Resulüllah S.A. efendimizin nebi, resul, yakın veliler, mükerrem salihlerden kardeşlerini, dostlarını şereflendir. Onlara bizden yana ke-rem ve saygı gönder. Makamlarını yüceler yücesine yükselt.
Ey merhametlilerin en merhametlisi..
RESULULLAH'IN S.A. ŞEFAATI İÇİN OKUNACAK
SALAVAT-I ŞERİFE
İmam-ı Sehavi, KAVL-İ BAİD adlı eserinde Şeyh Ebu Talib ve Ebu Hamid'den Rh. şöyle anlattı:
Her kim bu (SEKSEN ALTINCI) salavat-ı şerifeyi baştan sona kadar, cuma günleri ikindiden sonra yedi kere okursa, Resulüllah S A. efendimizin şefaatı ona vacip olur.
**
SEKSEN YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Yani: Ev zat ve sıfatında şerik ve benzerden münezzeh olan şanı
a) fsan, çok gamlı ve mahzun olup ağladığı zaman, görün den yaş akıtır. Onun gözünden çıkan bu yaş,
b) Çokça mesrur olup ağladığı zaman, gözünden yaş akıtır.
Bu yaşlar da soğuktur.
Üstteki salavat-i şerife cümlesinde:
Göz aydınlığı.. (Kurre-i Ayn.)
Manası, tam sürurdan kinaye olarak söylenmiştir. Bu salavat-ı şerifede gegen:
ilerini..
LER imrensinler.
- O makam dolayısı ile, kendisine EVVELER ve AHIR
Bu cümlede gegen:
- EVVELLER.
Lafzından murad, daha önce geçen nebiler ve resullerdir. Allah-G Taála onlara salat ve selâm eylesin.
-AHİRLER.
Lafzından murad ise.. kendisinden sonra tegrif eden siddiklar, ve-Mer, alimler, şehidler, salihlerdir. Allah-i Taáli, bunların hepsins merhamet eylesin.
Lafzından murad ise.. kendisinden sonra teşrif eden sıddıklar, ve-Mer, alimler, şehidler, salihlerdir. Allah-ü Taala, bunların hepsine merhamet eylesin.
llah'ın
O kadar ki; bunlar, Resulüllah S.A. efendimize böyle bir maka-mın verilmesi ile, sevinip mesrur olurlar.
nin de ziyade sevap alıp üstün a ap-sulullah S.A. efendimiz olsun; kendisine böyle bir makam ver. Bütün larının hafiflemesine, hâsılı: Cümle şefaatle şefaat edenlerin ilki Re-şefaatlarını da makbul olan eyle.
Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimize cümleye sefaat etmek vardır. Ve bu büyük şefaat, Resulüllah S.A. efendimize mahsustur.
Nitekim bu mana, Resulüllah S.A. efendimizin SEYYİD ism-j şerifi geçerken, tafsilatı ile anlatılmıştr. (Bak: İsim 15)
Yüce Hak, cümlemizi, o Resul-ü Ekrem Nebiyy-i Muhterem efen-dimizin bu hususi şefaatına nail eylesin. Amin!.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey zat, sıfat ve ef'alinde Vahid Ferd Samed olan şanı büyük, ni-meti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah.
Onun bürhanını azametli kıl.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetine dair davasının doğrulu-ğuna, getirdiklerinin hak olduğunu gösteren nübüvvet delillerini, açık mucizeleri olan tenzili ve kevnî (maddi ve manevî) âyetleri muazzam
meti her şeye şamil, kendisinden başka ин fuce Allah.
Onun bürhanını azametli kıl.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetine dair davasının doğrulu ğuna, getirdiklerinin hak olduğunu gösteren nübüvvet delillerini, açık mucizeleri olan tenzili ve kevni (maddi ve manevi) âyetleri muazzam ve mufahham eyle. Onun tazim ve tevkıratını artırıp devam ettir. Gün ler geçtikçe, baki ve berdevam eyle.
- Onun mizanını ağırlaştır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin mizanını, ümmetlerinin cüm lesinin mizanından ağır eyle. Çünkü, bütün taat ve ibadetleri onun påk şeriatından ahnmıştır. Bunun için, ümmetlerinin ettiği taat ve ibadetlerden Resulüllah S.A. efendimize kat kat ecir ve sevap ihsan olunur.
İşte, anlatılan sebepten ötürü, onun mizanını, cümleden ağır eyle. Ona mükafat olarak, celâl ve ikram cemalinin müşahedesini nasip eyle.
ve bellighü me'mulehu vec'alhü evve le safiin ve evvele müşeffain.
Allahümme azzim bürhanehu ve sakkil mizanehu ve eblic hüccetehu verfa' fiehli illiyyine derecetehu ve fi a'lel mukarrebine menziletehu.
Allahümme ahyina ala sünnetihi ve teveffena alâ milletihi vec'alna min ehli şefaatihi vahşürna fizümretihi ve evridna havzahu veskina min ke'sihi gayre hazaya ve lânadimine ve laşak-kine ve lâmübeddiline ve lâmugayyi-rine ve lafatinine ve lameftunine Amin ya Rabb'el-Alemine.
88. Allahümme salli alâ Muham-medin ve ala Ali Muhammedin ve a'tı-hil-vesilete vel-fazilete ved-derecet'er-refiate veb'ashül-makam'el-mahmud'el-lezi vaadtehu maa ihvainhin-nebiyyine sallallahü alâ Muhammedin nebiyy'ir-rahmeti ve seyyid'il-ümmeti ve ala ebina
Onu ilk şefaat eden ve şefaatı ilk makbul olan eyle.
ük, ni-
h.
Allahım, onun bürhanını azametli kıl. Onun mizanmı ağırlaştır. Onun hüc cetini açık eyle. Onun derecesini illiyyin ehli arasında yükselt. Onun konağını, mu-karrebinden daha üstün kıl.
ğrulu-, açık
Allahım, bizi onun sünneti üzerine ihya et. Bizi, onun milleti üzerine vefat ettir. Bizi, onun şefaatına ehil olanlardan eyle. Bizi, onun zümresi ile haşreyle. Bi-zi, onun havzına vardır; onun kadehlerinden bizlere içir. Rüsvay olmayalım, pis manlık olmasın. Şekçi de olmayalım. Tebdilci ve tağyirci olmayalım. Fitne çıka-ranlardan, fitneye düşenlerden olmayalım. Amin! ya Rabb'el-Alemin.
azzam
88. Allalım, salât eyle Muhammed'e ve Muhammed'in âline. Ona vesile, fa-zilet ve yüksek derece ihsan eyle. Kendisini vaad buyurduğun Makam-ı Mahmud'a çıkar; nebilerden kardeşleri ile..
Gün-
Allah-ü Taâlâ salât eylesin; rahmet peygamberi, bu ümmetin efendisi Mu-
Tabağa sorarsan dünyada fena koku yoktur: Kötülükten başka bir gay bilmeyen kişi için dünyada kötü bir şey de kötülük de yoktur.
Tabak sevdiği deriyi yerden yere çalar: Bazı kimseler, sevdikleri Kişilere sert uyarılarda bulunurlar. Bunu onların iyiliğini düşünerek ya-parlar.
Tabancanın dolusu bir kişiyi korkutur, boşu kırk kişiyi: Dolu ta-banca taşıyan, "sıkmak zorunda kalmaktan" korkar. Boş tabanca taşı-yan ise hem böyle bir korku yaşamaz hem de düşmanlarını korkutmuş olur.
Talihsiz hacıyı deve üstünde yılan sokar: bk. Onmadık hacıyı deve üstünde yılan sokar.
Tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır: Yasa dışı işlerle uğraşan, yapacağı kötü iş için uygun bir zaman bekler. Elverişli durum ortadan kalkınca, artık hiçbir şey yapamaz olur.
Tariada izi olmayanın harmanda sözü olmaz: Kendini yeterince işine vermeyen bir kişiden, kimseye hayır gelmez. Böyle bir kişinin, ortaya çıkan işle ilgili olarak söz söyleme hakkı yoktur, olamaz da.
Tarlanın iyisi suya yakın; daha iyisi eve yakın: Sulanan tarla verimli olur. Hele tarla, eve yakın olup sık bakılırsa, daha da bol ürün verir. Bunun gibi, çalışılan yerin eve yakın olması, çalışan kişilerin verimini artirir.
Tarlanın taşlısı, kızıń śaçlısı, öküzün başlısı: Halkın tercihi; kadının saçlısından, tarlanın taşlısından ve öküzün başlısından yanadır. Çün-kü saçlı kadının daha güzel, taşlı tarlanın verimli, başı büyük öküzün daha kuvvetli olacağına inanır.
koçan olmak, ona gerçek anlamda sahip olmak değildir. Gerçek sahiplik, o larlayı gerektiği gibi işleyip ondan en iyi şekilde yararlanmaktır.
Şahin ile deve avlanmaz: Şahin ile ancak kuş avlanır, deve avlana-
maz. Bunun gibi, büyük iş yapmak isteyenin, buna uygun araç gereç ve eleman kullanması gerekir.
Şahin küçüktür ama koca turnayı havadan indirir. Görünüşe al danmamak gerekir. Görünüşünün tersine çok bilgili, becerikli ve güçlü olan insanlar da vardır.
Şaraptan bozma sirke keskin olur: Sonradan yoldan çıkan kişi, öte-den beri yolunu şaşırmış olanı geçer.
Şaşkın ördek başını bırakır, kıçından dalar: Nasıl yapılacağını bil mediği bir işi yapmaya kalkan hem başarısız hem de gülünç olur.
Şeyh uçmaz müridi uçurur: Mürit, şeyhine çok bağlı olup onun her dediğine inanır. Hatta bazen çok ileri gider. Öyle bir şey olmadığı hâl de, şeyhte olağanüstü özellikler bulunduğunu söyler ve her yerde an-latır. Böylece uçmayan şeyhi uçurur.
Şeytan adamı kandırır ama suyunu ısıtmaz: Kötü niyetli kişi, insanı yoldan çıkarır. Yoldan çıkardığı kişinin başı derde girince, ona yardım-cı olmaz ve ortadan kaybolur.
Şeytanın dostluğu darağacına kadardır: Kötü kişinin dostluğu, işi bitinceye ya da zoru görünceye kadardır. Bu yüzden, böyle kişilerin dostluğuna güvenmemek gerekir.
Şeytanla kabak ekenin kabak başına patlar: Düzenbaz bir kişiyle arkadaşlık yapan, er geç bir düzenin (hilenin) kurbanı olur.
Şimşek çakmadan gök gürlemez: Bir olayın gerçekleşmesinden ön-ce, bununla ilgili bazı İşaretler görülür.
Şöhret felakettir: Ünlü biri olmanın, çok güzel bir şey olduğu düşü-nülür. Oysa ünlü olmanın pek çok sakıncası da vardır. Örneğin ünlü kişi özgür değildir, dilediği gibi yaşayamaz. Çevresi ve yakınları ondan çok şey bekler, bunları yerine getiremez. Üzülür, sıkılır, bunalır, rahat yüzü görmez. Şöhret felaket olur.
V ve daya nak olan insan benlikleri; kötülük, günah ve itaatsizliğe yol açan istekler. (bk. nefis) 4. kişi ler, insanlar; bir yerleşim yerinde veya ülkede yaşayanlar
nüfus-u emmare نفوس اماره : emmare nefisler insanların benliklerinde yer alan, günaha ve Allah'a (c.c.) itaatsızlığa yol açan, dayatici Ve zorlayıcı duygular ve istekler. (bk. nefs-i em-mare)
nüfus-u habise نفوس خبيثه : kötü ruhlu varlık lar, kötü cinler, şeytanlar
nüfus-u İslâmive نفوس اسلاميه : Müslüman nü fus, İslâm dünyasındaki Müslüman nüfus sa-yısı; Müslüman halk
nüfusu seba نفوس سبعه : yedi çeşit nefis, insan benliğinin yedi tabakası:
1.nefs-i emmare نفس اماره : emredici ve zorlayı cı nefis; kötülük ve günahlara yol açan zorla yıcı duygu, ihtiyaç ve istekler; bu eşit duygu, ihtiyaç ve isteklere sahip insan benliği. (bk. Kur'an, 12:53).
2.nefs-i levvame نفس لوامه : işlediği günah ve yaptığı kötülükten dolayı kendini kınayan, pişman olan ve tövbe eden nefis, insan benli-ğinin ikinci tabakası. (bk. Kur'an, 75: 2).
nefis, mânen gelişerek günahlardan arınmış, günah ve yanlışlıklara düşmemek ve bazı má-nevî gerçeklere erişebilmek üzere Allah (c.c.) tarafından ilham alabilen insan benliğinin üçüncü tabakası
4.nefs-i mutmainne نفس مطمئنه : mutmain nefis; artık günah ve kötülük işlemez hale gelmiş, arınmış ve huzura kavuşmuş nefis, insan benliğinin dördüncü tabakası. (bk. Kur'an, 13: 28 ve 89: 27)
5.nefs-i radiye نفس راضيه : Allah'tan (c.c.) ve O'nun her işinden hoşnut, hiç şikâyeti olma-yan insan benliği, insan benliğinin beşinci tabakası. (bk. Kur'an, 89: 28)
6.Nefs-i mardiyye نفس مرضیه : Allah'ın (c.c.( rızasına ermiş nefis, kulluğundan Allah'ın (c.c.) hoşnut olduğu insan benliğinin altıncı tabakası. (bk. Kur'an, 89: 28)
7.nefs-i safiye نفس صافيه : tam arınmış nefis, her türlü olumsuzluklardan, korkulardan, günah ve kötülüklerden arınmış, ilk yaratılı-şı gibi tertemiz olan insan benliğinin yedinci tabakası.
Psikolojinin bir dalı olan "dinamik psikoloji" ve duygusal hayat psikolojisi, insan benliğini üçe ayırır:
1.id yahut "alt ben": Bu benlik, İslâm dü-şüncesindeki nefs-i emmareye karşılıktır. Alt-ben (nefs), şuur ve irade dışı isteklere sa-hiptir ve hiçbir ahlâkî ve dinî kural tanımaz, bilmez, kabul etmez
2.ego, yahut "ben": Bencil isteklere sahip, kendini düşünen, insan benliğidir. Bu nefis, ahlâkı tanır, toplum ye din kurallarını bilir
her türlü olur günah ve kötülüklerden arınmış, ilk yaratılı şı gibi tertemiz olan insan benliğinin yedinci tabakası.
Psikolojinin bir dalı olan "dinamik psikoloji" ve duygusal hayat psikolojisi, insan benliğini üçe ayırır:
1.id yahut "alt ben": Bu benlik, İslâm dú-şüncesindeki nefs-i emmareye karşılıktır. Alt-ben (nefs), suur ve irade dışı isteklere sa-hiptir ve hiçbir ahlâkî ve dinî kural tanımaz, bilmez, kabul etmez
2.ego, yahut "ben": Bencil isteklere sahip, kendini düşünen, insan benliğidir. Bu nefis, ahlâkı tanır, toplum ve din kurallarını bilir, fakat işine ve isteklerine engel olarak görürse bunlara uymaz. Bundan dolayı kendini suç-lu hissetmemek için, rasyonelizasyona, yani, kendini haklı gösteren bir takım çarelere baş vurur. Yaptıklarının doğru, yerinde ve akla uygun olduğuna kendini inandırmak ve ken-dini avutmak için bazı davranış ve düşünce tarzları geliştirir; bunları benimser. Bu nefis de, İslâm düşüncesindeki sınıflandırmada nefs-i emmare kısmına girer
3. üst ben" veya süper-ego: Ahlâk, din ve vicdan duygularına sahip olan insan benliği, benliğin üçüncü tabakası. Bu nefis, İslâm dü-şüncesindeki sınıflandırmada nefs-i levvâme kısmına girer
tabakası dışıdaki diğer benlik tabakaları hak-kında hiçbir bigi yoktur. İslâm düşüncesinde üst-ben yani nefs-i levvâmeden sonra beş nefis tabakası daha tarif edilmiş ve sınıflan-dırmaya konulmuştur. Psikoloji, tasavvufî ve mânevî alana giren bu konunun incelikleri-ne girmemiş veya girememiştir. Çünkü psi-koloji, diğer pozitif ilim denilen ilimler gibi, sadece gözlenebilen ve bir şekilde ölçümü yapılabilen insan davranışları dışında kalan gerçekleri konusunun dışında görür. Yani, maddî olmayan gerçeklere gözlerini kapar. Oysa tasavvufî ve dinî hayat da bir deneydir, bir tecrübedir. Evet, bu kişisel bir yaşayış ha-lidir. İnsanın yaşadığı, içinde hissettiği ağrı, sızı, sevgi, seviç, üzüntü gibi duyum veya duygular da kişisel yaşayış halleridir. Bunları inkâr edemeyiz. Denecektir ki, psiko-loji bu sübjektif (enfüsî, kişisel) halleri değil, objek-tif, yani kişisel yaşantıların dışa yansıyan, gözlenebilen şekilleri olan davranışları ince-ler. İyi de, yukarıda belirtildiği gibi, tasavvuf-ta tarif edilen şekilleriyle nefsin mânevî ge-lişme derecele-rine eren (dinde "ermiş" veya "evliya" denilen) insanların davranışlarına da bu mânevî yaşayışların yansımaları olarak görülebilir, gözlenebilir
Psikoloji, bir kısım ruh hastalıklarının sebep-lerinden biri olarak benliğin (nefsin) birinci tabakası olan "alt ben" ile üçüncü tabakası olan "üst ben" (süper-ego) arasındaki çatış-mayı gösterir. İnsan, bu iki benlik arasındaki çatışma ve gerilimi çözecek bir çıkış yolunu bulamazsa ruhsal sağlığı bozulur, der. Bunu önlemek için ya din dışı bir hayat tarzı çıkış olarak görülür; böylece bencil veya hayvansal isteklorlo diu
lidir. İnsanın yaşadığı, içinde hissettıgı agil, sızı, sevgi, seviç, üzüntü gibi duyum veya duygular da kişisel yaşayış halleridir. Bunları inkâr edemeyiz. Denecektir ki, psiko-loji bu sübjektif (enfüsî, kişisel) halleri değil, objek-tif, yani kişisel yaşantıların dışa yansıyan, gözlenebilen şekilleri olan davranışları ince-ler. İyi de, yukarıda belirtildiği gibi, tasavvuf-ta tarif edilen şekilleriyle nefsin mânevî ge-lişme derecele-rine eren (dinde "ermiş" veya "evliya" denilen) insanların davranışlarına da bu mânevî yaşayışların yansımaları olarak görülebilir, gözlenebilir
Psikoloji, bir kısım ruh hastalıklarının sebep-lerinden biri olarak benliğin (nefsin) birinci tabakası olan "alt ben" ile üçüncü tabakası olan "üst ben" (süper-ego) arasındaki çatış-mayı gösterir. İnsan, bu iki benlik arasındaki çatışma ve gerilimi çözecek bir çıkış yolunu bulamazsa ruhsal sağlığı bozulur, der. Bunu önlemek için ya din dışı bir hayat tarzı çıkış olarak görülür; böylece bencil veya hayvansal isteklerle din ve ahlâk arasındaki çatışmanın önlenebileceği var sayılır; veya kabul edilir ki insan, enerjisini sanat, spor veya ilim gibi alanlarda kullanırsa, iç dünyasında çatışmaya yer kalmaz; bu enerjiyi, faydalı yola yönlen-dirmiş olur, olumlu bir şekle dönüştürebilir. Fakat ne var ki, Batı dünyasındaki çağdaş san'at, genel olarak hayvansal ve cinsel duy-guları kışkırtıcı özelliktedir. Resim ve hey-kel sanatında çıplaklık ana tema olarak ön plândadır. San'atın bir unsuru olarak kadının cinselliği ve bedeni esas konudur. Bunlar ön plâna çıkarılıp sergilenir. Jimnastik, bale, su ve buz sporlarında da durum farklı değil-dir. Roman, tiyatro, sinema gibi sanatlarda ise başta gelen konular, evlilik dışı ve gayri meşru yaşayış şekilleridir. Endüstrileşmiş
çağdaş toplumlarda ruhsal problemlerin yay-gın olması, "alt ben" ile "üst ben" arasındaki çatışmanın bu tür san'atlarla önlenemediği-ni, ruhsal problemlerin azaltılmasında pek katkı sağlanamadığını göstermektedir. İslâm ise, bu çatışmayı önlemenin, ruhu arındırma ve huzura kavuşturmanın bir yolu olarak, Allah'a (c.c.) îmanı, O'na tam teslimiyeti ve meşru, yani dinin helâl saydığı isteklerle ye-tinmeyi gösterir. Ayrıca çok yemek, çok uyu-mak, zamanı boş şeylerle geçirmek gibi veya harama bakmak, içki ve benzeri maddeleri kullanmak, zevk ve eğlenceye düşkünlük gibi nefsi azdıracak şeylerden sakındırır. Kadın ve erkeğin giyinişinde, aralarındaki ilişki-lerde belli ölçüler koyar. Oruç tutmayı, gece ibadetini teşvik eder; sık sık ölümü hatırla-mayı, dünyayı sonsuza giden bir yolculuğun geçici bir durağı gibi görmeyi, yaptıklarını gözden geçirmeyi, kendini sorgulamayı, ken-dini beğenmişlikten ve bencillikten kurtar-mayı, hatâ ve günahlardan tövbe etmeyi, bu yolla da ruhu ve nefsi arındırmayı öğütler. İslâmda tasavvuf ve tarikattaki eğitim ve uygulamalar da, bu şekilde nefis terbiyesini ve nefsin kötülüklerden arındırılmasını esas alır. Siyaset adamları; bilmeyerek veya yanlış bilgiler yüzünden veya gerçek özünden saptı-rılmış tarikat şekillerinden hareketle, bütün tarikatları yasak kapsamına almakla, toplu-mu ayakta tutan, ahlâkî ve mânevî değerle-ri koruyan bir kalkandan toplumu mahrum etmiş olmaktadırlar. Çağımız insanının esas bunalımı; hayatı, kâinatı ve varlık dünyasını, inançsızlık sebebiyle mânâsız bulmasından, hayatta zevk ve huzur adına bencil duygu-larını tatmin etmeyi ve nefsin her dediğini yapmayı özgürlük sayıp onu putlaştırmasın-dan, nefis ve şeytanın esiri olmasından ile-ri gelmektedir. Bu yüzden de çağımızda, ne insanın iç dünyasında ne de dış dünyasında
mayı, dünyayı sonsuza giden bir y geçici bir durağı gibi görmeyi, yaptıklarını
gözden geçirmeyi, kendini sorgulamayı, ken-dini beğenmişlikten ve bencillikten kurtar-mayı, hatâ ve günahlardan tövbe etmeyi, bu yolla da ruhu ve nefsi arındırmayı öğütler. İslâmda tasavvuf ve tarikattaki eğitim ve uygulamalar da, bu şekilde nefis terbiyesini ve nefsin kötülüklerden arındırılmasını esas alır. Siyaset adamları; bilmeyerek veya yanlış bilgiler yüzünden veya gerçek özünden saptı-rılmış tarikat şekillerinden hareketle, bütün tarikatları yasak kapsamına almakla, toplu-mu ayakta tutan, ahlâkî ve mânevî değerle-ri koruyan bir kalkandan toplumu mahrum etmiş olmaktadırlar. Çağımız insanının esas bunalımı; hayatı, kâinatı ve varlık dünyasını, inançsızlık sebebiyle mânâsız bulmasından, hayatta zevk ve huzur adına bencil duygu-larını tatmin etmeyi ve nefsin her dediğini yapmayı özgürlük sayıp onu putlaştırmasın-dan, nefis ve şeytanın esiri olmasından ile-ri gelmektedir. Bu yüzden de çağımızda, ne insanın iç dünyasında ne de dış dünyasında barış ve huzur sağlanamamakta, insanın iç dünyasında bunalımlar, stres, ruhsal gerilim, ruhsal problemler; dış dünyada ise savaşlar, çatışmalar, terör, anarşi; her türlü siyasî, ekonomik, kültürel, ideolojik v.s. kavgalar, didişmeler, mücadeleler sürüp gitmektedir. Sözde çözümler ise, olmayan yerde aran-maktadır. Çağımızın hâkim dünya görüşü ve hayat anlayışı olan maddecilik, hayatın gayesi olarak dünyanın her türlü zevklerini tatmak (hedonizm) ve her şeye darvincilik açısından bakmak; hayatı, insanı, toplumu ve
tarihi darvincilik gözlüğü ile görme anlayışı tam bir çıkmaz ve iflas içindedir. Bu hayat ve insan anlayışının, insanlığa vaad edebileceği bir şeyi kalmamıştır. Kur'an ve İslâm ise in-sanlığa rahmet olarak gelmiş, insanın iç ve dış dünyasında barış ve huzuru sağlayacak reçetesini açıklamıştır. İnsanlık belki ileride bunu daha iyi anlayacak, dünya barışı, kişisel ve toplumsal huzur ve mutluluk için bu reçe-teyi çare olarak görecektir
nüfuz 1 : نفوذ.girme, girip geçme, derine inme, -içe işleme; yayılma 2.(mec.) emir ve sözünü - dinletme, yaptırma; etkileme gücü, otorite 3.(mec.) anlama, kavrama 4.itibar, saygı gö-rürlük, saygınlık
-
- nüfuz-u hükümet نفوذ حکومت : hükûmet otori-☐tesi, hükûmetin yaptırım gücü
nüfuz etmek 1 : نفوذ ايتمك.emek, yayılmak, -içe geçmek 2.etki ve yaptırımı olmak 3.anla-- mak, kavramak
-
nüfuzu haricinde olmak نفوذی خارجنده اول :
-
otoritesi dışında olmak, yaptırım gücünün dışında kalmak
-
nüfuzunu icra etmek نفوذينى اجرا ايتمك : yaptırım gücünü uygulamak, otoritesini kullanmak
nüfuz etmek 1 : نفوذ ايتمك.geçmek, yayılmak, içe geçmek 2.etki ve yaptırımı olmak 3.anla-mak, kavramak
: نفوذی خارجنده اولمق nüfuzu haricinde olmak otoritesi dışında olmak, yaptırım gücünün dışında kalmak
nüfuzunu icra etmek نفوذينى اجرا ايتمك : yaptırım gücünü uygulamak, otoritesini kullanmak
nüfuzunu idame etmek نفوذینی ادامه ايتمك : oto
ritesini, yaptırım gücünü devam ettirmek
: نفوذى استعمال ايتمك nüfuzunu istimal etmek
otoritesini, yaptırım gücünü kullanmak
nüfuzu kırılmak نفوذى قيريلم : itibarı zedelen-
mek, sayğınlığı kalmamak, sözü geçer olmak-tan çıkmak, otoritesi kalmamak
nüfuzunu kırmak نفوذينى قيرمق : itibarını zede
lemek, saygınlığını sarsmak, sözü dinlenirli-ğine zarar vermek
nüfuzu kuvvetli نفوذی قوتلی : itibarı, saygınlığı yüksek
nüfuzu olmak نفوذى اولمق : emri ve sözü geç-
mek, sözü dinlenir olmak; etkileme ve sö-zünü geçirme gücüne sahip olmak; yaptırım gücüne sahip olmak
nüfuz temin etmek نفوذ تامين ايتمك : itibar ve saygınlık kazanmak, sözü dinlenir olmak
nüfuzlu 1 : نفوذی.derin ve geniş görüş ve an-layışa sahip 2.sözü geçerli, hatırı sayılır, iti-barlı, etkisi geniş, yaptırım gücü ve otoritesi yüksek olan 3.makam ve mevki sahibi
Yüce Allah (c.c.), tùm insanlığa dünya ve ahiret mutlulu-ğunun yollarını göstermek için, ilk insandan itibaren kutsal kitaplar göndermiş, bu kitaplardaki kuralları insanlara bil-dirmek için de peygamberler görevlendirmiştir. Peygamber-ler hem ümmetine hak dini tebliğ etmiş, hem de kendinden sonra, insanlara dini anlatabilecek din görevlileri yetiştirme-ye çalışmıştır. Bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) de aynı şekilde davranarak, bir yandan Allah'ın dinini tebliğ ederken, diğer yandan ashabını en güzel bir biçimde yetiş-tirmiştir. Ayrıca ümmetine, kendinden sonra kıyamete kadar tüm insanlık için kaynak ve rehber olarak Kur'an'ı ve sün-netini bıraktığını belirtmiştir. Ne var ki, herkesin bu iki kay-naktan yararlanması mümkün olmamıştır. Bu açıdan müslü-manlar bu iki kaynaktan yararlanarak dini hükümleri bizzat çıkarabilenler ve ancak ehline sorarak bilgi sahibi olabilenler, diye ikiye ayrılmıştır. İlk gruba girenlere müftü, diğerlerine de-dini konular bakımından halk/avam adı verilmektedir. Bilenlerle bilmeyenler arasında gerçekleşen dinî bilgi alış-ve-rişine ise fetvā faaliyeti denmektedir.
Fetvå faaliyeti, önceden olduğu gibi, günümüzde de one-mini korumaktadır. Ancak günümüzde, eğitim yaygınlaşmış, eğitim seviyesi yükselmiş, iletişim imkânları artmış, dinî bilgi-lere ulaşmak daha kolay hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak da, bir yandan yetkili olmayan kişilerin rastgele fetvå verdiği, õte yandan her hangi bir konu ile alakalı pek çok farklı görü-şün yaygınlık kazanması dolayısıyla, özellikle halk kesiminde karışıklığa yol açtığı gözlenmiştir. Üstelik fetvå vermeye yet-kili olanların da, modern iletişim araçları yoluyla halkı dini konularda aydınlatırken düzeltilmesi zor hatalara düşmeleri ihtimali ortaya çıkmıştır. Bu sebepler, günümüz imkân ve ih-
tiyaçları da dikkate alınarak, fetvå faaliyeti ile ilgili kuralların yeniden ele alınmasını gerekli kılmıştır. İşte elinizdeki bu eser, yukarıdaki ihtiyaçları bir nebze olsun karşılayacağını umdu-ğumuz bir çalışmadır. Kısaca eser, günümüzde fetvā verme sorumluluğunu üstlenen müſtülere fetvå konusunda kılavuz niteliği taşımaktadır.
Eserde, öncelikle ilk dönemlerden günümüze kadar telif edilen fetvā ādābı kaynakları, içerik ve metot olarak incelen-meye çalışılmış, daha sonra ilgili kuralların ortak noktaları ve mezheplere göre dağılımı bulunmaya gayret edilmiştir. Ayrıca fetvå ådâbına dahil olan bazı alt konular, özellikle, müstakil olarak hazırlanmış eserler ve son dönemde yapılmış akade-mik çalışmalar yardımıyla genişletilmeye ve güncelleştirilme-ye çalışılmıştır. Dolayısıyla, klasik fetvā ādabı literatüründe bulunmayıp, çağımızın teknolojisi vasıtasıyla yeni meydana gelmiş olan radyo ve televizyon gibi iletişim araçlarından fetvå hizmetinde nasıl yaralanılabileceği belirlenmeye gayret edil-miştir.
Eser bir giriş ve iki bölüm hâlinde yeniden şekillendiril-miştir. Girişte fetvå kavramı, fetvâ âdâbının muhtevası, önemi ve kaynakları ile fetvå vermenin hükümleri üzerinde durul-muştur. Birinci bölümde fetvå ehliyeti ele alınmıştır. Fetvå eh-liyeti konusunda üç noktaya ağırlık verilmiştir. Bunlar, fetvå ehliyetini kazanmanın şartları, fetvå hizmetinin daha iyi yü-rütülmesi ve halkın da ſetvāyı rahatça kabullenmesi açısından fetvå verenlerin sahip olmaları gereken bir takım ahlaki ve mesleki özelliklerdir. Bu bölüm, özellikle pedagoji, halkla iliş-kiler, iletişim ve dini hitabet ilminin verileriyle geliştirilmeye gayret edilmiştir. Ayrıca ſetvå verenler, klasik "tabakåt"a göre değil, fetvā verebilme ehliyetlerine göre sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Bununla birlikte, daha önceki tabakaları da doğ-ru değerlendirebilmek için, bunlar kendi sınıflandırmamız içinde ayrı ayı ele alınmıştır.
İkinci bölümde ise, ſetvā verme âdabı ele alınmış olup, bu bölumde, klasik literatürde yeteri kadar yer bulmayan bazı
temel ilkeler üzerinde de önemle durularak, gerek fetvå iste-nen konuyu tespit aşamasında, gerekse fetvâyı açıklama aşa-masında önemli olan temel ilkeler tespit edilmeye çalışılmış-tır. Ayrıca bunlardan daha önemli olduğunu düşündüğümüz fetvā hazırlama yöntemleri üzerinde de hassasiyet gösterilip, bu yöntemlerin işlerlik imkânları, kim tarafından nasıl kulla-nılacakları belirlenmeye gayret edilmiştir.
Çalışmamız yayına hazırlama aşamasında, üslup ve içerik açısından yeniden gözden geçirilip gerekli görülen düzeltme ve eklemeler yapılmıştır.
Son olarak, çalışmanın tüm aşamalarında, büyük yardımı-nı ve rehberliğini gördüğüm hocam Sayın Prof. Dr. Muhsin KOÇAK'a, yine yardım ve desteklerini gördüğüm Prof. Dr. Mustafa BAKTIR, Prof. Dr. Nihat DALGIN ve Prof. Dr. Ahmet YAMAN'a, ayrıca çalışmamın çeşitli kademelerinde yardım ve desteklerini esirgemeyen diğer dostlarıma ve daima yanımda olan eşime ve kızıma teşekkürü bir borç bilirim.
Yüce Makamına yakınlık ver. İzzet civarına, en büyük rızana erdir. mek sureti ile cümleden muazzam ve pek keremli eyle.
- Onun hüccetini açık eyle.
Bu cümlenin manası, bazı nüshalardaki ibarelere göre şöyledir: Resulüllah B.A. efendimizin davet ve hacetlerini uygun biçimde
yerine getir, layıkı veçhile kendisine icabet ettir.
Onun derecesini İLLİYYİN EHLİ arasında yükselt.
Yani: Resulüllah B.A. efendimizin derecesini..
Bu cümlede geçen:
-İLLİYYIN.
Lafzı ile anlatılmak istenen, bir yüce makam olup yedinci semada pek şerefli bir kattır. Oranın ehli şunlardır: Mukarreb melekler, nehi-lerin, resullerin, sıddıkların, şehidlerin, salihlerin, büyük velllerin, bel Allmlerin ruhlarıdır.
Rivayetle sabit olmuştur ki: Havz-ı Kevser'in çevresinde dizili ka-dehler, gökteki yıldızların, yerdeki kumların sayısı kadardır.
Bu mana:
- Onun.
Zamirini, Kevser'e bağlamak sureti ile verilen manadır. Resu-lüllah S.A. efendimiz murad edildiği zaman ise, mana şöyle olur: Resulüllah S.A. efendimizin eli ile sunduğu kadehten içir.
Şöyleki.
- Rüsvay olmayalım; pişmanlık olmasın.
Bu cümlenin ifade ettiği mana şu demeğe gelir:
emada
nebi-
- Ayıplarımız, günahlarımız, isyanlarımız sebebi ile rüsvay, hor, hakir, perişan olmayalım.
, bel-
Ayrıca, kusurlarımız, ibadetlerimizdeki eksiklerimiz sebebi ile, ak-ran ve emsalimizden geri kalıp (Allah korusun) Allah'ın azabına, ita-Keyser Havz'ından kovulmaya giriftar
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetinin doğruluğunda, Yüce Hak'tan getirdiği, zarurat-ı diniyyeden olup iman etmek vacip olan şeylerin hiç birinde şekke ve şüpheye düşmeyelim.
ik,
Tebdilci ve tağyirci olmayalım.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
İtikadların aslı üzerinde, ehl-i sünnet vel-cemaat, itikadlarından, şer'i amellerin herhangi bir esasında Allah'ın emrine aykırı bir deği şiklik yapıp tebdil ve tağyir edici olmaktan bizi koru.
