (14 Aralık 1923 Vatan)
Hilafet yaverlerinden Ekrem Bey'in tutuklanma sebebi çok gariti: Halifeyi ve makam-ı hilafeti arzulamak!..
Ekrem Bey'in davasında bu gariblik, hatta gülünçlük, verilen beraatle ka-patılmış oluyordu. TBMM'nin seçtiği halifeyi bir hizmetçisi olarak halifenin ya-nında bulunan birisinin arzulamasından daha tabii ne olabilirdi? Mahkeme de Ekrem Bey'in hareketlerinin kışkırtmacası olmadığına, yapılanların doğal oldu-ğuna karar vererek Ekrem Bey'i beraat ettirdi.
"Kör İbrahim tevkif edildi. Sabık İstanbul mebusu Şükrü Bey ve Sabık An-kara Valisi Abdülkadir Beylerin de ortalıkta görünmemelerine ve her tür konuş-ma ve gezilerinin men'ine karar verildi."103
Kör İbrahim ile Şükrü ve Abdülkadir Beylerin suçları şeriat isteğiyle bir-likte halifelik makamının devamlı kalması için gezi ve konuşma yapmış olmala-nydı. Kör İbrahim diye bilinen kişi İstanbul'un çeşitli semt halkını halifelik adı-na kışkırttığı için hemen tutuklandı ve 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Sabık İstanbul Mebusu Şükrü Bey ile, Sabık Ankara Valisi Abdülkadir Beyler de, kendilerini suçlayan ve ihbar eden Hulusi Efendinin tanıklığına baş-vurularak cezalandırılmak istendi. İhbarcı Hulusi Efendi, sanıkların düşünce ve tavırlarıyla meclisteki İkinci Grubu desteklediklerini ve onlara dahil olduklarını, Aksaray Valide Kıraathanesi'ni kendilerine toplanma yeri yaptıklarını ve hükü-mete küfür ettiklerini, halife taraftarlarının daha güçlü olduklarını ihsas ettikleri-ni ve "Biz Osmanlı Padişahlığını yaşatacağız.. bu hükümet gavurdur, yakında onu dağıtacağız ve parçalayacağız" diyerek Cumhuriyet'e tehditler savurdukları-na belirterek: "Hafız Rami Efendi, Akzade İbrahim Efendi, Bakkal Mustafa, Sa-atçi Hafız Hüseyin ve Yüzbaşı Halid Beyler"in de onlarla beraber hareket ettiği-ni söyledi. 104 (Tanin, 22,24,27 ve 30 Ocak 1924)
Mahkeme yapılan tetkikatlar üzerine Şükrü Bey ve Abdülkadir Beylerin, Sözkonusu suçlamalar üzerine gerekli belge ve şahit bulamadığı için ve en
103. Vatan, 18 Aralık 1923.
104. İlyas Sami Kalkavanoğlu, Milli Mücadele Hatıralarım, s. 100-124, Istanbul, 1957.
ki Kurmay Albay ve nafia Vekili Ömer Lütfi Bey, Kırşehir mebusu Müfit Ku-rutluoğlu Hoca ve İzmit mebusu Sırn Bey'ler, halifenin artık Ankara'da ve TBMM'nin başında bulunması gerektiğini savunmuşlardı.3
Hatta Büyükşehir caddelerinde halâ adı yaşatılan Tunalı Hilmi heyecana gelerek: "Halife Ankara'da bulunmalı, Şeriat hükümlerine uyacağına dair TBMM'nin iş bu kürsülerinde yemin etmesi katiyyen lâzımdır" diyerek hararetli bir konuşma yapmıştı. İzmit milletvekili Sım Bey ise, "Yaşasın İslamiyet ve ya-şasın halifelik!" diyerek oturduğu yerden bu konuşmalara katılıyordu.4
Bütün bu konuşma ve hararetli müzakereler TBMM Reisi Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının gözleri önünde cereyan ediyordu.
Müzakerelerin bir yerinde meclisin lider simalarından Kurmay Albay Se-lahaddin Bey, halife seçilse bile bütün bir mebusan'ın ve TBMM reisi olarak Mustafa Kemal'in seçilecek halifeye "biat" etmesi gerektiğini söylemişti. "Bi-at" kavramını TBMM çatısı altında ilk kez gündeme getiren Kurmay Albay Ço-lak Selahaddin Bey, "Şeriat için biat zaruridir" diyordu.
Müzakerelere bir müddet ara verilmiş ve ikinci celse açılınca ilk sözü İkinci Grup sözcülerinden Bitlis Mebusu Yusuf Ziya almıştı. Bitlis milletvekili dindarlığıyla, İslâm'a aşırı bağlılığıyla tanınıyordu. Ne zaman biri İslâm'a aykırı, dine aykırı bir konuşma yapsa hemen onun üzerine yürümesi ve mecliste gürül-tü çıkarması ile tanınıyordu. Kendisi Anadolu'nun işgal kuvvetlerinden kurtul-masında büyük gayretler göstermişti.
Yusuf Ziya İstanbul'un halen işgal altında olduğunu söyleyerek: "Halifeyi hakimiyetimiz altındaki bir yerde seçmek ve biat şarttır, biat olmadıkça da se-çim tamam olmaz." demiş ve, "Asıl olan halifeyi seçmemiz değil, ondan da öte halifenin vezaifinin ve salahiyetinin ne olacağıdır. Halifenin yetki ve vazifeleri belli olmadan halife seçiminin bir anlamı yoktur" diyerek halife seçimi müzake-relerine yepyeni bir boyut kazandırmıştı.
Bitlis Mebusu Yusuf Ziya:" "İslamlık Cumhur üzerine kurulmuş bir var-lıktır. Meşveretle idaresi gerektir ve böyle bir Şura'nın tabii reisi ancak Halife olabilir." deyince Mecliste leyh ve aleyhte görüşlerde muazzam bir dalgalanma meydana gelmişti. Bu sırada Yusuf Ziya, mecliste bulunan hocaları işaretle elini
3. Naşit Hakkı Uluğ, Halifeliğin Sonu, s. 87.
5. Çetin Özek, Devlet ve Din, s. 475. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. 3, s. 61-63, Uluğ, a.g.e., s. 88.
4.
6. TBMM Gizli Celse Zabıtları 140, Birleşim 4. celse.
7.
Anadolunun kurtuluşunda büyük gayretler sarfetmiş olan bu insan 1925 yılında Doğu Bölgele-rinde çıkan irtica hareketleri ve olaylarla ilgili görülmüş ve Bitlis Askeri Mahkeme kararı ile (Is-tiklal Mahkemelerine bile gönderilmeden) idam edilmiştir. (Naşit Hakkı Uluğ, a.g.e., s. 88)
Allah bir kul hakkında hayır dilerse, cezasını dünyada iken verir. Bir kul hakkında şer dilerse, cezasını ahirete erteler. Tâ ki Kıyamette hepsini tam olarak çektirsin.
Tirmizi, Zübd: 57.
***
YanıtlaSil
Yuksel20 Şubat 2025 11:49 HADİSLERDEN SEÇMELER
Ahiret Hayatı sy. 105.
YanıtlaSil
Yuksel20 Şubat 2025 11:56 TARİH
OSMANLI OLMASAYDI (2)
Yapmayın! Osmanlının ci-hadla, İslâm bayrağını dal-galandırmakla geçen 500 yılını son 50 yıldan ibåret görmek haksızlık değil mi-dir?
Yapmayın! Endülüs'ü sa-
vunan yegâne devlet olan ve kovulan pek çok Endü-lüslüyü kurtaran, Tunus ve Cezayir gibi ülkeleri İspanya işgalinden kurtaran Osman-lıya sövmemiz haksızlık ol-maz mı?
Yapmayın! İslâm dünya-sına karşı düzenlenen yirmi beşten fazla Haçlı Seferine tek başına karşı koyan, onlan geri püskürten Osmanlıya sövmemiz haksızlık olmaz mi?
Yapmayın! En son Sulta-nı, Filistin'in korunmasının bedeli olarak tahtını veren-ve onu Yahudilere bırak-mayan Osmanlıya sövme-miz haksızlık olmaz mı?
Yapmayın! Arap eğitim programlarının Bayezid'i, Selim'i, Abdülhamid'i, Ka-nuni'yi zikretmemeleri, üs-tüne üstlük, öğrencilerimizin Osmanlıyı sömürgeci olarak bilmeleri haksızlık olmaz mı?
Allah Abdülhamid'e rah-
Erkek Abdüicelli - Kiz) Celile Yemek
met eylesin, ne demişti? Arap ülkelerini kastederek: Eğer biz bu topraklardan çekilirsek, oralar gelecek yüzyıl boyunca İslam'ı da, istikrarı da tanıyamazlar. Dediği gibi olmadı mı?
Allah ümmetin izzetini ve dinini koruyan Sultan Ab-dülhamid Hân'a ve diğer Is-lâm önderlerine rahmet ey-lesin.
Biz kesin olarak inanıyoruz ki, Osmanlı Hilafeti, İslâm Hilafetinin devamıdır. Bazı-larında görülen hatalar bi-reysel tasarruflardır ve bunlar asla ümmeti de, hazreti Ebu-bekir'den Sultan Abdülha-mid'e herhangi bir İslâm Hi-lafetini de lekelemez..."
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışandalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşin kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi aralann-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının İçinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil etmış gozuküyor.. Bu işler, bu adamları oraya so-kup, işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-düklerini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminler, "biz gide-riz ötekiler gelir, arma sonuçta bu düzen böyle de-vam eder" anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç-lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yaşanan örtülü hesaplaşmaların davası ayrıca, görülecek..
Yarın sıra 28 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ-lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha yüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunların tümü-nü mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer ve adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane de yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genel af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor-lar..
Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak Ister gibl.
MIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?
Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bilgiye sahip değiller mi?
Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..
Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..
İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yaşanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş yıia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!
Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!
Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..
Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demagoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etmiş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..
Bana kalırsa bu yasa değişikliği ŞİKE'cilen kur-tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..
Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Habe-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin karıştığını düşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..
Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozcuiara da, kayıtdışı ekonomiye de, yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir. kayıtdışı siyasete de karşı-Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçirip topluma İlahilik ve Rabilik taslayanlar, eğer bu Sazgeçmeyeceklerse cehenneme! ve dua ile.. işten
Kuvve-i akliye-i melekiye, nef've za rarı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz eder. Idråk, anlama ve tefekkür äleti olan kuvve-i akliye, insana has düşün me ve eşyanın sebeplerini yakalama ve esmå lisânı ile tanıma melekesidir. Kuvve-i akliyenin üç mertebesi vardır, vasat mertebesi hikmet ve istikametli olmak, terfit mertebesi gabavet, ifrat (aşırı) mertebesi ise cerbezedir.
GABAVET
Kuvve-i akliyenin tefrit' mertebesi ga bavet ve geri zekalılıktır. Yani "hiçbir şey den haberi olmaz.
Gabavet, ahmaklık, anlayışsızlık, ga bilik olarak bilinir. Hayatı ve yaratılış hikmetlerini nazara almadan bir hayat yaşamak, hiçbir şeyden haberi olma mak, bir nevi akıl kuvvesinin en aşağı mertebesini yaşayan insanlar için kul-lanılan bir kavramdır.
Kuvve-i akliyenin 'tefrit' mertebesi olan gabavet; halk-ı ef'al meselesinde İtizal (Mutezile) mezhebinin te'siri in-sana vermesi, itikadda teşbih (benzet-me) yapılması, ahläkta tezellül ve ta-basbus göstermesi, âhirete imanda âhireti tasdik edip fakat inandığı gibi yaşamayan ehl-i sefehat ve dalalet mi sal olarak verilebilir.
CERBEZE
Kuvve-i akliyenin ifrat mertebesi cer bezedir. Şaşırtıcı cerbezekârlık ve demo-gojidir ki; akı kara, karayı ak göstermek gibi işlerin mantık dışı ve ma'nasızlıkla rıyla uğraşan ve bulaşan bir zekâdır. Bu mertebede kişi "Hakkı båtıl, bâtılı hak su retinde gösterecek kadar aldatıcı bir ze kâya malik olur.
Cerbeze insafsızca, aldatıcı ve muvâ-zene etmeden hüküm vermektir. Böy lece cerbeze ile yapılan mugalâtalar inhilal-i anåsırı netice vermektedir. "Hem de, cerbezeyle, insan adalet ya parken zulme düşüyor. Zira insan ku-sursuz olmaz. Fakat uzun zamanda ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-i me-hasinle (güzelliklerin bozulmasıyla) ta-dil olunan müteferrik kusurları, cerbe-ze ile cem edip, bir zaman-ı vahitte bir şahsı vahitten sudûrunu tevehhüm ederek şedit cezaya müstahak görür. Halbuki bu tarz, bir zulm-i şedittir.
Gabavet ve cerbeze
CERBEZE, ENVA'IYLA GARÄİBİN MAKİNASIDIR
Hem de insan nazarı tenkid ile, bir cer beze ile binler mehasin içinde, nazarında hatiat tevehhüm edilen onbeş-yirmi nokta ile bütün o mehasini setrettirecek ve hükümden iskåd edecek ve yalnız o, onbeş-yirmi nokta ona hedef-i maksüd yapacak bir vaziyet alır. Böylece o nazar-I tenkid ve cerbeze ile ittihamkârâne ileri sürdüğü garazkâr håli muhatabına isnåd edebilir. Cerbezenin tavrı acibi; zaman ve mekanda müteferrik şeyleri toplar, bir yapar. O siyah perde ile her şeyi temaşa eder. Hakikaten cerbeze, envaiyla garai-bin makinasıdır.
Müteferrik büyük işlerde yalnız kusur lan görmek cerbezeliktir; aldanır ve alda-tır. Cerbezenin şe'ni, bir seyyieyi sümbül-lendirerek hasenåta galip etmektir.
CERBEZE, DAİMA ZĀLİMDİR
Evet, "hakikat-bin göz aldanmaz; hak-perest kalb aldatmaz" sırrınca aldanmaz bir göz ve hakperest ve aldatmaz bir kalb için Kur'ân'a, Sünnet-i Peygambe-riye (asm) ve onların hakîkî bir tefsiri ve månevi bir dersi olan Risale-i Nur'a sa-rılmalıyız ki "Cerbeze"nin aklı yanıltma-sından, akıl tutulmasından ve cerbeze-nin zulmünden korumuş olalım. Çünkü "Sebeb-i ihtiläf, hâkim-i zâlim olan cer-bezedir. Fikr-i tenkit ve bedbinliğe isti-nad eden cerbeze, daima zālimdir." bil-meliyiz. Hakikat-bin ve hakperest olan adam: "Cerbeze bir hâkimdir." bilmeli. "Yalnız seyyiat tarafını konuşturmamalı; onun hasmı olan hasenâtı da dinlemeli, sonra muvazene edip, mizan-ı haşirdeki hükm-ü ädiläne gibi råcih gelene mu-habbetle hak vermelidir."
Öyleyse bütün himmetimizi kuvve-i akliyenin vasat mertebesi olan adl ve adalete vermeliyiz. Bu mertebe hikmettir ki; "Kime hikmet verilmişse işte ona pek çok hayır verilmiştir. ayeti, onun måhi-yetini beyan ve tefsir eyler. İnsan hikmet mertebesinde "Hakkı hak bilir, imtisal eder; batılı batıl bilir, içtinap eder.
Fahrettin Paşa, Mustafa Kemal'in komutanlarından bir tanesi olup yaşı doksanı geçmiş ve hâlà yaşamaktadır, 185 Bu hatıratlarda Fahrettin Paşa, Mustafa Kemal'i milli bir kahraman ilan etmek istemiştir.
"On Yıl Savaş ve Sonrası" adlı hatıratında bu paşa (diğer övü. cüler gibi) Mustafa Kemal'in gerçek yüzünü, en azılı düşmanının dahi kabul edemeyeceği bir şekilde göstermeye çalışmıştır. On bir gün boyunca Çankaya'da Mustafa Kemal'e misafir kalmış bu paşa, Mustafa Kemal'in sofrasında sunulan yemekleri dahi yaz-mış olduğu hatıratlarında, üstünü örtmeye çalışmasına rağmen işlenen rezaleti gizlemeyi başaramamıştır:
"Atatürk, dansa, Fransız büyükelçinin kızıyla başladı. Çünkü he-nüz büyükelçinin karısı orada değildi. Kızın güzelliği, herkesin aklı nı almıştı. Hemen sahneyi dans edenler doldurdu. Atatürk, benden, kendi kızlarından 186 biriyle dans etmemi istedi. Danstan sonra, bazı sanatçılar, çıplak bedenleriyle Rıfat Süreyya'ya bazı danslar sergile-diler.
Sevinçli bir şekilde orada burada herkese nazik davranıyordu. Bazen gösteriyi izlemek için otururdu. Fransız büyükelçisi ise, kızını almış kendini hiç kimseye göstermeden partiden ayrılmıştı... Sabah vakti yaklaşmış davetliler teker teker partiyi terk ediyordu. Saat sa-bah dört olunca bana: "Haydi gidelim" dedi. Beraber çıktık. Arabada beni yanına oturttu. Araba hareket edince başını göğsüme koydu ve uyudu. Dağılmış altın sarısı saçları göğsümün üzerindeydi. Kalbim-deki en güçlü hisleri harekete geçiriyordu. Saçlarını öpüyor ve kok-luyordum. İlk defa Atatürk'ün bu kadar sarhoş olduğunu gördüm.
Bir kişi Hz. Ömer'e gelerek: "Allah yolunda, kınayıcıların kınamalarından korkmamak mı yoksa kendini ibâdete vermek mi daha hayırlıdır?" diye sordu. Hz. Ömer bu soruya şöyle cevap verdi: "Kim Müslümanların işlerinden herhangi birinin başına getirilecek olursa, Allah yolunda kınayıcıların kınamalarından korkmasın.
kel
Bu gibi işlerin başında bulunmayanlar da nefsini ıslaha yönelsin ve emri altında bulunduğu kişilere nasihat etsin." (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)
YanıtlaSil
Yuksel23 Mayıs 2025 08:13 Ölümü: Normal mi, Suikast mı?
17 Nisan 1993… Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nde ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetti. Resmi açıklamaya göre, ölüm nedeni “doğal”dı. Ama bu ölüm, o günden beri Türkiye’nin en büyük sırlarından biri oldu. Özal’ın ani ölümü, hem zamanlaması hem de koşullarıyla şüphe uyandırdı. Yakın çevresi, özellikle eşi Semra Özal ve oğlu Ahmet Özal, “Bu bir suikasttı” dedi. Peki, neden böyle bir iddia ortaya atıldı?
Şüpheli Bulgular: Özal’ın ölümü sonrası otopsi yapılmadı. Cenazesi, alelacele toprağa verildi. Yıllar sonra mezarı açıldığında, vücudunda zehirli maddeler bulundu, ancak kesin bir sonuç çıkarılamadı.
Zamanlama: Özal, ölümünden hemen önce Kürt sorununa çözüm için cesur adımlar atıyordu. PKK ile dolaylı görüşmeler, ateşkes girişimleri konuşuluyordu. Ayrıca, Türk dünyasıyla ilişkileri güçlendirmek için Orta Asya gezisinden yeni dönmüştü. Bu adımlar, bazı iç ve dış güçleri rahatsız etmiş olabilir.
Tehditler: Özal, hayatı boyunca tehditler alıyordu. Suikast girişimi, bu tehditlerin ciddiyetini göstermişti. Ölümünden kısa süre önce, “Beni rahat bırakmıyorlar” dediği iddia edildi.
Uluslararası Bağlantılar: Özal’ın bölgesel liderlik vizyonu, Türkiye’yi Ortadoğu ve Kafkaslar’da daha aktif bir oyuncu haline getiriyordu. Bu, bazı küresel güçlerin çıkarlarına ters düşüyordu.
Bütün bu bulgular, “Özal öldürüldü” iddialarını güçlendirdi. Ancak resmi bir soruşturma, bu şüpheleri aydınlatamadı. Gerçek ne olursa olsun, Özal’ın ölümü, Türkiye’nin dönüşüm sürecinde bir kırılma noktası oldu. Onun vizyonu, yarım kaldı.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 247 1 Ehli Cennet, nimetlerine dalmış halde iken kendilerine bir nur zahir olur. Başlarını kaldırınca görürler ki, Rab, üstlerinden kendilerini şereflendiriyor. Ve "Esselamü aleyküm ya ehli Cennet" diye buyuruyor. İşte bu, Allah Tealanın Kur'andaki "Selamün kavlen mirrabbirrahim" ayetindeki buyurmasıdır. Ondan sonra Allah onlara nazar eder, onlar da Allah'a nazar ederler. Ve Rablarına nazar ettikleri müddetçe, başka hiçbir nimete iltifat etmezler. Ta ki, Allah Tealanın temâşâsı kalkıp, nuru ve bereketi kalıncaya kadar. Hz Cabir (r.a.) 247 2 Ben uyku ile uyanıklık arasında iken iki melek geldi. Biri: "Bunun için bir temsil var, ona anlat" dedi. Diğeri de: "Bir Seyyid bir ev yaptı, ziyafeti için hazırladı. Bir münadi tayin etti. Burada Seyyid Allah, ev Cennet, ziyafet islam nimeti ve münadi de Hz. Muhammed (s.a.v)dir." dedi. Hz. Osman (r.a.) 247 3 Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 247 4 Hac ile Umreyi bir biri peşine yapınız. Zira onları peşi sıra yapmak ömrü artırır. Fakr ü zarureti ve günahları ise, demirci ocağının madenin pasını alması gibi, giderir. Hz. Ömer (r.a.) 247 5 Hac ve umreyi peşi peşi sıra yapın. Zira o ikisi fakirlik ve günahları, demirci ocağının, demir, altın ve gümüşün kirini giderdiği gibi giderir. Haccı mebrurun Cennetten başka karşılığı yoktur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 247 6 Hz. Ebubekir (r.a)'ı melekler Cennete koşturarak götürürler. Sıddıklar ve peygamberlerle birlikte. Hz. Câbir (r.a.) 247 7 Ehli Cennetin zinetleri, abdest suyunun eriştiği abdest yerlerini bulur. Hz. Ebû Huseyin (r.a.) 247 8 Mahvolsun altın ve gümüş, "Ne biriktirelim" denildi. Buyurdu ki; Zâkir dil, şâkir kalb ve dinine yardımcı zevce. Sahabiden biri (r.a.) 247 9 Melekler Cuma günleri mescid kapılarına gönderilir, gelenleri sıra ile kaydederler. İmam minbere çıkınca defter kapanır. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 247 10 Sen ister ağla, ister ağlama. Siz onu götürürken o, melaikenin kanatlarının gölgesi altında idi. (Hz. Cabir r.a'ın babası Abdullah şehid olunca, kız kardeşi çok ağlamış. Efendimiz de yukariki hadisi şerifi buyurmuştur.) Hz. Câbir (r.a.)
Kirli amellere maske olan bir niyet, temiz değildir!
İllâ amellerin doğruluğu ve temizliği. İllâ davranışların düzgünlüğü ve iyiliği.
YanıtlaSil
Yuksel7 Haziran 2025 06:05 Yanlış ve kötülükler bahsinde asıl meseleyi ve problemi gümbürtüye getirip de niyeti masaya koymak, sadece sinsi bir mevzu saptırmasıdır. Çünkü insan mevzu saptırması oluşturabilirse, kendi yaptığı kötülüğe karşı muhtemel menfi mukabeleden güya kendisini kurtarmış olacaktır.
YanıtlaSil
Yuksel7 Haziran 2025 06:06 Hikmet ve hakikat dîni olan İslâm; iyi niyeti, ancak doğru olan ve düzgün yapılan ameller bahsinde ele alır. Bozuk olan bir amelin niyetini teraziye hiç koymaz.
Meselâ fıkhen bozulmuş olan bir ibâdeti ya da abdestsiz kılınan bir namazı; Allah katında kabul ettirip kurtaracak hiçbir temiz ve iyi niyet yoktur.
YanıtlaSil
Yuksel7 Haziran 2025 06:07 Niyet, kalbin meyvesidir. Kötü amel de, nefsin meyvesidir. Bunları aynı sandığa koyup aynı farz etmek, mikroplu bir mantıktır. Çünkü; nefsin zehirli ve zararlı meyvesini kalbin faydalı meyvesinin arkasına saklayıp da onu mazur ve masum göstermek, nedâmet ve pişmanlığı çok ağır ve çok acı bir çürümedir!
YanıtlaSil
Yuksel7 Haziran 2025 06:10 Nefsin ve şeytanın gizli bir tak
tiğidir.
Çünkü bu:
Kötülüğü koruyucu bir davra
mıştır.
Çünkü
Bir kötülüğü bertaraf etme mevzubahis olduğunda eğer günde me başka bir şey düşürülür de onu ameliyat masasına yatırmak unut-turulursa, o kötülük daha da güçle-nerek devam eder. Mesela bir hasta da kanser mikrobu olmasına rağmen doktor önünde sadece onun sağlam yönleri konuşulur da hiçbir şeyi yok-muş hükmü çıkarılırsa, tedavi devre ye giremez. Netice ise hazin olur. Bu yüzden doktor önünde sadece hasta-lik ve ona sebep olan hususlar konu-
şulur ve asla mevzu kayması yapıl-
Fahr-i Kâinat
Kuru kuruya iyi niyet, sadece låf ü güzaf. Siz, siz olun; değerlendirme masanızda iyi niyet maskesini hiç bulundurmayın! Gerçek iyi niyet, ancak gökte belli. Yerde belli olabilense; sadece ameller ve davranışların hakiki vaziyeti. Durup durup da belli olmayan bir şeyi konuşmanız ve ona göre hüküm vermeniz, tamamen aldatıcı ve yanıltıcı.
Bu ise,
maz; ta ki doğru teşhis, doğru tedavi ve sıhhat gerçekleşsin.
Bir başka misal daha:
Arabanın tekeri patlak olsa, şoför de bu mevzuyu değiştirerek sürekli direksiyonun sağlamlığın-
dan dem vursa ve dese:
«-Kardeşim; direksiyon mü-kemmel, yola çıkılır, gaza basalım!»
<-Fakat teker?
<-Onu karıştırma, ben direksi-yonuma laf dedirtmem.»
«-Ата?»
-Laf dedirtmem direksiyonu-ma dedim, o kadar! Tartışma bit-miştir, yola devam!»
Sonrası ne olur?
Belli.
Bu sebeple;
Peru
Niyetler, konu saptırmak i kullanılan bir tuzak da olmamal
Özetle ey insanoğlu!
Niyet bahsinde şu cümle akin dan hiç çıkmasın:
Kirli amellere maske olan bir niyet, temiz değildir!
Illa;
Amellerin doğruluğu ve temizliğ İlla davranışların düzgünlüği ve iyiliği.
İlla yaşayışta değerli ve faydalı
işler yapabilmek.
İlla ilahi teraziye göre maki liyet, güzellik ve mükemmellik
Üç şey (kimse) büyük belalardandır: İyiliği anlamıyan, kötülüğü affetmiyen amir, hayır gördüğünde örtbas eden, kusur gördüğünde yayan zalim, yanında bulunduğun müddetçe sana eziyet eden, yokluğunda sana hiyanet eden kadın (ailen) Ravi: Hz. Fudale (r.a.) Sayfa: 263 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
Görülüyor ki, İslâm Dini düğün cemiyetlerinde, bayram ve diğer şen-lik günlerinde meşru eğlencelere mâni olmadığı gibi, bilakis bunlara önem verir. Çünkü Milli şuur ve heyecanın teşekkül ve devamı bir cemiyet için lüzumludur. Onun için her mü'min her şeyde olduğu gibi gerek düğün ve gerekse sair şenliklerde islâmi ahlâkına, kaîdelerine uygun şekilde eğlen-celer tertib etmeli ve işin ifrat cihetine gitmemelidir.
ŞARKI TÜRKÜ VE ÇALGI ALETLERİ
Şarkı, türkü ve çalgı aletleri dinlemek caiz olup olmadığı hakkında çeşitli görüşler vardır. Bazıları Haram, bazıları mekruh, bazıları şüpheli, bazıları da mubah demişlerdir. İmamı Gazalîye göre beş yerde şarkı tür-kü ve çalgı haramdır.
1- Mahrem olmayan ve sesi dinlemekle cinsi teheyyüç meydana ge-lecek olan kadın veya şahsın dinlemesi.
2-İsraf ve şımarıklığı gösteren, maşru olmayan bir işe (dans gibi) vesile olan çalgılar.
3- Fuhşa dair olan, Allaha, Resülüne ve Ashabı Kirama yalan Isnad eden veya bariz kadın tasvirleri yapan şiir, şarkı ve türküler.
4- Dinleyici pek genç, şehvetlerine ve nefsine mağlup, dinlediği şeyler kendisini bir gayri meşru'a sevkedecek seviyede olan bir kimse ise böylesinin de dinlemesi haramdır.
5- Dinleyici avamdan biri olup dinlediği şey kendinde müsbət veya menfi bir tesir icra etmez, fakat devamlı şəkildə bununla meşgul olup va-kitlerini boşa harcarsa yine memnûdur.
Bu gün asrımızda moda olarak halkımızın müptelâ olduğu Avrupa'nın bir takım gayr-i ahlâkî batıl, süfli âdet ve ahlâkı olan balo, bar, gazino, caz, köylerimizde ise içki ve çalgılı veya kadın oynatma gibi şeytanın ocağı olan - gayr-ı ahlakî cemiyetleri tertip ederek islâmi an'ane ve âdet-lerimizden uzaklaşarak ahlâkımızı kemirmede, cemiyet-i islamiyeye za-rar vermekte, ve etrafı erbaalarınada günden güne sirayet ettirerek ço-ğalmaktadır. Çok def'alar böyle cemiyetlerde bir takım süfehalar eğlene-Ilm derken aldıkalrı fazla İçki zehirinin tesiri lle kavga, gürültü, ve yarala-ma hatta bazan adam öldürme hadiselerine kadar yol açtıkları görülür.
Ey mü'min! şunu unutmaki bir gün ölüm kemendini boyuna takarak ebedi âlem olan ahiretin İskelesi bulunan ve bir kaç kazma darbesile açı-
75
YanıtlaSil
Yuksel14 Haziran 2025 04:18 İSLAMDA EVLİLİK ve MAHREMİYETLERİ
lan karanlık, dar, yılan ve çiyanın mesken tuttuğu kabir denilen çukura yuvarlanacak, oradanda yevm-i mahşer denilen ve oranın Hâkimi mutla-ğı, Ahkemül Hâkimin olan Allah'ın huzuruna çıkacak, dünyada yaptığın bütün şeylerden sorumlu olacak, âmâline göre ceza veya mükafat gore-ceksin. Büyüklerden bir zatın şu sözlerini kulağına küpe, nefsin için ilac olarak kullan.
Cahınla sakın Halik-ı Ağâhı unutma, Bağla kemer-i hizmeti Allah'ı unutma. Aldanma şu tahta, sonraki câhı unutma. Ey gafil uyan. Rihlet'i nâgâhı unutma. Yol korkuludur korkusu çok rahı unutma.
Şahan-ı serefzan-ı selâtın-ı seniyye, Binlerle olup hâk ile yeksan-ı seviyye. Malûm-u müsellem iken ey dil şu kazıyye, Mağrur olup devlet-i dünyayı deniyye, Sakın yitirip dinini Allahı unutma.
Pür nak'şü nigârına gözüm bakma cihanın, Zindan-ı belaya sokar âhir teni canın. Zevkinde bekâ neş'esi yok dâr-i fenônın, Bir (oh) demesine bu gün aldanma cihanın, Sonunda anın derdi ile âhı unutma.
Dünyada bu gün topladığın yarın olur hic, Ukbaya müfid olduğu âmali bulup seç. Rapteyleme kalbin gam-ı dünyayı bırak geç, Derbendide mevtin yolun uğrar tez eğer gec. Ol geçmesi düşvar güzergâhı unutma.
(M. Esat)
HER ANNENİN GELİN OLACAK KIZINA VERECEĞİ NASİHAT
Ashabı Kiramdan Haris (R.A.) kızı Esma (R.A.) ya gelin olup kocaya giderken annesi şu nasihatı yapmıştır. Biz de aynı nisihatı yavrumuza
Üç kişiye hürmet olmaz: Cenazede para ile ağlıyan kadına hürmet yoktur. Onun kazancı da lanetlenmiştir. Şarkıcılara hürmet yoktur, malları bereketsizdir, kazançları da melundur. Bunları dost edinenler de (hoş gören de) melundur. Riba yiyenin de hürmeti yoktur. Onun malında da bereket yoktur. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 267 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
Allah, zulme uğrayanlar hariç kötü sözün alenen söylenmesini sevmez... (Nisa, 4/148)
BEDDUADAN SAKINALIM
Beddua, Farsça'da "kötü” anlamına gelen "bed" ile Arapça'da "dileme, isteme" gibi anlamlara gelen "dua" kelimelerinden oluşmuş bir terimdir. Dinimiz İslam, sözün güzelini söylememiz gerektiğini emrettiği gibi duanın da güzelini yapmamız gerektiğini emretmektedir. Ancak zulüm ve haksızlık gibi bazı durumlarda maz-lumun ve haksızlığa uğrayan kişinin beddua etmesini caiz görmüştür. Peygam-ber Efendimiz (sas) müşriklerin elinden türlü sıkıntılara maruz kalsa da onlara beddua etmemiş, insanların hidayete ermesi için dua etmiştir. Bununla birlikte Peygamberimiz Bi'rimaûne'de insanlara ilim öğretmek için gönderilen seçkin bir irşat ekibinin -can güvenlikleri taahhüt edildiği hâlde- katledilmeleri sebebiyle bunu yapanlara beddua etmiştir. Ümmet-i Muhammed olarak bizlere düşen, af yolunu tutmaktır. Bedduayı hayatımızdan çıkarmaktır. Kendimiz ve ailemiz için asla beddua etmemektir. Zulme ve şiddete ise asla tevessül etmemektir. Zira unutmayalım ki mazlumun bedduası Allah katında geri çevrilmez.
Şam ehli fesada uğradığında, sizde hayır kalmaz. Fakat ümmetimden bir taife, kıyamet kopuncaya kadar mansur ve muzaffer olmakta devam eder. (Bunlar islam uleması veya askerleridir.) Onları yardımsız bırakanların bu durumları kendilerine bir zarar vermez. Ravi: H. Muaviye İbni Kurre (r.a.) Sayfa: 56 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel1 Temmuz 2025 01:33 Aylık Mecmua
Schoem ve Altınçocuk ile birlikte... http://www.altinolak.com
ALTINOLUK
Şubat 2017 Sayı: 372 C.Evvel 1438 11.00 TL
EVDE
İŞTE
OKULDA
HİZMETTE
DÜĞÜNDE
TRAFİKTE
CAMIDE
SAVAŞTA
MİSAFİRLİKTE
BARIŞTA
-Din Muameledir
Hayata Dair Her Şeyde İslâm Ölçüleri
YanıtlaSil
Yuksel1 Temmuz 2025 02:16 Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 51 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
"Adam öldürmekle, Allah'a eş koşmak aynı şeydir" diyerek alay eder. Mumcu'dan sonra da bir buçuk yıl önce Sızıntı'dan tehdit ettiği Turgut Özal'ı öldürtür. En büyük zanlı FETÖ firarisi olan Dr. Mustafa Sarsılmaz ile Eski Fatih Üniversitesi Rektörü FETÖ firarisi Şerif Ali Tekalan. 28 Şubat döneminin Polis İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu da, Özal'ı öldürenin adını bildiğini söylüyordu. Özal'ın Bakanlarından Halil Şıvgın ise
şunları söylüyor: "Rahmetli Özal'ın vefatından birkaç gün sonra Şerif Ali Tekalan ile karşılaştım. Onunla konuşuyoruz, ben üzüntülerimi anlatıyorum, 'Kafasında büyük projeler vardı, çok büyük şeyler yapacaktı Türkiye için' dedim. Tekalan bana, 'Sayın bakan, sen ne diyorsun ya, iyi ki öldü, yapacak bir şeyi kalmamıştı ki' dedi. 'Şerif Ali sen ne diyorsun, alacağınızı aldınız o yüzden mi söylüyorsun, yoksa samimi kanaatin mi bu'
dedim..."
20.09.1974'de ölen babası için "Yemek borusu, mide falan kanseri oldu. Sonra bütün vücudunu sardı, metastaz oldu. Öyle gitti bok yere" diyen FETÖ elebaşısı Gülen, "Babama ağladığım kadar ağladığım ikinci insan Özal oldu" diyerek ne kadar büyük bir yalancı olduğunu gösterir.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın rahatsız olarak 17 Nisan 1993'te GATA'da nöbetçi subayı Mustafa Sarsılmaz'dı. Hâlen FETÖ
firarisi olan Sarsılmaz, 12 Ocak 1986'da, Burdur ve Isparta polisinin çevirdiği üç otomobilde Gülen ile birlikte bulunan 14 kişiden biriydi. Özal'ın ölümünden sorumlu olan Sarsılmaz, vücut bütünlüğünü bozmadan kokmayı önleme için vücut boşluğuna kimyasal madde enjekte eden ekipte yer almış, cesedi de yıkamıştı. Binbaşı rütbesi ile TSK'dan emekli olduktan sonra FETÖ'ye ait Şifa Üniversitesi'nde Dekan olarak çalıştı.
Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden. Ravi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.) Sayfa: 153 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel2 Temmuz 2025 01:12
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 323 1 Alimin abid üzerine efdaliyeti, Benim sizin en aşağınıza efdaliyetim gibidir. Allah (z.c.hz.), melekleri, yuvasındaki karıncaya ve balığa varıncaya kadar yer ve gök ehli insanlara hayır öğretene selat ederler. (Peygamberimize biri alim, diğeri abid iki kimseden bahsolunduğunda yukarıdaki hadis varid oldu.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 323 2 İlmin fazileti Bana, ibadetin faziletinden daha sevimlidir. İslam dinindeki en hayırlı şey de verağdır. Hz. Mus'ab (r.a.) 323 3 Alimin, alim olmayana üstünlüğü, Peygamberin ümmetine üstünlüğü gibidir. Hz. Enes (r.a.) 323 4 Alimin abid üzerine fazileti, Bedir halindeki kamerin diğer yıldızlara olan fazileti gibidir. Hz. Muaz (r.a.) 323 5 Alimin abid üzerine fazileti yetmiş derecedir. İki derecenin arası süratli bir at gidişi ile yüz yıllık yoldur. Bu da şunun içindir ki, şeytan insanlara bir bid'at bıraktığında, alim onu fark eder ve halkı uyarır. Abidin ise bid'atten haberi olmaz, onu tanımaz da. O, ibadeti ile meşguldür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 323 6 Kur'an'ı ezber okumakla yüzünden okumak arasındaki fark, nafile ile farz arasındaki efdaliyet gibidir. Sahabilerden bazılarından 323 7 Kur'an'ın diğer sözlerden efdaliyeti, Allah'ın halkından efdaliyeti gibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 323 8 Cenazenin arkasında gidenin, onun önünde gidene olan fazileti, farz namazın nafileye fazileti gibidir. Hz. Ali (r.a.) 323 9 Namazı ilk vaktinde kılanın son vaktindekine fazileti, ahiretin dünyaya efdaliyeti gibidir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 323 10 Camiye yakın evin uzak eve fazileti, gazinin evde oturana efdaliyeti gibidir. Hz. Hureyye (r.a.) 323 11 İnsanlara dört şey sebebiyle tafdil edildim: Cömertlik, şecaat, cima şiddeti ve harpte düşmanla savaşmak kuvveti. Hz. Enes (r.a.) 323 12 Diğer Peygamberler üzerine altı şeyle tafdil edildim: Şümullü ve cami sözler söylemekle, düşmanın kalbine korku salmakla, ganimet helal edilmekle, toprak Bana temiz, temizleyici ve mescid olmakla, bütün halka meb'us edilmekliğimle ve Benimle Peygamberlerin sona ermesiyle. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 323 13 Diğer Peygamberlere beş şeyle tafdil edildim: İnsanlara umumi olarak baas olundum. Şefaatimi, ümmetime ahiret mededi olarak sakladım. Önümden bir aylık, arkamdan bir aylık mesafedekiler için düşmanlarıma korku ile yardım gördüm. Arz Bana mescid ve temizleyici kılındı. Ganimetler Bana helal kılındı. Halbuki Benden önce helal kılınmamıştı. Hz. Saib (r.a.) 323 14 Şeytanın yere indirildiğinde yaptığını yaptın. O da elini başına koyarak feryad eyledi. Musibet sebebiyle başını tıraş eden, üstünü paralayan, sesli ağlıyan bizden değildir. Hz. Muharib İbni Disar (r.a.)
Ebu Bekir-i Sıddık (ra( أبو بكر صديق : ilk müs-lümanlardan, Hz. Peygamber'in (a.s.m.) i (Kur'an'ın bildirdiği gibi), Hicrette "mağara arkadaşı", en yakın dostu ve çok fedakâr, çok vefakâr yardımcısı, kayın pederi, Hz. Pey-gamberin (a.s.m.), "özü ve sözü daima doğru anlamına gelen" sıddık lâkabını verdiği en büyük sahabe (r.a.) Mezarı Medine'de, Pey-gamber'in (a.s.m.) türbesinde, Hz. Ömer'le (r.a.) beraber, O'nun yanındadır
e
Ebu Cehil (Ebu Cehl( أبو جهل : "chilliğin baba-sı" mânasına gelen bu isim, Hz. Muhammed'i (a.s.m.) ve mucizelerini gördüğü halde inan-mamakta direnmiş, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) amansız düşman kesilmiş, sonra Bedir Sava-şında öldürülmüş olan, Mekke'li putperestle-rin önde gelenlerinden biridir. Bu isim onun takma adıdır
Ebu Cehil-i lain أبو جهل لعين : lanetli Ebu Cehil (bak. Ebu Cehil)
Ebu Leheb (Ebi Leheb أبو لهب : )öl. Mi: 624) asıl
adı Uzza adlı, "putun kulu” mânasına gelen Abdul Uzza'dır. Hz. Muhammed'in (a.s.m.) üvey amcası olduğu ve mucizelerini gördüğü halde O'na inanmamıştır. "Alevli ateşin ba-bası" mânasına gelen Ebu Leheb ismi onun takma adıdır. Tarih'te İslâm aleyhinde hare-ketleri ateşliyen ve alevlendirenler de bir çe-şit Ebu Leheb olup onun görevini üstlenmiş olanlardır. Ebu Leheb, karısı ve çocukları sırf Hz. Muhammed'e (a.s.m.) düşmanlık yolunda çalışmışlardır. Kur'an'daki 111.sure, Ebu Leheb ve karısı hakkındadır. Bu sureden anlıyoruz ki; her devirde İslâm aleyhinde ha-reketleri alevlendiren Ebu Leheb'lerin yakın
E
YanıtlaSil
Yuksel6 Temmuz 2025 02:56 Ebu Hasan-i Şazelî
19
yardımcıları, bir kısım kadınlardır ki onlara istihbarat, propaganda ve lojistik destek sağ-lamaktadırlar
Ebu Hasan-i Şazeli أبو حسن شاذلى : )Bak. Şazelî(
Ebu Hanife أبو حنیفه : )İmam-ı A'zam) (hi. 80-150; mi. 699-767) Hanefi Mezhebinin imamıdır (öncüsüdür). Abbasiler devrinde yaşamıştır. Küfe'de doğdu ve orada yaşadı. Ticaretle uğraşan bir ailenin oğludur. Asıl adı Numan'dır. İslam hukukunun kurulması ve gelişmesinde çok büyük hizmeti olmuştur. "Fıkh-1 Ekber" O'nun önemli bir eseridir
E
Ebu-l Ala-i Maarri أبو العلاء معرى : )mi. 973.1057( Gözleri görmemesine rağmen hafızası çok kuvvetli, büyük bir Arab şairi. Kasideleriyle tanınmıştır. Bazı sözlerini İslâmla bağdaş-maz şekilde söylediğinden tenkide uğramış-tır
Ebu Zerr (Ebu Zerri Giffari) (r.a.( أبو ذر : ilk müs lüman olanlardan beşincisi olup âlim bir sa-habe idi. Hz. Ali ona "ilim dağarcığı" takma adını vermiştir. Hz. Peygamber'den (a.s.m.) 281 hadis nakletmiştir. Hicrî 31.yılında Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. (r.a.)
ebab 1 : أبواب.kapılar 2.bölümler 3.konular
ebvab-ı müteaddide أبواب متعديده : bir çok kapı, bir çok konu
ebvab-1 sema أبواب سماء : gök kapıları
ebayaz أبيض ::beyaz; parlak
ecanib أجانب : ecnebiler, yabancılar
ecdad أجداد : cedler, büyükler, dedeler, atalar
ecdad - izam أجداد عظام : büyük edler, büyük atalar, geçmiş büyükler
ecdad nebi أجداد نبی : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) cedleri, geçmiş dedeleri, ataları
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 157 1 Allah Teala Bana şöyle vahyetti: "Ben Zekeriya oğlu Yahya (a.s.) sebebiyle yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Ve Senin kızının oğlu (Hz. Hüseyin r.a) sebebiyle ise yetmiş bin ve yetmiş bin kişiyi öldürürüm." Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 157 2 Allah Teala Musa (a.s.)'a şöyle vahyetti: "La ilahe İllallah" diye şehadet edenler olmasaydı, Cehennemi Dünya ehline musallat ederdim. Ey Musa! Bana ibadet eden olmasaydı, Bana isyan edenlere göz açıp kapayıncaya kadar bir mühlet vermezdim. Ey Musa! Şurası muhakkak ki, Bana inananan Benim indimde mahlukatın en kerimidir. Ey Musa! Asi olanın sözünün ağırlığı dünyadaki bütün kumların ağırlığına muadildir." Musa (a.s.) ise: "Ya Rabbi, bu asinin kim olduğunu lütfen bildir" dedi. Allah Teala buyurdu ki: "Bir kimsenin anasına-babasına (ben sizi dinlemiyorum) diyenidir. Hz. Enes (r.a.) 157 3 Cebrail (a.s.) Bana kırk eve kadar komşuluk tavsiye etti. On bu taraftan, on bu taraftan, on şu taraftan, on da şu taraftan. Hz. Âişe (r. anha) 157 4 Sana Allah'dan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için nurdur. Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah yolunda kınayanların kınamasından korkma. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama. Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 157 5 Size Allah'dan korkmanızı ve Habeşli bir köle bile üzerinize emir yapılsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Muhakkak ki, sizden biri Benden sonra yaşarsa, çok ihtilaflar görecektir. İşte o zaman Benim sünnetime ve Mehdi ve Raşidîn olan hulefanın sünnetine uyun. Onlara tutunun. Hem de can havliyle, azı dişlerinizle ısırır gibi. İşlerin, muhdes olanlarından sakının. Zira, her ihdas olunan bidattir. Her bid'atte dalalettir. (Her dalalette cehennemdedir.) Hz. İrbad (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 174 1 Gıybetten sakının. Zira muhakkak ki gıybet, zinadan daha şiddetlidir. Adam zina eder ve tövbe eder de Allah onun tövbesini kabul eder. Gıybet sahibine gelince, gıybetini yaptığı kişi onu affetmedikçe, mağfiret olunmaz. Hz. Câbir ve Ebu Said (r.a.) 174 2 Siz, ölüleriniz üzerine feryad ederek ağlamaktan sakınınız. Zira ölü, kendi üzerine böyle ağlandığı müddetçe muazzeb olmaktan kurtulamaz. Hz. Ebud Derda (r.a.) 174 3 Güneşte oturmaktan sakınınız. Zira güneş elbiseyi eskitir, kokutur ve gizli hastalığı meydana çıkarır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 174 4 Sapanla taş atmaktan sakınınız. Zira o, dişi kırar, gözü çıkarır ve düşmanı da yaralamaz. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.) 174 5 Siz, çalgı ve şarkı dinlemekten sakınınız. Zira o ikisi, suyun sebzeyi bitirmesi gibi, kalbde nifakı yeşertir. Hz. Abdullah İbni Mes'ud (r.anhüma) 174 6 Siz münafıklık huşuundan sakınınız. Bedende huşu olur da kalbde huşu olmaz. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 174 7 Malda ve nafakada israftan sakınınız. Size iktisatlı olmayı tavsiye ederim. İktisad eden kavim asla fakre düşmez. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 174 8 Ana ve babaya karşı gelmekten sakınınız. Cennetin kokusu bin yıllık mesafeden alınır. Halbuki ana-babaya asi olan, sılai rahmi terkeden, yaşlı olduğu halde zina eden, kibirle elbisesini yerde sürükliyen kimseler Cennetin kokusunu alamazlar. Büyüklük ancak Aziz ve Celil olan Allah'a mahsustur. Hz. Ali (r.a.) 174 9 O kıssa anlatıcılardan sakınınız ki, anlattıklarında; takdim ederler, tehir ederler, karıştırırlar ve hataya düşerler. Hz. Enes (r.a.) 174 10 "Üç kişinin katilinden" sakınınız. Zira o, Allah'ın mahlukatının şerlilerindendir. Şöyle ki: "O, (gammazlıkla) kardeşini sultana teslim eden bir kişidir ki, böylece o hem kendini öldürdü, hem kardeşini öldürdü ve hem de sultanını öldürmüş oldu. Hz. Enes (r.a.) 174 11 Sultanla oturup kalkmaktan sakınınız. Zira bu, dinin gitmesidir. Ona yardımcı olmaktan da sakınınız. Zira siz onun işini övemezsiniz.. Hz. Ali (r.a.) 174 12 Kovuculuk yapmaktan ve söz taşımaktan sakınınız. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 174 13 Hile yapmaktan sakının. Kişinin ganimet taksim edilmeden önce, cariyeye yaklaşması, sonra da onu getirip taksim yerine bırakması, gene bir adamın elbiseyi giyip yıprattıktan sonra gidip taksim yerine bırakması veya taksimden önce hayvana binip, sonra onu ganimet hayvanlarını içine iade etmesi aldatmadır. Hz. Sabit İbni Refiğ (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 341 1 Her müskir haramdır. Muhakkak ki Aziz ve Celil olan Allah'ın her müskir içeni "Tıynetil-Habâl"den ahdi vardır. Dediler ki: "Ya Resulallah tıynetül-habâl nedir?" Buyurdu ki: O, Cehennem ehlinin teridir. Hz. Câbir (r.a.) 341 2 Her müskir şaraptır ve çoğu sekir veren şeyin azı da haramdır. Hz. Ali (r.a.) 341 3 Her iyilik sadakadır. Hz. Bilal (r.a.) 341 4 Hangi söz ki, onda Allah zikri bulunmaz ve Bana selatü selam getirilmeden başlanır, o bereketten mahrumdur ve onun hayrı noksandır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 341 5 Herkesin talakı cizdir. Bunamışla aklını kaybedeninki müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 341 6 Her göz zina eder (Her nâ-mahreme bakan). Bir kadın da kokular sürünüp bir meclise uğrara (erkekler arasından geçerse) o da zâniyedir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 341 7 İçinde imam ve müezzini olan her mescid "itikafa" sahihdir. Hz. Huzeyfe (r.a.) 341 8 Lut kavminin her adeti kayboldu. Üçü müstesna: Kılıcını sürümek, tırnakları boyamak ve avreti açık gezmek (Kısa pantolon.) Hz. Zubeyr (r.a.) 341 9 Müslümanın Allah yolunda aldığı yara, kıyamet günü, olduğu gibi gelir; yaradan kan fışkırarak, rengi kan renginde, kokusu misk kokusunda. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 341 10 Herkes ne için yaratıldı ise o, kendisine müyesserdir. Hz. İmran (r.a.) 341 11 Kur'an-ı Kerim'deki, içinde "kunût" kelimesi zikredilen her vecih taat manasınadır. Hz. Ebû Said (r.a.) 341 12 Her şeyin kendisi ile Allah arasında hicap vardır. "Lâ ilâhe illallah" şehadet kelimesi ve anne babanın evlada olan duasında hicap yoktur. Hz. Enes (r.a.) 341 13 Allah Teala'nın kitabında olmıyan her şart batıldır. Yüz şart olsa da. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 341 14 Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 341 15 Herkes kıyamet günü insanlar arasında hüküm verilesiye kadar sadakasının gölgesinde bulunacaktır. Hz. Ukbe (r.a.)
"Doğru söylemek, hayırla buyur-mak ve insanların arasını bulmak hariç konuşmada hayır yoktur." (Nisa 114)
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
- İbadetlerin en kolayını size bildireyim mi: Susmak ve iyi huylu olmak.
- Açları doyur, susayanlara su ver, iyili-ği emret, kötülüklerden sakındır. Bunlara gücün yetmezse hayır olmayan sözlerden dilini çek.
- Kişinin kalbi doğru olmadıkça, imâni doğru olmaz, dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz.
Dilin åfetleri çok ve kendini bunlardan korumak zor olduğu için, elden geldiği ka-dar susmak en iyi çaredir. O hâlde insan, zaruret mikdarından fazla konuşmamalıdır. Dediler ki (abdallar), yani yüksek derece-deki veliler, konuşması, yemesi ve uyuma-sı zaruret mikdarında olan kimselerdir.
Az konuşmak hakkındaki Hâce-i Kainat efendimiz hazretlerinin, ashâb-ı kirâm hazerâtının, meşayihi zevil-ihtiram hazerâtının sözlerinden bazılarını aşağıda dercediyoruz;
- Sükūtu tefekkür, bakışı ibret ve defte-rinde çok istiğfar bulunan kimse iflah oldu.
- İnsanoğlunun hatalarının çoğu dilin-dendir.
Fahri-i Käinat sallallahu aleyhi ve sel-lem devam ediyor;
-Fuzûli, lüzumsuz sözlerden kaçınmak, kişinin ahlakının güzel oluşundandır.
- Diline häkim olan, evi kendisine geniş gelen ve kusurlarına gözyaşı döken kimse ye ne mutlu.
Ali kerremallahü vecheh hazretleri buyurur.
- Kişi dili altında saklıdır, konuşturunuz, kıymetinden neler kaybetdiğini anlarsınız.
Sahabeden birisi der ki:
Kalbinde kasavet, bedeninde bir gevşeklik, rızkında bir kıtlık görürsen bil ki sen mutlaka lūzumsuz, fuzüli şeyler konuşmuşsundur.
Büyüklerden birisi demiş ki:
- Söz gümüş ise sükût altındır. Hayırlı söz kerâmetdir. Süküt ise selämetdir. Ko-nuşma insanın teräzisidir, fazlası ziyandır, azı vakardır. Az konuşan kınanmaz. Üstelik itibarı çok olur. Dilini tutan bütün kötülük-lerden korunur.
Sükûta devam edende, zikrullah hâli tecelli eder, bu süretle, hem de hataya düşmekden, yalandan, dedikodudan, söz taşımakdan, riyākarlıkdan, nefsini övmek-den, gıybetden, mâlâyâniden kurtulduğu gibi, tefekküre gönlünde yol açılmış olur.
Yeri gelince de konuşmasını bilmeli, zarûrî olan meseleleri açıklamalı, gizli kapaklı hiçbir şey kalmamalı. Lüzumlu, söylenilmesi icâb eden, hususlar ketm edilirse, bu birçok fitnelere sebeb olur, bundan da en ziyāde, dînî zayıf, münafık ruhlu insanlar istifade eder, yalan haber-lerle Müslümanları, birbirlerine düşürürler.
Bilhassa münafıklar lüzumlu konuları daima gizlerler, gayeleri fesād çıkarıb, kötü emellerine nail olmakdır. Çünkü "dilsiz şeytan" ahlâkından nasiblidirler.
Bazı din kardeşlerimiz nezaket icabı her söyleneni sükütle karşılamaktadır. Halbuki hilaf-ı hakikat hâlinde, dinin yasakladığı hususlarda, katiyyen baş sallanmaz, haki-kat söylenmelidir.
Müslümanlar bir yüzyıldan daha az bir zamanda bir yandan Gırnata'ya, diğer koldan Delhi'ye kadar uzanan; etrafa cesaret, ihtişam ve dehā ışıkları saçarak asırlarca dünyanın büyük bir kısmı üzerinde parıl parıl yanan: Delhi'den Gırna-ta'ya kadar uzanan bir alev halinde parlayıp gökyüzüne doğru yükselen bir me-deniyet kurmuşlardı.
Carlayl
Muslümanlar Ortaçağda ilim, fen ve felsefede zirvedeydiler.
Sedillot
Gerçek şu ki, Müslümanlar, eski ilimlerde çok ilerleme kaydetmişler, birçok il-mi keşfetmişlerdir.
Draper
775 yılından 13. yüzyılın ortalarına kadar İslam ülkelerinde pek büyük bilgin ve fikir adamları yetişmiştir. Hatta denilebilir ki, bu müddet zarfında, fikri kültür bakımından, Islām āleni Hıristiyan äleminden üstündü.
Ernast Renan
Batı geleneği içinde Leonardo da Vinci gibi pek az evrensel dehā vardır. Hal-buki Islāmda el-Kindi'den Razi'ye, el-Beyrünïden İbni Sina'ya ve daha pekçokla-rına kadar uzanan bir dehā bölüğü vardır.
Roger Garaudy
Daha ondördüncü asırda İslam ülkeleri birer ilim ve marifet fuarı, hükümdar sa-raylarının her taşı inci gibi işlenmiş birer sanat abidesi, birer ilim ve marifet mer-kezi olarak gözleri kamaştırırken Avrupa yoğun bir cehalet ve karanlık içindeydi.
H. Bergson
YanıtlaSil
Yuksel13 Temmuz 2025 06:19 İslâm ilim ve kültürü için ne dediler?
Muslumanlar medeniyeti o çağlarda insan zekasının ulaşabileceği en yüksek nok taya ulaştırmışlardı.
Barthold
Ortacağların görünür derecede en önemli başarısı deney ruhunun doğmasıdır ve bu başarı öncelikle onikinci yüzyıl Muslumanlarına aittir.
George Sarton
Deneysel ilim geleneğini Turk-Islām medeniyetiyle başlatmak süphesiz gerçeğe en uygun olan yoldur.
Bernard Russel
Avrupa'nın ilerlemesinde İslâm kültürunün kesinlikle tesirini göremeyeceğimiz bir basamak yoktur... Deney, gözlem ve ölçüm metodları modern ilmin doğuşuna se-bep olmuşlardır. Bu İslam medeniyetinin dünyaya en büyük armağanıdır.
Briffault
Muslumanlar uzun süre ilmin yeg'ane sahibiydiler. Onbirinci yüzyılın karanlıklarını dağıtmaya gelen ışıkları onlara borçluyuz.
Montucla
Hıristiyan Avrupa'nın İslâmiyete karşı tesis ettiği abluka defalarca izale edildi, yüz binlerce Hıristiyan bizzat edindikleri gözlemler neticesinde, Islâm medeniyetinin kö-leleri, hayranları, bilhassa talebeleri olmuşlardı... Müslümanların öncülük ettikleri şeylerden mesela Arap rakamları, cebiri, usturlabları gibi şeylerden hemen he-men hiçbirinin İslâmi patent hakkı Batı'da tanınmış değildir. Aksine birçok Müslü man īcadı günümüzde İngiliz, Fransız veya Alman malı sayılmaktadır.
Sigrid Hunke
Avrupa bir zamanlar dünyaya hakim olan Müslümanların irfan ve teşebbüsünden geniş ölçüde istifade etti... Kültür ve medeniyette öncülerimiz Müslümanlardır.
J. H. Kramers
İslâm ilmi sekizle on üçüncü yüzyıllar arasındaki başarılarıyla Batıda Rönesans için temel teşkil ederek sahip olduğumuz bütün teknolojik gelişmelerin kapısını açtı.
Allen G. Debus
Eski çağlar medeniyeti İslâm medeniyetiyle sona erer. Yeni çağ medeniyeti de ls-lâm medeniyetinden doğmuştur.