- vesile, Vesona cennetteki derecelerin en yücesidir; fazilet ise, orada th san edilen keremlerin en faziletlisidir.
Kendisine, vaad buyurduğun MAKAM-I MAHMUD'a çıkar. Daha önce de, anlatıldığı gibi, MAKAM-I MAHMUD, âhirette Re sulüllah S.A. efendimize has en büyük şefaat makamıdır.
Nebilerden kardeşleri ile beraber nail eyle.
Yani: Saygıya lâyık dostları, ikram vacib olan ahbabını da ihsa
na, lütfa kereme mazhar eyle.
- Allah-ü Taâlâ salât eylesin.
Bu cümlenin manası şudur: Celâl ve ikram sahibi şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah..
Bizzat iclâl, ikram, şanını tevkir, ihtiram edip şeriatını kıyamete kadar baki eyle. Taa, sonsuzlara kadar ümmetini saygılı kılıp çoğalt-mak sureti ile in'am ve ikram eylesin.
- Rahmet peygamberi, bu ümmetin efendisi Muhammed'e.. Resulüllah S.A. efendimiz bütün mevcudata, kaffe-i mahlukata rahmet olarak gönderilen bir peygamberdir.
Resulüllah S.A. efendimiz, bu ümmetin büyüğü, efendisi, seyyidi melcei ve sığınağıdır. Kendilerinin uyacağı ve başvuracağı bir zattır.
Resulüllah S.A. efendimiz, bu ümmetin büyüğü , efendisi, seyyidi melcel ve sığınağıdır. Kendilerinin uyacağı ve başvuracağı bir zattar. - Keza, babamız Adem'e ve anamız Havva'ya da..
Yani: Yüce Allah, babamız Ebülbeşer Adem Safiyyüllah üzerine de iclâl, tazim, in'am, ikram inzal eylesin..
Aynı ikramı, Havva anamıza da yapsın. Şöyleki:
YE'CUC ME'CUC'UN TÜREMESİ
Allah-ü Taala, Havva anamızı, Adem'in a.s. sol eğe kemiğinden yaratmıştır. Cennat-ı âliyatta ve yerde onunla kalmıştır. Cümle insan, hatta Ye'cuc Mecuc bile sahih kavle göre, bunların neslinden türemiş tir.
Ademe ve ümmina Havvae ve men veleda min'en-nebiyyine ves-mochkine veş-şühedai ves-salihine.
Ve salli alâ meläiketike ecmaine min ehl-is-semavati vel-arazine ve aleyna maahüm ya erham'er-rahimine,
Allahümmeğfirli zünubi ve livali-deyye verhamhüma kema rabbeyani sağiren ve licemiil-mü'minine vel-mü'. minati vel-müslimine vel-müslimat'il-ahyai minhüm vel-emvati ve tabi' bey-nena ve beynehüm bil-hayrati rabbig-fir verham ve ente hayr'ür-rahimine ve låhavle ve läkuvvete illa billah'll-aliyy'il-azimi.
89. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin nur'il-envari ve sır-r'il-esrari ve seyyid'il-ebrari ve zeyn'il-mürselin'el-ahyari ve ekremi men az-leme aleyh'il-leylü ve eşraka............
Keza, babamız Adem'e ve anamız Havva'ya da.. Bu ikisinden dünyaya gelen peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihler üzerine de salát eyle.
nete alt-
Aynı şekilde, yer ve sema sakinleri bulunan bütün meleklerine de salât ey-le; keza onlarla beraber bizlere de ey merhametliler merhametlisi.
ata
Allahım, günahlarımı bağışla, ana babamın da.. Onlar, beni küçükken terbi-ye edip yetiştirdi: bunun için kendilerine merhamet eyle.
idi
Bütün mümin ve müminelerin, müslim ve müslimelerin; hem dirilerinin hem de ölülerinin günahlarını bağışla. Onlarla aramızda hayırla bir uyarlık nasib eyle.
tır.
Rabbım, beni bağışla, merhamet eyle. Çünkü sen, merhametliler hayırlısısın. Havl ve kuvvet, ancak, yüce ve azim olan Allah'ındır.
Sev seni seveni hâk ile yeksan ise, sevme seni sevmeyeni Mısır'a yeni ne denli güçlü ne denli zengin olsa bile. sultan ise: Sev seni seveni yerlerde sürunsebile; sevme seni sevme-
Serçeden korkan dan ekmez: Tehlikeleri gözde büyüterek işe giriş-mekten kaçınanlar, amaçlarına ulaşamazlar.
Seyrek git dostuna, kalksın ayak üstüne: Her şeyin fazlası insanı usandınr. Çok sık ziyaret edilen dost da bu durumdan sıkılır ve gide-rek bizi hoş karşılamaz olur. Bu yüzden ziyaretin seyreği makbuldür. Seyrek ziyaretlerde insan daha iyi karşılanır ve ağırlanır.
Sinek küçüktür ama mide bulandırır: Kendi açımızdan küçük ve önemsiz görülen bazı şeyler, başkalarında kötü ve olumsuz izlenim bırakabilir.
Sofu soğan yemez, bulunca sapını komaz: Kötü iş yapmıyormuş gibi görünerek saman altından su yürüten, fırsatını bulunca da kötülük yapmaktan hiç çekinmeyen insan pek çoktur.
Soğanın acısını yiyen bilmez doğrayan bilir: Herhangi bir işin ne denli zor yapıldığını, o işin sonucundan yararlanan bilmez. Ancak o işi yapan bilir.
Son pişmanlık fayda vermez: İş işten geçtikten sonra "keşke böyle yapmasaydım" demenin (pişman olmanın) hiçbir yararı olmaz. Sora sora Bağdat bulunur: Insan, sora sora çok uzaktaki ve bilme-diği yerleri bile bulabilir.
Söz var, dağa çıkarır; söz var dağdan indirir: Sözün değenni bil-mek ve dikkatli konuşmak gerekir. Karşımızdaki kişi, sözümüze ve söyleyiş tarzımıza bakarak tavır takınır. Güzel konuşmuşsak uysalla. şır. Çirkin konuşmuşsak asileşir.
Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir. Tatlı dilli insan, olmaz işlen ol-durur. Sivri dilli, yani konuşmasını bilmeyen insan, olabilecek işini bile gördüremez, ayrıca başını da belaya sokabilir.
Su akarken testiyi doldurmak gerek: İnsan, para kazanabiliyorken, geleceğini düşünerek yatırım yapmalı, yani mal mulk sahibi olmaya bakmalıdır.
Sakla samani gelir zamanı: Gereksiz görulen şey birg
olabilir. Bu yüzden, böyle şeyler atılmayıp bir kenarda saklarma Sanat (zanaat) altın bileziktir. Herhangi bir dalda ustalig naat sahibi) kişi, hiçbir zaman işsiz kalmaz. Para sıkıntısıçme yüzden, zanaat altın bileziğe benzer, çünkü her an paraya çevri Sana lafla vurana sen asla vur: Erdemli insan, kendisine ki yapana kötülükle karşılık vermez, iyilikle karşılık verir.
Sanatı (zanaatı) ustadan görmeyen öğrenemez: Zanaat, uzun lar bir usta yanında çalışılarak öğrenilir. Başka türlü öğrenilemez Sarhoştan deli bile korkar: Sarhoş kişi, kendini bilmez durumda bu yüzden abuk sabuk hareketler yapar. Bu hareketleriyle kendiss de çevresine de zarar verebilir. Sarhoş bir kimseden delinin bilee kinmesi bundandır.
Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış: İnsan kou yanlarını kolay kolay belli etmez, bu yüzden, biriğ hakkında yargıda bulunmakta (bir kanıya varmakta) acele etmemek gerekir.
Sayılı günler tez geçer: Süresi verilen bir işe hemen başlamak ger kir. Oyalanırsak süresinde işi bitiremeyiz.
Sebepsiz ölüm olmaz: bk. Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane.
Sel ile gelen yel ile gider: Emek vermeden ele geçen para çarqu alur gider.
Sen ağa ben ağa, koyunları kim sağa? Herkes ağa olursa veya ten kaçarsa, bütün işler ortada kalır.
Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek? Yoksul ve kim sesiz bir kişinin, varlıkı bir kişi gibi harcama yapması ya da boyundan büyük işlere kalkışması doğru değildir
San işten korkma, iş sanden korkaun: Yapılacak iş güzde büyütü lürse, insanın pevkini (çalışma isteğini) kırar. Bu yüzden, korkmadan işe girişmek ve sabırla çalışmak gerekir
Sevda peçer yalan olur, sonra sokar yılan olur. Birtarini çok seven kiksi (kan ve erkal), sevgileri yitirdiklerinde geçirdikleri eski o zel günter yalan olur. Gelecekte de birbirlerine zarar veret
Ya ilihelälemin, Adem ve Havva'nın as. babalık ve analık haklarua eda için biz aciz kullarından yana, zat-1 ecel ve alån ile üzer lerine icial ve ikram inzal ile şanlarını yüce kıl.
Sara
- Bu ikisinden dünyaya gelen peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salider zerine de salat eyle...
Ayu şekilde, yer ve sema sakinleri bulunan bütün meleklerine de salit eyle.
Kaza, onlarla beraber bizlere de...
Yani: O yer ve semaların sakini olan meleklerle beraber, bize de ahmetzal buyurup bizi sevaba nail eyle. En büyük rızana erdirmek sureti ile bizleri mesrur eyle.
Ey gunahlari bagis ra icabet eden şanı büyuk, kendisinden başka ilah olmayan, nimet) her şeye şamil Yüce Allahım.
- Günahlarımı bağışla.
Bu günahlarım ister büyük, isterse küçük, gizli, aşikâre, bilerek, bilmeyerek işlediğim; kasaen, sehven, hata icabı irtikâb ettiğim gi nah ve masiyet çeşitleri olsun.. bütün bunları af ve mağfiret eyle.
Ana babamın da günahlarımı bağışla. Onlar, beni küçükken terbiye edip yetiştirdi, bunun için kendilerine merhamet eyle.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şöyledir:
Ana babama merhamet eyle. Onlar, küçüklük halimde, zarar ları def etmeye, iyilikleri celbe gücüm yokken beni korudular. Cisma nî gücüm yemeğe, içmeğe, giymeğe yetmezken, yedirip içirip giydirdi ler. Korkulu ve tehlikeli yerlerden korunmaya, sakınmaya gücüm yok ken, hatta idrâkim olmadığı halde onlar bana merhamet ve şefkat gös terdiler.
Onlar, bana olan şefkatlerinden ötürü, münasip yemekler yedirdi ler, içirdiler, libaslar giydirdiler. Soğuktan, sıcaktan, cümle zararlar dan korudular.
Ana babama merhamet eyle. Onlar, küçüklük halimde, zarar-
ları def etmeye, iyilikleri celbe gücüm yokken beni korudular. Cisma-ni gücüm yemeğe, içmeğe, giymeğe yetmezken, yedirip içirip giydirdi. ler. Korkulu ve tehlikeli yerlerden korunmaya, sakınmaya gücüm yok. ken, hatta idrâkim olmadığı halde onlar bana merhamet ve şefkat gös terdiler.
Onlar, bana olan şefkatlerinden ötürü, münasip yemekler yedirdi. ler, içirdiler, libaslar giydirdiler. Soğuktan, sıcaktan, cümle zararlar dan korudular.
Cismani terbiyemi geliştirip hayrı ve şerri bilmeğe başladığım za man, beni fena ve kötü şeylerden çektiler. Bana Allah'ı bilmeği, fay-dalı ilmi, Kur'ân-ı Azimüşşan'ı okuttular; san'at öğrettiler.
Hasılı: Kabiliyetim mikdarınca, dünyaya ve ahirete dair iyiliği bulmayı, mazarrati def etmeyi ve iki cihanın saadetine nail olacak ya-rarlı amelleri bana öğrettiler.
Anlatıldığı şekilde, cismanî te'dip, nefsanî tehzip ile maddi ve ma-nevi terbiyemi sağladılar.
aidler
İşte, bu anlatılarlar için, onlara merhamet eyle..
Bir başka mana da şöyle olabilir:
Onların bu yaptıklarına, merhametlerine, şefkatlerine mükafat olarak, kendilerine türlü türlü rahmet, çeşitli ihsanlar eyle.
erine
Lütuf, kerem, ihsan olarak seyyiatlarını, cürümlerini ve günah-larını af ve mağfiret eyle. Ayıplarını ört. Hatalarını mahvet. Firdevs-i alanda onları iskân eyle. Cemalinin müşahedesine, en buyük rızana nail ve vâsıl eyle. Böylelikle, onların haklarını, ben kulundan yana bol mükâfat ve mücazat edip bol ecir vererek mesrur eyle.
Ebu Davud ve İbn-i Mace Hasen usulü ile, ashab-ı kiramdan Ebu Useyd-i Saidi'nin şöyle anlattığını rivayet ettiler:
Beni Süleym kabilesinden bir erkek kimse, Resulüllah S.A. elendimizin yanına geldi. Şöyle bir sual sordu:
duâla-nimeti
Ya Resulellah, anam ve babam öldü. Onlar öldükten sonra, on-lara yapacağım iyilik ve ihsandan yana bir şey kaldı mı?. Beyan bu-yurun ki, onunla amel edeyim. Daima, onlara iyilikte ve itaatta ola-yım.
Resulüllh S.A. efendimiz, saadet ve iclâl ile söyle buyurdular: «Evet.. vardır. Onlar öldükten sonra baki kalan şudur: Onlara
erek, gü-le.
daima hayır dua ile dua edesin. Onları iyi amellerie hatırlayasın. Yüce Hak'tan, günahlarının af olunmasını, isteyesin; onların namina istig-far edip bağışlanmalarını taleb edesin.
ken
retti:
Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, o kimseye şu duâyı öğ
ar
na-
«Allahım, beni bağışla; ana babanı da bağışla. Onlara merha met eyle. Nasıl ki, onlar da beni küçükken terbiye edip büyütmüşler-di
Kadın ve erkek müminleri, kadın ve erkek müslumanları, oller
ni ve dirilerini bağışla.» (1)
Sonra..
- Bütün mümin ve müminelerin..
Yani: İnsan ve cin tayfasından sübhan olan Yüce Hakkın ülub yet ve vahdaniyetini ikrar ve tasdik, meleklerini, kitaplarını, kıyam günü bu cesetlerin yaratılıp baas olunacağını, olan işlerin cümles hayır ve şer olarak Yüce Hakkın takdiri ile olduğunu ikrar ve tasc
(1) Bu duânın Arapçası şöyle okunur:
- «Rabbiğfir li ve livalideyye verhambūna kema rabbani sağiren, vağfir lil minine vel müminati vel müslimine vel müslimat'il-ahyai minhüm vel emvat
eden erkek ve kadınların cümle günahlarını, cürümlerini affedip ba. ğışla; sil.
ve
re
- Keza, müslim ve müslimelerin..
Yani: İslâm erkânı olan kelime-i şehadet, savm, salat, hac, zeki iz'anla kabul edip rabbani emirlere, şer'i hükümlere inkıyad eden
ti erkek ve kadınların cümlesini af ve mağfiret eyle; günahlarını il Ayıplarını gizle.
larla aramızda, hayırla bir uyarlık nasib eyle.. - Hem dirilerinin, hem de ölülerinin günahlarını bağışla. Om.
Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz, bizi ve onları bir ceset gi-bi
gördü. Bu açıdan bakılınca ikinci cümle şu demeğe gelir:
d
Birbirimize tam mahabbet, içten bağlılık ve daima iyilik, ihsan, in'am, gidiş geliş, birbirlerimizin işlerine ihtimam göstermek, yardım laşmak, birbirimizi tercih etmek, daima hayırla mesrur olmalarına çalışmak, onlara zarar isabetinde, kendimize olmuş gibi elemlenmek def'ine çalışıp Yüce Hak'tan onların kalkmasını talep etmek, kalhie rimizde asla birbirimize düşmanlık olmadan daima hayırla anmak, eyle. gizli aşikâr, gıyaplarında övmek. hayır dua etmekle bizlere yardım
Ey beni bir katra meniden böyle bir cian-i latifa suret-i marif yaratıp terbiye eden, kemale erdirip Irnan nuruna hiday sevgili habib-i ekrem ve nebiyy-1 muhterem B.A. efendimize mamata mayı thaan ederek türlü kenalât ile büyüten halik, razik ve ma olan Yüce Allah.
Re
- Beni bağışla; merhamet eyle. Çünkü sen, merhametiler hay lastsın. HAVL ve KUVVET ancak, yüce ve azim olan Allah'meer
H
cudu
nare
Burada geçen:
-HAVL ve KUVVET.
Lafızları, GÜÇ, KUDRET ve SALTANAT manalari
de eder. Burada geçen:
- Güç ve kuvvet, yüce ve azim olan Allah'ımdır.
Duâsını okuyan, babanız Adem a.s. peygamberdir
Jete
Bunun faziletine ve çok çok okumaya dair hadis-i şerifler varte Bu duâ cümlesi, Ary-1 Azim'in hazinelerinden bir hazinedir Bu mübarek kelâmı söylemek, doksan dokuz derde devader, b
ların en ulağı gamın ve hüznün giderilmesidir.
Bir rivayette, şöyle anlatıldı:
mi
kaldırdı ve onlara:
- Yüce Hak, Ars-1 Azim'i yarattıktan sonra, Arş'ın hamillerma
- Bunu tutun.
Diye emretti. Ama, onların bu Arş'ı taşımaya güçleri yetmad
- Güç ve kuvvet, ancak yüce ve azim olan Allah'ındır. (LA havle vela kuvvete illa billah'll-allyyll'azim.) Cümlesini okumaları emr-i rabbaniai geldi. Onlar da, bu müba rek cümleyi okudukları zaman, Arş'ı kaldırmak kendilerine kolay gel-di, kaldırdılar.
ஃ
Bazı nüshalara göre, DELAİL-İ HAYRAT kitabının yarısı burada tamam olmuştur.
SEKSEN DOKUZUNCU SALAVATI ŞERİFE:
- Allahım, Muhammed efendimize SALAT EYLE
Yani: Büyüğumüz, mürşidimiz, hidayet edenímiz..
- SALAT EYLE.
Cümlesi için, şu manalı şerh yapılmıştır:
Onun üzerine salât teşrifatı, tahiyyat tekrimatı, sayıya ve he saba gelmeyen in'amlar ve bereketler inzal ederek, şanını muazzam ey-le. Yüce makamını faziletli ve mükerrm eyle.
Hadis-i şerifi uyarınca, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek vü-cudu bütün mevcudatın evvelidir; aslıdır. Cümleye, onun nurundan nur verilmiştir. Bu mana icabı olarak, kendisine:
Nurların nuru.
Denildi. Şöyleki:
İlimlerin nurları, ilahi marifet, Yüce Hak katından gelen varidat, iman ve ikan sırlarının nurları, ulvi ve süfli aydınlıkların nurları cüm-leten Resulüllah S.A. efendimizin nurundan alınmıştır.
Ayrıca, bu mananın tafsili, Resulüllah S.A. efendimizin NUR is-mi yazılırken anlatılmıştır. (Bak: İsim 53)
- Sırların sırrıdır.
Bu cümlenin manalı şerhi şöyledir:
Kalblerde bulunan sırları, berzah âleminde ve kıyamette olan sır-ları tamamen, Allah-ü Taâlâ fazlı ile Resulüllah S.A. efendimizin özü-ne yerleştirmiştir. Bu, büyük bir sırdır ki, hakikatını ancak, sübhan olan Yüce Hak bilir.
Ebrarın efendisidir.
Kalblerinde latifetülletaif, lübbülelbab olan zümre.
Lafzına, nebiler de dahildir. Ki bunlar, insanların hayırlımdır. Bunların tümünün hayırlısı ise, Resulüllah S.A. efendimizdir.
münün en keremlisidir.
Gecenin karanlığı, gündüzün aydınlığı üzerine gelenlerden tü
Dünyanım evvelinden, taa, âhirine kadar inen yağmur katreleri nin sayısı, bitkilerden ve ağaçlardan ne varsa, dünyanın evvelinden taa, âhirine kadar bitenlerin sayısı kadar olsun.
Bizleri de, Resulüllah S.A. efendimize bu kadar salavat-i şerife faydalar ve sevaplarla mesrur eyle. okumuşcasına bol sevaba, faydalara nail eyle. İki cihanda bizleri e
vamı ile devam etsin. - Öyle bir salât olsun ki: Vâhid Kahhar Allah'ın mülkünün de
rak cumle mulkün sahibi şanı büyük, nimeti her şeye samil, kendi Ey cümle abidlerin mabudu, hamidlerın mahmudu, mutlak ola sinden başka liah olmayan Allahım.
- Efendimiz Muhammed'e salât eyle. Burada salât için şu şerh yapılmıştır:
Allahım, fazi u keremin, lütuf ihsanunla büyüğümüz ve efendi efendimiz üzerine salât inzal eyle. Keremler eyle. Tahiyyat ve tegrita mis, Ademoğullarının efendisi, Neblyy-1 Muazzam Resulüllah BA ulaştır. Yüce şanlarını yüceler yücesine çıkar. Çeşitli iclalinle büyült Öyle bir salût olsun ki, onunla MESV A'sını kereme nail ede
sin.
Bu cümlede geçen:
- MESVA.
Lafzı ile, Resulüllah S.A. efendimizin mekânı ve makama ad edilmektedir. Bunun daha açık manası şudur:
Dünya âleminde Resulüllah S.A. efendimizin kabr-i latiflerini merkad-i şerifelerini ravza-ı mutahharalarını, ayrıca Firdevsi alat olan menzil ve mekânını ziyade kerim ve azim eyle..
Bu cümlede geçen:
- Mesva.
Lafzının keremle anlatılması mecazidir. Esas mana şudur: Resulüllah S.A. efendimize öyle bir salât eyle ki, Allahım, omall sebebi ile, ravza-i mutahharaları içindeki pek nurlu cisimleri mülker
بها مشواهُ وَتَشْرَفُ بِهَا عَقْباهُ وَتَبْلِمُهَا يَوْمَ القِيمَةِ مَنَاهُ وَرِضَاهُ هذه الصلوة تعظيم الحقاكَ يا محمد اللهم صل على سيدنا محمد جاءَ الرَّحْمَةِ وَمِيمَا الْمُلْكِ وَدَالُ الدَّوامِ السَّيْد الكَامِل الفَاتِحَ الْخَالِمِ عَدَدَ مَانية علمك كَائِنَ وَقَدْ كَانَ كُلْتَا ذَكَرَكَ وَذَكَرَهُ النَّاكِرُونَ وَكُمَا عَقَلَ عَنْ ذِكْرِكَ وَذِكْرِ الْغَافِلُونَ صَلوةٌ دَائِمَةً بِدَوامِكَ بَاقِيَة بِبَقَاتِكَ
aleyh in neharu ve adede manezale min evvel id-dünya là Bhiriha min katr'il-emtari ve adede manebete min evvel id-dünya ila shirtha minem neba. ti vel-encari salåten daimeten bideva-mi mülk'illah'il-vahid'il-kahbari,
90. Allahümme salli alâ seyyidi na Muharamedin salaten tükrimi biha mesvahü ve tüşerrifü biha ukbahü ve tübelliğu biha yevm'el-kayameti mlima hü ve rızahü hazihis saláta tazimen lihakkike ya Muhammed.
91. Allahlimme salli alá seyyidi na Muhammedin hair rahmeti ve mi mal-mülki ve dal'üd-devam'isseyyid kamill-fatih'il-hatimi adede mafilmi ke káinin ev kad kåne küllema zeke reke ve zekersbliz-zakirune ve kille ma gafele un zikrike ve zikribill-gafi lune saláten daimeten bidevamike ba kryeten bibekalke
Gecenin karanlığı, gündüzün aydınığı üzerine gelenlerden tümünün en ke remlisidir.
efendi-
Dünyanın evvelinden, taa, áhirine kadar inen yağmur katrelerinin sayı bitkilerden ve ağaçlardan ne varsa, dünyanın evvelinden, taa, áhirine kadar bi-tenlerin sayısı kadar olsun.
ah S.A. teşrifat büyült.
Öyle bir salát olsun ki: Vahid Kahbar Allah'ım mülkünün devamı ile devam
etsin.
90. Allahwn, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Öyle bir salât olsun ki. onunla mesvasını kereme nail edesin. Yine o salátla akbasmı şereflendiresin. Yi-ne bu salát sebebi ile kıyamet günü, arzu ettiğine ve hoşnud olacağı seye ulaştı
il ede.
Ya Muhammed, bu salát, senin hakkına tazim içindir.
nurad
91. Allahım, Muhammed'e salát eyle. Rahmet HA'sıdır. Mülkün iki MİM'idir. Devamın DAL'ıdır. Seyyid, kamil, fatih, hatim bir zattır. İlminde olmuşların ve olacakların sayısı kadar olsun. Hem de, seni zikredenler zikrettikçe; ona zikre-denler zikrettikçe... Senin zikrinden gafil olanlar gafil oldukça; onun zikrinden yana gafil olanlar gaflete düştükçe..
lerini alada
Bu salát daimi olsun, zatının devamı ile.. Baki olsun, zatının bekası sürdükçe...
vetli, güçlü 4.Arapça sert sessiz harf (be, te, cim, dal, tı, kaf, kef) 5.(mec.) tam, kusursuz,
sağlam, sarsılmaz
sedid-i ihtiyaç شديد احتياج : kuvvetli ihtiyaç
şedid-ül mukavemet شديد المقاومت : direnişi güçlü, kuvvetle direnen
sedid-üş şekîme شديد الشكيمه : kuvvetli direnci
olan (direngen), kuvvetle ve inatla direnen
sedidane شديدانه : kuvvetli şekilde, kuvvetli olarak
sef 1 : شف.lider, baş yönetici; yönetimin başı, devlet başkanı 2.C. H. P. tarafından Milli Şef sıfatı verilen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü
sefaat 1 : شفاعت.birinin bağışlanması veya
dileğinin kabulü için ricacı olma, aracı olma 2.öbür dünyada, hesap günü, bazı kimselerin bağışlanması ve dileklerinin kabulü için Hz. Muhammed'in (a.s.m.) veya Allah (c.c.) tara-fından izin verilenlerin ve meleklerin Allah'a (c.c.) dûa edip yalvarmaları (bkz. Kur'an, 20/109; 44/41, 42; 53/26; 34/23) 3.fayda sağ-lama
sefaat-ı Kur'an شفاعت قرآن : Kur'an'ın şefâatı,
Kur'an'ın kendisine sahip çıkana âhirette şefâatçi olması (bkz. şefâat)
şefaat-ı kübra شفاعت کبری : en büyük ve geniş
şefaat, Hz. Peygamberin (a.s.m.) şefâati, âhi-rette ümmetinin affı için Allah'a (c.c.) duası ve yalvarışı (bkz. şefâat)
YanıtlaSil
yuksel6 Şubat 2026 22:33 082
şeffafiyet
sefaat-i Nebeviye (a.s.m.( شفاعت نبویه : Peygamberin (a.s.m.) şefâati, âhirette ümme-tinin affı için Allah'a (c.c.) duası ve yalvarışı (bkz. şefâat)
sefaat-ı uzma 1 : شفاعت عظمی.en büyük şefa-at, Hz. Muhammed'in (c.c.), öbür dünyada hesap gününde, büyük şefaati, ümmetinin affı için Allah'a (c.c.) duası ve yalvarışı (bkz. şefâat) 2.Hz. Peygamber'e (a.s.m.) verilen en büyük sığınma ve af makamı. Bu makam, "Makam-ı Mahmud" şeklinde Kur'an'da İsrâ Sûresi'nin 17/79 âyetinde geçer. Hz. Peygam-ber'e (a.s.m.) gece kalkıp farz namazların dı-şında, fazladan namaz kılmasıyla bu makama yükseltilebileceği bildirilir. Bu sebeple gece kalkıp namaz kılmak, tavsiye edilen nafile bir ibadettir. Ezan ve kametten sonra mü'min-ler, bu makamın Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ve-rilmesi duasında bulunurlar. Bu duada şöyle denir: "Allahümme Rabbe hazihi'd-da'veti't-tammeti, vesselâti'l-kaimeti, âti Muhamme-den'il vesilete ve'l-fazilete ve'd-derecete'r-ra-fiate, veb'ashu Makamen Mahmuden'il-lezi vaadte hu, İnneke lâ tuhlifu'l-mî'ad". Mânâsı: "Allahım! Ey bu tam dâvetin (ezanın) ve kı-lınmak üzere olan namazın sahibi (Rabbi)! Peygamberimiz Hz. Muhammed'e vesileyi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et ! O'nu, kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'a eriştir. Şüphesiz Sen, vaadından caymazsın. "
sefaatbahs شفاعتبخش : faydalı 2.sefata yol açı-cı, şefâat verici (bkz. şefât)
sefaatçi شفاعتجی : sefâat için Allah'a (c.c.) dûa-cı; şefâata yol açıcı (bkz. şefâat)
sefaatkâreâne شفاعتکارانه : sefaat diler tarzda, şefâat için dua eder sekilde Gulfoot)
1967- Kuldan ilk çıkarılacak şey hayadır. (Bundan sonra
o) öfkeli ve kendisine öfke gösterilen olacak. Ardından ondan emanet alınacak, böylece hem hain, hem de hiyanete uğramış hale düşecek. Ardından merhamet duygusu alınacak, kaba ve hırçın olacak. Ardından boynundan İslam bağı çıkarılacak, böy-lece lanetlenmiş şeytan oluverecek.
1968- Mahlukatı arasında Allah'ın dostları, aç ve susuz kalanlardır. Kim onlara eziyet etmeye kalkışırsa, Allah ondan inti-kam alır. Perdesini yırtıp perişan eder. Cennetinde yaşamasını yasak eder.
وَهَتَكَ سَتْرَهُ وَحَرَّمَ عَلَيْهِ عِيشَهُ مِنْ جَنَّتِهِ (ابن النجار عن ابن عباس)
1968- Mahlukatı arasında Allah'ın dostları, aç ve susuz kalanlardır. Kim onlara eziyet etmeye kalkışırsa, Allah ondan inti-kam alır. Perdesini yırtıp perişan eder. Cennetinde yaşamasını yasak eder.
١٩٦٩ - اَوْلِيَاءُ اللَّهِ الَّذِينَ إِذَا رُوا ذُكِرَ اللهُ الحكيمعن ابن عباس حل عن سعد
ابن جرير عن سعيد مرسلا)
1969- Allah'ın dostları onlardır ki, kendilerine bakıldığın-da Allah Teala hatırlanır.
ابْصِرُوا لا يَأْتِينَ النَّاسُ بِالأَعْمَالِ وَتَأْتُونَ بالأَثْقَالِ فَيُعْرَضُ عَنْكُمْ اَنْ قُرَيْشًا اَهْلُ اَمَانَةٍ مَنْ بَغَاهُمُ العَوَائرَ أكَيَّهُ اللهُ لمنخره ك عن اسمعيل بن عبيد بن رفاع
٩٦٦
عن ابي
ska-
الزرقي عنابيه عن جده)
1970- İçinizde, dostlarım, takvaya erenlerdir. Siz onlar-dansanız ne iyi! Değilseniz dikkat edin, sonra yine dikkat edin. Siz ağır yüklerle gelirken huzura insanlar sizin için bir şey yapamaz-lar. Sizden herkes kaçar. Şüphe yok ki, Kureyş emanet ehlidir. Hakaret yollu onlara kim tecavüz ederse, Allah onu burnu üzeri-ne sürttürür.
۱۹۷۳ - الا اخبرك بما هو ايسر عليك من هذا وافضل سبحان الله عَدَدَ مَا
UZ
ti-
خَلَقَ فى السَّمَاءِ وَسُبْحَانَ الله عَدَدَ مَا خَلَقَ فى الأرْضِ وَسُبْحَانَ الله عَدَدَ مَا خَلَقَ بَيْنَ ذَلِكَ وَسُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا هُوَ خَالِقٌ وَاللَّهُ أَكْبَرُ مِثْلُ ذَلِكَ وَالْحَمْدُهِ
וח
اللَّهِ مِثْلُ ذَلِكَ وَلاَ إِلَهَ إِلا اللَّهُ مِثْلُ ذَلِكَ وَلاَ حَوْلَ وَلا قُوَّةَ إِلا بِاللَّهِ مِثْلَ ذَلِكَ دت حسن غريب ن حب ك هب ض عن سعد ابن ابي وقاص انه دخل مع رسول الله على امرأة وبين يديها نوى او حصی تسبح به قال فذكره
1973- Dikkat et, sana bundan daha kolay ve faziletli o-lanı bildiriyorum: "Sübhânellâhi adede mâ haleka fis semâi ve
sübhânellâhi adede mâ haleka fil erdı ve sübhânellâhi adede mâ haleka beyne zâlike ve sübhânellâhi adede mâ hüve hâlık."
"Allâhü Ekber" de onun gibidir. "Elhamdü lillah" da onun gibidir. “Lâ ilâhe illellâh” da onun gibidir. "Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" da onun gibidir.
5666- Kenûd nedir bilir misiniz? Kenûd, o nankör kafir
kişidir ki, seferinde yalnız başına konaklar. Arkadaşını götürmez. Yalnız başına yer, kölesini aç bırakır. Kavminin fakirlerine yardım etmez. Onlardan biri de Velid b. Muğire'dir.
٥٦٦٧ - هَلْ قَرَأَ مَعِيَ اَحَدٌ مِنْكُمْ آنِفًا فِي الصَّلَوةِ أَقُولُ مَا لِي أُنَازِعُ الْقُرْآنَ مالك والشافعى حم ش ن هـ حب ق ت حسن عن أبى هريرة حم حب عن عبد الله بن بحينة)
5667- Az önce benimle içinizden biri namazda okudu
5668- Biliyor musunuz, gökle yer arası ne kadardır? Ara-larında beş yüz yıllık mesafe vardır. Her gökten diğer bir göğe beş yüz yıllık mesafe vardır. Her göğün kalınlığı beş yüz yıllık me-safedir. Yedinci katın üstünde bir deniz vardır ki, üstü ile altı arası yer ile gök arası gibidir. Sonra bunun üstünde Arş vardır. Üstü ile
altı arası yer ile gök kadardır. Allah bütün bunların üstündedir. Ademoğullarının amellerinden hiçbir şey O'na gizli değildir.
5671- Ümmetimin helakı kitap ve binalardadır. Kitaba gelince, Kur'an'ı okurlar fakat yanlış yorumlarlar. Binalar yapar-lar, fakat cemaatı ve dini toplantıları terk ederler.
Yine bu salât sebebi ile, kıyamet günü, arzu ettiğine ve hay nud olacağı şeye ulaştırasın.
Resulüllah S.A. efendimizin arzu ettiği şeyler arasında: Bitan ümmetine necat ve selamet temin etmek, dilediğine şefaat etmek, Havz'ından içirmektir.
Ya Muhammed, bu salât senin hakkına tazim içindir.
Yani: Üzerimize vacib olan haklarını yerine getirmek için bu a lâtı okuyoruz.
RESULULLAH'A İSMİ İLE HİTAP
Resulüllah S.A. efendimizin burada mübarek ismi ile kendisine hitab edilmesi, onun bize donup bakması manasına değildir. Müca tarim ve tekrim kasdı ile söylenmistir Dabas mapas
rafından vaki olmuştur. Nitekim, Resulüllah S.A. efendimiz ebedi àle. Resulüllah S.A. efendimize, anlatılan manada bir hitap ashap ta-me tesrif buyurduktan sonra, Hz. Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efen-dimizin başı ucunda şöyle demiştir:
R
rin ve
Bizi, Rabbın katında hatırla, ya Muhammed.