Corci Zeydan
Rönesansı Müslümanlara borçluyuz.
Bodley
Tarihten Müslümanları silecek olursanız, ilmî Rönesansımız asırlarca geri kalır.
Islamda din ile ilim, daımå kol kola gitmiştir. Fen ilimleri akılları aydınlatırken, din ilimleri vicdan lara yol gösterici olmuştur. Fen ve dın ilimlerinin birbirine dayandığı, birbirinden güç aldığı dönemler de Müslümanlar maddeten ve månen en yüksek seviyelere ulaşmışlardır. Keşif ve buluşlarıyla ilim ve me deniyetin öncülüğünü yapmışlardır
Dünya, bugünkü medeni seviyesine nasıl gelmiştir? Bu ileri noktaya gelişinde kimın veya kimleun payı vardır? Herşey, birdenbire mi değişmiştir? Kim kime ne vermiş, ne öğretmıştır? İlmi çok eskilerden yakın bir tarihe kadar kronolojik zincir içinde dürüst davranışlarla taşıyanlar kimlerdir? Asırların kabul lendiği, baştacı ettiğı, ancak son asrın açgözlü ve tarafgir Batılı ilim adamları tarafından maziye gömülen hakiki ilim adamları olmuş mudur ve bunlar kimlerdir?
On dört buçuk asırdır dünyanın dörtte birine ilim ve medeniyet yolunu gösteren yüce İslâm dinine mensup herkesin bu suallerin cevaplarını bilmesi gerekir. İşte elinizdeki eser bu maksatla hazırlanmışır.
Modern dünya bugünkü durumunu İslâm medeniyetine borçludur. Müslümanların yaptığı hizmet ler, onlara temel olmuştur. Müslüman ilim adamları kendilerinden önceki ilimleri almış, titizlikle tetkik etmiş, eksiklerini tamamlamış, emeği geçenleri açıkça belirtip hizmetlerini saklamamışlardır. Diğer bir deyişle ilim namusuna sıkı bır şekilde riayet etmişlerdir.
Ne yazık ki, ilim ve dın birbirinden uzaklaştırılmış, bu da İslâm medeniyetinin sönmesini netice ver-miştir. Böylece Batıya bağımlılık yolu açılmıştır.
Bu eserde okuyacaklarımız, cidden bize keyif verecek, göğsümüzü kabartacaktır. Ancak sådece bu-nunla iktifa etmemeliyiz. Okuduklarımız bizi kamçılamalı, ilim ve medeniyet yolunda ecdadımıza layık olma yolunda ısrar etmeliyiz. İslâm medeniyetini, eskiden olduğu gibi yine dünyaya rehber olacak, ay-dınlatacak noktaya getirmeye çalışmalıyız.
Şimdi iki mütefekkirin tesbitlerine bakalım. İsmail Hakkı Danişmend şöyle diyor:
"Avrupa'nın bütün ilimleri İslâm kültürünün ürünleridir. Bu nokta özellikle 19. yüzyıldan beri Av-rupalı ilim adamlarının bütün ayrıntılarıyla tesbit ve itiraf ettikleri bir hakikat olagelmiştir. Eğer günü-müzün Batı medeniyetinden İslâm ilimleri kaldırılacak olsa, atom sanayii derhal durur, uçaklar yere dü-şer, fabrikalar işlemez olur, hastahaneler mezarlık haline gelirdi."
Insanlığın Meydana Gelişi isimli eserin yazarı Briffoult da şu hakperest tesbiti yapıyor:
"İslâm medeniyetinin modern dünyaya en büyük yardımı ve hediyesi ilimdir. Fakat Avrupa'yı yeni-den hayata kavuşturan şey sadece ilim de değildi. İslâm medeniyetinden gelen başka tesirler de Avrupa hayatına ilk parlaklığı vermişti. Avrupa'nın ilerlemesinde Islâm kültürünün tesirini göremeyeceğimiz bir basamak kesinlikle yoktur."
Netice olarak şunu belirtmek istiyoruz: Müslüman llim Öncüleri gerçekleri arayan ilim âşıklarına yol gösterebilir; genç neslimize güven duygusu kazandırabilir; ileriye ışık tutacak çalışmalara vesile olabilirse väzifemizi yerine getirdiğimizi düşüneceğiz. İnşaallah...
İlmin göz kamaştırıcı bir noktaya gelişinde mazideki altyapı mahiyetindeki çalışmaların bü-yük payı olduğu bir gerçektir. Üst üste yığılan bu çalışmalar sebebiyledir ki, ilim yol almış, hız ka-zanmıştır. Acaba ilmin bugünkü hale gelişinde bizim de rolümüz olmuş mudur? Geçmişe bu açı-dan baktığımızda koltuklarımızı kabartacak, aşağılık kompleksinden kurtaracak sevindirici tablo-larla karşılaşırız.
Evet, dün ilimde öylesine mesafe almış, öylesine büyük gelişmeler kaydetmişiz ki, Avrupalı-lar bile matematik, astronomi, fizik, kimya gibi birçok müsbet ilmin temellerinin bizim tarafımız-dan atıldığını söyleme hakşinaslığında bulunmakta tereddüt etmemişlerdir.
O halde ilmin temellerini atmış, Batıya öğretmenlik yapmış, asırlara damgalarını vurmuş ilim adamlarımızı tanımak, onlardan kuvvet ve hız almak, tarihine bağlı, dinini, vatanını, milletini ve ilmi seven bizlerin canla başla arzuladığı bir husus olmalı değil midir? İlmi moral ve şevke çok muhtaç olan neslimizin bu güvence ve dayanak noktasına ihtiyaç duyduğu da gözardı edilemez. Tarihi zenginliklerimize eğilmeye dünkünden daha çok muhtacız-bilhassa, "Müslümanların ilme hiçbir katkısı olmamıştır. Onlar gericilerdir, ilme karşıdırlar" şeklinde gerçekle hiçbir alakası olma-yan, basmakalıp ve kast-ı mahsusla söylenegelen sözlerin yayılmak istendiği günümüzde.
Müslüman İlim Öncüleri adını verdiğimiz elinizdeki eser, tarihi bir yanılgıya itilmek istenen neslimize unutulan veya unutturulan büyük ilmi mirasımızı göstermek, gizli kalan ve çarpıtılan gerçekleri hatırlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Bugün, bu sahada Doğulu ve Batılı bilginler-ce yapılan çalışmalar atalarımızın yüzyıllar boyunca Avrupalılara dahi ışık tuttuklarını göstermek-tedir. Yıllarını bu tarz çalışmalara veren, 20 ciltlik "ilimler tarihi" neşretmeyi planlayan ve bunun büyük kısmını neşreden Prof. Dr. Fuad Sezgin araştırmaları sonunda, Avrupalıların 17 ve 18. yüz-yıllarda "Yeni keşfettik, bulduk" dedikleri birçok keşif ve buluşun İslâm dünyasında 7 ve 8. yüz-yıllarda keşfedildiğini ortaya çıkarmıştır.
Gerçekten ecdadımız ilme öylesine büyük katkılarda bulunmuşlardır ki, çağımızın birçok or-yantalistleri bile bu sahaya hâlâ eğilme ihtiyacını hissetmekte ve konuyla ilgili birçok eserler ver-mektedirler. Unesco'nun aylık Courier dergisinin Beyrûnî, İbni Sina gibi popüler ilim adamları-mız için özel sayı çıkarışı, bu hizmetin bugün bile takdirle karşılandığını göstermektedir. Yine po-püler ilmî dergilerden birisi olan New Scientist'in 23 Ekim 1980 sayısının kapak konusunu ec-dadımızın ilme yaptığı hizmetlere ayırması, kapağında "İslami ilim: yeni bir Rönesans" başlığını kullanması, içerde de "İlim yeniden İslâma dönecek mi?" başlığı altında uzun bir makaleye yer ver-mesi bu faaliyet zincirinin bir halkası olarak görülebilir.
Bu gerçekleri dile getirmeye çalıştığımız eser üç bölümden ibarettir. Birinci bölümde İs dünyasındaki ilim atmosferini, ilerleme ve gerileme sebeplerini; ikinci bölümde geçmişten gün mlize pozitif ilimlerde birer otorite olmuş, keşif ve buluşlar yapmış meşhur ilim adamlarım üçüncü bölümde de beynelmilel çapta armağanlar almış bilginlerimizi anlatmaya çalıştık. Son lümü hazırlarken yurt içi ve yurt dışında gerekli makamlara ve kişilere müracaat ederek niyetir zi belirttik. Ülkemizin yirmi üniversitesiyle yazışma yaptık. Uzun bir zaman dilimi içinde cev alabildiklerimizi ve şahsen ulaşabildiklerimizi çalışmamıza dahil ettik. Günümüzde büyük baş elde eden Müslüman ilim adamları, muhakkak ki bu kadar değil.
Eser "Tamam, geçmişte bunları bunları yapmışız. Büyük mesafe almışız. Peki günümüzde r ye yok?" sorusuna da bir cevap niteliği taşımaktadır. Son bölüm bunun ispatı mahiyetindedir. B gün artık ülkemizin standartlarını aşabilmiş, çalışmalarını yurtdışında sürdüren, sahasında başan lı olmuş, parmakla gösterilir hale gelmiş medar-ı iftiharımız olan birçok ilim adamımız var. Pro Dr. Dündar Kocaoğlu'nun ifadesiyle, "Amerikan eğitim müesseselerinin çoğunda Türk bilin adamlarının yazdığı kitaplar, ortaya attıkları teoriler okunup inceleniyor. Temel öğrenimlerini ana vatanda yapan Türkler bu ülkede fizik, kimya, matematik, tıp gibi ilmin her dalında en üst sev yeye eriştiler."
Dün ilmin öncüleri olan bizler, uzun bir duraklamadan sonra bugün en azından ilme katkı da bulunabilir duruma gelmiş bulunuyoruz. Sadece "alan el" değil, aynı zamanda "veren el" olma ufkuna doğru bir yükseliş var. İlim yarışında bizden önde olan milletlere yetişebilmemiz için is hiçbir engel yok. İlme gereken ağırlığı verir, gençleri kabiliyetlerine göre yönlendirir, imkânları se-ferber eder, maddi ve mânevî desteklerimizi esirgemezsek bizi geçenlere kısa sürede yetişmemiz iş-ten bile olmayacaktır.
Bu önemli gerçeği belirttikten sonra çalışmalarımız esnasında bize desteklerini esirgemeyen dostlarımıza teşekkürlerimizi bildirir, eserin bilhassa genç neslimize faydalı olmasını temenni ederiz.
"Güç" kurulu düzenin sahipleri ve düzenin sürdürülmesi taraftarlarını, "Değer" ise, Hz. Peygamberi ve insanlık projesini içermektedir. Hz. Peygamber'in değer merkezli oluşturmaya çalıştığı toplumsal yapı, etrafa yaydığı olumlu sinerji ile birlikte çekim merkezi haline dönüşmüş, "insanlar bölük bölük" değer merkezli anlayışa iltihak etmeye başlamışlardır. Ancak "her nefis ölümü tadacaktır" prensibi doğrultusunda hayata veda eden Hz. Peygamber'den sonra güç, değer karşısında kaybettiği otoritesini yeniden kazanma yolunda, küllerinden dirilme çabası içine girmiştirl
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 33 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel18 Temmuz 2025 01:27
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 33 1 Sizden birisi eli ile, arada hiçbir hicab, bir perde olmadan fercine dokunursa abdest ona vacib olur. Bu takdirde abdest alsın. (Bu husus şafilere göredir. Hanefilerde abdest bozulmuyor.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 2 Sizden biri iftar edeceği zaman hurma ile iftar etsin, zira o berekettir. Şayet hurma bulamazsa su ile iftar etsin, çünkü o tertemizdir. Hz. Selman (r.a.) 33 3 Çocuklarınız vazıh konuşmaya başladığı zaman onlara: "Lâ ilâhe İllallah"ı öğretin. Sonra vefat etseler de merak etmeyin. Okumaya başladıklarında ise onlara namazla emredin. Hz. İbni Amr (r.a.) 33 4 Bir adam iflas ettiği zaman, kendisine bir malı veresiye olarak satmış olan kimse, o malı aynı ile bulursa, bu mala diğer alacaklılardan daha ziyade hak sahibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 5 Siyah bayraklar gelip de karşınıza çıktığında, Farslılara ikramda bulunun. Zira devletiniz onlarla beraberdir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 33 6 Zaman (kıyamet) yaklaştığında müslüman kimsenin rüyası hemen hemen yalan çıkmayacaktır. Rüyası en sadık olan da sözü en doğru olandır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 7 Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 33 8 Kıyamet yaklaştığında, müslümanın rüyası hemen hemen yalan çıkmaz. Rüyası en sadık olan da sözü en doğru olandır. Müslümanın rüyası Nübüvvetin kırkbeş cüz'ünden biridir. Rüya üçtür: Salih rüya ki, Bu Allah'dan bir müjdedir. Hüzün veren rüya ki, bu da şeytandandır. Ve bir de kişinin kendi nefsinin ilka ettiği rüyadır. Biriniz hoşuna gitmeyen bir rüya gördüğünde kalksın ve (sol tarafına) tükürsün. Ve onu başkalarına anlatmasın. Rüyada bağlı olmaktan sevin. Zira rüyada bağ, dinde sebattır. Lakin boynundaki demir bağdan hoşlanma. (Zira bu ağır yüke delalet eder.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 9 Kıyamet yaklaştığında zamanın akışı hızlanır. Böylece sene ay gibi, ay Cuma (hafta) gibi olur. Cuma'dan Cuma'ya olan vakit de kuru bir hurma dalının yaprakları ile birlikte ateşte yanması gibi kısa olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 33 10 Sizden birisi eşine yaklaştığında inzal vaki olmaz ise veya acizlik durumu olursa, sadece abdest alması yeterlidir. (Sonradan bu hadisi şerifin hükmü başka bir hadisi şerifle nesh edilmiştir) Sahabeden bir zattan 33 11 Sizden birisi bir kardeşine bir şeyi ödünç verdiğinde, o kardeşi bir tabak hediye gönderirse, kabul etmesin, yahud bir hayvana bindirirse binmesin. Ancak bundan önce aralarında böyle işler cereyan ediyordu ise o zaman müstesna. Hz. Enes (r.a.) 33 12 Bir kulun cildi, Allah'dan haşyeti dolayısı ile, ürperir ve tüyleri diken diken olursa, o kulun hataları kurumuş ağaç yapraklarının dökülmesi gibi, üzerinden dökülür. Hz. Abbas (r.a.) 33 13 İnsan yemesini azalttığı zaman içi nur dolar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 169 1 Haberiniz olsun ki dünya hazır bir meta olup, ondan iyi de, kötü de yer. Yine biliniz ki hesap günü gelecektir ve haktır. Orada her şeye kadir olan bir melik hükmedecektir. Biliniz ki, hayrın hepsi, bütün kısımlarıyla Cennettedir. Yine biliniz ki, şer de bütün parçalarıyla ateştedir. Gene haberiniz olsun ki, amellerinizi Allah'tan sakınır halde işleyin. Ve biliniz ki, sizler muhakkak surette amellerinizle karşılaşacaksınız. Her kim zerre miktarı hayır işlerse onu görecek ve her kim de zerre miktarı şer işlerse onu görecektir. Hz. Amr (r.a.) 169 2 Agah olunuz ki; insana dünyada yakın ve afiyetten daha hayırlı birşey verilmemiştir. Öyle ise Allah'dan o ikisini isteyin. Hz. Hasan (r.a.) 169 3 Agah olunuz ki; sarhoşluk veren her şey haramdır. Her uyuşturucu haramdır. Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır. Kalbi perdeleyen şey de haramdır. Hz. Enes (r.a.) 169 4 Haberiniz olsun ki, İslamın direği şiddetlere maruz kalacaktır. Denildi ki; "Öyle ise ya Resulallah biz ne yapalım?" Buyurdu ki; Hadislerimi Kitaba arzedin. Ona uygun olan Bendendir. Ve Ben onu söylemişimdir. Hz. Sevban (r.a.) 169 5 Neden dolayı güldüğümü sormayacak mısınız? Allahın, müslüman kulu hakkındaki kazası hoşuma gitti. Doğrusu Allah, müslüman kulu için her ne hüküm buyursa hayırdır. Allah'ın kazası, herkes için hayır değildir. Sadece müslim kul müstesna. Hz. Suheybe (r.a.) 169 6 Beni dinlemez misiniz? Rabbinize ibadet ediniz, beş vaktinizi kılınız. Ramazan ayını tutunuz. Mallarınızın zekatını eda ediniz. Emir sahiblerinize itaat ediniz. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 169 7 Meleklerin, Rabları huzurunda saf tuttukları gibi siz de saf tutmaz mısınız? Onlar birinci saffı tamamlarlar ve sıkı ve sağlam dururlar. Hz Cabir İbni Semure (r.a.) 169 8 Agah olunuz ki, Allah'ın ve meleklerin ve insanların hepsinin laneti şu kimselerin üzerine olsun ki, Beni hakkımdan bir şeyi nakzeder, Benim yakınlarımdan yüz çevirir, Benim velayetimi hafife alır, hayvanını kıbleden gayriye doğru keser, çocuğunu kabullenmez, efendisinden uzaklaşır, arazinin sınırını değiştirir. İslamda cinayet ihdas eder ve ihdas edeni barındırır, hayvana takarrüb eder, eli ile istimdana bulunur, alemlerden erkeklere yaklaşır, meşru evlilikten sakınır-ki Zekeriya (a.s) oğlu Yahya (a.s)'dan sonra "Hasur" yoktur. Bir erkek ki kendini kadına benzetir, bir kadın ki kendini erkeğe benzetir, bir kadına, sonra da onun kızın yakın olur, iki kız kardeşi bir arada nikahı altına alır- geçmişte olanlar müstesna- akar suyun yolunu tıkar, menzillerin gölgeliklerini kirletir, yollarımızda bize eza verir, kibrinden dolayı eteğini yerde sürükler, büyüklük taslıyarak yürür, çirkin sözler söyler, içki içer ve ayakkabılarını ters giyer. Hz. Bişr İbni Atiyye (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 293 1 Oğullarınızı ve kızlarınızı evlendirin. Kızları altın ve gümüşle süsleyin, ve elbiseleri güzel olsun. Ve kendilerine rağbet edilmesi içinde onlara güzel hediyelerle ihsanda bulunun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 293 3 Kur'an-ı Kerim'i seslerinizle ziynetlendiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 293 4 Bayram namazlarınızı tehlil, tekbir, tahmid ve takdislerle ziynetlendiriniz. Hz. Enes (r.a.) 293 5 Meclislerinizi Bana selat ve selam getirmekle ziynetlendiriniz. Zira Bana selavat getirmeniz kıyamette size nur olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 293 6 Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu. Hz. Enes (r.a.) 293 7 Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu. Hz. Enes (r.a.) 293 8 Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir." Hz. Ömer (r.a.) 293 9 Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Hz. Ali (r.a.) 293 10 Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.) Hz Ali (r.a.)
var. Doğrudan kendilerine bağ. lı hükümetler bulamadığı ya da yerli halkları uyandırmak iste. mediği durumlarda karizmatik liderleri devreye sokar. Yani kit-lelerin sevgisini toplamış, bir kahraman, bir kurtarıcı olarak tanınan herkesin gözünde bü-yüttüğü, yücelttiği kişileri. Za-ten bu imajın oluşması için yine en büyük çabayı CIA uzmanları gösteriyor. Bunun pek çok ör-neklerini sıralamak mümkün; Pakistan'da Benazir Butto, Filipinler'de Karazan Akino,
YanıtlaSil
Yuksel20 Temmuz 2025 04:05 teklif
AYLIK HUKUK VE AKTUALITE DERGİSİ
Güneydoğu'da Atesten Günler
ME 10
16 Eylül 15 Ekim 1989 Fiatı 1750 TL. (KDVD) Yıl 2 Sayı 17
Allah Teala Cennet ehlini Cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya herbiri, yaratıldığından sona ereceği güne kadar ki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder. Ravi: Hz. Ebû Saidil Hudri (r.a.) Sayfa: 30 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:09 Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek) Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 340 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:11 Her sebeb ve neseb kıyamet günü kesilecek. Benim sebebim ve nesebim müstesna. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 340 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:16 HADİSLERDEN SEÇMELER
İlim
İlim İslâm'ın hayatıdır, imanın direğidir. Bir ilmi öğrenene Allah, eksiksiz mükâfat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini öğretir.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 342 1 Cennet ehlinden herkes Cehennemdeki yerini görür de: "Ya Allah bana hidayet vermeseydi?" der ve bu ona şükür olur. Cehennem ehlinin hepsi de Cennetten yerini görür de şöyle der: "Keşke Allah bana da hidayet verseydi." Bu da ona hasret (pişmanlık) olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 2 Allah Teala günahlardan dilediğinin cezasını kıyamet gününe kadar geciktirir. Anaya-babaya isyan müstesna. Zira Allah Teala onun cezasını sahibine, ölmeden evvel dünya hayatında, acele olarak verir. Hz. Bekâr (r.a.) 342 3 Her bina sahibine vebaldir, ancak şu kadarı müstesna. -Eliyle yedi arşın kadar bir yeri gösterir- Her ilim de kıyamet günü sahibine vebaldir, amel edilen müstesna. Hz. Vasile (r.a.) 342 4 Her nefis, hevası üzerine haşrolur. Kim küfrü seviyorsa o, kafirlerle beraberdir. Onun amelinden hiç bir şey kendisine fayda vermez. Hz. Câbir (r.a.) 342 5 Adem oğlunun hepsi hasedcidir. Lakin insanların bazısında hased daha şiddetlidir. Hasedcinin hasedi eline ve diline çıkmadıkça kendisine zarar vermez. Hz. Enes (r.a.) 342 6 İnsanların hepsi kıyamette kurtulmayı ümid ederler. Ashabıma söğenler müstesna. Kıyamet halkı da onlara lanet eder. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 342 7 Ümmetimin hepsi Cennete girer, istemeyen müstesna. Dediler ki: "Kim istemez?" Buyurdu ki: "Bana itaat eden Cennete girer, Bana isyan eden istememiştir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 8 Kara ve deniz hayvanlarından akar kanı olmayan her hayvan kesilmekten muaftır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 342 9 Camide her şey "lağv"dır. Kur'an, zikir, hayır istemek ve onu vermek müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 10 Kendisinde Allah Teala'nın ismi anılan her meclisi melekler sarar. Hatta melekler derler ki: "Ziyade edin, Allah da ziyede etsin." Ve zikir melaikenin açık kanadları arasından yükselir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 11 Her ümmetin bir kısmı Cennet, bir kısmı Cehennemdedir. Ümmeti Muhammed (s.a.s.) müstesna. (Onların hepsi Cennette) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 342 12 Peygambere salat ü selam getirilmedikçe her duanın hicabı vardır. Hz. Enes (r.a.) 342 13 Allah (z.c.hz.)'nin nehyettiği her şey büyüktür. Çocukların kumara benziyen oyunları bile. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 14 Her ziyafet sahibi, ziyafetine gelinmesini ister. Allah'ın ziyafeti de Kur'andır, ihmal etmeyin. Hz. Semure (r.a.) 342 15 Her nimet zeval bulacaktır, Cennet ehlinin nimetleri müstesna. Her kaygının da arkası kesilecektir, Cehennem ehlinin kaygısı müstesna. Fena bir amel yaptığında arkasından iyi bir amel işle ki, tesirini gidersin. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 297 1 Şu altı haslet hayırdandır: Allah'ın düşmanlariyle kılıçla cihad etmek, yaz gününde oruç tutmak, musibet esnasında iyi sabır etmek, haklı olduğu halde mücadeleyi terketmek, bulutlu günde namazı erken kılmak, kış günlerinde abdesti güzel almak. Hz. Ebû Malik (r.a.) 297 2 Altı şey haramdandır: Emirin rüşvet alması ki, bu sayılanların hepsinin en fenasıdır. Köpek parası, kısrak aşım parası, zinakarın aldığı para, kan alanın kazancı, kahinin kazancı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 297 3 Altı şey amelleri mahveder: Halkın ayıbı ile meşgul olmak, kalb katılığı, dünya sevgisi, haya azlığı, uzun emel, zalimin zulmüne devam etmesi. Hz. Adiyy (r.a.) 297 4 Dehr içinde altı günün orucu mekruhtur: Şaban'ın son günü oruçlu olarak Ramazana erişmek. Misafirin, hastanın, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadının, oruca gücü yetmiyen çok yaşlı kimsenin, çok zayıf olduğu için oruç tutarsa öleceğinden korkan kimsenin oruç tutması da mekruhtur. Hz. Enes (r.a.) 297 5 Altı sınıf Cehenneme hesapsız girer: Zulmü sebebiyle Umera, lrkçılık asabiyeti sebebilye Arab, kibirleri sebebiyle rençber, yalanı sebebiyle tüccar, hasedi sebebiyle Ulema, hasisliği sebebiyle zengin. (Cehenneme hesapsız girecek dereceye kadar gelebilirler) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 297 6 Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Hz. Ali (r.a.) 297 7 Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplıyacak. Dediler ki: "Ya Resulallah, bize ne emredersin?" Buyurdu ki: "Siz Şam'a gitmeye bakın. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 297 8 Yakında, Benden sonra ümmetim içkiyi içecekler, içki ismi vermeksizin (içki saymaksızın) ve onu içmiye yardımcıları da emirleri olacak. Hz. Ebû Eyyub (r.a.) 297 9 İnsanın elbisesini çıkarırken "Besmele" çekmesi, cinlerin gözü ile Adem oğlunun avreti arasında perde olur. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 173 1 Bakmaktan, sonra tekrar bakmaktan sakın. Zira birincisi senin için ihtiyarının dışında olmuştur. İkincisi aleyhinedir.(Yabancı bir kadına bakmak meselesi) Hz. Büreyde (r.a.) 173 2 Tövbeyi ihmal etmekten sakın. Bir de Allah'ın sana karşı hilmine aldanmaktan sakın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 173 3 Kötü arkadaştan sakın. Zira o, ateşten bir parçadır ki, ne onun sevgisi sana fayda verir ve ne de sana olan ahdini yerine getirir. Hz. Enes (r.a.) 173 4 Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.) 173 5 Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 173 6 İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 173 7 Benden, çok hadis nakletmekten sakının, Hek kim benden bir şey naklederse, hak veya doğru söylesin. Kim, Benim söylemediğim şeyi, Bana söyledi diye isnad ederse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Hz. Ebû Katade (r.a.) 173 8 Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Hz. Enes (r.a.) 173 9 Günahların küçük görünenlerinden sakınınız. Zira küçük görünen günahların misali, bir vadiye inen kavmin şu işi gibidir; Onlardan biri bir odun getirdi. Öbürü bir odun getirdi. Derken, kendi ekmeklerini pişirecek şeyi taşımış oldular. Şüphe yoktur ki, küçük görünen günahlar sebebile sahibi muahaze edildiği zaman bunlar onu helak ederler. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 28 1 Allah bir emire hayır murad ettiğinde, ona sadık bir vezir ihsan eder. Unuttuğu zaman ona hatırlatır, hatırladığı zaman ona yardım eder. Allah bir emire de hayırdan başkasını murad ederse, ona kötü bir vezir verir. Unuttuğu zaman ona hatırlatmaz, hatırladığı zaman da yardım etmez. Hz. Âişe (r.anha) 28 2 Allah bir kavme bereket murad ettiğinde, onları semahat ve afiflikle rızıklandırır. Bir kavim için de bereketin kesilmesini dilerse, onların üzerine hıyanet kapısını açar. Hz. Ubâde (r.a.) 28 3 Allah, bir kavme hayır murad ettiğinde, onların fakihlerini çoğaltır ve cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yardımcılar bulur, cahil konuştuğunda ise yalnız kalır. Bir kavme de şer dilediğinde, cahillerini çoğaltır ve fakihlerini azaltır. Cahil konuştuğunda yardımcılar bulur, fakih konuştuğunda ise yalnız kalır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 28 4 Allah bir kavme hayır murad ettiğinde, onların başına hilim sahiblerini geçirir, aralarında alimleri hüküm verir, serveti de en cömert olanlarına ihsan eder. Allah bir kavme de şer murad ederse, akılsızları onların başına amir olarak geçirir, aralarında cahiller hüküm verir ve serveti de en cimri olanlara verir. Hz. Mihran (r.a.) 28 5 Allah bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara misafir hediyye eder. Misafir, rızkı ile gelir ve rızkı ile gider. Allah Teala da o ev halkına mağfiret eder. Hz. Ebû Kirsâfe (r.a.) 28 6 Allah bir kavme kıtlık murad ettiğinde, gökten bir melek şöyle nida eder: "Ey mide genişle! Ey göz sakın doyma ve ey bereket ortadan kalk!" Hz. Enes (r.a.) 28 7 Allah bir kavme bir afet vermek murad ettiğinde, mescidlerin ehline nazar eder de onlardan o belayı önler. Hz Enes (r.a.) 28 8 Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 28 9 Allah Teala hilafet için bir kul yaratmak murad ettiğinde, kudret eliyle onun nasiyesini mesh eder. Hz Ebu Hureyye 28 10 Allah bir kulu (haktan) meylettirmek isterse, tedbir almakta basiretini kapalı kılar. (Doğruya yol bulamaz) Hz. Osman (r.a.) 28 11 Allah kaza ve kaderini infaz etmek murad ettiğinde, kaza ve kaderinin hükmünü infaz edinceye kadar, akıl sahiplerinin akıllarını alır. Emrinin hükmü yerine geldikten sonra ise, onların akıllarını iade eder de onlarda nedamet vuku bulur. Hz. Enes (r.a.) 28 12 Allah bir kulun ruhunu bir yerde kabz etmek murad ettiğinde, o kimse için o yerde bir ihtiyaç halkeder. Hz. Ebû Ğarre el Huzeli (r.a.) 28 13 Sizden biriniz helaya gitmek isterse, namaza da kamet getirilmiş olsa bile, o kimse (önce) helaya gitsin. Hz Abdullah İbni Erkam (r.a.) 28 14 Sizden biriniz sefere çıkmak murad ettiğinde, kardeşlerine (veda edip) selam versin. Zira Allah onların duaları sebebiyle o kimsenin hayrını artırır. Hz. Zeyd ibni Erkam (r.a.) 28 15 Sizden biriniz bir yeri mü'min kardeşine ziraat için vermek isterse, atiyye olarak versin. Üçte bir veya dörtte bir (kira ile) vermesin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 28 16 Gazaya gitmek istediğinde yağız olan, sağ ön ayağı müstesna ayakları ve alnı beyaz bir at satın al. Böyle yaparsan ganimete erişir ve selamette olursun. Hz. Ukbe ibni Amir (r.a.)
"Dünya bu zulmü taşımaz!" dedirten vahşetler buna en yakın bir misaldir. Son nefesini verirken, -Hepinizi Allaha şikayet edeceğim!" diyen:
"-Allah'ım, açım; bizi cenne-te al da doyalım!" diye ağlayan sahipsiz kalıp, bir ağaç altında donan: denizde boğulup kıyıya vuran... bebeklerin ve masum çocukların, elbette feryatlarının ulaştığı bır ydbette fenyatlarının inat sahipsiz değil.
Bu virüs åfetinde, hayırlı bir gelişme olarak; batıda kışkırtı lan, uğursuz İslamofobi cere vanlarının tavsadığı, onun yerini İslam'a hoşgörü ve anlamaya ça lışma gayretlerinin almaya baş ladığı görülüyor. Hadis-i şerifte,
"Temizlik imánın yarısıdır (Müslim, Tahåret, 1) buyurulur. Bu salgının önlenmesinde temiz liğin ve karantina tedbirlerinin fevkalåde önemli olması sebe biyle, İslam'ın şiårı olan temizlik ve salgın hastalıklardaki karanti na hassasiyeti, batılıların önemli ölçüde dikkatini çekiyor. Cami-lerde, ezanların dışarıya verilme
si, bazı devletlerin meclislerinde Kur'an-ı Kerim okunup tercume edilmesi, reklám panolarında te mizlikle alakalı hadis-i şeriflerin yer alması, camide namaz kılan cemaatin arkasına müslüman olmayanların da dahil olmala r... bu ümitleri yeşertici hadise ler cumlesindendir.
İnsanın selamete çıkması hususunda, Peygamber sallal lahu aleyhi ve sellem Efendi miz şöyle buyurur:
"Sizden her kime dua kapısı açılmış ise, ona rahmet kapıları açılmıştır. Dud, başa gelen ve he nüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allahın kulları, dudya sarılın." (Tirmizi. Deavät, 101)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in her anı kavli ve fiili duå hålidir. İki ci-han saådetine vesile olan kemålåt; en güzel örnek olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem- Efen dimiz'in izini takip eden, daimi tekamül hålindeki bir kulluk veti residir. Hadis-i şeriflerde,
İki gününün birbirine eşit olanın aldandığı beyan buyu
rulur. Dünya denilen initihan sahnesinde, sålth bir kulluğun icabı, her hadiseyi, her musibeti bir ikaz sadedinde görüp, ibret ve ders alabilmek için muhase be fırsatı bilmelidir.
Fudayl bin lyaz rahmetul Jahi aleyh Hazretleri;
"Allaha itaatte bir kusur et figma huyunun deyip erke bimin huyumey deginip (bana itaatsizlik etmeye başlamaların dan) anlarım. buyurur.
Şu anda yaşanan Koronavi rüs salgını, belki de insanlık ta rihinin en önemli bådirelerinden birisinı teşkil ediyor. Nefsäni ih tiraslar uğruna kan ve ateşe bo gulup her gün biraz daha yaşanı lamaz hale getirilen dünyamızda, rahmet insanının inşası ve rah met cemiyetinin tesisi en zarurl ihtiyaçtır. Bu yüce gayenin tahak kuku için, her önemli hadise gibi bu musibeti de fırsat bilip; gerekli ilmi tedbirleri alarak fiili ve kavll duȧya sarılma, kulluk keyfiyetin-de kemâlâta ulaşma azmi gunde-mimizde olmalıdır.
"Bana itaat, Allah Teálá'ya itaattir. Bana isyan, Allah Teâla'ya isyandır. Başındaki emire (idareciye) itaat, bana itaattir. Ona isyan ise, bana isyandır." (Bkz: Buliri, Cihad, 109)
***
"Başınızdaki emir Habeşli siyahı bir köle olsa da, ona mutlaka itaat edin." (Ebb Davud, Sünnet, 5)
***
"Allah'a isyanın olduğu yerde, mahluka itaat edilmez."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/432)
***
"İdareciler sizi günah işlemeye zorlamadıkça onlara itaat edin." (Bihari, Cihád 108)
***
"Bir müslümanın, günah işlemesi emredilmediği sürece, sevdiği veya sevmediği bütün konularda devleti yöneten kimseye (emire) itaat etmesi şarttır. Bir günah işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez." (Buhárí, Ahkâm 4, Chád 108, Müslim, Imáre, 38)
yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an laşmazlık vuků bulmuştu. Yahudi:
"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Ka'b b. Eşref'e gidelim." dedi.
Allah Teâlâ kitabında, yahudi ileri gelenlerinden olan bu Ka'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü-nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti.
Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafık Ebû Be-kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattab'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür-dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste-di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmiş bulunmaktayım" dedi.
YanıtlaSil
Yuksel24 Temmuz 2025 09:26 Hz. Ömer (ra) münafığa:
*Öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine
*Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve Juicyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da:
*-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahüdi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hadise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını leri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine enrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor-lar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (en-Nisa, 60-65) âyet-i kerimeleri nazil oldu...
Cebrail (a.s) gelerek:
*-Õmer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (Va-s. 166; Kurtubi, V, 170-171)
YanıtlaSil
Yuksel24 Temmuz 2025 09:29 "Kur'an'dan en son nazil olan, riba (fâiz) hakkındaki âyettir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem-, bu âyeti tefsir et-meden irtihal etti. Binaenaleyh siz, ribâyı da rîbeyi (fâiz şüphe-si olanı) da terk ediniz." (İbn Mâce, Ticârât, 58)
Tarihin kaydettiği büyük za-ferlerin de hüsranların da arka plânında, tedbirlerle alakalı me-selelerin olduğu müşâhede edilir. Yavuz Sultan Selim Han'ın, tarihe altın bir sayfa olarak geçen Mısır Seferi'nde; aşılamaz zannedilen Sînâ Çölü'nü zâyiat vermeden 13 günde geçmesi, bu sefer için gerekli tedbirlerin uygulanması hususuna bir örnektir.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın; İstanbul'u fethi de, hayatın adan-dığı bir dâvâ olması hasebiyle, dehâ seviyesinde nakış nakış iş-lenmiş tedbirler manzûmesinin bir neticesi olarak görülmelidir. Dış güçlerin oyununa gelip; fev-kalâde tedbirli davranmakla tanı-nan Sultan II. Abdülhamid Han'ı hal ederek idareyi ele geçiren he-yetin tedbirsizliği, koskoca devle-tin kısa sürede yok olmasıyla ne-ticelenmiştir. Bu hengâmda vukû bulan Sarıkamış fâciası, takrîben doksan bin askerimizin donarak şehadetleri ile, bu devredeki en çarpıcı örneklerden birisidir.
Toplumlar, kütüphanelerin tozlu raflarında kalmış olan kara kaplı felsefe kitaplarının üzerine abanmış bilgiçlerin fikirleriyle selâmete kavuşamaz.
İnsanlığı hakikî saâdet ve selâmete çıkaracak olan; Kur'ân-ı Kerim ve onun canlı bir şerhi mahiyetindeki Sünnet kültürüyle yoğrulup ilâhî hikmet ve hakikatlerle kemâle ermiş mü'minlerin tebliğ, îkaz ve irşadlarıdır.
ŞAHSİYETİMİZE KİM YÖN VERİYOR?
Dostluğun; Allah'taki kaynağına ulaşan Şah-ı Nakşibend, Geylânî, Mevlânâ, Yûnus ve Hüdâyî misali Hak dostları, ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe, Hülāgu ve günümüze kadar gelen bütün benzerleri ise, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu.
Sen bu felsefenin çıkmaz sokaklarında helâk olmaktan kendini kurtar! Mesnevî'nin aşk, vecd ve feyz dolu mânâ deryasından nasiplenerek vuslata kanatlan!.." demek-teydi.
--
Yüksek tahsili sevk ve ida-re eden mes'ullerin böyle bir «keşf-i kadîm» şuuruyla, bakış açılarını yenilemeleri ve müf-- redatları yeniden tanzim et-meleri, büyük medeniyetimi-ze karşı ödemeleri gereken bir -- vicdan borcudur.
Medeniyet çınarımız, yine kendi kökleri üzerinde yükse-lecektir. Onu bodur bırakmak-
atmakta daha fazla gecikmemelidir.
৩৩
tan başka bir tesir verme-yen ecnebî aşılardan bir an önce vazgeçilmeli, kendi me-deniyetimizi inkişaf ettirecek ferdi, içtimâî ve idârî adımları atmakta daha fazla gecikme-melidir.
Cenâb-ı Hak; nesilleri-mizi muhteşem bir mâzîden ihtişamlı yarınlara taşıyacak, şuurlu, îmanlı, irfanlı bir tah-sil anlayışını mes'ûliyet erba-bına ilham eylesin.
Serhatler ve cepheler ka-dar mühim mektep ve kürsü-lerde, millî bir rûhun, özünü mü'min gönüllerden ve mu-vahhid zihinlerden alan bir müfredatın hâkimiyetini na-sip ve müyesser kılsın.
Sultan II. Abdülhamid Han, 21 Eylül 1842'de İstanbul'da doğ-du. On yaşında annesi vefat etti. Perestů Hanımefendi onu saray-da ihtimamla büyüttü ve yetiştir-di. 1876'da tahta çıktı. Döneminde; Känûn-i Esâsî'nin kabulü, Meclis-i Meb'usan'ın teşekkülü, İttihat ve Terakki hareketleri, İkinci Meşrû-tiyetin ilanı, 31 Mart Vak'ası gibi mühim siyasî hadiseler yaşandı. Ulaşım, sağlık, sivil toplum, ma-arif, ziraat, matbuat alanlarında gönlünün ulaştığı her yere, güç ve imkânını seferber etti. Devleti baba şefkati ve ince siyasetiyle otuz üç sene idare eden Ulu Hakan 1909'da tahttan indirildi. Selanike gönde-
rildikten sonra Balkan Harbi'nin patlak vermesiyle, 1912'de tekrar İstanbul'a getirildi. II. Abdülhamid Han, 10 Şubat 1918'de vefat etti. Kabri, Fatih Divanyolu'ndadır.
Çanakkale Harbi esnasında düşman donanmasının Marmara Denizi'ni geçebileceği endişesi ile tedbir olarak padişah ve hüküme-tin Eskişehir'e nakli kararlaştırıl-mıştı. Abdülhamid Han; durum-dan haberdar olunca, bunu büyük bir cesaret ve şecaatle reddederek;
"-Ben Fatih Sultan Mehmed Hân'ın torunuyum!.. Hiçbir zaman Bizans İmparatoru Konstantinden aşağı kalamam! Dedem Fatih İs-tanbul'u alırken, Konstantin aske-
rinin başında savaşa savaşa ölmüş tür. Biraderim nereye giderlerse gitsinler! Fakat bilinmelidir ki, o ve hükümet, İstanbul'dan ayrılırlarsa bir daha dönemezler. Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayı'ndan ayağı-mı dışarıya atmam!" dedi.
Nitekim onun bu kararlılığı kar-şısında padişah ve hükümet İstan-bul'da kaldı. Böylece devletin daha o gün yıkılması önlenmiş oldu.
yuksel 11 Ekim 2024 15:13
YanıtlaSilBİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
ELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
İhsan, Allah'a, Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmezsen de O seni görür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 188 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel24 Ekim 2024 19:43
"Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.)
Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
Sayfa: 198 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Bir kimse öğrenmek istediği ilmi kast ederek çıkarsa, onun için Cennete bir kapı açılır. Melaike kanadlarını döşerler. Göklerin melekleri ve denizlerin balıkları onun için istiğfar ederler. Alimin abide fazileti, bedir gecesindeki ayın semadaki küçük bir yıldıza üstünlüğü gibidir. Muhakkak ki alimler Peygamberlerin varisleridir. Muhakkak ki Peygamberler altın ve gümüş miras bırakmazlar ve lakin onlar ilim miras bırakırlar. Kim ilmi alırsa nasibini almış olur. Alimin ölümü öyle bir musibettir ki, başka şeyle telafi olmaz. O, yeri kapanmıyan bir gediktir ve sönmüş bir yıldız gibidir. Bir kabilenin ölümü bir alimin ölümünden daha hafiftir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 419 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel26 Ekim 2024 19:13
Beyt-i Mamur yedinci semadadır. Orayı her gün, ilk defa görmekte olan yetmiş bin melek ziyaret eder. Kıyamet kopuncaya kadar da bu böyle devam eder.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 196 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel26 Ekim 2024 19:14
Beyt-i Mamur semadadır. Ve ona "Surah" ismi verilir. Bu, beyt-i Haram misillidir. Ve onun hizasına gelir. Düşecek olsa, onun üstüne düşerdi. Her gün yetmiş bin melek onu ziyarete gelir, her gelen melek bir defa gelmek şartıyla. Onun semadaki kıymeti, Beytullah'ın kıymeti gibidir.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 196 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
KUR'AN-I KERİM VE TÜRKÇE MEÂLİ
YanıtlaSilMAHMUT TOPTAŞ
Milli Gençlik Vakfı'nın Hediyesidir
1-FATİHA SÛRESİ
YanıtlaSilMekke döneminin başlarında tam olarak indirilen ilk sûre Fâtiha sû- residir. Yedi âyettir. Kur'ân'ı okumaya onunla başlayıp, her namazın, her rekatına da onunla başladığımızdan "Fâtiha sûresi" denmiştir. Bir çok adı vardır. En meşhuru Fâtiha ismidir. Bu sürede, yaratan, yaşatan ve yöneten Rabbimiz bize tanıtılmaktadır. Alemlerin Rabbine hamd etmeyi ve dinimizin evrenselliğini öğretmektedir. Rahmân, dünyada inanan, inanmayan ayırımı yapmadan, can veriyor, ten veri- yor, hava veriyor, merhamet ediyor. Rahmân'a inanan bizlerin de, ya- ratılmışlara merhamet etmemize işaret ediliyor. Ålemin sonunun ge- leceği, ceza gününün sahibinin huzuruna varılacağı, iyi ile kötünün ayırt edileceği öğretiliyor. "Yaratanla yaratılan aynıdır" diyen sapık cereyanlara: "Yalnız sana ibadet ederiz" diyerek cevap veriliyor ve ibadet edenlerle, ibadet edilen Ma'bûd'un ayrılığına işaret ediliyor. Allah'tan istenilecek şeyin en önemlisinin istikamet = doğruluk ol- duğu, o doğruluğun da Allah'ın nebilere öğrettiği doğruluk olduğu öğ retiliyor ve kendini doğru yolda zanneden sapık Hıristiyanlarla, Al- lah'ın gazabına uğrayan Yahudilerin yoluna gitmememiz için dua etmemiz öğretiliyor. Bu düamızın arkasından "Amin" demek sünnet- tir. Biz Rabbimizden doğru yolu, Nebilerin yolunu İstiyoruz. Rabbimiz de bize, Bakara süresinin başında "İşte kitap" diyerek bizim neyi, nasıl ve niçin yapacağımızı Kur'ân'ıyla öğretiyor okuyalım:
1-Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. 2-Bütün hamdler, alemlerin Rabbi olan Allah'a-
dır. 3- (Hamd) Rahmân ve Rahîm olan (Al- lah)'adır 4- (Hamd) ceza gününün sahibi Al- lah'adır. 5- Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz. 6- Bizi, doğru yola ilet. 7- Kendilerine nimet verdiğin (Nebiler, Sıddıklar, Şehitler ve Salih) kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine de- ğil.
2-BAKARA SÛRESİ
YanıtlaSilBakara süresi Medine'de uzun zaman içinde nazil olmuş bir süredir. Kur'ân'ın en uzun süresidir. iki yüz seksen altı (286) ayetten meydana gelmektedir. 67-71 nolu âyetlerde israil oğulla- rina bir inek kesmeleri olayını haber verdiği için "Bakara süresi" diye isimlendirilmiştir. Başta, beş ayetle mü'minlerin temel özel- likleri belirtilmiş, ardından iki ayetle kâfirler tanıtılmış, on üç ayetle münafıkların ta'rifi yapılmıştır. Adem'in yaratılışı, ilmin değeri, Cennet-Cehennem tanıtılmış, Yahudilerin tarih boyu kur- dukları tuzaklar bildirilerek tuzaklardan uzak durmamız tavsiye edilmiştir. Aile ilişkileri, medeni münasebetler, ahlâki ve hukuki yasalar, Noterliğin temel yasalarından, uluslararası hukuka kadar bizi kuşatan her sahada emir, yasak ve tavsiyelerde bulunul- maktadır bu sürede. Ekonomik kalkınmaya ve yardımlaşmaya büyük önem veren bu sûre, bizi iki dünyada da selâmete çıkara- cak olan kitabı tanıtarak başlıyor ve Rabbimize yapacağımız en önemli dua ile sona eriyor.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
1- Elif, Lâm, Mîm. 2- İşte Kitap budur, Onda hiç şüphe yoktur. (Bu kitap) mûttakilere yol gösteren bir kitaptır. 3- Onlar, gayba (Rabbin bildirdiği şekilde) iman ederler. Namazı dos-
doğru kılarlar ve onlara rızk olarak verdikleri-
mizden infak ederler. 4- Ve onlar, sana indiri- len(Kur'ân)a da, senden önce indirilen (kitap- lar)a da iman ederler ve onlar, âhirete de yakîn/kesin bir bilgi ile iman ederler. 5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler
ve işte bunlardır kurtuluşa erenler.
Sayfa 3
YanıtlaSilSüre 2/Bakara
Coz 1
mak için) ateş yakmak rumuna benzer. Ateş isteyenin du- macenta has gelen çevresini ay- nurunu giderdi ve karanlıklar görmez bir halde bıraktı. ( içinde Onlar) sa- ğırdırlar, dilsizdirler, kördürler. onlar dönmezler. Artık
19- Veya onların durumu; karan- lıklar, gök gürültüsü ve şimşeğin ol- tu- duğu gökten boşanan yağmura tulmuş kişiye benzer. Ölüm korku- suyla yıldınmlardan parmaklarını laklarına tıkarlar. Allah kafirleri çevre kuşatmıştır. ku- çeре-
Se singegin çakması neredeyse gözlerini kapiverecek simsek onlar şimşek Karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Alan dilesed on an itime agar melerini de aliverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. (İki yüzlü müna- fiklann, bu durumlarından geçici ola- rak yarar sağlayabileceğine işaret eder. Şimşek çakmasından ne kadar ışık alabiliyorsak işte o kadar yararlanabilirler.)
21-Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, takva sahibi ola- SINIZ.
مثلُهُمْ كَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاذَا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ
بكر عنى لَهُمْ لَا يَرْجُعُونَ أَوْ كَصَيْبِ بِرَ السَّمَاء فِيهِ طلات ورعد وبرق يجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي أَذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَدَدَ الكوت والله محيط بِالْكَافِينَ يَكَادُ الْبرقُ يَخْطَفُ ابْصَارُهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ سَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شاءَ اللهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْ قديرن يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبُّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فَرَانًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءُ وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءٌ فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الْمُمَرَاتِ رزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجَعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا وَأَنْتُمْ تَعْلُونَ وان كنتم في ريب بما نَزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِلة وَادْعُوا شُهَدَاءَ كُرْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ ) فإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا الناسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ )
22-O sizin için yeryüzünü döşek, gökyüzünü bina (tavan) yaptı. Gökten yağmur indirerek o su ile size rızk olarak meyveler çıkardı. O halde bile bile Allah'a ortaklar koşmayın. 23- Eğer kulumuz (Muhammed)'a parça parça indirdiğimiz (Kur'ân)'dan şüphe ediyorsanız, haydi onun benzeri bir süre de siz getirin. Allah'tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırın; eğer doğru söylüyorsanız.
24-Eğer yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan
ateşten sakının. O (ateş) kâfirler için hazırlanmıştır.
Sûre 2/ Bakara
YanıtlaSilوَبَشِّرِ الَّذِينَ مَنوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ آن كه
وَرَنَا قَالُوا هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَالسُّوابِهِ
متَشَابِها وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجَ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِمُونَ
نَّ اللَّهَ لَا يَسْتَى أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَهُ
نا فَوْقَهَا مَا مَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقِّ مِنْ رَبِّهِمْ
وَانَا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَا ذَا أَرَا دَاللَّهُ بِهَذَا
مثلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَيَهْدِي بِهِ كَثيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلا
Sayfa 4
25- Iman edip güzel amellerde bu- lunanlara, altından irmaklar akan cemeter وَيَقْطَعُونَ مَا آمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ cennetlerin olduğunu müjdele Kendilerine nizk olarak o meyveler- den her yedinlişte: "Ha, bu, bizim
القاسِمِينَ الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِنَاتِهِ
فالارض أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ كَيْفَ تَكْفُرُونَ
باللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَانًا فَأَحْيَا كُوتُ بِمُنكُمْ
تريحكمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ هُوَ الَّذِي خَلَقَ
لكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ
توهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٌ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْ عَلِيمٌ )
daha önce de riziklandığımız
şeydir diyecekler Ve o rizk birbi-
rinin benzeri olarak verilecek. On-
lara (erkeklere ve kadınlara) cen-
nette tertemiz eşler vardır. Ve onlar
cennette ebedi kalıcıdırlar.
26- Şüphesiz Allah, sivrisinek ve
daha üstünü (küçüklükte daha
küçüğünü) misal getirmekten çe-
kinmez. Iman edenler bunun
Rableinden bir gerçek olduğunu bilirler. Käfirler ise; "Allah bu misalle neyi kastediyor" der-
ler. Allah bu misalle bir çoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete kavuşturur. O misalle
fasıklardan başkasını saptırmaz
27-O fasıklar ki, Allah'a verdikleri sözü onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın birleştinime
sini istediği şeyi keserler ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. Zarara uğrayanlar işte onlardır.
28- Allah'ı nasıl inkâr edersiniz? Siz ölü idiniz O diritti. Sonra sizi O öldürecek, sonra sizi
(ahirette) yine O diriltecek, sonra da Ona döndürüleceksiniz.
29. O Allah ki, yeryüzünde olanların tamamını sizin için yaratan, sonra göğe yönelip yedi
kat sema olarak donatan Odur. O her şeyi bilir.
Sûre 2/ Bakara
YanıtlaSilSavia 6
den size bir hidayet gelir de kim Be- nim hidayetime uyarsa, artik onlara korku yoktur, onlar mahzun da d-
39. Küfre saplanan ve âyetlerimiz yalanlayanlar ise ateşin yaranıdırlar ve orada ebedi kalıcıdırlar. 40- Ey İsrail oğulları, size bağışladı
قلنا الطوايتها جميعًا فَ مَا يَا ابْنَكُمْ مِنَى هُدًى مَنْ تَعَ مُدَارَ
ابا يا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ يا نجارا
وَايَايَ فَارْهَبُونِ وَآمِنُوا بِمَا أَنزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ
وَلَا تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرِيهِ وَلَا تَشْتَرَ وَايَا يَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَايَّاي
فَانتُونِي وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقِّ بِالْبَاطِلِ وَتَكُتُمُوا الْحَقِّ وَانْتُمْ
تعلمون وَاقِيمُوا الصَّلوةَ وَاتُوا الزَّكُوةَ وَارْكَمُوانَ
ال العين ننا مُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ أَنْفُسَكُمْ وَأَنتُمْ
تَلُونَ الْكِتَابَ فَلَا تَعْقِلُونَ وَاسْتَعِينُوا بِالصَّيْرِ
وَالصَّلوةِ وَإِنَّهَا الكَبِيرَةِ الَّا عَلَى الخَاشِعِينَ وَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ
أَنَّهُمْ مُلَا مُوارَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ يَا خَائِرَ الَ ذكر واني الى انمَتُ عَلَيْكُمْ وَإِنِّي فَضَلْتُكُمْ عَلى العامين وَاتَّقُوا يَوْمَا لَا تَجْرِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا وَلَا يُؤْخَدُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ) bui kitap da okuyorsunuz naabır ve namazla (
harema 42-Hakkı batıla kanıştımp da bile bile 43. Namazı dosdoğru kılm, zekâb verin ve ruku edenlerle beraber
شفَاعَةٌ bedel alınmaz ve onlara yardım da yapılmaz.
rine getirin ki, Ben de ahdinizi yerine gelireyim ve ancak Benden korkun. 41- Beraberinizde ki (Tevrat)) doğ rulayıcı olarak indirdiğime (Kurania) iman edin. O'nu (Kur'an) inkâr edenlerin ilki siz olmayın ve Benim Syetlerimi az bir para karşılığında sat- mayın ve ancak Benden
sakının.
ruku' edin.
z insanlara iyiliği emreder de
kendinizi unutuyor musunuz? Hal- almayacak mısınmamı isteyiniz. Muhakkak bu (namez), huşu sahibi in Size verdiğim Ovle bir günden
44- Siz
. Hâlâ aklınızı başınıza Allah'tan) yardım
sanlardan başkasına ağır gelir. Onlar (husu sahibi olanlar) gerçekten Rablerine kavuşacaklarını ve ona döneceklerini bilirler.
korkun ki, o günde kimse bir diğeri adına bir şey ödeyemez. Kimseden zinsiz) şefaat kabul olunmaz, ondan
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
360 1 Hacer-i Esved'e cahiliyet zamanı adamlarının manevi pislikleri bulaşmasaydı, ona dokunup da iyi olmıyan dertli kalmazdı. (Yeryüzünde yegane Cennet eşyasıdır.) Hz. İbni Amr (ra)
360 2 Bu parçaların başına bir ümmet olsaydı, hepsini tamamlamayı emrederdim. Koyu siyah kişileri öldürün. Hiç bir beyt ehli yok ki, evde köpek bağlasın da her gün sevabından bir kıratın eksilmesinin. Ancak av ve bekçi veya koyun köpekleri hariç. Hz. Abdullah İbni Makil (ra)
360 3 Köpekler, ümmetlerden bir ümmet biriktirir, onu siyah olanını öldürmeyi emrederdim. Lakin özelliklerinden siyah olup da gözünün üstünde çukurluk olanı öldürün. Zira onlar, cinlerin lanetlenmiş olanlarındandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
360 4 Adil hakime, kıyamet günü öyle bir sıra gelir ki: "Keşke iki adam arasındaki bir hurma davasını dahi görmeseydim." diye temennide bulunur. Hz. Âişe (r.anha)
360 5 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, kalpleri acem kalbi olacaklar. Denildi ki: "Acem kalbi nedir?" Buyurdu ki: "Kalblerinde dünya muhabbeti, adetleri bedevi adeti gibi. Kendilerine rızık verilmiş mi hayvanlarını çoğaltır, gazayı zarar adder ve zekatı cereme sayarlar. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
360 6 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, gökten yere bir taş düşse, ya bir facire kadına veya bir münafıka rastlayacak. Hz. Enes (ra)
360 7 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, adamın malı nereden alındığına ehemmiyet vermiyecek. Helal den mi haramdan mı? Hz. Ebû Hüreyre (ra)
360 8 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, yetiştirilen riba yemiyen hiç kimse kalmayacak. Yemese bile hiç olmazsa kendisine toz isabet ettirecek. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
360 9 İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların şef önderleri hakim olacak. Şerlilerini bir geçirecekler. Onlar da elbette hayırlıların sevgisini izhar edecekler. Namaz vaktinden sonra bırakacaklar. Kim bu zamana yetişirse reis olmasın. Memur olmasın. Vergi memuru olmanın. Maliyeci de olmasın. Hz. Ebû Said (ra)
360 10 Kıyamet günü adam ailesinin elini elinde bulunduran, isteyen ki Cennete götürün. Ateş elleri kesecek ve nida olacak ki: "Âziz ve Celil olan Allah ona müşrike Cenneti haram kılmıştır." Bunun üzerine o , yine vereceği ki: "Yarabbi babasıdır. Yarabbi babasıdır. Yarabbi babasıdır." Onun üzerine babası çirkin bir suret ve kokmuş bir hale gelecek de artık o da babasına sahip olmayacak. Hz. Ebû Said (ra
IBÅDET VE PEYGAMBERİMİZİN NAFİLE İBADETLERİ
YanıtlaSilThadet ve Hikmetleri:
İbadet. Mükelleflerin (Erginlik çağına eren akıl sahibi insanla nefslerinin arzu ve temayüllerine muhalefetle Rab'larına tazim yapmış oldukları (1), yapılması Sevab olan ve Allah'a yakınlık de eden Hususi täatlarıdır.
That'ın aslı: Vera'dır.
Verk'ın aslı Takvådır.
Takvä'nın aslı Nefs muhasebesidir.
Nefs muhasebesinin aslı Allah'ın azabından sakınmak, nimetini
maktır (2)
On şey nefse gerekli görülmeyince, Vera' tamamlanmaz:
1. Dil, gıybetten korunmak,
2 Kötü sandan sakınmak,
3 Halkla alay etmekten geri durmak,
4. Haramiara bakmamak,
5. Doğru sözlü olmak,
Iman nimetinden dolayı yüce Allah'a minnetdar olmak ve indi kendinį beğenmemek,
7. Malı, hak yolunda harcamak ve batıl yollarda harcamamak, & Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak, 9. Beş vakit namazı vakitlerine, rüků ve secdelerine dikkat ve riyet ederek korumak,
10. Sünnet ve cemaat üzere istikamet etmek. Ebů Músa'l'Eş'ariden rivayet edildiğine göre:
Her şey için bir hadd vardır. Islam'ın hudûdu da Vera', Tevâzu, Sabr ve Şükürdür.
Vera İşlerin kıyam ve sebâtına,
Sabr Cehennem ateşinden kurtuluşa, Şükür de: Cennet'e nail olmağa sebebtir.
Hasari'ul'Basri, Mekke'de, Hz. Ali'nin Oğullarından, arkasını Ka- e dayayıp halka va'z eden bir Genç'e «Din'in sebat ve kıyamına
shep olan şey nedir?» diye sordu.
Seyyid Serlf-Tarifat s. 97 rambl Erridye s. 52-53
İSLÂM TARİHİ
YanıtlaSilHz. MUHAMMED (A.S.) ve İSLÂMİYET
MEDİNE DEVRİ 11
Yazan:
M. ASIM KÖKSAL
(Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dinl Eserleri İnceleme Kurulu Asa Muavinliğinden emekli)
MISVAK
Neşriyat ve Dağıtım Işlatmaal
Açık destek verir mi?
YanıtlaSilTürkiye sessiz kalamaz.
Türkiye ile sıcak çatışma yaşanır mı?
Bu soruların yanıtı önemli.
ACİL YAPILMASI GEREKEN
Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Türkiye’ye tehditten söz etti.
İsrail doğrudan ülkemize saldıramaz.
Aparatlarını kullanacak.
Fırat’ın doğusu…
Rum Kesimi’ndeki hareketlilik…
İçeride terörün tırmandırılması…
Uluslararası mafyalaşmış finans kuruluşlarının baskıları…
Öne çıkan gelişmeler bunlar.
ABD, İsrail, PKK/PYD, FETÖ ittifakı var.
Buna bazı Avrupa ülkeleri de ekleniyor.
Bu duruma göre konumlanmak şart.
“Denge politikası” geçersiz.
Bölgesel ittifak acil ihtiyaç.
Aksi halde yarın çok geç olabilir.
305
YanıtlaSilBİR AYET
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (Isrů, 17/36)
KÜLTÜREL YOZLAŞMA VE İNANÇ KRİZLERİ
Seküler hayat, insanlığı ve bilhassa gençleri zihnen, kalben ve bedenen meşgul edecek çok fazla seçenek sunmaktadır. İnsanlar arasında, ruhlarını okşayan bu sunumları elinin tersiyle itebilecek pek az kişi vardır. Bilhassa sosyal medya, geniş bir dünya resminin sınırsız zenginliğini, baş döndüren bir özgürlük ilkesiyle servis ederken insanlar da bu rüzgâra kapılıp gitmektedir. Fakat ulaşılan nokta sınırları belli daracık bir alan, bir avuca sığan renkli bir ekrandan başka bir şey değildir. Bu dar alanda sıkışıp kalan birey kendi arafına kapanmıştır. Üstüne bir de sosyal medya kanalıyla yayılan bilgi kirlilikleri eklenince kültürel yozlaşmanın yanında inanç krizleri de baş göstermiş, özellikle gençler ciddi anlamda sosyal medyanın tesiri altında kalmıştır. Bizlere düşen, gençlerimize ve akabinde tüm insanımıza yüreklerinde kök salacak, çiçek açıp meyve verecek bir iman aşılamak, kültürel yozlaşmanın önüne geçerek onları sahih dinî bilgi ile buluşturmaktır.
والعين" الديلمي عن عبد الله بن جراد) 2747. Nazar ve nefes neredeyse kaderi geçecekti. Onun için Allah'a sığının, hem nefesten hem de gözden (nazardan).
YanıtlaSil٢٧٤٨ - الْعَيْنُ حَقٌّ (خ) م ده حم عن أبي هريرة ، عن عامر بن ربيعة) 2748. Göz (nazar) haktır.
٢٧٤٩ - الْعَيْن تُدْخِلُ الرَّجُلَ الْقَبْرَ وَالْجَمَلَ الْقدْر (عد حل خط عن جابر)
2749- Göz, insanı kabre, deveyi de kazana sokar.
٢٧٥٠ - العينان دليلان والأَذْنَانِ قِمْعَانٌ وَاللَّسَانُ تَرْجُمَانَ وَالْيَدَانِ جناحان وَالْكَبَدُ رَحْمَةٌ وَالطَّحَالُ ضَحَكَ وَالرَّيَّةُ نَفَسٌ وَالْكِلْيَتَان مَكْر وَالْقَلْبُ مَلِكٌ فَإِذَا صَلَحَ الْمَلِكُ صَلَحَتْ رَعِيَّتُهُ وَإِذَا فَسَدَ الْمَلِكُ فَسَدَتْ
رعيته (ابو الشيخ في العظمة وابو نعيم في الطب عن أبي سعيد وسده والحكيم عن عائشة) 2750- Gözler delildir, iki kulak haber aracıdır. Lisan ise tercümandır. İki el iki kanattır. Ciğer rahmettir. Dalak sevincin, akciğer nefesin, iki böbrek hilenin yeridir. Kalp ise hükümdardır. Hukümdar iyi olursa halk da iyi olur, hükümdar bozuk olursa halk da bozuk olur.
- العينان تزنيان وَالْيَدَانِ تَرْنيَانِ وَالرَّجُلانِ تَرْتَيَانِ وَالْفَرْجُ يَرْني یزنی ٢٧٥١
رحم طب عن ابن مسعود)
2751- İki göz zına yapar, iki el zina yapar, iki ayak zina yapar, ferç de (tenasül uzvu) zina yapar.
٢٧٥٢ - الْعُدُو وَالرَّوَاحُ فِى تَعْلِيمِ الْعِلْمِ أَفْضَلُ عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الْجِهَادِ فِى
سبيل الله (ابو مسعود وابن النجار عن ابن عباس)
2752. İlim öğrenmek için gidip gelmek, Allah katında, Allah yolunda cihaddan efdaldir.
٢٧٥٣ - الْغَازِي فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْحَاجُ إِلَى بَيْتِ اللَّهِ وَالْمُعْتَمِرُ وَقْدُ اللَّهِ عَزَّ
4595- Dediklerimi siz onlardan (Bedir'de ölen müşrikler- den) daha iyi duyamazsınız. Ne var ki, onlar azaptan ötüşrikler bir cevap vermeye muktedir olamıyorlar.
YanıtlaSil٤٥٩٦ - مَا أَنتُمْ بِجُزء من مائة ألف جُزْء ممن يرد على الحوض (ط) حمد ع
طب ك ض عن زيد بن ارقم) 4596- Siz ey ashabım! Havzın kenarında yanıma gele- ceklerin yüz bin parçasından bir parça bile değilsiniz.
٤٥٩٧ - مَا أَنْتُمْ إِذَا مَرَجَ الدِّينُ وَسُفِكَ الدَّمُ وَظَهَرَتْ الزِنْيَةُ وَشُرَفَ الْبُنْيَانُ
وَاخْتَلَفَ الْإِخْوَانُ وَحُرِقَ الْبَيْتُ الْعَتِيقُ (طب عن ميمونة)
4597- Dine önem verilmediği, kan akıtıldığı, zina zahir olduğu, güzel yapılar inşa edildiği, kardeşler anlaşmazlığa düştü- ğü, Beyt-i Atik (Kâbe) yandığı zaman, sizin haliniz nice olacaktır!
٤٥٩٨ - مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى آيَةً اَرْخَى مِنْ قَوْلِهِ وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ
فَتَرْضَى فَذَخَرْتُهَا لِأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَمَةِ الديلمي عن على)
4598- Allah bana: "Ve le sevfe yu'tıyke rabbüke fe ter- da" (Gerçekten Rabbin sana şefaat makamını verecek de hoşnut olacaksın.) ayetinden daha ümit verici bir ayet indirmemiştir. Onu (şefaatımı) ümmetim için kıyamete sakladım.
٤٥٩٩ - مَا أَنْعَمَ اللهُ عَلَى عَبْدٍ مِنْ نِعْمَةٍ فَقَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ إِلَّا أَدَّى شُكْرَهَا
فَإِنْ قَالَهَا الثَّانِيَةَ جَدِيدًا لَهُ ثَوَابُهَا فَإِنْ قَالَهَا الثَّالِثَةَ غَفَرَ اللَّهَ لَهُ ذُنُوبَهُ (ك هب
وتعقب عن جابر)
4599- Allah kuluna bir nimet verdiği zaman, kul: "EΙ- hamdü lillah" derse, şükrünü eda etmiş olur. İkinci defa derse sevabı yenilenir, üçüncü defa derse Allah günahlarını affeder.
٤٦٠٠ - مَا أَنْعَمَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى عَبْدٍ نِعْمَةً فَحَمِدَ اللَّهَ عَلَيْهَا إِلاَّ كَانَ
1091
126
YanıtlaSilŞERH-1 DELAİLÜ'L- HAYRAT VE ŞEVÄRIKI'L - ENVĀR
NEZİRÜN
51 Allahümme salli ve sellim ala menismühü NEZİRÜN (S. A.V.)
Açıklama:
Kur'ân-ı Azimüşşan'da:
يا أَيُّهَا النَّبِي أَنا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا.
«Yâ eyyühen nebiyyü innå erselnåke şahiden ve mübeşşiren ve nezirâ - Ey peygamber! Seni bir şahit ve bir müjdeci, bir korkutucu olarak gönderdik.» (Ahzab sûresi, âyet: 45) âyet-i kerîmesinde ve başka başka âyetlerde Resûl-i Ekrem Hazretlerine NEZİR denilmiştir. NEZİR, korkutucu mânasınadır. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) ümmetin- den Hak Teâlâ Hazretlerinin yüce emrini terkedenleri, Allah'ın neh- yettiklerini işleyenler ve günahkârlık üzerine tevbe ve istiğfar etme- yenleri azap ve ceza ile korkutucu olduğundan ism-i pâkine NEZİ- RÜN denilmiştir.
MÜNZİRÜN
52 Allahümme salli ve sellim alâ menismühü MÜNZİRÜN (S.A.V.)
Açıklama:
MÜNZİR, Peygamber (S.A.V.) in ümmetinden åsi ve fâsık olan- larının kalbine korku getirici mânâsındadır.
NÜRÜN
53 Allahümme salli ve sellim alà menismühü NÜRÜN (S.A.V.)
Açıklama:
Mübeccel Resûlümüz ve Mufaddal Nebimiz (S.A.V.) Hazretleri- nin mübarek vücutlarının kendisi nur olup bütün yaratıkların nuru onun nurundan olduğu için mübarek isimlerine NÜRÜN denildi. Ne-
KARA DAVUD EFENDİ ŞERHİ
YanıtlaSil127
tekim Hak Celle ve Ala Hazretleri Kelâm-ı Kadiminde kendisi hak- kında:
قَدْ جَاءَ كُمْ مِنَ اللَّهِ وَنُورُ
«Kadcâeküm minallahi nûrün (Maide sûresi, âyet: 15) diye buyurdu. Allah tarafından bir nur geldi.>>>>
Bilinmeli ki, Alemlerin Serveri, Adem oğullarının övüncü (S.A. V.) Hazretlerinin nûrâniyetini ve nedenini bilmekle onun yüce şanı ve rütbesinin yüceliği, makamının ululuğu öğrenilirse ona intisaba şevk duyulur. Sünnet-i şerifesine ve yüce şeriatine tamamile uyuldu- ğundan, her an salât ve selâm ile tâzim ve tekrimde dünya ve âhiret saadeti ve yücelik menziline vâsıl olma vardır. Bunu bilmek Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Hazretlerinin rûhanî ve cismanî doğuşunu bilmeğe muhtaçtır.
HAZRETİ MUHAMMED (S.A.V.) İN RUHÂNİ DOĞUŞU
Ruhânî doğuşu şöyledir. Resûl-i Ekrem Hazretleri:
Mâ Halakallahü nûrî. Yâni, Hak Celle ve Ala Hazretleri bü- tün yarattıklarından önce benim nurumu yarattı! diye ümmetine ha- ber verdiler. Ve hem de kibar ashabdan Câbir bin Abdullah-il Ensârî (R. Anh) Hazretlerinden şöyle rivâyet edildi:
Ben Resûl-i Ekrem Hazretlerine dedim ki: «Yâ Resûlallah! Anam, babam sana feda olsun. Bana haber ver: Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri bütün varlıklardan önce ne şeyi yarattı? O da saa- detle şöyle buyurdular:
Gerçek ki, Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri bütün yaratık- lardan önce senin Peygamberinin nurunu, kendi nurundan yarattı. O nur, Allah'ın takdir ettiği mekânda durdu. O vakit henüz yaratık- lardan hiçbir şey yoktu. Ne Levh-i Mahfuz, ne kalem, ne Cennet, ne Cehennem, ne ulu melâike, ne gökyüzü, ne arz, ne güneş, ne ay, ne ins, ne cin, hiçbir şey halk olunmamıştı. Vakta ki Hak Celle ve Alâ yaratıklarını halk etmek murad ettiği zaman o nuru dört kısım etti. Birincisinden Kalem'i yarattı. İkinci bölüğünden Levh'i, üçüncü bö- lüğünden yüce Arş'ı yarattı.
Haberde bildirilmiştir ki Hak Sübhanehu ve Teâlâ Levh-i ve Ka- lem'i yarattı. Kalem'in yüz boğumu vardı. Her boğumdan öteki boğu- muna kadar ellişer yıllık yoldu. Hak Teâlâ o Kalem'e:
128
YanıtlaSilSERH-1 DELAILÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKİ'L-ENVAR
Levh'in üstüne yaz! diye ferman buyurdu. Kalem:
Yarabbi, ne yazayım? dedi. Hak Celle ve Ala Hazretleri: Yarabbe, Illallah Muhammedün
Resûlullah, yaz! diye ferman etti. Kalem: Muhammed ismi ne güzel, ne yüce isimdir ki onu ism-i Ce- lálinize yakın
zikrettiniz! Bu hangi mübarek varlığın ismidir? diye sordu. Hak Sübhanehu ve Teâlâ: Ey Kalem! diye hitap etti. Edeb ile yaz. O isim benim Habi- bimin ismidir ki Arş'ı, Levh'i ve ey Kalem seni dahi onun nurundan
yarattım. Eğer o olmasaydı hiçbir mahlûku yaratmazdım! Kalem, Allah'ın heybetinden çatlayıp yarıldı. Kalemin dile gelen o yeri kesildi. Şimdi kalem yarılıp kesilmedikçe yazı yazılmaz.
Ey mü'minler bu size bir işaret olmalıdır. O Resûle, ümmetinden tâzim ve tekrimde kusur etmeyip sünnet-i seniyesini yerine getirmek- te edebe uymamaktan kaçınmalıdırlar.
Sonra yine kaleme ferman oldu ki:
Yine yaz!.
Kalem:
Yarabbi, ne yazayım? dedi. Hak Sübhanehu ve Teâlâ:
Kıyamet'e kadar olacakları yaz! dedi. Kalem:
Yarabbi, ne şeyi yazarak başlayayım? Hak Celle ve Alâ:
الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim ile başla! diye emretti. Kalem de Levh'in üstüne Bismillahirrahmanirrahim'i tâzim ve yedi yüz yılda tamamladı. Yazı tamam olunca, Hak Sübhanehu ve Teâlâ dedi ki:
Yà Kalem! Benim bu üç ismim ki biri ism-i Celâlim, biri
Rahmanlığım, biri de Rahim olmamdır. Onları tâzim ile yedi yüz yıl-
da yazdın. Ben bu mübarek kelimeyi habibim Muhammed'in ümmet-
lerine ihsan etsem gerektir. Celâlime kasem ederim ki o ümmetten bir
kul, veya bir cariye hulûs ile: Bismillahirrahmanirrahim! dese ben o kulumun veya o cari- yenin iyilikler defterine yedi yüz sevap yazdırıp seyyiat defterinden yedi yüz günahını bağışlarım.
Yüce Allah o nurun dördüncü kısmını yine dört kısma ayırdı.
Birincisinden Hameletil Arş'i yarattı. İkincisinden Kürsî'yi, üçüncü
ŞERHİ DELAİLÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKI'L ENVAR
YanıtlaSilقراداود
KARA DAVUD
Delâil-i Hayrât Şerhi
Delail-i Hayrat Yazarı:
ABDULLAH MUHAMMED BİN SÜLEYMÁN CEZÚLÍ
Şerheden:
MUHAMMED KARA DAVUD EFENDİ (İzmitî)
Bugünkü Dile Çeviren:
M. FARUK GÜRTUNCA
HUZUR YAYIN-DAĞITIM
PAZARLAMA TİCARET LTD. ŞTİ.
Çatalçeşme Sok. Yücer Han. No: 38/1-2
Tel & Fax: (0212) 513 50 57-513 01 71
Cağaloğlu-İSTANBUL
www.huzuryayinevi.com.tr
SERH-1 DELAİLÜ'L-HAYRAT VE SEVÄRIKI'L ENVAR
YanıtlaSil130
Yedinci hicab, MENZİLET perdesidir ki o ruh Yüce Hüda Hazret
lerini:
Sübhane men hüve halikun nûr! diye altı bin yıl tesbih etti. Sekizinci hicab, HİDAYET perdesiydi ki o yüce ruh orada; Allahü
Azimüşşan Hazretlerini: ledi. Sübhane men lem vezel ve lâ yezal; diye beşbin yıl tesbih ey
Dokuzuncu hicab, NÜBÜVVET perdesiydi ki, orada Cenab-ı Hak- ka o ruh: Sübhane men teferrede bil kudreti
vel bekai, diye dört bin yıl tesbih eyledi. Onuncu hicab, RIF'AT perdesi idi ki, orada Hazret-i Allah'ı, Va- cibül Vücud Hazretlerini o mükerrem ruh:
Sübhâne zil arşı ammâ yesıfûn, diye üç bin yıl tesbih eyledi. On birinci hicab, NUR perdesi idi ki, orada o yüce ruh Cenâb-1
Kibriyâyı: Sübhane Rabbiyel azîm! diye Hak Teâlâ'ya bin yıl tesbih ey- ledi.
On ikinci hicab, ŞEFAAT perdesiydi ki o Habibin ruhu: Sübhâne Rabbiyel azim! diye Hak Teâlâ'ya bin yıl tesbihte bulundu.
Bundan sonra, Hak Celle ve Ala Hazretleri bir ağaç yarattı. Adı- na Şecere-yi Yakin denir. O ağacın dört dalı vardır. O mübarek ruh o ağacın üstüne konuldu. O latif ruh, orada Allahü Zülcelâl vel İkram'ı kırk bin yıl türlü tesbihlerle zikreyledi. Sonra Hak Celle ve Ala Haz- retleri, Habibi, o sevgili ruhun karşısına bir ayna yarattı:
Bu aynaya bak, diye buyrukta bulundu. O lâtif ruh, aynaya bakınca kendisini çok güzel, son derece güzel gördü. Allaha şükür secdesine vardı. Beş secdede bulundu. Her secdesinde yüz yıl durdu:
Sübhânel alimillezi lâ yechel, sübhânel halîmillezî lâ ya'cel. Sübhanel cevâdillezî lâ yencel! diye tesbihte bulundu. Böylece varlık dünyasına teşrif ettiklerinde de ümmetine de her secdesi karşılığında bir vakit namaz ferman buyuruldu. Ve beş vakit namazla rahmetler ihsan olunarak ümmeti şereflendirildi.
Bundan sonra Hak Celle ve Alâ, nurdan zincir ile o ağaçta kır- mızı yakuttan bir kandil yarattı. O nuru kandilin içine koydu: - Benim Esmâ-yı Hüsnâmı zikret! diye emirde bulundu. (1)
(1) Esmâ-yı Hüsna: Cenab-ı Hakkın yüce ve en güzel isimleri.
Gökte Ömer (r.a.)'ı ağırlamayan bir melek ve yerde de ondan kaçmayan şeytan yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 377 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Bir kul muhlis olarak "Lâ ilâhe illallah" derse, gök kapıları onun için Arşa kadar açılır, kebairden kaçındıkça.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 377 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Bir kul ihlas ile "Lâ ilâhe illallah" derse, bu tevhid hailsiz olarak göğe çıkar ve Allah'a erişir ve Allah mutlaka bu gibi kimselere rahmet nazarı ile bakar. Bir Muhavvide Rahmetle bakması da Allah üzerine haktır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 377 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
ILK DONEM SÜFİLERİNİN HAYATI ve HAL TERCÜMELERI
YanıtlaSil151
Abdullah b. Münāzil demiştir ki: "Farzlardan birini zayi eden kim- seyi yüce Allah sünnetleri zayi etme belâsına düşürür. Sünnetlere önem vermeyen kimsenin de bid'atlara düşmesi yakındır."
Şu söz de onun:
"Vakitlerinin en faziletlisi, senin nefsinin vesvesesinden emin ol- duğun ve insanların da senin kötü düşüncelerinden kurtulduğu vakittir."
57. EBÛ ALİ-İ SEKAFI (8. 328/939) 173
İlk dönemin zahid süfīlerinden biri de Ebû Ali Muhammed b. Ab- dülvehhäb-ı Sekafi'dir (rah).
Vaktinin imamı idi. Ebû Hafs Haddad ve Hamdûn Kassår ile soh- bet etmiştir. Nişābur'da tasavvuf onunla yayılmıştır. 328 (939) yılında vefat etmiştir
Ebû Ali-i Sekafi demiştir ki: "Bir adam bütün İlimleri toplasa, bü-
tün insan grupları ile beraber bulunsa, kâmil bir şeyhin veya bir terbi-
ye rehberinin veyahut edep öğreten samimi bir kimsenin terbiyesinde nefsini islah etmeden ulu äriflerin ulaştığı makama ulaşamaz. Kendisi- ne amellerindeki kusurlarını ve nefsinin çirkin sıfatlarını gösteren bir üstattan edep almayan kimseye, amellerin ıslahı (mânevi terbiye) ko- nusunda uymak caiz değildir."
Ebû Ali-i Sekafi demiştir ki: "Bu ümmete öyle bir zaman gelir ki, o zamanda bir müminin bir münafığa sırtını dayamadan geçimini güzel
yapması mümkün olmaz."
Şu söz de onun: "Yazıklar olsun şu dünyaya ki, gelince bir sürü meşguliyetle gelir; gidince bir sürü hasretle gider. Akıllı kimse, gelişi bir meşguliyet, gidişi bir hasret olan bu dünyaya güvenip dayanmaz "
Hayatı ve hal tercümesi için bk. Tabakatü's-Süfiyye, s. 361, Tabakatü'ş-Şa'rānī, 1/107; Şezerâtü'z-Zeheb, 2/315; Mir'âtü'l-Cinan, 2/290, Siyeru A'lâmi'n-Nübelä, 15/280; el-Kevākibü'd-Dürriyye, 2/153; Nefehätü'l-Uns, s. 249; el-Ensåb, 3/135; Tabakatü'l-Evliya, s. 298; el-Vafi bil-Vefeyât, 4/75, Sübki, Tabakatü'ş-Şafiiyye,
3/192; Tezkiretü'l-Evliya, s. 413, Evliyalar Ansiklopedisi, 5/103
Ameller, Allahın indinde yedi türlüdür: iki amel vardır ki karşılığını vacib kılar. Diğer iki amel misli misline, bir amel on misli, bir amel yedi yüz misli kazandırır. Bir amel de vardır ki sevabını Allahdan başkası bilmez. Vacib kılan iki amele gelince, bir kimse ki, Allaha halisane ibadet eder ve Ona hiç bir şeyi şerik koşmadan kavuşursa, ona Cennet vacib olur. Bir kimse de, Allaha şirk koşarak mülaki olur ise, ona da Cehennem vacib olur. Bir kimse ki bir kötülük işler, misli ile cezalanır. (Ve iyiliğe niyet eder, yapamazsa, yine bir misli sevab alır) Bir kimes de bir iyilik işlerse on misli ile mükafatlanır. Ve bir kimse malını Allah yolunda infak ederse, nafakası, dirhemi yedi yüz dirhem, dinarı da yedi yüz dinar olacak şekilde katlanır. Oruç ise Allahu Teala içindir ki onu işliyenin sevabını Allah'dan başka kimse bilmez.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.a.)
Sayfa: 190 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Nafakada iktisad (harcayışta itidal) geçim ilminin yarısıdır.. Halk ile muhabbetli geçinmek, aklın yarısıdır. Ve sormasını bilmek te ilmin yarısıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 190 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Yûnus Sûresi, 109 âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 98. âyette Hz. Yûnus'un kavminden bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir.
YanıtlaSilMekke halkı, Allah'ın insandan bir peygamber göndereceğine, özellikle kendi içlerinden bir adamın peygamber olabileceğine inanamıyorlar ve "Allah, Ebû Tâlib'in yetimi Muhammed'den başka bir peygamber bulamadı mı?" diyorlardı. Hiç olmazsa hatırı sayılır, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasını daha uygun görüyorlardı. İşte bunun üzerine bu sûre inmiştir.
Rahul Beyon
YanıtlaSilCus: 11
MUKADDİME
ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
O Allah; Kur'an'ı hakikat suyuna varış ve oradan ka-
Rahman Hamd; Kur'an'ı, bir öğüt ve kalblerde bulunan hastalık- lara bir şifa olarak indiren Allah'adır.
narak dönüş için tatlı bir kaynak yapmıştır. Hak Teâlâ onu cem', tenzih ve nûn makamından ortaya çıkarmıştır. Kur'an'ı hem zahir ve hem bâtın ehli için bir huccet kılmıştır. Önceki milletlerin ve sonra gelecek olanların bilgilerini onda toplamıştır. "Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir ki- taptadır." (el-En'am, 6/89)
Salât ve selâm, Allah'ın Kur'an'ı vücûb, emr ve şe'n lev- hinden kendisine vahyettiği Efendimiz Muhammed (a.s.)'ın üzerine olsun ki Allah O'nun elinden selsebil ve rahîkı¹ an- dıran şeyler akıtmıştır. O'nun belāgati, çok konuşan hatip- leri susturmuştur. O, enfüs ve äfäktaki (iç ve dış dünyadaki) âyetleri, Melik (her şeyin sahibi, mâliki ve häkirni) ve Hallåk olan (çok yaratıcı, yaratma san'atı olan) Allah'ın murâdına göre açıklamıştır.
Yine salāt ve selâm, O'nun nûr fânûsundan aydınlanan, esrar denizinden avuç avuç içen, söz meydanlarında ârifâne
1. Selsebil, karışımı zencefil olan, rahik misk ise kokulu bir cennet içeceğidir (bkz. el-İnsan, 76/17- 18; el-Mutaffifin, 83/25-26).
10.
YanıtlaSilS sözleri, ailesi nin ve ashabının, zaman durdukça her devirde Kur'an ile
nillaklanan ve onların izinde gidenlerin üzerine olsun! Imdi günah ve hatasını itiraf eden, afv ve bağışı için
Rabbine seslenen, üzerine rahmet perdesinin çekilme için den ümitli olan, kendisine hidayet rehberinin gönderilmin den Rabb'ine yalvaran, hak yolunun kurbanı İsmail (a.s.) tsi için Racelveti tarikatından İsmail Hakkı - Allah onu ve dost adaşı korusun, rahmetten kovulmuş şeytandan muhafaza et san, hayatının sonuna kadar bugününü dününden daha ha yırlı kılsın, üzerine terakki elbisesini giydirsin ve onu Hakki makamıyla mes'üd eylesin- şöyle der:
Aslan bile olsa her kükreyen tefsir ilmiyle boğuşmaya gi remez. Hasedinden ölse bile her kumandan onun bayrağını taşıyamaz. Bu husus aklı körelmemiş kimseler için delil ge tirmeye gerek kalmayacak derecede ay ve güneş kadar açık- tır. Bu işin önemine rağmen ömür kısadır, kulda da kusur vardır. Daha emeline ulaşmadan kendisine kader oku isabet eden, yazma ve ifade etme konusunda kâmil nice maharetli ālim görürsün. Bu başına bir felaketin veya ecelin gelme- siyle yahut da zamanın çok uzayıp zaafiyet ârız olmasıyla olmuştur. Çünkü dünya âb-ı hayat bile olsa içene bulanık gelir, yaramaz. Hangi varlık vardır ki onun üzerine musibet örümcekleri ağını örmesin?! Hangi nimet vardır ki feläket onu bulandırmasın?! Heyhât!..
Ben, Rūhu'l-kudüs'ün nefesinden kalbime atıldığına; melekūt makamından ve üns hazretinden ilham edildiğine göre "Rühu'l-Beyân fi tefsîri'l-Kur'ân" diye isimlendirilen bu derleme eserin birinci cildini tamamlayınca, benden ön cekilerin yapmadığı şekilde kalemi durdurdum.
Ürküten, korkutan ve önemli bir meseleyi bana haber veren bir rüya gördüm. Bu rüyanın tâbirini ve maksadı nı düşünüp perdenin açılması için kalbime danıştım. Allah Teâlâ'nın zamanımı genişlettiği ve bu dileğim yerine gelene
9
YanıtlaSilRahu'l-Beyân
kadar ecelimi unutturduğu zahir oldu. Fakat esas gayeye göre daha mühim olmadığı için sınırı belli edilmedi, müb hem kaldı. Ancak yaşım kırkı geçmiş, saçlarım ağarmış ve ak saçlarım şakaklarımı kaplanış buldum. Yaşlılığın verdiği zăřiyetle kuvvet gevşemesinden azalarımın harab olduğu- nu gördüm. Vücudumdaki kuvvet güneşinin öğle vaktinden sonra batmaya yöneldiğini, düşüncenin Abbûd gibi dal- gınlaştığını ve kalbin iğne ile hatta şiş ile delindiğini fark ediyordum. Bu yüzden hokkaların yüzü örtüldü, kalemlerin sineleri yanıldı ve sayfalar sanki elemlerin måtemindeymiş gibi darma dağınık olup uçuştular.
Bunun üzerine bu girişi Hakk kapısının eşiğine, alnımı Müsebbibü'l-esbab olan Allah'a secde için toprağa koydum. Yöneliş dizginini O'nun yüce cenäbına çevirdim.
İkinci ve üçüncü ciltlerin tamamlanması için bana kuv- vet vermesi, zamanın feläket ve musibetlerini benden sav- ması, büyük de olsa bu gåyemi gerçekleştirinceye kadar beni harekete geçirmesi hususunda en hayırlı bir şefaatçi olur ümidiyle gözyaşı döktüm. Allah'ın fazl u keremi zaten büyüktür.
Benim bu derlemede ådetim tefsir vecihlerini çoğaltma-
mak, aksine åyetlerdeki düğümleri kolay bir şekilde çözmek- tir. Ama önceki büyük küçük tefsirlerin almadığı konuları ele aldım.
Söylenince öğüt ve ibret alanların kalblerinin sürür du yacağı eklemelere yer verdim. Bununla beraber uyarıcı bir ibret olması için, her mecliste fasih Farsça beyitlerden bir nebze ilave ettim.
Bir prensibim de kaynakların ibårelerini değiştirmemek- tir. Ancak sözlerin birbirine uyum sağlaması yahut da "Ha yır" veya "Niçin" denilebilecek yerler başka.
2. Abbüd, yattığı yerde bin hafta uyuduğu rivayet edilen ve Araplarca dalgırılığı ve uykusu ile mesel getirilen bir oduncunun ismidir. Mütercim Asım. Kamus Tercemesi okyanus, Il cilt, ilgili madde
10. Yûnus
YanıtlaSilAyet 1
10
Gönlüme doğan bazı düşüncelerime: "Fakir şöyle der:" diyerek işaret ettim. Bazılarını da anlatım arasında tim, ekledim.
derc et- Bu cilde başlama, Peygamberimiz'in hicretinin ikinci bin yılının ikinci onda birinin birinci onda birinin ikinci onda bi- yılımınanci yarısının ikinci altıda birinin üçüncü üçte birini ikinci onda birinde (22 Şaban 1102) oldu.
Hicretin sahibine milyonlarca selam olsun!
Birinci cildde olduğu gibi bu cilde başlamam benim hic. ret ve sığınak yerim olan korunmuş şehir Bursa'da olmuştur. Onun her tarafından, kendileriyle ünsiyet edilen kudsi ruhlar eksik olmasın.
Allah'ım, evvelki cildde³ beni bir çok hayra alıştırdığın gibi bu işi bana iyice kolaylaştır.
Bu kitabımı velilerinin yüzlerinin ağaracağı günde yüzü- mün ak olmasına vesile eyle.
Amel defterimin kara sayfalarını, peygamberlerinin en sevgilisi, habibin Muhammed (a.s.)'ın makamı hürmetine sil.
Ey Rabbim, hayatta olduğum müddetçe sabah akşam sana ettiğim duâ sâyesinde hiç bedbaht olmadım.
Büyük inâyetlerin için dünyada da âhirette de her türlü övgü ve senâ sanadır. "Onların dualarının sonu: "Alem- lerin Rabb'ına hamd olsun." demekten ibarettir." (Yūnus, 10/10).
Ismail Hakkı Bursevi. Rühu'l-Beyan'ı üç cild olarak tertip etmiştir. Onun tertibine göre Tevbe sûresinin sonunda tamamlanmakta. Yūnus sûresiyle 2. cild başlamaktadır. Genis Dr. Ali NAMLI tarafından yazılan bu tercümenin 1. cildinin başındaki makaleye bk.
Cüz: 11
YanıtlaSilRühu'l-Beyân
11
TUHAF MI GELDİ?
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الرَّ تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ ﴿١﴾ أَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا أَنْ أَوْحَيْنَا إِلَى رَجُلٍ مِنْهُمْ أَنْ أَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا أَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ قَالَ الْكَافِرُونَ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ مُبِينٌ (۲) قف
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
1. Elif lâm râ. İşte bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir.
2. İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve inananlara Rab'leri katında kendileri için (yüksek) bir doğru- luk derecesi olduğunu müjdele!" diye vahyetmemiz, insanlara tuhaf mı geldi? Kâfirler: "Bu, apaçık bir sihirbazdır." dediler.
"Elif lâm râ." Açık olan şu ki "Elif lâm râ" bu sürenin ismidir. Yâni, "Elif lâm rå, bu süredir." veya "Bu sûre, Elif lâm rå'dır." demek- tir. Yani bu sûre bu adla isimlendirilmiştir. Allah sürelere dilediği ismi verir. Ebüssuûd (r.h.) da bu görüşü tercih etmiş ve şöyle demiştir: "Böy-
10. Yūnus Süresi
YanıtlaSilAyet 1
le olan başlangıç ifadesi olmasından daha doğrudur. Çünkü sürenin bir bilgi henüz geçmemiştir. Şu halde sürenin muhatabın bilgisine bağlı olan konu başlığı yapılması değil bildi vilmesi uygun olur. Zikri geçmeden önce ona işaret edilmesi, zikredilmek relagu içindir. Onun için de hazır hükmünde olmuştur
Fakir (Bursevi) şöyle der: Bil ki harfler kelimelerin, kelimeler cüm ." meler åyetlerin, âyetler sürelerin, sûreler de Kur'an' in bo leridir O halde Kur'an sürelere, sûreler âyetlere, âyetler cümlelere cümleler kelimelere, kelimeler harflere, harfler de noktalara ayrılır. Tiplo demizlerin maklara, ırmakların kanallara, kanallardaki suların da damla- lara aynması gibi. Şu halde her şeyin aslı bir noktadır. Çokluk ancak o genişlemesinden ve tafsilatlanmasından doğmuştur ar
"Elf lam rd" ve benzerleri hakkında zahir ehlinin görüşü, bunla Eden okumak için olduğudur. Bu görüş zayıflıktan håli değilda Camko be hurtfi mukattanın sahih delaletleri vardır. Bunlar muhakik em bilgilerinin özünü teşkil eder. Öncekilerin ve sonrakilerin ilime rmin Hz. Peygamber (s.a.)'e verilmiş olduğu sabittir. 4
Adem ve İdris (a.s.)'in ilimlerinden birisi de harflerin ilmidir (ilm
huarif Ancak Hurüfiyye denilen fırka, işareti esas alıp ibâreyi terk et tkiem ve hakikatin elbisesi olan şeriata hürmeti zedeledikleri için yeni mardır. Nitekim lafız mânânın elbisesi, ibâre işaretin zarfı, vücûd da juhüdun aynasıdır. Bunların hepsi diğerine bağlıdır. Bunlardan sadece birisini alan, ilahi marifet däiresinin haricinde kalır.
O halde gerekleri ve hakikatleriyle bu harfler hakkındaki bilgi hadkatte Allah'a, Peygamber (a.s.)'a ve kâmil vârisleri olan âlimlere havale edilir. Bu väris alimlerden bazıları bu harflerin mânâlarını te vil chetine gitmiş ve "Hurûf-i mukattaadan olan her harf Allah Teâlâ'nın simlerinden bir isimden alınmıştır." demiştir.
Arapçada kelimenin bir kısmını zikretmekle yetinmek alışılagelmiş bar husustur. Bundan dolayı İbn Abbas (r.anhúma): "Elif lâm rå nin "Ben Allah'ım, görürüm." demektir." demiştir. Yine ondan Ef lam rd" nan Rahman in harflerinden olduğu, "Elif lâm rå", "Ha
BkMislim Seyam, 79
10. Yūnus Sûresi
YanıtlaSilAyet: 1-2
14 yemininin bozulaca bunun mümkün olmadığını bildirerek ğına fetvå verdiler. Bunun üzerine Imam Muhammed'in yanına vardı du. Onlar da Imam da:
"Ben senden bir içecek istediğimde işte sana bu meseleyi, bir de başka bir meseleyi öğretmek niyetindeydim. Ama şimdi artık meselenin önemin den dolayı onu sana ancak bin dinar aldıktan sonra öğretirim." dedi.
O da ona bin dinar verdi. İmam Muhammed:
"Kızına eğer bir mushaf verirsen, yeminini bozmamış ve yerine ge- tirmiş olursun." diye cevap verdi. Asrının âlimleri kendisine bunun nası olduğunu sordular. İmam da:
"Allah Teåla'nın: "Yaş kuru hiçbir şey yoktur ki apaçak bir kitapta bulunmasın." (e-En'am, 6/59) buyurduğunu söyleyerek cevap verdi. Bu cevap onlarca da kabul gördü.
İlim bir incidir, fakat kıymeti olduğu zaman iyidir Cehâlet öyle bir derttir ki dermanı yoktur
et-Te'vilât'da şöyle denilir: "Sana indirilen bu âyetler, ezelde sa na vaadettiğim, sana ve ümmetine miras olarak verdiğim "hikmetli Kitab'ın ayetleridir." O Kitap hakkında şöyle buyurmuşumdur: "Son- ra Kitâb'ı, kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik." (Fatır, 35/35)
Cenâb-ı Hak bu kitabı diğer kitaplardan hakîm olma özelliği ile ayır dı. Yani o, dînî hükümleri değiştirmek ve nesh etmek sûretiyle bütün kitaplara hükmeden, fakat hiçbir kitabın kendisine asla hükmedemediği bir kitaptır. Bu ümmeti de diğer ümmetlerden ayırıp seçerek özel kıldı. Onlara bu kitabı mîras bıraktı. Bu verâsetin mânâsı, bu Kitab'ın bu üm met içersinde baki kalması, birbirlerinden onu mîras olarak devralmalan ve kendisinin önceki kitapların tamamını nesh etmesi gibi onu hicbir kitabın nesh etmemesi demektir.
Cüz: 11
YanıtlaSilRühu'l-Beyân
17
Kimileri cehennem ateşiyle uyarılır, kimileri de nimetler yurdu olan cen- nette derecelerinin düşmesiyle uyarılır. Üçüncü bir kısım da kerim olan Rabb'in cemâlini müşâhededen perdelenme ateşiyle uyarılıp korkutulur.
Ayette uyarma müjdelemeden önce getirilmiştir. Çünkü, derece iti- bariyle gereksiz şeyleri izâle edip ortadan kaldırmak, gerekli şeyleri yap- maktan önce gelir. Öğüt ve müjde, nefis inkâr ve günahlarla kirlenmiş olduğu müddetçe fayda etmez. Çünkü evi güzel kokularla havalandır- mak, ancak oradaki pislikleri yok edip süpürdükten sonra olur.
Görmez misin ki bedenî hastalıkları tedaviye girişen doktor önce vücûdu pisliklerden temizlemekle işe başlar. Sonra takviye edici tedaviyi tatbik eder. Aynı şekilde kalb hastalıklarını tedavi edecek olan tabibin de evvela bozuk akideleri, düşük huyları, kalbi bulandıran çirkin amelleri temizlemekle işe başlaması gerekir. Bunlara kötü akıbetten korkutma şerbeti içirir. Helâk edici şeylerden onu arındırır, sonra tâatlerde takviye edecek şeylerle tedavi ederek sâlih amellerin güzel akıbetiyle müjdeler. Bundan dolayı peygamberliğin başında Allah Teâlâ, sadece inzârı; kor- kutma ve uyarmayı zikretmekle yetinerek şöyle buyurmuştur: "Ey elbi- sesine bürünen, kalk uyar!" (el-Müddessir, 74/1-2)
Ayetteki " قدمَ صِدْقٍ " ifadesi aslında "doğruluk ayağı" demektir.
Böyle isimlendirilmesi, bir şeyi vasıtasının/âletinin adıyla isimlendirmek
kabilindendir. Çünkü öne geçmek ve önde gelmek ayak ile olur. Ni-
tekim Arapça'da nimet de "el" diye isimlendirilir. Çünkü nimet el ile
verilir. Kadem'in sıdka; yani ayağın doğruluğa izâfesi, doğruluk ve onun
gerçekleşmesinde mübâlağa ifade etmesi için mevsûfun sıfatına izâfesi
kabilindendir. Sanki o sıfatın doğruluğu ve gerçekleşmesi ayaktan doğ-
maktadır. Sıfat açıklanmak istenince bu ancak mevsufunun açıklanması
ile mümkün olur.
İbn Abbas (r.anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Kademe sıdkın", Peygamberlerinin mü'minlere şefâati demektir. O kendilerini cennete götürecek imamları, rehberleridir. Mü'minler ise onun izinde ve peşindedir.
(Ya Rasûlallah!) Özür dileyen âsîlere şefâat ederim buyurdun İşte o kereme nail olmak için gönül günaha düştü
10. Yūnus Sûresi
YanıtlaSilAyet: 2
ifadede aslında onlann, Kaler hayret eden Mekke kafirleri Rasûlullah (s.a.) i göstere bırakan harikulāde bir takım işler gör bir sihirbazdır." dediler." Bu RaJ de kendilerini aciz winan trai vardır.
Blesin ki kafirleri, nefis Fir'avn'unun sihirbazları büyülemiştir. Bu sebeple hakdan kör, sağır ve dilsiz olmuşlardır. Artık onlar hakkı anla maz ve hakka çağırana tabi olmazlar. Nefis, baş olma sevgisi ve ilerleyip elme arzusu üzere yaratılmıştır. Onun için başkasının emri altına gir- mye van olmaz. Nefsi islah etmek ancak riyasetin zıddı olan ubüdiyyet; Hakika kulluk ve mürşide boyun eğmekle olur.
Mesnevi de şöyle denilir:
Tıpkı yükten kaçan katır gibi Başımı alır, dağları boylar!
Hayvanın sahibi ona der ki: "A sersem, başı dönmüş, Her tarafta eşek aulamak üzere sinmiş bir kurt var Kemiklerini şeker gibi ezer, ufalar...
Artık bir daha diriliği, hayatı göremezsin bile!
Kendine gel de sahipliğimden kaçma, yükün ağırlığından çekinme... Senin canın benimdir." diye ardına düşer, koşar durur! Sen de bir katırsın.. Çünkü nefsin gâlib
A kendisine tapan, hüküm gâlibindir. Mustafa, Hakk'ın imrahorudur
Ceļakar nefis katırlarına bakmak, yola getirmek için His belaların çoğu peygamberlere gelir
Çünkü ham kişileri yola getirmek, bir belâdır.
balas) haváriere: "Dâne nerede biter?" diye sordu. Onlar da Toprak ba dediler. Hz. İsa da: "Hikmet de kalbde biter." dedi. Toprak alçak gönüllülüğe işaret eder. Beşerin Efendisi (s.a.) in su hadisi de buna işaret eder: "Kim Allah için kırk sabah (gün) ihlas üzere olur
MV 43: Aclún, 1, 292
kabinden lisanına hikmet pınarları dökülür. "6
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
189 1 İslam zelûldür ve Zelûle mal olur. (Uyması kolaydır.) Hz. Enes (ra)
189 2 İslam artar, eksilmez. (Dahil olanlarla artar. Mürtedlerle eksilmez) Hz. Muaz (ra)
189 3 İslam çıplaktır. Giyimi haya, zineti vefa, mürüvveti ameli salih, diğer de verâdır. Her şeyin bir temeli vardır. Müslümanlığın temeli de ashabı ve Ehli Beytimi (Resulallaha nisbeti olanı) sevmektir. Hz. Hüseyin İbni Ali (ra)
189 4 İslam, Allah'a şirk etmeksizin, Ona ibadet etmenin, namazılığın, zekatı vermenin, orucu tutmanın, hacca gitmenin, emri bil-maruf ve nehy-i anilmünkerle emretmekliğin ve ehline selam vermeliğindir. Birini terketmek, İslamiyet'in sehiminden birini terketmek demektir. Kim onları bırakırsa, Müslümanlığın arkasını çevirmiş bir adam olur. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
189 5 İslam, ahlak güzelliğidir. (İslamın uyguladığı şeyler yapılırsa ahlak güzelleşir.) Hz. Ebû Said (ra)
189 6 İslam, aşıkare olan şeylerdir. İman da kalbdedir. Takva buradadır. Takva buradadır, organların göğsüne işaretler buyurdu. Hz. Enes (ra)
189 7 İslam bundan izzetlidir. (Müşriklerle dostluktan) İslamiyet üsttedir, bunun üstüne çıkılmaz. (Galibtir. Mağlub olmaz.) Hz. Aziz İbni Amr (ra)
189 8 İslamiyet on sehimden ibarettir. Kendisinde bir tanesi noksan olan kimse hüsrandadır: "La ilahe illallah (diye) şehadet etmek ki, bu millet (din)dir. İkincisi, namaz ki o fıtrattır. Üçüncüsü, Zekat ki o temizliktir. Dördüncüsü, oruç ki o kalkandır. Beşincisi, Hac ki o şeriattır, Cihad ki o Urve (sarılmak)dır.Emri bil-maruf ki o vefadır.Nehy-i anil münker ki o hüccettir. ismettir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
189 9 Şerliler, cumalardan sonra yüz elli senedir. Dünya ehlisinin hepsine hakim olmak. Onlarda Türklerdir.(Türklerden maksad: Çinliler ve tatarı kebirdir ki, sonunda dünya bunların üzerinde kalacakmış) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
189 10 Şerbetler beşlikten yapılır. Buğdaydan, Arpadan, hurmadan, kuru üzümden ve baldan. Bu şerbetlerden hangisi aklını mahmur ederse, o içkidir. Hz. Numan İbni Beşir (ra)
dağılacak,
YanıtlaSilHakikat telâkki olunan hayalin ömrü kısadır. Feveran eden efkâr-ı umûmiye ile, o aldatmalar ve mugalâtalar dağılacak ve hakikat meydana çıkacaktır inşaallah.
Tarihçe-i Hayat, s. 86
YanıtlaSilLOGATÇE:
adaletname-i Şeriat: Şeriatın mahkeme çağrı pusulası.
cerbeze: hakh haksız sözlerle hakikati gizle mok, aldatıcı kurnazhk.
efkarı umamiye: kamuoyu, umumun fikri.
igfal: yanıltma, gaflete düşürerek kandırma, aldatma.
ilcaat: gereklilik, işin gereği.
inbisat: genişleme, yayılma.
mugalata: yarıltıcı söz etme, safsata.
mürcif: fitne ve fesad için ortalığı karıştıran.
şematetli: kuru gürültülü, şamatah, tahavvül etmek: değişmek, dönüşmek.
tenevvil: çeşitlenme, çeşit çeşit olma.
tenkidati ukala: akılların tenkitleri.
tevessil: genişleme.
Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet, faizi yasakla- maktadır. Farklı mânâ arayışları ile bu ya- sağın arkasından dolaşmaya çalışmanın, İslâmî bir duruş ile bağdaştırılabilir bir ta- rafı yoktur. Bir kimse, ekonomik hayatını faize bulaşmadan devam ettiremeyeceği düşüncesine kapılırsa, o kişiyi bekleyen ilk tehlike itikadî basamaktadır. Çünkü kişi böyle yapmakla, özü itibariyle kötü ve çirkin olan bir uygulamanın kaçınılmaz ve vazgeçilmez olduğunu kabul etmekte- dir. Buna karşılık Allah Teâlâ (cc.)'nın ke- sin emri olan dosdoğru bir davranışın ise
YanıtlaSilsomut olarak uygulanamayacağını düşün- mektedir. Öyleye faiz olmadan ekonomik hayat alanında yürüyebilmenin mümkün olamayacağını dile getiren kimseler önce- likle İlâhî otoriteyi sorgulamakla kendile- rini büyük bir tehlikeye atmış olurlar. Yan- lış her zaman yanlıştır. Yapılması gereken doğruya sarılmak ve bunu uygulamaya dökmektir.
YanıtlaSilFaiz gelirinin ve faizli işlemlerin yasak- ladığı bir iktisadî düzende devletin atması gereken bir diğer adım zekât kurumuna iş- levsellik kazandırmaktır. Böylece kapitalist uygulama örneklerinin insanı bencilleşti- ren, hissizleştiren ve dünyevîleştiren do- kusu kaybolacaktır. İnsanlar, kendilerinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin günlük ihtiyaçlarını karşılamak adına har- camalar yaparken diğer yandan aynı top- lumu paylaştığı ihtiyaç sahiplerini düşüne- cek, onların da alım gücünü artırmak için zekâtlarını verecektir.
Faizin meşrûiyetinin ortadan kaldı- rılması sonrası oluşacak düzlemdeki en önemli rahatlıklardan bir tanesi de serma- yenin âtıl durumdan kurtularak, dolaşıma çıkması olacaktır. Bugün sermaye biriki- minin amacı sermayeyi kendisinden hiç- bir fayda sağlamayacak şekilde istiflemek üzerinedir. Ancak doğru olan sermayenin âtıl tutulması (kenz ve iddihar) değil, üre- time koşulmasıdır. Büyük üretim, büyük geçim kapısı demek olduğundan istihdam da canlanacaktır.
PE
ER TARİHİ -
0
Nasuhi Biln
men
BİR HADİS
YanıtlaSilHer kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sus- sun... (Buhari, Rikák, 23)
DEĞİŞİM DİL İLE BAŞLAR
Dil; dinin, kimliğin, geleneğin, kültürün taşıyıcısıdır. Bizi biz yapan şeydir. Başkasının kelimeleriyle kendimizi inşa edemeyiz. Kimin ekmeğini yiyorsan onun kılıcını çalarsın sözüne karşılık şunu söyleyebiliriz: Kimin kelimeleriyle konuşuyorsan onun kelimeleriyle düşünmeye başlarsın. Bize ait olmayan kelime veya kavramlarla yerli düşünce gerçekleşmez. Bir süre sonra ken- dimize yabancılaşmaya başlarız. Yabancılaşmak, benliğinden, kimliğinden uzaklaşmak demektir. Mazi ile bağımız koptuğunda öz duruştan söz etmemiz de imkânsızlaşır. Değişim dil ile başlar, sonra hayatın bütününe sirayet eder. Milli ve manevi değerler onunla örselenir ve zamanla her şey normal gel- meye başlar. Bu normalleşme geçmişle bağımızı koparır. O bağ koptuğunda bizi biz yapan milli ve manevi değerlerle bağımızı da koparmış oluruz. Bu açıdan milletlerin kaderleri dilleriyle doğru orantılıdır. Dili yaşayan milletler hayatlarını sürdürmüş, dili ölmüş toplumların varlığı ise nihayete ermiştir.
BAŞBUĞ TÜRKEŞ DÓKUZ IŞIK
YanıtlaSilBiz Türkler ne başkalarına uşaklık etmeyi, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul ederiz. İnsanlık haysiyetine saygı duymayan, Türk insanına karşı gönlünde sevgi taşımayan, Türk Milletini Türk Halkını hər gören zihniyete karşıyız. Dokuz Işıkçılar olarak bizler Türk halkını, Türk insanını Allahın mukaddes bir emaneti telâkki etmekteyiz. İdareci ve aydınların milletimizin bütün fertlerine bu anlayış içinde hizmet etmeleri, hangi mevkide olurlarsa olsunlar, mevki farkı zenginlik farkı gözetmeksizin herkesin hakkına, hukukuna riayetkar olmaları, ancak gönüllerini insan sevgisi ve insan haysiyetine sonsuz saygı ile dolu olmasına bağlıdır. Dokuz Işık, dokuz ana ilkeye dayanır, Bunlar;
1. Milliyetçilik
2. Ülkücülük
3. Ahlakçılık
4. Toplumculuk
5. İlimcilik
6. Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik
7. Köycülük
8. Gelişmecilik ve Halkçılık
9. Endüstricilik ve Teknikçiliktir.
KAMER
9786059113151
إِشَارَاتُ الْإِعْجَازِ فِي مَظَانِ الْإِيجَازِ
YanıtlaSilİşaral-ül İcaz
KUR'ÂN'IN ÎCÂZ YERLERİNDEKİ İ‘CÂZ İŞARETLERİ
Te'lîf
Bedîüzzaman Said Nûrsî
Tercüme: Abdülkadir Badıllı
ولا
BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
YanıtlaSilKütüphanesi'nin içinden bir görünüş
YanıtlaSilBu evin her yıl Rebîülevvel ayının 12. günü Mek- ke'de bulunanlarca ziyaret edilmesi adettendi Os- manlı Sultanı II. Mustafa, burada Ramazan'ın 27. gecesinde Hz. Peygamber'in nübüvvetini ta'zim ve Rebîülevvel'in 12. gecesinde Resûl-i Ekrem'in doğu- munu kutlamak amacıyla mevlit törenleri düzen- lenmesini emretmiş ve bunun için tahsisat ayırmış- tır. Daha sonra bu kutlamalar sadece 12 Rebîülev- vel'de sürdürülmüştür.
Bugün Safâ ve Merve tepeleri arasındaki sa'y yerinin tam karşısında, Mina ve Azîziye'ye giden tünelin gi- rişine yakın yerde mevcut olan bu ev, 1379 (1959) yılından beri Mekke Kütüphanesi olarak hizmet ver- mektedir.
YanıtlaSil
Yuksel14 Aralık 2024 09:05
HİCAZ ALBÜMÜ
Fotoğraflarla Kutsal
Topraklar
Kavi adam, insanları yenen değil, lakin öfke zamanı nefsini yenen kimsedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 363 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
30. (Resûlüm!) Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
YanıtlaSil31. Sonra (ey insanlar!) Şüphesiz siz Rabbinizin huzurunda dâvâlaşacaksınız.
32. Allah’a karşı yalan uydurandan ve kendisine gelen o doğruyu (Kur’ an’ı) yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Kâfirler için cehennemde barınacak(!) yer mi yok?
33. (Allah’tan) doğruyu getiren (peygamber) ve onu gereğiyle tasdik eden (mü’min)ler var ya! İşte onlar, takvâya eren (Allah’a saygı duyup emrine uygun yaşayan)ların ta kendileridir.
34. Rablerinin katında ne dilerlerse onlarındır. İşte bu, iyi davrananların/iyilik edenlerin mükâfatıdır.
35. Çünkü Allah, onların (geçmişte) yapmış olduklarının en kötüsünü bile örtecek ve kendilerine mükâfatlarını, yapmış olduklarının en güzeliyle verecektir.
36. Allah kuluna kâfî değil mi? (Resûlüm!) Seni O’ndan başkalarıyla (putlarıyla/tapındıklarıyla) korkutuyorlar. Allah kimi (böyle) sapıklığında bırakırsa, artık onu doğru yola getiren yoktur.
37. Allah kimi de doğru yola iletirse, artık onu hiçbir saptıracak yoktur. Allah mutlak galip ve (düşmanlarından) intikam alıcı değil midir?
insunter (de amel etsinler)!
YanıtlaSil28- (Biz o yüce Kitabı hiçbir eğrilige(, çelişki ihtilafa ve karışıklığa) sahip olmayan (ve şüpheli tek âyeti dahi bulunmayan) Arapça bir Kur'an olara (indirdik)! Ta ki onlar (onun yasaklarından) hakkı ola sakınsınlar
29- Allah(, bir olan Allah'a ibadet eden mümini güzel haliyle, birçok putlara tapan müşriğin kötü duru munu göz önünde canlandıran bir misal olmak üze re (köle) bir adamı açıklamıştır ki, kendisi hakkan da çekişmeli(, geçimsiz ve kötü huylu) birtakım or taklar vardır, bu yüzden o, kime ne cevap vereceğini ve nereye yetişeceğini şaşırmıştır), bir adamı da ki sadece tek bir adama aittir Bir örnek olarak bu İkisi eşit olabilirler mi?
1
Bütün hamdler Allah'a mahsustur (ki, tevhid eh lini bu meziyete muvaffak kılmıştır)! Doğrusu onların pek çoğu (bu kadar açık örnekleri dahi) bilmezler!
)
30- (Habibim! Sen bu kadar hakikatleri kendilerine beyan ettiğin halde håla hakka dönmüyorlarsa, onlar adına üzülmene değmez, zira) şüphesiz sen de öle ceksin, muhakkak onlar da öleceklerdir!
31- Sonra gerçekten de siz, kıyamet günü Rab binizin katında tartışacaksınız!
- -
(O zaman sen onlara: "Ben hak din üzereydim, sia ise yanlış yoldaydınız. Ben İrşad ve tebliğde olanca gü cümü sarf ettim, siz ise inat ve inkârı bırakmadınız! diyerek galip geleceksin. Onlar ise: "Biz liderlerimize ■uyduk, onlar da bizi haktan ayırdılar!" şeklinde birtakım asılsız mazeretler ortaya koyacaklardır)
460
ez-ZÜMER SÜRESİ
YanıtlaSilCüz: 23
Sûre: 39
11- (Rasûlüm! Ümmetini iman ve takvâya teşvik etmek için) de ki:
"Şüphesiz ben(im gibi peygamberlerin en üstünü olan bir kişi bile), dini (ve ibadeti, şirk ve riya gibi se- vapları iptal eden her türlü günahtan arındırıp) Allah'a halis kılan biri olarak O'na ibadet etmemle emro- lundum!
12- Ben (şeref ve mertebe bakımından) Müslüman- ların ilki olmam için (bu ihlasla) memur kılındım! (Zira dinde öncülük, ihlás nispetinde elde edilir.)"
13- (Habibim! Seni atalarının dinine çağıran Kureyş kâfirlerine) de ki: "Muhakkak ki ben, (faraza size uya- rak) Rabbime isyan edecek olursam; pek büyük bir günün azabından korkarım!"
14- De ki: "Ben, dinimi Kendisine tahsis edici biri olarak ancak Allah'a ibadet ederim!
15- Artık siz O'nun dışında dilediklerinize tapın (da belânızı bulun)!" (Habibim! Sana: "Atalarının dinine uymazsan büyük zarara uğrarsın" diyenlere) de ki: "Şüphesiz o (zarar çeşitlerinin hepsini kendilerinde toplayarak tam manasıyla) hüsrâna uğramış olan- lar, (dünyada Allah için yerini yurdunu terk edenler değil,) asıl kıyamet gününde kendilerini ve ailele- rini (cennetten mahrum bırakıp, cehenneme sokarak) zarara uğratmış olanlardır.
İşte sana! Haberin olsun ki; ancak bu, pek açık hüsrân (ve telafisi olmayan sonsuz bir ziyân)ın ta kendisidir!