şehid izzet
Bir âyet-i kerimede, Resulüllah S.A. efendimizi, mübarek ismi ile çağırmanın yasak oluşu, hayatta iken, ikbal murad edildiği içindir. O vakit, hayatlarına mahsus bir vakittir. Ahirete teşrif ettikten sonra, ikballerini yani: Dönüp bakmasını murad etmek mümkün değildir. Bu durumda, nida sırf tazim içindir. Onun için, Resulüllah S.A. efen-dimizin mübarek ismi ile nida caizdir.
bi ile
letle man
Burada hitaptan gaybete iltifat, yalnız Resulüllah S.A. efendimi-zin ismi ile telezzüz içindir.
met
izze
sab
BİN SALAVAT YERİNE GEÇEN SALAVAT-I ŞERİFE
Şeyh Abdüllah Sünusi'nin Rh. şöyle dediği rivayet edildi:
Bu salavat-i şerifeyi bir kere okumak, bin kere salavat-ı şeri-
Burada hitaptan gaybete iltifat, yalnız Resulüllah S.A. efendimi zin ismi ile telezzüz içindir.
BİN SALAVAT YERİNE GEÇEN SALAVAT-I ŞERİFE
Şeyh Abdüllah Sünusi'nin Rh. şöyle dediği rivayet edildi:
- Bu salavat-i şerifeyi bir kere okumak, bin kere salavat-ı geri
fe okumak yerine geçer. Bazı nüshalarda, bu salāvat-ı şerifenin üç kere okunacağına dair rivayet vardır. Ancak, Sehliye nüshasında böyle bir kayıt yoktur.
Bazı nüshalarda, Musannif merhumun kendi el yazısı ile:
Ky üldhlyet ve rübubiyetinde misilsiz, cümle yüce sıfatlarında ben-ersis, mülkünde şerik ve nazirden, muarızdan müberra, her şeye ka ir olan celil ve ikram sahibi satı mukaddes, kibriyası yüce Allahım.
- Muhammed'e salat eyle.
Burada salat için verilecek mana şudur:
Efendimiz ve büyüğümüz, âlemiere rahmet olan Resulüllah S.A. endimizin habibliğine sayeste, efendiliğine münasip salât inzali ile anan tebeil ve faziletli eyle. Çünkü o:
RESULULLAHIN SA. İSMİNDEKİ HARFLERİN MANALARI
- Rahmet HA 'sıdır.
Burada geçen (HA) harfi, Arapça aslına görədir.
Burada anlatılmak istenen açık mana şudur:
Öyle bir Muhammed S.A. hazretleridir ki, onun müsemması olan Habib-i Ekrem ve Neblyy-i Muhterem cümle mahluktan evvel yaratı-Jan pek parlak nuru, pek temis ruhu rahmet mazharı olarak halkın fevinlerine nail olmuştur. Levh, kalem, arş, kürsi semalar, icinde bulunan ehilleri Resulül-
Burada geçen (HA) harfi, Arapça aslına göredir. Burada anlatılmak istenen açık mana şudur:
ur:
de, ità
Öyle bir Muhammed S.A. hazretleridir ki, onun müsemması olan Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem cümle mahluktan evvel yaratı-jan pek parlak nuru, pek temiz ruhu rahmet mazharı olarak halkın Halikı zatın feyizlerine nail olmuştur. Levh, kalem, arş, kürsi semalar, yerler, cennet, cehennem ve onların içinde bulunan ehilleri Resulül lah S.A. efendimizin hürmetine yaratılmıştır. Bunun için, onun vücu-du sırf rahmettir.
çokça
ap ta-di Ale-efen-
Resulüllah S.A. efendimiz, dünyaya teşrif edinceye kadar, semala-rın ve arzın sakinleri mukarreb melekler, nebiler, resuller, sıddıklar, sehidler ve salihlerin cümlesine rahmet-i rahman, inayet-i mennan, met ve rif'at-1 yezdan olmaları onun hürmetine ve ona bağlılık sebi-Mile olmuştur.
ni ile ir. O onra, ildir.
Resulüllah S.A. efendimiz, dünyaya teşrif edip nübüvvet ve risa-letle bütün insanlara rahmet, yükseltmeye vesile olarak geldiği za-
man:
- «Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (21/107)
fen-
Ayet-i kerimesi ile delilli olan nübüvvet ve risaletini tasdik, üm-metliğini kabul edip şeriatı, sünneti ile amel edenler, rahmete nail, Imete vasil, cennete dahil olurlar. Bu mana, şu âyet-i kerime île de sabittir:
izmet verif bi ile olmuştur. yezdan olmaları onun hürmetine ve ona bağlilik sebi
Resulüllah S.A. efendimiz, dünyaya teşrif edip nübüvvet ve rias letle bütün insanlara rahmet, yükseltmeye vesile olarak geldiği za
Idir.
man:
«Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.. (21/107)
Ayet-i kerimesi ile delilli olan nübüvvet ve risaletini tasdik, um-metliğini kabul edip şeriatı, sünneti ile amel edenler, rahmete nail, izzete vasil, cennete dahil olurlar. Bu mana, şu âyet-i kerime ile de
sabittir:
«Siz, hayırlı ümmetsiniz. (3/110)
Burada anlatılan rahmet, izzet, rif'at devamlı olarak, dünyada ve Ahirette sabittir.
Burada, basiret sahiplerine ve öz sahiplerine işaret vardır.
Resulüllah S.A. efendimizin påk ismi olan Muhammed isminin özelliği, o ismin müsemması olan zat-ı latif mahza rahmet ve imet sa-hibi Rabbın aynı inayeti olmasıdır.
Ayrıca, bu cümlede: Resulüllah S.A. efendimizin ümmeti, Yüce Hakkın rahmetine mazhar, muhakkak onun inayetine nail olacakla-rına işaret vardır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin ismindeki iki MIM harfi
Y
.. Resulüllah S.A. efendimizin mübarek MUHAMMED ismindeki HA harfinden evvel ve HA harfinden sonra gelen iki MİM harfi ruh lar ve cisimler âleminde mülk ve melekûtun emrine müsahhar oldu ğuna delildir. Resulüllah S.A. efendimiz, onlarda dilediği gibi tasarruf eder.
A
Aşağıda sayılacak bazı işler, Yüce Yaratıcının, mülk ve melekút. ta Resulüllah S.A. efendimizin hükmünü geçerli kıldığına dair muej-zeleri arasında sayılır. Şöyleki:
lar, vami
Resulüllah S.A. efendimiz mübarek parmağı ile işaret edince, se-madaki kamer ikiye ayrılmıştır.
kavu bu i ve
Resulüllah S.A. efendimiz, pâk cesetleri, mübarek cisimleri ile ye-di kat semaya, sidre, kürsi arş ve Allah'ın dilediği yere kadar yüksel-diği zaman, uivi ecram, mele-i ala, bunların içinde bulunan melekler, emrine müsahhar olmuştur. Uyulması vacib olan fermanına ilâhî izin-le muti ve münkad olmuşlardır.
Resulüllah S.A. efendimiz:
at, da
- «Sonra yaklaştı, derken sarktı. İki yayın birleşimi kadar hat
«Sonra yaklaştı, derken sarktı. İki yayın birleşimi kadar, hat-ta daha da yakın oldu.» (53/8-9)
Meâline gelen âyetle belirtilen sırra mazhar olmuştur.
Sahih kavle göre Resulüllah S.A. efendimiz, baş gözü ile celâl ve İkram sahibi şanı büyük, zatı mukaddes Allah-ü Taala'yı görüp maz har-ı rü'yet-i ilâhiye olmuştur.
Resulüllah S.A. efendimizin yeryüzündeki mucizelerine gelince, vahşiler, kuşlar ve cümle canlıların; hatta taşların ve ağaçların, tüm cemadatın konuşmasını, emrine muti ve musahhar olmasını sayabili riz.
Resulüllah S.A. efendimizin Muhammed isminde bulunan birinci MİM, dünya mülküne, İkinci MİM ise.. Ahiret mülküne işarettir. HA harfinin bu iki MİM arasına gelmesi de şu manaya işarettir:
MIM. dünya mülküne, ikinci MIM ise Ahiret mülkine HA harfinin bu iki MIM arasına gelmesi de su manaya işarettir Resulüllah S.A. efendimizin Muhammed teminde bulunan in
Ahirette, cümle nimetlere erilmesi, ancak Resulillah SA mine intisab edip emrine tabi olmakla olacaktır.
Bu mübarek isimde MIM harfinin iki olduğu ve olki Mix harfinin ortasunda HA harfinin bir gelmesi, su manaya işarettir
Dünyada bulunan rabbani yüce lütuflara, rahmet, yardım ve la hi mayete nail olmak, ancak Resulüllah S.A. efendimize tabi olup m rine inkiyad etmekle mümkün olur. O rahmet sayesinde Ahirette s ce Hakkın lütfuns, af ve mağfiretine erip cennete kavuşmak an dünyada yapılan inkiyad sebebi ile olacaktır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin MUHAMMED isminin DAL har-
Ayrıca, şu manaya işaret vardır:
Ahiret mülkünde bulunan üstün nimetler, rahmani yüce ihsan-lar, sonsuz rahmetler ancak, Resulüllah S.A. efendimizin ismi île de-vamlıdır.
Burada verilmesi mümkün bir mana şöyledir:
Dünya mülkünde Allah'ın hidayetine nail olmak, bağışlamasına kavuşup ilahi lütfa mazhar olarak rabbani nimete erenler; buldukları bu izmet ve rif'atta Resulüllah S.A. efendimize iktidaları sebebi ile daim ve sabittir.
İkinci olarak, ahirete teşrif ettikleri zaman, orada dahi, izzet, rif-st, çeşitli rahmet, cennete girmekle mükerrem ve Yüce Hakkın lütfun-da daim olacaklardır.
Salivat-ı şerifenin bu kısmında anlatılan manalara işaret vardır.
İsminin ifade ettiği mana şudur: Bütün peygamberlere ve tüm ya-ratılmışlara bir sığınaktır.
Kâmil.
ce, m li-
İsmi ile, şu manalara işaret edilmektedir:
Resulüllah S.A. efendimiz, zati kemâlâta, övülen huylara sahiptir. Hoşnut olunan fiillerin, nefsanî ve cismani faziletlerin sahibidir. Tüm-den, iyi amellerin sahibi olarak anlatılmaktadır.
r-
Rezil işlerin hepsinden, kötü vasıfların tümünden, Yüce Hakkın rızasına aykırı söz, fiil ve hallerin cümlesinden müberra olarak kamil-dir.
ci
T.
Bu cümle için verilecek bir başka mana da şöyle olabilir:
Resulüllah S.A. efendimiz, insanların, cinnin kaffesine, hatta cüm-le yaratılmışlara peygamber olarak gönderilmiştir. Dolayısı ile bütün dünyada; yerin, semaların, karanın, denizin kıyamete kadar gelecek sakinlerine, ayrıca, kıyamet günü tüm mahşer halkına baş vuracak, sığınacak bir makam, liva-i hamd sahibi zattır.
1
İşbu manalardan ötürüdür ki, siyadette kamil olarak insanların
Resulüllah S.A. efendimiz, zati kemâlâta, övülen huylara sahiptir. Hoşnut olunan fiillerin, nefsani ve cismani faziletlerin sahibidir. Tüm-den, iyi amellerin sahibi olarak anlatılmaktadır.
Rezil işlerin hepsinden, kötü vasıfların tümünden, Yüce Hakkın rmasına aykırı söz, fiil ve hallerin cümlesinden müberra olarak kâmil-dir.
Bu cümle için verilecek bir başka mana da şöyle olabilir:
Resulüllah S.A. efendimiz, insanların, cinnin kaffesine, hatta cüm-le yaratılmışlara peygamber olarak gönderilmiştir. Dolayısı ile bütün dünyada; yerin, semaların, karanın, denizin kıyamete kadar gelecek sakinlerine, ayrıca, kıyamet günü tüm mahşer halkına baş vuracak, sığınacak bir makam, liva-i hamd sahibi zattır.
İşbu manalardan ötürüdür ki, siyadette kâmil olarak insanların efendisi olmuştur.
- Fatih.
Şöyleki: En evvel, Resulüllah S.A. efendimizin pek yüce nuru, şe-refli ruhu yaratılmak sureti ile cümle mahlukatın fatihi ve âlemlere rahmet olunmuştur. Sonra, hayır çeşitlerinden cümlesinin fatihi ol-muştur.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşrif ederek nübüvvet ve risaletle cümle nebilerin hatimi ve sonuncusu olmuştur. Onunla nübüvvet tamam oldu. Ondan sonra, kimseye nübüvvet veril.
meyecektir.
Resulullah S.A. efendimize olan bu salavat:
İlminde olacakların ve olmuşların sayısı kadar olsun. Bu cümlenin daha açık şerhli manası şu demeğe gelir:
- Bu andan itibaren, taa, sonsuzlara kadar büyük küçük, ölü, diri olarak vücuda gelmiş olan ve gelecek olan ne varsa, bunlarına yısı kadar Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Hem de, seni zikredenler zikrettikçe, onu zikredenler zikrettik. çe.. Senin zikrinden gafil olanlar gafil oldukça, onun zikrinden yana
gafil olanlar gaflete düştükçe..
kası sürdükçe.. Bu salât, daimi olsun; zatının devamı ile.. Baki olsun; zatının be
kadirsin.
İlmin katında bunun bir nihayeti olmasın; çünkü sen her şeye
Büyük meşayihten, Veli Şeyh Ebülabbas Ahmed Hacizi Rh. söyle
anlattı:
- Bu salavatı şerife ile Resulüllah S.A. efendimize salavat oku-
yan kimseye on hasene verilir. Şeklinde bir haber duydum. Ben de Resulüllah S.A. efendimizi
rüyada görüp sordum:
Ya Nebiyyellah, Cenab-ı şerifinize bu salavat-i şerife ile salát getirene on hasene olduğunu işittim. Onların anlattıkları gibi, bu sa
lâvatı okuyan için on hasene var mıdır?.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, bana şu müjdeyi verdi Her kim bu salavatı okursa.. on salavat okumuş gibi, her na lâta on hasene, her haseneye de on misli sevap verilecektir.
Bu manaya göre, bu salavat-ı şerifeyi okuyana bin hasene verilir. Bu salavatı şerifenin şerhinde; metinde varmış gibi:
- Üç defa okunacaktır.
Denmekte ise de, sehliye nüshasında böyle bir kayıt yoktur. (Bi-zim bu eserde aldığımız metinde de yoktur.)
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, bana su mujdeyi verdi.
lâta on hasene, her haseneye de on misli sevap verilecektir. Her kim bu salavatı okursa.. on salavat okumuş gibi, her sa-
Bu manaya göre, bu salavat-i şerifeyi okuyana bin hasene verilir. Bu salavatı şerifenin şerhinde; metinde varmış gibi:
- Üç defa okunacaktır.
Denmekte ise de, sehliye nüshasında böyle bir kayıt yoktur. (Bl zim bu eserde aldığımız metinde de yoktur.)
DOKSAN İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey zatını fehim, idrak edip kavramaktan yana müberra; vehim ve hayal, yüce zatını tahayyülden muarra, akıl ve fikir onu fehmetmek. ten yüce ve üstün olan ezeli mabud, sonsuz mahmud olan şanı büyük, zatı mukaddes Allah.
làmünteha leha dune ilmike inneke ala külli şey'in kadirun.
na 92. Allahümme salli alâ seyyidi Muhammedin'in nebiyy'il ümmiyyi ve alå Ali Muhammedin'illezi hüve eb-ha şümus'il-hüda nuren ve ebheruha ve esyer'ülenbiyai fahren ve egheru ha ve nurulhu ezheru envar'il enbiyai ve eşrefüha ve evzahuha ve ezkálha likati ahlâkan ve atharuha ve ekremü ha halkan ve a'delüha.
na in-n 93. Allahümme salli alâ seyyidi Muhammedin'in nebiyy'il-ümmiyyi ve alá áli Muhammedin'illezi hüve eb ha minel-kamer'it-tammi ve ekremü mines-sahab'il-mürseleti vel-bahr'il-hat-mi.
na 94. Allahümme salli alâ seyyidi Muhammedin'in-nebiyy'il-ümmiyyi ve alâ âli Muhammedin'illezi kurinet'il. bereketű bizatihi ve mahyahü ve taal tarat'il-avalimü bıtiybi zikrihi ve rey yahü.
95. Allahümne salli alâ seyyidi-na Muhammedin ve alâ âlihi ve sellim. 96. Allahümme
İlmin katında bunun bir nihayeti olmasın. Çünkü sen, her şeye kadirsin.
$2. Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle. Ümmi Nebidir. Keza Mu-hammed'in âline de salât eyle. Öyle Muhammed'dir ki, hidavet güneşlerinin en gü melidir. Nur yönünden, aynı zamanda en şereflileridir. Slyer itibarı ile peygamber-Jerin en ilerisidir. Bu manada, hem meşhur, hem de azametlidir.
Onun nuru, sair nebilerin uurlarından daha parlak, daha aydınlık ve daha
vazzatır. Ahlak itibarı ile halikanın en temizi ve en påkidir. Halk itibarı ile, onların en endamlısıdır.
en keremlisi ve 93. Allahım, Nebiyy-i Ümmi efendimiz Muhammed'e ve Muhammed'in aline salát eyle.
O, öyle bir zattır ki, tam kamerden daha güzeldir. Yağmur bulutundan daha
heremlidir. Hatta, inci denizinden bile faydalıdır. 94. Allahım, efendimiz Ümmi Nebi Muhanımed'e ve Muhammed'in aline
salât eyle. Öyle bir zattır ki, bereket onun özü ve hayatı ile eştir. Bütün âlem, onun gü-sel zikri ile kokuya boğuldu. Rayihasına gark oldu.
95. Allahım. efendimiz Muhammed'e ve onun âline salât eyle; selâm eyle.
abet güzel ile zenginedir: Para ve güzellik herkes için önemlidir. Bu yuzden güzel ve zengin olan kişilere, hemen hemen herkes de-
Ramazanda yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayramda yüzü kara lur: 1) Ramazanda oruç tutmayan, bayramda oruç tutanlar gibi sevi-nemez. 2) Yalanı ortaya çıkan kişi utanır, o ortamda kimsenin yüzüne takamaz
Renpper kırk yılda, tüccar kırk günde: En fazla parayı ticaretle uğ-
raşan insan kazanır. Diğer meslek sahipleri onun kadar kazanamaz. Bir çiftçinin bir yılda kazandığını, bir tüccar kırk günde kazanabilir.
Rüşvet kapıdan girince îman (insaf) bacadan çıkar: 1) Rüşvet al-mak da vermek de suçtur. Ama buna rağmen, devlet dairelerinde işi planlar, olmayacak işleri oldurmak için yetkili kişilere rüşvet teklif eder-ler. Rüşveti duyan (paranın kokusunu alan) zayıf karakterli memur ya da memurlar o anda Allah korkusunu unutup parayı cebe indirirler.
Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür: Kişi, kendisinden daha guçlü birine bulaşırsa yenilir ve kendisine zarar vermiş olur.
Rüzgâr eken fırtına biçer: Kötülük karşılıksız kalmaz. Kötülük eden hem de fazlası ile kötülük bulur.
Rüzgar esmeyince yaprak oynamaz: Bazı şeylerin gerçekleşmesi ancak koşulların uygun olmasıyla mümkündür.
Rüzgârın önüne düşmeyen yorulur: Toplumun anlayışına aykırı iş-ler yapanlar, zorluklarla karşılaşır ve çok yorulurlar.
Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu: 1) Insan güvenli bir ortamda, huzur içinde çalışmak ve yaşamak ister. Müm-kün olduğunca gergin ortamlardan uzak durur. 2) Kuytu yer insanı Nüzgârdan korur. Yağmurlu havanın uykusu da hem tatlı hem de din-lendiricidir.
Parayı veren düdüğü çalar, Parasını ödeyerek pek çok şey yapma mümkündür
Parayı zaptetmek, dellyl zaptetmekten zordur: Paranın açamaye cağı kapı yoktur. Gece hayatı (kumar, içki, eğlence vb.) caziptir, insan çeker. Parası olan, bu yollara saparsa hem parasını hem sağlığın yiltirir. Bu yollara sapmamak için kendisini zaptetmesi gerekir.
Pazarda herkes ambarındaki unu kadar konuşur: 1) Pazara çıkan
maddi olanaklan ölçüsünde hareket etmek zorundadır. 2) Kişi, bildiği konularda konuşur ve o kadar konuşmalıdır.
telli ve temiz olmasına dikkat ettiği gibi, aile kuracağı kişiyi de soyuna sopuna, huyuna suyuna bakarak seçmelidir.
Pek yaş olma sıkılırsın, pek de kuru olma kırılırsın: Her istenilene
hemen "evet, olur" demek de "hayır olmaz" demek de doğru değil-dir. Kişi, yerine göre "evet" demesini de "hayır" demesini de bilmelidir. Böyle yapılmazsa kişi, tavrına bağlı olarak ya ezilir ya da dışlanır.
Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın: Bazı kişileri başladığı işten dön-dürmek mümkün değildir. Bu tipler, kendilerini uyaranlara, bu atasõ zünü söyleyerek yanıt verirler.
Pilav ylyen kaşığını yanında taşır. Bir işi yapmak ya da bir işten yararlanmak isteyenin, buna hazırfıklı olması ve gerekli olacak şeylen yanında bulundurması gerekir.
B uceyremî hazretleri evliyânın büyükle-rindendir. Mısır'ın Buceyrem köyünde doğdu. Devrin âlimlerinden ilim öğrendi. Halvetî tarîkatı büyüklerinden Sonraları Hay-fa'nın Tantura köyüne yerleşti ve burada talebe yetiştirdi. On üçüncü hicrî asrın ortalarında vefât etti.
Yûsuf Nebhânî'nin babası İsmail Nebhânî humma has-talığına yakalandı. Tantûra'ya, Abdurrahmân Buceyremî'den hastalıktan kurtulmak için duâ istemeye gitti. Huzûruna girip elini öptü ve durumunu arz etti. Abdurrahmân Buceyremî; "Sen odanın kapısından içeri
"İlmin evveli niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhafaza, sonra da yaymaktır."
girerken, o hastalık da senden geçti. Seninle beraber odaya girmedi" buyurdu. Gerçekten onda hummadan hiçbir eser kal-mamıştı. Elini öpüp huzûrundan sevinçle ayrıldı. Sohbetlerinde buyurdu ki:
"İlmin evveli niyet, sonra an-lamak, sonra yapmak, sonra muhafaza, sonra da yaymaktır." "(Nefsini bilen Rabb'ini bi-lir) hadîs-i şerîfinin sırrına eren, nefsini sokakta gördüğü köpek-ten aşağı bilir."
"Nice küçük amel, niyetle bü-yür, nice büyük amel ise niyetle
girerken, o hastalık da senden geçti. Seninle beraber odaya girmedi" buyurdu, Gerçekten onda hummadan hiçbir eser kal-mamıştı. Elini öpüp huzûrundan sevinçle ayrıldı. Sohbetlerinde buyurdu ki:
"İlmin evveli niyet, sonra an-lamak, sonra yapmak, sonra muhafaza, sonra da yaymaktır."
"(Nefsini bilen Rabb'ini bi-lir) hadîs-i şerîfinin sırrına eren, nefsini sokakta gördüğü köpek-ten aşağı bilir."
"Nice küçük amel, niyetle bü-yür, nice büyük amel ise niyetle küçülür."
"Kim ilmi ararsa öğrenir. İlmi öğrenen, günah işlemekten korkar. Günahtan korkan ondan
kaçar. Ondan kaçan ise kıyâ-met günü hesaptan kurtulur."
"Şüpheli bir kuruşu geri vermeyi, binlerce lira sada-ka dağıtmaktan daha fazla severim."
"Din kardeşimin bir ihtiyacını görmem, bir sene nâfile ibâdet etmemden daha önemlidir."
"İnsanların en alçağı kimdir?" diye sorulunca; "Din kisvesi altında dünyâ menfaati sağla-yandır" buyurdu.
a
"İlimde cimrilik yapan kişiye Allahü teâlâ üç belâ verir: Ya ölür, ilmi gider. Yâhud unutur veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar, öylece ilmi gider."
"Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe olduğunu zannetmiyorum.
Alimlerden biri, bir ihtiyaçla karşılaşınca, onun ile meşgûl olur, okuyamaz. Onun ihtiyacı-nı giderip, okumasını sağla-mak daha makbûldür."
"İnsandaki en üstün haslet hangisidir?" diye sorulunca; "Kâmil akıl” buyurdu. "Eğer o yoksa?" dediler. "Güzel edeb-dir" buyurdu. "O da yoksa?"
ölür, ilmi gider. Yahud unutur veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar, öylece ilmi gider."
"Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe olduğunu zannetmiyorum. Alimlerden biri, bir ihtiyaçla karşılaşınca, onun ile meşgûl olur, okuyamaz. Onun ihtiyacı-nı giderip, okumasını sağla-mak daha makbûldür."
"İnsandaki en üstün haslet hangisidir?" diye sorulunca; "Kâmil akıl” buyurdu. "Eğer o yoksa?" dediler. "Güzel edeb-dir" buyurdu. "O da yoksa?" dediler. "Kendisiyle istişare edilecek şefkatli bir kardeş" buyurdu. "O da yoksa?" "De-vamlı sükût” buyurdu. "O da bulunmazsa?" dediklerinde; "Ölmek" buyurdu.
Allahım, lütfunla, kereminle, fazlınla, ihsanınla geçmiş inaye tin, yüce varidatın cari olduğu şekilde, bizim boynumuzu azgınlık ve dalâletten kurtaran iki cihanın efendisi, insin ve cinnin resulü, iki ci-hanın şefaatçısı Muhammed S.A. üzerine, şerefli iclâlat, latif keramat, zarif tahiyyat inzal ederek yüce şanlarına ikramlar eyle; mübarek sa-nını muazam kıl.
le
Ümmî Nebi'dir.
d
Resulüllah S.A. efendimiz, hiç kimseden bir şey okumamıştır, bir başkasından öğrenim yapmamıştır. Anasından doğduğu halde kalmış iken, evvellerin ve âhirlerin haberini vermesi onun peygamberliğine delâlet eden açık bir mucizedir.
t
r
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizin, burada anlatılan:
Öyle Muhammed S.A. efendimizdir ki, cümle mahlukun aslıdır.
ğan masum kadar cümle noksanlardan ve ayıplardan ari ve påktir. Öyle Muhammed S.A. efendimizdir ki, henüz anasından yeni do
Keza, Muhammed'in âline de salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin, burada anlatılmak istenen âli şun
lardır:
Çocukları, zevceleri, ashabı, ümmeti..
Öyle Muhammed'dir ki, hidayet güneşlerinin en güzelidir,
Resulüllah S.A. efendimiz, bu cümlede güneşe benzetilmiştir. Şöy
leki:
Küfür zulmetini izale eder. Nuru ile, imana hidayet ve irşad eder. Her biri, hidayet güneşi olan nebilerin ve resullerin cümlesinin pek gü zeli ve ekmelidir. Yani:
Nur yönünden.. Aynı zamanda en şereflileridir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, her biri hidayet güneşi olan ne bilerin ve resullerin ziva ye nur itibarı ile kavisi ve üstünüdür
Küfür zulmetini izale eder. Nuru ile, imana hidayet ve irşad eder Her biri, hidayet güneşi olan nebilerin ve resullerin cümlesinin pek gù. zeli ve ekmelidir. Yani:
Nur yönünden.. Aynı zamanda en şereflileridir.
bilerin ve resullerin ziya ve nur itibarı ile kavisi ve üstünüdür. Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, her biri hidayet güneşi olan ne
Siyer itibarı ile, peygamberlerin en ilerisidir.
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin risalet haberi, açık mucizeleri, yü ce şanı kendisinden evvel inen kitaplar içinde beyan olunmakta cümle nebilerden ve resullerden ileridir. Hatta onların, Resulüllah S.A. efen-dimizin ümmeti arasına katılma temennileri babında gelen haberler yaygındır. Bu manada Resulüllah S.A. efendimiz, hemen bütün neb lerden ve resullerden ileridir.
Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimizin siyeri, gazaları, latif haber-leri pâk şeriatının taa, kıyamete kadar devam ve beka haberi şayi olup her yana yayılmıştır.
- Bu manada hem meşhur, hem de azametlidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz; fazilet, keramet, sair güzel has-letleri ile sair nebilerden daha meşhur ve malumdur.
Onun nuru, sair nebilerin nurlarından daha parlak, daha ay-dınlık ve daha vazıhtır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, küfür, dalâlet, cehalet zulüma-tını izale etmekte, âlemi iman nuruna hidayet, ilim ve amele irşad et-mede; zâhir, batın, maddi ve manevî cümle nebilerin nurlarından da-ha ruşendir.
Bazı nüshalarda:
Onların nurundan daha şereflicir.
Diye geçer.
Resulüllah S.A. efendimizin nuru, onların nurundan bu kadar üs-tün olmasının sebebi: Cümle nebilerin ve resullerin nuru, Resulüllah
miş inaye-azgınlık ve ulü, iki ci-keramat, barek şa-
Resulüllah S.A. efendimizin nuru, onların nurundan bu kadar üs-tün olmasının sebebi: Cümle nebilerin ve resullerin nuru, Resulüllah
aslıdır.
S.A. efendimizin nurundan alınmış olmasıdır.
yeni do-
Resulüllah S.A. efendimizin nuru güneş gibi olup sair nebilerin nurları yıldızların nurları gibidir. Nitekim İmam-ı Busırî Kaside-i Bü-ride'sinde bu manayı şöyle anlattı:
Dâktir.
ali şun-
insanlara gece karanlığında çıkarırlar.
O bir fazilet güneşi idi, diğerleri onun yıldızlarıdır. Nurlarını,
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Ahlâk itibarı ile, HALİK A'nın en temizi ve en pâkidir.
Bu cümlede:
HALİKA.
Derken akıl sahibi yaratılmışlar murad edilmektedir.
-HALK itibarı ile, onların en keremlisi ve en endamlısıdır.
Tabiri, yaratılış manasınadır. Bazı nüshalarda bu lafız:
şad eder. 1 pek gü-
- HULK.
ratılış manası anlatılmaktadır. Olarak geçmektedir ki, huy manası ifade eedr. Ancak, burada, ya-
Kısaca mana şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, cismanî latifetlerde, şekil ve surette. azalarının birbirine uygunluğunda, bedeninin temizliğinde, şemail-i şerifesinde hilye-i pâkinde vasfı anlatıldığı üzere cism-i şerifleri ve vücud-u latifleri, aza-i zarifeleri cümle yaratılmışlardan daha endam-1ı ve daha güzel, daha güçlü idi.
olan ne-
RESULÜLLAH S.A. HAKKINDA EBU BEKİR'İN R.A. TAHMİNİ
eri, yü-cümle .efen-berler
nebi-
Hatta anlatıldığına göre, velilerin en faziletlisi, sıddıkların imamı Hazret-i Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimizi, kendisine henüz peygamberlik gelmeden nerede görse, Resulüllah S.A. efendimizin gü-
zel yaratılışına, azalarının ve bedeninin tenasübüne dikkatle bakar, düşünür ve kendi kendine şöyle derdi:
Bu zat-1 serif, bu cism-i latif; bu letafet ve zarafette yaratıl. masının sebebi ancak büyük bir iş içindir.
Daima böyle deyip düşünürdü.
Resulüllah S.A. efendimiz, âlemlere rahmet olarak baas olunup bütün insanları davete memur olunca iptida Hazret-i Ebu Bekir'e ri saletini izhar edip imana davet eyledi. Hazret-i Ebu Bekir r.a. ise, üst-te anlatılan sebepten ötürü, tereddüd etmeden Resulüllah S.A. efendi. mizin davetini tasdik edip iman şerefi ile müşerref oldu ve şöyle dedi:
Ya Resulellah, taa, küçüklüğünüzden beri, pâk hilyenizi ve şe mailinizi gördüğüm zaman, sizden beklediğim böyle ulu bir peygam-ber olmanızdı.
- Allahım, NEBİYY-İ ÜMMI efendimiz Muhammed'e ve Muhammed'in âline de salât eyle.
dır. H
Bu cümlede geçen NEBİYY lafzı şu manayadır:
Sc P
Allahım, o senin inen vahyini, ilâhî ilhamını, yüce emirlerini yezdani yasaklarını kullarına haber veren peygamberindir.
ÜMMI lafzına gelince, şu demeğe gelir:
ra ul
Öyle bir peygamberdir ki, hiç kimseden okumamıştır. Bir ki tap da mütalâa etmeden ancak senin ilahi vahyin ve rabbani hükmün ile cümle şer'i emirlerini evvellerin ve âhirlerin haberlerini vermekte dir.
zin
ları
Resulüllah S.A. efendimizin âli ise.. şunlardır: Çocukları, ashabı, kendisinin davetine icabet eden tüm ümmeti..
ma
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
zi
- O, öyle bir zattır ki; TAM KAMER'den daha güzeldir.
Yağmur bulutları gönderildikleri bölgelerin bütün dağlarına ve ovalarına, salihlerinin ve gayr-ı salihlerinin bağlarına ve bahçelerine, tarlalarına, bostanlarına ilâhî ferman gereğince yağar. Nice nice üs-tün fydalar ve yüce nimetler Allah'ın izni ile hâsıl olur.
üst-
Ancak, Resulüllah S.A. efendimizin âhirete dair insanlara olan faydaları çok çok fazladır. Onlara ilim öğretir. Cümleye bol bol ihsan-da bulunur. Böyle olduğu içindir ki, Resulüllah S.A. efendimizin in-sanlara yararı o bulutların faydasından çok çok ziyade ve çok çok faydalıdır.
e ri-ndi-edi: şe-
- Hatta, inci denizinden bile faydalıdır.
am-
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Bu koca denizler içinde nice nice inciler, anberler, odlar, mercan-lar, daha nice nimetler, büyük faydalar hâsıl olmaktadır.
idoniz üzerinde çokça erzakı âleme taşıyıp dağıtmakta-wondo vêsıl olmaktadır.
Bu koca denizler içinde nice nice inciler, anberler, odlar, mercan-lar, daha nice nimetler, büyük faydalar hâsıl olmaktadır.
Sonra, o deniz üzerinde çokça erzakı âleme taşıyıp dağıtmakta-dır. Herkes, istediği yerlere, o yoldan az zamanda vâsıl olmaktadır. Bu anlatılanların benzeri daha nice faydaları olup umum kulla-
rlerini,
ra ulaşır. İşte.. anlatılan denizlerin faydasından, Resulüllah S.A. efendimi-zin faydası kat kat fazladır.
Bir ki-kmün nekte-
Anlatılan manaları ifade eden kelime, DELAİL-Í HAYRAT nüsha-larında değişik okunuşlarda gelmiştir. Ancak, onların hepsi de aynı manayı ifade eder biçimdedir. Meselâ: Suyu çok olan denizler..
Neticede mana şu olur:
- O denizlerin suyunun çokluğundan, Resulüllah S.A. efendimi-zin cömertliği vergisi çok çok fazladır.
shabı,
lir. O'sayılan lafızlardan, hangisinin doğru olduğunu, ancak Allah bi
Yapılan bu teşbihlerden murad, Resulüllah S.A. efendimizin mü-cerret seha ve kereminin bolluğunu ve çokluğunu, umuma şümulünü beyan etmektir. Yoksa, bunların Resulüllah S.A. efendimizle bir mü-nasebeti yoktur.
ha-
Çünkü: Ay bazan eksilir, bazan da artar. Ancak, bedir halinde
lir. O'sayılan lafızlardan, hangisinin doğru olduğunu, ancak Allah bi
ha-
Yapılan bu teşbihlerden murad, Resulüllah S.A. efendimizin mü-cerret seha ve kereminin bolluğunu ve çokluğunu, umuma şümulünü beyan etmektir. Yoksa, bunların Resulüllah S.A. efendimizle bir mü-nasebeti yoktur.
bu ndüz
Çünkü: Ay bazan eksilir, bazan da artar. Ancak, bedir halinde tamlığı üç gecedir.
Bulutların yağmur yağdırıp seha göstermesi bazı zamanıara ras-lar. Çoğu zaman, yağmur kesiktir.
Denizlerin dalgaları ile, bazı zararlı yanları ve öldürücü tarafları vardır. Kesilmeleri de çoktur.
ta-
Halbuki, Resulüllah S.A. efendimizden asla zararlı bir durum ve tehlike mevcut değildir.
in-
Resulüllah S.A. efendimizin faydası iman, hidayet, Allah sevgisi, Allah Resulünün sevgisi ve bunlara irşaddır.
Padişahın bile arkasından kılıç sallarlar: Cok büyük bir mevkide bulunan kişinin yüzüne gülünür ama arkasından kuyusu kazılmaya çalışılır.
Palamut çok biterse kış erken olur: Palamut çok olursa, o sene kışın erken gelmesi beklenir.
Papaz her gün pilav yemez: 1) Bir insanın şansı her zaman
iyi ol-
maz. Zaman zaman beklemediği bir durumla karşılaşabilir. 2) Kötü davrandığımız kişi bunu her zaman anlayışla karşılamaz ve bir gün isyan eder.
Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz: Bir kimsenin ne kadar
parası olduğu, bakmakla bilinmez. Bunun gibi, bir kimsenin gerçekten İnanıp inanmadığını da ancak Allah bilir, başkaları bilemez.
Para isteme benden buz gibi soğurum senden: Geri alamama tehlikesi olduğundan, kimse borç vermeyi pek istemez ve borç isten-mesinden de hoşlanmaz. Borç verme durumundaki kişi, kendisinden borç isteyenlere karşı soğuk davranmaya başlar ve onlardan uzak-laşır.
Paran gitti mi diye sormazlar, işin bitti mi diye sorarlar: Bir işe başladığımızı bilen tanıdıklar, bizimle karşılaştıklarında, "paran kaldı mı?" diye sormazlar "işi bitirebildin mi"? diye sorarlar.
Paranın yüzü sıcaktır: Her türlü hizmet ve mal para ile sağlandığı İçin parayı herkes sever.
Para parayı çeker: Varlıklı kişi, para kazanabileceği her türlü işi ku-rabilir.
Parası ucuz olanın kendisi kıymetli olur: Para harcamaktan çekin-meyen, parasını çevresi ile birlikte yiyip içen bonkör kişi, kendisinden sebeplenenlerin gözünde pek kıvmetli olur.
ölmektense öyle yaşamayı tercih eder. 2) Insan, büyük zarar görece-ğini hissettiği bir işte, daha küçük zararlara razı olur.
Ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin: Her aile, çocuğunun iyi yetişmesini ister. Bazı aileler ise buna o kadar çok önem verirler ki, "ya adam gibi adam olsun, ya da ölsün, daha iyi" diye düşünürler.
Ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar: Ölüsü olan ev halkı, ilk günlerde çok üzülür. Ama zamanla bu duruma alışır. Evde üzün-tüden eser kalmaz. Delisi olan ev halkı ise delinin çevresine verdiği zararlarla uğraşmak zorunda kalır ve her gün üzülür.
Önce düşün, sonra söyle: Düşünüp taşınmadan söylenen söz, mak-sadı aşar ve yanlış anlamaya sebep olur. Bu yüzden bir şeyi şöyleme-den önce, sözümüzün nereye varacağını düşünmemiz gerekir.
Günümüzdeki İslâm'ı tahrif hareketleri; "Mezheplere ne lüzum var?" denilerek başladı. Ardından müctehid imamlara ve ehlullâha tenkitler başgösterdi. Daha sonra "Kur'ân bize yeter!" denilerek Sünnet-i Seniyye'yi gözden düşürme hücumları başladı. Son olarak da birtakım ahkâm âyetlerini, "Bunlar nazil olduğu zamana âit hükümlerdir!" diyerek âdeta emekliye ayırma teşebbüsleri görüldü. Bütün bunlar, İslâm'ı Hrisyanlık gibi muharref bir din hâline getirme projesinin sinsi adımlarıdır. Bugün bu tahrif hareketlerine karşı uyanık olmak ve meydanı İslâm tahrifçilerine bırakmamak, mühim bir îman mes'ûliyetidir.
"Meyveli ağaç taşlanır." Hırsız; eskici dükkânını değil, kuyumcu dükkânını soymaya çalışır. Dolayısıyla bâtıl ve muharref dinlerin insanlığa verebileceği bir şeyin kalmadığı günümüz dünyasında, Allah katında yegâne hak dîn olan İslâm'a saldırıların artmış olmasını garip karşılamamak gerekir.
Ashâb-ı kirâm, bütün rûhî ihtilâçlarını ve nefsânî istifhamlarını Allah ve Rasûl'üne teslimiyet potasında eriterek gönül huzuruna ermişlerdi. Zira Allah Rasûlü'nü yakından tanımış ve O'na hayran olmuşlardı. Bu yüzden O'nun gönlünde ufacık bir yer edinebilmeyi, cihan saâdetine tercih ediyorlar ve bu uğurda her türlü fedakârlığı canlarına minnet biliyorlardı.
Bu îman heyecanıyla da; "Canım, malım, her şeyim Sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah, yeter ki Sen emret!" diyorlardı.
"Bizim sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?!" (el-Mü'minûn, 115) ...
"(Rahman'ın o has kulları), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler. Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı
sağır ve kör davranmazlar." (el-Furkan, 72-73)
***
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- buyuruyor:
"Kimin arzusu âhiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğini koyar ve işlerini derli toplu kılar. Artık dünya boyun eğerek onun peşinden gelir. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah onun iki gözünün arasına fakirliği koyar, işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez." (Tirmizi, Kıyamet, 30/2465)
***
Lokman Hakîm de şöyle demiştir:
"Ahiretin için dünyanı fedâ et, her ikisini de kazanırsın. Dünya için âhiretini fedâ etme, her ikisini de kaybedersin."
1 Eylül 2017 Cuma/10 Zil-hicce 1438- Kurban Bayramı'nın 1. Günü/ İkinci Dünya Savaşı'nın Başlaması (1939)
2 Eylül Cumartesi/11 Zilhic-ce- Kurban Bayramı'nın 2. Günü/İstanbul'da Büyük Cibali Yangını (1633)/Zabıta Teşkilatının Kurul-ması (1826)
3 Eylül Pazar/12 Zilhicce-Kurban Bayramı'nın 3. Günü
4 Eylül Pazartesi/13 Zilhic-ce- Kurban Bayramı'nın 4. Günü/İkindi namazını müteakip teşrik tekbirleri bitiyor./ Ertuğrul Gå-zi'nin Vefatı (1063)/ Sivas Kong-resi (1919)
5 Eylül Salı/14 Zilhicce- Zi-getvar Kalesi'nin Fethi (1566)
6 Eylül Çarşamba/15 Zilhic-
11 Eylül Pazartesi/20 Zilhic-ce- Bursa, Gemlik ve Orhaneli'nin Kurtuluşu (1922)/ Plevne Zaferi (1877)/ Libya Kahramanı Ömer Muhtar'ın İdam Edilmesi (1931)
12 Eylül Saı/21 Zilhicce-12 Eylül 1980 Askeri İhtilāli (1980)
13 Eylül Çarşamba/22 Zil-hicce- Sakarya Zaferi (1921)
14 Eylül Perşembe/23 Zilhic-ce- Ruslarla Edirne Antlaşması'nın İmzalanması (1829)
15 Eylül Cuma/24 Zilhicce-Yassıada'da Onbeş Devlet Adamı-nın İdama Mahkûm Edilişi (1961)
16 Eylül Cumartesi/25 Zil-
hicce- Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri'nin Vefatı (1959)/Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın İdamı (1961)
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
686
YanıtlaSilDELAII-1 HAYRAT ŞERHİ
Bu cümle için yapılacak kısa şerh şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin nebi, resul, yakın veliler, mükerrem salihlerden kardeşlerini, dostlarını şereflendir. Onlara bizden yana ke-rem ve saygı gönder. Makamlarını yüceler yücesine yükselt.
Ey merhametlilerin en merhametlisi..
RESULULLAH'IN S.A. ŞEFAATI İÇİN OKUNACAK
SALAVAT-I ŞERİFE
İmam-ı Sehavi, KAVL-İ BAİD adlı eserinde Şeyh Ebu Talib ve Ebu Hamid'den Rh. şöyle anlattı:
Her kim bu (SEKSEN ALTINCI) salavat-ı şerifeyi baştan sona kadar, cuma günleri ikindiden sonra yedi kere okursa, Resulüllah S A. efendimizin şefaatı ona vacip olur.
**
SEKSEN YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Yani: Ev zat ve sıfatında şerik ve benzerden münezzeh olan şanı
Allahım.
YanıtlaSilYani: Ey zat ve sıfatında şerik ve benzerden münezzeh olan şanı
büyük Allah..
Salatların en faziletlilerini, ZEKEVAT'ın en şereflilerini
Bu cümlede geçen:
ZEKEVAT.
Lafzının manası şudur: Büyüyüp gelişen faydalar ve menfaatlar Bereketlerinin nema bulanlarını.. Re'ſetinden, rahmetinden,
tahiyyetinden ihsanlarını..
Yani: Şefkatından, merhametinden ikramından dolayı gelen ih-
sanlarını..
Çeşitli nimetlerin en faziletlilerini, Alemlerin Rabbı Allah'ın Resulü, resullerin efendisi Muhammed'e ihsan eyle..
Ki o: Hayrın önderidir. BİR R'in fatihidir.
Bu cümlede geçen:
- BİRR.
Lafzının manası şudur: İyilik, taat, ibadet, sidk, sıla, in'am, ih-
san..
Yani: Resulüllah SA, efendimiz bütün bu sayılanların hepsini
Yani: Şefkatından, mer
YanıtlaSilsanlarını..
-Çeşitli nimetlerin en faziletlilerini, Alemlerin Rabba Allah Resulü, resullerin efendisi Muhammed'e ihsan eyle...
Ki o: Hayrım önderidir. BIR R'in fatihidir.
Bu cümlede geçen:
- BIRR
Lafzının manası şudur: İyilik, taat, ibadet, sadk, sala, in'am
san..
Yani: Resulüllah SA. efendimiz, bütün bu sayılanların hepsini açıcı, muğlak yanlarını çözücüdür.
Sonra..
- Rahmet peygamberi, bu ümmetin efendisidir..
1
. Resulüllah S.A. efendimiz bütün ümmetlere rahmetle gönderilmiş
tir Bütün ümmetlerin seyyidi olup, her işlerinde melce ve mevalarn
dır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil687
Devam edelim:
- Allahım, onu..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi, kıyamet günü, mübarek kabir-lerinden kalktığı, zarif cismi ile baas olunup mahşere teşrif eylediği saman..
Makam-ı Mahmud'a ulaştır ki, onunla kendine daha yakın edesin.. Onunla gözünü aydınlatasın..
Bu cümlenin daha açık şerhi şudur:
Resulüllah S.A. efendimizi, kıyamet günü, Makam-ı Mahmud'a ulaştırmak, oraya çıkarmak sureti ile kendisine tam sürur, tam ferah verip mesrur eyle
Şöyleki:
İnsanın, iki halde gözünden yaş çıkar:
a) İsan, çok gamlı ve mahzun olup ağladığı zaman, gözün-den yaş akıtır. Onun gözünden çıkan bu yaş, sıcaktır.
b) Çokça mesrur olup ağladığı zaman, gözünden yaş akıtır.
Bu yaşlar da soğuktur.
insanı
YanıtlaSiladen yaş çıkar:
a) fsan, çok gamlı ve mahzun olup ağladığı zaman, görün den yaş akıtır. Onun gözünden çıkan bu yaş,
b) Çokça mesrur olup ağladığı zaman, gözünden yaş akıtır.
Bu yaşlar da soğuktur.
Üstteki salavat-i şerife cümlesinde:
Göz aydınlığı.. (Kurre-i Ayn.)
Manası, tam sürurdan kinaye olarak söylenmiştir. Bu salavat-ı şerifede gegen:
ilerini..
LER imrensinler.
- O makam dolayısı ile, kendisine EVVELER ve AHIR
Bu cümlede gegen:
- EVVELLER.
Lafzından murad, daha önce geçen nebiler ve resullerdir. Allah-G Taála onlara salat ve selâm eylesin.
-AHİRLER.
Lafzından murad ise.. kendisinden sonra tegrif eden siddiklar, ve-Mer, alimler, şehidler, salihlerdir. Allah-i Taáli, bunların hepsins merhamet eylesin.
atlar..
inden,
nih-
ah'ın
bbler Resulüllah SA. efendimize böyle bir maka
- AHİRLER.
YanıtlaSilLafzından murad ise.. kendisinden sonra teşrif eden sıddıklar, ve-Mer, alimler, şehidler, salihlerdir. Allah-ü Taala, bunların hepsine merhamet eylesin.
llah'ın
O kadar ki; bunlar, Resulüllah S.A. efendimize böyle bir maka-mın verilmesi ile, sevinip mesrur olurlar.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
- Allahım ona..
Yani: Resulüllah S.A. efendimize..
Fazl ve fazilet ihsan eyle..
Bu cümlede geçen:
Fazl ve fazilet.
Lafızlarından murad, Resulüllah S.A. efendimizi, kıyamet günü, cümleden ayıran yüce makam, manasınadır.
Şeref, VESİLE..
Daha önce de anlatıldığı gibi, burada Resulüllah S.A. efendimize istenen VESİLE en büyük saadettir.
688
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Devam edelim:
- Üstün derece, menzillerin en alâsını ihsan eyle..
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey mabud, Halik, mülkün ve melekútun sahibi şanı buyük, zati påk, kibriyası yüce Allah..
Muhammed'e vesile ihsan eyle.
Daha önce de anlatıldığı gibi: VESİLE, âhirette en büyük de
recedir.
Onu emellerine ulaştır.
Yani: Nekadar maksudu, matlubu varsa; cümlesine nail eyleyip
bermurad eyle.
Onu ilk şefaat eden ve şefaatı ilk makbul olan eyle.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Asi müminlerin günah ve seyyielerinin affına, itaat edenleri-nin de ziyade sevap alıp üstün derecey
nin de ziyade sevap alıp üstün a ap-sulullah S.A. efendimiz olsun; kendisine böyle bir makam ver. Bütün larının hafiflemesine, hâsılı: Cümle şefaatle şefaat edenlerin ilki Re-şefaatlarını da makbul olan eyle.
YanıtlaSilKaldı ki, Resulüllah S.A. efendimize cümleye sefaat etmek vardır. Ve bu büyük şefaat, Resulüllah S.A. efendimize mahsustur.
Nitekim bu mana, Resulüllah S.A. efendimizin SEYYİD ism-j şerifi geçerken, tafsilatı ile anlatılmıştr. (Bak: İsim 15)
Yüce Hak, cümlemizi, o Resul-ü Ekrem Nebiyy-i Muhterem efen-dimizin bu hususi şefaatına nail eylesin. Amin!.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey zat, sıfat ve ef'alinde Vahid Ferd Samed olan şanı büyük, ni-meti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah.
Onun bürhanını azametli kıl.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetine dair davasının doğrulu-ğuna, getirdiklerinin hak olduğunu gösteren nübüvvet delillerini, açık mucizeleri olan tenzili ve kevnî (maddi ve manevî) âyetleri muazzam
meti her şeye şamil, kendisinden başka ин fuce Allah.
YanıtlaSilOnun bürhanını azametli kıl.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetine dair davasının doğrulu ğuna, getirdiklerinin hak olduğunu gösteren nübüvvet delillerini, açık mucizeleri olan tenzili ve kevni (maddi ve manevi) âyetleri muazzam ve mufahham eyle. Onun tazim ve tevkıratını artırıp devam ettir. Gün ler geçtikçe, baki ve berdevam eyle.
- Onun mizanını ağırlaştır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin mizanını, ümmetlerinin cüm lesinin mizanından ağır eyle. Çünkü, bütün taat ve ibadetleri onun påk şeriatından ahnmıştır. Bunun için, ümmetlerinin ettiği taat ve ibadetlerden Resulüllah S.A. efendimize kat kat ecir ve sevap ihsan olunur.
İşte, anlatılan sebepten ötürü, onun mizanını, cümleden ağır eyle. Ona mükafat olarak, celâl ve ikram cemalinin müşahedesini nasip eyle.
KARA DAVUD
YanıtlaSil689
büyük, zatı
büyük de-
eyleyip
Henleri-azap-ki Re-Bütün
ardır.
وَبَلِغْهُ مَا مُولَهُ وَاجْعَلْهُ أَوَّلَ شَافِعَ وَأَوَّلَ شفَعَ اللَّهُمَّ عَظِيمٌ بُرْهَانَهُ وَتَقَلَ مِيزَانَهُ وَالجَتَهُ وَارْفَعْ فَيَاهَا عِينَ دَرَجَهُ
وي أَعْلَى المُقربينَ مَنْزَلَهُ اللهُمَّ احْيَنَا علَى مُنَهُ وَتَوَفَّنَا عَلَى مِلَيْهِ وَاجْعَلْنَا مِنَ اهْلِ شفاعَهُ وَاحْشُرْنَا فِي زُمْرَةِ وَاوْرِدْنَا حَوْضَهُ وَأَسْقِنَا مِن كَاتِهُ غَيْرُ خَزَا يَا وَلَا نَادِمِينَ وَلَا شَاكِينَ وَلَا مُبَدِّلِينَ وَلَا مُغَيرِينَ وَلَا فَاتِنِينَ وَلَا مَفْتُونِينَ أَمِينَ يَا رَبَّ الْعَالِمِينَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ وَاعْطِهِ الوَسيلَةَ وَالْفَضْلَة وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَة وَابْعَثْهُ المقام الحمود الذي وَعَدْتَهُ مَعَ اخْوَانِهِ النَّبِيِّينَ صَلَّى اللَّهُ عَلَى مُحَمد بنِي الرَّحْمَةِ وَسَيْدِ الْأَمَةِ وَعَلَى ابَنَا
ve bellighü me'mulehu vec'alhü evve le safiin ve evvele müşeffain.
Allahümme azzim bürhanehu ve sakkil mizanehu ve eblic hüccetehu verfa' fiehli illiyyine derecetehu ve fi a'lel mukarrebine menziletehu.
Allahümme ahyina ala sünnetihi ve teveffena alâ milletihi vec'alna min ehli şefaatihi vahşürna fizümretihi ve evridna havzahu veskina min ke'sihi gayre hazaya ve lânadimine ve laşak-kine ve lâmübeddiline ve lâmugayyi-rine ve lafatinine ve lameftunine Amin ya Rabb'el-Alemine.
88. Allahümme salli alâ Muham-medin ve ala Ali Muhammedin ve a'tı-hil-vesilete vel-fazilete ved-derecet'er-refiate veb'ashül-makam'el-mahmud'el-lezi vaadtehu maa ihvainhin-nebiyyine sallallahü alâ Muhammedin nebiyy'ir-rahmeti ve seyyid'il-ümmeti ve ala ebina
Onu ilk şefaat eden ve şefaatı ilk makbul olan eyle.
YanıtlaSilük, ni-
h.
Allahım, onun bürhanını azametli kıl. Onun mizanmı ağırlaştır. Onun hüc cetini açık eyle. Onun derecesini illiyyin ehli arasında yükselt. Onun konağını, mu-karrebinden daha üstün kıl.
ğrulu-, açık
Allahım, bizi onun sünneti üzerine ihya et. Bizi, onun milleti üzerine vefat ettir. Bizi, onun şefaatına ehil olanlardan eyle. Bizi, onun zümresi ile haşreyle. Bi-zi, onun havzına vardır; onun kadehlerinden bizlere içir. Rüsvay olmayalım, pis manlık olmasın. Şekçi de olmayalım. Tebdilci ve tağyirci olmayalım. Fitne çıka-ranlardan, fitneye düşenlerden olmayalım. Amin! ya Rabb'el-Alemin.
azzam
88. Allalım, salât eyle Muhammed'e ve Muhammed'in âline. Ona vesile, fa-zilet ve yüksek derece ihsan eyle. Kendisini vaad buyurduğun Makam-ı Mahmud'a çıkar; nebilerden kardeşleri ile..
Gün-
Allah-ü Taâlâ salât eylesin; rahmet peygamberi, bu ümmetin efendisi Mu-
hammed'e..
cüm-onun t ve san
(Devamı: 693. Sayfada)
307
YanıtlaSilDEYİMLER
k yo
dgömlek uzak olmak: Soyca veya yakınlık bakımından bir hayll
bulunmak
yedim dört bucak: Her yerde.
yedi kat el pek: Yabancı.
jedi kat yerin dibine geçmek: 1) Çok güçlü olarak yere çakmak. 2)
Fazlasıyla utandırmak, mahcup etmek.
yedi kubbell hamam kurmak: Büyük hayaller peşinde koşmak.
yedi mahalle: Herkes, bütün çevre.
yedi düvelle barışık: mec. Herkesle İyi geçinen kimse.
yel üfürdü, sel (veya su) götürdü: Ortadan yok oluveren ve yok olu-
junun sebebi bilinmeyen mal için söylenir.
yele vermek: Savurmak, boşuna harcamak.
yelkenleri suya indirmek: mec. Direnmekten vazgeçip karşısındaki-
nin dediğini benimsemek, kabul etmek.
yem istemez, su istemez: Elde tutulması hiçbir külfete mal olmayan.
yom olmak: Birinin tuzağına düşmek.
yediği önünde yemediği ardında: Bolluk, refah içinde yaşayanlar için kullanılır.
וערר
yedirip içmek: Beslemek.
yeme de yanında yati Çok lezzetli veya çok hoş.
S
yemeden İçmeden kesilmek: Bir üzüntü veya heyacan sebebiyle yi-yemez, İçemez duruma gelmek, İştahı kesilmek.
ylylp bitirmek: 1) Tüketmek. 2) Onmaz duruma getirmek, yıkımına sebep olmak. 3) Sürekli olarak tedirgin etmek, üzmek, hırpalamak.
yemin etsem başım ağrımaz: "Gerçek olduğuna hiç korkmadan ye-
min ederim", anlamında kullanılır.
yanene içilene bakılmamak (bir şey): Gidere önem verilmeden bol bol harcanmak
yenir utulur gibi değil: bk. Yenilir yutulur şey değil.
DEYİMLER
YanıtlaSil306
yaş tahtaya (veya yere) basmak: Bir işte uyanık davranmamak yu zünden aldanmak.
yaşını içine akıtmak: Duyduğu acıyı, üzüntüyü sezdirmemek
yaşlara boğulmak: Çok ağlamak.
yatak çekmek (bir kimseyi): Çok bitkin ve güçsüz olmak.
yatak yorgan yatmak: bk. Yorgan döşek yatmak.
yatağa bağlamak: Yataktan kalkamayacak kadar hasta etmek.
yatağa düşmek: Yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak.
yatağa serilmek: Yatağa, yorgun bir durumda uzanıp yatmak.
yatağını ayırmak: Ayrı yatakta yatmak.
yatıp kalkıp: Her zaman, hep.
yavaştan almak: 1) Ilımlı davranmak. 2) İşi gereken sürede yapma mak.
yavuz hırsız ev sahibini bastırır: Biri, suçunu zarar verdiği kimseye yüklediğinde söylenir.
ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli: Ya buranın şartlarına uymalı ya da buradan ayrılmalı.
ya deve, ya deveci: "llerisi için verdiğim sözden korkmuyorum. O zamana kadar şartlar değişebilir" anlamında kullanılır.
ya heirü ya merrü: hlk. Zor, tehlikeli bir durum karşısında "ne olursa olsun" gibi kötü ihtimalin de göze alındığını anlatır.
ya huyundan ya suyundan: Bazı özellikleri olduğu gibi, bir yerden, bir kimseden almış kimseler için kullanılır.
yaya kaldın Tatar ağası: İstediğini elde edemeyen, başarısızlığa uğ rayan kimseler için kullanılır.
yaya kalmak: 1) İstediği şeyi yapamaz duruma gelmek. 2) Yardı cısız kalmak.
yazboz tahtasına evirmek: Bir konuda art arda birbirini tutmar kararlar almak.
T
YanıtlaSila. eç
Tabağa sorarsan dünyada fena koku yoktur: Kötülükten başka bir gay bilmeyen kişi için dünyada kötü bir şey de kötülük de yoktur.
Tabak sevdiği deriyi yerden yere çalar: Bazı kimseler, sevdikleri Kişilere sert uyarılarda bulunurlar. Bunu onların iyiliğini düşünerek ya-parlar.
Tabancanın dolusu bir kişiyi korkutur, boşu kırk kişiyi: Dolu ta-banca taşıyan, "sıkmak zorunda kalmaktan" korkar. Boş tabanca taşı-yan ise hem böyle bir korku yaşamaz hem de düşmanlarını korkutmuş olur.
Talihsiz hacıyı deve üstünde yılan sokar: bk. Onmadık hacıyı deve üstünde yılan sokar.
Tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır: Yasa dışı işlerle uğraşan, yapacağı kötü iş için uygun bir zaman bekler. Elverişli durum ortadan kalkınca, artık hiçbir şey yapamaz olur.
Tariada izi olmayanın harmanda sözü olmaz: Kendini yeterince işine vermeyen bir kişiden, kimseye hayır gelmez. Böyle bir kişinin, ortaya çıkan işle ilgili olarak söz söyleme hakkı yoktur, olamaz da.
Tarlanın iyisi suya yakın; daha iyisi eve yakın: Sulanan tarla verimli olur. Hele tarla, eve yakın olup sık bakılırsa, daha da bol ürün verir. Bunun gibi, çalışılan yerin eve yakın olması, çalışan kişilerin verimini artirir.
Tarlanın taşlısı, kızıń śaçlısı, öküzün başlısı: Halkın tercihi; kadının saçlısından, tarlanın taşlısından ve öküzün başlısından yanadır. Çün-kü saçlı kadının daha güzel, taşlı tarlanın verimli, başı büyük öküzün daha kuvvetli olacağına inanır.
koçan olmak, ona gerçek anlamda sahip olmak değildir. Gerçek sahiplik, o larlayı gerektiği gibi işleyip ondan en iyi şekilde yararlanmaktır.
Şahin ile deve avlanmaz: Şahin ile ancak kuş avlanır, deve avlana-
YanıtlaSilmaz. Bunun gibi, büyük iş yapmak isteyenin, buna uygun araç gereç ve eleman kullanması gerekir.
Şahin küçüktür ama koca turnayı havadan indirir. Görünüşe al danmamak gerekir. Görünüşünün tersine çok bilgili, becerikli ve güçlü olan insanlar da vardır.
Şaraptan bozma sirke keskin olur: Sonradan yoldan çıkan kişi, öte-den beri yolunu şaşırmış olanı geçer.
Şaşkın ördek başını bırakır, kıçından dalar: Nasıl yapılacağını bil mediği bir işi yapmaya kalkan hem başarısız hem de gülünç olur.
Şeyh uçmaz müridi uçurur: Mürit, şeyhine çok bağlı olup onun her dediğine inanır. Hatta bazen çok ileri gider. Öyle bir şey olmadığı hâl de, şeyhte olağanüstü özellikler bulunduğunu söyler ve her yerde an-latır. Böylece uçmayan şeyhi uçurur.
Şeytan adamı kandırır ama suyunu ısıtmaz: Kötü niyetli kişi, insanı yoldan çıkarır. Yoldan çıkardığı kişinin başı derde girince, ona yardım-cı olmaz ve ortadan kaybolur.
Şeytanın dostluğu darağacına kadardır: Kötü kişinin dostluğu, işi bitinceye ya da zoru görünceye kadardır. Bu yüzden, böyle kişilerin dostluğuna güvenmemek gerekir.
Şeytanla kabak ekenin kabak başına patlar: Düzenbaz bir kişiyle arkadaşlık yapan, er geç bir düzenin (hilenin) kurbanı olur.
Şimşek çakmadan gök gürlemez: Bir olayın gerçekleşmesinden ön-ce, bununla ilgili bazı İşaretler görülür.
Şöhret felakettir: Ünlü biri olmanın, çok güzel bir şey olduğu düşü-nülür. Oysa ünlü olmanın pek çok sakıncası da vardır. Örneğin ünlü kişi özgür değildir, dilediği gibi yaşayamaz. Çevresi ve yakınları ondan çok şey bekler, bunları yerine getiremez. Üzülür, sıkılır, bunalır, rahat yüzü görmez. Şöhret felaket olur.
Nefis deve kuşu gibidir. (M.N.) 154:Zerre
YanıtlaSilNefsin en büyük arzusu bekadır. (M.N.) 155:Ζεπο
Nefsin esåretinden nasıl kurtulunur? (L.) 13:1. Lem'a
Nefis gafletle kendini unutur. (M.) 389:29. Mektup, 2. 5
Nefsin gözü kördür. (M.N.) 71:Katrenin zeyti
Nefsi ıslahın bir yolu. ($.) 392:14. Şua
Nefsini islah edemeyen başkasını ıslah edemez. (S.) 243:21. Str Nefis insanın cisminde alemdeki tabiata beruer. (S.) 209:18
Söz, 1. noksa
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
38:1. makale 9. mukaddime
Nefis istiklaliyet halinde fanidir. (M.N.) 176:Şemme, 10.
3. hatve
Nefse itimat edilmez. (L.) 91:13. Lem'a 13.işaret 2. nokta
Nefis kendini hür ve serbest ister. (M)189
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
YanıtlaSilRİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
V ve daya nak olan insan benlikleri; kötülük, günah ve itaatsizliğe yol açan istekler. (bk. nefis) 4. kişi ler, insanlar; bir yerleşim yerinde veya ülkede yaşayanlar
YanıtlaSilnüfus-u emmare نفوس اماره : emmare nefisler insanların benliklerinde yer alan, günaha ve Allah'a (c.c.) itaatsızlığa yol açan, dayatici Ve zorlayıcı duygular ve istekler. (bk. nefs-i em-mare)
nüfus-u habise نفوس خبيثه : kötü ruhlu varlık lar, kötü cinler, şeytanlar
nüfus-u İslâmive نفوس اسلاميه : Müslüman nü fus, İslâm dünyasındaki Müslüman nüfus sa-yısı; Müslüman halk
nüfusu seba نفوس سبعه : yedi çeşit nefis, insan benliğinin yedi tabakası:
1.nefs-i emmare نفس اماره : emredici ve zorlayı cı nefis; kötülük ve günahlara yol açan zorla yıcı duygu, ihtiyaç ve istekler; bu eşit duygu, ihtiyaç ve isteklere sahip insan benliği. (bk. Kur'an, 12:53).
2.nefs-i levvame نفس لوامه : işlediği günah ve yaptığı kötülükten dolayı kendini kınayan, pişman olan ve tövbe eden nefis, insan benli-ğinin ikinci tabakası. (bk. Kur'an, 75: 2).
3.nefs-i mülhime نفس ملهمه : )tas.)ilham sahibi
87
YanıtlaSila
nüfus-u seb'a
nefis, mânen gelişerek günahlardan arınmış, günah ve yanlışlıklara düşmemek ve bazı má-nevî gerçeklere erişebilmek üzere Allah (c.c.) tarafından ilham alabilen insan benliğinin üçüncü tabakası
4.nefs-i mutmainne نفس مطمئنه : mutmain nefis; artık günah ve kötülük işlemez hale gelmiş, arınmış ve huzura kavuşmuş nefis, insan benliğinin dördüncü tabakası. (bk. Kur'an, 13: 28 ve 89: 27)
5.nefs-i radiye نفس راضيه : Allah'tan (c.c.) ve O'nun her işinden hoşnut, hiç şikâyeti olma-yan insan benliği, insan benliğinin beşinci tabakası. (bk. Kur'an, 89: 28)
6.Nefs-i mardiyye نفس مرضیه : Allah'ın (c.c.( rızasına ermiş nefis, kulluğundan Allah'ın (c.c.) hoşnut olduğu insan benliğinin altıncı tabakası. (bk. Kur'an, 89: 28)
7.nefs-i safiye نفس صافيه : tam arınmış nefis, her türlü olumsuzluklardan, korkulardan, günah ve kötülüklerden arınmış, ilk yaratılı-şı gibi tertemiz olan insan benliğinin yedinci tabakası.
Psikolojinin bir dalı olan "dinamik psikoloji" ve duygusal hayat psikolojisi, insan benliğini üçe ayırır:
1.id yahut "alt ben": Bu benlik, İslâm dü-şüncesindeki nefs-i emmareye karşılıktır. Alt-ben (nefs), şuur ve irade dışı isteklere sa-hiptir ve hiçbir ahlâkî ve dinî kural tanımaz, bilmez, kabul etmez
2.ego, yahut "ben": Bencil isteklere sahip, kendini düşünen, insan benliğidir. Bu nefis, ahlâkı tanır, toplum ye din kurallarını bilir
7. nefs-
YanıtlaSilher türlü olur günah ve kötülüklerden arınmış, ilk yaratılı şı gibi tertemiz olan insan benliğinin yedinci tabakası.