16- Üzerlerinden doğru o (üst üste binmiş) ateş- ten birçok gölgelikler; altlarından da (yatak ve döşek gibi kendilerini saran) birçok tabakalar onlara aittir.
İşte sana! Bu (feci azap) ki, Allah kullarını ancak bununla korkutmaktadır.
Ey Benim kullarım! Öyleyse Benden hakkıyla sa- kının (da gazabımı celbedecek günahlara bulaşmayın)!
Kin tutmaktan sakının. Zira o, helak edicidir.
YanıtlaSilRavi: Hz Ebu Hureyre (r.a.)
Sayfa: 177 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
Aişe Validemiz'in annelerimiz arasındaki konumu çok farklıdır; zira o, din adına hizmet etmeye ihtiyaç duyulan Medîne yıllarında, Resûlullah'ın yanında yer alan husûsî bir vezir- dir ve bu yönüyle o, Medîne döneminde akla gelen ilk isimdir. Husûsî bir donanıma sahiptir ve Allah ona, misyonunu edâ adına müthiş bir zekâ lütfetmiştir. Duyduğunu olduğu gibi ka- bullenmeyen, onu Kur'ân ve Sünnet'in kıstas- larına göre sorgulayan bir fıtratı vardır. Kulağı vahiyde, gözü ise istikbâldedir. Ayaklarını sapasağlam bastığı yerde o, Saâdet Asrı ile is- tikbali birbirine bağlayan muhteşem bir köprü gibi durmaktadır.
YanıtlaSilOnun bulunduğu yerde ayrı bir canlılık vardır; atmosferine girenler, vahyin insibāğıyla bo- yandıklarını hisseder, Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) ziyaret etmişçesine bir heyecan ve canlı- lıkla geri dönerlerdi.
Dün olduğu gibi bugün de yerini belirleye- meyenlerin Annemiz üzerinden dine dil uzat- maya çalıştığı bir dönemi, maalesef yine yaşı- yoruz. Zihinlerin kirli, bakışların bulanık ve kit- lelerin de muhakemesizliğin kurbanı olduğu böyle bir dönemde "Aişe Validemiz", ehl-i insaf ve vicdanı yeniden sırât-ı müstakîme davet edi- yor. Elinizdeki bu kitabın, sözü edilen davette
İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ: 13,353, 17,518.
YanıtlaSilFitne bir kere çıktı mı sonu gelmez: 13,450-51.
Fitnede gençler rol oynar: 13,462-63.
Fitnede herkese ferdi olarak terettüp edecek vazifeler: 13,375.
Fitnede müdafa- nefis: 13,386,387.
Fitnede sabır: 13,375.
Fitnede sahabenin tutumu: 13,520.
Fitnede tesebbüt (Dikkatli, sabırlı olma): 17,5628.
Fitneden kimler salim olabilir. 17,532.
Fitne, fikri gruplaşımadır. 13,452.
Fitne hadiselerini sahabeler çıkarmadı: 13,520-21-22.
Fitne hususunda islamın fetvası: 13,441.
Fitne-irşad münasebeti: 3,381.
Fitneye karşı fiili ve tatbiki plåndaki tedbirler: 1,435-36. Fitnenin çeşitleri: 13,394-95.
Fitne-isyan: 6,198.
Fitne Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17,156.
YanıtlaSil
Yuksel17 Aralık 2024 21:37
18. CİLT
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13,365-66.
Fitne sebebiyle zamanın fenalaşması: 17,545.
Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13,471-72-73.
Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13,466-67.
Fitnenin vasıfları: 13,447-48.
Fitne sırasında müslümanların takib edeceği siyaset: 13,373,
Fitne yavaş gelişir. 13,448-49.
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13,461.
Fitneye karışmanın yasak olması: 13,370-71.
Fitneye karışan sahâbeler: 13,527-28.
Fitneyi ihbar: 13,360.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13,390-91; 17,529.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13,456-57.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13,378-79-80.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13,454-55.
Fitne zamanında irtidat artar. 13,459-60.
Fitne zamanında kerahet: 13,391.
Fitne zamanı katı vak'aları artar: 13,463-64.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermememesi: 13,366.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13,383-84.
Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13,466.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13,392-93.
Fitne zamanında terk-i diyår etmek: 13,380-81.
Fitne zamanında yalan artar: 13,452.
Fitne zamanında zenginlik artar. 13,460-61.
Fitnecileri yalnız bırakmak: 13,377-78.
Allah'a karşı sıdk içinde olana fitne zarar vermez: 14,238-39-42.
Demirbaş fitne: 13,395.
Dört büyük fitne: 13,419.
İctimai kargaşa olarak fitne: 13,356-57.
Ismen zikredilen fitneler: 13,398-99.
Ismen zikredilmeyen fitneler: 13,418. Kıyamete kadar hakim olacak fitne: 13,426.
Medine'ye fitnenin çokca yağması: 13,428.
Resulüllah (s.a.v.) bizleri dahili fitneye karşı uyarmıştır. 15,422-23.
Resulüllah (s.a.v.) kıyamete kadar gelecek olan fitne başlarını haber
vermiştir: 15,428-29. Sahâbe ve fitne hareketleri: 13,519-20.
Sahâbe ve Tabiin arasında çıkan kavga ve ihtilaf: 13,482-83-84.
Ümmeti helak edecek bela, fitnedir. 15,422.
Zamanla vukua' gelecek fitne ve hevalardan zikredilenler: 13,394-95-96.
Fiyat kızıştırmaya dair. 3,62.
Fiyat söylerken yüksek değil satmak istenilen fiat söylemelidir. 17,252.
Fıkıh olmayan ibadette hayır yoktur. 15,185.
71
YanıtlaSil
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
Ruhu l beyan
Ekim 23, 2024
Devamı
Nefis
Aralık 07, 2024
Devamı
Tarih
Ekim 23, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
Yuksel
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
Gündem, kurullarda toplantılarda görüşülecek konular olarak tanımlanıyor olsa da bugün genellikle gündem belirlemek olarak değerlendirilir. Herkesin kendine göre bir gündemi vardır. Kişi kendi gündemini belirleyebildiği gibi etrafında olup bitenlere bakarak da bir gündeme yönlendirilebilmektedir.
YanıtlaSilBireyin ve toplumun ortak ilgi ve dikkatini çeken olaylar, konular, çevresinde yaşananlar ve tartışmalardan oluşan gündem, bugün maalesef ki medyanın yönlendirmesiyle şekillenmektedir. Ne kadar medyayı suçlayacak olsak da her gün haber kanallarında, gazetelerde ve sosyal medyada öne çıkan konular, bir şekilde bizi etkisi altına alır. Böylelikle toplumlar kendi gündemlerinden ziyade kendilerine dayatılan gündemle meşgul olmak zorunda kalır. Bu da o toplumda yaşayan bütün bireylerin zihinlerinde ortak bir payda oluşturur. Her ne kadar bireyin kişisel tercih, inanç, dünya görüşü hayatında etkin olsa da dışarıdan gelen bu etki karşısında edilgen duruma düşmekten kendini alıkoyamaz. Bu durum da hayatımızda medyanın ne kadar güçlü yer edindiğinin en büyük kanıtıdır.
İsmet Özel, katıldığı bir televizyon programında “Ben yenir yutulur şeyler söylemiyorum. Çünkü bu televizyon dediğimiz şey sadece yenir yutulur şeylerin söylendiği yerdir. Yani burada sadece yutturmaca vardır. Bu yüzden ben bir televizyon programı yapamıyorum.” diyerek medyanın gerçek yüzünü ortaya koyarken medyanın bize dayattığı gündemin de bir yutturmacadan başka bir şey olmadığını gözler önüne seriyor.
Kendi gündemini belirleme erdemini ortaya koyamayan topluluklar, kendilerine dayatılan gündemi takip etmeye mecbur bırakılmışlardır. Artık onların yerine düşünen, düşündürten, karar veren, yönlendiren birileri vardır. Onlara da kendilerine ait hayat gemisinde dümeni tanımadığı birine vererek gemiye çarpan dalgalarda sallanmak kalır.
YanıtlaSilAlbert Einstein’ın “Dünyanın kötülük yapanlar yüzünden değil, buna seyirci kalanlar yüzünden tehlikeli bir yer haline geldiğini unutmayın.” sözü içine düşürüldüğümüz durumun acı bir göstergesidir. Kendi gündeminden uzaklaşan bireyler günceli takip ederek resmin tamamına vakıf olmak yerine fırçanın detayında boğulmaktadır. Medya da bunu körükleyen temel etkendir.
Gündemi takip etmek, bireylerin yaşayan bir dünya parçası olduğunu hissetmesini sağlar. Bu, sadece bilgi edinmekle kalmaz; bireylerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirir, farklı bakış açılarını zenginleştirir. Toplumsal boyutta ise gündem, ortak bir bilincin oluşmasına zemin hazırlar. Kamusal tartışma alanları, gündemin yönlendirdiği konular etrafında şekillenir.
Dünyada güncel olan muhakkak takip edilmelidir. Zira dünyanın genel gündeminden uzaklaşmaya çalışmak insanın yalnızlaşmasına neden olacaktır. Lakin burada dikkat edilmesi gereken temel faktör takip edilen gündemin kişinin fikir, ruh ve inanç süzgecinden geçirilmesi gerektiğidir.
GELEYİM Mİ? GELEYİM Mİ? KISSASİ
YanıtlaSilKISSA: 35
TİNDİSTAN'ın Rey şehrinde bir mescid vardı ki; her kim, gece bu mescidde kalırsa sabahleyin ölüsü çı- kardı. Bir gün akşam, garip bir misafir bu mescidde yatmağa niyetlendi. Bu misafir, bu mescidin hâlini işit- miş, uzak yerden kalkıp gelmişti. Hiç bir zaman kendi- sinde ölüm korkusu yoktu. Ahali bu garibe :
- Ey garip sakın bu mescidde yatma!.. Her kim bu mescidde bir gece yattı ise, gece yarısında şerbeti mevti içti. Binlerce insan buna vakıf kendini helâke atma ya- zık dediler. Garip de:
- Ey bana acıyan ahâli!.. Ben bu hayattan usandım, bana ölüm pek şirin ve lezizdir. Bana, bu fenâ dünyadan öbür dünyaya uçmakta büyük saâdet vardır. Bırakın be- ni, bu hususta vâiz ve nasihata ihtiyacım yoktur dedi. Bu garip adam, «Bismillah tevekkeltü teâlâllah» deyip mescide girdi. O gece, karanlık mescidde uyur gibi yat- tı, Gece yarısında dehşetli gürültülü bir ses, «geleyim mi, geleyim mi?» diye beş kere bağırdı. Öyle dehşetli bir sesdi ki; duyanların ödü patlardı, bu mert bir an sarsıl- dı, sonra kendine geldi. Ey cân;.. Ve gönül korkma! Tit- reme... Zîrâ korkmak, titremek ölümden korkanlar için- dir. Evhamı bırak. Ya merdane can veririm. Ya bu mes- cidin sırrına âşinâ olurum dedi. Sonra hemen ayağa sıç- rayarak :
- Ey canını sevenleri korkutucu!... Hazırım gel ba- kalım. Geleceğin varsa göreceğin de var, diye merdane bir nara attı. O anda, mescidin tavanındaki Mesnûğ bir tılsım bozularak mescidin içine yağmurlar gibi altınlar
49
3- "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:
YanıtlaSilكُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ وَكُلُّ ضَلَالَةٍ فِى النَّارِ
Yani
اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ
sırrıyla, kavaid-i Şeriat-ı Garrâ ve
desâtir-i Sünnet-i Seniyye tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut -hâşâ ve kellâ- nâkıs görmek hissini veren bid'aları icad etmek dalâlettir, ateştir.
Sünnet-i Seniyyenin merâtibi var. Bir kısmı vâciptir, terk edilmez. O kısım, Şeriat-ı Garrâda tafsilâtıyla beyan edilmiş. Onlar muhkemattır, hiçbir cihette tebeddül etmez. " (Lem'alar sh: 53)
Esasat-ı Nuriye
müşlerdir ki, bu hükümet onların hepsinden güçlü bir manç ve programla iktidara gelmiş ve sür'atli ve köklü eformları; Türkiye'yi daha uzun bir süre başsız bırak- mak ve buhranlara sürüklemek, anarşi'nin tahribatına göz yummak için çeşitli engellemeler yapan bir muha- efete rağmen, gerçekleştirmek için olanca gücüyle ça- ışmıştır.
YanıtlaSilŞurasını bilhassa belirtmek gerekir ki, Demirel ve partisi tek başlarına iktidara gelseydi, hiçbir şey değil- di ve hiçbir şey yapamazdı.
*
GİZLİ DEVLET
Bir defa daha belirtelim:
Masonluk, biribirlerine gizli yeminlerle bağlı bir takım kişilerin meydana getirdiği topluluktur.
Masonluk, gerçekleri halktan gizleyenlerin mey- dana getirdiği bir kuruluştur.
Masonluğun gizli gâyelerine, sâdece imtiyazlı üye- ler vakıf olurlar.
Hakiki gayelerini ustalıkla gizleyen Üstadlarının elinde, masonluk bir takım yan kuruluşlarıyla (Lions, Rotary, Diners Kulüpler v.s. gibi) Siyonizmin maşasın- dan başka bir şey değildir.
Her mason locasında bir Yahudi vardır. Bu Ya- hudi'nin muvafakatı olmadan «Mason>>> olmak müm- kün değildir.
<<<> iktisaden dünyayı saran «gizli dev- let>>in adıdır.
Büyük sermaye sahipleri ile nüfuzlu kişileri bün- yesine toplayan Masonluk, Yahudi tarafından kontrol edilir, güçlü sermaye'nin emrindedir.
Burada Yahudi'nin, ister sosyalist yahut Komü- nist, ister anarşist olsun; yine Yahudi olduğunu unut- mamak lazımdır.
Hatta, bir Yahudi din değiştirse bile «müslüman,
239
YanıtlaSil
Yuksel30 Aralık 2024 22:36
Cemâl ANADOL
siyonizmin OYUNLARI
KAHAL
(YAHUDİNİN CİHAN HAKİMİYETİ ÜLKÜSÜ
KİTABI MUKADDES
•
B'NEI BREIT
MOSSAD
YAHUDI
SINBET
MASON
SİYON PROTOKOLLARI
TEVRAT
TALMUT
DÖNME
SİYONİST
LIONS
ROTARY
• İTTİHAT ve TERAKKİ
AMAN.
ALLIANCE D'ISRAELİTE • SUP
Emanete riayeti olmıyanın imanı ve ahdi olmıyanın da dini yoktur. Muhammed (s.a.v) in nefsi kudret elinde olan Zata yemin ederim ki, kulun dili dürüst olmadıkça dini dürüst olmaz. Kalbi dürüst olmadıkça dili dürüst olmaz. Komşusu "beraika"sından emin olmıyan Cennete giremez. Denildi ki: "Ya Rasulallah beraika nedir?" Buyurdu ki eziyeti ve zulmüdür. Hangi adam ki haramdan mal kazanır da ondan infak ederse ona sevap verilmez. Eğer sadaka verirse kabul olmaz. Elinde kalan da Cehennem bakımından gidişini artırır. Zira habisi habis örtmez. Lakin habisi temiz ve helal olan şey temizler.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 463 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel7 Ocak 2025 23:08
Emaneti olmıyanın imanı, tahareti olmayanın namazı ve namazı olmayanın da dini yoktur. Namazın dindeki yeri, başın gövdedeki yeri gibidir.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 463 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
464 1 İzarınızı (alt elbiseyi) yarı baldır ve topuğa kadar uzatmakta beis yoktur. Sizden evvelkilerden biri ağır elbiselerle kibirili olarak evinden çıktı da, Allah ona Arşının üstünden nazar etti ve ona gazab etti. Arza emretti ve arz onu alaşağı etti. O kimse arz içinde hala batmakta devam etmektedir. Öyleyse Allah'ın gazabından hazer edin. Hz. Câbir İbni Süleym (r.a.)
464 2 Belanın nüzulünden evvel ve nüzulünden sonra, Kur'an dan bir şey yazıp da takmakta beis yoktur. Hz. Âişe (r.anha)
464 3 Kabir ehline yapılan iyilikten efdal ihsan yoktur ve onu ancak mü'min yoklar. Hz. Câbir(r.a.)
464 4 Evlere gelirken kapının karşısından gelmeyin. Lakin onlara yandan gelin ve izin isteyin. Size izin verilirse içeri girin, yoksa dönün. Hz. Abdullah İbni Busr (r.a.)
464 5 Sadakayı fıtır (zekat, öşr) ancak şu dört şeyden olur. Arpa, buğday, kuru üzüm, hurma. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
464 6 Bir dinarı iki dinara, bir dirhemi iki dirheme, bir ölçeği iki ölçeğe almayın. Zira Ben sizin için ribadan korkarım. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
464 7 Halkın mallarının kıymetlerini seçip almayın. Yaşlı deveyi de, gencini de ayıplısını da alın (zekat hususunda) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
464 8 Uyuyana ve konuşana iktida etme. Hz. Mücahid (r.a.)
464 9 Halk için iyi veya kötü, bir hükümet lazımdır. Amma iyisi taksimde adalet yapar, ganimeti aranızda eşit taksim eder. Facire gelince; mü'min onda mübtela kılınır. Halbuki facir hükümet bile "herc"den daha hayırlıdır. Denildi ki; "Herc nedir Ya Resulallah?" Buyurdu ki, öldürme ve yalandır (anarşi) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
464 10 Gerek yere batmak, suret değiştirmek ve gerekse taş yağmak zaruridir. Dediler ki; "Ya Resulallah bu ümmete mi?" Buyurdu ki evet, onlar şarkıcı cariyeler edindiklerinde, zinayı helal saydıklarında, riba yediklerinde, Harem (Mekke)de avlanmayı ve ipek giymeyi helal saydıklarında ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
464 11 "Kıyamül leyl" lazımdır. Deve sağımı veya koyun sağımı kadar olsa da. Yatsıdan sonra yatmadan evvelde yapılan (kılınan namaz) "Kıyamül leyl" den maduttur. Hz. İyas İbni Muaviye (r.a.)
464 12 Rivayeti (Hadisi) şehadetini kabul edeceğiniz kimselerden alın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Ümmetim dünyaya ehemmiyet verdiğinde, islamın azamet ve heybeti kendisinden alınır. Marufu emr ve münkerden nehyi terkettiğinde vahyin bereketinden mahrum kalır. Ümmetim birbirine kötü sözler söylediklerinde ise Allahın gözünden düşer.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 55 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
168
YanıtlaSilSERH-1 DELAILÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKIL-ENVAR
بِسْمِ اللَّهِ اسْتَوْدِعُكَ وَأَعِيدُهُ بِالْوَاحِدِ مِنْ شَرِّ كُلِّ حَاسِدٍ وَ قَائِدِ وَقَاعِدٍ عَنِ السَّبِيلِ حَامِدٌ عَلَى الْفَسَادِ جَاهِدٍ وَكُلُّ خَلْقٍ فَاسِدٍ مِنْ نَافِدٍ وَعَاقِدٍ وَكُلُّ جِنْ مَارِدٍ يَأْخُذُ بِالْمَرَاصِدِ فِي طَرِيقِ الْمَوَارِدِ لَا يَضُرُّونَهُ وَلَا يَطْؤُنَهُ فِي يَقَظَةٍ وَلَا مَنَاءِ وَطَعْنِ وَلَا مَقَامِ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ وَحَجَابُ اللَّهِ دُونَ عَادَتِهِمْ
<- Bismillahi estevdiuke ve uîzühü bilvâhidi min şerri külli hà sidin ve kaimin ve kaidin anis sebili hâmidün alel fesâdi Câhidün ve küllü halkın fåsidin min nâfizin ve âkıdin ve küllü cin mâridin ye. hüzü bil mirâsıdi fi tarikıl mevâridi là yedurrúnehü ve lå yet'unchü fi yakazatin ve lâ menâmin ve ta'nin ve lå makamin yedullahi fevka eydihim ve hicâbullahi dûne âdetihim.»
Açıklama:
«Allah'ın ismine sığınırım. O tek olan Allah'a sığınırım. O'ndan yardım dilerim. Bütün hasetçinin şerrinden ve ayakta duran (ister dursun, ister otursun, ister yürüsün, her ne yaparsa yapsın) fesat çıkaran müfsid yaratıkların fenalıklarından Allah'a sığınırım. Her geçen, içe kadar işleyen, otlayan, sıçrayan, boy atan, zarar verici şey- lerin zararından ki ne zarar verebilsinler, ne kötülük yapabilsinler. Onların ne uyanık iken, ne uykuda iken ziyanları dokunabilsin. Ne durabilsinler, ne de yaklaşabilsinler. Allah'ın hicabı onlardan üstün- dür.
- İşte bu nüshayı çocuğun üstüne oku! dedi:
Muhammed bin Abdullahil Kerim ibni Halefil Bağdadi bu mus- cayı tahriç ve rivayet eyleyerek dedi ki:
Bu nusha, Nebi aleyhissalâtü vesselâm'ın anası Amine Ha- ından şöyle rivayet olundu:
<- Bir gece rüyamda bana haberci geldi, bana:
YanıtlaSil
Yuksel13 Ocak 2025 21:52
KARA DAVUD EFENDİ ŞERHI
169
Yå Åmine! dedi. Gerçektir ki sen bütün yaratıkların yücesi ve Seyyidi olan Ahir Zaman Nebisi (S.A.V.) e håmile bulunuyorsun, onu doğurduğun zaman mübarek adını MUHAMMED koy. Onun ism-i şerifi Tevratta AHMED'dir. Bu nushayı ona tak. Yani üstüne as!
Uyandığım zaman başımın üzerinde gümüşten bir sahife yazının durduğunu gördüm. Üstünde
Bismillahi, estevdiuke ve uizühü bilvähidi ve geri kalan yam vardı.
Ulema (Allah onlara rahmet eylesin):
Bu dua hangi çocuğa konulursa yüce Allah'ın ismiyle bütün nazar değmelerden ve cin zararlarından korunur! dediler.
Ebu Ömer (Rahimehullah) da dedi ki:
Her kimin üzerine Nebi Aleyhisselâm'ın bu nüshası bulunur- sa her nerde yatarsa yatsın hiçbir zaman hiçbir kötülükten korkul- maz. Yani bu Nebi nüshası hürmetine ona zarar gelmez.
Resûl (S.A.V.) Efendimizin doğduğu ayda da aykırı iddialar var dır. En bilinen Rebiülevvelin on ikisidir.
Gece mi, gündüz mü doğdų? Bunda da aykırı rivayetler vardır.
Gerçek olan Gece ile gündüzün vaktindedir. Çünkü Resül-i Ek rem (S.A.V.) subh-1 sadıkta doğduktan sonra henüz aydınlık meyda na gelmeden, yâni gece vaktinde dünyaya teşrif buyurdular.
Gece doğdu! diyenlere gelince onlar için gece güneşin batma sından güneşin doğmasına kadar olan zamandır. Buna göre gec doğmuş olur.
Gündüz doğdu! diyenlere göre de gece, güneşin batmasında subh-1 sådıkın belirmesine kadardır. Bu hale göre gündüz doğmu olur. Ve doğrusu da budur. Nitekim Oruç'tan bilinir ki oruç vat gündüzdür. Oruçun evvel vakti tûlu-ı fecirdendir.
Doğumun ne gün olduğunda aykırı fikirler vardır. Doğru ola Pazartesi günüdür. Hazret-i Muhammed'in Mekkeden hicretleri yin bir Pazartesi günüdür. Medine'ye de Pazartesi günü girmiştir.
Mâide sûresi de Pazartesi günü inmiştir. Yine Pazartesi gece Mirac ile müşerref ve mükerrem olmuşlardır. Mekke'nin fethi Pazartesi günü olmuştur. Ve bir Pazartesi günü de Beka sarayun teşrif buyurmuştur.
Bir Hazinenin Anahtarı RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
YanıtlaSilİSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
Karan'ın milnderacatı her bir sürede vardır. (M.N.) 93:Zeylül Hibab
YanıtlaSilKur'an'daki müteşabihatın hikmeti. (1.1.) 170.
Kur'an nazarlan esbabdan müsebbebü'l-esbaba çevirir. (S.) 184: 16. Söz, küçük bir zeyl.
Kur'an'ı nasıl okumalı ve dinlemeli? (M.N.) 120-Zeylül-Habbe; (M.) 390:29. Mektup, 2. kısım 6. nükte
Kur'an) nazil olduğu gibi okumanın bir sım. (Lİ.) 26.
Kur'an'a nazire yapılmaz. (S.) 398:25. Söz, 2. şu'le, 3. nur
Kur'ân nedir? (M.) 200:19. Mektup, 1. zeyl, 14. reşha; (M.) 301: 26. Mektup, 1. mebhas; (M.N.) 194:14. reşha; (1.1.) 15, 16, 42, 43; (S.) 330: 25. Söz, mukaddime
Kur'ân niçin dünyayı göklere denk tutuyor? (S.) 316:24. Söz, 3. dal 12. asıl
Kur'ân Nur talebelerini maddi mücadeleden men ediyor. (E.L.) 2:27.
Kur'ân Nur talebelerini siyasetten men ediyor. (K.L.) 181.
Kur'an'ın nüzulündaki incelik. (S.) 686:Lemaat, (Κ.L.) 127.
Kur'ân'ın nüzulünde Peygamberimizin vaziyet-i naimede bulun- ması. (S.) 416:25. Söz, 1. zeyl, emr. çiç.; (As. M.) 115.
Kur'in okumak cin ve insanlar için ibadettir. (S.) 672:Lemaat
Kur'ân okumanın sevabı. ($.) 116:7. Şua; (As. M.) 115:1. hüccetü'l-imâniye; (M.) 390:29. Mektup, 2. kısım 6. nükte
Kur'an okuyana dönmek güzeldir. (B.L.) 138.
Kur'an ölmek üzere olan birinin damağına şerbet gibidir. (S.) 342:25. Söz, 1. şule, 1. şua, 4. nokta
Kur'an öyle bir Zâtın kelâmıdır ki, o bütün zamanlan ve bütün eşyayı bir anda görüyor. (S.) 242:20. Söz, 2. mak., 2. suâl.
Kur'an'daki pekçok cüzi hadiselerin arkasında külli düsturlar saklıdır. (S.) 223:20. Söz, 1. makam 1 nükte
Kur'an'da Peygamberimize büyük makam verilmesinin hikmeti. (S.) 423:Emirdağ çiçeği
FIHRIST/403
Ağlama ya Ömer (r.a) dağların altın olarak hareket etmesini dilesiydim, hareket ederlerdi. Eğer dünyanın Allah'ın indinde sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı kafirlere ondan bir şey vermezdi.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ataa (r.a.)
Sayfa: 466 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Ben, Nizar oğlu, Mudar oğlu, İlyas oğlu, Mudrike oğlu, Huzeyme oğlu, Kinane oğlu, Nadr oğlu, Malik oğlu, Fahir oğlu, Galib oğlu, Luey oğlu, Kaab oğlu, Mürve oğlu, Kusey oğlu, Abdi Menaf oğlu, Haşim oğlu Abdülmuttalib oğlu, Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v)'ım. İnsanlar ikiye ayrılırsa Allah beni onların en hayırlısından kılmıştır. Bana cahiliyet devrinin kötülüğü isabet etmedi. Ve ben Adem (a.s.) dan beri nikahla oldum. Ve Ben sizin ecdad ve nefis (soy, sop) olarak en hayırlınızım.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 151 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
İlimsiz Kemal olmaz.
YanıtlaSilÇünkü ilim Allah c. c. isimlerinden sıfatlarından birisidir.
Mehmed Zahid Kotku
Akra Fm.
Bediüzzaman'a göre despotizme, keyfi karar ve iradelere, bilim ve hikmet dışı eğilimlere dayanan bir toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve varlığını istikrarlı bir şekilde devam ettirmesi mümkün değildir. Özellikle İslam toplumlarının sosyo-ekonomik gelişmesi her türlü, istibdat ve baskıdan uzak İslamî hür- riyet ve Şurâ ile mümkündür.
YanıtlaSilYanıtlaSil
Yuksel25 Ocak 2025 00:06
EĞİTİM
Milli Eğitimden Evrensel Eğitime
Egitimde Akıl ve Kalp
Hakan Yahman
Bir Model Olarak
Medresetuzzehra Projesi
Umit Alparslan
Yeni Milenyumun Basında Esher'in Kaybolan Rolu
Mustafa Ozcan
Turk Milli Eğitiminin Demokratik
Değerler Acısından Durumu
Mustafa Cinell
Eğitim ve Özgürlük
Durmuş Hocaoğla
Bir Dönemin Aynası:
Köy Enstituleri
Alslulhalim Yener
Eğitim, Eğitimde Özgür Ortamın
Onemi ve Türkiye
Nazmi Eroğlu
Risale-i Nur'un Taksonomik Yapısı Üzerine
Bir İnceleme ve Mufredat Caltısması
Restami Sait Çiner
Risale-i Nur'da "Eğitim"
Bedhitzzaman Said Nursi
Mesru Demokrasi
Bünyamin Duran
Not ON
QUV 1000
1,000,000 14
YanıtlaSil
Yuksel25 Ocak 2025 00:08
KÖPRÜ
ÜÇ AYLIK FİKİR DERGİSİ
Risale-i Nur Enstitüsü yayınıdır
No: 68
GÜZ/1999
(Ekim-Kasım-Aralık)
2.000.000 TL
Sahibi
Yeni Asya Eğitim Kültür ve Araştırma Vakfı
Genel Yayın Yönetmeni
Mesut Toplayıcı
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Bekir Gönüllü
Yayın Kurulu
Prof. Dr. Bünyamin Duran
Doç. Dr. Abdulvahap Yiğit
Kâzım Güleçyüz, Nihat Derindere
Dr. Hakan Yalman, Adem Ölmez, Abdünnasır Yiner, M. Emin Üner
Editör
Selim Sönmez
Genel Koordinatör
Şener Boztaş
İstanbul
Vefa, Cemal Yener Tosyalı Cad., No: 117
Süleymaniye
www.yeniasya.org.tr
E-mail: kopru@yeniasya.org.tr
Tel:(0212) 513 11 10 Pbx
YanıtlaSil
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
İLİM
Ekim 08, 2024
Devamı
CUMU A NAMAZI KILMAK
Mayıs 31, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel
Vasiyet ve mustafa
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
384
YanıtlaSil18. Kehf Süresi
Ayet 253
"Ey çocuk, senin ne günahın var da agrvorsun? Çünkü sen bena mükellef bile değilsin." dedim. O da:
"Böyle söyleme, Çünkü anneme bakıyorum, büyük odundan çile lerle tutuşturuyor." dedi." Bundan ibret almak lazım.
Mesnevî der ki:
Ne görünüşte bir ibadetin var,
Ne içinde gizli bir iyilik niyeti.
Ne geceleri münâcâtta bulundun, namaz kıldın:
Ne gündüzleri haramdan çekindin oruç tuttun!
Ne kimseyi incitmemek için dilini tuttun,
Ne ibretle önüne ardına baktın.
Önünde ölüm anlayışı ile can çekişmeden,
Ardında dostlarının ölümünden başka ne var ki?
Ne zulmünle yana yakıla coşarak bir tövbe ettin,
Ne ağlayıp sızlandın ey buğday gösterip arpa satan adi adaml
Terazin eğriydi; mükafat terazisinin doğru olmasını beklersin?
Hıyânette sol ayak kesilmiştin, nasıl da terazin sağ yanından gelir?
A boyu bükülmüş, mükafat ve mücazat, gölge gibidir,
Elbet gölgen de önüne iki büklüm düşecek.
Yezîd Rakkâşî'nin şöyle dediği rivayet edilir: "Bir gün Cebrail (as) rengi değişmiş bir halde Rasûlullah (s.a.) in huzúruna geldi. Nebi (as)
"Ey Cebrail, bana ne oluyor ki seni rengi değişmiş halde görüşe rum?" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Ey Muhammed! Sana Allah'ın, ateşi üfleyenlere emir verdiği saatte geldim de ondan." dedi.
Rasûlullah (s.a.):
"Cehennemi bana anlat." dedi.
Cebrail (a.s.) şu karşılığı verdi:
Rühu'l-Beyân
YanıtlaSilCi 15
385
"Ey Muhammed (a.s.), Allah Teâlâ cehennemi yarattığı vakit onu ye tabaka kıldı. Bunların en hafif olanında ateşten yetmiş milyon dag, her dagda ateşten yetmiş milyon vadi, her vadide ateşten yetmiş milyon ev, her evde ateşten yetmiş milyon sandık ve her sandıkta da yetmiş milyon azab çeşidi vardır, "21
En ehven tabakası böyle olan cehennemden Allah'a sığınırız. Bu ri het Miskat heuer da gecemektedir. Bu rivayet mübalagayanyu mdır, aksine hakikatin ta kendisidir. Çünkü tavsif edilen azabonulma manetlerinin mukabilidir. Azab da nimetler de akıl dairesinin dışındadır. Şu hade akıllı kişiye gereken, ancak teslim olmak ve azabı gerekudedek hallerden sakınmaktır.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ مَنْ أَحْسَنَ عملا (٣٠)
30. Îman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (bil- melidirler ki) biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz.
"İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar" kalbin amelini ve onun gereklerini yerine getirmeyi bir araya getirenler bilmelidirler ki " biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz."
الصالحات es-Salihat", saliha'nın çoğuludur. Esåsen sıfattır, ancak çoğunlukla şerîatın güzel gördüğü ameller için kullanılır olmuştur. Bu durumda onun vasıflanana (mevsûf) ihtiyacı kalmamıştır. Bu kelimenin benzeri Allah'a yaklaşmaya vesile olan şeyler hakkında "el-hasene" ke- limesidir.
الآخر el-Ecr, yapılan işin karşılığı demektir. Burada sevabın ilimle değil ancak amel ile vapilan digını vurgulamak üzere zamir yerine tindaki len" lafzı açıkça getirilmiştir. Çünkü månevî dereceler ve Allah katındaki
21 Münziri, Terğib, 418
159. (Ey Resûlüm! Genelde ve özellikle Uhud gazvesinde sen) Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, elbette onlar etrafından dağılıverirlerdi. O halde onları affet, onlar için mağfiret dile ve (umûma ait) iş hakkında onlara danış, artık karar verdiğin zaman da, Allah’a güvenip dayan (onu yap). Şüphesiz Allah kendisine güvenip dayananları sever. [krş. 42/38]
YanıtlaSilYanıtlaSil
Yuksel31 Ocak 2025 06:18
38. (Onlar) Rableri(nin çağrısı)na gelirler, namazı dosdoğru kılarlar. İşleri aralarında danışma iledir. (Onlar) kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (Allah için) harcarlar.
(Bu âyet-i kerîme müslümanların mühim işlerinde şûrâ usulüne başvurmaları gerektiğine, İslâm idare şeklinin ise kendi aralarında ehliyet ve takvâ sahibi kimselerden seçecekleri şûrânın kararlarıyla olması lazım geldiğine delil teşkil etmektedir.)
39. Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman yardımlaşıp kendilerini savunur (zulme baş eğmez)ler.
(Âyet-i kerîmede görüldüğü gibi, hangi şekliyle olursa olsun zulme elbirliği ile karşı konulur. Çünkü zulme göz yummak caiz değildir. Bu durum, zalimin zulmüne, günah ve azabına ortak olmaktır. Hz. Ömer’in adaleti gibi bir adalet isteyenler O’nun halkı gibi bir halk olmalıdır.) [krş. 11/113]
40. Kötülüğün karşılığı, onun dengi bir kötülüktür. Kim de affeder, barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez. [bk. 16/126]
41. Kim de zulme/haksızlığa uğradıktan sonra o (hasmı)ndan aynı şekilde öcünü/hakkını alırsa, işte bunlar aleyhine olacak bir yol (hiçbir sorumluluk) yoktur.
42. Ancak sorumluluk ve ceza insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldıranlaradır. İşte, onlar için acıklı bir azap vardır. [bk. 5/33-34]
Al-i İmrân sûresi 149 ayet.
YanıtlaSilAl-i İmrân sûresi 159 ayet
YanıtlaSilAl-i İmrân sûresi 159. ayet
YanıtlaSilMONEBBIHAT
YanıtlaSil10. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Cennete müştåk olan hayırlara koşar, Cehennemden korkan şehvetlerden kaçınır, ölümün farkında olanın lez. zetleri yıkılır, dünyayı tanıyana musibetler önemsiz gelir."
11. Hz. Peygamber'den (sav) rivayet edilmiştir ki:
"Namaz dinin direğidir; sükût ise daha faziletlidir. Sa-daka Rabbin gazabını söndürür; sükût ise daha faziletli-dir. Oruç cehenneme karşı bir kalkandır; sükût ise daha faziletlidir. Cihat dinin zirvesidir; sükût ise daha faziletli-dir."
12. Yüce Allah'ın (cc), İsrailoğullarının peygamberle-rinden birine şu şekilde vahyettiği rivâyet edilmiştir:
"Båtıl sözlerden dilini koruman, benim için oruçtur. Azālarını haramlardan koruman, benim için namazdır. İnsanlardan ümidini kesmen (: onlardan bir şey bekle-memen), benim için sadakadır. Müslümanlara eziyet ve-recek hususlardan kaçınman, benim için cihattır."
13. Hz. Abdullah b. Mes'ûd (ra) demiştir ki:
"Dört şey kalbin zulmetindendir (: karanlığındandır, kasvetindendir): Yediklerinin helâl-haram olup olmadığı-ni önemsemeyen tok bir karın, zâlimlerin sohbetinde bu-lunmak, geçmiş günahlan unutmak, tûl-i emel (: uzun emel)."
(Aynı şekilde) "Dört şey de kalbin nûrundandır:
30
MUNEBBIНАТ
YanıtlaSilYediklerinin helal-haram olup olmadığı konusundaki hassasiyeti yüzünden aç kalan bir karın, salihlerin sohbe-tinde bulunmak, geçmiş günahları unutmamak, kısa emel."
14. Hâtem-i Esamm (Allah kendisine rahmet etsin) demiştir ki: "Kim dört şeyi dört şeysiz iddia ederse iddiası yalandır: Yüce Allah'ın emirlerini yerine getirmediği hal-de, O'nu sevdiğini iddia eden kimsenin iddiası yalandır. Fakirlerden ve yoksullardan hoşlanmadığı halde, Hz. Peygamber'i (sav) sevdiğini iddia eden kimsenin iddiası yalandır. Sadaka vermediği (: hayır-hasenat yapmadığı) halde, cenneti sevdiğini iddia eden kimsenin iddiası ya-landır. Günahlardan kaçınmadığı halde, Cehennemden korktuğunu iddia eden kimsenin iddiası yalandır."
***
15. Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:
"Şekâvetin (: cehennemlik olmanın) alâmeti dörttür: Geçmiş günahları unutmak. Halbuki onlar Allah (cc) ka-tında muhafaza edilmektedir. Geçmiş hasenâtı (: iyi amelleri) hatırlamak. Halbuki kişi onların kabul edilip edilmediklerini bilmemektedir. Kişinin dünyevî konularda kendisinden daha üstün olan kimselere bakması, kişinin dinî konularda kendisinden daha aşağı olan kimselere bakmasıdır." Yüce Allah (cc) "Ben onu istedim, o beni istemedi. Ben de onu terk ettim" der.
(Aynı şekilde) Saâdetin (: cennetlik olmanın) alâmeti de dörttür:
Geçmiş günahları hatırlamak, geçmiş hasenâtı (: iyi
31
MUNEBBIHAT
YanıtlaSilamelleri) unutmak, kişinin dünyevi konularda kendisin den daha aşağı olan kimselere bakması, kişinin dini ko nularda kendisinden daha üstün olan kimselere bakma sıdır"
16. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki: "İmanın ni şanı dörttür: Takvâ, hayâ, şükür, sabır."
17. Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:
"Analar (: esaslar) dörttür: İlaçların anası, edebin ana-sı, ibadetlerin anası, emniyetin anası. İlaçların anası az yemek, edebin anası az konuşmak, ibadetlerin anası az günah işlemek, emniyetin anası sabırdır."
18. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki: "Ademoğlunun vücudunda, dört şey tarafından yok edilen dört cevher vardır. Bu cevherler; akıl, din, hayâ ve salih ameldir. Gazap aklı yok eder, haset dini yok eder, tamah (: açgözlülük) hayâyı yok eder, gıybet salih ameli yok eder."
19. Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: "Cennetteki dört şey, cennetin kendisinden daha hayırlıdır:
Cennette ebedi olarak kalmak Cennetten daha hayır-lıdır. Cennette meleklerin hizmet etmesi Cennetten daha hayırlıdır. Cennette peygamberlerle komşuluk Cennetten daha hayırlıdır. Cennette Yüce Allah'ın rızası Cennetten
32
MÜNEBBİНАТ
YanıtlaSildaha hayırlıdır."
"Cehennemdeki dört şey de, Cehennemin kendisin-den daha kötüdür:
Cehennemde ebedî kalmak Cehennemden daha kö-tüdür. Cehennemde meleklerin kâfirleri kınamaları Ce-hennemden daha kötüdür. Cehennemde şeytanın kom-şuluğu Cehennemden daha kötüdür. Cehennemde Yüce Allah'ın gazabı Cehennemden daha kötüdür."
***
20. Hikmet sahiplerinden biri, Kendisine "Nasılsın?" diye sorulduğu zaman demiştir ki: "Mevlâ ile muvafakat (: uyum) üzereyim, nefisle muhalefet üzereyim, halkla nasihat üzereyim ve dünya ile zaruret üzereyim."
21. Hikmet sahiplerinden biri, dört semâvî kitaptan bi-rer cümle seçmiştir:
"Teurat'tan: Yüce Allah'ın (cc) verdiğine râzı olan, dünya ve âhirette rahata kavuşur.
İncil'den: Şehvetleri yerle bir eden, dünya ve âhirette aziz (: şerefli) olur.
Zebur'dan: İnsanlardan uzaklaşıp uzlete çekilen, dün-ya ve âhirette kurtuluşa erer.
Furkân (: Kur'ân)'dan: Dilini muhafaza eden, dünya ve âhirette selâmete erer."
22. Hz. Ömer'den (ra) şöyle rivayet edilmiştir:
"Allah'a yemin olsun ki, düçar olduğum her belada, Yüce Allah (cc) mutlaka şu nimetlerden (bir veya birkaçı-nı) bana lütfetmiştir: Birincisi, belâ günahımdan dolayı
33
"Dört şeyi dört şeyde aradık, yollarında hata ettik yanlış yerlerde aradık) ve onları başka dört şeyde bulduk Zenginliği malda aradık; kanaatte bulduk. Rahatı servette aradık; az malda bulduk. Lezzetleri nimette aradık; sağ lıklı bedende bulduk. Rızkı yerde aradık; gökte bulduk."
YanıtlaSil***
30. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Dört şeyin azı (bile) çoktur: Ağrı, yoksulluk, ateş, düş-manlık"
***
31. Hâtem-i Esamm demiştir ki:
"Dört şeyin kıymetini ancak dört sınıf insan bilir: Gençliğin kıymetini ancak yaşlılar bilir. Afiyetin kıymetini ancak dertliler bilir. Sağlığın kıymetini ancak hastalar bilir. Hayatın kıymetini ancak ölüler bilir."
***
32. Şair Ebû Nüvâs bir şiirinde demiştir ki:
"Düşünsem günahlarım çoktur;
Rabbimin merhameti ise günahlarımdan daha geniştir.
Bir iyilik yaparsam, karşılık olarak bir beklentim yok-tur;
Fakat Allah'ın (cc) merhameti konusunda beklentim çoktur.
O Allah (cc) benim Yaratıcımdır, Mevlamdır. Ben de kabul eder ve boyun eğerim; onun kuluyum. Eğer mağfi-mhederse bu bir rahmettir, aksi halde ya ben ne yapa-
☆☆☆
HZ. PEYGAMBERİN MERHAMETİ
YanıtlaSilالْقَلْبِ لأَنفَضُّوا لَهُمْ وَ لَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَ اسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَ شَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ ۚ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ ﴿١٥٩﴾ إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ وَ إِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذِي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهِ وَ عَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ﴿١٦٠)
159. O vakit Allah'dan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duâ et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Al-lah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine daya-nıp güvenenleri sever.
160. Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Mü'minler ancak Al-lah'a güvenip dayanmalıdırlar.
Rūhu'l-Beyân
YanıtlaSilCüz: 4
361
"Allah'ın onlardan esirgemediği büyük rahmeti sebebiyledir ki" bu rahmet, Allah'ın Hz. Peygamber (s.a.)'i metânetli kılması ve mekai bu ahlakı ona has kılmasıdır. Sen onlara karşı her yönden "yun mekârim-i randın"; seni düşmana terketmek ve emirlerine muhalefet etmek dabi davranışlarından sonra, yine de onlara nifk ve lutf ile muamele ettin." de-mektir. Eğer böyle olmasaydın da, beşerî münasebetlerde fiili ve kavli olarak kaba ve katı yürekli sert olsaydın ) فَظى الخلق ( kelimesi, kötü ablaklı ) غليظ القلب ( ise kalbi hiçbir şeyden etkilenmeyen demektir. Itu san, kötü ahlaklı olmayabilir, kimseye eziyet etmeyebilir, ancak başkala-nna rikkatli ve merhametli de davranmayabilir. Böylece iki kelime ara-sındaki fark ortaya çıkmış oluyor.
"Çevrenden dağılır giderlerdi." Yanında durmazlar, aşağılık işler peşinde koşarlardı. Öyle ise Allah bunları affettiği gibi, sen de kendi hu-kükunu ilgilendiren konularda onları affet, onlara gösterdiğin şefkati ve yaptığın bu iyiliği tam anlamak için de Allah'ın hukûkunu ilgilendiren ko-nularda Allah'ın onları bağışlamasını dile!
"İş hakkında onlara danış." Görüşlerini al. Savaş konusundaki dü-şüncelerini öğren. Konunun Uhud savaşı ile ilgili olması, buradaki işten maksadın, savaş olduğunu gösterir. Yahud da görüşlerini ortaya koyabil-meleri maksadıyla ve gönüllerini hoş tutabilmek; kadr-u kıymetlerini yü-celtmek için, âdeten müşâvere yapılagelen savaş ve benzeri bütün konu-larda onlara danış. Bu danışmanın akabinde herhangi bir şeye kalbin tam olarak mutmain olup karar verince de bu işi en doğru ve salih bir şekilde yürürlüğe koyabilmen husūsunda Allah'a tevekkül et. Çünkü, senin için en doğru olan şeyi ne sen, ne de danıştıkların değil, sadece Al-lah Teâlâ bilir.
"Allah kendine tevekkül edenleri sever" ve onlara kendileri için hayır ve salah bulunan işlerde yardım eder.
Tevekkül, işi Allah'a bırakmak ve Allah'ın o işe kâfî geleceğine inan-mak, demektir.
362
YanıtlaSil3. Al-i İmrân Sûresi
Ayet: 159
İmâm Fahreddin Râzî diyor ki: "Ayet-i kerîme, tevekkülün bazı ca diğini gösteriyor. Aksi takdirde Hz. Peygamber'e müşâverenin emredil-diğini gösekkulün emredilmesine zıt düşerdi. O halde tevekkül, kişinin za messebepleri de göz önünde bulundurması, ancak kalbiyle bunlara değil, hikmet-i ilahiyenin hatasızlığına güvenmesidir."
Hz. Peygamber'e tâbi olmak dinin gereği, O'ndan ayrılmak ise küfür olmasına rağmen, Allah (c.c.) Hz. Peygamber'in kaba ve katı yürekli ol ması durumunda ashâb-ı kirâm (r.anhüm)'ün ondan ayrılacağını beyan ediyor. Hz. Peygamber için durum bu merkezde olursa, insanlara haşin sözlerle hitap edip katı yürekli davranan kişiler, onların kendilerine bo-yun eğmesini; tâbi olup itâat etmesini nasıl bekleyebilirler?
Hülāsa, yumuşak söz kalplere daha fazla tesir eder. Hakka icâbet et-melerini daha çok temin eder; itâate daha çok yöneltir. Bu sebepledir ki Cenâb-ı Mevlâ, Mûsâ ve Hârûn (a.s.)'a; "Fir'aun'a yumuşak sözlerle hitap edin." (Tāhā, 20/44) buyurmuştur.
Yumuşaklıkla düşmandan bile alırsın postunu Kabalık ve sertlikle düşman edersin dostunu Hiç kimse örs gibi katılık yüzünü gösterip dışına
Te'dib için çekiç yemesin başına.
İmâm Fahreddin Râzî tefsirinde şöyle diyor: "Yumuşaklık ve rıfk, ancak Allah'ın haklarından bir hakkın ihmaline yol açmadığı zaman câ iz olur. Böyle bir hakkın ihmaline yol açtıkları zaman ise olmaz. Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Ey peygamber kâfirlerle ve münafıklarla cihad et. Onlara sert davran." (Tevbe, 9/73) Allah Teâlâ, zinā haddinin infâzı husūsunda da mü'minlere hitaben şöyle buyurur: "Allah'ın dini konu sunda, zinâ edenlerle ilgili olarak sizi bir acıma hissi kaplama sın." (en-Nûr, 24/2)
İşin gerçeği şudur: İfrât ve tefrît her zaman kötüdür. Doğru davranış, orta yolu tutmaktır. İşte sert davranmanın bazen emredilip bazen yasak lanması, sadece ifrât ve tefritten uzaklaşılmasını sağlamaya mâtüftur. Böylece, sırat-ı müstakîmden ibaret olan orta yol kalmış oluyor. Bu se beple Allah Teâlâ "orta yol"u medhetmiş ve şöyle buyurmuştur: "Böyle
Cuz: 4
YanıtlaSilRūhu'l-Beyân
363
ce sizi orta karar bir ümmet yaptık." (el-Bakara, 2/143) Hz Peygamber sal de şöyle buyurur: "Cok acı olma ki millet sana yüzündeygamber sin. Çok tatlı olma ki millet seni yutuvermesin.
Yumuşak olursan düşmana verirsin cesaret Sert davranırsan senden sakınır nihayet. Ne güzel sertlik ve yumuşaklık olurlarsa beraber, Cerrâh bile önce kan akıtır sonra merhem sürer.
Bil ki peygamber gönderilmesinin maksadı, Allah'ın emir ve yasak-lanını insanlara tebliğ etmesidir. Bu ancak insanlar peygambere kalben meylederler, onun yanında huzûr bulurlarsa gerçekleşir. İnsanların huzûr bulmaları da ancak peygamberin cömert, merhametli, kusurlarını pek görmeyen, kötü davranışlarını bağışlayan, her tür iyilik, ikrâm ve şefkat dolu hareketlerle davranan bir kişi olması durumunda mümkün olur. Bu sebepledir ki peygamber olan şahsın kötü huylardan uzak olması, katı yürekli olmaması, bilakis, zayıflara yardımı sever olması, fakirlere mu-åvenet işleri ile çok ilgilenmesi, kötülüklerini pek görmemesi ve zellele-rine karşı çok müsamahakâr davranması gerekmektedir. İşte Allah Te-älä'nın; "Eğer kaba, katı yürekli biri olsaydın, çevrenden dağılır gi-derlerdi." sözü bu mânadadır. Etrafından dağılıp giderlerse o zaman peygamber göndermenin maksadı elde edilememiş olur.
Ahireti arzulayan peygamber vârisi âlimler ile şeyhlerin de böyle ol-maları gerekir. Çünkü insanlar, zâhirde olsun, bâtın ilimlerde olsun, pe-şinden gittikleri kişilerin dîni üzeredirler. Günümüzde, -Allah'ın koruyup şeriata yapışmalarını ve hakikat âdâbıyla edeblenmelerini nasip ettiği ki-şiler hâriç- bu güzel huylarla muttasıf bulunan âlim ve şeyhler ne kadar azdır. Bu hâl, ancak tek tük kişide bulunmaktadır.
yalnız kaldığı bir sırada ona çok çirkin sekilde sövmüş ve Ahnef kalkın-Rivayet edilir ki: Bir adam, yumuşaklığı darb-ı mesel olan Ahnefile ca, onun peşine takılmıs. Ahnef kavminin bulunduğu yere varınca, dur-muş ve adama: "Bak kardeşim, eğer hâlâ söyleyeceğin bir şey kaldıysa,
132. Aclūní, II, 509.
366
YanıtlaSil3. Al-i İmrân Sûresi
Ayet: 160
Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Şayet Allah'a hakkıyla te vekkul etseniz, Allah sabahleyin karnı bomboş olan bir kuşu rızıklan ekpükşam vakti karnını dolu olarak yuvasına döndürdüğü gibi, s zi de rızıklandırır. "134
Biri şöyle anlatıyor: "Çölde bulunuyordum. Kervanın epeyi önünden giderken, ileride birinin olduğunu farkettim. Hızlı hızlı yürümeye başla dım. Nihâyet yetiştim. Bir de baktım ki elinde bir âsâ ve su matarası bu lunan ve titreye titreye yürüyen bir kadın! Bu kadıncağızın yolunu şaşır mış olduğunu zannettim. Elimi cebime sokup yirmi dirhem çıkardım ve "bunları al ve bekle birazdan gelecek olan kafile seni alır. Kafile ile birlik te yoluna devam et, geceleyin de yanıma gel hâcetini gidereyim" dedim. Kadın, eli ile havaya şöyle bir işaret etti. Bir de ne göreyim, avucunun içi dinar dolmamış mı? Kadın bana şöyle dedi: "Sen şu dirhemleri cebin-den çıkardın, bense bu dinarları gaybden aldım." Nitekim Hafız Şîrazi der ki:
Çık bu felek hanesinden dışarı, isteme ekmek, Çünkü bu dünyanın siyah kâsesi, sonunda misafiri öldürür.
Kuşeyrî (rh.a.) şöyle diyor: "Gerçek yardım Allah'ın sana, nefsine karşı yardım etmesidir. Çünkü nefsin, senin en büyük düşmanındır. Ger-çek yardım, Allah'ın, nefsinin fitne säiklerini, rahmet koruyucuları ile çö kertmesidir. Neticede, bu yardımlar sâyesinde şehvet orduları dağılıp gi-der.
Velâyet, beşeriyet vasıflarından ve nefis şehvetlerinden ibaret olan bu dâvetçilerin saçmalıklarından kurtulmuş olarak sadece Allah'ın olur.
) الخذلان ( Allah Teala'nın kişi ile günahlar arasını açması, demektir.
Allah Teâlâ, kime yardım ederse, karar esnasında kötü şeyleri berta raf ederek onun elinden tutar. Kimi de yüzüstü bırakırsa, ipini boynuna takar, kötü iradesi ile başbaşa bırakır, uçsuz bucaksız sahralarda şaşkır bırakır. Böyle biri gâh arsız arsız doğuya gider; gâh kendisine hürme
134. Tirmizi, Zühd, 33; Ibn Mace, Zühd, 14.
42. Şûra Sûresi
YanıtlaSilAyet: 37-38
292
Şair şöyle der:
Tahammül insana önce zehir gibi görünür, Fakat tabiatta yerleşince bal olur.
Altın tasa gelince o iyilikler ve iyi hallerdir. Sahibi bu durumu ne kadar gizlese de o hep ortaya çıkıverir.
Şair der ki:
Eğer hålis miske sahip değilsen konuşma, Eğer varsa zaten kokusuyla o kendini belli eder.
Çöplüğe gelince işte o dünyadır.
Şair ne güzel söyler:
Tertemiz ruhun makamı yücelerdir, Fışkıyı yurt edinen ise ancak kurtçuk olur.
وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلوةَ وَأَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (٣٨)
38. Yine onlar, Rablerinin dâvetine icâbet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.
"Onlar, Rablerinin” îman "dâvetine icâbet ederler ve" beş vakit "namazı" dosdoğru "kılarlar."
Bu âyet-i kerîme ensår hakkında inmiştir. Allah Rasûlü (s.a.) onlan îmâna dâvet etti. Onlar da hiç tereddüd etmeden samîmî olarak gönülden bu davete icâbet ettiler. "İsticâbet" lafzının mutlak olarak zikredilmesinden de anlaşılan budur. Burada şu husûsa bir işaret vardır: Elçiye icâbet etmek. elçiyi gönderene icâbet etmek demektir. Bu ifâde, husûsî olan bir hükmün umûmi olana atfedilmesi kabilinden olup geriye atfedilen bu husûsî hük iran muhatablarının şereflendirilmeleri içindir. Bunun îzahı şöyledir: Zäten icabet etme vasfı îman bünyesinde mevcut olan bir durumdur. Peki, öy
BEŞLİ GRUP
YanıtlaSil1. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet edilmiştir:
"Beş şeyi hakir gören beş şeyi kaybeder: Alimleri kü-çümseyen dininden olur. Yöneticileri küçümseyen dün-yasından olur. Komşularını küçümseyen menfaatlerinden olur. Akrabalarını küçümseyen onların sevgisinden olur. Aile fertlerini küçümseyen huzurundan olur."
***
2. Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivâyet edilmiştir:
"Bir zaman gelecek, insanlar beş şeyi sevecek, beş şeyi unutacaklar: Dünyayı sevecek âhireti unutacaklar, binaları sevecek kabirleri unutacaklar, malı-mülkü seve-cek hesap gününü unutacaklar, eşlerini sevecek hurileri unutacaklar, nefislerini sevecek Allah'ı (cc) unutacaklar. Onlar benden uzaktır, ben de onlardan uzağım!"
***
3. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Allah (cc) hiç kimseye beş şey vermiş olmasın ki, ona diğer beş şeyi hazırlamasın: Kişiye şükretmeyi vermişse, ona (nimetin) ziyadesini de hazırlamıştır. Dua etmeyi nasip etmişse, duanın kabulünü hazırlanıştır. İstiğfarı (: bağışlanma talebinde bulunmayı) vermişse, bağışlamayı hazırlamıştır. Tövbeyi vermişse, kabulünü hazırlamıştır. Sadaka vermeyi nasip etmişse, kabulünü de hazırlamış-tır."
***
39
OMUNEBBIHАT
YanıtlaSildu: Cehålete kanaat, dünyaya düşkünlük, ihtiyaç fazlası malda cimrice davranmak, amelde riya, kendi görüşünü beğenmek."
8. Alimlerin çoğu Allah hepsine rahmet etsin- demiş-lerdir ki:
"Yüce Allah, Peygamberi Hz. Muhammed'e (sav) beş şey ikram etmiştir: İsim, cisim, ihsân, hata ve rıza.
İsim: Ona Adem, Nuh, İbrahim vb. diğer peygamber-lere isimleriyle hitap ettiği gibi seslenmek yerine, risâletle (: resûl diyerek) hitap etmiştir.
Cisim: Hz. Peygamber bir şey için dua edince Allah (cc) bizzat kendisi ona cevap vermiştir. Diğer peygamber-lere ise böyle yapmamıştır.
İhsan: Kendisi istemeden Allah (cc) ona ihsan etmiştir.
Hata: Günahını zikretmeden önce Allah (cc) onu af-fettiğini bildirmiştir. Yüce Allah buyurmuştur ki: "Allah seni affetti; fakat... neden onlara izin verdin ki!" (Tevbe Sûresi, 9/43)
Rıza: Diğer peygamberlere yüklediği gibi onun fidye, sadaka ve nafakasını kendi üzerine yüklememiştir."
***
9. Abdullah b. Amr b. el-Âs (ra) demiştir ki:
Beş şey kimde bulunursa dünya ve âhirette mutlu olur: Zaman zaman, "La ilahe illallah, Muhammedün Resûllullâh" cümlesini zikretmesi; bir belaya maruz kaldı-ğında, "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm (: Bizler Allah'a aidiz ve yine O'na döneceğiz. Her şey yüce ve azamet sahibi olan
41
MÜNEBBIHAT
YanıtlaSilAllah'ın iradesiyle meydana gelir. O'nun iradesinin önünde hiçbir güç ve kudret duramaz)" demesi; kendisi ne bir nimet ihsan edildiği zaman, verilen nimete şükür sadedinde; "Elhamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn (: Âlemlerin rabbi olan Allah'a hamd olsun)" demesi; bir şeye başla yacağı zaman, "Bismillahirrahmanirrahîm (: Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla başlarım)" demesi; bir günah işlediğinde, "Estağfirullâh el-azîm ve etûbu ileyh (: Aza-met sahibi olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve günahla-rımdan tövbe ederim)" demesi.