Psikolojinin bir dalı olan "dinamik psikoloji" ve duygusal hayat psikolojisi, insan benliğini üçe ayırır:
1.id yahut "alt ben": Bu benlik, İslâm dú-şüncesindeki nefs-i emmareye karşılıktır. Alt-ben (nefs), suur ve irade dışı isteklere sa-hiptir ve hiçbir ahlâkî ve dinî kural tanımaz, bilmez, kabul etmez
2.ego, yahut "ben": Bencil isteklere sahip, kendini düşünen, insan benliğidir. Bu nefis, ahlâkı tanır, toplum ve din kurallarını bilir, fakat işine ve isteklerine engel olarak görürse bunlara uymaz. Bundan dolayı kendini suç-lu hissetmemek için, rasyonelizasyona, yani, kendini haklı gösteren bir takım çarelere baş vurur. Yaptıklarının doğru, yerinde ve akla uygun olduğuna kendini inandırmak ve ken-dini avutmak için bazı davranış ve düşünce tarzları geliştirir; bunları benimser. Bu nefis de, İslâm düşüncesindeki sınıflandırmada nefs-i emmare kısmına girer
3. üst ben" veya süper-ego: Ahlâk, din ve vicdan duygularına sahip olan insan benliği, benliğin üçüncü tabakası. Bu nefis, İslâm dü-şüncesindeki sınıflandırmada nefs-i levvâme kısmına girer
Psikolojide insan benliğinin (nefsin) bu üç
nüfus-u seb'a
YanıtlaSil1
tabakası dışıdaki diğer benlik tabakaları hak-kında hiçbir bigi yoktur. İslâm düşüncesinde üst-ben yani nefs-i levvâmeden sonra beş nefis tabakası daha tarif edilmiş ve sınıflan-dırmaya konulmuştur. Psikoloji, tasavvufî ve mânevî alana giren bu konunun incelikleri-ne girmemiş veya girememiştir. Çünkü psi-koloji, diğer pozitif ilim denilen ilimler gibi, sadece gözlenebilen ve bir şekilde ölçümü yapılabilen insan davranışları dışında kalan gerçekleri konusunun dışında görür. Yani, maddî olmayan gerçeklere gözlerini kapar. Oysa tasavvufî ve dinî hayat da bir deneydir, bir tecrübedir. Evet, bu kişisel bir yaşayış ha-lidir. İnsanın yaşadığı, içinde hissettiği ağrı, sızı, sevgi, seviç, üzüntü gibi duyum veya duygular da kişisel yaşayış halleridir. Bunları inkâr edemeyiz. Denecektir ki, psiko-loji bu sübjektif (enfüsî, kişisel) halleri değil, objek-tif, yani kişisel yaşantıların dışa yansıyan, gözlenebilen şekilleri olan davranışları ince-ler. İyi de, yukarıda belirtildiği gibi, tasavvuf-ta tarif edilen şekilleriyle nefsin mânevî ge-lişme derecele-rine eren (dinde "ermiş" veya "evliya" denilen) insanların davranışlarına da bu mânevî yaşayışların yansımaları olarak görülebilir, gözlenebilir
Psikoloji, bir kısım ruh hastalıklarının sebep-lerinden biri olarak benliğin (nefsin) birinci tabakası olan "alt ben" ile üçüncü tabakası olan "üst ben" (süper-ego) arasındaki çatış-mayı gösterir. İnsan, bu iki benlik arasındaki çatışma ve gerilimi çözecek bir çıkış yolunu bulamazsa ruhsal sağlığı bozulur, der. Bunu önlemek için ya din dışı bir hayat tarzı çıkış olarak görülür; böylece bencil veya hayvansal isteklorlo diu
lidir. İnsanın yaşadığı, içinde hissettıgı agil, sızı, sevgi, seviç, üzüntü gibi duyum veya duygular da kişisel yaşayış halleridir. Bunları inkâr edemeyiz. Denecektir ki, psiko-loji bu sübjektif (enfüsî, kişisel) halleri değil, objek-tif, yani kişisel yaşantıların dışa yansıyan, gözlenebilen şekilleri olan davranışları ince-ler. İyi de, yukarıda belirtildiği gibi, tasavvuf-ta tarif edilen şekilleriyle nefsin mânevî ge-lişme derecele-rine eren (dinde "ermiş" veya "evliya" denilen) insanların davranışlarına da bu mânevî yaşayışların yansımaları olarak görülebilir, gözlenebilir
YanıtlaSilPsikoloji, bir kısım ruh hastalıklarının sebep-lerinden biri olarak benliğin (nefsin) birinci tabakası olan "alt ben" ile üçüncü tabakası olan "üst ben" (süper-ego) arasındaki çatış-mayı gösterir. İnsan, bu iki benlik arasındaki çatışma ve gerilimi çözecek bir çıkış yolunu bulamazsa ruhsal sağlığı bozulur, der. Bunu önlemek için ya din dışı bir hayat tarzı çıkış olarak görülür; böylece bencil veya hayvansal isteklerle din ve ahlâk arasındaki çatışmanın önlenebileceği var sayılır; veya kabul edilir ki insan, enerjisini sanat, spor veya ilim gibi alanlarda kullanırsa, iç dünyasında çatışmaya yer kalmaz; bu enerjiyi, faydalı yola yönlen-dirmiş olur, olumlu bir şekle dönüştürebilir. Fakat ne var ki, Batı dünyasındaki çağdaş san'at, genel olarak hayvansal ve cinsel duy-guları kışkırtıcı özelliktedir. Resim ve hey-kel sanatında çıplaklık ana tema olarak ön plândadır. San'atın bir unsuru olarak kadının cinselliği ve bedeni esas konudur. Bunlar ön plâna çıkarılıp sergilenir. Jimnastik, bale, su ve buz sporlarında da durum farklı değil-dir. Roman, tiyatro, sinema gibi sanatlarda ise başta gelen konular, evlilik dışı ve gayri meşru yaşayış şekilleridir. Endüstrileşmiş
N
YanıtlaSilnüfuz
872
çağdaş toplumlarda ruhsal problemlerin yay-gın olması, "alt ben" ile "üst ben" arasındaki çatışmanın bu tür san'atlarla önlenemediği-ni, ruhsal problemlerin azaltılmasında pek katkı sağlanamadığını göstermektedir. İslâm ise, bu çatışmayı önlemenin, ruhu arındırma ve huzura kavuşturmanın bir yolu olarak, Allah'a (c.c.) îmanı, O'na tam teslimiyeti ve meşru, yani dinin helâl saydığı isteklerle ye-tinmeyi gösterir. Ayrıca çok yemek, çok uyu-mak, zamanı boş şeylerle geçirmek gibi veya harama bakmak, içki ve benzeri maddeleri kullanmak, zevk ve eğlenceye düşkünlük gibi nefsi azdıracak şeylerden sakındırır. Kadın ve erkeğin giyinişinde, aralarındaki ilişki-lerde belli ölçüler koyar. Oruç tutmayı, gece ibadetini teşvik eder; sık sık ölümü hatırla-mayı, dünyayı sonsuza giden bir yolculuğun geçici bir durağı gibi görmeyi, yaptıklarını gözden geçirmeyi, kendini sorgulamayı, ken-dini beğenmişlikten ve bencillikten kurtar-mayı, hatâ ve günahlardan tövbe etmeyi, bu yolla da ruhu ve nefsi arındırmayı öğütler. İslâmda tasavvuf ve tarikattaki eğitim ve uygulamalar da, bu şekilde nefis terbiyesini ve nefsin kötülüklerden arındırılmasını esas alır. Siyaset adamları; bilmeyerek veya yanlış bilgiler yüzünden veya gerçek özünden saptı-rılmış tarikat şekillerinden hareketle, bütün tarikatları yasak kapsamına almakla, toplu-mu ayakta tutan, ahlâkî ve mânevî değerle-ri koruyan bir kalkandan toplumu mahrum etmiş olmaktadırlar. Çağımız insanının esas bunalımı; hayatı, kâinatı ve varlık dünyasını, inançsızlık sebebiyle mânâsız bulmasından, hayatta zevk ve huzur adına bencil duygu-larını tatmin etmeyi ve nefsin her dediğini yapmayı özgürlük sayıp onu putlaştırmasın-dan, nefis ve şeytanın esiri olmasından ile-ri gelmektedir. Bu yüzden de çağımızda, ne insanın iç dünyasında ne de dış dünyasında
bare w 1
t
t
N
YanıtlaSilmayı, dünyayı sonsuza giden bir y geçici bir durağı gibi görmeyi, yaptıklarını
gözden geçirmeyi, kendini sorgulamayı, ken-dini beğenmişlikten ve bencillikten kurtar-mayı, hatâ ve günahlardan tövbe etmeyi, bu yolla da ruhu ve nefsi arındırmayı öğütler. İslâmda tasavvuf ve tarikattaki eğitim ve uygulamalar da, bu şekilde nefis terbiyesini ve nefsin kötülüklerden arındırılmasını esas alır. Siyaset adamları; bilmeyerek veya yanlış bilgiler yüzünden veya gerçek özünden saptı-rılmış tarikat şekillerinden hareketle, bütün tarikatları yasak kapsamına almakla, toplu-mu ayakta tutan, ahlâkî ve mânevî değerle-ri koruyan bir kalkandan toplumu mahrum etmiş olmaktadırlar. Çağımız insanının esas bunalımı; hayatı, kâinatı ve varlık dünyasını, inançsızlık sebebiyle mânâsız bulmasından, hayatta zevk ve huzur adına bencil duygu-larını tatmin etmeyi ve nefsin her dediğini yapmayı özgürlük sayıp onu putlaştırmasın-dan, nefis ve şeytanın esiri olmasından ile-ri gelmektedir. Bu yüzden de çağımızda, ne insanın iç dünyasında ne de dış dünyasında barış ve huzur sağlanamamakta, insanın iç dünyasında bunalımlar, stres, ruhsal gerilim, ruhsal problemler; dış dünyada ise savaşlar, çatışmalar, terör, anarşi; her türlü siyasî, ekonomik, kültürel, ideolojik v.s. kavgalar, didişmeler, mücadeleler sürüp gitmektedir. Sözde çözümler ise, olmayan yerde aran-maktadır. Çağımızın hâkim dünya görüşü ve hayat anlayışı olan maddecilik, hayatın gayesi olarak dünyanın her türlü zevklerini tatmak (hedonizm) ve her şeye darvincilik açısından bakmak; hayatı, insanı, toplumu ve
372
YanıtlaSilnühâs
tarihi darvincilik gözlüğü ile görme anlayışı tam bir çıkmaz ve iflas içindedir. Bu hayat ve insan anlayışının, insanlığa vaad edebileceği bir şeyi kalmamıştır. Kur'an ve İslâm ise in-sanlığa rahmet olarak gelmiş, insanın iç ve dış dünyasında barış ve huzuru sağlayacak reçetesini açıklamıştır. İnsanlık belki ileride bunu daha iyi anlayacak, dünya barışı, kişisel ve toplumsal huzur ve mutluluk için bu reçe-teyi çare olarak görecektir
nüfuz 1 : نفوذ.girme, girip geçme, derine inme, -içe işleme; yayılma 2.(mec.) emir ve sözünü - dinletme, yaptırma; etkileme gücü, otorite 3.(mec.) anlama, kavrama 4.itibar, saygı gö-rürlük, saygınlık
-
- nüfuz-u hükümet نفوذ حکومت : hükûmet otori-☐tesi, hükûmetin yaptırım gücü
nüfuz etmek 1 : نفوذ ايتمك.emek, yayılmak, -içe geçmek 2.etki ve yaptırımı olmak 3.anla-- mak, kavramak
-
nüfuzu haricinde olmak نفوذی خارجنده اول :
-
otoritesi dışında olmak, yaptırım gücünün dışında kalmak
-
nüfuzunu icra etmek نفوذينى اجرا ايتمك : yaptırım gücünü uygulamak, otoritesini kullanmak
nüfuzunu idame etmek نفوذينى ادامه ايتمك : oto
-ritesini, yaptırım gücünü devam ettirmek
-nüfuzunu istimal etmek نفوذی استعمال ايتمك
- otoritesini, yaptırım gücünü kullanmak
nüfuzu kırılmak نفوذى قيريلم : itibarı zedelen 1
tesi, hu
YanıtlaSilnüfuz etmek 1 : نفوذ ايتمك.geçmek, yayılmak, içe geçmek 2.etki ve yaptırımı olmak 3.anla-mak, kavramak
: نفوذی خارجنده اولمق nüfuzu haricinde olmak otoritesi dışında olmak, yaptırım gücünün dışında kalmak
nüfuzunu icra etmek نفوذينى اجرا ايتمك : yaptırım gücünü uygulamak, otoritesini kullanmak
nüfuzunu idame etmek نفوذینی ادامه ايتمك : oto
ritesini, yaptırım gücünü devam ettirmek
: نفوذى استعمال ايتمك nüfuzunu istimal etmek
otoritesini, yaptırım gücünü kullanmak
nüfuzu kırılmak نفوذى قيريلم : itibarı zedelen-
mek, sayğınlığı kalmamak, sözü geçer olmak-tan çıkmak, otoritesi kalmamak
nüfuzunu kırmak نفوذينى قيرمق : itibarını zede
lemek, saygınlığını sarsmak, sözü dinlenirli-ğine zarar vermek
nüfuzu kuvvetli نفوذی قوتلی : itibarı, saygınlığı yüksek
nüfuzu olmak نفوذى اولمق : emri ve sözü geç-
mek, sözü dinlenir olmak; etkileme ve sö-zünü geçirme gücüne sahip olmak; yaptırım gücüne sahip olmak
nüfuz temin etmek نفوذ تامين ايتمك : itibar ve saygınlık kazanmak, sözü dinlenir olmak
nüfuzlu 1 : نفوذی.derin ve geniş görüş ve an-layışa sahip 2.sözü geçerli, hatırı sayılır, iti-barlı, etkisi geniş, yaptırım gücü ve otoritesi yüksek olan 3.makam ve mevki sahibi
nühas نحاس : bakır
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilON SOIE
KINALTMALAR
FETVA ADABINA GIRIŞ
A KAVRAMSAL ÇERÇEVE
17
1 Fetvå Kavramı
17
a. Lügat Anlamı
17
b. Terim Anlamı
18
2. Fetva Adabı Kavramı.
B FEIVA ADABININ KAYNAKLARI
19
20
CFETVA VERMENIN HÜKMU
1. Farz Olduğu Durumlar
2. Mekruh Olduğu Durumlar.
30
3. Haram Olduğu Durumlar.
24
27
29
BİRİNCİ BÖLUM:
FETVA VERME EHLİYETİ
A FETVA VERME EHLIYETI
37
B. FEIVA EHLIYETININ ŞARTLARI
38
1 Müsluman Olmak
40
2 Akıl ve Baliğ Olmak
40
3. Müçtehit Olmak
41
44
5
4. Adalet Vasfını Taşımak
FETVA EHLİYETİNE SAHIP OLANLARDA BULUNMASI GEREKEN BAZI AHLAKI VE MESLEKİ ÖZELLİKLER
YanıtlaSil1. İyi Niyet Sahibi Olmak..
46
2. Güzel Ahlaklı Olmak.
46
3. Soğukkanlı Olmak
46
4. Güvenilir Olmak
47
5. İleri Görüşlü Olmak.
47
6. Tecrübe Kazanmış Olmak
48
7. Mali Yeterliliği Bulunmak
49
8. Görev ve Konumuna Uygun Bir Kıyafet Giyinmek
50
D. FETVÅ EHLİYETİNE SAHİP OLANLARIN DERECELERİ
.....
51
1. Müçtehit Müftü
.......
52
2. Müttebi' / Uzman Müftü
53
3. Mukallit / Nakilci Müftü
56
57
İKİNCİ BÖLÜM:
FETVA VERME ÂDÂBI
A. SORUYU ALMA ESNASINDA UYULACAK KURALLAR
63
1. Fetva İsteyene Güven Vermek
63
2. Sorudaki İfadelerin Olumlu Yönde Değerlendirilmesi
66
3. Olayın İlgili Olduğu Alanın Tespit Edilmesi
66
4. Olayın Yeni Olup Olmadığının Tespit Edilmesi.
67
5. Fetvāyı Etkileyecek Unsurların Tespit Edilmesi
68
68
6
B. FETVAYI HAZIRLAMADA UYULACAK İLKELER
1. Fetvânın dini yönden sağlam bir delile dayanması.
69
2. Fetvanın Şari'in maksadını karşılayacak nitelikte olması.
69
olması. 3. Fetvānın ſetvā isteyenin ihtiyacını karşılayacak durumda
69
ICINDEKILER
YanıtlaSilC FETVAYI HAZIRLAMADA BAŞVURULACAK YÖNTEMLER
70
1 Tahriç Yoluyla Fetva
71
a. Mezhep İmamlarının Usul ve İlkelerinden Tahriç ....
b. Mezhep Imamının Görüşlerinden Tahriç.
71
2. Tercih Yoluyla Fetvá
a. Bir Mezhebe Ait Farklı Görüşler Arasında Tercih
80
b. Mezheplerin Farklı Görüşleri Arasında Tercih
84
c. Zayıf, Mercuh, Şazz ve Metruk Görüşlerin Tercih Konusundaki Kaynak Değeri.
88
ca. Zayıf Görüşle Fetvå Verme
88
cb. Tercihe Layık Olmayan Görüşle Fetvā Verme..
89
cc. Şazz Görüşle Fetva Verme.
90
cd. Daha Önce Hiç Fetvå Verilmemiş Görüşle Fetvå Verme
92
93
3. Taklit Yoluyla Fetvā.
74
77
a. Hanefi Mezhebi
94
aa. Mezhep İçi Fetvå Verme Kuralları
95
ab. Mezhep Kitaplarında Kullanılan Bazı Terimler....
98
ac. Furû Kitapları ve Dereceleri
101
b. Maliki Mezhebi
105
ba. Mezhep İçi Fetvå Verme Kuralları.
106
bb. Mezhep Kitaplarında Kullanılan Bazı Terimler..
107
bc. Furů Kitapları ve Dereceleri.
108
c. Şafii Mezhebi.
110
ca. Mezhep İçi Fetvā Verme Kuralları
111
cb. Mezhep Kitaplarında Kullanılan Bazı Terimler..
113
cc. Furů Kitaplan ve Dereceleri
113
d. Hanbeli Mezhebi
114
da. Mezhep İçi Fetvå Verme Kuralları.
115
db. Mezhep Kitaplarında Kullanılan Bazı Terimler.. 117
dc. Furû Kitapları ve Dereceleri.
119
7
FETVÅ ÁDÁBI
YanıtlaSilD. FETVAYI AÇIKLARKEN UYULACAK KURALLAR.
122
1. Genel Kurallar...
124
a. Cevabın Açık, Net ve Anlaşılır Olması..
124
b. Gerektiğinde Cevabın Sorulandan Fazla Bilgi İçermesi.
127
2. Sözlü Fetvâda Uyulması Gereken Kurallar
131
SONUÇ
139
KAYNAKLAR.
.145
Yüce Allah (c.c.), tùm insanlığa dünya ve ahiret mutlulu-ğunun yollarını göstermek için, ilk insandan itibaren kutsal kitaplar göndermiş, bu kitaplardaki kuralları insanlara bil-dirmek için de peygamberler görevlendirmiştir. Peygamber-ler hem ümmetine hak dini tebliğ etmiş, hem de kendinden sonra, insanlara dini anlatabilecek din görevlileri yetiştirme-ye çalışmıştır. Bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) de aynı şekilde davranarak, bir yandan Allah'ın dinini tebliğ ederken, diğer yandan ashabını en güzel bir biçimde yetiş-tirmiştir. Ayrıca ümmetine, kendinden sonra kıyamete kadar tüm insanlık için kaynak ve rehber olarak Kur'an'ı ve sün-netini bıraktığını belirtmiştir. Ne var ki, herkesin bu iki kay-naktan yararlanması mümkün olmamıştır. Bu açıdan müslü-manlar bu iki kaynaktan yararlanarak dini hükümleri bizzat çıkarabilenler ve ancak ehline sorarak bilgi sahibi olabilenler, diye ikiye ayrılmıştır. İlk gruba girenlere müftü, diğerlerine de-dini konular bakımından halk/avam adı verilmektedir. Bilenlerle bilmeyenler arasında gerçekleşen dinî bilgi alış-ve-rişine ise fetvā faaliyeti denmektedir.
YanıtlaSilFetvå faaliyeti, önceden olduğu gibi, günümüzde de one-mini korumaktadır. Ancak günümüzde, eğitim yaygınlaşmış, eğitim seviyesi yükselmiş, iletişim imkânları artmış, dinî bilgi-lere ulaşmak daha kolay hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak da, bir yandan yetkili olmayan kişilerin rastgele fetvå verdiği, õte yandan her hangi bir konu ile alakalı pek çok farklı görü-şün yaygınlık kazanması dolayısıyla, özellikle halk kesiminde karışıklığa yol açtığı gözlenmiştir. Üstelik fetvå vermeye yet-kili olanların da, modern iletişim araçları yoluyla halkı dini konularda aydınlatırken düzeltilmesi zor hatalara düşmeleri ihtimali ortaya çıkmıştır. Bu sebepler, günümüz imkân ve ih-
0011000
FETVA ADABI
YanıtlaSiltiyaçları da dikkate alınarak, fetvå faaliyeti ile ilgili kuralların yeniden ele alınmasını gerekli kılmıştır. İşte elinizdeki bu eser, yukarıdaki ihtiyaçları bir nebze olsun karşılayacağını umdu-ğumuz bir çalışmadır. Kısaca eser, günümüzde fetvā verme sorumluluğunu üstlenen müſtülere fetvå konusunda kılavuz niteliği taşımaktadır.
Eserde, öncelikle ilk dönemlerden günümüze kadar telif edilen fetvā ādābı kaynakları, içerik ve metot olarak incelen-meye çalışılmış, daha sonra ilgili kuralların ortak noktaları ve mezheplere göre dağılımı bulunmaya gayret edilmiştir. Ayrıca fetvå ådâbına dahil olan bazı alt konular, özellikle, müstakil olarak hazırlanmış eserler ve son dönemde yapılmış akade-mik çalışmalar yardımıyla genişletilmeye ve güncelleştirilme-ye çalışılmıştır. Dolayısıyla, klasik fetvā ādabı literatüründe bulunmayıp, çağımızın teknolojisi vasıtasıyla yeni meydana gelmiş olan radyo ve televizyon gibi iletişim araçlarından fetvå hizmetinde nasıl yaralanılabileceği belirlenmeye gayret edil-miştir.
Eser bir giriş ve iki bölüm hâlinde yeniden şekillendiril-miştir. Girişte fetvå kavramı, fetvâ âdâbının muhtevası, önemi ve kaynakları ile fetvå vermenin hükümleri üzerinde durul-muştur. Birinci bölümde fetvå ehliyeti ele alınmıştır. Fetvå eh-liyeti konusunda üç noktaya ağırlık verilmiştir. Bunlar, fetvå ehliyetini kazanmanın şartları, fetvå hizmetinin daha iyi yü-rütülmesi ve halkın da ſetvāyı rahatça kabullenmesi açısından fetvå verenlerin sahip olmaları gereken bir takım ahlaki ve mesleki özelliklerdir. Bu bölüm, özellikle pedagoji, halkla iliş-kiler, iletişim ve dini hitabet ilminin verileriyle geliştirilmeye gayret edilmiştir. Ayrıca ſetvå verenler, klasik "tabakåt"a göre değil, fetvā verebilme ehliyetlerine göre sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Bununla birlikte, daha önceki tabakaları da doğ-ru değerlendirebilmek için, bunlar kendi sınıflandırmamız içinde ayrı ayı ele alınmıştır.
İkinci bölümde ise, ſetvā verme âdabı ele alınmış olup, bu bölumde, klasik literatürde yeteri kadar yer bulmayan bazı
ON SOZ
YanıtlaSiltemel ilkeler üzerinde de önemle durularak, gerek fetvå iste-nen konuyu tespit aşamasında, gerekse fetvâyı açıklama aşa-masında önemli olan temel ilkeler tespit edilmeye çalışılmış-tır. Ayrıca bunlardan daha önemli olduğunu düşündüğümüz fetvā hazırlama yöntemleri üzerinde de hassasiyet gösterilip, bu yöntemlerin işlerlik imkânları, kim tarafından nasıl kulla-nılacakları belirlenmeye gayret edilmiştir.
Çalışmamız yayına hazırlama aşamasında, üslup ve içerik açısından yeniden gözden geçirilip gerekli görülen düzeltme ve eklemeler yapılmıştır.
Son olarak, çalışmanın tüm aşamalarında, büyük yardımı-nı ve rehberliğini gördüğüm hocam Sayın Prof. Dr. Muhsin KOÇAK'a, yine yardım ve desteklerini gördüğüm Prof. Dr. Mustafa BAKTIR, Prof. Dr. Nihat DALGIN ve Prof. Dr. Ahmet YAMAN'a, ayrıca çalışmamın çeşitli kademelerinde yardım ve desteklerini esirgemeyen diğer dostlarıma ve daima yanımda olan eşime ve kızıma teşekkürü bir borç bilirim.
Gayret bizden, başarı Allah'tandır (c.c.).
Prof. Dr. Osman ŞAHİN
Samsun, 2014
690
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT GERHI
Bu cümle
Yüce Makamına yakınlık ver. İzzet civarına, en büyük rızana erdir. mek sureti ile cümleden muazzam ve pek keremli eyle.
- Onun hüccetini açık eyle.
Bu cümlenin manası, bazı nüshalardaki ibarelere göre şöyledir: Resulüllah B.A. efendimizin davet ve hacetlerini uygun biçimde
yerine getir, layıkı veçhile kendisine icabet ettir.
Onun derecesini İLLİYYİN EHLİ arasında yükselt.
Yani: Resulüllah B.A. efendimizin derecesini..
Bu cümlede geçen:
-İLLİYYIN.
Lafzı ile anlatılmak istenen, bir yüce makam olup yedinci semada pek şerefli bir kattır. Oranın ehli şunlardır: Mukarreb melekler, nehi-lerin, resullerin, sıddıkların, şehidlerin, salihlerin, büyük velllerin, bel Allmlerin ruhlarıdır.
- Onun konağını, MUKARRABİN'inden daha üstün kıl.
Bu cümlede geçen:
- MUKARREB
Tabirinden murad, mukarreb melekler, nebiler, resuller, Yüce
Hak yakırılığını bulan zatlardır.
-HAV
Lafzı, Re Rivayetl dehler, gökt Bu ma Zamiri - Res
- On
Hillah
By hacetleri yerine
YanıtlaSilnimeti her şeye samil, kendisinden başka ilah olmayan Ylice Allah
- Bizi onun sünneti üzerine ihya et.
Yani: Bizi hayatta bıraktığın süre, Resulüllah S.A. efendimiz sünnet-i sentyesi üzerine taa, ömrün sonuna kadar sabit kıl.
- Bizi onun MİLLETİ üzerine vefat ettir.
Bu cümlede anlatılan:
- MILLET.
Lafm, Resulüllah S.A. efendimizin getirdiği İslam şeriatıdır. Bu durumda, cümlenin daha açık manası şu olur:
Allahım, bizi, İslâm şeriatı, iman nuru ile münevver, kelime-li fan, ehl-i sünnet itikadı üzerine sabit kılarak öldür.
Bizi, onun şefaatına ehil olanlardan eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Müminlere merhametli ve şefkatlı olan Resulüllah S.A. efendini zin yüce şeizzazına bizleri ehil kılıp cennat-ı aliyata ilk girenlerden e
le. Ki o: Bu şefaatı senin izninle yapacaktır.
- Bizi, onun zümresi ile haşreyle.
- Bizi onun MİLLETİ üzerine
YanıtlaSilBu cümlede anlatılan:
- MILLET.
Lafn, Resulüllah S.A. efendimizin getirdiği İslam şeriatadır.
Bu durumda, cümlenin daha açık manası şu olur: Allahım, bizi, İslam şeriata, iman nuru ile münevver, kellme-i ir-
fan, ehl-i sünnet itikadı üzerine sabit kılarak öldür.
- Bizi, onun şefaatına ehil olanlardan eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Müminlere merhametli ve şefkatlı olan Resulüllah S.A. efendimi zin yüce şexsatına bizleri ehil kılıp cennat-1 aliyata ilk girenlerden e
le. Ki o: Bu şefaatı senin izninle yapacaktır.
Biri, onun zümresi ile haşreyle.
Yani: Onun liva-i hamd sancağı altında topla
Biri, onun HAVZına vardır, onun kadehlerinden bizlere içt
D
YanıtlaSila erdir-
Bu cümlede geçen:
691
Syledir: içimde
- HAVZ.
Lafzı, Resulüllah S.A. efendimizin Kevser Havz'ıdır.
Rivayetle sabit olmuştur ki: Havz-ı Kevser'in çevresinde dizili ka-dehler, gökteki yıldızların, yerdeki kumların sayısı kadardır.
Bu mana:
- Onun.
Zamirini, Kevser'e bağlamak sureti ile verilen manadır. Resu-lüllah S.A. efendimiz murad edildiği zaman ise, mana şöyle olur: Resulüllah S.A. efendimizin eli ile sunduğu kadehten içir.
Şöyleki.
- Rüsvay olmayalım; pişmanlık olmasın.
Bu cümlenin ifade ettiği mana şu demeğe gelir:
emada
nebi-
- Ayıplarımız, günahlarımız, isyanlarımız sebebi ile rüsvay, hor, hakir, perişan olmayalım.
, bel-
Ayrıca, kusurlarımız, ibadetlerimizdeki eksiklerimiz sebebi ile, ak-ran ve emsalimizden geri kalıp (Allah korusun) Allah'ın azabına, ita-Keyser Havz'ından kovulmaya giriftar
Sonra..
YanıtlaSilŞekçi de olmayalım.
ua.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetinin doğruluğunda, Yüce Hak'tan getirdiği, zarurat-ı diniyyeden olup iman etmek vacip olan şeylerin hiç birinde şekke ve şüpheye düşmeyelim.
ik,
Tebdilci ve tağyirci olmayalım.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
İtikadların aslı üzerinde, ehl-i sünnet vel-cemaat, itikadlarından, şer'i amellerin herhangi bir esasında Allah'ın emrine aykırı bir deği şiklik yapıp tebdil ve tağyir edici olmaktan bizi koru.
Aynı şekilde:
- Fitne çıkaranlardan, fitneye düşenlerden olmayalım.
n
Bu cümlelerdeki mana şu demeğe gelir:
Nefsanî hevamıza, şeytanın mekrine, vesvesesine uyup irtikap ettiğimiz masiyetler dolayısı ile başkalarına örnek olup fitneye düşü rücü olmayalım.
Ayrıca, bid'at ehlinin, nefislerine uyanların, saptırıcıların saptar-ması ile fitneye düşmüş de olmayalım.
dimizin
YanıtlaSilr.
şer'i amellerin herhangi bir esasında Allah'ın emrine aykırı bir deği-siklik yapıp tebdil ve tağyir edici olmaktan bizi koru.
Aynı şekilde:
- Fitne çıkaranlardan, fitneye düşenlerden olmayalım. Bu cümlelerdeki mana şu demeğe gelir:
Nefsanî hevamıza, şeytanın mekrine, vesvesesine uyup irtikåp ettiğimiz masiyetler dolayısı ile başkalarına örnek olup fitneye düşü-rúcü olmayalım.
Ayrıca, bid'at ehlinin, nefislerine uyanların, saptırıcıların saptır-ması ile fitneye düşmüş de olmayalım.
AMİN! LAFZININ MANASI
- Amin!.
Bu lafız için bir çok mana verilmiştir. Biri şu demeğe gelir: - Ey keremliler keremlisi, merhametliler merhametlisi bu dua-
larımızı kabul buyur, muradımızı İhsan eyle. Yahut şu demeğe gelir:
- Bu dualarımızı kabul etmeyip perişan ve rüsvay olmaktan bizleri koru. Kabul edip bizleri ihsanınla mesrur eyle.
e-i ir-
dimi-
ey-
içir.
692
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
Ya Rabbel-álemin.
Ey cümle âlemleri yoktan var edip kemale eriştiren, hacetleri bi tiren, muradları ihsan eden, korktuklarından emin ve halás eden Al-lah..
**
SEKSEN SEKİZİNCİ SALĀVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey üluhiyet ve rububiyetinde, zat ve sıfatında eşsiz olan şanı bi yük, zatı mukaddes, kibriyası yüce Allah.
- Salât eyle.
Fazlınla kereminle, lütfunla, ihsanınla, büyük nimetler, bol ecir ler, güzel sevaplar vererek şanını tebcil eyle.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline..
Resulüllah S.A. efendimizin âline şunlar dahildir: Çocukları, celeri, tabileri, ümmetleri..
Ona vesile, fazilet ve yüksek derece ihsan eyle..
Vesile, cennetteki derecelerin en yücesidir; fazilet ise, orada b
san edilen karomlovin
- vesile, Vesona cennetteki derecelerin en yücesidir; fazilet ise, orada th san edilen keremlerin en faziletlisidir.
YanıtlaSilKendisine, vaad buyurduğun MAKAM-I MAHMUD'a çıkar. Daha önce de, anlatıldığı gibi, MAKAM-I MAHMUD, âhirette Re sulüllah S.A. efendimize has en büyük şefaat makamıdır.
Nebilerden kardeşleri ile beraber nail eyle.
Yani: Saygıya lâyık dostları, ikram vacib olan ahbabını da ihsa
na, lütfa kereme mazhar eyle.
- Allah-ü Taâlâ salât eylesin.
Bu cümlenin manası şudur: Celâl ve ikram sahibi şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah..
Bizzat iclâl, ikram, şanını tevkir, ihtiram edip şeriatını kıyamete kadar baki eyle. Taa, sonsuzlara kadar ümmetini saygılı kılıp çoğalt-mak sureti ile in'am ve ikram eylesin.
- Rahmet peygamberi, bu ümmetin efendisi Muhammed'e.. Resulüllah S.A. efendimiz bütün mevcudata, kaffe-i mahlukata rahmet olarak gönderilen bir peygamberdir.
Resulüllah S.A. efendimiz, bu ümmetin büyüğü, efendisi, seyyidi melcei ve sığınağıdır. Kendilerinin uyacağı ve başvuracağı bir zattır.
Keza, babamız Adem'e ve anamız Havva'ya da..
Resulüllah S.A. efend
YanıtlaSilrahmet olarak gönderilen bir peygamberdir.
Resulüllah S.A. efendimiz, bu ümmetin büyüğü , efendisi, seyyidi melcel ve sığınağıdır. Kendilerinin uyacağı ve başvuracağı bir zattar. - Keza, babamız Adem'e ve anamız Havva'ya da..
Yani: Yüce Allah, babamız Ebülbeşer Adem Safiyyüllah üzerine de iclâl, tazim, in'am, ikram inzal eylesin..
Aynı ikramı, Havva anamıza da yapsın. Şöyleki:
YE'CUC ME'CUC'UN TÜREMESİ
Allah-ü Taala, Havva anamızı, Adem'in a.s. sol eğe kemiğinden yaratmıştır. Cennat-ı âliyatta ve yerde onunla kalmıştır. Cümle insan, hatta Ye'cuc Mecuc bile sahih kavle göre, bunların neslinden türemiş tir.
bi-lås eden Al-
YanıtlaSiln şanı bü-
bol ecir-
cları, zev-
rada ih-
cıkar.
ette Re-
ادَمَ وَأَمَنَا حَوَاءَ وَمَنْ وَلَدَا مِنَ النَّبِيِّينَ وَ القِدْ يُقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَصَل على مليككَ أَجْمَعِينَ مِنْ أَهْلِ السَّمَوَاتِ والْأَرْضِينَ وَعَلَيْنَا مَعَهُمْ يَا أَرمَ الرنين اللَّهُمَّ اغْفِرَ لِذُنُوبِي وَلِوَالِدَيَّ وَأَرْجَمَهُمَا كَما ربيانِي صَغِيرًا وَجَميعِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ الأَحْيَاءِ مِنْهُمْ وَ الأَمْوَاتِ وَتَابِع بَيْنَنَا وَبَيْنَهُم بِالخَيْرَاتِ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَانْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ وَلَا حولَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّه العلى العظيم .. القلم صَلِّ عَلَى سَنْدِنَا مُحَمَّدِ نُورِ الأَنْوَارِ وَسَر الأَسْرَارِ وَسَيْدِ الْأَبْرَارِ وَزَيْنَ الْمُرْسَلِينَ الْأَخْيَارِ وَاكْرَمِ مَنْ أَظْلَمَ عَلَيْهِ اللَّيْلُ وَاشْرَق
Ademe ve ümmina Havvae ve men veleda min'en-nebiyyine ves-mochkine veş-şühedai ves-salihine.
Ve salli alâ meläiketike ecmaine min ehl-is-semavati vel-arazine ve aleyna maahüm ya erham'er-rahimine,
Allahümmeğfirli zünubi ve livali-deyye verhamhüma kema rabbeyani sağiren ve licemiil-mü'minine vel-mü'. minati vel-müslimine vel-müslimat'il-ahyai minhüm vel-emvati ve tabi' bey-nena ve beynehüm bil-hayrati rabbig-fir verham ve ente hayr'ür-rahimine ve låhavle ve läkuvvete illa billah'll-aliyy'il-azimi.
89. Allahümme salli alâ seyyidi-na Muhammedin nur'il-envari ve sır-r'il-esrari ve seyyid'il-ebrari ve zeyn'il-mürselin'el-ahyari ve ekremi men az-leme aleyh'il-leylü ve eşraka............
Keza, babamız Adem'e ve anamız Havva'ya da.. Bu ikisinden dünyaya gelen peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihler üzerine de salát eyle.
YanıtlaSilnete alt-
Aynı şekilde, yer ve sema sakinleri bulunan bütün meleklerine de salât ey-le; keza onlarla beraber bizlere de ey merhametliler merhametlisi.
ata
Allahım, günahlarımı bağışla, ana babamın da.. Onlar, beni küçükken terbi-ye edip yetiştirdi: bunun için kendilerine merhamet eyle.
idi
Bütün mümin ve müminelerin, müslim ve müslimelerin; hem dirilerinin hem de ölülerinin günahlarını bağışla. Onlarla aramızda hayırla bir uyarlık nasib eyle.
tır.