10. Hasan-ı Basri (Allah kendisine rahmet etsin) de-miştir ki:
"Teurat'ta beş cümle yazılıdır: Zenginlik kanaattedir. Selamet uzlettedir. Şeref şehvetleri reddetmektedir. Zevk ü safa uzun günlerdedir. Sabır kısa günlerdedir."
11. Hz. Peygamber'den (sav) rivâyet edilmiştir ki:
"Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bil: İhti-yarlık gelmeden önce gençliğinin, hastalık gelmeden ön-ce sağlığının, fakirlik gelmeden önce zenginliğinin, ölüm gelmeden önce hayatının, meşguliyet gelmeden önce boş vaktinin."
12. Yahya b. Muôz er-Rází (Allah kendisine rahmet etsin) demiştir ki:
Tokluğu çok olanın eti çok olur. Eti çok olanın şehve-çok olur. Şehveti çok olanın günahları çok olur. Gü Tablan çok olanın kalbi katılaşır. Kalbi katılaşan kimse, dunyanın aldatıcı nimetlerine ve ziynetlerine dalar."
42
...
YanıtlaSilŞair demiştir ki:
"Ey dünyayla evlenmek isteyen! Onun her bir gün dostu vardır. Bir kocayla nikâh kıyar fakat Onu başka yerde başka birisiyle aldatır. Dünya, taliplilerine ne de güçlü atılır, Öldürmek için teker teker... Ben aldanmışım ve bela Bedenimi yemekte azar azar... Ölüm için azık hazırlayın zira Münâdi göç göç diye nida eder."
20. Hâtem-i Esamm (Allah kendisine rahmet etsin) demiştir ki:
"Acele şeytandandır. Ancak şu beş şeyde acele etmek, Allah Resulü'nün (sav) sünnetindendir: Konakladığında misafire ikram etmede, öldüğü zaman nâşı teçhiz etmede, ergenliğe ulaşınca kızı evlendirmede, vakti geldiğinde borcu ödemede, günah işlediğinde tövbe etmede."
21. Muhammed b. ed-Dûrî demiştir ki:
"Şeytan beş şeyden dolayı şakî (: cehennemlik) oldu: Hatasını kabul etmedi, pişman olmadı, nefsini kınamadı, tövbe etmeye yanaşmadı, Allah'ın (cc) rahmetinden ümi-dini kesti. Hz. Adem (as) ise beş şeyden dolayı saîd (: cennetlik) oldu: Hatasını kabul etti, pişman oldu, nefsini kınadı, derhal tövbe etti, Allah'ın (cc) rahmetinden (hiçbir zaman) ümidini kesmedi."
45
OS MUNEBBIHAT
YanıtlaSil22. Şakik-i Belhi (Allah kendisine rahmet etsin) demiş tir ki:
"Şu beş haslete sarılınız ve onları uygulayınız: Allah'a (cc) olan ihtiyacınız kadar ona ibadet ediniz, dünyadaki ömrünüz kadar dünyadan alınız, azabına dayanabilece. ğiniz kadar Allah'a (cc) karşı günah işleyiniz, kabirde ka-lacağınız kadar dünyada iken azık hazırlayınız, Cennette ikamet etmeyi isteme dereceniz kadar Cennet için amel ediniz."
23. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
"Bütün dostları gördüm, dili muhafaza etmekten daha değerli bir dost görmedim. Bütün elbiseleri gördüm, vera'dan daha değerli bir elbise görmedim. Bütün malları gördüm, kanaatten daha değerli bir mal görmedim. Bü-tün iyilikleri gördüm, nasihatten daha değerli bir iyilik görmedim. Bütün yemekleri gördüm, sabırdan daha lez-zetli bir yemek görmedim."
***
24. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki; "Zühd beş haslettir: Allah'a (cc) güvenmek, insanlardan berî (: uzak) olmak, amelde ihlaslı olmak, zulme tahammül göster-mek, eldekine kanaat etmek."
***
25. Abidlerden biri duasında şöyle demiştir:
"Allahım! Uzun emel beni aldattı, dünya sevgisi beni helak etti, şeytan beni yoldan çıkardı, nefs-i emmare (: kötülüğü emreden nefis) beni haktan menetti, kötü arka-
46
MUNEDBIHAT
YanıtlaSilzeh olan Allah, kudretiyle) üzerinde durmaktadır.
İblis seni dini terk etmeye davet ediyor, nefis seni is. yana davet ediyor, arzular seni şehvete davet ediyor, dünya seni, kendisini ahrete tercih etmeye davet ediyor, ázálar seni günahlara davet ediyor, cebbår (olan Allah) da seni cennete ve mağfirete davet ediyor. Yüce Allah buyuruyor ki: "Allah cennete ve mağfirete davet ediyor" (Bakara Sûresi, 2/221).
İblise icåbet eden kimseden din gider, nefse icâbet eden kimseden ruh gider, arzularına icabet eden kimse-den akıl gider, dünyaya icâbet eden kimseden âhiret gi-der, âzálara icâbet eden kimseden cennet gider, Cebbår (olan Allah)'a icâbet eden kimseden de kötülükler gider ve bu kişi bütün hayırlara nail olur."
4. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
"Yüce Allah (cc) altı şeyi, altı şeyde gizlemiştir: Rızâyı taatte (: ibadette) gizlemiştir. Gazabı isyanda gizlemiştir. İsm-i âzâmını (: en büyük ismini) Kur'ân'ın âyetleri içeri-sinde gizlemiştir. Kadir gecesini Ramazan ayı içerisinde gizlemiştir. Salât-ı vustâ'yı (: orta namazı) diğer namazlar içerisinde gizlemiştir. Kıyamet gününü de diğer günler içerisinde gizlemiştir."
5. Hz. Osman (ra) demiştir ki:
"Mümin altı türlü korku içindedir: Yüce Allah'ın, imanı kendisinden alacağı korkusu. Hafaza meleklerinin, kıya-met gününde rezil olacağı şeyleri yazmaları korkusu. Şey-tanın, amelini boşa çıkaracağı korkusu. Ölüm meleğinin, gaflet anında aniden ruhunu alacağı korkusu. Dünyanın
50
kendisini aldatıp âhiretten alıkoyacağı korkusu. Ailesi ve çoluk çocuğuyla meşgul olup, onların kendisini Allah'ın (cc) zikrinden alıkoyacakları korkusu."
YanıtlaSil6. Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Kim şu altı hasleti bir araya getirirse Cennete ulaş-manın ve Cehennemden kurtuluşun bütün vasıtalarını elde etmiştir: Allah'ı (cc) bilip ona itaat etmiştir. Şeytanı bilip ona isyan etmiştir. Ahireti bilip onu talep etmiştir. Dünyayı bilip onu reddetmiştir. Hakkı (hak) bilip ona tabi olmuştur. Bâtılı (bâtıl) bilip ondan kaçınmıştır."
***
7. Yine Hz. Ali (ra) demiştir ki:
"Nimetler altı tanedir: Müslüman olmak, Kur'an-ı Ke-rim, Allah'ın Resulü Muhammed (sav), sıhhat ve afiyet, hata ve günahların Allah tarafından gizlenmesi, insanlara muhtaç olmamak."
***
8. Yahya b. Muâz er-Râzîden (Allah kendisine rahmet etsin) rivayet edilmiştir:
"İlim amelin kılavuzudur. Anlayış ilmin kabıdır. Akıl hayrın komutanıdır. Arzular günahların bineğidir. Mal kibirlilerin kaftanıdır. Dünya âhiretin çarşısıdır."
***
9. Ebû Zürcimhir demiştir ki:
"Altı haslet bütün dünyaya bedeldir: Kolay hazmedi-len yemek, hayırlı evlat, uyumlu zevce, yerinde ve hik-metli söz, akıl olgunluğu, beden sağlığı."
51
MUNEBBIHAT
YanıtlaSildemiştir ki: "Bana göre, aldanmanın en büyüğü, (nam olsa) af (edilirim) ümidiyle, pişman olmaksızın günahlara devam etmek, itaat (: ibadet) etmeksizin, Yüce Allah'a yakın olmayı ummak, Cehennem tohumundan cennet ekini beklemek, isyanlarla (: günahlarla), itaat edenlerin yurdunu (: Cennet'i) talep etmek, amelsiz mükâfat bek. lemek ve bir taraftan ifrata kaçıp haddini aşarken, bir taraftan da Allah'tan (cc) bir şeyler temenni etmektir."
Şiir
Kurtuluşu umar yolunda gitmez
Oysa hiçbir gemi karada yüzmez.
17. Ahnef b. Kays'a;
"Kula verilen en hayırlı şey nedir?" diye sorulduğunda "Allah vergisi bir akıl" dedi. "Bu yoksa?", "Güzel bir ah-lsk", "Bu yoksa?", "Uyumlu bir arkadaş", "Bu yoksa?", "Räbitalı (: Allah'la sürekli olarak irtibatlı) bir kalp", "Bu ycksa?", "Uzun bir sükût", "Bu da yoksa?", "Acil bir ölum cevabını verdi.
YEDİLİ GRUP
YanıtlaSil1. Hz. Ebû Hüreyre (ra), Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet etmiştir:
"Yedi sınıf insan vardır ki Allah (cc) onları, başka hiç-bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, Arş-ı Ala'nın gölgesinde gölgelendirecektir: Adil yönetici, Yüce Allah'a ibadetle yetişmiş genç, kimsenin bulunmadığı yerde Al-lah'ı (cc) hatırlayıp Allah korkusundan dolayı gözleri yaş-la dolan kişi, oraya tekrar dönünceye kadar kalbi mesci-de bağlı kimse, sağ eliyle verdiği sadakayı sol eli görme-yecek kadar gizli bir şekilde hayır-hasenat yapan kişi, Allah için birbirini seven iki kişi, güzel bir kadın kendisini gayr-i meşru ilişkiye davet ettiği zaman direnen ve "Ben Yüce Allah'tan korkarım!" diyen kimsedir."
***
2. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk (ra) demiştir ki:
"Cimri yedi şeyden birine maruz kalır: Ya ölür ve ken-disine, malını saçıp savuran, Allah'ın (cc) emrettiği yerlerin dışında harcayan bir kimse varis olur. Ya Allah ona zorba bir yönetici musallat eder ve o da cimriyi zelil ettikten sonra malına el koyar. Ya şehveti hareket geçer ve malını onun uğrunda çarçur eder. Ya aklına harap bir yere bina yapma veya böyle bir yeri imar etme fikri gelir ve malını o yolda heba eder. Ya başına boğulma, yangın, hırsızlık gibi dünyevî felaketlerden biri gelir. Ya devamlı bir hastalığa duçar olur ve malını onun tedavisi-ne harcar. Ya da malını bir yere gömer, sonra orayı unu-
55
cd MONEBBIA
YanıtlaSilfur ve onu bulamaz."
...
3. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
Gülmesi çok olanın heybeti az olur. İnsanları küçün. seven küçümsenir. Bir şeyi çok yapan onunla tanın Sozu çok olanın hatası çok olur. Hatası çok olanın hayas a olur Hayası az olanın verâ duygusu az olur. Verâsı az olanın kalbi ölür."
4. Hz. Osman (ra), Yüce Allah'ın (cc) "O duvarın al tula, ikisine ait bir hazine vardı. Babaları da sâlih bir kimse idi." (Kehf Süresi, 18/82) mealindeki âyeti hakkında şöyle demiştir:
"Hazine altından bir levhadır. Üzerinde şu yedi sahr yazılıdır: Ölümü bilip de gülene şaşarım. Dünyanın fâni olduğunu bilip de ona rağbet edene şaşarım. Her şeyin takdir-i ilâhî sonucu gerçekleştiğini bilip de elde edeme-dikleri için üzülene şaşarım. Hesap gününü bilip de servet biriktirene şaşarım. Cehennemi bilip de günah işleyene şaşarım, Allah'ı (cc) yakinen bilip de O'ndan başkasını zikredene şaşarım. Cenneti yakinen bilip de dünyada rahatlık arayana şaşarım Şeytanı düşman olarak bilip de ona itaat edene şaşarım."
***
5. Hz. Ali'ye (ra); "Gökyüzünden daha ağır, yeryü zünden daha geniş, denizden daha zengin, taştan daha sert, ateşten daha yakıcı, zemheriden daha soğuk ve ze-hirden daha acı olan şey nedir?" diye sorulunca söyle cevap vermiştir:
Hetli kadınlara ahlaksızlık iftirasında bulunmak, gök-yüzünden daha ağırdır. Hak, yeryüzünden daha geniştir. Kanaatkârın kalbi, denizden daha zengindir. Münafığın kalbi, taştan daha serttir. Zalim hükümdar, ateşten daha yakıcıdır. Alçağa muhtaç olmak, zemheriden daha soğuk-har. Sabır, zehirden daha acıdır." ["İnsanların arasını boz-ma gayesiyle laf taşıma, zehirden daha acıdır" şeklinde bir rivayet de vardır.]
YanıtlaSil***
6. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Dünya, evi olmayanın evi, malı olmayanın malıdır. Aklı olmayan onun için mal toplar. Anlayışı olmayan onun hazlarıyla meşgul olur. İlmi olmayan onun sebebiy-le azap görür. Zekası olmayan onun için haset eder. Ya-kini olmayan onun için çalışır."
7. Cabir b. Abdullah el-Ensârî (ra), Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Cebrail (as), komşu hakkında o kadar tavsiyede bu-lundu ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim. Kadınlar hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onları boşamayı haram kılacağını zannettim. Köleler hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onların azat edileceği bir vakit belirleyeceğini zannettim. Misuak hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, dişleri fırçalamanın farz olduğunu zannettim. Cemaatle namaz hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, Allah'ın (cc) sadece cemaatle kılınan namazı kabul edeceğini zannettim. Gece namazı hakkında o ka-dar tavsiyede bulundu ki, geceleyin uyku uyunmaya-cağını zannettim. Allah'ı (cc) zikretme hakkında o kadar
57
tavsiyede bulundu ki, hiçbir sözün zikirsiz fayda verme yeceğini zannettim."
YanıtlaSil8. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Yedi kişi vardır ki, Allah (cc) kıyamet günü onların yüzüne bakmaz, onları temize çıkarmaz (: onların günah. larını affetmez) ve onları cehenneme sokar: Homoseksüel ilişkiye girenler, eliyle kendi kendini cinsel olarak tatmin eden, hayvanlarla cinsel ilişkiye giren, hanımı ile arkadan (: anal olarak) ilişkiye giren, bir kadını kızı ile birlikte ni kâhlayan, komşusunun hanımı ile zina eden, komşusuna, kendisine lânet okutacak derecede eziyet eden."
***
9. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Allah yolunda öldürülenler dışındaki şehitler yedi kı-sımdır: Mide ve bağırsak hastalığından ölen, suda boğu-lan, zatülcenp hastalığından ölen, tâun (: veba) hastalı-ğından ölen, yanarak ölen, enkaz altında kalarak ölen, doğum yaparken ölen."
***
10. İbn Abbâs (ra) demiştir ki:
"Akıllı kişinin yedi şeyi, yedi şeye tercih etmesi gerekir: Fakirliği zenginliğe, zilleti izzete, tevâzuu kibre, açlığı tok luğa, kederi sevince, aşağıyı yükseğe (: dünyevî açıdan düşük bir konumda bulunmayı yüksek bir mevkide ol maya), ölümü hayata."
SEKİZLİ GRUP
YanıtlaSil1. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Sekiz şey sekiz şeye doymaz: Göz bakmaya, yeryüzü yağmura, kadın erkeğe, âlim ilme, soru soran sormaya, haris olan mal toplamaya, deniz suya, ateş oduna."
***
2. Hz. Ebû Bekir Sıddîk (ra) demiştir ki:
"Sekiz şey sekiz şeyin süsüdür: İffetli olmak fakirliğin süsüdür. Şükür nimetin süsüdür. Sabır belânın süsüdür. Halim-selim olmak ilmin süsüdür. Alçak gönüllülük (: Soru sormayı ve hatasını düzeltmeye çalışmayı gurur meselesi yapmamak) öğrencinin süsüdür. Çok ağlamak Allah korkusunun süsüdür. Başa kakmayı bırakmak ihsâ-nın (: başkalarına iyilik etmenin) süsüdür. Huşû namazın süsüdür."
***
3. Hz. Ömer (ra) demiştir ki:
"Fazla sözü terk edene hikmet bahşedilir. Fazla bak-mayı terk edene kalp huşûu (: Allah'a karşı derin ve say-gılı duruş) bahşedilir. Fazla yemeği terk edene ibadet lezzeti bahşedilir. Fazla gülmeyi terk edene heybet bah-şedilir. Şakayı terk edene şeref/güzellik bahşedilir. Dünya sevgisini terk edene âhiret sevgisi bahşedilir. Başkalarının kusurlarıyla uğraşmayı terk edene, kendi kusurlarını dü-zeltme (imkânı) bahşedilir.
DOKUZLU GRUP
YanıtlaSil1. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki: "Yüce Allah (cc), Musa b. İmran'a (as) Teurat'ta vahyetmiştir ki: Ana hatalar üç tanedir: Kibir, haset, hırs. Bunlardan altı hata daha meydana gelir. Böylece toplam dokuz olurlar: Tok-luk, uyku, rahatlık, mal sevgisi, övülme ve takdir edilme sevgisi, baş olma (: liderlik) sevdası."
2. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk (ra) demiştir ki:
"Abidler (: ibadet edenler) üç sınıftır. Her bir sınıfın kendileriyle tanındığı üçer alâmeti vardır:
Bir sınıf, Yüce Allah'a (cc) korkuyla ibâdet eder. Bir sınıf, Yüce Allah'a (cc) ümitle ibâdet eder. Bir sınıf, Yüce Allah'a (cc) sevgiyle ibâdet eder. Birinci sınıfın üç alâmeti vardır: Nefsini hakir (: değersiz) görür. İyiliklerini yeterli görmez, kötülüklerini çok bulur. İkinci sınıfın üç alâmeti vardır:
Her durumda insanlara örnek olur. Mal konusunda dünyadaki insanların hepsinden daha cömert olur. İnsan-lar içerisinde Allah'a en fazla hüsn-ü zan besleyen kişi olur. Üçüncü sınıfın da üç alâmeti vardır:
Sevdiği şeyi verir ve Rabbi râzı olduktan sonra başka hiçbir şeyi umursamaz. Rabbini râzı edip, nefsini kızdırmaya çalışır. Her durumda, Rabbinin emir ve ya-sakları doğrultusunda hareket eder."
61
***
käfirlerdir. Haksız yere adam öldüren. Sihir ve büyüyle uğraşan. Hanımını kıskanmayan deyyus. Zekâtını verme-yen. İçki içen. Üzerine farz olduğu halde hacca gitmeyen. Fitne-fesat çıkartmak için çalışan. Ehl-i harbe (: kendile-riyle savaş halinde bulunulan toplumlara) silah satan. Karısıyla arkadan (: anal) ilişkiye giren. Mahremi (: evlenmesi haram olan yakını) bir kadınla evlenen. Bu filleri helâl sayarak işleyen kimse kâfir olur."
YanıtlaSil***
7. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Akrabalık ilişkilerini canlı tutmadıkça kul, ne gökte ne de yerde mümin olabilir. Müslüman olmadıkça akrabalık ilişkilerini canlı tutan biri olamaz. Elinden ve dilinden insanlar emin olmadıkça Müslüman olamaz. Alim olma-dıkça emin bir kişi olamaz. İlmiyle âmil (: amel eden) olmadıkça âlim olamaz.
Zahid olmadıkça ilmiyle âmil olamaz. Verâ sahibi ol-madıkça zâhid olamaz. Mütevazi olmadıkça verâ sahibi olamaz. Arif (: nefsini tanıyan) olmadıkça mütevazi ola-maz. Sözünü bilip konuşmadıkça ârif olamaz."
***
8. Denilmiştir ki: Yahya b. Muâz er-Râzî (Allah kendi-sine rahmet etsin) dünyaya rağbet eden bir fıkıh âlimi görmüş ve ona şöyle demiştir:
"Ey ilim ve sünnet sahibi! Köşkleriniz Kayser köşkleri gibi, evleriniz Kisrâ evleri gibi, meskenleriniz Kârun'un meskenleri gibi, kapılarınız Tâlûť'un kapıları gibi, elbisele-riniz Câlût'un elbiseleri gibi, mezhepleriniz Şeytan'ın mezhebi gibi, helâkiniz Mârid'in (: şeytan) helâki gibi, hükümranlığınız Firavun'un hükümranlığı gibi, Hâkimleriniz aceleci, rüşvetçi ve sahtekâr, ölümünüz Câ-
67
MUNEBBI
YanıtlaSilHâkimleriniz aceleci, rüşvetçi ve sahtekar, ölümünüz Ca hiliye ölümü gibidir. Peki Muhammedilik nerede?!"
Şair demiştir ki:
"Ey türlü sözlerle Rabbine niyâz eden, Meskeninin Dâru's-selâm (: cennet) olmasını isteyen Ve tövbe etmeyi sürekli olarak erteleyen! Seni yaratıklar içinde kendine insaflı görmüyorum. Sen ey gâfil! Gününü oruçla geçirsen,
Gece boyu namaz kılsan, Pek az yiyip pek az içsen, Daha lâyık olurdun şerefli makama nail olmaya; Mahlûkâtın Rabbinden büyük ikrâma, Celâl ve ikrâm sahibinden en büyük rızâya."
***
9. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki:
"Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Yüce Allah (cc), on hasletin on sınıf kişide bulunmasına gazap eder: Zenginlerin cimri olmasına, fakirlerin kibirli olmasına, âlimlerin tamahkâr olmasına, kadınların hayâsız olması-na, ihtiyarların dünyayı sevmesine, gençlerin tembel ol-masına, hükümdarların zalim olmasına, askerlerin korkak olmasına, zâhidlerin kendini beğenmesine, âbidlerin riyakâr olmasına."
***
10. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
Afiyet (: esenlik) on türlüdür. Beşi dünyada beşi âhirettedir: Dünyadakiler şunlardır: İlim, İbadet, Helâl
haram yiyorsun, karnımda kurtlar-böcekler de seni ylye-cek. Sırtımda hilekârlık yapıyorsun, karnımda zelil ola-caksın. Sırtımda mutlu bir şekilde yürüyorsun, karnıma üzüntülü bir şekilde düşeceksin. Sırtımda aydınlıklar için-de yürüyorsun, karnımda karanlıklar içine düşeceksin. Sırtımda kalabalıklar içerisinde geziyorsun, karnımda tek başına olacaksın."
YanıtlaSil***
15. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
"Çok gülen kimse on cezayla cezalandırılır: Kalbi ölür, Yüzünün suyu (: utanması) gider, şeytan onun düştüğü duruma sevinir, Allah (cc) ona gazap eder, Kıyâmet günü bu sebeple (ağır bir) hesaba çekilir, Kıyamet günü Pey-gamber (sav) ondan yüz çevirir, melekler ona lânet eder, yerler ve göklerin ahalisi ona öfke duyar, her şeyi unutur, Kıyamet günü rezil olur."
***
16. Hasan-ı Basrî (Allah kendisine rahmet etsin), bir gün demiştir ki:
Dindar bir genç ile Basra sokaklarında ve çarşılarında dolaşırken birden kürsüde oturan bir doktora rast geldik. Önünde adamlar, kadınlar ve çocuklar vardı. Onların her birinin elinde su dolu şişeler vardı. Onlardan her biri, kendi hastalığı için ilaç tarif etmesini istiyordu. Genç, doktora doğru ilerleyerek:
"Ey Doktor! Şende günahları temizleyecek ve kalplerin (manevî) hastalıklarını iyi edecek bir ilaç var mı?" dedi. Doktor "Evet" dedi. Genç "Getir (de görelim!)" dedi. Doktor "Benden on şey al!" dedi. Sonra şöyle devam etti:
71
MUNEBBIA
YanıtlaSil"Fakirlik ağacının köklerini tevazu ağacının kökleriyle birlikte al. Tövbe helilecini (: çam kozalağına benzeyen bir tür Hint meyvesi) onlara kat, (bu karışımı) rıza hava-nina at, onu kanaat tokmağıyla döv, takua kazanına koy, erine haya suyunu dök, muhabbet ateşiyle kaynat şükür kadehine koy, recâ (: ümit) yelpazesi ile havalandır ( soğut), hamd kaşığı ile iş. Bu ilaç, dünyevî ve uhrevi bütün hastalık ve belâlara iyi gelir."
***
17. Denilmiştir ki:
Hükümdarlardan biri ilim ve hikmet sahiplerinden beş kişiyi topladı ve her birinin hikmetli sözler söylemesini emretti. Onlardan her biri ikişer hikmet söyledi ve toplam on hikmet söylemiş oldular. Onlardan birincisi, "Yaratıcı-dan korkmak ondan emin olmaktır; O'ndan emin olmak ise küfürdür. Yaratılmıştan emin olmak (: korkmamak) hürriyettir, ondan korkmak ise köleliktir" dedi.
İkincisi, "Yüce Allah'tan ümidini kesmeyen zengindir, fakir olsa bile. O'ndan ümidini kesen fakirdir; malı-mülkü olsa bile" dedi.
Üçüncüsü, "Kalp (: mâneviyat) zenginliği ile birlikte kese fakirliği zarar vermez. Kalp (: mâneviyat) fakirliği ile birlikte kese zenginliği hiçbir fayda vermez" dedi.
Dördüncüsü, "Kalp zengininin, cömertlikle ancak zen-ginliği artar. Kalp fakirinin, kese zenginliği ile ancak fakir-artar" dedi.
Beşincisi, "Hayırdan az bir şey almak, şerden çok şeyi terk etmekten daha hayırlıdır. Şerrin tümünü terk etmek, hayırdan az bir şey almaktan daha hayırlıdır" dedi.
MUNEDOre
YanıtlaSilnamaz kılan hür kadının, faiz yiyenin, zālim yöneticini namazı kendisini çirkinlikler ve kötülüklerden alıkoyma yerine, Allah'tan (cc) daha da uzaklaştıran kişinin."
***
20. Hz. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:
Mescide giren kişiye on haslet yakışır: Terlik veya ayakkabılarını (çıkarıp) muhafaza etmek. İçeriye sağ ayakla girmek. İçeriye girdiğinde; "Bismillah ve selâmun alâ Rasûlillâh ve alâ melâiketillâh. Allâhümme ftah lena ebuâbe rahmetik, inneke ente'l-vehhab (: Allah'ın adıy la... Allah'ın Resulüne ve meleklerine selam olsun! Al. lahım! rahmetinin kapılarını bizlere aç! Şüphesiz sen çok cömertsin.)" demek. Mescid halkına selâm vermek ve eğer içeride kimse yoksa; es-Selâmu aleynâ ve alâ iba-dillâhi's-sâlihîn (: Selam, hem bizim üzerimize hem de Allah'ın sâlih kullarının üzerine olsun)" demek. (Sonra) "Eşhedü en Lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhamme-den Rasûlullâh (: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Mu-hammed'in O'nun peygamberi olduğuna şahitlik ede rim)" demek. Namaz kılanların önünden geçmemek Dünya işiyle meşgul olmamak ve dünya kelâmı konuş mamak. İki rekât namaz kılmadan dışarı çıkmamak. İçe-riye abdestli girmek. (Mescitten çıkmak üzere) ayağa kalktığında; "Sübhaneke'llâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk (: Allahım! Seni noksan sıfatlardan tenzih eder, verdiğin nimetlere hamd ederim. Senden başka ilah olmadığına şahitik eder, senden bağışlanma diler, günahlarımdan tövbe ederim)" demek.
***
21. Ebû Hureyre (ra), riz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:
YanıtlaSil"Namaz dinin direğidir ve namazda on haslet vardır: Yüzün süsüdür, kalbin nurudur, bedeni rahatlatır, kabirde arkadaştır, rahmetin inmesine vesiledir, göğün (ve yüceliklerin) anahtarıdır, mîzânın (: terazinin) ağırlığı-dır, rabbin rızasına ulaştırır, cennetin bedelidir, cehen-neme perdedir. Kim onu dosdoğru yerine getirirse, dinini ikame etmiş olur. Kim de onu terk ederse dinini yıkmış olur."
***
22. Hz. Aişe (ra), Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir:
Yüce Allah (cc), Cennet ehlini cennete sokmak istediği zaman onlara bir melek gönderir. Meleğin yanında cen-netten hediyeler ve elbiseler bulunmaktadır. Cennete girmek istediklerinde melek onlara; "Durun! Yanımda Alemlerin Rabbi'nin hediyeleri vardır" der.
"O hediyeler nelerdir?" derler. Melek şöyle der:
"On tane yüzüktür. Birincisinin üzerinde "Selâm size! Hoş geldiniz! Oraya ebedî kalmak üzere girin!" (Zümer Süresi, 39/73) yazılıdır. İkincisinde "Sizden üzüntü ve endişeleri kaldırdım" yazılıdır. Üçüncüsünde "İşte, yaptık-larınız karşılığında size miras olarak verilen ce inet bu-dur!" (Zuhruf Sûresi, 43/72) yazılıdır. Dördüncüsünde "Sizlere elbiseler ve ziynet eşyaları giydirdik" yazılıdır.
Beşincisinde "Onları hûr-i iynlerle (: iri gözlü hurilerle) evlendirdik." (Duhân Sûresi, 44/54) ve "Sabretmelerinin karşılığı olarak bugün onları mükafatlandırdım. Kazançlı çıkanlar onlardır." (Mü'minûn Sûresi, 23/111) yazılıdır.
MUNEBBIHAT
YanıtlaSilcezasıdır!" yazmaktadır. Yedincisinde "Gazabım Cehen-nemde ebedi olarak üzerinize olsun!" yazmaktadır. Seki-zincisinde "Bile bile büyük günahları işlemeniz, tövbe etmemeniz ve pişman olmamanız sebebiyle lânetim üze-rinize olsun!" yazılıdır. Dokuzuncusunda "Cehennemdeki arkadaşlarınız ebedî olarak şeytanlardır" yazılıdır. Onun-cusunda "Şeytana uydunuz, dünyayı arzuladınız ve âhireti terk ettiniz. İşte bu da cezanızdır!" yazılıdır.
***
23. Hikmet sahiplerinden biri demiştir ki:
"On şeyi on yerde aradım fakat başka on yerde bul-dum: Üstünlüğü kibirlenmekte aradım fakat alçak gönül-lülükte buldum. İbadeti namazda aradım fakat vera'da (: takvada) buldum. Rahatı hırs ve tamahta aradım fakat zâhitlikte buldum. Kalbin nûrunu gündüz âşikâre kılınan namazda aradım fakat geceleyin gizlice kılınan namazda buldum. Kıyâmetin nûrunu cömertlik ve eli açıklıkta ara-dım fakat susuzluk ve açlıkta buldum. Sırattan geçmeyi kurban kesmekte aradım fakat sadakada buldum. Ce-hennemden kurtulmayı mubahlarda aradım fakat şehvet-leri terk etmekte buldum. Yüce Allah'ın sevgisini dünya-da aradım fakat Allah'ı (cc) zikirde buldum. Afiyeti kala-balıklarda aradım fakat uzlette (: tenhada) buldum. Kal-bin nûrunu vaazlarda ve Kur'an okumakta aradım fakat tefekkür ve ağlamakta buldum."
***
24. Hz. İbn Abbâs (ra) Yüce Allah'ın, "Bir zamanlar Rabbi İbrahim'i bazı kelimelerle sınamıştı." (Bakara Sûre-si, 2/124) âyeti hakkında demiştir ki:
"On haslet sünnettendir. Bunların beşi başta, beşi be-
77
Büşra Nur Özdemir
YanıtlaSilGüvenin inşası do
G üven, toplumların sosyal doku sunu ayakta tutan temel değerler den birisi olmasına rağmen, modern çağda ciddi bir krizle karşı karşı yadır. Teknolojik ilerlemeler, küreselleşme, bireyselleşme, egoizm, bilgi kirliliği ve hızlı değişim gibi faktörler, güvenin zedelen-l mesine ve insan ilişkilerinde önemli boş lukların oluşmasına yol açmıştır. Güven krizinin neticesinde ise korkular, şüpheler, insan ilişkilerinde zayıflama ve toplumda parçalanma gibi sonuçlar ortaya çıkmak tadır. Abraham Maslow'un ihtiyaçlar hiye-rarşisinde yeme, içme, barnima gibl fizyolojik ihtiyaçlardan sonra gelen en önemli ihtiyaç, fertlerin kendini guvende hissetme arzusudur.
Ülkemizde yaşadığımız en temel prob-lem haline gelen güven sorunu, her alanda karşımıza çıkmaktadır. Ekonomik güvenliğin en dipte olması, dışarıdan al-dığımız ürünlerin sahte çıkma ihtimali, sağlık sektörüne başvurduğumuzda aklı-mıza gelen bebek katilleri, oturduğumuz evlerin muhtemel bir durum karşısında dayanıklılığından endişemiz, bir tatile gi-derken bile kalacağımız yerin ne kadar emniyetli olduğu...
Bütün bunlar önemli bir diyaloğu akla getirir. "Herşeyden evvel bize lazım olan nedir?
Cevap: Doğruluk. Sual: Daha? Cevap: Yalan söylememek. Sual: Sonra? Cevap: Sıdk, ihlás, sadákat, sebat, tesanüd."
Peygamber Efendimizi ihtiyarlatan "Em-rolunduğun gibi dosdoğru ol ayeti yal-nızca ibadetlerde değil, hayatın her alanında dürüst, adaletli ve Allahın razı ol duğu şekilde yaşama sorumluluğunu ifade eder. Bu sorumluluğu öyle derinden hissetmiş ki, aşırılıklara sapmadan ihlasla, samimiyetle, ciddiyetle bu vazifeyi hayatı boyunca hassasiyetle yerine getirmiştir. Bizans Imparatoru Heraklius'u Islam'a davet ettiğinde o da Ebu Sufyan'a, Hz Peygamber'in yalan söyleyip söylemedi-ğini sormuş ve Ebu Sufyan: "O'nun hiç yalan söylediğine şahit olmadık" demiştir. Bu söylem üzerine Heraklius: "Insanlara yalan söylemeyen bir kişi, Allah'a asla yalan söylemez demiştir. Peygamberlik gelmeden düşmanları tarafından dahi "Muhammedü'l-Emin" läkabıyla anılması doğruluk ve güvenilirlikte zirvede oldu-ğunu gösterir. Bu yüzden Insanlar ara sında barış ve güvenin nasıl tesis edilebileceği konusunda bizim için büyük bir ilham kaynağı ve rehberdir.
h h
doğrulukla başlar
YanıtlaSilDoğruluktan daha yüksek ve derin sıdk hakikati ise, kişinin kalbi, dili ve davranışlan n, arasındaki tam bir uyumu ifade eder. Yal-nızca zahiri bir doğruluk olmayıp kalpteki samimiyeti de içerir. Doğruluk sıdk ile bir erdem olmaktan çıkar ve hayat tarzı ha-line gelir. Bütün hayatı boyunca bunu mu-hafaza edebilmeye de istikamet denir.
n
"En büyük keramet, istikarnettir." sözü, doğruluğun ve istikametin manevi zevk-lerden ve olağanüstü hållerden de üstün olduğunu ifade eder. Çünkü istikamet, in-sanın hayatında sürekli ve istikrarlı bir şe-kilde Allah'a yönelmesi ve O'nun emirlerine uygun yaşamasıdır.
"Sidk ve doğruluk İslamiyet'in hayatı ve cemiyetin rabıtasıdır." ifadesi ise, doğrulu-ğun toplumun bağlarını kuvvetlendiren bir unsur olduğunu söyler. O hälde adalet ve huzur da ancak doğrulukla temin edilir.
İslamiyet doğruluk üzerine bina edilmiştir diyen Bediüzzaman, doğruluğun zede-lenmesiyle dini ve ahlâki yapıların çök meye başlayacağını hatırlatır. Yaşadığımız zamandaki güven probleminin menbaını izah eder.
Doğru olmak her zaman kolay değildir. Özellikle çıkar çatışmalarının olduğu du-rumlarda veya kişinin zarar görebileceği bir ortamda doğruyu söylemek ve yap-mak cesaret ister. Ancak bu cesaret, insa-nın ahlâki olgunluğunun bir göstergesidir. "Kişinin, sıdkı, onun mürüvveti (olgun-luğu) ölçüsündedir" sözüyle, Hz. Ali du-rumu özetler ve hayatında dahi birçok nümuneleri tezahür eder.
Velhasılı kelâm, doğruluk İslâmiyette en temel sıfat olduğu gibi hemen hemen her kültürde doğruluk ahlâkın temel ilke-lerinden biri olarak görülmüştür. Girdiği-miz, çıktığımız karşılaştığımız her alanda ve her an tercihlerimiz doğruluktan yana olursa kaybediyor gibi görünsek de kaza-nıyoruz demektir. Ferdî ve toplumsal hayat için vazgeçilmez değer olan doğru-luk insanlar arası güveni tesis eder, hu-zurlu yaşamanın kapılarını açar. Ahlāki ve manevi sorumluluk olan doğruluk, daha İyi bir gelecek demektir. O hålde heläket ve felåket asrının alimini dinleyelim. "Necat yalnız sıdkla, doğrulukla olur. Ur-vetü'l-vüska, sıdktır. Yani, en muhkem ve onunla bağlanacak zincir, doğruluktur.
Dipnotlar:
1-ESDE, Münazarut, s. 201.
2 Hud Suresi: 112.
3- Buhari, Iman, 37, Müslim. Cihad, 73,
4-ESDE, Hutbe-i Şamiye, s. 252
Bediüzzaman Hazretleri ahireti böyle ispat ediyor -3
YanıtlaSil9. Enbiya ve evliyanın Rableri ile gö-rüşecek, hususi birer telefonlan vardır, diyor Bediüzzaman Hazretleri. Hani "Gönülden gönüle bir yol vardır, gö-rülmez deniyor ya onun gibi. Hem bazı Peygamberler onun huzuruna çıkmışlar. Bunlar ittifakla haber veri-yorlar ki ödül ve ceza için muhteşem ve öte yanda dehşetli bir yer hazırlan-mış bizleri bekliyor. Güçlü bir sözle (ayetler ve hadisler) ve şiddetli bir şe kilde tehdit ediyor. Aynı zamanda müjde veriyor. O (Cenab-ı Allah) sö-zünde durmamak gibi bir şeye tenez zül etmez. Oysa o âhiretten haber verenler yalan üzerinde ittifak etmesi mümkün olmayan bir çoğunluk tara-
findan nakledilmektedir (Mütevatir haberler). Hem de Ioma etmişler hepsi aynı kanaatte.
Demek bir başka yer var ve elbette o makarra gidilecektir.
10. Haşir Risalesi 10 Suret'te Said Nursî Hazretleri ahiretle ilgili açıkla-malanına şöyle devam ediyor: İlkba-har, yaz, sonbahar, kış mevsimlerini örmek vererek tabiatın değişimini ve dönüşümüne dikkat çekerek sinema perdeleri gibi her saat ve mevsim başka bir âlem gösterildiğini ifade ediyor.
Dikkatle baktığımızda, o kadar ka-rışık, süratli, çok gerçek perdeler içinde ne kadar mükemmel bir inti-
zam ve denge vardır ki her şey yeni yerinde. Hayali sinema perdeleri bile bu kadar muntazam olamaz. Milyon larca yetenekli sihirbazlar bile bu sa natlan yapamazlar. Bahar ayı, yaz ayn, güz ayn, kış ayn sanatta....
Demek ki, bize görünmeyen büyük bir zatın yani Mevla'mızın büyük mucizeleri var. İşte yap boz gibi yok edip tekrar inşa etmek O'na (cc) zor değil. Ve her şey kayıt altında ve o büyük mahşerde gösterilecek.
Anlaşılacağı üzere bu değişiklikler büyük bir mutluluk veya büyük bir hüsran yani ceza (karşılık) günü için dir. Büyük gayeleri var. Bu da dünyar daki davranışlanmıza bağlıdır.
semra.ulas.ozhan.a@gmail.com
2024 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1699 - Osmanlı devleti Karlofça Antlaşmasını imzaladı.
• 1948 - Kâzım Karabekir vefat etti.
26
CUMA
FRIDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) sayıp yazmışızdır.
Yasin Suresi: 12
T
BİR HADİS
Biriniz dua ettiğinde kendi duasına "Âmin" desin.
İbni Adiyy
Her kim ki rahmetin nihayetsiz denizini bulsa, elbette bir katre serap hükmünde olan cüz-ü ihtiyarına itimad etmez; rahmeti bırakıp ona müracat etmez.
Sözler
4 Şubat'ın izleri (1)
YanıtlaSilpıldı. Kongre esnasında, grubun içinde k ana temayül ortaya çıktı: Milliyetçi Mer keziyetçiler ve Adem-i Merkeziyetçi Libe raller. Birinci kısım, Ahmet Rıza'nın bas kanlığında toplanırken, Liberaller ise Prens Sabahaddin Beyin etrafında top landı. İki grubun da Avrupa'da çıkartmış olduğu kendilerine ait gazeteleri vardı Meşveret ve Mizan.
1908'de iki rakip parti olarak seçimlere giren bu iki grubun temsil etmiş olduğu siyasi misyon, Cumhuriyet tarihinde "Halkçılar ve Demokratlar olarak tekrar siyaset sahnesinde karşı karşıya geldiler.
1917: İttihat ve Terakki Cemiyetinin si yasi lideri Talat Paşa, Said Halim Paşadan boşalan Sadrazamlık (Başbakanlık) maka mına geçti. Sultan II. Abdülhamid'in Hal'll ile Ermeni Tehciri'nin müsebbibi olan Ta lat Paşa, Masonlar tarafından da "Maşrık 1 Azam" diye kabul ediliyor.
1923: Lozan Konferansı kesintiye uğra dı. 20 Kasım 1922'de başlayan ilk Lozan görüşmeleri, göstermelik birtakım gerek-çelerie 4 Şubat 1923'te aniden kesiliverdi. Kesilmenin zahiri gerekçesi ile hakiki ge-rekçesi birbirinden farklıdır. İslamiyetin Türkiye'de nasıl yok edileceğinin plan ve programları devreye sokuldu. Nitekim, 3 Mart 1924'teki ilk icraat, Hiläfetin kaldırıl-ması, Medreselerin kapatılması oldu.
1926: İstiklal Mahkemesinin kararıyla, "Şapka aleyhtarı olup halkı şapka aley-hinde kışkırtmada bulundukları gerek-çesiyle İskilipli Atıf Efendi ile Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi zulmen idam edildiler. Birkaç gün önce de Hafız Osman ile Hafiz Muharrem, yine aynı gerekçeler-_le idam edilmişlerdi.
*
1934: Atina'da Türkiye'nin de mecburi-yet tahtında dahil edildiği Balkan Paktı -imzalandı.
(Devamı yarın)
latif@yeniasya.com.tr
X @salihoglulatif
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil• 630 - Hicretin sekizinci yılında, Müslümanların galip geldiği Huneyn Savaşı gerçekleşti.
• 1960 - Risale-i Nur'da "Kastamonulu Küçük Şeyhlerin Hilmi" nâmıyla geçen Hilmi Sema Erkal vefat etti.
2014-Bediüzzaman'ı gören son şahitlerden Mustafa Ekmekçi vefat etti.
27
CUMARTESİ
SATURDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Takvâ sahipleri cennetlerde ve iırmakların kenarlarındadır.
Kamer Suresi: 54
BİR HADİS
Birisi yanında bulunmayan kardeşine dua ederse bu işe görevli melek "Sana da bir misli verilsin." der.
İbni Adiyy
Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü kalbin kasavetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsûfa tutturur.
Mesnevî-i Nuriye
HİCRİ: 16 RECEB 1445-RUMI: 14 K. SANÍ 1439
KASIM: 81-GÜN: 27 KALAN: 339 - GÜN. UZ.: 2 DK
Olunce Seni Kim
YanıtlaSilÅlemlere Rahmet Efendimizin yanında bir cahili-ye şairinin, şerefli olarak bilinmek için ne acılar çek-tiğini ifade eden bir beyti okununca "Cahiliyeden kim-seyi merak etmem ama bu beytin sahibi ile tanışmak isterdim" buyurmuşlardı. Söz insanın neresinden çıkarsa gider muhatabının da orasını bulur. Kalbe tesir eden söze Kur'an'ımız beliğ söz adını verir. Sö-zün kalbi bulması için kalpten çıkması gerekir. Ama bazen kalpten çıkan söz muhatabın nasibi yoksa baş-ka bir yeri bulur ve muhabbet doğuracağı yerde tam tersi gayz ve kini artırır.
Geçen ay bir dizinin reklam spotu olarak tasarla-nan "ölünce seni kim yıkayacak?" sözü çok konuşul-du. Gerçekte insânî bir duruma işaret eden bu söz ki-milerinin kalbini buldu, kimilerinin ise nefretini ar-tırdı. Zincirlikuyu Mezarlığı'nın girişindeki "Her ne-fis ölümü tadacaktır" ayetine tahammül edemeyenler güruhu bu sözden de incindi(!). Hakikatten incinene kimin ne dese fayda etmeyeceği bir kez daha ortaya çıktı. Ama hakikati bilenler birileri incinecek diye ha-kikati eğemez, bükemez ve biçemez. Onlar hakikati incitmekten korktukları için sözlerini Kur'an'ın ke-rim, beliğ, leyyin, sedid, tayyip, meysur, maruf ölçüleri ile söylemeye devam ederler.
Biz "ölünce seni kim yıkayacak" mesajını sevdik, çünkü ölünce bizi kimin yıkayacağı mühimdir. Rasû-lullah Efendimiz Hz. Ali radıyallahu anh'a "Vefat et-tiğim zaman beni sen yıka" diye vasiyet etmişlerdi. Hz. Ali yakınları ile birlikte Peygamberimizin müba-rek naaşını yıkarken ortalığı mis gibi bir koku kaplamış, öyle ki o aziz gas-sal "Anam babam sana feda olsun Ya Rasûlullah! Hayatında da, vefatında da temizsin, güzelsin" demekten ken-dini alamamıştı. Ölünce bizi maddi
femize Çıkaracak?
YanıtlaSilolarak kimin temizlediği şüphesiz mühim ama daha mühimi ölünce bizi kimin tebrie edeceği, kimin tez-kiye edeceği, hakkımızda kimin, nasıl bir şahitlik ya pacağı meselesidir.
Ölünce bizi, kim nasıl anacak? Arkamızdan na sıl bir nam bırakacağız? Doğrusu istisnalar hariç arkamızdan gelecek sözler birkaç cümleden fazla olmayacak. "İyi insandı" kaç kelimedir ki? Ya "yara-mazdı"? Koskoca bir ömrün böyle bir iki kelime ile geçiştirilmesi insanın akıbetine dair nasıl bir dram-dır, tarif edebilen beri gelsin. Ama daha acısı bu dra-mı hissettiği halde insanın arkasından söylenecek sözlerin neler olacağını önemsememesidir. Çünkü o sözler belki de ebedi saadet ya da azabın hüküm cümleleri olacaktır.
Ölünce arkamızdan bizi kimin, nasıl anacağı, he-pimizin gündeminde olması gereken bir endişedir. Ne yapıp edip, güzelliklerimizi ve iyiliklerimizi ar-tırmamız ve bunlara güzel insanları şahit tutmamız gerekiyor. Şahitlikleri muteber sålihlerin gidenler hakkındaki şahitlikleri ya kurtuluş vesilesi olacak, ya da hafazanallah, tam tersi; güzel insanların hakikati incitmemek adına söyledikleri sözler ya da suskun-lukları "vecebet" hükmü ile ebedi bedbahtlığa götüre-cek. Kapak konumuz işte bu hakikate dikkat çekiyor. Rabbimizden arkamızdan hayırla anılacak işler yap-maya muvaffak kılmasını niyaz ederiz.
Şaban ayındayız. Ramazan'ın gölgesi üzerimize düştü. Berat Kandilinizi tebrik ediyo-ruz. Rabbimiz maddî ve mânevî sıkın-tılarımızı feraha tebdil eylesin ve bizi hep razı olduğu işlerde ve yerlerde bu-lundursun. Gelecek sayımızda buluş-mak ümidiyle Allah'a emanet olunuz.
ceğimi sandım. B inde, öyle bir ses duydum ki, korkudan eriyece an geldiğin nda, bende ne kos az bir kuş çıktı. Sırtımı kanadıyla sıvazladığı anda, beyaz akk kase icinde se
YanıtlaSilzin (451) May
TARİHTE BUGÜN
• 1948-Bediüzzaman Said Nursî, talebeleri ile Afyon Ağır Ceza Mahkemesine sevk edildi.
2004-Türk Lirasından altı sıfır atılarak Yeni Türk Lirası olmasını öngören kanun tasarısı, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
28
PAZAR
SUNDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
Muhakkak ki Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Birisi dua ettiğinde kabul edilmese bile kendisine bir sevap yazılır.
Dârekutnî
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
145 1 Ben size filan-falan kimseleri ateşle yakmanızı emretmiştim. Halbuki ateşle ancak Allah azab eder. Eğer onları yakalarsınız öldürün, kafi. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
145 2 Ben sizin önünüzden "Havza" varıp, sizi arayacağım. Kim ki Beni orada bulur ve Havzı kevserden içerse bir daha susamaz. Öyle kimseler gelecek ki, Ben onları, onlar da Beni tanıyacak. Fakat kendileriyle aramız açılacak. Soracağım. Niye böyle? Denilecek ki: "Onlar senden sonra yaramaz işler yaptılar?" O zaman Ben onlara sahip çıkmıyacak ve benden sonra (dini) değiştirenlere "uzak , uzak olun" diyeceğim. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
145 3 Sizin üzerinize üç şeyden korkarım. Ki bunlar da vuku bulacaktır: Alimin hatası, Münafıkın Kur'anla cidali, Dünyalık kapısının size açılması. (Dünyanın yıkım oluşu şundandır. Dünya muhabbeti gönüle girerse çok fazla uyanıklık istiyor. Dünya teveccühüne aldanmasa da vasıta gibi hizmetinde kullansa büyük bir nimettir.) Hz Muaz (r.a.)
145 4 Kadınlarla biat edildiğinde el almam. Lakin ben onlardan Allah'ın aldığını alırım. (Kadınlardan sözle, erkeklerden ise söz ve musafaha ile biat alırlardı.) Hz. Enes binti Yezid (r.a.)
145 5 Öyle kast ediyorum ki, cemaate bir imam tayin edeyim, kendim de dolaşayım. Ve Cuma günü kimi evinde bulursam yakayım. Hz. İbni Mektum (r.a.)
145 6 Ben Rabbimden ümmetim için şefaat diledim. Onu bana verdi. Bu, şirk koşmıyan her mü'mine nasib olacaktır. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
145 7 Ben sizin görmediklerinizi görüyor, işitmediklerinizi işitiyorum. Gök gıcırdıyor, hakkıdır da. Gökte dört parmaklık boş bir yer yok ki, oraya bir melek secde etmiş olmasın. Nefsim kudretinin elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Benim bildiğimi siz bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Döşekler üzerinde kadınlarla telezzüz edemezdiniz ve bağrınızı döverek yabana uğrardınız. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
145 8 Ben bir kelime biliyorum ki, ölümü yakın olan kimse onu derse, ruhu rahatlık bulur ve kıyamette de ona nur olur. Bu, "Lâ ilâhe illallah" dır. Hz. Talha (r.a.)
145 9 Ben bir kelime biliyorum ki, kim onu hakkı ile söylerse Cehennem ona haram olur. O da, "Lâ ilâhe illallah" dır.(Hakkı meselesi haramdan kendisini koruması demektir.) Hz. Ömer (r.a.)
145 10 Ümid ediyorum ki, Bana tabi olanlar Cennet ehlinin dörtte biri, ümid ediyorum ki, üçte biri ve ümid ediyorum ki, yarısı olur (Sonradan üçte ikisi buyurulmuş.) Hz. Câbir (r.a.)
İslam in özü tasavvuftur
YanıtlaSilMahmud Esad Coşan.
Akra fm
Günün sohbeti
leşiyor. Yani bunların hepsi de Yahudi'dir. İsmet Paşa da Sür-
YanıtlaSilyani dir 340
Alelade bir vaizin Türk Silahlı Kuvvetlerini dizayn etmeye leri sürmesi hem FG'nin narsist ve megaloman kişiliğini hem de stediği olmayınca neler yapabileceğini ortaya koymaktadıre
Sürekli askeri vesayetin karşısında durduğu iddiasında olan FG, 12 Eylül Darbesi akabinde "Son Karakol” başlıklı yazısı olan leme aldığı Ekim 1980 tarihli Sızıntı dergisinde darbeyi şu ifade-lerle alkışlamıştır:
"Her milletin tarihinde asker bir tepe varlıktır (...) bir de anadan doğma asker-millet vardır. O, asker doğar, askerlik türkülerinden ninniler dinler ve asker olarak ölür. Aşıktır asker-liğe, serhad boylarına, akına ve kavgaya (...) onun süngüsü, yüz defa iniltimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Yakın tarihi-mizde dahi kaç defa onda mazinin tebessüm eden çehresini ve yıldırımlaşan celadetini gördük... Eğer, atik davranıp da yıl-lardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçmeseydi, bütün bir millet olarak inkisar içinde ağlamadan başka çare-miz kalmayacaktı. Tuğa selam, sancağa selam ve ölçülerimiz içinde onu tutan yüce başa binlerce selam... Düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. İçtimai bünyenin, harici bir kısım eraciften temizlenme, arındırılma ve aslına irca zaferi (...) ümidimizin tükendiği yerde, hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihalerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz" 341
Darbeyi kutsallaştırması da hakkında yakalama kararı çıka-rılmasını engelleyememiştir. Ancak bu yakalama kararı varken 6 yıl boyunca aleni dolaşmasına ve ziyaretler yapmasına rağmen yakalan(a)maması düşündürücüdür. İlginç olan durum, Türki-
**ilen: Demirel Yahuti İnönü Süryani" (https://www.yenisafak.com/gun dem/gulen-demirel-yahudi-inonu-suryani-2488279, (2016). * Sırrı Nereden Ge-liyor".
Vehbi Kara bir köşe yazısında, Şualar isimli kitabında (5. Sun) Bediüzzaman Said Nursi'nin FG'yi Süfyan olarak tanımla-dığını şöyle ifade etmiştir:
YanıtlaSil"Süfyan büyük bir alim olacak... ilimle dalâlete düşer... ve çok Alimler ona tabi olacaklar... ve çok muallimleri kendine taraftar ede... maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır... sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eder... Herkesi teshir eder... Mühim kuvveti Yahudidir... Şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) ebedî bir kısım ahkamını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmaya çalışır... hayat-ı beşeriyenin maddi ve manevi rabıtalarını bozar... Yahudidir... Yahudiler içinde tevellüd eder... Horasan tarafla-rından zuhur eder... Yalancıdır... Aldatmakla iş görür... Ne-fis ve Şeytanın iğvasıyla İslamiyetin hükümlerini tağyir eder... Türk milletini ve Türkçülüğü kullanır... Mukaddesata hücum eder... Dördüncü ve son devresinde adileşir... Aklıyla çok alimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar... Müs-riftir, milletin malını israf eder...". 153
Bu açıklamalara ilaveten "Deccal ağlayıp inleyen, üzüntülü, ke-derli bir görüntüye sahiptir"154, "Deccalin karargahı köşk şeklinde bir Hristiyanların manastırıdır"155 hadisleri de değerlendirildi-ğinde bağlılarının inandığının aksine FG'nin Deccal veya Müs-lümanlar arasından çıkacak olan Süfyan olma ihtimali ciddi bir şekilde tartışmaya açılmıştır. 156
1593 Kara, Vehbi. "Bediüzzaman Feto'nun Mahiyetinden Bahsediyor", https://www. yeniakit.com.tr/yazarlar/vehbi-kara/bediuzzaman-fetonun-mahiyetinden-bahsediyor-36429.html (2021).
154 Hatipoğlu, Haydar. Sünen-i İbni Mace Tercümesi ve Şerhi (İstanbul: Ravza Ya-yınları, 2015) Hadis No:4074; İbn Ebi Şeybe, Musannef (İstanbul: Ocak Ya-yıncılık, 2013) Hadis No: 38791.
155 Haccac Bin Muslim, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi (12 Cilt Takım) - Imam Müslim Kitabı (İstanbul: Sönmez Neşriyat, 2018) Hadis No: 2942.
14 Uğur, Fuat. "Günümüzün Süfyani Deccali Fetullah Gülen", Türkiye Gazetesi (2018); "Teröristbaşı Gülen Deccal mi? Hadislerdeki Şok Benzerlik!", https://www.yeniakit.com.tr/haber/teroristbasi-gulen-deccal-mi-hadislerde
Fetullah Gülen
YanıtlaSil63
Örgüt elemanları, FG'nin Allah Teâlâ ile doğrudan konuş-tuğuna inandıklarından sözlerinin ve emirlerinin bizzat Al-lah'tan geldiği için sorgusuz uymak zorunda oldukları düşün-cesindedirler. Bu konuya örnek teşkil etmesi açısından FG'nin, 07.04.1991 tarihli bir vaazında biatten bahsederken "Elimi eli-me koydum, 'şunu benim arkadaşlarımın eli say ya Rasulallah' dedim. O eli tutanlar Allah'ın elini tutmuş sayılırlar. Bu cemaat Allah'ın elini tutmaya niyet etmiş gibidir"135 ifadesiyle Allah Tea-la'yı(c.c.) da müfsit düşüncelerine şahit tutmaya kalkışması hezeyanlarını açıkça ortaya koymaktadır. Oysa Allah Teala'nın (c.c.), seçilmiş peygamberleri haricinde hiçbir insanla doğru-dan konuşmadığı bilinmektedir (Şûra Suresi, 42/51; Nisa Sure-si, 4/164).
FETÖ elemanları, kurtarıcı Mesih olarak gördükleri FG'yi hatadan münezzeh kabul ettikleri için sorgulanamaz ve eleştiri-lemez görmektedirler. FG'nin çok yakınındakilerinin de oluş-turdukları mistik ve gizemli aura ile örgüt elemanlarının basiret-leri bağlanmakta, gözleri kör edilmekte ve liderlerini 'yarı tanrı' konumuna yükseltmektedirler. Örgüt elemanlarındaki bu kesin inançlılık hali, Cizvitlerin kurucusu Aziz Ignatius'a atfedilen "ki-lise siyah diyorsa, beyaz gördüğüm şeyin siyah olduğuna inanı-rım 136 sözünün bir yansıması gibidir.
FG, bazen dini kutsallar ile ilgili toplumun hassasiyetlerini sinir uçlarına dokunarak test etmiş ve toplumun reaksiyonlarını belirlemeye çalışmıştır. Bu kırılma noktalarında kendisine yöne-lik tepkiler oluşmayınca bu tür hezeyanlarının dozunu arttırmış-tır. Manisa/Salihli'de camide verdiği bir vaaz sırasında Kur'an-ı
135 Yeni Şafak, "Gülen'in İstismar Etmediği Değer Kalmadı", Text, https://www. yenisafak.com/gundem/gulenin-istismar-etmedigi-deger-kalmadi-2535208, (2016).
135 Eğilmez, Savaş, "Eğilmez: 'FETÖ'nün İlham Kaynağı Batıniler" (https://www. sondakika.com/haber/haber-egilmez-feto-nun-ilham-kaynagi-batiniler-
9318964/, (2017).
van Terivatige Bir İhanetin Portre
YanıtlaSilKPDS
KPSS
M.O.
MASAK
MGK
MHP
MIT
MNP
Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi
Seviye Tespit Sınavı
Kamu Personel Seçme Sınavı
Milattan Önce
Mali Suçları Aaraştırma Kurulu
Milli Güvenlik Kurulu
Milliyetçi Hareket Partisi
Milli İstihbarat Teşkilatı
Milli Nizam Partisi
MOSSAD
İsrail İstihbarat Teşkilatı
MSP
NATO
ÖSS
ÖSYM
PDY
PKK
Milli Selamet Partisi
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü
Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi
Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi
Pararlel Devlet Yapılanması
Kürdistan İşçi Partisi
POLITAM
Güvenlik Bilimleri Lisans Tamamlama Programı
Radiyallahu Anh
Risale-i Nur Külliyatı
Refah Partisi
Sallallahu aleyhi ve sellem
Süleyman Demirel Üniversitesi
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
Sivil Toplum Kuruluşu
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Türk Ceza Kanunu
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı
(r.a.)
RNK
RP
(s.a.v)
SDÜ
SSCB
STK
TBMM
TCK
TRT
TSK
Türk Silahlı Kuvvetleri
TÜBİTAK
Türkiye Bilimler Akademisi
TUSKON
Türkiye Sanayici ve İş Adamları Konfederasyonu
ÜDS
TÜSİAD
Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği
YDS
YÖK
Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınav
Yükseköğretim Kurulu
Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu
ÖN SÖZ
YanıtlaSilÇağımızda toplumsal ihtiyacın bir yansıması olarak dünya-nın farklı coğrafyalarında ılımlıdan radikal terör örgütüne kadar değişen milyonları aşkın dini hareket ve oluşumlar bulunmakta-dır. Bu dini hareket ve oluşumların çok büyük çoğunluğu ılımlı ve toplumu bütünleştirici yelpazede yer alırken çok az da olsa kuruluş aşamasında veya ilerleyen süreçlerinde evrilerek radikal dini terör örgütüne dönüşenler de bulunmaktadır. Bu tarz terör örgütüne dönüşümde hareketin hangi dinden olduğu fark et-memektedir. Dinin toplumsal gücünü araçsallaştıran bu hare-ketler zaman içinde belirli bir amaca hizmet eden suç ve menfaat örgütlerine dönüşürken aynı zamanda teolojik meşruiyet ve legalite üzerinden etkin suç imparatorlukları oluşturmaktadırlar.
Her ne kadar kurulduğu günden beri dini bir cemaat görün-tüsü verse de Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)'nün teolojik bir hareketten ziyade ezoterik bir çağdaş kült hareket olarak ka-bul edilmesi daha doğru bir yaklaşımdır.
Tarihte kaldığı zannedilen "Haçlı Seferleri" aslında modern çağımızda yine "Truva Atı" gibi tarihsel bir imge ile karşımıza çıkmıştır. Tehlikeden habersiz veya önemsemeyen toplumumuz bünyesine aldığı Truva Atı'nın ihanetine uğramış ve en stratejik noktalarına kadar teslim alınmıştır. Açıktan meydan savaşı başla-tınca gerçek yüzü ortaya çıkan FETÖ'nün, aslında İslamiyet ve Türklükle alakası olmayan uluslararası kullanışlı kanlı bir terör örgütü olduğu netleşmiştir. Ferasetli bazı insanlar tarafından bu durum erken fark edilmesine rağmen bu Truva Atı toplumun
büyük kesimi tarafından uzun yıllar fark edilemediği gibi bünye-ye kabul edilerek korunup kollanmış, hatta erken fark edenler de fitneci ve öteki olarak yaftalanmıştır.
Günümüzde üst düzey devlet yöneticileri ve komutanların yaverlerinin büyük bir çoğunluğunun FETÖ elemanı çıkması,
Ön Söz
YanıtlaSil15
manist, milliyetçi, Sünnî, Alevi, Sufi, Hurufi, radikal olmak üzere akla gelebilecek her renge bürünebilmekte ve her maskeyi taka-bilmektedir. En önemli özelliklerinden biri de tüm bunları ya-parken din argümanını sürekli vitrinde tutup çok sayıda insanı kandırabilmesidir.
İlk kurulduğu zamandan beri yalan ve takiyeyi normal bir davranış modeli gibi kullanagelen FETÖ elemanları, 15 Tem-muz sonrası yalan ve takiyeye daha çok sarılmışlardır. Batı is-tihbaratının da gücünü ve desteğini arkasına alarak güçlenen ve yayılan FETÖ, sureti haktan görünerek, insanları sahih İslami inanç esaslarından uzaklaştırıp "Ilımlı İslam" söylemiyle "Hıristiyanvari Müslüman" haline getirmeyi hedeflemiştir. 15 Temmuz sonrası takiye o kadar ileri boyuta vardırılmıştır ki de-şifre olmamak ve takibata uğramamak için FETÖ lideri FG'ye küfür ve hakaretler etmeleri ve başka hareketlere sızarak onların rengine bürünmeleri bizzat FG tarafından talimatlandırılmıştır. FETÖ elemanları özellikle kendilerini meşrulaştırmak için ço-ğunlukla siyasi hareketleri kullanmaktadırlar.
Kamudaki "kadrolaşma" ve "okullaşma" hareketinde çok cid-di atılım yaptığı süreç olan 12 Eylül sonrası dönem, FETÖ için yeni bir sıçrama zemini oluşturmuştur. İlk zamanlar Şeriat dü-zenini savunduğu iddiasında olan FG'yi en çok koruyanların ve yolunu açanların seküler geçinen generaller olması düşündürü-cüdür. Ordu ile daima stratejik bir ilişki kuran FG, 1960 ihtilali hariç istisnasız tüm darbeleri ve darbe girişimlerini desteklemiş-tir.
Genç yaştan itibaren önemli ve etkin bir insan olma sevdasıy-la birçok mahfille temas kuran FG'nin, ulusal/uluslararası istih-barat birimleri ve dünyada önemli bir etkinliğe sahip olan Masonik yapılarla temas kurmaması veya bunların FG'yi göz ar-dı etmeleri uzak bir ihtimaldir. Kitabımızda FG'nin bu yapılarla ilişkisinin var olup olmadığından ziyade şok edici belgelerle iliş-kinin derinliğini okuyucularımıza sunmaya çalıştık.
Bir beldede zina ve riba meydan alırsa, onlar (o belde halkı) Allah'ın azabına hak kazanmış olurlar.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 54 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
Bir kavim içinde riba ve zina zahir oldu ise, onlar Allah'ın azabını hak etmişlerdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 375 / No: 12
Ramuz El-Ehadis
si Hz. Amine yavrusunu alıp bagnina bas erefitsi firsat bulamadı. Semadan ak bir bulut indiğine şahit oldu. Backyar
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
• 1919 - Jin dergisi, 29 Ocak 1919 tarihli sayısında Bediüzzaman'ın İşaratü'l-İ'caz tefsirinin Şeref Kütüphanesinde satılmakta olduğunu duyurdu.
1932-Sultanahmet Camiinde sekiz hafız Türkçe Kur'ân okudu.
29
PAZARTESİ
MONDAY
OCAK JANUARY
BİR AYET
Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da.
Bakara Suresi: 77
BİR HADİS
Size Allah'ın azabı hatırlatıldığı zaman yapmak istediğiniz kötülükten vazgeçiniz.
Bezzar
Nefis daima kötü şeylere sevkeder.
AN 1446 www.al
Medresetü'z-Zehranın vâridatı hamiyet ve gayrettir. (Mn.) 129 Millî eğitim bakanı Tevfik'in Medresetü'z-Zehraya sahip çık-ması. (Mn.) 144; (E.L.) 2:107.
YanıtlaSilSultan Reşad'ın ve Mustafa Kemal'in Medresetü'z-Zehra için desteği. (E.L.) 2:196.
MEDYUM
Eski zaman kâhinleri gibi, şimdi de medyumlar sûretinde, yine bir nevi kâhinlik Avrupa'da istirpizmacılar arasında baş gös-termiş. (M.) 178:19. Mektup, 16. işaret
MEHDİ
"Ahirzamanda ümmetime şiddetli bir bela isabet edecek. Ondan Allah'ın dinini bildirdiği bir adamdan başka hiçkimse kurtu-lamayacak. O, kalbi ve dili ile mücadele edecek." (Tils.) 185.
Bediüzzaman da bir zamanlar bir zâtı beklemiş. (B.L.) 103:haş.
Bediüzzaman'ın Mehdi olarak görülmesi. (E.L.) 1:259, 268.
Bediüzzaman Mehdidir. (S.T.) 85; (Tıls.) 168, 200.
Bediüzzaman Mehdi olduğunu niçin açıkça söylemedi? (S.T.) 10.
Bediüzzaman Mehdi olduğunu üstü kapalı söylüyor. (S.T.) 9.
Bediüzzaman'ın "Şimdilik açıklamaya iznim yok" dediği vazi-fesi mehdiyettir. (S.T.) 90.
Beklenen zât Risale-i Nurmuş. (B.L.) 103:haşiye
Çok mehdîler geleceği hususunda ümmet ittifak etmiş. (Ş.) 355: 14. Şua, hatâ sevap cetveli
Deccalın muhasarası Mehdinin üzerinden kalkmamıştır. (Tils.) 213.
Her asır, kuvve-i mâneviyesini takviye edecek mehdi mânâsına muhtaçtır. (S.) 310:24. Söz, 3. dal, 8. asıl
Her asırda bir mehdi gelmiş. (M.) 425:29. Mektup, 7. kısım, 5. işaret; (E.L.) 1:260.
"İsa'dan başka mehdi yoktur" hadisi. (Ş.) 355:14. Şua FIHRIST/440
$019
YanıtlaSilİsa Mehdiye uyacak. (Ş.) 493:5. Şua
Mânevî mehdi. (M.) 101:19. Mektup, 5. işaret
Mehdî-i Abbâsî. (M.) 100:19. Mektup, 5. işaret
Mehdî ehl-i beytten olacak. (E.L.) 1:261; (M.) 60:15. Mektup, 4. suâl; (M.) 425:29. Mektup, 7. kıs., 5. işâ; (Tıls.) 179.
Mehdî hakkındaki hadislerin zayıf olması. (Ş.) 355:14. Şua
Mehdi âlem-i İslâmın zülumatını dağıtabilir. (M.) 425:29. Mektup, 7. kıs., 5. işâret
Mehdi baba cihetinden Hasanî, ana cihetinden Hüseynîdir. (Tils.) 204.
Mehdi de gelse siyaset vazifesinden feragat edecek. (K.L.) 43, 57, 58; (S.T.) 43; (Τ.Η.) 256.
Mehdi fazîletçe dört imamdan daha üstündür. (M.) 271:23. Mektup, 3. suâl
"Mehdi gelmek lazımdır" diyenlere Bediüzzaman'ın cevabı. (Mn.) 47.
Mehdi hakkındaki rivâyetlerin farklı olması. (S.) 310:24. Söz, 3. dal, 8. asıl
Mehdi'nin Horasan'dan çıkacağıyla ilgili hadisin izahı. (Tıls.) 203, 213.
Mehdinin doğum tarihi. (Tıls.) 203.
Mehdinin hilafet vazifesini yürüteceği tarihler. (Tils.) 183.
Mehdin'n isminin Peygamberimize ve babasının isminin baba-sına benzemesinin izahı. (Tıls.) 203.
Mehdi kimseye tabi olmayacak, başkaları (Tils.) 211. ona tabi olacak.
Mehdi meselesinde ihtilaf olmasının sebebi. (S.) :307:24. Söz, 3. dal, 1. asıl
Mehdinin ordusu. (M.) 426:29. Mektup, 7. kıs., 5. işâ; (S.T.) 85:1. Şua; (E.L.) 1:259.
Mehdi Peygamberimizin halifesidir. (E.L. ) 1:259.
FIHRIST/441
1302-5317
Mehdi Süfyan komitesini dağıtacak. (M.) 425:29. Mektup, 7. kıs., 5. işâ.; (M.) 60:15. Mektup, 4. suâl.
YanıtlaSilMehdinin üç vazifesi (K.L.) 57, 72, 139; (E.L.) 1:259; (Tils.) 200; (Ş.) 496:5. Şua; (Ş.) 374:14. Şua.
Mehdide üç vazife birleşecek. (S.T.) 156.
Mehdinin vasıfları. (Tıls.) 203-213.
Mehdiyi Tâbiîn zamanından beri beklemişler. (S.) 309:24. Söz, 3. dal, 8. asıl
Münavî, âhir zamanda gelecek şahsa ilmin kısa zamanda verile-ceğini söylemiş. (Tils.) 188.
Mütekelliminden birisi gelecek. (B.L.) 103, 162.
Şiânın mehdî inancı. (Ş.) 355:14. Şua, hatâ sevap cet.
Tarikatta mehdiyet makamı vardır. (M.) 432:29. Mektup, 9. kıs. 4. tel.
MELEK
Allah insanı meleklere tercih edip hilâfet rütbesi vermiştir. (S.) 94:10. Söz, 11. hak.
Allah'a karşı nihayetsiz ibadet ancak meleklerin varlığı ile mümkündür. (S.) 162:15. Söz, 1. bas.
Allah savaşlarda melekleri peygamberlerin yardımına gönder-miştir. (S.) 163:15. Söz, 4. bas.; (M.N.) 174:Şemme, 10. risale Azrail (a.s.) (Bak:Azrail maddesi)
Bazı meleklerin vazifeleri. (S.) 318:27. Söz, 4. dal
Bazı Sahabilerin Cebrail'i görmeleri. (M.) 157, 158:19. Mektup, 15. işă. 2. şu'be.
Bediüzzaman'ın Azrail'i sevmesi. (As. M.) 67:11. mesele Cebrail (as.) (E.L.) 1:208.
Cebrail'in (r.a) aynı anda pekçok yerde bulunması. (S.) 178:16. Söz, 1. qua; (S.) 462:28. Söz.; ($.) 134:7.Şua, 3. işa.
Cebrailin insan süretinde Peygame Sua gorunmesi. (M.) 1157:19. Mektup, 15. işa2, şube; (S.) 178:16. Söz, 1. şua
FIHRIST/442
142
YanıtlaSilKÜTÜB-İ SİTTE
14. CİLT
وه القينات ( جمع قينة، وهي المغنية .
13. (5046)- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhis. salātu vesselâm) (bir gün):
"Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanin gelme. si vacib olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah'ın Resulü! Bun. lar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:
★ Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse
★ Emanet (edilen şeyleri emanet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kal dıkları zaman.
★ Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki ettikle ri zaman.
★ Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;
★ Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
* Mescidlerde (rıza-yı İlahi gözetmeyen husumet, alış-veriş, eğlence ve siyasata us. müteallik) sesler yükseldiği zaman.
★ Kaume, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;
★ (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insan- ları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;
★ İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;
* (San'at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dan sing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yay gın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;
* Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, [zelzeleyi], yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) [veya gökten taş yağmasını, (kazfi)] bekleyin." [Tirmizî, Fiten 39, (2211).]
AÇIKLAMA:
te, Bu hadisi, ümmet umumiyetle, kızıl rüzgar hâdisi olarak bilir. Ha hayatında hakim duruma gelecek pekçok içtimâî marazları nazar-ı dik- diaye, Aleyhissalatu vesselâm, kıyameter rüzgar hadisioletinin ictimai kate arzetmektedir. Bu sayılanlardan herbiri hakikaten ictimâî bir has-
14. CİLT
YanıtlaSilKIYAMET ALAMETLERİ
143
talıktır. Beşeriyetin yaratılış hikmeti gereğince bu hastalıklara her de-virde her yerde rastlanır. Ancak çerçevesi dar, gücü zayıftır. Fakat, ande şulan o ki, kıyameti zaruri kılan bir hal olarak, bunlar, hem yaygın anla Janiyet ve hem de fevkalâde kesafet kazanarak cemiyetin bünyesinde kokleşeceklerdir. Beşeriyeti bir bütün olarak bir uzva, bir heyet-i içti-haiyeye benzetecek olursak, bu büyük beşerî uzviyet tıpkı münferid bir insan gibi, bünyesine yerleşen bu kadar ağır hastalıklara dayanarak, on beş çeşit hastalıkla, ağır hasta yatan tedavisiz bir beden gibi, ölüm ona daha hayırlı ve belki de bir kurtuluş olacaktır. Kıyamet bir bakıma onul-maz şekilde içtimâî marazlarla alude olmuş beşeriyetin ölümüdür. Anla-şılacağı üzere bu külli ölümü, beşeriyet, şeriat-ı İlahiyeyi dinlemeyerek kendi eliyle hazırlamaktadır. Hadiste sayılan on beş marazın herbiri di-nin yasak ettiği bir haramdır. Dikkat edersek insanlığın, kendi eliyle ördüğü teknik çerçevenin sağladığı kolaylık ve imkanların da yardımıyla, rihul-hamra vetiresinde her geçen gün daha da artan bir sür'atle yol aldığını görürüz.
2- Hadisin anlaşılması için, kapalı olan bazı tabirlerin yanına paran-tez içerisinde açıklayıcı ilavelerde bulunduk. Burada sonradan gelen ne-sillerin önceden gelenlere (yani halefin selefe) hakareti meselesi ile ilgili bir açıklamayı kaydedeceğiz. Tibi der ki: "Bundan maksad, halefin (arka-dan gelenlerin) selefi (Sahabe, Tabiin ve Etbau't-tabiin gibi Resulullah'ın senasına mazhar olan nesilleri) ta'n etmesi onlara birkısım kusurlar izafe etmesi, salih amellerde onlara ihtida etmemesidir. Bu davranışlar onlar hakkında lanet gibidir." Aliyyu'l-Kârî te'vile kaçmaya gerek olma-dan, selefe lanet eden zümrelerin varlığına dikkat çekerek "Bunlar kâfir veya mecnundur, ama lanet edici bir zümredir" der ve ilave eder: "Bu zümre sadece lanetle de yetinmeyip, selefi tekdir de ediyor. Bu cinayeti işlerken dayanakları fasid olan hevaları, kısır olan efkârlarıdır. Böyleleri mesela Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman radıyallahu anhüm ec-main'in, (Resulullah'tan sonra) hilafeti haksız olarak ele geçirdiğini, aslında hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğunu iddia ederler. Gerçek şu ki, bu iddia batıldır ve bu hususta selef ve halef bütün ümmet icma etmiştir. Bu iemaya karşı çıkan münkirlerin iddialarının hiçbir değeri yoktur. Kur'an ve sünnette hilafetin Resulullah'tan sonra Hz. Ali'ye ait olduğuna dair hiçbir delil, hiçbir nass mevcut değildir."
5047 ١٤ - وعن ابن عمرو بن العاص رضي الله عنهما قال: [ قَالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ : أول = الآياتِ خُروجاً طُلُوعِ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرِبهَا، وَخُرُوجُ الدَّابَّةِ عَلَى النَّاسِ ضُحى -
duyacağı kişiye yaklaşmazdı.
YanıtlaSil٤٥٢ - كَانَ لاَ يُوَلَّى وَالِيًا حَتَّى يُعَمِّمَهُ وَيُرْخِي لَهَا عَذَبَةٌ مِنْ جَانِبِ الْأَيْمَن نَحْوَ الْأُذُن (طب عن ابي امامة)
452- Bir vali tayin ettiği zaman, ona sarığı kendi eliyle sarıp giydirir ve sarığın kuyruğunu sağ tarafından kulağına doğru sarkıtırdı.
٤٥٣ - كَانَ يَأْتِي ضُعَفَاءُ الْمُسْلِمِينَ وَيَزُورُهُمْ وَيَعُودُ مَرْضَاهُمْ وَيَشْهَدُ جنايزهُمْ (ع) طب ك عن سهل بن حنيف)
453- Müslümanların güçsüzlerine gelirdi. Onları ziyaret ederdi. Hastalarını yoklar, cenazelerinde hazır bulunurdu.
قَبْلَكُمْ إِلَّا أَنْ يَكُونَ اللَّهُ أَعْطَاهَا هَارُونَ فَإِنَّ مُوسَى كَانَ يَدْعُو وَيُؤْمَنُ
YanıtlaSilهارون (حارث وابن مردوية عن انس)
1022- Bana üç haslet tevdi edilmiştir:
a) Saflar halinde (cemaatle) namaz kılma şerefi bana verildi.
b) Bana selam verildi ki, bu cennet ehlinin selamıdır.
c) Bana "Amîn" verildi ki, bu sizden öncekilerden hiç kimseye verilmemişti. Yalnız onu Allah Harun'a vermişti. Musa dua ediyordu, Harun da "Amîn" diyordu.
۱۰۲۳ أُعْطِيتُ الْكَوْثَرَ نهر في الْجَنَّةِ عَرْضُهُ وَطُولُهُ مَا بَيْنَ الْمَعْرِبِ وَالْمَشْرِقِ لَا يَشْرَبُ مِنْهُ أَحَدٌ فَيَظْمَاءُ وَلَا يَتَوَضَّؤُ مِنْهُ أَحَدٌ فَيَتَشَعَّتُ أَبَدًا لا يَشْرَبُهُ انْسَانُ اَحْفَرَ ذِمَّتِي وَلَا قَتَلَ أَهْلَ بَيْتِي (ابن مردوية عن انس)
1023- Cennette bir nehir olarak bana Kevser verilmiştir ki, eni ve uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Ondan içen hiç susamaz, ondan abdest alan asla kirlenmez. Ancak onu bana karşı olan, anlaşmayı bozan ile Ehl-i Beyt'imi öldürenler içemeyecektir.
١٠٢٤ - أُعْطِيتُ سَبْعِينَ أَلْفًا مِنْ أُمَّتِي يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ وُجُوهُهُمْ كَالْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ وَقُلُوبُهُمْ عَلَى قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ فَاسْتَوَدْتُ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ فَزَادَنِي مَعَ كُلِّ وَاحِدٍ سَبْعِينَ اَلْفا (حم والحكيم ع عن أبي بكر)
1024- Ümmetimden yetmiş bin kişi bana bağışlandı. Hesap vermeden cennete girecekler. Yüzleri ayın ondördü gibidir. Kalpleri tek adam kalbi gibidir (yani birleşmişlerdir). Rabbim Azze ve Celle'den bu adedi fazlalaştırmasını istedim. Rabbim de bana herbir tanesi ile birlikte yetmiş bin kişi daha verdi (bağışladı).
١٠٢٥ - اَعْظَمُ النَّاسِ هَمَّا الْمُؤْمِنُ يَهْتَمُّ بِأَمْرِ دُنْيَاهُ وَأَمْرِ آخِرَتِهِ (ه عــن
انس)
1025- İnsanlar arasında en gayretli (ve çalışkan) kişi, dünya ve ahiret işlerine önem veren mü'mindir.
251
YanıtlaSil
Yuksel7 Şubat 2025 22:50
٤٤٧ - كَانَ لَا يَنَامُ حَتَّى يَقْرَأُ بَنِي إِسْرَائِلَ وَالرُّمَرَ (حم ت ك عن عائشة)
447- Ben-i İsrail ile Zümer Surelerini okumadan yatmazlardı
.
448- Kahkaha ile gülmezdi.
٤٤٨ - كَانَ لَا يَنْبَعِثَ فِي الضَّحَكِ" (طب عن جابر بن سمرة)
٤٤٩ - كَانَ لَا يَنْزِلُ مَنْزِلاً إِلَّا وَدْعَهُ بِرَكْعَتَيْنِ (ك عن انس صحيح)
449. Bir yere konaklayıp da oradan ayrıldığı zaman, mutlaka iki rekat namaz kılardı da öyle ayrılırdı.
٤٥٠ - كَانَ لَا يَنْفُخُ فِى طَعَامٍ وَلَا شَرَابِ وَلَا يَتَنَفْسُ فِي الإِنَاءِ (ه عن ابن عباس حسن
450- Yemeğe, suya üfürmezdi. Kabın içinde nefes almazdı.
٤٥١ - كَانَ لاَ يُوَاجِهُ أَحَدًا فِي وَجْهِهِ بِشَيْءٍ يَكْرَهُهُ رحم د ن خ في الادب عن انس)
451-Kendisinden kötü söz duyacağı kişiye yaklaşmazdı.
٤٥٢ - كَانَ لاَ يُوَلَّى وَالِيًا حَتَّى يُعَمِّمَهُ وَيُرْخِي لَهَا عَذَبَةٌ مِنْ جَانِبِ الْأَيْمَن نَحْوَ الْأُذُن (طب عن ابي امامة)
452- Bir vali tayin ettiği zaman, ona sarığı kendi eliyle sarıp giydirir ve sarığın kuyruğunu sağ tarafından kulağına doğru sarkıtırdı.
٤٥٣ - كَانَ يَأْتِي ضُعَفَاءُ الْمُسْلِمِينَ وَيَزُورُهُمْ وَيَعُودُ مَرْضَاهُمْ وَيَشْهَدُ جنايزهُمْ (ع) طب ك عن سهل بن حنيف)
453- Müslümanların güçsüzlerine gelirdi. Onları ziyaret ederdi. Hastalarını yoklar, cenazelerinde hazır bulunurdu.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil• 1922 - Bediüzzaman'ın kısa hâl tercümesini hâvî bir beyanname tanzim edilerek Darü'l-Hikmet'teki dosyasına konuldu.
• 1923-Yunanistan ile Ahali Mübadelesi Antlaşması yapıldı. Aralık 1923'te başlayıp 1927 yılına kadar süren uygulamayla 400 bin Türk ve 1 milyonu aşkın Rum yer değiştirdi.
30
SALI
TUESDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
"Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur."
Tevbe Suresi: 129
BİR HADİS
Biriniz şahsında, malında veya Müslüman kardeşinde hoşuna giden bir şey gördüğünde, bereketi için dua etsin.
S
V:
Ebu Ya'lâ
Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme. Mesnevî-i Nûriye
HİCRI: 19 RECEB 1445-RUMI: 17 K. SANİ
1439
Akşam
KASIM: 84-GÜN: 30 KALAN: 336 - GÜN. UZ.: 3 DK
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İSTANBUL
06.43
08.10
13.22
16.00
18.24
15:47 10
19.46
ESKİŞEHİR
06.36
08.02
13.16
15.56
18.21
19.41
ANKARA
062607 52 12.07
Üç mescidden başkasına sefer ittihaz edilmez. Mescidi Haram, Şu Benim mescidim ve Mescidi Aksa.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 474 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel7 Şubat 2025 23:01
İnciyi (ilmi) hınzırların ağzına bırakmayın.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 474 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel7 Şubat 2025 23:02
İnciyi, yani fıkhı köpeklerin ağzına bırakmayın.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 474 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
asm) sırtında, iki kürek kemiği arasında ve kalbi hizasında ta onun, beklenen son peygamber olduğuna bir
YanıtlaSilLUCY DEDIUZZAMAN TARVIMI
TARİHTE BUGÜN
- 1958- Pakistan İslâm Talebe Cemiyeti tarafından çıkarılan Students' Voice gazetesi Bediüzzaman ve talebelerinden bahsetti.
• 1946 - Bediüzzaman'ın Darü'l-Hikmet'teki arkadaşlarından İzmirli İsmail Hakkı vefat etti.
2016-Bediüzzaman'ın talebelerinden Ahmed Aytimur vefat etti.
31
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
OCAK
JANUARY
BİR AYET
"Eğer Sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz elbette hüsrana düşenlerden oluruz."
A'raf Suresi: 23
BİR HADİS
Ameller niyetlere göredir. Kişi için ancak niyet ettiğinin karşılığı vardır.
Buhari, İman: 41
Üç günden fazla bir mü'min, diğer bir mü'mine küsmemek İslâmiyet emrediyor.
Şualar
Bir vartaya düştüğünde: "Bismillâhirrahmanirrahim velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil Azim." de. Zira Allah Tealâ onun sebebiyle belâ nevilerinden dilediğini senden kaldırır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 66 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
SUNUŞ
YanıtlaSilAltıyüz yıl dine, İslâm'a, Kur'an'a ve Sünnet'e hizmet için vargüçleriyle çalışan ve "İlay-i Kelimetullah" "Allah'ın şanını yüceltme ve yayma" misyonunu üstlenerek, gerekirse bu uğurda üç kıtada seferler düzenleyen bir devletin to-runları, zaman gelip kendi ülkelerinde Kur'an eğitim ve öğretiminin yasaklana-cağını, Kur'an okutan ve öğretenlerin, "sizin en hayırlınız Kur'an okuyan ve ög-retendir" düsturunun tam hilafına "sizin en şerlileriniz..." dercesine muamele göreceklerini; sakallı hocaların sakallarından tutulup yollarda sürükleneceğini, Kur'an okudukları için jandarma dipçikleriyle dipçikleneceklerini ve ilmin sem-bolü olarak bilinen ulemâ cübbelerinin süngüleneceğini, Kur'an'ı okuyanların ise rahleleri veya sıraları sırtlarına bağlanarak karakollara götürüleceğini ne-reden bilebilirlerdi ki?
Tam altı yüz yıl İslâm'a ve müslümanlara hizmeti, hizmetin en güzeli ka-bul eden bir devletin torunları zaman gelip kendi ülkelerinde arapça ezanın ya-saklanacağını, "Tanrı Uludur, Tanrı Uludur, şüphesiz bilirim ve bildiririm ki, Tanrı'dan başka yoktur tapacak" sözlerinin ezan adına ve ezan niyetine minare-lerden okutulacağını ve tam 18 yıl şu gök kubbeyi çınlatacağını, şehir, köy ve kasaba neresi olursa olsun "Allahu Ekber, Allahu Ekber" diyerek ezan okuyan-ların en az üç aydan başlayarak tutuklanacağını ve tecziye edileceğini; suçu (!) bir kaç kez işleyenlerinse Mazhar Osman tedavisine müracaatla Bakırköy Akıl Hastanesine gönderileceğini kim aklına getirebilirdi ki?
Kur'an'ın rehberliğinde yollarını aydınlatan ecdadın ahfadları bir gün gelip kendi ülkelerinde, yıllarca ülkeleri için ışık olmuş, ışık tutmuş bir kitabın "çöl kanunu", "cahiliye kitabı" şeklinde tanıtılıp camilerden, evlerden, mağara-lardan toplatılacağını, pencerelerden aşağıya atılacağını, jandarma çizmesi al-
CUMHURİYET DÖNEMİ DİN - DEVLET İLİŞKİLERI
YanıtlaSil10
anda çiğneneceğini, süngülerle sayfalarının yırtılacağını hiç düşünebilirler mydi ki
Laman Türkçeleştirilmesiyle kalınmayıp, Kur'an'ın bütününün Türkçeles-amalarının başlayacağını, ibadetlerin Türkçe diliyle yapılacağını, na mrük ve secdelerin daha bir anlaşılabilmesi için Türkçeleştirileceğini camilerde Türkçeleştirilmiş ayet ve surelerin musiki eşliğinde kürsülerden hafız kura okamurulacağını, bunun için "usul-i dairesinde teganniye musait müezzin-ler, imamlar, hafızlar yetiştirileceğini" kim aklına getirebilirdi ki?
Hele hele bir yüksek din mektebi olarak bilinen bir okulun; Daru'l-Fünûn Thahiyat Fakültesi'nden bir grup ulema(!)nın, "mabetleri temiz tutmak, kabil-i zi-yaret ve kabil-i iskan hale getirmek" adına camilere "ayakkabılarla girmeyi" ve camiye gelenlerin rahat oturabilmesi için de camilerde sıralar, elbiselikler tesis etmeyi ayrıca "camilere yerleştirilecek olan musiki aletleri ile "asri ve enstrümental musiki çalışarak ibadetlerin "son derece bediî, mûheyyiç ve ruha-bir şekilde yapılmasını temin için teklifler vereceğini ve bu iş için adı geçen fakültenin, yani İlahiyat Fakültesi'nin öncülük edeceğini hangimiz aklımızdan geçirebilirdik ki?
Bütün bunlar 1923-1950 yılları arasında fazlasıyla cereyan etmiş olay-urdir. Ve işte bu yüzden 27 yıllık bu dönem ve de özellikle 1938-1950 yılları rass turihe "Milli Şeflik Dönemi" diye geçmiş dönem, Din-Devlet ilişkileri açı-sundar "sancılı dönem olarak kendini duyurmuştur.
Bugün yaşları 60 ve üzerindeki insanlara ulaşabildiğimizde, Din-Devlet ilişkileri açısından müslümanların en çok mağdur olduğu, inançlarından dolayı horlandığı, hapse atıldığı, işkenceler gördüğü ve gerekirse idam edildiği bu dö-nemleri anlatırlarken, "Allah o günleri bir daha bizlere göstermesin... Kur'an okurken dipçiklendiğimiz, yerlerde süründürüldüğümüz, Arapça ezanları duya-maz olduğumuz o günler var ya evlåd..." diyerek anlatmaya başlarlar ve aklı-nunda kalan cümleler, "Cenazelerini kaldıracak din adamlarından bile yoksun hale geldikleri ve dinin elden gittiği" olur.
Din-Devlet ve Devlet-Din ilişkilerinde bugün yaşları 60'ın üzerinde olan-ların anlamıklarını bütün çıplaklığıyla ortaya seren 27 yıllık bu dönem; müslü-manların ibadet hayatını, dini düşünce hayatı; itikadî ve amelî hayatlarını göz-ler önüne sererken, hepimizin dudaklarını ısırarak; "bunlar da olmuş mu?", "halkının % 99'u müslüman olan bu ülkede, müslümanlar gerçekten en başta Kur'an ve Ezan yasağıyla karşı karşıya kalmışlar mı?" sorularını hayretle ve ib-retle sormamiza neden olmaktadır.
Bu sebeple sorularımızdan hakkıyla kurtulabilmek ve onlara tarihten ce-vaplar verebilmek için en başta Türkiye'de Din-Devlet ilişkilerinin niceliğini ve nasıllığını bilmek gerekmektedir.
SUNUS
YanıtlaSil11
Din-Devlet ilişkileri derken, özellikle Cumhuriyet dönemi Din-Devlet iliş-kilerinin bütün boyutlarıyla bilinmesi gerektiğine inanıyoruz. 3 Mart 1924 tari-hinde Halifeliğin kaldırılmasıyla ve de sistemin arzularına göre yeni bir dini te-şekkül olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulmasıyla birlikte başlayan "dev-lete bağlı din sistemi" devri bu kitapta bütün boyutlarıyla ilgi alanımıza girmiş oldu.
Osmanlının kuruluşuyla başlayıp, Gülhane Hattı'nın İlanıyla sona eren "dine bağlı devlet sistemi" ile Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerini içine alan ve ta Medreselerin, Şer'iye ve Evkaf Vekaletlerinin ve en önemlisi Makam-ı hilafet Ilgası'na kadar devam eden "yarı dini devlet sistemi" devirlerinin incelenmesi bu kitabın ilgi alanı dışında kaldı.
Ancak ne var ki "dini devlet sistemi"nden, pek öylesine kolayca "devlete bağlı din sistemi"ne geçilmediği için bizler "devlete bağlı din sistemi", (buna sadece Türkiye'ye has özel laik sistemi de denilebilir!) devrinin arkaplanı ola-rak önceliklerini de araştırmış olduk.
Nitekim bu düşünceden hareketle araştırmamızı 1920'lerden başlatıp, Saltanatın kaldırılması, 1. Dönem (1921-1923) İstiklal Mahkemelerinin Anadolu İsyanlarındaki durumu, Cumhuriyetin İlanı ve tarihi 3 Mart 1924 devrimleriyle; Halifeliğin İlgası, Şeriye ve Evkaf Vekaletlerinin kaldırılması, Medrese, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, her tür din eğitimi veren okulların dini eğitime son vermesi ve laiklikle ilgili yapılan tüm bu köklü değişikliklerin sosyo-politik du-rumları kitabımızın birinci cildini oluşturdu.
1. cildin en önemli yanı Türk devriminin birazda anlatılmamış ve yazılma-mış öyküsünü anlatmış olmasıdır. Özellikle kitabımızın II. cildini oluşturan ve şapka devrimiyle başlatılan Şeyh Said İsyanı ve diğer doğu isyanlarının gerçek boyutları, Ankara ve Şark İstiklal Mahkemelerinin sınırtanımaz cuntacı tavırla-rının TBMM Arşivlerinden elde ettiğimiz insan olduğuna inanan herkesi ürper-ten ve korkutan hikayeler!: Sözkonusu mahkemelerin hiçbir suçları yokken sa-dece "gereği düşünüldü" gibi bir muğlak ifadenin arkasına sığınarak idam etti-ği, darağacında sallandırdığı binlerce, onbinlerce mü'minin dramı, acısı ve hi-kayesi...
Laiklik adına din değiştirme gayretleri, bu değişiklik için bizzat Dolma-bahçe Sarayı'nda yürütülen akıl almaz çalışmaların öyküsü. Ezanın, namazın, Kur'an'ın ve hutbenin Türkçeleştirme faaliyetleri...
Yeni yepyeni Kur'an modeli ortaya koyarak ezandan sonra milleti Kur'an'sız bırakma adına yürütülen "Tek Parti" gayretleri...
1963 yılından itibaren sistemin emniyet sübabı olan Diyanet İşleri Baş-kanlığı'nın ve İlahiyat Fakültesi'nin kuruluş gayelerini gösteren anlatılmamış ve yazılmamış öyküleri ve din adına dini satan din adamlarının bel'amilikleri...
CUMHURİYET DÖNEMİ DİN - DEVLET İLİŞKİLERİ
YanıtlaSilGerçek din hizmetlilerine ve ulemaya yapılan akıl almaz işkenceler...
Koca bir Türkiye'de sadece üç adete indirilen Kur'an Kurslarının yaşa-dıkları facialar...
Alfabe yerine Elifba'ya yönelenlerin; Kur'an'ı okuma, öğrenme ve öğret-menin resmen yasak oluşu itibariyle uğradıkları zulümler, işkenceler...
Ve camilerin yıkılması, yakılması, satılması ve müzeleştirilmesinin hika-yesi...
Ecdadın ortaya koyduğu cami medeniyetinin 1926'dan itibaren bir daha dirilmemek üzere yok edilmesi ve bunun için, "Şeyhul kurra, cüzhan, eczâ, de-virhan, surehan, müslimhan, buharihan, mesabihhan, şifahan..." gibi yalnızca bize ait olan ve başka bir ülkede bulunmayan cami içi görevlilerinin kısaca bir medeniyetin, "bunların varlığı irticanın yeniden dirilmesine kafidir" denilerek
ortadan kaldırılması... Tanrı Uludur'dan, Allahu Ekber'e giden yolda çekilen sıkıntılar, uğranı-lan mahkumiyetler, hapisler ve işkenceler...
Bilen bir toplum iken, bir gecede ümmî bir toplum haline getirilişimizin öyküsü olan harf devriminin gerçek boyutları...
Bu devrimle birlikte her tür dinî eğitimin yasaklanması ve insanların kita bını öğrenebilmesi için, dağlara, ormanlara, mağaralara ve mahzenlere çekil mesi...
"Bunlar Kur'an'ı toptan yok edecekler!" denilerek gizliden gizliye hafızlık yaptırtığı talebelerine bu maksatla, Kur'an'ı bütün secaventlerine varana dek yeniden yazacak tarzda öğrenme aşkında olan ve bu uğurda herşeyi göze alan ulemanın destansı faaliyetleri...
1932 yılından itibaren başlayan ve ortaya koyanların bile sonradan kul-lanmaktan imtina ettikleri "duygum tükel özge bir kıvançtır" gibi dilde uydu-rukçuluğun zirvesini gösteren "güneş-dil teorisi"nin gerçek hikayesi...
Ve nihayet 3 Şubat 1932'de başlayıp, 16 Haziran 1950 tarihinde sona eren, tam 18 yıl şu gök kubbeyi "Tanrı Uludur, Tanrı Uludur" diye çınlatan re-jim ezanının hikayesi...
Evet tüm bunlar, kısaca "Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet İlişkileri" diye-rek izah etmeye çalıştığımız, 1920-1950 yıllarının hikayesidir. Kitabın II. cildi bu gerçek öykülere ayrılmıştır.
Bir başka deyişle "bir devrimin anlatılmamış ve yazılmamış öyküsüdür bunlar.
Bu devrimin adı mı? Elbette Türk Devrimi...
Nisan 1989, Ankara Hasan Hüseyin CEYLAN
12
164
YanıtlaSilCUMHURİYET DÖNEMİ DİN - DEVLET İLİŞKİLERİ
Karabekir ise, "M.Kemal'in otorite ve güç bazında önceleri halife olmak is-
Sonunda Ismetten bu yahudi haham İzmir'den bir imtiyaz, bir menfaat temini istemiş... Hatta (Türkiye adına) Washington Büyükelçiliğini de istemiş!.. Herkese, "Ismet teklifsiz ahbabımdia
sözümdən dışarı çıkmaz!?" diyormuş... Sonraları bu haham Mısır'a gidip åyån azası olmuştur."
Lozan görüşmeleri sırasında başvəkil olan Rauf Orbay da bu görüşmeleri doğrular ve Haham-başı Haim Naum'un İngilizler adına İsmet Paşa ile İngilizler adına görüştüğü ve gizli pazarlık-larla haliteliğin kaldırılmasına sebep olduğunu açıklar.
Rauf Orbay, Feridun Kandemir'e konuyla ilgili olarak bakın neler anlatıyor:
"İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan'da İngilizlerle bir çeşit gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul yahudi Hahambaşısı Haim Naum Efendinin telkinleriyle, hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye'de devamına müsade edilmeyip, derhal kaldırılması fikrini tamamiyle be-
nimsemiş bulunuyordu." (Feridun kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri lle Rauf Orbay, s. 96-97)
Necib Fazıl Kısakürek de Halifeliğin kaldırılması fikrinin bu gizli görüşmelerde kesinleştiğini ve olayın kahramanının sözkonusu yahudi hahambaşı Haim Naum olduğunu ileri sürer.
Necib Fazıl, kendisinin çıkartmakta olduğu, "Büyük Doğu mecmuasının 29. sayısında konuy-
la ilgili olarak şu iddialarda buluur:
"Haim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelå Amerika'da TÜRKLER LEHINDE bir seri konfe ranslar vermek suretiyle başladı, bu konferanslarda Emperyalizm Şerflerine "Türkün maddesi ni serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tà içinden, kendi öz adamlarına yıktırmalarını telkin ediyordu
Yeni Masonluk hesabiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak, Haim Naum'un müthiş planı idi. Amerika'da bu zemini hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve halis Yahudi
olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur: - Siz Türkiye'nin mülki tamamiyetini kabul edin, ben İslâmiyeti ve İslâmi temsilciliklerini onlara
ayaklar altına çiğnetmeyi taahddüt ederim."
Büyük Doğu, aynı sayıda (29) şunları da eklemektedir:
Ingiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, niyahet en mânidâr sözünü söyledi. Dedi ki: "Tür-kiye İslâmi alakasını ve İslâmî temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atara bizimle hulūs birliği et-miş olur. Hristiyan dünyasının hürmet ve minnetini de kazanır. Biz de kendisine dilediğini veri-riz..."
Büyük Doğu (29) "Nihai Vesika" başlığı ile sözü şu sonuca bağlamaktadır:
"Lozan Muahedesinden sonra Ingiltere Avam kamarası'nda "Türklerin İstiklâlini niçin tanıdı-nız" diye yükselen itirazlara Lord Gürzon'un verdiği cevap:
-İşte asıl bundan sonradır ki Türklər bir daha eski savlet ve şevketlerine kavuşamayacaklar-
dır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz..."
Büyük Doğu'nun ve bazı başka kitapların bu bakışları için açık belge ve kaynaklar verilmemiş-
tir. Ancak "tahminler sözkonusudur.
Yükarıda verilenler arasında en kuvvetlisi, bir gözlemci olarrak Rıza Nur'un yazdıkları ile Rauf bey'in Kandemir'e anlattıklarıdır. Çünkü Rauf Bey, o zaman başbakan bulunuyordu. "Gizli Pa-zarlıklar'ın içinde olmasa bile, güçlü birtakım bilgi ve sezişleri olduğu kesindir.
Gazeteci-Yazar, Ahmet Kabaklı da, "Türk Edebiyatı dergisinde iki yıldan fazla bir zaman sür-dürdüğü "Temellerin Duruşması" isimli dizisinde hilafetin kaldırılması konusuna geniş yer ve-rerek, sözkonusu derginin 185. sayısında (Mart 89) Ismet Paşa-Haim Naum ilişkisine ve yapı-lan "gizli pazarlıklara yer verir.
Ahmet Kabaklı: "Büyük Doğuhun çıktığı uzun yıllarda da, Kadir Mısıroğlu'nun, 'Lozan Zafer mi, Hezimet mi?" kitabını yayımladığı tarihlerde de, bu itham ve suçlamaların baş hedefi Is-met Paşa yaşıyordu. Elinde suçlamaları reddetmek için yüzlerce "tekzip" imkanı da olduğu halde, bu ağır iddialara karşı hiç birşey söylememiş olması, insanı, hazin alanlarla dopdolu ola yakın tarihimiz açısından düşündürmektedirl.. diyerek Ismet Paşa-Hahambaşı Haim Na-
HALİFELİĞİN KALDIRILMASI
YanıtlaSil165
tediğini ve bunu başaramayınca da yüz seksen derece dönüş yaptığını, bunun müthiş bir garabet olduğunu" zikreder, 162
Kazım Karabekir Paşa kanaatlerini ispat sadedinde: "Mustafa Kemal Pa-şa'nın Hilafetin lüzumu hakkındaki, benim de dinlediğim Balıkesir Lala Paşa Camii hutbesi ve meclisteki saltanatın kaldırıldığı günkü nutku ve TBMM reis-liği adına İstanbul ahalisine gönderilen beyanname yanyana getirilir ve başları-na da meſkure hatıratı hocalar grubu ortasında ve aynı kisvede sarıklı, cübbeli resmiyle Mustafa Kemal Paşa'nın resmi konursa vaziyet daha iyi anlaşılır..."163 diyerek "müthiş garebet" dediği şeyi ortaya koyar.
Mustafa Kemal ise hilafetin kaldırılmasıyla ülkenin kazanacağı yararları açıklarken; muhalefetin baskısı ve kamuoyunun tedirgin olmaması açısından ve özellikle de Laik hükümet tabirinden dinsizlik manası çıkarmaya mütemayil ve vesileci olanlara fırsat vermemek maksadıyla "hilafetin kaldırılışından bir buçuk ay sonra; 20 Nisan 1924'de, Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) kanununda yaptırttığı bir değişiklikle, "Türkiye devletinin dini, Din-i İslâmdır" hükmünü koydurt-tu, 164
Cumhuriyet döneminde din ve devlet ilişkilerindeki tereddüt ve tenakuzla-n ve zaman zaman oluşan çifte standartı belirtmek açısından şu hükümleri yan-yana getirmemiz faydalı olacaktır.
* Türkiye Devleti'nin dini vardır. (29/30 Teşrinievvel 1923 tarihli ve 364 sayılı kanun)
* Türkiye Devletinin dini yoktur! (3 Mart 1924 Halifeliğin kaldırıp, Di-yanet İşleri Başkanlığı'nın kurulduğu gün ve 429 sayılı kanun.)
*Türkiye Devleti'nin dini vardır! (20 Nisan 1924 Teşkilat-ı Esasiye Ka-nunu)
bu değişken tavır bile, din-devlet ilişkilerindeki tartışmaların boyutlarını ve yer yer devletin din adına, muhalifleri susturmak için ne tür tavizler verdiğini ortaya koyar. Son değişiklik ve taviz gerçekten devlete Mustafa Kemal'in de de-
şır. (Türk Edebiyatı-185. sayı, s. 8, Mart-1989).
um ilişkisini Rauf Orbay gibi, Dr. Rıza Nur, Necib Fazıl, kadir Mısıroğlu gibi doğrulamaya çalı-162. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 992, dipnot: 1'den ayrıca Bkz. 1960 Baskısı, s. 1952.
163. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 992, 1969-Istanbul, Kadir Mısıroğlu, Sarıklı Mücahidler, 5. 429, Sebil Yay. 1977-Istanbul.
164. Ergun Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 71, Kültür Bakanlığı Yay. c. 4, s. 104, Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, Din ve Laiklik, s. 190-191, Yağmur Yayınları, 5. Baskı 1982-İstanbul.
144
YanıtlaSilCUMHURİYET DÖNEMİ DİN - DEVLET İLİŞKİLERİ
Çünkü "İleri sürüldüğünün tersine mektuplar bu kişilerin daha önceki hareketle riyle hiç çelişmemektedir. Ağa Han ve Emir Ali daha önce de, Hind Hilafet Ko-mitesi ve Londra İslâm Cemiyeti adına gönderdikleri mektup ve bildirilerde "Hilafetin mutlaka yaşatılması gerektiğini, İslâm Alemi'nin dayanışması için bu-nun şart olduğunu ve bu sebeple halifenin vezaifinin düzenli ve meşru bir esas üzerine oturtulması gerektiğini" belirtmiş ve bunu resmen Türkiye'ye duyurmuş
kişilerdir. 86 5 Aralık 1923 tarihli Tanin ve İkdam ile, 6 Aralık 1923 tarihli Tevhid-i Ef-kar gazetelerinde yayınlanan mektuplar bu eski istek ve arzuların tekrarından başka bir şey değildir. Üstelik sözkonusu kişiler, yeni Cumhuriyet'i tanıdıklarını ve desteklediklerini ve fakat halifelik konusunun bütün müslümanları ilgilendi-ren bir mesele olduğunu söyleyerek halifeliğin korunmasını istemişlerdir.
,
Ağa Han ve Emir Ali'nin görüşleri, 8 Aralık 1923 tarihli meclis gizli oturu-munda da belirtildiği gibi87 "tezvir maksadıyla tertib" olarak tanımlanmıştır. Bu resmi görüş zamanın Maarif Vekili Yusuf Hikmet Bayur'un 1934 yılında yayın-ladığı, "Yeni Türkiye'nin Harici Siyaseti"88 isimli eserinde de mevcuttur.
Maarif Vekili Yusuf Hikmet Bayur bir resmi değerlendirme olarak Emir Ali ve Ağa Han'ın, "İngiliz'lerin adamı" olduğunu ve "Hilafetin sürdürülmesini istemeleri"nin bir İngiliz politikası uyarınca Türkiye'nin çağdaşlaşmasını engel-lemek ve Türkiye'yi geri bıraktırmak amaçlarından kaynaklandığını ileri sür-müştür.
Oysa, hilafetin kaldırılması gibi İmparatorluklarındaki müslüman uyruk-luların varlıkları bakımından son derece işlerine gelecek bir hareketi İngiliz-lerin istemiş olamayacakları açıktır.
Nitekim, Halifeliğin kaldırılması işi gerçekleşince, İngiltere'nin Musul'daki resmi görevlisi, "Halifeliğin kaldırıldığı haberini hayretle karşılayıp inanmakta güçlük çektiklerini yazmıştır. "89
Musul'daki İngiliz görevlisi, "Halifeliğin kaldırılacağı zamana kadar Kür-distan'ı patlamaya hazır bir volkan gibi kaynaştıran Türk propagandasının, kürt-
86. 15-16 Kasım 1922 tarihli Hakimiyet-i Milliye'de, Emir Ali ve Ağa Han imzasıyla yayınlanan mektuplar bunun ispatıdır. Ayrıca Londra İslâm Cemiyeti olarak eski başvekil Fethi Okyar'a gönderilen mektupda aynı muhtevadadır. 2 Eylül 1923 tarihli mektup, 8 Təşrinievvel 1339 ta-rihli Tanin'de yayınlanmıştır. (Bkz. M. Emin Bozarslan, Hilafet ve Ümmetçilik Sorunu, s. 123-124).
87. Mete Tunçay, Tek Parti Yönetimi, s. 77.
88. Eser, Cumhuriyetin 50. Yılı münasebetiyle, Türk Tarih Kurumunca, "Türkiye Devletinin Dış Si-yasası" adıyla hiç değiştirilmeden yeniden basılmıştır.
89. C.J.Edmons, Kurds, Turks and Arabs, s. 383.
145
YanıtlaSilHALİFELİĞİN KALDIRILMASI
lerin halifeye kesin bağlılıklarına dayandırdıklarını, hilafetin kaldırılmasıyla da, Türkler'in kendi bindikleri dalı kestiklerini ve bunun da İngiltere için inanılma-yacak kadar mükemmel bir şey olduğunu"90 belirtmiştir.
Ömer Kürkçüoğlu'nun yazdığı ve Türk-İngiliz ilişkilerinde bir başvuru ya-pıtı niteliğindeki, "Türk-İngiliz İlişkileri" isimli eserinde de konuyla ilgili olarak İngiliz Büyükelçisi Ronald Lindsay'ın 8 Şubat 1926 tarihli bir raporuna dikkat çekilmektedir. İngiliz Büyükelçisi Ronald Lindsay'da halifeliğin kaldırılması ile ilgili olarak: "Laik Türkiye'nin Müslümanları, artık İngiliz İmparatorluğu için bir tehlike olmaktan çıkardığını; Laik Türkiye ile yakın ilişkilerin İngiltere'ye yarayacağını" belirtmiştir. 91
Bir İngiliz yazarı olan Phillips Graves'de, hilafetin kaldırılması ile ilgili olarak İngiliz Büyükelçisi'nin tesbitlerini aynen tekrarlamıştır. Graves: "Türk Cumhuriyetçileri, müslüman vatandaşları olan herhangi bir devletçinin her za-man güçlükler yaratabilecek bir kurumu; makam-ı hilafeti ortadan kaldırmakla, niyetleri öyle olmasa da, Britanya İmparatorluğuna olağanüstü bir iyilik yapmış-lardır. "92 demektedir.
Bütün bu gerçekler gözönüne alındığında İstanbul'a gönderilen İstiklal Mahkemesi'nin, gönderiliş nedenlerinin ne kadar temelsiz olduğu ve hele İsmet İnönü'nün, Tanin, İkdam ve Tevhid-i Efkar gazetelerinde yayınlanan mektuplar için "İngiliz telkini", "İngiliz teşviki" ve "Hilafet isteğinin İngiliz politikası ge-reği olduğunu söylemesi de çok temelsiz ve tutarsız kalacak şeylerdir.
Aslına bakılırsa olay, birtakım şeylere zaten karar vermiş olan Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerince iyi bir fırsat olarak görülmüş ve ihtilal yasası gere-ği düşünülen şeylerin de uygulamaya konması için kaçınılmaz bir fırsat telakki edilmiştir.
Bu kanaatimizi içerde ve dışarda doğrulayan çokca yazı ve belgeye rastla-mak mümkündür. Yukarıda belirttiğim dış örneklere ilaveten Toynbee'nin de kanatleri, kanaatlerimizi doğrular niteliktedir. Toynbee'ye göre olay: "İsmet Pa-şa'nın İngiliz düşmanlığı varsayımının, mevcut olaylarda hiçbir temeli, mesnedi yoktu; ve kendisi (İsmet Paşa) gerçeklerden daha iyi haberdar olsaydı ve ger-çekleri görebilseydi, Ağa Han'la, Emir Ali'nin hareketlerinin gerisinde Britanya Hükümeti'nin "gizli eli"ni görmenin ne kadar saçma olduğunu anlardı. İsmet Pa-
90. Edmonds'tan aktaran Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri (1919-1926), s. 309-310. Siyasal
Bilgiler Fak. Yay. 1978, Ankara. Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz ilişkileri, (1919-1926), s. 307.
91. 92. Phillips Graves, Briton and Türk, s. 213, London, 1941; Mete Tunçay, Tek Parti, s. 78, dipnot:
22'den.
HALİFELİĞİN KALDIRILMASI
YanıtlaSil163
Özellikle bu teklif büyük tartışmalara yol açmıştı. Çünkü "halifeliğin kal-dırılışı ile dini devlet düzeninden, laik devlet düzenine geçilmiş oluyordu. "160
Hilafetin kaldırılmasına en büyük tepki Mustafa Kemal'in yakın silah arka-daşlarından gelmişti. Hüseyin Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Cafer Tayyar, Ali Fuad Paşa ve Cevat Paşa'lar ve Dr. Rıza Nur, Mustafa Kemal'e büyük tepkilerde bulunmuşlardı. Onların bu muhalefeti daha sonra Halk Partisi'nin karşıtlığını ya-pacak olan ve özellikle dine bağlılığı ile öne çıkacak olan Terakkiperver Cum-huriyet Firkası, TPCFnin kurulmasını sağlayacaktır.
Dr. Rıza Nur anılarında, "hilafetin kaldırılmasının tam bir cinayet olduğu-nu ve bunun yalnızca Mustafa Kemal'in işi olduğunu ileri sürerken"; 161 Kazım
160. Ergun Aybars, Istiklal Mahkemeleri, s. 70, Kültür Bak. Yay.
161. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, c. 3, 969, Istanbul-1967.
Dr. Riza Nur, "Hayat ve Hatıratım" isimli eserinde, bu cinayete ortak olanlardan bir tanesinin ve hatta halifeliğin kaldırılmasını hazırlayanlardan bir tanesinin de Ismet Paşa olduğunu zikre-der.
Dr. Rıza Nur'a göre halifeliğin kaldırılması Lozan görüşmeleri sırasında İstanbul Yahudi Ha-hambaşısı Haham Haim Naum ile Ismet Paşa arasında "gizli görüşmə" korkunç pazarlıklarla halledilmiş bir olaydır.
Rıza Nur bilindiği gibi Lozan görüşmelerinde ikinci murahhas azadır ve İsmet Paşa'nın görüş-me ve diyaloglarını en yakından izleyen birisidir. İsmet Paşanın çok sık görüştüğü kişilerden yahudi hahambaşı Haim Naum Rıza nurun çok dikkatini çeker ve hiçbir gereği yokken, Is-
met Önönü ile teklifsiz samimiyetleri ve içli-dışlı görüşmeleri Rıza Nur'u rahatsız eder. Lozan görüşmeleri sırasında başvekil olan və başlangıçta Atatürk'ün en yakın sırdaşlarından olan Rauf bey de (Orbay); Ismet Paşa, yahudi Haim Naum ilişkilerini doğrulayanlardandır.
Dr. Rıza Nur, "Hayat ve Hatıratım' isimli eserinin 3. cild, 1081, sahifesinde bu ilişkileri şöyle anlatır Bir müddettir eski İstanbul Hahambaşısı Haim Naum bizim kaldığımız otelde görün-meye başladı. Ne yapmış, kimi vasıta yapmış bilmem, Ismet'e yanaşmış... Yemek zamanını biliyor ya, asansörün kapısında bekliyor. Biz asansörden çıkınca derhal Ismet'in koluna giriyor ve elleriyle de (sanki kırk yıllık dostlarmışcasına) belinden kavrıyor... Sonra yemek salonun-da, herkesin içinde İsmetle şakalaşıyor, gülüyor... Anlaşılıyor ki Hahambaşı Haim Naum her-kese, "İsmet benim samimi teklifsiz arkadaşımdır" diye göstermek istiyor ve gösteriyor.
(...) Şimdi odasından da çıkmıyor, o kadar içli-dışlı oldular. İsmet onu müşavir tayin etti. Öğ-rendim ki, gündelik vermeye de başlamış (günlük harcırah). Bana da söylemiyor. Heyet-i mu-rahhasa (delegeler heyeti) çiftliktir, keyfi gibi kullanıyor... Derken (en mahrem görüşmelerimiz esnasında) Hahambaşı'yı soframıza da aldı. Artık dayanamayıp, Ismet'e dedim ki:
"Senin böyle yapudi haham ile böyle laubali bir tarzda görüşmen, kendi haysiyetini ve Türk milletinin haysiyetini kırar. Buna bu kadar yüz verme. Hiç olmazsa herkesin içinde yüz ver-me..."