Rabbım, beni bağışla, merhamet eyle. Çünkü sen, merhametliler hayırlısısın. Havl ve kuvvet, ancak, yüce ve azim olan Allah'ındır.
ne
89. Allahım, Muhammed efendimize salât eyle; nurların nurudur. Sırların sırrıdır. Ebrarın efendisidir. Hayırlı resullerin gözdesidir.
Douami 692, Sayfada)
307
YanıtlaSilDEYİMLER
yedi gömlek uzak olmak: Soyca veya yakınlık bakımından bir hayli uzak bulunmak.
yedi iklim dört bucak: Her yerde.
yedi kat el pek: Yabancı.
yedi kat yerin dibine geçmek: 1) Çok güçlü olarak yere çakmak. 2)
Fazlasıyla utandırmak, mahcup etmek.
yedi kubbell hamam kurmak: Büyük hayaller peşinde koşmak.
yedi mahalle: Herkes, bütün çevre.
yedi düvelle barışık: mec. Herkesle iyi geçinen kimse.
yel üfürdü, sel (veya su) götürdü: Ortadan yok oluveren ve yok olu-şunun sebebi bilinmeyen mal için söylenir.
yele vermek: Savurmak, boşuna harcamak,
yelkenleri suya indirmek: mec. Direnmekten vazgeçip karşısındaki-
nin dediğini benimsemek, kabul etmek.
yem istemez, su istemez: Elde tutulması hiçbir külfete mal olmayan.
molmak: Birinin tuzağına düşmek.
ği önünde yemediği ardında: Bolluk, refah içinde yaşayanlar
kullanılır.
dirip İçmek: Beslemek.
yeme de yanında yatı Çok lezzetli veya çok hoş.
yemeden içmeden kesilmek: Bir üzüntü veya heyacan sebebiyle yi-yemez, İçemez duruma gelmek, iştahı kesilmek.
yiyip bitirmek: 1) Tüketmek. 2) Onmaz duruma getirmek, yıkımına sebep olmak. 3) Sürekli olarak tedirgin etmek, üzmek, hırpalamak.
yemin etsem başım ağrımaz: "Gerçek olduğuna hiç korkmadan ye-
min ederim", anlamında kullanılır.
yenene içilene bakılmamak (bir şey): Gidere önem verilmeden bol bol harcanmak.
yenir utulur gibi değil: bk. Yenilir yutulur şey değil.
DEYİMLER
YanıtlaSil306
yaş tahtaya (veya yere) basmak: Bir işte uyanık davranmamak y zünden aldanmak.
yaşını içine akıtmak: Duyduğu acıyı, üzüntüyü sezdirmemek
yaşlara boğulmak: Çok ağlamak.
yatak çekmek (bir kimseyi): Çok bitkin ve güçsüz olmak
yatak yorgan yatmak: bk. Yorgan döşek yatmak.
yatağa bağlamak: Yataktan kalkamayacak kadar hasta etmek
yatağa düşmek: Yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak
yatağa seriimek: Yatağa, yorgun bir durumda uzanıp yatmak
yatağını ayırmak: Ayrı yatakta yatmak.
yatıp kalkıp: Her zaman, hep.
yavaştan almak: 1) Ilımlı davranmak. 2) İşi gereken sürede yapma mak.
yavuz hırsız ev sahibini bastırır: Biri, suçunu zarar verdiği kimseye yüklediğinde söylenir.
ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli: Ya buranın şartlanina uymalı ya da buradan ayrılmalı.
ya deve, ya deveci: "İlerisi için verdiğim sözden korkmuyorum. O zamana kadar şartlar değişebilir anlamında kullanılır.
ya herrü ya merrü: hik. Zor, tehlikeli bir durum karşısında "ne olursa olsun" gibi kötü ihtimalin de göze alındığını anlatır.
ya huyundan ya suyundan: Bazı özellikleri olduğu gibi, bir yerden, bir kimseden almış kimseler için kullanılır.
yaya kaldın Tatar ağası: İstediğini elde edemeyen, başarısızlığa uğ
rayan kimseler için kullanılır.
yaya kalmak: 1) İstediği şeyi yapamaz duruma gelmek. 2) Yardım-cısız kalmak.
yazboz tahtasına sevirmek: Bir konuda art arda birbirini tutmaya kararlar almak.
93
YanıtlaSilATASÖZLERİ
Sev seni seveni hâk ile yeksan ise, sevme seni sevmeyeni Mısır'a yeni ne denli güçlü ne denli zengin olsa bile. sultan ise: Sev seni seveni yerlerde sürunsebile; sevme seni sevme-
Serçeden korkan dan ekmez: Tehlikeleri gözde büyüterek işe giriş-mekten kaçınanlar, amaçlarına ulaşamazlar.
Seyrek git dostuna, kalksın ayak üstüne: Her şeyin fazlası insanı usandınr. Çok sık ziyaret edilen dost da bu durumdan sıkılır ve gide-rek bizi hoş karşılamaz olur. Bu yüzden ziyaretin seyreği makbuldür. Seyrek ziyaretlerde insan daha iyi karşılanır ve ağırlanır.
Sinek küçüktür ama mide bulandırır: Kendi açımızdan küçük ve önemsiz görülen bazı şeyler, başkalarında kötü ve olumsuz izlenim bırakabilir.
Sofu soğan yemez, bulunca sapını komaz: Kötü iş yapmıyormuş gibi görünerek saman altından su yürüten, fırsatını bulunca da kötülük yapmaktan hiç çekinmeyen insan pek çoktur.
Soğanın acısını yiyen bilmez doğrayan bilir: Herhangi bir işin ne denli zor yapıldığını, o işin sonucundan yararlanan bilmez. Ancak o işi yapan bilir.
Son pişmanlık fayda vermez: İş işten geçtikten sonra "keşke böyle yapmasaydım" demenin (pişman olmanın) hiçbir yararı olmaz. Sora sora Bağdat bulunur: Insan, sora sora çok uzaktaki ve bilme-diği yerleri bile bulabilir.
Söz var, dağa çıkarır; söz var dağdan indirir: Sözün değenni bil-mek ve dikkatli konuşmak gerekir. Karşımızdaki kişi, sözümüze ve söyleyiş tarzımıza bakarak tavır takınır. Güzel konuşmuşsak uysalla. şır. Çirkin konuşmuşsak asileşir.
Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir. Tatlı dilli insan, olmaz işlen ol-durur. Sivri dilli, yani konuşmasını bilmeyen insan, olabilecek işini bile gördüremez, ayrıca başını da belaya sokabilir.
Su akarken testiyi doldurmak gerek: İnsan, para kazanabiliyorken, geleceğini düşünerek yatırım yapmalı, yani mal mulk sahibi olmaya bakmalıdır.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil92
Sakla samani gelir zamanı: Gereksiz görulen şey birg
olabilir. Bu yüzden, böyle şeyler atılmayıp bir kenarda saklarma Sanat (zanaat) altın bileziktir. Herhangi bir dalda ustalig naat sahibi) kişi, hiçbir zaman işsiz kalmaz. Para sıkıntısıçme yüzden, zanaat altın bileziğe benzer, çünkü her an paraya çevri Sana lafla vurana sen asla vur: Erdemli insan, kendisine ki yapana kötülükle karşılık vermez, iyilikle karşılık verir.
Sanatı (zanaatı) ustadan görmeyen öğrenemez: Zanaat, uzun lar bir usta yanında çalışılarak öğrenilir. Başka türlü öğrenilemez Sarhoştan deli bile korkar: Sarhoş kişi, kendini bilmez durumda bu yüzden abuk sabuk hareketler yapar. Bu hareketleriyle kendiss de çevresine de zarar verebilir. Sarhoş bir kimseden delinin bilee kinmesi bundandır.
Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış: İnsan kou yanlarını kolay kolay belli etmez, bu yüzden, biriğ hakkında yargıda bulunmakta (bir kanıya varmakta) acele etmemek gerekir.
Sayılı günler tez geçer: Süresi verilen bir işe hemen başlamak ger kir. Oyalanırsak süresinde işi bitiremeyiz.
Sebepsiz ölüm olmaz: bk. Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane.
Sel ile gelen yel ile gider: Emek vermeden ele geçen para çarqu alur gider.
Sen ağa ben ağa, koyunları kim sağa? Herkes ağa olursa veya ten kaçarsa, bütün işler ortada kalır.
Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek? Yoksul ve kim sesiz bir kişinin, varlıkı bir kişi gibi harcama yapması ya da boyundan büyük işlere kalkışması doğru değildir
San işten korkma, iş sanden korkaun: Yapılacak iş güzde büyütü lürse, insanın pevkini (çalışma isteğini) kırar. Bu yüzden, korkmadan işe girişmek ve sabırla çalışmak gerekir
Sevda peçer yalan olur, sonra sokar yılan olur. Birtarini çok seven kiksi (kan ve erkal), sevgileri yitirdiklerinde geçirdikleri eski o zel günter yalan olur. Gelecekte de birbirlerine zarar veret
DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
YanıtlaSilBu manaya göre, salivatın manası şudur:
Ya ilihelälemin, Adem ve Havva'nın as. babalık ve analık haklarua eda için biz aciz kullarından yana, zat-1 ecel ve alån ile üzer lerine icial ve ikram inzal ile şanlarını yüce kıl.
Sara
- Bu ikisinden dünyaya gelen peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salider zerine de salat eyle...
Ayu şekilde, yer ve sema sakinleri bulunan bütün meleklerine de salit eyle.
Kaza, onlarla beraber bizlere de...
Yani: O yer ve semaların sakini olan meleklerle beraber, bize de ahmetzal buyurup bizi sevaba nail eyle. En büyük rızana erdirmek sureti ile bizleri mesrur eyle.
- Ey merhametliler merhametlisi...
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şöyledir:
lave inayetinde
Ey gunahlari bagis ra icabet eden şanı büyuk, kendisinden başka ilah olmayan, nimet) her şeye şamil Yüce Allahım.
YanıtlaSil- Günahlarımı bağışla.
Bu günahlarım ister büyük, isterse küçük, gizli, aşikâre, bilerek, bilmeyerek işlediğim; kasaen, sehven, hata icabı irtikâb ettiğim gi nah ve masiyet çeşitleri olsun.. bütün bunları af ve mağfiret eyle.
Ana babamın da günahlarımı bağışla. Onlar, beni küçükken terbiye edip yetiştirdi, bunun için kendilerine merhamet eyle.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şöyledir:
Ana babama merhamet eyle. Onlar, küçüklük halimde, zarar ları def etmeye, iyilikleri celbe gücüm yokken beni korudular. Cisma nî gücüm yemeğe, içmeğe, giymeğe yetmezken, yedirip içirip giydirdi ler. Korkulu ve tehlikeli yerlerden korunmaya, sakınmaya gücüm yok ken, hatta idrâkim olmadığı halde onlar bana merhamet ve şefkat gös terdiler.
Onlar, bana olan şefkatlerinden ötürü, münasip yemekler yedirdi ler, içirdiler, libaslar giydirdiler. Soğuktan, sıcaktan, cümle zararlar dan korudular.
Bu cümlenin daha açık şer
YanıtlaSilAna babama merhamet eyle. Onlar, küçüklük halimde, zarar-
ları def etmeye, iyilikleri celbe gücüm yokken beni korudular. Cisma-ni gücüm yemeğe, içmeğe, giymeğe yetmezken, yedirip içirip giydirdi. ler. Korkulu ve tehlikeli yerlerden korunmaya, sakınmaya gücüm yok. ken, hatta idrâkim olmadığı halde onlar bana merhamet ve şefkat gös terdiler.
Onlar, bana olan şefkatlerinden ötürü, münasip yemekler yedirdi. ler, içirdiler, libaslar giydirdiler. Soğuktan, sıcaktan, cümle zararlar dan korudular.
Cumle tehlikeli şeylerden, uygunsuz işlerden esirgeyip korudu-
lar .
Cismani terbiyemi geliştirip hayrı ve şerri bilmeğe başladığım za man, beni fena ve kötü şeylerden çektiler. Bana Allah'ı bilmeği, fay-dalı ilmi, Kur'ân-ı Azimüşşan'ı okuttular; san'at öğrettiler.
KARA DAVUD
YanıtlaSil695
analık üzer-
Hasılı: Kabiliyetim mikdarınca, dünyaya ve ahirete dair iyiliği bulmayı, mazarrati def etmeyi ve iki cihanın saadetine nail olacak ya-rarlı amelleri bana öğrettiler.
Anlatıldığı şekilde, cismanî te'dip, nefsanî tehzip ile maddi ve ma-nevi terbiyemi sağladılar.
aidler
İşte, bu anlatılarlar için, onlara merhamet eyle..
Bir başka mana da şöyle olabilir:
Onların bu yaptıklarına, merhametlerine, şefkatlerine mükafat olarak, kendilerine türlü türlü rahmet, çeşitli ihsanlar eyle.
erine
Lütuf, kerem, ihsan olarak seyyiatlarını, cürümlerini ve günah-larını af ve mağfiret eyle. Ayıplarını ört. Hatalarını mahvet. Firdevs-i alanda onları iskân eyle. Cemalinin müşahedesine, en buyük rızana nail ve vâsıl eyle. Böylelikle, onların haklarını, ben kulundan yana bol mükâfat ve mücazat edip bol ecir vererek mesrur eyle.
e de mek
ANA BABA HAKKI
Ebu Davud ve İbn-i Mace Hasen usulü ile, ashab-ı kiramdan Ebu Useyd-i Saidi'nin şöyle anlattığını rivayet ettiler:
YanıtlaSilBeni Süleym kabilesinden bir erkek kimse, Resulüllah S.A. elendimizin yanına geldi. Şöyle bir sual sordu:
duâla-nimeti
Ya Resulellah, anam ve babam öldü. Onlar öldükten sonra, on-lara yapacağım iyilik ve ihsandan yana bir şey kaldı mı?. Beyan bu-yurun ki, onunla amel edeyim. Daima, onlara iyilikte ve itaatta ola-yım.
Resulüllh S.A. efendimiz, saadet ve iclâl ile söyle buyurdular: «Evet.. vardır. Onlar öldükten sonra baki kalan şudur: Onlara
erek, gü-le.
daima hayır dua ile dua edesin. Onları iyi amellerie hatırlayasın. Yüce Hak'tan, günahlarının af olunmasını, isteyesin; onların namina istig-far edip bağışlanmalarını taleb edesin.
ken
retti:
Bundan sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, o kimseye şu duâyı öğ
ar
na-
«Allahım, beni bağışla; ana babanı da bağışla. Onlara merha met eyle. Nasıl ki, onlar da beni küçükken terbiye edip büyütmüşler-di
Kadın ve erkek müminleri, kadın ve erkek müslumanları, oller
YanıtlaSilni ve dirilerini bağışla.» (1)
Sonra..
- Bütün mümin ve müminelerin..
Yani: İnsan ve cin tayfasından sübhan olan Yüce Hakkın ülub yet ve vahdaniyetini ikrar ve tasdik, meleklerini, kitaplarını, kıyam günü bu cesetlerin yaratılıp baas olunacağını, olan işlerin cümles hayır ve şer olarak Yüce Hakkın takdiri ile olduğunu ikrar ve tasc
(1) Bu duânın Arapçası şöyle okunur:
- «Rabbiğfir li ve livalideyye verhambūna kema rabbani sağiren, vağfir lil minine vel müminati vel müslimine vel müslimat'il-ahyai minhüm vel emvat
eden erkek ve kadınların cümle günahlarını, cürümlerini affedip ba. ğışla; sil.
YanıtlaSilve
re
- Keza, müslim ve müslimelerin..
Yani: İslâm erkânı olan kelime-i şehadet, savm, salat, hac, zeki iz'anla kabul edip rabbani emirlere, şer'i hükümlere inkıyad eden
ti erkek ve kadınların cümlesini af ve mağfiret eyle; günahlarını il Ayıplarını gizle.
larla aramızda, hayırla bir uyarlık nasib eyle.. - Hem dirilerinin, hem de ölülerinin günahlarını bağışla. Om.
Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz, bizi ve onları bir ceset gi-bi
gördü. Bu açıdan bakılınca ikinci cümle şu demeğe gelir:
d
Birbirimize tam mahabbet, içten bağlılık ve daima iyilik, ihsan, in'am, gidiş geliş, birbirlerimizin işlerine ihtimam göstermek, yardım laşmak, birbirimizi tercih etmek, daima hayırla mesrur olmalarına çalışmak, onlara zarar isabetinde, kendimize olmuş gibi elemlenmek def'ine çalışıp Yüce Hak'tan onların kalkmasını talep etmek, kalhie rimizde asla birbirimize düşmanlık olmadan daima hayırla anmak, eyle. gizli aşikâr, gıyaplarında övmek. hayır dua etmekle bizlere yardım
HAZRET-İ ADEM'İN GAMINT
HAZRET-I ADEMIN GAM
YanıtlaSille. Yüce
-Ey Rabbim.
Bu cümle su manaya gelir:
Ey beni bir katra meniden böyle bir cian-i latifa suret-i marif yaratıp terbiye eden, kemale erdirip Irnan nuruna hiday sevgili habib-i ekrem ve nebiyy-1 muhterem B.A. efendimize mamata mayı thaan ederek türlü kenalât ile büyüten halik, razik ve ma olan Yüce Allah.
Re
- Beni bağışla; merhamet eyle. Çünkü sen, merhametiler hay lastsın. HAVL ve KUVVET ancak, yüce ve azim olan Allah'meer
H
cudu
nare
Burada geçen:
-HAVL ve KUVVET.
Lafızları, GÜÇ, KUDRET ve SALTANAT manalari
de eder. Burada geçen:
- Güç ve kuvvet, yüce ve azim olan Allah'ımdır.
Duâsını okuyan, babanız Adem a.s. peygamberdir
Jete
Bunun faziletine ve çok çok okumaya dair hadis-i şerifler varte Bu duâ cümlesi, Ary-1 Azim'in hazinelerinden bir hazinedir Bu mübarek kelâmı söylemek, doksan dokuz derde devader, b
ların en ulağı gamın ve hüznün giderilmesidir.
Bir rivayette, şöyle anlatıldı:
mi
kaldırdı ve onlara:
- Yüce Hak, Ars-1 Azim'i yarattıktan sonra, Arş'ın hamillerma
- Bunu tutun.
Diye emretti. Ama, onların bu Arş'ı taşımaya güçleri yetmad
Aciz kalmca, kendilerine:
KARA DAVUD
YanıtlaSil697
- Güç ve kuvvet, ancak yüce ve azim olan Allah'ındır. (LA havle vela kuvvete illa billah'll-allyyll'azim.) Cümlesini okumaları emr-i rabbaniai geldi. Onlar da, bu müba rek cümleyi okudukları zaman, Arş'ı kaldırmak kendilerine kolay gel-di, kaldırdılar.
ஃ
Bazı nüshalara göre, DELAİL-İ HAYRAT kitabının yarısı burada tamam olmuştur.
SEKSEN DOKUZUNCU SALAVATI ŞERİFE:
- Allahım, Muhammed efendimize SALAT EYLE
Yani: Büyüğumüz, mürşidimiz, hidayet edenímiz..
- SALAT EYLE.
Cümlesi için, şu manalı şerh yapılmıştır:
Onun üzerine salât teşrifatı, tahiyyat tekrimatı, sayıya ve he saba gelmeyen in'amlar ve bereketler inzal ederek, şanını muazzam ey-le. Yüce makamını faziletli ve mükerrm eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin buyurduğu:
YanıtlaSil«Allah-ü Taâlâ, ilk önce benim nurumu yarattı.»
Hadis-i şerifi uyarınca, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek vü-cudu bütün mevcudatın evvelidir; aslıdır. Cümleye, onun nurundan nur verilmiştir. Bu mana icabı olarak, kendisine:
Nurların nuru.
Denildi. Şöyleki:
İlimlerin nurları, ilahi marifet, Yüce Hak katından gelen varidat, iman ve ikan sırlarının nurları, ulvi ve süfli aydınlıkların nurları cüm-leten Resulüllah S.A. efendimizin nurundan alınmıştır.
Ayrıca, bu mananın tafsili, Resulüllah S.A. efendimizin NUR is-mi yazılırken anlatılmıştır. (Bak: İsim 53)
- Sırların sırrıdır.
Bu cümlenin manalı şerhi şöyledir:
Kalblerde bulunan sırları, berzah âleminde ve kıyamette olan sır-ları tamamen, Allah-ü Taâlâ fazlı ile Resulüllah S.A. efendimizin özü-ne yerleştirmiştir. Bu, büyük bir sırdır ki, hakikatını ancak, sübhan olan Yüce Hak bilir.
Ebrarın efendisidir.
Kalblerinde latifetülletaif, lübbülelbab olan zümre.
698
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
- Ebrar.
Lafzı, bunlar için kullanılan bir tabirdir.
Hayırlı resullerin gözdesidir.
Burada geçen:
- Resuller.
Lafzına, nebiler de dahildir. Ki bunlar, insanların hayırlımdır. Bunların tümünün hayırlısı ise, Resulüllah S.A. efendimizdir.
münün en keremlisidir.
Gecenin karanlığı, gündüzün aydınlığı üzerine gelenlerden tü
Dünyanım evvelinden, taa, âhirine kadar inen yağmur katreleri nin sayısı, bitkilerden ve ağaçlardan ne varsa, dünyanın evvelinden taa, âhirine kadar bitenlerin sayısı kadar olsun.
Bizleri de, Resulüllah S.A. efendimize bu kadar salavat-i şerife faydalar ve sevaplarla mesrur eyle. okumuşcasına bol sevaba, faydalara nail eyle. İki cihanda bizleri e
vamı ile devam etsin. - Öyle bir salât olsun ki: Vâhid Kahhar Allah'ın mülkünün de
**
DOKSANINCI SALÅVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
DOKSANINCI SA
YanıtlaSilAllahın.
rak cumle mulkün sahibi şanı büyük, nimeti her şeye samil, kendi Ey cümle abidlerin mabudu, hamidlerın mahmudu, mutlak ola sinden başka liah olmayan Allahım.
- Efendimiz Muhammed'e salât eyle. Burada salât için şu şerh yapılmıştır:
Allahım, fazi u keremin, lütuf ihsanunla büyüğümüz ve efendi efendimiz üzerine salât inzal eyle. Keremler eyle. Tahiyyat ve tegrita mis, Ademoğullarının efendisi, Neblyy-1 Muazzam Resulüllah BA ulaştır. Yüce şanlarını yüceler yücesine çıkar. Çeşitli iclalinle büyült Öyle bir salût olsun ki, onunla MESV A'sını kereme nail ede
sin.
Bu cümlede geçen:
- MESVA.
Lafzı ile, Resulüllah S.A. efendimizin mekânı ve makama ad edilmektedir. Bunun daha açık manası şudur:
Dünya âleminde Resulüllah S.A. efendimizin kabr-i latiflerini merkad-i şerifelerini ravza-ı mutahharalarını, ayrıca Firdevsi alat olan menzil ve mekânını ziyade kerim ve azim eyle..
Bu cümlede geçen:
- Mesva.
Lafzının keremle anlatılması mecazidir. Esas mana şudur: Resulüllah S.A. efendimize öyle bir salât eyle ki, Allahım, omall sebebi ile, ravza-i mutahharaları içindeki pek nurlu cisimleri mülker
ne
ra
D
عَلَيْهِ النَّهَارُ وَعَدَدَ مَا نَزَلَ مِنْ أَوَّلِ الدُّنيا الى اخرها مِن قَطِ الأَمْطَارِ وَعَدَدَ مَا نَعَتَ مَن وَلَ الدُّنْيَا إِلَى نِهَا مِنَ السَّبَاتِ وَالأَنْجَانِ صَلوةٌ قَائِمَةٌ بِدَوامِ مُلْكِ اللَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ .. اَللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّد صَلوهُ تَكْرِمُ
YanıtlaSilبها مشواهُ وَتَشْرَفُ بِهَا عَقْباهُ وَتَبْلِمُهَا يَوْمَ القِيمَةِ مَنَاهُ وَرِضَاهُ هذه الصلوة تعظيم الحقاكَ يا محمد اللهم صل على سيدنا محمد جاءَ الرَّحْمَةِ وَمِيمَا الْمُلْكِ وَدَالُ الدَّوامِ السَّيْد الكَامِل الفَاتِحَ الْخَالِمِ عَدَدَ مَانية علمك كَائِنَ وَقَدْ كَانَ كُلْتَا ذَكَرَكَ وَذَكَرَهُ النَّاكِرُونَ وَكُمَا عَقَلَ عَنْ ذِكْرِكَ وَذِكْرِ الْغَافِلُونَ صَلوةٌ دَائِمَةً بِدَوامِكَ بَاقِيَة بِبَقَاتِكَ
aleyh in neharu ve adede manezale min evvel id-dünya là Bhiriha min katr'il-emtari ve adede manebete min evvel id-dünya ila shirtha minem neba. ti vel-encari salåten daimeten bideva-mi mülk'illah'il-vahid'il-kahbari,
90. Allahümme salli alâ seyyidi na Muharamedin salaten tükrimi biha mesvahü ve tüşerrifü biha ukbahü ve tübelliğu biha yevm'el-kayameti mlima hü ve rızahü hazihis saláta tazimen lihakkike ya Muhammed.
91. Allahlimme salli alá seyyidi na Muhammedin hair rahmeti ve mi mal-mülki ve dal'üd-devam'isseyyid kamill-fatih'il-hatimi adede mafilmi ke káinin ev kad kåne küllema zeke reke ve zekersbliz-zakirune ve kille ma gafele un zikrike ve zikribill-gafi lune saláten daimeten bidevamike ba kryeten bibekalke
ola-1, kendi-
YanıtlaSilGecenin karanlığı, gündüzün aydınığı üzerine gelenlerden tümünün en ke remlisidir.
efendi-
Dünyanın evvelinden, taa, áhirine kadar inen yağmur katrelerinin sayı bitkilerden ve ağaçlardan ne varsa, dünyanın evvelinden, taa, áhirine kadar bi-tenlerin sayısı kadar olsun.
ah S.A. teşrifat büyült.
Öyle bir salát olsun ki: Vahid Kahbar Allah'ım mülkünün devamı ile devam
etsin.
90. Allahwn, efendimiz Muhammed'e salát eyle. Öyle bir salât olsun ki. onunla mesvasını kereme nail edesin. Yine o salátla akbasmı şereflendiresin. Yi-ne bu salát sebebi ile kıyamet günü, arzu ettiğine ve hoşnud olacağı seye ulaştı
il ede.
Ya Muhammed, bu salát, senin hakkına tazim içindir.
nurad
91. Allahım, Muhammed'e salát eyle. Rahmet HA'sıdır. Mülkün iki MİM'idir. Devamın DAL'ıdır. Seyyid, kamil, fatih, hatim bir zattır. İlminde olmuşların ve olacakların sayısı kadar olsun. Hem de, seni zikredenler zikrettikçe; ona zikre-denler zikrettikçe... Senin zikrinden gafil olanlar gafil oldukça; onun zikrinden yana gafil olanlar gaflete düştükçe..
lerini alada
Bu salát daimi olsun, zatının devamı ile.. Baki olsun, zatının bekası sürdükçe...
(Devama: 705. Sayfada)
işare
YanıtlaSilsedid (e( 1 : شديده.şiddetli
vetli, güçlü 4.Arapça sert sessiz harf (be, te, cim, dal, tı, kaf, kef) 5.(mec.) tam, kusursuz,
sağlam, sarsılmaz
sedid-i ihtiyaç شديد احتياج : kuvvetli ihtiyaç
şedid-ül mukavemet شديد المقاومت : direnişi güçlü, kuvvetle direnen
sedid-üş şekîme شديد الشكيمه : kuvvetli direnci
olan (direngen), kuvvetle ve inatla direnen
sedidane شديدانه : kuvvetli şekilde, kuvvetli olarak
sef 1 : شف.lider, baş yönetici; yönetimin başı, devlet başkanı 2.C. H. P. tarafından Milli Şef sıfatı verilen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü
sefaat 1 : شفاعت.birinin bağışlanması veya
dileğinin kabulü için ricacı olma, aracı olma 2.öbür dünyada, hesap günü, bazı kimselerin bağışlanması ve dileklerinin kabulü için Hz. Muhammed'in (a.s.m.) veya Allah (c.c.) tara-fından izin verilenlerin ve meleklerin Allah'a (c.c.) dûa edip yalvarmaları (bkz. Kur'an, 20/109; 44/41, 42; 53/26; 34/23) 3.fayda sağ-lama
sefaat-ı Kur'an شفاعت قرآن : Kur'an'ın şefâatı,
Kur'an'ın kendisine sahip çıkana âhirette şefâatçi olması (bkz. şefâat)
şefaat-ı kübra شفاعت کبری : en büyük ve geniş
şefaat, Hz. Peygamberin (a.s.m.) şefâati, âhi-rette ümmetinin affı için Allah'a (c.c.) duası ve yalvarışı (bkz. şefâat)
YanıtlaSil
yuksel6 Şubat 2026 22:33
082
şeffafiyet
sefaat-i Nebeviye (a.s.m.( شفاعت نبویه : Peygamberin (a.s.m.) şefâati, âhirette ümme-tinin affı için Allah'a (c.c.) duası ve yalvarışı (bkz. şefâat)
sefaat-ı uzma 1 : شفاعت عظمی.en büyük şefa-at, Hz. Muhammed'in (c.c.), öbür dünyada hesap gününde, büyük şefaati, ümmetinin affı için Allah'a (c.c.) duası ve yalvarışı (bkz. şefâat) 2.Hz. Peygamber'e (a.s.m.) verilen en büyük sığınma ve af makamı. Bu makam, "Makam-ı Mahmud" şeklinde Kur'an'da İsrâ Sûresi'nin 17/79 âyetinde geçer. Hz. Peygam-ber'e (a.s.m.) gece kalkıp farz namazların dı-şında, fazladan namaz kılmasıyla bu makama yükseltilebileceği bildirilir. Bu sebeple gece kalkıp namaz kılmak, tavsiye edilen nafile bir ibadettir. Ezan ve kametten sonra mü'min-ler, bu makamın Hz. Peygamber'e (a.s.m.) ve-rilmesi duasında bulunurlar. Bu duada şöyle denir: "Allahümme Rabbe hazihi'd-da'veti't-tammeti, vesselâti'l-kaimeti, âti Muhamme-den'il vesilete ve'l-fazilete ve'd-derecete'r-ra-fiate, veb'ashu Makamen Mahmuden'il-lezi vaadte hu, İnneke lâ tuhlifu'l-mî'ad". Mânâsı: "Allahım! Ey bu tam dâvetin (ezanın) ve kı-lınmak üzere olan namazın sahibi (Rabbi)! Peygamberimiz Hz. Muhammed'e vesileyi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et ! O'nu, kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'a eriştir. Şüphesiz Sen, vaadından caymazsın. "
sefaatbahs شفاعتبخش : faydalı 2.sefata yol açı-cı, şefâat verici (bkz. şefât)
sefaatçi شفاعتجی : sefâat için Allah'a (c.c.) dûa-cı; şefâata yol açıcı (bkz. şefâat)
sefaatkâreâne شفاعتکارانه : sefaat diler tarzda, şefâat için dua eder sekilde Gulfoot)
BISMILLAHIRRAHMANİRRAHIA
YanıtlaSilTabiratlı, Terkibli, Ansiklopedik
Risale-i Nur'un
Büyük Lügatı
١٩٦٥ - أَوَّلَ مَنْ يَدْخُلُ الجَنَّةَ التَّاجِرُ الصَّدُوقُ (ش) عن ابي ذر عن ابن عباس
YanıtlaSilلا فَابْصِرُوا ثُمَّ كُمْ أَنَّ قُرَيْشًا
1965- İlk cennete girecek olan, özü-sözüne sadık olan
tacirdir.
١٩٦٦ - أَوَّلُ النَّاسِ هَلاكًا فَارِسُ ثُمَّ الْعَرَبُ عَلَى اثْرِهِمْ (نعيم بن حماد في الفتن
عن أبي هريرة وسنده واه)
1966- İnsanlar içinde ilk yok olacak olanlar, Faris ka-bilesidir. Onların ardından da Arab kabilesi helak olacaktır.
١٩٦٧ - أَوَّلُ مَا يَنْزَعُ اللَّهُ مِنَ الْعَبْدِ الْحَيَاءُ فَيَصِيرُ مَقَانًا مُمَقَّتًا ثُمَّ يَنْزَعُ عَنْهُ
الأَمَانَةَ فَيَصِيرُ خَائِنًا مُخَوَّنًا ثُمَّ يَنْزَعُ عَنْهُ الرَّحْمَةَ فَيَصِيرُ فَظًّا غَلِيظًا وَيَخْلَعُ رِبْقَتَهُ
الإِسْلَامُ مِنْ عُنُقِهِ فَيَصِيرُ شَيْطَانًا لَعِينًا مُلْعَنَا (الديلمي عن انس)
1967 Kuldan ilk çıkarılacak sey bayadır (Bundan sopm
الديلمي عن انس)
YanıtlaSil1967- Kuldan ilk çıkarılacak şey hayadır. (Bundan sonra
o) öfkeli ve kendisine öfke gösterilen olacak. Ardından ondan emanet alınacak, böylece hem hain, hem de hiyanete uğramış hale düşecek. Ardından merhamet duygusu alınacak, kaba ve hırçın olacak. Ardından boynundan İslam bağı çıkarılacak, böy-lece lanetlenmiş şeytan oluverecek.
١٩٦٨ - اَوْلِيَاءُ اللهِ مِنْ خَلْقِهِ أَهْلُ الْجُوعِ وَالْعَطَشِ فَمَنْ آذَاهُمْ اِنْتَقَمَ اللَّهُ مِنْهُ وَهَتَكَ سَتْرَهُ وَحَرَّمَ عَلَيْهِ عِيشَهُ مِنْ جَنَّتِهِ (ابن النجار عن ابن عباس)
1968- Mahlukatı arasında Allah'ın dostları, aç ve susuz kalanlardır. Kim onlara eziyet etmeye kalkışırsa, Allah ondan inti-kam alır. Perdesini yırtıp perişan eder. Cennetinde yaşamasını yasak eder.
L
riyc
الله
e
١٩٦٨ - اَوْلِيَاءُ اللهِ مِنْ خَلْقِهِ أَهْلُ الجوع والعطش فَمَنْ آذَاهُمْ اِنْتَقَمَ اللهُ مِنْهُ
YanıtlaSilوَهَتَكَ سَتْرَهُ وَحَرَّمَ عَلَيْهِ عِيشَهُ مِنْ جَنَّتِهِ (ابن النجار عن ابن عباس)
1968- Mahlukatı arasında Allah'ın dostları, aç ve susuz kalanlardır. Kim onlara eziyet etmeye kalkışırsa, Allah ondan inti-kam alır. Perdesini yırtıp perişan eder. Cennetinde yaşamasını yasak eder.
١٩٦٩ - اَوْلِيَاءُ اللَّهِ الَّذِينَ إِذَا رُوا ذُكِرَ اللهُ الحكيمعن ابن عباس حل عن سعد
ابن جرير عن سعيد مرسلا)
1969- Allah'ın dostları onlardır ki, kendilerine bakıldığın-da Allah Teala hatırlanır.
۱۹۷۰ - اَوْلِيَانِي مِنْكُمُ الْمُتَّقُونَ فَإِنْ كُنْتُمْ أُولئِكَ فَذَلِكَ وَإِلا فَأَبْصِرُوا تم
YanıtlaSilk olan
ابْصِرُوا لا يَأْتِينَ النَّاسُ بِالأَعْمَالِ وَتَأْتُونَ بالأَثْقَالِ فَيُعْرَضُ عَنْكُمْ اَنْ قُرَيْشًا اَهْلُ اَمَانَةٍ مَنْ بَغَاهُمُ العَوَائرَ أكَيَّهُ اللهُ لمنخره ك عن اسمعيل بن عبيد بن رفاع
٩٦٦
عن ابي
ska-
الزرقي عنابيه عن جده)
1970- İçinizde, dostlarım, takvaya erenlerdir. Siz onlar-dansanız ne iyi! Değilseniz dikkat edin, sonra yine dikkat edin. Siz ağır yüklerle gelirken huzura insanlar sizin için bir şey yapamaz-lar. Sizden herkes kaçar. Şüphe yok ki, Kureyş emanet ehlidir. Hakaret yollu onlara kim tecavüz ederse, Allah onu burnu üzeri-ne sürttürür.