Bana kızdı... bu hahambaşı ile kimbilir nesi var?1. ben de Ismete kızıp başka sofraya geçtim. Çünkü yemek yerken kendi samimiyet muhitimizdeyiz, düşünmeden ağzımızdan bir laf kaçıra-cağı, o bunu derhal düşmanlara yetiştirecek (ispiyonlayacak)... Aramızda bulunduğunu herke-se gösterecek ve dalaverasını yürütecek.
Hahambaşı Naum, bizim İsmete, "bütün Fransız ve İngiliz yetkililerini tandığını, hepsinin ken-disinin ahbabı olduğunu, işleri istediği gibi yaptıracağını söylüyormuş... Tabi, aynı Hahamba-şı, kimbilir Ingiliz, İtalyan ve Fransız delegelerine de İsmet'i avucunda tuttuğunu söylüyordur...
CUMHURİYET DÖNEMİ DİN - DEVLET İLİŞKİLERİ
YanıtlaSil148
11 Aralık tarihli Tanin'de yayınlanan açıklamalar halkı korkutmaya yet-mişti. İstiklal Mahkemesi Ocak başına kadar şu tutuklamalarda bulundu. (Gaze-te başlıklarından alınarak verilmiştir.)
"İstiklal Mahkemesi Savcılığı'ndan verilen emir üzerine Halife Abdülme-cid'in yaverlerinden Ekrem Bey ile Tanin Gazetesi yazı işleri müdürü Baha Beyler tutuklandılar." (14 Aralık 1923 Vatan)
Hilafet yaverlerinden Ekrem Bey'in tutuklanma sebebi çok gariti: Halifeyi ve makam-ı hilafeti arzulamak!..
Ekrem Bey'in davasında bu gariblik, hatta gülünçlük, verilen beraatle ka-patılmış oluyordu. TBMM'nin seçtiği halifeyi bir hizmetçisi olarak halifenin ya-nında bulunan birisinin arzulamasından daha tabii ne olabilirdi? Mahkeme de Ekrem Bey'in hareketlerinin kışkırtmacası olmadığına, yapılanların doğal oldu-ğuna karar vererek Ekrem Bey'i beraat ettirdi.
"Kör İbrahim tevkif edildi. Sabık İstanbul mebusu Şükrü Bey ve Sabık An-kara Valisi Abdülkadir Beylerin de ortalıkta görünmemelerine ve her tür konuş-ma ve gezilerinin men'ine karar verildi."103
Kör İbrahim ile Şükrü ve Abdülkadir Beylerin suçları şeriat isteğiyle bir-likte halifelik makamının devamlı kalması için gezi ve konuşma yapmış olmala-nydı. Kör İbrahim diye bilinen kişi İstanbul'un çeşitli semt halkını halifelik adı-na kışkırttığı için hemen tutuklandı ve 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Sabık İstanbul Mebusu Şükrü Bey ile, Sabık Ankara Valisi Abdülkadir Beyler de, kendilerini suçlayan ve ihbar eden Hulusi Efendinin tanıklığına baş-vurularak cezalandırılmak istendi. İhbarcı Hulusi Efendi, sanıkların düşünce ve tavırlarıyla meclisteki İkinci Grubu desteklediklerini ve onlara dahil olduklarını, Aksaray Valide Kıraathanesi'ni kendilerine toplanma yeri yaptıklarını ve hükü-mete küfür ettiklerini, halife taraftarlarının daha güçlü olduklarını ihsas ettikleri-ni ve "Biz Osmanlı Padişahlığını yaşatacağız.. bu hükümet gavurdur, yakında onu dağıtacağız ve parçalayacağız" diyerek Cumhuriyet'e tehditler savurdukları-na belirterek: "Hafız Rami Efendi, Akzade İbrahim Efendi, Bakkal Mustafa, Sa-atçi Hafız Hüseyin ve Yüzbaşı Halid Beyler"in de onlarla beraber hareket ettiği-ni söyledi. 104 (Tanin, 22,24,27 ve 30 Ocak 1924)
Mahkeme yapılan tetkikatlar üzerine Şükrü Bey ve Abdülkadir Beylerin, Sözkonusu suçlamalar üzerine gerekli belge ve şahit bulamadığı için ve en
103. Vatan, 18 Aralık 1923.
104. İlyas Sami Kalkavanoğlu, Milli Mücadele Hatıralarım, s. 100-124, Istanbul, 1957.
TBMM VE MUSTAFA KEMAL HALİFESİNİ SEÇİYOR
YanıtlaSilki Kurmay Albay ve nafia Vekili Ömer Lütfi Bey, Kırşehir mebusu Müfit Ku-rutluoğlu Hoca ve İzmit mebusu Sırn Bey'ler, halifenin artık Ankara'da ve TBMM'nin başında bulunması gerektiğini savunmuşlardı.3
Hatta Büyükşehir caddelerinde halâ adı yaşatılan Tunalı Hilmi heyecana gelerek: "Halife Ankara'da bulunmalı, Şeriat hükümlerine uyacağına dair TBMM'nin iş bu kürsülerinde yemin etmesi katiyyen lâzımdır" diyerek hararetli bir konuşma yapmıştı. İzmit milletvekili Sım Bey ise, "Yaşasın İslamiyet ve ya-şasın halifelik!" diyerek oturduğu yerden bu konuşmalara katılıyordu.4
Bütün bu konuşma ve hararetli müzakereler TBMM Reisi Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının gözleri önünde cereyan ediyordu.
Müzakerelerin bir yerinde meclisin lider simalarından Kurmay Albay Se-lahaddin Bey, halife seçilse bile bütün bir mebusan'ın ve TBMM reisi olarak Mustafa Kemal'in seçilecek halifeye "biat" etmesi gerektiğini söylemişti. "Bi-at" kavramını TBMM çatısı altında ilk kez gündeme getiren Kurmay Albay Ço-lak Selahaddin Bey, "Şeriat için biat zaruridir" diyordu.
Müzakerelere bir müddet ara verilmiş ve ikinci celse açılınca ilk sözü İkinci Grup sözcülerinden Bitlis Mebusu Yusuf Ziya almıştı. Bitlis milletvekili dindarlığıyla, İslâm'a aşırı bağlılığıyla tanınıyordu. Ne zaman biri İslâm'a aykırı, dine aykırı bir konuşma yapsa hemen onun üzerine yürümesi ve mecliste gürül-tü çıkarması ile tanınıyordu. Kendisi Anadolu'nun işgal kuvvetlerinden kurtul-masında büyük gayretler göstermişti.
Yusuf Ziya İstanbul'un halen işgal altında olduğunu söyleyerek: "Halifeyi hakimiyetimiz altındaki bir yerde seçmek ve biat şarttır, biat olmadıkça da se-çim tamam olmaz." demiş ve, "Asıl olan halifeyi seçmemiz değil, ondan da öte halifenin vezaifinin ve salahiyetinin ne olacağıdır. Halifenin yetki ve vazifeleri belli olmadan halife seçiminin bir anlamı yoktur" diyerek halife seçimi müzake-relerine yepyeni bir boyut kazandırmıştı.
Bitlis Mebusu Yusuf Ziya:" "İslamlık Cumhur üzerine kurulmuş bir var-lıktır. Meşveretle idaresi gerektir ve böyle bir Şura'nın tabii reisi ancak Halife olabilir." deyince Mecliste leyh ve aleyhte görüşlerde muazzam bir dalgalanma meydana gelmişti. Bu sırada Yusuf Ziya, mecliste bulunan hocaları işaretle elini
3. Naşit Hakkı Uluğ, Halifeliğin Sonu, s. 87.
5. Çetin Özek, Devlet ve Din, s. 475. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. 3, s. 61-63, Uluğ, a.g.e., s. 88.
4.
6. TBMM Gizli Celse Zabıtları 140, Birleşim 4. celse.
7.
Anadolunun kurtuluşunda büyük gayretler sarfetmiş olan bu insan 1925 yılında Doğu Bölgele-rinde çıkan irtica hareketleri ve olaylarla ilgili görülmüş ve Bitlis Askeri Mahkeme kararı ile (Is-tiklal Mahkemelerine bile gönderilmeden) idam edilmiştir. (Naşit Hakkı Uluğ, a.g.e., s. 88)
75
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil• 1914-İstanbul'da Elektrikli Tramvay İşletmesi açıldı.
• 1939- Bediüzzaman'ın talebelerinden Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş vefat etti.
• 1975-Bediüzzaman'ın talebelerinden Re'fet Barutçu vefat etti.
2
CUMA FRIDAY
ŞUBAT FEBRUARY
BİR AYET
Onlar, hak ve adâletle hükmedici Mevlâları olan Allah'ın huzuruna gönderilirler.
En'am Suresi: 62
BİR HADİS
İbrahim'ın (as) ateşe atıldığında en son sözü, "Hasbiyallahü ve ni'me'l-vekîl" oldu.
Câmiü's-Sağir: 7
R
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam, her ne müşâhede ederse, ilimdir, eğer, gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur.
Mesnevî-i Nûriye
HİCRİ: 22 RECEB 1445 - RUMI: 20 K. SANI 1439
KASIM: 87 - GÜN: 33 KALAN: 333 - GÜN, UZ.: 2 DK
İmsak Günes Oğle İkindi Aksam Yatsı
Imeok Günes
Cezası Kıyamet Gününe ertelenenler
YanıtlaSilEnes rivayet ediyor:
Allah bir kul hakkında hayır dilerse, cezasını dünyada iken verir. Bir kul hakkında şer dilerse, cezasını ahirete erteler. Tâ ki Kıyamette hepsini tam olarak çektirsin.
Tirmizi, Zübd: 57.
***
YanıtlaSil
Yuksel20 Şubat 2025 11:49
HADİSLERDEN SEÇMELER
Ahiret Hayatı
sy. 105.
YanıtlaSil
Yuksel20 Şubat 2025 11:56
TARİH
OSMANLI OLMASAYDI (2)
Yapmayın! Osmanlının ci-hadla, İslâm bayrağını dal-galandırmakla geçen 500 yılını son 50 yıldan ibåret görmek haksızlık değil mi-dir?
Yapmayın! Endülüs'ü sa-
vunan yegâne devlet olan ve kovulan pek çok Endü-lüslüyü kurtaran, Tunus ve Cezayir gibi ülkeleri İspanya işgalinden kurtaran Osman-lıya sövmemiz haksızlık ol-maz mı?
Yapmayın! İslâm dünya-sına karşı düzenlenen yirmi beşten fazla Haçlı Seferine tek başına karşı koyan, onlan geri püskürten Osmanlıya sövmemiz haksızlık olmaz mi?
Yapmayın! En son Sulta-nı, Filistin'in korunmasının bedeli olarak tahtını veren-ve onu Yahudilere bırak-mayan Osmanlıya sövme-miz haksızlık olmaz mı?
Yapmayın! Arap eğitim programlarının Bayezid'i, Selim'i, Abdülhamid'i, Ka-nuni'yi zikretmemeleri, üs-tüne üstlük, öğrencilerimizin Osmanlıyı sömürgeci olarak bilmeleri haksızlık olmaz mı?
Allah Abdülhamid'e rah-
Erkek Abdüicelli - Kiz) Celile Yemek
met eylesin, ne demişti? Arap ülkelerini kastederek: Eğer biz bu topraklardan çekilirsek, oralar gelecek yüzyıl boyunca İslam'ı da, istikrarı da tanıyamazlar. Dediği gibi olmadı mı?
Allah ümmetin izzetini ve dinini koruyan Sultan Ab-dülhamid Hân'a ve diğer Is-lâm önderlerine rahmet ey-lesin.
Biz kesin olarak inanıyoruz ki, Osmanlı Hilafeti, İslâm Hilafetinin devamıdır. Bazı-larında görülen hatalar bi-reysel tasarruflardır ve bunlar asla ümmeti de, hazreti Ebu-bekir'den Sultan Abdülha-mid'e herhangi bir İslâm Hi-lafetini de lekelemez..."
Halime Gürbüz
ürkiye 17.03.2024
Abdurrahman DİLİPAK
YanıtlaSilabdurrahmandilipak@yeniakit.com
Derin yapı
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışandalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşin kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi aralann-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının İçinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil etmış gozuküyor.. Bu işler, bu adamları oraya so-kup, işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-düklerini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminler, "biz gide-riz ötekiler gelir, arma sonuçta bu düzen böyle de-vam eder" anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç-lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yaşanan örtülü hesaplaşmaların davası ayrıca, görülecek..
Yarın sıra 28 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ-lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha yüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunların tümü-nü mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer ve adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane de yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genel af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor-lar..
Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak Ister gibl.
YanıtlaSilMIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?
Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bilgiye sahip değiller mi?
Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..
Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..
İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yaşanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş yıia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!
Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!
Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..
Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demagoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etmiş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..
Bana kalırsa bu yasa değişikliği ŞİKE'cilen kur-tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..
Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Habe-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin karıştığını düşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..
Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozcuiara da, kayıtdışı ekonomiye de, yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir. kayıtdışı siyasete de karşı-Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçirip topluma İlahilik ve Rabilik taslayanlar, eğer bu Sazgeçmeyeceklerse cehenneme! ve dua ile.. işten
Feyzinur
YanıtlaSilKapanmasa
gereken kapılar -63
ABDULBAKİ ÇİMİÇ
bkicimic@hotmail.com
Kuvve-i akliye-i melekiye, nef've za rarı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz eder. Idråk, anlama ve tefekkür äleti olan kuvve-i akliye, insana has düşün me ve eşyanın sebeplerini yakalama ve esmå lisânı ile tanıma melekesidir. Kuvve-i akliyenin üç mertebesi vardır, vasat mertebesi hikmet ve istikametli olmak, terfit mertebesi gabavet, ifrat (aşırı) mertebesi ise cerbezedir.
GABAVET
Kuvve-i akliyenin tefrit' mertebesi ga bavet ve geri zekalılıktır. Yani "hiçbir şey den haberi olmaz.
Gabavet, ahmaklık, anlayışsızlık, ga bilik olarak bilinir. Hayatı ve yaratılış hikmetlerini nazara almadan bir hayat yaşamak, hiçbir şeyden haberi olma mak, bir nevi akıl kuvvesinin en aşağı mertebesini yaşayan insanlar için kul-lanılan bir kavramdır.
Kuvve-i akliyenin 'tefrit' mertebesi olan gabavet; halk-ı ef'al meselesinde İtizal (Mutezile) mezhebinin te'siri in-sana vermesi, itikadda teşbih (benzet-me) yapılması, ahläkta tezellül ve ta-basbus göstermesi, âhirete imanda âhireti tasdik edip fakat inandığı gibi yaşamayan ehl-i sefehat ve dalalet mi sal olarak verilebilir.
CERBEZE
Kuvve-i akliyenin ifrat mertebesi cer bezedir. Şaşırtıcı cerbezekârlık ve demo-gojidir ki; akı kara, karayı ak göstermek gibi işlerin mantık dışı ve ma'nasızlıkla rıyla uğraşan ve bulaşan bir zekâdır. Bu mertebede kişi "Hakkı båtıl, bâtılı hak su retinde gösterecek kadar aldatıcı bir ze kâya malik olur.
Cerbeze insafsızca, aldatıcı ve muvâ-zene etmeden hüküm vermektir. Böy lece cerbeze ile yapılan mugalâtalar inhilal-i anåsırı netice vermektedir. "Hem de, cerbezeyle, insan adalet ya parken zulme düşüyor. Zira insan ku-sursuz olmaz. Fakat uzun zamanda ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-i me-hasinle (güzelliklerin bozulmasıyla) ta-dil olunan müteferrik kusurları, cerbe-ze ile cem edip, bir zaman-ı vahitte bir şahsı vahitten sudûrunu tevehhüm ederek şedit cezaya müstahak görür. Halbuki bu tarz, bir zulm-i şedittir.
Gabavet ve cerbeze
CERBEZE, ENVA'IYLA GARÄİBİN MAKİNASIDIR
Hem de insan nazarı tenkid ile, bir cer beze ile binler mehasin içinde, nazarında hatiat tevehhüm edilen onbeş-yirmi nokta ile bütün o mehasini setrettirecek ve hükümden iskåd edecek ve yalnız o, onbeş-yirmi nokta ona hedef-i maksüd yapacak bir vaziyet alır. Böylece o nazar-I tenkid ve cerbeze ile ittihamkârâne ileri sürdüğü garazkâr håli muhatabına isnåd edebilir. Cerbezenin tavrı acibi; zaman ve mekanda müteferrik şeyleri toplar, bir yapar. O siyah perde ile her şeyi temaşa eder. Hakikaten cerbeze, envaiyla garai-bin makinasıdır.
Müteferrik büyük işlerde yalnız kusur lan görmek cerbezeliktir; aldanır ve alda-tır. Cerbezenin şe'ni, bir seyyieyi sümbül-lendirerek hasenåta galip etmektir.
CERBEZE, DAİMA ZĀLİMDİR
Evet, "hakikat-bin göz aldanmaz; hak-perest kalb aldatmaz" sırrınca aldanmaz bir göz ve hakperest ve aldatmaz bir kalb için Kur'ân'a, Sünnet-i Peygambe-riye (asm) ve onların hakîkî bir tefsiri ve månevi bir dersi olan Risale-i Nur'a sa-rılmalıyız ki "Cerbeze"nin aklı yanıltma-sından, akıl tutulmasından ve cerbeze-nin zulmünden korumuş olalım. Çünkü "Sebeb-i ihtiläf, hâkim-i zâlim olan cer-bezedir. Fikr-i tenkit ve bedbinliğe isti-nad eden cerbeze, daima zālimdir." bil-meliyiz. Hakikat-bin ve hakperest olan adam: "Cerbeze bir hâkimdir." bilmeli. "Yalnız seyyiat tarafını konuşturmamalı; onun hasmı olan hasenâtı da dinlemeli, sonra muvazene edip, mizan-ı haşirdeki hükm-ü ädiläne gibi råcih gelene mu-habbetle hak vermelidir."
Öyleyse bütün himmetimizi kuvve-i akliyenin vasat mertebesi olan adl ve adalete vermeliyiz. Bu mertebe hikmettir ki; "Kime hikmet verilmişse işte ona pek çok hayır verilmiştir. ayeti, onun måhi-yetini beyan ve tefsir eyler. İnsan hikmet mertebesinde "Hakkı hak bilir, imtisal eder; batılı batıl bilir, içtinap eder.
Dipnotlar:
1- İşărâtü'l-leaz, s. 46; 2- Age, s. 23.
3- ESDE, Divan-s Harb-i Orfi, s. 120.
4- ESDE, Münazarat, s. 249.
5- ESDE, Tuluat, s. 570.; 6- Age, s. 572.
7-Age, s. 572.: 8- Bakara Suresi: 269.
Eski Bir Türk Subayı
YanıtlaSilFahrettin Paşa, Mustafa Kemal'in komutanlarından bir tanesi olup yaşı doksanı geçmiş ve hâlà yaşamaktadır, 185 Bu hatıratlarda Fahrettin Paşa, Mustafa Kemal'i milli bir kahraman ilan etmek istemiştir.
"On Yıl Savaş ve Sonrası" adlı hatıratında bu paşa (diğer övü. cüler gibi) Mustafa Kemal'in gerçek yüzünü, en azılı düşmanının dahi kabul edemeyeceği bir şekilde göstermeye çalışmıştır. On bir gün boyunca Çankaya'da Mustafa Kemal'e misafir kalmış bu paşa, Mustafa Kemal'in sofrasında sunulan yemekleri dahi yaz-mış olduğu hatıratlarında, üstünü örtmeye çalışmasına rağmen işlenen rezaleti gizlemeyi başaramamıştır:
"Atatürk, dansa, Fransız büyükelçinin kızıyla başladı. Çünkü he-nüz büyükelçinin karısı orada değildi. Kızın güzelliği, herkesin aklı nı almıştı. Hemen sahneyi dans edenler doldurdu. Atatürk, benden, kendi kızlarından 186 biriyle dans etmemi istedi. Danstan sonra, bazı sanatçılar, çıplak bedenleriyle Rıfat Süreyya'ya bazı danslar sergile-diler.
Sevinçli bir şekilde orada burada herkese nazik davranıyordu. Bazen gösteriyi izlemek için otururdu. Fransız büyükelçisi ise, kızını almış kendini hiç kimseye göstermeden partiden ayrılmıştı... Sabah vakti yaklaşmış davetliler teker teker partiyi terk ediyordu. Saat sa-bah dört olunca bana: "Haydi gidelim" dedi. Beraber çıktık. Arabada beni yanına oturttu. Araba hareket edince başını göğsüme koydu ve uyudu. Dağılmış altın sarısı saçları göğsümün üzerindeydi. Kalbim-deki en güçlü hisleri harekete geçiriyordu. Saçlarını öpüyor ve kok-luyordum. İlk defa Atatürk'ün bu kadar sarhoş olduğunu gördüm.
185 Bu kitabın yazılı
Bir Nefes
YanıtlaSilKINAYANIN KINAMASINDAN KORKMA
tir. ור e
ist
Bir kişi Hz. Ömer'e gelerek: "Allah yolunda, kınayıcıların kınamalarından korkmamak mı yoksa kendini ibâdete vermek mi daha hayırlıdır?" diye sordu. Hz. Ömer bu soruya şöyle cevap verdi: "Kim Müslümanların işlerinden herhangi birinin başına getirilecek olursa, Allah yolunda kınayıcıların kınamalarından korkmasın.
kel
Bu gibi işlerin başında bulunmayanlar da nefsini ıslaha yönelsin ve emri altında bulunduğu kişilere nasihat etsin." (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)
YanıtlaSil
Yuksel23 Mayıs 2025 08:13
Ölümü: Normal mi, Suikast mı?
17 Nisan 1993… Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nde ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetti. Resmi açıklamaya göre, ölüm nedeni “doğal”dı. Ama bu ölüm, o günden beri Türkiye’nin en büyük sırlarından biri oldu. Özal’ın ani ölümü, hem zamanlaması hem de koşullarıyla şüphe uyandırdı. Yakın çevresi, özellikle eşi Semra Özal ve oğlu Ahmet Özal, “Bu bir suikasttı” dedi. Peki, neden böyle bir iddia ortaya atıldı?
Şüpheli Bulgular: Özal’ın ölümü sonrası otopsi yapılmadı. Cenazesi, alelacele toprağa verildi. Yıllar sonra mezarı açıldığında, vücudunda zehirli maddeler bulundu, ancak kesin bir sonuç çıkarılamadı.
Zamanlama: Özal, ölümünden hemen önce Kürt sorununa çözüm için cesur adımlar atıyordu. PKK ile dolaylı görüşmeler, ateşkes girişimleri konuşuluyordu. Ayrıca, Türk dünyasıyla ilişkileri güçlendirmek için Orta Asya gezisinden yeni dönmüştü. Bu adımlar, bazı iç ve dış güçleri rahatsız etmiş olabilir.
Tehditler: Özal, hayatı boyunca tehditler alıyordu. Suikast girişimi, bu tehditlerin ciddiyetini göstermişti. Ölümünden kısa süre önce, “Beni rahat bırakmıyorlar” dediği iddia edildi.
Uluslararası Bağlantılar: Özal’ın bölgesel liderlik vizyonu, Türkiye’yi Ortadoğu ve Kafkaslar’da daha aktif bir oyuncu haline getiriyordu. Bu, bazı küresel güçlerin çıkarlarına ters düşüyordu.
Bütün bu bulgular, “Özal öldürüldü” iddialarını güçlendirdi. Ancak resmi bir soruşturma, bu şüpheleri aydınlatamadı. Gerçek ne olursa olsun, Özal’ın ölümü, Türkiye’nin dönüşüm sürecinde bir kırılma noktası oldu. Onun vizyonu, yarım kaldı.
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
247 1 Ehli Cennet, nimetlerine dalmış halde iken kendilerine bir nur zahir olur. Başlarını kaldırınca görürler ki, Rab, üstlerinden kendilerini şereflendiriyor. Ve "Esselamü aleyküm ya ehli Cennet" diye buyuruyor. İşte bu, Allah Tealanın Kur'andaki "Selamün kavlen mirrabbirrahim" ayetindeki buyurmasıdır. Ondan sonra Allah onlara nazar eder, onlar da Allah'a nazar ederler. Ve Rablarına nazar ettikleri müddetçe, başka hiçbir nimete iltifat etmezler. Ta ki, Allah Tealanın temâşâsı kalkıp, nuru ve bereketi kalıncaya kadar. Hz Cabir (r.a.)
247 2 Ben uyku ile uyanıklık arasında iken iki melek geldi. Biri: "Bunun için bir temsil var, ona anlat" dedi. Diğeri de: "Bir Seyyid bir ev yaptı, ziyafeti için hazırladı. Bir münadi tayin etti. Burada Seyyid Allah, ev Cennet, ziyafet islam nimeti ve münadi de Hz. Muhammed (s.a.v)dir." dedi. Hz. Osman (r.a.)
247 3 Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
247 4 Hac ile Umreyi bir biri peşine yapınız. Zira onları peşi sıra yapmak ömrü artırır. Fakr ü zarureti ve günahları ise, demirci ocağının madenin pasını alması gibi, giderir. Hz. Ömer (r.a.)
247 5 Hac ve umreyi peşi peşi sıra yapın. Zira o ikisi fakirlik ve günahları, demirci ocağının, demir, altın ve gümüşün kirini giderdiği gibi giderir. Haccı mebrurun Cennetten başka karşılığı yoktur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
247 6 Hz. Ebubekir (r.a)'ı melekler Cennete koşturarak götürürler. Sıddıklar ve peygamberlerle birlikte. Hz. Câbir (r.a.)
247 7 Ehli Cennetin zinetleri, abdest suyunun eriştiği abdest yerlerini bulur. Hz. Ebû Huseyin (r.a.)
247 8 Mahvolsun altın ve gümüş, "Ne biriktirelim" denildi. Buyurdu ki; Zâkir dil, şâkir kalb ve dinine yardımcı zevce. Sahabiden biri (r.a.)
247 9 Melekler Cuma günleri mescid kapılarına gönderilir, gelenleri sıra ile kaydederler. İmam minbere çıkınca defter kapanır. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
247 10 Sen ister ağla, ister ağlama. Siz onu götürürken o, melaikenin kanatlarının gölgesi altında idi. (Hz. Cabir r.a'ın babası Abdullah şehid olunca, kız kardeşi çok ağlamış. Efendimiz de yukariki hadisi şerifi buyurmuştur.) Hz. Câbir (r.a.)
YanıtlaSilMAHMUT SAMİ KİRAZO
Mâzîyi bir hatırla; Evvelsi günler ve dün, Sanmayasın ki bitmez, Elbet bitecek, birgün!
Yaşantını sorgula, Doğru mu çok, yalan mı? Farkında mısın acep, Biten mi çok, kalan mı?
Yarınla oyalanma, Giden gün, geri dönmez! Bugünü değerlendir, Belki yarın da gelmez!
"Gönlünün sessiz sesi", Çok zaman gelmez dile! Tabii ki anlayamaz, Dost görünenler bile!
Sabrın sonu selâmet, Çekmek kolay mı çile? Kibirliden fayda yok, Emek verme nâfile!
Hâlis ses; Arş'a çıkar, Dertsiz olan inlemez! Halden anlamak; Erdem! Gönül ferman dinlemez!
YanıtlaSil
Yuksel3 Haziran 2025 11:05
IRAZOĞLU
Hakikati unutup, Nefsine uymayasın! Dil yâresi onulmaz, "Kul Hakkı" almayasın!
mı?
Elin dizin dosdoğru, Yüzün gözün pir olsun, Mânân maddene hâkim, Özün sözün bir olsun!
z!
!
İki peşpeşe "Ah"a Hayatı bağlayana, Kendine çelme takıp, Düşünce ağlayana!
"Keşke"lerle "tühler"le, Hep ömrü geçenlere! "Hak" dururken bâtılı, Çok yazık seçenlere!
Sahtelerin lâfıyla, Tevâzûdan sıyrılma, Rabbin'e ilticâ et, Doğru yoldan ayrılma!
En şerefli mahlûksun, Sen gerçekten kul isen! Dostunu Emin'den seç, Kıymetli bir çul isen!
Helâl kazan ve harca! Tâc edilirsin başa, Mevlâ'ya teslim olup, Hizmet aşkıyla yaşa!
Hamd edip şükr ederek, Rıza'ya erebilmek, Mutluluğun zirvesi: Cemâl'i görebilmek!
*Âmîn Âmîn Yâ Muîn... Velhamdü Lillâhi Rabbilâlemîn...
&R
YanıtlaSilIlla;
Amellerin doğruluğu ve temizliğ İlla davranışların düzgünlüği ve iyiliği.
İlla yaşayışta değerli ve faydalı
işler yapabilmek.
İlla ilahi teraziye göre maki liyet, güzellik ve mükemmellik
İlla Cenâb-ı Hakkın razı olmas
Ya Rab!
Nasib et!
Amin!.."
YanıtlaSilNiyetler, konu saptırmak i kullanılan bir tuzak da olmamal
Özetle ey insanoğlu!
Niyet bahsinde şu cümle akin dan hiç çıkmasın:
Kirli amellere maske olan bir niyet, temiz değildir!
Illa;
Amellerin doğruluğu ve temizliğ İlla davranışların düzgünlüği ve iyiliği.
İlla yaşayışta değerli ve faydalı
işler yapabilmek.
İlla ilahi teraziye göre maki liyet, güzellik ve mükemmellik
İlla Cenâb-ı Hakkın razı olmas
Ya Rab!
Nasib et!
Amin!.."
Ey insanoğlu!
YanıtlaSilNiyet bahsinde şu cümle aklından hiç çıkmasın:
Kirli amellere maske olan bir niyet, temiz değildir!
İllâ amellerin doğruluğu ve temizliği. İllâ davranışların düzgünlüğü ve iyiliği.
YanıtlaSil
Yuksel7 Haziran 2025 06:05
Yanlış ve kötülükler bahsinde asıl meseleyi ve problemi gümbürtüye getirip de niyeti masaya koymak, sadece sinsi bir mevzu saptırmasıdır. Çünkü insan mevzu saptırması oluşturabilirse, kendi yaptığı kötülüğe karşı muhtemel menfi mukabeleden güya kendisini kurtarmış olacaktır.
YanıtlaSil
Yuksel7 Haziran 2025 06:06
Hikmet ve hakikat dîni olan İslâm; iyi niyeti, ancak doğru olan ve düzgün yapılan ameller bahsinde ele alır. Bozuk olan bir amelin niyetini teraziye hiç koymaz.
Meselâ fıkhen bozulmuş olan bir ibâdeti ya da abdestsiz kılınan bir namazı; Allah katında kabul ettirip kurtaracak hiçbir temiz ve iyi niyet yoktur.
YanıtlaSil
Yuksel7 Haziran 2025 06:07
Niyet, kalbin meyvesidir. Kötü amel de, nefsin meyvesidir. Bunları aynı sandığa koyup aynı farz etmek, mikroplu bir mantıktır. Çünkü; nefsin zehirli ve zararlı meyvesini kalbin faydalı meyvesinin arkasına saklayıp da onu mazur ve masum göstermek, nedâmet ve pişmanlığı çok ağır ve çok acı bir çürümedir!
YanıtlaSil
Yuksel7 Haziran 2025 06:10
Nefsin ve şeytanın gizli bir tak
tiğidir.
Çünkü bu:
Kötülüğü koruyucu bir davra
mıştır.
Çünkü
Bir kötülüğü bertaraf etme mevzubahis olduğunda eğer günde me başka bir şey düşürülür de onu ameliyat masasına yatırmak unut-turulursa, o kötülük daha da güçle-nerek devam eder. Mesela bir hasta da kanser mikrobu olmasına rağmen doktor önünde sadece onun sağlam yönleri konuşulur da hiçbir şeyi yok-muş hükmü çıkarılırsa, tedavi devre ye giremez. Netice ise hazin olur. Bu yüzden doktor önünde sadece hasta-lik ve ona sebep olan hususlar konu-
şulur ve asla mevzu kayması yapıl-
Fahr-i Kâinat
Kuru kuruya iyi niyet, sadece låf ü güzaf. Siz, siz olun; değerlendirme masanızda iyi niyet maskesini hiç bulundurmayın! Gerçek iyi niyet, ancak gökte belli. Yerde belli olabilense; sadece ameller ve davranışların hakiki vaziyeti. Durup durup da belli olmayan bir şeyi konuşmanız ve ona göre hüküm vermeniz, tamamen aldatıcı ve yanıltıcı.
Bu ise,
maz; ta ki doğru teşhis, doğru tedavi ve sıhhat gerçekleşsin.
Bir başka misal daha:
Arabanın tekeri patlak olsa, şoför de bu mevzuyu değiştirerek sürekli direksiyonun sağlamlığın-
dan dem vursa ve dese:
«-Kardeşim; direksiyon mü-kemmel, yola çıkılır, gaza basalım!»
<-Fakat teker?
<-Onu karıştırma, ben direksi-yonuma laf dedirtmem.»
«-Ата?»
-Laf dedirtmem direksiyonu-ma dedim, o kadar! Tartışma bit-miştir, yola devam!»
Sonrası ne olur?
Belli.
Bu sebeple;
Peru
Niyetler, konu saptırmak i kullanılan bir tuzak da olmamal
Özetle ey insanoğlu!
Niyet bahsinde şu cümle akin dan hiç çıkmasın:
Kirli amellere maske olan bir niyet, temiz değildir!
Illa;
Amellerin doğruluğu ve temizliğ İlla davranışların düzgünlüği ve iyiliği.
İlla yaşayışta değerli ve faydalı
işler yapabilmek.
İlla ilahi teraziye göre maki liyet, güzellik ve mükemmellik
İlla Cenâb-ı Hakkın razı olmas
Ya Rab!
Nasib et!
Amin!
Üç şey (kimse) büyük belalardandır: İyiliği anlamıyan, kötülüğü affetmiyen amir, hayır gördüğünde örtbas eden, kusur gördüğünde yayan zalim, yanında bulunduğun müddetçe sana eziyet eden, yokluğunda sana hiyanet eden kadın (ailen)
YanıtlaSilRavi: Hz. Fudale (r.a.)
Sayfa: 263 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Maddi refah ne kadar ileride olursa olsun insan, hâlikı ile olan bağlantıyı kopardığı zaman ar-tık kendisini ilah yerine koymuştur modern dünyada.
YanıtlaSilİSLAMDA NİKAH
YanıtlaSilGörülüyor ki, İslâm Dini düğün cemiyetlerinde, bayram ve diğer şen-lik günlerinde meşru eğlencelere mâni olmadığı gibi, bilakis bunlara önem verir. Çünkü Milli şuur ve heyecanın teşekkül ve devamı bir cemiyet için lüzumludur. Onun için her mü'min her şeyde olduğu gibi gerek düğün ve gerekse sair şenliklerde islâmi ahlâkına, kaîdelerine uygun şekilde eğlen-celer tertib etmeli ve işin ifrat cihetine gitmemelidir.
ŞARKI TÜRKÜ VE ÇALGI ALETLERİ
Şarkı, türkü ve çalgı aletleri dinlemek caiz olup olmadığı hakkında çeşitli görüşler vardır. Bazıları Haram, bazıları mekruh, bazıları şüpheli, bazıları da mubah demişlerdir. İmamı Gazalîye göre beş yerde şarkı tür-kü ve çalgı haramdır.
1- Mahrem olmayan ve sesi dinlemekle cinsi teheyyüç meydana ge-lecek olan kadın veya şahsın dinlemesi.
2-İsraf ve şımarıklığı gösteren, maşru olmayan bir işe (dans gibi) vesile olan çalgılar.
3- Fuhşa dair olan, Allaha, Resülüne ve Ashabı Kirama yalan Isnad eden veya bariz kadın tasvirleri yapan şiir, şarkı ve türküler.
4- Dinleyici pek genç, şehvetlerine ve nefsine mağlup, dinlediği şeyler kendisini bir gayri meşru'a sevkedecek seviyede olan bir kimse ise böylesinin de dinlemesi haramdır.
5- Dinleyici avamdan biri olup dinlediği şey kendinde müsbət veya menfi bir tesir icra etmez, fakat devamlı şəkildə bununla meşgul olup va-kitlerini boşa harcarsa yine memnûdur.
Bu gün asrımızda moda olarak halkımızın müptelâ olduğu Avrupa'nın bir takım gayr-i ahlâkî batıl, süfli âdet ve ahlâkı olan balo, bar, gazino, caz, köylerimizde ise içki ve çalgılı veya kadın oynatma gibi şeytanın ocağı olan - gayr-ı ahlakî cemiyetleri tertip ederek islâmi an'ane ve âdet-lerimizden uzaklaşarak ahlâkımızı kemirmede, cemiyet-i islamiyeye za-rar vermekte, ve etrafı erbaalarınada günden güne sirayet ettirerek ço-ğalmaktadır. Çok def'alar böyle cemiyetlerde bir takım süfehalar eğlene-Ilm derken aldıkalrı fazla İçki zehirinin tesiri lle kavga, gürültü, ve yarala-ma hatta bazan adam öldürme hadiselerine kadar yol açtıkları görülür.
Ey mü'min! şunu unutmaki bir gün ölüm kemendini boyuna takarak ebedi âlem olan ahiretin İskelesi bulunan ve bir kaç kazma darbesile açı-
75
YanıtlaSil
Yuksel14 Haziran 2025 04:18
İSLAMDA EVLİLİK ve MAHREMİYETLERİ
lan karanlık, dar, yılan ve çiyanın mesken tuttuğu kabir denilen çukura yuvarlanacak, oradanda yevm-i mahşer denilen ve oranın Hâkimi mutla-ğı, Ahkemül Hâkimin olan Allah'ın huzuruna çıkacak, dünyada yaptığın bütün şeylerden sorumlu olacak, âmâline göre ceza veya mükafat gore-ceksin. Büyüklerden bir zatın şu sözlerini kulağına küpe, nefsin için ilac olarak kullan.
Cahınla sakın Halik-ı Ağâhı unutma, Bağla kemer-i hizmeti Allah'ı unutma. Aldanma şu tahta, sonraki câhı unutma. Ey gafil uyan. Rihlet'i nâgâhı unutma. Yol korkuludur korkusu çok rahı unutma.
Şahan-ı serefzan-ı selâtın-ı seniyye, Binlerle olup hâk ile yeksan-ı seviyye. Malûm-u müsellem iken ey dil şu kazıyye, Mağrur olup devlet-i dünyayı deniyye, Sakın yitirip dinini Allahı unutma.
Pür nak'şü nigârına gözüm bakma cihanın, Zindan-ı belaya sokar âhir teni canın. Zevkinde bekâ neş'esi yok dâr-i fenônın, Bir (oh) demesine bu gün aldanma cihanın, Sonunda anın derdi ile âhı unutma.
Dünyada bu gün topladığın yarın olur hic, Ukbaya müfid olduğu âmali bulup seç. Rapteyleme kalbin gam-ı dünyayı bırak geç, Derbendide mevtin yolun uğrar tez eğer gec. Ol geçmesi düşvar güzergâhı unutma.
(M. Esat)
HER ANNENİN GELİN OLACAK KIZINA VERECEĞİ NASİHAT
Ashabı Kiramdan Haris (R.A.) kızı Esma (R.A.) ya gelin olup kocaya giderken annesi şu nasihatı yapmıştır. Biz de aynı nisihatı yavrumuza
76
Üç kişiye hürmet olmaz: Cenazede para ile ağlıyan kadına hürmet yoktur. Onun kazancı da lanetlenmiştir. Şarkıcılara hürmet yoktur, malları bereketsizdir, kazançları da melundur. Bunları dost edinenler de (hoş gören de) melundur. Riba yiyenin de hürmeti yoktur. Onun malında da bereket yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 267 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
BİR AYET
YanıtlaSilAllah, zulme uğrayanlar hariç kötü sözün alenen söylenmesini sevmez... (Nisa, 4/148)
BEDDUADAN SAKINALIM
Beddua, Farsça'da "kötü” anlamına gelen "bed" ile Arapça'da "dileme, isteme" gibi anlamlara gelen "dua" kelimelerinden oluşmuş bir terimdir. Dinimiz İslam, sözün güzelini söylememiz gerektiğini emrettiği gibi duanın da güzelini yapmamız gerektiğini emretmektedir. Ancak zulüm ve haksızlık gibi bazı durumlarda maz-lumun ve haksızlığa uğrayan kişinin beddua etmesini caiz görmüştür. Peygam-ber Efendimiz (sas) müşriklerin elinden türlü sıkıntılara maruz kalsa da onlara beddua etmemiş, insanların hidayete ermesi için dua etmiştir. Bununla birlikte Peygamberimiz Bi'rimaûne'de insanlara ilim öğretmek için gönderilen seçkin bir irşat ekibinin -can güvenlikleri taahhüt edildiği hâlde- katledilmeleri sebebiyle bunu yapanlara beddua etmiştir. Ümmet-i Muhammed olarak bizlere düşen, af yolunu tutmaktır. Bedduayı hayatımızdan çıkarmaktır. Kendimiz ve ailemiz için asla beddua etmemektir. Zulme ve şiddete ise asla tevessül etmemektir. Zira unutmayalım ki mazlumun bedduası Allah katında geri çevrilmez.
Şam ehli fesada uğradığında, sizde hayır kalmaz. Fakat ümmetimden bir taife, kıyamet kopuncaya kadar mansur ve muzaffer olmakta devam eder. (Bunlar islam uleması veya askerleridir.) Onları yardımsız bırakanların bu durumları kendilerine bir zarar vermez.
YanıtlaSilRavi: H. Muaviye İbni Kurre (r.a.)
Sayfa: 56 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel1 Temmuz 2025 01:33
Aylık Mecmua
Schoem ve Altınçocuk ile birlikte... http://www.altinolak.com
ALTINOLUK
Şubat 2017 Sayı: 372 C.Evvel 1438 11.00 TL
EVDE
İŞTE
OKULDA
HİZMETTE
DÜĞÜNDE
TRAFİKTE
CAMIDE
SAVAŞTA
MİSAFİRLİKTE
BARIŞTA
-Din Muameledir
Hayata Dair Her Şeyde İslâm Ölçüleri
YanıtlaSil
Yuksel1 Temmuz 2025 02:16
Cennet ehli Cennete Cehennem ehli de ateşe girdiklerinde, ölüm (bir koç şeklinde) Cennetle Cehennem arasında bir yere getirilir ve kesilir. Sonra bir münadi şöyle nida eder: "Ey ehli Cennet, ebedilik var ölüm yok. Ey ehli nar, ebedilik. Ölüm yok." Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinç üzerine sevinçleri artar. Cehennem ehlinin ise hüzünleri üzerine hüzünleri artar.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 51 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
ALAY EDER GİBİ KONUŞMA
YanıtlaSil"Adam öldürmekle, Allah'a eş koşmak aynı şeydir" diyerek alay eder. Mumcu'dan sonra da bir buçuk yıl önce Sızıntı'dan tehdit ettiği Turgut Özal'ı öldürtür. En büyük zanlı FETÖ firarisi olan Dr. Mustafa Sarsılmaz ile Eski Fatih Üniversitesi Rektörü FETÖ firarisi Şerif Ali Tekalan. 28 Şubat döneminin Polis İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu da, Özal'ı öldürenin adını bildiğini söylüyordu. Özal'ın Bakanlarından Halil Şıvgın ise
şunları söylüyor: "Rahmetli Özal'ın vefatından birkaç gün sonra Şerif Ali Tekalan ile karşılaştım. Onunla konuşuyoruz, ben üzüntülerimi anlatıyorum, 'Kafasında büyük projeler vardı, çok büyük şeyler yapacaktı Türkiye için' dedim. Tekalan bana, 'Sayın bakan, sen ne diyorsun ya, iyi ki öldü, yapacak bir şeyi kalmamıştı ki' dedi. 'Şerif Ali sen ne diyorsun, alacağınızı aldınız o yüzden mi söylüyorsun, yoksa samimi kanaatin mi bu'
dedim..."
20.09.1974'de ölen babası için "Yemek borusu, mide falan kanseri oldu. Sonra bütün vücudunu sardı, metastaz oldu. Öyle gitti bok yere" diyen FETÖ elebaşısı Gülen, "Babama ağladığım kadar ağladığım ikinci insan Özal oldu" diyerek ne kadar büyük bir yalancı olduğunu gösterir.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın rahatsız olarak 17 Nisan 1993'te GATA'da nöbetçi subayı Mustafa Sarsılmaz'dı. Hâlen FETÖ
firarisi olan Sarsılmaz, 12 Ocak 1986'da, Burdur ve Isparta polisinin çevirdiği üç otomobilde Gülen ile birlikte bulunan 14 kişiden biriydi. Özal'ın ölümünden sorumlu olan Sarsılmaz, vücut bütünlüğünü bozmadan kokmayı önleme için vücut boşluğuna kimyasal madde enjekte eden ekipte yer almış, cesedi de yıkamıştı. Binbaşı rütbesi ile TSK'dan emekli olduktan sonra FETÖ'ye ait Şifa Üniversitesi'nde Dekan olarak çalıştı.
4 MAYIS-31 ARALIK 2020 77
Siz bu gün Rabbınızdan gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. Sonraları sizin aranızda iki sarhoşluk zuhru edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble haliniz değişecek ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunmıyacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa onlardan mı?" Buyurdu ki, hayır, bilakis sizden.
YanıtlaSilRavi: Hz. Muaz ve Enes (r.a.)
Sayfa: 153 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel2 Temmuz 2025 01:12
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
323 1 Alimin abid üzerine efdaliyeti, Benim sizin en aşağınıza efdaliyetim gibidir. Allah (z.c.hz.), melekleri, yuvasındaki karıncaya ve balığa varıncaya kadar yer ve gök ehli insanlara hayır öğretene selat ederler. (Peygamberimize biri alim, diğeri abid iki kimseden bahsolunduğunda yukarıdaki hadis varid oldu.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
323 2 İlmin fazileti Bana, ibadetin faziletinden daha sevimlidir. İslam dinindeki en hayırlı şey de verağdır. Hz. Mus'ab (r.a.)
323 3 Alimin, alim olmayana üstünlüğü, Peygamberin ümmetine üstünlüğü gibidir. Hz. Enes (r.a.)
323 4 Alimin abid üzerine fazileti, Bedir halindeki kamerin diğer yıldızlara olan fazileti gibidir. Hz. Muaz (r.a.)
323 5 Alimin abid üzerine fazileti yetmiş derecedir. İki derecenin arası süratli bir at gidişi ile yüz yıllık yoldur. Bu da şunun içindir ki, şeytan insanlara bir bid'at bıraktığında, alim onu fark eder ve halkı uyarır. Abidin ise bid'atten haberi olmaz, onu tanımaz da. O, ibadeti ile meşguldür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
323 6 Kur'an'ı ezber okumakla yüzünden okumak arasındaki fark, nafile ile farz arasındaki efdaliyet gibidir. Sahabilerden bazılarından
323 7 Kur'an'ın diğer sözlerden efdaliyeti, Allah'ın halkından efdaliyeti gibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
323 8 Cenazenin arkasında gidenin, onun önünde gidene olan fazileti, farz namazın nafileye fazileti gibidir. Hz. Ali (r.a.)
323 9 Namazı ilk vaktinde kılanın son vaktindekine fazileti, ahiretin dünyaya efdaliyeti gibidir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
323 10 Camiye yakın evin uzak eve fazileti, gazinin evde oturana efdaliyeti gibidir. Hz. Hureyye (r.a.)
323 11 İnsanlara dört şey sebebiyle tafdil edildim: Cömertlik, şecaat, cima şiddeti ve harpte düşmanla savaşmak kuvveti. Hz. Enes (r.a.)
323 12 Diğer Peygamberler üzerine altı şeyle tafdil edildim: Şümullü ve cami sözler söylemekle, düşmanın kalbine korku salmakla, ganimet helal edilmekle, toprak Bana temiz, temizleyici ve mescid olmakla, bütün halka meb'us edilmekliğimle ve Benimle Peygamberlerin sona ermesiyle. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
323 13 Diğer Peygamberlere beş şeyle tafdil edildim: İnsanlara umumi olarak baas olundum. Şefaatimi, ümmetime ahiret mededi olarak sakladım. Önümden bir aylık, arkamdan bir aylık mesafedekiler için düşmanlarıma korku ile yardım gördüm. Arz Bana mescid ve temizleyici kılındı. Ganimetler Bana helal kılındı. Halbuki Benden önce helal kılınmamıştı. Hz. Saib (r.a.)
323 14 Şeytanın yere indirildiğinde yaptığını yaptın. O da elini başına koyarak feryad eyledi. Musibet sebebiyle başını tıraş eden, üstünü paralayan, sesli ağlıyan bizden değildir. Hz. Muharib İbni Disar (r.a.)
Ebu Bekir-i Sıddık (ra( أبو بكر صديق : ilk müs-lümanlardan, Hz. Peygamber'in (a.s.m.) i (Kur'an'ın bildirdiği gibi), Hicrette "mağara arkadaşı", en yakın dostu ve çok fedakâr, çok vefakâr yardımcısı, kayın pederi, Hz. Pey-gamberin (a.s.m.), "özü ve sözü daima doğru anlamına gelen" sıddık lâkabını verdiği en büyük sahabe (r.a.) Mezarı Medine'de, Pey-gamber'in (a.s.m.) türbesinde, Hz. Ömer'le (r.a.) beraber, O'nun yanındadır
YanıtlaSile
Ebu Cehil (Ebu Cehl( أبو جهل : "chilliğin baba-sı" mânasına gelen bu isim, Hz. Muhammed'i (a.s.m.) ve mucizelerini gördüğü halde inan-mamakta direnmiş, Hz. Peygamber'e (a.s.m.) amansız düşman kesilmiş, sonra Bedir Sava-şında öldürülmüş olan, Mekke'li putperestle-rin önde gelenlerinden biridir. Bu isim onun takma adıdır
Ebu Cehil-i lain أبو جهل لعين : lanetli Ebu Cehil (bak. Ebu Cehil)
Ebu Leheb (Ebi Leheb أبو لهب : )öl. Mi: 624) asıl
adı Uzza adlı, "putun kulu” mânasına gelen Abdul Uzza'dır. Hz. Muhammed'in (a.s.m.) üvey amcası olduğu ve mucizelerini gördüğü halde O'na inanmamıştır. "Alevli ateşin ba-bası" mânasına gelen Ebu Leheb ismi onun takma adıdır. Tarih'te İslâm aleyhinde hare-ketleri ateşliyen ve alevlendirenler de bir çe-şit Ebu Leheb olup onun görevini üstlenmiş olanlardır. Ebu Leheb, karısı ve çocukları sırf Hz. Muhammed'e (a.s.m.) düşmanlık yolunda çalışmışlardır. Kur'an'daki 111.sure, Ebu Leheb ve karısı hakkındadır. Bu sureden anlıyoruz ki; her devirde İslâm aleyhinde ha-reketleri alevlendiren Ebu Leheb'lerin yakın
E
YanıtlaSil
Yuksel6 Temmuz 2025 02:56
Ebu Hasan-i Şazelî
19
yardımcıları, bir kısım kadınlardır ki onlara istihbarat, propaganda ve lojistik destek sağ-lamaktadırlar
Ebu Hasan-i Şazeli أبو حسن شاذلى : )Bak. Şazelî(
Ebu Hanife أبو حنیفه : )İmam-ı A'zam) (hi. 80-150; mi. 699-767) Hanefi Mezhebinin imamıdır (öncüsüdür). Abbasiler devrinde yaşamıştır. Küfe'de doğdu ve orada yaşadı. Ticaretle uğraşan bir ailenin oğludur. Asıl adı Numan'dır. İslam hukukunun kurulması ve gelişmesinde çok büyük hizmeti olmuştur. "Fıkh-1 Ekber" O'nun önemli bir eseridir
E
Ebu-l Ala-i Maarri أبو العلاء معرى : )mi. 973.1057( Gözleri görmemesine rağmen hafızası çok kuvvetli, büyük bir Arab şairi. Kasideleriyle tanınmıştır. Bazı sözlerini İslâmla bağdaş-maz şekilde söylediğinden tenkide uğramış-tır
Ebu Zerr (Ebu Zerri Giffari) (r.a.( أبو ذر : ilk müs lüman olanlardan beşincisi olup âlim bir sa-habe idi. Hz. Ali ona "ilim dağarcığı" takma adını vermiştir. Hz. Peygamber'den (a.s.m.) 281 hadis nakletmiştir. Hicrî 31.yılında Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. (r.a.)
ebab 1 : أبواب.kapılar 2.bölümler 3.konular
ebvab-ı müteaddide أبواب متعديده : bir çok kapı, bir çok konu
ebvab-1 sema أبواب سماء : gök kapıları
ebayaz أبيض ::beyaz; parlak
ecanib أجانب : ecnebiler, yabancılar
ecdad أجداد : cedler, büyükler, dedeler, atalar
ecdad - izam أجداد عظام : büyük edler, büyük atalar, geçmiş büyükler
ecdad nebi أجداد نبی : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) cedleri, geçmiş dedeleri, ataları
cel أجل :üm ömrün sonu
CÜMLEDEN ÂLÂ İMİŞ!..
YanıtlaSilپادشاه عالم اولمق بر قورو غوغا ایمش ؛ بر ولی یه بنده اولمق جمله دن اعلی ایمش!
Padişâh-ı âlem olmak bir kuru kavgā imiş; Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş!..
YanıtlaSil
Yuksel6 Temmuz 2025 11:43
HER ŞEY BİR GARİP
SEFERİ (M Nejat SEFERCIOĞLU)
Gurbet elde haz garip, elimdeki saz garip. Bahar garip, guz garip, kara kışla yaz garip.
Yıkıldı gönül evim, cuceleşmiş bir devim, Lambadaki alevim, sobamdaki koz garip.
Dertlessem bülbül ile söyleşsem bir gül ile. Anlaşamam dil ile dilimdeki söz garip.
Mutluluğun adı yok, kimsenin muradı yok, Ağızların tadı yok, tuzluk garip, tuz garip.
Sıladakı dağlara, o yemyeşil bağlara. Geçip giden çağlara, dalgın bakan göz garip.
an
bia
Ayer
Hasret tutmuş yakamı, felek bozmuş cakamı, Tutturamam makāmı, ırakla hicaz garip.
Sefert hiç tekleme, derdine dert ekleme, Döner diye bekleme, ava çıkan baz garip.
22 Ocak 2015, G
YEŞERECEK OSMANLI'NIN ÇINARI
MART TAM
Damımıza yuva yaptı leylekler. Kanadını sardık yaralı kuşun... Hak katında boşa gitmez emekler, Başının ağrısı dindi yokuşun...
Dünya seni bekler Oğuz'un nesli, Vicdanlar kör, kalpler katran karası... Hızır, Ilyas, Lokman Hakim nefesli, Sarılacak insanlığın yarası...
Korkağın kimseye duldası olmaz, Koç yiğidin dünya sığar gönlüne... Zalimin yaptığı yanına kalmaz. Ulu hakan sahip çıkar mülküne...
Açın, çaresizin, evsiz barksızın, Umut ocağıdır bu aziz millet... Akından akına koş alınyazın, Kutlu bir sancaktır, candır adâlet...
Nasıl yapar bunu insan insana? Ne zaman kurudu rahmet pınarı? Ertuğrul Bey muştuladı cihana. Yeşerecek Osmanlı'nın çınarı...
Ne esiri bağlar ne aç bırakır. Böler ekmeğini verir düşmana... İnsanı yaşatmak en temel haktır. Merhameti olan kıyar mı cana?
Hayrettin DURMUŞ haremadames@gmail.com
Bekletme yolunu gözleyenleri, Hasretle bekliyor Myanmar. Açe... Doğu Türkistan'a zafer günleri, Bayram yapacağız Kudüs gülünce...
Mazlumun kılına dokunmaz ucu, Rabbim ipek kanat vermiş özüme... Zalime kıyamet Türk'ün kılıcı, Kutlu çağlar şahit olsun sözüme...
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
157 1 Allah Teala Bana şöyle vahyetti: "Ben Zekeriya oğlu Yahya (a.s.) sebebiyle yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Ve Senin kızının oğlu (Hz. Hüseyin r.a) sebebiyle ise yetmiş bin ve yetmiş bin kişiyi öldürürüm." Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
157 2 Allah Teala Musa (a.s.)'a şöyle vahyetti: "La ilahe İllallah" diye şehadet edenler olmasaydı, Cehennemi Dünya ehline musallat ederdim. Ey Musa! Bana ibadet eden olmasaydı, Bana isyan edenlere göz açıp kapayıncaya kadar bir mühlet vermezdim. Ey Musa! Şurası muhakkak ki, Bana inananan Benim indimde mahlukatın en kerimidir. Ey Musa! Asi olanın sözünün ağırlığı dünyadaki bütün kumların ağırlığına muadildir." Musa (a.s.) ise: "Ya Rabbi, bu asinin kim olduğunu lütfen bildir" dedi. Allah Teala buyurdu ki: "Bir kimsenin anasına-babasına (ben sizi dinlemiyorum) diyenidir. Hz. Enes (r.a.)
157 3 Cebrail (a.s.) Bana kırk eve kadar komşuluk tavsiye etti. On bu taraftan, on bu taraftan, on şu taraftan, on da şu taraftan. Hz. Âişe (r. anha)
157 4 Sana Allah'dan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmana sebebdir, yeryüzünde ise senin için nurdur. Sükutunun uzun olmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü o, kalbi öldürür ve yüzün nurunu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve onlarla düşüp kalk. Kendinden aşağıdakine bak, yukarıdakine bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememen için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah yolunda kınayanların kınamasından korkma. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, insanlardan seni alıkoysun. Yaptığın şeylerde onlara üstünlük taslama. Şu üç hasletin bulunması, kişiye ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, ayni hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanılacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
157 5 Size Allah'dan korkmanızı ve Habeşli bir köle bile üzerinize emir yapılsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Muhakkak ki, sizden biri Benden sonra yaşarsa, çok ihtilaflar görecektir. İşte o zaman Benim sünnetime ve Mehdi ve Raşidîn olan hulefanın sünnetine uyun. Onlara tutunun. Hem de can havliyle, azı dişlerinizle ısırır gibi. İşlerin, muhdes olanlarından sakının. Zira, her ihdas olunan bidattir. Her bid'atte dalalettir. (Her dalalette cehennemdedir.) Hz. İrbad (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil174 1 Gıybetten sakının. Zira muhakkak ki gıybet, zinadan daha şiddetlidir. Adam zina eder ve tövbe eder de Allah onun tövbesini kabul eder. Gıybet sahibine gelince, gıybetini yaptığı kişi onu affetmedikçe, mağfiret olunmaz. Hz. Câbir ve Ebu Said (r.a.)
174 2 Siz, ölüleriniz üzerine feryad ederek ağlamaktan sakınınız. Zira ölü, kendi üzerine böyle ağlandığı müddetçe muazzeb olmaktan kurtulamaz. Hz. Ebud Derda (r.a.)
174 3 Güneşte oturmaktan sakınınız. Zira güneş elbiseyi eskitir, kokutur ve gizli hastalığı meydana çıkarır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
174 4 Sapanla taş atmaktan sakınınız. Zira o, dişi kırar, gözü çıkarır ve düşmanı da yaralamaz. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.)
174 5 Siz, çalgı ve şarkı dinlemekten sakınınız. Zira o ikisi, suyun sebzeyi bitirmesi gibi, kalbde nifakı yeşertir. Hz. Abdullah İbni Mes'ud (r.anhüma)
174 6 Siz münafıklık huşuundan sakınınız. Bedende huşu olur da kalbde huşu olmaz. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
174 7 Malda ve nafakada israftan sakınınız. Size iktisatlı olmayı tavsiye ederim. İktisad eden kavim asla fakre düşmez. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
174 8 Ana ve babaya karşı gelmekten sakınınız. Cennetin kokusu bin yıllık mesafeden alınır. Halbuki ana-babaya asi olan, sılai rahmi terkeden, yaşlı olduğu halde zina eden, kibirle elbisesini yerde sürükliyen kimseler Cennetin kokusunu alamazlar. Büyüklük ancak Aziz ve Celil olan Allah'a mahsustur. Hz. Ali (r.a.)