٦٧
الأمل
۱۹۷۱ - الاَ أُخْبِرُكَ بِأَفْضَلِ الْقُرْآنِ الْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ (سمويه حب ك
ألاست
ara
an
riyorum: "Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn."
هب ض عن انس)
1971- Dikkat et sana Kur'an'ın en faziletli (suresini) bildi-
ne
YanıtlaSilال
۱۹۷۱ - الا أخبرك بأفضل القُرْآن اَلْحَمْدُ للهِ رَبِّ العَالمينَ (سمويه حب لا
هب ض عن انس)
1971- Dikkat et sana Kur'an'ın en faziletli (suresini) bildi-riyorum: "Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn."
۱۹۷۲ - اَلاَ أُخْبِرُكَ يَا عَبْدَ اللهِ بْنِ جَابِرٍ بِأَخْيَرِ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ الْحَمْدُ اللَّهِ
رَبِّ الْعَالَمِينَ (حم ص عن عبد الله بن جابر)
1972- Ey Cabir oğlu Abdullah! Dikkat et sana Kur'an'ın en efdal suresini bildiriyorum: "Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn."
۱۹۷۳ - الا اخبرك بما هو ايسر عليك من هذا وافضل سبحان الله عَدَدَ مَا
YanıtlaSilUZ
ti-
خَلَقَ فى السَّمَاءِ وَسُبْحَانَ الله عَدَدَ مَا خَلَقَ فى الأرْضِ وَسُبْحَانَ الله عَدَدَ مَا خَلَقَ بَيْنَ ذَلِكَ وَسُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا هُوَ خَالِقٌ وَاللَّهُ أَكْبَرُ مِثْلُ ذَلِكَ وَالْحَمْدُهِ
וח
اللَّهِ مِثْلُ ذَلِكَ وَلاَ إِلَهَ إِلا اللَّهُ مِثْلُ ذَلِكَ وَلاَ حَوْلَ وَلا قُوَّةَ إِلا بِاللَّهِ مِثْلَ ذَلِكَ دت حسن غريب ن حب ك هب ض عن سعد ابن ابي وقاص انه دخل مع رسول الله على امرأة وبين يديها نوى او حصی تسبح به قال فذكره
1973- Dikkat et, sana bundan daha kolay ve faziletli o-lanı bildiriyorum: "Sübhânellâhi adede mâ haleka fis semâi ve
499-
sübhânellâhi adede mâ haleka fil erdı ve sübhânellâhi adede mâ haleka beyne zâlike ve sübhânellâhi adede mâ hüve hâlık."
YanıtlaSil"Allâhü Ekber" de onun gibidir. "Elhamdü lillah" da onun gibidir. “Lâ ilâhe illellâh” da onun gibidir. "Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" da onun gibidir.
با
٥٦٦٦ - هَلْ تَدْرُونَ مَا الكُنُودُ هُوَ الكَفُورُ الَّذِي يَنْزِلَ وَحْدَهُ وَيَمْنَعُ رَفْدَهُ
YanıtlaSildalanm
sulüllah rit olmu
وَيُشْبِعُ بَطْنَهُ وَيَجِيعُ عَبْدَهُ وَلاَ يُعْطِى فِي النَّائِبَةِ قَوْمَهُ مِنْهُمْ الْوَلِيدُ بِنْ الْمُغِيرَةِ
الديلمي عن ابي امامة)
5666- Kenûd nedir bilir misiniz? Kenûd, o nankör kafir
kişidir ki, seferinde yalnız başına konaklar. Arkadaşını götürmez. Yalnız başına yer, kölesini aç bırakır. Kavminin fakirlerine yardım etmez. Onlardan biri de Velid b. Muğire'dir.
٥٦٦٧ - هَلْ قَرَأَ مَعِيَ اَحَدٌ مِنْكُمْ آنِفًا فِي الصَّلَوةِ أَقُولُ مَا لِي أُنَازِعُ الْقُرْآنَ مالك والشافعى حم ش ن هـ حب ق ت حسن عن أبى هريرة حم حب عن عبد الله بن بحينة)
5667- Az önce benimle içinizden biri namazda okudu
mu? Ne diye okurken meşgul ediliyorum!
miyeto rivaye
عَلَى
ابو نصر
mu? Ne diye of
YanıtlaSil56
٥٦٦٨ - هَلْ تَدْرُونَ كَمْ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ بَيْنَهُمَا مَسِيرَةً خَمْسِمِائَةِ سَنَةٍ
gelince, Ku lar, fakat c
وَمِنْ كُلِّ سَمَاءٍ إِلى سَمَاءٍ مَسِيرَةً خَمْسِمائَةِ سَنَةٍ وَكَيْفُ كُلّ سَمَاءِ خَمْسُمِائَةِ سَنَةٍ وَفَوْقَ السَّمَاءِ السَّابِعَةِ بَحْرٌ بَيْنَ أَعْلاهُ وَأَسْفَلِهِ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ ثُمَّ فَوْقَ ذَلِكَ ثَمَانِيَةً أَوْ عَالِ بَيْنَ رُكْبِهِنَّ وَأَطْلَاقُهُنَّ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ ثُمَّ فَوقَ ذَلِكَ الْعَرْشِ أَعْلَاهُ وَأَسْفَلُهُ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى فَوْقَ ذَلِكَ وَلَيْسَ يَخْفَى عَلَيْهِ مِنْ أَعْمَالِ بَنِي آدَمَ شَيْءٌ (حم ع طب ك قا ت
هَكَذَا وَقَلِيلٌ
ابزی
حس وابن خزيمة عن العباس)
5 dar, şu k diyenler
)ة
5668- Biliyor musunuz, gökle yer arası ne kadardır? Ara-larında beş yüz yıllık mesafe vardır. Her gökten diğer bir göğe beş yüz yıllık mesafe vardır. Her göğün kalınlığı beş yüz yıllık me-safedir. Yedinci katın üstünde bir deniz vardır ki, üstü ile altı arası yer ile gök arası gibidir. Sonra bunun üstünde Arş vardır. Üstü ile
altı arası yer ile gök kadardır. Allah bütün bunların üstündedir. Ademoğullarının amellerinden hiçbir şey O'na gizli değildir.
٥٦٦٩ - هلا انْتَفَعْتُمْ يجلدِهَا إِنما حَرُمَ اكْلَهَا مالك والشافعى حم خ م ن حب
YanıtlaSilمَا عِنْدَهُ
عن ابن عباس قال وجد النبي عم شاة ميتة قال فذكره
5669- Onun (kesilmeden ölen hayvanın) derisinden fay-
1318
٦٦
YanıtlaSildalanmadınız mı? Onun ancak yenmesi haram kılınmıştır. (Re-sulüllah Aleyhisselam ölü bir koyun görünce yukarıdaki hadis va-rit olmuştur.)
V
ويت
٥٦٧٠ - هَلَاكُ أُمَّتِي فِي ثَلَاثٍ فِي الْعَصَبِيَّةِ وَالْقَدَرِيَّةِ وَالرِّوَايَةِ مِنْ غَيْرِ ثَبَتِ
ال
بر وابن ابی حاتم عق طب كر عن ابن عباس طب عن ابي قتادة)
5670- Ümmetimin helakı şu üç şeydendir: Asabiyet (kav-miyetçilik), kaderiyye ve bir de Kitap ve Sünnete dayanmayan boş rivayet.
مالك و kudu
YanıtlaSil٥٦٧١ - هَلاَكُ أُمَّتى فى الْكِتَابِ وَاللَّيْن اَمَّا الْكِتَابُ فَيَقْرَؤُنَ وَيَتَأَوَّلُونَ عَلى
حم هب وابو نصر )
غَيْرِ تَأْوِيلِهِ وَيُحِبُّونَ اللَّيْنَ فَيَبْدُونَ فَيَدَعُونَ الْجَمَاعَاتِ وَالْجُمُعَ
٦٦٨
5671- Ümmetimin helakı kitap ve binalardadır. Kitaba gelince, Kur'an'ı okurlar fakat yanlış yorumlarlar. Binalar yapar-lar, fakat cemaatı ve dini toplantıları terk ederler.
عن عقبة بن عامر)
٥٦٧٢ - هَلَكَ الْمُكْثِرُونَ إِلا مَنْ قَالَ بِالْمَالِ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا وَقَلِيلٌ
ما هُمْ (حم ع وهناد وعبد بن حميد عن ابي سعيد طب عن عبد الرحمان ابن ابزى)
وَمِنْ فَوْقَ فَوْقَ وَتَعَـ
5672- Çok mal edinen helak olmuştur. Ancak: "Bu ka-dar, şu kadar etrafımdaki fakir ve muhtaçlara nafaka verdim."
diyenler müstesna ki, bunlar da pek azdır.
5673- Erkekler kadınlara boyun eğdikleri
YanıtlaSilzaman helak
ğe ne-ile
ası
olurlar.
٥٦٧٤ - هَلُمُوا إِلَى هَذَا رَسُولِ رَبِّ الْعَالَمِينَ جِبْرِيلَ نَفَثَ فِي رَوْعِي أَنَّ نَفْسًا لَنْ تَمُوتَ حَتَّى تَسْتَكْمِلَ رِزْقَهَا وَإِنْ أَبْطَأَ عَنْهَا فَاتَّقُوا اللَّهَ وَاجْمِلُوا فِي الطَّلَبِ وَلَا يَحْمِلُنَّكُمْ اِسْتِبْطَاءُ الرِّزْقِ أَنْ تَأْخُذُوهُ بِمَعْصِيَةِ اللهِ فَإِنَّ اللهَ لاَ يَنَالُ مَا عِنْدَهُ
ir.
۹
إِلا بِطَاعَتِهِ (ن عن حذيفة)
-1319-
5673- Erkekler kadınlara boyun eğdikleri
YanıtlaSilzaman helak
ğe ne-ile
ası
olurlar.
٥٦٧٤ - هَلُمُوا إِلَى هَذَا رَسُولِ رَبِّ الْعَالَمِينَ جِبْرِيلَ نَفَثَ فِي رَوْعِي أَنَّ نَفْسًا لَنْ تَمُوتَ حَتَّى تَسْتَكْمِلَ رِزْقَهَا وَإِنْ أَبْطَأَ عَنْهَا فَاتَّقُوا اللَّهَ وَاجْمِلُوا فِي الطَّلَبِ وَلَا يَحْمِلُنَّكُمْ اِسْتِبْطَاءُ الرِّزْقِ أَنْ تَأْخُذُوهُ بِمَعْصِيَةِ اللهِ فَإِنَّ اللهَ لاَ يَنَالُ مَا عِنْدَهُ
ir.
۹
إِلا بِطَاعَتِهِ (ن عن حذيفة)
-1319-
700
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
rem ve muazzam olsun. Firdevs-i alâ içinde türlü ikramınla İzzet pa şitlerinle ikram eyleyesin.
- Yine o salâtla UKBA'sını şereflendiresin.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin latif hallerini, zarif şanlarım keremli ve azametli eyleyesin.
Yine bu salât sebebi ile, kıyamet günü, arzu ettiğine ve hay nud olacağı şeye ulaştırasın.
Resulüllah S.A. efendimizin arzu ettiği şeyler arasında: Bitan ümmetine necat ve selamet temin etmek, dilediğine şefaat etmek, Havz'ından içirmektir.
Ya Muhammed, bu salât senin hakkına tazim içindir.
Yani: Üzerimize vacib olan haklarını yerine getirmek için bu a lâtı okuyoruz.
RESULULLAH'A İSMİ İLE HİTAP
Resulüllah S.A. efendimizin burada mübarek ismi ile kendisine hitab edilmesi, onun bize donup bakması manasına değildir. Müca tarim ve tekrim kasdı ile söylenmistir Dabas mapas
övülen tatlı tatlı anlatılan Muhammed.
YanıtlaSilel çokça
yerler, lah S.A
du sır
rafından vaki olmuştur. Nitekim, Resulüllah S.A. efendimiz ebedi àle. Resulüllah S.A. efendimize, anlatılan manada bir hitap ashap ta-me tesrif buyurduktan sonra, Hz. Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efen-dimizin başı ucunda şöyle demiştir:
R
rin ve
Bizi, Rabbın katında hatırla, ya Muhammed.
şehid izzet
Bir âyet-i kerimede, Resulüllah S.A. efendimizi, mübarek ismi ile çağırmanın yasak oluşu, hayatta iken, ikbal murad edildiği içindir. O vakit, hayatlarına mahsus bir vakittir. Ahirete teşrif ettikten sonra, ikballerini yani: Dönüp bakmasını murad etmek mümkün değildir. Bu durumda, nida sırf tazim içindir. Onun için, Resulüllah S.A. efen-dimizin mübarek ismi ile nida caizdir.
bi ile
letle man
Burada hitaptan gaybete iltifat, yalnız Resulüllah S.A. efendimi-zin ismi ile telezzüz içindir.
met
izze
sab
BİN SALAVAT YERİNE GEÇEN SALAVAT-I ŞERİFE
Şeyh Abdüllah Sünusi'nin Rh. şöyle dediği rivayet edildi:
Bu salavat-i şerifeyi bir kere okumak, bin kere salavat-ı şeri-
fe okumak yerine geçer.
ah S.A. eten.
YanıtlaSildimizin mübarek ismi ile nida caizdir.
Burada hitaptan gaybete iltifat, yalnız Resulüllah S.A. efendimi zin ismi ile telezzüz içindir.
BİN SALAVAT YERİNE GEÇEN SALAVAT-I ŞERİFE
Şeyh Abdüllah Sünusi'nin Rh. şöyle dediği rivayet edildi:
- Bu salavat-i şerifeyi bir kere okumak, bin kere salavat-ı geri
fe okumak yerine geçer. Bazı nüshalarda, bu salāvat-ı şerifenin üç kere okunacağına dair rivayet vardır. Ancak, Sehliye nüshasında böyle bir kayıt yoktur.
Bazı nüshalarda, Musannif merhumun kendi el yazısı ile:
Üç kere okunacaktır.
Diye kaydedildiği tesbit edilmiştir.
DOKSAN BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
YanıtlaSil-Allahu
Ky üldhlyet ve rübubiyetinde misilsiz, cümle yüce sıfatlarında ben-ersis, mülkünde şerik ve nazirden, muarızdan müberra, her şeye ka ir olan celil ve ikram sahibi satı mukaddes, kibriyası yüce Allahım.
- Muhammed'e salat eyle.
Burada salat için verilecek mana şudur:
Efendimiz ve büyüğümüz, âlemiere rahmet olan Resulüllah S.A. endimizin habibliğine sayeste, efendiliğine münasip salât inzali ile anan tebeil ve faziletli eyle. Çünkü o:
RESULULLAHIN SA. İSMİNDEKİ HARFLERİN MANALARI
- Rahmet HA 'sıdır.
Burada geçen (HA) harfi, Arapça aslına görədir.
Burada anlatılmak istenen açık mana şudur:
Öyle bir Muhammed S.A. hazretleridir ki, onun müsemması olan Habib-i Ekrem ve Neblyy-i Muhterem cümle mahluktan evvel yaratı-Jan pek parlak nuru, pek temis ruhu rahmet mazharı olarak halkın fevinlerine nail olmuştur. Levh, kalem, arş, kürsi semalar, icinde bulunan ehilleri Resulül-
Burada geçen (HA) harfi, Arapça aslına göredir. Burada anlatılmak istenen açık mana şudur:
YanıtlaSilur:
de, ità
Öyle bir Muhammed S.A. hazretleridir ki, onun müsemması olan Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem cümle mahluktan evvel yaratı-jan pek parlak nuru, pek temiz ruhu rahmet mazharı olarak halkın Halikı zatın feyizlerine nail olmuştur. Levh, kalem, arş, kürsi semalar, yerler, cennet, cehennem ve onların içinde bulunan ehilleri Resulül lah S.A. efendimizin hürmetine yaratılmıştır. Bunun için, onun vücu-du sırf rahmettir.
çokça
ap ta-di Ale-efen-
Resulüllah S.A. efendimiz, dünyaya teşrif edinceye kadar, semala-rın ve arzın sakinleri mukarreb melekler, nebiler, resuller, sıddıklar, sehidler ve salihlerin cümlesine rahmet-i rahman, inayet-i mennan, met ve rif'at-1 yezdan olmaları onun hürmetine ve ona bağlılık sebi-Mile olmuştur.
ni ile ir. O onra, ildir.
Resulüllah S.A. efendimiz, dünyaya teşrif edip nübüvvet ve risa-letle bütün insanlara rahmet, yükseltmeye vesile olarak geldiği za-
man:
- «Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (21/107)
fen-
Ayet-i kerimesi ile delilli olan nübüvvet ve risaletini tasdik, üm-metliğini kabul edip şeriatı, sünneti ile amel edenler, rahmete nail, Imete vasil, cennete dahil olurlar. Bu mana, şu âyet-i kerime île de sabittir:
imi-
Siz hayırı ümmetsiniz.» (3/110)
larak dünyada ve
izmet verif bi ile olmuştur. yezdan olmaları onun hürmetine ve ona bağlilik sebi
YanıtlaSilResulüllah S.A. efendimiz, dünyaya teşrif edip nübüvvet ve rias letle bütün insanlara rahmet, yükseltmeye vesile olarak geldiği za
Idir.
man:
«Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.. (21/107)
Ayet-i kerimesi ile delilli olan nübüvvet ve risaletini tasdik, um-metliğini kabul edip şeriatı, sünneti ile amel edenler, rahmete nail, izzete vasil, cennete dahil olurlar. Bu mana, şu âyet-i kerime ile de
sabittir:
«Siz, hayırlı ümmetsiniz. (3/110)
Burada anlatılan rahmet, izzet, rif'at devamlı olarak, dünyada ve Ahirette sabittir.
Burada, basiret sahiplerine ve öz sahiplerine işaret vardır.
Resulüllah S.A. efendimizin påk ismi olan Muhammed isminin özelliği, o ismin müsemması olan zat-ı latif mahza rahmet ve imet sa-hibi Rabbın aynı inayeti olmasıdır.
Ayrıca, bu cümlede: Resulüllah S.A. efendimizin ümmeti, Yüce Hakkın rahmetine mazhar, muhakkak onun inayetine nail olacakla-rına işaret vardır.
702
YanıtlaSilDELAIL -1 HAYRAT ŞERHİ
Sa
Mülkün iki MI M'idir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin ismindeki iki MIM harfi
Y
.. Resulüllah S.A. efendimizin mübarek MUHAMMED ismindeki HA harfinden evvel ve HA harfinden sonra gelen iki MİM harfi ruh lar ve cisimler âleminde mülk ve melekûtun emrine müsahhar oldu ğuna delildir. Resulüllah S.A. efendimiz, onlarda dilediği gibi tasarruf eder.
A
Aşağıda sayılacak bazı işler, Yüce Yaratıcının, mülk ve melekút. ta Resulüllah S.A. efendimizin hükmünü geçerli kıldığına dair muej-zeleri arasında sayılır. Şöyleki:
lar, vami
Resulüllah S.A. efendimiz mübarek parmağı ile işaret edince, se-madaki kamer ikiye ayrılmıştır.
kavu bu i ve
Resulüllah S.A. efendimiz, pâk cesetleri, mübarek cisimleri ile ye-di kat semaya, sidre, kürsi arş ve Allah'ın dilediği yere kadar yüksel-diği zaman, uivi ecram, mele-i ala, bunların içinde bulunan melekler, emrine müsahhar olmuştur. Uyulması vacib olan fermanına ilâhî izin-le muti ve münkad olmuşlardır.
Resulüllah S.A. efendimiz:
at, da
- «Sonra yaklaştı, derken sarktı. İki yayın birleşimi kadar hat
Resulüllah S.A. efendimiz:
YanıtlaSil«Sonra yaklaştı, derken sarktı. İki yayın birleşimi kadar, hat-ta daha da yakın oldu.» (53/8-9)
Meâline gelen âyetle belirtilen sırra mazhar olmuştur.
Sahih kavle göre Resulüllah S.A. efendimiz, baş gözü ile celâl ve İkram sahibi şanı büyük, zatı mukaddes Allah-ü Taala'yı görüp maz har-ı rü'yet-i ilâhiye olmuştur.
Resulüllah S.A. efendimizin yeryüzündeki mucizelerine gelince, vahşiler, kuşlar ve cümle canlıların; hatta taşların ve ağaçların, tüm cemadatın konuşmasını, emrine muti ve musahhar olmasını sayabili riz.
Bu cümlede geçen:
İki MİM.
Resulüllah S.A. efendimizin mülk ve melekûtta hükmünün geçer-li olduğuna, onlarda tasarruf edeceğine işarettir.
Resulüllah S.A. efendimizin Muhammed isminde bulunan birinci MİM, dünya mülküne, İkinci MİM ise.. Ahiret mülküne işarettir. HA harfinin bu iki MİM arasına gelmesi de şu manaya işarettir:
Ahirette, cümle nimetlere erilmesi onak
li olduğuna, onlarda tasarrul edece
YanıtlaSilMIM. dünya mülküne, ikinci MIM ise Ahiret mülkine HA harfinin bu iki MIM arasına gelmesi de su manaya işarettir Resulüllah S.A. efendimizin Muhammed teminde bulunan in
Ahirette, cümle nimetlere erilmesi, ancak Resulillah SA mine intisab edip emrine tabi olmakla olacaktır.
Bu mübarek isimde MIM harfinin iki olduğu ve olki Mix harfinin ortasunda HA harfinin bir gelmesi, su manaya işarettir
Dünyada bulunan rabbani yüce lütuflara, rahmet, yardım ve la hi mayete nail olmak, ancak Resulüllah S.A. efendimize tabi olup m rine inkiyad etmekle mümkün olur. O rahmet sayesinde Ahirette s ce Hakkın lütfuns, af ve mağfiretine erip cennete kavuşmak an dünyada yapılan inkiyad sebebi ile olacaktır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil703
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Devamının DAL'ıdır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin MUHAMMED isminin DAL har-
Ayrıca, şu manaya işaret vardır:
Ahiret mülkünde bulunan üstün nimetler, rahmani yüce ihsan-lar, sonsuz rahmetler ancak, Resulüllah S.A. efendimizin ismi île de-vamlıdır.
Burada verilmesi mümkün bir mana şöyledir:
Dünya mülkünde Allah'ın hidayetine nail olmak, bağışlamasına kavuşup ilahi lütfa mazhar olarak rabbani nimete erenler; buldukları bu izmet ve rif'atta Resulüllah S.A. efendimize iktidaları sebebi ile daim ve sabittir.
İkinci olarak, ahirete teşrif ettikleri zaman, orada dahi, izzet, rif-st, çeşitli rahmet, cennete girmekle mükerrem ve Yüce Hakkın lütfun-da daim olacaklardır.
Salivat-ı şerifenin bu kısmında anlatılan manalara işaret vardır.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Kamil Seyyid bir zattır.
fi.
indeki ruh-oldu-
sarruf
ekût-muci-
, se-
eye-
ksel-
kler,
zin-
mat-
Burada:
İsminin ifade ettiği mana şudur: Bütün peygamberlere ve tüm ya-ratılmışlara bir sığınaktır.
YanıtlaSilKâmil.
ce, m li-
İsmi ile, şu manalara işaret edilmektedir:
Resulüllah S.A. efendimiz, zati kemâlâta, övülen huylara sahiptir. Hoşnut olunan fiillerin, nefsanî ve cismani faziletlerin sahibidir. Tüm-den, iyi amellerin sahibi olarak anlatılmaktadır.
r-
Rezil işlerin hepsinden, kötü vasıfların tümünden, Yüce Hakkın rızasına aykırı söz, fiil ve hallerin cümlesinden müberra olarak kamil-dir.
ci
T.
Bu cümle için verilecek bir başka mana da şöyle olabilir:
Resulüllah S.A. efendimiz, insanların, cinnin kaffesine, hatta cüm-le yaratılmışlara peygamber olarak gönderilmiştir. Dolayısı ile bütün dünyada; yerin, semaların, karanın, denizin kıyamete kadar gelecek sakinlerine, ayrıca, kıyamet günü tüm mahşer halkına baş vuracak, sığınacak bir makam, liva-i hamd sahibi zattır.
1
İşbu manalardan ötürüdür ki, siyadette kamil olarak insanların
İsmi île, şu manalara işaret edilmektedir:
YanıtlaSilResulüllah S.A. efendimiz, zati kemâlâta, övülen huylara sahiptir. Hoşnut olunan fiillerin, nefsani ve cismani faziletlerin sahibidir. Tüm-den, iyi amellerin sahibi olarak anlatılmaktadır.
Rezil işlerin hepsinden, kötü vasıfların tümünden, Yüce Hakkın rmasına aykırı söz, fiil ve hallerin cümlesinden müberra olarak kâmil-dir.
Bu cümle için verilecek bir başka mana da şöyle olabilir:
Resulüllah S.A. efendimiz, insanların, cinnin kaffesine, hatta cüm-le yaratılmışlara peygamber olarak gönderilmiştir. Dolayısı ile bütün dünyada; yerin, semaların, karanın, denizin kıyamete kadar gelecek sakinlerine, ayrıca, kıyamet günü tüm mahşer halkına baş vuracak, sığınacak bir makam, liva-i hamd sahibi zattır.
İşbu manalardan ötürüdür ki, siyadette kâmil olarak insanların efendisi olmuştur.
- Fatih.
Şöyleki: En evvel, Resulüllah S.A. efendimizin pek yüce nuru, şe-refli ruhu yaratılmak sureti ile cümle mahlukatın fatihi ve âlemlere rahmet olunmuştur. Sonra, hayır çeşitlerinden cümlesinin fatihi ol-muştur.
704
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
- Hatim.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, bu vücud âlemine teşrif ederek nübüvvet ve risaletle cümle nebilerin hatimi ve sonuncusu olmuştur. Onunla nübüvvet tamam oldu. Ondan sonra, kimseye nübüvvet veril.
meyecektir.
Resulullah S.A. efendimize olan bu salavat:
İlminde olacakların ve olmuşların sayısı kadar olsun. Bu cümlenin daha açık şerhli manası şu demeğe gelir:
- Bu andan itibaren, taa, sonsuzlara kadar büyük küçük, ölü, diri olarak vücuda gelmiş olan ve gelecek olan ne varsa, bunlarına yısı kadar Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Hem de, seni zikredenler zikrettikçe, onu zikredenler zikrettik. çe.. Senin zikrinden gafil olanlar gafil oldukça, onun zikrinden yana
gafil olanlar gaflete düştükçe..
kası sürdükçe.. Bu salât, daimi olsun; zatının devamı ile.. Baki olsun; zatının be
kadirsin.
İlmin katında bunun bir nihayeti olmasın; çünkü sen her şeye
BİN HASENE KAZANDIRAN SALAVAT
Ilmin katında bun
YanıtlaSilkadirsin.
BİN HASENE KAZANDIRAN SALAVAT
Büyük meşayihten, Veli Şeyh Ebülabbas Ahmed Hacizi Rh. söyle
anlattı:
- Bu salavatı şerife ile Resulüllah S.A. efendimize salavat oku-
yan kimseye on hasene verilir. Şeklinde bir haber duydum. Ben de Resulüllah S.A. efendimizi
rüyada görüp sordum:
Ya Nebiyyellah, Cenab-ı şerifinize bu salavat-i şerife ile salát getirene on hasene olduğunu işittim. Onların anlattıkları gibi, bu sa
lâvatı okuyan için on hasene var mıdır?.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, bana şu müjdeyi verdi Her kim bu salavatı okursa.. on salavat okumuş gibi, her na lâta on hasene, her haseneye de on misli sevap verilecektir.
Bu manaya göre, bu salavat-ı şerifeyi okuyana bin hasene verilir. Bu salavatı şerifenin şerhinde; metinde varmış gibi:
- Üç defa okunacaktır.
Denmekte ise de, sehliye nüshasında böyle bir kayıt yoktur. (Bi-zim bu eserde aldığımız metinde de yoktur.)
lavatı okuyan için on hasene var
YanıtlaSilBunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, bana su mujdeyi verdi.
lâta on hasene, her haseneye de on misli sevap verilecektir. Her kim bu salavatı okursa.. on salavat okumuş gibi, her sa-
Bu manaya göre, bu salavat-i şerifeyi okuyana bin hasene verilir. Bu salavatı şerifenin şerhinde; metinde varmış gibi:
- Üç defa okunacaktır.
Denmekte ise de, sehliye nüshasında böyle bir kayıt yoktur. (Bl zim bu eserde aldığımız metinde de yoktur.)
DOKSAN İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey zatını fehim, idrak edip kavramaktan yana müberra; vehim ve hayal, yüce zatını tahayyülden muarra, akıl ve fikir onu fehmetmek. ten yüce ve üstün olan ezeli mabud, sonsuz mahmud olan şanı büyük, zatı mukaddes Allah.
hammed'i
zelidir. N
lerin
الا منتهى الهَا دُونَ عَليكَ إِنَّكَ عَلى كل سحابة ان محمد الذى هوا بهى شموس الهدى ورا وانهها وَاشْيَرُ الأَنْبِيَاءِ فَخَر وَاشْهَرُهَا وَلُونَه اره الخَلِيقَةِ أَخْلاقَا وَأَطْهَرُهَا وَاكْرَمَهَا خَلَقا واعدها .. اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنا محمد التي الْأُمِّي وَعَلَى آلِ مُحَمد الذى هوا هى من العمر النَّامِ وَأَكْرَمُ مِنَ السَّحَابِ الْمُرْسَلَةِ وَلَهُ
YanıtlaSilالْخَطْةِ : اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا عَدَ النَّي الاتي وَعَلَى آلِ محمد الذى قرنت البركة بداية ومجاد وَتَعَطَرَبَ العَوَا لِلمُ بِطَيبُ ذِكْرِهُ وَرَيَّاهُ .. الله صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمد وَعَلَى الِهِ وَسَلَّم .. اللهم
làmünteha leha dune ilmike inneke ala külli şey'in kadirun.
na 92. Allahümme salli alâ seyyidi Muhammedin'in nebiyy'il ümmiyyi ve alå Ali Muhammedin'illezi hüve eb-ha şümus'il-hüda nuren ve ebheruha ve esyer'ülenbiyai fahren ve egheru ha ve nurulhu ezheru envar'il enbiyai ve eşrefüha ve evzahuha ve ezkálha likati ahlâkan ve atharuha ve ekremü ha halkan ve a'delüha.
na in-n 93. Allahümme salli alâ seyyidi Muhammedin'in nebiyy'il-ümmiyyi ve alá áli Muhammedin'illezi hüve eb ha minel-kamer'it-tammi ve ekremü mines-sahab'il-mürseleti vel-bahr'il-hat-mi.
na 94. Allahümme salli alâ seyyidi Muhammedin'in-nebiyy'il-ümmiyyi ve alâ âli Muhammedin'illezi kurinet'il. bereketű bizatihi ve mahyahü ve taal tarat'il-avalimü bıtiybi zikrihi ve rey yahü.
95. Allahümne salli alâ seyyidi-na Muhammedin ve alâ âlihi ve sellim. 96. Allahümme
kadirsin
salât
YanıtlaSilibi, bu sa-
eyi verdi:
i, her sa-
e verilir.
ur. (Bi-
İlmin katında bunun bir nihayeti olmasın. Çünkü sen, her şeye kadirsin.
$2. Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle. Ümmi Nebidir. Keza Mu-hammed'in âline de salât eyle. Öyle Muhammed'dir ki, hidavet güneşlerinin en gü melidir. Nur yönünden, aynı zamanda en şereflileridir. Slyer itibarı ile peygamber-Jerin en ilerisidir. Bu manada, hem meşhur, hem de azametlidir.
Onun nuru, sair nebilerin uurlarından daha parlak, daha aydınlık ve daha
vazzatır. Ahlak itibarı ile halikanın en temizi ve en påkidir. Halk itibarı ile, onların en endamlısıdır.
en keremlisi ve 93. Allahım, Nebiyy-i Ümmi efendimiz Muhammed'e ve Muhammed'in aline salát eyle.
O, öyle bir zattır ki, tam kamerden daha güzeldir. Yağmur bulutundan daha
heremlidir. Hatta, inci denizinden bile faydalıdır. 94. Allahım, efendimiz Ümmi Nebi Muhanımed'e ve Muhammed'in aline
salât eyle. Öyle bir zattır ki, bereket onun özü ve hayatı ile eştir. Bütün âlem, onun gü-sel zikri ile kokuya boğuldu. Rayihasına gark oldu.
95. Allahım. efendimiz Muhammed'e ve onun âline salât eyle; selâm eyle.
nim ve
tmek-
(Devamı: 713. Sayfada)
303
YanıtlaSilDEYİMLER
yakası açılmadık: Hiç duyulmamış, ayıp (sövgü veya açık saçık nük-
yolasına asılmak (veya yapışmak): Birini hesap sormak veya bir
gry istemek için tutup bırakmamak.
yakasına çökmek: Zorlamak, baskı yapmak.
yakasına sarılmak: İstediği şeyi almak veya dövüşmek için birini bi-akmamak, zorlamak.
yakasını bırakmak: Rahat bırakmak, ısrar etmemek.
yakasını bırakmamak: Birinin bezdirecek kadar üstüne düşmek, ona hat vermemek.
yakasını kaptırmak: Bir şeyin, bir kimsenin etkisinden kendisini kur-taramamak.
yokayı ole vermek (veya vermemek): Kaçamayarak ele geçmek, yakalanmak
yakayı kurtarmak (veya sıyırmak): Kurtulmak.
yalayıp yutmak: 1) İştahla yemek. 2) mec. Kötü bir davranış, söz karşısında ses çıkarmamak, kabullenmek.
yalancısı olmak (birinin): Doğruluğu bilinmeyen bir bilgiyi başkasın-dan duyup iletmek.
yalı kazığı: Uzun boylu ve iri kemikli kimseleri nitelerken kullanılır.
yama gibi durmak: Bulunduğu yere uymamak, eklendiğini belli el-mek
yan bakmak: 1) Beğenmeyerek veya düşmanca bakmak. 2) Kötu ni yet beslemek.
yan basmak: 1) (bir işte) Aldanmak. 2) Dürüst davranmamak, kay-paklık etmek
yan glamek (bir işten Biz. Kaçmak
yan gelip oturmak (veya yatmak): Hiçbir işle ilgilenmeyerek keyfince
Y
YanıtlaSilya sabır çekmek Bir sıkıntıya ses çıkarmadan veya ona karşı bir yapmadan kallanmak.
yabana atmak: Önem vermemek, önemsiz görmek
yabana söylemek: Saçma sözler söylemek, boşa konuşmak
yabancı gibi durmak: Bir işe karışmamak, ilgi göstermemek, çe mek.
yağ çekinek (veya yapmak): argo. Gereksiz biçimde övmek, dalka vukluk etmek
yağa bala batırmak: Bol bol yedirip içirmek, çok ağırlamak.
yağma gitmek: Bir şey çok alıcı bulmak, çok satılmak.
yağma Hasan'ın böreği: Kimsenin korumadığı, bir yararlanma kay nağı
yağmur olsa kimsenin tarlasına düşmez (veya yağmaz): Elinden geldiği halde kimseye İyilik etmeyenler için kullanılır.
yağmur yağarken küpünü doldurmak: Kazanç fırsatı varken ondan yararlanarak para veya mal edinmek.
yağmurdan kaçarken doluya tutulmak: Güç bir durumdan kurtula-yım derken daha kötüsüyle karşılaşmak.
yaka bir tarafta, paça bir tarafta: Kılığı kıyafeti dağınık bir durumda.
yaka ısırmak Şaşırarak "Allah esirgesin", demek.
yaka paça: Hiçbir itiraz dinlemeden ve zorla götürmek.
yaka paça etmek: Zorla götürmek, atmak, çıkarmak.
yaka silkmek: Birinden bıkmak, usanmak.
yakadan atmak: Savıp kurtulmak
yakadan geçirmek: esk. Evlatlığa kabul etmek.