174 9 O kıssa anlatıcılardan sakınınız ki, anlattıklarında; takdim ederler, tehir ederler, karıştırırlar ve hataya düşerler. Hz. Enes (r.a.)
174 10 "Üç kişinin katilinden" sakınınız. Zira o, Allah'ın mahlukatının şerlilerindendir. Şöyle ki: "O, (gammazlıkla) kardeşini sultana teslim eden bir kişidir ki, böylece o hem kendini öldürdü, hem kardeşini öldürdü ve hem de sultanını öldürmüş oldu. Hz. Enes (r.a.)
174 11 Sultanla oturup kalkmaktan sakınınız. Zira bu, dinin gitmesidir. Ona yardımcı olmaktan da sakınınız. Zira siz onun işini övemezsiniz.. Hz. Ali (r.a.)
174 12 Kovuculuk yapmaktan ve söz taşımaktan sakınınız. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
174 13 Hile yapmaktan sakının. Kişinin ganimet taksim edilmeden önce, cariyeye yaklaşması, sonra da onu getirip taksim yerine bırakması, gene bir adamın elbiseyi giyip yıprattıktan sonra gidip taksim yerine bırakması veya taksimden önce hayvana binip, sonra onu ganimet hayvanlarını içine iade etmesi aldatmadır. Hz. Sabit İbni Refiğ (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil341 1 Her müskir haramdır. Muhakkak ki Aziz ve Celil olan Allah'ın her müskir içeni "Tıynetil-Habâl"den ahdi vardır. Dediler ki: "Ya Resulallah tıynetül-habâl nedir?" Buyurdu ki: O, Cehennem ehlinin teridir. Hz. Câbir (r.a.)
341 2 Her müskir şaraptır ve çoğu sekir veren şeyin azı da haramdır. Hz. Ali (r.a.)
341 3 Her iyilik sadakadır. Hz. Bilal (r.a.)
341 4 Hangi söz ki, onda Allah zikri bulunmaz ve Bana selatü selam getirilmeden başlanır, o bereketten mahrumdur ve onun hayrı noksandır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
341 5 Herkesin talakı cizdir. Bunamışla aklını kaybedeninki müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
341 6 Her göz zina eder (Her nâ-mahreme bakan). Bir kadın da kokular sürünüp bir meclise uğrara (erkekler arasından geçerse) o da zâniyedir. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
341 7 İçinde imam ve müezzini olan her mescid "itikafa" sahihdir. Hz. Huzeyfe (r.a.)
341 8 Lut kavminin her adeti kayboldu. Üçü müstesna: Kılıcını sürümek, tırnakları boyamak ve avreti açık gezmek (Kısa pantolon.) Hz. Zubeyr (r.a.)
341 9 Müslümanın Allah yolunda aldığı yara, kıyamet günü, olduğu gibi gelir; yaradan kan fışkırarak, rengi kan renginde, kokusu misk kokusunda. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
341 10 Herkes ne için yaratıldı ise o, kendisine müyesserdir. Hz. İmran (r.a.)
341 11 Kur'an-ı Kerim'deki, içinde "kunût" kelimesi zikredilen her vecih taat manasınadır. Hz. Ebû Said (r.a.)
341 12 Her şeyin kendisi ile Allah arasında hicap vardır. "Lâ ilâhe illallah" şehadet kelimesi ve anne babanın evlada olan duasında hicap yoktur. Hz. Enes (r.a.)
341 13 Allah Teala'nın kitabında olmıyan her şart batıldır. Yüz şart olsa da. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
341 14 Her et ki onu "Suht" meydana getirdi. Cehennem ona evladır. Denildi ki: "Suht nedir?" Buyurdu ki, hükümde rüşvettir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
341 15 Herkes kıyamet günü insanlar arasında hüküm verilesiye kadar sadakasının gölgesinde bulunacaktır. Hz. Ukbe (r.a.)
DİLİNİ KORUYAN KORUNMUŞTUR
YanıtlaSilMah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri bu-yurmuştur:
"Doğru söylemek, hayırla buyur-mak ve insanların arasını bulmak hariç konuşmada hayır yoktur." (Nisa 114)
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
- İbadetlerin en kolayını size bildireyim mi: Susmak ve iyi huylu olmak.
- Açları doyur, susayanlara su ver, iyili-ği emret, kötülüklerden sakındır. Bunlara gücün yetmezse hayır olmayan sözlerden dilini çek.
- Kişinin kalbi doğru olmadıkça, imâni doğru olmaz, dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz.
Dilin åfetleri çok ve kendini bunlardan korumak zor olduğu için, elden geldiği ka-dar susmak en iyi çaredir. O hâlde insan, zaruret mikdarından fazla konuşmamalıdır. Dediler ki (abdallar), yani yüksek derece-deki veliler, konuşması, yemesi ve uyuma-sı zaruret mikdarında olan kimselerdir.
Az konuşmak hakkındaki Hâce-i Kainat efendimiz hazretlerinin, ashâb-ı kirâm hazerâtının, meşayihi zevil-ihtiram hazerâtının sözlerinden bazılarını aşağıda dercediyoruz;
- Cenab-ı Hakk'ın ziyâde sevdiği amel, lisanı mâlâyâniden ve yasaklardan muha-faza etmekdir.
-Sükut, güzel ahlâkın başıdır, seyyididir.
-Lüzumsuz şeylerden sükût, ibâdetlerin başıdır.
- Sükūtu tefekkür, bakışı ibret ve defte-rinde çok istiğfar bulunan kimse iflah oldu.
- İnsanoğlunun hatalarının çoğu dilin-dendir.
Fahri-i Käinat sallallahu aleyhi ve sel-lem devam ediyor;
-Fuzûli, lüzumsuz sözlerden kaçınmak, kişinin ahlakının güzel oluşundandır.
- Diline häkim olan, evi kendisine geniş gelen ve kusurlarına gözyaşı döken kimse ye ne mutlu.
Ali kerremallahü vecheh hazretleri buyurur.
- Kişi dili altında saklıdır, konuşturunuz, kıymetinden neler kaybetdiğini anlarsınız.
Sahabeden birisi der ki:
Kalbinde kasavet, bedeninde bir gevşeklik, rızkında bir kıtlık görürsen bil ki sen mutlaka lūzumsuz, fuzüli şeyler konuşmuşsundur.
Büyüklerden birisi demiş ki:
- Söz gümüş ise sükût altındır. Hayırlı söz kerâmetdir. Süküt ise selämetdir. Ko-nuşma insanın teräzisidir, fazlası ziyandır, azı vakardır. Az konuşan kınanmaz. Üstelik itibarı çok olur. Dilini tutan bütün kötülük-lerden korunur.
Sükûta devam edende, zikrullah hâli tecelli eder, bu süretle, hem de hataya düşmekden, yalandan, dedikodudan, söz taşımakdan, riyākarlıkdan, nefsini övmek-den, gıybetden, mâlâyâniden kurtulduğu gibi, tefekküre gönlünde yol açılmış olur.
Yeri gelince de konuşmasını bilmeli, zarûrî olan meseleleri açıklamalı, gizli kapaklı hiçbir şey kalmamalı. Lüzumlu, söylenilmesi icâb eden, hususlar ketm edilirse, bu birçok fitnelere sebeb olur, bundan da en ziyāde, dînî zayıf, münafık ruhlu insanlar istifade eder, yalan haber-lerle Müslümanları, birbirlerine düşürürler.
Bilhassa münafıklar lüzumlu konuları daima gizlerler, gayeleri fesād çıkarıb, kötü emellerine nail olmakdır. Çünkü "dilsiz şeytan" ahlâkından nasiblidirler.
Bazı din kardeşlerimiz nezaket icabı her söyleneni sükütle karşılamaktadır. Halbuki hilaf-ı hakikat hâlinde, dinin yasakladığı hususlarda, katiyyen baş sallanmaz, haki-kat söylenmelidir.
Sadık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-5. s. 161-170
İslâm ilim ve kültürü için ne dediler?
YanıtlaSilMüslümanlar bir yüzyıldan daha az bir zamanda bir yandan Gırnata'ya, diğer koldan Delhi'ye kadar uzanan; etrafa cesaret, ihtişam ve dehā ışıkları saçarak asırlarca dünyanın büyük bir kısmı üzerinde parıl parıl yanan: Delhi'den Gırna-ta'ya kadar uzanan bir alev halinde parlayıp gökyüzüne doğru yükselen bir me-deniyet kurmuşlardı.
Carlayl
Muslümanlar Ortaçağda ilim, fen ve felsefede zirvedeydiler.
Sedillot
Gerçek şu ki, Müslümanlar, eski ilimlerde çok ilerleme kaydetmişler, birçok il-mi keşfetmişlerdir.
Draper
775 yılından 13. yüzyılın ortalarına kadar İslam ülkelerinde pek büyük bilgin ve fikir adamları yetişmiştir. Hatta denilebilir ki, bu müddet zarfında, fikri kültür bakımından, Islām āleni Hıristiyan äleminden üstündü.
Ernast Renan
Batı geleneği içinde Leonardo da Vinci gibi pek az evrensel dehā vardır. Hal-buki Islāmda el-Kindi'den Razi'ye, el-Beyrünïden İbni Sina'ya ve daha pekçokla-rına kadar uzanan bir dehā bölüğü vardır.
Roger Garaudy
Daha ondördüncü asırda İslam ülkeleri birer ilim ve marifet fuarı, hükümdar sa-raylarının her taşı inci gibi işlenmiş birer sanat abidesi, birer ilim ve marifet mer-kezi olarak gözleri kamaştırırken Avrupa yoğun bir cehalet ve karanlık içindeydi.
H. Bergson
YanıtlaSil
Yuksel13 Temmuz 2025 06:19
İslâm ilim ve kültürü için ne dediler?
Muslumanlar medeniyeti o çağlarda insan zekasının ulaşabileceği en yüksek nok taya ulaştırmışlardı.
Barthold
Ortacağların görünür derecede en önemli başarısı deney ruhunun doğmasıdır ve bu başarı öncelikle onikinci yüzyıl Muslumanlarına aittir.
George Sarton
Deneysel ilim geleneğini Turk-Islām medeniyetiyle başlatmak süphesiz gerçeğe en uygun olan yoldur.
Bernard Russel
Avrupa'nın ilerlemesinde İslâm kültürunün kesinlikle tesirini göremeyeceğimiz bir basamak yoktur... Deney, gözlem ve ölçüm metodları modern ilmin doğuşuna se-bep olmuşlardır. Bu İslam medeniyetinin dünyaya en büyük armağanıdır.
Briffault
Muslumanlar uzun süre ilmin yeg'ane sahibiydiler. Onbirinci yüzyılın karanlıklarını dağıtmaya gelen ışıkları onlara borçluyuz.
Montucla
Hıristiyan Avrupa'nın İslâmiyete karşı tesis ettiği abluka defalarca izale edildi, yüz binlerce Hıristiyan bizzat edindikleri gözlemler neticesinde, Islâm medeniyetinin kö-leleri, hayranları, bilhassa talebeleri olmuşlardı... Müslümanların öncülük ettikleri şeylerden mesela Arap rakamları, cebiri, usturlabları gibi şeylerden hemen he-men hiçbirinin İslâmi patent hakkı Batı'da tanınmış değildir. Aksine birçok Müslü man īcadı günümüzde İngiliz, Fransız veya Alman malı sayılmaktadır.
Sigrid Hunke
Avrupa bir zamanlar dünyaya hakim olan Müslümanların irfan ve teşebbüsünden geniş ölçüde istifade etti... Kültür ve medeniyette öncülerimiz Müslümanlardır.
J. H. Kramers
İslâm ilmi sekizle on üçüncü yüzyıllar arasındaki başarılarıyla Batıda Rönesans için temel teşkil ederek sahip olduğumuz bütün teknolojik gelişmelerin kapısını açtı.
Allen G. Debus
Eski çağlar medeniyeti İslâm medeniyetiyle sona erer. Yeni çağ medeniyeti de ls-lâm medeniyetinden doğmuştur.
Corci Zeydan
Rönesansı Müslümanlara borçluyuz.
Bodley
Tarihten Müslümanları silecek olursanız, ilmî Rönesansımız asırlarca geri kalır.
Libri
Takdim
YanıtlaSilIslamda din ile ilim, daımå kol kola gitmiştir. Fen ilimleri akılları aydınlatırken, din ilimleri vicdan lara yol gösterici olmuştur. Fen ve dın ilimlerinin birbirine dayandığı, birbirinden güç aldığı dönemler de Müslümanlar maddeten ve månen en yüksek seviyelere ulaşmışlardır. Keşif ve buluşlarıyla ilim ve me deniyetin öncülüğünü yapmışlardır
Dünya, bugünkü medeni seviyesine nasıl gelmiştir? Bu ileri noktaya gelişinde kimın veya kimleun payı vardır? Herşey, birdenbire mi değişmiştir? Kim kime ne vermiş, ne öğretmıştır? İlmi çok eskilerden yakın bir tarihe kadar kronolojik zincir içinde dürüst davranışlarla taşıyanlar kimlerdir? Asırların kabul lendiği, baştacı ettiğı, ancak son asrın açgözlü ve tarafgir Batılı ilim adamları tarafından maziye gömülen hakiki ilim adamları olmuş mudur ve bunlar kimlerdir?
On dört buçuk asırdır dünyanın dörtte birine ilim ve medeniyet yolunu gösteren yüce İslâm dinine mensup herkesin bu suallerin cevaplarını bilmesi gerekir. İşte elinizdeki eser bu maksatla hazırlanmışır.
Modern dünya bugünkü durumunu İslâm medeniyetine borçludur. Müslümanların yaptığı hizmet ler, onlara temel olmuştur. Müslüman ilim adamları kendilerinden önceki ilimleri almış, titizlikle tetkik etmiş, eksiklerini tamamlamış, emeği geçenleri açıkça belirtip hizmetlerini saklamamışlardır. Diğer bir deyişle ilim namusuna sıkı bır şekilde riayet etmişlerdir.
Ne yazık ki, ilim ve dın birbirinden uzaklaştırılmış, bu da İslâm medeniyetinin sönmesini netice ver-miştir. Böylece Batıya bağımlılık yolu açılmıştır.
Bu eserde okuyacaklarımız, cidden bize keyif verecek, göğsümüzü kabartacaktır. Ancak sådece bu-nunla iktifa etmemeliyiz. Okuduklarımız bizi kamçılamalı, ilim ve medeniyet yolunda ecdadımıza layık olma yolunda ısrar etmeliyiz. İslâm medeniyetini, eskiden olduğu gibi yine dünyaya rehber olacak, ay-dınlatacak noktaya getirmeye çalışmalıyız.
Şimdi iki mütefekkirin tesbitlerine bakalım. İsmail Hakkı Danişmend şöyle diyor:
"Avrupa'nın bütün ilimleri İslâm kültürünün ürünleridir. Bu nokta özellikle 19. yüzyıldan beri Av-rupalı ilim adamlarının bütün ayrıntılarıyla tesbit ve itiraf ettikleri bir hakikat olagelmiştir. Eğer günü-müzün Batı medeniyetinden İslâm ilimleri kaldırılacak olsa, atom sanayii derhal durur, uçaklar yere dü-şer, fabrikalar işlemez olur, hastahaneler mezarlık haline gelirdi."
Insanlığın Meydana Gelişi isimli eserin yazarı Briffoult da şu hakperest tesbiti yapıyor:
"İslâm medeniyetinin modern dünyaya en büyük yardımı ve hediyesi ilimdir. Fakat Avrupa'yı yeni-den hayata kavuşturan şey sadece ilim de değildi. İslâm medeniyetinden gelen başka tesirler de Avrupa hayatına ilk parlaklığı vermişti. Avrupa'nın ilerlemesinde Islâm kültürünün tesirini göremeyeceğimiz bir basamak kesinlikle yoktur."
Netice olarak şunu belirtmek istiyoruz: Müslüman llim Öncüleri gerçekleri arayan ilim âşıklarına yol gösterebilir; genç neslimize güven duygusu kazandırabilir; ileriye ışık tutacak çalışmalara vesile olabilirse väzifemizi yerine getirdiğimizi düşüneceğiz. İnşaallah...
Yeni Asya Gazetesi Neşriyatı
Önsöz
YanıtlaSilİlmin göz kamaştırıcı bir noktaya gelişinde mazideki altyapı mahiyetindeki çalışmaların bü-yük payı olduğu bir gerçektir. Üst üste yığılan bu çalışmalar sebebiyledir ki, ilim yol almış, hız ka-zanmıştır. Acaba ilmin bugünkü hale gelişinde bizim de rolümüz olmuş mudur? Geçmişe bu açı-dan baktığımızda koltuklarımızı kabartacak, aşağılık kompleksinden kurtaracak sevindirici tablo-larla karşılaşırız.
Evet, dün ilimde öylesine mesafe almış, öylesine büyük gelişmeler kaydetmişiz ki, Avrupalı-lar bile matematik, astronomi, fizik, kimya gibi birçok müsbet ilmin temellerinin bizim tarafımız-dan atıldığını söyleme hakşinaslığında bulunmakta tereddüt etmemişlerdir.
O halde ilmin temellerini atmış, Batıya öğretmenlik yapmış, asırlara damgalarını vurmuş ilim adamlarımızı tanımak, onlardan kuvvet ve hız almak, tarihine bağlı, dinini, vatanını, milletini ve ilmi seven bizlerin canla başla arzuladığı bir husus olmalı değil midir? İlmi moral ve şevke çok muhtaç olan neslimizin bu güvence ve dayanak noktasına ihtiyaç duyduğu da gözardı edilemez. Tarihi zenginliklerimize eğilmeye dünkünden daha çok muhtacız-bilhassa, "Müslümanların ilme hiçbir katkısı olmamıştır. Onlar gericilerdir, ilme karşıdırlar" şeklinde gerçekle hiçbir alakası olma-yan, basmakalıp ve kast-ı mahsusla söylenegelen sözlerin yayılmak istendiği günümüzde.
Müslüman İlim Öncüleri adını verdiğimiz elinizdeki eser, tarihi bir yanılgıya itilmek istenen neslimize unutulan veya unutturulan büyük ilmi mirasımızı göstermek, gizli kalan ve çarpıtılan gerçekleri hatırlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Bugün, bu sahada Doğulu ve Batılı bilginler-ce yapılan çalışmalar atalarımızın yüzyıllar boyunca Avrupalılara dahi ışık tuttuklarını göstermek-tedir. Yıllarını bu tarz çalışmalara veren, 20 ciltlik "ilimler tarihi" neşretmeyi planlayan ve bunun büyük kısmını neşreden Prof. Dr. Fuad Sezgin araştırmaları sonunda, Avrupalıların 17 ve 18. yüz-yıllarda "Yeni keşfettik, bulduk" dedikleri birçok keşif ve buluşun İslâm dünyasında 7 ve 8. yüz-yıllarda keşfedildiğini ortaya çıkarmıştır.
Gerçekten ecdadımız ilme öylesine büyük katkılarda bulunmuşlardır ki, çağımızın birçok or-yantalistleri bile bu sahaya hâlâ eğilme ihtiyacını hissetmekte ve konuyla ilgili birçok eserler ver-mektedirler. Unesco'nun aylık Courier dergisinin Beyrûnî, İbni Sina gibi popüler ilim adamları-mız için özel sayı çıkarışı, bu hizmetin bugün bile takdirle karşılandığını göstermektedir. Yine po-püler ilmî dergilerden birisi olan New Scientist'in 23 Ekim 1980 sayısının kapak konusunu ec-dadımızın ilme yaptığı hizmetlere ayırması, kapağında "İslami ilim: yeni bir Rönesans" başlığını kullanması, içerde de "İlim yeniden İslâma dönecek mi?" başlığı altında uzun bir makaleye yer ver-mesi bu faaliyet zincirinin bir halkası olarak görülebilir.
Bu gerçekleri dile getirmeye çalıştığımız eser üç bölümden ibarettir. Birinci bölümde İs dünyasındaki ilim atmosferini, ilerleme ve gerileme sebeplerini; ikinci bölümde geçmişten gün mlize pozitif ilimlerde birer otorite olmuş, keşif ve buluşlar yapmış meşhur ilim adamlarım üçüncü bölümde de beynelmilel çapta armağanlar almış bilginlerimizi anlatmaya çalıştık. Son lümü hazırlarken yurt içi ve yurt dışında gerekli makamlara ve kişilere müracaat ederek niyetir zi belirttik. Ülkemizin yirmi üniversitesiyle yazışma yaptık. Uzun bir zaman dilimi içinde cev alabildiklerimizi ve şahsen ulaşabildiklerimizi çalışmamıza dahil ettik. Günümüzde büyük baş elde eden Müslüman ilim adamları, muhakkak ki bu kadar değil.
YanıtlaSilEser "Tamam, geçmişte bunları bunları yapmışız. Büyük mesafe almışız. Peki günümüzde r ye yok?" sorusuna da bir cevap niteliği taşımaktadır. Son bölüm bunun ispatı mahiyetindedir. B gün artık ülkemizin standartlarını aşabilmiş, çalışmalarını yurtdışında sürdüren, sahasında başan lı olmuş, parmakla gösterilir hale gelmiş medar-ı iftiharımız olan birçok ilim adamımız var. Pro Dr. Dündar Kocaoğlu'nun ifadesiyle, "Amerikan eğitim müesseselerinin çoğunda Türk bilin adamlarının yazdığı kitaplar, ortaya attıkları teoriler okunup inceleniyor. Temel öğrenimlerini ana vatanda yapan Türkler bu ülkede fizik, kimya, matematik, tıp gibi ilmin her dalında en üst sev yeye eriştiler."
Dün ilmin öncüleri olan bizler, uzun bir duraklamadan sonra bugün en azından ilme katkı da bulunabilir duruma gelmiş bulunuyoruz. Sadece "alan el" değil, aynı zamanda "veren el" olma ufkuna doğru bir yükseliş var. İlim yarışında bizden önde olan milletlere yetişebilmemiz için is hiçbir engel yok. İlme gereken ağırlığı verir, gençleri kabiliyetlerine göre yönlendirir, imkânları se-ferber eder, maddi ve mânevî desteklerimizi esirgemezsek bizi geçenlere kısa sürede yetişmemiz iş-ten bile olmayacaktır.
Bu önemli gerçeği belirttikten sonra çalışmalarımız esnasında bize desteklerini esirgemeyen dostlarımıza teşekkürlerimizi bildirir, eserin bilhassa genç neslimize faydalı olmasını temenni ederiz.
Şaban Döğen
Şubat, 2004
Bahçelievler/İstanbul
Güç ve Değer
YanıtlaSilİlk Dönem İslam Toplumu Üzerine
Sosyolojik Bir Çözümleme
Prof. Dr. RAMAZAN UÇAR
"Güç" kurulu düzenin sahipleri ve düzenin sürdürülmesi taraftarlarını, "Değer" ise, Hz. Peygamberi ve insanlık projesini içermektedir. Hz. Peygamber'in değer merkezli oluşturmaya çalıştığı toplumsal yapı, etrafa yaydığı olumlu sinerji ile birlikte çekim merkezi haline dönüşmüş, "insanlar bölük bölük" değer merkezli anlayışa iltihak etmeye başlamışlardır. Ancak "her nefis ölümü tadacaktır" prensibi doğrultusunda hayata veda eden Hz. Peygamber'den sonra güç, değer karşısında kaybettiği otoritesini yeniden kazanma yolunda, küllerinden dirilme çabası içine girmiştirl
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 33 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel18 Temmuz 2025 01:27
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
33 1 Sizden birisi eli ile, arada hiçbir hicab, bir perde olmadan fercine dokunursa abdest ona vacib olur. Bu takdirde abdest alsın. (Bu husus şafilere göredir. Hanefilerde abdest bozulmuyor.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 2 Sizden biri iftar edeceği zaman hurma ile iftar etsin, zira o berekettir. Şayet hurma bulamazsa su ile iftar etsin, çünkü o tertemizdir. Hz. Selman (r.a.)
33 3 Çocuklarınız vazıh konuşmaya başladığı zaman onlara: "Lâ ilâhe İllallah"ı öğretin. Sonra vefat etseler de merak etmeyin. Okumaya başladıklarında ise onlara namazla emredin. Hz. İbni Amr (r.a.)
33 4 Bir adam iflas ettiği zaman, kendisine bir malı veresiye olarak satmış olan kimse, o malı aynı ile bulursa, bu mala diğer alacaklılardan daha ziyade hak sahibidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 5 Siyah bayraklar gelip de karşınıza çıktığında, Farslılara ikramda bulunun. Zira devletiniz onlarla beraberdir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
33 6 Zaman (kıyamet) yaklaştığında müslüman kimsenin rüyası hemen hemen yalan çıkmayacaktır. Rüyası en sadık olan da sözü en doğru olandır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 7 Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
33 8 Kıyamet yaklaştığında, müslümanın rüyası hemen hemen yalan çıkmaz. Rüyası en sadık olan da sözü en doğru olandır. Müslümanın rüyası Nübüvvetin kırkbeş cüz'ünden biridir. Rüya üçtür: Salih rüya ki, Bu Allah'dan bir müjdedir. Hüzün veren rüya ki, bu da şeytandandır. Ve bir de kişinin kendi nefsinin ilka ettiği rüyadır. Biriniz hoşuna gitmeyen bir rüya gördüğünde kalksın ve (sol tarafına) tükürsün. Ve onu başkalarına anlatmasın. Rüyada bağlı olmaktan sevin. Zira rüyada bağ, dinde sebattır. Lakin boynundaki demir bağdan hoşlanma. (Zira bu ağır yüke delalet eder.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 9 Kıyamet yaklaştığında zamanın akışı hızlanır. Böylece sene ay gibi, ay Cuma (hafta) gibi olur. Cuma'dan Cuma'ya olan vakit de kuru bir hurma dalının yaprakları ile birlikte ateşte yanması gibi kısa olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
33 10 Sizden birisi eşine yaklaştığında inzal vaki olmaz ise veya acizlik durumu olursa, sadece abdest alması yeterlidir. (Sonradan bu hadisi şerifin hükmü başka bir hadisi şerifle nesh edilmiştir) Sahabeden bir zattan
33 11 Sizden birisi bir kardeşine bir şeyi ödünç verdiğinde, o kardeşi bir tabak hediye gönderirse, kabul etmesin, yahud bir hayvana bindirirse binmesin. Ancak bundan önce aralarında böyle işler cereyan ediyordu ise o zaman müstesna. Hz. Enes (r.a.)
33 12 Bir kulun cildi, Allah'dan haşyeti dolayısı ile, ürperir ve tüyleri diken diken olursa, o kulun hataları kurumuş ağaç yapraklarının dökülmesi gibi, üzerinden dökülür. Hz. Abbas (r.a.)
33 13 İnsan yemesini azalttığı zaman içi nur dolar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
169 1 Haberiniz olsun ki dünya hazır bir meta olup, ondan iyi de, kötü de yer. Yine biliniz ki hesap günü gelecektir ve haktır. Orada her şeye kadir olan bir melik hükmedecektir. Biliniz ki, hayrın hepsi, bütün kısımlarıyla Cennettedir. Yine biliniz ki, şer de bütün parçalarıyla ateştedir. Gene haberiniz olsun ki, amellerinizi Allah'tan sakınır halde işleyin. Ve biliniz ki, sizler muhakkak surette amellerinizle karşılaşacaksınız. Her kim zerre miktarı hayır işlerse onu görecek ve her kim de zerre miktarı şer işlerse onu görecektir. Hz. Amr (r.a.)
169 2 Agah olunuz ki; insana dünyada yakın ve afiyetten daha hayırlı birşey verilmemiştir. Öyle ise Allah'dan o ikisini isteyin. Hz. Hasan (r.a.)
169 3 Agah olunuz ki; sarhoşluk veren her şey haramdır. Her uyuşturucu haramdır. Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır. Kalbi perdeleyen şey de haramdır. Hz. Enes (r.a.)
169 4 Haberiniz olsun ki, İslamın direği şiddetlere maruz kalacaktır. Denildi ki; "Öyle ise ya Resulallah biz ne yapalım?" Buyurdu ki; Hadislerimi Kitaba arzedin. Ona uygun olan Bendendir. Ve Ben onu söylemişimdir. Hz. Sevban (r.a.)
169 5 Neden dolayı güldüğümü sormayacak mısınız? Allahın, müslüman kulu hakkındaki kazası hoşuma gitti. Doğrusu Allah, müslüman kulu için her ne hüküm buyursa hayırdır. Allah'ın kazası, herkes için hayır değildir. Sadece müslim kul müstesna. Hz. Suheybe (r.a.)
169 6 Beni dinlemez misiniz? Rabbinize ibadet ediniz, beş vaktinizi kılınız. Ramazan ayını tutunuz. Mallarınızın zekatını eda ediniz. Emir sahiblerinize itaat ediniz. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
169 7 Meleklerin, Rabları huzurunda saf tuttukları gibi siz de saf tutmaz mısınız? Onlar birinci saffı tamamlarlar ve sıkı ve sağlam dururlar. Hz Cabir İbni Semure (r.a.)
169 8 Agah olunuz ki, Allah'ın ve meleklerin ve insanların hepsinin laneti şu kimselerin üzerine olsun ki, Beni hakkımdan bir şeyi nakzeder, Benim yakınlarımdan yüz çevirir, Benim velayetimi hafife alır, hayvanını kıbleden gayriye doğru keser, çocuğunu kabullenmez, efendisinden uzaklaşır, arazinin sınırını değiştirir. İslamda cinayet ihdas eder ve ihdas edeni barındırır, hayvana takarrüb eder, eli ile istimdana bulunur, alemlerden erkeklere yaklaşır, meşru evlilikten sakınır-ki Zekeriya (a.s) oğlu Yahya (a.s)'dan sonra "Hasur" yoktur. Bir erkek ki kendini kadına benzetir, bir kadın ki kendini erkeğe benzetir, bir kadına, sonra da onun kızın yakın olur, iki kız kardeşi bir arada nikahı altına alır- geçmişte olanlar müstesna- akar suyun yolunu tıkar, menzillerin gölgeliklerini kirletir, yollarımızda bize eza verir, kibrinden dolayı eteğini yerde sürükler, büyüklük taslıyarak yürür, çirkin sözler söyler, içki içer ve ayakkabılarını ters giyer. Hz. Bişr İbni Atiyye (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
293 1 Oğullarınızı ve kızlarınızı evlendirin. Kızları altın ve gümüşle süsleyin, ve elbiseleri güzel olsun. Ve kendilerine rağbet edilmesi içinde onlara güzel hediyelerle ihsanda bulunun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
293 3 Kur'an-ı Kerim'i seslerinizle ziynetlendiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
293 4 Bayram namazlarınızı tehlil, tekbir, tahmid ve takdislerle ziynetlendiriniz. Hz. Enes (r.a.)
293 5 Meclislerinizi Bana selat ve selam getirmekle ziynetlendiriniz. Zira Bana selavat getirmeniz kıyamette size nur olur. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
293 6 Rabbimden "Lahinlere" (Aptal, çoluk çocuk gibi aklı az olan) azab etmemesini diledim, kabul buyurdu. Hz. Enes (r.a.)
293 7 Rabbimden, müşrik çocuklarından ölenleri Benim için bağışlamasını diledim, kabul buyurdu ve Cennete soktu. Hz. Enes (r.a.)
293 8 Rabbimden, Benden sonra, ashabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Bana vahyetti ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Senin eshabın Benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Kim ki, onlardan birisini (içtihadlarında )takip etse, o kimse Benim nazarımda hidayet üzerindedir." Hz. Ömer (r.a.)
293 9 Ya Ali, senin hakkında Allah'dan beş şey istedim. Birini kabul etmedi, dördünü verdi: Ümmetimin senin başında toplanmasını Allah'dan istedim, kabul etmedi. Senin hakkında Bana verdikleri ise şunlardır: Kıyamet gününde ilk olarak Ben ve yanımda sen kalkacağız. Önümde "Hamd" sancağını sen taşıyacaksın. Evvelkileri ve sonrakileri geçeceksin. Benden sonra mü'minlerin veliside sen olacaksın. Hz. Ali (r.a.)
293 10 Aziz ve Celil olan Allah'dan seni takdim etmesini (önce hilafete geçmeni) üç kere istedim, kabul etmedi. Ancak Ebu Bekir'i kabul etti. (Bu sözü Hz. Ali (r.a)'a buyurdu.) Hz Ali (r.a.)
Değil mi?
YanıtlaSilNİYAZKAR (Köksal CENGİZ)
Niye gamlanırsın ey dertli âşık? Her şey şu alemde yalan değil mi? Var mı cânânıyla bir olan mâşuk? Herkes tek başına kalan değil mi?
Ebedi değildir çektiğin çile, Hep güzeli düşle, hep hayır dile! Bülbül zâr eylese näzenin güle. O da gülistanda solan değil mi?
İbret değil midir tohumda başak? Emânet değil mi oğul, kız, uşak? Bak dünya üstünden geçti kaç kuşak, Sonunda gidiyor, gelen değil mi?
Kimler kondu, kimler göçtü bu handan? Buldun mu can gibi, seveni candan? Hakk'a teslim gönül olmaz mı handan? Nefis seni derde salan değil mi?
Her nefes ömrüne meçhul sermaye, Gayret eyle hikmet ile görmeye. Gelmedin mi azığını dermeye? Aklını kullanan gülen değil mi?
İster soylu bey ol, istersen paşa, Kul olup Mevlâ'ya, îmanla yaşa! Tevekkülle sabret ne gelse başa, Bitecek nasılsa çilen değil mi?
Esip, savurmasın benlik harmanı, Gün gün eksilmez mi dizin dermanı? Yüzüne okunur ecel fermanı, Her can mutlak bir gün ölen değil mi?
Kimi tabip olur, sarar yaranı, Kimi nifak sokar, bozar aranı, Bir gün bulamazsan hatır soranı, Gerçek dost kadrini bilen değil mi?
Aşkı eylemişler zorlu bir destan. Okuyan ah çeker, hicranla yastan. İnciler dizmeye var mıdır ustan? Gerçek sarraf, cevher bulan değil mi?
Seven sevenine olmuş yabancı. Yürekte başlamış bitmez bir sancı, Hiç güven kalmamış, diller yalancı; Bir áhû kalbini çalan değil mi?
Misliyle karşıla selâm vereni. Hatırdan çıkarma ahbap, yâreni. Bir müddet eğleşir hayat treni; Sonra bir menzile dalan değil mi?
Bulanık sel olup, kabarıp akma! Gönül sarayını kibrinle yıkma! Heläller dururken harama bakma! Günah seni müflis kılan değil mi?
Malınla, mülkünle övünme sakın! Bil ki ecel sana bir anlık yakın. Bitmez kabristana gündelik akın; Onca kazandığın talan değil mi?
Vâdemiz dolmadan azar be azar, Gül alıp satmaya pazar kur pazar. <<Güller Şâhı» etsin bizlere nazar, Şefaati makbul olan değil mi?
Çok kelâm etmekle biter mi efkår? Sohbetine nihayet ver Niyazkâr! Bunca nimet Yaradan'dan bize kâr, O'ndan mahrum kalan, nâlan değil m
Kemal Bursalı
YanıtlaSilvar. Doğrudan kendilerine bağ. lı hükümetler bulamadığı ya da yerli halkları uyandırmak iste. mediği durumlarda karizmatik liderleri devreye sokar. Yani kit-lelerin sevgisini toplamış, bir kahraman, bir kurtarıcı olarak tanınan herkesin gözünde bü-yüttüğü, yücelttiği kişileri. Za-ten bu imajın oluşması için yine en büyük çabayı CIA uzmanları gösteriyor. Bunun pek çok ör-neklerini sıralamak mümkün; Pakistan'da Benazir Butto, Filipinler'de Karazan Akino,
YanıtlaSil
Yuksel20 Temmuz 2025 04:05
teklif
AYLIK HUKUK VE AKTUALITE DERGİSİ
Güneydoğu'da Atesten Günler
ME 10
16 Eylül 15 Ekim 1989 Fiatı 1750 TL. (KDVD) Yıl 2 Sayı 17
Allah Teala Cennet ehlini Cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya herbiri, yaratıldığından sona ereceği güne kadar ki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Saidil Hudri (r.a.)
Sayfa: 30 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:09
Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek)
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 340 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:11
Her sebeb ve neseb kıyamet günü kesilecek. Benim sebebim ve nesebim müstesna.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 340 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:16
HADİSLERDEN SEÇMELER
İlim
İlim İslâm'ın hayatıdır, imanın direğidir. Bir ilmi öğrenene Allah, eksiksiz mükâfat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini öğretir.
Hadis-i Şerif
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
342 1 Cennet ehlinden herkes Cehennemdeki yerini görür de: "Ya Allah bana hidayet vermeseydi?" der ve bu ona şükür olur. Cehennem ehlinin hepsi de Cennetten yerini görür de şöyle der: "Keşke Allah bana da hidayet verseydi." Bu da ona hasret (pişmanlık) olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 2 Allah Teala günahlardan dilediğinin cezasını kıyamet gününe kadar geciktirir. Anaya-babaya isyan müstesna. Zira Allah Teala onun cezasını sahibine, ölmeden evvel dünya hayatında, acele olarak verir. Hz. Bekâr (r.a.)
342 3 Her bina sahibine vebaldir, ancak şu kadarı müstesna. -Eliyle yedi arşın kadar bir yeri gösterir- Her ilim de kıyamet günü sahibine vebaldir, amel edilen müstesna. Hz. Vasile (r.a.)
342 4 Her nefis, hevası üzerine haşrolur. Kim küfrü seviyorsa o, kafirlerle beraberdir. Onun amelinden hiç bir şey kendisine fayda vermez. Hz. Câbir (r.a.)
342 5 Adem oğlunun hepsi hasedcidir. Lakin insanların bazısında hased daha şiddetlidir. Hasedcinin hasedi eline ve diline çıkmadıkça kendisine zarar vermez. Hz. Enes (r.a.)
342 6 İnsanların hepsi kıyamette kurtulmayı ümid ederler. Ashabıma söğenler müstesna. Kıyamet halkı da onlara lanet eder. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
342 7 Ümmetimin hepsi Cennete girer, istemeyen müstesna. Dediler ki: "Kim istemez?" Buyurdu ki: "Bana itaat eden Cennete girer, Bana isyan eden istememiştir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 8 Kara ve deniz hayvanlarından akar kanı olmayan her hayvan kesilmekten muaftır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
342 9 Camide her şey "lağv"dır. Kur'an, zikir, hayır istemek ve onu vermek müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 10 Kendisinde Allah Teala'nın ismi anılan her meclisi melekler sarar. Hatta melekler derler ki: "Ziyade edin, Allah da ziyede etsin." Ve zikir melaikenin açık kanadları arasından yükselir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 11 Her ümmetin bir kısmı Cennet, bir kısmı Cehennemdedir. Ümmeti Muhammed (s.a.s.) müstesna. (Onların hepsi Cennette) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
342 12 Peygambere salat ü selam getirilmedikçe her duanın hicabı vardır. Hz. Enes (r.a.)
342 13 Allah (z.c.hz.)'nin nehyettiği her şey büyüktür. Çocukların kumara benziyen oyunları bile. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 14 Her ziyafet sahibi, ziyafetine gelinmesini ister. Allah'ın ziyafeti de Kur'andır, ihmal etmeyin. Hz. Semure (r.a.)
342 15 Her nimet zeval bulacaktır, Cennet ehlinin nimetleri müstesna. Her kaygının da arkası kesilecektir, Cehennem ehlinin kaygısı müstesna. Fena bir amel yaptığında arkasından iyi bir amel işle ki, tesirini gidersin. Hz. Enes (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
297 1 Şu altı haslet hayırdandır: Allah'ın düşmanlariyle kılıçla cihad etmek, yaz gününde oruç tutmak, musibet esnasında iyi sabır etmek, haklı olduğu halde mücadeleyi terketmek, bulutlu günde namazı erken kılmak, kış günlerinde abdesti güzel almak. Hz. Ebû Malik (r.a.)
297 2 Altı şey haramdandır: Emirin rüşvet alması ki, bu sayılanların hepsinin en fenasıdır. Köpek parası, kısrak aşım parası, zinakarın aldığı para, kan alanın kazancı, kahinin kazancı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
297 3 Altı şey amelleri mahveder: Halkın ayıbı ile meşgul olmak, kalb katılığı, dünya sevgisi, haya azlığı, uzun emel, zalimin zulmüne devam etmesi. Hz. Adiyy (r.a.)
297 4 Dehr içinde altı günün orucu mekruhtur: Şaban'ın son günü oruçlu olarak Ramazana erişmek. Misafirin, hastanın, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadının, oruca gücü yetmiyen çok yaşlı kimsenin, çok zayıf olduğu için oruç tutarsa öleceğinden korkan kimsenin oruç tutması da mekruhtur. Hz. Enes (r.a.)
297 5 Altı sınıf Cehenneme hesapsız girer: Zulmü sebebiyle Umera, lrkçılık asabiyeti sebebilye Arab, kibirleri sebebiyle rençber, yalanı sebebiyle tüccar, hasedi sebebiyle Ulema, hasisliği sebebiyle zengin. (Cehenneme hesapsız girecek dereceye kadar gelebilirler) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
297 6 Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Hz. Ali (r.a.)
297 7 Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplıyacak. Dediler ki: "Ya Resulallah, bize ne emredersin?" Buyurdu ki: "Siz Şam'a gitmeye bakın. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
297 8 Yakında, Benden sonra ümmetim içkiyi içecekler, içki ismi vermeksizin (içki saymaksızın) ve onu içmiye yardımcıları da emirleri olacak. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
297 9 İnsanın elbisesini çıkarırken "Besmele" çekmesi, cinlerin gözü ile Adem oğlunun avreti arasında perde olur. Hz. Enes (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
173 1 Bakmaktan, sonra tekrar bakmaktan sakın. Zira birincisi senin için ihtiyarının dışında olmuştur. İkincisi aleyhinedir.(Yabancı bir kadına bakmak meselesi) Hz. Büreyde (r.a.)
173 2 Tövbeyi ihmal etmekten sakın. Bir de Allah'ın sana karşı hilmine aldanmaktan sakın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
173 3 Kötü arkadaştan sakın. Zira o, ateşten bir parçadır ki, ne onun sevgisi sana fayda verir ve ne de sana olan ahdini yerine getirir. Hz. Enes (r.a.)
173 4 Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.)
173 5 Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
173 6 İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
173 7 Benden, çok hadis nakletmekten sakının, Hek kim benden bir şey naklederse, hak veya doğru söylesin. Kim, Benim söylemediğim şeyi, Bana söyledi diye isnad ederse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Hz. Ebû Katade (r.a.)
173 8 Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Hz. Enes (r.a.)
173 9 Günahların küçük görünenlerinden sakınınız. Zira küçük görünen günahların misali, bir vadiye inen kavmin şu işi gibidir; Onlardan biri bir odun getirdi. Öbürü bir odun getirdi. Derken, kendi ekmeklerini pişirecek şeyi taşımış oldular. Şüphe yoktur ki, küçük görünen günahlar sebebile sahibi muahaze edildiği zaman bunlar onu helak ederler. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
28 1 Allah bir emire hayır murad ettiğinde, ona sadık bir vezir ihsan eder. Unuttuğu zaman ona hatırlatır, hatırladığı zaman ona yardım eder. Allah bir emire de hayırdan başkasını murad ederse, ona kötü bir vezir verir. Unuttuğu zaman ona hatırlatmaz, hatırladığı zaman da yardım etmez. Hz. Âişe (r.anha)
28 2 Allah bir kavme bereket murad ettiğinde, onları semahat ve afiflikle rızıklandırır. Bir kavim için de bereketin kesilmesini dilerse, onların üzerine hıyanet kapısını açar. Hz. Ubâde (r.a.)
28 3 Allah, bir kavme hayır murad ettiğinde, onların fakihlerini çoğaltır ve cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yardımcılar bulur, cahil konuştuğunda ise yalnız kalır. Bir kavme de şer dilediğinde, cahillerini çoğaltır ve fakihlerini azaltır. Cahil konuştuğunda yardımcılar bulur, fakih konuştuğunda ise yalnız kalır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
28 4 Allah bir kavme hayır murad ettiğinde, onların başına hilim sahiblerini geçirir, aralarında alimleri hüküm verir, serveti de en cömert olanlarına ihsan eder. Allah bir kavme de şer murad ederse, akılsızları onların başına amir olarak geçirir, aralarında cahiller hüküm verir ve serveti de en cimri olanlara verir. Hz. Mihran (r.a.)
28 5 Allah bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara misafir hediyye eder. Misafir, rızkı ile gelir ve rızkı ile gider. Allah Teala da o ev halkına mağfiret eder. Hz. Ebû Kirsâfe (r.a.)
28 6 Allah bir kavme kıtlık murad ettiğinde, gökten bir melek şöyle nida eder: "Ey mide genişle! Ey göz sakın doyma ve ey bereket ortadan kalk!" Hz. Enes (r.a.)
28 7 Allah bir kavme bir afet vermek murad ettiğinde, mescidlerin ehline nazar eder de onlardan o belayı önler. Hz Enes (r.a.)
28 8 Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
28 9 Allah Teala hilafet için bir kul yaratmak murad ettiğinde, kudret eliyle onun nasiyesini mesh eder. Hz Ebu Hureyye
28 10 Allah bir kulu (haktan) meylettirmek isterse, tedbir almakta basiretini kapalı kılar. (Doğruya yol bulamaz) Hz. Osman (r.a.)
28 11 Allah kaza ve kaderini infaz etmek murad ettiğinde, kaza ve kaderinin hükmünü infaz edinceye kadar, akıl sahiplerinin akıllarını alır. Emrinin hükmü yerine geldikten sonra ise, onların akıllarını iade eder de onlarda nedamet vuku bulur. Hz. Enes (r.a.)
28 12 Allah bir kulun ruhunu bir yerde kabz etmek murad ettiğinde, o kimse için o yerde bir ihtiyaç halkeder. Hz. Ebû Ğarre el Huzeli (r.a.)
28 13 Sizden biriniz helaya gitmek isterse, namaza da kamet getirilmiş olsa bile, o kimse (önce) helaya gitsin. Hz Abdullah İbni Erkam (r.a.)
28 14 Sizden biriniz sefere çıkmak murad ettiğinde, kardeşlerine (veda edip) selam versin. Zira Allah onların duaları sebebiyle o kimsenin hayrını artırır. Hz. Zeyd ibni Erkam (r.a.)
28 15 Sizden biriniz bir yeri mü'min kardeşine ziraat için vermek isterse, atiyye olarak versin. Üçte bir veya dörtte bir (kira ile) vermesin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
28 16 Gazaya gitmek istediğinde yağız olan, sağ ön ayağı müstesna ayakları ve alnı beyaz bir at satın al. Böyle yaparsan ganimete erişir ve selamette olursun. Hz. Ukbe ibni Amir (r.a.)
"Dünya bu zulmü taşımaz!" dedirten vahşetler buna en yakın bir misaldir. Son nefesini verirken, -Hepinizi Allaha şikayet edeceğim!" diyen:
YanıtlaSil"-Allah'ım, açım; bizi cenne-te al da doyalım!" diye ağlayan sahipsiz kalıp, bir ağaç altında donan: denizde boğulup kıyıya vuran... bebeklerin ve masum çocukların, elbette feryatlarının ulaştığı bır ydbette fenyatlarının inat sahipsiz değil.
Bu virüs åfetinde, hayırlı bir gelişme olarak; batıda kışkırtı lan, uğursuz İslamofobi cere vanlarının tavsadığı, onun yerini İslam'a hoşgörü ve anlamaya ça lışma gayretlerinin almaya baş ladığı görülüyor. Hadis-i şerifte,
"Temizlik imánın yarısıdır (Müslim, Tahåret, 1) buyurulur. Bu salgının önlenmesinde temiz liğin ve karantina tedbirlerinin fevkalåde önemli olması sebe biyle, İslam'ın şiårı olan temizlik ve salgın hastalıklardaki karanti na hassasiyeti, batılıların önemli ölçüde dikkatini çekiyor. Cami-lerde, ezanların dışarıya verilme
si, bazı devletlerin meclislerinde Kur'an-ı Kerim okunup tercume edilmesi, reklám panolarında te mizlikle alakalı hadis-i şeriflerin yer alması, camide namaz kılan cemaatin arkasına müslüman olmayanların da dahil olmala r... bu ümitleri yeşertici hadise ler cumlesindendir.
İnsanın selamete çıkması hususunda, Peygamber sallal lahu aleyhi ve sellem Efendi miz şöyle buyurur:
"Sizden her kime dua kapısı açılmış ise, ona rahmet kapıları açılmıştır. Dud, başa gelen ve he nüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allahın kulları, dudya sarılın." (Tirmizi. Deavät, 101)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in her anı kavli ve fiili duå hålidir. İki ci-han saådetine vesile olan kemålåt; en güzel örnek olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem- Efen dimiz'in izini takip eden, daimi tekamül hålindeki bir kulluk veti residir. Hadis-i şeriflerde,
İki gününün birbirine eşit olanın aldandığı beyan buyu
rulur. Dünya denilen initihan sahnesinde, sålth bir kulluğun icabı, her hadiseyi, her musibeti bir ikaz sadedinde görüp, ibret ve ders alabilmek için muhase be fırsatı bilmelidir.
Fudayl bin lyaz rahmetul Jahi aleyh Hazretleri;
"Allaha itaatte bir kusur et figma huyunun deyip erke bimin huyumey deginip (bana itaatsizlik etmeye başlamaların dan) anlarım. buyurur.
Şu anda yaşanan Koronavi rüs salgını, belki de insanlık ta rihinin en önemli bådirelerinden birisinı teşkil ediyor. Nefsäni ih tiraslar uğruna kan ve ateşe bo gulup her gün biraz daha yaşanı lamaz hale getirilen dünyamızda, rahmet insanının inşası ve rah met cemiyetinin tesisi en zarurl ihtiyaçtır. Bu yüce gayenin tahak kuku için, her önemli hadise gibi bu musibeti de fırsat bilip; gerekli ilmi tedbirleri alarak fiili ve kavll duȧya sarılma, kulluk keyfiyetin-de kemâlâta ulaşma azmi gunde-mimizde olmalıdır.
SEYRI BİR DE FUZÜLI VAR
M. Faik GÜNGÖR mg 023@hotmail.com
*
Yanılıp aynaya sorma, Senden daha güzeli var! Hafsalanı boşa yorma, İşin ebed, ezeli var!
Kibir altın olsa takma! Bilinmedik arka akma! Aya, güne aynı bakma! Zamanın da özeli var.
Libāsı düzeltir ütü, Kişiyi emdiği sütü. İnsanların tümü kötü, Olmaz elbet fázılı var.
Emr-i hak olunca vāki, Dünyada can kalmaz bāki. Şu gerçeği unutma ki, Her ağacın gazeli var.
Mahşer benzemez cihana, Gizlenen çıkar meydana. Her nefs täbi imtihana, Sözlü hem de yazılı var.
Núr'u yazana ver meyil! Secde et Allah'a, eğil! Faik, Nabi yalnız değil! Seyri bir de Fuzûli var!
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur.
YanıtlaSil"Bana itaat, Allah Teálá'ya itaattir. Bana isyan, Allah Teâla'ya isyandır. Başındaki emire (idareciye) itaat, bana itaattir. Ona isyan ise, bana isyandır." (Bkz: Buliri, Cihad, 109)
***
"Başınızdaki emir Habeşli siyahı bir köle olsa da, ona mutlaka itaat edin." (Ebb Davud, Sünnet, 5)
***
"Allah'a isyanın olduğu yerde, mahluka itaat edilmez."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/432)
***
"İdareciler sizi günah işlemeye zorlamadıkça onlara itaat edin." (Bihari, Cihád 108)
***
"Bir müslümanın, günah işlemesi emredilmediği sürece, sevdiği veya sevmediği bütün konularda devleti yöneten kimseye (emire) itaat etmesi şarttır. Bir günah işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez." (Buhárí, Ahkâm 4, Chád 108, Müslim, Imáre, 38)
yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an laşmazlık vuků bulmuştu. Yahudi:
YanıtlaSil"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Ka'b b. Eşref'e gidelim." dedi.
Allah Teâlâ kitabında, yahudi ileri gelenlerinden olan bu Ka'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü-nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti.
O'nun yanından çıkınca münafık yahudiyi yakaladı ve:
"-Bunun hükmüne râzı değilim, Ebû Bekir'e gidelim" dedi.
Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafık Ebû Be-kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattab'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür-dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste-di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmiş bulunmaktayım" dedi.
YanıtlaSil
Yuksel24 Temmuz 2025 09:26
Hz. Ömer (ra) münafığa:
*Öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine
*Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve Juicyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da:
*-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahüdi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hadise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını leri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine enrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor-lar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (en-Nisa, 60-65) âyet-i kerimeleri nazil oldu...
Cebrail (a.s) gelerek:
*-Õmer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (Va-s. 166; Kurtubi, V, 170-171)
YanıtlaSil
Yuksel24 Temmuz 2025 09:29
"Kur'an'dan en son nazil olan, riba (fâiz) hakkındaki âyettir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem-, bu âyeti tefsir et-meden irtihal etti. Binaenaleyh siz, ribâyı da rîbeyi (fâiz şüphe-si olanı) da terk ediniz." (İbn Mâce, Ticârât, 58)
Hazret-i
YanıtlaSilÖMER'den 111 HATIRA
Murat Kaya
Tarihin kaydettiği büyük za-ferlerin de hüsranların da arka plânında, tedbirlerle alakalı me-selelerin olduğu müşâhede edilir. Yavuz Sultan Selim Han'ın, tarihe altın bir sayfa olarak geçen Mısır Seferi'nde; aşılamaz zannedilen Sînâ Çölü'nü zâyiat vermeden 13 günde geçmesi, bu sefer için gerekli tedbirlerin uygulanması hususuna bir örnektir.
YanıtlaSilFatih Sultan Mehmed Han'ın; İstanbul'u fethi de, hayatın adan-dığı bir dâvâ olması hasebiyle, dehâ seviyesinde nakış nakış iş-lenmiş tedbirler manzûmesinin bir neticesi olarak görülmelidir. Dış güçlerin oyununa gelip; fev-kalâde tedbirli davranmakla tanı-nan Sultan II. Abdülhamid Han'ı hal ederek idareyi ele geçiren he-yetin tedbirsizliği, koskoca devle-tin kısa sürede yok olmasıyla ne-ticelenmiştir. Bu hengâmda vukû bulan Sarıkamış fâciası, takrîben doksan bin askerimizin donarak şehadetleri ile, bu devredeki en çarpıcı örneklerden birisidir.
YUZAKI
YanıtlaSilSAYI 186.
AĞUSTOS 2020
Toplumlar, kütüphanelerin tozlu raflarında kalmış olan kara kaplı felsefe kitaplarının üzerine abanmış bilgiçlerin fikirleriyle selâmete kavuşamaz.
YanıtlaSilİnsanlığı hakikî saâdet ve selâmete çıkaracak olan; Kur'ân-ı Kerim ve onun canlı bir şerhi mahiyetindeki Sünnet kültürüyle yoğrulup ilâhî hikmet ve hakikatlerle kemâle ermiş mü'minlerin tebliğ, îkaz ve irşadlarıdır.
ŞAHSİYETİMİZE KİM YÖN VERİYOR?
Dostluğun; Allah'taki kaynağına ulaşan Şah-ı Nakşibend, Geylânî, Mevlânâ, Yûnus ve Hüdâyî misali Hak dostları, ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe, Hülāgu ve günümüze kadar gelen bütün benzerleri ise, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu.
Sen bu felsefenin çıkmaz sokaklarında helâk olmaktan kendini kurtar! Mesnevî'nin aşk, vecd ve feyz dolu mânâ deryasından nasiplenerek vuslata kanatlan!.." demek-teydi.
YanıtlaSil--
Yüksek tahsili sevk ve ida-re eden mes'ullerin böyle bir «keşf-i kadîm» şuuruyla, bakış açılarını yenilemeleri ve müf-- redatları yeniden tanzim et-meleri, büyük medeniyetimi-ze karşı ödemeleri gereken bir -- vicdan borcudur.
--
Edebâlî silsilesinin irşâdıy-la cihan hâkimiyetine imza at-mış ecdâdımızın torunlarına yakışan tavır budur.
-
Medeniyet çınarımız, yine kendi kökleri üzerinde yükse-lecektir. Onu bodur bırakmak-
atmakta daha fazla gecikmemelidir.
৩৩
tan başka bir tesir verme-yen ecnebî aşılardan bir an önce vazgeçilmeli, kendi me-deniyetimizi inkişaf ettirecek ferdi, içtimâî ve idârî adımları atmakta daha fazla gecikme-melidir.
Cenâb-ı Hak; nesilleri-mizi muhteşem bir mâzîden ihtişamlı yarınlara taşıyacak, şuurlu, îmanlı, irfanlı bir tah-sil anlayışını mes'ûliyet erba-bına ilham eylesin.
Serhatler ve cepheler ka-dar mühim mektep ve kürsü-lerde, millî bir rûhun, özünü mü'min gönüllerden ve mu-vahhid zihinlerden alan bir müfredatın hâkimiyetini na-sip ve müyesser kılsın.
Amin!..
SAYI. 223.
YanıtlaSilYUZAKI
YIL 19.
EYLÜL 2023
CESUR DURUŞ
YanıtlaSilSultan II. Abdülhamid Han, 21 Eylül 1842'de İstanbul'da doğ-du. On yaşında annesi vefat etti. Perestů Hanımefendi onu saray-da ihtimamla büyüttü ve yetiştir-di. 1876'da tahta çıktı. Döneminde; Känûn-i Esâsî'nin kabulü, Meclis-i Meb'usan'ın teşekkülü, İttihat ve Terakki hareketleri, İkinci Meşrû-tiyetin ilanı, 31 Mart Vak'ası gibi mühim siyasî hadiseler yaşandı. Ulaşım, sağlık, sivil toplum, ma-arif, ziraat, matbuat alanlarında gönlünün ulaştığı her yere, güç ve imkânını seferber etti. Devleti baba şefkati ve ince siyasetiyle otuz üç sene idare eden Ulu Hakan 1909'da tahttan indirildi. Selanike gönde-
rildikten sonra Balkan Harbi'nin patlak vermesiyle, 1912'de tekrar İstanbul'a getirildi. II. Abdülhamid Han, 10 Şubat 1918'de vefat etti. Kabri, Fatih Divanyolu'ndadır.
Çanakkale Harbi esnasında düşman donanmasının Marmara Denizi'ni geçebileceği endişesi ile tedbir olarak padişah ve hüküme-tin Eskişehir'e nakli kararlaştırıl-mıştı. Abdülhamid Han; durum-dan haberdar olunca, bunu büyük bir cesaret ve şecaatle reddederek;
"-Ben Fatih Sultan Mehmed Hân'ın torunuyum!.. Hiçbir zaman Bizans İmparatoru Konstantinden aşağı kalamam! Dedem Fatih İs-tanbul'u alırken, Konstantin aske-
rinin başında savaşa savaşa ölmüş tür. Biraderim nereye giderlerse gitsinler! Fakat bilinmelidir ki, o ve hükümet, İstanbul'dan ayrılırlarsa bir daha dönemezler. Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayı'ndan ayağı-mı dışarıya atmam!" dedi.
Nitekim onun bu kararlılığı kar-şısında padişah ve hükümet İstan-bul'da kaldı. Böylece devletin daha o gün yıkılması önlenmiş oldu.
79