R
YanıtlaSilabet güzel ile zenginedir: Para ve güzellik herkes için önemlidir. Bu yuzden güzel ve zengin olan kişilere, hemen hemen herkes de-
Ramazanda yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayramda yüzü kara lur: 1) Ramazanda oruç tutmayan, bayramda oruç tutanlar gibi sevi-nemez. 2) Yalanı ortaya çıkan kişi utanır, o ortamda kimsenin yüzüne takamaz
Renpper kırk yılda, tüccar kırk günde: En fazla parayı ticaretle uğ-
raşan insan kazanır. Diğer meslek sahipleri onun kadar kazanamaz. Bir çiftçinin bir yılda kazandığını, bir tüccar kırk günde kazanabilir.
Rüşvet kapıdan girince îman (insaf) bacadan çıkar: 1) Rüşvet al-mak da vermek de suçtur. Ama buna rağmen, devlet dairelerinde işi planlar, olmayacak işleri oldurmak için yetkili kişilere rüşvet teklif eder-ler. Rüşveti duyan (paranın kokusunu alan) zayıf karakterli memur ya da memurlar o anda Allah korkusunu unutup parayı cebe indirirler.
Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür: Kişi, kendisinden daha guçlü birine bulaşırsa yenilir ve kendisine zarar vermiş olur.
Rüzgâr eken fırtına biçer: Kötülük karşılıksız kalmaz. Kötülük eden hem de fazlası ile kötülük bulur.
Rüzgar esmeyince yaprak oynamaz: Bazı şeylerin gerçekleşmesi ancak koşulların uygun olmasıyla mümkündür.
Rüzgârın önüne düşmeyen yorulur: Toplumun anlayışına aykırı iş-ler yapanlar, zorluklarla karşılaşır ve çok yorulurlar.
Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu: 1) Insan güvenli bir ortamda, huzur içinde çalışmak ve yaşamak ister. Müm-kün olduğunca gergin ortamlardan uzak durur. 2) Kuytu yer insanı Nüzgârdan korur. Yağmurlu havanın uykusu da hem tatlı hem de din-lendiricidir.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSilParayı veren düdüğü çalar, Parasını ödeyerek pek çok şey yapma mümkündür
Parayı zaptetmek, dellyl zaptetmekten zordur: Paranın açamaye cağı kapı yoktur. Gece hayatı (kumar, içki, eğlence vb.) caziptir, insan çeker. Parası olan, bu yollara saparsa hem parasını hem sağlığın yiltirir. Bu yollara sapmamak için kendisini zaptetmesi gerekir.
Pazarda herkes ambarındaki unu kadar konuşur: 1) Pazara çıkan
maddi olanaklan ölçüsünde hareket etmek zorundadır. 2) Kişi, bildiği konularda konuşur ve o kadar konuşmalıdır.
Pekmezi küpten, kadını kökten al: İnsan, yediği, İçtiği şeylerin kali-
telli ve temiz olmasına dikkat ettiği gibi, aile kuracağı kişiyi de soyuna sopuna, huyuna suyuna bakarak seçmelidir.
Pek yaş olma sıkılırsın, pek de kuru olma kırılırsın: Her istenilene
hemen "evet, olur" demek de "hayır olmaz" demek de doğru değil-dir. Kişi, yerine göre "evet" demesini de "hayır" demesini de bilmelidir. Böyle yapılmazsa kişi, tavrına bağlı olarak ya ezilir ya da dışlanır.
Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın: Bazı kişileri başladığı işten dön-dürmek mümkün değildir. Bu tipler, kendilerini uyaranlara, bu atasõ zünü söyleyerek yanıt verirler.
Pilav ylyen kaşığını yanında taşır. Bir işi yapmak ya da bir işten yararlanmak isteyenin, buna hazırfıklı olması ve gerekli olacak şeylen yanında bulundurması gerekir.
AYDINLAI
YanıtlaSilvehbi.tul
B uceyremî hazretleri evliyânın büyükle-rindendir. Mısır'ın Buceyrem köyünde doğdu. Devrin âlimlerinden ilim öğrendi. Halvetî tarîkatı büyüklerinden Sonraları Hay-fa'nın Tantura köyüne yerleşti ve burada talebe yetiştirdi. On üçüncü hicrî asrın ortalarında vefât etti.
Yûsuf Nebhânî'nin babası İsmail Nebhânî humma has-talığına yakalandı. Tantûra'ya, Abdurrahmân Buceyremî'den hastalıktan kurtulmak için duâ istemeye gitti. Huzûruna girip elini öptü ve durumunu arz etti. Abdurrahmân Buceyremî; "Sen odanın kapısından içeri
ilir!..
YanıtlaSilCK
tr
"İlmin evveli niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhafaza, sonra da yaymaktır."
girerken, o hastalık da senden geçti. Seninle beraber odaya girmedi" buyurdu. Gerçekten onda hummadan hiçbir eser kal-mamıştı. Elini öpüp huzûrundan sevinçle ayrıldı. Sohbetlerinde buyurdu ki:
"İlmin evveli niyet, sonra an-lamak, sonra yapmak, sonra muhafaza, sonra da yaymaktır." "(Nefsini bilen Rabb'ini bi-lir) hadîs-i şerîfinin sırrına eren, nefsini sokakta gördüğü köpek-ten aşağı bilir."
"Nice küçük amel, niyetle bü-yür, nice büyük amel ise niyetle
i.tulek@tg.com.tr
YanıtlaSilgirerken, o hastalık da senden geçti. Seninle beraber odaya girmedi" buyurdu, Gerçekten onda hummadan hiçbir eser kal-mamıştı. Elini öpüp huzûrundan sevinçle ayrıldı. Sohbetlerinde buyurdu ki:
"İlmin evveli niyet, sonra an-lamak, sonra yapmak, sonra muhafaza, sonra da yaymaktır."
"(Nefsini bilen Rabb'ini bi-lir) hadîs-i şerîfinin sırrına eren, nefsini sokakta gördüğü köpek-ten aşağı bilir."
"Nice küçük amel, niyetle bü-yür, nice büyük amel ise niyetle küçülür."
"Kim ilmi ararsa öğrenir. İlmi öğrenen, günah işlemekten korkar. Günahtan korkan ondan
a
YanıtlaSilkaçar. Ondan kaçan ise kıyâ-met günü hesaptan kurtulur."
"Şüpheli bir kuruşu geri vermeyi, binlerce lira sada-ka dağıtmaktan daha fazla severim."
"Din kardeşimin bir ihtiyacını görmem, bir sene nâfile ibâdet etmemden daha önemlidir."
"İnsanların en alçağı kimdir?" diye sorulunca; "Din kisvesi altında dünyâ menfaati sağla-yandır" buyurdu.
a
"İlimde cimrilik yapan kişiye Allahü teâlâ üç belâ verir: Ya ölür, ilmi gider. Yâhud unutur veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar, öylece ilmi gider."
"Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe olduğunu zannetmiyorum.
Alimlerden biri, bir ihtiyaçla karşılaşınca, onun ile meşgûl olur, okuyamaz. Onun ihtiyacı-nı giderip, okumasını sağla-mak daha makbûldür."
"İnsandaki en üstün haslet hangisidir?" diye sorulunca; "Kâmil akıl” buyurdu. "Eğer o yoksa?" dediler. "Güzel edeb-dir" buyurdu. "O da yoksa?"
ölür, ilmi gider. Yahud unutur veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar, öylece ilmi gider."
YanıtlaSil"Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe olduğunu zannetmiyorum. Alimlerden biri, bir ihtiyaçla karşılaşınca, onun ile meşgûl olur, okuyamaz. Onun ihtiyacı-nı giderip, okumasını sağla-mak daha makbûldür."
"İnsandaki en üstün haslet hangisidir?" diye sorulunca; "Kâmil akıl” buyurdu. "Eğer o yoksa?" dediler. "Güzel edeb-dir" buyurdu. "O da yoksa?" dediler. "Kendisiyle istişare edilecek şefkatli bir kardeş" buyurdu. "O da yoksa?" "De-vamlı sükût” buyurdu. "O da bulunmazsa?" dediklerinde; "Ölmek" buyurdu.
706
YanıtlaSilDELATLI HAYRAT ŞERHİ
Efendimiz Muhammed'e salât eyle.
ler
Bu cümlede anlatılan şerhli mana şöyledir:
olu
Allahım, lütfunla, kereminle, fazlınla, ihsanınla geçmiş inaye tin, yüce varidatın cari olduğu şekilde, bizim boynumuzu azgınlık ve dalâletten kurtaran iki cihanın efendisi, insin ve cinnin resulü, iki ci-hanın şefaatçısı Muhammed S.A. üzerine, şerefli iclâlat, latif keramat, zarif tahiyyat inzal ederek yüce şanlarına ikramlar eyle; mübarek sa-nını muazam kıl.
le
Ümmî Nebi'dir.
d
Resulüllah S.A. efendimiz, hiç kimseden bir şey okumamıştır, bir başkasından öğrenim yapmamıştır. Anasından doğduğu halde kalmış iken, evvellerin ve âhirlerin haberini vermesi onun peygamberliğine delâlet eden açık bir mucizedir.
t
r
Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimizin, burada anlatılan:
Ümmî.
Sıfatı için, şu manalar da verilebilir
Öyle Muhammed S.A. efendimizdir ki, Mekke'lidir.
YanıtlaSilÖyle Muhammed S.A. efendimizdir ki, cümle mahlukun aslıdır.
ğan masum kadar cümle noksanlardan ve ayıplardan ari ve påktir. Öyle Muhammed S.A. efendimizdir ki, henüz anasından yeni do
Keza, Muhammed'in âline de salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin, burada anlatılmak istenen âli şun
lardır:
Çocukları, zevceleri, ashabı, ümmeti..
Öyle Muhammed'dir ki, hidayet güneşlerinin en güzelidir,
Resulüllah S.A. efendimiz, bu cümlede güneşe benzetilmiştir. Şöy
leki:
Küfür zulmetini izale eder. Nuru ile, imana hidayet ve irşad eder. Her biri, hidayet güneşi olan nebilerin ve resullerin cümlesinin pek gü zeli ve ekmelidir. Yani:
Nur yönünden.. Aynı zamanda en şereflileridir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, her biri hidayet güneşi olan ne bilerin ve resullerin ziva ye nur itibarı ile kavisi ve üstünüdür
leki:
YanıtlaSilKüfür zulmetini izale eder. Nuru ile, imana hidayet ve irşad eder Her biri, hidayet güneşi olan nebilerin ve resullerin cümlesinin pek gù. zeli ve ekmelidir. Yani:
Nur yönünden.. Aynı zamanda en şereflileridir.
bilerin ve resullerin ziya ve nur itibarı ile kavisi ve üstünüdür. Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, her biri hidayet güneşi olan ne
Siyer itibarı ile, peygamberlerin en ilerisidir.
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin risalet haberi, açık mucizeleri, yü ce şanı kendisinden evvel inen kitaplar içinde beyan olunmakta cümle nebilerden ve resullerden ileridir. Hatta onların, Resulüllah S.A. efen-dimizin ümmeti arasına katılma temennileri babında gelen haberler yaygındır. Bu manada Resulüllah S.A. efendimiz, hemen bütün neb lerden ve resullerden ileridir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil707
Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimizin siyeri, gazaları, latif haber-leri pâk şeriatının taa, kıyamete kadar devam ve beka haberi şayi olup her yana yayılmıştır.
- Bu manada hem meşhur, hem de azametlidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz; fazilet, keramet, sair güzel has-letleri ile sair nebilerden daha meşhur ve malumdur.
Onun nuru, sair nebilerin nurlarından daha parlak, daha ay-dınlık ve daha vazıhtır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, küfür, dalâlet, cehalet zulüma-tını izale etmekte, âlemi iman nuruna hidayet, ilim ve amele irşad et-mede; zâhir, batın, maddi ve manevî cümle nebilerin nurlarından da-ha ruşendir.
Bazı nüshalarda:
Onların nurundan daha şereflicir.
Diye geçer.
Resulüllah S.A. efendimizin nuru, onların nurundan bu kadar üs-tün olmasının sebebi: Cümle nebilerin ve resullerin nuru, Resulüllah
miş inaye-azgınlık ve ulü, iki ci-keramat, barek şa-
mıştır; bir e kalmış berliğine
gine
YanıtlaSilOnların nurundan daha şereflicir.
Diye geçer.
Resulüllah S.A. efendimizin nuru, onların nurundan bu kadar üs-tün olmasının sebebi: Cümle nebilerin ve resullerin nuru, Resulüllah
aslıdır.
S.A. efendimizin nurundan alınmış olmasıdır.
yeni do-
Resulüllah S.A. efendimizin nuru güneş gibi olup sair nebilerin nurları yıldızların nurları gibidir. Nitekim İmam-ı Busırî Kaside-i Bü-ride'sinde bu manayı şöyle anlattı:
Dâktir.
ali şun-
insanlara gece karanlığında çıkarırlar.
O bir fazilet güneşi idi, diğerleri onun yıldızlarıdır. Nurlarını,
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Ahlâk itibarı ile, HALİK A'nın en temizi ve en pâkidir.
Bu cümlede:
HALİKA.
Derken akıl sahibi yaratılmışlar murad edilmektedir.
-HALK itibarı ile, onların en keremlisi ve en endamlısıdır.
Bu cümlede geçen:
-- HALK.
din Bazı nüshalarda bu lafız:
idir.
T. Şöy-
Şöy
YanıtlaSilB -- HALK.
Tabiri, yaratılış manasınadır. Bazı nüshalarda bu lafız:
şad eder. 1 pek gü-
- HULK.
ratılış manası anlatılmaktadır. Olarak geçmektedir ki, huy manası ifade eedr. Ancak, burada, ya-
Kısaca mana şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, cismanî latifetlerde, şekil ve surette. azalarının birbirine uygunluğunda, bedeninin temizliğinde, şemail-i şerifesinde hilye-i pâkinde vasfı anlatıldığı üzere cism-i şerifleri ve vücud-u latifleri, aza-i zarifeleri cümle yaratılmışlardan daha endam-1ı ve daha güzel, daha güçlü idi.
olan ne-
RESULÜLLAH S.A. HAKKINDA EBU BEKİR'İN R.A. TAHMİNİ
eri, yü-cümle .efen-berler
nebi-
Hatta anlatıldığına göre, velilerin en faziletlisi, sıddıkların imamı Hazret-i Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimizi, kendisine henüz peygamberlik gelmeden nerede görse, Resulüllah S.A. efendimizin gü-
708
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
zel yaratılışına, azalarının ve bedeninin tenasübüne dikkatle bakar, düşünür ve kendi kendine şöyle derdi:
Bu zat-1 serif, bu cism-i latif; bu letafet ve zarafette yaratıl. masının sebebi ancak büyük bir iş içindir.
Daima böyle deyip düşünürdü.
Resulüllah S.A. efendimiz, âlemlere rahmet olarak baas olunup bütün insanları davete memur olunca iptida Hazret-i Ebu Bekir'e ri saletini izhar edip imana davet eyledi. Hazret-i Ebu Bekir r.a. ise, üst-te anlatılan sebepten ötürü, tereddüd etmeden Resulüllah S.A. efendi. mizin davetini tasdik edip iman şerefi ile müşerref oldu ve şöyle dedi:
Ya Resulellah, taa, küçüklüğünüzden beri, pâk hilyenizi ve şe mailinizi gördüğüm zaman, sizden beklediğim böyle ulu bir peygam-ber olmanızdı.
DOKSAN ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
YanıtlaSilBu
lar, da
- Allahım, NEBİYY-İ ÜMMI efendimiz Muhammed'e ve Muhammed'in âline de salât eyle.
dır. H
Bu cümlede geçen NEBİYY lafzı şu manayadır:
Sc P
Allahım, o senin inen vahyini, ilâhî ilhamını, yüce emirlerini yezdani yasaklarını kullarına haber veren peygamberindir.
ÜMMI lafzına gelince, şu demeğe gelir:
ra ul
Öyle bir peygamberdir ki, hiç kimseden okumamıştır. Bir ki tap da mütalâa etmeden ancak senin ilahi vahyin ve rabbani hükmün ile cümle şer'i emirlerini evvellerin ve âhirlerin haberlerini vermekte dir.
zin
ları
Resulüllah S.A. efendimizin âli ise.. şunlardır: Çocukları, ashabı, kendisinin davetine icabet eden tüm ümmeti..
ma
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
zi
- O, öyle bir zattır ki; TAM KAMER'den daha güzeldir.
Burada:
TAM KAMER.
dir.
YanıtlaSilResulüllah S.A. efendimizin âli ise.. şunlardır: Çocukları, ashabı, kendisinin davetine icabet eden tüm ümmeti..
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
- O, öyle bir zattır ki; TAM KAMER'den daha güzeldir.
Burada:
- ТАМ КАMER.
Demesinden murad, ayın ON DÖRDÜNCÜ günündeki mehtap ha lini almış şeklidir.
Ay, on üç, on dört ve on beşinci gecede tam bedir olur. Onun bu halinde dünyadan gece karanlığı kalkar. Nuru ile, her yanı gündüz gibi aydınlatır.
Burada, Resulüllah S.A. efendimizin nuru anlatılmaktadır.
O, cümle kemalât ile tamam olup bütün dünyayı, iman nuru, ta-at ve ibadetlerin ziyası ile aydınlatır.
Resulüllah S.A. efendimizin anlatılan nuru. anlatılan ayın nurun-
akar;
YanıtlaSilKARA DAVUD
709
ratıl-
Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz:
- Yağmur bulutundan daha keremlidir.
Yani: Daha cömerttir; ihsanı daha boldur.
nup
Yağmur bulutları gönderildikleri bölgelerin bütün dağlarına ve ovalarına, salihlerinin ve gayr-ı salihlerinin bağlarına ve bahçelerine, tarlalarına, bostanlarına ilâhî ferman gereğince yağar. Nice nice üs-tün fydalar ve yüce nimetler Allah'ın izni ile hâsıl olur.
üst-
Ancak, Resulüllah S.A. efendimizin âhirete dair insanlara olan faydaları çok çok fazladır. Onlara ilim öğretir. Cümleye bol bol ihsan-da bulunur. Böyle olduğu içindir ki, Resulüllah S.A. efendimizin in-sanlara yararı o bulutların faydasından çok çok ziyade ve çok çok faydalıdır.
e ri-ndi-edi: şe-
- Hatta, inci denizinden bile faydalıdır.
am-
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Bu koca denizler içinde nice nice inciler, anberler, odlar, mercan-lar, daha nice nimetler, büyük faydalar hâsıl olmaktadır.
idoniz üzerinde çokça erzakı âleme taşıyıp dağıtmakta-wondo vêsıl olmaktadır.
suaur:
YanıtlaSiled'e ve
Bu koca denizler içinde nice nice inciler, anberler, odlar, mercan-lar, daha nice nimetler, büyük faydalar hâsıl olmaktadır.
Sonra, o deniz üzerinde çokça erzakı âleme taşıyıp dağıtmakta-dır. Herkes, istediği yerlere, o yoldan az zamanda vâsıl olmaktadır. Bu anlatılanların benzeri daha nice faydaları olup umum kulla-
rlerini,
ra ulaşır. İşte.. anlatılan denizlerin faydasından, Resulüllah S.A. efendimi-zin faydası kat kat fazladır.
Bir ki-kmün nekte-
Anlatılan manaları ifade eden kelime, DELAİL-Í HAYRAT nüsha-larında değişik okunuşlarda gelmiştir. Ancak, onların hepsi de aynı manayı ifade eder biçimdedir. Meselâ: Suyu çok olan denizler..
Neticede mana şu olur:
- O denizlerin suyunun çokluğundan, Resulüllah S.A. efendimi-zin cömertliği vergisi çok çok fazladır.
shabı,
lir. O'sayılan lafızlardan, hangisinin doğru olduğunu, ancak Allah bi
Yapılan bu teşbihlerden murad, Resulüllah S.A. efendimizin mü-cerret seha ve kereminin bolluğunu ve çokluğunu, umuma şümulünü beyan etmektir. Yoksa, bunların Resulüllah S.A. efendimizle bir mü-nasebeti yoktur.
ha-
Çünkü: Ay bazan eksilir, bazan da artar. Ancak, bedir halinde
zin co Çok çok fazladır.
YanıtlaSillir. O'sayılan lafızlardan, hangisinin doğru olduğunu, ancak Allah bi
ha-
Yapılan bu teşbihlerden murad, Resulüllah S.A. efendimizin mü-cerret seha ve kereminin bolluğunu ve çokluğunu, umuma şümulünü beyan etmektir. Yoksa, bunların Resulüllah S.A. efendimizle bir mü-nasebeti yoktur.
bu ndüz
Çünkü: Ay bazan eksilir, bazan da artar. Ancak, bedir halinde tamlığı üç gecedir.
Bulutların yağmur yağdırıp seha göstermesi bazı zamanıara ras-lar. Çoğu zaman, yağmur kesiktir.
Denizlerin dalgaları ile, bazı zararlı yanları ve öldürücü tarafları vardır. Kesilmeleri de çoktur.
ta-
Halbuki, Resulüllah S.A. efendimizden asla zararlı bir durum ve tehlike mevcut değildir.
in-
Resulüllah S.A. efendimizin faydası iman, hidayet, Allah sevgisi, Allah Resulünün sevgisi ve bunlara irşaddır.
ATASÖZLERİ SÖZLÜĞÜ
YanıtlaSilHazırlayan
Sabahattin ÖZAFŞAR
abc
YanıtlaSilAtasözleri Deyimler Sözlüğü
1822
A'dan Z'ye TDK'ya uyumlu hazırlanmıştır.
301
YanıtlaSilDEYİMLER
vur patlasın, çal oynasın: Aşırı zevk ve eğlenceyi anlatır.
vurduğu yerden ses gelmek: Çok kuvvetli vurmak, eli ağır olmak.
vurdukça tozumak: Üzerinde çalışıldıkça, işlendikçe işi artan şeyler için söylenir.
vücuttan düşmek: Zayıflamak.
vücudunu ortadan kaldırmak: Öldürmek.
V
YanıtlaSilvadiye dökülmek: Sohbet belirli bir konuya kaymak.
vahamet kesp etmek: Gittikçe zorlaşmak, tehlikeli ve kokulacak bir durum almak.
vakit öldürmek: Zamanı yarasız, gereksiz işlerle veya hiç iş yapma dan geçirmek.
varlıkta darlık çekmek: Herhangi bir engel yüzünden elindeki imkân dan yararlanamamak.
vaziyeti kurtarmak: Herhangi bir güç durumdan sıyrılmak.
vaziyeti takınmak: Herhangi bir tavır takınmak.
vebali boynuna olmak: Bir işin günahını yüklenmek.
verilmiş sadakası olmak: Büyük bir tehlike veya kaza atlatıldığında söylenir.
verip veriştirmek: Birine ağzına geleni söylemek.
vermemiş (veya vermeyince) Mabut, neylesin Mahmut: Şansız ki-şiler için söylenir.
vız gelip tırıs gitmek: tkz. Hiç önemsememek, aldırış etmemek.
vız gelmek: tkz. Pek önemsiz görmek aldırış etmemek.
vicdan azabı çekmek (veya duymak): İstenilmeden veya bilinçsizce yapılan kötü bir işten dolayı acı çekmek, üzülmek.
vidaları gevşemek: argo. Kendini tutamayıp çok gülmek.
vurdumduymaz kör ayvaz (olmak): Duygusuz.
vur abalıya: Bütün özverinin yumuşak huylu kişiye yüklenmesi, güç süz kişinin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumu.
vur aşağı, tut yukarı: Uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek. vur dedimse öldür demedim ya (vur dedikse öldür demedik ya):
Bir dileği yerine getirirken aşırılığa düşene karşı söylenir.
P
YanıtlaSilPadişahın bile arkasından kılıç sallarlar: Cok büyük bir mevkide bulunan kişinin yüzüne gülünür ama arkasından kuyusu kazılmaya çalışılır.
Palamut çok biterse kış erken olur: Palamut çok olursa, o sene kışın erken gelmesi beklenir.
Papaz her gün pilav yemez: 1) Bir insanın şansı her zaman
iyi ol-
maz. Zaman zaman beklemediği bir durumla karşılaşabilir. 2) Kötü davrandığımız kişi bunu her zaman anlayışla karşılamaz ve bir gün isyan eder.
Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz: Bir kimsenin ne kadar
parası olduğu, bakmakla bilinmez. Bunun gibi, bir kimsenin gerçekten İnanıp inanmadığını da ancak Allah bilir, başkaları bilemez.
Para isteme benden buz gibi soğurum senden: Geri alamama tehlikesi olduğundan, kimse borç vermeyi pek istemez ve borç isten-mesinden de hoşlanmaz. Borç verme durumundaki kişi, kendisinden borç isteyenlere karşı soğuk davranmaya başlar ve onlardan uzak-laşır.
Paran gitti mi diye sormazlar, işin bitti mi diye sorarlar: Bir işe başladığımızı bilen tanıdıklar, bizimle karşılaştıklarında, "paran kaldı mı?" diye sormazlar "işi bitirebildin mi"? diye sorarlar.
Paranın yüzü sıcaktır: Her türlü hizmet ve mal para ile sağlandığı İçin parayı herkes sever.
Para parayı çeker: Varlıklı kişi, para kazanabileceği her türlü işi ku-rabilir.
Parası ucuz olanın kendisi kıymetli olur: Para harcamaktan çekin-meyen, parasını çevresi ile birlikte yiyip içen bonkör kişi, kendisinden sebeplenenlerin gözünde pek kıvmetli olur.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil86
ölmektense öyle yaşamayı tercih eder. 2) Insan, büyük zarar görece-ğini hissettiği bir işte, daha küçük zararlara razı olur.
Ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin: Her aile, çocuğunun iyi yetişmesini ister. Bazı aileler ise buna o kadar çok önem verirler ki, "ya adam gibi adam olsun, ya da ölsün, daha iyi" diye düşünürler.
Ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar: Ölüsü olan ev halkı, ilk günlerde çok üzülür. Ama zamanla bu duruma alışır. Evde üzün-tüden eser kalmaz. Delisi olan ev halkı ise delinin çevresine verdiği zararlarla uğraşmak zorunda kalır ve her gün üzülür.
Önce düşün, sonra söyle: Düşünüp taşınmadan söylenen söz, mak-sadı aşar ve yanlış anlamaya sebep olur. Bu yüzden bir şeyi şöyleme-den önce, sözümüzün nereye varacağını düşünmemiz gerekir.
Di
Günümüzdeki İslâm'ı tahrif hareketleri; "Mezheplere ne lüzum var?" denilerek başladı. Ardından müctehid imamlara ve ehlullâha tenkitler başgösterdi. Daha sonra "Kur'ân bize yeter!" denilerek Sünnet-i Seniyye'yi gözden düşürme hücumları başladı. Son olarak da birtakım ahkâm âyetlerini, "Bunlar nazil olduğu zamana âit hükümlerdir!" diyerek âdeta emekliye ayırma teşebbüsleri görüldü. Bütün bunlar, İslâm'ı Hrisyanlık gibi muharref bir din hâline getirme projesinin sinsi adımlarıdır. Bugün bu tahrif hareketlerine karşı uyanık olmak ve meydanı İslâm tahrifçilerine bırakmamak, mühim bir îman mes'ûliyetidir.
YanıtlaSillığa gu
YanıtlaSilyâmete ka-aldırılar, - Bu
-ור
"Meyveli ağaç taşlanır." Hırsız; eskici dükkânını değil, kuyumcu dükkânını soymaya çalışır. Dolayısıyla bâtıl ve muharref dinlerin insanlığa verebileceği bir şeyin kalmadığı günümüz dünyasında, Allah katında yegâne hak dîn olan İslâm'a saldırıların artmış olmasını garip karşılamamak gerekir.
it
dan, O'nu
YanıtlaSilAshâb-ı kirâm, bütün rûhî ihtilâçlarını ve nefsânî istifhamlarını Allah ve Rasûl'üne teslimiyet potasında eriterek gönül huzuruna ermişlerdi. Zira Allah Rasûlü'nü yakından tanımış ve O'na hayran olmuşlardı. Bu yüzden O'nun gönlünde ufacık bir yer edinebilmeyi, cihan saâdetine tercih ediyorlar ve bu uğurda her türlü fedakârlığı canlarına minnet biliyorlardı.
Bu îman heyecanıyla da; "Canım, malım, her şeyim Sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah, yeter ki Sen emret!" diyorlardı.
Лук Местна
YanıtlaSilwww.altinook.com
ALTINOLUK
Ey 2017 Says 379 1430 12.00 TL
İşte Mü'minin "Amentü" Bütünlüğü
La ilahe illallah Muhammedün Rasûlullah
u 29
Rasûlullah'a Bakış
İMAN MESELESİ
Aylık Mecmua
YanıtlaSilhttp://www.altinoluk.com
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte... ALTINOLUK
Eylül 2017 Sayı: 379. Zilhicce 1438
12.00 TL (KDV dahil)
Allah Teâlâ buyuruyor:
YanıtlaSil"Bizim sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?!" (el-Mü'minûn, 115) ...
"(Rahman'ın o has kulları), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler. Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı
sağır ve kör davranmazlar." (el-Furkan, 72-73)
***
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- buyuruyor:
"Kimin arzusu âhiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğini koyar ve işlerini derli toplu kılar. Artık dünya boyun eğerek onun peşinden gelir. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah onun iki gözünün arasına fakirliği koyar, işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez." (Tirmizi, Kıyamet, 30/2465)
***
Lokman Hakîm de şöyle demiştir:
"Ahiretin için dünyanı fedâ et, her ikisini de kazanırsın. Dünya için âhiretini fedâ etme, her ikisini de kaybedersin."
Yıl 16. Sayı 151. Eylül 2017
YanıtlaSilKadın ve Aile Dergisi
Şebnem
Gerçekten mü'minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.
YanıtlaSilOnlar ki, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler...
(el-Mü'minûn, 1-3)
ROLÜ
YanıtlaSilTEN OĞLU
1 Eylül 2017 Cuma/10 Zil-hicce 1438- Kurban Bayramı'nın 1. Günü/ İkinci Dünya Savaşı'nın Başlaması (1939)
2 Eylül Cumartesi/11 Zilhic-ce- Kurban Bayramı'nın 2. Günü/İstanbul'da Büyük Cibali Yangını (1633)/Zabıta Teşkilatının Kurul-ması (1826)
3 Eylül Pazar/12 Zilhicce-Kurban Bayramı'nın 3. Günü
4 Eylül Pazartesi/13 Zilhic-ce- Kurban Bayramı'nın 4. Günü/İkindi namazını müteakip teşrik tekbirleri bitiyor./ Ertuğrul Gå-zi'nin Vefatı (1063)/ Sivas Kong-resi (1919)
5 Eylül Salı/14 Zilhicce- Zi-getvar Kalesi'nin Fethi (1566)
6 Eylül Çarşamba/15 Zilhic-
11 Eylül Pazartesi/20 Zilhic-ce- Bursa, Gemlik ve Orhaneli'nin Kurtuluşu (1922)/ Plevne Zaferi (1877)/ Libya Kahramanı Ömer Muhtar'ın İdam Edilmesi (1931)
12 Eylül Saı/21 Zilhicce-12 Eylül 1980 Askeri İhtilāli (1980)
13 Eylül Çarşamba/22 Zil-hicce- Sakarya Zaferi (1921)
14 Eylül Perşembe/23 Zilhic-ce- Ruslarla Edirne Antlaşması'nın İmzalanması (1829)
15 Eylül Cuma/24 Zilhicce-Yassıada'da Onbeş Devlet Adamı-nın İdama Mahkûm Edilişi (1961)
16 Eylül Cumartesi/25 Zil-
hicce- Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri'nin Vefatı (1959)/Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın İdamı (1961)
leri (622)/ Selahaddin Eyyübi'nin Kudüs Kuşatması (1187)
21 Eylül Perşembe/1 Muhar-rem 1439-Hicri Yılbaşı, İkinci Balkan Harbi'nin Başlaması (1914)
22 Eylül Cuma/2 Muharrem-Yavuz Sultan Selim Han'ın Vefatı (1520)/İran-Irak Savaşı (1980)
23 Eylül Cumartesi/3 Mu-harrem- Gece ve Gündüzün Eşit Oluşu
24 Eylül Pazar/4 Muharrem -II. Selim'in Tahta Çıkışı (1566)
25 Eylül Pazartesi/5 Muhar-
rem - Yıldırım Beyazid'in Niğbolu Zaferi (1396)
26 Eylül Salı/ 6 Muharrem Viyana Kuşatması (1539)/Girit'in Fethi (1669)
tekbirleri bitiyor./ Ertugrul G zi'nin Vefatı (1063)/ Sivas Kong-resi (1919)
YanıtlaSil5 Eylül Salı/14 Zilhicce-Zi-getvar Kalesi'nin Fethi (1566)
16 Eylül Cumartesi/ 25 Zil-hicce- Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri'nin Vefatı (1959)/ Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın İdamı (1961)
25 Eylu rem - Yıldırım Beyazid'in Niğbolu Zaferi (1396)
26 Eylül Salı/ 6 Muharrem Viyana Kuşatması (1539)/ Girit'in Fethi (1669)
30
6 Eylül Çarşamba/15 Zilhic-ce- Yavuz Sultan Selim'in Tebriz'e Girişi (1514)/ Çeçenistan'ın Ba-ğımsızlığını İlan Etmesi (1992)
17 Eylül Pazar/26 Zilhicce-Adnan Menderes'in İdamı (1961)/Adnan Menderes'in Anıt Mezara Nakli (1990)
27 Eylül Çarşamba/7 Muhar-rem - Preveze Deniz Zaferi (1538)
28 Eylül Perşembe/8 Muhar-rem - Patrona Halil İsyanı'nın Baş-laması (1730)/ Kâzım Karabekir'in Ermenileri Bozguna Uğratması (1920)
32
33
7 Eylül Perşembe/16 Zilhic-ce- Kânûnî Sultan Süleyman'ın Vefatı (1566)
18 Eylül Pazartesi/27 Zilhic-ce - Ertuğrul Fırkateyni'nin Japon-ya'da Batması (1890)/ Pakistan'ın kurucusu M. Ali Cinnah'ın Vefâtı (1948)
8 Eylül Cuma/17 Zilhic-ce- Recep Yazıcıoğlu'nun Vefatı (2003)
36
9 Eylül Cumartesi/18 Zilhic-ce- İlk Telgraf Hattının Açılması (1855)
19 Eylül Salı/28 Zilhicce-Son Sahabî Ebu't-Tufeyl (r.a.)'in Vefatı (718)/ İstanbul Rasathane-si'nin Açılması (1575)
29 Eylül Cuma/9 Muharrem - İnebahtı Kalesi'nin Fethi (1499)
30 Eylül Cumartesi/ 10 Mu-
harrem - Aşûre Günü, Kerbelâ Vak'ası, Hz. Hüseyin (r.a.)'ın Şehadeti (61)/ Kânûnî Sultan Sü-leyman'ın Tahta Çıkması (1520)
38
10 Eylül Pazar/19 Zilhicce-Büyük İstanbul Depremi, (1509)/Haliç Köprüsünün Açılması (1974)
nın Idama Mahkum edilişi
20 Eylül Çarşamba/29 Zil-hicce- Peygamber Efendimizin Hicret Esnasında Kuba'yı Teşrif-